Habergec.Com Aranan Kelimeler:iki doktor daha ifade verdi Değerlendirme: 10 / 10 418105
habergec.com
21.08.2014 Perşembe
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

iki doktor daha ifade verdi

'Sorgudaki polislere kötü muamele yapıldı'
Zaman
20.06.2014
17:31
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın konutu ve ofisinde 2011 yılında bulunan dinleme cihazları ile ilgili olarak gözaltına alınan koruma ekibinden 11 polis, adliyeye sevk edildi. Ankara Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosunda ifadelerinin alınmasına başlandığı öğrenilen polislere, Emniyette gözaltında tutuldukları 3 gün boyunca psikolojik baskı yapıldığı ileri sürüldü.Şüphelilerin avukatı Mehmet Sürer, T24ten Arzu Yıldıza çarpıcı bilgiler verdi: Gözaltında bulundukları sürede tutuldukları nezarethanede kendilerine 1,2,3 gibi rakamlar verildi. İsimleri ile hitap etmek yerine kendilerine “5 numara, 6 numara” gibi seslendi. Tuvalet ihtiyaçları dahi sıralama ve saatlerle yapıldı. Yemek sadece sabah akşam verilirken, doktor muayenesine dahi kelepçe ile götürüldüler. Biz bu durum hakkında yargı mercilerine başvurarak gerekli şikayetleri yapacağız.Raporda ismi bile olmayan şüpheli sorguda fenalaştı Avukat Sürer gözaltına alınan şüpheliler arasında bulunan Ahmet Türer ile ilgili olarak “Kendisinin Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda ismi dahi yok. İfadesine başvurulmamış. Olayla alakası yok. Daha öncede savcılığın kendisine yönelik bir suçlama olmadığı konusundaki açıklaması basına yansımıştı. Nasıl olaya dahil edildiğini anlamadık” dedi. Ahmet Türerin dün gece emniyetteki sorgusu sırasında özgeçmişini anlattıktan sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığı, döndüğünde de ifadeye devam edemeyeceği için susma hakkını kullandığı belirtildi. Emniyetteki sorgular sırasında tartışmalar yaşandığı da aktarıldı. Polis Hurşit Gölbaşı iddiaları reddettiŞüphelilerin büyük bir kısmının emniyette susma hakkını kullanırken, adliyede savcıya ilk ifade veren polis memuru Hurşit Gölbaşı oldu. İşte Gölbaşının ifadeleri:“15 Haziran 2014 tarihinde Emniyette vermiş olduğum savunmayı aynen tekrar ediyorum. Ben 2010 yılı Temmuz ayından bugüne kadar Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığında polis memuru olarak görev yapıyorum. Buraya atanmadan 15 gün kadar önce İstanbul Çevik Kuvvette görev yapmıştım. Ben polis okulunda öğrenciyken koruma daire başkanlığında görev yapmak üzere seçilmiştim. Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığında çalışmaya başlayınca ilk önce kısa bir süre Ak Parti Genel Merkezinde resmi üniformalı nöbetçi olarak görev yaptım. Daha sonra güvenlik sistemleri büro amirliğinde görev yapmaya başladım. Bu büroda 2011 Temmuz ayından kadar 2012 Mayıs ayının başına kadar teknik kısımda görev yaptım. Teknik kısımda çalışırken Başbakanlıkta bilgisayarların bakımı, Jammer cihazların arızalarının giderilmesi için firma ile görüşülmesi hususunda görev yaptım. Ben bu görev sırasında amirim Serhat Demirin talimatı doğrultusunda Jammer cihazların bakım ve onarımı, Firmalarla görüşme yaptım Başbakan otobüsünün zırhlanması , Başbakanın kalacağı otellerin çevresinin güvenliği için kamera temini hususlarında, ÜLKEM , ATI firmaları ile görüşmeler yaptım. O dönemde böcek tarama faaliyetlerinde büromuz personelleri Harun Yavuz ve Seyit Saydam görevliydiler,çalışmalarında MS300 ve HAWK cihazlarını kullanıyorlardı. Bu cihazların tamiri ile ilgili görev bu kişilere aitti. Arama tarama faaliyetlerinde çoğunlukla Harun Yavuz ve Seyit Saydam gidiyorlardı. Bu iki arkadaştan birinin mazeretinin olduğu dönemlerde Serhat Demirin talimatıyla ben ve büroda çalışan diğer arkadaşlarda arama tarama faaliyetlerine katıldılar. Resmi konuta az gittim Ben şu an net hatırlamıyorum ancak 2011 Kasım ayı ile 2012 yılı Ocak ayı arasında Başbakanın özel ikametindeki ve resmi konutundaki aramalara katıldım. Her iki yere kaç kez gittiğimi hatırlamıyorum. Çünkü özel ikamete zaman zaman yeni mobilyalar alınıyordu ve teras kat inşaatı vardı. Bu yüzden defalarca arama tarama faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Ben bu nedenle özel konuta kaç kez gittiğimi hatırlamıyorum. Resmi konuta ise daha az gittim. Amirimin sözlü talimatı ile aramalara katıldım Dolmabahçedeki çalışma ofisine Jammer ile alakalı çalışma yapmak için diğer ekip arkadaşlarımızla gittim, ancak orada arama çalışmalarına katılmadım. Ben asıl görevim arama tarama çalışmaları olmadığından Serhat Demir amirimin sözlü talimatı gereğince arama faaliyetlerine katılmıştım. Katıldığım aramalarda ben HAWK cihazını tutuyordum. Bu cihaz basit bir cihazdır. Elektrik metal gibi şeylere dahi tepki vermektedir. Ben sinyal aldığımda diğer arkadaşı çağırıyordum o da MS300 ile kontrol yapardı.2012 yılı Ocak ayı öncesindeki aramalarda düzenli olarak tutanak tutulmazdı. Arama tarama faaliyetleri bittikten sonra ek bir tutanak tutulduğunu görmedim. Sorumluların tutup tutmadığını da bilmiyorum. 2012 yılı Ocak ayından itibaren ise , arama tarama faaliyetlerinde mutlaka ne zaman, nereye ve kim tarafından gidildiğine dair tutanak tutuldu. Çanta Jammerları nizamiyeye bıraktım Ben Başbakanlık Resmi Konuttaki ve Özel Konuttaki 2011 yılı Kasım ayı ile 2011 O
Zaman
Güncel
20.06.2014
SorgudakipolislerekötümuameleyapıldıSorgudaki polislere kötü muamele yapıldı
'Sorgudaki polislere kötü muamele yapıldı'
Zaman
20.06.2014
17:31
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın konutu ve ofisinde 2011 yılında bulunan dinleme cihazları ile ilgili olarak gözaltına alınan koruma ekibinden 11 polis, adliyeye sevk edildi. Ankara Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Bürosunda ifadelerinin alınmasına başlandığı öğrenilen polislere, Emniyette gözaltında tutuldukları 3 gün boyunca psikolojik baskı yapıldığı ileri sürüldü.Şüphelilerin avukatı Mehmet Sürer, T24ten Arzu Yıldıza çarpıcı bilgiler verdi: Gözaltında bulundukları sürede tutuldukları nezarethanede kendilerine 1,2,3 gibi rakamlar verildi. İsimleri ile hitap etmek yerine kendilerine “5 numara, 6 numara” gibi seslendi. Tuvalet ihtiyaçları dahi sıralama ve saatlerle yapıldı. Yemek sadece sabah akşam verilirken, doktor muayenesine dahi kelepçe ile götürüldüler. Biz bu durum hakkında yargı mercilerine başvurarak gerekli şikayetleri yapacağız.Raporda ismi bile olmayan şüpheli sorguda fenalaştı Avukat Sürer gözaltına alınan şüpheliler arasında bulunan Ahmet Türer ile ilgili olarak “Kendisinin Başbakanlık Teftiş Kurulu raporunda ismi dahi yok. İfadesine başvurulmamış. Olayla alakası yok. Daha öncede savcılığın kendisine yönelik bir suçlama olmadığı konusundaki açıklaması basına yansımıştı. Nasıl olaya dahil edildiğini anlamadık” dedi. Ahmet Türerin dün gece emniyetteki sorgusu sırasında özgeçmişini anlattıktan sonra rahatsızlanarak hastaneye kaldırıldığı, döndüğünde de ifadeye devam edemeyeceği için susma hakkını kullandığı belirtildi. Emniyetteki sorgular sırasında tartışmalar yaşandığı da aktarıldı. Polis Hurşit Gölbaşı iddiaları reddettiŞüphelilerin büyük bir kısmının emniyette susma hakkını kullanırken, adliyede savcıya ilk ifade veren polis memuru Hurşit Gölbaşı oldu. İşte Gölbaşının ifadeleri:“15 Haziran 2014 tarihinde Emniyette vermiş olduğum savunmayı aynen tekrar ediyorum. Ben 2010 yılı Temmuz ayından bugüne kadar Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığında polis memuru olarak görev yapıyorum. Buraya atanmadan 15 gün kadar önce İstanbul Çevik Kuvvette görev yapmıştım. Ben polis okulunda öğrenciyken koruma daire başkanlığında görev yapmak üzere seçilmiştim. Başbakanlık Koruma Daire Başkanlığında çalışmaya başlayınca ilk önce kısa bir süre Ak Parti Genel Merkezinde resmi üniformalı nöbetçi olarak görev yaptım. Daha sonra güvenlik sistemleri büro amirliğinde görev yapmaya başladım. Bu büroda 2011 Temmuz ayından kadar 2012 Mayıs ayının başına kadar teknik kısımda görev yaptım. Teknik kısımda çalışırken Başbakanlıkta bilgisayarların bakımı, Jammer cihazların arızalarının giderilmesi için firma ile görüşülmesi hususunda görev yaptım. Ben bu görev sırasında amirim Serhat Demirin talimatı doğrultusunda Jammer cihazların bakım ve onarımı, Firmalarla görüşme yaptım Başbakan otobüsünün zırhlanması , Başbakanın kalacağı otellerin çevresinin güvenliği için kamera temini hususlarında, ÜLKEM , ATI firmaları ile görüşmeler yaptım. O dönemde böcek tarama faaliyetlerinde büromuz personelleri Harun Yavuz ve Seyit Saydam görevliydiler,çalışmalarında MS300 ve HAWK cihazlarını kullanıyorlardı. Bu cihazların tamiri ile ilgili görev bu kişilere aitti. Arama tarama faaliyetlerinde çoğunlukla Harun Yavuz ve Seyit Saydam gidiyorlardı. Bu iki arkadaştan birinin mazeretinin olduğu dönemlerde Serhat Demirin talimatıyla ben ve büroda çalışan diğer arkadaşlarda arama tarama faaliyetlerine katıldılar. Resmi konuta az gittim Ben şu an net hatırlamıyorum ancak 2011 Kasım ayı ile 2012 yılı Ocak ayı arasında Başbakanın özel ikametindeki ve resmi konutundaki aramalara katıldım. Her iki yere kaç kez gittiğimi hatırlamıyorum. Çünkü özel ikamete zaman zaman yeni mobilyalar alınıyordu ve teras kat inşaatı vardı. Bu yüzden defalarca arama tarama faaliyetleri gerçekleştirilmiştir. Ben bu nedenle özel konuta kaç kez gittiğimi hatırlamıyorum. Resmi konuta ise daha az gittim. Amirimin sözlü talimatı ile aramalara katıldım Dolmabahçedeki çalışma ofisine Jammer ile alakalı çalışma yapmak için diğer ekip arkadaşlarımızla gittim, ancak orada arama çalışmalarına katılmadım. Ben asıl görevim arama tarama çalışmaları olmadığından Serhat Demir amirimin sözlü talimatı gereğince arama faaliyetlerine katılmıştım. Katıldığım aramalarda ben HAWK cihazını tutuyordum. Bu cihaz basit bir cihazdır. Elektrik metal gibi şeylere dahi tepki vermektedir. Ben sinyal aldığımda diğer arkadaşı çağırıyordum o da MS300 ile kontrol yapardı.2012 yılı Ocak ayı öncesindeki aramalarda düzenli olarak tutanak tutulmazdı. Arama tarama faaliyetleri bittikten sonra ek bir tutanak tutulduğunu görmedim. Sorumluların tutup tutmadığını da bilmiyorum. 2012 yılı Ocak ayından itibaren ise , arama tarama faaliyetlerinde mutlaka ne zaman, nereye ve kim tarafından gidildiğine dair tutanak tutuldu. Çanta Jammerları nizamiyeye bıraktım Ben Başbakanlık Resmi Konuttaki ve Özel Konuttaki 2011 yılı Kasım ayı ile 2011 O
Zaman
Ana Sayfa
20.06.2014
SorgudakipolislerekötümuameleyapıldıSorgudaki polislere kötü muamele yapıldı
En etkili öksürük şurubu: Su
Zaman
16.12.2013
12:57
Öksürükleri yumuşatmak için ballı süt ya da bal – karabiber karışımını tavsiye eden uzmanlar, en etkili öksürük şurubunun gündem 2 – 2,5 litre su tüketimi olduğunu belirtiyor.Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümünden Uz. Dr. Füsun Soysal, farklı öksürük çeşitlerinin farklı hastalıklara işaret edebileceğini belirterek hastaları uyardı. Öksürüğün başta üst solunum yolu rahatsızlıkları olmak üzere pek çok hastalığın ortak belirtisi olduğunu kaydeden Soysal, Etkin bir tedavi için öksürüğe eşlik eden belirtilerin doğru değerlendirilmesi çok önemlidir. dedi.Öksürüğün, vücudun bir savunması olduğunu ifade eden Soysal, Öksürük bir hastalık değil, boğaz ve solunum yollarını temizlemeye yarayan bir savunma mekanizmasıdır. Öksürük, balgamlı-balgamsız ve kronik-akut olmak üzere iki farklı şekilde sınıflandırılabilir. Balgamsız öksürük, kurudur ve boğazda bir gıcık verir. Eğer öksürükle birlikte balgam adı verilen sıvı geliyorsa buna prodüktif öksürük denir. Üç hafta ve daha uzun süren öksürükler kronik öksürük olarak kabul edilir. Akut öksürük enfeksiyonları ise sinüzit, farenjit, nezle, akciğerlere yabancı cisim kaçması gibi nedenlerle oluşur. Kronik öksürükler bazen seneler sürebilir. bilgisini verdi.ÖKSÜRÜĞÜN NEDENİ PSİKOLOJİK OLABİLİRSoysal, öksürüğün nedenleri hakkında da, Nezle ve grip, farenjit, astım, geniz akıntısı, reflü, kalp yetmezliği, tüberküloz, akciğerde sıvı toplanması kuru öksürüğe neden olan hastalıklar arasındadır. Sinüzit, bronşit veya sigara içimi ise balgamlı öksürüğe neden olabilir. Ayrıca; kronik kulak problemleri, uzun süre kullanılan tansiyon ilaçları da öksürük nedenleri arasındadır. Zaman zaman öksürüğün nedeni psikolojik de olabilir. ifadelerini kullandı.SİGARA TÜKETİMİ, CİDDİ HASTALIKLARIN TEŞHİSİNİ GECİKTİREBİLİRÖksürük ve sigara konusuna değinen Soysal, Sigara içen kişilerde zaman içinde sigara sayısının artmasına bağlı olarak bronşlar balgam üretmeye başlar. Bu durum sürekli devam ederse, öksürüğün artmasına ve kronik hale gelmesine neden olabilir. Bu hastalar öksürüklerinin yalnızca sigaraya bağlı oluştuğunu düşünerek, ciddiye almazlar. Ancak, balgamlarında kan gördüklerinde öksürüğün başka bir neden bağlı olduğundan şüphelenerek doktora başvururlar. Bu durum da öksürüğün altında yatan ciddi bir hastalığın teşhisini geciktirebilir. diye konuştu.ŞİDDETLİ ÖKSÜRÜK, BAYILMA NEDENİ OLABİLİRFüsun Soysal, Şiddetli öksürük krizleri, özellikle de kuru öksürükler kişilerde krizlere neden olmaktadır. Bu ataklar; baş ağrısı, baş dönmesi hatta bayılma ile sonuçlanabilir. Çok şiddetli öksürükler kasları yorar, bu da idrar kaçırılmasına neden olabilir. Göğüs kafesinde ağrılara ve fıtık oluşturan hastalıklara kadar birçok soruna yol açabilmektedir. şeklinde konuştu.Kronik öksürüklerde tedavi şeklini öksürüğe neden olan hastalık belirler. diyen Soysal, Örneğin kalp yetmezliğinden kaynaklanan bir öksürük söz konusu ise öksürüğün geçirilmesi kalp yetmezliğinin tedavisi ile mümkün olmaktadır. Aynı şekilde alerji kaynaklı bir öksürük, alerjinin tedavi edilmesi ile durdurulabilir. ifadelerini kullandı.SÜT-BAL-KARABİBER, ÖKSÜRÜĞE BİREBİRÖksürüğe iyi gelen yiyecek ve içecekler hakkında da bilgi veren Soysal, Öksürükleri yumuşatmak için, sütün içerisine bal karıştırmak veya balın içerisine karabiber atmak yararlı olabilir. Bunun yanında, en etkili öksürük şurubunun günde 2-2,5 litre su tüketimi olduğu unutulmamalıdır. dedi.BİLİNÇSİZ KULLANILAN ÖKSÜRÜK ŞURUBU, ÖKSÜRÜĞÜN ŞİDDETİNİ ARTIRABİLİRBilinçsiz kullanılan öksürük şuruplarının öksürüğün şiddetini artırabileceğini kaydeden Soysal, şu bilgileri verdi: Doktora danışılmadan öksürük şurubu kullanılmamalıdır. Kuru bir öksürükte, öksürük söktürücü şurup kullanımı öksürüğün şiddetinin artmasına neden olabilir. Veya balgam çıkarması gereken bir öksürükte, öksürük kesici şuruplar balgam çıkmasına engel olabilir.Soysal, doktora başvurulması gereken durumlar hakkında da şu önerileri sıraladı: Öksürük tedavilerinde; öksürüğe neden olan hastalık tanısının gecikmemesi ve tedavi süresinin daha kısa sürmesi için ilaç veya şurup kullanımının mutlaka doktor kontrolünde olması gerekmektedir. Öksürük, 3 haftadan uzun sürüyor ve antibiyotik tedavisine cevap vermiyorsa, öksürüğe yüksek ateş ve ciddi nefes darlığı eşlik ediyorsa, balgamda kan görüldüyse mutlaka bir doktora başvurulması gerekir.(CİHAN)
Zaman
Sağlık
16.12.2013
EnetkiliöksürükşurubuSuEn etkili öksürük şurubu Su
En etkili öksürük şurubu: Su
Zaman
16.12.2013
11:15
Öksürükleri yumuşatmak için ballı süt ya da bal – karabiber karışımını tavsiye eden uzmanlar, en etkili öksürük şurubunun gündem 2 – 2,5 litre su tüketimi olduğunu belirtiyor. Memorial Şişli Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümü’nden Uz. Dr. Füsun Soysal, farklı öksürük çeşitlerinin farklı hastalıklara işaret edebileceğini belirterek hastaları uyardı. Öksürüğün başta üst solunum yolu rahatsızlıkları olmak üzere pek çok hastalığın ortak belirtisi olduğunu kaydeden Soysal, “Etkin bir tedavi için öksürüğe eşlik eden belirtilerin doğru değerlendirilmesi çok önemlidir.” dedi.Öksürüğün, vücudun bir savunması olduğunu ifade eden Soysal, “Öksürük bir hastalık değil, boğaz ve solunum yollarını temizlemeye yarayan bir savunma mekanizmasıdır. Öksürük, balgamlı-balgamsız ve kronik-akut olmak üzere iki farklı şekilde sınıflandırılabilir. Balgamsız öksürük, kurudur ve boğazda bir gıcık verir. Eğer öksürükle birlikte balgam adı verilen sıvı geliyorsa buna ‘prodüktif öksürük’ denir. Üç hafta ve daha uzun süren öksürükler kronik öksürük olarak kabul edilir. Akut öksürük enfeksiyonları ise sinüzit, farenjit, nezle, akciğerlere yabancı cisim kaçması gibi nedenlerle oluşur. Kronik öksürükler bazen seneler sürebilir.” bilgisini verdi.‘ÖKSÜRÜĞÜN NEDENİ PSİKOLOJİK OLABİLİR’Soysal, öksürüğün nedenleri hakkında da, “Nezle ve grip, farenjit, astım, geniz akıntısı, reflü, kalp yetmezliği, tüberküloz, akciğerde sıvı toplanması kuru öksürüğe neden olan hastalıklar arasındadır. Sinüzit, bronşit veya sigara içimi ise balgamlı öksürüğe neden olabilir. Ayrıca; kronik kulak problemleri, uzun süre kullanılan tansiyon ilaçları da öksürük nedenleri arasındadır. Zaman zaman öksürüğün nedeni psikolojik de olabilir.” ifadelerini kullandı.‘SİGARA TÜKETİMİ, CİDDİ HASTALIKLARIN TEŞHİSİNİ GECİKTİREBİLİR’Öksürük ve sigara konusuna değinen Soysal, “Sigara içen kişilerde zaman içinde sigara sayısının artmasına bağlı olarak bronşlar balgam üretmeye başlar. Bu durum sürekli devam ederse, öksürüğün artmasına ve kronik hale gelmesine neden olabilir. Bu hastalar öksürüklerinin yalnızca sigaraya bağlı oluştuğunu düşünerek, ciddiye almazlar. Ancak, balgamlarında kan gördüklerinde öksürüğün başka bir neden bağlı olduğundan şüphelenerek doktora başvururlar. Bu durum da öksürüğün altında yatan ciddi bir hastalığın teşhisini geciktirebilir.” diye konuştu.‘ŞİDDETLİ ÖKSÜRÜK, BAYILMA NEDENİ OLABİLİR’Füsun Soysal, “Şiddetli öksürük krizleri, özellikle de kuru öksürükler kişilerde krizlere neden olmaktadır. Bu ataklar; baş ağrısı, baş dönmesi hatta bayılma ile sonuçlanabilir. Çok şiddetli öksürükler kasları yorar, bu da idrar kaçırılmasına neden olabilir. Göğüs kafesinde ağrılara ve fıtık oluşturan hastalıklara kadar birçok soruna yol açabilmektedir.” şeklinde konuştu.“Kronik öksürüklerde tedavi şeklini öksürüğe neden olan hastalık belirler.” diyen Soysal, “Örneğin kalp yetmezliğinden kaynaklanan bir öksürük söz konusu ise öksürüğün geçirilmesi kalp yetmezliğinin tedavisi ile mümkün olmaktadır. Aynı şekilde alerji kaynaklı bir öksürük, alerjinin tedavi edilmesi ile durdurulabilir.” ifadelerini kullandı.‘SÜT-BAL-KARABİBER, ÖKSÜRÜĞE BİREBİR’Öksürüğe iyi gelen yiyecek ve içecekler hakkında da bilgi veren Soysal, “Öksürükleri yumuşatmak için, sütün içerisine bal karıştırmak veya balın içerisine karabiber atmak yararlı olabilir. Bunun yanında, en etkili öksürük şurubunun günde 2-2,5 litre su tüketimi olduğu unutulmamalıdır.” dedi.‘BİLİNÇSİZ KULLANILAN ÖKSÜRÜK ŞURUBU, ÖKSÜRÜĞÜN ŞİDDETİNİ ARTIRABİLİR’Bilinçsiz kullanılan öksürük şuruplarının öksürüğün şiddetini artırabileceğini kaydeden Soysal, şu bilgileri verdi: “Doktora danışılmadan öksürük şurubu kullanılmamalıdır. Kuru bir öksürükte, öksürük söktürücü şurup kullanımı öksürüğün şiddetinin artmasına neden olabilir. Veya balgam çıkarması gereken bir öksürükte, öksürük kesici şuruplar balgam çıkmasına engel olabilir.”Soysal, doktora başvurulması gereken durumlar hakkında da şu önerileri sıraladı: “Öksürük tedavilerinde; öksürüğe neden olan hastalık tanısının gecikmemesi ve tedavi süresinin daha kısa sürmesi için ilaç veya şurup kullanımının mutlaka doktor kontrolünde olması gerekmektedir. Öksürük, 3 haftadan uzun sürüyor ve antibiyotik tedavisine cevap vermiyorsa, öksürüğe yüksek ateş ve ciddi nefes darlığı eşlik ediyorsa, balgamda kan görüldüyse mutlaka bir doktora başvurulması gerekir.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
16.12.2013
EnetkiliöksürükşurubuSuEn etkili öksürük şurubu Su
"Meslek hastalığın var dediler ama maluliyet vermediler"
Zaman
15.12.2013
12:12
Sakaryada meslek hastalığına yakalanan ve beklenen verimliliği göstermediği gerekçesiyle iş akdi feshedilen 3 çocuk babası Yavuz Çağlayan, çelişkili raporlar nedeniyle meslek hastalığı maaşı alamıyor. Ellerindeki ağrılar ve morarmalar nedeniyle çalışamaz duruma gelen Çağlayana Sağlık Bakanlığı İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesi, mesleğini yürütmesi mümkün değil şeklinde; Adli Tıp Kurumu ise meslek hastalığının fonksiyonel araz bırakmadığını belirterek, sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığı yönünde rapor verdi.35 yaşındaki Yavuz Çağlayan, 2004 yılında bir fabrikanın boyahane bölümünde işe başladı. 2007 yılında meslek hastalığına yakalanan Çağlayan, sol el bileğinde ağrı, yanma ve hareket zorluğu yaşamaya başladı. İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesinde tedavi gören Çağlayan, tedavi ve atele rağmen hastalığı ilerlemesi sonucu ameliyat oldu. Ameliyata rağmen ağrısı azalmayan Çağlayana hastalık meslek hastalığıdır, el gücü gerektirmeyen bir bölümde çalışması gerekmektedir şeklinde rapor verildi. Bunun üzerine fabrika iş değişikliği yaparak Çağlayanı çalışabileceği bir işte görevlendirdi. 5 ay sonra sağ el bileğinde de benzer yakınmalar başlayan Çağlayan, operasyon önerisini reddetti. Çağlayan, hastalığının meslek hastalığı olup olmadığının belirlenmesi için Sosyal Güvenlik Kurumuna başvurdu. Meslek Hastalıkları Hastanesi, Çağlayanın rahatsızlığının kronikleştiği yönünde rapor verdi. 2010 yılında fabrika, sık sık rahatsızlanması ve sağlık sorunları sebebiyle beklenen verimliliği gösterememesi nedeniyle Çağlayanın iş akdini feshetti. HASTALIK MESLEKİ NEDENLİ ANCAK MALULİYET GEREKTİRMİYORSGK Maluliyet ve Sağlık Kurulları Daire Başkanlığı 2011 yılında sürekli iş göremezlik derecesi tespitinde, her iki el bileğindeki tenosinoviti ve torasik outlet sendromu hastalığının mesleki nedenli olduğunu, ancak meslekte kazanma gücü kaybı olmadığı yönünde karar verdi. Sosyal Sigorta Yüksek Sağlık Kuruluda hastalık ve arızalarının mesleki olduğunu ancak maluliyet gerekmediğine hükmetti. Bunun üzerine Çağlayan, Sakarya İş Mahkemesinde dava açtı. Mahkeme, dosyayı Adli Tıp Kurumuna gönderdi. Dosyayı inceleyen 3. İhtisas Kurulu, Çağlayanın mesleki kısıtlılığının fonksiyonel araz bırakmadığı ve sürekli maluliyet tayinine mahal olmadığına oy birliğiyle karar verdi.Çağlayan, son olarak Cumhurbaşkanlığına şikayet dilekçesi yazdı. Cumhurbaşkanlığı, şikayet dilekçesini incelenmesi için İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesine gönderdi.MESLEĞİNİ YÜRÜTEBİLMESİ MÜMKÜN DEĞİLÇağlayanın sağlık dosyasını inceleyen İş Sağlığı Bilim Uzmanı Doktor Özkan Kaan Karadağ, hazırladığı raporda çarpıcı tespitlerde bulundu. Çağlayanı muayene eden hekimlerin bulunduğu Kocaeli üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesi ile İstanbul Meslek Hastalıkları Hastanesinin ısrarla raporlarında hareketle başlayan ve gittikçe derinleşen ağrıları tanımladığını kaydeden Karadağ, hiçbir hastayı muayene etmemiş olan SGK Sağlık Kurulu üyelerinin meslekte kazanma gücü azalma kaybının olmadığını ifade ettiklerini belirtti. Her iki üst ekstremitesinde kronik tenovit ve tenosinovit hastalığı olan bir kişinin kollarını kullanarak yaptığı ağır işi yapmaya devam edebilir şeklindeki görüşün kabul edilebilir bir yargı olmadığını anlatan Karadağ, raporunda şu görüşlere yer verdi: Kollarında ve omuzlarında tenovit ve tenosinovit olan bir hastanın kollarını yoğun kullandığı bir işi yapamaz. Çağlayanı izleyen hekimlerden biri olarak mesleğini yürütebilmesinin mümkün olmadığını belirtmek isterim. Mesleğini yapmak bir yana sosyal hayatın gereği basit günlük işlerde dahi kollarını 10-15 dakika kullanması dayanılmaz ağrılara yol açmaktadır. SGKnın 2005 yılından bu yana yaptığı yasal düzenleme değişiklikleri meslek hastalıkları tazminatına yönelik var olan sorunları düzeltmek yerine ağırlaştırmıştır. Sigortacılık mantığına aykırı bir biçimde başka bir ülkede uygulama örneği olmayan hem ödeyen hem ödeyeceğini belirleyen bir kurum haline gelmesi başlı başına önemli bir yasal düzenleme hatasıdır. Ayrıca kullandığı cetveller ve tablolar çağımızda en sık rastlanan meslek hastalıklarını kapsayamamaktadır.ÇOCUKLARIMI KUCAĞIMA ALIP SEVEMİYORUMBir otelde temizlik işinde çalışan Çağlayan, her iki elindeki morarmaların, ağrıların ve şiddetli uyuşmaların devam ettiğini söyledi. Biri el bileğinden ikisi omuzdan iki ameliyat daha olacağını kaydeden Çağlayan, Hiçbir hekim ameliyat yapmaya yanaşmadı. Tedavisi olmayan bir hastalıkla mücadele ediyorum. Hastalığım yüzünden çocuklarımı dahi kucağıma alıp sevemiyorum. Gençliğim gitti. Maluliyet oranımın belirlenmesini ve gereğini yapılmasını istiyorum. diye konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
15.12.2013
MeslekhastalığınvardedileramamaluliyetvermedilerMeslek hastalığın var dediler ama maluliyet vermediler
Prof. Dr. Çakırbay: Fizik tedavi multidisipliner bir süreçtir
Zaman
29.11.2013
17:48
Fizik tedavi ve rehabilitasyonun, yalnızca sağlık sektörünün değil inşaat sektörünün dahi ilgi alanına giren bir branş olduğunu söyleyen Prof. Çakırbay, “Belediyelerin bile bu konuda sorumlulukları var. Fizik tedavi ve rehabilitasyon multidisipliner bir süreçtir.” dedi.Turgut Özal Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi Çankaya Polikliniği fizik tedavi ve rehabilitasyon Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Haşim Çakırbay, birçok insanı yakından ilgilendiren fizik tedavi ve rehabilitasyonla ilgili tespitlerde bulundu. Tıpta geniş manada yer bulan bu branşın sağlık sektörünün yanı sıra devletin, inşaat sektörünün ve sosyal psikolojinin ilgi alanına girdiğini vurgulayan Prof. Çakırbay, “Fizik Tedavi süreci sadece fizik tedavi uzmanını değil, fizyoterapist, hemşire, psikolog, plastik cerrah, psikiyatrist, ortopedist, dâhiliye uzmanı, ürolog, nörolog ve bir sosyal hizmet uzmanını da içine almaktadır.” diye konuştu.Prof. Çakırbay, fizik tedavi ve rehabilitasyonun mutlak surette devlet tarafından fiziksel ve sosyal alanda desteklenmesi gerektiğini de ifade etti. Çakırbay, “Uzuvlarından birini kaybeden veya bir nedenle yürüme işlevini yitiren bir kişinin, evinin, iş yerinin, yaşam alanının, gittiği yolun, buna göre genelde devlet, özelde ise belediyeler tarafından tanzim edilmesinin gerektiği multidisipliner bir alandan bahsediyoruz.” ifadesini kullandı.ROMATOLOJİ BİLİM DALIAnkara’da fizik tedavi ve rehabilitasyon ile ilgili vatandaşların gönül rahatlığı ile gidebileceği birkaç yerden birinin de Turgut Özal Üniversitesi Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Merkezi olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Çakırbay, biri profesör diğeri doçent olmak üzere iki uzman doktor, üç asistan ve dört fizyoterapist ile hizmet verdiklerini anlattı. Prof. Haşim Çakırbay, “Burada rehabilitasyon merkezinin yanı sıra Romatoloji Bilim Dalı da bulunmaktadır. Bu bölümde tüm romatizmal hastalıklarının yanı sıra tamamen felçli hastalar, yarım beden felçli hastalar, spastik rahatsızlığı olan çocukların tedavisini yapıyoruz.” dedi. Bugün pek çok hastanede rehabilitasyonun daha dar ve kısıtlı alanlarda yapıldığını kaydeden Prof. Dr. Çakırbay, “Buna karşın hastanemizde fizik tedavi ve rehabilitasyon ile ilgili tedavi alanları gayet elverişli alanlardır. Hastalar özel odalarda, özel tedavi ve rehabilitasyon alanlarında herhangi bir rahatsızlık hissetmeyecek şekilde ve daima bir ilgilinin nezaretinde tedavilerini görmektedirler.” şeklinde bilgi verdi. DÜZENLİ TOPLANTILAR YAPILIYORRomatizmal hastalıklarla ilgili düzenli olarak her hafta fizik tedavi ve rehabilitasyon bölümü doktorlarının ve Ankara’da diğer üniversite ve hastanelerde bulunan alanında uzman doktorların da katıldığı mesleki toplantılar düzenlediklerini belirten Prof. Dr. Çakırbay, bu sayede gelen hastalara daha iyi hizmet verebilmek ve sürekli bir yenilenme adına hastanelerini ve yaptıkları fizik tedavi ve rehabilitasyon uygulamalarını geliştirme fırsatı bulduklarını ifade etti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
29.11.2013
ProfDrÇakırbayFiziktedavimultidisiplinerbirsüreçtirProf Dr Çakırbay Fizik tedavi multidisipliner bir süreçtir
Memur-Sen: Hükümet ile büyük oranda anlaştık
Zaman
28.11.2013
12:33
MemurSen Genel Başkan Yardımcısı Hacı Bayram Tonbul, 2005 sonrası memurlara derece verilmesi, disiplin affının getirilmesi, ikramiyelere 30 yıllık süre sınırlamasının kaldırılması ile emeklilere çocuk yardımı ve aile yardımı konusunda hükümetle büyük oranda anlaştıklarını söyledi. Tonbul, “Birinci çocuğa 50 TL, ikinci çocuğa 50 TL verilebilir, üçüncü çocuğa 250 TL verilebilir. Şu an itibariyle net bir rakam yok ama bu kapsamda çalışılıyor.” dedi. Üçlü Danışma Kurulu Toplantısı bugün Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik başkanlığında toplanacak. Memurların taleplerinin görüşüleceği toplantıda memurları yetkili konfederasyon Memur-Sen temsil edecek. Toplantı öncesi kurulda görüşülecek konuları Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) değerlendiren Memur-Sen Genel Başkan Yardımcısı Hacı Bayram Tonbul, heyecanla bekleyen milyonlarca memura müjde verdi. Bu görüşmelerde en çok üzerinde duracakları konunun 2005 yılından sonraki memurlara bir derece verilmesi olduğunu belirten Tonbul, 2005 yılı öncesi giren memurlara bir derece verildiğini, aynı derecenin 2005 sonrası giren memurlara da verilmesini istedi. Tonbul, yine 2005 sonrası disiplin suçlarına da af gelmediğini hatırlatarak, bu kapsamdaki bir affı da masaya yatıracaklarını ifade etti. Memurların ikramiye hesaplanmasındaki 30 yıllık süre sınırlaması olduğunu aktaran Tonbul, işçilerde böyle bir süre sınırlaması olmadığını, bu sınırlamanın memurlar için de kaldırılması gerektiğini bildirdi.4/C’lilere kadro verilmesi taleplerinin halen devam ettiğini vurgulayan Tonbul, özelleştirmeler devam ettiği sürece 4/C’lilerin de olmaya devam edeceğine işaret ederek, “Mesela TEDAŞ özelleştirmesi şu anda tamamlandı. Bu işçi arkadaşlarımız 6 ay sonra kurumlara müracaat edecekler. 4/C’liler bizde kanayan bir yara. Geçtiğimiz toplu sözleşmede ücretlerinde baya bir iyileştirme yapıldı, çocuk yardımı verildi. Çalışma süreleri 11 ay 28 güne çıkartıldı. Bir yere gönderilirken işçi yada memur olarak gönderilsin, kadro verilsin.” diye konuştu.Özellikle enerji sektöründe sözleşmeli personel alamadıkları için işçi statüsünde alınan mühendis, doktor, avukatların da sorun teşkil ettiğini aktaran Tonbul, bunların sınıf olarak işçi yaptıkları iş bakımından ise memur olduğuna dikkat çekti. İşçi statüsündeki bu çalışanların da kadroya alınması gerektiğinin altını çizdi. Türkiye Taş Kömürü Kurumu’nda bu durumda 60-70 kişinin olduğunu ama başmühendis bulamadıklarını ifada eden Tonbul, “Niye kadrolu mühendisleri kalmamış, iş sağlığı güvenliğinden dolayı birçoğu gitmiş. Elindeki mühendisler işçi statüsünde, onlara iş yaptırıyor ama sorumluluk veremiyor. O açıdan bu kurumları da rahatlatmak lazım.” diye konuştu. EMEKLİLERE AİLE YARDIMI VE ÇOCUK YARDIMIEmeklilere aile yardımı ve çocuk yardımı verilmediğini vurgulayan Tonbul, bu konunun toplu sözleşme masasına getirildiğini ve ‘tamam düzeltelim’ dendiğini dile getirdi. Tonbul, şöyle konuştu: “Aile yardımı, çocuk yardımı, evlenme yardımı, doğum yardımı, ölüm yardımı gibi konular Kamu Personeli Danışma Kurulu’nda görüşelim dediler. 3 çocuk teşviki söyleniyor ama şuanda bir teşvik sistemi yok. Bu nasıl teşvik edilecek? Konuşuluyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı ayrı çalıştı, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı ayrı çalıştı. Daha sonra Çalışma bakanlığı Aile bakanlığının çalışmasını da aldı. Burada Maliye Bakanlığı bir direnç gösteriyor. Ortak irade olarak, bir-iki çocuğa teşvike gerek yok. Ama üçüncü çocuk için bir teşvik gerekli. Birinci çocuğa 50 TL, ikinci çocuğa 50 TL verilebilir, üçüncü çocuğa 250 TL verilebilir. Şuan itibariyle net bir rakam yok ama bu kapsamda çalışılıyor. Kademeli bir artış şeklinde.” ÇALIŞAN BÜTÜN KADINLARA KREŞ Çalışan kadınların önünde en büyük engelin kreş sorunu olduğunu anlatan Tonbul, gelinen nokta ile ilgili olarak şu bilgileri verdi: “Kamu kurumları kendi kreşlerini kurabilsin. 50 çalışan ve üstü varsa kreş açılsın. Yeterli çalışanı yoksa kurumlar birleşerek açabilir. Diyelim ki yine yok hizmet alımına gidilebilir. Hem özel sektör teşvik edilmiş olur hem de çalışan bayanların kreş sorunu çözülmüş olur. Bu kreşe sadece çalışanlar göndermesin, çocuğunu kreşe vermek isteyen bir aile de versin. Böyle sadece memurların çocukları diye bir sınırlamamız yok. Doğum izninde belli bir mesafe kat edildi. Biz bunu 24 hafta olarak planlamıştık ama biz bunu sadece memur olarak düşünmüştük. Oysa kanun yapıldığı zaman özel sektöre de yansıyor. 24 hafta özel sektör tarafından uygun görülmedi. Kamuda bir sıkıntı yok; kamu 24 haftayı hemen verelim diyor ama özel sektör 18 hafta diyor. Kadın istihdamında sıkıntı doğurmaması gerekir. Biz şuanda 18 haftanın makul olacağı görüşündeyiz.” EVLENME YARDIMI GELİYORTonbul, gündemde olan evlenme yardımı taleplerinin uygun görüldüğünün altını çizerek, Aile Bakanlığı’nın bunu kredi olarak düşündüğünü fakat, kendilerinin hibe şeklinde yardım olarak dü
Zaman
Son Dakika
28.11.2013
Memur-SenHükümetilebüyükorandaanlaştıkMemur-Sen Hükümet ile büyük oranda anlaştık
Cinsel istismar zanlısının serbest bırakılmasına, baba isyanı
Zaman
27.11.2013
16:38
Karete kursunda, hocası tarafından cinsel istismara uğrayan 13 yaşındaki Z.S.’nin babası Mustafa S., mahkeme tarafından üniversiteden talep edilen iki raporda ‘cinsel istismar’ kararına rağmen zanlının serbest bırakılmasına tepki gösterdi. Mustafa S, “Kızımın olay sebebiyle ruh sağlığının bozulduğuna dair Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) tarafından iki farklı tarihte düzenlenen heyet raporu var. Mahkemenin istediği bu raporlar neden dikkate alınmadan sanığın beraatına karar veriliyor bunu kabul etmekte zorlanıyorum.” dedi. Samsun’un İlkadım İlçesi’nde yaşayan 13 yaşındaki Z.S, Halk Eğitim Merkezi tarafından açılan karete kursuna kayıt yaptırdı. Kursta ders veren hocanın yakın arkadaşı olduğunu ifade eden Z.S’nin babası Mustafa S., kızının bir yıla yakın ders aldığı hocasının tarafından cinsel istismarına maruz kaldığı iddiası ile mahkemeye başvurdu. Ailenin şikayeti üzerine gözaltına alınan Z. K.’nın, mahkeme tarafından üçüncü celsede tahliye edilmesi ailenin tepkisini çekti. Mağdurenin babası Mustafa S., “Mahkeme birinci celsede kızımı üniversiteye sevkederek duruşmayı bir hafta sonraya erteledi. 2. Celseye mahkemeden rapor yetişmedi. Bu sefer de 12 gün sonraya gün verdi. Üçüncü celsede de rapor beklenmeden sanık 18 gün içinde tahliye edildi.” şeklinde konuştu. Sanığın tahliyesinden sonra üniversiteden kızının ruh sağlığının bozulduğuna dair rapor geldiğini dile getiren baba Mustafa S., Konuyla ilgili kızımın olay sebebiyle ruh sağlığının bozulduğuna dair iki farklı tarihte düzenlenen heyet raporu var. Mahkeme tarafından istenen bu raporlar neden dikkate alınmadan sanığın beraatına karar veriliyor bunu kabul etmekte zorlanıyorum. dedi. Şikayetleri üzerine savcının isteği ile kızının Çocuk İzleme Merkezi (ÇİM)’e gönderildiğini dile getiren Mustafa S, kızının burada maruz kaldığı cinsel istismar sebebiyle doktor kontrolünden geçirildiğini, doktor tarafından yapılan değerlendirmede Z.S’de darp ve cebir izine rastlanmadığı ancak mağdurenin beyanlarına itibar edilebileceğini, kendi yaş gurubu içerisinde beden veya ruh bakımından kendini savunamayacak durunda olmadığı, maruz kaldığı suçun hukuki anlam ve sonuçlarını algılama yeteneğinin geliştiği, olay nedeniyle beden salığının bozulmadığı ancak ruh sağlığının bozulduğu kanaatinin hasıl olduğu yönünde rapor düzenlediğini ifade etti. Mahkemenin bununla da yetinmeyip kızını üniversiteye sevkettiğini anlatan baba Mustafa S, mahkeme üniversiteden rapor gelmeden düzenlenen üç celse ile zanlıyı serbest bıraktı. Kızıma bunu yapan adam şimdi iş yerimin karşısından geçerek burnumun dibinde geziniyor. Bu adalet mi?” şeklinde sordu. Kızının bozulan ruh sağlığı sebebiyle her ay doktor kontrolüne gittiğini aktaran baba Mustafa S, Bu süreçte kızım yetişkinlerin kullandığı Lustral isimli depresyon ilacı kullanıyor. Mahkemenin buna inanması için kızımın başına daha kötü bir olay mı gelmesi lazımdı? şeklinde sitemini dile getirdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
27.11.2013
CinselistismarzanlısınınserbestbırakılmasınababaisyanıCinsel istismar zanlısının serbest bırakılmasına baba isyanı
Hemoroitten laser ameliyatla kurtulmak mümkün
Zaman
14.11.2013
09:14
Toplumda yaygın olarak görülen hemoroid hastalığının laserle hemoroid cerrahisi ile tedavi edildiği bildirildi. Rentıp Hastanesi Genel Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Melike Karen Güner, hastalık hakkında şu bilgileri verdi: “Hemoroidler damarlardan ve bağ dokusundan oluşmuş normal anatomik yapının bir parçasıdır. Toplamda anüste 3 ana kadranda yer alırlar. Ana görevleri anal kanalın daha iyi kapanmasını sağlamak ve küçük sızıntıların önlenmesidir. Dış ve iç olmak üzere toplamda 2 ana katmanda yer alırlar ve genişlemedikleri zaman normal şartlarda fark edilmezler. Yani özetle hemoroid yastıkçıkları normal vücutta yer alır büyüdükleri ve genişledikleri zamansa hastalıkları oluşur. Hasta da bize bu evrede başvurur.”Tekrarlayan kabızlıklar, ailede bu tür hastalıkların yaygın olması, gebelik, özellikle de tekrarlayan gebelikler, yük kaldırmayı gerektiren ağır işlerde çalışma gibi sebeplerle hastalığın oluşabildiğini ifade eden Dr. Güner, hastalığın oluşturduğu şikayetleri şöyle anlattı: “Ana şikayetler; kanama ve dışarıya doğru şişen memecikler ve ağrıdır. Bazen makatta kaşıntı, sümüksü akıntı, makat ağzında ıslaklık hissi gibi şikayetler de verebilir. Hemoroidler makattan kanama şikayetiyle bize başvuran hastalarda en sık görülen sebeptir; ancak böyle bir şikayetle başvuran hastada diğer anal bölge hastalıkları ve özellikle de kanser açısından hasta mutlaka muayene edilmelidir ve gerekli tetkikler yapılmalıdır. Unutulmamalıdır ki belirli bir aşamaya ulaşmayan hemoroidler ağrı ve şişlik yapmayacaktır, bu durumda tek şikayet kanama olacaktır. Aynı durum kanserde de mevcut olduğundan makattan kanaması olan hastaların bir genel cerrahi uzmanına görünmesi, ayırıcı tanı konulması açısından son derece önemlidir. Bu arada toplumda bilinen büyük bir yanlışı düzeltmek gerekir. Hemoroidler kansere dönüşmez, sadece benzer şikayetler barsak kanserinde de olabileceğinden; kanaması olan her hasta sadece hemoroidi varmış gibi tedavi edilmemeli; gerekli muayene ve taramaların yapılması gerekir.”Dış ve iç olmak üzere iki tip hemoroid bulunduğunu vurgulayan Dr. Güner, hastalığın şu 4 evrede incelendiğini kaydetti: “Sadece kanama vardır. Doktor muayenesiyle tanı konulur, hasta fark edemez. Kanama ve dışkılama sırasında ortaya çıkan ve dışkılama sonrasında kendiliğinden içeriye giren şişlikler şeklindedir. Evredeki şikayetler vardır ancak dışkılama sonrasında kendiliğinden içeriye girmez, hasta kendisi içeriye iter. Oldukça büyüklerdir ve içeriye girmezler veya girseler bile hemen dışarıya çıkarlar.”Dr. Güner, hastalığın tedavisi hakkında şu bilgileri verdi: “Tedavi hem hemoroidin tipine göre yani iç veya dış oluşuna göre hem de iç hemoridler için evreye göre değişmektedir. Öncelikle hastada kabızlık veya dışkılama problemi varsa bu giderilmelidir. Mümkün olduğunca az ıkınarak dışkılaması sağlanmalıdır. Bunun için diyetin posadan ağırlıklı yenmesi şeklinde düzenlenmesi, bol su içilmesi, düz yol yürüyüşü gibi spor faaliyetleri anlatılabilir. Küçük evrede özellikle evre 1 de kilere ilaç tedavisi faydalıdır. Daha büyük olanlara ise; lastik bandla boğma, kızıl ötesi ışıkla fotokoagülasyon, sklerozan madde ile pakelerin söndürülmesi, cerrahi olarak çıkarma işlemleri yapılabilir. Daha önce popüler olan dondurarak tedavi (kriyo) çok fazla yan etki oluştuğundan günümüzde tercih edilmemektedir. Eksizyonel hemoroidektomi ister eski usul olan neşterle (klasik yöntem) isterse günümüzdeki teknolojik aletlerle (harmonik, ligasure…) yapılsın küçük cerrahiler değildirler. İyileşme süreçleri 1- 2 aya kadar uzayabilimekte ve özellikle dışkılarken hastaya ağrı yapma gibi sıkıntıları yüksek oranda rastlamaktayız. Ayrıca büyük hemoroidlerde çıkarılması gereken doku miktarı fazla olursa ameliyat sonrasında makat ağzında darlık ortaya çıkabilmektedir. Bu tür yan etkilerden dolayı hemöoroid hastalığında cerrahi tedavi hastaların korkulu kabusu halindedir ve hastaya cerrahi önerildiğinde hastalar genelde kaçmaktadır.”Hastaların konforlu cerrahi arayışına yanıt olarak laser hemoroidoplastinin ortaya çıktığını belirten Güner, “Öncelikle şunu belirtmek gerekir. Piyasada laserle cerrahi yapacağız söylemleriyle karşılaşıldığında bu iyice irdelenmelidir. Çünkü klasik olarak dikişli yapılmayan her yöntem hastaya laser cerrahisi gibi lanse edilmekte ve hasta yanlış yönlendirilmektedir. Ülkemizde yeni bir yöntem olarak; hemoroidal hastalıklar başta olmak üzere anal bölge hastalıklarında başarılı bir şekilde kullanılmaktadır. Makat içinde yara yoktur. Diğer yöntemlerle karşılaştırıldığında hastalardaki ağrılı dönem yok denecek kadar azdır. İşe dönüşler hızlıdır. Makat içinde kesi ve dikiş yoktur. Dışkı tutmayı sağlayan kaslara ve makat içindeki mukozaya kesinlikle zarar vermez. Dolayısıyla diğer yöntemlerde görülebilen dışkılarken olan aşırı ağrı ve iyileşme güçlüğü veya iyileşme sonrasında oluşabilecek makat ağzı darlığı veya kas
Zaman
Son Dakika
14.11.2013
HemoroittenlaserameliyatlakurtulmakmümkünHemoroitten laser ameliyatla kurtulmak mümkün
Dudaklarda ve parmaklarda morarma KOAH belirtisi olabilir
Zaman
31.10.2013
10:27
Uzmanlar, KOAHın, akciğerlerdeki hava yollarında daralma karakterize geri dönüşsüz hasar nedeniyle ortaya çıkan, kronik bronşit ve amfizemden oluşan hastalıklar grubu olduğunu belirtiyor. Hasta, havayollarındaki kısıtlı hava akımı nedeniyle; öksürük, balgam ve nefes darlığı gibi şikayetler yaşar. Kanda yeterli oksijen sağlanmadığı için siyanoz denilen, dudaklarda ve parmaklarda ortaya çıkan mor görünüm de hastalığın önemli belirtileri arasındadır.Memorial Kayseri Hastanesi Göğüs Hastalıkları Bölümünden Uz. Dr. Ş. Murat Apaydın, KOAH hakkında bilgi verdi. KOAH hastaları kemik erimesi tehdidi altındadır diyen Apaydın, KOAH yalnızca akciğerleri ilgilendiren bir hastalık gibi görünse de tüm vücut sistemini olumsuz etkileyen önemli bir sağlık sorunudur. Vücuttaki bütün organ ve sistemleri etkilemesi sonucu KOAH ile birlikte; diyabet, kemik erimesi, kalp damar tıkanıklıkları, kaslarda enfeksiyon dışı iltihaplar ve kas zafiyeti gibi sorunlar görülmektedir dedi.KOAH akciğer yaşlanmasını hızlandırdığına işaret eden Uz. Dr. Ş. Murat Apaydın, şunları söyledi; KOAH hastalarının akciğerlerinde ortaya çıkan geri dönüşümsüz form değişikliğinin, herhangi bir seçenekle tedavisi yoktur. Hastaların akciğerlerinin eski haline dönmesi beklenmemektedir. İnsanların 35 yaşından itibaren akciğer kapasitesinde düşüş görülmesi doğal bir durumdur. Yan akciğerler de yaşlanmaktadır. 70-75li yaşlarda yani insanlar ömürlerinin son zamanlarında akciğerlerinin üçte birini fonksiyonel olarak kaybetmektedir. Bu doğal süreç, iç ve dış hava kirleticileri, sigara kullanımı gibi faktörlerle daha da hızlanmakta ve geri dönüşümsüz olabilmektedir. KOAH akciğer yaşlanmasını hızlandıran önemli bir hastalıktır.Sigara içen kişilerin yüzde 50sinde KOAH görüldüğünü anlatan Apaydın, Toplumda kadın ve erkeklerin yaklaşık 3te 1inin sigara içtiği düşünüldüğünde, ortalama 75 milyon nüfusun 25 milyonun sigara bağımlısı olduğu bilinmektedir. Dolayısıyla bugün nüfusun 1/6sı yaklaşık 12,5 milyon kişi ya KOAH hastası ya da adayıdır. KOAH, yalnızca sigaranın değil, aynı zamanda iç ve dış hava kirleticilerinin de rol oynadığı bir hastalıktır. Özellikle iç ortam kirleticileri, kırsal alanda insan sağlığını tehdit etmektedir. Biomas adı verilen organik yakıtlar; kömür, tezek, odun dumanına maruz kalan ve evlerinde tandır ya da şömine gibi ısınma araçları bulunan kişiler, KOAH tehdidi altındadır. KOAH oluşumunda, sigara kullanımının yanı sıra KOAHa neden olabilecek çevresel faktörler ve zararlı etkenler ve genetik yatkınlığın da önemi vardır. şeklinde konuştu.ERKEN TEŞHİSLE KONTROL ALTINA ALINABİLİRUz. Dr. Ş. Murat Apaydın, KOAHın hasta için en olumlu yanı, erken evrede belirti vermesi olduğunu ifade ederek, şunları söyledi: Ancak kişi, erken dönemde ortaya çıkan öksürük, balgam, nefes darlığı, hışıltı gibi şikayetlere uzun süre tahammül ederek, sorunun ilerlemesine neden olmaktadır. Gençlerde, akciğer kapasitesinin yeterli olması nedeniyle günlük yaşamları bu belirtiler yüzünden olumsuz etkilenmemektedir. Oysa ki bu şikayetlerin iki sene üst üste en az 3 ay süreyle yaşanması, mutlaka doktora başvurmayı gerektirir. Ancak hastaların yalnızca yüzde 10u erken evrede doktor yardımı alarak tedavilerinin erken dönemde başlamasını sağlamaktadır. Geri kalan yüzde 90lık hasta grubu, şikayetlerine rağmen tedavisini ertelemekte ve çok ileri dönemde doktora başvurdukları için yaşam konforları ve sağlık standartları önemli ölçüde etkilenmektedir. İleri evre KOAH hastalarının şikayetleri kontrol altına alınsa bile beklenen ömür süreleri azalmaktadır.(CİHAN)
Zaman
Sağlık
31.10.2013
DudaklardaveparmaklardamorarmaKOAHbelirtisiolabilirDudaklarda ve parmaklarda morarma KOAH belirtisi olabilir
Miras paylaşımı cinayeti ile ilgili 2 gözaltı daha
Zaman
12.10.2013
15:13
Zonguldakın Ereğli ilçesinde miras paylaşımı yüzünden gerçekleştiği iddia edilen bıçaklı saldırıda Sanem Kulanın ölümü ve Hasan Y.nin ağır yaralanmasıyla ilgili iki kişi daha gözaltına alındı. Ereğlide dün akşam saatlerinde Murtaza Mahallesi Dışkale Sokakta gerçekleşen bıçaklı saldırı olayında Sanem Kulan hayatını kaybetmiş, Hasan Y. ise ağır yaralanmıştı. Yaşanan cinayetin ardından soruşturmayı derinleştiren Asayiş Büro Amirliği ekipleri, ilk olarak Sanem Kulanın büyük abisi C.K.yı (35) gözaltına almıştı. Soruşturmanın devamında ise Sanem Kulanın diğer kardeşleri de gözaltına alındı. Evde başlayan ve evin dışına kadar süren bıçaklı saldırıda ağır yaralanan Hasan Y. kendine geldikten sonra polise ifade verdi. Hasan Y.nin ifadesinde evde Sanem Kulan’ın üzerine kayıtlı Ömerli Mahallesi’nde yapımı halen devam eden üç katlı binanın paylaşımı nedeniyle tartışma çıktığını ve kardeşlerin kavga ettiğini söylediği iddia edildi. Hasan Y.’nin ifadesinde ayrıca kardeşler arasında çıkan bıçaklı kavgayı ayırmaya çalışırken, kendisinin de bıçaklandığını söylediği ileri sürüldü.Akşam saatlerinde gözaltına alınan C.K. (32) ve Ü.K. (25) hastaneden alınan doktor raporunun ardından Ereğli İlçe Emniyet Müdürlüğüne getirildi. Zanlıların, sorgulanmasının ardından mahkemeye sevk edilmesi bekleniyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
12.10.2013
Miraspaylaşımıcinayetiileilgili2gözaltıdahaMiras paylaşımı cinayeti ile ilgili 2 gözaltı daha
Bu meyvedeki C vitamini elmadan 100, limondan 20 kat fazla
Zaman
10.10.2013
15:52
Elma, armut ve şeftali karışımına benzer hoş bir tadı olan, elmadan 100, limondan 20 kat fazla C vitamini barındıran hünnapa ilgi her geçen yıl artıyor. Nezle ve soğuk algınlığına iyi geldiği için doğal grip ilacı olarak da bilinen hünnap, aktarlarda şeker hastalarının gözde meyvelerinden birisi. Yaş ve kuru olarak yenebilen, kilosu ortalama 410 liradan satılan hünnapın, küçük iğde biçiminde ve ceviz büyüklüğünde iki çeşidi bulunuyor. Büyükleri genellikle sofralık yetiştirilirken küçük hünnapların ise kurusu aktarlarda satılıyor. Hünnap, başlarda yeşilken olgunlaşmaya başladıkça kırmızı ve siyahmor renge dönüyor. Dikenli olması sebebiyle tarlaların etrafına çit bitkisi olarak dikilen hünnap, faydaları anlaşıldıktan sonra çitleri aşarak tarlanın içine ve özel bahçelere girdi. Dikimi ve bakımının kolay olmasıyla farklı ürün çeşidi arayan çiftçinin de en gözde meyvelerinden birisi haline geldi. Denizlinin merkeze bağlı Yeniköy köyünde meyvecilik işiyle uğraşan İsmail Öz, önce hobi olarak diktiği hünnapların para ettiğini görünce dikim alanını 30 dönüme çıkarmış. Öz, Altı yıl önce hobi olarak başladım ben bu işe. 100 adet dikmiştim, ertesi sene meyve verdi. Meyvesini de yüksek fiyatlardan sattık. Satınca tabii hoşuma gitti, üç dört sene sonra 30 dönüme çıkardım. diyor.Fazla tanınmadığı için meyve çoğalınca pazar bulmakta ilk etapta zorlandığını ifade eden Öz, ülke çapındaki bir marketler zincirini bahçesine davet ederek hünnaplarını gösterip anlaşma sağladığını, şu anda talepleri karşılamakta zorluk çektiğini ifade ediyor. Meyvenin dezavantajının ise hasadının dikenlerinden dolayı zor yapılması olduğunu söylüyor: Hasatta işçi bulmak güç. Bu dikenli bir ürün, dikeni de metal gibi acıtıyor. O yüzden yevmiye 30 lira ama biz 50 liraya işçi bulamıyoruz.HÜNNAPTA LİMONUN 20 KATI C VİTAMİNİ BULUNUYOREmekli ziraatçı olan Ekiz Fidancılık İşletme Müdürü Kâmil Okyaz ise hünnapın Suriye kökenli olduğunu, Türkiyede yeni tanınmaya başladığını, kültüre alınma aşamasınınsa son 10 yılda olduğunu ifade ediyor. Okyaz, Merak edenler araştırdığında görecektir ki kamuoyunda C vitamini deposu olarak herkese sorduğumuzda limon bilinir. Oysa hünnapta C vitamini, limonun tam 20 katı. Elma meyvesine ise birebir oranladığımızda tam 100 katı C vitamini var. Ayrıca sindirim sistemi rahatsızlığı çeken insanlar için birebir ürün. Aynı zamanda kolestrolü düşüren bir özelliği var. Zaten dikkat ederseniz daha çok aktarlarda dermanlık bitki olarak bulunurken yeni yeni sofralarımıza gelmeye başladı. diyor.KOLAY YETİŞİYOR FAKAT DİKENLERİNDEN DOLAYI HASADI ZORHünnapı bilen ya da bir defa yiyenlerin ertesi sene mutlaka tekrar istediğini ifade eden Kâmil Okyaz, insanların bu meyveyi çok sert dikenlerinden dolayı biraz yabani görerek çit bitkisi olarak kullandığını, tarlaların etrafına tel çevirmektense hünnap dikilip meyvesinden de istifade edilebileceğini söylüyor. Hünnapın kolay yetiştirilen ve ilaç istemeyen bir meyve olduğunu belirterek, En güzel tarafları, bir kere mayıs sonunda çiçek açtığı için ilkbaharın son donlarından hiç etkilenmiyor. Zirai mücadele gibi bir problemi yok. Zararlı bir hastalığı da yok. Tabii ki dezavantajı da var. Küçük meyveleri olduğu ve hepsi birden olgunlaşmadığı için hasat peyderpey oluyor. Biz Türkiyede tanınmıyor diyoruz ama dünya da fazla tanımıyor hünnapı. Sağlıktaki özelliği bakımından mutlaka bilinmesi ve tanıtılması gereken bir bitki diye düşünüyorum. Sevdiği iklim, çok sert olmadıktan sonra râkım bin metreye kadar, eksi 20 dereceye kadar yerlerde rahatlıkla yetiştirilebilir. Yeniköyde 2 yaşındaki ağaçlar, sanki 5 yaşındaymış gibi 20-25 kg. ürün veriyor. diye konuşuyor.Hünnap toplama işinde çalışan Hacer Özcan, dikenlerinden dolayı kolay olmadığını ifade ederek, Narı akşama kadar çok kesersin, bu az kesiliyor dikenli olduğu için. Gelen bile olmuyor, zor oluyor. derken Hafize Evran da, Dikenleri insanın eline battı mı yırtıyor. Eldivensiz toplanmıyor ama ekmek davası. Başka yerde ne yapalım? Yevmiye 30 lira; 50 lira olsa bizim için daha iyi olacak. diye yakınıyor. Denizlide bir aktardan annesi için hünnap alan Mehmet Yakalıoğlu ise, Valide dört yıldır kullanıyor, faydasını görüyor. Bunu doktor tavsiye etti ona, eklemlerinde sıkıntı vardı. Onun işine yarıyor, şimdi şikâyet yok. şeklinde faydalarını anlatıyor. Attar Barış Sarıoğlu da hünnapın genellikle meyve olarak yendiğini, müşterilerinin kalp rahatsızlıkları, kolestrol ve şekere faydasından dolayı aldığını anlatıyor: Hünnap eskiden beri vardı, aşılı olanlar çıkınca göze hoş gelmeye başladı. Günde 50-60 kilo filan satıyoruz. CİHAN
Zaman
Son Dakika
10.10.2013
BumeyvedekiCvitaminielmadan100limondan20katfazlaBu meyvedeki C vitamini elmadan 100 limondan 20 kat fazla
'Ağzımdaki mermiyi boncuk sandım'
Zaman
08.10.2013
11:22
Pendik’te, ayrı yaşadığı eşi tarafından vurulduktan sonra göğsünden giren mermiyi öksürerek çıkaran Nuran Aktaş (39), taburcu oldu. Eşinin, önce üzerine benzi döktüğünü söyleyen Aktaş, “Çakmağı iki kere çaktı, yanmadı. Daha sonra bana ateş etti. Göğsümden giren mermi ağzıma geldi, öksürerek çıkardım. Önce boncuk sandım.” dedi.Pendik’te 18 Eylül tarihinde yaşanan olayda Mehmet Aktaş (48), ayrı yaşadığı eşi Nuran Aktaş’ın yolunu keserek barışmak istemişti. ‘hayır’ cevabı üzerine öfkeli koca, önce Nuran Aktaş’ın üzerine benzi dökerek yakmak istemişti. Ardından silahını çıkartarak ateş etmişti. Göğsüne isabet eden kurşunla yaralanan Nuran Aktaş, hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Bu arada Aktaş’ın olay yerinde vücuduna giren mermiyi öksürerek çıkarması, tıp dünyasında şaşkınlıkla karşılanmıştı. ‘ÇAKMAĞI İKİ KERE ÇAKTI, YANMADI’İki çocuk annesi Nuran Aktaş, yaşadıklarını Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) anlattı. Olayın işe giderken meydana geldiğini ifade eden Aktaş, “Sokağın başında ona rastladım. ‘Konuşalım’ falan dedi. Ben de ‘konuşacak bir şey yok’ dedim. Geri gidecektim ama korktum gidemedim. Beraber köprüye kadar yürüdük. Beni döveceğini falan zannettim, hiç öyle bir şey yapabileceği aklıma gelmedi. Bana ‘benimle barışacak mısın?’ diye sordu. Ben de ‘barışmayacağım’ dedim. Bunun üzerine çantadan benzini çıkardı ‘seni de kendimi de öldüreceğim’ dedi. Benzini kafamdan aşağıya döktü. Çakmağı iki kere çaktı yakamadı. Ben de kaçtım. Daha sonra tabancasını çıkarıp ateş etti. İlk mermi kafamın üzerinden geçti. İkincisinde kolumun altından vurdu beni. Ben inanamıyordum, oyuncak falan zannediyordum. Yere düştüm, göğsümden kanlar gelince vurulduğumu anladım.” diye konuştu. Mermiyi ağzından nasıl çıkardığını anlatan Aktaş, “Yere düştüm ama bilincim kapanmadı. Öksürdüm, bir süre sonra ağzıma bir şey geldi. Boncuk falan olduğunu zannettim ancak mermiymiş. Öksürerek çıkardım mermiyi. Etrafta bulunanlar ambülansa ve polise haber verdi, beni hastaneye kaldırdılar.” ifadelerini kullandı. ‘DOKTORLAR ÖNCE İNANMADI’Hastanedeki ameliyatının ardından başka bir diyaliz merkezine götürüldüğünü söyleyen Aktaş, “İki doktor geldi yanıma, kurşunun çıkış noktasını aradılar bulamadılar. Ben de ‘ağzımdan çıktı mermi’ dedim. Bana inanmadılar. Mermiyi aramaya ve beni bekletmeye devam ettiler.” şeklinde konuştu.Ayrı yaşadığı eşinin sürekli alkol aldığını söyleyen Aktaş, “Bağırıp hakaret ediyordu. Eve para getirmiyordu. İhtiyaçlarımızı ben karşılıyordum. Biz de artık katlanamıyorduk. En son 14 yaşımdaki oğlumla tartıştılar. Araya girmesek çocuğu öldürecekti. Daha sonra polis çağırdık. Asayiştekiler ‘uzaklaştırma kararı çıkarttıralım’ dedi. Karar çıktı. Ancak bu süre içerisinde iş yerimi arayarak rahatsız ediyordu. Polislere, ‘illa beni de vurması mı lazım?’ dedim. Şikayette bulundum ancak pek ilgilenmediler.” diye konuştu.‘HER AYRILANIN VURMASI MI LAZIM?İki çocuğunun olduğunu belirten Aktaş, “Çocuklarımın bana ihtiyacı var. Onlara bakmam lazım. Yani her ayrılan eşini vurması mı lazım?” dedi. Aktaş, “Çakmağın yanmaması, kurşunun şah damarını sıyırıp akciğere varmadan ağzımdan çıkması hepimizi şaşırtıyor. Allah’a bin kere şükürler olsun. Çocuklarımla birlikte dimdik ayakta duracağım.” ifadelerini kullandı.Devletin kendisi gibi mağdur kadınlara sahip çıkmasını isteyen Aktaş, sözlerini şöyle tamamladı: “İlk başta çocuklarımı alacaktım ama gelirim yoktu. Şimdi çok şükür çalışıyorum ancak bu sefer sağlığım bozuldu. Dışarıdan gelenlere devlet yardım ediyor, biraz da mağdur kadınlara yardım etsin. Aşçılık yapıyorum, işte bu vurulan kolumla iş yapmam lazım. Ne kadar iş yapar onu zaman gösterecek.” CİHAN
Zaman
Ana Sayfa
08.10.2013
AğzımdakimermiyiboncuksandımAğzımdaki mermiyi boncuk sandım
'Ağzımdaki mermiyi boncuk sandım'
Zaman
08.10.2013
11:15
Pendik’te, ayrı yaşadığı eşi tarafından vurulduktan sonra göğsünden giren mermiyi öksürerek çıkaran Nuran Aktaş (39), taburcu oldu. Eşinin, önce üzerine benzi döktüğünü söyleyen Aktaş, “Çakmağı iki kere çaktı, yanmadı. Daha sonra bana ateş etti. Göğsümden giren mermi ağzıma geldi, öksürerek çıkardım. Önce boncuk sandım.” dedi. Pendik’te 18 Eylül tarihinde yaşanan olayda Mehmet Aktaş (48), ayrı yaşadığı eşi Nuran Aktaş’ın yolunu keserek barışmak istemişti. ‘hayır’ cevabı üzerine öfkeli koca, önce Nuran Aktaş’ın üzerine benzi dökerek yakmak istemişti. Ardından silahını çıkartarak ateş etmişti. Göğsüne isabet eden kurşunla yaralanan Nuran Aktaş, hastaneye kaldırılarak tedavi altına alındı. Bu arada Aktaş’ın olay yerinde vücuduna giren mermiyi öksürerek çıkarması, tıp dünyasında şaşkınlıkla karşılanmıştı. ‘ÇAKMAĞI İKİ KERE ÇAKTI, YANMADI’İki çocuk annesi Nuran Aktaş, yaşadıklarını Cihan Haber Ajansı’na (Cihan) anlattı. Olayın işe giderken meydana geldiğini ifade eden Aktaş, “Sokağın başında ona rastladım. ‘Konuşalım’ falan dedi. Ben de ‘konuşacak bir şey yok’ dedim. Geri gidecektim ama korktum gidemedim. Beraber köprüye kadar yürüdük. Beni döveceğini falan zannettim, hiç öyle bir şey yapabileceği aklıma gelmedi. Bana ‘benimle barışacak mısın?’ diye sordu. Ben de ‘barışmayacağım’ dedim. Bunun üzerine çantadan benzini çıkardı ‘seni de kendimi de öldüreceğim’ dedi. Benzini kafamdan aşağıya döktü. Çakmağı iki kere çaktı yakamadı. Ben de kaçtım. Daha sonra tabancasını çıkarıp ateş etti. İlk mermi kafamın üzerinden geçti. İkincisinde kolumun altından vurdu beni. Ben inanamıyordum, oyuncak falan zannediyordum. Yere düştüm, göğsümden kanlar gelince vurulduğumu anladım.” diye konuştu. Mermiyi ağzından nasıl çıkardığını anlatan Aktaş, “Yere düştüm ama bilincim kapanmadı. Öksürdüm, bir süre sonra ağzıma bir şey geldi. Boncuk falan olduğunu zannettim ancak mermiymiş. Öksürerek çıkardım mermiyi. Etrafta bulunanlar ambülansa ve polise haber verdi, beni hastaneye kaldırdılar.” ifadelerini kullandı. ‘DOKTORLAR ÖNCE İNANMADI’Hastanedeki ameliyatının ardından başka bir diyaliz merkezine götürüldüğünü söyleyen Aktaş, “İki doktor geldi yanıma, kurşunun çıkış noktasını aradılar bulamadılar. Ben de ‘ağzımdan çıktı mermi’ dedim. Bana inanmadılar. Mermiyi aramaya ve beni bekletmeye devam ettiler.” şeklinde konuştu.Ayrı yaşadığı eşinin sürekli alkol aldığını söyleyen Aktaş, “Bağırıp hakaret ediyordu. Eve para getirmiyordu. İhtiyaçlarımızı ben karşılıyordum. Biz de artık katlanamıyorduk. En son 14 yaşımdaki oğlumla tartıştılar. Araya girmesek çocuğu öldürecekti. Daha sonra polis çağırdık. Asayiştekiler ‘uzaklaştırma kararı çıkarttıralım’ dedi. Karar çıktı. Ancak bu süre içerisinde iş yerimi arayarak rahatsız ediyordu. Polislere, ‘illa beni de vurması mı lazım?’ dedim. Şikayette bulundum ancak pek ilgilenmediler.” diye konuştu.‘HER AYRILANIN VURMASI MI LAZIM?İki çocuğunun olduğunu belirten Aktaş, “Çocuklarımın bana ihtiyacı var. Onlara bakmam lazım. Yani her ayrılan eşini vurması mı lazım?” dedi. Aktaş, “Çakmağın yanmaması, kurşunun şah damarını sıyırıp akciğere varmadan ağzımdan çıkması hepimizi şaşırtıyor. Allah’a bin kere şükürler olsun. Çocuklarımla birlikte dimdik ayakta duracağım.” ifadelerini kullandı.Devletin kendisi gibi mağdur kadınlara sahip çıkmasını isteyen Aktaş, sözlerini şöyle tamamladı: “İlk başta çocuklarımı alacaktım ama gelirim yoktu. Şimdi çok şükür çalışıyorum ancak bu sefer sağlığım bozuldu. Dışarıdan gelenlere devlet yardım ediyor, biraz da mağdur kadınlara yardım etsin. Aşçılık yapıyorum, işte bu vurulan kolumla iş yapmam lazım. Ne kadar iş yapar onu zaman gösterecek.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
08.10.2013
AğzımdakimermiyiboncuksandımAğzımdaki mermiyi boncuk sandım
Nefes borusuna kaçan kemikle 5 yıl dolaştı
Zaman
07.10.2013
12:51
Samsun’un Ayvacık ilçesinde yaşayan Mustafa Gün (59), nefes borusuna kaçan 3 santimetre uzunluğundaki kemik parçasıyla 5 yıl boyunca yaşaması doktorları bile hayrete düşürdü. Çiftçilikle geçimini sürdüren Mustafa Gün, 5 yıl önce kemikli et yerken nefes borusuna farkında olmadan kaçan 1 santim genişliğinde 3 santimetre uzunluğundaki kemik parçası Samsun Göğüs Hastalıkları ve Göğüs Cerrahisi Hastanesi’nde yapılan 10 dakikalık başarılı operasyonla çıkarıldı. Yemek yerken nefes borusuna kaçan kemiğin kendisine bir zarar vermemesini mucize olarak nitelendiren Gün başından geçen olayı ise şöyle anlattı: “Yaklaşık 5 sene önce yemek yerken boğazıma bir şey kaçtı zannettim. Daha sonrasında birkaç defa öksürünce boğazımdaki tıkanıklık geçti. Olaydan 6 ay sonra yine bir öksürük tuttu beni o sırada ağzımdan 1 santimetre büyüklüğünde bir kemik parçası çıktı. Ben de o zaman kendi kendime ‘o gün boğazıma kaçan şey kemikmiş oda şimdi çıktı’ dedim. Ama asıl kemiğin büyük olan kısmı nefes borumun içerisindeymiş. Bu olayın üzerinden 5 yıl geçtikten sonra yine öksürmeye başladığını söyleyen Mustafa Gün, nefes borusundaki kemik parçasının uzun süre tespit edilemediğini dile getirdi. Gün, başından geçenleri şöyle aktardı Bir gün yemek yerken beni gene öksürük tuttu. Her öksürdüğümde ağzımdan bir miktar kan gelmeye başladı. Bunun üzerine çeşitli hastane ve doktorlara gittim. Yapılan tetkik ve çekilen röntgenlerde hiçbir şey bulunamadı. Her defasında beni ‘bir şeyin yok denilerek’ eve gönderdiler. En son Samsun Göğüs Hastalıkları Hastanesi’ne geldim. Burada Göğüs Hastalıkları Uzmanı Dr. Yıldız Atasoy, bana diğerlerinden farklı olarak tomografi çekimi yaptı. Sonucu almaya geldiğimde doktor hanım ‘ben nefes borusunda garip bir şey görüyorum’ dedi. Bunun üzerine bende doktora 5 yıl önce başıma gelen olayı anlattım. Bunun üzerine beni Göğüs Cerrahisi Uzmanı Dr. Ömer Serdar Bekdemir’e gönderdi. Burada yapılan ameliyat ile boğazımdaki parçayı kısa süren bir operasyonla aldılar.” Yemek veya cisimlerin daha çok yemek borusuna kaçması ile ilgili vakalarla karşılaştıklarını kaydeden Göğüs Cerrahisi Uzmanı Dr. Ömer Serdar Bekdemir, nefes borusuna sert bir cisim kaçan ve onunla 5 yıl boyunca rahatsızlık duymadan yaşayan hasta ile ilk kez karşılaştıklarını vurguladı. Hastanın boğazına kesik atmadan bronkoskobi yöntemiyle 10 dakikalık basit bir ameliyat ile kemik parçasını çıkardıklarını ifade eden Dr. Bekdemir, şu bilgileri verdi: “Hastamız bize iki gün önce geldi. Hastanın geçmişinde yaşadığı olayı bize anlatınca bizde Tomografi çektik ve detaylı inceleme sonrasında sağ akciğer ana bronşunda bir cisim tespit ettik. Yapılan operasyon sonrasında hastamızın sağ akciğer ana bronşuna kaçmış olan kemik parçasını kesi olmadan 10 dakikalık bir işlemle başarılı bir şekilde çıkarttık. Nefes borusuna yemek kaçma olayları nadir gözükür, ancak yaşanan vakalarda da hastalarda ciddi rahatsızlıklar meydana getirdiği gibi ölüme de sebep olabiliyor. Bizim hastamızda söz konusu rahatsızlıklar görülmemiş sadece kanlı balgamlar oluşmuş. Bu yönden bakıldığında hastamız gerçekten çok şanslıymış.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
07.10.2013
Nefesborusunakaçankemikle5yıldolaştıNefes borusuna kaçan kemikle 5 yıl dolaştı
Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, Uluslararası Tıp Konferansı'na katıldı.
Zaman
22.09.2013
02:28
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Suudi Arabistanın başkenti Riyadda düzenlenen uluslararası tıp konferansına katıldı. Suudi Arabistan Kralı Abdullah bin Abdülaziz himayesinde bu yıl ikincisi düzenlenen Kalabalıklar Tıbbı konferansına katılan Bakan Müezzinoğlu, Suudi Arabistanın her yıl hac nedeniyle, dünyadaki kitlesel insan hareketlerinin en büyüklerinden birine sahne olduğuna dikkat çekti. Müezzinoğlu, Suudi Arabistanın sahip olduğu bütün imkanları seferber ederek, üstün bir organizasyon kabiliyetiyle bu sorumluluğu başarıyla yerine getirdiğini söyledi. Bakan Müezzinoğlu, Özellikle her yıl çok kısa dar bir takvim içinde yaklaşık 150 ülkeden Hac görevi dolayısıyla insan kabul eden Suudi Arabistanda bu yerel mikroorganizmaların globalleşmesi için önemli bir zemin hazırlanmakta. dedi. Yapılan konuşmaların ardından Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu Suudili mevkidaşı Dr Abdullah Al-Rabiah ile konferansın yapıldığı otelde bir görüşme gerçekleştirdi. Görüşmeye Bakan Müezzinoğluna eşlik eden heyetin yanı sıra Türkiyenin Riyad Büyükelçisi Ahmet Muhtar Gün, elçilik mensupları ve Suudi Sağlık Bakanlığı üst düzey yetkilileri katıldı. Görüşmede Sağlık Bakanı Müezzinoğlu, Suudi mevkidaşı Al-Rabiaha; Türkiyeden Suudi halkına selam getirdiğini belirterek, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Kral Abdullaha selamlarını iletmesini istedi. İki bakan ülkeleri arasında sağlık alanında yapılan işbirliğinden, karşılıklı tecrübe ve deneyimlerin aktarılmasında duydukları memnuniyeti dile getirdi. Görüşmede Suudili Bakan, Türkiyeden ziyaretçi doktor programı dahilinde daha fazla doktor beklediklerini, birçok sağlık sektöründen firmaların Suudi Arabistanda olduğunu bu sayının daha da artmasını istediklerini dile getirdi. Al-Rabiah, sağlık bakanlıkları olarak sağlık sanayi endüstrisi alanında iki ülke arasında ortak projelerin yapılabileceğini bu sayede sadece iki ülke halklarına değil bütün İslam ülke halklarına hizmet verilebileceğini belirtti. İki bakanın görüşmesi sırasında Sağlık Bakanı Müezzinoğlu Suudili mevkidaşına hediye takdim etti. Görüşmenin ardından Suudi Sağlık Bakanı Al-Rabiah Cihan Haber Ajansına özel bir açıklamalarda bulundu. Türkiyeden gelen hacıların haclarının kabul edilmesini Allahtan temenni ettiklerini belirten Al-Rabiah, ülkeleri Suudi Arabistanda hoşça karşılandıklarını, haclarının emniyetli, güvenli, sağlık ve afiyetle tamamlamalarını temenni ettiklerini söyledi. Suudi Arabistan Sağlık Bakanlığının hacılar için genel tavsiyelerde bulunduğuna dikkat çeken Al-Rabiah, gerekli aşıların yapılması, bu tavsiyelerin de sağlık bakanlığının internet sayfasında bulunduğunu ve Suudi Arabistanın Ankara Büyükelçiliğine iletildiğini belirtti. Ayrıca Türk Hacı adaylarından hastalık taşıyan virüslerin bulaşmaması için izdihamlardan mümkün olduğu kadar uzak durulması, gerektiği zamanlarda maskelerin takılması gibi özel talimatları göz önünde bulundurmalarını istedi. Riyad Büyüelçisi Ahmet Muhtar, Gün Elçilik rezidansında Bakan Müezzinoğlu ve heyetine öğle yemeği verdi. Yemeğe; elçilik çalışanlarının yanı sıra Suudi Arabistan Türk Konseyi Başkanı Hasan Aydemir ve Riyadda yaşayan bazı Türk vatandaşları katıldı. Bakan Müezzinoğlu yemek öncesi konuklarla sohbet etti. Suudi Arabistan Türk Konseyi Başkanı Aydemir, Suudi Arabistan da yaşayan Türklere sağlık alanında kolaylıkların sağlanmasını talep etti. Büyükelçi ve Eğitim Müşaviri Dr. Ruhi Kılıç Suudi Arabistanda bulunulan Türk okullar hakkında bilgi verdi, yaşanan sağlık sorunları konusunda yardım talebinde bulundu.Bakan Müezzinoğlu, yemek sonrası Cihan Haber Ajansına açıklamalarda bulundu. Suudi Arabistanda yapılan Uluslararası Tıp Kongresi vesilesiyle Suudi Arabistan Sağlık Bakanımızın davetlisi olarak geldik. diyen Sağlık Bakanı, toplantının konusunun toplumsal hareketliliklerdeki bulaşıcı hastalıklar veya sağlık sorunları olduğunu ifade etti.Bakan Müezzinoğlu sözlerine şöyle devam etti: Geçtiğimiz yıllarda tespit edilen Suudi Arabistan merkezli bu CORONA virüsü dolayısıyla biraz tedbir alma sürecini ülkemizde de bizim Sağlık Bakanlığı olarak hacı adaylarımızın gitmeden önce yani Suudi Arabistana gelmeden önce bilgilendirilmeleri bir de burada bizim sağlık ekiplerimizin bu tür vakaalardaki tedbirlerle ilgili eğitilmeleri ve bilgilendirilmeleri, bununla muhatap olan veya yakalanan hastalarımız olduğunda da bunlara nasıl müdahale edeceğimiz gibi tedbirler ve ülkeye döndükten sonra ki on dört gün süresince hacılarımızı takip etme.Şimdi bizim bir defa bu anlamda belki de dünyanın değişik ülkelerinden gelen hacı adaylarımıza ve adaylarına baktığımız da en şanslı ülke hacı adayları bizim ülkemizin diyen Sağlık Bakanı, Geçtiğimiz yıllarda ki tecrübe birikimimiz bu sene aldığımız tedbirlerle çok daha hacılarımız acısından güvenli olacak. Şimdi, yani inşallah Mekkede yapılan ikinci hastanemizin de inşaatı d
Zaman
Son Dakika
22.09.2013
SağlıkBakanıMüezzinoğluUluslararasıTıpKonferansınakatıldıSağlık Bakanı Müezzinoğlu Uluslararası Tıp Konferansına katıldı
21 hekimin akıl hastası dediği sanığa müebbet hapis
Zaman
25.07.2013
14:23
Eskişehirde psikolojik rahatsızlığı bulunan ve girdiği bunalım üzerine 6 yaşındaki kızını kafasına keserle vurduktan sonra boğarak öldüren anne S.C., yakın akrabayı kasten öldürmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Sanık için iki ayrı kurumdan 21 hekim akıl hastası raporu verirken, Adli Tıp Kurumundan 21 hekim tarafından cezai ehliyeti vardır raporu verildi.Alınan bilgiye göre, 2010 yılının temmuz ayında meydana gelen olayda, psikolojik rahatsızlığı bulunan Anne S.C. (28), girdiği bunalım üzerine evde 6 yaşındaki kızı F.C.yi kafasına keserle vurduktan sonra boğarak öldürdü. Daha sonra kendine gelen anne S.C., karakola giderek polise kızını öldürdüğünü anlattı. Bunun üzerine gözaltına alınan S.C., savcılık ifadesinin akabinde çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı. Savcılığın hazırladığı iddianame üzerine S.C. hakkında, yakın akrabayı kasten öldürmek suçundan Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. 3 yıldır devam eden yargılama süresince S.C.nin akıl ve ruh sağlığının yerinde olup olmadığının belirlenmesi için mahkeme ve avukatların talebi üzerine çeşitli kurumlar tarafından incelemeler yapıldı. Yapılan incelemelerde, Adli Tıp Kurumundaki 35 uzman doktorun 14ü, İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesindeki 7 uzman doktor, S.C. için akıl hastasıdır raporu verdi. Adli Tıp Kurumundaki 21 doktor ise cezai ehliyeti vardır, akıl hastası değildir raporu verdi. Her iki kurumdan gelen raporların akabinde S.C., bugün son kez hakim karşısına çıktı. Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, sanık S.C., eşi Z.C. ve avukatı İlyas Özkan katıldı. Duruşmada son kez söz verilen S.C., önceki beyanlarının doğru olduğunu anlattı. Duruşmada söz alan S.C.nin kocası Z.C. de gözyaşları içerisinde, Eşim gerçekten rahatsız. Hasta olmasa o böyle bir şey yapamaz. O gerçekten suçsuz. ifadelerini kullanarak eşinin beraatini istedi.S.C.nin avukatı İlyas Özkan ise müvekkilinin akıl hastası olduğunu, bu durumun iki ayrı kurum raporlarında açıkça net belirtildiğini, bu nedenle Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilmemesi gerektiğini söyledi. Avukat Özkan, Adli Tıp Kurumu raporunda 14 uzman hekimin sanık için akıl hastası diye muhalefet şerhi koyduğunu, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Adli Sağlık Kurulu raporunda da 7 uzman hekimin sanığın akıl hastası olduğuna karar verdiğini belirterek, Müvekkilimin akıl hastası olduğu, bu nedenle suçsuz olduğu bu raporlarla mevcut. Sanığın bu nedenle beraatini istiyorum. dedi.Tarafları dinledikten sonra dosyayı son kez inceleyen mahkeme heyeti, sanık S.C.nin hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Buna göre mahkeme heyeti, sanık S.C.yi yakın akrabayı kasten öldürmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı.KARAR YERİNDE DEĞİL, YARGITAYDAN DÖNECEĞİNE İNANIYORUZS.C.nin avukatı İlyas Özkan, duruşma sonrası yaptığı açıklamada, kararın yerinde olmadığını savundu. 3 yıldan bu yana iki ayrı kurumdan 21 uzman hekimin yaptığı incelemede, sanık için akıl hastası yönünde rapor verildiğine dikkat çeken Avukat Özkan, buna rağmen mahkemenin bu kararları dikkate almamasını eksiklik olarak değerlendirdi. Avukat Özkan, şöyle dedi: Adli Tıp Kurumunda yapılan incelemede, 14 uzman hekim sanık için akıl hastası diyerek muhalefet şerhi koymuştur. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Adli Sağlık Kurulu raporunda da 7 uzman hekim sanığın akıl hastası olduğunu belirtmiştir. Buna rağmen mahkeme, Adli Tıp Kurumu raporundaki çoğunluk görüşüne uygun olarak sanığın cezai ehliyeti olduğu yönünde kanaat getirerek müebbet hapis cezası verdi. Israrla sanığın akıl sağlığı yerinde olmadığı için cezaevine değil, ruh ve sinir hastalıkları kliniğine yatırılmasını talep ettik. Ama buna rağmen sanık tutuklandı. Bu karar, bize göre yerinde bir karar değil.Mahkemenin verdiği bu kararı temyiz edeceklerini ifade eden Avukat Özkan, kararın Yargıtaydan döneceğini umduklarını ve böylelikle adaletin yerini bulacağını dile getirdi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
25.07.2013
21hekiminakılhastasıdediğisanığamüebbethapis21 hekimin akıl hastası dediği sanığa müebbet hapis
21 hekimin akıl hastası dediği sanığa müebbet hapis
Zaman
25.07.2013
14:19
Eskişehirde psikolojik rahatsızlığı bulunan ve girdiği bunalım üzerine 6 yaşındaki kızını kafasına keserle vurduktan sonra boğarak öldüren anne S.C., yakın akrabayı kasten öldürmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırıldı.Sanık için iki ayrı kurumdan 21 hekim akıl hastası raporu verirken, Adli Tıp Kurumundan 21 hekim tarafından cezai ehliyeti vardır raporu verildi.Alınan bilgiye göre, 2010 yılının temmuz ayında meydana gelen olayda, psikolojik rahatsızlığı bulunan Anne S.C. (28), girdiği bunalım üzerine evde 6 yaşındaki kızı F.C.yi kafasına keserle vurduktan sonra boğarak öldürdü. Daha sonra kendine gelen anne S.C., karakola giderek polise kızını öldürdüğünü anlattı. Bunun üzerine gözaltına alınan S.C., savcılık ifadesinin akabinde çıkarıldığı nöbetçi mahkemece tutuklandı. Savcılığın hazırladığı iddianame üzerine S.C. hakkında, yakın akrabayı kasten öldürmek suçundan Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. 3 yıldır devam eden yargılama süresince S.C.nin akıl ve ruh sağlığının yerinde olup olmadığının belirlenmesi için mahkeme ve avukatların talebi üzerine çeşitli kurumlar tarafından incelemeler yapıldı.Yapılan incelemelerde, Adli Tıp Kurumundaki 35 uzman doktorun 14ü, İstanbul Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesindeki 7 uzman doktor, S.C. için akıl hastasıdır raporu verdi. Adli Tıp Kurumundaki 21 doktor ise cezai ehliyeti vardır, akıl hastası değildir raporu verdi.Her iki kurumdan gelen raporların akabinde S.C., bugün son kez hakim karşısına çıktı. Eskişehir 2. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, sanık S.C., eşi Z.C. ve avukatı İlyas Özkan katıldı. Duruşmada son kez söz verilen S.C., önceki beyanlarının doğru olduğunu anlattı.Duruşmada söz alan S.C.nin kocası Z.C. de gözyaşları içerisinde, Eşim gerçekten rahatsız. Hasta olmasa o böyle bir şey yapamaz. O gerçekten suçsuz. ifadelerini kullanarak eşinin beraatini istedi.S.C.nin avukatı İlyas Özkan ise müvekkilinin akıl hastası olduğunu, bu durumun iki ayrı kurum raporlarında açıkça net belirtildiğini, bu nedenle Adli Tıp Kurumu raporuna itibar edilmemesi gerektiğini söyledi. Avukat Özkan, Adli Tıp Kurumu raporunda 14 uzman hekimin sanık için akıl hastası diye muhalefet şerhi koyduğunu, Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Adli Sağlık Kurulu raporunda da 7 uzman hekimin sanığın akıl hastası olduğuna karar verdiğini belirterek, Müvekkilimin akıl hastası olduğu, bu nedenle suçsuz olduğu bu raporlarla mevcut. Sanığın bu nedenle beraatini istiyorum. dedi.Tarafları dinledikten sonra dosyayı son kez inceleyen mahkeme heyeti, sanık S.C.nin hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Buna göre mahkeme heyeti, sanık S.C.yi yakın akrabayı kasten öldürmek suçundan müebbet hapis cezasına çarptırdı.KARAR YERİNDE DEĞİL, YARGITAYDAN DÖNECEĞİNE İNANIYORUZS.C.nin avukatı İlyas Özkan, duruşma sonrası yaptığı açıklamada, kararın yerinde olmadığını savundu. 3 yıldan bu yana iki ayrı kurumdan 21 uzman hekimin yaptığı incelemede, sanık için akıl hastası yönünde rapor verildiğine dikkat çeken Avukat Özkan, buna rağmen mahkemenin bu kararları dikkate almamasını eksiklik olarak değerlendirdi. Avukat Özkan, şöyle dedi: Adli Tıp Kurumunda yapılan incelemede, 14 uzman hekim sanık için akıl hastası diyerek muhalefet şerhi koymuştur. Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Adli Sağlık Kurulu raporunda da 7 uzman hekim sanığın akıl hastası olduğunu belirtmiştir. Buna rağmen mahkeme, Adli Tıp Kurumu raporundaki çoğunluk görüşüne uygun olarak sanığın cezai ehliyeti olduğu yönünde kanaat getirerek müebbet hapis cezası verdi. Israrla sanığın akıl sağlığı yerinde olmadığı için cezaevine değil, ruh ve sinir hastalıkları kliniğine yatırılmasını talep ettik. Ama buna rağmen sanık tutuklandı. Bu karar, bize göre yerinde bir karar değil.Mahkemenin verdiği bu kararı temyiz edeceklerini ifade eden Avukat Özkan, kararın Yargıtaydan döneceğini umduklarını ve böylelikle adaletin yerini bulacağını dile getirdi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
25.07.2013
21hekiminakılhastasıdediğisanığamüebbethapis21 hekimin akıl hastası dediği sanığa müebbet hapis
Aşırı sıcaklarda günde 12 bardak su içmek şart
Zaman
14.06.2013
12:59
Aydın Halk Sağlığı Müdürlüğü Bulaşıcı Olmayan Hastalıklar Şube Müdürü Uzman Dr. Şeniz Karademir, yazın hava sıcaklığındaki artışın, nemdeki artışla birlikte daha fazla etkili olacağını belirterek, vücut ısısını dengede tutma adına her gün 12 ile 14 bardak su içilmesini tavsiye etti. Şeniz, Normalde vücut terleme ile vücut ısısını dengede tutmaya çalışılır. Ancak aşırı sıcaklarda sadece terleyerek vücut ısısı dengede tutulamaz. Yine ortamdaki nem oranı yüksekse terleme suretiyle vücut ısısı düşmeyebilir, yükselen vücut ısısı beyin ve diğer hayati organlarda hasara yol açabilir. uyarısında bulundu.Aşırı sıcaklardan en çok dört yaşından küçük çocuklar, yalnız yaşayan 65 yaş ve üzerindeki yaşlılar, bakıma ihtiyacı olanlar, hamileler, aşırı kilolular, açık alanda çalışanlar, kronik hastalığı (Şeker hastalığı, kalp damar hastalıkları, beyin-damar hastalıkları, psikolojik hastalıklar, kronik solunum sistemi hastalıkları, karaciğer hastalıkları, böbrek hastalıkları) olanlar, sürekli ilaç (özellikle tansiyon düşürücü, idrar söktürücü, depresyon ve uyku ilaçları) kullanan kişiler, sokak çocukları ve evsizler etkileniyor. Şube Müdürü Dr. Şeniz Karademir, özellikle kronik hastalığı bulunan ve yalnız yaşayan yaşlıların en çok risk taşıyan grup olduğunu vurgulayarak, aşırı sıcaklardan korunma tedbirlerine dikkat edilmesini, kişide güneş veya sıcak çarpması, sıcak bitkinliği, sıcak krampları belirtileri görüldüğü takdirde en yakın sağlık kuruluşuna başvurulması gerektiğini belirtti.Aşırı sıcaklardan koruma tedbirleri hakkında da bilgi veren Dr. Şeniz Karademir, günün en sıcak zamanları olan 10.00 ile 16.00 saatleri arasında mecbur kalınmadıkça dışarı çıkılmamasını söyledi. Dışarıya çıkıldığında açık renkli, hafif, bol ve sıkı dokunmuş kumaşlardan yapılan giysiler ve geniş kenarlı ve hava delikleri olan şapka giyilmesi ve güneşin zararlı ışınlarından koruyan güneş gözlüğü kullanılmasını tavsiye eden Dr. Şeniz Karademir, sözlerine şöyle devam etti: Dışarıda çalışması gerekenler mümkün oldukça güneş altında korunmasız kalmamaya, aşırı hareketlerden kaçınmaya, sık sık tuz içeren sulu gıdalar almaya dikkat etmelidirler. Spor yapmak için sabah ve akşam saatleri tercih edilmeli, her bir saatlik spor için en az 2 -4 bardak sıvı alınmalıdır. Ağır fizik aktivitelerden kaçınılmalıdır. Risk altındaki yetişkinler ve yaşlılar, günde en az iki kez güneş veya sıcak çarpması yönünden izlenmelidir. Bebekler ise bu açıdan daha sık izlenmelidir. Bebek, çocuk, engelliler ve hayvanlar kapalı ve park etmiş araçlarda kesinlikle bırakılmamalıdır. Araçların iç ısıları, klima olsa dahi park edildikten çok kısa süre sonra yükselmektedir. Araç terk edilirken herkesin dışarı çıktığından emin olunmalıdır. Kapalı alanlar iyi havalandırılmalıdır. Güneş gören pencereler perde vb. güneşliklerle gölgelendirilmelidir. Vücut ısısının yükselmemesi için sık sık duş alınmalı; bunun mümkün olmadığı durumlarda ayaklar, eller, yüz ve ense soğuk suyla ıslatılmalı veya silinmelidir.Aşırı sıcaklarda susuzluk hissi olmasa bile her gün en az 2-2.5 litre (12-14 su bardağı) sıvı tüketilmesinin faydalı olacağını ifade eden Dr. Şeniz Karademir, kahvaltıların da az yağlı peynirler, zeytin ve taze sebzelerle yapmasının uygun olacağını kaydetti. Özellikle kafein içeren içecekler yerine süt, meyve suyu, ıhlamur ve kuşburnu gibi bitki çayları tercih edilmesini tavsiye eden Karademir, şu bilgileri verdi: Yağlı besinlerin ve yağda kızartmaların tüketiminden kaçınılmalı, yemeklerde bitkisel sıvı yağlar kullanılmalıdır. Yemekleri pişirirken kızartma ve kavurma yerine haşlama, ızgara, kendi suyunda veya az suda pişirme gibi sağlıklı pişirme yöntemleri uygulanmalıdır. Vücut direncini artırmak ve vücudun yeterli miktarda vitamin ve mineral almasını sağlamak için bol miktarda sebze ve meyve tüketilmelidir. Terleme ile artan sıvı ve mineral kaybının önlenmesi için her zamankinden daha fazla sıvı alınmalıdır. Sıvı alımında su içmek esas olmakla beraber, su dışı sıvı alımında kahve, çay ve gazlı içecekler yerine süt, ayran ve meyve suyu gibi içecekler tercih edilmelidir. Eğer doktor tarafından sıvı alımı kısıtlanmış veya idrar söktürücü ilaç kullanımı söz konusu ise ilgili doktora başvurmak gerekir. Mide kramplarına neden olabileceği için çok soğuk ve buzlu içecekler tercih edilmemelidir. Kafein, alkol ve fazla miktarda şeker içeren içecekler vücuttan daha fazla sıvı kaybına yol açtığı için tüketilmemelidir. Dışarıda ve açıkta satılan yiyeceklerin tüketiminden kaçınılmalı, çabuk bozulma riski olan besinler (et, yumurta, süt, balık vb.) açıkta bekletilmemeli, besinlerin hazırlanması ve pişirilmesi aşamalarında hijyen kurallarına özen gösterilmelidir.(CİHAN)
Zaman
Sağlık
14.06.2013
Aşırısıcaklardagünde12bardaksuiçmekşartAşırı sıcaklarda günde 12 bardak su içmek şart
Fethiye?de ilk kalp pili İngiliz hastaya takıldı
Samanyolu Haber
21.04.2011
14:00


Muğlanın Fethiye ilçesinde özel bir hastane tarafından İngiliz hastaya kalp pili takıldı. Fethiyede ilk kez gerçekleştirilen ameliyatta sağlığına kavuşan İngiliz Derek Anthony Walter taburcu edildi. Fethiyede yaşayan İngiliz Derek Anthony Walter, 5 gün önce nefes darlığı, çabuk yorulma ve halsizlik şikâyetleri ile Fethiye Özel Lokman Hekim Esnaf Hastanesine başvurdu. İngiliz hastaya kalp atışlarında düzensizlik teşhisi koyan Kardiyoloji Uzmanı Doktor Süleyman Aysel, Derek Anthony Walteri gözlem altına aldı. İngiliz hastanın kalp hızının dakikada 22ye kadar düştüğünü fark eden Aysel, hastaya kalp pili takılmasına karar verdi. Fethiyede ilk defa yapılan operasyonla, kibrit kutusunun yarısı boyutunda olan kalp pili, sağ köprücük kemiği altındaki hazırlanan deri altı cebe yerleştirildi. Pil ayarı dakikada 60 defa kalbi çalıştıracak şekilde ayarlanırken, operasyon sonrası deri iki kat dikilerek kapatıldı. Bir gece yoğun bakımda tutulan hastanın önceki gün normal odaya alındığını bugün de taburcu edildiğini anlatan Dr. Süleyman Aysel, Fethiyede ilk kez böyle bir operasyon yaptıkları için mutlu olduğunu kaydetti. Kalp atışlarındaki düzensizliğin hastada ani ölüm riski doğurduğunu ifade eden Aysel, şunları söyledi: Hastaya kalıcı kalp pili takılması gerekiyordu. Bu durum hastaya anlatıldı. Hasta, hastanemize ve bize güvenerek işlemi kabul etti. Hasta aynı gün ameliyathaneye alınarak sağ köprücük kemiğinin altı, lokal anestezi ile uyuşturuldu. Sağ köprücük kemiğinin altından iğne ile toplardamara ulaşıldı. İğne içerisinden kılavuz tel ile ilerletildi. Buradan kalbi uyaracak tel, kalbin içine, görüntüleme cihazı altına yerleştirildi. Telin vücut dışında kalan kısmına pil vida yardımı ile takıldı. Kibrit kutusunun yarısı boyutunda olan pil, sağ köprücük kemiği altındaki hazırlanan deri altı cebe yerleştirildi. Bir gece yoğun bakımda takip edilen hasta, ertesi gün odasına alındı. Şimdi de taburcu ediliyor. İngiliz Derek Anthony Walter ise 7 yıldır Fethiyede yaşadığını söylerken Fethiyede daha uzun süre yaşamak için bu operasyonu kabul ettiğini ifade etti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.04.2011
Fethiye?deilkkalppiliİngilizhastayatakıldıFethiye?de ilk kalp pili İngiliz hastaya takıldı
Rahim kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor
Samanyolu Haber
04.04.2011
12:08


Kayseri Özel Tekden Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aytül Erdoğmuş, 01-07 Nisan Kanser Haftası dolayısıyla yaptığı açıklamada, rahim kanserlerinde son yıllarda tarama testlerinin daha aktif bir biçimde kullanılmasıyla erken teşhis oranının arttığını belirtti. Erdoğmuş, Buna bağlı olarak da ölüm oranları azıldı. dedi. Hekimlere düşen en büyük görevin hastayı kanser olmadan yakalamak olduğunun önemle altını çizen Dr. Aytül Erdoğmuş, Rahim kanserini iki bölümde inceliyoruz. Birincisi rahim ağzı kanseri diğeri de rahim içi kanseri. Her ikisi de birbirinden çok farklı olarak tanınan ve tedavi edilen hastalıklardır. Bu nedenle her iki cins kanser türü için de ayrıca tarama yapmak gerekir. diye konuştu. Aytül Erdoğmuş, şu bilgileri verdi: Rahim ağzı kanserinde henüz kanserleşme başlamadan, hatta kanser olmadan yıllar öncesinde bir takım hücresel değişiklikler başladığında bile yakalayabilme imkanımız olduğundan erken tanısı çok çok kolay ve erken tanındığında da tedavi oranı çok yüksek bir hastalıktır. Bunun için yapılması gereken tek şey, hanımlarımızın sene de bir kez kadın doğum doktoruna müracaat ederek smear testi dediğimiz papsmear testini yaptırmalarıdır. 40-50Lİ YAŞLARDA GÖRÜLÜYOR Rahim ağzı kanserinin belirtilerinin kanlı akıntı ve kasık ağrısı olabileceğini vurgulayan Erdoğmuş, Önemli olan bu belirtiler çıkmadan hastalığın tedavisidir. dedi. Rahim içi kanseri de daha çok menopoz dönemine yakın kadınlarda 40- 50li yaşlarda görülen bir hastalık olduğunu ifade eden Erdoğmuş, Özellikle kendini vajinal kanama ile belli eder. Menopoz sonrasında görünen kanamada mutlaka ve mutlaka rahim kanserini akarda etmemiz gerekir. Ciddiye alınması gereken bir problemdir. Her kanser türü her yaşta görülebilir. Sadece yoğunlaştığı yaş grupları farklıdır. Bazı kanserler bazı yaşlarda yoğun görülür. Örneğin yumurtalık kanseri de ileri yaş yani 50-60lı yaşlarda fazla görülür. Rahim içi kanserlerinin tanısı da çok kolaydır. Bu kanser türünde de kanser öncüsü yani kanser olmadan hücresel değişiklikler başladığında da yakalama ihtimali olduğundan rahim içinden örnekleme alınıp patalojiye gönderilmesi biz doktorlar için çok önemlidir. Şüphelendiğimiz vakalarda bu testi yapıp, kanser öncüsü lezyonlar yakalanıp, ilaç tedavisiyle hastamız tamamıyla normale döndürülebilmektedir. şeklinde konuştu. Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Aytül Erdoğmuş, Bu kanserden korunmak için yapılması gereken tek şey düzenli bir kadın doğum muayenesinin yapılması şikayetlerin artması beklenmemesidir. Çünkü kanserin ilerlemesi hem doktor hem de hasta için çok zor bir süreçtir. Önemli olan kanser olmadan önce yakalamak ve tam olarak tedavisini yapmaktır. dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.04.2011
RahimkanserindeerkenteşhishayatkurtarıyorRahim kanserinde erken teşhis hayat kurtarıyor
Ordu?da hekime bıçaklı saldırı
Samanyolu Haber
18.02.2011
20:36


Ordu Devlet Hastanesinin eski başhekimi Doktor Atilla Öztürk, hastanenin otoparkında hastanenin eski çalışanı tarafından kalbinden bıçaklanarak ağır yaralandı. Doktor Atilla Öztürk, akşam saatlerinde iş çıkışı hastane otoparkında aracına binmek üzerinde iken arkasından gelen Muharrem İ. (32) adlı kişi tarafından önce darp edildi, daha sonra da çeşitli yerlerinden bıçaklandı. Görgü tanıkları saldırganın Öztürkün gırtlağını kesmek için saçından tuttuğunu, ancak bu sırada çevredeki diğer insanlar yüzünden kaçtığını ifade etti. Ordu Devlet Hastanesine kaldırılan Öztürk, burada hemen ameliyata alındı. Bu arada kan vermek için hastaneye çok sayıda kişi geldi. Polis kaçmaya çalışan saldırganı yakaladı. Ordu Valisi Orhan Düzgün hastaneye gelerek durum hakkında bilgi aldı. Düzgün, saldırganın yakalandığını, Doktor Atilla Öztürkün sağlığına kavuşmasını dilediklerini, olayın nedenin soruşturma sonrası netleşeceğini söyledi. Ordu Devlet Hastanesi Başhekimi Doktor Celalettin Akyol, arkadan gelen bıçak darbesinin Öztürkün böbreklerine zarar vermediğini, ancak kalbinden ve göğsünden ciddi iki yara aldığını aktardı. Akyol, gereken müdahalenin yapıldığını belirterek durumun iyiye gittiğini açıkladı. Akyol, saldırganın Ordu Devlet Hastanesine hizmet veren firmalardan birinde 1,5 yıl önce çalıştığını, kendi isteği ile işten ayrıldığını, daha sonra hastaneye geri dönmek istediği bilgisini verdi. Saldırıyı yapan kişinin eşinin halen Ordu Devlet Hastanesine hizmet veren bir firma adına hastanenin yemekhanesinde çalıştığı bilgisini de veren Akyol, saldırıyı yapan kişinin kendisi ile de iş için görüştüğünü açıkladı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.02.2011
Ordu?dahekimebıçaklısaldırıOrdu?da hekime bıçaklı saldırı
Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ilk kez skolyoz ameliyatı yapıldı
Samanyolu Haber
09.02.2011
17:28


Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ilk kez Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesi Şahinbey Araştırma ve Uygulama Hastanesinde yapılan ameliyatla omurgasında eğrilik (skolyoz) bulunan ik çocuk sağlığına kavuşturuldu. Bel omurga eğriliği (skolyoz) rahatsızlığı olan 13 yaşındaki Hatice Demir ve 14 yaşındaki Ahmet Çobanın, yapılan operasyonla sağlıklarına kavuştuğunu belirten Gaziantep Üniversitesi Ortopedi ve Travmatoloji Kliniği Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Cebesoy, bölgedeki skolyoz hastalarının artık Ankaraya veya İstanbula gitmesine gerek olmadığını söyledi. Türkiyede ilk değil olmayan ama Güneydoğu ve Doğu Anadolu Bölgesinde ilk kez yapılan ameliyatın gayet başaılı geçtiğini ifade eden Cebesoy, Skolyoz, omurganın göğüs veya bel bölgelerinde yana doğru eğrilmesi durumudur. Tek başına olabileceği gibi arkadan öne doğru anormal bir eğrilik ile beraber de görülebilir. Türkiyede 2 milyon üzerinde skolyoz hastası olduğu tahmin edilmektedir. Skolyoz hastaları üzerine ülkemizde yapılmış özel araştırma olmasa da ortopedi ve travmatoloji uzmanlarının birleştikleri nokta, bu hastalığın kız çocuklarında çok daha sık görüldüğüdür. Ancak bunun sebebi henüz bilinmemektedir. Özellikle 10 dereceyi geçen skolyozlar kızlarda erkeklere oranla 6 kat daha fazla görülmektedir. şeklinde konuştu. Skolyoz rahatsızlığının daha çok 10lu yaşlarda ortaya çıktığını belirten Cebesoy, Skolyoz çok çeşitli nedenlerle ortaya çıkabilmektedir. Ancak sıklıkla karşılaşılan skolyozlar, daha çok 10lu yaşlarda ortaya çıkan ve nedeni tam olarak bilinmeyen grupta görülen skolyozlardır. Skolyozların başka bir sebebi doğuştan olabilir. Bu durum genellikle omurgadaki bir kusura veya birbirine kaynamış ve ayrılamamış omurgalara bağlıdır. Diğer sebepleri de çocuk felci, beyin felci veya kas erimesi gibi durumlara bağlı olarak kasların felci sonucunda oluşabilir. dedi. Çocukların skolyoz hastası olup olmadığını anlamak için, çocuğun kollarından aşağıya sarkıtarak öne eğilmesi gerektiğini belirten Cebesoy, Çocuk eğildiği zaman baş tarafından ya da kalçalar tarafından sırtına bakılır. Eğer sırt simetrik ise skolyoz olması ihtimali çok düşüktür. Eğer sağ ve sol arasında birkaç milimetreden fazla fark varsa, o zaman skolyozdan şüphelenip mutlaka bir doktora başvurmak gerekir. şeklinde konuştu. Tedavinin, skolyozun tespit edildiği andaki derecesine ve çocuğun o dönemden sonraki olası büyüme miktarına göre değiştiğini vurgulayan Cebesoy, şu bilgileri verdi: İdiopatik skolyozlarda büyümesi tamamlanmış çocuklarda, sırtta 40 derece, belde 30 dereceyi aşmadıkça cerrahi müdahaleye gerek her zaman yoktur. Çünkü bu durumda skolyozun ciddi bir ilerleme şansı yoktur ve hayatı çok etkilememektedir. Büyümesi devam eden çocuklarda ise her ne kadar genel uygulama 20 dereceyi aşan skolyozda korse tedavisiyse de, ben korse tedavisine inanamadığımdan dolayı hastalarıma tavsiye etmiyorum. Ancak mediolegal sorunlardan dolayı kendi hastalarımı kullanıp kullanmama konusunda bilgilendirip serbest bırakıyorum. Cerrahi sınıra gelmemiş çocuklara egzersizler ve spor öneriyorum ve bu hastaları altı ayda bir rutin düz grafilerle eğrilikte artış açısından takip ediyorum. Halen büyüyen çocukta 40 dereceyi aşan skolyozda, erişkin vücudunu kazanmış hastalarda ise biraz önce belirttiğim sırt ve bel derecelerini aşınca cerrahi müdahale öneriyorum. Skolyoz hastası olan 13 yaşındaki Hatice Demir, belindeki eğriliği düzelten doktor Cebesoya teşekkür etti. Ameliyattan iki gün sonra yürümeye ve arkadaşlarıyla oynamaya başlayan Demir, aynı hastalığa yakalanan akranlarını bir an önce tedavi veya ameliyat olmaya çağırdı. Kaburgalarında ağrı olan ve ciddi zorluklar yaşadığını belirten 14 yaşındaki Ahmet Çoban da arkadaşı Hatice Demir gibi hastanede gördüğü tedaviyle sağlığına kavuşmanın mutluluğunu yaşadığını belirtti. Ahmetin annesi Nurcan Çoban, sürekli İstanbul Ankaraya gitmekten kurtulduklarını, kendilerine bu imkanı sunan başta Dr. Cebesoy olmak üzere, hastane yönetimine ve devlet yetkililerine çok minnettar olduklarını ifade etti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
09.02.2011
DoğuveGüneydoğuAnadoluBölgesindeilkkezskolyozameliyatıyapıldıDoğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinde ilk kez skolyoz ameliyatı yapıldı
Patlamalara müdahale eden ekibe destek
Samanyolu Haber
08.02.2011
09:51
Ankarada OSTİM ve İvedik Sanayi bölgelerinde aynı gün yaşanan iki patlamaya 60 ambulans ve 150 acil sağlık ekibinin müdahale ettiği ortaya çıktı.

Patlamalarda yanan ve parçalanan işçilere müdahale eden sağlık personeline de psikolojik destek verileceği açıklandı. Patlamalarda görev alan 100ün üzerindeki doktor, hemşire ve paremedikten oluşan 112 sağlık personeline psikososyal tedaviler uygulanacak. İlk patlamadaki yaralıları hastanelere kaldırıp, raporlama yaparken ikinci bir ihbarla sarsıldıklarını ifade eden İl Sağlık Müdür Yardımcısı Mehmet Akif Güleç, Saat 19.23 civarı ikinci ihbar geldi. Sanayiden bir vatandaş bir patlama olduğunu söyledi. Protestoları halletmişsiniz, patlama olmuş hallediyorsunuz. Bir patlama daha hem de yangınlı ihbar geliyor. Şaka gibi geliyor insana. ifadelerini kullandı. Nüfus olarak Türkiyenin ikinci büyük şehri Başkentte acil sağlık hizmetleri s sunduklarını söyleyen Güleç, 20 kişinin yaşamını yitirdiği patlamalara yapılan müdahalenin ayrıntılarını anlattı. Aynı gün Ankarada Torba Yasaya protesto gösterileri düzenlendiğini onlarında sağlık tedbirlerini aldıklarını kaydeden Güleç, bu gösterilerin başladığı anda saat 11.10da OSTİMde bir patlama ihbarı aldıklarını ifade etti. İlk aramanın ardından birinci ambulansı olay yerine gönderdiklerini kaydeden Güleç, Gelen çağrılardan 1 değil daha çok ambulans gönderilmesi gerektiğini anladık. İlk ambulansımız 5 dakikada olay yerindeydi. İlk 15 dakikada 15 ambulansımız olay yerindeydi. Olay yerinden gelen bilgiler doğrultusunda daha çok ambulans görevlendirdik. 20 ile 25 arasında ambulans görevlendirmemiz oldu. Bazı ambulanslar yaralıları hastanelere bırakıp olay yerine döndü. diye konuştu. Birinci patlamadaki enkazdan yaralıların alınmaya başlandığında hastaneleri hazırladıklarını ifade eden İl Sağlık Müdür Yardımcısı, bazı yaralılara acil müdahale gerektiği için en yakın hastaneyi ilk müracaat hastanesi olarak şekillendirdiklerini söyledi. Kanser tedavisi yapan Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesinin acil servisini de bu şekilde yapılandırdıklarına dikkat çeken Güleç, Bir yaralımızın yolda duran kalbi tekrar o hastanemizde canlandırıldı. Buradan daha sonra travma, ortopediye, yanığa yönelik hastalar diğer hastanelere gönderildi. Bütün başhekimler hastaları almaya hazırız diye mesaj geçtiler. bilgisini verdi. OSTİMdeki enkazdan yaralı çıkar diye ambulansların bekletildiğini dile getiren Güleç, Tam, yaralılarımızı hastanelere yerleştirdik. Olay yerinde vefat edenleri onkoloji morguna taşıdık. Bunları tam raporlandırırken saat 19.23 civarı ikinci ihbar geldi. Sanayiden bir vatandaş bir patlama olduğunu söyledi. Şaka gibi geliyor insana. Protestoları halletmişsiniz, patlama olmuş hallediyorsunuz. Bir patlama daha hem de yangınlı ihbar geliyor. İnsanların yandığı, yanan parçalanan insanların olduğu ihbarı geldi. Komuta merkezi organizeydi. Ambulansları seferber ettik. 15?20 ambulans olay yerindeydi. Buradan hastanelere ikinci bir nakil başladı. şeklinde konuştu. Komuta merkezinde 50 kişi, 70 görevlendirme ve olay yerinde çalışanlarla birlikte patlamaların olduğu gün 150 personel ile çalıştıkları bilgisini veren Güleç, Hastane ayaklarını söylemiyorum. Hastanelere yatırılan hastalar ziyaret edildi. Psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarını Adli Tıpta görevlendirdik. Adresler belirlendi evlere ziyarete gittiler. Ankarada 116 ambulansımız var. Her bir patlama için 30 ikisi için 60 ambulans görev yaptı. Ambulans sayısını yaygınlaştırmazsanız bu tür acil durumlarda ortada kalırsınız. Ankaranın her yerinde istasyonları var. Her yere 7,5 dakikada yetişiyoruz. Bu bizim için yeterli değil. İlerde ışınlanmayı düşünüyoruz. dedi. İkinci patlama ihbarını alan 112 görevlisi de olay anın şöyle anlattı: Arayan kişi çok panikti adres almakta zorluk çektik. Büyük olay olduğu için panikten dolayı adresi vermekte zorlandı. Adresi alır almaz ilk ambulansı çıkardık. Büyük bir olay olduğu için herkes aradı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.02.2011
PatlamalaramüdahaleedenekibedestekPatlamalara müdahale eden ekibe destek
Başkent?teki patlamalara müdahale eden 112 sağlık ekibine psikolojik destek verilecek (Özel)
Samanyolu Haber
08.02.2011
09:19


Ankarada OSTİM ve İvedik Sanayi bölgelerinde aynı gün yaşanan iki patlamaya 60 ambulans ve 150 acil sağlık ekibinin müdahale ettiği ortaya çıktı. Patlamalarda yanan ve parçalanan işçilere müdahale eden sağlık personeline de psikolojik destek verileceği açıklandı. Patlamalarda görev alan 100ün üzerindeki doktor, hemşire ve paremedikten oluşan 112 sağlık personeline psikososyal tedaviler uygulanacak. İlk patlamadaki yaralıları hastanelere kaldırıp, raporlama yaparken ikinci bir ihbarla sarsıldıklarını ifade eden İl Sağlık Müdür Yardımcısı Mehmet Akif Güleç, Saat 19.23 civarı ikinci ihbar geldi. Sanayiden bir vatandaş bir patlama olduğunu söyledi. Protestoları halletmişsiniz, patlama olmuş hallediyorsunuz. Bir patlama daha hem de yangınlı ihbar geliyor. Şaka gibi geliyor insana. ifadelerini kullandı. Nüfus olarak Türkiyenin ikinci büyük şehri Başkentte acil sağlık hizmetleri s sunduklarını söyleyen Güleç, 20 kişinin yaşamını yitirdiği patlamalara yapılan müdahalenin ayrıntılarını anlattı. Aynı gün Ankarada Torba Yasaya protesto gösterileri düzenlendiğini onlarında sağlık tedbirlerini aldıklarını kaydeden Güleç, bu gösterilerin başladığı anda saat 11.10da OSTİMde bir patlama ihbarı aldıklarını ifade etti. İlk aramanın ardından birinci ambulansı olay yerine gönderdiklerini kaydeden Güleç, Gelen çağrılardan 1 değil daha çok ambulans gönderilmesi gerektiğini anladık. İlk ambulansımız 5 dakikada olay yerindeydi. İlk 15 dakikada 15 ambulansımız olay yerindeydi. Olay yerinden gelen bilgiler doğrultusunda daha çok ambulans görevlendirdik. 20 ile 25 arasında ambulans görevlendirmemiz oldu. Bazı ambulanslar yaralıları hastanelere bırakıp olay yerine döndü. diye konuştu. BİR YARALININ DURAN KALBİ HASTANEDE YENİDEN ÇALIŞTIRILDI Birinci patlamadaki enkazdan yaralıların alınmaya başlandığında hastaneleri hazırladıklarını ifade eden İl Sağlık Müdür Yardımcısı, bazı yaralılara acil müdahale gerektiği için en yakın hastaneyi ilk müracaat hastanesi olarak şekillendirdiklerini söyledi. Kanser tedavisi yapan Onkoloji Eğitim Araştırma Hastanesinin acil servisini de bu şekilde yapılandırdıklarına dikkat çeken Güleç, Bir yaralımızın yolda duran kalbi tekrar o hastanemizde canlandırıldı. Buradan daha sonra travma, ortopediye, yanığa yönelik hastalar diğer hastanelere gönderildi. Bütün başhekimler hastaları almaya hazırız diye mesaj geçtiler. bilgisini verdi. OSTİMdeki enkazdan yaralı çıkar diye ambulansların bekletildiğini dile getiren Güleç, Tam, yaralılarımızı hastanelere yerleştirdik. Olay yerinde vefat edenleri onkoloji morguna taşıdık. Bunları tam raporlandırırken saat 19.23 civarı ikinci ihbar geldi. Sanayiden bir vatandaş bir patlama olduğunu söyledi. Şaka gibi geliyor insana. Protestoları halletmişsiniz, patlama olmuş hallediyorsunuz. Bir patlama daha hem de yangınlı ihbar geliyor. İnsanların yandığı, yanan parçalanan insanların olduğu ihbarı geldi. Komuta merkezi organizeydi. Ambulansları seferber ettik. 15?20 ambulans olay yerindeydi. Buradan hastanelere ikinci bir nakil başladı. şeklinde konuştu. IŞINLANMAYI DÜŞÜNÜYORUZ Komuta merkezinde 50 kişi, 70 görevlendirme ve olay yerinde çalışanlarla birlikte patlamaların olduğu gün 150 personel ile çalıştıkları bilgisini veren Güleç, Hastane ayaklarını söylemiyorum. Hastanelere yatırılan hastalar ziyaret edildi. Psikolog ve sosyal hizmet uzmanlarını Adli Tıpta görevlendirdik. Adresler belirlendi evlere ziyarete gittiler. Ankarada 116 ambulansımız var. Her bir patlama için 30 ikisi için 60 ambulans görev yaptı. Ambulans sayısını yaygınlaştırmazsanız bu tür acil durumlarda ortada kalırsınız. Ankaranın her yerinde istasyonları var. Her yere 7,5 dakikada yetişiyoruz. Bu bizim için yeterli değil. İlerde ışınlanmayı düşünüyoruz. dedi. İLK İHBARI ALAN GÖREVLİ İkinci patlama ihbarını alan 112 görevlisi de olay anın şöyle anlattı: Arayan kişi çok panikti adres almakta zorluk çektik. Büyük olay olduğu için panikten dolayı adresi vermekte zorlandı. Adresi alır almaz ilk ambulansı çıkardık. Büyük bir olay olduğu için herkes aradı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.02.2011
Başkent?tekipatlamalaramüdahaleeden112sağlıkekibinepsikolojikdestekverilecek(Özel)Başkent?teki patlamalara müdahale eden 112 sağlık ekibine psikolojik destek verilecek (Özel)
İki kardeşin göz yaşartan hikayesi
Samanyolu Haber
30.01.2011
22:22
Gaziantepte kardeşiyle aynı acıyı paylaşan kardeşlerin yürek burkan hikayesi...

Gaziantepte kardeşiyle aynı acıyı paylaşan ve karaciğer yetmezliği rahatsızlığı olan 8 yaşındaki Osman Korkmaz, bulunan karaciğerin kardeşine nakil edilmesini isteyerek, Ben dayanırım önce kardeşimi iyileştirin diyerek herkesi ağlattı. Doğuştan karaciğer yetmezliği rahatsızlığı bulunan 2 kardeşin dramı yürekleri dağladı. Bebek iken gribal enfeksiyona yakalanan ve anne ve babası tarafından hastaneye götürülen 8 yaşındaki Osman ile 6 yaşındaki Esengülün, yapılan tahliller sonucunda karaciğer yetmezliği rahatsızlıkları ortaya çıktı. O günden sonra tedavisi başlayan Osman ile Esengül, kendilerine uygun karaciğerin çıkmasını bekledi. Önceki hafta Ankarada beyin ölümü gerçekleşen bir hastanın organlarını bağışlayan yakınları 2 kardeşten birisi için umut oldu. Doktorlar karaciğerin 2 kardeşten hangisine nakil edileceği konusunda ikileme yaşarken Osman, organın kardeşine nakil edilmesini isteyerek, Ben dayanırım önce kardeşimi iyileştirin dedi. 8 yaşındaki Osmanın, söylediği bu söz karşısında şok yaşayan doktorlar ve ailesi duygulu anlar yaşayarak gözyaşlarına boğuldu. Gaziantep Üniversitesi Organ Nakli Bölümü Sorumlusu Doç. Dr. Ünal Aydın başkanlığında, gerçekleştirilen operasyona Çocuk Gastroenteroloji Hepatoloji ve Beslenme Bilim Dalından Yrd. Doç. Dr. Şamil Hızlı da katıldı. Başarılı geçen ameliyat sonrası kısa sürede kendisine gelen Esengül ise tedavisi sürdürülmek üzere servise alındı. Kardeşinin durumunun kendisinden daha ciddi olduğu için naklin Esengüle yapılmasını istediğini söyleyen Osman Korkmaz, Karaciğer geldiğinde ben dayanırım kardeşimi iyileştirin dedim. Çünkü onun durumu daha kötüydü. Şuanda kardeşimin iyileşmesinden dolayı çok mutluyum ve herkesin de organlarını bağışlamalarını istiyorum diyerek küçücük yüreği ile anlamlı mesaj verdi. Ağabeyinin kendisine gösterdiği fedakarlıktan dolayı mutlu olduğunu ifade eden Esengül Korkmaz ise, Ağabeyime çok teşekkür ederim. Herkesin iyileşmesini istiyorum ağabeyime de karaciğer bulun diyerek duygulu anlar yaşattı. Gaziantep Üniversitesi Hastanesine Organ Nakli Merkezini kuran Doç. Dr. Ünal Aydına çok teşekkür ettiğini belirten 4 çocuk babası Mehmet Korkmaz, Karaciğeri bağışlayan aileye ve Gaziantepe Organ Nakli Merkezini kuran Doç. Dr. Ünal Aydına çok teşekkür ediyorum. Karaciğer bulunduğun da benim 2 çocuğum arasında tercih yapmam gerekiyordu ancak bu tercihi biz yapamadık. Karaciğer yetmezliği rahatsızlığı bulunan oğlum Osman bu seçimi kendisi yaptı. Sağlığını hiçe sayarak karaciğerin kardeşine nakil edilmesini istedi. Bu bizi çok duygulandırdı. Kızımın sağlığı da çok iyi olduğu için mutluyum. Herkesinde organlarını bağışlamalarını istiyorum şeklinde konuştu. Uzun yıllar önce 2 çocuğunu da karaciğer yetmezliği rahatsızlığı yüzünden kaybettiklerini dile getiren Mehmet Korkmaz, oğlu Osmana da biran önce karaciğer bulunması için dua ettiklerini vurguladı. Başarılı geçen ameliyatla ilgili bilgi veren Gaziantep Üniversitesi Hastanesi Organ Nakli Bölümü Sorumlusu Doç. Dr. Ünal Aydın, organ bağışına ihtiyaçları olduğunu belirterek şunları söyledi; Bu çocuklarımız organ bağışı ihtiyacımızın bir örneği. İki çocuğumuz da organ bekliyordu. Fakat bir tek organ bulabildik. Ankaradan gelen organ iki çocuğumuza da uygundu. Ağabey büyük fedakarlık yaptı. Ben dayanabilirim, önce kardeşime takın dedi. Fakat can kıymetli. Esengülü ameliyata götürürken, Osman, Beni de iyileştirin diye ağlamaya başladı. Bu ağıta bütün halkımızın kulak vermesi gerekiyor. O yaştaki çocuktan o duyarlılığı gördüğümde benim de gözlerim yaşardı. Bu önemli bir olay. Bu duyarlılığı, bu hissi ben ameliyatı yapacak doktor olarak hissediyorsam vatandaşların da bunu bir şekilde algılamasını ve bize destek vermesini istiyoruz. Lütfen organ bağışı daha fazla yapılsın ve Osman gibi bekleyen çocuklarımız organa ve sağlıklarına kavuşsun. Özellikle son dönemde bölgede çok fazla çocuk nakil ihtiyacı olan hasta olduğunu biliyoruz. Çocuk nakillerine de ağırlığımızı vermeye başladık. Yakın gelecekte ümit ediyorum ki aynı zamanda çocuk doktoru olan rektörümüzün de desteğiyle biz bölgede tüm çocuk hastaların ihtiyacını karşılayabilecek düzeyde olacağız. İHA
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.01.2011
İkikardeşingözyaşartanhikayesiİki kardeşin göz yaşartan hikayesi
Hem bağırsakları hem de ömrü uzadı
Samanyolu Haber
25.01.2011
14:59
Türkiyede ilk kez uygulanan bir yöntemle ince bağırsağı 50 santimetre olan hastanın organı 110 santimetre uzatıldı.

Yöntemi uygulayan doktor, hastasının hem ince bağırsağının hem de ömrünün uzadığını söyledi. Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde, dünya üzerinde 15 hastada denenen bir operasyon uygulandı. Erol Öztürk (48) adlı hastanın kalbinden ince bağırsağına giden ana atar damarı pıhtı sebebiyle tıkandı. Tıkanıklık sebebiyle ince bağırsağın başlangıcındaki 50 santimetrelik bölüm dışındaki kısmın tamamı çürüdü. Öztürkün ince bağırsağını dışarı çıkarmak zorunda kalan doktorlar, Türkiyede daha önce hiç uygulanmamış bir yönteme başvurdu. Endura Series Plastik (STEP) adı verilen teknikle sağlam kalan 50 santimetrelik bölüm 2 santimetrelik kesilerle 110 santimetreye uzatıldı. Rahatsızlığı süresince damardan beslenmek zorunda kalan hasta, yeniden sağlığına kavuşarak ağzından beslenmeye başladı. Operasyonu gerçekleştiren Akdeniz Üniversitesi Genel Cerrahi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Erdoğan, yöntemin dünyada 15 hastada denendiği bilgisini verdi. Erol Öztürkün, ana atar damar tıkanıklığı sebebiyle ince bağırsağı uzatılan dünyadaki 5. hasta olduğunu belirten Erdoğan, yöntemin, ince bağırsağı kısa ya da yaşamasına yeterli uzunlukta olmayan hastalara uygulanan bir yöntem olduğunu söyledi. İlk kez kendilerinin uyguladığı bu yöntemin Türkiyede daha önce hiç denenmediğini anlatan Erdoğan, Bu tür kısa ya da yetersiz hastalarda tedaviler ince bağırsak nakli şeklindedir. Nakil, ekonomik ve tıbbi olarak sonuçları parlak değildir. Bu yöntemde hastanın kalan bağırsağı özel bir cerrahi teknikle uzatılır. Yöntemi, 2003te ABDde bir çocuk cerrahı bulmuş. Dünyada 60 hastaya uygulanmış. Bunlardan 50 kadarı çocuk hasta. Erişkinlere uygulandığında organ naklinden kurtulma olanağı sağlıyor ve hasta hayata dönüyor. diye konuştu. Erol Öztürkün, bir yıl önce ameliyat edildiğini anlatan Erdoğan, 50 santimetre bağırsağı vardı. Ameliyatla 110 santimetreye çıkardık. Damardan beslenme ihtiyacı olmadan normal yolla ağızdan beslenmesini sağlıyor. Ameliyatı yapılmasaydı tek alternatif nakildi. Bağırsak nakli düşüncemiz oldu. Kendi de araştırdı ama teknik olarak çok zor bir iş. Yapan cerrah sayısı az. Zamanımız da yoktu. Sadece damardan beslenen hastaları çok iyi koşullarda ortalama 6 ay hayatta tutabiliyorsunuz. STEP yöntemini kendisine izah ettim o da kabul etti. şeklinde konuştu. Okan Erdoğan, ince bağırsağının 50 santimetrelik kısmı dışındaki bölümünü aldıkları Erol Öztürkü, 4-5 ay damardan beslediklerini, ancak enfeksiyon oluşunca ameliyata başvurduklarını dile getirerek, Bağırsakları çıkardıktan 5 ay sonra ameliyatı yaptık. Ameliyattan 1 ay sonra ağızdan beslenir hale geldi. Hastamızın hem bağırsağı hem ömrü uzadı. Çünkü kalın bağırsak hayati değil. İnce bağırsağın yüzde 70i kaybedilince yaşam zor. dedi. İnce bağırsağın 2,5-3 metre arasında değişen uzunlukta bir organ olduğuna değinen Erdoğan, uyguladıkları yöntemle ince bağırsağın 50 santimetre ile 1 metre arasında uzatılabildiğini söyledi. Antalya Adliyesinde memur olarak çalışan, evli ve iki çocuk babası Erol Öztürk ise damardan beslenmesinin çok zor olduğuna değinerek, kendisine yöntem anlatılınca çok sevindiğini ve hemen kabul ettiğini ifade etti. Ameliyattan 3-4 ay sonra normal hayatına döndüğünü, yeniden çalışmaya başladığını aktaran Öztürk, şöyle konuştu: Ameliyatım 2 saat sürdü. Hastalanmadan önce 96 kiloydum, şu an 71 kiloyum. Günde 2-3 kez tuvalete gidiyorum. Aşırı sulandıracak gıdalardan uzak duruyorum. Et, makarna, pilav türü ile besleniyorum.
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.01.2011
HembağırsaklarıhemdeömrüuzadıHem bağırsakları hem de ömrü uzadı
Hem bağırsakları hem ömrü uzadı
Samanyolu Haber
25.01.2011
14:13


Türkiyede ilk kez uygulanan bir yöntemle ince bağırsağı 50 santimetre olan hastanın organı 110 santimetre uzatıldı. Yöntemi uygulayan doktor, hastasının hem ince bağırsağının hem de ömrünün uzadığını söyledi. Akdeniz Üniversitesi Hastanesinde, dünya üzerinde 15 hastada denenen bir operasyon uygulandı. Erol Öztürk (48) adlı hastanın kalbinden ince bağırsağına giden ana atar damarı pıhtı sebebiyle tıkandı. Tıkanıklık sebebiyle ince bağırsağın başlangıcındaki 50 santimetrelik bölüm dışındaki kısmın tamamı çürüdü. Öztürkün ince bağırsağını dışarı çıkarmak zorunda kalan doktorlar, Türkiyede daha önce hiç uygulanmamış bir yönteme başvurdu. Endura Series Plastik (STEP) adı verilen teknikle sağlam kalan 50 santimetrelik bölüm 2 santimetrelik kesilerle 110 santimetreye uzatıldı. Rahatsızlığı süresince damardan beslenmek zorunda kalan hasta, yeniden sağlığına kavuşarak ağzından beslenmeye başladı. Operasyonu gerçekleştiren Akdeniz Üniversitesi Genel Cerrahi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Okan Erdoğan, yöntemin dünyada 15 hastada denendiği bilgisini verdi. Erol Öztürkün, ana atar damar tıkanıklığı sebebiyle ince bağırsağı uzatılan dünyadaki 5. hasta olduğunu belirten Erdoğan, yöntemin, ince bağırsağı kısa ya da yaşamasına yeterli uzunlukta olmayan hastalara uygulanan bir yöntem olduğunu söyledi. İlk kez kendilerinin uyguladığı bu yöntemin Türkiyede daha önce hiç denenmediğini anlatan Erdoğan, Bu tür kısa ya da yetersiz hastalarda tedaviler ince bağırsak nakli şeklindedir. Nakil, ekonomik ve tıbbi olarak sonuçları parlak değildir. Bu yöntemde hastanın kalan bağırsağı özel bir cerrahi teknikle uzatılır. Yöntemi, 2003te ABDde bir çocuk cerrahı bulmuş. Dünyada 60 hastaya uygulanmış. Bunlardan 50 kadarı çocuk hasta. Erişkinlere uygulandığında organ naklinden kurtulma olanağı sağlıyor ve hasta hayata dönüyor. diye konuştu. Erol Öztürkün, bir yıl önce ameliyat edildiğini anlatan Erdoğan, 50 santimetre bağırsağı vardı. Ameliyatla 110 santimetreye çıkardık. Damardan beslenme ihtiyacı olmadan normal yolla ağızdan beslenmesini sağlıyor. Ameliyatı yapılmasaydı tek alternatif nakildi. Bağırsak nakli düşüncemiz oldu. Kendi de araştırdı ama teknik olarak çok zor bir iş. Yapan cerrah sayısı az. Zamanımız da yoktu. Sadece damardan beslenen hastaları çok iyi koşullarda ortalama 6 ay hayatta tutabiliyorsunuz. STEP yöntemini kendisine izah ettim o da kabul etti. şeklinde konuştu. Okan Erdoğan, ince bağırsağının 50 santimetrelik kısmı dışındaki bölümünü aldıkları Erol Öztürkü, 4-5 ay damardan beslediklerini, ancak enfeksiyon oluşunca ameliyata başvurduklarını dile getirerek, Bağırsakları çıkardıktan 5 ay sonra ameliyatı yaptık. Ameliyattan 1 ay sonra ağızdan beslenir hale geldi. Hastamızın hem bağırsağı hem ömrü uzadı. Çünkü kalın bağırsak hayati değil. İnce bağırsağın yüzde 70i kaybedilince yaşam zor. dedi. İnce bağırsağın 2,5-3 metre arasında değişen uzunlukta bir organ olduğuna değinen Erdoğan, uyguladıkları yöntemle ince bağırsağın 50 santimetre ile 1 metre arasında uzatılabildiğini söyledi. Antalya Adliyesinde memur olarak çalışan, evli ve iki çocuk babası Erol Öztürk ise damardan beslenmesinin çok zor olduğuna değinerek, kendisine yöntem anlatılınca çok sevindiğini ve hemen kabul ettiğini ifade etti. Ameliyattan 3-4 ay sonra normal hayatına döndüğünü, yeniden çalışmaya başladığını aktaran Öztürk, şöyle konuştu: Ameliyatım 2 saat sürdü. Hastalanmadan önce 96 kiloydum, şu an 71 kiloyum. Günde 2-3 kez tuvalete gidiyorum. Aşırı sulandıracak gıdalardan uzak duruyorum. Et, makarna, pilav türü ile besleniyorum.
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.01.2011
HembağırsaklarıhemömrüuzadıHem bağırsakları hem ömrü uzadı
SGK kayıtsız çalışan denetimine çıkıyor
Samanyolu Haber
11.01.2011
13:32


Yeniden yapılandırmaya giden Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK), tarihinde ilk defa sektörel denetim sistemine hazırlanıyor. Sağlıkta risk odaklı denetim modelinin yanısıra kayıtsız iççi çalıştıran sektörler de mercek altına alınıyor. Bu yıl lokanta, kahvaltı salonları ve eğlence merkezleri denetlenecek, 2012de ise kayıtsız çalışmanın fazla olduğu bütün sektörler kapsama alınacak. SGK İzmir İl Müdürü Mustafa Keskin, İşverenler, biz gelmeden çalıştırdığı kişileri sisteme kaydetsin. uyarısında bulundu. Keskin, düzenlediği basın toplantısında SGKnın 2008-2010 dönemine ilişkin verileri ve 2011 yılı hedefleri hakkında bilgi verdi. İzmirde sağlık sektöründe ciddi bir disipline gittiklerini belirten İl Müdürü Keskin, hizmet satın aldıkları kuruluşlara yönelik denetimlere, kayıtsız işçi sebebiyle sektörleri de eklediklerini vurguladı. Bunu için 30 kişilik ekip kurduklarını kaydeden Keskin, Kontrol memurları, ilk defa sektörel denetime çıkacak. Yapılandırmamız bitmek üzere. Biz gitmeden işverenler, çalıştırdıkları kişileri sisteme kaydetsin. dedi. Mustafa Keskin, 2009 yılında 83 işyerinde yaptıkları denetimlerde 9 bin 263 kayıtsız çalışan tespit ettiklerini söyledi. Kaçak işçi çalıştıran işyerlerine ciddi yaptırımlar uygulayacaklarını ifade eden Keskin, Bir kişi dahi tespit etsek, o işyeri önemli bir teşvik olan yüzde 5lik prim indiriminden yararlanamayacak. şeklinde konuştu. Hastane, tıp, dal ve diyaliz merkezleriyle eczane ve gözlükçülere yönelik risk odaklı denetimlerde 2010 yılında toplam 6 milyon 23 bin liralık ceza kestiklerini belirten SGK İzmir İl Müdürü, suistimal tespit ettikleri beş eczaneyi kapattıklarını aktardı. Bunların suistimali pahalı ilaçlar üzerinden yaptığını vurgulayan Mustafa Keskin, Herkesin iki üç tane sattığı ilaçlardan, bazı eczaneler 100-150 tane satıyor. İncelemede, doktor eczane ilişkisini görüyoruz. açıklamasında bulundu. KRİZDE EMEKLİ OLDUK SGK İl Müdürü Keskinin verdiği bilgiye göre küresel ekonomik krizin etkilerinin en çok görüldüğü 2009 yılında çalışanlar, kendilerini garantiye almak için emekli olmayı tercih etti. Verilere göre İzmirde 2009 yılında emekli olanların sayısı, ortalamadan 5 bin kişi daha fazlayken 2010da normale döndü. Memur sayısındaki düşüşe rağmen çalışan sayısı ise 2008 yılının üzerine çıktı. 2008de 964 bin 180 olan sisteme kayıtlı çalışan sayısı, 2009da 936 bin 546ya geriledi, 2010da ise 989 bin 240 kişiye çıktı. Aynı dönemde İzmirdeki işyeri sayısı da arttı. 2008de 86 bin 159 olan işyeri sayısı, 2009da 85 bin 977ye geriledi, geçen yıl ise 92 bin 389a çıktı. Keskinin açıkladığı verilere göre İzmirin nüfusu yaşlanıyor. 0-17 yaş arasındaki nüfus düşerken 18-64 yaş arasındakilerin sayısında ise artış var. Verilere göre SGK, İzmirde her ay yaklaşık 2 milyon liralık hizmet satın alıyor. Muayene olanlardan 3 liralık katılık payı alınmasıyla birlikte yıllık reçete sayısı ve fatura tutarında önemli oranda düşüş yaşandı. Reçete sayısı 33 milyon 168 binden 23 milyon 842 bine geriledi. Ödenen yıllık fatura tutarı ise 1 miyar 761 milyondan, 1 milyar 520 milyon liraya düştü.
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.01.2011
SGKkayıtsızçalışandenetimineçıkıyorSGK kayıtsız çalışan denetimine çıkıyor
'Okuyamadığım kitapların kazasını eda ediyorum'
Samanyolu Haber
02.01.2011
17:39
İbretlik hikâyeleri, akıcı ve ders verici üslubuyla dikkat çeken yazar Cüneyd Suavi aslında mimar ve bir akademisyen.

Sakarya Üniversitesinde yıllarca ders verdikten sonra emekli olan Suavi, 30 yıldır her gün düzenli olarak Risale-i Nur ve Cevşen okuduğunu söylüyor. Yazdıklarının arka planında da bu eserler olduğunu ifade eden Suavi, günlük okumalarında aksama olursa onun da mutlaka kazasını yaptığını belirtiyor. Birbirinden güzel hikâyeleriyle tanıdığımız Cüneyd Suavi, kalemine kuvvet veren sırrın Risale-i Nur ve Cevşende saklı olduğunu söylüyor. Bir arkadaşının aniden bu dünyadan ayrılışı, onun da hayatında önemli değişiklikler yapmasına vesile olmuş. O ayrılıştan etkilenerek Risale-i Nura yöneldiğini aktaran Suavi, 30 yıldır her gün düzenli olarak Risale ve Cevşen okuduğunu belirtiyor. Bu kaynakları okumanın hikmetini gören Suavi, profesörlüğe kadar yükseldiğini, kitapların yazımında risalelerin ilham kaynağı olduğunu dile getiriyor. Mimar olan Suavi, uzun yıllar Sakarya Üniversitesinde teknik resim, mimari tasarım gibi dersler verdi. Suavi, akademik hayatın yoğun temposuna rağmen kitap yazmayı bırakmadı. Özellikle Hayatın İçinden adlı iki ciltlik kitabıyla zihinlere kazınan Suavi, emekli olduktan sonra da yazmaya devam ediyor. Üniversite yıllarında bir arkadaşının tavsiyesiyle Risalelerle tanışan yazar Suavi, 30 yıl önce doktor bir arkadaşının vefat ettiği haberini alır. Ölümün yaşlı genç tanımadığını, dünyanın faniliğini arkadaşının ölümüyle daha iyi idrak eden Suavi, sadece bilimsel, edebi kitaplar değil ilmini artıracak kitaplar okumaya da yemin eder. O günden sonra her gün kitap okuyan Suavi, kitap okuyamadığı günlerin kazasını da yapıyor. Her türlü yoğunluğuna rağmen Risale ve Cevşeni elinden bırakmayan Suavi, yeminini harfiyen uyguluyor. Her gün Büyük Cevşeni hatmediyor, ortalama yüz sayfa da risale okuyor. Cüneyd Suavi, Cenab-ı Hak bizlere huzurunda ya da kabirde, Ey kulum! Şu şu yazarların kitabını okudun, adeta ezberledin. Ama benim kitabımı, ya da Resulümün has duası olan Cevşeni ne kadar okudun? dese ne yaparız? diyor. Suavi, manevi okumalarını tamamlamadan başka kitaplara el sürmüyor. Suavi, Bütün zerrelerime kadar inanıyorum ki, lise son sınıfta kompozisyon dersinden ikmale kalan Cüneyd Suaviye ihsan edilen ve bir çeyrek asırdır sevilerek okunan o kitaplar, yine Rabbimin ihsanıyla aldığım bu kararın bir sonucu. Rabbim o kitapları okumamın hürmetine kitapları yazmamı sağlıyor. Diyelim ki hikâye yazacağım, Rabbim kelimeleri bir anda ihsan ediyor, aklıma getiriyor. şeklinde konuşuyor. Gençlik yıllarına ait kitaplarını, Adapaza- rındaki bir vakfa bağışladığını söyleyen Suavi, Risalelerin, yazarlığını beslediğini aktarıyor. Tefekkür ederek altını çize çize Risaleleri okuyan Suavi, birkaç külliyat da eskitmiş. Suaviye kitaplarını nasıl yazdığını soruyoruz. Hikâyelerini planlamadığını, kendisini birdenbire masanın başında bulduğunu anlatıyor. Suavi, Özellikle de hikâye yazarken bu durum geçerli. Allaha yönelip bekliyorum. Ya Rabbi! İhsan et! demekten başka çarem yok. Bir bakıyorum ki zihnime kelimeler tek tek geliyor. Bazen oluyor ki bir hikâyeyi birkaç saatte bitiyorum. Bu tamamen Rabbimin ihsanı. diyor. Cüneyd Suavi, cümlelerin bir anda zihnine hücum ettiğini, koşturarak bilgisayarın başına gittiğini aktarıyor. Suavi, Peygamberimizin Mucizeleri, İki Cihan Güneşi-Peygamberimiz adlı kitaplarının tek kelimesini dahi abdestsiz yazmadığını belirtiyor. Öte yandan Suavi, kitap okuma, araştırma dışında geri kalan zamanını ailesine ayırıyor. Eşiyle kelime oyunları oynayıp kelime dağarcığını genişletiyor. Ayrıca eşine ev işlerinde yardım etmeyi çok seven Suavi, aile hayatıyla ilgili de şu hadisi nazara veriyor: Ev işlerinde eşlerine yardımcı olan ve bundan şikâyet etmeyen erkeklerin adları, gaziler ve şehitler defterine yazılır. Cenab-ı Hak, onların her attığı adıma bir hac ve umre sevabı verir ve o erkeklere cennette vücutlarındaki tüyler adedince saraylar ihsan eder. Zafer Dergisinde 1982 yılından beri hikâyeleri yayımlanan yazarın en tanınmış eseri, Hayatın İçinden adlı hikâye kitabı. İngilizce, Almanca, Rusça, Arapça, Arnavutça, Tatarca, Özbekçe, Korece ve Makedoncaya çevrilen bu eserin devamı olan Hayatın İçinden-2 adlı kitap da, 2003 yılında basıldı. Cüneyd Suavinin Kırk Gram Tebessüm, Mucizeler, Çocuklar İçin Peygamberler Tarihi adlı eserleri dışında, çocuklar için yazdığı İki Çuval Altın, Huzur Ormanı, Gökten İnen Balık, Cennete Davet ve Sevgi Marketi adlarını verdiği beş hikâye kitabı daha bulunmakta. Allahı Anlatan Bilmeceler ve İki Cihan Güneşi Peygamberimiz adlı eseri en önem verdiği eserler. Yazarın, Selim Gündüzalp ve Ali Suad ile birlikte hazırladığı Hazır Cevaplar-1 ve 2 adlı iki kitabı daha var.
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.01.2011
OkuyamadığımkitaplarınkazasınıedaediyorumOkuyamadığım kitapların kazasını eda ediyorum
'Hava değişikliğine dikkat!'
Samanyolu Haber
21.09.2010
11:38
Doktor Ülkümen Rodoplu, hava sıcaklığının 4-6 derece arasında azalmasının beklendiğini anımsatarak, Bu mevsimde yaşanan ani hava değişiklikleri gribe yol açar uyarısında bulundu.

Dr. Rodoplu yaptığı açıklamada, gribin bulaşıcı bir virüs olduğunu ve henüz tedavisi bulunmadığını belirtti. Gribin bine yakın değişik karakterdeki virüs ile her yıl yeni bulgularla, güz ve bahar aylarında ortaya çıktığını hatırlatan Dr. Rodoplu, grip hastalığının, bel ağrısından sonra, dünyada en fazla iş gücünü engelleyen hastalık olduğuna işaret etti. Grip için belirli risk grupları bulunduğunu, bu kişilerin griple birlikte bağışıklık sistemleri daha fazla zayıfladığından daha dikkatli olmaları gerektiğini belirten Dr. Rodoplu, şunları kaydetti: Bu risk grupları yaşlılar (65 yaş üstü), astım, kalp, tansiyon ve şeker hastalarıyla doğuştan belirli ilaçlar kullanmak zorunda olan epilepsi ve benzeri hastalığı bulunan kişilerdir. Grip hastalığının genellikle kuluçka süresi iki gündür, bu süreçte hastalık bulaşıcıdır. Yapılabilecek en iyi uygulama, virüsü kaptığınızı fark ettikten ya da yakınmalar başladığı andan itibaren evde istirahat etmektir. Bu şekilde dinlenerek, vücudun daha güçlü olabilmesini sağlar ve virüsün çevrenize ve iş arkadaşlarınıza bulaşmasını engellersiniz. Grip aşısının korunma aracı olmadığını, bine yakın grip virüsünden bir bölümüne karşı koruma sağladığını ifade eden Rodoplu, Aşı 14 yıllık araştırma geçmişine sahip olduğundan, risk grubu dışındakiler için önerilmemektedir. Okulların açıldığı bu günlerde çocuklar ve aileler çok dİkkatli olmalı. Evler, sınıflar sık sık havalandırılmalı, eller bol su ve sabunla sık sık yıkanmalıdır. Bu yöntem aşıdan daha etkili bir korunma sağlar diye konuştu. Dr. Rodoplu, yaşlılar, çocuklar, kalp, astım, diyabet gibi sağlık sorunları olan kişilerin ani hava değişikliğinden daha çok etkilenebileceğini, bunların mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamasını, kalabalık ortamlara girmemesini önerdi. Dr. Rodoplu, gripten korunmanın diğer yollarını, şöyle sıraladı: Giyime özen gösterilmeli, soğuktan koruyacak biçimde giyinilmesinin yanı sıra aşırı terlememeye dikkat edilmelidir. Soğuk havalarda daha fazla enerji almak yararlı olacaktır. Ancak, aşırı yağlı yemek ve az hareket, kilo almaya neden olacağından, öğünler düzenli alınmalıdır. Sabah kahvaltılarına ve enerji verecek mevsim meyve ve sebzelerine ağırlık verilmelidir. Özelikle hamileler mevsim hastalıklarına yakalanmamaya özen göstermeli, toplu yerlerden uzak durmalı, maskeyle korunmalıdır. Astımı olanların ilaçlarını düzenli almaları, mecbur kalmadıkça dışarı çıkmamaları, hava kirliliğinden sakınmaları gerekir. Kalp hastalığı olanların soğuk havalarda yürümeleri önerilmemektedir. Yüksek tansiyonu olanların da ilaçlarını titizlikle kullanmaları, diyetlerini bozmamaları, tuzlu yememeleri büyük önem taşımaktadır. Mevsim döngülerinde soğuk algınlıklarına da sık rastlandığını dile getiren Dr. Rodoplu, soğuk algınlığının genelde, boğaz, burun, sinüsler ve gırtlakta enfeksiyona neden olduğunu söyledi. Enfeksiyon sırasında ateş yükselmesinin nadir olarak görüldüğünü hatırlatan Dr. Rodoplu, sözlerini şöyle sürdürdü: Bu özellik, soğuk algınlığının gripten ayırt edilmesi açısından son derece önemlidir. Gribe yakalananlarda ateş çok yükselebilir. Soğuk algınlığına yol açan virüs, sıklıkla rhinovirüstür. Sanılanın aksine, soğuk havanın etkisinden çok, aşırı yorgunluk, duygusal stresler, alerjik üst solunum yolu hastalıkları ve kadınlarda adet döneminin ortası, hastalığın ortaya çıkmasını kolaylaştırır. Boğazda ve burunda yanma hissi, öksürük, hapşırma, burun akıntısı ve kırıklık hali, başlıca belirtileri arasında yer alır. Eğer akciğerlerde rahatsızlık varsa, bu bir komplikasyonu veya ikincil bir virüs olasılığını gündeme getirebilir. Henüz, soğuk algınlığına karşı etkili bir aşı geliştirilemedi. Tedavisi için doktora danışmadan ilaç kullanılmamalıdır. Hastanın bol su içmesi ve istirahat etmesi, hastalığı yenmek için en önemli faktörlerdir. Özellikle astımlı, amfizemli (nefes darlığı) ve bronşitli hastalar, hemen doktora başvurmalıdır. Dr. Ülkümen Rodoplu, kış mevsiminde daha çok görülen ve zamanında tedaviye başlanmadığında ölüme yol açabilen hastalıklardan birinin de zatürre olduğunu belirtti. Zatürrenin, akciğerlerin iltihabi bir hastalığı olduğunu vurgulayan Dr. Rodoplu, hastalığa ilişkin şu bilgileri verdi: Bu hastalıkta, akciğerlerde bulunan hava kesecikleri, iltihabi bir sıvıyla dolar. Akciğerlerin görevi olan oksijen alış veriş işlevi bozulur, kandaki oksijen düzeyi azalır. Bunların sonucunda hücreler normal işlerini yapamaz. Zatürrenin oluşumunda bakteriler ve virüsler önemli rol oynar. Virüslerden kaynaklanan zatürrelerin kısa sürede iyileştiğini biliyoruz. Ancak, grip virüsü ağı
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.09.2010
HavadeğişikliğinedikkatHava değişikliğine dikkat
Şampiyon doktorlar, destek bekliyor
Samanyolu Haber
25.07.2010
12:33
Her yıl çeşitli ülkelerde düzenlenen Dünya Tıp ve Sağlık Olimpiyatlarında Türkiyeyi temsil eden ve son 3 sezonda iki şampiyonluk elde eden Denttürk Futbol Takımı, yetkililerden destek bekliyor.

Türkiyeyi ise son 6 yıldır diş hekimi Şahin Filikin önderliğinde 25 kişilik doktor ve sağlık alanında hizmet veren uzmanların kurduğu Denttürk Futbol Takımı, bu yıl Hırvatistanın Porec kentinde düzenlenen turnuvada İtalyan Napoli Megaride takımını finalde yenerek şampiyonluğu elde etmişti. Seyrantepe Spor Tesislerinde antrenman yapan Denttürk Futbol Takımında başkan Şahin Filik ve futbolcular, Cihan Haber Ajansında açıklamalarda bulundu. Doktorlar, Uluslar arası arenada Türkiyeye getirdikleri başarıların kendilerine gurur verdiğini; ancak bu oluşumun devamının gelmesi için ise destek beklediklerini söylediler. Başkan Şahin Filik, Türk milleti ve sağlıkçılar olarak bu başarımız bize gurur verdi. On yıldır katıldığımız bu olimpiyatlarda son bu çalışmaları elimizden geldiğince başarıyla temsil etmek için yaptık. Son 4 senedir finallerde yer alıyoruz. diye konuştu. Organizasyonu Türkiyeye getirme adına da çalışmalar yaptıklarını belirten Filik, Fransada sunum yaptıklarını ve bunun geri dönüşümünü aldıklarını anlattı. Böyle bir organizasyonu ülkeye getirmek ve buna aracı olmak gurur verici olduğunu söyleyen Filik, yetkililerin de desteğini beklediklerini kaydetti. Kendilerine destek vermedikleri taktirde bu sene kulübü kapatma kararlarını aldıklarını dile getiren Filik, şöyle devam etti. Bizim bir statümüz yok yetkilerin de bunu böyle söylüyor zaten. Biz olgunlaşan bir grubuz. Bizim bir statümüz yok. Bu statüyü de oluşturmadılar şu ana kadar. Yurt dışında bir organizasyonuna katılıyorsunuz; bütün bunlar maddi manevi yükümlülük getiriyor. Kendi adımıza yürümeye şu ana kadar evetti. Sesimizi duyurmak bu başarıları elde etmeye evetti. Fakat bundan sonra eğer bir destek çıkmazsa bu sene itibariyle bu şampiyonlukla kulübü kapatma kararı aldık. 10 yıldır bu işi yapıyoruz. Maddi manevi emek sarf ettik. Son 3 senede 2 kupa getirdik. Ciddi bir tanıtım yaptık. Başvurduğumuz, özellikle Sağlık Bakanlığı, İl Sağlık Müdürlüğü ve Futbol Federasyonundan sempati düzeyinde destek aldık. Bu tür yaklaşımlarla gerçekten çok zor. Düşünün ki antrenman sahamızı kendi paramızla kiralıyoruz. Organizasyonlarda temsil tişörtlarımızın çoğunu bile kendimiz alıyoruz. Sporcularımız genelde yeni mesleğe başlamış sağlıkçılar, bu bağlamda maddi anlamda katkıları çok zor. Futbol Federasyonundan da destek beklediklerini kaydeden Filik, eğitimle sporu birleştirme adına sporun içinde kalmak istediklerinin altını çizerken, bunun için de ciddi bir desteğe ihtiyaç var gerekirse bir statü oluşturulması ihtiyaç var. diyerek sözlerini tamamladı. Denttürk takımının bir diğer diş hekimi futbolcusu Talat Gevez, karşılaştıkları sıkıntılardan dolayı yorulduklarını belirtirken, İnşallah bu güzel topluluk devam eder. dedi. Kendisinin bu organizasyonda 4. yılı olduğunu ifade eden Talat Gevez, şöyle konuştu: Çok keyif aldığımız bir organizasyon; ülkemizi temsil etmek farklı bir duygu. Turnuvalarda elde ettiğimiz başarılar sonucunda bazı ülkelerin gelip bizi tebrik etmesi bizi gururlandırıyor. Ancak şahin beyin de dediği gibi sıkıntılar yaşadığımızdan dolayı yorulduk. İnşallah bu güzel topluluk devam eder. Biz de başarılarımızın gerisini getiririz ülkemize. Çocuk Uzmanı Doktor Muhammet Bulut ise Cerrahpaşa Tıp Fakültesinde 4. sınıftayken bu organizasyona dahil olduğunu anlatarak, Farlı branşlarda farklı insanlarla tanışıyorsunuz. Farklı kültürlerle tanışıp ülkenizi güzel bir şekilde temsil ediyorsunuz. Mesleki anlamda çok güzel bir organizasyon; bu bağlamda dersler ve katılımlar oluyor. Ve bunun devamı için de destek gerekiyor. Biz de özellikle futbol adına federasyondan bu desteği bekliyoruz. Sonuçta grupla bir yere kadar gidiyor. Devamını getirmek için destek şart. şeklinde konuştu. Son olarak söz alan takımın ikinci başkanı Diş Hekimi Murat Sözmen ise Değerimiz ne kadar biliniyor? diye sorarken, Bundan sonrası için soru işaretleri var kafamızda. dedi. Sözmen, daha önceleri de yetkililerden beklentilerinin olduğunu kaydederek, şunları söyledi: Bizim beklentilerimiz oldu; ama hiçbir zaman vazgeçmedik. Bu hiçbir zaman bizi yıldırmadı. Destek görmememize rağmen bu topluluk bir şeyler yapmaya çalıştı. Devamını getirmeye de çalıştık; ama destek görmediğinizde kolunuz kanadınız kırılıyor. Ve sadece basında çıkan haberler, bize manevi destek oluyor. Bu organizasyon geniş çaplı bir organizasyon. Dünya Tıp Olimpiyatlarında şampiyon olmuş bir futbol takımıyız. Değerimiz ne kadar biliniyor. Biz yere kadar getirdik; bundan sonrası için soru işaretleri var kafamızda. Sıkıntılarını dile getiren doktarlar, bir anektot anlatmalarını istediğimizde ise saha içinde yaşadıkları sakatlıklarda birbirlerine müdahale ettiklerini söylediler. Murat Sözmen, bir karşılaşmada kaşı açılan arkadaşa ilk müdah
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.07.2010
ŞampiyondoktorlardestekbekliyorŞampiyon doktorlar destek bekliyor
Aykut Kocaman'dan Güiza açıklaması
Samanyolu Haber
05.07.2010
15:09
Fenerbahçe Teknik Direktörü Aykut Kocaman, doktor raporlarına göre İspanyol futbolcu Daniel Güizanın antrenmanlara çıkmaması için bir neden olmadığını söyledi.

Aykut Kocaman, antrenman sonrasında basın mensuplarıyla yaptığı sohbette Güiza ile ilgili bir soru üzerine, Doktor raporunda antrenmana çıkmaması için bir neden olduğu görünmüyor. Herhalde kendisinin sorunu var. Güizaya karşı bu kulüp yapması gereken yükümlülükleri yerine getirdi. Oyuncudan da bu adım bekleniyor diye konuştu. Takımdaki hiçbir oyuncuya karşı ön yargısının bulunmadığını anlatan Kocaman, İşini seven, kulübüne, arkadaşlarına saygı gösteren, her oyuncuya açığım dedi. Fenerbahçede oynamak isteyen futbolcuların burada oynamasını istiyorum. Burada kalmak isteyen oyuncular benim için hep ön planda olacak diyen Kocaman, Kazım ile ilgili bir soruya da şöyle yanıt verdi: Kazım, bana doğru bir adım atarsa ben ona doğru iki adım atarım. Bu tüm futbolcularım için geçerli. Antrenmanlarda gayretli gözüküyor. Fenerbahçenin yararlanabileceği bir oyuncu. Futbolcular, önce işlerine saygı gösterecekler, sonra kulüplerine, sonra da arkadaşlarına. Buna saygı gösteren her oyuncuyla yola devam ederiz. Hiçbir futbolcuya karşı ön yargım yok. Oyuncular kendileri girerler kadroya. İyi çalışan, iyi performans gösteren formayı kendi alır. Kocaman, şu anda transfer çalışmalarının devam ettiğini ifade ederek, forvetin merkezine bir oyuncu almak istediklerini söyledi. Aradıkları özelliklerin yüksek top kontrolü, dripling ve vuruş özellikleri olduğunu vurgulayan Kocaman, Forvetteki merkez oyuncuda tercih nedenim, biraz daha istekli ve kuvvetli bir oyuncu olması diye konuştu. Kocaman, kafalarında bazı isimlerin olduğunu, bu transferin kampa yetişme ihtimalinin de yüksek olduğunu kaydetti. Üzerinde bir baskı bulunup bulunmadığı sorusuna da Kocaman, şöyle yanıt verdi: Fırtınalı bir denizin içindeyiz, kayalara çarpmadan, akıntıya kapılmadan kendi gücümüzü ortaya koyacağız. Geçen seneki pozisyonum muğlaktı. Bu sene net bir pozisyonum var. İş yapacağız, iyi olursa Aferin Aykut diyecekler, kötü olursa da Yaptık, denedik olmadı herkese teşekkürler Allahaısmarladık diyeceğiz. Meslek açısından gözünü hiçbir şeyin korkutmayacağını vurgulayan Kocaman, kendisi gibi daha önce Fenerbahçede görev yapan Oğuz Çetin ve Rıdvan Dilmen ile konuşup konuşmadığı sorusuna, Bu işin içinde doğdum büyüdüm, beynimin içinde de başka bir iş yok. Diğer arkadaşların durumlarını o gün için değerlendirmek lazım. Bugünkü koşullar o günkünden daha elverişli. 10 yıldır Türkiye liglerinde görev yapan birisiyim. Onlarla her zaman görüşüyorum, bu konuda da görüştüm cevabını verdi. Takımdaki arkadaşlık konusuyla ilgili bir soru üzerine de Kocaman, şöyle devam etti: Oyuncular biraz ayrı ayrı gibiydi. Gruplaşma değil ama hepsinin farklı bir dünyası var gibiydi. Bunu biraz girişken hale getirmemiz lazım. Arkadaşlık seviyesinin daha iyi olması lazım. Seviyeyi yukarıya çıkarmamız lazım. Maçlar artık modern bir savaş gibi, bir oyuncunun ruhen eksikliği çok önemli. Arkadaşlık yok demek doğru değil ama var olan arkadaşlığı biraz daha yukarı çıkarmalıyız. Kocaman, Fenerbahçeyi biraz daha koşan, biraz daha sertlik katsayısını artıran bir takım haline getirmek istediklerini söyledi. Fenerbahçenin son 10 yılda tüm istatistiklerde ligin en baskın takımı olduğunu anlatan Kocaman, Bunun üstüne biraz daha agresif olunmasını istiyoruz dedi. Alex ile ilgili bir soru karşısında da hiçbir oyuncuyla ilgili ön yargısı olmadığını yineleyen Kocaman, 10 numaralarla ilgili görüşünün sorulması üzerine de Artık kaleciler bile neredeyse oyunu kursun diye oyuna katılıyor. Herkes 10 numara, herkes 4 numara, bu kimyayı yakaladığında başarıyı yakalıyorsun. Bütün oyunculardan biraz daha oyunun içinde olmasını istiyoruz ifadelerini kullandı. Altyapıdan gelen hazır oyuncu Takımda oynarım diyorsa oynar yorumunu yapan Kocaman, 5 dakika, 10 dakika fark etmez. Yeter ki oyuncu oynayacağını göstersin bana dedi. Dünya Kupası ile ilgili bir soru üzerine Şiliyi beğendiğini anlatan Kocaman, Şili takımı çok ilginç bir takımdı. Tecrübeleri olsaydı yarı finali zorlardı. Bütün futbolcuları oyunun içindeydi. Çok hızlı, teknik oyunculardı. Almanya da Müller ve Mesut gibi topla beraber hızlı ve zeki futbolcun oldu mu, oyunun şeklinin nasıl değişebileceğini bize gösterdi şeklinde konuştu. Galatasaray ile oynayacakları hazırlık maçına da değinen Kocaman, Böyle bir teklif geldi ve olabileceğini söyledim derken, Şampiyonlar Ligi ön elemesinde kamp yaptıkları yere yakın bir takım çıkması halinde kampı uzatabileceklerini söyledi. Son olarak Uruguaylı Suarezin son dakikada eliyle gol çizgisi üzerinden topu çıkarmasının emek hırsızlığı olup olmadığı sorusuna yanıt veren Kocaman, Emek hırsızlığı değil. O zaman futbolculara çalım atmayacağız, o da kandırmak. Cezasını görmeyi kabul etti ve o şekilde davrandı diyerek
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.07.2010
AykutKocamandanGüizaaçıklamasıAykut Kocamandan Güiza açıklaması
Mali'den Çorum'a iade-i ziyaret
Samanyolu Haber
05.07.2010
14:27
Anadolu Tıbbiyeliler Derneği?nin (ANATIPDER) sağlık taraması yaptığı Afrika ülkesi Mali?deki Türk Koleji?nde okuyan öğrenciler, Çorum?a iade-i ziyarette bulundu.

Çorumlu doktorlar tarafından kurulan ve Afrika ülkelerine yaptığı sağlık yardımları ile adını duyuran ANATIPDER, Ocak ayında 27 doktor ve sağlık çalışanı Maliye gitmişti. Çorum halkının desteğiyle toplanan 3 ton ilacı da beraberinde götüren doktorlar, oradaki hasta insanlara şifa dağıttı. Türk doktorların yaptığı yardımı unutmayan Malililer, Çorum?a iade-i ziyarette bulundu. Mali?nin başkenti Bamako?daki Ufuk Türk Koleji?nde öğrenim gören 34 öğrenci ile 3?ü Türk 5 öğretmen, Çorum?a geldi. ANATIPDER?in konuğu olarak Çorum?a gelen Malili öğrenciler ilk olarak Belediye Başkanı Muzaffer Külcüyü ziyaret etti. Başkan Külcü, Malili öğrencilere Çorum Belediyesi Park ve Bahçeler Müdürlüğü bahçesinde kahvaltı verdi. Kahvaltı öncesi Malililerle tek tek tokalaşan Külcü, daha sonra öğretmenlerden Mali ve Ufuk Türk Koleji hakkında bilgi aldı. Ufuk Türk Koleji öğretmenlerinden Selman Tezgel, bu yıl sağlık taraması için Mali?ye gelen Çorumlu doktorlara iade-i ziyaret için Türkiye?ye geldiklerini belirtti. Mali halkının sağlık yardımından büyük memnuniyet duyduklarını hatırlatan Tezgel, ?Mali halkı yapılan yardımı unutamadı. Orada Çorum?dan giden doktorlara ev sahipliği yapan Malili doktor Abdoulaye Traore de bizimle gelmek istiyordu, ancak gelemediği için oğlu Moussa?yı gönderdi. Çorum?da çeşitli ziyaretlerde bulunacağız. Kentin tarihi ve kültürel merkezleri yanı sıra protokolü de ziyaret edeceğiz. Çorum?dan sonra Ankara ve İstanbul?a gideceğiz.? dedi. Malili öğrencileri Çorum?da ağırlamaktan dolayı mutluluk duyduklarını ifade eden Başkan Külcü, iki ülke arasında başta Türk Koleji olmak üzere sağlık yardımları ile başlayan dostluğun bu tür ziyaretlerle pekişeceğine inandığını söyledi. Kahvaltıda öğrenciler Türkçe şarkılar söyleyerek sürpriz yaptı. Özellikle Malili bir öğrencinin seslendirdiği ?Zeynebim? türküsü büyük alkış aldı. Daha sonra ise öğrenciler grup halinde İstiklal Marşı?nı ve Mali Milli Marşını okudular. Mali?den gelen öğretmenler, ülkelerinin milli çalgısını Başkan Muzaffer Külcü?ye hediye etti. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.07.2010
MalidenÇorumaiade-iziyaretMaliden Çoruma iade-i ziyaret
Yaralı Türk vatandaşlarının tamamı Türkiye'de
Samanyolu Haber
04.06.2010
21:20
İsrail askerlerinin saldırısında yaralanan Türk vatandaşlarının tamamı Türkiyeye getirildi

Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde toplam 24 hasta bulunuyor, 3nün hayati tehlikesi devam ediyor. Uğur Süleyman Söylemezin beyin ameliyatının başarılı geçtiği belirtilirken, hafif yaralı vatandaşlar pazartesiden itibaren taburcu edilecek. İsrailde kalan son iki yaralı da akşam saatlerinde Ankara Atatürk Araştırma ve Eğitim Hastanesine getirildi. İsrailde tedavileri devam ettiği için sona bırakılan Çelebi Bozan ile Osman Kurt, Sağlık Bakanlığına bağlı ambulans uçaklarla Türkiyeye getirildi. Her iki yaralı da yoğun bakıma alındı. Çelebi ile Kurtun göğüslerinden silah darbesi aldıkları belirlendi. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, şuurları açık olan yaralıların, ağrılara karşı uyutulduğunu ifade etti. Bakan Akdağ, yaralıları Etimesgut Askeri Havaalanında karşıladı. Yaralılarla birlikte hastaneye gelen Bakan Akdağ, hastane doktorları ile birlikte, yaralıların ilk durum tespiti yaptı. Durum tespitinin ardından Bakan Akdağ gazetecilere bilgi verdi. Son gelen 2 yaralı ile hastanede toplam 24 yaralının bulunduğunu, bunlardan 7 tanesinin yoğun bakımda olduğunu, yoğun bakımda bulunanlardan da 3 kişinin hayati tehlikesinin devam ettiğini açıkladı. Öğlen saatlerinde hastaneye getirilen ve doktorlarca beyin ameliyatı yapılan Süleyman Söylemez isimli vatandaşın ameliyatının başarılı geçtiğini ifade eden Akdağ, hastanın yine de hayati tehlikesinin bulunduğunu aktardı. Akdağ, Söylemezin beyin ölümünün gerçekleştiği yönünde çıkan haberlerin doğru olmadığını da söyledi. Normal serviste yatan hastaların ise iyi olduklarını açıkladı. Akdağ bundan sonraki süreçte, hastaneden yapılacak bilgilendirmelerin hasta hakları çerçevesinde gerçekleşeceğini ve hastaların isimlerinin kullanılmayacağını söyledi. Akdağ, ilk açıklamalarda, hasta yakınlarının uzakta olması ve onların da haberdar edilmesi gerekliliği sebebi ile hastaların ismi kullanılarak bilgilendirme yapıldığını aktardı. Akdağ, tüm yaralıların yakınlarının hastanede bulunduğunu, hastaları ile ilgili bilgileri hemen aldıklarını söyledi. Kamuoyuna hastaların isminin verilerek bilgilendirme yapılmayacağını dile getirdi. Akdağın verdiği bilgilere göre, yaralı nakil işlemleri için 1i jet, diğeri pervaneli olmak üzere 2 adet Sağlık Bakanlığı ambulans uçağı, 2 adet de Türk Hava Kuvvetlerine ait uçak görev yaptı. Sağlık Bakanlığı uçakları 3 sefer yaptı. Bakanlığın uçaklarının yoğun bakım üniteleri daha kapsamlı olduğu için ağır yaralılar bu uçaklarda taşındı. Daha hafif yaralılar isi THK uçakları ile taşındı. Uzman doktor, uzman hemşire, sağlık memuru ve teknik personel olmak üzere yaklaşık 20 kişi seferlerde görev yaptı. Ankara Atatürk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Başhekimi Doç. Dr. Metin Doğan da durumu iyi olan hastaların, 7 Hazirandan itibaren taburcu edileceğini söyledi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.06.2010
YaralıTürkvatandaşlarınıntamamıTürkiyedeYaralı Türk vatandaşlarının tamamı Türkiyede
Yemenli hastalar Türk hekimleri ağlattı
Samanyolu Haber
24.04.2010
11:09
Sivil toplum örgütlerinin Türk hekimleriyle yurtdışına uzattığı sağlık eline, Sağlık Bakanlığı Yemen ile katıldı.

Gönüllü olarak Yemen yollarına düşen 26 Türk doktor çok riskli 204 ameliyat gerçekleştirdi. Bin hasta da ayrıntılı taramadan geçirildi. Yemenli hastaların beyin tümöründen kulak zarı deliğine, baş boyun kanserine kadar rahatsızlıkları tedavi edildi. Ameliyathane önündeki merdivenlerde sıraya giren Yemenliler Türk doktorlarına minnetlerini dile getirirken sağlık gönüllüleri gözyaşlarına hakim olamadı. Bir hafta önce yapılan Yemen ziyaretinde Sana, Ibb ve Hadramut şehirlerinde çoğu profösör 26 kişilik gönüllü sağlık ekibi hem hasta muayene etti hem ameliyat gerçekleştirdi. Türkiyeden yola çıkan beyin cerrahı, göz, kulak burun boğaz uzmanı, ortopedistlerin Yemene yaptığı sağlık çıkarmasını anlatan Sağlık Bakanlığı Müsteşarı Prof. Dr. Nihat Tosun, daha önce Yemen ile yapılan sağlık protokolü çerçevesinde 26 hekimle bu ülkeye gittikleri bilgisini verdi. 204 ameliyat yaptıkları bilgisini verdi. 5 mesai günü içinde 200ün üzerinde ameliyat yapıldığını ifade eden Nihat Tosun, binin üzerinde problemli hasta üzerinde tıbbi tartışmalar yapılarak Yemenli doktorlara mesleki tecrübe aktardıklarını söyledi. Tosun, Olayı sadece ameliyat olarak değil Osmanlı Devletinden sonra Türkiyenin oraya ulaşması, Yemenli hastalarımızın yardımına koşulması önemliydi. dedi. YEMENLİ ANNEDEN MÜSTEŞARA: AMELİYAT SIRASI GELMEDİ, BENİM OĞLUM NE OLACAK? Söz konusu ameliyatların yapılmaması halinde hastaların Yemenin dışına çıkmak zorunda kalacağını belirten Tosun, durumu ciddi olanların ise hayatlarını kaybedeceklerini kaydetti. Ameliyat olanların büyük mutlulukla hastanelerden ayrıldıklarını sıra gelmeyenlerin üzüldüğünü ifade eden Müsteşar Tosun, kendisini duygulandıran bir olayı anlattı: Herkes ameliyat olmak için sıraya girmiş. Hastalar yağmur gibi geliyor. En son ayrılırken bir hastanın annesi siz gidiyorsunuz benim sıram gelmiyor. 2 yaşında yarık dudak ve damak hastası çocuğun annesi Çocuğum ne olacak kim ameliyat edecek diye büyük minnetle bir yakarışı vardı. O annenin çocuğunun ameliyatı orada olacak. O bizim borcumuz. Ya biz oraya gideceğiz ya anneyi Türkiyeye getireceğiz. 16 AMELİYAT YAPAN DOKTOR GÖZYAŞLARINI TUTAMADI Yemene giderek 16 kulak ameliyatı yapan Keçiören Eğitim Araştırma Hastanesi Başhekimi Murat Karaşen, 62 ameliyatta da bulunduğu bilgisini verdi. Yarık damak ve dudağı olan, kulak zarı delinmiş, dudağında tümör olan hastalara operasyon yaptıklarını ifade eden Karaşen, aynı zamanda ameliyatlara Yemenli doktorları da alarak bilgi aktarımı gerçekleştirdiklerini söyledi. 5 gün boyunca Yemende duygu seli yaşadıklarını söyleyen Karaşen, Doktorlar gönülle geldi. Türkiyeden bazı doktorlar bizi niye götürmüyorsunuz diye küstüler. Kendi hastası gibi ilgilendiler Yemenlilerle. Ameliyatının dışında merdiven vardı. Tüm anneler sıra bekliyorlardı. Hakikaten inanılmaz derecede Türk sevgisi vardı. Bir hasta siz gerçekten Türk müsünüz dedi. Evet deyince sarılıp iki üç dakika ağladık. Öyle bir açlık var. derken gözyaşlarını tutamadı. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.04.2010
YemenlihastalarTürkhekimleriağlattıYemenli hastalar Türk hekimleri ağlattı
Günde 2 buçuk litre su tüketin
Samanyolu Haber
17.03.2010
12:58
Yeterli su olmadan vücuttaki organların fonksiyonlarını sürdüremeyeceğini belirten uzmanlar, sağlıklı yaşam için herkesin günlük ortalama 2 buçuk litre su tüketmesi gerektiğini söyledi.

Uzman Doktor Selahattin Türen, Vücut sıvısının yüzde 2 gibi küçük bir oranda azalması bile hafif yorgunluk, yakın hafızada hafif bozulma, dikkati toplamada ve yapılan işe odaklanmakta güçlüklere neden olur. diye konuştu. Memorial Hastanesi Dahiliye Bölümü doktorlarından Uz. Dr. Selahattin Türen, Su tüketiminin faydaları hakkında bilgi verdi. Su tüketiminin insan yaşamındaki yararlarına dikkat çeken Türen, Az su içenlerde yorgunluk, dikkat güçlüğü ve hafıza bozuklukları görülebilir. dedi. Bir kişinin günlük ortalama 2 buçuk litre su tüketmesi gerektiğini dile getiren Türen, Su tüketim miktarı çevresel ve kişisel şartlara göre değişir. Su tüketiminin sağlığımız için çok önemli olduğu yıllardır anlatılır. Peki günlük su tüketimi ne kadar olmalıdır? Bu konuda uzmanların farklı görüşleri olsa da çoğunlukla ortalama günlük su tüketiminin 2-2 buçuk litre olması tavsiye edilir. Bunu günde 8 defa 8 onz (250 ml veya bir su bardağı) su içilmesi şeklinde de duymuş ve okumuş olabilirsiniz. Bu miktarlar ortalama miktarlardır. İdeal olan ise su ihtiyacının kişinin durumuna ve mevcut hastalıklarına, hava sıcaklığına ve aktivite düzeyine göre ayarlanmasıdır. Sağlıklı yetişkin bir erkekte vücut ağırlığının yüzde 60ını, kadında yüzde 50 sini su oluşturur. Bu oranlar yeni doğan bir bebekte yüzde 70- 75 iken yaşla birlikte azalır. İnsan beyninin yüzde 95i ve akciğerlerin yüzde 90ını su oluşturur. Vücuttaki bütün sistemler, organlar ve hücreler yeterli su olmadan fonksiyonlarını sürdüremezler. Hücre içinde gerçekleşen bütün hayati metabolik olaylar ancak hücre içinde su yeterli ise gerçekleşebilmektedir. Vücut sıvısının yüzde 2 gibi küçük bir oranda azalması bile hafif yorgunluk, yakın hafızada hafif bozulma, dikkati toplamada ve yapılan işe odaklanmakta güçlüklere neden olur. Vücut sıvısının azalmasına basitçe dehidratasyon denir. Gün boyu devam eden hafif yorgunluğun en sık nedenlerinden biri de hafif dehidratasyondur. dedi. SU NEDEN SAĞLIKLI YAŞAM KAYNAĞI? Suyun vücutta taşıyıcı görevlere sahip olduğuna vurgu yapan Türen, suyun faydalarını şöyle sıraladı: Su, hücrelere besin ve oksijen taşır, atıkları uzaklaştırır. Böbreklerin toksik maddelerden temizlenmesine yardımcı olur. Kan ve lenf sisteminin büyük bir kısmını oluşturur. Vücut sıcaklığının düzenlenmesinde rol alır. Kan basıncını kontrol eden elektrolitlerin dengelenmesine ve taşınmasına yardımcı olur. Sıcak havalarda vücudu serin tutar ve soğuk havalarda vücut izolasyonu sağlar. Yeteri kadar tüketildiğinde, cildin daha düzgün, daha yumuşak, daha parlak ve daha esnek olmasını sağlar. Tükürük ve mide salgısında bulunarak, besinlerin sindirilmesinde görev alır. Su, emziren kadınlarda, süt üretimini artırır. Bağışıklık sisteminin görevini yapabilmesi için su gerekmektedir. Bu özelliği ile zinde ve dinç kalmada yardımcı olur. Eklemlerin kayganlığını sağlar. SU TÜKETİMİ AZALDIKÇA VÜCUT KİLO ALMAYA BAŞLAR Su tüketiminin azalması durumunda vücutta yağ miktarının artacağını ifade eden Türen, Su tüketimi azaldıkça, vücutta depolanan yağ miktarı artmaya başlar ve kilo alımı gerçekleşir. İçme suyu veya doğal kaynak sularının birçoğu bölgeden bölgeye degişmekle birlikte, bazı minarelleri içerir. Vücudumuz için gerekli olan minarellerin bir kısmını içtiğimiz sulardan elde ederiz. Bunlar içinde kalsiyum, magnezyum ve sodyum daha fazla miktarda olanlardır. Flor, iyot ve diğer eser elementlerin de bir kısmını içtiğimiz sulardan sağlarız. diye konuştu. KİMLER DAHA FAZLA SU TÜKETMELİ? Susuzluğu gidermek için günlük içilen su miktarının en az iki katının tüketilmesi gerektiğini aktaran Türen, kimlerin daha fazla su tüketmesi gerektiği ile ilgili şu bilgileri verdi: Yüksek proteinli diyetle beslenenler. Lifli gıdalardan zengin beslenenler. Bulantı kusma ve ishal ile sıvı kaybının arttığı zamanlar. Ağır fiziksel aktivite yapanlar. Çok sıcak ortamlarda olup, aşırı terleyen kimseler daha fazla su tüketmelidirler. ÇAY, KAHVE VE KOLA SUYUN YERİNİ TUTMAZ İçeceklerin hiçbiri suyun yerine geçemez diyen Türen Su, kalori içermez ve asiditesi yoktur. Kafeinli içeceklerin fazla tüketilmesi, çarpıntıya neden olurken, bu içeceklerin beraberinde fazla şeker ve krema tüketilmesi de gereksiz kalori alınmasına yani kilo artışlarına sebep olabilir. Ayrıca kafeinin idrar söktürücü özelliği de olduğundan fazla tüketildiginde önce sıvı alımı artmış olur, ancak daha sonra idrarla sıvı kaybı artar. Kola ve benzeri asitli içecekler mideye rahatsızlık verdiği gibi; alınan asidin etkisini azaltmak için vücut çok fazla su harcamak zorunda kalır. şeklinde konuştu. SU TÜKETİMİNİ ARTIRMAK İÇİN ÖNERİLER Su içmek için susamayı beklememek gerektiğini anlatan Türen, su tüketimini artırmak için bazı önerilerde bulundu. Türenin önerilerini şöyle sıralayabiliriz: Yemeklerle birl
Samanyolu Haber
Son Dakika
17.03.2010
Günde2buçuklitresutüketinGünde 2 buçuk litre su tüketin
Tam Gün Yasası'nın bilinmeyenleri
Samanyolu Haber
02.02.2010
15:02
Bakanlığa göre, Tam Gün Yasası?yla hizmet kalitesi artarken, doktorların imkânları iyileşecek. Tabipler Birliği?ne göreyse, piyasa ve kölelik şartları geliyor. Etik değerler hiçe sayılacak.

AK Parti Hükûmet?nin hazırladığı ?Üniversite ve Sağlık Personelinin Tam Gün Çalışmasına ve Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı?, ?Hekimler ve uzmanlık dernekleri olarak, bizler bu yasaya karşıyız. Bize rağmen bu yasa çıkarılamaz.? diyen Türk Tabipler Birliği?nin (TTB) kopardığı büyük gürültüye rağmen, Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu?nda kabul edilerek yasalaştı. Doktorları, -acil ve yatan hasta haricindeki- işlerini bir günlüğüne bırakmaya götüren sebep neydi? Yasal düzenlemenin ana gerekçesi ile karşı duranların temel iddiaları terazinin iki ayrı kefesine konulduğunda hangisi ağır basıyor? Yeni uygulama vatandaş ve hekimleri nasıl etkileyecek? Kim ?olayın neresinde? ve ?ne kadar? haklı ya da haksız? Sağlık Bakanı Recep Akdağ?ın parlamentoya teşekkür ederken dudaklarından dökülen ?İnanıyorum ki tarih bu işi hayırla yâd edecektir.? cümlesiyle, bundan sonra da sürmesi beklenen tartışma daha sakin bir havaya bürünecek mi? Öncelikle ?tam gün? düşüncesinin evveliyatına gitmekte fayda var. Konu Türkiye?de ciddi boyutta ilk defa, 5 Ocak 1978 ila 12 Kasım 1979 tarihleri arasında yürütme fonksiyonunu eda eden Bülent Ecevit başbakanlığındaki 42. Hükûmet?in Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Mete Tan?ın sözleriyle gündeme geldi. 29 Haziran 1978?de de 2162 sayılı ?Sağlık Personelinin Tam Süre Çalışma Esaslarına Dair Kanun? ile pratiğe geçirildi. Ancak yasa, kısa bir süre yürürlükte kalabildi. 12 Eylül 1980 darbesini gerçekleştiren komitenin atadığı yönetim, 2368 sayılı Sağlık Personelinin Tazminat ve Çalışma Esaslarına Dair Kanun?la aynı yılın 31 Ocak?ında mevcudiyetine son verdi. Kanun gereği ?24 saat icapçı? statüsündeki doktor, hemşire ve ebe maaşlarının üç katına çıkması, kaymakam gibi bazı üst düzey kamu personeli ile subayları rahatsız etmişti. Turgut Özal?ın yönettiği 45?inci Hükûmet?in Sağlık ve Sosyal Yardım Bakanı Mehmet Aydın konuyu yeniden canlandırmak istese de, amacına ulaşamamıştı. Gündemdeki tasarı ile Tan?ın kanunu, içeriği itibariyle elbette ki birbirinden farklı. Sağlık Bakanlığı, tam günden neyi murat ettiğini şöyle açıklıyor: ?Bu tasarının ana amaçları, halkımıza yüksek standartta, kaliteli, hakkaniyetli ve kolay erişilebilir bir sağlık hizmeti verirken; hekimler başta olmak üzere sağlık çalışanlarımıza yeni imkânlar sunmaktır.? TTB Merkez Konseyi Başkanı Prof. Dr. Gençay Gürsoy, ?tam gün mesai?ye ilkesel manada müspet yaklaştıklarını; aslında sağlık hizmetinin ?piyasalaştırılmasına? tepki gösterdiklerini belirterek, kamu sağlıkçılarının ?ticarileşmiş? ve ?kölelik şartlarındaki? bir ortama itildiğini ileri sürüyor. İstanbul Tabip Odası Başkanı Prof. Dr. Özdemir Aktan ise daha öznel konuşuyor: ?Bugüne kadar doktor ve sağlık çalışanlarından bu kadar ayrı düşen bir sağlık bakanı görmemiştik.? 19 Ocak Salı günkü eylem ?sönük müydü yoksa etkin mi? münazarası, problemin özgül ağırlığı yanında hafif kaçıyor. Bakanlık şundan emin: ?(Yasayla) Hekimlerin hastane-muayenehane ikileminde bırakılmadıkları, mesai açısından ve zihinsel olarak bölünmüşlük yaşamadıkları, hasta memnuniyetini daha kolayca hedefleyebildikleri, emeklerini bir noktada yoğunlaştırabildikleri bir çalışma ortamı sağlanacak.? Şunlardan da: Personelin iş yükü dengeye oturacak. Hastayla doğrudan para ilişkisi bitecek. Vatandaşların hekimlere güveni artacak. Hastanelerde bekleme süresi en aza inecek. Hastalar sağlık hizmetine kolayca erişebilecek. ?Sağlık kuruluşunu ve hekimini seçme hakkı? yaygınlaşacak. Bakanlıktan tanıdık bir ifade daha: ?Devlet kaynakları ile oluşturulan imkân ve kadroların sağlık hizmetini parası olana özel olarak sunmasına yol açan sistemi hiçbirimiz kabul edemeyiz.? Yalnız bakanlığın duyurduğu bir veri var ki, kafaları biraz karıştırıyor: ?2002 yılında Sağlık Bakanlığı hastanelerinde çalışan uzman hekimlerin sadece yüzde 11?i tam gün çalışırken, bugün bu oran yüzde 81?e ulaştı. Yani hem devlet hastanesinde çalışan hem de muayenehanesi olan hekimlerin sayısı oldukça azaldı.? Gençay Gürsoy da kamuda vazifeli hekimlerden sadece bininin muayenehane işlettiğini ifade ediyor. Peki, o zaman, hekimler sağlıkta dönüşüm sürecinin doğal seyrinde zaten tam güne yönelirken bu kanunda (muayenehanelerin terkinde) neden ısrar edildi? TTB, dönüşümün önceki parametrelerine mütemadiyen muhalif tavır sergilemesinin faturasını mı ödüyordu? Mimar, mühendis ve doktor odalarının çok partili demokratik dönem içinde sol ideolojilerce kontrolde tutulduğu; çoğu vakit baskı grubu niteliğini de aşarak ?âdeta siyasal parti hüviyetiyle? politik davrandığı doğru. Bakan Akdağ, ?doktor açığından, mevcuda bir o kadar daha eklenmesi gerektiğinden? söz ederken, TTB, ?bunlar kendi düşüncesinde hekim yetiştirecekler? ön yargısıyla gerçeği bile bile ?hayır, ihtiyaç yok? masalını yinelemişti. Akdağ, ?hekimlik gön
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.02.2010
TamGünYasasınınbilinmeyenleriTam Gün Yasasının bilinmeyenleri
Erdoğan'dan sağlık müjdesi
Samanyolu Haber
02.09.2009
14:59
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti tarihinde sağlık sektörüne en fazla harcamanın bu dönemde yapıldığına işaret ederek, sağlığa yapılan harcamanın bir bedelinin olmadığını söyledi.

Erdoğan, bütçe açık veriyor diye sağlık harcamalarını durdurmayacaklarına işaret ederek, Bu işin bir bedeli olmaz. Ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Daha çok eksiğimiz var, onu da söyleyeyim. dedi. Erdoğan, Etlik İhtisas Hastanesinde 10 adet 112 hava ambulansının teslim törenine katıldı. Erdoğan, sağlık noktasında bilimin, teknolojinin Türkiyeye transferi noktasında hiçbir imkândan kaçınmadıklarını ifade ederek, Her zaman söylediğimiz gibi Halk içinde muteber bir nesne yok devlet gibi. Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi. Bunun bedeli yok. Efendim bütçe açık veriyor. Ne verirse versin? Bütçe açık veriyor diye bunu önleyemeyiz, bunu durduramayız. Bu işin bir bedeli olmaz. Ne gerekiyorsa bunu yapacağız. Daha çok eksiğimiz var onu da söyleyeyim. diye konuştu. AMBULANS UÇAKLAR SIRADA Yaklaşık bir yıl önce 28 Ekim 2008 tarihinde ilk ambulans helikopterin Ankarada hizmete girdiğini anlatan Erdoğan, Bir yıl içinde Ankara ile birlikte 6 ilimiz daha ambulans helikopter hizmeti ile tanıştı. Vatandaşlarımız bu hizmetten istifade etti. Şimdi bu törenle birlikte 10 helikopteri daha devreye sokuyoruz. Bu sayıyı 17ye çıkarıyoruz. Bir de yedeğini ilave ettiğimizde 18 helikopter bu alanda hizmet verecek. şeklinde konuştu. Erdoğan, eylül ayı içinde iki hava ambulans uçağın alım ihalesini gerçekleştireceklerini müjdesini verdi. Buraya gelene kadar çok mücadeleler verdiklerini aktaran Erdoğan, İktidarımızın ikinci yılından itibaren bakanımızı bu konuda sıkıştırdım. Alımdan ötesi rent a car sistemi ile bu işi yürütelim istedik. Çünkü ülkemizde bu anlayış gelişmiş değildi. Helikopterde bu işi gerçekleştirdik. Jet noktasında gerçekleştirmek suretiyle uluslararası alanda gerçekleştirmiş oluruz. ifadesini kullandı. Yazılı ve görsel medyada ambulans geciktiği yönünde haberlerin zaman zaman çıktığını hatırlatan Erdoğan, Bir de bu işin kültürü bizde oluşmadı. Siren çalışıyor ama kimse yol açmıyor. Ambulans geçiyor mu, ben de geçeyim gideceğim yerlere hızlı gidelim anlayışı var. açıklamasını yaptı. Özel sektör hastaneleriyle ambulans konusunda koordineli çalışıldığını kaydeden Erdoğan, şunları söyledi: Bunları gerçekleştirdiğimiz anda zaman kaybımız minimize olacak. Bunu sıfırlamak mümkün değil. Bazı yerlerde sıkıntı olur. Art niyet olacağına asla ihtimal vermiyorum, 112de hizmet veren arkadaşlarımızın bir gönül eri olduğuna inanıyorum. Türkiyenin neresinde olursa olsun bir vatandaşın ihtiyacı olduğunda devletin tüm imkânları ile oraya koşması ve o ihtiyacı en iyi şekilde gerçekleştirmesi gerekiyor. MAZERET İSTEMİYOR Erdoğan, çok kar yağdı, yol kapandı ulaşamadık şeklinde mazeret duymak istemediğine ifade ederek, Şartlarımızı en son noktaya kadar zorlayacağız. Bu artık mazeret değil. Bu işi çözeceğiz. Yol yok, ulaşım yok. Bunlar mazeret değil. Artık sudan bahaneler ile vatandaşımın sıkıntılı anları o ölümcül vakalara dönüştüremeyiz. Dağlar tepeler aşılıyor. Hata payını minimize ediyoruz. Yok etmiyoruz. Bu hizmet gelişmiş ülkelerde varken benim ülkemde olmaması asla kabulleneceğimiz durum olamazdı. 2008 yılı itibariyle bu hizmeti Türkiyeye taşıdık. diye konuştu. Geçmişte yaşananların hatırlanmasını isteyen Erdoğan, vatandaşların ve hayvanların çektiği kızaklar üzerinde hasta taşıma dönemini tarihe gömdüklerini kaydetti. Cumhuriyet tarihinin sağlıkta dönüşüm programını bu dönemde başlattıklarının altını çizen Erdoğan, dönemlerinde hastane, yatak, ambulans, doktor, hemşire sayılarını kat kat artırdıklarını dile getirdi. Erdoğan, fiziki imkânlar arttıkça doktor ve hemşire sayısına olan ihtiyacın da arttığını kaydetti. Hastanelerinde hasta rehini bırakılma döneminin sona erdiğine işaret eden Erdoğan, şöyle konuştu: Hiçbir hasta hastane kapılarından döndürülmüyor. Eğer böyle bir şeyler varsa bize müracaat ediniz. Bizler bu tür olayları yapanlar olursa, yapılması gereken neyse bunu en ideal şekilde yaparız. İnsana değer veren, insanları yücelten insanlarla yola devam ederiz. İnsanı yüceltemeyen hiçbir devlet, hiçbir zaman var olmaz. Önce devlet, sonra insan hayır, önce insan, sonra devlet, olaya böyle bakacağız. HASTALARI DOLAŞTIRMAYIN Erdoğan, hastaların hastane hastane dolaştırmasını da eleştirerek, Bir hasta hastaneye götürülüyor. İlgililer, yetkililer o hastanede hastaya müdahale orada yapılmıyorsa, en yakın nerede yapılacağını söylemesi lazım. Bunu hâlâ yönlendirmeyenler var. Bir, iki, üç, beş hastaneyi dolaşıp arzu etmediğimiz şekilde netice alınan durumlar bulunuyor. Bunlardan dertli olduğumuzu hatırlatmak isterim. Sağlık sistemini çağın gereklerine, insanımız ihtiyaçlarına uygun hale getirmek için adımlar atmaya devam edeceğiz. Arzu etmediğimiz şekilde alınan sonuçlarda oluyor. Bundan dertli olduğumuzu da hatırlatmak isterim.
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.09.2009
ErdoğandansağlıkmüjdesiErdoğandan sağlık müjdesi
Iğdır'lı kızlara İzmir'den yardım eli
Samanyolu Haber
27.07.2009
10:09
ÖSSde başarılı olan iki kızını okutabilmek için yardım isteyen Iğdırlı işsiz babanın çağrısı İzmide doktor Arzu Acarı etkiledi.

Iğdırda ÖSSde bir kızı eşit ağırlık-2 puan türünde Türkiye 658incisi, diğer kızı ise sayısal-2 puan türünde Türkiye 1903üncüsü olan, ancak işsiz olduğu için eğitim giderleri konusunda yardım isteyen Akif Baydemire İzmirden yardım eli uzanacak. Ege Üniversitesi (EÜ) Tıp Fakültesi Hastanesinde görevli doktor Arzu Acar, AA muhabirine yaptığı açıklamada, ÖSSde eşit ağırlık-2 puan türünde 357.733 puan alarak Türkiye 658incisi olan Elvan (17) ile sayısal-2de 363.290 puan alıp Türkiye 1903üncüsü olan Alevin ailenin maddi durumu nedeniyle, üniversiteye devam edememe ihtimalinin bulunmasının kendisini üzdüğünü söyledi. Kızların durumunu gazetedeki haberden öğrendiğini belirten Acar, kız çocuklarının eğitiminin önemine inandığını, akrabalarının da babaya evlendir gitsin demesine hem üzüldüğünü hem kızdığını anlattı. Acar, 14 yaşında bir kızı olduğunu ve kızına her türlü eğitim imkanını sunduğunu belirterek, şunları kaydetti: Kızıma her türlü imkanı sunmama rağmen Iğdırdaki bu kızlar kadar başarı gösteremiyor. Bir sürü olanaksızlığın içinde başarılı olan 2 kız çocuğunun başarısı beni çok etkiledi. Akrabaları kız çocuğu bunlar, evlendirin gitsin demiş babaya. Kız çocuklarının okuması gerekir. Başarılı çocukların okuması çok önemli. Hele başarılı kız çocuklarının okuması daha fazla desteklenmeli. Bence bu tür çocuklar, ailenin yardım aramasına gerek bırakılmadan devlet tarafından okutulmalı. Doktor olmak isteyen Alev ile telefonla görüştüğünü belirten Acar, kızlara ihtiyaçlarına göre kira, harç ve bazı gereçlerin karşılanması gibi konularda elinden gelen yardımı yapacağını, ÖSS tercih sonuçlarının ardından tekrar aile ile görüşeceklerini kaydetti. Acar, konuyu hastanedeki arkadaşlarıyla da konuştuğunu ifade ederek, Üniversiteyi yardımlarla okuyan bir doktor arkadaşım da aileye yardım sözü verdi. Diğer arkadaşlarla da görüşeceğim. Elimizden geleni yapmaya hazırız diye konuştu. Baba Akif Baydemir, bir süre önce yaptığı açıklamada, kızlarının başarısıyla gurur duyduğunu, ancak işsiz olduğunu ve kızlarını okutacak maddi güçlerinin bulunmadığını söylemişti. (AA)
Samanyolu Haber
Son Dakika
27.07.2009
Iğdırlıkızlaraİzmirden/">İzmirdenyardımeliİzmirden-yardım-eli/">Iğdırlı kızlara İzmirden yardım eli
İnsan beyni bu DVD'ye sığacak
Samanyolu Haber
22.05.2009
10:57
Bilimadamları nano teknoloji sayesinde 2 bin film depolayabilen 10 bin GB (10 terabayt)lık kapasiteye sahip ultra DVD geliştirdi.

Bilimsel olarak yapılan bir araştırmaya göre 10 terabaytlık bu kapasite insan beyninin depolama kapasitesine eşit.

Avustralyanın Melbourne kentindeki Swinburne Üniversitesi tarafından geliştirilen bu DVDnin büyüklüğü ve kalınlığı şimdikilerden farksız. Bilimadamları, geliştirdikleri DVDlerle üç boyutlu televizyonlarda ultra yüksek çözünürlükte görüntünün izlenebileceği müjdesini de verdi. Ultra DVDlerin gelecek 5 yıl içerisinde piyasada olması bekleniyor.

Ultra DVDnin ilk örneği olan nano rods, sadece bir yönde hareket eden polarize ışınlar ve gözle görülemeyecek kadar ince altın parçacıklar kullanılarak geliştirildi. Araştırmacılar, Güney Korenin Samsung firmasıyla teknoloji transferi konusunda anlaşmaya vardı.

Buluşunu Nature dergisinde yayımlayan profesör Min Gu, diskin büyüklüğünü artırmadan data kapasitesini nano yapılı materyallerle nasıl yükseltebileceklerini gösterdiklerini belirtti.

Araştırma ekibinden doktor James Chon ise, polarizasyonun 360 derece döndürülebildiğini, örneğin sıfır derecelik bir polarizasyona bir veri katmanı, onun üzerine de 90 derecelik polarizasyonda başka bir veri katmanı kaydedebildiklerini ve bu katmanların birbirleriyle çakışmadıklarını ifade etti.

Bir DVD, 8,5 GBlık bilgi alıyor ve bir film için yeterli görülüyor. Bunun yerini mavi ışınlı 50 GB kapasiteli diskler almıştı. Ancak ultra DVDler 10 bin GB yani 10 terabaytlık kapasiteye ulaşmış oldu. Standart DVDlerin çoğu biri diğerinin yukarısında olmak üzere iki katmandan oluşuyor. Lazer okuyucu, önce birinci katmanı sonrasında ise ikinci katmanı okuyor. Ultra DVDlerde bunlara ışığın rengi ve yönü olmak üzere iki boyut daha eklendi. Profesör Gu, yeni boyutların, ultra DVDleri geliştirmede anahtar rol oynadığını aktardı.

Araştırmacılar, renkler kullanarak gözle görülemeyen altın parçacıklarını diskin yüzeyine kullandılar. Belirli ışık ve renk dalga uzunluklarının birbirleriyle uyumlu olduğunu ve bunun da diskin aynı fiziksel bölgesine farklı renk aralıklarında bilgi kaydetmesine olanak sağladığını tespit ettiler. Yine sadece bir yönde titreşim sağlayan ışın dalgalarıyla destekli polarize ışınlar kullanılarak ekstra bilgi yükleme olanağı da sağlandı. Polarize edilen bu ışınlar, özel bir filtre kullanılarak bloke edilebiliyor.

Tüketicilerin ultra DVDleri kullanabilmesi için yeni bir DVD okuyucu almaları gerektiği de belirtildi. Bu teknolojinin 3 boyutlu televizyon ya da ultra yüksek çözünürlük teknolojisinin kullanılmasına ön ayak olacağı da ifade edildi.

(CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.05.2009
İnsanbeynibuDVDyesığacak İnsan beyni bu DVDye sığacak
Saldırganlardan şoke eden soğukkanlılık
Samanyolu Haber
11.05.2009
00:51
Ailesinden yaklaşık 23 kişiyi kaybeden Çelebi, saldırıyı gerçekleştirdiğini iddia ettiği kişilerden birinin olaydan sonra yanına geldiğini söyledi.

Mardinin Mazıdağı ilçesine bağlı Bilge köyündeki saldırıda ailesinden yaklaşık 23 kişiyi kaybeden Mekiye Çelebi (30), yakınlarının yetim ve öksüz kalan 30 çocuğuna da annelik yapacak.


Mekiye Çelebi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, saldırının düzenlendiği gece köyü teröristlerin bastığını düşündüklerini, silahını alarak evinin camından dışarı bakıp, ne olup bittiğini anlamaya çalıştığını söyledi. Camdan saldırının düzenlendiği kayınpederinin evinin salonuna baktığını, üzerlerine mermi sıkılan yakınlarının hareket ettiğini gördüğünü bildirdi.

Saldırının 2-3 dakika sürdüğünü ifade eden Çelebi, Saldırıda annemi, babamı, 2 ağabeyimi, kayınpederimi, 4 amcamı, 4 teyzemi, dayımı, yengelerimi, amcamın çocuklarını ve iki görümcemi kaybettim. Ailemden 23 kişiyi saldırıda öldü. Benim çocuklarım da o evdeydi. Evin bir odasında çocukları yatırmışlar. Saldırıyı gerçekleştirenler salondakileri öldürdükten sonra çocukların nerede olduğunu da araştırmışlar dedi.

SALDIRIYI YAPANLARDAN BİRİSİ YARDIMA GELDİ

Mekiye Çelebi, saldırıyı gerçekleştirenleri gördüğünde çok şaşırdığını belirterek, saldırganların kapı komşusu olduğunu öne sürdü.

Olaydan sonra evdeki yaralıları hastaneye yetiştirmeye çalıştığını anlatan Çelebi, saldırıyı gerçekleştirdiğini iddia ettiği kişilerden birinin de yanına geldiğini kaydetti.

Çelebi, şöyle konuştu:

Herkes öldü sandım. Sonra yaralıları battaniyelerle taşımaya başladım. Saldırıyı yapanlardan birisi yardıma geldi. Bütün misafirlerin çocukları oradaydı. Çocukları öldürmesinden korktum. İterek defol dedim. Allah bana cesaret verdi. O anda beni de öldürebilirdi. Saldırıyı yapanlar konuşmalarında büyükleri öldürdük küçükleri de bırakmayın. Büyük Cemili yok ettik. Küçük Cemili de yok edin demişler. Oğlumu halası ahırda hayvanların içinde saklamış.

ALLAHA HAVALE EDİYORUM

Saldırıda ailesinden çok kişiyi kaybettiğini, ancak güçlü olmak zorunda olduğunu belirten Çelebi, yakınlarının öksüz ve yetimlerine de kendisinin bakacağını söyledi.

Çelebi, saldırıda anne ve babasını kaybeden çok sayda çocuk bulunduğunu, ancak bu çocukları aile olarak evlatlık vermeyi düşünmediklerini dile getirdi.

Ekonomik sıkıntılarının bulunmadığını vurgulayan Çelebi, şöyle dedi:

Saldırıda hayatını kaybedenlerin geride bıraktığı öksüz ve yetimlerin ekonomik sıkıntısı yok. Arazilerimiz var. Iraka yük taşıyan kamyonlarımız var. Alabalık tesislerimiz var. Ekonomik sıkıntımız yok. Devletimiz köyümüze karakol ve çocuklar için okul yapsın. Çocuklarımızı vermiyoruz. Devlet yardım yapmak istiyorsa gereken yardımı yine yapsın. 5 çocuğum vardı. Ailemden kaybettiğim 23 kişinin çocuğuna da hem annelik hem babalık yapacağım. Yakınlarımın yetimine ben sahip çıkacağım. Yaşadıklarımdan sonra daha da güçlendim. 30 yaşında olmama rağmen kendimi 70 yaşında gibi hissediyorum. Hiçbir şeyden korkmuyorum. Olaydan sonra saldırıyı gerçekleştirenlerin evine giderek kapılarını çaldım. Çıkın dışarı diye bağırdım. Korksaydım kendimi saklardım. O gece beni de öldürebilirlerdi. Ama fırsat kalmadı. Devletimize güveniyoruz. Devletimize sığınıyoruz. Hiçbir şeyden korkmuyoruz. Allaha havale ediyorum. Ben de onlardan birisini öldürsem o yükün hepsi bana da geçecek. Onlar gibi olacağım. Onlar gibi olsam onlardan ne farkım kalır. Bizden korkmasınlar.

ABİM DE EŞİNDEN AYRILDI

Mekiye Çelebi, yıllardır iki tarafın kendi aralarında kız alıp verdiğini ve iç içe olduklarını belirterek, saldırıyı gerçekleştiren aileye karşı güvenlerinin kalmadığını söyledi.

Saldırıdan sonra ailelerinden çok sayıda kişinin boşanmak istediğini ifade eden Çelebi, Karşı taraftan aldığımız kızlara ve karşı taraftan olan damatlarımıza güvenimiz kalmadı. Saldırıyı gerçekleştirenlerle evli olan yakınlarımız da eşlerinden ayrılacak. Ağabeyim de eşinden ayrıldı. Ağabeyim Ferhat Çelebi karşı taraftan olan eşi Pınar Çelebiden ayrılmak zorunda kaldı. 5 aylık bebekleri vardı. Onu da eşi ile birlikte gönderiyor. Onlarla bir bağımızın kalmaması gerekiyor. Severek evlenmişlerdi. Ama artık onlara güvenemeyiz dedi.

ANNEMİ TEDAVİ ETMEK İÇİN DOKTOR OLMAK İSTERDİM

Mekiye Çelebi, sadece bir yıl okula gidebilme imkanı bulduğunu anlatarak, okuma ve yazmayı kendi imkanları ile öğrendiğini söyledi.

Okumayı çok istediğini, ancak okul çağında köylerinde okul olmadığı için eğitimini sürdür
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.05.2009
SaldırganlardanşokeedensoğukkanlılıkSaldırganlardan şoke eden soğukkanlılık
Doktor gözetiminde çapraz sorgu
Samanyolu Haber
05.05.2009
13:18
Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında, Kasım ayında savunması sağlık sorunları nedeniyle yarım kalan Ayşe Asuman Özdemirin, doktor gözetiminde çapraz sorgusuna devam edildi.

Özdemirin ifadeleri nedeniyle töhmet altında kaldıklarını belirten sanıklar Özdemirin tekrar çağırılmasını talep etmişti. Bu talebi yerinde gören mahkeme Özdemiri yeniden çağırmıştı.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon davasının bugünkü duruşmasında, 24 Kasım 2008 tarihindeki savunması sağlık sorunları nedeniyle yarım kalan Ayşe Asuman Özdemirin çapraz sorgusuna devam edildi. Karaciğer nakli için organ bekleyen Özdemirin sorgusu sırasında doktoru Hacı Aydın hazır bulundu. Mahkeme başkanı Köksal Şengün, Doktor Aydına sanığın sağlık durumunun ifade vermesine engel olup olmadığını sordu. Doktor Aydın ise, Konuşma sırasında her şeyi unutabiliyor. Belgeleri göstermeniz gerekebilir. Ancak ifade vermesine bir engel yoktur. cevabını verdi. Bunun üzerine Şengün, Özdemire, Beyinsel bir sorununuz var mı? diye sordu. Özdemir de, Hayır, ama bazen unutabiliyorum. Ama sonra yavaş yavaş hatırlıyorum. karşılığını verdi. Mahkeme Başkanı Şengün tarafından Özdemirin çapraz sorgusu sırasında sağlık sorunları nedeniyle oturmasına izin verildi.

İstanbul Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın, sanığa soracak soruları olduğunu belirtti. Taşkın, e-mail yazışmalarında neden kısaltma kullandığını sordu. Özdemir, Ben ismini anmaktan hoşlanmadığım kişileri hakkında yazdığım zaman isim ve soyadlarının baş harflerini yazarım. şeklinde cevap verdi. Bu yanıtın ardından Savcı Taşkın, bir e-maili okuyarak Ö.D. olarak yapılan kısaltmada kimin kast edildiğini sordu. Özdemir, 30 yıllık eşim. Özcan beydir o dedi. Cevabın ardından Başkan Şengün, Siz az önce hoşlanmadığınız kişilerin isimlerini kısaltarak yazdığınızı söylediniz. Şimdi de bu kısaltmayı 30 yıllık eşiniz için yaptığınızı anlatıyorsunuz. dedi. Özdemir, Haklısınız. Ama o eşim Özcan beydir. Ben onun için ölürüm. dedi.

Savcı Taşkının sorularından sonra sanıkların sorularıyla Özdemirin çapraz sorgusuna devam edildi. Tutuklu sanık Muzaffer Tekin söz alarak, İfadelerde benim ismim geçtiği için açıklama yapmak gereği hissettim. Ofisime gelen iki bayanı şimdi hatırlıyorum. Zekeriya Öztürkün tanıdıklarıydı. Bir handa büro yeri kiralamaya çalışıyorlardı. Ben de han sahibini tanıdığım için onları oraya götürüp yardımcı oldum. şeklinde konuştu.

Tutuklu sanık Kemal Kerinçsiz de, sanık Ayşe Asuman Özdemirin ilk sorgusu sırasında Savcı Pekgüzelin, sanığın sağlık durumunu hiçe sayıp ardı sıra sorular yönelttiğini söyledi. Kerinçsiz, Dava biter ama insan ve sağlık kalır. Yapılanlar unutulmaz. dedi. Savcıları bu sözleriyle eleştiren Kerinçsiz, Ayşe Asuman Özdemiri soru yağmuruna tuttu. Zaman zaman birbirlerine ses tonlarını yükselten iki sanık, Köksal Şengün tarafından üsluplarını bozmamaları, seslerini yükseltmemeleri ve birbirlerini tahrik etmemeleri yolunda uyarıldı. Kerinçsiz, Sanık Gazi Güder savunma yaparken kendisine bir soru sormuştum. Ayşe Asuman Özdemir, olaylara eklemeler yapar mı demiştim. O da Hikayelere eklemeler yapar. Çok konuşan herkesin yaptığı gibi özünden saptırır demişti. Bu ifadeye ne diyeceksiniz? dedi. Ayşe Asuman Özdemir ise bu soruyu Her zamanki gibi haddini aşmış, yakışıksız sözler söylemiş. Mahkemede olduğumuz için daha fazla söyleyemiyorum. Bahsedilen olaylar sırasında yanımda olması lazım ki eklemeler yaptığımı yani yalan söylediğimi bilebilsin. Ha benden intikam alıyorsa bilemem şeklinde cevapladı. Kerinçsizin, Yazınızda geçen Karıncalar ordusu nedir? sorusuna ise Özdemir, Karıncalar Ordusu denilen şey eksik yazılmış. Aslı Karıncalar Ordusu Aydınlanma Projesidir. Bu proje daha sonradan Ulusal Köy Kütüphanesi Projesi olarak isim değiştirdi şeklinde cevap verdi. Özdemir, Kerinçsizin Örgütlenerek en kısa sürede başaracağınız şey nedir? şeklindeki sorusunu da O dönemde dernek kurma çalışmaları vardı. Bunla alakalı söylenmiş bir sözdür. diye cevapladı.

Sanık Ayşe Asuman Özdemir, Kerinçsizin Atabeyler davasıyla ilgili sorular sırasında oldukça sinirlendi, salonda gergin anlar yaşandı. Atabeyler davasıyla bir ilgili bulunmadığını belirten Özdemir, Muzaffer Tekinin kendisini arayarak Kemal Kerinçsizin güvenilir bir avukat olduğunu ve bu davayı almasını sağlamak konusunda aracılık yapmasını istediğini söyledi. Kerinçsiz, Muzaffer Tekin, bana ne kadar uzak ise size de o kadar uzak. Neden beni direk aramak yerine sizi aradı? diye sordu. Bunun üzerine Özdemir, Siz beni suçlamaya mı çalışıyorsunuz? Buna cevap vermek zorunda mıyım? diye sordu. Başkan Şengünün, Cevap vermeyebilirsiniz sözü üzerine Özdemir, Cevap vermek istemiyorum. dedi.

Kerinçsiz, Bana gelmeden önce birisi size davayı bana vermeniz konusunda yetki mi verdi? sorusu üzerine Özdemir, Ricacı oldum. Üç yıl önce yazılan bir şeyi size tuzak için mi yazdım. Ben de hapis yattım. Bir k
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.05.2009
Doktorgözetimindeçaprazsorgu Doktor gözetiminde çapraz sorgu
Uyanık eczacıların kilit oyunu
Samanyolu Haber
27.02.2009
16:57
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) müfettişlerinin iki ilde 19 eczanede yaptığı denetimlerde traji komik sonuçlar ortaya çıktı.

SGK Rehberlik ve Teftiş Başkanı Mustafa Apaydının verdiği bilgiye göre, denetimi önceden haber alan bazı eczaneler yolsuzluklarının tespit edilmesinden korktuğu için kapısına kilit vurdu, bazıları da devlete gönderdiği faturaları yüzde 80 oranında azalttı. Devlet, eczanelere 300 bin lira ödeme yaparken bu bir anda 50 bin liraya düştü. Apaydın, denetimler sayesinde Kurumun iki pilot ildeki eczanelere 2 milyon 650 bin lira yersiz ödeme yapmaktan kurtulduğunu belirtti.

Sahte reçete, sahte ilaç, sahte doktor kaşesiyle yapılan devlet soygununun ayrıntılarını anlatan Apaydın, Türkiye çapında eczanelerle ilgili denetimlerin devam ettiğini dile getirdi. Bu kapsamda 2 ilde yeni denetim teknikleriyle inceleme yaptıklarını kaydeden Apaydın, eczane provizyon sistemindeki bilgilerden faydalanarak denetimlere yöneldiklerini dile getirdi. Apaydın, 19 eczanede yapılan denetimler sırasında ortaya çıkan ilginç tabloyu özetledi:

Müfettişler eczane teftişlerine başladıklarından itibaren bazı eczaneler tamamen kapısına kilidi vurmuşken, bazılarına da aylık yapılan ödemelerde yüzde 80lere varan azalmalar oldu. 300 bin lira ödeme yaparken bu bir anda 50 bin liraya düştü. Bu şekilde bu iki pilot ilimizde bir yıl içinde kurumumuz 2 milyon 650 bin lira yersiz ödeme yapmaktan kurtuldu. 19 eczanedeki boyut. Teftişin psikolojik etkisi.

VATANDAŞTAN HABERSİZ ADINA İLAÇ YAZILMIŞ

Vatandaşların ihbarlarının kendilerine ışık tuttuğunu aktaran Apaydın, vatandaşların hayatında kullanmadığı ilaçların eczanelerce devlete fatura edildiğinin tespit edildiğini aktardı. Apaydın, Vatandaş adına reçete düzenlenmiş, Kuruma fatura edilmiş, hayatında kullanmadığı ilaçlar var. Hastaların ifadelerine başvuruyoruz. Vatandaş, hayatımda bu kadar kullanmadım diyor. bilgisini verdi. Söz konusu usulsüzlüklerin önüne geçmek için yeni tedbirleri devreye sokacaklarını vurgulayan Başkan, Hastane medula sistemiyle eczane provizyon sistemi entegre edilecek. Yolsuzlukların önü kesilecek. Sahte rapora göre ilaç düzenleniyorsa medula ve provizyon sistemi bunu reddedecek. Entegrasyon çalışmaları devam ediyor. dedi. Eczane denetiminin yapılmasına ilişkin eczane denetim rehberi hazırlıklarına devam ettiklerini vurgulayan Apaydın, eczanede yapılan denetimlerin daha yerinde isabetli tespitler yapacaklarını kaydetti.

12 MEDİKAL FİRMADAN 8.5 MİLYON LİRA TAHSİL EDİLECEK

Eskişehirde 12 medikal firmanın yaptığı usulsüzlükle ilgili SGK tahsilata başladı. Faturalara ameliyatta kullanılan paket sayısı kadar barkod yapıştırılması gerekirken, kullanılan adet kadar barkod yapıştırılarak devleti 8.5 milyon lira zarara uğratan şirketlere işaret eden Apaydın, İşlemler şişirilmiş. Ameliyat sırasında kullanılmayan malzemeler kullanıldı gösterilmiş. Buradan 8.5 milyon lira kurum zararı oluştu. Bunun tahsilat işlemleri başladı. diye konuştu. Apaydın, Ankaradaki 14 hastanenin yaptığı 2.3 milyon liralık usulsüzlüğün de söz konusu üniversite ve özel hastanelere yapılacak ödemelerden düşüldüğünü ifade etti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
27.02.2009
UyanıkeczacılarınkilitoyunuUyanık eczacıların kilit oyunu
Şahin iddialara son noktayı koydu
Samanyolu Haber
05.02.2009
20:43
Geçen hafta ani rahatsızlığı sebebiyle hastanede tedaviye alınan Maliye Bakanı Kemal Unakıtanın son durumunu ziyaretine gelen M. Ali Şahin açıkladı.

Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, Hacettepe Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesinde tedavi gören Maliye Bakanı Kemal Unakıtanı ziyaret etti.

Bakan Şahin, hastane çıkışında gazetecilerin soruları üzerine Kemal beyi gayet iyi gördüm. Tabii en büyük şikayetlerinden birisi şekerinin yüksek olmasıydı. Şekerinin normal seviyeye geldiğini kendileri bana ifade etti dedi.

Doktorların Unakıtana iki faklı önerisi olduğunu belirten Şahin, bunlardan birini tercih etme noktasında değerlendirdirmelerde bulunduğunu söyledi.

Kişisel kanaatinin, Unakıtanın çok yakında taburcu edileceği yönünde olduğunu ifade eden Şahin, şunları kaydetti:

Kendisi bana ne gün taburcu olacağına ilişkin bir tarih vermedi, ama çok yakın bir zamanda taburcu olur. Sadece ameliyat önerilmiyor kendisi için, başka öneriler de var. Kendisi, eşi bir değerlendirme yapıyorlar. Benim kanaatimi da sordu, ben de samimi olarak kanaatimi ona ifade ettim. Hastanede uygulanan bir takım tedavi yöntemleriyle şekeri normal seviyeye getirildi. Bu durum kendisinde ciddi bir rahatlama sağladı. Damarlarıyla ilgili anjiyo sonucu elde edilen verilere göre doktorları iki farklı alternatifi kendisine sundular, bunlardan birini tercih edecekler. Önerilerden birisi ameliyat, diğeri de stent olabilir. Ben doktor değilim, aldığım izlenimi paylaşıyorum. Bu konuda söz söylemeye yetkili olan doktorlarıdır.

Unakıtanın beyin damarlarında tıkanıklık olduğuna ilişkin bir iddianın ortaya atıldığının belirtilmesi üzerine Şahin, Öyle ciddi bir sorun yok. Kendisinden böyle bir bilgi almadım. Önce doktorlar tarafından kendisine böyle bir bulgu ifade edilmiş, ama bunun üzerinde fazla durulmamış. Daha doğrusu, üzerinde durulmaya değer görülmemiş. Böyle bir bulgu ifade eden emareye rastlanılmadığı doktorlar tarafından kendisine ifade edilmiş dedi.

Şahin, Ahsen Hanımın bir iddiası vardı, Kemal Unakıtan sahte isimle yatıyor diyordu. Bu konuda bilginiz var mı? sorusuna da Böyle bir şeyi duymadım. Sizden duyuyorum. Ahsen Hanım espri yapmış olacak. Kendisini çalışma temposuna uygun yapıda gördüm. Hatta kendisi benim bir şeyim yok niye burada duruyorum şeklinde konuştu, ama doktorları ne derse onu yapacak karşılığını verdi.

AA
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.02.2009
ŞahiniddialarasonnoktayıkoyduŞahin iddialara son noktayı koydu
Başörtülüye hakarete hapis cezası
Samanyolu Haber
02.12.2008
07:27
Sağlık ocağına gelen başörtülü iki hastaya hakaret eden doktor, 10 ay hapis cezasına çarptırıldı.

Geçtiğimiz nisan ayında Konyada Yalıhüyük Sağlık Ocağına giden Gamze Çakıcı (20) ve Hacer Kılınç (24), kurumda görevli Doktor Erol Erenin (64) aşağılayıcı tavrıyla karşılaşmıştı.

Erenin kendilerine Biraz çağdaşlaşın, bu kıyafetle buralara gelmeyin. demesi üzerine mahkemeye başvuran Çakıcı, hukuk mücadelesini kazandı. Doktora verilen 10 aylık hapis cezası, 10 bin 500 YTL para cezasına çevrildi. Konya Sağlık Müdürü Hasan Küçükkendirci, mahkemenin kararının ardından doktor Eren hakkında soruşturma başlattı. Sağlık ocağında yaşanan skandalı CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Meclis gündemine de taşımıştı.

Doktor Erol Erenin hakaretine maruz kalan Gamze Çakıcı, yaşadıklarını şöyle anlattı: Arkadaşım Hacerle kansızlık şikayetim yüzünden Doktor Erol Erenin odasına girdik. Bize bu kıyafetle buralara giremezsiniz biraz çağdaşlaşın dedi. Sonra da masanın üstündeki kızının resmini göstererek bakın bu benim kızım ne kadar modern ve çağdaş diyerek eleştirinin şiddetini artırmaya başladı. Yapılan eleştiriye cevap vermek istesek de başarılı olamadık. Sağlık karneme ilaç yazıp konuşmasına devam etti. Tartışmanın daha fazla büyümesini istemedik. Çıkarken de yanındaki hemşireye ben bu yüzleri unutmam, sizinle yine görüşeceğiz dediğini duyduk. Eve gelince olayı babama anlattım.

Kızına yapılan muameleyi yargıya taşıyan baba Yusuf Çakıcı, Sağlık Bakanlığına da şikâyet dilekçesi verdi. Konya İl Sağlık Müdürlüğü, doktor hakkında soruşturma izni vermedi. Baba Çakıcının Seydişehir Başsavcılığına yaptığı müracaat sonrası davaya bakan Sulh ve Ceza Mahkemesi, Erenin amaç ve saiki göz önüne alınarak takdiren aşağı hadden 1 yıl hapisle cezalandırılmasına hükmetti. Mahkeme, sanığın duruşmadaki iyi halini dikkate alarak cezayı 10 ay hapse dönüştürdü. Daha sonra ise 10 bin 500 YTL para cezasına çevirdi. Konya Sağlık Müdürü Hasan Küçükkendirci, mahkemenin kararının ardından Erol Eren hakkında soruşturma başlattı. Kararı değerlendiren Gamze Çakıcı, Adaletin yerini bulacağından kuşkumuz yoktu. Dilerim başımıza gelen bu durumdan herkes ders çıkarır. diye konuştu. Baba Çakıcı da sonucun kendileri için çok önemli olduğunu söyledi.

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, sağlık ocağında yaşanan olayı TBMM gündemine taşımıştı. Kartın Sağlık Bakanı Recep Akdağın cevaplaması için verdiği önergede başörtülü hastaların tedavi edilmemelerinin kabul edilemez olduğu ifade edilmişti. Kart, Bu hem ahlaken doğru değildir hem de devletin sağlık hizmetlerini kayıtsız şartsız yerine getirmesi yolundaki sorumluluğuyla bağdaşmaz. demişti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.12.2008
BaşörtülüyehakaretehapiscezasıBaşörtülüye hakarete hapis cezası
Toplam "46" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti