Habergec.Com Aranan Kelimeler: yusuf ve kardeşleri Değerlendirme: 10 / 10 975708
habergec.com
24.10.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

yusuf ve kardeşleri

Kaza, denetim eksiğini ortaya çıkardı
Zaman
04.09.2014
02:05
İstanbul’da son yıllarda sık sık yaşanan damper kazalarına dün bir yenisi eklendi. E-5 karayolu Avcılar mevkiinde yolda damperi açılan bir tanker, İGS üst geçidine çarptı. Yol savaş alanına dönerken yıkılan üst geçidin enkazı altında kalan bir ticarî aracın sürücüsü Yusuf Kaya ezilerek hayatını kaybetti. Olayda biri ağır 4 kişi ise yaralandı.İstanbul Avcılar’da E-5 karayolu üzerindeki İGS üst geçidi, damperi açılan bir tankerin çarpması sonucu çöktü. Sabah 10.00’da meydana gelen kazada 1 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi yaralandı. Aynı üst geçide Mayıs 2012’de de kamyon damperi çarpmıştı. İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe, kazanın iki ihmali gösterdiğini anlattı: “Damperin açılması benzer ağır vasıta araçlarının denetlenmediğini gösteriyor. Çelik köprünün yıkılması da proje ve uygulamadaki denetimsizliği kanıtlıyor.”İstanbul’un ulaşımda can damarı E-5 karayolunun Avcılar’dan geçen bölümü savaş alanına döndü. Güvenlik kameralarının görüntülerine göre, sabah saat 10.00’da Küçükçekmece istikametinden Beylikdüzü yönüne seyreden Ekrem C. yönetimindeki 34 GF 8828 plakalı tankerin damperi bir anda yükselmeye başladı. Kasanın açıldığını fark etmeyen şoför, büyük bir hızla önce yön levhasına ardından da Avcılar İGS durağındaki üst geçide çarptı. Tam açık haldeki damper 4,6 metre yüksekliğe sahip çelik profilden üst geçidi çökertti. Tanker ve o sırada yoldan geçen bir ticari araç çöken üst geçidin altında kaldı. Tankerin şoförü kazayı küçük sıyrıklarla atlatırken, diğer aracın sürücüsü Yusuf Kaya (39) ise tonlarca enkazın altında kalarak can verdi.Kaza sırasında üst geçitten yola düşen 4 yaya ise yaralandı. Yaralılardan birinin durumunun ağır olduğu öğrenildi. E-5 karayolu çift taraflı olarak trafiğe kapatıldı. İtfaiye, tankerin alev almaması için köpük sıktı. Kaza sırasında üst geçide doğru ilerleyen bir metrobüsün şoförü ise olayı görür görmez fren yaparak aracını son anda durdurdu. Tanker sürücüsü Ekrem C.’nin ifadesinde “Damperin açıldığının farkında değildim.” dediği öğrenildi. Bir tekstil firmasında şoför olarak çalışan Yusuf Kaya ise bugün Büyükçekmece Yakuplu’da toprağa verilecek. Kaya’nın 3 yıl önce babasını kanserden kaybettiği, 2 yıl önce de eşinden ayrıldığı öğrenildi. Dayısı Mustafa Kırna, “Ölüm acı. Kardeşleri, tüm aile yıkıldık. Fakat elden ne gelir, annesine biz bakacağız. Kirada oturuyorlardı, ekonomik durumları kötüydü. Evde bir tek Yusuf çalışıyordu.” dedi.Kaza sebebiyle E-5 kapanınca trafik Avcılar’ın içinden sahil yoluna, Esenyurt ilçe merkezinden ise TEM’e yönlendirildi. Yoğunluk, TEM’de Esenyurt’tan Mahmutbey’e ve Levent bağlantı yoluna kadar uzadı. Topkapı yönünden gelen metrobüsler kaza sonrası Avcılar Üniversite Kampüsü’ne kadar sefer yapabildi. Vinçler ve iş makineleri yolu 5 saat süren çalışmanın ardından temizledi. Daha sonra yol trafiğe açıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise kazayla ilgili kriz masası kurulduğunu açıkladı. İSTANBUL’DAKİ DAMPER KAZALARIFacia yaşanan İGS yaya üst geçidinde 4 Mayıs 2012’de benzer bir kaza yaşanmıştı. Üst geçide, metrobüs yolu yenileme çalışmalarında görevli damperi açık bir kamyon çarpmıştı. Kazada ölen ya da yaralanan olmadı. Belediye, zarar gören üst geçidi çelik profil kullanarak yeniden yapmıştı. Son kazanın görgü tanıklarından Harun Sefertaş, “Önceki kazadan ders alınmamış. Önlem için birilerinin ölmesi mi gerekiyor?” dedi. 25 Ocak 2010’da Beylikdüzü’nde bir kamyonun açılan damperi üst geçidi yıkmıştı. 15 Temmuz 2012’de ise Avcılar’da metrobüs üst geçidi, yenileme çalışması yapılırken çökmüş, 1 işçi hayatını kaybetmişti. 23 Kasım 2013’te Sultanbeyli TEM otoyolunda seyir halindeyken damperi açılan hafriyat kamyonu üst geçide çarptı. 15 Şubat 2013’te Sultanbeyli’de vinç yüklü bir kamyon Mecidiye Mahallesi Demokrasi Caddesi’ndeki yaya üst geçidini parçaladı. 19 Nisan 2013’te Ataşehir’de TEM otoyolunda seyreden ve damperi açılan bir kamyon köprüye çarparak durabildi. 26 Kasım 2013’te D-100 Karayolu Güzelyalı mevkiinde seyreden bir kamyon sürücüsü yanlışlıkla düğmeye dokununca damperi açıldı ve yaya üst geçidine çarptı.‘Üst geçit sağlam değildi, sallanıyordu’Kazada yaralanan Şenol Zerey (27) ve Sami Yıldızgil (31), Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı. Zerey’in kuzeni Nurettin Yener, “Bölge halkı, geçidin uzun süredir insanlar geçerken sallandığını söylüyor. Belediyenin de bence kusuru var.” dedi. Sami Yıldızgil’in babası Selahattin Yıldızgil (65) ise yaşanan kazayı inceleteceğini, ihmal söz konusu olup olmadığını araştıracağını ifade etti. CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve
Zaman
Güncel
04.09.2014
KazadenetimeksiğiniortayaçıkardıKaza denetim eksiğini ortaya çıkardı
Kaza, denetim eksiğini ortaya çıkardı
Zaman
04.09.2014
02:04
İstanbul’da son yıllarda sık sık yaşanan damper kazalarına dün bir yenisi eklendi. E-5 karayolu Avcılar mevkiinde yolda damperi açılan bir tanker, İGS üst geçidine çarptı. Yol savaş alanına dönerken yıkılan üst geçidin enkazı altında kalan bir ticarî aracın sürücüsü Yusuf Kaya ezilerek hayatını kaybetti. Olayda biri ağır 4 kişi ise yaralandı.İstanbul Avcılar’da E-5 karayolu üzerindeki İGS üst geçidi, damperi açılan bir tankerin çarpması sonucu çöktü. Sabah 10.00’da meydana gelen kazada 1 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi yaralandı. Aynı üst geçide Mayıs 2012’de de kamyon damperi çarpmıştı. İnşaat Mühendisleri Odası İstanbul Şubesi Başkanı Cemal Gökçe, kazanın iki ihmali gösterdiğini anlattı: “Damperin açılması benzer ağır vasıta araçlarının denetlenmediğini gösteriyor. Çelik köprünün yıkılması da proje ve uygulamadaki denetimsizliği kanıtlıyor.”İstanbul’un ulaşımda can damarı E-5 karayolunun Avcılar’dan geçen bölümü savaş alanına döndü. Güvenlik kameralarının görüntülerine göre, sabah saat 10.00’da Küçükçekmece istikametinden Beylikdüzü yönüne seyreden Ekrem C. yönetimindeki 34 GF 8828 plakalı tankerin damperi bir anda yükselmeye başladı. Kasanın açıldığını fark etmeyen şoför, büyük bir hızla önce yön levhasına ardından da Avcılar İGS durağındaki üst geçide çarptı. Tam açık haldeki damper 4,6 metre yüksekliğe sahip çelik profilden üst geçidi çökertti. Tanker ve o sırada yoldan geçen bir ticari araç çöken üst geçidin altında kaldı. Tankerin şoförü kazayı küçük sıyrıklarla atlatırken, diğer aracın sürücüsü Yusuf Kaya (39) ise tonlarca enkazın altında kalarak can verdi.Kaza sırasında üst geçitten yola düşen 4 yaya ise yaralandı. Yaralılardan birinin durumunun ağır olduğu öğrenildi. E-5 karayolu çift taraflı olarak trafiğe kapatıldı. İtfaiye, tankerin alev almaması için köpük sıktı. Kaza sırasında üst geçide doğru ilerleyen bir metrobüsün şoförü ise olayı görür görmez fren yaparak aracını son anda durdurdu. Tanker sürücüsü Ekrem C.’nin ifadesinde “Damperin açıldığının farkında değildim.” dediği öğrenildi. Bir tekstil firmasında şoför olarak çalışan Yusuf Kaya ise bugün Büyükçekmece Yakuplu’da toprağa verilecek. Kaya’nın 3 yıl önce babasını kanserden kaybettiği, 2 yıl önce de eşinden ayrıldığı öğrenildi. Dayısı Mustafa Kırna, “Ölüm acı. Kardeşleri, tüm aile yıkıldık. Fakat elden ne gelir, annesine biz bakacağız. Kirada oturuyorlardı, ekonomik durumları kötüydü. Evde bir tek Yusuf çalışıyordu.” dedi.Kaza sebebiyle E-5 kapanınca trafik Avcılar’ın içinden sahil yoluna, Esenyurt ilçe merkezinden ise TEM’e yönlendirildi. Yoğunluk, TEM’de Esenyurt’tan Mahmutbey’e ve Levent bağlantı yoluna kadar uzadı. Topkapı yönünden gelen metrobüsler kaza sonrası Avcılar Üniversite Kampüsü’ne kadar sefer yapabildi. Vinçler ve iş makineleri yolu 5 saat süren çalışmanın ardından temizledi. Daha sonra yol trafiğe açıldı. İstanbul Büyükşehir Belediyesi ise kazayla ilgili kriz masası kurulduğunu açıkladı.İSTANBUL’DAKİ DAMPER KAZALARIFacia yaşanan İGS yaya üst geçidinde 4 Mayıs 2012’de benzer bir kaza yaşanmıştı. Üst geçide, metrobüs yolu yenileme çalışmalarında görevli damperi açık bir kamyon çarpmıştı. Kazada ölen ya da yaralanan olmadı. Belediye, zarar gören üst geçidi çelik profil kullanarak yeniden yapmıştı. Son kazanın görgü tanıklarından Harun Sefertaş, “Önceki kazadan ders alınmamış. Önlem için birilerinin ölmesi mi gerekiyor?” dedi. 25 Ocak 2010’da Beylikdüzü’nde bir kamyonun açılan damperi üst geçidi yıkmıştı. 15 Temmuz 2012’de ise Avcılar’da metrobüs üst geçidi, yenileme çalışması yapılırken çökmüş, 1 işçi hayatını kaybetmişti. 23 Kasım 2013’te Sultanbeyli TEM otoyolunda seyir halindeyken damperi açılan hafriyat kamyonu üst geçide çarptı. 15 Şubat 2013’te Sultanbeyli’de vinç yüklü bir kamyon Mecidiye Mahallesi Demokrasi Caddesi’ndeki yaya üst geçidini parçaladı. 19 Nisan 2013’te Ataşehir’de TEM otoyolunda seyreden ve damperi açılan bir kamyon köprüye çarparak durabildi. 26 Kasım 2013’te D-100 Karayolu Güzelyalı mevkiinde seyreden bir kamyon sürücüsü yanlışlıkla düğmeye dokununca damperi açıldı ve yaya üst geçidine çarptı.‘Üst geçit sağlam değildi, sallanıyordu’Kazada yaralanan Şenol Zerey (27) ve Sami Yıldızgil (31), Bakırköy Eğitim ve Araştırma Hastanesi yoğun bakım servisinde tedavi altına alındı. Zerey’in kuzeni Nurettin Yener, “Bölge halkı, geçidin uzun süredir insanlar geçerken sallandığını söylüyor. Belediyenin de bence kusuru var.” dedi. Sami Yıldızgil’in babası Selahattin Yıldızgil (65) ise yaşanan kazayı inceleteceğini, ihmal söz konusu olup olmadığını araştıracağını ifade etti. CHP İstanbul Milletvekili Süleyman Çelebi ve
Zaman
Ana Sayfa
04.09.2014
KazadenetimeksiğiniortayaçıkardıKaza denetim eksiğini ortaya çıkardı
İbadetler kişiyi narsizmden alıkoyuyor
Zaman
06.07.2014
03:41
Kur’an, insanı kendini beğenmişlik ve başkalarından üstün görme duygusundan men ediyor. Zira kendini beğenme ve üstün görme hastalığı ilk olarak şeytanı kendine esir etmişti. Bu hastalıktan kurtulmanın reçetesi ise ibadetlerdeki tevazuun farkına varmaktan geçiyor.Kur’an-ı Kerim, insanların sadece yaptıklarıyla ve sahip oldukları bir kısım vasıflarla değil, yapmadıkları işlerle ve hiçbir katkıda bulunmadıkları başarılarla da övülmeyi arzuladıklarına dikkat çeker. “Zannetme ki, yaptıklarından ötürü sevinip şımaran, yapmadıkları işlerden dolayı da övülmek isteyen kimseler...” ifadeleriyle gururlanan, övülmekten hoşlanan ve yaptığı iş dolayısıyla kendini büyük göstermek isteyenlerin olabileceğini belirtiyor. Kur’an’da ifade edilen bu üstünlük duygusunun hased ve kıskançlığı tetiklediğini aktaran Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. İsa Özel, bu durumun nefreti doğurduğunu söylüyor. Ayrıca kendini üstün gören insanın kıskandığı kişiye zarar vermeye de çalışacağını kaydeden Özel, “Nitekim Kur’ân bu hususta Hz. Âdem’in evlâtlarından birinin diğerini öldürmesini ve Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılmasını hikâye ederek, hased ile gerilen tiplerin kendi kardeşlerine bile -ölüm dâhil- her türlü acımasız muameleyi yapabileceğini gözler önüne seriyor.” diyor.Kur’an-ı Kerim, kendini farklı ve üstün görmenin ne kadar yanlış olduğunu göstermek için insanın yaratılışına dikkat çekiyor. İnsanlığın ilk önce topraktan, sonra bir damla sudan ve meniden yaratıldığını vurgulayan İlahi Beyan, anne karnında geçirilen safhaları ele alarak yaratılış açısından herkesin aynı olduğunu ve birbirleri üzerinde böbürlenmeye hakkının olmadığını da açıkça ifade ediyor. Peygamber Efendimiz’in (sas) “Hepiniz Âdem’den Âdem ise topraktan yaratılmıştır.” ve “Allâh, sizlerin görünüşlerine göre değil, kalp (iman veya inkâr) ve amelinize bakar.” hadisini hatırlatan Özel, narsist duyguların Kur’an’daki olumsuzluğuna dikkat çekerek, “Allah kibirlenenleri ve böbürlenenleri hiç sevmez”, “Şüphesiz ki Allah, şımaranları sevmez. Kibirli davranarak insanlardan yüzünü dönme, yerde çalımlı yürüme! Çünkü Allah kibirle kasılan, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.”, âyetlerini aktarıyor. Özel, “Peygamber Efendimiz (sas) ‘Elbisesini kibirle yerlerde sürüyen kimselerle Allah konuşmayacak ve yüzlerine bakmayacaktır.’ ifadeleriyle, Allah’ın bu türlü tavırlara bakışını bize bildiriyor. Böylece kendini beğenen ve başkalarını aşağılayan insanların davranışlarının hoş görülmediği, bunların Allah tarafından sevilmediği ve O’nun sevgisinden mahrum kalacakları vurgulanıyor.” diyor.
Zaman
Ana Sayfa
06.07.2014
İbadetlerkişiyinarsizmdenalıkoyuyorİbadetler kişiyi narsizmden alıkoyuyor
İbadetler kişiyi narsizmden alıkoyuyor
Zaman
06.07.2014
02:07
Kur’an, insanı kendini beğenmişlik ve başkalarından üstün görme duygusundan men ediyor. Zira kendini beğenme ve üstün görme hastalığı ilk olarak şeytanı kendine esir etmişti. Bu hastalıktan kurtulmanın reçetesi ise ibadetlerdeki tevazuun farkına varmaktan geçiyor.Kur’an-ı Kerim, insanların sadece yaptıklarıyla ve sahip oldukları bir kısım vasıflarla değil, yapmadıkları işlerle ve hiçbir katkıda bulunmadıkları başarılarla da övülmeyi arzuladıklarına dikkat çeker. “Zannetme ki, yaptıklarından ötürü sevinip şımaran, yapmadıkları işlerden dolayı da övülmek isteyen kimseler...” ifadeleriyle gururlanan, övülmekten hoşlanan ve yaptığı iş dolayısıyla kendini büyük göstermek isteyenlerin olabileceğini belirtiyor. Kur’an’da ifade edilen bu üstünlük duygusunun hased ve kıskançlığı tetiklediğini aktaran Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’nden Yrd. Doç. Dr. İsa Özel, bu durumun nefreti doğurduğunu söylüyor. Ayrıca kendini üstün gören insanın kıskandığı kişiye zarar vermeye de çalışacağını kaydeden Özel, “Nitekim Kur’ân bu hususta Hz. Âdem’in evlâtlarından birinin diğerini öldürmesini ve Hz. Yusuf’un kardeşleri tarafından kuyuya atılmasını hikâye ederek, hased ile gerilen tiplerin kendi kardeşlerine bile -ölüm dâhil- her türlü acımasız muameleyi yapabileceğini gözler önüne seriyor.” diyor.Kur’an-ı Kerim, kendini farklı ve üstün görmenin ne kadar yanlış olduğunu göstermek için insanın yaratılışına dikkat çekiyor. İnsanlığın ilk önce topraktan, sonra bir damla sudan ve meniden yaratıldığını vurgulayan İlahi Beyan, anne karnında geçirilen safhaları ele alarak yaratılış açısından herkesin aynı olduğunu ve birbirleri üzerinde böbürlenmeye hakkının olmadığını da açıkça ifade ediyor. Peygamber Efendimiz’in (sas) “Hepiniz Âdem’den Âdem ise topraktan yaratılmıştır.” ve “Allâh, sizlerin görünüşlerine göre değil, kalp (iman veya inkâr) ve amelinize bakar.” hadisini hatırlatan Özel, narsist duyguların Kur’an’daki olumsuzluğuna dikkat çekerek, “Allah kibirlenenleri ve böbürlenenleri hiç sevmez”, “Şüphesiz ki Allah, şımaranları sevmez. Kibirli davranarak insanlardan yüzünü dönme, yerde çalımlı yürüme! Çünkü Allah kibirle kasılan, kendini beğenmiş, övünüp duran kimseleri asla sevmez.”, âyetlerini aktarıyor. Özel, “Peygamber Efendimiz (sas) ‘Elbisesini kibirle yerlerde sürüyen kimselerle Allah konuşmayacak ve yüzlerine bakmayacaktır.’ ifadeleriyle, Allah’ın bu türlü tavırlara bakışını bize bildiriyor. Böylece kendini beğenen ve başkalarını aşağılayan insanların davranışlarının hoş görülmediği, bunların Allah tarafından sevilmediği ve O’nun sevgisinden mahrum kalacakları vurgulanıyor.” diyor.
Zaman
Ana Sayfa
06.07.2014
İbadetlerkişiyinarsizmdenalıkoyuyorİbadetler kişiyi narsizmden alıkoyuyor
A. Ali Ural - Tuali ayna sanmak
Zaman
25.05.2014
02:00
Herkes birbirine gerçek yüzünü gösterdiğini düşünüyor elinde ayna dikilirken. Oysa ayna diye başkalarına gösterdiği kendi çizdiği resimlerden ibaret.Mademki gördüğünü resmetmiştir tualine, bir aynanın karşısında olduklarına ikna etmeye çalışmasında beis yoktur tablosuna bakanları. Van Gogh’un kulağı sarılı otoportresinden yola çıkıp bir cinnet halinden sonra dahi insanın kendini resmedebileceğini sananlar yanılıyor. İnsan en zor kendini resmedebilir, en zor kendini görebilir çünkü. Öyle olmasaydı Raskolnikov ihtiyar tefeci kadını öldürdükten sonra haykırabilir miydi Suç ve Ceza’da: “Nasıl oluyor da benim hareketim bunlara bu kadar iğrenç görünüyor!” Yoksulların kanını emen bir biti öldürmenin neresi kötü olabilir ki! Suç insanlık adına işlenmişse pekala erdeme dönüşebilir. Raskolnikov yeryüzünün en sempatik katili olarak taht kurabilir gönüllerde. Fakat onun da kafası karışık. Başta suçunun sosyal bir yaradan beslendiğini ima ederken dayanamayıp, “Ahlaki, vicdani herhangi bir nedene dayanmaksızın, yalnızca kendim için öldürmek istedim,” deyiveriyor. İşte matruşka! İşte bilinmeyen insan! En büyük günahlarını bile ehlileştirecek altın kabzalı bir kamçısı var fakat an gelip vicdan harekete geçiyor ve o kamçıyı kendine vurmakta tereddüt etmiyor, zehirli bir tereddüdü salarak ruhumuza: Kendi hakkında hüküm vermekte zorlanan insanın, başkaları hakkında verdiği hükümlere ne kadar güvenilebilir. Davranışlarımız ve sözlerimizin arkasında gizlenen rüzgârın farkına varmadıkça yelkenlimizi neden istediğimiz kıyıya yanaştıramadığımızı anlayamayacağız. Kalbin de bir dümeni var ve nice sinsi rüzgâr ayar veriyor o dümene. Bizi kaptan yapan şapkamız ve sırmalarımız değil, dalgalara ve rüzgâra rağmen pusulamızdan kopmayan irademizdir. Abdülhak Şinasi Hisar, “Fahim Bey ve Biz” adlı romanında, “Ne olduğumuzu ve ne işlediğimizi hangimiz biliriz? Hele yabancılar nasıl bilsinler?” sorusunu soruyor, sonra bu canhıraş soruyu bakın nasıl cevaplıyordu: “Bir adamın gördüğümüze emin olduğumuz herhangi bir hareketi üzerine onun lehinde ve aleyhinde bir hüküm vermek yanlış ve haksız olabilir. Zira bir insanın kendi hareketleri bile bazen kendi aleyhine yalnız şehadet değil, hatta iftira edebilir. Muayyen bir noktasına kadar yaşadığımız bütün bir hayattan sonra biz ancak kendimizi biraz tanıdığımızı zannederiz. Fakat bir an içinde bir hırs, bir kin, bir aşk yahut nefsimizi müdafaa kaygısı bizi sevk ederse nerelere kadar sürüklenebileceğimizi biz kendimiz bile evvelinden nasıl idrak edebiliriz? Kimse göründüğü gibi değildir. Fakat kimse görünmediği ve kendi olduğunu sandığı gibi de değildir.” Sevgiyle birbirimize bakmadıkça belki de hiçbir şeyi anlayamayacağız. Bütün suçların arkasında sevgisizliğin olduğunu sezip birbirimizin boynuna sarılmadıkça hiçbir eleştiri hiçbir yaraya merhem olmayacak. Bir işarete ihtiyacımız var, bir esintiye, bir karınca izine hatta. “Karınca izi mi!” diye itiraz etmeyin hemen. Buscaglia’nın, su fıçısı üzerindeki karıncası ne güne duruyor: “Birinci kişi içeri girer fıçıya bakar ve fıçıda bir karınca görür. Karıncaya, ‘Su fıçımda ne işin var senin!’ diyerek onu ezer. Karınca yok olur. Bencillik! İkinci kişi gelir, fıçıya bakar ve karıncayı görünce, ‘Evet, çok sıcak bir gün, karıncalar için bile çok sıcak. Hiçbir şeye de zarar vermiyorsun. Haydi fıçımda otur bakalım,’ der. Hoşgörü! Üçüncü kişi gelir. Ne kızmak gelir aklına ne de hoşgörülü davranmak. Fıçıdaki karıncayı görür görmez ona hemen bir avuç şeker uzatır. Bu sevgidir.” Habil’i öldüren kardeşiydi, Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri. Habil’in kıyamet günü Kabil’i bağışlayıp bağışlamayacağını bilmesek de yeryüzündeki “güzelliğin yarısı” olarak işaret edilen Hz. Yusuf’un, kendisini döven, kuyuya atan, dahası kuyudan kurtulduğunu görünce, “Bu bizim kölemizdir. Kaçtı,” diyerek kendisini satan kardeşlerini Mısır’a “Sultan” olduğunda şehrin dışında dört bin askerlik bir merasim kıtasıyla karşılayıp affettiğini çok iyi biliyoruz. Bu ihtişamlı af yetmiyor fakat onlara. Allah’ın bağışlaması olmadığı takdirde iki dünyanın da daralacağını ve nefes alamayacaklarından en küçük bir kuşkuları yok. Bu yüzden babaları Hz. Yakup’tan kendileri için Allah’tan af dilemesini istiyorlar boyunları eğik. Ve Hz. Yakup ayağa kalkıp kıbleye yöneliyor. Hz.Yusuf ikinci safı oluşturuyor arkasında. Üçüncü safta Hz. Yusuf’un kardeşleri var. Onlar da büyük bir mahcubiyetle bu dua zincirinde yerlerini alıyorlar. Hz. Yakup dua ediyor. Hz. Yusuf “Âmin” diyor.
Zaman
Köşe Yazıları
25.05.2014
AAliUral-TualiaynasanmakA Ali Ural - Tuali ayna sanmak
Kaza Yapan Otomobilde Sıkışan Kardeşleri İtfaiye Kurtardı
Haber3
24.05.2014
14:11
Kaza

MUĞLAnın Fethiye İlçesinde park halindeki traktöre çarptıktan sonra bir evin girişindeki demir korkuluklara asılı kalan otomobilde sıkışan 21 yaşındaki Yusuf Heyder ve kardeşi İsmail Heyderi itfaiye kurtardı.Fethiyenin Esenköy Mahallesi...

Haber3
Son Dakika
24.05.2014
KazaYapanOtomobildeSıkışanKardeşleriİtfaiyeKurtardıKaza Yapan Otomobilde Sıkışan Kardeşleri İtfaiye Kurtardı
Anne Korkmaz: Acaba evlatları annelerinin ellerini öpebildi mi?
Zaman
12.05.2014
15:11
Eskişehirdeki Gezi Parkı olayları sırasında polis ve bazı sivil vatandaşların dayağıyla öldüğü iddiasıyla açılan Ali İsmail Korkmaz davasının ikinci duruşmasına, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Davada küfür gerginliği yaşandı.ACABA EVLATLARI ANNELERİNİN ELLERİNİ ÖPEBİLDİ Mİ?Eskişehirde 2 Haziran 2013te, Gezi Parkı eylemleri sırasında dövülerek öldürüldüğü iddia edilen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz davasının ikinci duruşması Kayseri Adalet Sarayında görülmeye başlandı. Duruşmaya katılmak için gelen Korkmazın annesi Emel Korkmaz, Katillerle yüzleşmeye Ali İsmail ile birlikte geldim. Acaba evlatları annelerinin elini öpebildi mi? dedi.Adalet Sarayı ve çevresinde saat 05.00ten itibaren polis geniş güvenlik önlemi aldı. Emniyet Müdürü Mustafa Aydın, çevre illerden gelenlerle birlikte bin 900 polis, 4 Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) ve 1 helikopterin görev yaptığını söyledi. Duruşmaya katılmak için anne Emel Korkmaz, baba Şahap Korkmaz ve bazı yakınları Hataydan Kayseriye geldi.Ali İsmailin fotoğrafını göğsünde taşıyan anne Emel Korkmaz, duruşma salonu girişinde yaptığı açıklamada oğlunun hesabını sormaya geldiğini söyledi. Sanıklara tepki gösteren anne Korkmaz, Ali İsmailin hesabını sormaya geldim. Ali İsmail ile birlikte geldim. Acaba evlatları annelerinin elini öpebildi mi? Çocukları babam nerede diye sorduğunda ne cevap verdi. Biz 19 yaşında gencecik çocuğa kıydık, hapiste miyiz dediler, yoksa ne dediler merak ediyorum? diye sordu.38 GÜN KOMADA KALMIŞTIEskişehir Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği bölümü 1inci sınıf öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Gezi Parkı eylemleri sırasında ağır yaralanarak, götürüldüğü hastanede 38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitirmişti. Olayla ilgili olarak 1i polis memuru 5 tutuklu ile tutuksuz 3 polisin aralarında bulunduğu 8 sanık yargılanıyor. Öte yandan adliye çevresinde alınan güvenlik önlemleri nedeniyle cadde ve sokaklar taşıt ve yaya trafiğine kapatılırken, şehirde bazı güzergahlarda trafik sıkıştı.SALONA ALKIŞLARLA GİRDİLERAli İsmail Korkmaz davası, bu dava için dönüştürülen konferans salonunda saat 09.40ta başladı. Duruşmaya Ali İsmail Korkmazın annesi Emel, babası Şahap, ağabeyi Gürkan ile tutuklu sanıklar polis memuru Mevlüt Saldoğan, fırıncı İsmail Koyuncu, Ramazan Koyuncu Muhammet Vatanseven, fırın işçisi Ebubekir Harlar ile tutuksuz sanık polis memurları Şaban Gökpınar, Hüseyin Engin, Yalçın Akbulut ve avukatları katıldı. 250 kişilik duruşma salonu tamamen dolarken, bazı avukatlar duruşmayı ayakta takip etti. Ramazan Koyuncunun avukatının davadan çekildiği belirtildi. Ali İsmail Korkmazın ailesi salona alkışlar arasında girdi.ARAMA NOKTASINDA GERGİNLİKAli İsmail Korkmaz davası için Kayseri Adalet Sarayına çeşitli parti ve örgütlerden oluşan yaklaşık 3 bin kişi geldi. Adalet Sarayına yaklaşık 1 kilometre uzaklıktan slogan atarak gelen grup, arama noktasına geldiğinde polisle tartıştı. Katil polis hesap verecek sloganları atarak üst araması yaptırmak istemeyen gruba polis önce müdahale etti, ardından tepki büyüyünce, kalabalığı arama yapılmadan alana aldı. CHP MYK üyeleri Veli Ağababa, Candan Yüceer, milletvekilleri Hüseyin Aygün, Sezgin Tanrıkulu, Müslim Sarı, Musa Çam, Muharrem Işık, İlhan Cihaner, Gökhan Günaydın ve Kadın Kolları MYK üyesi Düriye Taş, Kayseri Baro Başkanı Fevzi Konaç, Gezi Parkı eylemlerinde ölen Berkin Elvanın babası Sami Elvan ile Ahmet Atakanın kardeşi Zafer Atakan duruşma başladıktan sonra salona girdi.BERKİN ELVANIN BABASININ MÜDAHİLLİK TALEBİNE RETBerkin Elvanın babası Sami Elvan mahkeme heyetine, Benim oğlum da polisler tarafından katledildi. Ben de bu duruşmada müdahil olmak istiyorum dedi. Ahmet Atakanın kardeşi Zafer Atakan ile Mersin ve Balıkesir Barosu da davaya müdahil olup, yer almak istediklerini iletti. Ancak, savcı, suçtan doğrudan zarar görmedikleri için katılma taleplerini reddedilmesini istedi.7 AYLIK ALİ YUSUF İÇİN KATILMA TALEBİAli İsmail Korkmazın avukat ağabeyi Gürkan Korkmaz, 7 aylık oğlu Ali Yusufu kucağına alarak, Oğlum Ali 7 aylık. Amcasının adaşı, hem de amcasının bayrağını taşıyacak kişidir. Aynı zaman da ailedendir. Katılma talebimiz var dedi. Mahkeme heyeti, katılma talepleri için duruşmaya 5 dakika ara verdi. Daha sonra, CMK 237/1 maddesi gereğince taleplerin tamamını reddetti. Daha sonra sanıkların dinlenmesine geçildi.GÖRGÜ TANIĞI POLİSLERİ TEŞHİS ETTİ , İSMAİLİN AİLESİ GÖZYAŞI DÖKTÜTanık Semih Berkay Yapıcı, 2 Haziran 2013te Ali İsmail Korkmazı, polis ve yanındakilerin dövdüğünü gördüğünü belirterek olay anını anlattı. Tanık ifadesini Ali İsmailin annesi Emel, babası Şahap, kız kardeşleri Melike Çakırkaya ve Aylin Taktukla ağabeyi Gürkan Korkmaz gözyaşları içinde dinledi. Görgü tanığı Semih Berkay Yapıcı, Ali İsmail Korkmazın dövüldüğü sırada orada olduğunu belirte
Zaman
Son Dakika
12.05.2014
AnneKorkmazAcabaevlatlarıannelerininelleriniöpebildimi?Anne Korkmaz Acaba evlatları annelerinin ellerini öpebildi mi?
Anne Korkmaz: Acaba evlatları annelerinin ellerini öpebildi mi?
Zaman
12.05.2014
15:11
Eskişehirdeki Gezi Parkı olayları sırasında polis ve bazı sivil vatandaşların dayağıyla öldüğü iddiasıyla açılan Ali İsmail Korkmaz davasının ikinci duruşmasına, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Davada küfür gerginliği yaşandı.ACABA EVLATLARI ANNELERİNİN ELLERİNİ ÖPEBİLDİ Mİ?Eskişehirde 2 Haziran 2013te, Gezi Parkı eylemleri sırasında dövülerek öldürüldüğü iddia edilen üniversite öğrencisi Ali İsmail Korkmaz davasının ikinci duruşması Kayseri Adalet Sarayında görülmeye başlandı. Duruşmaya katılmak için gelen Korkmazın annesi Emel Korkmaz, Katillerle yüzleşmeye Ali İsmail ile birlikte geldim. Acaba evlatları annelerinin elini öpebildi mi? dedi.Adalet Sarayı ve çevresinde saat 05.00ten itibaren polis geniş güvenlik önlemi aldı. Emniyet Müdürü Mustafa Aydın, çevre illerden gelenlerle birlikte bin 900 polis, 4 Toplumsal Olaylara Müdahale Aracı (TOMA) ve 1 helikopterin görev yaptığını söyledi. Duruşmaya katılmak için anne Emel Korkmaz, baba Şahap Korkmaz ve bazı yakınları Hataydan Kayseriye geldi.Ali İsmailin fotoğrafını göğsünde taşıyan anne Emel Korkmaz, duruşma salonu girişinde yaptığı açıklamada oğlunun hesabını sormaya geldiğini söyledi. Sanıklara tepki gösteren anne Korkmaz, Ali İsmailin hesabını sormaya geldim. Ali İsmail ile birlikte geldim. Acaba evlatları annelerinin elini öpebildi mi? Çocukları babam nerede diye sorduğunda ne cevap verdi. Biz 19 yaşında gencecik çocuğa kıydık, hapiste miyiz dediler, yoksa ne dediler merak ediyorum? diye sordu.38 GÜN KOMADA KALMIŞTIEskişehir Anadolu Üniversitesi Eğitim Fakültesi İngilizce Öğretmenliği bölümü 1inci sınıf öğrencisi Ali İsmail Korkmaz, Gezi Parkı eylemleri sırasında ağır yaralanarak, götürüldüğü hastanede 38 gün komada kaldıktan sonra yaşamını yitirmişti. Olayla ilgili olarak 1i polis memuru 5 tutuklu ile tutuksuz 3 polisin aralarında bulunduğu 8 sanık yargılanıyor. Öte yandan adliye çevresinde alınan güvenlik önlemleri nedeniyle cadde ve sokaklar taşıt ve yaya trafiğine kapatılırken, şehirde bazı güzergahlarda trafik sıkıştı.SALONA ALKIŞLARLA GİRDİLERAli İsmail Korkmaz davası, bu dava için dönüştürülen konferans salonunda saat 09.40ta başladı. Duruşmaya Ali İsmail Korkmazın annesi Emel, babası Şahap, ağabeyi Gürkan ile tutuklu sanıklar polis memuru Mevlüt Saldoğan, fırıncı İsmail Koyuncu, Ramazan Koyuncu Muhammet Vatanseven, fırın işçisi Ebubekir Harlar ile tutuksuz sanık polis memurları Şaban Gökpınar, Hüseyin Engin, Yalçın Akbulut ve avukatları katıldı. 250 kişilik duruşma salonu tamamen dolarken, bazı avukatlar duruşmayı ayakta takip etti. Ramazan Koyuncunun avukatının davadan çekildiği belirtildi. Ali İsmail Korkmazın ailesi salona alkışlar arasında girdi.ARAMA NOKTASINDA GERGİNLİKAli İsmail Korkmaz davası için Kayseri Adalet Sarayına çeşitli parti ve örgütlerden oluşan yaklaşık 3 bin kişi geldi. Adalet Sarayına yaklaşık 1 kilometre uzaklıktan slogan atarak gelen grup, arama noktasına geldiğinde polisle tartıştı. Katil polis hesap verecek sloganları atarak üst araması yaptırmak istemeyen gruba polis önce müdahale etti, ardından tepki büyüyünce, kalabalığı arama yapılmadan alana aldı. CHP MYK üyeleri Veli Ağababa, Candan Yüceer, milletvekilleri Hüseyin Aygün, Sezgin Tanrıkulu, Müslim Sarı, Musa Çam, Muharrem Işık, İlhan Cihaner, Gökhan Günaydın ve Kadın Kolları MYK üyesi Düriye Taş, Kayseri Baro Başkanı Fevzi Konaç, Gezi Parkı eylemlerinde ölen Berkin Elvanın babası Sami Elvan ile Ahmet Atakanın kardeşi Zafer Atakan duruşma başladıktan sonra salona girdi.BERKİN ELVANIN BABASININ MÜDAHİLLİK TALEBİNE RETBerkin Elvanın babası Sami Elvan mahkeme heyetine, Benim oğlum da polisler tarafından katledildi. Ben de bu duruşmada müdahil olmak istiyorum dedi. Ahmet Atakanın kardeşi Zafer Atakan ile Mersin ve Balıkesir Barosu da davaya müdahil olup, yer almak istediklerini iletti. Ancak, savcı, suçtan doğrudan zarar görmedikleri için katılma taleplerini reddedilmesini istedi.7 AYLIK ALİ YUSUF İÇİN KATILMA TALEBİAli İsmail Korkmazın avukat ağabeyi Gürkan Korkmaz, 7 aylık oğlu Ali Yusufu kucağına alarak, Oğlum Ali 7 aylık. Amcasının adaşı, hem de amcasının bayrağını taşıyacak kişidir. Aynı zaman da ailedendir. Katılma talebimiz var dedi. Mahkeme heyeti, katılma talepleri için duruşmaya 5 dakika ara verdi. Daha sonra, CMK 237/1 maddesi gereğince taleplerin tamamını reddetti. Daha sonra sanıkların dinlenmesine geçildi.GÖRGÜ TANIĞI POLİSLERİ TEŞHİS ETTİ , İSMAİLİN AİLESİ GÖZYAŞI DÖKTÜTanık Semih Berkay Yapıcı, 2 Haziran 2013te Ali İsmail Korkmazı, polis ve yanındakilerin dövdüğünü gördüğünü belirterek olay anını anlattı. Tanık ifadesini Ali İsmailin annesi Emel, babası Şahap, kız kardeşleri Melike Çakırkaya ve Aylin Taktukla ağabeyi Gürkan Korkmaz gözyaşları içinde dinledi. Görgü tanığı Semih Berkay Yapıcı, Ali İsmail Korkmazın dövüldüğü sırada orada olduğunu belirte
Zaman
Ana Sayfa
12.05.2014
AnneKorkmazAcabaevlatlarıannelerininelleriniöpebildimi?Anne Korkmaz Acaba evlatları annelerinin ellerini öpebildi mi?
Hilmi Yavuz - Hukuken cumhurbaşkanı mı, fiilen başkan mı?
Zaman
20.04.2014
17:33
KONDA Araştırma’nın Yönetim Kurulu Başkanı Tarhan Erdem -ki, kendisiyle neredeyse 60 yılı bulan bir dostluğumuz vardır- ‘Yeni Şafak’ gazetesinde Ayşe Böhürler’le yaptığı söyleşide, bana göre elbet, önemli bir tespitte bulunuyor: Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden önce, bu sisteme geçişin devletin yapısında radikal bazı değişikliklerin yapılması gereği! Şöyle diyor Erdem: ‘Başkanlık sistemi Türkiye’de olmaz.Çünkü başkanlık rejimini bugünkü merkezî devlet ve hükümet yapısına göre yaparsanız, Ankara cehennem olur. Çünkü, zaten Türkiye’de bütün meseleler merkezî yönetimden sorulur: Dolayısıyla, yerinden yönetim olmadan başkanlık sistemi uygulanamaz.’Erdem, başkanlık sisteminde, ABD’de olduğu gibi ‘yerinden yönetim’, ya da başka bir deyişle, ‘eyalet sistemi’ne geçilmesinin gerekli ön koşul olduğunu, eğer yerinden yönetime geçilmeden başkanlık rejimine geçilirse, mevcut merkezî devlet yapısının daha da tahkim edilmiş olacağını bildiriyor. Merkezî devlet yapısının, bu defa halk tarafından seçilecek bir başkan ile, deyiş yerindeyse, büsbütün merkezîleşeceği! Erdem’in ‘Ankara cehennem olur!’ derken kastettiği bu olmalıdır!Aslında mesele, Anayasa’ya ilişkin teorik bir konunun gereğince irdelenmemiş olmasıdır. Biliyoruz: İki tür başkanlık rejimi var: (i) ABD’de uygulanan başkanlık rejimi ve (ii) Fransa’da uygulanan yarı-başkanlık rejimi! Kabul etmek gerekir ki, yarı-başkanlık rejimi, bir demokratik illüzyondan ibarettir. İki rejim arasında varmış gibi görünen ya da gösterilen farklar, tamamiyle göz ardı edilebilecek türden ve eski deyişle ‘esasa taalluk etmeyen’ minör farklardan, yani füruattan ibarettir. Yarı-başkanlık rejiminde başbakanın mevcudiyeti, icra organının başındaki kişinin hukuken başbakan olması, gerçek anlamda yürütmenin başının başkan olduğu gerçeğini değiştirmez. Haydi, öyle söyleyeyim: Yarı-başkanlık rejiminde başbakan, yürütme [icrâ] bakımından ‘konu mankeni’ gibidir!Bu böyleyken, mevcut parlamenter sistemimizde olduğu gibi, başbakanın iktidar partisinin genel başkanı olması, onu yürütmenin başı olmak bakımından güçsüz kılarken, partinin genel başkanı sıfatıyla da güçlü konumda bulundurmak durumundadır. Yani, hükümet içinde güçsüz, parti içinde güçlü! Rahmetli Özal, bu problemi Yıldırım Akbulut formülüyle çözmüş, ama parti içinde Mesut Yılmaz’ın güçlü bir kimlik olarak öne çıkmasına engel olamamıştı…Bana sorarsanız, Recep Tayyip Erdoğan, halkoyuyla seçilerek cumhurbaşkanı olursa, Abdullah Gül’ün başbakan ve AK Parti genel başkanı olmasına imkân vermeyecektir. Eşyanın [burada elbette politikanın!] tabiatı icabıdır: Politikada arkadaşlık, kardeşlik ‘bu yollarda beraber yürümüş olmak’ vs. vs. , kof bir retoriktir! Kardeşleri, Yusuf’u kör kuyuya atmamış mıydı? Habil’le Kabil kardeş değil miydiler? Kanuni Sultan Süleyman, Şehzade Mustafa’yı niçin öldürttü? Kim demişti, bilmiyorum: ‘İktidar, inkisam kabul etmez!’ diye! Hem unutmamalı: Tayyip Bey, ‘Esasen Anayasa müsait, bakanlar kuruluna da başkanlık yapabilirim’ de demişti! Bu, bir lapsus’tu;-Tayyip Bey’in cumhurbaşkanlığını ‘cebinde’ gördüğüne ilişkin bir lapsus!Bir de şu: Büyük bir İslamcı düşünür olan Said Halim Paşa, ‘Buhranlarımız’da, İslamî açıdan devlet başkanının halk tarafından seçilmesinin veeee geniş yetkilerle donatılmış olmasının zarurî olduğunu söylememiş miydi?Her neyse, Ağustosa daha çok var! Bakalım köprülerin altından daha ne sular akacak!NOT: Bu yazı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün önceki günkü açıklamalarından önce yazılmıştır.
Zaman
Köşe Yazıları
20.04.2014
HilmiYavuz-Hukukencumhurbaşkanıfiilenbaşkanmı?Hilmi Yavuz - Hukuken cumhurbaşkanı mı fiilen başkan mı?
Mehmet Kamış - Durduğumuz yer
Zaman
02.04.2014
15:58
Kardeşler arasında Yusuf (as) azınlıktaydı. Bünyamin hariç diğer 11 kardeş, Yusuf’u (as) kuyuya atıp ondan kurtulma hükmünü vermişti.Oylama yapsalardı kuyuya atılma fikri oy çokluğuyla galip gelecekti. Yusuf’u (as) kıskanıyorlardı çünkü. Babası onu daha çok seviyordu. O hep doğru söylüyor, doğru davranıyor, Hakk’ın emirlerine daha çok dikkat ediyordu. Mümin ahlakıyla hareket ediyor, kendisinin olmayan hiçbir şeye bakmıyordu. Kardeşleri çoğunluk iradesiyle onun kuyuya atılmasına karar verdi.Ancak çoğunluk böyle karar verdi diye Yusuf’un kuyuya atılmasını o tarihten bugüne kadar kimse haklı bulmadı. ‘Ne yapalım Yusuf (as) kendisi hakkında verilen karara razı olmalıydı’ diyen kimse çıkmadı. Çünkü hak sayıya göre değil ağırlığa ve İlahi adalete göre hareket etmek demekti. Bizim referans aldığımız hiçbir öğreti, hiçbir değer, hiçbir anlayış çoğunluk kararlarının hırsızlığı, yalanı, iftirayı ve küfrü akladığını söylemiyor. Yani sen suçsuz bir adam öldürüyorsan o civardaki bütün ahali toplanıp ‘yok ya bir şey olmaz’ dese de, Hak karşısında katil olmaktan kurtulamıyorsun.Biz dünya iktidarı için, ganimet ve zenginleşmek için yazıp çizmedik. Bizim, ‘kazanacağız ve dünyanın nimetlerine konacağız’ diye de hiçbir amacımız olmadı. Bizim hakkın sesi olmak diye bir derdimiz vardı. Dinin ve hukukun suç saydığı her şeyin karşısında olduk. Bizim hayata bakışımızı belirleyen kitabımız ve öğretilerimiz vardı. Bütün olaylara onun ölçüsüyle bakmaya çalıştık. Yazarken iftira atmadık, yalan söylemedik, küfür ve hakaret etmedik. Olaylara ve insanlara bakışımızı takım tutar gibi tarafgirliğimiz belirlemedi. Olayların zati gerçekliğine bakmaya çalıştık, iyiye iyi kötüye kötü deme gayretinde olduk. Yani bizim için ülkenin tamamı bir yöneticiyi desteklese, Bakara Sûresi hiçbir zaman Makara haline gelmeyecek. Herhangi bir kişinin devlet erkini kullanarak, hiçbir kitapta ve kanunda yazılmadık biçimde mal edinmesini hep yanlış bulmaya devam edeceğiz. Yalan ve iftira bizim için hiçbir zaman normalleşmeyecek. İlkelerimizi her şartta ve her dönemde koruyacağız. Hakkın hatırı her zaman her şeyden yüksek olacak.Hukuk, yazılı metinlerin söylediğine göre davranır. Kanunlarda yazmayan herhangi bir güç ile kanunda yazılan suçları işlemesine rağmen birileri yargılanmıyorsa işte ona üstünlerin hukuku denir. AK Parti kuruluşundan 12 Haziran 2011 tarihine kadar yeni bir ülke, çağdaş ve demokratik bir hukuk sistemi vaat ediyordu. Üstünlerin değil, hukukun üstünlüğünü getireceğini söylüyordu. Kişisel hakların artırılacağını, devletin özel hayatlardan çekilip asli vazifesine döneceği bir yönetim getireceğini dillendiriyordu. İşin doğrusu bizi de ikna edici davranıyordu.AK Parti başlangıçta bir ilke partisiydi. İnanç özgürlüğünü sağlamak, devlet tarafından toplumun belli kesimlerine karşı uyguladığı dışlayıcı tavrı engellemek amacıyla yola çıkmışlardı. Ama bugün bambaşka bir partiye doğru evrildiler ve bugün eski devlet anlayışından kalan yeri doldurmuş durumdalar. Ve bugün geldiğimiz noktada birçok yöneticisi hukukun kriminal olarak gördüğü fiillerle suçlanıyor.30 Mart’ta kazandığı seçimle bütün her şeyi sıfırladığını düşünüyor AK Parti... Annelerinin karnından doğmuş kadar masum ve temiz hissediyorlar kendilerini. Yeryüzünde tek haklı onlar kaldı ve herkese hesap kesme modundalar.Ama biz durduğumuz yerde duruyoruz. İyi ki hakkın, hukukun ve adaletin yanında yer aldık. Yusuf (as) nasıl olsa o kuyudan kurtulacak.
Zaman
Ana Sayfa
02.04.2014
MehmetKamış-DurduğumuzyerMehmet Kamış - Durduğumuz yer
RÜYA VE RESÛLULLAH’IN (sas) RÜYALARI TEŞRİF ETMESİ GERÇEĞİ
Zaman
03.03.2014
02:13
Arapçadaki görme anlamına gelen “rü’yet” kelimesinden türeyen rü’ya; insanın uykuda iken gördüğü şeylere denir.Arapçadaki görme anlamına gelen “rü’yet” kelimesinden türeyen rü’ya; insanın uykuda iken gördüğü şeylere denir. İslam âlimleri genellikle rüyayı temelde iki kategoride ele almışlardır. Bunlardan birisi, “edğâs-u ahlam” denilen, insanın kendi nefsinin ya da şeytanın etkisiyle uykuda gördüğü, gerçek âlemle fazla bir ilgisi ve etkisi olmayan çeşididir. Diğeri de “sâlih rüya” olarak isimlendirilen ve aynı zamanda peygamberliğin kırk altı cüzünden bir parça olarak görülen rüyadır. (Buhari, Ta’bir 2,4; İbn Mâce, Rüya1). Salih rüyanın, böyle kabul edilmesi, genel kabule göre, Allah Resûlü’nün (sas) nübüvvet yıllarıyla ilgilidir. Şöyle ki: Nübüvvet 23 yıl devam etmiştir. Bunun ilk altı ayı, genellikle rüyalarla, yani vahyin daha çok rüyada gelmesiyle gerçekleşmiştir. İlk altı ay, toplam peygamberlik süresince 1/46’ya tekabül etmektedir. Aynı zamanda sağlam rivayetlere göre, nübüvvet başlamadan hemen önceki süre içerisinde de Allah Resûlü (sas), rüyasında ne görüyordu ise, sabah aydınlığı gibi yoruma ihtiyaç kalmaksızın gördüğü şey aynen zuhur ediyordu.Salih rüyalar da tabir edilmeleri açısından birkaç kısma ayrılır. Bunlardan bir çeşidi vardır ki, herhangi bir yorum ve tabire ihtiyaç duyulmaksızın, aynen görüldüğü gibi meydana gelir. Bu tür rüyanın en meşhuru Kur’ân’da Hz. İbrahim’in (as) oğlunu kurban etmesidir. Ve bu aynı zamanda vahiydir. Zira peygamberlerin rüyası, vahyin bir parçasıdır. (Buhari, Vudu 5, Ezan 161). Salih rüyanın bir çeşidi de vardır ki, bunun bir kısmında yoruma ihtiyaç duyulurken, bir kısmında görülen şey aynen zuhur eder. Mesela Hz. Yusuf rüyasında 11 yıldızı, güneş ve ayı kendisine secde ediyor görmüştür. Burada 11 yıldız, güneş ve ay, tabire muhtaçtır. Ancak secde ediyor olmalarının yoruma ihtiyacı yoktur. Zira sonunda ailece kardeşleri onun önünde eğilmiş ve kabul emişlerdir. Rüyanın üçüncü bir çeşidi de tamamının yoruma ihtiyaç duymasıdır ki, buna da örnek olarak yine Hz. Yusuf döneminde Mısır melikinin rüyasında, yedi cılız ineğin yedi semiz ineği yediğini görmesidir. Bunu da Hz. Yusuf (as), Cenab-ı Hakk’ın kendisine talim buyurduğu rüya yorumu (ta’biru’r-rüya) bilgisiyle tam ve isabetli bir şekilde yorumlamıştır.Kur’ân’da, zaman zaman Allah Teala, Resûl’üne bazı müjdeleri rüyasında göstermiştir. Mesela Bedir Savaşı’nda müşriklerin sayısını rüyasında az göstermiş (Enfal 8/43), Mekke’ye ashabıyla emniyet ve güven içerisinde gireceğini bir yıl önceden rüyasında müjdelemiştir. (Fetih 48/27)Allah Resûlü’nün kendisi de Uhud Savaşı öncesinde rüya görmüş, gördüğü bu rüyadan, yakınlarından birisinin Uhud’da şehid olacağı sonucunu çıkarmıştır. Sadık rüyalar, Allah Teala tarafından kullarına lütfedilen bir müjde, teşvik, ilham ve yol gösterme kabilinden olabileceği gibi, aynı zamanda bir uyarı, irşad ve ibret maksatlı da olabilir.Vahyin kesilmesinden sonra, Allah mü’minler için bazı müjdeleri rüyalarla bildirmiştir. Nitekim bütün müfessirler, “Dünya hayatında da âhirette de müjde vardır onlara..” (Yûnus Sûresi, 10/64) âyetinde haber verilen dünyadaki müjdenin, rüyalar olduğunu belirtmişler ve bunu da, sahih hadis kitaplarındaki şu rivayetle desteklemişlerdir: Ashaptan Ubade b. Sâbit (ra) Allah Resûlü’ne âyette beyan edilen dünya hayatındaki müjdelerden kastedilenin ne olduğunu sorunca, Resûlullah ona: “Sen bana öyle bir şey sordun ki, daha önce ümmetimden hiç kimse böyle bir soruyu bana sormadı. Ondan maksat, mü’minin gördüğü veya mü’mine gösterilen sadık rüyadır.” cevabını vermiştir. (Müslim, Rüya 6; Tirmizi, Tefsîr-u Sûret-i Yunus, 2; Ahmed b. Hanbel, 2/269, 5/309). Allah Resûlü de (sas) rüyaya önem verir, ashabından rüya görenler varsa, bunları anlattırır, onlarla ilgili yorumlar yapar, hatta eşlerine zaman ayırdığında, onlarla beraber oturur ve onların rüyalarını yorumlardı. Mesela sabahleyin karşılaştığında ashabına, “Sizden bu gece rüya gören var mı?” diye sorar, rüya görenlere anlattırır ve yorumlar yapardı. (Ebû Dâvûd, Edeb 88)Hz. Peygamber (sas), salih rüyaların mü’minler için birer mübeşşirat/müjde olduğunu hatırlatarak, kıyamete yakın zaman diliminde mü’minlerin gördükleri rüyaların, neredeyse aynen çıkacağı ve bu rüyalarda görülen şeylerin yalan çıkmayacağı müjdesini de vermiştir. (Buhari, Ta’bir 26, Tirmizî, Rüya 1). Yine hadis kaynaklarında, rüyanın farklı yönleriyle ilgili detaylı bilgileri de görmekteyiz. Mesela en doğru rüyaların görül
Zaman
Yorum
03.03.2014
RÜYAVERESÛLULLAH’IN(sas)RÜYALARITEŞRİFETMESİGERÇEĞİRÜYA VE RESÛLULLAH’IN (sas) RÜYALARI TEŞRİF ETMESİ GERÇEĞİ
Ali Ünal - Hocaefendi'nin beraeti
Zaman
03.02.2014
09:54
Tarih boyu peygamberler, büyük âlimler, velîler, çok büyük hakaretlere, iftiralara uğramışlar, hayatlarına suikast bile yapılmıştır.Bunların bazen en acımasızını yapanlar, en yakınlar olmuştur. Öyle ki, Hz. Âdem a.s. gibi bir peygamberin iki oğlundan birisi kıskançlıkla diğerini öldürmüş, bir diğer büyük peygamber Hz. Yakub’un (a.s.) on oğlu, yine kıskançlık sebebiyle çocuk yaştaki kardeşleri Hz. Yusuf’u (a.s.) ölsün gitsin diye kuyuya atmışlardır. Kur’an, bunları elbette boşuna anlatmıyor. Pek çok âyette de, uğradığı hakaretler, aleyhindeki iftiralar sebebiyle Peygamber Efendimiz (s.a.s.) teselli edilir ve nasıl davranması gerektiği konusunda önüne ışık tutulur. Meselâ: “Onların söyledikleri sözlerden dolayı göksünün daraldığını biliyoruz. Ama sen, Rabb’ini hamd ile tesbih et ve daima secde ile kulluğunu ve teslimiyetini ortaya koyan biri ol. Ve ölüm sana gelip çatıncaya kadar da Rabb’ine ibadette devam et.” (Hıcr Sûresi/15: 97?99). Yine: “Mallarınız ve canlarınız hususunda hiç şüphesiz imtihana tâbi tutulacak ve gerek sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olanlardan, gerekse Allah’a şirk koşanlardan kırıcı, incitici pek çok sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve yanlışa düşmeden takva dairesi içinde kalabilirseniz, bilin ki bu, azim, sebat, metanet gerektiren çok değerli bir iştir.” (Âl-i İmrân Sûresi/3: 186) “İman edenlere de ki: Allah’ın günlerinin gelip çatacağını beklemeyenlerin sözlerine ve davranışlarına aldırış etmesinler ve onların kusurlarını bağışlasınlar. Çünkü Allah, hangi topluluk ne yapıp, hesap hanesine ne yazdırmışsa muhakkak karşılığını verecektir.” (Câsiye Sûresi/45: 14) Had bilmezlerin, cahillerin, yol bilmezlerin, kadir kıymet tanımazların, bomboş gurur ve kibir heykellerinin, dünyayı ve herkesi menfaatleri ve egolarının penceresinden görenlerin iftiralarına, bühtanlarına, yalanlarına katlanmak zordur; ama Âl-i İmran Sûresi âyetinde buyrulduğu gibi, yanlışa yanlışla karşılık vermeden, her türlü menfî davranış karşısında takvadan ayrılmadan yola devam edebilmek, yiğit işidir ve elbette peygamberler ve onların vârisleri, bu gerçek yiğitliği her zaman ortaya koymuşlardır.Şu son bir buçuk aydır Hocaefendi’ye ve hizmet hareketine bile bile atılan ve yayılan katlanılması gerçekten zor iftiralar, söylenen yalanlar, esasen hizmet hareketinin günümüzde ifade ettiği önemi, sahip olduğu değeri ve geldiği noktayı gösteriyor. Allah (c.c.), neticede hizmetin önündeki en büyük engeli kaldıracaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) için en büyük engel ve açılması gereken kapı Mekke idi. Hudeybiye’de bu kapı sonuna kadar açıldı ve Kur’ân, buna feth-i mübîn (kapının sonuna kadar açılması) der. Bunun birinci sebebi ve neticesi olarak Peygamber Efendimiz’e “Allah, geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın diye” buyrulur. (Fetih Sûresi/48: 2) Âyette geçen ve günah manâsı verilen “zenb” kelimesinin bir manâsı, töhmettir, suçlamadır. Hz. Musa’nın “Onların (Firavun ve oligarşisinin) benim aleyhimde bir zenbi (bana karşı suçlaması) var.” âyetinde bu açıktır. (Şuarâ Sûresi/26: 14) Mekkeliler, Peygamber Efendimiz’i şairlikle, büyücülükle, aileleri bölmekle vb. suçluyorlardı. İşte Cenab-ı Allah (c.c.), İslâm’ın önündeki Mekke kapısını ardına kadar açarak ve neticede Mekkelilerin Müslüman olmasıyla, O’nun hakkındaki bütün suçlamalar kalktı; onlar, zaten birer iftiraydı. Mekkeliler, kendisine kardeşlerinin neticede Hz. Yusuf’a (a.s.) dedikleri gibi, “Allah’a yemin olsun ki, seni bize tercih etti.” dediler. Bugün Hocaefendi aleyhinde birleşenlerin içindeki insaflılar da bir gün aynısını söyleyeceklerdir.
Zaman
En Çok Okunan
03.02.2014
AliÜnal-HocaefendininberaetiAli Ünal - Hocaefendinin beraeti
Ali Ünal - Hocaefendi'nin beraeti
Zaman
03.02.2014
02:19
Tarih boyu peygamberler, büyük âlimler, velîler, çok büyük hakaretlere, iftiralara uğramışlar, hayatlarına suikast bile yapılmıştır.Bunların bazen en acımasızını yapanlar, en yakınlar olmuştur. Öyle ki, Hz. Âdem a.s. gibi bir peygamberin iki oğlundan birisi kıskançlıkla diğerini öldürmüş, bir diğer büyük peygamber Hz. Yakub’un (a.s.) on oğlu, yine kıskançlık sebebiyle çocuk yaştaki kardeşleri Hz. Yusuf’u (a.s.) ölsün gitsin diye kuyuya atmışlardır. Kur’an, bunları elbette boşuna anlatmıyor. Pek çok âyette de, uğradığı hakaretler, aleyhindeki iftiralar sebebiyle Peygamber Efendimiz (s.a.s.) teselli edilir ve nasıl davranması gerektiği konusunda önüne ışık tutulur. Meselâ: “Onların söyledikleri sözlerden dolayı göksünün daraldığını biliyoruz. Ama sen, Rabb’ini hamd ile tesbih et ve daima secde ile kulluğunu ve teslimiyetini ortaya koyan biri ol. Ve ölüm sana gelip çatıncaya kadar da Rabb’ine ibadette devam et.” (Hıcr Sûresi/15: 97?99). Yine: “Mallarınız ve canlarınız hususunda hiç şüphesiz imtihana tâbi tutulacak ve gerek sizden önce kendilerine Kitap verilmiş olanlardan, gerekse Allah’a şirk koşanlardan kırıcı, incitici pek çok sözler işiteceksiniz. Eğer sabreder ve yanlışa düşmeden takva dairesi içinde kalabilirseniz, bilin ki bu, azim, sebat, metanet gerektiren çok değerli bir iştir.” (Âl-i İmrân Sûresi/3: 186) “İman edenlere de ki: Allah’ın günlerinin gelip çatacağını beklemeyenlerin sözlerine ve davranışlarına aldırış etmesinler ve onların kusurlarını bağışlasınlar. Çünkü Allah, hangi topluluk ne yapıp, hesap hanesine ne yazdırmışsa muhakkak karşılığını verecektir.” (Câsiye Sûresi/45: 14) Had bilmezlerin, cahillerin, yol bilmezlerin, kadir kıymet tanımazların, bomboş gurur ve kibir heykellerinin, dünyayı ve herkesi menfaatleri ve egolarının penceresinden görenlerin iftiralarına, bühtanlarına, yalanlarına katlanmak zordur; ama Âl-i İmran Sûresi âyetinde buyrulduğu gibi, yanlışa yanlışla karşılık vermeden, her türlü menfî davranış karşısında takvadan ayrılmadan yola devam edebilmek, yiğit işidir ve elbette peygamberler ve onların vârisleri, bu gerçek yiğitliği her zaman ortaya koymuşlardır.Şu son bir buçuk aydır Hocaefendi’ye ve hizmet hareketine bile bile atılan ve yayılan katlanılması gerçekten zor iftiralar, söylenen yalanlar, esasen hizmet hareketinin günümüzde ifade ettiği önemi, sahip olduğu değeri ve geldiği noktayı gösteriyor. Allah (c.c.), neticede hizmetin önündeki en büyük engeli kaldıracaktır. Peygamber Efendimiz (s.a.s) için en büyük engel ve açılması gereken kapı Mekke idi. Hudeybiye’de bu kapı sonuna kadar açıldı ve Kur’ân, buna feth-i mübîn (kapının sonuna kadar açılması) der. Bunun birinci sebebi ve neticesi olarak Peygamber Efendimiz’e “Allah, geçmiş ve gelecek günahlarını bağışlasın diye” buyrulur. (Fetih Sûresi/48: 2) Âyette geçen ve günah manâsı verilen “zenb” kelimesinin bir manâsı, töhmettir, suçlamadır. Hz. Musa’nın “Onların (Firavun ve oligarşisinin) benim aleyhimde bir zenbi (bana karşı suçlaması) var.” âyetinde bu açıktır. (Şuarâ Sûresi/26: 14) Mekkeliler, Peygamber Efendimiz’i şairlikle, büyücülükle, aileleri bölmekle vb. suçluyorlardı. İşte Cenab-ı Allah (c.c.), İslâm’ın önündeki Mekke kapısını ardına kadar açarak ve neticede Mekkelilerin Müslüman olmasıyla, O’nun hakkındaki bütün suçlamalar kalktı; onlar, zaten birer iftiraydı. Mekkeliler, kendisine kardeşlerinin neticede Hz. Yusuf’a (a.s.) dedikleri gibi, “Allah’a yemin olsun ki, seni bize tercih etti.” dediler. Bugün Hocaefendi aleyhinde birleşenlerin içindeki insaflılar da bir gün aynısını söyleyeceklerdir.
Zaman
Köşe Yazıları
03.02.2014
AliÜnal-HocaefendininberaetiAli Ünal - Hocaefendinin beraeti
Allah’a saygı imtihanından geçiyoruz
Zaman
19.01.2014
02:16
İnanan için imtihan mukadder. İmtihanın şiddeti ve sarsıcılığı da ona maruz kalanın imanı ve Allahla irtibatıyla doğru orantılı. Ne kadar derinse münasebet, imtihan o derece ağır oluyor.Bundandır ki, “Belanın en şiddetlisi Enbiyaya gelir, sonra derecelerine göre diğer inananlara…” buyuruyor Nebiler Sultanı! “Arifin gönlün Hüdâ gamgîn eder şâd eylemez / Bende-i makbûlünü mevlâ, azâd eylemez” demiş bir gönül insanı. Gönüldeki gamı makbul bende olmanın alameti saymış. İmtihan olunmamayı azap kabul etmiş. Ve tarih boyunca insanlığa yol gösterenler hep imtihan potalarında çelikleşen iradeler olmuş. Hem insanlığın hem de Peygamberliğin babası Hz. Âdem cenneti yitirme imtihanına maruz kaldı. Kaybettiği visalin ve maruz kaldığı firakın imtihanı yüreğini yakarken O, kaderi hiç sorgulamadan derin bir muhasebe ve kalbden bir teveccühle “Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer Sen bizi yarlığayıp merhamet buyurmazsan bütün bütün kaybedenlerden oluruz!” diye inlemişti. İmtihan, kaderi sorgulayan bir unsur olmaktan çıkmış, teveccühün, duanın, kalbden yakarışın vesilesi olmuştu.Dokuz yüz elli senelik ömründe evladı ve karısı tarafından bile anlaşılmayan Nuh Peygamberin (as) imtihanı bir tufan gibi hayatının her anını sarmıştı. Davetine icabet etmeyen kavminin aşağılama, tahkir ve tezyiflerine evladının kabaran sularda kaybolup gitmesi imtihanı da eklenince o da hiçbir sorgulamaya girmeden Rabbisine kalbi bir teveccühle, “Eğer beni affetmez, bana merhamet etmezsen her şeyi kaybedenlerden olurum…” demiş, içini dökmüştü.Peygamberlerin en büyüklerinden Hz. İbrahim (as), imtihana programlı bir hayat yaşadı. Onun hayatı her ilmiğinde ayrı bir ızdırabın dokunduğu çileden bir örgü gibiydi. Nemrutlarla yaka-paça olmak, onların zulümlerine, iftiralarına, işkencelerine, yalanlarına, komplolarına maruz kalmak tahammülü zor bir imtihandı. Ateş koridorlarında dolaşmak, o ateşe canhıraş bir şekilde odun taşıyanları görmekse ayrı bir imtihandı. İmtihanlar hiç peşini bırakmadı o büyük peygamberin. Eşini ve henüz bebek olan evladını neresi olduğunu bilmediği, kuş uçmaz kervan geçmez, içinde ot bitmez bir araziye terk edip arkasına bakmadan dönmek… Yıllar sonra kavuştuğu evladını koklayıp bağrına basarken, “Hadi onu kurban et!” emrine muhatap olmak… Ve zahiren akılla çatışmalı, izahı kabil olmayan bu imtihanların hiçbirine itiraz etmeden tam bir teslimiyet ve Allaha saygıyla katlanmak… Neticesinde ise evladıyla birlikte Allah evinin yeniden inşasına mazhar olmak… Yeryüzünün bu ilk evini kaidelerine oturtunca da evladıyla birlikte el açıp, “Ey bizim Kerîm Rabbimiz! Yaptığımız bu işi kabul buyur! Bizi yalnız Sana teslim olan Müslüman kıl; soyumuzdan da yalnız Sana teslimiyet gösteren Müslüman bir ümmet yetiştir. Bize ibadet etme yollarını göster ve tevbelerimizi kabul buyur!” diyerek bir beyaz dilekçe arz etmek… Sıkıntı ve imtihanlarla örülü bu hayatı baştan aşağıya dualarla gergef gergef işlenmiş emsalsiz bir dantelâ haline getirmek…Sana tam bir kul olarak canımı alHz. Yakub (as) evlatlarıyla imtihan oldu. Yusufuna duyduğu hasretten gözlerine ak düştü. Bir ömür boyu ah u enîn edip ağladı. “Tasamı ve üzüntümü sadece Allaha arz ediyorum” dedi, inledi durdu. Hz. Yusuf daha çocukken kardeşlerinin kıskançlığına ve ihanetine maruz kaldı. Kendini hasetten ve düşmanlıktan kararmış bir kuyunun dibinde buldu. İmtihan bununla sınırlı değildi; iffetin insanlık tarihindeki mümessili, iffetsizlik iftirasına uğradı. Peşi sıra önüne çıkan zindan, Onu sultanlığa taşıyan bir mektep oldu. Çocukken gördüğü o tatlı rüyanın ikliminde kardeşleri ve anne-babasıyla buluşurken O yine Rabbisine teveccühte ve sadece iyi bir kul olmanın derdindeydi: “Ey Rabbim, Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı ve dürüst (salih) insanlar arasına dâhil eyle!”Ve Efendimiz… Müstakilen bir başka yazıda ele almak niyetindeyiz ama altmış üç senenin hemen her gününün imtihanla dolu olduğu o hayattan sadece bir örnek vermek, Ona olan vefanın gereği… Yaklaşık üç sene süren açlık, hastalık ve çile dolu bir boykotun ardından ruhunun ufkuna yürüyen hayat arkadaşı Hz. Hatice ve sebepler planında yitirilen büyük destek Ebû Talip… Hüzün senesi denmişti o seneye… Allah Resûlü (aleyhi ekmelüt-tehâya) belki dinlerler ümidiyle Taife gitti. Tanıdığı, bildiği insanlar vardı orada. Hüznünü, yalnızlığını dağıtmaktı maksadı. Ama bütün kapılar yüzüne kapandı. Kapanmakla kalmadı, Taif sokaklarında ne kadar serseri, çapulcu yeniyetme varsa saldırdılar Rahmet Peygamberinin üstüne. Taşlar yağmur gibi yağarken, mübarek vücudundan akan kanlar ayaklarına kadar inmişti. Bir ağacı
Zaman
En Çok Okunan
19.01.2014
Allah’asaygıimtihanındangeçiyoruzAllah’a saygı imtihanından geçiyoruz
Allah’a saygı imtihanından geçiyoruz
Zaman
19.01.2014
02:10
İnanan için imtihan mukadder. İmtihanın şiddeti ve sarsıcılığı da ona maruz kalanın imanı ve Allahla irtibatıyla doğru orantılı. Ne kadar derinse münasebet, imtihan o derece ağır oluyor.Bundandır ki, “Belanın en şiddetlisi Enbiyaya gelir, sonra derecelerine göre diğer inananlara…” buyuruyor Nebiler Sultanı! “Arifin gönlün Hüdâ gamgîn eder şâd eylemez / Bende-i makbûlünü mevlâ, azâd eylemez” demiş bir gönül insanı. Gönüldeki gamı makbul bende olmanın alameti saymış. İmtihan olunmamayı azap kabul etmiş. Ve tarih boyunca insanlığa yol gösterenler hep imtihan potalarında çelikleşen iradeler olmuş. Hem insanlığın hem de Peygamberliğin babası Hz. Âdem cenneti yitirme imtihanına maruz kaldı. Kaybettiği visalin ve maruz kaldığı firakın imtihanı yüreğini yakarken O, kaderi hiç sorgulamadan derin bir muhasebe ve kalbden bir teveccühle “Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer Sen bizi yarlığayıp merhamet buyurmazsan bütün bütün kaybedenlerden oluruz!” diye inlemişti. İmtihan, kaderi sorgulayan bir unsur olmaktan çıkmış, teveccühün, duanın, kalbden yakarışın vesilesi olmuştu.Dokuz yüz elli senelik ömründe evladı ve karısı tarafından bile anlaşılmayan Nuh Peygamberin (as) imtihanı bir tufan gibi hayatının her anını sarmıştı. Davetine icabet etmeyen kavminin aşağılama, tahkir ve tezyiflerine evladının kabaran sularda kaybolup gitmesi imtihanı da eklenince o da hiçbir sorgulamaya girmeden Rabbisine kalbi bir teveccühle, “Eğer beni affetmez, bana merhamet etmezsen her şeyi kaybedenlerden olurum…” demiş, içini dökmüştü.Peygamberlerin en büyüklerinden Hz. İbrahim (as), imtihana programlı bir hayat yaşadı. Onun hayatı her ilmiğinde ayrı bir ızdırabın dokunduğu çileden bir örgü gibiydi. Nemrutlarla yaka-paça olmak, onların zulümlerine, iftiralarına, işkencelerine, yalanlarına, komplolarına maruz kalmak tahammülü zor bir imtihandı. Ateş koridorlarında dolaşmak, o ateşe canhıraş bir şekilde odun taşıyanları görmekse ayrı bir imtihandı. İmtihanlar hiç peşini bırakmadı o büyük peygamberin. Eşini ve henüz bebek olan evladını neresi olduğunu bilmediği, kuş uçmaz kervan geçmez, içinde ot bitmez bir araziye terk edip arkasına bakmadan dönmek… Yıllar sonra kavuştuğu evladını koklayıp bağrına basarken, “Hadi onu kurban et!” emrine muhatap olmak… Ve zahiren akılla çatışmalı, izahı kabil olmayan bu imtihanların hiçbirine itiraz etmeden tam bir teslimiyet ve Allaha saygıyla katlanmak… Neticesinde ise evladıyla birlikte Allah evinin yeniden inşasına mazhar olmak… Yeryüzünün bu ilk evini kaidelerine oturtunca da evladıyla birlikte el açıp, “Ey bizim Kerîm Rabbimiz! Yaptığımız bu işi kabul buyur! Bizi yalnız Sana teslim olan Müslüman kıl; soyumuzdan da yalnız Sana teslimiyet gösteren Müslüman bir ümmet yetiştir. Bize ibadet etme yollarını göster ve tevbelerimizi kabul buyur!” diyerek bir beyaz dilekçe arz etmek… Sıkıntı ve imtihanlarla örülü bu hayatı baştan aşağıya dualarla gergef gergef işlenmiş emsalsiz bir dantelâ haline getirmek…Sana tam bir kul olarak canımı alHz. Yakub (as) evlatlarıyla imtihan oldu. Yusufuna duyduğu hasretten gözlerine ak düştü. Bir ömür boyu ah u enîn edip ağladı. “Tasamı ve üzüntümü sadece Allaha arz ediyorum” dedi, inledi durdu. Hz. Yusuf daha çocukken kardeşlerinin kıskançlığına ve ihanetine maruz kaldı. Kendini hasetten ve düşmanlıktan kararmış bir kuyunun dibinde buldu. İmtihan bununla sınırlı değildi; iffetin insanlık tarihindeki mümessili, iffetsizlik iftirasına uğradı. Peşi sıra önüne çıkan zindan, Onu sultanlığa taşıyan bir mektep oldu. Çocukken gördüğü o tatlı rüyanın ikliminde kardeşleri ve anne-babasıyla buluşurken O yine Rabbisine teveccühte ve sadece iyi bir kul olmanın derdindeydi: “Ey Rabbim, Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı ve dürüst (salih) insanlar arasına dâhil eyle!”Ve Efendimiz… Müstakilen bir başka yazıda ele almak niyetindeyiz ama altmış üç senenin hemen her gününün imtihanla dolu olduğu o hayattan sadece bir örnek vermek, Ona olan vefanın gereği… Yaklaşık üç sene süren açlık, hastalık ve çile dolu bir boykotun ardından ruhunun ufkuna yürüyen hayat arkadaşı Hz. Hatice ve sebepler planında yitirilen büyük destek Ebû Talip… Hüzün senesi denmişti o seneye… Allah Resûlü (aleyhi ekmelüt-tehâya) belki dinlerler ümidiyle Taife gitti. Tanıdığı, bildiği insanlar vardı orada. Hüznünü, yalnızlığını dağıtmaktı maksadı. Ama bütün kapılar yüzüne kapandı. Kapanmakla kalmadı, Taif sokaklarında ne kadar serseri, çapulcu yeniyetme varsa saldırdılar Rahmet Peygamberinin üstüne. Taşlar yağmur gibi yağarken, mübarek vücudundan akan kanlar ayaklarına kadar inmişti. Bir ağacı
Zaman
Yorum
19.01.2014
Allah’asaygıimtihanındangeçiyoruzAllah’a saygı imtihanından geçiyoruz
Allah’a saygı imtihanından geçiyoruz
Zaman
19.01.2014
02:10
İnanan için imtihan mukadder. İmtihanın şiddeti ve sarsıcılığı da ona maruz kalanın imanı ve Allahla irtibatıyla doğru orantılı. Ne kadar derinse münasebet, imtihan o derece ağır oluyor.Bundandır ki, “Belanın en şiddetlisi Enbiyaya gelir, sonra derecelerine göre diğer inananlara…” buyuruyor Nebiler Sultanı! “Arifin gönlün Hüdâ gamgîn eder şâd eylemez / Bende-i makbûlünü mevlâ, azâd eylemez” demiş bir gönül insanı. Gönüldeki gamı makbul bende olmanın alameti saymış. İmtihan olunmamayı azap kabul etmiş. Ve tarih boyunca insanlığa yol gösterenler hep imtihan potalarında çelikleşen iradeler olmuş. Hem insanlığın hem de Peygamberliğin babası Hz. Âdem cenneti yitirme imtihanına maruz kaldı. Kaybettiği visalin ve maruz kaldığı firakın imtihanı yüreğini yakarken O, kaderi hiç sorgulamadan derin bir muhasebe ve kalbden bir teveccühle “Rabbimiz, biz nefsimize zulmettik. Eğer Sen bizi yarlığayıp merhamet buyurmazsan bütün bütün kaybedenlerden oluruz!” diye inlemişti. İmtihan, kaderi sorgulayan bir unsur olmaktan çıkmış, teveccühün, duanın, kalbden yakarışın vesilesi olmuştu.Dokuz yüz elli senelik ömründe evladı ve karısı tarafından bile anlaşılmayan Nuh Peygamberin (as) imtihanı bir tufan gibi hayatının her anını sarmıştı. Davetine icabet etmeyen kavminin aşağılama, tahkir ve tezyiflerine evladının kabaran sularda kaybolup gitmesi imtihanı da eklenince o da hiçbir sorgulamaya girmeden Rabbisine kalbi bir teveccühle, “Eğer beni affetmez, bana merhamet etmezsen her şeyi kaybedenlerden olurum…” demiş, içini dökmüştü.Peygamberlerin en büyüklerinden Hz. İbrahim (as), imtihana programlı bir hayat yaşadı. Onun hayatı her ilmiğinde ayrı bir ızdırabın dokunduğu çileden bir örgü gibiydi. Nemrutlarla yaka-paça olmak, onların zulümlerine, iftiralarına, işkencelerine, yalanlarına, komplolarına maruz kalmak tahammülü zor bir imtihandı. Ateş koridorlarında dolaşmak, o ateşe canhıraş bir şekilde odun taşıyanları görmekse ayrı bir imtihandı. İmtihanlar hiç peşini bırakmadı o büyük peygamberin. Eşini ve henüz bebek olan evladını neresi olduğunu bilmediği, kuş uçmaz kervan geçmez, içinde ot bitmez bir araziye terk edip arkasına bakmadan dönmek… Yıllar sonra kavuştuğu evladını koklayıp bağrına basarken, “Hadi onu kurban et!” emrine muhatap olmak… Ve zahiren akılla çatışmalı, izahı kabil olmayan bu imtihanların hiçbirine itiraz etmeden tam bir teslimiyet ve Allaha saygıyla katlanmak… Neticesinde ise evladıyla birlikte Allah evinin yeniden inşasına mazhar olmak… Yeryüzünün bu ilk evini kaidelerine oturtunca da evladıyla birlikte el açıp, “Ey bizim Kerîm Rabbimiz! Yaptığımız bu işi kabul buyur! Bizi yalnız Sana teslim olan Müslüman kıl; soyumuzdan da yalnız Sana teslimiyet gösteren Müslüman bir ümmet yetiştir. Bize ibadet etme yollarını göster ve tevbelerimizi kabul buyur!” diyerek bir beyaz dilekçe arz etmek… Sıkıntı ve imtihanlarla örülü bu hayatı baştan aşağıya dualarla gergef gergef işlenmiş emsalsiz bir dantelâ haline getirmek…Sana tam bir kul olarak canımı alHz. Yakub (as) evlatlarıyla imtihan oldu. Yusufuna duyduğu hasretten gözlerine ak düştü. Bir ömür boyu ah u enîn edip ağladı. “Tasamı ve üzüntümü sadece Allaha arz ediyorum” dedi, inledi durdu. Hz. Yusuf daha çocukken kardeşlerinin kıskançlığına ve ihanetine maruz kaldı. Kendini hasetten ve düşmanlıktan kararmış bir kuyunun dibinde buldu. İmtihan bununla sınırlı değildi; iffetin insanlık tarihindeki mümessili, iffetsizlik iftirasına uğradı. Peşi sıra önüne çıkan zindan, Onu sultanlığa taşıyan bir mektep oldu. Çocukken gördüğü o tatlı rüyanın ikliminde kardeşleri ve anne-babasıyla buluşurken O yine Rabbisine teveccühte ve sadece iyi bir kul olmanın derdindeydi: “Ey Rabbim, Sana tam itaat içinde bir kul olarak canımı al ve beni hayırlı ve dürüst (salih) insanlar arasına dâhil eyle!”Ve Efendimiz… Müstakilen bir başka yazıda ele almak niyetindeyiz ama altmış üç senenin hemen her gününün imtihanla dolu olduğu o hayattan sadece bir örnek vermek, Ona olan vefanın gereği… Yaklaşık üç sene süren açlık, hastalık ve çile dolu bir boykotun ardından ruhunun ufkuna yürüyen hayat arkadaşı Hz. Hatice ve sebepler planında yitirilen büyük destek Ebû Talip… Hüzün senesi denmişti o seneye… Allah Resûlü (aleyhi ekmelüt-tehâya) belki dinlerler ümidiyle Taife gitti. Tanıdığı, bildiği insanlar vardı orada. Hüznünü, yalnızlığını dağıtmaktı maksadı. Ama bütün kapılar yüzüne kapandı. Kapanmakla kalmadı, Taif sokaklarında ne kadar serseri, çapulcu yeniyetme varsa saldırdılar Rahmet Peygamberinin üstüne. Taşlar yağmur gibi yağarken, mübarek vücudundan akan kanlar ayaklarına kadar inmişti. Bir ağacı
Zaman
Ana Sayfa
19.01.2014
Allah’asaygıimtihanındangeçiyoruzAllah’a saygı imtihanından geçiyoruz
11 kişinin katledildiği davada tutuklu kalmadı
Zaman
24.12.2013
17:19
Gaziantepte 11 kişinin öldüğü, 70 kişinin de yaralandığı bombalı saldırıyla ilgili 1i firari toplam 12 sanıklı davanın tutuklu sanıkları tahliye edildi.Olay, 20 Ağustos 2012de Ramazan Bayramının 2inci günü, merkez Şehitkamil İlçe Emniyet Müdürlüğü hizmet binasının yanında gerçekleşti, arızalı görünümündeki lüks otomobilde meydana gelen patlama sonucu 4ü çocuk 11 kişi öldü. 2si Suriyeli 70 kişi de yaralandı.Soruşturmasını tamamlayan Terörle Mücadele Kanununun (TMK) 10uncu Maddesiyle görevli Cumhuriyet Savcısı, biri firari, 7si tutuklu toplam 12 sanık hakkında, bölge Ağır Ceza Mahkemesi olarak görev yapan Adana 10uncu Ağır Ceza Mahkemesine dava açtı. Bombayı patlattığı ileri sürülen firari sanık Firaz kod adlı Murat Filiz (27) ile ona yardım ettikleri öne sürülen Filizin kardeşleri Hurşit Filiz (31) ve Rüstem Filiz (29) ile Yusuf Orçu (21), Barış Tutuş (28), Yusuf Aktoprak (30), Mustafa Çetiner (29), Mahmut Halman (55) ile tutuksuz sanıklar Hikmet Halman (45) ve Kadir Konuk (33) hakkında 11 kişiyi öldürme, 70 kişiyi öldürmeye teşebbüs ve devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçlarından toplam 82 kez ağırlaştırılmış ömür boyu ve 919 yıla kadar hapis cezası istendi. Tutuksuz diğer sanıklar Mustafa Aydının (42) 15 yıla, Haydar Yılmazın (34) da 21 yıla kadar hapsi talep edildi.11 Eylül 2013de hakim karşısına çıkan sanıklar, haklarındaki suçlamayı kabul etmedi. Bombalı aracı Şanlıurfadan Gaziantepe götüren çekicinin şoförü Mustafa Çetiner, bombacı ile 2 saat yolculuk ettiklerini ancak, rahatsız edici bir davranışına şahit olmadığını söyledi. Olay yerinden ayrıldıktan bir süre patlama sesi duyduğunu belirten Çetiner, Ben doğalgaz veya tüp patlayabileceğini düşündüm. Daha sonra işimin bittiğini haber vermek için patronumu aradım dedi.Bombacıya yardım etmekle suçlanan sanık Mahmut Halman da, Ben Siverekte ilköğretim okulunda müdür yardımcısıyım. Eşim ve çocuklarımla birlikte özel otomobilimle giderken aracın yanındaki kişi el kaldırdı. Yardım etmek için durdum. Aracının arızalı olduğunu ve çekiciye ihtiyacı olduğunu söyleyince tanıdığım çekiciyi aradım. Sonra da yolumuza devam ettik diye konuştu.Diğer sanıklar da olay günü Diyarbakırdan yola çıkarak Şanlıurfa ve Gaziantep ve Adana üzerinden gezerek Mersine tatile gittiklerini, yol güzergahında, patlamanın olduğu araçtakilerle hiç bir iletişimleri olmadığını söyledi.Patlamada ölenlerden 11 yaşındaki Sevgi Gülperi İnançin annesi Nuray İnanç, bombalı saldırıyı yapanların en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi.5 TAHLİYEMahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Hurşit Filiz, Rüstem Filiz, Yusuf Orçu, Barış Tutuş ile Yusuf Aktoprakın yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliyesine karar vererek duruşmayı erteledi. Diğer 2 sanık ise daha önceki duruşmalarda tahliye edilmişti. Böylece, davada tutuklu sanık kalmadı. Firaz kod adlı Murat Filizin aranmasına devam ediliyor.
Zaman
Ana Sayfa
24.12.2013
11kişininkatledildiğidavadatutuklukalmadı11 kişinin katledildiği davada tutuklu kalmadı
11 kişinin katledildiği olayda tutuklu kalmadı
Zaman
24.12.2013
15:59
Gaziantepte 11 kişinin öldüğü, 70 kişinin de yaralandığı bombalı saldırıyla ilgili 1i firari toplam 12 sanıklı davanın tutuklu sanıkları tahliye edildi.Olay, 20 Ağustos 2012de Ramazan Bayramının 2inci günü, merkez Şehitkamil İlçe Emniyet Müdürlüğü hizmet binasının yanında gerçekleşti, arızalı görünümündeki lüks otomobilde meydana gelen patlama sonucu 4ü çocuk 11 kişi öldü. 2si Suriyeli 70 kişi de yaralandı. Soruşturmasını tamamlayan Terörle Mücadele Kanununun (TMK) 10uncu Maddesiyle görevli Cumhuriyet Savcısı, biri firari, 7si tutuklu toplam 12 sanık hakkında, bölge Ağır Ceza Mahkemesi olarak görev yapan Adana 10uncu Ağır Ceza Mahkemesine dava açtı. Bombayı patlattığı ileri sürülen firari sanık Firaz kod adlı Murat Filiz (27) ile ona yardım ettikleri öne sürülen Filizin kardeşleri Hurşit Filiz (31) ve Rüstem Filiz (29) ile Yusuf Orçu (21), Barış Tutuş (28), Yusuf Aktoprak (30), Mustafa Çetiner (29), Mahmut Halman (55) ile tutuksuz sanıklar Hikmet Halman (45) ve Kadir Konuk (33) hakkında 11 kişiyi öldürme, 70 kişiyi öldürmeye teşebbüs ve devletin birliğini ve ülke bütünlüğü bozma suçlarından toplam 82 kez ağırlaştırılmış ömür boyu ve 919 yıla kadar hapis cezası istendi. Tutuksuz diğer sanıklar Mustafa Aydının (42) 15 yıla, Haydar Yılmazın (34) da 21 yıla kadar hapsi talep edildi.11 Eylül 2013de hakim karşısına çıkan sanıklar, haklarındaki suçlamayı kabul etmedi. Bombalı aracı Şanlıurfadan Gaziantepe götüren çekicinin şoförü Mustafa Çetiner, bombacı ile 2 saat yolculuk ettiklerini ancak, rahatsız edici bir davranışına şahit olmadığını söyledi. Olay yerinden ayrıldıktan bir süre patlama sesi duyduğunu belirten Çetiner, Ben doğalgaz veya tüp patlayabileceğini düşündüm. Daha sonra işimin bittiğini haber vermek için patronumu aradım dedi. Bombacıya yardım etmekle suçlanan sanık Mahmut Halman da, Ben Siverekte ilköğretim okulunda müdür yardımcısıyım. Eşim ve çocuklarımla birlikte özel otomobilimle giderken aracın yanındaki kişi el kaldırdı. Yardım etmek için durdum. Aracının arızalı olduğunu ve çekiciye ihtiyacı olduğunu söyleyince tanıdığım çekiciyi aradım. Sonra da yolumuza devam ettik diye konuştu. Diğer sanıklar da olay günü Diyarbakırdan yola çıkarak Şanlıurfa ve Gaziantep ve Adana üzerinden gezerek Mersine tatile gittiklerini, yol güzergahında, patlamanın olduğu araçtakilerle hiç bir iletişimleri olmadığını söyledi. Patlamada ölenlerden 11 yaşındaki Sevgi Gülperi İnançin annesi Nuray İnanç, bombalı saldırıyı yapanların en ağır şekilde cezalandırılmasını istedi. 5 TAHLİYE Mahkeme heyeti, tutuklu sanıklar Hurşit Filiz, Rüstem Filiz, Yusuf Orçu, Barış Tutuş ile Yusuf Aktoprakın yurt dışı yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliyesine karar vererek duruşmayı erteledi. Diğer 2 sanık ise daha önceki duruşmalarda tahliye edilmişti. Böylece, davada tutuklu sanık kalmadı. Firaz kod adlı Murat Filizin aranmasına devam ediliyor.
Zaman
Ana Sayfa
24.12.2013
11kişininkatledildiğiolaydatutuklukalmadı11 kişinin katledildiği olayda tutuklu kalmadı
Başkan Uzun, İzsiz Ailesi nin Mutluluğuna Ortak Oldu
Haberler.com
23.12.2013
14:15
Yusuf Uzun ailesiyle, Delta Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Seyithan İzsiz, kardeşleri Yusuf ve Nihat İzsizin çocuklarının sünnet düğününe katıldı
Haberler.com
Güncel
23.12.2013
BaşkanUzunİzsizAilesininMutluluğunaOrtakOlduBaşkan Uzun İzsiz Ailesi nin Mutluluğuna Ortak Oldu
Fethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Zaman
11.12.2013
02:45
Fazilet mücadelesi diye bir kavram zihnimde çok eskiden beri var. Belki elli yıl öncesinden. Çevremizde örneği azaldığından, dilimizde unutulduğundan ben de unutmuşum.Bugün, sanki ilk defa zihnime geldi. Çünkü bu müsemmaya tam mutabık müşahhas bir örnek, adeta bütün bir Türkiye’nin gündemine yerleşti. Vatan hasretiyle ciğeri yanan, yaşlı, hastalıklarla bitkin bir ilim ve irfan ehli, bu vaziyetinde böyle bir mücadeleyi nerdeyse tek başına yürütüyor. Eğitim sisteminin ihtiyacından doğmuş hazırlık dershanelerinin ani bir müdahale ile kapatılmasının doğru olmadığını savunuyor. Geçen otuz sene zarfında yüz binlerce öğrencinin yararlandığı takviye ihtiyacı ortadan kaldırılmadan buraları kapatmanın, öğrencilerimizi bu imkândan mahrum bırakmaya, diğer taraftan büyük emekler, fedakârlıklarla açılan ve iki yüz bin civarında istihdam sağlayan bu binlerce eğitim kurumlarını işletenlerin mağduriyetine sebep olacağını söylüyor. “Lütfen bu yanlışı yapmayalım, daha iyi işletecekse devletimizin himayesine verelim, yeter ki heba olmasın, çöpe gitmesin.” diyor. Mesele bundan ibaret! Fakat bu münferit görüş sebebiyle, onu hükümete karşı çıkan bir baği görmek ve göstermek için fırsat kollayan ne kadar da çok insan varmış! Hani demokraside farklı görüşler zenginlik sayılırdı? Hani gerçekler farklı fikirlerin tartışmasından çıkardı? Geçelim. Ama bu değil bir fırsat, bir bahane bile olamaz. Göreceğiz, bu kitle psikolojisinin etkisi fazla sürmeyecektir.Bu fazilet mücadelesini sürdüren zat, daha neler gördü neler? Yurtlar açtı, tenkit edildi. Öğrencileri dört aylık yaz tatilinde atıl bırakmayıp faydalı kamplarla geliştirelim, dedi karşı çıkıldı. Camiye gelemeyenlere konferanslarla ulaşalım dedi, dudak büküldü. Hazırlık dershanesi dedi, okul dedi, dergi dedi, dürüst gazete dedi, düzgün TV dedi, yadırgandı. Fakat o ve kendisinde isabet ve samimiyet görenler sebatla devam ettiler. Bütün bunların semereleri görüldü. Bu tohumları eken, bu verimi alan çiftçiler Allah’ın lütfettiği eserlere, yetişen nesillere baktılar. Eleştirenlere karşı nefes tüketme, onlarla mücadele yerine işlerine baktılar. Sonraları eleştirenler de benzeri şeyleri yapmaya koyuldular. Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri onun faziletini en azından vicdanlarında teslim ettiler. Yüz yüze söyleyenler de eksik olmadı. Ama o asla böyle bir itiraf beklentisi içinde olmadı. Hatadan münezzeh mi? Haşa. Münferit hataları olabilir. Fakat bu hizmetlerdeki isabeti tarihen sabit oldu. Etrafındakilere, “Faydasını görerek benzer işleri yapanları rakip görmeyin, o hizmet çığırını açma sevabı size yeter, hem bizim ulaşamadığımız alanlara hizmet götürenleri de takdir etmek gerekir.” dedi. Hocaefendi, Kur’an’dan ve Efendimiz’den (asm) aldığı ölçülere göre hak bildiği yolda azimle, Allah’a dayanıp güvenerek sebat etti. Asla gururla, enaniyetle değil, bilakis Allah’a kulluk ve mahviyetle, Peygamber vârisi tarzında yürüdüğü için de, “Ben’im uğrumda mücahede edenleri, gayret gösterenleri elbette muvaffakiyet yollarına koyarım” vaadi gereği Allah muvaffak buyurdu. Onun hizmetinin semerelerini, Allah adamı olduğunu görenler, çevresinde halkalandılar. Bu Müslümanlar onun ihlasını, Kur’an ve Sünnet ölçülerini uyguladığını görerek benimsediler. O, insanların şöyle böyle tanıyıp geçici bir şekilde etkilendikleri biri değil. Altmış yıldan beri hep toplumun büyüteci altında, şeffaf yaşayışı, üç nesil tarafından tecrübe edildi: Akranları, talebeleri ve talebelerinin üniversiteyi bitirip hayata atılmış çocukları fazlasıyla gözlemlediler. Onu iyi tanıması gereken bazı kalem erbabı bile yanılıyor. Hocaefendi’nin temsil ettiği hizmete “şahıs merkezli” diyerek, şahsa bağlanma şeklinde değerlendiriyor. Hayır! Bu zat yaptığını şahıs olarak değil, Allah için yaptı, Allah onu muvaffak etti. Çevresindekiler de onun Allah ve Resulü’nün hizmet düsturlarını uyguladığını gördükleri için etkilenip sevdiler. Şahısperestliği ne o, ne de etrafındakiler hayallerinden bile geçirmediler. Oturdukları yerden âleme nizamat vermeye çalışanların tasavvur bile edemeyecekleri binlerce sıkıntılara, mahrumiyetlere katlanarak yüz kırk ülkede hizmet etmeye çalışanları, Allah rızasından başka hiçbir güç tatmin edemez, fani şahıslar bunu sağlayamaz. Bunu ancak Allah’a ve ebedi ahirete inanan, Hak için halka hizmet eden “ricalün minel mü’minin, Allah’a verdikleri ahde sadık mü’minler” yapar. Ülkemizin doğu ve güneydoğusunda o yörelerin çocuklarını eğiten, ailelerine, millete faydalı nesil yetiştirmek için açılan okullar, yurtlar, dershaneler var. Her zaman hücum, yangın, molotof kokteyline hedef. Biz buradan “kapatılsın, ne çıkar,” derken oradaki öğretmenlerimiz canlarını siper ederek, uykusuz kalarak o çocukl
Zaman
En Çok Okunan
11.12.2013
FethullahGülenveyabirfaziletmücadelesiFethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Fethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Zaman
11.12.2013
02:45
Fazilet mücadelesi diye bir kavram zihnimde çok eskiden beri var. Belki elli yıl öncesinden. Çevremizde örneği azaldığından, dilimizde unutulduğundan ben de unutmuşum.Bugün, sanki ilk defa zihnime geldi. Çünkü bu müsemmaya tam mutabık müşahhas bir örnek, adeta bütün bir Türkiye’nin gündemine yerleşti. Vatan hasretiyle ciğeri yanan, yaşlı, hastalıklarla bitkin bir ilim ve irfan ehli, bu vaziyetinde böyle bir mücadeleyi nerdeyse tek başına yürütüyor. Eğitim sisteminin ihtiyacından doğmuş hazırlık dershanelerinin ani bir müdahale ile kapatılmasının doğru olmadığını savunuyor. Geçen otuz sene zarfında yüz binlerce öğrencinin yararlandığı takviye ihtiyacı ortadan kaldırılmadan buraları kapatmanın, öğrencilerimizi bu imkândan mahrum bırakmaya, diğer taraftan büyük emekler, fedakârlıklarla açılan ve iki yüz bin civarında istihdam sağlayan bu binlerce eğitim kurumlarını işletenlerin mağduriyetine sebep olacağını söylüyor. “Lütfen bu yanlışı yapmayalım, daha iyi işletecekse devletimizin himayesine verelim, yeter ki heba olmasın, çöpe gitmesin.” diyor. Mesele bundan ibaret! Fakat bu münferit görüş sebebiyle, onu hükümete karşı çıkan bir baği görmek ve göstermek için fırsat kollayan ne kadar da çok insan varmış! Hani demokraside farklı görüşler zenginlik sayılırdı? Hani gerçekler farklı fikirlerin tartışmasından çıkardı? Geçelim. Ama bu değil bir fırsat, bir bahane bile olamaz. Göreceğiz, bu kitle psikolojisinin etkisi fazla sürmeyecektir.Bu fazilet mücadelesini sürdüren zat, daha neler gördü neler? Yurtlar açtı, tenkit edildi. Öğrencileri dört aylık yaz tatilinde atıl bırakmayıp faydalı kamplarla geliştirelim, dedi karşı çıkıldı. Camiye gelemeyenlere konferanslarla ulaşalım dedi, dudak büküldü. Hazırlık dershanesi dedi, okul dedi, dergi dedi, dürüst gazete dedi, düzgün TV dedi, yadırgandı. Fakat o ve kendisinde isabet ve samimiyet görenler sebatla devam ettiler. Bütün bunların semereleri görüldü. Bu tohumları eken, bu verimi alan çiftçiler Allah’ın lütfettiği eserlere, yetişen nesillere baktılar. Eleştirenlere karşı nefes tüketme, onlarla mücadele yerine işlerine baktılar. Sonraları eleştirenler de benzeri şeyleri yapmaya koyuldular. Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri onun faziletini en azından vicdanlarında teslim ettiler. Yüz yüze söyleyenler de eksik olmadı. Ama o asla böyle bir itiraf beklentisi içinde olmadı. Hatadan münezzeh mi? Haşa. Münferit hataları olabilir. Fakat bu hizmetlerdeki isabeti tarihen sabit oldu. Etrafındakilere, “Faydasını görerek benzer işleri yapanları rakip görmeyin, o hizmet çığırını açma sevabı size yeter, hem bizim ulaşamadığımız alanlara hizmet götürenleri de takdir etmek gerekir.” dedi. Hocaefendi, Kur’an’dan ve Efendimiz’den (asm) aldığı ölçülere göre hak bildiği yolda azimle, Allah’a dayanıp güvenerek sebat etti. Asla gururla, enaniyetle değil, bilakis Allah’a kulluk ve mahviyetle, Peygamber vârisi tarzında yürüdüğü için de, “Ben’im uğrumda mücahede edenleri, gayret gösterenleri elbette muvaffakiyet yollarına koyarım” vaadi gereği Allah muvaffak buyurdu. Onun hizmetinin semerelerini, Allah adamı olduğunu görenler, çevresinde halkalandılar. Bu Müslümanlar onun ihlasını, Kur’an ve Sünnet ölçülerini uyguladığını görerek benimsediler. O, insanların şöyle böyle tanıyıp geçici bir şekilde etkilendikleri biri değil. Altmış yıldan beri hep toplumun büyüteci altında, şeffaf yaşayışı, üç nesil tarafından tecrübe edildi: Akranları, talebeleri ve talebelerinin üniversiteyi bitirip hayata atılmış çocukları fazlasıyla gözlemlediler. Onu iyi tanıması gereken bazı kalem erbabı bile yanılıyor. Hocaefendi’nin temsil ettiği hizmete “şahıs merkezli” diyerek, şahsa bağlanma şeklinde değerlendiriyor. Hayır! Bu zat yaptığını şahıs olarak değil, Allah için yaptı, Allah onu muvaffak etti. Çevresindekiler de onun Allah ve Resulü’nün hizmet düsturlarını uyguladığını gördükleri için etkilenip sevdiler. Şahısperestliği ne o, ne de etrafındakiler hayallerinden bile geçirmediler. Oturdukları yerden âleme nizamat vermeye çalışanların tasavvur bile edemeyecekleri binlerce sıkıntılara, mahrumiyetlere katlanarak yüz kırk ülkede hizmet etmeye çalışanları, Allah rızasından başka hiçbir güç tatmin edemez, fani şahıslar bunu sağlayamaz. Bunu ancak Allah’a ve ebedi ahirete inanan, Hak için halka hizmet eden “ricalün minel mü’minin, Allah’a verdikleri ahde sadık mü’minler” yapar. Ülkemizin doğu ve güneydoğusunda o yörelerin çocuklarını eğiten, ailelerine, millete faydalı nesil yetiştirmek için açılan okullar, yurtlar, dershaneler var. Her zaman hücum, yangın, molotof kokteyline hedef. Biz buradan “kapatılsın, ne çıkar,” derken oradaki öğretmenlerimiz canlarını siper ederek, uykusuz kalarak o çocukl
Zaman
Yorum
11.12.2013
FethullahGülenveyabirfaziletmücadelesiFethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Fethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Zaman
11.12.2013
02:31
Fazilet mücadelesi diye bir kavram zihnimde çok eskiden beri var. Belki elli yıl öncesinden. Çevremizde örneği azaldığından, dilimizde unutulduğundan ben de unutmuşum.Bugün, sanki ilk defa zihnime geldi. Çünkü bu müsemmaya tam mutabık müşahhas bir örnek, adeta bütün bir Türkiye’nin gündemine yerleşti. Vatan hasretiyle ciğeri yanan, yaşlı, hastalıklarla bitkin bir ilim ve irfan ehli, bu vaziyetinde böyle bir mücadeleyi nerdeyse tek başına yürütüyor. Eğitim sisteminin ihtiyacından doğmuş hazırlık dershanelerinin ani bir müdahale ile kapatılmasının doğru olmadığını savunuyor. Geçen otuz sene zarfında yüz binlerce öğrencinin yararlandığı takviye ihtiyacı ortadan kaldırılmadan buraları kapatmanın, öğrencilerimizi bu imkândan mahrum bırakmaya, diğer taraftan büyük emekler, fedakârlıklarla açılan ve iki yüz bin civarında istihdam sağlayan bu binlerce eğitim kurumlarını işletenlerin mağduriyetine sebep olacağını söylüyor. “Lütfen bu yanlışı yapmayalım, daha iyi işletecekse devletimizin himayesine verelim, yeter ki heba olmasın, çöpe gitmesin.” diyor. Mesele bundan ibaret! Fakat bu münferit görüş sebebiyle, onu hükümete karşı çıkan bir baği görmek ve göstermek için fırsat kollayan ne kadar da çok insan varmış! Hani demokraside farklı görüşler zenginlik sayılırdı? Hani gerçekler farklı fikirlerin tartışmasından çıkardı? Geçelim. Ama bu değil bir fırsat, bir bahane bile olamaz. Göreceğiz, bu kitle psikolojisinin etkisi fazla sürmeyecektir.Bu fazilet mücadelesini sürdüren zat, daha neler gördü neler? Yurtlar açtı, tenkit edildi. Öğrencileri dört aylık yaz tatilinde atıl bırakmayıp faydalı kamplarla geliştirelim, dedi karşı çıkıldı. Camiye gelemeyenlere konferanslarla ulaşalım dedi, dudak büküldü. Hazırlık dershanesi dedi, okul dedi, dergi dedi, dürüst gazete dedi, düzgün TV dedi, yadırgandı. Fakat o ve kendisinde isabet ve samimiyet görenler sebatla devam ettiler. Bütün bunların semereleri görüldü. Bu tohumları eken, bu verimi alan çiftçiler Allah’ın lütfettiği eserlere, yetişen nesillere baktılar. Eleştirenlere karşı nefes tüketme, onlarla mücadele yerine işlerine baktılar. Sonraları eleştirenler de benzeri şeyleri yapmaya koyuldular. Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri onun faziletini en azından vicdanlarında teslim ettiler. Yüz yüze söyleyenler de eksik olmadı. Ama o asla böyle bir itiraf beklentisi içinde olmadı. Hatadan münezzeh mi? Haşa. Münferit hataları olabilir. Fakat bu hizmetlerdeki isabeti tarihen sabit oldu. Etrafındakilere, “Faydasını görerek benzer işleri yapanları rakip görmeyin, o hizmet çığırını açma sevabı size yeter, hem bizim ulaşamadığımız alanlara hizmet götürenleri de takdir etmek gerekir.” dedi. Hocaefendi, Kur’an’dan ve Efendimiz’den (asm) aldığı ölçülere göre hak bildiği yolda azimle, Allah’a dayanıp güvenerek sebat etti. Asla gururla, enaniyetle değil, bilakis Allah’a kulluk ve mahviyetle, Peygamber vârisi tarzında yürüdüğü için de, “Ben’im uğrumda mücahede edenleri, gayret gösterenleri elbette muvaffakiyet yollarına koyarım” vaadi gereği Allah muvaffak buyurdu. Onun hizmetinin semerelerini, Allah adamı olduğunu görenler, çevresinde halkalandılar. Bu Müslümanlar onun ihlasını, Kur’an ve Sünnet ölçülerini uyguladığını görerek benimsediler. O, insanların şöyle böyle tanıyıp geçici bir şekilde etkilendikleri biri değil. Altmış yıldan beri hep toplumun büyüteci altında, şeffaf yaşayışı, üç nesil tarafından tecrübe edildi: Akranları, talebeleri ve talebelerinin üniversiteyi bitirip hayata atılmış çocukları fazlasıyla gözlemlediler. Onu iyi tanıması gereken bazı kalem erbabı bile yanılıyor. Hocaefendi’nin temsil ettiği hizmete “şahıs merkezli” diyerek, şahsa bağlanma şeklinde değerlendiriyor. Hayır! Bu zat yaptığını şahıs olarak değil, Allah için yaptı, Allah onu muvaffak etti. Çevresindekiler de onun Allah ve Resulü’nün hizmet düsturlarını uyguladığını gördükleri için etkilenip sevdiler. Şahısperestliği ne o, ne de etrafındakiler hayallerinden bile geçirmediler. Oturdukları yerden âleme nizamat vermeye çalışanların tasavvur bile edemeyecekleri binlerce sıkıntılara, mahrumiyetlere katlanarak yüz kırk ülkede hizmet etmeye çalışanları, Allah rızasından başka hiçbir güç tatmin edemez, fani şahıslar bunu sağlayamaz. Bunu ancak Allah’a ve ebedi ahirete inanan, Hak için halka hizmet eden “ricalün minel mü’minin, Allah’a verdikleri ahde sadık mü’minler” yapar. Ülkemizin doğu ve güneydoğusunda o yörelerin çocuklarını eğiten, ailelerine, millete faydalı nesil yetiştirmek için açılan okullar, yurtlar, dershaneler var. Her zaman hücum, yangın, molotof kokteyline hedef. Biz buradan “kapatılsın, ne çıkar,” derken oradaki öğretmenlerimiz canlarını siper ederek, uykusuz kalarak o çocukl
Zaman
Ana Sayfa
11.12.2013
FethullahGülenveyabirfaziletmücadelesiFethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Hocaefendi'yi yazdı Fethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Zaman
11.12.2013
01:59
Fazilet mücadelesi diye bir kavram zihnimde çok eskiden beri var. Belki elli yıl öncesinden. Çevremizde örneği azaldığından, dilimizde unutulduğundan ben de unutmuşum.Bugün, sanki ilk defa zihnime geldi. Çünkü bu müsemmaya tam mutabık müşahhas bir örnek, adeta bütün bir Türkiye’nin gündemine yerleşti. Vatan hasretiyle ciğeri yanan, yaşlı, hastalıklarla bitkin bir ilim ve irfan ehli, bu vaziyetinde böyle bir mücadeleyi nerdeyse tek başına yürütüyor. Eğitim sisteminin ihtiyacından doğmuş hazırlık dershanelerinin ani bir müdahale ile kapatılmasının doğru olmadığını savunuyor. Geçen otuz sene zarfında yüz binlerce öğrencinin yararlandığı takviye ihtiyacı ortadan kaldırılmadan buraları kapatmanın, öğrencilerimizi bu imkândan mahrum bırakmaya, diğer taraftan büyük emekler, fedakârlıklarla açılan ve iki yüz bin civarında istihdam sağlayan bu binlerce eğitim kurumlarını işletenlerin mağduriyetine sebep olacağını söylüyor. “Lütfen bu yanlışı yapmayalım, daha iyi işletecekse devletimizin himayesine verelim, yeter ki heba olmasın, çöpe gitmesin.” diyor. Mesele bundan ibaret! Fakat bu münferit görüş sebebiyle, onu hükümete karşı çıkan bir baği görmek ve göstermek için fırsat kollayan ne kadar da çok insan varmış! Hani demokraside farklı görüşler zenginlik sayılırdı? Hani gerçekler farklı fikirlerin tartışmasından çıkardı? Geçelim. Ama bu değil bir fırsat, bir bahane bile olamaz. Göreceğiz, bu kitle psikolojisinin etkisi fazla sürmeyecektir.Bu fazilet mücadelesini sürdüren zat, daha neler gördü neler? Yurtlar açtı, tenkit edildi. Öğrencileri dört aylık yaz tatilinde atıl bırakmayıp faydalı kamplarla geliştirelim, dedi karşı çıkıldı. Camiye gelemeyenlere konferanslarla ulaşalım dedi, dudak büküldü. Hazırlık dershanesi dedi, okul dedi, dergi dedi, dürüst gazete dedi, düzgün TV dedi, yadırgandı. Fakat o ve kendisinde isabet ve samimiyet görenler sebatla devam ettiler. Bütün bunların semereleri görüldü. Bu tohumları eken, bu verimi alan çiftçiler Allah’ın lütfettiği eserlere, yetişen nesillere baktılar. Eleştirenlere karşı nefes tüketme, onlarla mücadele yerine işlerine baktılar. Sonraları eleştirenler de benzeri şeyleri yapmaya koyuldular. Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri onun faziletini en azından vicdanlarında teslim ettiler. Yüz yüze söyleyenler de eksik olmadı. Ama o asla böyle bir itiraf beklentisi içinde olmadı. Hatadan münezzeh mi? Haşa. Münferit hataları olabilir. Fakat bu hizmetlerdeki isabeti tarihen sabit oldu. Etrafındakilere, “Faydasını görerek benzer işleri yapanları rakip görmeyin, o hizmet çığırını açma sevabı size yeter, hem bizim ulaşamadığımız alanlara hizmet götürenleri de takdir etmek gerekir.” dedi. Hocaefendi, Kur’an’dan ve Efendimiz’den (asm) aldığı ölçülere göre hak bildiği yolda azimle, Allah’a dayanıp güvenerek sebat etti. Asla gururla, enaniyetle değil, bilakis Allah’a kulluk ve mahviyetle, Peygamber vârisi tarzında yürüdüğü için de, “Ben’im uğrumda mücahede edenleri, gayret gösterenleri elbette muvaffakiyet yollarına koyarım” vaadi gereği Allah muvaffak buyurdu. Onun hizmetinin semerelerini, Allah adamı olduğunu görenler, çevresinde halkalandılar. Bu Müslümanlar onun ihlasını, Kur’an ve Sünnet ölçülerini uyguladığını görerek benimsediler. O, insanların şöyle böyle tanıyıp geçici bir şekilde etkilendikleri biri değil. Altmış yıldan beri hep toplumun büyüteci altında, şeffaf yaşayışı, üç nesil tarafından tecrübe edildi: Akranları, talebeleri ve talebelerinin üniversiteyi bitirip hayata atılmış çocukları fazlasıyla gözlemlediler. Onu iyi tanıması gereken bazı kalem erbabı bile yanılıyor. Hocaefendi’nin temsil ettiği hizmete “şahıs merkezli” diyerek, şahsa bağlanma şeklinde değerlendiriyor. Hayır! Bu zat yaptığını şahıs olarak değil, Allah için yaptı, Allah onu muvaffak etti. Çevresindekiler de onun Allah ve Resulü’nün hizmet düsturlarını uyguladığını gördükleri için etkilenip sevdiler. Şahısperestliği ne o, ne de etrafındakiler hayallerinden bile geçirmediler. Oturdukları yerden âleme nizamat vermeye çalışanların tasavvur bile edemeyecekleri binlerce sıkıntılara, mahrumiyetlere katlanarak yüz kırk ülkede hizmet etmeye çalışanları, Allah rızasından başka hiçbir güç tatmin edemez, fani şahıslar bunu sağlayamaz. Bunu ancak Allah’a ve ebedi ahirete inanan, Hak için halka hizmet eden “ricalün minel mü’minin, Allah’a verdikleri ahde sadık mü’minler” yapar. Ülkemizin doğu ve güneydoğusunda o yörelerin çocuklarını eğiten, ailelerine, millete faydalı nesil yetiştirmek için açılan okullar, yurtlar, dershaneler var. Her zaman hücum, yangın, molotof kokteyline hedef. Biz buradan “kapatılsın, ne çıkar,” derken oradaki öğretmenlerimiz canlarını siper ederek, uykusuz kalarak o çocukl
Zaman
Yorum
11.12.2013
HocaefendiyiyazdıFethullahGülenveyabirfaziletmücadelesiHocaefendiyi yazdı Fethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Hocaefendi'yi yazdı Fethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Zaman
11.12.2013
01:53
Fazilet mücadelesi diye bir kavram zihnimde çok eskiden beri var. Belki elli yıl öncesinden. Çevremizde örneği azaldığından, dilimizde unutulduğundan ben de unutmuşum.Bugün, sanki ilk defa zihnime geldi. Çünkü bu müsemmaya tam mutabık müşahhas bir örnek, adeta bütün bir Türkiye’nin gündemine yerleşti. Vatan hasretiyle ciğeri yanan, yaşlı, hastalıklarla bitkin bir ilim ve irfan ehli, bu vaziyetinde böyle bir mücadeleyi nerdeyse tek başına yürütüyor. Eğitim sisteminin ihtiyacından doğmuş hazırlık dershanelerinin ani bir müdahale ile kapatılmasının doğru olmadığını savunuyor. Geçen otuz sene zarfında yüz binlerce öğrencinin yararlandığı takviye ihtiyacı ortadan kaldırılmadan buraları kapatmanın, öğrencilerimizi bu imkândan mahrum bırakmaya, diğer taraftan büyük emekler, fedakârlıklarla açılan ve iki yüz bin civarında istihdam sağlayan bu binlerce eğitim kurumlarını işletenlerin mağduriyetine sebep olacağını söylüyor. “Lütfen bu yanlışı yapmayalım, daha iyi işletecekse devletimizin himayesine verelim, yeter ki heba olmasın, çöpe gitmesin.” diyor. Mesele bundan ibaret! Fakat bu münferit görüş sebebiyle, onu hükümete karşı çıkan bir baği görmek ve göstermek için fırsat kollayan ne kadar da çok insan varmış! Hani demokraside farklı görüşler zenginlik sayılırdı? Hani gerçekler farklı fikirlerin tartışmasından çıkardı? Geçelim. Ama bu değil bir fırsat, bir bahane bile olamaz. Göreceğiz, bu kitle psikolojisinin etkisi fazla sürmeyecektir.Bu fazilet mücadelesini sürdüren zat, daha neler gördü neler? Yurtlar açtı, tenkit edildi. Öğrencileri dört aylık yaz tatilinde atıl bırakmayıp faydalı kamplarla geliştirelim, dedi karşı çıkıldı. Camiye gelemeyenlere konferanslarla ulaşalım dedi, dudak büküldü. Hazırlık dershanesi dedi, okul dedi, dergi dedi, dürüst gazete dedi, düzgün TV dedi, yadırgandı. Fakat o ve kendisinde isabet ve samimiyet görenler sebatla devam ettiler. Bütün bunların semereleri görüldü. Bu tohumları eken, bu verimi alan çiftçiler Allah’ın lütfettiği eserlere, yetişen nesillere baktılar. Eleştirenlere karşı nefes tüketme, onlarla mücadele yerine işlerine baktılar. Sonraları eleştirenler de benzeri şeyleri yapmaya koyuldular. Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri onun faziletini en azından vicdanlarında teslim ettiler. Yüz yüze söyleyenler de eksik olmadı. Ama o asla böyle bir itiraf beklentisi içinde olmadı. Hatadan münezzeh mi? Haşa. Münferit hataları olabilir. Fakat bu hizmetlerdeki isabeti tarihen sabit oldu. Etrafındakilere, “Faydasını görerek benzer işleri yapanları rakip görmeyin, o hizmet çığırını açma sevabı size yeter, hem bizim ulaşamadığımız alanlara hizmet götürenleri de takdir etmek gerekir.” dedi. Hocaefendi, Kur’an’dan ve Efendimiz’den (asm) aldığı ölçülere göre hak bildiği yolda azimle, Allah’a dayanıp güvenerek sebat etti. Asla gururla, enaniyetle değil, bilakis Allah’a kulluk ve mahviyetle, Peygamber vârisi tarzında yürüdüğü için de, “Ben’im uğrumda mücahede edenleri, gayret gösterenleri elbette muvaffakiyet yollarına koyarım” vaadi gereği Allah muvaffak buyurdu. Onun hizmetinin semerelerini, Allah adamı olduğunu görenler, çevresinde halkalandılar. Bu Müslümanlar onun ihlasını, Kur’an ve Sünnet ölçülerini uyguladığını görerek benimsediler. O, insanların şöyle böyle tanıyıp geçici bir şekilde etkilendikleri biri değil. Altmış yıldan beri hep toplumun büyüteci altında, şeffaf yaşayışı, üç nesil tarafından tecrübe edildi: Akranları, talebeleri ve talebelerinin üniversiteyi bitirip hayata atılmış çocukları fazlasıyla gözlemlediler. Onu iyi tanıması gereken bazı kalem erbabı bile yanılıyor. Hocaefendi’nin temsil ettiği hizmete “şahıs merkezli” diyerek, şahsa bağlanma şeklinde değerlendiriyor. Hayır! Bu zat yaptığını şahıs olarak değil, Allah için yaptı, Allah onu muvaffak etti. Çevresindekiler de onun Allah ve Resulü’nün hizmet düsturlarını uyguladığını gördükleri için etkilenip sevdiler. Şahısperestliği ne o, ne de etrafındakiler hayallerinden bile geçirmediler. Oturdukları yerden âleme nizamat vermeye çalışanların tasavvur bile edemeyecekleri binlerce sıkıntılara, mahrumiyetlere katlanarak yüz kırk ülkede hizmet etmeye çalışanları, Allah rızasından başka hiçbir güç tatmin edemez, fani şahıslar bunu sağlayamaz. Bunu ancak Allah’a ve ebedi ahirete inanan, Hak için halka hizmet eden “ricalün minel mü’minin, Allah’a verdikleri ahde sadık mü’minler” yapar. Ülkemizin doğu ve güneydoğusunda o yörelerin çocuklarını eğiten, ailelerine, millete faydalı nesil yetiştirmek için açılan okullar, yurtlar, dershaneler var. Her zaman hücum, yangın, molotof kokteyline hedef. Biz buradan “kapatılsın, ne çıkar,” derken oradaki öğretmenlerimiz canlarını siper ederek, uykusuz kalarak o çocukl
Zaman
Ana Sayfa
11.12.2013
HocaefendiyiyazdıFethullahGülenveyabirfaziletmücadelesiHocaefendiyi yazdı Fethullah Gülen veya bir fazilet mücadelesi
Ali Ünal - Mart soğuğudur, elbet geçecektir
Zaman
09.12.2013
06:13
Kur’ân-ı Kerim’de, “Onlar görmezler mi ki, yılda bir veya birkaç defa kazanlarda kaynatılma mesabesinde imtihandan geçiriliyorlar?” (9:126); yine “İnsanlar, kazanlarda kaynatılma mesabesinde imtihanlara tâbi tutulmadan, inandık demekle bırakılacaklarını mı sandılar?” (29:2) buyrulur.İmtihan, samimînin samimî olmayandan, temizin kirliden ayrılması; gerçekten sabreden ve gerçekten Allah yolunda cehdedenlerin ortaya çıkması; samimiyet saflarının tasaffîsi; insanların bizzat kendilerine şahit olup, Âhiret’te Allah katında hiçbir mazeretlerinin olmaması içindir. Aslında, “dönem içi” imtihanları, “vize” imtihanları ve “final” imtihanları türünden hep imtihandayız. İmtihanda nihaî olarak kaybetmemenin yolu, tevbe, hatadan dönme ve olup bitenler üzerinde düşünüp, doğruya yönelmeden geçiyor (9:126). Yine Kur’ân, “Ağızlarından buğz taşıyor, göğüslerinde gizledikleri ise daha öte.” (3:118) buyurur. Hz. İsa da (a.s.) aynı manâyı dillendirir: “Dil, kalbin taşmasından söyler; (kalem de, kalbin taşmasından yazar).” Ağızlardan, kalemlerden öylesine buğzlar döküldü ki, kalbleri ele veriyordu.Yine Kur’ân, kalbleri zayıf veya hastalıklı olanlarla ilgili olarak, “Zamanın aleyhimize dönmesinden, başımıza bir musibet gelmesinden korkuyoruz.” (5:52) ve “Ah, şunların başına bir şey gelse! İşte geldi, bittiler; olmadı, ama şimdi bittiler; yine olmadı, şimdi, işte şimdi tam bittiler!” (57:14) duyguları içinde hareket ettiklerini ve bu ümniyeler içindeyken ölümün kendilerini yakalayıverdiğini buyurur. Ve elbet doğru buyurur.Yine Kur’ân, “İnsan, çok zalimdir, çok cahildir.” (33:72) buyurur. Hz. Bediüzzaman (r.a.), buna misal verir. “Zayıf, bazen acımasız olur. Meselâ, ‘İslâm bitti,’ der ve sözü doğru çıksın diye İslâm’ın gerçekten bitmesini ister.” Bazı e-maillerden taşan manâ bu idi: “Ben, maddî beklentimi bulamamışsam, hizmet de bitsin!” Gerçekten insan, ne kadar zalim olabiliyor!Yine Kur’ân, inkârcıların inkârının, mü’minlerin günahlara girmesinin en önemli bir sebebi olarak, dünyanın Âhiret’e tercih edildiğini buyurur (14:3).Musibetlere maruz mü’minler hakkında, “Bunlar, Allah’a çok yakın ki, musibetlere maruz kalıyor ve sürekli terakki ediyorlar.” demek gerekirken, Hz. Hızır’la arkadaşlık yapılmış da, herkes hakkında hadiselerin Kaderî boyutu biliniyormuşçasına, “şefkat tokadı” diyenler oldu. Böyle denirken, katledilen binlerce masum peygambere; Taif’te, Uhud’da, Huneyn’de, risaleti boyunca maruz kaldığı eza, cefa ve işkencelerle Peygamber Efendimiz’e (s.a.s.); dostların ve düşmanların eza ve cefalarından çok çekmiş âlimlere, velîlere, mücedditlere; ömrü boyu “görmediği eza, çekmediği cefa” kalmamış Hz. Bediüzzaman’a hangi günahları sebebiyle hangi şefkat tokatlarının yakıştırılabileceği düşünülmedi.Bütün bu olup bitenlerde ruhu üst üste hançer yemiş gibi en fazla yaralanan yine Hocaefendi oldu. Ama hocam, üzülmeyin. Biliyorsunuz ki, Kur’ân-ı Kerim, 33’üncü sûrenin 22’nci âyetinde, tarihin en büyük kahramanlarının, karşılaştıkları en zor durumla ilgili olarak “Bu, Allah’ın ve Rasûlü’nün bize va’dettiği şeydir. Allah ve Rasûlü elbette doğru söylemiştir.” dediklerini aktarıyor. Yine Kur’ân, “(Sağdan da soldan da, dosttan da düşmandan da) çok eza ve cefaya maruz kalacaksınız!” (3:186) buyuruyor. Eza ve cefanın dosttan gelmesi belki daha da çok yaralar ama, Habil ve Kabil kıssasını, Hz. Yakup (a.s.) gibi bir peygamberin on evlâdının, kardeşleri Hz. Yusuf’u (a.s.) ölsün gitsin diye derin bir kuyuya atıverdiklerini de bize yine Kur’ân anlatıyor. Yolun bu olduğunu sizden çok dinledik. Bir Mart soğuğudur, elbet geçecektir.
Zaman
En Çok Okunan
09.12.2013
AliÜnal-MartsoğuğudurelbetgeçecektirAli Ünal - Mart soğuğudur elbet geçecektir
Ali Ünal - Mart soğuğudur, elbet geçecektir
Zaman
09.12.2013
01:54
Kur’ân-ı Kerim’de, “Onlar görmezler mi ki, yılda bir veya birkaç defa kazanlarda kaynatılma mesabesinde imtihandan geçiriliyorlar?” (9:126); yine “İnsanlar, kazanlarda kaynatılma mesabesinde imtihanlara tâbi tutulmadan, inandık demekle bırakılacaklarını mı sandılar?” (29:2) buyrulur.İmtihan, samimînin samimî olmayandan, temizin kirliden ayrılması; gerçekten sabreden ve gerçekten Allah yolunda cehdedenlerin ortaya çıkması; samimiyet saflarının tasaffîsi; insanların bizzat kendilerine şahit olup, Âhiret’te Allah katında hiçbir mazeretlerinin olmaması içindir. Aslında, “dönem içi” imtihanları, “vize” imtihanları ve “final” imtihanları türünden hep imtihandayız. İmtihanda nihaî olarak kaybetmemenin yolu, tevbe, hatadan dönme ve olup bitenler üzerinde düşünüp, doğruya yönelmeden geçiyor (9:126). Yine Kur’ân, “Ağızlarından buğz taşıyor, göğüslerinde gizledikleri ise daha öte.” (3:118) buyurur. Hz. İsa da (a.s.) aynı manâyı dillendirir: “Dil, kalbin taşmasından söyler; (kalem de, kalbin taşmasından yazar).” Ağızlardan, kalemlerden öylesine buğzlar döküldü ki, kalbleri ele veriyordu.Yine Kur’ân, kalbleri zayıf veya hastalıklı olanlarla ilgili olarak, “Zamanın aleyhimize dönmesinden, başımıza bir musibet gelmesinden korkuyoruz.” (5:52) ve “Ah, şunların başına bir şey gelse! İşte geldi, bittiler; olmadı, ama şimdi bittiler; yine olmadı, şimdi, işte şimdi tam bittiler!” (57:14) duyguları içinde hareket ettiklerini ve bu ümniyeler içindeyken ölümün kendilerini yakalayıverdiğini buyurur. Ve elbet doğru buyurur.Yine Kur’ân, “İnsan, çok zalimdir, çok cahildir.” (33:72) buyurur. Hz. Bediüzzaman (r.a.), buna misal verir. “Zayıf, bazen acımasız olur. Meselâ, ‘İslâm bitti,’ der ve sözü doğru çıksın diye İslâm’ın gerçekten bitmesini ister.” Bazı e-maillerden taşan manâ bu idi: “Ben, maddî beklentimi bulamamışsam, hizmet de bitsin!” Gerçekten insan, ne kadar zalim olabiliyor!Yine Kur’ân, inkârcıların inkârının, mü’minlerin günahlara girmesinin en önemli bir sebebi olarak, dünyanın Âhiret’e tercih edildiğini buyurur (14:3).Musibetlere maruz mü’minler hakkında, “Bunlar, Allah’a çok yakın ki, musibetlere maruz kalıyor ve sürekli terakki ediyorlar.” demek gerekirken, Hz. Hızır’la arkadaşlık yapılmış da, herkes hakkında hadiselerin Kaderî boyutu biliniyormuşçasına, “şefkat tokadı” diyenler oldu. Böyle denirken, katledilen binlerce masum peygambere; Taif’te, Uhud’da, Huneyn’de, risaleti boyunca maruz kaldığı eza, cefa ve işkencelerle Peygamber Efendimiz’e (s.a.s.); dostların ve düşmanların eza ve cefalarından çok çekmiş âlimlere, velîlere, mücedditlere; ömrü boyu “görmediği eza, çekmediği cefa” kalmamış Hz. Bediüzzaman’a hangi günahları sebebiyle hangi şefkat tokatlarının yakıştırılabileceği düşünülmedi.Bütün bu olup bitenlerde ruhu üst üste hançer yemiş gibi en fazla yaralanan yine Hocaefendi oldu. Ama hocam, üzülmeyin. Biliyorsunuz ki, Kur’ân-ı Kerim, 33’üncü sûrenin 22’nci âyetinde, tarihin en büyük kahramanlarının, karşılaştıkları en zor durumla ilgili olarak “Bu, Allah’ın ve Rasûlü’nün bize va’dettiği şeydir. Allah ve Rasûlü elbette doğru söylemiştir.” dediklerini aktarıyor. Yine Kur’ân, “(Sağdan da soldan da, dosttan da düşmandan da) çok eza ve cefaya maruz kalacaksınız!” (3:186) buyuruyor. Eza ve cefanın dosttan gelmesi belki daha da çok yaralar ama, Habil ve Kabil kıssasını, Hz. Yakup (a.s.) gibi bir peygamberin on evlâdının, kardeşleri Hz. Yusuf’u (a.s.) ölsün gitsin diye derin bir kuyuya atıverdiklerini de bize yine Kur’ân anlatıyor. Yolun bu olduğunu sizden çok dinledik. Bir Mart soğuğudur, elbet geçecektir.
Zaman
Köşe Yazıları
09.12.2013
AliÜnal-MartsoğuğudurelbetgeçecektirAli Ünal - Mart soğuğudur elbet geçecektir
Hamdullah Öztürk - Bugünler de geçecek
Zaman
24.11.2013
01:59
“Ben Allah’ım. Benden başka ilah yoktur. Mülkün sahibiyim; meliklerin melikiyim.” cümlesiyle başlar bir kudsi hadis. Sonra “Meliklerin kalpleri benim elimdedir.” der Malik-i Hakiki.İnananlar bilir ki, dünyanın makamları, başkanlıkları, sultanlıkları izafi ve emanetendir. Hıyanete girmeden, emaneti taşıyabilmek çok güçtür. Çünkü emanetin sahibi onu taşıyanlara şah damarından daha yakındır. Ne yaptıklarını değil sadece, niyetlerini ve neler düşündüklerini de bilir. Bu açıdan bakanlar için, “Göklerde ve yerde olan her şey Allah’ındır. Ey insanlar! Siz içinizdeki şeyleri açığa vursanız da, gizleseniz de, Allah sizi onlardan dolayı hesaba çeker. Sonra dilediğini affeder, dilediğini azaba uğratır. Doğrusu Allah her şeye kadirdir.” ayeti kâfidir.İnsan olmak zor, insanların başında olmak zor içinde zordur. Hz. Ömer maruz kaldığı suikast sebebiyle kan kaybederken, “Yerine oğlun Abdullah’ı tavsiye et.” diyenlere şu cevabı verir: Bir aileden bir kurban yeter.Melikü’l-Mülûk’un emanetini, kul olduğunu unutmadan taşıyabilmek kolay değil. Mesele kalpten başlıyor çünkü. Kalbi eğriltmeden neticeyi tahsil etmektir vazife. Dünyanın bin türlü hali ve insanların en kaba hareketlerine rağmen...Eminler emini Efendimiz’in Mekke fethi esnasında cezalandırılmasını istediği kişiler vardı. Bunlardan birisi vahiy katibi iken birtakım hülyalara kapılıp irtidat etmişti. Hz. Osman o kişiyi elinden tutup getirdi. Efendimiz, başını diğer tarafa çevirdiler. Hz. Osman’ın ısrarlarına karşılık Efendimiz sükut ediyordu. Orada elinde kılıç, cezanın infazı için bekleyenler vardı. Neticede Efendimiz, o kişinin biatını kabul etti; ama durumdan memnun değildi. Onlar gidince elinde kılıç bekleyen arkadaşına sordu: Seni vazifeni yapmaktan alıkoyan şey neydi? Ya Resulallah, bir işaretinizi bekledim dedi arkadaşı. Bunun üzerine Efendimiz, “Peygamberler için işaretle iş gördürmek olmaz! Ben işaretle kimseyi öldürtmem!..” buyurdular. İrtidat etmiş birisinin bile işaretle arkasından iş çevirttirmedi.Hz. İbrahim’in putları kırdıktan sonra baltayı büyük putun üzerine asıp, kendisine “Sen mi yaptın bunu?” diye sorduklarında, boynunda balta asılı putu göstermesine ihtiyat kaydı konulur. Allah aşkına, bir gencin, Allah’ı vicdanlara duyurup, akılları teslime mecbur edecek böyle bir aksiyonu düşünüp-icra etmesi karşısında, düşünüp de hayran olmayan bir kişi çıkabilir mi? Neresinden bakarsak bakalım, düşüncenin ve icranın muhteşemliği “İbrahim tek başına bir ümmettir.” dedirtmeye yeter de artar bile. Ama gelin görün ki, büyük putu göstererek attığı stratejik adım Hz. İbrahim için zelle sayılıyor.Bir tarafta Hz. İbrahim örneği, diğer tarafta ise kardeşleri tarafından öldürülmek istenen, kuyulara atılıp, kervanlara satılan Hz. Yusuf’un iktidar koltuğuna oturduğu zaman, kardeşlerini ikna için kullandığı siyasi manevralar durmaktadır. Altın tası kardeşi Bünyamin’in çuvalına koyduran Hz. Yusuf’un tarzı siyaseti ve ulaştığı netice aynı şekilde akılları hayran bırakır.İnsan olmak hele de insanların başında olmak çok zordur. Hz. Ebu Bekir radıyallahu anh Hazretleri’ne “Şu ağaca konan bir kuş olsaydım. Kesilip, biçilen bir ağaç olsaydım.” dedirtir, emir sahibi olmak. Çünkü emanetin sahibi sadece açığa vurulanı değil, gizlenen şeyleri de bilir ve hesaba çeker. Ve O, yeryüzünün mirasını salih kullarına yazdığını bildirir. Her şey gelir, geçer. Mesele dışarıdaki acıların üzerine bir de içeriden acılar eklemek değil, emanetin emin sahibi olarak salahat tacını giyebilmektir. Bu konuda tek hüküm sahibi Melikü’l-Mülûk’tur. Ve o herkese şah damarından daha yakındır.
Zaman
Köşe Yazıları
24.11.2013
HamdullahÖztürk-BugünlerdegeçecekHamdullah Öztürk - Bugünler de geçecek
A. Ali Ural - Onuncu gün
Zaman
10.11.2013
01:54
Bir güne ne çok şey sığabildiğini gösterir bize romanlar; Joyce’un Ulysses’i, Tanpınar’ın Huzur’u, Aytmatov’un Gün Olur Asra Bedel’i…Proust, “Bir saat, yalnızca bir saat değildir, güzel kokularla, seslerle, tasarılarla ve iklimlerle dolu bir kitaptır.” diyerek, gün şöyle dursun, bir saatin içine ömrü sığdırırken, Woolf, daha ileri gidip, bir ânın barındırabileceklerine işaret ederek yalnız zamanın değil, sanatının da sırrını sezdirmeye çalışmıştır okurlarına: “Sıradan bir günde sıradan bir ruhu bir an inceleyin bakalım…”Aytmatov asra bedel gününde neyi anlatmış olursa olsun, “Gün Olur Asra Bedel” anahtarı, çağrışım dünyamda insanlık tarihinin en gizemli kapısını açar. Bir gündür bu; asra değil, dehre bedel. Onuncu günden söz ediyorum; Âşûra’dan. Muharrem ayının o esrarengiz gününden, bütün zamanların tohumu olan. Yerler, gökler, Arş, Kürsî, Cennet ve Cehennem o gün yaratılmış, Hz.Nuh’un gemisi o gün Cudi Dağı’na oturmuş, Hz. Süleyman’a hükümranlık o gün verilmiştir.Nasıl bir istasyondur ki onuncu gün, Hz. İbrahim, Hz. Musa ve Hz. İsa o gün doğmuşlardır. Nasıl bir dönüş zamanıdır ki, Hz. Âdem’in ve Hz. Davud’un tövbesi o gün kabul edilmiş, Hz. Muhammed’e (s.a.v.), geçmiş ve gelecek bütün günahlarının affedileceğine dair teminat o gün verilmiştir. Nasıl bir kurtuluş menfezidir ki, Hz.İbrahim Nemrud’un ateşinden, Hz. Musa Firavun’un zulmünden o gün kurtulmuş, Hz. Yunus balığın karnından, Hz. Yusuf, kardeşleri tarafından atıldığı kuyudan o gün çıkarılmış, Hz. İsa ve Hz. İdris o gün semaya yükseltilmiştir. Nasıl bir şifa çeşmesidir ki, Hz. Eyyub’un hastalığı o gün şifa bulmuş, Hz. Yakub’un gözleri o gün açılmıştır. Kıyametin Aşûre günü kopacağına dair rivâyetler vardır, belki de küçük bir kıyamettir Hz. Peygamber (s.a.v.)’in sevgili torunu Hz. Hüseyin’in Kerbela’da Emevi zalimi Yezid tarafından günlerce susuz bırakıldıktan sonra şehit edilmesi.Onuncu gün su günüdür, ihya günüdür. Âşûrâ gününü oruçla ve tefekkürle ihya etmiştir peygamberler ve takipçileri. Tevhid inancının sürekliliğini ve bütün peygamberlerin aynı mesajın elçileri olduğunu ilan etmektedir o gün. Âşûra gününü hürmetle karşılamak başta Sevgili Peygamberimiz olmak üzere peygamberlerin hatıralarına bağlılık ve saygı göstermek demektir. Hz. Ali (r.a)’den rivayet edildiğine göre, “Ey Allah’ın elçisi, Ramazan’dan sonra hangi ayda oruç tutmamı emir buyurursunuz.” diye soran bir sahabiye Peygamberimiz, “Eğer Ramazan’dan sonra oruç tutacaksan Muharrem’de tut. Çünkü bu ay Allah’a ait bir aydır; onda bir gün vardır ki, Allah bir kavmin tövbesini o gün kabul buyurdu; başka bir kavmin de tövbe ve niyazlarını o günde kabul eder.” cevabını vermiştir.Onuncu gün ve onu bir inci gibi içinde barındıran Muharrem ayı içindeyiz. Muharrem ayı da bir inci, dört kutsal ay içinde. “Doğrusunu (bilin ki), Allah’a göre ayların sayısı, (Allah’ın) gökleri ve yeri yarattığı günkü kesin hükmünde (koyduğu yasada), ayların sayısı on iki aydır. Onlardan dördü haram/hürmetli aydır; Bu, işte en doğru hesaptır. O halde bilhassa bunlar hakkında, nefislerinize zulmetmeyin…” buyuruyor yüce Allah kitabında (Tevbe, 36.) O zamanın hakkını vermeyen insan, kendine zulmetmiş oluyor çünkü.Kur’an-ı Kerîm’de ay anlamına gelen “şehr” kelimesi tekil olarak 12 kez, gün anlamına gelen “yevm” kelimesi ise tekil olarak 365 kez geçer. Zamana latif bir işarettir bu ve içinde sonsuz dönüş imkânı barındırır. Her gecenin içinde aralanan tövbe pencereleri derin uykularımızdan ya da kuyularımızdan çıkacağımız ânı bekliyor. Üst üste köprüler atılıyor azgın nehirlerin üstüne, “birinden geçemediyse diğerinden geçsin.” Gecikmiyor peygamber müjdeleri. Rahmet gökten de yağıyor yerden de: “Gecede duanın kabul olacağı bir vakit vardır ki; herhangi bir Müslüman ona rastlar da dünya ve ahirete dair Allah’tan hayır dilerse, muhakkak Allah dileğini yerine getirir. Bu hal, her gecede vardır.” “Her kim Âşûra günü ailesine, çoluk çocuğuna genişlik gösterirse, Allah Teâlâ da bütün yıl boyunca ona genişlik gösterir.” “Âşûra gününde oruç tutmak bir yıllık (küçük) günahları bağışlatır.”Muharrem ayı şöyle dua etmemizi bekliyor bizden:“Ey Allah’ım! Sen Ebedî ve Kadîmsin [Kendinden evvel hiçbir varlık olmayan], varlığı, hayâtı devâmlı olan, kullarına keremi ziyâde, merhameti, ni’metler bağışlaması sonsuz, yalnız Sensin Allahım!İşte bu yeni yıldır ki, ben, bu yıl
Zaman
Köşe Yazıları
10.11.2013
AAliUral-OnuncugünA Ali Ural - Onuncu gün
Ali Ünal - Müslümanların tarihinde en zayıf nokta
Zaman
14.10.2013
01:56
Haberleri genellikle iki gazete ve iki internet sitesinden takip etmeye çalışıyorum; bunlar dışındaki bazı yazılardan ve hadiselerden ise çoğunlukla okuyucuların haber vermesiyle haberdar oluyorum.Son aylarda, daha çok okuyucuların haberdar etmesiyle bakıyorum, Fethullah Gülen Hocaefendi’nin bir sözü, ona atfedilen, fakat ona ait olduğu şüpheli ve tamamen duyuma dayalı bir söz veya bir davranışı münasebetiyle, bunların üzerinden bir hafta-on gün geçtikten sonra aynı gün, aynı gazete veya aynı internet sitesinde 4-5 yazar eleştiri adı altında hücuma geçiyor. Böyle olunca da, insanda bir kısmı bazı hocalardan gelen bu hücumların bir merkezden yönlendiriliyor olabileceği intibaı uyanıyor. Öyle veya böyle, Kur’ân’a, tarihe, hadiselere baktığımızda, elbette iyi niyetli istisnalar dışında, bu tür hücumların iki ana sebebini görüyoruz. Bir okuyucu yazıyor: İran’da devrimden bir yıl kadar sonra öğrenciler tarafından Amerikan Büyükelçiliği işgal edildi ve bu öğrenciler, işgali bir yıl sürdürdüler. Bu bir yıl içinde dünya, Amerika İran’a müdahale edecek mi, etmeyecek mi tartışmasıyla meşgul oldu. İşte bu süreçte İsrail’de yayımlanan Jerusalem Post’ta şöyle bir yorum çıkıyor: “Amerika’nın İran’a müdahalesi intihar olur. İslâm tarihinde ulemânın karşılıklı kıskançlığı, en zayıf nokta olagelmiştir. İran’da devrimin iki numaralı Ayetullah’ı Şeriatmedarî, yaşlı ve etrafında SAVAK ajanları var. Bu zattan devrim aleyhinde yararlanılabilir.” Şeriatmedarî taraftarları, samimî olarak veya kışkırtmalara kapılarak devrime cephe aldılar ve bu zat, ömrünün kalan kısmını gözaltında geçirdi. Kur’ân-ı Kerim, çok âyetiyle bu kıskançlığa dikkat çeker. Hz. Âdem’in, bir rasûlün oğlu Kabil, bu kıskançlık sebebiyle Habil’i öldürmüş ve kendisini Kıyamet’e kadar bütün haksız cinayetlerin günahından hissedar olmak gibi bir talihsizliğe düçar etmiştir. Hz. Yakup gibi bir diğer rasûlün on oğlu, yine kıskançlık sebebiyle kardeşleri Hz. Yusuf’u ölüp gitsin diye kuyuya atabilmiştir. Yine Kur’ân, peygamberlerle kurulan en güzel sistemlerin, bağy, yani rekabet ve kıskançlığa dayalı tecavüzler sebebiyle meydana gelen tefrika ve ihtilâflar neticesinde yıkılıp gittiğini bize anlatır (Ör: Âl-i İmran Sûresi/3: 19)İkinci sebebi, yine Kur’ân’ın özellikle bazı İsrail Oğulları âlimleri üzerinden bütün âlimlere yaptığı ikazda görüyoruz: “Âyetlerimi (makam, mevki, para, şöhret, statü, övülme gibi) az bir paha karşılığı satmayın.” Hz. Bediüzzaman, İslâm tarihindeki bu bir diğer en zayıf noktaya çok ince ve manâlı bir şekilde temas eder: Nûşirevân-ı Âdil’in veziri Büzürg-Mihr’e sormuşlar: “Neden ulemâ, ümerâ (idareciler, hükümdarlar) kapısında görünüyor da, ümerâ, ulemâ kapısında görünmüyor; halbuki ilim, emirliğin üstündedir?” Büzürg-mihr, cevaben demiş ki: “Ulemânın ilminden, ümerânın cehaletindendir.” Yani, ümerâ, cahilliği sebebiyle ilmin kıymetini bilmiyorlar ki, ulemânın kapısına gidip ilmi arasınlar. Ulemâ ise, âlim olmaları sebebiyle paranın, malın kıymetini dahi bildikleri için ümerâ kapısında görünüyorlar. İşte Büzürg-mihr, ulemânın zilletine sebep olan hırslarını zarif bir surette te’vil ederek, nazikâne cevap vermiş. Samimî Müslüman’a, Hocaefendi’yi sevenlere de düşen, Habil gibi olmaktır. Habil, kardeşine der: “Sen beni öldürmek için bana elini uzatsan da, ben, seni öldürmek için sana elimi uzatacak değilim.” Ve Hz. Yusuf gibi olmaktır; Kur’ân’da onun kardeşleri aleyhinde tek bir menfî duygu, söz ve davranışını okumuyoruz. Bunun için de Bediüzzaman’ın Lem’alar’dan 20 ve 21’inci, Mektubat’tan 22’nci Mektub’u çok okumak gerekiyor. ali.unal@zaman.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
14.10.2013
AliÜnal-MüslümanlarıntarihindeenzayıfnoktaAli Ünal - Müslümanların tarihinde en zayıf nokta
Vali Demirtaş, şehit ailesini ziyaret etti
Zaman
13.10.2013
13:49
Adıyaman Valisi Mahmut Demirtaş beraberinde eşi Beyhan Demirtaş, İl Jandarma Komutanı Albay Yusuf Yalçın, İl Emniyet Müdürü Fikret Salmaner ve Türkiye Harp Malulü Gaziler, Şehit Dul ve Yetimleri Derneği Adıyaman Şube Başkanı Hacı Erdengi ile birlikte 2009 yılında Tokatın Reşadiye ilçesine bağlı sazak kırsalında şehit düşen Jandarma Er Onur Boztemirin Tut ilçesine bağlı Yaylımlı köyündeki ailesini ziyaret etti. Yaylımlı köyünde Vali Mahmut Demirtaşı şehit er Onur Boztemirin babası Ahmet Boztemir ve şehidin kardeşleri karşıladı. Ziyarette konuşan Vali Mahmut Demirtaş, şehitlerin geride kalan emanetlerinin devletin ve milletin emanetleri olduğunu belirterek, Şehitlerimizin hakkını hiç bir zaman ödeyemeyiz. Kendileri ve aileleri için ne yapsak azdır. Devlet olarak her zaman şehit ailelerimizin yanında olacağız ve onlara desteğimizi hiç bir zaman esirgemeyeceğiz. Şehitlerimizin vatanımız ve milletimiz için yaptıkları fedakarlıkların değeri hiçbir şeyle ölçülemeyecek kadar yüce ve büyüktür. Şehidimiz mertebelerin en yükseği olan ve her insana nasip olmayan şehadet mertebesine ulaşmıştır. Bu vesile ile vatan uğruna canını feda eden bütün şehitlerimize Allahtan rahmet diliyor, kahraman gazilerimize de şükranlarımı sunuyorum. dedi. Vali Mahmut Demirtaş, ziyarette, ailenin herhangi bir sıkıntıları ya da ihtiyaçlarının olup olmadığını da sordu. Ziyarette, Tut Kaymakamı Mehmet Mut ve Besni Kaymakamı Emrah Yılmaz da hazır bulundu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
13.10.2013
ValiDemirtaşşehitailesiniziyaretettiVali Demirtaş şehit ailesini ziyaret etti
Akçay: Geleceğe güvenle bakacağımız güzel bir gece oldu
Zaman
15.09.2013
01:53
Trabzonspor Teknik Direktörü Mustafa Reşit Akçay, Kardemir Karabükspor karşısında aldıkları galibiyet nedeniyle bu gecenin geleceğe güvenle bakacakları güzel bir gece olduğunu söyledi. Akçay, 1-0 kazandıkları maçın ardından yaptığı değerlendirmede, bu maçın psikolojilerini düzeltmek adına çok önemli olduğunu belirterek, “Bu müsabaka camiamızın psikolojisi açısından ve Akhisar Belediyespor maçında yaşadığımız travmadan sonra çok önem kazandı. Biz müsabakayı hiçbir şekilde kişiselleştirmeden kendi adımıza oynadık. Kendi moralimizi yükseltmek ve kendi evimizde galip gelmek adına oynadık” dedi.Maçın başından sonuna kadar oyunun içerisinde kaldıklarını ifade eden Akçay, “İlk yarı üretkenliğimiz biraz aşağıda gibiydi ama ikinci yarı bunu artırdık. Artı daha önceki maçlarda kötü olan ikinci ve üçüncü bölgedeki pas oranımız ve top kazanma istatistiklerimizin bu müsabakada biraz daha yükseldiğini düşünüyorum. Bunu arzu ve isteğimizle bunu birleştirerek sonuca gittik. Güçlü bir takıma karşı alınmış olan bu galibiyet, bu geleceğe güvenle bakacağımız güzel bir gece oldu” diye konuştu. Akçay, müsabakanın etkili isimlerinden genç futbolcu Yusuf Erdoğan’ın performansıyla ilgili bir soru üzerine de şunları söyledi: “Cevizin içi dolunca kabuğu incelirmiş. Yusuf’un kabuğu inceliyorsa Yusuf dikkatli olmak zorunda. Trabzonspor’un geçmişe bakıldığında genç oyuncu kazanma konusunda karnesi çok iyi değil. Basının bir bölümü bu konuda bize saldırıda bulunuyor, acımasızca. Ama ben bu konuda o stratejiyi devam ettirmekten yanayım. Bu çocukların kazanılmasıyla ilgili yaptığımız planlamaya devam edeceğiz. Bu korkak olduğumuzu göstermiyor. Bu sadece genç oyuncuları kazanmak için yaptığımız bir stratejinin sonucudur. Onların geçmişteki kardeşleri gibi bir müsabakadan sonra soluğu Diyarbakır’da, Antep’te almalarına müsaade etmeyeceğiz.” Müsabakada sergilediği başarılı performansla dikkatleri çeken genç futbolcu Yusuf Erdoğan, takım olarak iyi bir görüntü ortaya koyduklarını dile getirdi. Yusuf, “Trabzonspor nasıl oynaması gerekiyorsa öyle oynadık. Maçın tek hakimi bizdik. Gol olmasa gece uyuyamayacaktım. Allah’ın izniyle üç puanı aldık. Bu daha başlangıç inşallah bundan sonraki maçlarda daha iyi olacağız” dedi. Tecrübeli futbolcu Didier Zokora da sözlerine Yusuf’u överek başladı. Zokora, şöyle konuştu: “Gerçekten benim için bugünkü performansı sürpriz oldu. Ciddi anlamda çok iyi oynadı. Çalım attı, defans yaptı, yapılması gereken neyse yaptı. Takımımız ise disiplinli oynadı. Özellikle ilk yarı bittikten sonra içeride hocamız bizi çok iyi motive etti. İkinci yarıda iyi oynayarak bir gol bulduk. Önümüzdeki Avrupa ligi maçı öncesi böyle bir galibiyet almamız çok iyi oldu.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
15.09.2013
AkçayGeleceğegüvenlebakacağımızgüzelbirgeceolduAkçay Geleceğe güvenle bakacağımız güzel bir gece oldu
İskender Pala - Yusuf'u kuyuya düşürmek
Zaman
27.08.2013
01:59
Şair, “Yusuf dahi olsan düşürürler seni çâha / Ebnâ-yı zamanın işi ihvâna cefâdır” buyurmuş. Aşağı yukarı şöyle demek olur: “Ey insan! Yusuf olsan da seni kuyuya düşürecekler. Çünkü zamane insanlarının işi gücü ihvana (kardeşine) cefadan ibarettir.”Rivayet şöyle: Yusuf, kutlu bir rüya görmüştü. Mısır’ın geleceği için hayra yorulması gereken bir rüyaydı. Saadet getirecek, hayır getirecek bir rüya. Ne var ki Yusuf’un kardeşleri rüyanın güzelliğini kıskandılar, “Neden bize değil de ona!” diyerek rüyayı kan ile yorumladılar. Sonra getirdiler onu bir kuyunun başına, zindanın burası dediler, burada çürü ve öl! Ağabeyler başucuna sıra sıra dizilmişler, kuyuyu kuşatmışlardı. Arabistan cihetinde Şem’un, Kuveyt istikametinde Rûbil, Bahreyn yakasında Lâvî, Ürdün’e bakan yüzde Râhîl, Arap Emirlikleri’ne dönük el-Îs ve nihayet Filistin esintisiyle Yehuda. Sonra taş yürekli kardeşler, vurdular Yusuf’un başına silleleri, vurdular sırtına taşları. Çırpınıyordu Yusuf ve onlar tekmelerle itiyorlardı kuyuya. Fırsat bulunca dizlerine yapışıp “Ağabeylerim, kardeşlerim!” diye ağlıyor, feryad ediyordu, ama onlar fitneyi körüklemeyi sürdürdüler. Onlar tepiyor, Yusuf çırpınıyor, çırpınıyordu kuyuya düşmemek için. Toprağa yapışıyor, taşlara tutunuyor, göklere yüz çeviriyor, gündüze tutunuyor, geceye sığınıyordu. Nafile!.. Zalim kardeşler teptikçe tepiyorlardı. Yusuf kuyunun ağzına kollarını gerip kendine şefaatçi aradıkça tekmeler ardı ardına geliyordu. Bir ara Yehuda merhamete gelir gibi oldu, “Kardeş!” dedi, “Sana bu taş yürekli kardaşlar / Vurdular cevr eliyle nice taşlar // Yok iken sende asla kötü huylar / Ey güneş, yerin olsun mu şimdi kuyular?” Yusuf’un gözü yaşardı, takatı kesildi, elleri gevşedi ve kuyuya düşerken çığlığı duyuldu: “Vardır her celalin bir cemali / Elbet bilir Yaradan’ım bu hali // Kardeşlerim bir zillet içindeler / Gaflet ile dalalet içindeler”. Kuyudan inlemeler duyuldu, “Dağlar ve taşlar bağrını dağladılar/ Pınarlar ve ırmaklar Yusuf’a ağladılar”. Bu zulme yer inliyor, gök inliyordu. Gelgelelim kardeşlerin kulakları fitneden, şiddetten, hasetlikten, fesatlıktan sağır olmuştu… Çığlıkları duymadılar. Bilmiyorlardı ki bu çığlıkları elbette bir duyan vardı ve o duyan, gün gelecek, Yusuf’u Mısır’a sultan edecek, kardeşlerini de önünde diz çöktürecekti. i.pala@zaman.com.trBercesteYusuf-ı Mısr ile ey dava-yı benlikler güdenHüzn içinde inleyen Yakub’un ahından çekin LaedrîEy Mısır’ın Yusuf’u karşısında kibir ve benlik iddiasıyla zulme varan kişi, hüzünler içinde inlettiğin Yakup’ların âhından çekin.”ESMA’NIN RUHUNA!.. Bir gazete haberi:“Mısır’da gözünü kan bürümüş darbecilerin, göğsünden ve sırtından vurarak şehit ettikleri ihvan yöneticisi Muhammed el-Biltaci’nin 17 yaşındaki kızı Esma’nın, cep telefonundan paylaştığı son şiir yürekleri dağladı.” İslam tarihinden: Asr-ı saadet’te, hicretin yedinci yılındayız. Medine’de insanlık yenilenmekte, Müslümanlar ilk kez huzur içinde nefes alıp vermektedirler. Efendiler Efendisi’nin huzuruna bir haberci gelir. Elinde hurma yaprağına yazılmış bir mektup vardır. Üzgün, perişan, ağlamaklı. Anlatır: “Ey Kutlu Elçi!.. Ben iki yıl evvel İslam ile şereflenen Huzaa kabilesindenim. Seferde idik. Mekke’nin güneybatısındaki Vetir suyu kıyısında konaklamıştık. Hudeybiye sulh andlaşması gereği içimiz rahat idi. Lakin biz namaz kılarken üzerimize bir ordu hücum etti. Müşrik Beni Bekir Kabilesi’nin adamlarıydılar. Aralarında Kureyş’ten olanlar ve Kureyş’in silahları da vardı. Anladık ki Kureyş andlaşmayı bozmaya gelmişti. Kabilemizin yiğitlerinden yirmi kişiyi orada şehit verdik. Yüreğimiz kan ağlıyor, kabilemiz perişan. Bu mektubu size reisimiz Amr b. Salim gönderdi. Buyurunuz, emanettir!” Rasulullah üzüntüden titreyen ellerle mektubu alıp ashabın okuma yazması olanlarından birine uzattı. O anda Kainatın Sevgilisi ağlıyordu. O’nu ağlarken gören Ashab ağlıyordu. Mektubu alan kişi, yazılanların şiir olduğunu fark etmişti. Ağlayarak okudu:Vetir’de namaz kılarken buldular biziKimimiz rükudaydık, secdede vurdular kimimiziGüçsüzdük, sayıca az idi hem cengaverimizZalimin elinde can verdi kadınımız, kızanımız, erimizAllah’ın kullarına haber ver koşa koşa gelsinlerKöpüklü dalgalar gibi coşa coşa gelsinlerEfendimiz hiddetlendi ve şöyle buyurdu: “Varlığım kudret elinde bulunan Allah’a and olsun ki kendimi ve ev halkımı koruduğum gibi bunları da koruyacağım.” Sonra Kureyş’e bir elçi gönderip önce Benî Bekir’le olan ittifaktan vaz ge
Zaman
Köşe Yazıları
27.08.2013
İskenderPala-Yusufukuyuyadüşürmekİskender Pala - Yusufu kuyuya düşürmek
Erdoğan: Mısır darbesinin arkasında İsrail var
Zaman
21.08.2013
02:23
Başbakan Tayyip Erdoğan, Mısırda darbecilerin arkasında İsrailin bulunduğunu söyledi. Erdoğan dün AK Parti Genel Merkezindeki Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında konuştu.Önce Türkiyede yaşanan darbe süreçlerini özetledi ve sözü Mısırdaki darbenin İsrail bağlantısına getirdi. Başbakan, “Mısırda ‘demokrasi sandık değildir diyorlar. Arkasında neresi var? İsrail var. Elimizde belgesi var.” dedi. 2011 seçimleri öncesinde Fransada yapılan bir oturumda adalet bakanı ile ‘Yahudi bir entelektüelin “Mısırda Müslüman Kardeşler seçimi kazansa da onlar kazanamayacaktır. Çünkü demokrasi sandık değildir.” dediğini aktardı.Elimizde belge var, Mısır’daki darbenin arkasında İsrail varBaşbakan Erdoğan, antidemokratik müdahalelerin tamamında hep Batı’nın, ‘demokrasi sadece sandık değildir’ mantığının işlendiğini anlattı. “Ama biz diyoruz ki, demokrasinin yolu sandıktan geçer. Sandık, milli iradenin ta kendisidir.” dedi. Erdoğan’ın açıklamaları, özetle şöyle söyledi:Mısır ordusunun inançlı mensuplarına sesleniyorum: “Siz o Müslüman kardeşlerinize nasıl silah doğrultuyorsunuz? Nasıl onlara bomba yağdırıyorsunuz? Sizin zerre kadar inancınızda, imanınızda bir titreme yok mu? Hiçbir zaman hukuka uygun olmayan talimata uyulmaz. Burada size böyle bir talimat veriliyorsa siz kalkıp da o insanları öldüremezsiniz.”İslam dünyası, Mısır’a karşı Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri gibi: “Batı, Mısır’daki darbede iyi bir sınav verememiştir. İslam dünyası Mısır’daki facia karşısında iyi bir sınav verememiştir. Şu anda İslam dünyası adeta Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşlerden farksız durumdadır. Ama Rabb’im nasıl ki Yusuf’u kuyudan çıkarıp Mısır’a sultan ettiyse, nasıl ki o kardeşleri Yusuf’a mahcup ettiyse bugün de kardeşlerinin ihanetine rağmen Mısır halkının Mısır’ı idare etmesinin önüne hiç kimse geçemeyecektir. Kardeşlerine karşı ihanet içinde olanlar da er veya geç mahcup olacaklardır.” Bizi şiddete sevk etmek için tuzaklar kuruldu: “Bizi şiddete sevk etmek için tuzak kuranlar, tahrik edenler, provokasyonlara başvuranlar oldu. Bizi ezmek, yok etmek, bizi silmek için kendilerine gerekçe arayanlar, bahane arayanlar oldu. Allah’a hamd olsun hiçbirine bu gerekçeyi, bahaneyi sunmadık. Bunlar şimdi bulanmış suda balık avlamanın niyetindeler ama biz size bulanmış su bırakmayacağız. Sandığa tertemiz gideceğiz. Geçmişte bunu defalarca yaptılar. Merhum Menderes karşısında defalarca kaybettiler. Hiçbir zaman kazanamayacaklarını anlayınca da şiddeti körüklediler. Darbecileri teşvik ettiler ama bugün ne biz ne de aziz millet bu bayat senaryoya asla ve asla geçit vermeyeceğiz. Bizi çekmek istedikleri tuzağa asla düşmeyeceğiz.”Diktatörlükte ‘diktatör’ diyeni sallandırırlar: “Bize son derece çirkin bir şekilde ‘diktatör’ diyenlere işte bugün buradan ‘hodri meydan’ diyorum. Mart ayında seçim var. Kimin demokrasi kimin de diktatörlük özlemi içinde olduğunu millet ortaya koyacak. Eğer diktatör görmek istiyorsanız buyurun Mısır’a gidin. Diktatörlüğün olduğu yerde hiç kimse diktatör kelimesini ağzına dahi alamaz. Diktatörlüğün olduğu yerde gazeteler, televizyonlar sabah akşam ‘diktatör’ ifadesini kullanamaz. Sallandırırlar. Mısır’da olduğu gibi.”Saldırganı ödüllendirircesine serbest bıraktılar: “Hacıbektaş’ta, o muhterem zatın manevi huzurunda bir kendini bilmez, bir Hacı Bektaş düşmanı Başbakan Yardımcımıza alçakça saldırıda bulundu. CHP’liler adeta saldırgana sahip çıkıyorlar. Saldırgan kısa bir süre sorgulandıktan sonra bakıyorsunuz hemen ödüllendirilircesine tutuksuz yargılanmak üzere salıveriliyor. Siz hangi diktatörlükten bahsediyorsunuz? Hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?”İsrail ve abd’den tepkiBaşbakan Erdoğan’ın “Mısır’da yaşanan gelişmelerin arkasında İsrail var” iddiasına İsrail’den tek cümlelik cevap geldi. İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Bu üzerinde yorum yapmaya değmeyecek o açıklamalardan biri.” dedi. Beyaz Saray sözcüsü Josh Earnest da Erdoğan’ın sözlerinin ‘saldırgan, ispatlanmamış ve yanlış’ olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, söz konusu iddiasını Fransız Yahudi entelektüel Bernard Henri-Levy ile İsrail Adalet Bakanı Livni’nin katıldığı bir paneldeki konuşmalara dayandırmıştı.
Zaman
En Çok Okunan
21.08.2013
ErdoğanMısırdarbesininarkasındaİsrailvarErdoğan Mısır darbesinin arkasında İsrail var
Erdoğan: Mısır darbesinin arkasında İsrail var
Zaman
21.08.2013
02:22
Başbakan Tayyip Erdoğan, Mısırda darbecilerin arkasında İsrailin bulunduğunu söyledi. Erdoğan dün AK Parti Genel Merkezindeki Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında konuştu.Önce Türkiyede yaşanan darbe süreçlerini özetledi ve sözü Mısırdaki darbenin İsrail bağlantısına getirdi. Başbakan, “Mısırda ‘demokrasi sandık değildir diyorlar. Arkasında neresi var? İsrail var. Elimizde belgesi var.” dedi. 2011 seçimleri öncesinde Fransada yapılan bir oturumda adalet bakanı ile ‘Yahudi bir entelektüelin “Mısırda Müslüman Kardeşler seçimi kazansa da onlar kazanamayacaktır. Çünkü demokrasi sandık değildir.” dediğini aktardı.Elimizde belge var, Mısır’daki darbenin arkasında İsrail varBaşbakan Erdoğan, antidemokratik müdahalelerin tamamında hep Batı’nın, ‘demokrasi sadece sandık değildir’ mantığının işlendiğini anlattı. “Ama biz diyoruz ki, demokrasinin yolu sandıktan geçer. Sandık, milli iradenin ta kendisidir.” dedi. Erdoğan’ın açıklamaları, özetle şöyle söyledi:Mısır ordusunun inançlı mensuplarına sesleniyorum: “Siz o Müslüman kardeşlerinize nasıl silah doğrultuyorsunuz? Nasıl onlara bomba yağdırıyorsunuz? Sizin zerre kadar inancınızda, imanınızda bir titreme yok mu? Hiçbir zaman hukuka uygun olmayan talimata uyulmaz. Burada size böyle bir talimat veriliyorsa siz kalkıp da o insanları öldüremezsiniz.”İslam dünyası, Mısır’a karşı Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri gibi: “Batı, Mısır’daki darbede iyi bir sınav verememiştir. İslam dünyası Mısır’daki facia karşısında iyi bir sınav verememiştir. Şu anda İslam dünyası adeta Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşlerden farksız durumdadır. Ama Rabb’im nasıl ki Yusuf’u kuyudan çıkarıp Mısır’a sultan ettiyse, nasıl ki o kardeşleri Yusuf’a mahcup ettiyse bugün de kardeşlerinin ihanetine rağmen Mısır halkının Mısır’ı idare etmesinin önüne hiç kimse geçemeyecektir. Kardeşlerine karşı ihanet içinde olanlar da er veya geç mahcup olacaklardır.” Bizi şiddete sevk etmek için tuzaklar kuruldu: “Bizi şiddete sevk etmek için tuzak kuranlar, tahrik edenler, provokasyonlara başvuranlar oldu. Bizi ezmek, yok etmek, bizi silmek için kendilerine gerekçe arayanlar, bahane arayanlar oldu. Allah’a hamd olsun hiçbirine bu gerekçeyi, bahaneyi sunmadık. Bunlar şimdi bulanmış suda balık avlamanın niyetindeler ama biz size bulanmış su bırakmayacağız. Sandığa tertemiz gideceğiz. Geçmişte bunu defalarca yaptılar. Merhum Menderes karşısında defalarca kaybettiler. Hiçbir zaman kazanamayacaklarını anlayınca da şiddeti körüklediler. Darbecileri teşvik ettiler ama bugün ne biz ne de aziz millet bu bayat senaryoya asla ve asla geçit vermeyeceğiz. Bizi çekmek istedikleri tuzağa asla düşmeyeceğiz.”Diktatörlükte ‘diktatör’ diyeni sallandırırlar: “Bize son derece çirkin bir şekilde ‘diktatör’ diyenlere işte bugün buradan ‘hodri meydan’ diyorum. Mart ayında seçim var. Kimin demokrasi kimin de diktatörlük özlemi içinde olduğunu millet ortaya koyacak. Eğer diktatör görmek istiyorsanız buyurun Mısır’a gidin. Diktatörlüğün olduğu yerde hiç kimse diktatör kelimesini ağzına dahi alamaz. Diktatörlüğün olduğu yerde gazeteler, televizyonlar sabah akşam ‘diktatör’ ifadesini kullanamaz. Sallandırırlar. Mısır’da olduğu gibi.”Saldırganı ödüllendirircesine serbest bıraktılar: “Hacıbektaş’ta, o muhterem zatın manevi huzurunda bir kendini bilmez, bir Hacı Bektaş düşmanı Başbakan Yardımcımıza alçakça saldırıda bulundu. CHP’liler adeta saldırgana sahip çıkıyorlar. Saldırgan kısa bir süre sorgulandıktan sonra bakıyorsunuz hemen ödüllendirilircesine tutuksuz yargılanmak üzere salıveriliyor. Siz hangi diktatörlükten bahsediyorsunuz? Hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?”İsrail ve abd’den tepkiBaşbakan Erdoğan’ın “Mısır’da yaşanan gelişmelerin arkasında İsrail var” iddiasına İsrail’den tek cümlelik cevap geldi. İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Bu üzerinde yorum yapmaya değmeyecek o açıklamalardan biri.” dedi. Beyaz Saray sözcüsü Josh Earnest da Erdoğan’ın sözlerinin ‘saldırgan, ispatlanmamış ve yanlış’ olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, söz konusu iddiasını Fransız Yahudi entelektüel Bernard Henri-Levy ile İsrail Adalet Bakanı Livni’nin katıldığı bir paneldeki konuşmalara dayandırmıştı.
Zaman
Politika
21.08.2013
ErdoğanMısırdarbesininarkasındaİsrailvarErdoğan Mısır darbesinin arkasında İsrail var
Erdoğan: Mısır darbesinin arkasında İsrail var
Zaman
21.08.2013
02:19
Başbakan Tayyip Erdoğan, Mısırda darbecilerin arkasında İsrailin bulunduğunu söyledi. Erdoğan dün AK Parti Genel Merkezindeki Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında konuştu.Önce Türkiyede yaşanan darbe süreçlerini özetledi ve sözü Mısırdaki darbenin İsrail bağlantısına getirdi. Başbakan, “Mısırda ‘demokrasi sandık değildir diyorlar. Arkasında neresi var? İsrail var. Elimizde belgesi var.” dedi. 2011 seçimleri öncesinde Fransada yapılan bir oturumda adalet bakanı ile ‘Yahudi bir entelektüelin “Mısırda Müslüman Kardeşler seçimi kazansa da onlar kazanamayacaktır. Çünkü demokrasi sandık değildir.” dediğini aktardı.Elimizde belge var, Mısır’daki darbenin arkasında İsrail varBaşbakan Erdoğan, antidemokratik müdahalelerin tamamında hep Batı’nın, ‘demokrasi sadece sandık değildir’ mantığının işlendiğini anlattı. “Ama biz diyoruz ki, demokrasinin yolu sandıktan geçer. Sandık, milli iradenin ta kendisidir.” dedi. Erdoğan’ın açıklamaları, özetle şöyle söyledi:Mısır ordusunun inançlı mensuplarına sesleniyorum: “Siz o Müslüman kardeşlerinize nasıl silah doğrultuyorsunuz? Nasıl onlara bomba yağdırıyorsunuz? Sizin zerre kadar inancınızda, imanınızda bir titreme yok mu? Hiçbir zaman hukuka uygun olmayan talimata uyulmaz. Burada size böyle bir talimat veriliyorsa siz kalkıp da o insanları öldüremezsiniz.”İslam dünyası, Mısır’a karşı Yusuf’u kuyuya atan kardeşleri gibi: “Batı, Mısır’daki darbede iyi bir sınav verememiştir. İslam dünyası Mısır’daki facia karşısında iyi bir sınav verememiştir. Şu anda İslam dünyası adeta Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşlerden farksız durumdadır. Ama Rabb’im nasıl ki Yusuf’u kuyudan çıkarıp Mısır’a sultan ettiyse, nasıl ki o kardeşleri Yusuf’a mahcup ettiyse bugün de kardeşlerinin ihanetine rağmen Mısır halkının Mısır’ı idare etmesinin önüne hiç kimse geçemeyecektir. Kardeşlerine karşı ihanet içinde olanlar da er veya geç mahcup olacaklardır.” Bizi şiddete sevk etmek için tuzaklar kuruldu: “Bizi şiddete sevk etmek için tuzak kuranlar, tahrik edenler, provokasyonlara başvuranlar oldu. Bizi ezmek, yok etmek, bizi silmek için kendilerine gerekçe arayanlar, bahane arayanlar oldu. Allah’a hamd olsun hiçbirine bu gerekçeyi, bahaneyi sunmadık. Bunlar şimdi bulanmış suda balık avlamanın niyetindeler ama biz size bulanmış su bırakmayacağız. Sandığa tertemiz gideceğiz. Geçmişte bunu defalarca yaptılar. Merhum Menderes karşısında defalarca kaybettiler. Hiçbir zaman kazanamayacaklarını anlayınca da şiddeti körüklediler. Darbecileri teşvik ettiler ama bugün ne biz ne de aziz millet bu bayat senaryoya asla ve asla geçit vermeyeceğiz. Bizi çekmek istedikleri tuzağa asla düşmeyeceğiz.”Diktatörlükte ‘diktatör’ diyeni sallandırırlar: “Bize son derece çirkin bir şekilde ‘diktatör’ diyenlere işte bugün buradan ‘hodri meydan’ diyorum. Mart ayında seçim var. Kimin demokrasi kimin de diktatörlük özlemi içinde olduğunu millet ortaya koyacak. Eğer diktatör görmek istiyorsanız buyurun Mısır’a gidin. Diktatörlüğün olduğu yerde hiç kimse diktatör kelimesini ağzına dahi alamaz. Diktatörlüğün olduğu yerde gazeteler, televizyonlar sabah akşam ‘diktatör’ ifadesini kullanamaz. Sallandırırlar. Mısır’da olduğu gibi.”Saldırganı ödüllendirircesine serbest bıraktılar: “Hacıbektaş’ta, o muhterem zatın manevi huzurunda bir kendini bilmez, bir Hacı Bektaş düşmanı Başbakan Yardımcımıza alçakça saldırıda bulundu. CHP’liler adeta saldırgana sahip çıkıyorlar. Saldırgan kısa bir süre sorgulandıktan sonra bakıyorsunuz hemen ödüllendirilircesine tutuksuz yargılanmak üzere salıveriliyor. Siz hangi diktatörlükten bahsediyorsunuz? Hangi demokrasiden bahsediyorsunuz?”İsrail ve abd’den tepkiBaşbakan Erdoğan’ın “Mısır’da yaşanan gelişmelerin arkasında İsrail var” iddiasına İsrail’den tek cümlelik cevap geldi. İsrail Dışişleri Bakanlığı sözcüsü, “Bu üzerinde yorum yapmaya değmeyecek o açıklamalardan biri.” dedi. Beyaz Saray sözcüsü Josh Earnest da Erdoğan’ın sözlerinin ‘saldırgan, ispatlanmamış ve yanlış’ olduğunu söyledi. Başbakan Erdoğan, söz konusu iddiasını Fransız Yahudi entelektüel Bernard Henri-Levy ile İsrail Adalet Bakanı Livni’nin katıldığı bir paneldeki konuşmalara dayandırmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
21.08.2013
ErdoğanMısırdarbesininarkasındaİsrailvarErdoğan Mısır darbesinin arkasında İsrail var
Erdoğan: İslam dünyası Hz. Yusuf'u kuyuya atan kardeşlerden farksız durumda
Zaman
20.08.2013
15:11
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Batı, Mısır’daki darbe karşısında iyi bir sınav verememiştir. İslam dünyası Mısır’daki facia karşısında iyi bir sınav verememiştir. Şu anda İslam dünyası adeta Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşlerden farksız durumdadır. dedi. Başbakan Erdoğan, Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısında yaptığı konuşmada Mısır’daki gelişmeleri değerlendirdi. Mısır’da son yaşanan hadiselerin on yıllardır Türkiye’de yaşanan hadiseler ışığında değerlendirmenin son derece isabetli olacağını kaydeden Erdoğan; Mursi’nin yüzde 52 oyla iş başına geldiğini ardından yüzde 65 oyla anayasa kabulü olduğunu hatırlattı. Erdoğan, Batı, 1 yıllık süreç içinde halkını kucaklamadı diyor. Ne yazık ki İslam ülkelerinin bir çoğunda da bir ifadeleri kullananlar var. Buradan bir şey sormak istiyorum. Bir yıl içinde bu nasıl kucaklanmamak ki, mevcut kabinen yani Mübarek kabinesinin üçte ikisi Sayın Mursi’nin hala kabinesini oluşturuyordu. Üçte birini değiştirmişti. Kendisine bu darbeyi yapan Sisi, Genelkurmay Başkanlığına Sayın Mursi’nin getirdiği bir kişiydi. Arkasından da Milli Savunma Bakanı yaptı. Şu anda cumhurbaşkanlığı görevine gelen kişi, aslında o da Sisi’nin şu anda yönettiği bir kişidir. Onu da Anayasa Mahkemesi Başkanlığı’na Sayın Mursi getirdi. Bu nasıl bir şey ki Sayın Mursi’nin atadığı bu insanlar arkadan kendisini vuruyor ve hala utanmadan sıkılmadan Batık kalkıp buna darbe diyemiyor, sen kucaklamadın diyor. Bu şekilde kendisine fatura kesmeye çalışıyor. Bunun yenilir yutulur yanı yok. Bu siyasi literatürde dört dörtlük bir darbedir. diye konuştu. Erdoğan, darbecilerin kutsal mekanlara da saygısının kalmadığını aktardı. ARAP DÜNYASI İÇİNDE ZENGİNLERİN OLDUĞUNU BİLİYORUZ AMA İSLAM DÜNYASININ İÇİNDE ZEKATA MUHTAÇ OLANLAR IN OLDUĞUNU DA BİLİYORUZBatı nerede? Hani insan haklarına saygı? diye soran Erdoğan, şöyle devam etti: Eğer Batı, Mısır’a yardımı keserse, Arap Dünyası, biz zenginiz biz yardım ederiz diyen bir zihniyet var. Arap dünyasının içinde zenginlerin olduğunu biliyoruz. Ama biz İslam dünyasının içinde zekata muhtaç olanların olduğunu da biliyoruz. Acaba kaç tanesine elinizi uzattınız? Afrikadaki halkı Müslüman olan ülkelerin hali ortadadır. Hangisine elinizi uzattınız? Hangisinin yanına gittiniz? Doğru, bir kaymak takım da var. Ama o kaymak takımın altında sefaleti yaşayanlar da var. Diyordu ya bunlar Victor Hugo’nun sefilleri değil, bizim sefillerimiz diyordu ya. Şimdi bunlar bizim sefillerimiz. Ama bizim sefillerimize bunların sahip çıktığı falan yok. Bunlar diktatörlere sahip çıkıyorlar.MISIR ORDUSUNUN İNANÇLI İNSANLARINA SESLENİYORUMMısır ordusunun inançlı insanlarına da seslendiğini söyleyen Erdoğan, Siz o Müslüman kardeşlerinize nasıl silah doğrultuyorsunuz? Nasıl onlara bomba yağdırıyorsunuz? Sizin zerre kadar inancınızda, imanınızda bir titreme yok mu? Hiçbir zaman hukuka uygun olmayan talimata uyulmaz. Burada size böyle bir talimat veriliyorsa ve bu hukuksuzsa kalkıp bunun karşısında insanları öldüremezsiniz. Bunun bedelini tarihte biz de çok ağır ödedik. dedi. Türkiye’nin darbeye en sert tepkiyi gösterdiğini dile getiren Erdoğan, Çünkü biz ilkelerle hareket eden bir hareketiz. ifadesini kullandı. SAYIN BAHÇELİ, SİZ DARBEYİ KABULLENEBİLDİNİZ Mİ?MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin, Başbakan, Mısır’daki darbeyi kabullenemiyor. dediğini aktaran Erdoğan, Sayın Bahçeli, siz Mısır’daki darbeyi kabullenebildiniz mi? Bu darbe sizin içinize sindi mi? Bu darbeyi siz hazmedebildiniz mi? diye sordu. Mısırdaki darbeyi kabullenemediklerini ve kabullenmeyeceklerini kaydeden Erdoğan, Mısır’daki darbeye sessiz kalırsak yarın aynı felaket başka ülkede olduğunda sesimizi çıkarma hakkımız olmaz. Bugün susarsak, bugün onaylarsak yarın aynı tuzağı bize kurduklarında sesimizi çıkarmaya hakkımız olmaz. İşte Batı, Mısır’daki darbe karşısında iyi bir sınav verememiştir. İslam dünyası Mısır’daki facia karşısında iyi bir sınav verememiştir. Şu anda İslam dünyası adeta Hz. Yusuf’u kuyuya atan kardeşlerden farksız durumdadır. Ama Rabbim nasıl ki o Yusuf’u kuyudan çıkartıp, Mısır’a sultan etti ise nasıl ki o kardeşleri Yusuf’a muhtaç, Yusuf karşısında mahcup etti ise bugün de kardeşlerinin ihanetine rağmen Mısır halkının Mısır’ı idare etmesinin önüne kimse geçemeyecektir. Sayın Bahçeli, sen öncelikle imanının sesini duy ve oradaki mazlumların yanında yerini al. Biz çocuklarımıza şerefli bir ülke, onurlu bir tarih, onurlu bir miras bırakacağız. Dünyanın neresinde olursa olsun, kime karşı olursa olsun milli iradeye, demokrasiye, hakka ve hukuka karşı saldırılarda dimdik durmaya devam edeceğiz.” şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.08.2013
ErdoğanİslamdünyasıHzYusufukuyuyaatankardeşlerdenfarksızdurumdaErdoğan İslam dünyası Hz Yusufu kuyuya atan kardeşlerden farksız durumda
İstanbul’da kazandıkları parayı sınırdaki ailelerine gönderiyorlar
Zaman
14.08.2013
01:54
Savaş başladığında sınırdaki kamplara yerleştirildi birçok Suriyeli vatandaş.İki yıl geçmesine rağmen kanlı çatışmalar hâlâ sürüyor. Suriyeliler sadece kamplarda yaşamıyor artık. Çoğu, büyükşehirlerde kapı komşularımız. İstanbul’da tek göz odalı evde yaşayan Suphi Elali (23) ve eşi Dela Muhtar (17) da bu ailelerden. 14, 16 ve 17 yaşındaki erkek kardeşleri ile birlikte 5 kişi aynı evde hayata tutunmaya çalışıyor. Yaklaşık bir buçuk yıldır Halep’teki geniş bahçeli iki katlı evlerini terk edip İkitelli’deki rutubetli apartman dairesindeki yeni hayatlarına alışmaya çalışıyorlar. Evin reisi Halep’te sınırda olduğu için şimdilik bayrağı evin büyük abisi Suphi devralmış. Elali ailesine 3 ay önce yeni biri daha katılmış: Muhammed. Henüz kimliği bile olmayan bebek savaştan kaçan ailenin adeta tek neşe kaynağı. “Neden İstanbul’u tercih ettiniz?” sorusunu Suphi şöyle cevaplıyor: “Bizim mesleğimiz ayakkabıcılık. Hepimiz iş bulduk burada. Çok az ücretlerle çalışsak da hiç değilse kiramızı ödeyebiliyoruz. Kazandığımızın bir kısmını da Suriye sınırında yaşayan anne babamıza ve kız kardeşlerimize gönderiyoruz.” Suriye’nin Kürtlerinden olan ailenin en büyük avantajı da Türkçe biliyor olmaları. Günde 12 saat çalışıp eve ekmek getiren ailenin en küçüğü Yusuf’a ‘Alıştın mı İstanbul’a, arkadaşın var mı?’ diye sorunca verdiği cevap yürek burkuyor: “Buradakiler bizim Suriyeli olduğumuzu duyunca Türkiye’ye geldiğimiz için bize kızıyorlar. ‘Neden kaçtınız, ülkenizde kalıp savaşsaydınız.’ diyorlar.”Selam Ona, 7 kızı ve oğluyla 2 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Farklı mesleklere sahip aile üyeleri diplomalarının denkliği olmadığı için çalışamıyor.‘DİPLOMALARIMIZ KARIN DOYURMUYOR’Suriye’nin eğitimli ve varlıklı ailelerden olan Selam Ona (50) da eşi, 7 kızı ve 1 erkek çocuğuyla 2 yıl önce İstanbul’a gelenlerden. Eşi gibi inşaat mühendisi olan Selam Hanım, “Kim derdi ki, savaş evleri yerle bir edecek de evimizi yurdumuzu bırakıp buralara geleceğiz. Dil bilmediğimiz için aylardır iş bulamıyoruz. Birikmiş parayla da nereye kadar? Şu an tek derdimiz can güvenliği ve çocukların yarım kalan eğitimini tamamlayabilmesi.” diyor. Suriye’nin Araplarından olan Ona ailesi fertlerinin eğitimi üst düzey. Herkesin oturum hakkı var; ancak farklı meslek gruplarına sahip aile bireyleri diplomalarının denkliği olmadığı için mesleklerini yapamıyor. Haliyle bu da karın doyurmuyor. Selam Hanım, sağlık problemleri olan eşi için oldukça kaygılı: “Eşimin kalp problemi var; ancak sağlık konusunda derdimizi anlatamıyoruz. İlaçlar da oldukça pahalı.”
Zaman
Ana Sayfa
14.08.2013
İstanbul’da/">İstanbul’dakazandıklarıparayısınırdakiailelerinegönderiyorlarİstanbul’da-kazandıkları-parayı-sınırdaki-ailelerine-gönderiyorlar/">İstanbul’da kazandıkları parayı sınırdaki ailelerine gönderiyorlar
İstanbul’da kazandıkları parayı sınırdaki ailelerine gönderiyorlar
Zaman
14.08.2013
01:52
Savaş başladığında sınırdaki kamplara yerleştirildi birçok Suriyeli vatandaş.İki yıl geçmesine rağmen kanlı çatışmalar hâlâ sürüyor. Suriyeliler sadece kamplarda yaşamıyor artık. Çoğu, büyükşehirlerde kapı komşularımız. İstanbul’da tek göz odalı evde yaşayan Suphi Elali (23) ve eşi Dela Muhtar (17) da bu ailelerden. 14, 16 ve 17 yaşındaki erkek kardeşleri ile birlikte 5 kişi aynı evde hayata tutunmaya çalışıyor. Yaklaşık bir buçuk yıldır Halep’teki geniş bahçeli iki katlı evlerini terk edip İkitelli’deki rutubetli apartman dairesindeki yeni hayatlarına alışmaya çalışıyorlar. Evin reisi Halep’te sınırda olduğu için şimdilik bayrağı evin büyük abisi Suphi devralmış. Elali ailesine 3 ay önce yeni biri daha katılmış: Muhammed. Henüz kimliği bile olmayan bebek savaştan kaçan ailenin adeta tek neşe kaynağı. “Neden İstanbul’u tercih ettiniz?” sorusunu Suphi şöyle cevaplıyor: “Bizim mesleğimiz ayakkabıcılık. Hepimiz iş bulduk burada. Çok az ücretlerle çalışsak da hiç değilse kiramızı ödeyebiliyoruz. Kazandığımızın bir kısmını da Suriye sınırında yaşayan anne babamıza ve kız kardeşlerimize gönderiyoruz.” Suriye’nin Kürtlerinden olan ailenin en büyük avantajı da Türkçe biliyor olmaları. Günde 12 saat çalışıp eve ekmek getiren ailenin en küçüğü Yusuf’a ‘Alıştın mı İstanbul’a, arkadaşın var mı?’ diye sorunca verdiği cevap yürek burkuyor: “Buradakiler bizim Suriyeli olduğumuzu duyunca Türkiye’ye geldiğimiz için bize kızıyorlar. ‘Neden kaçtınız, ülkenizde kalıp savaşsaydınız.’ diyorlar.”Selam Ona, 7 kızı ve oğluyla 2 yıldır İstanbul’da yaşıyor. Farklı mesleklere sahip aile üyeleri diplomalarının denkliği olmadığı için çalışamıyor.‘DİPLOMALARIMIZ KARIN DOYURMUYOR’Suriye’nin eğitimli ve varlıklı ailelerden olan Selam Ona (50) da eşi, 7 kızı ve 1 erkek çocuğuyla 2 yıl önce İstanbul’a gelenlerden. Eşi gibi inşaat mühendisi olan Selam Hanım, “Kim derdi ki, savaş evleri yerle bir edecek de evimizi yurdumuzu bırakıp buralara geleceğiz. Dil bilmediğimiz için aylardır iş bulamıyoruz. Birikmiş parayla da nereye kadar? Şu an tek derdimiz can güvenliği ve çocukların yarım kalan eğitimini tamamlayabilmesi.” diyor. Suriye’nin Araplarından olan Ona ailesi fertlerinin eğitimi üst düzey. Herkesin oturum hakkı var; ancak farklı meslek gruplarına sahip aile bireyleri diplomalarının denkliği olmadığı için mesleklerini yapamıyor. Haliyle bu da karın doyurmuyor. Selam Hanım, sağlık problemleri olan eşi için oldukça kaygılı: “Eşimin kalp problemi var; ancak sağlık konusunda derdimizi anlatamıyoruz. İlaçlar da oldukça pahalı.”
Zaman
Güncel
14.08.2013
İstanbul’da/">İstanbul’dakazandıklarıparayısınırdakiailelerinegönderiyorlarİstanbul’da-kazandıkları-parayı-sınırdaki-ailelerine-gönderiyorlar/">İstanbul’da kazandıkları parayı sınırdaki ailelerine gönderiyorlar
Esrarengiz kazada bulunan silahların sırrı araştırılıyor
Zaman
18.07.2013
01:51
Çankırının Kurşunlu ilçesinde yaşanan esrarengiz kazayla ilgili yeni bilgiler gündeme geliyor.Motosikletle kamyona çarparak hayatını kaybeden ve üzerinde sahte kimlikler bulunan Yusuf Say isimli şahsın adeta suç makinesi olduğu ortaya çıktı. Polis, Sayın ‘resmî belgede sahtecilik, kasten adam öldürme, uyuşturucu madde imal etme gibi suçlardan sabıkasının bulunduğunu tespit etti. Sayın üzerinde yapılan aramalarda Piyade Yüzbaşı Ali İnce adına düzenlenmiş sahte ehliyet ve kimlik kartı da ele geçirildi. Kazadan sonra motosiklet sürücüsünün üzerinde MİT kimliği, 80 bin Euro ve Kalaşnikof çıktığı belirtilmişti. Çankırı Valisi Vahdettin Özcan dün konuyla ilgili açıklama yaptı. Ölen kişinin MİT mensubu olduğu iddialarını yalanladı. “Sakarya nüfusuna kayıtlı Yusuf Sayın üzerinde bir güvenlik kurumuna ait sahte tanıtım kartı ile çuval içine konulmuş Kalaşnikof marka silah, bir tabanca ile mermi ve 3 bin küsur lira para bulunmuştur.” dedi. Alınan bilgilere göre polis, kazanın ardından Jandarma’yı aradı. Şahsın üzerinden çıkan Ali İnce adına düzenlenmiş yüzbaşı kimliği soruldu. Ayrıca baba Sadi İnceye ve oğluna ulaşıldı. Kimliğin sahte olduğu belirlendi. Saydan çıkan silahlar ise balistik incelemeye alındı. Motosikletin çarptığı kamyonun sürücüsü Cemil Ç. gözaltına alınırken Yusuf Sayın cenazesi de Karasu ilçesi Aziziye Mezarlığında toprağa verildi. Yurtdışından gelen babası Mustafa Say, oğlunu uzun süredir görmediğini ve ne iş yaptığını bilmediğini söyledi. Dayısı Adem Say ise şunları anlattı: “Anne ve babası 30 yıl önce ayrıldı. Babası yurtdışındaydı. Ben haber verdim. Annesi İstanbul’da. Annesi ve kardeşleri cenazesini aldı.”
Zaman
Güncel
18.07.2013
EsrarengizkazadabulunansilahlarınsırrıaraştırılıyorEsrarengiz kazada bulunan silahların sırrı araştırılıyor
Esrarengiz kazada bulunan silahların sırrı araştırılıyor
Zaman
18.07.2013
01:51
Çankırının Kurşunlu ilçesinde yaşanan esrarengiz kazayla ilgili yeni bilgiler gündeme geliyor.Motosikletle kamyona çarparak hayatını kaybeden ve üzerinde sahte kimlikler bulunan Yusuf Say isimli şahsın adeta suç makinesi olduğu ortaya çıktı. Polis, Sayın ‘resmî belgede sahtecilik, kasten adam öldürme, uyuşturucu madde imal etme gibi suçlardan sabıkasının bulunduğunu tespit etti. Sayın üzerinde yapılan aramalarda Piyade Yüzbaşı Ali İnce adına düzenlenmiş sahte ehliyet ve kimlik kartı da ele geçirildi. Kazadan sonra motosiklet sürücüsünün üzerinde MİT kimliği, 80 bin Euro ve Kalaşnikof çıktığı belirtilmişti. Çankırı Valisi Vahdettin Özcan dün konuyla ilgili açıklama yaptı. Ölen kişinin MİT mensubu olduğu iddialarını yalanladı. “Sakarya nüfusuna kayıtlı Yusuf Sayın üzerinde bir güvenlik kurumuna ait sahte tanıtım kartı ile çuval içine konulmuş Kalaşnikof marka silah, bir tabanca ile mermi ve 3 bin küsur lira para bulunmuştur.” dedi. Alınan bilgilere göre polis, kazanın ardından Jandarma’yı aradı. Şahsın üzerinden çıkan Ali İnce adına düzenlenmiş yüzbaşı kimliği soruldu. Ayrıca baba Sadi İnceye ve oğluna ulaşıldı. Kimliğin sahte olduğu belirlendi. Saydan çıkan silahlar ise balistik incelemeye alındı. Motosikletin çarptığı kamyonun sürücüsü Cemil Ç. gözaltına alınırken Yusuf Sayın cenazesi de Karasu ilçesi Aziziye Mezarlığında toprağa verildi. Yurtdışından gelen babası Mustafa Say, oğlunu uzun süredir görmediğini ve ne iş yaptığını bilmediğini söyledi. Dayısı Adem Say ise şunları anlattı: “Anne ve babası 30 yıl önce ayrıldı. Babası yurtdışındaydı. Ben haber verdim. Annesi İstanbul’da. Annesi ve kardeşleri cenazesini aldı.”
Zaman
Ana Sayfa
18.07.2013
EsrarengizkazadabulunansilahlarınsırrıaraştırılıyorEsrarengiz kazada bulunan silahların sırrı araştırılıyor
Firari bombacıya 82 kez ağırlaştırılmış müebbet istendi
Zaman
17.06.2013
15:44
Gaziantepte bomba yüklü aracın karakol yakınlarında patlatıldığı, 4ü çocuk 11 kişinin hayatını kaybettiği ve 70 kişinin yaralandığı olayla ilgili savcılık soruşturması tamamlandı. Savcı, bomba yüklü aracı patlatan firari PKKlı teröristFiraz kod adlı Murat F. hakkında, 6 ayrı suçtan 82 kez ağırlaştırılmış müebbet ve 923 yıl hapis istemiyle dava açtı.Terör örgütü PKKnın talimatıyla gerçekleştirilen korkunç patlamayla ilgili Cumhuriyet Savcısı soruşturmayı tamamlayarak, Terörle Mücadele Kanununun (TMK) 10. Maddesiyle görevli Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesine dava açtı. İddianamede 34 JNU 86 sahte plakalı aracın patlatılmasında organik yapılı, patlama enerjisi yüksek kuvvetli patlayıcı RDXin (Hekzogen) kullanıldığı, 170 ev ve işyerinde zarar meydana geldiği, 25 aracın hasar gördüğü belirtildi. Olayı gerçekleştiren firari Murat F.nin PKKnın Amanos kırsalında faaliyet gösterdiği, 3 ayrı suç kaydının olduğunun da altı çizildi.İddianamede olay şöyle anlatıldı: Şüpheli Muratın bomba yüklü aracı sahte plakalı olarak bizzat hazırladığı, eylem öncesinde kardeşleri olan şüpheliler Hurşit ve Rüstem F. üzerinden Yusuf O. ve Kadir K. aracılığıyla, şüpheliler Mahmut ve Hikmet H. ile irtibat kurduğu ve eylemi planladıkları, olay günü Siverek ilçesinde bir petrol istasyonunda kasten aracı arızalandırdığı, şüpheli Mahmut H.nin önceden oraya gelip beklediği ve devreye girip tamirci çağırdığı, bir çekici ayarladığı, Siverekten Gaziantepe kadar bu araçla birlikte geldiği, yola çıkarken asıl hedefi Gaziantep olduğu halde tedbiren Şanlıurfaya gitmek istediğini söylediği, Gaziantep ili merkezinde aracı çekiciden indirttiği ve patlamayı gerçekleştirdiği, eylemi baştan sona organize ettiği anlaşılmıştır.Facianın planlayıcıları ve yardımcıları oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan şüphelilerden tutuklu Mahmut H., eşi tutuksuz Hikmet H., Kadir K., tutuklu Rüstem F., kardeşi Hurşit F., Barış T., Yusuf O., Yusuf A., çekici şoförü Mustafa Ç., tutuksuz Mustafa A., Haydar Y. ile firari terörist Murat F.nin yargılaması önümüzdeki günlerde yapılacak.(İHA)
Zaman
Son Dakika
17.06.2013
Firaribombacıya82kezağırlaştırılmışmüebbetistendiFirari bombacıya 82 kez ağırlaştırılmış müebbet istendi
Gaziantep bombacısı hakkında 82 kez ağırlaştırılmış müebbet istendi
Zaman
17.06.2013
10:57
Gaziantepin merkez Şehitkamil ilçesinde 20 Ağustos 2012de polis merkezi civarında meydana gelen bombalı saldırının soruşturması tamamlandı.Bomba yüklü aracın patlatılması sonucu 4ü çocuk 11 kişinin hayatını kaybettiği ve 70 vatandaşın yaralandığı olayla ilgili cumhuriyet savcısı, firari PKKlı terörist Firaz kod adlı Murat Filiz hakkında 6 ayrı suçtan 82 kez ağırlaştırılmış müebbet, 923 yıl hapis talebiyle ile dava açtı. Olayın planlayıcıları oldukları iddia edilen 7 tutuklu, 2 tutuksuz sanık hakkında 82 kez ağırlaştırılmış müebbet 912 yıl; 2 kişi için ise 5 yıldan 21 yıla kadar hapis cezası istendi.Terörle Mücadele Kanunun (TMK) 10. Maddesiyle görevli Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinde açılan davanın iddianamesinde, 34 JNU 86 sahte plakalı aracın patlatılmasında organik yapılı, patlama enerjisi yüksek kuvvetli patlayıcı RDXin (Hekzogen) kullanıldığı belirtildi. İddianamede, patlamada 170 ev ve işyeri ile 25 aracın hasar gördüğü, olayı gerçekleştirilen Murat Filizin PKKnın Amonos Dağları kırsalında özel kuvvetler elamanı olarak faaliyet gösterdiği, 3 ayrı suç kaydının bulunduğu vurgulandı. PKK terör örgütünün talimatıyla gerçekleştirilen patlamada, şüpheli Murat Filizin bomba yüklü aracı sahte plakalı olarak bizzat hazırladığı kaydedildi.Eylem öncesinde kardeşleri olan zanlılar Hurşit ve Rüstem F. üzerinden Yusuf O. ve Kadir K. aracılığı ile diğer şüpheliler Mahmut ve Hikmet H. ile irtibat kurduğu ve eylemi planladıkları açıklanan iddianamede, Olay günü Siverek ilçesinde bir petrol istasyonunda kasten aracı arızalandırdığı… Şüpheli Mahmut H.nın önceden oraya gelip beklediği ve devreye girip tamirci çağırdığı; bir çekici ayarladığı, Siverekten Gaziantepe kadar bu araçla birlikte geldiği… Yola çıkarken asıl hedefi Gaziantep olduğu halde tedbiren Şanlıurfaya gitmek istediğini söylediği; Gaziantep merkezinde aracı çekiciden indirttiği ve patlamayı gerçekleştirdiği, eylemi baştan sona organize ettiği anlaşılmıştır. ifadelerine yer verildi.Facianın planlayıcıları ve yardımcıları oldukları iddiasıyla haklarında dava açılan sanıklardan tutuklu öğretmen Mahmut H., Eyil Kaymakamlığında yazı işleri müdürlüğü yapan eşi tutuksuz Hikmet H., aynı yerde çalışan Kadir K., tutuklu doktor Rüstem F., kurs eğitmeni kardeşi Hurşit F., Barış T., Yusuf O., Yusuf A., aracın çekici şoförü Mustafa Ç., tutuksuz Mustafa A., Haydar Y. ile bomba yüklü aracı patlatan firari terörist Murat Filizin yargılaması önümüzdeki günlerde Adana 10. Ağır Ceza Mahkemesinde yapılacak.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
17.06.2013
Gaziantepbombacısıhakkında82kezağırlaştırılmışmüebbetistendiGaziantep bombacısı hakkında 82 kez ağırlaştırılmış müebbet istendi
Asiye, doğduğundan beri yoğun bakım ünitesinde
Zaman
16.06.2013
01:53
Dünyada sadece 15 kişide görülen vici sendromuyla hayata gelen 1 yaşındaki Asiye Şeyda, doğduğu günden beri yoğun bakımda yaşıyor.Malatyalı Perihan ve Hasan Dalkılıç çiftinin dördüncü çocuğu olan Asiye Şeyda Dalkılıç, geçtiğimiz yıl 3 Haziran’da dünyaya geldi. Doğuştan duyma yetersizliği bulunan bebeğin kalp kasında ve beyin hücrelerinde bozukluk tespit edildi. İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi hekimleri, Asiye’ye dünyada günümüze kadar 15 kişide görülen vici sendromu teşhisi koydu. Doğduğu günden bu yana hastaneden başka hiçbir ortamın havasını teneffüs edemeyen bebek, hastalığın kötüye doğru seyretmesi üzerine yoğun bakım servisinde yaşam destek ünitesine bağlandı. Tedavisi olmayan rahatsızlık nedeniyle sağlığı her geçen gün biraz daha kötüye giden minik kız, kendisi gibi hasta doğarak ölen kardeşleri gibi çaresizlik içinde acı sonu bekliyor.Gece gündüz ümitsizlik içinde kızının başında bekleyen Perihan Dalkılıç, 2 çocuğunu da aynı rahatsızlık nedeniyle kaybettiğini söylüyor. Asiye bebeklerinin de diğer kardeşleriyle aynı kaderi paylaştığını belirten acılı anne, gözyaşları içinde şunları anlatıyor: “4 çocuğumun 3’ünde bu hastalık oluştu. Doktorlar akraba evliliği nedeniyle olduğunu düşünüyor. Daha önce Bünyamin ve Selma isimli bebeklerimizi 1 yaşını bile doldurmadan kaybetmenin acısını yaşadık. Asiye Şeyda da doğduğu günden beri yoğun bakım servisindeyiz. Yaşam destek ünitesinden ayırsak diğer kardeşleri gibi çok geçmeden yaşamını yitirir. 38 yaşındayım ama kendimi 68 yaşında gibi yorgun hissediyorum. Genetik tedavisi pahalı, bu yüzden olamadım. Eşim de gündüz çalışıyor. Akşam buraya gelip gidiyor. Yusuf isimli çocuğumuzun sağlıklı olması bizi teselli ediyor.” İnönü Üniversitesi Tıp Fakültesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Cengiz Yakıncı da, vici sendromunun genetik bir rahatsızlık olduğunu vurguluyor. Rahatsızlığın Türkiye’deki hastanelerde ilk kez geçtiğimiz yıl Adana’da 3 aylık bir bebekte görüldüğünü açıklayan Yakıncı, hastalığı taşıyan çocukların en fazla 8 yıl yaşama imkânı bulduğunu kaydediyor. Hasta bireylerde duyma yetersizliği, gözünde katarakt, kalp kası ile beyin hücresi bozukluğu görüldüğünün altını çizen Yakıncı, Asiye Şeyda’da da aynı sağlık problemlerinin bulunduğunu anlatıyor.
Zaman
Güncel
16.06.2013
AsiyedoğduğundanberiyoğunbakımünitesindeAsiye doğduğundan beri yoğun bakım ünitesinde
Kılıçdaroğlu'nun 'ortadirek' ailesi
Türkiye Gazetesi
12.01.2013
11:41
Şükran KABAN ANKARA CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunun kardeşi Celal Kılıçdaroğlunun İzmirde bekçilik yaptığı ortaya çıkmıştı. CHP liderinin diğer kardeşleri ne yapıyor? diye merak edip ufak bir araştırma yaptık. Buna göre; Kılıçdaroğlunun ikiz kardeşi olan Adil Kılıçdaroğlu, Sekadan emekli olduktan sonra hayatını Kocaelide emekli olarak sürdürüyor. Kılıçdaroğlunun diğer erkek kardeşi Yusuf Ziya Kılıçdaroğlu, öğretmen emeklisi olarak memleketi Tuncelide yaşıyor. Diğer erkek kardeş Ali Kılıçdaroğlu da memur emeklisi ve o da emekli olarak Kocaelinde ikamet ediyor. Kılıçdaroğlunun iki kızkardeşi bulunuyor ve ikisi de ev hanımı. Ablası Feride Çakmak Tuncelide, diğer kız kardeşi Fikriye ise İstanbulda hayatını sürdürüyor.
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
12.01.2013
KılıçdaroğlununortadirekailesiKılıçdaroğlunun ortadirek ailesi
Kur'an nesli için iffet, sadakat abidesi örnek ve önder bir genç:
Milli Gazete
20.04.2012
21:14
Hz. Yusuf  Yusuf ile kardeşleri olayında, bu olayın içyüzünü irdeleyenlerin alacağı birçok ibret dersleri vardır. 12 Yusuf 7... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
20.04.2012
KurannesliiçiniffetsadakatabidesiörnekveönderbirgençKuran nesli için iffet sadakat abidesi örnek ve önder bir genç
Kur'an nesli için örnek ve önder bir genç: Hz. İbrahim
Milli Gazete
13.04.2012
23:12
Andolsun, onlarda sizler için, Allahı ve ahiret gününü umud etmekte olanlar içingüzel bir örnek vardır (60/ 6). Kuran-ı Kerim bize hem peygamber olan gençleri (Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Yusuf, Hz. Yahya, Hz. Süleyman, Hz. Musa, Hz. Davut, Hz. Muhammed), hem de peygamber olmayan gençleri (Hz. Meryem, Ashab-i Kehf, Hz. Lokmanın oğlu, Hz. Sâre, Hz. Hâcer, Hz. Şuaybın kızları, Hz. Âişe, Hâbil) model alınacak birer yüksek şahsiyet olarak tanıtmaktadır. Bunun yanı sıra Hz. Ademin oğlu Kâbil, Hz. Nûhun oğlu ve Hz. Yûsufun kardeşleri, ibret, ders alınacak kötü örnekler olarak da gösterilmektedir. Siyer kitapları genç sahabelerden, özellikle, Hz. Ali, Hz. Bilal, Hz. Usame, Hz. Musab, Hz. Muazı gibi gençleri, birer örnek şahsiyet olarak taktım etmektedir.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
13.04.2012
KurannesliiçinörnekveönderbirgençHzİbrahimKuran nesli için örnek ve önder bir genç Hz İbrahim
Mağdur ve mazlumlara teselli
Milli Gazete
01.11.2011
17:38
Kardeşlerini kuyuya atanlar bir gün geldi o kardeşlerinin huzurunda boyun büktüler. Yusuf alehisselamı ölsün diye kuyuya atan kardeşleri ona kötülük yapacaklarını zannettiler ama onun Mısıra sultan olma yolunu açtılar.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
01.11.2011
MağdurvemazlumlarateselliMağdur ve mazlumlara teselli
Şehit polis adayı son yolculuğuna uğurlandı
Türkiye Gazetesi
23.09.2011
02:02
Bitlis Polis Meslek Yüksekokulu’na düzenlenen hain saldırıda şehit düşen polis adayı Arslan Akkaya, memleketi Kahramanmaraş’ın Afşin ilçesine bağlı Türksevin köyünde son yolculuğuna uğurlandı. Mehmet Akif Ersoy’un Çanakkale şehitlerine yazdığı şiirin köy camisinden okunduğu esnada gözyaşları sel olup aktı. Şehidin Afşin Devlet Hastanesi’nden alınan naşı cenaze arabasıyla birlikte Türksevin köyündeki baba ocağına getirildi. Şehit Akkaya, burada son kez aile fertlerine gösterilirken, Annesi Güllü Akkaya, ağabeyleri ve kız kardeşleri sinir krizi geçirdi. Oğlunun tabutuna son defa sarılan şehit babası Mustafa Akkaya ise metanetli duruş sergiledi. Yusuf Taş KAHRAMANMARAŞ İHA
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
23.09.2011
ŞehitpolisadayısonyolculuğunauğurlandıŞehit polis adayı son yolculuğuna uğurlandı
Korkusuz, stressiz, kedersiz olmak için
Milli Gazete
18.08.2011
15:13
Haset sebebiyle en yakınların, dostların hatta kardeşlerin senin malına değil tenine zarar verseler, kanlı kinli olmanın, selamı sabahı kesmenin sana da ona da faydası yok. Peygamberler bizim örneğimiz olsunlar diye Kuran ve hadis kitaplarımızda örnek tarafları anlatılır. Yusuf suresinde Rabbimiz, Yusuf aleyhisselamın kardeşleri tarafından kuyuya atıldığını, Mısırda köle diye satıldığını, hapishaneden saraya geçtiğinde kardeşlerini nasıl afvettiğini haber verir.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
18.08.2011
KorkusuzstressizkedersizolmakiçinKorkusuz stressiz kedersiz olmak için
Suriye şafağı
Milli Gazete
15.07.2011
17:46
12-13 Temmuz (2011) tarihleri arasında İstanbulda Wow Otelinde Suriye Halkına Yardım için Suriye Alimler Konferansı tertip edildi. Büyük çapta bu konferansı izleme imkanı buldum. Bakiyyetül selef olarak tanımlayabileceğimiz son ulema kuşağının temsilcileri burada toplanmışlardı. Aralarında bayan alimeler de vardı. Kubeysilerin kardeşleri ya da Baciyan-ı Şam... Antalya Toplantısında tanıştığımız Münir Gadban da ulemayı temsil eden zevat arasındaydı. Yusuf Karadavi son yıllarda temmuz aylarında mutat bir biçimde İstanbulda Avrupa İslam Fetva Kurulu toplantılarına iştirak ederdi. Lakin son demlerinde hastalıklarıyla boğuşuyor olmalı ki, bu yıl İstanbula teşrif edemedi. Keza geleceği önceden duyurulan alimlerden birisi de kuruluşu daha önce İstanbulda ilan edilen Ehl-i Sünnet Alimler Birliği Başkanı Ahmet Raysuni idi. O da katılamadı ama Hüseyin Helave ile temsil edildi. Raysuni son sıralarda bilebildiğim kadarıyla Ciddede yaşıyor ve asrımızın önde gelen usulcülerinden birisi. Lakin her ikisinin de hayrul halefleri var. Bazı hadislerde İslama bulaşmış bidatlar kapsamında aşırılıkları gideren ulemanın her nesilde denklerinin olduğu beyan edilmektedir. Wow Otelindeki toplantının özelliklerinden birisi de Heysem Malihin de hazır oluşuydu. Heysem Malih, Tal El Mulihi son dönemlerde Suriye içinde ve dışında en fazla tanınan muhalif simalar arasında bulunuyorlar. Birisi en yaşlı diğeri de en genç muhalifti. Hatta onlara Suriye şafağının sembolleri olarak da bakılabilir. Yeni Suriye muhalefeti denilince akla gelen ilk isimlerden birisi de Adnan Arur olup gelemediği için adına bir başkası hitap etti. Elbette Arap dünyasından ve Batıda sürgünde yaşayan Suriyelilerden yüzlercesi toplantıya iştirak etti. Bunlardan birisi uzun yıllar Almanyada ikamet eden ve baba Esatın öldürttüğü Ali Tantavinin kerimesi Benan Tantavinin eşi ve İhvan eski Lideri İsam Attardı. 84 yaşındaki İsam Attar tartışmasız toplantının yıldızıydı. Bu toplantıda yaptığı konuşmayla adeta efsaneleşti. Toplantıda özellikle de Suudi Arabistanda sürgünde yaşayan Suriyelilerin ağırlığı hissediliyordu.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
15.07.2011
SuriyeşafağıSuriye şafağı
Toplam "88" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti