Habergec.Com Aranan Kelimeler:‘işte bunu istiyorum’ Değerlendirme: 10 / 10 526516
habergec.com
02.09.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

‘işte bunu istiyorum’

Tutuklanan polisin eşi: Hırsızın saygın olduğu yerde polise tutuklanmak düşer
Zaman
20.08.2014
02:37
Polislere yönelik operasyoda tutuklanan başkomiser Erkan Ünal’ın eşi Nesibe Ünal, hırsızın kol gezdiği, saygın işadamı olarak anıldığı, teröristlerin heykelinin dikildiği ülkede polise düşenin ise tutuklanmak olduğunu söyledi. Eşiyle gurur duyduğunu ve arkasında olduğunu belirten Ünal, “Keşke eve hiç gelmeseydi 50 değil 100 casus yakalasaydı. Yüreğine, aklına sağlık.” diye konuştu.Sahur vakti operasyonunda gözaltına alınan ve hakkında yakalama kararı çıkan polislerden başkomiser Erkan Ünal tutuklandı, başkomiser Mehmet Işık ise serbest bırakıldı. Karar sonrası Işık, avukatlar ve Ünal’ın eşi basın açıklaması yaptı.Her şeyin açık olduğunu ifade eden polisin eşi Nesibe Ünal, “17 ve 25 Aralık’ta kendi çocuklarını hatta İran’ın çocuklarını adaletin önünden kaçırmak için ülkeyi velveleye verip, 40 bin polisin yerini değiştirip, kanunları değiştirip, sırf adaletin önünden kaçırmak için bunları yapanlara karşılık bizler bugün adliyenin önünde kucağımızda çocuklarımızla, kadınlar ve erkeklerle bekledik. Adaleti bekledik. Sonuç buymuş. Tabi hırsızın arsızın kol gezdiği bir ortamda, teröristlerin ‘sayın’ diye anıldığı bir ortamda, terörist heykeli dikildiği bir ülkede, hırsızların ‘saygın işadamı’ diye anıldığı bir ülkede elbette polise düşecek olan buydu. Hırsızlar polisleri sevmezler, aynı ortamda bulunmak istemezler. Hırsızlar meydanda dışarda olduğu için şu an polisler içerde. Ben bunun değerlendirmesini 70 milyonun vicdanına bırakıyorum. Bu işte parmağı olan, lafı olan en küçük veya büyük icratı olan herkesin vicdanına bırakıyorum. En sonunda Allah’a havale ediyorum. Allah elbette herkese hakikatı bir gün gösterecektir. Vatan sağolsun diyorum.” dedi.Eşinin her zaman çok yoğun çalıştığını kaydeden Ünal, “Ne zaman geleceksin derdim. 11,12’leri bulurdu. Keşke diyorum, şimdi şöyle bir pişmanlığım var. Eve hiç gelmeseydi, keşke hiç tatil yapmasaydı. Zaten çok azdı onları da yapmasaydı. 50 değil 100 casus yakalasaydı, 100 değil 500 terörist yakalasaydı. Eşim eğer beni duyarsa ona şunu iletmek istiyorum, ellerine sağlık, yüreğine sağlık, bileğine sağlık, aklına sağlık diyorum. Biz arkandayız, vicdan sahibi insanlar arkanda. Varsın vicdansızlar bizi savunmasın, bize karşı olsun o da önemli değil zaten.” ifadelerini kullandı.Avukat Ömer Turanlı, hakimin, müvekkilinin çalıştığı büronun tahkikat bürosu mu soruşturma bürosu mu olduğunu bile tam bilmediğini söyledi. Turanlı, “Şöyle ki kararında aynen şunu belirtiyor, ‘Erkan Ünal casusluk yapmıştır.’ Nedir delili? Diyorki ‘dinlemeye ilişkin talepleri savcılıktan Erkan Ünal talep etmiştir.’ Erkan Ünal’ın çalıştığı büro buna bakmıyor hakim bey. Ünal’ın çalıştığı büro hakimlerin TİB’e yazdığı yazı sonucunda elde edilen dinlemelere ilişkin tapeleri, dinlemeleri yapıyor ey hakim bey. Bunu bile ayırt edemiyorsunuz ve insanların özgürlüğünü kısıtlayan karar veriyorsunuz.” açıklamasında bulundu.Milletin vicdanına seslenmek istediğini söyleyen serbest kalan başkomiser Mehmet Işık da, “Hukukçularımızın dikkatini buraya çekmek istiyorum. Casusluk adı altında 22 Temmuz’da bir operasyon yapıldı. Hiç kimsenin evi aranmadı. 75 tane polis, amir ve müdür gözaltına alındı gecenin bir yarısı sahur vaktinde. Ama bir kişinin evi aranmadı. Bu insanlar 20 yılı cezaevinde geçirebilecek bir suçla itham edildiler. Ama casusluk suçuyla suçlanan 75 polisin ne evi ne arabası ne telefonuna el koyma kararı hiçbirşey. Kaldı ki dosyada hiçbir delil olmamasına rağmen bu tedbirlere başvurulmamış olması kalemin çoktan kırıldığını hükmün çoktan verildiğini ıspatlamaktadır. Artık bunu Türk milletinin görmesi lazım.” şeklinde konuştu.Selam terör örgütü dosyası kapsamında asıl takip edilen kişi sayısının 238 olduğunu kaydeden Işık, “Bu dosya kapsamında esas takip edilen 7 bin kişi değil. 7 bin kişi algısıyla oluşturulan o yalana inanmayın. Onlar palavra ve dosyanın içini boşaltmaya yönelik söylemler ve gazete haberleri. Selam terör örgütü kapsamında takip edilen 238 kişi. Bunlar elini kolunu sallaya sallaya davet edilmek suretiyle savcılığa geldiler. İfade verdiler ve çektiler gittiler. Hepsine burada takipsizlik kararı verildi. Ama bu dosyada çalışan 75 polis ki bunların çoğu da dosya ile irtibatı yoktur. Kimi idari amirdir kimi bir günlük nöbetçi amiri iken imza atmıştır. Bu polisler ömürlerini vatan için, terörle mücadele için harcamışlardır. Ama burada sahur vakti Ramazan Bayramı’nı da adliyede geçirecek şekilde gözaltına alınmışlardır. 8 gün adliyede tutulmuşlardır. Bunu reva görenler, bu zulmü reva görenler hukuk tekrar geri geldiğinde kaçakacak delik arayacaklar. O deliği de hukuğa ve demokrasiye inan insanlar onlara gösterecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.” dedi.“Erkan
Zaman
Güncel
20.08.2014
TutuklananpolisineşiHırsızınsaygınolduğuyerdepolisetutuklanmakdüşerTutuklanan polisin eşi Hırsızın saygın olduğu yerde polise tutuklanmak düşer
Tutuklanan polisin eşi: Hırsızın saygın olduğu yerde polise tutuklanmak düşer
Zaman
20.08.2014
02:37
Polislere yönelik operasyoda tutuklanan başkomiser Erkan Ünal’ın eşi Nesibe Ünal, hırsızın kol gezdiği, saygın işadamı olarak anıldığı, teröristlerin heykelinin dikildiği ülkede polise düşenin ise tutuklanmak olduğunu söyledi. Eşiyle gurur duyduğunu ve arkasında olduğunu belirten Ünal, “Keşke eve hiç gelmeseydi 50 değil 100 casus yakalasaydı. Yüreğine, aklına sağlık.” diye konuştu.Sahur vakti operasyonunda gözaltına alınan ve hakkında yakalama kararı çıkan polislerden başkomiser Erkan Ünal tutuklandı, başkomiser Mehmet Işık ise serbest bırakıldı. Karar sonrası Işık, avukatlar ve Ünal’ın eşi basın açıklaması yaptı.Her şeyin açık olduğunu ifade eden polisin eşi Nesibe Ünal, “17 ve 25 Aralık’ta kendi çocuklarını hatta İran’ın çocuklarını adaletin önünden kaçırmak için ülkeyi velveleye verip, 40 bin polisin yerini değiştirip, kanunları değiştirip, sırf adaletin önünden kaçırmak için bunları yapanlara karşılık bizler bugün adliyenin önünde kucağımızda çocuklarımızla, kadınlar ve erkeklerle bekledik. Adaleti bekledik. Sonuç buymuş. Tabi hırsızın arsızın kol gezdiği bir ortamda, teröristlerin ‘sayın’ diye anıldığı bir ortamda, terörist heykeli dikildiği bir ülkede, hırsızların ‘saygın işadamı’ diye anıldığı bir ülkede elbette polise düşecek olan buydu. Hırsızlar polisleri sevmezler, aynı ortamda bulunmak istemezler. Hırsızlar meydanda dışarda olduğu için şu an polisler içerde. Ben bunun değerlendirmesini 70 milyonun vicdanına bırakıyorum. Bu işte parmağı olan, lafı olan en küçük veya büyük icratı olan herkesin vicdanına bırakıyorum. En sonunda Allah’a havale ediyorum. Allah elbette herkese hakikatı bir gün gösterecektir. Vatan sağolsun diyorum.” dedi.Eşinin her zaman çok yoğun çalıştığını kaydeden Ünal, “Ne zaman geleceksin derdim. 11,12’leri bulurdu. Keşke diyorum, şimdi şöyle bir pişmanlığım var. Eve hiç gelmeseydi, keşke hiç tatil yapmasaydı. Zaten çok azdı onları da yapmasaydı. 50 değil 100 casus yakalasaydı, 100 değil 500 terörist yakalasaydı. Eşim eğer beni duyarsa ona şunu iletmek istiyorum, ellerine sağlık, yüreğine sağlık, bileğine sağlık, aklına sağlık diyorum. Biz arkandayız, vicdan sahibi insanlar arkanda. Varsın vicdansızlar bizi savunmasın, bize karşı olsun o da önemli değil zaten.” ifadelerini kullandı.Avukat Ömer Turanlı, hakimin, müvekkilinin çalıştığı büronun tahkikat bürosu mu soruşturma bürosu mu olduğunu bile tam bilmediğini söyledi. Turanlı, “Şöyle ki kararında aynen şunu belirtiyor, ‘Erkan Ünal casusluk yapmıştır.’ Nedir delili? Diyorki ‘dinlemeye ilişkin talepleri savcılıktan Erkan Ünal talep etmiştir.’ Erkan Ünal’ın çalıştığı büro buna bakmıyor hakim bey. Ünal’ın çalıştığı büro hakimlerin TİB’e yazdığı yazı sonucunda elde edilen dinlemelere ilişkin tapeleri, dinlemeleri yapıyor ey hakim bey. Bunu bile ayırt edemiyorsunuz ve insanların özgürlüğünü kısıtlayan karar veriyorsunuz.” açıklamasında bulundu.Milletin vicdanına seslenmek istediğini söyleyen serbest kalan başkomiser Mehmet Işık da, “Hukukçularımızın dikkatini buraya çekmek istiyorum. Casusluk adı altında 22 Temmuz’da bir operasyon yapıldı. Hiç kimsenin evi aranmadı. 75 tane polis, amir ve müdür gözaltına alındı gecenin bir yarısı sahur vaktinde. Ama bir kişinin evi aranmadı. Bu insanlar 20 yılı cezaevinde geçirebilecek bir suçla itham edildiler. Ama casusluk suçuyla suçlanan 75 polisin ne evi ne arabası ne telefonuna el koyma kararı hiçbirşey. Kaldı ki dosyada hiçbir delil olmamasına rağmen bu tedbirlere başvurulmamış olması kalemin çoktan kırıldığını hükmün çoktan verildiğini ıspatlamaktadır. Artık bunu Türk milletinin görmesi lazım.” şeklinde konuştu.Selam terör örgütü dosyası kapsamında asıl takip edilen kişi sayısının 238 olduğunu kaydeden Işık, “Bu dosya kapsamında esas takip edilen 7 bin kişi değil. 7 bin kişi algısıyla oluşturulan o yalana inanmayın. Onlar palavra ve dosyanın içini boşaltmaya yönelik söylemler ve gazete haberleri. Selam terör örgütü kapsamında takip edilen 238 kişi. Bunlar elini kolunu sallaya sallaya davet edilmek suretiyle savcılığa geldiler. İfade verdiler ve çektiler gittiler. Hepsine burada takipsizlik kararı verildi. Ama bu dosyada çalışan 75 polis ki bunların çoğu da dosya ile irtibatı yoktur. Kimi idari amirdir kimi bir günlük nöbetçi amiri iken imza atmıştır. Bu polisler ömürlerini vatan için, terörle mücadele için harcamışlardır. Ama burada sahur vakti Ramazan Bayramı’nı da adliyede geçirecek şekilde gözaltına alınmışlardır. 8 gün adliyede tutulmuşlardır. Bunu reva görenler, bu zulmü reva görenler hukuk tekrar geri geldiğinde kaçakacak delik arayacaklar. O deliği de hukuğa ve demokrasiye inan insanlar onlara gösterecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.” dedi.“Erkan
Zaman
Ana Sayfa
20.08.2014
TutuklananpolisineşiHırsızınsaygınolduğuyerdepolisetutuklanmakdüşerTutuklanan polisin eşi Hırsızın saygın olduğu yerde polise tutuklanmak düşer
Tutuklanan polisin eşi: Hırsızın saygın olduğu yerde polise tutuklanmak düşer
Zaman
20.08.2014
00:59
Polislere yönelik operasyoda tutuklanan başkomiser Erkan Ünal’ın eşi Nesibe Ünal, hırsızın kol gezdiği, saygın işadamı olarak anıldığı, teröristlerin heykelinin dikildiği ülkede polise düşenin ise tutuklanmak olduğunu söyledi. Eşiyle gurur duyduğunu ve arkasında olduğunu belirten Ünal, “Keşke eve hiç gelmeseydi 50 değil 100 casus yakalasaydı. Yüreğine, aklına sağlık.” diye konuştu.Sahur vakti operasyonunda gözaltına alınan ve hakkında yakalama kararı çıkan polislerden başkomiser Erkan Ünal tutuklandı, başkomiser Mehmet Işık ise serbest bırakıldı. Karar sonrası Işık, avukatlar ve Ünal’ın eşi basın açıklaması yaptı.Her şeyin açık olduğunu ifade eden polisin eşi Nesibe Ünal, “17 ve 25 Aralık’ta kendi çocuklarını hatta İran’ın çocuklarını adaletin önünden kaçırmak için ülkeyi velveleye verip, 40 bin polisin yerini değiştirip, kanunları değiştirip, sırf adaletin önünden kaçırmak için bunları yapanlara karşılık bizler bugün adliyenin önünde kucağımızda çocuklarımızla, kadınlar ve erkeklerle bekledik. Adaleti bekledik. Sonuç buymuş. Tabi hırsızın arsızın kol gezdiği bir ortamda, teröristlerin ‘sayın’ diye anıldığı bir ortamda, terörist heykeli dikildiği bir ülkede, hırsızların ‘saygın işadamı’ diye anıldığı bir ülkede elbette polise düşecek olan buydu. Hırsızlar polisleri sevmezler, aynı ortamda bulunmak istemezler. Hırsızlar meydanda dışarda olduğu için şu an polisler içerde. Ben bunun değerlendirmesini 70 milyonun vicdanına bırakıyorum. Bu işte parmağı olan, lafı olan en küçük veya büyük icratı olan herkesin vicdanına bırakıyorum. En sonunda Allah’a havale ediyorum. Allah elbette herkese hakikatı bir gün gösterecektir. Vatan sağolsun diyorum.” dedi.Eşinin her zaman çok yoğun çalıştığını kaydeden Ünal, “Ne zaman geleceksin derdim. 11,12’leri bulurdu. Keşke diyorum, şimdi şöyle bir pişmanlığım var. Eve hiç gelmeseydi, keşke hiç tatil yapmasaydı. Zaten çok azdı onları da yapmasaydı. 50 değil 100 casus yakalasaydı, 100 değil 500 terörist yakalasaydı. Eşim eğer beni duyarsa ona şunu iletmek istiyorum, ellerine sağlık, yüreğine sağlık, bileğine sağlık, aklına sağlık diyorum. Biz arkandayız, vicdan sahibi insanlar arkanda. Varsın vicdansızlar bizi savunmasın, bize karşı olsun o da önemli değil zaten.” ifadelerini kullandı.Avukat Ömer Turanlı, hakimin, müvekkilinin çalıştığı büronun tahkikat bürosu mu soruşturma bürosu mu olduğunu bile tam bilmediğini söyledi. Turanlı, “Şöyle ki kararında aynen şunu belirtiyor, ‘Erkan Ünal casusluk yapmıştır.’ Nedir delili? Diyorki ‘dinlemeye ilişkin talepleri savcılıktan Erkan Ünal talep etmiştir.’ Erkan Ünal’ın çalıştığı büro buna bakmıyor hakim bey. Ünal’ın çalıştığı büro hakimlerin TİB’e yazdığı yazı sonucunda elde edilen dinlemelere ilişkin tapeleri, dinlemeleri yapıyor ey hakim bey. Bunu bile ayırt edemiyorsunuz ve insanların özgürlüğünü kısıtlayan karar veriyorsunuz.” açıklamasında bulundu.Milletin vicdanına seslenmek istediğini söyleyen serbest kalan başkomiser Mehmet Işık da, “Hukukçularımızın dikkatini buraya çekmek istiyorum. Casusluk adı altında 22 Temmuz’da bir operasyon yapıldı. Hiç kimsenin evi aranmadı. 75 tane polis, amir ve müdür gözaltına alındı gecenin bir yarısı sahur vaktinde. Ama bir kişinin evi aranmadı. Bu insanlar 20 yılı cezaevinde geçirebilecek bir suçla itham edildiler. Ama casusluk suçuyla suçlanan 75 polisin ne evi ne arabası ne telefonuna el koyma kararı hiçbirşey. Kaldı ki dosyada hiçbir delil olmamasına rağmen bu tedbirlere başvurulmamış olması kalemin çoktan kırıldığını hükmün çoktan verildiğini ıspatlamaktadır. Artık bunu Türk milletinin görmesi lazım.” şeklinde konuştu.Selam terör örgütü dosyası kapsamında asıl takip edilen kişi sayısının 238 olduğunu kaydeden Işık, “Bu dosya kapsamında esas takip edilen 7 bin kişi değil. 7 bin kişi algısıyla oluşturulan o yalana inanmayın. Onlar palavra ve dosyanın içini boşaltmaya yönelik söylemler ve gazete haberleri. Selam terör örgütü kapsamında takip edilen 238 kişi. Bunlar elini kolunu sallaya sallaya davet edilmek suretiyle savcılığa geldiler. İfade verdiler ve çektiler gittiler. Hepsine burada takipsizlik kararı verildi. Ama bu dosyada çalışan 75 polis ki bunların çoğu da dosya ile irtibatı yoktur. Kimi idari amirdir kimi bir günlük nöbetçi amiri iken imza atmıştır. Bu polisler ömürlerini vatan için, terörle mücadele için harcamışlardır. Ama burada sahur vakti Ramazan Bayramı’nı da adliyede geçirecek şekilde gözaltına alınmışlardır. 8 gün adliyede tutulmuşlardır. Bunu reva görenler, bu zulmü reva görenler hukuk tekrar geri geldiğinde kaçakacak delik arayacaklar. O deliği de hukuğa ve demokrasiye inan insanlar onlara gösterecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.” dedi.“Erkan Üna
Zaman
Güncel
20.08.2014
TutuklananpolisineşiHırsızınsaygınolduğuyerdepolisetutuklanmakdüşerTutuklanan polisin eşi Hırsızın saygın olduğu yerde polise tutuklanmak düşer
Tutuklanan polisin eşi: Hırsızın saygın olduğu yerde polise tutuklanmak düşer
Zaman
20.08.2014
00:59
Polislere yönelik operasyoda tutuklanan başkomiser Erkan Ünal’ın eşi Nesibe Ünal, hırsızın kol gezdiği, saygın işadamı olarak anıldığı, teröristlerin heykelinin dikildiği ülkede polise düşenin ise tutuklanmak olduğunu söyledi. Eşiyle gurur duyduğunu ve arkasında olduğunu belirten Ünal, “Keşke eve hiç gelmeseydi 50 değil 100 casus yakalasaydı. Yüreğine, aklına sağlık.” diye konuştu.Sahur vakti operasyonunda gözaltına alınan ve hakkında yakalama kararı çıkan polislerden başkomiser Erkan Ünal tutuklandı, başkomiser Mehmet Işık ise serbest bırakıldı. Karar sonrası Işık, avukatlar ve Ünal’ın eşi basın açıklaması yaptı.Her şeyin açık olduğunu ifade eden polisin eşi Nesibe Ünal, “17 ve 25 Aralık’ta kendi çocuklarını hatta İran’ın çocuklarını adaletin önünden kaçırmak için ülkeyi velveleye verip, 40 bin polisin yerini değiştirip, kanunları değiştirip, sırf adaletin önünden kaçırmak için bunları yapanlara karşılık bizler bugün adliyenin önünde kucağımızda çocuklarımızla, kadınlar ve erkeklerle bekledik. Adaleti bekledik. Sonuç buymuş. Tabi hırsızın arsızın kol gezdiği bir ortamda, teröristlerin ‘sayın’ diye anıldığı bir ortamda, terörist heykeli dikildiği bir ülkede, hırsızların ‘saygın işadamı’ diye anıldığı bir ülkede elbette polise düşecek olan buydu. Hırsızlar polisleri sevmezler, aynı ortamda bulunmak istemezler. Hırsızlar meydanda dışarda olduğu için şu an polisler içerde. Ben bunun değerlendirmesini 70 milyonun vicdanına bırakıyorum. Bu işte parmağı olan, lafı olan en küçük veya büyük icratı olan herkesin vicdanına bırakıyorum. En sonunda Allah’a havale ediyorum. Allah elbette herkese hakikatı bir gün gösterecektir. Vatan sağolsun diyorum.” dedi.Eşinin her zaman çok yoğun çalıştığını kaydeden Ünal, “Ne zaman geleceksin derdim. 11,12’leri bulurdu. Keşke diyorum, şimdi şöyle bir pişmanlığım var. Eve hiç gelmeseydi, keşke hiç tatil yapmasaydı. Zaten çok azdı onları da yapmasaydı. 50 değil 100 casus yakalasaydı, 100 değil 500 terörist yakalasaydı. Eşim eğer beni duyarsa ona şunu iletmek istiyorum, ellerine sağlık, yüreğine sağlık, bileğine sağlık, aklına sağlık diyorum. Biz arkandayız, vicdan sahibi insanlar arkanda. Varsın vicdansızlar bizi savunmasın, bize karşı olsun o da önemli değil zaten.” ifadelerini kullandı.Avukat Ömer Turanlı, hakimin, müvekkilinin çalıştığı büronun tahkikat bürosu mu soruşturma bürosu mu olduğunu bile tam bilmediğini söyledi. Turanlı, “Şöyle ki kararında aynen şunu belirtiyor, ‘Erkan Ünal casusluk yapmıştır.’ Nedir delili? Diyorki ‘dinlemeye ilişkin talepleri savcılıktan Erkan Ünal talep etmiştir.’ Erkan Ünal’ın çalıştığı büro buna bakmıyor hakim bey. Ünal’ın çalıştığı büro hakimlerin TİB’e yazdığı yazı sonucunda elde edilen dinlemelere ilişkin tapeleri, dinlemeleri yapıyor ey hakim bey. Bunu bile ayırt edemiyorsunuz ve insanların özgürlüğünü kısıtlayan karar veriyorsunuz.” açıklamasında bulundu.Milletin vicdanına seslenmek istediğini söyleyen serbest kalan başkomiser Mehmet Işık da, “Hukukçularımızın dikkatini buraya çekmek istiyorum. Casusluk adı altında 22 Temmuz’da bir operasyon yapıldı. Hiç kimsenin evi aranmadı. 75 tane polis, amir ve müdür gözaltına alındı gecenin bir yarısı sahur vaktinde. Ama bir kişinin evi aranmadı. Bu insanlar 20 yılı cezaevinde geçirebilecek bir suçla itham edildiler. Ama casusluk suçuyla suçlanan 75 polisin ne evi ne arabası ne telefonuna el koyma kararı hiçbirşey. Kaldı ki dosyada hiçbir delil olmamasına rağmen bu tedbirlere başvurulmamış olması kalemin çoktan kırıldığını hükmün çoktan verildiğini ıspatlamaktadır. Artık bunu Türk milletinin görmesi lazım.” şeklinde konuştu.Selam terör örgütü dosyası kapsamında asıl takip edilen kişi sayısının 238 olduğunu kaydeden Işık, “Bu dosya kapsamında esas takip edilen 7 bin kişi değil. 7 bin kişi algısıyla oluşturulan o yalana inanmayın. Onlar palavra ve dosyanın içini boşaltmaya yönelik söylemler ve gazete haberleri. Selam terör örgütü kapsamında takip edilen 238 kişi. Bunlar elini kolunu sallaya sallaya davet edilmek suretiyle savcılığa geldiler. İfade verdiler ve çektiler gittiler. Hepsine burada takipsizlik kararı verildi. Ama bu dosyada çalışan 75 polis ki bunların çoğu da dosya ile irtibatı yoktur. Kimi idari amirdir kimi bir günlük nöbetçi amiri iken imza atmıştır. Bu polisler ömürlerini vatan için, terörle mücadele için harcamışlardır. Ama burada sahur vakti Ramazan Bayramı’nı da adliyede geçirecek şekilde gözaltına alınmışlardır. 8 gün adliyede tutulmuşlardır. Bunu reva görenler, bu zulmü reva görenler hukuk tekrar geri geldiğinde kaçakacak delik arayacaklar. O deliği de hukuğa ve demokrasiye inan insanlar onlara gösterecektir. Bundan kimsenin şüphesi olmasın.” dedi.“Erkan Üna
Zaman
Ana Sayfa
20.08.2014
TutuklananpolisineşiHırsızınsaygınolduğuyerdepolisetutuklanmakdüşerTutuklanan polisin eşi Hırsızın saygın olduğu yerde polise tutuklanmak düşer
Siyaset, dindarın ve taraftarın kutsalı
Zaman
19.08.2014
02:29
Araştırmacılar ondokuzuncu yüzyılın özellikle son çeyreğinde İslamın politikleştiğini, bir ideoloji olarak anlaşılmaya başlandığını, İslamiyetin bir din olarak siyasileşmesinin bu dönemde başladığı konusunda hemen hemen ittifak ederler.Bu dönemde iki hareket ortaya çıkmış denilebilir: Dini, bir ideoloji olarak okuyup, dindarı taraftar olarak tanımlamak; öte yandan da siyasi partileri ve fikirleri dokunulmaz bir gerçek olarak katı bir taraftarlık ile savunmak ve bu uğurda gerekirse zor kullanmak. Din ve hukuk çalışan uzmanlara göre ise bu süreç, İslamiyette otorite sahibi sesler yerini otoriter ve hatta totaliter tek bir sese bırakır (Khaled Abou El Fadl, 2003). Aynı dönemde faşizm ortaya çıkmış, siyasi liderler ve siyasetleri aleyhine söz söylenmesi suç olmasa da ihanet kapsamında ele alınmış, İtalya ve Almanya öncü örneklerinde bu dışlayıcı ve siyaseti kutsayıcı politika kendini ırkçılık olarak göstermiştir. burada bahsetmek istediğim tüm bu hadiselerin hâlihazırdaki din ve dindar algısı üzerine etkisi olacak.SEKÜLERİZM VE İCAT ETTİĞİ KUTSALLIK ALGISI?İtalya üzerine yazan araştırmacılar, erken 20. asırda siyasetin kutsal bir dokunulmazlık kazandığını ifade ederler. Ancak burada zikredilen kutsallığın ilk etapta da çağrıştıracağı üzere dindeki yeri üzerinde durmazlar. Din üzerine de yazan Mircae Eliadenin ve Durkheimin de eserlerine konu olan kutsallık ile siyasete atfedilen kutsallık zaman olarak aynı devirlere rast gelir. O halde böyle bir politik ve tarihî alt yapıda 20. asırda anladığımız şekli ile din ve siyaset tanımları ne ifade eder? Dinin siyasileşmesi gibi siyasetin dinleşmesi mi söz konusu olmuştur? Taraftarlığa indirgenmiş dindarlık ile siyasi ideoloji veya parti taraftarlığının birbirinden farkı nedir? Peki, yirminci asırda ortaya çıkan bu politik çalkantılar ve dünya savaşları neticesinde bir noktada mecburen oluşan aşırı korumacı milliyetçi kimlikler, hayatta kalma mücadelesi veren devletlerin elinde siyasetin dinleşmesi diyebileceğimiz yeni bir dışlayıcı kült icat etmiştir denebilir mi? Bunu yirminci asrın din tanımı çerçevesinde soruyorum. İbadet hayatı olmayan bu din, 20. asrın başında ölü olarak nitelenmiş ve bu ölümün adına da sekülerizm denilmişti. Ahmet Kuru Beyin dışlayıcı veya katı sekülerizm adını verdiği bu kavrama ben yeni bir yaklaşım ile kutsal sekülerlik adını vermek istiyorum. Kutsal sekülerlik, din ve siyaset için ayrı ayrı sarf edilebilecek ve tanımlanabilecek aidiyet hisleri ve tanımlarını birbirine denk hale getirmiş ve neticede bir ideoloji olarak İslamcılık ve neredeyse kutsal ve değiştirilemez politik söylemler ve politik figürler ortaya çıkmış, sekülerlik iddiası kendisi dinin hiç olmadığı kadar katı bir dışlayıcı ve negate edici karakter üretmiştir. Bu katı dışlayıcılığın adı ise kutsaldır. Bu kutsala göre din birkaç kült ve körü körüne bağlılık ve liderinin karizmasından ibarettir. Bu garip kutsalı reddin adı olan sekülerlik ise mantıki ve modern olandır. Oysa seküler denilen kurum ve tanımların tarihine baktığımızda, sıradan bir dindar algısı ile anlaşılan dinde hiç olamayacağı kadar katı bir öteleştirme söylemi görülecektir. Sekülerin icat ettiği bu kutsal, yahut bu kutsallık algısının icat ettiği sekülerizm hem dini hem de yeni oluşmakta olan milli devletlerin politik sistem ve söylemlerini etkilemiş, birey ve toplumun tanımında tehdit unsurları ve korku hakim olmuş, böylece düşünce esasta askıya alınmıştır. Zira panik ve korku olan yerde refleksler harekete geçer. Bu refleksler üzerine kurgulanan erken devir katı milliyetçilikleri, sadece politik kimlikleri değil, gündelik hayatın birey ve toplum algılarını da tanımlamış, böylece ya tarafsın ya düşman, algısı doğmuş ancak bu algı var olan paranoyaları daha da beslemiştir. Bireyin veya toplumun kimliği, aidiyetleri paranoyalar üzerinden tanımlanınca, din bir taraftarlıktan ibaret hale gelmiş ve neticede ibadet hayatı olsa da olmasa da önemsemeyen, iman üzerine düşünme ve pratik hayatı olmasına gayret etmesi gerektiğini bile fark etmeyen taraftarlıklar ortaya çıkmış ve bu kuru taraftarlık bir dinin takipçilerinin yeni kimliği haline gelmiştir. Bu aşamada asıl mühim olan her dinî grubun kendi tarafının haklarıdır. Ümmet hakları ve siyaset, ibadet hayatı veya Allah ile ilişkilerin önüne çıkacak şekilde dindarın gündelik hayatının ana malzemesi olmaya başlamış, dindar kimliğinde her gün yeniden Yaratıcıyı tanıma gayreti yerine her gün daha fazla dindaşlarını reaksiyoner bir şekilde ‘ötekine karşı savunma refleksi doğmuştur.?Yirmi birinci asır yolcuları bu yola girdiklerinde işte böyle bir din ve dindar tanımı ile dünyaya gözlerini açtılar. İhtilaflar, savaşlar ve politik kaygıların hakim olduğu bu dinin ruhuna tamamen zıt dışlayıcı kimliğe babalarımızdan kalma İslam şeklinde sahip çıkarsak; babalarının dinlerinden vazgeçmeyip İslamiyete bundan dola
Zaman
Yorum
19.08.2014
SiyasetdindarınvetaraftarınkutsalıSiyaset dindarın ve taraftarın kutsalı
Nuriye Akman - Mezhebimiz değil, ruhumuz
Zaman
17.06.2014
02:11
IŞİD’e katılan Türk militanların sosyal medya paylaşımları dikkatinizi çekti mi? 6 aylık bebeklerin ağır silahlarla çekilmiş fotoğrafını “Dünyanın en küçük mücahidi” diye seviyorlar.Hiçbir şey ölüm kadar anlamlı değil onlara. Şehit gideceklerine kesin gözle baktıklarından cesetler mis gibi kokuyor burunlarına. Annelerini silahların üstünde cennete götüreceklerini söylüyorlar. Allah adına can alma yetkisini sahiplenmişler. Silahları, adeta sıratı geçirecek buraklara dönüşmüş.Manzara karşısında duygu yelpazemizden öfkeyi, korkuyu, acımayı seçmek çok kolay. Türkiye bazı kaynaklara göre 3 bin evladını bu noktaya getiren hatalarıyla hesaplaşmak zorunda. Bu rakam diğer terör örgütlerindeki Türklerle beraber kimbilir kaça çıkıyor? Bizler cihadı nefs terbiyesi olarak göremediğimiz, varoluşun hikmetine odaklanmak yerine nefret pekiştiren ucuz hamasetle beslendiğimiz için çocuklarımızı bu batağa kendi ellerimizle itmiş olduk.Hatalarımız say say bitmez: Evrendeki doğal çeşitliliği korumaktansa, ötekileri de bize benzemeye zorladık. Kendi çarpık algısını İslam diye etiketleyerek dini, siyasi emellerine araç yapanlara karşı duramadık. Devlet diniyle uyuşan zihinlerimiz, hükümetlerin İslam maskesi takmış gruplara yaptığı silah ve istihbarat desteğine seyirci kaldı. Önce bölgenin, sonra dünyanın hakimi olma sevdamız bizi şeytanın müttefiki yaptı.Müslüman falan değildik biz. Doğduğumuz gibi ilkel kalmıştık çünkü. İlahi mesaj kendimizi yeniden doğurmamızı istiyordu oysa. Ölmeden evvel ölebilseydik, bir sulh adası oluşabilirdi çevremizde. Fakat bu sağlam reçeteyi “dünyadan el etek çekmek, yaşama sevincini dışlamak” diye çevirerek yanılttılar bizi. Hâlbuki nimetlerin asıl tadı onlara esir olmadığımızda çıkabiliyordu. Egoyu zaptetme becerimizin bizi neşelerin en tükenmezine kavuşturacağını öğrenemedik.Ahlak güzellerini ya aramadık ya bulduğumuz yerde çamura buladık. Kalpler saflaşıp hikmetle tanışmadıkça, taklit edeceğimiz örneklerin sahtesiyle hakikisini ayıramazdık. Ezberci kafalarımız menkıbeleri bile putlaştırdı, paganlaştığımızın farkına varamadık. Kılınan namazlar, tutulan oruçlar, verilen zekâtlar, Kâbe tavafları, şemsiyenin üzerinden dökülen damlalar gibiydi. Rahmetle ıslanamadık. Allah’tan hiçbir zaman razı olmamıştık. Bu yüzden “Allah rızası için” tabiri eylemlerimize kılıf olabilmiş, hatalarımıza Yaratıcıyı ortak etmemiz kolaylaşmıştı. “İslam birliği” gibi boyumuzu aşan tehlikeli hedeflere kitlenmiştik. Deli danalara benzeyen nefs, kendi sefilliğine en uygun ideolojiyi seçecekti elbette. Hepsinin de yeterince şakşakçısı vardı; tercihlerinden kuşku duymadı kimse.Bunların en vahimi mezhepçilikti. Tarih boyunca Allah’a yakınlaştırmak şöyle dursun, O’ndan uzaklaştırmaktan başka bir marifet sergileyememişti. Gözler çapakla dolunca bunu görmek zorlaşıyordu tabii. Bu haldeyken başkalarına temizlik dersi vermekle başlayıp göz çıkarmaya kadar varan hadsizliklere kapılanıldı. Kirli savaşların parçası olduk. İslam bugün terörle birlikte anılıyorsa, çevrelerine nefret dalgaları yayanlar başta olmak üzere hepimiz kabahatliyiz. Yangında kurtarılacak en değerli eşyamızdı nefs. Bu arsız evladı eğitmeliydik. İşe onu banyoya sokup kirlerinden arındırmakla başlayabilirdik. Kese de yetmez, kaşağı kullanmamız gerekirdi. Obezliğiyle ilgilenmemiz, biraz zayıflatıp hafifletmemiz şarttı. Ayaklarını yere vurarak “Bana ne bana ne, istiyorum işte o toprakları, o koltukları, o alkışları” diye huysuzlandığında odasına göndermeliydik.Elindeki çekici, keskiyi ve zımparayı sadece kendisi için kullananlar o taşlaşmış kütlenin içindeki meleği özgürlüğüne kavuşturabilirdi. Hayat boyu sürecek bu işlem, terör tehdidi altındaki dünyaya en büyük katkı olurdu. Yollarını şaşıranlardan bir kişi bile heykelsi duruluğumuzdan etkilenip soru sormaya başlasa borcumuzu ödemiş sayılırdık.Geç kaldık ama zararın neresinden dönsek kârdır. İnsanları kötülükten men edip iyiliğe yönlendirmenin en sağlam metodu bu. Âleme nizam veremeyiz ama kendimizden bir başyapıt çıkarabiliriz. Bizi ne Şiilik kurtaracak, ne de Sünnilik. Kürt, Arap veya Türk olmanın da bir getirisi yok. Haritalar, silahlar, sahneler ve aktörler hep değişti ve dünyanın son gününe dek değişmeye devam edecek. Ruh ise, içimize üflendiği andan beri bölünmez bütünlüğüyle yaşıyor. Ona erişebiliyor muyuz, işte bütün mesele bu.
Zaman
Köşe Yazıları
17.06.2014
NuriyeAkman-MezhebimizdeğilruhumuzNuriye Akman - Mezhebimiz değil ruhumuz
Arda Turan: La Liga şampiyonluğu çok güzel ve çok anlamlıydı
Zaman
03.06.2014
17:26
Atletico Madridli milli futbolcu Arda Turan, İspanyada şampiyon olmanın çok güzel ve çok anlamlı olduğunu söyledi.İspanya La Liga takımlarından Atletico Madridde forma giyen Arda Turan, Skyturk360ta İlkin Kavukçunun sorularını cevapladı. Şampiyon oldukları sezondan hayal gibi bir sezondu şeklinde bahseden Arda Turan, Bu sene hayal gibi bir sezondu. Muhteşemdi açıkçası. Bence futbol tarihinin kazanılması çok zor olan bir şampiyonluğu kazandık, Şampiyonlar Ligi finalini ise muhteşem bir maç sonrası kaybettik. Bunlar çok özel duygulardır. Biz bu sezonun her anını başarı hisleriyle yaşayarak, başarı hisleriyle düşünerek geçirdik. İnanılmaz bir sezon geçirdik. Hep istedik, sabırlı olduk, hep içimizdeki egoyu sakladık ve çok fazla çalıştık. O yüzden sonunda böyle muhteşem şeyler oldu. şeklinde konuştu.Kendisine dua eden Türk halkına da teşekkür eden Arda Turan, şöyle devam etti: Yani bu başarılar çok özel şeyler inanılmaz duygular. Sokağa çıktığım zaman 50-60 yaşlarında elinde bir poşet olan teyze Allah senden razı olsun oğlum diyor. Biz sana dua ettik, işte seninle beraber mutlu olduk diyorlar. Küçük bir çocuk daha yeni yeni konuşmaya başlamış işte Arda abi, Arda Turan gibi şeyler diyor. Benim için önemli olan bu sevgi, bu sevgiyi hissetmek. Ben sonuçta Türkiye Cumhuriyetinin bir evladıyım ve ülkemi temsil etmek istiyorum, o bayrağı önemli yerlerde göstermek istiyorum ve bunu da yapabildiğim için çok mutluyum. Ama tabi ki bunu yaparken en önemli şey dualar. Bizim çalışma isteğimiz hep beraber oluyor hep bir sinerjiyle oluyor. O yüzden bu ülkenin her köşesinde bana dua eden, benimle beraber bu hisleri yaşayan bütün insanlara teşekkür ediyorum. Çünkü o kadar güzel geri dönüşler alıyorum ki çok özel bir duygu. Kupadan, madalyadan çok daha değerli.Şampiyonlar Ligi finalinde giyemediğin kırmızı forma (Stüdyoya getirilen Atletico Madrid formasını gösteriyor) hakkında neler söylersin? şeklindeki bir soruya ise başarılı futbolcu: Bu forma benim için en önemli forma. Şampiyonlar Ligi final forması benim giyemediğim soyunma odasında asılı duran forma bu. Acı ve üzüntüye gelince, benim o maçta oynayamamam çok kötü bir şey. İnsanlara göre o finalde oynamalıydım veya bunu tercih etmeliydim. Allah böyle nasip etti, ben her zaman tevekküllü olan bir insanım, buna da şükretmek gerektiğini düşünüyorum. Bir futbolcu bir takımın içindeyse takım bir turnuvayı kazanırsa kimse bireysel olarak şu şunu yaptı demez; kupalar, şampiyonluklar takım halinde kazanılır. O gün benim oynamamam takım için çok daha faydalıydı. Yarım bir Arda takıma hiçbir fayda sağlamazdı. Çünkü muhtemelen sağ tarafta oynayacaktım, Di Maria ile Ronaldoyu savunacaktım, çok önemli bir görev olacaktı. Ama dediğim gibi bu forma benim rüyalarımın forması. Umarım bu rüyayı birgün kupayı kazanırken gerçekleştiririm. Biz zaten bir hayalin savaşçılarıydık. Madriddeki o taraftarın o hissi, o duygusu müthiş, Atletico taraftarı her şeyi hakediyordu. Biz de onlara bu gururu yaşattık. Ama maalesef ben oynayamadım fakat arkadaşlarımı motive ettim ve çok mutluydum. Hala şükrediyorum. cevabını verdi.ATLETİCO MADRİDDE ÇOK MUTLUYUMGeldik transfer konusuna. Herkes bu konuyu merak ediyor, acaba Ardanın hedefinde İngiltere var mı? sorusuna da Arda, takımında mutlu olduğunu söyleyerek cevap verdi.Milli futbolcu, şöyle konuştu: Menajerim Ahmet Bulut bana Sadece işini yap der. Ben kontratımdaki paraya da, ne zaman neye karar vereceğime de, Ahmet abi bir plan şekilleri getirir, en son oturup öyle karar veririz. Benim 2017 yılına kadar kontratım var kulübümle. Şampiyonlar Ligi finali oynamışız, La Liga şampiyonu olmuşuz. Avrupanın en özel takımlarından bir tanesiyiz şu anda ve ben bu takımın 50 maç oynamış 10 numaralı bir oyuncusuyum. Bundan daha güzel bir şey isteyecek bir konum olmaz insan için. O yüzden şu an 2017 yılına kadar kontratım var ve Atletico Madridde çok mutluyum. Ama bu konuyla ilgili bilgi isteyen biri varsa Ahmet Bulut orada.İspanya ile Türkiye arasındaki farkın sorulması üzerine Arda, Bu soru çok soruluyor. Bir defa herkes spor yapıyor, herkes bunun bilincinde ama her şeyin başında eğitim var. Çünkü hemen hemen bizim yarımız kadar İspanya, her şeye sahipler spor konusunda. Ben bildiğim alanda konuşuyorum, futbol konusunu bildiğim için bu alanda konuşuyorum. Şöyle bir durum var; en iyi F1 plotlarına, en iyi basketbolculara, en iyi tenisçilere, en iyi futbol takımlarına, en özel stadlara aklına gelebilecek her türlü spor dallarında varlar. Biz 80 milyonluk ülkeyiz, 7 tane ayrı bölgemiz var, ayrı fiziki yapılarda insalar var ama neden gelişmiyorlar diye soracak olursanız siz yeteri kadar destek vermezseniz ya da eline 500 bin dolar verip kendini geliştir derseniz o çocuğun hata yapmama lüksü yok bu nedenden dolayı ülkemizde sporcu gelişimi maalesef zayıf. Yeni eğitim, yeni projeler, zaman ve sab
Zaman
Son Dakika
03.06.2014
ArdaTuranLaLigaşampiyonluğuçokgüzelveçokanlamlıydıArda Turan La Liga şampiyonluğu çok güzel ve çok anlamlıydı
Basketbolu bıraktı futbolda ay-yıldızı taktı
Zaman
25.05.2014
02:00
Kardemir Karabüksporlu Ahmet İlhan Özek, Kosova’ya karşı Ay-Yıldızlı formayı ikinci kez giydi. Golle de tanışan yetenekli oyuncunun hedefi geç kavuştuğu Milli Takım’da kalıcı olabilmek.6 yıl önce 20 yaşındayken ilk kez profesyonel sözleşme imzalayan ve açığı kapatmak için çok çalışan tecrübeli orta saha, şu an büyük takımların gündeminde. Karabükspor’a gelmeden önce Beşiktaş’ın kapısından dönen Ahmet İlhan da transfere sıcak bakıyor. Ancak günün birinde Atletico Madrid’in yıldızı Arda Turan gibi yurtdışında Türkiye’yi temsil etmek istiyor. A Milli Takım’ın İrlanda’daki kampında Zaman’ın sorularını cevaplayan Ahmet İlhan Özek, sıra dışı futbolculuk kariyerini anlattı.Abdullah Avcı’dan sonra Fatih Terim’in Milli Takım’a çağırmasını bekliyor muydun?Açıkçası beklentim vardı. Fakat çok iyi bir sezon geçirmedim. Sakatlıklarım oldu. 5 hafta forma giyemedim. Geçen yıla göre bireysel olarak biraz düşüş yaşadım. Genel anlamda ise takımımız hoca faktörü sebebiyle daha defansif oynuyordu.Peki bir önceki sezon nasıl çok fazla öne çıktın?Büyük takımlarla oynarken daha iyi motive oluyorsunuz. Çok yüksek bir atmosferde oynuyorsunuz ve bu da sizi ateşliyor. Anadolu takımları, sadece büyük takımlarla oynadıklarında gündeme gelebiliyor. Geçen sezon çok öne çıkmamın sebebi de büyük takımlara karşı performansımdı.Profesyonel ligde oynamaya geç başladığın için bu noktaya gelmek hayal miydi senin için?İster istemez hedef büyütemiyorsun. Ama içimdeki istek hiçbir zaman ölmedi. Türkiye’de 16-17 yaşında gençler profesyonel oluyor. Bursasporlu Ozan Tufan kardeşimi görüyoruz işte. Ben onun yaşındayken amatörde forma giyiyordum. O yüzden Milli Takım’ın bu kademesi normalde benim için zordu. Allah’a dua ettim, çok çalıştım, yürekten inandım. Bundan sonraki hedefim, kalıcı olmak. Artık bütün kamplara çağrılıp, 2016 Avrupa Şampiyonası’nın kadrosuna girmek istiyorum.Altyapı eğitimi eksikliği yaşıyor musun?Tabii ki altyapı eksikliğim var. Bunu da çalışarak kapatmak istiyorum. Mesela küçük yaşta top tutma, topa vuruş, duracağın veya koşman gereken yer gibi şeyleri temelden almak çok önemli. Bu sayede ileride kendini geliştirme imkanın fazla oluyor. Büyük takımlar veya Süper Lig’deki bir ekibin altyapısında değil, Aydınspor’da yetiştim. Türkiye’nin genel problemi zaten altyapı eksikliği.Farklı bir hikâyen var. Anlatır mısın?İlkokul 3’ten itibaren basketbol oynadım. Aydın’da DSİ’de forma giydim. Hatta Efes’in seçmelerini kazanan 2 kişiden biriydim, Aydın’da. Milli bile olabilirdim. Orta 3. sınıfta okula o sene gelen beden eğitimi hocamız beni futbol takımına aldı. Hatta tamamen futbola odaklanmam için de “Eğer bir daha basketbol topunu eline alırsan seni sınıfta bırakırım.” diye sert şekilde uyarmıştı. Aynı zamanda Aydın Belediyespor’un altyapı hocasıydı. Zaten basketbol oynarken de aklımda hep futbol vardı.Aydınspor’da nasıl oynamaya başladın?Babamı ben 4 yaşındayken kaybetmiştik. Liseyi amcamın sayesinde özel okulda okumuştum. Bu dönemde hem okuyup hem de Aydınspor’un altyapısına gidip geliyordum. 5 yıl o takımda yer aldım. 2006’ya kadar. Lise 3’e geldiğimde ise annem futbola devam etmemi istemedi. Ben de annemi kırmadım ve bıraktım. Çünkü, o süreçte annemin benden farklı beklentileri vardı. Üniversiteyi mutlaka kazanıp amcamın emeklerini boşa çıkarmamam gerektiğini söyledi. Derslerime yoğunlaşıp üniversiteyi kazandım. Eskişehir’e gittim. Üniversite eğitimi bana çok büyük katkı sağladı. Futbolcu olmama da bir nevi aracı oldu. Ama henüz okulu bitiremedim. 9. yılım. İnşallah diplomayı alırım.Futbolla yeniden buluşman kolay oldu mu?Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin İktisat Bölümü’nü kazandım. 1 sene boyunca da uzak kaldım. Üniversitede bölümler arası turnuva oluyordu. Her ne kadar ara versem de artık üniversiteye girmiştim. Ve amatör olarak oynamaya başladım. İktisat bölümü turnuvada şampiyon oldu. Bu maçlar sırasında Eskişehirsporlu yöneticilerin dikkatini çektim. Tesislere çağırdılar. Ancak farklı sebeplerle bu iş olmadı. Kısa süreli Merinosspor macerasından sonra da Bozüyükspor’la anlaştım. Oradan Manisaspor ve iki sezondur Karabükspor’da Süper Lig forması giyiyorum.Seni büyük takımlarda ne zaman göreceğiz?Her futbolcunun isteğidir büyük takımlarda oynamak. Şartlar uygun olursa ben de gitmeyi arzu ederim. Ama önce huzur. Karabükspor’da çok huzurluyum. Fakat kulüp de kazanacaksa transfer neden olmasın. Manisa’dan Kardemir Karabük’e gitmeden önce Beşiktaş’la anlaşmıştım. Fakat eski kulübümle para konusunda pürüzler çıktı.
Zaman
Spor
25.05.2014
Basketbolubıraktıfutboldaay-yıldızıtaktıBasketbolu bıraktı futbolda ay-yıldızı taktı
Basketbolu bıraktı futbolda ay-yıldızı taktı
Zaman
25.05.2014
02:00
Kardemir Karabüksporlu Ahmet İlhan Özek, Kosova’ya karşı Ay-Yıldızlı formayı ikinci kez giydi. Golle de tanışan yetenekli oyuncunun hedefi geç kavuştuğu Milli Takım’da kalıcı olabilmek.6 yıl önce 20 yaşındayken ilk kez profesyonel sözleşme imzalayan ve açığı kapatmak için çok çalışan tecrübeli orta saha, şu an büyük takımların gündeminde. Karabükspor’a gelmeden önce Beşiktaş’ın kapısından dönen Ahmet İlhan da transfere sıcak bakıyor. Ancak günün birinde Atletico Madrid’in yıldızı Arda Turan gibi yurtdışında Türkiye’yi temsil etmek istiyor. A Milli Takım’ın İrlanda’daki kampında Zaman’ın sorularını cevaplayan Ahmet İlhan Özek, sıra dışı futbolculuk kariyerini anlattı.Abdullah Avcı’dan sonra Fatih Terim’in Milli Takım’a çağırmasını bekliyor muydun?Açıkçası beklentim vardı. Fakat çok iyi bir sezon geçirmedim. Sakatlıklarım oldu. 5 hafta forma giyemedim. Geçen yıla göre bireysel olarak biraz düşüş yaşadım. Genel anlamda ise takımımız hoca faktörü sebebiyle daha defansif oynuyordu.Peki bir önceki sezon nasıl çok fazla öne çıktın?Büyük takımlarla oynarken daha iyi motive oluyorsunuz. Çok yüksek bir atmosferde oynuyorsunuz ve bu da sizi ateşliyor. Anadolu takımları, sadece büyük takımlarla oynadıklarında gündeme gelebiliyor. Geçen sezon çok öne çıkmamın sebebi de büyük takımlara karşı performansımdı.Profesyonel ligde oynamaya geç başladığın için bu noktaya gelmek hayal miydi senin için?İster istemez hedef büyütemiyorsun. Ama içimdeki istek hiçbir zaman ölmedi. Türkiye’de 16-17 yaşında gençler profesyonel oluyor. Bursasporlu Ozan Tufan kardeşimi görüyoruz işte. Ben onun yaşındayken amatörde forma giyiyordum. O yüzden Milli Takım’ın bu kademesi normalde benim için zordu. Allah’a dua ettim, çok çalıştım, yürekten inandım. Bundan sonraki hedefim, kalıcı olmak. Artık bütün kamplara çağrılıp, 2016 Avrupa Şampiyonası’nın kadrosuna girmek istiyorum.Altyapı eğitimi eksikliği yaşıyor musun?Tabii ki altyapı eksikliğim var. Bunu da çalışarak kapatmak istiyorum. Mesela küçük yaşta top tutma, topa vuruş, duracağın veya koşman gereken yer gibi şeyleri temelden almak çok önemli. Bu sayede ileride kendini geliştirme imkanın fazla oluyor. Büyük takımlar veya Süper Lig’deki bir ekibin altyapısında değil, Aydınspor’da yetiştim. Türkiye’nin genel problemi zaten altyapı eksikliği.Farklı bir hikâyen var. Anlatır mısın?İlkokul 3’ten itibaren basketbol oynadım. Aydın’da DSİ’de forma giydim. Hatta Efes’in seçmelerini kazanan 2 kişiden biriydim, Aydın’da. Milli bile olabilirdim. Orta 3. sınıfta okula o sene gelen beden eğitimi hocamız beni futbol takımına aldı. Hatta tamamen futbola odaklanmam için de “Eğer bir daha basketbol topunu eline alırsan seni sınıfta bırakırım.” diye sert şekilde uyarmıştı. Aynı zamanda Aydın Belediyespor’un altyapı hocasıydı. Zaten basketbol oynarken de aklımda hep futbol vardı.Aydınspor’da nasıl oynamaya başladın?Babamı ben 4 yaşındayken kaybetmiştik. Liseyi amcamın sayesinde özel okulda okumuştum. Bu dönemde hem okuyup hem de Aydınspor’un altyapısına gidip geliyordum. 5 yıl o takımda yer aldım. 2006’ya kadar. Lise 3’e geldiğimde ise annem futbola devam etmemi istemedi. Ben de annemi kırmadım ve bıraktım. Çünkü, o süreçte annemin benden farklı beklentileri vardı. Üniversiteyi mutlaka kazanıp amcamın emeklerini boşa çıkarmamam gerektiğini söyledi. Derslerime yoğunlaşıp üniversiteyi kazandım. Eskişehir’e gittim. Üniversite eğitimi bana çok büyük katkı sağladı. Futbolcu olmama da bir nevi aracı oldu. Ama henüz okulu bitiremedim. 9. yılım. İnşallah diplomayı alırım.Futbolla yeniden buluşman kolay oldu mu?Eskişehir Anadolu Üniversitesi’nin İktisat Bölümü’nü kazandım. 1 sene boyunca da uzak kaldım. Üniversitede bölümler arası turnuva oluyordu. Her ne kadar ara versem de artık üniversiteye girmiştim. Ve amatör olarak oynamaya başladım. İktisat bölümü turnuvada şampiyon oldu. Bu maçlar sırasında Eskişehirsporlu yöneticilerin dikkatini çektim. Tesislere çağırdılar. Ancak farklı sebeplerle bu iş olmadı. Kısa süreli Merinosspor macerasından sonra da Bozüyükspor’la anlaştım. Oradan Manisaspor ve iki sezondur Karabükspor’da Süper Lig forması giyiyorum.Seni büyük takımlarda ne zaman göreceğiz?Her futbolcunun isteğidir büyük takımlarda oynamak. Şartlar uygun olursa ben de gitmeyi arzu ederim. Ama önce huzur. Karabükspor’da çok huzurluyum. Fakat kulüp de kazanacaksa transfer neden olmasın. Manisa’dan Kardemir Karabük’e gitmeden önce Beşiktaş’la anlaşmıştım. Fakat eski kulübümle para konusunda pürüzler çıktı.
Zaman
Ana Sayfa
25.05.2014
Basketbolubıraktıfutboldaay-yıldızıtaktıBasketbolu bıraktı futbolda ay-yıldızı taktı
Çocukları PKK’nın elinde olan annelerden eylem
Zaman
19.05.2014
12:56
Diyarbakırda PKKya katılan 15 yaşındaki ikisi Fen Lisesi öğrencisi üç çocuğun ailesi Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde PKK çocuklarımızı geri ver eylemi başlattı. Ortak bir açıklama yapan çocukların anne ve babalarına okul arkadaşları da destek verdi. Acılı anneler gözyaşı dökerken, çocuklarının 23 Nisanda piknik adı altında kandırılarak PKKya teslim edildiğini belirtti.Diyarbakırda 23 Nisan günü Lice ilçesine götürülen ve burada PKKya katıldığı ortaya çıkan 14 çocuktan biri olan Sinan Gökçüm, annesinin başlattığı eylem nedeniyle geri gönderilmişti. Aynı gün MEGAM-DER ile örgütün lise yapılanması tarafından düzenlenen pikniğe katılan Diyarbakır Selahaddin Eyyübi Anadolu Lisesi öğrencileri Halime Gündüz(15) ile Fırat Aydın Eren de (15) Licede PKK tarafından kaçırıldı. Adanada ikamet eden Diyarbakırlı Temel ailesinin 15 yaşındaki kaporta çırağı Hatip Temel ise 4 Nisanda Şanlıurfada yapılan Öcalanın doğum günü etkinliklerine katıldıktan sonra bir daha dönmedi. Aileler yaptığı araştırmada çocuklarının PKKnın elinde olduğunu öğrendi. Tüm girişimlere rağmen çocuklarının geri gönderilmediğini belirten acılı aileler, Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi önünde eylem yaptı. PKKnın elinde olan 15 yaşındaki Halime Gündüzün annesi Safiye Gündüz, ağabeyi Müslüm Gündüz; Fırat Aydın Erenin (15) annesi Mahfuze Eren, babası Selami Eren; Adanada ikamet eden Hatip Temelin annesi Emine Temel ile dayısı Deniz Çakarın yanı sıra yakın akrabaları ve çocukların sınıf arkadaşları belediyenin bir araya geldi. Çocukların fotoğraflarını taşıyan acılı anneler, gözyaşı döktü çocuklarının serbest bırakılmasını istedi. Aileler 23 Nisanda götürülen çocukları geri verin, 15 yaşındaki çocukların siyasi düşüncesi olamaz, Çocukların eli kalem tutmalı silah değil yazılı pankartlar taşıdı. OĞLUMUN SAĞLIK DURUMU YERİNDE DEĞİL Fırat Aydın Ereni (15) annesi Mahfuze Eren, çocuğunun 23 Nisanda MEGAM-DERin düzenlediği pikniğe katıldığını belirterek, Liceye gidiyorlar. Orada bayan militanlar tarafından dağa götürülüyor. Tüm yetkilileri sesleniyorum, çocuğumun geri gelmesini istiyorum. Çocuğum daha 15 yaşında onun yeri ailesinin yanı ve eğitim. Geri gelmesi için oturma eylemine başlayacağız. Gelince kadar eylemimiz açlık grevini kadar uzayacak. Yerel kaynaklarla haber gönderdik. Onlarda olduğunu haberini gönderdiler. Okul arkadaşlarının yanından götürülmüş. Oğlum dağa gitmek amacıyla pikniğe gitmedi. Çocuğu kandırılarak götürüldü. 15 yaşındaki çocuğun iradesi olmaz. Çok duygusaldı. Sağlık problemleri var. Göz tembelliği var. 10 yaşına kadar 15 yeri kırılmıştı. Sağlıklı değil. diye konuştu. PKKYA OĞLUMU BIRAKMASI İÇİN SAĞLIK RAPORLARINI GÖNDERDİM Fırat Aydın Erdemnin babası Selami Eren ise çocuğunun 23 Nisan günü şehir merkezindeki Yenişehir Piknik Alanına gideceğini söylediğini belirterek, Ancak Liceye götürülmüşler. Sabah 05te onu uyandırdım ve gönderdim. Dağa çıkacak bir çocuk olsaydı en azından gitmeden önce gelir beni öperdi, sarılırdı. MEGAM-DERden bahsediyorlar, onlara soruyoruz, biz götürmedik diyorlar. Belediye diyorlar, belediye bunu kesinlikle kabul etmiyor. BDPnin desteklendiği söyleniyor, onlar da bu işte biz yokuz diyorlar. Hiç kimse yoksa bu çocuk nasıl gitti. Savcılık soruşturma başlattı. BDPye gittik ilgilenmediler. Oraya hükmümüz geçmez dediler bize. Ben Kulpluyum. Yerel kaynaklarla ulaşmaya çalıştık. Çocuğun orada olduğunu ve sağlığının iyi olduğunu öğrendik. Kemiklerinde kırıklar oluştuğunu, göz tembelliği olduğunu gösteren raporlar gönderdik kendilerine. Çocuk geri gönderilmedi, bir açıklama da yapılmadı. Yapacak bir şey kalmadı ve eyleme başladık. ifadelerini kullandı. Lise öğrencisi Halime Gündüzün annesi Safiye Gündüz ise kızını 15 yaşına kadar bin bir zahmetle büyüttüğünü belirterek, Ben kızım olmadan yaşayamam. Bir aydır her gün ölüyorum. Fen Lisesinde okuyan bir çocuğun dağda ne işi olur. Kızımı geri göndersinler. Onun okuması gerekiyor. diye konuştu. Kimsenin kendilerine yardım etmediğini anlatan gözü yaşlı anne, kızının bırakılması için her gün eylem yapacağını kaydetti. BENİM VE HASTA BABASININ YAŞAM KAYNAĞIYDIAdanada ikamet eden Diyarbakırlı anne Emine Temel de belediye önünde gözyaşı döktü, ağıtlar yaktı. Oğlunun 4 Nisanda Adanadan otobüsle Amara etkinliklerine getirildiğini ve buradan PKKya teslim edildiğini anlatan Temel, Oğlum sanayide kaporta çırağıydı. Babası hasta çalışmıyor. İki kızım var onlar da evlendi. Benim ve basının tek umudu, yaşam kaynağı Hatipti. İki aya yakındır çalmadık kapı bırakmadık. Yüreğim yanıyor. Adanadan buraya kadar geldim. Oğlumun burada olduğunu öğrendim. Şimdi herkesten yardım istiyorum. Ne olur çocuğumu verin. Biz barışa karşı değiliz. En büyük barışı ben istiyorum ama oğlumu da istiyorum. ifadelerini kullandı. Belediye önünde yapılan ortak basın açıklamasında ise 15 yaşındaki çocukların
Zaman
Son Dakika
19.05.2014
ÇocuklarıPKK’nınelindeolanannelerdeneylemÇocukları PKK’nın elinde olan annelerden eylem
Biliyordum böyle diyeceğini
Zaman
10.05.2014
02:19
İki ayrı dünyanın insanı. Biri Müslüman, Türk ve âlim. Diğeri gayrimüslim, Amerikalı ve entelektüel. Din, etnik köken, meslek, dil, kültür, örf ve âdet, dünya görüşü, hayat tarzı ve benzeri farklılıkları meydanda. Her ikisi de kendi dünyasını yaşıyor. Yıllar önce bir münasebetle tanışmışlar. Teşehhüt miktarı birlikte olmuş ve karşılıklı muhabbet etmişler. Aradan tam 8 yıl geçmiş. Bu sekiz yıl içinde gelen gidenle selam göndermeler, selam almaların ötesinde bir münasebetleri olmamış.Yeniden buluştular geçenlerde. Ben de oradaydım. Toplam 5 dakika, yazı ile ifade edeyim, sadece beş dakikalık bir beraberlikti. Başka bir münasebetle yolu düşmüş oralara. Beş dakika bile olsa bir nezaket ziyaretinde bulunsam, nasılsınız desem demiş. Planladığı gibi de oldu. Karşılıklı birkaç soru ve cevap, bir de 8 yıl önce muhabbet konusu olan ve hatırlarda kalan şeyleri yeniden hatırlama ve hatırlatmadan başka bir şey konuşulmadı. Sorulardan birisi elbette “nasılsınız?” idi. Önce misafir sordu, Hocaefendi cevap verdi. Ardından Hocaefendi sordu, misafir cevap verdi.Benim bu görüşmeyi nazara vermemin, yazı konusu yapmamın sebebi işte bu “nasılsınız?” sorusuna Hocaefendi’nin verdiği cevap ve o cevabın muhatap tarafından nasıl değerlendirildiği. Uğurluyoruz misafiri kapı önünde. Tam arabaya binerken arkadaşım sordu: “Nasılsınız sorunuza verdiği cevaba dikkat ettin mi?” Amerikalı, gayrimüslim ve entelektüel dediğim o zatın verdiği cevap çok manidar: “Etmez miyim; elbette ettim. Zaten ben bu cevabı vereceğini tahmin ediyordum fakat emin olmak ve kendi kulaklarımla duymak istedim.”O arkadaşımla bu cevabı mütalaa ederken pes dediğimi hatırlıyorum. Halk tabiriyle “elin Amerikalısı” Hocaefendi’nin içinde bulunduğu şartlar itibarıyla nasılsınız sorusuna nasıl cevap vereceğini tahmin ve tahmininde isabet kaydedecek kadar iyi analiz etmiş, dedim.Pekâlâ ne dedi Hocaefendi? Merakla beklediğiniz cevabı intikal ettireyim. Hayır; tahmin ettiğiniz gibi bedenî sağlığını önceleyen “iyiyim, hastayım” gibi klasik ve beylik bir cümle ile cevap vermedi. Aksine “dertli söylegen olur” fehvasınca ülkemizde yaşanan sıcak gündemi nazara veren, ikisi bir kelimelik toplam üç cümle söyledi: “Üzülüyorum. Sabrediyorum. Ülkemin dünyadan kopmasından endişe duyuyorum.” Evet, hepsi bu kadar.Bu kadar ama tıpkı misafirimiz gibi ben de şaşırmadığımı ifade etmek ve ilavede bulunmak istiyorum. Diyorum ki: böyledir seyri urûcî ile seyri sülûkî rûhanide bulunan insanların genel hali. Nefislerini tezkiye etmemek suretiyle tezkiye edip kalbini tasfiye etmişlerin, ahlakını tezhip ile ihlas ve samimiyette derinliği yakalamışların, hakikat aşkı ile yanıp feyzin asıl menbasına ulaşmışların halidir bu. Çünkü yaşama zevkinden vazgeçip yaşatmayı hedeflemişlerdir böyleleri. Himmetleri nefisleri değil, milletleridir, mensubu oldukları insanlık ailesinin her bir ferdidir. Şahsî hayatları yoktur. Kendilerini düşünmezler hiçbir zaman. Zaten böyle olduğu için “nasılsınız” sorusuna “iyiyim, hastayım” gibi cevaplar vermez, veremezler.Devam edeyim ilave etmeye: El-ayak, dil-dudak, göz-kulak gibi bedenî azalar kalp ve ruhun hayat mertebesinde yaşayan bu insanların dünyada iken ukbayı ya da ukba endeksli dünyayı yaşamalarına engel olamadıkları gibi şehvet, gadab, kin, nefret, öfke gibi duygular da engel olamaz. Dolayısıyla haricî âlemden kim ne derse desin, onlar doğru bildikleri yolda devam ederler yolculuklarına. Mesela zahiri ahvale göre her şeyin güllük gülistanlık olduğu zannedilen bir zamanda: “Kimseye küsüp darılmayacağıma söz veriyorum… Ölümü gülerek karşılayacağıma söz veriyorum… Celalden gelen cefayı, cemalden gelen vefa ile bir bileceğime söz veriyorum… Allah’a ait hukuka karışamam ama bana ait hiçbir haktan dolayı kimseden davacı olmayacağıma söz veriyorum.” mu demiş, yine zahiri ahvale göre her şeyin altüst olduğu zannedilen zamanda da aynı şeyi söylerler.Şunu sorabilirsiniz bana, sözün geldiği bu aşamada: Pekâlâ insanı insanlığından utandıracak bunca hadisatın tazyikine karşı nasıl yaşıyor hatta nasıl nefes alıyor? Ben de bunu anlatmaya çalışıyorum zaten bu satırlarla. Hayatı sadece dünya buutlu yaşayan sıradan bizler gibi kişilerle böylelerini mukayese edersek anlayamaz ve doğru cevabını bulamayız bu sorunun. Baksanıza Bediüzzaman’a. Onca maddî çile ve ıstıraba karşı neler dediğine: “Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de.” Kolay söylenecek bir söz müdür bu Allah aşkına! Ya aynı noktaya vurgu yapan şu sözüne ne demeli: “Elimde iki can taşıyorum. Tek can taşıyan karşıma çıkmasın!”Tekrar edeyim, dünyada iken
Zaman
Yorum
10.05.2014
BiliyordumböylediyeceğiniBiliyordum böyle diyeceğini
Biliyordum böyle diyeceğini
Zaman
10.05.2014
02:03
İki ayrı dünyanın insanı. Biri Müslüman, Türk ve âlim. Diğeri gayrimüslim, Amerikalı ve entelektüel. Din, etnik köken, meslek, dil, kültür, örf ve âdet, dünya görüşü, hayat tarzı ve benzeri farklılıkları meydanda. Her ikisi de kendi dünyasını yaşıyor. Yıllar önce bir münasebetle tanışmışlar. Teşehhüt miktarı birlikte olmuş ve karşılıklı muhabbet etmişler. Aradan tam 8 yıl geçmiş. Bu sekiz yıl içinde gelen gidenle selam göndermeler, selam almaların ötesinde bir münasebetleri olmamış.Yeniden buluştular geçenlerde. Ben de oradaydım. Toplam 5 dakika, yazı ile ifade edeyim, sadece beş dakikalık bir beraberlikti. Başka bir münasebetle yolu düşmüş oralara. Beş dakika bile olsa bir nezaket ziyaretinde bulunsam, nasılsınız desem demiş. Planladığı gibi de oldu. Karşılıklı birkaç soru ve cevap, bir de 8 yıl önce muhabbet konusu olan ve hatırlarda kalan şeyleri yeniden hatırlama ve hatırlatmadan başka bir şey konuşulmadı. Sorulardan birisi elbette “nasılsınız?” idi. Önce misafir sordu, Hocaefendi cevap verdi. Ardından Hocaefendi sordu, misafir cevap verdi.Benim bu görüşmeyi nazara vermemin, yazı konusu yapmamın sebebi işte bu “nasılsınız?” sorusuna Hocaefendi’nin verdiği cevap ve o cevabın muhatap tarafından nasıl değerlendirildiği. Uğurluyoruz misafiri kapı önünde. Tam arabaya binerken arkadaşım sordu: “Nasılsınız sorunuza verdiği cevaba dikkat ettin mi?” Amerikalı, gayrimüslim ve entelektüel dediğim o zatın verdiği cevap çok manidar: “Etmez miyim; elbette ettim. Zaten ben bu cevabı vereceğini tahmin ediyordum fakat emin olmak ve kendi kulaklarımla duymak istedim.”O arkadaşımla bu cevabı mütalaa ederken pes dediğimi hatırlıyorum. Halk tabiriyle “elin Amerikalısı” Hocaefendi’nin içinde bulunduğu şartlar itibarıyla nasılsınız sorusuna nasıl cevap vereceğini tahmin ve tahmininde isabet kaydedecek kadar iyi analiz etmiş, dedim.Pekâlâ ne dedi Hocaefendi? Merakla beklediğiniz cevabı intikal ettireyim. Hayır; tahmin ettiğiniz gibi bedenî sağlığını önceleyen “iyiyim, hastayım” gibi klasik ve beylik bir cümle ile cevap vermedi. Aksine “dertli söylegen olur” fehvasınca ülkemizde yaşanan sıcak gündemi nazara veren, ikisi bir kelimelik toplam üç cümle söyledi: “Üzülüyorum. Sabrediyorum. Ülkemin dünyadan kopmasından endişe duyuyorum.” Evet, hepsi bu kadar.Bu kadar ama tıpkı misafirimiz gibi ben de şaşırmadığımı ifade etmek ve ilavede bulunmak istiyorum. Diyorum ki: böyledir seyri urûcî ile seyri sülûkî rûhanide bulunan insanların genel hali. Nefislerini tezkiye etmemek suretiyle tezkiye edip kalbini tasfiye etmişlerin, ahlakını tezhip ile ihlas ve samimiyette derinliği yakalamışların, hakikat aşkı ile yanıp feyzin asıl menbasına ulaşmışların halidir bu. Çünkü yaşama zevkinden vazgeçip yaşatmayı hedeflemişlerdir böyleleri. Himmetleri nefisleri değil, milletleridir, mensubu oldukları insanlık ailesinin her bir ferdidir. Şahsî hayatları yoktur. Kendilerini düşünmezler hiçbir zaman. Zaten böyle olduğu için “nasılsınız” sorusuna “iyiyim, hastayım” gibi cevaplar vermez, veremezler.Devam edeyim ilave etmeye: El-ayak, dil-dudak, göz-kulak gibi bedenî azalar kalp ve ruhun hayat mertebesinde yaşayan bu insanların dünyada iken ukbayı ya da ukba endeksli dünyayı yaşamalarına engel olamadıkları gibi şehvet, gadab, kin, nefret, öfke gibi duygular da engel olamaz. Dolayısıyla haricî âlemden kim ne derse desin, onlar doğru bildikleri yolda devam ederler yolculuklarına. Mesela zahiri ahvale göre her şeyin güllük gülistanlık olduğu zannedilen bir zamanda: “Kimseye küsüp darılmayacağıma söz veriyorum… Ölümü gülerek karşılayacağıma söz veriyorum… Celalden gelen cefayı, cemalden gelen vefa ile bir bileceğime söz veriyorum… Allah’a ait hukuka karışamam ama bana ait hiçbir haktan dolayı kimseden davacı olmayacağıma söz veriyorum.” mu demiş, yine zahiri ahvale göre her şeyin altüst olduğu zannedilen zamanda da aynı şeyi söylerler.Şunu sorabilirsiniz bana, sözün geldiği bu aşamada: Pekâlâ insanı insanlığından utandıracak bunca hadisatın tazyikine karşı nasıl yaşıyor hatta nasıl nefes alıyor? Ben de bunu anlatmaya çalışıyorum zaten bu satırlarla. Hayatı sadece dünya buutlu yaşayan sıradan bizler gibi kişilerle böylelerini mukayese edersek anlayamaz ve doğru cevabını bulamayız bu sorunun. Baksanıza Bediüzzaman’a. Onca maddî çile ve ıstıraba karşı neler dediğine: “Ben, cemiyetin imanını kurtarmak yolunda dünyamı da feda ettim, ahiretimi de.” Kolay söylenecek bir söz müdür bu Allah aşkına! Ya aynı noktaya vurgu yapan şu sözüne ne demeli: “Elimde iki can taşıyorum. Tek can taşıyan karşıma çıkmasın!”Tekrar edeyim, dünyada iken
Zaman
Ana Sayfa
10.05.2014
BiliyordumböylediyeceğiniBiliyordum böyle diyeceğini
Bakan Kılıç ile vatandaşın ilginç diyaloğu
Zaman
07.05.2014
16:22
Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Mevlana Müzesini ziyaretinin ardından Kapu Camii önünde cemaatle sohbet etti. Bu esnada Bakan Kılıç ile tuhafiyeci 57 yaşındaki Ali Uyanık arasında ilginç bir diyalog yaşandı.Ali Uyanık, yanına oturduğu Bakan Kılıça, O kadar yatırım yapılıyor, nereden aldınız geldiniz bunların parasını ben anlayamadım ki. O kadar bilgisayarları falan nereden dağıtıyorsunuz. Koreden mi çaldınız geldiniz? Yoksa Çinden mi, çaldınız geldiniz, bu kadar parayı dedi. Bakan Kılıç da, Çalışıyoruz diye cevap verdi. Bunun üzerine Uyanık, Yok abi çalışma işi değil bu. Dışarıdan geldi bu paralar herhalde. Bu kadar milyonlarca bilgisayarı nereden dağıtıyorsunuz. diye sözlerine devam etti. Bu kez Bakan Kılıç’ın cevabı şöyle oldu: Yok canım. Sizden aldığımız güçle.”Uyanık, Ha öyle de diyerek konuşmasına devam etti ve Çok hırsızlık yapıyorlardı. Bu parayı nereden getiriyorlar diyordum. İfadesini kullandı. Araya giren Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, Bu kadar yatırım nasıl yapılıyor, demek istiyorsun demesi üzerine Uyanık, Onu demek istiyorum diye cevap verdi.Bakan Kılıçın, Basın ters anlayabilir diye uyarması üzerine Uyanık, İsteği kadar anlasınlar, önemli değil. O rahmetli Turan Feyzioğlunun bir lafı vardı. 40 sene önce söyledi bu lafı. Beyler derdi. Çuvalın dibi delik. Bunu dikmedikten sonra üstünden istediğiniz kadar dökün dolmaz derdi. Çuvalın dibi düğümlendi. Şimdi dolmaya başladı. Bu para nereye gidecek? Buraya geliyor işte dedi. Bakan Kılıç da 2002de düğümü attı millet diyerek konuşmayı tamamladı.
Zaman
Güncel
07.05.2014
BakanKılıçilevatandaşınilginçdiyaloğuBakan Kılıç ile vatandaşın ilginç diyaloğu
Bakan Kılıç ile vatandaşın ilginç diyaloğu
Zaman
07.05.2014
16:22
Gençlik ve Spor Bakanı Akif Çağatay Kılıç, Mevlana Müzesini ziyaretinin ardından Kapu Camii önünde cemaatle sohbet etti. Bu esnada Bakan Kılıç ile tuhafiyeci 57 yaşındaki Ali Uyanık arasında ilginç bir diyalog yaşandı.Ali Uyanık, yanına oturduğu Bakan Kılıça, O kadar yatırım yapılıyor, nereden aldınız geldiniz bunların parasını ben anlayamadım ki. O kadar bilgisayarları falan nereden dağıtıyorsunuz. Koreden mi çaldınız geldiniz? Yoksa Çinden mi, çaldınız geldiniz, bu kadar parayı dedi. Bakan Kılıç da, Çalışıyoruz diye cevap verdi. Bunun üzerine Uyanık, Yok abi çalışma işi değil bu. Dışarıdan geldi bu paralar herhalde. Bu kadar milyonlarca bilgisayarı nereden dağıtıyorsunuz. diye sözlerine devam etti. Bu kez Bakan Kılıç’ın cevabı şöyle oldu: Yok canım. Sizden aldığımız güçle.”Uyanık, Ha öyle de diyerek konuşmasına devam etti ve Çok hırsızlık yapıyorlardı. Bu parayı nereden getiriyorlar diyordum. İfadesini kullandı. Araya giren Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Akyürek, Bu kadar yatırım nasıl yapılıyor, demek istiyorsun demesi üzerine Uyanık, Onu demek istiyorum diye cevap verdi.Bakan Kılıçın, Basın ters anlayabilir diye uyarması üzerine Uyanık, İsteği kadar anlasınlar, önemli değil. O rahmetli Turan Feyzioğlunun bir lafı vardı. 40 sene önce söyledi bu lafı. Beyler derdi. Çuvalın dibi delik. Bunu dikmedikten sonra üstünden istediğiniz kadar dökün dolmaz derdi. Çuvalın dibi düğümlendi. Şimdi dolmaya başladı. Bu para nereye gidecek? Buraya geliyor işte dedi. Bakan Kılıç da 2002de düğümü attı millet diyerek konuşmayı tamamladı.
Zaman
Ana Sayfa
07.05.2014
BakanKılıçilevatandaşınilginçdiyaloğuBakan Kılıç ile vatandaşın ilginç diyaloğu
Gazeteciler ne işe yarar?
Zaman
04.05.2014
02:04
Gazetecilik nedir?Bana sorarsanız yüzde doksan dokuzu alçaklık ve korkaklık, yüzde biri ise dürüstlük ve cesaret olan bir meslektir. Ve o yüzde birlik kısmıyla dünyayı da hayatı da değiştirmekte büyük rol oynar.“Niye alçaktır?” sorusunun cevabını vermeden önce, bu korkunç alçaklıklara birkaç tane sizin de çok iyi bildiğiniz tarihî örnek vermek istiyorum.Sacco ile Vanzetti, 1927’de cinayetten mahkûm olarak idam edilen iki İtalyan anarşistiydi bildiğiniz gibi.Suçları hiçbir zaman kesin bir şekilde kanıtlanamadı ama bu belirsizlik onları ölümden kurtarmaya yetmedi.Niye?Ünlü bir tarih profesörü olan Arthur Schlesinger, bu korkunç olayla ilgili çocukluk anısını anlatırken bu “niye”nin de cevabını veriyor aslında.“O yaz New Hampshire’daki bir kamptaydım ve gazeteleri beyzbol sonuçlarını öğrenmek için okurdum. 1927 yazında dokuz yaşımdaydım. Maç sonuçlarına bakmak için bir Boston gazetesi aldım ve anlatamayacağım bir şokla ‘Sacco ve Vanzetti idam edildi’ başlığını okudum. Kamp yöneticilerinden birinin diğerine o sırada ‘Allah’a şükür bu piçleri hallettiler sonunda.’ dediğini duydum.”O kamp yöneticisini böyle insafsızca, vicdansızca, rezilce konuşturan işte o sözünü ettiğim basının alçaklığıdır.Sıradan bir öğretmen olan o Amerikalı adam, davanın detaylarını bilmiyordu, bugün bile belirsizliğini koruyan bu davayla ilgili açık noktalar hakkında bir bilgisi yoktu ama o iki anarşist İtalyan’ın idam edilmesi gerektiğine inanıyordu.Bu inanca nasıl ulaşmıştı, belki de dürüst bir adam olan o kamp yöneticisini, haksız bir idamın vicdanî sorumluları arasına kim sokmuştu?Tek bir cevabı var bunun:Gazeteler ve gazeteciler.Sacco ile Vanzetti davası sırasında “göçmen işçiler” hakkında korkunç yazılar çıkıyordu Amerikan basınında.Sacco ile Vanzetti yakalandıktan bir yıl sonra 1922’de Saturday Evening Post’ta Kenneth Roberts, “Açlık sınırında yaşayan çok sayıda insan Amerika’ya gelip düşük ücretlerle çalışıyor. Para biriktirmek kararlılığıyla pislik ve karanlık içinde yaşıyorlar. Amerikan işçilerinin düzgün bir hayat sürmelerini sağlayacak paraların bir parçasını alıyorlar. Bu, Amerika’da hayat standardını düşürüyor.” diye yazmıştı.Ve bu inanç Amerikan kamuoyu tarafından benimseniyordu.Eğer böylesine bir kamuoyu oluşmasa o iki İtalyan’ı elektrikli sandalyeye o kadar kolay oturtamazlardı.Peki, bir bilinen örnek de Almanya’dan verelim:Şu ünlü Reichtag yangını.Hitler faşizminin önünü açan bu büyük kırılma noktasında, Meclis’i komünistlerin yaktığına Alman halkını kim inandırdı?Kim bu yangını bahane ederek Hitler’in faşist diktatörlüğünün yolunu açtı?Cevabını benden daha iyi bildiğinize eminim.Alman basını.Bir de Fransa’ya bakalım.Şu zavallı Yüzbaşı Dreyfus.Yahudi Yüzbaşı Dreyfus.Alman casusu olmakla suçlanmıştı ama casuslukla alakası yoktu.Bile bile mahkûm ettiler sırf o sırada Fransa’daki Yahudi düşmanlığından yararlanarak.Yahudi düşmanlığı nasıl topluma yayılmıştı peki, kim yaymıştı bu düşmanlığı?Cevabı biliyorsunuz.Peki, hep bildiğiniz şeylerden söz etmeyeyim, biraz da bilmediklerinize değineyim.Daha az dramatik bir iki örnek vereyim.Kendi ülkemde olanlardan, kendi başıma gelenlerden, bizzat yaşadıklarımdan.Benim babam çok ünlü bir solcu yazar, ayrıca İstanbul’un ilk sosyalist milletvekillerinden.Babamın sosyalist kavganın tam göbeğinde olduğu, benim çocukluktan gençliğe geçtiğim yıllarda bir gün eve gelen gazetelerin birinin manşetinde kocaman bir yazı gördüm.Babaannemin genelevde çalışmış olduğunu ve “vesikası” bulunduğunu yazıyordu.Babaannem, Türkiye’nin İkinci Cumhurbaşkanı olan İsmet Paşa’nın, Topçu Okulu’ndaki komutanı olan bir generalin kızıydı.Zavallı kadına gazeteyi o sabah gitiği bankada göstermişler, o da düşüp bayılmıştı. O sıralarda altmışlı yaşlarında olan babaannem ayıldığında ilk sözü küçük bir kız çocuğu gibi “Ya babam bunu görseydi?..” olmuştu.Büyüdüğümde ben de bu gazeteciliğe ve kavgalara karıştım.On, on iki yıl kadar önce Almanya’da bir romanım yayımlandığında oraya gitmiştim, bir de Türk dinleyicilerin geldiği bir toplantıda konuşmuştum.Türkiye’ye döndüm.Sabahleyin, kapının önüne bırakılan gazeteleri aldım, gazete tomarının en üstündeki gazetenin dokuz sütuna manşetinde kocaman puntolarla yazılmış iki kelime vardı:“Fransız Ahmet.”Önce anlamadım. Sonra haberi okudum. Benim hakkımdaydı. Almanya’daki konuşmamda hiç söylemediğim sözleri söylediğimi, Türkleri aşağıladığımı iddia ediyordu.“Ben öyle sözler söylemedim.” diye açıklama yaptım, ertesi gün gazetenin yöneticisi, “Bunlar böyle hem söyler hem inkâr ederler.” diye yazdı.Gazetenin iki sayfasını benim öyle söylediğimi iddia eden
Zaman
Yorum
04.05.2014
Gazetecilerneişeyarar?Gazeteciler ne işe yarar?
Mustafa Armağan - Mahidevran Sultan'ın azaplı günleri
Zaman
16.02.2014
02:35
Tam tersi de olabilirdi ve Şehzade Mustafa Türbesi’nin önüne şiş gözlerle gelenler Mahıdevran yerine Hürrem’e, Mustafa yerine Bayezid ve erkek kardeşlerine ağlıyor olabilirlerdi. Bu bir iktidar mücadelesiydi ve bir cihan devletinde yaşanıyordu.Geçtiğimiz perşembe günü Bursa’daydım. Muradiye’de gencinden yaşlısına Şehzade Mustafa’nın türbesine tuhaf bir akın vardı. Akşam seyrettikleri idam sahnesinden gözleri şişmiş hanımlar ve kızlar, asırlar sonra olsun bu bahtsız şehzadeye bir Fatiha okumaya koşuyorlardı.Türbe restorasyona alınmıştı. Kapısı kontrplakla kapalıydı.Lakin kimin umurunda? Önünde cep telefonuyla bir hatıra resmi çektirmek yetiyor da artıyordu bile insanımıza. Tabii şişirile pişirile çekilmiş bol hırıltılı idam sahnesinin etkisi gözleriyle türbe arasında asılı kalıyordu. Türbeye bakarken onu görüyorlardı.Peki Mustafa’nın idamı sırasındaki olaylar dizideki gibi mi cereyan etmişti?Batılı kaynaklar ile tarihçi Müneccimbaşı, Kanuni’yi o çadırda gösterseler de, güvenlik bakımından ve faciaya şahit olmamak için Kanuni’nin diğer oğullarıyla birlikte uzaktaki bir çadıra geçtiğini düşünmek daha doğru olur. Belki Mustafa’nın babasının otağın 4. bölümünde olduğunu düşünüp oraya iltica etmeye kalkmasından kaynaklanmış olabilir bu algı. Fakat içeriye girebilseydi de babasını orada bulamayacaktı. (bkz. Danişmend, II, 284.) 1) Kaynaklarımızın verdiği bilgilere göre Şehzade Mustafa içeriye girdiğinde çadır boştu ve bu yüzden telaşlanmış ve tuzağa düşürüldüğünü anlamıştı. Babasıyla da asla bir görüşmesi olmamıştı. Fakat dizide babası “tefhim”de bile bulunuyor, yani kararı yüzüne okuyor.2) Malum dizide Kanuni, oğlu Mustafa’nın işini göremeyen cellatları güya içerideki çadırından dışarıya çıkarak uyarıyor, onlara bağırarak emir veriyor! İyi de bu cellatlar sağır ve dilsiz değiller miydi? Onu nasıl duyacaklardı? Dahası Kanuni de bunu bilmeyecek kadar saf mıydı? Temel hataDizinin en başından beri işlenen –ama bu diziye mahsus olmayan- hata, senaryonun Hürrem-Rüstem-Mihrimah üçlüsünün bütün bu melanetleri işlediği kabulüne dayanmasıdır. Bu, olayın bir yorumudur ve kesinlikle tek yorumu değildir. Gelibolulu Mustafa Âli’den kaynaklanan bu hikâye, Batılı kaynaklar ve Topkapı Sarayı’ndaki bazı belgelerle desteklenerek modern zamanlara ulaştı ve 1916’da basılan Ahmed Refik’in “Kadınlar Saltanatı” gibi popüler tarih kitaplarıyla bildiğimiz kıvamına erişmiş oldu. Böylece bir tarafta ‘masum’ ve ‘bahtsız’ Şehzade Mustafa (iyi adam) ile onun baş düşmanları Hürrem-Rüstem-Mihrimah troikası (kötü adamlar) “cast”ı kurulmuş oluyordu. Bundan sonra gelsin senaryolar…Oysa Leslie Peirce’in Harem-i Hümayun adlı son derece aydınlatıcı kitabına bakarsak meselenin görünmeyen bazı yönleri de ışık altına geliyor. Mesela Hürrem Sultan’a yapageldiğimiz şu haksızlık: “Hürrem, Mustafa’yı taht savaşında tasfiye etmeye ve bu işte kendine müttefik bulmaya çalışırken, bir şehzade annesinden beklenen oğlunu koruma rolünü yerine getiriyordu. Onun Mustafa’nın adaylığını bozma çabaları Mahıdevran’ın oğlunun başarısını garantiye alma çabalarıyla paraleldi. Ama Mahıdevran, oğlundan yana çabaları nedeniyle övülürken, Hürrem kötüleniyordu.”İki kadın da oğullarını iktidara taşımak için annelik içgüdüsüyle hareket ediyor ama okkanın altına giden Hürrem Sultan oluyor. Oysa tam tersi de olabilirdi ve türbenin önüne şiş gözlerle gelenler Mahıdevran yerine Hürrem’e, Mustafa yerine Bayezid ve erkek kardeşlerine ağlıyor olabilirlerdi. Bu bir iktidar mücadelesiydi ve bir cihan devletinde yaşanıyordu. Kimsenin 20 Türkiye büyüklüğündeki bir süper devleti 46 yıl yöneten adamı onun bunun sözüyle bu hayat memat meselesi olan kararı alacak kadar aptal zannetmeye hakkı yoktur.Mahıdevran’ın kara yazısıBurada oğlunun vefatından kısa bir süre önce torunu Mehmed ile birlikte Bursa’ya yerleşmiş olan Mahıdevran Sultan’ın son günlerine dair pek az bilinen bir gerçeğe yer vermek istiyorum.Rahmetli Kâmil Kepecioğlu’nun Bursa Şer’i Mahkeme Sicilleri arasında bulduğu bir belgeye göre Mahıdevran Sultan, 8-10 kişilik maiyet kadrosuyla birlikte Amasya’dan Bursa’ya sürgün edilmiştir. 95 numaralı defterin 28. sayfasında bulunan belgeye göre oğlunun idamının üzerinden tam 10 yıl geçmiştir ama Mahıdevran Sultan’ın azabı bitmemiştir.Yine Kanuni dönemindeyiz. Mahıdevran Sultan 10 yıldır kirayla tutulan evlerde oturmaktadır ama kirası hiç ödenmemiştir. Ev sahipleri gelip kiralarını istemişler. Kanuni de cevabında şöyle demiştir (kısaltıp sadeleştiriyorum):“Gelen bilgi doğru ise hükm-i hümayunum elinize geçince o çeşit evlerin kirası günde ne ediyorsa bilgi alınıp
Zaman
En Çok Okunan
16.02.2014
MustafaArmağan-MahidevranSultanınazaplıgünleriMustafa Armağan - Mahidevran Sultanın azaplı günleri
Mustafa Armağan - Mahidevran Sultan'ın azaplı günleri
Zaman
16.02.2014
02:11
Tam tersi de olabilirdi ve Şehzade Mustafa Türbesi’nin önüne şiş gözlerle gelenler Mahıdevran yerine Hürrem’e, Mustafa yerine Bayezid ve erkek kardeşlerine ağlıyor olabilirlerdi. Bu bir iktidar mücadelesiydi ve bir cihan devletinde yaşanıyordu.Geçtiğimiz perşembe günü Bursa’daydım. Muradiye’de gencinden yaşlısına Şehzade Mustafa’nın türbesine tuhaf bir akın vardı. Akşam seyrettikleri idam sahnesinden gözleri şişmiş hanımlar ve kızlar, asırlar sonra olsun bu bahtsız şehzadeye bir Fatiha okumaya koşuyorlardı.Türbe restorasyona alınmıştı. Kapısı kontrplakla kapalıydı.Lakin kimin umurunda? Önünde cep telefonuyla bir hatıra resmi çektirmek yetiyor da artıyordu bile insanımıza. Tabii şişirile pişirile çekilmiş bol hırıltılı idam sahnesinin etkisi gözleriyle türbe arasında asılı kalıyordu. Türbeye bakarken onu görüyorlardı.Peki Mustafa’nın idamı sırasındaki olaylar dizideki gibi mi cereyan etmişti?Batılı kaynaklar ile tarihçi Müneccimbaşı, Kanuni’yi o çadırda gösterseler de, güvenlik bakımından ve faciaya şahit olmamak için Kanuni’nin diğer oğullarıyla birlikte uzaktaki bir çadıra geçtiğini düşünmek daha doğru olur. Belki Mustafa’nın babasının otağın 4. bölümünde olduğunu düşünüp oraya iltica etmeye kalkmasından kaynaklanmış olabilir bu algı. Fakat içeriye girebilseydi de babasını orada bulamayacaktı. (bkz. Danişmend, II, 284.) 1) Kaynaklarımızın verdiği bilgilere göre Şehzade Mustafa içeriye girdiğinde çadır boştu ve bu yüzden telaşlanmış ve tuzağa düşürüldüğünü anlamıştı. Babasıyla da asla bir görüşmesi olmamıştı. Fakat dizide babası “tefhim”de bile bulunuyor, yani kararı yüzüne okuyor.2) Malum dizide Kanuni, oğlu Mustafa’nın işini göremeyen cellatları güya içerideki çadırından dışarıya çıkarak uyarıyor, onlara bağırarak emir veriyor! İyi de bu cellatlar sağır ve dilsiz değiller miydi? Onu nasıl duyacaklardı? Dahası Kanuni de bunu bilmeyecek kadar saf mıydı? Temel hataDizinin en başından beri işlenen –ama bu diziye mahsus olmayan- hata, senaryonun Hürrem-Rüstem-Mihrimah üçlüsünün bütün bu melanetleri işlediği kabulüne dayanmasıdır. Bu, olayın bir yorumudur ve kesinlikle tek yorumu değildir. Gelibolulu Mustafa Âli’den kaynaklanan bu hikâye, Batılı kaynaklar ve Topkapı Sarayı’ndaki bazı belgelerle desteklenerek modern zamanlara ulaştı ve 1916’da basılan Ahmed Refik’in “Kadınlar Saltanatı” gibi popüler tarih kitaplarıyla bildiğimiz kıvamına erişmiş oldu. Böylece bir tarafta ‘masum’ ve ‘bahtsız’ Şehzade Mustafa (iyi adam) ile onun baş düşmanları Hürrem-Rüstem-Mihrimah troikası (kötü adamlar) “cast”ı kurulmuş oluyordu. Bundan sonra gelsin senaryolar…Oysa Leslie Peirce’in Harem-i Hümayun adlı son derece aydınlatıcı kitabına bakarsak meselenin görünmeyen bazı yönleri de ışık altına geliyor. Mesela Hürrem Sultan’a yapageldiğimiz şu haksızlık: “Hürrem, Mustafa’yı taht savaşında tasfiye etmeye ve bu işte kendine müttefik bulmaya çalışırken, bir şehzade annesinden beklenen oğlunu koruma rolünü yerine getiriyordu. Onun Mustafa’nın adaylığını bozma çabaları Mahıdevran’ın oğlunun başarısını garantiye alma çabalarıyla paraleldi. Ama Mahıdevran, oğlundan yana çabaları nedeniyle övülürken, Hürrem kötüleniyordu.”İki kadın da oğullarını iktidara taşımak için annelik içgüdüsüyle hareket ediyor ama okkanın altına giden Hürrem Sultan oluyor. Oysa tam tersi de olabilirdi ve türbenin önüne şiş gözlerle gelenler Mahıdevran yerine Hürrem’e, Mustafa yerine Bayezid ve erkek kardeşlerine ağlıyor olabilirlerdi. Bu bir iktidar mücadelesiydi ve bir cihan devletinde yaşanıyordu. Kimsenin 20 Türkiye büyüklüğündeki bir süper devleti 46 yıl yöneten adamı onun bunun sözüyle bu hayat memat meselesi olan kararı alacak kadar aptal zannetmeye hakkı yoktur.Mahıdevran’ın kara yazısıBurada oğlunun vefatından kısa bir süre önce torunu Mehmed ile birlikte Bursa’ya yerleşmiş olan Mahıdevran Sultan’ın son günlerine dair pek az bilinen bir gerçeğe yer vermek istiyorum.Rahmetli Kâmil Kepecioğlu’nun Bursa Şer’i Mahkeme Sicilleri arasında bulduğu bir belgeye göre Mahıdevran Sultan, 8-10 kişilik maiyet kadrosuyla birlikte Amasya’dan Bursa’ya sürgün edilmiştir. 95 numaralı defterin 28. sayfasında bulunan belgeye göre oğlunun idamının üzerinden tam 10 yıl geçmiştir ama Mahıdevran Sultan’ın azabı bitmemiştir.Yine Kanuni dönemindeyiz. Mahıdevran Sultan 10 yıldır kirayla tutulan evlerde oturmaktadır ama kirası hiç ödenmemiştir. Ev sahipleri gelip kiralarını istemişler. Kanuni de cevabında şöyle demiştir (kısaltıp sadeleştiriyorum):“Gelen bilgi doğru ise hükm-i hümayunum elinize geçince o çeşit evlerin kirası günde ne ediyorsa bilgi alınıp
Zaman
Köşe Yazıları
16.02.2014
MustafaArmağan-MahidevranSultanınazaplıgünleriMustafa Armağan - Mahidevran Sultanın azaplı günleri
Mustafa Armağan - Mahidevran Sultan'ın azaplı günleri
Zaman
16.02.2014
02:04
Tam tersi de olabilirdi ve Şehzade Mustafa Türbesi’nin önüne şiş gözlerle gelenler Mahıdevran yerine Hürrem’e, Mustafa yerine Bayezid ve erkek kardeşlerine ağlıyor olabilirlerdi. Bu bir iktidar mücadelesiydi ve bir cihan devletinde yaşanıyordu.Geçtiğimiz perşembe günü Bursa’daydım. Muradiye’de gencinden yaşlısına Şehzade Mustafa’nın türbesine tuhaf bir akın vardı. Akşam seyrettikleri idam sahnesinden gözleri şişmiş hanımlar ve kızlar, asırlar sonra olsun bu bahtsız şehzadeye bir Fatiha okumaya koşuyorlardı.Türbe restorasyona alınmıştı. Kapısı kontrplakla kapalıydı.Lakin kimin umurunda? Önünde cep telefonuyla bir hatıra resmi çektirmek yetiyor da artıyordu bile insanımıza. Tabii şişirile pişirile çekilmiş bol hırıltılı idam sahnesinin etkisi gözleriyle türbe arasında asılı kalıyordu. Türbeye bakarken onu görüyorlardı.Peki Mustafa’nın idamı sırasındaki olaylar dizideki gibi mi cereyan etmişti?Batılı kaynaklar ile tarihçi Müneccimbaşı, Kanuni’yi o çadırda gösterseler de, güvenlik bakımından ve faciaya şahit olmamak için Kanuni’nin diğer oğullarıyla birlikte uzaktaki bir çadıra geçtiğini düşünmek daha doğru olur. Belki Mustafa’nın babasının otağın 4. bölümünde olduğunu düşünüp oraya iltica etmeye kalkmasından kaynaklanmış olabilir bu algı. Fakat içeriye girebilseydi de babasını orada bulamayacaktı. (bkz. Danişmend, II, 284.) 1) Kaynaklarımızın verdiği bilgilere göre Şehzade Mustafa içeriye girdiğinde çadır boştu ve bu yüzden telaşlanmış ve tuzağa düşürüldüğünü anlamıştı. Babasıyla da asla bir görüşmesi olmamıştı. Fakat dizide babası “tefhim”de bile bulunuyor, yani kararı yüzüne okuyor.2) Malum dizide Kanuni, oğlu Mustafa’nın işini göremeyen cellatları güya içerideki çadırından dışarıya çıkarak uyarıyor, onlara bağırarak emir veriyor! İyi de bu cellatlar sağır ve dilsiz değiller miydi? Onu nasıl duyacaklardı? Dahası Kanuni de bunu bilmeyecek kadar saf mıydı? Temel hataDizinin en başından beri işlenen –ama bu diziye mahsus olmayan- hata, senaryonun Hürrem-Rüstem-Mihrimah üçlüsünün bütün bu melanetleri işlediği kabulüne dayanmasıdır. Bu, olayın bir yorumudur ve kesinlikle tek yorumu değildir. Gelibolulu Mustafa Âli’den kaynaklanan bu hikâye, Batılı kaynaklar ve Topkapı Sarayı’ndaki bazı belgelerle desteklenerek modern zamanlara ulaştı ve 1916’da basılan Ahmed Refik’in “Kadınlar Saltanatı” gibi popüler tarih kitaplarıyla bildiğimiz kıvamına erişmiş oldu. Böylece bir tarafta ‘masum’ ve ‘bahtsız’ Şehzade Mustafa (iyi adam) ile onun baş düşmanları Hürrem-Rüstem-Mihrimah troikası (kötü adamlar) “cast”ı kurulmuş oluyordu. Bundan sonra gelsin senaryolar…Oysa Leslie Peirce’in Harem-i Hümayun adlı son derece aydınlatıcı kitabına bakarsak meselenin görünmeyen bazı yönleri de ışık altına geliyor. Mesela Hürrem Sultan’a yapageldiğimiz şu haksızlık: “Hürrem, Mustafa’yı taht savaşında tasfiye etmeye ve bu işte kendine müttefik bulmaya çalışırken, bir şehzade annesinden beklenen oğlunu koruma rolünü yerine getiriyordu. Onun Mustafa’nın adaylığını bozma çabaları Mahıdevran’ın oğlunun başarısını garantiye alma çabalarıyla paraleldi. Ama Mahıdevran, oğlundan yana çabaları nedeniyle övülürken, Hürrem kötüleniyordu.”İki kadın da oğullarını iktidara taşımak için annelik içgüdüsüyle hareket ediyor ama okkanın altına giden Hürrem Sultan oluyor. Oysa tam tersi de olabilirdi ve türbenin önüne şiş gözlerle gelenler Mahıdevran yerine Hürrem’e, Mustafa yerine Bayezid ve erkek kardeşlerine ağlıyor olabilirlerdi. Bu bir iktidar mücadelesiydi ve bir cihan devletinde yaşanıyordu. Kimsenin 20 Türkiye büyüklüğündeki bir süper devleti 46 yıl yöneten adamı onun bunun sözüyle bu hayat memat meselesi olan kararı alacak kadar aptal zannetmeye hakkı yoktur.Mahıdevran’ın kara yazısıBurada oğlunun vefatından kısa bir süre önce torunu Mehmed ile birlikte Bursa’ya yerleşmiş olan Mahıdevran Sultan’ın son günlerine dair pek az bilinen bir gerçeğe yer vermek istiyorum.Rahmetli Kâmil Kepecioğlu’nun Bursa Şer’i Mahkeme Sicilleri arasında bulduğu bir belgeye göre Mahıdevran Sultan, 8-10 kişilik maiyet kadrosuyla birlikte Amasya’dan Bursa’ya sürgün edilmiştir. 95 numaralı defterin 28. sayfasında bulunan belgeye göre oğlunun idamının üzerinden tam 10 yıl geçmiştir ama Mahıdevran Sultan’ın azabı bitmemiştir.Yine Kanuni dönemindeyiz. Mahıdevran Sultan 10 yıldır kirayla tutulan evlerde oturmaktadır ama kirası hiç ödenmemiştir. Ev sahipleri gelip kiralarını istemişler. Kanuni de cevabında şöyle demiştir (kısaltıp sadeleştiriyorum):“Gelen bilgi doğru ise hükm-i hümayunum elinize geçince o çeşit evlerin kirası günde ne ediyorsa bilgi alınıp
Zaman
Ana Sayfa
16.02.2014
MustafaArmağan-MahidevranSultanınazaplıgünleriMustafa Armağan - Mahidevran Sultanın azaplı günleri
Haliç Metro Köprüsü hizmete açıldı
Zaman
15.02.2014
16:40
Haliç Metro Köprüsü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın katılımıyla hizmete açıldı. Açılışta konuşan Erdoğan, köprünün özelliklerine değindi. Muhalefete de yüklenen Erdoğan, bu hatla Taksimden Yenikapıya gitmenin 3,5 dakika olacağını söyledi.İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Şişhane-Haliç Metro Geçiş Köprüsü-Yenikapı Metro Hattının açılışına Başbakan Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve çok sayıda milletvekili ile vatandaŞ katıldı. Yenikapı Marmaray İstasyonunda düzenlenen açılış töreninde konuşan Başbakan Erdoğan, hattın İstanbullulara hayırlı olmasını diledi. Hatla ilgili bilgi veren Başbakan Erdoğan, Bu hatla İstanbul ulaşımında tarihi bir adımı daha atıyor, Haliç üzerinden Şişhaneyi Yenikapıya bağlıyoruz. 3,5 kilometre uzunluğundaki bu hat sadece Şişhaneyi Yenikapıya bağlamakla kalmıyor. Bu hatla Sarıyer Hacıosman ile Yenikapıyı da metroyla birbirine bağlıyoruz. Hacıosman, Taksim, 4. Levetn ve diğer bir çok istasyonu Yenikapı aktarma istasyonu ve Marmaray üzerinden Göztepeye, Maltepeye, Üsküdara, Kozyatağına, Kartala bağlıyoruz. ifadelerini kullandı. Hacıosmandan metroya binen vatandaşın Haliç Köprüsünden geçek Yenikapıya ulaşacağını anlatan Erdoğan, Buradan Marmaray ile karşıya geçecek, oradan da Kartala kadar gidebilecek. Artık Taksim, Yenikapı sadece 7,5 dakika. Bugün açacağımız hat 3,5 dakika ve 3 istasyondan oluşuyor. Ancak bu hat dünyanın metro inşaatında en zor gerçekleştiği bir hat oldu. Binlerce yıllık tarihi barındıran bir bölgede tarihi eserlere zarar vermeden, tam tersine tarihi ortaya çıkararak bu hattı inşa ettik. şeklinde konuştu. Tarihi eserlere zarar vermemek için ray bağlantılarında en son teknolojinin kullanıldığını anlatan Erdoğan, Gürültü ve titreşim en aza indirdik. İstanbulun güzelliğine güzellik katacak bir köprüyü de Haliç üzerinden inşa ettik. Körü üzerindeki istasyon sayesinde İstanbullular, Haliçin İstanbulun güzelliğini temaşa edecek, körü üzerindeki dinlenme ve eğlence imkanlarından istifade edecekler. dedi. 30 MART, İLERİ DEMOKRASİNİN KIRILMA NOKTASI OLACAKYerel seçimlere de değinen Erdoğan, 30 Martın ileri demokrasinin kırılma noktası olacağını savundu. AK Parti iktidarının güçlenerek yoluna devam edeceğini ifade eden Erdoğan, Şehirlerimize, Türkiye ekonomisine zarar vermek istediler. Oradan sonuç alamayınca bu kez 17 Aralık darbe girişimiyle kirli hedeflerine yürümek istediler. Şunu bilmenizi istiyorum; Gezi olayları ile 17 Aralık darbe girişimi aynı siyaset mühendislerinin girişimidir. Her iki olayda da perde arkasında aynı karanlık yüzler görev aldılar. Her iki olayda da aynı medya, aynı vazifeyi yüklendi. Roller değişse de, figüranlar değişse de her ikisi de Türkiyeyi, milli iradeyi, Türkiyenin küresel projelerini hedef aldılar. İşte şu an da olanları görüyorsunuz. Elinde bira şişesiyle başörtülü kızlarımıza saldıranlarla o malum paralel yapı birlikte hareket ediyor. Bir arada operasyon yapmaya çalışıyorlar. Dün birileri en zor zamanda başörtüsüne teferruat diyordu. Bugün de işte o başörtüsü düşmanlarının değirmenine su taşıyorlar. Bu milletin hangi milli değeri varsa bunlar ona düşmanlık sergiliyor. Bu milletin hangi manevi değeri varsa onu istismar etmenin mücadelesini veriyorlar. Her ne yaparlarsa yapsınlar bizler de bu aziz milletle bu figüranlara, onların arkasındaki karanlık odaklara asla geçit vermeyeceğiz. Bu ülkenin ekonomisi, demokrasisi, kardeşliği büyümeye devam edecek. ifadelerini kullandı. Çözüm sürecini engellemek isteyenlere fırsat vermeyeceklerini söyleyen Erdoğan, Çözüm sürecini engellemek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Barış içinde, kardeşlik içinde geleceğe ilerlemeye devam edeceğiz. İstediği iftirayı atsınlar, istediği çamuru atsınlar. Ellerindeki medya gücüyle istedikleri ihaneti yapsınlar. İşte sevgili Peygamberimizi miraçtan indirip kamyona bindirecek kadar ahlaksız bunlar. Değerlerimize ihanet edecek kadar ahlaksız bunlar. Bu millet bunlara asla geçit vermeyecek. Bunlara imkan tanımayacak, fırsat sunmayacak. Gezi olayları sırasında bunlar Kadıköyde bir duvara şunu yazdılar Zulüm 1453te başladı işte bunlar bu. Ankarada bayrağımızı sokakta ateşe verdiler. CHP seçimlerde Hakkariye gidip de mitinginde bir tane Türk bayrağı sallandıramadı, sallandıramaz. Çünkü onun böyle bir değeri yok. Ne kadar manevi değerimiz varsa hepsine saldırdılar. Bunlar bu kadar alçak, bu kadar hain. Şimdi o malum paralel yapı bunlarla aynı safta. CHP, MHP bütün marjinal örgütler ve paralel yapı aynı ittifakta buluştular. Yıkım içinde bir araya geldiler. Bu paralel yapının tabanındaki kardeşlerime ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu oyuna gelmeyin, bunlarda iyi niyet yok. Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir unutmayın. Bunlar bu şekilde aldattılar, bu şekilde kandırdılar. Bu oyuna geldik ama bundan sonra asla. Günde 5 kez alnı secdeye varan
Zaman
Politika
15.02.2014
HaliçMetroKöprüsühizmeteaçıldıHaliç Metro Köprüsü hizmete açıldı
Haliç Metro Köprüsü hizmete açıldı
Zaman
15.02.2014
16:40
Haliç Metro Köprüsü, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın katılımıyla hizmete açıldı. Açılışta konuşan Erdoğan, köprünün özelliklerine değindi. Muhalefete de yüklenen Erdoğan, bu hatla Taksimden Yenikapıya gitmenin 3,5 dakika olacağını söyledi.İstanbul Büyükşehir Belediyesi tarafından yaptırılan Şişhane-Haliç Metro Geçiş Köprüsü-Yenikapı Metro Hattının açılışına Başbakan Erdoğan, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş ve çok sayıda milletvekili ile vatandaŞ katıldı. Yenikapı Marmaray İstasyonunda düzenlenen açılış töreninde konuşan Başbakan Erdoğan, hattın İstanbullulara hayırlı olmasını diledi. Hatla ilgili bilgi veren Başbakan Erdoğan, Bu hatla İstanbul ulaşımında tarihi bir adımı daha atıyor, Haliç üzerinden Şişhaneyi Yenikapıya bağlıyoruz. 3,5 kilometre uzunluğundaki bu hat sadece Şişhaneyi Yenikapıya bağlamakla kalmıyor. Bu hatla Sarıyer Hacıosman ile Yenikapıyı da metroyla birbirine bağlıyoruz. Hacıosman, Taksim, 4. Levetn ve diğer bir çok istasyonu Yenikapı aktarma istasyonu ve Marmaray üzerinden Göztepeye, Maltepeye, Üsküdara, Kozyatağına, Kartala bağlıyoruz. ifadelerini kullandı. Hacıosmandan metroya binen vatandaşın Haliç Köprüsünden geçek Yenikapıya ulaşacağını anlatan Erdoğan, Buradan Marmaray ile karşıya geçecek, oradan da Kartala kadar gidebilecek. Artık Taksim, Yenikapı sadece 7,5 dakika. Bugün açacağımız hat 3,5 dakika ve 3 istasyondan oluşuyor. Ancak bu hat dünyanın metro inşaatında en zor gerçekleştiği bir hat oldu. Binlerce yıllık tarihi barındıran bir bölgede tarihi eserlere zarar vermeden, tam tersine tarihi ortaya çıkararak bu hattı inşa ettik. şeklinde konuştu. Tarihi eserlere zarar vermemek için ray bağlantılarında en son teknolojinin kullanıldığını anlatan Erdoğan, Gürültü ve titreşim en aza indirdik. İstanbulun güzelliğine güzellik katacak bir köprüyü de Haliç üzerinden inşa ettik. Körü üzerindeki istasyon sayesinde İstanbullular, Haliçin İstanbulun güzelliğini temaşa edecek, körü üzerindeki dinlenme ve eğlence imkanlarından istifade edecekler. dedi. 30 MART, İLERİ DEMOKRASİNİN KIRILMA NOKTASI OLACAKYerel seçimlere de değinen Erdoğan, 30 Martın ileri demokrasinin kırılma noktası olacağını savundu. AK Parti iktidarının güçlenerek yoluna devam edeceğini ifade eden Erdoğan, Şehirlerimize, Türkiye ekonomisine zarar vermek istediler. Oradan sonuç alamayınca bu kez 17 Aralık darbe girişimiyle kirli hedeflerine yürümek istediler. Şunu bilmenizi istiyorum; Gezi olayları ile 17 Aralık darbe girişimi aynı siyaset mühendislerinin girişimidir. Her iki olayda da perde arkasında aynı karanlık yüzler görev aldılar. Her iki olayda da aynı medya, aynı vazifeyi yüklendi. Roller değişse de, figüranlar değişse de her ikisi de Türkiyeyi, milli iradeyi, Türkiyenin küresel projelerini hedef aldılar. İşte şu an da olanları görüyorsunuz. Elinde bira şişesiyle başörtülü kızlarımıza saldıranlarla o malum paralel yapı birlikte hareket ediyor. Bir arada operasyon yapmaya çalışıyorlar. Dün birileri en zor zamanda başörtüsüne teferruat diyordu. Bugün de işte o başörtüsü düşmanlarının değirmenine su taşıyorlar. Bu milletin hangi milli değeri varsa bunlar ona düşmanlık sergiliyor. Bu milletin hangi manevi değeri varsa onu istismar etmenin mücadelesini veriyorlar. Her ne yaparlarsa yapsınlar bizler de bu aziz milletle bu figüranlara, onların arkasındaki karanlık odaklara asla geçit vermeyeceğiz. Bu ülkenin ekonomisi, demokrasisi, kardeşliği büyümeye devam edecek. ifadelerini kullandı. Çözüm sürecini engellemek isteyenlere fırsat vermeyeceklerini söyleyen Erdoğan, Çözüm sürecini engellemek isteyenlere fırsat vermeyeceğiz. Barış içinde, kardeşlik içinde geleceğe ilerlemeye devam edeceğiz. İstediği iftirayı atsınlar, istediği çamuru atsınlar. Ellerindeki medya gücüyle istedikleri ihaneti yapsınlar. İşte sevgili Peygamberimizi miraçtan indirip kamyona bindirecek kadar ahlaksız bunlar. Değerlerimize ihanet edecek kadar ahlaksız bunlar. Bu millet bunlara asla geçit vermeyecek. Bunlara imkan tanımayacak, fırsat sunmayacak. Gezi olayları sırasında bunlar Kadıköyde bir duvara şunu yazdılar Zulüm 1453te başladı işte bunlar bu. Ankarada bayrağımızı sokakta ateşe verdiler. CHP seçimlerde Hakkariye gidip de mitinginde bir tane Türk bayrağı sallandıramadı, sallandıramaz. Çünkü onun böyle bir değeri yok. Ne kadar manevi değerimiz varsa hepsine saldırdılar. Bunlar bu kadar alçak, bu kadar hain. Şimdi o malum paralel yapı bunlarla aynı safta. CHP, MHP bütün marjinal örgütler ve paralel yapı aynı ittifakta buluştular. Yıkım içinde bir araya geldiler. Bu paralel yapının tabanındaki kardeşlerime ben bunu anlatmaya çalışıyorum. Bu oyuna gelmeyin, bunlarda iyi niyet yok. Cehennemin yolları iyi niyet taşlarıyla döşelidir unutmayın. Bunlar bu şekilde aldattılar, bu şekilde kandırdılar. Bu oyuna geldik ama bundan sonra asla. Günde 5 kez alnı secdeye varan
Zaman
Ana Sayfa
15.02.2014
HaliçMetroKöprüsühizmeteaçıldıHaliç Metro Köprüsü hizmete açıldı
A. Turan Alkan - Hakkı!
Zaman
09.02.2014
03:32
Alt yazıları da düzelteceksin, öyle aktüel haberi felan boşverin, şöyle yazın. Meselâ, “Sen bize Allah’ın bir lütfusun büyük başkan, Sen olmasaydın biz de olmazdık, Her şey parti için” yazın. Böyle şeyler istiyorum tamam mı?-Aloo, sen misin Hakkı? Kimsiin? Oğlum, Hakkı’yı bağla bana Hakkı’yı (Ne biçim telefon bağlıyorsunuz be, asistanı çıkıyor, kimlerle muhatap ediyorsunuz beni!), kimle mi görüşüyorsun; sana ne evladım, sen bana Hakkı’yı ver, beni oralara getirtme şimdi. Sesimden de mi anlamadın, bak anlatayım, “Beraber yürüdüüük, biz bu yollardaaa” Ha, anladın, tamam özür dilemene gerek yok, tamam ulan tamam affettim, ver Hakkı’yı... Hakkı! He, benim... Oğlum şu diyar-ı gurbette iki dakika kafayı dinleyemeyecek miyiz yahu? N’aapıyorsun sen şimdi, n’aapıyorsun, nerdesin? Evdesin! Ooh, çay da demletmişindir? Demlettin! Börek de vardır, kuruyemiş, fındık, fıstık?.. Pijamaları da çektin tabii? Ooh, gel keyfim gel. Bak dönünce hatırlat, sana bir “gel keyfim gel” levhası yazdırayım hattata. Kenarını da tezhipletirsin, çerçeveletir duvara asarsın... Hoşuna gitti değil mi? İyi, bir tane de ofisine yaptırayım, oraya da lâzım çünkü. Arabaya da ister misin?... Delirtme oğlum adamı, biz seni oraya niçin diktik Hakkı, biz seni oraya niçin diktik? Bir lâhza olsun hiç düşündün mü? Güdeceğin üç tane keçi Hakkı... Sen vazifeni bırakıp çaylı börekli akşam kebabı yapıyorsun evinde... -...-Şimdi bak, televizyonun açık değil mi? Hangi kanalı seyrediyorsun sen bakayım şu an sen? Bizim kanalı izliyorsun!.. İyi de arka taraftan cümbüş klarnet sesi geliyor ama; bak ben şu anda bizim kanalı seyrediyorum, orada böyle bir eğlence filan yok, açık oturum var!-...-Yav ben seni n’aapıyım Hakkı söyle. Aç hemen şu kanalı, açtın mı... açıyorsun... Bak hele, misafir diye çağırttığın adamın haline bak; kravatının duruşunu beğendin mi? Yakasının biri de yukarı doğru kıvrılmış görüyor musun... görüyorsun... peki bu adamın filan tarihte bizim aleyhimizde feşmekan kanalda veryansın ettiğini biliyor musun? Bilmiyorsun... Yav Hakkı, bak sinirlenmemeye çalışıyorum; eskiden güreş milli takımımız vardı, sen belki hatırlamazsın. O zamanlar halk futboldan sonra güreşi çok takib ederdi. Gazetelerin hususi güreş muhabiri, yazarı bile vardı. Güreş milli takımının maçlarını kaçırmazdık. Hey gidi günler heey... Neyse uzatmayayım, milli müsabaka olduğu zaman federasyon bu pehlivanları en iyi mağazalara götürür, tepeden tırnağa bir örnek kıyafet olsun diye takım elbise, gömlek, pabuç giydirirdi ki iyi fotoğraf versinler diye.. Dinliyor musun aloo? Ha... Şimdi bunlar giyinirler filan fakat bir türlü kravat bağlamayı, bağladıktan sonra da gömleğin yakasına oturtmayı asla beceremezlerdi, canım takım elbiseler üstlerinden dökülürdü adeta. Niçin, çünkü pehlivanlarda ense, boyun kütük gibi enli maşallah. Sıkar kravat, onlar da ilk düğmeyi çözüp gevşetiverirler... Senin misafiri diyorum, bir soruştur bakayım eskiden pehlivan mıymış? Hee... Bak oğlum bak, biz bu televizyonlar için olmadık adamlara ağız eğip, onca risklere girip havuza para topluyoruz. Biliyorsun daa bunları sen? Ee, ondan sonra saldım çayıra Mevlâm kayıra diye başıboş mu bırakacağız bunları?..-...-Benim işim mi oğlum taa nerelerde uydu bağlantısı buldurup televizyonlarda ne var ne yok diye bizzat kontrol etmek, benim işim mi Hakkı? Bak bak bak, stüdyo masasının üstündeki bardakların altına bak, yav insan bir peçete koyar, koymazsan pleksiglaz zeminde leke yapar; bunu da mı ben düşüneceğim Hakkı, yapmayın böyle. Şimdi hemen haber ver oradakilere, oraya peçete filan koysunlar o adamı alsınlar oradan hemen...-...-Ne mi desinler? Nebliiim yav, kaynanan hastalandı, evden acilen çağırıyorlar, askerlik arkadaşın geldi filan desinler, icabında yakapaça tutup atacaksınız onu oradan. Bak oğlum yaş tahtaya basmayacaksın: Ekrana çıkacak her adam hakkında senin elinin altında etraflı dosyan olacak, kimdir, neyin nesidir, geçmişte bize yönelik bir sâbıkası var mıdır, muhalif midir, muvafık mıdır? Giyinmesini biliyor mu, yoksa entel-kuntel ayağına yatıp da öyle yataktan kalkmış da alelacele oraya gelmiş gibi bir kılıkla... Yav siz benden de mi örnek almıyorsunuz kardeşim? Siz beni bir gün ekseninden çıkmış bir kravatla, buruşuk gömlekle, prezentabl olmayan bir kıyafetle gördünüz mü? Yiğitlik on, dokuzu don demişler oğlum.-...-Hıı, dosyayı nerden mi bulacaksın? Yuh yani, onu da mı ben tarif edeyim; söyle bizimkilere versinler, vardır onlarda herkesin kaydı kuydu filan. Haa bak gördün mü, işte herif tozoldu stüdyodan, istenince oluyor demek ki. Aferin, şöyle işte... Bundan sonra ne giriyor yayına?..-...-Bacanaklar yarışıyor ne demek yav? Çıkarın onu, istemem öyle sulu şeyler... İcabında sen çık, icraatlarımızı anlat. Benim eski konuşmalardan şeyet.
Zaman
En Çok Okunan
09.02.2014
ATuranAlkan-HakkıA Turan Alkan - Hakkı
A. Turan Alkan - Hakkı!
Zaman
09.02.2014
02:18
Alt yazıları da düzelteceksin, öyle aktüel haberi felan boşverin, şöyle yazın. Meselâ, “Sen bize Allah’ın bir lütfusun büyük başkan, Sen olmasaydın biz de olmazdık, Her şey parti için” yazın. Böyle şeyler istiyorum tamam mı?-Aloo, sen misin Hakkı? Kimsiin? Oğlum, Hakkı’yı bağla bana Hakkı’yı (Ne biçim telefon bağlıyorsunuz be, asistanı çıkıyor, kimlerle muhatap ediyorsunuz beni!), kimle mi görüşüyorsun; sana ne evladım, sen bana Hakkı’yı ver, beni oralara getirtme şimdi. Sesimden de mi anlamadın, bak anlatayım, “Beraber yürüdüüük, biz bu yollardaaa” Ha, anladın, tamam özür dilemene gerek yok, tamam ulan tamam affettim, ver Hakkı’yı... Hakkı! He, benim... Oğlum şu diyar-ı gurbette iki dakika kafayı dinleyemeyecek miyiz yahu? N’aapıyorsun sen şimdi, n’aapıyorsun, nerdesin? Evdesin! Ooh, çay da demletmişindir? Demlettin! Börek de vardır, kuruyemiş, fındık, fıstık?.. Pijamaları da çektin tabii? Ooh, gel keyfim gel. Bak dönünce hatırlat, sana bir “gel keyfim gel” levhası yazdırayım hattata. Kenarını da tezhipletirsin, çerçeveletir duvara asarsın... Hoşuna gitti değil mi? İyi, bir tane de ofisine yaptırayım, oraya da lâzım çünkü. Arabaya da ister misin?... Delirtme oğlum adamı, biz seni oraya niçin diktik Hakkı, biz seni oraya niçin diktik? Bir lâhza olsun hiç düşündün mü? Güdeceğin üç tane keçi Hakkı... Sen vazifeni bırakıp çaylı börekli akşam kebabı yapıyorsun evinde... -...-Şimdi bak, televizyonun açık değil mi? Hangi kanalı seyrediyorsun sen bakayım şu an sen? Bizim kanalı izliyorsun!.. İyi de arka taraftan cümbüş klarnet sesi geliyor ama; bak ben şu anda bizim kanalı seyrediyorum, orada böyle bir eğlence filan yok, açık oturum var!-...-Yav ben seni n’aapıyım Hakkı söyle. Aç hemen şu kanalı, açtın mı... açıyorsun... Bak hele, misafir diye çağırttığın adamın haline bak; kravatının duruşunu beğendin mi? Yakasının biri de yukarı doğru kıvrılmış görüyor musun... görüyorsun... peki bu adamın filan tarihte bizim aleyhimizde feşmekan kanalda veryansın ettiğini biliyor musun? Bilmiyorsun... Yav Hakkı, bak sinirlenmemeye çalışıyorum; eskiden güreş milli takımımız vardı, sen belki hatırlamazsın. O zamanlar halk futboldan sonra güreşi çok takib ederdi. Gazetelerin hususi güreş muhabiri, yazarı bile vardı. Güreş milli takımının maçlarını kaçırmazdık. Hey gidi günler heey... Neyse uzatmayayım, milli müsabaka olduğu zaman federasyon bu pehlivanları en iyi mağazalara götürür, tepeden tırnağa bir örnek kıyafet olsun diye takım elbise, gömlek, pabuç giydirirdi ki iyi fotoğraf versinler diye.. Dinliyor musun aloo? Ha... Şimdi bunlar giyinirler filan fakat bir türlü kravat bağlamayı, bağladıktan sonra da gömleğin yakasına oturtmayı asla beceremezlerdi, canım takım elbiseler üstlerinden dökülürdü adeta. Niçin, çünkü pehlivanlarda ense, boyun kütük gibi enli maşallah. Sıkar kravat, onlar da ilk düğmeyi çözüp gevşetiverirler... Senin misafiri diyorum, bir soruştur bakayım eskiden pehlivan mıymış? Hee... Bak oğlum bak, biz bu televizyonlar için olmadık adamlara ağız eğip, onca risklere girip havuza para topluyoruz. Biliyorsun daa bunları sen? Ee, ondan sonra saldım çayıra Mevlâm kayıra diye başıboş mu bırakacağız bunları?..-...-Benim işim mi oğlum taa nerelerde uydu bağlantısı buldurup televizyonlarda ne var ne yok diye bizzat kontrol etmek, benim işim mi Hakkı? Bak bak bak, stüdyo masasının üstündeki bardakların altına bak, yav insan bir peçete koyar, koymazsan pleksiglaz zeminde leke yapar; bunu da mı ben düşüneceğim Hakkı, yapmayın böyle. Şimdi hemen haber ver oradakilere, oraya peçete filan koysunlar o adamı alsınlar oradan hemen...-...-Ne mi desinler? Nebliiim yav, kaynanan hastalandı, evden acilen çağırıyorlar, askerlik arkadaşın geldi filan desinler, icabında yakapaça tutup atacaksınız onu oradan. Bak oğlum yaş tahtaya basmayacaksın: Ekrana çıkacak her adam hakkında senin elinin altında etraflı dosyan olacak, kimdir, neyin nesidir, geçmişte bize yönelik bir sâbıkası var mıdır, muhalif midir, muvafık mıdır? Giyinmesini biliyor mu, yoksa entel-kuntel ayağına yatıp da öyle yataktan kalkmış da alelacele oraya gelmiş gibi bir kılıkla... Yav siz benden de mi örnek almıyorsunuz kardeşim? Siz beni bir gün ekseninden çıkmış bir kravatla, buruşuk gömlekle, prezentabl olmayan bir kıyafetle gördünüz mü? Yiğitlik on, dokuzu don demişler oğlum.-...-Hıı, dosyayı nerden mi bulacaksın? Yuh yani, onu da mı ben tarif edeyim; söyle bizimkilere versinler, vardır onlarda herkesin kaydı kuydu filan. Haa bak gördün mü, işte herif tozoldu stüdyodan, istenince oluyor demek ki. Aferin, şöyle işte... Bundan sonra ne giriyor yayına?..-...-Bacanaklar yarışıyor ne demek yav? Çıkarın onu, istemem öyle sulu şeyler... İcabında sen çık, icraatlarımızı anlat. Benim eski konuşmalardan şeyet.
Zaman
Köşe Yazıları
09.02.2014
ATuranAlkan-HakkıA Turan Alkan - Hakkı
A. Turan Alkan - Hakkı!
Zaman
09.02.2014
02:08
Alt yazıları da düzelteceksin, öyle aktüel haberi felan boşverin, şöyle yazın. Meselâ, “Sen bize Allah’ın bir lütfusun büyük başkan, Sen olmasaydın biz de olmazdık, Her şey parti için” yazın. Böyle şeyler istiyorum tamam mı?-Aloo, sen misin Hakkı? Kimsiin? Oğlum, Hakkı’yı bağla bana Hakkı’yı (Ne biçim telefon bağlıyorsunuz be, asistanı çıkıyor, kimlerle muhatap ediyorsunuz beni!), kimle mi görüşüyorsun; sana ne evladım, sen bana Hakkı’yı ver, beni oralara getirtme şimdi. Sesimden de mi anlamadın, bak anlatayım, “Beraber yürüdüüük, biz bu yollardaaa” Ha, anladın, tamam özür dilemene gerek yok, tamam ulan tamam affettim, ver Hakkı’yı... Hakkı! He, benim... Oğlum şu diyar-ı gurbette iki dakika kafayı dinleyemeyecek miyiz yahu? N’aapıyorsun sen şimdi, n’aapıyorsun, nerdesin? Evdesin! Ooh, çay da demletmişindir? Demlettin! Börek de vardır, kuruyemiş, fındık, fıstık?.. Pijamaları da çektin tabii? Ooh, gel keyfim gel. Bak dönünce hatırlat, sana bir “gel keyfim gel” levhası yazdırayım hattata. Kenarını da tezhipletirsin, çerçeveletir duvara asarsın... Hoşuna gitti değil mi? İyi, bir tane de ofisine yaptırayım, oraya da lâzım çünkü. Arabaya da ister misin?... Delirtme oğlum adamı, biz seni oraya niçin diktik Hakkı, biz seni oraya niçin diktik? Bir lâhza olsun hiç düşündün mü? Güdeceğin üç tane keçi Hakkı... Sen vazifeni bırakıp çaylı börekli akşam kebabı yapıyorsun evinde... -...-Şimdi bak, televizyonun açık değil mi? Hangi kanalı seyrediyorsun sen bakayım şu an sen? Bizim kanalı izliyorsun!.. İyi de arka taraftan cümbüş klarnet sesi geliyor ama; bak ben şu anda bizim kanalı seyrediyorum, orada böyle bir eğlence filan yok, açık oturum var!-...-Yav ben seni n’aapıyım Hakkı söyle. Aç hemen şu kanalı, açtın mı... açıyorsun... Bak hele, misafir diye çağırttığın adamın haline bak; kravatının duruşunu beğendin mi? Yakasının biri de yukarı doğru kıvrılmış görüyor musun... görüyorsun... peki bu adamın filan tarihte bizim aleyhimizde feşmekan kanalda veryansın ettiğini biliyor musun? Bilmiyorsun... Yav Hakkı, bak sinirlenmemeye çalışıyorum; eskiden güreş milli takımımız vardı, sen belki hatırlamazsın. O zamanlar halk futboldan sonra güreşi çok takib ederdi. Gazetelerin hususi güreş muhabiri, yazarı bile vardı. Güreş milli takımının maçlarını kaçırmazdık. Hey gidi günler heey... Neyse uzatmayayım, milli müsabaka olduğu zaman federasyon bu pehlivanları en iyi mağazalara götürür, tepeden tırnağa bir örnek kıyafet olsun diye takım elbise, gömlek, pabuç giydirirdi ki iyi fotoğraf versinler diye.. Dinliyor musun aloo? Ha... Şimdi bunlar giyinirler filan fakat bir türlü kravat bağlamayı, bağladıktan sonra da gömleğin yakasına oturtmayı asla beceremezlerdi, canım takım elbiseler üstlerinden dökülürdü adeta. Niçin, çünkü pehlivanlarda ense, boyun kütük gibi enli maşallah. Sıkar kravat, onlar da ilk düğmeyi çözüp gevşetiverirler... Senin misafiri diyorum, bir soruştur bakayım eskiden pehlivan mıymış? Hee... Bak oğlum bak, biz bu televizyonlar için olmadık adamlara ağız eğip, onca risklere girip havuza para topluyoruz. Biliyorsun daa bunları sen? Ee, ondan sonra saldım çayıra Mevlâm kayıra diye başıboş mu bırakacağız bunları?..-...-Benim işim mi oğlum taa nerelerde uydu bağlantısı buldurup televizyonlarda ne var ne yok diye bizzat kontrol etmek, benim işim mi Hakkı? Bak bak bak, stüdyo masasının üstündeki bardakların altına bak, yav insan bir peçete koyar, koymazsan pleksiglaz zeminde leke yapar; bunu da mı ben düşüneceğim Hakkı, yapmayın böyle. Şimdi hemen haber ver oradakilere, oraya peçete filan koysunlar o adamı alsınlar oradan hemen...-...-Ne mi desinler? Nebliiim yav, kaynanan hastalandı, evden acilen çağırıyorlar, askerlik arkadaşın geldi filan desinler, icabında yakapaça tutup atacaksınız onu oradan. Bak oğlum yaş tahtaya basmayacaksın: Ekrana çıkacak her adam hakkında senin elinin altında etraflı dosyan olacak, kimdir, neyin nesidir, geçmişte bize yönelik bir sâbıkası var mıdır, muhalif midir, muvafık mıdır? Giyinmesini biliyor mu, yoksa entel-kuntel ayağına yatıp da öyle yataktan kalkmış da alelacele oraya gelmiş gibi bir kılıkla... Yav siz benden de mi örnek almıyorsunuz kardeşim? Siz beni bir gün ekseninden çıkmış bir kravatla, buruşuk gömlekle, prezentabl olmayan bir kıyafetle gördünüz mü? Yiğitlik on, dokuzu don demişler oğlum.-...-Hıı, dosyayı nerden mi bulacaksın? Yuh yani, onu da mı ben tarif edeyim; söyle bizimkilere versinler, vardır onlarda herkesin kaydı kuydu filan. Haa bak gördün mü, işte herif tozoldu stüdyodan, istenince oluyor demek ki. Aferin, şöyle işte... Bundan sonra ne giriyor yayına?..-...-Bacanaklar yarışıyor ne demek yav? Çıkarın onu, istemem öyle sulu şeyler... İcabında sen çık, icraatlarımızı anlat. Benim eski konuşmalardan şeyet.
Zaman
Ana Sayfa
09.02.2014
ATuranAlkan-HakkıA Turan Alkan - Hakkı
Mehmet Kamış - Başbakan bir daha balkon konuşması yapabilir mi?
Zaman
05.02.2014
02:35
“Milletimizden aldığımız bu güçlü yetkinin sorumluluğunu bütün ağırlığıyla omuzlarımızda hissediyoruz. Demokratik tercihini AK Parti’den yana kullanmayan değerli vatandaşlarıma da seslenmek istiyorum, sizin sandıkta verdiğiniz mesajı da anlıyorum.Lütfen müsterih olun, kime oy vermiş olursanız olun, oylarınız bizim için değerlidir. Tercihlerinize saygı duyuyoruz. Farklı tercihlerinizi de demokratik hayatımızın zenginliği olarak görüyoruz. Demokrasi, çoğulculuk içerisinde farklı siyasi tercihlerin rekabetini esas alan rejimdir. Seçimlerden daha güçlü bir şekilde çıkan parti olarak bu zenginliği korumak her şeyden önce bizim görevimizdir, rahat olunuz, çünkü milletimizin emanetine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sonuna kadar sahip çıkacağız.”Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 22 Temmuz 2007 seçim sonuçlarının belli olmasından sonra parti binasının balkonundan bütün kamuoyuna böyle seslenmişti. Bu konuşma siyasi tarihimize ‘balkon konuşması’ olarak geçmiş, Ankara’da yeni bir gelenek başlatmıştı. Başbakan, 2009 mahalli seçimlerinden sonra da, 12 Haziran 2011 genel seçimlerinden sonra da aynı balkon konuşmasını yaptı. Hatta 12 Haziran seçimlerinden sonra balkonda yaptığı konuşmada, “Millet bize uzlaşmayla anayasa yapma yetkisi tevdi etti.” dedi.Peki bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, böyle bir konuşma yapabilir mi? “Bize oy veren ya da vermeyen bütün vatandaşlar sizi anlıyoruz, hassasiyetlerinizi, kaygılarınızı ve korkularınızı anlıyoruz. Biz de o hassasiyetlerinize göre hareket edeceğiz.” diyebilir mi? Bu sözleri söylese de inandırıcı olabilir mi?Benim kanaatim odur ki, Başbakan böyle bir konuşmayı kendisi de yapmaz. Çünkü Türkiye’nin başbakanı olmaktan çoktan vazgeçti. Önce kendi partisinin başbakanı haline geldi, daha sonra da parti içinde bir kliğin başbakanı olmayı tercih etti. Bugün sadece o oligarşik kliğin söylediklerine inanan ve onun haricindeki her şeye ve herkese savaş açmış bir başbakan durumunda.Başbakan ya başından beri böyleydi ya da 12 Haziran’dan sonra böyle oldu. Yüzde 50 oy aldıktan sonra kendisinden başka her şeyi ve herkesi değersizleştiren, itibarsızlaştıran bir tavır içine girdi. Artık kendisinden başka hiç kimsenin sözünün bir kıymeti, anlamı kalmadı. Partiye kimlik katan diğer bütün isimlerin sözlerini, eylemlerini kamuoyu önünde tekzip etti. Bakanların, başbakan yardımcılarının bir danışman kadar değeri kalmadı.Yeni piyasaya çıkan Aksiyon Dergisi’nin 1000. özel sayısı için Nihal Bengisu’nun yazdığı yazıda çok güzel bir ifade var. Bengisu diyor ki: “Aksiyon Dergisi’nde kimse kendini değersiz hissetmedi. Bu sayede herkes kendi kanatlarına, fikirlerine güvenmeyi öğrendi.’’ Bunu okuyunca işte bu dedim, işte bu, Türkiye’nin en büyük problemi bu. Yönetilmenin en büyük sıkıntısı bu! Yönetenin yönetirken insanda bıraktığı tortu ya da duygu, toplumu ya isyana ya da güvene sevk ediyor. Bazı yöneticiler böyledir, yönetirken değersizleştirir. Etrafındaki herkesi değersizleştirerek değer kazandığını düşünür. Önemli olan sadece kendi hikâyesidir. Bu nedenle bu tür yöneticilerin etrafında hiç ot bitmez.Tayyip Erdoğan da 12 Haziran’dan sonra başta kendi partisinin yöneticileri olmak üzere herkesi söz ve eylemleriyle itibarsızlaştırdı. Gezi olaylarının başlangıcını hatırlayın. Olay bir ağaç meselesi iken ve ‘AVM yapmayın, bu ağaçları da kesmeyin’ diye son derece masum bir istek halindeyken elinin tersiyle ittirir gibi yaparak ‘biz kararımızı verdik’ sözünü etmesi insanları zıvanadan çıkardı. Bu tür davranışları son iki buçuk üç yıl içinde o kadar çok yaptı ki, ülkede başbakan yardımcısı olmakla bir dairede şef olmak arasında neredeyse fark kalmadı. Bununla birlikte milyonlarca insanın herhangi bir konudaki talebi veya isteğinin de kendi talebinin yanında bir kıymeti kalmadı. Son süreçte kendisi ve birkaç danışmanından başka herkesi değersizleştirmeye kalkıştı.Bu yüzden Tayyip Erdoğan, artık balkon konuşması yapacak ve bütün Türkiye’yi kucaklayacak durumda değil.
Zaman
En Çok Okunan
05.02.2014
MehmetKamış-Başbakanbirdahabalkonkonuşmasıyapabilirmi?Mehmet Kamış - Başbakan bir daha balkon konuşması yapabilir mi?
Mehmet Kamış - Başbakan bir daha balkon konuşması yapabilir mi?
Zaman
05.02.2014
02:17
“Milletimizden aldığımız bu güçlü yetkinin sorumluluğunu bütün ağırlığıyla omuzlarımızda hissediyoruz. Demokratik tercihini AK Parti’den yana kullanmayan değerli vatandaşlarıma da seslenmek istiyorum, sizin sandıkta verdiğiniz mesajı da anlıyorum.Lütfen müsterih olun, kime oy vermiş olursanız olun, oylarınız bizim için değerlidir. Tercihlerinize saygı duyuyoruz. Farklı tercihlerinizi de demokratik hayatımızın zenginliği olarak görüyoruz. Demokrasi, çoğulculuk içerisinde farklı siyasi tercihlerin rekabetini esas alan rejimdir. Seçimlerden daha güçlü bir şekilde çıkan parti olarak bu zenginliği korumak her şeyden önce bizim görevimizdir, rahat olunuz, çünkü milletimizin emanetine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sonuna kadar sahip çıkacağız.”Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 22 Temmuz 2007 seçim sonuçlarının belli olmasından sonra parti binasının balkonundan bütün kamuoyuna böyle seslenmişti. Bu konuşma siyasi tarihimize ‘balkon konuşması’ olarak geçmiş, Ankara’da yeni bir gelenek başlatmıştı. Başbakan, 2009 mahalli seçimlerinden sonra da, 12 Haziran 2011 genel seçimlerinden sonra da aynı balkon konuşmasını yaptı. Hatta 12 Haziran seçimlerinden sonra balkonda yaptığı konuşmada, “Millet bize uzlaşmayla anayasa yapma yetkisi tevdi etti.” dedi.Peki bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, böyle bir konuşma yapabilir mi? “Bize oy veren ya da vermeyen bütün vatandaşlar sizi anlıyoruz, hassasiyetlerinizi, kaygılarınızı ve korkularınızı anlıyoruz. Biz de o hassasiyetlerinize göre hareket edeceğiz.” diyebilir mi? Bu sözleri söylese de inandırıcı olabilir mi?Benim kanaatim odur ki, Başbakan böyle bir konuşmayı kendisi de yapmaz. Çünkü Türkiye’nin başbakanı olmaktan çoktan vazgeçti. Önce kendi partisinin başbakanı haline geldi, daha sonra da parti içinde bir kliğin başbakanı olmayı tercih etti. Bugün sadece o oligarşik kliğin söylediklerine inanan ve onun haricindeki her şeye ve herkese savaş açmış bir başbakan durumunda.Başbakan ya başından beri böyleydi ya da 12 Haziran’dan sonra böyle oldu. Yüzde 50 oy aldıktan sonra kendisinden başka her şeyi ve herkesi değersizleştiren, itibarsızlaştıran bir tavır içine girdi. Artık kendisinden başka hiç kimsenin sözünün bir kıymeti, anlamı kalmadı. Partiye kimlik katan diğer bütün isimlerin sözlerini, eylemlerini kamuoyu önünde tekzip etti. Bakanların, başbakan yardımcılarının bir danışman kadar değeri kalmadı.Yeni piyasaya çıkan Aksiyon Dergisi’nin 1000. özel sayısı için Nihal Bengisu’nun yazdığı yazıda çok güzel bir ifade var. Bengisu diyor ki: “Aksiyon Dergisi’nde kimse kendini değersiz hissetmedi. Bu sayede herkes kendi kanatlarına, fikirlerine güvenmeyi öğrendi.’’ Bunu okuyunca işte bu dedim, işte bu, Türkiye’nin en büyük problemi bu. Yönetilmenin en büyük sıkıntısı bu! Yönetenin yönetirken insanda bıraktığı tortu ya da duygu, toplumu ya isyana ya da güvene sevk ediyor. Bazı yöneticiler böyledir, yönetirken değersizleştirir. Etrafındaki herkesi değersizleştirerek değer kazandığını düşünür. Önemli olan sadece kendi hikâyesidir. Bu nedenle bu tür yöneticilerin etrafında hiç ot bitmez.Tayyip Erdoğan da 12 Haziran’dan sonra başta kendi partisinin yöneticileri olmak üzere herkesi söz ve eylemleriyle itibarsızlaştırdı. Gezi olaylarının başlangıcını hatırlayın. Olay bir ağaç meselesi iken ve ‘AVM yapmayın, bu ağaçları da kesmeyin’ diye son derece masum bir istek halindeyken elinin tersiyle ittirir gibi yaparak ‘biz kararımızı verdik’ sözünü etmesi insanları zıvanadan çıkardı. Bu tür davranışları son iki buçuk üç yıl içinde o kadar çok yaptı ki, ülkede başbakan yardımcısı olmakla bir dairede şef olmak arasında neredeyse fark kalmadı. Bununla birlikte milyonlarca insanın herhangi bir konudaki talebi veya isteğinin de kendi talebinin yanında bir kıymeti kalmadı. Son süreçte kendisi ve birkaç danışmanından başka herkesi değersizleştirmeye kalkıştı.Bu yüzden Tayyip Erdoğan, artık balkon konuşması yapacak ve bütün Türkiye’yi kucaklayacak durumda değil.
Zaman
Köşe Yazıları
05.02.2014
MehmetKamış-Başbakanbirdahabalkonkonuşmasıyapabilirmi?Mehmet Kamış - Başbakan bir daha balkon konuşması yapabilir mi?
Mehmet Kamış - Başbakan bir daha balkon konuşması yapabilir mi?
Zaman
05.02.2014
02:09
“Milletimizden aldığımız bu güçlü yetkinin sorumluluğunu bütün ağırlığıyla omuzlarımızda hissediyoruz. Demokratik tercihini AK Parti’den yana kullanmayan değerli vatandaşlarıma da seslenmek istiyorum, sizin sandıkta verdiğiniz mesajı da anlıyorum.Lütfen müsterih olun, kime oy vermiş olursanız olun, oylarınız bizim için değerlidir. Tercihlerinize saygı duyuyoruz. Farklı tercihlerinizi de demokratik hayatımızın zenginliği olarak görüyoruz. Demokrasi, çoğulculuk içerisinde farklı siyasi tercihlerin rekabetini esas alan rejimdir. Seçimlerden daha güçlü bir şekilde çıkan parti olarak bu zenginliği korumak her şeyden önce bizim görevimizdir, rahat olunuz, çünkü milletimizin emanetine bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da sonuna kadar sahip çıkacağız.”Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 22 Temmuz 2007 seçim sonuçlarının belli olmasından sonra parti binasının balkonundan bütün kamuoyuna böyle seslenmişti. Bu konuşma siyasi tarihimize ‘balkon konuşması’ olarak geçmiş, Ankara’da yeni bir gelenek başlatmıştı. Başbakan, 2009 mahalli seçimlerinden sonra da, 12 Haziran 2011 genel seçimlerinden sonra da aynı balkon konuşmasını yaptı. Hatta 12 Haziran seçimlerinden sonra balkonda yaptığı konuşmada, “Millet bize uzlaşmayla anayasa yapma yetkisi tevdi etti.” dedi.Peki bugün Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, böyle bir konuşma yapabilir mi? “Bize oy veren ya da vermeyen bütün vatandaşlar sizi anlıyoruz, hassasiyetlerinizi, kaygılarınızı ve korkularınızı anlıyoruz. Biz de o hassasiyetlerinize göre hareket edeceğiz.” diyebilir mi? Bu sözleri söylese de inandırıcı olabilir mi?Benim kanaatim odur ki, Başbakan böyle bir konuşmayı kendisi de yapmaz. Çünkü Türkiye’nin başbakanı olmaktan çoktan vazgeçti. Önce kendi partisinin başbakanı haline geldi, daha sonra da parti içinde bir kliğin başbakanı olmayı tercih etti. Bugün sadece o oligarşik kliğin söylediklerine inanan ve onun haricindeki her şeye ve herkese savaş açmış bir başbakan durumunda.Başbakan ya başından beri böyleydi ya da 12 Haziran’dan sonra böyle oldu. Yüzde 50 oy aldıktan sonra kendisinden başka her şeyi ve herkesi değersizleştiren, itibarsızlaştıran bir tavır içine girdi. Artık kendisinden başka hiç kimsenin sözünün bir kıymeti, anlamı kalmadı. Partiye kimlik katan diğer bütün isimlerin sözlerini, eylemlerini kamuoyu önünde tekzip etti. Bakanların, başbakan yardımcılarının bir danışman kadar değeri kalmadı.Yeni piyasaya çıkan Aksiyon Dergisi’nin 1000. özel sayısı için Nihal Bengisu’nun yazdığı yazıda çok güzel bir ifade var. Bengisu diyor ki: “Aksiyon Dergisi’nde kimse kendini değersiz hissetmedi. Bu sayede herkes kendi kanatlarına, fikirlerine güvenmeyi öğrendi.’’ Bunu okuyunca işte bu dedim, işte bu, Türkiye’nin en büyük problemi bu. Yönetilmenin en büyük sıkıntısı bu! Yönetenin yönetirken insanda bıraktığı tortu ya da duygu, toplumu ya isyana ya da güvene sevk ediyor. Bazı yöneticiler böyledir, yönetirken değersizleştirir. Etrafındaki herkesi değersizleştirerek değer kazandığını düşünür. Önemli olan sadece kendi hikâyesidir. Bu nedenle bu tür yöneticilerin etrafında hiç ot bitmez.Tayyip Erdoğan da 12 Haziran’dan sonra başta kendi partisinin yöneticileri olmak üzere herkesi söz ve eylemleriyle itibarsızlaştırdı. Gezi olaylarının başlangıcını hatırlayın. Olay bir ağaç meselesi iken ve ‘AVM yapmayın, bu ağaçları da kesmeyin’ diye son derece masum bir istek halindeyken elinin tersiyle ittirir gibi yaparak ‘biz kararımızı verdik’ sözünü etmesi insanları zıvanadan çıkardı. Bu tür davranışları son iki buçuk üç yıl içinde o kadar çok yaptı ki, ülkede başbakan yardımcısı olmakla bir dairede şef olmak arasında neredeyse fark kalmadı. Bununla birlikte milyonlarca insanın herhangi bir konudaki talebi veya isteğinin de kendi talebinin yanında bir kıymeti kalmadı. Son süreçte kendisi ve birkaç danışmanından başka herkesi değersizleştirmeye kalkıştı.Bu yüzden Tayyip Erdoğan, artık balkon konuşması yapacak ve bütün Türkiye’yi kucaklayacak durumda değil.
Zaman
Ana Sayfa
05.02.2014
MehmetKamış-Başbakanbirdahabalkonkonuşmasıyapabilirmi?Mehmet Kamış - Başbakan bir daha balkon konuşması yapabilir mi?
Bakan'dan sandık görevlilerine Uhud’daki okçu benzetmesi
Zaman
19.01.2014
17:05
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, AK Partinin sandık görevlileri için Bizim Uhudtaki okçularımızdır. ifadesini kullandı.Zeybekci, AK Parti Denizli milletvekilleri Nurcan Dalbudak, Bilal Uçar, Mehmet Yüksel, Denizli Belediye Başkanı Osman Zolanla birlikte AK Parti Denizli İl Başkanlığının düzenlediği ocak ayı il danışma kuruluna katıldı. Burada konuşan Zeybekci, sandık görevlilerinin görevinin, Hz. Muhammedin (SAV) Mekkeli müşriklerle yaptığı Uhud Savaşında okçulara verdiği görevle aynı olduğunu söyledi. Zeybekci, Bugüne kadar Başbakanımızın dediği en önemli şeylerden bir tanesi bizim sandık hatiplerimiz, sandık görevlilerimiz, sandık başında bekleyenler, onlar milli iradeyi beklemek üzere bizim Uhuddaki okçularımızdır. Onlar sandığın başından ayrılmayacaklar. O gün hasta olmayacaklar, o gün Allah geçinden versin, o gün ölmeyecekler. diye konuştu.KENDİ ARALARINDA KONUŞANLARA UYARIKonuşması sırasında bazı partililerin kendi aralarında konuştuğunu gören Zeybekçi, Burasını iyi dinlemenizi istiyorum. Burasını seçimlerde herkese anlatmanızı istiyorum. Üst kattakiler, alt tarafta gayet iyiyiz de üst tarafta bir muhabbet var. Yoğun muhabbet var. Biraz sessiz. sözleriyle uyardı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanla beraber yaptıkları Uzakdoğu gezisinin ikinci durağı Singapurda Türk heyetinin şehrin temizliğinin çok güzel olduğunu, deniz kenarında inci tanesi gibi göründüğünü, dünyanın en güzel şehri dediklerini söylediklerini belirten Zeybekci, Türk heyetiyle beraberiz onlar, dünyanın en güzel şehri dediler. Benim onlara sözüm şu oldu. Bizim Denizlimiz daha güzel dedim. Bunu bütün kalbimle söylüyorum. Bunu inanarak söyledim. dedi. Zeybekci, Denizlide belediye başkanlığı döneminde insanların evlerde yaşarken şehrin bütün altyapısını değiştirdiklerini, bunun başka hiçbir yerde olmadığını iddia etti. YOLSUZLUK OPERASYONLARI Yolsuzluk operasyonları hakkında da açıklamada bulunan Zeybekci, Başta başbakanımız olmak üzere hep beraber söylediğimiz bir şey var. Her kim bu milletin yetimin hakkına el uzattı. Onun gereği sonuna kadar yapılmalıdır. Biz bunun sonuna kadar arkasındayız. Ama niyet o değil. Bakın niyet o değil kardeşlerim. Ne olur bunları da şöyle dikkatlice dinleyin. Sen iki yıldan beri çalışma yapacaksın. İki yıldan beri takip edeceksin. İki yıldan beri insanları dinleyip gerekli bilgileri toplayacaksın. Bütün bunları yaparken de gereğini hiç yapmayacaksın. Birbiriyle alakası olmayan. Dünya kadar konuyu bir araya getireceksin Bunların hepsini bir torbaya koyacaksın. Diyeceksin ki bu bir çetedir. Bir anda bir süreç başlatacaksın. sözleriyle eleştirdi. 50 ÇUVAL BELGE VAR Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda toplanan belgeler hakkında da bilgi veren Zeybekci, konuşmasına şöyle devam etti: Bunların hepsi sizin önüne geleceği için anlatıyorum bunları. Bunları getirecekler söyleyecekler size. (Bir partilinin bakanım aslanın yatağını hiçbir zaman çakal yapmaz diye bağırması üzerine) Bizim aslanlığımızdan şüphemiz yok da, çakallar kendini aslan zannediyor. Problem orada. Çakalı birileri hep pohpohlaya pohpohlaya kendini bir şey zannediyor. Sonra arslanın karşısına varınca aslan soruyor, ne yapıyorsun sen? diyor, Abi işte ileri geri konuşuyorum işte hal budur. Aslında bugün gelinen nokta budur. Ama bakın şunu da unutmayın, geçen hafta ne oldu. 50 çuval belge, hepsi mühürlü. 52 klasör, her biri torbaların içinde, hepsi mühürlü. Bunların birçoğu açılmamış. Bin kusur sayfada gerekçe var. Fezleke var. Bunları bile insanın okuması 2-3 gün sürer. Sadece baştaki bin kusur sayfayı okuması anlaması birkaç gün sürer. Savcı bununla ilgili talepte bulunuyor. Yarım saat 15 dakika içinde hâkim karar veriyor. Verdiği karar ne biliyor musunuz? Türkiyenin önde gelen o havaalanı, kanal, köprü, tüp geçit, nükleer santral otoyol, hastaneler, hidroelektrik santralleri bütün bunları yapan Türkiyenin en itibarlı şirketlerinin ve sahiplerinin mal varlıklarına tedbir koyuyor. 15 dakikada. Peki kim bunlar hatırlayın, mayıs ayını hatırlayın aynı talepler. O zaman durdurulsun diyorlardı. Biz durdurmayınca mahkeme kanalıyla durdurmaya kalktılar. Bu oyun da bozulur. Bu da bitti şimdi, o tedbir de kaldırıldı, bu memlekette bütün bu yaşadıklarımızdan dolayı sakın ha tedirginliğe düşmeyin. ÇAKALLARIN DUASI ASLA GEÇMEYECEK İlk bakan olduğu gün Denizliye geldiğinde Rüzgârlar yalçın kayalıklarla dolu dağdan ne koparırsa onlar da bize aynı etkiyi yapacaktır dediğini hatırlatan Zeybekci şunları kaydetti: Ekonomimiz o kadar güçlü ki Allah razı olsun Başbakanımızdan ve bugüne kadar emeği geçenlerden. Avrupa Birliğindeki 28 tane ülkenin devlet borçları anlamında söylüyorum. 25 tanesinden daha iyiyiz. Onlar ne yaparsa yapsın bu ülkede siyasi istikrar sonuna kadar devam edecek. Çakalların duası asla ve asla geçmeyecek. Eski, kimin sözüdür bilmiyorum, ama sanki eski Türk a
Zaman
Politika
19.01.2014
BakandansandıkgörevlilerineUhud’dakiokçubenzetmesiBakandan sandık görevlilerine Uhud’daki okçu benzetmesi
Bakan'dan sandık görevlilerine Uhud’daki okçu benzetmesi
Zaman
19.01.2014
17:05
Ekonomi Bakanı Nihat Zeybekci, AK Partinin sandık görevlileri için Bizim Uhudtaki okçularımızdır. ifadesini kullandı.Zeybekci, AK Parti Denizli milletvekilleri Nurcan Dalbudak, Bilal Uçar, Mehmet Yüksel, Denizli Belediye Başkanı Osman Zolanla birlikte AK Parti Denizli İl Başkanlığının düzenlediği ocak ayı il danışma kuruluna katıldı. Burada konuşan Zeybekci, sandık görevlilerinin görevinin, Hz. Muhammedin (SAV) Mekkeli müşriklerle yaptığı Uhud Savaşında okçulara verdiği görevle aynı olduğunu söyledi. Zeybekci, Bugüne kadar Başbakanımızın dediği en önemli şeylerden bir tanesi bizim sandık hatiplerimiz, sandık görevlilerimiz, sandık başında bekleyenler, onlar milli iradeyi beklemek üzere bizim Uhuddaki okçularımızdır. Onlar sandığın başından ayrılmayacaklar. O gün hasta olmayacaklar, o gün Allah geçinden versin, o gün ölmeyecekler. diye konuştu.KENDİ ARALARINDA KONUŞANLARA UYARIKonuşması sırasında bazı partililerin kendi aralarında konuştuğunu gören Zeybekçi, Burasını iyi dinlemenizi istiyorum. Burasını seçimlerde herkese anlatmanızı istiyorum. Üst kattakiler, alt tarafta gayet iyiyiz de üst tarafta bir muhabbet var. Yoğun muhabbet var. Biraz sessiz. sözleriyle uyardı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanla beraber yaptıkları Uzakdoğu gezisinin ikinci durağı Singapurda Türk heyetinin şehrin temizliğinin çok güzel olduğunu, deniz kenarında inci tanesi gibi göründüğünü, dünyanın en güzel şehri dediklerini söylediklerini belirten Zeybekci, Türk heyetiyle beraberiz onlar, dünyanın en güzel şehri dediler. Benim onlara sözüm şu oldu. Bizim Denizlimiz daha güzel dedim. Bunu bütün kalbimle söylüyorum. Bunu inanarak söyledim. dedi. Zeybekci, Denizlide belediye başkanlığı döneminde insanların evlerde yaşarken şehrin bütün altyapısını değiştirdiklerini, bunun başka hiçbir yerde olmadığını iddia etti. YOLSUZLUK OPERASYONLARI Yolsuzluk operasyonları hakkında da açıklamada bulunan Zeybekci, Başta başbakanımız olmak üzere hep beraber söylediğimiz bir şey var. Her kim bu milletin yetimin hakkına el uzattı. Onun gereği sonuna kadar yapılmalıdır. Biz bunun sonuna kadar arkasındayız. Ama niyet o değil. Bakın niyet o değil kardeşlerim. Ne olur bunları da şöyle dikkatlice dinleyin. Sen iki yıldan beri çalışma yapacaksın. İki yıldan beri takip edeceksin. İki yıldan beri insanları dinleyip gerekli bilgileri toplayacaksın. Bütün bunları yaparken de gereğini hiç yapmayacaksın. Birbiriyle alakası olmayan. Dünya kadar konuyu bir araya getireceksin Bunların hepsini bir torbaya koyacaksın. Diyeceksin ki bu bir çetedir. Bir anda bir süreç başlatacaksın. sözleriyle eleştirdi. 50 ÇUVAL BELGE VAR Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda toplanan belgeler hakkında da bilgi veren Zeybekci, konuşmasına şöyle devam etti: Bunların hepsi sizin önüne geleceği için anlatıyorum bunları. Bunları getirecekler söyleyecekler size. (Bir partilinin bakanım aslanın yatağını hiçbir zaman çakal yapmaz diye bağırması üzerine) Bizim aslanlığımızdan şüphemiz yok da, çakallar kendini aslan zannediyor. Problem orada. Çakalı birileri hep pohpohlaya pohpohlaya kendini bir şey zannediyor. Sonra arslanın karşısına varınca aslan soruyor, ne yapıyorsun sen? diyor, Abi işte ileri geri konuşuyorum işte hal budur. Aslında bugün gelinen nokta budur. Ama bakın şunu da unutmayın, geçen hafta ne oldu. 50 çuval belge, hepsi mühürlü. 52 klasör, her biri torbaların içinde, hepsi mühürlü. Bunların birçoğu açılmamış. Bin kusur sayfada gerekçe var. Fezleke var. Bunları bile insanın okuması 2-3 gün sürer. Sadece baştaki bin kusur sayfayı okuması anlaması birkaç gün sürer. Savcı bununla ilgili talepte bulunuyor. Yarım saat 15 dakika içinde hâkim karar veriyor. Verdiği karar ne biliyor musunuz? Türkiyenin önde gelen o havaalanı, kanal, köprü, tüp geçit, nükleer santral otoyol, hastaneler, hidroelektrik santralleri bütün bunları yapan Türkiyenin en itibarlı şirketlerinin ve sahiplerinin mal varlıklarına tedbir koyuyor. 15 dakikada. Peki kim bunlar hatırlayın, mayıs ayını hatırlayın aynı talepler. O zaman durdurulsun diyorlardı. Biz durdurmayınca mahkeme kanalıyla durdurmaya kalktılar. Bu oyun da bozulur. Bu da bitti şimdi, o tedbir de kaldırıldı, bu memlekette bütün bu yaşadıklarımızdan dolayı sakın ha tedirginliğe düşmeyin. ÇAKALLARIN DUASI ASLA GEÇMEYECEK İlk bakan olduğu gün Denizliye geldiğinde Rüzgârlar yalçın kayalıklarla dolu dağdan ne koparırsa onlar da bize aynı etkiyi yapacaktır dediğini hatırlatan Zeybekci şunları kaydetti: Ekonomimiz o kadar güçlü ki Allah razı olsun Başbakanımızdan ve bugüne kadar emeği geçenlerden. Avrupa Birliğindeki 28 tane ülkenin devlet borçları anlamında söylüyorum. 25 tanesinden daha iyiyiz. Onlar ne yaparsa yapsın bu ülkede siyasi istikrar sonuna kadar devam edecek. Çakalların duası asla ve asla geçmeyecek. Eski, kimin sözüdür bilmiyorum, ama sanki eski Türk a
Zaman
Ana Sayfa
19.01.2014
BakandansandıkgörevlilerineUhud’dakiokçubenzetmesiBakandan sandık görevlilerine Uhud’daki okçu benzetmesi
'Gönül Elçileri Projesi' müftülük personeline tanıtıldı
Zaman
24.12.2013
18:04
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından başlatılan Gönül Elçileri Projesi Bursa Müftülüğü personeline tanıtıldı. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezi’nde düzenlenen programa Bursa Müftüsü Prof. Dr. Mehmet Emin Ay, Aile ve Sosyal Politikalar Müdürü Dr. Sunay Özkul, Vali Münir Karaloğlu’nun eşi Sevim Karaloğlu ve müftülük personeli katıldı. Katılımcılara sunum eşliğinde Gönül Elçiliği Projesini anlatan Dr. Sunay Özkul, şunları dile getirdi: “Yunus Emre’nin dediği gibi ‘gönüller almaya geldik.’ Tabi ki sizlerle de bu gönül amayı, aynen bir damarın küçük damarlara aktardığı gibi aktarmak istiyoruz. Biz şuan 3 milyon nüfuslu bir ildeyiz. Sayın Valimizin eşlerinin Van’daki çalışmaları dinlediğimde, bizim burada biraz geri kaldığımızı, onların çok yol aldığını gördük. Belki yanlış algılamalar da oldu. Bunda az çok bizim payımız varsa bunu şimdi telafi etmek istiyoruz.” PROF AY: BİZLER KENDİMİZİ DİN GÖREVLİSİ DEĞİL DİN GÖNÜLLÜSÜ OLARAK GÖRÜYORUZMüftü Prof. Dr. Mehmet Emin Ay ise konunun, din alanında hizmet veren Diyanet İşleri camiasını ilgilendirdiğini dile getirdi. Ay, şöyle konuştu: “Bizler kendimizi din görevlisi değil de din gönüllüsü olarak gördüğümüz zaman gerçekten bu manada bizden istenen hususlara biz sahip olmuş olacağız. Böylesi bir projede bizden destek isteyen, bizimde ortaklığımızın bulunmasını uygun gören Aile Ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Bursa İl Müdürlüğümüzün, müftülüğümüzü de arkadaş, yoldaş gördüğü için şükranlarımızı arz etmek istiyorum. Bunun için de taşrada bizde düşen vazifeleri yerine getirdiğimiz zaman, biz o zaman gerçekten bir gözü yaşlanın gözyaşını silmek için uzatılan mendildeki el olursak, bir gönül yarasına duçar olmuş insanın sabırla yarasını sarabilirsek, bir evlat acısını ciğerinden hisseden insana teselli dolu sözler söyleyebilirsek, işte sizler gönül elçisi oldunuz demektir. Ve bunun herkesten çok sizler tarafından çok iyi bilindiğine inanıyorum.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
24.12.2013
GönülElçileriProjesimüftülükpersonelinetanıtıldıGönül Elçileri Projesi müftülük personeline tanıtıldı
CHP'li Haydar Akar: Umarım bu soruşturma Türkiye için bir başlangıç olur
Zaman
17.12.2013
14:57
CHP Kocaeli Milletvekili Haydar Akar, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili, Umarım bundan sonra Türkiye’nin gündemi bununla sıklıkla meşgul olur. Türkiye’deki yolsuzluklar tek tek ortaya çıkar. Bu soruşturma Türkiye için bir başlangıç olur diye düşünüyorum. dedi. Akar, yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi: Türkiye’nin gündemine geç düşmüş bir konu. Umarım bundan sonra Türkiye’nin gündemi bunla sıklıkla meşgul olur. Türkiye’deki yolsuzluklar tek tek ortaya çıkar. Bunların sorumluları yargıya taşınır ve gerekli cezaları alırlar. Niye söylüyorum böyle? Ben bir KİT Komisyonu üyesiyim. TBMM’de 2,5 yıldır görev yapıyorum ve KİT’te görev yapıyorum. Sayıştay raporlarını en iyi bilen insanlardan bir tanesiyim. İçlerinde neler var onları çok iyi biliyorum. Yani Ziraat Bankası’nın 750 trilyonluk yolsuzluğunun nasıl yapıldığını biliyorum. Halk Bankası’nda paraların nasıl verildiğini biliyorum. TTK’daki işte Amasra’daki kömür ocaklarının rödavans usulüyle nasıl ihale edildiğini biliyorum. Afşin’deki kömürlerimizin termik santrallerimizin nasıl yandaşlara peşkeş çekildiğini, nasıl patronlarına baronlarına peşkeş çekildiğini biliyorum. Anlatabileceğim çok şey var. Ama asıl önemlisi insanların en büyük ihtiyacı olan ısınma ihtiyacını karşılamak için fakire dağıtılan kömürdeki 4 şirketin yapmış olduğu yolsuzluğu çok iyi biliyorum. Türkiye’de bu umarım bir başlangıç olur diye düşünüyorum. Ama şunu da söylemek istiyorum 4734 sayılı kanun değiştirildi. Bizim kamu ihale kanunumuz Avrupa standartlarında olsun diye değiştirildi. Kamu ihale kanunumuzun 3. maddesi vardır, istisnalar maddesi. Orada istisnalar için başlangıçta dört tane bent yazılmıştır veya fıkra yazılmıştır o maddenin altında. Ama bugün geldiğimiz noktada alfabenin harfleri buna yetmiyor. Hatta ‘K’yı iki kez kullanmışlar. Peki niçin yapmışlar bunu. İşte o kömürdeki işte o bankalardaki yolsuzlukları aklamak için örtmek için yapmışlardır. Ama bu dünya Sultan Süleyman’a kalmadı, bunlara da kalmayacak. Ve bir gün bunların hesabı sorulacak. Umarım bu İstanbul’daki soruşturmanın Türkiye için bir başlangıç olur diye düşünüyorum. O insanların suçlu olduğunu falan ifade etmiyorum. Ama bu soruşturma Türkiye için bir başlangıç olur diye düşünüyorum. İçinde kamu üst düzey yöneticileri, belediye başkanları, bakan çocuk çocuklarının olduğu bir organize suç çetesi gibi görünüyor. Zaten AKP iktidara geldikten kamu ihale kanunlarında yapılan değişikliklerle Türkiye’de organize yolsuzluk çeteleri kurulmuş. Bu devlet eliyle yapılıyor. Devleti yönetenler eliyle yapılıyor. Onun için buna biran evvel dur demeli. Vatandaşın vergileri yine vatandaşa eşit şekilde dönmeli diyorum. Yetimin hakkı yenmemeli. Bir gün bunun hesabını çıkar sorarlar diyorum. CİHAN
Zaman
Son Dakika
17.12.2013
CHPliHaydarAkarUmarımbusoruşturmaTürkiyeiçinbirbaşlangıçolurCHPli Haydar Akar Umarım bu soruşturma Türkiye için bir başlangıç olur
Bir gömlek giydirdiler çıkartamıyorum
Zaman
10.12.2013
12:37
“Başka bir ülkede olsam Robert De Niro olurdum. Değişik pek çok projede rol almama rağmen sırtınıza bir şey yapıştırıyorlar ve öyle kalıyor. İki yıl kimse beni arayıp sormadı...” Samanyolu TV’de bu akşam ekrana gelen ‘Nizama Adanmış Ruhlar - Ekip 1’e ‘kötü’ kontenjanından giren Atilla Olgaç dertli. 45 yıllık sanat hayatında almadığı ödül kalmayan Olgaç ile Neşet karakterini, üzerine yapışan ‘kötü’yü, göremediği ilgiyi ve boş kaldığı yılları konuştuk.Ekip 1’de ‘Neşet’ gibi ‘kötü’ bir karakteri oynamak sizin için zor olmasa gerek. ‘Yine mi kötü rol’ diye düşünmediniz mi?Yok benim kötülüğümü seviyor insanlar. Hem sempatik, hem kötü olacaksın. Kurtlar Vadisi’nde bile insanlar tavır almadı. Bir de dizide iki önemli unsur var; iyi ve kötü. Ben kötüler konusunda uzman oldum. Üç ‘f’ diyorum. Fitne, fücur ve fesat. Bunların hepsi var burada. Neşet de böyle bir adam zaten...‘Kötü’ roller de bir yere kadar. Hiç ‘iyi’ olduğunuz proje denk gelmiyor mu?Öyle bir proje yok. Olmadı da. 5-6 yıldır adam gibi bir şey de çıkmıyor. Neden çıkmadığını ve sebebini de bilmiyorum. Ben yurtdışında olsam, Robert De Niro gibi olurdum herhalde. Ama burada maalesef, bir şey yapışıyor senin sırtına. 4 yıl Kurtlar Vadisi’nde oynadım, aynı şekilde bir gün arayla Hayat Bilgisi’nde Hidayet Hoca’yı oynadım. Biri mafya, biri komedi. Böyle olduğu halde 2 yıl boş kaldım. Kimse arayıp sormadı. Şimdi bunu anlamak, çözmek benim elimde değil. Ben anlamıyorum.Bunu neye bağlıyorsunuz?Seni bir şekle sokuyorlar ve insanların kafasında öyle kalıyorsun. O gömlekten kurtulamıyorsun. Bulgaristan’da gösterilen bir mafya dizisinden teklif geldi bana. Düşünebiliyor musunuz. Orada bile böyle bir algı var. Sen mafyacısın! Bir mafya projesi olduğu zaman akla Atilla Olgaç geliyor.Bulgaristan’dan arıyorlar ama Türkiye’den hiç proje gelmiyor. Sizce de ilginç değil mi?45 yıllık sanatçıyım. Bu meslekte hizmet veren biri olarak ben bu sorunun cevabını bulamadım. Neye göre değerlendiriliyor neye göre yapılıyor, seçiliyor ve ücretlendiriliyor bilmiyorum. ‘Fatih’ diye bir diziye başladım tutmadı. Oysa ‘Muhteşem Yüzyıl’ 2 yıldır sürüyor. Şimdi kim bunun cevabını verecek? O da güzel, bu da güzel.KOMEDİ OYNASAM MİLLET YERLERE YATARSeçim yapan kişiler kaliteden anlamıyor mu?Herhalde seçenler de. Bir gömlek giydirdiler onu üzerinden çıkartamıyorsun. Ben hep sit-com oynamak isterim, bayılırım. Tiyatroda da oynadım. Komedi olsa yerlere yatar millet. Kimse düşünmüyor seçmiyor. Ben bunu sana yıllar önce yaptığımız röportajımda da söyledim. Değişen bir şey yok. Oysa her şey değişiyor...Sadece ‘kötü’ rollerin teklif edilmesinin altında yatan başka bir şey mi var?Tipime bakıp seçiyorlar herhalde. Tiyatroda da 15 yıl kötü adam oynadım.Oysa ben ‘kötü adam’ değilim. Evimde köpek besleyen biriyim. İnsanlara karşı güler yüzlüyüm. Demek ki tip olarak değerlendiriliyorum.Bu algıyı kırmayı düşündünüz mü?İyi bir sit-com, komedi olacak ama olmuyor işte. Kanal D’de Yıldız Savaşları adlı bir projeye başladık, 4 bölüm sonra kaldırıldı. Niye olmadı? Kanalla yapımcı anlaşamadı, biraz da şans meselesi...BU YAŞIMA GELMİŞİM, BENİ ALIN DİYEMEMSiz kendinizi anlatamıyorsunuz belki de...Sanat hayatında bir yere geldikten sonra artık onun altına düşemezsiniz. Bunu istiyorum, şunu istiyorum olmaz. Yeni başlayan biri her şeyi yapabilir ama ben belli bir yaşa gelmişim ‘beni alın’ diyemem. Gören, bilen, tanıyanlar oyunculuğumu değerlendirir ve karar verir.Sanatın ilgi görmediği bir ülkede sanatçıya değer beklemek hayalcilik değil mi?Ben gençlere sanatçı olun demiyorum zaten. Hobi olarak seçin, meslek olarak değil. Çünkü hiçbir zaman kazanamazsınız. Özellikle tiyatroda.Ekonomik kaybınız da olmuştur boş kaldığınız yıllarda.Tabii ki. Sıfıra iniyorsun. İş olmadığı zaman senin aylık maaşın seni geçindirmeye yetmiyor. Çok zor. Böyle diziler olmuş, bu dizilerden belli bir ücretle kendini idare etmişsin. O şansını kullanmışsan kullanmışsın yoksa sürünürsün. Allah saklasın!45 yıllık sanat hayatınızda hayal kırıklıklarınız oldu mu?40. yılımda bir plaket verdiler. Ama tiyatrocu olunca kimse ilgilenmiyor. Bir kısır döngü içinde yaşıyor olmak en büyük hayal kırıklığı benim için. Oysa sen aşmak istiyorsun. Ben jokerim her şeye koyabilirsin öyle görmüyorlar.
Zaman
Ana Sayfa
10.12.2013
BirgömlekgiydirdilerçıkartamıyorumBir gömlek giydirdiler çıkartamıyorum
[Röportaj] Bir gömlek giydirdiler çıkartamıyorum
Zaman
10.12.2013
10:52
“Başka bir ülkede olsam Robert De Niro olurdum. Değişik pek çok projede rol almama rağmen sırtınıza bir şey yapıştırıyorlar ve öyle kalıyor. İki yıl kimse beni arayıp sormadı...” Samanyolu TV’de bu akşam ekrana gelen ‘Nizama Adanmış Ruhlar - Ekip 1’e ‘kötü’ kontenjanından giren Atilla Olgaç dertli. 45 yıllık sanat hayatında almadığı ödül kalmayan Olgaç ile Neşet karakterini, üzerine yapışan ‘kötü’yü, göremediği ilgiyi ve boş kaldığı yılları konuştuk.Ekip 1’de ‘Neşet’ gibi ‘kötü’ bir karakteri oynamak sizin için zor olmasa gerek. ‘Yine mi kötü rol’ diye düşünmediniz mi?Yok benim kötülüğümü seviyor insanlar. Hem sempatik, hem kötü olacaksın. Kurtlar Vadisi’nde bile insanlar tavır almadı. Bir de dizide iki önemli unsur var; iyi ve kötü. Ben kötüler konusunda uzman oldum. Üç ‘f’ diyorum. Fitne, fücur ve fesat. Bunların hepsi var burada. Neşet de böyle bir adam zaten...‘Kötü’ roller de bir yere kadar. Hiç ‘iyi’ olduğunuz proje denk gelmiyor mu?Öyle bir proje yok. Olmadı da. 5-6 yıldır adam gibi bir şey de çıkmıyor. Neden çıkmadığını ve sebebini de bilmiyorum. Ben yurtdışında olsam, Robert De Niro gibi olurdum herhalde. Ama burada maalesef, bir şey yapışıyor senin sırtına. 4 yıl Kurtlar Vadisi’nde oynadım, aynı şekilde bir gün arayla Hayat Bilgisi’nde Hidayet Hoca’yı oynadım. Biri mafya, biri komedi. Böyle olduğu halde 2 yıl boş kaldım. Kimse arayıp sormadı. Şimdi bunu anlamak, çözmek benim elimde değil. Ben anlamıyorum.Bunu neye bağlıyorsunuz?Seni bir şekle sokuyorlar ve insanların kafasında öyle kalıyorsun. O gömlekten kurtulamıyorsun. Bulgaristan’da gösterilen bir mafya dizisinden teklif geldi bana. Düşünebiliyor musunuz. Orada bile böyle bir algı var. Sen mafyacısın! Bir mafya projesi olduğu zaman akla Atilla Olgaç geliyor.Bulgaristan’dan arıyorlar ama Türkiye’den hiç proje gelmiyor. Sizce de ilginç değil mi?45 yıllık sanatçıyım. Bu meslekte hizmet veren biri olarak ben bu sorunun cevabını bulamadım. Neye göre değerlendiriliyor neye göre yapılıyor, seçiliyor ve ücretlendiriliyor bilmiyorum. ‘Fatih’ diye bir diziye başladım tutmadı. Oysa ‘Muhteşem Yüzyıl’ 2 yıldır sürüyor. Şimdi kim bunun cevabını verecek? O da güzel, bu da güzel.KOMEDİ OYNASAM MİLLET YERLERE YATARSeçim yapan kişiler kaliteden anlamıyor mu?Herhalde seçenler de. Bir gömlek giydirdiler onu üzerinden çıkartamıyorsun. Ben hep sit-com oynamak isterim, bayılırım. Tiyatroda da oynadım. Komedi olsa yerlere yatar millet. Kimse düşünmüyor seçmiyor. Ben bunu sana yıllar önce yaptığımız röportajımda da söyledim. Değişen bir şey yok. Oysa her şey değişiyor...Sadece ‘kötü’ rollerin teklif edilmesinin altında yatan başka bir şey mi var?Tipime bakıp seçiyorlar herhalde. Tiyatroda da 15 yıl kötü adam oynadım.Oysa ben ‘kötü adam’ değilim. Evimde köpek besleyen biriyim. İnsanlara karşı güler yüzlüyüm. Demek ki tip olarak değerlendiriliyorum.Bu algıyı kırmayı düşündünüz mü?İyi bir sit-com, komedi olacak ama olmuyor işte. Kanal D’de Yıldız Savaşları adlı bir projeye başladık, 4 bölüm sonra kaldırıldı. Niye olmadı? Kanalla yapımcı anlaşamadı, biraz da şans meselesi...BU YAŞIMA GELMİŞİM, BENİ ALIN DİYEMEMSiz kendinizi anlatamıyorsunuz belki de...Sanat hayatında bir yere geldikten sonra artık onun altına düşemezsiniz. Bunu istiyorum, şunu istiyorum olmaz. Yeni başlayan biri her şeyi yapabilir ama ben belli bir yaşa gelmişim ‘beni alın’ diyemem. Gören, bilen, tanıyanlar oyunculuğumu değerlendirir ve karar verir.Sanatın ilgi görmediği bir ülkede sanatçıya değer beklemek hayalcilik değil mi?Ben gençlere sanatçı olun demiyorum zaten. Hobi olarak seçin, meslek olarak değil. Çünkü hiçbir zaman kazanamazsınız. Özellikle tiyatroda.Ekonomik kaybınız da olmuştur boş kaldığınız yıllarda.Tabii ki. Sıfıra iniyorsun. İş olmadığı zaman senin aylık maaşın seni geçindirmeye yetmiyor. Çok zor. Böyle diziler olmuş, bu dizilerden belli bir ücretle kendini idare etmişsin. O şansını kullanmışsan kullanmışsın yoksa sürünürsün. Allah saklasın!45 yıllık sanat hayatınızda hayal kırıklıklarınız oldu mu?40. yılımda bir plaket verdiler. Ama tiyatrocu olunca kimse ilgilenmiyor. Bir kısır döngü içinde yaşıyor olmak en büyük hayal kırıklığı benim için. Oysa sen aşmak istiyorsun. Ben jokerim her şeye koyabilirsin öyle görmüyorlar.
Zaman
Ana Sayfa
10.12.2013
[Röportaj]Birgömlekgiydirdilerçıkartamıyorum[Röportaj] Bir gömlek giydirdiler çıkartamıyorum
[Röportaj] Bir gömlek giydirdiler çıkartamıyorum
Zaman
10.12.2013
02:06
“Başka bir ülkede olsam Robert De Niro olurdum. Değişik pek çok projede rol almama rağmen sırtınıza bir şey yapıştırıyorlar ve öyle kalıyor. İki yıl kimse beni arayıp sormadı...” Samanyolu TV’de bu akşam ekrana gelen ‘Nizama Adanmış Ruhlar - Ekip 1’e ‘kötü’ kontenjanından giren Atilla Olgaç dertli. 45 yıllık sanat hayatında almadığı ödül kalmayan Olgaç ile Neşet karakterini, üzerine yapışan ‘kötü’yü, göremediği ilgiyi ve boş kaldığı yılları konuştuk.Ekip 1’de ‘Neşet’ gibi ‘kötü’ bir karakteri oynamak sizin için zor olmasa gerek. ‘Yine mi kötü rol’ diye düşünmediniz mi?Yok benim kötülüğümü seviyor insanlar. Hem sempatik, hem kötü olacaksın. Kurtlar Vadisi’nde bile insanlar tavır almadı. Bir de dizide iki önemli unsur var; iyi ve kötü. Ben kötüler konusunda uzman oldum. Üç ‘f’ diyorum. Fitne, fücur ve fesat. Bunların hepsi var burada. Neşet de böyle bir adam zaten...‘Kötü’ roller de bir yere kadar. Hiç ‘iyi’ olduğunuz proje denk gelmiyor mu?Öyle bir proje yok. Olmadı da. 5-6 yıldır adam gibi bir şey de çıkmıyor. Neden çıkmadığını ve sebebini de bilmiyorum. Ben yurtdışında olsam, Robert De Niro gibi olurdum herhalde. Ama burada maalesef, bir şey yapışıyor senin sırtına. 4 yıl Kurtlar Vadisi’nde oynadım, aynı şekilde bir gün arayla Hayat Bilgisi’nde Hidayet Hoca’yı oynadım. Biri mafya, biri komedi. Böyle olduğu halde 2 yıl boş kaldım. Kimse arayıp sormadı. Şimdi bunu anlamak, çözmek benim elimde değil. Ben anlamıyorum.Bunu neye bağlıyorsunuz?Seni bir şekle sokuyorlar ve insanların kafasında öyle kalıyorsun. O gömlekten kurtulamıyorsun. Bulgaristan’da gösterilen bir mafya dizisinden teklif geldi bana. Düşünebiliyor musunuz. Orada bile böyle bir algı var. Sen mafyacısın! Bir mafya projesi olduğu zaman akla Atilla Olgaç geliyor.Bulgaristan’dan arıyorlar ama Türkiye’den hiç proje gelmiyor. Sizce de ilginç değil mi?45 yıllık sanatçıyım. Bu meslekte hizmet veren biri olarak ben bu sorunun cevabını bulamadım. Neye göre değerlendiriliyor neye göre yapılıyor, seçiliyor ve ücretlendiriliyor bilmiyorum. ‘Fatih’ diye bir diziye başladım tutmadı. Oysa ‘Muhteşem Yüzyıl’ 2 yıldır sürüyor. Şimdi kim bunun cevabını verecek? O da güzel, bu da güzel.KOMEDİ OYNASAM MİLLET YERLERE YATARSeçim yapan kişiler kaliteden anlamıyor mu?Herhalde seçenler de. Bir gömlek giydirdiler onu üzerinden çıkartamıyorsun. Ben hep sit-com oynamak isterim, bayılırım. Tiyatroda da oynadım. Komedi olsa yerlere yatar millet. Kimse düşünmüyor seçmiyor. Ben bunu sana yıllar önce yaptığımız röportajımda da söyledim. Değişen bir şey yok. Oysa her şey değişiyor...Sadece ‘kötü’ rollerin teklif edilmesinin altında yatan başka bir şey mi var?Tipime bakıp seçiyorlar herhalde. Tiyatroda da 15 yıl kötü adam oynadım.Oysa ben ‘kötü adam’ değilim. Evimde köpek besleyen biriyim. İnsanlara karşı güler yüzlüyüm. Demek ki tip olarak değerlendiriliyorum.Bu algıyı kırmayı düşündünüz mü?İyi bir sit-com, komedi olacak ama olmuyor işte. Kanal D’de Yıldız Savaşları adlı bir projeye başladık, 4 bölüm sonra kaldırıldı. Niye olmadı? Kanalla yapımcı anlaşamadı, biraz da şans meselesi...BU YAŞIMA GELMİŞİM, BENİ ALIN DİYEMEMSiz kendinizi anlatamıyorsunuz belki de...Sanat hayatında bir yere geldikten sonra artık onun altına düşemezsiniz. Bunu istiyorum, şunu istiyorum olmaz. Yeni başlayan biri her şeyi yapabilir ama ben belli bir yaşa gelmişim ‘beni alın’ diyemem. Gören, bilen, tanıyanlar oyunculuğumu değerlendirir ve karar verir.Sanatın ilgi görmediği bir ülkede sanatçıya değer beklemek hayalcilik değil mi?Ben gençlere sanatçı olun demiyorum zaten. Hobi olarak seçin, meslek olarak değil. Çünkü hiçbir zaman kazanamazsınız. Özellikle tiyatroda.Ekonomik kaybınız da olmuştur boş kaldığınız yıllarda.Tabii ki. Sıfıra iniyorsun. İş olmadığı zaman senin aylık maaşın seni geçindirmeye yetmiyor. Çok zor. Böyle diziler olmuş, bu dizilerden belli bir ücretle kendini idare etmişsin. O şansını kullanmışsan kullanmışsın yoksa sürünürsün. Allah saklasın!45 yıllık sanat hayatınızda hayal kırıklıklarınız oldu mu?40. yılımda bir plaket verdiler. Ama tiyatrocu olunca kimse ilgilenmiyor. Bir kısır döngü içinde yaşıyor olmak en büyük hayal kırıklığı benim için. Oysa sen aşmak istiyorsun. Ben jokerim her şeye koyabilirsin öyle görmüyorlar.
Zaman
En Çok Okunan
10.12.2013
[Röportaj]Birgömlekgiydirdilerçıkartamıyorum[Röportaj] Bir gömlek giydirdiler çıkartamıyorum
Dershanede bir araya gelen veliler, kapatma girişimine karşı çıktı
Zaman
01.12.2013
19:28
Hükümetin dershaneleri kapatma girişimi, velilerin Ankara’da düzenlediği bir toplantı ile eleştirildi. Veliler dershanelerin kapatılmasının çocuklarının geleceklerini olumsuz yönde etkileyeceklerini ifade etti. Velilerden Selma Atabey, dershanelerin özel okullar ile devlet liseleri arasındaki farkı ortadan kaldıran önemli bir unsur olduğunu vurgulayarak, kapatmanın buna engel olacağına işaret etti. Dershaneye göndereme özgürlüğünün elinden alındığına işaret eden Atabey, Bu ne demokrasi ne cumhuriyete yakışan bir durum. Seneye kızım 8’inci sınıf ve sınava girecek. Bu açığı nasıl kapatacağımı ben de bilmiyorum. dedi. Dershanelerin Milli Eğitim Bakanlığı tarafından çıkarılan bir taslakla kapatılacak olmasına öğrenci velileri düzenledikleri toplantılarla karşı çıkmaya devam ediyor. Yeni Renk Dershanesi’ne bir araya gelen veliler, dershanelerin kapatılmasının öğrencilerin geleceklerini olumsuz yönde etkileyeceklerinde hem fikir. Okulda bir araya gelen ve kapatılmayı eleştiren velilerden biri Selma Atabey. Kendisi de aynı zamanda teknoloji tasarım lisesinde öğretmen olan Selma Atabey, dershanelerin kapatılmasının bir dayatma olduğu görüşünde. Liberalleştirmeden bahsedilirken dershanelerin kapatılmasının tezatlık doğurduğunu vurgulayan Atabey, özel şirketlerde birçok insanın çalıştığına ve kapatma durumunda, bu insanların işsiz kalacaklarına da işaret etti. ÖZGÜRLÜĞÜM ELİMDEN ALINIYORİki çocuğa anne olan Atabey’in çocuklarının ikisi de dershaneye gidiyor. Biri 7’inci diğeri 6’ıcı sınıfta. Atabey, dershaneye ihtiyacı olmasaydı, kimsenin kendisini zorla bu alanlara götüremeyeceğini belirtiyor. İki çocuğuna 8 aylık 4 bin lira verip eğitim gördürürken, özel kolejlerde 15 bin lira, parayı verecek gücünün olmadığını ifade ediyor. Dershanelerin açılma sebeplerinin bir ihtiyaçtan doğduğuna da değinen Selma Atabey, Bu ihtiyaçlar tamamladın mı? Sınav sistemi tamamı ile ortadan kaldırıldı mı? Böyle bir sistem getirilmeye çalıyor. Benim çocuğumu dershaneye götürme özgürlüğüm benim elimden alınıyor. Bu ne demokrasi ve cumhuriyete yakışan bir durum. Seneye kızım 8’inci sınıf ve sınava girecek. Bu açığı nasıl kapatacağımı bende bilmiyorum. ifadelerini kullandı.DERSHANELER KAPATILIRSA ÇOCUĞUMUN VEBALİNİ KİMLER VERECEK?Ev hanımı Nuray Bayraklı kapatılmaya karşı çıkan diğer bir veli. Kızı lise üçe gidiyor. Önümüzdeki yıl, kızı için kritik bir yıl. Bayraklı, özel okula çocuğunu yollayacak maddi gücü olmadığı için kızını dershaneye gönderdiğini belirtiyor. Özel okula giden öğrencilerle aradaki farkı ancak dershane ile kapattığını ifade eden Bayraklı, Özgürlüğüm elimden alınıyor. Bu dershaneler kapatılırsa benim çocuğumun vebalini kimler verecek sormak istiyorum. dedi.ÖZEL OKULLARA GİDEN ÖĞRENCİLERLE ARADAKİ AÇIĞI NASIL KAPATACAKLAR?Levent Tüzel’in de kızı 8’inci sınıfa gidiyor. Tüzel, kızını dershaneye yollamalarının sebebini ise iyi bir Anadolu Lisesi kazanması şeklinde açıklıyor. İmkanları olmadığından dolayı kızını özel okula yollayamadığını da kaydeden Tüzel, dershaneye yollamalarındaki amacın ise, özel okul ile dershane arasındaki farkı kapatmak olduğunu dile getiriyor. Özel okullarda eğitimin daha iyi olduğunu ifade eden Tüzel, şöyle konuştu: Devlet okullarında, özel okullara göre eğitimin daha vasat olduğunu düşünüyorum. Dershaneler kalkarsa, gelecek de üniversiteler için çocukların durumu ne olur, bilmiyorum. İmkanı olanlar ileride okullar kapanırsa, çocuklarını özel okullara yine gönderirler. İmkanı olmayanlar, devlet okullarına gönderirler. Aradaki açık nasıl kapatılır, işte bunu bilmiyorum. Şu anda dershanelerin kapatılmasını olumlu görmüyorum. Bunun sebebi olarak da eğitim kalitesinin şu anda düşük olduğunu görüyorum.20 YILLIK ÖĞRETMEN: DERSHANELERİN KAPATILMASINA KARŞIYIMSeher Özçelik de 20 yıldır öğretmenlik yapıyor. Aynı zamanda dershanelerde öğretmenlik de yapan Özçelik’in iki kızı dershaneye gidiyor. Büyük kızı lise sonda, küçük kızı ise yedinci sınıfta. Eşi de aynı zamanda milli eğitimde öğretmen. Özçelik, deneyimine bağlı olarak, özel okullardaki eğitim kalitesi ile özel okullardaki eğitim kalitesi arasında uçurumun olduğunu belirtiyor. Bu durumu bizzat kendi çocukları üzerinden müşahede ettiğini de anlatan Özçelik, Dershanelerin kapatılması söz konusu olunca, açıkçası şöyle düşündüm: Ben 20 yıldır özel okulda çalışan biri olarak çocuklarımı şu ana kadar dershaneye gönderemedim. Acaba seneye ne yapabilirim? Ne yaparım? Çünkü arada ciddi farkların olduğunu düşünüyorum. Şurası gerçek ki, okullar arasındaki farklılıklar, ders anlatımları arasındaki farklılıklar, dersin verilme imkanının olup olmaması çok ciddi sorunlar bizim ülkemizde. O nedenle dershanelerin kapatılmasına karşıyım. Kendimde 25 yıl önce dershaneye giderek kazanmış Anadolu çocuğuyum. şeklinde konuştu.ÖĞRENCİLER BAKAN AVCI’YA MEKTUP YAZDIÖte taraftan dershanede bulunan öğrenciler ise Milli Eği
Zaman
Son Dakika
01.12.2013
DershanedebirarayagelenvelilerkapatmagirişiminekarşıçıktıDershanede bir araya gelen veliler kapatma girişimine karşı çıktı
Başbakan 21 ilin daha başkan adayını açıkladı
Zaman
29.11.2013
15:28
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ATO Congresiumda partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında konuştu. Erdoğan konuşmasının sonunda 6sı büyükşehir belediyesi olmak üzere 21 belediye başkan adayını açıklıyor. İŞTE ERDOĞANIN KONUŞMASINDAN NOTLAR:SEÇİM ÇALIŞMALARIönümüzde 4 ay var son derece önemli ve meşakatli olacakKarşımızda hiç bir şey üretmeyen çabası olmayan bir muhalefet var.Aramızdaki fark bizim iktidarda olmamız onların muhalefette olmamız değil.Onlar ise var olanla yetiniyor, küçük olsun bizim olsun diyor proje karşısına istismar siyaseti ile çıkıyor.Fitne nifak üretmek kışkırtmak için bunların hiç birine ihtiyaç yokHer seçimde gayret göstermeden tek bir eser koymadan bu oyları aldılar.SURİYELİ SEÇMEN TARTIŞMASIOnlar rahat onların bulundukları seviyenin üstüne çıkma hedefleri yok.Suriyeli sığınmacılar seçmen yapıldı diye söylüyor. Almış eline 18 yıl önce Türk vatandaşlığına geçmiş bir şahsın nüfus kağıdınu Türkiye vatandaşlığına geçen bir vatandaşa ait. Bunların siyaset yapma tarzı budur.SEÇİMLERBunların genel başkanı neyse milletvekilleri de odur.Onlar size hakaret ettiğinizde incinirsiniz siz hakaret ettiğinizde onları büyütürsünüz. Onlar küfretse rahatsız olursunuz onlara küfredildiğinde memnuniyet duyarlar.Enerjimizi bunlarla harcamayacağız. Hiçbir iftiralarını karşılıksız bırakmayacak ama üslubumuzdan taviz vermeyeceğiz.Onlara ihtiyaçları olan gıdayı çamuru sunmayacağızCahil ile sohbet etme dışırdan bakanlar aranızdaki farkı anlamayabilirler. Cahille sohbet zordur bilene, ne gelirse söyler diline.Tekrar ediyorum. Hiç bir iddia ve ithamlarını cevapsız bırakmayacağız. Ama onlara oksijen vermeyeceğiz. Düştükleri çamurda onları öyle bırakacağız.Bu türden tahrik için yaptıkları terbiyesizlik karşısında çok dikkatli olacağız.Bizi paçamızdan tutup kendi seviyelerine çekmeye çalışacaklar. Bunun dışında da tuzak kurdular kurmaya devam edecekler.Bu işareti yapan Mısırda 20 kadar genç kızımızı içeri atan darbeci yönetimin karşısındayım.Önümüzdeki 4 ay boyunca plan proje değil sadece fitne üretecekler. Ne gerekiyorsa yapacaklar. Ellerine ne geçerse kullanacaklar. Her çirkinliği ve ittifakı değerlendirecekler.İçerden yada dışardan ellerine ne geçerse fırlatacaklar.Gençler unutmayın meyve veren ağaç taşlanır. Onların tuzağı varsa Allahın da bir hesabı milletin de bir hesabı var.Onlar her yolu ama her yolu meşru görecekler ama biz böyle değiliz. Böyle olamayız. Kaybedeceğimizi de bilsek meşruiyet dairesinden çıkamayız. Eğer edep perdesi yırtılmış ar damarı çatlamışsa oradan kazan çıksa da kayıptır. Biz böyle şuurla hareket edeceğiz. Biz proje üretecek ülkemize vizyon ve hedef göstereceğiz. Hayasızca saldıranların üslubunu milletimizin takdirine bırakacağız.Biz muhalefet gibi olamayız. Biz var olanla yetinemeyiz. Hem var olanı muhafaza etmek hem de bir adım gitmek için çalışmamız lazım. Millet nasıl olsa bize oy verecek derseniz işte muhalefetin durumuna düşersiniz. Eğer imkanım olsa 780 bin km içindeki her hanenin kapısını çalmak çayını içmek için koşarım.Bütün yoğunluğumuza rağmen de fırsat buldukça uyguluyorum. Ben yapıyorsam tüm her bir arkadaşım da bunu arzulamalı ve yapmalıdır.Biz Ulubatlı hasan olacağız bırakın ganimeti herşeyi göğüsleyecek ama milletin sancağını en yüksek burca dikme gayreti içinde olacağız.Ganimet peşine düşen en baştan kaybetmiştir. Nasıl olsa kazanacağız diyen seçimi kazansa bile kaybetmiştir.Ocak ayını Şubat, Martı beklemeyeceğiz. hemen şu andan itibaren bu davaya gönül vermiş kardeşimin sokaklara dağılmasını bekliyorum.Bu kapıdan kovacaklar, sen git kovsunlar. Bu sokağa giremiyoruz sen gireceksin. Taşlıyorlar saldırıyorlar, sinme geri adım atma. Zafer mücadele ister cesaret ister yürek ister.Geri dönen korkan sinen sadece davayı kaybetmekle kalmaz milletin emanetine yol arkadaşına omuzlarındaki mirasa da haksızlık eder. Teşkilatımızın arasında hiç bir münakaşayı mazur görmeyiz. Zaman münakaşa zamanı değil. Meselesi olan varsa rica ediyorum meselesini 30 Mart akşamına kadar ertelesin.Bir kişinin birkaç kişinin değli bütün bir şehrin hassasiyetini gözeterek adaylarımızı belirliyoruz. Adaya ve adayın ismine aldırmadan hemen yola revan olacağız. Küsmek darılmak bozulmak kırılmak bizim dava kültürümüzde asla yer bulamaz. Her bir adayımızı kılı kırk yaran bir hassasiyetle belirledik belirliyoruz.Bu süreç aynı zamanda bir samimiyet imtihanıdır.Kardeşlerim, burada birkaç hassasiyetin üzerinde durmak istiyorum. Özellikle dinleyelim. Çünkü bunun üzerinde çok dururlar. Beni aday yapmadılar diye kenara çekilenler mesafe koyanlar partimizi değil önce kendi nefsini sorgulasın. Bu kardeşlerimizin içerisinde belediye başkanlığı yapan arkadaşlarımız da var. Belediye başkanı olurken hiç böyle konuştunuz mu? İki dönem yaptınız diye konuştunuz mu? Şimdi neden rahatsız oluyorsunuz diye sordunuz mu? Biz sorgulamalara tanık olmayacağız. Bir olarak berab
Zaman
Politika
29.11.2013
Başbakan21ilindahabaşkanadayınıaçıkladıBaşbakan 21 ilin daha başkan adayını açıkladı
Başbakan 21 ilin daha başkan adayını açıkladı
Zaman
29.11.2013
15:28
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ATO Congresiumda partisinin Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında konuştu. Erdoğan konuşmasının sonunda 6sı büyükşehir belediyesi olmak üzere 21 belediye başkan adayını açıklıyor. İŞTE ERDOĞANIN KONUŞMASINDAN NOTLAR:SEÇİM ÇALIŞMALARIönümüzde 4 ay var son derece önemli ve meşakatli olacakKarşımızda hiç bir şey üretmeyen çabası olmayan bir muhalefet var.Aramızdaki fark bizim iktidarda olmamız onların muhalefette olmamız değil.Onlar ise var olanla yetiniyor, küçük olsun bizim olsun diyor proje karşısına istismar siyaseti ile çıkıyor.Fitne nifak üretmek kışkırtmak için bunların hiç birine ihtiyaç yokHer seçimde gayret göstermeden tek bir eser koymadan bu oyları aldılar.SURİYELİ SEÇMEN TARTIŞMASIOnlar rahat onların bulundukları seviyenin üstüne çıkma hedefleri yok.Suriyeli sığınmacılar seçmen yapıldı diye söylüyor. Almış eline 18 yıl önce Türk vatandaşlığına geçmiş bir şahsın nüfus kağıdınu Türkiye vatandaşlığına geçen bir vatandaşa ait. Bunların siyaset yapma tarzı budur.SEÇİMLERBunların genel başkanı neyse milletvekilleri de odur.Onlar size hakaret ettiğinizde incinirsiniz siz hakaret ettiğinizde onları büyütürsünüz. Onlar küfretse rahatsız olursunuz onlara küfredildiğinde memnuniyet duyarlar.Enerjimizi bunlarla harcamayacağız. Hiçbir iftiralarını karşılıksız bırakmayacak ama üslubumuzdan taviz vermeyeceğiz.Onlara ihtiyaçları olan gıdayı çamuru sunmayacağızCahil ile sohbet etme dışırdan bakanlar aranızdaki farkı anlamayabilirler. Cahille sohbet zordur bilene, ne gelirse söyler diline.Tekrar ediyorum. Hiç bir iddia ve ithamlarını cevapsız bırakmayacağız. Ama onlara oksijen vermeyeceğiz. Düştükleri çamurda onları öyle bırakacağız.Bu türden tahrik için yaptıkları terbiyesizlik karşısında çok dikkatli olacağız.Bizi paçamızdan tutup kendi seviyelerine çekmeye çalışacaklar. Bunun dışında da tuzak kurdular kurmaya devam edecekler.Bu işareti yapan Mısırda 20 kadar genç kızımızı içeri atan darbeci yönetimin karşısındayım.Önümüzdeki 4 ay boyunca plan proje değil sadece fitne üretecekler. Ne gerekiyorsa yapacaklar. Ellerine ne geçerse kullanacaklar. Her çirkinliği ve ittifakı değerlendirecekler.İçerden yada dışardan ellerine ne geçerse fırlatacaklar.Gençler unutmayın meyve veren ağaç taşlanır. Onların tuzağı varsa Allahın da bir hesabı milletin de bir hesabı var.Onlar her yolu ama her yolu meşru görecekler ama biz böyle değiliz. Böyle olamayız. Kaybedeceğimizi de bilsek meşruiyet dairesinden çıkamayız. Eğer edep perdesi yırtılmış ar damarı çatlamışsa oradan kazan çıksa da kayıptır. Biz böyle şuurla hareket edeceğiz. Biz proje üretecek ülkemize vizyon ve hedef göstereceğiz. Hayasızca saldıranların üslubunu milletimizin takdirine bırakacağız.Biz muhalefet gibi olamayız. Biz var olanla yetinemeyiz. Hem var olanı muhafaza etmek hem de bir adım gitmek için çalışmamız lazım. Millet nasıl olsa bize oy verecek derseniz işte muhalefetin durumuna düşersiniz. Eğer imkanım olsa 780 bin km içindeki her hanenin kapısını çalmak çayını içmek için koşarım.Bütün yoğunluğumuza rağmen de fırsat buldukça uyguluyorum. Ben yapıyorsam tüm her bir arkadaşım da bunu arzulamalı ve yapmalıdır.Biz Ulubatlı hasan olacağız bırakın ganimeti herşeyi göğüsleyecek ama milletin sancağını en yüksek burca dikme gayreti içinde olacağız.Ganimet peşine düşen en baştan kaybetmiştir. Nasıl olsa kazanacağız diyen seçimi kazansa bile kaybetmiştir.Ocak ayını Şubat, Martı beklemeyeceğiz. hemen şu andan itibaren bu davaya gönül vermiş kardeşimin sokaklara dağılmasını bekliyorum.Bu kapıdan kovacaklar, sen git kovsunlar. Bu sokağa giremiyoruz sen gireceksin. Taşlıyorlar saldırıyorlar, sinme geri adım atma. Zafer mücadele ister cesaret ister yürek ister.Geri dönen korkan sinen sadece davayı kaybetmekle kalmaz milletin emanetine yol arkadaşına omuzlarındaki mirasa da haksızlık eder. Teşkilatımızın arasında hiç bir münakaşayı mazur görmeyiz. Zaman münakaşa zamanı değil. Meselesi olan varsa rica ediyorum meselesini 30 Mart akşamına kadar ertelesin.Bir kişinin birkaç kişinin değli bütün bir şehrin hassasiyetini gözeterek adaylarımızı belirliyoruz. Adaya ve adayın ismine aldırmadan hemen yola revan olacağız. Küsmek darılmak bozulmak kırılmak bizim dava kültürümüzde asla yer bulamaz. Her bir adayımızı kılı kırk yaran bir hassasiyetle belirledik belirliyoruz.Bu süreç aynı zamanda bir samimiyet imtihanıdır.Kardeşlerim, burada birkaç hassasiyetin üzerinde durmak istiyorum. Özellikle dinleyelim. Çünkü bunun üzerinde çok dururlar. Beni aday yapmadılar diye kenara çekilenler mesafe koyanlar partimizi değil önce kendi nefsini sorgulasın. Bu kardeşlerimizin içerisinde belediye başkanlığı yapan arkadaşlarımız da var. Belediye başkanı olurken hiç böyle konuştunuz mu? İki dönem yaptınız diye konuştunuz mu? Şimdi neden rahatsız oluyorsunuz diye sordunuz mu? Biz sorgulamalara tanık olmayacağız. Bir olarak berab
Zaman
Ana Sayfa
29.11.2013
Başbakan21ilindahabaşkanadayınıaçıkladıBaşbakan 21 ilin daha başkan adayını açıkladı
Çağlayan: Türkiye'de şirketler beşinci nesle aktarılamıyor
Zaman
27.11.2013
20:40
Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, Türkiye’deki şirketlerin beşinci nesle aktarılamadığını, tarım arazileri gibi şirketlerin büyümeden bölündüğünü ve gelişemediğini söyledi.Çağlayan, Genç MÜSİADın düzenlediği Aile Şirketleri Paneline katıldı. Panelde konuşan Bakan Çağlayan, Japonya’da bin 200 yıllık aile şirketlerinin, Avrupa’nın birçok ülkesindeki şirketlerin 700-800 yıl mazilerinin olduğunu belirtti. Aile şirketlerinin Türkiye’de yaşının 25 yılı geçemediğini ifade eden Bakan Çağlayan, tarım arazileri gibi birçoğunun bölünerek yok olduğunu ve bu şirketlerin belirli bir aşamaya geldikten sonra, param parça olduğuna dikat çekti.Bunun şirketleri daha da zayıflattığını belirten Bakan Çağlayan, “Ben de bu örneklerden biriyim. 1979’da üniversiteyi bitirip, iki ortaklı başladığım bir işte, ben de kendi kardeşimle ortaklık yaptığım dönemde, çok başarılı çalışmalar gerçekleştirdik. Ancak, bu 1990 yılında tamam ile değil, iki kol bir bacağı, bir kol bir bacak haline getirdik. Sonrasında konuşturduk, koşturduk. Bu bölünme çeşitli sebeplerle bölünmüş olmazsa, biz kardeşler çalışabilseydik, bu gün çok farklı yerde olurdu şirketimiz. Bu gün bunu başaranlar, şirketlerini devam ediyor. Ama başaramayanların sayının oranını görmekten hakikatten üzüldüğümü ifade etmek istiyorum.” diye konuştu. Türkiye’deki şirketlerin dördüncü sonunda bölündüğünü dile getiren Bakan Çağlayan, “Türkiye’de beşinci nesle ulaşmış şirket yoktur. Avrupa’da birçoğumuzun tanıdığı bildiği ve almış oldukları ürünlerde, 1600-1700’lerde kurulmuş olan şirketlerin, o tarihten bugüne devam ettiğini gördüğümüz ortamda, biz daha dördüncü nesilden beşinci nesle geçemedik. Şükürler olsun, bizim ülkemizin en büyük sermayesi, 76 milyon nüfusun 30 yaş gibi genç nüfusa sahip olmasıdır. Bu, Allah’ın bize verdiği büyük bir nimettir. Hangi kurum olursa olsun, ban genç kardeşimizin olduğu yerele koşa koşa geliyorum. Çünkü Türkiye’nin geleceği sizlersiniz.” dedi.AB’DE 1 MİLYON 600 BİN ŞİRKET KAPANACAKAvrupa Komisyonu’nun bir raporuna göre, bugün AB ülkelerinde 1 milyon 600 bin şirketin kapanacağının komisyon raporuna bağlandığını aktar Bakan Çağlayan, “Bunun gerekçesi, ekonomik gerekçeler değil. Bu Avrupa’nın yaş ortalamasının 45 olması, nüfusunun sürekli azalma göstermesi ve işi devredeceği ikinci, üçüncü jenerasyonunun olmayışından kaynaklanıyor. Almanya’da 400 bin şirketlerin kapanacağı ifade ediliyor. Türkiye böyle bir imkana sahip.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
27.11.2013
ÇağlayanTürkiyedeşirketlerbeşincinesleaktarılamıyorÇağlayan Türkiyede şirketler beşinci nesle aktarılamıyor
Üniversite adayları da dershanelerin kapatılmasını istemiyor
Zaman
27.11.2013
11:51
Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) tarafından dershanelerin kapatılmasına yönelik hazırlanan yasa taslağına, dershane desteğiyle üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan adaylar da tepki gösterdi.MEB tarafından dershanelerin kapatılmasına ilişkin hazırlanan yasa taslağına, toplumun farklı kesimlerinden benzer tepkiler yükseliyor. Üniversiteye giriş sınavlarına hazırlanan öğrenciler de ihtiyaç varken dershaneleri yasa yoluyla kapatmanın yanlışlığına dikkat çekiyor. Bakanlığın öncelikle, devlet okullarındaki eğitim kalitesini yükselterek dershane ihtiyacını ortadan kaldırması gerektiğini vurgulayan üniversite adayları, böyle bir ortam oluştuğunda zaten kimsenin dershaneye gitmeyeceğini dile getiriyor. Dershane yoluyla üniversiteye hazırlanan Fatih Ayaz, “Bence yanlış bir düşünce, dershanelerin kapatılmasını biz de istemiyoruz. Sonuna kadar da direneceğiz. Yani elimizden geleni yapmaya hazırız.” dedi.Muhammet Raşit Baran de eğitim alanına getirilecek yasakların Orta Çağ Avrupası’ndaki skolastik düşünce uygulamalarını andırdığını söyledi. Okuldaki ders sisteminin sınava hazırlamadığına işaret eden Baran, şöyle devam etti: “Bu dershanelerin kapatılmasıyla ilgili yani bu eğitime bir darbe değil, milletin eğitim hakkına bir tecavüzdür. Bizim açımızdan ve bunların yaptığı da kesinlikle skolastik düşünceye benzer. Bunu da Orta Çağda papalar yapmıştır. Papa şunu demiştir mesela; ‘işte ilim sadece manastırlarda kiliselerde yapılır, bunun dışında yapılması kesinlikle yasak demiştir’. Biz bu düşüncelere kesinlikle katılmıyoruz. Bu yasadan vazgeçilmesi lazım. Biz okula gidiyoruz ama orada sınava hazırlık eğitimi yok. Arkadaş çevremiz var. Dershaneye gelmedeki amacımız farklı. Buraya eğitimimizi tamamlamak için geliyoruz.“Ömer Keskin ise okullarda eğitimin dört dörtlük olmadığını herkes bildiğini dile getirdi. Dershanelerin ihtiyaç nedeniyle var olduğunu ifade eden Keskin, “13. sınıfların ne şekilde hazırlanıp eksiklerini ne şekilde tamamlayacağını şu anda dershaneler kapatılınca hiçbir çözüm olmadığını herkes bilincinde. Bunun, yani kısacası dershane olmazsa eğitim de olmaz. Eğitim seviyemiz düşer. Bu kadar söylemek istiyorum, dershaneler kapatılmasın.” diye konuştu. Ali Yolcu da Aslında okullar güzel eğitim verse dershaneye gerek kalmaz. Direkt kendiliğinden kapanır. Dershaneleri kapatmak faydadan çok zarar verir bence. Eğitim sistemi o kadar bozuk ki eğitim sisteminin kötü olmasından dolayı zaten dershanelere ihtiyaç duyuluyor, eğer eğitim sistemi düzeltilirse dershaneler zaten kendiliğinden kapanır. diye ifade etti.Ensar Bulut ise sınav olduğu için öğrencilerin hep bir yarış havasında olduğunu, bunu dershanelerin ortaya çıkarmadığına vurgu yaptı. Bulut, şunları söyledi: “Dershanelerin kapatılmasını istemiyorum. Çünkü okullarda verilen eğitimin düzeyi belli. ‘Dershaneler öğrencileri yarış atı haline getiriyor’ deniyor ama sistem zaten bunu gerektiriyor. Dershaneler de gerekeni yapıyor. Dershanelerin kapatılmasını istemiyorum. Yani en azından sadece kendim için değil kardeşlerimi de düşünüyorum. Onların da bu sınav stresi, bu yaşayacakları maraton bunun için dershaneler olmalı. Yani doğudaki bir öğretmenin seviyesiyle İstanbul’daki bir öğretmenin seviyesi hiçbir zaman aynı olamaz. Zaten bunun için de dershaneler var.”Bingöllü Savaş Öndeş de Doğu Anadolu bölgesinde okullardaki eğitim kalitesinin zaten iyi olmadığını, dershanelerin, öğrencilere üniversiteye hazırlanma fırsatı sunduğunu ifade etti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
27.11.2013
ÜniversiteadaylarıdadershanelerinkapatılmasınıistemiyorÜniversite adayları da dershanelerin kapatılmasını istemiyor
Kahramanmaraş Olimpiyat Hazırlık Merkezi açıldı
Zaman
23.11.2013
16:03
Gençlik ve Spor Bakanlığı Spor Genel Müdürlüğünün 19 ilde oluşturduğu Türkiye Olimpiyat Hazırlık Merkezi (TOHM) Kahramanmaraş’ta düzenlenen törenle hizmete açıldı.Proje kapsamında Osman Sayın Spor Salonunda hizmete açılan tesiste olimpik sporcu yetiştirilmesi için alt yapı oluşturulacak. Merkezde başta güreş ve atıcılık olmak olma üzere toplam 17 branşta toplam 60 sporcu eğitim görecek. Olimpik Akademi Sorumlusu Yrd. Doç. Dr. Hüseyin Eroğlu, sporcuların merkezler aracılığıyla olimpiyatlara bilimsel yöntemlerle hazırlanacağını belirtti. Tesislerin Almanya, Amerika ve Japonya’dan örnekler alınarak kurulduğunu belirten Eroğlu, Kahramanmaraş ilinin güreş branşından tarihten günümüze kadar çok önemli bir yeri vardır. Bu tesisler ilimiz ve ülkemiz açısından ahlaklı, eğitimli ve başarılı sporcuların yetiştiği bir fabrika haline gelecektir. Tesislerimizde nice Şeref’ler, Harun’lar yetişecektir. dedi. Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Ali İhsan Kabakçı, Türkiye Olimpiyat Hazırlık projesinin Avrupa, dünya ve olimpiyatlarda başarılı sporcu yetişmesi adına büyük bir çalışma olduğunu ifade etti. Türk sporunda geleceğe yönelik temellerin yeniden atıldığını aktaran Kabakcı, sözlerini şöyle sürdürdü:Yaklaşık 17 branşta sporcu yetiştirecek olan bu olimpik merkezimizi inşallah ülkemiz adına, milletimiz adına, büyük sporcular yetiştireceği kanaatindeyim. Buradan şunu söylemek istiyorum kısa adı TOHUM projesi olan bu projenin inşallah ülkemiz sporuna tohumlar atarak yeni fidanlar yetiştireceği kanaatindeyim. Buradaki bu TOHUM projesi Türkiye olimpik hareket merkezi projemiz bundan sonrasında da olimpiyatların işte en son yaşadığımız göstergede bunu gösteriyor.Konuşmaların ardından Milli Eğitim Müdürü Mesut Alkan ve Gençlik Hizmetleri ve Spor İl Müdürü Ali İhsan Kabakçı tarafından merkez hizmete açıldı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
23.11.2013
KahramanmaraşOlimpiyatHazırlıkMerkeziaçıldıKahramanmaraş Olimpiyat Hazırlık Merkezi açıldı
Başbakan Erdoğan: Dersaneleri kapatmaya kararlıyız
Zaman
21.11.2013
01:53
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dershaneler konusunda net konuştu ve kapatmaya kararlı olduklarını söyledi. Okuma salonlarının kapanmayacağını ifade eden Erdoğan, Kampanya öyle bir boyuta getiriyor ki mesela efendim bütün etüt salonları kapatılıyor, okuma salonları kapatılıyor. Ya böyle bir şey yok. Bir defa okuma salonlarının kapatılmasına yönelik hiç bir şey yok. Ortaya çıkmış bir tasarı dahi yok. Taslağın en son brifingi pazartesi Bakanlar Kurulu’nda verildi. Şimdi bir şey çok önemli. Nereden servis yapıldı, nasıl yapıldı, tabi bugüne kadar bir çok taslaklar hazırlanmış bu taslakların öncesini bilenler zannediyorlar ki yine böyle olacak. değerlendirmesinde bulundu.Başbakan Erdoğan, Atv-AHaber ortak yayınında Başbakan ile gündem özel programında, gazetecilerin sorularını cevapladı. Programın ikinci kısmında Erdoğana dershaneler konusu ve bu konuda bugüne kadar neden açıklama yapmadığı soruldu. Erdoğan, Öncelikle tabi bugüne kadar niye konuşmadınız soruna ben şöyle bir cevap vereyim. Böyle bir polemiğin içerisine girmek istemedim ve bu polemiği de doğrusu çok çirkin buldum. Zira bugün gündeme gelmiş bir konu değil. 1980’li yıllardan bu yana çok farklı iktidarların sürekli gündeme getirdiği ve gündeme getirdikçe de mesafe aldık, alamadık bu şekilde devam eden ve trendin çok çok düşük seviyelerden yavaş yavaş bizim iktidarımızla zirve yaptığı bir süreçtir bu. İktidar olduğumuzda ben Hüseyin beyin bakanlığı döneminde ‘Hüseyin bey artık bu dershaneler konusunu bir çözüme kavuşturalım ve bunu bir dönüşüm projesi olarak sizden özellikle istiyorum. Bir çok konuda attığımız reform adımlarını biz bu alanda da atalım. Milli Eğitim Bakanı arkadaşlarımın bu değiştikleri süre içerisinde hepsinden de bunu doğrusu istedim. Son dönemde artık bu işi bitirmemiz gerekiyor. Bu dönüşümü bizim eğitimde de başarmamız gerekiyor. Arkadaşlarımız belli bir çalışmayı yaptılar. ifadelerini kullandı.DERSANELERİ OKULA DÖNÜŞTÜRÜNDershaneler konusunda 1980li yıllardan itibaren gelen bu sürecin aynı şekilde uzayıp gittiğini anlatan Erdoğan, Tabi bu hazırlanan taslak bizlere daha sunulmadan atılan gazete başlıkları çok çirkindi. ‘Bir gece baskını’ başlığı hakikaten yenilir yutulur bir başlık değildi. Kim nereye gece baskını yapmış. Ortada ne var. Bu Meclis’e gelmiş mi? Gelmemiş. Hem bir taraftan taslak diyeceksin bir taraftan gece baskını diyeceksin. Eğer bir gece baskını olacaksa bu yeni başlamadı. Ta 2003’ten bu yana görüşülen, konuşulan nitekim bu işin en çok seslendireni olan arkadaşların bir çoğuyla bunları görüştüm. Kendilerine bu konuyu anlattım. Dedim, biz bu işi çözeceğiz ve bu konuda bizim bir kararlığımız var. İşte burada eski küpürler var. Çok entesarandır. Bu küpürlerin içerisinde mesela bu işte olumlu olumsuz çok çok farklı gazete küpürleri vardır. Bu gazete küpürlerinin içerisinde bir tanesi bu çok entesaran. (Abbas Güçlünün köşe yazısını göstererek) Şimdi o gün böyle yazan bu zat şimdi bakıyorsun orta yolu bulmaya çalışıyor. Bu çok manidardır. Çok ilginç. Tabi buradan şimdi destek almaya çalışıyorlar. Biz de diyoruz ki gelin bu konuda samimi olalım. Bakın biz sizden hizmet almaksa hizmet alalım. Ne yapalım? Gelin bu dershanelere okula dönüştürün. Okula dönüştürmek suretiyle sınıflarda boşluk mu var, bizim limitimiz 30. Kalite arıyoruz çünkü. Burada 15 öğrenciniz mi var biz 15 öğrenci verelim. Eğer 15 öğrenci veremiyorsak biz bu 15 öğrencinin bize diyelim yıllık maliyeti 2000-2500 lira her biri için size o ücreti biz verelim. Siz burada bunu rahatlıkla devam ettirin. Ama merdiven altı dershanecilik sürecini bitireceğiz. Böyle apartman katlarında filan bu işin bitmesi lazım. Bizden sizden böylece hizmet alımı yapalım. Yok buna girmiyorsunuz. Efendim bizde öğretmen fazlası var. Tamam sizden öğretmen fazlası varsa siz bu öğretmenleri bize devredin biz bunları yazılı imtihana tabi tutmadan biz bunları sadece mülakatla alıp devletin okullarında istihdam edelim. Yok bunu istemiyorsunuz. O zaman ne istiyorsunuz bize bunu söyleyin. Devletin vereceği arsalarda özel okul yapılmasının teşvik edileceğini belirten Erdoğan, Bakın biz size arsa verelim. Bu arsalar tamamen bizim stratejik olarak oluşturduğumuz teşvik kapsamında biz birinci bölgede de ikinci bölgede de Anadolunun dört bir yanında biz size arsa verebiliriz. Gelin bu arsalarda siz bunu yapın. Ucuz kredi verebiliriz. Gelin bu ucuz krediyle yapın. Bütün bunların yanında vergide sizlere muafiyet, indirim sağlarız. Enerjide aynı şekilde bunu sağlarız. Yeter ki gelin bunu bu şekilde yapın. Peki niye acaba okulu yanaşılmıyor da illa dershane deniliyor. İşte bunlar bize bunu anlatamıyor, biz de bunu anlamakta zorlanıyoruz. Bunun niyesi şu; dershanede bir öğrenci kaç aylığına veya ne kadar zamanla orada bulunur. Üç aylığına dershaneye giden de olur, altı aylığına giden de olur, belki dokuz aylığına giden de olur. Hatta hatta b
Zaman
Son Dakika
21.11.2013
BaşbakanErdoğanDersanelerikapatmayakararlıyızBaşbakan Erdoğan Dersaneleri kapatmaya kararlıyız
[Röportaj] Drogba ile kim oynamak istemez ki?
Zaman
17.11.2013
01:55
Milli Takım’ımızın önceki gün Kuzey İrlanda ile yaptığı hazırlık maçındaki tek golü atan Mevlüt Erdinç, Süper Lig’in dört büyük kulübünden birinde oynamaya hazır olduğunu söyledi. Fransa’nın St. Etienne takımında forma giyen gurbetçi oyuncu, “Drogba ile kim oynamak istemez. Drogba’nın Galatasaray’a gelişi Türk futbolu için de yararlı oldu. Genç oyuncular ondan mutlaka faydalanmalı.” dedi.Kuzey İrlanda ile önceki gün oynanan hazırlık maçında attığı golle A Milli Takım’ı galibiyete taşıyan Mevlüt Erdinç, Adana’dan 4 büyüklere yeşil ışık yaktı. Futbola Fransa’da başlayan ve halen St. Etienne’de top koşturan gurbetçi oyuncu, daha önce soğuk baktığı Süper Lig’de ter dökmeye hazır olduğunu söyledi. Zaman’a özel açıklamalar yapan gurbetçi oyuncu, Türkiye’den kendisine teklif gelmesi durumunda bunu değerlendirebileceğini belirtti. 26 yaşındaki yıldız, “Süper Lig artık Avrupa’daki ligleri aratmayacak kadar kaliteli. Eskiden sadece 4 büyük takım söz sahibiydi. Şimdi her takım neredeyse eşit düzeyde. Herkes herkesi yenebiliyor. Rekabet arttı. Fransa veya Avrupa’nın diğer liglerinden hiçbir farkı kalmadı.” dedi.2014 Dünya Kupası’na neden gidemedik?Rakiplerimiz bize karşı iyi bilenmişlerdi. Herkes bizi Hollanda ile birlikte favori görüyordu. Sonuçta elemelere kötü başladık. İçerideki maçlarda çok kolay puanlar kaybettik. Özellikle İstanbul’da Romanya’ya yenilmemiz bizi demoralize etti. Yine öne geçmemize rağmen kaybettiğimiz Macaristan karşılaşması gruptaki işimizi zorlaştırmıştı. Fatih hocanın gelişiyle toparlandık fakat iş işten geçmişti.Bizim yerimize play-off’a Romanya yükseldi ve Yunanistan ile eşleşti. Biz çıksaydık Yunanlıları eler miydik?Romanya’nın yerinde olmayı çok istiyorduk. Aslına bakarsanız bizim hakkımızdı. Çünkü onları kendi evlerinde 2-0 gibi net bir skorla yenmiştik. Ancak dediğim gibi ilk etapta çok gereksiz puanlar kaybettik.Fatih Terim’in 7 yıllık sözleşme imzalaması seni şaşırttı mı?Biz hocamızın devam edeceğini biliyorduk. İyi ki kaldı. Bana göre Fatih Terim, Milli Takım için en ideal hoca. Beni ilk kez o çağırmıştı. İnşallah Fransa’da düzenlenecek Euro 2016 finallerine bizi götürür. Ben de doğup büyüdüğüm ülke olan Fransa’da Ay-Yıldızlı formayı giymenin gururunu yaşarım.Abdullah Avcı ile de çalıştın. Terim’le arasındaki fark nedir?Abdullah hoca da değerli bir teknik direktör. Kendisiyle 2005 yılında iken tanışmıştım. O zaman Fransa U18 Milli Takımı ile Kuşadası’na gelmiştim. Onun sayesinde Türk Milli Takımı’nı tercih ettiğimi söyleyebilirim.Fransa yerine A Milli Takım’ı seçerken tereddüt ettin mi?Hayır etmedim. Çok çabuk karar verdim. Ailemin bile haberi yoktu. Zaten onlar da Ay Yıldızlı takımda oynamamı istiyordu.Milli Takım’a yeni katılan oyuncular için neler söylersin?Antrenmanlarda gördüğüm kadarı ile oldukça yetenekliler. Gelecekte Milli Takım’a faydalı olabilecek genç isimler. Hatta tecrübe kazanırlarsa Avrupa’da bile oynayabilirler bence. Örneğin Salih Uçan’ı çok beğeniyorum. Adem Büyük ve Gökhan Töre’nin de geleceği parlak.Başka bir ülkeye transfer olmayı düşünüyor musun?Evet kafamda transfer var. Hedefim La Liga veya Premier Lig’de oynamak. Fakat Türkiye de olabilir. Gelmeyi gerçekten düşünüyorum. Önceden hiç düşünmüyordum. Fakat şimdi çok istiyorum.Türkiye konusunda neden fikrin değişti?Çünkü bugün Süper Lig, Fransa ile aynı seviyede. Anadolu’daki takımlarda bile artık iyi oyuncular var. Sivasspor’daki Aitif gibi. Onu Fransa’dan tanıyorum. Önceden sadece 4 büyüklerde kaliteli oyuncular vardı. Şimdi ise her takımda kaliteli futbolcuları görmek mümkün. Rekabet ortamı arttı.Gençliğim Hakan Şükür’ü izlemekle geçtiSon yıllarda Arda Turan’dan başka Avrupa’da oynayan oyuncumuzun olmayışını neye bağlıyorsun?Milli Takım’dan kaynaklanıyor. Türkiye, eskisi gibi uluslararası turnuvalarda başarılı olursa lejyonerlerin sayısı da artar diye tahmin ediyorum.Hakan Şükür’den sonra istikrarlı bir golcü çıkmadı. Onun boşluğu dolmadı hâlâ. Bunun sebebi nedir?Evet doğru haklısın. Onun gibi ben de iyi bir golcü olmak isterdim. Onun için çalışıyorum. Ama zor işte (gülerek). Hakan abinin hayranıyım zaten. Gençlik yıllarım onu izlemekle geçti.İdolün Drogba’nın G.Saray’a gidişi senin için sürpriz mi?Drogba her yönüyle komple bir oyuncu. Sahadaki duruşu, çalışkanlığı ve disiplini ile örnek bir oyuncu bana göre. Kendisiyle de Fransa’da oynarken tanışmıştım. Galatasaray’a gideceğinden de haberim vardı. Fırsat buldukça telefonda görüşüyoruz. Galatasaray’da ve Türkiye’de çok mutlu olduğunu söylüyor.Onunla birlikte oynamak ister miydin?Drogba ile kim oynamak istemez ki. Didi
Zaman
Spor
17.11.2013
[Röportaj]Drogbailekimoynamakistemezki?[Röportaj] Drogba ile kim oynamak istemez ki?
Kitap kurdu değil, bunlar kitap fareleri
Zaman
10.11.2013
01:54
Her kitap fuarının olmazsa olmazı, hırsızlar. “Okuyorum ben ya hu!” diyerek stantlara dadananlarla başa çıkmak oldukça güç. Her geçen gün artan hırsızlara karşı kitabevleri de tedbiri elden bırakmıyor.Bugün TÜYAP kitap fuarının son günü. Bir haftadır devam eden kitapla buluşma heyecanı akşam saat 20.00’de sona erecek. Geçen sekiz günlük süre zarfında, şehrin bir ucu da olsa uzak semtlerden, komşu şehirlerden gelen binlerce okur, istedikleri her nevi yayına ulaşabilme fırsatı buldu. Bir senedir beklenen günün sonunda raflara özenle dizilen yüz binlerce kitabın envanteri tutulacak. Tabii her sene hesap ile kitap birbirini tutmuyor. Açık bir dille söylemek gerekirse, fuar ziyaretçilerinin arasında kitap kurdu da çok, kitap hırsızı da. Tabiri caizse, yükte ağır, pahada ucuzcu bu gürûhun sayısı hiç de azımsanacak gibi değil. Tek tük masum kitap hırsızları bir yana dursun, bu işe mesaisini verip yüklüce kitap çalanlar, kitap tedarikçilerinin ağzında acı bir tat bırakıyor. Türkiye’nin dört bir yanında fuar düzenleyen kitabevleri her sene büyüyen bu açıktan hayli mustarip. Satış sorumlularının ortak tutumu, hırsızlık vakalarını büyütmeden üzerini örtmek. Fakat hırsızların büyük bölümü bu işi organize bir şekilde yapıyor, çalınan kitaplar fuar dışında veya kitabevlerine satılıyor. İşte mevzu bahis hırsızlar ve yöntemleri:Bizden çaldıklarını bize satmak isteyenler oluyorTubagül Kocaahmet (Timaş Yay. Kurumsal İletişim Uzmanı): Hırsızlar özellikle kalabalık zaman dilimlerini seçiyor, okullardan gelen talebelerin geldiği vakti kolluyorlar. Ufak çocukları kullanmak gibi basit taktiklerin dışında gayet sofistike bir usulde kitap çalanlar da var. Önce, kitabı bir fasıl alıp götüren sonra geri getirip ‘Bunu sizden aldım, geri iade etmek istiyorum’ diyenler oluyor. Hatta işi bir adım öteye götürenler, kitap fişlerini yerden veya çöpten topluyorlar. Sonra fişte yazılı kitabevine getiriyor ve üzerindeki meblağa denk gelen kitapları gösterip işte bu kitapları buradan aldım, iade edebilir miyim diyor. Biz bu durumda zorlanabiliyoruz. Kimin kitap alacağını kimin ise hırsız olduğunu anlamak güç doğrusu. Salonda iyi görünümlü onlarca kleptoman olabilir.O kadar çaldı ki, adamın kafasına kitap fırlattıkİbrahim Hakkı Özkal (Dergah Yayınları Organizasyon Sorumlusu): Bizim TÜYAP Fuarı’nda her sene iki koli kitabımız gider, ne kadar önlem alırsak alalım. Maalesef bu ahlaki bir zafiyet. Bu konuda her yayınevinin yarası olduğunu biliniyor. Bizim tezgahımızda rağbet gören kitapların yeri bellidir. O tarafı özel bir gözetimde tutuyoruz. Zaten çalmak isteyenler köşeleri ve sote anları gözetir. Geçen gün bir teyze koltuğunun altına sıkıştırmış götürüyordu. İkaz edince, ‘Ah af edersiniz parayı vermeyi unuttum’ dedi. Elbette kabul edilebilecek bir durum değil ancak bunlar bu işin en masumları. Bir anımı daha paylaşayım. Fuar, evvelden Tepebaşı’nda oluyordu. Standı uzaktan izliyoruz. Adamın biri bizim tezgaha adeta dadanmıştı. Hadi bir tane alır gider dedik ama öyle olmadı. Biz gider dedikçe aldı da aldı. İşin sonu yok, çantasına doldurdukça dolduruyor. En son kocaman iki cilt sözlüğü indirmeye çalışınca, canımıza tak etti. Kocaman sözlüğü yukarıdan fırlattık, yeter artık diye. Kafasını yarmışız adamın...Yakalıyoruz yine çalıyorlar, Organize işler bunlarSezgin Erdoğan (NTV Yayınları Pazarlama Satış Sorumlusu): Kitap çalanlara karşı müsamahayı elden bırakmamaya çalışıyoruz. Sonuçta bu bir kitap, fakat suiistimallere de elden geldiği kadar mahal vermiyoruz. Fuar açılmadan önce tüm arkadaşlar bir araya gelip, hırsızlık vakalarının yaşanabileceğini ve bunlara karşı tedbirli olunması gerektiğini telkin ediyoruz. Ne kadar önlem alsak da hırsızlık olayları yaşanmıyor değil. Çalma durumuna şahit olunca o esnada elden geldiği kadar ağır başlı davranıp, sessizce uyarıyoruz veya hafif uzaklaşınca ihtar ediyoruz. Fakat bir kısım inatçı tipler oluyor ki, çalıyor, uyarıyoruz, yine çalmaya çalışıyor. Girişte güvenlik var ama içeride caydırıcı bir güç yokAli Bayrak (Alfa Yayınları Genel Satış Sorumlusu): Hırsızlık yapanların ekserisi öğrenci. Fuarın sene başı olması hasebiyle öğrencilerden bu yola başvuranlar oluyor. Kendilerini iş büyümeden münasip bir lisanla uyarıyoruz ve durumu örtüyoruz. Fakat büyük sıkıntılar yaşadık. Salonların içinde yeterince güvenlik yok. Üç sene evvel bir grup terör örgütü yandaşları kitap hırsızlığı yaptı. Duruma müdahale etmek istesek de kabahatlerinde ısrar ettiler. Biz de kendilerine anlayacağı dilden cevap verdik. Fakat olayda büyük bir güvenlik zafiyeti vardı ki bu durum hâlâ devam ediyor. Biz kendi çapımızda güvenlik kamerası koyduk, bundan biraz çekiniyorlar.
Zaman
En Çok Okunan
10.11.2013
KitapkurdudeğilbunlarkitapfareleriKitap kurdu değil bunlar kitap fareleri
Kitap kurdu değil, bunlar kitap fareleri
Zaman
10.11.2013
01:54
Her kitap fuarının olmazsa olmazı, hırsızlar. “Okuyorum ben ya hu!” diyerek stantlara dadananlarla başa çıkmak oldukça güç. Her geçen gün artan hırsızlara karşı kitabevleri de tedbiri elden bırakmıyor.Bugün TÜYAP kitap fuarının son günü. Bir haftadır devam eden kitapla buluşma heyecanı akşam saat 20.00’de sona erecek. Geçen sekiz günlük süre zarfında, şehrin bir ucu da olsa uzak semtlerden, komşu şehirlerden gelen binlerce okur, istedikleri her nevi yayına ulaşabilme fırsatı buldu. Bir senedir beklenen günün sonunda raflara özenle dizilen yüz binlerce kitabın envanteri tutulacak. Tabii her sene hesap ile kitap birbirini tutmuyor. Açık bir dille söylemek gerekirse, fuar ziyaretçilerinin arasında kitap kurdu da çok, kitap hırsızı da. Tabiri caizse, yükte ağır, pahada ucuzcu bu gürûhun sayısı hiç de azımsanacak gibi değil. Tek tük masum kitap hırsızları bir yana dursun, bu işe mesaisini verip yüklüce kitap çalanlar, kitap tedarikçilerinin ağzında acı bir tat bırakıyor. Türkiye’nin dört bir yanında fuar düzenleyen kitabevleri her sene büyüyen bu açıktan hayli mustarip. Satış sorumlularının ortak tutumu, hırsızlık vakalarını büyütmeden üzerini örtmek. Fakat hırsızların büyük bölümü bu işi organize bir şekilde yapıyor, çalınan kitaplar fuar dışında veya kitabevlerine satılıyor. İşte mevzu bahis hırsızlar ve yöntemleri:Bizden çaldıklarını bize satmak isteyenler oluyorTubagül Kocaahmet (Timaş Yay. Kurumsal İletişim Uzmanı): Hırsızlar özellikle kalabalık zaman dilimlerini seçiyor, okullardan gelen talebelerin geldiği vakti kolluyorlar. Ufak çocukları kullanmak gibi basit taktiklerin dışında gayet sofistike bir usulde kitap çalanlar da var. Önce, kitabı bir fasıl alıp götüren sonra geri getirip ‘Bunu sizden aldım, geri iade etmek istiyorum’ diyenler oluyor. Hatta işi bir adım öteye götürenler, kitap fişlerini yerden veya çöpten topluyorlar. Sonra fişte yazılı kitabevine getiriyor ve üzerindeki meblağa denk gelen kitapları gösterip işte bu kitapları buradan aldım, iade edebilir miyim diyor. Biz bu durumda zorlanabiliyoruz. Kimin kitap alacağını kimin ise hırsız olduğunu anlamak güç doğrusu. Salonda iyi görünümlü onlarca kleptoman olabilir.O kadar çaldı ki, adamın kafasına kitap fırlattıkİbrahim Hakkı Özkal (Dergah Yayınları Organizasyon Sorumlusu): Bizim TÜYAP Fuarı’nda her sene iki koli kitabımız gider, ne kadar önlem alırsak alalım. Maalesef bu ahlaki bir zafiyet. Bu konuda her yayınevinin yarası olduğunu biliniyor. Bizim tezgahımızda rağbet gören kitapların yeri bellidir. O tarafı özel bir gözetimde tutuyoruz. Zaten çalmak isteyenler köşeleri ve sote anları gözetir. Geçen gün bir teyze koltuğunun altına sıkıştırmış götürüyordu. İkaz edince, ‘Ah af edersiniz parayı vermeyi unuttum’ dedi. Elbette kabul edilebilecek bir durum değil ancak bunlar bu işin en masumları. Bir anımı daha paylaşayım. Fuar, evvelden Tepebaşı’nda oluyordu. Standı uzaktan izliyoruz. Adamın biri bizim tezgaha adeta dadanmıştı. Hadi bir tane alır gider dedik ama öyle olmadı. Biz gider dedikçe aldı da aldı. İşin sonu yok, çantasına doldurdukça dolduruyor. En son kocaman iki cilt sözlüğü indirmeye çalışınca, canımıza tak etti. Kocaman sözlüğü yukarıdan fırlattık, yeter artık diye. Kafasını yarmışız adamın...Yakalıyoruz yine çalıyorlar, Organize işler bunlarSezgin Erdoğan (NTV Yayınları Pazarlama Satış Sorumlusu): Kitap çalanlara karşı müsamahayı elden bırakmamaya çalışıyoruz. Sonuçta bu bir kitap, fakat suiistimallere de elden geldiği kadar mahal vermiyoruz. Fuar açılmadan önce tüm arkadaşlar bir araya gelip, hırsızlık vakalarının yaşanabileceğini ve bunlara karşı tedbirli olunması gerektiğini telkin ediyoruz. Ne kadar önlem alsak da hırsızlık olayları yaşanmıyor değil. Çalma durumuna şahit olunca o esnada elden geldiği kadar ağır başlı davranıp, sessizce uyarıyoruz veya hafif uzaklaşınca ihtar ediyoruz. Fakat bir kısım inatçı tipler oluyor ki, çalıyor, uyarıyoruz, yine çalmaya çalışıyor. Girişte güvenlik var ama içeride caydırıcı bir güç yokAli Bayrak (Alfa Yayınları Genel Satış Sorumlusu): Hırsızlık yapanların ekserisi öğrenci. Fuarın sene başı olması hasebiyle öğrencilerden bu yola başvuranlar oluyor. Kendilerini iş büyümeden münasip bir lisanla uyarıyoruz ve durumu örtüyoruz. Fakat büyük sıkıntılar yaşadık. Salonların içinde yeterince güvenlik yok. Üç sene evvel bir grup terör örgütü yandaşları kitap hırsızlığı yaptı. Duruma müdahale etmek istesek de kabahatlerinde ısrar ettiler. Biz de kendilerine anlayacağı dilden cevap verdik. Fakat olayda büyük bir güvenlik zafiyeti vardı ki bu durum hâlâ devam ediyor. Biz kendi çapımızda güvenlik kamerası koyduk, bundan biraz çekiniyorlar.
Zaman
Ana Sayfa
10.11.2013
KitapkurdudeğilbunlarkitapfareleriKitap kurdu değil bunlar kitap fareleri
Somuncu Baba Külliyesi Bakan Yılmaz tarafından dualarla hizmete açıldı
Zaman
08.11.2013
18:50
Aksaray Belediyesi tarafından yaptırılan Somuncu Baba Külliyesi Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz tarafından hizmete açıldı. Bakan Yılmaz, açılışta yaptığı konuşmada, Kişiler sözleriyle değil, amelleriyle değerlendirilir. İnsanın değeri de bıraktığı eserle ölçülür. Mimar Sinanı gören var mı? Yok. Tanıyan var mı? O da yok. Ama Mimar Sinan’ı herkes bilir, nerden bilir. Eserlerinden bilir. Ama nasıl bilir? Büyük usta diye bilir. O halde insanın değerini anlamak için eserine bakmak lazım. dedi.Açılış törenine Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz, Aksaray Valisi Selami Altınok, milletvekilleri Ruhi Açıkgöz, İlknur İnceöz, Diyanet İşleri Başkanlığı Eğitim Hizmetleri Genel Müdürü Prof. Dr. Ali Erbaş, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, daire müdürleri ve vatandaşlar katıldı. Bakan İsmet Yılmaz düzenlenen törende yaptığı konuşmada şu görüşlere yer verdi: “Somuncu Baba Külliyesinin açılışı vesilesiyle bir aradayız. Onun manevi huzurundayız. Öncelikle bu eserin ortaya çıkmasında emeği geçen belediye başkanımıza, milletvekillerimize, valimize ve Aksaraylı hemşehrilerime huzurlarınızda teşekkür ediyorum. Allah yüzlerini ak eylesin, yüz aklığı iki cihana bedel. Ziya Paşanın güzel bir terkib-i bendi var; ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz, şahsın görünür rütbe-i aklı eserinde yani, söze bakma işe bak, yani burada işe bakacağız. Ve kişinin ne kadar akıllı olduğu da eserinde gözükür. Kişiler sözleriyle değil, amelleriyle değerlendirilir. İnsanın değeri de bıraktığı eserle ölçülür. Mimar Sinanı gören var mı? Yok. Tanıyan var mı? O da yok. Ama Mimar Sinan’ı herkes bilir, nerden bilir. Eserlerinden bilir. Ama nasıl bilir? Büyük usta diye bilir. O halde insanın değerini anlamak için eserine bakmak lazım. Süleymaniye’ye bakıyoruz, Şehzadebaşına bakıyoruz, Selimiyeye bakıyoruz, diyoruz ki bu usta büyük usta. İşte Somuncu Baba da büyük bir alim, büyük bir mütefekkir. Nerden anlıyoruz, talebelerinden. Kimdir bu talebeleri; Hacı Bayram-ı Veli, kimdir bu talebeleri Akşemseddin. Biz, kendisinin mekânı Cennet olsun diyoruz. Biiznillah onun manevi tasarrufunun devam ettiğine inanıyoruz. Bu nedenle hem Somuncu Babaya hem Aksaray’a yakışacak türbesi var, restoranı var, fırını var, müzesi var, şadırvanı var, camii var, konferans salonu var, taziye evi var, parkı var, otoparkı var, idari binası var, ervah kabristanlığının çevre düzenlemesi var. Burada dinlenen, buraya gelen diyecek ki Allah razı olsun, bu eseri yapan gerçekten güzel bir eser bıraktı, bu da bu eseri koyanların, hem bu dünyada hem de öte dünyada yüzlerini ak etmeye yeter. Yine cenabı Allah buyuruyor; Allahın mescitlerini ancak Allaha ve ahiret gününe inanan, iman eden ve Allahtan başkasından korkmayan kimseler imar eder. Dolayısıyla imar ettikleri için bu kardeşlerimize teşekkür ediyorum. Ama camilerin esas imarı için cemaatinden geçer, sizlerin takibinden geçer. Onu doldurmanızdan geçer. Eğer içi boş kalırsa bu imar eksik kalır. Ve bu imar yapılırsa işte Allah diyor ki işte bunlar doğru yola ermişlerden olmaları umulanlardandır. Ne güzel bir müjde, Allah hepimizi bu müjdeye muhatap kılsın. Aziz hemşehrilerim, tabi Somuncu Baba herkesin, onu sevenlerin, yine Mevlana’nın herhalde Bizi yerde aramayın, bizi gönüllerde arayın. Somuncu Baba nerede, onu sevenlerin gönlündedir. Kim severse Somuncu Baba onun gönlündedir. Belediye Başkanı Nevzat Palta da yaptığı konuşmada, “Bugün Aksarayımız tarihi bir günü inşallah hep beraber yaşıyor ve yaşayacağız. Allahımıza hamdolsun ki belki hayalimizde olan, hep yapmamız gerektiğini düşündüğümüz, kafamızda yıllardan beri hem bizim hem şehrimizdeki insanların hayal ettiği büyük bir projeyi bugün inşallah hep beraber açmış olacağız. Tabii ki değerli dostlar şunu özellikle belirtmek istiyorum. Bu proje, 2004 yılında ben göreve geldiğim günden itibaren hep gündemimizde olmuştur. 5 yıla yakın süre içerisinde bunu özellikle belirtmek istiyorum. Sadece projenin hazırlanmasıyla zamanımız geçti. Projeyi hazırladık, kurula gönderdik, değiştirdik, geldi gitti, 5 yıl sonra dedim ki kuruldaki hocalarımıza; hocam seçim geldi neyse eksiklerimizi söyleyin de yapalım dedik. Ve inanın 5 yıl sonra proje onaylandı ve ihalesini yaptık. Hamdolsun şu anda gördüğünüz gibi bu projeyi hayata geçirmiş olduk. dedi.Vali Selami Altınok ve Milletvekili Ruhi Açıkgöz de yaptıkları konuşmada, Somuncu Baba Külliyesi ve bu projeyi Aksaray’a kazandıran Belediye Başkanı Nevzat Palta’ya teşekkür ettiler. CİHAN
Zaman
Son Dakika
08.11.2013
SomuncuBabaKülliyesiBakanYılmaztarafındandualarlahizmeteaçıldıSomuncu Baba Külliyesi Bakan Yılmaz tarafından dualarla hizmete açıldı
Dolandırılan Canan Karatay, parasını geri aldı
Zaman
01.11.2013
16:51
Kendilerini polis ve savcı olarak tanıtan şüpheliler tarafından dolandırılan Canan Karatay, emniyete gelerek parasını geri aldı.Bankadan çektiği 50 bin dolar ve 10 bin lirayı dün iki ayrı parka bırakan Karatay, şüpheliler Ahmet Ö., ve Mehmet Knın adliyeye sevk edilmesinin ardından Asayiş Şube Müdürlüğüne geldi. Burada yaklaşık yarım saat kalan Karatay parasını alarak emniyetten ayrıldı. Paraları bez torbanın içinde alan Karatay çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtladı.Karatay, Ben iyiyim. Çok iyiyim. Paramı aldım. Herkese teşekkür ediyorum. Sizlere de teşekkür ediyorum. Hastaneye dönüp hasta bakacağım. Şöyle bir mesaj vermek istiyorum; Hiçbir devletten gelen telefon ettiğini söyleyen kişiye devlet vatandaşından para istemez. Hiçbir terör mücadelesinde devlet vatandaşını kullanmaz. Ben bu yaştan sonra bunu öğrendim. Bana diyorlar ki manşet olmuşsun. Akıllıydı işte diyorlar. Resmen şok geçirtiliyorsunuz. Melekeler tamamen kapanıyor. Akıl tamamen yok oluyor ve hiçbir şey işlemiyor. Ondan sonra bu psikolojiyle çökerdikten sonra biz size yardım edeceğiz. Siz devlete hizmet ediyorsunuz.Devlete hizmet etmede tabii sizi gururlandırıyor. Çünkü siz suçlanıyorsunuz. Siz yardım etmezseniz operasyon sizin yüzünüzden duracak ve siz suçlanacaksınız. Devlet hiçbir operasyonda vatandaşını kullanmaz. Para istemez. Lütfen korkmayın en ufak bir şey de 155i arayın. Paramın tamamını aldım. Bu bir tesadüf. O kadar mesaj geliyor ki bana. Emekli hakimi, savcılar, öğretmenler var. Siz paranızı aldınız biz alamadık. Siz nasıl aldınız diyorlar. Tamamen tesadüf. Ekip onun arkasındaymış. Onları yakalıyorlar ve parayı alıp beni buluyorlar.Bu arkadaşlar doktor Canan Karatay olduğumun farkında değiller diye konuştu.Canan Karatay’ı dolandıranlar adliyeye sevk edildiTelefonla aradıkları ünlü Diyetisyen Prof. Dr. Canan Efendigil Karatayı kendilerini polis olarak tanıtarak 110 bin lira dolandırdıkları iddiasıyla gözaltına alınan iki şüpheli adliyeye sevk edildi. Ahmet Ö. (33) ile Mehmet K. (23), adliyeye sevkleri sırasında suçlamaları kabul etmedi.İstanbulda önceki gün meydana gelen olayda Diyetisyen Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, telefon dolandırıcılarının kurbanı olmuştu. Dolandırıcılar kendilerini polis olarak tanıtarak Canan Karatayın 50 bin dolar ve 10 bin lirasını Fatih ve Kadıköydeki iki farklı adrese bıraktırmıştı. Polisin takibi sonucu şüphelilerden ikisi Kadıköydeki Kalamış Parkında gözaltına alınmıştı.Dolandırıldığını gerçek polislerden öğrenen Canan Karatay, Nasıl dolandırıldım anlayamadım. İnsanı telefonda adeta hipnotize ediyorlar. Ne derlerse yapıyorsunuz. Devletle birlikte gizli bir operasyonun içinde olmakta beni heyecanlandırdı. şeklinde açıklama yapmıştı.Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından sorgulanan şüpheliler Ahmet Ö. ve Mehmet K. işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. Şüphelilerin poliste verdikleri ifadelerinde, kendilerine gelen bir telefon üzerinden parayı bırakıldığı yerden aldıklarını dolandırıcılıkla bir ilgilerinin bulunmadığını söyledikleri öğrenildi.
Zaman
Güncel
01.11.2013
DolandırılanCananKaratayparasınıgerialdıDolandırılan Canan Karatay parasını geri aldı
Dolandırılan Canan Karatay, parasını geri aldı
Zaman
01.11.2013
16:51
Kendilerini polis ve savcı olarak tanıtan şüpheliler tarafından dolandırılan Canan Karatay, emniyete gelerek parasını geri aldı.Bankadan çektiği 50 bin dolar ve 10 bin lirayı dün iki ayrı parka bırakan Karatay, şüpheliler Ahmet Ö., ve Mehmet Knın adliyeye sevk edilmesinin ardından Asayiş Şube Müdürlüğüne geldi. Burada yaklaşık yarım saat kalan Karatay parasını alarak emniyetten ayrıldı. Paraları bez torbanın içinde alan Karatay çıkışta gazetecilerin sorularını yanıtladı.Karatay, Ben iyiyim. Çok iyiyim. Paramı aldım. Herkese teşekkür ediyorum. Sizlere de teşekkür ediyorum. Hastaneye dönüp hasta bakacağım. Şöyle bir mesaj vermek istiyorum; Hiçbir devletten gelen telefon ettiğini söyleyen kişiye devlet vatandaşından para istemez. Hiçbir terör mücadelesinde devlet vatandaşını kullanmaz. Ben bu yaştan sonra bunu öğrendim. Bana diyorlar ki manşet olmuşsun. Akıllıydı işte diyorlar. Resmen şok geçirtiliyorsunuz. Melekeler tamamen kapanıyor. Akıl tamamen yok oluyor ve hiçbir şey işlemiyor. Ondan sonra bu psikolojiyle çökerdikten sonra biz size yardım edeceğiz. Siz devlete hizmet ediyorsunuz.Devlete hizmet etmede tabii sizi gururlandırıyor. Çünkü siz suçlanıyorsunuz. Siz yardım etmezseniz operasyon sizin yüzünüzden duracak ve siz suçlanacaksınız. Devlet hiçbir operasyonda vatandaşını kullanmaz. Para istemez. Lütfen korkmayın en ufak bir şey de 155i arayın. Paramın tamamını aldım. Bu bir tesadüf. O kadar mesaj geliyor ki bana. Emekli hakimi, savcılar, öğretmenler var. Siz paranızı aldınız biz alamadık. Siz nasıl aldınız diyorlar. Tamamen tesadüf. Ekip onun arkasındaymış. Onları yakalıyorlar ve parayı alıp beni buluyorlar.Bu arkadaşlar doktor Canan Karatay olduğumun farkında değiller diye konuştu.Canan Karatay’ı dolandıranlar adliyeye sevk edildiTelefonla aradıkları ünlü Diyetisyen Prof. Dr. Canan Efendigil Karatayı kendilerini polis olarak tanıtarak 110 bin lira dolandırdıkları iddiasıyla gözaltına alınan iki şüpheli adliyeye sevk edildi. Ahmet Ö. (33) ile Mehmet K. (23), adliyeye sevkleri sırasında suçlamaları kabul etmedi.İstanbulda önceki gün meydana gelen olayda Diyetisyen Prof. Dr. Canan Efendigil Karatay, telefon dolandırıcılarının kurbanı olmuştu. Dolandırıcılar kendilerini polis olarak tanıtarak Canan Karatayın 50 bin dolar ve 10 bin lirasını Fatih ve Kadıköydeki iki farklı adrese bıraktırmıştı. Polisin takibi sonucu şüphelilerden ikisi Kadıköydeki Kalamış Parkında gözaltına alınmıştı.Dolandırıldığını gerçek polislerden öğrenen Canan Karatay, Nasıl dolandırıldım anlayamadım. İnsanı telefonda adeta hipnotize ediyorlar. Ne derlerse yapıyorsunuz. Devletle birlikte gizli bir operasyonun içinde olmakta beni heyecanlandırdı. şeklinde açıklama yapmıştı.Asayiş Şube Müdürlüğü tarafından sorgulanan şüpheliler Ahmet Ö. ve Mehmet K. işlemlerinin tamamlanmasının ardından adliyeye sevk edildi. Şüphelilerin poliste verdikleri ifadelerinde, kendilerine gelen bir telefon üzerinden parayı bırakıldığı yerden aldıklarını dolandırıcılıkla bir ilgilerinin bulunmadığını söyledikleri öğrenildi.
Zaman
Ana Sayfa
01.11.2013
DolandırılanCananKaratayparasınıgerialdıDolandırılan Canan Karatay parasını geri aldı
Vali Vekili: Dağıttığınız 3-5 kilo etle, bölgenin kaderini değiştiriyorsunuz
Zaman
16.10.2013
13:12
Kars Vali Vekili, Susuz Kaymakamı Musa Evin, Kars’ta kardeşlik programlarına katılacak ve yaklaşık bin 200 kişiye et dağıtacak olan Kimse Yok Mu gönüllülerinin, bölgenin kaderini değiştirecek çalışmalara imza attığını söyledi. Dünyanın dört bir tarafında olduğu gibi Kars’ta da, iş adamı, yönetici, doktor, öğretmen, memur ve çalışanlardan oluşan Kimse Yok Mu gönüllüleri, Kafkas Sanayici ve İş Adamları Derneğinin (KARSİAD) misafiri oldu. Sultan Alparslan Kolejinde düzenlenen programda bayramın 1. günü değerlendirildi. Programa katılan Susuz Kaymakamı ve Kars Vali Vekili Musa Evin, Kurban Bayramının çok değerli bir zaman dilimi olduğunu bu zaman diliminde dünyada barışın, Türkiyede ise birliğin beraberliğin ve kardeşliğin artmasına vesile olunduğunu görmenin mutluluğunu yaşadığını belirtti. Bugün Türkiye’de 73 milyon insan olduğunu konuşmasında hatırlatan Evin, Hepimiz ortak çok güzel bir medeniyeti paylaşıyoruz. Ve bizim dinimizin gereği sahip olduğumuz medeniyet, kültür, örf, adet, medeniyet ve anane adına ne derseniz diyin mazluma fakire sahip çıkma, mazlumun hakkını koruma, yetimi öksüzü sevindirme ve onların başlarını okşamanın gereğidir. Ondan dolayı bu güzel hasletler bu güzel vazifeler için tam da kurbanın anlamını yerine getirme adına çok uzak diyarlardan geldiniz. Siz çok güzel bir iş yapıyorsunuz. Bugün gittiğiniz ziyaret ettiğiniz insanlar size kapılarını açtılar misafir ettiler. Sizlerde onlara gönlünüzü açtınız. Belki bir bardak çaylarını içtiniz. Belki verdiğiniz 5 kilo etle adeta kendi bayramınızı unutarak ailenizi akrabanızı babanızı gurbette bırakarak bayram yapmayanlara bayram yaptırmak için aramıza geldiniz. Bu güneşin ilk doğduğu topraklara serhat şehrimize geldiniz. Hasan Harakani Hazretlerinin manevi atmosferiyle tanıştınız. Hepiniz tekrar hoş geldiniz. dedi. ÖKSÜZ VE YETİM BIRAKILAN İNSANIMIZA SAHİP ÇIKTINIZ Vali Vekili Evin, Gelişleriyle şeref duyduk şereflendik dediği Kimse Yok Mu gönüllülerine, Belki acıdır ama senelerdir. Belki üzerinde hassasiyetle ayrı bir önemle yaklaşmamız gereken insanlarımız maalesef çok uzun bir süre öksüz ve yetim bırakıldı. Son 10-15 yılda devlet olarak bunun farkına varıldı. Bugün çok ciddi gayret içerisindeyiz. Siz, sivil toplum örgütleri olarak bu güzel alışkanlıklarınızla bu açığı kapatmaya çalışıyoruz. Belki bu kurban vesilesiyle 3-5 kilo verdiğiniz etle, bir çocuğun başını okşamakla, belki halini hatırını sormakla, belki bir giyim kıyafeti almakla o çocuğun geleceğini değiştirebilirsiniz. şeklinde seslendi. Bir hatırasını Kimse Yok Mu gönüllüleriyle paylaşan Evin, Ağrılı bir arkadaşım anlatmıştı. Zamanında buralarda ki insanlara nasıl davranıldığının fotoğrafını çizmek adına önemlidir. Bu arkadaşım Doğubeyazıt’ın uç bir köyünde, diyor ki terör örgütünün çok yoğun bir şekilde faaliyet yürüttüğü bir zamanda gece PKK’lıların ilçelerine geldiğini ve mecbursunuz misafir etmeye, yediriyorsunuz içiriyorsunuz. Sabahları da erzakı eline verip gönderiyorsunuz. Ardından bizim askerlerimiz bizi bir sıra diziyor diyor. Ve hiç unutmadığını söylediği, gözü yaşlı olarak bizim kamu görevlimizin bizim kendi vatandaşımıza sorduğu soru şu olduğunu iletti. ‘Dün gece bu köye terör örgütü geldi ve ona yardım yataklık edenler var. Bunlar ortaya çıksın’ yoksa şöyle yaparız böyle yaparız. Bunu şunun için anlatıyorum, kendinizi burada ki insanların yerine koyarak onların psikolojisini biraz daha anlamanızı sağlamak istiyorum. Siz olsanız ne yaparsınız tabi söyleyemezsiniz. Yani iki cami arasında beynamaz gibi kalmış bir insan gibi söyleseniz bir türlü söylemeseniz bir türlü işte bu insanların yıkılan o duygularını sizler bugün tamir ediyorsunuz.Konuşmaların ardından etkinlik, katılımcı şehir temsilcilerine Vali Vekili Evin’in hediye takdimi ve aşıkların atışması ile sona erdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
16.10.2013
ValiVekiliDağıttığınız3-5kiloetlebölgeninkaderinideğiştiriyorsunuzVali Vekili Dağıttığınız 3-5 kilo etle bölgenin kaderini değiştiriyorsunuz
Prof Yener: İslam dünyasındaki kanın durması için kurbana önem vermek şart
Zaman
09.10.2013
14:44
Dicle Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Kelam Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yener Öztürk, Müslümanlar için kurban ibadetinin çok önemi bir görev olduğunu söyledi. Kurban sayesinde Hz. İsmailin kanının akmasının engellendiğini ifade eden Yener, İslam dünyasındaki kanın durmamasını kurbana önem verilmemesine bağlanabileceğini söyledi. Yener, Kurban ibadetinin ihmal edildiği, ikinci üçüncü plana atıldığı yerlerde insanlar ister farkında olsunlar ya da olmasınlar, bunu ister kabul etsinler, ister etmesinler daha fazla kurban vermeye devam etmektedirler. Kurban konusundaki ihmaller daha fazla kurbanların oluşmasına sebep olmaktadır. Kurbana bir de bu yönden bakmak gerekir” dedi.Prof. Dr. Öztürk, Hz. İbrahim’in (as) oğlunu kurban etmesinden vazgeçirilip kendisine bir hayvanın kurban olarak gönderildiğini söyledi. Bu hayvanın kurban edilmesinin insan kanının akmasını durdurduğunu dile getiren Öztürk, günümüzde insanların kurban ibadetini aksatmalarının kan akmasına neden olduğuna dikkat çekerek, Kurban ibadetinin belaları ve musibetleri uzaklaştırır. Bu ibadetin aksatılmaması gerekiyor. Buna bağlı olarak toplumdaki sosyal barışın, huzurun oluşmasına katkı sağlamaktadır. Gerçekten de bu gün kurbanın unutulan en büyük hikmetlerinden birisi de yalnızca fakirin karnını doyurma meselesi değildir. Mühim bir yanı vardır. Aynı zamanda Allah kurbanı musibetlerin sıkıntıların belaların define vesile kılmıştır. Mesela Hz. İbrahim gördüğü bir rüya üzerine ki peygamberlerin rüyası bağlar, oğlunu kurban edilmesi istenir. Oğlunun kurban edilmesi indirilen bir hayvan ile işte bir koç ile kurban edilmesi, oğlunun kurban edilmesinden kurtarmıştır. Bundan hareket ile denilebilir ki kurban ibadetinin ihmal edildiği, ikinci üçüncü plana atıldığı yerlerde insanlar ister farkında olsunlar ya da olmasınlar, bunu ister kabul etsinler, ister etmesinler daha fazla kurban vermeye devam etmektedirler. Kurban konusundaki ihmaller daha fazla kurbanların oluşmasına sebep olmaktadır. Kurbana bir de bu yönden bakmak gerekir.” diye konuştu.Bayramların Allah tarafından ilahi bir armağan ve lütuf olarak takdim edildiğini dile getiren Öztürk, İslam dininin bayramlar vesilesi ile sevinçlerin ve mutlulukların paylaşılmasını istediğini aktardı. Kurban Bayramının sosyal yardımlaşmayı öne çıkaran, varlıklı insanlarla muhtaç insanlar arasında bir köprü vazifesi gördüğünü kaydeden Öztürk, “Kurban vesilesi ile ulaştırdığı paketler, etler, onlar arasında sevincin oluşmasına kaynaşmasına vesile olmaktadır. Hatta dinin diğer pratiklerinde olduğu gibi kurbanda da bu kurban faaliyetleri muhtaç insanlarla imkan sahibi insanlar arasında köprü olmaktadır. Sevginin ve saygının aktığı bir köprü olmaktadır. Yukarıdan merhametin aşağıdan da yukarıya doğru sevginin aktığı bir köprü olmaktadır. Varlıklı insanlarla muhtaç insanlar arasında geliş ve gidişleri temin eden, katkı sağlayan bir köprü olmaktadır. Aradaki uçurumların oluşmasına mani oluyor. Kaynaşmanın ve sevinçlerin oluşmasının vesilesidir.” diye konuştu.Kurbanın aynı zamanda ekonominin canlanmasına da vesile olduğunu belirten Öztürk, insanların kasalarında bekleyen paraların piyasaya girmesini sağladığını söyledi. Öztürk, “İşte kasalarda insanların toplanan sermaye paralar bu vesile ile pazara ekonomiye girmiş oluyor. Bu açıdan da kurbanın düşünülmesi gerekmektedir. Son olarak ben bu vesile ile inanan insanların, Müslümanların kurban bayramını tebrik ediyor, hayırlı güzel işler doğrultusunda değerlendirilmesini istiyorum.” ifadelerini kullandı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
09.10.2013
ProfYenerİslamdünyasındakikanındurmasıiçinkurbanaönemvermekşartProf Yener İslam dünyasındaki kanın durması için kurbana önem vermek şart
Diyarbakır'da piyasa değeri 85 milyon lira olan 23 ton esrar ele geçirildi
Zaman
02.10.2013
14:33
Diyarbakır polisi, Liceye bağlı Bağlan köyü civarında poşetlere ve plastik bidonlara konularak kışa hazırlanmış piyasa değeri 85 milyon lira olan 23 ton esrar ele geçirerek imha etti. Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü(KOM) ve Diyarbakır İl Jandarma Komutanlığı narko-terör kapsamında uyuşturucu operasyonlarına devam ediyor. Terör bölgesi olması nedeniyle Lice’ye yapılan operasyon helikopter desteği altında sağlandı. 24 timden oluşan güvenlik güçleri, güvenlik çemberi oluşturduktan Bağlan köyünde bulunan 7 evde arama yapıldı. Geçtiğimiz hafta 10 ton 500 kilogram toz esrarının geçirildiği köye tekrar giden güvenlik güçleri, burada yaptığı aramalarda 23 ton esrar ele geçirerek yeni bir Türkiye rekoruna imza attı. Esrarın 19 tonunun toz, 4 tonunun ise kubar olduğu belirtildi. Öte yandan Licenin Bağlan köyü ve çevresinde zehir tacirlerinin üst üste gerçekleşen operasyonlardan bunaldığı öğrenildi. Ayrıca zehir tacirlerinin kışın piyasaya sürebilmek için esrar maddelerini poşetlere ve plastik bidonlara koyarak toprağa gömmeye hazırlandığı bildirildi. Diyarbakır Valisi Cahit Kıraç, gerçekleştirilen operasyonla ilgili detaylı bilgi verdi. Mayıs ayından bu yana 198 ayrı operasyonda 47 milyon 893 bin kök hint kenevirinin imha edildiğini söyleyen Kıraç, imha edilen hint kenevirlerinin 16 bin 309 kilogram kubar esrara tekabül ettiğini belirtti. Operasyonların 5 bin hektarlık alan üzerinde gerçekleştiğini kaydeden Kıraç, 337 bin 605 kilogram toz esrarın imha edildiğini, 516 şüpheli şahısın da gözaltına alındığını dile getirdi. VALİ KIRAÇ TÜRKİYE REKORUNU AÇIKLADIVali Kıraç, Lice ilçesi Bağlan köyü civarında gerçekleştirilen operasyon hakkında ise şu bilgileri verdi: Bağlan köyü civarında yaklaşık 1000 metrekare alanda 10 bin kök kenevir, 25 kilometre kare alanda 10 bin kök kenevir olmak üzere 19 ton toz esrar, 4 ton kubar esrar olmak üzere 23 ton uyuşturucu ham maddesi ele geçirilerek imha edildi. İmha edilen uyuşturucunun piyasa değeri yaklaşık olarak 85 milyon lira.Güvenlik kuvvetleri olarak uyuşturucu ekimine ve ticaretine müdahale edeceklerini ifade eden Kıraç, uyuşturucuyla halkla birlikte hareket edilmesi gerektiğini belirterek, Bu ekimin dikimin çok aşırı derece olduğunu ve Diyarbakır’ın imajını bozduğunu da ifade diyorum ama kötü gidişata dur demenin bir insanlık görevi olduğunu belirterek bu kötü gidişata müdahale etmekteyiz.dedi. ÇÖZÜM SÜRECİ OPERASYONLARA OLUMLU ETKİ YAPTIÇözüm süreciyle birlikte güvenlik güçlerinin asli görevlerine geri döndüğünü kaydeden Kıraç, Güvenlik kuvvetlerimiz önleyici zabıta hizmetlerini yerine getirip suçun işlenmesini engellemektir. İnsanların suça karışmasını engellemektir. Burada yapılan işte budur. Uyuşturucu piyasaya sürülmeden insanlar bunu kullanmadan, insanlar suça bulaşmadan bu çalışma tamamlanmıştır. Güvenlik güçleri asli işine dönmüştür. Çözüm sürecinin bunda etkili olduğunu belirtmek istiyorum. şeklinde konuştu. Üst üste gerçekleştirilen operasyonların uyuşturucu ekiminde caydırıcılık meydana getireceğini belirten Kıraç, Halkımız destek vermediği sürece hiçbir şekilde başarı elde edemeyiz. İnsan sevgisi olmadığı organizasyonlar başarılı olmaz. Burada özellikle bu işle ilgili ekim dikim yapan şahısların bundan uzak durmalarını tavsiye ediyoruz.Bölgede insanları rahatsız edici, psikolojik sosyal davranışlara ya da ortamlara müdahale etme görevi sadece güvenlik güçlerinin değildir halkımızın da vatandaşlık görevidir. Onlardan da önümüzdeki dönemlerde yeni ürünlerin üretilmesinde önleyici vatandaşlık görevlerini yerine getirmelerini bekliyoruz.ifadelerini kullandı.BİR İNSANI ÖLDÜREN BÜTÜN İNSANLIĞI ÖLDÜRMÜŞ GİBİDİR FELSEFESİYLE HAREKET EDİYORUZBizim inancımız bir insanı öldüren bütün insanlığı öldürmüştür. diyen Kıraç, Burada da bir çocuğun ya da bir şahsın etkilenmesiyle yüzlerce kişinin etkilenmesi insanlık suçu açısından bir şey değiştirmiyor. Burada bir kişi de olsa on kişi de olsa yüz kişi de olsa ortada bir insan var ve insan mağduriyeti var. sorumluluğumuz dahilinde müdahale etmek durumundayız. şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
02.10.2013
Diyarbakırda/">Diyarbakırdapiyasadeğeri85milyonliraolan23tonesrarelegeçirildiDiyarbakırda-piyasa-değeri-85-milyon-lira-olan-23-ton-esrar-ele-geçirildi/">Diyarbakırda piyasa değeri 85 milyon lira olan 23 ton esrar ele geçirildi
Ahmet Türk: Kabak büyük ama içi boş
Zaman
30.09.2013
15:22
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan tarafından açıklanan Demokratikleşme Paketini değerlendiren Demokratik Toplum Kongresi Başkanı ve Bağımsız Mardin Milletvekili Ahmet Türk, paketin kamuoyunun beklentilerini karşılamadığını söyledi. Paketi kocaman ve içi boş bir kabağa benzeten Türk, andımızın kaldırılmasını ise olumlu buldu. Paketi kocaman bir kabağa benzeten Türk, kabağın kesildiğini ve için boş olduğunu söyledi.Ahmet Türk, Demokratikleşme Paketinin çözüme katkı sağlamaktan uzak olduğunu, beklentileri karşılamadığını savundu. Türk, Evet, küçük şeyler var, zaten bunlar toplumun vicdanında karşılığı olan şeylerdir. Mesela Kürt alfabesindeki 3 harfin ilave edilmiş olması, zaten bunu mücadelemizle meşrulaştırdığımız bir şey. Yine köy isimlerinin serbest bırakılması, bugün zaten Kürtlerin kendi köylerinde kendi yaşadıkları yerde eski isimleri kullandığını biliyoruz. Yine anadilde eğitimin önü açılmıyor. Sadece özel okullarda bir eğitimin yapılması konusunda bir şey var. Zaten geçmişte de kurslarla bu imkanlar sağlanmıştı. Ya kısacası toplumsal beklentiyi karşılayacak ve toplumu rahatlatacak bir paket olmaktan uzaktır. dedi. KABAK BÜYÜK AMA İÇİ BOŞDoğru şeyleri desteklemeye her zaman hazır olduklarını ifade eden Türk, şöyle devam etti: Gerçekten toplumsal uzlaşıyı sağlayacak, barışı sağlayacak projelerin yanında olduğumuzu her zaman ifade ettik. Ancak bugün bu beklentiler adeta boşa çıkmıştır. Ya izin verirseniz bu paketi biraz şeye benzetmek istiyorum. Bir kabağa baktığımız zaman çok büyük görünüyor. Görkemli görünüyor. Ama kabağı ikiye böldüğünüz zaman bakıyorsunuz içi bomboş. O kabağın içi bomboş çıktı. Bu paketin de içi bomboştur. Umut ediyoruz ki bu anlayıştan bazı kırıntıları, bazı şeyleri sağlamaktan vazgeçer. Bu hükümet ve gerçekten tarihi bir geçmişi olan birlikteliği olan bin yıllık bir geçmişi olan Kürtlerle Türkleri uzlaştıracak Orta Doğu barışına katkı sunacak, bugün güçlü bir dinamik olan ve artık Orta Doğu’da önemli bir aktör olan Kürtleri kazanacak bir yaklaşım ortaya çıkar. Ancak bu pakette bu yaklaşımı gördüğümüzü söyleyemeyiz. Eksik bir pakettir. Doğru bir paket değildir. Kucaklayıcı bir paket değildir. Sadece Sayın Başbakan kamuoyunu yanıltmaya, işte ben yeniden kalkıp mitinglerde, meydanlarda işte şunu sağladım, bunu sağladım diyerek propaganda yapmaya yönelik bir paketin ötesinde değil. Yani ortak aklın ortaya koyduğu bir paket değil. Biz bu paketi onaylamıyoruz. Bu paketi yeterli bulmuyoruz. Bu paketin toplumsal barışa katkı sunacağına da inanmıyoruz. ANDIMIZ’A HER KESİM KARŞI ÇIKIYORDUAndımızla ilgili kesim, sadece bu Kürtlerin tepkisini almıyordu. Demokrasi inancı olan herkesin karşı çıktığı bir and idi. Türkler de Türk halkı da karşı çıkıyordu, böyle bir saçmalık. 6 yaşındaki çocuklarımız beynini yıkayan bir mantık. Irkçı bir söylem. Buna zaten herkes karşı çıkıyordu. Elbette ki bunun değişmesi gerekiyordu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
30.09.2013
AhmetTürkKabakbüyükamaiçiboşAhmet Türk Kabak büyük ama içi boş
Toplam "135" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti