öper | |
|
| 'Her eve geldiğimde kapıyı annem açacak sanıyorum' | Milli Gazete | 10.05.2012 11:01 |  | | | Bingölde canlı bombanın üzerine atlayarak birçok kişinin hayatını kurtaran Hatice Belginin çocukları, mezarı başında dua etti. Her günün anneler günü olması gerektiğini belirten Ceylan Belgin, Her eve geldiğimde kapıyı annem açacakmış gibi hissediyorum. Hala yokluğuna alışamadım. Bugün bizlerle beraber olsaydı; elini öper, sarılır ve hediye uzatırdım. dedi.... devamı | | Milli Gazete Son Dakika 10.05.2012 | | | HerevegeldiğimdekapıyıannemaçacaksanıyorumHer eve geldiğimde kapıyı annem açacak sanıyorum |
|
| 'Her eve geldiğimde kapıyı annem açacak sanıyorum' | Milli Gazete | 10.05.2012 10:05 |  | | | Bingölde canlı bombanın üzerine atlayarak birçok kişinin hayatını kurtaran Hatice Belginin çocukları, mezarı başında dua etti. Her günün anneler günü olması gerektiğini belirten Ceylan Belgin, Her eve geldiğimde kapıyı annem açacakmış gibi hissediyorum. Hala yokluğuna alışamadım. Bugün bizlerle beraber olsaydı; elini öper, sarılır ve hediye uzatırdım. dedi.... devamı | | Milli Gazete Güncel 10.05.2012 | | | HerevegeldiğimdekapıyıannemaçacaksanıyorumHer eve geldiğimde kapıyı annem açacak sanıyorum |
|
| Süt üzerinden saldırıyorlar | Türkiye Gazetesi | 10.05.2012 02:31 |  | | | ANKARA AAAK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, muhalefetin süt dağıtımı eleştirilerinin ideolojik olduğunu söyledi. Parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, böyle bir projenin günlük siyasi polemiklerin konusu yapılmasına ve MHP ile CHP’den gelen açıklamalara tepki gösteren Çelik, “Eleştiri yapıcı olursa, bu sürece katkısı olursa, bu amacı taşıyorsa onu öper başımızın üzerine koyar ve gereğini yaparız. Ama bunun üzerinden hükümete vurma, bunun üzerinden siyasi polemik yapma, bunu ideolojik boyutlara çekme amacına yönelikse, kusura bakmayın bu tür eleştiriler saygıdeğer eleştiriler değildir. Biz de üzerinde durmuyoruz.” dedi. DEĞİŞMEZSENİZ?ÇÜRÜRSÜNÜZHüseyin Çelik, 19 Mayıs törenleriyle ilgili devam eden ta ... | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 10.05.2012 | | | SütüzerindensaldırıyorlarSüt üzerinden saldırıyorlar |
|
| 16:35 Hatice Belgin'in kızı: Hâlâ yokluğuna alışamadım | Net Gazete | 09.05.2012 16:48 |  | | | Bingölde canlı bombanın üzerine atlayarak birçok kişinin hayatını kurtaran Hatice Belginin çocukları, mezarı başında dua etti. Her günün anneler günü olması gerektiğini belirten Ceylan Belgin, Her eve geldiğimde kapıyı annem açacakmış gibi hissediyorum. Hala yokluğuna alışamadım. Bugün bizlerle beraber olsaydı; elini öper, sarılır ve hediye uzatırdım. dedi. | | Net Gazete Son Dakika 09.05.2012 | | | 1635HaticeBelgininkızıHâlâyokluğunaalışamadım1635 Hatice Belginin kızı Hâlâ yokluğuna alışamadım |
|
| 16:20 Hatice Belgin'in kızı: Hâlâ yokluğuna alışamadım | Net Gazete | 09.05.2012 16:36 |  | | | Bingölde canlı bombanın üzerine atlayarak birçok kişinin hayatını kurtaran Hatice Belginin çocukları, mezarı başında dua etti. Her günün anneler günü olması gerektiğini belirten Ceylan Belgin, Her eve geldiğimde kapıyı annem açacakmış gibi hissediyorum. Hala yokluğuna alışamadım. Bugün bizlerle beraber olsaydı; elini öper, sarılır ve hediye uzatırdım. dedi. | | Net Gazete Son Dakika 09.05.2012 | | | 1620HaticeBelgininkızıHâlâyokluğunaalışamadım1620 Hatice Belginin kızı Hâlâ yokluğuna alışamadım |
|
| Hatice Belgin'in kızı: Her eve geldiğimde kapıyı annem açacak sanıyorum | Zaman | 09.05.2012 13:40 |  | | |
| Şahan sarışın öper! | Haber Türk | 13.02.2012 07:12 |  | | Şahan Gökbakarın gece kulübünde sarışın bir kadınla öpüştüğü iddia edildi. Gökbakar soruları yanıtlamadı, sarışın kadın yüzünü gizlemeye çalıştı! | | Haber Türk Son Dakika 13.02.2012 | | | ŞahansarışınöperŞahan sarışın öper |
|
| Umrenin tarifi, hükmü ve önemi (8) | Milli Gazete | 07.02.2012 18:11 |  | | | •Tavaf:
Mescid-i Haramda tehiyyetül-mescid, tavaf olduğundan, eğer cemâatle farz namaz kılınmıyorsa, Hacer-i Esved hizasına gelir, yönünü ona döner, ellerini omuz hizasına kadar kaldırıp: Bismillahi ALLAHü Ekber diyerek Hacer-i Esvedi selamlar, tekbir, tehlil ve tahmîd getirir. Kalabalık değilse ve kimseye eziyet vermeyecekse Hacer-i Esvedi öper, kalabalık ise Hacer-i Esved-i öpmez. İstilam, sünnet, insanları itip kakmak ve eziyet vermek günahtır. Sünneti ifa etmek için günah işlenmez.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 07.02.2012 | | | Umrenintarifihükmüveönemi(8)Umrenin tarifi hükmü ve önemi (8) |
|
| Olgun Peker: Yapmışsam affetme! | Türkiye Gazetesi | 05.12.2011 02:33 |  | | | “Sayın savcım, ifademi alırken ‘Bu adam her durumda doğruyu, gerçeği söyler. Ne ise gerçek onu söyler’ demiştiniz. Şu anda kesinlikle aynı intibada değilim. İki yaşında bir oğlum var, ellerinizden öper. Biraz daha büyüyünce bunları okuyup anlayacak. Sevgili oğlum, ben yanında olmam gerekirken, ilk cümlelerini kurup ilk adımlarını atarken sana yardımcı olmak, yanında olmak, bunları yapmak yerine sana ihanet edip çete kurup yönetmişim, sınavda soru alıp satmışım. Yani seni korumamış, yanında olmamışım. Ben seni düşünmeyip bunları yapmışsam Allah beni kahretsin. Ben eğer bunları yapmışsam sen de beni affetme...” | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 05.12.2011 | | | OlgunPekerYapmışsamaffetmeOlgun Peker Yapmışsam affetme |
|
| Anayasa TOKİ’nin ellerinden öper - Kanat ATKAYA | Hürriyet | 29.11.2011 05:40 |  | | |
| Anayasa TOKİ’nin ellerinden öper - Kanat ATKAYA | Hürriyet | 29.11.2011 02:34 |  | | |
| Kuzey ile Cemre'den yasak öpüşme! | Posta | 22.09.2011 10:01 |  | | Dün akşam Kuzey Güney dizisinin son sahnesinde, Cemrenin Kuzeyi öpmesi izleyenleri şoke etti
Kuzey, Güney, Cemre bir hep birlikte Antalyadaki golf turnavasına giderler. Cemre Güneyin ilgisiz tavırlarından ve Bade ile yakınlaşmasından çok rahatsız olur. Bade ve Güneyi çalışıyor sanan Cemre, ikili arasındaki yakınlaşmayı görür ve cama taş atmak için harekete geçer.
Kuzey onu durdur. Bir süre Cemre ağlar ve Kuzeyin onu sevdiği düşüncesiyle dudaklarını öper. Bu öpüşmeyi gören Kuzeyin arkadaşı şoke olur. Bakalım bu yasak öpüşme nelere yol açacak...
MİLLİYET
| | Posta Magazin 22.09.2011 | | | KuzeyileCemredenyasaköpüşmeKuzey ile Cemreden yasak öpüşme |
|
| Kuzey ile Cemre'den yasak öpüşme! | Posta | 22.09.2011 09:50 |  | | Dün akşam Kuzey Güney dizisinin son sahnesinde, Cemrenin Kuzeyi öpmesi izleyenleri şoke etti
Kuzey, Güney, Cemre bir hep birlikte Antalyadaki golf turnavasına giderler. Cemre Güneyin ilgisiz tavırlarından ve Bade ile yakınlaşmasından çok rahatsız olur. Bade ve Güneyi çalışıyor sanan Cemre, ikili arasındaki yakınlaşmayı görür ve cama taş atmak için harekete geçer.
Kuzey onu durdur. Bir süre Cemre ağlar ve Kuzeyin onu sevdiği düşüncesiyle dudaklarını öper. Bu öpüşmeyi gören Kuzeyin arkadaşı şoke olur. Bakalım bu yasak öpüşme nelere yol açacak...
MİLLİYET
| | Posta Son Dakika 22.09.2011 | | | KuzeyileCemredenyasaköpüşmeKuzey ile Cemreden yasak öpüşme |
|
| Topal ellerinden öperdi | Taraf Gazetesi | 24.04.2011 02:53 |  | | | Aydın Doğan?la Gümüşhane?de ortak cevher tesisi açan Necati Kurmel, Bedrettin Dalan?a ve öldürülen kumarhaneci Ömer Lütfi Topal?a çok yakındır: Topal elini öper, çantasını taşırdı. | | Taraf Gazetesi Son Dakika 24.04.2011 | | | TopalellerindenöperdiTopal ellerinden öperdi |
|
| "Muhteşem Yüzyıl"a sert tepki | Samanyolu Haber | 22.02.2011 18:18 |  | | Prof. Dr. İlber Ortaylı, Ezbere konuşuluyor. Filimciler ezbere gidiyor ama halkımızda ezberci. Bu medeniyeti hepimiz incelemeliyiz, araştırmalıyız, doğru kaynaklardan kendimiz okumalıyız dedi. Haberform, Prof. Dr. İlber Ortaylıya Muhteşem Yüzyılı sordu. İşte Prof. Dr. Ortaylıdan çapıcı açıklamalar?
Harem sıkıcı bir yer, çok yemekler yok öyle, herkes iyi giyiniyor ve Haremde sert bir hayat var. Dayak yok fakat en son ceza olarak kullanılabiliyor. Haremde müthiş bir eğitim var. Sadece Enderun halkı değil haremdeki kızlar da çok iyi bir eğitim görüyor. Cariyeler öyle sağda solda dedikodu falan yapmıyor. Dikiş-nakış müthiş bir şekilde öğreniliyor. Okur-yazarlık çok yüksek. Hazine yine orada bulunuyor ve buranın hesaplarını tutmak bakkal defteri tutmaya benzemez. Haremde zor bir hayat var. Reşat Ekremin okunmasını tavsiye ederim bu konularda. Yine Uzunçarşılıda okunabilir. Eğer ben bir zaman makinasına binsem ve geçmişe gitsem Osmanlı sarayında yaşamak istemezdim. Medreseleri tercih ederdim. İlim için çok iyi bir senaryo değil. Saray eğlenceleri olmaz Haremde. Dizi, film ise kendine özgüdür. Gerçeği aksettirmez. Saray bir askeri kışladır.
Padişah kadınını yanağından öper diyorlar. Öyle bir şey söylenemez. Bunu tespit etmek için büyük bir hekim, minyatür uzmanı olmak lazım. Divan edebiyatını çok iyi bilmek lazım, Fuzuliyi anlamak lazım, terzilik bilmek lazım bunun için.
Ezbere konuşuluyor. Filimciler ezbere gidiyor ama halkımızda ezberci. Bu medeniyeti hepimiz incelemeliyiz, araştırmalıyız, doğru kaynaklardan kendimiz okumalıyız. Bu kadar muhteşem bir tarih için muhteşem bir edip lazım, yoksa saçmalarlar.
Haremde çok az kadın padişahın hanımıdır. Osmanlı biz istesek te istemesek te vardır, içimizdedir. Türk sinemasının tarihi konu alma babından birçok eksiği vardır. Amerikan sineması da bu konuda yeterli değil. Avrupa sineması ise bu konuda iyi. Tarihimizin görsel belgelerini kullanarak tarih yazmaya alışamamışız. Arşivden dışarı çıkamıyoruz, müze malzemelerini, bırakın senaryonun senaristlerini tarihçilerimiz bile sevmiyor. Harem bugün Türk araştırmacılar tarafından iyi bir şekilde tam olarak araştırılmamıştır. Bugün dizi ya da film, hangisi tarihi konu alıyorsa gerçeklikten uzaktır, kendine özgüdür.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 22.02.2011 | | | MuhteşemYüzyılaserttepkiMuhteşem Yüzyıla sert tepki |
|
| MHP GENEL BAŞKANI BAHÇELİ MUT'TA -BAHÇELİ: "İKTİDAR OLMADAN ÖNCE AF BUYURUN AT ARABASI OLMAYANLAR, ŞİMDİ ÇİFTE MODERN CİPLERLE DOLAŞIYOR" -"MİLLETİMİZİN BİR ÖZELLİĞİ VARDIR. O DA ŞUDUR, EĞER BİRİSİ BİR İŞ BAŞARMIŞSA ONU ALNINDAN ÖPER, TAK | Haber3 | 21.02.2011 08:56 |  | | |
| Osmanlı dudaktan öper miydi? | İnternet Haber | 17.01.2011 10:07 |  | | |
| Alex G.Saray forması öper mi? | Bugün | 13.01.2011 02:15 |  | | |
| Kutsal topraklara hüzünlü veda | Türkiye Gazetesi | 21.11.2010 02:00 |  | | | ÖZEL HABER
TÜRKİYE KUTSAL TOPRAKLARDA
OSMAN SAĞIRLI MEKKE’DEN BİLDİRİYOR
Mekke’de geçirdiğimiz son gece. Sabah erkenden Medine’ye gideceğiz. İçimize bir hüzün çökmüş durumda. Veda tavafı yapmak üzere Kâbe’ye gidiyoruz. Gündüz yağan yağmurdan dolayı ortalığı sel götürmüş durumda. Aklımızca kimse olmaz hem doya doya bir daha Kâbe’yi seyrederiz, Hacer-ül Esved’i öper, Hatim’de, Makam-ı İbrahim’de iki rekat namaz kılarız diye düşünüyoruz. Fakat o da ne? Harem’in önü insan seli. Kapılarda ise içeriye girişin durdurulduğunu gösteren yazılar var.
Veda tavafı etmeden dönemeyeceğimize göre beklemeye başlıyoruz. İki saat sonra kapılardan bizim de içinde olduğumuz bir grubun girişine izin veriyorlar. İçerisi ne kadar kalabalık anlatamam. Metaf alanı, ... | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 21.11.2010 | | | KutsaltopraklarahüzünlüvedaKutsal topraklara hüzünlü veda |
|
| Hocaefendi: Onlara asla kırılmam | Samanyolu Haber | 29.10.2010 09:09 |  | | Onlar hakkında ne kötü düşünür, ne de kötü bir şey söylerim Ben fakir, günah işleyen, cürme giren, yanlış iş yapan ve müminlerin itibarlarını rencide eden kimseler hakkında ne kötü düşünür, ne de kötü bir şey söylerim.
Sadece şöyle bir duygu ve düşünce içinde olmak isterim: Dün arkadaşlarımla aynı solukları alıyor, aynı heyecanı yaşıyor, aynı heyecanla belli bir istikamete doğru koşuyor, içimizde taşıdığımız bu muhabbetten etrafımızı haberdar kılmak istiyorduk. Bugün bu arkadaşlarımızdan bazıları baş aşağı gitti ve çamura düştü. Şimdi benim ona tekme vurmam büyük bir mürüvvetsizlik, haknâşinaslık ve sadakatsizlik olur. Şayet o arkadaş bir çamurun içine düştüyse benim yapacağım şey, elini bana uzatacaksa elimi ona uzatmak olmalıdır. Hatta daha da ileri giderek, icabında belime kadar çamurun içine girmeye ve onu oradan çıkarırken boğulmaya da hazır olduğumu söyleyebilirim.
Kanaat-i acizanemce mümine düşen de bu olmalıdır. Aslında, bütün mümin kardeşlerim için de düşüncem hep bu olmuştur. İster bir ışık arkasından gitsin, ister bir nura ve cıya bağlansın, isterse bir cunun etrafında helezonlar çizsin, bu mücrimin günahkâr yüzü, hepsinin ayağını bastığı toprağı sürme diye gözüne çekmeye hazırdır. Ben daima mümin kardeşlerim hakkında, Allah hepsinin makamlarını âlî etsin, cennetül-firdevsiyle mesut ve bahtiyar kılsın. diye dua ederim. Dinime hizmet eden kimseleri -şayet varsa- kusurlarıyla serrişte etmez, takdirle alkışlarım.
İsterseniz küçük bir örnekle konuyu müşahhaslaştırayım: Nuayman, Bedir ashabındandı, Allah ve Resûlünü çok seviyordu. Ancak onun bir zaafı vardı. İçki yasak edilmiş olmasına rağmen yasak edildikten sonra da birkaç defa sarhoş olacak kadar nebiz içmişti. Bunun üzerine Efendimizin (sallallâhu aleyhi ve sellem) huzuruna getirildi ve kendisine had vuruldu. Had vurulurken kendisine hakaret edenler de oldu. Bunun üzerine Allah Resûlü kaşlarını çattı ve şöyle buyurdu: Susun, ona bir şey söylemeyin. Zira o, Allah ve Resûlünü sever.
Başka bir misal: Hatip bin Beltea da Bedir ashabındandı. O, Mekke Fethinin hazırlıkları aşamasında Resûlullah Mekkenin fethi için geliyor. Başınızın çaresine bakın. şeklinde bir mektup yazıp Mekkeye göndermişti. Vâkıa bu, hakiki mümin için bir hıyanettir. Mektup, Allah tarafından Efendimize bildirilir. Allah Resûlü, Seyyidina Hz. Ali ve Mikdat İbn Esvedi vazifelendirdi, onlar mektubu bir kadının saçları arasına gizlenmiş olarak bulup getirdiler. Bunun üzerine Allah Resûlü, Hatipi çağırıp bu hareketinin sebebini sorunca Hatip bin Beltea şöyle cevap verdi: Ya Resûlallah! Hüküm vermede acele etme. Benim çoluk çocuğum Mekkededir. İstedim ki bazı kimselere bu gelişi haber vereyim de aile efradımı himaye etsinler.
Hatip fedakâr bir sahabiydi. Hanımını ve çocuklarını Mekkede bırakıp gelmişti ve onların Mekke fethi esnasında kâfirler tarafından ihanet edilip öldürülmelerini istemiyordu. Ne var ki onun yaptığı bu iş bir içtihad hatasıydı. O esnada orada bulunan Hz. Ömer kılıcını yarıya kadar çıkardı ve Ya Resûlallah! İzin ver şu münafığın boynunu vurayım. dedi. Bunun üzerine Allah Resûlü şöyle buyurdu: Hayır ya Ömer! Allah nazar-ı muallâsıyla Ashab-ı Bedre teveccüh buyurdu ve Bedirde bulunanlar ne yaparsa yapsınlar hepsini affettim dedi.
Bu misallerden, Resûl-i Ekremin kendi safındaki insanlara olan bakış keyfiyeti çok net bir şekilde anlaşılmaktadır. Aynı zamanda Allahın nasıl muamele yaptığı da müşahede edilmektedir. Bize düşen de Allah ve Resûlünün ahlakıyla ahlaklanmaktır.
Hâsılı, biz, kim olursa olsun mübtediliğimizin, rüşde eremeyişimizin ve henüz bedeviyette bulunuşumuzun muktezası, klikler arasındaki farklılığı ciddi cephe farklılığı halinde mütalaa ve mülahaza ederek birbirimize hücum ediyoruz. Bu mücrim ve günahkâr kardeşiniz belki kendi anlayışına muhalif bir meşayih tarafından beklemediği yerde en büyük hakarete maruz kamıştı. Elini öptüğüm, iki defa alnıma koyduğum ve kendisinden beni bir iftar sofrasına davet etmesini beklediğim zâtın, mübarek bir Ramazan-ı Şerif ayında yanlışlıkla beni büyük gören arkadaşlarımın yanında Falan Efendi sizi ziyarete gelmiş diye takdim ettikten sonra benim mücerred oluşumu serrişte ederek bana bir mücrim nazarıyla bakması beni iki büklüm etmişti. Bununla beraber öyle demeyeceğini bilsem -Allah biliyor- gider o zatın elini bir daha öper, onun gönlünü almaya çalışırım.
Bir başkası ise yakama sarılmış, beni sarsmış ve zındıklara yapmadığı bir muameleye tabi tutmuştu. Bununla beraber kalbimde herhangi bir değişme olmamış, sadece bakış, zaviye farklılığı var demiştim. Mübtedilikten kurtulamamış, müminlere karşı müsamaha keyfiyetini kavrayamamış bu insanlara, şayet seviyem müsait olsaydı el kaldırıp Ya Rabbi! Bu insanları irşad ve hidayet eyle. diye dua edecektim.
Evet, tekrar edeyim; ben müminlere karşı asla kırılmam. Bütün kardeşlerime de bunu tavsiye ederim. Ellerini, ayaklarını öpme pahasına bana küfretsin, hakaret etsinler fakat hiç kimse mümin karde | | Samanyolu Haber Son Dakika 29.10.2010 | | | HocaefendiOnlaraaslakırılmamHocaefendi Onlara asla kırılmam |
|
| Rahip T. Jones, sen kendine yan | Milli Gazete | 25.09.2010 17:23 |  | | | Bizim çocukluğumuzda Kuran-ı Kerim ve bazı dini eserlerin etiketi üzerinde Fiyatı yazmazdı; onun yerine Hediyesi ibaresi bulunurdu. Ecdadımızın Kurana gösterdiği bu tazimin başka çeşitleri de vardır. Mesela, yüksekçe bir yere asılır Kuran. Ele alındıktan sonra öpüp başa konulur, belden aşağı tutulmamasına dikkat edilir. Yatarken Kuran okuma ve dinleme ona hürmetsizlik kabul edilir. Küçük Mushafları taşımak zorunda olanlar onu bir muşambaya sarar. Bu saygı tezahürleri belki zamanla abartılmış olabilir. Hatta bazı kişiler bundan ötesini yapmamış, onu okumamış, anlamamıştır. Onların bu tavrı sebebiyle hocalar, imalı bir şekilde eleştiri de yapmıştır. Bu eleştirilerinde haklıdırlar. Ama hiç kimse bu saygı kurallarını yadsımamalı. Kuran elbette bir hayat kitabıdır ve ölüler için inmemiştir. Ama onu ölülere de okuruz hastalara da. Ecdadımız, doğan bir çocuğun doğum tarihini önce Mushafın içine yazar sonra onu beşiğin baş ucuna, çocuğun başına altına koyarmış. Anadolunun birçok yerinde yangınlarda Kuranın yanmadığına dair olaylar anlatılır.
Ecdadımız hem içindeki hükümlere bağlı kaldığı hem de zahiri olarak ona olan muhabbetini, saygısını gösterdiği için büyük bir medeniyet kurdu. Bundan dolayı Allahın kelamını en güzel şekilde yazmak da bir ibadet olarak kabul edilmiş ve en güzel nüshalar İstanbulda yazılmıştır. Tezhip sanatı bir Kuran süsleme sanatı olarak özelleşmiştir. Ciltçilik yine Kuranı hem koruma hem güzelleştirme sanatıdır. Onu güzel okumak da bir ibadettir ve ecdad bunun için Ağzı Kurana yakışıyor demiş. Arap alfabesinin adı Kuran yazısıdır ve ecdadımız bu harflerle kötü bir şey yazılabileceğini bile kabul etmez, bunu düşünemez. Bundan dolayı muhtevası ne olursa olsun eskimez yazılı bir kağıt gördümü onu alır, öper ve bir duvar kovuğuna, bir ağaç dalının arasına koyar.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 25.09.2010 | | | RahipTJonessenkendineyanRahip T Jones sen kendine yan |
|
| Küs kardeşlerden Süleyman Erguner: Bu ayrılık yeter. O benim abim, elini öper barışırım | Zaman | 05.09.2010 05:34 |  | | |
| Küs kardeşlerden Süleyman Erguner: Bu ayrılık yeter. O benim abim, elini öper barışırım | Zaman | 05.09.2010 04:04 |  | | |
| Küs kardeşlerden Süleyman Erguner: Bu ayrılık yeter. O benim abim, elini öper barışırım | Zaman | 05.09.2010 01:58 |  | | |
| Yanı başımızdaki Peygamber izleri | Samanyolu Haber | 21.08.2010 05:32 |  | | Peygamber Efendimizin Hırka-i Şerifi her yıl ziyaretçi akınına uğruyor. Fakat İstanbulda Topkapı Sarayının yanısıra I. Abdülhamit, III. Mustafa ve Eyüp Sultan türbelerinde bulunan Kadem-i Şerifler (Peygamberimizin ayak izi) nedense pek fazla bilinmiyor. Sevdiklerimizden kalan eşyaları özenle saklar, öper başımıza koyarız. Bu hatıralara, bir nesneye yüklenecek anlamlardan daha fazlasını yükleriz. Peygamber Efendimizden (sas) kalan ve günümüze kadar gelen emanetlere karşı hissettiklerimiz ise bunun çok ötesinde derin bir hürmet duygusudur. Mübarek hırkaları, sakal telleri, kadem-i şerifi (ayak izi)... Ondan kalan yadigârlar, birer emanet kabul edilerek her zaman büyük ilgi görmüş ve onları ziyaret etmek zaman içinde merasimlere dönüşmüş. Bu ziyaretler, Müslümanların dinî duygularını şahlandırmış, bilhassa Ramazanda gönüllere huzur soluklandırmanın vesilesi olmuş.
Ramazanı ruhumuzda hissetmeye başladığımız bu mübarek günlerde de çoğumuzu kutsal emanetleri ziyaret etme telaşı sardı. Ondan kalan bir hatıranın gönüllerindeki hasrete bir parça olsun deva olacağını düşünenler, Kutsal Emanetlerin bulunduğu Topkapı Sarayının yolunu tutmanın ve geçen yıl tadilat nedeniyle ziyarete açılamayan Hırka-i Şerife kavuşmanın heyecanını yaşıyor.
Aslında Efendimizden bir iz görmenin heyecanını yaşamak isteyenler için İstanbulda ziyaret edilecek başka mekanlar da var: Efendimizin başlarda taşınarak İstanbula getirtilen Kadem-i Şeriflerinin bulunduğu türbeler... Hırka-i Saadet he Ramazan ziyaretçi akınına uğrarken Kadem-i Şeriflerin bulunduğu türbeleri daha çok turistler dolaşıyor. Daha da ilginci çoğu kişinin, Kadem-i Şeriflerin muhafaza edildiği türbelerden haberi bile yok. I. Abdülhamid, Sultan III. Mustafa ve Eyüp Sultan türbelerinde yer alan Kadem-i Şerif, pek çok kişi tarafından ziyaret esnasında fark ediliyor. Biz de Ramazanın gelmesini fırsat bilerek Peygamber Efendimizin ihmal ettiğimiz ayak izinin bulunduğu yerlere birer ziyaret gerçekleştirdik. s.senturk@zaman.com.tr
Peygamber Efendimizin (sas) ayak izinin bulunduğu taşlardan bir tanesi, Eminönünde Yenicaminin biraz ilerisindeki Sultan I. Abdülhamid Hanın türbesinde. Ziyaretçilerin en çok merak ettiği konu ise Kadem-i Şerifin buraya nasıl geldiği. İstanbul Türbeler ve Müzeler Müdürü Hayrullah Cengizin anlattığına göre, I. Abdülhamid, daha hayattayken yaptırır türbesini. Burayı da Efendimizin bir emaneti ile taçlandırmayı düşünür. Kadem-i Şerifi görmeye gelenlerin kendisine de bir Fatiha okumasını ümit eder. Şam yakınlarındaki Kadem köyünde bir mescitte saklanan Peygamber Efendimizin ayak izinin İstanbula getirilmesini emreder. Bunun üzerine Şeyh Muhammed Ziyad, Kadem-i Şerifi İstanbula başının üstünde taşıyarak getirir. Bu emanete bir ziyaret gerçekleştirelim diyorsanız, Ramazanı bir fırsat bilin ve yolunuzu I. Abdülhamid Han Türbesine düşürün. Türbeyi 09.00 ve 17.00 saatleri arasında ziyaret edebilirsiniz.
Peygamber Efendimizin mübarek ayak izlerinin bulunduğu yerlerden biri de Lalelideki Sultan III. Mustafa türbesi. Ayak izinin buraya ne zaman, nasıl, ne şekilde geldiğine dair yeterli bilgi yok. Türbenin ziyaretçisi burada da daha ziyade turistler. Efendimizin ayak izini görmek isteyenler için oldukça sakin bir mekan. Türbe 09.00 ve 19.00 saatleri arasında açık.
Kadem-i Şerif ziyaretimizin son durağı Eyüp Sultan Türbesi. Burada durum biraz farklı. Ziyaretçilerin akın ettiği türbede kimse Kadem-i Şerifi görmeden gitmiyor. Hayrullah Cengize göre buradaki ayak izi hakkında da diğerleri gibi kesin bir bilgi mevcut değil. Ancak bazı kaynaklara göre Kadem-i Şerifin Eyüp Sultan Türbesine geliş hikâyesi şöyle: Resullaha muhabbetiyle tanınan Sultan I. Ahmet, Mısırdaki Sultan Eşref Kayıtbay Türbesindeki Efendimizin ayak izinin bulunduğu taşı Eyüp Sultan Camiine getirtir. Sonra da inşaatı biten Sultanahmet Camiine götürülür. Lakin Nakş-ı Kademin Sultanahmet Camiine nakledildiği gece bir rüya görür. Rüyasında bütün padişahların toplandığı yüce bir divanda yargılanır. Davacı koltuğunda ise Eşref Kayıtbay vardır. Efendimiz rüyada Kadem-i Şerifin alındığı yere tekrar iade edilmesini ferman buyurur. Buradaki Kadem-i Şerifin Mısıra geri götürülen Kadem-i Şerifin kopyası olma ihtimali yüksektir.
Peygamber Efendimiz (sas)in taş ve tuğla zemin üzerinde bulunan ayak izleridir. Sert zemin üzerinde ayak izinin çıkması bazı peygamberlerin mucizesi olarak kabul ediliyor. Peygamber Efendimiz (sav)in de çeşitli yerlerde ayak izinin bulunduğu biliniyor. Bunlardan her birinin ayrı bir hikâyesi var. Ahmet Teymur Paşa, Hz. Peygambere ait ayak izleri hakkında bilgi veriyor. Ona göre sayıları yedi olan bu Kadem-i Şeriflerin dördü Mısırda, ötekiler Kudüs, İstanbul ve Taifte... | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.08.2010 | | | YanıbaşımızdakiPeygamberizleriYanı başımızdaki Peygamber izleri |
|
| Sayın Başbakan, Sayın Bakan | Posta | 03.08.2010 05:16 |  | |
Atletizm zor zanattır ve de hepimiz biliyoruz ki sporun anası ve babasıdır. Bir ay önce Nevini yazmış bu kızla sevineceğimiz günler yakın demiştim. İşte 12.63lük derecesi ile Avrupa Şampiyonu oldu kızımız. Ona 600 altın (240 bin TL) az. O halde başlıktaki isimler kızımız sizin elinizden öper. Gelelim Elvan ile Bekeleye. Bu kızlarımızı da elbette ödüllendireceğiz. Ama asıl Devlet Nişanı Şarık Taraya verilmeli. Bu ikiliye yatırım yaptı. İşte Türkiyenin geldiği nokta. Bu isim ile ENKAyı ayrı bir tarafa koymamız lazım. Tabi bir de Ertan Hatipoğlu var. Elvan bugünlere geldiyse, şimdi görev... | | Posta Spor 03.08.2010 | | | SayınBaşbakanSayınBakanSayın Başbakan Sayın Bakan |
|
| Sayın Başbakan, Sayın Bakan | Posta | 03.08.2010 05:13 |  | |
Atletizm zor zanattır ve de hepimiz biliyoruz ki sporun anası ve babasıdır. Bir ay önce Nevini yazmış bu kızla sevineceğimiz günler yakın demiştim. İşte 12.63lük derecesi ile Avrupa Şampiyonu oldu kızımız. Ona 600 altın (240 bin TL) az. O halde başlıktaki isimler kızımız sizin elinizden öper. Gelelim Elvan ile Bekeleye. Bu kızlarımızı da elbette ödüllendireceğiz. Ama asıl Devlet Nişanı Şarık Taraya verilmeli. Bu ikiliye yatırım yaptı. İşte Türkiyenin geldiği nokta. Bu isim ile ENKAyı ayrı bir tarafa koymamız lazım. Tabi bir de Ertan Hatipoğlu var. Elvan bugünlere geldiyse, şimdi görev... | | Posta Son Dakika 03.08.2010 | | | SayınBaşbakanSayınBakanSayın Başbakan Sayın Bakan |
|
| Sayın Başbakan, Sayın Bakan | Posta | 03.08.2010 05:05 |  | |
Atletizm zor zanattır ve de hepimiz biliyoruz ki sporun anası ve babasıdır. Bir ay önce Nevini yazmış bu kızla sevineceğimiz günler yakın demiştim. İşte 12.63lük derecesi ile Avrupa Şampiyonu oldu kızımız. Ona 600 altın (240 bin TL) az. O halde başlıktaki isimler kızımız sizin elinizden öper. Gelelim Elvan ile Bekeleye. Bu kızlarımızı da elbette ödüllendireceğiz. Ama asıl Devlet Nişanı Şarık Taraya verilmeli. Bu ikiliye yatırım yaptı. İşte Türkiyenin geldiği nokta. Bu isim ile ENKAyı ayrı bir tarafa koymamız lazım. Tabi bir de Ertan Hatipoğlu var. Elvan bugünlere geldiyse, şimdi görev... | | Posta Köşe Yazıları 03.08.2010 | | | SayınBaşbakanSayınBakanSayın Başbakan Sayın Bakan |
|
| Kuzuyu görse öper | Hürriyet | 22.07.2010 02:32 |  | | |
| ''Yemez öper !'' | Haber3 | 21.07.2010 16:15 |  | | | Fenerbahçenin genç yıldızı Kazım, hakkında çıkan haberleri yalanladı. | | Haber3 Son Dakika 21.07.2010 | | | YemezöperYemez öper |
|
| Sarhoş gelince dilini kopardı | Gazete Şok | 08.05.2010 08:30 |  | | |
| HİLMİ YAVUZ - 'Zihin açılımı' | Zaman | 25.04.2010 02:32 |  | | |
| HİLMİ YAVUZ - 'Zihin açılımı' | Zaman | 25.04.2010 02:08 |  | | |
| Berlusconi Kaddafi'nin elini öptü VİDEO | Haber7 | 30.03.2010 09:25 |  | | |
| Tarçındır bu, hem öper hem ısırır - Arman Kırım | Hürriyet | 10.01.2010 01:42 |  | | |
| Tarçındır bu, hem öper hem ısırır | Hürriyet | 10.01.2010 01:38 |  | | |
| Arif'den Özhan Canaydın'a.. | Samanyolu Haber | 30.12.2009 14:23 |  | | Galatasarayın ve Milli Takımın unutulmaz futbolcusu Arif Erdem, berat törenine işlerinin yoğunluğu nedeniyle gidemediğini, protesto etmeyi hiç düşünmediğini söyledi, çarpıcı açıklamalarda bulundu. Radyosporda Haber Özel Programında açıklama yapan Erdem, Galatasarayda eski futbolculara bakış açısının yanlış olduğunu dile getirerek, ?Boşta olan pek çok arkadaşım kulüp bünyesinde çalışabilir, ama çalıştırılmıyorlar. Özhan Canaydın, 14 yılın ardından takımda düşünülmediğimi bana kendisi söylemedi, haber yolladı. Çok kırıldım. Şu Jubile yaparak bırakmak istedim. Başka takımlardan teklif vardı. Oynayabilecek gücüm vardı. Ama Galatasarayda bırakmak istedim, bıraktım? dedi.
İst.B.Bldsporda 5 sezondur yardımcı antrenör olan Arif Erdem, Galatasarayla ilgili düşüncelerini ise şu sözlerle ifade etti: ?Kalbim Belediyespor için çarpıyor; Galatasarayın da başarılı olması için dua ediyorum.?
İşte Arif Erdemin çok özel sözleri:
PROTESTO AMACIM YOKTU
Ben işlerimin yoğunluğu nedeniyle berat törenine katılmadım. Yoksa protesto gibi bir amacım olamaz. Ben, herkes gibi futbol oynadım ve Galatasarayda bırakmak istediğim için bıraktım. Ama Galatasarayda eski futbolculara karşı yapılan her şey doğru mu? Değil tabii ki. Zihniyetler değiştiği sürece Galatasaraya hizmet etmiş futbolcular bir yere gelecektir. ESKİ FUTBOLCULARA GÖREV VERİLMİYOR BUNA ÜZÜLÜYORUM
Avrupada eski futbolcuların kulüplerinin bünyesinde toplandığını görüyoruz, bu da o takımları başarıya götürüyor. Galatasaraya baktığınız zaman eski futbolcuların hiçbir tanesinin ne altyapıda ne de üstyapıda bulunmadığını görüyoruz. Benim beklentim yok, ama Belediyespordaki görevimden gayet memnunum. Ama boşta olan arkadaşlarıma Galatasarayda görev verilmiyor. Buna üzülüyorum
JUBİLE YAPMAK İSTERDİM
Gönül ister ki Galatasarayda futbolu bırakan futbolcular jubile yapsınlar. Ben de jubile yapmak isterdim. Futbol oynayabilecek kadar iyi hissettiğim dönemde bıraktım. Başka bir kulübe gidebilirdim, gitmedim. Galatasarayda Arif Erdem oldum, Galatasarayda noktalamak istedim. Başka bir kulübe gitmek istemedim. Kendi adıma konuşuyorum, giden arkadaşları tenzih ederim. Ama bize yapılan bir şey var mıydı, yoktu! Başarılarımızı hiç kimse, hiçbir şeyle silemez. Jubile olsaydı daha güzel olmaz mıydı? Evet; olurdu, ama olmadığı için hayıflanmıyorum. Galatasarayın son 20-30 senesine bakın, bu sürede ortaya çıkan bütün başarılarda yer alan bir futbolcuyum, bu da bana ayrı bir gurur veriyor
G.SARAYIN BAŞARISI İÇİN DUA EDİYORUM Bundan sonra jubile beklentim ya da başka bir beklentim yok Olamaz da zaten. Ben kendi kulübüm için başarılı olmak adına elimden geleni yapıyorum. Galatasarayın da başarılı olması için dua ediyorum
AMA GÖNLÜM BELEDİYESPORDAN YANA
Gönlüm İstanbul Büyükşehir Belediyespor için çarpıyor, ama Galatasarayın bundan sonraki maçlarında tabii ki gönlüm her zaman Galatasaraydan yana.. Galatasaray taraftarı kendisine yakışına yapıyor. Son maçta 1-1lik maçta bine tribüne çağırdılar. Taraftarın yaşadığı büyük zafer sevinçlerinde ben de vardım. Galatasaray taraftarının yaşadığı sevinci hiçbir Türk takımı yaşamadı. O nedenle takımı sürekli desteklemeleri gerekir.
ÖZHAN CANAYDINA KIRILDIM
Özhan Canaydın yönetiminin beni takımda düşünmemesini anlayışla karşıladım, ama sayın başkanının bunu bana deklare etmemesine çok kırıldım. O dönemki sportif direktör Bülent Tulun aracılığıyla bildirmişti. Biz Özhan başkanı, abi gibi, baba gibi severdik. Bana kendisi ?oğlum 14 sene olmuş, biz seninle yollarını ayırmak istiyoruz? deseydi. Elini öper, futbolu bırakırdım. Tek üzüntüm buydu. Bunu, Özhan başkana da ifade ettim.
GALATASARAYLA ÖZDEŞLEŞEN BİR FUTBOLCU OLDUM
Beyin olarak, fizik olarak futbolu devam ettirebilecekken başka bir takıma gitmedim. Galatasaraylı Arif Erdem olarak futbolu bıraktım. O dönem diğer büyük takımlardan net bir teklif gelmedi. Kulaktan dolma bir takım söylentiler vardı. Ama net bir şey yoktu. Olmamasında da benim Galatasarayla özdeşleşen bir futbolcu olmam gerçeği yatıyor | | Samanyolu Haber Son Dakika 30.12.2009 | | | ArifdenÖzhanCanaydınaArifden Özhan Canaydına |
|
| Kerbelâ ve Ehl-i Beyt Muhabbeti | Samanyolu Haber | 25.12.2009 09:12 |  | | Kerbelâ hadisesi ciğersûz (ciğerleri yakan), insanın içini kanatan bir hadisedir. Dolayısıyla o günleri yâd etme adına birtakım aktiviteler icra etmek, sevmemiz gereken insanlara karşı sevgimizi ortaya koymak, karşı taraf hakkında söylenmesi gerekli olan şeyleri söylemek normal bir davranıştır. Nitekim tekkelerde, zaviyelerde bu meselenin en mahzursuzu yapılırdı. Değişik vesilelerle ifade ettiğim gibi Alvar imamı Muhammed Lütfî Efendi, çok önemli bir Sünnî idi. Fakat Ehl-i Beyt muhabbetiyle meşbû, sürekli o heyecanı yaşayan bir insandı.
Bizim neslimiz, bizden evvelkiler ve sonrakiler, Ehl-i Beyt için yana yakıla söylenen sözleri dinleye dinleye neşet etti. Aslında Seyyidina Hz. Hasanın, Hz. Hüseyinin, Zeynel Abidin Hazretlerinin, İmam Caferin bizden beklediği bir şey yoktur. Kaldı ki onlar şehadet mertebesini bihakkın, aliyyül ala tarzda ihraz ettiler. Allah yolunda ölenlere ölü demeyin. (Bakara/154) hakikatine ve bir başka ayeti kerimenin ifade ettiği Nezd-i ulûhiyette onlar sürekli en güzel rızıklarla rızıklandırılmaktadır. (Âl-i İmran/169) müjdesine mazhar oldular. Dolayısıyla onların bizim hiçbir armağanımıza ihtiyacı yoktur. Onlar nezd-i ulûhiyette, aklınıza hayalinize gelmedik rızıklarla, hadisin ifadesine göre, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, beşer aklının ve hayalinin hiçbir zaman tasavvur edemediği nimetlerle serfirazdırlar.
İnsanın, içinde Ehl-i Beyte reva görülen o acıyı duyması, hem Müslümanlığın hem de Allah Resûlüne ve Onun Ehl-i Beytine bağlılığın gereğidir. Hem kendi hatırlarından ötürü, hem bütün hatırları aşan Efendimizin hatırından ötürü, Hz. Ali Efendimizin, Hz. Fatıma annemizin hatırından ötürü onlara karşı alaka duymamak mümkün değildir. Ancak her şeyin dengeli olması gerekir. Kuran-ı Kerim şöyle diyor: Eğer maruz kaldığınız bir haksızlığa karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kadar bir karşılık verin. (Nahl/126) Yani onlar sizden bir insan şehit ettiler; savaştığınız zaman savaş kuralları içinde siz de bir insan öldürebilirsiniz. Fakat affederseniz, sabrederseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Eğer, Kuran-ı Kerimde, Seyyidina Hz. Alinin sözleri içinde, Efendimizden naklen veya kendinden, Hz. Hüseyinin, Efendimizden, Hz. Aliden veya Hz. Fatımadan naklen veya kendinden Bizim yasımızı tutma adına şöyle dövünün, böyle ağlayın... gibi bu mevzuda söylenen bir şey varsa baş göz üstüne der, öper başımıza koruz. Yok, eğer dinde böyle bir şey yoksa biz din adına yeni şeyler icad ediyoruz demektir. Bugün bizim ülkemizde zincirlerle dövünme yerine kan bağışında bulunuluyor ki bu çok daha insani bir uygulamadır. Kendine eziyet etmek yerine Ehl-i Beytin aziz hatırası için, birilerinin ihtiyacını giderecek, onlara şifa vesilesi olabilecek önemli bir fedakârlıkta bulunuluyor. Bizim dışımızdaki yerlerde ise eski uygulamalar devam ediyor.
Vurunup dövünme, kendimize eziyet etme yerine Allahım onlar mazlûmen, mağduren, zalim, gaddar bir kısım ellerle orada mahkûm edildiler, kuşatılıp şehid edildiler. Onlar o kadar günahsız o kadar temiz, o kadar arı duru insanlar ki şimdi şu anda kanatlarıyla öbür âlemin nâmütenahî fezalarında tayeran edip duruyorlar. Allahım bahtına düştük, bizleri o temiz insanlara bağışla, onların o temiz silkine ilhak buyur. diye dua etmek en doğru davranıştır. Onlara dua etmek, şefaatlerini dilemek hem bizden onlara armağan hem de gelecekte bizi tanımaları için bir davetiyedir. Bu şekilde kendimizi onlara tanıtmaya çalışırız.
Mesele dinin kurallarına bağlanmalı
Zannediyorum, birilerini can-u gönülden anma mevzuunda temel espri kavranamıyor. Her meselede olduğu gibi bu meseleyi de dinin kurallarına bağlamak gerekiyor. Yaptığımız şeyi, din adına yapıyorsak şayet, onun dinde bir mahmili olması lazımdır. Yaptığınız o şey sağlam bir dini blokaj üzerine, dinin temel kaideleri ve disiplinleri üzerine oturmalı ki o iş dînî olsun. İşte o zaman yapılan şeyler Allah indinde, Resûlullah ve Haydar-ı Kerrar Hz. Ali indinde kıymet ifade eder.
Ben diyorum ki gelin, oturalım, burada Ehl-i Beyt-i Resûlullaha, Efendimize binlerle, milyonlarla salât ü selam okuyalım. Onların şefaatlerine mazhar olmak, cennette onlara komşu olmak için dua dua yalvaralım. Fakir, günde belki milyonlara iblağ ederek, ilmullaha iblağ ederek yüzlerce defa salât ü selam okuyorum. Bu, Ehl-i Beyt muhabbetinden ileri geliyor. Allahım, Senin ilmin ve malumatın adedince Efendimize ve onun paklardan pak tertemiz Ehl-i Beytine salât ü selam olsun. diyorum. Ve ben bunu sonsuz rakama bağlıyorum. Allahım, Senin ilmin sayısınca, ilminin taalluk ettiği objeler, nesneler sayısınca, ezelden ebede kadar, Efendimizin üzerine, muallâ Ehl-i Beytinin üzerine, Sâdâtinâ Hz. Hasanın, Hz. Hüseyinin üzerine salât ü selam et. diyorum. Onlara karşı yapılması gerekli olan hayırlı bir şey varsa budur.
Bu matem günlerini yaşayarak yâd eden insanlarımıza düşen önemli bir görev var. Onlar, Sünnî insanları Neden bizim gibi siz de Kerbelâ hadisesini derhatır e | | Samanyolu Haber Son Dakika 25.12.2009 | | | KerbelâveEhl-iBeytMuhabbetiKerbelâ ve Ehl-i Beyt Muhabbeti |
|
| Kerbelâ ve Ehl-i Beyt Muhabbeti | Samanyolu Haber | 25.12.2009 07:30 |  | | Kerbelâ hadisesi ciğersûz (ciğerleri yakan), insanın içini kanatan bir hadisedir. Dolayısıyla o günleri yâd etme adına birtakım aktiviteler icra etmek, sevmemiz gereken insanlara karşı sevgimizi ortaya koymak, karşı taraf hakkında söylenmesi gerekli olan şeyleri söylemek normal bir davranıştır. Nitekim tekkelerde, zaviyelerde bu meselenin en mahzursuzu yapılırdı. Değişik vesilelerle ifade ettiğim gibi Alvar imamı Muhammed Lütfî Efendi, çok önemli bir Sünnî idi. Fakat Ehl-i Beyt muhabbetiyle meşbû, sürekli o heyecanı yaşayan bir insandı.
Bizim neslimiz, bizden evvelkiler ve sonrakiler, Ehl-i Beyt için yana yakıla söylenen sözleri dinleye dinleye neşet etti. Aslında Seyyidina Hz. Hasanın, Hz. Hüseyinin, Zeynel Abidin Hazretlerinin, İmam Caferin bizden beklediği bir şey yoktur. Kaldı ki onlar şehadet mertebesini bihakkın, aliyyül ala tarzda ihraz ettiler. Allah yolunda ölenlere ölü demeyin. (Bakara/154) hakikatine ve bir başka ayeti kerimenin ifade ettiği Nezd-i ulûhiyette onlar sürekli en güzel rızıklarla rızıklandırılmaktadır. (Âl-i İmran/169) müjdesine mazhar oldular. Dolayısıyla onların bizim hiçbir armağanımıza ihtiyacı yoktur. Onlar nezd-i ulûhiyette, aklınıza hayalinize gelmedik rızıklarla, hadisin ifadesine göre, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, beşer aklının ve hayalinin hiçbir zaman tasavvur edemediği nimetlerle serfirazdırlar.
İnsanın, içinde Ehl-i Beyte reva görülen o acıyı duyması, hem Müslümanlığın hem de Allah Resûlüne ve Onun Ehl-i Beytine bağlılığın gereğidir. Hem kendi hatırlarından ötürü, hem bütün hatırları aşan Efendimizin hatırından ötürü, Hz. Ali Efendimizin, Hz. Fatıma annemizin hatırından ötürü onlara karşı alaka duymamak mümkün değildir. Ancak her şeyin dengeli olması gerekir. Kuran-ı Kerim şöyle diyor: Eğer maruz kaldığınız bir haksızlığa karşılık verecekseniz, ancak size yapılan kadar bir karşılık verin. (Nahl/126) Yani onlar sizden bir insan şehit ettiler; savaştığınız zaman savaş kuralları içinde siz de bir insan öldürebilirsiniz. Fakat affederseniz, sabrederseniz bu sizin için daha hayırlıdır.
Eğer, Kuran-ı Kerimde, Seyyidina Hz. Alinin sözleri içinde, Efendimizden naklen veya kendinden, Hz. Hüseyinin, Efendimizden, Hz. Aliden veya Hz. Fatımadan naklen veya kendinden Bizim yasımızı tutma adına şöyle dövünün, böyle ağlayın... gibi bu mevzuda söylenen bir şey varsa baş göz üstüne der, öper başımıza koruz. Yok, eğer dinde böyle bir şey yoksa biz din adına yeni şeyler icad ediyoruz demektir. Bugün bizim ülkemizde zincirlerle dövünme yerine kan bağışında bulunuluyor ki bu çok daha insani bir uygulamadır. Kendine eziyet etmek yerine Ehl-i Beytin aziz hatırası için, birilerinin ihtiyacını giderecek, onlara şifa vesilesi olabilecek önemli bir fedakârlıkta bulunuluyor. Bizim dışımızdaki yerlerde ise eski uygulamalar devam ediyor.
Vurunup dövünme, kendimize eziyet etme yerine Allahım onlar mazlûmen, mağduren, zalim, gaddar bir kısım ellerle orada mahkûm edildiler, kuşatılıp şehid edildiler. Onlar o kadar günahsız o kadar temiz, o kadar arı duru insanlar ki şimdi şu anda kanatlarıyla öbür âlemin nâmütenahî fezalarında tayeran edip duruyorlar. Allahım bahtına düştük, bizleri o temiz insanlara bağışla, onların o temiz silkine ilhak buyur. diye dua etmek en doğru davranıştır. Onlara dua etmek, şefaatlerini dilemek hem bizden onlara armağan hem de gelecekte bizi tanımaları için bir davetiyedir. Bu şekilde kendimizi onlara tanıtmaya çalışırız.
Mesele dinin kurallarına bağlanmalı
Zannediyorum, birilerini can-u gönülden anma mevzuunda temel espri kavranamıyor. Her meselede olduğu gibi bu meseleyi de dinin kurallarına bağlamak gerekiyor. Yaptığımız şeyi, din adına yapıyorsak şayet, onun dinde bir mahmili olması lazımdır. Yaptığınız o şey sağlam bir dini blokaj üzerine, dinin temel kaideleri ve disiplinleri üzerine oturmalı ki o iş dînî olsun. İşte o zaman yapılan şeyler Allah indinde, Resûlullah ve Haydar-ı Kerrar Hz. Ali indinde kıymet ifade eder.
Ben diyorum ki gelin, oturalım, burada Ehl-i Beyt-i Resûlullaha, Efendimize binlerle, milyonlarla salât ü selam okuyalım. Onların şefaatlerine mazhar olmak, cennette onlara komşu olmak için dua dua yalvaralım. Fakir, günde belki milyonlara iblağ ederek, ilmullaha iblağ ederek yüzlerce defa salât ü selam okuyorum. Bu, Ehl-i Beyt muhabbetinden ileri geliyor. Allahım, Senin ilmin ve malumatın adedince Efendimize ve onun paklardan pak tertemiz Ehl-i Beytine salât ü selam olsun. diyorum. Ve ben bunu sonsuz rakama bağlıyorum. Allahım, Senin ilmin sayısınca, ilminin taalluk ettiği objeler, nesneler sayısınca, ezelden ebede kadar, Efendimizin üzerine, muallâ Ehl-i Beytinin üzerine, Sâdâtinâ Hz. Hasanın, Hz. Hüseyinin üzerine salât ü selam et. diyorum. Onlara karşı yapılması gerekli olan hayırlı bir şey varsa budur.
Bu matem günlerini yaşayarak yâd eden insanlarımıza düşen önemli bir görev var. Onlar, Sünnî insanları Neden bizim gibi siz de Kerbelâ hadisesini derhatır e | | Samanyolu Haber Son Dakika 25.12.2009 | | | KerbelâveEhl-iBeytMuhabbetiKerbelâ ve Ehl-i Beyt Muhabbeti |
|
| Bakanlıktan endişelere son nokta | Samanyolu Haber | 21.10.2009 12:29 |  | | Sağlık Bakanlığı Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Seracettin Çom, domuz gribi aşısındaki civa oranındaki tartışmalara noktayı koydu. Hıfzıssıhha laboratuarlarında incelemesi yapılan aşıların ABD hariç bütün Avrupa ülkelerinde kullanıldığını söyleyen Çom, Bu aşılar bizim bugüne kadar yaptığımız mevsimsel grip aşısı, çocuklara yaptığımız difteri, boğmaca, kızamık, tetenoz, kabakulak gibi aşılardaki içerik neyse şu anki aşılarda da aynı. Gereksiz yere kafa karışıklığı oluşturuldu. Civa halbuki bir hocamızın değdiği İstanbulda balık tutup yediğimiz balığın içindeki civa kadar. dedi. ABDnin kullanacağı civasız aşıların çok pahalı olduğunu belirten Çom, O aşı şu anki aşılardan 4 kat daha pahalı. Avrupa dahil tüm ülkelerde aynı parayla 4 kat fazla insan aşılanacağı için bizim kullandığımızı kullanıyor. açıklamasında bulundu.
Domuz gribi ve aşılar konusunda Cihan Haber Ajansının Başkent Konukları programına katılan Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü Çom, önemli açıklamalarda bulundu. Aşılamanın programını yapma ve domuz gribine karşı vatandaşın bağışıklık kazandırma aşamasında olduklarını söyleyen Çom, 43 milyon doz aşının 500 bininin geldiğini, diğer partilerin her ay belli miktarda geleceğini dile getirdi. Hıfzıssıhha laboratuarlarında aşıların güvenilirlik testinin yapıldığını kaydeden Çom, bu konudaki kafa karışıklığını da giderdi. Çom, Sadece şu anki aşıya mahsus değil. Aldığımız bütün aşılarda bunu yapıyoruz. Her ülke kendi istediği şartları taşıyıp taşımadığını yabancı madde olup olmadığı üretim hatası olup olmadığını görmek ister. Bu güvenilir olmadığından değil kendimiz de incelemeden geçirmek istemesinden kaynaklanıyor. diye konuştu.
HASTALIK ÖLDÜRÜCÜ OLMAKTAN ZİYADE KOLAY BULAŞIYOR
Domuz gribinin normal gripten hiçbir farkı bulunmadığına dikkat çeken Çom, Her yıl geçirdiğimiz grip neyse bu yıl artık domuz gribi virüsü etkili olabilir. O kadar. Geçen yıl başka bir virüs etkili olmuştu. Belirtileri aynı. dedi. Kişinin domuz gribi virüsünü kendi direnciyle yenebildiğini aktaran Çom, uluslar arası yayınlar, tedbirlerin ciddiliği bir takım kişilerin konuşmasının panik ve kafa karışıklığına neden olduğunu dile getirdi. Genel Müdür, Hastalığın özelliği öldürücü olmaktan ziyade çok kolay bulaşabiliyor. Salgın şeklinde yayılabiliyor. Çok fazla insana bulaşabiliyor. Bakanlık olarak ciddi eğilmemiz ve aşılama yapmamızın sebebi de bu. Gençler kolay atlatıyor. Yaşlı ve vücut direnci düşük olanlar özenle bakacağız. değerlendirmesini yaptı.
Sağlık Bakanlığının günlük hayatın kesintiye uğramaması için aşılama yaptığını kaydeden Çom, okulların da domuz gribinin hızla yayılmasını önlemek için kapatıldığı bilgisini verdi.
TOKALAŞMAYI VE ÖPÜŞMEYİ ERTELEYİN, ELLERİ 20 SANİYE YIKAYIN
Temel Sağlık Hizmetleri Genel Müdürü, kişisel tedbirlerle bulaşma yollarının engellenebildiğini söyledi. Hijyenin domuz gribinden korunmak için hayati önem taşıdığına vurgu yapan Çom, Elimizle her yeri elliyoruz. Elimizi ağzımıza saçımıza götürüyoruz. Elle mikrop bulaşıyor. Gün boyunca elinizi bol sabunlu suyla yıkamak çok önemli 20 saniye kadar parmak araları kullanılmalı. şeklinde konuştu.
Sıcak bir millet olarak tokalaşma, sarılma ve yanak yanağa öpüşmenin sıklıkla yapıldığını dile getiren Çom, Bunu bir müddet tehir etmemiz lazım. Bu yolla da başkasından alabiliyoruz. Bir annenin bebeği 1 yaşına kadar, komşu gelir, ne güzel çocukmuş, gel yavrum, öper. Artık anne babalar çocuklarını fazla dokundurmasınlar. Tek kullanımlık mendil alışkanlık haline gelsin. Yola tükürmek riskli. Başkası basıp hastalığın bulaşmasına neden olur. uyarılarında bulundu.
GİDEN HACILAR MEKKEDE AŞILANACAK
Türkiyedeki durumun iyi olduğunu ve 580 civarında vaka bulunduğunu söyleyen Çom, aşılanmadan giden birkaç kafilenin de Suudi Arabistanda aşılanacağını belirtti.
Geriye kalan tüm hacı kafilesinin aşılanarak kutsal topraklara gönderileceğine işaret eden Çom, ateş, kırgınlık, burun akıntısı, göz yaşarması ve eklem yerlerinde ağrı görülmesi halinde doktora başvurulmasını istedi. Belirtilerin ağır olmaması halinde evinde geçirmelerini önerdi.
Hastanelerdeki tedbirlerin de üst düzeye çıkarıldığını söyleyen Çom, yoğun bakım yatak kapasitesinin de artırıldığını dile getirdi. Çom, aşı vurulmayacak kişileri de sıraladı: 6 aydan daha küçük çocuklara, hamilelerin ilk 3 ayında, yumurtaya alerjisi olanlara, orta yaş genç erişkinlere, kronik hastalığı olanlara vurmayacağız. (CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.10.2009 | | | BakanlıktanendişeleresonnoktaBakanlıktan endişelere son nokta |
|
| Çocuğun benim çocuğumu nasıl öper? | Haber Türk | 20.10.2009 16:22 |  | | |
| Hafız Mehmet Taktak vefat etti | Samanyolu Haber | 09.10.2009 16:25 |  | | Üstad Bediüzzaman Said Nursî?nin talebelerinden Hafız Mehmet Taktak, vefat etti. Hafız Mehmet Taktak Bediüzzaman?ı ilk defa 14 yaşında ziyaret etmişti. Bediüzzaman?ın talebelerinden Hafız Mehmet Taktak vefat etti. Üstad Bediüzzaman Said Nursî?nin talebelerinden Hafız Mehmet Taktak, dün Bolvadin?deki evinde vefat etti.
1932 yılında doğan ve küçük yaşta hıfzını tamamlayan Hafız Mehmet Taktak Bediüzzaman?ı ilk defa 14 yaşında ziyaret etmişti. Bundan sonra pek çok defa Üstad Bediüzzaman?ı ziyaret etmiş ve duasını almıştı. Ben bütün Taktak ailesini duama dahil ettim şeklinde Bediüzzaman?ın iltifatını kazanan Hafız Mehmet Taktak, ömrünün sonuna kadar Risale-i Nur hizmetinde bulunmuştu.
Bolvadin ve Emirdağ?da ticaretle uğraşan Hafız Mehmet Taktak, Moral FM?de Hayatın Yorumu?nu sunan Tarihçi-Yazar Yavuz Bahadıroğlu?nun dünürü; Moral FM?in Kurucu Genel Müdürü Said Taktak?ın ve Yusuf, Ferit, Asım ve Zekiye (Kelekçi) Taktak?ın babasıydı.
Hafız Mehmet Taktak?ın cenazesi yarın (10.10.2009 Cumartesi) Afyon-Bolvadin?de öğle namazını müteakiben kaldırılacaktır. Merhuma Cenab-ı Allah?tan rahmet, ailesine, yakınlarına ve bütün Nur talebelerine başsağlığı dileriz.
Üstad Bediüzzaman?ı ilk defa ziyaretim birkaç arkadaşımla birlikte olmuştu. Zübeyir Gündüzalp Ağabey bizim ziyaretimizi Üstad?a bildirip izin almıştı. Şerefli huzuruna bizi kabul edince hepimiz ellerini öpüp oturduk. Bir müddet sonra, Üstad bize hitaben, Kardaşım, siz safa geldiniz deyince hemen müsaade alıp ayrıldık.
Bolvadin müftüsü Halil İbrahim Taktak bizim akrabamızdı. Babamla amca oğluydular. Kendisi Risale-i Nurlar?ı okur ve takdir ederdi. 1956?larda vefat etmişti. Bu vefattan iki gün sonra Üstad taziye için Bolvadin?e gelmişti. Memba suyunun olduğu, yeşillik bir mevzii olan Horon semtinde bütün Taktak?lar ve yakınlarımız toplanmıştık. Üstad taziyelerini ve dualarını bize bildirerek tekrar Emirdağ?a dönmüştü.
Daha sonraları ziyaretine gittiğimde, bu vefat meselesiyle alâkalı olarak, bana Kardaşım, ben Halil İbrahim?in hatırı için bütün Taktak ailesini duama dahil ettim diye iltifat buyurmuştu.
***
Bizim dükkânın biri Bolvadin?de, diğeri ise Emirdağ?daydı. Bu münasebetle her Pazartesi Emirdağ?a gelirdim. Gelirken de bazı zamanlar Üstad?a kaymak getirirdim. Üstad bu kaymakları hiçbir zaman hediye kabul etmemişti. Fazlasıyla bana ücret verirdi. Hatta bir defasında içinde yirmi beş ve elli kuruşluklar olan küçük bir keseyi bana almam için uzatmıştı. Ben kabul etmeyince, Zübeyir Gündüzalp Ağabey müdahale ederek, Üstad?ım, bu kaymak yirmi beş kuruştur, ben elli kuruş veriyorum demişti.
***
Üstad?ı çoğu zaman ziyaret eder, ellerini öper ve duasını alırdım. Bize Risale-i Nurlar?dan bahseder, dersler yapar ve eserleri okumamızı söylerdi. Bazen İslam düşmanlarının dine olan düşmanlıklarından bahis açar, çok hiddet ederdi.
Üstadımızın Emirdağ?da içinde çok az kaldığı ikinci bir evi vardı. Burayı Hacı Abdullah Gayretli Üstad için yaptırmıştı. Buranın ikinci katında Üstad kısa bir müddet oturmuştu.
Üstad üç ay kadar kaldıktan sonra burasının bir yıl kadar medrese-i Nuriye olarak kullanmıştık.,
***
Şualar ilk defa yeni yazıyla basılmıştı. Üstad bu eseri göndererek okumamızı emretmişti. Şualar?ı ilk defa yeni harflerle okumuştuk.
Bir defasında iş için İstanbul?a gidecektim. Zübeyir Gündüzalp Ağabey?e Üstad?a bildirmesini söylemiştim. Üstad ise İstanbul?da Ahmet Aytimur?a uğrayıp yeni basılan Hanımlar Rehberi?ni getirmemi söylemişlerdi.
İstanbul?da Ahmed Aytimur?u Süleymaniye?de buldum. Ondan aldığım iki yüz tane kadar Hanımlar Rehberi?ni Emirdağ?a getirdim. Üstad o kadar çok sevindi ki, beni defalarca kucaklayıp bu hizmetimden dolayı tekrar tekrar tebrik edip dualar ederek alnımdan öptü. Ben birkaç tane alıp, Bolvadin?e götürmek istediğimi ifade edince Üstad bana, Taman kardaşım, ben zaten göndermek istiyordum, yalnız biraz bekle, tashih ettikten sonra vereyim diye buyurmuştu.
***
Zaman olarak 1957 yılı olduğunu zannediyorum. Bolvadin ile Emirdağlı gençler futbol maçı yapıyorlardı. Bu maç esnasında aniden aralarında kavga çıkmıştı. Bolvadinlilerle Emirdağlılar taşlaşmaya başlamışlardı. Ertesi günü misilleme olarak Emirdağlı bir grup genç benim oradaki dükkânımı taşa tutmuşlardı.
Kalabalık ve gürültü çoğalınca Üstad evinden aşağıya indi. Köşe başında durarak kalabalığa hitaben bir konuşma yaptı, Durun dedi. Sizler hepiniz kardeşsiniz, birbirinizin kusurlarını görmemeniz lâzımdır. Birbirinizi affediniz Kalabalık biraz sakinleşmişti. Üstad konuşmasına devam ederek, Eğer sizler barışıp dağılmazsanız, ben de burayı terk ederim diye buyurmuştu.
Üstadın bu konuşmasından sonra kalabalık büyük bir sükûnetle dağıldı.
(Necmeddin Şahiner?in hazırladığı Son Şahitler-4 kitabından alınmıştır.)
www.moralhaber.net | | Samanyolu Haber Son Dakika 09.10.2009 | | | HafızMehmetTaktakvefatettiHafız Mehmet Taktak vefat etti |
|
| Paşalar da el öper!.. | İnternet Haber | 31.08.2009 09:52 |  | |
| Paşalar da el öper!.. |
|
 |
|
30 Ağustos nedeniyle Org. İlker Başbuğun verdiği resepsiyonda bu yıl ilkler vardı. Geceye damga vuran da bu fotoğraf oldu.
|
|
| | İnternet Haber Son Dakika 31.08.2009 | | | PaşalardaelöperPaşalar da el öper |
|
| Ertaş o'nu ne zaman gözlerinden öper? | Hür Haber | 13.08.2009 14:12 |  | | |
| Neşet Ertaş o'nu ne zaman öper? | Hür Haber | 13.08.2009 14:02 |  | | |
| Neşet Ertaş Nil'i ne zaman öper? | Hür Haber | 13.08.2009 13:57 |  | | |
| Dindar erkek açık kadını öper mi? | İnternet Haber | 22.07.2009 00:16 |  | | |
| Dindar erkek açık kadını niye öper? | İnternet Haber | 22.07.2009 00:12 |  | | |
| En seksi kadın öperse böyle öper | NTV | 01.06.2009 17:05 |  | | |
| Tayyip amca babamı işten at! | Samanyolu Haber | 30.05.2009 13:07 |  | | Hacer Büke Davutoğlu 9 yaşında Bakan kızı. Babasının başdanışmanlığı sırasında yazdığı sitem dolu mektuplarına bir yenisini daha ekledi. Akşam Gazetesinin haberine göre, kabinedeki revizyonda Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Dış Politika Başdanışmanı Ahmet Davut-oğlunun Dışişleri Bakanlığı koltuğuna oturmasına tepki, aile içinden 9 yaşındaki kızı Hacer Bükeden geldi. Babasını görememekten yakınan ve bu duygularını tuttuğu günlüklerinde de anlatan Hacer, Başbakana hitaben Tayyip amca, babam işini iyi yapamıyor, onu işten atın lütfen diye notlar tuttu. Davutoğlunun yakınlarına göre, bu notlar sadece günlüklerde kalmadı. Hacer, Başbakana mektup olarak da gönderdi.
Hacer Büke Davutoğlu, babasının Dışişleri Bakanı olmasından hiç mutlu değil. Küçük Hacer bu mutsuzluğu da günlüklerine şöyle yansıttı:
KORUMALAR BABAMI DAHA ÇOK GÖRÜYOR
Burası Konya. Malum Dışişleri Bakanımız yaşlıları gezer, ellerini öper. Yıkık evlerden insanlar çıkar. Dışişleri Bakanımız eli yorulmadan el sallar. Yanında kulağında kulaklık, bellerinde silah olan adamlar. Bazen Hacer, yani ben düşünürüm, galiba babam belinde silahlı, kulağında kulaklık olan adamları daha çok görür. Bunu ona söylediğimde hiç sevemediğim bir şey söyler. Ne mi? Senin geleceğin için, sizin için, der ve güler. Neden böyle. Kızarım. Neden mi? Güzel, söyleyeyim. Bence şöyle, Boşver, bu benim geleceğim, onun değil. Ama haksızım. Ben onun çocuğuyum, sadece ben değil bütün dünya çocukları. Babam hiç ayrım yapmaz. Bence şöyle demeli, Kötü olsun, iyi olsun, düşmanı olsun dost olsun, o yarının çocuğu. Bence böyle demeli. Neyse yatacam, güle güle. Hacer Büke Davutoğlu...
ÇOCUKLAR ÖLÜYOR İŞİNİ YAPMIYORSUN
Küçük Hacerin babasına bir başka sitemi de bakanlığından önce. ANKA Ajansına 21 Ocak 2009da düşen bu sitemin ayrıntıları ise şöyle:
Türk hükümetinin, Gazzeye ilişkin çabalarının, İsraile yönelik sert eleştirilerinin yurtdışında yankıları sürerken Financial Times gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Dış Politika Başdanışmanı Ahmet Davutoğlu ile ilgili bir anekdota da yer verdi. Gazeteye göre, Kahire ve Şamda sekiz-günlük çılgın görüşmelerden sonra Türkiyeye dönen Ahmet Davutoğlu, kızının eleştirisiyle karşılaştı. Davutoğluna 9 yaşındaki kızı, Her gün seyahat ediyorsun, seni göremiyoruz ama hala öldürülen çocuklar var. İşini yapmıyorsun diye çıkıştı.
KIZI HACERLE TAŞKENTTE
DIŞİŞLERİ Bakanı Ahmet Davutoğlu, oturamadığı yeni koltuğunda işe hızlı başladı. Kısa sürede Amerikadan, Kafkaslara uzanan tam 5 ülkeyi ziyaret etti. 4 çocuğunun en küçüğü olan Hacerin kızgınlığı da bu yüzden. Kızı Hacerin sitemle-rine karşı koyamayan Bakan Davutoğlu, doğduğu topraklar olan Konyanın Taşkent İlçesine yaptığı geziye ailesini de götürdü. Gezi boyunca kızı Hacerin elini hiç bırakmadı. Baba-kız burada uzun uzun hasret giderdi... | | Samanyolu Haber Son Dakika 30.05.2009 | | | TayyipamcababamıiştenatTayyip amca babamı işten at |
|
|
| |