Habergec.Com Aranan Kelimeler:altın mı dolar mı? Değerlendirme: 10 / 10 774369
habergec.com
01.10.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

altın mı dolar mı?

Selim Işıklar - Beklentilerin sona ermesi ibreyi aşağı döndürebilir
Zaman
31.08.2014
02:10
Hafta içinde Merkez Bankası kararlarına ve yeni kabineye odaklanan Borsa, her iki beklentinin tahmin edildiği gibi sonuçlanmasının ardından yüksek seviyelerden aşağıya döndü.Cuma günü endeks 81.500 puanı bir ara aşarak son haftaların en yüksek seviyesini görmesine rağmen kabinenin açıklanmasının ardından aşağı döndü. Öncelikle Merkez Bankası kararlarını ele alacak olursak, beklentilerimiz doğrultusunda politika faizi değişmedi. Zira Türkiye benzeri gelişmekte olan ülkelerde daha düşük enflasyon verisine rağmen daha yüksek faizler söz konusu. Merkez Bankası öncelikle enflasyonu görmeyi ve dış piyasalarda olan biteni izleyip hareket etmeyi tercih etti. Baskılar neticesinde karar almayacağını da vurgulayarak bağımsız duruşunu zedelemedi. Gönül ister ki faizler daha düşük olsun, aslında geçen yıl yüzde 4,5’lara kadar düşen bir faiz, gerçekten takdir edilmesi gereken ve Cumhuriyet tarihinde görülmemiş bir seviyeyi göstermişti. Zaten not artışı bu tarihlerde gelmişti. Ancak mayıs ayındaki FED kararı ve ardından yaşanan Gezi olayları sonrası risk katsayısı yükselmiş, Suriye ve diğer bölgelerde yaşanan jeopolitik gelişmeler, ABD’nin 10 yıllık tahvil fiyatlarında yaşanan sert yükselişler; o dönemde hem doları hem de faizleri yukarı çevirmişti. Açıkçası kredi notumuzun artması piyasaları çok olumlu etkilememişti. İçinde bulunduğumuz konjonktürde para risk gördüğü ülkelerde daha fazla faiz ve daha az kur riski ile gitmek istiyor. Türkiye, iki seçimi geride bıraktı. Yabancı yatırımcılar bu seviyelerde çok istekli olmayabilir. Bir yandan rekorları altüst eden ABD borsaları ve Alman borsası risk oluşturuyor, bir yandan da beklentilerin sona ermesi. 2015 yılının ikinci yarısında faiz artış sürecine girecek olan ABD ekonomisi ister istemez likiditeyi daraltacaktır. Bu gelişme öncesi gelişmekte olan piyasalarda bulunan yatırımcılar bir an önce daha likit varlıklara yönelirlerse borsalar bu gelişmelerden etkilenebilirler. Bu nedenle Amerika’da her tarım dışı istihdam verisi ve işsizlik oranı daha fazla önem kazanacak. Zira FED başkanı, beklentilerden önce faiz artışına başlanabileceği sinyalini verdi. Önümüzdeki hafta Amerika’da açıklanacak tarım dışı istihdam ve işsizlik verisi dikkatle takip edilmeli. Borsa’nın 80 bin puanın üstünde kalamaması satış baskısını artırabilir. BDDK’nın temmuz ayına ait bankacılık kârlılık verileri de ayrıca izlenmeli. Sektörel bazda demir çelik, enerji ve çimento hisselerinde hareketlilik sürüyor.1.300 doların üstünde altına satış geliyorJeopolitik gelişmelerin zaman zaman yükselişine izin verdiği altının ons fiyatı kısa fiyat dalgalanmaları dışında sakin bir seyir izliyor. Temmuz ayında 1.346 dolar/ons seviyelerine kadar yükselen altın ons fiyatı 1.270 dolara kadar geriledikten sonra geçen hafta 1.296 dolara kadar yükselmişti. Rusya-Ukrayna arasındaki gerilimin biraz dinmesi sonrası 1.285 dolara tekrar gerileyen ons fiyatı, doların uluslararası piyasalarda Euro karşısında yükselişinden de olumsuz etkileniyor. Uzun vadeli perspektifte geçen yıl yazdığımız bir analizde belirttiğimiz gibi ABD faiz artış sürecinin başlayacağı 2015 yılı öncesinde altın fiyatları lira bazında yükselse de dolar bazında o denli hareket etmesi beklenmemeli. Bir diğer deyişle bir süre daha 1.400-1.200 dolar aralığında dalgalanmalar devam edecektir. Her yükselişte satış baskısının daha baskın olacağı bir süreçten geçiyoruz. Daha doğrusu altın mı, dolar mı derseniz 2015 yılındaki senaryoya göre dolar biraz daha altına karşı değer kazanma olasılığına sahip gözüküyor. Teknik olarak kısa vadede alım sinyali henüz üretmeyen onsun 1.300 doları aşması halinde yükselişe geçebileceği, aksi takdirde 1.280 ve 1.270 dolar ons seviyelerine geri çekilebileceği görülüyor.
Zaman
Köşe Yazıları
31.08.2014
SelimIşıklar-BeklentilerinsonaermesiibreyiaşağıdöndürebilirSelim Işıklar - Beklentilerin sona ermesi ibreyi aşağı döndürebilir
Nuriye Akman - ÇORBACI GÜZELİ
Zaman
05.07.2014
02:08
Çorbanın fotoğrafı bile insanı neşelendirmeye yeter. Hele de iftar vakti yaklaşmışsa... Bedeniniz burada ama düşünceleriniz uzaklardaysa...Vietnamlı küçük kıza kasenizi uzatır, doldurmasını beklersiniz. Kepçesini cömertçe boşaltırken gülümser size. Zanneder ki diğer açlar gibi hemen yan taraftaki masaya geçip kaşıklamaya başlayacaksınız. Oturursunuz fakat elleriniz kucağınızda kalır. Hissedersiniz, çorbacı güzeli sizi yan gözle izliyor.O verdiği, siz aldığınız için memnunsunuz. Bu belli de, neden acaba içmiyorsunuz çorbanızı? Birbirinizin dilini konuşabilseniz işiniz kolaydı; oruçlu olduğunuzu, güneşin batmasını beklediğinizi ifade ederdiniz. Saatinizi gösterip elinizle üç işareti yaparsınız. Üç dakikam var dediğinizi anlar hemen. Yine de merakını tam gideremezsiniz. Ama şimdi duaya odaklanmalısınız.Saniyelerin önemini, akışın hızını fark etme anını kaçırmamalısınız. İzinsiz el uzatamadığınız nimetin tadını çıkaracaksınız. Adına beden denen, son derece karmaşık fiziksel, kimyasal ve psikolojik süreçlerin işlediği bir mekânda yaşadığınızı açlığınız sayesinde hatırlıyorsunuz. İyi de “ben” dediğiniz şey bu mekânın neresinde?İçinizdeyse, kendinizi taşıyorsunuz demektir. Ama nereye saklanmış olabilir? Beyne mi, kalbe mi, rahminize mi? Dışınızdaysa ne uzaklıkta duruyor? Teninizde mi, avuçlarınızda mı? Giysilerinizde mi bulacaksınız onu, pencerenizden baktığınızda mı? Cevap vermek zor. Demek ki pek yabancısınız kendinize. Fakat bu size tedirginlik yerine hafiflik duygusu veriyor. Sanki büyük bir yükten kurtuldunuz. Şükür size orucu nasip edene...Üç dakika dolar nihayet. Besmeleyle kaşığı kaseye daldırırsınız. Çorbacı güzeli derin bir oh çeker. Tebessümleriniz birbirine karışır...***ÖYLE BİR GÖZLÜK ARIYORUM Kİ...Londra sokaklarından bir enstantane. Fotoğraf çekilirken orada olmasam da camları kalp şeklindeki gözlük takan satıcıyla konuşabilirim. Daha doğrusu ben konuşurum, o dinler.Pardon kardeş, elinizde gururdan ve kıskançlıktan gözlerimizi döndürmeyecek bir gözlük var mı acaba? Taktığımızda görünüşe aldanmamızı engelleyecek bir gözlük de olur. Veya gözyaşının yalancısıyla sahtesini ayırabilecek. Yok değil mi? Ben de öyle sanmıştım. Peki burnumuzun üstüne yerleştirip saplarını da kulaklarımızın ardına geçirince bize görülmedik şeyleri gösterecek bir ürününüz var mıydı? Gözlerimiz açıkken bizi güzel düşlere daldıracak?Satıcı kendisiyle maytap geçtiğimi düşünecek. Beni ciddiye alması için neden böylesine özel bir gözlük aradığımı açıklamam lazım. Monoloğuma Shakespeare’den yapacağım alıntılarla devam etsem nasıl olur? Mesela Albany dükünün tespitlerinden ödünç alarak “İğrenç olana iğrenç görünür akıl ve erdem. Ancak kendisinden tat alır pislik. İyi görünür kötü yaratıklar, daha kötüleri varsa eğer” desem bana yardımcı olabilir mi?Böyle konuşurken bir gözüm ağlayacak, diğeri gülecektir muhakkak. Bu halim satıcıyı iyice şaşırtacaktır. Çivisi çıkmış dünyada her şeyi yerli yerinde gösterecek sihirli bir gözlük aradığımı söylesem ve “anlıyor musunuz ıstırabımı” diye sorsam mı? Bir bakarsınız, “Elbette hanımefendi” der ve Kral Lear’in ağzıyla şöyle devam eder:“Faizci kendini dolandıran adamı idam ettirir, lime lime elbiseler en küçük kusurları bile meydana kor, kürklü cübbeler ise her ayıbı örter. Günahına altın kaplat, adaletin kudretli kılıcı bir şey yapamadan kırılır. Paçavralara sar, bir cücenin saman çöpü bile onu deler geçer.”Ağlayan gözüm de gülmeye başlar bu tiradı duyunca. Teşekkür eder ayrılırım tezgâhın başından. Satıcı arkamdan bağırır:“Aradığınız şey gözlük değil kalp, bunu biliyorsunuz değil mi? ”***AŞK RUBAİLERİFotoğraf ister istemez Mevlâna Celaleddin Rumi’nin rubailerini hatırlatıyor. Keşke “Hu” demeyi sema ayinlerine bırakmasak da her anımızda aşkın piri gibi coşup taşabilsek:Ey baş, sen sebep içinde sebep, sebep içinde sebepsin. Ey ten, sen acayiplik içinde acayiplik, acayiplik içinde acayipliksin. Ey gönül sen, istek içinde istek, istek içinde isteksin. Ey can, sen de sevinç içinde sevinç, sevinç içinde sevinçsin.Ey yolun başında oturup da yol arayan! Ayın halesi içine düşmüşsün de ay arıyorsun. Çene çukurunda böyle bir güzellik Yusuf’u dururken, sen kalkmış kuyuya düşen Yusuf’u arıyorsun. Yusuf’u kuyudan çıkaracak kova sensin.Ey akıl, var git, burada hep âşıklar var. Tek bir akıllı bile yok. Sen kıl kesilsen yine burada sığacak yer bulamazsın. Gündüz oldu. Gündüz yakılan her ışık, uyandırılan her akıl mumu, aşk güneşi karşısında hiçbir işe yaramaz, rezil rüsva olur.
Zaman
Köşe Yazıları
05.07.2014
NuriyeAkman-ÇORBACIGÜZELİNuriye Akman - ÇORBACI GÜZELİ
M. Ali Yıldırımtürk - Altın fiyatında yükseliş başka bahara mı kaldı?
Zaman
31.05.2014
02:17
Altın fiyatını etkileyen ekonomik gelişmelere, geçen aylarda bir de Ukrayna odaklı jeopolitik gerginlikler eklendi.Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Batı ülkeleriyle Rusya arasında, Ukrayna ve daha sonra Kırım konusunda diplomatik güç gösterisiyle oluşan jeopolitik gerginliklerin sıcak çatışmaya dönme noktasına yaklaşması, altın fiyatına yükseliş yönünde yansıdı. Altın fiyatı dış piyasalarda ortalama 1.300 dolar/ons seviyesinde işlem görürken, Kırım gerginliği sırasında altın fiyatı 1.392 dolar/ons seviyesine kadar yükseldi. ABD Başkanı Barack Obama’nın Kırım konusunda Rusya ile ülkesi arasındaki gerginliğin ‘sıcak çatışma yerine Rusya’ya uygulanacak ekonomik yaptırımlarla çözüleceğini’ açıklamasıyla, altın fiyatı yeniden 1.300 dolar/ons seviyelerine kademeli olarak geriledi ve ekonomik göstergelerle yönlenmeye başladı. Bu süreçte iç piyasada 24 ayar külçe altın fiyatının oluşumunda dolar/TL de etkili oldu. Dolar/TL’nin yükseldiği günlerde 24 ayar altın fiyatı dış piyasanın bir miktar üzerinde veya yatay, dolar/TL’nin gerilediği günlerde dış piyasa fiyatının aşağısından veya yine yatay kaldığı günler oldu. 24 ayar altın gram fiyatı gerilemelerde 82-83 TL’den, yükselişlerde 89-90 TL’den işlem görürken, altının onsu (1 ons = 31,10 gram) 1.392 dolara tırmandığında yurtiçinde de 99 TL’ye kadar çıktı. Jeopolitik gerginliklerin altın fiyatı üzerindeki etkisinin azalmasıyla birlikte gözler ABD ve Euro Bölgesi’nden açıklanan makroekonomik verilere ve aynı zamanda da Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve Amerikan Merkez Bankası FED’in aylık toplantılarına çevrildi. Bu süreçte büyük hacimli altın fonları, spekülatif işlemlerle altın fiyatının yükselişine destek vererek yüksek hacimli satışlarla altın çıkarmaya başladı. Küresel piyasalardaki likidite daralmasıyla birlikte Çin, Hindistan ve Türkiye’de fiziki altın talebinde gözle görülür gerileme oldu. Yılın ilk çeyreğinde, geçen yıla göre Türkiye’nin altın ithalatı yüze 86’lık gerilemeyle 10 ton olarak gerçekleşti. Bu süreçte Türkiye, İsviçre’ye 30 ton külçe altın ihraç etti. Dünya Altın Konseyi’nin raporunda da aynı dönemde dünyadaki fiziki altın işlemlerinde yüzde 39’luk gerileme olduğu belirtildi. Bizde de önceki gün Darphane bu yılın ilk çeyreğinde cumhuriyet altınları üretiminin yüzde 68 düştüğünü açıkladı. Bir süredir dar aralıkta sıkışık seyreden altın fiyatı, yön arayışını hafta içinde düşüşe çevirdi. Avrupa Parlamentosu için yapılan seçimleri sağ kanadın, Ukrayna seçimini Avrupa yanlısı adayın kazanmasıyla oluşan iyimserlik, ECB’nin parasal genişlemeyi 5 Haziran’daki toplantısında faiz indirimiyle yetineceği, ABD’den son gelen makroekonomik verilerin olumlu olması, kaldıraçlı işlemlerden gelen satışlar ve ay sonu kontrat işlemleri ve yatırımcıların altından, hisse senedi ve tahvil gibi yatırım araçlarına yönelmeleri gibi gerekçelerle altın fiyatı hafta içinde 1.295 dolar/ons’tan 40 dolarlık sert düşüşle 1.255 dolar/ons’a geriledi. 24 ayar altın fiyatı da doların 2,10 TL’nin aşağısında kalmasıyla 84,50 TL/grama kadar geriledi. Yılın ilk yarısının son ayına girilirken altın fiyatında düşüş eğiliminin ivmelenmesi, haziran ve temmuz aylarında altın fiyatında yükseliş beklentisini zayıflattığı gibi, aşağı yönlü dalgalı seyrin süreceği beklentisi oluşturuyor. Bu süreçte teknik olarak altın 1.270 dolar/ons desteğinin de kırılmasıyla 1.220 ve 1.150 dolar/ons desteklerine doğru kademeli olarak gerileyebilir. Doların 2,05-2,08 TL düzeyinde kalacağı varsayımıyla 24 ayar altın 80 TL/grama kadar gerileyebilir. Olası dalgalanmalarda daha geniş bant olarak 80-90 TL/gram aralığında hareket edebilir. Bu açıdan bakıldığında altının yükselişi daha başka bahara kalmış görünüyor. O baharın yakın mı uzak mı olacağını ekonomik gelişmeler belirleyecek. a.yildirimturk@zaman.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
31.05.2014
MAliYıldırımtürk-Altınfiyatındayükselişbaşkabaharakaldı?M Ali Yıldırımtürk - Altın fiyatında yükseliş başka bahara mı kaldı?
Rüşvet rakamları, Meclis tutanaklarında
Zaman
07.05.2014
02:05
Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları nedeniyle haklarında soruşturma komisyonu kurulan eski bakanlarla ilgili rüşvet rakamları Meclis tutanaklarına girdi.Muhalefet milletvekilleri eski bakanlarla ilgili fezlekelerde geçen rüşvet tutarlarını Genel Kurul’da okurken, ‘vay vay vay’ sesleri yükseldi. 16 saat süren görüşmelerde en fazla kullanılan kelime de ‘rüşvet’ oldu. 112 sayfalık Genel Kurul tutanağında 115 kez ‘rüşvet’ kelimesi, 23 kez de ‘hırsız’ veya ‘hırsızlık’ kelimesi geçti. Tutanaklara geçen rüşvet rakamları şöyle:SEYFETTİN YILMAZ (MHP Adana Milletvekili): Şimdi, burada, tapeler ve fezlekelere baktığımızda neyi görüyoruz? Türkiye Cumhuriyeti hükümetinde ekonomi bakanı olarak görev yapan Zafer Çağlayan hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, resmî belgede sahtecilik, birden çok rüşvet aldığına ilişkin iddialar. Neler var bu iddiaların içerisinde? 32 milyon 53 bin 600 Euro, 6 milyon 750 bin dolar, 3 milyon 460 bin TL, 300 bin İsviçre Frangı. (...) Bununla da bitmiyor, saatlerden bahsediliyor, pahalı hediyelerden bahsediliyor. Burada bu saatin hesabının mutlaka birileri tarafından verilmesi lazım. Bu komisyonun bunları incelemesi lazım. İçişleri Bakanı Muammer Güler hakkında, sahte belge düzenlemek, nüfuz suistimali ve birden çok rüşvet aldığına ilişkin suçlamalar. Rüşvet alındığı iddia edilen rakam ne kadar? 5 milyon 800 bin dolar. Yine, AB Bakanı hakkında birçok kez rüşvet aldığına ilişkin iddialar ortalıkta dolaşıyor. Nedir o? 1,5 milyon dolar. Nerede gidiyor bunlar? Ayakkabı kutularının içerisinde. Çikolata kutularında. Takım elbisenin kılıfının içerisinde Egemen Bağış’a 1,5 milyon dolar rüşvet gittiği iddiaları var. Şimdi, ben burada soruyorum, elinizi vicdanınıza koyun: Bakara Sûresi’yle alay eden, Kur’an’ın ayetlerini alaya aldığı tape’yle ortaya çıkan bir bakanı, burada inançlarının sağlam olduğuna inandığım, değer yargılarına güvendiğim milletvekillerinin savunmak mecburiyeti var mıdır? Buradan soruyorum. Metehan Demir -ismi geçen şahıs- en azından şunu yaptı: En azından televizyon yaptığı programdan çekilmek zorunda kaldı. Ama sizin Avrupa Birliği Bakanı’nız hâlâ Başbakan’la beraber, hiçbir şey olmamış gibi, balkon konuşmasıyla birtakım şeyleri ifade etmeye çalışıyor.ALİ ÖZGÜNDÜZ (CHP İstanbul Milletvekili): Zafer Çağlayan 3.9.2012 tarihinde bir gazetenin -söylemeyeceğim- ekonomi sayfasına bir beyanat veriyor: “Bu yapılan ihracat başarısının altında kim ne sebep ararsa arasın, Türkiye ihracatını yapmaya devam edecektir. Bilhassa altın ihracatı ile ilgili farklı sözleri söyleyenler eğer mutlaka ahlaksız arıyorlarsa kendileri aynaya baksınlar, ahlaksızın kim olduğunu görürler.” Bunun üzerine, bir hafta sonra, 11.9.2013’te 2 milyon Euro gönderiliyor hesaba. Zafer Çağlan baktın mı aynaya, ahlaksızı gördün mü, ahlaksızı gördün mü, bakıyor musun aynaya? (CHP sıralarından alkışlar) Zafer Çağlayan’la Rıza Sarraf arasında ilk rüşvet ilişkisi 19 Mart 2012’de başlıyor değerli arkadaşlar. Dediğimiz gibi, toplam rüşvet 52 milyon dolar, bu toplamı. 30 milyon 53 bin 600 Euro, 6 milyon 776 bin 750 dolar, 3 milyon 465 bin TL, 300 bin İsviçre Frangı değerinde saat. Başka bir şey söyleyeyim mi değerli arkadaşlar? Yani, hakikaten, bunu söylemeyecektim ama o savunması üzerine söylemek zorundayım: 12 Nisan 2013’te oğlu evlendi biliyorsunuz. 27 Mart tarihinde, yani düğünden on beş gün önce, Nuruosmaniye’de bulunan -kuyumcunun ismini söylemiyorum- değerli taşlar satan meşhur mücevheratçıdan 3 takım mücevherat alınıyor, 2 milyon 684 bin 11 dolara, 2 milyon 684 bin dolara, 3 takım. (...) Gana’dan gelip Dubai’ye gönderilen altınla ilgili sizin Bakanlığınız, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrük Müfettişliği’nin hazırladığı rapor var. Burada usulsüzlüğü açıkça söylüyor. 1,5 ton altından değerli arkadaşlar, 1.208 kilosu yurtdışına gidiyor, yaklaşık 300 kilosu -yani burada kargoda 1.500 kilogram altın deniyor, 1.208 kilogramı çıkış yapıyor- şu anda yok, piyasada yok, içeride yani. Bu para ne oldu, birilerine rüşvet mi verildi, ne yapıldı onu bilmiyoruz.
Zaman
En Çok Okunan
07.05.2014
RüşvetrakamlarıMeclistutanaklarındaRüşvet rakamları Meclis tutanaklarında
Rüşvet rakamları, Meclis tutanaklarında
Zaman
07.05.2014
02:05
Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları nedeniyle haklarında soruşturma komisyonu kurulan eski bakanlarla ilgili rüşvet rakamları Meclis tutanaklarına girdi.Muhalefet milletvekilleri eski bakanlarla ilgili fezlekelerde geçen rüşvet tutarlarını Genel Kurul’da okurken, ‘vay vay vay’ sesleri yükseldi. 16 saat süren görüşmelerde en fazla kullanılan kelime de ‘rüşvet’ oldu. 112 sayfalık Genel Kurul tutanağında 115 kez ‘rüşvet’ kelimesi, 23 kez de ‘hırsız’ veya ‘hırsızlık’ kelimesi geçti. Tutanaklara geçen rüşvet rakamları şöyle:SEYFETTİN YILMAZ (MHP Adana Milletvekili): Şimdi, burada, tapeler ve fezlekelere baktığımızda neyi görüyoruz? Türkiye Cumhuriyeti hükümetinde ekonomi bakanı olarak görev yapan Zafer Çağlayan hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, resmî belgede sahtecilik, birden çok rüşvet aldığına ilişkin iddialar. Neler var bu iddiaların içerisinde? 32 milyon 53 bin 600 Euro, 6 milyon 750 bin dolar, 3 milyon 460 bin TL, 300 bin İsviçre Frangı. (...) Bununla da bitmiyor, saatlerden bahsediliyor, pahalı hediyelerden bahsediliyor. Burada bu saatin hesabının mutlaka birileri tarafından verilmesi lazım. Bu komisyonun bunları incelemesi lazım. İçişleri Bakanı Muammer Güler hakkında, sahte belge düzenlemek, nüfuz suistimali ve birden çok rüşvet aldığına ilişkin suçlamalar. Rüşvet alındığı iddia edilen rakam ne kadar? 5 milyon 800 bin dolar. Yine, AB Bakanı hakkında birçok kez rüşvet aldığına ilişkin iddialar ortalıkta dolaşıyor. Nedir o? 1,5 milyon dolar. Nerede gidiyor bunlar? Ayakkabı kutularının içerisinde. Çikolata kutularında. Takım elbisenin kılıfının içerisinde Egemen Bağış’a 1,5 milyon dolar rüşvet gittiği iddiaları var. Şimdi, ben burada soruyorum, elinizi vicdanınıza koyun: Bakara Sûresi’yle alay eden, Kur’an’ın ayetlerini alaya aldığı tape’yle ortaya çıkan bir bakanı, burada inançlarının sağlam olduğuna inandığım, değer yargılarına güvendiğim milletvekillerinin savunmak mecburiyeti var mıdır? Buradan soruyorum. Metehan Demir -ismi geçen şahıs- en azından şunu yaptı: En azından televizyon yaptığı programdan çekilmek zorunda kaldı. Ama sizin Avrupa Birliği Bakanı’nız hâlâ Başbakan’la beraber, hiçbir şey olmamış gibi, balkon konuşmasıyla birtakım şeyleri ifade etmeye çalışıyor.ALİ ÖZGÜNDÜZ (CHP İstanbul Milletvekili): Zafer Çağlayan 3.9.2012 tarihinde bir gazetenin -söylemeyeceğim- ekonomi sayfasına bir beyanat veriyor: “Bu yapılan ihracat başarısının altında kim ne sebep ararsa arasın, Türkiye ihracatını yapmaya devam edecektir. Bilhassa altın ihracatı ile ilgili farklı sözleri söyleyenler eğer mutlaka ahlaksız arıyorlarsa kendileri aynaya baksınlar, ahlaksızın kim olduğunu görürler.” Bunun üzerine, bir hafta sonra, 11.9.2013’te 2 milyon Euro gönderiliyor hesaba. Zafer Çağlan baktın mı aynaya, ahlaksızı gördün mü, ahlaksızı gördün mü, bakıyor musun aynaya? (CHP sıralarından alkışlar) Zafer Çağlayan’la Rıza Sarraf arasında ilk rüşvet ilişkisi 19 Mart 2012’de başlıyor değerli arkadaşlar. Dediğimiz gibi, toplam rüşvet 52 milyon dolar, bu toplamı. 30 milyon 53 bin 600 Euro, 6 milyon 776 bin 750 dolar, 3 milyon 465 bin TL, 300 bin İsviçre Frangı değerinde saat. Başka bir şey söyleyeyim mi değerli arkadaşlar? Yani, hakikaten, bunu söylemeyecektim ama o savunması üzerine söylemek zorundayım: 12 Nisan 2013’te oğlu evlendi biliyorsunuz. 27 Mart tarihinde, yani düğünden on beş gün önce, Nuruosmaniye’de bulunan -kuyumcunun ismini söylemiyorum- değerli taşlar satan meşhur mücevheratçıdan 3 takım mücevherat alınıyor, 2 milyon 684 bin 11 dolara, 2 milyon 684 bin dolara, 3 takım. (...) Gana’dan gelip Dubai’ye gönderilen altınla ilgili sizin Bakanlığınız, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrük Müfettişliği’nin hazırladığı rapor var. Burada usulsüzlüğü açıkça söylüyor. 1,5 ton altından değerli arkadaşlar, 1.208 kilosu yurtdışına gidiyor, yaklaşık 300 kilosu -yani burada kargoda 1.500 kilogram altın deniyor, 1.208 kilogramı çıkış yapıyor- şu anda yok, piyasada yok, içeride yani. Bu para ne oldu, birilerine rüşvet mi verildi, ne yapıldı onu bilmiyoruz.
Zaman
Politika
07.05.2014
RüşvetrakamlarıMeclistutanaklarındaRüşvet rakamları Meclis tutanaklarında
Zarrab'ın holdingi 360 TL vergi ödemiş
Zaman
07.05.2014
02:05
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 3 eski bakana milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanan İran asıllı işadamı Reza Zarrab’ın ortak olduğu şirketlerin geçen yıl ödedikleri vergileri açıkladı. Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin cari açığını ben kapattım diyordu. Listede adı var mı? Yok. Bunlar vergiyi Erdoğan’a yatırıyor. Elden, nakit, keş.” dedi.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında 17 Aralık soruşturmasında 3 eski bakana milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanan Reza Zarrab’ın ortağı olduğu şirketlerin geçen yıl ödedikleri vergi miktarlarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Buna göre, Zarrab’ın ortağı olduğu kuruluşlardan Royal Holding sadece 360 TL vergi öderken, Royal Denizcilik 7 milyon TL, Volgan Gıda 1,3 milyon TL, Safir Altın 1,9 milyon TL vergi ödedi. Zarrab’ın ortağı olduğu Royal Mobilya, Arca Otelcilik ve Are Havacılık şirketleri ise tek kuruş vergi ödememiş. CHP lideri, bu rakamları tek tek sıraladıktan sonra ekledi: “Ne diyordu Reza Zarrab; ‘Türkiye’nin cari açığını ben kapattım.’ diyordu. Listede adı var mı? Yok. Bunlar aslında vergi ödüyorlar ama vergi dairesine ödeyeceklerinden haberleri yok! Vergiyi paralel vergi dairesine, Erdoğan’a yatırıyorlar. Elden, nakit, keş…” CHP lideri, konuşmasında Ana-yasa’ya aykırı olarak kendisini ifade vermeye çağıran Savcı Mehmet Demir’e de sert çıktı. “Bir tetikçi savcı vardı, beni çağırmış. Aslında hiç üzülmedim de, gülüp geçtim. Benim merak ettiğim, bu savcıya diplomayı kim verdi?” diye soran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Cumhuriyet savcısına saygı duyarım ama Bilal’in savcısı olursa duymam. Araştırdık kim şikâyet etmiş diye, bir hırsız şikâyet etmiş! Deniz Feneri’ni hatırlıyorsunuz. Sonunda o savcıları çıkardılar. Burada da beni çıkaracağını sanıyor. Benim ifademi alacakmış bu savcı bozuntusu. Kim oluyorsun sen? Bir cumhuriyet savcıları var, bir de Erdoğan savcıları var. Sen değil; yanına Bilal Erdoğan’ı al, yetmezse babasını da al öyle gel. Gün ola harman ola, bunların hepsinin hesabı sorulacaktır.”SANSÜRÜN SORUMLUSU CEMİL ÇİÇEKÖnceki gün TBMM’deki 4 eski bakanla ilgili soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin görüşmelerin TBMM TV’den verilmemesi ve internet yayınının da kesilmeye çalışılmasını sert bir dille eleştiren CHP lideri Kılıçdaroğlu, bu olaydan Meclis Başkanı Cemil Çiçek’i sorumlu tuttu. Kılıçdaroğlu, “O raporlar soruşturma komisyonuna gelecek ve hepsini kamuoyuyla paylaşacağız. Halk bunları öğrenmesin diye Meclis TV’ye sansür getirdiler. Neden yasak getiriyorsunuz? Bunun sorumlusu, hiç kimse alınmasın TBMM’yi yöneten kişidir. Yani Cemil Çiçek’tir. Ben isterdim ki o bakanlar konuşunca Türkiye’deki herkes izlesin. Onlara da sansür getirdiler.” şeklinde konuştu. Meclis TV’nin yanı sıra TRT’nin de kendilerine sansür uyguladığını belirten Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde haber bültenlerinde partilere ayrılan süreleri YSK’nın verilerinden okudu: “22 Şubat ile 2 Mart arasında ekrana getirilen partilerle ilgili haberler: AKP 13 saat 12 dakika, CHP 45 dk, MHP 42 dk, BDP 2 dk. Sansür ruhlarına işlemiş. Bu TRT tarafsız mı? İktidar borazanlığı yapıyor. Firavunlara, hırsızlara, yolsuzluk yapanlara ortak olmayın. Vicdanınızın sesini dinleyin. Emin olun, o zaman demokrasi kazanacak.”
Zaman
Politika
07.05.2014
Zarrabınholdingi360TLvergiödemişZarrabın holdingi 360 TL vergi ödemiş
Zarrab'ın holdingi 360 TL vergi ödemiş
Zaman
07.05.2014
02:05
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 3 eski bakana milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanan İran asıllı işadamı Reza Zarrab’ın ortak olduğu şirketlerin geçen yıl ödedikleri vergileri açıkladı. Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin cari açığını ben kapattım diyordu. Listede adı var mı? Yok. Bunlar vergiyi Erdoğan’a yatırıyor. Elden, nakit, keş.” dedi.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında 17 Aralık soruşturmasında 3 eski bakana milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanan Reza Zarrab’ın ortağı olduğu şirketlerin geçen yıl ödedikleri vergi miktarlarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Buna göre, Zarrab’ın ortağı olduğu kuruluşlardan Royal Holding sadece 360 TL vergi öderken, Royal Denizcilik 7 milyon TL, Volgan Gıda 1,3 milyon TL, Safir Altın 1,9 milyon TL vergi ödedi. Zarrab’ın ortağı olduğu Royal Mobilya, Arca Otelcilik ve Are Havacılık şirketleri ise tek kuruş vergi ödememiş. CHP lideri, bu rakamları tek tek sıraladıktan sonra ekledi: “Ne diyordu Reza Zarrab; ‘Türkiye’nin cari açığını ben kapattım.’ diyordu. Listede adı var mı? Yok. Bunlar aslında vergi ödüyorlar ama vergi dairesine ödeyeceklerinden haberleri yok! Vergiyi paralel vergi dairesine, Erdoğan’a yatırıyorlar. Elden, nakit, keş…” CHP lideri, konuşmasında Ana-yasa’ya aykırı olarak kendisini ifade vermeye çağıran Savcı Mehmet Demir’e de sert çıktı. “Bir tetikçi savcı vardı, beni çağırmış. Aslında hiç üzülmedim de, gülüp geçtim. Benim merak ettiğim, bu savcıya diplomayı kim verdi?” diye soran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Cumhuriyet savcısına saygı duyarım ama Bilal’in savcısı olursa duymam. Araştırdık kim şikâyet etmiş diye, bir hırsız şikâyet etmiş! Deniz Feneri’ni hatırlıyorsunuz. Sonunda o savcıları çıkardılar. Burada da beni çıkaracağını sanıyor. Benim ifademi alacakmış bu savcı bozuntusu. Kim oluyorsun sen? Bir cumhuriyet savcıları var, bir de Erdoğan savcıları var. Sen değil; yanına Bilal Erdoğan’ı al, yetmezse babasını da al öyle gel. Gün ola harman ola, bunların hepsinin hesabı sorulacaktır.”SANSÜRÜN SORUMLUSU CEMİL ÇİÇEKÖnceki gün TBMM’deki 4 eski bakanla ilgili soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin görüşmelerin TBMM TV’den verilmemesi ve internet yayınının da kesilmeye çalışılmasını sert bir dille eleştiren CHP lideri Kılıçdaroğlu, bu olaydan Meclis Başkanı Cemil Çiçek’i sorumlu tuttu. Kılıçdaroğlu, “O raporlar soruşturma komisyonuna gelecek ve hepsini kamuoyuyla paylaşacağız. Halk bunları öğrenmesin diye Meclis TV’ye sansür getirdiler. Neden yasak getiriyorsunuz? Bunun sorumlusu, hiç kimse alınmasın TBMM’yi yöneten kişidir. Yani Cemil Çiçek’tir. Ben isterdim ki o bakanlar konuşunca Türkiye’deki herkes izlesin. Onlara da sansür getirdiler.” şeklinde konuştu. Meclis TV’nin yanı sıra TRT’nin de kendilerine sansür uyguladığını belirten Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde haber bültenlerinde partilere ayrılan süreleri YSK’nın verilerinden okudu: “22 Şubat ile 2 Mart arasında ekrana getirilen partilerle ilgili haberler: AKP 13 saat 12 dakika, CHP 45 dk, MHP 42 dk, BDP 2 dk. Sansür ruhlarına işlemiş. Bu TRT tarafsız mı? İktidar borazanlığı yapıyor. Firavunlara, hırsızlara, yolsuzluk yapanlara ortak olmayın. Vicdanınızın sesini dinleyin. Emin olun, o zaman demokrasi kazanacak.”
Zaman
Ana Sayfa
07.05.2014
Zarrabınholdingi360TLvergiödemişZarrabın holdingi 360 TL vergi ödemiş
Rüşvet rakamları, Meclis tutanaklarında
Zaman
07.05.2014
02:05
Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları nedeniyle haklarında soruşturma komisyonu kurulan eski bakanlarla ilgili rüşvet rakamları Meclis tutanaklarına girdi.Muhalefet milletvekilleri eski bakanlarla ilgili fezlekelerde geçen rüşvet tutarlarını Genel Kurul’da okurken, ‘vay vay vay’ sesleri yükseldi. 16 saat süren görüşmelerde en fazla kullanılan kelime de ‘rüşvet’ oldu. 112 sayfalık Genel Kurul tutanağında 115 kez ‘rüşvet’ kelimesi, 23 kez de ‘hırsız’ veya ‘hırsızlık’ kelimesi geçti. Tutanaklara geçen rüşvet rakamları şöyle:SEYFETTİN YILMAZ (MHP Adana Milletvekili): Şimdi, burada, tapeler ve fezlekelere baktığımızda neyi görüyoruz? Türkiye Cumhuriyeti hükümetinde ekonomi bakanı olarak görev yapan Zafer Çağlayan hakkında 5607 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanunu’na muhalefet, resmî belgede sahtecilik, birden çok rüşvet aldığına ilişkin iddialar. Neler var bu iddiaların içerisinde? 32 milyon 53 bin 600 Euro, 6 milyon 750 bin dolar, 3 milyon 460 bin TL, 300 bin İsviçre Frangı. (...) Bununla da bitmiyor, saatlerden bahsediliyor, pahalı hediyelerden bahsediliyor. Burada bu saatin hesabının mutlaka birileri tarafından verilmesi lazım. Bu komisyonun bunları incelemesi lazım. İçişleri Bakanı Muammer Güler hakkında, sahte belge düzenlemek, nüfuz suistimali ve birden çok rüşvet aldığına ilişkin suçlamalar. Rüşvet alındığı iddia edilen rakam ne kadar? 5 milyon 800 bin dolar. Yine, AB Bakanı hakkında birçok kez rüşvet aldığına ilişkin iddialar ortalıkta dolaşıyor. Nedir o? 1,5 milyon dolar. Nerede gidiyor bunlar? Ayakkabı kutularının içerisinde. Çikolata kutularında. Takım elbisenin kılıfının içerisinde Egemen Bağış’a 1,5 milyon dolar rüşvet gittiği iddiaları var. Şimdi, ben burada soruyorum, elinizi vicdanınıza koyun: Bakara Sûresi’yle alay eden, Kur’an’ın ayetlerini alaya aldığı tape’yle ortaya çıkan bir bakanı, burada inançlarının sağlam olduğuna inandığım, değer yargılarına güvendiğim milletvekillerinin savunmak mecburiyeti var mıdır? Buradan soruyorum. Metehan Demir -ismi geçen şahıs- en azından şunu yaptı: En azından televizyon yaptığı programdan çekilmek zorunda kaldı. Ama sizin Avrupa Birliği Bakanı’nız hâlâ Başbakan’la beraber, hiçbir şey olmamış gibi, balkon konuşmasıyla birtakım şeyleri ifade etmeye çalışıyor.ALİ ÖZGÜNDÜZ (CHP İstanbul Milletvekili): Zafer Çağlayan 3.9.2012 tarihinde bir gazetenin -söylemeyeceğim- ekonomi sayfasına bir beyanat veriyor: “Bu yapılan ihracat başarısının altında kim ne sebep ararsa arasın, Türkiye ihracatını yapmaya devam edecektir. Bilhassa altın ihracatı ile ilgili farklı sözleri söyleyenler eğer mutlaka ahlaksız arıyorlarsa kendileri aynaya baksınlar, ahlaksızın kim olduğunu görürler.” Bunun üzerine, bir hafta sonra, 11.9.2013’te 2 milyon Euro gönderiliyor hesaba. Zafer Çağlan baktın mı aynaya, ahlaksızı gördün mü, ahlaksızı gördün mü, bakıyor musun aynaya? (CHP sıralarından alkışlar) Zafer Çağlayan’la Rıza Sarraf arasında ilk rüşvet ilişkisi 19 Mart 2012’de başlıyor değerli arkadaşlar. Dediğimiz gibi, toplam rüşvet 52 milyon dolar, bu toplamı. 30 milyon 53 bin 600 Euro, 6 milyon 776 bin 750 dolar, 3 milyon 465 bin TL, 300 bin İsviçre Frangı değerinde saat. Başka bir şey söyleyeyim mi değerli arkadaşlar? Yani, hakikaten, bunu söylemeyecektim ama o savunması üzerine söylemek zorundayım: 12 Nisan 2013’te oğlu evlendi biliyorsunuz. 27 Mart tarihinde, yani düğünden on beş gün önce, Nuruosmaniye’de bulunan -kuyumcunun ismini söylemiyorum- değerli taşlar satan meşhur mücevheratçıdan 3 takım mücevherat alınıyor, 2 milyon 684 bin 11 dolara, 2 milyon 684 bin dolara, 3 takım. (...) Gana’dan gelip Dubai’ye gönderilen altınla ilgili sizin Bakanlığınız, Gümrük ve Ticaret Bakanlığı Gümrük Müfettişliği’nin hazırladığı rapor var. Burada usulsüzlüğü açıkça söylüyor. 1,5 ton altından değerli arkadaşlar, 1.208 kilosu yurtdışına gidiyor, yaklaşık 300 kilosu -yani burada kargoda 1.500 kilogram altın deniyor, 1.208 kilogramı çıkış yapıyor- şu anda yok, piyasada yok, içeride yani. Bu para ne oldu, birilerine rüşvet mi verildi, ne yapıldı onu bilmiyoruz.
Zaman
Ana Sayfa
07.05.2014
RüşvetrakamlarıMeclistutanaklarındaRüşvet rakamları Meclis tutanaklarında
Selim Işıklar - Merkez'in açıklaması, düşük bankacılık kârlarını gölgede bıraktı
Zaman
04.05.2014
02:04
Geçen haftaki analizimizde bankaların geçen yıla göre oldukça düşük kâr açıklayacaklarını, ABD Merkez Bankası’nın (FED) 10 milyar dolarlık tahvil alım kesintisine gideceğini ve istihdam piyasasında yüksek bir veri beklendiğini belirtmiş, bu gelişmelere paralel teknik bir düzeltme hareketinin olabileceğini ifade etmiştik.Beklediğimiz veriler gerçekleşti. Ancak özellikle seçimler sonrası yaşanan Borsa endeks hareketleri, beklediğimizin aksine oldukça iyimser sayılabilecek şekilde yukarı yönlü oldu. Benim tahminim önce bir düzeltme ile 68 bin seviyesine kadar gerilemesi ve her yükselişte satış gelmesi yönündeydi. Bu beklentimi tersine çeviren en önemli gelişme, Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın açıklamaları oldu. Merkez Bankası, son gelişmelerden sonra iyimser bir süreç yaşayan gelişmekte olan piyasa hareketleri ve seçimin ardından siyasi anlamda önemli belirsizliklerin ortadan kalkması neticesinde faiz indirimlerinin gelebileceğini açıkladı. Borsa, 30 Mart seçimleri öncesi başlayan ve seçim sonuçlarının ardından devam eden alımlarla 75 bin puana kadar yükselmiş durumda. Hiç şüphesiz bankacılık hisselerinde belirgin bir kâr azalışına rağmen, Çin bankasının Tekstilbank’ı satın alma kararı ve bedelin piyasa fiyatının üstünde olması ve belirttiğimiz gelişmeler, piyasalar üzerindeki baskıyı iyice azalttı. Burada en önemli unsur, yabancı yatırımcılar, belirli sayıdaki banka ve kurumsal şirketlerde şu an düşüş istemiyor. Belki genel seçimlere kadar böyle bir stratejileri olabilir. Teknik bir düzeltme dahi bu noktada söz konusu edilmediyse, ABD verileri ve FED kararları yanında gerilimin arttığı Ukrayna-Rusya ve ABD olayları piyasaları olumsuz yönde etkilemiyorsa, fazla diyecek bir şey yok. Şirketlerin açıkladıkları ilk çeyrek bilançolarına göre çimento, gübre, demir-çelik sektörü 2013’ün ilk çeyreğine göre oldukça kârlı geçirmiş durumda. Bankacılıktaki kâr düşüşü ise piyasalarda çok önemsenmedi. Geçen yıla göre yüzde 25’lik bir düşüş söz konusu. İlk çeyrek konsolide bilançolar 12 Mayıs’a kadar açıklanmaya devam edecek. Bu sonuçlar bundan sonra hisse fiyatlarına ne ölçüde yansıyacak? Sadece bankacılık sektörü ile sınırlı mı kalacak? Zarardan kâra geçen şirketler ya da kârını önemli ölçüde artırarak sürpriz yapanlar önümüzdeki hafta önemli primler yapabilir. İlk çeyrekte yaşanan belirsizlikler ve güven kaybına rağmen şu ana kadar açıklanan bilançoların beklentilerin üstünde olumlu geldiğini, bankacılık sektöründeki kâr kaybına rağmen faiz indirim beklentilerinin ve fiyatlardaki toparlanma isteğinin yeni yabancı alımlarını getirdiği bir haftayı geride bıraktık. Bilanço beklentileri ve vade sona erdi. Ağustos ayındaki cumhurbaşkanlığı seçimlerine kadar çok önemli bir gelişme olmaz ise piyasaların yine bu havada pozitif bir seyir izleyeceği daha güçlü bir ihtimal. 71 bin puana kadar geriledikten sonra bu kadar güçlü tepki verdiyse ve gidecek daha yüksek seviyeler de varsa 23 Mayıs’ta bir not indirimi gelse de çok önemsenmeyebilir. (Not indirimi beklentisi giderek zayıflıyor.) Açıkçası kısa vadeli bir düşüş ya da düzeltme beklentisi için birçok faktörün bulunduğunu geçen hafta ayrıntısıyla açıklamıştım. Bunların neredeyse tamamı gerçekleşti. Ancak Borsa endeksi belirli sayıda yabancı yatırımcının inisiyatifinde ve onlar alım kararı verdiler. Endeks, 70 binin altına gerilemeyeceğinin sinyalini vererek 72 bin puanı ve 74 bin puanı bariz bir şekilde kırdı.Piyasalar, ABD ve AB’yi eskisi gibi önemsemiyorPiyasalar geçen hafta içinde yine şaşırtıcı şekilde hareket etti. Dolar, hem içeride hem de dışarıda bir sebep olmaksızın değer kaybetti. Önce çarşamba günü FED, tahvil alım miktarında 10 milyar dolarlık bir azaltım kararı verdi. Cuma günü ise tarım dışı istihdam verileri beklentilerin oldukça üstünde çıktı. İşsizlik oranı yüzde 6,3 gerilemesine rağmen piyasalarda dolar zayıf bir seyir izledi. ABD ekonomisinin toparlanma sürecini sürdürdüğüne ve istihdam piyasasındaki iyileşmeye ilişkin güçlü sinyallere rağmen ABD 10 yıllık tahvil fiyatları da yüzde 2,58 seviyesinde kalarak şaşırtmaya devam etti. Önümüzdeki hafta kritik veri sadece Avrupa Merkez Bankası (ECB) toplantısından gelecek. Bu toplantıda da değişiklik beklenmiyor. Avrupa düşük faiz politikasına devam edecek. Petrolde 110 dolar, altın ons fiyatında ise 1.300 dolar kritik seviyeler olarak göze çarpıyor. Merkez Bankası’nın ‘faiz indirebiliriz’ açıklamalarına rağmen dolar/TL kotasyonları 2,10 seviyelerinde ve Merkez Bankası rezervleri 129 milyar düzeyinde. Bu noktada söylenebilecek en önemli şey, tüm bu olumsuzluklara rağmen piyasalar FED ve ABD verilerini artık eskisi kadar önemsemiyor denilebilir.
Zaman
Köşe Yazıları
04.05.2014
SelimIşıklar-MerkezinaçıklamasıdüşükbankacılıkkârlarınıgölgedebıraktıSelim Işıklar - Merkezin açıklaması düşük bankacılık kârlarını gölgede bıraktı
"Zarrab'ın sözleri deli saçması"
Zaman
22.04.2014
02:57
Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda tutuklanan, daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Reza Zarrab, geçen hafta havuz medyasına konuştu.Zarrab’ın sözleri deli saçması olarak yorumlanırken, yaptığı açıklamalar ekonomist köşe yazarları tarafından inandırıcı bulunmadı. Habertürk Gazetesi’nden Yavuz Semerci, 20 Nisan’da kaleme aldığı ‘Zarrab işadamı mı?’ başlıklı yazısında, Zarrab’ın 200 ton altın ihraç edip Türkiye’ye 25 milyar lira para kazandırma iddiasının deli saçması olduğunu vurguladı.200 ton altının son 3 yıllık fiyatlar baz alındığında 8 ila 8,5 milyar dolar arasında değiştiğini kaydeden Semerci, “Bugünün fiyatlarıyla 16 milyar lira değerinde altın ihraç edip bunu İran’a satarak 25 milyar lira Türkiye’ye para kazandırdığını ve cari açığı kapattığını ileri sürmek aklımızla alay etmektir.” yorumunu yaptı. Semerci, Zarrab’ın İran’ın Türkiye ile yıllık ticaret rakamının 87 değil 3,5 milyar Euro olduğunu söylemesiyle ilgili olarak ise, “İran ile ticaretin miktarı hesaplanırken, Türkiye’nin İran’a yönelik dolaylı ticareti de hesaba katılmalı. Birleşik Arap Emirlikleri veya Çin kanallı bazı işlemlerin İran’la ilgili olduğu biliniyor. Ancak konumuz milyon dolarlık rüşvetler. Bunun için 87 milyar Euro’luk bir ticaret hacmine ihtiyaç yok zaten. Halk Bankası ile daha düşük komisyon oranından iş yapabilirseniz, birilerine dağıtılacak sermaye oluşur nitekim!” açıklamasını yaptı. Radikal Gazetesi yazarı Uğur Gürses ise dünkü ‘Zarrab’dan al ödemeler dengesi dersini’ başlıklı yazısında, “İhraç edilen altınlarla 25 milyar TL’lik bir gelir sağlanıyorsa Zarrab’ın 2012′de Türkiye Gelir Vergisi rekortmeni olması beklenirdi, öyle değil mi?” sorusunu ortaya attı. Gürses, Zarrab’ın 200 ton altın ihraç ederek Türkiye’nin cari açığının yüzde 15’ini kapattığını söylemesiyle ilgili ise, “Bu ihraç edilen altınlar ‘patates toplar gibi’ topraktan çıkarılıp mı ihraç edildi? Tabii ki hayır; gerçek şu ki ithal edilen altınlarla yapıldı.” değerlendirmesinde bulundu. Normal şartlarda Türkiye’nin iç talep ve kuyumculuk ürünleri ihracatı için her yıl ortalama 200 tona yakın altın ithal ettiğine ve Türkiye’nin nette altın ithalatçısı bir ülke olduğuna dikkat çeken Gürses, “Giden altınlar için İran ihracat bedeli ödemedi, zira bunun karşılığı daha önce Türkiye’ye sattığı enerji bedellerinden oluşan mevduat hesabında birikmişti. Türkiye’nin ödemeler dengesine de ne olumlu ne de olumsuz bir etkisi yok.” sözleriyle Zarrab’ın aslında Türkiye’ye değil, alacağın taşınması konusunda İran’a iyilik yaptığını aktardı. Zarrab’ın kendini savunmak için tüm ticareti bankalar üzerinden yaptığını söylemesini de değerlendiren Gürses, banka üzerinden para transferi yapabiliyor olmanın yapılan ticareti aklamayacağının altını çizdi.Hürriyet Gazetesi’nden Erdal Sağlam da dünkü ‘Cari açığı düşüren babayiğit’ başlıklı yazısında, Reza Zarrab’ın cari açığa ilişkin sözlerinin şaka gibi olduğunu söyledi. Türkiye’nin ciddi altın üreten bir ülke olmadığına işaret eden Sağlam, “Yani altın ihracatını yapmak için ithalat yapmak zorunda ve cari açık dediğiniz şey ancak ülkede üretilen, katma değeri olan bir malın döviz karşılığı satış ile azaltılabilir.” dedi. Türkiye’de 20012 yılında başlayan altın üretiminin yıllık olarak en fazla 25-30 ton olduğunu aktaran Sağlam, Zarrab’ın sözünü ettiği rakamlar yanında bu rakamın devede kulak kaldığını belirtti. Sağlam’ın gündeme gelmesi gerektiğini söylediği sorulardan bazıları ise şunlar: “Bu illegal yöntemler nedeniyle çok sayıda odağa çeşitli oranlarda paralar ödendi mi? İhracat yapılmış gibi gösterilip para havale edildiği için ihracat rakamlarının doğru olup olmadığı, ithalat ve ihracatta hangi kaçakların olduğu, bunlara kimlerin göz yumduğu araştırıldı mı? Bunlar karşılığında elde edilen menfaatler, devlet adına nüfuz kullanarak bu işlere yol veren siyasiler, memurların saptanması gerekmiyor mu?”
Zaman
En Çok Okunan
22.04.2014
ZarrabınsözleridelisaçmasıZarrabın sözleri deli saçması
"Zarrab'ın sözleri deli saçması"
Zaman
22.04.2014
02:01
Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda tutuklanan, daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Reza Zarrab, geçen hafta havuz medyasına konuştu.Zarrab’ın sözleri deli saçması olarak yorumlanırken, yaptığı açıklamalar ekonomist köşe yazarları tarafından inandırıcı bulunmadı. Habertürk Gazetesi’nden Yavuz Semerci, 20 Nisan’da kaleme aldığı ‘Zarrab işadamı mı?’ başlıklı yazısında, Zarrab’ın 200 ton altın ihraç edip Türkiye’ye 25 milyar lira para kazandırma iddiasının deli saçması olduğunu vurguladı.200 ton altının son 3 yıllık fiyatlar baz alındığında 8 ila 8,5 milyar dolar arasında değiştiğini kaydeden Semerci, “Bugünün fiyatlarıyla 16 milyar lira değerinde altın ihraç edip bunu İran’a satarak 25 milyar lira Türkiye’ye para kazandırdığını ve cari açığı kapattığını ileri sürmek aklımızla alay etmektir.” yorumunu yaptı. Semerci, Zarrab’ın İran’ın Türkiye ile yıllık ticaret rakamının 87 değil 3,5 milyar Euro olduğunu söylemesiyle ilgili olarak ise, “İran ile ticaretin miktarı hesaplanırken, Türkiye’nin İran’a yönelik dolaylı ticareti de hesaba katılmalı. Birleşik Arap Emirlikleri veya Çin kanallı bazı işlemlerin İran’la ilgili olduğu biliniyor. Ancak konumuz milyon dolarlık rüşvetler. Bunun için 87 milyar Euro’luk bir ticaret hacmine ihtiyaç yok zaten. Halk Bankası ile daha düşük komisyon oranından iş yapabilirseniz, birilerine dağıtılacak sermaye oluşur nitekim!” açıklamasını yaptı. Radikal Gazetesi yazarı Uğur Gürses ise dünkü ‘Zarrab’dan al ödemeler dengesi dersini’ başlıklı yazısında, “İhraç edilen altınlarla 25 milyar TL’lik bir gelir sağlanıyorsa Zarrab’ın 2012′de Türkiye Gelir Vergisi rekortmeni olması beklenirdi, öyle değil mi?” sorusunu ortaya attı. Gürses, Zarrab’ın 200 ton altın ihraç ederek Türkiye’nin cari açığının yüzde 15’ini kapattığını söylemesiyle ilgili ise, “Bu ihraç edilen altınlar ‘patates toplar gibi’ topraktan çıkarılıp mı ihraç edildi? Tabii ki hayır; gerçek şu ki ithal edilen altınlarla yapıldı.” değerlendirmesinde bulundu. Normal şartlarda Türkiye’nin iç talep ve kuyumculuk ürünleri ihracatı için her yıl ortalama 200 tona yakın altın ithal ettiğine ve Türkiye’nin nette altın ithalatçısı bir ülke olduğuna dikkat çeken Gürses, “Giden altınlar için İran ihracat bedeli ödemedi, zira bunun karşılığı daha önce Türkiye’ye sattığı enerji bedellerinden oluşan mevduat hesabında birikmişti. Türkiye’nin ödemeler dengesine de ne olumlu ne de olumsuz bir etkisi yok.” sözleriyle Zarrab’ın aslında Türkiye’ye değil, alacağın taşınması konusunda İran’a iyilik yaptığını aktardı. Zarrab’ın kendini savunmak için tüm ticareti bankalar üzerinden yaptığını söylemesini de değerlendiren Gürses, banka üzerinden para transferi yapabiliyor olmanın yapılan ticareti aklamayacağının altını çizdi.Hürriyet Gazetesi’nden Erdal Sağlam da dünkü ‘Cari açığı düşüren babayiğit’ başlıklı yazısında, Reza Zarrab’ın cari açığa ilişkin sözlerinin şaka gibi olduğunu söyledi. Türkiye’nin ciddi altın üreten bir ülke olmadığına işaret eden Sağlam, “Yani altın ihracatını yapmak için ithalat yapmak zorunda ve cari açık dediğiniz şey ancak ülkede üretilen, katma değeri olan bir malın döviz karşılığı satış ile azaltılabilir.” dedi. Türkiye’de 20012 yılında başlayan altın üretiminin yıllık olarak en fazla 25-30 ton olduğunu aktaran Sağlam, Zarrab’ın sözünü ettiği rakamlar yanında bu rakamın devede kulak kaldığını belirtti. Sağlam’ın gündeme gelmesi gerektiğini söylediği sorulardan bazıları ise şunlar: “Bu illegal yöntemler nedeniyle çok sayıda odağa çeşitli oranlarda paralar ödendi mi? İhracat yapılmış gibi gösterilip para havale edildiği için ihracat rakamlarının doğru olup olmadığı, ithalat ve ihracatta hangi kaçakların olduğu, bunlara kimlerin göz yumduğu araştırıldı mı? Bunlar karşılığında elde edilen menfaatler, devlet adına nüfuz kullanarak bu işlere yol veren siyasiler, memurların saptanması gerekmiyor mu?”
Zaman
Ekonomi
22.04.2014
ZarrabınsözleridelisaçmasıZarrabın sözleri deli saçması
"Zarrab'ın sözleri deli saçması"
Zaman
22.04.2014
02:00
Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda tutuklanan, daha sonra tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılan Reza Zarrab, geçen hafta havuz medyasına konuştu.Zarrab’ın sözleri deli saçması olarak yorumlanırken, yaptığı açıklamalar ekonomist köşe yazarları tarafından inandırıcı bulunmadı. Habertürk Gazetesi’nden Yavuz Semerci, 20 Nisan’da kaleme aldığı ‘Zarrab işadamı mı?’ başlıklı yazısında, Zarrab’ın 200 ton altın ihraç edip Türkiye’ye 25 milyar lira para kazandırma iddiasının deli saçması olduğunu vurguladı.200 ton altının son 3 yıllık fiyatlar baz alındığında 8 ila 8,5 milyar dolar arasında değiştiğini kaydeden Semerci, “Bugünün fiyatlarıyla 16 milyar lira değerinde altın ihraç edip bunu İran’a satarak 25 milyar lira Türkiye’ye para kazandırdığını ve cari açığı kapattığını ileri sürmek aklımızla alay etmektir.” yorumunu yaptı. Semerci, Zarrab’ın İran’ın Türkiye ile yıllık ticaret rakamının 87 değil 3,5 milyar Euro olduğunu söylemesiyle ilgili olarak ise, “İran ile ticaretin miktarı hesaplanırken, Türkiye’nin İran’a yönelik dolaylı ticareti de hesaba katılmalı. Birleşik Arap Emirlikleri veya Çin kanallı bazı işlemlerin İran’la ilgili olduğu biliniyor. Ancak konumuz milyon dolarlık rüşvetler. Bunun için 87 milyar Euro’luk bir ticaret hacmine ihtiyaç yok zaten. Halk Bankası ile daha düşük komisyon oranından iş yapabilirseniz, birilerine dağıtılacak sermaye oluşur nitekim!” açıklamasını yaptı. Radikal Gazetesi yazarı Uğur Gürses ise dünkü ‘Zarrab’dan al ödemeler dengesi dersini’ başlıklı yazısında, “İhraç edilen altınlarla 25 milyar TL’lik bir gelir sağlanıyorsa Zarrab’ın 2012′de Türkiye Gelir Vergisi rekortmeni olması beklenirdi, öyle değil mi?” sorusunu ortaya attı. Gürses, Zarrab’ın 200 ton altın ihraç ederek Türkiye’nin cari açığının yüzde 15’ini kapattığını söylemesiyle ilgili ise, “Bu ihraç edilen altınlar ‘patates toplar gibi’ topraktan çıkarılıp mı ihraç edildi? Tabii ki hayır; gerçek şu ki ithal edilen altınlarla yapıldı.” değerlendirmesinde bulundu. Normal şartlarda Türkiye’nin iç talep ve kuyumculuk ürünleri ihracatı için her yıl ortalama 200 tona yakın altın ithal ettiğine ve Türkiye’nin nette altın ithalatçısı bir ülke olduğuna dikkat çeken Gürses, “Giden altınlar için İran ihracat bedeli ödemedi, zira bunun karşılığı daha önce Türkiye’ye sattığı enerji bedellerinden oluşan mevduat hesabında birikmişti. Türkiye’nin ödemeler dengesine de ne olumlu ne de olumsuz bir etkisi yok.” sözleriyle Zarrab’ın aslında Türkiye’ye değil, alacağın taşınması konusunda İran’a iyilik yaptığını aktardı. Zarrab’ın kendini savunmak için tüm ticareti bankalar üzerinden yaptığını söylemesini de değerlendiren Gürses, banka üzerinden para transferi yapabiliyor olmanın yapılan ticareti aklamayacağının altını çizdi.Hürriyet Gazetesi’nden Erdal Sağlam da dünkü ‘Cari açığı düşüren babayiğit’ başlıklı yazısında, Reza Zarrab’ın cari açığa ilişkin sözlerinin şaka gibi olduğunu söyledi. Türkiye’nin ciddi altın üreten bir ülke olmadığına işaret eden Sağlam, “Yani altın ihracatını yapmak için ithalat yapmak zorunda ve cari açık dediğiniz şey ancak ülkede üretilen, katma değeri olan bir malın döviz karşılığı satış ile azaltılabilir.” dedi. Türkiye’de 20012 yılında başlayan altın üretiminin yıllık olarak en fazla 25-30 ton olduğunu aktaran Sağlam, Zarrab’ın sözünü ettiği rakamlar yanında bu rakamın devede kulak kaldığını belirtti. Sağlam’ın gündeme gelmesi gerektiğini söylediği sorulardan bazıları ise şunlar: “Bu illegal yöntemler nedeniyle çok sayıda odağa çeşitli oranlarda paralar ödendi mi? İhracat yapılmış gibi gösterilip para havale edildiği için ihracat rakamlarının doğru olup olmadığı, ithalat ve ihracatta hangi kaçakların olduğu, bunlara kimlerin göz yumduğu araştırıldı mı? Bunlar karşılığında elde edilen menfaatler, devlet adına nüfuz kullanarak bu işlere yol veren siyasiler, memurların saptanması gerekmiyor mu?”
Zaman
Ana Sayfa
22.04.2014
ZarrabınsözleridelisaçmasıZarrabın sözleri deli saçması
17 Aralık'ta yolsuzluk ve rüşvet su yüzüne çıktı
Zaman
12.03.2014
22:34
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvetin su yüzüne çıktığını söyledi. Bahçeli, Başbakanın yolsuzluğu reddetmesi geçici bir süre rahatlatabilir.Ama sonu iyi değildir. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası meydanlarda önüne gelene hakaret ederek kimine haşhaşi, kimisine paralel diyerek gündem değiştiriyor. Ama sen her gün komplolarla, montajlarla bir takım sıkıntılar oluşturuyorsan, sen bir şeylerden korkuyorsun, panik halindesin başına gelecekleri şimdiden görmeye başladın. Çünkü ne yaptığını sen biliyorsun. dedi.Bahçeli, Aydında partisinin İstasyon Meydanında düzenlediği mitingi katıldı. Konuşmasında Başbakan Erdoğanı hedef alan Bahçeli, Ülkemiz iyi yönetilmiyor. Recep Tayyip Erdoğanın siyasal ömrü tükenmiştir. AKP iktidarı döneminde, açlık, ahlaksızlık, adaletsizlik, işsizlik baş göstermiştir. Kadınlara yönelik şiddet devamlı artmaktadır. Ekonomik ve sosyal yönden rızkını kazanmakta aciz düşmüş olan insanımız, içine kapanmış kara kara düşünüyor. Bir gün geliyor psikolojisi bozuluyor ve cinnet getirerek bir aileyi katlediyor. diye konuştu.17 ARALIK YOLSUZLUK VE RÜŞVET SU YÜZÜNE ÇIKMIŞTIRErdoğanın Türkiyenin her değerini istismar ettiğini dile getiren Bahçeli şunları söyledi; Her şeyi kendisinin yaptığını söylüyor. Ama kendisinin bir şeyi yaptığı var ki, o da 17 Aralıkta dışı vurdu. 17 Aralıkta yolsuzluk ve rüşvet su yüzüne çıkmıştır. İmar, kamu ihalesine fesat karıştırma. Yolsuzluk ve rüşvet, kara para aklama, altın kaçakçılığı. Kendi siyasi hayatımızda kunduranın içerisine para saklama alışkanlığımız var mı? 4,5 milyon dolar kunduraya nasıl sığıyor. Başbakan bunlar hayır için toplanmıştı diyor. Türkiyede yolsuzluk ve rüşvet çok tehlikeli duruma gelmiştir. Sayın başbakan yolsuzlukla mücadeleyi öne çıkaracağı yerde komplo yapıldı, montaj yapıldı diyor. Sana niçin komplo montaj yapılacak. Komplo ve montaj sayın başbakanın kurgusu. Yolsuzluğu üzerine gideceği yerde komplo demenin kime faydası var. Yolsuzluk ve rüşvet toplumsal hastalıktır. Kalıcı olursa, toplumu çürütür, devleti çökertir, rejimi değiştirir, dikdatörleri yıkar atar. Bunun hafif ve alınacak bir tarafı yok. Başbakanın yolsuzluğu reddetmesi geçici bir süre rahatlatabilir. Ama sonu iyi değildir. Kendisine çeki düzen vermelidir. Aklını başına almalıdır. Milletin sesine kulak vermelidir. Meydanlarda sağdan soldan hırsızlarla ilgili slogan atılıyorsa Recep Tayyip Erdoğan milletin sesine kulak ver. Demokrasi içerisinde AK Parti oy kaybına uğramalıdır. Oy kaybına uğrayarak kendisine çeki düzen vermelidir. Bunun haricinde hiçbir yola tevessül edilmemelidir.BAŞBAKAN TOPLUMSAL GERİLİMİ ARTIRIYORRüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrası Başbakanın oğlu ile yaptığı iddia edilen telefon görüşmesini çirkin bir görüşme olarak değerlendiren Bahçeli, Bu görüşme montaj değil gerçekse bu millete bu böyle bir rezalet yakışmaz. Oğlunla olan muhabbetini millet merak ediyor, sen merak etmiyor musun? Eğer montaj değilse senin yolun yüce divandır. Recep Tayyip Erdoğan yolsuzlukla mücadele etme yerine üzerini örtmeye, değişik gündemler ortaya çıkarmaya ve milleti yolsuzlukla mücadele davranışlarını ötelemeye çalışıyor olabilir. Bu süreçte toplumsal gelirimi artırmak isteyenler olabilir. Kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen olabilir. Gençlerimiz ve aziz vatandaşlarım her konuya karşı duyarlı olan. Her rüzgara kapılmayın. Her fırtınanın altında kalmayın. Kendi ve aklınızı kullanın. Bunun yolu demokrasiyle olmalıdır. Ya git yolsuzlukla mücadeleyi başlat, sağa sola çatışma, kimisine paralel devlet, kimisine Haşhaşi kimisine alçak, kimine bilmem ne demeye gerek yok. Ya yüce divan yolunu aç, teskereler Meclise kendi elinle getir herkes desin ki Türkiyede yolsuzlukla mücadele sistemi içerisinde oluyor diyebilsin. Ama sen her gün komplolarla, montajlarla bir takım sıkıntılar oluşturuyorsan sen bir şeylerden korkuyorsun, panik halindesin başına gelecekleri şimdiden görmeye başladın. Çünkü ne yaptığını sen biliyorsun. Kürsülerde yalan dolan her şeyi konuşuyor birçok kişiye de hakaret ediyorsun. Siyasilere, partilere, vatandaşlara hakaret ediyorsun. ifadelerini kullandı.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
12.03.2014
17Aralıktayolsuzlukverüşvetsuyüzüneçıktı17 Aralıkta yolsuzluk ve rüşvet su yüzüne çıktı
17 Aralık'ta yolsuzluk ve rüşvet su yüzüne çıktı
Zaman
12.03.2014
22:34
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvetin su yüzüne çıktığını söyledi. Bahçeli, Başbakanın yolsuzluğu reddetmesi geçici bir süre rahatlatabilir.Ama sonu iyi değildir. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası meydanlarda önüne gelene hakaret ederek kimine haşhaşi, kimisine paralel diyerek gündem değiştiriyor. Ama sen her gün komplolarla, montajlarla bir takım sıkıntılar oluşturuyorsan, sen bir şeylerden korkuyorsun, panik halindesin başına gelecekleri şimdiden görmeye başladın. Çünkü ne yaptığını sen biliyorsun. dedi.Bahçeli, Aydında partisinin İstasyon Meydanında düzenlediği mitingi katıldı. Konuşmasında Başbakan Erdoğanı hedef alan Bahçeli, Ülkemiz iyi yönetilmiyor. Recep Tayyip Erdoğanın siyasal ömrü tükenmiştir. AKP iktidarı döneminde, açlık, ahlaksızlık, adaletsizlik, işsizlik baş göstermiştir. Kadınlara yönelik şiddet devamlı artmaktadır. Ekonomik ve sosyal yönden rızkını kazanmakta aciz düşmüş olan insanımız, içine kapanmış kara kara düşünüyor. Bir gün geliyor psikolojisi bozuluyor ve cinnet getirerek bir aileyi katlediyor. diye konuştu.17 ARALIK YOLSUZLUK VE RÜŞVET SU YÜZÜNE ÇIKMIŞTIRErdoğanın Türkiyenin her değerini istismar ettiğini dile getiren Bahçeli şunları söyledi; Her şeyi kendisinin yaptığını söylüyor. Ama kendisinin bir şeyi yaptığı var ki, o da 17 Aralıkta dışı vurdu. 17 Aralıkta yolsuzluk ve rüşvet su yüzüne çıkmıştır. İmar, kamu ihalesine fesat karıştırma. Yolsuzluk ve rüşvet, kara para aklama, altın kaçakçılığı. Kendi siyasi hayatımızda kunduranın içerisine para saklama alışkanlığımız var mı? 4,5 milyon dolar kunduraya nasıl sığıyor. Başbakan bunlar hayır için toplanmıştı diyor. Türkiyede yolsuzluk ve rüşvet çok tehlikeli duruma gelmiştir. Sayın başbakan yolsuzlukla mücadeleyi öne çıkaracağı yerde komplo yapıldı, montaj yapıldı diyor. Sana niçin komplo montaj yapılacak. Komplo ve montaj sayın başbakanın kurgusu. Yolsuzluğu üzerine gideceği yerde komplo demenin kime faydası var. Yolsuzluk ve rüşvet toplumsal hastalıktır. Kalıcı olursa, toplumu çürütür, devleti çökertir, rejimi değiştirir, dikdatörleri yıkar atar. Bunun hafif ve alınacak bir tarafı yok. Başbakanın yolsuzluğu reddetmesi geçici bir süre rahatlatabilir. Ama sonu iyi değildir. Kendisine çeki düzen vermelidir. Aklını başına almalıdır. Milletin sesine kulak vermelidir. Meydanlarda sağdan soldan hırsızlarla ilgili slogan atılıyorsa Recep Tayyip Erdoğan milletin sesine kulak ver. Demokrasi içerisinde AK Parti oy kaybına uğramalıdır. Oy kaybına uğrayarak kendisine çeki düzen vermelidir. Bunun haricinde hiçbir yola tevessül edilmemelidir.BAŞBAKAN TOPLUMSAL GERİLİMİ ARTIRIYORRüşvet ve yolsuzluk operasyonu sonrası Başbakanın oğlu ile yaptığı iddia edilen telefon görüşmesini çirkin bir görüşme olarak değerlendiren Bahçeli, Bu görüşme montaj değil gerçekse bu millete bu böyle bir rezalet yakışmaz. Oğlunla olan muhabbetini millet merak ediyor, sen merak etmiyor musun? Eğer montaj değilse senin yolun yüce divandır. Recep Tayyip Erdoğan yolsuzlukla mücadele etme yerine üzerini örtmeye, değişik gündemler ortaya çıkarmaya ve milleti yolsuzlukla mücadele davranışlarını ötelemeye çalışıyor olabilir. Bu süreçte toplumsal gelirimi artırmak isteyenler olabilir. Kardeşi kardeşe kırdırmak isteyen olabilir. Gençlerimiz ve aziz vatandaşlarım her konuya karşı duyarlı olan. Her rüzgara kapılmayın. Her fırtınanın altında kalmayın. Kendi ve aklınızı kullanın. Bunun yolu demokrasiyle olmalıdır. Ya git yolsuzlukla mücadeleyi başlat, sağa sola çatışma, kimisine paralel devlet, kimisine Haşhaşi kimisine alçak, kimine bilmem ne demeye gerek yok. Ya yüce divan yolunu aç, teskereler Meclise kendi elinle getir herkes desin ki Türkiyede yolsuzlukla mücadele sistemi içerisinde oluyor diyebilsin. Ama sen her gün komplolarla, montajlarla bir takım sıkıntılar oluşturuyorsan sen bir şeylerden korkuyorsun, panik halindesin başına gelecekleri şimdiden görmeye başladın. Çünkü ne yaptığını sen biliyorsun. Kürsülerde yalan dolan her şeyi konuşuyor birçok kişiye de hakaret ediyorsun. Siyasilere, partilere, vatandaşlara hakaret ediyorsun. ifadelerini kullandı.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
12.03.2014
17Aralıktayolsuzlukverüşvetsuyüzüneçıktı17 Aralıkta yolsuzluk ve rüşvet su yüzüne çıktı
Selim Işıklar - Labirente giren Türkiye
Zaman
09.02.2014
02:19
‘Piyasalarımızın gözü sıfırcı hocalarda’ başlıklı analizimiz 24 Kasım tarihinde yayınlanmıştı. Açıkçası o tarihlerde gerilimin tırmandığı ve 2013 yılında not artışına yardım eden gelişmelerin tam tersi bir sürecin başlamasıyla kredi derecelendirme kuruluşlarından Standard and Poor’s sinyali vermişti. Derecelendirme kuruluşlarının Türkiye’ye bakışlarını çok tasvip etmesem de onlara bu fırsat altın tepsi ile sunuldu.Kırılgan beşli içinde en fazla ilgi çeken ve diğerlerini etkilemeye başlayan Türkiye’nin şu an en fazla ihtiyacı olan şey, bozulan siyasi dengelerin yeniden kurulması. Mayıs ayından bu yana yaşanan gelişmeleri tarafsız bir gözle analiz etmeye çalıştığımızda dünyanın yeni bir ekonomik dengeye doğru gittiğini görüyoruz (parasal bolluğun bitiş ve faiz artış sürecinin başladığı süreç). Bu süreçte Türkiye’nin dış şoklara ya da bölgedeki sıcak gelişmelere karşı en yumuşak karnı, dış ticaret dengesi. 2013 yılında açıklanan ticaret açığı yıllık 100 milyar dolar. Böylesi bir açığın Türkiye için sürdürülemez olduğu bir gerçek. Yeni ekonomi dengesi 12 yıldır süren ve Doğu’ya inanılmaz bir para bolluğu sunan ortamın artık olmayacağı algısı ile mesajlar vermeye başladı. Belki de not görünümünün negatife çevrilmesi bu mesajın bir parçası olabilir. Not artışı süreci bitti, not düşüşü tehlikesi başladı. Seçimler yılı olması, belirli bir risk priminin olmasını ve Türkiye piyasaları ve ekonomisinin bundan olumsuz etkileneceğini gösteriyordu. Ancak gidişata bakıldığında 2001 yılı Şubat ayından bu yana Türkiye siyasetinde hiç bu derece gerilim ve kördüğüm yaşanmamıştı. Sonuç olarak halen Türkiye ne tüm sorunlarını çözmüş süper bir devlet ne de 2001 sürecini yaşayan hasta adam. Ama siyasi karmaşa ve belirsizliğe yol açan yaklaşımlar sebebiyle 2001’e doğru rotayı çeviren bir Türkiye görünümü söz konusu. Bu durum bir an önce değişmeli. Bu yönde adımlar atılmalıdır. Aksi takdirde aldığımız mesafe ne kadar uzun olsa da girilen bu labirentte Türkiye’nin başladığı noktaya geri dönme ihtimali var. Piyasalarımızda geçen hafta yaşanan olumlu hava sanıyorum bu not görünümü ile bozulabilir. Cuma ABD’de açıklanan tarım dışı istihdam verisi ve işsizlik verileri dolarda 2,20 liranın altına bir gerileme yaşatmış, piyasalarda yükseliş için bir bahane olmuştu. Ancak S&P not görünümünü negatife çevirmesi yatırımcılar için hafta sonu risklerini gözler önüne sermiş oldu.Petrol fiyatları 2014 yükselişine başladı mı?Cuma günü açıklanan tarım dışı istihdam verilerindeki sürpriz gelişme petrol fiyatlarını tetiklemiş gözüküyor. 107 dolar civarında hareket etmekte olan petrol fiyatları cuma günü 110 dolara dayandı. 113 dolara kadar yükselme potansiyeli olan petrol fiyatları geçen yılın sonlarında 113 doları test ettikten sonra 105 dolara gerilemişti. Petrol fiyatları geçen yıl boyunca 97 -117 dolar aralığında hareket etmişti. Dolar ise aynı dönemde 1,75 ile 2,15 lira arasında hareket ederek yüzde 20,5 değerlenmişti. Petrol fiyatlarının reel bazda yüzde 21 oranında Türkiye ekonomisi üzerinde bir etki oluşturması, önümüzdeki aylarda maliyet enflasyonunda önemli bir artışı da beraberinde getireceği kaçınılmaz olacaktır. Bu sebeple 2014 yılında maliyet enflasyonu dolayısıyla muhtemel bir durgunluk yaşanacağı bir gerçek. Türkiye’nin bu durumu hafif sıyrıklarla atlatabilmesi için dünyada petrol fiyatlarının düşüşe geçmesi ve liranın güç kazanması gerekiyor. Bu şartlarda mümkün mü? Oldukça zor. Merkez Bankası’nın faiz artış kararı ile döviz şimdilik dizginlense de not görünümünün negatife çekilmesi durumu değiştirebilir. Petrol fiyatlarına gelince, geçen yıl zaman zaman yükselse de genelde 100 dolar civarında. Gelişmekte olan ülkeler ve özellikle Çin ve Hindistan düşüşe geçse de Avrupa ve ABD’nin bu düşüşü dengelemesi fiyatların düşmesini engelleyebilir.
Zaman
Köşe Yazıları
09.02.2014
SelimIşıklar-LabirentegirenTürkiyeSelim Işıklar - Labirente giren Türkiye
Turhan Bozkurt - TÜİK kumpas kurdu!
Zaman
04.02.2014
02:15
Türkiye İstatistik Enstitüsü (TÜİK) ocak ayı enflasyon rakamlarını dün açıkladı. Tüketici Fiyatları’nda (TÜFE) aylık artış yüzde 1,72.TÜFE’de en fazla ağırlığa sahip kalemlerden gıda fiyatları yüzde 5,16 yükseldi. Enflasyonun ateşini gıda fiyatları yükseltti. 126 baz puanlık katkı buradan geldi. Tarım Gıda ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker, kuru fasulyenin kilosu 10 TL’yi aştığında, “Biz zaten başta söyledik. Arz eksikliğinden kaynaklanan bir durum söz konusu değil. O yüksek denilen fiyatlar da gerçeği zaten yansıtmıyordu. Piyasada ürün var.” değerlendirmesini yapmıştı. Ancak TÜİK bakanı tekzip etti. Son 10 yılın en yüksek ocak ayı gıda enflasyonuna şahit olduk. Özetle mutfakta yangın var. Aylık enflasyonun niye yüksek çıktığını izah ediyoruz. Gıda zamlarından sonra en fazla neyi konuştuk ocakta. Gece yarısı artırılan ÖTV’nin şokunu atlatamadan akaryakıt ve şişman tüpe gelen zamlar vardı öyle ya! Benzin, motorin ve LPG ile otomobil vergilerinin zam yağmurları ile yıkandığını vatandaş söylese de hükümet oralı olmadı. Ulaştırma kalemi, “TÜFE’ye 39 baz puan da benden olsun” diyerek fiyatları coşturdu. Giyim ve ayakkabı fiyatları yüzde 7,6 gerilemişti oysa. Mutfaktaki yangın yüzünden bu kalemdeki düşüşü fark edemedik. Bakan Eker kabul etse de etmese de kuru fasulyeden patatese temel gıda maddelerinde fiyat artışı sürüyor. Ocak ayı enflasyon arşivimizdeki en tantanalı ay olarak yerini aldı. Gıda zamlarına ne kadar teşekkür etsek azdır (!) Şubatta ne olacak? İpucu ocak ayı Üretici Fiyatları’nda (ÜFE). Aylık yüzde 3,32 ve yıllık yüzde 10,72. Maliyet artışı tüketiciye yansıtılamamış. Niçin? Talep düşük. Son kapasite kullanımına bakın. Moraller bozuk. Üretici buna daha ne kadar katlanabilir bilinmez. Toptan fiyatlardaki artışın şubattan itibaren perakende fiyatlara yansıdığını göreceğiz. Çekirdek enflasyona (Gıda, alkolsüz ve alkollü içecekler, tütün, altın ve enerji hariç) gelince tablo yine parlak değil. Aylık bazda yüzde 0,31 artmış. Yıllık artış ise yüzde 7,08’den yüzde 7,59’a yükselmiş. Akbank’ın raporunda dikkat çekildiği gibi bu seviye, Mayıs 2012’den bu yana en yüksek yıllık artışa işaret ediyor. Dolar ve Euro’nun TL karşısında değer kazanmaya devam ettiği bir ortamda düşük enflasyonu unutalım. Kur geçişkenliği eskiye nazaran azalmış gibi görünse de asıl ikincil etkiler bugünden sonra görülecek. Merkez Bankası geçen hafta 2014 yılı için enflasyon tahminini yüzde 5,2-yüzde 8 aralığına yükseltmişti. Orta noktası 6,6. TCMB, aralığı bu kadar geniş tuttu. Çünkü kur kaynaklı baskının sürmesini ihtimal dâhilinde tutuyor. Kuraklık, zirai kuraklığa dönerse yaz aylarında gıda fiyatlarının mevsim normallerinin üzerinde seyrettiğini görebiliriz. “Kuru fasulyede kumpas var. Fiyatları stokçular artırıyor” kolaycılığına yeltenmeden evvel, “Türkiye bakliyatta niçin dışa bağımlı?” sualine samimiyetle cevap bulmak lazım. Muhtemel kuraklık en fazla bakliyat üretimini vuracak. Türkiye’nin dışa bağımlılığı ortada iken gümrük vergisini sıfırlasanız bile bakliyat fiyatını ne kadar aşağı çekebilirsiniz ki! 1 TL bilemediniz 2 TL ucuzlar. O da dünyada üretim kaybı yaşanmazsa. Merkez Bankası faizi artırarak doların ateşini kısmen düşürdü. Buna rağmen Başbakan tarafından B, C planları ile tehdit edildi. Şimdi milli istatistik kurumumuz adına endişelendim. Seçimden önce enflasyonu yüksek açıkladı diye TÜİK’i hükümete kumpas kurmakla suçlayabilir yerli Pravdalar. Hatta “TÜİK, milli iradeyi hiçe sayıyor. Bundan böyle Başbakan’dan izin almadan çarşıda pazarda enflasyon anketi yapmamalı.” diyen çıkarsa şaşırmayın. 17 Aralık’ta ortaya çıkan yolsuzluk iddialarını unutturacaksa TÜİK, pekâlâ Ekonomi Bakanı Zeybekçi’ye bağlanabilir. Böylece TÜİK uzmanları, “ÖTV artışının enflasyona tesiri sıfır olur.” diyen Zeybekçi sayesinde bilgilerini tazelese fena mı olur! Ne dersiniz? Şifre B, C. Hâlâ anlamadınız mı?
Zaman
Köşe Yazıları
04.02.2014
TurhanBozkurt-TÜİKkumpaskurduTurhan Bozkurt - TÜİK kumpas kurdu
Zarrab'ın hayır işlerine girdiğini biliyorum
Zaman
26.12.2013
02:15
Başbakan Erdoğan, bakanları hakkındaki yolsuzluk iddialarını kabul etmedi. Şüphelilerden Reza Zerrab için ‘hayırsever’ ifadesini kullandı. Halk Bankası Genel Müdürü’ne sahip çıkarken evinde ayakkabı kutuları içinde bulunan 4,5 milyon Dolar’ın İHL bağış parası olduğunu savundu.Başbakan Tayyip Erdoğan, Pakistan gezisinden dönerken uçakta gazetecilere yolsuzluk operasyonuyla ilgili değerlendirmeler yaptı. Suçlanan bakanlara sahip çıktı, bu isimlerin başta ‘istifa girişiminde’ bulunduğunu ama kendisinin ‘biraz bekleyelim’ diyerek geri çevirdiğini anlattı. Tutuklu İranlı iş adamı Reza Zarrab ile ilgili de “Altın ihracatı yapan biridir. Ülke ekonomisine katkısı olduğunu biliyorum. Bu tür hayır işlerine girdiğini de biliyorum.” ifadesini kullandı.Başbakan Tayyip Erdoğan, Pakistan dönüşü uçakta gazetecilere yolsuzluk operasyonuyla ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Suçlanan bakanlara sahip çıkan Erdoğan, bu isimlerin en başta ‘istifa girişiminde’ bulunduğunu ama kendisinin ‘biraz bekleyelim’ diyerek geri çevirdiğini belirtti. Ortada bir yolsuzluk olduğunu kabul etmeyen Erdoğan, “Milletin malına, devletin malına yönelik bir şey var mı?” diye sordu. Tutuklu şüphelilerden İranlı Reza Zerrab (Rıza Sarraf) için ‘hayırsever’ ifadesini kullanan Başbakan, Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinden çıkan 4,5 milyon Dolar için, “İmam hatip lisesi bağış parası o.” savunmasına da destek verdi.Başbakan Erdoğan, gazetecilerin soruları üzerine camiayla kapıları tamamen kapatmadıklarını da vurguladı. Bir yıl öncesine kadar beraber yürüdüklerini ve hiçbir problemle karşılaşmadıklarını kaydeden Erdoğan, tekrar beraber yürümelerinin söz konusu olup olmadığı sorusuna, “Niye olmasın? Biz hiçbir zaman için kapıyı kapatmadık. Siyasetçi hiçbir zaman kapıyı kapatmaz.” cevabını verdi. Erdoğan’ın sorulara verdiği cevaplar şöyle:HALK BANKASI GENEL MÜDÜRÜ, SAFLIĞININ KURBANI OLMUŞTURTürkiye’nin son bir haftada yaşadıklarına ve olup bitenlere “yolsuzlukla mücadele operasyonu” deniliyor. Siz ne diyorsunuz?Hükümete yönelik, millete, milli iradeye yönelik bir operasyondur. Eğer bir yolsuzluktan bahsediyorsanız milletin malına, devletin malına yönelik bir şey var mı? Okudunuz mu böyle bir şey gazetelerden? Böyle bir şey varsa bana getirin, gereğini ben yapayım. Şu ihalede bu yolsuzluk oldu denilmiyor. Kim kime ne vermiş, bununla ilgili somut bir şey var mı? Hepsi resmiyete dökülmemiş şeyler olarak ortaya konuluyor. Halk Bankası Müdürü’nün evinde çıkan bir şey, bankayla bir ilgisi var mı? Böyle bahsedilmesi bu vatana bir ihanettir. Benim medyadan okuduğum kadarıyla, Çorum İmam Hatip Lisesi ile ilgili verilmiş bir söz var. Bir iftar yemeğinde konuşulmuş ve buradan mezun olan kişi, hayırsever birilerinden bahsetmiş. Hayırsever biri olarak ilişkisi olabilir. Müdürün dürüstlüğünden en ufak bir şüphem yok. Olsa olsa saflığının kurbanı olmuştur.Evde saklanması doğru mu?Eğer mevzuat itibarıyla hayır sahibinin makbuzunu teslim ediyorsa. O hayır sahibi de bunun çıkışını kayıt altına aldıysa… Hayır sahibi de okul da bunu söylüyor. Burada emniyetteki yetkililerin de yapacakları şey, bankada en ufak bir şey var mı, yok mu? Arayıp bulursun. Ama sen işi hemen buraya getirirsen bu ihanettir. Şu anda Halk Bankası değeri nereye geldi. BDDK bakacak. Zanlıların ve suçluların bunun bedelini ödemeleri lazım. Mahkumiyeti varsa çeker. Bunlar hâlâ bu ülkeyi sahipsiz zannediyorlar.Reza Zerrab?..Altın ihracatı yapan biridir. Ülke ekonomisine katkısı olduğunu biliyorum. Bu tür hayır işlerine girdiğini de biliyorum. Moda oldu. AB Ofisi’ne çantayla girdi, çantasız çıktı. Eee belki kitap falan filan getirmiştir. Böyle bir yaklaşım, hukuk var mı? Zafer Bey’in çocuğuna çantayla gelmiş. ‘Elbise gönderildi’ diyor Zafer Bey. Böyle uyduruk şeyler. İspatın varsa görüntülü olarak suçüstü yap, tamam buna eyvallah. TÜRGEV’den bana gelmek istiyorlarAbdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz. Buralardan Erdoğan’a vurmaya kalkarlarsa avuçlarını yalarlar. Bunu bildikleri için etraftaki arkadaşlarla saldırıyorlar. Oğlumu hedef alarak TÜRGEV Vakfı’yla ilgili ismini zikrediyorlar. Neymiş? Vakıfla ilgili bir imar değişikliği için talepte bulunmuş. Vakıfla ilgili olarak imar değişikliği için belediyeye gitmek suç mu? ‘Bina yaptı, 25 yıllığına TÜRGEV’e kiraladı’ diyorlar. Yapar. Sosyal iş yapmayan belediye var mı? Benzer şekilde; İstek Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne kadar yapılmış benzer uygulamalar var. Neticede orası bir yurt, Bilal Erdoğan’ın oteli değil. TÜRGEV’den dolaşıp bana gelmek istiyorlar. Oğlum oranın yönetiminde, Mustafa Demir (Fatih Belediye
Zaman
En Çok Okunan
26.12.2013
ZarrabınhayırişlerinegirdiğinibiliyorumZarrabın hayır işlerine girdiğini biliyorum
Zarrab'ın hayır işlerine girdiğini biliyorum
Zaman
26.12.2013
01:59
Başbakan Erdoğan, bakanları hakkındaki yolsuzluk iddialarını kabul etmedi. Şüphelilerden Reza Zerrab için ‘hayırsever’ ifadesini kullandı. Halk Bankası Genel Müdürü’ne sahip çıkarken evinde ayakkabı kutuları içinde bulunan 4,5 milyon Dolar’ın İHL bağış parası olduğunu savundu.Başbakan Tayyip Erdoğan, Pakistan gezisinden dönerken uçakta gazetecilere yolsuzluk operasyonuyla ilgili değerlendirmeler yaptı. Suçlanan bakanlara sahip çıktı, bu isimlerin başta ‘istifa girişiminde’ bulunduğunu ama kendisinin ‘biraz bekleyelim’ diyerek geri çevirdiğini anlattı. Tutuklu İranlı iş adamı Reza Zarrab ile ilgili de “Altın ihracatı yapan biridir. Ülke ekonomisine katkısı olduğunu biliyorum. Bu tür hayır işlerine girdiğini de biliyorum.” ifadesini kullandı.Başbakan Tayyip Erdoğan, Pakistan dönüşü uçakta gazetecilere yolsuzluk operasyonuyla ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Suçlanan bakanlara sahip çıkan Erdoğan, bu isimlerin en başta ‘istifa girişiminde’ bulunduğunu ama kendisinin ‘biraz bekleyelim’ diyerek geri çevirdiğini belirtti. Ortada bir yolsuzluk olduğunu kabul etmeyen Erdoğan, “Milletin malına, devletin malına yönelik bir şey var mı?” diye sordu. Tutuklu şüphelilerden İranlı Reza Zerrab (Rıza Sarraf) için ‘hayırsever’ ifadesini kullanan Başbakan, Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinden çıkan 4,5 milyon Dolar için, “İmam hatip lisesi bağış parası o.” savunmasına da destek verdi.Başbakan Erdoğan, gazetecilerin soruları üzerine camiayla kapıları tamamen kapatmadıklarını da vurguladı. Bir yıl öncesine kadar beraber yürüdüklerini ve hiçbir problemle karşılaşmadıklarını kaydeden Erdoğan, tekrar beraber yürümelerinin söz konusu olup olmadığı sorusuna, “Niye olmasın? Biz hiçbir zaman için kapıyı kapatmadık. Siyasetçi hiçbir zaman kapıyı kapatmaz.” cevabını verdi. Erdoğan’ın sorulara verdiği cevaplar şöyle:HALK BANKASI GENEL MÜDÜRÜ, SAFLIĞININ KURBANI OLMUŞTURTürkiye’nin son bir haftada yaşadıklarına ve olup bitenlere “yolsuzlukla mücadele operasyonu” deniliyor. Siz ne diyorsunuz?Hükümete yönelik, millete, milli iradeye yönelik bir operasyondur. Eğer bir yolsuzluktan bahsediyorsanız milletin malına, devletin malına yönelik bir şey var mı? Okudunuz mu böyle bir şey gazetelerden? Böyle bir şey varsa bana getirin, gereğini ben yapayım. Şu ihalede bu yolsuzluk oldu denilmiyor. Kim kime ne vermiş, bununla ilgili somut bir şey var mı? Hepsi resmiyete dökülmemiş şeyler olarak ortaya konuluyor. Halk Bankası Müdürü’nün evinde çıkan bir şey, bankayla bir ilgisi var mı? Böyle bahsedilmesi bu vatana bir ihanettir. Benim medyadan okuduğum kadarıyla, Çorum İmam Hatip Lisesi ile ilgili verilmiş bir söz var. Bir iftar yemeğinde konuşulmuş ve buradan mezun olan kişi, hayırsever birilerinden bahsetmiş. Hayırsever biri olarak ilişkisi olabilir. Müdürün dürüstlüğünden en ufak bir şüphem yok. Olsa olsa saflığının kurbanı olmuştur.Evde saklanması doğru mu?Eğer mevzuat itibarıyla hayır sahibinin makbuzunu teslim ediyorsa. O hayır sahibi de bunun çıkışını kayıt altına aldıysa… Hayır sahibi de okul da bunu söylüyor. Burada emniyetteki yetkililerin de yapacakları şey, bankada en ufak bir şey var mı, yok mu? Arayıp bulursun. Ama sen işi hemen buraya getirirsen bu ihanettir. Şu anda Halk Bankası değeri nereye geldi. BDDK bakacak. Zanlıların ve suçluların bunun bedelini ödemeleri lazım. Mahkumiyeti varsa çeker. Bunlar hâlâ bu ülkeyi sahipsiz zannediyorlar.Reza Zerrab?..Altın ihracatı yapan biridir. Ülke ekonomisine katkısı olduğunu biliyorum. Bu tür hayır işlerine girdiğini de biliyorum. Moda oldu. AB Ofisi’ne çantayla girdi, çantasız çıktı. Eee belki kitap falan filan getirmiştir. Böyle bir yaklaşım, hukuk var mı? Zafer Bey’in çocuğuna çantayla gelmiş. ‘Elbise gönderildi’ diyor Zafer Bey. Böyle uyduruk şeyler. İspatın varsa görüntülü olarak suçüstü yap, tamam buna eyvallah. TÜRGEV’den bana gelmek istiyorlarAbdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz. Buralardan Erdoğan’a vurmaya kalkarlarsa avuçlarını yalarlar. Bunu bildikleri için etraftaki arkadaşlarla saldırıyorlar. Oğlumu hedef alarak TÜRGEV Vakfı’yla ilgili ismini zikrediyorlar. Neymiş? Vakıfla ilgili bir imar değişikliği için talepte bulunmuş. Vakıfla ilgili olarak imar değişikliği için belediyeye gitmek suç mu? ‘Bina yaptı, 25 yıllığına TÜRGEV’e kiraladı’ diyorlar. Yapar. Sosyal iş yapmayan belediye var mı? Benzer şekilde; İstek Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne kadar yapılmış benzer uygulamalar var. Neticede orası bir yurt, Bilal Erdoğan’ın oteli değil. TÜRGEV’den dolaşıp bana gelmek istiyorlar. Oğlum oranın yönetiminde, Mustafa Demir (Fatih Belediye Başka
Zaman
Politika
26.12.2013
ZarrabınhayırişlerinegirdiğinibiliyorumZarrabın hayır işlerine girdiğini biliyorum
Zarrab'ın hayır işlerine girdiğini biliyorum
Zaman
26.12.2013
01:59
Başbakan Erdoğan, bakanları hakkındaki yolsuzluk iddialarını kabul etmedi. Şüphelilerden Reza Zerrab için ‘hayırsever’ ifadesini kullandı. Halk Bankası Genel Müdürü’ne sahip çıkarken evinde ayakkabı kutuları içinde bulunan 4,5 milyon Dolar’ın İHL bağış parası olduğunu savundu.Başbakan Tayyip Erdoğan, Pakistan gezisinden dönerken uçakta gazetecilere yolsuzluk operasyonuyla ilgili değerlendirmeler yaptı. Suçlanan bakanlara sahip çıktı, bu isimlerin başta ‘istifa girişiminde’ bulunduğunu ama kendisinin ‘biraz bekleyelim’ diyerek geri çevirdiğini anlattı. Tutuklu İranlı iş adamı Reza Zarrab ile ilgili de “Altın ihracatı yapan biridir. Ülke ekonomisine katkısı olduğunu biliyorum. Bu tür hayır işlerine girdiğini de biliyorum.” ifadesini kullandı.Başbakan Tayyip Erdoğan, Pakistan dönüşü uçakta gazetecilere yolsuzluk operasyonuyla ilgili çarpıcı değerlendirmelerde bulundu. Suçlanan bakanlara sahip çıkan Erdoğan, bu isimlerin en başta ‘istifa girişiminde’ bulunduğunu ama kendisinin ‘biraz bekleyelim’ diyerek geri çevirdiğini belirtti. Ortada bir yolsuzluk olduğunu kabul etmeyen Erdoğan, “Milletin malına, devletin malına yönelik bir şey var mı?” diye sordu. Tutuklu şüphelilerden İranlı Reza Zerrab (Rıza Sarraf) için ‘hayırsever’ ifadesini kullanan Başbakan, Halk Bankası Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın evinden çıkan 4,5 milyon Dolar için, “İmam hatip lisesi bağış parası o.” savunmasına da destek verdi.Başbakan Erdoğan, gazetecilerin soruları üzerine camiayla kapıları tamamen kapatmadıklarını da vurguladı. Bir yıl öncesine kadar beraber yürüdüklerini ve hiçbir problemle karşılaşmadıklarını kaydeden Erdoğan, tekrar beraber yürümelerinin söz konusu olup olmadığı sorusuna, “Niye olmasın? Biz hiçbir zaman için kapıyı kapatmadık. Siyasetçi hiçbir zaman kapıyı kapatmaz.” cevabını verdi. Erdoğan’ın sorulara verdiği cevaplar şöyle:HALK BANKASI GENEL MÜDÜRÜ, SAFLIĞININ KURBANI OLMUŞTURTürkiye’nin son bir haftada yaşadıklarına ve olup bitenlere “yolsuzlukla mücadele operasyonu” deniliyor. Siz ne diyorsunuz?Hükümete yönelik, millete, milli iradeye yönelik bir operasyondur. Eğer bir yolsuzluktan bahsediyorsanız milletin malına, devletin malına yönelik bir şey var mı? Okudunuz mu böyle bir şey gazetelerden? Böyle bir şey varsa bana getirin, gereğini ben yapayım. Şu ihalede bu yolsuzluk oldu denilmiyor. Kim kime ne vermiş, bununla ilgili somut bir şey var mı? Hepsi resmiyete dökülmemiş şeyler olarak ortaya konuluyor. Halk Bankası Müdürü’nün evinde çıkan bir şey, bankayla bir ilgisi var mı? Böyle bahsedilmesi bu vatana bir ihanettir. Benim medyadan okuduğum kadarıyla, Çorum İmam Hatip Lisesi ile ilgili verilmiş bir söz var. Bir iftar yemeğinde konuşulmuş ve buradan mezun olan kişi, hayırsever birilerinden bahsetmiş. Hayırsever biri olarak ilişkisi olabilir. Müdürün dürüstlüğünden en ufak bir şüphem yok. Olsa olsa saflığının kurbanı olmuştur.Evde saklanması doğru mu?Eğer mevzuat itibarıyla hayır sahibinin makbuzunu teslim ediyorsa. O hayır sahibi de bunun çıkışını kayıt altına aldıysa… Hayır sahibi de okul da bunu söylüyor. Burada emniyetteki yetkililerin de yapacakları şey, bankada en ufak bir şey var mı, yok mu? Arayıp bulursun. Ama sen işi hemen buraya getirirsen bu ihanettir. Şu anda Halk Bankası değeri nereye geldi. BDDK bakacak. Zanlıların ve suçluların bunun bedelini ödemeleri lazım. Mahkumiyeti varsa çeker. Bunlar hâlâ bu ülkeyi sahipsiz zannediyorlar.Reza Zerrab?..Altın ihracatı yapan biridir. Ülke ekonomisine katkısı olduğunu biliyorum. Bu tür hayır işlerine girdiğini de biliyorum. Moda oldu. AB Ofisi’ne çantayla girdi, çantasız çıktı. Eee belki kitap falan filan getirmiştir. Böyle bir yaklaşım, hukuk var mı? Zafer Bey’in çocuğuna çantayla gelmiş. ‘Elbise gönderildi’ diyor Zafer Bey. Böyle uyduruk şeyler. İspatın varsa görüntülü olarak suçüstü yap, tamam buna eyvallah. TÜRGEV’den bana gelmek istiyorlarAbdestinden şüphesi olmayanın namazından şüphesi olmaz. Buralardan Erdoğan’a vurmaya kalkarlarsa avuçlarını yalarlar. Bunu bildikleri için etraftaki arkadaşlarla saldırıyorlar. Oğlumu hedef alarak TÜRGEV Vakfı’yla ilgili ismini zikrediyorlar. Neymiş? Vakıfla ilgili bir imar değişikliği için talepte bulunmuş. Vakıfla ilgili olarak imar değişikliği için belediyeye gitmek suç mu? ‘Bina yaptı, 25 yıllığına TÜRGEV’e kiraladı’ diyorlar. Yapar. Sosyal iş yapmayan belediye var mı? Benzer şekilde; İstek Vakfı, Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği’ne kadar yapılmış benzer uygulamalar var. Neticede orası bir yurt, Bilal Erdoğan’ın oteli değil. TÜRGEV’den dolaşıp bana gelmek istiyorlar. Oğlum oranın yönetiminde, Mustafa Demir (Fatih Belediye Başka
Zaman
Ana Sayfa
26.12.2013
ZarrabınhayırişlerinegirdiğinibiliyorumZarrabın hayır işlerine girdiğini biliyorum
İranlı'dan bakana servet değerinde saat!
Zaman
21.12.2013
01:54
Rüşvet soruşturması kapsamında altın kaçakçısı İranlı Reza Zerrab’ın, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a milyonlarca dolar rüşvetin yanı sıra 300 bin frank (yaklaşık 700 bin TL) değerinde Patek Philippe 5101G marka bir saat de hediye ettiği ileri sürüldü.İddialara göre Zafer Çağlayan, saatleriyle ünlü İsviçre’nin Cenevre kentinde beğenmiş olduğu 5101G model saati Zerrab’dan istedi. İranlı da, bir adamını Cenevre’ye göndererek saati aldırdı ve 25 Eylül 2013 günü saat 01.25 sularında Ankara’da Çağlayan’ın özel kalemi Onur Kaya’ya teslim etti.Zerrab’ın bakana yurtdışından getirttiği saat, telefon tapelerine ve polisin fiziki takibine şu şekilde yansıdı:24 Eylül 2013 saat 16.45 sularında Reza Zerrab ile Bakan Çağlayan’ın özel kalemi Onur Kaya ile servet değerindeki hediye için şu diyalog telefon dinlemesine takıldı.Onur Kaya: “Ne zaman İstanbul’da olur?” Reza Zerrab: “İstanbul’da değil ben Ankara’ya yolluyordum ama” Onur Kaya: “Ankara da olur, fark etmez, daha iyi olur Ankara”24 Eylül 2013 saat 17.25’te Zerrab’ın adamı Murat Yılmaz ile Bakan’ın koruma memuru Emrah arasında şu diyalog geçiyor:Murat Yılmaz (Reza Zerrab’ın adamı): “İsviçre’deyim hani patron gönderdi buraya da ıııı…... emaneti varmış onu aldım ben ama gecede saat 12 gibi 12 buçuk gibi Ankara’ya ineceğim… dedim seni arayayım ben hani nasıl yaparız ne yaparız bu arada senin istediğin bir şey var mı çoluk çocuğa...”Emrah: “Biz senden emanet alacağız öyle mi”Murat Yılmaz: “Yani BEYFENDİYE bir emanet var verilmesi gereken”Emrah: “Anladım”24 Eylül akşamı Murat Yılmaz patronu Reza Zerrab’a, saati koruması aracılığı ile teslim edeceğine dair mesaj gönderiyor. Mesajın içeriği “Reza Bey, bu gece 00.30 yakın koruması aracılığı ile teslim ediyorum bilginize efendim” şeklinde. Aynı gece 22.30 sularında Cenevre’den İstanbul’a gelen Yılmaz, vakit kaybetmeden servet değerindeki saati Bakan’ın korumasına ulaştırıyor. Ertesi gün saat 10.36’da Bakan’ın özel kalemini arayan Reza Zerrab, saati korumaya teslim ettiklerini söylüyor. Saatin kendisine ulaştığını belirten Çağlayan’ın özel kalemi Onur Kaya, hediyeden ötürü çok teşekkürlerini iletiyor. Bakan Çağlayan da ertesi günkü programında Zerrab’ın hediye ettiği saati gittiği programlarda kullanıyor.
Zaman
En Çok Okunan
21.12.2013
İranlıdanbakanaservetdeğerindesaatİranlıdan bakana servet değerinde saat
İranlı'dan bakana servet değerinde saat!
Zaman
21.12.2013
01:54
Rüşvet soruşturması kapsamında altın kaçakçısı İranlı Reza Zerrab’ın, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a milyonlarca dolar rüşvetin yanı sıra 300 bin frank (yaklaşık 700 bin TL) değerinde Patek Philippe 5101G marka bir saat de hediye ettiği ileri sürüldü.İddialara göre Zafer Çağlayan, saatleriyle ünlü İsviçre’nin Cenevre kentinde beğenmiş olduğu 5101G model saati Zerrab’dan istedi. İranlı da, bir adamını Cenevre’ye göndererek saati aldırdı ve 25 Eylül 2013 günü saat 01.25 sularında Ankara’da Çağlayan’ın özel kalemi Onur Kaya’ya teslim etti.Zerrab’ın bakana yurtdışından getirttiği saat, telefon tapelerine ve polisin fiziki takibine şu şekilde yansıdı:24 Eylül 2013 saat 16.45 sularında Reza Zerrab ile Bakan Çağlayan’ın özel kalemi Onur Kaya ile servet değerindeki hediye için şu diyalog telefon dinlemesine takıldı.Onur Kaya: “Ne zaman İstanbul’da olur?” Reza Zerrab: “İstanbul’da değil ben Ankara’ya yolluyordum ama” Onur Kaya: “Ankara da olur, fark etmez, daha iyi olur Ankara”24 Eylül 2013 saat 17.25’te Zerrab’ın adamı Murat Yılmaz ile Bakan’ın koruma memuru Emrah arasında şu diyalog geçiyor:Murat Yılmaz (Reza Zerrab’ın adamı): “İsviçre’deyim hani patron gönderdi buraya da ıııı…... emaneti varmış onu aldım ben ama gecede saat 12 gibi 12 buçuk gibi Ankara’ya ineceğim… dedim seni arayayım ben hani nasıl yaparız ne yaparız bu arada senin istediğin bir şey var mı çoluk çocuğa...”Emrah: “Biz senden emanet alacağız öyle mi”Murat Yılmaz: “Yani BEYFENDİYE bir emanet var verilmesi gereken”Emrah: “Anladım”24 Eylül akşamı Murat Yılmaz patronu Reza Zerrab’a, saati koruması aracılığı ile teslim edeceğine dair mesaj gönderiyor. Mesajın içeriği “Reza Bey, bu gece 00.30 yakın koruması aracılığı ile teslim ediyorum bilginize efendim” şeklinde. Aynı gece 22.30 sularında Cenevre’den İstanbul’a gelen Yılmaz, vakit kaybetmeden servet değerindeki saati Bakan’ın korumasına ulaştırıyor. Ertesi gün saat 10.36’da Bakan’ın özel kalemini arayan Reza Zerrab, saati korumaya teslim ettiklerini söylüyor. Saatin kendisine ulaştığını belirten Çağlayan’ın özel kalemi Onur Kaya, hediyeden ötürü çok teşekkürlerini iletiyor. Bakan Çağlayan da ertesi günkü programında Zerrab’ın hediye ettiği saati gittiği programlarda kullanıyor.
Zaman
Güncel
21.12.2013
İranlıdanbakanaservetdeğerindesaatİranlıdan bakana servet değerinde saat
İranlı'dan bakana servet değerinde saat!
Zaman
21.12.2013
01:54
Rüşvet soruşturması kapsamında altın kaçakçısı İranlı Reza Zerrab’ın, Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’a milyonlarca dolar rüşvetin yanı sıra 300 bin frank (yaklaşık 700 bin TL) değerinde Patek Philippe 5101G marka bir saat de hediye ettiği ileri sürüldü.İddialara göre Zafer Çağlayan, saatleriyle ünlü İsviçre’nin Cenevre kentinde beğenmiş olduğu 5101G model saati Zerrab’dan istedi. İranlı da, bir adamını Cenevre’ye göndererek saati aldırdı ve 25 Eylül 2013 günü saat 01.25 sularında Ankara’da Çağlayan’ın özel kalemi Onur Kaya’ya teslim etti.Zerrab’ın bakana yurtdışından getirttiği saat, telefon tapelerine ve polisin fiziki takibine şu şekilde yansıdı:24 Eylül 2013 saat 16.45 sularında Reza Zerrab ile Bakan Çağlayan’ın özel kalemi Onur Kaya ile servet değerindeki hediye için şu diyalog telefon dinlemesine takıldı.Onur Kaya: “Ne zaman İstanbul’da olur?” Reza Zerrab: “İstanbul’da değil ben Ankara’ya yolluyordum ama” Onur Kaya: “Ankara da olur, fark etmez, daha iyi olur Ankara”24 Eylül 2013 saat 17.25’te Zerrab’ın adamı Murat Yılmaz ile Bakan’ın koruma memuru Emrah arasında şu diyalog geçiyor:Murat Yılmaz (Reza Zerrab’ın adamı): “İsviçre’deyim hani patron gönderdi buraya da ıııı…... emaneti varmış onu aldım ben ama gecede saat 12 gibi 12 buçuk gibi Ankara’ya ineceğim… dedim seni arayayım ben hani nasıl yaparız ne yaparız bu arada senin istediğin bir şey var mı çoluk çocuğa...”Emrah: “Biz senden emanet alacağız öyle mi”Murat Yılmaz: “Yani BEYFENDİYE bir emanet var verilmesi gereken”Emrah: “Anladım”24 Eylül akşamı Murat Yılmaz patronu Reza Zerrab’a, saati koruması aracılığı ile teslim edeceğine dair mesaj gönderiyor. Mesajın içeriği “Reza Bey, bu gece 00.30 yakın koruması aracılığı ile teslim ediyorum bilginize efendim” şeklinde. Aynı gece 22.30 sularında Cenevre’den İstanbul’a gelen Yılmaz, vakit kaybetmeden servet değerindeki saati Bakan’ın korumasına ulaştırıyor. Ertesi gün saat 10.36’da Bakan’ın özel kalemini arayan Reza Zerrab, saati korumaya teslim ettiklerini söylüyor. Saatin kendisine ulaştığını belirten Çağlayan’ın özel kalemi Onur Kaya, hediyeden ötürü çok teşekkürlerini iletiyor. Bakan Çağlayan da ertesi günkü programında Zerrab’ın hediye ettiği saati gittiği programlarda kullanıyor.
Zaman
Ana Sayfa
21.12.2013
İranlıdanbakanaservetdeğerindesaatİranlıdan bakana servet değerinde saat
Kerim Balcı - 'Şah' diyen Şah İsmail olmasın!
Zaman
20.12.2013
11:00
İktidar, Büyük Rüşvet Operasyonu’nun devlet kurumlarımıza nüfuz etmiş bir yapının varlığının delili olduğunu söylüyor. Tespit ve tahminlerine göre bu yapı, yabancı bir devletin veya devletler üstü yapının yurtiçindeki uzantısıymış. Bu “illegal örgüte” karşı ivedilikle harekete geçilecek, başta polis teşkilatı olmak üzere bazı şehirlerde “temizlik operasyonları” yapılacakmış.Memleketin en akıllılarının akıl tutulması yaşadığı bu konuda yazacak değilim. Büyük Rüşvet Operasyonu’nun benim dar aklımca asıl ele alınması gereken yönü İran’ın ülkemizin güç çevrelerine nüfuzunun ne boyutlara ulaşmış olduğudur. Yabancı bir devletin, yurtiçindeki uzantısı mı diyorsunuz: Buyurunuz İran’ın bakanlara, bakan çocuklarına, banka yöneticilerine, gazete yazarlarına kadar uzanmış olan uzun kolu… Birkaç defa, farklı gazetelere bakıp doğrulamak ihtiyacı hissettim: 87 milyon Avro mu aklamışlar, yoksa 87 milyar mı diye. 2009-2012 yılları arasında İran’dan gelen 87 milyar Avro kara para aklanmış deniyor. İddia ama, 87 kat abartılmış bile olsa vahim bir iddia. Aklanan paraların geriye İran’a sokulmasında ise Halk Bankası kullanılmış deniyor. Aynı zaman aralığında Halk Bankası üzerinden 10 milyar dolar civarında para havalesi yapılmış İran’a. İran’ın BM tarafından belirlenmiş ambargoya maruz olduğu bir dönemde yaşanıyor bu olay. Cenevre’deki görüşmelerde İran’ın Batı ülkelerinde dondurulmuş 4,2 milyar dolarının serbest bırakılması için mücadele ettiği ve bütün nükleer projesini ambargoda yapılacak 7 milyar dolarlık bir esneme karşılığında uluslararası denetime açmaya razı olduğu hatırlanacak olursa Halk Bank üzerinden İran’a sokulan paranın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Başka bir iddia uçan 1,5 ton altınla ilgili. 1 Ocak 2013’te Atatürk Havalimanı’nda Türkiye’ye giriş için hiçbir evrak ibraz etmeyen bir kargo uçağında 1,5 ton altın olduğu tespit edilmişti. Uçaktaki altının üçte birinin İranlı bir şirkete ait olduğu söyleniyordu. Mühürlenen uçak 18 Ocak’ta yine hiçbir işlem yapılmadan Dubai’ye hareket etti. Olayda siyasilere 1,5 milyon dolar rüşvet verildiği iddia ediliyor şimdi. Ülkenin en önemli bankalarından biri bakan çocuklarının aracılığıyla İran’a yönelik BM ambargosunu delebiliyorsa; İran’a ait olduğu kaynak ülke tarafından belirtilen altını taşıyan bir uçak ülkenin en büyük havaalanına evraksız inip, kayıtsız kalkabiliyorsa; İran parası siyasilerin banka hesaplarını doldurabiliyorsa; şimdiki Büyük Rüşvet Operasyonu ile direkt alakası var mıdır bilinmez ama Türkiye Aleviliği ile İran Şiası arasındaki tarihî uçurum gün geçtikçe kapanıyorsa; Türk üniversitelerinin ilahiyat fakültelerinin lisansüstü kadrolarında İranlı kız ve erkekler mut’a nikâhı propagandası yapıyorlarsa varın paralel devlet kim, illegal örgüt kim, içeride uzantısı olan dış mihrak kim siz karar verin. Kimse başkasının günahlarından dolayı hesaba çekilmez. Ezelî hükümdür. Ancak bataklıktan geçenin dâmenine çamur bulaşması kaçınılmazdır. Biz de ister istemez, Gezi olaylarında yakalandığı söylenen İran uyruklular neredeler; o sıralarda PKK ile bilgi paylaşımı yaptıkları tespit edilen ve gözaltına alınan İran ajanları ne oldu; İran’ın nükleer projesi konusunda bütün dünyayı karşımıza alarak BM Güvenlik Konseyi’nde hayır oyu kullanmış olmamızda haklı gerekçelerin yanı sıra dikkate alınmış “duygusal” sebepler de olabilir mi; Suriye politikası konusunda bunca ayrıştığımız Tahran ile ilişkiler nasıl oluyor da hep iyi tutuluyor; böylesine içimize nüfuz etmiş bir rejime petrol ve doğalgaz kaynakları konusunda bağımlı kalmamak için devreye alınabilecek tedbirler niye alınmadı; rüzgar ve güneş enerjisi ihalelerini kim, niye geciktirdi gibi soruları sormaya hakkımız olur. Sahi İran’da bizim herhangi bir nüfuzumuz, anlamlı bir saha hâkimiyetimiz var mı? Altı asırlık İdris-i Bitlisî rejimi çöküyor mu yoksa? “Şah” diyen Cemaat değil de, Şah İsmail olmasın!
Zaman
En Çok Okunan
20.12.2013
KerimBalcı-ŞahdiyenŞahİsmailolmasınKerim Balcı - Şah diyen Şah İsmail olmasın
Kerim Balcı - 'Şah' diyen Şah İsmail olmasın!
Zaman
20.12.2013
09:50
İktidar, Büyük Rüşvet Operasyonu’nun devlet kurumlarımıza nüfuz etmiş bir yapının varlığının delili olduğunu söylüyor. Tespit ve tahminlerine göre bu yapı, yabancı bir devletin veya devletler üstü yapının yurtiçindeki uzantısıymış. Bu “illegal örgüte” karşı ivedilikle harekete geçilecek, başta polis teşkilatı olmak üzere bazı şehirlerde “temizlik operasyonları” yapılacakmış.Memleketin en akıllılarının akıl tutulması yaşadığı bu konuda yazacak değilim. Büyük Rüşvet Operasyonu’nun benim dar aklımca asıl ele alınması gereken yönü İran’ın ülkemizin güç çevrelerine nüfuzunun ne boyutlara ulaşmış olduğudur. Yabancı bir devletin, yurtiçindeki uzantısı mı diyorsunuz: Buyurunuz İran’ın bakanlara, bakan çocuklarına, banka yöneticilerine, gazete yazarlarına kadar uzanmış olan uzun kolu… Birkaç defa, farklı gazetelere bakıp doğrulamak ihtiyacı hissettim: 87 milyon Avro mu aklamışlar, yoksa 87 milyar mı diye. 2009-2012 yılları arasında İran’dan gelen 87 milyar Avro kara para aklanmış deniyor. İddia ama, 87 kat abartılmış bile olsa vahim bir iddia. Aklanan paraların geriye İran’a sokulmasında ise Halk Bankası kullanılmış deniyor. Aynı zaman aralığında Halk Bankası üzerinden 10 milyar dolar civarında para havalesi yapılmış İran’a. İran’ın BM tarafından belirlenmiş ambargoya maruz olduğu bir dönemde yaşanıyor bu olay. Cenevre’deki görüşmelerde İran’ın Batı ülkelerinde dondurulmuş 4,2 milyar dolarının serbest bırakılması için mücadele ettiği ve bütün nükleer projesini ambargoda yapılacak 7 milyar dolarlık bir esneme karşılığında uluslararası denetime açmaya razı olduğu hatırlanacak olursa Halk Bank üzerinden İran’a sokulan paranın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Başka bir iddia uçan 1,5 ton altınla ilgili. 1 Ocak 2013’te Atatürk Havalimanı’nda Türkiye’ye giriş için hiçbir evrak ibraz etmeyen bir kargo uçağında 1,5 ton altın olduğu tespit edilmişti. Uçaktaki altının üçte birinin İranlı bir şirkete ait olduğu söyleniyordu. Mühürlenen uçak 18 Ocak’ta yine hiçbir işlem yapılmadan Dubai’ye hareket etti. Olayda siyasilere 1,5 milyon dolar rüşvet verildiği iddia ediliyor şimdi. Ülkenin en önemli bankalarından biri bakan çocuklarının aracılığıyla İran’a yönelik BM ambargosunu delebiliyorsa; İran’a ait olduğu kaynak ülke tarafından belirtilen altını taşıyan bir uçak ülkenin en büyük havaalanına evraksız inip, kayıtsız kalkabiliyorsa; İran parası siyasilerin banka hesaplarını doldurabiliyorsa; şimdiki Büyük Rüşvet Operasyonu ile direkt alakası var mıdır bilinmez ama Türkiye Aleviliği ile İran Şiası arasındaki tarihî uçurum gün geçtikçe kapanıyorsa; Türk üniversitelerinin ilahiyat fakültelerinin lisansüstü kadrolarında İranlı kız ve erkekler mut’a nikâhı propagandası yapıyorlarsa varın paralel devlet kim, illegal örgüt kim, içeride uzantısı olan dış mihrak kim siz karar verin. Kimse başkasının günahlarından dolayı hesaba çekilmez. Ezelî hükümdür. Ancak bataklıktan geçenin dâmenine çamur bulaşması kaçınılmazdır. Biz de ister istemez, Gezi olaylarında yakalandığı söylenen İran uyruklular neredeler; o sıralarda PKK ile bilgi paylaşımı yaptıkları tespit edilen ve gözaltına alınan İran ajanları ne oldu; İran’ın nükleer projesi konusunda bütün dünyayı karşımıza alarak BM Güvenlik Konseyi’nde hayır oyu kullanmış olmamızda haklı gerekçelerin yanı sıra dikkate alınmış “duygusal” sebepler de olabilir mi; Suriye politikası konusunda bunca ayrıştığımız Tahran ile ilişkiler nasıl oluyor da hep iyi tutuluyor; böylesine içimize nüfuz etmiş bir rejime petrol ve doğalgaz kaynakları konusunda bağımlı kalmamak için devreye alınabilecek tedbirler niye alınmadı; rüzgar ve güneş enerjisi ihalelerini kim, niye geciktirdi gibi soruları sormaya hakkımız olur. Sahi İran’da bizim herhangi bir nüfuzumuz, anlamlı bir saha hâkimiyetimiz var mı? Altı asırlık İdris-i Bitlisî rejimi çöküyor mu yoksa? “Şah” diyen Cemaat değil de, Şah İsmail olmasın!
Zaman
Ana Sayfa
20.12.2013
KerimBalcı-ŞahdiyenŞahİsmailolmasınKerim Balcı - Şah diyen Şah İsmail olmasın
Kerim Balcı - 'Şah' diyen Şah İsmail olmasın!
Zaman
20.12.2013
02:09
İktidar, Büyük Rüşvet Operasyonu’nun devlet kurumlarımıza nüfuz etmiş bir yapının varlığının delili olduğunu söylüyor. Tespit ve tahminlerine göre bu yapı, yabancı bir devletin veya devletler üstü yapının yurtiçindeki uzantısıymış. Bu “illegal örgüte” karşı ivedilikle harekete geçilecek, başta polis teşkilatı olmak üzere bazı şehirlerde “temizlik operasyonları” yapılacakmış.Memleketin en akıllılarının akıl tutulması yaşadığı bu konuda yazacak değilim. Büyük Rüşvet Operasyonu’nun benim dar aklımca asıl ele alınması gereken yönü İran’ın ülkemizin güç çevrelerine nüfuzunun ne boyutlara ulaşmış olduğudur. Yabancı bir devletin, yurtiçindeki uzantısı mı diyorsunuz: Buyurunuz İran’ın bakanlara, bakan çocuklarına, banka yöneticilerine, gazete yazarlarına kadar uzanmış olan uzun kolu… Birkaç defa, farklı gazetelere bakıp doğrulamak ihtiyacı hissettim: 87 milyon Avro mu aklamışlar, yoksa 87 milyar mı diye. 2009-2012 yılları arasında İran’dan gelen 87 milyar Avro kara para aklanmış deniyor. İddia ama, 87 kat abartılmış bile olsa vahim bir iddia. Aklanan paraların geriye İran’a sokulmasında ise Halk Bankası kullanılmış deniyor. Aynı zaman aralığında Halk Bankası üzerinden 10 milyar dolar civarında para havalesi yapılmış İran’a. İran’ın BM tarafından belirlenmiş ambargoya maruz olduğu bir dönemde yaşanıyor bu olay. Cenevre’deki görüşmelerde İran’ın Batı ülkelerinde dondurulmuş 4,2 milyar dolarının serbest bırakılması için mücadele ettiği ve bütün nükleer projesini ambargoda yapılacak 7 milyar dolarlık bir esneme karşılığında uluslararası denetime açmaya razı olduğu hatırlanacak olursa Halk Bank üzerinden İran’a sokulan paranın önemi daha iyi anlaşılacaktır. Başka bir iddia uçan 1,5 ton altınla ilgili. 1 Ocak 2013’te Atatürk Havalimanı’nda Türkiye’ye giriş için hiçbir evrak ibraz etmeyen bir kargo uçağında 1,5 ton altın olduğu tespit edilmişti. Uçaktaki altının üçte birinin İranlı bir şirkete ait olduğu söyleniyordu. Mühürlenen uçak 18 Ocak’ta yine hiçbir işlem yapılmadan Dubai’ye hareket etti. Olayda siyasilere 1,5 milyon dolar rüşvet verildiği iddia ediliyor şimdi. Ülkenin en önemli bankalarından biri bakan çocuklarının aracılığıyla İran’a yönelik BM ambargosunu delebiliyorsa; İran’a ait olduğu kaynak ülke tarafından belirtilen altını taşıyan bir uçak ülkenin en büyük havaalanına evraksız inip, kayıtsız kalkabiliyorsa; İran parası siyasilerin banka hesaplarını doldurabiliyorsa; şimdiki Büyük Rüşvet Operasyonu ile direkt alakası var mıdır bilinmez ama Türkiye Aleviliği ile İran Şiası arasındaki tarihî uçurum gün geçtikçe kapanıyorsa; Türk üniversitelerinin ilahiyat fakültelerinin lisansüstü kadrolarında İranlı kız ve erkekler mut’a nikâhı propagandası yapıyorlarsa varın paralel devlet kim, illegal örgüt kim, içeride uzantısı olan dış mihrak kim siz karar verin. Kimse başkasının günahlarından dolayı hesaba çekilmez. Ezelî hükümdür. Ancak bataklıktan geçenin dâmenine çamur bulaşması kaçınılmazdır. Biz de ister istemez, Gezi olaylarında yakalandığı söylenen İran uyruklular neredeler; o sıralarda PKK ile bilgi paylaşımı yaptıkları tespit edilen ve gözaltına alınan İran ajanları ne oldu; İran’ın nükleer projesi konusunda bütün dünyayı karşımıza alarak BM Güvenlik Konseyi’nde hayır oyu kullanmış olmamızda haklı gerekçelerin yanı sıra dikkate alınmış “duygusal” sebepler de olabilir mi; Suriye politikası konusunda bunca ayrıştığımız Tahran ile ilişkiler nasıl oluyor da hep iyi tutuluyor; böylesine içimize nüfuz etmiş bir rejime petrol ve doğalgaz kaynakları konusunda bağımlı kalmamak için devreye alınabilecek tedbirler niye alınmadı; rüzgar ve güneş enerjisi ihalelerini kim, niye geciktirdi gibi soruları sormaya hakkımız olur. Sahi İran’da bizim herhangi bir nüfuzumuz, anlamlı bir saha hâkimiyetimiz var mı? Altı asırlık İdris-i Bitlisî rejimi çöküyor mu yoksa? “Şah” diyen Cemaat değil de, Şah İsmail olmasın!
Zaman
Köşe Yazıları
20.12.2013
KerimBalcı-ŞahdiyenŞahİsmailolmasınKerim Balcı - Şah diyen Şah İsmail olmasın
FED vanayı kısacak, nakit bolluğu bitiyor
Zaman
19.12.2013
02:01
ABD Merkez Bankası FED, tahvil alımını 10 milyar dolar düşürme kararı aldı. Bu kararla birlikte 85 milyar dolar tutarındaki aylık tahvil alım programı 75 milyar dolara düştü. Basın toplantısı düzenleyen Amerika Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke, ülkesindeki ekonomik verilerin iyi gitmesi halinde daha da fazla azaltım yapılacağını açıkladı.ABD Merkez Bankası FED, tahvil alımını 10 milyar dolar düşürme kararı aldı. Bu kararla birlikte 85 milyar dolar tutarındaki aylık tahvil alım programı 75 milyar dolara düştü. Ocak ayından itibaren alımlar 35 milyar dolar mortgage destekli tahvil, 40 milyar dolar da hazine tahvili şeklinde gerçekleşecek. Böylece Eylül 2012’de başlayan üçüncü parasal genişleme döneminde FED ilk kez tahvil alımında azaltıma gitti. Amerika’daki istihdamın artması ve iş gücü piyasasındaki olumlu sinyaller sebebiyle tahvil alımını azaltma kararı alındığı açıklandı. İki günlük toplantı sonrası yapılan açıklamada faiz oranlarının da enflasyonun yüzde 2,5’e, işsizlik oranının ise yüzde 6,5’in altına gerilemedikçe artırılmayacağı kaydedildi. Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) iki günlük toplantısının ardından basın mensuplarının karşısına geçen FED Başkanı Ben Bernanke, Amerikan ekonomisinin önümüzdeki yıllarda güçlenmeye devam etmesi halinde FED’in tahvil alımını azaltmaya devam edeceğini söyledi. Bernanke, para politikasının ekonomik verilere göre şekil alacağını belirterek, aniden tekrar tahvil alımını hızlandırabileceklerine de işaret etti. Kendisinden sonra başa geçecek olan Janet Yellen ile görüştüğünü ve kendisinin tahvil azaltımına destek verdiğini vurgulayan Bernanke, ‘Parasal çıkış kararı, FED’in politika araçlarını tükettiği anlamına mı geliyor?’ sorusuna, “Parasal genişleme her derde deva bir ilaç değildir. Hâlâ yüksek oranda tahvil alımı yapıyor olacağız.” cevabını verdi.Karar sonrasında Türkiye’de altın sürpriz bir şekilde yükselirken dolar, lira karşısında sınırlı bir yükseliş gerçekleştirdi. Uzmanlara göre, nakit bolluğu dönemini bitecek bu gelişme, piyasalar açısından da yeni dönemi beraberinde getirecek. Ben Bernanke’nin FED Başkanı olarak dün yaptığı son açıklamalar dünya piyasalarını derinden etkileyecek. Nitekim Bernanke’nin 22 Mayıs’taki ‘Tahvil alımını düşürebiliriz.’ uyarısı bile gelişmekte olan piyasaları sarsmaya yetmişti. Hindistan para birimi rupi o dönemde yüzde 25’in üzerinde değer kaybetmişti. Türkiye’de ise Merkez Bankası’nın her gün dolar satmasıyla kısa sürede rezervler 16 milyar doların üzerinde erimişti. Doların değeri 2 lira sınırını aşmış, faizler yükselmiş ve döviz kurları aşırı değerlenmişti. İhracatçı, yükselen kurla zora girmişti. Yakın geçmişteki bu tablo, Ben Bernanke’nin FED Başkanı olarak yaptığı son açıklamaların dünya piyasalarını derinden etkileyeceğini ortaya koyuyor.22 MAYIS AÇIKLAMASI da PİYASALARI VURMUŞTU Türkiye ve dünya piyasaları FED Başkanı Bernanke’nin 22 Mayıs açıklamalarının ardından karışmıştı. Dolar kısa sürede 1,9320 lira ile tarihî zirveye çıkmıştı. Bu hareketin ardından Merkez Bankası döviz satım ihaleleri açarak piyasaya altı kez müdahale etmişti. Ama doların ateşi düşmemiş ve yeni rekorlarla birlikte 2 liranın üzerine çıkmıştı. Merkez Bankası’nın rezervleri de yeni müdahalelerle 16 milyar doların üzerinde erimişti. Altın bin 300 doların altına gerileyerek Eylül 2010’dan bu yana en düşük seviyesine inmişti. Gösterge tahvilin bileşik faizi de 10 Ekim 2012’den beri gördüğü en yüksek seviyeye çıkarak yüzde 7,61’e ulaşmıştı. Öte yandan Avrupa borsalarında da yüzde 3’e varan kayıplar izlenmişti.Dünya piyasaları etkilenmiştiPiyasaları olumsuz etkileyen tahvil azaltım beklentisi sebebiyle 22 Mayıs ile 22 Ağustos arasında en sert düşüş Hint para birimi rupide yaşanmıştı. Asya seansında Ağustos ortasında yüzde 1,3, ağustos sonunda yüzde 2’ye yakın değer kaybeden rupideki toplam düşüş Ocak-Ağustos 2013’te yüzde 25’e ulaşmıştı. Buna çare olarak faiz artırımına giden Hindistan’ın yanı sıra Endonezya Rupisi de Ağustos’ta son 4 yılın en düşük seviyelerine gerilemişti. Bu ülkedeki kur da yılın ilk 8 ayında yüzde 18 değer kaybetmişti. Malezya Ringgiti de aynı dönemde son 3 yılın en düşük seviyesine gerilemişti. Güney Afrika’da ise ağustos başında yapılan açıklamalar sonrasında ülkenin para birimi rand son 6 haftanın en sert düşüşünü yaşamıştı. Hindistan’ın en zengin adamı ve dünyanın en büyük petrol rafineri kompleksi işletmesi olan Reliance Endüstri Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’yi de fena vurmuştu. Ambani, rupideki değer kaybı sebebiyle servetinin yüzde 24’üne denk gelen 5,6 milyar dolarını kaybetmişti.FOMC toplantısından satırbaşlarıAmerika’da işsizlik yüzde 6,5&
Zaman
Ekonomi
19.12.2013
FEDvanayıkısacaknakitbolluğubitiyorFED vanayı kısacak nakit bolluğu bitiyor
FED vanayı kısacak, nakit bolluğu bitiyor
Zaman
19.12.2013
02:01
ABD Merkez Bankası FED, tahvil alımını 10 milyar dolar düşürme kararı aldı. Bu kararla birlikte 85 milyar dolar tutarındaki aylık tahvil alım programı 75 milyar dolara düştü. Basın toplantısı düzenleyen Amerika Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke, ülkesindeki ekonomik verilerin iyi gitmesi halinde daha da fazla azaltım yapılacağını açıkladı.ABD Merkez Bankası FED, tahvil alımını 10 milyar dolar düşürme kararı aldı. Bu kararla birlikte 85 milyar dolar tutarındaki aylık tahvil alım programı 75 milyar dolara düştü. Ocak ayından itibaren alımlar 35 milyar dolar mortgage destekli tahvil, 40 milyar dolar da hazine tahvili şeklinde gerçekleşecek. Böylece Eylül 2012’de başlayan üçüncü parasal genişleme döneminde FED ilk kez tahvil alımında azaltıma gitti. Amerika’daki istihdamın artması ve iş gücü piyasasındaki olumlu sinyaller sebebiyle tahvil alımını azaltma kararı alındığı açıklandı. İki günlük toplantı sonrası yapılan açıklamada faiz oranlarının da enflasyonun yüzde 2,5’e, işsizlik oranının ise yüzde 6,5’in altına gerilemedikçe artırılmayacağı kaydedildi. Federal Açık Piyasa Komitesi’nin (FOMC) iki günlük toplantısının ardından basın mensuplarının karşısına geçen FED Başkanı Ben Bernanke, Amerikan ekonomisinin önümüzdeki yıllarda güçlenmeye devam etmesi halinde FED’in tahvil alımını azaltmaya devam edeceğini söyledi. Bernanke, para politikasının ekonomik verilere göre şekil alacağını belirterek, aniden tekrar tahvil alımını hızlandırabileceklerine de işaret etti. Kendisinden sonra başa geçecek olan Janet Yellen ile görüştüğünü ve kendisinin tahvil azaltımına destek verdiğini vurgulayan Bernanke, ‘Parasal çıkış kararı, FED’in politika araçlarını tükettiği anlamına mı geliyor?’ sorusuna, “Parasal genişleme her derde deva bir ilaç değildir. Hâlâ yüksek oranda tahvil alımı yapıyor olacağız.” cevabını verdi.Karar sonrasında Türkiye’de altın sürpriz bir şekilde yükselirken dolar, lira karşısında sınırlı bir yükseliş gerçekleştirdi. Uzmanlara göre, nakit bolluğu dönemini bitecek bu gelişme, piyasalar açısından da yeni dönemi beraberinde getirecek. Ben Bernanke’nin FED Başkanı olarak dün yaptığı son açıklamalar dünya piyasalarını derinden etkileyecek. Nitekim Bernanke’nin 22 Mayıs’taki ‘Tahvil alımını düşürebiliriz.’ uyarısı bile gelişmekte olan piyasaları sarsmaya yetmişti. Hindistan para birimi rupi o dönemde yüzde 25’in üzerinde değer kaybetmişti. Türkiye’de ise Merkez Bankası’nın her gün dolar satmasıyla kısa sürede rezervler 16 milyar doların üzerinde erimişti. Doların değeri 2 lira sınırını aşmış, faizler yükselmiş ve döviz kurları aşırı değerlenmişti. İhracatçı, yükselen kurla zora girmişti. Yakın geçmişteki bu tablo, Ben Bernanke’nin FED Başkanı olarak yaptığı son açıklamaların dünya piyasalarını derinden etkileyeceğini ortaya koyuyor.22 MAYIS AÇIKLAMASI da PİYASALARI VURMUŞTU Türkiye ve dünya piyasaları FED Başkanı Bernanke’nin 22 Mayıs açıklamalarının ardından karışmıştı. Dolar kısa sürede 1,9320 lira ile tarihî zirveye çıkmıştı. Bu hareketin ardından Merkez Bankası döviz satım ihaleleri açarak piyasaya altı kez müdahale etmişti. Ama doların ateşi düşmemiş ve yeni rekorlarla birlikte 2 liranın üzerine çıkmıştı. Merkez Bankası’nın rezervleri de yeni müdahalelerle 16 milyar doların üzerinde erimişti. Altın bin 300 doların altına gerileyerek Eylül 2010’dan bu yana en düşük seviyesine inmişti. Gösterge tahvilin bileşik faizi de 10 Ekim 2012’den beri gördüğü en yüksek seviyeye çıkarak yüzde 7,61’e ulaşmıştı. Öte yandan Avrupa borsalarında da yüzde 3’e varan kayıplar izlenmişti.Dünya piyasaları etkilenmiştiPiyasaları olumsuz etkileyen tahvil azaltım beklentisi sebebiyle 22 Mayıs ile 22 Ağustos arasında en sert düşüş Hint para birimi rupide yaşanmıştı. Asya seansında Ağustos ortasında yüzde 1,3, ağustos sonunda yüzde 2’ye yakın değer kaybeden rupideki toplam düşüş Ocak-Ağustos 2013’te yüzde 25’e ulaşmıştı. Buna çare olarak faiz artırımına giden Hindistan’ın yanı sıra Endonezya Rupisi de Ağustos’ta son 4 yılın en düşük seviyelerine gerilemişti. Bu ülkedeki kur da yılın ilk 8 ayında yüzde 18 değer kaybetmişti. Malezya Ringgiti de aynı dönemde son 3 yılın en düşük seviyesine gerilemişti. Güney Afrika’da ise ağustos başında yapılan açıklamalar sonrasında ülkenin para birimi rand son 6 haftanın en sert düşüşünü yaşamıştı. Hindistan’ın en zengin adamı ve dünyanın en büyük petrol rafineri kompleksi işletmesi olan Reliance Endüstri Yönetim Kurulu Başkanı Mukesh Ambani’yi de fena vurmuştu. Ambani, rupideki değer kaybı sebebiyle servetinin yüzde 24’üne denk gelen 5,6 milyar dolarını kaybetmişti.FOMC toplantısından satırbaşlarıAmerika’da işsizlik yüzde 6,5&
Zaman
Ana Sayfa
19.12.2013
FEDvanayıkısacaknakitbolluğubitiyorFED vanayı kısacak nakit bolluğu bitiyor
Uçup giden 1,2 ton altın TBMM gündeminde
Zaman
18.12.2013
12:50
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Umut Oran, Adalet ve Gümrük bakanlarına, 17 gün Atatürk Havalimanında tutulup sonra sessizce çekip giden altın dolu uçağı sordu.Yılbaşında 1,5 ton altınla Atatürk Havalimanına inip 17 gün sonra kaçıp giden uçağın, İstanbulda başlayan ve bakan çocuklarıyla üst düzey bürokratların da karıştığı rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla birlikte yeniden gündeme gelmesi üzerine Umut Oran, konuyu TBMM gündemine taşıdı.Adalet Bakanı ile Gümrük ve Ticaret Bakanına, Açılan soruşturmanın akıbeti ne oldu? Soruşturmada herhangi bir siyasi kişilik veya üst düzey bakanlık bürokratının ismi gündeme geldi mi, bunlar kimlerdir? diye soran Oran, konuyla ilgili olarak Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcıya iki ayrı soru önergesi verdi.BİR UÇAKTA 50 MİLYON DOLARLIK ALTINÖnergesinde, Orta Afrika ülkesi Gananın Akra kentinden Dubaiye giderken Atatürk Havalimanına 1 Ocak 2013 tarihinde sabaha karşı inen ve bin 500 kilogram değersiz maden taşıdığını beyan eden, ancak gümrük memurlarının şüphelenip yaptığı arama sonucunda uçakta bedeli 50 milyon dolar olduğu belirtilen bin 208 kilogram altın bulunduğu ortaya çıkmıştı diyen Oran, Adalet Bakanı Ergine şu soruları yöneltti:Türkiye merkezli ULS Havayollarına ait kargo uçağı, 17 gün bekledikten sonra sahte belgelerle Türkiyeden ayrılmasıyla ilgili olarak açılan soruşturmanın sonucu ne olmuştur? Soruşturma sonucunda dava açıldı mı? Dava, hangi aşamadadır, hangi mahkemede görülmektedir, sanıkları kimlerdir, haklarında hangi cezalar istenmektedir?SİYASETÇİ VE BÜROKRAT VAR MIDIR?Soruşturmada herhangi bir siyasi kişilik veya üst düzey bakanlık bürokratının ismi gündeme geldi mi, bunlar kimdir? Kayıtlarda adı geçen ve 3 Ocak 2013 tarihinde İstanbul Ticaret Odası üyeliğinin iptal olduğu anlaşılan Master Sara adlı şirket ve kurucuları hakkında hangi işlemleri tesis ettiniz? Firma yetkililerinin gümrük idaresine belge sunup 114 TL idari para cezası ödeyerek bin 208 kilogram altınla uçup gitmesi normal midir? Bakırköy Başsavcılığı soruşturması ne oldu?Gümrükler Genel Müdürlüğünün hazırladığı soruşturma raporu üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının Duru Döviz ve Kıymetli Madenler Tic. A.Ş ve Yönetim Kurulu Başkanı Emin Hayyam, Kont Group ve Kozmetik şirketi ve ortakları Babak Zanjanı ve Soraya Asadı ile Master Sara Turizm şirketi ve yönetim kurulu üyeleri Vahid Moradi Moghaddam ve Sima Khorramdel hakkında sahtecilik suçundan açtığı adli soruşturmanın akıbeti ne olmuştur? ULS Havayollarının yaptığı yazışmalara göre altının göndericisinin Omnaye Gold Mining, alıcının ise İranda bulunan Sorinet Holding adlı şirket ile Sabiha Gökçen Havalimanında bulunan Duru Döviz adlı şirket olduğu belirlenmesi karşısında söz konusu şirket ve kişiler hakkında hangi işlemleri yaptınız, akıbeti ne olmuştur?GÜMRÜKTE HESAP SORULDU MU?Umut Oran, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcıya da benzeri soruları yöneltirken, Olayla ilgili olarak gümrük teşkilatında personel yönünden idari işlem yaptırdınız mı? Konu hakkında kime hangi cezalar verildi, hangi tedbirler uygulandı? diye sordu. (CİHAN)
Zaman
Güncel
18.12.2013
Uçupgiden12tonaltınTBMMgündemindeUçup giden 12 ton altın TBMM gündeminde
Uçup giden 1,2 ton altın TBMM gündeminde
Zaman
18.12.2013
12:50
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Umut Oran, Adalet ve Gümrük bakanlarına, 17 gün Atatürk Havalimanında tutulup sonra sessizce çekip giden altın dolu uçağı sordu.Yılbaşında 1,5 ton altınla Atatürk Havalimanına inip 17 gün sonra kaçıp giden uçağın, İstanbulda başlayan ve bakan çocuklarıyla üst düzey bürokratların da karıştığı rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla birlikte yeniden gündeme gelmesi üzerine Umut Oran, konuyu TBMM gündemine taşıdı.Adalet Bakanı ile Gümrük ve Ticaret Bakanına, Açılan soruşturmanın akıbeti ne oldu? Soruşturmada herhangi bir siyasi kişilik veya üst düzey bakanlık bürokratının ismi gündeme geldi mi, bunlar kimlerdir? diye soran Oran, konuyla ilgili olarak Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcıya iki ayrı soru önergesi verdi.BİR UÇAKTA 50 MİLYON DOLARLIK ALTINÖnergesinde, Orta Afrika ülkesi Gananın Akra kentinden Dubaiye giderken Atatürk Havalimanına 1 Ocak 2013 tarihinde sabaha karşı inen ve bin 500 kilogram değersiz maden taşıdığını beyan eden, ancak gümrük memurlarının şüphelenip yaptığı arama sonucunda uçakta bedeli 50 milyon dolar olduğu belirtilen bin 208 kilogram altın bulunduğu ortaya çıkmıştı diyen Oran, Adalet Bakanı Ergine şu soruları yöneltti:Türkiye merkezli ULS Havayollarına ait kargo uçağı, 17 gün bekledikten sonra sahte belgelerle Türkiyeden ayrılmasıyla ilgili olarak açılan soruşturmanın sonucu ne olmuştur? Soruşturma sonucunda dava açıldı mı? Dava, hangi aşamadadır, hangi mahkemede görülmektedir, sanıkları kimlerdir, haklarında hangi cezalar istenmektedir?SİYASETÇİ VE BÜROKRAT VAR MIDIR?Soruşturmada herhangi bir siyasi kişilik veya üst düzey bakanlık bürokratının ismi gündeme geldi mi, bunlar kimdir? Kayıtlarda adı geçen ve 3 Ocak 2013 tarihinde İstanbul Ticaret Odası üyeliğinin iptal olduğu anlaşılan Master Sara adlı şirket ve kurucuları hakkında hangi işlemleri tesis ettiniz? Firma yetkililerinin gümrük idaresine belge sunup 114 TL idari para cezası ödeyerek bin 208 kilogram altınla uçup gitmesi normal midir? Bakırköy Başsavcılığı soruşturması ne oldu?Gümrükler Genel Müdürlüğünün hazırladığı soruşturma raporu üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığının Duru Döviz ve Kıymetli Madenler Tic. A.Ş ve Yönetim Kurulu Başkanı Emin Hayyam, Kont Group ve Kozmetik şirketi ve ortakları Babak Zanjanı ve Soraya Asadı ile Master Sara Turizm şirketi ve yönetim kurulu üyeleri Vahid Moradi Moghaddam ve Sima Khorramdel hakkında sahtecilik suçundan açtığı adli soruşturmanın akıbeti ne olmuştur? ULS Havayollarının yaptığı yazışmalara göre altının göndericisinin Omnaye Gold Mining, alıcının ise İranda bulunan Sorinet Holding adlı şirket ile Sabiha Gökçen Havalimanında bulunan Duru Döviz adlı şirket olduğu belirlenmesi karşısında söz konusu şirket ve kişiler hakkında hangi işlemleri yaptınız, akıbeti ne olmuştur?GÜMRÜKTE HESAP SORULDU MU?Umut Oran, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcıya da benzeri soruları yöneltirken, Olayla ilgili olarak gümrük teşkilatında personel yönünden idari işlem yaptırdınız mı? Konu hakkında kime hangi cezalar verildi, hangi tedbirler uygulandı? diye sordu. (CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
18.12.2013
Uçupgiden12tonaltınTBMMgündemindeUçup giden 12 ton altın TBMM gündeminde
CHP, uçup giden 1,2 ton altını TBMM gündemine taşıdı
Zaman
18.12.2013
12:22
CHP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili Umut Oran, Adalet ve Gümrük bakanlarına, 17 gün Atatürk Havalimanında tutulup sonra sessizce çekip giden altın dolu uçağı sordu. Yılbaşında 1,5 ton altınla Atatürk Havalimanı’na inip 17 gün sonra kaçıp giden uçağın, İstanbul’da başlayan ve bakan çocuklarıyla üst düzey bürokratların da karıştığı rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla birlikte yeniden gündeme gelmesi üzerine Umut Oran, konuyu TBMM gündemine taşıdı.Adalet Bakanı ile Gümrük ve Ticaret Bakanı’na, “Açılan soruşturmanın akıbeti ne oldu? Soruşturmada herhangi bir siyasi kişilik veya üst düzey bakanlık bürokratının ismi gündeme geldi mi, bunlar kimlerdir?” diye soran Oran, konuyla ilgili olarak Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’ya iki ayrı soru önergesi verdi.BİR UÇAKTA 50 MİLYON DOLARLIK ALTINÖnergesinde, “Orta Afrika ülkesi Gananın Akra kentinden Dubaiye giderken Atatürk Havalimanına 1 Ocak 2013 tarihinde sabaha karşı inen ve bin 500 kilogram değersiz maden taşıdığını beyan eden, ancak gümrük memurlarının şüphelenip yaptığı arama sonucunda uçakta bedeli 50 milyon dolar olduğu belirtilen bin 208 kilogram altın bulunduğu ortaya çıkmıştı” diyen Oran, Adalet Bakanı Ergin’e şu soruları yöneltti:“Türkiye merkezli ULS Havayollarına ait kargo uçağı, 17 gün bekledikten sonra sahte belgelerle Türkiye’den ayrılmasıyla ilgili olarak açılan soruşturmanın sonucu ne olmuştur? Soruşturma sonucunda dava açıldı mı? Dava, hangi aşamadadır, hangi mahkemede görülmektedir, sanıkları kimlerdir, haklarında hangi cezalar istenmektedir?SİYASETÇİ VE BÜROKRAT VAR MIDIR?Soruşturmada herhangi bir siyasi kişilik veya üst düzey bakanlık bürokratının ismi gündeme geldi mi, bunlar kimdir? Kayıtlarda adı geçen ve 3 Ocak 2013 tarihinde İstanbul Ticaret Odası üyeliğinin iptal olduğu anlaşılan Master Sara adlı şirket ve kurucuları hakkında hangi işlemleri tesis ettiniz? Firma yetkililerinin gümrük idaresine belge sunup 114 TL idari para cezası ödeyerek bin 208 kilogram altınla uçup gitmesi normal midir? Bakırköy Başsavcılığı soruşturması ne oldu?Gümrükler Genel Müdürlüğünün hazırladığı soruşturma raporu üzerine Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Duru Döviz ve Kıymetli Madenler Tic. A.Ş ve Yönetim Kurulu Başkanı Emin Hayyam, Kont Group ve Kozmetik şirketi ve ortakları Babak Zanjanı ve Soraya Asadı ile Master Sara Turizm şirketi ve yönetim kurulu üyeleri Vahid Moradi Moghaddam ve Sima Khorramdel hakkında sahtecilik suçundan açtığı adli soruşturmanın akıbeti ne olmuştur? ULS Havayollarının yaptığı yazışmalara göre altının göndericisinin Omnaye Gold Mining, alıcının ise İranda bulunan Sorinet Holding adlı şirket ile Sabiha Gökçen Havalimanında bulunan Duru Döviz adlı şirket olduğu belirlenmesi karşısında söz konusu şirket ve kişiler hakkında hangi işlemleri yaptınız, akıbeti ne olmuştur?”GÜMRÜKTE HESAP SORULDU MU?Umut Oran, Gümrük ve Ticaret Bakanı Hayati Yazıcı’ya da benzeri soruları yöneltirken, “Olayla ilgili olarak gümrük teşkilatında personel yönünden idari işlem yaptırdınız mı? Konu hakkında kime hangi cezalar verildi, hangi tedbirler uygulandı?” diye sordu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
18.12.2013
CHPuçupgiden12tonaltınıTBMMgündeminetaşıdıCHP uçup giden 12 ton altını TBMM gündemine taşıdı
3 bin firma TUSKON'un ticaret köprüsünde buluştu
Zaman
25.11.2013
14:41
Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nun (TUSKON) TürkiyeDünya Ticaret Köprüsü (TDKD) etkinliği başladı. İki gün sürecek organizasyona 130 ülkeden bin 450, Türkiye’den bin 500 firma katılıyor. Tarım ve gıda sektörüne hitap eden etkinlik dâhilinde 115 ürün standı açılırken, 25 bin ikili görüşmenin yapılması bekleniyor. TUSKONun, Ekonomi Bakanlığı koordinasyonunda ve Türkiye İhracatçılar Meclisi (TİM) desteğiyle tarım ve gıda sektörlerine yönelik düzenlediği Türkiye-Dünya Ticaret Köprüsü 2013 programı, İstanbul Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde başladı. 26 Kasıma kadar devam edecek organizasyonun açılış kurdelesini Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, TUSKON Başkanı Rızanur Meral ve TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi birlikte kesti. Ardından stantları ve ikili görüşmelerin yapıldığı masaları dolaşan üç isim, daha sonra TDKD hakkında gazetecilere açıklamalarda bulundu. Türkiye-Dünya Ticaret Köprüsü ile ticaretin ötesinde gönül köprüsü olduğunu vurgulayan Zafer Çağlayan, “Ne mutlu bize, her köprü bizi dünya ile kaynaştırıyor. Her köprü bizi dünya ile, ülkeler ile bir aradalığımızı artırıyor. 2013 Haziran ayında yapılan TDKD; inşaat, inşaat ürünleri, makine, mobilya sektörüne hitap ediyordu. Buraya 130 ülkeden bin 500’e yakın firma geldiği malumumuz. Kasım ayında yapılan TDKD de tarım ve gıda sektörüne hitap ediyor. Buna da 130’u aşkın ülkeden bin 400’ü aşkın temsilci katılıyor.” dedi. Çağlayan, etkinlik dâhilinde dünyanın dört bir yanından gelen girişimcilerin Türkiye’den muhatapları ile görüşeceğini, sonrasında Anadolu’ya yayılacağını dile getirdi. Türkiye’nin 2023 için 2 milyar dolar milli gelir, 500 milyar dolar mal ihracat hedefi bulunduğundan söz eden Çağlayan, bu rakamların yakalanması adına gerekenlerin yapılacağını belirtti. Ülkenin ekonomide önemli başarılar elde ettiğini anlatan Çağlayan, bunda makro ve mikro önlemlerin büyük rol oynadığını aktardı. Ekonomi Bakanı, ihracatın ekonomiye, büyümeye ivme kattığına da temas etti. Anadolu’nun her bir ilinin ihracat yaptığına, İstanbul’dan daha mühim bir konuma geldiğine işaret etti. İran’a ambargo kararının hafifletilmesi kararına da değinen Zafer Çağlayan, şöyle konuştu: “2012’de İran’a 10 milyar dolara yakın ihracat, 11,9 milyar dolar ithalat yaptık. Toplam ticaret 21,9 milyar doları buldu. Bu dönemde İran ile dış ticaret açığımız 2 milyar dolara geriledi. 2012 ilk 9 ayında 9 milyar dolar ihracat yaptık. Ambargolar nedeni ile bu rakam 2013 ilk 9 ayında 3,4 milyar dolar oldu. Yani 6 milyar dolar ihracat kaybı var, burada. Tabii İran’dan yapılan ithalat kendi durumunu korudu. Türkiye, 2012 ilk 9 ayda 781 milyon dolar dış ticaret açığı verdi. Bu rakam 2013 ilk 9 ayında 4,6 milyar dolar oldu. Türkye’nin İran’a ihracatının daralmasında yegane neden altın değildir. Altın dışı ihracatta da 1 milyar doları aşkın gerileme görüldü. Bunun nedeni ambargolardır. Yine bunun nedeni para akışının sorunlu olmasıdır. Ümit ederim, Türkiye İran’a yeniden her malını ihraç etmeye devam edecektir. Daha evvel ‘İran’a altın mı satıyorsunuz’ sorusu soruldu, bana. Ben de ‘yağ da, bal da satarız; altın da’ cevabını verdim. Türkiye 20 bini aşkın ürün türü ihraç ediyor, şu an. Buna uyumlu olarak, biz umut ederim, bu u 6 ayı iyi değerlendireceğiz.” TUSKON Başkanı Rızanur Meral ise konuşmasında Türkiye-Dünya Ticaret Köprüsü ile ilgili detaylar verdi. Meral, İyi bir takım ruhu ile 19. Türkiye-Dünya Ticaret Köprüsü’nü yapıyoruz. Bu etkinliği 6 ayda bir hayata geçiriyoruz. Geçen köprü, inşaat, inşaat ürünleri, mobilya ve makinelerle ilgiliydi. Burada Latin Amerika’ya mobilya bayilikleri verildi. Katılımcı adedimiz bin 500 idi. Bu köprü de tarım ve gıda ile ilgili. Katılımcı adedi hemen hemen aynı. Tabii etkinliğe her gelen tekrar gelmeyi talep ediyor. Ama onları tekrar getirmiyoruz. Gayemiz her sene yeni katılımcı getirmek. ifadelerini kullandı.TDKD’yi ihracat adına olumlu bulan TİM Başkanı Mehmet Büyükekşi de gazetecilerin kura dair sorularına şu karşılığı verdi:“Biz, her daim rekabet edeceğimiz kuru savunduk. ‘Döviz süratle artsın, malı kolay satalım’ kolaycılığına gitmedik. Kur belli seviyeye geldiğinde bile yeterli olduğunu beyan ettik. İhracat Eğilim Anketi’ne katılan firmaların ideal kuru dolarda 1,95, Euro’da 2,50. Yani kurun geldiği yer beklentileri karşılıyor. Hedefimiz aşırı kurun enflasyona neden olmaması. Şu aşamada en büyük sorun ihracatçı için enerji ve girdi maliyetleri. Bu durum, rekabeti olumsuz etkiliyor. Enflasyon da buna eklenirse aleyhimize olur.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
25.11.2013
3binfirmaTUSKONunticaretköprüsündebuluştu3 bin firma TUSKONun ticaret köprüsünde buluştu
Selim Işıklar - Piyasaların gözü sıfırcı hocalarda
Zaman
24.11.2013
01:59
Bir yıl önce Türkiye’nin kredi notu kredi kuruluşu Fitch tarafından ‘yatırım yapılabilir ülke’ kategorisine yükseltilmişti. Mart 2013’te ise Standard&Poor’s not artırmıştı.Moody’s beklentilerle örtüşen bir tarihte ikinci ‘yatırım yapılabilir’ notu veren kuruluş olmuştu. Hiç şüphesiz bu not artışları kararları gecikmiş ama doğru kararlardı. “Not artış trendi devam eder, Türkiye kırılganlıklarını sona erdirir” demek isterdim. Ancak gelişen sürece göre verilen notları muhafaza etmek bile oldukça zor ve hüner işi. Kredi derecelendirme kuruluşları uzun yıllardan beri Türkiye’ye karşı önyargılı bakış açılarına sahip. Siyasi ve ekonomik menfaati olmaksızın bir not artışına şahit olmadım yıllardır. Üstelik hükümeti IMF anlaşmalarına zorlayan unsurlar arasında da hep not yetkilerini bir tehdit gibi kullanmışlardır. Fakat kabullenmek gereken bir şey var ki Türkiye son 10 yılda ekonomide çok şeyi başarırken kronik hastalığını henüz yenmeyi başaramadı. Son 10 ayda 75 milyar dolarlık dış ticaret açığı veren Türkiye, bütçe dengesindeki başarısını maalesef cari dengede ve dış ticaret dengesinde tutturamıyor. Üstelik dolar son bir yılda liraya karşı yüzde 15 değerlenmişken. Yüksek enerji faturasının yanı sıra ithalata olan ilginin devam ediyor olması Türkiye’nin kırılganlığını artırıyor. Bundan önceki yıllarda da bu kırılganlıklar dile getirildi, ama not artışları birbiri ardına gelmişti. Bu defa neden sıkıntı var veya derecelendirme kuruluşları tedirgin? Son olarak Standard&Poor’s kredi büyümesi devam ederse not indirimine gidebileceğinden bahsetti. Ayrıca dış şoklara dikkat çekti. Türkiye olası FED tahvil alım azaltmalarına hazırlıklı mı yoksa muhtemel bir gelişmekte olan ülke krizinde başı mı çekecek gibi sorular sürekli olarak dillendiriliyor ve açıkçası şirketler buna hazırlıklı mı bilemiyorum. Ancak Türkiye siyasi istikrarı ve reformlarla cari açık başta olmak üzere bu kronik hastalıklara karşı kendini korumayı başardı. Avrupa ve ABD’nin büyük bir krize girmesi de fonların Türkiye’ye yönelmesinde etkili oldu. Bir bakıma Türkiye, altının yaşadığı yükseliş trendine benzer bir gelişim kaydetti. Türkiye bu aşamadan sonra çok daha büyük sorunlarla karşı karşıya kalabilir. Çok dikkatli idare edilmesi gereken bir süreç. Aralık ayındaki FED toplantısından sonra ABD ekonomisindeki toparlanmaların Türk piyasalarında yabancı arzını artırma riski gözden kaçmamalı. Gezi olaylarından sonra kaçan 15 milyar doların Merkez Bankası’nın kasasına girmesi, rezervlerin haziran ayından bu yana 120 milyar dolardan 135 milyar dolara çıkmasını sağladı. Bunlar olumlu gelişmeler. Bu aşamadan sonra yabancı yatırımcılar FED politikalarındaki değişiklik ve faiz piyasalarındaki olası yükselişlere karşı Merkez Bankası’nın takınacağı tutuma göre hareket edeceklerdir. Merkez Bankası şimdilik faiz oranlarını baskı altına almayı başardı. Ancak not artışı değil de not azalışı fiyatlanmaya başlarsa yabancı yatırımcılar Türkiye’de satışa dönebilir. Hükümetin ve Merkez Bankası’nın cari açık ve kredi büyümesi ile ilgili alacağı tedbirler de bankacılık sektörünü olumsuz etkileyebilir. Piyasalar şimdilik bazı olumsuzlukları görmezden geldi ve cuma günü dolar gerilerken piyasalar da dış piyasalara uyarak toparlandı. Sonuç olarak aralık ayındaki FED toplantısında olası istihdam artışları sonrasında tahvil azaltım kararı gelebilir. Bu tarihe kadar piyasalar bu riski satın alacak mı, açıkçası bu ciddi soru işareti. ‘Piyasalar en doğrusunu söyler’ diyerek Borsa’nın bir süre daha 70 bin ile 80 bin puan aralığında dalgalanarak yönünü belirleyeceğini düşünüyorum. Not konusunda 3 Aralık tarihinde kredi derecelendirme kuruluşu Moody’s de Türkiye’de bir konferans düzenleyerek değerlendirmeler yapacak. Beklenti o kuruluşun da krediler konusunda risk uyarıları yapacağı ve notu değiştirmeyeceği yönünde.Altının onsunu iki yılda yüzde 35 gerileten sebeplerİki yıl önce tüm rekorları altüst ederek onsu 1.920 dolara kadar yükselen altın, iki yıldır düşüş trendini sürdürüyor. Bir önceki çöküş seviyesi olan 1.180 dolara adım adım yaklaşan onstaki kayıplar altın yatırımcısını üzmeye devam ediyor. Bir analizimde dediğim gibi 1980 yılında rekorlar kırarak 1.000 dolara kadar fırlayan ons, takip eden 20 yıl boyunca bin doları görememişti. Şartlar belki o yıllardan farklı ama düşüşün sebepleri birden fazla. Birinci sebep olarak son 10 yılda 8 kat yükselen altın, yükselişin sebeplerinin yavaş yavaş ortadan kalkmasıyla rekor seviyelerden rekor satışla karşılaştı. İlk sebep Yunanistan’ın kurtarılması ve AB’nin anlaşarak kurtarma mekanizmasını çalıştırıp Euro’ya güven getirmesi. İkinci sebep FED politikalarından çıkış stratejisinin uygulamaya konulmasının ardından fa
Zaman
Köşe Yazıları
24.11.2013
SelimIşıklar-PiyasalarıngözüsıfırcıhocalardaSelim Işıklar - Piyasaların gözü sıfırcı hocalarda
Selim Işıklar - Türk sanayi şirketleri, yeni döneme hazırlıklı olmalıydı
Zaman
01.09.2013
01:58
2002 yılından itibaren dünyada likidite bolluğu yaşanmaya başlamıştı. Türkiye 2007’ye kadar ortalama yüzde 6,7 oranında istikrarlı bir şekilde büyüyerek yıldızını parlatmıştı.2008-2009 yıllarında ise krizden etkilenerek olumsuza dönen veriler izleyen üç senede ortalama yüzde 6,7’yi yine yakalamıştı. 2013 yılı belki de yeni bir kırılma noktası olacak. Türkiye ekonomisi ilk beş ayda yakaladığı ivmeyi çeşitli sebeplerle kaybetmek üzere. Liranın ikinci çeyrekte dolar karşısında başlayan düşüşü, kur açığı olan şirketleri olumsuz etkilemeye başlamış gözüküyor. Kurdaki ani sıçrama sonrası hedefler aşıldı. Zira beklentiler 1.92 seviyesinin aşılmayacağı yönündeydi. Mayıs sonunda not artışı ile büyük miktarda sermaye girişleri bekleniyordu. Ancak durum hiç de öyle olmadı. Hem faiz, hem dolar hem de Borsa’da işler beklendiği gibi gelişmedi. Borsa dolar bazında yüzde 38 gerilerken, lira yüzde 17 değer kaybetti. Tahvil faizleri ise iki kattan fazla yükselerek yüzde 4,6’dan yüzde 10,3’e kadar yükseldi. Sonuç olarak dış gelişmelerden dolayı da olsa yeni bir gerçekle karşı karşıyayız. Parasal bolluğun sona erdiği bir sürece hızla yol alıyoruz. Belki biraz abartılı tepkiler veriliyor ve olması gerekenden biraz fazla dalgalanma yaşanıyor ama sonuçta algının değiştiği bir dönemde olduğumuzu unutmamalıyız. Bu duruma Türk şirketlerinin hazırlıklı olmadığı, açıklanan bilançolardan belli olmaya başladı. Kur riski yüksek şirketler hem Borsa’da hızla değer kaybediyorlar hem de hatırı sayılır zararlar açıklıyorlar. Kurdan olumlu etkilenen şirket sayısı olumsuz etkilenenlere oranla bir hayli az. Genelde belki de kredi not artışından cesaret alarak yatırımını döviz borçlanarak yapan şirketler ters köşeye yatmış pozisyonda. Artan enerji maliyetlerine kur riskinin de ilave edilmesi, ihracatçı şirketlerin bile bilançolarına negatif yansımış durumda. Bu aşamadan sonra özellikle eylül sonunda bilançoya etki edecek kur kapanışları dikkatle takip edilecektir. Özellikle not artırımı öncesi yaşanan coşkunun tam tersi bir durum söz konusu. Borsa dip arayışını halen sürdürüyor. Dolar zirve arayışında, faizler ise tepe noktalarına yaklaşmış durumda. Bir başka açıdan bakıldığında ise olumsuz senaryolar piyasalara yansımış vaziyette. Bu seviyeleri yeterli düzeyde bulan yatırımcılar için ara fırsat noktaları belki de bu seviyeler olabilir. Ancak dip veya zirve noktaları açısından, edindiğimiz tecrübeler, daha alınması gereken yolun olduğunu söylüyor. Sonuç olarak Türkiye fırsatlar ülkesi. Piyasalarda riskler olduğu kadar sürekli fırsatların da olması cazibemizi artırıyor. Ancak hem siyasi hem de ekonomik konjonktür maalesef aleyhimize dönmüş durumda. Umarım bu durum uzun sürmez.Dolar 2,07’yi gördü, altın düşüşe geçti, gözler ABD verilerindeÖncelikle bu hafta, bize göre sürpriz olmayan gelişmeler yaşandı. Suriye’de sıcak çatışmanın eşiğine gelinmiş olmasından mı yoksa diğer gelişmekte olan Brezilya, Güney Afrika gibi ülkelerin para birimlerinin yılbaşından bu yana yüzde 25’e yakın devalüe edilmesinden dolayı mı, dolar lira karşısında yükselişini sürdürerek 2,07’yi test etti. Teknik analizde direnç noktası olan 1.973 seviyesi aşılınca kaçınılmaz şekilde 2 liranın üzerine çıkıldı. Bu noktanın geçilmesinin hemen ardından Merkez Bankası Başkanı Erdem Başçı’nın açıklamaları merakla takip edildi. Özet olarak Sayın Başçı sakin olunması gerektiğini, doların yıl sonunda 1,92 seviyelerine gerilemesinin sürpriz olmayacağını vurguladı. Döviz kurlarındaki artışa karşılık faiz silahının gündemlerinde olmadığını açıkça söyledi. Bu açıklamalar piyasalarda şimdilik yankı buldu diyemeyiz. Zira şu an dünyada tahvil piyasalarında yaşanan sert yükselişlerin son durağı belirlenmiş değil. Ayrıca Türkiye oldukça kırılgan bir zeminde geçmiş yıllardaki başarısını tekrar etmek isterken yüksek cari açık ve enflasyonla ve son olarak 115 dolara kadar tırmanan petrol fiyatlarıyla baş etmek durumunda. Yükselen Türkiye, not artışları sürecinden büyük bir girdaba girmeme mücadelesi veriyor. Türkiye’nin bir yıl öncesine göre görünümü olumsuz gözükmekte. Yükselen petrol fiyatları, enflasyon ve ABD 10 yıllık tahvil fiyatlarındaki yükselişler, FED’in politika değişikliği Türkiye’yi etkiledi. Bu noktada yeniden toparlanmanın başlaması için şartların değişmesini beklemek yerine piyasaların önünde hamleler yapmak daha uygun olabilirdi. Bir süredir yükselen altın fiyatlarındaki düşüşün önümüzdeki hafta açıklanacak ABD istihdam verilerine bağlı olduğu görülüyor. ABD istihdam verileri olumlu çıkarsa altın 1.300 dolara doğru düşüşe geçebilir. Tersi durumda 1.480 dolar seviyesi görülebilir.
Zaman
Köşe Yazıları
01.09.2013
SelimIşıklar-TürksanayişirketleriyenidönemehazırlıklıolmalıydıSelim Işıklar - Türk sanayi şirketleri yeni döneme hazırlıklı olmalıydı
Selim Işıklar - Borsa'daki düşüşün Gezi ile ilgisi yok denilebilir mi?
Zaman
11.08.2013
02:03
Mayıs ortalarında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın ABD ziyareti sonrasında Türkiye’ye yatırım yapılabilir ülke notu ikinci bir reyting kuruluşu tarafından verilmişti.Çözüm sürecinin başlaması ve İsrail’in çabalar sonrası özür dilemesi gibi olaylar ile not artışı ilişkisi tam bir paralellik göstermişti. Borsa İstanbul 93 bin puana kadar yükselmiş, tahvil fiyatları gösterge faizi gibi Cumhuriyet tarihinin en düşük seviyelerine kadar gerileyerek (yüzde 4,6) iyimserliği en uç noktaya taşımıştı. Hemen herkes Türkiye’nin bir sıcak para hücumuna uğrayacağını düşünürken, Merkez Bankası’nda rekor bir seviyeye ulaşarak 135 milyar dolara ulaşan rezervlerden erimeler başlamış, ABD 10 yıllık tahvil fiyatlarındaki yükseliş gözlerden kaçmıştı.ABD Merkez Bankası’nın 5 yıldır sürdürdüğü sıfıra yakın faiz politikası ve tahvil alım programı olumlu istihdam ve enflasyon verileri ile faizlerin yukarı yöne dönmesine sebep olmuş 10 yıllıklar yüzde 1,60 seviyesinden yüzde 2,60’a doğru hızla yükselmişti. Keza Avrupa ekonomilerinde de benzer şekilde işler terse dönmüş iyimserlik rüzgârları borsaları yukarı döndürmüş, krizden çıkış içinde olduğu sürekli vurgulanmaya başlanır olmuştu. Gelişmiş ülkelerdeki bu durum Türkiye için kısa ve orta vadede olumsuz haberdi. Nitekim Gezi olayları 27 Mayıs’ta başlarken zaten piyasalar yukarı gitmekte zorlanıyor, tahvil fiyatları ve dolar yukarı dönmekteydi. Gezi olayları beklenmedik bir zamanda spontane olmuş izlenimini veriyor ve dış basının tek taraflı ilgisi, ‘Siyasi istikrarda çöküşün başlangıcı mı?’ sorularını sorduruyordu. Bir anda 13 milyar dolarlık bir yabancı çıkışı ile Borsa 93 binden 70 bine, dolar ise 1,86 liradan 1,97 liraya yükselirken tahvil piyasası adeta çökerek yüzde 4,6’dan yüzde 9’lara tırmanıyordu. ‘Eğer Taksim Gezi Parkı olayları olmasaydı durum farklı olur muydu?’ sorusuna bu durumun Gezi ile ilgisi yoktu denilebilir mi? Bence hem evet hem de hayır. Evet zira Türkiye not artış trendi ile risk primini düşürmüş ve hem siyasi istikrarı hem de dinamik yapısı ile cari açığına rağmen cazip bir sığınma limanı gibiydi. Gezi olayları olmasaydı bu derece bir para çıkışı yaşanmaz ve süreç daha yumuşak olabilirdi. Nitekim birçok yabancı yatırım bankası, Türkiye önerilerini piyasa üstünde getiriden piyasa altında getiriye çevirmesi ve kredi derecelendirme kuruluşlarının gösterilerin notu etkilemediğine vurgu yapmalarına rağmen, olayların devam etmesi durumunda negatif etki yapabileceğini de eklemeleri notun tehlikede olduğunu gösterdi. Temmuz ayı ortalarında özellikle ABD Merkez Bankası toplantısında ve sonrasındaki gelişmeler Türk piyasalarının krize girmesini engelledi. Zira enflasyon verisi hiç de beklenildiği gibi çıkmadı ve tahvil piyasalarındaki satışlar tehlikenin devam ettiğini gösterir gibiydi. ABD’den gelen son veriler durumu kurtardı. Aksi takdirde piyasalarda dolar 2 liraya kadar tırmanır ve yaz şirketlerimiz için daha sıcak ve bunaltıcı olabilirdi. Bankaların kârları ilk 6 ay olumsuz etkilenmedi. Ancak süreçte faiz piyasalarındaki yukarı sıçramalar ellerinde tahvili bol olan bankalar için kötü haberdi ve nitekim üçüncü çeyrekte bu olumsuz etkileri göreceğiz. Yabancı çıkışları devam etti. Temmuz ayında da yabancı yatırımcı bankalar ağırlıklı satışlarını sürdürerek 200 milyon dolarlık net satış yaptılar. Haziran ayında toplam satışlarına nazaran yavaşlasa da devam etti. Yabancılar haziran ayında 1,2 milyar dolarlık net satış yapmışlardı. Son duruma bakacak olursak bayram öncesi aşağı yönlü baskıların hakim olduğu BIST 100 Endeksi pazartesi günü yukarı yönlü bir seyir izleyebilir gibi görünüyor. Ancak yukarı açılışın ardından yabancıların banka hisselerinde yapacakları işlemlerin alış ağırlıklı mı olduğu, yoksa satışa dönük mü olduğu yön sinyalini verecek. Teknik olarak henüz günlük göstergelerin satış sinyali üretmediği Borsa’da 75 bin geçilmediği sürece ana ibre aşağı gösteriyor. Dikkatle izlenecek ana destek ise 70 binde bulunuyor. Kısa vadeli ara dirençler 74 bin-74 bin 500 ara destekler ise 72 bin 800 ve 71 bin 200 olarak değerlendirilebilir.Altın fiyatları bayramda yükselişe geçtiGeçen hafta 1272 dolar/ons seviyelerine kadar gerileyen altın fiyatları haftanın son iki günü ABD haftalık işsizlik verileri sonrasında hızla yükselerek 1313 doları aştı. Hafta içinde FED yetkililerinin tahvil alım programına yönelik negatif baskı yapan açıklamaları ile hızla geriledikten sonra yönün aşağı gösterdiği düşünülürken piyasalarda beklenmedik bir şekilde her perşembe ve cuma olduğu gibi 40 dolarlık bir marj oluştu. İşsizlik başvurularının artış göstermesi sebebiyle hem Euro/dolar paritesi yükselişe geçti hem de altın başta olmak üzere yükselişler başladı. Önümüzdeki hafta başı 1320 dolar geçilirse ons bir kez daha 1339 ve
Zaman
Köşe Yazıları
11.08.2013
SelimIşıklar-BorsadakidüşüşünGeziileilgisiyokdenilebilirmi?Selim Işıklar - Borsadaki düşüşün Gezi ile ilgisi yok denilebilir mi?
Murat Yülek - Aşırı değerli kur kötüdür; bağımlılık yapar
Zaman
04.08.2013
01:52
ABD Merkez Bankası’nın (FED) tahvil alım programının kaldırılması ya da kaldırılma ihtimali Türkiye açısından altın bir fırsatı beraberinde getirdi: Senelerdir trend olarak reel değeri artan Türk Lirası’nın daha makul reel değerlere gerilemesine yol açtı.Bu fırsattan yararlanılırsa Türkiye uzun vadeli ihracatçı pozisyonunu güçlendirir.Türkiye’nin enflasyonunu yüzde 7, ABD ve Avrupa gibi pazarların enflasyonunu yüzde 2 kabul ederseniz, kuru nominal olarak istikrarlı hale getirdiğiniz anda kurunuz ayda yüzde 0,4, senede yüzde 5 oranında reel değer kazanacak demektir. Verimlilik kazancı farkları bu açığı kapatamaz. Siz de bu durumda ihracat gücünüzü kaybeder ithalata kapı aralamış olursunuz.Paranın değerinin düşmesi: Bir tabuYerel paranın değerinin düşmesi birçok ülkede bir tabudur. Değer düşerse, yani örneğin Türkiye için bir dolar 1,80 TL yerine 1,95 olursa ülkenin ekonomik gücü düşmüş ve başarısız olunmuş gibi bir algı oluşuyor birçok ülkede. Batı basınında ve finansal çevrelerde kur “dayak yedi” cinsinden yorumlar yapılıyor.Oysa Japonya gibi ihracatçı ülkelerde hükümetler kurun değer kazanmasına karşı çıkıyorlar. Abenomics buna en yeni örnek. Zira, kur değer kazanırsa ihracatçılarının rekabet gücünü kaybedeceğinin farkındalar. İhracatçı ihracat yapamazsa tasarrufçu Japon sosyolojisi iç talebi zayıflattığı için ülkenin ekonomik çarkları yavaşlıyor. Bu da istenmeyen bir şey.Ancak Japonya gibi ülkelerle Türkiye gibi ülkeler arasında önemli bir fark var. Japon enflasyon oranları ABD, Avrupa gibi pazarlardaki enflasyon oranlarıyla aynı ya da daha düşük. Yani yen-dolar ya da yen-Euro gibi parite hareketleri doğrudan reel kura paralel hareket eder. Hatta yen enflasyonun dolar ya da Euro enflasyonundan düşük olduğu zamanlarda paritenin aynı kalması bile Japon Yeni’nin reel değerinin düşmesi manasına gelir.Türkiye gibi enflasyonun ABD ve AB ülkelerinden yüksek olduğu ülkelerde ise nominal kur değişmediği zaman reel kur otomatik olarak değer kazanır. Bu değer kazanma, birikimli olarak devam ettikçe ihracatçının rekabet gücü düşer.Türkiye’nin derdi: Aşırı değerli kurTürkiye’nin sorunu aşırı değerli kur. Kur değerli olunca ihracatçı dış pazarlarda rekabet gücünü kaybediyor. İhracat olması gerekenden az olunca yerli şirketler yapmaları gerekenden daha düşük satış yapıyorlar. Bu da olması gerekenden daha düşük istihdam, işletme ve çalışan geliri ve tabii düşük vergi geliri demek. İthalat yapınca da vergi gelirleri artıyor; ancak bu sürdürülebilir değil.Kurları zayıf tutarak ihracat sürekli artırılabilir mi? Hayır. Ancak kurlar değerli kaldıkça ihracat “denge seviyesine göre” düşük kalır, ithalat da yükselir. Yani, mesele kuru düşürmek değil; aşırı değerlenmesine engel olmak. İhracat düşük olursa dış ticaret açığı ve dolayısıyla cari açık artar. Bu, yurtdışındaki şirketlere Türk halkı ve şirketlerinin borçlanması demektir.Bir ülke ilelebet cari açık veremez; ABD bile. Kısa vadede cari açık yurtdışından giren sermaye tarafından kapatılır; yani yabancılar tarafından satın alınan Türk tahvil, bono vs. gibi portföy ürünleriyle ya da doğrudan yabancı yatırımlarla. Ancak sonuçta yurtdışından aldığınız mal ve hizmetler sattıklarından fazlaysa (dış ticaret açığı/cari açık) karşılığında yurtdışına borç senetlerinizi verirsiniz, yani yurtdışına borçlanırsınız. Eğer cari açık doğrudan yatırımla finanse edilirse, bu kez de bir süre sonra yabancı yatırımcılar yurtdışına kârlarını çıkartacakları için yine döviz kaybedersiniz.İşte bu yüzden aşırı değerli kur kötü bir şeydir.Aşırı kur ihracatçıyı ithalatçı yaparAşırı değerli kur orta vadede daha da zararlı bir alışkanlıktır. Neden mi? Çünkü bağımlılık yapar ve ara mallarınızı da ithal etmeye başlarsınız.Ara malı dediğiniz mal da sonuçta bir sanayi ürünüdür. Aynı nihai mallar gibi bu ürünler ithal ediliyor ve ülke içinde üretilmiyorsa bunun sebebi basittir. Sanayici bu ürünleri üretmeyi yeterince kârlı bulmuyordur. Ara malı ithalatının ölçek ya da teknoloji eksikliği gibi çeşitli sebepleri olabilir ancak en önemlisi kurdur.Kur değerli olunca ithal ürünlerin fiyatları sanayicinin bu ürünleri üretmesi için gerekli kârı ortadan kaldırır. İhracatçı bu ara mallarını üretecek yerli üretici bulamaz. Zira, ilgili müteşebbis, bu malları üretmektense ithal etmeyi daha kârlı ve elverişli bulmuştur.Kur aşırı değerli oldukça bu fasit daire derinleşir. Ara malı üreticisi ithalatçı hale gelir; ara malı ithalatı artar.İhracatçı düşük kur ister mi?Bir ihracatçı düşünelim; yabancı para cinsinden banka borcu ve ithal ettiği aramalı sıfır olsun. Örneğin Türkiye’de, böyle bir ihracatçı için 1,90 TL/dolar gibi bir kur mu iyidir yoksa 2,00 mı? Cevap basittir; 1 milyon dolarlık fatura kesen bu ihracatçımız kur 1,90 ise TL cinsinden 1,9 milyon TL; kur 2,00 ise 2 milyon
Zaman
Köşe Yazıları
04.08.2013
MuratYülek-Aşırıdeğerlikurkötüdür;bağımlılıkyaparMurat Yülek - Aşırı değerli kur kötüdür; bağımlılık yapar
Ekonomi 'Gezi'den döndü
Zaman
26.07.2013
12:21
Gezi Parkı olaylarının ekonomiye yansıması konusunda farklı görüşler öne sürülmeye devam ediyor. Uzmanlar olayların patlak verdiği günlerde ABD Merkez Bankasının tahvil alımları ile ilgili kritik kararının açıklandığına dikkat çekerek, piyasalardaki çalkantılarda her iki olayın da baskı oluşturduğunu düşünüyor. Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. İbrahim Öztürk, Gezi olaylarının doğrudan faiz ve borsalara etkisini ölçmenin mümkün olmadığını belirtirken, İstanbul Üniversitesi Öğretim Üyesi Dr. Süleyman Yaşar, Türkiyenin güçlü kamu maliyesi ile iç ve dış şokları yumuşatarak atlattığını söyledi.Gezi Parkı eylemlerinin başladığı 27 Mayısı borsa 90 bin 546 puandan tamamladı. Hararetin arttığı 31 Mayısı da 85 bin 990 puandan kapadı. Taksimde kalabalığın arttığı dönemde hisse satışlarındaki yoğunluk dikkat çekti. 3 Haziranda BIST ilk seansa yüzde 6,5 kayıpla 80 bin 463 puandan girdi, günü de yüzde 10,47 kayıpla 76 bin 983 puandan noktaladı. Endeks, Erdoğanın eylemcilerle bir araya geldiği 12 Haziranda ise yüzde 2,45 değer kazandı ve 76 bin 880i gördü. Ancak bu artış kısa vadeli oldu. BIST, 13 Haziranı yüzde 0,51 kayıpla 76 bin 488 puandan uğurladı. Hükümetin plebissit önerisi sunduğu, protestocuların bir bölümü ile anlaşmaya vardığı, polisin Gezi Parkında kalmakta direnen marjinal gruplara müdahale ettiği 16 Haziranın ertesinde de borsa yüzde 1,77 değer kaybetti, günü 78 bin 946 puandan tamamladı. Bu bilançoyu büyütecine alan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Gezi olaylarının hisse senedi piyasalarına 1,35 milyar dolara mal olduğunu açıkladı. Öte yandan ABD Merkez Bankası FEDin Başkanı Ben Bernankenin tahvil alımlarını sınırlanacağını, 2014 ortalarında sonlandırılacağını ilan ettiği 20 Haziranda BIST yüzde 6,82 değer yitirip 73 bin 461 puana çekildi.Söz konusu dönemde borsanın yanında döviz piyasası da oldukça hareketlendi. 27 Mayısta ABD Doları 1,8455 TL, Euro 2,3882 TL idi. Şiddetin tırmandığı 31 Mayısta dolar 1,8732 TL, Euro 2,4266 TLye dayandı. 3 Haziranda ABD Doları 1,8907 TL, Euro 2,4629 TLyi buldu. Pankart gerginliğinin yaşandığı 11 Haziranda ABD Doları güne 1,8943 TL, Euro 2,515 TLden başladı. Sonrasında Merkez Bankası, ek parasal sıkılaştırma önlemine başvurdu. Buna uyumlu ABD Doları 1,891 TL, Euro 2,5091 TL oldu.Başbakan Erdoğanın eylemcilerin taleplerini dinlediği 12 Haziranı ABD Doları 1,8773 TL, Euro 2,5022 TLden kapattı. Hem Merkez Bankasının müdahalesi hem Erdoğanın eylemcilerle görüşmesi ile artışlar bir miktar frenlendi. 13 Haziranda ABD Doları 1,8654 TL, Euro 2,4819 TLye çekildi. Olayların kısmen önü alınsa da Bernankenin tahvil alımlarına dair açıklaması ile 20 Haziranda ABD Doları 1,94 TLye, Euro 2,55 TLye tırmandı. Bu arada güvenli liman olarak görülen altın fiyatı da bir hayli oynadı. 24 ayarın gram fiyatı 27 Mayısta 82,8 lira iken, 31 Mayısta 86,2 liraya ulaştı. Bu meblağ 3 Haziranda 85,4, 12 Haziranda 84,9 TL, 13 Haziranda 84,3 TL, 17 Haziranda 83,9 lira idi.Diğer yandan Mayıs ayında 4,6ya tekabül eden faiz oranları da Haziran ayında 8,6yı gördü. EN BÜYÜK MALİYET, ÜLKENİN İMAJININ SARSILMASIMarmara Üniversitesi Öğretim Üyesi ve Zaman Gazetesi Yazarı İbrahim Öztürk, Gezi olaylarının doğrudan faiz ve borsalara etkisini ölçmenin mümkün olmadığını kaydetti. Bununla birlikte özellikle uluslararası arenada oluşturulan imaj sarsılmasını daha çok önemsediğini vurgulayan Öztürk, Çünkü bu olaylar FEDin kararları ile aynı döneme denk geldi. Her halükarda Türkiyede böyle bir kayıp olacaktı. Bu kadar mı olacaktı? Onu ölçmek mümkün değil. dedi. Gezi Parkı olaylarında negatif algının olmasının ekonomi ile ilgili tepkiyi artırdığını da ifade eden Öztürk, Türkiyenin Gezi Parkı olayları için esas ödediği bedel imaj kaybı, erozyonu ile ilgili. Yoksa borsa ve faiz cephesinde olaylar bu kadar olmasa da buna yakın seviyelerde olacaktı. Türkiye bu tepkiyi vermeye açıktı. Yani Hay Allah bu nereden çıktı? diye bir durum yok. FED, bu kararları aldığında zamana yayılarak gelen sıcak paranın bir anda ve sert şekilde çıkacağı biliniyordu. Ama ilginçtir o çıkış, başka bahaneler eklendiğinde daha sert ve agresif oluyor, daha fazla zarar veriyor. şeklinde konuştu. Bununla birlikte bazı uyarıları yapmaktan da geri kalmayan Öztürk, şöyle devam etti: Benim için bu olayların en büyük maliyeti ülkenin uluslararası arenada imajının sarsılmasıydı. Türkiye ile ilgili algılamalar eskiye döndü. İmaj kaybının bedeli ölçülemez. Türkiye için en ağır olan şey budur. Yoksa kayıplar ne borsa ile ne faizle ölçülebilir. Çok yabancı arkadaşlarım iyi misin, hayatta mısın diye aradı. Basit bir ağaç eylemi, şiddet olayı olarak dünyaya yansıdı. Türkiye, o anlamda basiretsiz duruşla böyle bir konjonktürde çok fazla malzeme verdi panik havası için. O hava yavaşlamıyor. Siyasi basiretsizlik ve dünyadanın o damarı Türkiyenin aleyhine beslenme
Zaman
Son Dakika
26.07.2013
EkonomiGezidendöndüEkonomi Geziden döndü
Altın fiyatları 1500 dolar seviyesine ulaşır mı?
Bugün
24.07.2013
13:21
Ekonomistler, altın fiyatlarının yeniden yükselme trendine girmesiyle son bir ayın en yüksek seviyesine ulaşmasının ardından, yatırımlarda güvenli limana dönüş olduğunu söylemek için erken olduğunu açıkladı...
Bugün
Son Dakika
24.07.2013
Altınfiyatları1500dolarseviyesineulaşırmı?Altın fiyatları 1500 dolar seviyesine ulaşır mı?
Selim Işıklar - Borsa'da 23 ve 31 Temmuz tarihleri kritik
Zaman
14.07.2013
01:56
Mayıs ayında 93 bin puana ulaşarak tarihî rekor kıran Borsa İstanbul (BIST), kredi not artışı beklentisinin sona ermesi, ABD Merkez Bankası politika değişikliği ve Türkiye’de Gezi Parkı ile başlayan olaylarla büyük bir düşüş yaşadı.Olaylar, 11 yıldır devam eden siyasî istikrarı zedeleyecek boyuta ulaşabileceği algısı ile piyasalar üzerinde önemli bir etki yapmış gözüküyor. Tahvil fiyatlarının bir anda yüzde 4,6’dan yüzde 9,5’lara yükselmesi ve Türk Lirası’nın son bir ayda yüzde 8 değer yitirmesinin birden çok sebebi bulunuyor. Türkiye beklentiler doğrultusunda son bir buçuk yılda diğer piyasalardan olumlu bir ayrışma göstermişti. Güçlü lira ve devam eden sıcak para girişleri not artış beklentisiyle hızlanmış ve döviz rezervlerini 135 milyar dolara yükseltmişti. Küresel oyuncular Çin, Rusya ve Brezilya piyasalarından bir süre önce çıkmaya başlamasına rağmen Türkiye’yi tercih etmeye devam etmişlerdi. İsrail’in Türkiye’den özür dilediği ile ilgili haberlerin çıktığı sırada çözüm sürecinin de başladığı haberleri piyasalarda not artışı geleceğinin adeta müjdesini verir gibiydi. Gerçekten de Başbakan Erdoğan’ın ABD ziyareti sonrası önce not artışı geldi. Endeks rekorlar kırarken tahvil fiyatları tarihî bir düşüşle yüzde 4,6’yı görmüştü. Ancak iyi haberler çok uzun sürmeden Fitch’in uzun süredir ayak direyerek not artışını geciktirdiği siyasî riskler devreye girdi. Hiç gündemde yokken toplumsal olaylar başladı, riskler arttı. Bu sırada Türkiye, Brezilya ve Mısır’da gösteriler birbiri ardına başlatıldı. Mega spekülatörler ABD dahil olmak üzere negatif kazanç elde ettikleri piyasalarda bir anda tahvil fiyatları üzerinde inanılmaz bir baskı oluşturdular. Sonuçta yükselen enflasyon verileri ve son 11 yılda baskı altında kalan kurlar üzerinde baskı yapmaya başladı ve bu ülkelerde doların ateşi yükselmeye başladı. Bundan sonra neler olabileceğini anlayabilmek için 23 Temmuz’daki Merkez Bankası’nın (TCMB) toplantısında alınacak kararlar sonrası piyasalardaki yansımalar, ardından temmuz sonunda gerçekleşecek ABD Merkez Bankası kararı oldukça önem kazanmış durumda. Dünya politikalarını yönlendirenler, kontrol elde etmek istedikleri ülkelerde darbeleri görmezden gelen güçler önümüzdeki süreçte yine ekonomi ve piyasa hareketleriyle bir sonuç elde etmek isterlerse hem borsalar hem döviz piyasaları hem de tahvil piyasalarında ciddi oynaklıklara sebep olabilirler. Şu ana kadar BIST yüzde 26 değer kaybetmiş durumda. Borsa İstanbul Brezilya, İtalya, İspanya, Yunanistan, Çin ve daha birçok ülke borsasına göre bir hayli değerli. Ancak ABD ve Almanya borsalarının rekorlar kırdığı bir ortamda üstelik birçok olumlu haberin etkisiyle bir yükseliş yaşamaktaydı. Bu olumlu tablo yerini belirsizliğe bırakınca olanlar oldu. Bu noktadan sonra Borsa 70 bin psikolojik sınırında tutunmaya çalışarak yukarı tepkiler vermek isteyecektir. Ancak 70 bin aşağı kırılırsa trend değişikliği hız kazanacaktır. Algısal olarak gelişmekte olan ülkelerden daha da fazla çıkışa mı zorlanılacak yoksa geçen hafta olduğu gibi ‘yanlış anlaşıldık, değişen bir şey yok’ noktasına mı gelinecek son derece önemli. Yaşanan olaylara baktığımızda Mısır’daki darbe başta olmak üzere oldukça kırılgan bir zemin var önümüzde. Gerek Borsa gerekse diğer piyasalardaki güçlü duruşu tersine çevirmek isteyen çabalar ve gelişmeler ekonomi yönetimini oldukça zorluyor. Yükselen dış açıklar, enflasyon faizler üzerinde baskı yaptıkça lirayı olması gerekenden fazla savunmak daha fazla tahribata yol açabilir.Gelişmekte olan ülkelerin para birimleri değer kaybediyorTürk Lirası, dolar karşısında son üç ayda yaklaşık yüzde 10,6 değer kaybetmiş durumda. Merkez Bankası’nın müdahale olarak nitelendirilen üst üste yaptığı döviz satış ihaleleri doların yükselişini frenledi ama yükseliş eğilimi henüz sona ermiş gözükmedi. Özellikle hafta içinde ABD Merkez Bankası Başkanı Ben Bernanke’nin açıklamaları sonrası bir ara 1,926 seviyesine kadar indiyse de cuma günü yeniden 1.962’ye kadar yükseldi. Bu arada altın fiyatlarındaki yükselişin de etkisiyle Merkez Bankası döviz rezervleri 122,5 milyar dolardan 123,6 milyar dolara yükseldi. Diğer gelişmekte olan ülkelere baktığımızda yerel para birimlerinin dolar karşısında yüzde 37’lere varan değer kayıplarını görmekteyiz. Brezilya Reali son üç ayda yüzde 16, Güney Afrika Raundu ise dolar karşısında son bir yılda yüzde 37 devalüe oldular. Son 8-9 ayda Japonya para birimi yen ise yüzde 33 değer kaybetti. İsrail para birimi şekel ve Çin Yuanı ise değer kazanan ender para birimleri oldular. Türk Lirası Merkez Bankası kontrolünde nispeten daha az değer kaybetti. Ancak yüzde 8’i aşan haziran ayı enflasyonu ve yüzde 9’u aşan tahvil fiyatları, Merkez Bankası&rs
Zaman
Köşe Yazıları
14.07.2013
SelimIşıklar-Borsada23ve31TemmuztarihlerikritikSelim Işıklar - Borsada 23 ve 31 Temmuz tarihleri kritik
Selim Işıklar - Merkez bankaları, piyasaların hararetini düşürdü
Zaman
30.06.2013
01:56
Önceki haftaki analizimizde, büyük düşüşte bilinenin aksine yabancı yatırımcıların alıma geçtiğini belirtmiş, bunu başlığa taşımıştık.Geçen hafta tahminlerimiz doğrultusunda endeks yüzde 4 artarken, bazı yabancı yatırımcıların panik hareketini tetikleyen satışlarına yine farklı yabancı yatırımcılardan karşılık gelince endeks 77 bin puana kadar yükseldi. Cuma günü vade sonu olması sebebiyle Vadeli İşlemler Borsası endeksi kapanışına yönelik olarak düşündüğümüz özellikle Garanti ve Akbank hisselerindeki işlemler endekste ani değişikliğe sebep oldu. Son dakikalarda bu iki şirket endeksin baş aşağı inmesine sebep olacakken, kapanış seansında iki bankada gerçekleştirilen alımlar endeksin 74 bin yerine 76 bin seviyesinden kapatmasında etkili oldu.Açıkçası yabancı yatırımcıların bir bölümü düşüşe oynamaya devam ederken, bir bölümü ise yükselişi desteklemeye devam etti. Çok değil bir ay önce rekorlar kırarak 93 bin puana ulaşan Borsa, son kapanış yükselişine rağmen dolar bazında yüzde 24 aşağı gelmiş durumda. Tahvil fiyatları hafif bir gevşeme yaşamış olsa da son bir ayda allak bullak oldu. Türkiye son bir ayda içeriden ve dışarıdan etkilerle bir hayli hırpalandı. Bu sert piyasa hareketlerinin Gezi olaylarından mı kaynaklandığı yoksa ABD 10 yıllık tahvil fiyatlarındaki sıçramanın etkisiyle mi (FED parasal genişleme politikasının sonuna gelindiği beklentileri ABD tahvil piyasasında iki kata yakın artışlara sebep olmuştu.) gerçekleştiği noktası oldukça önemli. Bence iki durum Türkiye’yi birlikte negatif etkiledi. Neyse ki, uzun yıllardan beri Türkiye ile adeta ikiz kardeş olarak gösterilen ve 2002 yılından bu yana neredeyse aynı paralellikte siyasi ve ekonomik başarılarla öne çıkan Brezilya’da, çok daha basit bir sebeple ortaya çıkan durum, küresel ekonomik savaşın ortak paydasında Türkiye ve Brezilya’nın yollarını kesiştirdi. Türkiye’de olaylar şimdilik azalmış gözüküyor. Ancak bazı kritik gelişmeler, önümüzde zorluklar olduğunu gösteriyor. Piyasaların algısı ne durumda, buna bir göz atalım. Gerek siyasi gerekse piyasalardaki olumlu hava son bir ayda altüst olduktan sonra, bir darbe de FED başkanından gelmişti. Avrupa Merkez Bankası (ECB) ve diğer merkez bankalarından gelen açıklamalar ortamı biraz sakinleştirmiş gözüküyor. Cuma günü FED yetkililerinden peş peşe gelen açıklamalar altın başta olmak üzere değerli madenlerde uzun süreden beri devam eden düşüşü engellemiş gözüküyor. Özellikle tahvil piyasalarının abartılı tepki verdiği yönündeki söylemler sanki piyasalardaki agresif hareketlerin ardından bir olumlu sinyal gibi algılandı. Belki de bu açıdan piyasalarımıza geri dönüşler oldu. Ama görünen odur ki çözüm süreciyle ilgili gelişmeler şu an piyasa algısının kilitlendiği en önemli siyasi durum. Türkiye oldukça sıcak bir atmosfere girdi. Eğer bu süreçten önemli bir yara almadan çıkılabilirse ekonominin en kırılgan noktası olan cari açık sorununu da kökünden çözer. Aksi halde ABD hapşırdığında zatürree olan yapısına dönerek 2001 yılları öncesinde olduğu gibi bahar havasından kışa döner. Önümüzdeki hafta dışarıda ABD istihdam piyasasındaki gelişmeler dikkatle izlenecek. Avrupa tarafında ise ECB’nin faiz kararı takip edilecek. İçerde ise haziran ayı enflasyon verileri piyasalara yön verecek önemli veri akışı olarak duruyor. Teknik olarak Borsa’da 77 bin önemli bir direnç noktası, aşılırsa 80 bin test edilebilir. İbrenin aşağı yöne dönmesi halinde 74 bin ve sonrasında en kritik seviye olan 70 bin dikkatle takip edilecektir.ABD 10 yıllık tahvili, sert yükseliş sonrası sakinleştiHaziran 2007’de yüzde 5,33 seviyesinde iken krizin patlak vermesinin ardından ABD’de Merkez Bankası’nın (FED) faiz politikasında aşağı yönlü operasyonlar ve hükümetin dev teşvik uygulamalarıyla düşüşe geçen ABD 10 yıllık tahvil fiyatları, 5 yılın ardından 3 Mayıs 2013’te 1,38 seviyesine kadar gevşemişti. 19 Haziran’daki FED toplantısı öncesi birdenbire yükselişe geçen 10 yıllıklar, önce yüzde 2’ye, 19 Haziran’da FED Başkanı Ben Bernanke’nin tahvil alım programının önümüzdeki yıl sonlandırılabileceğini açıklamasıyla oldukça keskin bir yükselişle yüzde 2,65 seviyesine kadar çıktı. Geçen hafta içinde bu zirve noktalarından uzaklaşmasa da diğer FED yetkililerinin Bernanke’nin yanlış anlaşıldığı şeklindeki açıklamaları ile 2,47-2,54 aralığında hareket etti. Şimdi gözler önümüzdeki hafta istihdam verilerine odaklanmış durumda. Beklentiler dahilinde istihdam piyasaları bir miktar azalış gösterirse piyasalar bunu olumlu algılayabilir, doğal olarak oranlarda bir miktar gevşeme yaşanabilir. Türkiye gibi gelişmekte olan piyasalardaki yatırımcıların merakla takip ettiği bu gösterge tahvilindeki gelişmeler içeride de tahvil piyasalarını etkiliyor. Hatta altın fiyatlarının kısa vadede yükselişi, bu tahvilin kaybı
Zaman
Köşe Yazıları
30.06.2013
SelimIşıklar-MerkezbankalarıpiyasalarınhararetinidüşürdüSelim Işıklar - Merkez bankaları piyasaların hararetini düşürdü
Selim Işıklar - Borsa çökerken yabancı yatırımcı hisse aldı
Zaman
23.06.2013
02:01
Cumhuriyet tarihinde 10-12 kez büyük kriz yaşayan Türkiye ekonomisi, en son yaşadığı 2001 ekonomik krizinden sonra gerçekleşen yapılanma süreci ile birlikte güçlü bir siyasi irade ile muhtemel krizlerin önüne geçerek kazasız 12 yıl geçirdi.Arada AK Parti’yi kapatma davası, 27 Nisan e-muhtırası ve pek çok gerilimli olayın tırmandırılmasına rağmen öyle ya da böyle Türkiye ekonomisi hem büyüdü hem de makro ekonomik dengelerini düzeltti. 2008-2009’da etkili olan büyük global çöküşte birçok iş dünyası temsilcisi, ‘IMF ile anlaşın!’ yoksa darmadağın oluruz’ açıklamaları yapmış, fabrikalarda gereksiz işçi çıkarmaları ve iş durdurmalarıyla küresel krizi destekler bir görüntü çizmişlerdi. Türkiye o günkü krizi rakamların ifadesiyle çabuk atlatmıştı. Borsa 6 ay içinde yerle bir olmasına rağmen 58 binden 22 bine geriledikten bir yıl sonra eski değerlerine ulaşmıştı. Açıkçası hiçbir halk hareketinin ya da askerî devrimin ekonomik sebebe dayanmadan gerçekleşmeyeceğini düşünenlerdenim. Türkiye’de, Brezilya’da ya da daha önceleri Ukrayna, Rusya, Gürcistan gibi ülkelerde farklı sebeplerle oluşan benzer görüntülerin tesadüf olmadığını çok iyi görüyorum. Bir şekilde imajı bozmak, muhtemel para girişlerini tersine çevirmek açıkçası zayıf noktaları tespit edip ekonomiyi tahrip etmek adına zamanlaması daha önceden planlanmış tipik mega manipülatör oyunu. Sonuç olarak dünyanın hemen her yerinde uygulanan zayıf hükümetleri destekleyen süreçte ülkeleri kendi politikalarıyla yönlendirerek büyük bir vakum ile kendilerinin belirlediği bir süre içinde bu parayı kendilerine çekerek kriz oluşturmak, siyasi politikaları empoze ettirmek, ele geçirdikleri ülkenin güvenilir olmadığını ve ülkenin hasta adam olduğunu söyleyerek pazarlarını ele geçirmek başlıca amaçları. Ayrıca petrol ve diğer kıymetli madenlerde daha fazla söz sahibi olmak, o ülkeyi uluslararası boyutta ekarte etmek ve kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirmek gibi yan faktörler de göz ardı edilmez. Dünyada son 10 yılda hızla büyüyen 4 ya da 5 ülkeden biri Türkiye. 2002-2007 yılları içinde ortalama yüzde 6,7 büyüme hızı yakaladıktan sonra 2008-2009 yılları içinde küçülen daha sonra yeniden hızla büyüme trendine girerek sırasıyla 9,2, 8,5 gibi çok önemli sıçramalar yapan Türkiye, bir anda Brezilya ile birlikte çok farklı nedenlerle gerilimlere sokuldu. Küresel piyasa dalgalanmalarını hızlandıran FED kararları ile mevcut ortam birleşince Türkiye mayıs ayı içinde yaşanan ve oldukça kısa süren bir olumlu atmosferden (kredi not artışı, çözüm süreci, İsrail özrü) bir anda geri çekilerek istikrarsızlığa giden bir görüntü içine çekilmeye çalışıldı. Sonuç olarak piyasalar da bu gelişmelerden olumsuz etkilendi. Borsa mayıs ortasından bu yana net yüzde 22 değer kaybederken, dolar yüzde 6 yükseldi. Faizler ise yüzde 4,6 seviyesine gerilediği bir anda bu iki gelişme ile yüzde 8’i aşmış durumda. Siyasi gerilim arttıkça para ve sermaye piyasaları için olumsuz gidişat devam eder. Çünkü istikrarsızlaştırma stratejileri sürekli bir sebep üretir. Bunu ortadan kaldırmak oldukça zor. Seçimler her zaman sorunu çözmez. Nitekim belki ilerleyen süreçte diğer etki ettikleri ülkelerde yaptıkları gibi seçimler ile ilgili manipülatif haberler devreye girebilir. Maalesef planlı bir organizasyon siyaset mühendisliğine soyunmuş durumda gözüküyor. FED politikalarında şu an bir değişiklik kararı vermemiş olmasına karşın Bernanke’nin açıklamaları sonrası gelişmekte olan ülkelerde borsaların hızlı bir düşüş içine girmesi ve para birimlerinin hızla değer yitirmesinin ardında farklı sebep aranmalıdır. Zira FED, faizleri bu seviyede uzun bir süre tutacağından bahsetti. Tahvil alımlarının yavaş yavaş azaltılması ve 2014 ilk yarısında tahvil alım programının sonlandırılması bu denli büyük etki yapmayabilirdi. Etkinin ana sebebi Türkiye’nin siyasi istikrarına darbe vurarak parayı korkutmak. Dikkat ederseniz bundan en fazla negatif etkilenen piyasa Türkiye oldu. Yabancı yatırımcıların payı azalmasına rağmen yeni yabancı girişleri yok değil. Son dalgalanmalarda Merkez Bankası’nın döviz rezervleri nisan ayından bu yana 135 milyar dolardan 128 milyar dolara gerilerken, Borsa’da yabancı çıkışı sınırlı da olsa devam etti. Hâlâ yabancı yatırımcı borsada banka ağırlıklı olsa da ağırlık sahibi, halka açık bölümün yüzde 80’i yabancılarda. En önemli soru işareti satmaya devam ediyorlar mı? Son iki günde yaşanan şok satışlarda sanılanın aksine yabancı yatırımcıların hisse aldıkları yönünde bir durum var. Büyük resme baktığımızda durum çok kötü değil ancak kısa ve orta vadede aşırı dalgalanmaların devam edeceği bir sürecin henüz başlarındayız gibi görünüyor. İhracat odaklı çalışan ya da döviz fazlası olan şirketler bu dönemde bir adım öne çıkabilirler.Altın, yeni denge noktas
Zaman
Köşe Yazıları
23.06.2013
SelimIşıklar-BorsaçökerkenyabancıyatırımcıhissealdıSelim Işıklar - Borsa çökerken yabancı yatırımcı hisse aldı
Selim Işıklar - Türk piyasaları stres testinden geçti
Zaman
16.06.2013
01:54
Siyasi ve ekonomik testten geçtiğini düşündüğüm Türkiye’nin piyasalarının olayların kontrol altına alındığı noktasında nasıl bir tepki verdiğini gördük.Geçen hafta sonu yaşanan ürkütücü ve belirsizliğe itici gelişmeler; kimileri tarafından zoraki bir Türk baharı olarak yansıtılırken gerek siyasi olarak gerek ekonomik olarak son yıllarda elde edilen başarıyı ya da gelişmeyi tersine çevirmek adına yapılmış gibiydi. İlk anda ülkeden para çıkışı yaşanacağı aşikardı. Nitekim mayıs ayındaki 8 milyar dolarlık net çıkışın sebeplerinden biri olarak gösterilebilir. Hazine’ye 3,5 milyar liralık doğrudan gelir sağlayacak Emlak Konut GYO’nun halka arzının ertelenmesi bu olayların etkisiyle oldu. Turizmde özellikle İstanbul’da rezervasyonların iptal edilmesine kadar varan durumun ortaya çıkması, olayların olduğundan çok büyük gösterilmesiyle birlikte söz konusu oldu. Sonuç olarak kısa vadede Türkiye ekonomisi bu olayların neticesinde önemli kayıplara uğramış olarak gözükebilir. Borsa İstanbul’da iniş çıkışlar her zaman olur, nitekim böylesi bir olayın yaşanmadığı Japon Borsası Nikkei Endeksi bile son bir ayda yüzde 20 geriledi. Kaldı ki Borsa İstanbul kâr satışlarıyla zaten karşılaşacaktı. Sorun Borsa’daki düşüşte değil. ABD Doları olaylar başlamadan yükselişe geçerek 1,8956 liraya çıkmıştı. Belki de olaylardan en fazla darbe alan, para birimi yüzde 3 gerileyen dolar oldu. Tahvil fiyatlarında ise yüzde 4,6’dan yüzde 7‘ye doğru bir sıçrama yaşandı. Ancak küresel piyasalarda zaten sürdürülemez bir noktada olan negatif faiz süreci enflasyon düşünüldüğünde tahvil fiyatlarının bu noktalara kadar yükselmesi beklenen bir gelişmeydi.Sonuç olarak olaylar Türkiye’yi Mısır, Tunus, Libya ve Suriye’deki gibi bir bahar hareketine sokmak amaçlı mıydı? Bilinmez, ama görülen, Türkiye’nin bu badireyi daha demokratik bir şekilde çözebileceğini gösterdiği. Piyasalar bu algıyla çok hızlı bir şekilde tepkiler veriyor. Hayret verici belki ama kredi derecelendirme kuruluşları ve yabancı yatırımcılar, belki de daha soğukkanlı tepkiler vererek durumu Ortadoğu baharlarına benzetmediler. Her ne kadar yabancı basının önemli bir bölümü olayları görmek istedikleri gibi yansıttılarsa da olayların Türkiye’de daha fazla demokrasi gelişimi sağlayacağını ve Türkiye’nin ne bir Mısır ne de Suriye olmayacağı tezlerinin güçlü olması yabancı yatırımcıları paniğe sevk etmedi. Bu süreçte Borsa İstanbul ile birlikte en fazla değer kaybeden ABD Doları oldu.Gelelim finans piyasaları ve küresel ekonomilerdeki gelişmelere. Öncelikle haftanın en önemli gelişmesinin, FED toplantısı olduğunu söyleyelim. “FED 85 milyar dolarlık tahvil alım programında değişikliğe gider mi, gitmez mi?” sorusu haftanın cevabını beklediği en önemli konusu. Tahminler işsizlik oranının yüzde 7,6 olduğu bir dönemde bu kararı alma konusunda FED’in çok zorlanacağı ve herhangi bir değişikliğe gitmeyeceği yönünde. Beklentiler eylül veya aralık ayında tahvil alımlarında kademeli bir azalmanın söz konusu olacağı yönünde. Muhtemelen yeni FED başkanı tartışmaları ile birlikte aralık ayında bir değişikliğin olması en güçlü ihtimal. Bekleyip göreceğiz ama çarşamba günü piyasalar FED kararı öncesi ve sonrası ilgi çekici tepkiler verebilir.Euro/dolar paritesi FED’i takip edecekMayıs ayı sonlarına doğru 1,28 seviyesinden oldukça güçlü bir trend başlatarak haziran ortasına geldiğimizde 1,34 seviyesine yaklaşan Euro/dolar paritesi, önemli bir eşiğe gelmiş durumda. Önümüzdeki hafta çarşamba günü merakla beklenen FED toplantısı öncesi paritenin 1,34‘ü zorlaması oldukça manidar. Bu gelişme, toplantıdan tahvil alımlarına aynen devam ve yüzde 0,25 olan FED faizlerinde herhangi bir değişiklik beklenmediği kanısı uyandırıyor. Ancak paritedeki gelişmeler tek başına bir anlam ifade eder mi tartışılır. Zira yaklaşık dört yıldır FED finans piyasalarını inanılmaz bir şekilde destekliyor ve bu durumdan ölçülü bir çıkış aranıyor. Belki faiz oranlarını yükseltme kararı görev süresi 6 ay sonra dolacak olan Ben Bernanke sonrasına bırakılacak ama tahvil alımları yükselen istihdam verileri sebebiyle birkaç ay içinde azaltılacak görüşü ağır basıyor. Gelişmekte olan piyasalarda hatta Japonya gibi ülkelerde dahi borsalarda başlayan yüksek kayıpların arkasında bu beklenti yatıyor. Üstelik yaz mevsimi olmasına rağmen altın fiyatlarında pariteye rağmen yaprak kımıldamaması bu görüşü destekliyor. Sonuç olarak Bernanke, FED kararları sonrası yapacağı açıklama ile borsaların ve emtiaların kısa ve orta vadeli yönünü tayin edecek bir açıklamayı mı tercih edecek, yoksa henüz değişiklik gerektiren bir husus olmadığının mı altını çizecek merakla bekleniyor.YATIRIMCI TAKVİMİ17 Haziran Pazartesi: Türkiye mart ayı işsizlik oranı, Türkiye mayıs ayı bütçe dengesi, Euro Bölgesi
Zaman
Köşe Yazıları
16.06.2013
SelimIşıklar-TürkpiyasalarıstrestestindengeçtiSelim Işıklar - Türk piyasaları stres testinden geçti
Altın fiyatlarında son tahminler ne yönde?
Samanyolu Haber
06.03.2013
11:56
Altın fiyatlarında son durum, Altın fiyatları ne kadar, 6 Mart 2013 altın fiyatları.. Altın fiyatları bugün nasıl bir seyir izleyecek. Altın fiyatları bu hafta artacak mı düşecek mi? Dolar, Euro ne kadar?...
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.03.2013
Altınfiyatlarındasontahminlerneyönde?Altın fiyatlarında son tahminler ne yönde?
Altın fiyatlarında son durum ne?
Samanyolu Haber
04.03.2013
14:05
Altın fiyatlarında son durum, Altın fiyatları ne kadar, 4 Mart 2013 altın fiyatları.. Altın fiyatları bugün nasıl bir seyir izleyecek. Altın fiyatları bu hafta artacak mı düşecek mi? Dolar, Euro ne kadar?...
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.03.2013
Altınfiyatlarındasondurumne?Altın fiyatlarında son durum ne?
Altın fiyatları nasıl toparlanacak?
Samanyolu Haber
19.02.2013
09:57
Altın fiyatlarında son durum, Altın fiyatları ne kadar, 19 Şubat 2013 altın fiyatları.. Altın fiyatları bugün nasıl bir seyir izleyecek. Altın fiyatları bu hafta artacak mı düşecek mi? Dolar, Euro ne kadar?...
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.02.2013
Altınfiyatlarınasıltoparlanacak?Altın fiyatları nasıl toparlanacak?
Altın fiyatları dibe vurdu!
Samanyolu Haber
18.02.2013
12:53
Altın fiyatlarında son durum, Altın fiyatları ne kadar, 18 Şubat 2013 altın fiyatları.. Altın fiyatları bugün nasıl bir seyir izleyecek. Altın fiyatları bu hafta artacak mı düşecek mi? Dolar, Euro ne kadar?...
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.02.2013
AltınfiyatlarıdibevurduAltın fiyatları dibe vurdu
Altın fiyatları düştü, şimdi alma zamanı!
Samanyolu Haber
15.02.2013
14:13
Altın fiyatlarında son durum, Altın fiyatları ne kadar, 15 Şubat 2013 altın fiyatları.. Altın fiyatları bugün nasıl bir seyir izleyecek. Altın fiyatları bu hafta artacak mı düşecek mi? Dolar, Euro ne kadar?...
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.02.2013
AltınfiyatlarıdüştüşimdialmazamanıAltın fiyatları düştü şimdi alma zamanı
Altın fiyatları fırlayabilir!
Samanyolu Haber
12.02.2013
10:20
Altın fiyatlarında son durum, Altın fiyatları ne kadar, 12 Şubat 2013 altın fiyatları.. Altın fiyatları bugün nasıl bir seyir izleyecek. Altın fiyatları bu hafta artacak mı düşecek mi? Dolar, Euro ne kadar?...
Samanyolu Haber
Son Dakika
12.02.2013
AltınfiyatlarıfırlayabilirAltın fiyatları fırlayabilir
Altın fiyatlarında düşüş beklentisi!
Samanyolu Haber
11.02.2013
10:11
Altın fiyatlarında son durum, Altın fiyatları ne kadar, 4 Şubat 2013 altın fiyatları.. Altın fiyatları bugün nasıl bir seyir izleyecek. Altın fiyatları bu hafta artacak mı düşecek mi? Dolar, Euro ne kadar?...
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.02.2013
AltınfiyatlarındadüşüşbeklentisiAltın fiyatlarında düşüş beklentisi
Bu haber altın fiyatlarını hareketlendirecek!
Samanyolu Haber
07.02.2013
14:58
Altın fiyatlarında son durum, Altın fiyatları ne kadar, 4 Şubat 2013 altın fiyatları.. Altın fiyatları bugün nasıl bir seyir izleyecek. Altın fiyatları bu hafta artacak mı düşecek mi? Dolar, Euro ne kadar?...
Samanyolu Haber
Son Dakika
07.02.2013
BuhaberaltınfiyatlarınıhareketlendirecekBu haber altın fiyatlarını hareketlendirecek
Altın fiyatlarında yükseliş beklentisi
Samanyolu Haber
04.02.2013
10:45
Altın fiyatlarında son durum, Altın fiyatları ne kadar, 4 Şubat 2013 altın fiyatları.. Altın fiyatları bugün nasıl bir seyir izleyecek. Altın fiyatları bu hafta artacak mı düşecek mi? Dolar, Euro ne kadar?...
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.02.2013
AltınfiyatlarındayükselişbeklentisiAltın fiyatlarında yükseliş beklentisi
Toplam "96" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti