Habergec.Com Aranan Kelimeler:iş kur Değerlendirme: 10 / 10 706799
habergec.com
23.09.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

iş kur

O’nun adıyla oturup kalkmak
Zaman
19.09.2014
02:13
Selef-i salihîn arasında, ciddi şekilde, rekâike tevcih gayreti vardı; zühd mülahazasını yerleştirme, kalbin zümrüt tepelerinin eteklerinde dolaşma, sonra o zümrütten yamaçlara tırmanma ve nihayet o tepenin zirvelerine ulaşma; Üstad’ın yaklaşımıyla, insanları hayvaniyetten çıkarma, cismâniyetten kurtarma, kalb ve ruhun derece-i hayat seviyesine yükseltme gayreti vardı.Hatta onlar arasında yaşayan öyle kalb, muhasebe, murakabe ve haşyet insanlarından bahsedilmektedir ki, ötelere ait bir mesele okurken korkudan kalpleri duruvermiştir. Mesela, Abdullah b. Vehb, kıyametin yüreklere ürperti salan sahnelerini okuduğu bir anda kalbi havf ve haşyetle dolmuş, hıçkırığa tutulmuş, kendinden geçmiş, kollarına girip evine götürdükleri zaman korkudan dolayı kalbinin durduğunu görmüşlerdi. Ebu Osman en-Nehdî, bayılana kadar namaz kılıyor, bazen okuduğu ayetlerin tesiriyle bayılıp düşüyordu. İnsanlar o kadar hüşyar ve yürekler de öyle titrekti.İşte, namaz, oruç, hac gibi ibadetlerin de, emr-i bi’lma’ruf, nehy-i ani’lmünkerin de kendilerine göre ayrı birer yeri vardır. Fakat ibadetin ruhu ihlassa, ibadet ü tâatın damarlarında dolaşan kan da zikirdir. Zikir, hem lisan, hem kalb, hem beden ve hem de vicdanın bütün erkânıyla yerine getirilen bir vazife ve bir kulluk borcudur. Cenab-ı Hakk’ı, bütün esmâ-i hüsnâsıyla, bütün sıfât-ı kutsiyesiyle yâd etmek, hamd ü senâyla gürlemek, tesbih u temcîdlerle gerilmek, kitabını okumak, O’nun rehberliğine sığınmak; kâinat kitabındaki âyât-ı tekvîniyesini mânâ-yı harfî ile mırıldanmak; acz u fakrı, dua ve münâcât lisanıyla ilân etmek… Evet, bunların hepsi lisana ait birer zikirdir.Zikirle Coşan GönüllerAshâb-ı kiram ve selef-i sâlihin efendilerimiz zikrullahı, en zor şartlarda ve harp meydanlarında bile terk etmemişlerdir. Hatta onlar, cihada giderken bile, öyle yüksek sesle Allah’ı (celle celâluhu) anıyor, O’nun esmâ-i ilâhiyesini, sıfât-ı sübhâniyesini zikrediyorlardı ki, -teşbih caizse- adeta bir mehter takımıyla cûşiş temin ediyor gibi, zikirle gönüller heyecanlanıyor, dört bir yanda yankılanan evrâd ü ezkâr sesleriyle öteler iştiyakı köpürüyordu insanların içinde. Gürül gürül Kur’an ve dua okuyor, avaz avaz Allah’ı (celle celâluhu) anıyorlardı. Onların bu halini gören Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Siz sesinizi duymayan, yakarışlarınızı işitmeyen birisine seslenmiyorsunuz; sesinizi indirin, kendinize biraz şefkat edin.” deme lüzumunu hissetmişti.İstidrâdî olarak bir hususu arz ettikten sonra zikre devam etmek istiyorum: Merhum Şâtıbî, İ’tisâm’ında; gür sesle zikretme meselesini bid’at sayıyor. Zannediyorum, o dönemde pek çok bid’at yapılıyordu. Bu sebeple o da, bid’at saydığı şeylerin üzerine şiddetle gidiyordu. Cenâb-ı Hak Şâtıbî’yi Firdevs’iyle sevindirsin, zira o dine çok hizmet etmiş, bitevî beyin sancıları çekmiş, miras olarak kıymetli eserler bırakmıştır. Fakat muasırım olsaydı ben ona derdim ki, “A üstad, senin yaşadığın dönemde, Endülüs’te eyalet eyalet üstüne, künde künde üstüne yıkılıp gidiyordu. Orada zalim hükümdarlar, Müslümanları kılıçtan geçiriyordu. Ve sen Müslümanlar arasında İslâmî heyecan uyaracağına, bid’atlara kafanı taktın, hep onlarla uğraştın. O gün yapılması gerekli olan iş o değildi. İşte o gün, senin yaşadığın bölgede birliği temin etme, yüreklerde din gayretinin kor haline gelmiş ateşine güç verme çok öne çıkmıştı. O gün de Müslümanların hastalığı ihtilaf ve tefrika; fakr u zaruret ve cehaletti. Bunlara karşı mücadele vereceğine teferruat sayılabilecek meselelerle uğraştın.”Eğer o mübarek zatın, Şâtıbî’nin ruhaniyeti benim söylediğim bu şeylerden rahatsız olduysa Allah (celle celâluhu) beni bağışlasın, Cenab-ı Hakk’ın binlerce mağfireti de onun üzerine olsun. Fakat kafama takılan, çoktan beri zihnimi meşgul eden bir meseleyi söylemiş oldum. Ben, onun İ’tisam adlı kitabına takıldığımda, o mesele de benim kafama takıldı. Evet, o devirde yazılacak şey başkaydı; o gün, insanlarda İslâmî heyecanı uyarmak, birlik ruhunu diriltmek, ilme ve eğitime önem vermek ve el ele İslâm dünyasının maddî-mânevî yükselmesine çalışmaktı. Ne var ki, öyle pek çok devirde olduğu gibi, aslı ve temeli dinde olan meselelerde teferruata ait şekillendirme mevzuuyla uğraşılmış ve dolayısıyla da çok şey ihmale uğramıştı.Evet, belli dönemler itibarıyla bizim dünyamızda, evde, sokakta, camide ve hatta harp meydanlarında Allah (celle celâluhu) anılıy
Zaman
Ana Sayfa
19.09.2014
O’nunadıylaoturupkalkmakO’nun adıyla oturup kalkmak
O’nun adıyla oturup kalkmak
Zaman
19.09.2014
02:04
Selef-i salihîn arasında, ciddi şekilde, rekâike tevcih gayreti vardı; zühd mülahazasını yerleştirme, kalbin zümrüt tepelerinin eteklerinde dolaşma, sonra o zümrütten yamaçlara tırmanma ve nihayet o tepenin zirvelerine ulaşma; Üstad’ın yaklaşımıyla, insanları hayvaniyetten çıkarma, cismâniyetten kurtarma, kalb ve ruhun derece-i hayat seviyesine yükseltme gayreti vardı.Hatta onlar arasında yaşayan öyle kalb, muhasebe, murakabe ve haşyet insanlarından bahsedilmektedir ki, ötelere ait bir mesele okurken korkudan kalpleri duruvermiştir. Mesela, Abdullah b. Vehb, kıyametin yüreklere ürperti salan sahnelerini okuduğu bir anda kalbi havf ve haşyetle dolmuş, hıçkırığa tutulmuş, kendinden geçmiş, kollarına girip evine götürdükleri zaman korkudan dolayı kalbinin durduğunu görmüşlerdi. Ebu Osman en-Nehdî, bayılana kadar namaz kılıyor, bazen okuduğu ayetlerin tesiriyle bayılıp düşüyordu. İnsanlar o kadar hüşyar ve yürekler de öyle titrekti.İşte, namaz, oruç, hac gibi ibadetlerin de, emr-i bi’lma’ruf, nehy-i ani’lmünkerin de kendilerine göre ayrı birer yeri vardır. Fakat ibadetin ruhu ihlassa, ibadet ü tâatın damarlarında dolaşan kan da zikirdir. Zikir, hem lisan, hem kalb, hem beden ve hem de vicdanın bütün erkânıyla yerine getirilen bir vazife ve bir kulluk borcudur. Cenab-ı Hakk’ı, bütün esmâ-i hüsnâsıyla, bütün sıfât-ı kutsiyesiyle yâd etmek, hamd ü senâyla gürlemek, tesbih u temcîdlerle gerilmek, kitabını okumak, O’nun rehberliğine sığınmak; kâinat kitabındaki âyât-ı tekvîniyesini mânâ-yı harfî ile mırıldanmak; acz u fakrı, dua ve münâcât lisanıyla ilân etmek… Evet, bunların hepsi lisana ait birer zikirdir.Zikirle Coşan GönüllerAshâb-ı kiram ve selef-i sâlihin efendilerimiz zikrullahı, en zor şartlarda ve harp meydanlarında bile terk etmemişlerdir. Hatta onlar, cihada giderken bile, öyle yüksek sesle Allah’ı (celle celâluhu) anıyor, O’nun esmâ-i ilâhiyesini, sıfât-ı sübhâniyesini zikrediyorlardı ki, -teşbih caizse- adeta bir mehter takımıyla cûşiş temin ediyor gibi, zikirle gönüller heyecanlanıyor, dört bir yanda yankılanan evrâd ü ezkâr sesleriyle öteler iştiyakı köpürüyordu insanların içinde. Gürül gürül Kur’an ve dua okuyor, avaz avaz Allah’ı (celle celâluhu) anıyorlardı. Onların bu halini gören Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem), “Siz sesinizi duymayan, yakarışlarınızı işitmeyen birisine seslenmiyorsunuz; sesinizi indirin, kendinize biraz şefkat edin.” deme lüzumunu hissetmişti.İstidrâdî olarak bir hususu arz ettikten sonra zikre devam etmek istiyorum: Merhum Şâtıbî, İ’tisâm’ında; gür sesle zikretme meselesini bid’at sayıyor. Zannediyorum, o dönemde pek çok bid’at yapılıyordu. Bu sebeple o da, bid’at saydığı şeylerin üzerine şiddetle gidiyordu. Cenâb-ı Hak Şâtıbî’yi Firdevs’iyle sevindirsin, zira o dine çok hizmet etmiş, bitevî beyin sancıları çekmiş, miras olarak kıymetli eserler bırakmıştır. Fakat muasırım olsaydı ben ona derdim ki, “A üstad, senin yaşadığın dönemde, Endülüs’te eyalet eyalet üstüne, künde künde üstüne yıkılıp gidiyordu. Orada zalim hükümdarlar, Müslümanları kılıçtan geçiriyordu. Ve sen Müslümanlar arasında İslâmî heyecan uyaracağına, bid’atlara kafanı taktın, hep onlarla uğraştın. O gün yapılması gerekli olan iş o değildi. İşte o gün, senin yaşadığın bölgede birliği temin etme, yüreklerde din gayretinin kor haline gelmiş ateşine güç verme çok öne çıkmıştı. O gün de Müslümanların hastalığı ihtilaf ve tefrika; fakr u zaruret ve cehaletti. Bunlara karşı mücadele vereceğine teferruat sayılabilecek meselelerle uğraştın.”Eğer o mübarek zatın, Şâtıbî’nin ruhaniyeti benim söylediğim bu şeylerden rahatsız olduysa Allah (celle celâluhu) beni bağışlasın, Cenab-ı Hakk’ın binlerce mağfireti de onun üzerine olsun. Fakat kafama takılan, çoktan beri zihnimi meşgul eden bir meseleyi söylemiş oldum. Ben, onun İ’tisam adlı kitabına takıldığımda, o mesele de benim kafama takıldı. Evet, o devirde yazılacak şey başkaydı; o gün, insanlarda İslâmî heyecanı uyarmak, birlik ruhunu diriltmek, ilme ve eğitime önem vermek ve el ele İslâm dünyasının maddî-mânevî yükselmesine çalışmaktı. Ne var ki, öyle pek çok devirde olduğu gibi, aslı ve temeli dinde olan meselelerde teferruata ait şekillendirme mevzuuyla uğraşılmış ve dolayısıyla da çok şey ihmale uğramıştı.Evet, belli dönemler itibarıyla bizim dünyamızda, evde, sokakta, camide ve hatta harp meydanlarında Allah (celle celâluhu) anılıy
Zaman
Kürsü
19.09.2014
O’nunadıylaoturupkalkmakO’nun adıyla oturup kalkmak
Tavşanlı’da İşsiz Oranı Hızla Düşüyor
Haber3
17.09.2014
13:50
Tavşanlı’da

Tavşanlı kaymakamı Numan Hatipoğlu, başkanlığında düzenlenen toplantıda ilçenin iş gücü masaya yatırıldı. Kaymakam Hatipoğlu, “OSB’yi geliştirme ve istihdamı arttırma konusunda ki kararlılığımız sürecek“ derken, İş-Kur İl Müdürü Eren Türkmen, ise Tavşanlı

Haber3
Son Dakika
17.09.2014
Tavşanlı’daİşsizOranıHızlaDüşüyorTavşanlı’da İşsiz Oranı Hızla Düşüyor
Fethullah Gülen Hocaefendi: Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine erebilmek için koşmak gerekir
Zaman
10.09.2014
09:08
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, “Müttakîlerin Yarışı” konulu yeni sohbeti Herkul.org’da yayınlandı. 415. Nağmede Hocafendi, Cennet’e ve Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine erebilmek için yarış yaparcasına koşmak gerektiğini anlatırken bu yarışın sadece sözde kalmaması, Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen müsabaka şartlarına riayet edilmesi gerektiğini vurguladı.SOHBETİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİNİN SOHBETİNDEN SATIRBAŞLARIFethullah Gülen Hocaefendi, en son sohbetine Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in Ebû Zerr hazretlerine yaptığı nasihati hatırlatarak başladı. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun -Hazreti Ebu Zerr’in şahsında- bütün ümmet-i Muhammed’e şöyle buyurduğunu nakletti:??????? ???????????? ??????? ????????? ????????????? ???????? ???????? ??????? ????????? ???????????????? ????????? ??????? ??????????? ????????????????? ????????? ??????? ?????????? ???????“Gemini bir kere daha elden geçirerek yenile, çünkü deniz çok derin. Azığını tastamam al, şüphesiz yolculuk pek uzun. Sırtındaki yükünü hafif tut, çünkü tırmanacağın yokuş sarp mı sarp. Amelinde ihlâslı ol, zira her şeyi görüp gözeten, tefrik eden ve hakkıyla değerlendiren Allah senin yapıp ettiklerinden de haberdardır.”Hocaefendi, Bâyezid-i Bistâmî Hazretleri’nin şu sözüne temas etti: “Bütün iç dinamizmimi kullanarak Cenâb-ı Hakk’a tam otuz sene ibadet ettim. Sonra gaybdan, ‘Ey Bâyezid, Cenâb-ı Hakk’ın hazineleri ibadetle doludur. Eğer gayen O’na ulaşmaksa, Hak kapısında kendini küçük gör ve amelinde ihlâslı ol!’ sesini duydum ve tembihini aldım.”Genişliği semalar ve yer kadar engin olan Cennet’e ve Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine erebilmek için yarış yaparcasına koşmak gerektiğini anlatan Hocaefendi, bu yarışın sadece sözde kalmaması, Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen müsabaka şartlarına riayet edilmesi gerektiğini vurguladı.Bu cümleden olarak, kıymetli Hocamız şu ayet-i kerimeleri açıkladı:??????????? ????? ?????????? ???? ????????? ????????? ????????? ???????????? ?????????? ????????? ?????????????? ????????? ??????????? ??? ??????????? ????????????? ??????????????? ????????? ????????????? ???? ???????? ????????? ??????? ?????????????? ??????????? ????? ???????? ????????? ???? ???????? ???????????? ???????? ????? ??????????????? ????????????? ?????? ???????? ?????????? ?????? ????? ?????? ????????? ????? ??? ???????? ?????? ???????????“Rabbiniz tarafından mağfirete, genişliği göklerle yer kadar ve müttakiler için hazırlanmış bir cennete doğru yarışırcasına koşuşun! O müttakîler ki bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davranan ihsan ehlini sever. O müttakiler ki çirkin bir iş yaptıklarında veya kendi nefislerine zulmettiklerinde, peşinden hemen Allah’ı anar, günahlarının affedilmesini dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim affeder ki? Bir de onlar, bile bile işledikleri günahlarda ısrar etmez, o günahları sürdürmezler.” (Âl-i İmrân, 3/133-135)Hocaefendi, bu ayetlerin tefsir ve te’viline dair önemli nükteleri serdederken, İslam ahlakına dair bazı ehemmiyetli hususlar üzerinde de durdu. Mesela, infak konusundan hareketle sözü “îsâr hasleti”ne getirip şu iki misali özetledi:*Hazreti Ebû Hüreyre anlatıyor: Bir gün Huzur-u Risaletpenâhî’ye birisi geldi. Allah Rasûlü’ne yaklaştı ve şöyle dedi: “Yâ Rasûlallah! Birkaç günden beri yiyecek bir şey bulamadım. Üst üste aç olarak oruca niyetlendim.” Allah Rasûlü etrafına nazarını gezdirdi. Fakat onu evine götürüp misafir edecek kimse göremedi. Neden sonra Allah Rasûlü’nün çok sevdiklerinden Ebû Talha ayağa kalktı ve: “Yâ Rasûlallah, onu ben misafir edeyim.” dedi. Sonra da alıp evine götürdü. Her şeylerini İslâm uğrunda harcayan bu insanların ellerinde avuçlarında hiçbir şey kalmamıştı.. ara sıra evlerinde bir çorba ya pişerdi veya pişmezdi. İhtimal o gün, hanımı Ümmü Süleym çocuklarına bir parça çorba yapabilmişti ve onu çocuklara içirecekti. Misafir eve gelince karı koca aralarında konuştular: “Bu gece çorbayı Allah Rasûlü’nün misafirine yedirelim. Biz nasıl olsa bugün de aç olarak oruç tutabiliriz. Çocukları ikna edip yatırırız.. sabah onların da çaresine bakarız.” Yapacakları şey şu idi: Yemek sofraya konunca, hanım yanlışlıkla mumu söndürecek ve ev sahibi kaşığını boş getirip götürecek.. zira çorba iki kişiyi doyuracak kadar değildi.. böylece misafir de karnını doyuracaktı. Plânl
Zaman
Ana Sayfa
10.09.2014
FethullahGülenHocaefendiCenâb-ıHakk’ınmağfiretineerebilmekiçinkoşmakgerekirFethullah Gülen Hocaefendi Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine erebilmek için koşmak gerekir
Fethullah Gülen Hocaefendi: Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine erebilmek için koşmak gerekir
Zaman
10.09.2014
09:00
Fethullah Gülen Hocaefendi’nin, “Müttakîlerin Yarışı” konulu yeni sohbeti Herkul.org’da yayınlandı. 415. Nağmede Hocafendi, Cennet’e ve Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine erebilmek için yarış yaparcasına koşmak gerektiğini anlatırken bu yarışın sadece sözde kalmaması, Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen müsabaka şartlarına riayet edilmesi gerektiğini vurguladı.SOHBETİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ..FETHULLAH GÜLEN HOCAEFENDİNİN SOHBETİNDEN SATIRBAŞLARIFethullah Gülen Hocaefendi, en son sohbetine Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz’in Ebû Zerr hazretlerine yaptığı nasihati hatırlatarak başladı. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun -Hazreti Ebu Zerr’in şahsında- bütün ümmet-i Muhammed’e şöyle buyurduğunu nakletti:??????? ???????????? ??????? ????????? ????????????? ???????? ???????? ??????? ????????? ???????????????? ????????? ??????? ??????????? ????????????????? ????????? ??????? ?????????? ???????“Gemini bir kere daha elden geçirerek yenile, çünkü deniz çok derin. Azığını tastamam al, şüphesiz yolculuk pek uzun. Sırtındaki yükünü hafif tut, çünkü tırmanacağın yokuş sarp mı sarp. Amelinde ihlâslı ol, zira her şeyi görüp gözeten, tefrik eden ve hakkıyla değerlendiren Allah senin yapıp ettiklerinden de haberdardır.”Hocaefendi, Bâyezid-i Bistâmî Hazretleri’nin şu sözüne temas etti: “Bütün iç dinamizmimi kullanarak Cenâb-ı Hakk’a tam otuz sene ibadet ettim. Sonra gaybdan, ‘Ey Bâyezid, Cenâb-ı Hakk’ın hazineleri ibadetle doludur. Eğer gayen O’na ulaşmaksa, Hak kapısında kendini küçük gör ve amelinde ihlâslı ol!’ sesini duydum ve tembihini aldım.”Genişliği semalar ve yer kadar engin olan Cennet’e ve Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine erebilmek için yarış yaparcasına koşmak gerektiğini anlatan Hocaefendi, bu yarışın sadece sözde kalmaması, Kur’ân-ı Kerim’de belirtilen müsabaka şartlarına riayet edilmesi gerektiğini vurguladı.Bu cümleden olarak, kıymetli Hocamız şu ayet-i kerimeleri açıkladı:??????????? ????? ?????????? ???? ????????? ????????? ????????? ???????????? ?????????? ????????? ?????????????? ????????? ??????????? ??? ??????????? ????????????? ??????????????? ????????? ????????????? ???? ???????? ????????? ??????? ?????????????? ??????????? ????? ???????? ????????? ???? ???????? ???????????? ???????? ????? ??????????????? ????????????? ?????? ???????? ?????????? ?????? ????? ?????? ????????? ????? ??? ???????? ?????? ???????????“Rabbiniz tarafından mağfirete, genişliği göklerle yer kadar ve müttakiler için hazırlanmış bir cennete doğru yarışırcasına koşuşun! O müttakîler ki bollukta da darlıkta da Allah yolunda harcarlar; kızdıklarında öfkelerini yutar, insanların kusurlarını affederler. Allah da böyle iyi davranan ihsan ehlini sever. O müttakiler ki çirkin bir iş yaptıklarında veya kendi nefislerine zulmettiklerinde, peşinden hemen Allah’ı anar, günahlarının affedilmesini dilerler. Zaten günahları Allah’tan başka kim affeder ki? Bir de onlar, bile bile işledikleri günahlarda ısrar etmez, o günahları sürdürmezler.” (Âl-i İmrân, 3/133-135)Hocaefendi, bu ayetlerin tefsir ve te’viline dair önemli nükteleri serdederken, İslam ahlakına dair bazı ehemmiyetli hususlar üzerinde de durdu. Mesela, infak konusundan hareketle sözü “îsâr hasleti”ne getirip şu iki misali özetledi:*Hazreti Ebû Hüreyre anlatıyor: Bir gün Huzur-u Risaletpenâhî’ye birisi geldi. Allah Rasûlü’ne yaklaştı ve şöyle dedi: “Yâ Rasûlallah! Birkaç günden beri yiyecek bir şey bulamadım. Üst üste aç olarak oruca niyetlendim.” Allah Rasûlü etrafına nazarını gezdirdi. Fakat onu evine götürüp misafir edecek kimse göremedi. Neden sonra Allah Rasûlü’nün çok sevdiklerinden Ebû Talha ayağa kalktı ve: “Yâ Rasûlallah, onu ben misafir edeyim.” dedi. Sonra da alıp evine götürdü. Her şeylerini İslâm uğrunda harcayan bu insanların ellerinde avuçlarında hiçbir şey kalmamıştı.. ara sıra evlerinde bir çorba ya pişerdi veya pişmezdi. İhtimal o gün, hanımı Ümmü Süleym çocuklarına bir parça çorba yapabilmişti ve onu çocuklara içirecekti. Misafir eve gelince karı koca aralarında konuştular: “Bu gece çorbayı Allah Rasûlü’nün misafirine yedirelim. Biz nasıl olsa bugün de aç olarak oruç tutabiliriz. Çocukları ikna edip yatırırız.. sabah onların da çaresine bakarız.” Yapacakları şey şu idi: Yemek sofraya konunca, hanım yanlışlıkla mumu söndürecek ve ev sahibi kaşığını boş getirip götürecek.. zira çorba iki kişiyi doyuracak kadar değildi.. böylece misafir de karnını doyuracaktı. Plânl
Zaman
Güncel
10.09.2014
FethullahGülenHocaefendiCenâb-ıHakk’ınmağfiretineerebilmekiçinkoşmakgerekirFethullah Gülen Hocaefendi Cenâb-ı Hakk’ın mağfiretine erebilmek için koşmak gerekir
Abdullah Aymaz - Tweet çekeceğime tevhid çekerim
Zaman
08.09.2014
05:57
Biz, esas meselemiz ve işimiz olan hizmet-i İmaniye ve Kur’aniyeye bakalım. Gıybet, iftira ve yalan silahları ile saldıranlarla mücadele edemeyiz. Çünkü o tahrifkâr ve tahripkâr silahları bir Müslüman olarak kullanamayız. Biz şer’î, makul olan şu mesajlara kulak verelim:Hiç kimse moralinizi bozmasın. Göreceksiniz halk sizin yanınızda olacak ve gerçekler tüm çıplaklığı ile ortaya çıkacak. Siz, size edilen hakaretlerin aynıyla karşılık verip kalp kırmayın.Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük meselesi: İmanı kurtarmak veya kaybetmek davasıdır.Hiç kimse moralini bozmasın. Bu millete, bu milletin bu gününe ve yarınına, hatta bütün insanlığa yapılan şu hizmetler Allah’ın izni ve inayetiyle devam edecek, kervan yürüyecektir. Bu kervanı yine Allah’ın lütfu ve keremi ile ne iftira durdurur, ne de tezvir.Yapılan iş, Allah rızasına uygunsa, İnsanlığın İftihar Tablosu ondan hoşnutsa; iki üç ay içinde üç defa yol değiştiren, ortada durup “Acaba nerede olursam, orada daha fazla çıkar el ederim!” mülahazasıyla hareket eden, “zıp orada zıp burada” bütün hayatlarını dünyevî çıkara bağlamış insanlar tarafından tazyik görüyorsanız, hakaret görüyorsanız, bunu size Allah’ın bir teveccühü ve iltifatı olarak kabul edin.Bize hiçbir şey diyemezler iftiraları havada kalır. Çalmadık, çırpmadık, ihtilas yapmadık, devletin malı deniz… demedik.Haine pes etmek davaya ihanettir.Hatayı, günahı, zulmü umursamamak; en büyük hata, en büyük günah, en büyük zulümdür.Paralel yok ama Paralâl (paranın lâl ettiği, susturduğu) insanlar çok…İnsan kendi eğriliğini görmesi onun önemli faziletlerindendir.“Bu hareket” para kazanma davası değildir; gönül kazanma davasıdır. Bu hareket sadece hasbîler ve beklentisizler tarafından götürülebilecek bir harekettir. Dünyevî bir kısım beklentileri olanlar kendiliklerinden elenir giderler.Hepiniz böyle alnı açık, yüzü aksınız! Elhamdülillah ‘Bize “hırsız” demediler. “İrtikâp yaptı” demediler, elhamdülillah! “İhtilasta bulundu” demediler. “İhaleye fesat karıştırdı” demediler. “Yakınlarını kayırdı” demediler. “Bir şirzime-i kalîl yeniyetmelerle işe vaziyet etti” demediler. Ne dediler? Âlemin güleceği şeyleri söylediler. Her zaman Hak; hakkın ve hakikatın yanındadır. Madem Hak yoldasınız, Cenab-ı Hak sizinle beraberdir.Gönül rızası ile olanları Allah’ın takdirine bırakmalı. Biz karışırsak, karıştırırız. Cenab-ı Hak bize; buyrun kendiniz yapın der, bizi bizle baş başa bırakır!Tepeden tırnağa, alabildiğine genç, dinç, gözü pek ve inançla gerilmiş yiğitler; içinde bulundukları toplumu aydınlatıp insanlığa yükseltme uğrunda onlarla bütünleşir, onlarla içli dışlı olur, onların keder ve sevinçlerini paylaşır; ruhlarının ilhamlarını onların sinelerine boşaltmak için durmadan yollar araştırır ve ızdıraplarla kıvranırlar.Evet işimize bakalım… Müşteriler bekliyor. Tweet çekeceğimize tevhid çekelim… Bırakalım tweet’i tetikçiler çeksin! a.aymaz@za­man.com.tr
Zaman
En Çok Okunan
08.09.2014
AbdullahAymaz-TweetçekeceğimetevhidçekerimAbdullah Aymaz - Tweet çekeceğime tevhid çekerim
Abdullah Aymaz - Tweet çekeceğime tevhid çekerim
Zaman
08.09.2014
02:07
Biz, esas meselemiz ve işimiz olan hizmet-i İmaniye ve Kur’aniyeye bakalım. Gıybet, iftira ve yalan silahları ile saldıranlarla mücadele edemeyiz. Çünkü o tahrifkâr ve tahripkâr silahları bir Müslüman olarak kullanamayız. Biz şer’î, makul olan şu mesajlara kulak verelim:Hiç kimse moralinizi bozmasın. Göreceksiniz halk sizin yanınızda olacak ve gerçekler tüm çıplaklığı ile ortaya çıkacak. Siz, size edilen hakaretlerin aynıyla karşılık verip kalp kırmayın.Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük meselesi: İmanı kurtarmak veya kaybetmek davasıdır.Hiç kimse moralini bozmasın. Bu millete, bu milletin bu gününe ve yarınına, hatta bütün insanlığa yapılan şu hizmetler Allah’ın izni ve inayetiyle devam edecek, kervan yürüyecektir. Bu kervanı yine Allah’ın lütfu ve keremi ile ne iftira durdurur, ne de tezvir.Yapılan iş, Allah rızasına uygunsa, İnsanlığın İftihar Tablosu ondan hoşnutsa; iki üç ay içinde üç defa yol değiştiren, ortada durup “Acaba nerede olursam, orada daha fazla çıkar el ederim!” mülahazasıyla hareket eden, “zıp orada zıp burada” bütün hayatlarını dünyevî çıkara bağlamış insanlar tarafından tazyik görüyorsanız, hakaret görüyorsanız, bunu size Allah’ın bir teveccühü ve iltifatı olarak kabul edin.Bize hiçbir şey diyemezler iftiraları havada kalır. Çalmadık, çırpmadık, ihtilas yapmadık, devletin malı deniz… demedik.Haine pes etmek davaya ihanettir.Hatayı, günahı, zulmü umursamamak; en büyük hata, en büyük günah, en büyük zulümdür.Paralel yok ama Paralâl (paranın lâl ettiği, susturduğu) insanlar çok…İnsan kendi eğriliğini görmesi onun önemli faziletlerindendir.“Bu hareket” para kazanma davası değildir; gönül kazanma davasıdır. Bu hareket sadece hasbîler ve beklentisizler tarafından götürülebilecek bir harekettir. Dünyevî bir kısım beklentileri olanlar kendiliklerinden elenir giderler.Hepiniz böyle alnı açık, yüzü aksınız! Elhamdülillah ‘Bize “hırsız” demediler. “İrtikâp yaptı” demediler, elhamdülillah! “İhtilasta bulundu” demediler. “İhaleye fesat karıştırdı” demediler. “Yakınlarını kayırdı” demediler. “Bir şirzime-i kalîl yeniyetmelerle işe vaziyet etti” demediler. Ne dediler? Âlemin güleceği şeyleri söylediler. Her zaman Hak; hakkın ve hakikatın yanındadır. Madem Hak yoldasınız, Cenab-ı Hak sizinle beraberdir.Gönül rızası ile olanları Allah’ın takdirine bırakmalı. Biz karışırsak, karıştırırız. Cenab-ı Hak bize; buyrun kendiniz yapın der, bizi bizle baş başa bırakır!Tepeden tırnağa, alabildiğine genç, dinç, gözü pek ve inançla gerilmiş yiğitler; içinde bulundukları toplumu aydınlatıp insanlığa yükseltme uğrunda onlarla bütünleşir, onlarla içli dışlı olur, onların keder ve sevinçlerini paylaşır; ruhlarının ilhamlarını onların sinelerine boşaltmak için durmadan yollar araştırır ve ızdıraplarla kıvranırlar.Evet işimize bakalım… Müşteriler bekliyor. Tweet çekeceğimize tevhid çekelim… Bırakalım tweet’i tetikçiler çeksin! a.aymaz@za­man.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
08.09.2014
AbdullahAymaz-TweetçekeceğimetevhidçekerimAbdullah Aymaz - Tweet çekeceğime tevhid çekerim
Avrupa Birliği tekliyor Amerika’da toparlanma hızlı
Zaman
02.09.2014
02:11
Gelişmekte olan ülke piyasalarının gözü Avrupa Birliği (AB) ve Amerika’dan gelen ekonomik göstergelerde.Bu piyasalardaki değişimler başta kur olmak üzere ülkeye giren yatırımları ve ihracat oranlarını etkiliyor. Dün açıklanan verilere göre AB henüz düzlüğe çıkamadı. Amerikan ekonomisi ise yukarı yönlü hareketlendi. Euro bölgesinde PMI (Purchasing Managers Index) ağustosta 50,7 ile beklentilerin bir miktar altında kaldı. 13 ayın en düşük seviyesine düşen endeks, temmuzda 51,8 seviyesindeydi. Satın alma yöneticilerine yapılan anketle ortaya konan endeks, piyasanın yönünü belirleme niteliği taşıyor. Endeksin 50’nin üzerinde olması imalat sektöründe faaliyetlerin arttığını, 50’nin altında olması da faaliyetlerin azaldığını gösteriyor. Portekiz, İzlanda ve Yunanistan gibi ülkelerin iflasın eşiğinden döndürülmek istenmesi AB’ye ilave yük bindirmişti. İlerleyen zamanlarda bunlara İspanya ve İtalya’daki daralmalar eklenince Euro Bölgesi’nin yaralarını sarması başka bahara kaldı. Avrupa Birliği’nin lokomotifi Alman-ya’nın Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) 2014’ün 2. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,2 oranında daraldı. Geçen yılın ikinci çeyreğine göre yüzde 0,8 artış kaydetti. Temmuzda 52,4 olan PMI 51,4 ile 11 ayın en düşük seviyesinde oluştu. Piyasanın beklentisi 52 seviyesindeydi. Almanya, 2013’e göre daha iyi bir ekonomik performans ortaya koysa da henüz büyüme istikrarı yakalayamadı. AB ekonomisinde toparlanma sinyallerinin geç kalmasında Ukrayna’nın oluşturduğu siyasi belirsizliğin de etkisi olduğu belirtiliyor. Amerika tarafında Chicago PMI ağustosta 64,3 ile beklentilerin üzerine çıktı. Ülkenin orta batı bölgesindeki iş yaşamına dair gösterge niteliği taşıyan endeks, son 3 aydaki en yüksek seviyesini gördü. Temmuzda 52,6 olan PMI’nin 56’ya çıkması bekleniyordu. Michigan Üniversitesi ve Thomson Reuters tarafından hazırlanan tüketici güven endeksi ise ağustosta nihai 82,5 değerini alarak hem önceki aya göre ilerleme kaydetti hem de piyasa tahminlerinin üzerine çıktı. Temmuzda 81,8 seviyesindeki endeksin ağustosta 80,1’e çıkacağı öngörülüyordu. Amerikan Merkez Bankası FED’den verilerin olumlu gelmesi durumunda gelecek yılın 2. çeyreğinde olacağı tahmin edilen faiz artırımı kararını önceye çekmesi bekleniyor. Uzmanlar, faiz artırımı kararından sonra gelişmekte olan ülkelerdeki sıcak paranın Amerika’ya yelken açacağını kaydediyor. Gelecek yılın ilk yarısında ülkeden muhtemel para çıkışı olması, gelişmekte olan ülkelerin üstesinden gelmesi gereken en büyük sorun olarak karşılarında duruyor.
Zaman
Ana Sayfa
02.09.2014
AvrupaBirliğitekliyorAmerika’datoparlanmahızlıAvrupa Birliği tekliyor Amerika’da toparlanma hızlı
Avrupa Birliği tekliyor Amerika’da toparlanma hızlı
Zaman
02.09.2014
02:05
Gelişmekte olan ülke piyasalarının gözü Avrupa Birliği (AB) ve Amerika’dan gelen ekonomik göstergelerde.Bu piyasalardaki değişimler başta kur olmak üzere ülkeye giren yatırımları ve ihracat oranlarını etkiliyor. Dün açıklanan verilere göre AB henüz düzlüğe çıkamadı. Amerikan ekonomisi ise yukarı yönlü hareketlendi. Euro bölgesinde PMI (Purchasing Managers Index) ağustosta 50,7 ile beklentilerin bir miktar altında kaldı. 13 ayın en düşük seviyesine düşen endeks, temmuzda 51,8 seviyesindeydi. Satın alma yöneticilerine yapılan anketle ortaya konan endeks, piyasanın yönünü belirleme niteliği taşıyor. Endeksin 50’nin üzerinde olması imalat sektöründe faaliyetlerin arttığını, 50’nin altında olması da faaliyetlerin azaldığını gösteriyor. Portekiz, İzlanda ve Yunanistan gibi ülkelerin iflasın eşiğinden döndürülmek istenmesi AB’ye ilave yük bindirmişti. İlerleyen zamanlarda bunlara İspanya ve İtalya’daki daralmalar eklenince Euro Bölgesi’nin yaralarını sarması başka bahara kaldı. Avrupa Birliği’nin lokomotifi Alman-ya’nın Gayri Safi Yurtiçi Hasılası (GSYH) 2014’ün 2. çeyreğinde bir önceki çeyreğe göre yüzde 0,2 oranında daraldı. Geçen yılın ikinci çeyreğine göre yüzde 0,8 artış kaydetti. Temmuzda 52,4 olan PMI 51,4 ile 11 ayın en düşük seviyesinde oluştu. Piyasanın beklentisi 52 seviyesindeydi. Almanya, 2013’e göre daha iyi bir ekonomik performans ortaya koysa da henüz büyüme istikrarı yakalayamadı. AB ekonomisinde toparlanma sinyallerinin geç kalmasında Ukrayna’nın oluşturduğu siyasi belirsizliğin de etkisi olduğu belirtiliyor. Amerika tarafında Chicago PMI ağustosta 64,3 ile beklentilerin üzerine çıktı. Ülkenin orta batı bölgesindeki iş yaşamına dair gösterge niteliği taşıyan endeks, son 3 aydaki en yüksek seviyesini gördü. Temmuzda 52,6 olan PMI’nin 56’ya çıkması bekleniyordu. Michigan Üniversitesi ve Thomson Reuters tarafından hazırlanan tüketici güven endeksi ise ağustosta nihai 82,5 değerini alarak hem önceki aya göre ilerleme kaydetti hem de piyasa tahminlerinin üzerine çıktı. Temmuzda 81,8 seviyesindeki endeksin ağustosta 80,1’e çıkacağı öngörülüyordu. Amerikan Merkez Bankası FED’den verilerin olumlu gelmesi durumunda gelecek yılın 2. çeyreğinde olacağı tahmin edilen faiz artırımı kararını önceye çekmesi bekleniyor. Uzmanlar, faiz artırımı kararından sonra gelişmekte olan ülkelerdeki sıcak paranın Amerika’ya yelken açacağını kaydediyor. Gelecek yılın ilk yarısında ülkeden muhtemel para çıkışı olması, gelişmekte olan ülkelerin üstesinden gelmesi gereken en büyük sorun olarak karşılarında duruyor.
Zaman
Ekonomi
02.09.2014
AvrupaBirliğitekliyorAmerika’datoparlanmahızlıAvrupa Birliği tekliyor Amerika’da toparlanma hızlı
Hekimoğlu İsmail - Paşa!
Zaman
30.08.2014
02:08
Askeriyede iken bazen cenaze törenlerine katılmam gerekiyordu. Bir paşanın ölüm haberi geldi.Akrabaları, yakınları, askeri personel hepsi mezarın başında… Koca paşayı mezara indirirken ahlar, vahlar, haykırışlar yükseldi. O sırada birisi yanındakine fısıldadı, “Hayat bu mu?” Bir başkası, “Koca paşayı şu toprağa koyuyorlar, aklım almıyor!” Diğeri, “Nereye gidiyorsun bizi bırakıp, nereye?” gibi şeyler konuşuyordu. Ölümü konuşmak bir kenara, ölümü düşünmek bile istemeyenlerin gözü önünde, paşanın üstüne toprak atmaya başladık. Ayılanlar bayılanlar, isyan edenler cenazeyi yangın yerine çevirdiler. Rütbesi, mevkii, makamı, serveti burada kalmış, adam gidiyor. Bu gidiş belki bir dakikalıktır. Bir dakikalık yolculuk için dünyadan fazla bir şey almaya gerek yok.O zaman tabii genç bir askerim. Bu tablo karşısında düşündüm; “Küçük dağları ben yarattım diyenlerin, minyatür bir dağ sayılan kabre girmesi ne acayip! Ey paşa! Bu dünyadaki paşalığın, o tarafta iş görmez. O makamla neye hizmet ettin, işte bu önemli. Burada neye hizmet ettiysek, ahirette onun meyvesini yiyeceğiz.”Sonra cenazeye katılanlardan biri dedi ki, “Çok şükür, o hastalıkla yaşasaydı büyük ıstırap çekerdi. Sıkıntılarından, dertlerinden kurtuldu. Daha güzel bir yere gitti. Ruhlar âleminde yaşayacak.” Cebinden çıkardığı Yasin cüzünü okumaya başladı. Bir tarafta fırtınaya tutulmuş olanlar, diğer tarafta günlük güneşlik havada olanlar. “İman insanı insan eder, belki insanı sultan eder.” sırrını yaşayanlar kendini belli ediyordu.Mesela Bediüzzaman diyor ki: “Neden fedakâr, yüksek bir şefkati taşıyan valide, bu zamanda, veledinin malından irsiyet (miras) almasından mahrum edildi? Valideler “Evlâdım şan-ü şeref rütbesinde memuriyet kazansın.” diye, bütün kuvvetleriyle, evlâtlarını dünyaya, mekteplere sevk ediyorlar. Hatta mütedeyyin de olsa, Kur’ânî ilimlerin okunmasından çekip dünyayla bağlarlar. İşte bu şefkatin bu yanlışından, kader bu mahrumiyete mahkûm etti.”Belki bu paşanın anası da, evladı yüksek makamlara gelsin diye didinip durmuştu. Oğlunun paşalığıyla iftihar ediyor, itibar sahibi oluyordu. Amma her takvim yaprağı ömrümüzden kopup gidiyor. Duvardaki takvim eridikçe, insanın ömrü de eriyor. Şimdi paşa da anasının yanına gitmişti.Bu ibretlik sahne karşısında kendi kendime konuştum: “Önemli olan tahsil değil, o tahsille ne yapılacak, neye hizmet edilecek?” Herkes imkânına göre mesul. Elimdeki imkânlarla Allah’ın beğeneceği işler yapıyor muyum? Yüksek tahsil, zenginlik, yüksek dereceli memuriyet, büyük diplomalar, büyük insanlar… Başları bulutlarda… Dinle irtibat azaldıkça, başka şeylerle irtibat artar. O zaman insan, en güzel şartların içinde, “Bu bataklıktan nasıl çıkacağım?” der. Fabrikaları, insanları, makineleri, hayvanları idare eden insan kendini idare edemezse o zaman dünyası da ahireti de berbat olur. Helal yolda çalışmak, helal kazanmak, helal para harcamak ibadettir amma insan, saadeti saraylarda, servetlerde, rütbelerde, makamlarda değil iç dünyasında bulmalı.
Zaman
Köşe Yazıları
30.08.2014
Hekimoğluİsmail-PaşaHekimoğlu İsmail - Paşa
İmanda derinleşme adına
Zaman
29.08.2014
02:12
Hemen her hareket, her cereyan, başlangıçta saflığı ve duruluğuyla, sonunda da kemmî derinlikleriyle tarih boyunca tekerrür edegelmiştir.Sahabi saflığı ve duruluğu bu çizgide gösterilebilecek en iyi misaldir. İslam tarihinin ilerleyen dönemlerinde hemen her alanda tecdid hareketleri olmuştur ama ne devlet yapısı ne mektep-medrese sistemi ne de değişik düşünce ekolleri bakımından İslam’ın o ilk dönemine ait saffet ve duruluk yakalanamamıştır. Belki gönül hayatının yoğun olarak yaşandığı tekke ve zaviyelerde kısmen bu saffet duyulmuş olabilir.Başlangıçta insanlar içtenlik ve candanlıklarından olsa gerek genelde boşluklarının farkındadırlar. Kendi güç ve kuvvetlerine güvenmezler, dayanmazlar, onlara bağlı olarak iş görmezler. Boşluklarını sadece Cenab-ı Hakk’ın sonsuz kudret ve kuvvetiyle doldurmaya çalışırlar. Kudreti Nâmütenahi’ye sonsuz itimatları, güvenleri vardır. Bu birinci husus...İki, din adına her şeyi başta duyuyor olmanın orijinalitesi vardır onlarda: Yenidir her şey onlar için; meselâ Kur’an yenidir. Dolayısıyla o yenilik bir şekilde onların hayatına akseder. Eski düşünceler, inançlar bu yenilik karşısında nakavt olmuştur. Artık farklı bir hayat yorumuna, dünyaya değişik bir bakış açısına sahiptirler. Her şeye o gözlükle bakarlar. Allah’ın, kâinat düzeninde kendisini bu şekilde ifade ettiğini ilk defa duyar ve hissederler. “Bak biz bunları hiç düşünmemiştik.” der ve kendilerinden geçerler. Sonra da uzun zaman bu duyuş ve hissedişin neşvesini yaşarlar.Üçüncü husus insibağdır. Bu insibağ, Huzur-u Risalet-penâhî’de oturanların ancak anlayabileceği, hissedebileceği ve hakiki mana ve muhtevasıyla yine ancak onların anlatabileceği bir keyfiyettir. Ona ister mücerred huzurda bulunma deyin ister teveccüh deyin, isterseniz nazar deyin -ki bu daha ziyade sofilerin iç ve vicdani sezişlerinin karşılığıdır ve bana uygun gelen mana da budur- bugünkü Müslümanların mahrum olduğu bir özelliktir bu.Hâsılı, mebdedeki insanlar her an bir mâide-i semaviyenin yere konduğuna şahit olur, kabiliyetleri nispetinde o sofradan istifade ederler ve o istifadelerini hemen tavırlarına aksettirirler. Yerinde bir teşbih olur mu bilemiyorum ama hani kurgu bilimlerde birisi bir şey yiyor ve hemen ardından birden mahiyet değişikliğine uğruyor, aynen öyle bu semavî mâideye el uzatan herkes birden bire iç yapısı itibariyle bir mahiyet değişikliğine uğruyor, potansiyel insan olmadan hakiki insan olmaya yükseliyor; duyguları ve düşünceleri inkişaf ediyor.Her An Yeni Bir SürprizMeseleye bu zaviyeden bakınca mebde’deki insanlar çok şanslı; şanslı çünkü hemen her gün o güne kadar bilmedikleri, akıl ve vicdanlarının da reddedemeyeceği, orijinal ve sürpriz şeylerle karşı karşıya kalıyorlar. Meselâ semadan bir haberin gelmesi, sürpriz bir hadise onlara göre. Biz hâlâ sırrını kavramış değiliz; bizim gibi etten kemikten bir insanın semalar ötesi, ötelerin de ötesi varlıklarla münasebete geçmesini, bir yönüyle kelam teatisinde bulunmasını; “şöyle dedim - şöyle dedi, şöyle istedim - şöyle cevap verdi” demesi. Bunları anlayabilmiş değiliz henüz.Şöyle düşünün, o güne kadar ne sözlerinde, ne tavırlarında, ne de davranışlarında, olduğunun dışında bir şey görmedikleri bir insan, Allah hakkında diyor ki; “O isimleri ve sıfatlarıyla muhâttır, Zatıyla ihata edilemez. Bu sebeple O’nun âsârını düşünün, ef’âli üzerinde i’mal-i fikir edin ama Zât’ı hususunda düşünmeyin. Çünkü mütenâhi bir varlık Nâmütenâhi’yi idrak edemez.” Bunlar, ulûhiyet meselesine put ve putperestlik persektifinden bakmış insanlar için o kadar orijinal şeyler ki. Hatta tek başına bir “nâmütenahi” sözü bile fevkalade orijinal onlar için.“Allah’ın binlerce ismi vardır. Bu binlere binler daha ilave etsek ve ardından O’nu yâd etsek yine O’nun namına bir şey söylemiş olamayız.” Meselâ bunun lâl-i güher-i Nebevî’den bir söz olduğunu, onların önlerine inciler, mercanlar gibi saçıldığını hayal edin. Gören gözleri kamaşır, başları döner onların. Ben şahsen cahiliyye yaşamamış insanların bu sözlerdeki orijinalliği sezeceğine ihtimal vermiyorum.Bir başka örnek de ezandır. Ezan onların bildikleri kelimelerden oluşuyor ama o kelimeler böylesine yerli yerinde hiç ifade edilmemiş. “Allahu Ekber - Allah büyüktür, büyüklük O’na mahsustur. Şehadet ederim ki O, Ma’bûd-u bi’l-hak ve Maksûd-u bi’l-istihkaktır.” Öyle bir yenilik ki bu, işte bu yenilik onların ruhlarına siniyor; siniyor ve bu mülahazalarla camiye koşuyorlar.Bu defa camide imamın arkasında yeni, esrarengiz şeyler duyuyor ve hissediyorlar. Tahiy
Zaman
Ana Sayfa
29.08.2014
İmandaderinleşmeadınaİmanda derinleşme adına
İmanda derinleşme adına
Zaman
29.08.2014
02:00
Hemen her hareket, her cereyan, başlangıçta saflığı ve duruluğuyla, sonunda da kemmî derinlikleriyle tarih boyunca tekerrür edegelmiştir.Sahabi saflığı ve duruluğu bu çizgide gösterilebilecek en iyi misaldir. İslam tarihinin ilerleyen dönemlerinde hemen her alanda tecdid hareketleri olmuştur ama ne devlet yapısı ne mektep-medrese sistemi ne de değişik düşünce ekolleri bakımından İslam’ın o ilk dönemine ait saffet ve duruluk yakalanamamıştır. Belki gönül hayatının yoğun olarak yaşandığı tekke ve zaviyelerde kısmen bu saffet duyulmuş olabilir.Başlangıçta insanlar içtenlik ve candanlıklarından olsa gerek genelde boşluklarının farkındadırlar. Kendi güç ve kuvvetlerine güvenmezler, dayanmazlar, onlara bağlı olarak iş görmezler. Boşluklarını sadece Cenab-ı Hakk’ın sonsuz kudret ve kuvvetiyle doldurmaya çalışırlar. Kudreti Nâmütenahi’ye sonsuz itimatları, güvenleri vardır. Bu birinci husus...İki, din adına her şeyi başta duyuyor olmanın orijinalitesi vardır onlarda: Yenidir her şey onlar için; meselâ Kur’an yenidir. Dolayısıyla o yenilik bir şekilde onların hayatına akseder. Eski düşünceler, inançlar bu yenilik karşısında nakavt olmuştur. Artık farklı bir hayat yorumuna, dünyaya değişik bir bakış açısına sahiptirler. Her şeye o gözlükle bakarlar. Allah’ın, kâinat düzeninde kendisini bu şekilde ifade ettiğini ilk defa duyar ve hissederler. “Bak biz bunları hiç düşünmemiştik.” der ve kendilerinden geçerler. Sonra da uzun zaman bu duyuş ve hissedişin neşvesini yaşarlar.Üçüncü husus insibağdır. Bu insibağ, Huzur-u Risalet-penâhî’de oturanların ancak anlayabileceği, hissedebileceği ve hakiki mana ve muhtevasıyla yine ancak onların anlatabileceği bir keyfiyettir. Ona ister mücerred huzurda bulunma deyin ister teveccüh deyin, isterseniz nazar deyin -ki bu daha ziyade sofilerin iç ve vicdani sezişlerinin karşılığıdır ve bana uygun gelen mana da budur- bugünkü Müslümanların mahrum olduğu bir özelliktir bu.Hâsılı, mebdedeki insanlar her an bir mâide-i semaviyenin yere konduğuna şahit olur, kabiliyetleri nispetinde o sofradan istifade ederler ve o istifadelerini hemen tavırlarına aksettirirler. Yerinde bir teşbih olur mu bilemiyorum ama hani kurgu bilimlerde birisi bir şey yiyor ve hemen ardından birden mahiyet değişikliğine uğruyor, aynen öyle bu semavî mâideye el uzatan herkes birden bire iç yapısı itibariyle bir mahiyet değişikliğine uğruyor, potansiyel insan olmadan hakiki insan olmaya yükseliyor; duyguları ve düşünceleri inkişaf ediyor.Her An Yeni Bir SürprizMeseleye bu zaviyeden bakınca mebde’deki insanlar çok şanslı; şanslı çünkü hemen her gün o güne kadar bilmedikleri, akıl ve vicdanlarının da reddedemeyeceği, orijinal ve sürpriz şeylerle karşı karşıya kalıyorlar. Meselâ semadan bir haberin gelmesi, sürpriz bir hadise onlara göre. Biz hâlâ sırrını kavramış değiliz; bizim gibi etten kemikten bir insanın semalar ötesi, ötelerin de ötesi varlıklarla münasebete geçmesini, bir yönüyle kelam teatisinde bulunmasını; “şöyle dedim - şöyle dedi, şöyle istedim - şöyle cevap verdi” demesi. Bunları anlayabilmiş değiliz henüz.Şöyle düşünün, o güne kadar ne sözlerinde, ne tavırlarında, ne de davranışlarında, olduğunun dışında bir şey görmedikleri bir insan, Allah hakkında diyor ki; “O isimleri ve sıfatlarıyla muhâttır, Zatıyla ihata edilemez. Bu sebeple O’nun âsârını düşünün, ef’âli üzerinde i’mal-i fikir edin ama Zât’ı hususunda düşünmeyin. Çünkü mütenâhi bir varlık Nâmütenâhi’yi idrak edemez.” Bunlar, ulûhiyet meselesine put ve putperestlik persektifinden bakmış insanlar için o kadar orijinal şeyler ki. Hatta tek başına bir “nâmütenahi” sözü bile fevkalade orijinal onlar için.“Allah’ın binlerce ismi vardır. Bu binlere binler daha ilave etsek ve ardından O’nu yâd etsek yine O’nun namına bir şey söylemiş olamayız.” Meselâ bunun lâl-i güher-i Nebevî’den bir söz olduğunu, onların önlerine inciler, mercanlar gibi saçıldığını hayal edin. Gören gözleri kamaşır, başları döner onların. Ben şahsen cahiliyye yaşamamış insanların bu sözlerdeki orijinalliği sezeceğine ihtimal vermiyorum.Bir başka örnek de ezandır. Ezan onların bildikleri kelimelerden oluşuyor ama o kelimeler böylesine yerli yerinde hiç ifade edilmemiş. “Allahu Ekber - Allah büyüktür, büyüklük O’na mahsustur. Şehadet ederim ki O, Ma’bûd-u bi’l-hak ve Maksûd-u bi’l-istihkaktır.” Öyle bir yenilik ki bu, işte bu yenilik onların ruhlarına siniyor; siniyor ve bu mülahazalarla camiye koşuyorlar.Bu defa camide imamın arkasında yeni, esrarengiz şeyler duyuyor ve hissediyorlar. Tahiy
Zaman
Kürsü
29.08.2014
İmandaderinleşmeadınaİmanda derinleşme adına
İş-kur'dan İş Ve Meslek Danışmanlığı Hizmeti
Haber3
28.08.2014
11:54
İş-kurdan

Çalışma İş Kurumu (İŞ-KUR) Kütahya İl Müdürlüğü, iş ve meslek danışmanlığı için haftanın 2 günü kent merkezinde stant açıyor.

Haber3
Son Dakika
28.08.2014
İş-kurdanİşVeMeslekDanışmanlığıHizmetiİş-kurdan İş Ve Meslek Danışmanlığı Hizmeti
Bekir Salim - Nuri Şahinoğlu - Başbakan dediğin...
Zaman
24.08.2014
03:06
Şahinoğlu, bugünkü atışma konularımızdan biri zaten belli… Ayağı ben açıyorum, peşimden gel gelebilirsen…SALİM:Ahmet Davutoğlu yeni başbakan,Vatandaş hayrını görür inşallah.Dilerim karışmaz tepeye çıkan,İşler kanunlarla yürür inşallah.ŞAHİNOĞLU:Biri başlar ise deke, hileye,Karşı koyar, ayak sürür inşallah.İzin vermez asla müdahaleye,Makamında dimdik durur inşallah.SALİM:“Şimdi belli olmaz rengi” diyen var.“Özal-Akbulut’un dengi” diyen var.“Putin-Medvedev”ce döngü diyen var.Bu fikir tâ baştan çürür inşallah.ŞAHİNOĞLU:Bir şey hatırladım, anlatayım, dur.Şimdi mazi ile bir irtibat kur.Memleketi Konya-Pirlerkondu’dur.Yaradan bir nusret verir inşallah.SALİM:Salim, belli ki bir pazarlığı var.Hiç değilse okur-yazarlığı var.Bir de “Stratejik” nazarlığı var.Bizi her kemlikten korur inşallah.ŞAHİNOĞLU:Şahinoğlu, iş çok, zamanı yetmez.Onu da “paralel” deyip tüketmez.Bir tek “one minute”le iktifa etmez,Yumruğu masaya vurur inşallah.KRİZ KRİZ ÜSTÜNE… KERİZ KERİZ ÜSTÜNE…Bu işler çenemizi çok yordu Şahinoğlu. Biz asıl derdimize ağlayalım. Cebimizde yangın var… İkinci ayağı da müsaadenle ben açıyorum:SALİM:Bırak seçimi de, geçime bak sen,Kriz kapımızı çaldı çalacak.Asıl, bu konuya kafayı tak sen,Kurtlar hanemize daldı dalacak.ŞAHİNOĞLU:O da nerden çıktı, fala mı baktın?İşlerimiz sihre kaldı kalacak.Anlaşılan gene tersinden kalktın,Haline kargalar güldü gülecek.SALİM:Lüzumsuz harcayıp düştün zarara,Önüne çıkandan aldın borç para,Yıl sonunu bulmaz, yaz bir kenara,Dolar dört bin lira oldu olacak.ŞAHİNOĞLU:Senin saf aklını bilmem kim çeldi.Bir sürü borç vardı, Sarraf mı sildi?Memleket nereden nereye geldi.IMF bizden borç aldı alacak.SALİM:Dört yüz milyar borcun altına girdin,İçinden de üç-beş sadaka verdin.Artık balayının sonuna vardın;Borçların vadesi doldu dolacak.ŞAHİNOĞLU:Bütün dünya bize kredi açmış.Sanma ki, yiğit, o kamçıdan kaçmış.Yapılan yatırım tarihe geçmiş,Daha yenileri geldi gelecek.SALİM:Kaçırmamak lâzım bir fırsat varken;Testi doldurulur sular akarken.Proje, yatırım, ihale derken,Tilkiler kazları yoldu yolacak.ŞAHİNOĞLU:Kazlara gördüğün reva-yı hak mı?Senin diyeceğin başka söz yok mu?Bal tutan parmağın yalasa çok mu?Herkes hissesini böldü bölecek.SALİM:Olursan şeytanla hep aynı safta,Hisseyi görürsün öbür tarafta,Salim der, dolaşma artık arafta,Ömür yaprakları soldu solacak.ŞAHİNOĞLU:Bir anda vazgeçmek kolay mı hacı,Boşa mı kazandım ben bunca gücü,Duyan da sanır ki, durum çok feci,Şahinoğlu hemen öldü ölecek.USTA SÖZÜGarip geldik gideriz, rafa koy evi, barkı!Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı…Necip Fâzıl KISAKÜREKDÖRTLÜK TAMAMLAMAGeçen hafta yeni bir uygulama başlatıp aşağıdaki dörtlüğün ilk iki satırını vermiş ve tamamlamanızı istemiştik. Bu vesileyle onlarca şair tanımış olduk. İçlerinden en güzel bulduğumuz tamamlama, koyu olarak yazılmış olan Halil Cengiz kardeşimize ait satırlar…Ciğerim dağlandı yanık sesinden,Bülbül feryat eder, gül neredesin?Mecnun’un yazdığı aşk bestesinden,Yanıp da kavrulan, çöl, neredesin?Tebrik ederiz…
Zaman
En Çok Okunan
24.08.2014
BekirSalim-NuriŞahinoğlu-BaşbakandediğinBekir Salim - Nuri Şahinoğlu - Başbakan dediğin
Bekir Salim - Nuri Şahinoğlu - Başbakan dediğin...
Zaman
24.08.2014
02:13
Şahinoğlu, bugünkü atışma konularımızdan biri zaten belli… Ayağı ben açıyorum, peşimden gel gelebilirsen…SALİM:Ahmet Davutoğlu yeni başbakan,Vatandaş hayrını görür inşallah.Dilerim karışmaz tepeye çıkan,İşler kanunlarla yürür inşallah.ŞAHİNOĞLU:Biri başlar ise deke, hileye,Karşı koyar, ayak sürür inşallah.İzin vermez asla müdahaleye,Makamında dimdik durur inşallah.SALİM:“Şimdi belli olmaz rengi” diyen var.“Özal-Akbulut’un dengi” diyen var.“Putin-Medvedev”ce döngü diyen var.Bu fikir tâ baştan çürür inşallah.ŞAHİNOĞLU:Bir şey hatırladım, anlatayım, dur.Şimdi mazi ile bir irtibat kur.Memleketi Konya-Pirlerkondu’dur.Yaradan bir nusret verir inşallah.SALİM:Salim, belli ki bir pazarlığı var.Hiç değilse okur-yazarlığı var.Bir de “Stratejik” nazarlığı var.Bizi her kemlikten korur inşallah.ŞAHİNOĞLU:Şahinoğlu, iş çok, zamanı yetmez.Onu da “paralel” deyip tüketmez.Bir tek “one minute”le iktifa etmez,Yumruğu masaya vurur inşallah.KRİZ KRİZ ÜSTÜNE… KERİZ KERİZ ÜSTÜNE…Bu işler çenemizi çok yordu Şahinoğlu. Biz asıl derdimize ağlayalım. Cebimizde yangın var… İkinci ayağı da müsaadenle ben açıyorum:SALİM:Bırak seçimi de, geçime bak sen,Kriz kapımızı çaldı çalacak.Asıl, bu konuya kafayı tak sen,Kurtlar hanemize daldı dalacak.ŞAHİNOĞLU:O da nerden çıktı, fala mı baktın?İşlerimiz sihre kaldı kalacak.Anlaşılan gene tersinden kalktın,Haline kargalar güldü gülecek.SALİM:Lüzumsuz harcayıp düştün zarara,Önüne çıkandan aldın borç para,Yıl sonunu bulmaz, yaz bir kenara,Dolar dört bin lira oldu olacak.ŞAHİNOĞLU:Senin saf aklını bilmem kim çeldi.Bir sürü borç vardı, Sarraf mı sildi?Memleket nereden nereye geldi.IMF bizden borç aldı alacak.SALİM:Dört yüz milyar borcun altına girdin,İçinden de üç-beş sadaka verdin.Artık balayının sonuna vardın;Borçların vadesi doldu dolacak.ŞAHİNOĞLU:Bütün dünya bize kredi açmış.Sanma ki, yiğit, o kamçıdan kaçmış.Yapılan yatırım tarihe geçmiş,Daha yenileri geldi gelecek.SALİM:Kaçırmamak lâzım bir fırsat varken;Testi doldurulur sular akarken.Proje, yatırım, ihale derken,Tilkiler kazları yoldu yolacak.ŞAHİNOĞLU:Kazlara gördüğün reva-yı hak mı?Senin diyeceğin başka söz yok mu?Bal tutan parmağın yalasa çok mu?Herkes hissesini böldü bölecek.SALİM:Olursan şeytanla hep aynı safta,Hisseyi görürsün öbür tarafta,Salim der, dolaşma artık arafta,Ömür yaprakları soldu solacak.ŞAHİNOĞLU:Bir anda vazgeçmek kolay mı hacı,Boşa mı kazandım ben bunca gücü,Duyan da sanır ki, durum çok feci,Şahinoğlu hemen öldü ölecek.USTA SÖZÜGarip geldik gideriz, rafa koy evi, barkı!Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı…Necip Fâzıl KISAKÜREKDÖRTLÜK TAMAMLAMAGeçen hafta yeni bir uygulama başlatıp aşağıdaki dörtlüğün ilk iki satırını vermiş ve tamamlamanızı istemiştik. Bu vesileyle onlarca şair tanımış olduk. İçlerinden en güzel bulduğumuz tamamlama, koyu olarak yazılmış olan Halil Cengiz kardeşimize ait satırlar…Ciğerim dağlandı yanık sesinden,Bülbül feryat eder, gül neredesin?Mecnun’un yazdığı aşk bestesinden,Yanıp da kavrulan, çöl, neredesin?Tebrik ederiz…
Zaman
Köşe Yazıları
24.08.2014
BekirSalim-NuriŞahinoğlu-BaşbakandediğinBekir Salim - Nuri Şahinoğlu - Başbakan dediğin
Bekir Salim - Nuri Şahinoğlu - Başbakan dediğin...
Zaman
24.08.2014
02:08
Şahinoğlu, bugünkü atışma konularımızdan biri zaten belli… Ayağı ben açıyorum, peşimden gel gelebilirsen…SALİM:Ahmet Davutoğlu yeni başbakan,Vatandaş hayrını görür inşallah.Dilerim karışmaz tepeye çıkan,İşler kanunlarla yürür inşallah.ŞAHİNOĞLU:Biri başlar ise deke, hileye,Karşı koyar, ayak sürür inşallah.İzin vermez asla müdahaleye,Makamında dimdik durur inşallah.SALİM:“Şimdi belli olmaz rengi” diyen var.“Özal-Akbulut’un dengi” diyen var.“Putin-Medvedev”ce döngü diyen var.Bu fikir tâ baştan çürür inşallah.ŞAHİNOĞLU:Bir şey hatırladım, anlatayım, dur.Şimdi mazi ile bir irtibat kur.Memleketi Konya-Pirlerkondu’dur.Yaradan bir nusret verir inşallah.SALİM:Salim, belli ki bir pazarlığı var.Hiç değilse okur-yazarlığı var.Bir de “Stratejik” nazarlığı var.Bizi her kemlikten korur inşallah.ŞAHİNOĞLU:Şahinoğlu, iş çok, zamanı yetmez.Onu da “paralel” deyip tüketmez.Bir tek “one minute”le iktifa etmez,Yumruğu masaya vurur inşallah.KRİZ KRİZ ÜSTÜNE… KERİZ KERİZ ÜSTÜNE…Bu işler çenemizi çok yordu Şahinoğlu. Biz asıl derdimize ağlayalım. Cebimizde yangın var… İkinci ayağı da müsaadenle ben açıyorum:SALİM:Bırak seçimi de, geçime bak sen,Kriz kapımızı çaldı çalacak.Asıl, bu konuya kafayı tak sen,Kurtlar hanemize daldı dalacak.ŞAHİNOĞLU:O da nerden çıktı, fala mı baktın?İşlerimiz sihre kaldı kalacak.Anlaşılan gene tersinden kalktın,Haline kargalar güldü gülecek.SALİM:Lüzumsuz harcayıp düştün zarara,Önüne çıkandan aldın borç para,Yıl sonunu bulmaz, yaz bir kenara,Dolar dört bin lira oldu olacak.ŞAHİNOĞLU:Senin saf aklını bilmem kim çeldi.Bir sürü borç vardı, Sarraf mı sildi?Memleket nereden nereye geldi.IMF bizden borç aldı alacak.SALİM:Dört yüz milyar borcun altına girdin,İçinden de üç-beş sadaka verdin.Artık balayının sonuna vardın;Borçların vadesi doldu dolacak.ŞAHİNOĞLU:Bütün dünya bize kredi açmış.Sanma ki, yiğit, o kamçıdan kaçmış.Yapılan yatırım tarihe geçmiş,Daha yenileri geldi gelecek.SALİM:Kaçırmamak lâzım bir fırsat varken;Testi doldurulur sular akarken.Proje, yatırım, ihale derken,Tilkiler kazları yoldu yolacak.ŞAHİNOĞLU:Kazlara gördüğün reva-yı hak mı?Senin diyeceğin başka söz yok mu?Bal tutan parmağın yalasa çok mu?Herkes hissesini böldü bölecek.SALİM:Olursan şeytanla hep aynı safta,Hisseyi görürsün öbür tarafta,Salim der, dolaşma artık arafta,Ömür yaprakları soldu solacak.ŞAHİNOĞLU:Bir anda vazgeçmek kolay mı hacı,Boşa mı kazandım ben bunca gücü,Duyan da sanır ki, durum çok feci,Şahinoğlu hemen öldü ölecek.USTA SÖZÜGarip geldik gideriz, rafa koy evi, barkı!Tek, dudaktan dudağa geçsin ölümsüz şarkı…Necip Fâzıl KISAKÜREKDÖRTLÜK TAMAMLAMAGeçen hafta yeni bir uygulama başlatıp aşağıdaki dörtlüğün ilk iki satırını vermiş ve tamamlamanızı istemiştik. Bu vesileyle onlarca şair tanımış olduk. İçlerinden en güzel bulduğumuz tamamlama, koyu olarak yazılmış olan Halil Cengiz kardeşimize ait satırlar…Ciğerim dağlandı yanık sesinden,Bülbül feryat eder, gül neredesin?Mecnun’un yazdığı aşk bestesinden,Yanıp da kavrulan, çöl, neredesin?Tebrik ederiz…
Zaman
Ana Sayfa
24.08.2014
BekirSalim-NuriŞahinoğlu-BaşbakandediğinBekir Salim - Nuri Şahinoğlu - Başbakan dediğin
Toplam "16" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti