Habergec.Com Aranan Kelimeler:iki kültür merkezi daha Değerlendirme: 10 / 10 989873
habergec.com
26.10.2014 Pazar
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

iki kültür merkezi daha

Mardin Arkeopark, dünya müzeleriyle yarışıyor
Zaman
14.10.2014
11:52
Arkeopark Projesi başta olmak üzere hazırladığı eğitim programları ile farklı kültürlerle işbirliği yapan ve ziyaretçi çeşitliliğini arttıran Mardin Müzesi, dünya müzeleriyle yarışıyor. Merkezi Pariste bulunan Agenda İletişim Ajansınca müzelerin halkın ilgisini çekmeye yönelik iletişim çalışmaları için değişik dallarda her yıl verilen Uluslararası Tasarım İletişim Ödüllerinde (IDCA) Mardin müzesi Arkeoparkı ile Gençlere Yönelik En İyi Program dalında üç finalistten biri oldu.Mardin Müzesi, gerçekleştirdiği projeler ile sadece ziyaretçiyi müze binası içine çekmeyi değil müzenin toplumun yaşamında bir değişim meydana getirmesini hedefliyor. Müze, ziyaretçi ve çevrenin beklentilerine cevap verecek şekilde işlevlendirilerek daha önce müzeye gitmemiş ve müze ziyaretçisi olmayan genç bir kitlenin aktif müze kullanıcısı olması sağlıyor. Müze koleksiyonları ile izleyiciler arasında bağ kurmak olarak tanımlanan Müze eğitimi çalışmaları için Mardin Müzesi, müze binası önündeki alanı arkeopark olarak düzenlenerek müzede bir eğitim salonu oluşturuldu. Arkeoparkta yapılan müze eğitimi çalışmaları ile gençlerde kültür varlıklarını tanıma, koruma, yaşatma bilincinin geliştirilmesi hedeflenerek kültürel mirası koruyan, yaşatan, farklılıklara saygı gösteren, demokrasi bilinci edinmiş, paylaşımcı ve kendisiyle barışık, müze kültürüne sahip nesiller yetişmesi amaçlanıyor. Mardin Müzesinde 2012 yılından beri 5-18 yaş arası gençler, en fazla 30 kişilik gruplar halinde haftanın beş günü atölye çalışmalarına katılıyor. 10 binin üzerinde gencin faydalandığı arkeoparkta, her yaş grubu için hazırlanmış farklı programlara katılan gençler, arkeolojiyi tanıyarak arkeologlar eşliğinde bilimsel kazı çalışması yapılıyor. Mardin Müzesi, arkeopark projesi ile özellikle 7-14 yaş arası çocukların yapay bir kazı alanında arkeolojik kazı yapma, çıkan eserleri temizleme, çizimlerini, restorasyonlarını yapma, belgeleme ve sergileme süreçlerini deneyimledikleri, eski çağlardaki gibi seramik yapıp çivi yazısıyla kil tabletlere yazılar yazdıkları, el değirmeninde un öğüttükleri, sikke bastıkları ve benzer birçok aktiviteye katıldıkları bir alan haline geldi. Arkeoparkta kerpiçten Neolitik Ev modeli ve eşyaları, 4 adet 2x3 metre ölçülerinde 50 santimetre derinliğinde dört adet açma oluşturulmuş, mimari buluntularla birlikte geçmişin bilgi kaynağı olan ve çocukların yorumlayabilecekleri eserlerin imitasyonları kazı alanı içerilerine bırakılarak üzerleri toprakla kapatılıyor. Müze eğitim atölyelerinde ise çivi yazısı yazma, sikke basma, resim, heykel, kök boya ile baskı yapma, çarkta seramik yapımı, eski çocuk oyunları ve oyuncaklar, uçurtma, kukla, Neolitik Dönem evi ve yaşamını gözlemleme, müzik ve dans gibi otuzun üzerinde atölye faaliyetleri gerçekleştiriliyor. Mardin Müzesi, kurduğu arkeopark ile Nesne merkezli eğitim yöntemini uygulayarak müzeyi aktif öğrenme ortamına dönüştürüldü. Arkeoparkta Bir Gün adlı projesi sayesinde köylerde yaşayan 2.500 öğrenci ile birlikte iki yılda 10.000 genç ve 35.000 yetişkinin müze eğitim çalışmalarının içinde yer almasına aracı oldu. Arkeopark projesi başta olmak üzere hazırladığı eğitim programları ile farklı kültürlerle işbirliği yapan ve ziyaretçi çeşitliliğini arttıran Mardin Müzesi, merkezi Pariste bulunan Agenda İletişim Ajansınca müzelerin halkın ilgisini çekmeye yönelik iletişim çalışmaları için değişik dallarda her yıl verilen Uluslararası Tasarım İletişim Ödüllerine (IDCA) müze arkeoparkı ile Gençlere Yönelik En İyi Program dalında üç finalistten biri oldu. Yarışma dalındaki diğer finalistler; A.B.D. Pennsylvaniadaki Kimyasal Miras Vakfı (Chemical Heritage Foundation) Müzesinin ücretsiz mobil uygulaması ChemCraft ile Avustralya Sidneydeki Avustralya Çağdaş Sanat Müzesinin GeNext programı oldu. ChemCraft uygulaması, kullanıcıya sanal ortamda kendi laboratuvarını kurma, farklı kimyasal maddeleri karıştırarak tepkimeler oluşturma ve yeni bileşimler oluşturma imkânı verirken, GeNext programı gençleri ziyaret saatleri sonrasında profesyonel sanatçıların rehberlik ettiği atölye çalışmalarına davet ediyor. 17 ülkeden 76 müzenin yedi dalda toplam 96 projesinin yarıştığı ödüller için 21 finalist belirlenmiştir. Ödüller 14 üncüsü Sidneyde yapılacak olan Müzeyi Anlatma Konferansı etkinliği sırasında 7 Kasım 2014 tarihinde açıklanarak sahiplerine verilecek.(CİHAN)
Zaman
Kültür
14.10.2014
Mardin/">MardinArkeoparkdünyamüzeleriyleyarışıyorMardin-Arkeopark-dünya-müzeleriyle-yarışıyor/">Mardin Arkeopark dünya müzeleriyle yarışıyor
Bilet fiyatları ‘festival teyzeleri’ni kızdırdı!
Zaman
14.10.2014
02:19
biletfiyatlari.jpg border=0 align=left width=80 height=60/>Yorumları ve sorularıyla film ekiplerine zor anlar yaşatan Altın Portakal seyircisi, bu yıl salonları dolduramadı. Sansür krizi ve Kobani eylemlerinin yanı sıra bilet fiyatlarındaki yüzde 60’lık artış da bu konudaki önemli bir etken. İki yıl önce kadın izleyicilerin 1 TL’ye izlediği festivalde biletler bu yıl 8 TL.51. Altın Portakal Film Festivali, açılış törenini şehir merkezinden uzaktaki EXPO Center’da yapsa da festival hareketliliği her zamanki gibi Atatürk Kültür Merkezi (AKM) çevresinde gerçekleşiyor. AKM’nin etrafına kurulan panayır havasındaki yiyecek-içecek çadırları, önceki yıllarda bir tost yemek için bazen yarım saat bekleyen basın mensupları ve film ekipleri için önemli bir imkân. Ancak Antalya’nın meşhur ‘festival teyzeleri’ için durum öyle değil. Bu yıl sansür krizi ve Kobani eylemleri dolayısıyla son yılların en sönük açılışını gerçekleştiren festivalin, heyecansız havası, ulusal gala gösterimlerinde de sürüyor.Ulusal Uzun Metraj Yarışma galalarını hıncahınç dolduran, her filmden sonra soruları ve yorumlarıyla film ekiplerine zor anlar yaşatan festival teyzeleri, bu yıl bilet fiyatlarından şikâyetçi. Fiyatlardaki fahiş artış, teyzeleri kızdırmış. Salona girmek için beklerken mavi eşarplı bir teyze, arkadaşına dert yanıyordu: “8 TL bilet mi olur?” Evet, AKM’de yapılan Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nın gala gösterimlerinin bilet fiyatı 8 TL. Geçtiğimiz yıl 5 TL olan bilete yapılan % 60’lık zam sadece teyzelerin değil, festival seyircisinin de tepkisini çekti. Geçen yıl galaları ücretsiz izleyen 65 yaş üzeri seyircinin indirimi de kaldırıldı. 2012’de festivalin kadın temasına özel olarak kadın seyircilerin 1 TL’ye bilet aldığı düşünülünce festival teyzeleri için biletler 2 yılda % 700 zamlanmış oldu! Yaşanan olumsuzluklara bilet fiyatlarındaki ‘orantısız’ artış da eklenince yarışma filmlerinin galalarında alışılmışın aksine boş koltuk sayısı hayli fazlaydı.AKM’nin karşısında Migros AVM’deki Cinamaximum salonunda yapılan festival gösterimlerinin bile 7,5 TL olduğunu düşününce festival galalarının fiyatlarının 8 TL olması seyirciyi salonlardan uzaklaştıran en önemli etkenlerden biri. Bir kıyas yapmak gerekirse, şu sıralar İstanbul’da devam eden ve dünyanın A sınıfı festivallerinde ödül almış usta yönetmenlerin filmlerinin gösterildiği Filmekimi etkinliğinde hafta içi gündüz seansları 6 TL. Mesela, iki etkinlikte de gösterilen Altın Aslan ödüllü ‘İnsanları Seyreden Güvercin’ filmini hafta içi gündüz seansında Antalya seyircisi 7,5 TL’ye izlerken, İstanbullu sinemasever 6 TL’ye seyrediyor.YÖNETMENLERDEN SANSÜR BİLDİRİSİUlusal Uzun Metraj yarışması, cumartesi günü Neden Tarkovski Olamıyorum? filmi ile başladı. Yönetmen Murat Düzgünoğlu, film sonrası söyleşide ilk önce ‘sansür bildirisi’ okudu. Yarışmada yer alan 12 filmden dokuzunun yapımcı ve yönetmenleri ile birlikte Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği (SE-YAP) Başkan Yardımcısı ve Antalya Film Forum Koordinatörü Yamaç Okur, Antalya Film Forum Danışma Kurulu Üyesi Marsel Kalvo, Antalya Film Forum’da yer alan Ak Ejder filminin yapımcısı Funda Alp ve yapımcı İsmail İçen’in de metinde imzası var. ‘Kuzu’, ‘Oflu Hoca’yı Aramak’ ve ‘Guruldayan Kalpler’ filmlerinin yönetmenleri ise bildiriye imza atmadı.Ulusal yarışmadaki her filmin söyleşisinden önce okunacak bildiride, sansürün sinemacılar kadar seyirciyi cezalandırdığı belirtiliyor. Açıklamada, festivaller dışındaki kurumsallaşmış sansür aşamalarına da dikkat çekiliyor: “Sinema Sınıflandırma Kanunu, bakanlıkla temas ve destek alma sürecinin kendisi, belgesellerin dahi eser işletme belgesi alma zorunluluğu sansürün tespit edilmesi daha güç olan yüzünü ortaya kıymaktadır.” Bildiri, sansürü tartışmak için festival içinde bir serbest kürsü kurulacağının ve 17-18 Ekim günlerinde bu konu forumlarda tartışılacağının ilanıyla sona eriyor.Ulusal yarışmada önceki gün gösterilen sahte belgesel (mockumentary) türündeki ‘Oflu Hocayı Aramak’ filminin söyleşisinde yönetmen Levent Soyarslan, filminin festivalde yarışmasının sürpriz olduğunu söyledi. Özen Film’in sahibi Mehmet Soyarslan’ın oğlu olan yönetmen, babasının ilk üç filmde yapımcı ortağı olduğu Recep İvedik filmleri hakkında ise “Sadece 20 dakika dayanabildim.” yorumunda bulundu. Aynı akşam seyirciyle buluşan Venedik ödüllü ‘Sivas’ filminin köpek dövüşü sahnelerine tepki gösteren bazı seyirciler, salonu terk etti.Tabela gerginliğiDün, Ulusal Uzun Metraj Yarışması’ndaki ‘Kumun Tadı’ filminin gala söyleşisi gergin geçti. Filmin bir sahnesinde görünen AK Parti İlçe Başkanlığı tabelası seyircilerin “Neden reklam yapıy
Zaman
Kültür
14.10.2014
Biletfiyatları‘festivalteyzeleri’nikızdırdıBilet fiyatları ‘festival teyzeleri’ni kızdırdı
Bilet fiyatları ‘festival teyzeleri’ni kızdırdı!
Zaman
14.10.2014
02:19
biletfiyatlari.jpg border=0 align=left width=80 height=60/>Yorumları ve sorularıyla film ekiplerine zor anlar yaşatan Altın Portakal seyircisi, bu yıl salonları dolduramadı. Sansür krizi ve Kobani eylemlerinin yanı sıra bilet fiyatlarındaki yüzde 60’lık artış da bu konudaki önemli bir etken. İki yıl önce kadın izleyicilerin 1 TL’ye izlediği festivalde biletler bu yıl 8 TL.51. Altın Portakal Film Festivali, açılış törenini şehir merkezinden uzaktaki EXPO Center’da yapsa da festival hareketliliği her zamanki gibi Atatürk Kültür Merkezi (AKM) çevresinde gerçekleşiyor. AKM’nin etrafına kurulan panayır havasındaki yiyecek-içecek çadırları, önceki yıllarda bir tost yemek için bazen yarım saat bekleyen basın mensupları ve film ekipleri için önemli bir imkân. Ancak Antalya’nın meşhur ‘festival teyzeleri’ için durum öyle değil. Bu yıl sansür krizi ve Kobani eylemleri dolayısıyla son yılların en sönük açılışını gerçekleştiren festivalin, heyecansız havası, ulusal gala gösterimlerinde de sürüyor.Ulusal Uzun Metraj Yarışma galalarını hıncahınç dolduran, her filmden sonra soruları ve yorumlarıyla film ekiplerine zor anlar yaşatan festival teyzeleri, bu yıl bilet fiyatlarından şikâyetçi. Fiyatlardaki fahiş artış, teyzeleri kızdırmış. Salona girmek için beklerken mavi eşarplı bir teyze, arkadaşına dert yanıyordu: “8 TL bilet mi olur?” Evet, AKM’de yapılan Ulusal Uzun Metraj Yarışması’nın gala gösterimlerinin bilet fiyatı 8 TL. Geçtiğimiz yıl 5 TL olan bilete yapılan % 60’lık zam sadece teyzelerin değil, festival seyircisinin de tepkisini çekti. Geçen yıl galaları ücretsiz izleyen 65 yaş üzeri seyircinin indirimi de kaldırıldı. 2012’de festivalin kadın temasına özel olarak kadın seyircilerin 1 TL’ye bilet aldığı düşünülünce festival teyzeleri için biletler 2 yılda % 700 zamlanmış oldu! Yaşanan olumsuzluklara bilet fiyatlarındaki ‘orantısız’ artış da eklenince yarışma filmlerinin galalarında alışılmışın aksine boş koltuk sayısı hayli fazlaydı.AKM’nin karşısında Migros AVM’deki Cinamaximum salonunda yapılan festival gösterimlerinin bile 7,5 TL olduğunu düşününce festival galalarının fiyatlarının 8 TL olması seyirciyi salonlardan uzaklaştıran en önemli etkenlerden biri. Bir kıyas yapmak gerekirse, şu sıralar İstanbul’da devam eden ve dünyanın A sınıfı festivallerinde ödül almış usta yönetmenlerin filmlerinin gösterildiği Filmekimi etkinliğinde hafta içi gündüz seansları 6 TL. Mesela, iki etkinlikte de gösterilen Altın Aslan ödüllü ‘İnsanları Seyreden Güvercin’ filmini hafta içi gündüz seansında Antalya seyircisi 7,5 TL’ye izlerken, İstanbullu sinemasever 6 TL’ye seyrediyor.YÖNETMENLERDEN SANSÜR BİLDİRİSİUlusal Uzun Metraj yarışması, cumartesi günü Neden Tarkovski Olamıyorum? filmi ile başladı. Yönetmen Murat Düzgünoğlu, film sonrası söyleşide ilk önce ‘sansür bildirisi’ okudu. Yarışmada yer alan 12 filmden dokuzunun yapımcı ve yönetmenleri ile birlikte Sinema Eseri Yapımcıları Meslek Birliği (SE-YAP) Başkan Yardımcısı ve Antalya Film Forum Koordinatörü Yamaç Okur, Antalya Film Forum Danışma Kurulu Üyesi Marsel Kalvo, Antalya Film Forum’da yer alan Ak Ejder filminin yapımcısı Funda Alp ve yapımcı İsmail İçen’in de metinde imzası var. ‘Kuzu’, ‘Oflu Hoca’yı Aramak’ ve ‘Guruldayan Kalpler’ filmlerinin yönetmenleri ise bildiriye imza atmadı.Ulusal yarışmadaki her filmin söyleşisinden önce okunacak bildiride, sansürün sinemacılar kadar seyirciyi cezalandırdığı belirtiliyor. Açıklamada, festivaller dışındaki kurumsallaşmış sansür aşamalarına da dikkat çekiliyor: “Sinema Sınıflandırma Kanunu, bakanlıkla temas ve destek alma sürecinin kendisi, belgesellerin dahi eser işletme belgesi alma zorunluluğu sansürün tespit edilmesi daha güç olan yüzünü ortaya kıymaktadır.” Bildiri, sansürü tartışmak için festival içinde bir serbest kürsü kurulacağının ve 17-18 Ekim günlerinde bu konu forumlarda tartışılacağının ilanıyla sona eriyor.Ulusal yarışmada önceki gün gösterilen sahte belgesel (mockumentary) türündeki ‘Oflu Hocayı Aramak’ filminin söyleşisinde yönetmen Levent Soyarslan, filminin festivalde yarışmasının sürpriz olduğunu söyledi. Özen Film’in sahibi Mehmet Soyarslan’ın oğlu olan yönetmen, babasının ilk üç filmde yapımcı ortağı olduğu Recep İvedik filmleri hakkında ise “Sadece 20 dakika dayanabildim.” yorumunda bulundu. Aynı akşam seyirciyle buluşan Venedik ödüllü ‘Sivas’ filminin köpek dövüşü sahnelerine tepki gösteren bazı seyirciler, salonu terk etti.Tabela gerginliğiDün, Ulusal Uzun Metraj Yarışması’ndaki ‘Kumun Tadı’ filminin gala söyleşisi gergin geçti. Filmin bir sahnesinde görünen AK Parti İlçe Başkanlığı tabelası seyircilerin “Neden reklam yapıy
Zaman
Ana Sayfa
14.10.2014
Biletfiyatları‘festivalteyzeleri’nikızdırdıBilet fiyatları ‘festival teyzeleri’ni kızdırdı
Âşık Veysel ile iki gün…
Zaman
13.10.2014
02:09
Gazeteci ve fotoğraf sanatçısı Ergun Çağatay, 1970te Ümit Yaşar Oğuzcan ile Ankara treninde karşılaşmasaydı ve birlikte Sivasa gitmeselerdi, elma bahçesinde çekilen Aşık Veysele ait yukarıdaki kare bugün olmayacaktı. Âşık Veysel ile iki gün geçiren Çağatay, “Elimde onun bir düzine daha fotoğrafı var.” diyor. Ergun Çağatay arşivinden çıkardığı Aşık Veyselin bu nadide fotoğrafını Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezinde açtığı ‘Merceğimde 50 Yıl sergisinde sergiliyor. 25 Ekime kadar açık kalacak sergide, Çağatayın dünyadan ve Türkiyeden çektiği başka kareleri de var.Ünlü ozanımız Âşık Veysel’e ait o kadar az fotoğraf var ki, Google’a adını yazdığınızda hep elinde sazıyla çekilen bilindik o kare çıkar karşınıza. Oysa Sivas’ın Sivrialan köyünde, evinin yakınlarındaki elma bahçesinde, kız kardeşi ve torunuyla çekilen yandaki mütebessim karesini görmek bugün için ne güzel bir sürpriz. 1968’de fotoğraf çekmeye başlayan ve 1974 yılında Paris’te GAMMA fotoğraf ajansına girerek foto muhabirliğine adım atan Ergun Çağatay imzalı kare, Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezi Sanat Galerisi’nde geçtiğimiz hafta içi açılan “Merceğimde 50 Yıl” adlı fotoğraf sergisinden. Ergun Çağatay, sergi için tüm meslek hayatı boyunca çektiği karelerden bir seçki yapmış. Fakat elinde Âşık Veysel’in daha pek çok fotoğrafının olduğunu söylüyor. 1970’te çektiği bu karenin hikâyesi ise hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bir kez daha gösteriyor.AŞIK VEYSEL: “BEN EDEBİYAT OLUP OLMADIĞIMI DÜŞÜNMEM”1937 doğumlu olan Ergun Çağatay, 1970’te Ankara’daki ailesini ziyaret etmek üzere Haydarpaşa’dan trene biner. Yemekli vagonda seyahat etmektedir. İki masa ötesinde tanıdık bir sima görür. Kim olduğunu hatırlar ve masadan kalkıp yanına gider, “Siz Ümit Yaşar Oğuzcan değil misiniz?” diye sorar. Aldığı cevap evettir. Ümit Yaşar, o yıllarda İş Bankası Kültür Yayınları’nı yönetiyordur ve Ankara treninde bulunmasının nedeni Sivas’a, Âşık Veysel’i ziyarete gidecek olmasıdır. “Çok yaşlandı, ölmeden evvel tüm sözlerini bir kitap halinde toplamak istiyorum.” der Çağatay’a. Nihayetinde birlikte gitmeye karar verirler. Çağatay ve Oğuzcan, ertesi gün Ankara garında buluşur, Şarkışla’nın Sivrialan köyüne varırlar. Hikâyenin gerisini Çağatay’dan dinleyelim: “Köyde iki güne yakın kaldık. Âşık Veysel’in bir düzine fotoğrafını çektim ama bugün o anları tekrar yaşasaydım bu işi başka türlü yapardım. O yıllar Türkiye’de film bulmak bile bir dertti. Eldeki malzemeyi dikkatli hatta pinti kafasıyla kullanıyorduk. O köyde de öyle oldu. Sergideki fotoğrafı Âşık Veysel, beni elma bahçesine götürdüğü zaman çektim. Yanında kız kardeşi ve torunu vardı. Veysel köylülere ‘Burada iyi elma yetişir’ dediği zaman etrafındakiler ‘bu kör adam ne bilir’ demişler. Âşık Veysel’in inatla diktiği fideler boy verip meyveye durunca köylüler bu sefer asıl kör olan bizmişiz itirafında bulunmuş.”Ümit Yaşar Oğuzcan İstanbul’a dönünce Âşık Veysel’in Dostlar Beni Hatırlasın adlı kitabını yayınlar ve birkaç ay sonra onu İstanbul’a getirir. İş Bankası’nın o tarihte Beyoğlu Atlas Sineması’nın yanında bir lokali vardır. Bankanın önde gelen şube müdürleri Âşık Veysel onuruna burada bir akşam yemeği verir. Ergun Çağatay da davetliler arasındadır. Çağatay o anı şöyle anlatıyor: “Hiç unutmam banka müdürlerinin övgü dolu sözlerinden Âşık Veysel çok sıkılmış, buram buram terlemişti. Bir banka müdürünün ‘Türk edebiyatının yücesi, kendinizi edebiyatımızın neresinde görüyorsunuz?’ sorusuna Veysel ‘Ben edebiyat olup olmadığımı düşünmem sadece içimden geldiği gibi söylerim. Edebiyat olup olmadığıma benim dışında başka insanlar karar veriyor. Bu onların işi.’ cevabını vermişti.DİJİTAL ÖNCESİ FOTOĞRAFLAR‘Merceğimde 50 Yıl’ sergisi Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezi’nde 25 Ekim’e kadar devam edecek. Sergide Çağatay’ın Türkiye’den ve dünyadan çektiği, özellikle 1970’li yıllara ait başka kareleri de yer alıyor. Mesela Sultanahmet’in bilindik klasik fotoğraflarından çok farklı bir kare, Hasankeyf, Gümüşlük’ün şimdiki halinden eser olmayan bir görünümü, Küçükçekmece’de muhteşem ahşap mimarisine sahip bir ev, Mersin Aydıncık’ta bir kahve, İsveç’te sonbahar görülmeyi hak eden diğer kareler arasında...Sergi temasını dijital öncesi fotoğraflar olarak tanımlayan Çağatay, dijitalleşmeyle birlikte fotoğraf sanatındaki gelişmelere ilişkin görüşlerini şöyle ifade ediyor: “Bence fotoğrafın ölüm fermanı verileli neredeyse on yılı aşan bir zaman dilimi oldu. Bugü
Zaman
Kültür
13.10.2014
ÂşıkVeyselileikigün…Âşık Veysel ile iki gün…
Âşık Veysel ile iki gün…
Zaman
13.10.2014
02:04
Gazeteci ve fotoğraf sanatçısı Ergun Çağatay, 1970te Ümit Yaşar Oğuzcan ile Ankara treninde karşılaşmasaydı ve birlikte Sivasa gitmeselerdi, elma bahçesinde çekilen Aşık Veysele ait yukarıdaki kare bugün olmayacaktı. Âşık Veysel ile iki gün geçiren Çağatay, “Elimde onun bir düzine daha fotoğrafı var.” diyor. Ergun Çağatay arşivinden çıkardığı Aşık Veyselin bu nadide fotoğrafını Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezinde açtığı ‘Merceğimde 50 Yıl sergisinde sergiliyor. 25 Ekime kadar açık kalacak sergide, Çağatayın dünyadan ve Türkiyeden çektiği başka kareleri de var.Ünlü ozanımız Âşık Veysel’e ait o kadar az fotoğraf var ki, Google’a adını yazdığınızda hep elinde sazıyla çekilen bilindik o kare çıkar karşınıza. Oysa Sivas’ın Sivrialan köyünde, evinin yakınlarındaki elma bahçesinde, kız kardeşi ve torunuyla çekilen yandaki mütebessim karesini görmek bugün için ne güzel bir sürpriz. 1968’de fotoğraf çekmeye başlayan ve 1974 yılında Paris’te GAMMA fotoğraf ajansına girerek foto muhabirliğine adım atan Ergun Çağatay imzalı kare, Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezi Sanat Galerisi’nde geçtiğimiz hafta içi açılan “Merceğimde 50 Yıl” adlı fotoğraf sergisinden. Ergun Çağatay, sergi için tüm meslek hayatı boyunca çektiği karelerden bir seçki yapmış. Fakat elinde Âşık Veysel’in daha pek çok fotoğrafının olduğunu söylüyor. 1970’te çektiği bu karenin hikâyesi ise hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bir kez daha gösteriyor.AŞIK VEYSEL: “BEN EDEBİYAT OLUP OLMADIĞIMI DÜŞÜNMEM”1937 doğumlu olan Ergun Çağatay, 1970’te Ankara’daki ailesini ziyaret etmek üzere Haydarpaşa’dan trene biner. Yemekli vagonda seyahat etmektedir. İki masa ötesinde tanıdık bir sima görür. Kim olduğunu hatırlar ve masadan kalkıp yanına gider, “Siz Ümit Yaşar Oğuzcan değil misiniz?” diye sorar. Aldığı cevap evettir. Ümit Yaşar, o yıllarda İş Bankası Kültür Yayınları’nı yönetiyordur ve Ankara treninde bulunmasının nedeni Sivas’a, Âşık Veysel’i ziyarete gidecek olmasıdır. “Çok yaşlandı, ölmeden evvel tüm sözlerini bir kitap halinde toplamak istiyorum.” der Çağatay’a. Nihayetinde birlikte gitmeye karar verirler. Çağatay ve Oğuzcan, ertesi gün Ankara garında buluşur, Şarkışla’nın Sivrialan köyüne varırlar. Hikâyenin gerisini Çağatay’dan dinleyelim: “Köyde iki güne yakın kaldık. Âşık Veysel’in bir düzine fotoğrafını çektim ama bugün o anları tekrar yaşasaydım bu işi başka türlü yapardım. O yıllar Türkiye’de film bulmak bile bir dertti. Eldeki malzemeyi dikkatli hatta pinti kafasıyla kullanıyorduk. O köyde de öyle oldu. Sergideki fotoğrafı Âşık Veysel, beni elma bahçesine götürdüğü zaman çektim. Yanında kız kardeşi ve torunu vardı. Veysel köylülere ‘Burada iyi elma yetişir’ dediği zaman etrafındakiler ‘bu kör adam ne bilir’ demişler. Âşık Veysel’in inatla diktiği fideler boy verip meyveye durunca köylüler bu sefer asıl kör olan bizmişiz itirafında bulunmuş.”Ümit Yaşar Oğuzcan İstanbul’a dönünce Âşık Veysel’in Dostlar Beni Hatırlasın adlı kitabını yayınlar ve birkaç ay sonra onu İstanbul’a getirir. İş Bankası’nın o tarihte Beyoğlu Atlas Sineması’nın yanında bir lokali vardır. Bankanın önde gelen şube müdürleri Âşık Veysel onuruna burada bir akşam yemeği verir. Ergun Çağatay da davetliler arasındadır. Çağatay o anı şöyle anlatıyor: “Hiç unutmam banka müdürlerinin övgü dolu sözlerinden Âşık Veysel çok sıkılmış, buram buram terlemişti. Bir banka müdürünün ‘Türk edebiyatının yücesi, kendinizi edebiyatımızın neresinde görüyorsunuz?’ sorusuna Veysel ‘Ben edebiyat olup olmadığımı düşünmem sadece içimden geldiği gibi söylerim. Edebiyat olup olmadığıma benim dışında başka insanlar karar veriyor. Bu onların işi.’ cevabını vermişti.DİJİTAL ÖNCESİ FOTOĞRAFLAR‘Merceğimde 50 Yıl’ sergisi Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezi’nde 25 Ekim’e kadar devam edecek. Sergide Çağatay’ın Türkiye’den ve dünyadan çektiği, özellikle 1970’li yıllara ait başka kareleri de yer alıyor. Mesela Sultanahmet’in bilindik klasik fotoğraflarından çok farklı bir kare, Hasankeyf, Gümüşlük’ün şimdiki halinden eser olmayan bir görünümü, Küçükçekmece’de muhteşem ahşap mimarisine sahip bir ev, Mersin Aydıncık’ta bir kahve, İsveç’te sonbahar görülmeyi hak eden diğer kareler arasında...Sergi temasını dijital öncesi fotoğraflar olarak tanımlayan Çağatay, dijitalleşmeyle birlikte fotoğraf sanatındaki gelişmelere ilişkin görüşlerini şöyle ifade ediyor: “Bence fotoğrafın ölüm fermanı verileli neredeyse on yılı aşan bir zaman dilimi oldu. Bugü
Zaman
Ana Sayfa
13.10.2014
ÂşıkVeyselileikigün…Âşık Veysel ile iki gün…
Sanat piyasası Çin kuşatmasında
Zaman
05.10.2014
02:20
Dünyanın en büyük sanat araştırma merkezi Paris Artprice’ın rakamlarına göre, 2013/14 yılını 2 trilyon dolar gelirle kapatan çağdaş sanat piyasası, kendi rekorunu kırmış oldu. Çin, 811 milyon dolarlık satışla sanat marketini büyük ölçüde tekelinde bulundururken, herkesin aklındaki soru ise bu piyasa bir balon mu? Öyleyse ne zaman patlayacak?Sanat iştah kabartıcı bir yatırım aracı olarak kendi sularında akıyor. Bu kârlı alanın senelerdir büyük oyuncusu olan Avrupa, rolünü ABD’ye devrederken, son rakamlar piyasanın buradan Çin’e doğru uzandığını gösteriyor. Dünyanın en büyük sanat araştırma merkezi Paris Artprice’ın rakamlarına göre, 2013/14 yılını 2 trilyon gelirle kapatan çağdaş sanat piyasası, bu uçuk rakamlarla birlikte aynı zamanda kendi rekorunu kırmış oldu. Piyasanın en önemli gelişmesi ise Amerikalı Jeff Koons’un, “Balloon Dog” adlı eserinin 58,4 milyon dolara satılmış olmasıydı.Rakamlara göre bireysel satışlarda Amerikalı sanatçıların lider olduğu bir liste dikkati çekerken, Çin 811 milyon dolarlık satışla sanat marketini büyük ölçüde tekelinde bulunduruyor. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen Artinternational’ın katılımcıları arasında Galerie Paris-Beijing, Lehmann Maupin, Pace ve Pearl Lam Galleries gibi Çin kökenli galerinin çokluğu da bunun küçük bir işaretiydi. Dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip olan Çin’de sanat piyasasının gittikçe güçlendiği açık bir gerçekken herkesin aklındaki soru, bu piyasa bir balon mu ve öyle ise ne zaman patlayacak!Çin sanat piyasası 2011’den sonra büyük bir yükselişe geçti. Çin’deki birçok endüstrinin önü alınmaz büyümesiyle bu coşkunluktan nasibini alan sanat piyasası uzmanları endişelendirmiyor değil, zira bu alan çok hassas ve korunmasız. Öyle ki geçtiğimiz yılın haziran ayında Çin hükümeti özel bir müzeyi, mekanda yer alan yaklaşık 40 bin parçalık sahte eser nedeniyle kapatmıştı.Sanat piyasasının yükselmesindeki bir başka etken, komünizmden kapitalist bir düzene doğru silkinen ülkedeki yeni zengin sınıfın, bastırılmışlıktan sıyrılıp bir anda kendine yeni bir yol bulması... Sanatı bir yatırım aracı olarak keşfeden ve sanatın her türlü formuyla bir anda haşır neşir olan bu yükselen zengin sınıfın, ülkedeki sanat piyasasına güvensizliğini de belirtmek lazım. Bunun altındaki neden ise sahte eser üretimindeki artış. Hem bu yeni zengin zümreye mensup hem de sanat piyasasında yükselişinin farkında olan pek çok kimse, Avrupa’daki ve Amerika’daki sanat fakültelerine eğitim almak için yollara düşüyor.Küresel ekonomi ve sanat piyasasıSanat piyasasında uzun yıllar çalışanlar bile bu duruma hayret ederken gelişen bu yeni düzeni kavramak zorlaşıyor. Çin’in etkisi dünyanın dört bir yanında açılan sanat fuarlarında (yaklaşık iki yüzün üstünde), düzenlenen müzayedelerde (online olanlar daha da müşteri çekiyor), bienallerde, yeni galerilerde etkisini gösterirken, sanat piyasasının yeni aktörleri ortaya çıkıyor. Çin’in ardından piyasaya sessizce giren ve büyük bir pazar oluşturan Rusya, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni de bir kenara yazmak gerek. Küresel ekonominin çarklarıyla burun buruna giden bu piyasanın nelere gebe olduğunu kestirmek zor.Çin bir taraftan da yetenek ve deneyim konusunda Londra, New York, Paris ve Berlin gibi kültür sanat merkezleriyle işbirliğine girerek ülkeye sanat ithal ediyor. Bunun yanı sıra çeşitli ülkelerde Çin’in kültürel hazinesini dünyaya tanıtacak sergiler düzenleniyor. Bunların son örneği ise geçtiğimiz günlerde Londra’daki British Museum’da açılan ve ülkenin 1400 ve 1450 yılları arasındaki dönemine odaklanan “Ming: Çin’i Değiştiren Elli Yıl” adlı sergi. Çin’in, bu tür etkinlikleri kültürel diplomasinin bir aracı olarak gördüğü de söylenebilir. Bir diğer önemli nokta ise eğitimlerini Çin dışında tamamlayıp ülkeye geri dönen birinci ve ikinci kuşak sanatçıların oluşturduğu yeni dilin sanat ortamına getirdiği hareketlilik. Bu gelişmelere, son yıllarda Christie’s Sotheby’s gibi ünlü müzayede evlerinin ülkede şube açmasını da eklemek lazım. Ekonomisinin yanı sıra sanat alanında da yükselişte olan Çin’in, büyük bir pay sahibi olduğu sanat piyasasının gerçekten bir balon mu olduğu sorusunun cevabını ise zaman gösterecek.
Zaman
Kültür
05.10.2014
SanatpiyasasıÇinkuşatmasındaSanat piyasası Çin kuşatmasında
Sanat piyasası Çin kuşatmasında
Zaman
05.10.2014
02:20
Dünyanın en büyük sanat araştırma merkezi Paris Artprice’ın rakamlarına göre, 2013/14 yılını 2 trilyon dolar gelirle kapatan çağdaş sanat piyasası, kendi rekorunu kırmış oldu. Çin, 811 milyon dolarlık satışla sanat marketini büyük ölçüde tekelinde bulundururken, herkesin aklındaki soru ise bu piyasa bir balon mu? Öyleyse ne zaman patlayacak?Sanat iştah kabartıcı bir yatırım aracı olarak kendi sularında akıyor. Bu kârlı alanın senelerdir büyük oyuncusu olan Avrupa, rolünü ABD’ye devrederken, son rakamlar piyasanın buradan Çin’e doğru uzandığını gösteriyor. Dünyanın en büyük sanat araştırma merkezi Paris Artprice’ın rakamlarına göre, 2013/14 yılını 2 trilyon gelirle kapatan çağdaş sanat piyasası, bu uçuk rakamlarla birlikte aynı zamanda kendi rekorunu kırmış oldu. Piyasanın en önemli gelişmesi ise Amerikalı Jeff Koons’un, “Balloon Dog” adlı eserinin 58,4 milyon dolara satılmış olmasıydı.Rakamlara göre bireysel satışlarda Amerikalı sanatçıların lider olduğu bir liste dikkati çekerken, Çin 811 milyon dolarlık satışla sanat marketini büyük ölçüde tekelinde bulunduruyor. Geçtiğimiz hafta İstanbul’da düzenlenen Artinternational’ın katılımcıları arasında Galerie Paris-Beijing, Lehmann Maupin, Pace ve Pearl Lam Galleries gibi Çin kökenli galerinin çokluğu da bunun küçük bir işaretiydi. Dünyanın ikinci büyük ekonomisine sahip olan Çin’de sanat piyasasının gittikçe güçlendiği açık bir gerçekken herkesin aklındaki soru, bu piyasa bir balon mu ve öyle ise ne zaman patlayacak!Çin sanat piyasası 2011’den sonra büyük bir yükselişe geçti. Çin’deki birçok endüstrinin önü alınmaz büyümesiyle bu coşkunluktan nasibini alan sanat piyasası uzmanları endişelendirmiyor değil, zira bu alan çok hassas ve korunmasız. Öyle ki geçtiğimiz yılın haziran ayında Çin hükümeti özel bir müzeyi, mekanda yer alan yaklaşık 40 bin parçalık sahte eser nedeniyle kapatmıştı.Sanat piyasasının yükselmesindeki bir başka etken, komünizmden kapitalist bir düzene doğru silkinen ülkedeki yeni zengin sınıfın, bastırılmışlıktan sıyrılıp bir anda kendine yeni bir yol bulması... Sanatı bir yatırım aracı olarak keşfeden ve sanatın her türlü formuyla bir anda haşır neşir olan bu yükselen zengin sınıfın, ülkedeki sanat piyasasına güvensizliğini de belirtmek lazım. Bunun altındaki neden ise sahte eser üretimindeki artış. Hem bu yeni zengin zümreye mensup hem de sanat piyasasında yükselişinin farkında olan pek çok kimse, Avrupa’daki ve Amerika’daki sanat fakültelerine eğitim almak için yollara düşüyor.Küresel ekonomi ve sanat piyasasıSanat piyasasında uzun yıllar çalışanlar bile bu duruma hayret ederken gelişen bu yeni düzeni kavramak zorlaşıyor. Çin’in etkisi dünyanın dört bir yanında açılan sanat fuarlarında (yaklaşık iki yüzün üstünde), düzenlenen müzayedelerde (online olanlar daha da müşteri çekiyor), bienallerde, yeni galerilerde etkisini gösterirken, sanat piyasasının yeni aktörleri ortaya çıkıyor. Çin’in ardından piyasaya sessizce giren ve büyük bir pazar oluşturan Rusya, Katar ve Birleşik Arap Emirlikleri’ni de bir kenara yazmak gerek. Küresel ekonominin çarklarıyla burun buruna giden bu piyasanın nelere gebe olduğunu kestirmek zor.Çin bir taraftan da yetenek ve deneyim konusunda Londra, New York, Paris ve Berlin gibi kültür sanat merkezleriyle işbirliğine girerek ülkeye sanat ithal ediyor. Bunun yanı sıra çeşitli ülkelerde Çin’in kültürel hazinesini dünyaya tanıtacak sergiler düzenleniyor. Bunların son örneği ise geçtiğimiz günlerde Londra’daki British Museum’da açılan ve ülkenin 1400 ve 1450 yılları arasındaki dönemine odaklanan “Ming: Çin’i Değiştiren Elli Yıl” adlı sergi. Çin’in, bu tür etkinlikleri kültürel diplomasinin bir aracı olarak gördüğü de söylenebilir. Bir diğer önemli nokta ise eğitimlerini Çin dışında tamamlayıp ülkeye geri dönen birinci ve ikinci kuşak sanatçıların oluşturduğu yeni dilin sanat ortamına getirdiği hareketlilik. Bu gelişmelere, son yıllarda Christie’s Sotheby’s gibi ünlü müzayede evlerinin ülkede şube açmasını da eklemek lazım. Ekonomisinin yanı sıra sanat alanında da yükselişte olan Çin’in, büyük bir pay sahibi olduğu sanat piyasasının gerçekten bir balon mu olduğu sorusunun cevabını ise zaman gösterecek.
Zaman
Ana Sayfa
05.10.2014
SanatpiyasasıÇinkuşatmasındaSanat piyasası Çin kuşatmasında
Roma Antik Tiyatrosu’nda ‘restorasyon’ komedisi
Zaman
27.09.2014
02:05
Ankara Büyükşehir Belediyesi, Roma Antik Tiyatrosu’nun restorasyonunda gül kurusu taşlar yerine beyaz mermer kullandı. Kültür Bakanlığı arkeologlarının itirazları üzerine tiyatrodaki çalışmalar durdu.Tarihi eserlerin restorasyonunda yaşanan hatalara bir yenisi daha eklendi. Bu kez adres; Hacı Bayram-ı Veli Camii ile Ankara Kalesi arasında kalan antik Roma tiyatrosu. Milat’tan sonra 1. ve 2. yüzyıl arasında inşa edilen tiyatronun restorasyonu arkeologları kızdırdı. Nedeni ise Ankara Büyükşehir Belediyesi’nin, Ulus semtinde gül kurusu rengindeki taşlardan yapılma 2 bin yıllık antik Roma tiyatrosunun restorasyonunda beyaz renkli mermerler kullanması. Kültür ve Turizm Bakanlığı arkeologları, bu uygulamaya itiraz etti, tiyatrodaki restorasyon çalışmaları durduruldu.Anadolu Medeniyetleri Müzesi arkeologları, birinci derece sit alanında yaptıkları kazı çalışmasıyla antik tiyatroyu ortaya çıkardı. Tiyatroyu turizme kazandırmayı planlayan Kültür ve Turizm Bakanlığı, kalıntılar üzerine sonradan inşa edilen yapıları 2009’da yıktırdı. Ankara Büyükşehir Belediyesi, Ulus Tarihi Kent Merkezi Yenileme Alanı Projesi kapsamında bölgeyi konser alanı yapmak istedi. Bakanlık ile protokol imzalayarak, restorasyonu üstlendi. Antik Roma tiyatrosunda özgün yapıları korumayı vaat eden belediye, 7 Temmuz 2013 tarihinde Ankara Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun onayladığı rölöve, restitüsyon ve restorasyon projeleri doğrultusunda çalışmaya başladı. Tiyatroda zamanla yok olmuş oturma alanlarının ilk iki sırası için özgün formun kullanılacağını ifade eden belediye, sonraki sıraları ise çelik ağ kutularıyla tamamlamayı planlıyordu. Bu kutuların üzeri, sudan etkilenmeyen kompozit ahşap döşeme ile kaplanacaktı. Belediye, restorasyon sırasında tiyatronun ilk üç oturma sırasını mermerden yaptı. Diğer taşlar gül kurusu rengindeyken, oturma sıralarının beyaz mermerle yapılması tepki çekti. Bu çarpıklığı gören bakanlık arkeologları itiraz etti. Belediyenin yürüttüğü çalışmaların uzun süredir durduğu ve hiçbir çalışma yapılmadığı gözlendi. Belediye ile bakanlık arasındaki 3 yıllık protokolün sona erdiği belirtildi. Protokolün yenilenip yenilenmeyeceği, mermer oturma sıralarının sökülüp sökülmeyeceği ise henüz netlik kazanmadı.Restorasyon çalışmaları duran ve kaderine terk edilen antik Roma tiyatrosu, bugünlerde uyuşturucu madde bağımlıları, evsizler ve sokak hayvanlarının mekânı durumunda. Tarihi mekân, içki şişeleri ve yiyecek içecek atıkları ile dolu. Başıboş köpekler, bölgeye atılmış, yatak, yorgan döşek gibi malzemeleri yuva olarak kullanıyor. Çevrede bulunan vatandaşlar, geceleri orayı mesken tutan uyuşturucu çeteleri nedeniyle yakınında yürümekte bile zorlandıklarını söylüyor.
Zaman
Ana Sayfa
27.09.2014
RomaAntikTiyatrosu’nda‘restorasyon’komedisiRoma Antik Tiyatrosu’nda ‘restorasyon’ komedisi
Dershaneler yasayla kapatıldı ‘merdiven altı’ patladı
Zaman
06.09.2014
14:46
Anayasa Mahkemesinin gündeminde bulunan dershanelerin kapatılmasıyla ilgili kanun merdiven altı olarak tabir edilen yasa dışı şirketlerinin sayısında adeta patlamaya sebep oldu. Yasanın Meclisten geçmesinin ardından sadece Bursada 500 merdiven altı dershanenin faaliyete başladığını açıklayan ÖZ-DE-BİR Bursa İl Temsilcisi İnanç Düzgün, dönüşüm diye çıkılan yolda yasadışılığın önünün açıldığını savundu.Özel Dershaneler Birliği Derneği (ÖZ-DE-BİR) ve Güven-Der işbirliği ile Bursada düzenlenen basın açıklaması ile dershane kapatılması yasası sonrasında yaşanan kaçak ve çarpık yapılaşma göz önüne serildi. Bursalı dershaneciler, dönüşüm adı altında dershanelerin kapanması yasasıyla 10 bin ila 30 bin lira arasında umut tacirliği yapan merdiven altı yerlerin mantar gibi çoğaldığı belirtti. Kültür Parktaki bir çay bahçesinde düzenlenen basın açıklamasında konuşan ÖZ-DE-BİR Bursa İl Temsilcisi İnanç Düzgün, 6528 sayılı yasanın yürürlüğe girmesiyle dershanelerin 1 Eylül 2015 itibari ile kapanmasının yasalaştığını belirterek, Her ne kadar bunun bakanlığımız ve hükumet yetkilileri tarafından dönüşüm olduğu söylense de gerçekte olan dershanelerin kapatılmasıdır. Dönüşüm adı altında yürütülen bu programa Bursadan sadece 23 dershane başvurmuş, ülke çapında da bu yüzde 12 civarındadır. dedi.Dershanelerin yurt genelinde gelir düzeyi düşük ailelerin çocuklarına yıllık ortalama 2,5 ile 3 bin TL arasında hizmet verdiğini anlatan Düzgün, Üstelik bu aileler TEOGlar için bir iki yıl, üniversite hazırlık için bir iki yıl olmak üzere ortalama 2 ila 4 yıl arasında ücret ödemiştir. Yeni yasa ile velilerimiz özel okullara okul öncesini saymasak bile ilkokul, ortaokul ve liseler için 4er yıl olmak üzere 12 yıl ücret ödemek zorunda kalacak. Üstelik bu okulların ortalama ücretlerinin 15 bin TL olduğunu varsayarsak ve devletimizin 2 bin 500 ile 3 bin 500 TL arasında eğitim desteğini sağladığını kabul edersek, her yıl 10 bin TL gibi yüksek bir ücret ödeyeceği görülecektir. Bu dönüşüm projesi ile dar gelirli insanların çocukları özel okullara gidemeyecekleri gibi, dershanelerde çalışan yüz bine yakın eğitim personeli ve diğer hizmet personeli işsiz kalacak. şeklinde konuştu. BURSADA 500 MERDİVEN ALTI YAPIDershanelerin boşluğunu merdiven altı yasa dışı yapıların dolduracağını anlatan Düzgün, şunları söyledi: Bu kurumlarını kapatılması sonucu doğan boşluğu şu anda bile Bursada sayılarının 500 olduğu tahmin edilen denetimden uzak, istihdam ve katma değer oluşturamayan merdiven altı çalışan yasa dışı yapılar dolduracaktır. Buralarda çocuklarımızın uygulanan eğitim ve kayıt dışı paranın denetimi söz konusu olamaz. Velilere öğrencileri devlet denetiminde olmayan kaçak yapılara göndermemeleri uyarısında bulunan İnanç Düzgün, Velilerimiz şunu bilmeliler ki apartman dairesinde büro tarzı yerlerde eğitim verdiğini söyleyen yerlerin hepsi kaçaktır. Bu dönüşüm yasası ile birlikte Bursada mantar gibi dört bir yanda bu kaçak kurumlar çoğalmaya başladı. Geçmişte olduğu gibi şimdi de mağduriyetler ortaya çıkmaya başladı. Şu anda Bursada 138 dershaneden yalnızca bu dönüşüme 23 başvuru oldu. Türkiye genelinde ise yaklaşık 4 bin dershaneden yaklaşık yüzde 12si başvurdu. dedi.Bunun özel okullara da zarar vereceğini anlatan Düzgün, şöyle devam etti: Bursada şu anda öğrencilerin sadece yüzde 2.3ü özel okullara gidiyor. Bu on sene önce yüzde 2,5du, on yıl içinde yüzde 2.3e düştü.Kaçak yerlerin umut tacirliği yaptığını anlatan İnanç Düzgün, (Yüzde 100 kazandıracağız, kesin kazandırıyoruz, başarıya ulaştırıyoruz) gibi yalanlarla insanlardan en az 10 bin ila 30 bin arasında para alan kaçak yerler var. Ayrıca sadece maddi kayıp değil çocuklarını kaybedebilirler. Veliler çocuklarını kimlerle diz dize oturttuklarına çok dikkat etsinler, sadece maddi kayıp değil, gayri ahlaki durumlara da düşebilirler, çocuklarını da kaybedebilirler. şeklinde uyardı. Düzgün sözlerine şöyle devam etti: Bu tür kaçak yerler özel ders bürosu, eğitim koçluğu, kişisel gelişim merkezi, özel ders akademisi, eğitim akademisi, koçluk merkezi ve danışmanlık merkezi gibi isimlerle yalan tacirliği yapıyorlar. Şu anda dershanelerimiz açıktır. Şu anda kayıt alıyor. 1 Eylül 2015 tarihine kadar biz açığız. Zaten dosyamız Anayasa Mahkemesinde. Anayasa Mahkemesinin de bunu bu zamana kadar nihayete erdirmesini bekliyorduk ama görülen o ki bu iş biraz daha uzayacak. Biz ihtiyaçtan doğmuş kurumlarız. Dershaneleri kapatmak istiyorlarsa bu aniden olmaz. dedi. Bu kaçak yerlerle ilgili milli eğitim ve valiliklere başvurduklarını anlatan ÖZ-DE-BİR Bursa İl Temsilcisi İnanç Düzgün, buraların ışıklı tabelayla dahi reklam yaptıklarını sözlerine ekledi. Basın toplantısına Güven-Der Bursa İl Temsilcisi Alper Söylemez başta olmak üzere diğer dershane temsilcileri de katıldı. (CİHAN)
Zaman
Son Dakika
06.09.2014
Dershaneleryasaylakapatıldı‘merdivenaltı’patladıDershaneler yasayla kapatıldı ‘merdiven altı’ patladı
İşte yeni Hükümet Programı
Zaman
01.09.2014
14:27
62nci Hükümet Programı belli oldu. Başbakanlık Basın Merkezi, program TBMMde görüşülmeden önce programı tanıtıcı bir basın açıklaması yaptı.Buna göre 62. Hükümet Programı güçlü Cumhurbaşkanı, güçlü Başbakan ve Hükümet temelinde önemli bir eşiği temsil ediyor. Yeni dönemin 2. Atılım Dönemi olarak adlandırıldığı Programda, milli birlik ve kardeşlik projesi ile çözüm sürecinin taviz vermeden sürdürüleceği geçmişte milli güvenliği tehdit eden vesayet odaklarına müsaade edilmediği gibi son iki yıldır ortaya çıkan vesayet girişimlerine karşı da millli güvenliğin teminat altına alındığı belirtildi. TOKİnin betonlaşma eleştirilerine hedef olan kentleşme politikasının terkedileceği ipucu verilen programda, Mekan odaklı politikalarda yatay genişleyen aynı zamanda modern hayatın fonksiyonelliğini de içinde barındıran şehirler yine insan odaklı kalkınmanın temel dinamiğini oluşturacaktır. Çevreyi sadece korumak değil daha ileri bir seviyeye getirmek gelecek nesillere en büyük borcumuzdur denildi.YENİ DÖNEM... YENİ EKONOMİ...Başbakanlık açıklamasında 10 Ağustos 2014te Sayın Cumhurbaşkanımızın halkın oyuyla seçilmesinin ardından başlayan yeniden inşa sürecinde 62. Hükümet Programı güçlü Cumhurbaşkanı, güçlü Başbakan ve Hükümet temelinde önemli bir eşiği temsil etmektedir ifadesi yer aldı.2. ATILIM DÖNEMİ...12 yıllık Ak Parti iktidarının tecrübesinin kısa sürede kapsamlı bir program haline getirildiği, yeni hedefler ortaya konularak 2. Atılım döneminin yol haritasının çıkarıldığı belirtilen açıklamada Sayın Başbakanımızın 1. AK Parti Olağanüstü Kongresindeki konuşmasında çerçevesini çizdiği restorasyon başlıkları ile uyumlu Hükümet Programı, kadim medeniyet değerlerimizin ihyası ile Cumhuriyetimizin 100. yılı olan 2023 için kalkınma ve refah yolunda önemli hedefler koymaktadır denildi.Süreklilik içinde gerçekleşecek köklü reform hareketleri ile insan onurunu temel alarak yeni Anayasa başta olmak üzere ileri demokrasi, medeniyet ve kültür, bilgi toplumu, güven veren adalet ve yargı, yeni Türkiye için nitelikli insan yetiştirmeyi hedefleyen eğitim gibi alanlarda önemli açılımlar getirildiği belirtilen açıklamada, bu reform hamlelerinde bugüne kadar olduğu gibi Avrupa Birliğine tam üyelik sürecinin en önemli hedeflerden biri olarak durduğu kaydedildi.DİKEY BETONLAŞMA ÖZRÜ VE YATAYA GEÇİŞ...Daha önce Beşir Atalayın açıkladığı, TOKİnin betonlaşma suçlaması getirilen çok katlı kentleşme politikasının terkedileceği sözü Hükümet Programında yer aldı. Başbakanlık, Mekan odaklı politikalarda yatay genişleyen aynı zamanda modern hayatın fonksiyonelliğini de içinde barındıran şehirler yine insan odaklı kalkınmanın temel dinamiğini oluşturacaktır. Çevreyi sadece korumak değil daha ileri bir seviyeye getirmek gelecek nesillere en büyük borcumuzdur açıklaması yaptı.İktidara geldikten hemen sonra Olağanüstü Halin kaldırılması ile başlayan ve bugüne kadar büyük bir başarı ile yürütülmekte olan milli birlik ve kardeşlik projesi ile çözüm sürecinin taviz vermeden sürdürüleceğini belirten Başbakanlık, Hükümet Programıyla ilgili açıklamasını şöyle sürdürdü:YENİ TÜRKİYE YENİ EKONOMİYLE BÜYÜYECEK İnsanı yaşat ki devlet yaşasın ilkesinden sapmadan ülkemizin her köşesinde eşit yurttaşlarımıza eşit haklar ve adil gelir paylaşımı ile bir bütün olarak Türkiyenin yükselmesi hedeflenmektedir. Sadece demokratik standartlara değil tüm hizmet alanlarına vatandaşlarımızın ayrım yapılmaksızın eşit ve adil erişimini sağlanmıştır. Entegre kalkınma politikaları ile yüksek demokratik standartlar birlikte gelişecektir.Özgürlük-güvenlik dengesi gözetilerek ülkemiz ilerlemesinin önündeki engellerden tümüyle kurtulacaktır. Bunun yanında devlet otoritesinin parçalanmasına asla izin vermeden ulusal güvenliği tehdit eden tüm unsurlarla sonuna kadar mücadele edilecektir. Bu konuda her ne surette olursa olsun taviz verilmesi söz konusu değildir. Geçmişte milli güvenliğimizi tehdit eden vesayet odaklarına müsaade edilmediği gibi son iki yıldır ortaya çıkan vesayet girişimlerine karşı da millli güvenliğimiz teminat altına alınmıştır. Son 12 yılda rekorlar kırarak büyüyen Türkiyemizin ikinci atılım döneminde mali disiplin, katma değerli istihdam, ar-ge, nitelikli genç nesiller, artacak tasarrufların doğru alanlara yönlendirilmesi öncelikler olacaktır.Yeni Türkiye, yeni ekonomi ile büyüyecektir.Hükümet Programında ilan edilen tüm hedeflerimiz eylem planlarına dönüştürülecek, belli bir takvime bağlanacak, sorumlu kurumlar belirlenecek ve yakın bir izleme mekanizması kurulacaktır.Yine son 12 yılda yaşanan özgüven devrimi ile dünyada başat aktörlerden biri haline gelen Türkiye bölgesinde ve küresel her sorunda sorunun değil çözümün parçası olarak istikrar üretmeye devam edecektir. Değer odaklı Türk dış politikası artık küresel bir markadır.Dünyada büyük saygınlık kazanan kalkınma yardımlarımızdan, eğiti
Zaman
Son Dakika
01.09.2014
İşteyeniHükümetProgramıİşte yeni Hükümet Programı
Berlin'de bilinmeyen Türk toprağı
Zaman
31.08.2014
02:05
Suriye’deki Süleyman Şah Türbesi’yle ilgili haberlerde burasının Türkiye’nin sınırları dışındaki tek toprak parçası olduğundan bahsediliyordu. Ancak yurtdışında bir milli arazimiz daha var ve üzerinde Berlin Şehitlik Camii yükseliyor.Süleyman Şah Türbesi’nden adamakıllı haberdar oluşumuz, önce bazı devlet görevlilerinin Suriye’ye müdahale etmek için gerekirse burasının bombalanabileceğini söylediği iddia edilen ses kayıtları ile gerçekleşti. Ardından 10 gün kadar önce IŞİD’in, rehin tuttuğu 49 konsolosluk görevlisine karşılık bu türbeyi istediğine ilişkin başka bir iddia gündeme geldi. Artık iyiden iyiye ‘Vatan, millet, Süleyman Şah’ nevinden bir davamız vardı: Türbeyi kaybetmemek. Bilmeyenler haklı olarak ‘Suriye’de olan bir türbenin kaybedilmemesi ne demek?’ sorusunu sordu. Sorunun cevabı zaten çok yazıldı çizildi. Bu cevap, aynı zamanda Süleyman Şah’tan bahseden bütün haberlerin arka plan bilgisi idi. Yani burasının Türkiye’nin sınırları dışında sahip olduğu tek toprak parçası olduğu.Oysa, IŞİD’in ya da başka bir terör örgütünün eline geçmesi pek muhtemel olmayan bir yerde de olsa, Türkiye’nin sınırları dışında sahip olduğu bir milli arazisi daha vardı: Almanya’daki Şehitlik Camii. Berlin’in merkezi yerlerinden Neukölln’de bulunan caminin aslında geniş çevrelerce bilinen ve birçok kaynakta geçen ilginç öyküsü, şehitliğin resmi web sitesinde de detaylı bir şekilde anlatılıyor. Süleyman Şah Türbesi’nin ‘tek olmadığını’ göstermek adına hikayesini bir kez daha anlatmakta fayda var.Lozan’la değil hediye ile...Almanya’nın henüz Prusya olduğu dönemlerde bölgedeki ilk Osmanlı büyükelçisi, şair mutasavvıf Ali Aziz Efendi’dir. 1797’de III. Selim döneminde Üçüncü Friedrich Wilhelm yönetimindeki Prusya’ya gönderilen büyükelçi, 1798’de Berlin’de hayatını kaybeder. Cenazesi, Kont von Podewilles’e ait araziye defnedilir. Kral Wilhelm III, söz konusu araziyi bu defin için konttan 40 Taler (gümüş para) karşılığında satın almıştır.1804’te bir başka konsolosluk mensubu Mehmet Esad Efendi ölür ve aynı yere gömülür. 1806-1812 yılları arasındaki Fransız işgali döneminde mezarlık sahipsiz kalır. 1834’teki şehir planında mezarlık görülmez. 1836’da cenazeler tesadüfen keşfedilir. Kayzer Wilhelm, mezarlığı ve çevresini restore ettirdikten sonra mezarlığa 1839’da yine büyükelçilik mensupları Katib Rahmi Efendi ve Aziz Ağa’nın da cenazeleri defnedilir. 1866’da mezarlık, bugünkü yerine taşınır. 1921’de 700 metrekarelik bir alan daha satın alınmasının ardından şehitlik bugünkü 2 bin 550 metrekarelik halini alır. Cumhuriyet’in ilanı ile Türk Büyükelçiliği’ne devredilen arazi daha sonra Milli Savunma Bakanlığı’na bağlanır. Arazinin şehitlik ismini alması ise 1. Dünya Savaşı sırasında yaralı Osmanlı askerlerinin Almanya’ya tedavi amaçlı gönderilmesiye gerçekleşir. Yaralı askerlerden ölenler de buraya defnedilir.Mezarlıkta bulunan mescit de 1983-1985 yılları arasında Deniz Baykal adlı bir mimar tarafından genişletilerek minareli bir camiye dönüştürülür. Diyanet İşleri Türk İslâm Birliği 1999’da iki minareli cami ve kültür merkezi inşaatına başlar.Şehitlikte İttihat ve Terakki Partisi’nin Ermeni komitacılar tarafından öldürülen üyeleri Talat Paşa, Bahattin Şakir Bey ve Azmi Cemal Bey gibi tanınmış şahsiyetlerin kabirleri de bulunmakta. Bunlardan Talat Paşa’nın mezarı, 1943’te Türkiye’ye nakledildi.Bugün Berlin’in çok merkezi bir yerinde turistik yerleri gösteren tabelalardan biri de Şehitlik Camii’ni işaret ediyor. Arazi sadece tapusu ile değil üzerinde bulunan caminin Türkiye’deki selatin camilerini aratmayan mimarisi ile de ziyaretçilere Türkiye’deymiş hissi yaşatıyor.Lozan’la geldi İŞİD’le gitmez!Osmanlı Devleti’nin kurucusu ve ilk padişahı Osman Gazi’nin büyükbabası ve Ertuğrul Gazi’nin babası Süleyman Şah’ın ve iki askerinin naaşlarının bulunduğu Süleyman Şah türbesi, Halep’in Karakozak köyü sınırları içerisinde. Türbenin bulunduğu arazinin Türkiye’ye ait olmasının hikâyesi ise şöyle: Kayı boyunun lideri Süleyman Şah, yeni yurt aramak üzere çıktığı yolculukta Halep yakınlarındaki Caber Kalesi’ne gelir ve Fırat Nehri boylarına yerleşir. Buradan tekrar yeni yurt aramak üzere yola çıkar ancak 1086 yılında Fırat Nehri’nin karşı kıyısına geçmeye çalışırken, muhafızları ile birlikte Fırat sularında boğulur. Süleyman Şah’ın naaşı ve iki askeri Caber Kalesi eteklerine bir kümbete defnedilir. Osmanlı sınırları içerisinde olan mezarın bulunduğu yere bir türbe yapılarak buraya “Türk Mezarı” adı verilir. Türbe ve Caber Ka
Zaman
Ana Sayfa
31.08.2014
BerlindebilinmeyenTürktoprağıBerlinde bilinmeyen Türk toprağı
Kapadokya’nın tarihi yeniden şekillenecek
Zaman
28.08.2014
12:35
Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt, Gülşehir ilçesinin Ovaören köyünde yaptıkları kazılar tamamlandığında Kapadokya tarihinin yeniden şekillenmesine katkı sağlayacağını söyledi. Şenyurt, günümüzden 10 bin yıl öncesinde Neolotik döneme kadar uzanan tarihi sürecin, kazılarda bulunacak değerlerle birlikte daha da eski tarihlere kadar ineceğini kaydetti.Türkiyenin en önemli kültür ve inanç turizmi merkezlerinden biri olan Kapadokya bölgesinin bilinmeyen tarihi kimliğinin ortaya çıkarılması amacıyla 8 yıl önce başlayan Ovaören kazılarına bu yıl da devam ediliyor. Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt başkanlığında Gülşehir ilçesinin Ovaören köyünün 2 kilometre güney batısında yer alan Yassıhöyük ve Topakhöyükdeki kazı çalışmalarında bugüne kadar günümüzden binlerce yıl öncesine ait çok sayıda tarihi eserin yanı sıra önemli kalıntılar ortaya çıkartıldı.Gazi Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Süleyman Yücel Şenyurt yaptığı açıklamada, günümüzden 8 bin öncesine kadar uzanan toplam 50 hektarlık bir alanı kapsayan iki yerleşim alanında, 1996 yılındaki yüzey araştırmalarının ardından 2007 yılında kazı çalışmalarına başladıklarını söyledi. Topakhöyükte küçük bir yerleşim alanı oluşturulmasına karşın Yassıhöyükte Hititlerden başlayarak şehir kimliğine uygun yapılanmaların ortaya çıkartıldığını kaydeden Şenyurt, şu bilgileri verdi: 1996da Ovaörende yaptığım yüzey araştırması sonunda 2007 yılında kazı çalışmalarına başladık. Gerçekleştirdiğimiz ön çalışmalarda ilk olarak Demirçağ dönemine ait surlara rastladık. Bin 200 metre uzunluğundaki surların Demirçağdan başlayıp Hititler dönemini de içine alabilecek düzeyde ve en önemlisi de Hititlerin yaşamlarını sürdüğü kalenin giriş kısımlarının ve sur yapılanmalarının dönemin özelliklerine uygun bir ahenk içerisinde konumlandırıldığını belirledik. Kalenin 7 metrelik taş duvarının hemen ardından Orta Anadoluda bu döneme ait pek de gözlenmeyen 3 metrelik bir yükseltiye ulaşan kerpiç kale duvarı yapısını ortaya çıkardık.Topakhöyük yerleşiminin bölgenin tarihsel kimliğini Neolotik dönemden bile daha önceki dönemlere ulaştırmasını beklediklerini ifade eden Şenyurt, İlk kazı başlangıç noktasını da oluşturan Topakhöyük, öyle inanıyoruz ki bizlere Kapadokya tarihinin de yeniden şekillendirilmesinde önemli bir katkı sağlayacak. Günümüzden 10 bin yıl öncesinde Neolotik döneme kadar uzanan tarihi süreci, Ovaörende ortaya çıkacak değerlerle birlikte daha da eski tarihlere kadar ineceğine inanıyoruz. diye konuştu.Günümüzde bir köy olmasına karşın Ovaörenin tarihi süreçte birçok medeniyete ev sahipliği yapması açısından Doğu ile Batının birleştiği orta bir noktada bulunmasıyla jeopolitik bir özelliğinin de bulunduğunu vurgulayan Şenyurt, sözlerine şöyle devam etti: Kapadokya bölgesi, Milattan Sonra Roma, Bizans, Selçuklu ve Osmanlı medeniyetlerinin kültür, sanat ve sosyal yaşam düzeylerini ortaya koyan birikimleri ile ülke turizmimiz açısından önemli bir destinasyon merkezi. Burada yürüttüğümüz kazı çalışmaları ile Kapadokya bölgesinin bir yerleşim noktası konumundaki Ovaören köyü Demirçağ, Hititler, Tabal Şehir Krallıkları, Pers, Hellenistik dönemlerin önemli kalıntıları ile bezenmiş görüntüsü ile ilk çağların kültürel ve sosyal yaşamının köklü izlerini taşıyan önemli bir arkeoloji merkezi niteliğinde. Bu nedenle bundan sonraki turizm olgusu şekillendirilirken inanıyoruz ki İlk Çağa ait eserlerin oldukça canlı bir şekilde ortaya konulduğu bu bölge önemli bir gezi alanı olarak turizme kazandırılır. BİTKİ VE HAYVAN ÇEŞİTLİLİĞİ DE İNCELENİYORŞenyurt, yapılan kazılarda bölgenin bitki ve hayvan çeşitliliğinin de belirlenmesine yönelik önemli değerlerin bulunduğunu dile getirdi: Tarihten önceki kentsel bir alanda ortak yaşam kültürü oluşturan insanların bugünlere taşınan birçok kullanım araç ve gereçlerini bu kazılarla ortaya çıkardık. Ağırşaktan, kemikten yapılı çekiş ve iğne gibi kullanım malzemelerine, değişik renk ve motiflerden yararlanılarak yapılan çok sayıda çanak ve çömleklere, bronzdan ve demirden yapılı çok sayıda mızrak ve ok uçlarına ulaştık. Kazı alanlarında çok sayıda hayvan iskeleti ortaya çıkartıldı. Diğer yanda katılaşmış toprak içerisinde çeşitli bitki katmanlarını belirledik. Bunları da önümüzdeki günlerde alanlarında uzman bilim adamları inceleyerek bölgenin bitki çeşitliği ve hayvan çeşitliliği konusunda bize bilgi verecekler.50 hektarlık alanı içinde 17si akademisyen toplam 45 çalışan ile devam eden Ovaören kazısının bu yıl ki bölümü 15 Eylülde tamamlanacak. Kültür ve Turizm Bakanlığının katkıları ile devam eden kazılardan elde edilen eserler, gerekli restorasyon çalışmalarının ardından sergilenmek üzere Nevşehir Arkeoloji ve Etnografya Müzesine teslim ediliyor.(CİHA
Zaman
Kültür
28.08.2014
Kapadokya’nıntarihiyenidenşekillenecekKapadokya’nın tarihi yeniden şekillenecek
‘İran’da ne klasik ne de modern Türk edebiyatı tanınıyor’
Zaman
19.08.2014
02:29
İran Şiiri Antolojisi’nde klasik şairlerle modern şairleri bir araya getirdiniz. İran şiirinde de Türk şirine benzer bir şekilde Hafız, Sadi gibi klasik şairlerle Fürûğ-i Ferrruhzâd ve Sohrâb-i Sipihri gibi modern şairler arasında bir duyuş ve düşünüş farklılığı var mı?Arada çok fark var. Klasik şairlerin şiir dünyası, hayal dünyası, o dönemin ihtiyaçları ile modern dönem şairlerin dünyaları, anlatmak, işlemek istedikleri konular çok farklı. Modern şairin önünde aruz, kafiye ve kavram engeli var. Eski kavramlar yeni konuları anlatamaz. Bunu yukarıda adı geçen iki modern şair sıkça yaşamış, söyleşilerinde de dile getirmişlerdir. Özellikle Furûgzâd, Sohrâb’dan etkilenmiş, modern Fars şiirinin şekillenmesinde öncülük rolünü üstlenenlerden biri olmuştur.Hiçbir yıldızın atlanmadan hazırlanacak bir antolojinin binlerce sayfayı geçeceğini belirtiyorsunuz. Sizin şiir ve şair seçerken ölçütleriniz neler oldu?Klasik şairlerden özellikle kaside, gazel ve rubai formunda eser verenlerin en büyüklerini tercih ettim. Aynı zamanda ekol sahibi olmalarını, dildeki ustalıklarını dikkate aldım. Mesnevî yazanlara birkaç örnekle temas edebildim. Kitap ilgi görürse –ki öyle görünüyor- ikinci veya üçüncü baskıdan sonra birinci sınıf başka şairlerden örnekler vermek niyetindeyim. İran edebiyatının bu güçlü şairlerini Türkçeye çevirirken dil ve ifade düzeyinde ne tür zorluklarla karşılaşıyorsunuz? Söz gelimi şiir biçimi ve vezin gibi meselelere nasıl yaklaşıyorsunuz?Otuz yıldan fazla bir süredir sözlük çalışması ve çeviri yaptığım için, zamanla tekniğimi geliştirdim. Büyük şairlerin şiirlerini çevirirken serbest vezni ama mümkünse kafiye tutturmayı tercih ediyorum. Manzum eserlerin düzyazı ile çevrilmesine sıcak bakmıyorum. Türk halk edebiyatımızın hayli zengin, kıvrak bir dili var. Aynı husus son dönem klasik şairlerimiz için de geçerli. Herkesin anlayacağı bir Türkçeyi tercih ediyorum. “Sanat, sanat içindir” anlayışı beni fazla ilgilendirmiyor. Görevim, çevirdiğim esere “Türkçe gömlek” giydirmektir.Celal Settari’nin Züleyha’nın Aşk Derdi adlı çalışmasını yayımladınız. Bugüne değin yazılan Yusuf ile Züleyha mesnevileri etrafında yapılmış bir inceleme ve sanırım daha çok akademiye hitap ediyor...Doğru; akademiye hitap ediyor. Ama kitap okuma alışkanlığımız, edebiyat kültür düzeyimiz yükseldikçe, kitap daha geniş bir okur kitlesiyle buluşacaktır. İran edebiyatı bugün de Doğu edebiyatının merkezinde durma iddiasını sürdürüyor mu?Bir değil birkaç merkez oluştu. Kuşkusuz Türk edebiyatı ile İran edebiyatı Doğu’nun iki güçlü edebiyat merkezi konumundadır.2012’de Esrârnâme’sini yayımladığınız Feridüddin Attar’ın İlahiname’sini de bu yıl yayımladınız. Edebiyatımızın Attar’a olan kesintisiz ilgisini nasıl izah ediyorsunuz?Son yıllarda ülkemizde tasavvufa daha çok önem verilmeye başlandı. Özellikle akademisyenlerin yaptığı telif ve çeviri çalışmaları ile birçok eser okur ile buluştu. Bu arada Doğu dillerinden yapılan çevirilerde de çevirmenlerin ustalaşmaya başladığını görüyorum. Üniversitelerin rolü de inkâr edilemez.Hafız, Sadık Hidayet, Sohrâb-i Sipihri gibi çok önemli şair ve yazarları çevirerek okurun dikkatini İran edebiyatına yönlendiriyorsunuz. Yönü Batı’ya dönük edebiyat ortamımızda İran edebiyatıyla okur arasında ne tür sorunlar gözlemliyorsunuz?Artık yüzü Batı’ya dönük okurlar, yapılan kaliteli çevirilerle, araştırmalarla Doğu’nun hazinelerini fark etmeye başladı. Üniversiteler ne yazık ki bu alanda sınıfta kaldı. Kendi yayınevlerini kurup piyasa ortamında yarışa giremedi. Yapı Kredi Yayınları ile Modern İran Edebiyatını Türkiye’ye tanıtmaya çalıştım. Mesela artık bir “Sadık Hidayet okur kitlesi” oluştu. Türk okuru İran hikâyecilerini, romancılarını tanıdıkça “Neden bu alanda geç kaldık?” diye soracaktır. Burada şu hususu hatırlatmakta yarar var. İyi çeviri yapmak için elde iyi sözlük olması gerek. Ben, İstanbul Üniversitesi’ni İbrahim Olgun ile Cemşid Drahşan’ın yirmi beşer bin maddelik sözlükleriyle bitirdim. Madde sayısı bu kadar kısıtlı olan bir sözlükle hangi çeviri hareketi başarılı olabilir ki? Otuz yıldan fazla bir süredir sözlük çalışması yapıyorum. Hazırladığım sözlüklerin faydalı olduğunu da görüyorum.Yıllardır İran edebiyatını izliyorsunuz, İran’da Türk edebiyatına bakış ve ilgi nasıl?Ne yazık ki İranlılar ne Klasik Türk Edebiyatını ne Modern Türk Edebiyatını hakkıyla tanıyor. İstanbul Türkçesini öğrenme hevesi son yıllarda başladı. Şimdiye kadar Farsçaya çevrilen eserlere bakarsanız, hayli düşük bir rakamla karşılaşırsınız. İki ülke arasındaki ekonomi, siyaset ve kültür münasebetleri geliştikçe ilgi daha da artacaktır. Türkiye’de birçok Fars dili v
Zaman
Kültür
19.08.2014
‘İran’daneklasiknedemodernTürkedebiyatıtanınıyor’‘İran’da ne klasik ne de modern Türk edebiyatı tanınıyor’
LYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
Zaman
29.06.2014
04:14
Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi, 22 Haziran’da son aşaması yapılan Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarını bir hafta geçmeden açıkladı. Ancak açıklamanın daha önce olduğu gibi gündüz ve basın toplantısıyla değil de gece yarısı saat 01.30’da internetten yapılması dikkat çekti.Bir başka ilginç nokta neredeyse bütün dereceleri hükümetin kapatmak için kanun çıkardığı dershanelere giden öğrencilerin toplaması oldu. 925 bin 81 öğrencinin katıldığı sınavda FEM Dershanesi öğrencileri Kerem Çıtak, Dil puan türünde, Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde, Büşra Topal TM-2, TM-3 puan türlerinde Türkiye şampiyonu olmayı başardı. Ankara Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2 ve TM-3 alanlarında Türkiye birinciliği elde etti. İzmir Körfez Dershanesi’nden Fethullah Gülen, TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye üçüncüsü oldu. Final Dershaneleri’ne devam eden Sefa Can Medin, MF-1, MF-2, MF-3, MF-4 puan türlerinde, Özgür Can Eren ve Mustafa Doğa Doğan da Dil, Dil-1 ve Dil-3 türlerinde birinci geldi. Uğur Dershanesi’nden Zeynep Bayram da MF-4 alanında Türkiye üçüncülüğünü kazandı.ÖSYM’nin Lisans Yerleştirme Sonuçları’nı (LYS) 22 Haziran’daki son sınavdan 6 gün sonra dün saat 01.30’da açıkladı. Sonuçların gece yarısı duyurulması dikkat çekti. ÖSYM’nin verilerine göre LYS’lere 925 bin 81 öğrenci girdi. Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Kerem Çıtak dil puan türünde Türkiye 1.si, Yine Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde Türkiye 1.si, Mustafa Asım Kılıçaslan TS-1 puan türünde Türkiye 1.si olurken yerleştirme derecesinde ise Bakırköy FEM şubesinden Büşra Topal adlı öğrenci Y-TM2, Y-TM3 puan türlerinde Türkiye 1.si olmayı başardı. Yine Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2, TM-3 alanlarında Türkiye 1.si oldu. Yamanlar Koleji öğrencisi Fethullah Gülen ise LYS’de TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye 3.sü oldu. 7-17 Temmuz 2014 tarihleri arasında adayların okumak istedikleri yükseköğretim programlarıyla ilgili tercihlerinin alınıp yerleştirmelerinin yapılacağı öğrenildi.FEM DERSHANELERİ: FEM, sınavda derece elde eden öğrencileri dün Baran Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Anne ve babası doktor olan Kerem Çıtak, dil puan türünde ipi önde göğüsledi. Kabataş Erkek Lisesi ve Beşiktaş FEM şubesi öğrencisi olan Çıtak, sınavı kazanmak için ciddi çaba sarf ettiğini söylüyor. Çıtak, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde okumayı istiyor. Dershanenin büyük avantaj sağladığını belirten Çıtak, “Geçmiş yılların sorularını çözdüm ve yaptığımız çalışma kampları çok işe yaradı. Tek başına okul yetersiz kalırdı.” dedi. Annesi öğretmen, babası akademisyen olan Taha Niyazi Dutkuner de Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi. Isparta’dan yatılı olarak İstanbul’a okumaya gelen Dutkuner, “Hukuk okumayı çok istiyorum. Günde 350-400 soru çözerek ciddi bir çalışma yaptım.” diyor. Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi ve Bakırköy FEM şubesi öğrencisi Büşra Topal da TM 2 ve TM 3 puan türlerinde yerleştirmeye göre birincilik elde etti. Mühendislik okumak istediğini belirten Topal, “Böyle bir derece de beklemiyordum ama çok mutlu oldum.” dedi. Bursa’da da FEM’e devam eden Mustafakemalpaşa İbrahim Önel Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencisi Merve Alan Ek Y-MF1’de Türkiye birincisi, Ek Y-MF2’de ise Türkiye üçüncüsü oldu.ÖZEL YAMANLAR KOLEJİ: İzmir Özel Yamanlar Koleji’nin 15 öğrencisi, LYS sonuçlarına göre ilk 100’e girerek büyük bir başarıya imza attı. Bu öğrenciler ilk yüzde 58 derece elde etti. Yamanlar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Sebahattin Kasap, yaptığı açıklamada, “Öğrencilerimizin elde ettiği başarılar bizleri mutlu etti. Geçen yıl ilk yüzde 10 öğrencimiz vardı, bu yıl bu sayıyı 15’e çıkarmanın ayrıca mutluluğunu yaşıyoruz.” diye konuştu.FATİH KOLEJİ: İstanbul Fatih Koleji Anadolu Lisesi öğrencisi Lütfi Sun TS-1 ve TS-2 puan türünde Türkiye 2’ncisi oldu. Sınava sözel alandan hazırlanan Sun, emeği geçen öğretmenlerinin katkısının çok büyük olduğunu belirtti. LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si olan İstinye Fatih Fen Lisesi öğrencisi Mustafa Şenyurt da, “Öğretmenlerim bana inanmıştı. Okula girerken ilk yüze gireceğime dair söz verdim. Onların bana olan güvenini sayesinde iki sınavda da istediğim sonuca ulaştım.” ifadelerini kullandı. İstanbul Fatih Anadolu Lisesi öğrencisi Muhammed Furkan Beşli de LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si oldu.ERZURUM AZİZİYE KOLEJİ: LYS Türkiye ikincisi Erzurum Aziziye Koleji’nden çıktı. Başarılarıyla dikkat çeken Aziziye Koleji Anadolu ve Fen Lisesi öğrencileri ilk bine 321 öğrenci soktu. Aziziye Kurumları Anadolu ve Fen Liseleri Müdürü Hasan Basri Tokcan, Muhammet Taha Temir’in
Zaman
En Çok Okunan
29.06.2014
LYS’debütündereceleridershaneliöğrencilertopladıLYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
LYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
Zaman
29.06.2014
04:07
Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi, 22 Haziran’da son aşaması yapılan Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarını bir hafta geçmeden açıkladı. Ancak açıklamanın daha önce olduğu gibi gündüz ve basın toplantısıyla değil de gece yarısı saat 01.30’da internetten yapılması dikkat çekti.Bir başka ilginç nokta neredeyse bütün dereceleri hükümetin kapatmak için kanun çıkardığı dershanelere giden öğrencilerin toplaması oldu. 925 bin 81 öğrencinin katıldığı sınavda FEM Dershanesi öğrencileri Kerem Çıtak, Dil puan türünde, Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde, Büşra Topal TM-2, TM-3 puan türlerinde Türkiye şampiyonu olmayı başardı. Ankara Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2 ve TM-3 alanlarında Türkiye birinciliği elde etti. İzmir Körfez Dershanesi’nden Fethullah Gülen, TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye üçüncüsü oldu. Final Dershaneleri’ne devam eden Sefa Can Medin, MF-1, MF-2, MF-3, MF-4 puan türlerinde, Özgür Can Eren ve Mustafa Doğa Doğan da Dil, Dil-1 ve Dil-3 türlerinde birinci geldi. Uğur Dershanesi’nden Zeynep Bayram da MF-4 alanında Türkiye üçüncülüğünü kazandı.ÖSYM’nin Lisans Yerleştirme Sonuçları’nı (LYS) 22 Haziran’daki son sınavdan 6 gün sonra dün saat 01.30’da açıkladı. Sonuçların gece yarısı duyurulması dikkat çekti. ÖSYM’nin verilerine göre LYS’lere 925 bin 81 öğrenci girdi. Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Kerem Çıtak dil puan türünde Türkiye 1.si, Yine Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde Türkiye 1.si, Mustafa Asım Kılıçaslan TS-1 puan türünde Türkiye 1.si olurken yerleştirme derecesinde ise Bakırköy FEM şubesinden Büşra Topal adlı öğrenci Y-TM2, Y-TM3 puan türlerinde Türkiye 1.si olmayı başardı. Yine Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2, TM-3 alanlarında Türkiye 1.si oldu. Yamanlar Koleji öğrencisi Fethullah Gülen ise LYS’de TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye 3.sü oldu. 7-17 Temmuz 2014 tarihleri arasında adayların okumak istedikleri yükseköğretim programlarıyla ilgili tercihlerinin alınıp yerleştirmelerinin yapılacağı öğrenildi.FEM DERSHANELERİ: FEM, sınavda derece elde eden öğrencileri dün Baran Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Anne ve babası doktor olan Kerem Çıtak, dil puan türünde ipi önde göğüsledi. Kabataş Erkek Lisesi ve Beşiktaş FEM şubesi öğrencisi olan Çıtak, sınavı kazanmak için ciddi çaba sarf ettiğini söylüyor. Çıtak, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde okumayı istiyor. Dershanenin büyük avantaj sağladığını belirten Çıtak, “Geçmiş yılların sorularını çözdüm ve yaptığımız çalışma kampları çok işe yaradı. Tek başına okul yetersiz kalırdı.” dedi. Annesi öğretmen, babası akademisyen olan Taha Niyazi Dutkuner de Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi. Isparta’dan yatılı olarak İstanbul’a okumaya gelen Dutkuner, “Hukuk okumayı çok istiyorum. Günde 350-400 soru çözerek ciddi bir çalışma yaptım.” diyor. Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi ve Bakırköy FEM şubesi öğrencisi Büşra Topal da TM 2 ve TM 3 puan türlerinde yerleştirmeye göre birincilik elde etti. Mühendislik okumak istediğini belirten Topal, “Böyle bir derece de beklemiyordum ama çok mutlu oldum.” dedi. Bursa’da da FEM’e devam eden Mustafakemalpaşa İbrahim Önel Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencisi Merve Alan Ek Y-MF1’de Türkiye birincisi, Ek Y-MF2’de ise Türkiye üçüncüsü oldu.ÖZEL YAMANLAR KOLEJİ: İzmir Özel Yamanlar Koleji’nin 15 öğrencisi, LYS sonuçlarına göre ilk 100’e girerek büyük bir başarıya imza attı. Bu öğrenciler ilk yüzde 58 derece elde etti. Yamanlar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Sebahattin Kasap, yaptığı açıklamada, “Öğrencilerimizin elde ettiği başarılar bizleri mutlu etti. Geçen yıl ilk yüzde 10 öğrencimiz vardı, bu yıl bu sayıyı 15’e çıkarmanın ayrıca mutluluğunu yaşıyoruz.” diye konuştu.FATİH KOLEJİ: İstanbul Fatih Koleji Anadolu Lisesi öğrencisi Lütfi Sun TS-1 ve TS-2 puan türünde Türkiye 2’ncisi oldu. Sınava sözel alandan hazırlanan Sun, emeği geçen öğretmenlerinin katkısının çok büyük olduğunu belirtti. LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si olan İstinye Fatih Fen Lisesi öğrencisi Mustafa Şenyurt da, “Öğretmenlerim bana inanmıştı. Okula girerken ilk yüze gireceğime dair söz verdim. Onların bana olan güvenini sayesinde iki sınavda da istediğim sonuca ulaştım.” ifadelerini kullandı. İstanbul Fatih Anadolu Lisesi öğrencisi Muhammed Furkan Beşli de LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si oldu.ERZURUM AZİZİYE KOLEJİ: LYS Türkiye ikincisi Erzurum Aziziye Koleji’nden çıktı. Başarılarıyla dikkat çeken Aziziye Koleji Anadolu ve Fen Lisesi öğrencileri ilk bine 321 öğrenci soktu. Aziziye Kurumları Anadolu ve Fen Liseleri Müdürü Hasan Basri Tokcan, Muhammet Taha Temir’in
Zaman
Güncel
29.06.2014
LYS’debütündereceleridershaneliöğrencilertopladıLYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
LYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
Zaman
29.06.2014
04:06
Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi, 22 Haziran’da son aşaması yapılan Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarını bir hafta geçmeden açıkladı. Ancak açıklamanın daha önce olduğu gibi gündüz ve basın toplantısıyla değil de gece yarısı saat 01.30’da internetten yapılması dikkat çekti.Bir başka ilginç nokta neredeyse bütün dereceleri hükümetin kapatmak için kanun çıkardığı dershanelere giden öğrencilerin toplaması oldu. 925 bin 81 öğrencinin katıldığı sınavda FEM Dershanesi öğrencileri Kerem Çıtak, Dil puan türünde, Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde, Büşra Topal TM-2, TM-3 puan türlerinde Türkiye şampiyonu olmayı başardı. Ankara Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2 ve TM-3 alanlarında Türkiye birinciliği elde etti. İzmir Körfez Dershanesi’nden Fethullah Gülen, TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye üçüncüsü oldu. Final Dershaneleri’ne devam eden Sefa Can Medin, MF-1, MF-2, MF-3, MF-4 puan türlerinde, Özgür Can Eren ve Mustafa Doğa Doğan da Dil, Dil-1 ve Dil-3 türlerinde birinci geldi. Uğur Dershanesi’nden Zeynep Bayram da MF-4 alanında Türkiye üçüncülüğünü kazandı.ÖSYM’nin Lisans Yerleştirme Sonuçları’nı (LYS) 22 Haziran’daki son sınavdan 6 gün sonra dün saat 01.30’da açıkladı. Sonuçların gece yarısı duyurulması dikkat çekti. ÖSYM’nin verilerine göre LYS’lere 925 bin 81 öğrenci girdi. Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Kerem Çıtak dil puan türünde Türkiye 1.si, Yine Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde Türkiye 1.si, Mustafa Asım Kılıçaslan TS-1 puan türünde Türkiye 1.si olurken yerleştirme derecesinde ise Bakırköy FEM şubesinden Büşra Topal adlı öğrenci Y-TM2, Y-TM3 puan türlerinde Türkiye 1.si olmayı başardı. Yine Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2, TM-3 alanlarında Türkiye 1.si oldu. Yamanlar Koleji öğrencisi Fethullah Gülen ise LYS’de TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye 3.sü oldu. 7-17 Temmuz 2014 tarihleri arasında adayların okumak istedikleri yükseköğretim programlarıyla ilgili tercihlerinin alınıp yerleştirmelerinin yapılacağı öğrenildi.FEM DERSHANELERİ: FEM, sınavda derece elde eden öğrencileri dün Baran Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Anne ve babası doktor olan Kerem Çıtak, dil puan türünde ipi önde göğüsledi. Kabataş Erkek Lisesi ve Beşiktaş FEM şubesi öğrencisi olan Çıtak, sınavı kazanmak için ciddi çaba sarf ettiğini söylüyor. Çıtak, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde okumayı istiyor. Dershanenin büyük avantaj sağladığını belirten Çıtak, “Geçmiş yılların sorularını çözdüm ve yaptığımız çalışma kampları çok işe yaradı. Tek başına okul yetersiz kalırdı.” dedi. Annesi öğretmen, babası akademisyen olan Taha Niyazi Dutkuner de Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi. Isparta’dan yatılı olarak İstanbul’a okumaya gelen Dutkuner, “Hukuk okumayı çok istiyorum. Günde 350-400 soru çözerek ciddi bir çalışma yaptım.” diyor. Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi ve Bakırköy FEM şubesi öğrencisi Büşra Topal da TM 2 ve TM 3 puan türlerinde yerleştirmeye göre birincilik elde etti. Mühendislik okumak istediğini belirten Topal, “Böyle bir derece de beklemiyordum ama çok mutlu oldum.” dedi. Bursa’da da FEM’e devam eden Mustafakemalpaşa İbrahim Önel Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencisi Merve Alan Ek Y-MF1’de Türkiye birincisi, Ek Y-MF2’de ise Türkiye üçüncüsü oldu.ÖZEL YAMANLAR KOLEJİ: İzmir Özel Yamanlar Koleji’nin 15 öğrencisi, LYS sonuçlarına göre ilk 100’e girerek büyük bir başarıya imza attı. Bu öğrenciler ilk yüzde 58 derece elde etti. Yamanlar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Sebahattin Kasap, yaptığı açıklamada, “Öğrencilerimizin elde ettiği başarılar bizleri mutlu etti. Geçen yıl ilk yüzde 10 öğrencimiz vardı, bu yıl bu sayıyı 15’e çıkarmanın ayrıca mutluluğunu yaşıyoruz.” diye konuştu.FATİH KOLEJİ: İstanbul Fatih Koleji Anadolu Lisesi öğrencisi Lütfi Sun TS-1 ve TS-2 puan türünde Türkiye 2’ncisi oldu. Sınava sözel alandan hazırlanan Sun, emeği geçen öğretmenlerinin katkısının çok büyük olduğunu belirtti. LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si olan İstinye Fatih Fen Lisesi öğrencisi Mustafa Şenyurt da, “Öğretmenlerim bana inanmıştı. Okula girerken ilk yüze gireceğime dair söz verdim. Onların bana olan güvenini sayesinde iki sınavda da istediğim sonuca ulaştım.” ifadelerini kullandı. İstanbul Fatih Anadolu Lisesi öğrencisi Muhammed Furkan Beşli de LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si oldu.ERZURUM AZİZİYE KOLEJİ: LYS Türkiye ikincisi Erzurum Aziziye Koleji’nden çıktı. Başarılarıyla dikkat çeken Aziziye Koleji Anadolu ve Fen Lisesi öğrencileri ilk bine 321 öğrenci soktu. Aziziye Kurumları Anadolu ve Fen Liseleri Müdürü Hasan Basri Tokcan, Muhammet Taha Temir’in
Zaman
Ana Sayfa
29.06.2014
LYS’debütündereceleridershaneliöğrencilertopladıLYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
LYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
Zaman
29.06.2014
03:40
Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi, 22 Haziran’da son aşaması yapılan Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarını bir hafta geçmeden açıkladı. Ancak açıklamanın daha önce olduğu gibi gündüz ve basın toplantısıyla değil de gece yarısı saat 01.30’da internetten yapılması dikkat çekti.Bir başka ilginç nokta neredeyse bütün dereceleri hükümetin kapatmak için kanun çıkardığı dershanelere giden öğrencilerin toplaması oldu. 925 bin 81 öğrencinin katıldığı sınavda FEM Dershanesi öğrencileri Kerem Çıtak, Dil puan türünde, Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde, Büşra Topal TM-2, TM-3 puan türlerinde Türkiye şampiyonu olmayı başardı. Ankara Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2 ve TM-3 alanlarında Türkiye birinciliği elde etti. İzmir Körfez Dershanesi’nden Fethullah Gülen, TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye üçüncüsü oldu. Final Dershaneleri’ne devam eden Sefa Can Medin, MF-1, MF-2, MF-3, MF-4 puan türlerinde, Özgür Can Eren ve Mustafa Doğa Doğan da Dil, Dil-1 ve Dil-3 türlerinde birinci geldi. Uğur Dershanesi’nden Zeynep Bayram da MF-4 alanında Türkiye üçüncülüğünü kazandı.ÖSYM’nin Lisans Yerleştirme Sonuçları’nı (LYS) 22 Haziran’daki son sınavdan 6 gün sonra dün saat 01.30’da açıkladı. Sonuçların gece yarısı duyurulması dikkat çekti. ÖSYM’nin verilerine göre LYS’lere 925 bin 81 öğrenci girdi. Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Kerem Çıtak dil puan türünde Türkiye 1.si, Yine Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde Türkiye 1.si, Mustafa Asım Kılıçaslan TS-1 puan türünde Türkiye 1.si olurken yerleştirme derecesinde ise Bakırköy FEM şubesinden Büşra Topal adlı öğrenci Y-TM2, Y-TM3 puan türlerinde Türkiye 1.si olmayı başardı. Yine Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2, TM-3 alanlarında Türkiye 1.si oldu. Yamanlar Koleji öğrencisi Fethullah Gülen ise LYS’de TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye 3.sü oldu. 7-17 Temmuz 2014 tarihleri arasında adayların okumak istedikleri yükseköğretim programlarıyla ilgili tercihlerinin alınıp yerleştirmelerinin yapılacağı öğrenildi.FEM DERSHANELERİ: FEM, sınavda derece elde eden öğrencileri dün Baran Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Anne ve babası doktor olan Kerem Çıtak, dil puan türünde ipi önde göğüsledi. Kabataş Erkek Lisesi ve Beşiktaş FEM şubesi öğrencisi olan Çıtak, sınavı kazanmak için ciddi çaba sarf ettiğini söylüyor. Çıtak, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde okumayı istiyor. Dershanenin büyük avantaj sağladığını belirten Çıtak, “Geçmiş yılların sorularını çözdüm ve yaptığımız çalışma kampları çok işe yaradı. Tek başına okul yetersiz kalırdı.” dedi. Annesi öğretmen, babası akademisyen olan Taha Niyazi Dutkuner de Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi. Isparta’dan yatılı olarak İstanbul’a okumaya gelen Dutkuner, “Hukuk okumayı çok istiyorum. Günde 350-400 soru çözerek ciddi bir çalışma yaptım.” diyor. Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi ve Bakırköy FEM şubesi öğrencisi Büşra Topal da TM 2 ve TM 3 puan türlerinde yerleştirmeye göre birincilik elde etti. Mühendislik okumak istediğini belirten Topal, “Böyle bir derece de beklemiyordum ama çok mutlu oldum.” dedi. Bursa’da da FEM’e devam eden Mustafakemalpaşa İbrahim Önel Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencisi Merve Alan Ek Y-MF1’de Türkiye birincisi, Ek Y-MF2’de ise Türkiye üçüncüsü oldu.ÖZEL YAMANLAR KOLEJİ: İzmir Özel Yamanlar Koleji’nin 15 öğrencisi, LYS sonuçlarına göre ilk 100’e girerek büyük bir başarıya imza attı. Bu öğrenciler ilk yüzde 58 derece elde etti. Yamanlar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Sebahattin Kasap, yaptığı açıklamada, “Öğrencilerimizin elde ettiği başarılar bizleri mutlu etti. Geçen yıl ilk yüzde 10 öğrencimiz vardı, bu yıl bu sayıyı 15’e çıkarmanın ayrıca mutluluğunu yaşıyoruz.” diye konuştu.FATİH KOLEJİ: İstanbul Fatih Koleji Anadolu Lisesi öğrencisi Lütfi Sun TS-1 ve TS-2 puan türünde Türkiye 2’ncisi oldu. Sınava sözel alandan hazırlanan Sun, emeği geçen öğretmenlerinin katkısının çok büyük olduğunu belirtti. LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si olan İstinye Fatih Fen Lisesi öğrencisi Mustafa Şenyurt da, “Öğretmenlerim bana inanmıştı. Okula girerken ilk yüze gireceğime dair söz verdim. Onların bana olan güvenini sayesinde iki sınavda da istediğim sonuca ulaştım.” ifadelerini kullandı. İstanbul Fatih Anadolu Lisesi öğrencisi Muhammed Furkan Beşli de LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si oldu.ERZURUM AZİZİYE KOLEJİ: LYS Türkiye ikincisi Erzurum Aziziye Koleji’nden çıktı. Başarılarıyla dikkat çeken Aziziye Koleji Anadolu ve Fen Lisesi öğrencileri ilk bine 321 öğrenci soktu. Aziziye Kurumları Anadolu ve Fen Liseleri Müdürü Hasan Basri Tokcan, Muhammet Taha Temir’in
Zaman
En Çok Okunan
29.06.2014
LYS’debütündereceleri dershaneliöğrencilertopladıLYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
LYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
Zaman
29.06.2014
02:08
Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi, 22 Haziran’da son aşaması yapılan Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarını bir hafta geçmeden açıkladı. Ancak açıklamanın daha önce olduğu gibi gündüz ve basın toplantısıyla değil de gece yarısı saat 01.30’da internetten yapılması dikkat çekti.Bir başka ilginç nokta neredeyse bütün dereceleri hükümetin kapatmak için kanun çıkardığı dershanelere giden öğrencilerin toplaması oldu. 925 bin 81 öğrencinin katıldığı sınavda FEM Dershanesi öğrencileri Kerem Çıtak, Dil puan türünde, Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde, Büşra Topal TM-2, TM-3 puan türlerinde Türkiye şampiyonu olmayı başardı. Ankara Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2 ve TM-3 alanlarında Türkiye birinciliği elde etti. İzmir Körfez Dershanesi’nden Fethullah Gülen, TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye üçüncüsü oldu. Final Dershaneleri’ne devam eden Sefa Can Medin, MF-1, MF-2, MF-3, MF-4 puan türlerinde, Özgür Can Eren ve Mustafa Doğa Doğan da Dil, Dil-1 ve Dil-3 türlerinde birinci geldi. Uğur Dershanesi’nden Zeynep Bayram da MF-4 alanında Türkiye üçüncülüğünü kazandı.ÖSYM’nin Lisans Yerleştirme Sonuçları’nı (LYS) 22 Haziran’daki son sınavdan 6 gün sonra dün saat 01.30’da açıkladı. Sonuçların gece yarısı duyurulması dikkat çekti. ÖSYM’nin verilerine göre LYS’lere 925 bin 81 öğrenci girdi. Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Kerem Çıtak dil puan türünde Türkiye 1.si, Yine Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde Türkiye 1.si, Mustafa Asım Kılıçaslan TS-1 puan türünde Türkiye 1.si olurken yerleştirme derecesinde ise Bakırköy FEM şubesinden Büşra Topal adlı öğrenci Y-TM2, Y-TM3 puan türlerinde Türkiye 1.si olmayı başardı. Yine Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2, TM-3 alanlarında Türkiye 1.si oldu. Yamanlar Koleji öğrencisi Fethullah Gülen ise LYS’de TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye 3.sü oldu. 7-17 Temmuz 2014 tarihleri arasında adayların okumak istedikleri yükseköğretim programlarıyla ilgili tercihlerinin alınıp yerleştirmelerinin yapılacağı öğrenildi.FEM DERSHANELERİ: FEM, sınavda derece elde eden öğrencileri dün Baran Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Anne ve babası doktor olan Kerem Çıtak, dil puan türünde ipi önde göğüsledi. Kabataş Erkek Lisesi ve Beşiktaş FEM şubesi öğrencisi olan Çıtak, sınavı kazanmak için ciddi çaba sarf ettiğini söylüyor. Çıtak, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde okumayı istiyor. Dershanenin büyük avantaj sağladığını belirten Çıtak, “Geçmiş yılların sorularını çözdüm ve yaptığımız çalışma kampları çok işe yaradı. Tek başına okul yetersiz kalırdı.” dedi. Annesi öğretmen, babası akademisyen olan Taha Niyazi Dutkuner de Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi. Isparta’dan yatılı olarak İstanbul’a okumaya gelen Dutkuner, “Hukuk okumayı çok istiyorum. Günde 350-400 soru çözerek ciddi bir çalışma yaptım.” diyor. Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi ve Bakırköy FEM şubesi öğrencisi Büşra Topal da TM 2 ve TM 3 puan türlerinde yerleştirmeye göre birincilik elde etti. Mühendislik okumak istediğini belirten Topal, “Böyle bir derece de beklemiyordum ama çok mutlu oldum.” dedi. Bursa’da da FEM’e devam eden Mustafakemalpaşa İbrahim Önel Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencisi Merve Alan Ek Y-MF1’de Türkiye birincisi, Ek Y-MF2’de ise Türkiye üçüncüsü oldu.ÖZEL YAMANLAR KOLEJİ: İzmir Özel Yamanlar Koleji’nin 15 öğrencisi, LYS sonuçlarına göre ilk 100’e girerek büyük bir başarıya imza attı. Bu öğrenciler ilk yüzde 58 derece elde etti. Yamanlar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Sebahattin Kasap, yaptığı açıklamada, “Öğrencilerimizin elde ettiği başarılar bizleri mutlu etti. Geçen yıl ilk yüzde 10 öğrencimiz vardı, bu yıl bu sayıyı 15’e çıkarmanın ayrıca mutluluğunu yaşıyoruz.” diye konuştu.FATİH KOLEJİ: İstanbul Fatih Koleji Anadolu Lisesi öğrencisi Lütfi Sun TS-1 ve TS-2 puan türünde Türkiye 2’ncisi oldu. Sınava sözel alandan hazırlanan Sun, emeği geçen öğretmenlerinin katkısının çok büyük olduğunu belirtti. LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si olan İstinye Fatih Fen Lisesi öğrencisi Mustafa Şenyurt da, “Öğretmenlerim bana inanmıştı. Okula girerken ilk yüze gireceğime dair söz verdim. Onların bana olan güvenini sayesinde iki sınavda da istediğim sonuca ulaştım.” ifadelerini kullandı. İstanbul Fatih Anadolu Lisesi öğrencisi Muhammed Furkan Beşli de LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si oldu.ERZURUM AZİZİYE KOLEJİ: LYS Türkiye ikincisi Erzurum Aziziye Koleji’nden çıktı. Başarılarıyla dikkat çeken Aziziye Koleji Anadolu ve Fen Lisesi öğrencileri ilk bine 321 öğrenci soktu. Aziziye Kurumları Anadolu ve Fen Liseleri Müdürü Hasan Basri Tokcan, Muhammet Taha Temir’in
Zaman
Güncel
29.06.2014
LYS’debütündereceleri dershaneliöğrencilertopladıLYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
LYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
Zaman
29.06.2014
02:08
Ölçme Seçme ve Yerleştirme Merkezi, 22 Haziran’da son aşaması yapılan Lisans Yerleştirme Sınavı (LYS) sonuçlarını bir hafta geçmeden açıkladı. Ancak açıklamanın daha önce olduğu gibi gündüz ve basın toplantısıyla değil de gece yarısı saat 01.30’da internetten yapılması dikkat çekti.Bir başka ilginç nokta neredeyse bütün dereceleri hükümetin kapatmak için kanun çıkardığı dershanelere giden öğrencilerin toplaması oldu. 925 bin 81 öğrencinin katıldığı sınavda FEM Dershanesi öğrencileri Kerem Çıtak, Dil puan türünde, Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde, Büşra Topal TM-2, TM-3 puan türlerinde Türkiye şampiyonu olmayı başardı. Ankara Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2 ve TM-3 alanlarında Türkiye birinciliği elde etti. İzmir Körfez Dershanesi’nden Fethullah Gülen, TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye üçüncüsü oldu. Final Dershaneleri’ne devam eden Sefa Can Medin, MF-1, MF-2, MF-3, MF-4 puan türlerinde, Özgür Can Eren ve Mustafa Doğa Doğan da Dil, Dil-1 ve Dil-3 türlerinde birinci geldi. Uğur Dershanesi’nden Zeynep Bayram da MF-4 alanında Türkiye üçüncülüğünü kazandı.ÖSYM’nin Lisans Yerleştirme Sonuçları’nı (LYS) 22 Haziran’daki son sınavdan 6 gün sonra dün saat 01.30’da açıkladı. Sonuçların gece yarısı duyurulması dikkat çekti. ÖSYM’nin verilerine göre LYS’lere 925 bin 81 öğrenci girdi. Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Kerem Çıtak dil puan türünde Türkiye 1.si, Yine Kabataş Erkek Lisesi ve FEM Dershanesi öğrencisi Taha Niyazi Tutkuner TS-2 puan türünde Türkiye 1.si, Mustafa Asım Kılıçaslan TS-1 puan türünde Türkiye 1.si olurken yerleştirme derecesinde ise Bakırköy FEM şubesinden Büşra Topal adlı öğrenci Y-TM2, Y-TM3 puan türlerinde Türkiye 1.si olmayı başardı. Yine Maltepe Dershaneleri’nden Ömer Faruk Parmak TM-1, TM-2, TM-3 alanlarında Türkiye 1.si oldu. Yamanlar Koleji öğrencisi Fethullah Gülen ise LYS’de TM-1 ve TM-2 puan türlerinde Türkiye 3.sü oldu. 7-17 Temmuz 2014 tarihleri arasında adayların okumak istedikleri yükseköğretim programlarıyla ilgili tercihlerinin alınıp yerleştirmelerinin yapılacağı öğrenildi.FEM DERSHANELERİ: FEM, sınavda derece elde eden öğrencileri dün Baran Kültür Merkezi’nde bir araya getirdi. Anne ve babası doktor olan Kerem Çıtak, dil puan türünde ipi önde göğüsledi. Kabataş Erkek Lisesi ve Beşiktaş FEM şubesi öğrencisi olan Çıtak, sınavı kazanmak için ciddi çaba sarf ettiğini söylüyor. Çıtak, Boğaziçi Üniversitesi Mühendislik Fakültesi’nde okumayı istiyor. Dershanenin büyük avantaj sağladığını belirten Çıtak, “Geçmiş yılların sorularını çözdüm ve yaptığımız çalışma kampları çok işe yaradı. Tek başına okul yetersiz kalırdı.” dedi. Annesi öğretmen, babası akademisyen olan Taha Niyazi Dutkuner de Kabataş Erkek Lisesi öğrencisi. Isparta’dan yatılı olarak İstanbul’a okumaya gelen Dutkuner, “Hukuk okumayı çok istiyorum. Günde 350-400 soru çözerek ciddi bir çalışma yaptım.” diyor. Çapa Anadolu Öğretmen Lisesi ve Bakırköy FEM şubesi öğrencisi Büşra Topal da TM 2 ve TM 3 puan türlerinde yerleştirmeye göre birincilik elde etti. Mühendislik okumak istediğini belirten Topal, “Böyle bir derece de beklemiyordum ama çok mutlu oldum.” dedi. Bursa’da da FEM’e devam eden Mustafakemalpaşa İbrahim Önel Anadolu Öğretmen Lisesi öğrencisi Merve Alan Ek Y-MF1’de Türkiye birincisi, Ek Y-MF2’de ise Türkiye üçüncüsü oldu.ÖZEL YAMANLAR KOLEJİ: İzmir Özel Yamanlar Koleji’nin 15 öğrencisi, LYS sonuçlarına göre ilk 100’e girerek büyük bir başarıya imza attı. Bu öğrenciler ilk yüzde 58 derece elde etti. Yamanlar Eğitim Kurumları Genel Müdürü Sebahattin Kasap, yaptığı açıklamada, “Öğrencilerimizin elde ettiği başarılar bizleri mutlu etti. Geçen yıl ilk yüzde 10 öğrencimiz vardı, bu yıl bu sayıyı 15’e çıkarmanın ayrıca mutluluğunu yaşıyoruz.” diye konuştu.FATİH KOLEJİ: İstanbul Fatih Koleji Anadolu Lisesi öğrencisi Lütfi Sun TS-1 ve TS-2 puan türünde Türkiye 2’ncisi oldu. Sınava sözel alandan hazırlanan Sun, emeği geçen öğretmenlerinin katkısının çok büyük olduğunu belirtti. LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si olan İstinye Fatih Fen Lisesi öğrencisi Mustafa Şenyurt da, “Öğretmenlerim bana inanmıştı. Okula girerken ilk yüze gireceğime dair söz verdim. Onların bana olan güvenini sayesinde iki sınavda da istediğim sonuca ulaştım.” ifadelerini kullandı. İstanbul Fatih Anadolu Lisesi öğrencisi Muhammed Furkan Beşli de LYS TM 1 puan türünde Türkiye 7.si oldu.ERZURUM AZİZİYE KOLEJİ: LYS Türkiye ikincisi Erzurum Aziziye Koleji’nden çıktı. Başarılarıyla dikkat çeken Aziziye Koleji Anadolu ve Fen Lisesi öğrencileri ilk bine 321 öğrenci soktu. Aziziye Kurumları Anadolu ve Fen Liseleri Müdürü Hasan Basri Tokcan, Muhammet Taha Temir’in
Zaman
Ana Sayfa
29.06.2014
LYS’debütündereceleri dershaneliöğrencilertopladıLYS’de bütün dereceleri dershaneli öğrenciler topladı
Dış politikada büyük düşüş
Zaman
28.06.2014
14:06
Türkiye’nin küresel vizyonu elbette çok yönlü olmalıdır. Ancak Batı ve Ortadoğu bizim için tarih boyunca daima özel ağırlık taşıyan iki büyük kültür alanıdır.Yüzyıllardır devam eden bir yöneliş sonunda Türkiye bugün Batı dünyasının bir parçasıdır. Türkiye aynı zamanda İslam’ın merkezi Ortadoğu ile ayrılamaz tarih ve kültür bağlarına sahiptir. Bu iki büyük kültür alanıyla güçlü ilişkiler inşa etmemiz, öncelikle Türkiye’nin çıkarınadır. Ama bundan aynı zamanda Batı’nın ve Ortadoğu’nun da kazanacağı çok şeyler vardır. Söz konusu olan, üç taraflı bir kazanç durumudur.Bu vizyonun ilk şartı, Türkiye’nin temel hak ve özgürlüklere sahip bir demokratik hukuk devletine sahip olmasıdır. Aksi takdirde ne Batı’da ne de Ortadoğu’da arzu edilen hedeflere ulaşmamız mümkündür. İkincisi, dış politika icraatlarının iyi düşünülmüş ve sağlam analizler üzerine kurulu bir şekilde, asgari hatayla yapılmasıdır. Nihayet üçüncüsü, uluslararası ilişkilerde özenli bir dilin korunması ve farklıklarımızın medeni bir üslupla ifade edilmesi gereğidir. Bugün Berlin’den Bağdat’a dış ilişkilerimizi gölgeleyen üslubu değiştirmemiz, Cumhuriyet ve Osmanlı dönemi devlet adamlarımızın, yani kendi geleneğimizin diplomasi üslubuna geri dönmemiz gerekiyor. Son yıllarda bu şartların üçü de giderek bozuldu ve Türkiye kaygı verici bir düşüş içine girdi.Türkiye’nin AB üyelik hedefi, açılan 14 başlığa rağmen, müzakerelerin başladığı 2005’e göre bugün artık daha uzakta. Ankara’daki iktidarın AB’nin en güçlü ülkesi Almanya nezdinde itibarı yere çakılmış durumda. Mevcut gidişi devam ederse, Türkiye’nin AB üyesi olma ihtimali bulunmuyor. Batı dünyasının lideri Amerika’da 2008’den beri başkanlık koltuğunda Barack Obama’nın oturması Türkiye için muazzam bir fırsattı. Çünkü İslam dünyasına dönük vizyonu açısından, Türkiye’nin daha güçlü işbirliği yapabileceği bir ABD başkanını en azından bugün için hayal etmek zordur. Göreve başladığında Obama’nın da öyle düşündüğünü biliyoruz. İlk yurt dışı gezisini 2009’da Ankara’ya yapması bunun açık bir işaretiydi. Ama bu fırsatı da değerlendiremedik. Geldiğimiz noktada Türkiye artık Batı için, etkili bir ortak olmaktan çok, stratejik ve ekonomik çıkarlarının gerektirdiği ölçüde işbirliği yapılacak bir ülke.Türkiye’nin Ortadoğu ilişkileri daha da vahim. Bugün Ortadoğu’da uluslararası platformlarda çözümü aranan üç büyük çatışma var. Suriye iç savaşı, İsrail-Filistin sorunu ve İran’ın nükleer programı. Bir başka kritik konu, Arap dünyasının lideri Mısır’ın içinden geçtiği ve ne yöne gelişeceği belirsiz süreç. Bu sorunlarının hepsinde Türkiye kendini ehemmiyetsiz bir konuma indirgemiş durumda. Suriye politikası ise iflas etti. Dışarıdan askerî müdahaleyle rejim değişikliği girişimi büyük bir yanlıştı. Esed rejimi erken tarihlerde düşseydi bile başarı şansı yoktu.Filistinliler Gazze’de daha önce hiç görülmedik derecede korkunç bir sefalet içinde. Yiyecek, ilaç, yakıt ve her türlü ihtiyacın yokluğu had safhada. ABD’nin girişimi ile başlayan son İsrail-Filistin müzakereleri, kısa süre önce başarısızlıkla sonuçlandı. Netanyahu, planını adım adım uyguluyor ve yakında yaşama gücü olan bağımsız bir Filistin devletinin şartları arazide kalmamış olacak. Ankara’da iktidarda, Filistin davasını yüreğinde hisseden bir iktidar var. Ama kayda değer bir faydası olamıyor. Çünkü Gazze’ye yardım sadece Mısır ve İsrail üzerinden mümkün, ikisiyle de kavgalı. İki devlet çözümü ve Filistin devletinin kurulması, sadece Netanyahu’nun geriletilmesiyle mümkün. Türkiye bunu elbette tek başına yapamaz. Ancak AB ve özellikle ABD’yle işbirliği çerçevesinde anlamlı bir katkıda bulunması mümkün olabilirdi. Ne var ki Batı’yla böyle bir işbirliği için kredisini tüketmiş durumda.Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarı askerî bir darbeyle yıkılınca, Ankara aynen kendisi gibi düşünmeyen, hatta aynı kelimeleri kullanmayan herkese ağır bir dille saldırdı. Müslüman Kardeşler’i askerî yönetime direnmeye teşvik etti! Mısır’ı, o ülkenin İhvan’ını ve Mısır ordusunu iyi okuyamadı. Mısır son 62 yılın 61’ini askerî yönetim altında yaşamış (ilk askerî darbeyi MK de desteklemişti) bir ülke. Diyalog yerine meydan okumanın, Müslüman Kardeşler’in daha çok ezilmesi ve daha acımasız bir askerî diktatörlükten başka sonuç doğurmayacağı belli. AKP’nin siyasî idolleri rahmetli Necmettin Erbakan ve Turgut Özal, askerî darbelere mi direnmişti? Mısır’ın güney komşusu Sudan’da darbeyle iktidara gelen Albay Ömer Beşir’i niçin hararetle destekledik? İlişkilerini tüketen Türkiye’nin şimdi Mısır’ın demokrasiye geçişine bir katkı yapabilmesi
Zaman
Yorum
28.06.2014
DışpolitikadabüyükdüşüşDış politikada büyük düşüş
Dış politikada büyük düşüş
Zaman
20.06.2014
02:31
Türkiye’nin küresel vizyonu elbette çok yönlü olmalıdır. Ancak Batı ve Ortadoğu bizim için tarih boyunca daima özel ağırlık taşıyan iki büyük kültür alanıdır.Yüzyıllardır devam eden bir yöneliş sonunda Türkiye bugün Batı dünyasının bir parçasıdır. Türkiye aynı zamanda İslam’ın merkezi Ortadoğu ile ayrılamaz tarih ve kültür bağlarına sahiptir. Bu iki büyük kültür alanıyla güçlü ilişkiler inşa etmemiz, öncelikle Türkiye’nin çıkarınadır. Ama bundan aynı zamanda Batı’nın ve Ortadoğu’nun da kazanacağı çok şeyler vardır. Söz konusu olan, üç taraflı bir kazanç durumudur.Bu vizyonun ilk şartı, Türkiye’nin temel hak ve özgürlüklere sahip bir demokratik hukuk devletine sahip olmasıdır. Aksi takdirde ne Batı’da ne de Ortadoğu’da arzu edilen hedeflere ulaşmamız mümkündür. İkincisi, dış politika icraatlarının iyi düşünülmüş ve sağlam analizler üzerine kurulu bir şekilde, asgari hatayla yapılmasıdır. Nihayet üçüncüsü, uluslararası ilişkilerde özenli bir dilin korunması ve farklıklarımızın medeni bir üslupla ifade edilmesi gereğidir. Bugün Berlin’den Bağdat’a dış ilişkilerimizi gölgeleyen üslubu değiştirmemiz, Cumhuriyet ve Osmanlı dönemi devlet adamlarımızın, yani kendi geleneğimizin diplomasi üslubuna geri dönmemiz gerekiyor. Son yıllarda bu şartların üçü de giderek bozuldu ve Türkiye kaygı verici bir düşüş içine girdi.Türkiye’nin AB üyelik hedefi, açılan 14 başlığa rağmen, müzakerelerin başladığı 2005’e göre bugün artık daha uzakta. Ankara’daki iktidarın AB’nin en güçlü ülkesi Almanya nezdinde itibarı yere çakılmış durumda. Mevcut gidişi devam ederse, Türkiye’nin AB üyesi olma ihtimali bulunmuyor. Batı dünyasının lideri Amerika’da 2008’den beri başkanlık koltuğunda Barack Obama’nın oturması Türkiye için muazzam bir fırsattı. Çünkü İslam dünyasına dönük vizyonu açısından, Türkiye’nin daha güçlü işbirliği yapabileceği bir ABD başkanını en azından bugün için hayal etmek zordur. Göreve başladığında Obama’nın da öyle düşündüğünü biliyoruz. İlk yurt dışı gezisini 2009’da Ankara’ya yapması bunun açık bir işaretiydi. Ama bu fırsatı da değerlendiremedik. Geldiğimiz noktada Türkiye artık Batı için, etkili bir ortak olmaktan çok, stratejik ve ekonomik çıkarlarının gerektirdiği ölçüde işbirliği yapılacak bir ülke.Türkiye’nin Ortadoğu ilişkileri daha da vahim. Bugün Ortadoğu’da uluslararası platformlarda çözümü aranan üç büyük çatışma var. Suriye iç savaşı, İsrail-Filistin sorunu ve İran’ın nükleer programı. Bir başka kritik konu, Arap dünyasının lideri Mısır’ın içinden geçtiği ve ne yöne gelişeceği belirsiz süreç. Bu sorunlarının hepsinde Türkiye kendini ehemmiyetsiz bir konuma indirgemiş durumda. Suriye politikası ise iflas etti. Dışarıdan askerî müdahaleyle rejim değişikliği girişimi büyük bir yanlıştı. Esed rejimi erken tarihlerde düşseydi bile başarı şansı yoktu.Filistinliler Gazze’de daha önce hiç görülmedik derecede korkunç bir sefalet içinde. Yiyecek, ilaç, yakıt ve her türlü ihtiyacın yokluğu had safhada. ABD’nin girişimi ile başlayan son İsrail-Filistin müzakereleri, kısa süre önce başarısızlıkla sonuçlandı. Netanyahu, planını adım adım uyguluyor ve yakında yaşama gücü olan bağımsız bir Filistin devletinin şartları arazide kalmamış olacak. Ankara’da iktidarda, Filistin davasını yüreğinde hisseden bir iktidar var. Ama kayda değer bir faydası olamıyor. Çünkü Gazze’ye yardım sadece Mısır ve İsrail üzerinden mümkün, ikisiyle de kavgalı. İki devlet çözümü ve Filistin devletinin kurulması, sadece Netanyahu’nun geriletilmesiyle mümkün. Türkiye bunu elbette tek başına yapamaz. Ancak AB ve özellikle ABD’yle işbirliği çerçevesinde anlamlı bir katkıda bulunması mümkün olabilirdi. Ne var ki Batı’yla böyle bir işbirliği için kredisini tüketmiş durumda.Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarı askerî bir darbeyle yıkılınca, Ankara aynen kendisi gibi düşünmeyen, hatta aynı kelimeleri kullanmayan herkese ağır bir dille saldırdı. Müslüman Kardeşler’i askerî yönetime direnmeye teşvik etti! Mısır’ı, o ülkenin İhvan’ını ve Mısır ordusunu iyi okuyamadı. Mısır son 62 yılın 61’ini askerî yönetim altında yaşamış (ilk askerî darbeyi MK de desteklemişti) bir ülke. Diyalog yerine meydan okumanın, Müslüman Kardeşler’in daha çok ezilmesi ve daha acımasız bir askerî diktatörlükten başka sonuç doğurmayacağı belli. AKP’nin siyasî idolleri rahmetli Necmettin Erbakan ve Turgut Özal, askerî darbelere mi direnmişti? Mısır’ın güney komşusu Sudan’da darbeyle iktidara gelen Albay Ömer Beşir’i niçin hararetle destekledik? İlişkilerini tüketen Türkiye’nin şimdi Mısır’ın demokrasiye geçişine bir katkı yapabilmesi
Zaman
Yorum
20.06.2014
DışpolitikadabüyükdüşüşDış politikada büyük düşüş
Dış politikada büyük düşüş
Zaman
20.06.2014
02:02
Türkiye’nin küresel vizyonu elbette çok yönlü olmalıdır. Ancak Batı ve Ortadoğu bizim için tarih boyunca daima özel ağırlık taşıyan iki büyük kültür alanıdır.Yüzyıllardır devam eden bir yöneliş sonunda Türkiye bugün Batı dünyasının bir parçasıdır. Türkiye aynı zamanda İslam’ın merkezi Ortadoğu ile ayrılamaz tarih ve kültür bağlarına sahiptir. Bu iki büyük kültür alanıyla güçlü ilişkiler inşa etmemiz, öncelikle Türkiye’nin çıkarınadır. Ama bundan aynı zamanda Batı’nın ve Ortadoğu’nun da kazanacağı çok şeyler vardır. Söz konusu olan, üç taraflı bir kazanç durumudur.Bu vizyonun ilk şartı, Türkiye’nin temel hak ve özgürlüklere sahip bir demokratik hukuk devletine sahip olmasıdır. Aksi takdirde ne Batı’da ne de Ortadoğu’da arzu edilen hedeflere ulaşmamız mümkündür. İkincisi, dış politika icraatlarının iyi düşünülmüş ve sağlam analizler üzerine kurulu bir şekilde, asgari hatayla yapılmasıdır. Nihayet üçüncüsü, uluslararası ilişkilerde özenli bir dilin korunması ve farklıklarımızın medeni bir üslupla ifade edilmesi gereğidir. Bugün Berlin’den Bağdat’a dış ilişkilerimizi gölgeleyen üslubu değiştirmemiz, Cumhuriyet ve Osmanlı dönemi devlet adamlarımızın, yani kendi geleneğimizin diplomasi üslubuna geri dönmemiz gerekiyor. Son yıllarda bu şartların üçü de giderek bozuldu ve Türkiye kaygı verici bir düşüş içine girdi.Türkiye’nin AB üyelik hedefi, açılan 14 başlığa rağmen, müzakerelerin başladığı 2005’e göre bugün artık daha uzakta. Ankara’daki iktidarın AB’nin en güçlü ülkesi Almanya nezdinde itibarı yere çakılmış durumda. Mevcut gidişi devam ederse, Türkiye’nin AB üyesi olma ihtimali bulunmuyor. Batı dünyasının lideri Amerika’da 2008’den beri başkanlık koltuğunda Barack Obama’nın oturması Türkiye için muazzam bir fırsattı. Çünkü İslam dünyasına dönük vizyonu açısından, Türkiye’nin daha güçlü işbirliği yapabileceği bir ABD başkanını en azından bugün için hayal etmek zordur. Göreve başladığında Obama’nın da öyle düşündüğünü biliyoruz. İlk yurt dışı gezisini 2009’da Ankara’ya yapması bunun açık bir işaretiydi. Ama bu fırsatı da değerlendiremedik. Geldiğimiz noktada Türkiye artık Batı için, etkili bir ortak olmaktan çok, stratejik ve ekonomik çıkarlarının gerektirdiği ölçüde işbirliği yapılacak bir ülke.Türkiye’nin Ortadoğu ilişkileri daha da vahim. Bugün Ortadoğu’da uluslararası platformlarda çözümü aranan üç büyük çatışma var. Suriye iç savaşı, İsrail-Filistin sorunu ve İran’ın nükleer programı. Bir başka kritik konu, Arap dünyasının lideri Mısır’ın içinden geçtiği ve ne yöne gelişeceği belirsiz süreç. Bu sorunlarının hepsinde Türkiye kendini ehemmiyetsiz bir konuma indirgemiş durumda. Suriye politikası ise iflas etti. Dışarıdan askerî müdahaleyle rejim değişikliği girişimi büyük bir yanlıştı. Esed rejimi erken tarihlerde düşseydi bile başarı şansı yoktu.Filistinliler Gazze’de daha önce hiç görülmedik derecede korkunç bir sefalet içinde. Yiyecek, ilaç, yakıt ve her türlü ihtiyacın yokluğu had safhada. ABD’nin girişimi ile başlayan son İsrail-Filistin müzakereleri, kısa süre önce başarısızlıkla sonuçlandı. Netanyahu, planını adım adım uyguluyor ve yakında yaşama gücü olan bağımsız bir Filistin devletinin şartları arazide kalmamış olacak. Ankara’da iktidarda, Filistin davasını yüreğinde hisseden bir iktidar var. Ama kayda değer bir faydası olamıyor. Çünkü Gazze’ye yardım sadece Mısır ve İsrail üzerinden mümkün, ikisiyle de kavgalı. İki devlet çözümü ve Filistin devletinin kurulması, sadece Netanyahu’nun geriletilmesiyle mümkün. Türkiye bunu elbette tek başına yapamaz. Ancak AB ve özellikle ABD’yle işbirliği çerçevesinde anlamlı bir katkıda bulunması mümkün olabilirdi. Ne var ki Batı’yla böyle bir işbirliği için kredisini tüketmiş durumda.Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarı askerî bir darbeyle yıkılınca, Ankara aynen kendisi gibi düşünmeyen, hatta aynı kelimeleri kullanmayan herkese ağır bir dille saldırdı. Müslüman Kardeşler’i askerî yönetime direnmeye teşvik etti! Mısır’ı, o ülkenin İhvan’ını ve Mısır ordusunu iyi okuyamadı. Mısır son 62 yılın 61’ini askerî yönetim altında yaşamış (ilk askerî darbeyi MK de desteklemişti) bir ülke. Diyalog yerine meydan okumanın, Müslüman Kardeşler’in daha çok ezilmesi ve daha acımasız bir askerî diktatörlükten başka sonuç doğurmayacağı belli. AKP’nin siyasî idolleri rahmetli Necmettin Erbakan ve Turgut Özal, askerî darbelere mi direnmişti? Mısır’ın güney komşusu Sudan’da darbeyle iktidara gelen Albay Ömer Beşir’i niçin hararetle destekledik? İlişkilerini tüketen Türkiye’nin şimdi Mısır’ın demokrasiye geçişine bir katkı yapabilmesi
Zaman
Ana Sayfa
20.06.2014
DışpolitikadabüyükdüşüşDış politikada büyük düşüş
Abdülhamit Bilici - Nefret vaizliği!
Zaman
07.06.2014
04:11
Moskova- Bir grup gazeteci ve akademisyenle birlikte kuzey komşumuz Rusya’dayız. Serin havasıyla bildiğimiz Moskova’da termometre 30 dereceyi gösteriyor. Ülkemizde sabah akşam kullanılan nefret dili, toplumsal kesimleri geçip artık aile içi bağları bile dinamitlemeye başlarken, bizi Rusya’ya getiren gerekçe bu tablonun tersine oldukça idealist bir amaç içeriyor. Milli Gazete, Hürriyet, Fox, Yeni Asya, Samanyolu, Kanaltürk, Today’s Zaman, CNN Türk gibi farklı medyalardan meslektaşlarla beraberiz. Rus medyasından da birçok isim toplantıya katılıyor. Türkiye’den Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ile Rusya’dan Medya Soyuz’un düzenlediği toplantının konusu, “Asya ile Avrupa arasında medya köprüsü”. Rusya Devlet Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı, Türk-Rus Kültür Merkezi ve Ria Reyting’in katkıda bulunduğu toplantıda iki ülkeden meslektaşlar olarak pek çok konu hakkında görüş alış verişinde bulunduk: Medya özgürlüğü, iki ülkenin medyalarında birbiri hakkındaki algı, birlikte yaşama ilkesi açısından sivil toplumun rolü, medyanın sorunları. Ekonomik ilişkilerimiz göz kamaştırıcı biçimde gelişse de Türkiye ve Rusya medyasının buna ne kadar uyum sağladığı tartışmalı. Sadece mayıs ayında Türkiye’deki gazete ve internet haber sitelerinde Rusya hakkında çıkan haberleri inceleyen İstanbul Üniversitesi’nden Aydemir Okay’ın vardığı sonuç manidar: Yayınlanan 157 haber ağırlıklı olarak siyasi içerikli ve genel eğilimi olumsuz. Google rakip olarak Rusların geliştirdiği bir web sitesiyle ilgili medyamızda yer alan haberin başlığı, olumsuz Rus algısına dair önemli ipucu veriyor: “Rusya’dan Google’u vuracak silah”. Rus medyasındaki Türkiye algısını araştıran Aleksey Simonovskiy’nin vardığı sonuç da farklı değil: Haberler daha çok kriz odaklı ve olumsuz. Halbuki ev sahibimiz olan üniversiteden bir akademisyenin ülkemize dair algısı medyaların çizdiğinden oldukça farklı:“Demir Perde’nin kalkmasından sonra Rusya da ve Türkiye de çok değişti. Türkiye’yi uzaktaki bir ülke gibi yabancı değil, sanki eski Sovyet cumhuriyetlerinden biri gibi yakın görüyoruz. Çok kolay gidip geliyoruz. Zaman, Cihan gibi ciddi medya kurumlarının yaklaşımına güveniyoruz.” Toplantının açış konuşmasını yapan Rus Meclisi’ndeki Türk Dostluk Grubu Başkanı İldar Gilmutdinov da oldukça iyimser ve özgüveni tam: “Bize göre en güvenilir ortak Türkiye. Her yıl ticaretimiz artıyor. Kırım ve diğer konularda yapmamız gerekeni yaptık. Büyük ülkeyiz, yaptırımlardan korkmayız. Bu sayede Çin ve Türkiye gibi ülkelerle ilişkilerimiz daha güçleniyor.” Barış ve diyaloğa katkıda bulunması, hak ve adaletin sözcüsü olması beklenen medyanın, gerilim ve çatışma aracı haline gelmesi sadece Türkiye ve Rusya’nın değil, bütün dünyanın sorunu. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Onursal Başkanı Fethullah Gülen, toplantı için gönderdiği konuşmada tam da bu hastalığa dikkat çekti. Vakıf Başkanı Mustafa Yeşil’in okuduğu mektupta Hocaefendi, günümüz dünyasında çok etkin bir güç olan medyanın bir caninin elinde öldürücü bir silah, tefessüh etmiş birinin elinde ahlaksızlığı yayan bir vesile, toplumsal sorumluluğunu bilenlerin elinde ise yeryüzünü cennete çevirecek bir iksir olduğunu vurguladı. Geleneksel medyanın toplumların hassasiyetine vâkıf olmayışına değinen Hocaefendi, Rusların Büyük Petro dediği tarihi şahsiyete, Türk medyasının tarihten kalma bir alışkanlıkla Deli Petro demesini örnek verdi. İfade özgürlüğü sorununa da değinen Gülen, Türkiye’de 29 gazetecinin hâlâ hapiste olmasının üzücü olduğunu belirttikten sonra patronların veya siyasi otoritenin baskısı sonucu ortaya çıkan otosansürün vicdanın hapsedilmesi olduğunu vurguladı. Çarpıcı tespitlerinden biri ise gazetecilik kültürünün bir toplumdaki genel demokratik olgunluğunun bir parçası olduğuna dair şu vurgusuydu: “Bir toplum insan hak ve özgürlüklerine saygıyı, hoşgörü ve diyalog kültürünü içselleştirememiş, siyasetçiler iç/dış düşman üretiyor, nefret vaizliği yapıyorlarsa gazeteciler de bu genel kültür çiğliğinden etkilenecektir.” Evrensel insani değerlerin topraklarımızda yeşeren büyük temsilcisi Yunus Emre, asırlar önce söz ve medyanın bağlı olması gereken ölçüyü ne güzel ifade etmiş: “Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı/ Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.”
Zaman
En Çok Okunan
07.06.2014
AbdülhamitBilici-NefretvaizliğiAbdülhamit Bilici - Nefret vaizliği
Abdülhamit Bilici - Nefret vaizliği!
Zaman
07.06.2014
02:04
Moskova- Bir grup gazeteci ve akademisyenle birlikte kuzey komşumuz Rusya’dayız. Serin havasıyla bildiğimiz Moskova’da termometre 30 dereceyi gösteriyor. Ülkemizde sabah akşam kullanılan nefret dili, toplumsal kesimleri geçip artık aile içi bağları bile dinamitlemeye başlarken, bizi Rusya’ya getiren gerekçe bu tablonun tersine oldukça idealist bir amaç içeriyor. Milli Gazete, Hürriyet, Fox, Yeni Asya, Samanyolu, Kanaltürk, Today’s Zaman, CNN Türk gibi farklı medyalardan meslektaşlarla beraberiz. Rus medyasından da birçok isim toplantıya katılıyor. Türkiye’den Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ile Rusya’dan Medya Soyuz’un düzenlediği toplantının konusu, “Asya ile Avrupa arasında medya köprüsü”. Rusya Devlet Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı, Türk-Rus Kültür Merkezi ve Ria Reyting’in katkıda bulunduğu toplantıda iki ülkeden meslektaşlar olarak pek çok konu hakkında görüş alış verişinde bulunduk: Medya özgürlüğü, iki ülkenin medyalarında birbiri hakkındaki algı, birlikte yaşama ilkesi açısından sivil toplumun rolü, medyanın sorunları. Ekonomik ilişkilerimiz göz kamaştırıcı biçimde gelişse de Türkiye ve Rusya medyasının buna ne kadar uyum sağladığı tartışmalı. Sadece mayıs ayında Türkiye’deki gazete ve internet haber sitelerinde Rusya hakkında çıkan haberleri inceleyen İstanbul Üniversitesi’nden Aydemir Okay’ın vardığı sonuç manidar: Yayınlanan 157 haber ağırlıklı olarak siyasi içerikli ve genel eğilimi olumsuz. Google rakip olarak Rusların geliştirdiği bir web sitesiyle ilgili medyamızda yer alan haberin başlığı, olumsuz Rus algısına dair önemli ipucu veriyor: “Rusya’dan Google’u vuracak silah”. Rus medyasındaki Türkiye algısını araştıran Aleksey Simonovskiy’nin vardığı sonuç da farklı değil: Haberler daha çok kriz odaklı ve olumsuz. Halbuki ev sahibimiz olan üniversiteden bir akademisyenin ülkemize dair algısı medyaların çizdiğinden oldukça farklı:“Demir Perde’nin kalkmasından sonra Rusya da ve Türkiye de çok değişti. Türkiye’yi uzaktaki bir ülke gibi yabancı değil, sanki eski Sovyet cumhuriyetlerinden biri gibi yakın görüyoruz. Çok kolay gidip geliyoruz. Zaman, Cihan gibi ciddi medya kurumlarının yaklaşımına güveniyoruz.” Toplantının açış konuşmasını yapan Rus Meclisi’ndeki Türk Dostluk Grubu Başkanı İldar Gilmutdinov da oldukça iyimser ve özgüveni tam: “Bize göre en güvenilir ortak Türkiye. Her yıl ticaretimiz artıyor. Kırım ve diğer konularda yapmamız gerekeni yaptık. Büyük ülkeyiz, yaptırımlardan korkmayız. Bu sayede Çin ve Türkiye gibi ülkelerle ilişkilerimiz daha güçleniyor.” Barış ve diyaloğa katkıda bulunması, hak ve adaletin sözcüsü olması beklenen medyanın, gerilim ve çatışma aracı haline gelmesi sadece Türkiye ve Rusya’nın değil, bütün dünyanın sorunu. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Onursal Başkanı Fethullah Gülen, toplantı için gönderdiği konuşmada tam da bu hastalığa dikkat çekti. Vakıf Başkanı Mustafa Yeşil’in okuduğu mektupta Hocaefendi, günümüz dünyasında çok etkin bir güç olan medyanın bir caninin elinde öldürücü bir silah, tefessüh etmiş birinin elinde ahlaksızlığı yayan bir vesile, toplumsal sorumluluğunu bilenlerin elinde ise yeryüzünü cennete çevirecek bir iksir olduğunu vurguladı. Geleneksel medyanın toplumların hassasiyetine vâkıf olmayışına değinen Hocaefendi, Rusların Büyük Petro dediği tarihi şahsiyete, Türk medyasının tarihten kalma bir alışkanlıkla Deli Petro demesini örnek verdi. İfade özgürlüğü sorununa da değinen Gülen, Türkiye’de 29 gazetecinin hâlâ hapiste olmasının üzücü olduğunu belirttikten sonra patronların veya siyasi otoritenin baskısı sonucu ortaya çıkan otosansürün vicdanın hapsedilmesi olduğunu vurguladı. Çarpıcı tespitlerinden biri ise gazetecilik kültürünün bir toplumdaki genel demokratik olgunluğunun bir parçası olduğuna dair şu vurgusuydu: “Bir toplum insan hak ve özgürlüklerine saygıyı, hoşgörü ve diyalog kültürünü içselleştirememiş, siyasetçiler iç/dış düşman üretiyor, nefret vaizliği yapıyorlarsa gazeteciler de bu genel kültür çiğliğinden etkilenecektir.” Evrensel insani değerlerin topraklarımızda yeşeren büyük temsilcisi Yunus Emre, asırlar önce söz ve medyanın bağlı olması gereken ölçüyü ne güzel ifade etmiş: “Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı/ Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.”
Zaman
Köşe Yazıları
07.06.2014
AbdülhamitBilici-NefretvaizliğiAbdülhamit Bilici - Nefret vaizliği
Abdülhamit Bilici - Nefret vaizliği!
Zaman
07.06.2014
02:02
Moskova- Bir grup gazeteci ve akademisyenle birlikte kuzey komşumuz Rusya’dayız. Serin havasıyla bildiğimiz Moskova’da termometre 30 dereceyi gösteriyor. Ülkemizde sabah akşam kullanılan nefret dili, toplumsal kesimleri geçip artık aile içi bağları bile dinamitlemeye başlarken, bizi Rusya’ya getiren gerekçe bu tablonun tersine oldukça idealist bir amaç içeriyor. Milli Gazete, Hürriyet, Fox, Yeni Asya, Samanyolu, Kanaltürk, Today’s Zaman, CNN Türk gibi farklı medyalardan meslektaşlarla beraberiz. Rus medyasından da birçok isim toplantıya katılıyor. Türkiye’den Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı ile Rusya’dan Medya Soyuz’un düzenlediği toplantının konusu, “Asya ile Avrupa arasında medya köprüsü”. Rusya Devlet Sosyal Bilimler Üniversitesi’nin ev sahipliği yaptığı, Türk-Rus Kültür Merkezi ve Ria Reyting’in katkıda bulunduğu toplantıda iki ülkeden meslektaşlar olarak pek çok konu hakkında görüş alış verişinde bulunduk: Medya özgürlüğü, iki ülkenin medyalarında birbiri hakkındaki algı, birlikte yaşama ilkesi açısından sivil toplumun rolü, medyanın sorunları. Ekonomik ilişkilerimiz göz kamaştırıcı biçimde gelişse de Türkiye ve Rusya medyasının buna ne kadar uyum sağladığı tartışmalı. Sadece mayıs ayında Türkiye’deki gazete ve internet haber sitelerinde Rusya hakkında çıkan haberleri inceleyen İstanbul Üniversitesi’nden Aydemir Okay’ın vardığı sonuç manidar: Yayınlanan 157 haber ağırlıklı olarak siyasi içerikli ve genel eğilimi olumsuz. Google rakip olarak Rusların geliştirdiği bir web sitesiyle ilgili medyamızda yer alan haberin başlığı, olumsuz Rus algısına dair önemli ipucu veriyor: “Rusya’dan Google’u vuracak silah”. Rus medyasındaki Türkiye algısını araştıran Aleksey Simonovskiy’nin vardığı sonuç da farklı değil: Haberler daha çok kriz odaklı ve olumsuz. Halbuki ev sahibimiz olan üniversiteden bir akademisyenin ülkemize dair algısı medyaların çizdiğinden oldukça farklı:“Demir Perde’nin kalkmasından sonra Rusya da ve Türkiye de çok değişti. Türkiye’yi uzaktaki bir ülke gibi yabancı değil, sanki eski Sovyet cumhuriyetlerinden biri gibi yakın görüyoruz. Çok kolay gidip geliyoruz. Zaman, Cihan gibi ciddi medya kurumlarının yaklaşımına güveniyoruz.” Toplantının açış konuşmasını yapan Rus Meclisi’ndeki Türk Dostluk Grubu Başkanı İldar Gilmutdinov da oldukça iyimser ve özgüveni tam: “Bize göre en güvenilir ortak Türkiye. Her yıl ticaretimiz artıyor. Kırım ve diğer konularda yapmamız gerekeni yaptık. Büyük ülkeyiz, yaptırımlardan korkmayız. Bu sayede Çin ve Türkiye gibi ülkelerle ilişkilerimiz daha güçleniyor.” Barış ve diyaloğa katkıda bulunması, hak ve adaletin sözcüsü olması beklenen medyanın, gerilim ve çatışma aracı haline gelmesi sadece Türkiye ve Rusya’nın değil, bütün dünyanın sorunu. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Onursal Başkanı Fethullah Gülen, toplantı için gönderdiği konuşmada tam da bu hastalığa dikkat çekti. Vakıf Başkanı Mustafa Yeşil’in okuduğu mektupta Hocaefendi, günümüz dünyasında çok etkin bir güç olan medyanın bir caninin elinde öldürücü bir silah, tefessüh etmiş birinin elinde ahlaksızlığı yayan bir vesile, toplumsal sorumluluğunu bilenlerin elinde ise yeryüzünü cennete çevirecek bir iksir olduğunu vurguladı. Geleneksel medyanın toplumların hassasiyetine vâkıf olmayışına değinen Hocaefendi, Rusların Büyük Petro dediği tarihi şahsiyete, Türk medyasının tarihten kalma bir alışkanlıkla Deli Petro demesini örnek verdi. İfade özgürlüğü sorununa da değinen Gülen, Türkiye’de 29 gazetecinin hâlâ hapiste olmasının üzücü olduğunu belirttikten sonra patronların veya siyasi otoritenin baskısı sonucu ortaya çıkan otosansürün vicdanın hapsedilmesi olduğunu vurguladı. Çarpıcı tespitlerinden biri ise gazetecilik kültürünün bir toplumdaki genel demokratik olgunluğunun bir parçası olduğuna dair şu vurgusuydu: “Bir toplum insan hak ve özgürlüklerine saygıyı, hoşgörü ve diyalog kültürünü içselleştirememiş, siyasetçiler iç/dış düşman üretiyor, nefret vaizliği yapıyorlarsa gazeteciler de bu genel kültür çiğliğinden etkilenecektir.” Evrensel insani değerlerin topraklarımızda yeşeren büyük temsilcisi Yunus Emre, asırlar önce söz ve medyanın bağlı olması gereken ölçüyü ne güzel ifade etmiş: “Söz ola kese savaşı söz ola bitire başı/ Söz ola ağılı aşı bal ile yağ ede bir söz.”
Zaman
Ana Sayfa
07.06.2014
AbdülhamitBilici-NefretvaizliğiAbdülhamit Bilici - Nefret vaizliği
Tutunamayan kelimeler
Zaman
06.06.2014
02:05
Selfie çılgınlığına Türk Dil Kurumu da kayıtsız kalmadı ve bu yabancı kelimenin Türkçe mukabilini buldu: Özçekim. Kelime tutar mı tutmaz mı onu zaman gösterecek. TDK’nın son yıllarda bulduğu diğer Türkçe karşılıkları yeniden hatırlayalım.Yapmayanın kalmadığı ‘selfie’ye Türk Dil Kurumu da bigâne kalmadı. Dünyayı kasıp kavuran bu poza yerli bir isim buldu. Vatandaşlardan gelen önerileri dikkate alan TDK, “sosyapoz, başyapıt, bengil, çekenti, çeklaçek, ferdi, seyfi...” gibi kelimeler arasından ‘özçekim’i uygun gördüğünü açıkladı. TDK’nın bu refleksi yeni kelime çabasını hatırlattı bizlere. 1932’de kurulan kurum, dil devriminin tezahürü neticesinde ‘yabancı’ kelimeleri öztürkçeleştirme cehdi içinde oldu hep. Anahtara ‘açkı’ ismini uygun bulan kurumun bazı kelimelerdeki zorlama karşılıkları espri mevzuu dahi oldu. Mesela TDK’nın uygulamasında yer almayan sözcükler onlara mal edildi. Çokça zikredildiği için buraya da raptedelim: Otobüs ‘çok oturgaçlı götürgeç’, düdüklü tencere ‘öttürgeçli pişirmelik’, yumurta ‘tavuksal fırlatgaç’ gibi komik ötesi kelimelerle aktarıldı. Halkın bu satirik tavrı, dil inkılâbının jakoben bir edayla ve cebren dikte ettirilmesine tepki olarak okunabilir.TDK yakın dönemde, 2008’de o zamanki başkanları Prof. Dr. Şükrü Halûk Akalın’ın öncülüğünde, ‘Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu’ hazırlamıştı. Akalın, eklemeli bir dil olan Türkçenin diğer dillerin yaşadığı sorunlardan fazlasını yaşadığını söylemiş ve “Çok fazla yabancı kelime kullanımı zaman içinde o sözlerin Türkçe karşılığının bile unutulmasına yol açıyor. Örneğin, son yıllarda çok sık kullanılan trend sözünün Türkçede eğilim, yönelim, yönelme, doğrultu, gelişme yönü, tarz gibi tam 56 karşılığı var.” diye konuşmuştu.Yabancı kelimelerin istilasına karşı bir rahatsızlık söz konusu; lakin mezkûr yeni kelimelerden çoğu günlük hayattaki dilde dikiş tutturamıyor. Ayakta kalmayı başaranlar da yok değil, onlar bugün hâlâ dilimizde. Atatürk Kültür Merkezi Başkanı Prof. Dr. Turan Karataş, TDK’nın başka dillerden giren/gelen kelimelere karşılık olarak teklif ettiği bazı kelimelerin yaşama şansı bulduğunu söylüyor: “Özçekim, bu talihe kavuşabilir mi, zaman gösterecek. Yaşamasını temenni ederim, çünkü ‘özçek’in daha şanslı olduğunu belirtmiştim, çünkü iki heceli. Ancak burada bir hususu açık etmek gerekir. Bir kelimenin yaşama şansı bulması için konuşma dilinde dolaşıma girmesi yetmiyor. Asıl olması gereken, yazarların, şairlerin o sözcüğe sahip çıkması, fırsat buldukça kullanmaları gerekiyor.”‘Önlem almak önlenemez’Şair İhsan Deniz ise bu tür Türkçe karşılıkların pek çoğunda olduğu gibi tutmayacağını dillendiriyor. Yabancı kelime istilasına anladığımız usullerle ‘önlem’ alınamayacağını dile getiren Deniz, “Önlem almak önlemez. Dilin hacmi, genişliği, derinliği, hareketliliği noktasında, Türkçenin, örneğin kelime dağarcığının ilk başta yazılı metinlerle daha çok beslenmesi, akış kanallarının verimli kılınması gerekiyor. Ama bunun ‘önlem’ kaygusu gütmeksizin, doğal akışı içinde olması gerekiyor. Yaşayan diliniz güçlüyse o kendini korur, doğal refleksini verir.” diyor.Habertürk TV sunucusu Veyis Ateş de bu tip kelimelerin tutmayacağı kanaatinde. TDK’nın yıllar önce ‘misyon’ ve ‘vizyon’ kelimeleri için ‘görev’ ve ‘ülkü’ karşılıklarını önerdiğini hatırlatan Karataş, hemen hiçbir kurumun bu karşılıkları umursamadığını belirtiyor: “Bir çeşit özgüvenle, anlamı epeyce kirlenmiş yer yer de özelleşmiş ‘misyon’u kullanmayı sürdürmekteler. Çalıştığım üniversitenin sayfasına ısrarla ‘özgörev’ ve ‘uzgörü’ ifadelerinin yazılmasını istedim. Uzgörü yerine öngörü de denebilirdi, hatta ülkü de. Her hâlükârda ‘vizyon’dan daha iyi.” Karataş’a göre, kurum ve kuruluşların söz konusu yeni kelimelere itibar etmeme sebepleri, hâlâ Batı özenmeciliği ve alışkanlıkların esiri olmak.Prof. Dr. Turan Karataş: Yabancı kelimelere karşılık bulmak öncelikle sanatçının görevi“Yabancı kelimeler her dönem gelir; görünür, yerleşir veya kaybolur. Bilim, sanat ve teknoloji ithal ediyorsanız bu kaçınılmazdır. Kendi ürününüzü imal etmediğiniz sürece bundan kurtulamazsınız. Diyelim bu tür sözcükler dile girdi. Bunlara karşılık bulmak ilk adımda söz sanatlarıyla uğraşan şair ve yazarların özgörevleri arasındadır. Onlar bulur, kullanır; TDK da kökenini açıklar, doğruluğunu tartışır, varsa benzer yapıda kelimeler gösterir. Bir çeşit sahip çıkar sözcüğe, kamuoyuna duyurur, kurum ve kuruluşlara bildirir. Bu işte ilk görev, dille uğraşan bilim
Zaman
Ana Sayfa
06.06.2014
TutunamayankelimelerTutunamayan kelimeler
Türk klasik müzik terapi konseri, Moskovalı sanatseverleri büyüledi
Zaman
30.05.2014
12:15
Rusyanın başkenti Moskovada Türk klasik müzik sanatçılarının sunduğu terapi konseri, Rus sanatseverleri büyüledi.Rusyanın tarihi konser salonlarından dünyaca ünlü Moskova Çaykovski Konser Salonunda yapılan konserde Konya Necmettin Erbakan Üniversitesi müzik dalında öğretim görevlileri Ahmet Şahin Ak (Ud) ve Fatih Bayrak (Çello) sahne aldı. Rusyada faaliyet gösteren Türk-Rus Kültür Merkezi sanatçıları Ahmet Yılmaz (Kanun) ve Ahmet Mert (Ney) konuklara eşlik etti.Türk-Rus Kültür Merkezinin organize ettiği konsere, Moskova Çaykovski Devlet Konservatuarı Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Margarita Karatıgina, Merkez Genel Müdürü Arif Asalıoğlu ve yaklaşık 70 Rus ve Türk sanatsever katıldı.Konserde farklı makamlarda Türk tasavvuf ve Türk klasik müziklerinden oluşan parçalar seslendirildi. Program Rus ve Türk konuklar tarafından büyük ilgiyle izlendi. Müzik ziyafeti sırasında bazı Rus katılımcıların tempo tutması da gözlerden kaçmadı. Türk klasik ve tasavvuf müzik parçaları katılımcıları duygulandırırken, akademisyen sanatçılar dakikalarca ayakta alkışlandı.Cihan Haber Ajansına (Cihan) konuşan Ak, Avrupa ve Türk-İslâm kültüründe müzikle tedavinin önemine değinerek en eski dönemlerden 20.yüzyıla kadar iki önemli medeniyetin müzikle tedavide eriştiği noktaya vurgu yaptı. Ak, Çok nezih bir dinleyici kitlesi vardı. Türk tasavvuf müziğinden en iyi örneklerle elimizden gelenin en iyisini yapmaya çalıştık. İleriye yönelikte daha geniş çaplı bir organizasyonda karşılıklı ilişkiler geliştirilebiliriz. dedi.TÜRK DOSTLAR, ÇAYKOVSKİ KONSER SALONUNDA ŞARK DÜNYASINI YAŞATTICihana konuşan Moskova Çaykovski Devlet Konservatuarı Uluslararası İlişkiler Sorumlusu Karatıgina, Çaykovski konser salonu dünyaca ünlü klasik müzik sanatçılarını konuk etti. Ama bugün Türk dostlarımız bizi Türk klasik müzik ziyafetiyle başka bir dünyaya, Şark dünyasına taşıdı. Rus sanatseverler olarak Türk klasik ve tasavvuf müziğine ilgi duyuyoruz. Bu tür konserlerin sık sık yapılmasını arzu ediyoruz. Türk-Rus Kültür Merkezi sayesinde Rus sanatseverlerin Türk klasik tasavvuf müzikleriyle tekrar buluşacaklarına inanıyoruz. şeklinde konuştu.Kültür Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Cüneyt Güçtekin, Gerçekten çok güzel bir geceydi, adeta ruhlarımız rehabilite oldu. Türk müziğini Rusyada tanıtma adına yıl içerisinde Çaykovskiy konservatuarında çeşitli etkinlikler gerçekleştirdik. Bu akşam buraya gelen herkes bu konserden sonra çok mutlu bir şekilde ayrılmıştır. Çaykovskiy konservatuarına böyle bir konser düzenleme imkanı sağladıkları için çok teşekkür ediyoruz. Moskovada geleneksel Türk müzik ve kültürüne ilgi çok büyük, kültürümüzü Rus dostlarımıza anlatmaktan çok mutluyuz. Umut ediyorum ki bundan sonra Türk müziğine ilgi duyanlar Türkiyeye gidip müziği yerinde dinleme imkanı bulacaklar. İki ülke arasındaki kültürel çalışmalar adına önemli bir faaliyetti.dedi.(CİHAN)
Zaman
Kültür
30.05.2014
TürkklasikmüzikterapikonseriMoskovalısanatseverleribüyülediTürk klasik müzik terapi konseri Moskovalı sanatseverleri büyüledi
Louisiana Senatosu, Soma için taziye mesajı yayınladı
Zaman
27.05.2014
10:43
ABDnin Louisiana eyaletinde Somada yaşanan maden faciasında hayatını kaybedenler için Meclis ve Senato tarafından iki ayrı taziye mesajı yayınlandı. Milletvekili Ledricka Thierry ve Senatör Sharon Broome tarafından hazırlanan mesajlar, milletvekili ve senatörlere okunduktan sonra kabul edildi.Ledricka Thierry öncülüğünde yayınlanan Meclis bildirisinde, Somada yaşanan felaketin Türkiyede şu ana kadar yaşanan en ölümcül maden kazası olduğuna dikkat çekildi. Mesajda, Kazada hayatını kaybedenler için dua ediyoruz. Ölenlerin yakınlarına ise en derin üzüntülerimizi iletiyoruz. Kalanların barış ve huzur içinde yaşamalarını temenni ediyoruz. denildi.Eyalet Eğitim Komisyon Başkanı Milletvekili Steve Carter, 8 ay önce Türkiyeyi ziyaret ettiğini belirterek, Louisiana halkının Türkiyede yaşanan maden faciası için dua ettiğini söyledi. Carter, Yaşanan felaketten dolayı çok üzgünüz. Umarım en kısa sürede yaralar sarılır. diye konuştu.Louisiana Eyalet Senatörü Elbert Guillory ise, Ailem, toplumumuz ve tüm Louisiana eyaleti olarak, Türkiyeye ve özellikle kazada hayatını kaybedenlerin ailelerine taziye dileklerimizi bildiriyoruz. Dualarımız sizinle. diye konuştu. Eyalet Senatörü Dan Claitor ise Yaşanan maden kazasından dolayı Soma ve Türkiyedeki insanlara en içten taziye dileklerimi iletiyorum. Dualarımız sizinle. şeklinde konuştu. Milletvekili Patrick Williams da hayatını kaybedenlerin ailelerine taziyelerini sunduğunu söyledi. Taziye mesajlarına öncülük eden Milletvekili Thierry ve Senatör Broom, daha önce Louisianada faaliyet gösteren Atlas Vakfı ve Türk Kültür Merkezi tarafından düzenlenen kültürlerarası diyalog gezileri kapsamında Türkiyeyi ziyaret etmişti.Manisanın Soma ilçesinde meydana gelen maden kazasında resmi rakamlara göre 301 kişi hayatını kaybetti.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
27.05.2014
LouisianaSenatosuSomaiçintaziyemesajıyayınladıLouisiana Senatosu Soma için taziye mesajı yayınladı
Sanatçı Amine Sultan Tan'ın 'Ruh Yansımaları' adlı sergisi açıldı
Zaman
21.05.2014
16:55
Sanatçı Amine Sultan Tan, on yılı aşkın süredir duygularını yansıtarak hazırladığı resimlerini Ruh Yansımaları adıyla sanatseverlerin beğenisine sundu.Üsküdar Bağlarbaşı Kültür Merkezi Fuaye salonunda sanatçı Amine Sultan Tanın, Ruh Yansımalarıadını verdiği resim sergisi açıldı. 50ye aşkın eserin yer aldığı sergiye çok sayıda davetli katıldı.Ev hanımı olduğunu ve insanın istedikten sonra her şeyi yapabileceğini belirten Tan, On senenin en az birikimi var burada. Çocukluğumdan beri ben resim yapıyorum ama profesyonel olarak on yılı aştı. Daha olgunlaşmak için bekledim bu zamana kadar. Kendimi daha hazır hissettiğim zamanda yapmak istedim. Elliyi aşkın eser var. Artık böyle bir şeyin iyi olacağını düşündük hep birlikte. Böyle bir adım attık. Genelde hep foto detay deniyor bu çalışmalara. Ayrıntı, birebir tabiatın yansıması. Bu zamanda ressamlar tarafından kullanılmıyor. Çok zor. İncelik isteyen bir iş. Ben seviyorum ince çalışmayı. Detayı çok sevdiğim için bu şekilde çalışıyorum. Kabiliyet gerekiyor ama üzerine bir eğitim mutlaka gerekiyor. Çünkü işin teknik safhaları var. Şu anda ders veriyorum. Ev hanımıyım iki tane çocuğum var. İnsan istedikten sonra gerçekten sevdikten sonra yapabiliyor. ifadelerini kullandı.Sergiyi gezmeye gelen bir vatandaş ise, Çok güzel. Arkadaşımın çocukluktan gelen bir başarısı bu. Tebrik ediyorum kendisini. Beğendim, güzel sergi. Farklı eserler ama gerçekten ruhtaki yansımaları çıkarmış. Tebrik ediyorum kendisini. dedi.Sergi, 21 Mayıs-24 Mayıs tarihleri arsında sanatseverler tarafından ziyaret edilebilecek.(CİHAN)
Zaman
Kültür
21.05.2014
SanatçıAmineSultanTanınRuhYansımalarıadlısergisiaçıldıSanatçı Amine Sultan Tanın Ruh Yansımaları adlı sergisi açıldı
Aile içi iletişim konferansı için tutulan salonu bile iptal ettiler
Zaman
13.05.2014
02:16
Milli Eğitim, Erzurum’da Pınar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlemek istediği ‘aile içi iletişim’ seminerine engel oldu. Günler öncesinden ücreti ödenerek kiralanan okul salonu, programa saatler kala kapatıldı. Bin 500 kişilik davetiye dağıtılan konferans, FEM Dershanesi Salonu’nda gerçekleştirildi.17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarından sonra Hizmet Hareketi’ne yönelik başlatılan hak ihlallerine bir yenisi daha eklendi. Erzurum Milli Eğitim Müdürlüğü, Pınar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin okul salonunda düzenlemek istediği ‘aile içi iletişim’ konferansına izin vermedi. Derneğin, geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirilmek üzere 600 lira ödeyerek tuttuğu salon, kira sözleşmesi hiçe sayılarak iptal edildi. Programa saatler kala Erzurum Anadolu Lisesi Kültür Merkezi Salonu’nun kapatılmasına tepki gösteren dernek yönetimi, “Son derece antidemokratik bir uygulama. Herkese açık olan konferans salonunun gerekçe gösterilmeden iptal edilmesini kınıyoruz.” açıklamasında bulundu.Aile Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Efkan Yeşildağ, Pınar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği’nin davetlisi olarak 11 Mayıs Cumartesi günü Yakutiye ilçesindeki Erzurum Anadolu Lisesi Kültür Merkezi Salonu’nda konferans verecekti. Dernek yönetimi, hafta başında okul idaresine başvuruda bulunarak 600 liraya iki gün için salonu kiraladı. Ardından bin 500 kişilik davetiye bastırıp dağıttı. Okul yönetimi, konferanstan bir gün önce, mesai bitiminde il milli eğitim müdürlüğünün konferansa ‘onay’ vermediğini söyleyerek salon kullanımının iptal edildiğini bildirdi. Duruma tepki gösteren dernek yönetimi, söz konusu etkinliği FEM Dershanesi Salonu’nda gerçekleştirdi. Salon iptalinin kendileriyle ilgisi olmadığını belirten Yakutiye Kaymakamı Ahmet Katırcı, kararın gerekçesinin de kendilerine iletilmediğini ifade etti. İlçe Milli Eğitim Müdürü Ahmet Kurt da iptalin tamamen il milli eğitim müdürlüğü tasarrufunda olduğunu, iptal kararının resmi yazıyla ilçe emniyet müdürlüğü ile kaymakamlığa tebliğ edildiğini anlattı. Erzurum Anadolu Lisesi idaresi ise ‘yetkileri olmadığını’ dile getirerek açıklama yapmaktan kaçındı.YARDIM KERMESİNİ DE ENGELLEMİŞLERDİSalon iptaline benzer bir haber yine Erzurum’dan cumartesi günü gelmişti. Narman Yardımlaşma Derneği’nin, ihtiyaç sahibi öğrenciler yararına kermes düzenlediği bina, zabıta ekipleri tarafından kapatılmıştı. Kermeste sergilenen gıda malzemeleri ve giyim eşyaları dışarı çıkartılmıştı. Hizmet Hareketi’ne yönelik engellemeler bununla sınırlı kalmadı. Daha önce de Burdur’da Kutlu Doğum programı, etkinliğe iki saat kala valilik tarafından engellenmişti. Yozgat’ta bulunan Bozok Üniversitesi de ‘Herkes O’nu Okuyor’ programı için 2 hafta öncesinden parası ödenerek kiralanan salonla ilgili sözleşmeyi iptal etmişti. Bazı vatandaşlar, il merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki salona gittikten sonra programın iptal olduğunu öğrenmiş ve geri dönmek zorunda kalmıştı.Erzurum Narman’da yardım derneğinin hafta sonu kermes düzenlediği bina, zabıta tarafından mühürlenmiş, gıda ve giyim eşyaları dışarı taşınmıştı. Zaman, söz konusu antidemokratik tavrı dün gündeme getirmişti.
Zaman
En Çok Okunan
13.05.2014
AileiçiiletişimkonferansıiçintutulansalonubileiptalettilerAile içi iletişim konferansı için tutulan salonu bile iptal ettiler
Aile içi iletişim konferansı için tutulan salonu bile iptal ettiler
Zaman
13.05.2014
02:02
Milli Eğitim, Erzurum’da Pınar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlemek istediği ‘aile içi iletişim’ seminerine engel oldu. Günler öncesinden ücreti ödenerek kiralanan okul salonu, programa saatler kala kapatıldı. Bin 500 kişilik davetiye dağıtılan konferans, FEM Dershanesi Salonu’nda gerçekleştirildi.17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarından sonra Hizmet Hareketi’ne yönelik başlatılan hak ihlallerine bir yenisi daha eklendi. Erzurum Milli Eğitim Müdürlüğü, Pınar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin okul salonunda düzenlemek istediği ‘aile içi iletişim’ konferansına izin vermedi. Derneğin, geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirilmek üzere 600 lira ödeyerek tuttuğu salon, kira sözleşmesi hiçe sayılarak iptal edildi. Programa saatler kala Erzurum Anadolu Lisesi Kültür Merkezi Salonu’nun kapatılmasına tepki gösteren dernek yönetimi, “Son derece antidemokratik bir uygulama. Herkese açık olan konferans salonunun gerekçe gösterilmeden iptal edilmesini kınıyoruz.” açıklamasında bulundu.Aile Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Efkan Yeşildağ, Pınar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği’nin davetlisi olarak 11 Mayıs Cumartesi günü Yakutiye ilçesindeki Erzurum Anadolu Lisesi Kültür Merkezi Salonu’nda konferans verecekti. Dernek yönetimi, hafta başında okul idaresine başvuruda bulunarak 600 liraya iki gün için salonu kiraladı. Ardından bin 500 kişilik davetiye bastırıp dağıttı. Okul yönetimi, konferanstan bir gün önce, mesai bitiminde il milli eğitim müdürlüğünün konferansa ‘onay’ vermediğini söyleyerek salon kullanımının iptal edildiğini bildirdi. Duruma tepki gösteren dernek yönetimi, söz konusu etkinliği FEM Dershanesi Salonu’nda gerçekleştirdi. Salon iptalinin kendileriyle ilgisi olmadığını belirten Yakutiye Kaymakamı Ahmet Katırcı, kararın gerekçesinin de kendilerine iletilmediğini ifade etti. İlçe Milli Eğitim Müdürü Ahmet Kurt da iptalin tamamen il milli eğitim müdürlüğü tasarrufunda olduğunu, iptal kararının resmi yazıyla ilçe emniyet müdürlüğü ile kaymakamlığa tebliğ edildiğini anlattı. Erzurum Anadolu Lisesi idaresi ise ‘yetkileri olmadığını’ dile getirerek açıklama yapmaktan kaçındı.YARDIM KERMESİNİ DE ENGELLEMİŞLERDİSalon iptaline benzer bir haber yine Erzurum’dan cumartesi günü gelmişti. Narman Yardımlaşma Derneği’nin, ihtiyaç sahibi öğrenciler yararına kermes düzenlediği bina, zabıta ekipleri tarafından kapatılmıştı. Kermeste sergilenen gıda malzemeleri ve giyim eşyaları dışarı çıkartılmıştı. Hizmet Hareketi’ne yönelik engellemeler bununla sınırlı kalmadı. Daha önce de Burdur’da Kutlu Doğum programı, etkinliğe iki saat kala valilik tarafından engellenmişti. Yozgat’ta bulunan Bozok Üniversitesi de ‘Herkes O’nu Okuyor’ programı için 2 hafta öncesinden parası ödenerek kiralanan salonla ilgili sözleşmeyi iptal etmişti. Bazı vatandaşlar, il merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki salona gittikten sonra programın iptal olduğunu öğrenmiş ve geri dönmek zorunda kalmıştı.Erzurum Narman’da yardım derneğinin hafta sonu kermes düzenlediği bina, zabıta tarafından mühürlenmiş, gıda ve giyim eşyaları dışarı taşınmıştı. Zaman, söz konusu antidemokratik tavrı dün gündeme getirmişti.
Zaman
Güncel
13.05.2014
AileiçiiletişimkonferansıiçintutulansalonubileiptalettilerAile içi iletişim konferansı için tutulan salonu bile iptal ettiler
Aile içi iletişim konferansı için tutulan salonu bile iptal ettiler
Zaman
13.05.2014
02:02
Milli Eğitim, Erzurum’da Pınar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin düzenlemek istediği ‘aile içi iletişim’ seminerine engel oldu. Günler öncesinden ücreti ödenerek kiralanan okul salonu, programa saatler kala kapatıldı. Bin 500 kişilik davetiye dağıtılan konferans, FEM Dershanesi Salonu’nda gerçekleştirildi.17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarından sonra Hizmet Hareketi’ne yönelik başlatılan hak ihlallerine bir yenisi daha eklendi. Erzurum Milli Eğitim Müdürlüğü, Pınar Eğitim Kültür ve Yardımlaşma Derneği’nin okul salonunda düzenlemek istediği ‘aile içi iletişim’ konferansına izin vermedi. Derneğin, geçtiğimiz hafta sonu gerçekleştirilmek üzere 600 lira ödeyerek tuttuğu salon, kira sözleşmesi hiçe sayılarak iptal edildi. Programa saatler kala Erzurum Anadolu Lisesi Kültür Merkezi Salonu’nun kapatılmasına tepki gösteren dernek yönetimi, “Son derece antidemokratik bir uygulama. Herkese açık olan konferans salonunun gerekçe gösterilmeden iptal edilmesini kınıyoruz.” açıklamasında bulundu.Aile Araştırmaları Enstitüsü Başkanı Efkan Yeşildağ, Pınar Eğitim Kültür ve Dayanışma Derneği’nin davetlisi olarak 11 Mayıs Cumartesi günü Yakutiye ilçesindeki Erzurum Anadolu Lisesi Kültür Merkezi Salonu’nda konferans verecekti. Dernek yönetimi, hafta başında okul idaresine başvuruda bulunarak 600 liraya iki gün için salonu kiraladı. Ardından bin 500 kişilik davetiye bastırıp dağıttı. Okul yönetimi, konferanstan bir gün önce, mesai bitiminde il milli eğitim müdürlüğünün konferansa ‘onay’ vermediğini söyleyerek salon kullanımının iptal edildiğini bildirdi. Duruma tepki gösteren dernek yönetimi, söz konusu etkinliği FEM Dershanesi Salonu’nda gerçekleştirdi. Salon iptalinin kendileriyle ilgisi olmadığını belirten Yakutiye Kaymakamı Ahmet Katırcı, kararın gerekçesinin de kendilerine iletilmediğini ifade etti. İlçe Milli Eğitim Müdürü Ahmet Kurt da iptalin tamamen il milli eğitim müdürlüğü tasarrufunda olduğunu, iptal kararının resmi yazıyla ilçe emniyet müdürlüğü ile kaymakamlığa tebliğ edildiğini anlattı. Erzurum Anadolu Lisesi idaresi ise ‘yetkileri olmadığını’ dile getirerek açıklama yapmaktan kaçındı.YARDIM KERMESİNİ DE ENGELLEMİŞLERDİSalon iptaline benzer bir haber yine Erzurum’dan cumartesi günü gelmişti. Narman Yardımlaşma Derneği’nin, ihtiyaç sahibi öğrenciler yararına kermes düzenlediği bina, zabıta ekipleri tarafından kapatılmıştı. Kermeste sergilenen gıda malzemeleri ve giyim eşyaları dışarı çıkartılmıştı. Hizmet Hareketi’ne yönelik engellemeler bununla sınırlı kalmadı. Daha önce de Burdur’da Kutlu Doğum programı, etkinliğe iki saat kala valilik tarafından engellenmişti. Yozgat’ta bulunan Bozok Üniversitesi de ‘Herkes O’nu Okuyor’ programı için 2 hafta öncesinden parası ödenerek kiralanan salonla ilgili sözleşmeyi iptal etmişti. Bazı vatandaşlar, il merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki salona gittikten sonra programın iptal olduğunu öğrenmiş ve geri dönmek zorunda kalmıştı.Erzurum Narman’da yardım derneğinin hafta sonu kermes düzenlediği bina, zabıta tarafından mühürlenmiş, gıda ve giyim eşyaları dışarı taşınmıştı. Zaman, söz konusu antidemokratik tavrı dün gündeme getirmişti.
Zaman
Ana Sayfa
13.05.2014
AileiçiiletişimkonferansıiçintutulansalonubileiptalettilerAile içi iletişim konferansı için tutulan salonu bile iptal ettiler
İzin verdikleri kermesi bir gün sonra kapattılar
Zaman
12.05.2014
02:06
Erzurum’un Narman ilçesinde bir dernek, geliri fakir öğrenciler yararına kullanılmak üzere bir kermes düzenledi. Belediye, önce kermes için izin verdi, bir gün sonra ise zabıta ekipleri hiçbir gerekçe göstermeden kermes binasına kilit vurdu. Dernek başkanı Hüseyin Okumuş, “Belediye başkanının bu işten haberinin olmaması mümkün değil.” diyor.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Hizmet Hareketi’ne yönelik başlattığı linç girişimine bir yenisi daha eklendi. Erdoğan’ın ‘Bunlara su bile yok.’ sözünü aratmayacak bir uygulama da Erzurum’da yaşandı. Narman ilçesinde önceki gün fakir öğrenciler yararına açılan kermes, dün sebepsiz yere belediye zabıta ekipleri tarafından kapattırıldı. Kermes için sergilenen gıda ve giyim eşyaları ise dışarı atıldı. Narman İşçi, Memur, Esnaf Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (NARİMDER) geliri fakir öğrenciler yararına kullanılmak üzere önceki gün gıda ve giyim kermesi düzenledi. Kermes, Narman Kaymakamlığı ve ilçe emniyet birimlerinden gerekli olur alındıktan sonra Belediye Başkanı Yücel Ahmet İşleyen’in bilgisi dahilinde, Kültür Merkezi Binası’nda açıldı. Dün sabah kermese gelen zabıta ekipleri, yetkililere; ‘yukarıdan gelen bir emir’le kermesi kapatmak zorunda olduklarını söyledi. Ekipler, hiçbir gerekçe göstermeden kermes binasına kilit vurdu. Duruma itiraz eden NARİMDER Başkanı Hüseyin Okumuş, önce Belediye Başkanı Yücel Ahmet İşleyen’i arayarak bir yanlışlık olup olmadığını sordu. Başkan İşleyen de; bilgisi olmadığını, Başkan Vekili İbrahim Çevik’i arayıp soracağını söyledi. Bir hayra vesile olmak için yola çıktıklarını belirten NARİMDER Başkanı Hüseyin Okumuş, “Dün kermes için izin verilen yerin anahtarını zabıta ekiplerinden alıp malzemelerimizi yerleştirmiştik. Bugün de aynı ekip kapatmak için geldi. Belediye Başkanı İşleyen ve Başkan Vekili Çevik, topu birbirlerine atıyorlar. Özellikle Başkan Yücel Ahmet İşleyen’in bu işten haberinin olmaması mümkün değil. Durumdan vazife çıkartıp, iki arada kalmamak ve ağız dalaşına girmemek için eşyalarımızı boşalttık.” dedi.DAHA ÖNCE DE KUTLU DOĞUM PROGRAMLARINI ENGELLEMİŞLERDİHizmet Hareketi’ne yönelik engellemeler bununla sınırlı değil. Daha önce de Burdur’da Kutlu Doğum Haftası programı, etkinliğe iki saat kala valilik tarafından iptal edilmek istenmişti. Yozgat’ta bulunan Bozok Üniversitesi de ‘Herkes O’nu Okuyor’ programı için 2 hafta öncesinden parası ödenerek kiralanan salonla ilgili sözleşmeyi, programın yapılacağı tarihten bir gün önce iptal etmişti. Bazı vatandaşlar, il merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki salona gittikten sonra programın iptal olduğunu öğrenmiş ve geri dönmek zorunda kalmıştı.
Zaman
En Çok Okunan
12.05.2014
İzinverdiklerikermesibirgünsonrakapattılarİzin verdikleri kermesi bir gün sonra kapattılar
İzin verdikleri kermesi bir gün sonra kapattılar
Zaman
12.05.2014
02:04
Erzurum’un Narman ilçesinde bir dernek, geliri fakir öğrenciler yararına kullanılmak üzere bir kermes düzenledi. Belediye, önce kermes için izin verdi, bir gün sonra ise zabıta ekipleri hiçbir gerekçe göstermeden kermes binasına kilit vurdu. Dernek başkanı Hüseyin Okumuş, “Belediye başkanının bu işten haberinin olmaması mümkün değil.” diyor.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Hizmet Hareketi’ne yönelik başlattığı linç girişimine bir yenisi daha eklendi. Erdoğan’ın ‘Bunlara su bile yok.’ sözünü aratmayacak bir uygulama da Erzurum’da yaşandı. Narman ilçesinde önceki gün fakir öğrenciler yararına açılan kermes, dün sebepsiz yere belediye zabıta ekipleri tarafından kapattırıldı. Kermes için sergilenen gıda ve giyim eşyaları ise dışarı atıldı. Narman İşçi, Memur, Esnaf Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (NARİMDER) geliri fakir öğrenciler yararına kullanılmak üzere önceki gün gıda ve giyim kermesi düzenledi. Kermes, Narman Kaymakamlığı ve ilçe emniyet birimlerinden gerekli olur alındıktan sonra Belediye Başkanı Yücel Ahmet İşleyen’in bilgisi dahilinde, Kültür Merkezi Binası’nda açıldı. Dün sabah kermese gelen zabıta ekipleri, yetkililere; ‘yukarıdan gelen bir emir’le kermesi kapatmak zorunda olduklarını söyledi. Ekipler, hiçbir gerekçe göstermeden kermes binasına kilit vurdu. Duruma itiraz eden NARİMDER Başkanı Hüseyin Okumuş, önce Belediye Başkanı Yücel Ahmet İşleyen’i arayarak bir yanlışlık olup olmadığını sordu. Başkan İşleyen de; bilgisi olmadığını, Başkan Vekili İbrahim Çevik’i arayıp soracağını söyledi. Bir hayra vesile olmak için yola çıktıklarını belirten NARİMDER Başkanı Hüseyin Okumuş, “Dün kermes için izin verilen yerin anahtarını zabıta ekiplerinden alıp malzemelerimizi yerleştirmiştik. Bugün de aynı ekip kapatmak için geldi. Belediye Başkanı İşleyen ve Başkan Vekili Çevik, topu birbirlerine atıyorlar. Özellikle Başkan Yücel Ahmet İşleyen’in bu işten haberinin olmaması mümkün değil. Durumdan vazife çıkartıp, iki arada kalmamak ve ağız dalaşına girmemek için eşyalarımızı boşalttık.” dedi.DAHA ÖNCE DE KUTLU DOĞUM PROGRAMLARINI ENGELLEMİŞLERDİHizmet Hareketi’ne yönelik engellemeler bununla sınırlı değil. Daha önce de Burdur’da Kutlu Doğum Haftası programı, etkinliğe iki saat kala valilik tarafından iptal edilmek istenmişti. Yozgat’ta bulunan Bozok Üniversitesi de ‘Herkes O’nu Okuyor’ programı için 2 hafta öncesinden parası ödenerek kiralanan salonla ilgili sözleşmeyi, programın yapılacağı tarihten bir gün önce iptal etmişti. Bazı vatandaşlar, il merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki salona gittikten sonra programın iptal olduğunu öğrenmiş ve geri dönmek zorunda kalmıştı.
Zaman
Güncel
12.05.2014
İzinverdiklerikermesibirgünsonrakapattılarİzin verdikleri kermesi bir gün sonra kapattılar
İzin verdikleri kermesi bir gün sonra kapattılar
Zaman
12.05.2014
02:04
Erzurum’un Narman ilçesinde bir dernek, geliri fakir öğrenciler yararına kullanılmak üzere bir kermes düzenledi. Belediye, önce kermes için izin verdi, bir gün sonra ise zabıta ekipleri hiçbir gerekçe göstermeden kermes binasına kilit vurdu. Dernek başkanı Hüseyin Okumuş, “Belediye başkanının bu işten haberinin olmaması mümkün değil.” diyor.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Hizmet Hareketi’ne yönelik başlattığı linç girişimine bir yenisi daha eklendi. Erdoğan’ın ‘Bunlara su bile yok.’ sözünü aratmayacak bir uygulama da Erzurum’da yaşandı. Narman ilçesinde önceki gün fakir öğrenciler yararına açılan kermes, dün sebepsiz yere belediye zabıta ekipleri tarafından kapattırıldı. Kermes için sergilenen gıda ve giyim eşyaları ise dışarı atıldı. Narman İşçi, Memur, Esnaf Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği (NARİMDER) geliri fakir öğrenciler yararına kullanılmak üzere önceki gün gıda ve giyim kermesi düzenledi. Kermes, Narman Kaymakamlığı ve ilçe emniyet birimlerinden gerekli olur alındıktan sonra Belediye Başkanı Yücel Ahmet İşleyen’in bilgisi dahilinde, Kültür Merkezi Binası’nda açıldı. Dün sabah kermese gelen zabıta ekipleri, yetkililere; ‘yukarıdan gelen bir emir’le kermesi kapatmak zorunda olduklarını söyledi. Ekipler, hiçbir gerekçe göstermeden kermes binasına kilit vurdu. Duruma itiraz eden NARİMDER Başkanı Hüseyin Okumuş, önce Belediye Başkanı Yücel Ahmet İşleyen’i arayarak bir yanlışlık olup olmadığını sordu. Başkan İşleyen de; bilgisi olmadığını, Başkan Vekili İbrahim Çevik’i arayıp soracağını söyledi. Bir hayra vesile olmak için yola çıktıklarını belirten NARİMDER Başkanı Hüseyin Okumuş, “Dün kermes için izin verilen yerin anahtarını zabıta ekiplerinden alıp malzemelerimizi yerleştirmiştik. Bugün de aynı ekip kapatmak için geldi. Belediye Başkanı İşleyen ve Başkan Vekili Çevik, topu birbirlerine atıyorlar. Özellikle Başkan Yücel Ahmet İşleyen’in bu işten haberinin olmaması mümkün değil. Durumdan vazife çıkartıp, iki arada kalmamak ve ağız dalaşına girmemek için eşyalarımızı boşalttık.” dedi.DAHA ÖNCE DE KUTLU DOĞUM PROGRAMLARINI ENGELLEMİŞLERDİHizmet Hareketi’ne yönelik engellemeler bununla sınırlı değil. Daha önce de Burdur’da Kutlu Doğum Haftası programı, etkinliğe iki saat kala valilik tarafından iptal edilmek istenmişti. Yozgat’ta bulunan Bozok Üniversitesi de ‘Herkes O’nu Okuyor’ programı için 2 hafta öncesinden parası ödenerek kiralanan salonla ilgili sözleşmeyi, programın yapılacağı tarihten bir gün önce iptal etmişti. Bazı vatandaşlar, il merkezine yaklaşık 10 kilometre uzaklıktaki salona gittikten sonra programın iptal olduğunu öğrenmiş ve geri dönmek zorunda kalmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
12.05.2014
İzinverdiklerikermesibirgünsonrakapattılarİzin verdikleri kermesi bir gün sonra kapattılar
Rus Türkolog Meyer: Kültür köprüleri boru hatlarından önemli
Zaman
08.05.2014
14:08
Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Başkanı ve Türk-Rus Kültür Merkezi Mütevelli Heyeti Başkanı Mihail Meyer, Rusya ve Türkiye halkları arasında kurulan kültür köprülerinin, enerji boru hatlarından çok daha önemli olduğunu söyledi.Bir kısım Türk diplomatların Kültür Merkezinin çalışmaları ve Türkçe Olimpiyatları ile ilgili kendisine uygun olmayan değerlendirmeler yapmasını eleştiren Meyer, Türkiyedeki sığ siyasi tartışmaların dışarı taşınmasına tepki gösterdi. Ünlü Rus bilim adamına göre uzun süre iktidarda kalan yöneticiler her şeyi kontrol etme çabasına giriyor ve tüm doğruları kendilerinin bildiği zannına kapılıyor. Bu da beraberinde ciddi hatalar yapılmasına neden oluyor. Türkiyenin son dönemde hızla geliştiğini ve uluslar arası alanda etkinliğinin arttığını vurgulayan Meyer, Ankaranın Suriye krizi başta olmak üzere dış politikada bir kısım hataları nasıl yaptığını bir türlü anlayamadığını söyledi.Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Türkiye ve Müslüman kökenli eski Sovyet ülkeleri arasında ilişkilerin hızla gelişmesi ile birlikte Moskovanın Türkiye ile ortak bir dil bulma konusunda zorluk yaşayacağını düşündüklerini ifade eden Meyer, sürecin beklentilerin çok ötesinde hızla olumlu bir şekilde geliştiğini söyledi. İkili ilişkilerin gelişimi için sivil toplum örgütlerini kurmaya çalıştıklarını kaydeden Meyer, Rusya için bavulcu algısının kısa sürede Nataşa ya dönüştüğünü, ortak evliliklerden iki toplum açısından köprü olacak yeni bir neslin oluştuğunu belirtti. Türk iş adamlarının Rusyaya gelmesi ve başarılı işlere imza atması Türkiye ile ilişkilerde yeni bir düzeyin yakalanmasını sağladı.Ekonomik ilişkilerle birlikte turizm ve siyasi alanda da ilişkilerin gelişmeye başladığını vurgulayan Meyer, iki ülke arasında kurulan enerji hatlarından çok daha önemli kültür hatlarının kurulması olduğuna dikkat çekti. Moskovada faaliyetlerini sürdüren Türk Rus Kültür Merkezi ile çok başarılı işlere imza attıklarını vurgulayan Meyer, Bugün Türk-Rus Kültür Merkezinin faaliyetleri memnuniyet verici. Türkçe Olimpiyatları, çocukların Türk kültürüne adapte olması, ilgi duyması açısından fevkalade önemli bir etkinlik. Dolayısıyla Türk-Rus Kültür Merkezinin başta Türkçe Olimpiyatları olmak üzere ortaya koyduğu çalışmalar, ikili ilişkilerin gelişmesinde önemli katkı sağlıyor. Bu faaliyetler, Karadenizde veya başka yerden yeni boru hatlarının döşenmesinden de önemli. değerlendirmesinde bulundu.JİRİNOVSKİ ROZET DAĞITTIĞI İÇİN TÜRKİYEDEN SINIR DIŞI EDİLDİSovyetler Birliği döneminde kültürel ilişkilerle ilgili değerlendirmede bulunan Meyer, Liberal Demokrat Parti Başkanı Vladimir Jirinovskinin 1970lerde Türkiyeden sınır dışı edilmesini anlattı: O dönemde okulumuza ait öğrenciler SSCBnin yardımlarıyla Türkiyede inşa edilen sanayi tesislerinde tercümanlık yapıyordu. Ama bu işbirliği ağır bir varyasyon ve yöntem idi. Türklerin kendisi ürküyordu. Çünkü Sovyet öğrencilerinin Türk işçilerine SSCBdeki uygulanan işçi haklarından, maaşlarından bahsetmesi ters bir durum idi. Belki Türk işçilerin durumu Sovyet işçilerinden daha kötü idi. Bu açıdan bu konuşmalar adeta bir propaganda sayılıyordu. Tehlikeli durumlarının kurbanı da Jirinovski oldu. Jirinovski rozet dağıttığı için değil, Türk işçilere Sovyet işçi ve çalışma koşullarını sürekli anlattığı için Türkiyeden sınır dışı edildi. Bu bağlamda ikili işbirliğinin gelişmesi için böyle bir saldırı olumsuz tepki verdi.TÜRKLERİN İŞGALCİ VE ELİ KANLI İMAJI VARDISovyet döneminde kamuoyu araştırmalarında Türklerin amansız savaşçı, her yeri işgal etmeye hazır eli kanlı gibi gösterildiğini hatırlatan Meyer, Biz de Türkler için böyle düşünüyorduk. Kendimden bilirim. Tarihçi olarak ben böyle bir Türkiye ile bilim alanında çalışmak istemiyordum. SSCBnin dağılmasının ardından Türkler hakkında ilk kez bir anket araştırması yaptık. Türk-Rus ilişkileri deyince aklınıza ne geliyor? diye okuyuculara sorduk. Çoğu Nataşa yazdı. Bu eli kanlı Türk imajından farklı idi. Nataşa lafından nelerin kastedildiğini anlıyorum, ama yine de farklı bakış açısı idi. Bu ikili ilişkilerin gelişmesi açısından önemli ivme sayılıyordu. Nataşa imajı işimize yaradı. Bugün on binlerce ortak evliliğimiz var. Kendi öğrencilerimi de örnek verebilirim. Burada Türk aile yapısında takdir ettiğim önemli bir hususa değinmek isterim. Bizim Türklerle ortak yönümüz var. Ama Türk babanın çocuğuna gösterdiği şefkat, ilgi, sevgiden öğreneceğimiz çok şey var. dedi.RUS TURİSTLER TÜRKİYEDEN HOŞ İZLENİMLERLE DÖNÜYORİki ülke ilişkilerinin geldiği noktada turizmin de önemli katkısı olduğuna değinen Rus bilim adamı, Çok sayıda Rus turist kaliteli hizmet ve avantajlar nedeni ile Türkiyede tatil yapmaktan memnun. Eşimle Türkiyeye tatile gittiğim zaman çok memnun kaldık. Hatta eşim bana Şimdi anladım ki değer verilecek işle meşgulsün dedi
Zaman
Son Dakika
08.05.2014
RusTürkologMeyerKültürköprüleriboruhatlarındanönemliRus Türkolog Meyer Kültür köprüleri boru hatlarından önemli
Rus Türkolog Meyer: Kültür köprüleri boru hatlarından önemli
Zaman
08.05.2014
14:08
Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Başkanı ve Türk-Rus Kültür Merkezi Mütevelli Heyeti Başkanı Mihail Meyer, Rusya ve Türkiye halkları arasında kurulan kültür köprülerinin, enerji boru hatlarından çok daha önemli olduğunu söyledi.Bir kısım Türk diplomatların Kültür Merkezinin çalışmaları ve Türkçe Olimpiyatları ile ilgili kendisine uygun olmayan değerlendirmeler yapmasını eleştiren Meyer, Türkiyedeki sığ siyasi tartışmaların dışarı taşınmasına tepki gösterdi. Ünlü Rus bilim adamına göre uzun süre iktidarda kalan yöneticiler her şeyi kontrol etme çabasına giriyor ve tüm doğruları kendilerinin bildiği zannına kapılıyor. Bu da beraberinde ciddi hatalar yapılmasına neden oluyor. Türkiyenin son dönemde hızla geliştiğini ve uluslar arası alanda etkinliğinin arttığını vurgulayan Meyer, Ankaranın Suriye krizi başta olmak üzere dış politikada bir kısım hataları nasıl yaptığını bir türlü anlayamadığını söyledi.Sovyetler Birliğinin dağılmasının ardından Türkiye ve Müslüman kökenli eski Sovyet ülkeleri arasında ilişkilerin hızla gelişmesi ile birlikte Moskovanın Türkiye ile ortak bir dil bulma konusunda zorluk yaşayacağını düşündüklerini ifade eden Meyer, sürecin beklentilerin çok ötesinde hızla olumlu bir şekilde geliştiğini söyledi. İkili ilişkilerin gelişimi için sivil toplum örgütlerini kurmaya çalıştıklarını kaydeden Meyer, Rusya için bavulcu algısının kısa sürede Nataşa ya dönüştüğünü, ortak evliliklerden iki toplum açısından köprü olacak yeni bir neslin oluştuğunu belirtti. Türk iş adamlarının Rusyaya gelmesi ve başarılı işlere imza atması Türkiye ile ilişkilerde yeni bir düzeyin yakalanmasını sağladı.Ekonomik ilişkilerle birlikte turizm ve siyasi alanda da ilişkilerin gelişmeye başladığını vurgulayan Meyer, iki ülke arasında kurulan enerji hatlarından çok daha önemli kültür hatlarının kurulması olduğuna dikkat çekti. Moskovada faaliyetlerini sürdüren Türk Rus Kültür Merkezi ile çok başarılı işlere imza attıklarını vurgulayan Meyer, Bugün Türk-Rus Kültür Merkezinin faaliyetleri memnuniyet verici. Türkçe Olimpiyatları, çocukların Türk kültürüne adapte olması, ilgi duyması açısından fevkalade önemli bir etkinlik. Dolayısıyla Türk-Rus Kültür Merkezinin başta Türkçe Olimpiyatları olmak üzere ortaya koyduğu çalışmalar, ikili ilişkilerin gelişmesinde önemli katkı sağlıyor. Bu faaliyetler, Karadenizde veya başka yerden yeni boru hatlarının döşenmesinden de önemli. değerlendirmesinde bulundu.JİRİNOVSKİ ROZET DAĞITTIĞI İÇİN TÜRKİYEDEN SINIR DIŞI EDİLDİSovyetler Birliği döneminde kültürel ilişkilerle ilgili değerlendirmede bulunan Meyer, Liberal Demokrat Parti Başkanı Vladimir Jirinovskinin 1970lerde Türkiyeden sınır dışı edilmesini anlattı: O dönemde okulumuza ait öğrenciler SSCBnin yardımlarıyla Türkiyede inşa edilen sanayi tesislerinde tercümanlık yapıyordu. Ama bu işbirliği ağır bir varyasyon ve yöntem idi. Türklerin kendisi ürküyordu. Çünkü Sovyet öğrencilerinin Türk işçilerine SSCBdeki uygulanan işçi haklarından, maaşlarından bahsetmesi ters bir durum idi. Belki Türk işçilerin durumu Sovyet işçilerinden daha kötü idi. Bu açıdan bu konuşmalar adeta bir propaganda sayılıyordu. Tehlikeli durumlarının kurbanı da Jirinovski oldu. Jirinovski rozet dağıttığı için değil, Türk işçilere Sovyet işçi ve çalışma koşullarını sürekli anlattığı için Türkiyeden sınır dışı edildi. Bu bağlamda ikili işbirliğinin gelişmesi için böyle bir saldırı olumsuz tepki verdi.TÜRKLERİN İŞGALCİ VE ELİ KANLI İMAJI VARDISovyet döneminde kamuoyu araştırmalarında Türklerin amansız savaşçı, her yeri işgal etmeye hazır eli kanlı gibi gösterildiğini hatırlatan Meyer, Biz de Türkler için böyle düşünüyorduk. Kendimden bilirim. Tarihçi olarak ben böyle bir Türkiye ile bilim alanında çalışmak istemiyordum. SSCBnin dağılmasının ardından Türkler hakkında ilk kez bir anket araştırması yaptık. Türk-Rus ilişkileri deyince aklınıza ne geliyor? diye okuyuculara sorduk. Çoğu Nataşa yazdı. Bu eli kanlı Türk imajından farklı idi. Nataşa lafından nelerin kastedildiğini anlıyorum, ama yine de farklı bakış açısı idi. Bu ikili ilişkilerin gelişmesi açısından önemli ivme sayılıyordu. Nataşa imajı işimize yaradı. Bugün on binlerce ortak evliliğimiz var. Kendi öğrencilerimi de örnek verebilirim. Burada Türk aile yapısında takdir ettiğim önemli bir hususa değinmek isterim. Bizim Türklerle ortak yönümüz var. Ama Türk babanın çocuğuna gösterdiği şefkat, ilgi, sevgiden öğreneceğimiz çok şey var. dedi.RUS TURİSTLER TÜRKİYEDEN HOŞ İZLENİMLERLE DÖNÜYORİki ülke ilişkilerinin geldiği noktada turizmin de önemli katkısı olduğuna değinen Rus bilim adamı, Çok sayıda Rus turist kaliteli hizmet ve avantajlar nedeni ile Türkiyede tatil yapmaktan memnun. Eşimle Türkiyeye tatile gittiğim zaman çok memnun kaldık. Hatta eşim bana Şimdi anladım ki değer verilecek işle meşgulsün dedi
Zaman
Ana Sayfa
08.05.2014
RusTürkologMeyerKültürköprüleriboruhatlarındanönemliRus Türkolog Meyer Kültür köprüleri boru hatlarından önemli
Karşı şeride geçen otomobil, 6 araca çarptı
Zaman
08.05.2014
12:26
Kartalda, kontrolünü kaybederek karşı şeride geçen lüks otomobil, 2 ağaç ile 6 araca çarptıktan sonra durabildi. Hurdaya dönen lüks otomobilde yaralanan ve aşırı hız yaptığı iddia edilen yaralı sürücü hastaneye kaldırıldı.Kaza, Sahil Yolu Caddesi Bülent Ecevit Kültür Merkezi önünde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre 34 CAT 21 plakalı lüks otomobili ile Pendik yönünden Maltepe istikametine seyreden Murat Öğüt, Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi önünden ilerlediği sırada virajı alamayarak kontrolünü kaybetti. Önce orta refüjde bulunan iki ağacı yıkan otomobil, hızını alamayarak karşı şeritte ilerleyen otomobillerin arasına daldı. Lüks otomobil kendi şeridinde ilerleyen 34 FL 0530, 34 YH 1766, 41 L 8434, 34 GL 4110, 34 JF 7411 ve 34 GG 3001 plakalı otomobillere de çarptıktan sonra yol kenarında durabildi. Kazada yaralanan Öğütün yardımına önce çarptığı otomobillerin sürücüleri ve kazadan hemen sonra olay yerinden geçen itfaiye ekipleri yetişti. Boyunluk takılarak kaldırıma yatırılan Öğüt, daha sonra olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından sedye ile ambulansa taşınarak hastaneye götürüldü. Ortalığın savaş alanına döndüğü kazada otomobilleri hasar gören sürücüler, kendi şeritlerinde ilerledikleri sırada Öğütün kullandığı otomobilin orta refüjdeki 2 ağacı devirdikten sonra kendi otomobillerine çarptığını söyledi. Sürücüler, lüks otomobilin aşırı hızla seyrettiğini öne sürdü. Kaza nedeniyle aksayan trafik akışı hasar gören otomobillerin kaldırılmasından sonra normale döndü.
Zaman
Ana Sayfa
08.05.2014
Karşışeridegeçenotomobil6aracaçarptıKarşı şeride geçen otomobil 6 araca çarptı
Karşı şeride geçen otomobil, 6 araca çarptı
Zaman
08.05.2014
12:18
Kartalda, kontrolünü kaybederek karşı şeride geçen lüks otomobil, 2 ağaç ile 6 araca çarptıktan sonra durabildi. Hurdaya dönen lüks otomobilde yaralanan ve aşırı hız yaptığı iddia edilen yaralı sürücü hastaneye kaldırıldı.Kaza, Sahil Yolu Caddesi Bülent Ecevit Kültür Merkezi önünde meydana geldi. Edinilen bilgiye göre 34 CAT 21 plakalı lüks otomobili ile Pendik yönünden Maltepe istikametine seyreden Murat Öğüt, Kartal Bülent Ecevit Kültür Merkezi önünden ilerlediği sırada virajı alamayarak kontrolünü kaybetti. Önce orta refüjde bulunan iki ağacı yıkan otomobil, hızını alamayarak karşı şeritte ilerleyen otomobillerin arasına daldı. Lüks otomobil kendi şeridinde ilerleyen 34 FL 0530, 34 YH 1766, 41 L 8434, 34 GL 4110, 34 JF 7411 ve 34 GG 3001 plakalı otomobillere de çarptıktan sonra yol kenarında durabildi. Kazada yaralanan Öğütün yardımına önce çarptığı otomobillerin sürücüleri ve kazadan hemen sonra olay yerinden geçen itfaiye ekipleri yetişti. Boyunluk takılarak kaldırıma yatırılan Öğüt, daha sonra olay yerine gelen sağlık ekipleri tarafından sedye ile ambulansa taşınarak hastaneye götürüldü. Ortalığın savaş alanına döndüğü kazada otomobilleri hasar gören sürücüler, kendi şeritlerinde ilerledikleri sırada Öğütün kullandığı otomobilin orta refüjdeki 2 ağacı devirdikten sonra kendi otomobillerine çarptığını söyledi. Sürücüler, lüks otomobilin aşırı hızla seyrettiğini öne sürdü. Kaza nedeniyle aksayan trafik akışı hasar gören otomobillerin kaldırılmasından sonra normale döndü.
Zaman
Son Dakika
08.05.2014
Karşışeridegeçenotomobil6aracaçarptıKarşı şeride geçen otomobil 6 araca çarptı
Tan Sağtürk’ün gösterisine engelli dokunuşu
Zaman
05.05.2014
02:01
Sanat danışmanlığını Tan Sağtürk’ün yaptığı ‘Rüya ve Maskeler’ adlı dans gösterisi, bu kez engelli vatandaşların karşılaştığı zorlukları göstermek ve farkındalık oluşturmak için sahnelendi.7 profesyonel dansçı ve 6 engelliden oluşan grup, oyun için performanslarını geçtiğimiz günlerde Halkalı Kültür Merkezi’nde sergiledi. Omurilik felçli dansçının ‘Çökertme’ oynaması ise uzun süre ayakta alkışlandı. Etkinliğin arkasında olan Türkiye Omurilik Felçliler Derneği Başkanı Ramazan Baş, amaçlarının toplumda hep birlikte doğru bir şekilde yaşanabileceğini göstermek olduğunu söylüyor. Toplumun, engellileri çok iyi anlamadığına değinen Baş, “Sanatın en etkin dallarını kullanarak toplumdaki herkesi bilinçlendirmeye çalışıyoruz. İzleyen birçok kişi bakış açımız değişti diyor.” ifadelerini kullanıyor. Dans eğitmeni ve koreografinin sahibi Hakan Ceyhan da keskin bir dil kullanmadan insanlarda farkındalık oluşturmayı amaçladıklarını belirtiyor. Engeli olan arkadaşların daha önce bir projede yer aldıkları için öğrenmelerinin zor olmadığını aktaran Ceyhan, oyunu iki buçuk ay gibi bir sürede sahnelediklerine işaret ediyor. “Bu süre zarfında engelliler bize değil, biz onlara uymaya çalıştık.” diyen Ceyhan, böylelikle onların dezavantajını avantaja çevirdiklerini dile getiriyor.
Zaman
Ana Sayfa
05.05.2014
TanSağtürk’üngösterisineengellidokunuşuTan Sağtürk’ün gösterisine engelli dokunuşu
Rusya’nın soğuğunda Türkçe sıcaklığı
Zaman
27.04.2014
02:04
Bu yıl 12’ncisi düzenlenecek Türkçe Olimpiyatları’nın heyecanı yaklaşırken farklı coğrafyalarda da ülke finallerinin coşkusu yaşanıyor. Ukrayna’daki finaller festival havasında geçti.Kiev Çocuk ve Gençlik Sarayı’ndaki şölende Ukrayna’daki 55 kurumdan 455 öğrenci yarıştı. Moskova’da düzenlenen Rusya finalleri de renkli görüntülere sahne oldu. Türkçe becerilerini şiir, şarkı, makale, resim, genel kültür ve çeviri yarışmalarında sergileyen öğrenciler, kıyasıya yarıştı. Öğrenciler, Türk dilini çok sevdiklerini ve olimpiyatların Türkiye ve Rusya halkları arasında dostluk köprüsü inşa ettiğini ifade etti. Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Rektörü ve Türk-Rus Kültür Merkezi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mihail Meyer, “Öğrencilerin içten duygularını görünce şöyle düşünüyorum: Artık bu ipleri kimse koparamaz. Bundan daha önemli ne olabilir ki? Bizlere düşen, iki ülke ilişkilerinin artırılması adına bu destek ve işbirliğimizi devam ettirmek. Bunlar, ikili ilişkilerin geleceğini aydınlatacak.” dedi. Rusya Diplomasi Akademisi öğretim görevlisi Prof. Dr. Aslambek Mozloev de, “Dünyada ve bölgede son zamanlarda çalkantılı dönemler yaşanıyor. Bu faktörler bağlamında halklar arasında yakınlaşma, siyasileri de olumlu yönde etkiliyor.” değerlendirmesinde bulundu. Rusya’daki yarışmanın şarkı ve şiir bölümü, Rusya Ordusu Korosu’nun ana binasında düzenlendi. Maryam Magomedova isimli engelli bir kızın olimpiyat organizasyonu görevlileriyle sahneye çıkarak şiir okuması katılımcıları duygulandırdı. Ukrayna Eğitim Bakanlığı himayesinde düzenlenen olimpiyata Türk ve Ukraynalı davetliler katıldı. Uluslararası Meridyen Okulu kurucularından Ahmet Aydın, “Geçen yıllara göre Ukrayna-Türkiye dostluğuna katkı veren, destek veren insanların sayısının daha da arttığından dolayı, bu senenin sloganı; ‘Birleşen gönüller Ukrayna’ olarak ilan edildi.” dedi. Anna Bondar adlı bir öğrencinin Ukrayna çalgısı bandura ile ‘Hasretinle Yandı Gönlüm’ şarkısını seslendirmesi büyük beğeni topladı.
Zaman
Güncel
27.04.2014
Rusya’nınsoğuğundaTürkçesıcaklığıRusya’nın soğuğunda Türkçe sıcaklığı
Rusya’nın soğuğunda Türkçe sıcaklığı
Zaman
27.04.2014
02:04
Bu yıl 12’ncisi düzenlenecek Türkçe Olimpiyatları’nın heyecanı yaklaşırken farklı coğrafyalarda da ülke finallerinin coşkusu yaşanıyor. Ukrayna’daki finaller festival havasında geçti.Kiev Çocuk ve Gençlik Sarayı’ndaki şölende Ukrayna’daki 55 kurumdan 455 öğrenci yarıştı. Moskova’da düzenlenen Rusya finalleri de renkli görüntülere sahne oldu. Türkçe becerilerini şiir, şarkı, makale, resim, genel kültür ve çeviri yarışmalarında sergileyen öğrenciler, kıyasıya yarıştı. Öğrenciler, Türk dilini çok sevdiklerini ve olimpiyatların Türkiye ve Rusya halkları arasında dostluk köprüsü inşa ettiğini ifade etti. Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Rektörü ve Türk-Rus Kültür Merkezi Mütevelli Heyeti Başkanı Prof. Dr. Mihail Meyer, “Öğrencilerin içten duygularını görünce şöyle düşünüyorum: Artık bu ipleri kimse koparamaz. Bundan daha önemli ne olabilir ki? Bizlere düşen, iki ülke ilişkilerinin artırılması adına bu destek ve işbirliğimizi devam ettirmek. Bunlar, ikili ilişkilerin geleceğini aydınlatacak.” dedi. Rusya Diplomasi Akademisi öğretim görevlisi Prof. Dr. Aslambek Mozloev de, “Dünyada ve bölgede son zamanlarda çalkantılı dönemler yaşanıyor. Bu faktörler bağlamında halklar arasında yakınlaşma, siyasileri de olumlu yönde etkiliyor.” değerlendirmesinde bulundu. Rusya’daki yarışmanın şarkı ve şiir bölümü, Rusya Ordusu Korosu’nun ana binasında düzenlendi. Maryam Magomedova isimli engelli bir kızın olimpiyat organizasyonu görevlileriyle sahneye çıkarak şiir okuması katılımcıları duygulandırdı. Ukrayna Eğitim Bakanlığı himayesinde düzenlenen olimpiyata Türk ve Ukraynalı davetliler katıldı. Uluslararası Meridyen Okulu kurucularından Ahmet Aydın, “Geçen yıllara göre Ukrayna-Türkiye dostluğuna katkı veren, destek veren insanların sayısının daha da arttığından dolayı, bu senenin sloganı; ‘Birleşen gönüller Ukrayna’ olarak ilan edildi.” dedi. Anna Bondar adlı bir öğrencinin Ukrayna çalgısı bandura ile ‘Hasretinle Yandı Gönlüm’ şarkısını seslendirmesi büyük beğeni topladı.
Zaman
Ana Sayfa
27.04.2014
Rusya’nınsoğuğundaTürkçesıcaklığıRusya’nın soğuğunda Türkçe sıcaklığı
Türkçe Olimpiyatları Rus-Türk ilişkilerinin geleceğini aydınlatıyor
Zaman
26.04.2014
11:59
Rusyanın başkenti Moskovada bu yıl 10uncusu düzenlenen Türkçe Olimpiyatları,büyük ilgi gördü. Rus Türkolog ve akademisyenler olimpiyatların Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesine önemli katkı sağladığını ifade etti. Olimpiyat Tertip Heyeti Başkanı Prof.Dr. Mihail Meyer, Türkçe Olimpiyatlarının ikili ilişkilerin geleceğini aydınlattığını söyledi.Cihan Haber Ajansına (Cihan) konuşan Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Rektörü ve Türk-Rus Kültür Merkezi Mütevelli Heyeti Başkanı Meyer, bu yıl 300 öğrencinin yarışmaya katılmasının kendisini memnun ettiğini vurguladı. Meyer, Geçen yıl 240 idi. Bu yıl yaklaşık 300. Moskova, St. Petersburg, Kazan, Saratov, Yekaterinburg ve başka şehirlerden gelen Rus öğrenciler katıldı. Türk-Rus Kültür Merkezi, bu çalışmaların organize edilmesinde önemli katkı sağladı. Birlikte olimpiyatın daha da verimli ve anlamlı geçmesi için ön çalışmalar yapıyoruz. Şarkı, şiir, makale, çeviri ve diğer alanları yeniden gözden geçiriyor, yenileştiriyoruz. Çocuklar Türkçeye ilgi ve sevgisini burada kanıtlıyor. Her defa olimpiyatta öğrencilerin içten duygularını görünce şöyle düşünüyorum: Artık bu ipleri kimse koparamaz. Bundan daha önemli ne olabilir ki? Bizlere düşen iki ülke ilişkilerinin artırılması adına bu destek ve işbirliğimizi devam ettirmek. Bunlar ikili ilişkilerin geleceğini aydınlatacak. şeklinde konuştu.Rusyada faaliyet gösteren Türk sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini öven Rus Türkolog Meyer, Türk-Rus Kültür Merkezi başta olmak üzere Türk sivil toplum teşkilatlarının ciddi katkıları sayesinde olimpiyatı yapıyoruz. Hepsine şükranlarımı iletiyorum! diyerek teşekkür etti.RUS-TÜRK İLİŞKİLERİ HALKLARIN KAYNAŞMASI İLE GELİŞİYORRusya Diplomasi Akademisi öğretim görevlisi Prof. Dr. Aslambek Mozloev de, Türkçe Olimpiyatları jüri başkanıyım. 10 yıl içinde katılımcı sayısı arttı ve buralara kadar geldik. Bunu spor şeklinde olimpiyat olarak algılamamak lazım. Biz juri de olayı spor hakemleri gibi değerlendirmiyoruz. Çünkü, bu etkinliğin amacı iki ülke arasındaki yakınlaşmayı sağlamak. İki ülke arasında karşılıklı anlayışın en azından aynı yönde bakabilmelerini yolunda önemli bir aşama oluşturuyor. Dünyada ve bölgede son zamanlarda çalkantılı dönemler yaşanıyor. Bu faktörler bağlamında halklar arasında yakınlaşma, siyasileri de olumlu yönde etkiliyor. Ama ne zaman yakın olacaklar? Birbirlerinin kültür, hayat tarzı, edebiyat, tarih, şarkı, müzik ve resim sanatını bilmeleri halinde mümkündür. Dolayısıyla Türkçe Olimpiyatlarının en önemi amaçlarından biri budur. Bu anlamda biz çok olumlu değerlendiriyoruz. değerlendirmesinde bulundu.Türkçe Olimpiyatlarının iki ülke ilişkilerine katkısını sıralayan Rus diplomasi duayeni Mozloev, Malum son 10 yılda Rusya-Türkiye ilişkileri giderek gelişiyor. Burada önemli bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Rusya-Türkiye ilişkilerinin gelişmesi iki siyasi kurum arasında karşılıklı anlayışın, iki siyasi lider arasında dostluğun sonucu değil, iki halkın birbirini daha yakından tanımaya başladığı sürecin sonucudur. Eğer halklar arasında yakınlaşma ve bilgilenme olmasaydı, siyasilerin kararlar alması zor olurdu. Dolayısıyla geniş halk kitlesi, öğrenci ve gençlerin birbirleriyle kaynaşmasını sağlamak önemli. Bunu sağlayacak etkinlikler arasında olimpiyatların da muazzam yeri var. şeklinde konuştu.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
26.04.2014
TürkçeOlimpiyatlarıRus-TürkilişkileriningeleceğiniaydınlatıyorTürkçe Olimpiyatları Rus-Türk ilişkilerinin geleceğini aydınlatıyor
Türkçe Olimpiyatları Rus-Türk ilişkilerinin geleceğini aydınlatıyor
Zaman
26.04.2014
11:59
Rusyanın başkenti Moskovada bu yıl 10uncusu düzenlenen Türkçe Olimpiyatları,büyük ilgi gördü. Rus Türkolog ve akademisyenler olimpiyatların Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesine önemli katkı sağladığını ifade etti. Olimpiyat Tertip Heyeti Başkanı Prof.Dr. Mihail Meyer, Türkçe Olimpiyatlarının ikili ilişkilerin geleceğini aydınlattığını söyledi.Cihan Haber Ajansına (Cihan) konuşan Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Rektörü ve Türk-Rus Kültür Merkezi Mütevelli Heyeti Başkanı Meyer, bu yıl 300 öğrencinin yarışmaya katılmasının kendisini memnun ettiğini vurguladı. Meyer, Geçen yıl 240 idi. Bu yıl yaklaşık 300. Moskova, St. Petersburg, Kazan, Saratov, Yekaterinburg ve başka şehirlerden gelen Rus öğrenciler katıldı. Türk-Rus Kültür Merkezi, bu çalışmaların organize edilmesinde önemli katkı sağladı. Birlikte olimpiyatın daha da verimli ve anlamlı geçmesi için ön çalışmalar yapıyoruz. Şarkı, şiir, makale, çeviri ve diğer alanları yeniden gözden geçiriyor, yenileştiriyoruz. Çocuklar Türkçeye ilgi ve sevgisini burada kanıtlıyor. Her defa olimpiyatta öğrencilerin içten duygularını görünce şöyle düşünüyorum: Artık bu ipleri kimse koparamaz. Bundan daha önemli ne olabilir ki? Bizlere düşen iki ülke ilişkilerinin artırılması adına bu destek ve işbirliğimizi devam ettirmek. Bunlar ikili ilişkilerin geleceğini aydınlatacak. şeklinde konuştu.Rusyada faaliyet gösteren Türk sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini öven Rus Türkolog Meyer, Türk-Rus Kültür Merkezi başta olmak üzere Türk sivil toplum teşkilatlarının ciddi katkıları sayesinde olimpiyatı yapıyoruz. Hepsine şükranlarımı iletiyorum! diyerek teşekkür etti.RUS-TÜRK İLİŞKİLERİ HALKLARIN KAYNAŞMASI İLE GELİŞİYORRusya Diplomasi Akademisi öğretim görevlisi Prof. Dr. Aslambek Mozloev de, Türkçe Olimpiyatları jüri başkanıyım. 10 yıl içinde katılımcı sayısı arttı ve buralara kadar geldik. Bunu spor şeklinde olimpiyat olarak algılamamak lazım. Biz juri de olayı spor hakemleri gibi değerlendirmiyoruz. Çünkü, bu etkinliğin amacı iki ülke arasındaki yakınlaşmayı sağlamak. İki ülke arasında karşılıklı anlayışın en azından aynı yönde bakabilmelerini yolunda önemli bir aşama oluşturuyor. Dünyada ve bölgede son zamanlarda çalkantılı dönemler yaşanıyor. Bu faktörler bağlamında halklar arasında yakınlaşma, siyasileri de olumlu yönde etkiliyor. Ama ne zaman yakın olacaklar? Birbirlerinin kültür, hayat tarzı, edebiyat, tarih, şarkı, müzik ve resim sanatını bilmeleri halinde mümkündür. Dolayısıyla Türkçe Olimpiyatlarının en önemi amaçlarından biri budur. Bu anlamda biz çok olumlu değerlendiriyoruz. değerlendirmesinde bulundu.Türkçe Olimpiyatlarının iki ülke ilişkilerine katkısını sıralayan Rus diplomasi duayeni Mozloev, Malum son 10 yılda Rusya-Türkiye ilişkileri giderek gelişiyor. Burada önemli bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Rusya-Türkiye ilişkilerinin gelişmesi iki siyasi kurum arasında karşılıklı anlayışın, iki siyasi lider arasında dostluğun sonucu değil, iki halkın birbirini daha yakından tanımaya başladığı sürecin sonucudur. Eğer halklar arasında yakınlaşma ve bilgilenme olmasaydı, siyasilerin kararlar alması zor olurdu. Dolayısıyla geniş halk kitlesi, öğrenci ve gençlerin birbirleriyle kaynaşmasını sağlamak önemli. Bunu sağlayacak etkinlikler arasında olimpiyatların da muazzam yeri var. şeklinde konuştu.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
26.04.2014
TürkçeOlimpiyatlarıRus-TürkilişkileriningeleceğiniaydınlatıyorTürkçe Olimpiyatları Rus-Türk ilişkilerinin geleceğini aydınlatıyor
Türkçe Olimpiyatları Rus-Türk ilişkilerinin geleceğini aydınlatıyor
Zaman
26.04.2014
10:51
Rusyanın başkenti Moskovada bu yıl 10uncusu düzenlenen Türkçe Olimpiyatları,büyük ilgi gördü. Rus Türkolog ve akademisyenler olimpiyatların Türk-Rus ilişkilerinin gelişmesine önemli katkı sağladığını ifade etti. Olimpiyat Tertip Heyeti Başkanı Prof.Dr. Mihail Meyer, Türkçe Olimpiyatlarının ikili ilişkilerin geleceğini aydınlattığını söyledi.Cihan Haber Ajansına (Cihan) konuşan Moskova Devlet Üniversitesi Asya ve Afrika Ülkeleri Enstitüsü Rektörü ve Türk-Rus Kültür Merkezi Mütevelli Heyeti Başkanı Meyer, bu yıl 300 öğrencinin yarışmaya katılmasının kendisini memnun ettiğini vurguladı. Meyer, Geçen yıl 240 idi. Bu yıl yaklaşık 300. Moskova, St. Petersburg, Kazan, Saratov, Yekaterinburg ve başka şehirlerden gelen Rus öğrenciler katıldı. Türk-Rus Kültür Merkezi, bu çalışmaların organize edilmesinde önemli katkı sağladı. Birlikte olimpiyatın daha da verimli ve anlamlı geçmesi için ön çalışmalar yapıyoruz. Şarkı, şiir, makale, çeviri ve diğer alanları yeniden gözden geçiriyor, yenileştiriyoruz. Çocuklar Türkçeye ilgi ve sevgisini burada kanıtlıyor. Her defa olimpiyatta öğrencilerin içten duygularını görünce şöyle düşünüyorum: Artık bu ipleri kimse koparamaz. Bundan daha önemli ne olabilir ki? Bizlere düşen iki ülke ilişkilerinin artırılması adına bu destek ve işbirliğimizi devam ettirmek. Bunlar ikili ilişkilerin geleceğini aydınlatacak. şeklinde konuştu. Rusyada faaliyet gösteren Türk sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerini öven Rus Türkolog Meyer, Türk-Rus Kültür Merkezi başta olmak üzere Türk sivil toplum teşkilatlarının ciddi katkıları sayesinde olimpiyatı yapıyoruz. Hepsine şükranlarımı iletiyorum! diyerek teşekkür etti.RUS-TÜRK İLİŞKİLERİ HALKLARIN KAYNAŞMASI İLE GELİŞİYORRusya Diplomasi Akademisi öğretim görevlisi Prof. Dr. Aslambek Mozloev de, Türkçe Olimpiyatları jüri başkanıyım. 10 yıl içinde katılımcı sayısı arttı ve buralara kadar geldik. Bunu spor şeklinde olimpiyat olarak algılamamak lazım. Biz juri de olayı spor hakemleri gibi değerlendirmiyoruz. Çünkü, bu etkinliğin amacı iki ülke arasındaki yakınlaşmayı sağlamak. İki ülke arasında karşılıklı anlayışın en azından aynı yönde bakabilmelerini yolunda önemli bir aşama oluşturuyor. Dünyada ve bölgede son zamanlarda çalkantılı dönemler yaşanıyor. Bu faktörler bağlamında halklar arasında yakınlaşma, siyasileri de olumlu yönde etkiliyor. Ama ne zaman yakın olacaklar? Birbirlerinin kültür, hayat tarzı, edebiyat, tarih, şarkı, müzik ve resim sanatını bilmeleri halinde mümkündür. Dolayısıyla Türkçe Olimpiyatlarının en önemi amaçlarından biri budur. Bu anlamda biz çok olumlu değerlendiriyoruz. değerlendirmesinde bulundu.Türkçe Olimpiyatlarının iki ülke ilişkilerine katkısını sıralayan Rus diplomasi duayeni Mozloev, Malum son 10 yılda Rusya-Türkiye ilişkileri giderek gelişiyor. Burada önemli bir hususa dikkatinizi çekmek istiyorum. Rusya-Türkiye ilişkilerinin gelişmesi iki siyasi kurum arasında karşılıklı anlayışın, iki siyasi lider arasında dostluğun sonucu değil, iki halkın birbirini daha yakından tanımaya başladığı sürecin sonucudur. Eğer halklar arasında yakınlaşma ve bilgilenme olmasaydı, siyasilerin kararlar alması zor olurdu. Dolayısıyla geniş halk kitlesi, öğrenci ve gençlerin birbirleriyle kaynaşmasını sağlamak önemli. Bunu sağlayacak etkinlikler arasında olimpiyatların da muazzam yeri var. şeklinde konuştu.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
26.04.2014
TürkçeOlimpiyatlarıRus-TürkilişkileriningeleceğiniaydınlatıyorTürkçe Olimpiyatları Rus-Türk ilişkilerinin geleceğini aydınlatıyor
Kızıl Ordu Korosu’ndan kolbastı şovu
Zaman
22.04.2014
02:37
Rusya’da kutlanan kültür yılı etkinlikleri çerçevesinde düzenlenen ge-ce, Türk ve Rusları bir araya getirdi. Geceye torunuyla gelen Yelena Mihaylovna, gecedeki dostluk atmosferini beğendiğini söyledi.Moskova’da faaliyet gösteren Türk-Rus Kültür Merkezi, Rusya’da kutlanan kültür yılı etkinlikleri çerçevesinde muhteşem bir gece düzenledi. Gecede sahne alan Aleksandrov adlı Kızıl Ordu Korosu’nun çocuk dans grubu; zeybek, halay ve kolbastı dansları ile seyircileri coşturdu. Başkent Moskova’nın Lomonosov Üniversitesi gösteri salonundaki etkinliğe; Kızıl Ordu Korosu, Moskova Kültür Devlet Üniversitesi, Moskova Sivil Toplum Örgütleri Evi ve Klüçevski Merkez Kütüphanesi destek verdi. “İstanbul Grubu” adlı Türk sanat musikisi topluluğu etkileyici performansıyla Türk vatandaşların memleket hasretini gidermeye çalıştı. Gecede en çok alkış alan gösteri ise Türkiye’de düğün merasimi konu edinen tiyatro oyunuydu. Etkinliğin sonunda Türk düğün geleneğine göre kına gecesi anlatıldı ve misafirlere kırmızı torbalarda çerez hediye edildi.Gecenin organizatörü Türk-Rus Kültür Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Cüneyt Güçtekin, “Rusya’da 2014 kültür yılı ilan edildi. Biz de bir kültür kuruluşu olarak bu önemli gündeme projelerimizle katkıda bulunmak istedik. Bu yüzden ‘Rus Türk Kültür Gecesi’ni düzenledik. Amacımız Türk vatandaşlarımızı ve Rus dostlarımızı bir araya getirmek. Her iki ülkenin kültüründen kesitler sergilemek, birbirimizi daha iyi tanıma amaçlı bir geceydi.” dedi. Torunuyla etkinliğe katılan Yelena Mihaylovna, gecedeki dostluk atmosferini beğendiğini söyleyerek, “Bir kurumun bir başka kültürü anlatmaya çalışması, beni çok sevindirdi. Bu tür etkinlikler toplumları daha da yakınlaştırıyor.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Ana Sayfa
22.04.2014
KızılOrduKorosu’ndankolbastışovuKızıl Ordu Korosu’ndan kolbastı şovu
Yusuf Keleş - Gayrimenkulü olanlar vergi sürprizlerine hazır olsun
Zaman
22.04.2014
02:09
Ülkemizde gayrimenkulün en sağlam yatırım aracı olduğuna sanırım kimsenin itirazı olmaz.Biraz iddialı olabilir ama gayrimenkule yatırımın aynı zamanda en iyi yatırım olduğu da kabul görür. Özellikle sürekli gelişen şehirlerde gayrimenkullerin rant kazandığını, kısa sürede büyük prim yaptığını görüyoruz. Böylesine kazanç sağlayan bir unsurun devlet ve maliye tarafından gözden kaçırılması düşünülemezdi. Nitekim gayrimenkuller üzerinden alınan vergilere baktığımızda çeşitliliğin çok fazla olduğunu görüyoruz. Alım-satım arasındaki farktan kaynaklanan Gelir Vergisi, Katma Değer Vergisi, Veraset ve İntikal Vergisi, devir esnasında ödenen harçlar, sürekli olarak ödenen Emlak Vergisi gibi birçok malî yükü bulunan gayrimenkullerin vergisel boyutu da çok karışık. Özellikle yeni büyükşehir olan illerde Emlak Vergisi’nin matrahı ve oranının katlanması mal sahiplerini mağdur edecek gibi görünüyor.Komisyon kararlarına itiraz hakkı varBilindiği gibi bina, arsa ve arazilerin Emlak Vergisi’ne esas alınan vergi değeri dört yılda bir, ilgili belediyeler tarafından yeniden hesaplanıyor. Diğer yıllarda ise vergi değeri, bir önceki yıl için tespit edilen yeniden değerleme oranının yarısı kadar artırılıyor. Buna mukabil yeni emlak değerleri komisyonlar tarafından belirleniyor. Tespit yapılacak gayrimenkulün cinsine ve bulunduğu yere göre değişiklik gösteren komisyonlara vali, defterdar, belediye başkanı, tapu sicil müdürü veya vekilleri, belediyeden yetkili bir memur, ticaret odası, ziraat odası ve esnaf odalarından ilgili kişiler katılıyor. Belediyeler en önemli gelir kaynağı olan emlak vergilerini daha fazla toplamak için kimi zaman eski değerlerde çok yüksek artışlara gidiyor. İller arasında dengesizlikler görülebildiği gibi, aynı ilde il merkezi ile ilçelerin birim değerleri arasında bile uçurum olabiliyor. Diğer yandan aynı ilçede hatta aynı sokakta bulunan gayrimenkullerin değerinin bile aynı kabul edilmesi adil değil. İşlek bir caddeye açılan sokak başındaki ev ile sokağın sonundaki ev aynı oranda prim yapmaz. Aynı binada bulunan evler bile bodrum kat ile teras kat olmaları halinde metrekare değerlerinin farklı belirlenmesi gerekir. Daha önce komisyonlar tarafından belirlenen vergi değerlerine gerçek kişilerin itiraz etme hakkı bulunmuyordu. Anayasa Mahkemesi’nin bu hükmü iptal etmesi ile artık gayrimenkul sahiplerinin doğrudan kendilerinin komisyonlar tarafından belirlenen değere itiraz etmelerinin yolu açılmış oldu. Emlak Vergisi, komisyonlar tarafından belirlenen bu vergi değerleri üzerinden oranlar uygulanarak hesaplanıyor. Emlak Vergisi oranı, gayrimenkulün; konut, konut dışı bina (büro, dükkân mağaza vb.), arsa ve arazi olma durumuna, büyükşehir belediye sınırları içinde bulunup bulunmadığına göre değişiyor. Mesela konut için uygulanan oran binde 1, işyerlerinde binde 2 ve arsalarda da binde 3’tür. Bu oranlar büyükşehirlerde iki kat olarak uygulanıyor. Vergi değerinin yüksek belirlenmesi sadece Emlak Vergisi’ni fazla ödemeye sebep olmuyor. Çünkü gayrimenkullerle ilgili alınan vergilerin neredeyse tamamı bahsettiğim vergi değerine atıf yapıyor. Mesela Emlak Vergisi ödeme aşamasında hesaplanan Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı da Emlak Vergisi değeri üzerinden hesaplanıyor. Ayrıca asgari kira gelirinin uygulanacağı durumlarda da beyan edilmesi gereken vergi, bu değer üzerinden hesaplanacak. Ölüm veya bedelsiz intikallerde ödenecek Veraset ve İntikal Vergisi, alım satımlarda hem alıcı hem de satıcı tarafından ödenecek tapu harcının hesaplanmasında da asgari limit, komisyonlar tarafından belirlenen vergi değeri olacaktır.Konutların satışında KDVBilindiği gibi geçen sene Bakanlar Kurulu kararı ile konut teslimlerinde uygulanacak KDV oranlarında değişiklik yapıldı. Bu kararla belirlenen yeni KDV oranları listelerinde net alanı 150 metrekareye kadar konutlardan; büyükşehirlerde lüks veya birinci sınıf inşaat olarak yapılan yapı ruhsatının alındığı tarihte üzerine yapıldığı arsanın metrekare vergi değeri; 500 TL ile 999 TL arasında olan konutların tesliminde yüzde 8, 1.000 TL ve üzerinde olan konutların tesliminde yüzde 18 oranında KDV hesaplanacak. Ruhsatın sonradan revize edilip inşaat kalitesinin yükseltilmesi halinde de aynı şekilde yüzde 18 KDV uygulanacak. Bu yıl komisyonlar tarafından belirlenen vergi değerlerinde görülen afaki artış arsa metrekare fiyatlarının da ciddi manada yükselmesine sebep oldu. Bu durumda büyükşehirlerde özellikle İstanbul, Ankara gibi şehirlerde yüzde 18’in altında KDV ile satılan konut bulmak oldukça zor olacak gibi görünüyor. Öte yandan 150 metrekareden büyük konutlar ile büyüklüğü ne olursa olsun işyerlerinin satışında yüzde 18 oranında KDV uygulanması gerektiğini hatırlatayım.Emekli, ev hanımı, işsiz ve engelliler Emlak Vergisi ödemeyebilirGeliri sadece kanunla kurula
Zaman
En Çok Okunan
22.04.2014
YusufKeleş-GayrimenkulüolanlarvergisürprizlerinehazırolsunYusuf Keleş - Gayrimenkulü olanlar vergi sürprizlerine hazır olsun
Yusuf Keleş - Gayrimenkulü olanlar vergi sürprizlerine hazır olsun
Zaman
22.04.2014
02:09
Ülkemizde gayrimenkulün en sağlam yatırım aracı olduğuna sanırım kimsenin itirazı olmaz.Biraz iddialı olabilir ama gayrimenkule yatırımın aynı zamanda en iyi yatırım olduğu da kabul görür. Özellikle sürekli gelişen şehirlerde gayrimenkullerin rant kazandığını, kısa sürede büyük prim yaptığını görüyoruz. Böylesine kazanç sağlayan bir unsurun devlet ve maliye tarafından gözden kaçırılması düşünülemezdi. Nitekim gayrimenkuller üzerinden alınan vergilere baktığımızda çeşitliliğin çok fazla olduğunu görüyoruz. Alım-satım arasındaki farktan kaynaklanan Gelir Vergisi, Katma Değer Vergisi, Veraset ve İntikal Vergisi, devir esnasında ödenen harçlar, sürekli olarak ödenen Emlak Vergisi gibi birçok malî yükü bulunan gayrimenkullerin vergisel boyutu da çok karışık. Özellikle yeni büyükşehir olan illerde Emlak Vergisi’nin matrahı ve oranının katlanması mal sahiplerini mağdur edecek gibi görünüyor.Komisyon kararlarına itiraz hakkı varBilindiği gibi bina, arsa ve arazilerin Emlak Vergisi’ne esas alınan vergi değeri dört yılda bir, ilgili belediyeler tarafından yeniden hesaplanıyor. Diğer yıllarda ise vergi değeri, bir önceki yıl için tespit edilen yeniden değerleme oranının yarısı kadar artırılıyor. Buna mukabil yeni emlak değerleri komisyonlar tarafından belirleniyor. Tespit yapılacak gayrimenkulün cinsine ve bulunduğu yere göre değişiklik gösteren komisyonlara vali, defterdar, belediye başkanı, tapu sicil müdürü veya vekilleri, belediyeden yetkili bir memur, ticaret odası, ziraat odası ve esnaf odalarından ilgili kişiler katılıyor. Belediyeler en önemli gelir kaynağı olan emlak vergilerini daha fazla toplamak için kimi zaman eski değerlerde çok yüksek artışlara gidiyor. İller arasında dengesizlikler görülebildiği gibi, aynı ilde il merkezi ile ilçelerin birim değerleri arasında bile uçurum olabiliyor. Diğer yandan aynı ilçede hatta aynı sokakta bulunan gayrimenkullerin değerinin bile aynı kabul edilmesi adil değil. İşlek bir caddeye açılan sokak başındaki ev ile sokağın sonundaki ev aynı oranda prim yapmaz. Aynı binada bulunan evler bile bodrum kat ile teras kat olmaları halinde metrekare değerlerinin farklı belirlenmesi gerekir. Daha önce komisyonlar tarafından belirlenen vergi değerlerine gerçek kişilerin itiraz etme hakkı bulunmuyordu. Anayasa Mahkemesi’nin bu hükmü iptal etmesi ile artık gayrimenkul sahiplerinin doğrudan kendilerinin komisyonlar tarafından belirlenen değere itiraz etmelerinin yolu açılmış oldu. Emlak Vergisi, komisyonlar tarafından belirlenen bu vergi değerleri üzerinden oranlar uygulanarak hesaplanıyor. Emlak Vergisi oranı, gayrimenkulün; konut, konut dışı bina (büro, dükkân mağaza vb.), arsa ve arazi olma durumuna, büyükşehir belediye sınırları içinde bulunup bulunmadığına göre değişiyor. Mesela konut için uygulanan oran binde 1, işyerlerinde binde 2 ve arsalarda da binde 3’tür. Bu oranlar büyükşehirlerde iki kat olarak uygulanıyor. Vergi değerinin yüksek belirlenmesi sadece Emlak Vergisi’ni fazla ödemeye sebep olmuyor. Çünkü gayrimenkullerle ilgili alınan vergilerin neredeyse tamamı bahsettiğim vergi değerine atıf yapıyor. Mesela Emlak Vergisi ödeme aşamasında hesaplanan Kültür ve Tabiat Varlıklarının Korunmasına Katkı Payı da Emlak Vergisi değeri üzerinden hesaplanıyor. Ayrıca asgari kira gelirinin uygulanacağı durumlarda da beyan edilmesi gereken vergi, bu değer üzerinden hesaplanacak. Ölüm veya bedelsiz intikallerde ödenecek Veraset ve İntikal Vergisi, alım satımlarda hem alıcı hem de satıcı tarafından ödenecek tapu harcının hesaplanmasında da asgari limit, komisyonlar tarafından belirlenen vergi değeri olacaktır.Konutların satışında KDVBilindiği gibi geçen sene Bakanlar Kurulu kararı ile konut teslimlerinde uygulanacak KDV oranlarında değişiklik yapıldı. Bu kararla belirlenen yeni KDV oranları listelerinde net alanı 150 metrekareye kadar konutlardan; büyükşehirlerde lüks veya birinci sınıf inşaat olarak yapılan yapı ruhsatının alındığı tarihte üzerine yapıldığı arsanın metrekare vergi değeri; 500 TL ile 999 TL arasında olan konutların tesliminde yüzde 8, 1.000 TL ve üzerinde olan konutların tesliminde yüzde 18 oranında KDV hesaplanacak. Ruhsatın sonradan revize edilip inşaat kalitesinin yükseltilmesi halinde de aynı şekilde yüzde 18 KDV uygulanacak. Bu yıl komisyonlar tarafından belirlenen vergi değerlerinde görülen afaki artış arsa metrekare fiyatlarının da ciddi manada yükselmesine sebep oldu. Bu durumda büyükşehirlerde özellikle İstanbul, Ankara gibi şehirlerde yüzde 18’in altında KDV ile satılan konut bulmak oldukça zor olacak gibi görünüyor. Öte yandan 150 metrekareden büyük konutlar ile büyüklüğü ne olursa olsun işyerlerinin satışında yüzde 18 oranında KDV uygulanması gerektiğini hatırlatayım.Emekli, ev hanımı, işsiz ve engelliler Emlak Vergisi ödemeyebilirGeliri sadece kanunla kurula
Zaman
Köşe Yazıları
22.04.2014
YusufKeleş-GayrimenkulüolanlarvergisürprizlerinehazırolsunYusuf Keleş - Gayrimenkulü olanlar vergi sürprizlerine hazır olsun
Kızıl Ordu Korosu'dan kolbastı şovu
Zaman
21.04.2014
15:51
Moskovada faaliyet gösteren Türk-Rus Kültür Merkezi, Rusyada kutlanan kültür yılı etkinlikleri çerçevesinde muhteşem bir gece düzenledi. Gecede sahne alan Aleksandrov adlı Kızıl Ordu Korosunun çocuk dans grubu; zeybek, halay ve özellikle kolbastı dansları ile seyircileri coşturdu.Başkent Moskovanın Lomonosov Üniversitesi gösteri salonunda düzenlenen etkinliğe; Kızıl Ordu Korosu, Moskova Kültür Devlet Üniversitesi, Moskova Sivil Toplum Örgütleri Evi ve Klüçevski Merkez Kütüphanesi destek verdi.İstanbul Grubu adlı Türk sanat musikisi topluluğu etkileyici performansıyla Türk vatandaşların memleket hasretini gidermeye çalışırken, Rusyanın geleneksel dans gösterileri sergileyen folklor grubu da hem Rus hem Türk vatandaşlarını coşturdu.Gecede ayrıca seyirciler tarafından çok alkış alan Türkiyede düğün merasiminin nasıl yapıldığı, kına gecesinin nasıl düzenlendiği, kızın nasıl istendiği gibin konuların işlendiği tiyatro oyunu sahnelendi. Etkinliğin sonunda Türk düğün geleneğine göre Kına gecesinde çerezin dağıtıldığı anlatılarak tüm misafirlere geceyi hatırlatacak kırmızı hediyelik torbalarda çerez hediye edildi.Gecenin organizatörü Türk-Rus Kültür Merkezi Genel Müdür Yardımcısı Cüneyt Güçtekin, Rusyada 2014 kültür yılı ilan edildi. Biz de bir kültür kuruluşu olarak bu önemli gündeme projelerimizle katkıda bulunmak istedik. Bu yüzden Rus Türk Kültür Gecesini düzenledik. Amacımız Türk vatandaşlarımızı ve Rus dostlarımızı bir araya getirmek. Her iki ülkenin kültüründen kesitler sergilemek, birbirimizi daha iyi tanıma ve anlama amaçlı bir geceydi. dedi.Torunuyla etkinliğe katılan Yelena Mihaylovna isimli emekli kadın gecede hissedilen dostluk atmosferini çok beğendiğini kaydetti. Mihaylovna, Bir kurumun bir başka kültürü biz Ruslara anlatmaya çalışması, açıkçası beni çok sevindirdi. Bu tür etkinlikler toplumları daha da yakınlaştırıyor. Güzel gösteriler ve oyunlar sahnelendi. Dostane bir atmosfer vardı. diye konuştu.Kızı ve eşi ile birlikte geceye katılan Sergey Proşin ilk defa Türk kültürü ile tanıştığını belirtti. Sahnelenen etkinlikleri çok beğendiğini ifade eden Proşin şöyle devam etti: Gösteriler bana çok ilginç geldi. Özellikle Türkiye kültürünü anlatan kısımlar çok hoşuma gitti. Çünkü, ilk defa karşılaşıyorum. Kolbastı dansı vardı çok ilginçti. Türkiyeye hiç gitmedim. Açıkçası bu gösterinin ardından ailecek gitmemiz gerektiğini düşünüyorum.Etkinlik kapsamında Ebru sanatının yapılışı sergilendi. Ayrıca söz konusu kültür merkezinde ebru sanatı derslerine katılan öğrencilerin de çalışmaları izleyicilerin beğenisine sunuldu.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
21.04.2014
KızılOrduKorosudankolbastışovuKızıl Ordu Korosudan kolbastı şovu
Terör örgütü yandaşları öğrenci yurduna saldırdı
Zaman
09.04.2014
18:40
Şırnakın Cizre ilçesinde bir grup PKK terör örgütü yandaşları, çoğunluğunun İmam Hatip Lisesi öğrencilerinin kaldığı özel bir yurda el yapımı patlayıcı ve molotof bombalarıyla saldırdı. Saldırı sonucu yurdun arka kısmındaki camlar kırıldı ve maddi hasar meydana geldi.Şırnakta son zamanlarda sokak olayları artmaya başladı. Son bir ay içerisinde Şırnakın Silopi ilçesinde ücretsiz olarak öğrencilere YGS ve LYS kursları veren ve SODES kapsamında eğitim veren Gençlik Merkezi iki kez benzin dökülerek yakılmak istendi. Yapılan saldırı sonucu Gençlik Merkezi kullanılamaz hale geldi. Yine Silopide iki hafta önce yola çıkan örgüt yandaşları yoldan geçen araçları durdurmak istedi. Yoldan geçen bir polis aracına atılan molotof bombası sonucu bayan polis memuru Z.Ç. (33) yanma sonucu ağır yaralandı. Ç., hava ambulansı ile sevk edildiği Ankara GATA hastanesinde tedavi altına alındı. Geçen hafta ise Şırnak il merkezinde Kültür Merkezi çevresinde yoldan geçen sivil bir askeri araca atılan molotof bombası sonucu bir astsubay ve 2 sivil memur hafif yaralanmıştı.Silopide yapılan saldırının benzeri dün akşam Şırnakın Cizre ilçesinde yaşandı. Yafes Mahallesinde bulunan ve çoğunluğu İmam Hatip öğrencilerinin kaldığı özel bir yurda saldırı düzenleyen PKK terör örgütü yandaşları, yurda el yapımı patlayıcı ve molotof bombalarıyla saldırdı. Saldırı sonucu yurtta maddi hasar meydana geldi. Saldırganlara anında müdahale eden güvenlik güçleri eylemcileri dağıttı.Saldırıya uğrayan yurdun yıllardır bölge çocuklarının eğitimlerine yardımcı olduğu, yurtta kalan öğrencilerin ise çoğunluğunun İmam Hatip öğrencisi olduğu öğrenildi.Saldırı güvenlik kameralarına yansıdıŞırnakın Cizre ilçesinde, bir grup terör örgütü yandaşının özel öğrenci yurduna yaptığı saldırılar güvenlik kamerası tarafından görüntülendi.Görüntülerde yurda iki taraftan eş zamanlı saldırı yapıldığı, yüzleri maskeli saldırganların en az 12 kişi olduğu, yurda saldırmaya gelenlerin ara sokaklardan çıktığı, ellerindeki molotof bombalarıyla saldırdıkları görülüyor. Yurda el yapımı patlayıcı ve molotof bombaları atan saldırganlar, daha sonra hızlıca ara sokaklara kaçıyor. Saldırı sonucu yurdun arka kısmındaki camlar kırıldı ve maddi hasar meydana geldi.
Zaman
En Çok Okunan
09.04.2014
TerörörgütüyandaşlarıöğrenciyurdunasaldırdıTerör örgütü yandaşları öğrenci yurduna saldırdı
Toplam "363" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti