Habergec.Com Aranan Kelimeler:anayasa mahkemesi nasıl karar verdi? Değerlendirme: 10 / 10 689427
habergec.com
21.09.2014 Pazar
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

anayasa mahkemesi nasıl karar verdi?

Hâkim ve savcılara zam kararı ‘siyasal rüşvet’
Zaman
10.09.2014
02:06
Kemal Kılıçdaroğlu, HSYK seçimleri öncesinde hâkim ve savcıların maaşlarına zam kararı alınmasını ‘siyasal rüşvet’ olarak değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, “Hâkim ve savcıların bu tür süreçlerle ezilmesini kabul edemiyorum. Karar alırken, vicdanlarını dinleyeceklerine inanıyorum.” dedi.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeni Parti Meclisi (PM) üyeleriyle, genel merkezde dün bir araya geldi. PM salonunda gerçekleştirilen “tanışma” toplantısında basın mensuplarının sorularını cevaplandıran Kılıçdaroğlu’na, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, hakim ve savcıların maaşlarına eşit olarak bin 155 lira zam yapılacağı açıklaması hatırlatıldı. CHP lideri, hakim ve savcıların ‘siyasal rüşvet’e prim vermeyeceğini vicdanlarına seçim yapacaklarını dile getirdi. “Kimse kusura bakmasın ama ‘benim listemi desteklerseniz sizin maaşınıza zam yapacağım’. Bunun adı siyasal rüşvettir. Hakimler ve savcıların karar alırken, bu tür sürecin içinde ezilmelerini kabul edemiyorum ve onların kendi vicdanlarını dinleyerek gerçek anlamda hakim ve savcıları HSYK’ya seçeceklerine inanıyorum. Eğer bir hakim ve savcı, iktidar kendisine mali olanaklar sağladı diye iktidarın lehine karar verecekse o gerçek anlamda hakim ve savcı değildir.” diyen Kılıçdaroğlu, hükümetin desteklediği Yargıda Birlik Platformu’nu da eleştirdi. Kılıçdaroğlu, “HSYK seçimi yapılacak, itirazım şu; neden hükümete gidiyorsunuz? Bir birlik kurulu var bunların, neden hükümete gidiyorlar, seçimi hükümetle mi yapacaklar, yoksa yargıçlar ve savcılar kendi aralarında mı yapacaklar? Kendi aralarında seçim yapacaklarsa, adalet bakanının, başbakanın yanında işleri ne?” sorusunu yöneltti. Kılıçdaroğlu, sorular üzerine terör örgütü IŞİD’e yapılacak uluslararası operasyonu desteklediklerini de bildirdi. 49 Türk vatandaşının halen IŞİD’in elinde rehin olduğunu belirten CHP lideri, “Hükümetin bir basiretsizliği var. IŞİD’e ‘terör örgütü’ demekten çekiniyor, korkuyor ve bu konuda çok net ve açık bir tavır almış değil. Bütün ülkelerin gördüğü kaygıyı adeta Türkiye Cumhuriyeti görmüyor. Biz CHP olarak, Ortadoğu politikasının yanlışlığını defalarca dile getirdik, IŞİD terör örgütünün elindeki silahların önemli bir kısmı Türkiye’den giden silahlarsa her şeyden önce Türkiye’nin kendisini sorgulaması lazım. Mezhep eksenli bir dış politikanın ülkeyi bataklığa sürükleyeceğini defalarca ifade ettik. Biz ‘bataklık’ deyince, onlar normal bataklık anladılar. Diplomasiden bu kadar yoksunlar. Üzülerek söylüyorum ama gerçek bu.” dedi. Kılıçdaroğlu, IŞİD’e yönelik ortak bir operasyonda Türkiye’nin de bulunması konusunda CHP’nin net tavrının ne olacağının sorulması ve “Aynı zamanda bu olasılık sizin cumhurbaşkanıyla da görüşmenizin gerekçesi olabilir mi?” sorusuna şu karşılığı verdi: “Böyle bir karar alınır ve bu karar konusunda anamuhalefet partisinin görüşü öğrenilmek isteniliyorsa, elbette buna icabet ederiz, çünkü Türkiye’nin geleceği açısından önemli bir karardır.” Kılıçdaroğlu’na, İstanbul’da CHP’li belediye Ataşehir’de kurulan “Finans Merkezi” arazisinin, torba kanuna eklenen maddeyle, AKP’li Ümraniye Belediyesi’ne bağlanması da soruldu. CHP lideri, “Adalet ve Kalkınma Partisi bir rant partisidir. Rant partisi olduğu için İstanbul ile ilgili, belediyelerin alanlarını değiştirmekle ilgili zaman zaman kararlar aldığını biliyoruz. ‘CHP’li bir belediyenin gelir kaynaklarını kısıp o kaynakları başka alanlara nasıl aktarırız’, onun arayışı içindeler. Yeni bir olay değil. Biz itirazlarımızı yaptık, çıkan karara hukuk açısından bakacağız, anayasaya aykırılık varsa Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız.” dedi.
Zaman
Politika
10.09.2014
Hâkimvesavcılarazamkararı‘siyasalrüşvet’Hâkim ve savcılara zam kararı ‘siyasal rüşvet’
Hâkim ve savcılara zam kararı ‘siyasal rüşvet’
Zaman
10.09.2014
02:06
Kemal Kılıçdaroğlu, HSYK seçimleri öncesinde hâkim ve savcıların maaşlarına zam kararı alınmasını ‘siyasal rüşvet’ olarak değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, “Hâkim ve savcıların bu tür süreçlerle ezilmesini kabul edemiyorum. Karar alırken, vicdanlarını dinleyeceklerine inanıyorum.” dedi.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yeni Parti Meclisi (PM) üyeleriyle, genel merkezde dün bir araya geldi. PM salonunda gerçekleştirilen “tanışma” toplantısında basın mensuplarının sorularını cevaplandıran Kılıçdaroğlu’na, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın, hakim ve savcıların maaşlarına eşit olarak bin 155 lira zam yapılacağı açıklaması hatırlatıldı. CHP lideri, hakim ve savcıların ‘siyasal rüşvet’e prim vermeyeceğini vicdanlarına seçim yapacaklarını dile getirdi. “Kimse kusura bakmasın ama ‘benim listemi desteklerseniz sizin maaşınıza zam yapacağım’. Bunun adı siyasal rüşvettir. Hakimler ve savcıların karar alırken, bu tür sürecin içinde ezilmelerini kabul edemiyorum ve onların kendi vicdanlarını dinleyerek gerçek anlamda hakim ve savcıları HSYK’ya seçeceklerine inanıyorum. Eğer bir hakim ve savcı, iktidar kendisine mali olanaklar sağladı diye iktidarın lehine karar verecekse o gerçek anlamda hakim ve savcı değildir.” diyen Kılıçdaroğlu, hükümetin desteklediği Yargıda Birlik Platformu’nu da eleştirdi. Kılıçdaroğlu, “HSYK seçimi yapılacak, itirazım şu; neden hükümete gidiyorsunuz? Bir birlik kurulu var bunların, neden hükümete gidiyorlar, seçimi hükümetle mi yapacaklar, yoksa yargıçlar ve savcılar kendi aralarında mı yapacaklar? Kendi aralarında seçim yapacaklarsa, adalet bakanının, başbakanın yanında işleri ne?” sorusunu yöneltti. Kılıçdaroğlu, sorular üzerine terör örgütü IŞİD’e yapılacak uluslararası operasyonu desteklediklerini de bildirdi. 49 Türk vatandaşının halen IŞİD’in elinde rehin olduğunu belirten CHP lideri, “Hükümetin bir basiretsizliği var. IŞİD’e ‘terör örgütü’ demekten çekiniyor, korkuyor ve bu konuda çok net ve açık bir tavır almış değil. Bütün ülkelerin gördüğü kaygıyı adeta Türkiye Cumhuriyeti görmüyor. Biz CHP olarak, Ortadoğu politikasının yanlışlığını defalarca dile getirdik, IŞİD terör örgütünün elindeki silahların önemli bir kısmı Türkiye’den giden silahlarsa her şeyden önce Türkiye’nin kendisini sorgulaması lazım. Mezhep eksenli bir dış politikanın ülkeyi bataklığa sürükleyeceğini defalarca ifade ettik. Biz ‘bataklık’ deyince, onlar normal bataklık anladılar. Diplomasiden bu kadar yoksunlar. Üzülerek söylüyorum ama gerçek bu.” dedi. Kılıçdaroğlu, IŞİD’e yönelik ortak bir operasyonda Türkiye’nin de bulunması konusunda CHP’nin net tavrının ne olacağının sorulması ve “Aynı zamanda bu olasılık sizin cumhurbaşkanıyla da görüşmenizin gerekçesi olabilir mi?” sorusuna şu karşılığı verdi: “Böyle bir karar alınır ve bu karar konusunda anamuhalefet partisinin görüşü öğrenilmek isteniliyorsa, elbette buna icabet ederiz, çünkü Türkiye’nin geleceği açısından önemli bir karardır.” Kılıçdaroğlu’na, İstanbul’da CHP’li belediye Ataşehir’de kurulan “Finans Merkezi” arazisinin, torba kanuna eklenen maddeyle, AKP’li Ümraniye Belediyesi’ne bağlanması da soruldu. CHP lideri, “Adalet ve Kalkınma Partisi bir rant partisidir. Rant partisi olduğu için İstanbul ile ilgili, belediyelerin alanlarını değiştirmekle ilgili zaman zaman kararlar aldığını biliyoruz. ‘CHP’li bir belediyenin gelir kaynaklarını kısıp o kaynakları başka alanlara nasıl aktarırız’, onun arayışı içindeler. Yeni bir olay değil. Biz itirazlarımızı yaptık, çıkan karara hukuk açısından bakacağız, anayasaya aykırılık varsa Anayasa Mahkemesi’ne taşıyacağız.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
10.09.2014
Hâkimvesavcılarazamkararı‘siyasalrüşvet’Hâkim ve savcılara zam kararı ‘siyasal rüşvet’
Şahin Alpay - Kürt siyasal rönesansı
Zaman
05.07.2014
02:08
Kürt siyasal rönesansının bir boyutu da PKK’nın yasallaşma süreci. Demokratik Halk Kongresi daimi meclisi üyesi Seyit Fırat ve arkadaşlarıyla görüşmek üzere kuruluşun merkezine gittik.Binanın dış cephesini, kimi dağda can vermiş olan, tanınmış Kürt şair ve yazarlarının fotoğrafları süslüyor; odaların duvarlarını da Öcalan resimleri. Öcalan, 2013 Nevruz’unda silahlı mücadele döneminin kapandığını, siyasî mücadele döneminin açıldığını ilan etti. Barış müzakereleri İmralı’da, onunla yürütülüyor. “Sayın Öcalan” demek suç olmaktan çıktı. Anayasa Mahkemesi, Öcalan’ın kitabına el konulmasının hak ihlâli olduğuna karar verdi. Kürdistan’dan söz etmek meşruiyet kazandı.Bundan sonra gelecek adımlar silahlara vedaya öncülük etmesi için Öcalan’ın ev hapsine alınması; sonraki bir aşamada serbest bırakılması olabilir. Bundan Türkiye’ye zarar gelmez. Zarar gerçekleri inkârdan gelir. Öcalan serbest kalırsa (evet herhangi biri değil, ama) Kürt siyasilerden biri haline gelebilir; kimilerinin atfettiği uhrevi niteliğinden uzaklaşabilir; diğer Kürt siyasileriyle, silahların gölgesinde değil eşit koşullarda rekabete girerse, etkinliği artmayıp aksine azalabilir.Diyarbakır/Amed’de görüştüğümüz, hemen her siyasi eğilimden kişiler, “Kürt sorunu çözülmeden Türkiye demokratikleşemez, Türkiye demokratikleşmeden de Kürt sorunu çözülemez.” tespitini paylaşıyor. Çözüm sürecinin devamına hemen herkes büyük bir hassasiyet gösteriyor. Erdoğan ve AKP’nin oyalama taktiğine sapmaması için Kürt siyasi hareketinin Türkiye’nin öteki demokratik güçlerle dayanışma halinde olmasını önemseyenler var. Bu bağlamda, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu’nun son olarak Diyarbakır’a yaptığı ziyaret sırasında CHP’nin artık 1930’lar CHP’si olmadığını, çözüm sürecine destek için açık çek verdiğini söylemesi olumlu karşılanmış. Eski Diyarbakır Baro Başkanı, şimdi CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu’nun verdiği “Toplumsal Mutabakat Komisyonu ile Ortak Akıl Heyeti Kurulması” hakkında kanun tekli? de öyle.Öte yandan Kılıçdaroğlu’nun anadilde eğitim konusunda bile muğlak açıklamalarının, “bölgenin gerçeklerine tamamen yabancı, oryantalist bir bakış açısının ürünü” olarak görüldüğü de bir gerçek. CHP ile MHP’nin çatı adayı Ekmeleddin İhsanoğlu’nun Türk milleti ve Atatürk’ü dilinden düşürmeyip, Kürtlerin adını dahi ağzına almaması dikkatlerden kaçmıyor. (Nasıl kaçsın ki?!..) Demokratik güçler arasında dayanışma bağlamında Kürt siyasi hareketi ile Hizmet Hareketi arasındaki gerginliklerin giderilmesini, iki tarafın da bunun gereklerine uygun davranmasını temenni edenlere de tanık olduk. Son zamanlarda Lice ve Şırnak’ta yaşanan dershanelere yönelik kimi provokatif eylemleri, “harekete sızmış, kontrol edilemeyen unsurların marifeti” olarak niteleyenler oldu.Özgürlükler genişledikçe Kürt siyasi hareketinde bir yandan tabanın etkinliği artıyor, öte yandan görüşler ayrışıyor. Sivil toplumun önde gelen temsilcilerinden Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçi’yle de görüşme fırsatı bulduk. Sayın Elçi, “Kürt talepleri karşılansın da Türkiye’de demokrasiye ne olursa olsun…” diye düşünmenin mümkün olmadığının, son yıllarda demokratikleşme alanında ciddi gerilemeler yaşandığının altını çizdi. Ne var ki, HDP ile Erdoğan arasında “sen bize özerklik ver, biz de sana başkanlık sistemi verelim…” türünden bir pazarlığı destekleyenlerin az olmadığı da malum. Herhalde bugüne kadar bu görüşü en açık şekliyle ifade eden, başkanlık sistemini binbir dereden su getirerek allayıp pullayan Hakkari Milletvekili Adil Zozani oldu. (Bkz: T24, 3 Temmuz.) Bu konuya döneceğim.
Zaman
Köşe Yazıları
05.07.2014
ŞahinAlpay-KürtsiyasalrönesansıŞahin Alpay - Kürt siyasal rönesansı
25 Aralık’ta hukuk bitti
Zaman
29.06.2014
02:08
Emekli hâkim albay kimliğini sivil hayata taşıyan hukukçu Ümit Kardaş ile Balyoz’dan Ergenekon’a dava süreçlerini konuştuk. Kardaş, “25 Aralık ile beraber görünürdeki yargı da ortadan kalktı.” deyip ekliyor: “Yalnız yargı süreçlerini düzeltmek yetmez, artık yeni bir sayfa açmak gerekiyor.”Türkiye’de yapısal tartışmalar sürüyor. Anayasa, yargı ve adalet de bu tartışmaların odak noktasında. Gelinen süreci nasıl değerlendirirsiniz?Tarihsel ele almak gerekiyor. Cumhuriyet’in kurulmasından bu yana Türkiye’de hukuk gerçek anlamda bir hukuk değil, kurmaca... 1950’ye kadar zaten tek partili rejimle demokrasi yoktu. Bu döneme kadar hukuk zaten kabul edilemez. Öncesinde İstiklal Mahkemeleri’ni görüyoruz, ondan sonra sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik Mahkemeleri, Özel yetkili mahkemeler... Hepsi olağanüstü mahkemeler. Bu mahkemelerin gerçek manada bir hukuk üretmesi mümkün olmadığı gibi, uyguladıkları mevzuatın da demokratik bir içeriğe sahip olması mümkün değil.AK Parti en azından ilk yıllarında olağanlaşan, normalleşen bir hukuk iddiasını sürdürüyordu. Ne değişti?2006’dan önce de Terörle Mücadele Kanunu vardı, o da terör ve terörist üretirdi. Ceza hukuku mevzuatımız demokratik değil, özgürlükleri güvence altına almıyor. Böyle bir mevzuat varken mahkemeleriniz de tabii hakim ilkesine aykırı mahkemeler. Burada bir hukuk tasavvurunda bulunmak mümkün değil. Hukukun askıya alındığı istisna hali bizde süreklilik gösteriyor. Biz ne kadar olağan dönem yaşadık, ona bakmak lazım. 27 Mayıs, arkasından 12 Mart, arkasından 12 Eylül, arkasından 27 Nisan. Darbelerle kesilmemiş bir dönemimiz yok.Arada yaşanan dönemler vaha gibi...Olağanüstülük, olağan hale geliyor. ‘Biz hep olağanüstü şartlar yaşıyoruz.’ diye bakılıyor ve bu da olağanüstü uygulamalarla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Yargıya geldiğimizde bu zihniyetin sürdüğü bir yerde gerçek anlamda bir hukuk olabilir mi? Olmaz. Olağan olan ilkeler ve özgürlüktür çünkü. ‘Biz devrim yapacağız, hukuku da araçsallaştıracağız’ düşüncesi var. Bakın İstiklal Mahkemeleri’ne, adam şapka mı giymemiş, ‘Gel, iki dakika savunma yap asalım’ deniyor.Demokrasi adına umut veren adımlardan biri 12 Eylül, Balyoz ve Ergenekon davalarıydı. Bu davaların da meşruiyeti tartışılır oldu.Geçmişle yüzleşmek sadece yargıyla olmaz, bunun için hakikat ve yüzleşme komisyonları da kurulur. Bakın enteresan olan şu, yargı bizim ‘bir daha asla’ demememiz için uygulanması gereken bir boyut. Bunun yapısal bir boyutu da var, o da kurumların demokratikleşmesi. Silahlı Kuvvetler açısından bakalım, burada bir değişiklik var mı? Yok. İki general yargılandı, güzel sembolik. Peki bu yol açıldı, kademe kademe 12 Eylül uygulamalarını yapan bir sürü sorumlu da vardı, onlar ne oldu? Burada hakikaten kapsamlı bir soruşturma yapılamadı. Hakikat ve yüzleşme komisyonları kurulabilirdi. En azından orada bir yüzleşme sağlanabilirdi. Bu sadece 12 Eylül açısından değil, bütün hakikatler için de geçerli. Bu ikisi, paralel işlemesi gereken süreçler. Bir de tabii önemli bir eleştiri var bu konuda: 12 Eylül Anayasası, siyasî partiler kanunu, seçim kanunu tüm zihniyetiyle beraber duruyor. Yargılama yaparken bunları değiştirebildiniz mi? Halen 12 Eylül anayasasıyla yönetiliyoruz.Peki Balyoz ve Ergenekon davaları...Balyoz ve Ergenekon’a geldiğimizde, savunmalar hep ret ve inkâr üzerine kuruldu. Mahkemenin gerekçeli bir kararı var. Sadece dijital verilerden de ibaret değil. Bu bir kanun yolundan da, temyizden de geçti. Kişiler hükümlü hale geldi. O zaman yargılamanın yenilenmesi konusunda da yeni bir delil söz konusu değil. Burada adil yargılanma hakkına uymayan noktalar var. Bunlar da Yargıtay’ın temyiz aşamasında incelenmiş. Anayasa Mahkemesi’nde bireysel başvuru düzenlemesi şunu söylüyor: ‘Kanun yolundan geçmiş hususlar hakkında inceleme yapamaz.’ Bu konular temyiz aşamasında değerlendirildiği için oraya girmemesi lazım. Tahmin ediyorum, bu biraz siyasî bir angajman. Hakikaten beraat edecek kişiler de olabilir ama bizim yargılamamızın hali bütün yargılanan insanlar açısından eksiklikler içeriyor. Bu askerî yargılama olduğunda siyaset devreye girip orada bir müdahale söz konusu oluyor. Yargıtay’ın üstünden bir işlev görüyor Anayasa Mahkemesi.Türkiye’de yargı görünürde var diyorsunuz, öyle mi?Aslında artık o da yok. Görünürde olan yargının ortadan kalkması 25 Aralık. Polis, mahkeme kararını uygulardı öncesinde. 25 Aralık’ta mahkeme karar verdi, savcı uygulatmak istedi, emniyet dedi ki, ‘uygulamıyorum.’ Bu ilktir. O noktada görünürdeki yargı da ortadan kalktı. Güç artık at oynatır hale geldi. Bu olanları hukuken de açıklayamıyorsunuz. Hukuk yok, mahkeme yok, yargı yok. 25 Aralık
Zaman
Ana Sayfa
29.06.2014
25Aralık’tahukukbitti25 Aralık’ta hukuk bitti
Bozdağ: Kaosa yol açmayacak formül bulamadık
Zaman
30.05.2014
02:01
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Ergenekon ve Balyoz hükümlülerinin yeniden yargılanması konusunda Başbakan’ın talimatıyla yaptıkları çalışmada, ‘kaosa yol açmayacak bir formül bulamadıklarını’ söyledi. “Formüllerin geleceğini hiçbirinde tam göremedik. Hukuk kaosuna yol açmayacak bir formüle ihtiyacımız var.” dedi ve en sorunsuz kararın Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurular sonrasında vereceği kararlar olduğunu belirtti.Yeni yargı paketinin görüşülmesine Meclis Adalet Komisyonu’nda devam edildi. CHP’li Dilek Akagün Yılmaz, ÖSYM’nin soruları yayınlamaması ve yeniden yargılanma konusunu gündeme getirdi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a, üniversite sınavına giren öğrencilerin, sorunlarınyayınlanmaması konusunda büyük sıkıntı yaşadığını anlatan Yılmaz, “2 milyon genç, soruların açıklanmasını istiyor. Soruların sadece yüzde 20’si açıklandı. Devlet sırrı mı, sorularda hata varsa nasıl bilinecek?” diye sordu. CHP’li Dilek Akagün Yılmaz ayrıca Balyoz mağduru insanların ölüme terk edildiğini savundu. Yılmaz, “Sayın bakan siz söz vermiştiniz, nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?” ifadelerini kullandı. Sorulara cevap veren Adalet Bakanı, sınav sorularının aleni olması gerektiğini belirtti. ÖSYM’nin sınav sorularını açıklamayacağını düzenleyen maddenin kanundan çıkarılması gerektiğini belirtti. Yeniden yargılama konusundaki soruyu ise Başbakan’ın talimatını hatırlatarak cevapladı. Bozdağ, “Önerilen formüller üzerinde bakanlığımız çalışmalar yaptı. Formüllerin geleceğini hiçbirinde tam göremedik.” dedi. Yeniden yargılama konusunda ‘bir tarih konulması halinde’ ise Anayasa Mahkemesi’nin iptal riski olduğuna değinen Bozdağ, “AYM iptal ederse bütün dosyalar indirilecek, nerede duracağını bilemiyoruz. Ağır cezada çok sayıda dosya varken çok büyük kaosa neden olur. Dosya numarası verirsek, bunun da siyasal ağırlığı çok fazla. O zaman da bizim dosya neden yok, denecek. Objektif bir kriteri burada da hayata geçirmemiz mümkün gözükmüyor. Önümüzü gören bir formülü bulamadık, ortaya da çıkaramadık. Çalışmamızı sonlandırmadık ama bir hukuk kaosuna yol açmayacak bir formüle ihtiyacımız var.” dedi. Balyoz sanıklarının Anayasa Mahkemesi’ne gittiğini hatırlatarak, şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru sonrasında vereceği kararlar en sorunsuz karar gibi gözüküyor. Bunun dışında AİHM’den olabilir.” Bu arada, yeni yargı paketinin görüşüldüğü Meclis Adalet Komisyonu’nda ‘tutuklama süresi’ tartışması yaşandı. AKP, 100’den fazla maddesi olan tasarıya yeni bir madde eklenmesi için önerge verdi. Önergede ‘2 yıldan az ceza öngörülen suçlar için tutuklama yapılamayacağı’ kuralının ‘bir yıla’ indirilmesi istendi. Muhalefet partileri ise suçların büyük kısmının bir yıldan fazla ceza öngördüğünü hatırlatarak, “Hakarete bile tutuklama gelir. Türkiye, cezaevine döner.” itirazında bulundu. Komisyonu yöneten Hakkı Köylü, “Yetkimi kullanacağım ve önergeyi işleme almayacağım.” diyerek geri çekti.
Zaman
Politika
30.05.2014
BozdağKaosayolaçmayacakformülbulamadıkBozdağ Kaosa yol açmayacak formül bulamadık
Bozdağ: Kaosa yol açmayacak formül bulamadık
Zaman
30.05.2014
02:01
Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, Ergenekon ve Balyoz hükümlülerinin yeniden yargılanması konusunda Başbakan’ın talimatıyla yaptıkları çalışmada, ‘kaosa yol açmayacak bir formül bulamadıklarını’ söyledi. “Formüllerin geleceğini hiçbirinde tam göremedik. Hukuk kaosuna yol açmayacak bir formüle ihtiyacımız var.” dedi ve en sorunsuz kararın Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvurular sonrasında vereceği kararlar olduğunu belirtti.Yeni yargı paketinin görüşülmesine Meclis Adalet Komisyonu’nda devam edildi. CHP’li Dilek Akagün Yılmaz, ÖSYM’nin soruları yayınlamaması ve yeniden yargılanma konusunu gündeme getirdi. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’a, üniversite sınavına giren öğrencilerin, sorunlarınyayınlanmaması konusunda büyük sıkıntı yaşadığını anlatan Yılmaz, “2 milyon genç, soruların açıklanmasını istiyor. Soruların sadece yüzde 20’si açıklandı. Devlet sırrı mı, sorularda hata varsa nasıl bilinecek?” diye sordu. CHP’li Dilek Akagün Yılmaz ayrıca Balyoz mağduru insanların ölüme terk edildiğini savundu. Yılmaz, “Sayın bakan siz söz vermiştiniz, nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?” ifadelerini kullandı. Sorulara cevap veren Adalet Bakanı, sınav sorularının aleni olması gerektiğini belirtti. ÖSYM’nin sınav sorularını açıklamayacağını düzenleyen maddenin kanundan çıkarılması gerektiğini belirtti. Yeniden yargılama konusundaki soruyu ise Başbakan’ın talimatını hatırlatarak cevapladı. Bozdağ, “Önerilen formüller üzerinde bakanlığımız çalışmalar yaptı. Formüllerin geleceğini hiçbirinde tam göremedik.” dedi. Yeniden yargılama konusunda ‘bir tarih konulması halinde’ ise Anayasa Mahkemesi’nin iptal riski olduğuna değinen Bozdağ, “AYM iptal ederse bütün dosyalar indirilecek, nerede duracağını bilemiyoruz. Ağır cezada çok sayıda dosya varken çok büyük kaosa neden olur. Dosya numarası verirsek, bunun da siyasal ağırlığı çok fazla. O zaman da bizim dosya neden yok, denecek. Objektif bir kriteri burada da hayata geçirmemiz mümkün gözükmüyor. Önümüzü gören bir formülü bulamadık, ortaya da çıkaramadık. Çalışmamızı sonlandırmadık ama bir hukuk kaosuna yol açmayacak bir formüle ihtiyacımız var.” dedi. Balyoz sanıklarının Anayasa Mahkemesi’ne gittiğini hatırlatarak, şöyle devam etti: “Anayasa Mahkemesi’nin bireysel başvuru sonrasında vereceği kararlar en sorunsuz karar gibi gözüküyor. Bunun dışında AİHM’den olabilir.” Bu arada, yeni yargı paketinin görüşüldüğü Meclis Adalet Komisyonu’nda ‘tutuklama süresi’ tartışması yaşandı. AKP, 100’den fazla maddesi olan tasarıya yeni bir madde eklenmesi için önerge verdi. Önergede ‘2 yıldan az ceza öngörülen suçlar için tutuklama yapılamayacağı’ kuralının ‘bir yıla’ indirilmesi istendi. Muhalefet partileri ise suçların büyük kısmının bir yıldan fazla ceza öngördüğünü hatırlatarak, “Hakarete bile tutuklama gelir. Türkiye, cezaevine döner.” itirazında bulundu. Komisyonu yöneten Hakkı Köylü, “Yetkimi kullanacağım ve önergeyi işleme almayacağım.” diyerek geri çekti.
Zaman
Ana Sayfa
30.05.2014
BozdağKaosayolaçmayacakformülbulamadıkBozdağ Kaosa yol açmayacak formül bulamadık
Yargı kararına rağmen Karadeniz’de HES inadı sürüyor
Zaman
10.05.2014
02:43
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yargı kararlarına rağmen Karadeniz’deki hidroelektrik santral (HES) projelerinde ısrarlı. Danıştay’ın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle üretim lisansı ve su kullanım anlaşmasını iptal ettiği Rize’nin Çayeli ilçesi Senoz vadisindeki Kayalar HES projesine ilişkin ÇED raporuna yeniden onay verildi. Avukat Münir Yazıcı, “Karar hukuk dışı, yok hükmündedir.” dedi.Doğu Karadeniz’in eşsiz doğal güzellikleri, 2007 yılından beri gelişigüzel inşa edilen elektrik santralleri sebebiyle yok olmaya yüz tuttu. Yöre halkının itirazlarına rağmen neredeyse adım başı inşa edilen santraller, kum ocakları, taş ocakları ile taş kırma ve eleme tesisleri tabii dengeyi altüst etti. Taş ocaklarındaki patlamalarda ortaya çıkan toz sebebiyle şimşir ağaçları kuruyor. Yöreye özgü kırmızı benekli alabalıklar kum biriktirmek için insan eliyle oluşturulan suni setlere takılarak üreme yerine ulaşamıyor.Umudunu yargıya bağlayan vatandaş ise hayal kırıklığı yaşıyor. Zira yargının HES projelerine ilişkin çevreye zararlı olduğu gerekçesiyle yürütmeyi durdurma ve iptal kararları vermesine rağmen ısrar eden firmalar, bakanlık desteğiyle faaliyetlerine devam ediyor. HES’lerin dayandığı kanuni mevzuat, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na istinaden 2003’te çıkarılan Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği. DSİ, bu kanuni çerçeveyle 2007’de satış sözleşmelerini imzalamaya başladı. Derelerde elektrik üretebilecek bölümler rakımlarına göre ayrılarak şirketlere ihale edildi. HES projelerinin simge yerlerinden biri olan Rize’nin Çayeli ilçesinde bulunan Senoz Vadisi’nde yaşayanlar HES projelerine karşı hukuki mücadele yürütüyor.Senoz’daki tartışmalı projelerden biri de İYON Enerji isimli şirket tarafından Çayeli Buzlupınar köyünde yapılmak istenen Kayalar HES projesi. Firma, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 26 Kasım 2007 tarihinde ‘ÇED gerekli değildir’ kararı ile gerekli izinleri alıp, inşaat çalışmalarına başlamak üzere harekete geçti. Yöre halkının tepki göstermesi sonucu projeye başlanamadı. Senozlu vatandaşlar, Rize İdare Mahkemesi’nde iptal davası açtı. Gerekçeleri haklı bulan mahkeme, 11 Aralık 2009’da oybirliği ile önce yürütmeyi durdurma, ardından da iptal kararı verdi. Bakanlık kararı temyiz etti. Danıştay 14. Dairesi, 28 Aralık 2011’de temyizi reddetti. Bu arada ilginç bir gelişme daha yaşandı. Danıştay, Senoz Derneği’nce açılan ve ilgili firmanın üretim lisansı ile su kullanım anlaşmasının iptali talepli bir başka davayı 28 Ekim 2013’te karara bağladı. Oybirliği ile verilen kararda projenin anlaşmasında hukuka aykırılık tespitiyle firmanın üretim lisansı ve su kullanım anlaşması iptal edildi. Danıştay’ın kesinleşmiş bu iki kararına rağmen firma, Kayalar HES projesi için yeni ÇED süreci başlattı. Bakanlık da 4 Mart 2014’te ‘ÇED olumlu’ kararı verdi. Karadeniz’in en güzel vadilerinden biri olan Senoz’daki bu adım, hukuka rağmen bu bölgelerde HES inşaatlarındaki ısrarın süreceğini gözler önüne serdi.Santralin yapılacağı alanda meyve ve çay bahçeleri bulunan Abdurrahman Demir, muhatap alınmamaktan şikâyetçi. Elektrik üretimine karşı olmadığını ama bir dereye de 12 santral yapmanın insafsızlık olduğunu dile getiren Demir, şunları söylüyor: “Firma benim arazimi ve suyumu kullanacaksa benim fikrimi alması gerekiyor. Bu arazi elimizden giderse ne yapacağız?” diyor. Projeye karşı 2008 yılında ilk davayı açanlar arasında yer alan TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork ise “7 yıldır Senoz’da hukuk, bilim, akıl, gelenek, vicdan ‘hayır’ diyor. HES’i isteyen sadece ‘para para’ diyen şirketler ve onlara yasaların, hukukun nasıl bertaraf edileceğinin yolunu gösteren kamu idaresi.” ifadelerini kullanıyor.‘Bakanlığın kararı yok hükmünde’Senoz’un gönüllü avukatı Münir Yazıcı da su kullanım anlaşması iptal edilmiş bir proje için ‘ÇED olumlu’ kararı verilmesini hukuk dışı olarak niteliyor ve bakanlığın bu idari işleminin hukuki açıdan yok hükmünde olduğunu aktarıyor. Yazıcı, 40 kilometrelik Senoz Vadisi için verdikleri hukuk mücadelesini şöyle özetliyor: “2007 yılında vadide 12 HES projesi vardı. Bakanlıktan, vadinin kaç HES taşıyabileceğinin ölçümünün yapılmasını istedik. Sonuç alamayınca her bir HES için iki ayrı dava açtık. Yürütmeyi durdurma kararları aldırdık ama idare uygulamadı. Bu süreçte yüz binlerce ağaç kesildi. Bundan sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkımızı kullanacağız.” DSİ’nin 2012 faaliyet raporuna göre, Türkiye genelinde HES projesi sayısı bin 640. Bunun 370’i tamamlanmış durumda, 212’si inşaat halinde. Kalanlarının inşaatına ise henüz başlanmadı. Bu santrallerin potansi
Zaman
En Çok Okunan
10.05.2014
YargıkararınarağmenKaradeniz’deHESinadısürüyorYargı kararına rağmen Karadeniz’de HES inadı sürüyor
Yargı kararına rağmen Karadeniz’de HES inadı sürüyor
Zaman
10.05.2014
02:03
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yargı kararlarına rağmen Karadeniz’deki hidroelektrik santral (HES) projelerinde ısrarlı. Danıştay’ın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle üretim lisansı ve su kullanım anlaşmasını iptal ettiği Rize’nin Çayeli ilçesi Senoz vadisindeki Kayalar HES projesine ilişkin ÇED raporuna yeniden onay verildi. Avukat Münir Yazıcı, “Karar hukuk dışı, yok hükmündedir.” dedi.Doğu Karadeniz’in eşsiz doğal güzellikleri, 2007 yılından beri gelişigüzel inşa edilen elektrik santralleri sebebiyle yok olmaya yüz tuttu. Yöre halkının itirazlarına rağmen neredeyse adım başı inşa edilen santraller, kum ocakları, taş ocakları ile taş kırma ve eleme tesisleri tabii dengeyi altüst etti. Taş ocaklarındaki patlamalarda ortaya çıkan toz sebebiyle şimşir ağaçları kuruyor. Yöreye özgü kırmızı benekli alabalıklar kum biriktirmek için insan eliyle oluşturulan suni setlere takılarak üreme yerine ulaşamıyor.Umudunu yargıya bağlayan vatandaş ise hayal kırıklığı yaşıyor. Zira yargının HES projelerine ilişkin çevreye zararlı olduğu gerekçesiyle yürütmeyi durdurma ve iptal kararları vermesine rağmen ısrar eden firmalar, bakanlık desteğiyle faaliyetlerine devam ediyor. HES’lerin dayandığı kanuni mevzuat, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na istinaden 2003’te çıkarılan Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği. DSİ, bu kanuni çerçeveyle 2007’de satış sözleşmelerini imzalamaya başladı. Derelerde elektrik üretebilecek bölümler rakımlarına göre ayrılarak şirketlere ihale edildi. HES projelerinin simge yerlerinden biri olan Rize’nin Çayeli ilçesinde bulunan Senoz Vadisi’nde yaşayanlar HES projelerine karşı hukuki mücadele yürütüyor.Senoz’daki tartışmalı projelerden biri de İYON Enerji isimli şirket tarafından Çayeli Buzlupınar köyünde yapılmak istenen Kayalar HES projesi. Firma, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 26 Kasım 2007 tarihinde ‘ÇED gerekli değildir’ kararı ile gerekli izinleri alıp, inşaat çalışmalarına başlamak üzere harekete geçti. Yöre halkının tepki göstermesi sonucu projeye başlanamadı. Senozlu vatandaşlar, Rize İdare Mahkemesi’nde iptal davası açtı. Gerekçeleri haklı bulan mahkeme, 11 Aralık 2009’da oybirliği ile önce yürütmeyi durdurma, ardından da iptal kararı verdi. Bakanlık kararı temyiz etti. Danıştay 14. Dairesi, 28 Aralık 2011’de temyizi reddetti. Bu arada ilginç bir gelişme daha yaşandı. Danıştay, Senoz Derneği’nce açılan ve ilgili firmanın üretim lisansı ile su kullanım anlaşmasının iptali talepli bir başka davayı 28 Ekim 2013’te karara bağladı. Oybirliği ile verilen kararda projenin anlaşmasında hukuka aykırılık tespitiyle firmanın üretim lisansı ve su kullanım anlaşması iptal edildi. Danıştay’ın kesinleşmiş bu iki kararına rağmen firma, Kayalar HES projesi için yeni ÇED süreci başlattı. Bakanlık da 4 Mart 2014’te ‘ÇED olumlu’ kararı verdi. Karadeniz’in en güzel vadilerinden biri olan Senoz’daki bu adım, hukuka rağmen bu bölgelerde HES inşaatlarındaki ısrarın süreceğini gözler önüne serdi.Santralin yapılacağı alanda meyve ve çay bahçeleri bulunan Abdurrahman Demir, muhatap alınmamaktan şikâyetçi. Elektrik üretimine karşı olmadığını ama bir dereye de 12 santral yapmanın insafsızlık olduğunu dile getiren Demir, şunları söylüyor: “Firma benim arazimi ve suyumu kullanacaksa benim fikrimi alması gerekiyor. Bu arazi elimizden giderse ne yapacağız?” diyor. Projeye karşı 2008 yılında ilk davayı açanlar arasında yer alan TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork ise “7 yıldır Senoz’da hukuk, bilim, akıl, gelenek, vicdan ‘hayır’ diyor. HES’i isteyen sadece ‘para para’ diyen şirketler ve onlara yasaların, hukukun nasıl bertaraf edileceğinin yolunu gösteren kamu idaresi.” ifadelerini kullanıyor.‘Bakanlığın kararı yok hükmünde’Senoz’un gönüllü avukatı Münir Yazıcı da su kullanım anlaşması iptal edilmiş bir proje için ‘ÇED olumlu’ kararı verilmesini hukuk dışı olarak niteliyor ve bakanlığın bu idari işleminin hukuki açıdan yok hükmünde olduğunu aktarıyor. Yazıcı, 40 kilometrelik Senoz Vadisi için verdikleri hukuk mücadelesini şöyle özetliyor: “2007 yılında vadide 12 HES projesi vardı. Bakanlıktan, vadinin kaç HES taşıyabileceğinin ölçümünün yapılmasını istedik. Sonuç alamayınca her bir HES için iki ayrı dava açtık. Yürütmeyi durdurma kararları aldırdık ama idare uygulamadı. Bu süreçte yüz binlerce ağaç kesildi. Bundan sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkımızı kullanacağız.” DSİ’nin 2012 faaliyet raporuna göre, Türkiye genelinde HES projesi sayısı bin 640. Bunun 370’i tamamlanmış durumda, 212’si inşaat halinde. Kalanlarının inşaatına ise henüz başlanmadı. Bu santrallerin potansi
Zaman
Güncel
10.05.2014
YargıkararınarağmenKaradeniz’deHESinadısürüyorYargı kararına rağmen Karadeniz’de HES inadı sürüyor
Yargı kararına rağmen Karadeniz’de HES inadı sürüyor
Zaman
10.05.2014
02:03
Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, yargı kararlarına rağmen Karadeniz’deki hidroelektrik santral (HES) projelerinde ısrarlı. Danıştay’ın hukuka aykırı olduğu gerekçesiyle üretim lisansı ve su kullanım anlaşmasını iptal ettiği Rize’nin Çayeli ilçesi Senoz vadisindeki Kayalar HES projesine ilişkin ÇED raporuna yeniden onay verildi. Avukat Münir Yazıcı, “Karar hukuk dışı, yok hükmündedir.” dedi.Doğu Karadeniz’in eşsiz doğal güzellikleri, 2007 yılından beri gelişigüzel inşa edilen elektrik santralleri sebebiyle yok olmaya yüz tuttu. Yöre halkının itirazlarına rağmen neredeyse adım başı inşa edilen santraller, kum ocakları, taş ocakları ile taş kırma ve eleme tesisleri tabii dengeyi altüst etti. Taş ocaklarındaki patlamalarda ortaya çıkan toz sebebiyle şimşir ağaçları kuruyor. Yöreye özgü kırmızı benekli alabalıklar kum biriktirmek için insan eliyle oluşturulan suni setlere takılarak üreme yerine ulaşamıyor.Umudunu yargıya bağlayan vatandaş ise hayal kırıklığı yaşıyor. Zira yargının HES projelerine ilişkin çevreye zararlı olduğu gerekçesiyle yürütmeyi durdurma ve iptal kararları vermesine rağmen ısrar eden firmalar, bakanlık desteğiyle faaliyetlerine devam ediyor. HES’lerin dayandığı kanuni mevzuat, 4628 sayılı Elektrik Piyasası Kanunu’na istinaden 2003’te çıkarılan Su Kullanım Hakkı Anlaşması Yönetmeliği. DSİ, bu kanuni çerçeveyle 2007’de satış sözleşmelerini imzalamaya başladı. Derelerde elektrik üretebilecek bölümler rakımlarına göre ayrılarak şirketlere ihale edildi. HES projelerinin simge yerlerinden biri olan Rize’nin Çayeli ilçesinde bulunan Senoz Vadisi’nde yaşayanlar HES projelerine karşı hukuki mücadele yürütüyor.Senoz’daki tartışmalı projelerden biri de İYON Enerji isimli şirket tarafından Çayeli Buzlupınar köyünde yapılmak istenen Kayalar HES projesi. Firma, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın 26 Kasım 2007 tarihinde ‘ÇED gerekli değildir’ kararı ile gerekli izinleri alıp, inşaat çalışmalarına başlamak üzere harekete geçti. Yöre halkının tepki göstermesi sonucu projeye başlanamadı. Senozlu vatandaşlar, Rize İdare Mahkemesi’nde iptal davası açtı. Gerekçeleri haklı bulan mahkeme, 11 Aralık 2009’da oybirliği ile önce yürütmeyi durdurma, ardından da iptal kararı verdi. Bakanlık kararı temyiz etti. Danıştay 14. Dairesi, 28 Aralık 2011’de temyizi reddetti. Bu arada ilginç bir gelişme daha yaşandı. Danıştay, Senoz Derneği’nce açılan ve ilgili firmanın üretim lisansı ile su kullanım anlaşmasının iptali talepli bir başka davayı 28 Ekim 2013’te karara bağladı. Oybirliği ile verilen kararda projenin anlaşmasında hukuka aykırılık tespitiyle firmanın üretim lisansı ve su kullanım anlaşması iptal edildi. Danıştay’ın kesinleşmiş bu iki kararına rağmen firma, Kayalar HES projesi için yeni ÇED süreci başlattı. Bakanlık da 4 Mart 2014’te ‘ÇED olumlu’ kararı verdi. Karadeniz’in en güzel vadilerinden biri olan Senoz’daki bu adım, hukuka rağmen bu bölgelerde HES inşaatlarındaki ısrarın süreceğini gözler önüne serdi.Santralin yapılacağı alanda meyve ve çay bahçeleri bulunan Abdurrahman Demir, muhatap alınmamaktan şikâyetçi. Elektrik üretimine karşı olmadığını ama bir dereye de 12 santral yapmanın insafsızlık olduğunu dile getiren Demir, şunları söylüyor: “Firma benim arazimi ve suyumu kullanacaksa benim fikrimi alması gerekiyor. Bu arazi elimizden giderse ne yapacağız?” diyor. Projeye karşı 2008 yılında ilk davayı açanlar arasında yer alan TEMA Vakfı Çayeli Temsilcisi Ahmet Ali Kork ise “7 yıldır Senoz’da hukuk, bilim, akıl, gelenek, vicdan ‘hayır’ diyor. HES’i isteyen sadece ‘para para’ diyen şirketler ve onlara yasaların, hukukun nasıl bertaraf edileceğinin yolunu gösteren kamu idaresi.” ifadelerini kullanıyor.‘Bakanlığın kararı yok hükmünde’Senoz’un gönüllü avukatı Münir Yazıcı da su kullanım anlaşması iptal edilmiş bir proje için ‘ÇED olumlu’ kararı verilmesini hukuk dışı olarak niteliyor ve bakanlığın bu idari işleminin hukuki açıdan yok hükmünde olduğunu aktarıyor. Yazıcı, 40 kilometrelik Senoz Vadisi için verdikleri hukuk mücadelesini şöyle özetliyor: “2007 yılında vadide 12 HES projesi vardı. Bakanlıktan, vadinin kaç HES taşıyabileceğinin ölçümünün yapılmasını istedik. Sonuç alamayınca her bir HES için iki ayrı dava açtık. Yürütmeyi durdurma kararları aldırdık ama idare uygulamadı. Bu süreçte yüz binlerce ağaç kesildi. Bundan sonra Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuru hakkımızı kullanacağız.” DSİ’nin 2012 faaliyet raporuna göre, Türkiye genelinde HES projesi sayısı bin 640. Bunun 370’i tamamlanmış durumda, 212’si inşaat halinde. Kalanlarının inşaatına ise henüz başlanmadı. Bu santrallerin potansi
Zaman
Ana Sayfa
10.05.2014
YargıkararınarağmenKaradeniz’deHESinadısürüyorYargı kararına rağmen Karadeniz’de HES inadı sürüyor
Erdoğan: Bizim sağımız solumuz belli olmaz, aramızda bu işi hallederiz
Zaman
23.04.2014
14:37
Başbakan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanımızla aramızda anlaşmazlık olmaz. Ters köşe olabilirsiniz. Bizim sağımız solumuz belli olmaz. Aramızda bu işi hallederiz. dedi. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili nihai kararın 9-11 Mayıs tarihlerinde yapılacak AK Parti kampının ardından verileceğini açıkladı.Başbakan Erdoğan, 23 Nisan Ulusal Çocuk Bayramı nedeniyle çocukları Başbakanlık Merkez Binada ağırladı. Gazetecilerin belki son fotoğraf olabilir diyerek beraber fotoğraf çektirmek istemeleri üzerine Başbakanlık muhabirleri ile Merkez Bina merdivenlerinde fotoğraf çektiren Erdoğan, ardından gazetecilerin sorularını cevapladı.SAĞIMIZ SOLUMUZ BELLİ OLMAZİlk olarak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gülin açıklamaları sorulan Erdoğan, Biz Cumhurbaşkanımızla aramızda herhangi bir anlaşmazlık olmaz. Bundan önce de medya birşeyler söylüyordu Cumhurbaşkanımız o zaman başbakandı. Hep benimle ilgili de. Sonra ters köşe oldunuz yine ters köşe olabilirsiniz. Bizim sağımız solumuz belli olmaz. Aramızda bu işi hallederiz. Ülkemizde kaosa sıkıntıya vesile olabilecek hiçbir adımı biz aramızda atmayız. Bu makamların herşey olduğuna inanan hareket değiliz. Bu makamlar gelip geçici. ülkemize hizmet noktasında bize ne kazandıracak değil biz bu makamlara ne kazandıracağız. Onun için nerde daha faydalı nasıl olacaksak onun adımlarını atarız. Nihai karar verecek olan millet. dedi.BAŞKANLIK SİSTEMİNİ İSTİYORUMBaşkanlık konusunda da bir soru sorulan Erdoğan, Bunların hepsi dışarıda yapılan yorumlar. Bu yorumların hepsi de zaten yapılıyor. Bu konudaki düşüncem netleşmiş. Bir başkanlık sisteminin ülkemde olmasıdır. Başkanlık sisteminin olmadığı ülkede neyin olduğunu görüyoruz. Gelişmiş ülkelere baktığımızın zaman tamamında ya başkanlık ya yarı başkanlık sistemine geçilmiştir. Türkiyede çok başlılık ne yazıkki netice vermiyor. Başkanlık sistemi denince bazı siyasiler parlamentoyu yok sayıyor. Başkanlık sistemi parlamentonun çok daha güçlü olduğu bir sistem. Amerikada Obama parlamentonun denetimi dışında karar alabilir mi? Böyle bir yetkisi var mı? Helikopterleri istiyoruz. alabilmemiz için parlamentonun onayından geçmesi lazım diyor veremiyor. Ama biz kararları çok daha rahat alıyoruz. Bu imkanı elinden neden çıkarıyorsun. Bizim derdimiz bu değil ki. Sağlıklı tek sesliliği oluşturabilmek. Bütün o parlamentonun denetiminden geçtikten sonra böyle bir kararı verebilelim. Çift sistem olmaz da tek sistem olur. Senato olmazda sadece milletvekilleri olur. Bunlardan korkmanın bir anlamı yokki. Tartışalım konuşalım. Anayasada 60 maddede 4 parti uzlaştık. Çıkarılım dedik. Muhalefette kayış attı. Millete verilmiş söz olduğu halde millete verilmiş söz olduğu halde Meclisten anayasa değişikliği olarak geçmesini istemediler. 330 ile halka gidemeseydik 26 maddelik paket çıkmamış olacaktı. Halka gittik halk istiyor. Yüzde 58 ile geçtik. ifadelerini kullandı.AYM KUTLAMALARINA KATILACAKAnayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümü programına katılıp katılmayacağı sorulan Erdoğan, Kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılacağım. O ayrı, o ayrı. Anayasa Mahkemesi kendi kanaatini ortaya koyarken bizler de belli konularda siyasi olarak rahatsızlığımızı ortaya koymaktan normal ne olabilir. diye konuştu.Seçimler konusunda dar ya da daraltılmış bölge konusunda bir karara varıp varmadıkları sorulan Erdoğan, Arkadaşlar similasyonlarını yaptılar. Bizi bilgilendirecekler. Ondan sonra karar vereceğiz. şeklinde cevap verdi.Suriye sınırında IŞİDe yönelik bir hareketlilik olduğu iddiaları da sorulan Erdoğan, Dert IŞID ile değil. Konvoyumuzun bütün şeyi Süleyman Şah saygı türbesine götdürülecek yardımlarla alakalı. İlgili sorumlu arkadaşlar bunu sürdürmektedir. dedi.(CİHAN)
Zaman
Politika
23.04.2014
ErdoğanBizimsağımızsolumuzbelliolmazaramızdabuişihallederizErdoğan Bizim sağımız solumuz belli olmaz aramızda bu işi hallederiz
Erdoğan: Bizim sağımız solumuz belli olmaz, aramızda bu işi hallederiz
Zaman
23.04.2014
14:37
Başbakan Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanımızla aramızda anlaşmazlık olmaz. Ters köşe olabilirsiniz. Bizim sağımız solumuz belli olmaz. Aramızda bu işi hallederiz. dedi. Erdoğan, Cumhurbaşkanlığı adaylığıyla ilgili nihai kararın 9-11 Mayıs tarihlerinde yapılacak AK Parti kampının ardından verileceğini açıkladı.Başbakan Erdoğan, 23 Nisan Ulusal Çocuk Bayramı nedeniyle çocukları Başbakanlık Merkez Binada ağırladı. Gazetecilerin belki son fotoğraf olabilir diyerek beraber fotoğraf çektirmek istemeleri üzerine Başbakanlık muhabirleri ile Merkez Bina merdivenlerinde fotoğraf çektiren Erdoğan, ardından gazetecilerin sorularını cevapladı.SAĞIMIZ SOLUMUZ BELLİ OLMAZİlk olarak Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve Cumhurbaşkanı Abdullah Gülin açıklamaları sorulan Erdoğan, Biz Cumhurbaşkanımızla aramızda herhangi bir anlaşmazlık olmaz. Bundan önce de medya birşeyler söylüyordu Cumhurbaşkanımız o zaman başbakandı. Hep benimle ilgili de. Sonra ters köşe oldunuz yine ters köşe olabilirsiniz. Bizim sağımız solumuz belli olmaz. Aramızda bu işi hallederiz. Ülkemizde kaosa sıkıntıya vesile olabilecek hiçbir adımı biz aramızda atmayız. Bu makamların herşey olduğuna inanan hareket değiliz. Bu makamlar gelip geçici. ülkemize hizmet noktasında bize ne kazandıracak değil biz bu makamlara ne kazandıracağız. Onun için nerde daha faydalı nasıl olacaksak onun adımlarını atarız. Nihai karar verecek olan millet. dedi.BAŞKANLIK SİSTEMİNİ İSTİYORUMBaşkanlık konusunda da bir soru sorulan Erdoğan, Bunların hepsi dışarıda yapılan yorumlar. Bu yorumların hepsi de zaten yapılıyor. Bu konudaki düşüncem netleşmiş. Bir başkanlık sisteminin ülkemde olmasıdır. Başkanlık sisteminin olmadığı ülkede neyin olduğunu görüyoruz. Gelişmiş ülkelere baktığımızın zaman tamamında ya başkanlık ya yarı başkanlık sistemine geçilmiştir. Türkiyede çok başlılık ne yazıkki netice vermiyor. Başkanlık sistemi denince bazı siyasiler parlamentoyu yok sayıyor. Başkanlık sistemi parlamentonun çok daha güçlü olduğu bir sistem. Amerikada Obama parlamentonun denetimi dışında karar alabilir mi? Böyle bir yetkisi var mı? Helikopterleri istiyoruz. alabilmemiz için parlamentonun onayından geçmesi lazım diyor veremiyor. Ama biz kararları çok daha rahat alıyoruz. Bu imkanı elinden neden çıkarıyorsun. Bizim derdimiz bu değil ki. Sağlıklı tek sesliliği oluşturabilmek. Bütün o parlamentonun denetiminden geçtikten sonra böyle bir kararı verebilelim. Çift sistem olmaz da tek sistem olur. Senato olmazda sadece milletvekilleri olur. Bunlardan korkmanın bir anlamı yokki. Tartışalım konuşalım. Anayasada 60 maddede 4 parti uzlaştık. Çıkarılım dedik. Muhalefette kayış attı. Millete verilmiş söz olduğu halde millete verilmiş söz olduğu halde Meclisten anayasa değişikliği olarak geçmesini istemediler. 330 ile halka gidemeseydik 26 maddelik paket çıkmamış olacaktı. Halka gittik halk istiyor. Yüzde 58 ile geçtik. ifadelerini kullandı.AYM KUTLAMALARINA KATILACAKAnayasa Mahkemesinin kuruluş yıldönümü programına katılıp katılmayacağı sorulan Erdoğan, Kuruluş yıldönümü kutlamalarına katılacağım. O ayrı, o ayrı. Anayasa Mahkemesi kendi kanaatini ortaya koyarken bizler de belli konularda siyasi olarak rahatsızlığımızı ortaya koymaktan normal ne olabilir. diye konuştu.Seçimler konusunda dar ya da daraltılmış bölge konusunda bir karara varıp varmadıkları sorulan Erdoğan, Arkadaşlar similasyonlarını yaptılar. Bizi bilgilendirecekler. Ondan sonra karar vereceğiz. şeklinde cevap verdi.Suriye sınırında IŞİDe yönelik bir hareketlilik olduğu iddiaları da sorulan Erdoğan, Dert IŞID ile değil. Konvoyumuzun bütün şeyi Süleyman Şah saygı türbesine götdürülecek yardımlarla alakalı. İlgili sorumlu arkadaşlar bunu sürdürmektedir. dedi.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
23.04.2014
ErdoğanBizimsağımızsolumuzbelliolmazaramızdabuişihallederizErdoğan Bizim sağımız solumuz belli olmaz aramızda bu işi hallederiz
Bugün başkasına dokunan yarın size dokunur
Zaman
15.04.2014
14:56
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında konuştu.Kılıçdaroğlunun konuşmasından notlar:Totaliter devlet inşası ağır ağır gidiyor- Başbakanları, gencecik çocukları idam sehpalarına gönderdik. Hukukun üstünlüğü önemli kavramdır. Bizim demokrasimiz gelişiyor.- Bugün başkasına dokunan yarın size dokunacaktır. Baskının arttığını görüyoruz. Farklı rejimin içine Türkiye ağır adımlarla sürükleniyor. Bana dokunmayan yılan bin yıl yaşasın sözünü asla etmeyeceksiniz. Bu ülkede TBMM Başkanı Anayasa’nın138. maddesi çökmüştür, yargı yoktur dedi. Totaliter devlet hak ve özgürlüklerin baskı altında olduğu devlet, Medya istediğini yazamıyor, havuz medyası oluşturuldu. Totaliter devlet inşası ağır ağır gidiyor. Baskıcı devlet önümüzde ağır ağır inşa ediliyor.Anayasa Mahkemesini göklere çıkarıyordu, şimdi...Daha düne kadar Anayasa Mahkemesi’ni göklere çıkarıyorlardı. Şimdi, iki karar verdi diye bir numaralı düşman… Bireysel başvurusu hakkını niye getirdiler? İnsanlar AİHM’e erken gitmesin diye getirdiler. Nasıl olsa orada da bizim adamlarımız var. Orada raflara koyarız dediler. Ama öyle olmadı. Orada da insanlar vicdan sahibi.Alın terinden yanayız- Alın terinden, kadının üstünlüğünden yanayız. Bize oy versin, vermesin tümTürkiyeden yanayız. Mutluluğun adresi sağlıklı bir hukuk düzeni, hukukun üstünlüğü, saat gibi çalışan bir demokrasi... Bunu kurabilirsek huzuru ve mutluluğu sağlamış olabiliriz. Samimi, dürüst, halktan yana politika izleyeceğiz. Kendi coğrafyamızda huzur içinde yaşayan bir topluluk olacağız.- Adaleti savunacağız, hukukun üstünlüğünü savunacağız. Uğruna ağır bedeller ödenmiş bir kavram bu. Yeni yeni yollar, yeni yeni kavramlar geliyor dünyanın gündemine. Hukukun üstünlüğünü savunduk. Adaletin ahlakın olduğu yerde hukukun üstünlüğü de vardır. Ahlakı yüceltirsek, adaleti yükseltirsek, hukuk devletini de yükseltmiş oluruz.- İpsala Kaymakamlığı hukuk devleti tanımını her anlamda adaletli bir hukuk sistemi kuran, anayasaya aykırı durum ve kurumlardan kaçınan, anayasa ve hukukun üstün kurallarına kendini bağlı sayan, yasa koyucunun de bozamayacağı temel ilkelerin bilincinde olan devlete hukuk devleti deriz diyor... Hiç bir güç hukuk devletinin üstünde değildir. Bunun adı hukuk devletidir diyor. Başbakanlık makamında oturan zat, kitapları aramasın. İpsala kaymakamının internet sitesine girsin, hukuk devleti nedir okusun öğrensin.Hukuk devletinde güçlüler haklı değildir- Peki T.C. bir hukuk devleti midir? Açacağız Anayasaya bakacağız. 2. Madde, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir diyor. Değiştirilmesi mümkün olmayan maddelerden biridir. Anayasa hukuk devletini bu kadar içselleştirmiş durumda. Peki kişiye göre yasa olur mu? Olmaz. Hukuk devleti hiç kimse yasalardan üstün değildir, herkes eşittir der.- Hukuk devletinde güçlüler haklı değildir. Haklılar güçlüdür. Her yurttaş yeri geldiğinde hesap verir. Yurttaştan vergi alıyorsan hesabını verebileceksin. Bu hesabı verebiliyorsan hukuk devleti olur. Dayatmacı devlet değildir hukuk devleti, baskı kuran devlete hukuk devleti denmez. Hepimizin ihtiyaç duyduğu bir devlet sistemidir.
Zaman
Politika
15.04.2014
BugünbaşkasınadokunanyarınsizedokunurBugün başkasına dokunan yarın size dokunur
Tepki gösteren Erdoğan'a 'Twitter' cevabı: Duygusal refleks
Zaman
08.04.2014
17:23
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç Başbakan’ın, Twitter yasağını kaldıran kararı ‘gayri millî’ sözüyle eleştirmesini ‘duygusal refleks’ olarak değerlendirdi. “Temel hak ve özgürlükler evrensel değerlerdir. Verilen kararların hiçbir zaman milliyeti, dini yoktur.” ifadelerini kullandı.Anayasa Mahkemesi Başkanı (AYM) Haşim Kılıç, Yüksek Mahkeme’nin Twitter yasağını kaldıran kararın ardından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı ‘Bu karara saygı duymuyorum” açıklamasını ‘duygusal refleks’ olarak değerlendirdi. Bu tür tepkileri anlayışla karşıladıklarını belirten Kılıç, ifade özgürlüğünün şok edici, rahatsız edici ve huzursuz edici boyutlarını her zaman hesap ettiklerini vurguladı. Kılıç, “Karar milli değil.” yönündeki beyanatı için de şu yorumu yaptı: “Verilen kararların hiçbir zaman milliyetinin, dininin, mezhebinin olmadığı kanaatini taşıyorum. Kararları böyle değerlendiremezsiniz. Bu kararlar evrensel kararlardır. Temel hak ve özgürlükler evrensel değerlerdir.” Sheraton Otel’de düzenlenen Uluslararası Askeri Yargı Sempozyumu çıkışında gazetecilerin gündeme dair sorularını cevaplayan AYM Başkanı Kılıç, önemli açıklamalarda bulundu. AYM’nin, iç hukuk yolları tüketilmeden karar verdiği eleştirilerine cevap veren Kılıç, bazı özel durumlarda Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin bu sürecin bitmesini beklemeyebileceğini söyledi. Konuyu bir örnekle açıklayan Kılıç şöyle konuştu: “Örnek vermek gerekirse, sınır dışı edilmekte olan bir insanın sınırdayken idare mahkemesine başvurup buradan bir karar istihsal etmesi ve bunun gereğinin yerine getirilmesi takdir edersiniz ki uzun bir süreci gerektirir. İşte böyle bir durumda, sonradan telafisi imkansız olan bir durumda Anayasa Mahkemesi’ne ya da AİHM’ye bu tür başvurular yapılır ve bu süreç beklenmeden, işin önemi, niteliği ve bu konudaki duyarlılık zaman zaman kanun yollarının tüketilmeden bu davaların görüşülmesi yapılır. O nedenle bu konu da ifade özgürlüğünü, haber alma özgürlüğünü ve haber verme özgürlüğünü de ilgilendiren böyle bir konuda, böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi telafisi imkansız zararların doğmasını engellemek için bu konuda, kanun yolları tüketilmeden böyle bir uygulama yapabilir.”İdare Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanmasını bekledikKılıç, Twitter yasağını kaldıran karar konusundaki süreci de şöyle anlattı: “Kurul toplanmadan böyle bir karar verildiği ve bu kararın üyelerimize gönderilerek imzalatmak suretiyle bir karar istihsal edildiği konusunda çeşitli açıklamalar yapıldı. Anayasa Mahkemesi seçimden 5 gün önce toplandı, salı ya da çarşamba, saat 09.30’dan 12.00’ye kadar bu konuyu benim başkanlığımda bütün kurul toplanmak suretiyle konuyu enine boyuna görüştü ve bunun sonucunda bir karar çıktı. Biz bu kararı verdikten sonra, öğleyin ara verdiğimizde, dışarıya çıktığımızda, televizyonlarda ve basın kuruluşlarından 15. İdare Mahkemesi’nin bu konuda yürütmeyi durdurma kararı verdiğini öğrendik. Bu kararın üzerine Anayasa Mahkemesi verdiği bu kararı açıklamadı ve biz idarenin, 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği bu kararı uygulamasını bekledik. Zannediyorum, bir hafta veya biraz daha fazla bir süre bekledik ancak 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanmaması sonucunda Anayasa Mahkemesi aldığı bu kararı açıklamak durumunda kaldı.” Kılıç, “Hükümetin Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmesi konusunda bir endişe taşıyor musunuz?” sorusuna ise “Hiçbir endişe taşımıyorum. Yasa koyucunun daha doğrusu TBMM’nin iradesidir. İstediği zaman istediği değişikliği yapabilir, bu onların takdir alanı içerisindedir. O değişiklik nasıl olacaksa biz de ona göre hareket ederiz.” cevabını verdi.Başvuru olursa YouTube yasağını da oturup değerlendiririzYouTube yasağı ile ilgili başvuru olması halinde onu da değerlendireceklerini belirten Kılıç, yerel seçimlerle ilgili itiraz konusunda ise şunları söyledi: “YSK’nın ne karar vereceğini bilmiyoruz. Böyle bir karar çıkarsa, başvuru olursa arkadaşlarımız oturur karar verir. Ben bugünden şöyle bir karar verilir böyle bir karar verilir diye değerlendirme yapmam doğru da değil mümkün de değil. Başvuru olduğunda bunu mahkememiz değerlendirecektir.” Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in AYM ziyaretiyle ilgili bir soru üzerine de “Sayın Gökçek mahkemenin yakınından geçtiğini bildirdi, biz de buyurun dedik geldi. Sayın başkan ile çok eski bir tanışıklığımız var. Zaman zaman uygun zamanlarda bu ziyaretler olur, gelir.” açıklamasını yaptı. Haşim Kılıç’a, isminin muhtemel cumhurbaşkanı adayları arasında geçmesi de hatırlatıldı. AYM Başkanı, “Bu konuyu biz de izliyoruz. Ancak şunu altını çizerek ifade etmek iste
Zaman
En Çok Okunan
08.04.2014
TepkigösterenErdoğanaTwittercevabıDuygusalrefleksTepki gösteren Erdoğana Twitter cevabı Duygusal refleks
Tepki gösteren Erdoğan'a 'Twitter' cevabı: Duygusal refleks
Zaman
08.04.2014
17:13
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç Başbakan’ın, Twitter yasağını kaldıran kararı ‘gayri millî’ sözüyle eleştirmesini ‘duygusal refleks’ olarak değerlendirdi. “Temel hak ve özgürlükler evrensel değerlerdir. Verilen kararların hiçbir zaman milliyeti, dini yoktur.” ifadelerini kullandı.Anayasa Mahkemesi Başkanı (AYM) Haşim Kılıç, Yüksek Mahkeme’nin Twitter yasağını kaldıran kararın ardından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı ‘Bu karara saygı duymuyorum” açıklamasını ‘duygusal refleks’ olarak değerlendirdi. Bu tür tepkileri anlayışla karşıladıklarını belirten Kılıç, ifade özgürlüğünün şok edici, rahatsız edici ve huzursuz edici boyutlarını her zaman hesap ettiklerini vurguladı. Kılıç, “Karar milli değil.” yönündeki beyanatı için de şu yorumu yaptı: “Verilen kararların hiçbir zaman milliyetinin, dininin, mezhebinin olmadığı kanaatini taşıyorum. Kararları böyle değerlendiremezsiniz. Bu kararlar evrensel kararlardır. Temel hak ve özgürlükler evrensel değerlerdir.” Sheraton Otel’de düzenlenen Uluslararası Askeri Yargı Sempozyumu çıkışında gazetecilerin gündeme dair sorularını cevaplayan AYM Başkanı Kılıç, önemli açıklamalarda bulundu. AYM’nin, iç hukuk yolları tüketilmeden karar verdiği eleştirilerine cevap veren Kılıç, bazı özel durumlarda Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin bu sürecin bitmesini beklemeyebileceğini söyledi. Konuyu bir örnekle açıklayan Kılıç şöyle konuştu: “Örnek vermek gerekirse, sınır dışı edilmekte olan bir insanın sınırdayken idare mahkemesine başvurup buradan bir karar istihsal etmesi ve bunun gereğinin yerine getirilmesi takdir edersiniz ki uzun bir süreci gerektirir. İşte böyle bir durumda, sonradan telafisi imkansız olan bir durumda Anayasa Mahkemesi’ne ya da AİHM’ye bu tür başvurular yapılır ve bu süreç beklenmeden, işin önemi, niteliği ve bu konudaki duyarlılık zaman zaman kanun yollarının tüketilmeden bu davaların görüşülmesi yapılır. O nedenle bu konu da ifade özgürlüğünü, haber alma özgürlüğünü ve haber verme özgürlüğünü de ilgilendiren böyle bir konuda, böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi telafisi imkansız zararların doğmasını engellemek için bu konuda, kanun yolları tüketilmeden böyle bir uygulama yapabilir.”İdare Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanmasını bekledikKılıç, Twitter yasağını kaldıran karar konusundaki süreci de şöyle anlattı: “Kurul toplanmadan böyle bir karar verildiği ve bu kararın üyelerimize gönderilerek imzalatmak suretiyle bir karar istihsal edildiği konusunda çeşitli açıklamalar yapıldı. Anayasa Mahkemesi seçimden 5 gün önce toplandı, salı ya da çarşamba, saat 09.30’dan 12.00’ye kadar bu konuyu benim başkanlığımda bütün kurul toplanmak suretiyle konuyu enine boyuna görüştü ve bunun sonucunda bir karar çıktı. Biz bu kararı verdikten sonra, öğleyin ara verdiğimizde, dışarıya çıktığımızda, televizyonlarda ve basın kuruluşlarından 15. İdare Mahkemesi’nin bu konuda yürütmeyi durdurma kararı verdiğini öğrendik. Bu kararın üzerine Anayasa Mahkemesi verdiği bu kararı açıklamadı ve biz idarenin, 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği bu kararı uygulamasını bekledik. Zannediyorum, bir hafta veya biraz daha fazla bir süre bekledik ancak 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanmaması sonucunda Anayasa Mahkemesi aldığı bu kararı açıklamak durumunda kaldı.” Kılıç, “Hükümetin Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmesi konusunda bir endişe taşıyor musunuz?” sorusuna ise “Hiçbir endişe taşımıyorum. Yasa koyucunun daha doğrusu TBMM’nin iradesidir. İstediği zaman istediği değişikliği yapabilir, bu onların takdir alanı içerisindedir. O değişiklik nasıl olacaksa biz de ona göre hareket ederiz.” cevabını verdi.Başvuru olursa YouTube yasağını da oturup değerlendiririzYouTube yasağı ile ilgili başvuru olması halinde onu da değerlendireceklerini belirten Kılıç, yerel seçimlerle ilgili itiraz konusunda ise şunları söyledi: “YSK’nın ne karar vereceğini bilmiyoruz. Böyle bir karar çıkarsa, başvuru olursa arkadaşlarımız oturur karar verir. Ben bugünden şöyle bir karar verilir böyle bir karar verilir diye değerlendirme yapmam doğru da değil mümkün de değil. Başvuru olduğunda bunu mahkememiz değerlendirecektir.” Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in AYM ziyaretiyle ilgili bir soru üzerine de “Sayın Gökçek mahkemenin yakınından geçtiğini bildirdi, biz de buyurun dedik geldi. Sayın başkan ile çok eski bir tanışıklığımız var. Zaman zaman uygun zamanlarda bu ziyaretler olur, gelir.” açıklamasını yaptı. Haşim Kılıç’a, isminin muhtemel cumhurbaşkanı adayları arasında geçmesi de hatırlatıldı. AYM Başkanı, “Bu konuyu biz de izliyoruz. Ancak şunu altını çizerek ifade etmek iste
Zaman
Politika
08.04.2014
TepkigösterenErdoğanaTwittercevabıDuygusalrefleksTepki gösteren Erdoğana Twitter cevabı Duygusal refleks
Erdoğan'a 'Twitter' cevabı: Duygusal refleks
Zaman
08.04.2014
16:55
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç Başbakan’ın, Twitter yasağını kaldıran kararı ‘gayri millî’ sözüyle eleştirmesini ‘duygusal refleks’ olarak değerlendirdi. “Temel hak ve özgürlükler evrensel değerlerdir. Verilen kararların hiçbir zaman milliyeti, dini yoktur.” ifadelerini kullandı.Anayasa Mahkemesi Başkanı (AYM) Haşim Kılıç, Yüksek Mahkeme’nin Twitter yasağını kaldıran kararın ardından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı ‘Bu karara saygı duymuyorum” açıklamasını ‘duygusal refleks’ olarak değerlendirdi. Bu tür tepkileri anlayışla karşıladıklarını belirten Kılıç, ifade özgürlüğünün şok edici, rahatsız edici ve huzursuz edici boyutlarını her zaman hesap ettiklerini vurguladı. Kılıç, “Karar milli değil.” yönündeki beyanatı için de şu yorumu yaptı: “Verilen kararların hiçbir zaman milliyetinin, dininin, mezhebinin olmadığı kanaatini taşıyorum. Kararları böyle değerlendiremezsiniz. Bu kararlar evrensel kararlardır. Temel hak ve özgürlükler evrensel değerlerdir.” Sheraton Otel’de düzenlenen Uluslararası Askeri Yargı Sempozyumu çıkışında gazetecilerin gündeme dair sorularını cevaplayan AYM Başkanı Kılıç, önemli açıklamalarda bulundu. AYM’nin, iç hukuk yolları tüketilmeden karar verdiği eleştirilerine cevap veren Kılıç, bazı özel durumlarda Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin bu sürecin bitmesini beklemeyebileceğini söyledi. Konuyu bir örnekle açıklayan Kılıç şöyle konuştu: “Örnek vermek gerekirse, sınır dışı edilmekte olan bir insanın sınırdayken idare mahkemesine başvurup buradan bir karar istihsal etmesi ve bunun gereğinin yerine getirilmesi takdir edersiniz ki uzun bir süreci gerektirir. İşte böyle bir durumda, sonradan telafisi imkansız olan bir durumda Anayasa Mahkemesi’ne ya da AİHM’ye bu tür başvurular yapılır ve bu süreç beklenmeden, işin önemi, niteliği ve bu konudaki duyarlılık zaman zaman kanun yollarının tüketilmeden bu davaların görüşülmesi yapılır. O nedenle bu konu da ifade özgürlüğünü, haber alma özgürlüğünü ve haber verme özgürlüğünü de ilgilendiren böyle bir konuda, böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi telafisi imkansız zararların doğmasını engellemek için bu konuda, kanun yolları tüketilmeden böyle bir uygulama yapabilir.”İdare Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanmasını bekledikKılıç, Twitter yasağını kaldıran karar konusundaki süreci de şöyle anlattı: “Kurul toplanmadan böyle bir karar verildiği ve bu kararın üyelerimize gönderilerek imzalatmak suretiyle bir karar istihsal edildiği konusunda çeşitli açıklamalar yapıldı. Anayasa Mahkemesi seçimden 5 gün önce toplandı, salı ya da çarşamba, saat 09.30’dan 12.00’ye kadar bu konuyu benim başkanlığımda bütün kurul toplanmak suretiyle konuyu enine boyuna görüştü ve bunun sonucunda bir karar çıktı. Biz bu kararı verdikten sonra, öğleyin ara verdiğimizde, dışarıya çıktığımızda, televizyonlarda ve basın kuruluşlarından 15. İdare Mahkemesi’nin bu konuda yürütmeyi durdurma kararı verdiğini öğrendik. Bu kararın üzerine Anayasa Mahkemesi verdiği bu kararı açıklamadı ve biz idarenin, 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği bu kararı uygulamasını bekledik. Zannediyorum, bir hafta veya biraz daha fazla bir süre bekledik ancak 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanmaması sonucunda Anayasa Mahkemesi aldığı bu kararı açıklamak durumunda kaldı.” Kılıç, “Hükümetin Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmesi konusunda bir endişe taşıyor musunuz?” sorusuna ise “Hiçbir endişe taşımıyorum. Yasa koyucunun daha doğrusu TBMM’nin iradesidir. İstediği zaman istediği değişikliği yapabilir, bu onların takdir alanı içerisindedir. O değişiklik nasıl olacaksa biz de ona göre hareket ederiz.” cevabını verdi.Başvuru olursa YouTube yasağını da oturup değerlendiririzYouTube yasağı ile ilgili başvuru olması halinde onu da değerlendireceklerini belirten Kılıç, yerel seçimlerle ilgili itiraz konusunda ise şunları söyledi: “YSK’nın ne karar vereceğini bilmiyoruz. Böyle bir karar çıkarsa, başvuru olursa arkadaşlarımız oturur karar verir. Ben bugünden şöyle bir karar verilir böyle bir karar verilir diye değerlendirme yapmam doğru da değil mümkün de değil. Başvuru olduğunda bunu mahkememiz değerlendirecektir.” Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in AYM ziyaretiyle ilgili bir soru üzerine de “Sayın Gökçek mahkemenin yakınından geçtiğini bildirdi, biz de buyurun dedik geldi. Sayın başkan ile çok eski bir tanışıklığımız var. Zaman zaman uygun zamanlarda bu ziyaretler olur, gelir.” açıklamasını yaptı. Haşim Kılıç’a, isminin muhtemel cumhurbaşkanı adayları arasında geçmesi de hatırlatıldı. AYM Başkanı, “Bu konuyu biz de izliyoruz. Ancak şunu altını çizerek ifade etmek iste
Zaman
Politika
08.04.2014
ErdoğanaTwittercevabıDuygusalrefleksErdoğana Twitter cevabı Duygusal refleks
Twitter kararı gayri milli değil, evrensel
Zaman
08.04.2014
12:07
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç Başbakan’ın, Twitter yasağını kaldıran kararı ‘gayri millî’ sözüyle eleştirmesini ‘duygusal refleks’ olarak değerlendirdi. “Temel hak ve özgürlükler evrensel değerlerdir. Verilen kararların hiçbir zaman milliyeti, dini yoktur.” ifadelerini kullandı.Anayasa Mahkemesi Başkanı (AYM) Haşim Kılıç, Yüksek Mahkeme’nin Twitter yasağını kaldıran kararın ardından Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yaptığı ‘Bu karara saygı duymuyorum” açıklamasını ‘duygusal refleks’ olarak değerlendirdi. Bu tür tepkileri anlayışla karşıladıklarını belirten Kılıç, ifade özgürlüğünün şok edici, rahatsız edici ve huzursuz edici boyutlarını her zaman hesap ettiklerini vurguladı. Kılıç, “Karar milli değil.” yönündeki beyanatı için de şu yorumu yaptı: “Verilen kararların hiçbir zaman milliyetinin, dininin, mezhebinin olmadığı kanaatini taşıyorum. Kararları böyle değerlendiremezsiniz. Bu kararlar evrensel kararlardır. Temel hak ve özgürlükler evrensel değerlerdir.” Sheraton Otel’de düzenlenen Uluslararası Askeri Yargı Sempozyumu çıkışında gazetecilerin gündeme dair sorularını cevaplayan AYM Başkanı Kılıç, önemli açıklamalarda bulundu. AYM’nin, iç hukuk yolları tüketilmeden karar verdiği eleştirilerine cevap veren Kılıç, bazı özel durumlarda Anayasa Mahkemesi ve AİHM’nin bu sürecin bitmesini beklemeyebileceğini söyledi. Konuyu bir örnekle açıklayan Kılıç şöyle konuştu: “Örnek vermek gerekirse, sınır dışı edilmekte olan bir insanın sınırdayken idare mahkemesine başvurup buradan bir karar istihsal etmesi ve bunun gereğinin yerine getirilmesi takdir edersiniz ki uzun bir süreci gerektirir. İşte böyle bir durumda, sonradan telafisi imkansız olan bir durumda Anayasa Mahkemesi’ne ya da AİHM’ye bu tür başvurular yapılır ve bu süreç beklenmeden, işin önemi, niteliği ve bu konudaki duyarlılık zaman zaman kanun yollarının tüketilmeden bu davaların görüşülmesi yapılır. O nedenle bu konu da ifade özgürlüğünü, haber alma özgürlüğünü ve haber verme özgürlüğünü de ilgilendiren böyle bir konuda, böyle bir durumda Anayasa Mahkemesi telafisi imkansız zararların doğmasını engellemek için bu konuda, kanun yolları tüketilmeden böyle bir uygulama yapabilir.”İdare Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanmasını bekledikKılıç, Twitter yasağını kaldıran karar konusundaki süreci de şöyle anlattı: “Kurul toplanmadan böyle bir karar verildiği ve bu kararın üyelerimize gönderilerek imzalatmak suretiyle bir karar istihsal edildiği konusunda çeşitli açıklamalar yapıldı. Anayasa Mahkemesi seçimden 5 gün önce toplandı, salı ya da çarşamba, saat 09.30’dan 12.00’ye kadar bu konuyu benim başkanlığımda bütün kurul toplanmak suretiyle konuyu enine boyuna görüştü ve bunun sonucunda bir karar çıktı. Biz bu kararı verdikten sonra, öğleyin ara verdiğimizde, dışarıya çıktığımızda, televizyonlarda ve basın kuruluşlarından 15. İdare Mahkemesi’nin bu konuda yürütmeyi durdurma kararı verdiğini öğrendik. Bu kararın üzerine Anayasa Mahkemesi verdiği bu kararı açıklamadı ve biz idarenin, 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği bu kararı uygulamasını bekledik. Zannediyorum, bir hafta veya biraz daha fazla bir süre bekledik ancak 15. İdare Mahkemesi’nin verdiği kararın uygulanmaması sonucunda Anayasa Mahkemesi aldığı bu kararı açıklamak durumunda kaldı.” Kılıç, “Hükümetin Anayasa Mahkemesi’nin yapısını değiştirmesi konusunda bir endişe taşıyor musunuz?” sorusuna ise “Hiçbir endişe taşımıyorum. Yasa koyucunun daha doğrusu TBMM’nin iradesidir. İstediği zaman istediği değişikliği yapabilir, bu onların takdir alanı içerisindedir. O değişiklik nasıl olacaksa biz de ona göre hareket ederiz.” cevabını verdi.Başvuru olursa YouTube yasağını da oturup değerlendiririzYouTube yasağı ile ilgili başvuru olması halinde onu da değerlendireceklerini belirten Kılıç, yerel seçimlerle ilgili itiraz konusunda ise şunları söyledi: “YSK’nın ne karar vereceğini bilmiyoruz. Böyle bir karar çıkarsa, başvuru olursa arkadaşlarımız oturur karar verir. Ben bugünden şöyle bir karar verilir böyle bir karar verilir diye değerlendirme yapmam doğru da değil mümkün de değil. Başvuru olduğunda bunu mahkememiz değerlendirecektir.” Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in AYM ziyaretiyle ilgili bir soru üzerine de “Sayın Gökçek mahkemenin yakınından geçtiğini bildirdi, biz de buyurun dedik geldi. Sayın başkan ile çok eski bir tanışıklığımız var. Zaman zaman uygun zamanlarda bu ziyaretler olur, gelir.” açıklamasını yaptı. Haşim Kılıç’a, isminin muhtemel cumhurbaşkanı adayları arasında geçmesi de hatırlatıldı. AYM Başkanı, “Bu konuyu biz de izliyoruz. Ancak şunu altını çizerek ifade etmek iste
Zaman
Politika
08.04.2014
TwitterkararıgayrimillideğilevrenselTwitter kararı gayri milli değil evrensel
Köşk seçimleri bir Gül'ü bir Erdoğan'ı bir de onu ilgilendiriyor
Zaman
07.04.2014
21:08
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Köşke çıkması durumunda Abdullah Gülün Başbakan olabilmesi için 2002de Siirtte yapıldığı gibi bu kez Bayburt modeli konuşuluyor.Cumhuriyet tarihinin, bir ilden tek başına seçilen ilk vekili, Bünyamin Özbek. AK Parti Bayburt Milletvekili Özbek’i ‘stratejik’ bir konuma getirense cumhurbaşkanlığı seçimi ve bu seçim öncesi istifa edip etmeyeceği.Bir süre önce görüştüğümüzde ona, “Biliyorsunuz bu yaz cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Sayın Başbakan Köşk’e çıkabilir. Ondan sonra da Sayın Gül’ün durumu konuşulacak.” der demez gülümsemeye başladı. Sorunun devamının nasıl geleceğini anlamıştı. Çünkü daha dün akşam, AK Parti’nin Kızılcahamam kampı için geldikleri Asya Termal tesislerinde, aralarında bazı genel başkan yardımcılarının da bulunduğu bir grup milletvekili arkadaşıyla sohbet ederken ona böyle takılmışlardı. Yine de sorumu tamamladım: “Cumhurbaşkanlığı seçimi ile milletvekilliği genel seçimleri arasında bir yıl var. Eğer Sayın Gül, başbakanlığa dönmek isterse bir yıl beklemek durumunda. Bunun tek istisnası var; bir ilde seçim yenilenmek zorunda kalırsa Abdullah Gül hemen de koltuğa oturabilir. Bunun için ilk akla gelen ihtimal, sizin istifa etmeniz. Böyle bir ihtimal belirirse fedâkarlık yapar mısınız?”Sorunun muhatabı, AK Parti Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek. Onu bu denli ‘stratejik’ bir konuma getirense, Bayburt’un, Türkiye’de bir milletvekili çıkaran tek il olması. Yani aslında ‘yaşayan dar bölge’nin vekili o. Cumhuriyet tarihinin, bir ilden tek başına seçilen ilk vekili. Hal böyle olunca, onun istifa etmesi halinde otomatikman Bayburt’ta ara seçime gidilmek zorunda.‘GÜL İÇİN İSTİFA ETMEKTEN ŞEREF DUYARIM’Tarih, onun karşısına ikinci bir Mervan Gül olma ihtimalini çıkarabilir. Gül, 9 Mart 2003’te yenilenecek Siirt seçimleri için istifa etmiş, böylece AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a başbakanlık yolunu açmıştı. Eniştesi olduğu kent Erdoğan’a böylesi bir cilvede bulunurken, son seçimlerde şehir halkının burukluğunu giderebilmek için, “Sakın tek milletvekiliniz var diye üzülmeyin. İkinci vekiliniz ben olacağım.” dediği Bayburt da belki bir başka siyasinin kişisel tarihinde unutulmaz bir yere sahip olacaktır, kim bilir. Neden sadece ‘Abdullah Gül’ demeyip ‘bir başkası’ demeyi tercih ettiğimizin sırrı da yine o Kızılcahamam gecesindeki sohbette gizli. Bünyamin Özbek’e takılanlar, “Hadi bakalım, milletvekilliğine el salla. Seneye bu zamanlar gidicisin. Belki Abdullah Gül, belki Numan Kurtulmuş için istifa edersin artık.” diye espri yapıyorlardı.Biz kendisiyle, işte o gecenin sabahında, geçen hafta cumartesi günü, AK Parti kampının devam ettiği saatlerde buluşup sohbet ettik. Daha sözlerime başlarken arkasının nasıl geleceğini anlayıp gülümsediği o soruya da şöyle cevap verdi: “Benim için bir şereftir. Bir kere kendi ilimizden bir başbakan çıkarmış oluruz. Tabii o benim bileceğim bir iş değil. Sayın Başbakan’ımızın takdirleridir. Bize bu yönde bir talimat olursa gereğini yaparız.” Elbette şu ana kadar kendisine bu yönde resmi kanallardan ulaşan ciddi bir sinyal yok. Şimdilik sadece espri düzeyinde.2007 yılında, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) nüfus verilerine dayanarak illerin çıkaracağı vekil sayıları da yenilenmişti. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre nüfusu 157 binin altında kalan iller tek milletvekili çıkarabilecekti. Bu barajın altında kalan beş il vardı. Onlardan biri de Bayburt’tu. 2009 yılında, Bayburt milletvekilleri Ülkü Güney ile Fettani Battal’ın girişimiyle bir anayasa değişikliği yapılmış ve her ile en az iki milletvekili çıkarabilme imkânı getirilmişti. Ancak CHP, kamuoyunda ‘Bayburt yasası’ olarak bilinen bu düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştü. Yüksek Mahkeme, 12 Haziran 2011 seçimlerine iki ay kala, yasayı iptal etmişti. Yeni nüfus verilerine göre 81 ile birer vekil veriliyor, geriye kalan sandalyeler ise nüfus yoğunluğuna göre yukarıdan aşağıya dağıtılıyordu. Bu durumda 74 bin nüfuslu Bayburt tek milletvekilinde kalırken 77 bin nüfuslu Tunceli iki vekil çıkarma hakkına sahip oluyordu.Bu noktada Özbek’in paylaştığı ilginç bir iddia da var: “Anayasa Mahkemesi’nin, cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası yaşanacakları düşünerek özellikle bu doğrultuda karar verdiği iddiaları vardı o zaman. Bazı yerlerde konuşulduğunu duyuyorum.”Böylece 2011 seçimleri ile birlikte Türkiye’de ilk defa bir il, Ankara’ya tek milletvekili gönderiyordu.BAYBURTLULARA KOŞTURMAKTAN KANUN TEKLİFİ VEREMİYORUMPeki bir ilin tek milletvekili olmak nasıl bir şey? “Zorlukları var tabii.” diye söze giren Özbek, bu zorluk
Zaman
Güncel
07.04.2014
KöşkseçimleribirGülübirErdoğanıbirdeonuilgilendiriyorKöşk seçimleri bir Gülü bir Erdoğanı bir de onu ilgilendiriyor
Arınç: Tayyip Erdoğan'a Çankaya yolu açıldı
Zaman
05.04.2014
13:01
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Anayasa Mahkemesinin Twittera ilişkin aldığı kararı uygulamaya koyduklarını belirti ve hiçbir özgürlüğün sınırsız olmadığına vurgu yaptı. Arınç, 30 Mart yerel seçim sonuçlarının Başbakan Recep Tayyip Erdoğana Çankaya yolunu açtığını savundu.NTV televizyonunda gündeme ilişkin soruları yanıtlayan Başbakan Yardımcısı Bülent Arın, Anayasa Mahkemesinin Twittera ilişkin aldığı kararı uygulamaya koyduklarını ifade ederek, hiçbir özgürlüğün sınırsız olmadığına söyledi.-UYGULAMAK ZORUNDAYIZ BU EMSAL KARAR-Arınç, İdari mahkemenin de bir kararı olmuştu. Anayasa Mahkemesine de bir bireysel başvuru olmuştu mahkeme önce o kararın verilmesini ve uygulanmasını bekledi. Mahkeme tamamen kapatılmasının anayasal özgürlüğün ihlali olduğuna açılması gerektiğine kara verdi. TİB de bunu uyguladı. TİB bazı sayfaların kapatılmasını istemişti Twitterdan. Başka ülkelerin mahkeme kararlarını uygulayan Twitter bizimkileri uygulamadı. Bunun üzerine tamamen kapatıldı. Anayasa Mahkemesi de Tek tek sayfaların kapatılması veya mahkeme kararlarının uygulanması mümkündür tamamen iletişime kapatılması doğru değildir dedi. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular üzerine yaptığı uygulamaları takip ediyorum. Uzun tutukluluk süreleri ile ilgili, hak ihlalleri ile ilgili olarak verdi, bunların hepsini ben şahsen uygun buldum. Bu kararı da Sayın Başbakan saygı duymuyorum ama uygulamak zorundayız demişti. Bizde elbet uygulamak zorundayız. Bence bu emsal karar tek başına uygulanabilecek durumda dedi.-HİÇ BİR ÖZGÜRLÜK SINIRSIZ DEĞİL-Gerçek dünyada suç olan her şeyin sanal dünyada da suç olduğunun kabul edilmesi gerektiğini savunan Arınç, İnsanları suça teşvike eden özel hayata ilişkin saldırılarda bulunan, gizli kalması gereken konuları deşifre eden ve bunu Twitter yoluyla yapanların bir şekilde engellenmesi lazım. Burada da Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin özellikle bilişim konularında kabul edilmiş genel geçer kuralların da uygulanması lazım. Anayasa Mahkemesi 140 karakterden korkulmaması gerektiğini ortaya koydu diyor Kemal Kılıçdaroğlu. 3-5 karakterli Twee atarsınız ama bu suça teşvik olabilir. Öncelikli konu kim bunu yapıyorsa onun sayfasının kapatılmasına yönelik bir karar verilmesidir. Mutlaka bir mahkeme kararı olmasıdır. Bence Ulaştırma ve Haberleşme Bakanımız Pazartesi günü bir sunum yaparsa bu konuda bakanlar kurulunda bir eksiklik varsa onun giderilmesi konusunda bir şeyler yapılması gerekebilir. Başka ülkelerin mahkeme kararlarını uygulayan Twitter bizim mahkeme kararlarını uygulamadı. Kavga da bundan çıktı. AYMnin bireysel başvurular üzerine 2010dan beri uygulamalarını takip ediyorum. Sayın Başbakan bugün saygı duymuyorum ama uygulamak zorundayım dedi, evet uygulamak zorundayız. Bu emsal bir karar şeklinde konuştu.Muhalefetin seçimde eleştirdiği AA Genel müdürünün bilgisi dahilinde AK Parti Genel Merkezine geldiğini söyledi.Cumhurbaşkanlığı seçimleri hakkında da konuşan Arınç açıklamalarını şöyle sürdürdü:-AK PARTİ SEÇİMLERDE BAŞARILI OLDU-Cumhurbaşkanlığı seçimiyle ilgili tabi Erdoğan Cumhurbaşkanı olursa 2015e kadar kim başbakan olacak, 2015te nasıl bir şekillenme göreceğiz, 3 dönem yasağı kalkacak mı hepsi bağlı konular. Hiçbir zaman bir gerginlik olmaz, zamanı gelince kendi içimizde bu mesele çok rahat çözülür demiştik. İki tespit yapmak istiyorum. Seçimlerin hemen ardından cumhurbaşkanlığı tartışmasına girmek muhalefetin bir taktiği olabilir. AK Parti bu seçimlerde başarılı oldu muhalefetin tümü başarısız oldu. Muhalefetle birlikte hareket eden şu anda bir siyasi yapılanma içinde olabileceğini varsaydığımız bir grupta onlarda bu seçimi kaybettiler. Dolayısıyla kendi başarısızlıklarını ve bunun üzerinde konuşulmasını perdeliyor olabilirler. Bence hala 30 Martı konuşmalıyız.-1. TURDA YÜZDE 51İ BULABİLECEĞİMİZE İNANIYORUM-Temel konu Recep Tayyip Erdoğan mı cumhurbaşkanı olacak Gül mü ikinci kez olacak? Üçüncü bir isimden hiç bahsetmiyoruz. Kemal Kılıçdaroğlu bir televizyon kanalında belki biraz da boş bulundu Erdoğan ve Gülden birisi aday olsa biz hangisine oy verirsiniz deyince Abdullah Gül deyi vermişti. Şimdi ondan vazgeçtiği anlaşılıyor. Üçüncü bir adayın ve ismin ortak bir aday olarak belirlenmesi diyor. Bazen yine iyi tarafına geliyor Bir kadın aday niye olmasın diyor. Bu sadece günübirlik kendilerinin bir düşüncesi olarak görüyorum. Başbakanımız aday olmak isterse bence Gül buna saygı gösterecektir ve destekleyecektir. Birbirlerine soracaklardır birisi de ifade edecektir. Arada bir zamanda var şimdi ne olur ne biter. Bu iki arkadaşımızın durumunda veya parti içinde bir gelişme olduğu taktirde ne olur bilemeyiz. Muhalefet liderleri ve hatta bazı yazarlarda artık Recep Tayyip Erdoğana Çankaya yolunun kapalı olduğuna dair 30 Marta kadar bir düşünce ortaya çıkmıştı. Ama 30 Mart gösterdi ki Çankaya yolu açık. Bugün bir g
Zaman
Politika
05.04.2014
ArınçTayyipErdoğanaÇankayayoluaçıldıArınç Tayyip Erdoğana Çankaya yolu açıldı
Yolsuzluklar, vicdanlarda şüphe bırakmayacak şekilde aydınlatılmalı
Zaman
05.04.2014
13:01
Cumhurbaşkanı Gül, BDP’nin son dönemlerde sıkça gündeme getirdiği ‘özerklik’ söyleminin Türkiye gerçekleriyle bağdaşmadığını söyledi. Bu tür talepleri ‘aşırı ve yanlış’ bulan Gül, yerel yönetimlere daha çok yetki verme açısından ‘Avrupa Yerel Yönetim Şartı’nın ötesine geçmenin doğru olmadığının altını çizdi.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, resmi temaslarda bulunmak için gittiği Kuveyt’ten dün öğleden sonra döndü. Kuveyt’ten ayrılmadan önce kendisini takip eden gazetecilerle sohbet edip, gündeme ilişkin sorularını cevaplayan Gül, BDP’nin seçim kampanyası sırasında sık sık gündeme getirdiği ‘özerklik’ konusunda önemli uyarılarda bulundu. Bu tür taleplerin ‘aşırı ve yanlış’ olduğunu, Türkiye gerçekleriyle bağdaşmadığını belirtti. Gül, “Avrupa Yerel Yönetim Şartı’na şerh koymuştuk. Zaten fiili olarak uygulamıyoruz. Yerel yönetimlere daha çok çeşitli yetkiler verme açısından bunların ötesine yürümenin doğru olmadığını, şartlanmanın da doğru olmadığını söyleyebilirim.” dedi. Yolsuzlukların vicdanlarda hiçbir şüphe kalmayacak şekilde aydınlatılması gerektiğini vurgulayan Cumhurbaşkanı, demokrasi, hukukun üstünlüğü ve özgürlükçü politikaların Türkiye için hayati önemde olduğunu dile getirdi.Cumhurbaşkanı Gül, kamuoyunda ‘muhaberat devleti’ yolunu açacağı endişesine sebep olan MİT yasası teklifi gibi ‘reaksiyonel’ düzenlemeleri de tasvip etmediğini anlattı. “Bizim için özgürlükçü politikaların esas olması gerekir.” ifadelerini kullanan Gül, ayrıca halk tarafından seçilmiş bir cumhurbaşkanı ile başbakan arasında yetki krizi çıkabileceğini, bunu aşmanın yolunun ise yeni anayasadan geçtiğini dile getirdi. “Hangisi daha ağırlıklı olmalı?” sorusuna ise “Ben parlamenter sistemin Türkiye’ye daha uygun olduğunu söyledim. Bütün ‘check-balance’larını içinde taşıyan sistem daha doğru olur.” cevabını verdi.Kuveyt’ten ayrılmadan önce gazetecilerle sohbet eden Abdullah Gül’e yöneltilen sorular ve cevapları şöyle:Anayasa Mahkemesi’nin Twitter yasağını kaldıran kararı hakkındaki değerlendirmelerinizi alabilir miyiz?Benim için sürpriz değil. Burada önemli olan, Anayasa Mahkemesi’nin oybirliği ile aldığı karar. Kurumlara güvenmek lazım. Sonunda hukukun üstünlüğü bu memlekette ispatlanır. En yüce mahkeme Anayasa Mahkemesi. Anayasa Mahkemesi bir zamanlar siyasi kararlar verenlerden oluşuyordu… 7 sene önce bu tip kararlarda siyasi kararlar vardı. Şimdi bakın nasıl mutluluğunuzu gösteriyorsunuz.Peki, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) bu kararı alamaz mıydı?Aslında Anayasa Mahkemesi’ne ihtiyaç yoktu. Kurumlar bu kararı daha iyi yorumlarlarsa o zaman insanların mahkemeye gitmeye ihtiyacı olmayabilir.Demokrasi sadece seçilmek değil, demokratik kurumların iyileşmesi de önemli. Türkiye’de bağımsız olması gereken denetleme kurumlarına müdahale edildiği konusunda eleştiriler var...Reform sürecinin amacı aslında kurumları rehabilite etmek, standartlarını yükseltmektir. Niçin Sayıştay Kanunu’nu çıkardık? Burada da ince ayarlar yapmak gerekirse onu da yapmamız gerekir. Milli Eğitim deyince milli eğitimi değiştirmeyip eğitimi reform edeceğiz. İyi yönetişim, kurumları da ilgilendiren şeylerdir. Bütün vatandaşların en süratli şekilde yapması için kurumlar ve kuramlar yerleşince o zaman siyasi mücadeleler farklı olur.Bizim çatışmacı kültürümüz hakkında, 7 yılını tamamlamak üzere olan cumhurbaşkanı olarak ne diyorsunuz?Bunların esas söylenme yeri TBMM idi. Bunları en üst seviyede Meclis açış konuşmalarımda seslendirdim. Biz bu siyasi gelenekten çıkmadıkça yüksek gelirli toplum olmamız zor. Bunun yolu da hukuktan geçiyor. Hukuka güvenilirlik önemli; yüksek demokratik standartlar dediğimiz bunun içinde oluyor.Anayasa’ya göre cumhurbaşkanını halk seçecek. Geniş yetkiye sahip; ama sorumsuz. Başbakanı da halk seçiyor. Seçilmiş bir cumhurbaşkanı ile seçilmiş bir başbakanın çatışması bu anayasa zemininde olmayacak mı?Bu işleri konjonktürel düşünmemek lazım; uzun vadeli bakmalı. 4-5 ay sonraki öyle olur; ama 4-5 yıl sonrası için de aynı uzun vadeli düşünmek lazım. Problemli şeyleri görüp o problemleri yok etmek akıllı insanların yapacağı şeyler olmalı. Önleyici tedbirler böyle alınmalı. Birçok kişi de ifade ediyor. Görev tarifleri ile ilgili, bunların tekrar düzgün şekilde yapılması doğru olurdu. Ben cumhurbaşkanı olarak yapıcı biçimde bunların düzeltilmesi için uğraştım. Eğer yeni bir anayasa süratli bir şekilde yapılmış olsa çelişkili şeyler ayıklanırdı. Ayıklanmasında da fayda var.Büyük krize neden olabilir mi?Olabilir…Sizin teraziniz nasıl, hangisi daha ağırlıklı olmalı?Ben parlamenter sistemin Türkiye’ye daha uygun olduğunu söyledim. Bütün check-balanslarını içinde taşı
Zaman
Politika
05.04.2014
YolsuzluklarvicdanlardaşüphebırakmayacakşekildeaydınlatılmalıYolsuzluklar vicdanlarda şüphe bırakmayacak şekilde aydınlatılmalı
İlker Başbuğ'a tahliye kararı
Zaman
07.03.2014
19:11
Ergenekon davası hükümlüsü eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğa 18. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye kararı verildi. 6 Ocak 2012 tarihinde tutuklanan İlker Başbuğ, 23 ay sonra dışarı çıkacak. Avukatı İlkay Sezer, Başbuğun bugün Silivri Cezaevinden çıkacağını söyledi.Ergenekon davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan emekli Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ hakkında tahliye kararı verildi. Mahkeme, Başbuğ hakkında adli kontrol tedbirleri kapsamında yurtdışına çıkış yasağı koydu.Anayasa Mahkemesi dün Başbuğun avukatı İlkay Sezerin başvurusu hakkında Gerekçeli kararın 6 ayı aşkın süredir yazılmamış olması ve Tutukluluk halinin devamına ilişkin gerekçelerin yetersiz olması nedeniyle hak mahrumiyeti bulunduğuna ve tahliye kararının değerlendirilmesi için kararın yargılamayı yapan yerel mahkemeye gönderilmesine hükmetmişti.Ayrıca Cumhurbaşkanı tarafından TMK 10 maddesi ile görevli mahkemelerin kaldırılmasına ilişkin yasa da dün öğleden sonra onaylanmış ve resmi gazetede yayınlanmıştı. Bu iki gelişmenin ardından avukat İlkay Sezer, müvekkili Başbuğ hakkında 8 sayfadan oluşan tahliye talebinde bulundu. Sezer dilekçesini, TMK mahkemelerinin kaldırılması nedeniyle yargılamayı yapan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi yerine bugün Çağlayandaki İstanbul Adalet Sarayında nöbetçi mahkeme olan İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesine verdi. Nöbetçi mahkeme ise tahliye talebi dilekçesini İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesine gönderdi.İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi, yaptığı incelemenin ardından yazdığı kararda, Başbuğ hakkında İstanbul Ağır Ceza Mahkemesinin Cebir ve Şİddet Kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevini yapmasına kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme suçunu işlemiş olduğu sabit görülerek ömür boyu hapis cezasına çarptırıldığını ancak gerekçeli kararın henüz yazılmamış olduğunu hatırlattı.Avukat Sezerin dilekçesinde özetle Başbuğun haksız ve hukuksuz kararlar ile 26 aydır tutuklu bulunduğunu ve tahliyesini istediği bilgisine de yer verildi.Anayasa Mahkemesi tarafından dün verilen kararda alıntıların yapıldığı tahliye kararında, Özgürlükten yoksun bırakmanın hukuki olmadığı iddiasının mahkemesince etkili bir şekilde incelenmeden reddedilmesi ve mahkumiyete ilişkin kararın açıklanmamasından dolayı Yargıtay önüne götürülememiş olması nedenleriyle kişi hürriyeti ve güvenliği kapsamında Anayasanın 19. maddesinin 8 fıkrasının ihlal edildiği. yönündeki tespiti yer aldı.TAHLİYE KARARI VE GEREKÇELERİTahliye kararının gerekçe bölümünde yerel mahkemenin 5 Ağustos 2013 günü hüküm özetini okuduğu ancak bugüne kadar halen gerekçeli kararın yazılamadığı bilgisine yer verildi. Kararda, Gerekçeli kararın yazılmaması nedeniyle resen ve temyize tabii olan hükmün ve tutukluluk halinin devamına kararının, Yargıtay tarafından incelenmesi olanağının da bulunmadığı, gerekçeli kararın yazılmasından sonra gerekçeli kararın sanıkları, müdafileri, katılanları ve vekillerine tebliğ, karara karşı anılan kişilerin temyiz dilekçelerini vermeleri, bu dilekçelerin ilgili karşı tarafa tebliği süreci ve süresi ile Yargıtaya aşaması da dikkate alındığında verilen hükmün esastan incelenmesi, ayrıca tutukluluk halinin Yargtay tarafından değerlendirilmesi olanağının daha da geriye kalacağı göz önüne alındığında bu sürecin sanık İlker Başbuğun mağduriyetine sebebiyet vereceği, sanığın sabit ikametgah sahibi oluşu, sosya durumu, tutuklu kaldığı süre, delillerin toplanıp davanın karara bağlanmış bulunması, tedbir niteliğindeki tutuklamadan beklenen gayenin elde edilmiş olması göz önüne alınarak Başbuğun tahliyesine karar verilmiştir denildi.Mahkeme Başbuğ hakkında adli kontrol tedbirleri kapsamında yurtdışına çıkış yasağı koydu.AYM DÜN KARAR VERMİŞTİAnayasa Mahkemesi (AYM), dün, Ergenekon davası hükümlü eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında kişi hürriyeti ve güvenliğinin ihlal edildiğine, gereğinin yapılması ve başvurucunun tahliye talebi hakkında karar verilmesi için karar örneğinin yerel mahkemeye gönderilmesine karar vermişti. Öğleden sonra da Başbuğ, mahkemeden tahliyesini istemişti.İLKER BAŞBUĞ KİMDİR? - [UĞUR SAĞINDIK]Eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, Ergenekon davasında üzerinde en fazla tartışılan isimlerden biriydi. Zira bir kesime göre, eski bir Genelkurmay Başkanı’nın ‘terör örgütü’ davasında sanık olması kabul edilebilir bir durum değildi. Nasıl olur da Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan’la, yıllarca terörle mücadele vermiş bir eski Genelkurmay Başkanı aynı davada ‘sanık’ olabilirdi! Öncelikle Başbuğ, söylendiği ve kendisinin de sürekli dile getirdiği gibi terör örgütü üyeliğinden/yöneticiliğinden ceza almadı. Başbuğun cezasının sebebi darbeye teşebbüs suçlamasıdır.Hükümeti yıpratmak için Genelkurmay Başkanlığı bünyesinde kurulan ve kara propaganda sitelerinde AK Part
Zaman
En Çok Okunan
07.03.2014
İlkerBaşbuğatahliyekararıİlker Başbuğa tahliye kararı
Yolsuzlukla mücadele birinci önceliktir
Zaman
03.01.2014
21:17
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Habertürk televizyonunda canlı yayında açıklamalarda bulunuyor. Cumhurbaşkanı, Yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesi açık söylüyorum, birinci önceliktir. Hiçbir şeyin üzeri örtülemez, onu söyleyeyim. Bugün olmazsa yarın ortaya çıkar. Mahkemelerin görevi bunu kurallara uyarak, titiz bir şekilde bunu ortaya çıkarmak. dedi.CUMHURBAŞKANININ AÇIKLAMALARINDAN BAŞLIKLAR.- 2013 Dünyada ve Türkiyede zor bir yıl oldu.- 2013te Terör olaylarının azalması ve demokratikleşme alanında önemli adımlar atıldı.- Gezi olayları ile yolsuzluk ve rüşvet operasyonu 2013te en dikkat çekici konulardı.Erhan Çelik: Gezi olayları ile yolsuzluk ve rüşvet operasyonu birbirinin devamı mı?- Gezi olayları ile yolsuzluk ve rüşvet operasyonu birbirinden çok farklı konular. Bunları aynı kefeye koymanın çok da doğru olmadığını düşünüyorum.Fehmi Koru: Anayasa Mahkemesi KCKlı milletvekillerinin serbest bırakılması kararı verdi. Bunu göz önüne aldığınızda yargı konusunda neler söylersiniz?- Türkiyede kuvvetler ayrılığı grensibi geçerlidir, kuvvetler saygınlıklarını korumak zorundadır. Bu bağlamda milletvekillerinin tahliyesine kapı açan kararları memnuniyetle karşılıyorum. Yargı tamamen bağımsız ve objektif olmalı. Ne siyasi ne de dini referanslarla hareket etmemeli.Fehmi Koru: Askerlerin Balyoz ve Ergenekon davaları ile ilgili itirazlarına ne diyeceksiniz?- Burada kurunun yanında yaş da yandı şeklinde açıklamalar varsa bu konuda bir çalışma yapılır.Erhan Çelik: Orduya kumpas iddialarına ne diyeceksiniz?- Ben bu tür kelimeler kullanamam. Yanlış yapıldı denilebilecek bir durum yok çünkü yüksek yargı kararını vermiş. Geriye bireysel başvuru seçeneği kalıyor.Ruşen Çakır: Karşılıklı vesayet suçlamaları var. Bu bir devlet krizi mi?- Yargı ile ilgili koyduğum genel ilkeyi tekrarlamak isterim. Öncelikle parlamenter sistemde olduğumuzu unutmamalıyız. Parlamenter sistemde üzerime düşen ne tür görevler varsa tümünü yerine getiriyorum. Yürütme, yaptığını doğru zannerek bir yanlış yapabilir. Neticede Danıştay, hem yargı kolluğu ile hem de basın mensuplarının emniyet binalarına girişlerinin yasaklanaması ile ilgili maddeler iptal etti.Ruşen Çakır: Paralel devlet var mı?- Devlet içinde farklı bir yapılanma olamaz. Devlette tabiki herkes çalışabilir. Bu çalışma hiyerarşisi içinde kerkes kurallara uymalı. Devlet hiyerarşisi içinde kimin kimden emir alacağı bellidir. Bunun haricinde bir güce ihtiyaç duyulmamalı.Fehmi Koru: Son süreçte size yapılan çağrılar var. Bu çağrıları nasıl değerlendiriyorsunuz?- En son Barolar Birliğinden bir çağrı geldi. Ben de kendilerini davet edip çalışmalarınızı hazırlayıp getirin dedim. Önümüzdeki hafta Deniz Baykal bey ile görüşeceğim. Yolsuzluk ve Rüşvet soruşturması ile ilgili yapacağım şeye gelince. Yargının iyi çalışması, yargıya herhangi bir müdahalenin olmaması, ükümetin üzerine düşenleri en iyi şekilde yapmasını sağlamaya çalışacağım. Bunun ötesinde benim yapmamı istediğiniz başka bir şey var mı?- Hükümetin karşısında muhalefet vardır. Ben parlamenter sistemde iktidarın karşısına muhalefeti koyarım başka bir şeyi koymam.- Devlet içinde farklı bir yapılanma olduğunu düşünülüyor ve bununla mücadele etmeye karar verildi ise hukukun dışına çıkılmamalıdır. Aslolan Anayasa, kanunlar ve hukuktur.Fehmi Koru: Yolsuzluk iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz?- Yolsuzlukla mücadele son derece önemlidir. Bir iddia varsa ya bu iddianın gerçek olduğu tespit edilmeli, yoksa da yok olduğu gösterilip halk ikna edilmelidir. Yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesi açık söylüyorum, birinci önceliktir. Hiçbir şeyin üzeri örtülemez, onu söyleyeyim. Bugün olmazsa yarın ortaya çıkar. Mahkemelerin görevi bunu kurallara uyarak, titiz bir şekilde bunu ortaya çıkarmak. O kadar çok inisiyatif kullanılıyor ki, inisiyatifi kullananlar hata yapmış olabilir.
Zaman
Son Dakika
03.01.2014
YolsuzluklamücadelebirinciönceliktirYolsuzlukla mücadele birinci önceliktir
Yolsuzlukla mücadele birinci önceliktir
Zaman
03.01.2014
21:17
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Habertürk televizyonunda canlı yayında açıklamalarda bulunuyor. Cumhurbaşkanı, Yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesi açık söylüyorum, birinci önceliktir. Hiçbir şeyin üzeri örtülemez, onu söyleyeyim. Bugün olmazsa yarın ortaya çıkar. Mahkemelerin görevi bunu kurallara uyarak, titiz bir şekilde bunu ortaya çıkarmak. dedi.CUMHURBAŞKANI ABDULLAH GÜLÜN AÇIKLAMALARINDAN BAŞLIKLAR.- 2013 Dünyada ve Türkiyede zor bir yıl oldu.- 2013te Terör olaylarının azalması ve demokratikleşme alanında önemli adımlar atıldı.- Gezi olayları ile yolsuzluk ve rüşvet operasyonu 2013te en dikkat çekici konulardı.Erhan Çelik: Gezi olayları ile yolsuzluk ve rüşvet operasyonu birbirinin devamı mı?- Gezi olayları ile yolsuzluk ve rüşvet operasyonu birbirinden çok farklı konular. Bunları aynı kefeye koymanın çok da doğru olmadığını düşünüyorum.Fehmi Koru: Anayasa Mahkemesi KCKlı milletvekillerinin serbest bırakılması kararı verdi. Bunu göz önüne aldığınızda yargı konusunda neler söylersiniz?- Türkiyede kuvvetler ayrılığı grensibi geçerlidir, kuvvetler saygınlıklarını korumak zorundadır. Bu bağlamda milletvekillerinin tahliyesine kapı açan kararları memnuniyetle karşılıyorum. Yargı tamamen bağımsız ve objektif olmalı. Ne siyasi ne de dini referanslarla hareket etmemeli.Fehmi Koru: Askerlerin Balyoz ve Ergenekon davaları ile ilgili itirazlarına ne diyeceksiniz?- Burada kurunun yanında yaş da yandı şeklinde açıklamalar varsa bu konuda bir çalışma yapılır.Erhan Çelik: Orduya kumpas iddialarına ne diyeceksiniz?- Ben bu tür kelimeler kullanamam. Yanlış yapıldı denilebilecek bir durum yok çünkü yüksek yargı kararını vermiş. Geriye bireysel başvuru seçeneği kalıyor.Ruşen Çakır: Karşılıklı vesayet suçlamaları var. Bu bir devlet krizi mi?- Yargı ile ilgili koyduğum genel ilkeyi tekrarlamak isterim. Öncelikle parlamenter sistemde olduğumuzu unutmamalıyız. Parlamenter sistemde üzerime düşen ne tür görevler varsa tümünü yerine getiriyorum. Yürütme, yaptığını doğru zannerek bir yanlış yapabilir. Neticede Danıştay, hem yargı kolluğu ile hem de basın mensuplarının emniyet binalarına girişlerinin yasaklanaması ile ilgili maddeler iptal etti.Ruşen Çakır: Paralel devlet var mı?- Devlet içinde farklı bir yapılanma olamaz. Devlette tabiki herkes çalışabilir. Bu çalışma hiyerarşisi içinde kerkes kurallara uymalı. Devlet hiyerarşisi içinde kimin kimden emir alacağı bellidir. Bunun haricinde bir güce ihtiyaç duyulmamalı.Fehmi Koru: Son süreçte size yapılan çağrılar var. Bu çağrıları nasıl değerlendiriyorsunuz?- En son Barolar Birliğinden bir çağrı geldi. Ben de kendilerini davet edip çalışmalarınızı hazırlayıp getirin dedim. Önümüzdeki hafta Deniz Baykal bey ile görüşeceğim. Yolsuzluk ve Rüşvet soruşturması ile ilgili yapacağım şeye gelince. Yargının iyi çalışması, yargıya herhangi bir müdahalenin olmaması, ükümetin üzerine düşenleri en iyi şekilde yapmasını sağlamaya çalışacağım. Bunun ötesinde benim yapmamı istediğiniz başka bir şey var mı?- Hükümetin karşısında muhalefet vardır. Ben parlamenter sistemde iktidarın karşısına muhalefeti koyarım başka bir şeyi koymam.- Devlet içinde farklı bir yapılanma olduğunu düşünülüyor ve bununla mücadele etmeye karar verildi ise hukukun dışına çıkılmamalıdır. Aslolan Anayasa, kanunlar ve hukuktur.Fehmi Koru: Yolsuzluk iddialarını nasıl değerlendiriyorsunuz?- Yolsuzlukla mücadele son derece önemlidir. Bir iddia varsa ya bu iddianın gerçek olduğu tespit edilmeli, yoksa da yok olduğu gösterilip halk ikna edilmelidir. Yolsuzluk iddialarının üzerine gidilmesi açık söylüyorum, birinci önceliktir. Hiçbir şeyin üzeri örtülemez, onu söyleyeyim. Bugün olmazsa yarın ortaya çıkar. Mahkemelerin görevi bunu kurallara uyarak, titiz bir şekilde bunu ortaya çıkarmak. O kadar çok inisiyatif kullanılıyor ki, inisiyatifi kullananlar hata yapmış olabilir.
Zaman
Ana Sayfa
03.01.2014
YolsuzluklamücadelebirinciönceliktirYolsuzlukla mücadele birinci önceliktir
Müşerref davasında sona gelindi
Zaman
01.01.2014
20:21
Pakistan yüksek mahkemesi, eski genelkurmay ve devlet başkanı Pervez Müşerrefin yarın da hakim karşısına çıkmaması halinde tutuklanmasına karar verdi. Müşerref hakkında bugün görülen davada, sanığın güvenlik tedbirlerinden dolayı mahkemeye gelememesi sebebiyle duruşma yarına ertelendi.Vatana ihanet kapsamına giren anayasayı askıya alma suçundan yargılanan Müşerref, 24 Aralıkta ve bugün görülen duruşmalara güvenlik problemlerini gerekçe göstererek katılmadı. Mahkeme bugün görülen davada sanığın yarınki duruşmaya da katılmaması halinde Müşerrefin avukatlarından Ahmet Rıza Kasuri, müvekkilinin birçok örgütün hedef listesinde bulunduğunu ve bu yüzden duruşmalara gelemediğini ifade etti. Kasuri, Müşerrefin evinin yakınlarında birinci duruşma öncesinde 5 kilogram, ikinci duruşma öncesinde ise yarım kilogramlık bomba bulunduğunu kaydetti. Kasuri, müvekkilinin başına bir şey gelmesi durumunda bundan mahkemenin sorumlu tutulacağını ve bunu mahkemeye ilettiğini ifade etti.Yarın başkent İslamabaddaki milli kütüphanede kurulan özel mahkemede görülecek davanın nasıl sonuçlanacağı ülke kamuoyunda merakla bekleniyor.Müşerref, 2007 yılında olağanüstü hal ilan ederek vatana ihanet suçu kapsamına giren anayasayı ve anayasa mahkemesi üyelerini görevlerini askıya almaktan yargılanıyor.Mahkeme daha önce Müşerrefi, Baloç kabile reisi Nawab Ekber Han Bugtinin ölümü ile ilgili davada herhangi bir delile rastlanmadığı gerekçesiyle suçsuz bulmuştu. Bugtinin ölümüyle ilgili davada ceza almayan Müşerref, eski Başbakan Benazir Butto suikastı ve Lal Mescidi baskınından dolayı yargılanmaya başlanmış ve tutuksuz yargılanmasına karar verilmişti.Geçtiğimiz Mayıs ayında cumhurbaşkanlığı seçimlerine katılmak için ülkesine dönen Müşerref, Nisan ayında tutuklanmış ve yaklaşık yedi ay ev hapsinde tutulmuştu.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
01.01.2014
MüşerrefdavasındasonagelindiMüşerref davasında sona gelindi
Tahliye edilmeyen BDP'li Vekil: Bizim için neden farklı bir hukuk var
Zaman
24.12.2013
18:33
Barış ve Demokrasi Partisinin (BDP) tutuklu milletvekillerinden Gülser Yıldırım, yargılandığı davanın duruşmasında konuştu. Yıldırım, Ergenekondan hüküm giyen CHP Milletvekili Mustafa Balbayın tahliye edildiğini ancak BDPli vekillerin tahliye edilmediğine dikkat çekerek Farklı bir hukuk mu var acaba? Neden bizimle ilgili karar, 34 yıl ceza almış Mustafa Balbay için tahliye oluyorsa, Anayasa Mahkemesi tarafından kabul ediliyor, bizim taleplerimizi neden ret ediliyor. dedi. Terör örgütü KCKnın Mardin yapılanması kapmasında örgütsel faaliyetler yaptıkları gerekçesiyle haklarında dava açılan ve aralarında tutuklu sanık BDP Mardin Milletvekili Gülser Yıldırımın da bulunduğu 22 sanığın yargılanmasına devam edildi. Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada, aralarında Yıldırımın bulunduğu tutuklu 8 sanık hazır bulunurken tutuksuz sanıklar duruşmaya katılmadı. Duruşmada mütalaasını sunan savcı, BDP Milletvekili Gülser Yıldırımın tahliyesini istedi. Savcı mütalaasında, Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuru sonrasında vermiş olduğu kararın bölüm başkanlığının tespit etmesi sonrasında pilot karar niteliğinde ve içtihat ortaya koyması noktasında değerlendirilerek ilkesel önemi haiz olması sebebiyle Resmi Gazetede yayımlandığı, Anayasa Mahkemesinin söz konusu kararının başvuru ile ilgili olup doğrudan mahkememizi bağlamamakla birlikte emsal teşkil edeceği değerlendirilmesi gerekir. dedi. Savcı, Yıldırımın terör örgütü üyesi olma suçundan yargılandığını ve şuana kadar 3 yıl 10 hapis cezası yattığını belirterek, tutuksuz yargılanmak üzere tahliyesine karar verilmesini istedi. Tutuklu sanık BDP Milletvekili Gülser Yıldırım ise savunmasında, kendilerine ayrı bir hukuk uygulandığını öne sürdü. Yıldırım, Ergenekondan hüküm giyen CHP Milletvekili Mustafa Balbayın tahliye edildiğini ancak BDPli vekillerin tahliye edilmediğine dikkat çekerek Farklı bir hukuk mu var acaba? Neden bizimle ilgili karar, 34 yıl ceza almış Mustafa Balbay için tahliye oluyorsa, Anayasa Mahkemesi tarafından kabul ediliyor, bizim taleplerimizi neden ret ediliyor. Bizim tahliye taleplerimiz BDP milletvekilleri olduğumuz için reddediliyor. Eğer birilerini tahliye edip birilerini elinde tutuyorsa buna nasıl bir hukuk denir. şeklinde konuştu. Mahkeme heyeti verdiği kısa aranın ardından ara kararını açıkladı. Mahkeme diğer sanıkların tutukluluk halinin devamına oy birliğiyle karar verdi. Yıldırım için ise bir mahkeme üyesi tahliye edilmesi yönünde muhalefet şerhi koyduğundan oy çokluğuyla tutukluluk halinin devamına karar verildi. Muhalefet şerhi koyan üye sanık Yıldırımın tutuklulukta geçirdiği sürenin ve Anayasa Mahkemesinin gerekçesinin dikkate alınıp adli kontrol uygulanarak tahliye edilmesini istedi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, terör örgütünün KCK yapılanması ve Demokratik Kent Meclisi detaylı bir şekilde yer almıştı. Kuruluş ve işleyişinin KCK sözleşmesine dayandığı belirtilen Demokratik Kent Meclisinin, KCK sisteminin taban örgütlenmesi olduğu, köy, sokak komünleri, mahalle, ilçe ve kent meclisleri şeklindeki örgütlenme sistemini tabana doğru yaymayı esas aldığı kaydedilmişti. İddianamede, sanıkların TCKnın 314/2. maddesinde yer alan Terör örgütü üyesi olmak suçundan 10ar yıla kadar hapsi isteniyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
24.12.2013
TahliyeedilmeyenBDPliVekilBizimiçinnedenfarklıbirhukukvarTahliye edilmeyen BDPli Vekil Bizim için neden farklı bir hukuk var
Araç sahiplerine kötü haber
Zaman
12.12.2013
16:36
Yargıtay, zamanında tebliğ edilmeyen trafik cezalarına ilişkin önemli bir karara imza attı. Tebligata ilişkin süre sınırlamasının sadece idareyi bağladığını belirten Yargıtay, geç yapılan tebliğin, trafik cezasının tahsilinde etkili olmadığına hükmetti.Davaya konu olan olay, Kocaeli’nde yetki belgesi olmadan yolcu taşımacılığı yapan sürücü F.A.’ya 2 bin 426 lira para cezası kesilmesiyle başladı. Sürücü, zamanında tebligat yapılmadığını gerekçe göstererek cezaya itiraz etti. Gebze 1. Sulh Ceza Mahkemesi, itirazı yerinde gördü. Ancak Adalet Bakanlığı, kararın kanun yararına bozulması için itirazda bulundu. Temyiz başvurusunu değerlendiren Yargıtay 7. Dairesi, F.A.’nın aleyhinde karar verdi. Mahkemenin ‘tebligat işlemlerine 7 iş günü içerisinde başlanmadığı’ndan hareketle F.A.’nın itirazını kabul ettiğini hatırlatan Yargıtay, ‘(7 günlük sınırın) idarî işlemlerin sürüncemede kalmasını önlemek amacıyla idareye yönelik getirilmiş bir düzenleme olduğu, süresinde tebligat işlemlerine başlanmamış olmasının idarî karar tutanağını geçersiz kılmayacağı’ gerekçesiyle mahkemenin kararını bozdu.HUKUKÇULAR İTİRAZ ETTİYargıtay’ın kararına bazı hukukçular itiraz etti. Antakya Barosu’ndan bir avukat endişelerini dile getirdi: “İdarenin, gıyapta yapılan tespite istinaden düzenlediği trafik idari para cezası tutanağını, süresi içerisinde tebliğe vermemesi; olayın unutulmasını ve savunma yapılmasını zorlaştıracak veya imkânsız hale getirecek olup, ‘Anayasa, kanunlar ve uluslararası sözleşmeler’ ile belirlenen ‘savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı, hukuk devleti’ ilkeleri ihlal edilmiş olacaktır. Mezkûr anayasal, yasal ve uluslararası sözleşmeler ile belirlenen ilkeler göz önüne alınmadan, sırf ‘devlet, ceza tahsil etsin de nasıl olursa olsun’ şeklindeki bir düşünce ise milyonlarca insanın ve sürücünün haksız yere mağduriyetine ve hukuka olan güvenini kaybetmesine yol açacaktır.”
Zaman
Ekonomi
12.12.2013
AraçsahiplerinekötühaberAraç sahiplerine kötü haber
Araç sahiplerine kötü haber
Zaman
12.12.2013
16:35
Yargıtay, zamanında tebliğ edilmeyen trafik cezalarına ilişkin önemli bir karara imza attı. Tebligata ilişkin süre sınırlamasının sadece idareyi bağladığını belirten Yargıtay, geç yapılan tebliğin, trafik cezasının tahsilinde etkili olmadığına hükmetti.Davaya konu olan olay, Kocaeli’nde yetki belgesi olmadan yolcu taşımacılığı yapan sürücü F.A.’ya 2 bin 426 lira para cezası kesilmesiyle başladı. Sürücü, zamanında tebligat yapılmadığını gerekçe göstererek cezaya itiraz etti. Gebze 1. Sulh Ceza Mahkemesi, itirazı yerinde gördü. Ancak Adalet Bakanlığı, kararın kanun yararına bozulması için itirazda bulundu. Temyiz başvurusunu değerlendiren Yargıtay 7. Dairesi, F.A.’nın aleyhinde karar verdi. Mahkemenin ‘tebligat işlemlerine 7 iş günü içerisinde başlanmadığı’ndan hareketle F.A.’nın itirazını kabul ettiğini hatırlatan Yargıtay, ‘(7 günlük sınırın) idarî işlemlerin sürüncemede kalmasını önlemek amacıyla idareye yönelik getirilmiş bir düzenleme olduğu, süresinde tebligat işlemlerine başlanmamış olmasının idarî karar tutanağını geçersiz kılmayacağı’ gerekçesiyle mahkemenin kararını bozdu.HUKUKÇULAR İTİRAZ ETTİYargıtay’ın kararına bazı hukukçular itiraz etti. Antakya Barosu’ndan bir avukat endişelerini dile getirdi: “İdarenin, gıyapta yapılan tespite istinaden düzenlediği trafik idari para cezası tutanağını, süresi içerisinde tebliğe vermemesi; olayın unutulmasını ve savunma yapılmasını zorlaştıracak veya imkânsız hale getirecek olup, ‘Anayasa, kanunlar ve uluslararası sözleşmeler’ ile belirlenen ‘savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı, hukuk devleti’ ilkeleri ihlal edilmiş olacaktır. Mezkûr anayasal, yasal ve uluslararası sözleşmeler ile belirlenen ilkeler göz önüne alınmadan, sırf ‘devlet, ceza tahsil etsin de nasıl olursa olsun’ şeklindeki bir düşünce ise milyonlarca insanın ve sürücünün haksız yere mağduriyetine ve hukuka olan güvenini kaybetmesine yol açacaktır.”
Zaman
Ana Sayfa
12.12.2013
AraçsahiplerinekötühaberAraç sahiplerine kötü haber
Yargıtay, zamanında tebliğ edilmeyen trafik cezasına itirazı reddetti
Zaman
12.12.2013
01:53
Yargıtay, zamanında tebliğ edilmeyen trafik cezalarına ilişkin önemli bir karara imza attı.Tebligata ilişkin süre sınırlamasının sadece idareyi bağladığını belirten Yargıtay, geç yapılan tebliğin, trafik cezasının tahsilinde etkili olmadığına hükmetti.Davaya konu olan olay, Kocaeli’nde yetki belgesi olmadan yolcu taşımacılığı yapan sürücü F.A.’ya 2 bin 426 lira para cezası kesilmesiyle başladı. Sürücü, zamanında tebligat yapılmadığını gerekçe göstererek cezaya itiraz etti. Gebze 1. Sulh Ceza Mahkemesi, itirazı yerinde gördü. Ancak Adalet Bakanlığı, kararın kanun yararına bozulması için itirazda bulundu. Temyiz başvurusunu değerlendiren Yargıtay 7. Dairesi, F.A.’nın aleyhinde karar verdi. Mahkemenin ‘tebligat işlemlerine 7 iş günü içerisinde başlanmadığı’ndan hareketle F.A.’nın itirazını kabul ettiğini hatırlatan Yargıtay, ‘(7 günlük sınırın) idarî işlemlerin sürüncemede kalmasını önlemek amacıyla idareye yönelik getirilmiş bir düzenleme olduğu, süresinde tebligat işlemlerine başlanmamış olmasının idarî karar tutanağını geçersiz kılmayacağı’ gerekçesiyle mahkemenin kararını bozdu.Yargıtay’ın kararına bazı hukukçular itiraz etti. Antakya Barosu’ndan bir avukat endişelerini dile getirdi: “İdarenin, gıyapta yapılan tespite istinaden düzenlediği trafik idari para cezası tutanağını, süresi içerisinde tebliğe vermemesi; olayın unutulmasını ve savunma yapılmasını zorlaştıracak veya imkânsız hale getirecek olup, ‘Anayasa, kanunlar ve uluslararası sözleşmeler’ ile belirlenen ‘savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı, hukuk devleti’ ilkeleri ihlal edilmiş olacaktır. Mezkûr anayasal, yasal ve uluslararası sözleşmeler ile belirlenen ilkeler göz önüne alınmadan, sırf ‘devlet, ceza tahsil etsin de nasıl olursa olsun’ şeklindeki bir düşünce ise milyonlarca insanın ve sürücünün haksız yere mağduriyetine ve hukuka olan güvenini kaybetmesine yol açacaktır.”
Zaman
Güncel
12.12.2013
YargıtayzamanındatebliğedilmeyentrafikcezasınaitirazıreddettiYargıtay zamanında tebliğ edilmeyen trafik cezasına itirazı reddetti
Yargıtay, zamanında tebliğ edilmeyen trafik cezasına itirazı reddetti
Zaman
11.12.2013
10:55
Yargıtay, zamanında tebliğ edilmese bile trafik cezalarının ödenmesi yönünde karar verdi. Yargıtay, tebligata ilişkin süre sınırlamasının sadece idareyi bağladığını trafik cezasının tahsilinde etkili olmadığına hükmetti.Kocaelinde yetki belgesi olmadan yolcu taşımacılığı yapan sürücü F.A.ya 2 bin 426 lira para cezası kesildi. Sürücü, zamanında tebligat yapılmadığını gerekçe göstererek cezaya itiraz etti. Gebze 1. Sulh Ceza Mahkemesi, itirazı yerinde gördü. Ancak Adalet Bakanlığı kararın kanun yararına bozulması için itirazda bulundu. Yargıtay 7. Dairesi, F.A. ile ilgili kararı sonuca bağladı. Yargıtay kararında şu ifadeler kullanıldı: Mahkemece, 27.01. 1989 tarihli ve 20062 sayılı Resmî Gazetede yayımlanarak yürürlüğe giren trafik para cezalarının tahsilinde ve takibinde uygulanacak esas ve usuller ile kullanılacak belgeler hakkında yönetmeliğin 10/a-b maddesi gereğince tebligat işlemlerine 7 iş günü içerisinde başlanmadığından bahisle itirazın kabulüne karar verilmiş ise de, belirtilen hükmün idarî işlemlerin sürüncemede kalmasını önlemek amacıyla idareye yönelik getirilmiş bir düzenleme olduğu, süresinde tebligat işlemlerine başlanmamış olmasının idarî karar tutanağını geçersiz kılmayacağı, mahkemesince olayın esasına girilerek bir karar verilmesi gerektiği gözetilmeden, yazılı gerekçeyle karar verilmesinde isabet görülmemiş ve 5271 sayılı ceza muhakemesi kanununun 309. maddesi uyarınca anılan kararın bozulması lüzumu kanun yararına bozmaya atfen ihbar olunmuş bulunmakla Türk milleti adına gereği görüşülüp düşünüldü. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının kanun yararına bozma istemine dayanan ihbarname içeriği yerinde görüldüğünden Gebze 1. Sulh Ceza Mahkemesinin 22.05. 2012 gün ve 2012/417 değişik iş sayılı kararının CMK.nun 309/4-c maddesi uyarınca aleyhe sonuç doğurmamak üzere bozulmasına oy birliğiyle karar verildi.Öte yandan, Yargıtayın kararını sosyal medyada değerlendiren Antakya Barosundan bir avukat endişelerini dile getirdi. Bu konuda şunları kaydetti: İdarenin, gıyapta yapılan tespite istinaden düzenlediği trafik idari para cezası tutanağını, süresi içerisinde tebliğe vermemesi, dolayısıyla olayın unutulmasını ve savunma yapılmasını zorlaştıracak veya imkânsız hale getirecek olup, Anayasa, kanunlar ve uluslararası sözleşmeler ile belirlenen savunma hakkı ve adil yargılanma hakkı, hukuk devleti ilkeleri ihlal edilmiş olacaktır. Mezkûr anayasal, yasal ve uluslararası sözleşmeler ile belirlenen ilkeler göz önüne alınmadan, sırf devlet, ceza tahsil etsin de nasıl olursa olsun şeklindeki bir düşünce ise milyonlarca insanın ve sürücünün haksız yere mağduriyetine ve hukuka olan güvenini kaybetmesine yol açacaktır. CİHAN
Zaman
Son Dakika
11.12.2013
YargıtayzamanındatebliğedilmeyentrafikcezasınaitirazıreddettiYargıtay zamanında tebliğ edilmeyen trafik cezasına itirazı reddetti
Arınç: Seçilmişlerin tahliye hakkı sağlanmalıdır
Zaman
05.12.2013
17:51
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Seçilmişlerin tahliye hakkı sağlanmalıdır. dedi. Bülent Arınç, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve beraberindeki heyet ‘Medya Buluşmaları’ programı kapsamında BDP’li Batman Belediyesini de ziyaret etti. Akşam saatlerinde gerçekleşen ziyarette Belediye Başkan Vekili Serhat Temel, Başkan Yardımcısı Gülistan Akel ve belediye yöneticileri konukları kapıda karşıladı. Başkan Vekili Serhat Temel, Arınç ve Şimşek’in ziyaretinden duyduğu memnuniyeti dile getirirken, 4,5 yıldır cezaevinde tutuklu bulunan Belediye Başkanı Nejdet Atalay şahsında tutuklu bulunan BDP’li belediye başkanları, milletvekilleri ve partili yöneticilerin durumu ile hasta tutuklularının yaşadığı sıkıntıları dile getirdi. Temel’den sonra söz alan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Türkiye’deki demokratikleşme ve çözüm süreci ile son demokratikleşme paketinden söz ederek, seçilmiş belediye başkan ve milletvekillerinin seçilmeden önceki suç hallerinin ertelenmesi ve seçildikten sonra tahliye edilmelerinin bir hak olduğunu ifade etti. Arınç, “Anayasa Mahkemesi bireysel başvuru üzerine karar verdi. Bu kararda tutukluluk süresinin uzamasını insan hakkı ihlali saydı. Bu karar bir milletvekili için değil aslında genel bir karar olarak algılıyorum. Çünkü hem uluslararası sözleşmeler ve insan hakları evrensel beyannamesinde de bunlar var. Kim için olursa olsun adil yargılanma hakkı denen şey tutukluluğun bir tedbir olduğu konusudur. Başta belediye başkanları olmak üzere artık bu karardan istifade edebilirler. Hem seçilmiş milletvekilleri ve hem de belediye başkanları için uzun süreli tutukluluklara genelde karşı çıkan bir insanım. Anayasa Mahkemesinin bireysel başvuruları değerlendirmede verdiği karar umarım emsal olur. dedi.Batmandaki temaslarına değinen Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, siyasi konuşmaların ardından Başkan Vekili Temel’e yönelerek “Batman’ı nasıl buldunuz sorularına aslında girmek istemem. Çünkü önümüz seçim ve Batman çok güzel bir il olmuş desem kısmen yalan söylemiş olurum ve kısmen de sizin propagandanıza katkı sunmuş olurum. Ama biz Batman’ı daha güzel ve daha gelişmiş görmek istiyoruz. Bir insanın huzur ve mutlu yaşayabileceği bir şehir olmasını istiyoruz.” şeklinde konuştu.Arınç, Batman Belediyesini ziyaretinde geçmişte Manisa’da belediye başkan adayı olduğunu ve seçilmediği için şükür namazı kıldığını belirtti. Belediye Başkanlığı görevinin milletvekilliği, bakanlık ve diğer işlerden daha ağır ve daha sorumluluk isteyen bir görev olduğunu belirterek, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek’e belediye başkanlığı niyetinin olup olmadığını sordu. Bakan Şimşek’in ‘asla’ dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
05.12.2013
ArınçSeçilmişlerintahliyehakkısağlanmalıdırArınç Seçilmişlerin tahliye hakkı sağlanmalıdır
DÜZELTME-Aday olacak bakanlarla ilgili Başbakan'ın da bir değerlendirmesi olur
Zaman
30.11.2013
16:34
Sayın Abonemiz,Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağın daha önce BOZDAĞ: YSK’NIN BAKANLAR İÇİN VERDİĞİ KARAR DOĞRUDUR başlığı ile servis edilen haberi, teknik bir nedenden dolayı kontrol edilmeden abonelere ulaşmıştır. Haberimizi yeniden düzenleyerek servis ediyoruz. Bu haberi dikkate almanızı rica ediyoruz. Saygılarımızla.Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bakanlarla ilgili kararının kanuna uygun olduğunu söyledi. Bozdağ, bakanların görevden ayrılmadan yerel yönetimlere aday olmasıyla ilgili ise yasal bir engel bulunmadığını, ama bu konuda Başbakanın mutlaka bir değerlendirmesi olacağını söyledi. Yozgat Bozok Üniversitesi tarafından düzenlenen temel atma törenine katılan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, tören öncesi bir gazetede yer alan Başbakan adına Müsteşar Ömer Dinçer, devletin bütün kurumlarına bir yazı yazdı iddialarına cevap verdi. Bozdağ, “Ömer Dinçer Beyin imzası olan evrak 2004’te MGK’da alınan karar doğrultusunda yazılmış bir evrak değildir, gönderilmiş bir evrak değildir, bununla uzaktan yakından bir irtibatı yoktur. İrtibatı nereden vardır; manşeti atanların bu yazı ile bu MGK kararı arasında irtibat kurma gayreti çabası vardı. Bu daha önce Başbakanlık Uygulama Takip ve Koordinasyon Merkezi olarak bilinen 28 Şubat sürecinde kurulmuş bir yapı vardı. 2010da hükümet olarak bu yapıyı kaldırdık. Bu yapının rutin işleridir, bu kararla hiçbir alakası yoktur. İrtibat da kurulamaz, ama tabi gün tartışmaları nedeniyle bazı çevreler bununla irtibat kuruyor. Ben bu irtibat kurma gayretlerini, doğru ve etik bulmuyorum. Gazetecilik meslek ilkelerine de uygun görmüyorum. Alakasız bir konuyu getirip bir başka yere bağlamak, ahlaki bir yaklaşım değildir, dürüst bir habercilik değildir. Bunu özellikle ifade etmek isterim. Türkiye’nin geldiği noktayı iyi değerlendirmek lazım. Türkiye’nin, 2004’te, 2008’de konuştuğu konularla 2013 yılında konuştuğu konular birbirinden farklıdır. 2004’ün Türkiye’si ile 2013’ün Türkiye’sinin aynı olduğunu söylemek çok büyük haksızlıktır. Esasında yaşananlar, ortaya çıkanlar, Türkiye’nin demokratikleşme konusunda ne zor dönemeçleri aştığını, AK Partinin ne büyük zorlukları geçerek, Türkiye’yi ve milletimizi getirdiği noktayı göstermesi bakımından da son derece önemlidir. Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulunun bir kararıdır. dedi.İrtica ile ilgili her zaman MGK’nın gündeminde tehdit gibi algılanan bir konuyu MGK’nın gündeminden de AK Partinin çıkardığını ifade eden Bozdağ, Bizden önce her zaman olurdu. Biz hükümetlerimiz döneminde bu konuda da atım attık, burada da değişimler yaptık. Baktığınız zaman Türkiye’de başörtüsünde yaşanan sıkıntıyı biz çözdük. İmam hatip liselerinin önünü açan adımları biz attık. Kuran kurslarını yasaklayan sınırlayan düzenlemeleri ortadan kaldıran adımları biz attık. Bizden önceki hükümetler döneminde baktığınızda bütün bu faaliyetleri tamamı irticai faaliyet lanse ediliyor. Bunu yapan partilerin kapatılması için davalar açılıyordu. Hatta bizimle ilgili açılan davaya baktığınızda 2008’in 14 Mart davasına bu yapılanların hepsi bu davanın konusu içinde yer alıyor. 2008 Ocak ayında Anayasanın 10. ve 42. maddesinde yükseköğrenimde okuyan öğrencilerin başörtülü üniversiteye gitmesini açan düzenlemeyi yaptık. Arkasından Anayasa Mahkemesi iptal etti ve bizim aleyhimize kapatma davası açıldı. Laiklikle ilgili imam hatip liseleri ile ilgili farklı düşüncelerimiz nedeniyle bizlerle ilgili kapatma davasında pek çok delil sunuldu. Bugün söylenen konuların büyük bir kısmı bunların içerisinde yurt dışındaki Türk okullarına yardım yapılmasına ilişkin genelge bunun içindedir, özel okullara öğrenciler ilişkin adımlar bunun içindedir, katsayı engelini kaldırmak için attığımız adımlar bunun içindedir. Başörtüsüyle ilgili düşüncelerimiz bunun içindedir. Ama bakın bugün gelinen Türkiye’ye katsayı kalkmıştır, başörtüsü hem üniversitede hem de kamuda serbest hale gelmiştir. İmam hatip liselerinin önü açılmıştır, orta kısımlar açılmıştır. Ortaöğretim kurumlarına Peygamber Efendimizin hayatı ve Kuran-ı Kerim seçmeli ders olarak konulmuştur. Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu da 2010 yılında kapatılmıştır. Bütün bunlar bizim yaşadığımız zorlukları nasıl aştığımızı, nasıl mücadele ettiğimiz gösteriyor. Milletimiz de bu mücadeleyi gayet iyi biliyor. şeklinde konuştu.Kimse AK Partinin demokratikleşme konusunda, bu milletin değerlerine sahip çıkma konusundaki samimiyetini lekelemeye kalkmasın. diyen Bozdağ, Bizim milletimiz bu noktadaki samimiyetimizi bilmektedir. Bizim bu samimiyetimizden en ufak bir eksilme azalma söz konusu değildir. Biz yine kurulduğumuz günkü gibi aynı inanç aynı samimiyetle yolumuza devam ediyoruz.” dedi.2004 YILI MGK KARARI TAVSİYE NİTELİĞİNDEDİRBaşbakan Yardımcısı Bekir Bozağ, 2004 yılındaki Milli Güvenlik Kurulu (MGK) kararlarının tavs
Zaman
Son Dakika
30.11.2013
DÜZELTME-AdayolacakbakanlarlailgiliBaşbakanındabirdeğerlendirmesiolurDÜZELTME-Aday olacak bakanlarla ilgili Başbakanın da bir değerlendirmesi olur
BOZDAĞ:YSK'NIN BAKANLAR İÇİN VERDİĞİ KARAR DOĞRUDUR"
Zaman
30.11.2013
14:27
BOZDAĞ:YSK’NIN BAKANLAR İÇİN VERDİĞİ KARAR DOĞRUDUR”Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Ömer Dinçer beyin imzası olan evrakların 2004 Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan kararlara doğrulusunda yazılmış evraklar olmadığını söyledi. Yozgat Bozok Üniversitesi tarafından düzenlenen temel atma törenine katılan Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, tören öncesi bazı gazetelerde yer alan “Başbakan adına Müsteşar Ömer Dinçer, devletin bütün kurumlarına bir yazı yazdı” iddialarına yanıt verdi. Bozdağ, “Ömer Dinçer beyin imzası olan evrak 2004’te MGK’da alınan karar doğrultusunda yazılmış bir evrak değildir, gönderilmiş bir evrak değildir, bununla uzaktan yakından bir irtibatı yoktur. İrtibat nerden vardır manşeti atanların bu yazıyla bu MGK kararı arasında irtibat kurma gayreti çabası vardı. Bu daha önce Başbakanlık Uygulama Takip ve Koordinasyon Merkezi olarak bilinen 28 Şubat sürecinde kurulmuş bir yapı vardı. 2010 da hükümet olarak bu yapıyı kaldırdık. Bu yapının rutin işleridir, bu kararla hiçbir alakası yoktur. İrtibatta kurulamaz ama tabi gün tartışmaları nedeniyle bazı çevreler bununla irtibat kuruyor. Ben bu irtibat kurma gayretlerini doğru ve etik bulmuyorum. Gazetecilik meslek ilkelerine de uygun görmüyorum. Alakasız bir konuyu getirip bir başka yere bağlamak ahlaki bir yaklaşım değildir, dürüst bir habercilik değildir. Bunu özellikle ifade etmek isterim. Türkiye’nin geldiği noktayı iyi değerlendirmek lazım. Türkiye’nin 2004’te konuştuğu konularla 2008’de konuştuğu konularla 2013 yılında konuştuğu konular birbirinden farklıdır 2004’ün Türkiye’si ile 2013’ün Türkiye’sinin aynı olduğunu söylemek çok büyük haksızlıktır. Esasında yaşananlar ortaya çıkanlar Türkiye’nin demokratikleşme konusunda ne zor dönemeçleri açtığını AK Partinin ne büyük zorlukları aşarak Türkiye’yi ve milletimizi getirdiğini göstermesi bakımından da son derece önemlidir. Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon kurulunu biz kararıdır. İrtica ile ilgili her zaman MKG’nin gündeminde tehdit gibi algılanan bir konuyu MKG’nın gündeminden de biz çıkardık. Bizden önce her zaman olurdu. Biz hükümetlerimiz döneminde bu konuda da atım attık, burada da değişimler yaptık baktığınız zaman Türkiye’de başörtüsünde yaşanan sıkıntıyı biz çözdük. İmam Hatip Liselerin önünü açan adımları biz attık. Kuran kurslarını yasaklayan sınırlayan düzenlemeleri ortadan kaldıran adımları biz attık. Bizden önceki hükümetler döneminde baktığınızda bütün bu faaliyetlerin tamamı irticai faaliyet lanse ediliyor. Bunu yapan partilerin kapatılması için davalar açılıyordu. Hatta bizimle ilgili açılan davaya baktığınızda 2008’in 14 Mart davasına bu yapılanların hepsi bu davanın konun içerisinde yer alıyor. 2008 Ocak ayında Anayasının 10 ve 42 maddesinde yüksek öğrenimde okuyan öğrencilerin başörtülü üniversiteye gitmesini açan düzenlemeyi yaptık. Arkasından Anayasa Mahkemesi iptal etti ve bizim aleyhimize kapatma davası açıldı. Laiklikle ilgili imam hatip liseleriyle ilgili farklı düşüncelerimiz nedeniyle bizlerle ilgili kapatma davasında pek çok delil sunuldu. Bugün söylenen konuların büyük bir kısmı bunların içerisinde yurt dışındaki Türk okullarına yardım yapılmasına ilişkin genelge bunun içindedir, özel okullara öğrenciler ilişkin adımlar bunun içindedir, katsayı engelini kaldırmak için attığımız adımlar bunun içindedir. Başörtüsüyle ilgili düşüncelerimiz bunun içindedir. Ama bakın bugün gelinen Türkiye’ye katsayı kalkmıştır, başörtüsü hem üniversitede hem de kamuda serbest hale gelmiştir. İmam hatip liselerinin önü açılmıştır, orta kısımlar açılmıştır. Ortaöğretim kurumlarına Peygamber efendimizin hayatı ve Kuranı kerim seçmeli ders olarak konulmuştur. Başbakanlık Uygulamayı Takip ve Koordinasyon Kurulu da 2010 yılında kapatılmıştır. Bütün bunlar bizim yaşadığımız zorlukları nasıl aştığımızı nasıl mücadele ettiğimiz gösteriyor. Milletimizde bu mücadeleyi gayet iyi biliyor. Kimse AK Partinin demokratikleşme konusunda. Bu milletin değerlerine sahip çıkma konusundaki samimiyetini lekelemeye kalkmasın bizim milletimiz b noktadaki samimiyetimizi bilmektedir. Bizim bu samimiyetimizden en ufak bir eksilme azalma söz konusu değildir. Biz yine kurulduğumuz günkü gibi ayını inanç aynı samimiyetle yolumuza devam ediyoruz” dedi. YSK’NIN BAKANLAR HAKKINDAKİ KARARI DOĞRUDUR Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ, Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) bakanlarla ilgili kararının kanuna uygun bir karar olduğunu kaydetti. Bozdağ, “Muhalefet partileri bu konuda farklı farklı değerlendirmeler yapıyorlar ama eminim ki kanun okumadan değerlendirmeleri yapıyorlar. Kanunu açıp okumuş olsalardı YSK’nın kararının tıpa tıp uyduğunu göreceklerdi. Şuanda belediye başkanı olanlar, başkanlıktan istifa ediyor mu etmiyor. O zaman onlar belediyenin imkanlarını kullanıyor mu seçimde. Kullanıyor. Her partiden belediye başkanları var buna dair bir eleştirileri yok. Bakanların böyle
Zaman
Son Dakika
30.11.2013
BOZDAĞYSKNINBAKANLARİÇİNVERDİĞİKARARDOĞRUDURBOZDAĞYSKNIN BAKANLAR İÇİN VERDİĞİ KARAR DOĞRUDUR
Köşk seçimleri bir Gül'ü bir Erdoğan'ı bir de onu ilgilendiriyor
Zaman
24.11.2013
01:59
Cumhuriyet tarihinin, bir ilden tek başına seçilen ilk vekili, Bünyamin Özbek. AK Parti Bayburt Milletvekili Özbek’i ‘stratejik’ bir konuma getirense cumhurbaşkanlığı seçimi ve bu seçim öncesi istifa edip etmeyeceği.Ben ona, “Biliyorsunuz bu yaz cumhurbaşkanlığı seçimleri var. Sayın Başbakan Köşk’e çıkabilir. Ondan sonra da Sayın Abdullah Gül’ün durumu konuşulacak.” der demez gülümsemeye başladı. Sorunun devamının nasıl geleceğini anlamıştı. Çünkü daha dün akşam, AK Parti’nin Kızılcahamam kampı için geldikleri Asya Termal tesislerinde, aralarında bazı genel başkan yardımcılarının da bulunduğu bir grup milletvekili arkadaşıyla sohbet ederken ona böyle takılmışlardı. Yine de sorumu tamamladım: “Cumhurbaşkanlığı seçimi ile milletvekilliği genel seçimleri arasında bir yıl var. Eğer Sayın Gül, başbakanlığa dönmek isterse bir yıl beklemek durumunda. Bunun tek istisnası var; bir ilde seçim yenilenmek zorunda kalırsa Abdullah Gül hemen de koltuğa oturabilir. Bunun için ilk akla gelen ihtimal, sizin istifa etmeniz. Böyle bir ihtimal belirirse fedâkarlık yapar mısınız?”Sorunun muhatabı, AK Parti Bayburt Milletvekili Bünyamin Özbek. Onu bu denli ‘stratejik’ bir konuma getirense, Bayburt’un, Türkiye’de bir milletvekili çıkaran tek il olması. Yani aslında ‘yaşayan dar bölge’nin vekili o. Cumhuriyet tarihinin, bir ilden tek başına seçilen ilk vekili. Hal böyle olunca, onun istifa etmesi halinde otomatikman Bayburt’ta ara seçime gidilmek zorunda.‘GÜL İÇİN İSTİFA ETMEKTEN ŞEREF DUYARIM’Tarih, onun karşısına ikinci bir Mervan Gül olma ihtimalini çıkarabilir. Gül, 9 Mart 2003’te yenilenecek Siirt seçimleri için istifa etmiş, böylece AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’a başbakanlık yolunu açmıştı. Eniştesi olduğu kent Erdoğan’a böylesi bir cilvede bulunurken, son seçimlerde şehir halkının burukluğunu giderebilmek için, “Sakın tek milletvekiliniz var diye üzülmeyin. İkinci vekiliniz ben olacağım.” dediği Bayburt da belki bir başka siyasinin kişisel tarihinde unutulmaz bir yere sahip olacaktır, kim bilir. Neden sadece ‘Abdullah Gül’ demeyip ‘bir başkası’ demeyi tercih ettiğimizin sırrı da yine o Kızılcahamam gecesindeki sohbette gizli. Bünyamin Özbek’e takılanlar, “Hadi bakalım, milletvekilliğine el salla. Seneye bu zamanlar gidicisin. Belki Abdullah Gül, belki Numan Kurtulmuş için istifa edersin artık.” diye espri yapıyorlardı.Biz kendisiyle, işte o gecenin sabahında, geçen hafta cumartesi günü, AK Parti kampının devam ettiği saatlerde buluşup sohbet ettik. Daha sözlerime başlarken arkasının nasıl geleceğini anlayıp gülümsediği o soruya da şöyle cevap verdi: “Benim için bir şereftir. Bir kere kendi ilimizden bir başbakan çıkarmış oluruz. Tabii o benim bileceğim bir iş değil. Sayın Başbakan’ımızın takdirleridir. Bize bu yönde bir talimat olursa gereğini yaparız.” Elbette şu ana kadar kendisine bu yönde resmi kanallardan ulaşan ciddi bir sinyal yok. Şimdilik sadece espri düzeyinde.2007 yılında, Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) nüfus verilerine dayanarak illerin çıkaracağı vekil sayıları da yenilenmişti. Adrese Dayalı Nüfus Kayıt Sistemi’ne göre nüfusu 157 binin altında kalan iller tek milletvekili çıkarabilecekti. Bu barajın altında kalan beş il vardı. Onlardan biri de Bayburt’tu. 2009 yılında, Bayburt milletvekilleri Ülkü Güney ile Fettani Battal’ın girişimiyle bir anayasa değişikliği yapılmış ve her ile en az iki milletvekili çıkarabilme imkânı getirilmişti. Ancak CHP, kamuoyunda ‘Bayburt yasası’ olarak bilinen bu düzenlemeyi Anayasa Mahkemesi’ne götürmüştü. Yüksek Mahkeme, 12 Haziran 2011 seçimlerine iki ay kala, yasayı iptal etmişti. Yeni nüfus verilerine göre 81 ile birer vekil veriliyor, geriye kalan sandalyeler ise nüfus yoğunluğuna göre yukarıdan aşağıya dağıtılıyordu. Bu durumda 74 bin nüfuslu Bayburt tek milletvekilinde kalırken 77 bin nüfuslu Tunceli iki vekil çıkarma hakkına sahip oluyordu.Bu noktada Özbek’in paylaştığı ilginç bir iddia da var: “Anayasa Mahkemesi’nin, cumhurbaşkanlığı seçimi sonrası yaşanacakları düşünerek özellikle bu doğrultuda karar verdiği iddiaları vardı o zaman. Bazı yerlerde konuşulduğunu duyuyorum.”Böylece 2011 seçimleri ile birlikte Türkiye’de ilk defa bir il, Ankara’ya tek milletvekili gönderiyordu.BAYBURTLULARA KOŞTURMAKTAN KANUN TEKLİFİ VEREMİYORUMPeki bir ilin tek milletvekili olmak nasıl bir şey? “Zorlukları var tabii.” diye söze giren Özbek, bu zorlukları şöyle sıralıyor: “Biz İstanbul, Ankara ve İzmir gibi büyük şehirlere göre, taban siyasetinin yapıldığı illere mensubuz. Yani bir milletvekili o şehrin her şeyidir. Dü
Zaman
En Çok Okunan
24.11.2013
KöşkseçimleribirGülübirErdoğanıbirdeonuilgilendiriyorKöşk seçimleri bir Gülü bir Erdoğanı bir de onu ilgilendiriyor
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç: Tutuklu vekiller tahliye edilmeli
Zaman
22.11.2013
18:50
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, tutuklu milletvekillerinin 1 milyona yakın oyu temsil ettiğini dile getirerek, bu kadar vatandaşın oyunun TBMM’de temsil edilmesi gerektiğini söyledi. Bu konuda ilk kez konuştuğunu söyleyen Kılıç, “Parlamento, nasıl başörtülü milletvekillerinin onuruna sahip çıktıysa tutuklu milletvekillerinin de onuruna sahip çıkmalı. Tutuklu milletvekillerinin tahliyesi sağlanmalı.” dedi. Karatay Üniversitesi’nin Mevlana Kültür Merkezi’nde düzenlediği ‘Anayasa ve Demokrasi’ konulu konferansta konuşan Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, TBMM’nin temizlemesi gereken bir ayıp daha olduğunu aktardı. Haşim Kılıç, şöyle konuştu: Bir ayıp daha var ve bu ayıbın temizlenmesi lazım. Ben bu konuda konuşmadım, ilk defa konuşuyorum. Bugün 8-9 tane seçilmiş milletvekili hapiste. Ve bu milletvekillerinin bazıları sanırım hükümlü hale geldi. Bu insanlar seçimlere girdiler. Eğer siz bu insanları parlamentoda çalıştıramayacaksaydınız, bu insanları seçime niye soktunuz? Seçime sokmasaydınız ya. Hiçbirinin düşüncesine katılmıyorum. Ama ben, bir başkasının özgürlük sorununa sahip çıkıyorum. O insanın özgürlüğündeki hak ihlalinin, meydana getirdiği yükü paylaşmak istiyorum. Bu milletvekillerinin arkasında belki bir milyona yakın insan var, oy verdiler bunlara. Eğer bunların her birinin 100 bin oy aldığını düşünecek olursanız bir milyona yakın insan Mecliste temsil edilmiyor. Yani bunların ifade özgürlükleri ortadan kaldırılmış. Bırakın milletvekillerini, ben 900 bin insan şu anda Mecliste temsil edilmesi gerektiği halde temsil edilmiyor. Baraj aşılmış, bütün şartlar oluşturulmuş ve milletvekili seçilmiş. Ama temsil edilmiyor. Benim için bu bir milyon insanın ifade özgürlüğü önemli. O 8-9 insan için söylemiyorum. Arkasında temsil ettiği insanlar için ben bunu söylüyorum. Bu insanlar temsil edilmelidir. Bunu yargı maalesef çözemedi, çözülemedi. Bu, parlamentonun çok rahat çözebileceği sorun. Parlamento başörtüsünde milletvekillerinin nasıl insan onuruna sahip çıktıysa burada da aynı şekilde o insanların onuruna sahip çıkması gerekir. Çünkü kendi içlerinden birisi bunlar. Tutukluluğun sona ermesi o insanın suçsuz olduğu anlamına gelmez.” ÖZGÜRLÜKLERİ KISANLAR GEÇMİŞTEKİ GİBİ AYNEN CEZALANDIRILIRTürkiye’nin, 2010 anayasa değişikliği ile makas değiştirdiğini söyleyen Kılıç, Türkiye’nin demokrasisi genişleyen bir alana doğru makas değiştirdiğini ifade etti. Kılıç, konuşmasını şöyle sürdürdü: “Başımıza ne geldiyse, devletin, bireylerin sevdiklerine ve inandıklarına karışmasından dolayı gelmiştir. Bana göre, 2010 yılında yapılan anayasa değişikliği, Türkiye’nin makas değiştirdiği yıldır. Artık Türkiye vesayetçi, yasakçı, özgürlükçü, olabildiğine daraltan bir anlayıştan, vesayetten kurtulan, özgürlük alanları genişleyen, demokrasisi genişleyen bir alana doğru makas değiştirdi. İnşallah bu makası değiştirenler de daha önce yapanlar gibi vesayetçi, özgürlükleri kısan, insanların sevdiklerine ve inandıklarına karışan bir anlayışla hareket etmezler. Ve geçmişte bunu yapanların başına gelenler onların başına gelmez. Eğer aynı şeyi, bu makası değiştiren arkadaşlar yaparsa hiç kuşkunuz olmasın daha öncekilerin başına ne gelmişse onların da başına aynısı gelecektir.” CUMHURBAŞKANLIĞI İÇİN KAVGA YAKINHaşim Kılıç, 2007 yılında yaşanan ‘367 krizi’ ile cumhurbaşkanının artık halk tarafından seçildiğini hatırlatarak, bu durumun hükümetle cumhurbaşkanlığı makamı arasında kavgaya neden olacağını ileri sürdü. Kılıç, şunları söyledi: “Biz, parlamenter bir sistemle yönetiliyoruz. Bizim sistemimize baktığınız zaman güçler ayrılığı ilkesini göremiyorsunuz. Hükümetin Meclis üzerindeki vesayeti bütün ağırlığıyla devam ediyor. Hükümet ne derse Meclis öyle çalışıyor, hükümet ne derse Meclis öyle yasa çıkarıyor. Hükümetin arzusu dışında bir meclisin çıkması mümkün değil. Çünkü bizdeki güçler ayrılığı ilkesi maalesef bizi bugüne kadar getirmiş. 1982 Anayasası yapılırken Kenan Evren’e özel bir hükümle cumhurbaşkanlığı konusu yetkilendirilerek, çok güçlendiriliyor. 2007 yılındaki Anayasa Mahkemesi’nin 367 kararından sonra hükümet cumhurbaşkanını halka seçtirmeye karar verdi. Şimdi, bu kadar yetkilerle arkasından bir de halka seçtireceğiniz bir cumhurbaşkanının sonunda şekillenen sistemi bir parlamenter sistem olarak değerlendirmemiz mümkün değil. Bu, olsa olsa yarı başkanlık sistemine çok daha yakın bir sistem olarak değerlendirebilirsiniz. Şimdi bunlar üzerinde çeşitli konular görüşülüyor. Zaten anayasa ile ilgili değişiklik bundan sonra mümkün değil. Çünkü cumhurbaşkanının partisiyle ilişkisinin kesilmesi anayasal bir hükümlülük. Bunu yapmak için mutlaka anayasayı değiştirmek lazım. Değiştiremeyeceğinize göre bu da olmuyor. Şimdi büyük bir dert sardı bizi. Büyük bir endişe içindeyiz. Yarın cumhurbaşkanımızı halk seçecek. Yanında da çok güçlü bir hükümet var. Bunlar başlayacak kavga etme
Zaman
Son Dakika
22.11.2013
AnayasaMahkemesiBaşkanıKılıçTutukluvekillertahliyeedilmeliAnayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç Tutuklu vekiller tahliye edilmeli
Dershane tasarısı Ocak ayında Meclis'e geliyor
Zaman
22.11.2013
13:13
AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş, dershanelerin kapatılmasını ön gören taslağın bütçe görüşmelerinin hemen akabinde Ocak ayı içinde Meclis’e gelebileceğini söyledi. Milli Eğitim Bakanlığı’nın taslak çalışması hakkında sona yaklaştığını ifade eden Elitaş, söz konusu kararın AK Parti’de oy kaybına yol açmayacağını belirtti.Mustafa Elitaş, cuma namazının ardından gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Karma eğitim hakkındaki soruları cevaplayan Elitaş, “Bizim gündemimizde böyle bir şey söz konusu değil. Arkadaşlarımız şahsi görüşlerini ifade edebilir.” dedi.Dershaneler konusunda Başbakan’ın açıklamalarının sorulması üzerine Elitaş şunları söyledi: “İlk gün yapılan yayınlar inciticiydi. Bilmeden yapılan yayınlardı. Sonradan olay netleşince o yayın kuruluşları da biraz daha makul noktaya doğru geldiler. Dershanelerin dönüştürülmesi ile ilgili 15’e yakın taslak vardı. Gazetede, kimden nasıl ele geçirdilerse, ağır, kabul edilemeyecek şekilde, yanlış bilgilerle dolu bir taslağı yayınladılar. Taslağın son hali geldikten sonra Başbakanlık’a gönderilecek. Sonra TBMM’ye gelir. Ne zaman çıkar? Bütçeden sonra olabilir. Ocak ayı içinde olabilir.” ANAYASA MAHKEMESİNE GİDEN VARSA İPTAL ETTİREBİLİRAnayasa’daki teşebbüs hürriyeti ile ilgili maddenin hatırlatılması üzerine Elitaş, “Biz yasayı çıkarırız, Anayasa Mahkemesi’ne giden varsa iptal ettirebilir. Yani Anayasa Mahkemesi bu konuda karar verir. ‘İptal ettirebilir’i yanlış anlaşılmasın. Bana göre anayasaya aykırı değil. Biz dershaneleri kapatmıyoruz, dönüştürüyoruz.” ifadelerini kullandı.“Dershanelerin kapatılması AK Parti’ye oy kaybettirir mi?” sorusuna ise Elitaş şu cevabı verdi: Hiçbir icraatımız, inandığımız hiçbir konuda oy kaygısı ile hareket etmedik. Ben inanıyorum ki bu bize oy getirecek. CİHAN
Zaman
Son Dakika
22.11.2013
DershanetasarısıOcakayındaMeclisegeliyorDershane tasarısı Ocak ayında Meclise geliyor
Kılıçdaroğlu'nun '60 madde' önerisine olumlu cevap
Zaman
11.10.2013
19:58
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Anaysa Uzlaşma Komisyonu’nda üzerinde mutabakata varılan 60 maddeyi geçirelim teklifine AK Parti’den olumlu cevap geldi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun böyle çıkış yapmasını biz de olumlu bir gelişme olarak değerlendirdik.” dedi. Diğer partilerin istememesi halinde AK Parti ve CHP’nin birlikte çıkarabileceklerini söyleyen Çelik, “Bu yüzde 75 halk desteği demektir. Burada hiçbir usul problemi olmaz, burada meşruiyet problemi olmaz. Bizim birinci tercihimiz esas arzu ettiğimiz şey uzlaşma komisyonunda üyesi bulunan mecliste de esasen grubu bulunan 4 siyasi partinin birlikte bunu yapmasıdır. CHP bunu teklif ettiğine göre biz hemen diyoruz bizim grup başkan vekillerimiz CHP grup başkanvekilleri irtibat kuracaklar. Bayramdan sonra bu hemen gündeme gelebilir. Ama o zamana kadar kararlarında bir değişiklik olmazsa. Yalnız bu meselede herhangi bir pazarlık söz konusu olmayacak, bir önşart olmaksızın uzlaşma komisyonun üzerinde anlaşmaya vardığı maddeleri geçirebiliriz.” dedi.AK Parti Genel Merkezi’nde AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısı sona erdi. Toplantının sona ermesinin ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, Genel Merkez’de basın toplantısı düzenledi. Hüseyin Çelik, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Çelik’e burada CHP İstanbul milletvekili Mahmut Tanal’ın, başörtüsü düzenlemesi için Danıştay’a yaptığı başvuru soruldu.CHP’YE VATANDAŞLA BİRLİKTE YÜRÜMEK NASİP OLMAYACAKÇelik bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı: “Yüksek yargıya müracaat etmek veya yargıya müracaat etmek tabi ki milletvekillerinin de partilerin de vatandaşların da en tabii hakkıdır. Ama bu tipik bir CHP klasiğidir. Yıllar yılı CHP bunu yaptı. Yıllar yılı vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini ya darbelerle önlediler ya darbelerin oluşturduğu bürokratik zihniyetle o temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına mani oldular. Bunların hiçbirisi olmadığı zaman da bunu yargıyla yaptılar. 411 milletvekili üniversitelerdeki başörtüsü serbestliği ile ilgili olarak karar verdiği zaman CHP yine anayasa mahkemesine götürdü. Bunu yaparken de malum bazı medya kuruluşları ile işbirliği ağızbirliği halinde bunu yaptılar. Onlar 411 el kaosa kalktı diye manşet atarken onlar da Anayasa Mahkemesi’ne götürdüler. Anayasa Mahkemesi belki hukuk tarihine geçebilecek olan en tartışmalı kararlarından birisini verdi. Bir hukuk garabeti işledi. Esastan anayasa değişikliklerini ele alma yetkisi olmadığı halde esastan meseleyi ele aldı ve iptal etti. Türkiye bunu da yaşadı. Şimdi sözünü ettiğimiz milletvekili arkadaşımız kamudaki başörtüsü serbestliğini götürmüş, bu CHP’nin hep yaptığı şeydir. CHP’ye herhalde halkla birlikte kamu vicdanı ile birlikte vatandaşla birlikte yürümek nasip olmayacak. CHP böyle nasipsiz bir partidir. Bunu hiç yadırgamadım. ‘Böyle bir şey bekliyor muydunuz?’ CHP bunu yapmazsa çok garip olurdu.”KÜRT TV’SİNDEKİ SÖZLERİNE YALANLAMAArdından Hüseyin Çelik’e şu soru yöneltildi: “Bir TV programında PKK silah bırakırsa KCK’lıların serbest kalmasını konuşuruz şeklinde bir ifadeniz yansıdı. Bu konuda da yargıya müdahale şeklinde bazı yorumlar da yapıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?”Bunun üzerine Hüseyin Çelik, sözlerinin çarpıtıldığını belirterek, “Benim o ifademi benim ağzımdan duydunuz mu? Ben böyle bir ifade asla kullanmadım. Sözünü ettiğiniz televizyon Kuzey Irakta yayın yapan Rudaw televizyonudur. Benim orada tam olarak söylediğim şudur: PKK’lılar tamamen çekilirlerse, tamamen silah bırakılırsa o zaman bana ‘ne olacak bu PKK’lılar sorusu sorulduğu zaman, o zaman eve dönüş yasası mı devreye girer pişmanlık yasası mı devreye girer başka türlü düzenlemeler mi olur o zaman konuşulacak konulardır dedim. Ben hiçbir televizyon mülakatında veya gazeteye verdiğim mülakatta sizin dediğiniz gibi bir ifade kullanmadım. Türkiye’de sözleri çarpıtmak söyleneni çok farklı mecralara çekmek gibi maalesef yaygın bir ahlaksızlık var. Bu da onlardan birisidir. Bu belli odalarda belli mercilerde üretilir sonra servis edilir. Sosyal medyaya servis edilir. Biri yazar biri diğerinden kopya alır biri retweetler sonra kendisi de buna inanır. Benim ağzımdan böyle bir şey duyamazsınız böyle bir şey söz konusu değil çünkü. Ben başından beri bunlar sorulduğu zaman diyorum ki bunlar düz ovada siyaset yapıyorlar ellerine hiç silah almadılar ki sorusu sorulduğu zaman hep şunu söyledim. Terör sadece birine tetik çekip birini öldürmek değil. O silahı satın alıp eline vermek, insan kaynağı, lojistik destek sağlamak, terörü meşrulaştırmak çab
Zaman
Son Dakika
11.10.2013
Kılıçdaroğlunun60maddeönerisineolumlucevapKılıçdaroğlunun 60 madde önerisine olumlu cevap
Kılıçdaroğlu'nun '60 madde' önerisine olumlu cevap
Zaman
11.10.2013
19:58
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Anaysa Uzlaşma Komisyonu’nda üzerinde mutabakata varılan 60 maddeyi geçirelim teklifine AK Parti’den olumlu cevap geldi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun böyle çıkış yapmasını biz de olumlu bir gelişme olarak değerlendirdik.” dedi. Diğer partilerin istememesi halinde AK Parti ve CHP’nin birlikte çıkarabileceklerini söyleyen Çelik, “Bu yüzde 75 halk desteği demektir. Burada hiçbir usul problemi olmaz, burada meşruiyet problemi olmaz. Bizim birinci tercihimiz esas arzu ettiğimiz şey uzlaşma komisyonunda üyesi bulunan mecliste de esasen grubu bulunan 4 siyasi partinin birlikte bunu yapmasıdır. CHP bunu teklif ettiğine göre biz hemen diyoruz bizim grup başkan vekillerimiz CHP grup başkanvekilleri irtibat kuracaklar. Bayramdan sonra bu hemen gündeme gelebilir. Ama o zamana kadar kararlarında bir değişiklik olmazsa. Yalnız bu meselede herhangi bir pazarlık söz konusu olmayacak, bir önşart olmaksızın uzlaşma komisyonun üzerinde anlaşmaya vardığı maddeleri geçirebiliriz.” dedi.AK Parti Genel Merkezi’nde AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısı sona erdi. Toplantının sona ermesinin ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, Genel Merkez’de basın toplantısı düzenledi. Hüseyin Çelik, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Çelik’e burada CHP İstanbul milletvekili Mahmut Tanal’ın, başörtüsü düzenlemesi için Danıştay’a yaptığı başvuru soruldu.CHP’YE VATANDAŞLA BİRLİKTE YÜRÜMEK NASİP OLMAYACAKÇelik bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı: “Yüksek yargıya müracaat etmek veya yargıya müracaat etmek tabi ki milletvekillerinin de partilerin de vatandaşların da en tabii hakkıdır. Ama bu tipik bir CHP klasiğidir. Yıllar yılı CHP bunu yaptı. Yıllar yılı vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini ya darbelerle önlediler ya darbelerin oluşturduğu bürokratik zihniyetle o temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına mani oldular. Bunların hiçbirisi olmadığı zaman da bunu yargıyla yaptılar. 411 milletvekili üniversitelerdeki başörtüsü serbestliği ile ilgili olarak karar verdiği zaman CHP yine anayasa mahkemesine götürdü. Bunu yaparken de malum bazı medya kuruluşları ile işbirliği ağızbirliği halinde bunu yaptılar. Onlar 411 el kaosa kalktı diye manşet atarken onlar da Anayasa Mahkemesi’ne götürdüler. Anayasa Mahkemesi belki hukuk tarihine geçebilecek olan en tartışmalı kararlarından birisini verdi. Bir hukuk garabeti işledi. Esastan anayasa değişikliklerini ele alma yetkisi olmadığı halde esastan meseleyi ele aldı ve iptal etti. Türkiye bunu da yaşadı. Şimdi sözünü ettiğimiz milletvekili arkadaşımız kamudaki başörtüsü serbestliğini götürmüş, bu CHP’nin hep yaptığı şeydir. CHP’ye herhalde halkla birlikte kamu vicdanı ile birlikte vatandaşla birlikte yürümek nasip olmayacak. CHP böyle nasipsiz bir partidir. Bunu hiç yadırgamadım. ‘Böyle bir şey bekliyor muydunuz?’ CHP bunu yapmazsa çok garip olurdu.”KÜRT TV’SİNDEKİ SÖZLERİNE YALANLAMAArdından Hüseyin Çelik’e şu soru yöneltildi: “Bir TV programında PKK silah bırakırsa KCK’lıların serbest kalmasını konuşuruz şeklinde bir ifadeniz yansıdı. Bu konuda da yargıya müdahale şeklinde bazı yorumlar da yapıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?”Bunun üzerine Hüseyin Çelik, sözlerinin çarpıtıldığını belirterek, “Benim o ifademi benim ağzımdan duydunuz mu? Ben böyle bir ifade asla kullanmadım. Sözünü ettiğiniz televizyon Kuzey Irakta yayın yapan Rudaw televizyonudur. Benim orada tam olarak söylediğim şudur: PKK’lılar tamamen çekilirlerse, tamamen silah bırakılırsa o zaman bana ‘ne olacak bu PKK’lılar sorusu sorulduğu zaman, o zaman eve dönüş yasası mı devreye girer pişmanlık yasası mı devreye girer başka türlü düzenlemeler mi olur o zaman konuşulacak konulardır dedim. Ben hiçbir televizyon mülakatında veya gazeteye verdiğim mülakatta sizin dediğiniz gibi bir ifade kullanmadım. Türkiye’de sözleri çarpıtmak söyleneni çok farklı mecralara çekmek gibi maalesef yaygın bir ahlaksızlık var. Bu da onlardan birisidir. Bu belli odalarda belli mercilerde üretilir sonra servis edilir. Sosyal medyaya servis edilir. Biri yazar biri diğerinden kopya alır biri retweetler sonra kendisi de buna inanır. Benim ağzımdan böyle bir şey duyamazsınız böyle bir şey söz konusu değil çünkü. Ben başından beri bunlar sorulduğu zaman diyorum ki bunlar düz ovada siyaset yapıyorlar ellerine hiç silah almadılar ki sorusu sorulduğu zaman hep şunu söyledim. Terör sadece birine tetik çekip birini öldürmek değil. O silahı satın alıp eline vermek, insan kaynağı, lojistik destek sağlamak, terörü meşrulaştırmak çab
Zaman
Ana Sayfa
11.10.2013
Kılıçdaroğlunun60maddeönerisineolumlucevapKılıçdaroğlunun 60 madde önerisine olumlu cevap
Kılıçdaroğlu'nun '60 maddeyi geçirelim' önerisine olumlu cevap
Zaman
11.10.2013
19:51
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Anaysa Uzlaşma Komisyonu’nda üzerinde mutabakata varılan 60 maddeyi geçirelim teklifine AK Parti’den olumlu cevap geldi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun böyle çıkış yapmasını biz de olumlu bir gelişme olarak değerlendirdik.” dedi. Diğer partilerin istememesi halinde AK Parti ve CHP’nin birlikte çıkarabileceklerini söyleyen Çelik, “Bu yüzde 75 halk desteği demektir. Burada hiçbir usul problemi olmaz, burada meşruiyet problemi olmaz. Bizim birinci tercihimiz esas arzu ettiğimiz şey uzlaşma komisyonunda üyesi bulunan mecliste de esasen grubu bulunan 4 siyasi partinin birlikte bunu yapmasıdır. CHP bunu teklif ettiğine göre biz hemen diyoruz bizim grup başkan vekillerimiz CHP grup başkanvekilleri irtibat kuracaklar. Bayramdan sonra bu hemen gündeme gelebilir. Ama o zamana kadar kararlarında bir değişiklik olmazsa. Yalnız bu meselede herhangi bir pazarlık söz konusu olmayacak, bir önşart olmaksızın uzlaşma komisyonun üzerinde anlaşmaya vardığı maddeleri geçirebiliriz.” dedi.AK Parti Genel Merkezi’nde AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısı sona erdi. Toplantının sona ermesinin ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, Genel Merkez’de basın toplantısı düzenledi. Hüseyin Çelik, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Çelik’e burada CHP İstanbul milletvekili Mahmut Tanal’ın, başörtüsü düzenlemesi için Danıştay’a yaptığı başvuru soruldu.CHP’YE VATANDAŞLA BİRLİKTE YÜRÜMEK NASİP OLMAYACAKÇelik bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı: “Yüksek yargıya müracaat etmek veya yargıya müracaat etmek tabi ki milletvekillerinin de partilerin de vatandaşların da en tabii hakkıdır. Ama bu tipik bir CHP klasiğidir. Yıllar yılı CHP bunu yaptı. Yıllar yılı vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini ya darbelerle önlediler ya darbelerin oluşturduğu bürokratik zihniyetle o temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına mani oldular. Bunların hiçbirisi olmadığı zaman da bunu yargıyla yaptılar. 411 milletvekili üniversitelerdeki başörtüsü serbestliği ile ilgili olarak karar verdiği zaman CHP yine anayasa mahkemesine götürdü. Bunu yaparken de malum bazı medya kuruluşları ile işbirliği ağızbirliği halinde bunu yaptılar. Onlar 411 el kaosa kalktı diye manşet atarken onlar da Anayasa Mahkemesi’ne götürdüler. Anayasa Mahkemesi belki hukuk tarihine geçebilecek olan en tartışmalı kararlarından birisini verdi. Bir hukuk garabeti işledi. Esastan anayasa değişikliklerini ele alma yetkisi olmadığı halde esastan meseleyi ele aldı ve iptal etti. Türkiye bunu da yaşadı. Şimdi sözünü ettiğimiz milletvekili arkadaşımız kamudaki başörtüsü serbestliğini götürmüş, bu CHP’nin hep yaptığı şeydir. CHP’ye herhalde halkla birlikte kamu vicdanı ile birlikte vatandaşla birlikte yürümek nasip olmayacak. CHP böyle nasipsiz bir partidir. Bunu hiç yadırgamadım. ‘Böyle bir şey bekliyor muydunuz?’ CHP bunu yapmazsa çok garip olurdu.”KÜRT TV’SİNDEKİ SÖZLERİNE YALANLAMAArdından Hüseyin Çelik’e şu soru yöneltildi: “Bir TV programında PKK silah bırakırsa KCK’lıların serbest kalmasını konuşuruz şeklinde bir ifadeniz yansıdı. Bu konuda da yargıya müdahale şeklinde bazı yorumlar da yapıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?”Bunun üzerine Hüseyin Çelik, sözlerinin çarpıtıldığını belirterek, “Benim o ifademi benim ağzımdan duydunuz mu? Ben böyle bir ifade asla kullanmadım. Sözünü ettiğiniz televizyon Kuzey Irakta yayın yapan Rudaw televizyonudur. Benim orada tam olarak söylediğim şudur: PKK’lılar tamamen çekilirlerse, tamamen silah bırakılırsa o zaman bana ‘ne olacak bu PKK’lılar sorusu sorulduğu zaman, o zaman eve dönüş yasası mı devreye girer pişmanlık yasası mı devreye girer başka türlü düzenlemeler mi olur o zaman konuşulacak konulardır dedim. Ben hiçbir televizyon mülakatında veya gazeteye verdiğim mülakatta sizin dediğiniz gibi bir ifade kullanmadım. Türkiye’de sözleri çarpıtmak söyleneni çok farklı mecralara çekmek gibi maalesef yaygın bir ahlaksızlık var. Bu da onlardan birisidir. Bu belli odalarda belli mercilerde üretilir sonra servis edilir. Sosyal medyaya servis edilir. Biri yazar biri diğerinden kopya alır biri retweetler sonra kendisi de buna inanır. Benim ağzımdan böyle bir şey duyamazsınız böyle bir şey söz konusu değil çünkü. Ben başından beri bunlar sorulduğu zaman diyorum ki bunlar düz ovada siyaset yapıyorlar ellerine hiç silah almadılar ki sorusu sorulduğu zaman hep şunu söyledim. Terör sadece birine tetik çekip birini öldürmek değil. O silahı satın alıp eline vermek, insan kaynağı, lojistik destek sağlamak, terörü meşrulaştırmak çab
Zaman
Son Dakika
11.10.2013
Kılıçdaroğlunun60maddeyigeçirelimönerisineolumlucevapKılıçdaroğlunun 60 maddeyi geçirelim önerisine olumlu cevap
Kılıçdaroğlu'nun '60 maddeyi geçirelim' önerisine olumlu cevap
Zaman
11.10.2013
19:51
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Anaysa Uzlaşma Komisyonu’nda üzerinde mutabakata varılan 60 maddeyi geçirelim teklifine AK Parti’den olumlu cevap geldi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun böyle çıkış yapmasını biz de olumlu bir gelişme olarak değerlendirdik.” dedi. Diğer partilerin istememesi halinde AK Parti ve CHP’nin birlikte çıkarabileceklerini söyleyen Çelik, “Bu yüzde 75 halk desteği demektir. Burada hiçbir usul problemi olmaz, burada meşruiyet problemi olmaz. Bizim birinci tercihimiz esas arzu ettiğimiz şey uzlaşma komisyonunda üyesi bulunan mecliste de esasen grubu bulunan 4 siyasi partinin birlikte bunu yapmasıdır. CHP bunu teklif ettiğine göre biz hemen diyoruz bizim grup başkan vekillerimiz CHP grup başkanvekilleri irtibat kuracaklar. Bayramdan sonra bu hemen gündeme gelebilir. Ama o zamana kadar kararlarında bir değişiklik olmazsa. Yalnız bu meselede herhangi bir pazarlık söz konusu olmayacak, bir önşart olmaksızın uzlaşma komisyonun üzerinde anlaşmaya vardığı maddeleri geçirebiliriz.” dedi.AK Parti Genel Merkezi’nde AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısı sona erdi. Toplantının sona ermesinin ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, Genel Merkez’de basın toplantısı düzenledi. Hüseyin Çelik, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Çelik’e burada CHP İstanbul milletvekili Mahmut Tanal’ın, başörtüsü düzenlemesi için Danıştay’a yaptığı başvuru soruldu.CHP’YE VATANDAŞLA BİRLİKTE YÜRÜMEK NASİP OLMAYACAKÇelik bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı: “Yüksek yargıya müracaat etmek veya yargıya müracaat etmek tabi ki milletvekillerinin de partilerin de vatandaşların da en tabii hakkıdır. Ama bu tipik bir CHP klasiğidir. Yıllar yılı CHP bunu yaptı. Yıllar yılı vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini ya darbelerle önlediler ya darbelerin oluşturduğu bürokratik zihniyetle o temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına mani oldular. Bunların hiçbirisi olmadığı zaman da bunu yargıyla yaptılar. 411 milletvekili üniversitelerdeki başörtüsü serbestliği ile ilgili olarak karar verdiği zaman CHP yine anayasa mahkemesine götürdü. Bunu yaparken de malum bazı medya kuruluşları ile işbirliği ağızbirliği halinde bunu yaptılar. Onlar 411 el kaosa kalktı diye manşet atarken onlar da Anayasa Mahkemesi’ne götürdüler. Anayasa Mahkemesi belki hukuk tarihine geçebilecek olan en tartışmalı kararlarından birisini verdi. Bir hukuk garabeti işledi. Esastan anayasa değişikliklerini ele alma yetkisi olmadığı halde esastan meseleyi ele aldı ve iptal etti. Türkiye bunu da yaşadı. Şimdi sözünü ettiğimiz milletvekili arkadaşımız kamudaki başörtüsü serbestliğini götürmüş, bu CHP’nin hep yaptığı şeydir. CHP’ye herhalde halkla birlikte kamu vicdanı ile birlikte vatandaşla birlikte yürümek nasip olmayacak. CHP böyle nasipsiz bir partidir. Bunu hiç yadırgamadım. ‘Böyle bir şey bekliyor muydunuz?’ CHP bunu yapmazsa çok garip olurdu.”KÜRT TV’SİNDEKİ SÖZLERİNE YALANLAMAArdından Hüseyin Çelik’e şu soru yöneltildi: “Bir TV programında PKK silah bırakırsa KCK’lıların serbest kalmasını konuşuruz şeklinde bir ifadeniz yansıdı. Bu konuda da yargıya müdahale şeklinde bazı yorumlar da yapıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?”Bunun üzerine Hüseyin Çelik, sözlerinin çarpıtıldığını belirterek, “Benim o ifademi benim ağzımdan duydunuz mu? Ben böyle bir ifade asla kullanmadım. Sözünü ettiğiniz televizyon Kuzey Irakta yayın yapan Rudaw televizyonudur. Benim orada tam olarak söylediğim şudur: PKK’lılar tamamen çekilirlerse, tamamen silah bırakılırsa o zaman bana ‘ne olacak bu PKK’lılar sorusu sorulduğu zaman, o zaman eve dönüş yasası mı devreye girer pişmanlık yasası mı devreye girer başka türlü düzenlemeler mi olur o zaman konuşulacak konulardır dedim. Ben hiçbir televizyon mülakatında veya gazeteye verdiğim mülakatta sizin dediğiniz gibi bir ifade kullanmadım. Türkiye’de sözleri çarpıtmak söyleneni çok farklı mecralara çekmek gibi maalesef yaygın bir ahlaksızlık var. Bu da onlardan birisidir. Bu belli odalarda belli mercilerde üretilir sonra servis edilir. Sosyal medyaya servis edilir. Biri yazar biri diğerinden kopya alır biri retweetler sonra kendisi de buna inanır. Benim ağzımdan böyle bir şey duyamazsınız böyle bir şey söz konusu değil çünkü. Ben başından beri bunlar sorulduğu zaman diyorum ki bunlar düz ovada siyaset yapıyorlar ellerine hiç silah almadılar ki sorusu sorulduğu zaman hep şunu söyledim. Terör sadece birine tetik çekip birini öldürmek değil. O silahı satın alıp eline vermek, insan kaynağı, lojistik destek sağlamak, terörü meşrulaştırmak çab
Zaman
Ana Sayfa
11.10.2013
Kılıçdaroğlunun60maddeyigeçirelimönerisineolumlucevapKılıçdaroğlunun 60 maddeyi geçirelim önerisine olumlu cevap
AK Parti'den Kılıçdaroğlu'nun 60 maddeyi geçirelim önerisine olumlu cevap
Zaman
11.10.2013
19:43
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, Anaysa Uzlaşma Komisyonu’nda üzerinde mutabakata varılan 60 maddeyi geçirelim teklifine AK Parti’den olumlu cevap geldi. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, “Kılıçdaroğlu’nun böyle çıkış yapmasını biz de olumlu bir gelişme olarak değerlendirdik.” dedi. Diğer partilerin istememesi halinde AK Parti ve CHP’nin birlikte çıkarabileceklerini söyleyen Çelik, “Bu yüzde 75 halk desteği demektir. Burada hiçbir usul problemi olmaz, burada meşruiyet problemi olmaz. Bizim birinci tercihimiz esas arzu ettiğimiz şey uzlaşma komisyonunda üyesi bulunan mecliste de esasen grubu bulunan 4 siyasi partinin birlikte bunu yapmasıdır. CHP bunu teklif ettiğine göre biz hemen diyoruz bizim grup başkan vekillerimiz CHP grup başkanvekilleri irtibat kuracaklar. Bayramdan sonra bu hemen gündeme gelebilir. Ama o zamana kadar kararlarında bir değişiklik olmazsa. Yalnız bu meselede herhangi bir pazarlık söz konusu olmayacak, bir önşart olmaksızın uzlaşma komisyonun üzerinde anlaşmaya vardığı maddeleri geçirebiliriz.” dedi.AK Parti Genel Merkezi’nde AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında gerçekleştirilen Merkez Karar Yönetim Kurulu toplantısı sona erdi. Toplantının sona ermesinin ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, Genel Merkez’de basın toplantısı düzenledi. Hüseyin Çelik, açıklamalarının ardından gazetecilerin sorularını cevapladı. Çelik’e burada CHP İstanbul milletvekili Mahmut Tanal’ın, başörtüsü düzenlemesi için Danıştay’a yaptığı başvuru soruldu.CHP’YE VATANDAŞLA BİRLİKTE YÜRÜMEK NASİP OLMAYACAKÇelik bu konuda şu değerlendirmeyi yaptı: “Yüksek yargıya müracaat etmek veya yargıya müracaat etmek tabi ki milletvekillerinin de partilerin de vatandaşların da en tabii hakkıdır. Ama bu tipik bir CHP klasiğidir. Yıllar yılı CHP bunu yaptı. Yıllar yılı vatandaşın temel hak ve özgürlüklerini ya darbelerle önlediler ya darbelerin oluşturduğu bürokratik zihniyetle o temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasına mani oldular. Bunların hiçbirisi olmadığı zaman da bunu yargıyla yaptılar. 411 milletvekili üniversitelerdeki başörtüsü serbestliği ile ilgili olarak karar verdiği zaman CHP yine anayasa mahkemesine götürdü. Bunu yaparken de malum bazı medya kuruluşları ile işbirliği ağızbirliği halinde bunu yaptılar. Onlar 411 el kaosa kalktı diye manşet atarken onlar da Anayasa Mahkemesi’ne götürdüler. Anayasa Mahkemesi belki hukuk tarihine geçebilecek olan en tartışmalı kararlarından birisini verdi. Bir hukuk garabeti işledi. Esastan anayasa değişikliklerini ele alma yetkisi olmadığı halde esastan meseleyi ele aldı ve iptal etti. Türkiye bunu da yaşadı. Şimdi sözünü ettiğimiz milletvekili arkadaşımız kamudaki başörtüsü serbestliğini götürmüş, bu CHP’nin hep yaptığı şeydir. CHP’ye herhalde halkla birlikte kamu vicdanı ile birlikte vatandaşla birlikte yürümek nasip olmayacak. CHP böyle nasipsiz bir partidir. Bunu hiç yadırgamadım. ‘Böyle bir şey bekliyor muydunuz?’ CHP bunu yapmazsa çok garip olurdu.”KÜRT TV’SİNDEKİ SÖZLERİNE YALANLAMAArdından Hüseyin Çelik’e şu soru yöneltildi: “Bir TV programında PKK silah bırakırsa KCK’lıların serbest kalmasını konuşuruz şeklinde bir ifadeniz yansıdı. Bu konuda da yargıya müdahale şeklinde bazı yorumlar da yapıldı. Nasıl değerlendiriyorsunuz?”Bunun üzerine Hüseyin Çelik, sözlerinin çarpıtıldığını belirterek, “Benim o ifademi benim ağzımdan duydunuz mu? Ben böyle bir ifade asla kullanmadım. Sözünü ettiğiniz televizyon Kuzey Irakta yayın yapan Rudaw televizyonudur. Benim orada tam olarak söylediğim şudur: PKK’lılar tamamen çekilirlerse, tamamen silah bırakılırsa o zaman bana ‘ne olacak bu PKK’lılar sorusu sorulduğu zaman, o zaman eve dönüş yasası mı devreye girer pişmanlık yasası mı devreye girer başka türlü düzenlemeler mi olur o zaman konuşulacak konulardır dedim. Ben hiçbir televizyon mülakatında veya gazeteye verdiğim mülakatta sizin dediğiniz gibi bir ifade kullanmadım. Türkiye’de sözleri çarpıtmak söyleneni çok farklı mecralara çekmek gibi maalesef yaygın bir ahlaksızlık var. Bu da onlardan birisidir. Bu belli odalarda belli mercilerde üretilir sonra servis edilir. Sosyal medyaya servis edilir. Biri yazar biri diğerinden kopya alır biri retweetler sonra kendisi de buna inanır. Benim ağzımdan böyle bir şey duyamazsınız böyle bir şey söz konusu değil çünkü. Ben başından beri bunlar sorulduğu zaman diyorum ki bunlar düz ovada siyaset yapıyorlar ellerine hiç silah almadılar ki sorusu sorulduğu zaman hep şunu söyledim. Terör sadece birine tetik çekip birini öldürmek değil. O silahı satın alıp eline vermek, insan kaynağı, lojistik destek sağlamak, terörü meşrulaştırmak çabası içinde olmaktır. O insanın adam öldürmeye azmettirmek diye bir kavram var hukukta. Siz o fiili birlikte işliyorsunuz demektir. Ben hiçbir mercide böyle bir şey söylemedim.” şekli
Zaman
Son Dakika
11.10.2013
AKPartidenKılıçdaroğlunun60maddeyigeçirelimönerisineolumlucevapAK Partiden Kılıçdaroğlunun 60 maddeyi geçirelim önerisine olumlu cevap
Yargıtay’ın Balyoz’daki ana yaklaşımı: Delil bütünlüğü
Zaman
11.10.2013
01:52
Yargıtay, Balyoz darbe planı davasına ilişkin 68 sayfalık gerekçeli kararını açıkladı. Bu karar, binlerce sayfalık dava dosyasına dair tartışmaların ana bir özeti ve cevabı niteliğinde.Yargıtay, gerekçesini genel hukuk ilkeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve kendi içtihatlarından yola çıkarak hazırlamış. Yani, MLKP, Hizbullah davalarına nasıl baktıysa, Balyoz dosyasında aynı ölçüleri kullanmış. Tabii ki davanın özelliğine göre, emir-komuta zinciri, askeri yargı-sivil yargı, görev suçu, yetki-görev tartışmalarına da kendi zaviyesinden açıklık getirmiş. Yani geçmiş uygulamalarıyla uyumlu bir sonuca varmış. Genel bir tespitten sonra Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin delillere yaklaşımını değerlendirmekte fayda var. Ama öncelikle, ilk günden itibaren Balyoz delilleri ve sanıkların yaklaşımına bakalım. 20 Ocak 2010’da Taraf Gazetesi’nde “Fatih Camii bombalanacaktı” diye haber çıktığında cuntanın bir numarası Çetin Doğan, ilk açıklamasını bir internet sitesine yaptı. “TSK’nın, nitelikleri Anayasa’da yazılı Türkiye Cumhuriyeti’ni her türlü dış ve iç tehditlere karşı koruma ve kollama görevi bulunmaktadır. İç tehdide karşı koruma görevi kapsamında TSK’nın her kademesinde elbette planları vardır.” dedi. Aynı günün akşamı katıldığı TV haber programında ise ‘u’ dönüşü yapıp, haberlerin senaryo olduğunu savundu.Ama hukuki süreç de başlamıştı. Bu kapsamda Çetin Doğan ve arkadaşları 22 Şubat 2010’da gözaltına alındı. 24 Şubat 2010’da Balyoz belgeleri için “belgeler gerçek ise bu bir darbe planıdır” diyen askeri bilirkişi raporu savcılığa ulaştı. TÜBİTAK da Balyoz CD’lerinin içerikleri ile üst verilerinin birbiriyle uyumlu olduğuna dair rapor verdi. Doğan ve ekibi tutuklandı. Mart 2010’da 1. Ordu Komutanlığı Askeri savcılığı atağa geçip, Balyoz belgelerinin sahte olduğunu söyleyen yeni bir rapor açıkladı. Bununla birlikte belgelerle ilgili “sahte dijital delil” kampanyası da başlamış oldu. Sanıkların bütün savunma stratejisi bunun üzerine kuruldu. Dosyadaki plan seminerinin ses kayıtları, diğer yazışmalar, ifadeler göz ardı edildi.Sanık tarafı böyle yapsa da ne mahkeme ne de Yargıtay bu delilleri göz ardı etmedi. Plan semineri, Yargıtay’ın 68 sayfalık gerekçeli kararında tam 11 sayfa yer tuttu. Seminerin yapılış şekli, oradaki konuşmalar, sahte olduğu iddia edilen CD’lerin içerikleri ile karşılaştırıldı. Doğan’ın seminerde yaptığı konuşma ile Balyoz belgesinin içerik olarak benzer olduğu tespit edildi. Yine seminerde yapılan sunumlarla el konulacak birimler, gözaltına alınacak kişilere dair bilgilerin de aynı olduğu belirtildi. Seminer konuşmaları ile Balyoz belgelerinin birbirini teyit ettiği sonucuna varıldı. Balyoz belgelerinde ismi geçen sanıkların yaptıkları işlemler ile o dönemki görevlerinin yine uyumlu olduğu tespit edildi. Gölcük Donanma Komutanlığı ve Eskişehir’de sanık Hakan Büyük’ün evinde delil ele geçirilmesi ise “hayatın olağan akışına uygun” bulundu. Bütün aramaların hukuka uygun şekilde, ihbar sonucu yapıldığı, kayda alındığı belirtildi. Hatta Gölcük’teki aramada 2 savcı ve askeri yetkililerin hazır olduğu, 9 çuval belgenin bulunduğu İstihbarat Karşı Koyma birimine de görevliler dışında kimsenin de girmesinin imkanı olmadığı özellikle vurgulandı. Sanıkların dijital delillerin ele geçirildikten sonra değiştirildiği yönündeki iddialarının somut hiçbir dayanağının olmadığı tespit edildi. Ele geçirilmeden önce değiştirilmesi iddiası ise, “Belgeler zaten sanıkların kendi alanlarında, askeri bölgede” şeklinde bir yaklaşımla dikkate bile alınmadı.
Zaman
Güncel
11.10.2013
Yargıtay’ınBalyoz’dakianayaklaşımıDelilbütünlüğüYargıtay’ın Balyoz’daki ana yaklaşımı Delil bütünlüğü
Yargıtay’ın Balyoz’daki ana yaklaşımı: Delil bütünlüğü
Zaman
11.10.2013
01:52
Yargıtay, Balyoz darbe planı davasına ilişkin 68 sayfalık gerekçeli kararını açıkladı. Bu karar, binlerce sayfalık dava dosyasına dair tartışmaların ana bir özeti ve cevabı niteliğinde.Yargıtay, gerekçesini genel hukuk ilkeleri, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararları ve kendi içtihatlarından yola çıkarak hazırlamış. Yani, MLKP, Hizbullah davalarına nasıl baktıysa, Balyoz dosyasında aynı ölçüleri kullanmış. Tabii ki davanın özelliğine göre, emir-komuta zinciri, askeri yargı-sivil yargı, görev suçu, yetki-görev tartışmalarına da kendi zaviyesinden açıklık getirmiş. Yani geçmiş uygulamalarıyla uyumlu bir sonuca varmış. Genel bir tespitten sonra Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin delillere yaklaşımını değerlendirmekte fayda var. Ama öncelikle, ilk günden itibaren Balyoz delilleri ve sanıkların yaklaşımına bakalım. 20 Ocak 2010’da Taraf Gazetesi’nde “Fatih Camii bombalanacaktı” diye haber çıktığında cuntanın bir numarası Çetin Doğan, ilk açıklamasını bir internet sitesine yaptı. “TSK’nın, nitelikleri Anayasa’da yazılı Türkiye Cumhuriyeti’ni her türlü dış ve iç tehditlere karşı koruma ve kollama görevi bulunmaktadır. İç tehdide karşı koruma görevi kapsamında TSK’nın her kademesinde elbette planları vardır.” dedi. Aynı günün akşamı katıldığı TV haber programında ise ‘u’ dönüşü yapıp, haberlerin senaryo olduğunu savundu.Ama hukuki süreç de başlamıştı. Bu kapsamda Çetin Doğan ve arkadaşları 22 Şubat 2010’da gözaltına alındı. 24 Şubat 2010’da Balyoz belgeleri için “belgeler gerçek ise bu bir darbe planıdır” diyen askeri bilirkişi raporu savcılığa ulaştı. TÜBİTAK da Balyoz CD’lerinin içerikleri ile üst verilerinin birbiriyle uyumlu olduğuna dair rapor verdi. Doğan ve ekibi tutuklandı. Mart 2010’da 1. Ordu Komutanlığı Askeri savcılığı atağa geçip, Balyoz belgelerinin sahte olduğunu söyleyen yeni bir rapor açıkladı. Bununla birlikte belgelerle ilgili “sahte dijital delil” kampanyası da başlamış oldu. Sanıkların bütün savunma stratejisi bunun üzerine kuruldu. Dosyadaki plan seminerinin ses kayıtları, diğer yazışmalar, ifadeler göz ardı edildi.Sanık tarafı böyle yapsa da ne mahkeme ne de Yargıtay bu delilleri göz ardı etmedi. Plan semineri, Yargıtay’ın 68 sayfalık gerekçeli kararında tam 11 sayfa yer tuttu. Seminerin yapılış şekli, oradaki konuşmalar, sahte olduğu iddia edilen CD’lerin içerikleri ile karşılaştırıldı. Doğan’ın seminerde yaptığı konuşma ile Balyoz belgesinin içerik olarak benzer olduğu tespit edildi. Yine seminerde yapılan sunumlarla el konulacak birimler, gözaltına alınacak kişilere dair bilgilerin de aynı olduğu belirtildi. Seminer konuşmaları ile Balyoz belgelerinin birbirini teyit ettiği sonucuna varıldı. Balyoz belgelerinde ismi geçen sanıkların yaptıkları işlemler ile o dönemki görevlerinin yine uyumlu olduğu tespit edildi. Gölcük Donanma Komutanlığı ve Eskişehir’de sanık Hakan Büyük’ün evinde delil ele geçirilmesi ise “hayatın olağan akışına uygun” bulundu. Bütün aramaların hukuka uygun şekilde, ihbar sonucu yapıldığı, kayda alındığı belirtildi. Hatta Gölcük’teki aramada 2 savcı ve askeri yetkililerin hazır olduğu, 9 çuval belgenin bulunduğu İstihbarat Karşı Koyma birimine de görevliler dışında kimsenin de girmesinin imkanı olmadığı özellikle vurgulandı. Sanıkların dijital delillerin ele geçirildikten sonra değiştirildiği yönündeki iddialarının somut hiçbir dayanağının olmadığı tespit edildi. Ele geçirilmeden önce değiştirilmesi iddiası ise, “Belgeler zaten sanıkların kendi alanlarında, askeri bölgede” şeklinde bir yaklaşımla dikkate bile alınmadı.
Zaman
Ana Sayfa
11.10.2013
Yargıtay’ınBalyoz’dakianayaklaşımıDelilbütünlüğüYargıtay’ın Balyoz’daki ana yaklaşımı Delil bütünlüğü
Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç'tan, demokratikleşme paketi yorumu
Zaman
01.10.2013
22:09
Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Demokratikleşme Paketi ile ilgili, “Kim olursa olsun, hangi siyasi iktidar olursa olsun eğer bir özgürlük alanında genişleme yapılıyorsa ben bundan her zaman mutluluk duyarım.” dedi. Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, yeni yasama yılı açılış resepsiyonunda gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevaplandırdı. Kılıç, demokratikleşme paketi ile ilgili, Anayasa Mahkemesi Başkanı olarak benim söyleyebileceğim çok bir şey yok. Çünkü yarın yapılacak olan bu düzenlemeler önümüze gelebilir. Gelme ihtimali oldukça da yüksek. Dolayısıyla da benim işin detayına girerek herhangi bir değerlendirme yapmam mümkün değil. Ancak benim söyleyeceğim şu, kim olursa olsun, hangi siyasi iktidar olursa olsun eğer bir özgürlük alanında genişleme yapılıyorsa ben bundan her zaman mutluluk duyarım. Çünkü Anayasa Mahkemesi Başkanı’na herhalde yakışan budur. Yok, siz özgürlük alanını kapatıyorsunuz, daraltıyorsunuz, daraltmanız gerekir mi demem gerekir. Dolayısı ile de biz herhangi bir alt değerlendirmelere girmeden, detayına girmeden, genel olarak baktığımda, eğer bir özgürlük alanı genişletilmesi varsa, bu konuda bir düzenleme yapılıyorsa biz bundan mutluluk duyarız, memnuniyet duyarız. Onun dışında bir değerlendirme yapmam yanlış olur. diye konuştu. KAMUDA BAŞÖRTÜSÜ Bir gazetecinin, “Anayasa Mahkemesinin kararı var kamuda türban ile ilgili. Açıklanan pakette de buna dönük bir düzenleme geliyor. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?” sorusu üzerine Kılıç, “Biraz önce söyledim. Ben bu genellik içinde cevap vermek zorundayım. Çünkü yarın bütün bunlar çıktığı zaman bizim önümüze dava olarak gelebilir. O nedenle ben herhangi bir şey söyleyemem.” dedi. “Asker, polis ve yargının sınırlandırılması eşitlik ilkesi tartışmasını çıkardı. Sonuçta onlarda devlet memuru diyen yorumlar vardı. Bu bir şekilde Anayasa Mahkemesinin önüne gelebilir mi?” sorusuna karşılık Kılıç, “Yapacakları düzenlemeye bağlı. Eğer bir yönetmelik ise bu gelmez. Bunun yeri idari yargıdır ama bir yasal düzenleme yaparlarsa bu konuda bir dava açılırsa tabi ki Anayasa Mahkemesi buna bakar.” cevabını verdi. TERÖR ÖRGÜTÜ BAŞI ÖCALAN’IN BİREYSEL BAŞVURUSU Bir gazetecinin, “Öcalan ile ilgili başvuru konusunda bir gelişme var mı?” sorusu üzerine Kılıç, “Onunla ilgili arkadaşlar artık işin esasını görüşebilecek bir noktaya gelmişler. Sanıyorum kısa bir süre içinde görüşürler… Karar verilmedi.” şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
01.10.2013
AnayasaMahkemesiBaşkanıKılıçtandemokratikleşmepaketiyorumuAnayasa Mahkemesi Başkanı Kılıçtan demokratikleşme paketi yorumu
Etyen Mahçupyan - Bizim çocuklar darbe yapmış...
Zaman
14.07.2013
01:56
Demokrasi Türkiyede uzun yıllar araçsal bir bakışla ele alındı.Demokratik süreçlerin sonucunda ortaya çıkan yönetim işimize geliyorsa buna ‘demokrasi der, aksi halde karşımızda demokratik mekanizmadan yararlanan bir otoriter tahakkümün bulunduğunu öne sürerdik. Bütün darbe dönemleri böyle yaşandı ve darbeler meşrulaştırıldı. Darbeler tabii ki demokrasiye uygun düşmüyordu, ama ‘özgürlüklerin geri gelmesi için de bazen gerekebiliyordu... Bu muhakemeyi yürütenler hemen her zaman laik kesim oldu. Çünkü askerî vesayetin siyasî alanı kısıtlamasına rağmen, seçimlerde çoğunluğu genellikle ‘sağ siyasetler alıyordu. Türkiyedeki anlamıyla ‘sağ ise kırsalın, geleneksel kültürel yapının ve Anadolu orta sınıfının sesiydi. Demokrasi gerçekten de özgürlük, eşitlik ve adaleti yurt sathına yayıyor ama bu durum ‘Türk ve laik makbul ailelerden ve sosyal ağlardan oluşan imtiyazlı kesimin hareket alanını ve özgürlüğünü daraltıyordu. Öte yandan söz konusu özgürlüğün aslında hak edilmemiş imtiyazlara işaret ettiği üzerinde hiç durulmazdı.Ama zaman içinde Türkiye olgunlaştı. Darbelerin kategorik olarak mahkûm edildiği, ‘darbenin iyisi kötüsü olmaz yargısının yerleştiği bir döneme girildi. Nitekim bugün Mısırda Mursiye karşı gerçekleştirilen darbe karşısında Parlamentodaki dört siyasî parti ortak bir deklarasyonla karşı çıkabiliyor. Çünkü Türkiyede artık darbeye ‘darbe dememek ayıp...Aslında Batı dünyasında da böyle bir ölçüt var. Ne yaparsınız ki, Doğuda gerçekleşen bazı darbeler Batılı ülkelerin işine gelebiliyor. Bu durumda yaşananlara ‘darbe diyerek kendi ahlakî normlarına ters düşmek istemiyorlar. Dolayısıyla da daha alt seviyede bir ahlakî zaaf göstermekle işin içinden çıkacaklarını sanıyorlar. Beyaz Saray “Mısırdaki gelişmelerin nasıl adlandırılacağı konusunda henüz bir karar veremediklerini” açıklıyor. AB Dış İlişkiler ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilciliği de aynı rahatsızlığı taşıdığını beyan ediyor. Bu noktada Batılı ülkelerin Ortadoğuda kendi siyasî ve iktisadî çıkarlarının peşinde olduklarını, ‘güvenlik ve istikrar terimlerinden bölge halklarının huzur ve refahını anlamadıklarını hatırlayabiliriz. Bu tespit bize ABD ve ABnin niye Mısırdaki darbe karşısında bocaladığını açıklayabilir, ama aynı zamanda Batı dünyasının dünyanın geri kalanı karşısında niçin her geçen gün prestij ve meşruiyet kaybettiğini de söyler.Çünkü Mısırda yaşananlar bir günde gelişmedi. Darbe süreci Mursinin başa geçmesiyle başladı. Aynen AKPnin 2002 Kasımında iktidara gelmesinden birkaç ay sonra Balyoz darbesinin hazırlık çalışmasının başlaması gibi... Mısırda yargı Mursinin yeni anayasa çalışmasını ilk günden itibaren engelledi. Anayasa Komisyonunu feshetti. Mursi ise buna komisyonu yeniden kurarak cevap verdi. Ardından Anayasa Mahkemesi cumhurbaşkanlığı seçimlerinin hemen öncesinde Mısır Halk Meclisini lağvederken, Yüksek Askerî Konsey de cumhurbaşkanının yetkilerini daralttı ve en önemlisi parlamento feshedildiği takdirde onun yetkilerinin cumhurbaşkanına değil, askere geçmesini garanti altına aldı. O noktadan sonra ‘siyaset darbecilerle Mursi arasında bir mücadeleye dönüştü ve Mursi bu süreçte giderek yalnızlaştırıldı. Tabii ki o da hata yaptı... Ama o hatalar söz konusu mücadelenin ‘içinde yapıldı. Yani bir yıllık darbe girişimini göz ardı ederek o hataları ele almak ahlakî bir tutum olmaz. Ne var ki bugün Batıda da Türkiyede de birçok yorumcu Mursinin hatalarını öne çıkarırken sahte bir simetri kaygısı sergiliyor. Sanki her iki tarafın da yanlışlarına işaret ederek ahlakî olunabilecekmiş gibi. Oysa bir tarafta bir siyasetçi, diğer yanda gayri meşru imtiyazlarını korumak isteyen darbeciler var. Bu durum aslında bir asimetriyi akla getiriyor: Ya Mursi laik biri, askerler ise İslamcı olsaydı? Batılı ve Türkiyeli ‘liberaller hâlâ böyle mi yazacaklardı? Kesinlikle askerin darbe yaptığını söyleyecekler ve özgürlükler adına darbeye karşı çıkacaklardı. İslami yönetime laik itiraz bugün bir demokrasi konusu oluyor, ama laik yönetime İslami itirazlar yıllardan beri demokrasinin dışına çekilip, kültürel kimlik meselesi olarak ele alınabiliyor...Batılı ülkeler ve Türkiyeli malum zevat aslında özgürlüklerden yana gözükmüyorlar. Onlar özgürlüğün de kimliksel olduğuna ve bazı kimliklerin özgürlük talebinin diğerlerinkinden daha üstün olduğuna inanıyorlar. Gelin de Orwellin ‘herkes eşittir ama bazıları daha eşittir göndermesini hatırlamayın...
Zaman
Köşe Yazıları
14.07.2013
EtyenMahçupyan-BizimçocuklardarbeyapmışEtyen Mahçupyan - Bizim çocuklar darbe yapmış
Tartışmaya yol açan mahkumiyetler
Samanyolu Haber
20.04.2011
07:47
Anayasa?nın 76. maddesi gereği eski mahkumiyetler ve veto eden kararına siyaset, hukuk ve STK?lardan ortak tepki:

İstanbul Sıkıyönetim Askeri Mahkemesi 8 Nisan 1975?te idam verdi. Af yasasıyla 30 yıla indi. 1991?de Halepçe katliamını protesto eylemine katıldı. İzmir DGM, Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefetten 1 yıl 4 ay 15 gün hapis ve 55 bin lira ağır para cezası verdi. 2005?te İstanbul?da katıldığı bir gösteri nedeniyle Gösteri Yürüyüşleri Yasasına muhalefetten aldığı 1 yıl 6 ay ceza 2007?de kesinleşti. Kapatılan DEP?in eski milletvekilleri. Zana ve Dicle örgüt üyeliğinden 7 yıl 6 ay hapse mahkum oldu. Ceza 2007?de onaylandı. Karakoçan Asliye Ceza 2004?te, Malatya 3. Ağır Ceza da 2009?da para cezasıyla cezalandırdı. Silahlı örgüte üye olmaktan 2005?te 6 yıl 3 aya mahkum oldu. Yurda sahte para sokmak suçlamasıyla 1999?da 1 yıl 6 ay hapis ve ağır para cezasına çarptırıldı. Hakaret suçlamasıyla 2009?da 22 ay 15 gün hapis aldı. Harun Özcan ve Mehmet Salih Yıldız?ın da benzeri mahkumiyetleri? var. AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik: YSK?nın vetosu yargı kararıdır. Eğer kişilerin ?aday olmalarına engel durum yoktur? belgesi aldıkları doğruysa, burada ciddi bir yeteneksizlik var demektir. Ya da bir adayın 40-50 yıl önceden aldığı bir ceza ile ilgili böyle bir karar alınıyorsa, burada yapısal bir problem var demektir. CHP?Eski Genel Başkanı Deniz Baykal: Üzüntü verici. Hata olduğunu önceden ilan et de aday olmasın. Onu da yapmayacaksın. Tuzak mı kuruyorsun? Hiçbir şekilde savunulamaz SP Genel Başkan Yardımcısı Birol Aydın: Milletin önünün kesilmesi hiçbir şekilde savunulamaz. YSK?nın kararı üzerine başta iktidar ve anamuhalefet olmak üzere bütün partileri bir kez düşünmeye çağırıyoruz. HAS?Parti Genel Başkanı Numan Kurtulmuş: Hiçkimse bu durumu ?mahkeme kararıdır, yapılacak bir şey yok? diye geçiştiremez. Ama bu karar siyasaldır. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker: YSK mevzuat açısından değerlendirmiştir. Maddi hata varsa düzeltilir. Emekli Askeri Hakim Faik Tarımcıoğlu: Anayasanın 76. maddesi o kadar yanlış, hukuk dışı yazılmış ki aradan 30 sene geçmesine rağmen böyle saçmalıklara yol açıyor. BDP?İstanbul Milletvekili Sabahat Tuncel: Türkiye, Kürt sorununun çözümünü istemiyor. Demokratik siyaset alanlarını kısıtlayarak ?Ankara?da siyaset yapamazsınız? deyip, dağ yolunu mu gösteriyorsunuz. BBP?Genel Başkanı Yalçın Topçu: Hem demokrasi hayatımız hem de toplumsal huzurumuz açısından sağlıklı sonuçlar doğurmayacaktır. Bu durum sürpriz olmuştur ve şuyuu vukuundan beter olmuştur. Mevcut durum seçim sonuçlarını direkt etkileyecek bir olaydır. Avrupa?da önümüze getirirler Başmüzakereci Egemen Bağış: Bunlar yurtdışında maalesef başta Avrupa Konseyi, Parlamentosu olmak üzere farklı ortamlarda önümüze gelecek. Bu görüntüler Türkiye?ye yakışmıyor. Bu görüntüler ne iktidara ne de başka bir partiye artı yazmaz. Böyle bir engel düşünülemez CHP?Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu: Siyasal hiçbir mahkumiyetin Meclis?te temsil edilmeye engel olmaması gerekir. Bu nedenle doğru bir karar değil. Doğu ve Güneydoğu?daki 16 Baro: YSK?Anayasa?nın 76. maddesi gereği eski mahkumiyetleri gerekçe göstermiştir. Bu karar ülkeyi kaosa sürüklemeyi amaçlamaktadır. Tam bir hukuki fiyaskodur. ZANA VE DİCLE?NİN AVUKATI LEYGARA Karar ihbar üzerine Avukat Cabbar Leygara, ?Diyarbakır 4 ve 1?inci Ağır Ceza?ya bize memnu hakların iadesine ilişkin karar alınmasına gerek olmadığı yeni Türk Ceza Kanunu?nda memnu hakları düzenleyen bir karar olmadığını söylediler. YSK, normal prosedürü işletmedi. BDP?nin adaylarını açıklamasından sonra İstanbul?dan bir kişinin YSK?ya verdiği şikayet dilekçesi üzerine YSK, bütün adayların durumunu incelemiş ve böyle bir karar almıştır. Müvekkillerimle aynı durumda olan Selim Sadak, şu anda Siirt belediye başkanlığı yapmaktadır.YSK bunu nasıl izah edecektir? dedi. Son olay YSK?nın tepki çeken ilk kararı değil Ergenekon sanığı İlhan Cihaner?in CHP adaylığının yolunu açtı. Yurtdışında bulunan seçmene bulundukları ülkede sandık ve dijital ortamda oy kullanma düzenlemesini iptal etti. Referandum süresini 120 günden 60 güne indiren düzenlemeyi tanımadı. Başbakan Erdoğan, infazı bitmesine rağmen YSK engeline takılmıştı. Avrupa: Kaygı verici bir karar Avrupa Komisyonu, Yüksek Seçim Kurulu?nun (YSK) 12 bağımsız adayı veto etmesinden duyduğu endişeyi dile getirdi.Brüksel?de gerçekleştirilen Türkiye-AB Ortaklık Konseyi?nin 49?uncu toplantısında Avrupa Komisyonu?nu temsil eden genişlemeden sorumlu üye Stefan Füle?nin sözcüsü Natasha Butler tarafından yapılan açıklamada, ?Alınan bu kararın hukuki ve siyasi boyutlarını yakından takip ediyoruz? ifadesi kullanıldı. YSK?nın bağımsız adayları vetosunun demokrasi ve bölgede barış süreci için kaygı verici olduğu belirten Butler, bu adımın, 2009 yılında başlayan demokratikleşme sürecinin durağanlaştığını kanıtladığını söyledi. YSK?nın aldığı veto kararı,
Samanyolu Haber
Son Dakika
20.04.2011
TartışmayayolaçanmahkumiyetlerTartışmaya yol açan mahkumiyetler
'Reform, olumlu sonuçlar doğuracak'
Samanyolu Haber
28.01.2011
09:30
Türkiyedeki yargı reformuna Avrupadan güçlü bir destek daha geldi.

Venedik Komisyonunun ardından Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) Başkanı Jean-Paul Costa da, yapılacak düzenlemelerin önemine işaret etti. Costa, Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı tanınması ve üst yargıyla ilgili düzenlemelerin Türkiye açısından olumlu sonuçları olacağını belirtti. Strasbourgda Zamanın sorularını cevaplayan Mahkeme Başkanı, insan hakları ihlalleri konusunda Anayasa Mahkemesine başvuru imkânı sağlanmasının diğer Avrupa ülkelerinde de görülen bir eğilim olduğunu hatırlattı. Costa, Bu, arzu edilen bir durum. Bundan sonra hak ihlalleri ulusal mahkeme tarafından çözümlenebilecek. Artık davalar Strasbourga gitmek zorunda kalmayacak. dedi. Reform sonrası Türkiye ile ilgili AİHMdeki davaların azalacak olmasını nasıl karşılayacağı sorusuna da, Bundan memnuniyet duyarız. cevabını verdi. AİHM Başkanının 2010 yılı çalışmalarını aktarırken açıkladığı rakamlar ise Türk yargısının durumunu gözler önüne serdi. Toplam mahkûmiyet kararları arasında yüzde 18,55 ile Türkiye birinci oldu. Onu Rusya ve Romanya takip etti. Türkiyedeki yargı reformunu Strasbourgda Zamana değerlendiren AİHM Başkanı, Avrupa Konseyi üyesi 47 ülkenin, geçtiğimiz yıl İsviçrenin Interlaken kentinde yaptıkları toplantıyı hatırlattı. Burada anayasa mahkemelerine bireysel başvuru hakkı konusunda ülkelerin söz verdiğine dikkat çeken Jean Paul Costa, ulusal anayasa mahkemelerinin, vatandaşların hak ve özgürlüklerini korumasının önemine vurgu yaptı. Bu arada Türkiye, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinde, ulusal mahkemelerdeki davaların uzun sürmesinden dolayı en fazla mahkûm olan ülke oldu. AİHM Başkanı Jean Paul Costanın AİHMnin 2010 yılı çalışmalarıyla ilgili bir basın toplantısında açıkladığı rakamlar, Türk yargısının içler acısı halini ortaya koydu. Buna göre 2010da Türkiye hakkında, 278 davada, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin en az bir maddesinin ihlal edildiğine hükmedildi. Bunlar arasında 83 davada mahkeme sürecinin çok uzun sürmesinden dolayı sözleşmenin 6. maddesinin ihlal edildiğine karar verildi. Toplam mahkûmiyet kararları arasında yüzde 18,55 ile Türkiye birinci oldu. Türkiyeyi Rusya (yüzde 14,48) ve Romanya (yüzde 9,54) takip etti. AİHMde bekleyen yaklaşık 140 bin dava arasında ise Türkiye yüzde 10,9 ile ikinci sırada yer aldı. Birinci sırada yüzde 28,9 ile Rusya bulunuyor. Buna ek olarak AİHM raporu, davalar açısından Türkiyenin artan bir grafik çizdiğine dikkat çekti. 2009da AİHMye Türkiyeden 4 bin 474 başvuru yapılırken, bu rakam 2010da 5 bin 821e çıktı. Yargıtay ve Danıştayla ilgili düzenleme hayata geçirilemezse adalet sistemini zamanaşımı tehlikesi bekliyor. Bu yıl Kemal Türklere suikast davasıyla birlikte 20 bin dosya zamanaşımına uğramıştı. Adalet Bakanlı-ğının tespitlerine göre, 2011de 25 bin, 2012de 32 bin, 2013te 42 bin, 2014te ise 55 bin dava aynı şekilde düşecek. Yargıtay ve Danıştayda köklü değişiklik getiren yasa tasarısı, Adalet Komisyonunda bugün ele alınacak. Reform tasarısı, yüksek yargının iş yükünü hafifletmeyi, adaletin hızlı bir şekilde tecelli etmesini amaçlıyor. Yüksek yargının iş yükü son 5 yılda iki kat oranında artmış durumda. Bundan beş yıl önce kurulan istinaf mahkemeleri hayata geçirilemediği için dosya sayısı her yıl katlanarak arttı. Bundan dolayı Yargıtay ve Danıştayın arşivleri tıka basa dolmuş durumda. Adalet Bakanlığı, Yargıtay ve Danıştaydaki daire-üye sayısının artırılma gerekçesiyle ilgili bilgi notu hazırladı. Bakanlığa göre, istinaf mahkemesinin kurulmaması yargıda dosya birikmesine yol açtı. Mevcut durumda ise bölge adliye mahkemelerinin hayata geçmesi bile tek başına yeterli olmayacak. Bakanlığın bu konudaki görüşü şöyle: Gelinen noktada iş yükü ikiye katlandığı için istinaf mahkemeleri kurulsa bile artık tıkanma noktasına gelen Yargıtayın, biriken dosyaları 4 - 5 yıldan önce sonuca bağlaması ve normal işleyişine dönmesi mümkün değil. Bu durum karşısında adalet bekleyen insanların daha fazla mağdur edilmemesi için istinaf mahkemelerinin faaliyete geçirilmesiyle birlikte Yargıtayın daire ve üye sayısının da artırılması gerekiyor. Yargıtay 5. Daire üyesi M.Nihat Ömeroğlu, Yargıtay kanununda öngörülen değişikliği destekledi. Haberturk.com sitesine açıklama yapan Ömeroğlu, Bunun bir yargı reformu olduğu çok kesin, artık bizim eski yargı kültürüyle bu yeni düzende yargıyı düzeltmemiz zor. Yeni söylemler, yeni uygulamalar geliştirmemiz gerekir. dedi. Hükümetin Yargıtayı ele geçireceği şeklindeki değerlendirmeleri sübjektif bulan Ömeroğlu, daire ve üye sayısının artırılmasıyla, biriken dosyaların dört-beş yılda eritilmesinin mümkün olduğunu söyledi. Bu nedenle dairelerin ve üye sayısının artırılmasını ben şahsen özellikle halkımız için, yargı için olumlu görüyorum. diye konuştu. Buna karşılık, Anayasa Mahkemesine, yüksek mahkemede verilen kararların iptali veya yeniden yargılama isteme yetkisi verilmesini eleştirdi. Ya
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.01.2011
ReformolumlusonuçlardoğuracakReform olumlu sonuçlar doğuracak
YAŞ mağdurlarına AYİM engeli
Samanyolu Haber
26.01.2011
08:05
Askerî Yüksek İdare Mahkemesi (AYİM), anayasa değişikliğiyle birlikte özlük haklarını almak için başvuran Yüksek Askerî Şûra (YAŞ) mağdurlarının taleplerini tuhaf gerekçelerle engelliyor.

AYİM 1. Dairesi, eski Albay Yümrü Dilek ile eski Deniz Astsubay Ahmet Türkanın itiraz dilekçelerini anayasa değişikliğinden önce ordudan atıldıkları ve değişikliğin nasıl uygulanacağına dair uyum yasası bulunmadığını öne sürerek reddetti. İki ismin 60 gün içinde itiraz etmemesini de bu kararına dayanak olarak gösterdi. Askeri Yüksek İdare Mahkemesinin (AYİM), tuhaf gerekçeli kararlarından ilki eski Deniz Astsubay Ahmet Türkanla ilgili. YAŞ kararının ardından 1997de ihraç edilen Türkan, her YAŞ mağduru gibi 12 Eylülden sonra Ankara 2. Bölge İdare Mahkemesine itiraz dilekçesi yazdı. Sivil mahkeme talebi kabul etti ve Milli Savunma Bakanlığından konuyla ilgili savunma istedi. Mahkeme, kararında anayasa değişikliğinden sonra astsubay hakkında tesis edilen işlemin hukuki dayanağının ortadan kalktığını vurgulayarak özlük haklarını iadesine hükmetti. Ankara 2. Bölge İdare Mahkemesi, 28 Aralık 2010 tarihinde Savunma Bakanlığına gönderdiği yazıda, anayasa değişikliği çerçevesinde ihraç edilen asker hakkında tesis edilen işlemin hukuki dayanağının ortadan kalktığını hatırlattı. Astsubayın TSKdan resen ayrılmasına dair işlem ile bu işleme esas alınan sicil ve kanaatlerinin iptali istendi. Bununla birlikte bugüne kadar yoksun kaldığı tüm özlük haklarının iadesine ve parasal haklarını yasal faiziyle ödenmesine karar verdi. Buna karşın AYİM, uyum yasalarının başvurdukları tarihten beri çıkmamasını gerekçe göstererek talebi reddetti. AYİM 1. Daire Başkanı Dr. Hâkim Albay Celal Işıklar ile dört üyenin imzasını taşıyan kararda ilginç bir gerekçe de yer aldı. Anayasa değişikliğinden önce YAŞ kararlarına yargı yolunun kapalı olmasına rağmen ordudan atılan askerlerin ilişiği kesildiği ilk 60 gün içinde başvuru yapmaları gerektiği ifade edildi. Bu işleme uyulmadığı için itirazların kabul edilmeyeceği hükmüne varıldığı yazıldı: AYİM Kanununun 40/1inci maddesi uyarınca işlemin tebliğ tarihinden itibaren 60 gün içinde dava açılması gerekirken bu süre geçirildikten sonra açılan davanın, aynı kanunun 451. maddesi uyarınca süre aşımı nedeniyle reddine karar vermek gerekmiştir. Varılan bu sonuç itibariyle davanın esasına girilemediğinden davacının 926 sayılı kanunun 50. maddesi de ilgili anayasa aykırılık itirazı da incelenmemiştir. Açıklanan nedenlerle davanın süre aşımı nedeniyle reddine. Karar hukuk adına utanç verici Eski AYİM Üyesi emekli Hâkim Albay Veysi Savaş: Yargılama yasağı kalktıktan sonra dava açma süresinin başlayacağı gün gibi açıkken, AYİMin böyle bir gerekçe sunması hukuk adına utanç verici. AYİM, esastan vereceği kararlarında ret yönünde hüküm bildireceğinden emirle karar verdiğinin ispatı olacaktır. AYİMde hâkim olan görüş, hukuksal doğru olarak kabul edilen sayısal üstünlüktür. 5 üyeden 3ü ne derse doğru karar odur. 2 üye kurmay subay, bir de paşalık bekleyen özellikle daire başkanı ve diğerleri varken hukuksal doğruluk, bu mahkemeye pek uğramaz. Askerî mahkeme kendisiyle çelişti Emekli Hâkim Binbaşı Yusuf Çağlayan: Uyum yasalarını beklemeden karar veren AYİMin, mağdurların başvurularını iptal etmesiyle çözümün yargı ile sağlanamayacağını net bir şekilde görmüş olduk. İlişiği kesildiği tarihten itibaren 60 gün içerisinde karara itiraz etmeyenlerin bugünkü başvurularını iptal etmesi, mahkemenin 1992deki, YAŞ kararlarına yargı yolu kapalıdır kararıyla çeliştiğini açık bir şekilde ortaya koydu. Dün YAŞ kararlarına yargı yolu kapalı diye başvuruları reddeden mahkeme, bugün verdiği kararla çelişti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.01.2011
YAŞmağdurlarınaAYİMengeliYAŞ mağdurlarına AYİM engeli
Yargıtay Başkanı Gerçeker: AİHM'in bile böyle bir yetkisi yok
Samanyolu Haber
13.01.2011
11:31


Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay ve Danıştay kararlarının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal etme yetkisini değerlendirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bile böyle bir yetkisi bulunmadığını savunan Gerçeker, böyle bir yetkinin verilmesinin bir süper temyiz yetkisi olacağını, bunun ise yargıda kaos yaşanmasına yol açacağını iddia etti. Yargıtaya gelişinde gazetecilerin sorularını cevaplayan Gerçeker, Anayasa Mahkemesinin kuruluş kanununa ilişkin bir soru üzerine tasarıyı incelediklerini ve şu ana kadar kendilerine herhangi bir görüş sorulmadığını ifade etti. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı verileceği zaman, daha önce konuyla ilgili rapor hazırlayıp kamuoyuna ve ilgili makamlara sunduklarını hatırlatan Gerçeker, ilk etapta detaylı bir şey söylemesinin mümkün olmadığını kaydetti. Yeni bir süper temyiz mahkemesinin geleceğini ileri süren Gerçeker, şöyle devam etti: Hepimiz için hayırlı olsun, bu ülkedeki yargı birliğiyle kesin hüküm kuralıyla ne derece bağdaşır, bunu kamuoyunun takdirine bırakacağız. Yargıda verilen kararın güvenilirliği olması lazım. Danıştay ve Yargıtay yüksek mahkemeler olarak, adli ve idari yargıda son noktayı koyan merciler, bunun üzerine Anayasa Mahkemesine böyle bir yetki verilmesi bir süper temyiz yetkisi oluyor. Bildiğim kadarıyla AİHMin bile böyle bir yetkisi yok. AİHMde yapılan inceleme sonucunda eğer temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşmelere aykırılık, hak ihlali görüyorsa iki türlü yola başvuruyor. AİHM, tazminata hükmediyor ya da ilgili devlete iç hukukunu, mevzuatını buna göre değiştir diyor. Onun dışında hiçbir zaman bir mahkemenin, bir yüksek mahkemenin verdiği kararı iptal etme yetkisi yok. MALİ AÇIDAN YARGI ORGANLARI ARASINDA DENGESİZLİK OLUR Tasarıyla yargı organları arasında mali açıdan bir dengesizliğin de ortaya çıkacağını ileri süren Gerçeker, mali açıdan daha fazlasını almalarında gözlerinin olmadığını, ama hiçbir zaman maddi açıları bugüne kadar konuşmak istemediklerini söyledi. Asli görevini yapan herkese bir ek ödeme verilmesini isteyen Gerçeker, tasarının Yargıtayda hala incelendiğini hatırlatarak bütün detaylarını inceledikten sonra daha sağlıklı bir açıklama yapabileceklerini belirtti. Böyle bir uygulamanın hayata geçmesi halinde yargıda tamamen bir kaos ortamı oluşacağını iddia eden Gerçeker, Yarın İstinaf Mahkemeleri kurulursa, yerel mahkemeler, bölge adliye mahkemeleri, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, AİHM. Yani kaç kademeli bir yargı sistemi olacak. Davaların uzamasını bırakın, sonu gelmeyecek. Bir davanın ne zaman biteceğini bilemeyeceksiniz. diye konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın başörtüsüyle ilgili açıklamaları hatırlatılarak bireysel başvuruyla başörtüsünün önünün açılıp açılmayacağına ilişkin bir soruya ise Gerçeker, bu konularda konuşmak istemediğini belirterek, Anayasa Mahkemesine verilen iptal yetkisinin yalnızca yargı kararlarıyla ilgili olmadığını kaydetti. İdari işlemlerle ilgili de Anayasa Mahkemesine iptal yetkisi verildiğini dile getiren Gerçeker, Yani doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesi, Danıştayın, Yargıtayın yerine geçerek, bir karar verme durumunda, böyle bir mekanizmaya ulaşmış durumda. Türkiyede 7 -8 milyon civarında dava dosyası, aynı miktarda da idari işlem bulunuyor. Bunun altından nasıl kalkılır bilemiyorum. Herhalde bu yasayı gündeme getirenler düşünmüşlerdir. şeklinde konuştu. Tasarı üzerine hükümet ile bir görüşme yapıp yapmayacaklarının sorulması üzerine Gerçeker, Öyle bir talep gelirse, bizden görüş sorulursa elbette görüşlerimizi bildiririz. Arkadaşlarımızla görüşüyoruz, gerekirse Yargıtay Başkanlar Kurulu toplantısı yapacağız. Orada da kendi görüşlerimizi daha toparlayarak, derli toplu dayanaklarını da göstererek kamuoyuna açıklayacağız. karşılığını verdi. UYGULAMADAKİ ÇELİŞKİLERİ KALDIRMAK İÇİN SAĞLIKLI BİR DÜZENLEME GEREKİYOR Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin tahliye süresi dolan sanıklarla ilgili Yargıtayın aksi yönde bir karar verdiğinin hatırlatılması üzerine Gerçeker, şu karar doğrudur, bu karar doğrudur diye bir yargıda bulunmayacağını vurguladı. O daire öyle karar vermiş, başka bir mahkeme, başka türlü bir karar vermiş. İşte bütün bunları ortadan kaldırabilmek için, uygulamadaki çelişkileri ortadan kaldırabilmek için mutlaka sağlıklı bir düzenleme yapmak gerekiyor. diyen Gerçeker, şöyle devam etti: Herkesin farklı yorumlar yapmayacağı sağlıklı bir düzenleme yapılsaydı bu yorum farkları ortaya çıkmayacaktı. Bizim pozitif hukukumuz var, mevcut Ceza Muhakemesi Kanunundaki düzenlemeler var, AİHM kararları var, bütün bunları değerlendirerek, evrensel hukuk kuralları, temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşme hükümleri nazara alınarak daha sağlıklı bir düzenleme yapılsaydı bu çelişkiler, tartışmalar da belki ortadan kalkardı. SES KAYITLARINI ARAŞTIRIYORUZ Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtları konusunda değerlendirmelerde bulunan Gerçeker, bunların güzel şeyler olmadığını ve hiçbir zaman tasvip
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.01.2011
YargıtayBaşkanıGerçekerAİHMinbileböylebiryetkisiyokYargıtay Başkanı Gerçeker AİHMin bile böyle bir yetkisi yok
Gökçek'ten TFF'ye sert tepki
Samanyolu Haber
07.01.2011
00:24
Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Anayasa Mahkemesinin verdiği kararı değerlendirerek, Ankaraspor yeniden hemen liglere dönecektir. Federasyonun hemen istifa etmesi lazım dedi.

Başkan Gökçek, Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Tahkim Kurulunun, kararları aleyhine yargı yoluna başvurulamayacağı hükmünü iptal etmesine ilişkin açıklamalarda bulundu. Tahkim Kurulunun, Ankarasporu ligden düşürmesi üzerine Ankaraspor yöneticileri tarafından açılan dava sonucu Anayasa Mahkemesi tarafından iptal edilen karara ilişkin Başkan Gökçek, Anayasa Mahkemesi mükemmel bir karar verdi. Zaten bu karara ilişkin daha önce aynı şeyi söylemiştim. Çünkü Anayasa Mahkemesinin daha önce aynı emsal kararı vardı. Emsal kararı olduğu için bu kararın böyle çıkması normal diye konuştu. Bundan sonra Tahkim Kurulunun keyfi karar vermesinin önüne geçileceğini kaydeden Başkan Gökçek, konuyla ilgili şöyle konuştu: Biliyorsunuz Federasyonda Tahkim Kurulu doğrudan doğruya federasyon başkanının emrindedir. Güya görüntü olarak emrinde değildir ama emrinde çalışır. Sizin seçmiş olduğunuz, tayin etmiş olduğunuz kişilerin sizin emrinizden çıkması mümkün değil. Bilindiği gibi Ankaraspor CASa gitmişti. CAS, kendi yargı mercilerinizde çözmeniz lazım, ama kesinlikle tahkim üyeleri bağımsız değildir, çünkü federasyon tarafından seçilmektedir diye zaten karar vermişti. Anayasa Mahkemesinin kararı bunun teyidi oldu. Anayasa Mahkemesinin verdiği kararla, başta federasyon başkanı olmak üzere federasyon yetkililerinin tamamen hukuksuz davrandığının da net olarak ortaya koyduğunu ifade eden Başkan Gökçek, Hatırlarsanız, Ankarasporun mahkemeye müracaat etmesi üzerine, mahkemeye müracaatınızı geri çekin yoksa sizi liglerden atarız dediler ve biliyorsunuz 2. Ligden de attılar. Bunun hukuksuz olduğunu Anayasa Mahkemesi, bu kararıyla teyit etti diye konuştu. Bunun için federasyon nasıl çıkacak bilemiyorum. Bunun tek yolu Federasyonun tümden istifa etmesi lazım. Çünkü gerçekten Türk sporuna inanılmaz bir darbe vurdular Ankaraspor konusunda. Ama ilahi adalet döndü dolaştı geldi ve kendilerini vurdu diyerek konuşmasını sürdüren Başkan Melih Gökçek, daha sonra şunları söyledi: Şimdi toplanacaklar Türk sporunu bu hale getirdik ve bu hale getirdiysek biz artık çekilmeliyiz deyip onurlu bir davranış göstermeleri lazım. Şahsen ben Melih Gökçek olarak Federasyonun istifasını bekliyorum. Çünkü gerçekten büyük bir sıkıntı doğurdu. Bundan sonra yine tahkimden hoşuna gitmeyen bir karar alırsa, doğrudan yargıya gidecek ve yargının da verdiği karar da son karar olacak. Tahkimin verdiği kararın son karar olmadığı ortaya çıktı. Daha önce Federasyon yöneticileri ile yaptığı konuşmalarda, Türk Sporuna büyük zarar veriyorsunuz. Yarın giderler dava açarlar ve bunun sonucu bu olur, tahkimden adaleti dağıtırken, Federasyondan adaleti dağıtırken kararları verirken, dürüst olun ve insanları keyfi kararlarla üzmeyin diyerek ikazlarda bulunduğunun altını çizen Başkan Gökçek, şöyle devam etti: Ankarasporun yetkilileri gidip dava açınca, benim dediğim noktaya mecburen geldiler. Bu federasyona gerçekten ciddi anlamda ders olur diye düşünüyorum. Tekrar ediyorum tek çözüm federasyonun derhal istifa etmesidir. Zaten Ankarasporun tekrar lige alınmaması diye bir şey bu karardan sonra söz konusu bile değil. Bu karardan sonra Ankaraspor yeniden hemen Türkiye liglerine dönecektir. Federasyon da inanılmaz cezalara mahkum olacaktır. Bu Federasyonun suçu değil, federasyonu yönetenlerin suçudur. Benim bildiğim kadarıyla Ankarasporun 2 sene içerisindeki zararı neresinden baksanız futbolcularıyla birlikte gelir kayıplarıyla birlikte 100-150 trilyon lira civarındadır. Bunu da bu federasyon yönetimi de herhalde federasyona ödetmeyip, kendi ceplerinden ödeyeceklerdir. Adaletin kendilerine en güzel dersi verdiğine inanıyorum. Başkan Gökçek, bundan sonraki sürece ilişkin de şu açıklamada bulundu: Bildiğim kadarıyla davayı Ankaraspor yetkilileri açtı. Anayasa Mahkemesi bunun aykırı olduğunu tespit edince, şimdi ortaya bundan sonraki safhada mahkemenin kararları arkası arkasına gelecek. Tabi yeni davalar da mutlaka açılacak. Çünkü biliyorsunuz Ankaraspor bir anonim şirket, maddi kaybı olan kim varsa, doğru soluğu mahkemede alacak. Bunun neticesinde de mutlaka mahkemelerde eşit tazminat davaları açılacak. Bunun neticeleri ortaya çıkacak. Bunu artık önümüzdeki günlerde izleyeceğiz ama son karardan sonra tahkim son merci değildir mahkeme kararı otomatikman Ankarasporu lige döndürmüş oldu. Bunda bir tereddüt yok. Çünkü Ankarospor ligden şundan dolayı atıldı. Mahkeme müracaat edemezsiniz, bu yaptığınız müracaatınızı geri çekin yoksa sizi atarız diye attılar. Tabi Anayasa Mahkemesi kararı bunun böyle olmayacağını net ortaya koyduğu için artık Ankarasporun yeniden lige dönmeme ihtimali sıfır. Yüzde yüz dönecektir. Anayasa Mahkemesi, Ankara 4. Asliye Hukuk Mahkemesinin açtığı davada, 5894 sayılı
Samanyolu Haber
Son Dakika
07.01.2011
GökçektenTFFyeserttepkiGökçekten TFFye sert tepki
Şamil Tayyar'dan CHP bombası
Samanyolu Haber
27.12.2010
11:04
Çok sert yandaş cevabı veren Tayyardan CHPyi zora sokacak iddia;

Son CHP kurultayında ?Benim adım Kemal, bulurum diyorsam ben parayı bulurum? çıkışıyla kaynak tartışmalarının odağına yerleşen Kemal Kılıçdaroğluna yönelik ?iktidar yolculuğuna Halk TVdeki yoksullarla başla? önerimizin yankıları sürüyor. CHPliler diyor ki: ?Halk TV, partiye ait değil, sorumluluk neden Kemal Beyde olsun.? Beyaz TVdeki ?Derin Gündem? programı bitince Fikri Sağlarla sohbet ediyorduk, baktım o da aynı düşüncedeydi: ?Sordum, Halk TV partiye ait değilmiş.? Hukuken söyledikleri doğruydu, zira, partilerin kanal açması yasaktır. Herkes biliyor ki, Halk TV, fiilen partinin malıdır. Kanalın yönetimi, parti genel merkezine doğrudan bağlı olduğu gibi kaynak sorunu buradan çözülmektedir. Deniz Baykal gidip Kemal Kılıçdaroğlu geldiğinde ilk işleri Deniz Beye yakın gazeteci Şaban Sevinçin programına son vermek oldu. Sevinçe bu kararı sözlü olarak tebliğ eden kimdi biliyor musunuz? CHP Manisa Milletvekili Şahin Mengü... Önder Sav ekibinde yer alan Mengü de sonradan tasfiye oldu, Halk TV ona da yar olmadı. Anayasa Mahkemesinin parti harcamalarıyla ilgili teftişinde Halk TVnin 237 bin 700 lira olan uydu kira bedelinin CHP tarafından ödendiği belgelendi. Mahkeme, bu paranın hazineye gelir kaydedilmesine karar verdi. Anayasa Mahkemesinin usulsüz bulduğu başka harcama kalemleri de var, toplamı 1 milyon (1 trilyon) lirayı buluyor, bununla ilgili iddialar yargıya taşındı ve muhatapları ceza aldı. Mesela 2006 yılında Atina ve Stockholmdeki gezilerde dağıtılan bahşiş miktarı 206 bin (milyar) lira. Dosyaya baktığınızda gazetecilere verilen harcırahlardan sanatçılara yapılan ödemelere kadar çok sayıda usulsüz harcama var. Mahkemenin hazırladığı raporda bu durum şöyle özetleniyor: ?Harcama belgelerinde tahrifat yaparak fazla gider yazılması ile bazı harcamaların mükerrer gider yazılması...? Gerçi iddialar adli yargıya intikal ettirildi ama ne hikmetse tüm bedel parti muhasibi ile bazı görevlilere çıkarıldı. Oysa benzer bir durum Refah Partisinde ortaya çıktığında Genel Başkan Necmettin Erbakan ve yardımcıları yargının önüne atılmıştı. Bu bile CHPnin ayrıcalıklı konumunu tarif için yeter artar bile. Muhalefette devlet iktidarını paylaşıyorlar. Neden sandıktan çıkma kaygısı taşısınlar, öyle değil mi? Laf paradan açılınca Tuncay Özkan dönemindeki Kanaltürkle yapılan prodüksiyon sözleşmesi unutulmaz tabi. Yaklaşık 6 milyon (trilyon) lirayı bulan ödemelerin bir bölümüne ait faturaları maliye bulamadı. CHP ise neredeyse kanalı rehin aldı, ödediği paralar karşılığında Kemal Kılıçdaroğlu dahil bazı partililerin sürekli yayınlara çıkarılmasını sağladı. Kemal Bey kanalda konuşuyordu ama partiye maliyeti vardı. O nedenle, yandaş medya serzenişinde bulunan CHPnin büyük laf etmeden önce aynaya bakması gerektiğini söylemek isterim. O zaman kendini görecektir. ?Yandaş? sakızını çiğneyen sözde gazeteciler de laf yumurtlamadan önce şu CHP kimliklerini önce atsınlar, sonra konuşsunlar. Hem partiye üye olacaksınız, hem akıl danelik yapacaksınız, hem harcırah alacaksınız, hem avans lüpleteceksiniz sonra kalkıp sağa sola yandaş salyalarını akıtacaksınız. Geçin bunları... Şimdi size yeni bilgiler vereceğim. Yandaşlar da gözlerini dört açsın. Ayrıca hesap vermesi... Ortada suç varsa ?Benim adım Kemal? demek cezayı ortadan kaldırmaz, hafifletici de olmaz. Belki Kemal Sunal parodisine malzeme olur. Siyasi partilerle ilgili hesapları inceleme yetkisine sahip Anayasa Mahkemesi, bu paralara nasıl bakar, göreceğiz. Evet, Kemal Bey söz sizde...
Samanyolu Haber
Son Dakika
27.12.2010
ŞamilTayyardanCHPbombasıŞamil Tayyardan CHP bombası
Anayasa Mahkemesi'nden önemli karar
Samanyolu Haber
22.12.2010
08:31
Anayasa Mahkemesi, Siyasi Partiler Yasasında önemli bir iptal kararına imza attı.

Anayasa Mahkemesinin Siyasi Partiler Kanununun 108. maddesini iptal ettiği ortaya çıktı. Bu madde, kapatma davası açılan bir partinin kendisini kapatma halinde bile davanın devam edeceğini ve kapatma kararı verilebileceğini düzenliyordu. Mahkemenin iptal kararıyla hakkında kapatma davası açılan partiler kendilerin fesh ederek davadan kurtulabilecek. DEHAP FESHETTİ DAVASI SÜRÜYOR Anayasa Mahkemesi, Siyasi Partiler Kanununun 108. maddesi ile ilgili iptal kararını DEHAPın kapatılması davasında verdi. Demokratik Halk Partisi DEHAPın örgütlenmesi tamamlamadan seçimlere katıldığı gerekçesiyle kapatma davası açıldı. 2002 yılında bu davanın açılmasına rağmen DEHAP 19 Kasım 2005te kendisini feshetti. DEHAPın kendisini feshetmesine rağmen kapatma davası devam ediyor. Anayasa Mahkemesi, kapatma davasını gören mahkeme sıfatıyla Siyasi Partiler Kanununun 108. maddesinin Anayasaya aykırı olduğunu belirterek iptalini istedi. Bu talebin ardından madde görüşülerek iptal edildi. Siyasi Partiler Kanununun 108. maddesinde Bir siyasî partinin kapatılması için dava açıldıktan sonra o partinin yetkili organı tarafından verilen kapanma kararı, Anayasa Mahkemesinde açılmış bulunan kapatma davasının yürütülmesine ve kapatma kararı verilmesi halinde doğacak hukuki sonuçlara hükmedilmesine engel değildir ifadeleri yer alıyordu. ÖZDEP KAPATILMIŞTI Anayasa Mahkemesi bu maddeye dayanarak hakkında kapatma davası açılan Özgürlük ve Demokrasi Partisinin kendisini feshetmesine rağmen kapatma davasını sonuçlandırmış ve ÖZDEPi kapatmıştı. ÖZDEP kararında 108. madde hatırlatılarak O halde, ÖZDEPin Kurucular Kurulunun 30.4.1993 günlü toplantısında alınan kapanma kararı davanın yürütülmesine, sonuçlandırılmasına ve hukuki sonuçlara hükmedilmesine engel değildir kararı verilmişti. RP VE FP DAVASINDAKİ YÖNTEM Anayasa Mahkemesi, siyasi parti kapatma davalarında Siyasi Partiler Kanununun bazı hükümlerini daha önce de iptal etmişti. Refah Partisinin kapatılması davasında RPnin kapatılmasının önündeki engel olarak görülen Siyasi Partiler Kanununun 103. maddesini iptal etmişti. Anayasa Mahkemesi, bu iptal kararlarını Anayasanın 152. maddesinden hareketle veriyor. Anayasanın 152. maddesinde Bir davaya bakmakta olan mahkeme, uygulanacak bir kanun veya kanun hükmünde kararnamenin hükümlerini Anayasaya aykırı görürse veya taraflardan birinin ileri sürdüğü aykırılık iddiasının ciddî olduğu kanısına varırsa, Anayasa Mahkemesinin bu konuda vereceği karara kadar davayı geri bırakır hükmü yer alıyor. Anayasa Mahkemesi, 152. maddedeki bu hükme dayanarak parti katma davalarında Siyasi Partiler Kanununun Anayasaya aykırı gördüğü hükümleri için itiraz yoluna başvurarak iptal kararı verebiliyor. Prof. Dr. Atar: Olumlu bir adım Prof.Dr Yavuz Atar Anayasa Mahkemesinin iptal kararını olumlu bir adım olduğunu söyledi. Atar, Böyle bir karar parti kapatmayı ortadan kaldırır dedi. AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ ise Anayasa Mahkemesinin gerekçeli kararını görmek gerektiğini belirterek, Bu madde hakkında kapatma davası açılan partilerin hile-i şeriye yaparak malvarlıklarını kaçırmasını engellemeye yöneliktir. Ayrıca kapatma davasında haklarında siyaset yasağı istenen partililer hakkında nasıl bir işlem yapılacağı merak konusudur. Anayasa Mahkemesinin bu maddeyi neden iptal ettiğini irdelemek gerekir. Gerekçeli karar yayınlandıktan sonra daha kapsamlı değerlendirme yapılır ifadelerini kullandı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.12.2010
AnayasaMahkemesindenönemlikararAnayasa Mahkemesinden önemli karar
Toplam "111" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti