Habergec.Com Aranan Kelimeler:intihar gibi ölüm Değerlendirme: 10 / 10 390762
habergec.com
24.04.2014 Perşembe
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

intihar gibi ölüm

A. Ali Ural - İyi bir ipucu
Zaman
23.03.2014
02:16
Bütün dünya o uçağı arıyor, kaybetmek ağırdır çünkü. Gökyüzünde kaybolanı yeryüzünde arıyor, “Hiçbir taşı çevirmeden bırakma,” demişti Euripides.Uçaklar ve gemiler bölgeyi tarıyor, yalnız bulunma ihtimalinin olduğu yerlerden değil bulunma ihtimalinin olmadığı yerlerden de esirgenmiyor sinyaller. Bir enkaz parçası yeryüzünün en kıymetli mücevheri haline geliyor. Adını koyamadığı bir felakete hazır değil dünya, bilgisiyle kuşatamadığı her şeyden korkuyor. Uydu ağlarına takılan iki cisim heyecan yaratıyor. Perth kentinin 2.500 kilometre açığındaki iki bilinmeyen cisim bir bilinmeyenin parçaları olabilir mi? Avustralya Sahil Güvenliği’nden John Young, “Elimizdeki en iyi ipucu” diyor. Malezya Ulaştırma Bakanı’nda yankılanıyor ses: “İyi bir ipucu!” Fakat ekliyor Young, “Oraya gidip, cisimleri bulmamız, değerlendirmemiz, bunun gerçekten anlamlı olup olmadığını bilmemiz gerek.”Bir delilin anlamlı olup olmadığını bilmek için ona yaklaşmak gerekiyor. Enkaz parçaları olduğu düşünülen cisimler pekala kargo gemilerinden düşmüş konteynerler olabilir. Bu durumda yolcu yakınlarının umuduyla araştırmacıların hayal kırıklığı iki bilinmeyen cisim gibi yan yana yüzecek açık denizlerin sularında. 239 yolcunun bir yerlerde yaşıyor olabileceğine inanmak istiyor kalp. Fakat akıl, fişini çekmek istiyor umudun işkenceye dönüşmemesi için. Ne diyordu Shakespeare, “Bana ölüm gibidir, yitmesinden korkarak; hiçbir şey yapamayıp varlığına ağlamak.”Uçağın izlemesi gereken rotanın tam tersi gittiğinden şüphe ediliyor. Bu da pilotun intihar ettiğine dair kaygılar düşürüyor zihinlere. İrtifa ve hız gibi uçuş bilgilerini gösteren iki cihazın kasten kapatılmasına, yardımcı pilotun Malezyalı hava trafik kontrolörüne “iyi geceler” dilemiş oluşunu ekleyip projektörleri pilotların üstüne çeviriyor uzmanlar: Bir intihar bu! Burada anlaşılamayan bir şey var. Kokpitteki cihazın kapatılmasını bir intihar delili olarak kabul edebiliriz, evet. Fakat “İyi geceler”e nasıl bir anlam yüklendiğini doğrusu merak etmiyor değilim.“İyi geceler,” diyen pilot, kontrolöre “Uyuyun bakalım!” mı demek istemiştir? Yoksa semantiğin bütün imkânlarını zorlayarak, “Her şey karanlığa gömülüyor” mu? Uçuş planı gereğince Vietnam hava sahasına girmesi gerekirken rotasından çıkıp ticari uçuşlarda kullanılan diğer hava koridorlarını takip ederek, profesyonel manevralarla Hint Okyanusu’na doğru yöneldiğine göre Kaptan gerçekten bir olağan şüpheli midir? On sekiz bin saat uçuş tecrübesi olduğuna dikkati çeken uzmanlar, deneyimi de suç delilleri arasına sokuyorlar böylece.Pilotun aile hayatı ve psikolojisini araştıran Malezya polisi, “Normal bir insan”la karşılaşıyor. Kaptan Pilot Zahari Şah’ın dengesiz bir davranışını hatırlamıyor kimse. “Normal bir insan” olduğunda ısrar ediyor yakınları. Yine de kendisini “havacılık dehası” olarak tanımlamasından ve internete evinde kurduğu uçuş simülatörünün fotoğraflarını koymasından yola çıkarak bir çılgınlık yapmış olabileceğinden endişe duyuyor yetkililer.Her gün ihtimallere bir yenisi ekleniyor: 1- Uçak Andaman Adaları’na indi. 2- Uçak Kazakistan’a uçtu. 3- Uçak güneye gitti. 4- Uçak Taklamakan Çölü’nde. 5- Uçak Langkawi’ye uçtu. 6- Uçak Pakistan’da. 7- Uçak başka bir uçağın gölgesinde gizlendi. 8- Uçakta mukavemet oldu. 9- Basıncı azaltma yoluyla yolcular kasıtlı öldürülmüş olabilir. 10- Uçak, terörist saldırı amacıyla tekrar kalkacak.Anahtar nerde? Suya düştü. Su nerde? İnek içti. İnek nerde? Dağa kaçtı. Dağ nerde? Yandı bitti kül oldu. Evet, sır oldu uçak. Tıpkı ondan önce sır olan uçaklar gibi. Exupery 1944’te yaptığı gece uçuşundan geri dönmemişti. Rota dışına çıktığı tahmin edilen ünlü yazarın, havalandıktan kırk dört yıl sonra rastlanılabildi izine. Bir balıkçı üzerinde ismi yazan gümüş künyesini bulmuştu Marsilya kıyılarında.2007’de Endonezya hava şirketine ait bir uçak 96 yolcusu ve 6 mürettebatıyla birlikte kayboldu. 2.000 kişilik bir arama ekibine rağmen bulunamadı uçak. Yetkililer beş günün sonunda o kadar çaresiz kaldılar ki medyumlara bile başvurdular. Bunlardan da bir sonuç alınamadı. Nihayet on bir gün sonra bir balıkçı uçağa ait parçalar buldu. Uçağın koltukları ve bir kadın yolcu Endonezya sahillerine sürüklenmişti. Yine 2007 yılında Amerikalı bir milyarder Steve Fosset, Sierra Nevada üzerinde tek motorlu uçağıyla sırra kadem bastı. Bütün dünya seferber olmasına rağmen bulunamayan uçağın izine nihayet 13 ay sonra rastlandı. Dağları dolaşan biri tesadüfen kâğıt paralar ve çalılara takılmış bir kazak bulmuştu.Bir de bulunamayanlar var: 1937 yılında Amerika’nın ilk kadın pilotlarından Amelia Earhart dünyayı turlayan ilk kadın olma arzus
Zaman
Köşe Yazıları
23.03.2014
AAliUral-İyibiripucuA Ali Ural - İyi bir ipucu
Tahliye tepkisi: "Adalet tam yerini buldu!"
Zaman
02.03.2014
16:54
Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Umur Talu, 17 Aralık operasyonuyla birlikte gelinen süreci somut örnekler vererek eleştirdi. 17 Aralık operasyonunda Zerrab ve bakan çocuklarının tahliye edilmesi üzerine Başbakan adalet yerini buldu dedi. Yazısında Başbakanın bu cümlesine atıfta bulunan Talu, 28 Şubat zincirleme yargı müdahalesi ile adaletin yerini bulduğunu ironik bir dille ele aldı.Talu yazısına, şöyle devam etti: “Umarım siz geride kalan meslektaşlarım hak ettiği özlük haklarına ve insan hakları ile insani koşullarda yaşayıp çalışma şartlarına kavuşursunuz. Geride 71 yaşındaki annemi, 9 yaşındaki oğlumu bırakıyorum. Vakıfbanka 2 adet kredim ve bir miktar bonus kredi kart borcum vardı. Geride kalanlara bunları bıraktığım için ayrıca özür diliyorum.” 37 yaşındaydı, sizin oğlanlardan az daha büyük. “Polis Kürsüsü”ne canlı canlı bu mesajı attıktan hemen sonra, Çeşme Adliyesi önünde silahını şakağına ateşledi. Kölelik düzeni ve birkaç bin liralık borç yüzünden intihar eden polis memuru Erol Benzerin “geride kalan meslektaşları” artık Muhafız Demokrat düzende fiilen “şaibeli servetlerin de muhafızı”! 28 Şubat Müdahalesi ile hapisten çıkan, iktidar diliyle “hayırsever” Reza Beyin Acem Aşıran makamında tapelenen konuşmasındaki… “Orospu ile memurun bahşişini önden vereceksin” atasözünde aşağılanan “memurlar”dan onlar da. Öyle ya, Reza Bey tahliye olunca Başbakan ne dedi? Adalet yerini buldu! Dediğine göre, “Yürütmenin yargı sürecine müdahalesi söz konusu olamazdı”! Gamze Filiz Aslan 35 yaşındaydı, İşsiz, tayini yapılmayan bir öğretmen. Bir av tüfeğini daha dün kendisine ateşledi. Ceyda Ceren Denker 25 yaşındaydı. Ataması yapılmayan, işsizlikten onuru kırılmış bir öğretmen. 4. kattan attı kendini. Esen Çelik 30 yaşındaydı. Yine işsiz, tayini yapılmayan, idealleri paramparça öğretmen. 5. kattan attı kendini. Ahmet Fazlı Elçi 40 yaşındaydı. Kadrosuz, sözleşmeli, bir nevi köle öğretmen olarak çalışıyordu. Yaz tatilinde o yüzden maaşı kesildi. Öğretmenlik yaptığı okulun içinde, tatilde kitapların taşınması işinde 40 TL yevmiye ile hamallık yaparken kalp kriziyle öldü. 28 Şubat Müdahalesi ile hapisten çıkan “Hayırsever” Rıza Beyefendi, aynı tahliyelerle oğluna kavuşan müstafi bir bakanın telefondaki yakınına bir ara demiş ya… “Orospu ile memurun bahşişini önden vereceksin”. İşte şımarık servetle aşağılanan memurlardan kimisi de bu insanlar. Öyle ya, Reza Bey tahliye olunca ne oluyor? Adalet yerini buluyor! Astsubay Ş, Y. 35 yaşındaydı; öyle böyle epeyce kredi kartı borcu yapmıştı. Sıkıştı, çıldırdı, cinnet diyorlar ya… eşini ve 12 yaşındaki kızını öldürüp intihar etti. Astsubay E.T. 39 yaşındaydı; bankadan para çekip borsada biraz kazanmayı ummuştu. Kaybedince kendini astı. Emekli astsubay H. 47 yaşında, 2 çocuk babasıydı. Kefil olduğu arkadaşları yüzünden 30 bin TL borçlanmıştı. Ödeyemedi, kendini astı. Astsubay B.A. 37 yaşındaydı. Babasının memlekette tarlayı bile satıp kumarda kaybetmesine, borç yapmasına, utanca dayanamadı; babasını öldürdü, intihar etti. Astsubay M. G. kızının düğünü için borçlanmış ama ödeyemiyordu. Borcunu canıyla ödedi. Uzman Çavuş R. K. Bir aylık maaşından az fazla bir kredi kartı borcu yapmıştı. Bir arkadaşının kredi kartı üzerinde. Sadece borcu değil, biri 10 aylık iki evladı vardı. Borcu ödeyemediği için kendi canını verdi. Astsubay Z. H. T. 5 aylık bir bebeğin babasıydı. 20 bin TL borcu vardı. O günlerde gazetede yazdığım gibi, OYAKta bunun çok çok üstünde, ama çekmesi yasak olan birikimi de vardı. Fakat 5-10 bin TLlik borç yüzünden komutanlar onları “Ahlaka aykırı hayat”la suçlayıp ordudan da attırabiliyordu. Bu cendereden çıkamadı. Ancak kendi canını alıp ailesinin OYAKtaki paraya kavuşarak borçları ödeyebilmesini sağladı. Ölüsü dirisinden az daha değerliydi. Birkaç bin liralar yüzünden, bu insanlar ya bunaldı, ya utandı, ya baskı altında kaldı, ordudan atılma ve hayat boyu lekelenme korkusu yaşadı; belki de ölümüyle ailesine, minik çocuklarına bir tazminat bırakabilmek istedi. Bir de, deniyor ya, çoğu babaydı, evlat nedir, bilirdi! Neyse ki Reza Beyler tahliye edilince Adalet yerini buldu. O astsubaylardan “geride kalanlar”ın örgütü, dün Galatasaray Lisesi önünde, yani yıllarca Cumartesi Annelerinin kayıp evlatlarının bir kemiğini bile aradıkları meydanda yaptıkları TEMAD açıklaması ve yürüyüşle, “Açlık grevi” ve “Ölüm orucu” başlattı. Onlar, düzenin milyonlarca insana karşı milyonlarca dolardan yana (bir kez daha) şekillenmesinde önemli bir isim olan MİT Müsteşarı Hakan Fidanın, pek onun kadar önemli, değerli sayılmayan astsubay meslektaşları. Muhterem Reza Beyin, “Orospu ile memurun bahşişini peşin vereceksin” şeklindeki h
Zaman
Güncel
02.03.2014
TahliyetepkisiAdalettamyerinibulduTahliye tepkisi Adalet tam yerini buldu
Tahliye tepkisi: "Adalet tam yerini buldu!"
Zaman
02.03.2014
16:54
Haber Türk Gazetesi köşe yazarı Umur Talu, 17 Aralık operasyonuyla birlikte gelinen süreci somut örnekler vererek eleştirdi. 17 Aralık operasyonunda Zerrab ve bakan çocuklarının tahliye edilmesi üzerine Başbakan adalet yerini buldu dedi. Yazısında Başbakanın bu cümlesine atıfta bulunan Talu, 28 Şubat zincirleme yargı müdahalesi ile adaletin yerini bulduğunu ironik bir dille ele aldı.Talu yazısına, şöyle devam etti: “Umarım siz geride kalan meslektaşlarım hak ettiği özlük haklarına ve insan hakları ile insani koşullarda yaşayıp çalışma şartlarına kavuşursunuz. Geride 71 yaşındaki annemi, 9 yaşındaki oğlumu bırakıyorum. Vakıfbanka 2 adet kredim ve bir miktar bonus kredi kart borcum vardı. Geride kalanlara bunları bıraktığım için ayrıca özür diliyorum.” 37 yaşındaydı, sizin oğlanlardan az daha büyük. “Polis Kürsüsü”ne canlı canlı bu mesajı attıktan hemen sonra, Çeşme Adliyesi önünde silahını şakağına ateşledi. Kölelik düzeni ve birkaç bin liralık borç yüzünden intihar eden polis memuru Erol Benzerin “geride kalan meslektaşları” artık Muhafız Demokrat düzende fiilen “şaibeli servetlerin de muhafızı”! 28 Şubat Müdahalesi ile hapisten çıkan, iktidar diliyle “hayırsever” Reza Beyin Acem Aşıran makamında tapelenen konuşmasındaki… “Orospu ile memurun bahşişini önden vereceksin” atasözünde aşağılanan “memurlar”dan onlar da. Öyle ya, Reza Bey tahliye olunca Başbakan ne dedi? Adalet yerini buldu! Dediğine göre, “Yürütmenin yargı sürecine müdahalesi söz konusu olamazdı”! Gamze Filiz Aslan 35 yaşındaydı, İşsiz, tayini yapılmayan bir öğretmen. Bir av tüfeğini daha dün kendisine ateşledi. Ceyda Ceren Denker 25 yaşındaydı. Ataması yapılmayan, işsizlikten onuru kırılmış bir öğretmen. 4. kattan attı kendini. Esen Çelik 30 yaşındaydı. Yine işsiz, tayini yapılmayan, idealleri paramparça öğretmen. 5. kattan attı kendini. Ahmet Fazlı Elçi 40 yaşındaydı. Kadrosuz, sözleşmeli, bir nevi köle öğretmen olarak çalışıyordu. Yaz tatilinde o yüzden maaşı kesildi. Öğretmenlik yaptığı okulun içinde, tatilde kitapların taşınması işinde 40 TL yevmiye ile hamallık yaparken kalp kriziyle öldü. 28 Şubat Müdahalesi ile hapisten çıkan “Hayırsever” Rıza Beyefendi, aynı tahliyelerle oğluna kavuşan müstafi bir bakanın telefondaki yakınına bir ara demiş ya… “Orospu ile memurun bahşişini önden vereceksin”. İşte şımarık servetle aşağılanan memurlardan kimisi de bu insanlar. Öyle ya, Reza Bey tahliye olunca ne oluyor? Adalet yerini buluyor! Astsubay Ş, Y. 35 yaşındaydı; öyle böyle epeyce kredi kartı borcu yapmıştı. Sıkıştı, çıldırdı, cinnet diyorlar ya… eşini ve 12 yaşındaki kızını öldürüp intihar etti. Astsubay E.T. 39 yaşındaydı; bankadan para çekip borsada biraz kazanmayı ummuştu. Kaybedince kendini astı. Emekli astsubay H. 47 yaşında, 2 çocuk babasıydı. Kefil olduğu arkadaşları yüzünden 30 bin TL borçlanmıştı. Ödeyemedi, kendini astı. Astsubay B.A. 37 yaşındaydı. Babasının memlekette tarlayı bile satıp kumarda kaybetmesine, borç yapmasına, utanca dayanamadı; babasını öldürdü, intihar etti. Astsubay M. G. kızının düğünü için borçlanmış ama ödeyemiyordu. Borcunu canıyla ödedi. Uzman Çavuş R. K. Bir aylık maaşından az fazla bir kredi kartı borcu yapmıştı. Bir arkadaşının kredi kartı üzerinde. Sadece borcu değil, biri 10 aylık iki evladı vardı. Borcu ödeyemediği için kendi canını verdi. Astsubay Z. H. T. 5 aylık bir bebeğin babasıydı. 20 bin TL borcu vardı. O günlerde gazetede yazdığım gibi, OYAKta bunun çok çok üstünde, ama çekmesi yasak olan birikimi de vardı. Fakat 5-10 bin TLlik borç yüzünden komutanlar onları “Ahlaka aykırı hayat”la suçlayıp ordudan da attırabiliyordu. Bu cendereden çıkamadı. Ancak kendi canını alıp ailesinin OYAKtaki paraya kavuşarak borçları ödeyebilmesini sağladı. Ölüsü dirisinden az daha değerliydi. Birkaç bin liralar yüzünden, bu insanlar ya bunaldı, ya utandı, ya baskı altında kaldı, ordudan atılma ve hayat boyu lekelenme korkusu yaşadı; belki de ölümüyle ailesine, minik çocuklarına bir tazminat bırakabilmek istedi. Bir de, deniyor ya, çoğu babaydı, evlat nedir, bilirdi! Neyse ki Reza Beyler tahliye edilince Adalet yerini buldu. O astsubaylardan “geride kalanlar”ın örgütü, dün Galatasaray Lisesi önünde, yani yıllarca Cumartesi Annelerinin kayıp evlatlarının bir kemiğini bile aradıkları meydanda yaptıkları TEMAD açıklaması ve yürüyüşle, “Açlık grevi” ve “Ölüm orucu” başlattı. Onlar, düzenin milyonlarca insana karşı milyonlarca dolardan yana (bir kez daha) şekillenmesinde önemli bir isim olan MİT Müsteşarı Hakan Fidanın, pek onun kadar önemli, değerli sayılmayan astsubay meslektaşları. Muhterem Reza Beyin, “Orospu ile memurun bahşişini peşin vereceksin” şeklindeki h
Zaman
Ana Sayfa
02.03.2014
TahliyetepkisiAdalettamyerinibulduTahliye tepkisi Adalet tam yerini buldu
Terhisine sekiz gün kala hayatını kaybetti
Zaman
08.12.2013
10:38
Muğlada, vatani görevini yapan Cihan Yörük terhisine sekiz gün kala birliğindeki binanın 3. katından düşerek yaşamını yitirdi. Gece meydana gelen olay, Korkuteli ilçesine bağlı Küçükköy beldesine ateş gibi düştü. Muğlada bahriye olarak vatani görevini yapan Cihan Yörük (21), birliğindeki 3. kattan düşerek şehit oldu. İddiaya göre Cihan Yörükün 3. kattan atlayarak intihar ettiği ifade edildi.Cihan Yörükün naaşı Muğla Üniversitesi Tıp Fakültesi hastanesi morguna kaldırıldı.Küçükköy beldesinde yaşayan Yörük ailesi ise oğullarının ölüm haberini aldıklarında gözyaşlarına boğuldu. Acılı aileye haberi aldıktan sonraMuğlaya gitti.Oğullarının ölüm haberini komutanlarından duyan anne Perihan ve baba Mustafa Yörük fenalık geçirdi.Bahriye Cihan Yörükün cenazesiyarın Küçükköy beldesinde öğle namazını müteakıbenkılınacak cenaze namazının ardından Küçükköy belde mezarlığında düzenlenen askeri törenle toprağa verilecek.(İHA)
Zaman
Son Dakika
08.12.2013
TerhisinesekizgünkalahayatınıkaybettiTerhisine sekiz gün kala hayatını kaybetti
İslam dünyası bayrama kan ve gözyaşıyla girdi
Zaman
16.10.2013
02:41
Dünyanın dört bir tarafında bulunan Müslümanlar, bir Kurban Bayramına daha ölüm ve gözyaşı ile girmenin hüznünü yaşıyor. Savaş, çatışma, şiddet, açlık ve işgallerin hüküm sürdüğü Irak, Suriye, Mısır, Afganistan, Pakistan ve Somali gibi ülkelerde geçen Kurban Bayramından bu yana 85 binden fazla Müslüman hayatını kaybetti.SuriyeSuriyede 3 yıla yaklaşan iç savaşta Suriye İnsan Hakları Örgütü(SNHR) verilerine göre 101 bin 513 insan hayatını kaybetti. Geçen Kurban Bayramından bu yana ise 72 bin insan yaşamını yitirdi. Kayıtlara yansıyan haliyle Suriyede ölenlerin 10 bin 914ünü çocuklar oluşturuyor. İç savaşta ölen Suriyeli kadın sayısı ise 9 bin 911. Sayıları 7 milyona yaklaşan Suriyeli mülteciler komşu ülkelere sığınmış durumda. Suriye sığınmacıların kaçtığı ülkelerin başında Lübnan, Türkiye, Ürdün, Irak ve Mısır geliyor.Irak2003 yılında Amerikanın Irakı işgalinde beri Irakta her geçen güç şiddet olayları varlığını korurken, en büyük zararı Iraklı siviller çekiyor. Boston Üniversitesinden, Prof.Dr Neta C. Crawfordun,“Irak savaşın 10 yıllık sivil savaş bilançosu” adlı çalışmasına göre, Irakta 134 bin sivil insan hayatını kaybederken, 2 milyon 800 bin kişide evini terk etmek zorunda kaldı. Her 12 Iraklıdan birinin evlerinden uzakta olduğu belirtilen raporda, 34 bin doktorun da ülkesini terk ettiğinin altı çizildi. Savaşın resmi olmayan toplam bilançosuna göre ise, 10 yılda 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Amerikan Brown Üniversitesi, Watson Uluslararası ilişkiler Enstitüsü verilerine göre ise Irakta, son 10 ayda 4 bin 145 kişinin hayatını kaybettiği öğrenildi. Bu rakamlara ise son 2 ayda bin 800 kişi daha eklendi. AfganistanSavaş ve iç çatışmaların eksik olmadığı Afganistanda da durum Irak ve Suriyeden pek farklı değil. Watson Uluslararası ilişkiler Enstitüsü verilerine göre, Afganistanda 2001-2013 arası 16 bin 500 kişi doğrudan savaş yüzünden hayatını kaybetti. Son bir yılda hayatını kaybeden insan sayısı ise 2 bin 500 kişi.PakistanAfganistanın komşusu Pakistanda ise 2004 yılında beri ölen sivil insan sayısı 43 bin 149. Şiddet ve terör olayların devam ettiği ülkede en son 22 Eylül 2013 tarihinde Paşaver kentinde kiliseye düzenlenen bombalı saldırı sonucu 60 kişi ölürken 120 kişi de ağır yaralanmıştı.MısırMısırın ilk demokratik yollarla seçilen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursinin, darbe ile devrilmesinin ardından şiddetli protesto gösterilerinin baş gösterdiği Mısırda ise son 1 yılda 3 bin 533 kişi ölürken, 11 bin 520 kişide yaralandı. Kurban Bayramına şiddet ve silahların gölgesinde giren Mısırda son 2 ayda 91 kişi hayatını kaybetti.SomaliAfrikanın boynuzunda ölümcül kuraklık ve açlıkla mücadele etmenin yollarını arayan Somalide de şiddet olayları gün geçtikçe artıyor. En son başkent Mogadişuda Türk Büyükelçilik binasına yapılan intihar saldırısıyla gündeme gelen Somalide, yaşanan saldırı sonucu bir Türk polis şehit olurken, üç polis de yaralanmıştı. Kara kıta ülkesinde son bir yılda düzenlenen terör saldırılarında 100den fazla sivil insanın hayatını kaybetti. 2010-2012 yılları arasında . Somalide ayrıca 260 bin kişide kıtlık nedeniyle yaşamanı yitirmişti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) yayınladığı raporda, bu sayının yarısını 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturduğu açıklanmıştı.
Zaman
En Çok Okunan
16.10.2013
İslamdünyasıbayramakanvegözyaşıylagirdiİslam dünyası bayrama kan ve gözyaşıyla girdi
İslam dünyası bayrama kan ve gözyaşıyla girdi
Zaman
16.10.2013
01:52
Dünyanın dört bir tarafında bulunan Müslümanlar, bir Kurban Bayramına daha ölüm ve gözyaşı ile girmenin hüznünü yaşıyor. Savaş, çatışma, şiddet, açlık ve işgallerin hüküm sürdüğü Irak, Suriye, Mısır, Afganistan, Pakistan ve Somali gibi ülkelerde geçen Kurban Bayramından bu yana 85 binden fazla Müslüman hayatını kaybetti.Suriye Suriyede 3 yıla yaklaşan iç savaşta Suriye İnsan Hakları Örgütü(SNHR) verilerine göre 101 bin 513 insan hayatını kaybetti. Geçen Kurban Bayramından bu yana ise 72 bin insan yaşamını yitirdi. Kayıtlara yansıyan haliyle Suriyede ölenlerin 10 bin 914ünü çocuklar oluşturuyor. İç savaşta ölen Suriyeli kadın sayısı ise 9 bin 911. Sayıları 7 milyona yaklaşan Suriyeli mülteciler komşu ülkelere sığınmış durumda. Suriye sığınmacıların kaçtığı ülkelerin başında Lübnan, Türkiye, Ürdün, Irak ve Mısır geliyor.Irak2003 yılında Amerikanın Irakı işgalinde beri Irakta her geçen güç şiddet olayları varlığını korurken, en büyük zararı Iraklı siviller çekiyor. Boston Üniversitesinden, Prof.Dr Neta C. Crawfordun,“Irak savaşın 10 yıllık sivil savaş bilançosu” adlı çalışmasına göre, Irakta 134 bin sivil insan hayatını kaybederken, 2 milyon 800 bin kişide evini terk etmek zorunda kaldı. Her 12 Iraklıdan birinin evlerinden uzakta olduğu belirtilen raporda, 34 bin doktorun da ülkesini terk ettiğinin altı çizildi. Savaşın resmi olmayan toplam bilançosuna göre ise, 10 yılda 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Amerikan Brown Üniversitesi, Watson Uluslararası ilişkiler Enstitüsü verilerine göre ise Irakta, son 10 ayda 4 bin 145 kişinin hayatını kaybettiği öğrenildi. Bu rakamlara ise son 2 ayda bin 800 kişi daha eklendi. AfganistanSavaş ve iç çatışmaların eksik olmadığı Afganistanda da durum Irak ve Suriyeden pek farklı değil. Watson Uluslararası ilişkiler Enstitüsü verilerine göre, Afganistanda 2001-2013 arası 16 bin 500 kişi doğrudan savaş yüzünden hayatını kaybetti. Son bir yılda hayatını kaybeden insan sayısı ise 2 bin 500 kişi.PakistanAfganistanın komşusu Pakistanda ise 2004 yılında beri ölen sivil insan sayısı 43 bin 149. Şiddet ve terör olayların devam ettiği ülkede en son 22 Eylül 2013 tarihinde Paşaver kentinde kiliseye düzenlenen bombalı saldırı sonucu 60 kişi ölürken 120 kişi de ağır yaralanmıştı.MısırMısırın ilk demokratik yollarla seçilen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursinin, darbe ile devrilmesinin ardından şiddetli protesto gösterilerinin baş gösterdiği Mısırda ise son 1 yılda 3 bin 533 kişi ölürken, 11 bin 520 kişide yaralandı. Kurban Bayramına şiddet ve silahların gölgesinde giren Mısırda son 2 ayda 91 kişi hayatını kaybetti.SomaliAfrikanın boynuzunda ölümcül kuraklık ve açlıkla mücadele etmenin yollarını arayan Somalide de şiddet olayları gün geçtikçe artıyor. En son başkent Mogadişuda Türk Büyükelçilik binasına yapılan intihar saldırısıyla gündeme gelen Somalide, yaşanan saldırı sonucu bir Türk polis şehit olurken, üç polis de yaralanmıştı. Kara kıta ülkesinde son bir yılda düzenlenen terör saldırılarında 100den fazla sivil insanın hayatını kaybetti. 2010-2012 yılları arasında . Somalide ayrıca 260 bin kişide kıtlık nedeniyle yaşamanı yitirmişti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) yayınladığı raporda, bu sayının yarısını 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturduğu açıklanmıştı.
Zaman
Dünya
16.10.2013
İslamdünyasıbayramakanvegözyaşıylagirdiİslam dünyası bayrama kan ve gözyaşıyla girdi
İslam dünyası bayrama kan ve gözyaşıyla girdi
Zaman
16.10.2013
01:52
Dünyanın dört bir tarafında bulunan Müslümanlar, bir Kurban Bayramına daha ölüm ve gözyaşı ile girmenin hüznünü yaşıyor. Savaş, çatışma, şiddet, açlık ve işgallerin hüküm sürdüğü Irak, Suriye, Mısır, Afganistan, Pakistan ve Somali gibi ülkelerde geçen Kurban Bayramından bu yana 85 binden fazla Müslüman hayatını kaybetti.Suriye Suriyede 3 yıla yaklaşan iç savaşta Suriye İnsan Hakları Örgütü(SNHR) verilerine göre 101 bin 513 insan hayatını kaybetti. Geçen Kurban Bayramından bu yana ise 72 bin insan yaşamını yitirdi. Kayıtlara yansıyan haliyle Suriyede ölenlerin 10 bin 914ünü çocuklar oluşturuyor. İç savaşta ölen Suriyeli kadın sayısı ise 9 bin 911. Sayıları 7 milyona yaklaşan Suriyeli mülteciler komşu ülkelere sığınmış durumda. Suriye sığınmacıların kaçtığı ülkelerin başında Lübnan, Türkiye, Ürdün, Irak ve Mısır geliyor.Irak2003 yılında Amerikanın Irakı işgalinde beri Irakta her geçen güç şiddet olayları varlığını korurken, en büyük zararı Iraklı siviller çekiyor. Boston Üniversitesinden, Prof.Dr Neta C. Crawfordun,“Irak savaşın 10 yıllık sivil savaş bilançosu” adlı çalışmasına göre, Irakta 134 bin sivil insan hayatını kaybederken, 2 milyon 800 bin kişide evini terk etmek zorunda kaldı. Her 12 Iraklıdan birinin evlerinden uzakta olduğu belirtilen raporda, 34 bin doktorun da ülkesini terk ettiğinin altı çizildi. Savaşın resmi olmayan toplam bilançosuna göre ise, 10 yılda 1 milyondan fazla insan hayatını kaybetti. Amerikan Brown Üniversitesi, Watson Uluslararası ilişkiler Enstitüsü verilerine göre ise Irakta, son 10 ayda 4 bin 145 kişinin hayatını kaybettiği öğrenildi. Bu rakamlara ise son 2 ayda bin 800 kişi daha eklendi. AfganistanSavaş ve iç çatışmaların eksik olmadığı Afganistanda da durum Irak ve Suriyeden pek farklı değil. Watson Uluslararası ilişkiler Enstitüsü verilerine göre, Afganistanda 2001-2013 arası 16 bin 500 kişi doğrudan savaş yüzünden hayatını kaybetti. Son bir yılda hayatını kaybeden insan sayısı ise 2 bin 500 kişi.PakistanAfganistanın komşusu Pakistanda ise 2004 yılında beri ölen sivil insan sayısı 43 bin 149. Şiddet ve terör olayların devam ettiği ülkede en son 22 Eylül 2013 tarihinde Paşaver kentinde kiliseye düzenlenen bombalı saldırı sonucu 60 kişi ölürken 120 kişi de ağır yaralanmıştı.MısırMısırın ilk demokratik yollarla seçilen Cumhurbaşkanı Muhammed Mursinin, darbe ile devrilmesinin ardından şiddetli protesto gösterilerinin baş gösterdiği Mısırda ise son 1 yılda 3 bin 533 kişi ölürken, 11 bin 520 kişide yaralandı. Kurban Bayramına şiddet ve silahların gölgesinde giren Mısırda son 2 ayda 91 kişi hayatını kaybetti.SomaliAfrikanın boynuzunda ölümcül kuraklık ve açlıkla mücadele etmenin yollarını arayan Somalide de şiddet olayları gün geçtikçe artıyor. En son başkent Mogadişuda Türk Büyükelçilik binasına yapılan intihar saldırısıyla gündeme gelen Somalide, yaşanan saldırı sonucu bir Türk polis şehit olurken, üç polis de yaralanmıştı. Kara kıta ülkesinde son bir yılda düzenlenen terör saldırılarında 100den fazla sivil insanın hayatını kaybetti. 2010-2012 yılları arasında . Somalide ayrıca 260 bin kişide kıtlık nedeniyle yaşamanı yitirmişti. Birleşmiş Milletler Gıda ve Tarım Örgütünün (FAO) yayınladığı raporda, bu sayının yarısını 5 yaşın altındaki çocuklar oluşturduğu açıklanmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
16.10.2013
İslamdünyasıbayramakanvegözyaşıylagirdiİslam dünyası bayrama kan ve gözyaşıyla girdi
Kronik hastalarda tedavi edilmeyen depresyon, ölüme götürüyor!
Zaman
08.10.2013
02:12
Bilimsel araştırmalara göre dâhiliyeye başvuran hastaların dörtte biri aynı zamanda psikiyatrik rahatsızlık yaşıyor. Uzmanlar, kronik hastalarda tedavi edilmeyen depresyonun ölüm riskini 3,5 kat artırdığını belirtiyor.Fatma K. 28 yaşında bir ev hanımı. Yaklaşık 6 ay süren baş ağrısı, kimi zaman çarpıntı ve karında şişlik, kilo verme şikâyetleriyle doktora başvurur. Bu şikâyetlerinin nedeni tüm incelemelere rağmen saptanamaz. Doktor, merak edecek hiçbir şeyi olmadığını söylerken Fatma Hanım gözyaşları içinde kendisini ev işi dahi yapamayacak kadar halsiz ve isteksiz hissettiğini söyler. Bunun üzerine doktor Fatma Hanım’da depresyon belirtileri sorgular. Fatma Hanım hayattan zevk almadığını ve zorla bir şeyler yiyebildiğini anlatır. Fatma Hanım’ın evde ciddi sorunları vardır. Eşiyle daha önce fena gitmeyen ilişkileri son 6 ayda çok bozulmuş. Hatta eşi zaman zaman Fatma Hanım’ı dövmektedir. Fatma Hanım’a bir depresyon ilacı başlanır.Ahmet E. ise 39 yaşında iki çocuklu bir baba. 6 yıldır şeker hastalığı için tedavi görüyor. Halen insülin kullanan Ahmet Bey’in kan şekeri kontrol altına alınamıyor ve 2 aydır göz patolojileri de saptanmış. Son bir aydır diyetine uymayan Ahmet E., sıkıntı bastığı için işyerinde de duramıyor. İyileşmeyeceğini düşündüğü için diyetine uymayan ve gece uykuya dalmakta zorluk çeken Ahmet Bey, sürekli ekonomik problemlerini düşünüyor. Kendini bitkin, yorgun ve halsiz hissediyor. Hayattan zevk almıyor. Ahmet E.’ye de depresyon tanısı konulur.Araştırmalara göre genel dâhiliye polikliniğine başvuran hastaların yaklaşık dörtte birinde sadece bir psikiyatrik rahatsızlık, bir diğer dörtte birinde ise fiziksel hastalığa eşlik eden psikiyatrik bir hastalık bulunuyor. Depresyon ve fiziksel hastalıklar arasında da birbirini tetikleyen bir ilişki olduğunu belirten Prof. İlhan Yargıç, depresyon yaşayan kişilerde kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı ve vücudun biyolojik savunma sisteminin zayıflamasına bağlı çeşitli hastalıkların daha fazla görüldüğüne dikkat çekiyor. Prof. Yargıç, depresyonun kişinin hipertansiyon, kalp hastalıkları ve diyabet gibi bedensel hastalıklarının gidişatını da kötüleştirdiğini aktarıyor. Yargıç, depresyonu tetikleyen ve depresyonun yol açtığı hastalıkları şöyle aktarıyor:Hipotiroidi: Halk arasında guatr olarak bilinen bu hastalıkta, tiroit hormonunda eksiklik söz konusu. Bu hormonun eksikliğinde halsizlik, yorgunluk, kilo verememe, metabolizmada yavaşlık, sinirlilik, unutkanlık gibi depresif belirtiler görülür. Depresif yakınmalarla gelen hastalarda eğer halsizlik, enerji azlığı ve gitgide kilo alma yakınmaları varsa ilk tiroit hormonu tahlili istenmeli. Tiroit eksikliğinde depresyon da söz konusuysa hem tiroit hormonu verilmeli hem de antidepresan tedavi başlanmalı.Kansızlık: Kansızlıkta kan hücreleri azaldığı için dokulara yeterince oksijen taşınamaz. Bu da organların performansının düşmesine ve bir zaman sonra da yetersiz çalışmasına sebep olur. Böbrek, karaciğer, kalp gibi hayati organların yanı sıra beyin de büyük zarar görür. Beyindeki performans düşüklükleri kendisini genellikle depresif yakınmalarla gösterir. Unutkanlık, dikkat azlığı, konsantrasyonda zayıflık, hatta algılamada bozukluk gibi belirtiler ortaya çıkar.Şeker yüksekliği ve düşüklüğü: Beyin enerji kaynağı olarak kullandığı şeker metabolizmasındaki herhangi bir bozukluk, beyni direkt etkiler. Şekerin yüksekliğiyle seyreden diyabet hastalığında, depresyon en sık görülen psikiyatrik bozukluk. Şeker düşüklüğü ise stres hormonlarını tetiklediği için kaygı bozukluğu ve depresyona yatkınlığı artırır. Yoğun stresle giden psikiyatrik durumlarda da şeker düşüklüğü sıklıkla görülür.Felç ve beyin kanamaları: Depresyon bu hastaların hemen hepsinde görülür ve tabloyu daha da kötüleştirir. Felçli hastalar kol veya bacak güçlerini tekrar geliştirebilmek için düzenli fizyoterapi uygulamalarına devam etmeli. Depresyon bu çalışmalara karşı direnç gelişmesine ve tedavi uyumunun bozulmasına sebep olur.Bunların yanında böbrek, karaciğer, mide ve bağırsak hastalıkları, kanserler, kronik akciğer hastalıkları, hormonal bozukluklar, kalp krizleri, kalp ameliyatları, birçok cerrahi operasyon, kronik enfeksiyon hastalıkları sıklıkla depresyona sebep olur. Bu tür hastalıklarda önemli ölüm sebeplerinden biri de, fark edilemeyen ve tedavi edilemeyen depresyondur. Miyokard enfarktüsü (kalp krizi) geçirmiş ve depresyonu olan hastalarda ölüm oranı, depresyonu olmayanlara göre 3,5 kat daha yüksek. Çünkü depresyon hastanın hayata küsmesine, adeta hayatın fişini çekmesine yol açıyor. Gizli intihar denilen bu durumda tedaviyi reddetme, verilen hiçbir tıbbi tavsiyeye uymama görülür. Depresyon tedavisi hem bu hastalıkların seyrini olumlu etkiliyor hem de kişinin yaşam kalitesini artırıyor.YAKLAŞAN ÖLÜM GERÇEĞİ, YAŞLILARI DEPRESYONA SOKUYORYaşl
Zaman
Sağlık
08.10.2013
KronikhastalardatedaviedilmeyendepresyonölümegötürüyorKronik hastalarda tedavi edilmeyen depresyon ölüme götürüyor
Kronik hastalarda tedavi edilmeyen depresyon, ölüme götürüyor!
Zaman
08.10.2013
01:55
Bilimsel araştırmalara göre dâhiliyeye başvuran hastaların dörtte biri aynı zamanda psikiyatrik rahatsızlık yaşıyor. Uzmanlar, kronik hastalarda tedavi edilmeyen depresyonun ölüm riskini 3,5 kat artırdığını belirtiyor.Fatma K. 28 yaşında bir ev hanımı. Yaklaşık 6 ay süren baş ağrısı, kimi zaman çarpıntı ve karında şişlik, kilo verme şikâyetleriyle doktora başvurur. Bu şikâyetlerinin nedeni tüm incelemelere rağmen saptanamaz. Doktor, merak edecek hiçbir şeyi olmadığını söylerken Fatma Hanım gözyaşları içinde kendisini ev işi dahi yapamayacak kadar halsiz ve isteksiz hissettiğini söyler. Bunun üzerine doktor Fatma Hanım’da depresyon belirtileri sorgular. Fatma Hanım hayattan zevk almadığını ve zorla bir şeyler yiyebildiğini anlatır. Fatma Hanım’ın evde ciddi sorunları vardır. Eşiyle daha önce fena gitmeyen ilişkileri son 6 ayda çok bozulmuş. Hatta eşi zaman zaman Fatma Hanım’ı dövmektedir. Fatma Hanım’a bir depresyon ilacı başlanır.Ahmet E. ise 39 yaşında iki çocuklu bir baba. 6 yıldır şeker hastalığı için tedavi görüyor. Halen insülin kullanan Ahmet Bey’in kan şekeri kontrol altına alınamıyor ve 2 aydır göz patolojileri de saptanmış. Son bir aydır diyetine uymayan Ahmet E., sıkıntı bastığı için işyerinde de duramıyor. İyileşmeyeceğini düşündüğü için diyetine uymayan ve gece uykuya dalmakta zorluk çeken Ahmet Bey, sürekli ekonomik problemlerini düşünüyor. Kendini bitkin, yorgun ve halsiz hissediyor. Hayattan zevk almıyor. Ahmet E.’ye de depresyon tanısı konulur.Araştırmalara göre genel dâhiliye polikliniğine başvuran hastaların yaklaşık dörtte birinde sadece bir psikiyatrik rahatsızlık, bir diğer dörtte birinde ise fiziksel hastalığa eşlik eden psikiyatrik bir hastalık bulunuyor. Depresyon ve fiziksel hastalıklar arasında da birbirini tetikleyen bir ilişki olduğunu belirten Prof. İlhan Yargıç, depresyon yaşayan kişilerde kalp damar hastalıkları, şeker hastalığı ve vücudun biyolojik savunma sisteminin zayıflamasına bağlı çeşitli hastalıkların daha fazla görüldüğüne dikkat çekiyor. Prof. Yargıç, depresyonun kişinin hipertansiyon, kalp hastalıkları ve diyabet gibi bedensel hastalıklarının gidişatını da kötüleştirdiğini aktarıyor. Yargıç, depresyonu tetikleyen ve depresyonun yol açtığı hastalıkları şöyle aktarıyor:Hipotiroidi: Halk arasında guatr olarak bilinen bu hastalıkta, tiroit hormonunda eksiklik söz konusu. Bu hormonun eksikliğinde halsizlik, yorgunluk, kilo verememe, metabolizmada yavaşlık, sinirlilik, unutkanlık gibi depresif belirtiler görülür. Depresif yakınmalarla gelen hastalarda eğer halsizlik, enerji azlığı ve gitgide kilo alma yakınmaları varsa ilk tiroit hormonu tahlili istenmeli. Tiroit eksikliğinde depresyon da söz konusuysa hem tiroit hormonu verilmeli hem de antidepresan tedavi başlanmalı.Kansızlık: Kansızlıkta kan hücreleri azaldığı için dokulara yeterince oksijen taşınamaz. Bu da organların performansının düşmesine ve bir zaman sonra da yetersiz çalışmasına sebep olur. Böbrek, karaciğer, kalp gibi hayati organların yanı sıra beyin de büyük zarar görür. Beyindeki performans düşüklükleri kendisini genellikle depresif yakınmalarla gösterir. Unutkanlık, dikkat azlığı, konsantrasyonda zayıflık, hatta algılamada bozukluk gibi belirtiler ortaya çıkar.Şeker yüksekliği ve düşüklüğü: Beyin enerji kaynağı olarak kullandığı şeker metabolizmasındaki herhangi bir bozukluk, beyni direkt etkiler. Şekerin yüksekliğiyle seyreden diyabet hastalığında, depresyon en sık görülen psikiyatrik bozukluk. Şeker düşüklüğü ise stres hormonlarını tetiklediği için kaygı bozukluğu ve depresyona yatkınlığı artırır. Yoğun stresle giden psikiyatrik durumlarda da şeker düşüklüğü sıklıkla görülür.Felç ve beyin kanamaları: Depresyon bu hastaların hemen hepsinde görülür ve tabloyu daha da kötüleştirir. Felçli hastalar kol veya bacak güçlerini tekrar geliştirebilmek için düzenli fizyoterapi uygulamalarına devam etmeli. Depresyon bu çalışmalara karşı direnç gelişmesine ve tedavi uyumunun bozulmasına sebep olur.Bunların yanında böbrek, karaciğer, mide ve bağırsak hastalıkları, kanserler, kronik akciğer hastalıkları, hormonal bozukluklar, kalp krizleri, kalp ameliyatları, birçok cerrahi operasyon, kronik enfeksiyon hastalıkları sıklıkla depresyona sebep olur. Bu tür hastalıklarda önemli ölüm sebeplerinden biri de, fark edilemeyen ve tedavi edilemeyen depresyondur. Miyokard enfarktüsü (kalp krizi) geçirmiş ve depresyonu olan hastalarda ölüm oranı, depresyonu olmayanlara göre 3,5 kat daha yüksek. Çünkü depresyon hastanın hayata küsmesine, adeta hayatın fişini çekmesine yol açıyor. Gizli intihar denilen bu durumda tedaviyi reddetme, verilen hiçbir tıbbi tavsiyeye uymama görülür. Depresyon tedavisi hem bu hastalıkların seyrini olumlu etkiliyor hem de kişinin yaşam kalitesini artırıyor.YAKLAŞAN ÖLÜM GERÇEĞİ, YAŞLILARI DEPRESYONA SOKUYORYaşl
Zaman
Ana Sayfa
08.10.2013
KronikhastalardatedaviedilmeyendepresyonölümegötürüyorKronik hastalarda tedavi edilmeyen depresyon ölüme götürüyor
Çocuklarda depresyon!
Zaman
07.10.2013
02:01
Çocuklarda görülen depresyonda, yetişkinlerdekinin aksine intihar eğilimi daha fazla oluyor. 13-19 yaş arası intihar girişimi oldukça yüksek. Çocuklarda depresyonun anne karnında başlayabildiğini belirten uzmanlar ise ailelere özellikle ergenlik döneminde güçlü iletişim kurmayı tavsiye ediyor.Bilinç bulanıklığı ve baygınlık sebebiyle acile getirilen 8. sınıf öğrencisi Elif B.’nin intihar etmek için ilaç aldığı ortaya çıkar. 13 yaşındaki Elif’in bir ablası ve 6 yaşında erkek kardeşi var. Yapılan görüşmede arkadaşlarının kendisiyle dalga geçtiğini, okulda itilip kakıldığını ve okuldan soğuduğu için notlarının düştüğünü anlatır. Anne-babasının sık sık kavga ettiğini ve babasının alkol aldıktan sonra annesiyle tartıştığını söyleyen Elif, anne ve babasının boşanmanın eşiğine geldiğini aktarır. Bütün bu olaylar sebebiyle yaklaşık 3 aydır mutsuz, keyifsiz olduğunu, hiçbir şeyden zevk alamadığını, sürekli ağladığını, iştahının azalmasından dolayı 3 ayda 8-9 kilo kaybettiğini belirtir. Uykuya dalmakta zorlandığını anlatan küçük kız, uykularının dinlendirici olmadığını ve sabah kalktığında yorgun hissettiğini söyler. Daha önceden de intihar etmek isteyen ancak cesaret edemediği için erteleyen Elif’e major depresyon tanısı konulur. Doktorlar intihara teşebbüs etmemesi konusunda anlaşmaya varır, ilaç tedavisine başlanan ve haftalık psikoterapilerle takip edilen küçük kızın, yaklaşık 1 aylık izlem sonrası şikayetleri büyük ölçüde düzelir.Toplumda ‘Çocuklarda depresyon olmaz’ gibi yanlış bir algının olduğunu söyleyen Prof. İlhan Yargıç, çocuk ve gençlerde depresyon belirtilerinin fark edilemediğini söylüyor. Ergenlik döneminde depresyona bağlı intihar ve ölüm oranı da oldukça yüksek. Çocuklarda depresyon sıklığı okul öncesinde yaklaşık yüzde 1-3, okul sonrası ergenlik döneminde ise yüzde 10-18 olarak biliniyor. Toplumsal açıdan tehdit oluşturan intihar şekillerinden birinin de önceden planlamaksızın oluşan intiharlar olduğunu aktaran Yargıç, farklı sebeplerle ortaya çıkan bu intiharların özellikle 13-19 yaşlarında görüldüğünü vurguluyor. Çocuklarda depresyonun birçok sebebi bulunduğunu aktaran Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Ceyhun Caferov ise okul öncesi ve okul sonrası dönemde görülen depresyon belirtilerinin farklı olduğunu belirtiyor. Okul öncesi dönemde ağlama, huzursuzluk, inatlaşma sinirlilik, karşı gelmeler, eşyalara zarar verme, içe kapanıklık, göz teması kurmama, uyku bozuklukları, beslenme problemleri, kabızlık, oyunlar ve oyuncaklarla mutlu olmama, ağrıya aşırı hassasiyet veya duyarsızlık gibi belirtiler gözleniyor. Okul sonrası dönemde ve ergenlik döneminde ise tablo mutsuzluk, çöküntü, halsizlik, enerjisizlik, içine kapanıklık, hiçbir şeyden zevk alamama, kilo kaybı ya da artışı, uyku düzensizliği, arkadaş ilişkilerinde bozulma, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı, intihar düşünceleri ve girişimleriyle seyrediyor. Uzman Caferov, çocuklarda depresyon sebeplerini ise şöyle sıralıyor: “Annenin depresyonu, ölüm ya da ayrılık ile yakınını kaybetme, yetersiz sosyal çevre, yetersiz ebeveyn ilgisi, şiddete maruz kalma, hakarete uğrama ve cinsel istismar gibi travmalara maruz kalma, özürlü doğma veya bir organını kaybetme, körlük, sağırlık, uzun süre hastanede yatma, ilaç kullanma, ağrıya maruz kalma gibi kronik hastalıklar ve genetik olan, ailede tekrarlayan depresyon atakları çocuklarda depresyon sebeplerindendir. Özellikle okul öncesi dönemde kardeş kıskançlığı, ebeveynlerin farklı davranması ve kıyaslamalar çocuklarda depresyona yol açabilir.”ERGENLİK DÖNEMİ DEPRESYONUNA DİKKAT! Reem Nöropsikiyatri kurucusu Uzman Dr. Mehmet Yavuz da gebelikten 6 ay önce başlayıp hamilelik süresince devam eden derin üzüntü ve kaygı sonrası doğan çocuklarda, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu riski olduğunu aktarıyor. Hamilelikteki stresin doğum sonrasında da olumsuz etkilerinin olduğunu söyleyen Yavuz, çocukta zeka ve dikkat performansında düşüklük, dil becerilerinde gerilik, kaygı ve depresif bozukluk görüldüğünü aktarıyor. Mehmet Yavuz, “Anne adaylarının doğum öncesi stresten uzak kalmaları için öncelikle gebeliğin istenildiği ve hazır hissedildiği dönemde gerçekleşmesi önemli. Anne adayları strese maruz kaldıklarını fark ettiklerinde hamilelik döneminde psikolojik destek almalı.” diyor. Kendisi de depresyon geçirmiş ebeveynlerin çocuklarını depresyondan korumak için sağlıklı, kendiyle barışık, sorumluluk sahibi, zorluklarla baş edebilecek güçte bir çocuk yetiştirmesini tavsiye eden Prof. Yargıç ise “Yani her anne-babaya düşen sorumluluktan farklı, özel bir şey yok. Çocuk strese ve depresyona girmesin diye her istediğinin yapılması, kısıtlama getirilmemesi, sorumluluk verilmemesi gibi uygulamalar çocukta kişilik problemlerine yol açar ki bu da depresyona girme riskini daha da art
Zaman
Sağlık
07.10.2013
ÇocuklardadepresyonÇocuklarda depresyon
Çocuklarda depresyon!
Zaman
07.10.2013
01:55
Çocuklarda görülen depresyonda, yetişkinlerdekinin aksine intihar eğilimi daha fazla oluyor. 13-19 yaş arası intihar girişimi oldukça yüksek. Çocuklarda depresyonun anne karnında başlayabildiğini belirten uzmanlar ise ailelere özellikle ergenlik döneminde güçlü iletişim kurmayı tavsiye ediyor.Bilinç bulanıklığı ve baygınlık sebebiyle acile getirilen 8. sınıf öğrencisi Elif B.’nin intihar etmek için ilaç aldığı ortaya çıkar. 13 yaşındaki Elif’in bir ablası ve 6 yaşında erkek kardeşi var. Yapılan görüşmede arkadaşlarının kendisiyle dalga geçtiğini, okulda itilip kakıldığını ve okuldan soğuduğu için notlarının düştüğünü anlatır. Anne-babasının sık sık kavga ettiğini ve babasının alkol aldıktan sonra annesiyle tartıştığını söyleyen Elif, anne ve babasının boşanmanın eşiğine geldiğini aktarır. Bütün bu olaylar sebebiyle yaklaşık 3 aydır mutsuz, keyifsiz olduğunu, hiçbir şeyden zevk alamadığını, sürekli ağladığını, iştahının azalmasından dolayı 3 ayda 8-9 kilo kaybettiğini belirtir. Uykuya dalmakta zorlandığını anlatan küçük kız, uykularının dinlendirici olmadığını ve sabah kalktığında yorgun hissettiğini söyler. Daha önceden de intihar etmek isteyen ancak cesaret edemediği için erteleyen Elif’e major depresyon tanısı konulur. Doktorlar intihara teşebbüs etmemesi konusunda anlaşmaya varır, ilaç tedavisine başlanan ve haftalık psikoterapilerle takip edilen küçük kızın, yaklaşık 1 aylık izlem sonrası şikayetleri büyük ölçüde düzelir.Toplumda ‘Çocuklarda depresyon olmaz’ gibi yanlış bir algının olduğunu söyleyen Prof. İlhan Yargıç, çocuk ve gençlerde depresyon belirtilerinin fark edilemediğini söylüyor. Ergenlik döneminde depresyona bağlı intihar ve ölüm oranı da oldukça yüksek. Çocuklarda depresyon sıklığı okul öncesinde yaklaşık yüzde 1-3, okul sonrası ergenlik döneminde ise yüzde 10-18 olarak biliniyor. Toplumsal açıdan tehdit oluşturan intihar şekillerinden birinin de önceden planlamaksızın oluşan intiharlar olduğunu aktaran Yargıç, farklı sebeplerle ortaya çıkan bu intiharların özellikle 13-19 yaşlarında görüldüğünü vurguluyor. Çocuklarda depresyonun birçok sebebi bulunduğunu aktaran Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Ceyhun Caferov ise okul öncesi ve okul sonrası dönemde görülen depresyon belirtilerinin farklı olduğunu belirtiyor. Okul öncesi dönemde ağlama, huzursuzluk, inatlaşma sinirlilik, karşı gelmeler, eşyalara zarar verme, içe kapanıklık, göz teması kurmama, uyku bozuklukları, beslenme problemleri, kabızlık, oyunlar ve oyuncaklarla mutlu olmama, ağrıya aşırı hassasiyet veya duyarsızlık gibi belirtiler gözleniyor. Okul sonrası dönemde ve ergenlik döneminde ise tablo mutsuzluk, çöküntü, halsizlik, enerjisizlik, içine kapanıklık, hiçbir şeyden zevk alamama, kilo kaybı ya da artışı, uyku düzensizliği, arkadaş ilişkilerinde bozulma, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı, intihar düşünceleri ve girişimleriyle seyrediyor. Uzman Caferov, çocuklarda depresyon sebeplerini ise şöyle sıralıyor: “Annenin depresyonu, ölüm ya da ayrılık ile yakınını kaybetme, yetersiz sosyal çevre, yetersiz ebeveyn ilgisi, şiddete maruz kalma, hakarete uğrama ve cinsel istismar gibi travmalara maruz kalma, özürlü doğma veya bir organını kaybetme, körlük, sağırlık, uzun süre hastanede yatma, ilaç kullanma, ağrıya maruz kalma gibi kronik hastalıklar ve genetik olan, ailede tekrarlayan depresyon atakları çocuklarda depresyon sebeplerindendir. Özellikle okul öncesi dönemde kardeş kıskançlığı, ebeveynlerin farklı davranması ve kıyaslamalar çocuklarda depresyona yol açabilir.”ERGENLİK DÖNEMİ DEPRESYONUNA DİKKAT! Reem Nöropsikiyatri kurucusu Uzman Dr. Mehmet Yavuz da gebelikten 6 ay önce başlayıp hamilelik süresince devam eden derin üzüntü ve kaygı sonrası doğan çocuklarda, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu riski olduğunu aktarıyor. Hamilelikteki stresin doğum sonrasında da olumsuz etkilerinin olduğunu söyleyen Yavuz, çocukta zeka ve dikkat performansında düşüklük, dil becerilerinde gerilik, kaygı ve depresif bozukluk görüldüğünü aktarıyor. Mehmet Yavuz, “Anne adaylarının doğum öncesi stresten uzak kalmaları için öncelikle gebeliğin istenildiği ve hazır hissedildiği dönemde gerçekleşmesi önemli. Anne adayları strese maruz kaldıklarını fark ettiklerinde hamilelik döneminde psikolojik destek almalı.” diyor. Kendisi de depresyon geçirmiş ebeveynlerin çocuklarını depresyondan korumak için sağlıklı, kendiyle barışık, sorumluluk sahibi, zorluklarla baş edebilecek güçte bir çocuk yetiştirmesini tavsiye eden Prof. Yargıç ise “Yani her anne-babaya düşen sorumluluktan farklı, özel bir şey yok. Çocuk strese ve depresyona girmesin diye her istediğinin yapılması, kısıtlama getirilmemesi, sorumluluk verilmemesi gibi uygulamalar çocukta kişilik problemlerine yol açar ki bu da depresyona girme riskini daha da art
Zaman
Ana Sayfa
07.10.2013
ÇocuklardadepresyonÇocuklarda depresyon
Çocuklarda depresyon!
Zaman
07.10.2013
01:53
Çocuklarda görülen depresyonda, yetişkinlerdekinin aksine intihar eğilimi daha fazla oluyor. 13-19 yaş arası intihar girişimi oldukça yüksek. Çocuklarda depresyonun anne karnında başlayabildiğini belirten uzmanlar ise ailelere özellikle ergenlik döneminde güçlü iletişim kurmayı tavsiye ediyor.Bilinç bulanıklığı ve baygınlık sebebiyle acile getirilen 8. sınıf öğrencisi Elif B.’nin intihar etmek için ilaç aldığı ortaya çıkar. 13 yaşındaki Elif’in bir ablası ve 6 yaşında erkek kardeşi var. Yapılan görüşmede arkadaşlarının kendisiyle dalga geçtiğini, okulda itilip kakıldığını ve okuldan soğuduğu için notlarının düştüğünü anlatır. Anne-babasının sık sık kavga ettiğini ve babasının alkol aldıktan sonra annesiyle tartıştığını söyleyen Elif, anne ve babasının boşanmanın eşiğine geldiğini aktarır. Bütün bu olaylar sebebiyle yaklaşık 3 aydır mutsuz, keyifsiz olduğunu, hiçbir şeyden zevk alamadığını, sürekli ağladığını, iştahının azalmasından dolayı 3 ayda 8-9 kilo kaybettiğini belirtir. Uykuya dalmakta zorlandığını anlatan küçük kız, uykularının dinlendirici olmadığını ve sabah kalktığında yorgun hissettiğini söyler. Daha önceden de intihar etmek isteyen ancak cesaret edemediği için erteleyen Elif’e major depresyon tanısı konulur. Doktorlar intihara teşebbüs etmemesi konusunda anlaşmaya varır, ilaç tedavisine başlanan ve haftalık psikoterapilerle takip edilen küçük kızın, yaklaşık 1 aylık izlem sonrası şikayetleri büyük ölçüde düzelir.Toplumda ‘Çocuklarda depresyon olmaz’ gibi yanlış bir algının olduğunu söyleyen Prof. İlhan Yargıç, çocuk ve gençlerde depresyon belirtilerinin fark edilemediğini söylüyor. Ergenlik döneminde depresyona bağlı intihar ve ölüm oranı da oldukça yüksek. Çocuklarda depresyon sıklığı okul öncesinde yaklaşık yüzde 1-3, okul sonrası ergenlik döneminde ise yüzde 10-18 olarak biliniyor. Toplumsal açıdan tehdit oluşturan intihar şekillerinden birinin de önceden planlamaksızın oluşan intiharlar olduğunu aktaran Yargıç, farklı sebeplerle ortaya çıkan bu intiharların özellikle 13-19 yaşlarında görüldüğünü vurguluyor. Çocuklarda depresyonun birçok sebebi bulunduğunu aktaran Fatih Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çocuk Psikiyatrisi Uzmanı Dr. Ceyhun Caferov ise okul öncesi ve okul sonrası dönemde görülen depresyon belirtilerinin farklı olduğunu belirtiyor. Okul öncesi dönemde ağlama, huzursuzluk, inatlaşma sinirlilik, karşı gelmeler, eşyalara zarar verme, içe kapanıklık, göz teması kurmama, uyku bozuklukları, beslenme problemleri, kabızlık, oyunlar ve oyuncaklarla mutlu olmama, ağrıya aşırı hassasiyet veya duyarsızlık gibi belirtiler gözleniyor. Okul sonrası dönemde ve ergenlik döneminde ise tablo mutsuzluk, çöküntü, halsizlik, enerjisizlik, içine kapanıklık, hiçbir şeyden zevk alamama, kilo kaybı ya da artışı, uyku düzensizliği, arkadaş ilişkilerinde bozulma, alkol ve uyuşturucu madde kullanımı, intihar düşünceleri ve girişimleriyle seyrediyor. Uzman Caferov, çocuklarda depresyon sebeplerini ise şöyle sıralıyor: “Annenin depresyonu, ölüm ya da ayrılık ile yakınını kaybetme, yetersiz sosyal çevre, yetersiz ebeveyn ilgisi, şiddete maruz kalma, hakarete uğrama ve cinsel istismar gibi travmalara maruz kalma, özürlü doğma veya bir organını kaybetme, körlük, sağırlık, uzun süre hastanede yatma, ilaç kullanma, ağrıya maruz kalma gibi kronik hastalıklar ve genetik olan, ailede tekrarlayan depresyon atakları çocuklarda depresyon sebeplerindendir. Özellikle okul öncesi dönemde kardeş kıskançlığı, ebeveynlerin farklı davranması ve kıyaslamalar çocuklarda depresyona yol açabilir.”ERGENLİK DÖNEMİ DEPRESYONUNA DİKKAT! Reem Nöropsikiyatri kurucusu Uzman Dr. Mehmet Yavuz da gebelikten 6 ay önce başlayıp hamilelik süresince devam eden derin üzüntü ve kaygı sonrası doğan çocuklarda, dikkat eksikliği ve hiperaktivite bozukluğu riski olduğunu aktarıyor. Hamilelikteki stresin doğum sonrasında da olumsuz etkilerinin olduğunu söyleyen Yavuz, çocukta zeka ve dikkat performansında düşüklük, dil becerilerinde gerilik, kaygı ve depresif bozukluk görüldüğünü aktarıyor. Mehmet Yavuz, “Anne adaylarının doğum öncesi stresten uzak kalmaları için öncelikle gebeliğin istenildiği ve hazır hissedildiği dönemde gerçekleşmesi önemli. Anne adayları strese maruz kaldıklarını fark ettiklerinde hamilelik döneminde psikolojik destek almalı.” diyor. Kendisi de depresyon geçirmiş ebeveynlerin çocuklarını depresyondan korumak için sağlıklı, kendiyle barışık, sorumluluk sahibi, zorluklarla baş edebilecek güçte bir çocuk yetiştirmesini tavsiye eden Prof. Yargıç ise “Yani her anne-babaya düşen sorumluluktan farklı, özel bir şey yok. Çocuk strese ve depresyona girmesin diye her istediğinin yapılması, kısıtlama getirilmemesi, sorumluluk verilmemesi gibi uygulamalar çocukta kişilik problemlerine yol açar ki bu da depresyona girme riskini daha da art
Zaman
En Çok Okunan
07.10.2013
ÇocuklardadepresyonÇocuklarda depresyon
Anestezi teknisyenleri, çalışma şartlarının iyileştirilmesi için eylem yaptı
Zaman
05.10.2013
16:24
Anestezi teknisyen ve teknikerleri, maske ve bone takarak ellerindeki enjektörlerle basın açıklaması yaptı. Açıklamayı yapan Anestezi Teknisyenleri ve Teknikerleri Refahını Yükseltme ve Dayanışma Derneği (ANTEKDER) Genel Başkanı İlkay Aykar intihar eden meslektaşlarının araştırılmasını isteyerek, Bu intiharların sebebi psikolojik değil, ekonomiktir. dedi.Anestezi Teknisyenleri ve Teknikerleri Refahını Yükseltme ve Dayanışma Derneği (ANTEKDER) Van Şişli Öğretmenevinde, anestezi teknisyeni ve teknikerlerine yönelik mesleki sorunlar adlı konferans düzenledi. Konferansa Diyarbakır, Mardin, Batman ve Çorum’dan katılan yaklaşık 200 teknisyen ve tekniker basın açıklaması düzenledi. Basın açıklamasını yapan ANTEKDER Genel Başkanı İlkay Aykar, yaşadıkları sıkıntılara vurgu yaptı. Türkiyede kamu ve özel hastanelerde yoğun bir iş temposu altında çalışan anestezi teknisyenlerinin ücretlendirmelerinin tam istedikleri gibi olmadığın belirten Aykar, bu ücretlendirmenin yetersiz olduğunu ifade etti.Türkiye’de uygulanan döner sermaye uygulamalarının maalesef sadece hekim endeksli bir politikayla yürütüldüğünü belirten Aykar, Bu kadar önemli bir meslek dalı olan anestezi teknisyenliği maalesef iktisadi anlamda yetersiz olduğu için kapalı birimde çalışmanın vermiş olduğu psikolojik bir rahatsızlıklardan dolayı meslektaşlarımız hastalara kullandıkları anestezi ilaçları maalesef bu sebeplerden dolayı kendilerine yaparak intihar süreçlerine girmişlerdir. Biz ANTEKDER olarak meslektaşlarımıza toplumda verilen ve bakanlığın verdiği değeri sorguluyoruz. diye konuştu.Anestezi teknisyenleri tarihin en şerefli mesleklerinden birini icra etmekte olduklarını belirten Aykar, Bugün Türkiye’de bir yakınımız, bir annemiz, bir babamız bir akrabamız ameliyat olurken bu kişinin ameliyatına girecek olan personel anestezi teknisyenidir. Bu kadar sıkıntılı ve önemli bir meslek dalının iktisadi anlamdan ve sosyal faaliyet anlamında yetersiz olması 2013 Türkiye’sine yakışmıyor. Kaliteli sağlık hizmeti verilmesi anlayışına da yakışmıyor. Kaliteli sağlık hizmeti verilmesi için önce çalışan personelin kaliteli olması lazım. Önce çalışan personelin sağlıklı olması lazım. Buradan bakanlığa sesleniyoruz. Van’da yaptığımız organizasyonumuzda sıkıntıları ve sorunları aktardır. Enjektörler hastalara şifa dağıtan enjektörler, çalışan sağlıkçının ölümüne sebebiyet vermesin. Çalışan sağlıkçıya ölüm saçmasın gelin el ele verelim. Bu meslek dalını tekrar hak ettiği değeri verelim. ifadelerini kullandı. Üniversitelere ve bakanlığa seslendiklerini belirten Aykar, “Anestezi teknisyenleri hem metabolizma anlamında hem psikolojik anlamda dar boğazdadır. Gelin bu personele bir şua izni verelim. Bir sağlık izni verelim. Bu personele asker ve poliste olduğu gibi yıpranma tazminatı verelim. Bu kadar önemli bir meslek dalını göz ardı etmeyelim. Lütfen bakanlık bu konuya eğilsin. Bu konuya hassasiyet göstersin. Bizler Van’da çalışan tüm anestezi teknisyenlerimizle birlikte buradan bunları tüm Türkiye’ye duyurmak istiyoruz. Bugün maske, bone ve enjektörle yaptığımız bu eylemde kullandığımız bu iş argümanlarımızı da vatandaşlarımıza kendimizi daha iyi anlatmak için seçtik. şeklinde konuştu.Siyasi hiçbir amaçları ve beklentileri olmadığının altını çizen Aykar, konuşmasına şöyle devam etti: Amacımız hastalara sadece kaliteli sağlık hizmeti verilmesinin önünü açmaktır. Personel kaliteli olacak. Çalışılan alan kaliteli olacak. Kullanılan kaliteli olacak ancak ve ancak o zaman verilen sağlık hizmeti kaliteli olacak. Bunu herkesin böyle bilmesi gerekiyor. Enjektörler bizim çalışan meslektaşımıza ölüm saçmasın. Bizim meslektaşlarımıza ölüm getirmesin. Bu intihar vakıalarının sebepleri araştırılsın. Tekrar söylüyorum intiharların sebebi psikolojik değil ekonomiktir. CİHAN
Zaman
Son Dakika
05.10.2013
AnesteziteknisyenleriçalışmaşartlarınıniyileştirilmesiiçineylemyaptıAnestezi teknisyenleri çalışma şartlarının iyileştirilmesi için eylem yaptı
Okul çantaları korku saçıyor!
Zaman
21.09.2013
02:01
Okul çantaları da hayatımızdaki değişimlere ayak uyduruyor. Müzik gruplarından ve modadan güç alan gotik akım hızla gençler ve çocuklar arasında da yayıldı. Öyle desenler var ki, adeta korku filminden fırlamış gibi. İntihar fetişizmine yönelten ve ölümü-kasveti yücelten bu tasarımlara dikkat etmek gerekmez mi?Liselere yakın yerlerdeki kırtasiyelere takıldı geçenlerde gözüm. İnsanların en hayat dolu olduğu yıllar sayılan lise dönemi için hazırlanan çantalar oldukça iç karartıcıydı diyebilirim. Ve maalesef bu sadece birkaç yerle sınırlı da değildi. Belli ki bu korku filminden fırlamışçasına desenler bu zamanların yeni favorilerinden. Bu tuhaf ölüm ve korku temalı çizimler ve desenler eskiden de vardı. Fakat genellikle daha marjinal bir kitlenin takibindeydi ve belli başlı pasajlarla sınırlıydı. Moda dünyasında punk kültürü ve gotik temalar son yıllarda yüceltildikçe belli ki kuru kafalı, ölüm temalı desenler ara sokaklara kadar inmiş. Dahası oldukça da normalleşmiş durumda. Gençler farkında değil ama bu temanın kullanılma sebeplerinin başında intiharı yüceltme var. Bunu genç yaşta ölen punk ve rock solistlere dayandırıyorlar. Gençler hem bu şarkıları ezberliyor hem de intihar fetişizmine yeni üyeler kazandırmayı başarıyor. Yansımaları ise şarkılarla kalmıyor kıyafetler de bu karanlık dünyanın bir parçası haline geliyor. Kırtasiyelerde sırt çantaları adeta kapkara bir duvarı andırıyor. Bütün çantalara bakmaya korkarsınız emin olun. O derece iç karartıcı ve vahşi. Bu noktada anne-babaların daha bilinçli olmasını tavsiye edebiliriz.Artık klasik ve kullanışlıBu yıl lüks moda evlerinin tasarımcıları sırt çantalarına merak saldı. Marc Jacobs’tan Saint Laurent’e birçok moda tasarımcısı ve markada sırt çantası yeniden hayat buldu. Aslında hayat tarzımızın bir yansıması bu gelişmeler. Çünkü insanlar artık daha mobil ve şehir daha fazla zaman çalıyor. İhtiyacımız olanları sırtımızda taşımak ise kolaylık sağlıyor. Eskiden mecburen elimizde ayrı çantalarla taşınıyorduk oradan oraya. Şimdi tek bir çanta işimizi görüyor. Peki, kim nerede ve nasıl kullanıyor bu çantaları?Ofisler okullardan rol çalıyor:Teknoloji hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu. Hem ofis malzemelerini hem günlük ihtiyaçları hem de elektronik aletlerimizi sığdırabildiğimiz sırt çantaları artık kol çantaları kadar şık. Dahası eskiden ofis kıyafetleri ile alakasız duran sırt çantaları artık daha klasik çizgilerle tasarlanıyor, deri ve saten gibi materyallerle yapılıyor. Ayrıca klasik kol çantalarında görmeye alıştığımız tasarımcı ve marka imzaları artık bu sırt çantalarında da var.Annelerin tercihi:Bebekleri doğduktan sonra annelerin havalı çantaları bir süreliğine rafa kalkar. Özellikle çocukları ile dışarı çıktıklarında... Genellikle anne ve bebek alışverişi yapılan noktalarda anneler için küçük valiz gibi ve oldukça biçimsiz kol çantaları vardır. Nedense hiç sevemediğim o çantalardan kurtulmak için en güzel çözüm sırt çantalarıdır. Üstelik bu kadar şık sırt çantaları vitrinlere çıkmışken... Ben bir spor mağazadan sırt çantası alarak çok büyük bir konfor sağladım. Zira hem çocuğunuzu rahatça kucağınıza alıyorsunuz hem de onun bütün ihtiyaçlarını kendi eşyalarınızla birlikte tek bir çantaya sığdırabiliyorsunuz.Mini seyahatler: Artık dünya cidden küçük bir köy. İnsanlar farklı ülkelerde çalışıp farklı ülkelerde yaşayabiliyor. Çok uzak olmayan ülkelere günübirlik gidip geliyor. Ülke içinde de durum çok farklı değil, uçak hayatımızda cep telefonu gibi yer etti. Valiz bekleme sorununu aşmak ve gerekli olan her şeyinizi de bir çantaya sığdırmak için sırt çantasından iyisi yok. Son olarak birkaç günlük bir şehir dışı seyahati için eşim ve bana iki sırt çantası yetti ve arttı bile. Açıkçası bu konuda yalnız da değildik. Birçok insan sadece sırt çantasıyla gelmişti uçağa. Belli ki hızlı hayat kültürü sırt çantalarını eksik etmeyecek sırtımızdan.
Zaman
En Çok Okunan
21.09.2013
OkulçantalarıkorkusaçıyorOkul çantaları korku saçıyor
Okul çantaları korku saçıyor!
Zaman
21.09.2013
01:52
Okul çantaları da hayatımızdaki değişimlere ayak uyduruyor. Müzik gruplarından ve modadan güç alan gotik akım hızla gençler ve çocuklar arasında da yayıldı. Öyle desenler var ki, adeta korku filminden fırlamış gibi. İntihar fetişizmine yönelten ve ölümü-kasveti yücelten bu tasarımlara dikkat etmek gerekmez mi?Liselere yakın yerlerdeki kırtasiyelere takıldı geçenlerde gözüm. İnsanların en hayat dolu olduğu yıllar sayılan lise dönemi için hazırlanan çantalar oldukça iç karartıcıydı diyebilirim. Ve maalesef bu sadece birkaç yerle sınırlı da değildi. Belli ki bu korku filminden fırlamışçasına desenler bu zamanların yeni favorilerinden. Bu tuhaf ölüm ve korku temalı çizimler ve desenler eskiden de vardı. Fakat genellikle daha marjinal bir kitlenin takibindeydi ve belli başlı pasajlarla sınırlıydı. Moda dünyasında punk kültürü ve gotik temalar son yıllarda yüceltildikçe belli ki kuru kafalı, ölüm temalı desenler ara sokaklara kadar inmiş. Dahası oldukça da normalleşmiş durumda. Gençler farkında değil ama bu temanın kullanılma sebeplerinin başında intiharı yüceltme var. Bunu genç yaşta ölen punk ve rock solistlere dayandırıyorlar. Gençler hem bu şarkıları ezberliyor hem de intihar fetişizmine yeni üyeler kazandırmayı başarıyor. Yansımaları ise şarkılarla kalmıyor kıyafetler de bu karanlık dünyanın bir parçası haline geliyor. Kırtasiyelerde sırt çantaları adeta kapkara bir duvarı andırıyor. Bütün çantalara bakmaya korkarsınız emin olun. O derece iç karartıcı ve vahşi. Bu noktada anne-babaların daha bilinçli olmasını tavsiye edebiliriz.Artık klasik ve kullanışlıBu yıl lüks moda evlerinin tasarımcıları sırt çantalarına merak saldı. Marc Jacobs’tan Saint Laurent’e birçok moda tasarımcısı ve markada sırt çantası yeniden hayat buldu. Aslında hayat tarzımızın bir yansıması bu gelişmeler. Çünkü insanlar artık daha mobil ve şehir daha fazla zaman çalıyor. İhtiyacımız olanları sırtımızda taşımak ise kolaylık sağlıyor. Eskiden mecburen elimizde ayrı çantalarla taşınıyorduk oradan oraya. Şimdi tek bir çanta işimizi görüyor. Peki, kim nerede ve nasıl kullanıyor bu çantaları?Ofisler okullardan rol çalıyor:Teknoloji hayatımızın ayrılmaz bir parçası oldu. Hem ofis malzemelerini hem günlük ihtiyaçları hem de elektronik aletlerimizi sığdırabildiğimiz sırt çantaları artık kol çantaları kadar şık. Dahası eskiden ofis kıyafetleri ile alakasız duran sırt çantaları artık daha klasik çizgilerle tasarlanıyor, deri ve saten gibi materyallerle yapılıyor. Ayrıca klasik kol çantalarında görmeye alıştığımız tasarımcı ve marka imzaları artık bu sırt çantalarında da var.Annelerin tercihi:Bebekleri doğduktan sonra annelerin havalı çantaları bir süreliğine rafa kalkar. Özellikle çocukları ile dışarı çıktıklarında... Genellikle anne ve bebek alışverişi yapılan noktalarda anneler için küçük valiz gibi ve oldukça biçimsiz kol çantaları vardır. Nedense hiç sevemediğim o çantalardan kurtulmak için en güzel çözüm sırt çantalarıdır. Üstelik bu kadar şık sırt çantaları vitrinlere çıkmışken... Ben bir spor mağazadan sırt çantası alarak çok büyük bir konfor sağladım. Zira hem çocuğunuzu rahatça kucağınıza alıyorsunuz hem de onun bütün ihtiyaçlarını kendi eşyalarınızla birlikte tek bir çantaya sığdırabiliyorsunuz.Mini seyahatler: Artık dünya cidden küçük bir köy. İnsanlar farklı ülkelerde çalışıp farklı ülkelerde yaşayabiliyor. Çok uzak olmayan ülkelere günübirlik gidip geliyor. Ülke içinde de durum çok farklı değil, uçak hayatımızda cep telefonu gibi yer etti. Valiz bekleme sorununu aşmak ve gerekli olan her şeyinizi de bir çantaya sığdırmak için sırt çantasından iyisi yok. Son olarak birkaç günlük bir şehir dışı seyahati için eşim ve bana iki sırt çantası yetti ve arttı bile. Açıkçası bu konuda yalnız da değildik. Birçok insan sadece sırt çantasıyla gelmişti uçağa. Belli ki hızlı hayat kültürü sırt çantalarını eksik etmeyecek sırtımızdan.
Zaman
Ana Sayfa
21.09.2013
OkulçantalarıkorkusaçıyorOkul çantaları korku saçıyor
İntihar vakalarındaki artış dikkat çekiyor
Zaman
10.09.2013
12:13
Trabzon Halk Sağlığı Müdürü Dr. Köksal Hamzaoğlu, Türkiye’de son 10 yılda yaklaşık 27 bin kişinin intihar ederek hayatını sonlandırdığını, yaklaşık 500 bin kişinin de intihar girişiminde bulunduğunu belirtti. Bu rakamlarla birlikte hastane kayıtlarına girmeyen, gizli tutulmuş intihar ve intihar girişimlerinin de olduğuna işaret eden Hamzaoğlu, verilerin intihar olgusunun ne kadar büyük ve önemli bir halk sağlığı sorunu olduğu açıkça ortaya koyduğuna dikkat çekti. Başta aileler, eğitimciler ve sağlık personeli olmak üzere tüm toplumda intihar riskinin tanınmasına yönelik eğitim çalışmalarının yaygınlaştırılması gerektiğine vurgu yapan Hamzaoğlu, medyada intihar yöntemleriyle ilgili detayların verilmesinin intihar riskini artırdığı uyarısında bulundu.Dr. Hamzaoğlu, intiharı, ‘psikolojik olarak rahatsız olan kişinin istemli olarak yaşamına son vermesi olup, kendisine yönelik bir saldırganlık hali’ olarak tanımlıyor. İntiharın, birden fazla etkene bağlı gelişen, ancak büyük ölçüde ruhsal hastalıklar temelinde ortaya çıkan bir davranış olduğunu ifade eden Hamzaoğlu, “Başta depresyon olmak üzere ruhsal hastalıklar intihar riskinde 10 kat artışa sebep olmaktadır. İlişki sorunları, ekonomik kayıplar, yalnızlık, düş kırıklığı, utanç, aşağılanma, başarısızlık, aile içi çatışmalar gibi zorlayıcı hayat olayları da intihar riski ile ilişkili bulunmuştur, ancak bu risk faktörleri genellikle tek başına intihar sebebi değildir. Birçok risk faktörü, ruhsal hastalıklarla birlikte olduğunda intihar eğilimi artabilir.” dedi.Tüm dünyadaki intihar vakalarında son 50 yılda yüzde 60 oranında artış yaşandığına dikkat çeken Hamzaoğlu, Dünya Sağlık Örgütü verilerine göre 2000 yılında tüm dünyada yaklaşık 1 milyon kişinin intihar sonucu hayatına son verdiğini söyledi. Hamzaoğlu, her yıl yaklaşık 10 ila 20 milyon kişinin intihar girişiminde bulunduğunu, bunun da her 3 saniyede 1 kişinin intihar girişiminde bulunduğu anlamına geldiğinin altını çizdi. Türkiye’de de son 10 yılda yaklaşık 27 bin kişinin intihar ederek hayatını sonlandırdığını kaydeden Hamzaoğlu, yaklaşık 500 bin kişinin de intihar girişiminde bulunduğu bilgisini verdi. Bu rakamlarla birlikte hastane kayıtlarına girmeyen, gizli tutulmuş intihar ve intihar girişimlerinin de olduğuna işaret eden Hamzaoğlu, verilerin intihar olgusunun ne kadar büyük ve önemli bir halk sağlığı sorunu olduğu açıkça ortaya koyduğuna dikkat çekti.İntiharın, hayatı sonlandıran bir tehdit olmasına karşın, önlenebilir bir halk sağlığı sorunu olduğuna değinen Dr. Hamzaoğlu, “İntihar eden kişilerin büyük bölümü intihar etmek konusunda bir süre kararsızlıklar yaşar, yaşamla ölüm düşünceleri arasında gidiş gelişler sırasında intihar edeceklerini çeşitli vesilelerle ima ederler. Ancak bunu açık bir şekilde ifade edemezler ve anlaşılmayacaklarına, olumsuz bir şekilde damgalanacaklarına inandıkları için yardım almaktan çekinirler. Bu nedenle intihar eğilimi olan kimselerin yardım almalarını kolaylaştırmak için toplumda bu konudaki duyarlılık arttırılmalıdır. Başta ailelerin, eğitimcilerin, sağlık personelinin olmak üzere tüm toplumda intihar riskinin tanınmasına yönelik eğitim çalışmaları yaygınlaştırılmalıdır. Medyada intihar yöntemleriyle ilgili detayların verilmesi intihar riskini artırdığından, ruh sağlığı uzmanlarıyla medya mensupları arasında işbirliği geliştirilmelidir.” ifadelerini kullandı. Bu konuda toplumsal duyarlılığı artırmanın hayat kurtarıcı olabileceğini ifade eden Hamzaoğlu, desteğe ihtiyaç duyan kişilerin erken belirlenmesi ve etkin tedavilerinin sağlanması yönünde geliştirilecek toplumsal ruh sağlığı bilinçlendirme programlarıyla yapılacak çalışmalarla intiharı önleme konusunda önemli adımlar atılacağına inandığını dile getirdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
10.09.2013
İntiharvakalarındakiartışdikkatçekiyorİntihar vakalarındaki artış dikkat çekiyor
Önlenebilir ölüm nedeni: İntihar
Zaman
09.09.2013
17:37
Dünya Sağlık Örgütü tarafından her yıl 10 Eylül tarihinde düzenlenen Dünya İntiharı Önleme Gününde, intihar davranışı,krize müdahale ve intiharı önleme, ruh sağlığı bakış açısı gibi farklı konular masaya yatırılıyor.Toplumda intihar girişimi ile ilgili yanlış bilgiler olduğunu belirten ve gerçekler hakkında farkındalık yaratılması adına 10 Eylül Dünya İntiharı Önleme Gününün önemine değinen Üsküdar Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Psikiyatrist Serdar Nurmedov, sivil toplum örgütleri de dahil toplumun her kesimine büyük görevler düştüğünü belirterek, Düzenlenen çeşitli etkinlikler ve intiharı önleme adına yapılacak çalışmalar çok önemli. Çünkü intiharlar büyük ölçüde önlenebilir ölüm nedenleri arasında yer alıyor.Tümü olmasa bile bu girişimlerin büyük bölümü öngörülerek önlenebilir. İntihar vakaları psikiyatride riskli olgulardan biri. Çoğu zaman hastaneye yatış gerektiriyor. İlaç tedavisi gerekebiliyor. Nasıl ki genel cerrahlar için apandistin patlaması acil bir müdahale gerektiriyorsa, intihar da psikiyatri için aynı anlama geliyor. Bu nedenle bu girişimlere müdahale önemli dedi.Nurmedov, kimlerin intihara meyilli olduğu konusunda, Toplumsal olarak geleneksel Türk aile yapısından uzaklaşıp bireyselleşme oranının artması, kişilerin yoğun iş temposu içinde, hatta aynı anda birkaç işle meşgul olmasının da etkisiyle çevresine, ailesine ve büyüklerine yeterli zamanı ayıramaması gibi davranışların özellikle yaşlılarda olumsuz etki gösteriyor. 65 yaş üstü kişilerin kendilerini yaşamda yük olarak görebildiğini, değersiz hissetmeye başladığını bize artık ihtiyaç yok düşüncesine kapılabildiğini, bu duygulara eşlik eden yaşlılığa bağlı bir takım kronik rahatsızlıklar da olunca sonuç intihar olabiliyor.Bunun yanı sıra bayanlar daha çok intihar girişiminde bulunuyor ancak ölümle sonuçlanan vaka istatistiklerine bakıldığında erkeklerin sayısının daha yüksek olduğunu söyleyebiliriz. Çünkü erkekler intihar girişimlerinde ağırlıklı olarak kesici, delici, ateşli araçlar kullanıyor, kadınlar ise daha çok ilaç içme, bilek kesme şeklinde eylemler gerçekleştiriyor.Çatışmalı ailelerin çocuklarında da intihar riski yükseliyor. İntihar eden gençlerin ailesine bakıldığında klinikte gördüğümüz ailelerde hep bir çatışma söz konusu. Bireyselleşmenin önde olduğu bir dönemden geçiyoruz. Bakıyorsunuz aile bireyleri birbirlerinden ilgisiz, kopuk. Böyle olunca bu dönemdeki ergenler alternatif yollar bulamayabiliyor içine kapanabiliyor. Hayat zor, ben baş edemiyorum, ne yapacağım diye düşünmeye başlıyor ve çıkışı intiharda görebiliyor.Madde kullanımı da intihar girişimini tetikler. Kimlik arayışı, aidiyet duygusu, bir gruba, topluma ait olma hissi bütün ergenlerde görülen bir tablo.Kendilerine ben neyim, kimim sorusunu sorarlar. Hayatı sorgulayan ergen cevabı önce aile içinde arar bulamayınca farklı arayışlara girer. Bu süreçte ailesinden destek ve ilgi görmeyen ergen farklı alanlara yönelimlerde bulunabiliyor. Yani çocuklarına zaman ayırmayan ebeveynler çocuklarını farklı arayışlara sürükleyebiliyor. Bu arayışta olan gençler bir takım gruplara dahi olabiliyor. Ve o gruba ait olmak için şart koşulan kriterleri yerine getirme gayretinde olabiliyor. Bu kılık kıyafet, davranış olabileceği gibi madde kullanımı da olabiliyor. Ve bu dönemde kontrolsüz bir şekilde alınan alkol ve uyarıcı madde,kendisinin de toksik etkisi ve çeşitli komplikasyonlarla kişiyi intihara sürükleyebiliyor dedi.İntihar girişiminde bulunan kişilerin çoğunun öncesinde bir takım ipuçları bıraktığını kaydeden Nurmedov, Bu kişiler intihar düşüncesini bir şekilde çevresindekilere en az bir kere söylüyor ve üstü kapalı mesajlar veriyor. Bunları iyi anlayıp analiz etmek sözel olarak bir şey yapılmasa da bazı davranışlardan intihar düşüncesinin anlayabilmek için kişi yakınlarının ve ailelerin çok dikkatli olmaları gerekiyor. Örneğin bankadaki paraların bir yere aktarılmış olması gibi rutin davranışlar bazen önemli bir ipucu olabilir. Son dönemlerde intihar girişiminde bulunacak kişilerin faceebook, twitter gibi sosyal paylaşım ağlarında ipuçlarına rastlamak mümkün. Ya hesaplarını kapatıyor bu kişiler ya da üstü kapalı veda yazılarında bulunabiliyorlar. Öyle ki bu kişiler uzun yıllardır hiç görüşmediği kişilerle vedalaşmalarda bulunabiliyorlar dedi.İntiharı önlemenin mümkün olduğunu kaydeden Nurmedov, Şahit olduğumuz bazı vakalarda, kişi mesaj amaçlı intihar teşebbüsünde bulunabiliyor. İntihar amaçlı değil de savunma mekanizması olarak bir şekilde etrafa mesaj vermek amacıyla kendine zarar veren hasta grupları var. Her yaşa ve durumu farklı değerlendirmek ve intiharları önlemek üzere, her yaş grubu için farklı stratejilerin belirlenmesi gerekir. Örneğin ergenler yaş itibariyle dürtü kontrolü noktasında sıkıntı yaşayabilirler, yaşlıların ise daha farklı ihtiyaçları vardır. Bu nedenle yaşa göre farklı önlemler alınması lazım.
Zaman
Sağlık
09.09.2013
ÖnlenebilirölümnedeniİntiharÖnlenebilir ölüm nedeni İntihar
'İntihar etti' değilen askerin ailesi AYM'ye giti
Zaman
07.09.2013
11:54
ASKERLİĞİNİ yaparken intihar ettiği öne sürülen er Murat Oktay Canın ailesi, Anayasa Mahkemesine başvurdu. Baba Oktay Can, Dua ediyorum Anayasa Mahkemesi istediğimiz kararı verir de hakkımızı Avrupada aramak zorunda kalmayız dedi. Tuncelinin Hozat İlçesine bağlı Sarıtaş Jandarma Karakolunda askerlik görevini yaparken, 5 Ekim 2009da nöbette intihar ettiği öne sürülen er Murat Oktay Can davasına ilişkin, Ankara Askeri Yüksek İdare Mahkemesi 2nci Daire Başkanlığının kararına aileden itiraz geldi. Baba 55 yaşındaki Oktay Canın, 2011de 100 bin liralık maddi ve manevi tazminat istemi ile açtığı davayı görüşen mahkeme, üslerin ve dolayısıyla Milli Savunma Bakanlığının kısmen kusurlu olduğuna kanaat getirmiş, yasal faizi ayrıca hesaplanmak kaydıyla, aileye 6 bin 500 lira maddi ve manevi tazminat ödemesine karar vermişti.Ailenin Antalyadaki avukatı Ahmet Çevik, Murat Oktay Can için önce kovuşturmaya yer olmadığına karar verildiğini, ilk günden buna itiraz ettiklerini ve sonunda Askeri Yüksek İdare Mahkemesine başvurduklarını söyledi. Kusurluluk saptamasına karşın babanın manevi yıkıntısının 1500 lira, maddi yıkıntısının da 5 bin lira olduğu yönünde karar verildiğine işaret eden Çevik, sözlerini şöyle sürdürdü:Bu rakam bir babanın maddi ve manevi yıkıntısının karşılığı olamaz. Bu yönde itirazlarda bulunduk ve ret cevabı geldi. Bunun üzerine Anayasa Mahkemesine başvurarak yargılanma istedik.Çevik ayrıca Müvekkilimin oğlu vefat ettikten sonra sefer görev emri gelmiştir. Yani aileyi manevi yönden yıpratma amaçlı gönderildiğini ve idarenin hizmet kusuru olduğunu düşünüyoruz. Buna da itiraz ediyoruz diye konuştu.BABADAN KOMUTANLARA SUÇLAMAMurat Oktay Canın babası Oktay Can, ellerinde 22 delil olmasına rağmen askeri savcılığın bunları dikkate almadığını iddia etti. Baba Oktay Can, şunları kaydetti:Oğlumun görev yaptığı yerde komutanların kusurlu olduğunu iddia ediyoruz. Oğlum bunalıma girdiği halde hiçbiri onu hastaneye sevk etmemiş. Bir gün başında refakatçi bırakılarak nöbete gönderilmemiş. Ben burada Sayın Askeri Yüksek Mahkemesine soruyorum: Neden bu komutanlar tutuklanmadı? Oğlumun ölüm kararında idarenin ajanlarının etkili olduğunu söylüyorum. Kendisine dayak atmışlar ve şiddet uygulamışlar.İç hukukta son durakları olan Anayasa Mahkemesine başvurduklarını anlatan baba Oktay Can, Türkiyede oğlu gibi görev sırasında ölen asker sayısının 5 bin olduğunu öne sürerek, Resmi rakam 950 civarında. Benim durumumda olan binlerce aile var Türkiyede. Bu insanların da haklarını bir an önce almasını istiyorum görüşünü dile getirdi.UYSAL DOĞAN İÇİN DE HUKUK MÜCADELESİBu arada, Oktay Canın oğlu için verdiği mücadele sırasında tanıştığı Binali Doğan, askerde intihar ettiği söylenen yeğeni Uysal Doğan için de hukuk savaşının sürdüğünü söyledi.Yeğeni Uysal Doğanın 9 Aralık 2002 tarihinde Muş Hasköyde askerlik görevini yaparken öldürüldüğünü iddia eden Binali Doğan, Bize intihar ettiği söylendi. Gittiğimizde silahın başkasına ait olduğunu gördük. Elazığ Askeri Mahkemesine başvurduk. Askeri savcılık takipsizlik kararı verince bir üst mahkeme olan Malatyaya başvurduk. Şu an mahkeme devam ediyor. Dava sürecinde birçok askerin intihar ettiğini öğrendik. Bizim çocuklarımız askerde intihar etmez diye konuştu.Yeğeninin dosyasında bulunan birçok belgenin askeri savcılık tarafından verilmediğini belirten Binali Doğan, Ordunun generali bile sivil mahkemede yargılanırken, askerler niye askeri mahkemede yargılanıyor görüşünü dile getirdi.(DHA)
Zaman
Son Dakika
07.09.2013
İntiharettideğilenaskerinailesiAYMyegitiİntihar etti değilen askerin ailesi AYMye giti
1.5 yılda 166 asker kışlada hayatını kaybetti
Zaman
22.08.2013
15:03
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbabanın soru önergesini yanıtlayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmazın verdiği bilgiye göre, son 1.5 yıl içerisinde kışlalarda çeşitli nedenlerle 166 asker yaşamını yitirdi.Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 2012 ve 2013 yılında askerlik hizmetini yaparken intihar, kaza veya diğer nedenlerden yaşamını yitiren askerlerin sayısını, Milli Savunma Bakanlığına bir önergelye sordu. Ağbabanın soru önergesine Bakanlıktan yanıt geldi. Bakan İsmet Yılmazın yanıtladığı soru önergesinde 1 Ocak 2012- 15 Temmuz 2013 tarihleri arasında arası intihar sonucu 108, silah kazası sonucu 40, iş kazası sonucu 1, düşme, kavga, zehirlenme, suda boğulma gibi nedenlerle 17 olmak üzere toplam 166 askerin kışlalarda hayatını kaybettiği açıklandı.10 YILDA 934 İNTİHAR2002-2012 yılları arasında toplam intihar eden asker sayısının 934 olduğunu belirten Veli Ağbaba, 2012 yılında 69 erbaş/er, Ocak- Temmuz 2013 ayları arasında ise 39 erbaş/er intihar etmiş. Vatani hizmetlerini yapmak üzere askerde bulunan gencecik insanların can güvenliğinden devlet sorumludur. İntihar vakaları mutlaka araştırılmalıdır ifadelerini kullandı.İNTİHARLARIN ÜSTÜNE GİDİLMELİMalatyalı er Eren Özelin intiharında olduğu gibi asker ölümlerinin sürekli üstünün örtülmeye çalışıldığını öne süren Ağbaba, Önce intihar ettiği söylenenlerin, sonrasında diğer askerler tarafından vurulduğu ortaya çıkıyor. Bu gibi durumların mutlaka üstüne gidilmeli, vicdanları yaralayan çarpıtılmış yalan açıklamalar yapılmamalı dedi.1,5 yıl içerisinde farklı nedenlerle 166 askerin öldüğünün açıklandığını kaydeden Veli Ağbaba şunları söyledi:2013 yılının ilk 8 ayında 39 erbaş/er intihar etmiş. Umarım yılsonuna kadar bu rakam artış göstermez. Kışlalardaki askerlerin ruhsal ve fiziksel sağlıklarının güvence altına alınması yönünde Bakanlık daha etkili yöntemler geliştirmeli, ölüm vakalarının üstü intihar etti söylemiyle örtülmeye çalışılmamalı ve daha derinlikli soruşturmalar yapılmalıdır.(DHA)
Zaman
Güncel
22.08.2013
15yılda166askerkışladahayatınıkaybetti15 yılda 166 asker kışlada hayatını kaybetti
1.5 yılda 166 asker kışlada hayatını kaybetti
Zaman
22.08.2013
15:02
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbabanın soru önergesini yanıtlayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmazın verdiği bilgiye göre, son 1.5 yıl içerisinde kışlalarda çeşitli nedenlerle 166 asker yaşamını yitirdi.Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 2012 ve 2013 yılında askerlik hizmetini yaparken intihar, kaza veya diğer nedenlerden yaşamını yitiren askerlerin sayısını, Milli Savunma Bakanlığına bir önergelye sordu. Ağbabanın soru önergesine Bakanlıktan yanıt geldi. Bakan İsmet Yılmazın yanıtladığı soru önergesinde 1 Ocak 2012- 15 Temmuz 2013 tarihleri arasında arası intihar sonucu 108, silah kazası sonucu 40, iş kazası sonucu 1, düşme, kavga, zehirlenme, suda boğulma gibi nedenlerle 17 olmak üzere toplam 166 askerin kışlalarda hayatını kaybettiği açıklandı.10 YILDA 934 İNTİHAR2002-2012 yılları arasında toplam intihar eden asker sayısının 934 olduğunu belirten Veli Ağbaba, 2012 yılında 69 erbaş/er, Ocak- Temmuz 2013 ayları arasında ise 39 erbaş/er intihar etmiş. Vatani hizmetlerini yapmak üzere askerde bulunan gencecik insanların can güvenliğinden devlet sorumludur. İntihar vakaları mutlaka araştırılmalıdır ifadelerini kullandı.İNTİHARLARIN ÜSTÜNE GİDİLMELİMalatyalı er Eren Özelin intiharında olduğu gibi asker ölümlerinin sürekli üstünün örtülmeye çalışıldığını öne süren Ağbaba, Önce intihar ettiği söylenenlerin, sonrasında diğer askerler tarafından vurulduğu ortaya çıkıyor. Bu gibi durumların mutlaka üstüne gidilmeli, vicdanları yaralayan çarpıtılmış yalan açıklamalar yapılmamalı dedi.1,5 yıl içerisinde farklı nedenlerle 166 askerin öldüğünün açıklandığını kaydeden Veli Ağbaba şunları söyledi:2013 yılının ilk 8 ayında 39 erbaş/er intihar etmiş. Umarım yılsonuna kadar bu rakam artış göstermez. Kışlalardaki askerlerin ruhsal ve fiziksel sağlıklarının güvence altına alınması yönünde Bakanlık daha etkili yöntemler geliştirmeli, ölüm vakalarının üstü intihar etti söylemiyle örtülmeye çalışılmamalı ve daha derinlikli soruşturmalar yapılmalıdır.(DHA)
Zaman
Ana Sayfa
22.08.2013
15yılda166askerkışladahayatınıkaybetti15 yılda 166 asker kışlada hayatını kaybetti
1.5 yılda 166 asker kışlada öldü
Zaman
22.08.2013
15:00
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbabanın soru önergesini yanıtlayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmazın verdiği bilgiye göre, son 1.5 yıl içerisinde kışlalarda çeşitli nedenlerle 166 asker yaşamını yitirdi.Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 2012 ve 2013 yılında askerlik hizmetini yaparken intihar, kaza veya diğer nedenlerden yaşamını yitiren askerlerin sayısını, Milli Savunma Bakanlığına bir önergelye sordu. Ağbabanın soru önergesine Bakanlıktan yanıt geldi. Bakan İsmet Yılmazın yanıtladığı soru önergesinde 1 Ocak 2012- 15 Temmuz 2013 tarihleri arasında arası intihar sonucu 108, silah kazası sonucu 40, iş kazası sonucu 1, düşme, kavga, zehirlenme, suda boğulma gibi nedenlerle 17 olmak üzere toplam 166 askerin kışlalarda hayatını kaybettiği açıklandı.10 YILDA 934 İNTİHAR2002-2012 yılları arasında toplam intihar eden asker sayısının 934 olduğunu belirten Veli Ağbaba, 2012 yılında 69 erbaş/er, Ocak- Temmuz 2013 ayları arasında ise 39 erbaş/er intihar etmiş. Vatani hizmetlerini yapmak üzere askerde bulunan gencecik insanların can güvenliğinden devlet sorumludur. İntihar vakaları mutlaka araştırılmalıdır ifadelerini kullandı.İNTİHARLARIN ÜSTÜNE GİDİLMELİMalatyalı er Eren Özelin intiharında olduğu gibi asker ölümlerinin sürekli üstünün örtülmeye çalışıldığını öne süren Ağbaba, Önce intihar ettiği söylenenlerin, sonrasında diğer askerler tarafından vurulduğu ortaya çıkıyor. Bu gibi durumların mutlaka üstüne gidilmeli, vicdanları yaralayan çarpıtılmış yalan açıklamalar yapılmamalı dedi.1,5 yıl içerisinde farklı nedenlerle 166 askerin öldüğünün açıklandığını kaydeden Veli Ağbaba şunları söyledi:2013 yılının ilk 8 ayında 39 erbaş/er intihar etmiş. Umarım yılsonuna kadar bu rakam artış göstermez. Kışlalardaki askerlerin ruhsal ve fiziksel sağlıklarının güvence altına alınması yönünde Bakanlık daha etkili yöntemler geliştirmeli, ölüm vakalarının üstü intihar etti söylemiyle örtülmeye çalışılmamalı ve daha derinlikli soruşturmalar yapılmalıdır.(DHA)
Zaman
Güncel
22.08.2013
15yılda166askerkışladaöldü15 yılda 166 asker kışlada öldü
1.5 yılda 166 asker kışlada öldü
Zaman
22.08.2013
14:59
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbabanın soru önergesini yanıtlayan Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmazın verdiği bilgiye göre, son 1.5 yıl içerisinde kışlalarda çeşitli nedenlerle 166 asker yaşamını yitirdi.Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, 2012 ve 2013 yılında askerlik hizmetini yaparken intihar, kaza veya diğer nedenlerden yaşamını yitiren askerlerin sayısını, Milli Savunma Bakanlığına bir önergelye sordu. Ağbabanın soru önergesine Bakanlıktan yanıt geldi. Bakan İsmet Yılmazın yanıtladığı soru önergesinde 1 Ocak 2012- 15 Temmuz 2013 tarihleri arasında arası intihar sonucu 108, silah kazası sonucu 40, iş kazası sonucu 1, düşme, kavga, zehirlenme, suda boğulma gibi nedenlerle 17 olmak üzere toplam 166 askerin kışlalarda hayatını kaybettiği açıklandı.10 YILDA 934 İNTİHAR2002-2012 yılları arasında toplam intihar eden asker sayısının 934 olduğunu belirten Veli Ağbaba, 2012 yılında 69 erbaş/er, Ocak- Temmuz 2013 ayları arasında ise 39 erbaş/er intihar etmiş. Vatani hizmetlerini yapmak üzere askerde bulunan gencecik insanların can güvenliğinden devlet sorumludur. İntihar vakaları mutlaka araştırılmalıdır ifadelerini kullandı.İNTİHARLARIN ÜSTÜNE GİDİLMELİMalatyalı er Eren Özelin intiharında olduğu gibi asker ölümlerinin sürekli üstünün örtülmeye çalışıldığını öne süren Ağbaba, Önce intihar ettiği söylenenlerin, sonrasında diğer askerler tarafından vurulduğu ortaya çıkıyor. Bu gibi durumların mutlaka üstüne gidilmeli, vicdanları yaralayan çarpıtılmış yalan açıklamalar yapılmamalı dedi.1,5 yıl içerisinde farklı nedenlerle 166 askerin öldüğünün açıklandığını kaydeden Veli Ağbaba şunları söyledi:2013 yılının ilk 8 ayında 39 erbaş/er intihar etmiş. Umarım yılsonuna kadar bu rakam artış göstermez. Kışlalardaki askerlerin ruhsal ve fiziksel sağlıklarının güvence altına alınması yönünde Bakanlık daha etkili yöntemler geliştirmeli, ölüm vakalarının üstü intihar etti söylemiyle örtülmeye çalışılmamalı ve daha derinlikli soruşturmalar yapılmalıdır.(DHA)
Zaman
Ana Sayfa
22.08.2013
15yılda166askerkışladaöldü15 yılda 166 asker kışlada öldü
1.5 yılda 166 asker kışlada öldü
Zaman
22.08.2013
14:34
CHP Malatya Milletvekili Veli Ağbaba, Milli Savunma Bakanlığı’nın verilerine göre son 1.5 yılda 108i intihar sonucu olmak üzere toplam 166 askerin kışlada yaşamını yitirdiğini bildirdi. Veli Ağbaba, yaptığı açıklamada, kışladaki asker ölümlerine ilişkin Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz’ın cevaplandırması istemiyle verdiği soru önergesinin yanıtlandığını belirtti. Bakanlığın 1 Ocak 2012’den 15 Temmuz 2013’e kadar geçen 1.5 yıllık sürede 166 askerin hayatını kaybettiğini bildirdiğini ifade eden Ağbaba, yazıya göre yaşamını yitiren askerlerden 108’inin intihar sonucu, 40’ının silahlı kaza sonucu, 1’inin iş kazası, 17’sinin ise kavga, boğulma gibi nedenlerle öldüğünü aktardı. Kışladaki intihar vakalarının arttığına dikkat çeken Ağbaba, şöyle devam etti: “2002-2012 yılları arasında toplam intihar eden asker sayısı 934 idi, 2012 yılında 69 er, ocak-temmuz 2013 ayları arasında ise 39 asker intihar etmiş. Vatani hizmetlerini yapmak üzere askerde bulunan gencecik insanların can güvenliğinden devlet sorumludur. İntihar vakaları mutlaka araştırılmalıdır. 2013 yılının ilk sekiz ayında 39 er intihar etmiş, umarım yıl sonuna kadar bu rakam artış göstermez. Kışlalardaki askerlerin ruhsal ve fiziksel sağlıklarının güvence altına alınması yönünde Bakanlık daha etkili yöntemler geliştirmeli, ölüm vakalarının üstü ‘intihar etti’ söylemiyle örtülmeye çalışılmamalı ve daha derinlikli soruşturmalar yapılmalıdır.” İntihar ettiği belirtilen Malatyalı er Eren Özel’in diğer askerler tarafından vurulduğunun ortaya çıktığını vurgulayan Ağbaba, “Önce intihar ettiği söylenenlerin sonrasında diğer askerler tarafından vurulduğu ortaya çıkıyor. Bu gibi durumların mutlaka üstüne gidilmeli, vicdanları yaralayan çarpıtılmış yalan açıklamalar yapılmamalı. dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
22.08.2013
15yılda166askerkışladaöldü15 yılda 166 asker kışlada öldü
AK Parti'den intihar çalıştayı
Zaman
21.08.2013
11:24
AK Parti Türkiye’deki intihar olaylarını, intihara götüren sebep ve sonuç ilişkilerini masaya yatırdı. Partinin, Sosyal İşler Başkanlığı tarafından gerçekleştirilen Çalıştay Raporu şekillenmeye başladı. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sosyal İşler Başkanı Prof. Dr. Nükhet Hotar başkanlığında gerçekleştirilen çalıştaya akademisyenler, İçişleri Bakanlığı, Sağlık Bakanlığı ve diğer kamu kurumları temsilcileri ile partili yetkililer katıldı. Çalıştay Raporu’nun şekillenmeye başladığını aktaran AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Prof. Dr. Nükhet Hotar, “Tüm dünyada önemli halk sağlığı sorunları arasında görünen intihar vakalarını incelemeye aldık. İntihar oranları ülkeler arasında 100 bin kişide 3-45 arasında değişiyor. Sebepler incelendiğinde ise psikolojik sorunlar ön plana çıkıyor.” dedi. Gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında, Türkiye’de intihar oranlarının düşük olduğunu ancak dünyada olduğu gibi ülkede de intiharların önlenmesi için çalışmalara ağırlık vermek gerektiğini ifade eden Hotar, “Çalışmamızda görülmüştür ki intihar davranışı için risk faktörleri ve önleme çalışmaları için çok boyutlu bir yaklaşım gerekmektedir. Sağlık çalışanlarının dışında birçok kurumun ortak çalışması önemli. Bu anlamda, başkanlığımızca yürütülen çalışmada İçişleri Bakanlığı ve Sağlık Bakanlığı yetkililerinin görüşleri ve kurumlar arasındaki çalışmaları değerlendiriyoruz.” diye konuştu. AK Parti Sosyal İşler Başkanlığı tarafından açıklanan raporda, dünyada yılda ortalama 1 milyon kişi intihar ediyor. Dünyada intihar, 15-19 yaş arasında 2. ölüm nedeni olarak belirtiliyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
21.08.2013
AKPartidenintiharçalıştayıAK Partiden intihar çalıştayı
TÜİK: En çok gençler intihara kalkışıyor
Zaman
19.08.2013
12:32
Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre İzmirde en fazla intihar girişimi 15- 19 yaş grubunda görülürken, 20-24 yaş grubu ise ikinci sırada yer aldı.TÜİK verilerine göre 2012 yılında İzmirde bin 457si erkek, 3 bin 753ü kadın olmak üzere toplam 5 bin 210 kişi intihar girişiminde bulundu. En fazla intihar girişimi ise yüzde 25.2 ile 15-19 yaş grubunda görüldü. İntihar girişiminde ikinci sırada ise yüzde 19.8 ile 20-24 yaş grubu yer aldı.Yine 2012 yılında, İzmirde intihar girişim hızının en fazla yaşandığı ilçe Çeşme oldu. Çeşmeyi sırasıyla Torbalı, Konak, Kemalpaşa ve Urla izledi. İntihar girişim hızının en az olduğu ilçe ise Beydağ olarak istatistiklere geçti. İzmirde intihar girişimlerinin nedenlerinde birinci sırada aile geçimsizliği yer aldı.ÖĞRETMEN-VELİ İŞBİRLİĞİ ŞARTTürkiyede olduğu gibi İzmirde de hızla yükselişe geçen intihar girişimlerini değerlendiren Yaşar Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Berrin Özyurt aileleri uyardı. İntiharın 15- 24 yaş grubundaki gençler arasında üçüncü ölüm nedeni olduğunu belirten Doç. Dr. Özyurt okullarda öğretmen, yönetici ve velilerden oluşan bir krize müdahale ekibi kurulması gerektiğini savundu. Kurulacak ekibin öğrencilerin kişisel kontrol becerilerini sağlamasında ve stres ile mücadelede etkin olabileceğini ifade eden Doç. Dr. Özyurt şu bilgileri verdi:Ülkemizdeki intihar girişimlerini incelediğiniz zaman 15- 24 yaş arası gençlerin büyük risk altında olduğunu görebilirsiniz. Bu konuda okul, toplum ve aile ilişkisini güçlendirmek çok önemlidir. Okul çalışanlarının intihar riskleri ve ipuçları konusunda eğitimli olmaları gerekmektedir. Dahası okullarda okul müdürü, öğretmenler, rehber öğretmen, öğrenci temsilcisi ve okul aile birliği temsilcisinden oluşan bir krize müdahale ekibi kurulmalıdır. Bu kişilerin, intihar tehlikesi durumunda krize müdahale aşamalarını bilmesi gerekmektedir. Ayrıca öğrencinin intihar riskini değerlendirmek, ihtiyaç duyulan ruh sağlığı hizmetlerini belirlemek ve öğrencinin uygun bakımı almasını sağlamak çok önemlidir. Okul personelinin ve öğrencilerinin duygularından söz etmelerini sağlayacak ortamlar yaratılmalıdır. Bir öğrencinin intiharı diğerlerine de örnek olabileceğinden, diğer öğrencilerin travma geçirmelerini önlemek ve daha sonraki intiharları ortadan kaldırmak amaçlanmalıdır. Bu konuda Milli Eğitim Müdürlüğünün de çeşitli çalışmaları bulunmaktadır.STRES YÖNETİMİ GELİŞTİRİLMELİİntiharı önleme çalışmalarında dikkat edilmesi gereken unsurlara da değinen Doç. Dr. Özyurt açıklamasını şöyle sürdürdü:Öğretim programları içinde intihar önleme eğitimine yer vermek, destekleyici okul, aile, toplum ilişkisini geliştirmek, okula bağlılığı artırıcı etkinlikler yürütmek ve akran dayanışmasını artırmak önemlidir. Öğrencilerin iletişim becerileri, kişisel kontrol becerisi, karar verme ve kişisel, sosyal problem çözme becerisi, stres yönetimi gibi yaşam becerilerinin geliştirilmesi gerekmektedir. İntihar önlenememişse, okulda bir kriz ortamı oluşur ki işte o zaman krize müdahale ekiplerinin durumu kontrol altına alması önemlidir.DÜNYADA VE TÜRKİYEDE RAKAMLAR-Dünyada yılda ortalama 1 milyon kişi intihar ederek yaşamına son veriyor.-Dünyada intihar 15-19 yaş arasında 2inci, 15-24 yaş arası 3üncü, 10-14 yaş arasında 4üncü ölüm nedeni.-Türkiyede intihar girişimi ve gerçekleştirme oranı Avrupaya göre daha düşük.-Türkiyede en çok 15-24 yaş arasındaki kişiler intihar ediyor.BUNLARI YAPIYORSA DİKKAT EDİN-Kendini öldürmekten ya da ölümden bahsediyorsa.-Ölüm ya da intiharla ilgili şeyler okuyorsa, yazıyorsa.-Değersiz ya da çaresiz hissettiğini söylüyorsa.-Sürekli sıkıldığını söylüyorsa.-Kişilik değişiklikleri ortaya çıktıysa.-Arkadaşlarından ve aile üyelerinden uzaklaştıysa.-Dikkatini odaklamakta zorluk çekiyorsa.-İsyankar ve şiddet içeren davranışlar göstermeye başladıysa.-Okul başarısı düştüyse, okulda problemler yaşıyorsa, arkadaşlarıyla çıkmak gibi alışkanlıklarında değişiklikler olduysa.-Dış görünüşüne ilgi göstermiyorsa birey intihar riski altında olabilir.(DHA)
Zaman
Son Dakika
19.08.2013
TÜİKEnçokgençlerintiharakalkışıyorTÜİK En çok gençler intihara kalkışıyor
Polis memuru adliye önünde intihar etti
Zaman
06.07.2013
12:25
İzmirin Çeşme İlçesinde, başına dayadığı beylik tabancasının tetiğini çeken 13 yıllık polis memuru 37 yaşındaki Erol Benzer, kaldırıldığı hastanede öldü. Polis Benzerin, intihar etmeden önce internette sosyal paylaşım sitesindeki sayfasına İzmir-Çeşme Adliye önünde kendimi şehit ediyorum ifadelerinin de yer aldığı bir yazdığı ortaya çıktı. Kadrosu Karşıyaka İlçe Emniyet Müdürlüğü Asayiş ekiplerinde bulunan evli ve 1 çocuk babası polis memuru Erol Benzer, bugün saat 09.00 sıralarında, geçici olarak görevlendirildiği Çeşme Adliyesi önünde başına dayadığı beylik tabancasının tetiğini çekti. Erol Benzer kanlar içinde yere yığılırken, silah sesine koşan çevredekilerin haber vermesi üzerine gelen polislerin çağırdığı 112 Acil Servis ekipleri, olay yerinde ilk müdahaleyi yaptı. Durumu ağır olan Benzer daha sonra Sağlık Bakanlığına ait ambulans helikopterle İzmir Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırıldı. Tedavi altına alınan Erol Benzer, doktorların müdahalelerine rağmen kurtarılamadı. Benzerin ölüm haberi yakınlarını ve meslektaşlarını üzüntüye boğdu.Ailevi sorunları nedeniyle eşi ile 3 aydan bu yana ayrı yaşadığı söylenen polis Erol Benzerin intihar etmeden kısa süre önce internetteki sosyal paylaşım sitesi Facebooktan meslektaşlarına hitaben, şunları yazdığı görüldü:Polisin de adalete, insan gibi yaşamaya ve insan gibi çalışmaya hakkı olduğunun farkına varılması ve Demokrasi adına daha fazla polis yaşamına son vermesin, bu son olsun diye İzmir- Çeşme Adliye önünde kendimi şehit ediyorum. Umarım işe yarar, sesimiz duyulur, siz geride kalan meslektaşlarım hak ettiği özlük haklarına ve insan hakları ile insani koşullarda yaşayıp çalışma şartlarına kavuşursunuz! Geride bıraktığım 71 yaşındaki annemi oğulsuz, 9 yaşında zaten annesiz büyüyen oğlumu bir de babasız, ailemi sevenlerimi ve sevdiklerimi bensiz bıraktığım için üzgünüm, Ancak meslektaşlarımın geride bıraktığım emanetlerime sahip çıkacaklarından da şüphem yoktur.(DHA)
Zaman
Son Dakika
06.07.2013
PolismemuruadliyeönündeintiharettiPolis memuru adliye önünde intihar etti
Toyota’da bir intihar daha
Evrensel
21.06.2013
07:10
Toyota otomobil fabrikasında bir intihar olayı daha yaşandı. Geçtiğimiz yıl da boyahane bölümünde bir işçi kendini asarak yaşamına son vermişti. Toyota işçileri ise ölüm olayına rağmen fabrikanın hiçbir şey olmamış gibi üretime devam etmesine tepkili. Fabrikada güvenlik görevlisi olarak çalışan, 45 yaşında, evli ve iki çocuk babası Şevket Özhan kendisine ait silahla fabrika girişindeki güvenlik kulübesinin arka tarafında intihar etti. Olay yerine gelen Cumhuriyet Savcısının incelemelerinin ardından otopsi için Adli Tıp Kurumuna gönderilen Özhan’ın naaşı, salı günü memleketi Kayseri’de öğle
Evrensel
İşçi Sendika
21.06.2013
Toyota’dabirintihardahaToyota’da bir intihar daha
Toyota’da bir intihar daha
Evrensel
21.06.2013
07:01
Toyota otomobil fabrikasında bir intihar olayı daha yaşandı. Geçtiğimiz yıl da boyahane bölümünde bir işçi kendini asarak yaşamına son vermişti. Toyota işçileri ise ölüm olayına rağmen fabrikanın hiçbir şey olmamış gibi üretime devam etmesine tepkili. Fabrikada güvenlik görevlisi olarak çalışan, 45 yaşında, evli ve iki çocuk babası Şevket Özhan kendisine ait silahla fabrika girişindeki güvenlik kulübesinin arka tarafında intihar etti. Olay yerine gelen Cumhuriyet Savcısının incelemelerinin ardından otopsi için Adli Tıp Kurumuna gönderilen Özhan’ın naaşı, salı günü memleketi Kayseri’de öğle
Evrensel
Ana Sayfa
21.06.2013
Toyota’dabirintihardahaToyota’da bir intihar daha
Beşir Ayvazoğlu - Gezi'deki ağaçlar
Zaman
06.06.2013
01:57
Necip Fâzıl’ın Bir Adam Yaratmak adlı oyunundaki temel figürlerden biri bir incir ağacıdır. Oyunun kahramanı Husrev, bu ağacın hayatındaki yerini şöyle açıklar: “Bu incir ağacı, bilseniz bana neler hatırlatmaz. Bütün bir çocukluk, bütün bir geçmiş zaman. Eski İstanbul kadınlarını bilmem hatırlar mısınız? Hayal dediğiniz kudret işte onlardaydı. Benim bir büyükannem vardı ki bu incir ağacının dibinde, göze görünmez bir cin ve peri âlemi tasavvur ederdi. Çocukken, beni bu incirin dibinde oynamaya bırakmazlardı. Bir gün orada oynarken ayağım kayıp yere düştüm. Sabahtan akşama kadar mutfakta, cinlerin öfkesini dindirecek şerbetler kaynadı. Sihirbaz değneklerine benzer kepçelerle uzun uzadıya bir kazanı karıştırdılar. İncirin dibine döktüler. Cinler tatlıyı severmiş.” Husrev bir oyun yazarıdır ve “Ölüm Korkusu” adlı piyesiyle meşhur olmuştur. Oyunun kahramanı, babası gibi kendisini bir incir dalına asarak intihar eder. Gazeteciler, Husrev’in babasının da kendisini yalının bahçesindeki incir ağacına asarak intihar ettiğini öğrenince, oyunun kahramanıyla yazarı arasında ilişki kurar ve etrafında gittikçe daralan bir çember oluştururlar. Sonunda bu çevrenin etkisiyle oğlunun kendini asmasından endişe ederek incir ağacını dibinden kestiren annesi, Husrev’in bütün dünyasını yıkacaktır. Eski Türk şehrinde mimarinin tamamlayıcı unsurları olarak düşünülen ağaçlar, tabiatla, tabiata ilave edilen yapılar arasındaki denge ve uyumu sağlardı. Başta İstanbul olmak üzere, iklim şartlarının müsait olduğu Osmanlı şehirlerinin hemen hepsi, bir baştan bir başa bahçe ve bostanlarla bezenmişti. Bahçe’li bostan’lı isimlerin yanı sıra, ağaç ve çiçek isimleri taşıyan sokak, mahalle ve semtlerin çokluğu, İstanbul’un bir zamanlar nasıl bir yeryüzü cenneti olduğunu gösteren açık belgelerdir. Büyük mesireler ve hasbahçeler bir yana, istisnasız her evin küçük veya büyük, bir bahçesi, bu bahçede birkaç meyve ağacı, kestanesi veya çınarı bulunurdu. Necip Fâzıl, doğduğu konağın bahçesindeki dut ağacını ve bir ara Aksaray’da yaşadığı ahşap evin bahçesindeki inciri hiç unutmamıştır. Cami veya mescit önlerinde, çeşme başlarında, meydanlarda, mesirelerde, her biri başlı başına bir anıt olan çınarlar, serviler, kestaneler, atkestaneleri, dişbudaklar, çitlembikler, ıhlamurlar, kırmızı yapraklı kayınlar, çamlar, fıstık çamları, sakızlar, sedir ağaçları, İstanbul manzarasının vazgeçilmez unsurlarıydı. Her biri başlı başına bir belirleyici olan bu ağaçlar, çevrelerinde yaşayanlar için apayrı bir anlam taşır ve adeta bir yaşama üslûbu yaratır, Bir Adam Yaratmak’taki incir ağacı gibi, efsanelerle, evliya menkıbeleriyle vb. bezenerek, bir çeşit kutsiyet, dolayısıyla dokunulmazlık kazanırlardı. İstanbul’un hatıralarına da sahip olan asıl nüfusu, yaşadıkları çevredeki ağaçları korumuş, koruyamadıkları ağaçlar için de en yakınlarını kaybetmişçesine üzülmüşlerdir. Rahmetli Turgut Cansever’den dinlemiştim: Sahil yolu açılırken, Bakırköy halkı, Sakızağacı Mahallesi’nin denize temas ettiği noktada, Sakızın Burnu denilen yerdeki bin iki yüz yıllık sakız ağacını kestirmemek için yaklaşık bir ay direnmiş, Şehremini halkı da Millet Caddesi açılırken Fatih’in diktiğine inandığı beş yüz yaşındaki çınarın kesilmesini önlemek maksadıyla yolu kapatmış ve tam üç ay açmamıştı. Gezi Parkı’ndaki ağaçların kesilmesini önlemek isteyen direnişçileri bunları düşünerek takdirle takip ediyordum. İşte İstanbulluluk şuuru yeniden uyanıyordu. Hem modern bir duruş, hem de eski İstanbul halkının hassasiyetinin bir devamı niteliği taşıyan bu masum direnişe emniyet güçlerinin beklenmedik bir sertlikte müdahale etmesi çok yanlış olmuş, bunu fırsat bilen illegal örgütler ve seçimle kazanamadıkları iktidarı şiddet yoluyla elde etmek isteyen gayrimemnunlar, şehri ve tabiatı koruma şuuruyla başlayan bir hareketi, bir Vandallık histerisine çevirmişlerdir. Çok yazık! Bu şehrin gerçek sahipleri, ahşap evleri yakıp otopark yapanlar, asırdide ağaçları kesenler, kesemediklerini matkapla açtıkları deliklere asit dökerek ölüme mahkûm edenler ve tabii samimi insanların masum taleplerini isyan fitilini ateşlemek için fırsat bilenler değil, Sakızın Burnu’ndaki sakız ağacını kestirmek istemeyen eski Bakırköylüler, Millet Caddesi’ndeki çınarın etrafında barikat kuran eski Şehreminililer, Gezi Parkı’ndaki ağaçların önüne samimiyetle siper olanlardır. Bir insanın, yaşadığı şehirde gerçek “hemşehri” olabilmesi için, kendisini o şehrin bir parçası olarak hissetmesi şarttır. Kesilen bir ağaç, yıkılan bir abide, kazınan veya kırılan bir kitabe, çalınan bir mezartaşı yahut bir yazma, insana kendi kolunu kesmişler gibi acı veriyorsa, şehirle ve çevreyle sağlıklı ilişki başlamış demektir.
Zaman
Köşe Yazıları
06.06.2013
BeşirAyvazoğlu-GezidekiağaçlarBeşir Ayvazoğlu - Gezideki ağaçlar
Bollywood yasta
Zaman
05.06.2013
01:52
Bollywood oyuncusu Jiah Khan, Hindistan’ın Mumbai kentindeki evinde ölü bulundu.Asıl adı Nafisa olan 25 yaşındaki Khan’ın ölüm sebebi henüz netlik kazanmadı. Ancak intihar etmiş olabileceğinden şüpheleniliyor. Times of India gazetesine konuşan bir yakını, oyuncunun uzun süredir depresyonda olduğunu aktardı. Khan, Amitabh Bachchan ve Akshay Kumar gibi pek çok Bollywood yıldızı ile birlikte rol almıştı.
Zaman
Güncel
05.06.2013
BollywoodyastaBollywood yasta
Emniyet’ten Meclis’e rapor: Polis öldürdü denilen vakaların 16’sı intihar
Zaman
07.02.2013
02:05
Emniyet Genel Müdürlüğü, polis kurşunuyla veya gözaltında yaşandığı ileri sürülen ölüm olaylarıyla ilgili bir rapor hazırlayarak TBMM’ye gönderdi.Raporda, olayların birçoğunun ‘intihar, kalp krizi, panzer çarpması’ gibi nedenlerden kaynaklandığı ifade edildi. Raporda, öldüğü iddia edilen 2 kişinin de hayatta olduğu belirtildi. Baransav Vakfı, TBMM’ye polis tarafından öldürüldüğü ileri sürülen 155 kişilik bir liste sunmuştu.»»
Zaman
Güncel
07.02.2013
Emniyet’tenMeclis’eraporPolisöldürdüdenilenvakaların16’sıintiharEmniyet’ten Meclis’e rapor Polis öldürdü denilen vakaların 16’sı intihar
6 yıldır oğlunun ölümünün peşinde
Evrensel
07.12.2012
07:10
Acılı bir baba... Torun Aydın... Tek oğlu Deniz Aydın’ın askerde ölümünün perde arkasını aydınlatmak için yıllardır çaba harcıyor. Tek derdi, “Aydınım gitti, başka Aydınlar gitmesin.” Beş kız çocuğu bir de Aydın’ı vardı, 15 Mart 2007’ye kadar. O tarihte oğlunun ölüm haberini aldı, dünyası da yıkıldı. Ölüme açıklama ise onlarca genç için olduğu gibi  “intihar” oldu. Ama O inanmıyor oğlunun intihar ettiğine. Kars’ın Digor ilçesine bağlı köylerinden 37 yıl önce gelip, Ankara Hasanoğlan’a yerleşmiş Aydın ailesi. Kürt bir aile. 6 çocuğundan tek oğlu Deniz. O da 15 Mart 2007’den beri yok. O ta
Evrensel
Ana Sayfa
07.12.2012
6yıldıroğlununölümününpeşinde6 yıldır oğlunun ölümünün peşinde
6 yıldır oğlunun ölümünün peşinde
Evrensel
07.12.2012
07:07
Acılı bir baba... Torun Aydın... Tek oğlu Deniz Aydın’ın askerde ölümünün perde arkasını aydınlatmak için yıllardır çaba harcıyor. Tek derdi, “Aydınım gitti, başka Aydınlar gitmesin.” Beş kız çocuğu bir de Aydın’ı vardı, 15 Mart 2007’ye kadar. O tarihte oğlunun ölüm haberini aldı, dünyası da yıkıldı. Ölüme açıklama ise onlarca genç için olduğu gibi  “intihar” oldu. Ama O inanmıyor oğlunun intihar ettiğine. Kars’ın Digor ilçesine bağlı köylerinden 37 yıl önce gelip, Ankara Hasanoğlan’a yerleşmiş Aydın ailesi. Kürt bir aile. 6 çocuğundan tek oğlu Deniz. O da 15 Mart 2007’den beri yok. O ta
Evrensel
Güncel
07.12.2012
6yıldıroğlununölümününpeşinde6 yıldır oğlunun ölümünün peşinde
Ünlü yönetmen Tony Scott intihar etti
Evrensel
20.08.2012
10:27
İngiliz yönetmen Tony Scott, ABDnin Los Angeles kentinde köprüden atlayarak yaşamına son verdi. ‘Top Gun’ ve ‘Crimson Tide’ gibi filmlerin yönetmenlik koltuğuna oturan Scott, 68 yaşındaydı. Los Angeles polis departmanından Teğmen Joe Bale, Tony Scott’ın Vincent Thomas Köprüsü civarında arabasını park ederken görüldüğünü, kendisini köprüden aşağı atarak karanlık sularda kaybolduğunu ve olaydan yaklaşık 2 buçuk saat sonra liman görevlilerince cesedinin bulunduğunu açıkladı. Bale, intihar dışında ölüm sebebi olabilecek herhangi bir ipucu bulunamadığını, kesin sonucun otopsiden sonra belirle
Evrensel
Kültür
20.08.2012
ÜnlüyönetmenTonyScottintiharettiÜnlü yönetmen Tony Scott intihar etti
Ünlü yönetmen Tony Scott intihar etti
Evrensel
20.08.2012
10:27
İngiliz yönetmen Tony Scott, ABDnin Los Angeles kentinde köprüden atlayarak yaşamına son verdi. ‘Top Gun’ ve ‘Crimson Tide’ gibi filmlerin yönetmenlik koltuğuna oturan Scott, 68 yaşındaydı. Los Angeles polis departmanından Teğmen Joe Bale, Tony Scott’ın Vincent Thomas Köprüsü civarında arabasını park ederken görüldüğünü, kendisini köprüden aşağı atarak karanlık sularda kaybolduğunu ve olaydan yaklaşık 2 buçuk saat sonra liman görevlilerince cesedinin bulunduğunu açıkladı. Bale, intihar dışında ölüm sebebi olabilecek herhangi bir ipucu bulunamadığını, kesin sonucun otopsiden sonra belirle
Evrensel
Ana Sayfa
20.08.2012
ÜnlüyönetmenTonyScottintiharettiÜnlü yönetmen Tony Scott intihar etti
İman insanı güçlendirir (2)
Milli Gazete
09.07.2012
22:21
Gelişmiş ülkelerde intihar, kaza ve cinayetlerden sonra üçüncü ölüm sebebi olarak yer alıyor. Özellikle gençler arasında bu oran daha da artıyor. Avusturya, Hollanda, İsveç, Almanya, Amerika gibi ülkelerde gençlerin yoğun bir boşluk içinde yaşadıkları ve sorunların üstesinden gelemedikleri noktada da, bir çözüm olarak intiharı denedikleri görülüyor. Yaşama isteği insanın en temel gereksinimlerindendir. İnsanoğlu, canını tehlikede hissettiğinde hayatta kalabilmek için bütün varlığıyla mücadele eder. Yani insanın intihar kararı kolay verilmiş bir karar değildir. Ama bireyin Yaratıcısıyla bağının zayıflaması yaşadığı dünya ile ilişkilerini de dejenere etmiştir. Manevi olarak desteklenmeyen insan, yaşamı zevk ve eğlenceden ibaret görüyor. Zevklerine engel teşkil edebilecek bir durumla karşılaştığında da dayanma gücünü yitiriyor ve intiharı bir çıkış yolu olarak görüyor.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
09.07.2012
İmaninsanıgüçlendirir(2)İman insanı güçlendirir (2)
Cami tuvaletinde intihar gibi ölüm
İnternet Haber
17.11.2011
15:54
Üzerinde kimlik bulunmayan 20 yaşlarındaki genç cami tuvaletinde altın vuruş yaptı

Devamı İçin Tıklayınız...
İnternet Haber
Son Dakika
17.11.2011
CamituvaletindeintihargibiölümCami tuvaletinde intihar gibi ölüm
Adli Tıp'a ağır soru
Star
09.11.2011
08:45
F-16 uçakları ve Altay Tankı gibi kritik projeler üzerinde çalışan 3 mühendisin ‘garip’ intiharlarının soruşturmasında savcı, Adli Tıp’a “ölüm nedeni intihar mı, cinayet mi net bir cevap verin” diye sordu.
Star
Politika
09.11.2011
AdliTıpaağırsoruAdli Tıpa ağır soru
Adli Tıp'a ağır soru
Star
09.11.2011
08:40
F-16 uçakları ve Altay Tankı gibi kritik projeler üzerinde çalışan 3 mühendisin ‘garip’ intiharlarının soruşturmasında savcı, Adli Tıp’a “ölüm nedeni intihar mı, cinayet mi net bir cevap verin” diye sordu.
Star
Son Dakika
09.11.2011
AdliTıpaağırsoruAdli Tıpa ağır soru
Adli tıpa ağır soru
Star
09.11.2011
02:56
F-16 uçakları ve Altay Tankı gibi kritik projeler üzerinde çalışan 3 mühendisin ‘garip’ intiharlarının soruşturmasında savcı, Adli Tıp’a “ölüm nedeni intihar mı, cinayet mi net bir cevap verin” diye sordu.
Star
Politika
09.11.2011
AdlitıpaağırsoruAdli tıpa ağır soru
Adli tıpa ağır soru
Star
09.11.2011
02:56
F-16 uçakları ve Altay Tankı gibi kritik projeler üzerinde çalışan 3 mühendisin ‘garip’ intiharlarının soruşturmasında savcı, Adli Tıp’a “ölüm nedeni intihar mı, cinayet mi net bir cevap verin” diye sordu.
Star
Son Dakika
09.11.2011
AdlitıpaağırsoruAdli tıpa ağır soru
Sigara meselesi olanlara - 1
Milli Gazete
26.10.2011
17:04
Sigara ikram eden sizin en büyük düşmanınızdır, biliyor musunuz? Çünkü sigara, sağlığa karşı işlenmiş bir cürümdür. Şunu da açıkça ifade edelim: Sigara vücuda giren bir hırsızdır. Organları çalmakla kalmaz; imana da kasteder. Biraz sonra izah ve ispat edeceğim ama sigara, haram bir merettir. Zira sigara içen kimse kendini öldürmeye karar vermiştir. Böyle bir kişinin ölüm kararı da intihardır. Bilerek ölümün sebebini hazırlayan kişi intihar etmiş sayılır. Sigaranın kanser yapmada @ etkili olduğunu herkes biliyor. Peki, bir insan olarak bu insanların bunu bildikleri halde, niçin sigara içtiklerini kanaatim odur ki, benim gibi sizler de merak ediyorsunuzdur. Ben kendime göre meseleyi şöyle değerlendiriyorum. Dinleyin bakalım sizin anlayışınıza uyacak mı? Ben diyorum ki:... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
26.10.2011
Sigarameselesiolanlara-1Sigara meselesi olanlara - 1
Emekli DGM savcısının sır ölümü
Samanyolu Haber
03.04.2011
03:01
Emekli DGM savcısı Ahmet Birsen, Balçova ile Narlıdere ilçeleri arasındaki otoyol kenarında otomobilinde ölü olarak bulundu.

Emekli Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) savcılarından Ahmet Birsen (54), İzmirin Narlıdere ilçesindeki otobanda ölü bulundu. Otomobilinde tabancayla intihar ettiği tahmin edilen Birsen, kamuoyunda geniş yankı uyandıran Balina ve Beyaz Önlük gibi önemli davaların savcısıydı. Ergin kardeşlerin karıştığı Uşak Cezaevi olaylarıyla ilgili de iddianame hazırlamıştı. Birsenin emeklilikten sonra noterlik yaptığı, bir süre önce de eşinden boşandığı öğrenildi. İzmirin Narlıdere ilçesindeki otobanda, emekli Devlet Güvenlik Mahkemesi (DGM) savcılarından Ahmet Birsen, otomobilinde tabancayla intihar etmiş halde bulundu. Balçova-Narlıdere ilçeleri arasındaki otobanda, Dokuz Eylül Üniversite Hastanesi önünde yol kenarında park halindeki 35 AE 6400 plakalı otomobilin camının kırılmış olduğunu ve sürücüsünün hareket etmediğini fark eden vatandaşlar durumu polise bildirdi. Olay yerine gelen ekipler, sürücü koltuğunda oturan kişinin sağ elindeki silahla kendisini şakağından vurarak intihar ettiğini belirledi. Ekipler incelemesinde, intihar eden kişinin, Devlet Güvenlik mahkemelerinde görev yapan emekli Savcı Ahmet Birsen (54) olduğunu belirledi. Otomobilde yapılan aramada herhangi bir not bulunamadı. Üç çocuk babası Birsenin, emekli olmasının ardından Manisanın Saruhanlı ilçesinde noterlik yaptığı, bir süre önce de eşinden boşandığı öğrenildi. Birsenin cesedi otopsi için İzmir Adli Tıp Kurumuna götürülürken, ruhsatlı olduğu tespit edilen silahı incelenmek üzere laboratuvara gönderildi. Ayrıca Birsenin el svabında barut izi olup olmadığını belirlemek için örnek alarak incelemeye gönderen polis, otoban üzerinde olay yeri güzergahındaki MOBESE kameralarını da inceledi. İncelemede, Birsenin otomobilinde yalnız olduğu tespit edildi. ÖNEMLİ DAVALARDA GÖREV ALMIŞTI Ahmet Birsenin, kamuoyunda geniş yer alan ve büyük yankı uyandıran Balina ve Beyaz Önlük gibi önemli davalarda görev yaptığı, Ergin kardeşlerin karıştığı Uşak Cezaevi olaylarıyla ilgili iddianameyi hazırladığı bildirildi. Birsenin, ayrıca Manisalı Gençler adıyla bilinen davada yargılanan gençlerin beraati yönünde mütalaa veren savcı olduğu öğrenildi. 2000 yılında trilyonluk hayali ihracatı konu alan Balina operasyonunun savcılarından olan Birsen, Manisalı Gençler davasında sanıkların örgüt üyesi olduğuna dair delil olmadığından beraatlerine karar verilmesi talebinde bulunmuş ve mahkeme heyeti de kabul etmişti. Öte yandan babasının ölüm haberiyle sarsılan Özcan Birsen ise Babamla annem 5 yıl önce ayrılmıştı. İntiharın annemle ayrılmalarıyla bir bağlantısı yok. Neden olduğunu biz de bilmiyoruz. Bana evden giderken dolaşacağını söylemişti. diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
03.04.2011
EmekliDGMsavcısınınsırölümüEmekli DGM savcısının sır ölümü
Sese tahammül edemiyorum
Milli Gazete
25.03.2011
17:21
Ben 39 yaşındayım. Biri on iki diğeri on yaşında iki kızım var. İnançlıyım namazlarımı kılıyorum. Eşimle sorunum yok. Ama her insanda olabileceği gibi size danışacağım bazı sorunlarım var... Birinci sıkıntım; bazen kendimi çok kötü hissediyorum yaşamak çok büyük yük gibi geliyor bana, en basit iş bile gözümde büyüyor. Böyle zamanlarda içimden ölüm duygusu geçiyor (intihar değil). ikinci sıkıntım ise; çok sinirliyim en küçük ses bile sinirlenmeme yetiyor. Hiçbir şekilde sese tahammül edemiyorum. Tavsiyelerinize ihtiyacım var. Allah sizden razı olsun. Yakınlarımızın desteğine ihtiyacımız var... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
25.03.2011
SesetahammüledemiyorumSese tahammül edemiyorum
Askerin ailesini kahreden mektup - Video
Samanyolu Haber
06.12.2010
02:14
Askerdeyken intihar etti denildi, arkadaşından gelen mektup ailesini şok etti.

O da düğüne gider gibi gitmişti askere... Vatani görevi neredeyse sona erecekti. Ancak terhisine 85 gün kala ölüm haberi geldi. Geçtiğimiz şubat ayında Muğla Aksaz Deniz Üs Komutanlığı TCG Çandarlı gemisinde vatanî görevini yaparken hayatını kaybeden Taner Deşin ailesine çocuklarının intihar ettiği söylendi. Ancak Tanerin bir arkadaşı acılı aileyi ziyarete geldi ve onun anlattıkları anne babayı bir kez daha şok etti. İntihar ettiği söylenen Tanerin asker arkadaşına göre bu gizli olay kaçakçılık. Kıbrıstan gemiye yüklenen çok miktardaki sigara ve alkollü içeceğin subay ve astsubaylar tarafından pazarladığını anlatan arkadaşı Tanerin de bu durumu ihbar edeceğini söylediği için öldürüldüğünü iddia ediyor. Tüm bu iddialarını da 5 sayfalık bir mektupla yazılı hale getirmiş. Deş ailesi şimdi hem üzgün hem de tepkili... Mektubu yazan asker terhis oldu, gizli tanık olarak ifade vermeyi kabul etti. Aile de savcılığa suç duyurusunda bulundu. Onların tek isteği evlatlarının kirli bir çıkar çarkını gizlemek için öldürülüp öldürülmediğinin ortaya çıkarılması...
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.12.2010
Askerinailesinikahredenmektup-VideoAskerin ailesini kahreden mektup - Video
Ağır askeri yargıdan en çok onlar dertli
Samanyolu Haber
29.11.2010
11:09
Türkiyede ağır işleyen askeri yargının verdiği kararlardan en çok mağdur olan kesimlerden biri de vatani görevlerini yapan çocuklarını kışlalarda şüpheli bir şekilde kaybeden aileler.

Türkiyede ağır işleyen askeri yargının verdiği kararlardan en çok mağdur olan kesimlerden biri de vatani görevlerini yapan çocuklarını kışlalarda şüpheli bir şekilde kaybeden aileler. Son yıllarda kışlalarda artış gösteren şüpheli asker ölümlerine ilişkin açılan soruşturmaların, askeri savcılar tarafından sümenaltı edildiği yönündeki iddialar, çocuklarını kışlalarda kaybeden aileleri ikinci kez yıktı. Anayasanın 145. maddesinde yer alan Askeri Yargı başlıklı maddeye göre bu tür soruşturmaları yürütme yetkisi askeri savcılıklarda. Hukukçular, kışladaki ölümlerin, cinayet, şüpheli ölüm kapsamına girdiği için adli yargının bakması gerektiğini vurguluyor. Aileler de davalarının sivil mahkemelerde görülmesinden yana. Askeri mahkemelerin davaları uzattıklarını belirten aileler, askeri yargıç ve savcıların duruşmalarda taleplerini dikkate almadığından dert yanıyor. Geçen yıl Şırnak Cizre Düzova Karakolunda doldur boşalt yaparken öldüğü iddia edilen Uzman Çavuş Ahmet Solgunun adli tıp raporunun, ulaşmadı denilerek, 7 ay boyunca Diyarbakır İkinci Hava Taktik Komutanlığı askeri savcılığında tutulduğu ortaya çıkmıştı. Ailenin müracaatlarına rağmen, askeri savcı rapor gelmedi diyerek dava açmadı. Ancak Adli Tıp Kurumu, raporu 7 ay öne savcılığa gönderdiğini doğruladı. Uzman Çavuş Solgunun babası İdris Solgun, oğlunun ölümü üzerine tam bir yıl geçmesine rağmen askeri savcılığın olayla ilgili soruşturmayı bir türlü başlatmadığını söylüyor. Askeri yargı mercilerinin kendilerine soruşturma hakkında yeterli bilgi vermediklerinden yakınan baba şöyle devam ediyor: Dava açılıp açılmadığını bile bilmiyorum. Oğlum öldü, yüreğim yandı, sorumluları hakkında hukuki bir işlem talep etmem işkenceye döndü. Mahkemelerde dikkate alınmıyoruz. Soruşturmaların üstü kapatılıyor. İnsan yerine bile konulmuyoruz. Geçen yıl eylülde Ağrının Eleşkirt ilçesinde vatani görevini yaparken atış eğitimi sırasında intihar ettiği iddia edilen er Volkan Kamalakın ailesi de askeri savcı ve mahkemelerden şikâyetçi. Oğlunun ölümünden 8,5 ay sonra soruşturmanın davaya dönüştüğünü belirten baba Hayri Kamalak, davayla ilgili bir ay önce takipsizlik kararı verildiği için davayı AİHMye götürdüğünü ifade ediyor. Takipsizlik kararını öğrendikten sonra kalp krizi geçirdiğini belirten baba, dava süresi boyunca yeteri kadar bilgilendirilmediğini dile getiriyor: Bir yıldır bir dava açılmış; kime, neye açıldığını bilmiyoruz. Sonra ansızın takipsizlik kararı verdiler. Bizi AİHMye başvurmaya zorladılar. Dava sivil mahkemede görülseydi yakından takip ederdik. Avukat, daha fazla bilgi alırdı. Askeri savcının rütbesi teğmen, sanık ise binbaşı... Nasıl bağımsız ve hukukun gereği karar verilecek? Mantık sınırlarını zorlayan bir durum. Askeri mahkeme sistemi ya değişsin ya da bizimki gibi acılı aileleri insan yerlerine koysunlar. Bir cinayetin neresi askeri suçtur ve bu neden askeri mahkemelerde görülüyor?
Samanyolu Haber
Son Dakika
29.11.2010
AğıraskeriyargıdanençokonlardertliAğır askeri yargıdan en çok onlar dertli
Anti depresan kullanırken dikkat
Samanyolu Haber
18.11.2010
11:21
Anti depresanların çocuklarda intihara yol açıp açmadığını öğrenmeden önce bu ilaçların olumlu ve olumsuz yanlarını öğrenmelisiniz.

Buna göre potansiyel bir probleme yol açıp açmadığına karar vermelisiniz. Mayo Clinicte yer alan habere göre, anti depresanlar, çocuklarda ve ergenlik dönemindeki gençlerde genellikle depresyon ve diğer ruhsal bozuklukların tedavisinde kullanılıyor. Buna rağmen anti depresanlar zararlı yan etkilere ve komplikasyonlara yol açabiliyor. Gerçekte anti depresanların çocuklarda, ergenlerde ve 18-24 arasındaki gençlerde intihar girişimine yol açtığına dair ciddi uyarılar bulunuyor. Birçok aile intihar kelimesini duyunca hemen paniğe kapılıyor. Fakat, panik yapmadan ve çocuğunuzun depresyon tedavisi için ilaçlardan vazgeçmeden önce, gerçekleri öğrenmelisiniz. Bu çocuklarınızın sağlığı hakkında bilgili bir şekilde karar vermenize yardımcı olacak. Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA), yapılan klinik deneylerin kapsamlı analizinin antidepresanların çocuklarda ve ergenlerde intihar düşüncesine ya da davranışına yol açabildiğini ya da bu eğilimi güçlendirdiğini gösterdiğini açıkladı. Analizler anti depresan alan çocuklarda intihar düşüncesi ya da davranışı gelişme riskinin yüzde 4 olduğunu gösteriyor. Bazı araştırmacılar ise bu uyarıların gerekli olduğuna inanmıyor. Bazı araştırmalar tam zıt sonuçlara sahip. Bunlar anti depresan alan çocuklarda intihar oranlarının düştüğünü iddia ediyor. Bu ilaçların çocuklarda intiharı artırdığına yönelik uyarılar çocukların tedavisinde anti depresanların kullanılmayacağı anlamına gelmiyor. Bu uyarılar ilacın olumsuz yanlarının ağır basması durumunda bir tedbir olarak düşünülmeli. Birçok çocuk ve ergen için anti depresanlar, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk ve diğer ruhsal sağlık sorunlarının tedavisinde etkili bir yoldur. Eğer bu hastalıklar etkili olarak tedavi edilemezse, çocuk mutlu, düzenli bir hayata sahip olmaz, normal günlük aktivitelerini yerine getiremez. Ayrıca, depresyon tedavi edilmezse intihar eğilimi muhtemeldir. FDA sadece 9 antidepresanın analizlerini incelemesine rağmen, kurumun kaygıları reçete edilen tüm anti depresanların da buna yol açabileceği üzerinde birikiyor. Bu uyarı kara liste olarak biliniyor. Bu FDAnın reçeteli ilaçlar hakkında yaptığı en güçlü güvenlik uyarısıdır. Bu uyarı koyu karakterlerle altı koyu çizgili olarak anti depresanlarla birlikte verilen prospektüslerde yer aldı. Anti depresanlarla birlikte ayrıca ilaçların riskleri ve alınması gereken önlemler hakkında ailelere ve hasta bakıcılara tavsiyeler veren bir tıbbi rehber veriliyor. Bu ilaçlara başlamadan önce çocuğunuzun baştan sona bir değerlendirmeden geçmesi gerekiyor. Bunun içinde şunlar olmalı: Fiziksel muayene ile psikiyatrist tarafından yapılacak sınav şart. Psikiyatrik değerlendirmede, çocuğun sahip olduğu potansiyel risk faktörlerinin detaylı incelemesi; çocuğun bunalım, hiperaktivite gibi başka ruhsal sorunlara sahip olup olmadığının değerlendirilmesi; ailede ruhsal hastalık ya da intihar teşebbüsü olup olmadığı dikkatlice incelenmesi gerekiyor. Fluoxetine: FDA tarafından onaylandı. Çocuğunuz doktoru ya da işinin uzmanı bir ruh sağlığı profesyoneli piyasada bulunan herhangi bir anti depresanı reçete edebilir. Halbuki, FDA sadece çocuklarda depresyonun tedavisi için resmi olarak bir anti depresanı yani Fluoxetine (Prozac) ilacını onayladı. Prozaca ilave olarak, Escitalopram (Lexapro) isimli ilaç da 12 yaş ve üstü çocukların depresyon tedavisi için onaylandı. Düşük kalitedeki seçenekleri: Doktorlar çocuklar için diğer antidepresanları reçete etmek için kendi tıbbi hükümlerini kullanabilirler. Ruhsat dışı ilaç kullanımı (off label) olarak adlandırılan bu uygulama çocuklar ve ergenlik çağındaki gençler için tüm ilaç türlerinde uygulanmaktadır. Çocuğunuz anti depresan kullanırken hangi belirtilere dikkat etmelisiniz? Bazen intihar düşüncesinin belirtileri ve işaretleri çok zor fark edilebilir. Her zaman bariz değildir. Çocuk bu düşüncelere sahip olduğunu doğrudan size anlatamaz. Ancak, çocuğunuzun durumunun kötüleştiğini gösteren şu belirtilere dikkat etmelisiniz; - İntihar veya ölüm hakkındaki düşünceleri, - Kendini öldürmeye çalışma, - Kendini yaralama, - Kendisini çok telaşlı ya da huzursuz hissetmesi, - Panik ataklar, - Uyku problemleri, - Artan üzüntü hali, - Konuşmada ya da davranışlarda aşırı artış - Saldırganlık, şiddet ya da düşmanlık, - Yeni ya da kötüleşmiş bunalım hissi, - Okulda sosyal ya da akademik problemler, - Tek başına çok fazla zaman geçirme. Eğer çocuğunuzda bu belirtilerden herhangi biri varsa, durumu kötüye gidiyorsa, hal ve hareketleri öğretmenini veya bakıcısını endişelendiriyorsa hemen doktorunuzla görüşün.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.11.2010
AntidepresankullanırkendikkatAnti depresan kullanırken dikkat
Anti depresanların yararları ve zararları
Samanyolu Haber
18.11.2010
10:10
Anti depresanların çocuklarda intihara yol açıp açmadığını öğrenmeden önce bu ilaçların olumlu ve olumsuz yanlarını öğrenmelisiniz.

Buna göre potansiyel bir probleme yol açıp açmadığına karar vermelisiniz. Mayo Clinicte yer alan habere göre, anti depresanlar, çocuklarda ve ergenlik dönemindeki gençlerde genellikle depresyon ve diğer ruhsal bozuklukların tedavisinde kullanılıyor. Buna rağmen anti depresanlar zararlı yan etkilere ve komplikasyonlara yol açabiliyor. Gerçekte anti depresanların çocuklarda, ergenlerde ve 18-24 arasındaki gençlerde intihar girişimine yol açtığına dair ciddi uyarılar bulunuyor. Birçok aile intihar kelimesini duyunca hemen paniğe kapılıyor. Fakat, panik yapmadan ve çocuğunuzun depresyon tedavisi için ilaçlardan vazgeçmeden önce, gerçekleri öğrenmelisiniz. Bu çocuklarınızın sağlığı hakkında bilgili bir şekilde karar vermenize yardımcı olacak. Amerikan İlaç ve Gıda Dairesi (FDA), yapılan klinik deneylerin kapsamlı analizinin antidepresanların çocuklarda ve ergenlerde intihar düşüncesine ya da davranışına yol açabildiğini ya da bu eğilimi güçlendirdiğini gösterdiğini açıkladı. Analizler anti depresan alan çocuklarda intihar düşüncesi ya da davranışı gelişme riskinin yüzde 4 olduğunu gösteriyor. Bazı araştırmacılar ise bu uyarıların gerekli olduğuna inanmıyor. Bazı araştırmalar tam zıt sonuçlara sahip. Bunlar anti depresan alan çocuklarda intihar oranlarının düştüğünü iddia ediyor. Bu ilaçların çocuklarda intiharı artırdığına yönelik uyarılar çocukların tedavisinde anti depresanların kullanılmayacağı anlamına gelmiyor. Bu uyarılar ilacın olumsuz yanlarının ağır basması durumunda bir tedbir olarak düşünülmeli. Birçok çocuk ve ergen için anti depresanlar, depresyon, obsesif kompulsif bozukluk ve diğer ruhsal sağlık sorunlarının tedavisinde etkili bir yoldur. Eğer bu hastalıklar etkili olarak tedavi edilemezse, çocuk mutlu, düzenli bir hayata sahip olmaz, normal günlük aktivitelerini yerine getiremez. Ayrıca, depresyon tedavi edilmezse intihar eğilimi muhtemeldir. FDA sadece 9 antidepresanın analizlerini incelemesine rağmen, kurumun kaygıları reçete edilen tüm anti depresanların da buna yol açabileceği üzerinde birikiyor. Bu uyarı kara liste olarak biliniyor. Bu FDAnın reçeteli ilaçlar hakkında yaptığı en güçlü güvenlik uyarısıdır. Bu uyarı koyu karakterlerle altı koyu çizgili olarak anti depresanlarla birlikte verilen prospektüslerde yer aldı. Anti depresanlarla birlikte ayrıca ilaçların riskleri ve alınması gereken önlemler hakkında ailelere ve hasta bakıcılara tavsiyeler veren bir tıbbi rehber veriliyor. Bu ilaçlara başlamadan önce çocuğunuzun baştan sona bir değerlendirmeden geçmesi gerekiyor. Bunun içinde şunlar olmalı: Fiziksel muayene ile psikiyatrist tarafından yapılacak sınav şart. Psikiyatrik değerlendirmede, çocuğun sahip olduğu potansiyel risk faktörlerinin detaylı incelemesi; çocuğun bunalım, hiperaktivite gibi başka ruhsal sorunlara sahip olup olmadığının değerlendirilmesi; ailede ruhsal hastalık ya da intihar teşebbüsü olup olmadığı dikkatlice incelenmesi gerekiyor. Fluoxetine: FDA tarafından onaylandı. Çocuğunuz doktoru ya da işinin uzmanı bir ruh sağlığı profesyoneli piyasada bulunan herhangi bir anti depresanı reçete edebilir. Halbuki, FDA sadece çocuklarda depresyonun tedavisi için resmi olarak bir anti depresanı yani Fluoxetine (Prozac) ilacını onayladı. Prozaca ilave olarak, Escitalopram (Lexapro) isimli ilaç da 12 yaş ve üstü çocukların depresyon tedavisi için onaylandı. Düşük kalitedeki seçenekleri: Doktorlar çocuklar için diğer antidepresanları reçete etmek için kendi tıbbi hükümlerini kullanabilirler. Ruhsat dışı ilaç kullanımı (off label) olarak adlandırılan bu uygulama çocuklar ve ergenlik çağındaki gençler için tüm ilaç türlerinde uygulanmaktadır. Çocuğunuz anti depresan kullanırken hangi belirtilere dikkat etmelisiniz? Bazen intihar düşüncesinin belirtileri ve işaretleri çok zor fark edilebilir. Her zaman bariz değildir. Çocuk bu düşüncelere sahip olduğunu doğrudan size anlatamaz. Ancak, çocuğunuzun durumunun kötüleştiğini gösteren şu belirtilere dikkat etmelisiniz; - İntihar veya ölüm hakkındaki düşünceleri, - Kendini öldürmeye çalışma, - Kendini yaralama, - Kendisini çok telaşlı ya da huzursuz hissetmesi, - Panik ataklar, - Uyku problemleri, - Artan üzüntü hali, - Konuşmada ya da davranışlarda aşırı artış - Saldırganlık, şiddet ya da düşmanlık, - Yeni ya da kötüleşmiş bunalım hissi, - Okulda sosyal ya da akademik problemler, - Tek başına çok fazla zaman geçirme. Eğer çocuğunuzda bu belirtilerden herhangi biri varsa, durumu kötüye gidiyorsa, hal ve hareketleri öğretmenini veya bakıcısını endişelendiriyorsa hemen doktorunuzla görüşün.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.11.2010
AntidepresanlarınyararlarıvezararlarıAnti depresanların yararları ve zararları
BM Raporuna göre kadınlar daha dirençli
Samanyolu Haber
21.10.2010
10:02
Bosna savaşında tecavüze uğrayan, Filistinde ölüm kalım mücadelesi veren, Haiti ve Uganda gibi felaketlerle boğuşan ülkelerde ayakta kalmaya çalışan kadınlar, BM raporuna konu oldu.

Dünya Nüfusunun Durumu adlı raporda, kadınların felaketlere karşı daha dirençli ve esnek olduğu ifade edildi. Birleşmiş Milletler (BM) tarafından yayımlanan Dünya Nüfusunun Durumu adlı raporun bu yılki konusu, çatışma bölgelerinde yaşayan kadınlar. Raporda ağırlıklı olarak Bosna savaşında tecavüze uğrayan kadınların durumu ele alındı. Ayrıca işgal altındaki Filistin toprakları, Irak, Ürdün, Liberya, Haiti ve Ugandada felaketlerden etkilenen kadınların öykülerine yer verildi. Silahlı çatışmalarda cinsel şiddete son verilmesinin istendiği raporda, kadınların felaketlere karşı erkeklerden daha dirençli ve esnek olduğunun altı çizildi. BMnin Nüfus Fonu (UNFPA) tarafından hazırlanan raporda, kadınların çatışma veya insani acil durumlarda karşılaştıkları özel zorluklar hakkında bilgi veriliyor. Ayrıca kadınların hizmetlere erişimi ve yeniden yapılanma çalışmalarında söz sahibi olmaları için hâlâ yapılması gereken çok şey olduğu kaydediliyor. Raporun Filistinle ilgili bölümünde, 8 yıl önce İsrail saldırısı sonucu hayatını uzun yıllar rehabilitasyonda geçiren Raeda Freytehin (35) hikâyesi de yer alıyor. Birçok kişi için dayanıklılık timsali olan ve bombalı saldırıda evi isabet alan Freyteh, 9 saat enkaz altında kalmış. Bilinçsiz kurtarma müdahalesi sonucu tamamen felç olan Freyteh, psikoloji eğitimini bırakmış. Boşanmak zorunda kalınca kızı ve oğluyla yaşamaya başlamış. Trajediden haberdar olan Filistinli aktivist Ravda Baseyr, Freytehi depresyon ve intihar düşüncelerinden kurtarmak için maddi ve manevi destekte bulunmuş. Baseyrin teşvikiyle tekerlekli sandalye üzerinde psikoloji eğitimini tamalayan Freyteh şimdi Nablus ruh sağlığı merkezinde sosyal psikoloji danışmanı olarak görev yapıyor
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.10.2010
BMRaporunagörekadınlardahadirençliBM Raporuna göre kadınlar daha dirençli
Panikatak hakkında bilmedikleriniz
Samanyolu Haber
11.10.2010
10:07
Tedavi edilmeyen panikataklar, depresyona ve intihara sürükleyebilir.

Nefes alamayıp boğulacak gibi olma, terleme, göğüs ağrısı, ölme veya delirme korkusu yaşayan kişiler kendilerinde panikatak olduğunu düşünüyor ve kendi kendine bunu yenmeye çalışıyor. Halbuki tekrarlayan panikataklar kaygı bozukluğudur. İnternetten, kitaplardan araştırma yaparak kendisinde panikatak olduğuna inanan birçok insan var. Bu insanlar panikatağın psikolojik bir hastalık olduğunu düşünüyor ve çoğu zaman kendi kendisine yenmeye çalışıyor. Sonuç alamayınca da iş, aile ve sosyal hayatında kısırdöngüler içine giriyor. Bu durum genelde kalp çarpıntısı, nefes alamayıp boğulacak gibi olma, titreme, terleme, göğüs ağrısı, el ayak titremesi, baş dönmesi gibi şikâyetlerle başlıyor. Birçok kişi panikatak gelecek diye tek başına otobüse binemez, yalnız araba kullanamaz ya da hiç araba kullanmamayı tercih eder. Panikatak sosyal fobiye de zemin hazırlamaktadır. Sağlıklı olduğu söylendiği halde sürekli doktorlara giden kimse ne kadar hatalıysa hiçbir sağlık kontrolünden geçmeden kişinin panikatak hastası olduğunu düşünmesi de o kadar yanlıştır. Çünkü, panikatak fizyolojik belirtilerle ortaya çıkan bir hastalık olup belirtilerin çoğu birçok organik hastalıkta da görülür. Yine panikatak geçirmiş olmak başka, panik bozukluk başkadır. Panikataklar birçok organik ve psikolojik hastalığa eşlik eden durumlar olup en sık rastlanılan kaygı bozukluğuna bağlı panik bozukluktur. Panikatakta şu belirtilerden en az 3 veya 4 tanesi bulunur: Kalp çarpıntısı, nefes alamayacak gibi solunum sıkıntısı, insanı felç edecek kadar şiddetli korku ve endişe, baş dönmesi, sersemlik hissi, mide bulantısı, titreme ve terleme, boğazına bir şey tıkanmış gibi hissetme, göğüs ağrısı, sıcak basması, el ve ayak parmaklarında uyuşma ve karıncalanma, delirme veya ölüm korkusu, çevreye karşı yabancılaşma hissi. Panikataklar tekrarlarsa ve eşlik eden psikolojik durum organik problemle uyumlu değilse bir kaygı bozukluğu olduğu düşünülerek psikolojik açıdan da tedavi gerekir. Panikatakta genellikle ilk atağı tetikleyen bir sebep bulunur. Bu bir yakının ölümü, bir trafik kazası gibi büyük bir neden olabildiği gibi kahveden sonra kalp çarpıntısı gibi basit bir neden de olabilir. Hayat stresleri ne kadar çok olursa panikatağa yatkınlık da o kadar çoktur. Kadınlarda erkeklere göre yaklaşık 3 kat daha fazla görülen panik bozukluk sebebiyle; panikatak geçiren ev hanımlarının çoğu evden dışarı çıkmamayı tercih ederek kendilerini yavaş yavaş dış dünyadan koparırlar. Hastalığın nedenine göre psikoterapi ve ilaç tedavisi gerekir. Panikatağa yol açan hastalıklar tedavi edilmediği takdirde işle ve sosyal hayatla ilgili olumsuzlukların yanı sıra ortaya çıkış nedenine göre depresyona, intihar veya intihar girişimlerine ve madde bağımlılığına yol açmaktadır. Aslında hastalık her ne kadar psikolojik olsa da kalp kapakçık problemleri, şeker hastalığı, alerjik hastalıklar, akciğer rahatsızlıkları, anemi, tiroit problemleri gibi pek çok organik hastalık panikatak rahatsızlığını tetikleyebilmekte. Bununla beraber bu hastalıklar herkeste panikatağa yol açmaz. Panikatak hastalarında tetikleyen bir fizyolojik hastalık olması da şart değildir. Hastalıkta en sık rastlanılan belirti kişinin atak esnasında hemen öleceğini düşünmesidir. Bazı durumlarda bu düşünceye bilinçli olarak karşı koysa da duygularına hakim olamayan kişiler de vardır. Tedavide hastanın bilinçlenmesi çok önemlidir. Hasta beden kimyasını nelerin etkileyeceği ve panikatağın ortaya çıkmasına nelerin neden olabileceği konusunda bilinçlendirildiğinde atakları daha sükûnetle karşılar. Bu da atakların arasının açılmasını ve hastalığın nedenine göre sonuçta tamamen ortadan kalkmasını kolaylaştırır. Stresle başa çıkma yollarının bilinmesi, dengeli beslenme, doğru nefes alma (diyafram nefesi), kas gevşetme çalışmaları, spor, sosyal faaliyetler vb., bilinen organik hastalıkların tedavisi, panikatak tedavisini hızlandırır.
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.10.2010
PanikatakhakkındabilmediklerinizPanikatak hakkında bilmedikleriniz
Toplam "78" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti