17 yıl sonra yakalandı | |
|
| 17 Yaşındaki Dilek in Katili 5 Yıl Sonra Yakalandı | Haberler.com | 17.03.2013 16:17 |  | | |
| 17 Yaşındaki Dilek'in Katili 5 Yıl Sonra Yakalandı | Haber3 | 17.03.2013 16:08 |  | | |
| Cezaevi Firarisi Polisten Kaçamadı | Haberler.com | 14.03.2013 09:43 |  | | |
| Cezaevi Firarisi Polisten Kaçamadı | Haber3 | 14.03.2013 09:26 |  | | |
| Cinayet şüphelisi, 8 yıl sonra camide yakalandı | Haber7 | 12.03.2013 16:33 |  | | |
| Cani 17 yıl sonra yakalandı | Haber3 | 28.07.2012 09:48 |  | | |
| İnfaz timinin amiri, 17 yıl sonra yakalandı | Zaman | 28.07.2012 09:00 |  | | |
| İnfaz timinin amiri, 17 yıl sonra yakalandı | Zaman | 28.07.2012 02:41 |  | | |
| İnfaz timinin amiri, 17 yıl sonra yakalandı | Zaman | 28.07.2012 02:11 |  | | |
| 14:40 - O teröriste 17 kez müebbet | Takvim | 29.06.2012 17:32 |  | | Hakkarinin Şemdinli ilçesindeki Aktütün Jandarma Sınır Bölük Komutanlığına 2008 yılında düzenlenen ve 17 askerin şehit edildiği saldırıya katıldığı iddiasıyla yargılanan teröriste, 17 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verildi.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, 3 Ekim 2008 tarihinde 17 askerin şehit edildiği, 21 askerin de yaralandığı terörist saldırının ardından Özel Yetkili Van Cumhuriyet Başsavcıvekilliği, saldırıya katılan teröristlerin tespiti için çalışma başlattı.
Saldırıdan sonra teslim olan terör örgütü mensubu Hudada T. ile İsmet Tnin, güvenlik güçlerine Farkin kod adlı Fesih Taşın, Aktütün saldırısına katıldığı ve saldırıda yaralandığı yönünde bilgi verdi.
Bunun üzerine hakkında arama kararı çıkarılan terörist Fesih Taş, 24 Ağustos 2009 tarihinde Yüksekova Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Büro Amirliğince düzenlenen operasyonda yakalandı.
Van 3. Ağır Ceza Mahkemesinde tutuklu yargılanan Taş, yaklaşık 2 yıl süren dava sonunda, Devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozmak, tasarlayarak ve birden çok kişinin yerine getirdiği kamu görevi sebebiyle kasten adam öldürmek suçlarından 17 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.
İddianameden
İddianamede, terörist Taşın, 2005 yılında terör örgütüne katıldığı ve örgütün değişik kamplarında kaldığı belirtilmiş, Aktütüne düzenlenen saldırının ardından bölgede bulunan uzun namlulu silahlardan birinin de Taşa ait olduğu vurgulanmıştı.
Aktütün 13. Jandarma Sınır Bölük Komutanlığı ve üs bölgelerine 3 Ekim 2008 tarihinde terör örgütü PKK mensuplarınca ağır silahlarla yapılan saldırıda 17 asker şehit olmuş, 21 asker yaralanmış, 12 terörist ise etkisiz hale getirilmişti.
| | Takvim Son Dakika 29.06.2012 | | | 1440-Oteröriste17kezmüebbet1440 - O teröriste 17 kez müebbet |
|
| 17 yıl sonra yakalandı | Vatan Gazetesi | 15.06.2012 11:20 |  | | |
| O katil YAKALANDI ! | Haber3 | 15.06.2012 11:01 |  | | |
| Japonya 17 yıl sonra yakaladı | NTV | 15.06.2012 10:28 |  | | |
‘Köstebek’ Adem kansere yenildi | Türkiye Gazetesi | 20.02.2012 02:37 |  | | | Adem Kütük (ortadaki) cezaevinden iki defa tünel kazıp kaçmıştı. Cezaevinde kaldığı 20 yıl boyunca iki defa tünel kazıp kaçan, üçüncü girişiminde tünelin bitmesine 5 metre kala yakayı ele veren ‘köstebek’ lakaplı Adem Kütük (52) öldü. Kütük, cezaeviyle 1980 öncesinde tanıştı. Yasadışı ‘Devrimci Yol’ örgütü üyesi olduğu iddiasıyla tutuklanan Kütük, ilk kaçışını Adana Cezaevi’nde gerçekleştirdi. 7 Haziran 1980 günü gerçekleşen firarın ardından 12 Eylül Darbesi sonrası yakalanan Kütük, Kırşehir Cezaevi’ne konuldu. Kütük, 5.5 ayda 17 arkadaşıyla kazdığı 118 metre uzunluğundaki tünelden kaçtı. 4 kamyon kum çıkartılan 70 santimetre genişliğindeki tünelde hatıra fotoğrafı da çektiren Kütük, bir gün sonra yakalandı. Cezaevine konulan Küt ... | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 20.02.2012 | | ‘Köstebek’Adem kansereyenildi‘Köstebek’ Adem kansere yenildi |
|
| Genç kadının katili 10 yıl sonra yakalandı | Haber Türk | 17.11.2011 17:55 |  | | |
| Kanseri iki kez yendi, yaşam sevgisiyle hastalara örnek oldu | Samanyolu Haber | 01.04.2011 14:48 |  | | 10 yıl arayla meme kanserine yakalanan ve yaşam sevgisiyle kanserin üstesinden gelen 63 yaşındaki Sevgi Güngör, kanser hastalarına örnek oldu.
Sakaryanın Sapanca ilçesinde yaşayan iki çocuk annesi Güngör, 45 yaşındayken meme kanserine yakalandı. Ameliyat ve radyoterapi gibi zorlu tedavi sürecinin ardından sağlığına kavuşan Güngörün peşini kanser yine bırakmadı. 10 yıl sonra Güngörün diğer göğsünde de kanser tespit edildi. Karamsarlığa kapılmayan ve kendini bırakmayan Güngör, ameliyat ve kemoterapinin yanında yaşama isteğiyle kanseri ikinci kez yendi. Kanserin yanında bel fıtığı ve menisküs ameliyatları da olan Güngör, sağlık problemlerini aşmada gösterdiği kararlılık ve yaşam sevgisiyle diğer kanser hastalarına örnek oldu.
Çevre ve Orman Bakanlığından emekli olan Güngör, kansere yakalandığını öğrendiğinde çok büyük tepki göstermediğini söylüyor. Sürekli olarak kanseri nasıl atlatabileceğini ve nasıl yenebileceğini düşündüğünü kaydeden Güngör; Kansere yakalandığımı öğrendiğimde çok tepki göstermedim. Doğal karşıladım. Herkesin başına her an her şey gelebilir. Umulmadık bir yerde umulmadık bir şeyle hayatınızı kaybedebilirsiniz. Başıma gelmiş bir şey ne şekilde atlatabilirim? Nasıl yenebilirim? diye düşündüm. Doktorlarımın tavsiyesine uydum. Ameliyat oldum. Radyoterapi gördüm. 10 sene sonra kanser diğer göğsüme de sıçradı. Bu sefer kemoterapi aldım. 17 senedir mücadelem var. Üstesinden geldim. dedi.
Kendisini yaşam sevincinin hayata bağladığına vurgu yapan Güngör, zorlukları yaşarken kendisini hiç bırakmadığını ifade etti. Çini kursuna gittiğini ve resim çizdiğini kaydeden Güngör, çocukları ve torunu ile doğayı, hayvanları ve çiçekleri çok sevdiğini dile getirdi. Üretken olabilecek zevk veren işlerle uğraşmaktan hoşlandığını anlatan Güngör, şunları söyledi:
Çeşitli hobilerim var. Bana terapi sağlıyorlar. Yatmayı seven bir kişi değilim. Kemoterapiden bir kaç gün sonra ayağa kalkıyordum. Toparlanıp kendimi dışarı atıyordum. Sürekli yürüyüş yapıyorum. Sebze ağırlıklı beslenmeye dikkat ediyorum. Meyve yemeyi seviyorum. Zeytinyağı ve fındık yağından başka yağ kullanmıyorum. Sürekli yürüyüş yapıyorum.
Kanser hastalarına kendilerini hiçbir zaman bırakmamaları konusunda tavsiyede bulunan Güngör; Her an için ümit var. Umutsuz olunmasın. Erken teşhis önemli. Sağlığınızı hiç bir zaman ihmal etmeyin. diye konuştu.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 01.04.2011 | | | KanseriikikezyendiyaşamsevgisiylehastalaraörnekolduKanseri iki kez yendi yaşam sevgisiyle hastalara örnek oldu |
|
| Telsizin sırrı ortaya çıktı - Foto | Samanyolu Haber | 22.03.2011 13:56 |  | | Ergenekon sanığı Haberalı Kardiyolojide kaldığı günlerde hiç yalnız bırakmayan adamlarının erken uyarı sistemi kurduğu anlaşıldı. Haberalın adamlarının davetsiz misafirlere karşı kurduğu anlaşılan sistem vasıtasıyla Haberalın refakatçisi ve doktorlarının uyarıldığı, kazanılan süre zarfında Haberalın odasındaki suç unsuru taşıyan tüm materyallerin refakatçinin kaldığı odaya taşınıp dolaba kilitlendiği anlaşıldı.
2 Aralık 2010da İstanbul Kardiyoloji Enstitüsüne baskın yapan Terörle Mücadele Şube Ekipleri enstitüye ait kamera görüntülerine el koymuştu. Terör örgütüne yardım ettikleri öne sürülen İstanbul Üniversitesi (İÜ) Kardiyoloji Enstitüsü görevlileri hakkında yürütülen soruşturma kapsamında incelenen görüntülerde baskın gerçekleşmeden önce hastanede dikkat çekici bir hareketlilik olduğu saptandı. Bir kısım hastane personeli ve Haberalın refakatçilerinin polisin binaya girmesinden birkaç dakika önce harekete geçip suç unsuru taşıyan tüm delilleri gizlediği gözlemlendi.
TELSİZ SİSTEMİYLE ERKEN UYARI
Bu durum üzerine kamera görüntülerini inceleyen emniyetin yaptığı araştırmada Ergenekon sanığı Mehmet Haberalın adamlarının kurdukları erken uyarı sistemiyle muhtemel baskınları, işbirliği yapan hastane personeline ve refakatçisine bildirdiği belirlendi. Suç unsuru taşıyabilecek delilleri gizlemek için Haberala en az 5 dakika kazandırdığı belirtilen sistemin telsiz veya cep telefonu teknolojisine dayandığını düşünen polisin, 19 Ocak tarihindeki ikinci baskını frekans bozucu jammerlarla gerçekleştirdiği ifade edildi. Adalet Bakanlığı Müfettişleri ve cumhuriyet savcısı eşliğinde İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekiplerinin yaptığı ikinci baskında sistemin etkisizleştirildiğinden habersiz olan Mehmet Haberal ve adamları delilleri gizleyemeden suçüstü yakalandı. Yapılan aramada Haberalın odasında kısa dalga telsiz, cep telefonu, kablosuz internet modemi, diz üstü bilgisayarlar, Başkent Üniversitesine ait birçok evrak ve cd ele geçirildi. Akitin duyurduğu, Haberala verilen ilk hücre cezasının da bu kapsamda verildiği belirtildi.
SAVCILIK, HABERALIN 6 ADAMININ PEŞİNDE
Ergenekon sanığı Mehmet Haberalın 6 adamının enstitünün yan sokağında bulunan bir dükkanı ofis haline getirdiği, buraya kurdukları mini vericiyle şüpheli hareketleri birbirlerine bildirdikleri, Haberalın enstitüde kaldığı 24 ay boyunca vardiyalı çalışan erken uyarı ekibine Topkapı Eresin Otelde 3 adet oda tutulduğu ifade edildi. Soruşturmaya bakan savcılığın terör örgütüne yardım ve yataklık olayı ile ilgili belirtilen 6 kişinin peşinde olduğu, hastane çevresine bulunan Mobese kameraları ve otel kayıtlarını araştırdığı vurgulandı. Yapılan incelemede Haberalın İstanbul Üniversitesi (İÜ) Kardiyoloji Enstitüsünden götürülmesiyle ofisin apar topar kapatıldığı öğrenildi.
İKİ PROFESÖR TUTUKLANMIŞTI
Ergenekon soruşturması kapsamında 17 Nisan 2009da tutuklanarak cezaevine konulan Prof. Haberal rahatsızlanmış, tedavisinin yapılabilmesi için İÜ Kardiyoloji Enstitüsüne sevk edilmişti. 19 aydır enstitüde yatan Haberalın tedavisinin ayakta yapılabileceğine dair Kardiyoloji Anabilim Dalı Başkanlığınca hazırlanan 16 Ekim 2009 tarihli rapor, bir yıl sonra 28 Ekim 2010da mahkemeye gönderilmişti. Bunun üzerine Ergenekon davasının görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi Savcısı Mehmet Ali Pekgüzel, raporun gizlendiğini öne sürerek sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulmasını istemişti. Savcı Pekgüzelin talebini kabul eden İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunulmuştu. Yapılan suç duyurusu üzerine İÜ Kardiyoloji Enstitüsü görevlileri hakkında soruşturma başlatılmıştı. Haberalı hastane koşullarında barındırabilmek için rapor saklayan ve sanıkla işbirliği yapan Kardiyoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erhan Kansız ve Prof. Dr. Cengiz Çeliker tutuklanmış, Haberalın hemşiresi, refakatçisi, bir grup jandarma personeli tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı.Yeni Akit
| | Samanyolu Haber Son Dakika 22.03.2011 | | | Telsizinsırrıortayaçıktı-FotoTelsizin sırrı ortaya çıktı - Foto |
|
| Askerler Ecevit'ten ne istedi? | Samanyolu Haber | 16.03.2011 08:07 |  | | 2000 yılından vefatına kadar Bülent Ecevit?in koruma müdürlüğünü yapan Recai Birgün, Ecevit?i başbakanlıktan düşürmeyi hedef alan müdahale planlarını deşifre ediyor. İDRİS GÜRSOY - AKSİYON
?Gazete destesini aldım, Hürriyet?te Emin Çölaşan?ın yazısı vardı. Ecevit?in tırnaklarını kesemediğini, temizliğini yapamadığını anlatıyordu. Hürriyet?i en başa alarak gazeteleri Ecevit?in masasına bıraktım. Görsün ve okusun istiyordum. Gazeteyi aldı eline ve Çölaşan?ın yazısını okudu. O anki hâlini keşke bir kamera olsaydı da size gösterebilseydim. Koltuğuna yığıldı kaldı, onu hiç bu kadar üzüntülü görmemiştim. Ağzından çıkan cümle şu oldu: Biz bu insanlara ne yaptık da bize bunu yapıyorlar!?
Bu sözler rahmetli Bülent Ecevit?in en yakınındaki isim Recai Birgün?e ait. Onu önemli kılan, merhum Başbakan Bülent Ecevit?in 2000 yılından ölünceye kadar koruma müdürü olması ve 2000-2001 yılları arasında onu hedef alan siyasi operasyonlara tanıklık etmesi. Birgün emniyet kökenli, terörle mücadelede 17 yıl çalışmış. Uğur Mumcu suikastı sırasında Ankara?da terörle mücadele şube müdür yardımcısı ve soruşturmayı yürüten isimlerden. Faili meçhul cinayetlerle ilgili ilginç tespitlerinden biri şu: ?Operasyonu yapanlarla soruşturanlar aynı el olduğu için bir yere gelip duruyorsunuz.? Ergenekon davasında Savcı Zekeriya Öz?e tanık sıfatı ile ifade verdi. CHP ve Kılıçdaroğlu?nun Ergenekon avukatlığını eleştiriyor; ?Ecevit bugün yaşasa, ?Ergenekon var? derdi.? değerlendirmesini yapıyor. ?Ergenekon için bir dönem kapatılıp yeni bir dönem açılıyor.? sözleri de ona ait. Ecevit?i korumayı fiziken başardıklarını ama siyaseten başaramadıklarını anlatan Birgün, derin devletin siyasetin emrine girmesi gerektiğinin altını çiziyor.
2000-2001?de Ecevit neden hedef alındı? Ergenekon davasının bir numaralı sanığı Mehmet Haberal?ın Başkent Hastanesi?nde neler yaşandı? Haberal ve Başbakanlık muhabirleri ile arasında geçen konuşmalar nelerdi? Faili meçhuller neden aydınlatılamıyor? O dönem Başbakan Bülent Ecevit?e Rahşan Ecevit kadar yakın bir isimdi Birgün, bugün Ergenekon davası ışığında anlattıkları tarihe not düşecek kadar önemli. Meclis?te Ecevit fotoğraflarının süslediği odasında Aksiyon?un sorularını cevapladı.
-Ecevit hedef miydi?
Hedef olduğunu iddia edenlerden birisiyim. 2000?lerden itibaren. Amerika Irak?a girmek istiyordu, Ecevit direnince operasyonlar yapıldı. Ecevit?e karşı fiziken bir saldırı olmadı ama siyasi saldırılar oldu. Ecevit?e yapılan komplo bir suikasttır. Bir öldürerek ortadan kaldırabilirsiniz bir de başbakanlığını elinden alarak... Biz ikincisini yaşadık, canına kastedilmedi ama elindeki güce kastedildi. Operasyon süreci yaşadık ve gücü de kaybettik.
-Ecevit hükümeti neden düşürülmek istendi?
O dönemde verilen karar vardı, 57. Hükümet gitmeliydi. Dış ve iç gerekçeler vardı. Düğmeye bastılar, Ecevit?le bu işi yapamayacağız, dediler. Bu güçlerin A, B planları olur. Devlette çalışan birisi olarak biliyorum. Her fırsat değerlendirildi Ecevit?i yıkmak, yıpratmak için.
-Neler yapıldı?
İlk fırsat bir krizle yakalandı. ?MGK toplantısında Anayasa kitapçığı fırlatıldı? denilerek ekonomik kriz tetiklendi. Ben Anayasa kitapçığı atılmadığını söyleyeyim. İçerideki bürokratlar anlattı; Halk Bankası?yla ilgili yolsuzluklar konuşulurken, Cumhurbaşkanı ?Anayasada bakın böyle yazıyor? diye kitapçığı ileri doğru uzatıyor. Hüsamettin Özkan ayağa fırlıyor ?Sen bunu nasıl yaparsın?? diye, Ecevit de hassas toplantıyı terk ediyor.
-Anayasa kitapçığı fırlatılmadı ise Ecevit neden bu kadar tepki gösteriyor?
Bu özel konunun bürokratların yanında konuşulmaması gerektiğini düşünüyor. Bürokratlar gittikten sonra belki bu konuşulabilir, çünkü bu askerleri ilgilendirmiyor. Medya bunu aldı büyüttü, Ecevit yönlendirildi. Gerginlik ortaya çıktı. 2001 Anayasa kitapçığı krizi diye bir kriz doğdu.
-Sonra?
Ekonomik kriz oldu. Sonra kasa olayı. Şimdi o kişi ?Ben iki ev aldım.? diyor, acaba bu iki evi nasıl aldı, sormak lazım. Ben 27 senelik devlet memuruyum, bu kadar sürede alabildiğim iki ev yok. Nasıl aldı? Bize o gün gelen bilgiler bu kişinin belli yerlerden para alarak bu kasayı attığına dairdi. Ertesi gün bütün Ankara esnafı sokağa döküldü, büyük olaylar oldu zincirleme.
-Esnaf sokağa birileri tarafından mı döküldü?
Türk halkı kendi kendine organize olup sokağa çıkamaz. Bayrak mitinglerini bu ülke yaşadı, milyonlar sokağa döküldü. O da bir organizasyonun işiydi. Şimdi nerede bu milyonlar? Arkasından bir rahatsızlık olayı oldu, bir gaz sıkışması; yürüyerek girdiğimiz hastaneden çıkamadık.
-Bütün bunlar planlı mıydı?
Operasyonların bir parçasıydı. ?İki kelimeyi bir araya getiremeyen, bunamış bir Ecevit? profili çizildi. Amaç Ecevit?i hükümetten çekmek, hükümeti yıkmaktı. Bir rapor veya bu görüntüyle. Gazetelere bakın, Ecevit?e ?çekil çağrısı? yaptılar. Bir dik durabilen MHP vardı, bugün neden dik duramıyor anlamıyorum.
-Ecevit?e ?hastanedeki tedavi eksik yapıldı? raporu verdi Adli Tıp.
Çıkın sok | | Samanyolu Haber Son Dakika 16.03.2011 | | | AskerlerEcevittenneistedi?Askerler Ecevitten ne istedi? |
|
| Yolcu minibüsü devrildi: 9 yaralı | Samanyolu Haber | 17.02.2011 00:57 |  | | Aşırı hızlı bir şekilde kırmızı ışıkta geçen yolcu minibüsü, otomobile çarptıktan sonra sürüklenip yan yattı. Kazada 9 kişi yaralandı. Yaralılar olay yerinde büyük şok yaşadı. Kargaşadan yararlanıp minibüsün para kesesini çalmaya çalışan bir şüpheli ise polis ekipleri tarafından suçüstü yakalandı.
Edinilen bilgiye göre, Zeytinburnu 10. Yıl Caddesi üzerinde ilerlemekte olan Fuat Ş. yönetimindeki 34 M 2951 plakalı Zeytinburnu-Topkapı seferini yapan yolcu minibüsü kırmızı ışıkta geçti. Hızla ilerleyen minibüs tali yoldan çıkan Osman Öcalan yönetimindeki 34 UK 1489 plakalı araca çarptı. Öcalan yönetimindeki araç savrulurken, minibüs yan devrilip yaklaşık 50 metre sürüklendi. Olay sonrası yaralananlar büyük panik yaşadı. Çok sayıda sağlık ekibi sevk edildi. Durumu küçük sıyrıklarla atlatan yaralılara ilk müdahaleleri olay yerinde yapıldı. Yaralılar İdris Bayduk (38), Mesut Serbest (36), Hasan Taşıyan (17), Görkem Botom (20), Abbas Elkoca (31), Filiz Haydi (31), Nazlıcan Haydi (5), Osman Öcalan ve sürücü Fuat Ş. ambulanslarla Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Yaralıların hayati tehlikelerinin bulunmadığı öğrenildi.
Büyük tehlike atlatan ve şok geçiren yaralılar minibüs sürücüsüne tepki gösterdi. Minibüs sürücüsünün kırmızı ışıkta geçtiğini belirten Yeliz Haydi olayı şöyle anlattı: Biz ara yoldan geçtikten sonra kırmızı ışık ihlali yapan minibüs bize çarptı. Biz ne olduğunu anlayamadık. Yan yatan minibüs uzun bir mesafe sürüklendi. Canımızı zor kurtardık. Allah bizi korudu dedi.
Yolculuk esnasında minibüs sürücüsünün yanında bulunan bir kişiyle sohbet ettiğini dile getiren başka bir yolcu ise, minibüs sürücüsünün kırmızı ışıkta geçtiğini belirtti. Üzerindeki şoku atamayan sürücü şans eseri yan devrilen minibüsten yara almadan çıktığını kaydetti. Bir vatandaş ise olayı anlatırken gözyaşlarına hâkim olamadı.
Sağlık ekiplerinin yaralılara müdahalesi esnasında ise panik ortamını fırsat bilen bir kişi minibüsün para kesesini çalmaya çalıştı. Şüpheli, polis ekiplerince suçüstü yakalandı. Kelepçe vurulan şahıs sorgulanmak üzere Merkezefendi Polis Merkezine götürüldü. Kaza,12 Eylül 2010da İkitellide meydana gelen ve 13 kişinin hayatını kaybettiği minibüs kazasını akıllara getirdi. Uzun süre kapanan yol, kaza yapan araçların kaldırılmasının ardından yeniden trafiğe açıldı.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 17.02.2011 | | | Yolcuminibüsüdevrildi9yaralıYolcu minibüsü devrildi 9 yaralı |
|
| Kırmızı ışıkta geçen minibüs dehşet saçtı: 9 yaralı | Samanyolu Haber | 17.02.2011 00:57 |  | | Aşırı hızlı bir şekilde kırmızı ışıkta geçen yolcu minibüsü, otomobile çarptıktan sonra sürüklenip yan yattı. Kazada 9 kişi yaralandı. Yaralılar olay yerinde büyük şok yaşadı. Kargaşadan yararlanıp minibüsün para kesesini çalmaya çalışan bir şüpheli ise polis ekipleri tarafından suçüstü yakalandı.
Edinilen bilgiye göre, Zeytinburnu 10. Yıl Caddesi üzerinde ilerlemekte olan Fuat Ş. yönetimindeki 34 M 2951 plakalı Zeytinburnu-Topkapı seferini yapan yolcu minibüsü kırmızı ışıkta geçti. Hızla ilerleyen minibüs tali yoldan çıkan Osman Öcalan yönetimindeki 34 UK 1489 plakalı araca çarptı. Öcalan yönetimindeki araç savrulurken, minibüs yan devrilip yaklaşık 50 metre sürüklendi. Olay sonrası yaralananlar büyük panik yaşadı. Çok sayıda sağlık ekibi sevk edildi. Durumu küçük sıyrıklarla atlatan yaralılara ilk müdahaleleri olay yerinde yapıldı. Yaralılar İdris Bayduk (38), Mesut Serbest (36), Hasan Taşıyan (17), Görkem Botom (20), Abbas Elkoca (31), Filiz Haydi (31), Nazlıcan Haydi (5), Osman Öcalan ve sürücü Fuat Ş. ambulanslarla Haseki Eğitim ve Araştırma Hastanesi ile İstanbul Eğitim ve Araştırma Hastanesine sevk edildi. Yaralıların hayati tehlikelerinin bulunmadığı öğrenildi.
Büyük tehlike atlatan ve şok geçiren yaralılar minibüs sürücüsüne tepki gösterdi. Minibüs sürücüsünün kırmızı ışıkta geçtiğini belirten Yeliz Haydi olayı şöyle anlattı: Biz ara yoldan geçtikten sonra kırmızı ışık ihlali yapan minibüs bize çarptı. Biz ne olduğunu anlayamadık. Yan yatan minibüs uzun bir mesafe sürüklendi. Canımızı zor kurtardık. Allah bizi korudu dedi.
Yolculuk esnasında minibüs sürücüsünün yanında bulunan bir kişiyle sohbet ettiğini dile getiren başka bir yolcu ise, minibüs sürücüsünün kırmızı ışıkta geçtiğini belirtti. Üzerindeki şoku atamayan sürücü şans eseri yan devrilen minibüsten yara almadan çıktığını kaydetti. Bir vatandaş ise olayı anlatırken gözyaşlarına hâkim olamadı.
Sağlık ekiplerinin yaralılara müdahalesi esnasında ise panik ortamını fırsat bilen bir kişi minibüsün para kesesini çalmaya çalıştı. Şüpheli, polis ekiplerince suçüstü yakalandı. Kelepçe vurulan şahıs sorgulanmak üzere Merkezefendi Polis Merkezine götürüldü. Kaza,12 Eylül 2010da İkitellide meydana gelen ve 13 kişinin hayatını kaybettiği minibüs kazasını akıllara getirdi. Uzun süre kapanan yol, kaza yapan araçların kaldırılmasının ardından yeniden trafiğe açıldı.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 17.02.2011 | | | Kırmızıışıktageçenminibüsdehşetsaçtı9yaralıKırmızı ışıkta geçen minibüs dehşet saçtı 9 yaralı |
|
| Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Arslan: Jandarma Yasin Hayal'in 'aranıyor' bilgisini GBT'ye girmedi (Özel) | Samanyolu Haber | 17.01.2011 15:12 |  | | Bugün Gazetesi yazarı ve Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan, Hrant Dink cinayetinin üç beş milliyetçi gencin işlediği bir cinayet olmadığını belirterek Kafes Eylem Planında yazdığı şekliyle bir operasyon olduğunu söyledi. 2004 yılında McDonaldsı bombalayan Yasin Hayalin arandığı bilgisinin jandarma tarafından GBTye girilmediğini dile getiren Arslan, bu sebeple Çeçenistana gidip gelen Hayalin yakalanamadığını ifade etti. Jandarmanın en büyük ihmallerinden birinin bu olduğuna dikkat çeken Arslan, GBT bilgisi girilseydi belki bunlar olmayacaktı. dedi.
Cinayette iç içe geçmiş bir sürü halkanın bulunduğunu vurgulayan Arslan, dönemin Trabzon Alay Komutanı Ali Öz ile Ergenekon tutuklusu Veli Küçükün yollarının kesiştiğini ve buna ilişkin fotoğrafın bulunduğunu açıkladı. Cinayetin aslında bize gösterildiği gibi olmadığının altını çizen Arslan, misyonerliğin bir tehdit olduğunun ise Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kayıtlarına girdiğini belirtti.
Hrant Dink cinayetinin üstünden dört yıl geçti. Tetikçi Ogün Samast yakalandı. Ancak arkasındaki güçler ve ihmaller tam tespit edilemedi. Cinayetin karanlıkta kalmış yönlerine ışık tutan Bugün Gazetesi yazarı ve Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan, araştırmalarını kitaplaştırdı. Yarın piyasaya çıkacak olan Bi Ermeni Var- Hrant Dink Operasyonunun Şifreleri adlı kitapta önemli bilgiler yer alıyor. Kitap, Dinkin Agosun önünde vurulmadan bir gün önce Jandarma görevlisi Satılmış Şahini deşifre ediyor. Şahinin Erhan Tuncel ve arkadaşlarıyla ilişkilerini de ortaya koyuyor. Kitabın ismi ise Bi Ermeni var... ifadesi tetikçi Ogün Samasttan alıntı. Ogün internet cafede oyun oynarken Yasin Hayal geliyor ve Bi Ermeni var. Sen vuracaksın diyor. Ogün de kabul ediyor.
Kitabını Cihan Haber Ajansı muhabirine anlatan Arslan, Trabzon Pelitlideki Jandarma Astsubay Çavuş Satılmış Şahinin Dink vurulmadan birgün önce İstanbulda ve Ogün Samastın Bayrampaşada mekan olarak kullandığı, kaldığı Turan dayısının evinin yanında olduğunu söyledi. Kitabında bunu bir şema ile gösteren Arslan, Burda bir ankesörlü telefon var. Bunu şurdan biliyoruz, Ogün Samast ile Yasin Hayal Trabzonda bu işi planlarken, Yasin Hayal Ahmet İskenderin internet kafede çalışan şahsın cep telefonunu veriyor ve beni cep telefonundan ara diyor. Bu ankesörlü telefondan cinayetten birgün önce 18inde Yasin Hayali arıyor. O sokakta olduğunu ankesörlü telefondan aradığı için biliyoruz. Bu görülme bilgisi bir görüşmeye dönüştü mü, plan yapılmaya dönüştü mü? Çünkü Ogün Samast, cinayetten birgün öncesi için hem emniyet hem mahkemedeki ifadesinde 18 Ocakı anlatırken muallakta bırakıyor. 18 Ocakta ne olduğu belli değil. Cinayette iç içe geçmiş bir sürü halka var. İstanbul, Trabzon, Ankara, Karadeniz ayağı var. diye konuştu.
DİNK CİNAYETİNİN ŞEMASINI ÇIKARDI
Arslan, ilk defa Dink cinayetine karışanların ilişkisini gösteren bir de şema hazırladı. Satılmış Şahinin Erhan Tuncel ile yoğun ilişkisi bulunduğuna dikkat çeken Arslan, kitabın bugüne kadar Hrant Dink cinayetine bakılmayan perspektiften hareket ettiğini belirtti. Arslan, şöyle devam etti: Trabzonda, Pelitlide üç beş tane milliyetçi genç, televizyondaki tartışmalardan etkilendi ve oturdu cinayet planladı. Biri silahı buldu, gitti cinayeti işledi. Olay bu kadar basit falan değil. Çok kompleks, büyük bir planın parçası. Tam anlamıyla Kafes Eylem Planında yazdığı şekliyle bir operasyon.
Bazı emniyet müdürlerinin kendilerine rakip gördüğü kişileri tasfiye etmek için bilgileri, verileri bile çarpıtmaktan geri durmadığının altını çizen Arslan, Tetikçileri azmettirenler, onları yetiştirenler ve dahası Avcının tabiriyle odayı ısıtanlar araştırılmadı. Herkes kimin ihmali olduğu sorusuna takıldı. diye konuştu.
MİSYONERLİK TEHDİT OLARAK MGK KAYITLARINDA
Dönemin Trabzon Alay Komutanı Ali Öz ile Dinki tehdit eden Veli Küçük arasındaki ilişkinin sorgulanmadığını dile getiren Arslan, Hatta tanıştıklarından bile emin değil soruşturmayı yapanlar. Ama kitaba baktığınızda göreceksiniz ki cinayet öncesi bir araya gelmişler. Buna ilişkin ilk defa fotoğraf yayınladık. şeklinde konuştu. 2003-2004 döneminde Türkiyede yaşanan misyonerlik tartışmasının nerden başladığını da anlatan Arslan, MGK ön hazırlık toplantısının belgesi 12 Mart 2003, o zamanın MGK Genel Sekreteri Orgeneral Tuncer Kılınç. Daha sonra Ergenekon sanığı olarak yargılanıyor. Daha önce irtica diyen Genelkurmay, bu defa misyonerlik faaliyetlerinin detayları ektedir diyor. Misyonerlik tehdit olarak kayda giriyor. 17 Kasım 2003; o zamanki MGK Genel Sekreteri Orgeneral Şükrü Saracık, bu daha sonra Balyoz sanığı oldu. O zamanda da bir yazı var, İçişleri Bakanlığına 40 sayfalık bir döküman gönderiliyor.
Misyonerlik tehdittir, tedbirler anlatılıyor. Bir döneme damgasını vuran misyonerlik tartışmaları, meğerse MGK ön hazırlık toplantılarında pişirilmiş. O dönem 54 misyoner var, 49u yabancı. 54 kişi için 40 sayfalık belge gidiyor. Türkiye | | Samanyolu Haber Son Dakika 17.01.2011 | | | BugünGazetesiAnkara/">AnkaraTemsilcisiArslanJandarmaYasinHayalinaranıyorbilgisiniGBTyegirmedi(Özel)Ankara-Temsilcisi-Arslan-Jandarma-Yasin-Hayalin-aranıyor-bilgisini-GBTye-girmedi-(Özel)/">Bugün Gazetesi Ankara Temsilcisi Arslan Jandarma Yasin Hayalin aranıyor bilgisini GBTye girmedi (Özel) |
|
| Cinayete bir jandarmanın ismi karıştı | Samanyolu Haber | 17.01.2011 08:23 |  | | Hrant Dink cinayetinin üstünden dört yıl geçti. Tetikçi Ogün Samast yakalandı. Ancak arkasındaki güçler ve ihmaller tam tespit edilemedi.
Cinayetin karanlıkta kalmış yönlerine ışık tutan Bugün Gazetesi yazarı ve Ankara Temsilcisi Adem Yavuz Arslan, araştırmalarını kitaplaştırdı. Yarın piyasaya çıkacak olan Bi Ermeni Var- Hrant Dink Operasyonunun Şifreleri isimli kitapta önemli bilgiler yer alıyor. Kitap, Dinki Agosun önünde vuran Ogün Samastın 500 metre yakınındaki Jandarma görevlisi Satılmış Şahini deşifre ediyor. Şahinin Erhan Tuncel ve arkadaşlarıyla ilişkilerini de ortaya koyuyor.
Dink ailesinin avukatlarının peşine düştüğü Jandarma Astsubay Satılmış Şahinin İstanbul seyahatinin perde arkasını aralayan kitapta, Şahin ile Samastın cinayetten bir gün önce 500 metre mesafede aynı semtte kaldıklarının tespit edildiği ortaya konuyor. Tekirdağa mahkûm götürdü. denilen Astsubay Şahinin özel cezaevi personelleri yerine neden görevlendirildiği de belirsiz. Aynı astsubayın Erhan Tuncelin ev arkadaşları Oğuzhan Tekir, Erkan Tekin, Tuncay Uzundal, Zülküf Şirin, Erkan Tekin ve Tuncay Uzundal ve Zülküf isimli kişiyle doğrudan bağlantılı olduğu ortaya çıkıyor. Yavuzun kitabında, Trabzon Jandarma ve Pelitli İlçe Jandarma etrafında yaşanan gelişmelerin adım adım nasıl Dink cinayeti için kurgulandığı gözler önüne seriliyor. Kitapta Yasin Hayal ve Erhan Tuncel etrafında başlayıp Trabzon jandarmasını içine alan bu dairenin hiç soruşturulmadığına dikkat çekiliyor.
Kitapta yer verdiği şemada cinayetin bütün gizli kalmış bağlantıları açığa kavuşuyor. Arslan, polis muhbiri olarak tanıtılan Erhan Tuncelin Jandarmayla irtibatı deşifre olunca polis muhbirliğinden çıkarıldığını anlatıyor.
JANDARMA ELEMANI ASAYİŞTE GÖREVLİ
Dink Cinayetinin en ilginç ayrıntılarından birisi de astsubay Satılmış Şahin. Şahin, Pelitlide asayişte çalışıyor. Ama ilginç bir şekilde Dink cinayetine adı karışan herkesi yakından tanıyor. Erhan Tuncelin ev arkadaşı Tuncay Uzundalın neredeyse her gün görüştüğü, eve davet ettiği bir astsubay. Tetikçi Ogün Samast, silah arayışında olduğu günlerde astsubay Ahmet Faruk Aydoğdu ile görüşüyor. astsubay Aydoğdu ise Satılmış Şahinin arkadaşı. Sürecin en ilginç ayrıntısı ise şu. Ogün Samast cinayeti işlemek için Trabzondan İstanbula yola çıktığında astsubay Şahin de İstanbula hareket ediyor. 18 Ocak günü Ogünün Bayrampaşada kaldığı dayısının evi yakınlarında görülüyor. Yani cinayetten bir gün önce. Ne hikmetse Ogün Samast ise verdiği ifadede 18 Ocakta ne yaptığını hatırlamadığını anlatıyor. Bu durumu soran savcılara Satılmış Şahin görev için İstanbula gittiğini söylüyor. Fakat cinayette Trabzon Jandarmasının sahte evrak düzenlediği ve bunun tespit edildiği düşünülürse Satılmış Şahinin İstanbul seyahati ciddi bir şüphe olarak gözüküyor. Satılmış Şahin ile ilgili enteresan ayrıntılardan birisi de şu: Şemaya göre Yasin Hayalin McDonaldsı bombaladıktan sonra girdiği cezaevinden tahliye sürecinde Astsubay Cevat Eser adliye ve cezaevi personeli ile sık temasta. Yani Hayalin nöbetçi mahkeme tarafından tahliye edilmesi biraz garip. Şahin ise astsubay Eser ile yakın görüşüyor.
Jandarmayla ilişkisi tespit ediliyor
Kitapta yer alan ifadelere göre polis, Erhan Tuncelin Jandarma ile ilişkisini tespit edince yardımcı ystihbarat elemanı statüsüne son veriyor. KTÜ İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi, İktisat Bölümü, 4. sınıf öğrencisi Erhan Tuncel, 17 Kasım 2004 tarihinde talep ve İstihbarat Dairesi Başkanlığının 2 Aralık 2004 tarihli onayı ile YİE sıfatıyla deneme kayıtlarına alınıyor. Fakat aynı dönemde Jandarma ile yoğun teması olunca Trabzon istihbaratı uyarıyor. Erhan Tuncelin Jandarmaya çalıştığının ortaya çıkması üzerine Trabzon İstihbaratı 23 Aralık 2006da Tuncelin işine son veriyor. Çünkü Emniyet YİE yönetmeliğine göre bir ajan bir başka kuruma çalışıyorsa işine son verilmek zorunda.
İlk istihbarat Jandarmaya
Adem Yavuz Arslan, kitabında, Başbakanlık müfettişlerinin soruşturmayı derinleştirmek için değil, bir birimi suçlamak için çalıştığını anlatıyor. Bu konuda Emniyet Müdürleri Emin Aslan, Sabri Uzun ve Ahmet İlhan Gülerin rolüne dikkat çekiyor. İddiaya göre hem İçişleri, hem Jandarma, hem de Başbakanlık, Tuncay Uzundal ve Erhan Tuncelin Jandarma bağlantısını örtbas etmeye çalıştı. Kitapta yer alan şemaya göre Astsubay Satılmış Şahin ve Tuncay Uzundal, Erhan Tuncelle 156 görüşme yapmış. Üstelik aynı astsubayın, Erhan Tuncelin eski ev arkadaşları ile de benzer ilişkileri var. Yani Erhan davet edildiği eve gitmeden önce de Jandarmanın kontrolü altında. Tıpkı Yasin Hayal gibi. Hatta Ogün Samast gibi. Erhan Tuncel ile Astsubay Satılmış Şahin 25 Ocak 2006da bir gece yarısı buluşuyorlar. 17 Şubat 2006da Trabzon polisi İstanbul polisine yazıyla Dinkin öldürüleceği istihbaratını gönderiyor. Belli ki bu istihbarat polisten önce Jandarmaya gitmiş.
Rahip cinayetinde JİTEM izi
Jandarma İstihbarat Değerlendirme Merkezinin 2003-2004 yılı isti | | Samanyolu Haber Son Dakika 17.01.2011 | | | CinayetebirjandarmanınismikarıştıCinayete bir jandarmanın ismi karıştı |
|
| 17 yıl sonra yakalandı ! | Haber3 | 11.11.2010 11:45 |  | | |
| KCK ana davası için yeni duruşma salonu | Samanyolu Haber | 16.10.2010 10:42 |  | | Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının talimatıyla Diyarbakır, Siirt, Şanlıurfa, Mardin, Şırnak, Batman, İstanbul ve İzmirde gerçekleşen operasyonlarda gözaltına alınan 151 kişin yargılanacağı KCK ana davası için yeni solan inşa edildi. Diyarbakır Adliyesindeki ana binaları birbirine bağlayan boş alan, mahkeme salonuyla birleştirilerek duruşma için daha geniş bir salon haline getirildi. Yeni duruşma salonuna basın mensupları, sanık ve avukatları dışında 80 kişi izleyici olarak katılabilecek. Salona son olarak ses ve görüntü sistemi kuruldu.
Koma Ciwaken Kürdistan-Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) üyesi olmakla suçlanan sanıklar pazartesi günü Özel Yetkili Diyarbakır 4. Ağır Ceza Mahkemesinde hâkim karşısına çıkacak. Dava için salon arayışını giren mahkeme heyeti öncelikle Diyarbakırda kapalı spor salonlarını düşündü. Ancak bunun güvenli olmayacağına karar verilerek adliye içinde bulunan iki mahkeme salonu ile aralarındaki boş alana duvarlar örülerek yeni bir salon haline getirildi. Geçtiğimiz günlerde tadilatına başlanan salonda dün son hazırlıklar yapıldı. Salona son olarak ses sistemi kuruldu. Pazartesi günü 151 sanık ve avukatı, sanık yakınları, basın mensupları ve Türkiyenin değişik yerlerinden çok sayıda BDPli davayı takip etmek için salona girmeye çalışacak. Duruşma günü BDPli milletvekilleri ve parti üyeleri de duruşma salonunda yer almak istiyor.
Duruşma günü, faili meçhul cinayetler davasında olduğu gibi adliye çevresinde yine yoğun güvenlik önlemleri alınacak. İlgisiz kişilerin içeri alınmayacak. Güvenlik amacıyla adliyede sabıka kaydı alınması gibi rutin işlemler yapılmayacak.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan 7 bin 578 sayfalık iddianame, 18 Haziranda 6. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edilmişti. 104ü tutuklu, 151 şüpheli, Devletin birliğini ve bütünlüğünü bozmak, Terör örgütü üyesi ve yöneticisi olmak ve Terör örgütüne yardım ve yataklık etmekle suçlanıyor. Sanıklar hakkında 15 yıldan ağırlaştırılmış müebbet hapse kadar eşitli oranlarda cezalar isteniyor. Hakkında yakalama kararı bulunan terör örgütü PKKnın Avrupa sorumlusu Sabri Okun ilk şüpheli olarak yer aldığı iddianamede, kapatılan Demokratik Toplum Partisi (DTP)nin 28 yöneticisi ile Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkanı Osman Baydemirin de aralarında bulunduğu 12 belediye başkanı, 2 il genel meclisi başkanı ile 2 belediye meclis üyesi de şüpheliler arasında bulunuyor. KCKnın yapısı, faaliyetleri ve kimlerden talimat aldığı yönündeki bütün bilgiler, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamelerde anlatılıyor.
Buna göre, şehirlerde daha aktif olmayı amaçlayan terör örgütü PKK, 4 Şubat 2005 tarihinde Koma Ciwaken Kürdistan-Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK)ni kurdu. KCK, yargılayan, silahlı mücadele yapan, mahalli ve merkezi teşkilatları olan, özellikle yerel yönetimler üzerinde söz sahibi olmaya çalışan ve Abdullah Öcalanın önderliğini dikte eden bir yapıya sahip. Kurulmasının ardından, terör örgütünün şehir merkezlerindeki bütün faaliyetlerini KCK planlayıp hayata geçirdi. Sokak eylemleri, kamu kurumlarına molotofkokteylli saldırı, araç kundaklama gibi eylemler gerçekleştirdi.
Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 2 yıl süren teknik takibinden sonra 14 Nisan 2009 tarihinde KCK-TMye operasyon düzenlendi. İlk dalga operasyonda örgütlenmenin üst yapılanmasındaki 52 isim gözaltına alındı, ardından tutuklandı. Bu isimler arasında DTPnin 3 genel başkan yardımcısı Kamuran Yüksek, Bayram Altun ve Selma Irmak da vardı. Ardından 17 Haziranda ikinci operasyon yapıldı. Daha çok DTPli yöneticiler ve il genel meclisi üyelerinden oluşan 18 kişi gözaltına alındı. 11 Eylül 2009 tarihinde yapılan üçüncü operasyonda, KCKnın sendikalardaki üyeleri oldukları iddia edilen 35 kişi yakalandı. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının hazırladığı iddianamede, KCKnın, Kandil Dağında bulunan Murat Karayılandan talimat aldığı belirtiliyor. KCK örgütlenme şemasında, yapının Amed kod adlı Sabri Ok tarafından yönlendirildiği kaydediliyor. KCKnın, kendi siyasal çizgisindeki bütün belediye başkanlarını yönlendirdiği ileri sürülüyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 16.10.2010 | | | KCKanadavasıiçinyeniduruşmasalonuKCK ana davası için yeni duruşma salonu |
|
| 16:22 Adaletten kaçamadı, 11 yıl sonra yakalandı | Net Gazete | 08.10.2010 16:23 |  | | |
| Özal’ın ruhu sızlıyor mu? | Milli Gazete | 23.09.2010 11:49 |  | | | Özal, 1988de, kimin tarafından örgütlendiği netleşmeyen bir suikast girişimine maruz kaldı.
Tetikçi yakalandı, çok kısa süre cezaevinde yattıktan sonra serbest kaldı ve bu suikasta ilişkin hiç bir bilgi vermedi. Aradan 22 yıl geçti.17 Eylül 2010 tarihinde, Turgut Özalın kardeşi ve eski İçişleri Bakanlarından Korkut Özalın manşetlere Kardeşimi Ergenekon öldürdü şeklinde yansıyan açıklamasıyla birlikte bir polemik başladı. Kamuoyu hergün farklı bir demeçle şaşırmaya devam ediyor.... devamı | | Milli Gazete Medya 23.09.2010 | | | Özal’ınruhusızlıyormu?Özal’ın ruhu sızlıyor mu? |
|
| Özal’ı ruhu sızlıyor mu? | Milli Gazete | 23.09.2010 10:24 |  | | | Özal, 1988de, kimin tarafından örgütlendiği netleşmeyen bir suikast girişimine maruz kaldı.
Tetikçi yakalandı, çok kısa süre cezaevinde yattıktan sonra serbest kaldı ve bu suikasta ilişkin hiç bir bilgi vermedi. Aradan 22 yıl geçti.17 Eylül 2010 tarihinde, Turgut Özalın kardeşi ve eski İçişleri Bakanlarından Korkut Özalın manşetlere Kardeşimi Ergenekon öldürdü şeklinde yansıyan açıklamasıyla birlikte bir polemik başladı. Kamuoyu hergün farklı bir demeçle şaşırmaya devam ediyor.... devamı | | Milli Gazete Son Dakika 23.09.2010 | | | Özal’ıruhusızlıyormu?Özal’ı ruhu sızlıyor mu? |
|
| 17:24 13 yıldır aranan cinayet şüphelisi yakalandı | Milliyet | 06.09.2010 17:34 |  | | |
| Hain saldırının 4. yıldönümü | Samanyolu Haber | 17.05.2010 07:38 |  | | Türkiyeyi travmaya sokan Danıştay saldırısıyla ilgili gerçekler ancak 4 yıl sonra, Ergenekon soruşturmasıyla birlikte ortaya çıkmaya başladı. Akademisyen, siyasî ve gazetecilere göre Danıştay saldırısı Türkiye için bir milattı. Saldırı ve sonrasında yaşananlar karanlık ve derin ilişkiler ağını gözler önüne serdi.
Türkiye, 17 Mayıs 2006da Danıştaya gerçekleştirilen silahlı saldırıyla sarsıldı. Üye hakimlerden Mustafa Yücel Özbilgin hayatını kaybetti. Tetikçi avukat Alparslan Arslan, olay yerinde yakalandı. Cinayeti Danıştayın türban kararı sebebiyle işlediğini savundu. Gerçeğin hiç de öyle olmadığı Ergenekon soruşturmasıyla ortaya çıkacaktı. Tetikçi kendisine dinci süsü vermişti. Sürekli cinayeti din için işlediğini anlatıyor, Allahın kanunlarının üzerinde kanun olmadığını söylüyordu. Ancak gerçek, tetikçinin anlattıklarından çok farklıydı.
Alparslan Arslanın Ergenekon sanıklarıyla irtibatı tespit edildi. Aynı davanın sanıklarının ifadeleri de kendisini yalanlıyordu. Tetikçi hiç de dinci biri değildi. Namaz bile kılmıyordu. Yargıtayın kararıyla dava dosyaları birleştirildikten sonra Ergenekonda da hakim karşısına çıktı. Çapraz sorgusunda Danıştayın aldığı türban kararından tam olarak haberi bile olmadığı ortaya çıktı. Son olarak mahkemenin talebi üzerine hazırlanan TÜBİTAKın bilirkişi raporu kamuoyunda şok etkisi yaptı. Danıştay binasının güvenliğini sağlayan güvenlik kameralarının görüntülerinin kaydedildiği hard diskler bozuk olsa dahi gönderilmesi talebiyle OYAKtan istendi. Gelen hard diskler TÜBİTAKa bilirkişi incelemesi için gönderildi. Raporda, kameraların bozuk olmadığı ve bazı görüntülerin silindiğinin belirlendiği aktarıldı. Oysa OYAK, saldırı sonrası yaptığı açıklamada kameraların ve hard disklerin bozuk olduğunu savunmuştu. Rapor gündeme bomba gibi düştü. Ortada büyük bir tezgâh vardı.
TÜRKİYE YENİ BİR DÖNEME GİRDİ
Bugün saldırının 4. yıldönümü. Üzeri örtülmek istenen gerçekler bir bir ortaya çıkıyor. Kamuoyu, saldırının arkasındaki karanlık gücü bilmek istiyor. Eski bakanlardan Hasan Celal Güzel, davanın derinleşmesiyle karanlık ilişkiler ağının da deşifre olduğunu anlatıyor. Bu tür cinayetlerin birtakım çeteler marifetiyle işlendiği ve maksadında Türkiyede bir darbe yaparak yönetimi değiştirmek olduğunun artık daha iyi anlaşıldığını söylüyor. Şu değerlendirmede bulunuyor: Son derece önemli bir süreç. Bu saldırı Türkiyede yeni bir dönemi başlatmıştır. Artık faili meçhul cinayetlerle darbe ortamı oluşturmak ve millet iradesiyle gelen kişileri bir darbe ile götürme konusundaki oyunlar tutmayacaktır. O bakımdan Danıştay saldırısının bir daha tekrarlanmayacağını, tekrarlansa dahi buna benzer olayların hiçbir şekilde inandırıcı olmayacağını kaydetmek istiyorum. Her şey gün gibi açık, burada bir çete var, Ergenekon örgütü var. Ergenekon örgütü gibi birtakım TSK içindeki darbeci odaklarla bağlantılı olarak Türkiyeye irticanın geldiği ve dindar sağ grubun ayaklandığını, cinayetler işlediğini göstererek bir darbe oluşturmaya çalışmış. Olay budur. Ve bu şekilde o kamera kayıtlarının silinmiş olması da dahil olayın içinde baştan aşağı bir komplo vardır, bu da ortaya çıkmıştır. Artık bundan sonra hangi karar verilirse verilsin değişmeyecektir. Bizim maşeri vicdanımızda Danıştay saldırısı neticelenmiştir. Bu kadar açıktır.
BAĞLANTILAR ADIM ADIM ÇÖZÜLECEK
Gazeteci yazar Prof. Dr. Mehmet Altan ise Danıştay saldırısının Ergenekon kadar önemli olduğunu anlatıyor. Bunun göstergesini ise saldırıyı çok çabuk şeriat ayaklanması ilan etmeleri olarak gösteriyor. Medyada, olayın rejim karşıtı bir eylem olduğu yönünde muazzam bir kampanya başlattığını belirtiyor. Ankaradaki mahkemenin birçok eksiğe, şüpheye rağmen davayı alelacele sonuca bağlamasının gariplik olduğunu vurgula+yan Altan, OYAKın güvenlik sitesine ait bozuk olduğu söylenen kayıtların silindiğinin ortaya çıkması, aynı zamanda hemen Danıştayın karşısındaki Sıhhiye Orduevinin kameralarını da aynı gün ne hikmetse çalışmaması bu işin aslında şu an geldiğimiz nokta itibarıyla Ümraniye bombalarına göre daha ileri bir noktada, büyük bir senaryonun ürkütücü bir yapılanmanın parçası, özü veyahut ana noktası olduğunu hissettiriyor. Daha ileri noktalara yavaş yavaş gidilecek.
İktidarı ele geçirmek isteyenler, manipülatif eylemlerden vazgeçmiyor
Siyaset bilimci Prof. Dr. Naci Bostancı, Danıştay saldırısı gibi cinayetlerin olduğunu ve bu tür olaylarda irtica kampanyalarının her dönem yapıldığını hatırlattı. Ancak Danıştay saldırısının, sonuçları itibarıyla bunlardan ayrıldığını söyledi. Danıştayın ne olup bittiği konusunun açığa çıkan bir saldırı olduğunu vurgulayan Bostancı, şu ifadeleri kullandı: Süreçlere baktığımızda bunun irticacı diye addedilen çevre ile bağlantı olmaktan ziyade, bu kampanyaların bir parçası olarak örgütlenen bir saldırı olduğunu gördük. Böyle bir kanaat edindik. Aynı zamanda hukuki olarak da olay değerlendiriliyor. Türkiyede siyaset bütünüyle görünen alanda yürümüyor. Bir ma | | Samanyolu Haber Son Dakika 17.05.2010 | | | Hainsaldırının4yıldönümüHain saldırının 4 yıldönümü |
|
| Türkiye tarihinin en karanlık yılı | Samanyolu Haber | 12.04.2010 07:13 |  | | 1993, sadece Özalın kalp krizi, Mumcunun suikast, Eşref Bitlisin kaza ile öldüğü; 33 erin katledildiği, Sivasta 37 canın yandığı bir yıl değil. Toplumu un ufak etmeye niyetlenmiş bir darbenin yılı... Oysa ne güzel başlamıştı. 1 Ocak tarihli gazetelerin manşetlerini, 1993, reformlar yılı olacak haberleri süslüyordu. Söz, dönemin başbakanı Süleyman Demirele aitti ve şüphesiz bir karşılığı vardı. Türkiye, tarihinin en demokratik birkaç yılını idrak etmiş, sabahlara kadar süren tartışma programlarında tabular yıkılmış, her şey konuşulur olmuştu. Cumhurbaşkanı Özal, bir panel bile yönetmişti. İşimiz demokratikleşme diyen bir koalisyon, Demirel-İnönü birlikteliği sürüyordu. İç sıkıntılarını çözebilirse Türkiye, uluslararası arenada at koşturabilirdi. Tıpkı bugün olduğu gibi Kürt meselesinin çözümü, uluslararası sistemde Türk devletinin alacağı rolde anahtar mahiyetindeydi.
1993te neler olduğu biliniyor. 10 Ocak tarihli gazetelerde Anayasa Mahkemesi Başkanı Yekta Güngör Özdenin ölüm tehdidi aldığını söylediği yazıyor. 24 Ocak 1993te Uğur Mumcu öldürülüyor. İkinci gün, Baki Tuğa dayandırılan Mumcu, MİTle PKK ilişkisini araştırıyordu manşetiyle çıkan Milliyetten olayları takip edersek eğer, başlıklardaki muhtevanın büsbütün değiştiği görülüyor. Bir hafta sonra 4 gün boyunca Suikastler İran işi, İrandaki perde arkası, Türkiyede İran dosyası, Katiller İran yapımı başlıkları ile çıkıyor gazete. Genelkurmay Başkanı Doğan Güreş, Mumcu suikastının ardından Özdeni makamında ziyaret ediyor, Bu bir nezaket ziyareti değildir. Çünkü buraya çok saldırı oldu. diyerek... 28 Ocakta Jack Kamhi, hazırlıklıydım dediği suikast girişiminden yara almadan kurtuluyor. İslami Hareket Örgütüne üye oldukları iddia edilen iki kişi, 12 yıl sonra müebbet hapse mahkûm olduklarında bile, devlet biliyor bizim geçmişimizi, biz yapmadık demeye devam edecekti.
Özalın yeniden siyasete dönme stratejisinin en önemli ismi meşhur Kürt raporunun yazarı Adnan Kahveci, 5 Şubatta Bolu-Geredede şüpheli bir kaza sonucu hayatını kaybediyor. 17 Şubat 1993te Kürt realitesinin çözümünün mimarlarından Jandarma Genel Komutanı Eşref Bitlis, suikast iddialarının neredeyse kaziye haline geldiği bir uçak kazasında ölüyor. 17 Nisan 1993te Cumhurbaşkanı Turgut Özal vefat ediyor. Mahir Kaynak gibi istihbarat uzmanlarının siyasi şartlar gereği Özalın ölmesi gerekiyordu dediği olay, resmî kayıtlara kalp krizi diye geçiyor. Bu beklenmedik ölüm sonrasında, ülkede hem cumhurbaşkanı hem de başbakan değişiyor. Özal ve Eşref Bitlisin pişirdiği dağdakilere kısmi affa MGKda son şekli verilmişken; ertesi gün (25 Mayıs) Bingölde 33 er şehit ediliyor. Af kararı inmemek üzere rafa kalkıyor. Eylemi yaptığı söylenen dönemin PKK yöneticisi Şemdin Sakık, Ben bu işte yoktum diyor ısrarla. 33 erin silahsız şekilde örgütün kucağına itilmesi hâlâ tartışma konusu.
2 Temmuzda Sivas katliamında 37 kişi can veriyor, devlet seyrediyor. Pek çokları için büyük bir siyaset ve senaryodan söz ediyorsak, son ve en önemli hamle bu. Hâlâ ne travması bitti ne de binbir komploya rağmen aydınlatılabildi. Bu olay pek çok yorumcuya göre güvenlik zaafını yönetemeyen tecrübesiz yeni başbakanın güvenlik bürokrasisine tabi olduğu andı. Sonraki yıllarda iki kişilik Çiller kabinesi retoriği oluşacak ya da oluşturulacaktı.
Bu arada olaylar sürüyor. Madımak katliamından üç gün sonra 5 Temmuzda Başbağlarda 33 kişi, eylülde HEP kurucularından Mardin Milletvekili Mehmet Sincar, 22 Ekim 1993te Jandarma Tugay Komutanı Bahtiyar Aydın ve Ekim 1993te JİTEMin karakutusu Cem Ersever öldürülüyor. Güneydoğu şehirlerinde faili meçhul listeleri kabarıyor, terör azıyor, köyler boşaltılıyor, ipler giderek güvenlik bürokrasisinin eline geçiyor. Tansu Çiller, başbakanlığının ilk günlerinde Bask modeli nevinden sıra dışı teklifleri seslendirdiğinde, ana muhalefet lideri Mesut Yılmaz, Kırmızı Kitapı önüne koyduklarında düzelir, merak etmeyin minvalinde bir söz söylüyor. Bunun bir kehanet olmadığı çok geçmeden anlaşılıyor. Bu arada Demireli Köşke çıkaran Erdal İnönü, siyaseti bıraktığını açıklıyor.
1993 ile ilgili çok kişinin kapısını çaldık. O dönemde faili meçhul cinayetleri araştırma konusunda yetkin bir isim, Ben artık bu mevzulara girmek istemiyorum, girdiğimizde çıkamıyoruz. sözleriyle suskunluğunu izah ediyor. Yine de ona göre en önemli olay, fitilin ateşlendiği Uğur Mumcu cinayeti: Araştırdığı terör, silah, uyuşturucu vs. hattındaki ilişkilerle ilgili perdeyi aralamak üzereydi ki ortadan kaldırıldı.
Perde arkasında ne olduğu bilinmiyor ama perdenin önünde Türkiye tarihinin en karanlık olayları cereyan etti. Kimilerine göre 1993te devlet, tırmanan teröre karşı hazırlıksız yakalandı, ani ve sert refleks ile güvenlik endeksli çözümler yürürlüğe koyarak terörü toplumsallaştırdı, kangrenleştirdi. İyice kuvvet kazanan diğer görüş ise, önceki ve sonraki yıllar da hesaba katıldığında, 1993te yaşananlar birbiriyle ilişkiliydi ve aslında bir p | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.04.2010 | | | TürkiyetarihininenkaranlıkyılıTürkiye tarihinin en karanlık yılı |
|
| 15:32 Cinayetten 17 yıl sonra yakalandı | Net Gazete | 11.03.2010 15:27 |  | | | 1993 yılında Zafer Mahallesindeki boş arazide av tüfeğiyle vurularak öldürülen Ramazan Şaylanın (46) katil zanlısı bulunamamıştı. Polis, aynı mahallede oturan F.K. (61) ile öldürülen Şaylan arasında o yıllarda kızlarına sarkıntılık ettiği iddiasıyla husumet bulunduğunu belirledi. F.K, ifadesinde, cinayeti kendisinin işlediğini itiraf ederek, Şaylanı öldürmek istemediğini, korkutmak amacıyla av tüfeğiyle ateş ettiğini söyledi. | | Net Gazete Son Dakika 11.03.2010 | | | 1532Cinayetten17yılsonrayakalandı1532 Cinayetten 17 yıl sonra yakalandı |
|
| PKK'lıyı öldüren TİKKO'cu yakalandı | GazetePort | 08.03.2010 18:01 |  | | |
| 15:40 PKK'dan öç aldı, 17 yıl sonra yakalandı | Net Gazete | 08.03.2010 17:09 |  | | |
| 16:15 PKK'dan öç alan TİKKO'cu, 17 yıl sonra yakalandı | Net Gazete | 08.03.2010 16:40 |  | | |
| Babasını öldüren PKK'lıyı öldüren TİKKO'cu yakalandı | GazetePort | 08.03.2010 16:33 |  | | |
| 17 yıl sonra yakalandı ! | Haber3 | 19.02.2010 17:07 |  | | |
| SGK'ya daha fatura göndermemişler | Samanyolu Haber | 11.02.2010 11:41 |  | | Ergenekon sanıkları Mehmet Haberal ve emekli Tuğgeneral Levent Ersözün yaklaşık bir yıldır yatarak tedavi görmelerine rağmen, sağlık harcamalarının bu süre içinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)na ulaşmadığı öğrenildi. Prostat için gittiği hastanede yakalanan Ersözün, daha önceki yıllarda hiçbir devlet ve özel sağlık kuruluşuna prostat şikâyetiyle gitmediği belirlendi.
Ergenekon soruşturmasının sanık-hastane sürecinde dikkat çekenlerin başında Ankarada 13 Nisan 2009 tarihinde gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal geliyor. Gözaltına alınması öncesine kadar hastaları ameliyat eden Haberal, 17 Nisan 2009da tutuklanarak Metris Cezaevine gönderildi; ancak aynı gün rahatsızlanarak Bayrampaşa Devlet Hastanesine sevk edildi. Buradan İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsüne geçen Ergenekon sanığına, tam 300 gündür tedavi uygulanıyor. Konuyla ilgili kamuoyuna yansıyan iddiaları yönelttiğimiz İstanbul Üniversitesi (İÜ) Kardiyoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erhan Kansızın sekretaryası, Kansızın bu konularda basına demeç vermediğini ifade etti. Sekretarya görevlileri, tüm ısrarlarımıza rağmen, Daha sonra size dönüş yapalım. cevabını vermekle yetindi. Ancak kafaları karıştıran konu Haberalla ilgili tedavi giderleri için henüz SGKya gönderilmiş herhangi bir tedavi faturasının bulunmaması. Sağlık çevreleri bu durumu, Ya Haberala burada işlem yapılmıyor ya da yattığı hastane, fatura yansıtmayarak masrafları kendi bütçesinden karşılıyor. şeklinde yorumluyor.
HABERAL HASTANE MİKROBU KAPABİLİR
Diğer yandan hastalığı şahsına münhasır olduğu belirtilen Haberalın hastane serüveninde ciddi bir riskin ortaya çıktığı belirtildi. Hekimlere göre 300 gündür hastanede kalan Haberal, hastane mikrobu kapma riskiyle karşı karşıya. Yoğun bakımda bilinci kapalı olan ve ciddi derecede kalp-karaciğer yetmezliği çeken hastaların 6 aydan fazla hastanede kalamayacağına işaret eden uzmanlar, 6 aydan sonraki her geçen sürenin hastalar için hastane virüsü kapma riskini arttırdığına vurgu yapıyor.
ERSÖZ PROSTAT İÇİN HİÇ DEVLET VE ÖZEL HASTANEYE GİTMEMİŞ
Ergenekonun kara kutusu olarak bilinen eski Jandarma İstihbarat komutanı emekli Tuğgeneral Levent Ersözün muayene süreci de dikkat çekici ayrıntılarla dolu. 7 ay boyunca aranan Ersöz, Rusyada gizlendikten sonra Türkiyeye giriş yaptı. 15 Ocak 2009 tarihinde Ankarada Özel 100. Yıl Hastanesinde prostat tedavisi için gittiğinde polislerce yakalandı. Üzerinde sahte kimlik bulunan Ersözün daha önceki tedavilerinde prostat şikâyetiyle herhangi bir devlet hastanesi ya da özel hastaneye kayıt yaptırmadığı belirlendi. Ersöz, 2007 ve 2008 yıllarında gittiği özel hastanelerde psikiyatri, göz ve iç hastalıklarında muayene oldu. Psikiyatride reçete yazılan Ersözün taburcu edildiği faturalara yansıdı. Göz hastanesinde de ilaç verilen Ersöz, iç hastalıklarında ise boğaz ağrısı ve ateş sebebiyle tedavi gördü; ancak buradan da iyileşerek taburcu oldu. Ersözün 6 hastane dolaştıktan sonra GATAya gelişi İstanbul Tabip Odasının raporuna yansımıştı. Halen İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Servisinde tedavisi süren Ersözün tedavi olduğuna dair faturalar, Başkent Üniversitesi Rektörü Haberalda olduğu gibi SGKya ulaşmıyor. Yetkililer, fatura gelmeme gerekçesini hastaların yatarak tedavi görmesiyle açıklarken, hastanenin taburcu etmemek için Ersözün faturalarını göndermediği de dile getiriliyor.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.02.2010 | | | SGKyadahafaturagöndermemişlerSGKya daha fatura göndermemişler |
|
| Hasta sanıklardan SGK'ya yansıyan fatura yok | Samanyolu Haber | 11.02.2010 11:34 |  | | Ergenekon sanıkları Mehmet Haberal ve emekli Tuğgeneral Levent Ersözün yaklaşık bir yıldır yatarak tedavi görmelerine rağmen, sağlık harcamalarının bu süre içinde Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK)na ulaşmadığı öğrenildi. Prostat için gittiği hastanede yakalanan Ersözün, daha önceki yıllarda hiçbir devlet ve özel sağlık kuruluşuna prostat şikâyetiyle gitmediği belirlendi.
Ergenekon soruşturmasının sanık-hastane sürecinde dikkat çekenlerin başında Ankarada 13 Nisan 2009 tarihinde gözaltına alınan Başkent Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Mehmet Haberal geliyor. Gözaltına alınması öncesine kadar hastaları ameliyat eden Haberal, 17 Nisan 2009da tutuklanarak Metris Cezaevine gönderildi; ancak aynı gün rahatsızlanarak Bayrampaşa Devlet Hastanesine sevk edildi. Buradan İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji Enstitüsüne geçen Ergenekon sanığına, tam 300 gündür tedavi uygulanıyor. Konuyla ilgili kamuoyuna yansıyan iddiaları yönelttiğimiz İstanbul Üniversitesi (İÜ) Kardiyoloji Enstitüsü Müdürü Prof. Dr. Erhan Kansızın sekretaryası, Kansızın bu konularda basına demeç vermediğini ifade etti. Sekretarya görevlileri, tüm ısrarlarımıza rağmen, Daha sonra size dönüş yapalım. cevabını vermekle yetindi. Ancak kafaları karıştıran konu Haberalla ilgili tedavi giderleri için henüz SGKya gönderilmiş herhangi bir tedavi faturasının bulunmaması. Sağlık çevreleri bu durumu, Ya Haberala burada işlem yapılmıyor ya da yattığı hastane, fatura yansıtmayarak masrafları kendi bütçesinden karşılıyor. şeklinde yorumluyor.
HABERAL HASTANE MİKROBU KAPABİLİR
Diğer yandan hastalığı şahsına münhasır olduğu belirtilen Haberalın hastane serüveninde ciddi bir riskin ortaya çıktığı belirtildi. Hekimlere göre 300 gündür hastanede kalan Haberal, hastane mikrobu kapma riskiyle karşı karşıya. Yoğun bakımda bilinci kapalı olan ve ciddi derecede kalp-karaciğer yetmezliği çeken hastaların 6 aydan fazla hastanede kalamayacağına işaret eden uzmanlar, 6 aydan sonraki her geçen sürenin hastalar için hastane virüsü kapma riskini arttırdığına vurgu yapıyor.
ERSÖZ PROSTAT İÇİN HİÇ DEVLET VE ÖZEL HASTANEYE GİTMEMİŞ
Ergenekonun kara kutusu olarak bilinen eski Jandarma İstihbarat komutanı emekli Tuğgeneral Levent Ersözün muayene süreci de dikkat çekici ayrıntılarla dolu. 7 ay boyunca aranan Ersöz, Rusyada gizlendikten sonra Türkiyeye giriş yaptı. 15 Ocak 2009 tarihinde Ankarada Özel 100. Yıl Hastanesinde prostat tedavisi için gittiğinde polislerce yakalandı. Üzerinde sahte kimlik bulunan Ersözün daha önceki tedavilerinde prostat şikâyetiyle herhangi bir devlet hastanesi ya da özel hastaneye kayıt yaptırmadığı belirlendi. Ersöz, 2007 ve 2008 yıllarında gittiği özel hastanelerde psikiyatri, göz ve iç hastalıklarında muayene oldu. Psikiyatride reçete yazılan Ersözün taburcu edildiği faturalara yansıdı. Göz hastanesinde de ilaç verilen Ersöz, iç hastalıklarında ise boğaz ağrısı ve ateş sebebiyle tedavi gördü; ancak buradan da iyileşerek taburcu oldu. Ersözün 6 hastane dolaştıktan sonra GATAya gelişi İstanbul Tabip Odasının raporuna yansımıştı. Halen İstanbul Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi İç Hastalıkları Servisinde tedavisi süren Ersözün tedavi olduğuna dair faturalar, Başkent Üniversitesi Rektörü Haberalda olduğu gibi SGKya ulaşmıyor. Yetkililer, fatura gelmeme gerekçesini hastaların yatarak tedavi görmesiyle açıklarken, hastanenin taburcu etmemek için Ersözün faturalarını göndermediği de dile getiriliyor.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.02.2010 | | | HastasanıklardanSGKyayansıyanfaturayokHasta sanıklardan SGKya yansıyan fatura yok |
|
| AB sürecinde son 1 yıl | Samanyolu Haber | 08.02.2010 10:27 |  | | Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Türkiyedeki Avrupa Birliği (AB) karşıtı insanların kamu oyunu yanlış bilgilerle zehirleme çabalarına son vermek ve AB ülkelerindeki Türkiye karşıtı ön yargılı zihinleri açabilmek için 2010 yılında iletişim projelerine ağırlık vereceklerini söyledi.
Ocak 2009da atandığı Başmüzakerecilik görevinde 1 yılını geride bırakan Bağış, AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2009 yılının çok yoğun geçtiğini, 17 ülkeye 34 dış seyahat yaptığını, yurt içinde ise 32 şehre gittiğini belirtti.
Gezilerin ortalaması alındığında haftanın 1,5 gününü Ankarada, 1,5 gününü İstanbulda, 1,5 gününü Anadoluda, 1,5 gününü yurt dışında, 1 gününü de uçaklarda geçirdiğini ifade eden Bağış, geriye dönüp bakıldığında çok somut birtakım neticelerin var olduğunu kaydetti.
Bağış, 2009 yılında bir ulusal program yayımlandığını, sadece AB sürecine odaklanacak bir bakanın görevlendirildiğini hatırlatarak, 1 yıl içinde yapılan çalışmalar kapsamında Nazım Hikmetin vatandaşlığının iade edildiğini ve 1 Mayısın tatil ilan edildiğini bildirdi.
Türkiyede bir zamanlar insanların etnik kökenini söylemeye korktuklarını, yapılan çalışmalarla bu dönemin geride bırakıldığını vurgulayan Bağış, Kürtçe ve Ermenice farklı lisanlarda radyo yayınları başladı. TRT Şeş yayına başladı. 32 dilde TRTnin web sayfası yayına başladı. TRT ile Euronews işbirliği sonrasında Euronews Türkçe yayınları başladı. Avrupanın en büyük haber kanalı Türkçe yayın yapmaya başladı. Türk Ceza Yasasında değişiklikler yapılarak, Avrupa standartları yakalandı. GAP Bölgesine 500 milyon avronun üzerinde fon aktarımı yapıldı diye konuştu.
-TÜRKİYE BUGÜN HER ZAMANKİNDEN DAHA AVRUPALI OLDU-
Geçmişte yayımlanan ilerleme raporlarında Türkiyeden hep faili meçhul cinayetlerle ve işkence örnekleriyle bahsedildiğini anlatan Bağış, sözlerine şöyle devam etti:
Bugün çok şükür, ülkemizle ilgili ilerleme raporunda tek bir yüzümüzü kızartacak bir örnek kalmadı. Türkiye bugün her zamankinden daha Avrupalı oldu. Cumhuriyetin temel değerlerine, demokrasiye, laikliğe, adaletli bir hukuk devletine, sosyal devlete her zamankinden daha bağlı bir şekilde, daha güçlü bir şekilde ilerledi. Herkesin hayat tarzı, herkesin anadili, herkesin etnik kökeni devletin güvencesi altına alındı. Türkiye Cumhuriyetinin Başbakanı, Alevi vatandaşlarıyla her sene olduğu gibi muharrem ayı iftarında aynı sofrayı paylaştı. Atatürkten bu yana ilk defa bir cumhurbaşkanı cemevine gitti. Eskiden hep konuşan bir Türkiyeden bahsedilirdi, halbuki söylenen bir Türkiye vardı. Şu anda kulak veren, empati yapan bir Türkiye dönemine geçildi. Devlet, Roman, Alevi ve Kürt vatandaşıyla diyalog kurdu. İşçisiyle, kadınıyla diyalog kurdu. Bunların hepsi Türkiyenin AB standartlarında bir ülke olma yolunda hızla ilerlediğinin göstergesidir.
-DÜNYA, TÜRKİYENİN ÖNEMİNİN FARKINDA-
Bağış, 80 yılın gecikmeleri ve hatalarını 1 günde ya da 1 yılda toparlamanın imkansız olduğunu ifade ederek şunları söyledi:
Ama şöyle geriye dönüp baktığınızda, Türkiye artık dünyada suçlanan bir ülke değil, takdir edilen bir ülke. Bugün dünyadaki 192 ülkenin 151i Türkiyeye Gel, dünyanın sorunlarını çözmekte bize öncülük et diyorsa, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi için 47 yıllık bir aradan sonra 151 ülke Türkiyeye oy veriyorsa, yani her 10 ülkeden 8i Türkiyeden umut taşıyorsa demek ki, yapılanların geri dönüşümü başlamış. Türkiye, Doğunun en Batılı, Batının en Doğulu ülkesi olarak, hem İslam Konferansı Teşkilatının Genel Sekreterliğini yürütüp, hem Medeniyetler İttifakı Eş Başkanlığını yürütüp, hem BM Güvenlik Konseyi üyeliğini yürütüp, hem AB müzakerelerini sürdürüyorsa, demek ki dünya Türkiyeyi takdir ediyor. Demek ki dünya, Türkiyenin öneminin farkında.
-2010 YILI-
Bu dönemde de mümkün olduğu kadar AB müktesebatına uyum için çabaların süreceğini kaydeden Bağış, Yeni yeni fasıllar açacağız. Ama burada önemli olan fasıl açmak değil, zihin açmaktır dedi
Bakan Bağış, şunları ifade etti:
Avrupa Birliği sürecinde 2010 yılında ülkemizin, milletimizin standartlarını yükseltmek, daha çağdaş, daha medeni, daha şeffaf bir ülkede yaşamasını sağlamak için gereken adımları atmaya devam edeceğiz. Türkiye olarak 2010la ilgili hedeflerimiz ulusal programımız içinde yazılı. Hem Türkiyedeki AB karşıtı insanların kamuoyunu yanlış bilgilerle zehirleme çabalarına son vermemiz gerekiyor, hem de AB ülkelerinde Türkiye karşıtı ön yargılı zihinleri açabilmemiz gerekiyor. Bu nedenle bu dönem iletişime çok ağırlık vereceğiz. İletişim projelerimizde çok artış göreceksiniz. Türkiyeyi AB üyesi ülkelerde tanıtabilmek ve AB sürecimizi Türk halkına daha iyi anlatabilmek için farklı iletişim çalışmaları sürdüreceğiz. Zaten başladık.
AB ül | | Samanyolu Haber Son Dakika 08.02.2010 | | | ABsürecindeson1yılAB sürecinde son 1 yıl |
|
| 17 yıl sonra yakalandı | Haber Türk | 28.01.2010 14:31 |  | | |
| Kar maskeli soyguncu bakın nasıl yakalandı | Samanyolu Haber | 25.01.2010 13:52 |  | | Bursada benzinlik soygununu araştıran polis, kar maskeli soygunculardan birisinin giydiği kazaktan yola çıkarak soygunu çözdü. Güvenlik kameralarına da saniye saniye yansıyan soyguna karışan 6 zanlı, polisin operasyonuyla yakalandı. Edinilen bilgiye göre, merkez Gürsu ilçesinde, önceki hafta taktıkları kar maskesiyle benzin istasyonunda soygun gerçekleştiren 6 kişi polis tarafından yakalandı. Polis, yüzleri görülmeyen zanlıları, geçen yıl gözaltına alınan bir zanlının giydiği desenli kazaktan belirledi. Güvenlik kameralarıyla saniye saniye kaydedilen soygun ile ilgili gözaltına alınan 6 zanlı adliyeye sevk edildi.
Olayda, Cüneyt Yıldıza ait akaryakıt istasyonuna akşam saatlerinde gelen kar maskeli 6 kişi, 3 görevliyi silah zoruyla etkisiz hale getirdikten sonra yüzlerine biber gazı sıkıp kasada bulunan 700 TL para ile 30 adet cep telefonu kontörü alıp kaçtı. Bursa polisi, güvenlik kamerasının saniye saniye görüntülenen soygunun faillerini iki hafta süren çalışmanın ardından yakaladı. Polis, soygun görüntülerini incelerken, kar maskeli soygunculardan birisinin baklava dilimli kazak giydiğini belirledi. Sabıkalılar albümünü araştıran polis, kar maskeli baklava dilimli kazak giyen kişinin İlker Peker olduğunu belirledi. 2008de karıştığı bir soygun girişimi sonrası gözaltına alınan Pekterin o dönemde de aynı kazağı giydiği belirlendi. Zanlı, merkez Yıldırım ilçesindeki evinde gözaltına aldı.
Sorgulamasında suçunu kabul eden zanlı, arkadaşlarının Ahmet Acar (27), Hüseyin Kerem (22), Murat Sarman (23), Murat Uygun (26) ve 17 yaşındaki T.K. olduğunu söyledi. Polis, adreslerini belirlediği 5 kişiyi de gözaltına aldı.
Zanlıların üzerinde MP-5 tipi silahın benzeri olan ve bilye atan oyuncak tabanca, iki adet gaz tabancası, iki kar maskesi ve olay günü kullanılan eldivenler ele geçirildi.
Emniyet Müdürlüğünde susma haklarını kullanan zanlıların, olaydan üç gün önce benzin istasyonunda keşif yaptıkları, soygun girişimini ise çaldıkları iki otomobilin plakalarını değiştirerek gerçekleştirdikleri belirlendi.
Zanlıların, araçları, soygun sonrası bıraktıkları belirlendi. Soyguncuların benzin istasyonundan aldıkları parayı aynı gün gazinoda harcadıkları ortaya çıktı. Sorgulamaları devam eden zanlılar Yağma suçundan adliyeye sevkedildi. (CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 25.01.2010 | | | KarmaskelisoyguncubakınnasılyakalandıKar maskeli soyguncu bakın nasıl yakalandı |
|
| Baronun tilkiliği buraya kadarmış | Takvim | 15.01.2010 05:30 |  | | |
| Baronun tilkiliği buraya kadarmış | Takvim | 15.01.2010 05:30 |  | | |
| Karardan 1 gün sonra askerden kaçtı | Samanyolu Haber | 02.11.2009 08:31 |  | | Gaffar Okkan suikastı sanığı, Yargıtayın bozma kararı üzerine tutuklanması istenince, yakalama kararından bir gün sonra askerliğini yaptığı birlikten firar etti Diyarbakır Emniyet Müdürü Gaffar Okkan ve 5 koruma polisinin şehit edildiği, 6sının da yaralandığı suikasta katıldığı iddiasıyla dava açılan Şener Dünük, hakkında yakalama kararı çıkarıldığını duyunca askerliğini yaptığı Tekirdağ Malkaradaki birliğinden firar etti. Diyarbakırda 24 Ocak 2001 günü korumalarıyla birlikte pusuya düşürülerek şehit edilen Emniyet Müdürü Gaffar Okkan suikastının ardından 6 Ekim 2001de barındığı hücre evinde yakalanan Şener Dünük, yargılama sonucunda suikasta doğrudan katıldığı belirlenemedi ancak Hizbullah örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle 6 yıl 3 ay hapis cezasına çarptırıldı ve tutuklu kaldığı 5 yıl cezasını karşıladığı için serbest bırakıldı. Karara itiraz eden savcı, Dünükün suikasta katıldığına dair ciddi delillerin bulunduğunu belirterek kararın bozulmasını talep etti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, yerel mahkemenin verdiği kararın yanlış olduğunu, Şener Dünükün suikasta katıldığı yönünde yeterli delil bulunduğunu belirterek, sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesini istedi. Yargıtayın bu kararı üzerine dosyayı yeniden incelemeye alan mahkeme Dünük ile birlikte yargılanan bir diğer suikast zanlısı V.Ş.yi 6 Ekim günü tutukladı. Mahkeme aynı gün, 4 aylık asker olan Şener Dünük hakkında da yakalama kararı çıkardı ve birliğine yazı yazarak tutuklanıp geçici olarak askeri cezaevine konulmasını ve sevkinin Diyarbakıra yapılmasını istedi. Yargıtayın istemi doğrultusunda hakkında yakalama kararı çıkarıldığını öğrenen Şener Dünük, Malkaradaki birliğinden, yakalama kararından bir gün sonra 7 Ekimde firar ederek kayıplara karıştı. Şener Dünükün askerliğini yaptığı Tugay Komutanlığınca mahkemeye yazı yazılarak, Adı geçenin tutuklanması, firar ettiğinden dolayı gerçekleşememiştir denildi.
SUİKASTI JİTEM YAPTI
Dünükün avukatı ise mahkemeye itiraz dilekçesi vererek PKK itirafçısı ve JİTEM tetikçisi Muhsin Gül Diyarbakırda Gaffar Okkanın talimatıyla gözaltına alınmıştır. Gül sorgusunda JİTEMin tüm faaliyetlerini detaylı anlatmıştır. Daha sonra serbest kalınca JİTEM bu kişiyi Bizim sırlarımızı polise anlattı diyerek infaz etmiştir. Gaffar Okkanın JİTEMin şehirdeki yasadışı faaliyetlerine engel olduğu için JİTEM tarafından öldürüldüğünü halen İsveçte yaşayan Abdulkadir Aygan açıklamaktadır. Benim müvekkilimin bu suikastla ilgisi yoktur. Olsaydı serbest kaldıktan sonra okuluna devam etmek için dava açmazdı ve askerliğini yapmak için Tekirdağa gitmezdi görüşünü ifade etti. İstanbul Beykozda örgüt lideri Hüseyin Velioğlunun 17 Ocak 2000de öldürülmesine misilleme olarak Hizbullah tarafından öldürüldüğü ileri sürülen Gaffar Okkan suikastının ardından başlayan operasyonlarda suikastta bizzat silah kullandıkları ve gözcülük yaptıkları ileri sürülen 11 zanlı yakalandı. Suikastın faillerinden Hasan ve Hüseyin Sarıağaç adlı kardeşler ile Şafi Demirdağ ve Bedri Esmer ise polisle girdikleri çatışmalarda öldürüldü. Yargılaması yapılan 11 sanıktan 3ünün suikasta katıldıkları sabit görüldü ve cezaları Yargıtayda onandı. 7 Hizbullah tetikçisi halen suikasta katıldıkları gerekçesiyle aranıyor.
KARARDAN BİR GÜN SONRA KAÇTI
Harran Üniversitesinde coğrafya öğretmenliği okuyan Şener Dünük serbest kaldıktan sonra öğrenimine kaldığı yerden devam edebilmek için İdare Mahkemesine dava açmış, ancak bu davası reddedilmişti. 4 aylık asker olan Dünük, Yargıtayın suikasta doğrudan katıldığı yönündeki görüşünün ardından çıkarılan yakalama kararından bir gün sonra Malkaradaki birliğinden firar etti.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 02.11.2009 | | | Karardan1günsonraaskerdenkaçtıKarardan 1 gün sonra askerden kaçtı |
|
| Silivri'de villa bahçesinde ceset kazısı | Samanyolu Haber | 07.08.2009 15:18 |  | | Zengin kişileri kaçırdıktan sonra banka hesaplarındaki paraları boşalttığı öne sürülen gasp çetesinin lideri Mustafa B.A., avukat sevgilisinin yanında Bodrumda sahte kimlikle yakalandı.Silivriden 5 yıl önce kaçılan Gönül Aydınlıyurtun çete tarafından öldürüldüğü ortaya çıkınca çete liderinin babası Ömer F.A.nın Selimpaşadaki villasında iş makineleriyle bu sabah ceset araması yapılıyor. İşadamı Kemal Aydınlıyurtun eşi Gönül Aydınlıyurt (56) 10 Aralık 2004te alışveriş yapmak için çıktığı Silivrideki bir alışveriş merkezi önünden kaçırıldı. Daha sonra alışveriş merkezinin otoparkında kameralara iki kişiyle konuşurken yakalanan Aydınlıyurtun otomobili de ormanlık bir alanda yakılmış olarak bulundu.
Aydınlıyurt olayını araştıran Gasp Büro Amirliği dedektifleri yine 2004 yılında Zekiye Başaran adlı yaşlı bir kadının bir çete tarafından kaçırılıp işkence yapıldığı şikâyeti üzerine çalışma başlattı. Çetenin elinden ölü numarası yaparak kurtulan yaşlı kadının çete üyelerini teşhis etmesinin ardından dedektifler kimlikleri tespit edilen çete üyelerini yakalamak için harekete geçti. Yapılan çalışmalarda çetenin, Aydınlıyurt olayının failleri olduğunu belirlendi. Gönül Aydınlıyurt ile Zekiye Başaranın kaçırılması olaylarının zanlılarından olan Ramazan N., 17 Ocak 2005 tarihinde Beykozda öldürülmüş halde cesedi bulundu. Çete üyelerinden astsubay Mahmut A. ile polis memuru Altuğ Z. yakalandıktan sonra tutuklanarak cezaevine gönderildi. Polis memuru Altuğ Z. 2006 yılında cezaevinden tahliye olur olmaz Kadıköyde cesedi bulundu. Altuğ Z.Nin ölümü şüpheli bulundu.
CESET ARANIYOR
Bu olayların ardından çete lideri Mustafa B. A.nın sahte kimlikle yurtdışına kaçtığı belirlendi. Mustafa B.A.nın 6 ay önce Fatih İdris Çakmaktaş sahte kimliğiyle Kıbrıs üzerinden Türkiyeye giriş yaptığı tespit edildi. Bunun üzerinde Mustafa B.A.yı yakalamak içinTürkiye genelinde çalışma başlatıldı. Ardından önceki günkü operasyonla çete lideri Mustafa B.A. Bitezde avukat sevgilisi Özlem K.nın yazlığında yakalandı.
Genişletilen operasyonlarda, Küçükçekmece eski nüfus müdürü ile nüfus memurunun da aralarında bulunduğu 9 kişi daha gözaltına alındı. Zamanın nüfus müdürü ile memurunun çete lideri Mustafa B.A.ya 2005 yılında yurt dışına kaçmakta kullandığı kimliği hazırladıkları iddia ediliyor. Yapılan sorgulamada, Mustafa B.A.nın suçlamaları kabul etmediği ancak gözaltındaki diğer kişilerin olayları anlattıkları öğrenildi. Sorgulamada, çetenin Gönül Aydınlıyurtu Silivride kaçırdıktan sonra banka hesaplarına el koymak istedikleri, banka hesaplarının kaçırılma olayının ardından bloke edildiği, bu yüzden Aydınlıyurtu öldürerek gömdükleri anlaşıldı.
Bu bilgiler ışığında, çete lideri Mustafa B.A.nın babası Ömer F. A.nın Selimpaşa civarındaki villası önünde Gönül Aydınlıyurtun cesedi iş makineleriyle aranmaya başlandı. Sorgulamada, Mustafa B.A.nın Gönül Aydınlıyurt ile Zekiye Başaranın kaçırılması olayında suç otağı olduğu belirlenen Ramazan N.iy yurt dışından getirmeye çalıştıkları PKKnın 160 milyon Avrosu ile ilgili aralarında anlaşmazlık çıktığı için bıçaklayarak öldürdüğünün tespit edildiği öğrenildi. Olayla ilgili çok yönlü soruşturma sürdürülüyor.
DHA | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.08.2009 | | | SilivridevillabahçesindecesetkazısıSilivride villa bahçesinde ceset kazısı |
|
| 17 yıllık firarı bitiren doğum | GazetePort | 29.07.2009 12:51 |  | | | Tokatın Zile ilçesinde, 25 yıl önce bir karı kocayı öldürdüğü gerekçesiyle müebbet hapis cezasına çarptırılan ve konulduğu cezaevinden firar eden kişi, 17 yıl sonra Muğlanın Marmaris ilçesinde yakalandı. | | GazetePort Güncel 29.07.2009 | | | 17yıllıkfirarıbitirendoğum17 yıllık firarı bitiren doğum |
|
| Firari 17 yıl sonra yakalandı | Haber3 | 29.07.2009 12:07 |  | | |
| Tokat'ta 17 yıllık firari yakalandı | Haber7 | 29.07.2009 11:38 |  | | |
| Tokat'ta 17 yıllık firari yakalandı | Zaman | 29.07.2009 11:36 |  | | |
| JİTEM'in parmağı ortaya çıktı | Samanyolu Haber | 29.07.2009 07:32 |  | | 31 Ekim 2005 tarihinde Van Emniyet Müdürlüğü Erek Polis Merkezine bırakılan bomba patlamıştı. Saldırının ardından Emniyet Müdürü Tacettin Kurt, olay yerinde incelemelerde bulunmuştu. Erek Polis Karakoluna bombalı saldırı ve Van jandarma alay komutanına suikast girişiminde yeni bilgiler ortaya çıktı. Olayın zanlıları hakkında tahkikat isteyen dönemin savcısı İbrahim Selçikin, bir gün sonra bu talebini geri çekmesi kuşkulara yol açmıştı. Avukatların ısrarıyla 3 ay sonra olayların azmettiricisini sorgulayan savcı, jandarmaya çalışıyorum ifadesine rağmen dosyayı kapattı.
Türkiye, yakın geçmişindeki karanlık olaylarla bir bir yüzleşiyor. Faili meçhul cinayetler davası, KCK operasyonu ve Ergenekon soruşturması gibi önemli bir dava da Vanda görülüyor. Yargılamaya konu olan dikkat çekici iki olay, Türkiyenin Şemdinli bombalarını tartıştığı günlerde Vanda yaşandı. Önce 31 Ekim 2005 günü Erek Polis Karakolu bombalandı, ardından İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Hamit Özdemire suikast girişiminde bulunuldu. Komutanın aracına cep telefonu düzenekli bomba koymaya hazırlanan iki kişi, eylemi gerçekleştiremeden yakalandı.
İki olayın da PKK tarafından planlandığı açıklanmasına rağmen dava dosyasında JİTEMi işaret eden bilgiler yer alıyor. Zanlılar, polis ve savcı ifadelerinde, kendilerini azmettirenin Mazlum kod adlı Salih Hasar olduğunu belirtiyor. Ancak bu şahıs, soruşturma esnasında adeta gizli bir el tarafından korunmuş. Zanlıların ifadesi üzerine 17 Kasım 2005te Van Emniyetine bir yazı gönderen dönemin özel yetkili savcısı Halil İbrahim Selçik, gerekli tahkikatın yapılmasını istiyor. Bir gün sonra aynı savcı Emniyete ikinci bir yazı yazarak, ... Gerekli tahkikatın yapılması istenmiş ise de, ilgili yazımızın ifasından vazgeçilerek söz konusu yazının bila infaz iadesi rica olunur. diyor. Ve zanlı Salih Hasar için kovuşturmaya gerek görmüyor.
Mağdur avukatlarının ısrarıyla 3 ay sonra Salih Hasarın ifadesine başvurulması kararlaştırılıyor. Savcıya, jandarma komutanlığında ifade veren Hasar, şu çarpıcı beyanlarda bulunsa da işlem yapılmasına gerek görülmüyor: Emniyet ve MİTe çalışmam, sadece jandarmaya çalışırım.
Şemdinli olaylarını hatırlatan Erek Polis Karakoluna bomba konulması ve Van Jandarma Alay Komutanına suikast girişimini dönemin özel yetkili savcısı Halil İbrahim Selçik soruşturdu. Dava dosyasında yer alan bilgilere göre, olayın zanlıları olarak yakalanan Mehmet Develi ve Tufan Fırat, ifadelerinde Salih Hasarla ilgili çarpıcı bilgiler verdi. Bunun üzerine 17 Kasım 2005 günü Van Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şubesine bir yazı yazan Savcı, ifade tutanaklarında isimleri geçen şahıslar hakkında gerekli tüm tahkikatın İl Jandarma Komutanlığı ile koordineli bir şekilde yapılarak konuyla ilgili araştırma sonucunun en kısa zamanda savcılığa gönderilmesini istiyor. Fakat bir gün sonra aynı savcı, Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesine ikinci bir yazı yazarak, ... gerekli tahkikatın yapılması istenmiş ise de ilgili yazımızın ifasından vazgeçilerek söz konusu yazının bila infaz iadesi rica olunur. diyor.
SAVCI İFADE ALMAKTAN VAZGEÇTİ
İddialara göre Savcı Selçikin soruşturmanın derinleştirilmesi için emniyete yazı yazdığını öğrenen birkaç üst düzey rütbeli asker, savcıyı ziyaret ederek ikinci yazının gönderilmesini sağlıyor. Savcı, eylemlerdeki kilit adam Hasarı ifadeye bile çağırmıyor. Sanık avukatlarının ısrarı sonucunda, 3 ay sonra Salih Hasarın ifadesine başvurulması kararlaştırılıyor. Savcı, Hasarı adliyeye çağırmak yerine, 15 Şubat 2006 gecesi saat 23.00 sularında İl Jandarma Komutanlığına giderek ifadesini alıyor. Savcı Selçik, ifadeyi neden adliyede almadığını tutanaklarda şöyle anlatıyor: İl jandarma komutanlığı ile yapılan görüşmeler neticesinde şahsın terör örgütü ile ilgili jandarmaya bilgiler verdiği, can güvenliği nedeniyle kimliğinin deşifre olmaması için şahsın adliyede ifadesinin alınması sakıncalı bulunmuştur.
Salih Hasarın ifadesi de hayli ilginç. Eski geçici köy korucusu olduğunu ve geçimini düğünlerde türkü söyleyerek sağladığını belirten Hasar, 2003 yılından beri jandarma ile birlikte çalıştığını vurguluyor. 1998 yılında Koma Mazlum isminde müzik grubu kurduğunu, Kürtçe söylediği için o zaman DEPlilerin dikkatini çektiğini kaydediyor. PKKdan gelen baskıyla sürekli örgüt kamplarına giderek konserler verdiğini anlatıyor: Bir gün Irakta bulunan Avaşin kampına Abdullah Öcalanın geleceğini belirterek, beni kampa götürdüler. Öcalan, orada bir konuşma yaptı ve benimle tanıştı. Daha sonra Mahmur kampına gidip orada konser verdim. Dönüşte İstanbulda bulunan Mezopotamya Kültür Merkezine gidip bir süre orada çalıştım. Babamın ısrarı ile tekrar Vana döndüm. Birkaç yıl müzik yaparak geçimimi sağladım. 2003 yılı başlarında halamın oğlu aracılığıyla Hüseyin Başçavuş ile tanıştım. Ben emniyet ve MİTe çalışmam, sadece jandarmaya çalışırım. Bunun sebebi, jandarmanın bana göstermiş olduğu ilgi, alaka ve yakınlıktır. Erek Polis Karakoluna bom | | Samanyolu Haber Son Dakika 29.07.2009 | | | JİTEMinparmağıortayaçıktıJİTEMin parmağı ortaya çıktı |
|
|
| |