Habergec.Com Aranan Kelimeler:15 yıl sonra belki Değerlendirme: 10 / 10 954927
habergec.com
22.10.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

15 yıl sonra belki

Sultanahmet’in ıssız sokakları
Zaman
19.10.2014
02:43
Onlar, dört bir yanı otel ve restaurant olan Sultanahmet’tin son sakinleri. Komşularının evlerini bir bir satılık ilanı asarak terk etmelerine inat, el ayak çekilince ıssızlaşan mahallelerinde yaşamaya devam ediyorlar. Ama evlerine yüksek fiyat teklif eden müteahhitlere ne kadar daha hayır diyeceklerini kendileri de bilmiyor. On yıl önce yaklaşık 15 bin kişinin yaşadığı semtte kalmaya direnen bin 380 Sultanahmetlinin hikâyesi.Her gün milyonlarca kişinin meraklı adımlarla gezdiği Sultanahmet Meydanı’nın az ötesinde birkaç ailenin yaşadığı sokaklarda sükûnet hakim. Semtte ikamet edenlerin sayısı son on yılda 15 binden bin 380’e düştü. Tarihî yarımadada bir bina yıkılmaya görsün anında otele, restorana dönüşüyor. Sultanahmet’in son aileleri de semti terk etmek üzere.“Çiçek ve temizlik kokan evleri, sanki bu evler hayat sahibi insanmış da cemiyet nizamlarına başı bağlı her adam gibi ta atalardan dedelerden sürüklenip gelen huzur, sükun ve rahat miraslarını kendi ahenkleri içine serpip yerleştirmişlerdi. Öyle ki aile, buluttan henüz düşmüş bir damla gibi temiz, duru ve saftı. Cemiyet seli, cemiyete istikamet veren istidatların yetişme zemini de işte bu tertemiz damlacıkların çevresi olmuştu. İstanbul, her neslin bir yeni halka ilave ederek başka nesle teslim ettiği bu müstesna aile zinciriyle dolanmış bir bütünü müydü? Belki öyle idi fakat öyle kalmadı.”Sâmiha Ayverdi 1952 yılında kaleme aldığı İstanbul Geceleri kitabında böyle anlatıyor İstanbul’u ve içinde yaşayan aileleri… Bu satırlar Sultanahmet’in bugün ulaşacağı halin sinyalini veriyor adeta. Ayverdi’nin 1952’de dediği gibi dünyanın göz bebeği tarihi yarımadanın son aileleri de semti terk etmek üzere. Tarihi yarımadada bir bina yıkılmaya görsün anında otele, restorana dönüşüyor. Her gün milyonlarca kişinin meraklı adımlarla gezdiği semtte ikamet edenlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor. Sultanahmet Meydanı’nda telaşlı turist kalabalığı varken birkaç ailenin yaşadığı sokaklarda sükunet hakim. Semtin otel sayısı bin 500’ün üzerinde. Selatin caminin etrafındaki bazı sokak ve caddelerin neredeyse barlar sokağına döndüğü söylenebilir. Sultanahmet Camii’nin yanı başındaki Akbıyık Caddesi de onlardan biri. Caddede 41 tane otel, cafe, bar bulunuyor. 8 yıl öncesine kadar ailelerin yaşadığı caddede şimdi 3 hanede aile var. Ailelerin yaşadığı son binalara ise satılık ilanları asılı. Caminin etrafındaki diğer cadde ve sokaklarda da durum farksız. Küçükayasofya Caddesi’nde 16 hotel, cafe, bar bulunuyor. Camiye çıkan Divan Yolu’nun ara sokaklarında ise şimdilik 36 restoran, otel ve bar var.Sultanahmet Camii, Ayasofya Camii, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Dikilitaş, Yılanlı Sütun gibi üç büyük medeniyete ait tarihi eserlerin bulunduğu tarihi yarımadanın son sakinleri, buradaki aile hayatının bitmesini hüzünle karşılıyor. Sultanahmet Camii’nin komşusu olan Cankurtaran’da Erol Taş, Cüneyt Arkın, Fatma Girik, Adile Naşit, Kemal Sunal filmlerine ev sahipliği yapan mahallede artık in cin top oynuyor. Mahallede ikamet eden nüfus, son on yılda 15 binden bin 380’e düştü. Sultanahmet Camii’nin bulunduğu Sultanahmet Mahallesi’nde de durum farksız. Evlerini otel, restoran olması için satan sakinler birer birer mahalleden ayrıldı. Meydanda, Cankurtaran Caddesi’nde ve Akbıyık Caddesi’ndeki son ailelerden bazıları evlerini satacaklarını söylese de bazıları ölünceye kadar evlerinden çıkmayacaklarını aktarıyor. Onlar Sultanahmet ve çevresinde büyüyen ve bu semtlerde hâlâ yaşamaya devam eden aileler. Çocukluklarının geçtiği mahallelerinde zaten birçok şeyi kaybetmişler. Şimdi ise inşaat ve turizm rantı arasına sıkışmış şehircilik anlayışının son kurbanı olacaklar...HERKES GİTTİ, BİZ KALDIKCankurtaran Caddesi’nin sonundaki tek katlı evlerden birinde 42 yıldır yaşayan Zülfikar Kaya “Burası önceden hep evdi. Otel oldu şimdi. Eskiden hep aileydi. Herkes gitti, dağıldı. Süzüle süzüle bir biz kaldık burada. Biz de iki yaşlı olarak kaldık. Gitmeyi düşünüyoruz ama biraz daha kalmamız lazım.” diyor. Güler Hanım ise mahallenin eskiye nazaran sakin bir hal aldığını anlatarak “Herkes gitti, taşındılar. Ölene kadar biz buradayız. Mahallemiz çok iyi, artık biz öldükten sonra ne yaparlar bilmiyorum.” diye konuşuyor.‘DOĞDUĞUM MAHALLENİN YABANCISI OLDUM’Hayrettin Çövener: “68 yaşındayım ve doğma büyüme buralıyım. Kendi doğduğum büyüdüğüm mahallede şimdi yabancı olduk. Gazetecilikten emekli olunca bir dükkan açtım ama bırakacağım. Çocukluğumda burası cennet gibiydi şimdi ise cehennem. Ailesi kayboldu, dokusu kayboldu, yapısı, her şeyi kayboldu. Oteller semti oldu ve bana göre her şeyimizi kaybettik. Burada doğdum ama maalesef bu
Zaman
En Çok Okunan
19.10.2014
Sultanahmet’inıssızsokaklarıSultanahmet’in ıssız sokakları
Sultanahmet’in ıssız sokakları
Zaman
19.10.2014
02:00
Onlar, dört bir yanı otel ve restaurant olan Sultanahmet’tin son sakinleri. Komşularının evlerini bir bir satılık ilanı asarak terk etmelerine inat, el ayak çekilince ıssızlaşan mahallelerinde yaşamaya devam ediyorlar. Ama evlerine yüksek fiyat teklif eden müteahhitlere ne kadar daha hayır diyeceklerini kendileri de bilmiyor. On yıl önce yaklaşık 15 bin kişinin yaşadığı semtte kalmaya direnen bin 380 Sultanahmetlinin hikâyesi.Her gün milyonlarca kişinin meraklı adımlarla gezdiği Sultanahmet Meydanı’nın az ötesinde birkaç ailenin yaşadığı sokaklarda sükûnet hakim. Semtte ikamet edenlerin sayısı son on yılda 15 binden bin 380’e düştü. Tarihî yarımadada bir bina yıkılmaya görsün anında otele, restorana dönüşüyor. Sultanahmet’in son aileleri de semti terk etmek üzere.“Çiçek ve temizlik kokan evleri, sanki bu evler hayat sahibi insanmış da cemiyet nizamlarına başı bağlı her adam gibi ta atalardan dedelerden sürüklenip gelen huzur, sükun ve rahat miraslarını kendi ahenkleri içine serpip yerleştirmişlerdi. Öyle ki aile, buluttan henüz düşmüş bir damla gibi temiz, duru ve saftı. Cemiyet seli, cemiyete istikamet veren istidatların yetişme zemini de işte bu tertemiz damlacıkların çevresi olmuştu. İstanbul, her neslin bir yeni halka ilave ederek başka nesle teslim ettiği bu müstesna aile zinciriyle dolanmış bir bütünü müydü? Belki öyle idi fakat öyle kalmadı.”Sâmiha Ayverdi 1952 yılında kaleme aldığı İstanbul Geceleri kitabında böyle anlatıyor İstanbul’u ve içinde yaşayan aileleri… Bu satırlar Sultanahmet’in bugün ulaşacağı halin sinyalini veriyor adeta. Ayverdi’nin 1952’de dediği gibi dünyanın göz bebeği tarihi yarımadanın son aileleri de semti terk etmek üzere. Tarihi yarımadada bir bina yıkılmaya görsün anında otele, restorana dönüşüyor. Her gün milyonlarca kişinin meraklı adımlarla gezdiği semtte ikamet edenlerin sayısı gün geçtikçe azalıyor. Sultanahmet Meydanı’nda telaşlı turist kalabalığı varken birkaç ailenin yaşadığı sokaklarda sükunet hakim. Semtin otel sayısı bin 500’ün üzerinde. Selatin caminin etrafındaki bazı sokak ve caddelerin neredeyse barlar sokağına döndüğü söylenebilir. Sultanahmet Camii’nin yanı başındaki Akbıyık Caddesi de onlardan biri. Caddede 41 tane otel, cafe, bar bulunuyor. 8 yıl öncesine kadar ailelerin yaşadığı caddede şimdi 3 hanede aile var. Ailelerin yaşadığı son binalara ise satılık ilanları asılı. Caminin etrafındaki diğer cadde ve sokaklarda da durum farksız. Küçükayasofya Caddesi’nde 16 hotel, cafe, bar bulunuyor. Camiye çıkan Divan Yolu’nun ara sokaklarında ise şimdilik 36 restoran, otel ve bar var.Sultanahmet Camii, Ayasofya Camii, Topkapı Sarayı, Yerebatan Sarnıcı, Dikilitaş, Yılanlı Sütun gibi üç büyük medeniyete ait tarihi eserlerin bulunduğu tarihi yarımadanın son sakinleri, buradaki aile hayatının bitmesini hüzünle karşılıyor. Sultanahmet Camii’nin komşusu olan Cankurtaran’da Erol Taş, Cüneyt Arkın, Fatma Girik, Adile Naşit, Kemal Sunal filmlerine ev sahipliği yapan mahallede artık in cin top oynuyor. Mahallede ikamet eden nüfus, son on yılda 15 binden bin 380’e düştü. Sultanahmet Camii’nin bulunduğu Sultanahmet Mahallesi’nde de durum farksız. Evlerini otel, restoran olması için satan sakinler birer birer mahalleden ayrıldı. Meydanda, Cankurtaran Caddesi’nde ve Akbıyık Caddesi’ndeki son ailelerden bazıları evlerini satacaklarını söylese de bazıları ölünceye kadar evlerinden çıkmayacaklarını aktarıyor. Onlar Sultanahmet ve çevresinde büyüyen ve bu semtlerde hâlâ yaşamaya devam eden aileler. Çocukluklarının geçtiği mahallelerinde zaten birçok şeyi kaybetmişler. Şimdi ise inşaat ve turizm rantı arasına sıkışmış şehircilik anlayışının son kurbanı olacaklar...HERKES GİTTİ, BİZ KALDIKCankurtaran Caddesi’nin sonundaki tek katlı evlerden birinde 42 yıldır yaşayan Zülfikar Kaya “Burası önceden hep evdi. Otel oldu şimdi. Eskiden hep aileydi. Herkes gitti, dağıldı. Süzüle süzüle bir biz kaldık burada. Biz de iki yaşlı olarak kaldık. Gitmeyi düşünüyoruz ama biraz daha kalmamız lazım.” diyor. Güler Hanım ise mahallenin eskiye nazaran sakin bir hal aldığını anlatarak “Herkes gitti, taşındılar. Ölene kadar biz buradayız. Mahallemiz çok iyi, artık biz öldükten sonra ne yaparlar bilmiyorum.” diye konuşuyor.‘DOĞDUĞUM MAHALLENİN YABANCISI OLDUM’Hayrettin Çövener: “68 yaşındayım ve doğma büyüme buralıyım. Kendi doğduğum büyüdüğüm mahallede şimdi yabancı olduk. Gazetecilikten emekli olunca bir dükkan açtım ama bırakacağım. Çocukluğumda burası cennet gibiydi şimdi ise cehennem. Ailesi kayboldu, dokusu kayboldu, yapısı, her şeyi kayboldu. Oteller semti oldu ve bana göre her şeyimizi kaybettik. Burada doğdum ama maalesef b
Zaman
Ana Sayfa
19.10.2014
Sultanahmet’inıssızsokaklarıSultanahmet’in ıssız sokakları
Babacan: AB süreci sandığımızdan uzun sürdü ve yavaş ilerliyor
Zaman
12.10.2014
09:06
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Avrupa Birliği (AB) müzakere sürecinin sanılandan uzun sürdüğünü ve yavaş ilerlediğini ifade etti.IMF Dünya Bankası Yıllık Toplantılarına katılmak üzere ABDnin başkenti Washingtonda bulunan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Uluslararası Finans Enstitüsü Yıllık Üye Toplantıları kapsamında düzenlenen programda konuştu. Babacan, Avrupa Birliğinin sahip olduğu kriterler ve normların Türkiyeye ciddi katkısı olduğunu ifade etti. Birçok ülkenin kendisini demokrasi ve insan hakları açısından yeterli gördüğünü ama bu iddiaların dışarıdan yapılacak ciddi kontrol mekanizmaları ile gerçekçi olabileceğini dile getiren Babacan, özellikle bu yönüyle AB müzakerelerinin Türkiyenin siyasi reform sürecine büyük katkısı olduğunu vurguladı. Babacan, ABye üye 28 ülkenin tümüne aynı anda Türkiye için evet dedirtmenin zor olduğuna dikkat çekti. ABye katılım sürecinin tahmin edilenden daha fazla sürdüğünü kaydeden Babacan, Süreç kontrol altında ve devam ediyor. Ama belki bizim gerçekte düşündüğümüzden yavaş ilerliyor ifadelerini kullandı. Babacan, Türk toplumunun AB sürecine hala güçlü bir şekilde destek verdiğini hatırlattı. Bu nedenle sürece devam etmede kararlı olduklarını kaydetti. EKONOMİMİZDE REKABETİN İYİ İŞLEMESİNİ İSTİYORUZ Ekonomi konusunda AB standartlarının bazı alanlarda çok düzenleme gerektirdiğini ifade eden Babacan, Bazı alanlarda rekabet sınırlandırılıyor. Avrupalı meslektaşlarımız da bundan memnun değil. Bu yüzden bu konuya yaklaşımımızda çok dikkatli davranıyoruz. Çünkü ekonomimizde rekabetin iyi işlemesini istiyoruz. Tüm düzenlemeleri değil doğru sayıda düzenleme yapmak istiyoruz şeklinde konuştu.Türkiyenin ihracat rakamlarına da değinen Babacan, ABnin halen Türkiyenin bir numaralı ihracat pazarı olduğunu söyledi. Rusya, Ukrayna ve Iraka yapılan ihracatta düşüş görüldüğünü belirten Babacan buna rağmen ihracatın yüzde 15 ila 20 civarında artış gösterdiğini kaydetti. Babacan, geçen yıl Türkiyenin 153 milyar dolarlık ihracat yaptığını söyledi. Babacan, Ortadoğuda yaşanan gelişmelerin ihracat rakamlarına etksinin kısıtlı olduğunu sözlerine ekledi. Dünyada New Yorktan sonra en fazla diplomatik kuruluşun İstanbulda olduğuna dikkat çeken Babacan, İstanbulun merkezi özelliğinin günden güne daha çok bilindiğini ve bundan memnuniyet duyduklarını kaydetti.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
12.10.2014
BabacanABsürecisandığımızdanuzunsürdüveyavaşilerliyorBabacan AB süreci sandığımızdan uzun sürdü ve yavaş ilerliyor
M.Nedim Hazar - Az kaldı, ha gayret!
Zaman
25.09.2014
11:31
İçinden yol geçirilen okullar, üzeri örtülen reklam panoları, indirilen dershane tabelaları, üfürükten bahanelerle yapılan teftişler, kapatılan yurtlar, oluşturulan özel ekiplerle posta kutularından alınıp imha edilen gazeteler, fişlemeler, suçlamalar, iftiralar, hakaretler…İlan veren firmaları arayıp gözdağı vermeler, devlet ilanlarını sadece kendi yandaşlarına yönlendirmeler, vergi inceletmeler, müfettiş göndermeler ve daha pek çok şey…Allah’ın her günü öfke, hakaret, aşağılamanın bini bir para... Meclis’te, açılışta, ekranda, gazete sayfasında aynı nefretin tebarüz edişi…Çok değil, yirmi yıl önce yaşananlara benzer, hatta daha beter bir sürecin tam ortasından geçiyoruz sanırım. Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır; vaktiyle 28 Şubat’taki vesayetin temsilcileri için, ‘ellerinde olsa kendileri gibi olmayanlara oksijen bile vermezler’ diye yazmıştık. Yaşananlara bakınca, maalesef zihniyetin değişmediğini, belki daha da fenalaşarak devam ettiğini görmek hakikaten üzücü.İtiraf etmek lazım ki, çıta en baştan yüksek yere konmuş: “Onlara su bile yok” zihniyetinin giderek insafsızca bir gizli kaideye dönüştüğünü ve gün geçtikçe daha beter ibretlik uygulamalara yol açtığını görmek ülke adına hiç de umut verici değil sevgili okur.Şüphesiz her dönem, haksızlık ve zulmü yapanların kendilerince bir mantıkları ve gerekçeleri vardı. 28 Şubat’ta da öyleydi zira. Haksız ve insafsızca uygulamalara imza atanlar, kanunsuzlukları, her türlü hak gasbını kendilerince makul ve mazur görüyor, ellerinden geldiğince bu uygulamalara yasal kılıflar geçiriyorlardı.Tarih, her dönem olduğu gibi o karanlık dönemi de kaydetti şüphesiz. Tıpkı bugünleri de kaydediyor olduğu gibi.Son olarak İETT’nin yaptığı uygulama…15 bin öğrenciye sahip bir üniversiteye yapılan otobüs seferlerini iptal etmenin elbette kılıfını bulmak, ‘yersen’ düşüncesiyle gerekçe uydurmak pek zor olmasa gerek. Ancak bu ülkede yaşayan herkes neyin, ne için yapıldığını çok iyi biliyor artık. Gerçi Bank Asya gibi kurumlara bile yapılanları gördükçe, otobüs seferi iptali biraz düşük yoğunluklu zulüm olarak kalıyor ama dediğim gibi, yapılanları tarih yine de not alıyor şüphesiz.Bir arkadaşım, bu muameleyi duyduğu an şöyle bir tepki verdi: “Yılbaşı gecesi alkollü vatandaşları evlerine bedava götüren kurum, üniversite öğrencisini yolda bırakabilecek kadar insafsızlaşıyorsa, sakat bir şeyler var demektir!”Daha önce seferlerin iptalini şoför azlığı ve metrobüs kullanımına bağlayan kurum, daha sonra gerekçeyi “hat yoğunluğu azlığı” şeklinde güncellemiş. Aslında herhangi bir gerekçe açıklamalarına bile gerek yoktu bence. “Size otobüs de yok” demeleri yeterliydi.İngilizce öğretmenliği okuyan 2. sınıf öğrencisi fiziksel engelli Elif’in okula gidip gitmemesi elbette çok da umurlarında olmayacaktır.“Onlara tabela yok, kredi kartı yok, banka yok, gazete yok, reklam yok, okul yok, yurt yok” düşüncesi “otobüs de yok” noktasına kadar geldi. Sanırım “su da yok”a çok kalmadı… İptal edilmeyen seferlerde de, bu okullardaki öğrencilerin arka koltuklarda oturabileceğine dair bir yönetmenlik çıkarılırsa kimse şaşırmaz artık sanırım.Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve içinde “Tüm insanların eşit yaratıldığını, yaradanları tarafından kendilerine devredilemez hakların verildiğini ve bu hakların yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme haklarının bulunduğu gerçeklerinin apaçık ortada olduğunu kabul ediyoruz.” cümleleri geçen bildirge 1776’da yayınlanmıştı.Yani bundan yaklaşık 250 yıl önce…İkiyüzelli yıl…
Zaman
En Çok Okunan
25.09.2014
MNedimHazar-AzkaldıhagayretMNedim Hazar - Az kaldı ha gayret
M.Nedim Hazar - Az kaldı, ha gayret!
Zaman
25.09.2014
02:25
İçinden yol geçirilen okullar, üzeri örtülen reklam panoları, indirilen dershane tabelaları, üfürükten bahanelerle yapılan teftişler, kapatılan yurtlar, oluşturulan özel ekiplerle posta kutularından alınıp imha edilen gazeteler, fişlemeler, suçlamalar, iftiralar, hakaretler…İlan veren firmaları arayıp gözdağı vermeler, devlet ilanlarını sadece kendi yandaşlarına yönlendirmeler, vergi inceletmeler, müfettiş göndermeler ve daha pek çok şey…Allah’ın her günü öfke, hakaret, aşağılamanın bini bir para... Meclis’te, açılışta, ekranda, gazete sayfasında aynı nefretin tebarüz edişi…Çok değil, yirmi yıl önce yaşananlara benzer, hatta daha beter bir sürecin tam ortasından geçiyoruz sanırım. Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır; vaktiyle 28 Şubat’taki vesayetin temsilcileri için, ‘ellerinde olsa kendileri gibi olmayanlara oksijen bile vermezler’ diye yazmıştık. Yaşananlara bakınca, maalesef zihniyetin değişmediğini, belki daha da fenalaşarak devam ettiğini görmek hakikaten üzücü.İtiraf etmek lazım ki, çıta en baştan yüksek yere konmuş: “Onlara su bile yok” zihniyetinin giderek insafsızca bir gizli kaideye dönüştüğünü ve gün geçtikçe daha beter ibretlik uygulamalara yol açtığını görmek ülke adına hiç de umut verici değil sevgili okur.Şüphesiz her dönem, haksızlık ve zulmü yapanların kendilerince bir mantıkları ve gerekçeleri vardı. 28 Şubat’ta da öyleydi zira. Haksız ve insafsızca uygulamalara imza atanlar, kanunsuzlukları, her türlü hak gasbını kendilerince makul ve mazur görüyor, ellerinden geldiğince bu uygulamalara yasal kılıflar geçiriyorlardı.Tarih, her dönem olduğu gibi o karanlık dönemi de kaydetti şüphesiz. Tıpkı bugünleri de kaydediyor olduğu gibi.Son olarak İETT’nin yaptığı uygulama…15 bin öğrenciye sahip bir üniversiteye yapılan otobüs seferlerini iptal etmenin elbette kılıfını bulmak, ‘yersen’ düşüncesiyle gerekçe uydurmak pek zor olmasa gerek. Ancak bu ülkede yaşayan herkes neyin, ne için yapıldığını çok iyi biliyor artık. Gerçi Bank Asya gibi kurumlara bile yapılanları gördükçe, otobüs seferi iptali biraz düşük yoğunluklu zulüm olarak kalıyor ama dediğim gibi, yapılanları tarih yine de not alıyor şüphesiz.Bir arkadaşım, bu muameleyi duyduğu an şöyle bir tepki verdi: “Yılbaşı gecesi alkollü vatandaşları evlerine bedava götüren kurum, üniversite öğrencisini yolda bırakabilecek kadar insafsızlaşıyorsa, sakat bir şeyler var demektir!”Daha önce seferlerin iptalini şoför azlığı ve metrobüs kullanımına bağlayan kurum, daha sonra gerekçeyi “hat yoğunluğu azlığı” şeklinde güncellemiş. Aslında herhangi bir gerekçe açıklamalarına bile gerek yoktu bence. “Size otobüs de yok” demeleri yeterliydi.İngilizce öğretmenliği okuyan 2. sınıf öğrencisi fiziksel engelli Elif’in okula gidip gitmemesi elbette çok da umurlarında olmayacaktır.“Onlara tabela yok, kredi kartı yok, banka yok, gazete yok, reklam yok, okul yok, yurt yok” düşüncesi “otobüs de yok” noktasına kadar geldi. Sanırım “su da yok”a çok kalmadı… İptal edilmeyen seferlerde de, bu okullardaki öğrencilerin arka koltuklarda oturabileceğine dair bir yönetmenlik çıkarılırsa kimse şaşırmaz artık sanırım.Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve içinde “Tüm insanların eşit yaratıldığını, yaradanları tarafından kendilerine devredilemez hakların verildiğini ve bu hakların yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme haklarının bulunduğu gerçeklerinin apaçık ortada olduğunu kabul ediyoruz.” cümleleri geçen bildirge 1776’da yayınlanmıştı.Yani bundan yaklaşık 250 yıl önce…İkiyüzelli yıl…
Zaman
Ana Sayfa
25.09.2014
MNedimHazar-AzkaldıhagayretMNedim Hazar - Az kaldı ha gayret
M.Nedim Hazar - Az kaldı, ha gayret!
Zaman
25.09.2014
02:15
İçinden yol geçirilen okullar, üzeri örtülen reklam panoları, indirilen dershane tabelaları, üfürükten bahanelerle yapılan teftişler, kapatılan yurtlar, oluşturulan özel ekiplerle posta kutularından alınıp imha edilen gazeteler, fişlemeler, suçlamalar, iftiralar, hakaretler…İlan veren firmaları arayıp gözdağı vermeler, devlet ilanlarını sadece kendi yandaşlarına yönlendirmeler, vergi inceletmeler, müfettiş göndermeler ve daha pek çok şey…Allah’ın her günü öfke, hakaret, aşağılamanın bini bir para... Meclis’te, açılışta, ekranda, gazete sayfasında aynı nefretin tebarüz edişi…Çok değil, yirmi yıl önce yaşananlara benzer, hatta daha beter bir sürecin tam ortasından geçiyoruz sanırım. Yaşı müsait olanlar hatırlayacaktır; vaktiyle 28 Şubat’taki vesayetin temsilcileri için, ‘ellerinde olsa kendileri gibi olmayanlara oksijen bile vermezler’ diye yazmıştık. Yaşananlara bakınca, maalesef zihniyetin değişmediğini, belki daha da fenalaşarak devam ettiğini görmek hakikaten üzücü.İtiraf etmek lazım ki, çıta en baştan yüksek yere konmuş: “Onlara su bile yok” zihniyetinin giderek insafsızca bir gizli kaideye dönüştüğünü ve gün geçtikçe daha beter ibretlik uygulamalara yol açtığını görmek ülke adına hiç de umut verici değil sevgili okur.Şüphesiz her dönem, haksızlık ve zulmü yapanların kendilerince bir mantıkları ve gerekçeleri vardı. 28 Şubat’ta da öyleydi zira. Haksız ve insafsızca uygulamalara imza atanlar, kanunsuzlukları, her türlü hak gasbını kendilerince makul ve mazur görüyor, ellerinden geldiğince bu uygulamalara yasal kılıflar geçiriyorlardı.Tarih, her dönem olduğu gibi o karanlık dönemi de kaydetti şüphesiz. Tıpkı bugünleri de kaydediyor olduğu gibi.Son olarak İETT’nin yaptığı uygulama…15 bin öğrenciye sahip bir üniversiteye yapılan otobüs seferlerini iptal etmenin elbette kılıfını bulmak, ‘yersen’ düşüncesiyle gerekçe uydurmak pek zor olmasa gerek. Ancak bu ülkede yaşayan herkes neyin, ne için yapıldığını çok iyi biliyor artık. Gerçi Bank Asya gibi kurumlara bile yapılanları gördükçe, otobüs seferi iptali biraz düşük yoğunluklu zulüm olarak kalıyor ama dediğim gibi, yapılanları tarih yine de not alıyor şüphesiz.Bir arkadaşım, bu muameleyi duyduğu an şöyle bir tepki verdi: “Yılbaşı gecesi alkollü vatandaşları evlerine bedava götüren kurum, üniversite öğrencisini yolda bırakabilecek kadar insafsızlaşıyorsa, sakat bir şeyler var demektir!”Daha önce seferlerin iptalini şoför azlığı ve metrobüs kullanımına bağlayan kurum, daha sonra gerekçeyi “hat yoğunluğu azlığı” şeklinde güncellemiş. Aslında herhangi bir gerekçe açıklamalarına bile gerek yoktu bence. “Size otobüs de yok” demeleri yeterliydi.İngilizce öğretmenliği okuyan 2. sınıf öğrencisi fiziksel engelli Elif’in okula gidip gitmemesi elbette çok da umurlarında olmayacaktır.“Onlara tabela yok, kredi kartı yok, banka yok, gazete yok, reklam yok, okul yok, yurt yok” düşüncesi “otobüs de yok” noktasına kadar geldi. Sanırım “su da yok”a çok kalmadı… İptal edilmeyen seferlerde de, bu okullardaki öğrencilerin arka koltuklarda oturabileceğine dair bir yönetmenlik çıkarılırsa kimse şaşırmaz artık sanırım.Thomas Jefferson tarafından kaleme alınan ve içinde “Tüm insanların eşit yaratıldığını, yaradanları tarafından kendilerine devredilemez hakların verildiğini ve bu hakların yaşam, özgürlük ve mutluluğa erişme haklarının bulunduğu gerçeklerinin apaçık ortada olduğunu kabul ediyoruz.” cümleleri geçen bildirge 1776’da yayınlanmıştı.Yani bundan yaklaşık 250 yıl önce…İkiyüzelli yıl…
Zaman
Köşe Yazıları
25.09.2014
MNedimHazar-AzkaldıhagayretMNedim Hazar - Az kaldı ha gayret
Toplam "6" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti