Habergec.Com Aranan Kelimeler: yusuf ve kardeşleri Değerlendirme: 10 / 10 396337
habergec.com
24.04.2014 Perşembe
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

yusuf ve kardeşleri

Hilmi Yavuz - Hukuken cumhurbaşkanı mı, fiilen başkan mı?
Zaman
20.04.2014
17:33
KONDA Araştırma’nın Yönetim Kurulu Başkanı Tarhan Erdem -ki, kendisiyle neredeyse 60 yılı bulan bir dostluğumuz vardır- ‘Yeni Şafak’ gazetesinde Ayşe Böhürler’le yaptığı söyleşide, bana göre elbet, önemli bir tespitte bulunuyor: Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesinden önce, bu sisteme geçişin devletin yapısında radikal bazı değişikliklerin yapılması gereği! Şöyle diyor Erdem: ‘Başkanlık sistemi Türkiye’de olmaz.Çünkü başkanlık rejimini bugünkü merkezî devlet ve hükümet yapısına göre yaparsanız, Ankara cehennem olur. Çünkü, zaten Türkiye’de bütün meseleler merkezî yönetimden sorulur: Dolayısıyla, yerinden yönetim olmadan başkanlık sistemi uygulanamaz.’Erdem, başkanlık sisteminde, ABD’de olduğu gibi ‘yerinden yönetim’, ya da başka bir deyişle, ‘eyalet sistemi’ne geçilmesinin gerekli ön koşul olduğunu, eğer yerinden yönetime geçilmeden başkanlık rejimine geçilirse, mevcut merkezî devlet yapısının daha da tahkim edilmiş olacağını bildiriyor. Merkezî devlet yapısının, bu defa halk tarafından seçilecek bir başkan ile, deyiş yerindeyse, büsbütün merkezîleşeceği! Erdem’in ‘Ankara cehennem olur!’ derken kastettiği bu olmalıdır!Aslında mesele, Anayasa’ya ilişkin teorik bir konunun gereğince irdelenmemiş olmasıdır. Biliyoruz: İki tür başkanlık rejimi var: (i) ABD’de uygulanan başkanlık rejimi ve (ii) Fransa’da uygulanan yarı-başkanlık rejimi! Kabul etmek gerekir ki, yarı-başkanlık rejimi, bir demokratik illüzyondan ibarettir. İki rejim arasında varmış gibi görünen ya da gösterilen farklar, tamamiyle göz ardı edilebilecek türden ve eski deyişle ‘esasa taalluk etmeyen’ minör farklardan, yani füruattan ibarettir. Yarı-başkanlık rejiminde başbakanın mevcudiyeti, icra organının başındaki kişinin hukuken başbakan olması, gerçek anlamda yürütmenin başının başkan olduğu gerçeğini değiştirmez. Haydi, öyle söyleyeyim: Yarı-başkanlık rejiminde başbakan, yürütme [icrâ] bakımından ‘konu mankeni’ gibidir!Bu böyleyken, mevcut parlamenter sistemimizde olduğu gibi, başbakanın iktidar partisinin genel başkanı olması, onu yürütmenin başı olmak bakımından güçsüz kılarken, partinin genel başkanı sıfatıyla da güçlü konumda bulundurmak durumundadır. Yani, hükümet içinde güçsüz, parti içinde güçlü! Rahmetli Özal, bu problemi Yıldırım Akbulut formülüyle çözmüş, ama parti içinde Mesut Yılmaz’ın güçlü bir kimlik olarak öne çıkmasına engel olamamıştı…Bana sorarsanız, Recep Tayyip Erdoğan, halkoyuyla seçilerek cumhurbaşkanı olursa, Abdullah Gül’ün başbakan ve AK Parti genel başkanı olmasına imkân vermeyecektir. Eşyanın [burada elbette politikanın!] tabiatı icabıdır: Politikada arkadaşlık, kardeşlik ‘bu yollarda beraber yürümüş olmak’ vs. vs. , kof bir retoriktir! Kardeşleri, Yusuf’u kör kuyuya atmamış mıydı? Habil’le Kabil kardeş değil miydiler? Kanuni Sultan Süleyman, Şehzade Mustafa’yı niçin öldürttü? Kim demişti, bilmiyorum: ‘İktidar, inkisam kabul etmez!’ diye! Hem unutmamalı: Tayyip Bey, ‘Esasen Anayasa müsait, bakanlar kuruluna da başkanlık yapabilirim’ de demişti! Bu, bir lapsus’tu;-Tayyip Bey’in cumhurbaşkanlığını ‘cebinde’ gördüğüne ilişkin bir lapsus!Bir de şu: Büyük bir İslamcı düşünür olan Said Halim Paşa, ‘Buhranlarımız’da, İslamî açıdan devlet başkanının halk tarafından seçilmesinin veeee geniş yetkilerle donatılmış olmasının zarurî olduğunu söylememiş miydi?Her neyse, Ağustosa daha çok var! Bakalım köprülerin altından daha ne sular akacak!NOT: Bu yazı Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün önceki günkü açıklamalarından önce yazılmıştır.
Zaman
Köşe Yazıları
20.04.2014
HilmiYavuz-Hukukencumhurbaşkanıfiilenbaşkanmı?Hilmi Yavuz - Hukuken cumhurbaşkanı mı fiilen başkan mı?
Mehmet Kamış - Durduğumuz yer
Zaman
02.04.2014
15:58
Kardeşler arasında Yusuf (as) azınlıktaydı. Bünyamin hariç diğer 11 kardeş, Yusuf’u (as) kuyuya atıp ondan kurtulma hükmünü vermişti.Oylama yapsalardı kuyuya atılma fikri oy çokluğuyla galip gelecekti. Yusuf’u (as) kıskanıyorlardı çünkü. Babası onu daha çok seviyordu. O hep doğru söylüyor, doğru davranıyor, Hakk’ın emirlerine daha çok dikkat ediyordu. Mümin ahlakıyla hareket ediyor, kendisinin olmayan hiçbir şeye bakmıyordu. Kardeşleri çoğunluk iradesiyle onun kuyuya atılmasına karar verdi.Ancak çoğunluk böyle karar verdi diye Yusuf’un kuyuya atılmasını o tarihten bugüne kadar kimse haklı bulmadı. ‘Ne yapalım Yusuf (as) kendisi hakkında verilen karara razı olmalıydı’ diyen kimse çıkmadı. Çünkü hak sayıya göre değil ağırlığa ve İlahi adalete göre hareket etmek demekti. Bizim referans aldığımız hiçbir öğreti, hiçbir değer, hiçbir anlayış çoğunluk kararlarının hırsızlığı, yalanı, iftirayı ve küfrü akladığını söylemiyor. Yani sen suçsuz bir adam öldürüyorsan o civardaki bütün ahali toplanıp ‘yok ya bir şey olmaz’ dese de, Hak karşısında katil olmaktan kurtulamıyorsun.Biz dünya iktidarı için, ganimet ve zenginleşmek için yazıp çizmedik. Bizim, ‘kazanacağız ve dünyanın nimetlerine konacağız’ diye de hiçbir amacımız olmadı. Bizim hakkın sesi olmak diye bir derdimiz vardı. Dinin ve hukukun suç saydığı her şeyin karşısında olduk. Bizim hayata bakışımızı belirleyen kitabımız ve öğretilerimiz vardı. Bütün olaylara onun ölçüsüyle bakmaya çalıştık. Yazarken iftira atmadık, yalan söylemedik, küfür ve hakaret etmedik. Olaylara ve insanlara bakışımızı takım tutar gibi tarafgirliğimiz belirlemedi. Olayların zati gerçekliğine bakmaya çalıştık, iyiye iyi kötüye kötü deme gayretinde olduk. Yani bizim için ülkenin tamamı bir yöneticiyi desteklese, Bakara Sûresi hiçbir zaman Makara haline gelmeyecek. Herhangi bir kişinin devlet erkini kullanarak, hiçbir kitapta ve kanunda yazılmadık biçimde mal edinmesini hep yanlış bulmaya devam edeceğiz. Yalan ve iftira bizim için hiçbir zaman normalleşmeyecek. İlkelerimizi her şartta ve her dönemde koruyacağız. Hakkın hatırı her zaman her şeyden yüksek olacak.Hukuk, yazılı metinlerin söylediğine göre davranır. Kanunlarda yazmayan herhangi bir güç ile kanunda yazılan suçları işlemesine rağmen birileri yargılanmıyorsa işte ona üstünlerin hukuku denir. AK Parti kuruluşundan 12 Haziran 2011 tarihine kadar yeni bir ülke, çağdaş ve demokratik bir hukuk sistemi vaat ediyordu. Üstünlerin değil, hukukun üstünlüğünü getireceğini söylüyordu. Kişisel hakların artırılacağını, devletin özel hayatlardan çekilip asli vazifesine döneceği bir yönetim getireceğini dillendiriyordu. İşin doğrusu bizi de ikna edici davranıyordu.AK Parti başlangıçta bir ilke partisiydi. İnanç özgürlüğünü sağlamak, devlet tarafından toplumun belli kesimlerine karşı uyguladığı dışlayıcı tavrı engellemek amacıyla yola çıkmışlardı. Ama bugün bambaşka bir partiye doğru evrildiler ve bugün eski devlet anlayışından kalan yeri doldurmuş durumdalar. Ve bugün geldiğimiz noktada birçok yöneticisi hukukun kriminal olarak gördüğü fiillerle suçlanıyor.30 Mart’ta kazandığı seçimle bütün her şeyi sıfırladığını düşünüyor AK Parti... Annelerinin karnından doğmuş kadar masum ve temiz hissediyorlar kendilerini. Yeryüzünde tek haklı onlar kaldı ve herkese hesap kesme modundalar.Ama biz durduğumuz yerde duruyoruz. İyi ki hakkın, hukukun ve adaletin yanında yer aldık. Yusuf (as) nasıl olsa o kuyudan kurtulacak.
Zaman
Ana Sayfa
02.04.2014
MehmetKamış-DurduğumuzyerMehmet Kamış - Durduğumuz yer
Toplam "2" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti