çekemediği | |
|
| Kamer İnşaat kimseyi ikna edemedi | Evrensel | 30.03.2012 17:14 |  | | | Emek sinemasının yıkımını da kapsayan projenin sahibi Kamer inşaat bir ikna turunda daha başarısız oldu. Sinema yazarlarına çağrı yapılan toplantı bolca protestoya ve gazetecilerin yanıtlanmayan sorularına sahne oldu. Hiçbir televizyonun çekemediği toplantıyı ise Hayat Televizyonu engellemelere rağmen çekebildi. | | Evrensel Ana Sayfa 30.03.2012 | | | KamerİnşaatkimseyiiknaedemediKamer İnşaat kimseyi ikna edemedi |
|
| Çektiği ve çekemediği fotoğraflarıyla | Hürriyet | 01.02.2012 15:02 |  | | |
| Çektiği ve çekemediği fotoğraflarıyla | Hürriyet | 31.01.2012 16:42 |  | | |
| Çektiği ve çekemediği fotoğraflarıyla Sabahattin Ali | Hürriyet | 31.01.2012 16:22 |  | | |
| Çektiği ve çekemediği fotoğraflarıyla | Hürriyet | 31.01.2012 12:01 |  | | |
| Çektiği ve çekemediği fotoğraflarıyla Sabahattin Ali | Hürriyet | 31.01.2012 12:01 |  | | |
| Büyümemizi kıskananlar dedikodu çıkarıyor | Zaman | 23.06.2011 14:13 |  | | |
| MHP'nin önünde sahte plakalı aracın sırrı | En Son Haber | 17.05.2011 07:35 |  | | |
| Elano, G.Saray suskunluğunu bozdu | Samanyolu Haber | 02.02.2011 12:08 |  | | Galatasaraydan ayrılarak ülkesinin takımı Santosa giden Elano Blumer çok özel açıklamalar yaptı. Sambacı Kıymetim bilinmedi. Orada yıldız çekememezliği var dedi. Ligin ilk yarısında Galatasaray?dan ayrılarak Brezilya takımı Santos?a giden Elano Blumer, ülkesinde fırtına gibi esiyor. Yeni takımı ile çıktığı 3 resmi maçta 5 gol atarak yıldızlaştı.
Sambacı Sarı- Kırmızılı takımda geçinqrdiği 1.5 sene boyunca büyük hayal kırıklığı oluşturmuştu. Telefonla ulaşılan Elano özel açıklamalarda bulundu.
İşte olay oluşturacak sözler:
Hagi?yi anlayamadım
Rijkaard gerçekten çok büyük bir futbol adamıydı. Ancak kendisiyle bir türlü tam olarak anlaşamadık. Ardından çalıştığım Hagi?nin futbol anlayışı ile ilgili pek bir fikrim yok. Çünkü anlayamadım. Galatasaray?da tek bir gerçek var. Bu da o takımın içindeki bazı isimlerin yıldız futbolcuları çekemediği.
Misi büyük bir yıldız
Galatasaraya giderken orada oynamış vatandaşlarımla konuşmuştum. Lincoln ve Felipe bana bazı uyarılarda bulunmuştu ve dedikleri de çıktı. Bakın onlar da G.Saray?dan ayrılınca başarılı oldular. Lincoln, Palmeiras forması ile iyi işler yapıyor. Okuduğum kadarıyla şimdi de Misimoviç aynı kaderi paylaşıyor. Büyük bir yıldız ama kıymeti bilinmiyor.
G.Saray?da yıldız futbolcuları çekemeyenler olduğunu söyleyen Elano?nun en ilginç sözü ise ?Oraya Messi bile gitse harcanır. Çünkü çok kötü bir yönetim politikası var? oldu.(Fotospor) | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.02.2011 | | | ElanoGSaraysuskunluğunubozduElano GSaray suskunluğunu bozdu |
|
| Kumluca Emniyeti, ilçeyi izlemeye başladı | Samanyolu Haber | 10.01.2011 17:47 |  | | Antalya Kumluca Emniyet Müdürlüğü, kurduğu yeni mobese sistemi ile ilçeyi 17 ayrı noktadan kameralarla izlemeye başladı. Kumluca Emniyet Müdürü Nail Çetinkaya, Kaymakam Salih Işık ile beraber basın mensuplarına ilçede yeni kurulan mobese (kamera ve güvenlik) sistemini tanıttı.
Emniyet Müdürlüğü?ndeki kameraların bulunduğu odada sistem hakkında bilgi veren Kumluca Emniyet Müdürü Çetinkaya, ?Mobeseler vatandaşlarımızın güvenliği için artık her yerde ihtiyaç haline geldi. 300 bin TL?ye mal olan kamera sistemini daha da kapsamlı hale getirmeyi düşünüyoruz. Klasik mobese sistemlerine ek olarak gezici araçlarımıza da kamera yerleştirip, aldığımız görüntüleri sisteme aktarmayı düşünüyoruz. Bu yolla da sabit mobeselerin çekemediği görüntüleri kaydetme imkanı bulacağız.? diye konuştu.
Mobese olan il ve ilçelerdeki suç oranlarının, olmayan ilçelere göre yüzde 30 ile yüzde 40 oranında daha az olduğunu kaydeden Çetinkaya, ?Yakın zamanda plaka okuma sistemi de devreye girecek. Kameraların gece çekimleri ve çözünürlükleri de çok yüksek kalitede. Kırmızı ışıkta geçen araçlar da kask kullanmayan sürücüler de kaldırımdan yürümeyen yayalar da artık kameralarla tespit edilebilecek. Tespit edilen bu şahıslar da gezici ekiplerimize anında haber verilerek, gerekli uyarılar yapılıp gerektiğinde cezai işlem uygulanacak.? diye konuştu.
Kamera ve güvenlik odasına kartla girilebildiğini kaydeden Müdür Çetinkaya, odanın anahtarı vazifesini gören kartın da sadece kendisinde bulunduğunu, kayıtların 48 gün bekletildikten sonra arşivde depolandığını kaydetti.
Sistemin ilçeye kazandırılmasında büyük katkısı olan Kumluca Kaymakamı Salih Işık da pjojenin 2009 yılı başından beri takip edildiğini, ödeneğin ise 2010 yılı sonunda temin edilmesi nedeniyle sistemin ancak kurulabildiğini söyledi. Kaymakam Işık, ?Sistemin 50 bin TL?sini kaymakamlığımız karşıladı. Hedemizde 24 ayrı noktaya kamera koymak vardı. Ancak şimdilik 17 noktadan görüntü alabiliyoruz. En yakın zamanda sistemi beldelerimizde de uygulayacağız. Elde edilen görüntüler, kaymakamlık, emniyet müdürünün odası ve kamera odası olmak üzere üç ayrı odadan takip edilebiliyor.? diye konuştu.
Sistemin kurulması için yardımcı olan emniyet mensuplarına, belediye başkanına ve il genel meclisi üyelerine teşekkür eden Kaymakam Işık, iş yerinde kamerası olan vatandaşların, isterlerse emniyetle irtibata geçerek kendi sistemlerini mobeselere entegre ettirebileceklerini, yapılan tüm çalışmaların vatandaşların huzuru için olduğunu sözlerine ekledi.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 10.01.2011 | | | KumlucaEmniyetiilçeyiizlemeyebaşladıKumluca Emniyeti ilçeyi izlemeye başladı |
|
| Kopyacının cep telefonu sütyende | Posta | 11.10.2010 12:00 |  | | ÖSYMnin yaptığı sınavlarda kopya çeken çetenin öksürüğü şifre olarak kullandığı ortaya çıktı. Ve işte diğer yöntemler...
ÖSYMnin yaptığı sınavlarda kopya çeken çetenin öksürüğü şifre olarak kullandığı ortaya çıktı. Çete üyelerinin kopya verilecek adaya Beni duyuyorsan öksür dediği belirlendi.
Habertürk gazetesinde yer alan habere göre; ÖSYMnin yaptığı sınavlarda kopya çekildiği iddialarının ardından başlatılan soruşturmada sözkonusu çeteyi takibe alındı. Altı ay boyunca izlenen çete üyelerinin buluşmaları da fotoğraflandı.
Liderliğini Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi O.A.U.nun yaptığı iddia edilen çetenin, bazı sınavlarda sinyal kesici jammer cihazları yüzünden mesaj çekemediği otaya çıktı.
V... | | Posta Ana Sayfa 11.10.2010 | | | KopyacınınceptelefonusütyendeKopyacının cep telefonu sütyende |
|
| Kopyacının cep telefonu sütyende | Posta | 11.10.2010 11:15 |  | | ÖSYMnin yaptığı sınavlarda kopya çeken çetenin öksürüğü şifre olarak kullandığı ortaya çıktı. Ve işte diğer yöntemler...
ÖSYMnin yaptığı sınavlarda kopya çeken çetenin öksürüğü şifre olarak kullandığı ortaya çıktı. Çete üyelerinin kopya verilecek adaya Beni duyuyorsan öksür dediği belirlendi.
Habertürk gazetesinde yer alan habere göre; ÖSYMnin yaptığı sınavlarda kopya çekildiği iddialarının ardından başlatılan soruşturmada sözkonusu çeteyi takibe alındı. Altı ay boyunca izlenen çete üyelerinin buluşmaları da fotoğraflandı.
Liderliğini Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi O.A.U.nun yaptığı iddia edilen çetenin, bazı sınavlarda sinyal kesici jammer cihazları yüzünden mesaj çekemediği otaya çıktı.
V... | | Posta Son Dakika 11.10.2010 | | | KopyacınınceptelefonusütyendeKopyacının cep telefonu sütyende |
|
| Kopyanın şifreleri | Posta | 11.10.2010 11:04 |  | | ÖSYMnin yaptığı sınavlarda kopya çeken çetenin öksürüğü şifre olarak kullandığı ortaya çıktı. Ve işte diğer şifreler...
ÖSYMnin yaptığı sınavlarda kopya çeken çetenin öksürüğü şifre olarak kullandığı ortaya çıktı. Çete üyelerinin kopya verilecek adaya Beni duyuyorsan öksür dediği belirlendi.
Habertürk gazetesinde yer alan habere göre; ÖSYMnin yaptığı sınavlarda kopya çekildiği iddialarının ardından başlatılan soruşturmada sözkonusu çeteyi takibe alındı. Altı ay boyunca izlenen çete üyelerinin buluşmaları da fotoğraflandı.
Liderliğini Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi O.A.U.nun yaptığı iddia edilen çetenin, bazı sınavlarda sinyal kesici jammer cihazları yüzünden mesaj çekemediği otaya çıktı.
V... | | Posta Ana Sayfa 11.10.2010 | | | KopyanınşifreleriKopyanın şifreleri |
|
| Sır ölümün arkasında kim var? | Samanyolu Haber | 18.04.2010 13:07 |  | | 1942de Başbakan Refik Saydamın İstanbuldaki evinde ölü bulunması da, Turgut Özalın ani ölümü de çok konuşulmuştur. Gelin görün ki, Mareşal Fevzi Çakmakın, genel seçimlere sadece bir ay kala vefatı nedense fazla ilgi uyandırmamıştır. Oysa olayların seyrine baktığınızda tuhaf bir ölümdür bu. Tuhaf ve şüpheli.
Üstelik eşi Fıtnat Hanım şüpheleri bizzat anlatmış olmasına rağmen iddiaların üzerine gidilmemiştir ki, nereden baksanız ilginçtir.
Nitekim halkın sadece Mareşal diye andığı Fevzi Çakmak, siyasete girerken akıbetini adeta sezmiş ve 1947de düzenlediği basın toplantısında şu çarpıcı açıklamayı yapmıştı:
CHP propagandacıları beni kastederek o da, Demokratlar da asılacaktır diyorlar. Evet. Bu gidişin sonunda ben de, Demokratlar da asılabiliriz. Fakat şuna emin olsunlar ki, asılırsak sadece bu memlekete ve millete hizmet etmek istediğimiz için asılmış olacağız.
Yoksa bu kâhince sözlerden, Tek Parti diktasını yıkmak için Demokratlar ile birlikte bir ölüm yemini ettikleri anlamını mı çıkarmamız gerekiyor? Yorum sizin.
Öte yandan Fıtnat Hanımın üzerinde durduğu noktalar şöyle özetlenebilir:
1949 yazında İstanbula dönen Paşa, soğuk almış, zatürre olmasından korkulurken, prostattan yatağa düşmüştü. Ameliyat olması gerekiyordu. Böylece Teşvikiye Sağlık Yurduna yatırılır. Tam ameliyattan bir gün önce, o zamana kadar ortalıkta görünmeyen bir doktor çıkar meydana. Adı, Fevzi Tanerdir. (Paşanın Günlüklerinden öğrendiğimize göre asker kökenli bir doktordur.) İlk prostat ameliyatını yapmışsa da, başarısız olmuştur. Basında cayır cayır ameliyatın yanlış yapıldığı yazılmakta ve çeşitli şüpheler ibraz edilmektedir.
Mareşal eve geçer. Bülent Ecevit gibi hastanede bozulan sağlığı, evde düzelmeye başlar. Ancak aynı doktor onları yalnız bırakmamaya kararlıdır. Acayip bir teklifte bulunur. Der ki, hastane masrafı çok fazla olacak, paranız yetecek mi? Fıtnat Hanımın cevabı gayet nettir: Gerekirse evimizi satmaya hazırız.
Ancak bu esrarengiz doktor, yakalarını bırakmak niyetinde değildir. Hükümet size istediğiniz yerden bir apartman ve bir miktar para vermek istiyor. deyince kafalar karışır. Bu doktor hangi yetkiyle hükümet adına konuşmaktadır?
Besbelli, CHP hükümeti 1946da kendi saflarına çekemediği Paşaya çengel atmaktadır. CHP, hiç değilse Paşaya sahip çıkıyor görünme telaşındadır. Hem bu, hem de bu sıkışık zamanında yapacağı teklife evet dedirtirse, Bakın, Paşa bizim sayemizde apartman sahibi oldu diyecek, böylece önünü kesecektir. İktidara karşı muhalefeti tek başına bir parti kadar kudretle yürüten Mareşale seçim rüşveti verilmek isteniyordu. Cevap mı? Tabii ki, teklif reddedilmiştir.
Ancak Fıtnat Hanım bu her türlü oyunun döndüğü o seçim atmosferinde Paşanın bir suikasta kurban gitmesinden korkmaktadır. Ne ki, esrarengiz doktorun yaptığı tıbbî hatanın düzeltilmesi gerekmektedir. Bu defa ikinci ameliyat için bastırırken görürüz doktoru. Diğer doktorlar Acelesi yok, yazı bekleyin derken, o lapa lapa kar altında yapmak ister ameliyatı. Ancak aile, tanıdığı bütün doktor ve tıp profesörlerini çağırır ve onların gözetiminde yapılan ameliyat gayet başarılı geçer. Plan boşa çıkartılmış gibidir. Şimdilik...
Aile hastaneye Fevzi Paşanın kan grubundan 10 şişe kan getirttiği halde, Dr. Fevzi Taner, Ankaradan bir şişe plazma buldurur ve yine hastanede yeni çalışmaya başlayan bir başka doktor ve hemşireyle el birliği yaparak onu Mareşalin damarlarına vermeyi başarır. Bu arada dost doktorları da her şeyin normal olduğunu söyleyerek gönderir. Plan başarıyla işlemektedir.
Bundan sonrasını Fıtnat Hanım şöyle anlatıyor:
Ben odaya girdiğimde bir hemşire ile hastabakıcı kan veriyorlardı. Kan verme 10 dakika sürdü. [Ancak] 10 dakika sonra sapasağlam Mareşal gitmiş, yerine başka bir adam gelmişti. [O sırada] Hastanede tek bir doktor bile yoktu.
Mareşalin titremeye başlaması üzerine hastane müdürünün evine koşar Fıtnat Hanım. Hastayı gören doktorun, Gitti Mareşal. Benim haberim olmadan tek bir iğne bile yapılmayacak demedim mi? diye bağırmaya başladığını söylüyor. Kan verilmesinden sonra ateşi 41e fırlayan Fevzi Çakmaka yapılan tam 30 adet iğne de fayda etmeyecek ve son nefesini Allah, Allah diye verecekti (tarih: 10 Nisan 1950, saat: 07.35).
Sonra Ankaradan cenazenin derhal gömülmesi için baskılar başlamıştır. Fıtnat Hanım vermez kocasının nâaşını. Yakında bir ev tutarak oraya taşıtır ve haberi duyar duymaz eve doluşan gençlerle birlikte iki gece başında nöbet bekler. Nihayet Mareşal, ayın 12sinde İstanbulun gördüğü en kalabalık cenaze törenlerinden biriyle bir millet büyüğü olarak Eyüpte toprağa verilir.
Acılı Fıtnat Hanım şunu der: Bize rüşvet teklif eden ve serumu yaptıran doktor Fevzi Taner bir hafta sonra Ankaradan son model siyah bir arabayla döndü.
Ne var ki, doktorun keyifli günleri sadece 1 yıl sürmüş ve bir kaza sonucunda o da hayatını kaybetmiştir.
Fıtnat Çakmak bir cümle daha söyler ki, adeta 1 numarayı deşifre etmekte | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.04.2010 | | | Sırölümünarkasındakimvar?Sır ölümün arkasında kim var? |
|
| Mareşal Çakmak'ı kimler öldürttü? | Samanyolu Haber | 18.04.2010 12:36 |  | | 1942de Başbakan Refik Saydamın İstanbuldaki evinde ölü bulunması da, Turgut Özalın ani ölümü de çok konuşulmuştur. Gelin görün ki, Mareşal Fevzi Çakmakın, genel seçimlere sadece bir ay kala vefatı nedense fazla ilgi uyandırmamıştır. Oysa olayların seyrine baktığınızda tuhaf bir ölümdür bu. Tuhaf ve şüpheli.
Üstelik eşi Fıtnat Hanım şüpheleri bizzat anlatmış olmasına rağmen iddiaların üzerine gidilmemiştir ki, nereden baksanız ilginçtir.
Nitekim halkın sadece Mareşal diye andığı Fevzi Çakmak, siyasete girerken akıbetini adeta sezmiş ve 1947de düzenlediği basın toplantısında şu çarpıcı açıklamayı yapmıştı:
CHP propagandacıları beni kastederek o da, Demokratlar da asılacaktır diyorlar. Evet. Bu gidişin sonunda ben de, Demokratlar da asılabiliriz. Fakat şuna emin olsunlar ki, asılırsak sadece bu memlekete ve millete hizmet etmek istediğimiz için asılmış olacağız.
Yoksa bu kâhince sözlerden, Tek Parti diktasını yıkmak için Demokratlar ile birlikte bir ölüm yemini ettikleri anlamını mı çıkarmamız gerekiyor? Yorum sizin.
Öte yandan Fıtnat Hanımın üzerinde durduğu noktalar şöyle özetlenebilir:
1949 yazında İstanbula dönen Paşa, soğuk almış, zatürre olmasından korkulurken, prostattan yatağa düşmüştü. Ameliyat olması gerekiyordu. Böylece Teşvikiye Sağlık Yurduna yatırılır. Tam ameliyattan bir gün önce, o zamana kadar ortalıkta görünmeyen bir doktor çıkar meydana. Adı, Fevzi Tanerdir. (Paşanın Günlüklerinden öğrendiğimize göre asker kökenli bir doktordur.) İlk prostat ameliyatını yapmışsa da, başarısız olmuştur. Basında cayır cayır ameliyatın yanlış yapıldığı yazılmakta ve çeşitli şüpheler ibraz edilmektedir.
Mareşal eve geçer. Bülent Ecevit gibi hastanede bozulan sağlığı, evde düzelmeye başlar. Ancak aynı doktor onları yalnız bırakmamaya kararlıdır. Acayip bir teklifte bulunur. Der ki, hastane masrafı çok fazla olacak, paranız yetecek mi? Fıtnat Hanımın cevabı gayet nettir: Gerekirse evimizi satmaya hazırız.
Ancak bu esrarengiz doktor, yakalarını bırakmak niyetinde değildir. Hükümet size istediğiniz yerden bir apartman ve bir miktar para vermek istiyor. deyince kafalar karışır. Bu doktor hangi yetkiyle hükümet adına konuşmaktadır?
Besbelli, CHP hükümeti 1946da kendi saflarına çekemediği Paşaya çengel atmaktadır. CHP, hiç değilse Paşaya sahip çıkıyor görünme telaşındadır. Hem bu, hem de bu sıkışık zamanında yapacağı teklife evet dedirtirse, Bakın, Paşa bizim sayemizde apartman sahibi oldu diyecek, böylece önünü kesecektir. İktidara karşı muhalefeti tek başına bir parti kadar kudretle yürüten Mareşale seçim rüşveti verilmek isteniyordu. Cevap mı? Tabii ki, teklif reddedilmiştir.
Ancak Fıtnat Hanım bu her türlü oyunun döndüğü o seçim atmosferinde Paşanın bir suikasta kurban gitmesinden korkmaktadır. Ne ki, esrarengiz doktorun yaptığı tıbbî hatanın düzeltilmesi gerekmektedir. Bu defa ikinci ameliyat için bastırırken görürüz doktoru. Diğer doktorlar Acelesi yok, yazı bekleyin derken, o lapa lapa kar altında yapmak ister ameliyatı. Ancak aile, tanıdığı bütün doktor ve tıp profesörlerini çağırır ve onların gözetiminde yapılan ameliyat gayet başarılı geçer. Plan boşa çıkartılmış gibidir. Şimdilik...
Aile hastaneye Fevzi Paşanın kan grubundan 10 şişe kan getirttiği halde, Dr. Fevzi Taner, Ankaradan bir şişe plazma buldurur ve yine hastanede yeni çalışmaya başlayan bir başka doktor ve hemşireyle el birliği yaparak onu Mareşalin damarlarına vermeyi başarır. Bu arada dost doktorları da her şeyin normal olduğunu söyleyerek gönderir. Plan başarıyla işlemektedir.
Bundan sonrasını Fıtnat Hanım şöyle anlatıyor:
Ben odaya girdiğimde bir hemşire ile hastabakıcı kan veriyorlardı. Kan verme 10 dakika sürdü. [Ancak] 10 dakika sonra sapasağlam Mareşal gitmiş, yerine başka bir adam gelmişti. [O sırada] Hastanede tek bir doktor bile yoktu.
Mareşalin titremeye başlaması üzerine hastane müdürünün evine koşar Fıtnat Hanım. Hastayı gören doktorun, Gitti Mareşal. Benim haberim olmadan tek bir iğne bile yapılmayacak demedim mi? diye bağırmaya başladığını söylüyor. Kan verilmesinden sonra ateşi 41e fırlayan Fevzi Çakmaka yapılan tam 30 adet iğne de fayda etmeyecek ve son nefesini Allah, Allah diye verecekti (tarih: 10 Nisan 1950, saat: 07.35).
Sonra Ankaradan cenazenin derhal gömülmesi için baskılar başlamıştır. Fıtnat Hanım vermez kocasının nâaşını. Yakında bir ev tutarak oraya taşıtır ve haberi duyar duymaz eve doluşan gençlerle birlikte iki gece başında nöbet bekler. Nihayet Mareşal, ayın 12sinde İstanbulun gördüğü en kalabalık cenaze törenlerinden biriyle bir millet büyüğü olarak Eyüpte toprağa verilir.
Acılı Fıtnat Hanım şunu der: Bize rüşvet teklif eden ve serumu yaptıran doktor Fevzi Taner bir hafta sonra Ankaradan son model siyah bir arabayla döndü.
Ne var ki, doktorun keyifli günleri sadece 1 yıl sürmüş ve bir kaza sonucunda o da hayatını kaybetmiştir.
Fıtnat Çakmak bir cümle daha söyler ki, adeta 1 numarayı deşifre etmekte | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.04.2010 | | | MareşalÇakmakıkimleröldürttü?Mareşal Çakmakı kimler öldürttü? |
|
| Beş Şehir | Sinemaloji | 25.03.2010 21:24 |  | | | Aydın, mecburi hizmetini tamamlayıp İstanbul’a tayin olmuş bir polis memurudur. Henüz yeni yerleştiği şehre alışmaya çalışırken, Beyoğlu’ndaki bir şekerci dükkanında çalışan Mehtap’a gönlünü kaptırıverir. Fakat ne yapsa onun dikkatini çekemez. Tıpkı, oyuncak trenler satarak yaşamaya çalışan eski hukuk öğrencisi Şevket’in, aynı şekerci dükkanında part-time çalışan Dilek’in dikkatini çekemediği gibi… | | Sinemaloji Sinema 25.03.2010 | | | BeşŞehirBeş Şehir |
|
| 13:55 Okul müdürüne "kağıt oynatmak"tan soruşturma | Net Gazete | 22.02.2010 13:57 |  | | | Bursada 1995 yılından beri İznik İmam Hatip Lisesinde müdürlük yapan İ.P. hakkında, mesai saatlerinde öğretmenevinde kağıt oynadığı iddiasıyla Bursa İl Milli Eğitim Müdürlüğüne şikayet dilekçesi verildi. Milli Eğitim Bakanlığı, talep üzerine olayı araştırması için müfettiş Selahattin Ayı İmam Hatip Lisesine gönderdi. Okul Müdürü İ.P., Bazıları beni çekemediği için iftira attı. Okula giriş çıkışta imzamı her zaman atarım. İş dışında öğretmenevinde arkadaşlarla eğlence için oyun oynarım. Özel hayatım kimseyi ilgilendirmez dedi. | | Net Gazete Son Dakika 22.02.2010 | | | 1355Okulmüdürünekağıtoynatmaktansoruşturma1355 Okul müdürüne kağıt oynatmaktan soruşturma |
|
| Oltaya otomobil takıldı | Türkiye Gazetesi | 23.11.2009 02:16 |  | | | > Veli Yılmaz KIRIKKALE İHAKırıkkale’nin Bahşılı ilçesi yakınlarından geçen Kızılırmak Nehri’nde bir otomobil bulundu. Kızılırmak Nehri’nde balık tutan Durmuş Şen isimli şahsın oltasına, çekemediği bir şey takıldı. Suya dikkatlice bakan balıkçı, bir otomobil gördü. Şahsın olayı polise bildirmesi üzerine bölgeye sevk edilen sivil savunma ekipleri suya girerek araç içerisinde ceset araması yaptı. İçinde kimsenin olmadığı otomobil, daha sonra çekici vinçle sudan çıkarıldı. Plakaları sökülmüş olan otomobilin gaz pedalına taş bağlandığı ve suya kasten atıldığı tespit edildi. | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 23.11.2009 | | | OltayaotomobiltakıldıOltaya otomobil takıldı |
|
| 18:45 Balıkçının oltasına otomobil takıldı | Net Gazete | 22.11.2009 18:42 |  | | | Kırıkkalenin Bahşılı ilçesinden geçen Kızılırmak Nehrinde balık tutan Durmuş Şen isimli şahsın oltasına, çekemediği bir şey takıldı. Suya dikkatlice bakan balıkçı, bir otomobil gördü. Şahıs, olayı hemen polise bildirdi. Güvenlik güçleri de, 112 acil servisi ve sivil savunma ekiplerinin bölgeye sevk edilmesini sağladı. Sivil savunma ekipleri suya girerek araç içerisinde ceset araması yaptı. İçinde kimsenin olmadığı otomobil, daha sonra çekici vinçle sudan çıkarıldı. Plakaları sökülmüş olan otomobilin gaz pedalına taş bağlandığı ve suya kasten atıldığı ortaya tespit edildi. Suda kaç gün kaldığı bilinmeyen otomobil incelemeye alındı.
| | Net Gazete Son Dakika 22.11.2009 | | | 1845Balıkçınınoltasınaotomobiltakıldı1845 Balıkçının oltasına otomobil takıldı |
|
| 18:15 Balıkçının oltasına otomobil takıldı | Net Gazete | 22.11.2009 18:26 |  | | | Kırıkkalenin Bahşılı ilçesinden geçen Kızılırmak Nehrinde balık tutan Durmuş Şen isimli şahsın oltasına, çekemediği bir şey takıldı. Suya dikkatlice bakan balıkçı, bir otomobil gördü. Şahıs, olayı hemen polise bildirdi. Güvenlik güçleri de, 112 acil servisi ve sivil savunma ekiplerinin bölgeye sevk edilmesini sağladı. Sivil savunma ekipleri suya girerek araç içerisinde ceset araması yaptı. İçinde kimsenin olmadığı otomobil, daha sonra çekici vinçle sudan çıkarıldı. Plakaları sökülmüş olan otomobilin gaz pedalına taş bağlandığı ve suya kasten atıldığı ortaya tespit edildi. Suda kaç gün kaldığı bilinmeyen otomobil incelemeye alındı.
| | Net Gazete Son Dakika 22.11.2009 | | | 1815Balıkçınınoltasınaotomobiltakıldı1815 Balıkçının oltasına otomobil takıldı |
|
| Sahte dişçi öldürdü ! | Haber3 | 18.11.2009 09:07 |  | | |
| Cesur ve öncü bir sinemacıyı yitirdik | Samanyolu Haber | 25.08.2009 11:27 |  | | 1950li yılların ortalarına kadar özgün bir Türk sinemasından bahsetmek pek mümkün değildi. Dolayısıyla Batıda Cecil B. DeMille ile pratiği başlayan ve bir çeşit kilise sineması olarak nitelendirilebilecek dinî sinemaya karşılık gelen yerel bir kavramdan da söz edilemezdi.
Başını DeMillein çektiği bu akım daha ziyade kuramsal birtakım metinleri referans alarak ürün veriyordu. Bu nedenle Batının birçok elbisesi gibi, bu sinema türü de bizim kültürümüze pek uygun değildi. Aynı mantıkla çekilen birkaç film, kuru ve komik birer taklitten ileri gitmedi zaten.
Yücel Çakmaklı, 1963 yılında Yeni İstanbul gazetesinde sinema yazıları yazmaya başladığında tiyatrocu kuşağın ve Batılı sinema dilinin etkisinden kurtulmaya çalışan Yeşilçam, enteresandır ki çıkışı yine Batılı kavramlar üzerinden arıyordu. İtalyan ve Fransız sinema akımları yerli sinemacılar için şahane birer çıkış kapısı sunuyordu. İtalyan gerçekliğinden esinlenen yerli yönetmenler, üzerine bir miktar köy sosu ekleyerek bir önceki dönemin tamamen oryantalist sayılabilecek olan bakış açısını kırmayı deniyordu.
Öğrencilik yıllarında sinemaya ilgi duyan ve askerden döner dönmez sektöre yazar olarak giren Çakmaklı, işte böylesi bir dönemde yazdığı yazılar ile inanç ve kültürün etle tırnak gibi birbirinden ayrılamayacağını, millî olanın evrensel ve insanî birtakım hasletleri de içerdiğini ileri sürmeye başladı. Ona göre insanlığın evrensel sıkıntılarından biriydi yozlaşma. Kendi değerinden uzaklaşmak, insanî olandan uzaklaşmayı beraberinde getiriyordu.
O dönem Türk sineması çok sağlam kuramsal tartışmaların yaşandığı bir süreçten geçiyordu. Ulusal, halk, devrimci, toplumsal gerçekçi, ATÜT gibi kuramlar havada uçuşuyordu. Bu bağlamda ele alınırsa Çakmaklının yaptığı şey sıra dışı ve ayrıksıydı. Uzunca bir süre Millî Sinema kavramı üzerine kafa yoran Çakmaklı, halihazırdaki yönetmenlerin bu kavrama rağbet göstermediğini görünce kendisi sinemaya girdi. Önce Fahir Seden ve Orhan Aksoy gibi klasik Yeşilçam melodramcılarının yanında çıraklık yaptı. O güne kadar yapılmayan bir şey yaptı ve Kâbe Yollarında isimli belgesel ile Müslümanlar için kutsal sayılan Kâbe ve mukaddes beldeleri ülkemizde ilk kez 35 mm ile filme çeken yönetmen oldu. Ve kısa süre sonra, yıllardan beri kuramsal anlamda içini doldurmaya çabaladığı akımın ilk ürününü vermek için bir film şirketinin kurulmasına önayak oldu: Elif Film.
Yücel Çakmaklı, yazarlığının aksine yönetmenliğinde oldukça popüler bir tarz tercih etmişti. İlk filmini çekmek için dönemin en popüler iki romanını değerlendirmeye aldı: Huzur Sokağı ve Minyeli Abdullah. Hekimoğlu İsmailin romanını o döneme göre biraz erken bulduğu için sağlam bir aşk hikâyesi kurgusunda yıllardır savunduğu değerleri işleyen Huzur Sokağını Birleşen Yollar ismiyle perdeye aktardı. Halkın gösterdiği rağbet müthiş oldu. Türkan Şoray, filmdeki rolüyle starlığını zirveye taşıdı. Dahası önemli bir izleyici kitlesi oluşturmayı başardı Çakmaklı.
Çakmaklıya göre sinemanın türü ne olursa olsun millî olabilmesi mümkündü. Belgeselden melodrama, savaştan tarihî filmlere kadar... Nitekim her zaman yaptığı gibi tüm bunların örneklerini, çektiği filmlerle verdi. Sonra Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) bünyesinde bu işle amatörce ilgilenen gençleri teşvik etti, hatta Elif Filmi onlara devredip kendisi televizyona geçti. Yine öncü olmuştu. Mesut Uçakan, Salih Diriklik, Mehmet Kılıç gibi gençler Milli Sinemanın farklı örneklerini verirken o TRTde yine ilkleri gerçekleştirmişti bile. Bir Adam Yaratmak, Denizin Kanı, IV. Murat, Hacı Arif Bey, Küçük Ağa, Kuruluş bunlardan sadece bazılarıydı.
Milli Sinema akımının ikinci sıçrayışında yine onun önayak oluşunu görürüz. 1969 yılında çekemediği Minyeli Abdullahı 20 yıl sonra çekerek yine büyük ilgi görür ve bir dalga oluşturur. Birçok genç ve usta yönetmen, benzer hassasiyetler ile film çekerler. Yalnız Değilsiniz, Çizme, Sürgün, Kelebekler Sonsuza Uçar bu dönemde çekilir.
Lügatinde hayır olmayan bir sinemacıydı Yücel Çakmaklı, nereden ve kim çağırırsa koşar, bardağın hep dolu tarafına bakardı. Bugün geriye dönüp baktığımızda Bir Adam Yaratmak, Sahibini Arayan Madalya gibi 7. sanat açısından da oldukça mühim filmlere imzasını atmış, cesur ve öncü bir inanç insanını yitirdiğimizi anlıyoruz. Mekânı cennet olsun!
***
Mesut Uçakan (Yönetmen): Çakmaklıyı anlamadan Türk sinemasını anlamak mümkün değil
1970li yıllara kadar inancına küfreden, çarpık imam tipleriyle değerlerine uzak düşen Türk sinemasında ilk defa kendi inancını cesaretle savunan büyük bir sinema adamıydı. İstikrarlı şekilde bir milli sinema anlayışını sürdürdü. Tarihi bir kişilik olarak Yücel abiyi anlamadan Türk sinemasını anlamak mümkün değil. Bir sonraki nesil, Yücel abinin eserleriyle şekillendi. Bunun önemini anlamak için o dönemlerin yapısını, ideolojik çatışmaları, Marksist yapılanmaları görmek lazım. Biz sinemada bir şeyler yaptıysak onun cesaretinin arkasından yürüyerek yapabildik. Üzerimizde ço | | Samanyolu Haber Son Dakika 25.08.2009 | | | CesurveöncübirsinemacıyıyitirdikCesur ve öncü bir sinemacıyı yitirdik |
|
| 6 bin dolar yerine 6.05 milyon dolar verdi | Samanyolu Haber | 21.05.2009 17:06 |  | | Yeni Zelandada bir çift, bankanın hesaplarına yanlışlıkla yatırdığı 6,05 milyon dolarla ortadan kayboldu. Yeni Zelanda polisi, kaçan çifti yakalamak için uluslararası arama başlattı.
NZPA ajansının haberine göre, ülkenin kuzeyindeki Rotoruada bir benzin istasyonu işleten çift, Westpac Bankasından 6 bin dolar kredi talep etti. Ancak banka çiftin hesabına yanlışlıkla istenen miktarın bin katı fazla para yatırdı.
Dedektif David Harvey, çiftin yurtdışına kaçtığının tahmin edildiğini ve İnterpol aracılığıyla aranmalarına başlandığını bildirdi. Harvey, bankanın paranın bir kısmını, çiftin hesaptan paranın tamamını çekemediği için geri alabildiğini kaydetti. Ancak bankanın paranın ne kadarını kurtarabildiği konusunda açıklama yapılmadı.
Yerel bir gazete de, polisin çifti aramak için Çine de bir yetkili gönderdiğini yazdı.
Banka ise kaçırılan paranın miktarını açıklamayı reddetti. | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.05.2009 | | | 6bindolaryerine605milyondolarverdi 6 bin dolar yerine 605 milyon dolar verdi |
|
| HAMDULLAH ÖZTÜRK - Görmek ve düzeltmek zorundayız | Zaman | 08.03.2009 02:46 |  | | |
| HAMDULLAH ÖZTÜRK - Görmek ve düzeltmek zorundayız | Zaman | 08.03.2009 02:06 |  | | |
| HAMDULLAH ÖZTÜRK - Görmek ve düzeltmek zorundayız | Zaman | 08.03.2009 02:00 |  | | |
| Uludağ'da kâr yok | Zaman | 24.01.2009 11:16 |  | | | Türkiyenin önemli kayak merkezlerinden Uludağın önceki yıllara göre yoğun karla kayakseverlere cazip ortam sunduğu ancak tatilcilerin ilgisini yeterince çekemediği bildirildi. | | Zaman Son Dakika 24.01.2009 | | | UludağdakâryokUludağda kâr yok |
|
| Fotoğraflarla Sabahattin Ali | Evrensel | 12.01.2009 14:03 |  | | |
| Dündar'ın içine ukde olan olay ne? | Haber7 | 17.11.2008 05:12 |  | | |
| Bu sahne 'Mustafa'da yok! | Son Sayfa | 16.11.2008 11:45 |  | | |
| Bu sahne 'Mustafa'da yok ! | Samanyolu Haber | 16.11.2008 11:18 |  | | |
| Filme niyet kitaba kısmet | Sabah | 29.10.2008 02:01 |  | | |
| Sinem Kobal'ın deniz keyfi | Hürriyet | 24.08.2008 13:03 |  | | |
| Sinem Kobal'ın deniz keyfi | Hürriyet | 24.08.2008 13:01 |  | | |
| Sinem Kobal'ın deniz keyfi | Hürriyet | 24.08.2008 12:53 |  | | |
| Fener açılışta sıfır çekti | Sabah | 24.08.2008 02:33 |  | | | Sadece Güiza, Emre ve yeni teknik heyeti için yaklaşık 50 milyon Euro harcayan F.Bahçe, lige kötü başlama geleneğini sürdürdü. Kaleye tek isabetli şut çekemediği maçta Antepe boyun eğdi, farktan kurtulduğu için sevindi | | Sabah Spor 24.08.2008 | | | FeneraçılıştasıfırçektiFener açılışta sıfır çekti |
|
| 'Uygur Türklerinin Tibet gibi Richard Gere'si yok' | Zaman | 06.08.2008 12:57 |  | | |
|
| |