Habergec.Com Aranan Kelimeler:iki kültür merkezi daha Değerlendirme: 10 / 10 362699
habergec.com
20.04.2014 Pazar
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

iki kültür merkezi daha

Terör örgütü yandaşları öğrenci yurduna saldırdı
Zaman
09.04.2014
18:40
Şırnakın Cizre ilçesinde bir grup PKK terör örgütü yandaşları, çoğunluğunun İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin kaldığı özel bir yurda el yapımı patlayıcı ve molotof bombalarıyla saldırdı. Saldırı sonucu yurdun arka kısmındaki camlar kırıldı ve maddi hasar meydana geldi.Şırnakta son zamanlarda sokak olayları artmaya başladı. Son bir ay içerisinde Şırnakın Silopi ilçesinde ücretsiz olarak öğrencilere YGS ve LYS kursları veren ve SODES kapsamında eğitim veren Gençlik Merkezi iki kez benzin dökülerek yakılmak istendi. Yapılan saldırı sonucu Gençlik Merkezi kullanılamaz hale geldi. Yine Silopide iki hafta önce yola çıkan örgüt yandaşları yoldan geçen araçları durdurmak istedi. Yoldan geçen bir polis aracına atılan molotof bombası sonucu bayan polis memuru Z.Ç. (33) yanma sonucu ağır yaralandı. Ç., hava ambulansı ile sevk edildiği Ankara GATA hastanesinde tedavi altına alındı. Geçen hafta ise Şırnak il merkezinde Kültür Merkezi çevresinde yoldan geçen sivil bir askeri araca atılan molotof bombası sonucu bir astsubay ve 2 sivil memur hafif yaralanmıştı.Silopide yapılan saldırının benzeri dün akşam Şırnakın Cizre ilçesinde yaşandı. Yafes Mahallesinde bulunan ve çoğunluğu İmam Hatip öğrencilerinin kaldığı özel bir yurda saldırı düzenleyen PKK terör örgütü yandaşları, yurda el yapımı patlayıcı ve molotof bombalarıyla saldırdı. Saldırı sonucu yurtta maddi hasar meydana geldi. Saldırganlara anında müdahale eden güvenlik güçleri eylemcileri dağıttı.Saldırıya uğrayan yurdun yıllardır bölge çocuklarının eğitimlerine yardımcı olduğu, yurtta kalan öğrencilerin ise çoğunluğunun İmam Hatip öğrencisi olduğu öğrenildi.Saldırı güvenlik kameralarına yansıdıŞırnakın Cizre ilçesinde, bir grup terör örgütü yandaşının özel öğrenci yurduna yaptığı saldırılar güvenlik kamerası tarafından görüntülendi.Görüntülerde yurda iki taraftan eş zamanlı saldırı yapıldığı, yüzleri maskeli saldırganların en az 12 kişi olduğu, yurda saldırmaya gelenlerin ara sokaklardan çıktığı, ellerindeki molotof bombalarıyla saldırdıkları görülüyor. Yurda el yapımı patlayıcı ve molotof bombaları atan saldırganlar, daha sonra hızlıca ara sokaklara kaçıyor. Saldırı sonucu yurdun arka kısmındaki camlar kırıldı ve maddi hasar meydana geldi.
Zaman
En Çok Okunan
09.04.2014
TerörörgütüyandaşlarıöğrenciyurdunasaldırdıTerör örgütü yandaşları öğrenci yurduna saldırdı
Terör örgütü yandaşları öğrenci yurduna saldırdı
Zaman
09.04.2014
15:28
Şırnakın Cizre ilçesinde bir grup PKK terör örgütü yandaşları, çoğunluğunun İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin kaldığı özel bir yurda el yapımı patlayıcı ve molotof bombalarıyla saldırdı. Saldırı sonucu yurdun arka kısmındaki camlar kırıldı ve maddi hasar meydana geldi.Şırnakta son zamanlarda sokak olayları artmaya başladı. Son bir ay içerisinde Şırnakın Silopi ilçesinde ücretsiz olarak öğrencilere YGS ve LYS kursları veren ve SODES kapsamında eğitim veren Gençlik Merkezi iki kez benzin dökülerek yakılmak istendi. Yapılan saldırı sonucu Gençlik Merkezi kullanılamaz hale geldi. Yine Silopide iki hafta önce yola çıkan örgüt yandaşları yoldan geçen araçları durdurmak istedi. Yoldan geçen bir polis aracına atılan molotof bombası sonucu bayan polis memuru Z.Ç. (33) yanma sonucu ağır yaralandı. Ç., hava ambulansı ile sevk edildiği Ankara GATA hastanesinde tedavi altına alındı. Geçen hafta ise Şırnak il merkezinde Kültür Merkezi çevresinde yoldan geçen sivil bir askeri araca atılan molotof bombası sonucu bir astsubay ve 2 sivil memur hafif yaralanmıştı.Silopide yapılan saldırının benzeri dün akşam Şırnakın Cizre ilçesinde yaşandı. Yafes Mahallesinde bulunan ve çoğunluğu İmam Hatip öğrencilerinin kaldığı özel bir yurda saldırı düzenleyen PKK terör örgütü yandaşları, yurda el yapımı patlayıcı ve molotof bombalarıyla saldırdı. Saldırı sonucu yurtta maddi hasar meydana geldi. Saldırganlara anında müdahale eden güvenlik güçleri eylemcileri dağıttı.Saldırıya uğrayan yurdun yıllardır bölge çocuklarının eğitimlerine yardımcı olduğu, yurtta kalan öğrencilerin ise çoğunluğunun İmam Hatip öğrencisi olduğu öğrenildi.Saldırı güvenlik kameralarına yansıdıŞırnakın Cizre ilçesinde, bir grup terör örgütü yandaşının özel öğrenci yurduna yaptığı saldırılar güvenlik kamerası tarafından görüntülendi.Görüntülerde yurda iki taraftan eş zamanlı saldırı yapıldığı, yüzleri maskeli saldırganların en az 12 kişi olduğu, yurda saldırmaya gelenlerin ara sokaklardan çıktığı, ellerindeki molotof bombalarıyla saldırdıkları görülüyor. Yurda el yapımı patlayıcı ve molotof bombaları atan saldırganlar, daha sonra hızlıca ara sokaklara kaçıyor. Saldırı sonucu yurdun arka kısmındaki camlar kırıldı ve maddi hasar meydana geldi.
Zaman
Son Dakika
09.04.2014
TerörörgütüyandaşlarıöğrenciyurdunasaldırdıTerör örgütü yandaşları öğrenci yurduna saldırdı
Bakır nefesten ücretsiz konser
Zaman
01.04.2014
02:20
Klasik, jazz, pop ve Anadolu ezgilerini kendi üslubu ile birleştirip sentezleyerek geniş bir repertuvar sunan “Golden Horn Brass”, yarın akşam Koç Üniversitesi Sevgi Gönül Kültür Merkezi SGKM’de sahne alacak.Saat 20.00’de başlayacak konseri sanatseverler ücretsiz takip edebilecek. Türkiye’nin ilk bakır nefesli beşlisi olan “Golden Horn Brass”; ‘bakır nefesli enstrümanları’ konserler aracılığıyla daha popüler hale getirmek amacıyla kurulmuş ve çalışmalarına 2004 Temmuz ayından bu yana devam ediyor. Klasik Batı müziği eğitimi alan grup üyeleri, halen Bilkent Senfoni Orkestrası, İstanbul Devlet Opera ve Balesi Orkestrası, Mimar Sinan Üniversitesi Devlet Konservatuvarı’ndaki görevlerinin yanı sıra Golden Horn Brass grubuyla da çalışmalarını sürdürüyor. Daha geniş kitlelerin bakır nefesli enstrümanlarla tanışmasını hedefleyen “Golden Horn Brass” grubu; iki trompet, korno, trombon ve tubadan oluşuyor. (www.ku.edu.tr)
Zaman
Kültür
01.04.2014
BakırnefestenücretsizkonserBakır nefesten ücretsiz konser
Suriye ile savaş ucu belirsiz bir macera olur
Zaman
27.03.2014
02:20
Seçim öncesi Suriye sınırında yükselen tansiyonu değerlendiren uzmanlar, Türkiye’nin provokasyon neticesinde sonu belirsiz bir savaşın içine çekilebileceği uyarısı yapıyor. Ankara, Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik saldırıya karşılık verileceğini açıklarken, uzmanlar, “Ordu kesinlikle karadan Suriye’ye sokulmamalı. Savaş, Türkiye’nin en son seçeneği olmalı.” diyor.Türkiye’nin pazar günü sınır ihlali yapan bir Suriye uçağını düşürmesinin ardından sınırda gerginlik artarken, seçimlerin hemen öncesinde iki ülke arasında savaş çıkabileceğine dair endişeler var. Suriye’nin sınır hattında devriye gezen Türk savaş uçaklarına karşı füzelerini kilitleyerek tacizde bulunması, El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün Türk askerinin koruduğu Süleyman Şah Türbesi’ni tehdit etmesi, çatışma ihtimalini güçlendiriyor. Muhalefet partileri, sınırdaki gerilimi seçimle irtibatlandırarak AK Parti’yi gündemi değiştirmek için ülkeyi tehlikeli bir maceraya sürüklemekle suçluyor. Uzmanlar da Türkiye’nin provokasyon neticesinde sonu belirsiz bir savaşın içine çekilebileceği uyarısında bulunuyor. IŞİD’e karşı düzenlenmesi muhtemel operasyonun tüm boyutlarıyla ele alınması gerektiğini kaydeden Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, “Türbeyi korumanın ötesinde bir çatışmanın içinde kalabiliriz. IŞİD ile beraber aynı zamanda Suriye ile daha derin bir çatışmanın içine girebiliriz. O yüzden bu mesele ile ilgili toplumsal ve siyasi mutabakat aranması lazım.” diyor. Okur, operasyonun derinleşmesi ve devamında başarısızlığı halinde Türkiye’de PKK’nın 30 Mart sonrası için özerklik taleplerinin güçleneceğini de belirtiyor. Okur, “Suriye’de askeri çatışma ortamına girersek Güneydoğu’daki özerklik talepleri giderek yükselmeye başlar. O zaman Suriye’de PKK unsurları ile de karşı karşıya gelebiliriz. Türkiye’nin en son seçeneği savaş olması lazım. Sınırımızda 50 bin kişilik bir PYD (PKK’nın Suriye kolu) söz konusu. Bir zayıflık görüntüsü vermemek lazım ama bizi Suriye’nin içine sokacak bir savaştan ve çatışmadan da uzak durmak lazım.” değerlendirmesini yapıyor. Türkiye sınırına 25 km mesafedeki Süleyman Şah Türbesi, uluslararası anlaşmalar gereği Türk toprağı sayılıyor ve güvenliğini buradaki Türk askerleri sağlıyor. IŞİD’in türbeye saldırı hazırlığında olduğu yönünde haberler yayınlanırken, Ankara her türlü saldırıya karşılık verileceğini açıklamıştı. 21. yy. Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ da IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerinin çekilmesi için mühlet vermesini ‘provokasyon’ olarak değerlendiriyor. Özdağ, “Türkiye-Suriye sınırında 100 bin askerimiz mevcut. Ama böyle bir tehdit yok şu anda. IŞİD’in türbedeki askerlerin çekilmesi yönünde süre vermesini provokasyon olduğunu düşünüyorum. IŞİD açısından bunun bir mantığı yok. IŞİD türü örgütler çok rahat sızılan, manipüle edilen, tahrik aracı olarak kullanılan örgütlerdir.” şeklinde konuşuyor.‘SÜLEYMAN ŞAH İÇİN ÖSO DEVREYE GİREBİLİR’Bağdat eski Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanı emekli Kurmay Albay İsmail Hakkı Soygeniş ise türbeye yönelik muhtemel bir saldırıda Türk ordusunun nokta operasyon düzenlemesi gerektiğini söylüyor. Albay Soygeniş, “Türkiye savaşa girmeden, Türk Hava Kuvvetleri ve özel kuvvetlerini kullanarak hareket etmeli. Ordu kesinlikle karadan Suriye ile savaşa sokulmamalı… İşin içinden çıkılmaz bir hal alabilir… Zararlı çıkan biz oluruz.” uyarısını yapıyor. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı da Türkiye’nin IŞİD’e karşı türbenin etrafını kontrol altına alana kadar harekete geçmemesini eleştirirken bölgede muhalif Özgür Suriye Ordusu unsurlarının kullanabileceği görüşünü dile getiriyor. İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim görevlisi Bora Bayraktar ise IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik tehdidinin sembolik olduğunu, bunu ciddiye almadığını söylüyor. Bayraktar, Suriye uçağının düşürülmesini de ‘iç politikaya dönük bir hareket’, ‘Başbakan Tayyip Erdoğan’ın seçim yatırımı’ olarak değerlendiriyor. Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Genç de kara harekâtının oldukça riskli olacağını belirtiyor. Türkiye’nin kesinlikle Suriye’ye karşı bir cephe açmaması gerektiğini dile getiren Savaş, aksi takdirde Türkiye’nin Esed’i destekleyen İran ve Rusya’yı da karşısına alacağını ifade ediyor. Savaş, “Biz PKK ile mücadeleden düzenli orduların, paramiliter yapılara karşı uygun enstrümanlar olmadığını biliyoruz. Bu durumda gelişmiş ülkel
Zaman
En Çok Okunan
27.03.2014
SuriyeilesavaşucubelirsizbirmaceraolurSuriye ile savaş ucu belirsiz bir macera olur
Suriye ile savaş ucu belirsiz bir macera olur
Zaman
27.03.2014
02:19
Seçim öncesi Suriye sınırında yükselen tansiyonu değerlendiren uzmanlar, Türkiye’nin provokasyon neticesinde sonu belirsiz bir savaşın içine çekilebileceği uyarısı yapıyor. Ankara, Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik saldırıya karşılık verileceğini açıklarken, uzmanlar, “Ordu kesinlikle karadan Suriye’ye sokulmamalı. Savaş, Türkiye’nin en son seçeneği olmalı.” diyor.Türkiye’nin pazar günü sınır ihlali yapan bir Suriye uçağını düşürmesinin ardından sınırda gerginlik artarken, seçimlerin hemen öncesinde iki ülke arasında savaş çıkabileceğine dair endişeler var. Suriye’nin sınır hattında devriye gezen Türk savaş uçaklarına karşı füzelerini kilitleyerek tacizde bulunması, El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün Türk askerinin koruduğu Süleyman Şah Türbesi’ni tehdit etmesi, çatışma ihtimalini güçlendiriyor. Muhalefet partileri, sınırdaki gerilimi seçimle irtibatlandırarak AK Parti’yi gündemi değiştirmek için ülkeyi tehlikeli bir maceraya sürüklemekle suçluyor. Uzmanlar da Türkiye’nin provokasyon neticesinde sonu belirsiz bir savaşın içine çekilebileceği uyarısında bulunuyor. IŞİD’e karşı düzenlenmesi muhtemel operasyonun tüm boyutlarıyla ele alınması gerektiğini kaydeden Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, “Türbeyi korumanın ötesinde bir çatışmanın içinde kalabiliriz. IŞİD ile beraber aynı zamanda Suriye ile daha derin bir çatışmanın içine girebiliriz. O yüzden bu mesele ile ilgili toplumsal ve siyasi mutabakat aranması lazım.” diyor. Okur, operasyonun derinleşmesi ve devamında başarısızlığı halinde Türkiye’de PKK’nın 30 Mart sonrası için özerklik taleplerinin güçleneceğini de belirtiyor. Okur, “Suriye’de askeri çatışma ortamına girersek Güneydoğu’daki özerklik talepleri giderek yükselmeye başlar. O zaman Suriye’de PKK unsurları ile de karşı karşıya gelebiliriz. Türkiye’nin en son seçeneği savaş olması lazım. Sınırımızda 50 bin kişilik bir PYD (PKK’nın Suriye kolu) söz konusu. Bir zayıflık görüntüsü vermemek lazım ama bizi Suriye’nin içine sokacak bir savaştan ve çatışmadan da uzak durmak lazım.” değerlendirmesini yapıyor. Türkiye sınırına 25 km mesafedeki Süleyman Şah Türbesi, uluslararası anlaşmalar gereği Türk toprağı sayılıyor ve güvenliğini buradaki Türk askerleri sağlıyor. IŞİD’in türbeye saldırı hazırlığında olduğu yönünde haberler yayınlanırken, Ankara her türlü saldırıya karşılık verileceğini açıklamıştı. 21. yy. Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ da IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerinin çekilmesi için mühlet vermesini ‘provokasyon’ olarak değerlendiriyor. Özdağ, “Türkiye-Suriye sınırında 100 bin askerimiz mevcut. Ama böyle bir tehdit yok şu anda. IŞİD’in türbedeki askerlerin çekilmesi yönünde süre vermesini provokasyon olduğunu düşünüyorum. IŞİD açısından bunun bir mantığı yok. IŞİD türü örgütler çok rahat sızılan, manipüle edilen, tahrik aracı olarak kullanılan örgütlerdir.” şeklinde konuşuyor.‘SÜLEYMAN ŞAH İÇİN ÖSO DEVREYE GİREBİLİR’Bağdat eski Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanı emekli Kurmay Albay İsmail Hakkı Soygeniş ise türbeye yönelik muhtemel bir saldırıda Türk ordusunun nokta operasyon düzenlemesi gerektiğini söylüyor. Albay Soygeniş, “Türkiye savaşa girmeden, Türk Hava Kuvvetleri ve özel kuvvetlerini kullanarak hareket etmeli. Ordu kesinlikle karadan Suriye ile savaşa sokulmamalı… İşin içinden çıkılmaz bir hal alabilir… Zararlı çıkan biz oluruz.” uyarısını yapıyor. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı da Türkiye’nin IŞİD’e karşı türbenin etrafını kontrol altına alana kadar harekete geçmemesini eleştirirken bölgede muhalif Özgür Suriye Ordusu unsurlarının kullanabileceği görüşünü dile getiriyor. İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim görevlisi Bora Bayraktar ise IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik tehdidinin sembolik olduğunu, bunu ciddiye almadığını söylüyor. Bayraktar, Suriye uçağının düşürülmesini de ‘iç politikaya dönük bir hareket’, ‘Başbakan Tayyip Erdoğan’ın seçim yatırımı’ olarak değerlendiriyor. Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Genç de kara harekâtının oldukça riskli olacağını belirtiyor. Türkiye’nin kesinlikle Suriye’ye karşı bir cephe açmaması gerektiğini dile getiren Savaş, aksi takdirde Türkiye’nin Esed’i destekleyen İran ve Rusya’yı da karşısına alacağını ifade ediyor. Savaş, “Biz PKK ile mücadeleden düzenli orduların, paramiliter yapılara karşı uygun enstrümanlar olmadığını biliyoruz. Bu durumda gelişmiş ülkel
Zaman
Dünya
27.03.2014
SuriyeilesavaşucubelirsizbirmaceraolurSuriye ile savaş ucu belirsiz bir macera olur
Suriye ile savaş ucu belirsiz bir macera olur
Zaman
27.03.2014
02:07
Seçim öncesi Suriye sınırında yükselen tansiyonu değerlendiren uzmanlar, Türkiye’nin provokasyon neticesinde sonu belirsiz bir savaşın içine çekilebileceği uyarısı yapıyor. Ankara, Suriye’deki Türk toprağı Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik saldırıya karşılık verileceğini açıklarken, uzmanlar, “Ordu kesinlikle karadan Suriye’ye sokulmamalı. Savaş, Türkiye’nin en son seçeneği olmalı.” diyor.Türkiye’nin pazar günü sınır ihlali yapan bir Suriye uçağını düşürmesinin ardından sınırda gerginlik artarken, seçimlerin hemen öncesinde iki ülke arasında savaş çıkabileceğine dair endişeler var. Suriye’nin sınır hattında devriye gezen Türk savaş uçaklarına karşı füzelerini kilitleyerek tacizde bulunması, El Kaide bağlantılı Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütünün Türk askerinin koruduğu Süleyman Şah Türbesi’ni tehdit etmesi, çatışma ihtimalini güçlendiriyor. Muhalefet partileri, sınırdaki gerilimi seçimle irtibatlandırarak AK Parti’yi gündemi değiştirmek için ülkeyi tehlikeli bir maceraya sürüklemekle suçluyor. Uzmanlar da Türkiye’nin provokasyon neticesinde sonu belirsiz bir savaşın içine çekilebileceği uyarısında bulunuyor. IŞİD’e karşı düzenlenmesi muhtemel operasyonun tüm boyutlarıyla ele alınması gerektiğini kaydeden Gazi Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mehmet Akif Okur, “Türbeyi korumanın ötesinde bir çatışmanın içinde kalabiliriz. IŞİD ile beraber aynı zamanda Suriye ile daha derin bir çatışmanın içine girebiliriz. O yüzden bu mesele ile ilgili toplumsal ve siyasi mutabakat aranması lazım.” diyor. Okur, operasyonun derinleşmesi ve devamında başarısızlığı halinde Türkiye’de PKK’nın 30 Mart sonrası için özerklik taleplerinin güçleneceğini de belirtiyor. Okur, “Suriye’de askeri çatışma ortamına girersek Güneydoğu’daki özerklik talepleri giderek yükselmeye başlar. O zaman Suriye’de PKK unsurları ile de karşı karşıya gelebiliriz. Türkiye’nin en son seçeneği savaş olması lazım. Sınırımızda 50 bin kişilik bir PYD (PKK’nın Suriye kolu) söz konusu. Bir zayıflık görüntüsü vermemek lazım ama bizi Suriye’nin içine sokacak bir savaştan ve çatışmadan da uzak durmak lazım.” değerlendirmesini yapıyor. Türkiye sınırına 25 km mesafedeki Süleyman Şah Türbesi, uluslararası anlaşmalar gereği Türk toprağı sayılıyor ve güvenliğini buradaki Türk askerleri sağlıyor. IŞİD’in türbeye saldırı hazırlığında olduğu yönünde haberler yayınlanırken, Ankara her türlü saldırıya karşılık verileceğini açıklamıştı. 21. yy. Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ da IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ndeki Türk askerlerinin çekilmesi için mühlet vermesini ‘provokasyon’ olarak değerlendiriyor. Özdağ, “Türkiye-Suriye sınırında 100 bin askerimiz mevcut. Ama böyle bir tehdit yok şu anda. IŞİD’in türbedeki askerlerin çekilmesi yönünde süre vermesini provokasyon olduğunu düşünüyorum. IŞİD açısından bunun bir mantığı yok. IŞİD türü örgütler çok rahat sızılan, manipüle edilen, tahrik aracı olarak kullanılan örgütlerdir.” şeklinde konuşuyor.‘SÜLEYMAN ŞAH İÇİN ÖSO DEVREYE GİREBİLİR’Bağdat eski Türk Askeri Temsil Heyeti Başkanı emekli Kurmay Albay İsmail Hakkı Soygeniş ise türbeye yönelik muhtemel bir saldırıda Türk ordusunun nokta operasyon düzenlemesi gerektiğini söylüyor. Albay Soygeniş, “Türkiye savaşa girmeden, Türk Hava Kuvvetleri ve özel kuvvetlerini kullanarak hareket etmeli. Ordu kesinlikle karadan Suriye ile savaşa sokulmamalı… İşin içinden çıkılmaz bir hal alabilir… Zararlı çıkan biz oluruz.” uyarısını yapıyor. Bilge Adamlar Stratejik Araştırmalar Merkezi (BİLGESAM) Başkanı Doç. Dr. Atilla Sandıklı da Türkiye’nin IŞİD’e karşı türbenin etrafını kontrol altına alana kadar harekete geçmemesini eleştirirken bölgede muhalif Özgür Suriye Ordusu unsurlarının kullanabileceği görüşünü dile getiriyor. İstanbul Kültür Üniversitesi öğretim görevlisi Bora Bayraktar ise IŞİD’in Süleyman Şah Türbesi’ne yönelik tehdidinin sembolik olduğunu, bunu ciddiye almadığını söylüyor. Bayraktar, Suriye uçağının düşürülmesini de ‘iç politikaya dönük bir hareket’, ‘Başbakan Tayyip Erdoğan’ın seçim yatırımı’ olarak değerlendiriyor. Fatih Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Öğretim Üyesi Doç. Dr. Savaş Genç de kara harekâtının oldukça riskli olacağını belirtiyor. Türkiye’nin kesinlikle Suriye’ye karşı bir cephe açmaması gerektiğini dile getiren Savaş, aksi takdirde Türkiye’nin Esed’i destekleyen İran ve Rusya’yı da karşısına alacağını ifade ediyor. Savaş, “Biz PKK ile mücadeleden düzenli orduların, paramiliter yapılara karşı uygun enstrümanlar olmadığını biliyoruz. Bu durumda gelişmiş ülkel
Zaman
Ana Sayfa
27.03.2014
SuriyeilesavaşucubelirsizbirmaceraolurSuriye ile savaş ucu belirsiz bir macera olur
Deep Purple, Rum Kesimi’nin engelleme girişimine boyun eğmedi
Zaman
26.03.2014
03:23
Dünyaca ünlü İngiliz rock grubu Deep Purple, Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi’nin 25. yıl etkinlikleri kapsamında 24 Mayıs’ta Kıbrıs’ta konser verecek. Fakat daha grup gelmeden konser siyasî bir boyut kazandı ve Kıbrıs Rum Kesimi, konserin iptal edilmesi için engelleme girişiminde bulundu.Dünyaca ünlü İngiliz rock grubu Deep Purple, Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi’nin (YDÜ) 25. yıl etkinliklerinin kapanış konserinde sahneye çıkmak üzere 24 Mayıs’ta Kıbrıs’a geliyor. Fakat Kıbrıs’taki tüm uluslararası organizasyonlar maalesef, hâlâ siyasi bir boyut kazanabiliyor. Özellikle iki kesim arasında bugünlerde devam eden Ada’nın birleşmesine yönelik ‘Güven Artırıcı Önlemler’in konuşulduğu müzakere sürecinde böyle olayların yaşanması daha da üzücü. 25. yıl etkinlikleriyle ilgili bilgi vermek üzere önceki gün Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenlendi. Türkiye’den de gazetecilerin katıldığı toplantı, grubun daha önce verdiği konser kayıtlarıyla başladı. Sahne önünden ağır ağır yükselen platformun üzerinde ortaya çıkan Deep Purple yazılı bateri, Deep Pruple maketi ve sis efekti, toplantıyı mini bir konsere çevirdi. YDÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Yrd. Doç. Dr. İrfan S. Günsel, YDÜ Hastanesi Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Savaşan, Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Murat Tüzünkan ve Deep Purple Temsilcisi Eyüp İblağ’ın katıldığı toplantıda konser hazırlıkları ve engelleme girişiminin ayrıntıları anlatıldı. Murat Tüzünkan, Deep Purple ile anlaşma sağlandıktan bir süre sonra gruptan e-mail aldıklarını ve gruba İngiliz konsolosluğu aracılığıyla gelen uyarıyı üzülerek öğrendiklerini söyledi. Tüzünkan, gruba Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelmemeleri için üç neden ileri sürüldüğünü belirtti: Kıbrıs’a uçuşların illegal yani yasal olmadığı, konserin yapılacağı üniversite topraklarının Rum Kesimi’ne ait olduğu ve Kuzey Kıbrıs’ın işgal altında olduğu; dolayısıyla grup üyelerinin can güvenliğinin olmadığı belirtilmiş. “Ancak grup, konserin gerçekleşmesine büyük önem veriyor.” diyen Tüzünkan, konserin iptal edilme ihtimalinin yok denecek kadar az olduğunu söyledi: “Hatta bu olay, onların tam tersi şekilde düşünmelerine neden oldu. Bir müzakere sürecinden geçiyoruz. Ada’yı yeniden birleştirme noktasında yoğun görüşmeler yapılıyor. Bu görüşmelerin temelini güven artırıcı önlemler oluşturuyor. Üniversite olarak altını çizerek söylemek istiyorum ki bu konser siyasi bir amaç taşımıyor. Konserin iptal edilme olasılığı yok denecek kadar az. Güven artırıcı önlemler konuşulurken müzik gibi evrensel dili son derece yüksek olan, siyasi amaç gütmeyen böyle bir konserin bölücü değil, tam tersine birleştirici bir yönü olduğunu düşünüyoruz. O yüzden herkes buraya gelsin, hep birlikte şarkılar söyleyelim, birbirimizi daha iyi tanıyalım, güven artıralım.” Deep Purple konseri, YDÜ tarafından yeni tasarlanan 150 bin seyirci kapasitesine sahip Park Near East’te yapılacak. 1250 metrekarelik devasa sahnenin kurulacağı Park Near East, 10 bin çeşit ağacın bulunduğu, bölgenin nefes aldığı bir park olarak tasarlandı. Sadece üniversite öğrencileri değil, tüm Kıbrıs halkı bu konseri ücretsiz izleyebilecek. Konseri izlemek isteyenler www.deeppurple.neu.edu.tr adresindeki forma adını, soyadını, telefon numarasını, e-mail adresini bırakarak şimdiden yerini ayırtabiliyor. Üniversite yönetimi, konsere dünyanın her tarafından kolayca gelinebilmesi için özel uçak seferleri de düzenlemeyi düşündüklerini açıkladı. Basın toplantısında grubun ne kadar ücret aldığı açıklanmadı fakat üniversite 25. yıl etkinlikleri için, konser organizasyonu da dahil 3 milyon TL harcadı. Türkiye’ye ilk kez 1998 yılında gelen Deep Purple, 2009’da Kuruçeşme Arena’da, 18 Mayıs 2011’de Küçükçiftlik Park’ta sahneye çıkmıştı. YDÜ’nün 17 Mayıs’ta başlayacak 25. yıl kutlamalarının diğer konukları Bülent Ortaçgil (17 Mayıs), Şebnem Ferah (17 Mayıs), Kolpa (21 Mayıs), Pinhani (22 Mayıs), Yüksek Sadakat (23 Mayıs) olacak. İllüzyonist Peter Marvey ve Moskova Devlet Balesi aynı etkinlik kapsamında üniversitenin konuğu.
Zaman
Ana Sayfa
26.03.2014
DeepPurpleRumKesimi’ninengellemegirişimineboyuneğmediDeep Purple Rum Kesimi’nin engelleme girişimine boyun eğmedi
Deep Purple, Rum Kesimi’nin engelleme girişimine boyun eğmedi
Zaman
26.03.2014
02:15
Dünyaca ünlü İngiliz rock grubu Deep Purple, Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi’nin 25. yıl etkinlikleri kapsamında 24 Mayıs’ta Kıbrıs’ta konser verecek. Fakat daha grup gelmeden konser siyasî bir boyut kazandı ve Kıbrıs Rum Kesimi, konserin iptal edilmesi için engelleme girişiminde bulundu.Dünyaca ünlü İngiliz rock grubu Deep Purple, Kıbrıs Yakın Doğu Üniversitesi’nin (YDÜ) 25. yıl etkinliklerinin kapanış konserinde sahneye çıkmak üzere 24 Mayıs’ta Kıbrıs’a geliyor. Fakat Kıbrıs’taki tüm uluslararası organizasyonlar maalesef, hâlâ siyasi bir boyut kazanabiliyor. Özellikle iki kesim arasında bugünlerde devam eden Ada’nın birleşmesine yönelik ‘Güven Artırıcı Önlemler’in konuşulduğu müzakere sürecinde böyle olayların yaşanması daha da üzücü. 25. yıl etkinlikleriyle ilgili bilgi vermek üzere önceki gün Yakın Doğu Üniversitesi Atatürk Kültür ve Kongre Merkezi’nde bir basın toplantısı düzenlendi. Türkiye’den de gazetecilerin katıldığı toplantı, grubun daha önce verdiği konser kayıtlarıyla başladı. Sahne önünden ağır ağır yükselen platformun üzerinde ortaya çıkan Deep Purple yazılı bateri, Deep Pruple maketi ve sis efekti, toplantıyı mini bir konsere çevirdi. YDÜ Mütevelli Heyeti Başkanı Yrd. Doç. Dr. İrfan S. Günsel, YDÜ Hastanesi Yönetim Kurulu üyesi Ahmet Savaşan, Mütevelli Heyeti Başkan Yardımcısı Murat Tüzünkan ve Deep Purple Temsilcisi Eyüp İblağ’ın katıldığı toplantıda konser hazırlıkları ve engelleme girişiminin ayrıntıları anlatıldı. Murat Tüzünkan, Deep Purple ile anlaşma sağlandıktan bir süre sonra gruptan e-mail aldıklarını ve gruba İngiliz konsolosluğu aracılığıyla gelen uyarıyı üzülerek öğrendiklerini söyledi. Tüzünkan, gruba Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gelmemeleri için üç neden ileri sürüldüğünü belirtti: Kıbrıs’a uçuşların illegal yani yasal olmadığı, konserin yapılacağı üniversite topraklarının Rum Kesimi’ne ait olduğu ve Kuzey Kıbrıs’ın işgal altında olduğu; dolayısıyla grup üyelerinin can güvenliğinin olmadığı belirtilmiş. “Ancak grup, konserin gerçekleşmesine büyük önem veriyor.” diyen Tüzünkan, konserin iptal edilme ihtimalinin yok denecek kadar az olduğunu söyledi: “Hatta bu olay, onların tam tersi şekilde düşünmelerine neden oldu. Bir müzakere sürecinden geçiyoruz. Ada’yı yeniden birleştirme noktasında yoğun görüşmeler yapılıyor. Bu görüşmelerin temelini güven artırıcı önlemler oluşturuyor. Üniversite olarak altını çizerek söylemek istiyorum ki bu konser siyasi bir amaç taşımıyor. Konserin iptal edilme olasılığı yok denecek kadar az. Güven artırıcı önlemler konuşulurken müzik gibi evrensel dili son derece yüksek olan, siyasi amaç gütmeyen böyle bir konserin bölücü değil, tam tersine birleştirici bir yönü olduğunu düşünüyoruz. O yüzden herkes buraya gelsin, hep birlikte şarkılar söyleyelim, birbirimizi daha iyi tanıyalım, güven artıralım.” Deep Purple konseri, YDÜ tarafından yeni tasarlanan 150 bin seyirci kapasitesine sahip Park Near East’te yapılacak. 1250 metrekarelik devasa sahnenin kurulacağı Park Near East, 10 bin çeşit ağacın bulunduğu, bölgenin nefes aldığı bir park olarak tasarlandı. Sadece üniversite öğrencileri değil, tüm Kıbrıs halkı bu konseri ücretsiz izleyebilecek. Konseri izlemek isteyenler www.deeppurple.neu.edu.tr adresindeki forma adını, soyadını, telefon numarasını, e-mail adresini bırakarak şimdiden yerini ayırtabiliyor. Üniversite yönetimi, konsere dünyanın her tarafından kolayca gelinebilmesi için özel uçak seferleri de düzenlemeyi düşündüklerini açıkladı. Basın toplantısında grubun ne kadar ücret aldığı açıklanmadı fakat üniversite 25. yıl etkinlikleri için, konser organizasyonu da dahil 3 milyon TL harcadı. Türkiye’ye ilk kez 1998 yılında gelen Deep Purple, 2009’da Kuruçeşme Arena’da, 18 Mayıs 2011’de Küçükçiftlik Park’ta sahneye çıkmıştı. YDÜ’nün 17 Mayıs’ta başlayacak 25. yıl kutlamalarının diğer konukları Bülent Ortaçgil (17 Mayıs), Şebnem Ferah (17 Mayıs), Kolpa (21 Mayıs), Pinhani (22 Mayıs), Yüksek Sadakat (23 Mayıs) olacak. İllüzyonist Peter Marvey ve Moskova Devlet Balesi aynı etkinlik kapsamında üniversitenin konuğu.
Zaman
Kültür
26.03.2014
DeepPurpleRumKesimi’ninengellemegirişimineboyuneğmediDeep Purple Rum Kesimi’nin engelleme girişimine boyun eğmedi
Hakemler 8 puanımızı çaldı
Zaman
25.03.2014
02:01
Akhisar Beledi-yespor’u 3-0 yenerek ikinci basamağa yükselen Beşiktaş, daha önce verdiği kayıplara üzülüyor. ‘Saçma-sapan’ diye nitelendirdiği hakem hataları sebebiyle 8 puan yitirdiklerini belirten Başkan Fikret Orman, şampiyonluk için kenetlenmeleri gerektiğini aktardı.Beşiktaş Başkanı Fikret Orman, 3-0 kazandıkları Akhisar Bld. maçının erken gelen gollerden ötürü bu sezon izlediği en rahat karşılaşma olduğunu söyledi. ‘Saçma-sapan’ kelimeleriyle özetlediği hakem hataları sebebiyle kaybettikleri 8’den fazla puana bir kez daha üzüldüğünü vurgulayan Orman, “Daha yukarıda olmamız lazımdı. Zor günlerden geçtik. Statsız buralardayız. Şampiyonluk için futbolcu, yönetici, teknik heyet ve camia elinden gelen gayreti gösterecek.” dedi.Fikret Orman, dünya çapındaki 350 global şirketin CEO’nun katıldığı Gala 2014 Konferansı’nın onur konuğuydu. Gazetecilerin sorularını da cevaplayan Siyah-Beyazlıların başkanı, iki haftada 3 gol atan Mustafa Pektemek’i methetti: “Felsefemiz şerefiyle oynayıp hakkıyla galip gelmek. Mustafa da böyle yaptı. Düzgün, karakterli bir çocuk. Çok şanssızlıklar, sakatlıklar yaşadı. Ama onun elini bırakmadık, her zaman yanındaydık. O da formayı aldı, artık kaptırmamalı.” ifadesini kullandı. Orman, Kolombiyalı stoperleri Pedro Franco’yu da övdü: “İzlenerek ve beğenilerek transfer edildi; ancak acımasızca eleştirildik. Ondan fazlasıyla yararlanacağız. Keşke ilk devre de görev üstlenseydi.” Orman, tamamını İngilizce gerçekleştirdiği açış konuşmasında kulübünü, salonu çubuklu formalarıyla siyah ve beyaza çeviren davetlilere anlattı.Beşiktaş’ı yönetmenin hayatındaki en şerefli iş olduğunun altını çizen Orman, şunları kaydetti: “Türkiye’nin en eski ve köklü kulübüyüz. 20 milyonu geçen taraftarımızla bazı ülkelerin nüfusunu geride bırakıyoruz. Tutkunun, sevginin, dürüstlüğün sembolü Baba Hakkı’nın takımıyız.” Orman, Yıldırım Demirören dönemine taş attı: “Birçok yıldız alıp kulübü batırdılar. Bizim yöntemimiz bu değil. Malî yapımız düzeliyor, elbette ileride faydalanabileceğimiz yıldızlarla görüşeceğiz. Kaliteden önce güvenilirlik önemli. Herkes kulübünü seviyor. Sivok ve Holosko ayrılmayacaklarını söylüyor.” Orman, Vodafone Arena ismindeki yeni stadyumları sayesinde 210 milyon dolarlık anlaşmalara imza attıklarını sözlerine ekledi.Filip Holosko sezonu kapattıBeşiktaşta, 3-0 galip gelinen Akhisar Belediyespor maçının duraklama dakikalarında sakatlanan Filip Holoskodan kötü haber geldi. Sağ ayak bileği burkulan ve sahayı sedyeyle terk eden Slovak forvet dün sağlık kontrolden geçirildi. MR sonucuna göre perenoal, tendon, eklem kapsülünde, ayak dış bağlarında yırtık ve ayak kaslarında ikinci derecede yırtık belirlendi. Tedavisine başlanan ve sezonu kapatan tecrübeli hücumcu uzun süre sahalardan uzak kalacak. Öte yandan BJK İntegral Arena arkasında, Akatlar Cumhuriyet Caddesi üzerinde yer alan Kültür ve Spor Merkezi, bugün kulübe devredilecek. Protokolü, Başkan Fikret Orman ile Beşiktaş Belediye Başkanı İsmail Ünal imzalayacak.
Zaman
Spor
25.03.2014
Hakemler8puanımızıçaldıHakemler 8 puanımızı çaldı
Çocuklarımı Türk okullarına göndereceğim
Zaman
16.03.2014
02:01
Uluslararası Türkçe Olimpiyatları Romanya finaline katılan Milli Eğitim Bakanı Remus Pricopie, Türk okullarından övgüyle bahsetti. Pricopie, okulların iki üke halkını daha da yakınlaştırıp kaynaştırdığına dikkat çekti. Finalleri izleyen Hamdi Alkan ise Türkçe Olimpiyatları’nın dünya barışı adına çok güzel bir örnek olduğunu söyledi.Bu yıl 12.si düzenlenecek Türkçe Olimpiyatları’nın Romanya finali renkli ve coşkulu görüntülere sahne oldu. Başkent Bükreş’te ülkenin en büyük kültür merkezi konumundaki Sala Palatului’de düzenlenen Türkçe Olimpiyatları ve Kültür Şöleni’nin final gecesinde büyük bir coşku yaşandı. Gecede sahne alan öğrencilerin değişik ülkelere ait müzik aletleri ile yaptıkları şov ise göz kamaştırdı. Miniklerin maskeli şovu ile öğrencilerin Anadolu’dan esintiler sunan gösterisi büyük beğeni topladı. Programda Türk okullarından övgü ile bahseden Romanya Milli Eğitim Bakanı Remus Pricopie, okulların iki ülke halklarını daha da yakınlaştırıp kaynaştırdığına dikkat çekti. Okullarda iyi bir eğitim verildiğini belirten Pricopie, çocuklarını Türk okullarına göndereceğini söyledi.Şölene ilgi gösteren Romanyalılar salonu doldurdu. Birbirinden renkli görüntülere ve büyük bir coşkuya sahne olan şölen gecesinin sunuculuğunu da Ramazan Ümit Şimşek ve Romanya’nın önde gelen sunucularından Andreea Marin yaptı. Romanya medyasının da büyük ilgi gösterdiği törende dereceye giren öğrencilere madalyaları verildi. Programa Türkiye’den bağımsız milletvekilleri İlhan İşbilen, İdris Bal, Erdal Kalkan, Muhammed Çetin ve oyuncu-yönetmen Hamdi Alkan da katıldı. Bağımsız Milletvekili İlhan İşbilen, dünyada gönül dili Türkçe etrafında toplanan çocuklar sayesinde bir şeylerin değiştiğine dikkat çekti. İşbilen, “Tüm kalbî duygularımla söylüyorum, bu genç evlatlarımız bu performanslarıyla geleceğin filmini gösteriyorlar, Gelecek insanlığın nasıl olması icap ettiğini, dostluk ve diyalog içerisinde nasıl olmamız gerektiğini figürleriyle, ritim ve mimikleriyle bize resmediyorlar.” dedi. 11 okulu ve bir üniversitesiyle Romanya’da faaliyet gösteren Lumina Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Gürsoy, “Farklı düşünen insanların birbirlerini kabullenmeleri ortak değerlerde buluşmaları çok önemlidir. Aksi halde kişisel görüşlerin veya bir zümrenin, menfaat gruplarının kendi ideallerini gerçekleştirme adına insanlara anlayışlarını dikte etmeleri, baskı ve zorlamayla insanlar üzerinde etki oluşturmaları günümüz dünyasında hiçbir zaman karşılık bulamayacak çabalardır.” ifadelerini kullandı. Türkçe Olimpiyatları, bu yıl “Uluslararası Dil ve Kültür Festivali” adı altında 31 Mayıs-15 Haziran tarihleri arasında yapılacak. 2 bin 500 finalist öğrencinin katılacağı 12. Uluslararası Dil ve Kültür Festivali “Birleşen Gönüller” sloganıyla Türkiye’nin 81 ili ve 150 sahnesinde yapılacak.Olimpiyatlar dünya barışı adına çok sağlam bir adımdırBükreş’teki Türk okulu öğrencileri Oyuncu-yönetmen Hamdi Alkan’la Türkçe röportaj yaptı. Son dört yıldır yakinen ve bazen de şarkı finallerinde jüri üyesi olarak olimpiyatları takip ettiğini belirten Alkan, Türkçe Olimpiyatları’nın dünya barışı adına çok sağlam bir adım olduğunu söyledi. Olimpiyatların, kendisini çok heyecanlandırdığını dile getiren Alkan, “Sizler gibi Türkçe konuşan ve sahnede güzel eserler seslendiren öğrencileri görmek bizi çok mutlu ediyor. Bu organizasyon dünyada bugüne kadar yapılan en güzel organizasyonlardan biridir.” dedi. Alkan, Romanyalı öğrencinin, “Türkçe Olimpiyatları, dünya barışı adına bir örnek olabilir mi?” şeklindeki sorusu üzerine ise “İnsanlar konuştukları zaman, ‘dünyada en önemli şey barış ve kardeşliktir’ derler. Ama bunun için de adımlar atmak gerekiyor. Türkçe Olimpiyatları yıllardır yüzlerce ülkede büyüyerek gelişerek ve bütünleşerek bunu çok güzel bir şekilde gösterdi. Kesinlikle dünya barışı adına çok güzel bir örmektir; çok güzel bir başlangıçtır; çok sağlam ve kalıcı bir adımdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Zaman
Güncel
16.03.2014
ÇocuklarımıTürkokullarınagöndereceğimÇocuklarımı Türk okullarına göndereceğim
Çocuklarımı Türk okullarına göndereceğim
Zaman
16.03.2014
02:01
Uluslararası Türkçe Olimpiyatları Romanya finaline katılan Milli Eğitim Bakanı Remus Pricopie, Türk okullarından övgüyle bahsetti. Pricopie, okulların iki üke halkını daha da yakınlaştırıp kaynaştırdığına dikkat çekti. Finalleri izleyen Hamdi Alkan ise Türkçe Olimpiyatları’nın dünya barışı adına çok güzel bir örnek olduğunu söyledi.Bu yıl 12.si düzenlenecek Türkçe Olimpiyatları’nın Romanya finali renkli ve coşkulu görüntülere sahne oldu. Başkent Bükreş’te ülkenin en büyük kültür merkezi konumundaki Sala Palatului’de düzenlenen Türkçe Olimpiyatları ve Kültür Şöleni’nin final gecesinde büyük bir coşku yaşandı. Gecede sahne alan öğrencilerin değişik ülkelere ait müzik aletleri ile yaptıkları şov ise göz kamaştırdı. Miniklerin maskeli şovu ile öğrencilerin Anadolu’dan esintiler sunan gösterisi büyük beğeni topladı. Programda Türk okullarından övgü ile bahseden Romanya Milli Eğitim Bakanı Remus Pricopie, okulların iki ülke halklarını daha da yakınlaştırıp kaynaştırdığına dikkat çekti. Okullarda iyi bir eğitim verildiğini belirten Pricopie, çocuklarını Türk okullarına göndereceğini söyledi.Şölene ilgi gösteren Romanyalılar salonu doldurdu. Birbirinden renkli görüntülere ve büyük bir coşkuya sahne olan şölen gecesinin sunuculuğunu da Ramazan Ümit Şimşek ve Romanya’nın önde gelen sunucularından Andreea Marin yaptı. Romanya medyasının da büyük ilgi gösterdiği törende dereceye giren öğrencilere madalyaları verildi. Programa Türkiye’den bağımsız milletvekilleri İlhan İşbilen, İdris Bal, Erdal Kalkan, Muhammed Çetin ve oyuncu-yönetmen Hamdi Alkan da katıldı. Bağımsız Milletvekili İlhan İşbilen, dünyada gönül dili Türkçe etrafında toplanan çocuklar sayesinde bir şeylerin değiştiğine dikkat çekti. İşbilen, “Tüm kalbî duygularımla söylüyorum, bu genç evlatlarımız bu performanslarıyla geleceğin filmini gösteriyorlar, Gelecek insanlığın nasıl olması icap ettiğini, dostluk ve diyalog içerisinde nasıl olmamız gerektiğini figürleriyle, ritim ve mimikleriyle bize resmediyorlar.” dedi. 11 okulu ve bir üniversitesiyle Romanya’da faaliyet gösteren Lumina Eğitim Kurumları Yönetim Kurulu Başkanı Fatih Gürsoy, “Farklı düşünen insanların birbirlerini kabullenmeleri ortak değerlerde buluşmaları çok önemlidir. Aksi halde kişisel görüşlerin veya bir zümrenin, menfaat gruplarının kendi ideallerini gerçekleştirme adına insanlara anlayışlarını dikte etmeleri, baskı ve zorlamayla insanlar üzerinde etki oluşturmaları günümüz dünyasında hiçbir zaman karşılık bulamayacak çabalardır.” ifadelerini kullandı. Türkçe Olimpiyatları, bu yıl “Uluslararası Dil ve Kültür Festivali” adı altında 31 Mayıs-15 Haziran tarihleri arasında yapılacak. 2 bin 500 finalist öğrencinin katılacağı 12. Uluslararası Dil ve Kültür Festivali “Birleşen Gönüller” sloganıyla Türkiye’nin 81 ili ve 150 sahnesinde yapılacak.Olimpiyatlar dünya barışı adına çok sağlam bir adımdırBükreş’teki Türk okulu öğrencileri Oyuncu-yönetmen Hamdi Alkan’la Türkçe röportaj yaptı. Son dört yıldır yakinen ve bazen de şarkı finallerinde jüri üyesi olarak olimpiyatları takip ettiğini belirten Alkan, Türkçe Olimpiyatları’nın dünya barışı adına çok sağlam bir adım olduğunu söyledi. Olimpiyatların, kendisini çok heyecanlandırdığını dile getiren Alkan, “Sizler gibi Türkçe konuşan ve sahnede güzel eserler seslendiren öğrencileri görmek bizi çok mutlu ediyor. Bu organizasyon dünyada bugüne kadar yapılan en güzel organizasyonlardan biridir.” dedi. Alkan, Romanyalı öğrencinin, “Türkçe Olimpiyatları, dünya barışı adına bir örnek olabilir mi?” şeklindeki sorusu üzerine ise “İnsanlar konuştukları zaman, ‘dünyada en önemli şey barış ve kardeşliktir’ derler. Ama bunun için de adımlar atmak gerekiyor. Türkçe Olimpiyatları yıllardır yüzlerce ülkede büyüyerek gelişerek ve bütünleşerek bunu çok güzel bir şekilde gösterdi. Kesinlikle dünya barışı adına çok güzel bir örmektir; çok güzel bir başlangıçtır; çok sağlam ve kalıcı bir adımdır.” değerlendirmesinde bulundu.
Zaman
Ana Sayfa
16.03.2014
ÇocuklarımıTürkokullarınagöndereceğimÇocuklarımı Türk okullarına göndereceğim
Projeyi kızımın gözlerine bakarak kabul ettim
Zaman
14.03.2014
02:05
13 yaşında iki kızın akraba evliliği yapmaya zorlanmasını ve sonucunda yaşananları konu alan ‘Halam Geldi’ filmi Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde sosyal sorumluluk ödülü almıştı.Filmin yönetmeni Erhan Kozan, film için “Kızımın gözlerine bakarak karar verdim.” ifadesini kullandı. Başrol oyuncusu Miray Akay da “Gerçek hayatta yaşıtlarımın okullarda olması gerekirken bunları yaşaması çok acı. Bu film sayesinde bir Reyhan kurtulur umudundayım.” dedi. Türkiye Üniversiteli Kadınlar Derneği “Çocuk gelinler” konu başlığı altında bir araya geldi. Dernek üyeleri, ocak ayında gösterime giren ‘Halam Geldi’ filmini izledi. Bu özel gösterime filmin yönetmeni Erhan Kozan ile birlikte başrol oyuncusu Miray Akay da katıldı. Senaryo eline geldiğinde başka bir çalışma içinde olduğunu aktaran Kozan, henüz bir yaşında olan kızının gözlerine bakarak karar verdiğini söyledi. “Kızımın böyle bir olayı yaşamasını istemezdim.” diyen Kozan, bir insanın hayatına en güzel bu yolla dokunabileceğini düşündüğü için çekimi kabul ettiğini belirtti. Kozan, filme başlarken bir ses duyduğunu ve o sesin peşinden gittiğini, belirterek “Birinin hayatına bundan daha güzel bir dokunuş olabilir mi? Yaptığımız bir yardımla onun hayatını ve onun dünyaya getireceği başka hayatları etkilemiş oluyorsunuz.” ifadelerini kullandı. Levent Kültür Merkezi’ndeki etkinliğe katılan izleyenlerden yönetmene “Bu film artık sizden çıktı. Sosyal sorumluluğumuz gereği bu film televizyonda, okullarda gösterilmeli.” yorumları geldi. ‘Çocuk’ ve ‘gelin’ kavramlarının bir arada olmaması gerektiğine değinen Türkiye Üniversiteli Kadın Derneği Başkanı Nazan Moroğlu, “çocuk gelin” olarak birlikte anıldığında hukuksal ve toplumsal açıdan çözüm bekleyen bir soruna dikkat çekildiğini söyledi. Erken yaşta yapılan evliliklerin özellikle kız çocuklarının toplumdaki eşitsiz konumunu pekiştirdiğine değinen Moroğlu, bunun ailede ve toplumda birey olmalarını engellediğini dile getirdi. Evlenmek için medeni yaşın 17 olduğu ülkemizde Türkiye İstatistik Kurumu’nun “İstatistiklerle Çocuk 2012” yayınında çocuk gelinler bölümünde, son 4 yılda sadece resmi kayıtlara yansıyan 18 yaş altı evlendirilen kız çocuk sayısı 226.428’dir.
Zaman
Ana Sayfa
14.03.2014
ProjeyikızımıngözlerinebakarakkabulettimProjeyi kızımın gözlerine bakarak kabul ettim
İlaç niyetine sahne tozu yutturuyorlar
Zaman
12.03.2014
02:00
Genç oyuncu Mana Uygur, arkadaşlarıyla kurduğu ‘Tiyatro Hayat’ adlı grup içinde umut da barındırıyor. Drama terapi yöntemiyle hastalara rol veriyor, bazen de oyunlarını cezaevlerine taşıyorlar. Hastaların kemoterapiden çıkar çıkmaz provaya geldiğini anlatan Uygur, “O kadar istekliler ki, onlarla çalışmak büyük bir zevk.” diyor.Mana Uygur, maaile tiyatrocu bir ailenin üyesi. Büyükbabası, tiyatronun duayenlerinden Nejat Uygur, amcaları Behzat ve Süheyl ise televizyon dünyasının sevilen ikilisi. Süha Uygur’un kızı Mana ise ailenin en genç oyuncusu. Tabir-i caizse sahne tozu yutarak büyüyen Mana Uygur, aile tiyatrosunda öğrendiklerini eğitimiyle birleştirip, sanat yolculuğuna devam ediyor. Bu yolda en büyük destekçileri ise ailesi ve konservatuvar arkadaşları. Para kazanma planlarını erteleyerek ‘İnsanları nasıl mutlu edebiliriz?’ sorusunun peşine düşen Mana Uygur ve arkadaşları, kurdukları ‘Tiyatro Hayat’ adlı grup ile hem sanat yapıyor hem de sokak çocukları, kanser hastaları, mahkûmlar ve engelliler için umut oluyorlar. Kelimelerin kifayetsiz kaldığı yerde tiyatro oyununun iyileştirici etkisini devreye sokuyorlar. Bunu da Sanat Yönetmeni Mana Uygur’un İngiltere’de eğitim aldığı sırada tanıştığı drama terapi yöntemi ile başarıyorlar. Nasıl mı? Kimi zaman kanser hastaları için bir oyun yazıp, onlara rol veriyorlar, kimi zaman da cezaevlerini tiyatro sahnesine taşıyorlar. Mana Uygur, “İngiltere’de neredeyse her hastanede, hapishanede, hatta her okulda drama terapi merkezleri bulunuyor. Ülkemizde ise birkaç özel hastane özellikle kanser hastaları üzerindeki olumlu gelişmesinden dolayı tedavide profesyonel olmasa da drama terapiden faydalanıyor.” diyor.Kanser hastalarının yüzde 18’lere varan oranlarda iyileşmelerine yardımcı olan terapi yöntemi Tiyatro Hayat’ın da çıkış noktası olmuş. Neolife Hastanesi ile ortak yürüttükleri bir çalışmadan örnek veren Uygur, hastaların yoğun bakımdan, kemoterapiden çıkar çıkmaz doğru provalara koştuklarını anlatıyor. “O kadar istekliler ki, bizim için de onlarla çalışmak büyük bir zevk oluyor. 2,5 yaşından 70 yaşına kadar amatör oyuncularla çalıştık. Her gruba özel oyunlar yazıyoruz ve onlarla tek tek ilgileniyoruz.” diye konuşuyor. Belirlenen gruplar haftada 1 gün, iki saat süren çalışmalarla bir araya geliyor. Ses, nefes ve beden dili uygulamaları ile çalışmalar 3 ay boyunca devam ediyor. Bu oyunlarından biri de dün sahnelendi. Akatlar Kültür Merkezi’nde perdelerini açan oyunun adı ‘Aşk Değil Roman’. Oyuncular ise hastalar, hasta yakınları ve tedavi ekibinden oluşuyor.Sponsorlar mahkûmlarla anılmak istemiyorVakıf ve derneklerden destek alan Tiyatro Hayat’ın üç yılı aslında kendilerini ve ne iş yaptıklarını anlatmakla geçmiş. Sokak çocukları için belediyelerle görüştüklerinde aldıkları cevaplar karşısında şaşkınlıklarını gizleyemeyen Mana Uygur, “Belediyeler için yardım denilince akla ayakkabı yardımı geliyor. ‘Biz zaten geçen ay sokak çocuklarına 100 çift ayakkabı dağıttık, daha ne yapalım’ sözlerini duyunca ağlasam mı, gülsem mi bilemiyorum. Mahkûmlarla çalışmak istediğimizde ise bu kez sponsor krizi yaşıyoruz. Kimse isminin mahkûmla ya da hapishane ile anılmasını istemiyor. İnanın hiçbir şey bizi yıpratmıyor ama bu işi diğerlerine anlatmaya çalışmaktan yorulduğumuz zamanlar oluyor.” diye konuşuyor.CEO’lar, provaların sonunda kravatı başına bağlıyorTiyatro Hayat’ın gruplarının içinde her meslek grubundan örnek görmek mümkün. Hastalar, engelliler, sokak çocuklarının yanında bankaların üst düzey yöneticileri de dersler alıyor. Tiyatronun proje yazarı Fırat Sobutay, bu grubu şöyle anlatıyor: “Biz oyuncular duygusal kişiler olduğumuz için bir süre sonra bu duygusallık karşı tarafa geçiyor. İş çıkışı takım elbisesi ile gelen yöneticiler, oyuna kendilerini öyle kaptırıyorlar ki, provaların sonunda bir bakmışsınız, boynundan hiç çıkarmayacak sandığınız kravatı başına bağlamış.”
Zaman
Ana Sayfa
12.03.2014
İlaçniyetinesahnetozuyutturuyorlarİlaç niyetine sahne tozu yutturuyorlar
Hititler yaptı, TOKİ de yapar!
Zaman
07.03.2014
10:33
İstanbulda Hitit izlerinin bulunduğu Bathonea Antik Kentini bakanlık ören yerine dönüştürmeyi hedeflerken TOKİ konut yapmak için başvurdu. TOKİ, 1. derece SİT olan bölgeyi de istiyor.Radikal Gazetesinin haberine göre İstanbul ’da ilk defa Hitit izlerinin bulunduğu Küçükçekmece Gölü kenarındaki Bathonea Antik Kenti kazılarının yapıldığı araziye TOKİ’nin konut yapmak istediği ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2013 yılındaki Bathonea kazı sonuçlarını görünce araziyi kamulaştırarak ören yeri statüsüne almak istedi. Bu yönde raporlar hazırlandı, bilimsel gerekçeler belirlendi. Bakanlık, İstanbul’un ilk ören yeri için İstanbul Üniversitesi’ne de görüşünü sordu. Üniversite arazinin elinden çıkacağını anlayınca apar topar TOKİ ile anlaşma yolunu seçti. 9 Ocak’ta yapılan protokole göre TOKİ üniversitenin Çapa ve Cerrahpaşa’daki binalarını yenileyecek, Avcılar’daki kampüste sosyal tesisler yapacak, bunun karşılığında da üniversiteye ait 7 parsele konut inşa edecek. TOKİ, 1. derece arkeolojik SİT alanında konut yapmak için İstanbul 1 Nolu Koruma Kurulu’na geçen hafta resmen başvurdu. Şimdi kurulun kararı merakla bekleniyor.Neolitik çağ izleriKocaeli Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün, 2006 yılında Küçükçekmece Gölü havzası içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile 2 yıl yüzey araştırması yaptı. Buluntular oldukça ilginçti. Neolitik Dönem hatta Paleolitik Dönem buluntularına bile rastlayınca 2009 yılında bilimsel arkeolojik kazı için bakanlıktan izin aldı. Bu sırada da arazinin SİT dereceleri belirlendi. İlk iki yılık kazılarda önemli buluntular elde edildi. Bölgede sürdürülen yüzey araştırmaları ve kazı çalışmalarında 800.000 yıl öncesinden itibaren tarımın başladığı Neolitik Dönem, Tunç, Demir ve Antik Çağları (Helen, Roma ve Bizans) kapsayıp Osmanlı Dönemi sonlarına ulaşan kesintisiz bir zaman dilimine ait önemli arkeolojik verilerle karşılaşıldı. Bunlar arasında M.Ö. 7000’lerde Avrupa ’ya tarımın İstanbul üzerinden ulaştığını kanıtlayan çakmak taşından tarım aletleri, günümüzden 2700-2600 yıl öncesine ait iki antik liman ve dünyada keşfi yapılan üçüncü antik fener, Hititlere ait olduğu düşünülen 2 adet yapı adak heykelciği ile yine Hitit dönemi pişmiş toprak eserler, antik Roma yolları, Bizans sarnıcı, bazilika kalıntıları, yeraltı su kanalları bölgenin önemini ortaya çıkardı.Kazı, her geçen yıl daha da iyi sonuçlar vermeye başladı. Dünyanın en önemli 10 kazısı arasına giren Bathonea kazıları özellikle 2013 yılı kazı sezonunda arkeoloji dünyasının tüm dikkatlerini üzerine çekmeyi başardı. Ne var ki bu çalışmalar bazı çevreleri rahatsız etti. Arazide İstanbul Üniversitesi bilimsel tarım uygulamaları yapıyordu. Üniversite kendisine ait 3. derece arkeolojik SİT alanında tekno-park yapmak istedi. Bu nedenle 1 No’lu Koruma Kurulu’na müracaat edilerek yaklaşık 200 hektarlık 4434, 4435, 5955, 5951 numaralı parseller 2010 yılında anlaşılmaz bir şekilde SİT’ten çıkarıldı. Çünkü arazinin bir tarafı 3. derece SİT alanıyken diğer tarafı 1. derece SİT alanıydı. İki SİT alanı arasında kalan parsellerin SİT’ten çıkarılmasının akla ve mantığa uyacak bir yanı yoktu. Şimdi bu araziler konut yapımı için TOKİ’ye devredildi. İstanbul tarihine ayna2013 yılı kazılarında ortaya çıkan bilimsel veriler Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Valiliği’ni de heyacanlandırdı. Bakanlık bölgenin ören yeri olması için uzmanlara rapor hazırlattı. İstanbul’un ikinci tarihi yarımadası olarak yeni bir turizm çekim merkezi olması planlandı. Efes, Troya, Bergama gibi ören yeri statüsü kazandırılarak bir yandan turistlerin bu bölgeyi ziyaret etmesi düşünülürken diğer yandan İstanbul’un karanlıkta kalmış dönemlerini açığa çıkarmak amacıyla bilimsel arkeolojik kazıların sürdürülmesi hedeflendi. İÜ apar topar devrettiBakanlık kamulaştırma yapmak için İstanbul Üniversitesi’ne geçen yıl sonunda görüşünü sordu. İstanbul Üniversitesi arazinin elinden çıkacağını anlayınca görüş bildirmek yerine apar topar TOKİ ile anlaşma yoluna gitti. 9 Ocak 2014’te üniversite ile TOKİ arasında protokol imzalandı. Bu protokole göre ‘‘İstanbul Üniversitesi’nin faaliyetlerini yürüttüğü Cerrahpaşa, Çapa ve Avcılar yerleşkelerindeki eğitim-öğretim ve hizmet binaları ile tescilli yapıların olası deprem risklerinin ortadan kaldırılması, modern tesislerde eğitim-öğretim hizmetleri ile diğer hizmetlerini sürdürebilmesinin temini için bu alanlarda eğitim-öğretim, sağlık, araştırma ve çevre düzenlemesinin yapılması ve inşa edilecek bu tesislerin finansmanının da üniversitenin atıl durumda olan Halkalı ve Avcılar’daki taşınmazları üzerinde proje gerçekleştirilmesi suretiyle mahsuplaşılmıştır.’’ Yerleşime uygun değilYüzyıllardır göl kıyısı ve havza içinde yerleşen bir
Zaman
Güncel
07.03.2014
HititleryaptıTOKİdeyaparHititler yaptı TOKİ de yapar
Hititler yaptı, TOKİ de yapar!
Zaman
07.03.2014
10:33
İstanbulda Hitit izlerinin bulunduğu Bathonea Antik Kentini bakanlık ören yerine dönüştürmeyi hedeflerken TOKİ konut yapmak için başvurdu. TOKİ, 1. derece SİT olan bölgeyi de istiyor.Radikal Gazetesinin haberine göre İstanbul ’da ilk defa Hitit izlerinin bulunduğu Küçükçekmece Gölü kenarındaki Bathonea Antik Kenti kazılarının yapıldığı araziye TOKİ’nin konut yapmak istediği ortaya çıktı. Kültür ve Turizm Bakanlığı 2013 yılındaki Bathonea kazı sonuçlarını görünce araziyi kamulaştırarak ören yeri statüsüne almak istedi. Bu yönde raporlar hazırlandı, bilimsel gerekçeler belirlendi. Bakanlık, İstanbul’un ilk ören yeri için İstanbul Üniversitesi’ne de görüşünü sordu. Üniversite arazinin elinden çıkacağını anlayınca apar topar TOKİ ile anlaşma yolunu seçti. 9 Ocak’ta yapılan protokole göre TOKİ üniversitenin Çapa ve Cerrahpaşa’daki binalarını yenileyecek, Avcılar’daki kampüste sosyal tesisler yapacak, bunun karşılığında da üniversiteye ait 7 parsele konut inşa edecek. TOKİ, 1. derece arkeolojik SİT alanında konut yapmak için İstanbul 1 Nolu Koruma Kurulu’na geçen hafta resmen başvurdu. Şimdi kurulun kararı merakla bekleniyor.Neolitik çağ izleriKocaeli Üniversitesi’nden Yrd. Doç. Dr. Şengül Aydıngün, 2006 yılında Küçükçekmece Gölü havzası içinde Kültür ve Turizm Bakanlığı izni ile 2 yıl yüzey araştırması yaptı. Buluntular oldukça ilginçti. Neolitik Dönem hatta Paleolitik Dönem buluntularına bile rastlayınca 2009 yılında bilimsel arkeolojik kazı için bakanlıktan izin aldı. Bu sırada da arazinin SİT dereceleri belirlendi. İlk iki yılık kazılarda önemli buluntular elde edildi. Bölgede sürdürülen yüzey araştırmaları ve kazı çalışmalarında 800.000 yıl öncesinden itibaren tarımın başladığı Neolitik Dönem, Tunç, Demir ve Antik Çağları (Helen, Roma ve Bizans) kapsayıp Osmanlı Dönemi sonlarına ulaşan kesintisiz bir zaman dilimine ait önemli arkeolojik verilerle karşılaşıldı. Bunlar arasında M.Ö. 7000’lerde Avrupa ’ya tarımın İstanbul üzerinden ulaştığını kanıtlayan çakmak taşından tarım aletleri, günümüzden 2700-2600 yıl öncesine ait iki antik liman ve dünyada keşfi yapılan üçüncü antik fener, Hititlere ait olduğu düşünülen 2 adet yapı adak heykelciği ile yine Hitit dönemi pişmiş toprak eserler, antik Roma yolları, Bizans sarnıcı, bazilika kalıntıları, yeraltı su kanalları bölgenin önemini ortaya çıkardı.Kazı, her geçen yıl daha da iyi sonuçlar vermeye başladı. Dünyanın en önemli 10 kazısı arasına giren Bathonea kazıları özellikle 2013 yılı kazı sezonunda arkeoloji dünyasının tüm dikkatlerini üzerine çekmeyi başardı. Ne var ki bu çalışmalar bazı çevreleri rahatsız etti. Arazide İstanbul Üniversitesi bilimsel tarım uygulamaları yapıyordu. Üniversite kendisine ait 3. derece arkeolojik SİT alanında tekno-park yapmak istedi. Bu nedenle 1 No’lu Koruma Kurulu’na müracaat edilerek yaklaşık 200 hektarlık 4434, 4435, 5955, 5951 numaralı parseller 2010 yılında anlaşılmaz bir şekilde SİT’ten çıkarıldı. Çünkü arazinin bir tarafı 3. derece SİT alanıyken diğer tarafı 1. derece SİT alanıydı. İki SİT alanı arasında kalan parsellerin SİT’ten çıkarılmasının akla ve mantığa uyacak bir yanı yoktu. Şimdi bu araziler konut yapımı için TOKİ’ye devredildi. İstanbul tarihine ayna2013 yılı kazılarında ortaya çıkan bilimsel veriler Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Valiliği’ni de heyacanlandırdı. Bakanlık bölgenin ören yeri olması için uzmanlara rapor hazırlattı. İstanbul’un ikinci tarihi yarımadası olarak yeni bir turizm çekim merkezi olması planlandı. Efes, Troya, Bergama gibi ören yeri statüsü kazandırılarak bir yandan turistlerin bu bölgeyi ziyaret etmesi düşünülürken diğer yandan İstanbul’un karanlıkta kalmış dönemlerini açığa çıkarmak amacıyla bilimsel arkeolojik kazıların sürdürülmesi hedeflendi. İÜ apar topar devrettiBakanlık kamulaştırma yapmak için İstanbul Üniversitesi’ne geçen yıl sonunda görüşünü sordu. İstanbul Üniversitesi arazinin elinden çıkacağını anlayınca görüş bildirmek yerine apar topar TOKİ ile anlaşma yoluna gitti. 9 Ocak 2014’te üniversite ile TOKİ arasında protokol imzalandı. Bu protokole göre ‘‘İstanbul Üniversitesi’nin faaliyetlerini yürüttüğü Cerrahpaşa, Çapa ve Avcılar yerleşkelerindeki eğitim-öğretim ve hizmet binaları ile tescilli yapıların olası deprem risklerinin ortadan kaldırılması, modern tesislerde eğitim-öğretim hizmetleri ile diğer hizmetlerini sürdürebilmesinin temini için bu alanlarda eğitim-öğretim, sağlık, araştırma ve çevre düzenlemesinin yapılması ve inşa edilecek bu tesislerin finansmanının da üniversitenin atıl durumda olan Halkalı ve Avcılar’daki taşınmazları üzerinde proje gerçekleştirilmesi suretiyle mahsuplaşılmıştır.’’ Yerleşime uygun değilYüzyıllardır göl kıyısı ve havza içinde yerleşen bir
Zaman
Ana Sayfa
07.03.2014
HititleryaptıTOKİdeyaparHititler yaptı TOKİ de yapar
Avustralya'da Anadolu festivali coşkusu
Zaman
02.03.2014
13:02
Avustralyada Bayram Türk Kültür Merkezinin organizesi ve Sidney Türk Ticaret Odasının (STCC) desteği ile düzenlenen Anadolu Türk Kültür Festivali, renkli görüntülere sahne oldu. Sidney şehir merkezindeki Darling Harbour Tumbalong Parkda gerçekleşen festivale, çok sayıda Avustralyalı yetkili ve misafir katıldı.Programın açılış konuşmasını yapan Bayram Kültür Merkezi Yönetim Kurulu Başkanı Rıdvan Manav, bu tür organizasyonlarla Avustralyada yaşayan Türk toplumunu Anadolunun eşsiz değerleri etrafında birleştirmeyi amaçladıklarını vurguladı. Manav, Bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz festival ile Anadolunun zengin tarihini buraya taşıdık. Aynı zamanda, Avustralyada 40 yılı aşkın bir süredir yaşayan Türk toplumunun bu topraklarda paylaştığı değerleri bir kez daha perçinlemiş olduk. Festivalle, Anadolunun tarihini, kültürünü, sanatını, müziğini, folklorunu ve yemeklerini Avustralyalılara tanıtmaya çalıştık. Geçen yıl 60 bini aşkın ziyaretçinin katıldığı festivale bu sene daha yüksek bir katılım bekliyoruz. dedi.BÜYÜKELÇİ: TÜRKLERİN BAŞARISI BENİ GURURLANDIRIYORTörene katılan Türkiyenin Kanberra Büyükelçi Reha Keskintepe, organizasyon heyetine teşekkür etti. Türkiyenin burada bulunan toplumunun Avustralya toplumuyla dostluk kurduğunu, bu görüntünün önemli bir harmoni oluşturduğunu kaydeden Reha Keskintepe şöyle konuştu: Türk toplumu, Avustralya toplumunun dostluk ve harmoni açısından çok önemli bir parçası. Çok çalışkan bir topluma sahibiz. İnsanlarımız, Avustralyanın gelişmesi ve zenginleşmesi için katkıda bulunmaya çalışıyor. Aynı zamanda iki ülke arasında güçlü bir diyalogun kurulması için ellerinde geleni yapıyorlar. Ben Avustralya Türk toplumunun başarısını gördükçe bundan fevkalade mutlu oluyor ve burada sizlerin karşınıza gururla çıkıyorum. AVUSTRALYALI MİLLETVEKİLİ: TÜRK OKULU ÖĞRENCİLERİ, AVUSTRALYANIN GELECEK NESİLLERİDİRFestivale Avustralya Başbakanı Tony Abbott adına katılarak selamlarını ulaştıran REID Bölgesi Federal Milletvekili Craig Laundy, böyle muazzam bir festivali gerçekleştirdiği için, organizasyon komitesine teşekkür etti. Türkiye ile Avustralya arasındaki dostluk ilişkilerinin önemine işaret eden Laundy, kendisinin Türkiyeye hiç gitmediğini ancak, Avustralyada eğitim hizmetini veren Amity Kolejleri gibi kurumlar ve bugünkü festival sayesinde, Anadoluyu görmüş gibi olduğunu söyledi. Federal milletvekili Craig Laundy şöyle konuştu: Bugünkü program çök önemli ve anlamlı. Henüz Türkiyeye gitmedim ama benim seçim bölgem adeta küçük bir Türkiye gibi. Gelibolu Camisi, Amity Koleji ile çok güzel bir Türk toplumu var. Atatürkün Anzak anneleri için sarf ettiği sözleri, onun ne kadar vizyon sahibi bir insan olduğunu gösteriyor. Dünyaya da en önemli katkısı 23 Nisan bayramını çocuklara hediye etmesidir. Atatürk, eğitimin ve çocukların yetiştirilmesinin ne kadar önemli olduğunu da o günlerden anlamıştır. İşte burada sahnede her iki ülkenin milli marşlarını okuyan Amity Kolejinin öğrencileri bunun somut göstergeleridir. Bu eğitim kurumunda okuyan öğrenciler, Avustralyanın gelecek nesilleridir. İki ülkeye güzel katkılarda bulunuyorlar. Dün başlayan ve bugün sona eren 3. Anadolu festivaline Avustralyalılar yoğun ilgi gösterdi. Adeta mini bir Türkiyenin sergilendiği festival, bu yıl hem kültür hem de yiyecek çadırlarının fazlalığı ile ilgiyi daha da artırdı. Alandaki kültür çadırlarında, Türk el sanatları, ebru, hat ve diğer etkinlikleri sergilendi. Gün boyu Türk mutfağının farklı lezzetlerini tatma imkânı bulan ziyaretçiler, diğer taraftan ise Mehter takımını zevkle izledi. Farklı gurupların verdiği konserler programa, ayrı bir renk kattı.Festival için Avustralyaya gelen dünyanın yaşayan en uzun insanı Sultan Kösen de Avustralyalıların ilgi odağı oldu. Festival alanında katılımcılar tarafından sıcak karşılanan Kösene ilgi gösteren vatandaşlar, fotoğraf çektirebilmek için bir biri ile yarıştı.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
02.03.2014
AvustralyadaAnadolufestivalicoşkusuAvustralyada Anadolu festivali coşkusu
Mehmed Niyazi - İSAM ve Erünsal Hoca'ya armağan
Zaman
17.02.2014
02:11
Türkiye Diyanet Vakfı milli, hatta insanî bir kuruluştur. Dünyanın her tarafından gelen öğrenciler, bünyesinde yeni kurulan üniversitede öğrenim görmekteler.Türkiye Diyanet Vakfı’nın kültür faaliyetleri cümlesinden olmak üzere “İslam Ansiklopedisi”nin 44. cildi tamamlandı ve kültür hayatımızda bir boşluğu doldurmuş oldu. İngiltere’nin Britannica, Fransa’nın Larousse, Almanya’nın Brockhaus’u ne ise, Türkiye için, dinî ağırlıklı olan “İslam Ansiklopedisi” de odur. Mesela 1802 yılında iki cilt olan Brockhaus, daha ileriki yıllarda büyük bir kültür ansiklopedisine dönüştü; ardından da tıp, teknik, din, ilmin çeşitli dalları geldi. Türkiye Diyanet Vakfı, adına yakışır şekilde İslam Ansiklopedisi’ni çıkardı, ama diğer dallardaki ansiklopedileri de, yine bu evsafta olmak şartıyla, milletçe Diyanet Vakfı’ndan bekliyoruz. Ansiklopedi bir ağaca benzer; bir tarafta yaprakları kururken, diğer tarafta yenileri açar. Tekrar tekrar basılan ansiklopedilerde geçmişteki baskılardan, güncelliğini kaybetmiş bazı maddeler elenir, yeni cereyanlar, kültür hayatındaki oluşumlar, ilim ve sanat adamları eklenir, bu yüzden ansiklopedi hiçbir zaman sonucu olmayan bir daldır; hayat geliştikçe o da tekamül eder. Ayrıca 44 cilt olan ansiklopedi hacim olarak çok büyük olduğu gibi okullarda okuyan çocuklarımız için de maddi bir külfet olabilir. Öğrenciler bakımından, aynı bakış açısıyla muhtasar bir ansiklopedi elbette yapılabilir. Ansiklopediye madde yazmak kolay değildir; bilim adamlarının, yazdıkları maddelere kuşbakışı bakmaları gerekir; kısa bir sütunu sade bir dille uzatmadan anlatırken, aranan can alıcı kültür unsurları bakımından her şey onda bulunmalıdır. Ülkemizin güzide ilim insanları bu güzel, faydalı eseri ortaya çıkarmışlardır. İlim insanlarının işi, meşgalesi çoktur; her madde için onları ayrı ayrı bir araya getirebilmek, tecrübe ve maharet gerektirir. İsmail E. Erünsal Hoca da gençliğinde Meydan Larousse’tan gelen ansiklopedik tecrübesini İslam Ansiklopedisi’nin hazırlık ve yayın çalışmalarına aktarırken diğer taraftan İSAM Kütüphanesi’nin ilmi danışmanlığını da yürütmüştür. İSAM Kütüphanesi geçtiğimiz günlerde iki coşkuyu birden yaşamıştır. Biri ansiklopedinin tamamlanması, diğeri de öğrencilerinin Erünsal’a; “Kitaplara Vakfedilen Bir Ömre Tuhfe: İsmail E. Erünsal’a Armağan” isimli eserle vefa borcunu ödemeleridir. İki cilt olan eserde Erünsal Hoca’nın ilgi alanlarını temsilen tarih, edebiyat, tasavvuf, kütüphanecilik ve arşivcilik alanlarında yazılan maddeler yer alıyor. Eserde Mehmet İpşirli, Kemal Beydilli, Feridun Emecen, Mehmet Genç, M. Akif Aydın, Heath Lawry, İnci Engünün, Uğur Derman gibi Erünsal Hoca’nın dostları ve sahalarının çok önemli akademisyenlerinin makaleleri bulunmaktadır. İSAM konferans salonunda yapılan bir etkinlikle Erünsal Hoca’ya takdim edilen armağanı vesilesiyle rahmetli sahaf İsmail Özdoğan’ın Enderun müdavimlerinden olan yakın dostları M. Akif Aydın, Heath Lawry ve Mehmet Genç çok muhtevalı konuşmalar yaptılar. 1991 tarihinde Türk Tarih Kurumu, 2011 yılında da Türk kültürü alanındaki araştırma ve yayınları nedeniyle Elginkan Vakfı ödülüne layık görülen Erünsal, Kasım 2013’te yayımlanan Osmanlı sahaf tarihiyle ilgili ilk ve tek kitap olan “Osmanlılarda Sahaflık ve Sahaflar” isimli eseri vesilesiyle de 2013 Türkiye Yazarlar Birliği ile ESKADER’in araştırma dallarında ödüllerine layık görülmüştür. Osmanlı-Türk kütüphaneleri üzerine uzun yıllardır çalışan ve kültür tarihçiliğimize çok önemli katkılarda bulunan Erünsal Hoca’nın; “Türk Kütüphaneleri Tarihi II: Kuruluşundan Tanzimata Kadar Osmanlı Vakıf Kütüphaneleri” adlı ilk eseri ile bu kitabın genişletilmiş basımı olan, muhtevası bakımından ilkinden farklılık arz eden “Osmanlı Vakıf Kütüphaneleri: Tarihi Gelişimi ve Organizasyonu” isimli eseri arşiv belgelerinin, vakfiyelerin, kadı sicillerinin, terekelerin tespiti ve değerlendirilmesi konusunda büyük emek mahsulüdür. Edinburgh Üniversitesi’nde J. R. Walsh’un danışmanlığında “Tacı-zade Cafer Çelebi Divanı” üzerine hazırladığı tezini 1997 yılında tamamlayan Erünsal Hoca, gene aynı yıl İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Kütüphanecilik Bölümü’nde başladığı akademik hayatını 2010 yılında Marmara Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Bilgi ve Belge Yönetimi bölümünden emekli olarak tamamladı. 1983 yılında İstanbul’da kurulan Türkiye Diyanet Vakfı’nın İslam Ansiklopedisi Genel Müdürlüğü bünyesinde yer alan, daha sonraları TDV İslam Araştırmaları Merkezi çatısı altında bulunan, bir önceki ay da 44. cildi yayımlanmış olan “TDV İslam Ansiklopedisi”nin hem telif ve redaksiyon çalışmalarına katkıda b
Zaman
Köşe Yazıları
17.02.2014
MehmedNiyazi-İSAMveErünsalHocayaarmağanMehmed Niyazi - İSAM ve Erünsal Hocaya armağan
Cumhurbaşkanı Gül, Macaristan'a gitti
Zaman
16.02.2014
14:44
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, merkezi Avrupanın önemli ülkelerinden olan Macaristan ile tarihi dostluk ilişkilerini her alanda geliştirip derinleştirmeyi arzu ettiklerini söyledi.Cumhurbaşkanı Gül, Macaristana hareketinden önce Esenboğa Havalimanında basın açıklaması yaptı.Cumhurbaşkanı Gül, Cumhurbaşkanı Janos Aderin davetine icabetle Macaristana resmi bir ziyarette bulunmak üzere Budapeşteye gideceğini belirterek, Bu ziyarette bana, Başbakan Yardımcısı Sayın Emrullah İşler ile Ekonomi Bakanı Sayın Nihat Zeybekci ve milletvekillerimiz, belediye başkanımız ve onların yanısıra kültür, basın ve iş dünyamızın seçkin temsilcileri ile üst düzey resmi zevatın da yer aldığı bir heyet eşlik edecektir dedi.Macaristan ziyaretinin, dönemin Cumhurbaşkanı Sayın Pal Schmittin 14-17 Kasım 2011 tarihinde Türkiyeye gerçekleştirdiği ziyaretin iadesi niteliğinde olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Gül, Budapeştedeki temaslarım çerçevesinde Cumhurbaşkanı Sayın Aderle baş başa ve heyetler halinde biraraya geleceğim. Macaristan Meclisi Başkanı Sayın Laszlo Köver ve Başbakanı Viktor Orban ile de görüşeceğim ifadesini kullandı.Merkezi Avrupanın önemli ülkelerinden olan Macaristan ile tarihi dostluk ilişkilerimizi her alanda geliştirip derinleştirmeyi arzu ediyoruz. Macaristanın da bu yönde güçlü bir iradeye sahip olduğunu memnuniyetle müşahede ediyoruz diyen Cumhurbaşkanı Gül, bu doğrultuda, ilişkilerde son dönemde güçlü bir ivme yakalandığını belirterek şöyle devam etti:Son olarak, Macaristan Başbakanı Orban Aralık ayında ülkemizi ziyaret etmiştir. Bu vesileyle, iki ülke arasında Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi kurulmuş ve ilk toplantısı Sayın Başbakanların riyasetinde gerçekleştirilmiştir. Ziyaretim, eski dost ve NATO bünyesinde müttefik olmanın yanısıra, stratejik ortak konumundaki Macaristan ile ilişkilerimizin çeşitli yönleriyle gözden geçirilmesine vesile olacaktır. Macaristan ile siyasi düzeyde mükemmel olarak nitelendirebileceğimiz ilişkilerimizi, ekonomik ve ticari alanda kaydedilecek başarıyla da taçlandırmak arzusundayız. Öncelik olarak, 2 milyar Dolar seviyesinde bulunan ticaret hacmimizi ve karşılıklı yatırımları arttırmak istiyoruz. Bu anlayışla heyetimde, Türk iş dünyasının, Macar iş âlemiyle yeni ortaklıklar kurmaya ilgi gösteren seçkin temsilcileri bulunmaktadır.Ziyareti sırasındaBudapeştede düzenlenecek Türk-Macar İş Forumuna iştirak ederek, Türk ve Macar iş adamlarına hitap edeceğini ve onları daha çok ticaret ve yatırım için teşvik edeceğini söyleyen Cumhurbaşkanı Gül, şunları dedi:Ziyaretimin son günü, Macaristandaki müşterek kültürel mirasımızın seçkin örneklerini yerinde görme fırsatı bulacağım. Bu kapsamda, Birinci Dünya Savaşında Galiçya Cephesinde şehit düşen askerlerimizin ebedi istirahatgahı olan Türk Şehitliğini ziyaret edeceğim. Ayrıca, Macaristanla Osmanlı dönemine kadar uzanan ortak tarihimizin en müşahhas eserlerinden olan Gül Baba Türbesini ziyaret edeceğim. Ziyaretim, dost ve müttefik Macaristan ile işbirliğimizin her alanda daha ileriye taşınmasına katkı sağlayacaktır.(İHA)
Zaman
Son Dakika
16.02.2014
CumhurbaşkanıGülMacaristanagittiCumhurbaşkanı Gül Macaristana gitti
Latif Topbaş: Depo olmadı devlet alsın
Zaman
06.02.2014
19:48
İzmir Kemalpaşa’daki bin 600 yıllık mozaikler kurtuldu. Market deposu yapacağı alandaki mozaikleri taşıtmak için Ankara’dan karar çıkarttıran işadamı M. Latif Topbaş, bu araziyi maliyetine devlete iade edeceğini açıkladı.Hürriyet’in haberine göre Ege’nin Zeugması’yla ilgili planlar, polis fezlekesindeki bir ses kaydıyla ortaya çıktı. Tapelerde Latif Topbaş, sahibi olduğu BİM marketlerine ait arazideki mozaiklerin taşınması için Kültür Bakanı Ömer Çelik’ten ricada bulunuyordu. Sonuçta Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu da 12 Aralık 2013’te mozaiklerin taşınmasını onayladı. Arazideki tarihi duvar kalıntılarıyla ilgili plan ise İzmir 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na bırakıldı. Ancak mozaikler müzeye taşınmadan olaylar kamuoyuna yansıdı ve durum değişti. BİM marketleri, “Gelinen noktada devletin araziyi maliyetine geri alması için başvuruda bulunacağız” açıklamasını yaptı.SÜREÇ NASIL GELİŞTİ- 2012’de Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi Ulucak mevkii 7 No’lu parselinde perakende zinciri BİM depo amaçlı inşaat yapmak üzere çalışmalara başladı.- Sondaj çalışmaları sırasında arkeolojik buluntular ortaya çıktı.- Alan, İzmir 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından mozaikler ve duvarlara ulaşılmadan, ilk etapta 3. derece sit olarak tescillenip korumaya alındı.- Alanda kurtarma kazıları başladı. Bu kazılarda Anadolu parsı ve aslanı gibi nesli tükenen hayvanlara ait mozaikler ve büyük bir yerleşim kompleksi ortaya çıktı.- Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay o günlerde, alanda bir basın toplantısı yaparak, buranın “Batının Zeugması” olacak değerde önemli bir arkeolojik bölge olduğunu söyledi.Bunun üzerine BİM yetkilileri inşaatı yapmak istediklerini, alanın ya üzerinin örtülmesini ya da mozaikler ile duvar kalıntıların kaldırılmasını talep etti.Ancak kurtarma kazıları tamamlandığında, mozaikler ve duvarların olduğu alanın 1. derece, diğer kısımların ise 3. derece sit alanı olarak tescillenmesine, bu nedenle de mozaik ve duvarların kaldırılmadan yerinde korunmasına karar verildi.BİM, KARARA İKİ KEZ İTİRAZ ETTİBİM, kurulun 12.06.2013’te aldığı bu karara iki kez itiraz etti. İtirazlar Ankara’ya, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’na gitti.12 Aralık 2013’te kurul, BİM’in itirazlarını değerlendirdi.Müze müdürlüğünün raporu ile BİM’in yaptığı itiraz başvurusuna ek olarak sunulan ve Ege Üniversitesi Rektörlüğü’nden Prof. Dr. Ersin Doğaner ve Yrd. Doç. Emine Tok’un raporlarını dikkate alan Yüksek Kurul, mozaiklerin taşınmasına karar verdi.Duvarların bulunduğu alana ilişkin ise Koruma Yüksek Kurulu’nun 37 sayılı ilke kararları göz önünde bulundurularak hazırlanacak projelerin, İzmir 2 No’lu Koruma Kurulu’nca değerlendirilmesi kararı çıktı.Alanın en son durumu ile görüşlerine başvurulan İzmir 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu, internet sitelerindeki arıza nedeniyle en son yüklemeyi 2 Eylül 2010’da yaptıklarını daha sonra başvurumuza yazılı olarak yanıt vereceklerini belirtti.ALAN POLİS GÖZETİMİNDE TUTULUYORKemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi içindeki alan, koruma altına alındığı günden bu yana sürekli polis gözetiminde tutulurken, 550 metrekarelik villanın 11 odasının altısında bulunan mozaiklerin ise toprakla kaplanarak koruma altına alındığı görüldü. Kalıntılar arasında duvarlar, sütunlar ve mezarlar da dikkat çekti.GÜNAY: KEŞFETTİKTEN 3 AY SONRA GÖREVDEN AYRILDIMİnternete düşen telefon konuşmalarında, market zinciri BİM’in yapılacak depo için bir bakandan taşınması yönünde ricacı olduğu kalıntıların, ‘Batı’nın Zeugması’ denen İzmir Kemalpaşa’daki tarihi mozaikler olduğu ortaya çıktı. Bu durumu, eski Kültür ve Turizm Bakanı Günay’a sorduk.Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, görevi devrettiği Bakan Ömer Çelik ve BİM’in ortaklarından işadamı Latif Topbaş’ın kamuoyuna da yansıyan konuşmalarındaki mozaiklerle ilgili şu bilgileri verdi:Günay: “Kemalpaşa’daki mozaiklerin bulunduğu alanı 2012’nin son aylarında gidip görmüştüm. Gerek mozaikler, gerekse çevresindeki duvar kalıntıları önemli bir yerleşim merkezi olduğunu açıkça gösteriyor. Gördüklerimiz bizi çok heyecanlandırdı ve Ege Bölgesi’nde önemli bir Zeugma keşfettiğimizi düşündük. “İzmir’e bayram öncesinde herkesi çok şaşırtacak ve görenlerin şaşkınlığını gizleyemeyeceği büyük bir arkeolojik müjde vereceğiz” demiştim. Bu düşüncelerimizi basınla paylaştım. Ancak yaklaşık üç ay sonra görevimden ayrılmak zorunda kaldım. Bu alan, o zamanki tespitlerime göre 1. derece arkeolojik sit alanı olarak işaretlenmesi gereken bir alandır. Şimdi burada yeni bir yapılaşma için sürdürülen çalışmaları dikkatle takip ediyorum. Ayrı
Zaman
En Çok Okunan
06.02.2014
LatifTopbaşDepoolmadıdevletalsınLatif Topbaş Depo olmadı devlet alsın
Latif Topbaş: Depo olmadı devlet alsın
Zaman
06.02.2014
11:44
İzmir Kemalpaşa’daki bin 600 yıllık mozaikler kurtuldu. Market deposu yapacağı alandaki mozaikleri taşıtmak için Ankara’dan karar çıkarttıran işadamı M. Latif Topbaş, bu araziyi maliyetine devlete iade edeceğini açıkladı.Hürriyet’in haberine göre Ege’nin Zeugması’yla ilgili planlar, polis fezlekesindeki bir ses kaydıyla ortaya çıktı. Tapelerde Latif Topbaş, sahibi olduğu BİM marketlerine ait arazideki mozaiklerin taşınması için Kültür Bakanı Ömer Çelik’ten ricada bulunuyordu. Sonuçta Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu da 12 Aralık 2013’te mozaiklerin taşınmasını onayladı. Arazideki tarihi duvar kalıntılarıyla ilgili plan ise İzmir 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu’na bırakıldı. Ancak mozaikler müzeye taşınmadan olaylar kamuoyuna yansıdı ve durum değişti. BİM marketleri, “Gelinen noktada devletin araziyi maliyetine geri alması için başvuruda bulunacağız” açıklamasını yaptı.SÜREÇ NASIL GELİŞTİ- 2012’de Kemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi Ulucak mevkii 7 No’lu parselinde perakende zinciri BİM depo amaçlı inşaat yapmak üzere çalışmalara başladı.- Sondaj çalışmaları sırasında arkeolojik buluntular ortaya çıktı.- Alan, İzmir 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından mozaikler ve duvarlara ulaşılmadan, ilk etapta 3. derece sit olarak tescillenip korumaya alındı.- Alanda kurtarma kazıları başladı. Bu kazılarda Anadolu parsı ve aslanı gibi nesli tükenen hayvanlara ait mozaikler ve büyük bir yerleşim kompleksi ortaya çıktı.- Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay o günlerde, alanda bir basın toplantısı yaparak, buranın “Batının Zeugması” olacak değerde önemli bir arkeolojik bölge olduğunu söyledi.Bunun üzerine BİM yetkilileri inşaatı yapmak istediklerini, alanın ya üzerinin örtülmesini ya da mozaikler ile duvar kalıntıların kaldırılmasını talep etti.Ancak kurtarma kazıları tamamlandığında, mozaikler ve duvarların olduğu alanın 1. derece, diğer kısımların ise 3. derece sit alanı olarak tescillenmesine, bu nedenle de mozaik ve duvarların kaldırılmadan yerinde korunmasına karar verildi.BİM, KARARA İKİ KEZ İTİRAZ ETTİBİM, kurulun 12.06.2013’te aldığı bu karara iki kez itiraz etti. İtirazlar Ankara’ya, Kültür Varlıklarını Koruma Yüksek Kurulu’na gitti.12 Aralık 2013’te kurul, BİM’in itirazlarını değerlendirdi.Müze müdürlüğünün raporu ile BİM’in yaptığı itiraz başvurusuna ek olarak sunulan ve Ege Üniversitesi Rektörlüğü’nden Prof. Dr. Ersin Doğaner ve Yrd. Doç. Emine Tok’un raporlarını dikkate alan Yüksek Kurul, mozaiklerin taşınmasına karar verdi.Duvarların bulunduğu alana ilişkin ise Koruma Yüksek Kurulu’nun 37 sayılı ilke kararları göz önünde bulundurularak hazırlanacak projelerin, İzmir 2 No’lu Koruma Kurulu’nca değerlendirilmesi kararı çıktı.Alanın en son durumu ile görüşlerine başvurulan İzmir 2 No’lu Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu, internet sitelerindeki arıza nedeniyle en son yüklemeyi 2 Eylül 2010’da yaptıklarını daha sonra başvurumuza yazılı olarak yanıt vereceklerini belirtti.ALAN POLİS GÖZETİMİNDE TUTULUYORKemalpaşa Organize Sanayi Bölgesi içindeki alan, koruma altına alındığı günden bu yana sürekli polis gözetiminde tutulurken, 550 metrekarelik villanın 11 odasının altısında bulunan mozaiklerin ise toprakla kaplanarak koruma altına alındığı görüldü. Kalıntılar arasında duvarlar, sütunlar ve mezarlar da dikkat çekti.GÜNAY: KEŞFETTİKTEN 3 AY SONRA GÖREVDEN AYRILDIMİnternete düşen telefon konuşmalarında, market zinciri BİM’in yapılacak depo için bir bakandan taşınması yönünde ricacı olduğu kalıntıların, ‘Batı’nın Zeugması’ denen İzmir Kemalpaşa’daki tarihi mozaikler olduğu ortaya çıktı. Bu durumu, eski Kültür ve Turizm Bakanı Günay’a sorduk.Dönemin Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, görevi devrettiği Bakan Ömer Çelik ve BİM’in ortaklarından işadamı Latif Topbaş’ın kamuoyuna da yansıyan konuşmalarındaki mozaiklerle ilgili şu bilgileri verdi:Günay: “Kemalpaşa’daki mozaiklerin bulunduğu alanı 2012’nin son aylarında gidip görmüştüm. Gerek mozaikler, gerekse çevresindeki duvar kalıntıları önemli bir yerleşim merkezi olduğunu açıkça gösteriyor. Gördüklerimiz bizi çok heyecanlandırdı ve Ege Bölgesi’nde önemli bir Zeugma keşfettiğimizi düşündük. “İzmir’e bayram öncesinde herkesi çok şaşırtacak ve görenlerin şaşkınlığını gizleyemeyeceği büyük bir arkeolojik müjde vereceğiz” demiştim. Bu düşüncelerimizi basınla paylaştım. Ancak yaklaşık üç ay sonra görevimden ayrılmak zorunda kaldım. Bu alan, o zamanki tespitlerime göre 1. derece arkeolojik sit alanı olarak işaretlenmesi gereken bir alandır. Şimdi burada yeni bir yapılaşma için sürdürülen çalışmaları dikkatle takip ediyorum. Ayrıntılı b
Zaman
Ana Sayfa
06.02.2014
LatifTopbaşDepoolmadıdevletalsınLatif Topbaş Depo olmadı devlet alsın
Başbakanlık teklifi de Kiev’de gösterileri durduramadı
Zaman
27.01.2014
02:13
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de ülkenin lideri Viktor Yanukoviç, iki aydır devam eden AB yanlısı gösteriler sonucu muhalif liderlere başbakanlık ve başbakan yardımcılığı görevlerini teklif etti. Fakat sokakların öfkesini dindiremedi. Göstericiler önceki gün 200 polisin konuşlandığı binaya molotof bombası, havai fişek ve taşlarla saldırdı.Ukrayna’da Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç, kendisine muhalefet eden grupların en önemli lideri eski Dışişleri Bakanı Arseniy Yatsenyuk’a başbakanlığı teklif etmiş olsa da başkent Kiev’de sular durulmadı. Göstericiler, önceki gün geç saatlerde polis güçlerinin konuşlandığı kültür merkezi olarak kullanılan hükümet sarayına molotof bombası, havai fişek ve taşlarla saldırdı. Dün sabah ise kuşattıkları binadan polislerin çıkabilmesi için bir koridor oluşturdu. Olaylar 200 kadar polisin, barışçıl göstericilerin yoğunlukta olduğu ve kasım ayından beri çadırlarıyla yerleştikleri ‘İstiklal Meydanı’nın 250 metre aşağısında bulunan binaya giriş yapması üzerine gelişti. Eylemciler arasında hızla yayılan polisin kendilerine müdahale için hazırlandığı dedikodusu, çatışmaların fitilini ateşledi. Tırmanan çatışmalarda geçtiğimiz hafta 3 kişi hayatını kaybetmişti.‘Hesap günü’ yarınVatan Partisi lideri olan Avrupa Birliği (AB) yanlısı Yatsenyuk, görüşmelerin ardından Kiev’de seslendiği binlerce protestocuya ülkedeki son durumu tartışmak üzere salı günü meclisin özel bir oturumla toplanacağını duyurdu. Mecliste, kabine değişikliğinin gündeme geleceğini ve parlamentoda kabul edilmesiyle geçen hafta eylemlerin şiddetinin artmasına yol açan ‘protesto karşıtı’ yasanın tartışılacağını söyledi. Yatsenyuk, “Salı günü hesap günüdür. Onların hiçbir sözüne inanmıyoruz. Biz sadece icraatlara ve sonuçlara inanırız.” dedi. Ayrıca hükümetten AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşması imzalanmasını, eski Başbakan Yulia Timoşenko da dahil tüm siyasî mahkûmların serbest bırakılmasını ve 2015’te yapılacak başkanlık seçimlerinin erkene alınmasını talep edeceklerinin altını çizdi. Muhalif lider, daha sonra sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabı üzerinden başbakanlık teklifini reddettiğini açıklarken “Liderlerimize halk karar verir.” dedi. Yanukoviç, eski ağır sıklet boks şampiyonu yeni muhalif lider Vitali Kliçko’ya da başbakan yardımcılığı görevi önermiş, ülkenin içinde bulunduğu siyasî krizden çıkılması adına da muhaliflere başbakanın yetkilerini güçlendirecek parlamenter sisteme geçilebileceğini söylemişti. Mevcut Ukrayna anayasasına göre başbakanı, halk oylaması ile seçilen cumhurbaşkanı belirliyor. Ukrayna’da gösteriler, kasım ayında Yanukoviç’in AB ile ikili anlaşma yapmak yerine Rusya ile ekonomik işbirliğine gitme kararı alması sonucu başlamıştı.
Zaman
Dünya
27.01.2014
BaşbakanlıkteklifideKiev’degösterileridurduramadıBaşbakanlık teklifi de Kiev’de gösterileri durduramadı
Başbakanlık teklifi de Kiev’de gösterileri durduramadı
Zaman
27.01.2014
02:05
Ukrayna’nın başkenti Kiev’de ülkenin lideri Viktor Yanukoviç, iki aydır devam eden AB yanlısı gösteriler sonucu muhalif liderlere başbakanlık ve başbakan yardımcılığı görevlerini teklif etti. Fakat sokakların öfkesini dindiremedi. Göstericiler önceki gün 200 polisin konuşlandığı binaya molotof bombası, havai fişek ve taşlarla saldırdı.Ukrayna’da Cumhurbaşkanı Viktor Yanukoviç, kendisine muhalefet eden grupların en önemli lideri eski Dışişleri Bakanı Arseniy Yatsenyuk’a başbakanlığı teklif etmiş olsa da başkent Kiev’de sular durulmadı. Göstericiler, önceki gün geç saatlerde polis güçlerinin konuşlandığı kültür merkezi olarak kullanılan hükümet sarayına molotof bombası, havai fişek ve taşlarla saldırdı. Dün sabah ise kuşattıkları binadan polislerin çıkabilmesi için bir koridor oluşturdu. Olaylar 200 kadar polisin, barışçıl göstericilerin yoğunlukta olduğu ve kasım ayından beri çadırlarıyla yerleştikleri ‘İstiklal Meydanı’nın 250 metre aşağısında bulunan binaya giriş yapması üzerine gelişti. Eylemciler arasında hızla yayılan polisin kendilerine müdahale için hazırlandığı dedikodusu, çatışmaların fitilini ateşledi. Tırmanan çatışmalarda geçtiğimiz hafta 3 kişi hayatını kaybetmişti.‘Hesap günü’ yarınVatan Partisi lideri olan Avrupa Birliği (AB) yanlısı Yatsenyuk, görüşmelerin ardından Kiev’de seslendiği binlerce protestocuya ülkedeki son durumu tartışmak üzere salı günü meclisin özel bir oturumla toplanacağını duyurdu. Mecliste, kabine değişikliğinin gündeme geleceğini ve parlamentoda kabul edilmesiyle geçen hafta eylemlerin şiddetinin artmasına yol açan ‘protesto karşıtı’ yasanın tartışılacağını söyledi. Yatsenyuk, “Salı günü hesap günüdür. Onların hiçbir sözüne inanmıyoruz. Biz sadece icraatlara ve sonuçlara inanırız.” dedi. Ayrıca hükümetten AB ile ortaklık ve serbest ticaret anlaşması imzalanmasını, eski Başbakan Yulia Timoşenko da dahil tüm siyasî mahkûmların serbest bırakılmasını ve 2015’te yapılacak başkanlık seçimlerinin erkene alınmasını talep edeceklerinin altını çizdi. Muhalif lider, daha sonra sosyal paylaşım sitesi Twitter hesabı üzerinden başbakanlık teklifini reddettiğini açıklarken “Liderlerimize halk karar verir.” dedi. Yanukoviç, eski ağır sıklet boks şampiyonu yeni muhalif lider Vitali Kliçko’ya da başbakan yardımcılığı görevi önermiş, ülkenin içinde bulunduğu siyasî krizden çıkılması adına da muhaliflere başbakanın yetkilerini güçlendirecek parlamenter sisteme geçilebileceğini söylemişti. Mevcut Ukrayna anayasasına göre başbakanı, halk oylaması ile seçilen cumhurbaşkanı belirliyor. Ukrayna’da gösteriler, kasım ayında Yanukoviç’in AB ile ikili anlaşma yapmak yerine Rusya ile ekonomik işbirliğine gitme kararı alması sonucu başlamıştı.
Zaman
Ana Sayfa
27.01.2014
BaşbakanlıkteklifideKiev’degösterileridurduramadıBaşbakanlık teklifi de Kiev’de gösterileri durduramadı
Bali'ye gittik Hindistan'ı gördük
Zaman
25.01.2014
02:17
Türkler arasında ‘balayı mekanı’ olarak bilinen Bali Adası, ‘deniz, kum, güneş’ üçlüsünden çok daha fazlasını barındırıyor. Nüfusunun yüzde 95’i Hindu olan bu Endonezya adasında Hint kültürüne özgü renklere ve Uzakdoğu coğrafyasına ait zenginliklere gürültüden, stresten uzak bir şekilde şahit olmak mümkün.Bali’ye doğru yola çıkarken bu ada ile ilgili bildiğimiz tek şey, plajları, doğal güzelliği ve en önemlisi ucuzluğuyla özellikle yeni evli çiftlerin balayı için tercih ettiği bir yer olduğu idi. Dolayısıyla ‘kültür turu yapmak isteyen bizler’ için öyle çok da ilgi çekici bir yer değildi. Fakat, Endonezya’ya kadar gelmişken Bali’ye gitmemek olmaz diye düşünerek kendimizi ülkenin binlerce adasından biri olan Bali’de bulduk. Daha havaalanında, Bali hakkındaki basmakalıp bilgilerimiz, ete kemiğe bürünmüş bir şekilde karşımıza çıkıverdi. Parmak arası terliklerin çıkardığı ‘şıpıdık şıpıdık’ sesleri eşliğinde gözümüzün önünden çiçek desenli gömlekleri ve bermuda şortlarıyla onlarca ‘tatil insanı’ geçiyordu.‘Ne yapalım, bol bol manzara izleyeceğiz, yeşile maviye doyacağız’ düşüncesiyle kendimizi tam avutmuştuk ki, ‘Türk’ün sınırda imtihanı’ Müslüman memleket Endonezya’da bile vuku buldu. Batılı turistlerin pasaportlarına göz ucuyla bakıp ‘geç’ işareti veren polis, sıra bizimkine gelince evirdi çevirdi, sağına baktı, soluna baktı, o da yetmedi kendisiyle gelmemizi isteyerek büroya götürdü. Birkaç soru sorduktan sonra yanına getirdiği bir deste Türk pasaportunu gösterip son birkaç haftadır 10’a yakın Suriyelinin sahte Türk pasaportuyla Bali’ye girmek istediğini anlatarak özür diledi ve bizler için Bali serüveni biraz maceralı da olsa başlamış oldu.Bali’nin ‘balayı mekanı’ndan çok daha fazlası olduğunu fark etmeye başladığımız an; sokaklar, kaldırımlar, evlerin önü, marketler hatta tuvaletler de dahil hemen her yerde halkın küçük kaplar içerisinde ‘tanrıları’na sundukları adakları görmemize denk geldi. Bu küçük sunular, adada Hint kültürünün çok baskın bir şekilde yaşandığını ve önümüzdeki iki günde bizi çok renkli ve bir o kadar farklı deneyimlerin beklediğini haber veriyordu.Bali’de halkın yüzde 95’ini oluşturan Hindular, dünyanın diğer yerlerindeki dindaşlarından daha dindar olmalarıyla tanınıyor. Kare şeklindeki küçük kapların içinde muz yaprağı, çiçek, pilav, şeker, bisküvi hatta bazen sigara bile olabiliyor. Bu şekilde tanrılara sevgilerini ileten ve günlerinin bereketli ve iyi geçeceğine inanan Hinduların bu kadar dindar olmalarının sebebi Hinduizm’e sadece din değil kültürel kimlik olarak da sahip çıkmalarıymış. Önce Budizm ardından İslam gelmeden önce Endonezya’yı oluşturan adaların tamamına yakınında Hindu dini hakim iken şimdi yalnızca bu adada Hinduların çoğunlukta olması, halkın normalden fazla dinlerine ve kimliklerine sahip çıktığının da bir göstergesi.BALİ’NİN KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ: UBUD15. yüzyılla birlikte İslam’ın Java ve Sumatra adalarında hakim olmaya başlamasıyla bölgedeki Hindu sanatçılar ve entelektüeller Bali’ye yerleşmiş. O günlerin etkisiyle olsa gerek bugün Bali’de halkın büyük bir kısmı sanatçı. Özellikle Bali’nin kültür merkezi olarak adlandırılan Ubud bölgesinde heykelcilik, taş ve ahşap oymacılığı, altın ve gümüş işlemeciliği, resim ve batik adı verilen kumaş boyamacılığının sergilendiği atölyeler ve galeriler, bakkal dükkanı gibi her yerde karşınıza çıkabiliyor.Bu arada Ubud, aynı zamanda Julia Roberts’ın başrolünü oynadığı ve geçen yıl büyük bir gişe başarısı yakalayan ‘Ye, Sev, Dua Et’ adlı filmin de çekildiği yer. Bali’de 20 binden fazla olduğu bilinen tapınakların büyük kısmı da Ubud’da bulunuyor. Ayrıca evlerin içinde de küçük aile tapınakları var. En ünlü tapınaklardan ikisi Puri Saren ve Pura Taman Ayun. İki tapınak da birçokları gibi yemyeşil ve geniş bir arazide etrafı küçük göllerle çevrili bir şekilde karşılıyor sizi. Ünlü bir diğer tapınak da Tirta Empul. Burayı özel kılan, tapınak alanı içerisinde Hinduların ‘kutsal su’ olduğuna inandıkları çeşmeli havuzların bulunması. 11. yüzyılda inşa edilen tapınağın çevresindeki 12 çeşmeden akan suyun altında yıkanarak ibadet eden Hinduları günün her saatinde görmek mümkün. Hindular suyu sadece yıkanmak için kullanmıyorlar. Şifalı olduğuna inandıkları suyu içip, şişelerle evlerine de götürüyorlar. Buraya girmek isteyen kadın ve erkeklerden sarong denilen uzun örtüyü bellerine sarıp bir kuşak ile bağlamaları isteniyor. Yanında uzun bir örtüsü olmayanlara kuşak ve örtü takdim ediliyor.Bu arada Bali’de o kadar çok gezilecek yer var ki bunu tek başınıza yapmanız çok da mümkün değil. Motosiklet kullanmayı da bilmi
Zaman
En Çok Okunan
25.01.2014
BaliyegittikHindistanıgördükBaliye gittik Hindistanı gördük
Bali'ye gittik Hindistan'ı gördük
Zaman
25.01.2014
02:06
Türkler arasında ‘balayı mekanı’ olarak bilinen Bali Adası, ‘deniz, kum, güneş’ üçlüsünden çok daha fazlasını barındırıyor. Nüfusunun yüzde 95’i Hindu olan bu Endonezya adasında Hint kültürüne özgü renklere ve Uzakdoğu coğrafyasına ait zenginliklere gürültüden, stresten uzak bir şekilde şahit olmak mümkün.Bali’ye doğru yola çıkarken bu ada ile ilgili bildiğimiz tek şey, plajları, doğal güzelliği ve en önemlisi ucuzluğuyla özellikle yeni evli çiftlerin balayı için tercih ettiği bir yer olduğu idi. Dolayısıyla ‘kültür turu yapmak isteyen bizler’ için öyle çok da ilgi çekici bir yer değildi. Fakat, Endonezya’ya kadar gelmişken Bali’ye gitmemek olmaz diye düşünerek kendimizi ülkenin binlerce adasından biri olan Bali’de bulduk. Daha havaalanında, Bali hakkındaki basmakalıp bilgilerimiz, ete kemiğe bürünmüş bir şekilde karşımıza çıkıverdi. Parmak arası terliklerin çıkardığı ‘şıpıdık şıpıdık’ sesleri eşliğinde gözümüzün önünden çiçek desenli gömlekleri ve bermuda şortlarıyla onlarca ‘tatil insanı’ geçiyordu.‘Ne yapalım, bol bol manzara izleyeceğiz, yeşile maviye doyacağız’ düşüncesiyle kendimizi tam avutmuştuk ki, ‘Türk’ün sınırda imtihanı’ Müslüman memleket Endonezya’da bile vuku buldu. Batılı turistlerin pasaportlarına göz ucuyla bakıp ‘geç’ işareti veren polis, sıra bizimkine gelince evirdi çevirdi, sağına baktı, soluna baktı, o da yetmedi kendisiyle gelmemizi isteyerek büroya götürdü. Birkaç soru sorduktan sonra yanına getirdiği bir deste Türk pasaportunu gösterip son birkaç haftadır 10’a yakın Suriyelinin sahte Türk pasaportuyla Bali’ye girmek istediğini anlatarak özür diledi ve bizler için Bali serüveni biraz maceralı da olsa başlamış oldu.Bali’nin ‘balayı mekanı’ndan çok daha fazlası olduğunu fark etmeye başladığımız an; sokaklar, kaldırımlar, evlerin önü, marketler hatta tuvaletler de dahil hemen her yerde halkın küçük kaplar içerisinde ‘tanrıları’na sundukları adakları görmemize denk geldi. Bu küçük sunular, adada Hint kültürünün çok baskın bir şekilde yaşandığını ve önümüzdeki iki günde bizi çok renkli ve bir o kadar farklı deneyimlerin beklediğini haber veriyordu.Bali’de halkın yüzde 95’ini oluşturan Hindular, dünyanın diğer yerlerindeki dindaşlarından daha dindar olmalarıyla tanınıyor. Kare şeklindeki küçük kapların içinde muz yaprağı, çiçek, pilav, şeker, bisküvi hatta bazen sigara bile olabiliyor. Bu şekilde tanrılara sevgilerini ileten ve günlerinin bereketli ve iyi geçeceğine inanan Hinduların bu kadar dindar olmalarının sebebi Hinduizm’e sadece din değil kültürel kimlik olarak da sahip çıkmalarıymış. Önce Budizm ardından İslam gelmeden önce Endonezya’yı oluşturan adaların tamamına yakınında Hindu dini hakim iken şimdi yalnızca bu adada Hinduların çoğunlukta olması, halkın normalden fazla dinlerine ve kimliklerine sahip çıktığının da bir göstergesi.BALİ’NİN KÜLTÜR VE SANAT MERKEZİ: UBUD15. yüzyılla birlikte İslam’ın Java ve Sumatra adalarında hakim olmaya başlamasıyla bölgedeki Hindu sanatçılar ve entelektüeller Bali’ye yerleşmiş. O günlerin etkisiyle olsa gerek bugün Bali’de halkın büyük bir kısmı sanatçı. Özellikle Bali’nin kültür merkezi olarak adlandırılan Ubud bölgesinde heykelcilik, taş ve ahşap oymacılığı, altın ve gümüş işlemeciliği, resim ve batik adı verilen kumaş boyamacılığının sergilendiği atölyeler ve galeriler, bakkal dükkanı gibi her yerde karşınıza çıkabiliyor.Bu arada Ubud, aynı zamanda Julia Roberts’ın başrolünü oynadığı ve geçen yıl büyük bir gişe başarısı yakalayan ‘Ye, Sev, Dua Et’ adlı filmin de çekildiği yer. Bali’de 20 binden fazla olduğu bilinen tapınakların büyük kısmı da Ubud’da bulunuyor. Ayrıca evlerin içinde de küçük aile tapınakları var. En ünlü tapınaklardan ikisi Puri Saren ve Pura Taman Ayun. İki tapınak da birçokları gibi yemyeşil ve geniş bir arazide etrafı küçük göllerle çevrili bir şekilde karşılıyor sizi. Ünlü bir diğer tapınak da Tirta Empul. Burayı özel kılan, tapınak alanı içerisinde Hinduların ‘kutsal su’ olduğuna inandıkları çeşmeli havuzların bulunması. 11. yüzyılda inşa edilen tapınağın çevresindeki 12 çeşmeden akan suyun altında yıkanarak ibadet eden Hinduları günün her saatinde görmek mümkün. Hindular suyu sadece yıkanmak için kullanmıyorlar. Şifalı olduğuna inandıkları suyu içip, şişelerle evlerine de götürüyorlar. Buraya girmek isteyen kadın ve erkeklerden sarong denilen uzun örtüyü bellerine sarıp bir kuşak ile bağlamaları isteniyor. Yanında uzun bir örtüsü olmayanlara kuşak ve örtü takdim ediliyor.Bu arada Bali’de o kadar çok gezilecek yer var ki bunu tek başınıza yapmanız çok da mümkün değil. Motosiklet kullanmayı da bilmi
Zaman
Ana Sayfa
25.01.2014
BaliyegittikHindistanıgördükBaliye gittik Hindistanı gördük
Bir ideal insanın romanı Mihmandar
Zaman
11.01.2014
02:19
İskender Pala’nın Hz. Eyyub el Ensari’nin hayatını konu alan kitabı Mihmandar (Kapı Yayınları) dün Eyüp Belediyesi Kültür Merkezi’nde düzenlenen basın toplantısıyla tanıtıldı.Davette konuşan Pala, tarihi romanlar yazmasının ardındaki sebebi şu sözlerle anlattı: “Bugün insanlar eğlenmek için para, zaman ve enerji ayırabiliyorlar ama öğrenmek için kimse bunları ayırmıyor. O halde aydınların eğlenceye çok meyyal olan bu toplumu eğlendirirken onlara bir şeyler öğretebilmenin yolunu araması gerekiyor. Bu bakımdan roman bu çağın eğlence aracıdır. Siz bir romanı güzel yazdığınızda, insanlar hem eğlenirken hem de pek çok şeyi öğrenmiş olabilirler. Ben bunun için tarihi romanlar yazıyorum. İnsanlara bir şeyleri öğretebilmek için.” Şimdiye dek yayımladığı 5 tarihi romanda mücadelenin, gönül derinliğinin, sanatın en önemli şahsiyetlerini konu edindi yazar. Pala’nın son romanında İstanbul’un manevi sahibi sayılan Eyüp Sultan’ı seçmesinin ise Pala’nın anlatımıyla iki sebebi var: “Birincisi, o bir hizmetkardı ama sultanlar kendisine hizmet etti. Kanuni Sultan Süleyman onun huzurunda kılıç kuşanarak ancak sultan olabildi. O hizmetkardı ama o ihtişamın içerisinde ona hizmet edebilmek bize şereftir diye... İkincisi ise, eğer mücadeleyle, ideal adamı olmak istiyorsak, o bize yeterince örnektir. 80 yaşında bir insanın Medine’den kalkıp, iklimine alışık olmadığı Konstantiniyye önlerine kadar gelebilmesi, bir ideal adamı olmasındandır.” Hz. Muhammed’in (sas) gelecekte İstanbul’un fetholunacağını haber vermesi kadar, Eyüp Sultan’ı o yaşında buralara kadar getiren Efendimiz’in “Konstantiniyye yakınlarında salih bir kul defnolunacaktır.” sözünü de hatırlattı Pala. Toplantıda konuşan Belediye Başkanı İsmail Kavuncu ise Mihmandar’ın Eyüp Sultan’ı anlatmak ve daha fazla kişiye ulaşmasında önemli bir rolü olacağına inancını dile getirdi.
Zaman
Kültür
11.01.2014
BiridealinsanınromanıMihmandarBir ideal insanın romanı Mihmandar
ŞAYPA'dan istihdama katkı
Zaman
27.12.2013
17:54
Bursa perakende sektörünün öncü şirketlerinden ŞAYPA, İŞKUR işbirliği ile gerçekleştirdiği ‘İstihdam Garantili Mesleki Eğitim Projesi’nin 2013 yılı bölümü tamamladı. Eğitimleri başarı ile tamamlayan 275 kursiyere sertifikaları, Bursa Valisi Münir Karaloğlu, BTSO Başkanı İbrahim Burkay ve İl Milli Eğitim Müdürü Atilla Gülsar’ın da katıldığı bir törenle verildi.Merinos Atatürk Kongre Kültür Merkezi Başkanlık Salonu’nda gerçekleştirilen törenin açılış konuşmasını yapan ŞAYPA İdari İşler Direktörü Bülent Mertyürek, “Ülke ekonomisinden iki katı daha fazla büyüyen perakende sektöründe, biz ŞAYPA olarak bu büyümenin de üstünde son üç yılda yüzde iki yüz büyüme gösterdik. Bu büyümemizde en önemli dayanağımız insan kaynaklarımızdır. Dört yıldır sürdürdüğümüz çalışan güçlendirme projesi kapsamında İŞ-KUR işbirliği meslek edindirme kursunu hayata geçirdik. Bu projeyle perakende sektöründeki en önemli sorunlar arasında olan çalışan personel sorununa çözüm bulduk. Bu eğitimle arkadaşlarımızı perakende sektöründe uzman haline getirmiş olduk.” diye konuştu.Tüm kursiyerlerin katılımıyla gerçekleştirilen törende konuşan ŞAYPA Yönetim Kurulu Başkanı Hıdır Şaylı şöyle konuştu: “Perakende sektöründe büyük önem taşıyan nitelikli iş gücüne yönelik bu projemiz ile bir kez daha insan kaynağına yapılan yatırımı ne denli önemsediğimizi gözler önüne seriyoruz. Dinamik bir yapıya sahip olan perakende sektöründeki nitelikli personel açığını gidermeye yönelik bu işbirliği ile ülkemizin en önemli problemlerinden biri olan istihdama da katkı sağlamanın mutluluğunu ve gururunu yaşıyoruz.”ŞAYPA olarak eğitime önem verdiklerini vurgulayan Şaylı, konuşmasını şöyle tamamladı: “Bugün burada sertifikalarını alan 275 yeni arkadaşımız ŞAYPA bünyesinde farklı pozisyonlarda iş sahibi oldu. ŞAYPA’yı bugünlere getiren halkımıza ve vatanımıza borcumuzu ödemek adına, eğitime destek vermeye devam edeceğimizin sözünü bir kez daha huzurlarınızda veriyorum. ŞAYPA Ailesi olarak ülkemizin dünyada en fazla büyüyen ekonomilerden olması için elbirliği ile yorulmadan, durmadan çalışmaya devam edeceğiz”Türkiye İş Kurumu Bursa Bölge Müdürü Sayın Kasım Tilki ise, “Meslek edindirme kurslarını yüzde 50 iş garantili olarak açıyoruz. Her sektörde bu çalışmayı yapabiliriz. Perakende gibi hızlı büyüyen bir sektörde, Şaylı ailesine yüzde elli değil de, kursu başarı ile tamamlayan tüm kursiyerlere istihdam fırsatı sağladığı için teşekkür ediyorum” dedi.Bursa Ticaret ve Sanayi Odası Başkanı İbrahim Burkay da törende yaptığı konuşmasında ŞAYPA’nın bir Bursa markası olarak istihdama sağladığı katkının öneminin büyük olduğunu kaydetti.Perakende sektörünün en hızlı büyüyen sektörler arasında yer aldığını ve Bursa’da ŞAYPA’nın bu sektörün amiral gemileri arasında yer aldığını belirten Bursa Valisi Münir Karaloğlu, “Her işi yaparım dönemi bitmiştir. Artık bir işte uzmanlaşmak, meslek sahibi olmak zorunludur. Hatta bu dahi kendi başına yeterli değildir. Meslek sahibi olanların da kendilerini sürekli geliştirmeleri, meslek içi eğitime yönelmeleri gereklidir. Bu anlamda ŞAYPA’nın düzenlemiş olduğu bu eğitim mühim. Meslek sahibi olma yolunda adım atan gençlerimizi iş sahibi yapan ŞAYPA, büyüyen Türkiye’de perakende sektörünün amiral gemilerinden biridir.” ifadesini kullandı.Tören, 12 hafta süresinde 450 saatlik depo personeli ve satış yönetimi alanında eğitim alan kursiyerlere, sertifikalarının verilmesi ile sona erdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
27.12.2013
ŞAYPAdanistihdamakatkıŞAYPAdan istihdama katkı
"Kayseri turizm pastasından daha fazla yararlanmalı"
Zaman
27.12.2013
15:23
Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, çeşitli sivil toplum örgütlerinden ve öğrenci kulüplerinden temsilcileri kabul ederek bir süre görüştü. Başkan Özhaseki ilk olarak Kayseri Turizm İşletmecileri Derneği (KAYTİD) Başkanı Enver Sungur ve beraberindekileri kabul etti. Erciyes Kış Sporları ve Turizm Merkezi başta olmak üzere Büyükşehir Belediyesinin turizme yönelik yatırımlarının konuşulduğu ziyarette, ayrıca Kayseride turizm pastasından daha fazla nasıl yararlanılması gerektiği üzerinde duruldu. Büyükşehir Belediyesinin Kayseride turizmin gelişmesi için önemli yatırımlar yaptığını söyleyen KAYTİD Başkanı Sungur, diğer kurum ve kuruluşların da buna destek olması gerektiğine vurgu yaparak, Büyükşehir Belediyesi Erciyes, Kültür Yolu, Kaleiçi, Kayseri Evleri gibi şehirdeki turizm potansiyelini artıracak büyük projeleri hayata geçiriyor. Turizme canlılık kazandıracak bu projelerin yanında olduğumuzu ve destek sağlayacağımızı belirtmek istiyorum. Bizimle birlikte şehirdeki odaların, borsaların ve diğer kurum ve kuruluşların da Kayserinin turizm pastasından daha fazla pay alması için elbirliği içinde çalışması gerektiğine inanıyorum. dedi. Başkan Özhaseki de turizmin altyapıdan üstyapıya kadar topyekün değerlendirilmesi gereken bir konu olduğuna vurgu yaparak, Bizim projemiz sadece Erciyes Kış Sporları ve Turizm Merkezi Projesi değil. Çok geniş çaplı bir Turizm Master Planı. Kapadokyayı da içine alan bir çember içinde kış sporlarının yanı sıra doğal güzellikleri, tarihi eserleri kapsayan bir turizm projesi. Bir belediye olarak, kendi vazifemiz olmayan bir konuda proje üretip yatırım yapıyoruz. Ülkemizde turizm yatırımları yıllarca devletten beklenilmiş. Devletin ağırlık verdiği yerler de bu konuda öne çıkmış. Oysa biz belediye olarak Erciyes başta olmak üzere şehrin tamamını kapsayan bir Turizm Master Planını uygulamaya koyuyoruz. diye konuştu. ENGELSİZ YAŞAM MERKEZİ Başkan Özhasekinin bir diğer ziyaretçisi de Engelsiz Sanatlar Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ersin Çimen ve yönetim kurulu üyeleri oldu. Dernek Başkanı Çimen, yeni kurulan derneklerini tanıtırken Başkan Özhaseki de yılbaşından sonra temelini atacakları Engelsiz Yaşam Merkezi hakkında bilgiler verdi. ÖĞRENCİ KULÜPLERİ DE BÜYÜKŞEHİRDEYDİ Başkan Özhaseki ayrıca iki ayrı öğrenci kulübünü de kabul etti. İlk olarak ERÜ Elektrik-Elektronik Mühendislik Kulübünden öğrencilerle görüşen Başkan Özhaseki, önümüzdeki Mart ayında yapacakları Teknoloji ve Sektör Günleri etkinliğine destek sözü verdi. Başkan Özhasekinin son ziyaretçi grubu ise Melikşah Üniversitesi Kariyer Kulübü öğrencileri oldu. Öğrencilerin kişisel gelişimini artıracak etkinlikler düzenlediklerini belirten kulüp üyeleri, geçtiğimiz günlerde Büyükşehir Belediyesi Hunat Kültür Merkezinde düzenledikleri kitap okuma etkinliğine katkılarından ve Raykitap uygulamasından dolayı Başkan Özhasekiye teşekkür plaketi takdim etti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
27.12.2013
Kayseri/">KayseriturizmpastasındandahafazlayararlanmalıKayseri-turizm-pastasından-daha-fazla-yararlanmalı/">Kayseri turizm pastasından daha fazla yararlanmalı
Binlerce çiftin umudu 'tüp bebek'
Zaman
27.12.2013
11:13
Türkiye’de her yüz çiftten 15inin çocuk sahibi olamama sorununda, öncelikli yöntemlerden biri olan tüp bebek uygulaması her geçen gün yaygınlaşıyor.Bugüne kadar 11 bin çifte tüp bebek uygulaması yapan Adana Başkent Hastanesi Tüp Bebek Merkezi sorumlusu Prof. Dr. Esra Bulgan Kılıçdağ, kısırlığın sadece kadının değil çiftin problemi olduğunu ve her yüz çiftten 15inde rastlandığını söyledi.Prof. Dr. Kılıçdağ, gelişen tıp imkanları sayesinde kısır çiftlerin çocuk sahibi olmaları yolunda büyük mesafeler kaydedildiğini belirterek, şunları belirtti: Kısırlık tedavisinin başarısını belirleyen en önemli unsur doğru tanı ve çifte özel en etkin tedavinin seçilerek hızlı bir şeklide uygulanmasıdır. Merkezimize başvuran çiftlere öncelikle çeşitli testler uygulayarak gebe kalma şansını olumsuz etkileyen faktörleri tespit edip bunların ilaçlarla ya da cerrahi yöntemlerle ortadan kaldırmaya çalışıyoruz. Bazı hastalar da yaptığımız küçük cerrahi müdahaleler (rahim içerisindeki küçük bir basıklığın düzeltilmesi gibi) hastanın gerek kendiliğinden gerekse aşılama ve tüp bebek sonrası gebe kalma şansını arttırabilmektedir.” Tüm dünyada giderek yaygınlaşan tüp bebek merkezlerinin hepsinde standart ekipman bulunduğunu aktaran Prof. Dr. Kılıçdağ, “Ancak bazı özel durumlarda gebelik oranlarını arttıran IMSI, Embriyoskop gibi yeni teknolojik gelişmelerin tedaviye eklenmesi gebelik oranlarını olumlu olarak etkilemektedir. Spermlerin 6 bin kat büyüterek incelenmesine olanak tanıyan IMSI sperm sayı ve şekillerinde ciddi problem olan hastalarda daha iyi spermi seçmemizi sağlayarak gebelik oranlarını arttırmaktadır. Embriyoların tüp bebek laboratuvarında geçirdikleri 3-5 gün sonunda amaç, normal ve anormal döllenen yumurtaları ayırt etmek, embriyonun bölünme aşamalarını kontrol etmek, hızlı veya yavaş gelişen embriyoları takip etmek ve böylece transfer edilecek en iyi embriyoları seçerek gebelik şansını arttırabilmektir. Ancak bu aşamaların takibi için embriyolar, sabit ısı, karbondioksit, oksijen ve azot seviyelerine sahip, kültüre edildikleri inkübatörlerden belirli zaman aralıklarında çıkarılıp, kültür koşullarını etkilememek için mikroskop altında çok kısa bir süre içerisinde değerlendirilmektedirler. “ ifadelerini kullandı.TÜP BEBEK AŞAMALARITüp bebek tedavisinde bir kaç farklı aşama olduğunu belirten Prof. Dr. Kılıçdağ, şöyle devam etti:Tedavi adetin ikinci veya üçüncü gününde başlar. Adetliyken yapılan kontrol ve kan tetkikleri sonrasında 7-12 gün süren yumurtalıkları uyarıcı ilaç kullanımına başlanır. İkinci kontrol ilaç kullanımının dördüncü veya beşinci günü yapılır. Ultrason ve hormon değerlendirmesinin sonrasında tedavi ve takip planlanır. Yumurtaların uyarılmasının ardından diğer aşamaya geçilir. Bu aşamada çatlatma iğnesiyle yumurtaların çatlaması sağlanır. Çatlatma iğnesinden 35-36 saat sonra hafif anestezi altında yumurtalar toplanır. Aynı gün babadan alınan spermlerle anneden alınan yumurtalar mikro-injeksiyon yöntemiyle döllendirilir. Döllenmenin ardından embriyolar 3-5 gün kontrol edilir ve ardından anneye embriyo transferi gerçekleştirilir. Son aşama olarak transferden 10 gün sonra hastalar gebelik tetkiki için kontrole gelir. EMBRİYO TRANSFERİNDE SINIRLAMASağlık Bakanlığının tüp bebek tedavisine yönelik bir takım düzenlemelere gittiğini ifade eden Kılıçdağ: “Geçtiğimiz yıllarda bakanlık tarafından bazı yasalar çıkarıldı. Daha önce anneye 3 embriyo transfer edilirken, 2010 yılından itibaren 35 yaşın altındaki hastalara bir embriyo, 35 yaş ve üzerindeki hastalara ise 2 embriyo transferi zorunlu kılındı. Tek embriyo transfer yasasıyla beraber gebelik oranları yüzde 60lardan, 40lara düştü. Amaç tabii ki başarıyı düşürmek değil, çoğul gebelik oranlarını azaltmaktı. dedi.SGKNIN UYGULAMASITüp bebek uygulamasının SGKnın ödeme kalemleri içinde bulunduğunu ancak, bazı kriterlere uyumun zorunlu olduğunu anlatan Prof. Dr. Kılıçdağ: Çiftlerin 23 yaşını doldurmuş ve 40 yaşından gün almamış olması, eşlerden her ikisinin de yaşayan çocuğunun olmaması gerekiyor. İkinci evliliklerde ise eşlerin ilk evliliklerinden çocukları olmaması şartı gözetiliyor. Ayrıca en az beş yıldır sigortalı veya bakmakla yükümlü olunan kişi olmak da şartlardan biri. Bütün koşulların sağlanması durumunda SGK ilk iki tüp bebek denemesini karşılıyor. Ancak direkt tüp bebek tedavisinin zorunlu olduğu haller dışında en az iki kez SGK anlaşmalı bir kurumda iğnelerle yumurtalıkların uyarılmasını takiben aşılama yapılması şartı bulunmaktadır. Ayrıca açıklanamayan infertilite tanısı alınan hastalarda evlilik süresinin üç yılı doldurmuş olması şartı da aranmaktadır . diye konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
27.12.2013
BinlerceçiftinumudutüpbebekBinlerce çiftin umudu tüp bebek
Mustafa Ünal - Pakistan'dan...
Zaman
25.12.2013
04:55
Sınırları aşsanız, uzaklara doğru uçsanız da yaşamakta olduğunuz ‘yakıcı ve yaralayıcı süreci’ geride bırakmanız mümkün değil. Herkes ağır bir gündemin esiri altında. Gerginlik ve moralsizlik yüzlere yansımış. İşadamından siyasetçisine soru değişmiyor: ‘Ne oluyor, nereye gidiyoruz?’Yolculuk Pakistan’a. Sıradan bir ülke değil Pakistan. Türkiye’nin doğal uzantısı gibi. Zor zamanların dostu. En müşkül günlerde yan yana durmuş iki ülke. Sadece bugün mü? Değil, tarih boyunca. Kurtuluş Savaşı’nda Pakistan’dan gelen yardımlar on yıllar hatta asırlar geçse de unutulmayacak. Türkiye’nin her fırsatta dost elini uzatışı. Deprem gibi, sel gibi doğal afetlerde imdadına yetişen ilk ülke Türkiye. Pakistan, bunun farkında.Yola Trabzon’dan çıkıyoruz. Başbakan Erdoğan’ın Karadeniz programı nedeniyle. Erdoğan’a, sıcak gündemin odağındaki isimlerden Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın yanı sıra Genel Başkan yardımcıları Numan Kurtulmuş ve Mevlüt Çavuşoğlu da eşlik ediyor. Uçakta işadamları ağırlıkta. TİM, MÜSİAD ve TUSKON gibi kuruluşların başkanları da aramızda. İki günlük seyahatin ağırlıklı gündemi; ekonomi. Altyapı inşaatlarından diğer sektörlere kadar Pakistan’da Türk işadamlarının büyük yatırımları var. THY’nin bazı gazetelere ambargosu, seyahat için kiralanan Başbakanlık’ın uçağına da yansımış. Zaman ve Bugün gibi gazeteler paketin dışında tutulmuş.Türkiye’den vakitlice çıkmış olsak da Lahor’a gece yarısı iniyoruz. Üç saat fark var çünkü. Erdoğan’ın başkanlığındaki heyet, top atışı ve sevgi gösterileriyle karşılanıyor. Lahor, Pakistan’ın en büyük eyaleti Pencap’ın başkenti. Nüfus olarak ülkenin ikinci büyük şehri. Zengin tarihe sahip. Ve önemli bir kültür merkezi. Pakistan’ın ‘Mehmet Akif’i’ diye de bilinen milli şair Muhammed İkbal’in mezarı burada. Padişah Camii’nin avlusunda. Huzur-i Bağ denen bölgeye, akşam saatlerinde inanılmaz bir trafiğin içinden geçerek ulaşıyoruz. Trafik bildiğiniz türden değil. Yollarda her şey hareket halinde. At arabasından motorlara, kamyonlara kadar müthiş bir karmaşa. Bir film sahnesi gibi.Büyük bir meydanın ortasında minareyi andıran bir anıt. Türkiye yapmış. Zihinlerimize kazınan İkbal’in ‘Kurtuluş Savaşı’na yardım’ konuşmasının mekânı burasıymış. O meydanda büyük kalabalıklar toplanmış. İkbal’in, ‘Dünyanın muzdarip halinden bunalarak öteki âleme göçtüğü ve meleklerin Hazreti Muhammed’in huzuruna çıkardıklarını’ söylediği tarihî konuşma. Daha doğrusu bir şiir. Peygamberimiz, İkbal’e sorar: ‘Bana güzel bir koku gibi yaklaştın. Söyle bana, o dünya âleminden getirdiğin güzel hediye nedir?’ diye. Cevap unutulmaz. ‘Yâ Rasûlallâh! dedim. Dünyâda huzur ve rahat kalmadı. Varlık bahçelerinde binlerce lâle ve gül var, fakat hiçbirinde vefâ kokusundan eser yok. Huzûrunuza hediye olarak billur bir şişe getiriyorum. Bu billur şişenin içinde o derecede kıymetli bir şey var ki, emsâlini bulmak imkânsızdır. Bu şişede ümmetinizin nâmusu, şerefi ve vicdânı vardır. Bu şişede, Trablusgarb İslâm beldesinde işgalci İtalyanlara karşı harb ederken şehid düşen Türk askerlerinin mübârek kanı vardır.’Padişah Camii’nin avlusunda tarihî dokunun içinde mütevazı kabrinde yatan Muhammed İkbal’e ‘Fatiha’ okumaktan başka bir şey gelmiyor elimizden. Ruhun şâd olsun büyük şair.Lahor’daki en önemli program, iki ülke başbakanlarının katıldığı iş forumuydu. Pakistan iş dünyasının ilgisi yoğundu. Pencap eyaleti Başbakanı Şahbaz Şerif, çok duygulu bir konuşma yaptı. ‘Siz kardeşten ötesiniz. Misafir değil, ailemizin bireyisiniz’ dedi. Sözleri sık sık alkışlarla kesildi.Pakistan Başbakanı Navaz Şerif, Pakistan’da faaliyet gösteren Türk okullarından söz etti. ‘23 Pak-Türk okulunun, Pakistan ve Türk gençleri arasında kültürel değişim ve gönül birliğinin yüceltilmesinde oynadığı mükemmel rolden’ bahsetti. Başbakan Erdoğan, rakamlar vererek ileri düzeydeki siyasi ilişkilerin ekonomiye de yansımasını ve iki ülke işadamlarının üçüncü dünyada ortak iş yapmalarını istedi. Pakistan’ın sıcak ve dost yüzüne rağmen yakıcı süreç seyahat boyunca etkisini hissettirdi.
Zaman
En Çok Okunan
25.12.2013
MustafaÜnal-PakistandanMustafa Ünal - Pakistandan
Mustafa Ünal - Pakistan'dan...
Zaman
25.12.2013
02:10
Sınırları aşsanız, uzaklara doğru uçsanız da yaşamakta olduğunuz ‘yakıcı ve yaralayıcı süreci’ geride bırakmanız mümkün değil. Herkes ağır bir gündemin esiri altında. Gerginlik ve moralsizlik yüzlere yansımış. İşadamından siyasetçisine soru değişmiyor: ‘Ne oluyor, nereye gidiyoruz?’Yolculuk Pakistan’a. Sıradan bir ülke değil Pakistan. Türkiye’nin doğal uzantısı gibi. Zor zamanların dostu. En müşkül günlerde yan yana durmuş iki ülke. Sadece bugün mü? Değil, tarih boyunca. Kurtuluş Savaşı’nda Pakistan’dan gelen yardımlar on yıllar hatta asırlar geçse de unutulmayacak. Türkiye’nin her fırsatta dost elini uzatışı. Deprem gibi, sel gibi doğal afetlerde imdadına yetişen ilk ülke Türkiye. Pakistan, bunun farkında.Yola Trabzon’dan çıkıyoruz. Başbakan Erdoğan’ın Karadeniz programı nedeniyle. Erdoğan’a, sıcak gündemin odağındaki isimlerden Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın yanı sıra Genel Başkan yardımcıları Numan Kurtulmuş ve Mevlüt Çavuşoğlu da eşlik ediyor. Uçakta işadamları ağırlıkta. TİM, MÜSİAD ve TUSKON gibi kuruluşların başkanları da aramızda. İki günlük seyahatin ağırlıklı gündemi; ekonomi. Altyapı inşaatlarından diğer sektörlere kadar Pakistan’da Türk işadamlarının büyük yatırımları var. THY’nin bazı gazetelere ambargosu, seyahat için kiralanan Başbakanlık’ın uçağına da yansımış. Zaman ve Bugün gibi gazeteler paketin dışında tutulmuş.Türkiye’den vakitlice çıkmış olsak da Lahor’a gece yarısı iniyoruz. Üç saat fark var çünkü. Erdoğan’ın başkanlığındaki heyet, top atışı ve sevgi gösterileriyle karşılanıyor. Lahor, Pakistan’ın en büyük eyaleti Pencap’ın başkenti. Nüfus olarak ülkenin ikinci büyük şehri. Zengin tarihe sahip. Ve önemli bir kültür merkezi. Pakistan’ın ‘Mehmet Akif’i’ diye de bilinen milli şair Muhammed İkbal’in mezarı burada. Padişah Camii’nin avlusunda. Huzur-i Bağ denen bölgeye, akşam saatlerinde inanılmaz bir trafiğin içinden geçerek ulaşıyoruz. Trafik bildiğiniz türden değil. Yollarda her şey hareket halinde. At arabasından motorlara, kamyonlara kadar müthiş bir karmaşa. Bir film sahnesi gibi.Büyük bir meydanın ortasında minareyi andıran bir anıt. Türkiye yapmış. Zihinlerimize kazınan İkbal’in ‘Kurtuluş Savaşı’na yardım’ konuşmasının mekânı burasıymış. O meydanda büyük kalabalıklar toplanmış. İkbal’in, ‘Dünyanın muzdarip halinden bunalarak öteki âleme göçtüğü ve meleklerin Hazreti Muhammed’in huzuruna çıkardıklarını’ söylediği tarihî konuşma. Daha doğrusu bir şiir. Peygamberimiz, İkbal’e sorar: ‘Bana güzel bir koku gibi yaklaştın. Söyle bana, o dünya âleminden getirdiğin güzel hediye nedir?’ diye. Cevap unutulmaz. ‘Yâ Rasûlallâh! dedim. Dünyâda huzur ve rahat kalmadı. Varlık bahçelerinde binlerce lâle ve gül var, fakat hiçbirinde vefâ kokusundan eser yok. Huzûrunuza hediye olarak billur bir şişe getiriyorum. Bu billur şişenin içinde o derecede kıymetli bir şey var ki, emsâlini bulmak imkânsızdır. Bu şişede ümmetinizin nâmusu, şerefi ve vicdânı vardır. Bu şişede, Trablusgarb İslâm beldesinde işgalci İtalyanlara karşı harb ederken şehid düşen Türk askerlerinin mübârek kanı vardır.’Padişah Camii’nin avlusunda tarihî dokunun içinde mütevazı kabrinde yatan Muhammed İkbal’e ‘Fatiha’ okumaktan başka bir şey gelmiyor elimizden. Ruhun şâd olsun büyük şair.Lahor’daki en önemli program, iki ülke başbakanlarının katıldığı iş forumuydu. Pakistan iş dünyasının ilgisi yoğundu. Pencap eyaleti Başbakanı Şahbaz Şerif, çok duygulu bir konuşma yaptı. ‘Siz kardeşten ötesiniz. Misafir değil, ailemizin bireyisiniz’ dedi. Sözleri sık sık alkışlarla kesildi.Pakistan Başbakanı Navaz Şerif, Pakistan’da faaliyet gösteren Türk okullarından söz etti. ‘23 Pak-Türk okulunun, Pakistan ve Türk gençleri arasında kültürel değişim ve gönül birliğinin yüceltilmesinde oynadığı mükemmel rolden’ bahsetti. Başbakan Erdoğan, rakamlar vererek ileri düzeydeki siyasi ilişkilerin ekonomiye de yansımasını ve iki ülke işadamlarının üçüncü dünyada ortak iş yapmalarını istedi. Pakistan’ın sıcak ve dost yüzüne rağmen yakıcı süreç seyahat boyunca etkisini hissettirdi.
Zaman
Köşe Yazıları
25.12.2013
MustafaÜnal-PakistandanMustafa Ünal - Pakistandan
Başkan Aktaş: 11 kurs ve etüt merkeziyle bir nevi dershane hizmeti veriyoruz
Zaman
18.12.2013
16:44
Bursa İnegöl Belediye Başkanı Alinur Aktaş, encümen üyeleri ile birlikte Nuri Doğrul Caddesinde hizmet veren İNESMEK kurslarını ziyaret ederek, kursiyerlere başarılar diledi. Ziyaretin ardından İNESMEK hizmetleri hakkında bilgiler veren Aktaş, 11 adet kurs ve etüt merkeziyle bir nevi dershane hizmeti verdiklerini söyledi.Kursların iki fonksiyonu olduğunu belirten Başkan Aktaş, bu fonksiyonlardan ilkini insanların sosyal hayatın içine daha fazla katılabilmelerini sağlamak, ikincisini ise iş bulabilme veya mevcut işlerindeki statülerinin daha da yükseltilebilmesini sağlamak olarak açıkladı. Her geçen yıl kurslara yönelik ilgi ve alakanın arttığını belirten Başkan Aktaş, konuşmasını şu şekilde sürdürdü: “Bundan dolayı ziyadesiyle mutluyuz. Nuri Doğrul caddesinde hizmet veren İNESMEK kurs merkezinde, bilgisayar destekli mobilya tasarımı (3d max), bilgisayar destekli reklam ve tasarım, web tasarımcısı, yönetici asistanlığı, tıbbi sekreterlik, fotoğraf çekimi, dijital fotoğrafçılık, kuaförlük, ebru, hüsn-i hat, dekoratif ahşap süsleme, elde Türk işlemeleri, seramik biçimlendiricisi, çeyiz ürünleri hazırlama ve işaret dili kursları var. Kurs merkezlerimiz, Nuri Doğrul Kurs Merkezi, Kültür Sarayı Kurs Merkezi, Belediye Gençlik Merkezi Kurs Merkezi, Alanyurt Kurs Merkezi, Alanyurt Köy İçi Kurs Merkezi, Akhisar Kurs Merkezi, Akhisar TOKİ Kurs Merkezi, Huzur Mahallesi Kurs Merkezi, Alanyurt Yunusemre Mahallesi Kurs Merkezi, Mahmudiye Kurs Merkezi, ve son olarak Orhaniye Mahallesi Kurs Merkezidir. 40 ayrı branşımız ve 26 sınıf sayımız var.” İlk dönemin sonuna gelindiğini aktaran Başkan Aktaş, şunları kaydetti: “Mevcut kursiyer sayımız bin 625 kişidir. İkinci dönem için kayıtlar alınıyor. Pek çok branşın kayıtları tamamlandı. Ancak kontenjan boşluğu olan ve yeni açılan branşlarımıza internet sitemiz üzerinden kayıt almaya devam ediyoruz. Bu branşlarımız, işaret dili, autocad, solid works, Arapça, bilgisayar kullanımı (gündüz), çeyiz ürünleri, dış ticaret, dijital fotoğrafçılık, diksiyon, hüsn-i hat, iletişim yöntem ve teknikleri, ofis programları, Osmanlı Türkçesi, reklam tasarım, web tasarımı, Rusça, seramik şekillendiricisi, yönetici asistanlığı ve 10 parmak f klavyedir.”Kursların ücretsiz olduğunun altını çizen Aktaş, “Kurslarla alakalı bir lira dahi almıyoruz. Kurslarımızın sonunda da Milli Eğitim onaylı sertifika verdiğimizi, dolayısıyla hem sosyal alanda bay-bayan gelişirken, aynı zamanda da resmi bir belgeye de sahip olduklarını ifade etmek istiyorum. 15 yaş üzeri olan herkes bu kurslarımıza başvurabilir. Kurslarımıza, ilgi alaka gösteren vatandaşlarımıza teşekkür ediyorum.” ifadelerini kullandı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
18.12.2013
BaşkanAktaş11kursveetütmerkeziylebirnevidershanehizmetiveriyoruzBaşkan Aktaş 11 kurs ve etüt merkeziyle bir nevi dershane hizmeti veriyoruz
"Türk-Rus ilişkilerinde kan dolaşım süreci başladı"
Zaman
18.12.2013
13:02
Rusya’nın başkenti Moskovada faaliyet gösteren TürkRus Kültür Merkezi’nin düzenlediği toplantıya katılan Rus akademisyenler, iki ülke arasında kan dolaşımının başladığını ifade etti. Kültür Merkezi’nin Mütevelli Heyeti Kurulu toplantısına çok sayıda üye Rus akademisyen katıldı. Rusya Dışişleri Bakanlığı Diploması Akademisi öğretim görevlisi Prof. Dr. Aslanbek Mozloyev, “İlişkilerimiz liderlerin döndürebileceği ekvatorun ötesine geçti.” değerlendirmesinde bulundu.Moskova’daki Başkent Toplumsal İlişkiler Komitesi İş Merkezi’nde düzenlenen toplantıya; Türk-Rus Kültür Merkezi, merkezin Mütevelli Heyeti Başkanı ve Moskova Devlet Üniversitesi’ne bağlı Asya-Afrika Enstitüsü Direktörü Mihail Meyer, Rus parlamentosu alt kanadı Duma Rus-Türk parlamentolar arası Grubu Başkanı milletvekili İldar Gilmutdinov, Türkiye Moskova Büyükelçiliği Kültür ve Turizm Müşaviri Alper Özkan, Türk Hava Yolları (THY) Rusya Genel Müdürü Mefail Deribaş, Prof.Dr. Mozloyev, Rusya Bilimler Akademisi Şarkiyat Enstitüsü Başkanı Prof.Dr. Vitali Naumkin, Şarkiyat Enstitüsü Türk Masası Başkanı Natalya Ulçenko, çok sayıda akademisyen ve Türkolog katıldı. İKİLİ İLİŞKİLERDE KAN DOLAŞIMI SÜRECİ BAŞLADIToplantıyı yöneten Mozloyev ikili ilişkilerin hızla arttığını belirtti. Mozloyev: “Hepimiz verimli çalışıyoruz, ama geriye göz attığımızda neleri yapıp yapmadığımızı gözden geçiriyoruz. Bu bağlamda gelecek planlarımızı hazırlamak için toplanma kararı aldık. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın son Rusya ziyaretinde Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin’le yaptığı görüşmede Putin şunları ifade etti: İlişkilerimiz öyle düzeye ulaştı ki, hatta biz bunu bile bozamayız. İlişkilerimiz liderlerin döndürebileceği ekvatorun ötesine geçti. Güzel bir nitelik. Erdoğan da şunları ifade etti: İlişkilerimiz öyle bir noktadaki, 3.ülkeler bizi kıskanıyor. Siyasi liderlerin bu ifadeleri, Türk-Rus Kültür Merkezi gibi sivil toplum örgütleri için önemli anlam ifade ediyor. Liderler belgelere imza atarken, sivil toplum örgütleri düzeyinde gelişen ilişkileri göz önünde bulundurmakta. Çünkü bu ilişkilerin karşılıklı kan dolaşım süreci başladı.” dedi.Bu tür anlamlı etkinlikleri düzenlemekle ilham aldıklarını vurgulayan Rus akademisyen, gelecekte daha geniş kapsamlı faaliyetlerin yapılması gerektiğini kaydetti. MEYER: RUS-TÜRK DİLİ ÜZERİNDE KONUŞACAĞIZMeyer, mütevelli heyette önemli akademisyenlerin bulunduğunu ifade ederek, ikili ilişkilerin artırılması adına olumlu çalışmalar yapıldığını kaydetti. Meyer, “Bu yılı başarılı şekilde noktalıyoruz. Artık bizim varlığımızdan, faaliyetimizden Putin’in Basın Sözcüsü Dmitri Peskov’un haberi var. Bu da şu anlamı ifade ediyor: Biz boşuna kürek çekmiyoruz. Bugün toplantımızda kıymetli arkadaşımız milletvekili Gilmutdinov da bulunuyor. Mecliste sıcak tartışmalara rağmen o zamanını bize ayırdı. Hem icracı hem de yasama kurumu bizi dikkate alıyor. Bizler iki ülke arasında ilişkilerde her şeyin güzel olması için varız. Kültür merkezinde Türk dostlarımız faal ve verimli şekilde çalışıyor. Ortak çalışmamız çok olumlu meyvesini veriyor. Rusya’da Türkçe, Türkiye’de Rusça öğreniliyor. Yakın zamanda Rus-Türk dili üzerinde konuşacağız.” değerlendirmesinde bulundu. Duma milletvekili Gilmutdinov ise Türk milletvekilleri ile sıkı dostluk ilişkilerinin bulunduğunu ifade ederek Türk iş adamlarını da Rusya’ya yatırıma davet etti. Milletvekili, “Yakın zamanda çıkaracağımız yasalar bağlamında Sibirya özel ekonomi bölge olacak ve Türk iş adamlarını yatırıma davet ediyoruz. Ama bunun yanında kültürel ilişkilerimize ağırlık vermemiz lazım. Bazı siyasi görüşlerinize saygılıyız, ama bunlar sadece görüş ayrılığı, ilişkilerimizi etkilemez.” dedi. Rus milletvekili eğitim alanında Türkiye’nin çok geliştiğine işaret ederek ikili işbirliğin daha ileri taşınması üzerinde durdu.Kültür ve Turizm Müşaviri Özkan, kültürel ilişkilerin artırılmasında devletin yanı sıra sivil toplum örgütlerine büyük görev düştüğünü vurgulayarak bu bağlamda Türk-Rus Kültür Merkezi’nin iki ülke adına önemli faaliyetlere imza attığını kaydetti.PESKOV: GELİN BU 12 KİŞİYİ ALKIŞLAYALIMRusya Dışişleri Bakanlığı Moskova Devlet Uluslar Arası İlişkiler Üniversitesi (MGİMO )öğretim görevlisi Prof. Dr. Ponomaryova, Putin’in Basın Sözcüsü Peskov’un Türk-Rus Kültür Merkezi’nin tanıtım sinevizyonunu beğeniyle izlediğini ifade ederek, “Bizim yanımızda izledi ve çok etkilendi. Diplomatlar ülkeler arası dış politikayı belirler, halk diplomasisini ise akademisyenler, aydınlar ve halk ve sanatçılar düzenler. İşte kültür merkezinin platformu tüm halk diplomasisi güzergahlarını kendi bünyesinde birleştirdi. Peskov şunu da ifade etti: “Eğer Rusya’nın yurtdışındaki kültür merkezleri Türk-Rus Kültür Merkezi gibi çalışsa bu durumda söyleyecek söz kalmaz.” Eğer kültürlerimizi öğrensek inanın aramızda bazı siyasi sorunlar da olmaz. Bu ilişkileri artıran merkezde kaç kişi
Zaman
Son Dakika
18.12.2013
Türk-RusilişkilerindekandolaşımsürecibaşladıTürk-Rus ilişkilerinde kan dolaşım süreci başladı
Macar Kültür Merkezi Macaristan Başbakanı'nın katılımıyla açıldı
Zaman
17.12.2013
23:19
Macar Kültür Merkezi, Macaristan Başbakanı Viktor Orban, Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik ve Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış katılımıyla açılışı yapıldı. Her iki bakan da açılış sonrasında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ile ilgili soruları yanıtsız bıraktı. Beyoğlu İstiklal Caddesinde açılan Macar Kültür Merkezinin açılışına; Macaristan Başbakanı Orban, Kültür ve Turizm Bakanı Çelik, Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Bağış, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu ve Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş katıldı. Macar Kültür Merkezi açılışında konuşan Macaristan Başbakanı Orban, şimdiye kadar neden Macar Kültür Merkezi yoktur diye düşündüğünü belirterek, Benim de çok şaşırdığım bir konu. Gelirken hazırlık yaparken. Arabayla şehirden geçerken cevabı aldım soruma. 13 sene önce buradaydım. Başbakan farklı birisiydi. Kendisi tamamen başka bir yerdeydi. Siyaset başkaydı. Şehrin yüzü de farklıydı. Aradan 13 sene geçti ve aradaki fark çok büyük. Teknik gelişmelerden bahsetmiyorum sadece; köprüler, tüneller hızlı tren ve yeni binalar. Türkiye son 10 seneyi başarıyla geçirdi. Küreselleşmeyle başa çıkan az ülke var ama Türkiye başarıyla bu süreci geçirdi. Gelişme gözle görülüyor. dedi. Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik ise, Macaristan Başbakanı Orbanı burada görmekten mutluluk duyduğunu ifade ederek, Yakın zamanda ülkenizi ziyaret ettim. Osmanlı eserlerine ama bil hassa şehitliklerimize gösterdiğiniz hassasiyetten dolayı teşekkür ediyoruz. Bu Macar Kültür Evinin ülkelerimiz arasındaki ilişkileri daha da güçlendireceğine inanıyoruz. Pek çok dostluk projemiz var. diye konuştu. Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Gerçekten Ömer beyin de vurguladığı gibi Türk ve Macar halkı arasında derin bir dostluk var. Bugün çoğu kişi bilmez Zigetvar ve Trabzon kardeş şehirlerdir. Çünkü birisi dünya ve insanlık tarihine adını yazdırmış Kanuni Sultan Süleymanın doğum yeri biri de ölüm yeri. Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan ve Macar Başbakanı Orban arasındaki dostluk da iki ülke arasındaki dostluğu farklı bir yere taşımaktadır. Macaristanın anayasası bile Kütahyada konuk ettiğimiz kral Layoş tarafından yazılmıştır. şeklinde konuştu. Yapılan konuşmaların ardından Macar Kültür Merkezinden ayrılan bakanlar Çelik ve Bağış, gazetecilerin Cumhuriyet Başsavcılığı’nın yürüttüğü yolsuzluk ve rüşvet operasyonu hakkındaki soruların cevapsız bıraktı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
17.12.2013
MacarKültürMerkeziMacaristanBaşbakanınınkatılımıylaaçıldıMacar Kültür Merkezi Macaristan Başbakanının katılımıyla açıldı
Bafra spor kompleksine kavuşuyor
Zaman
16.12.2013
12:05
Bafra Hüseyin Kurumahmutoğlu Gençlik Merkezinin açılışı 18 Aralık Çarşamba günü Bakan Suat Kılıç’ın katılımıyla yapılacak.Bafra Belediye Başkanı Zihni Şahin, Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıçın destekleriyle ilçenin 5 önemli gençlik ve spor tesisine kavuştuğunu söyledi. İlk olarak şehir stadı yanında tribünleri, aydınlatması, modern soyunma ve malzeme odaları ve sentetik çim sahası ile modern futbol kompleksi kurulduğunu anlatan Şahin, Hizmete sunuldu ve gençlerimiz burada spor yapıyor. Tüm spor kulüplerimiz faydalanıyor. Bafra Belediyesi olarak 143.000 metrekare spor alanı ilan ettiğimiz alanda 2.000 kişilik ve içinde 11 salonu bulunan kapalı spor salonumuz yapılıyor. Yine aynı alanda iki önemli tesise daha kavuşacağız. Yeni şehir stadımızın inşaatına başlandı, ilçemiz modern bir stada kavuşacak. Yarı olimpik kapalı yüzme havuzumuzun da inşaatına başlandı. Yılın 365 günü yüzme imkanı olacak. Bafra Belediyesi olarak yerinin tahsisini yaptığımız Bafra Hüseyin Kurumahmutoğlu Gençlik Merkezimiz ise bitirildi ve açılışa hazır, Gençlik ve Spor Bakanımız Suat Kılıç’ı bekliyor. dedi.Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıçın Gençlik Kültür Merkezi, Kapalı Spor Salonu, Bafra Şehir Stadyumu Yanı Suni Çim Saha ve Yarı Olimpik Yüzme Havuzu yapımında daima destekçi olduğunu kaydeden Şahin, yeni bir şehir stadyumunu kazandırmak için girişimlere başladığını aktardı. Kapalı spor salonunda sona yaklaşıldığını ifade eden Şahin, Yapımına 2012 yılında başlanan Bafra Kapalı Spor Salonu 2014’e hazırlanıyor. Seyirci kapasitesi 2 bin kişi olan tesiste güreş salonundan badminton salonuna kadar hepsinin mevcut olduğunu, en geç 2014 yılının Şubat ayında halkın hizmetine sunulacağını söyledi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
16.12.2013
BafrasporkompleksinekavuşuyorBafra spor kompleksine kavuşuyor
Kazakistan-Türkiye: Kökü derin kardeşlik
Zaman
16.12.2013
02:04
Kazakistan ve Türkiye ilişkileri bakımından çok özel anlamlar taşıyan yeni bir dönemin eşiğindeyiz.Bundan sadece çeyrek yüzyıl önce, iki kutuplu dünyanın iki ayrı kutbunun önemli devletleri olan ve içten içe kardeşlik duyguları beslemekle birlikte, reel politika bakımından soğuk savaşın iki ayrı cephesinde yer alan devletler idik. Bugün, uluslararası arenada iki taraflı ve çok taraflı ilişkilerin iki güçlü stratejik ortağı olarak geleceğe daha büyük bir umutla bakıyoruz. Avrasya Bölgesi’nde, yani dünyanın omurgasında, Doğu ile Batı’yı barış ve işbirliği içinde kalkınma stratejilerine yönlendirebilecek, devletler arasındaki kuşku ve güvensizliği ortadan kaldırabilecek, demokratik gelişmeler ile insan haklarının sağlıklı zeminlerde gelişmesinin önünü açabilecek bilgi birikimi ve kültürün hem Kazakistan’da, hem de Türkiye’de var olduğu açıkça görülmektedir. Bir yandan Ahmet Yesevi’nin, İslam dininin başka etnisiteye sahip insanlar ile başka dine mensup kişilere yönelik engin hoşgörüsünü öğreten tarihi kültür mirası, öte yandan Sovyetler Birliği’nin halklar arası barışı ve işbirliğini öne çıkaran yaklaşımından öğrenilen iyi uygulamalar Kazakistan yönetiminin ilkelerine dönüşmüş ve anayasal düzeninin temelini oluşturmuştur.Kazakistan Cumhuriyeti’nin kurucu Devlet Başkanı Nursultan Nazarbayev’in, daha Sovyetler Birliği dağılmadan önce başlattığı ulusal ve uluslararası siyasi inisiyatifleri bunun açık göstergesidir. Kurucu Devlet Başkanımız Nursultan Nazarbayev, daha 1992 yılında, Birleşmiş Milletler Teşkilatı Genel Kurulu’nda, tüm dünya devletlerine seslenerek, Asya’da İşbirliği ve Güven Artırıcı Önlemler Konferansı’nın (AİGK/CICA) kurulması gerekliliğini dile getirmiştir. Alınan kararla 5 Ekim 1992 tarihinde, merkezi Almatı’da olmak üzere kurulmuştur. Halihazırda başkanlığını Türkiye üstlenmektedir. Devlet Başkanımız Nursultan Nazarbayev’in inisiyatifiyle başlatılan ve düzenli aralıklarla toplanan Semavi ve Geleneksel Dinler Liderleri Kurultayı, bütün dünyadaki dini merkezler tarafından yüksek düzeyli katılımlarıyla desteklenmektedir. Barışsever dünya toplumu, giderek artan tehlike ve tehditler karşısında işbirliği ve diyalog imkânları arayabileceği yeni bir zemine kavuşmanın kıvancını, övgüyle dile getirmektedir. Bir diğer önemli projeler – dünya finans krizine karşı etkin önlemlerin alınmasını sağlayacak “G-Global” Platformu ve dünyada ilk nükleer silahtan feragat eden ülke olarak nükleer silahsızlanma projesi “ATOM” projesi uluslararası arenada büyük yankı uyandırmıştır. Kazakistan Cumhuriyeti, barış ve huzurun sadece iyi niyetle ve güzel sözlerle sağlanamayacağını bilmekte ve hem kendi ülkesinin hem de dünya toplumlarının refah düzeyinin artırılması için büyük çaba göstermektedir. Bağımsızlık yıllarında, yabancı yatırımların önü açılmış, ülke ekonomisine 120 milyar dolardan fazla doğrudan yabancı yatırım çekilmiştir. Gayri Safi Milli Hâsılamızın 2015 yılında 200 milyar dolara ulaşması, kişi başına milli gelirin 14.500 doları geçmesi hedeflenmiştir. Kazakistan, milli refah düzeyi açısından, dünya ülkeleri sıralamasında 26 puan ilerleyerek 50’nci sıraya yükselmiştir. Kazakistan’da eğitim seviyesi çok yüksek olup, toplam nüfusun % 99’u okur-yazardır. Aynı zamanda Kazakistan, uzay araştırmaları alanında da büyük atılımlar yapmaktadır. Kazakistan, dünyanın en büyük uzay üslerinden biri olan Baykonur Uzay Üssü’ne sahiptir. Bu Uzay Üssü’nde, ülkemizin uzay araştırmaları ve kozmonot yetiştirme çalışmaları yapılmaktadır. Bağımsızlığımızı kazandığımız yıllardan bu yana, Türkiye hep yanımızda yer almıştır. Geçiş döneminin zorluklarına rağmen, eğitim alanında ilk elini uzatan ülke Türkiye olmuş, ülkemize gelen ilk işadamları, inşa edilen ilk yapılar, açılan ilk oteller hep Türkiye’den olmuştur. Türkiye, ülkemizin uluslararası inisiyatiflerine destek vererek, bize yakınlığını göstermektedir. Kazakistan 2010 yılında AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) Başkanlığı’nı başarılı bir şekilde yürütmüştür. Geçtiğimiz yıl İslam İşbirliği Teşkilatı Başkanlığı’nı da üstlenen Kazakistan, kuşatıcı ve kapsayıcı dış politikası sayesinde bölge ve dünya barışına katkıda bulunmaya devam etmektedir. Güzide başkentimiz Astana, EXPO-2017 Dünya Fuarı’nın ev sahipliğini başarıyla yürütmek için çalışmalarını çoktan başlatmıştır. Her alanda Türkiye’nin desteğini gören Kazakistan, EXPO-2020 fuarına ev sahipliği konusu başta olmak üzere, birçok inisiyatiflerde kardeş Türkiye’yi desteklemeye devam etmektedir.Türkiye ve Kazakistan arasında Stratejik Ortaklık Antlaşması’nın imzalanması da tarihi bir olaydır. Bunu, bütün Türk devletleri için karşılıklı yarar temelinde işbirliğine yönelik önemli bir örnek olarak
Zaman
Yorum
16.12.2013
Kazakistan-TürkiyeKöküderinkardeşlikKazakistan-Türkiye Kökü derin kardeşlik
55 genç SADEF bursuyla okuyor
Zaman
15.12.2013
13:10
Samsun Dernekler Federasyonu (SADEF) 6. Bölge Başkanlığı 55 Genç SADEFle Okuyor projesi kapsamında 55 öğrenciye eğitim bursu verilmesi için yemek düzenledi.SADEFin üçüncüsünün düzenlediği 55 Genç SADEFle Okuyor yemeğinde Samsunun ve İstanbulun önde gelen isimleri bir araya geldi. Canik Kültür Merkezi Sosyal Tesislerinde düzenlenen yemeğe katılım bir hayli fazla idi. İki yıl önce başlatılan 55 Samsunlu öğrenciye burs sağlayan proje hakkında konuşan 6. Bölge Yönetim Kurulu Başkanı Köksal Akman, Samsunlu imkânı olmayan öğrencilerimize destek olmaya çalışıyoruz. Çalışmalarımıza bürokratlarımızın ve siyasetçilerimizin de gönül desteğini istiyoruz. Geçen sene düzenlenen yemekle 55 öğrenciye eğitim bursu verilmesini sağladık. Bu yıl ise bu sayıyı iki üç kat daha artırmak, daha çok öğrenciye destek olmak istiyoruz. Şu anda 110 gencimiz SADEF sayesinde okuyor. Burs alıyorlar.Bu şehrin sesini en gür bir şekilde duyurmaya çalışıyoruz. Sizlerin de destekleriyle bu uğurda önemli mesafe aldık.” dedi. Samsun Sivil Toplum Kuruluşları (SAMKON) Genel Başkanı ve ASTAŞ HOLDİNG Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı H.Kaya Aşçı ise konuşmasında federasyon çalışmaları, projeleri ve hedefleri hakkında bilgiler verdikten sonra eğitime verdikleri önem hakkında konuştu. Aşçı, sözlerine şöyle devam etti: “SAMKON ve SADEF olarak kurumlaşarak tamamlamış olduğu tüm bölgelerde dernekleriyle bütünleşerek Türkiye genelinde bölge başkanlıkları oluşturmuştur. Toplumumuzun vazgeçilmez temeli olan kadınlarımızın sesine kulak vererek tüm bölgelerde kadın kollarını gerçekleştirmiştir. Geleceğimizin teminatı gençlerimizi organize ederek meydana getirdiği sinerji ile topluluğun bütün kesimi ile bütünleşmiştir. Kültür değerlerimizin yaşatılmasında çok büyük önem vermektedir. Mustafa Kemal Atatürkün 19 Mayıs 1919da Samsundan demokrasiye adımları atmış olduğu bu değerler Türkiyeye çok güzel çığır açmıştır. SAMKON Genel Merkezi olarak bizler de İstanbulda düzenlediğimiz etkinlikle Samsunumuzun kültürel değerlerini tanıtmak için çalışmalar yapıyoruz. İstanbulda bulunan Samsunlu sayısı 850 bin ile 1 milyon arasında. Biz Samsun sevdalısıyız. Biz Samsun aşığıyız. Her yıl gençlerimize burslarla destek olmaya çalışıyoruz. Burada gençlerimizin hayallerini, geleceklerini gerçekleştirmeleri için el uzatıyoruz. Bafra ilçemizde merhum babamız adına yaptırdığımız Bafra Şevket Aşcı Turizm Fakültesini mayıs ayında inşallah Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın katılımı ile hizmete açacağız. İnşaatı planlanan tarihten önce bitirdik. Bu okulun tüm insanlığa yararlı olacağına inanıyoruz. Ben İstanbul’da yaşıyorum, ancakSamsun sevdalısı, aşığıyım. 58 dini bayramın 54’ünü Samsun’da, Bafra’da geçirdim. Bundan dolayı da son derece mutluyum. İşte bu Samsun ve Sizlerin sevgisinden kaynaklanıyor. En iyi yatırım eğitime ve insana yapılan yatırımdır.Ayrıca sizleri 14-15-16 Mart tarihlerinde düzenleyeceğimiz geleneksel Eyüp Feshane Samsun Günlerine davet ediyorum.’’Konuşmasından sonra Aşcı, ASTAŞ HOLDİNG adına 5.000 TL’lik çeki eğitim bursu olarak vererek kampanyayı başlattı. Kampanyaya salonda bulunan çok sayıda hayırsever de katkı verdi. Canik Belediye Başkanı Osman Genç yaptığı konuşmada, Samsun’da yaşayan herkes Samsunludur. SADEF’in yaptığı bu güzel etkinlik için teşekkür ederim. Ayrıca Samsun ve Bölgesi için bir fakülte kazandıran Aşcı ailesi adına iş adamı H.Kaya Aşcı’ya şükranlarımızı sunarız.Şehirlerini geleceğe taşıyacak olan eğitimi yükselmiş gençler olacaktır.Onun için Samsun’daki eğitim çıtasını yükseltmemiz lazımdır.’’ diyerek sözlerini tamamladı.Samsun İl Genel Meclis Başkanı Mustafa Karakurt ve Samsun Vali Yardımcısı Haluk Şimşek ise yaptıkları konuşmada SADEF yönetimine ve hayırsever İşadamı Kaya Aşcı’ya Eğitime yaptıkları katkılardan dolayı teşekkür ettiler.Konuşmalardan sonra bağış şekeri satışı gerçekleşti. İlk şekeri ise 5 yaşındaki anaokulu öğrencisi Samsunlu Demirkan Demir alarak burs için 10 TL’lik bir destek verdi. Demir, salonda bulunan herkes tarafından alkışlandı.Olguncan Fasıl Grubunun sahne aldığı gecede Samsun’un Türk sanat müziğinde güçlü sesi, sanatçı Serkan Varol söylediği şarkılarla davetlilere nostalji bir gece yaşattı.İş adamı Zeki Gülhan’ın maddi ve manevi katkı yaptığı gecede diğer iş adamları ve şahıslar da destekte bulundular. Geceye ayrıca İlkadım Belediye Başkanı Necattin Demirtaş, Bafra Belediye Başkanı Zihni Şahin, SAMKON Genel Sekreteri Hüseyin Eroğlu, SAMKON Genel Başkan Yardımcıları Aydın Dursun, Sefer Aksoy, Turan Aydın, Çarşamba TSO Yönetim Kurulu Başkanı Ahmet Yılmaz, ASTAŞ JUKİ Samsun Bölge Müdürü Selçuk Aşcı, ASTAŞ JUKİ Yönetim Kurulu Üyesi Oral Aşcı, sivil toplum örgütü temsilcileri, belediye başkan adayları ve aday adayları ile çok sayıda davetli katıldı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
15.12.2013
55gençSADEFbursuylaokuyor55 genç SADEF bursuyla okuyor
Memleket sıkılmış aga, gülmek istiyor
Zaman
15.12.2013
10:49
Eğlenceli, samimi iki komedyen Ahmet Kural ile Murat Cemcir. Çalgı Çengi ile beyazperdeye sessizce adım attılar, İşler Güçler dizisiyle adlarını ezberlettiler. İlk filmin devamını beklerken Düğün Dernek ile çıkagelen ikiliyle sohbetteyiz.Seyirci Çalgı Çengi’nin devamını beklerken araya düğün girdi. Nedir sebebi?Murat Cemcir: Düğün Dernek bizim Selçuk’la (Aydemir-Yönetmen) ilk bir araya geldiğimiz proje. O dönem Kültür Bakanlığı’na başvurduğumuz, kendi imkânlarımızla çekmek istediğimiz bir filmdi. Ciddi miktarda bütçe gerektiriyordu, paramız olmadığı için vazgeçtik. Sonra Çalgı Çengi’yi çektik. Ciddi bir etki yaratınca sanki Çalgı Çengi hayatımızın işiymiş gibi oldu. Süreç 5 yıldır aklımızda bulunan filmi yapalıma getirdi, BKM de destek verince ‘tamam’ dedik.Neden Kütahya, Tokat değil de, Sivas’ı mesken tuttunuz?Ahmet Kural: Selçuk Sivaslı ondan. “Sivas’a borcum var, onu ancak bir filmle ödeyebilirim” dedi ve orası için bir film yaptı. Halaydan yola çıkarak yazdığı bir hikâye. Gitmeden önce Sivas’ı bir turizm merkezi olarak mı biliyordunuz?A.K: Yok. (Gülüyor) Güzel bir mizah yapmış filmde. “Biz gitmiyor, kalmıyoruz ki. Millet niye kalsın?” Güzel espri.M.C: Çok güzel yerler de var. Divriği, Şelale… 1200’lü yıllardan gelen bir şey var.Daha önce gidip geliyor muydunuz?A.K: Ben ilk defa gittim. Bir hafta öncesinden. Murat, Tokatlı. O önceden gitmiş.M.C: Sivas’a devlet parasız yatılı sınavı için gitmiştim, kazanamadım. Fen lisesi sınavına gittim, kazanamadım. Üniversite sınavına gittim, yine kazanamadım. Geçen gün orada gala yaptık. O zaman yüzüm güldü.Sivas’ın mizahını, kültürünü bir haftada filmin içine almak kolay olmasa gerek...A.K: Bütün işlerimizde birkaç ay öncesinden kapanma durumumuz oluyor. Murat zaten oranın şivesine hâkim. Sete çıkmadan ne yapacağımızı biliyorduk. Murat’ın babası filmde de babasını oynadı. Doğallığı yakalamamız için bize çok yardımcı oldu.Yönetmenin memleketinde olunca böreklerin, dolmaların gelip gittiği bir set mi oluyor?A.K: Allah eksik etmesin, setlerimizde kendimizi yemekten geri koymuyoruz. Yemek hadisesini çok seviyoruz. Çalışırken Selçuk’un kafası gittiği için hiçbirimizle ilgilenmiyor.M.C: Setimin olmadığı bir gün otelden dışarıyı izliyorum. Bunlar bir şeyler konuşuyorlar. Bir tane tüp kamyonu var. Ahmet gelip duracak, içeri girecek. O kadar. Sonra Selçuk’un kendini gülerek yere attığını gördüm. Koşarak aşağı indim, ‘Ne oluyor?’ dedim. Şimdi Ahmet arabadan atlayıp arabayı durduracak, dedi. Yaa yürü bir git, dedim.A.K: Sabah 07.30’da kalkmışım, makyajımı yapmışım. Bana şunu diyor: Arabadan in, giderken durdur! Tövbe tövbe, bunu nasıl yapayım hocam? Bir iki dakika bekledim. Onu bana söylüyorsa kesin yapacağımı biliyordur, ben de nasıl yapacağımı düşünüyorumdur. Arabayı boşa aldım, inip durdurdum.Birbirinize yaslanarak oynadığınız halay sahnesi bir hayli dikkat çekti. Hüzünlü bir hikâyesi varmış...A.K: 41-42 farklı halayı var Sivas’ın. Tamamı kas gücüne bağlı. Biri ötekine benzemiyor. Bizim kültürümüzde halayların genelde dramatik bir altyapısı olur, zamanla eğlenceli hale getiririz. Halayın hikâyesi şöyle: Kurtuluş Savaşı döneminde öndeki Mehmetçik yorgun düşüyor, arkasındakiler düşmesin diye onu dik tutmaya çalışıyorlar. Öyle anlattılar, yalan olmasın.41-42 halayın kaçına hâkimsiniz?A.K: Hiçbirine. (Gülüyor) O gördüğünüz halayın bir kısmı sadece. Görsel olarak iyi olsun diye yapmak istedim. Bizim yapamayacağımız şey yok aslında. İki gün göstersinler, yaparız. Ama zor tabii.Film, soluksuz bir komedi vaat ediyor ama finale nefesi yetmiyor eleştirileri var. Ne dersiniz?M.C: 7 defa seyirciyle beraber filmi izledik. İzmir, Köln, Sivas, Ankara… Seyircinin bir kısmı ilk yarıda çok gülüyor, ikinci yarı heyecanlı diyor. Çok daha fazla espri bombardımanına tutabilirdik ama yapmadık. DVD’de artık.A.K: Seyirci gülerken diğer espriyi kaçırıyor, onun için ikinci kez gittiği oluyor. Aaa bu da komikmiş, diyor.M.C: Komedi filmleri bizde genellikle hikâyeden yoksun, tiplerle yol alıyor. Seyirci Çalgı Çengi’de şaşırdı. Film ağır ilerliyor, karanlık bir atmosferi var. Normalde hiç kimsenin izlemeyeceği türden bir filmken nereden baksanız 5,5-6 milyon takipçisi var internette. O filmden sonra motivasyonumuz kendimiz gülelim, her defasında başka bir üslupla yapalım, aileye ulaşalım oldu. Sizi sadece belirli bir kitle izliyor eleştirisi geliyordu. Bunun böyle olmadığı anlaşıldı. Memleket sıkılmış aga, insanlar gülmek istiyor. A.K: Ertem Eğilmez filmleri gibi Adile Naşit, Münir Özkul’umuz var, başrolümüz yok.Ankara ağzını çok iyi konuşuyorsunuz. Bu, sete sızmadı mı?A.K: Ben Ankaralıyım. Murat Tokatlı. İkisi de İç Anadolu’dan. Onun babası
Zaman
En Çok Okunan
15.12.2013
MemleketsıkılmışagagülmekistiyorMemleket sıkılmış aga gülmek istiyor
Memleket sıkılmış aga, gülmek istiyor
Zaman
15.12.2013
10:42
Eğlenceli, samimi iki komedyen Ahmet Kural ile Murat Cemcir. Çalgı Çengi ile beyazperdeye sessizce adım attılar, İşler Güçler dizisiyle adlarını ezberlettiler. İlk filmin devamını beklerken Düğün Dernek ile çıkagelen ikiliyle sohbetteyiz.Seyirci Çalgı Çengi’nin devamını beklerken araya düğün girdi. Nedir sebebi?Murat Cemcir: Düğün Dernek bizim Selçuk’la (Aydemir-Yönetmen) ilk bir araya geldiğimiz proje. O dönem Kültür Bakanlığı’na başvurduğumuz, kendi imkânlarımızla çekmek istediğimiz bir filmdi. Ciddi miktarda bütçe gerektiriyordu, paramız olmadığı için vazgeçtik. Sonra Çalgı Çengi’yi çektik. Ciddi bir etki yaratınca sanki Çalgı Çengi hayatımızın işiymiş gibi oldu. Süreç 5 yıldır aklımızda bulunan filmi yapalıma getirdi, BKM de destek verince ‘tamam’ dedik.Neden Kütahya, Tokat değil de, Sivas’ı mesken tuttunuz?Ahmet Kural: Selçuk Sivaslı ondan. “Sivas’a borcum var, onu ancak bir filmle ödeyebilirim” dedi ve orası için bir film yaptı. Halaydan yola çıkarak yazdığı bir hikâye. Gitmeden önce Sivas’ı bir turizm merkezi olarak mı biliyordunuz?A.K: Yok. (Gülüyor) Güzel bir mizah yapmış filmde. “Biz gitmiyor, kalmıyoruz ki. Millet niye kalsın?” Güzel espri.M.C: Çok güzel yerler de var. Divriği, Şelale… 1200’lü yıllardan gelen bir şey var.Daha önce gidip geliyor muydunuz?A.K: Ben ilk defa gittim. Bir hafta öncesinden. Murat, Tokatlı. O önceden gitmiş.M.C: Sivas’a devlet parasız yatılı sınavı için gitmiştim, kazanamadım. Fen lisesi sınavına gittim, kazanamadım. Üniversite sınavına gittim, yine kazanamadım. Geçen gün orada gala yaptık. O zaman yüzüm güldü.Sivas’ın mizahını, kültürünü bir haftada filmin içine almak kolay olmasa gerek...A.K: Bütün işlerimizde birkaç ay öncesinden kapanma durumumuz oluyor. Murat zaten oranın şivesine hâkim. Sete çıkmadan ne yapacağımızı biliyorduk. Murat’ın babası filmde de babasını oynadı. Doğallığı yakalamamız için bize çok yardımcı oldu.Yönetmenin memleketinde olunca böreklerin, dolmaların gelip gittiği bir set mi oluyor?A.K: Allah eksik etmesin, setlerimizde kendimizi yemekten geri koymuyoruz. Yemek hadisesini çok seviyoruz. Çalışırken Selçuk’un kafası gittiği için hiçbirimizle ilgilenmiyor.M.C: Setimin olmadığı bir gün otelden dışarıyı izliyorum. Bunlar bir şeyler konuşuyorlar. Bir tane tüp kamyonu var. Ahmet gelip duracak, içeri girecek. O kadar. Sonra Selçuk’un kendini gülerek yere attığını gördüm. Koşarak aşağı indim, ‘Ne oluyor?’ dedim. Şimdi Ahmet arabadan atlayıp arabayı durduracak, dedi. Yaa yürü bir git, dedim.A.K: Sabah 07.30’da kalkmışım, makyajımı yapmışım. Bana şunu diyor: Arabadan in, giderken durdur! Tövbe tövbe, bunu nasıl yapayım hocam? Bir iki dakika bekledim. Onu bana söylüyorsa kesin yapacağımı biliyordur, ben de nasıl yapacağımı düşünüyorumdur. Arabayı boşa aldım, inip durdurdum.Birbirinize yaslanarak oynadığınız halay sahnesi bir hayli dikkat çekti. Hüzünlü bir hikâyesi varmış...A.K: 41-42 farklı halayı var Sivas’ın. Tamamı kas gücüne bağlı. Biri ötekine benzemiyor. Bizim kültürümüzde halayların genelde dramatik bir altyapısı olur, zamanla eğlenceli hale getiririz. Halayın hikâyesi şöyle: Kurtuluş Savaşı döneminde öndeki Mehmetçik yorgun düşüyor, arkasındakiler düşmesin diye onu dik tutmaya çalışıyorlar. Öyle anlattılar, yalan olmasın.41-42 halayın kaçına hâkimsiniz?A.K: Hiçbirine. (Gülüyor) O gördüğünüz halayın bir kısmı sadece. Görsel olarak iyi olsun diye yapmak istedim. Bizim yapamayacağımız şey yok aslında. İki gün göstersinler, yaparız. Ama zor tabii.Film, soluksuz bir komedi vaat ediyor ama finale nefesi yetmiyor eleştirileri var. Ne dersiniz?M.C: 7 defa seyirciyle beraber filmi izledik. İzmir, Köln, Sivas, Ankara… Seyircinin bir kısmı ilk yarıda çok gülüyor, ikinci yarı heyecanlı diyor. Çok daha fazla espri bombardımanına tutabilirdik ama yapmadık. DVD’de artık.A.K: Seyirci gülerken diğer espriyi kaçırıyor, onun için ikinci kez gittiği oluyor. Aaa bu da komikmiş, diyor.M.C: Komedi filmleri bizde genellikle hikâyeden yoksun, tiplerle yol alıyor. Seyirci Çalgı Çengi’de şaşırdı. Film ağır ilerliyor, karanlık bir atmosferi var. Normalde hiç kimsenin izlemeyeceği türden bir filmken nereden baksanız 5,5-6 milyon takipçisi var internette. O filmden sonra motivasyonumuz kendimiz gülelim, her defasında başka bir üslupla yapalım, aileye ulaşalım oldu. Sizi sadece belirli bir kitle izliyor eleştirisi geliyordu. Bunun böyle olmadığı anlaşıldı. Memleket sıkılmış aga, insanlar gülmek istiyor. A.K: Ertem Eğilmez filmleri gibi Adile Naşit, Münir Özkul’umuz var, başrolümüz yok.Ankara ağzını çok iyi konuşuyorsunuz. Bu, sete sızmadı mı?A.K: Ben Ankaralıyım. Murat Tokatlı. İkisi de İç Anadolu’dan. Onun babası
Zaman
Ana Sayfa
15.12.2013
MemleketsıkılmışagagülmekistiyorMemleket sıkılmış aga gülmek istiyor
Engelliler kamudaki engellerin kalkmasını istiyor
Zaman
14.12.2013
16:58
Bursa Kent Konseyi (BKK) Engelliler Meclisi tarafından düzenlenen ‘Bursa Erişilebilirlikte Ne Durumda?’ konulu panelde, kamu kurumlarının engelli bireylere uygun hale getirilmesinin sadece engellilere değil, herkese fayda getireceği dile getirildi.Atatürk Kongre Kültür Merkezi (Merinos AKKM) Hüdavendigar Salonu’nda düzenlenen ‘Bursa Erişilebilirlikte Ne Durumda?’ konulu panele, Büyükşehir Belediyesi yöneticileri ve personeli, engelli derneklerin temsilcileri ve vatandaşlar katıldı. Bursa Kent Konseyi (BKK) Başkanı Semih Pala, meclisleri, çalışma grupları ve gönüllüleriyle birlikte faydalı çalışmalardan bir yenisine daha imza attıklarını söyledi. BKK Engelliler Meclisi’nin çalışkan insanlardan oluştuğunu, çözüm üretmek için çabaladığını, şehre ve ülkeye örnek olduklarını belirten Pala, insan hakkına yönelik bir konuyu ele aldıklarını dile getirdi. Vali Yardımcısı İbrahim Avcı ise 2005 yılında çıkan kanuna rağmen engelsiz alanlara yönelik fazla bir şeyin yapılmadığını, bu yüzden de sürenin uzatıldığını açıkladı. Gelinen noktada şehirlerde kurulların oluşturulduğunu, çalışmalara önümüzdeki hafta başlayacağını kaydeden Avcı, “Kurul, şehirdeki tüm ulaşım, sosyal donatılar, kamu binaları engellilere uygunluğuyla ilgili çalışmaları yapacak. Bunu lütuf olarak değil, insan hakkının gereği olarak yapacak. Kurumlar daha sonra eksikliklerini seri şekilde tamamlayacak. Aynı anda karşımıza çıkan zorlukları birimlere hatırlatacağız. Verilen süre içerisinde gereğini yapmayan birimlerle ilgili kanuni işlemlerin yapılması için hukuki düzenlemeler de bulunuyor. Konuyu tek bir kurula havale etmemiz, çözüleceği anlamına da gelmez. Komisyon olarak bilgi ve deneyimi olan tüm kesimlerin tespitlerini, düşüncelerini alacağız. Gönül seferberliği olması durumunda sıkıntıların daha rahat aşılacağına inanıyorum” diye konuştu.Bursa Kent Konseyi (BKK) Engelliler Meclisi Başkanı İbrahim Sönmez ise şunları kaydetti: “2005 yılında çıkan kanuna göre kamu binaları 2012 yılına kadar engellilere uygun hale getirilmesi gerekiyordu. Ancak yetişmeyince kanunda düzenleme yapıldı ve süre iki yıl daha uzatıldı. 2011 yılında ‘Her yere erişebilirlik’ sloganıyla Bursa’daki 230 kurumu inceledik. Sonucunu rapor halinde eski Vali Şahabettin Harput’a teslim ettik. Şimdi de işaret dili kursunu başlattık. Erişebilirlik sadece bedensel engelliler için değil, her kategorideki insan için gereklidir. İşitme engelliler de kamuya açık yerlerde sıkıntı çekmemelidir. Yetkililerin hizmet yaparken empati kurmasını istiyoruz. Herkes engelli olmaz belki ama herkes bir gün yaşlanacak. Yapılanlar onlara da fayda sağlayacak.” Konuşmaların ardından panele geçildi. Programın moderatörlüğünü üstlenen Ayhan Zenbilci, insanların tatil için uzaya çıktığı dönemde, engellilerin hala evlerinde pencerelerin arkasından dünyaya baktığını söyledi. Bir yerlerde eksikliğin ve kopukluğun olduğunu anlatan Zenbilci, Bursa olarak kopukluğun nerede olduğunu tespit etmek istediklerini dile getirdi. BKK Engelliler Meclisi adına ‘Engelliler Meclisi’nin Erişilebilirlik ile ilgili çalışmaları ve sıkıntılar’ konulu sunum yapan Özgür Fehmi Havados, şehirdeki fiziki yapının düzeltilmesi ve konuya dikkat çekmek için çeşitli zamanlarda toplantılar düzenlediklerini hatırlattı. 2005 yılında kamu binalarının 2012 yılına kadar engellilerin erişebilirliğine uygun hale getirilmesi için kanun çıkarıldığını belirten Havados, Bursa Valiliği tarafından görevlendirilerek kamu kurumlarında incelemelerde bulunduk. 230 kamu kurumu belirlenen kriterlere göre gözlemledik. Sonuçta, Bursa’da binaların yüzde 63’ünün uygun olmadığı, yüzde 37’sinin de tam olmasa da uygunluk gösterdiği saptandı. Öte yandan ‘Engelimiz Kent Olmasın’ ve ’Engelsiz Olabilirsiniz’ projelerini yürüttük. Sonuçta BKK Engelliler Meclisi, engellilere yönelik sosyal, kültürel alanda Türkiye’ye örnek birçok çalışma yapmıştır. Bundan sonra da yapılacak her türlü çalışmaya katkı vermeye hazırız diye konuştu.Bursa Büyükşehir Belediyesi şirketlerinden BURULAŞ adına Çağrı Merkezi Şefi Merter Büyükateş tarafından ‘Bursa’da ulaşım hizmetlerinde engellilere yönelik yapılan çalışmalar’ başlığıyla sunum yaptı. Lastik tekerlekli araçlar, raylı sistem, deniz otobüsü, deniz uçağı, Helitaksi ve seyahat kartları gibi geniş alanda hizmet verdiklerini söyleyen Büyükateş, Bursa’da günde 450 bin yolcunun lastik tekerlekli araçlarla taşındığını anlattı. Burulaş’a ait 320 adet aracın bulunduğunu, bunların 221’inin engelliye uygun olduğunu aktaran Büyükateş şunları söyledi: “İlçelere çalışan kiralık 156 tane otobüs bulunuyor. Bunun 76 tanesi engelliye uygun. 355 tane ise özel halk otobüsü var ve bunun arasında bizde kayıtlı engelliye uygun araç yok. Toplamda 837 otobüsün 297 tanesi engelliye uygun. Yasa devreyi girmeden önce tüm araçları engelliye uygun hale getireceğiz. Taşıma sistemlerimizde engelli vatandaşlara pozitif ayrımcılı
Zaman
Son Dakika
14.12.2013
EngellilerkamudakiengellerinkalkmasınıistiyorEngelliler kamudaki engellerin kalkmasını istiyor
Arınç: 2015 yılında Atatürk Barış Ödülü verilecek
Zaman
13.12.2013
17:24
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, tarihinde ilk defa toplanan Yüksek Dayanışma Kurulu Toplantısı’nda, 2015 yılında Atatürk Barış Ödülü’nün verileceğini açıkladı. 2000 yılından itibaren verilmeyen ödül için yeni bir yönetmelik çıkardıklarını söyleyen Başbakan Yardımcısı Arınç, ödülün sonu sıfır ve beş ile biten yıllarda dünya barışına katkı sağlayan kişilere ve kurumlara verileceğini belirtti. Arınç, “Atatürk Barış Ödülü’nün amacı Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesi doğrultusunda dünya barışı, uluslararası dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet eden gerçek ve tüzel kişilere verilecek devlet ödülü niteliğinde olan bir ödül. Ödül Kurulu tarafından önerilen adaylar arasından bir kişi, Bakanlar Kurulu tarafından Cumhurbaşkanı’na sunulacak. Seçilen kişi 23 Nisan 2015’te açıklanacak.” dedi. Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu ile bünyesinde yer alan Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi başkanlarının bilim ve kültür alanındaki çalışmalarını değerlendirmek ve gerekli tavsiyelerde bulunmak amacıyla Yüksek Dayanışma Kurulu Toplantısı ilk defa yapıldı. Kurul Başkanlığını Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın yaptığı toplantıya; Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı, Yükseköğretim Kurulu Başkanı Gökhan Çetinsaya, Atatürk Kültür, Dil ve Tarih Yüksek Kurumu Başkanı Derya Örs, Atatürk Araştırma Merkezi Başkan Prof. Dr. Mehmet Ali Beyhan, Türk Dil Kurumu Başkanı Prof Dr. Mustafa Kaçalin, Türk Tarih Kurumu Başkanı Prof. Dr. Metin Hülagü, Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof. Dr. Turan Karataş ve Cumhurbaşkanı tarafından seçilen akademisyenler katıldı. Toplantıda basın mensuplarına açıklamalarda bulunan Arınç, Atatürk Araştırma Merkezi, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu ve Atatürk Kültür Merkezi‘nin, 2011 yılında çıkartılan yasa ile yeni bir yapıya kavuştuğunu söyledi. Eski kanun döneminde Yüksek Kurul adıyla yapılanmış ve hiçbir karar alamamış bir kurulun olduğuna dikkat çeken Arınç, yeni kanun yapılırken Yüksek Danışma Kurulunun tüm kanunlara uygun, ilgili sayılabilecek tüm kurumları kapsayan bir yapıya sahip hale geldiğini kaydetti. Kurumların bütçelerinin geçtiğimiz günlerde Meclis’te kabul edildiğine değinen Arınç, “Kurumlara karşı ciddi eleştiriler yoktu. Başarı ve takdir dilekleri vardı. Biz kurumlarımızın Türk kültürü, tarihi ve dili için çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Atatürk ilke ve inkılaplarının ve hizmetlerinin yaşatılması, gelecek kuşaklara tanıtılması için de faydalı olduğunu düşünüyoruz.” diye konuştu. 2000 YILINDAN BERİ VERİLMİYORYeni çıkartılan kanun sonrasında kurumların, kuruluştan bu yana iki eksiği ortadan kaldırdığını söyleyen Arınç, Atatürk Barış Ödülü’nün yeniden verilmeye başlanacağını ve 62 bilim insanının Türk Tarih Kurumu şeref üyesi seçildiğini belirtti. 2000 yılından itibaren Atatürk Barış Ödülü’nün verilmediğini söyleyen Arınç, çıkartılan yönetmelik ile sonu sıfır ve beş ile biten yıllarda Atatürk Barış Ödülü’nün verilmeye devam edeceğini açıkladı. Atatürk Barış Ödülü’nün, Yurtta Sulh Cihanda Sulh ilkesi doğrultusunda dünya barışı, uluslararası dostluk ve iyi niyetin geliştirilmesine hizmet eden gerçek ve tüzel kişilere devlet ödülü niteliğinde verileceğini belirten Arınç, şöyle devam etti: “Ödül kurulu toplanacak. 19 Mayıs 2014 tarihine kadar ödülle ilgili esaslar basın aracılığı ile ilan edilecek. 29 Ekim 2014’e kadar bilimsel çalışmalar dairesi başvuruları kabul edecek. Ödül Kurulu başvuruları 4 içerisinde değerlendirecek. Ödül Kurulu tarafından önerilen adaylar arasından bir kişi Bakanlar Kurulu tarafından Cumhurbaşkanı’na sunulacak. Seçilen kişi, 23 Nisan 2015’te açıklanacak. Atatürk’ün düşünceleri doğrultusunda dünya barışına hizmet eden kişilere verilecek.” Yüksek Danışma Kurulu, daha sonra basına kapalı olarak gelecek yıllarda yapılacak olan çalışmalar hakkında bir toplantı yaptı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
13.12.2013
Arınç2015yılındaAtatürkBarışÖdülüverilecekArınç 2015 yılında Atatürk Barış Ödülü verilecek
Gözleri görmeyen ressam, nesneleri dokunarak çiziyor
Zaman
08.12.2013
13:20
Doğuştan görme engelli olduğu halde parmakları ile dokunduğu nesneleri çizerek resme başlayan Eşref Armağan katıldığı programda Resim Öğretmenliği, Güzel Sanatlar Bölümü ve Özel Eğitim Bölümü öğrencilerine yaşam hikayesini anlattı. Armağan dinleyicilere engelli çocukların kısıtlanmaması gerektiğini söyledi. Abant İzzet Baysal Üniversitesi (AİBÜ) Güzel Sanatlar Topluluğu ile Özel Eğitim öğrencilerinin ortaklaşa düzenlediği konferansa konuşmacı olarak katılan Armağan, hayat hikâyesini ve resim çizmeye nasıl başladığını anlattı. Kültür Merkezi Mavi Salon’da yapılan programa AİBÜ Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Bahar, Özel Eğitim Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç.Dr. Elif Sazak Pınar ve çok sayıda öğrenci katıldı. Programın açılış konuşmasını yapan Yrd. Doç. Dr. Elif Sazak engelleri aşarak ünlenen bilim adamları ve sanatçılar ile ilgili bilgiler verdi. Arkada eser bırakmayan sağlıklı insanlar ile eser bırakan engellileri kıyaslayan Sazak, Nice insanlar vardır ki hiç yaşamamış gibi dünyadan göçüp giderler. dedi. Sazakın ardından kürsüye çıkan Eğitim Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Bahar Engelsiz Üniversite Projesi ile ilgili bilgiler aktardı. Bahar, Engelli öğrencilerimiz için okulumuzda yapılması gereken ne varsa yapmaya çalışıyoruz. diye belirtti.Konuşmaların ardından Eşref Armağanın BBC tarafından yapılan dünyaca ünlü belgeseli gösterildi. Belgesel sonunda Eşref Armağan öğrenciler ile sohbet etti. Sahnede yaklaşık iki saat kalan Armağan yeteneğini ilk nasıl keşfettiğini öğrenciler ile paylaştı. 1953 İstanbul doğumlu olduğunu belirten Armağanın hikâyesi öğrencileri zaman zaman duygulandırdı. BABA NEDEN BANA ÖNÜNE BAK DİYORSUN?3 -4 yaşlarında görme engelli olduğunu fark ettiğini belirten Armağan, Babam ve annem sürekli bana oğlum önüne bak derlerdi. Ben o yaşlarda sadece bana öyle dendiğini fark edince sordum neden diye. Babam bana görme engelli olduğumu anlatmaya çalıştı. O yaşlardan itibaren dünyayı iki elimin avuçlarına sığdırmaya çalıştım. Benim yaptığım görmeden görselliğe dayanan bir sanat. ifadelerini kullandı.Nesneleri tanımlamak için sürekli sorular sorduğunu söyleyen Eşref Armağan, ilk kelebek resmini nasıl çizdiğini ise şöyle anlattı: Nesneleri dokunarak algılamaya çalışıyordum. Kartonlara nesneleri çivilerle çizmeye çalıştım. Sonra onları dokunarak algılıyordum. 12 yaşıma geldiğim zaman dükkânda uçan bir kelebeği fark eden babama bunun ne olduğunu sordum. Kelebek deyince merak ettim. Dokunmak istedim. Babam kelebek şeklini tahtaya çivilerle çizerek bana verdi. Daha sonra sürekli kelebek çizdim. Daha sonra boyama kitabı aldılar bana ve renkleri öğrendim. İlk renkli kelebeğimi yaptığımda mahalledeki esnaflara gösterdim. İnanmadılar ve ben bu duygu ile yeteneğimi keşfettim.PAZARDA LİMON SATTIMEngellerin aşılabileceğini söyleyen Armağan sözlerini şu şekilde sürdürdü: Tabi ilerledikçe yeteneğimi geliştirdim. Bu arada evlendim. İki çocuğum oldu. Onlar benle gurur duyuyor. Geçimimi sağlamak için pazarda limon bile sattım. Kör olmamı hiçbir zaman engel olarak görmedim. Amerikada bilimsel araştırmaya götürdüler. Burada ben ellerimle dokunarak resim çizdiğim zaman normal insanların nesnelere baktığı zaman ki gibi beyin fonksiyonlarım çalışıyormuş.ENGELLİ ÇOCUKLARI KISITLAMAYINAilesinin kendisini hiç kısıtlamadığını belirten Eşref Armağan, Beni hiç kısıtlamadılar ve ben bu yeteneğimi keşfedip geliştirdim. Bazı aileler çocuklarını kısıtlıyor. Oğlum yapma etme diyor. Ben onların bu şekilde davranmasını doğru bulmuyorum. dedi. Söyleşinin ardından öğrenciler Armağan ile hatıra fotoğrafı çektirdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
08.12.2013
GözlerigörmeyenressamnesneleridokunarakçiziyorGözleri görmeyen ressam nesneleri dokunarak çiziyor
Joost Lagendijk - İçeride bölünme, dışarıda işbirliği
Zaman
08.12.2013
01:53
Geçen hafta Kanada’yı ziyaret edip Ottawa’da Türkiye konulu bir panelde konuştum ve Toronto’daki Munk Küresel İlişkiler Okulu’nda Türkiye-AB ilişkileri hakkında konferans verdim.Panel, iki ülke arasında ilişkileri pekiştirmeyi amaçlayan ve ilk kez düzenlenen Türk-Kanada Konvansiyonu kapsamındaydı. Anadolu Kültürleri Federasyonu’nun (AHF) düzenlediği toplantıya TBMM’deki üç ana partiden beş milletvekili de katıldı.Her ne kadar, hükümetin Gezi Parkı protestolarını ele alış tarzıyla ilgili eleştirel yorumlarım AKP’li vekillerin takdirini kazanmadıysa da, panel iyi gitti ve Konvansiyon Kanadalı siyasilerle işadamlarına ulaşmak bakımından başarılıydı. Lakin beni Ottawa’da en çok çarpan, resmi açılışını sadece bir ay önce yapmış Anadolu Kültür Merkezi’nde bizim için verilen hoş geldin resepsiyonu oldu. Ev sahiplerimizin geleneksel nezaket ve konukseverlikleri kadar bu merkezi kuran, çoğunu Türklerin oluşturduğu göçmenlerin sergilendiği kendinden fedakârlık ve işbirliği ruhundan da etkilendim. Onlarla konuşurken, merkezin Ottawa’daki Türk toplumu için ne kadar önemli olduğunu net biçimde gördüm. Burayı hem diğer Türklerle buluşup tecrübelerini paylaştıkları hem de farklı inanç ve görüşlerden Kanadalıları davet edip Türklerin ve Türkiye’nin neler sunabileceğini gösterdikleri bir platform olarak kullanıyorlar.Kendi ortak tarihini aziz tutmak ile birlikte yaşadığın ama farklı arka plandan gelen Kanadalılarla diyalog kurmanın bu karışımı, Kuzey Amerika çapında bu türden merkezleri özel yerler kılıyor. Eminim ki, o akşamı bize yaşatan Kanadalı Türklerin çoğu, bazı temel hususları paylaşmakla birlikte siyasi tercihler dahil diğer meselelere gelince, birbiriyle görüş ayrılığına düşüyor. Ama ideolojik sınırları aşarak işbirliği yapma istekliliği, bugünlerde Türkiye’de benzer gruplar ve kişiler arasında tanık olduğumuz kutuplaşmayla keskin biçimde çelişiyor. O akşam pek çok kişiye Türk hükümeti ile Hizmet Hareketi arasında şu sıra dershanelerin başını çektiği meselelerin giderek büyüyen listesi üzerinden kopan nahoş kavgayı nasıl değerlendirdiklerini sordum. Hiç de şaşırtıcı olmayan şekilde, ortaya çıktı ki, konuştuğum insanların çoğu geçmişte AKP’ye oy vermiş ve Hizmet Hareketi’ne sıcak hisler besliyor. Siyasi eğilimleri ile toplumsal, kültürel, dinsel tercihleri arasında gidip gelmekten yıprandıkları aşikâr. Kendi algılarına göre, daha demokratik bir Türkiye için henüz bitmemiş mücadelede birbirlerine destek olmakta büyük çıkarları bulunan iki taraf arasında, hükümetin niye böyle bir kapışma kışkırttığına hiçbiri mana veremiyor.Uzun lafın kısası, şunu diyorlar: Bizlerin, Türkiye asıllı Kanadalıların her gün yaptığını, yani ortak yanlara odaklanıp farklılıkları kabullenmeyi, Ankara’daki siyasiler niye beceremiyor?Sizden esirgemek istemediğim bir Kanada anekdotu var. Ağustos 2011’de bu gazetedeki köşemde, Kanada’nın Kitchener kentindeki Wilfried Laurier Üniversitesi’nde Ortadoğu ve İslam tarihi doçent doktoru Gavin D. Brockett’in ‘Ne Mutlu Türk’üm Diyene’ kitabı hakkında yazmıştım. Kanada’da o tarihlerde iş arayan Türk tarihçiler Engin Sezer ile eşi, yazıyı okumuş. Öncesinde Brockett’i ya da Türk kimliğinin inşası hakkındaki kitabını bilmiyorlarmış, ama köşe meraklarını uyandırmış ve bu meseleyi ve diğer ilintili konuları tartışmak için Brockett ile temas kurmaya karar vermişler. Bir süre sonra buluşmuşlar ve bir yıl önce, hem Engin hem de eşi, Laurier Üniversitesi’nden iş teklifi almış. Kitchener’e arabayla bir saat mesafedeki Toronto’yu ziyaret edeceğimi bir hafta kala öğrenen Engin, organizatörlerle temasa geçip bu küçük üniversite şehrinde Türkiye hakkında konuşmak üzere benim için bir son dakika buluşması ayarladı. Geçen çarşamba Kitchener’de buluşup Brockett ile birlikte öğle yemeğine gittiğimizde, köşe yazımın olmazsa olmaz rol oynadığı enteresan hikâyesini öğrenme fırsatı buldum. Bir köşe yazısı ve onun Atlantik Okyanusu’nun öte yanında amaçlamadan yol açtığı sonuçlardan diğerlerine söz ederken, gülümsemekten kendimi alamıyorum.
Zaman
Köşe Yazıları
08.12.2013
JoostLagendijk-İçeridebölünmedışarıdaişbirliğiJoost Lagendijk - İçeride bölünme dışarıda işbirliği
Nuriye Akman - Yeter artık
Zaman
07.12.2013
02:03
Bu fotoğrafı gördüğümde otomatikman gündelik hayatta nelerden sıkıldığımı düşünmeye başladım. İşte benim ilk anda aklıma gelen “Yeter artık” dediğim durumlar:Twitter’da kimse hakkında yazılanları reteweet yapmasın ki bak bak kendisini amma da önemsiyor demeyelim.Kimse cep telefonlarımızı şirketlerinin, partilerinin reklamını yapmak için aramasın. Bu tür teşebbüsler haneye tecavüz kapsamına alınsın ki huzurumuz kaçmasın.Erkekler de kadınlar gibi derli toplu otursun, özellikle toplu taşım araçlarında bacaklarını ayırıp iki kişilik yeri kaplamasın ki hem göz zevkimiz bozulmasın, hem de sıkışmayalım.Mağazalara girdiğimizde bangırdayan bir müzikle kalbimiz tokaçlanmasın ki hemen oradan kaçmak zorunda kalmayalım.Ezanların makamsız ve detone bir sesle okunması yasaklansın ki müezzin hakkında sui zan etmeyelim.Apartman dairelerinin duvarları kalın örülsün ki yan dairede neler konuşulduğunu duymayalım.Madem kendilerini 40 dakika ile sınırlayamıyorlar, TV dizileri asla ikinci sezona kaymasın ki, hikâyeler sündürülüp içimizi kıymasın.Partilerin grup toplantıları canlı yayınlanmasın ki liderler esip gürlemek zorunda hissetmesin kendilerini ve böylece salı günlerimiz sallanmasın.Televizyondaki tartışma programlarına hep aynı insanlar çıkmasın, ayda bir kezle sınırlandırılsın ki ezber bozan yeni yorumcu arayışına girsin moderatörler.Ekrana çıkan kadınlar sallantılı küpe takmasın ki dikkatimizi kulaklarına değil sözlerine verebilelim.Banka şubelerinde o bankanın kartı olana öncelikli sıra numarası verilmesin ki, erken gelenler sonra gelenlerden daha fazla bekleyip haksızlığa uğramasın.Belediye başkan adayları sanat ve estetik eğitimi almadan partilere başvuramasın ki sonradan şehre çirkin dokunuşlarda bulunamasınlar.Usta kelimesi hiç kimseyi övmek için kullanılmasın ki özellikle yazarlar ve politikacılar şımarıp tepemize çıkmasınlar.Büyük, küçüğün içindedirDünyadan 22 milyon ışık yılı uzaktaki spiral galaksi... Keşfetmeye 22 milyon ömür yetmez. Uzay fotoğrafları her insanı büyüler. Bu görüntülere bakıp da kendini bir toz zerresi gibi hissetmeyen yoktur herhalde. Ama pek az insan, kendi göğünün büyüklüğünden haberdardır. Yukarıda ne varsa, aynısının gönlünde olduğunu hiç hesaba katmaz. Bırakalım derunundaki uzayı, kendi atmosferinin yedi katmanını bile keşfetmek arzusu duymaz. Kaldı ki sadece uzayın bir kopyası yoktur içinde. Evrenin tamamı insandadır. Büyük olanın, küçük olanda, sonsuz olanın sonlu olanda saklanması ne muazzam bir sırdır.Gözyaşı, sadece aşkı için dökülmeliBu fotoğraf Rio de Janerio Kültür Merkezi’nde çekilmiş. “Aziz Pedro’ya Gözyaşları” adlı eser Vinicius Silva imzasını taşıyor. Yağmur duasına çıkan köylülerden esinlenen sanatçı, içleri su dolu altı bin ampul kullanmış. Ziyaretçiler arasında köylülerin yakarışlarına katılanlar kadar işin teknolojisiyle ilgilenenler de çıkmıştır herhalde. Kendini bir damla su gibi hisseden veya suyun nasıl bir mucize olduğunu hatırlayıp heyecandan ağlayan çıkmış mıdır acaba? Hiç sanmam.İnsanlar ya üzüntüden ya da mutluluktan ağlıyor. Kayıplarımız veya ulaşamadıklarımız keder doğururken, kazançlarımız ve ulaştıklarımız bizi sevindiriyor. İki durumda da tepkimizi gözyaşları ile gösteriyoruz. Ne hazin bir yanılgı!Bizler hiçbir şeyin sahibi değiliz ki onu kaybedelim. Üzerinde adımızın yazılı olduğu o tapular, cüzdanlar, diplomalar, sertifikalar, raporlar “seninim ben, sahibimsin” diyerek kandırıyor bizi. İnanıyoruz o belgelere. Kazanılmış hakkımız sanıp sahte bir mutluluğun kollarına atılıyoruz. Oysa kâğıtların ve işaret ettiklerinin sabit kalmaya hiç niyetleri yok. İlk fırsatta uçuyorlar elimizden, gidip başka dallara konup biraz da öteki insanları oyalıyorlar. Biz kahırdan ağlarken, onları sevinç gözyaşlarına boğuyorlar. Bazen de tamamen kayboluyorlar ortadan. Sahne durmadan değişiyor. Biz asla öğrenemiyor ve her durumda ağlamaktan vazgeçmiyoruz.Varlığa ve yokluğa ağlamayacaksak, bu gözyaşları ne işe yarayacak öyleyse? İki şey için ağlarsak bu oyunu bozup özgürleşebiliriz: Bir, af dilerken. İki, Yaradan’ın gücüne mest olurken. İkisinin de mayasında aşk var. Evet, sadece aşk için dökülmeli yaşlar. Yağmurun yaptığı da bu değil mi? Rahmet, yer ile göğün aşkına yağmıyor mu?
Zaman
En Çok Okunan
07.12.2013
NuriyeAkman-YeterartıkNuriye Akman - Yeter artık
Yeter artık
Zaman
07.12.2013
02:03
Bu fotoğrafı gördüğümde otomatikman gündelik hayatta nelerden sıkıldığımı düşünmeye başladım. İşte benim ilk anda aklıma gelen “Yeter artık” dediğim durumlar:Twitter’da kimse hakkında yazılanları reteweet yapmasın ki bak bak kendisini amma da önemsiyor demeyelim.Kimse cep telefonlarımızı şirketlerinin, partilerinin reklamını yapmak için aramasın. Bu tür teşebbüsler haneye tecavüz kapsamına alınsın ki huzurumuz kaçmasın.Erkekler de kadınlar gibi derli toplu otursun, özellikle toplu taşım araçlarında bacaklarını ayırıp iki kişilik yeri kaplamasın ki hem göz zevkimiz bozulmasın, hem de sıkışmayalım.Mağazalara girdiğimizde bangırdayan bir müzikle kalbimiz tokaçlanmasın ki hemen oradan kaçmak zorunda kalmayalım.Ezanların makamsız ve detone bir sesle okunması yasaklansın ki müezzin hakkında sui zan etmeyelim.Apartman dairelerinin duvarları kalın örülsün ki yan dairede neler konuşulduğunu duymayalım.Madem kendilerini 40 dakika ile sınırlayamıyorlar, TV dizileri asla ikinci sezona kaymasın ki, hikâyeler sündürülüp içimizi kıymasın.Partilerin grup toplantıları canlı yayınlanmasın ki liderler esip gürlemek zorunda hissetmesin kendilerini ve böylece salı günlerimiz sallanmasın.Televizyondaki tartışma programlarına hep aynı insanlar çıkmasın, ayda bir kezle sınırlandırılsın ki ezber bozan yeni yorumcu arayışına girsin moderatörler.Ekrana çıkan kadınlar sallantılı küpe takmasın ki dikkatimizi kulaklarına değil sözlerine verebilelim.Banka şubelerinde o bankanın kartı olana öncelikli sıra numarası verilmesin ki, erken gelenler sonra gelenlerden daha fazla bekleyip haksızlığa uğramasın.Belediye başkan adayları sanat ve estetik eğitimi almadan partilere başvuramasın ki sonradan şehre çirkin dokunuşlarda bulunamasınlar.Usta kelimesi hiç kimseyi övmek için kullanılmasın ki özellikle yazarlar ve politikacılar şımarıp tepemize çıkmasınlar.Büyük, küçüğün içindedirDünyadan 22 milyon ışık yılı uzaktaki spiral galaksi... Keşfetmeye 22 milyon ömür yetmez. Uzay fotoğrafları her insanı büyüler. Bu görüntülere bakıp da kendini bir toz zerresi gibi hissetmeyen yoktur herhalde. Ama pek az insan, kendi göğünün büyüklüğünden haberdardır. Yukarıda ne varsa, aynısının gönlünde olduğunu hiç hesaba katmaz. Bırakalım derunundaki uzayı, kendi atmosferinin yedi katmanını bile keşfetmek arzusu duymaz. Kaldı ki sadece uzayın bir kopyası yoktur içinde. Evrenin tamamı insandadır. Büyük olanın, küçük olanda, sonsuz olanın sonlu olanda saklanması ne muazzam bir sırdır.Gözyaşı, sadece aşkı için dökülmeliBu fotoğraf Rio de Janerio Kültür Merkezi’nde çekilmiş. “Aziz Pedro’ya Gözyaşları” adlı eser Vinicius Silva imzasını taşıyor. Yağmur duasına çıkan köylülerden esinlenen sanatçı, içleri su dolu altı bin ampul kullanmış. Ziyaretçiler arasında köylülerin yakarışlarına katılanlar kadar işin teknolojisiyle ilgilenenler de çıkmıştır herhalde. Kendini bir damla su gibi hisseden veya suyun nasıl bir mucize olduğunu hatırlayıp heyecandan ağlayan çıkmış mıdır acaba? Hiç sanmam.İnsanlar ya üzüntüden ya da mutluluktan ağlıyor. Kayıplarımız veya ulaşamadıklarımız keder doğururken, kazançlarımız ve ulaştıklarımız bizi sevindiriyor. İki durumda da tepkimizi gözyaşları ile gösteriyoruz. Ne hazin bir yanılgı!Bizler hiçbir şeyin sahibi değiliz ki onu kaybedelim. Üzerinde adımızın yazılı olduğu o tapular, cüzdanlar, diplomalar, sertifikalar, raporlar “seninim ben, sahibimsin” diyerek kandırıyor bizi. İnanıyoruz o belgelere. Kazanılmış hakkımız sanıp sahte bir mutluluğun kollarına atılıyoruz. Oysa kâğıtların ve işaret ettiklerinin sabit kalmaya hiç niyetleri yok. İlk fırsatta uçuyorlar elimizden, gidip başka dallara konup biraz da öteki insanları oyalıyorlar. Biz kahırdan ağlarken, onları sevinç gözyaşlarına boğuyorlar. Bazen de tamamen kayboluyorlar ortadan. Sahne durmadan değişiyor. Biz asla öğrenemiyor ve her durumda ağlamaktan vazgeçmiyoruz.Varlığa ve yokluğa ağlamayacaksak, bu gözyaşları ne işe yarayacak öyleyse? İki şey için ağlarsak bu oyunu bozup özgürleşebiliriz: Bir, af dilerken. İki, Yaradan’ın gücüne mest olurken. İkisinin de mayasında aşk var. Evet, sadece aşk için dökülmeli yaşlar. Yağmurun yaptığı da bu değil mi? Rahmet, yer ile göğün aşkına yağmıyor mu?
Zaman
En Çok Okunan
07.12.2013
YeterartıkYeter artık
Nuriye Akman - Yeter artık
Zaman
07.12.2013
02:03
Bu fotoğrafı gördüğümde otomatikman gündelik hayatta nelerden sıkıldığımı düşünmeye başladım. İşte benim ilk anda aklıma gelen “Yeter artık” dediğim durumlar:Twitter’da kimse hakkında yazılanları reteweet yapmasın ki bak bak kendisini amma da önemsiyor demeyelim.Kimse cep telefonlarımızı şirketlerinin, partilerinin reklamını yapmak için aramasın. Bu tür teşebbüsler haneye tecavüz kapsamına alınsın ki huzurumuz kaçmasın.Erkekler de kadınlar gibi derli toplu otursun, özellikle toplu taşım araçlarında bacaklarını ayırıp iki kişilik yeri kaplamasın ki hem göz zevkimiz bozulmasın, hem de sıkışmayalım.Mağazalara girdiğimizde bangırdayan bir müzikle kalbimiz tokaçlanmasın ki hemen oradan kaçmak zorunda kalmayalım.Ezanların makamsız ve detone bir sesle okunması yasaklansın ki müezzin hakkında sui zan etmeyelim.Apartman dairelerinin duvarları kalın örülsün ki yan dairede neler konuşulduğunu duymayalım.Madem kendilerini 40 dakika ile sınırlayamıyorlar, TV dizileri asla ikinci sezona kaymasın ki, hikâyeler sündürülüp içimizi kıymasın.Partilerin grup toplantıları canlı yayınlanmasın ki liderler esip gürlemek zorunda hissetmesin kendilerini ve böylece salı günlerimiz sallanmasın.Televizyondaki tartışma programlarına hep aynı insanlar çıkmasın, ayda bir kezle sınırlandırılsın ki ezber bozan yeni yorumcu arayışına girsin moderatörler.Ekrana çıkan kadınlar sallantılı küpe takmasın ki dikkatimizi kulaklarına değil sözlerine verebilelim.Banka şubelerinde o bankanın kartı olana öncelikli sıra numarası verilmesin ki, erken gelenler sonra gelenlerden daha fazla bekleyip haksızlığa uğramasın.Belediye başkan adayları sanat ve estetik eğitimi almadan partilere başvuramasın ki sonradan şehre çirkin dokunuşlarda bulunamasınlar.Usta kelimesi hiç kimseyi övmek için kullanılmasın ki özellikle yazarlar ve politikacılar şımarıp tepemize çıkmasınlar.Büyük, küçüğün içindedirDünyadan 22 milyon ışık yılı uzaktaki spiral galaksi... Keşfetmeye 22 milyon ömür yetmez. Uzay fotoğrafları her insanı büyüler. Bu görüntülere bakıp da kendini bir toz zerresi gibi hissetmeyen yoktur herhalde. Ama pek az insan, kendi göğünün büyüklüğünden haberdardır. Yukarıda ne varsa, aynısının gönlünde olduğunu hiç hesaba katmaz. Bırakalım derunundaki uzayı, kendi atmosferinin yedi katmanını bile keşfetmek arzusu duymaz. Kaldı ki sadece uzayın bir kopyası yoktur içinde. Evrenin tamamı insandadır. Büyük olanın, küçük olanda, sonsuz olanın sonlu olanda saklanması ne muazzam bir sırdır.Gözyaşı, sadece aşkı için dökülmeliBu fotoğraf Rio de Janerio Kültür Merkezi’nde çekilmiş. “Aziz Pedro’ya Gözyaşları” adlı eser Vinicius Silva imzasını taşıyor. Yağmur duasına çıkan köylülerden esinlenen sanatçı, içleri su dolu altı bin ampul kullanmış. Ziyaretçiler arasında köylülerin yakarışlarına katılanlar kadar işin teknolojisiyle ilgilenenler de çıkmıştır herhalde. Kendini bir damla su gibi hisseden veya suyun nasıl bir mucize olduğunu hatırlayıp heyecandan ağlayan çıkmış mıdır acaba? Hiç sanmam.İnsanlar ya üzüntüden ya da mutluluktan ağlıyor. Kayıplarımız veya ulaşamadıklarımız keder doğururken, kazançlarımız ve ulaştıklarımız bizi sevindiriyor. İki durumda da tepkimizi gözyaşları ile gösteriyoruz. Ne hazin bir yanılgı!Bizler hiçbir şeyin sahibi değiliz ki onu kaybedelim. Üzerinde adımızın yazılı olduğu o tapular, cüzdanlar, diplomalar, sertifikalar, raporlar “seninim ben, sahibimsin” diyerek kandırıyor bizi. İnanıyoruz o belgelere. Kazanılmış hakkımız sanıp sahte bir mutluluğun kollarına atılıyoruz. Oysa kâğıtların ve işaret ettiklerinin sabit kalmaya hiç niyetleri yok. İlk fırsatta uçuyorlar elimizden, gidip başka dallara konup biraz da öteki insanları oyalıyorlar. Biz kahırdan ağlarken, onları sevinç gözyaşlarına boğuyorlar. Bazen de tamamen kayboluyorlar ortadan. Sahne durmadan değişiyor. Biz asla öğrenemiyor ve her durumda ağlamaktan vazgeçmiyoruz.Varlığa ve yokluğa ağlamayacaksak, bu gözyaşları ne işe yarayacak öyleyse? İki şey için ağlarsak bu oyunu bozup özgürleşebiliriz: Bir, af dilerken. İki, Yaradan’ın gücüne mest olurken. İkisinin de mayasında aşk var. Evet, sadece aşk için dökülmeli yaşlar. Yağmurun yaptığı da bu değil mi? Rahmet, yer ile göğün aşkına yağmıyor mu?
Zaman
Köşe Yazıları
07.12.2013
NuriyeAkman-YeterartıkNuriye Akman - Yeter artık
Atina'da Konya Aya İrini Kilisesi'nin fotoğraf sergisi açıldı
Zaman
03.12.2013
13:34
Yunanistanın başkenti Atinada Konyanın Sille köyünde yer alan tarihi Rum Ortodoks kilisesi konulu bir fotoğraf sergisi açıldı. Atinadaki İmrozlular Derneğinde açılan sergiye Atina Büyükelçisi Kerim Uras, Atina-Pire Başkonsolosu İsmail Sefa Yüceer, Konyadan misafirler ile çok sayıda davetli katıldı.Konyadaki Sille köyünde yer alan Rum Ortodokslara ait tarihi Aya İrini Kilise ve diğer kültürel değerlerin tanıtımına yönelik Oh my God, Sille adlı fotoğraf sergisi, Atinada açıldı. Türkiyenin Avrupa Birliği Bakanlığı, Atina Büyükelçiliği ve Atina-Pire Başkonsolosluğunun himayesindeki sergi, Konya Büyükşehir Belediyesi, Kılıçarslan Gençlik Merkezi ve İmrozlular Derneğinin işbirliği sonucu açıldı. Sergi açılışında bir konuşma yapan Büyükelçi Kerim Uras, Uzun yıllar bir arada yaşamış Yunan ve Türk hakların bir çok ortak noktası bulunmakta, her iki ülkede de diğer halkın inşa ettiği çok sayıda tarihi eser yer almaktadır. dedi. Oh my God, Sille adlı serginin ortak geçmişi paylaşan iki halkın birbirlerini daha iyi anlamaları ve yeniden yakınlaşmaları için olumlu bir fırsat teşkil ettiğini belirten Uras, Her iki ülkedeki tarihi eserlerin restore edilerek insanlığın ortak mirasına yeniden kazandırılması önem taşımaktadır. vurgusunda bulundu. Büyükelçi Uras, yaz döneminde Selaniki ziyaret eden Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelikin, sadece bu eserin değil, Kapadokyadaki 500 kadar kilise, şapel ve manastırın da zaman içerisinde restore edilerek hizmete açılacağını söylediğini hatırlattı. İmrozlular Derneği adına söz alan başkan vekili ise dernek olarak son yıllarda Türkiye ile ilişkilerini pekiştirmek ve iki ülke arasında dostluk köprüsü olmayı hedeflediklerini söyledi.Sergi açılışında davetlilere Türk yemek ve tatlıları ile Konya şekeri ikram edildi. Davetlilere, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından gönderilen Mevlananın Mesnevisi başta olmak üzere çeşitli kitap ve cdler hediye edildi. (CİHAN)
Zaman
Kültür
03.12.2013
AtinadaKonya/">KonyaAyaİriniKilisesininfotoğrafsergisiaçıldıKonya-Aya-İrini-Kilisesinin-fotoğraf-sergisi-açıldı/">Atinada Konya Aya İrini Kilisesinin fotoğraf sergisi açıldı
Atina'da Konya Aya İrini Kilisesi'nin fotoğraf sergisi açıldı
Zaman
03.12.2013
12:12
Yunanistan’ın başkenti Atina’da Konya’nın Sille köyünde yer alan tarihi Rum Ortodoks kilisesi konulu bir fotoğraf sergisi açıldı. Atina’daki İmrozlular Derneği’nde açılan sergiye Atina Büyükelçisi Kerim Uras, AtinaPire Başkonsolosu İsmail Sefa Yüceer, Konya’dan misafirler ile çok sayıda davetli katıldı. Konya’daki Sille köyünde yer alan Rum Ortodokslara ait tarihi Aya İrini Kilise ve diğer kültürel değerlerin tanıtımına yönelik “Oh my God, Sille” adlı fotoğraf sergisi, Atina’da açıldı. Türkiyenin Avrupa Birliği Bakanlığı, Atina Büyükelçiliği ve Atina-Pire Başkonsolosluğunun himayesindeki sergi, Konya Büyükşehir Belediyesi, Kılıçarslan Gençlik Merkezi ve İmrozlular Derneği’nin işbirliği sonucu açıldı. Sergi açılışında bir konuşma yapan Büyükelçi Kerim Uras, “Uzun yıllar bir arada yaşamış Yunan ve Türk hakların bir çok ortak noktası bulunmakta, her iki ülkede de diğer halkın inşa ettiği çok sayıda tarihi eser yer almaktadır.” dedi. “Oh my God, Sille” adlı serginin ortak geçmişi paylaşan iki halkın birbirlerini daha iyi anlamaları ve yeniden yakınlaşmaları için olumlu bir fırsat teşkil ettiğini belirten Uras, “Her iki ülkedeki tarihi eserlerin restore edilerek insanlığın ortak mirasına yeniden kazandırılması önem taşımaktadır.” vurgusunda bulundu. Büyükelçi Uras, yaz döneminde Selanik’i ziyaret eden Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik’in, sadece bu eserin değil, Kapadokya’daki 500 kadar kilise, şapel ve manastırın da zaman içerisinde restore edilerek hizmete açılacağını söylediğini hatırlattı. İmrozlular Derneği adına söz alan başkan vekili ise dernek olarak son yıllarda Türkiye ile ilişkilerini pekiştirmek ve iki ülke arasında dostluk köprüsü olmayı hedeflediklerini söyledi.Sergi açılışında davetlilere Türk yemek ve tatlıları ile Konya şekeri ikram edildi. Davetlilere, Konya Büyükşehir Belediyesi tarafından gönderilen Mevlana’nın Mesnevi’si başta olmak üzere çeşitli kitap ve cd’ler hediye edildi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
03.12.2013
AtinadaKonya/">KonyaAyaİriniKilisesininfotoğrafsergisiaçıldıKonya-Aya-İrini-Kilisesinin-fotoğraf-sergisi-açıldı/">Atinada Konya Aya İrini Kilisesinin fotoğraf sergisi açıldı
"Özel teşebbüsler ben yaptım mantığıyla kapatılamaz"
Zaman
02.12.2013
15:12
Gazeteci Yazar ve Samanyolu Tv’de sunucu olan Asım Yıldırım Şırnak’ı ziyaret etti. İlk defa geldiği kentte dolu dolu saatler geçiren Asım Yıldırım, Şırnak Eğitimciler Derneği’nin düzenlediği konferansa katıldı. Konferansta açıklamalarda bulunan Asım Yıldırım son günlerde gündemden düşmeyen dershane kapatma konusuna değinerek Özel teşebbüsler ben yaptım mantığıyla kapatılamaz. dedi. Şırnak Kültür Merkezi Konferans Salonunda düzenlenen programa, Şırnak Vali Yardımcısı Deniz Zeyrek, kurum müdürleri ve çok sayıda katılımcı katıldı. Konferansta açıklama yapan Asım Yıldırım, dershanelerin kapatılması tartışmaların başladığından günden beri 10 ile gittiğini 10 ilde de çok farklı tepkilerin olduğunu belirtti. Asım Yıldırım, “Ortada bir realite var bu realite dershanelerin etüt merkezlerin okuma salonlarının insanımıza gerçekten sahip çıktığıdır. İster siz buna parayla sahip çıkma deyin ister sahip çıkma deyin dershanelerin hiçbir tanesine öğrenciler silah zoruyla getirilmiyor. Aileler zorlansalar da bir şey kazanacaklarına inandıkları için gönderiyorlar. Ve orada aslında çok şey alarak gidiyorlar. Sadece üniversiteyi kazanma açısından değil. Zaten herkesin üniversite okuması mümkün değil. Bunu da en iyi Başbakan dile getirmişti. Sayın başbakanımız demişti ki herkes üniversite okumak zorunda değil ve dershaneye giden herkes bu yüzden üniversiteyi kazanamıyor. Önemli bir husus ise dershaneler ister cemaatin olsun ister cemaat dışında olanlar olsun hepsi ticari kuruluşlardır. Türkiye Cumhuriyetinin ticaret kanunlarına göre hüküm verilir ve öyle iş yaparlar. Şimdi anayasal güvence altındadır. Teşebbüs hürriyeti ve bunlarda bir teşebbüstür ve teşebbüslerde ben yaptım mantığıyla kapatılamaz. Bu yargıdan döner en makul açıklama budur diye düşünüyorum. Dershaneler teşebbüs oldukları için kapatılamaz.” dedi.“HÜKÜMET DERSHANELERİ KAPATMADAN GELİP GÜNEYDOĞUDAKİ EĞİTİMİ GÖRSÜN” Bölgenin önde gelen iş adamlarından Sabri Şaran ise hükümetin dershaneleri kapatmadan gelip Güneydoğu’daki milli eğitime ait okulları gezmeleri gerektiğini belirtti. Şaran, Maalesef ben bir Şırnaklı iş adamı olarak, Şırnaklı vatandaş olarak, bu ülkenin bir evladı olarak maalesef ülkemizde devletimizin ve hükümetimizin eliyle dershane kapatılmasına hazırlıklarının yapıldığı bu günlerde hükümetimizin yetkililerin Milli Eğitim Bakanlığına bağlı bu dershaneleri kapatmadan önce gelip Güneydoğu’ya gelsinler. Milli Eğitime bağlı okulları gezinler ve öğrencilerin seviyesine bir baksınlar. Ondan sonra dershanelerin burada yaptıkları hizmetleri görsünler ve öğrencilerimizin seviyesini görsünler. Ben şunu belirtmek istiyorum şunun altını çiziyorum. Şırnak’ta beşinci sınıfa giden yedinci sınıfa giden ve okuma yazma bilmeyen öğrenciler var. Maalesef böyle bir eğitim sisteminde özelikle Güneydoğu neslimizin geri kaldığı eğitim sisteminde son derece bölgemizde dershanelerimizin ihtiyaç duyduğu, özelikle ülkemizin kalkınma da, eğitimde, ekonomide, demokraside yükselişte olduğumuz böyle bir dönemde dershanelerin kapatılması bizi son derece üzüyor.” diye konuştu.“5 BİN OLMASI GEREKEN NORMAL ÖĞRETMEN KADROSUNUN 2 BİNİ YOK”Şırnak Eğitimciler Derneği Yöneticisi Uğur Türkay da, “Şırnak Eğitimciler Derneği olarak en baştaki hedefimiz öğretmen arkadaşlarımızın Şırnak’ın yaşanabilir eğitim faaliyetleri açısından hizmet edilmesi gereken ve batıdaki öğretmen arkadaşlarımızın da daha çok gelmesi gereken bir yer olduğunu göstermek istediğimiz için böyle bir program yapmak istedik. Şırnak’ımızın farklı yansıtılan olumsuz şeylerin biraz fazla abartmasından dolayı öğretmen açığımız çok fazladır. Ben burada Şırnak eğitimciler derneği yöneticisi olarak aynı zamanda da bir köy öğretmeniyim. Bilhassa köylerimizde öğretmen açığı çok fazladır. Beş bin olması gereken normal kadronun iki bini şuan yok. Ücretli öğretmen yöntemiyle giderilmeye çalışılıyor. Bizde buradan arkadaşlarımıza rica ediyoruz vatanımızın her yeri bizim buralara hizmet için gelsinler.” şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
02.12.2013
ÖzelteşebbüslerbenyaptımmantığıylakapatılamazÖzel teşebbüsler ben yaptım mantığıyla kapatılamaz
DERSHANELER VE KAZANMA KUŞAĞINDA KAYBETMEK
Zaman
02.12.2013
02:03
Taraf’ın gündeme getirdiği Hizmet Hareketiyle ilgili 2004 MGK Kararları ile bugün iktidarı eleştirmek ne kadar doğrudur? Hizmet Hareketini tasfiyeyi hedefleyen bu karar elbette o günün şartlarında değerlendirilmeli.Cumhurbaşkanı Sezer’in gündeme getirip tavsiye kararına bağlanan bu konuda Hükümetin ne yaptığına bakmak gerekir.Nitekim izleyen yıllarda genel olarak Hükümet Hizmet Hareketinin üzerine gitmemiştir. Yapılanlar ondan vefa bekleyen Hocaefendi’yi üzecek, diline kilit vuracak türden olsa da yine de bugünkü boyutta olmadığı açık. Çünkü her iki tarafın birbirine ihtiyacı vardı. AK Parti vesayetçi sistemin baskısı altında iş yapmaya çalışıyordu. Desteğini gördüğü Hizmet Hareketine karşı açıkça tavır alması ne akılcı olurdu ne de ahlakî. Her iki hareketin tabanı da büyük ölçüde aynıydı.Hizmet Hareketinin maddi ve manevi desteği her rengiyle Anadolu insanından geliyor. Milli ve manevi değerlere bağlı her siyasi görüşten insanlar bu hareketin ana desteğini sağlamakta. Bununla birlikte Türkiye mozaiğini oluşturan her gruptan bilinçli insanlardan bu harekete destek vereni görmek mümkündür.Hükümetin Hizmet Hareketine desteğini esas itibariyle gölge etmemek şeklinde değerlendirmek daha doğru olur. Başbakan yurt dışındaki okullara arada sırada ziyarette bulunsa da bu ziyaretler vaziyeti idare etme havasından da çok uzak görünmüyordu. Bu davranışında Onun Hizmet Hareketini gerçek mahiyetiyle bilmemesi kadar etrafındaki bazı kişilerin etkisinde kaldığı da söylenebilir.Yaşadığım bir hatıra bu konuda bazı ipuçları verebilir. 2005 Şubatında zehirlenerek ölen Gürcü Başbakan Zurab Jvania’nın cenaze törenine Türk hükümetini temsilen Beşir Atalay gelmişti. Saatler süren cenaze töreninde Beşir Atalay’ın hemen yanında yer aldım ve kendimi tanıtarak Gürcistan’da yapılan ve bugün iki ülkeyi vizesiz ve pasaportsuz seyahat edebilecek duruma getiren hizmetlerden uzun uzun ve heyecanla bahsettim.Sayın Bakandan en ufak bir tepki almamış, adeta bir duvara konuşmuştum. O zaman anlayamadığım ve beni hayal kırıklığına uğratan bu tavrın manasını sonradan Bakanın Hizmet Hareketine soğuk olduğunu öğrenince ancak anlayabildim. Sayın Atalay’ın Başbakan’a çok yakın bir isim olması çok şey anlatıyor aslında.Hükümet içinde yer alan Bülent Arınç gibi hizmete yakın duran isimler ise her zaman denge unsuru olmuş ve köprü vazifesi görmüşlerdir. Fakat o isimlerin bugünlerde çok sıkıntı yaşadığını görmemek mümkün değil.Hükümetin 2004 MGK kararlarını Hizmeti yıkacak ölçüde uygulamaya koymadığı söylenebilir. Ancak son genel seçimler ve özellikle 2012 referandumu sonrası Hizmet Hareketine yakın isimler üst düzey kadrolardan tamamen temizlendi. Buna rağmen Hizmet Hareketinin Hükümete açıkça tavır almamasını bir olgunluk, sabır ve hüsnü zan emaresi olmak görmek gerekir. Zira hizmeti yaralayan bu gelişmeler hizmet içinde hiçbir zaman gündeme getirilmedi ve Hükûmete karşı bakış zedelenmedi.Dershanelerin kapatılması ile ilgili son gelişmeler ise ilişkileri kopma noktasına getirdi. Parti ile hizmet arasında köprü konumundaki samimi isimler aranın daha fazla açılmaması adına yumuşak beyanatlar verse de Başbakan’ın tavrı iplerin iyice gerilmesine sebep oluyor.Burada mağdur durumdaki Hizmet Hareketinin tepkisini aşırı bulmanın haksızlık olduğunu belirtmekte yarar var. Devlet gücüyle inanç temelli sivil bir hareketi yok etme girişimine karşı sessiz kalmak ne derece doğru ve Müslümancadır? Kaldı ki bu hareket yüzde yüz yerli ve ülkemizi dünyanın her yerinde en güzel şekilde temsil ediyor ve evrensel değerlerle birlikte milli ve manevi değerlerimizi bütün insanlığa tanıtıyor.HİZMET HAREKETİ “Bir elime ayı bir elime güneşi koysanız ben bu davadan vazgeçmem” diyen Büyük Ruh’un amacından başka bir şey gütmüyor. Ölçüsü makam, şöhret, güç, kadın, para, rant… olanlar bu harekete kendi ölçüleriyle baktıklarından onu ve onun bağlılarını anlamakta zorlanıyorlar.Diğer dinî cemaat ve grupların buna sessiz kalması hatta bazı isimlerin Hizmet Hareketine darbe vurulmasını haklı görmeleri ise iman ve İslam şuuruyla bağdaştırılması asla mümkün olmayan tavırlar olsa gerektir.Böyle bir hizmet hareketine engel olma girişimini hele bir Müslüman liderden görmek insanı üzüyor. Hükümet tarafından yurt dışında Hizmet Hareketine alternatif oluşturulan kültür merkezi ve okulların hizmetin okullarının boşluğunu dolduracağını beklemek Hizmet Hareketini hiç tanımamak anlamına gelir.İHL ve ilahiyat mezunu bir iktisat profesörü, hem devletin hem hizmetin okullarında görev yapmış biri olarak bu mukayeseyi rahatlıkla yapabiliyorum.Gencecik öğretmenlerin ve onlara arka veren Anadolu insanının desteğiyle yürüyenHizmet hareketibüyük bir inanç, azim, sebat ve karalılıkla yürümekte ve tarif edilmez büyük maddi ve manevi fedakârlıklar sergilenmektedir. Dün
Zaman
Yorum
02.12.2013
DERSHANELERVEKAZANMAKUŞAĞINDAKAYBETMEKDERSHANELER VE KAZANMA KUŞAĞINDA KAYBETMEK
Kültür - Sanat Rehberi
Zaman
29.11.2013
14:44
Ankara’da Şeb-i ArusSema Gösterisi: Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı’nın düzenlediği semâ töreni, 13 Aralık’ta MEB Şûra Salonu’nda gerçekleşecek. Mevlânâ Celâleddîn Rûmî’nin Hakk’a vuslatının 740. yılı (Şeb-i Arus) münasebetiyle, Mevlânâ Kültür ve Sanat Vakfı’nın tertiplediği sema töreni, Ankara ve İstanbul’un değerli ses ve saz sanatçıları ile semâzenlerin katılımlarıyla gerçekleştirilecek. Törende Hammâmîzâde İsmâil Dede Efendi’nin Ferahfezâ Âyîn-i Şerîfi, MEB Şûra Salonu’nda Saat 19.30’da icra edilecek. Biletler 23-34 TL arası.***Mitoloji ve sanat semineri başlıyor Seminer: Simgeler bize ne anlatır, mitoloji günümüzü nasıl etkiliyor, mitoloji sanatı ne şekilde besler? Uzun yıllardan bu yana çeşitli atölye ve seminerler düzenleyen Ceres Akademi, meraklılarına kasım-aralık aylarında bir program sunuyor. ‘Mitoloji ve Sanat’ programında mitoloji konusu Yaratılış Mitosları’ndan Olympos Kültü’ne kadar geniş bir yelpaze içinde ele alınacak. Öğretim Görevlisi Mehmet Sarıoğlu’nun eğitmenliğinde gerçekleşecek olan program, bu konuda birçok sorunun yanıtını verecek. Saat 14.00 ile 17.00 arasında düzenlenecek seminerler hafta sonları gerçekleştirilecek ve 11 hafta sürecek. Ayrıntılı bilgiye bilgi@atolyeceres.com adresinden ya da (0212) 296 41 30’dan ulaşmak mümkün.***‘MozART’istlik yapmaya geldiler Konser: İstanbullu klasik müzikseverler, sıra dışı bir grupla karşılaşmaya hazırlanıyor. 1995’te bir TV kanalı için kısa müzikal skeçler hazırlamaya başlayarak yola çıkan MozART Group, o günden bu yana birlikte çalışıyor. Aldığı ödüllerle ünü artan Filip Jaslar, Michal Sikorski, Pawel Kowaluk ve Boleslaw Blaszczyk’in oluşturduğu grup, ilk performansını 1997’de gerçekleştirdi. Aynı yıl, ‘Mozart Hâlâ Hayatta’ şovlarını sunmaya başlayan dörtlü, başta Avrupa ülkeleri olmak üzere Kanada, ABD ve Asya’da çeşitli ülkelerde konserler verdi. Grup, şimdi de Cemal Reşit Rey Salonu’nda vereceği konserle Türk müzikseverlerle buluşacak. Bilet fiyatları: 30-60 TL arası.***Bir Küçük Prens versem Tiyatro: Saint-Exupéry’nin meşhur eseri Küçük Prens, Türkiye’de tiyatro izleyicisinin kars¸ısına çıkıyor. Bitiyatro ve Theater an der Ruhr ortak yapımı olan proje, Exupéry’nin as¸k, savas¸ ve çocukluk özlemiyle geçen hayatından esinlenmeler tas¸ıyor. Avrupa’nın en önemli yönetmenlerinden Roberto Ciulli’nin önderligˆinde daha önce Meksika, I·ran, Irak ve I·spanya’da sahnelenen oyunun s¸imdiki duragˆı Türkiye. Oyun, 1 Aralık saat 18.00’de Kadıköy Belediyesi Kozyatağı Kültür Merkezi’nde, 7 Aralık ve 12 Aralık saat 20.30’da Beşiktaş Belediyesi Akatlar Kültür Merkezi’nde. Biletler Biletix’te.***Tamam mı, devam mı? Film: Çağan Irmak’ın yeni filmi ‘Tamam mıyız?’ bugünden itibaren sinemalarda. Hayatında farklı rûhi bunalımlar geçiren Temmuz, sıkıntılarını gönül verdiği heykeltıraşlıkla atmaya çalışırken, İhsan ile karşılaşır. İhsan, rahatsızlığı sebebiyle, hayatını annesine bağlı yaşamak zorunda genç bir adamdır. İçinde bulunduğu durumdan kurtuluşu için tek bir fikri vardır. Her ikisinin de darboğaza rastlayan bir dönemdeki karşılaşmaları, Temmuz’u hayatı, sanatı, umudu yeniden tanıyacağı, İhsan’ı ise hayata yeniden tutunacağı bir dostluğa sürükler. Farklı iki hayatın kesişmesine sebep olan tesadüfler zinciri, Temmuz’u İstanbul’un hiç bilmediği bir köşesi ve hiç tanımadığı bir ailesiyle tanıştıracaktır.
Zaman
Ana Sayfa
29.11.2013
Kültür-SanatRehberiKültür - Sanat Rehberi
Toplam "314" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti