Habergec.Com Aranan Kelimeler:15 yıl sonra belki Değerlendirme: 10 / 10 096458
habergec.com
13.02.2016 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

15 yıl sonra belki

Balıkesir eski İl Milli Eğitim Müdürü Cengiz hakkında suç duyurusu
Zaman
11.02.2016
12:13

BALIKESİR (CİHAN)- Türkiye Kamu-Sene bağlı Türk Eğitim-Sen Balıkesir Şube Başkanı Yılmaz Kuran, açtıkları davaları kazanmalarına rağmen göreve başlatılmayan okul müdürleriyle ilgili olarak, eski İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Cengiz hakkında suç duyurusunda bulundu. Kuran, il genelinde 25 sendika üyesi okul müdürünün davaları kazandığını belirterek, daha önce de tazminat davası açıklarını söyledi.



Türk Eğitim-Sen Şube Başkanı Kuran ve sendika üyesi sekiz okul müdürü, adliye önünde konuyla ilgili bir basın açıklaması yaptı. Sendika avukatlarıyla birlikte adliyeye giden Kuran, üyeleri olan okul müdürlerinin 1.5 yıl önce haksız şekilde görevden alındığını, puanlamalarında tamamen keyfi uygulamalar yapıldığını söyledi. Cengizin geçen hafta görevden alındığını belirterek, Şimdi sormak lazım, acıttı mı diye? Canını yaktı mı? Şimdi sen yüzlerce, binlerce insanın canını yaktın. Haksız yere onları görevden aldın. Kul hakkı yedin kısacası. Bizler şimdi avukatlarımız vasıtasıyla davaları kazanan arkadaşlarımızla birer birer önce tazminat davası açtık. Şimdi de mahkemesi sonuçlanan arkadaşlarımız toplu olarak, görevden alınsa dahi eski İl Milli Eğitim Müdürü Yusuf Cengiz hakkında tekrar suç duyurusunda bulunacağız. Neden? Çünkü mahkeme kararı geldi, arkadaşlarımız göreve başlatılmak için dilekçe verdiler, buna rağmen göreve iade etmedi. Onun üzerin biz de bugün okul müdürlerimizle birlikte kendisi hakkında suç duyurusunda bulunacağız. dedi.

Göreve iade edilmeyen okul müdürlerinin geçmişe dönük bütün haklarının hesap edildiğini belirten Yılmaz Kuran, Maddi ve manevi kayıpları hesap edildi. Bununla ilgili de maddi ve manevi tazminat davası açtık. Belki 15 gün sonra, belki bir ay sonra aynı konuyla ilgili tekrar gündeme gelebiliriz. Burada anlatmak istediğimiz konu şu: Hiç kimse, Yaptığım yanıma kâr kalır. diye düşünmesin. Peşlerini bırakmayacağız. Nerede açık var, nerede haksızlık var, nerede yanlış var. hakkımızı hukukumuzu arayacağız. Mahkemelerde aramaya devam edeceğiz. Eğer mahkeme kararlarını uygulamazlarsa kendileri hakkında suç duyurusunda bulunmaya devam edeceğiz. dedi. CİHAN

Zaman
Son Dakika
11.02.2016
BalıkesireskiİlMilliEğitimMüdürüCengizhakkındasuçduyurusuBalıkesir eski İl Milli Eğitim Müdürü Cengiz hakkında suç duyurusu
‘Tarihe Düşülen Notlar' ve Akademi
Zaman
24.01.2016
02:07

Akademisyenler, bölgedeki askeri operasyonlara ve şiddete karşı yayımladığı ‘Bu suça ortak olmayacağız bildirisine uygulanan baskı ve soruşturma dalgasına tepki olarak ikinci bir bildiri daha hazırladılar.

Tartışılması gereken o bildirinin içeriği değil, ifade özgürlüğüydü. İkinci bildirinin yazılış sebebi de buydu zaten ve yeni bildiri özetle şunu söylüyordu: “Akademisyenlerin ülke sorunlarıyla ilgili dile getirdikleri görüşlerinin siyasi irade tarafından cezalandırılmaya çalışılması, akademik özgürlüklere darbedir. Böyle darbeler her şeyden önce toplumsal gelişmeyi durdurur. Ülke demokrasisine verilecek en büyük zarar, fikri söylemek değil, fikri ifade ettirmemektir”.

Bu bildiriler çerçevesinde içtenlikle barış isteyenlerin seslerinin -malum sebeplerle sokakta değilse bile– bir sivil direniş eylemi olarak imzalarla yükselmesinin önemli olduğunu düşünüyorum doğrusu. Sadece bölgedeki sokağa çıkma yasaklarına bağlı katliamlara değil, her türlü hukuksuzluğa, cezasızlığa, zulme ve baskıya sessiz kalanlar için önemli bir kırılma noktası oldu. Farklı meslek gruplarından ve sivil toplum kuruluşlarından gelen tepkiler, büyüyerek artacak gibi görünüyor. Bu yazıyı bitirdiğim sırada Türkiyeden imza desteği yüz bini geçti, dünyanın önemli akademik kurumlarından ve sivil toplum kuruluşlarından sesler yükseliyor. Üyeleri içinde Nobel ödüllü bilim insanlarının da bulunduğu Uluslararası Bilim Akademileri Birliği, Türkiyedeki hükümet yöneticilerini sert bir dille uyarıyor ve kınıyor. Bildirilerinin sonunda hükümeti yurttaşlarının haklarına saygı göstermeye, akademik görevlileri tehdit ederek onları ülke yönetimine yurttaşlık görevlerini yaparak katılmaktan alıkoymaya yönelik tutumunu ve düşmanca eylemlerini durdurmaya davet ediyor. Evet, açıkça ‘düşmanca diyorlar. 20 uluslararası akademi örgütü, dünyadan 350 akademisyen bu düşmanca tavrın ve baskının son bulmasını istiyor.

Akademisine geç kalan ülke

Bütün bunlar olurken hem Türkiyenin modern siyasi tarihine hem de akademik geçmişine bakmak bugün yaşadığımız sığlaşmayı daha iyi anlamamıza yardım edebilir belki.

Adnan Menderesin 27 Mayıs darbesinden önce üniversitelilere ‘Kara Cübbeliler diye hitap ettiği ve bunun yayınlanmaması için basına yasak koyduğu biliniyor. Medya üzerindeki baskılardaki benzerliğin sebepleri bugünkünden farklı değil. 1950de başlayan on yıllık bir iktidar sürecinin sonunda ‘sistemi tamamen ele geçirebildiğini sanan bir zihniyetin muhalif sese tahammülsüzlüğü, iktidar zehrinin sarhoşluyla faşist rejimi dayatmasının farklı bir versiyonunu izliyoruz. O dönemde de yandaş basın her anlamda desteklenirken, muhalif basın her türlü gayri meşru yöntemlerle sindiriliyor. Cezaevleri yine tutuklu gazetecilerle dolu. Bugün olduğu gibi bazı akademik çevreler ve yazarlar da hükümete destek veriyor. Sonrası malum. Darbe süreciyle başlayan başka hukuksuzluklar, tutuklamalar, katliamlar, idamlar, üniversitelerden uzaklaştırılan öğretim görevlileri, kaos ve demokrasiye ağır bir darbe.

Halil İnalcık, konuşmalarından ve röportajlarından oluşan iki ciltlik kitabı ‘Tarihe Düşülen Notlardaki ‘Tarih ve Akademi başlıklı makalesinde, Türkiyenin akademi tarihini Bizanstan bu yana farklı inanç, kültür ve bilimsel gelişmelerin ışığında incelemiş. Bu coğrafyanın en özel, benzersiz tarihçilerinden birisinin anlatımıyla geçmişe uzandığınızda, bugünün siyasi dinamiklerinden öte neden bu halde olduğumuzu daha iyi kavrıyorsunuz. Mesela 15. yyda İstanbul ve Floransada aynı dönemde Hıristiyan ve İslam teolojisi tartışıldıktan sonra ne oldu. Özgür düşüncenin öncüsü, taassubun kurbanı olan Molla Lütfi neden ulemanın kibrine kurban edilmişti? Tarikatları koruyan ve dini çatışmalara izin vermeyen Osmanlıda bağnazlık hareketleri nasıl başlamıştı? Türkiye Bilim Akademisini kurmak için neden Fatihin Semaniyesi Medresesinden sonra beş yüz yıl beklenmişti? Türkiyenin ilk modern akademisi sayılan Encümen-i Daniş 1851de kurulduğunda sivil ve asker bürokratların yerleştirilmesiyle amacından uzaklaşıyor. Dini ve siyasi konulardan uzak kalmayı benimseyen ikinci girişim Cemmiyet-i İlmiyye-i Osmanniyye de 1866da kapanıyor. Türkiye imparatorluktan ayrılan Balkan devletlerine göre gerçek bir akademi kurmakta çok geç kalıyor. Bunların tarihi, toplumsal, siyasi nedenlerini kavramadan bugünkü kaosu ve yozlaşmayı anlamak mümkün değil.

İnalcık, ilk kez 1968de yayımlanan ‘Bir bilimsel akademi nasıl olmalıdır? başlıklı yazısında “Bir memleket düşünün ki, her alanda her eline kalem geçiren, ilim adamı süsüyle konuşuyor, yazıp basıyor ve ahkam kesiyor. İhtisası olmayan kitle, sağ akçeyi kalıbından nasıl ayırsın?” diye soruyor ve bizde eserlerin mahiyetinin neden ortaya konamadığını açıklıyor: “İlim madrabazları daha baskındır, ortalığı öyle yaygaraya boğarlar ki kendini

Zaman
Yorum
24.01.2016
‘TariheDüşülenNotlarveAkademi‘Tarihe Düşülen Notlar ve Akademi
Hilmi Yavuz - Alev Alatlı'nın 'bittiği'nin resmidir!
Zaman
24.01.2016
01:56

Alev Alatlı için yazacağım bu son yazının başlığı: ‘Bir entelektüelin hazin sonu olmalıydı.

Kendi kendini tüketip hiçlemek! Kanal 24te, perşembe gecesi, Murat Çiçekin ‘Buradan Bakalım programı bittiğinde, şöyle düşündüm: ‘Alev Alatlı da bitti! Burada, bu ‘bitişi aşama aşama göstermeye çalışacağım:

[I] Alatlı, benim kendisini ‘ırkçılıkla suçlamama, ‘Yahudilik, bir ırk değildir! diye cevap verdi. Demek istediği basit mantıkla şuydu:

“Chomskyye ‘Yahudi dedim/ Oysa, Yahudilik bir ırk değildir/ Öyleyse ben ‘ırkçı değilim!” Alatlıya şunu hatırlatayım: Irkçılık, ideolojik, bir söylem meselesidir. Eğer öyle olmasaydı, Hitlerin Nazi Almanyasında milyonlarca Yahudiyi gaz odalarında yok etme soykırımını, ‘ırkçılık saymamamız gerekir; hatta, Alatlının aynı basit mantığıyla şöyle diyebilirdik:

“Hitler milyonlarca Yahudiyi öldürttü/Oysa, Yahudilik bir ırk değildir/ Öyleyse Hitler de ırkçı değildir.”

Alev Alatlı, bu basit mantıksal kurnazlıkla kurtulduğunu zannediyor: Oysa farkında değil [veya, daha vahimi, farkında!]: Antisemitizmi, ırkçılık saymıyor!

[II] Alatlı, Chomskynin politik görüşlerini öne çıkarıyor. Oysa ben, onu eleştirdiğim yazımda [Bakınız: Zaman, 20 Ocak, 2016] Chomskyyi bir dilbilimci olarak savunmuş, politik görüşlerine hiç değinmemiştim. Burada mesele şu: Chomskynin bir dilbilimci olarak ‘cihanşümul olmadığına karar vermek, Alev Alatlının haddi değildir. Kendisinin ekonomist, tarihçi, fizikçi, siyaset bilimcisi, filozof, antropolog, psikolog, sosyolog, edebiyat bilimcisi ve daha başka şeyler olduğunu[!] biliyorduk, ama, dilbilim konusunda Chomskyyi eleştirecek kadar büyük bir uzman olduğunu bilmiyorduk, onu da bu vesile ile öğrenmiş olduk!

[III] Alev Alatlının belleği ve dili fena halde sürçmelerle malul görünüyor:

[a] Bellek sürçmeleri:

*Alatlı, Pol Potun ‘Kızıl Khmerlerinin Vietnamda binlerce kişiyi katlettiğini söyledi; oysa Pol Pot ve ‘Kızıl Khmerler, Vietnamlı değil, Kamboçyalıdır.

*Alatlı, gazetelerde ekonomi sayfalarının “son 15 yıl içinde ve Özaldan sonra” başladığını söyledi. Oysa 1963 yılında, yani bundan 53 yıl önce ‘Cumhuriyet gazetesinde, rahmetli Melih Tümer ‘Ekonomi Sayfası hazırlamıştır. [‘Nerden biliyorsun Hilmi Yavuz? diye soracaksınız;- sayfanın sekreteri bendim çünkü!] Ali Gevgillinin ‘Milliyette başlattığı ‘Ekonomi Sayfasının tarihi de en az 50 yıl öncesine çıkar…

*Alatlı, geçmiş yıllarda aydınların halka karşı hiçbir zaman bugünkü kadar tepeden bakmadığını, halkı ‘bidon kafalı, ‘göbeğini kaşıyan adam diye nitelendirmediklerini öne sürerek Yakup Kadrinin ‘Yaban romanını örnek gösterdi ve şöyle dedi: “Ama bir gün Yakup Kadriden böyle bir şey duydunuz mu?”

Hayret! Hayret! Hayret! Alev Alatlının bizzat örnek verdiği ‘Yaban romanını okumadığı besbelli! Roman, halkın [köylülerin] bütün roman boyunca alabildiğine aşağılandığını gösteren sayısız örneklerle doludur. Romanın kahramanı Ahmet Celâl, köylüleri pis, tembel, cahil, ilkel ve çıkarcı ve hayvandan farksız yaratıklar olarak görür. Berna Moran “Yabanda Teknik ve İdeoloji” başlıklı yazısında, “Diyebilirim ki” der, “hiçbir romanda insanları anlatmak için hayvanlara bu denli çok başvurulmamıştır.” Moran, Yakup Kadrinin amacının ‘köylülerin ilkelliğini, içgüdüleriyle yaşayan hayvanlar gibi olduklarını vurgulamak olduğunu bildirir. Kısaca, Yakup Kadrinin ‘Yabandaki hakaretlerinin yanında ‘bidon kafalı veya ‘göbeğini kaşıyan adam… hiç kalır.

[b] Dil sürçmesi:

Alatlı, ‘mazur ile maruzu karıştırıyor: ‘Beni mazur görün yerine, ‘Beni maruz görün! diyor.

[c] Hakaret:

Alatlı, şimdiye kadar hiç kimseye hakaret etmediğini söylüyor, Murat Çiçeki de tanık göstererek. Belki ‘şimdiye kadar sözü doğrudur;- ama ‘şimdiden sonra? Alev Alatlının benim ve yazım için söylediklerine bakalım: ‘psikiyatrik vaka, ‘aşağılık bir değerlendirme, ‘bir paragrafı okumaktan âciz vd. Valerynin sözünü hatırlamanın yeridir: “Düşüncelerle baş edemeyenler, düşünenlere saldırırlar”.

Ancaaak, evet, ancaaaak, bütün bunlara rağmen, Alev Alatlının, Murat Çiçekin programında Putin için yaptığı öyle bir değerlendirme var ki, şaşar kalırsınız! Müthiş bir kehanet! Bakın, şöyle:

“Ülkeyi Putinin Rusyayı idare ettiği gibi idare edemezsiniz. Yani, sen, ben bizim oğlan, Nepotizm ve belli kurumları tutarak: Bürokrasi, ordu, polis! Putinin yaptığı bu,- böyle günü götüremezsiniz!”

Alev Alatlı, işte şimdi bitti!

Zaman
Köşe Yazıları
24.01.2016
HilmiYavuz-AlevAlatlınınbittiğininresmidirHilmi Yavuz - Alev Alatlının bittiğinin resmidir
Güldür Güldür ekibi 'Dedemin Fişi'ni anlattı
Zaman
24.01.2016
01:56

‘Güldür Güldür ekibinin üç oyuncusu ‘Dedemin Fişi ile beyazperdede seyirciyle buluşuyor. Yeşilçam sıcaklığında bir film yaptıklarını söyleyen oyuncular, ülkede bu kadar şey yaşanıyorken komedinin ihtiyaca dönüştüğü görüşünde.

‘Dedemin Fişinin ‘Güldür Güldürdeki mizahtan farkı nedir?

Meltem Yılmazkaya: Her hafta bir skeç oynuyoruz, orada alanımız daha dar. Film senaryosuyla skeci karşılaştırmamız zaten mümkün değil. Skeçte oynadığım tipler dudağa çalınan bir parmak bal gibi, filmde o karakteri çıkarırken uzun bir süreç gerekiyor. 52 yaşında bir kadını oynadım, onun ne yiyip ne içtiğini uzun uzadıya düşündüm. Dolayısıyla daha derinlikli oldu.

Uğur Bilgin: Ekranda Güldür Güldür gibi komedi yapan ekipler sinema yaptıklarında o türü devam ettirdi. Bizim film dramatik bir akışı olan, tiplerin bulunduğu bir aile komedisi. Televizyondaki programla herhangi bağlantısı yok. Seyirci programdaki gibi skeçler görmeyecek.

Birbirinizi çok iyi tanıyor olmanızın ne tür avantajlarını görüyorsunuz?

U.B: Oyuncu sete gittiği zaman tanışma faslından sonra kendini açma süreci vardır, ne kadar profesyonel olursa olsun… Kameramanlarla ilişkin bile önemli, o tepki verince rahatlıyorsun. O anlamda çok yardımcı oldu. Oyuncu arkadaşlarını, set ekibini tanıyorsun. Kimse sana önyargılı yaklaşmıyor. Klasik olacak ama bunun gerçekten çok avantajını gördük. Bu bize nereden bakarsınız 10 gün kazandırdı.

M.Y: Filmin yönetmeni programda olduğu gibi Meltem (Bozoflu). Karşınızdakinin sizden ne istediğini biliyorsun, o da senin ne kadarını vereceğinin farkında.

Onur Buldu: Huzurlu olmadığın bir ortamda komedi yapmak mümkün değil. Bu durum dram için de geçerli. Oynamak çok zor. Herkes birbirini tanıdığı için huzurlu bir ortamımız vardı. Görüntü yönetmeni dâhil kadro çok gençti, uyum sorunu hiç yaşamadık.

Komedide oyuncu eğlenmeli ki seyirci eğlenebilsin gerçeği var. Ne kadar eğlendiniz?

O.B: Uğur benim Dokuz Eylül Üniversitesinden sınıf, ev arkadaşım. 15 yıldır yan yanayız. Meltemle üç yıldır beraberiz. Set arkası elbette çok eğlenceli oluyor, dostane geçiyor.

U.B: Ne kadar profesyonel olursan ol, insansın. O gün kötü kalkmış olabilirsin. Eğer partnerin seni tanıyor, nazı geçiyorsa o destekçin olabiliyor. Bilmiyorum, dışarıda belki de öyle bir oyuncuyla karşılaşırsın ki sizi tolere etmez, ‘profesyonelsin, hazır gelseydin der. Bu sebeple bizim durumumuz büyük avantaj.

Güldür Güldürde hayli doğaçlama yapıyorsunuz. Filmde ne kadar imkân tanındı?

O.B: Çok. Yönetmen doğaçlama yok demedi. Komik olabiliyor, gözden kaçan bir şeyi içgüdüsel olarak tamamlayabiliyorsun. Hiç karışılmadı hatta teşvik edildi.

M.Y: Onun için avantajlıyız diyoruz. Her şeye açıktık.

Takıma sonradan dâhil olan kimler?

O.B: Ayşen Gruda, Özlem Tokaslan, Zeynep Kankonde… Onlar da çok mutluydu, kimsenin aşırı egosu, kaprisi yok. Herkes birbirini tamamladığı için zorluk çekilmedi. Konuştuğumuza göre öyle diyorlar, ne kadar doğru bilmiyorum.

U.B: Güldür Güldürdekiler, ‘Dışarıdan biri geldi, onu içimize almayalım. diyecek insanlar değil. Kızlar kısa sürede pasta, kek konuşmaya başladı.

M.Y: Programda da aramıza bu yıl katılan arkadaşlarımız var. Onlar da hemen adapte oldu. Kurulmuş bir düzenin içine girmek zor değil. Kimse kimseyi aşağı çekmek istemiyor.

Ekipte başrol yok ama herkes başrol. Yanılıyor muyum?

O.B: Bence de öyle.

U.B: Kısmen başrolümüz var aslında. Onur ile Alperin (Kul) oynadığı karakterlerin üzerinden ilerliyor hikâye. İki kardeş daha fazla alan ve süre alıyor. Öyle bir gerçek var.

O.B: Evet, bizim biraz daha fazla sahnemiz var. Olayı bir akstan götürmek durumunda olduğumuz için… Onlar da çok etkin ama bizimki bir tık fazla. Yine de star komedi filmi değil.

Ekranda doğaçlama yapan grupların sinema macerasının beklentiyi karşıladığı söylenemez. BKM Mutfakın ‘Çok Filim Hareketleri bunlardan biri…

O.B: Tahminim biraz hızlı ve hazırlıksız girdiler. O türü sinemada devam ettirmeye gerek var mı, onu tartışmak lazım. Skeç üzerine kuruluydu. Bunu zaten televizyonda yapıyorsun, sinema iddian varsa başı, sonu, ortası olan bir hikâye anlatmak daha mantıklı ve zevkli.

U.B: Dedemin Fişinde 15 kiş

Zaman
Ana Sayfa
24.01.2016
GüldürGüldürekibiDedeminFişinianlattıGüldür Güldür ekibi Dedemin Fişini anlattı
Hilmi Yavuz - Alev Alatlı'nın 'bittiği'nin resmidir!
Zaman
24.01.2016
01:56

Alev Alatlı için yazacağım bu son yazının başlığı: ‘Bir entelektüelin hazin sonu olmalıydı.

Kendi kendini tüketip hiçlemek! Kanal 24te, perşembe gecesi, Murat Çiçekin ‘Buradan Bakalım programı bittiğinde, şöyle düşündüm: ‘Alev Alatlı da bitti! Burada, bu ‘bitişi aşama aşama göstermeye çalışacağım:

[I] Alatlı, benim kendisini ‘ırkçılıkla suçlamama, ‘Yahudilik, bir ırk değildir! diye cevap verdi. Demek istediği basit mantıkla şuydu:

“Chomskyye ‘Yahudi dedim/ Oysa, Yahudilik bir ırk değildir/ Öyleyse ben ‘ırkçı değilim!” Alatlıya şunu hatırlatayım: Irkçılık, ideolojik, bir söylem meselesidir. Eğer öyle olmasaydı, Hitlerin Nazi Almanyasında milyonlarca Yahudiyi gaz odalarında yok etme soykırımını, ‘ırkçılık saymamamız gerekir; hatta, Alatlının aynı basit mantığıyla şöyle diyebilirdik:

“Hitler milyonlarca Yahudiyi öldürttü/Oysa, Yahudilik bir ırk değildir/ Öyleyse Hitler de ırkçı değildir.”

Alev Alatlı, bu basit mantıksal kurnazlıkla kurtulduğunu zannediyor: Oysa farkında değil [veya, daha vahimi, farkında!]: Antisemitizmi, ırkçılık saymıyor!

[II] Alatlı, Chomskynin politik görüşlerini öne çıkarıyor. Oysa ben, onu eleştirdiğim yazımda [Bakınız: Zaman, 20 Ocak, 2016] Chomskyyi bir dilbilimci olarak savunmuş, politik görüşlerine hiç değinmemiştim. Burada mesele şu: Chomskynin bir dilbilimci olarak ‘cihanşümul olmadığına karar vermek, Alev Alatlının haddi değildir. Kendisinin ekonomist, tarihçi, fizikçi, siyaset bilimcisi, filozof, antropolog, psikolog, sosyolog, edebiyat bilimcisi ve daha başka şeyler olduğunu[!] biliyorduk, ama, dilbilim konusunda Chomskyyi eleştirecek kadar büyük bir uzman olduğunu bilmiyorduk, onu da bu vesile ile öğrenmiş olduk!

[III] Alev Alatlının belleği ve dili fena halde sürçmelerle malul görünüyor:

[a] Bellek sürçmeleri:

*Alatlı, Pol Potun ‘Kızıl Khmerlerinin Vietnamda binlerce kişiyi katlettiğini söyledi; oysa Pol Pot ve ‘Kızıl Khmerler, Vietnamlı değil, Kamboçyalıdır.

*Alatlı, gazetelerde ekonomi sayfalarının “son 15 yıl içinde ve Özaldan sonra” başladığını söyledi. Oysa 1963 yılında, yani bundan 53 yıl önce ‘Cumhuriyet gazetesinde, rahmetli Melih Tümer ‘Ekonomi Sayfası hazırlamıştır. [‘Nerden biliyorsun Hilmi Yavuz? diye soracaksınız;- sayfanın sekreteri bendim çünkü!] Ali Gevgillinin ‘Milliyette başlattığı ‘Ekonomi Sayfasının tarihi de en az 50 yıl öncesine çıkar…

*Alatlı, geçmiş yıllarda aydınların halka karşı hiçbir zaman bugünkü kadar tepeden bakmadığını, halkı ‘bidon kafalı, ‘göbeğini kaşıyan adam diye nitelendirmediklerini öne sürerek Yakup Kadrinin ‘Yaban romanını örnek gösterdi ve şöyle dedi: “Ama bir gün Yakup Kadriden böyle bir şey duydunuz mu?”

Hayret! Hayret! Hayret! Alev Alatlının bizzat örnek verdiği ‘Yaban romanını okumadığı besbelli! Roman, halkın [köylülerin] bütün roman boyunca alabildiğine aşağılandığını gösteren sayısız örneklerle doludur. Romanın kahramanı Ahmet Celâl, köylüleri pis, tembel, cahil, ilkel ve çıkarcı ve hayvandan farksız yaratıklar olarak görür. Berna Moran “Yabanda Teknik ve İdeoloji” başlıklı yazısında, “Diyebilirim ki” der, “hiçbir romanda insanları anlatmak için hayvanlara bu denli çok başvurulmamıştır.” Moran, Yakup Kadrinin amacının ‘köylülerin ilkelliğini, içgüdüleriyle yaşayan hayvanlar gibi olduklarını vurgulamak olduğunu bildirir. Kısaca, Yakup Kadrinin ‘Yabandaki hakaretlerinin yanında ‘bidon kafalı veya ‘göbeğini kaşıyan adam… hiç kalır.

[b] Dil sürçmesi:

Alatlı, ‘mazur ile maruzu karıştırıyor: ‘Beni mazur görün yerine, ‘Beni maruz görün! diyor.

[c] Hakaret:

Alatlı, şimdiye kadar hiç kimseye hakaret etmediğini söylüyor, Murat Çiçeki de tanık göstererek. Belki ‘şimdiye kadar sözü doğrudur;- ama ‘şimdiden sonra? Alev Alatlının benim ve yazım için söylediklerine bakalım: ‘psikiyatrik vaka, ‘aşağılık bir değerlendirme, ‘bir paragrafı okumaktan âciz vd. Valerynin sözünü hatırlamanın yeridir: “Düşüncelerle baş edemeyenler, düşünenlere saldırırlar”.

Ancaaak, evet, ancaaaak, bütün bunlara rağmen, Alev Alatlının, Murat Çiçekin programında Putin için yaptığı öyle bir değerlendirme var ki, şaşar kalırsınız! Müthiş bir kehanet! Bakın, şöyle:

“Ülkeyi Putinin Rusyayı idare ettiği gibi idare edemezsiniz. Yani, sen, ben bizim oğlan, Nepotizm ve belli kurumları tutarak: Bürokrasi, ordu, polis! Putinin yaptığı bu,- böyle günü götüremezsiniz!”

Alev Alatlı, işte şimdi bitti!

Zaman
Ana Sayfa
24.01.2016
HilmiYavuz-AlevAlatlınınbittiğininresmidirHilmi Yavuz - Alev Alatlının bittiğinin resmidir
'UEFA, ceza vermekte haklı'
Zaman
23.01.2016
03:22

UEFAnın ceza vermeye hazırlandığı Galatasarayda Başkan Dursun Özbek, acı tabloyu anlattı. Kulüpteki ekonomik denge bozukluğunu farkettiğinde şaşkına döndüğünü itiraf eden Sarı-Kırmızılıların başkanı, durumun savunulacak bir tarafının olmadığını söyledi. UEFAnın mektubunun transferde kendilerini frenlediğini kaydeden Özbek, Sneijder ve Muslerayı kesinlikle satmayacaklarını duyurdu.

UEFANIN ARAŞTIRMASI DOĞAL: Galatasaray 2012den itibaren aşırı zarar etmeye başladı. Dolayısıyla UEFA 2014te gelip uyarıyor, “Siz ne yapıyorsunuz, bizim regülasyonumuza uymuyorsunuz. Size 3 yıl da zarar opsiyonu verdik ama siz dehşetengiz zarar ediyorsunuz.” Bizim kulübe 2 yıl daha izleme ve düzeltme süresi veriyor. Bu anlaşmadan birkaç ay sonra da Ünal Aysal istifa etti. Duygun Yarsuvat döneminde mali yapıyla ilgili bilgi sahibi oldum. Biz, bir yıl önce 70 milyon olan zararı, 55 milyon Euroya indirdik. 15e indirmek üzereyiz.

TAAHHÜT TUTULMAMIŞ: UEFAnın 2 tane kontrol kurulu var. Biri inceleme kurulu ve diğeri yargılama kurulu. 4 Aralıkta biz UEFA karşısına çıktık ve rakamlarda UEFA şunu diyor: “Bizim sana zarar toleransımız 30 milyon Euro ama sen 164 milyon Euro zarar etmişin.” 2014-15 sezonunda sporcu harcamalarını 90 milyon Euro taahhüt etmişin ama bu rakamı da 95 milyona çıkarmışın.

SURİYE, EKONOMİYİ ÇÖKERTTİ: UEFAya gidip bu durum neden bu hale geldi anlattık. Türkiyenin ekonomik gerçeklerini ilettik. Suriyeden gelen mülteciler ekonomiyi zora sokmuştur. Stat gelirleri, sponsorluk gelirleri düşmüştür gibi. 8-10 madde sıraladık.

ÜÇ YILDA DENGEYE GELECEK: Geçmişten gelen kontratlarla cebelleşiyoruz. Biz kulübün devamlılığı açısından bu kontratlara uymak zorundayız ama aynı zamanda tasarruf da yapıyoruz. Üç yılda bunu dengeye getireceğiz. Savunmamızın son derece etkili olduğunu düşünüyorum ki, bize gelen mektupta yargılama kuruluna önerilen ceza 1+1 şeklinde.

ŞAMPİYONLAR LİGİ GİDERSE: Şampiyonlar Ligi önemli bir gelir kaynağı. Önümüzdeki 5 yılda yine o ligde olacağız. Tasarruf yapacağız diye küçülmeyeceğiz. Sportif başarıdan geri kalmayacağız. Karamsarlığa gerek yok. Yüzde yüz ceza gelecek değil.

POLATIN İDDİASI: Adnan Polat ile Ünal Aysal arasında tartışma oldu. Ben içinde olmak istemiyorum. İki başkanı da tanıyorum ve saygı duyuyorum. Kimse ile kan davam, kavgam yok. Herkese yakın dost birisiyim.

MELONUN GİDİŞİ: Eski hocamız Hamza Hamzaoğlu Meloyu takımda istemiyordu. Bu bir gerçek. Ama Hamzaoğlu istemediği için satmadım. Melo geldi bana, “Ben gitmek istiyorum.” dedi. Hamza, ‘Melo kalsın deseydi belki ikna etmeye çalışırdım.

İSTİFA DÜŞÜNCESİ: Taraftarla aramda soğukluk yok. İstifa düşünmüyorum. Bugün göle bir maya çalarsanız gelecekte ürün verir. Taraftarımız merak etmesin, ben sadece Galatasarayın adamıyım.

TRANSFER YAPILACAK: UEFAnın uyarı mektubundan sonra zora girdik. İki önemli takviye yaptık, devamı da gelecek. Gidecek oyuncular da var. Sayı vermek istemiyorum ama futbolcu alacağız.

DENİZLİNİN MORALİ: Bu sezon Avrupada hâlâ devam ediyoruz. Mustafa Hocam da, oyuncular da son derece profesyonel insanlar, etkilenecekleri bir durum yok. Lig sonunda kim ipi göğüsleyecek göreceğiz.

ÖDEMELER AKSAMIYOR: Şu anda futbolcu yıllık ücret ödemelerinde şampiyonuz. Yönetim olarak hiçbir zaman futbolculardan indirim istemeyi düşünmedik. Etik de değil.

TFF DEVLETİN KURUMU: Türkiye Futbol Federasyonunu (TFF) Aziz Yıldırımın etkilediğini düşünmüyorum. TFF, devletin bir kurumu. Hiç öyle vehme kapılmadım. Seçimle gelmiştir. Türk sporuna hizmet ettiklerini düşünüyorum.

HAKEMLER: Başkanlarının hakemler hakkında konuşmalarının ne amaca hizmet ettiği hakkında şüphem var. Çok canım yansa da hakem odası basmak... Yok ya, tövbe, tövbe, tövbe.

MUSLERA VE SNEİJDER: Ancak hocamızın raporu doğrultusunda oyuncu satarız. Hele Muslera ve Sneijder ile ilgili böyle düşüncemiz yok. Biz hâlâ şampiyonluğa adayız ve iddiamızı son ana kadar sürdüreceğiz.

Aslan zorlu Osmanlı virajında

Galatasaray, li

Zaman
Ana Sayfa
23.01.2016
UEFAcezavermektehaklıUEFA ceza vermekte haklı
'UEFA, ceza vermekte haklı'
Zaman
23.01.2016
03:13

UEFAnın ceza vermeye hazırlandığı Galatasarayda Başkan Dursun Özbek, acı tabloyu anlattı. Kulüpteki ekonomik denge bozukluğunu farkettiğinde şaşkına döndüğünü itiraf eden Sarı-Kırmızılıların başkanı, durumun savunulacak bir tarafının olmadığını söyledi. UEFAnın mektubunun transferde kendilerini frenlediğini kaydeden Özbek, Sneijder ve Muslerayı kesinlikle satmayacaklarını duyurdu.

UEFANIN ARAŞTIRMASI DOĞAL: Galatasaray 2012den itibaren aşırı zarar etmeye başladı. Dolayısıyla UEFA 2014te gelip uyarıyor, “Siz ne yapıyorsunuz, bizim regülasyonumuza uymuyorsunuz. Size 3 yıl da zarar opsiyonu verdik ama siz dehşetengiz zarar ediyorsunuz.” Bizim kulübe 2 yıl daha izleme ve düzeltme süresi veriyor. Bu anlaşmadan birkaç ay sonra da Ünal Aysal istifa etti. Duygun Yarsuvat döneminde mali yapıyla ilgili bilgi sahibi oldum. Biz, bir yıl önce 70 milyon olan zararı, 55 milyon Euroya indirdik. 15e indirmek üzereyiz.

TAAHHÜT TUTULMAMIŞ: UEFAnın 2 tane kontrol kurulu var. Biri inceleme kurulu ve diğeri yargılama kurulu. 4 Aralıkta biz UEFA karşısına çıktık ve rakamlarda UEFA şunu diyor: “Bizim sana zarar toleransımız 30 milyon Euro ama sen 164 milyon Euro zarar etmişin.” 2014-15 sezonunda sporcu harcamalarını 90 milyon Euro taahhüt etmişin ama bu rakamı da 95 milyona çıkarmışın.

SURİYE, EKONOMİYİ ÇÖKERTTİ: UEFAya gidip bu durum neden bu hale geldi anlattık. Türkiyenin ekonomik gerçeklerini ilettik. Suriyeden gelen mülteciler ekonomiyi zora sokmuştur. Stat gelirleri, sponsorluk gelirleri düşmüştür gibi. 8-10 madde sıraladık.

ÜÇ YILDA DENGEYE GELECEK: Geçmişten gelen kontratlarla cebelleşiyoruz. Biz kulübün devamlılığı açısından bu kontratlara uymak zorundayız ama aynı zamanda tasarruf da yapıyoruz. Üç yılda bunu dengeye getireceğiz. Savunmamızın son derece etkili olduğunu düşünüyorum ki, bize gelen mektupta yargılama kuruluna önerilen ceza 1+1 şeklinde.

ŞAMPİYONLAR LİGİ GİDERSE: Şampiyonlar Ligi önemli bir gelir kaynağı. Önümüzdeki 5 yılda yine o ligde olacağız. Tasarruf yapacağız diye küçülmeyeceğiz. Sportif başarıdan geri kalmayacağız. Karamsarlığa gerek yok. Yüzde yüz ceza gelecek değil.

POLATIN İDDİASI: Adnan Polat ile Ünal Aysal arasında tartışma oldu. Ben içinde olmak istemiyorum. İki başkanı da tanıyorum ve saygı duyuyorum. Kimse ile kan davam, kavgam yok. Herkese yakın dost birisiyim.

MELONUN GİDİŞİ: Eski hocamız Hamza Hamzaoğlu Meloyu takımda istemiyordu. Bu bir gerçek. Ama Hamzaoğlu istemediği için satmadım. Melo geldi bana, “Ben gitmek istiyorum.” dedi. Hamza, ‘Melo kalsın deseydi belki ikna etmeye çalışırdım.

İSTİFA DÜŞÜNCESİ: Taraftarla aramda soğukluk yok. İstifa düşünmüyorum. Bugün göle bir maya çalarsanız gelecekte ürün verir. Taraftarımız merak etmesin, ben sadece Galatasarayın adamıyım.

TRANSFER YAPILACAK: UEFAnın uyarı mektubundan sonra zora girdik. İki önemli takviye yaptık, devamı da gelecek. Gidecek oyuncular da var. Sayı vermek istemiyorum ama futbolcu alacağız.

DENİZLİNİN MORALİ: Bu sezon Avrupada hâlâ devam ediyoruz. Mustafa Hocam da, oyuncular da son derece profesyonel insanlar, etkilenecekleri bir durum yok. Lig sonunda kim ipi göğüsleyecek göreceğiz.

ÖDEMELER AKSAMIYOR: Şu anda futbolcu yıllık ücret ödemelerinde şampiyonuz. Yönetim olarak hiçbir zaman futbolculardan indirim istemeyi düşünmedik. Etik de değil.

TFF DEVLETİN KURUMU: Türkiye Futbol Federasyonunu (TFF) Aziz Yıldırımın etkilediğini düşünmüyorum. TFF, devletin bir kurumu. Hiç öyle vehme kapılmadım. Seçimle gelmiştir. Türk sporuna hizmet ettiklerini düşünüyorum.

HAKEMLER: Başkanlarının hakemler hakkında konuşmalarının ne amaca hizmet ettiği hakkında şüphem var. Çok canım yansa da hakem odası basmak... Yok ya, tövbe, tövbe, tövbe.

MUSLERA VE SNEİJDER: Ancak hocamızın raporu doğrultusunda oyuncu satarız. Hele Muslera ve Sneijder ile ilgili böyle düşüncemiz yok. Biz hâlâ şampiyonluğa adayız ve iddiamızı son ana kadar sürdüreceğiz.

Aslan zorlu Osmanlı virajında

Galatasaray, li

Zaman
Spor
23.01.2016
UEFAcezavermektehaklıUEFA ceza vermekte haklı
UEFA, CEZA VERMEKTE HAKLI
Zaman
23.01.2016
01:55

UEFAnın ceza vermeye hazırlandığı Galatasarayda Başkan Dursun Özbek, acı tabloyu anlattı. Kulüpteki ekonomik denge bozukluğunu farkettiğinde şaşkına döndüğünü itiraf eden Sarı-Kırmızılıların başkanı, durumun savunulacak bir tarafının olmadığını söyledi. UEFAnın mektubunun transferde kendilerini frenlediğini kaydeden Özbek, Sneijder ve Muslerayı kesinlikle satmayacaklarını duyurdu.

UEFANIN ARAŞTIRMASI DOĞAL: Galatasaray 2012den itibaren aşırı zarar etmeye başladı. Dolayısıyla UEFA 2014te gelip uyarıyor, “Siz ne yapıyorsunuz, bizim regülasyonumuza uymuyorsunuz. Size 3 yıl da zarar opsiyonu verdik ama siz dehşetengiz zarar ediyorsunuz.” Bizim kulübe 2 yıl daha izleme ve düzeltme süresi veriyor. Bu anlaşmadan birkaç ay sonra da Ünal Aysal istifa etti. Duygun Yarsuvat döneminde mali yapıyla ilgili bilgi sahibi oldum. Biz, bir yıl önce 70 milyon olan zararı, 55 milyon Euroya indirdik. 15e indirmek üzereyiz.

TAAHHÜT TUTULMAMIŞ: UEFAnın 2 tane kontrol kurulu var. Biri inceleme kurulu ve diğeri yargılama kurulu. 4 Aralıkta biz UEFA karşısına çıktık ve rakamlarda UEFA şunu diyor: “Bizim sana zarar toleransımız 30 milyon Euro ama sen 164 milyon Euro zarar etmişin.” 2014-15 sezonunda sporcu harcamalarını 90 milyon Euro taahhüt etmişin ama bu rakamı da 95 milyona çıkarmışın.

SURİYE, EKONOMİYİ ÇÖKERTTİ: UEFAya gidip bu durum neden bu hale geldi anlattık. Türkiyenin ekonomik gerçeklerini ilettik. Suriyeden gelen mülteciler ekonomiyi zora sokmuştur. Stat gelirleri, sponsorluk gelirleri düşmüştür gibi. 8-10 madde sıraladık.

ÜÇ YILDA DENGEYE GELECEK: Geçmişten gelen kontratlarla cebelleşiyoruz. Biz kulübün devamlılığı açısından bu kontratlara uymak zorundayız ama aynı zamanda tasarruf da yapıyoruz. Üç yılda bunu dengeye getireceğiz. Savunmamızın son derece etkili olduğunu düşünüyorum ki, bize gelen mektupta yargılama kuruluna önerilen ceza 1+1 şeklinde.

ŞAMPİYONLAR LİGİ GİDERSE: Şampiyonlar Ligi önemli bir gelir kaynağı. Önümüzdeki 5 yılda yine o ligde olacağız. Tasarruf yapacağız diye küçülmeyeceğiz. Sportif başarıdan geri kalmayacağız. Karamsarlığa gerek yok. Yüzde yüz ceza gelecek değil.

POLATIN İDDİASI: Adnan Polat ile Ünal Aysal arasında tartışma oldu. Ben içinde olmak istemiyorum. İki başkanı da tanıyorum ve saygı duyuyorum. Kimse ile kan davam, kavgam yok. Herkese yakın dost birisiyim.

MELONUN GİDİŞİ: Eski hocamız Hamza Hamzaoğlu Meloyu takımda istemiyordu. Bu bir gerçek. Ama Hamzaoğlu istemediği için satmadım. Melo geldi bana, “Ben gitmek istiyorum.” dedi. Hamza, ‘Melo kalsın deseydi belki ikna etmeye çalışırdım.

İSTİFA DÜŞÜNCESİ: Taraftarla aramda soğukluk yok. İstifa düşünmüyorum. Bugün göle bir maya çalarsanız gelecekte ürün verir. Taraftarımız merak etmesin, ben sadece Galatasarayın adamıyım.

TRANSFER YAPILACAK: UEFAnın uyarı mektubundan sonra zora girdik. İki önemli takviye yaptık, devamı da gelecek. Gidecek oyuncular da var. Sayı vermek istemiyorum ama futbolcu alacağız.

DENİZLİNİN MORALİ: Bu sezon Avrupada hâlâ devam ediyoruz. Mustafa Hocam da, oyuncular da son derece profesyonel insanlar, etkilenecekleri bir durum yok. Lig sonunda kim ipi göğüsleyecek göreceğiz.

ÖDEMELER AKSAMIYOR: Şu anda futbolcu yıllık ücret ödemelerinde şampiyonuz. Yönetim olarak hiçbir zaman futbolculardan indirim istemeyi düşünmedik. Etik de değil.

TFF DEVLETİN KURUMU: Türkiye Futbol Federasyonunu (TFF) Aziz Yıldırımın etkilediğini düşünmüyorum. TFF, devletin bir kurumu. Hiç öyle vehme kapılmadım. Seçimle gelmiştir. Türk sporuna hizmet ettiklerini düşünüyorum.

HAKEMLER: Başkanlarının hakemler hakkında konuşmalarının ne amaca hizmet ettiği hakkında şüphem var. Çok canım yansa da hakem odası basmak... Yok ya, tövbe, tövbe, tövbe.

MUSLERA VE SNEİJDER: Ancak hocamızın raporu doğrultusunda oyuncu satarız. Hele Muslera ve Sneijder ile ilgili böyle düşüncemiz yok. Biz hâlâ şampiyonluğa adayız ve iddiamızı son ana kadar sürdüreceğiz.

Aslan zorlu Osmanlı virajında

Galatasaray, ligin ilk devresinde Arenada 2-1 yenildiği Osmanlıspora konuk oluyor. Bugün saat 19.00da Başkentte oynanacak karşılaşma öncesi P

Zaman
Spor
23.01.2016
UEFACEZAVERMEKTEHAKLIUEFA CEZA VERMEKTE HAKLI
Nuriye Akman - Milli hazinemiz
Zaman
19.01.2016
02:02

Sezen Aksu sahne hayatına veda ediyor. Sezenli geçen kırk yılımıza kırk bin teşekkür yetmez.

/O bizim milli hazinemiz. Kederden başını doğrultamayan, kahırla beli bükülen vatanımıza görkemli bir armağan. Sezenin hüznüyle hafifledi yükümüz, neşesiyle güldü yüzümüz. Sezen notalarıyla iyileşti yaralarımız. Onun sözleriyle hatırladık unuttuklarımızı. Onunla aşılanıp güçlendik. Kan ve can transferi yaptık ondan. Hakkı ödenmez katiyyen.

Şimdi söz verdiği konserleri yaptıktan sonra köşesine çekilecek ya, eskisinden daha komik, daha bilge ezgiler dökülecektir sinesinden. Hayranları ru be ru göremeyecekleri için üzülmesin. Görsellik hazzın hasına duvar çeker. Gözü devreden çıkardığınızda kalbe tertemiz bir yol açılır. Tüm dikkat sese odaklanınca her derde deva olur o şarkılar. Üşüyorsan ısınır, terliyorsan serinlersin. Daralmışsan genişler, fazla açıldıysan sahile dönersin.

Konserlerden aldığımız zevki minnettarlıkla uğurlayalım. O muhteşem şarkıları gönlümüze alalım. Beden gider, ses kalır. Sezen de muhtemelen bizi aradan çıkarınca kalbindeki pınarı daha net duyacak. Yüzümüzden ve alkışlarımızdan kalan boşluğa belki de ab-ı hayat dolacak. Kırk yıllık emeğine paha biçilmez bir karşılık olur bu. Dünyadan biraz arınmak iyidir. Ne kadar arınırsan o kadar abad edilirsin.


Miş muş…

/Kiralık Aşk dizisinin Ömeri oyuncu Barış Arduç yılın ilham veren erkeği seçilmiş. Başarılı kadınların ödüllendirildiği bu yıl sonu etkinliğinde ilk kez bir erkeğe kontenjan ayrılmış.

Seçimi yapan Elele Dergisi, Arduçtan nasıl bir ilham aldığını belirtmediği gibi ödül törenine bir video ile katılan oyuncu verdiği ilhamı sorgulamamış, sadece teşekkür etmiş. Almış mı Nuriyeyi bir merak! Allah Allah yakışıklı aktörün kadın seyircileri eşlerinde onu mu görmeye başlamışlar? Çocuklarıyla daha çok mu ilgilenmişler? Yemeklerine baharat olarak Barış abiyi mi katıyorlarmış? Yağmura şemsiyesiz yakalandıklarında ıslanmaya aldırmıyorlar mıymış? Metrobüs kalabalığına katlanmak kolaylaşmış mı? Bekâr kızların hayallerine yetişilemiyor muymuş artık? Neymiş bu ilham denilen şey, neye yararmış?

Poyraz Karayel dizisinin Seferi, oyuncu Kanbolat Görkem Arslanın kadın izleyicilerine verdiği ilham ise sevgiymiş. Sokakta onu durdurup “Bize sevmeyi öğrettin. Ne güzel seviyosun abi” diyorlarmış. Hasta sevgilisi onu nikâh masasında terk ettiği halde sevmekten vazgeçmeyişine, fırsatı varken başka kadınlara gönül indirmeyişine hayranlarmış. Anlaşılan Sefer karakterinin mafyatik olması, her bölümde birkaç kişiyi öldürmesinin hiç önemi yokmuş. Adam güzel seviyorsa her hali makbulmuş.

Zaman
Köşe Yazıları
19.01.2016
NuriyeAkman-MillihazinemizNuriye Akman - Milli hazinemiz
Nuriye Akman - Milli hazinemiz
Zaman
19.01.2016
02:02

Sezen Aksu sahne hayatına veda ediyor. Sezenli geçen kırk yılımıza kırk bin teşekkür yetmez.

/O bizim milli hazinemiz. Kederden başını doğrultamayan, kahırla beli bükülen vatanımıza görkemli bir armağan. Sezenin hüznüyle hafifledi yükümüz, neşesiyle güldü yüzümüz. Sezen notalarıyla iyileşti yaralarımız. Onun sözleriyle hatırladık unuttuklarımızı. Onunla aşılanıp güçlendik. Kan ve can transferi yaptık ondan. Hakkı ödenmez katiyyen.

Şimdi söz verdiği konserleri yaptıktan sonra köşesine çekilecek ya, eskisinden daha komik, daha bilge ezgiler dökülecektir sinesinden. Hayranları ru be ru göremeyecekleri için üzülmesin. Görsellik hazzın hasına duvar çeker. Gözü devreden çıkardığınızda kalbe tertemiz bir yol açılır. Tüm dikkat sese odaklanınca her derde deva olur o şarkılar. Üşüyorsan ısınır, terliyorsan serinlersin. Daralmışsan genişler, fazla açıldıysan sahile dönersin.

Konserlerden aldığımız zevki minnettarlıkla uğurlayalım. O muhteşem şarkıları gönlümüze alalım. Beden gider, ses kalır. Sezen de muhtemelen bizi aradan çıkarınca kalbindeki pınarı daha net duyacak. Yüzümüzden ve alkışlarımızdan kalan boşluğa belki de ab-ı hayat dolacak. Kırk yıllık emeğine paha biçilmez bir karşılık olur bu. Dünyadan biraz arınmak iyidir. Ne kadar arınırsan o kadar abad edilirsin.


Miş muş…

/Kiralık Aşk dizisinin Ömeri oyuncu Barış Arduç yılın ilham veren erkeği seçilmiş. Başarılı kadınların ödüllendirildiği bu yıl sonu etkinliğinde ilk kez bir erkeğe kontenjan ayrılmış.

Seçimi yapan Elele Dergisi, Arduçtan nasıl bir ilham aldığını belirtmediği gibi ödül törenine bir video ile katılan oyuncu verdiği ilhamı sorgulamamış, sadece teşekkür etmiş. Almış mı Nuriyeyi bir merak! Allah Allah yakışıklı aktörün kadın seyircileri eşlerinde onu mu görmeye başlamışlar? Çocuklarıyla daha çok mu ilgilenmişler? Yemeklerine baharat olarak Barış abiyi mi katıyorlarmış? Yağmura şemsiyesiz yakalandıklarında ıslanmaya aldırmıyorlar mıymış? Metrobüs kalabalığına katlanmak kolaylaşmış mı? Bekâr kızların hayallerine yetişilemiyor muymuş artık? Neymiş bu ilham denilen şey, neye yararmış?

Poyraz Karayel dizisinin Seferi, oyuncu Kanbolat Görkem Arslanın kadın izleyicilerine verdiği ilham ise sevgiymiş. Sokakta onu durdurup “Bize sevmeyi öğrettin. Ne güzel seviyosun abi” diyorlarmış. Hasta sevgilisi onu nikâh masasında terk ettiği halde sevmekten vazgeçmeyişine, fırsatı varken başka kadınlara gönül indirmeyişine hayranlarmış. Anlaşılan Sefer karakterinin mafyatik olması, her bölümde birkaç kişiyi öldürmesinin hiç önemi yokmuş. Adam güzel seviyorsa her hali makbulmuş.

Zaman
Ana Sayfa
19.01.2016
NuriyeAkman-MillihazinemizNuriye Akman - Milli hazinemiz
Mustafa Ünal - Terör, İstanbul'u kalbinden vurdu
Zaman
13.01.2016
02:11

Türkiye güne bomba haberiyle uyandı. Hayır, Güneydoğuda değil, Sultanahmette İstanbulun tam göbeğinde patladı.

Terör Ankaranın kalbinden sonra İstanbulu da kalbinden vurdu. 10 ölü, 15 yaralı. Yaralıların durumu kritik. Ve kayıpların çoğu yabancı. Aralarında Almanlar var. Ancak henüz ayrıntılı dökümü yapılmadı.

O bölge turistik mekân. Bir yanda Ayasofya diğer yanda Sultanahmet Camii. Her karışı buram buram tarih.

Patlama İstanbulun sınırlarını çabuk aştı. Bütün dünyada yankılandı. Çok geçmeden akla ilk düşen ihtimal doğrulandı. Patlayan bir ‘canlı bomba... Ve Suriye uyruklu. İsmi dışında tüm özellikleri resmî; ağızlardan döküldü. Doğum tarihi dahil. Sonra da ismi ortaya çıktı: Nabil Fadli... Vücudunu bombaya dönüştüren Suriyelinin bağlantılarını az çok tahmin etmek mümkün. IŞİD olağan şüpheli.

Bir süredir istihbarat birimleri ‘canlı bomba uyarısı yapmaktaydı. Suriyeden giren terör unsurlarından söz ediliyordu. Google yakın tarihli ‘ikaz ve alarm haberiyle dolu. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerin de terörün hedefi olduğu ortada. Sultanahmet bu mekânlardan biri.

Aynı mekân daha önce de teröre sahne oldu. Tesadüf mü yoksa planlı mı? Geçen yıl tam da bu vakitler canlı bomba Sultanahmetteki karakolu hedef aldı, 1 polis şehit oldu. Failin kimliği uzun süre tartışıldı. Yanlış isimler gündeme geldi. Canlı bomba diye afişe edilen birinin teşhis için gelen annesi ‘Hayır, bu benim kızım değil dedi.

Mahiyeti tam çözülemedi. Soru işaretleriyle kaldı. Sadece bu değil. Son dönemde kanlı olayların üzerini hep bir ‘sis perdesi örttü. Suruçu hatırlayın... Onlarca kişi yaşamını yitirdi. Canlı bombanın kimliğinden öte gidilemedi. Ankara hakeza... Türkiyenin en ağır terör saldırısıydı. 100ün üzerinde kayıp. Başkentin göbeği. Devletin en hayati kurumlarına yürüme mesafesinde. İki canlı bomba... Birinin kimliği ilk günlerde tespit edildi. Diğeri birkaç gün önce.

Sonrası meçhul. Bağlantıları, arkasındaki mekanizma çözülemedi. Kilolarca patlayıcı Ankaraya kadar nasıl geldi? Canlı bombalar ve patlayıcılar istihbarat örgütlerinin takibi altındadır. Kanlı Ankara olayı, soru işaretleri ve ölümler karşısında sırıtan bakanlarıyla tarihe kaydedildi.

Bu ülkede soru işaretleri cevaplardan çok. Sultanahmet de pek farklı değil. Canlı bombanın kimliği uyruğuyla, doğum tarihiyle, ismiyle, cismiyle çok hızlı tespit edildi. Bu iyi. Muhtemelen kayıtlarda olan biri. Kim bilir, belki de takipteydi. Uyarıya konu olanlardan biriydi belki. Yoksa kimlik tespiti bu kadar hızlı ve kolay yapılamazdı.

Sultanahmete nasıl geldiği sorulacak? Bir güvenlik ve istihbarat zaafı olup olmadığı da... Ülkenin içinden geçmekte olduğu normal bir süreç değil. Olağanüstü şartlar söz konusu. Güneydoğu kanıyor... Her gün şehit. Devlet haftalardır bölgeyi kontrol altına alamadı. Acı ama gerçek bu.

Türkiyede şu an emniyet ve güvenlik birimlerinin teyakkuz halinde olması gereken bir iklim hüküm sürmekte. PKK, IŞİD gibi terör örgütlerinin eylem hazırlığı içinde olduğu devletin bilgisi. Buna rağmen patlayıcıyı üzerine kuşanmış bir canlı bomba Sultanahmet Meydanına kadar nasıl ulaşabildi? Cevap?

Tamam, Türkiyenin huzurunu istemeyen dış güçleri suçlayalım... Teröre arka çıkan ülkeleri kınayalım. Suriyeye, Beşşar Esede kızalım. İtirazım yok. Bu, çok aşina olduğumuz bir üslup. Öteden beri ülkeyi yönetenlerin vazgeçemediği dil. Maşallah alıcısı da çok. Belki zevahiri kurtarmaya yarar.

Peki sonra?

Onu bunu suçladıktan sonra en azından şu can yakıcı sorulara cevap arayalım. Canlı bomba İstanbulun kalbine kadar nasıl geldi? Bir zaaf yok mu? Uyarılar karşısında teşkilatını alarma geçirmesi gereken İçişleri Bakanı nerede? Sorumlu hep yabancılar mı?

Zaman
Ana Sayfa
13.01.2016
MustafaÜnal-Terörİstanbulu/">İstanbulukalbindenvurduİstanbulu-kalbinden-vurdu/">Mustafa Ünal - Terör İstanbulu kalbinden vurdu
Mustafa Ünal - Terör, İstanbul'u kalbinden vurdu
Zaman
13.01.2016
02:03

Türkiye güne bomba haberiyle uyandı. Hayır, Güneydoğuda değil, Sultanahmette İstanbulun tam göbeğinde patladı.

Terör Ankaranın kalbinden sonra İstanbulu da kalbinden vurdu. 10 ölü, 15 yaralı. Yaralıların durumu kritik. Ve kayıpların çoğu yabancı. Aralarında Almanlar var. Ancak henüz ayrıntılı dökümü yapılmadı.

O bölge turistik mekân. Bir yanda Ayasofya diğer yanda Sultanahmet Camii. Her karışı buram buram tarih.

Patlama İstanbulun sınırlarını çabuk aştı. Bütün dünyada yankılandı. Çok geçmeden akla ilk düşen ihtimal doğrulandı. Patlayan bir ‘canlı bomba... Ve Suriye uyruklu. İsmi dışında tüm özellikleri resmî; ağızlardan döküldü. Doğum tarihi dahil. Sonra da ismi ortaya çıktı: Nabil Fadli... Vücudunu bombaya dönüştüren Suriyelinin bağlantılarını az çok tahmin etmek mümkün. IŞİD olağan şüpheli.

Bir süredir istihbarat birimleri ‘canlı bomba uyarısı yapmaktaydı. Suriyeden giren terör unsurlarından söz ediliyordu. Google yakın tarihli ‘ikaz ve alarm haberiyle dolu. İstanbul ve Ankara gibi büyük şehirlerin de terörün hedefi olduğu ortada. Sultanahmet bu mekânlardan biri.

Aynı mekân daha önce de teröre sahne oldu. Tesadüf mü yoksa planlı mı? Geçen yıl tam da bu vakitler canlı bomba Sultanahmetteki karakolu hedef aldı, 1 polis şehit oldu. Failin kimliği uzun süre tartışıldı. Yanlış isimler gündeme geldi. Canlı bomba diye afişe edilen birinin teşhis için gelen annesi ‘Hayır, bu benim kızım değil dedi.

Mahiyeti tam çözülemedi. Soru işaretleriyle kaldı. Sadece bu değil. Son dönemde kanlı olayların üzerini hep bir ‘sis perdesi örttü. Suruçu hatırlayın... Onlarca kişi yaşamını yitirdi. Canlı bombanın kimliğinden öte gidilemedi. Ankara hakeza... Türkiyenin en ağır terör saldırısıydı. 100ün üzerinde kayıp. Başkentin göbeği. Devletin en hayati kurumlarına yürüme mesafesinde. İki canlı bomba... Birinin kimliği ilk günlerde tespit edildi. Diğeri birkaç gün önce.

Sonrası meçhul. Bağlantıları, arkasındaki mekanizma çözülemedi. Kilolarca patlayıcı Ankaraya kadar nasıl geldi? Canlı bombalar ve patlayıcılar istihbarat örgütlerinin takibi altındadır. Kanlı Ankara olayı, soru işaretleri ve ölümler karşısında sırıtan bakanlarıyla tarihe kaydedildi.

Bu ülkede soru işaretleri cevaplardan çok. Sultanahmet de pek farklı değil. Canlı bombanın kimliği uyruğuyla, doğum tarihiyle, ismiyle, cismiyle çok hızlı tespit edildi. Bu iyi. Muhtemelen kayıtlarda olan biri. Kim bilir, belki de takipteydi. Uyarıya konu olanlardan biriydi belki. Yoksa kimlik tespiti bu kadar hızlı ve kolay yapılamazdı.

Sultanahmete nasıl geldiği sorulacak? Bir güvenlik ve istihbarat zaafı olup olmadığı da... Ülkenin içinden geçmekte olduğu normal bir süreç değil. Olağanüstü şartlar söz konusu. Güneydoğu kanıyor... Her gün şehit. Devlet haftalardır bölgeyi kontrol altına alamadı. Acı ama gerçek bu.

Türkiyede şu an emniyet ve güvenlik birimlerinin teyakkuz halinde olması gereken bir iklim hüküm sürmekte. PKK, IŞİD gibi terör örgütlerinin eylem hazırlığı içinde olduğu devletin bilgisi. Buna rağmen patlayıcıyı üzerine kuşanmış bir canlı bomba Sultanahmet Meydanına kadar nasıl ulaşabildi? Cevap?

Tamam, Türkiyenin huzurunu istemeyen dış güçleri suçlayalım... Teröre arka çıkan ülkeleri kınayalım. Suriyeye, Beşşar Esede kızalım. İtirazım yok. Bu, çok aşina olduğumuz bir üslup. Öteden beri ülkeyi yönetenlerin vazgeçemediği dil. Maşallah alıcısı da çok. Belki zevahiri kurtarmaya yarar.

Peki sonra?

Onu bunu suçladıktan sonra en azından şu can yakıcı sorulara cevap arayalım. Canlı bomba İstanbulun kalbine kadar nasıl geldi? Bir zaaf yok mu? Uyarılar karşısında teşkilatını alarma geçirmesi gereken İçişleri Bakanı nerede? Sorumlu hep yabancılar mı?

Zaman
Köşe Yazıları
13.01.2016
MustafaÜnal-Terörİstanbulu/">İstanbulukalbindenvurduİstanbulu-kalbinden-vurdu/">Mustafa Ünal - Terör İstanbulu kalbinden vurdu
Toplam "12" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti