ayetlerin | |
|
| Nuh'un gemisi tefsir literatürüne göre Cudi'de | NTV | 22.04.2012 11:59 |  | | |
| Ayetlerin yanlış okunması namazın sıhhatini etkiler | Zaman | 29.01.2012 02:03 |  | | |
| İlim ve mana aleminin aslanı | Milli Gazete | 10.01.2012 01:24 |  | | | Ben ilmin şehriyim, Ali de kapısıdır. Kim dilerse o kapıdan gelsin ( Camius-Sağir) HZ. Ali (a.s) daha çocuk yaşta iken, risalet beşiğinde terbiye oldu. Hz. Muhammede (sav) peygamberlik gelmeden önce onun yanında bulunmuş, onun sohbetinden yararlanmış, onunla birleşmiş, bütünleşmiş ve onunla Hak olmuştur.Peygamberimizin (sav) vefatına kadar da ondan bir an olsun ayrılmamış bir sahabeydi. Peygamberimiz (sav) onu yetiştirirken sözleri, hareketleri kısacası her yönüyle ona örnek olmuştu.
Ali Ural Hz. Aliyi (ra) ne güzel kaleme almış:
Beş yaşındayken yeryüzünün en güzel evine adım atıp hicrete kadar o mübarek evde büyüyen Ali! İlk Müslüman çocuk! Hz. Peygamberin yardım talebine herkesin susarak karşılık verdiği bir toplulukta henüz on iki yaşındayken ayağa kalkıp, Sana ben yardım ederim! diyen sâdık kalp. Hz. Peygamberle namaz kılan ilk kişi! Hicrette Onun yatağına uzanıp düşmanlarını şaşırtan fedai! Hicretten sonra herkesin manevi bir kardeş seçtiği günlerde Efendimizin kendine kardeş seçtiği güzel! Hz. Fâtımanın biricik eşi. Hz. Ali (ra) net olmayan, tam manasıyla açıklanmamış işaretlerden ince ve derin manalar çıkarabilen bir sahabeydi. Hz. Ali (ra) ashab-ı kiram arasında Kuran, hadis ve özellikle fıkıh alanındaki bilgileriyle kendini kabul ettirmiş bir otoritedir. Kuran-ı Kerim konusundaki derin bilgisinden faydalanmak isteyenleri kendisine soru sormaya teşvik eder, ayetlerin nerede ve ne zaman nazil olduğunu çok iyi bildiğini söylerdi. Hz. Peygamberimiz (sav) henüz hayatta iken Kuran-ı Kerimin tamamını ezberlemiş bulunan ve onun meselelerine hakkıyla vakıf olan sayılı sahabelerden biriydi. Bu onda mükemmel bir Kuran-ı Kerim kültürü oluşmasını sağlamıştı. Kuran-ı Kerimde yer alan ayet-i kerimelerin nerede, ne zaman ve kimler hakkında nazil olduklarından haberdardı. Yirmi üç sene Kuran nüzulünde Rasulullah ın (sav) yanından hiç ayrılmamıştır. Tabi ki bu durum Hz. Ali (ra) gibi bir insana birçok özellik kazandırmıştır. Hz. Ali (ra) Peygamberimizin (sav) neslini Hz. Fatıma (ra) annemizle devam ettiren çok mübarek bir zattır. Bu nesil her yüzyılda büyük şahsiyetler çıkarmıştır. Hz. Ali (ra) cömertliği ile de örnek davranışlar sergilemiştir. O kadar cömertti ki; günlerce aç kalmış ve daha sonra da yiyecek bir şeyler bulmuş, o esnada açlıktan şikâyet eden bir dilenci görmüş ve elindekilerin hepsini o dilenciye vermiştir. Peygamber Efendimizin (sav) biricik kızı, kadınların en hayırlılarından Hz.Fatımanın (ra) kocası, sevgili amcasının oğlu, çok sevdiği iki torununun babasıydı. Alışverişlerini bizzat kendisi yerine getirir, aldıklarını kendi taşır, ısrarla yardım etmek isteyenlere asla evet demez, kimseye yük olmazdı. Hz. Alinin (ra) aşırı cömertliğine şu hadise de çok güzel örnektir: Bir savaş sonrasında ganimet malları taksim edilirken sahabeler kendi aralarında Şimdi bu malda Ali ve çocuklarının da hakkı var; kendisine hakkını versek, bunları hemen dağıtır. Bari kendisi için biz saklayalım. Demişlerdi. Üzerine giydiği elbisesinde, mutlaka yama olur. Bu yamalar her geçen gün artar ve bu durumdan hiç rahatsızlık duymazdı. Niçin böyle giyiniyorsun? Diye soranlara da bu şekilde daha huzurlu olduğunu söylerdi. Hz. Ali (ra) kendisinden önceki zamandaki halifeler döneminde de, çok iyi danışmandı. Hz. Ömer (ra) bu durumu şöyle ifade etmiştir: Ali (ra) olmasaydı, Ömer helak olurdu. Demiştir. Son derece Allahın hükmünün mutlaka yerine geleceğine iman eden, bunun için hazırlıklarını tüm gücüyle yapan tevekkül sahibi bir zattı. Halifelik yaptığı dönemde kendisini korumak isteyenlere cevabı şöyle olmuştur: Gökte karar kılınmadıkça, yeryüzünde hiçbir şey olmaz. Kaderi tecelli edinceye kadar herkesi iki melek korur. Kader tecelli edince de onu kaderi ile baş başa bırakırlar. Ali de Allah tarafından bir kalkanla korunmaktadır, ecel gelince kalkan alınır. Kaderine razı olmayan, imanın tadını alamaz.... devamı | | Milli Gazete Toplum Yaşam 10.01.2012 | | | İlimvemanaalemininaslanıİlim ve mana aleminin aslanı |
|
| Hz. Mevlânâ'yı konuşmak lazım | Zaman | 23.12.2011 02:06 |  | | Mesnevinin nurlarla dolu sırlarını ve inceliklerini anlamak, ayetlerin, hadislerin ve hikâyelerin tertibinden aralarındaki ilgiyi kavrayabilmek için büyük bir itikat, daimî bir aşk, tam bir doğruluk, selîm bir kalp, kıvrak bir zekâ ve anlama gücü ve bazı ilimleri bilmek gerekir. | | Zaman Televizyon 23.12.2011 | | | HzMevlânâyıkonuşmaklazımHz Mevlânâyı konuşmak lazım |
|
| İslam Ahlakının Hakimiyetine İşaret Eden Ayetlerin | Haber3 | 17.11.2011 22:57 |  | | |
| Tokken SEN, SEN değilsin! | Haber7 | 28.10.2011 09:16 |  | | |
| Kur'an Uyarıyor | Milli Gazete | 16.10.2011 16:35 |  | | | KURAN-I KERİMin Enam sûresinin 42-45inci ayetlerinin meali, farklı üslup ve ifadelerle de olsa bütün güvenilir tercüme ve tefsirlerde hemen hemen aynıdır.
Bu ayetlerin Türkçe manaları şöyledir:... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 16.10.2011 | | | KuranUyarıyorKuran Uyarıyor |
|
| Hz. İsa'nın Ölmediğine Dair Ayetlerin Arapça Kelim | Haber3 | 15.10.2011 19:21 |  | | |
| İslamiyet'in Yıldızları ve Sultanları! | Haber7 | 27.09.2011 13:48 |  | | |
| Örtünme emrini yerine getirmeyenler mesul olurlar mı?. | Milli Gazete | 25.08.2011 12:44 |  | | | Fakat örtünmeyi farz kılan ayetlerin hepsinde emir kipi kullanılmış. Dolayısıyla, başını açan bir kadın farzı terk etmekle mesul olmaktadır. Diyelim ki emir kipi kullanılmadı, bu şekilde yapsanız sizin için daha uygundur ifadesi kullanıldı. Allah aşkına; Gerçekten Allahı sevip itaat noktasında samimi olan bir mümin, Rabbinden geldiğini bildiği bir isteği Onun hatırı adına, hem vaad ettiği cenneti adına, hem o ebedi cennete layık olmak adına, herşeyden de önemlisi Onun rızasını kazanmak adına yapmaz mı...
Mümin bayanların giyinme şekli nasıl olmalıdır?
Ey Peygamber! Hanımlarına, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle, bedenlerini örtecek elbiselerini giysinler. Bu onların tanınıp incitilmemelerine de daha uygundur. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir. (Ahzâb Sûresi 59) İslam dini, kapanmayı farz kılmış ama belli bir örtü şekli bildirmemiştir. Müslüman kadının giyiminde esas mesele, tesettürün sağlanmasıdır. Âyette geçen el ayak ve yüz gibi görünmesi zaruri yerler müstesna vücudunun örtülü olmasıdır. Peygamberimizin tarifine göre renk ve kumaş gibi ayrıntıların önemi yoktur. Fakat Efendimiz (sav) vücuda yapışacak kadar dar giyilmemesi gerektiğini özellikle belirtmiş, bedene yapışan ve vücut hatlarını belli edecek şekilde giyinenlerin Allah katında hiç giyinmemiş gibi sayıldıklarını söylemiştir. Giyilen bir elbisenin tesettüre uygun olması için; Altını göstermeyecek şekilde KALIN namahrem yerlerini örtecek kadar UZUN vücut hatlarını belli etmeyecek derecede BOL olmalıdır. Bunlar sağlandığı taktirde örtünme gerçekleşmiş olur. Bunun yanında; içini gösterecek şekilde İNCE ve ŞEFFAF namahremini örtmeyecek derecede KISA ve vücuda yapışacak kadar DAR olmamalıdır. Bu türde bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz. Elbisenin şeffaf olmasındaki ölçü, tenin rengini belli etmesidir. Dışarıdan bakıldığı zaman elbisenin altından insanın teni görünüyorsa, böyle bir elbise ile örtünme gerçekleşmiş olmaz. Bu meseleye esas teşkil eden hadis-i şerifin meali şöyledir: Hz. Âişenin rivayetine göre, kız kardeşi Hz. Esma bir gün Peygamberimizin huzuruna gitti. Üzerinde altını gösterecek şekilde ince bir elbise bulunuyordu. Resulullah (a.s.m.) onu görünce yüzünü çevirdi ve şöyle buyurdu: Ya Esma, bir kadın buluğ çağına erince -yüzünü ve ellerini göstererek- bunlardan başka bir tarafının görünmesi sahih olmaz. (Ebû Dâvud, Libas hadis no:31)... devamı | | Milli Gazete Toplum Yaşam 25.08.2011 | | | Örtünmeemriniyerinegetirmeyenlermesulolurlarmı?Örtünme emrini yerine getirmeyenler mesul olurlar mı? |
|
| Kur'an'daki ayetlerin efendisi | Bugün | 02.08.2011 15:39 |  | | |
| Hapishanesi olmayan devlet | Milli Gazete | 21.02.2011 17:56 |  | | | Sevgili peygamberimizin on yıllık Medine devletinde hapishane yoktur. Hapishanesi olmayınca Ceza ve Tevkif Evleri Genel Müdürlüğü de, gardiyanları da yoktur.
Mekkede kaldığı on üç yılda indirilen ayetlerin hiçbiri ceza yasasıyla ilgili değildir.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 21.02.2011 | | | HapishanesiolmayandevletHapishanesi olmayan devlet |
|
| Okuduğunu anlamak isteyenler için... | Samanyolu Haber | 04.02.2011 13:30 |  | | Beş Vakit Dört Aşır isimli kitap okuduğunu anlamak isteyenler için önemli bir eser. ?Evet, belgeler, mûcizeler ve kitaplarla gönderdik onları. Sana da Ey Resûlüm bu zikri indirdik ki kendilerine indirileni insanlara açıklayasın. Umulur ki düşünüp anlarlar.? (Nahl/ 44)
Okumak, anlamakla önem kazanacak bir faaliyettir. Okumak, idrak etmek ve düşünüp öğrenilenleri hayata hayat kılmak müminlerin ayrıcalıklı vasıflarından biridir. Efendimiz?in (sallallahu aleyhi ve selem) faziletinden dolayı günün belirli vakitlerinde okunması tavsiye ettiği bazı surelerin bazı ayetlerinin kısa, öz tefsirlerinden ibaret olan Beş Vakit Dört Asır isimli eser, ayetlerde geçen esma-i hüsna, kelime ve cümlelerin izahları, ayetlerin engin mânâ bütünlüğü içindeki analizleri, tarihsel arka planları, nazil olma nedenleri, nerede ve hangi hadiselerin ardından nazil olduğunu detaylı şekilde okurlarının istifadesine sunuyor.
??Âmenerresûlü?? (Bakara Sûresinin Son İki Ayeti 285 - 286), ??Hüvellâhüllezi??(Haşr Sûresinin Son Üç Ayeti 22 ? 23 ? 24), ??Lekad Sadakallah?? (Fetih Sûresi?nin Son Üç Ayeti 27 ? 28 -29) ve ??İnne Li?l-Müttekine?? Ayetleri (Nebe?/Amme Sûresi?nin Son On Ayeti 31 ? 40 ) bir çok hadisin ve ûlemanın tespiti ile tavsiye edildiğinden Müslümanlar tarafından özellikle beş vaktin sonunda okunmaktadır.
Bu ayetlerin okunmasının yanı sıra anlamlarının üzerinde durulmasını da önemli bir işaret olarak gören Prof. Dr. Davut Aydüz, Define Yayınları tarafından yayınlanan akademik çalışmasında ayetlerin anlamlarını ve ihtiva ettiği kıymetleri farklı kaynaklardan beslenerek izah etmeye çalışmış.
Ayetlerin izahında, ilahi mesajın ortaya koyduğu meseleleri ve hadiseleri psikolojik ve sosyolojik açıdan tahlil eden bu kısa tefsir, Efendimiz?in (sallallahu aleyhi ve selem) buyurduğu işaretin ne kadar isabetli olduğunun da bir kez daha altını çizmiş. Bu niyet aynı zamanda ayetlerde geçen birçok kelimenin ve ifadenin akıllarda oluşturduğu soruları da cevaplamaya imkan sağlamış.
Âmenerrasûlü ve Hüvellâhüllezî ayetleri Kur?ân ayetleri içinde neden farklı bir şeref ve kıymete sahiptir?, Esma-i Hüsnâ?yı ezberlemenin faydaları nelerdir?, Fetih Sûresinde kastedilen büyük fetih, Hudeybiye anlaşması mı yoksa Mekke?nin fethi midir?, Peygamberimiz?in(sallallahu aleyhi ve selem) ismet sıfatı olduğu halde Fetih Sûresi?nin ikinci ayetinde geçen ?senin geçmiş ve gelecek kusurların bağışlaması??ne anlama gelmektedir?, Fetih Sûresi?nin günümüz Müslümanlarına vaad ettikleri nelerdir?, Nebe?(Amme) Sûresi?nin insanlık için verdiği mühim haber nedir?, Bediüzzaman, Nebe?(Amme) Sûresi?nin son 10 ayetini ikindi namazından sonra okunmasını neden tavsiye etmiştir?, Bakara Sûresi?nin başı ile sonu arasındaki muhteşem ilişki nedir? gibi bir çok sorunun da izah bulduğu Beş Vakit Dört Aşır isimli kitap okuduğunu anlamak isteyenler için önemli bir eser. | | Samanyolu Haber Son Dakika 04.02.2011 | | | OkuduğunuanlamakisteyenleriçinOkuduğunu anlamak isteyenler için |
|
| Namazlardan sonra neden aşir okunur? | Samanyolu Haber | 02.02.2011 07:32 |  | | Kuran-ı Kerimin her bir sûre ve âyeti büyük bir kıymete sahiptir. Prof. Dr. Davut Aydüz, yatsı namazının akabinde ve yatmadan önce okunan Bakara Sûresinin son iki ayeti (Âmenerrasûlü), sabah ve akşam namazlarından sonra okunan Haşr Sûresinin son üç ayeti (Hüvallâhüllezi), öğle namazından sonra okunan Fetih Sûresinin son üç ayetinin (Lekad Sadakallahü) Müslümanlar için ayrı bir öneme sahip olduğunu söyledi.
Kuran-ı Kerimin her bir sûre ve âyeti büyük bir kıymete sahiptir. Ancak bazı sûre ve âyetler var ki, Kuran-ı Kerim ve Resulullah (sas) onların faziletlerine ayrıca vurgu yapıyor. Özellikle de Hüvallahüllezi, Âmenerrasûlü sevap ve faziletleri fazla olan ayetlerdir. Sakarya Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Davut Aydüz, bunlara ilaveten Lekad Sadakallahü, İnne lil-Müttekîne ayetlerinin de namazlardan sonra okunması gerektiğini söylüyor
Namazlardan sonra okunacak bazı ayetleri, Peygamberimiz (sas) bizzat kendisi tavsiye ediyor. Sabah ve akşam namazlarından sonra Hüvellahüllezi, yatsı namazından sonra da Âmenerrasûlü ayetlerini okumanın faziletlerine dair birçok hadis-i şerif var. Cemaatle kılınan namazlarda da imamlar namazın akabinde genellikle bu ayetleri okur. Namazlardan sonra okunan âyetlere aşir denildiğini ifade eden Aydüz, Âmenerrasûlü ve Hüvellahüllezi ayetlerinin ayrıca namaz dışında da okunması gerektiğini dile getiriyor. Aydüz, Hüvellahüllezi ayetlerinin ölümden başka her derde şifa olduğunu ifade ediyor.
Davut Aydüz, Lekad Sadakallahü ayetinin öğle, İnne lil Müttekîne ayetinin ise ikindi namazından sonra okunması gerektiğini belirtiyor. Aydüz, bu ayetlerin faziletine dair hadis-i şerif nakledilmemiş ise de, sûrenin genelinin fazîletiyle ilgili birçok hadis rivayet edildiğini söylüyor. Ayrıca Bediüzzaman Said Nursi Hazretlerinin bu ayetleri öğle ve ikindi namazlarının akabinde okuduğunu ve tavsiye ettiğini dile getiriyor.
Âmenerrasûlü: Bakara Sûresinin son iki ayeti
Bu iki ayet Miraç hediyesidir. Bakara Sûresinin son iki ayetini geceleyin kim okursa o iki ayet ona kâfi gelir. (Buharî, Fedâilul-Kurân 10)
Peygamber Efendimize (sas) miraçta üç hediye verilmiştir: Beş vakit namaz, Bakara Sûresinin son iki ayeti, ümmetinden Allaha şirk koşmadan ölenlerin büyük günahlarının bağışlanacağı müjdesi. (Müslim, Îman, 279) Allah, arz ve semâvâtı yaratmazdan iki bin yıl önce bir kitap yazdı. O kitaptan iki ayet indirip onlarla Bakara Sûresini sona erdirdi. Bu iki ayet bir evde üç gece okundu mu artık şeytan o eve yaklaşamaz. (Tirmizî, Sevâbul-Kurân 4)
Peygamber Efendimiz (sas), bu âyetteki dualarla dua ettiği zaman, Allah tarafından peki yaptım buyurulmuştur. (Tirmizî, Tefsîrul-Kurân 3)
Hüvallahüllezi: Haşr Sûresinin son üç ayetidir.
Kim sabahleyin üç kere eûzu besmele çektikten sonra Haşr Sûresinin sonundaki üç ayeti okursa, Yüce Allah onun emrine yetmiş bin melek verir. Onlar akşama kadar o kişiye dua ve istiğfar ederler. Eğer o gün ölürse şehit olarak vefat etmiş olur. Her kim de akşam aynı şekilde okursa onun durumu da (sabah okuyan kimsenin ki) gibidir. (Tirmizî, Fedâil, 22)
Allahın İsm-i Azamı (en yüce ismi) Haşr Sûresinin sonundaki altı ayettedir. (Ali el-Müttekî, Kenzul- Ummâl)
Lekad Sadakallâhü: Fetih Sûresinin son 3 ayetidir
Peygamber Efendimiz şöyle buyurmuştur: Bir kimse Fetih Sûresini okursa, Mekke fethinde Resulullah ile beraber bulunmuş gibi sevap kazanmış olur. (Tefsiru Ebussuud).
Hz. Ömer (ra), Resulullahın (sas) şöyle dediğini rivayet eder: Dün gece Bana öyle bir sûre vahyedildi ki o, Benim için, bütün dünyadan ve dünyada olan her şeyden daha sevimlidir. O sûre innâ fetehnâ... sûresidir. (Buharî, Tefsir, 48/1)
İnne lil Müttekîne: Nebe Sûresinin son on ayetidir
Kim Nebe Sûresini okursa, Allah kıyamet gününde ona soğuk bir meşrubat içirir. (Zemahşeri; Beyzavi; Ebussuud)
Kim Nebe Sûresini ikindi namazından sonra okursa Allah onun rızkını genişletir. Ona dünya dağları ağırlığınca iyilikler yazılır. Kıyamet günü Yüce Allah her bir kulunu nurlu kılar. Dünyadan cennetteki makamını görmeden de çıkmaz.
Zeynep Kaçmaz | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.02.2011 | | | Namazlardansonranedenaşirokunur?Namazlardan sonra neden aşir okunur? |
|
| Cevşen halisâne yapılan bir duadır | Samanyolu Haber | 26.01.2011 09:58 |  | | Cevşenin her cümlesinde, her kelimesinde ihlas ve samimiyet vardır. Allahın güzel isimleriyle Ona (CC) yönelmek ve dua etmek gerekir. Cevşen, Efendimizin Cenab-ı Allaha bin bir ismi ile yaptığı münacatıdır. Cevşeni okuyan, Peygamberimizin yaptığı münacatı yapıyor demektir.
Yüce Allah Kuranı Kerimde Esmaül-Hüsna (güzel isimler) Allaha aittir. O halde Ona onlarla dua edin buyurarak en makbul duanın Esmaül-Hüsna ile yapılan dua olduğunu ifade buyuruyor. Kullarını özellikle Esmaül-Hüsna ile dua etmeye davet ediyor. Tevhidi, korumayı, tefekkürü ve hidayeti barındıran Cevşen-i Kebir duası da Cenab-ı Hakkın bin bir ismi ve sıfatını ihtiva ediyor. İlahiyatçı yazar Kenan Demirtaş, Cenab-ı Hakkın Cevşen-i Kebirde geçen isimlerinin Kuranın fezleke cümleleri olduğunu söylüyor.
İmam Gazali Hazretleri, Bediüzzaman Said Nursi Hazretleri gibi büyük zatlar Cevşeni sürekli okumuş ve tavsiye etmiştir. Bediüzzaman Hazretleri Cevşen-i Kebirde yer alan isimlerle Risale-i Nuru yazdığını ve o isimlerin feyziyle Kuranı tefsir ettiğini belirtiyor. Cevşenin fazileti ve sevabının diğer dualara göre daha fazla olduğunu söyleyen Kenan Demirtaş, Rabbimizi de en doğru şekilde tanımayı sağladığını ifade ediyor.
Demirtaş, Kurân-ı Kerîm, bir olayı yahut herhangi bir konuyu anlatırken sonunda Esmâül-Hüsnâdan bir veya birkaç ismi zikreder. O olayın tesadüfen meydana gelmediğini belirtir. Böylece bütün olayları ve konuları Esmâ-i Hüsnânın tecellî kanunlarına bağlar. Veya o olayı öyle anlatır ki, herhangi bir isim belirtmese bile akıl o ismi az bir gayretle bulabilir. Ayetlerin sonlarında isimlerin geçtiği bu özet cümlelere fezleke denir. Cevşende yer alan isimler de Kuranın fezleke cümleleridir. diyor.
Kenan Demirtaş, Cevşenin tercümelerden okunmasına sıcak bakmıyor. Demirtaş, aslından istifade edilecek nur, feyiz ve bereketin asla tercümelerden elde edilemeyeceğine dikkat çekiyor. Tercümelerin o isimlerin ve unvanların ancak kısa mealleri olabileceğini belirten Demirtaş O feyiz, okuyanın aklına ve gönlüne büyük güneşten yansıyan basit bir parıltıdan başka bir şey değildir. Güneşi bırakıp basit bir parıltı ile yetinmek akıl kârı olamaz. Cevşeni her gün düzenli okumalı, Türkçe manasını da anlayarak tefekkür etmeli. Cevşenin bereketinden istifade etmek için arkadaşlarınız arasında da pay edebilirsiniz.
Gümüşhanevî gibi bir büyük veli ve Bedîüzzaman gibi bir sahip-kıran, Cevşeni kabullenip onun vird edinmişlerdir. Cevşenin kaynağındaki kuvvet ve kudsiyete ait başka hiçbir delil ve bürhân olmasa, sadece isimlerini verdiğimiz büyüklerin bu kabullenişleri ve yüz binlerce insanın Cevşene gönülden bağlanıp değer atfetmeleri bile bir değer ifade eder. Cevşenin asgarî vasfı onun halisane yapılmış bir duâ olmasıdır. Onun hangi cümle ve kelimesi ele alınırsa alınsın, damla damla ihlâs ve samimiyet yüklü duâ damlar. Başka hiçbir özelliği bulunmasa, sadece onun bu özelliği bile, Cevşene bir değer ve kıymet atfetmek için yeterli bir sebeptir. Bediüzzaman Hazretleri el-Cevşenül-Kebîre dikkatleri çekmiş ve şu müthiş tespitte bulunmuştur: Cevşen, Kurânın hakikî ve tam bir münacatı, Kurândan çıkan bir hülasasıdır. Cevşen, en hakiki insan-ı kâmil olan Peygamber Efendimizin (aleyhissalatu vesselâm) Allaha bin bir ismiyle yaptığı bir münacattır, ateşten (cehennemden) istiâzedir, sığınmadır. | | Samanyolu Haber Son Dakika 26.01.2011 | | | CevşenhalisâneyapılanbirduadırCevşen halisâne yapılan bir duadır |
|
| Ahkaf Suresi 15-17. ayetlerin tefsiri (3) | Vatan Gazetesi | 20.01.2011 04:54 |  | | |
| Ahkaf Suresi 15-17. ayetlerin tefsiri (2) | Vatan Gazetesi | 19.01.2011 05:01 |  | | |
| Ahkaf Suresi 15-17. ayetlerin tefsiri (1) | Vatan Gazetesi | 18.01.2011 05:00 |  | | |
| Kürtçe'yi Kürtler turist olduğu zaman mı seveceğiz? | Haber7 | 25.12.2010 16:50 |  | | |
| Hıristiyanlar Noel'i kutladı | Posta | 25.12.2010 10:40 |  | | Katoliklerin Hz. İsanın doğuşu olarak kabul ettiği 24 Aralık gecesi, İstiklal Caddesindeki Katolik Sent Antuan Kilisesinde ayinlerle kutlandı
İstiklal Caddesinde bulunan Katolik Sent Antuan Kilisesinde, Katoliklere göre Hz. İsanın doğum günü kabul edilen 24 Aralık gecesi, Noel ayini düzenlendi. İncilden ayetlerin okunduğu ayine, ilahi ve dualarla devam edildi.
Sent Antuan Kilisesinde ki ayine, çok sayıda Türkiyeli Katolik ve turist katıldı. Ayinde temsili bir bebek kullanılarak Hz. İsanın doğuşu canlandırıldı. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircanda Noel gecesinde Sent Antuan Kilisesinde ki ayine katılarak, Katolikleri yalnız bırakmadı.
Ayin çıkışında kısa bir açıklama yapan Demircan: Beyoğlunda her d... | | Posta Ana Sayfa 25.12.2010 | | | HıristiyanlarNoelikutladıHıristiyanlar Noeli kutladı |
|
| Hıristiyanlar Noel'i kutladı | Posta | 25.12.2010 09:47 |  | | Katoliklerin Hz. İsanın doğuşu olarak kabul ettiği 24 Aralık gecesi, İstiklal Caddesindeki Katolik Sent Antuan Kilisesinde ayinlerle kutlandı
İstiklal Caddesinde bulunan Katolik Sent Antuan Kilisesinde, Katoliklere göre Hz. İsanın doğum günü kabul edilen 24 Aralık gecesi, Noel ayini düzenlendi. İncilden ayetlerin okunduğu ayine, ilahi ve dualarla devam edildi.
Sent Antuan Kilisesinde ki ayine, çok sayıda Türkiyeli Katolik ve turist katıldı. Ayinde temsili bir bebek kullanılarak Hz. İsanın doğuşu canlandırıldı. Beyoğlu Belediye Başkanı Ahmet Misbah Demircanda Noel gecesinde Sent Antuan Kilisesinde ki ayine katılarak, Katolikleri yalnız bırakmadı.
Ayin çıkışında kısa bir açıklama yapan Demircan: Beyoğlunda her d... | | Posta Son Dakika 25.12.2010 | | | HıristiyanlarNoelikutladıHıristiyanlar Noeli kutladı |
|
| Risale-i Nur her zaman en çok satanlar arasında | Zaman | 03.12.2010 02:06 |  | | |
| Gülay Ketenci’den Hat sergisi | Milli Gazete | 25.11.2010 12:12 |  | | | Hat sanatçısı Gülay Ketenci, beş karma sergiden sonra ilk kişisel sergisini açtı. Ketenci, hat sanatına hizmet amacıyla bu sergiyi açtığını belirterek, insanların hat sanatını tanıması ve bu sanatın kapısından içeri girmesinin önemli olduğunu kaydetti. Altunizade Kültür Merkezinde düzenlenen sergide 35 eserin bulunduğunu anlatan Ketenci, sergide, sülüs ve nesih çalışmalarının ağırlıkta olduğunu, hadisler ve Kuran-ı Kerimden ayetlerin de yer aldığını ifade etti. 10 yıldır hat sanatıyla uğraştığını belirten Ketenci, 25 Kasıma kadar 09.00-22.00 saatleri arasında açık kalacak sergisine ilgi beklediğini söyledi.... devamı | | Milli Gazete Son Dakika 25.11.2010 | | | GülayKetenci’denHatsergisiGülay Ketenci’den Hat sergisi |
|
| İşte Kabe'nin altın işlemeli örtüsü | Zaman | 09.11.2010 11:59 |  | | |
| Kabe'ye 8 milyon liralık örtü | Haber7 | 09.11.2010 11:12 |  | | | Kabeye giydirilen kisvenin örülmesi için kurulan fabrikada yılda sadece bir örtü dokunabiliyor. 670 kilogram saf ipekten yapılan örtü üzerindeki ayetlerin nakış ipliğine 120 kilogram altın ve gümüş katılıyor. | | Haber7 Son Dakika 09.11.2010 | | | Kabeye8milyonliralıkörtüKabeye 8 milyon liralık örtü |
|
| İşte Kabe'nin altın işlemeli örtüsü | Zaman | 09.11.2010 11:10 |  | | |
| İşte Kabe'nin altın işlemeli örtüsü | Zaman | 09.11.2010 11:08 |  | | |
| İşte Kabe'nin altın işlemeli örtüsü | Zaman | 09.11.2010 11:06 |  | | Kabeye giydirilen kisvenin örülmesi için kurulan fabrikada yılda sadece bir örtü dokunabiliyor. 670 kilogram saf ipekten yapılan örtü üzerindeki ayetlerin nakış ipliğine 120 kilogram altın ve gümüş katılıyor.
Mekkede bulunan Masnaat-ul Kisvede (Örtü fabrikası), Kabenin örtüsü dokunuyor. Suudi Arabistan vatandaşı 70 işçinin çalıştığı fabrikada, yılda sadece bir örtü üretiliyor. Maliyeti 20 milyon Riyal (yaklaşık 8 milyon lira) olan örtü için, 670 kilogram saf ipek, 720 kilogram boya kullanılıyor. | | Zaman Multimedya 09.11.2010 | | | İşteKabeninaltınişlemeliörtüsüİşte Kabenin altın işlemeli örtüsü |
|
| Kabe'ye altın işlemeli örtü | NTV | 09.11.2010 10:48 |  | | Kabeye giydirilen kisvenin örülmesi için kurulan fabrikada yılda sadece bir örtü dokunabiliyor. 670 kilogram saf ipekten yapılan örtü üzerindeki ayetlerin nakış ipliğine 120 kilogram altın ve gümüş katılıyor.
| | NTV Toplum Yaşam 09.11.2010 | | | KabeyealtınişlemeliörtüKabeye altın işlemeli örtü |
|
| İlk yazılan ayetlerin örnekleri - Video | Samanyolu Haber | 07.11.2010 20:21 |  | | Mekke Müzesi hac farizasını yerine getirmek isteyen Müslümanların en çok ilgisini çeken yerlerden biri. Müzede Efendimizin döneminde kullanılan bazı eşyalar sergileniyor. Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir Peygamber Efendimiz, o kutlu dostlarını böyle anlatmıştı. Şimdi Müminler, Efendimiz (SAV) ve ashabının kutsal topraklarda adeta izlerini ararken, o manevi havayı solumaya çalışırken çok özel bir yeri, Mekke müzesini ziyaret edebiliyor.
Müzede Ashab-ı Kiram dönemine ait taş esaslı silahlar, toprak kullanım eşyaları, denizden çıkarılan mercan ve inci örnekleri var. Bunların yanı sıra Kabe-i Muazzamanın Osmanlı döneminden sonra büyütülmesine ilişkin çalışmaların fotoğrafları ve maketleri de burayı ziyaret edenler tarafından görülebiliyor. Müzede en çok ilgi çeken ise ayeti kerime yazılı taş levhalar. Müzenin üst katındaki 7 taş levha üzerine işlenmiş ayet-i kerimelerin büyük bir kısmı harekesiz olarak kufi tarzda yazılmış. Müzeye Özellikle Türkiye ve İrandan gelen hacılar daha çok ilgi gösteriyor. Müzedeki ayetlerin yazıldığı bu taş levhaları görenler kendilerini onların yazıldığı günlerde, adeta Asr-ı Saadet yıllarında gibi hissediyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.11.2010 | | | İlkyazılanayetlerinörnekleri-Videoİlk yazılan ayetlerin örnekleri - Video |
|
| Mekke tarihi Mekke Müzesi'nde sergileniyor | Samanyolu Haber | 07.11.2010 02:26 |  | | Mekke Müzesinde sergilenen, ayetlerin işlendiği orijinal taşlar, turistlerin ilgi odağı oldu. Hac organizasyonunu takip etmek üzere Mekkeye gelen basın mensupları için Diyanet İşleri Başkanlığı yetkililerince Mekke Müzesine gezi düzenlendi. Gazetecilere, müzede sergilenen eserler hakkında mütercimler aracılığıyla bilgi verildi.
Hac dönemi nedeniyle dünyanın dört bir yanından Mekkeye gelen hacı adaylarının yoğun ilgi gösterdiği müze, Mekke kentinin zengin tarihini sergiliyor.
Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış Mekkenin tarihi geçmişine ışık tutan müzede, Kabenin farklı fotoğraf ve minyatürleri yer alıyor. 1950 yılında aşırı yağış nedeniyle Kabenin etrafında biriken su, adeta bir gölü andırıyor. Kabenin etrafında mezheplere göre kurulan çadır fotoğraflarının da bulunduğu müzede, Hazreti Muhammedin mühürüyle Munzir Bin Saviye gönderilen İslamiyete davet mektubunun nüshasına da yer veriliyor.
-TAŞA İŞLENEN VAHİYLER
Zahir Mahallesindeki Mekke Müzesinde, Hicretin 4. yılında vahiy olunan Kuran-ı Kerimin ayetlerinin yazıldığı taşlar ile eski dönemlerden itibaren kullanılan bazı eşya ve sikkeler bulunuyor.
Sahabeler tarafından ayetlerin indirilişinin ardından Kufi Hat sanatıyla işlenen taş ve kemik parçaları, görenleri büyülüyor. Hicri 571 yılından günümüze kadar gelen taşlara, o dönemin imkansızlıklarına rağmen, hat sanatının en güzel örnekleriyle ayetlerin işlenmesi dikkati çekiyor.
En fazla ilgi gören eserler arasında el yazması Kuran-ı Kerim, Hazreti Muhammed döneminden önce Kabenin duvarına asılan 7 şairin yazdığı 7 şiir (Muallakat-ı Seba) yer alıyor.
AA | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.11.2010 | | | MekketarihiMekkeMüzesindesergileniyorMekke tarihi Mekke Müzesinde sergileniyor |
|
| Mekke'nin tarihi sergileniyor | Samanyolu Haber | 06.11.2010 14:42 |  | | Mekke Müzesinde sergilenen, ayetlerin işlendiği orijinal taşlar, turistlerin ilgi odağı oldu. Hac organizasyonunu takip etmek üzere Mekkeye gelen basın mensupları için Diyanet İşleri Başkanlığı yetkililerince Mekke Müzesine gezi düzenlendi. Gazetecilere, müzede sergilenen eserler hakkında mütercimler aracılığıyla bilgi verildi.
Hac dönemi nedeniyle dünyanın dört bir yanından Mekkeye gelen hacı adaylarının yoğun ilgi gösterdiği müze, Mekke kentinin zengin tarihini sergiliyor.
Çok sayıda medeniyete ev sahipliği yapmış Mekkenin tarihi geçmişine ışık tutan müzede, Kabenin farklı fotoğraf ve minyatürleri yer alıyor. 1950 yılında aşırı yağış nedeniyle Kabenin etrafında biriken su, adeta bir gölü andırıyor. Kabenin etrafında mezheplere göre kurulan çadır fotoğraflarının da bulunduğu müzede, Hazreti Muhammedin mühürüyle Munzir Bin Saviye gönderilen İslamiyete davet mektubunun nüshasına da yer veriliyor.
Zahir Mahallesindeki Mekke Müzesinde, Hicretin 4. yılında vahiy olunan Kuran-ı Kerimin ayetlerinin yazıldığı taşlar ile eski dönemlerden itibaren kullanılan bazı eşya ve sikkeler bulunuyor.
Sahabeler tarafından ayetlerin indirilişinin ardından Kufi Hat sanatıyla işlenen taş ve kemik parçaları, görenleri büyülüyor. Hicri 571 yılından günümüze kadar gelen taşlara, o dönemin imkansızlıklarına rağmen, hat sanatının en güzel örnekleriyle ayetlerin işlenmesi dikkati çekiyor.
En fazla ilgi gören eserler arasında el yazması Kuran-ı Kerim, Hazreti Muhammed döneminden önce Kabenin duvarına asılan 7 şairin yazdığı 7 şiir (Muallakat-ı Seba) yer alıyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 06.11.2010 | | | MekkenintarihisergileniyorMekkenin tarihi sergileniyor |
|
| Hacılara, Mekke'nin tarihini öğrenme fırsatı | Haber7 | 06.11.2010 13:48 |  | | |
| Mekke'de ayetli taşlar ! | Haber3 | 06.11.2010 13:36 |  | | |
| Karaman hocanın "Var"ları ve "Yok"ları-12 | Milli Gazete | 16.10.2010 17:05 |  | | | Bir önceki yazıda, yazarları arasında Karaman hocanın da bulunduğu Kuran Yolu isimli tefsirde zina fiiline verilecek ceza üzerinde durulurken Usul zemininde hareket edildiğini gördük. Ayetler arasında nesh, tahsis ilişkisi bulunduğunu, ayetlerin açıklamaya muhtaç kısımlarının Sünnet tarafından açıklandığını... dile getiren ifadelerin bundan başka bir anlamı yoktur.
Dolayısıyla hoca, tutarlı olmak için recm meselesini tartışırken de Usul zemininde hareket etmek durumundadır. Nitekim hocaya sorsanız, Hırsızlık suçunun cezasını düzenleyen 5/el-Mâide, 38 ayetinde geçen es-sâriku ves-sârikatu... ifadesi bütün hırsızları kapsamakta mıdır? diye, size Hayır diyecektir. Sebebini sorduğunuzda da el kesme cezasının uygulanabilmesi için suçta birtakım unsurların bulunması gerektiğini söyleyecektir. Bir başka ifadeyle buradaki erkek hırsız ve kadın hırsız ifadesi umumîdir ve milyarlar çalanı da, topluiğne çalanı da kapsamaktadır. Hırsızlık suçunun hangi hallerde el kesme cezasıyla tecziye edileceği Sünnet tarafından belirlenmiş ve Kuranın bu ayetinin getirdiği mutlak hüküm, belli kayıtlarla takyid edilmiştir.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 16.10.2010 | | | KaramanhocanınVarlarıveYokları-12 Karaman hocanın Varları ve Yokları-12 |
|
| Kur'an ayetleri dışında herşeyi yedi - Video | Samanyolu Haber | 15.10.2010 19:42 |  | | Nijeryada Türk okulunda çalışan bir öğretmenin başına ilginç, bir o kadar da ibretlik bir hadise geldi. Nijeryadan tatil için Türkiyeye gelen öğretmen, 2 ay sonra döndüğünde kitapların tamamını karınca ve güvelerin yediğini görür. Geride sadece bir şey kalmıştır. Kuran-ı Kerime de ilişen karıncalar sayfaları yediği halde ayetlerin yazılı olduğu çerçevenin içine hiç dokunmamıştır.
Hicr suresinin dokuzuncu ayetinde geçen Kuran-ı Kerimi biz indirdik , elbette Onu yine biz koruyacağız hükmünü akıllara getiren ibretlik olay, bilimsel olarak yorumlanmak istendiğinde mürekkebin içindeki bir madde ile Kuranın haşerattan korunmak istendiği söylenebilir. Ancak aynı mürekkeple yazılan sayfa kenarlarındaki süslemeleri karıncaların yemesine rağmen yazılara ilişmemeleri ise oldukça düşündürücü... | | Samanyolu Haber Son Dakika 15.10.2010 | | | Kuranayetleridışındaherşeyiyedi-VideoKuran ayetleri dışında herşeyi yedi - Video |
|
| AHMET KURUCAN - Allah ahkâmı ile hükmetme (2) | Zaman | 07.10.2010 02:09 |  | | |
| Ayetlere göre namazla ilgili 7 gerçek | Haber7 | 27.09.2010 11:22 |  | | |
| Ramazan'da sarayda verilen 'Huzur Dersleri'... | Milli Gazete | 04.09.2010 17:23 |  | | | Osmanlı Devletinde Ramazan ayında Padişah huzurunda gerçekleştirilen derslere Huzur Dersleri denirdi. Bu derslerin içeriği bir nevi Tefsir dersiydi ve mukarrir denilen zamanın tanınmış âlimleri tarafından verilirdi. Kurandan bazı ayetlerin tefsirinin yapıldığı Huzuru Hümayun Dersleri ya da Huzur Derslerinin kaynağını, geçmişini Osman Gaziye kadar götüren araştırmacılar olsa da, asıl Huzur Derslerine resmi bir şekil veren III. Sultan Mustafadır. Sultan Mustafa 1172 ramazanında ulemanın sarayda ders okutmasını irade etmiştir. İlk ders için Fetvâ Emini Ebûbekir Efendi mukarrir, ulemadan Mehmet Efendi, saray hocası Hamid Mehmet Efendi, Şeyhülislâm İdris Efendi, Müellif Mehmet Efendi, Konevî İsmail Efendi muhatap olunmuş idi. Birinci ders olarak Yâ eyyühelllezîne âmenû kûnû kavvamîne bilkıst âyeti okunmuş, Müellif Mehmet ve İdris Efendiler mübahase esnasında mücadeleye kalkışmışlarsa da, mukarrir Ebubekir Efendi tarafından ikisi de ilzam edilmiş idi. Bu usul klasik bir âdet halini aldı. 1180 senesinde ders için on dokuz meclis ve mukarrir ve muhatap olmak üzere yüz yirmi zat intihap olundu. Mukarrirlere sonradan reis denilirken, daha sonraları mukarrir denilmeye başlandı.
Cevdet Paşanın verdiği malûmata göre (Cevdet Tarihi, c. 7, s. 84) bir aralık şiirler yüzünden tezelzüle uğrayan atiyyeler, Sultan Selimin ulemaya meyil ve teveccühlerini izhar ile bu surraları yüzer kuruşa çıkarıldığı gibi Valide Sultan tarafından da başkaca yüzer kuruş ihsan olunuyordu.... devamı | | Milli Gazete Köşe Yazıları 04.09.2010 | | | RamazandasaraydaverilenHuzurDersleri Ramazanda sarayda verilen Huzur Dersleri |
|
| Şeyhlikle suçlanıp işkence gördü | Samanyolu Haber | 27.08.2010 14:31 |  | | Referandum öncesi, 1980 darbesinde yaşanan acı hayat hikayeleri ortaya çıkmaya devam ediyor. Darbe sonrası hayatı kararanlar yaşadıklarını kamuoyu ile paylaşıyor. Ispartalı Hafız Mehmet Ali Ege (66), 12 Eylül darbesi sonrasında, bir gece evinden alınarak Isparta 40. Piyade Tugayına götürüldüğünü ve haftalarca işkenceye maruz kaldığını anlattı. Ege, çektiği eziyetlerin hesabını sormak için referandumda evet diyeceğini söyledi.
Darbe yıllarında, Isparta Müftülüğünde şef olarak görev yaptığını belirten Ege, insanların dinini yaşamasına bile fırsat verilmediğini anlattı. Ege, O günlerde insanların dinini yaşamasında bile çok ciddi sıkıntılar yaşanıyordu. O dönemde açılan küçük bir mescide imam bulunmadığından hem daire şefi hem de imamlık görevimi devam ettiriyordum. Diyanetin gece kurslarında halka Kuran dersleri veriyorduk. Bir gece arkadaşları toplayıp sohbet ediyorduk. Önümde Kuran-ı Kerim vardı, bazı ayetlerin mealini okuyordum. O sırada evi basıp benle birlikte 27 arkadaşımızı alıp askeri tugaya götürdüler. Beni ayrı bir odaya, 26 arkadaşımı başka bir odaya koydular. dedi.
Önce gözlerini, sonrasında ellerini bağlayarak soru sormaya başladıklarını ifade eden Ege, kendisinin şeyhlikle suçlandığını, bunu kabul etmeyince de işkencenin dozunun arttığını anlattı. Ege, şöyle devam etti: Bana kimse böyle bir görev vermedi, ancak verirseniz kabul ederim diyerek olaya biraz esprili yaklaştım. Daha sonra sinirlendiler ve bana dayak atmaya başladılar. Seni öldüreceğiz deyip, yumruk ve tekmelerle işkence yapmaya başladılar. Gözlerim bağlıydı, kim olduklarını göremiyordum. İşkence 45 dakika sürdü. Durumum çok kötüydü o şekilde bırakıp gittiler. İşkencenin bir hafta boyunca sürdüğünü ifade eden Ege, bir ara sakallarının bile çekildiğini anlattı.
Mehmet Ali Ege, bir haftalık işkence sırasında istedikleri şekilde ifade vermeye zorlandığını, bazı devlet büyüklerine küfür etmesini istediklerini ifade ederek, gözü bağlı olduğu halde ifadesinin okunmadan zorla imzalatıldığını kaydetti.
Mahkemeye çıkarak gerçekleri anlattığını, ancak tutuklanarak cezaevine konulduğunu belirten Ege, En sonunda suçsuzluğum anlaşılarak beraat ettim. Ancak bana yapılanlar ömrüm boyunca hafızamdan gitmeyecek. 12 Eylül referandumu bizim için tarihi bir fırsat. Darbecilerden hesap sorma ve kurtulma zamanı. Daha fazla kişisel özgürlük, daha modern bir Türkiye için evet diyeceğim.
Ege, işkence gördüğü tugayın önünden geçerken hadiseyi aynen yaşıyor gibi olduğunu, ürperdiğini anlattı. | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.08.2010 | | | ŞeyhliklesuçlanıpişkencegördüŞeyhlikle suçlanıp işkence gördü |
|
| 5 asırlık tefsir artık Türkçe | Samanyolu Haber | 24.08.2010 16:10 |  | | Osmanlı döneminin önemli uleması, Şeyhulislam Ebussuud Efendinin 5 asır önce yazdığı ve o dönemde İslam dünyasında büyük ses getiren tefsiri Arapçadan Türkçeye çevrilerek Boğaziçi Yayınları arasında çıktı. Kanuni Sultan Süleymanın Şeyhülislamı alim, hukukçu ve tefsirci Ebussuud Efendinin yazdığı, döneminin en önemli eseri kabul edilen Ebussuud Tefsiri, beş asır sonra yayınlandı.Tefsirin Türkçeye çevrilmesiyle ilgili bilgi veren Boğaziçi Yayınları Editörü Gazi Altun, asıl adı İrşad-ı Akl-ı Selim ila Mezayayi Kitab-il Kerim olan ve Türkiyede Ebussuud Tefsiriolarak yayımlanan eserin kültür dünyası için önemli bir kazanım olduğunu söyledi.
Altun, eserin çevirisinin 2003te başladığını ve 2008de tamamlandığını, eserin 6 bin sayfa ve çift renk baskılı olarak 12 ciltlik takım halinde basıldığını belirtti. İslam dünyasının en önemli tefsirinin İstanbulda yızıldığını dile getiren Altun, Ebussuud Efendinin tefsiri kısmen (1.cildi) yazıp oğluyla birlikte Sultan Süleymana gönderdiğini, Sultan Süleymanın da onu kapıda hürmetle karşıladığını ve eseri hazırlayan Şeyhülislamın maaşına iki yüz akçe zam yaptığını, eseri tamamlayınca da yüz akçe daha ilave ettiğini anlattı.
Ebussuud Efendinin 1490 yılında İskilipte doğduğunu, 1574te İstanbulda öldüğünü hatırlatan Altun, Ebussuud Efendinin II.Beyazid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim gibi dört büyük padişahın zamanında yaşadığını, giderek büyüyen bir imparatorluğun hukuki, dini ve manevi meselelerine çare bulmak konumunda olduğunu ifade etti. Altun, Ebussuud Efendinin seksen dört yıllık ömrünü tüm bu meselelere çare bulmak, gerekli hukuki tanzimleri gerçekleştirmek veya sorulan dini suallere cevap teşkil edecek fetvalar vermekle geçtiğini anlatarak, bu fetvalar nedeniyle Ebussuud Efendinin büyük şöhret sahibi olduğunu, otuz seneye yakın süren Şeyhülislamlığının şöhretini daha da pekiştirdiğini ifade etti. Ebussuud Efendinin ceddinin Uluğ Beyin Doğancıbaşıcısı İmameddin Mehmed Kuşçu olduğunu vurgulayan Altun, alimin fiilen seferlere katıldığını, bu nedenle gazi olduğunu ve Budinin fethinde payı bulunduğunu ifade etti.
Altun, Ebussuud Efendinin çok çalışkan bir kişi olduğunu, on binden fazla fetva verdiğini, ünlü Alman şairi Goethenin Ebusuud Efendiden etkilenerek, Doğu-Batı divanını yazdığını anlattı. Eserin Arapça aslından tercüme edildiğini, çok yüksek bir Arapça ve medrese kültürünün zirvesinde oluşmuş eserin tercümesinde azami dikkat gösterildiğini ve en ufak bir mana kaymasının önlenmeye çalışıldığını kaydeden Altun, aradaki 500 yıla yakın bir zamanın koyduğu engellerin kaldırılması, redaksiyonda eserin öğretici ve kolay anlaşılır olması için çalışıldığını belirtti. Altun, bu sebeple önce ayetlerin asıllarının, sonra Latin harfleriyle yazılışlarının, daha sonra da meallerinin verildiğini dile getirerek şöyle konuştu:
Bununla da yetinilmedi ve yorumda ayetlerin hem Latince alfabesiyle asılları ve hem de mealleri tekrar edildi. Böylece biraz Osmanlı Türkçesi bilenlerin ayetlere daha kolay nüfuz etmeleri ve Kuran diline yakınlaşmaları hedeflendi. Öğreticilik vasfını daha da güçlendirmek için ayetler cümlelerine bölünerek ve cümleler ayrı ayrı ele alınarak, yorumları verildi. Böylece Kuran-ı Kerimin anlaşılmasını kolaylaştıracak her şey yapılmış oldu. Eserdeki bazı deyimleri ve terimleri olduğu gibi zikrettik ve manasını da parantez içinde gösterdik.
Gazi Altun, Ebussuud Tefsiriyle grur duyan Kanuninin iki nüsha yazdırarak, Mekke ve Medineye (Haremeyn) gönderilmesini emrettiğini, Arapça yazılan eserin Arap dünyasında da büyük bir itibar kazandığını belirterek, eserin hala İslam aleminde basıldığını ve üniversitelerde ders olarak okutulduğunu söyledi. Ebussuud Efendinin ayetlerin iniş sebeplerini, muhtelif yorumlarını ve başka ayetlerle olan münasebetlerini mükemmel şekilde verdiğini anlatan Altun, yerine göre konuyla ilgili hadisleri ve şiirleri de ihmal etmediğini bunun da esere hem derinlik, hem de edebilik kazandırdığını dile getirdi.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 24.08.2010 | | | 5asırlıktefsirartıkTürkçe5 asırlık tefsir artık Türkçe |
|
| 500 yıl sonra Türkçe'ye çevrildi | Samanyolu Haber | 21.08.2010 10:23 |  | | Ebussuud Efendinin yazdığı, döneminin en önemli eseri olarak kabul edilen Ebussuud Tefsiri beş asır sonra Türkçeye çevrildi. Tefsirin Türkçeye çevrilmesiyle ilgili AA muhabirine bilgi veren Boğaziçi Yayınları Editörü Gazi Altun, asıl adı İrşad-ı Akl-ı Selim ila Mezayayi Kitab-il Kerim olan ve Türkiyede Ebussuud Tefsiriolarak yayımlanan eserin kültür dünyası için önemli bir kazanım olduğunu söyledi.
Altun, eserin çevirisinin 2003te başladığını ve 2008de tamamlandığını, eserin 6 bin sayfa ve çift renk baskılı olarak 12 ciltlik takım halinde basıldığını belirterek, Eser için şöyle bir tabir kullanılmaktadır; Nasıl ki Süleymaniye o devrin, hatta bütün devirlerdeki İslam mimarisinin şaheseridir, bu eser de tefsirlerin şaheseri, tabiri caizse Süleymaniyesidir. Zira nasıl Süleymaniyeyi Kanuni Sultan Süleyman Mimarbaşı Sinana yaptırmışsa, bu eseri de Kanuni Sultan Süleyman, Şeyhülislamı Ebussuud Efendiye yazdırmıştır diye konuştu.
İslam dünyasının en muhteşem camisinin İstanbula kısmet olması gibi, İslam dünyasının en önemli tefsirinin de İstanbula nasip olduğunu dile getiren Altun, Ebussuud Efendinin tefsiri kısmen(1.cildi) yazıp oğluyla birlikte Sultan Süleymana gönderdiğini, Sultan Süleymanın da onu kapıda hürmetle karşıladığını, Kanuninin eseri hazırlayan Şeyhülislamın maaşına iki yüz akçe zam yaptığını, eseri tamamlayınca da yüz akçe daha ilave ettiğini anlattı. Altun, bu eserle gurur duyan Kanuninin iki nüsha yazdırarak, Mekke ve Medineye (Haremeyn) gönderilmesini emrettiğini, Arapça yazılan eserin Arap dünyasında da büyük bir itibar kazandığını belirterek, eserin hala İslam aleminde basıldığını ve üniversitelerde ders olarak okutulduğunu söyledi.
Ebussuud Efendinin ayetlerin iniş sebeplerini, muhtelif yorumlarını ve başka ayetlerle olan münasebetlerini mükemmel şekilde verdiğini anlatan Altun, yerine göre konuyla ilgili hadisleri ve şiirleri de ihmal etmediğini bunun da esere hem derinlik, hem de edebilik kazandırdığını dile getirdi.
Ebussuud Efendinin 1490 yılında İskilipte doğduğunu, 1574te İstanbulda öldüğünü hatırlatan Altun, Ebussuud Efendinin II.Beyazid, Yavuz Sultan Selim, Kanuni Sultan Süleyman ve II. Selim gibi dört büyük padişahın zamanında yaşadığını, giderek büyüyen bir imparatorluğun hukuki, dini ve manevi meselelerine çare bulmak konumunda olduğunu ifade etti.
Altun, Ebussuud Efendinin seksen dört yıllık ömrünü tüm bu meselelere çare bulmak, gerekli hukuki tanzimleri gerçekleştirmek veya sorulan dini suallere cevap teşkil edecek fetvalar vermekle geçtiğini anlatarak, bu fetvalar nedeniyle Ebussuud Efendinin büyük şöhret sahibi olduğunu, otuz seneye yakın süren Şeyhülislamlığının şöhretini daha da pekiştirdiğini ifade etti.
Ebussuud Efendinin ceddinin Uluğ Beyin Doğancıbaşıcısı İmameddin Mehmed Kuşçu olduğunu vurgulayan Altun, alimin fiilen seferlere katıldığını, bu nedenle gazi olduğunu ve Budinin fethinde payı bulunduğunu ifade etti.
Altun, Ebussuud Efendinin çok çalışkan bir kişi olduğunu, on binden fazla fetva verdiğini, ünlü Alman şairi Goethenin Ebusuud Efendiden etkilenerek, Doğu-Batı divanını yazdığını anlattı.
Eserin Arapça aslından tercüme edildiğini, çok yüksek bir Arapça ve medrese kültürünün zirvesinde oluşmuş eserin tercümesinde azami dikkat gösterildiğini ve en ufak bir mana kaymasının önlenmeye çalışıldığını kaydeden Altun, aradaki 500 yıla yakın bir zamanın koyduğu engellerin kaldırılması, redaksiyonda eserin öğretici ve kolay anlaşılır olması için çalışıldığını belirtti.
Altun, bu sebeple önce ayetlerin asıllarının, sonra Latin harfleriyle yazılışlarının, daha sonra da meallerinin verildiğini dile getirerek şöyle konuştu:
Bununla da yetinilmedi ve yorumda ayetlerin hem Latince alfabesiyle asılları ve hem de mealleri tekrar edildi. Böylece biraz Osmanlı Türkçesi bilenlerin ayetlere daha kolay nüfuz etmeleri ve Kuran diline yakınlaşmaları hedeflendi. Öğreticilik vasfını daha da güçlendirmek için ayetler cümlelerine bölünerek ve cümleler ayrı ayrı ele alınarak, yorumları verildi. Böylece Kuran-ı Kerimin anlaşılmasını kolaylaştıracak her şey yapılmış oldu. Eserdeki bazı deyimleri ve terimleri olduğu gibi zikrettik ve manasını da parantez içinde gösterdik.
Altun, mütercim tefsirde isimleri geçen şahısların ölüm ve doğum tarihlerini ve soy isimlerini de ilave ederek kronolojik anlayışı kolay anlaşılır yaptıklarını ve dipnotlar ilave edildiğini aktararak, her sayfaya ayet ve sure numarasının başlıkta konarak verildiğini, böylece zenginleştirilmiş ve güncelleştirilmiş ansiklopedik bir kaynak olarak tefsirin ortaya çıktığını kaydetti. | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.08.2010 | | | 500yılsonraTürkçeyeçevrildi500 yıl sonra Türkçeye çevrildi |
|
| Ayetlerin ve Hadislerin öykülerle izahı | Haber7 | 16.08.2010 14:15 |  | | |
| Hocaefendi'den Teravihin ehemmiyeti | Samanyolu Haber | 06.08.2010 09:42 |  | | Teravihin ehemmiyetine ve ne olduğuna dair Fethullah Gülen Hocaefendiden önemli hatırlatmalar...
Ramazan-ı Şerifin ufuklarımızı nurlandırmasına az kaldı. Hemen her Ramazanda insanların en çok tartıştığı konuların başında teravih namazının kaç rekât olduğu geliyor.
Bir televizyon dizisine, bir futbol maçına ya da daha başka bir aktiviteye saatlerini ayıran insanların teravihi tabiri caizse en az rekâtla geçiştirmeye çalışmaları hem Rabbimize hem de teravihi bize emreden Efendimize karşı ciddi bir nezaketsizlik manasına geliyor. Teravihin ehemmiyetine ve ne olduğuna dair sözü Fethullah Gülen Hocaefendiye bırakmak en uygunu.
Şöyle diyor Hocaefendi: Teravih namazı, sünnet-i müekkededir; orucun değil Ramazan ayının ve vaktin sünnetidir. Onun için, hasta ve yolcu gibi oruç tutmak zorunda olmayanlar için de teravih namazını kılmak sünnettir. Peygamber Efendimiz Ramazanda birkaç gece teravih namazı kıldırmış; daha sonra, teravihte cemaat farz kılınır da Müslümanlar onu edaya güç yetiremezler endişesiyle yalnız kılmayı tercih etmiş; fakat Kim Ramazan namazını (teravih) inanarak ve sevabını Allahtan umarak kılarsa onun geçmiş günahları bağışlanır. diyerek ashabını bu namaza teşvik etmiştir.
Resûl-i Ekrem (aleyhissalatu vesselâm) bir başka hadis-i şeriflerinde teravih namazı kılmanın önemini ve sünnet olduğunu şöyle ifade buyurmuştur: Allah Ramazan ayında oruç tutmanızı farz kıldı. Ben de Ramazan gecelerinde kıyam etmenizi (teravih namazı kılmanızı) sünnetim olarak teşvik ettim. Kim inanarak ve sevabını Allahtan bekleyerek ihlâs ile oruç tutar ve kıyam ederse (teravih namazı kılarsa) günahlarından arınır, annesinden doğduğu günkü gibi tertemiz olur.
Teravih namazının cemaatle kılınması kifaî sünnettir; yani, bir yerleşim yerinde en az bir mecliste cemaatle teravih namazının kılınması gerekir. İki rekâtta bir selâm vererek kılınması en faziletli olanıdır. Aralarda salât u selâm, cevşen-i kebîr, esma-ı ilahî ve hizbul-hasin, hizbul-masun gibi dualar okunabilir.
Günümüzde bazıları Hazreti Aişe validemizden rivayet edilen bir hadisi esas alarak teravih namazının sekiz rekât olduğu üzerinde ısrarla durmaktadırlar. Ne var ki, İbn Abbas (radıyallahu anh) Peygamber Efendimizin Ramazanda yirmi rekât ve vitir kıldırdığını rivayet etmiştir. Dahası, bu hususta sahabe efendilerimizin fiili icması vardır. Nitekim teravih namazı Hanefî, Şafiî, Hanbelî mezheplerine göre yirmi rekâttır. Malikî mezhebinde ise yirmi ve otuz altı rekât olduğu şeklinde iki görüş vardır; yirmi rekât olduğu fikri daha yaygındır. Binaenaleyh, çok yaşlı ve hasta kimseler, sadece sekiz rekâta güç yetirebiliyorlarsa, hiç olmazsa o kadarını eda etmeli; ama gücü ve kuvveti yerinde olan müminler teravih namazını mutlaka yirmi rekât olarak ikame etmelidirler.
Ulema, teravih namazını Kuran-ı Kerîmi en az bir kere hatmederek kılmanın sünnet, birden fazla hatimle ikame etmenin ise bir fazilet olduğunu belirtmişlerdir. Selef-i salihîn, Ramazan boyunca teravihte Kuranın hepsini okumuş veya okuyan birinin arkasında namaz kılmışlardır. Ne var ki, daha sonraki dönemlerde cemaatin durumu nazar-ı itibara alınarak, teravih namazını insanları camiden uzaklaştırmayacak bir şekilde kıldırmanın daha uygun olduğu görüşü ağırlık kazanmıştır.
Teravih namazı kılınırken, ister kısa sureler okunsun isterse de hatim takip edilsin, ayetlerin tertil üzere okunması ve namazın da tadil-i erkâna riayet edilerek kılınması/kıldırılması gerekir. Yoksa yarış yapar gibi çok süratli bir şekilde ayetleri okumak, rükû ve secdeleri verip veriştirmek katiyen doğru değildir. Maalesef, son senelerde halk arasında jet imam tabir edilen kimseler türemiştir; teravih namazının ciddiyetine ve sıhhatine dokunacak manzaralar sergilenmektedir. Müminler, bu hususta temkinli davranmalı; teravih namazında ayetlerin tertil üzere okunmasına ve tadil-i erkânın gözetilmesine dikkat etmelidirler.
Evet, işin ehli noktayı koyuyor. Dolayısıyla teravih kılmamanın ya da sekiz rekâtla iktifa etmenin (yaşlılık ve hastalık haricinde) hiçbir mazereti kalmıyor. Şimdiden Ramazan-ı Şerifinizi tebrik ediyor, en güzel şekilde değerlendirmeye bizleri muvaffak kılmasını Rabb-i Rahîmimizden niyaz ediyorum.
SÜLEYMAN SARGIN - ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 06.08.2010 | | | HocaefendidenTeravihinehemmiyetiHocaefendiden Teravihin ehemmiyeti |
|
| Sırları gösteren Kur'an'daki mucizeler | Samanyolu Haber | 23.07.2010 08:07 |  | | Kuran-ı Kerim, 15 asır önce nazil olmasına rağmen bazı ayetlerinde günümüzde yeni keşfedilen hakikatlerden bahsetmektedir. Kuran-ı Kerim, daha ilk emri olan Okuyla insanları okumaya, ilmî araştırma yapmaya, tefekkür etmeye ve kâinat kitabını okumaya teşvik etmiş, ayrıca pek çok ayetiyle de varlığın sırlarının anlaşılması mevzuunda anahtarlar sunmuştur...
Kuran-ı Kerim, 15 asır önce nazil olmasına rağmen bazı ayetlerinde günümüzde yeni keşfedilen hakikatlerden bahsetmektedir. Böylelikle 0, diğer yönleriyle olduğu gibi bu yönüyle de kendi hakkaniyetini göstermekte, Allahın kelamı olduğunu ispat etmektedir. Birkaç örnek vererek konuyu zihinlere yaklaştırmaya çalışalım:
Ey insanlar! Eğer siz öldükten sonra dirilmekten şüphe ediyorsanız, bilin ki: Biz sizi ilkin topraktan, sonra bir nutfeden, sonra (rahim cidarına) yapışan bir hücreden, sonra esas unsurlarıyla hilkati tamamlanmış ama bütün azalarıyla henüz tamamlanmamış bir çiğnem et görünümünde bir ceninden yarattık ki, kudretimizi size açıkça gösterelim. Dilediğimizi belli bir süreye kadar ana rahminde tutarız. Sonra da sizi bir bebek olarak dünyaya çıkarırız. Sonra güç kuvvet kazanıncaya kadar sizi büyütürüz. İçinizden kimi henüz çocukken vefat ettirilir, kimi de hayatın en perişan (zavallı) biçimine döndürülür. Öyle ki daha önce bildiği şeyleri bilemez hale gelir. Yeri de kupkuru görürsün, ama oraya Biz su indirince çok geçmeden kıpırdanır, kabarır da gözü gönlü açan her güzel çiftten nice nebat bitirir (Hacc, 22/5) Bu ayet, insanların aslı, atası olan Hz. Adem topraktan yaratıldığı için Sizi topraktan yarattık buyurulur.
Ayrıca her insanın bedeninin toprakta bulunan elementlerden teşkil edildiği de kastedilmiş olabilir. Bu ayet ayrıca insanın ana karnında şu safhalardan geçtiğini bildirmektedir.
1. Sperma (nutfe) 2. Alaka: Asılıp tutunan, sülük gibi bir yere yapışan şey demek olup aşılanmış yumurtanın rahim duvarına tutunmasını ifade eder. 3. Muhallaka ve gayrimuhallaka: Yaratılışı kısmen tamamlanmış, kısmen tamamlanmamış bir çiğnem etten, yani uzuvları zaman içinde oluşan canlı, yani embriyo safhası.
Sonra nutfeyi (rahim cidarına) yapışan bir hücreye, bunu da mudgaya, yani bir çiğnem et görünümündeki varlığa, mudgayı kemiklere dönüştürür, sonra da kemiklere et giydirip, derken yeni bir yaratılışa mazhar ederiz. İşte bak da Yüceler Yücesi Allahın ne mükemmel yaratan olduğunu bir düşün! (Müminun, 23/14) ayeti de bunlara ilaveten son olarak iskelet ve iskelete et giydirme, sonra da bir başka yaratılış verme safhalarını da ilave eder.
Bu anlatımlar karşısında, M. Bucaille,Ketih Moore gibi ünlü bilim adamları hayret ve hayranlık duymuşlardır. Zira daha 18. ve 19. asırda bile Avrupada eski hurafeler, bilim çevrelerini etkiliyordu. Oysa Kuranın bu anlatımını, ilerleyen embriyoloji ilmi, günümüzde kesin olarak tespit etmiştir.
Göğü Biz çok sağlam bir şekilde bina ettik, onu genişleten biziz. Çünkü biz, geniş kudret ve hakimiyet sahibiyiz (Zariyat, 51/47) Bu ayet, Allah Teâlânın, kainatın bir kere yaratıp bırakmadığını, bilakis onu devamlı olarak genişlettiğini gösterir. 20. Yüzyılda bulunan kâinatın genişlemesi düşüncesi, alan olarak evrenin sürekli genişlediğini ifade eder. Kuran, 15 asır önce bu uçsuz bucaksız alemin gitgide daha da büyütülüp genişletildiğini ifade etmiş, böylelikle de kainat ile Yaratıcısıarasındaki ilişkiye dikkatleri çekmiştir. Başka bir ayetle konumuza devam edelim:
Hayır! Yıldızların yerleri hakkı için! Eğer anlarsanız bu gerçekten büyük bir yemindir (Vakıa, 56/74, 75) Yıldızların yerleri ifadesi, yıldızların doğduğu ve battığı yerler, dolaştıkları yörüngeler veya vakit vakit inen Kuran ayetleri olarak tefsir edilir. Bazı çağdaş astrofizik uzmanları, bu ayetlerin, kara delik denilen büyük kütleli yıldızların ömürlerini tüketmeleri sonucu meydana gelen farazi gök cisimlerine imada bulunduğunu düşünmektedirler. Örnekleri yer darlığından çoğaltamıyoruz. Bu ve buna benzer daha pek çok konuyu, Efendimiz (sallallahu aleyhi vesellem)in on beş asır önce bilmesine imkan yoktu. Ona bütün bunları talim eden, öğreten birisi vardı. O birisi, Kuran ile konuşan ve insanlara hitap eden Zat, yani Yüce Allah idi.
Hazırlayan: Ali İhsan ER | | Samanyolu Haber Son Dakika 23.07.2010 | | | SırlarıgösterenKurandakimucizelerSırları gösteren Kurandaki mucizeler |
|
| Rabbimiz, hayretimizi artırsın! | Milli Gazete | 09.07.2010 23:00 |  | | | Her hafta Pazar günleri bu sayfada yaptığımız hidayet öyküleri söyleşilerimizi takip eden okurlarımız bilecektir, geçen haftaki hidayet öyküsü söyleşimizi Jinekolog Hatice Kübra Hanımla yapmıştık. İhtida eden Doktor Hatice Kübra, Kuran-ı Kerimin, bebeğin anne karnına düştükten sonraki evrelerini anlatan ayetlerinden çok etkilendiğini bizlerle paylaşmıştı. Belki bu ayetlerin hem Arapçasını hem de Türkçesini biliyor olduğumuzu düşünsek de kullanılan terimlerin ne manalara geldiğini, neden bu kelimelerin seçildiğini çok da bilmediğimizi fark ettik. Bu hafta sizleri hayrette bırakacak bu kelimeler üzerinde duracağız...
Müminun Suresi 12, 13 ve 14. ayetler... devamı | | Milli Gazete Toplum Yaşam 09.07.2010 | | | RabbimizhayretimiziartırsınRabbimiz hayretimizi artırsın |
|
| Rabbimiz, hayretimizi artırsın! | Milli Gazete | 04.07.2010 18:42 |  | | | Her hafta Pazar günleri bu sayfada yaptığımız hidayet öyküleri söyleşilerimizi takip eden okurlarımız bilecektir, geçen haftaki hidayet öyküsü söyleşimizi Jinekolog Hatice Kübra Hanımla yapmıştık. İhtida eden Doktor Hatice Kübra, Kuran-ı Kerimin, bebeğin anne karnına düştükten sonraki evrelerini anlatan ayetlerinden çok etkilendiğini bizlerle paylaşmıştı. Belki bu ayetlerin hem Arapçasını hem de Türkçesini biliyor olduğumuzu düşünsek de kullanılan terimlerin ne manalara geldiğini, neden bu kelimelerin seçildiğini çok da bilmediğimizi fark ettik. Bu hafta sizleri hayrette bırakacak bu kelimeler üzerinde duracağız...
Müminun Suresi 12, 13 ve 14. ayetler... devamı | | Milli Gazete Toplum Yaşam 04.07.2010 | | | RabbimizhayretimiziartırsınRabbimiz hayretimizi artırsın |
|
| Ömrünü insanların ebedî saadetine adadı | Samanyolu Haber | 25.03.2010 12:46 |  | | Bediüzzaman Said Nursi, Hakka yürüyüşünün 50. yılında yâd ediliyor. Ona en çok özlem duyanlar şüphesiz talebeleri. Bediüzzamanın öğrencilerinden Mehmet Fırıncı, İlk gördüğümde kendimi müthiş bir şefkat denizine girmiş gibi hissettim. diyor. Fırıncı, alkol ve uyuşturucunun pençesinde kıvranan gençlerin onun fikirlerine duyulan ihtiyacı gözler önüne serdiğini kaydediyor.
Türkiyenin önemli İslam âlimlerinden Bediüzzaman Said Nursi vefatının 50. yılında dualarla anılıyor. Said Nursinin Bitlisin Hizan ilçesine bağlı İsparit nahiyesinin Nurs köyünde (bugünkü Kepirli) 1876 yılında başlayan hayatı, 23 Mart 1960 tarihinde peygamberler diyarı Şanlıurfada bir otel odasında son bulmuştu. Ömrünü iman ve Kuran hizmetlerine adayan Bediüzzaman geriye 6 bin sayfalık Risale-i Nur külliyatını bıraktı. Kuran-ı Kerimdeki imani hakikatlerle (kelam) ilgili ayetlerin tefsiri olan bu büyük eser, 30un üzerinde dile çevrildi. Bir asırdır geniş kitlelerce okunmaya devam ediyor.
Bediüzzaman yani zamanın dili, eşsizi sıfatıyla anılan Said Nursi; Said-i Meşhur ve Said-i Kürdi gibi isimlerle de biliniyor. Ölümünün üzerinden yarım asır geçti, ancak fikirleri aynı ilgiyle takip ediliyor. Ona en büyük özlem duyanlar şüphesiz şu an hayatta olan talebeleri. Mehmet Kırkıncı, Said Özdemir, Mustafa Sungur, Mehmet Fırıncı (Güleç) ve Abdullah Yeğin bu isimlerden birkaçı. Fırıncı, Üstadı İnsanların ebedi saadetleri için çalışmış ve bu uğurda çırpınmış, hep halkla beraber olmuş şefkat abidesi olarak tanımlıyor.
Bediüzzamanı İstanbulda tanıma fırsatı bulduğunu anlatan Fırıncı, onu ilk gördüğü anı unutamıyor: Üstadı gördüğümde müthiş bir şefkat denizine girmiş gibi hissettim. O bende büyük bir tesir bıraktı. Elini öptüm, o benim başımı öptü o anı unutamıyorum. O engin şefkati bizi kendisine bağlıyordu. Fırıncı, Said Nursiyle son görüşmesini ise şöyle dile getiriyor: Üstadı son kez Piyer Loti Otelinde gördüm. 1959 sonunda İstanbula geldi. Onun gelişini haber alan halk otelin etrafını doldurdu. Alkışlamalar falan olunca Üstad bize kızdı. Bu hareket menfi harekettir, benim tarzım ise müspet harekettir. Katiyen menfi harekete izin yoktur. Bizim hizmetimiz cihad-ı manevidir. Bu zamanda cihad, irşad iledir. İnsanların ebedi saadetine ve asayişe yardım etmek iledir. Başka türlü katiyen olmaz. dedi. Son görüşmemizde çok güzel bir ders vermiş oldu. Üstadın vefatından sonra yaşadığımız sıkıntılı dönemde, onca baskıya rağmen onun emrine uyduk.
Said Nursinin vefat haberini aldığı zamanı aktarırken hüzünlenen Fırıncı, Çok şaşırdık. Çünkü onun hizmet aşkı, koşuşturması, o dinç hali bizi böyle bir düşünceye sevk etmiyordu. diyor. Dönemin Başbakanı Adnan Menderesle görüşmeye gittikleri sırada vefatı radyodan öğrendiğini ifade ediyor: Üstad Urfaya vardıktan sonra Ispartaya geri çevirin diye ısrar edilince ağabeyler bize telefon ettiler. Başbakan Menderes o sırada İstanbulda bulunuyordu. Rica edin Üstad hasta halde bir yere gidemez, müsaade etsinler kalalım diye. Bekir Berk abi ile Park Otele Menderesin yanına gittik. Radyo haberlerinde Said Nursi öldü diye duyunca biz birdenbire sarsıldık. Birbirimize bakakaldık. Bediüzzamansız geçen yarım asrın hüznünü yaşayan Fırıncı, günümüzde alkol ve uyuşturucunun pençesinde çırpınan gençlerin onun fikirlerine duyulan ihtiyacı gözler önüne serdiğini kaydediyor.
ZAMAN
| | Samanyolu Haber Son Dakika 25.03.2010 | | | ÖmrünüinsanlarınebedîsaadetineadadıÖmrünü insanların ebedî saadetine adadı |
|
| Gıybet edeni yanınızda konuşturmayın | Samanyolu Haber | 12.03.2010 07:33 |  | | Sadece rıza-yı İlahiyi tahsil etmek kastıyla salih ameller için toplantı düzenleyip gizlice konuşmak, insanların problemlerini çözme düşüncesiyle istişare yapmak caizdir, hatta mendubdur (dinin yasaklamadığı veya emretmediği bir iş olmakla beraber yapıldığında sevap kazanılan bir ameldir). Aksine, herhangi bir hayra esas teşkil etmeyen bir araya gelmeler, şununla-bununla alakalı fiskos etmeler ve hele gizli cemiyetler kurup karanlık planlar yapmalar müminlerden fersah fersah uzaktır.
Bu tür toplantıların hayra vesile olabilmesi için birr ü takvaya bağlı olarak gerçekleşmesi gerekmektedir. Birr kelimesi, genel itibarıyla iyilik manasında kullanılır. Hadis mecmualarında Kitabul-birri vet-takva unvanıyla fasıllar yer almaktadır. Kitap müellifleri ve hadis ravileri bu fasıllarda iyiliğe dair ne kadar mesele varsa hepsini bir bir saymış; anne-babanın haklarını gözetmekten başkalarına iyilikte bulunmaya, çocukların bakımı ve görümünden komşuları koruyup kollamaya, muhtaçlara yardım etmekten güzel ahlaklı olmaya kadar imanın şubeleri içinde anlatılan yetmiş küsur iyilikle alakalı hadisleri zikretmişlerdir. Dolayısıyla, geniş, bol ve sürekli olan her türlü hayırlı iş ve salih amel birr kategorisinde mütalaa edilmiştir. Takvaya gelince; o, Cenâb-ı Hakkın emirlerine uyup, yasaklarından kaçınmak suretiyle Onun azabından korunma ve rızasına erme gayretidir. Şeriat-ı fıtriye kanunlarına riâyet etmek, sosyal münasebetlerde dikkat edilmesi gereken esasları gözetmek ve duygu-düşüncede, yeme-içmede, hayat tarzında başkalarına benzemekten sakınmak da takvanın çerçevesine dâhil edilmiştir.
GIYBET MECLİSLERİNE İLTİFAT ETMEYİN
Öyle ise, ille de bir gizli görüşme yapacaksanız, bunu mutlaka en geniş manasıyla birr ve takva çerçevesinde yapmalısınız. Biriyle fısıldaşırken, bir arkadaşınızı çekip ona gizli gizli bir şey anlatırken, içtimaî münasebetler açısından bazı kimselerle bir araya gelip görüşürken ya da iman ve Kuran hizmeti adına bazı hususi meselelerin istişaresini yaparken sürekli kalbinize bakmalı, Allahla irtibatınızı kontrol etmeli, meclisinizin birr ü takva üzere devam edip etmediğini gözden geçirmeli ve o necvânın sonuna kadar böyle bir temkinle hareket etmelisiniz. Faydasız fısıltılara girmemeli, mâlâyânî fiskoslara yanaşmamalı ve insanları çekiştirme, gıybet etme, başkalarının kusurlarını sayıp dökme... gibi günahlar işlememe hususunda çok hassas olmalısınız.
Dudu nineler gibi, ona laf yetiştiren, öbürünün gıybetini eden, diğeriyle fiskosa giren ve böylece herkesin yanında herkes hakkında konuşup toplum fertlerinin birbirine düşmesine sebep olan insanlara da fırsat vermemelisiniz. Günah etrafında sürüp giden necvâlara (fısıldaşma) katılmamalı, o şekilde fısıldaşıp duranları dinlememeli, onlara iltifat etmemelisiniz. Dinlemeyin gıybet ehlini ve koğucuları; yanınızda konuşturmayın insanlar arasında laf götürüp getirenleri.. müminleri çekiştiren bir kimse, en azından bir günahkâr, bir mücrim, bir fasık ve bir müfsittir; bu itibarla da, onu dinlemeniz ve onun o müfsidâne sözlerine değer vermeniz, aranızdaki vifak ve ittifakın zarar görmesine ve ilahî teveccühlerden nasipsiz kalmanıza sebep olabilir.
Bilmelisiniz ki, inancı sağlam olmayan bir insanla bile omuz omuza verseniz, vifak ve ittifak ettiğiniz sürece Allah işinize bereket ihsan eder.. ve yine bilmelisiniz ki, -faraza- Hazreti Cebrail, Hazreti Mikail ya da Hazreti İsrafil ile ortaklık kurup iş yapsanız, fakat sonra aranızdaki münasebette az zedelenme olsa, mesela, birbirinize karşı hayalleriniz kirlense, iç şetimlere girseniz, su-i zanda bulunsanız, Allah bereketini alır ve sizin üzerinizden tevfîkini keser.
Evet, üç-beş kişi hususi mahiyette bir araya geldiğinizde, tebliğ ve temsil vazifesinin gereklerini konuşursanız, daha fazla iyilik yapmanın yollarını araştırırsanız; muhtaç talebeye burs bulmayı planlarsanız, kurban himmeti yapıp fakirlerin yardımına koşmanın, mesela dünyanın herhangi bir yerindeki depremzedelere el uzatmanın hesaplarıyla meşgul olursanız; bir öğrenci yurdunun yanına bir yenisini, bir okuldan sonra bir başkasını inşa etmenin fizibilitesiyle uğraşırsanız.. ya da elindeki meşalesiyle dünyanın dört bir yanındaki karanlıkları nura garketme sevdasıyla yollara dökülen karasevdalıların adedini çoğaltma hülyalarıyla oturup kalkarsanız.. işte o zaman makbul ve mendup bir necvâ akdetmiş olursunuz.
Ne var ki, birr ü takvaya bağlı olmayan fısıldaşmalarınız katiyen fiskostan öteye geçmez ve o türlü bir necvâda asla hayır bulunmaz. Ayrıca, umumu alakadar eden meselelerin üç-beş kişi arasında ve hele tenkit nazarıyla fısıldaşılması vahdet-i ruhiyeyi zedeler ve kuvve-i maneviyeyi kırar. O türlü toplantı ve görüşmeler sadece şeytanı ve avenesini memnun eder. Nitekim Cenâb-ı Allah, necvâ ile alakalı ayetlerin devamında, Böyle meşrû olmayan kulisler, müminleri üzüntüye boğmak için şeytan tarafından telkin edilir. Ama Allah dilemedikçe bu onlara asla zarar veremez. Onun için müminler de yalnız Allaha g | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.03.2010 | | | GıybetedeniyanınızdakonuşturmayınGıybet edeni yanınızda konuşturmayın |
|
| Teröristlere cihat ayetleriyle eğitim | En Son Haber | 27.01.2010 08:06 |  | | |
|
| |