Habergec.Com Aranan Kelimeler:bütün köy bu kadar Değerlendirme: 10 / 10 529988
habergec.com
03.09.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bütün köy bu kadar

Çiftçinin yüzde 65’i, kazandığıyla geçinemiyor
Zaman
01.09.2014
02:13
Gezici Araştırma Kuruluşu’nun 26 ilde çiftçiler arasında yaptığı anket, tarım sektörünün zor durumda olduğunu ortaya koydu. Çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini belirtirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi.Mazot, gübre, tohum, ilaç ve işçilik başta olmak üzere birçok girdi fiyatı hızla artan tarım sektörü, geçinememekten şikayetçi. Son yedi yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Gezici araştırma kuruluşunun 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan anketine göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 65’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi.Bu yıl meydana gelen kuraklık, don, dolu gibi felaketler de ürününün büyük bölümünün kaybolmasına yol açtı. Son olarak Gezici Araştırma Kuruluşu’nun yaptığı araştırma da, çiftçinin içinde bulunduğu durumu gözler önüne serdi. 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, 646’sı kadın olmak üzere toplam bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan ankete göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi. Çiftçilerin yüzde 87,60’ı, zorunlu harcamalardan sonra ellerinde para kalmadığını belirtiyor. Ankete katılan bin 292 çiftçiye sorulan, “Ahırlarınızda hayvan sayısı artıyor mu, azalıyor mu?” sorusuna yüzde 72,40’ı ‘azalıyor’ cevabı verirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi. Anketi değerlendiren Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, çiftçinin para kazanamamasının sebeplerini, “Maliyetler yüksek. Mazottan gübreye kadar tarımsal girdiler çok yüksek. Bazen ürettiği para etmeyince tarlada kalıyor.” şeklinde açıklıyor. Maliyetlerin yanı sıra ürününü değerine satamamasının da çiftçiyi zorda bıraktığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaymakçı, “Tarım sektöründe çiftçi değil, aracılar daha çok para kazanıyor. Çiftçi, bütün zorluklara rağmen üretime devam ediyor ancak para kazanamıyor.” diyor. Anketten çıkan sonuca göre çiftçilerin üçte birinin tarımı bırakmak zorunda kaldığını aktaran Prof. Dr. Kaymakçı, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Şu anda çiftçide önemli bir erozyon var. Bu yalnız Türkiye’de değil, dünyada böyle. Ancak dünya bunu gördü ve yeni tedbirler almaya başladı. Birleşmiş Milletler, 2014 yılını Aile Çiftçiliği Yılı ilan etti, çünkü çiftçi, dev kapitalist işletmeler karşısında eriyor. Küçük işletmelerin tasfiyesiyle tarım sektöründe istihdam sorunu ortaya çıkıyor. Küçük çiftçiler tarımı bırakırsa ne olacak? Tarımda kim çalışacak? Bu açıdan küçük ve orta ölçekli işletmelerin tasfiyesi doğru değil. Bunların korunması lazım.” Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk da mazot ve gübre fiyatlarının bitkisel ürün fiyatlarındaki artışın çok üstünde olduğuna dikkat çekerek, bu şartlar altında çiftçinin kazanmasının zor olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Gülçubuk, “Tarımda son yedi sekiz yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum, gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Diğer yandan tarımsal ürün fiyatları, değişmekle birlikte bir iki kat artış gösterdi. Bu hem bitkisel hem de hayvansal ürünler için geçerli. Sonuç, çiftçi ürününü ucuza satıyor, kazanamıyor.” diye konuşuyor. Prof. Dr. Gülçubuk’a göre tarım ürünlerinin tarladan ya da çiftlikten sofraya gelinceye kadar çok halkalı bir pazarlama zincirinden geçmesi de çiftçinin gelirinin azalmasında önemli etken. Zararına da olsa küçük ve orta ölçekli çiftçilerin üretimine devam ettiğini aktaran Prof. Dr. Gülçubuk, mevcut durumu şöyle özetliyor: “Çiftçi pazarlamanın, satışın ilk halkası oluyor, son halkada ortaya çıkan fiyattan ise payını alamıyor. Burada temel varsayım, çiftçimiz yüksek maliyetle üretiyor ve pazarlamada örgütlenemiyor. Bunda doğruluk payı elbette var ama üretim maliyetlerinin, yani girdi fiyatlarının istikrarlı yükseldiği, ürün fiyatlarının ise bunun gerisinde kaldığı bir ortamda çiftçi zaten ne kadar ve nasıl kazanabilir?”
Zaman
Ekonomi
01.09.2014
Çiftçininyüzde65’ikazandığıylageçinemiyorÇiftçinin yüzde 65’i kazandığıyla geçinemiyor
Çiftçinin yüzde 65’i, kazandığıyla geçinemiyor
Zaman
01.09.2014
02:13
Gezici Araştırma Kuruluşu’nun 26 ilde çiftçiler arasında yaptığı anket, tarım sektörünün zor durumda olduğunu ortaya koydu. Çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini belirtirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi.Mazot, gübre, tohum, ilaç ve işçilik başta olmak üzere birçok girdi fiyatı hızla artan tarım sektörü, geçinememekten şikayetçi. Son yedi yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Gezici araştırma kuruluşunun 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan anketine göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 65’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi.Bu yıl meydana gelen kuraklık, don, dolu gibi felaketler de ürününün büyük bölümünün kaybolmasına yol açtı. Son olarak Gezici Araştırma Kuruluşu’nun yaptığı araştırma da, çiftçinin içinde bulunduğu durumu gözler önüne serdi. 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, 646’sı kadın olmak üzere toplam bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan ankete göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi. Çiftçilerin yüzde 87,60’ı, zorunlu harcamalardan sonra ellerinde para kalmadığını belirtiyor. Ankete katılan bin 292 çiftçiye sorulan, “Ahırlarınızda hayvan sayısı artıyor mu, azalıyor mu?” sorusuna yüzde 72,40’ı ‘azalıyor’ cevabı verirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi. Anketi değerlendiren Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, çiftçinin para kazanamamasının sebeplerini, “Maliyetler yüksek. Mazottan gübreye kadar tarımsal girdiler çok yüksek. Bazen ürettiği para etmeyince tarlada kalıyor.” şeklinde açıklıyor. Maliyetlerin yanı sıra ürününü değerine satamamasının da çiftçiyi zorda bıraktığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaymakçı, “Tarım sektöründe çiftçi değil, aracılar daha çok para kazanıyor. Çiftçi, bütün zorluklara rağmen üretime devam ediyor ancak para kazanamıyor.” diyor. Anketten çıkan sonuca göre çiftçilerin üçte birinin tarımı bırakmak zorunda kaldığını aktaran Prof. Dr. Kaymakçı, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Şu anda çiftçide önemli bir erozyon var. Bu yalnız Türkiye’de değil, dünyada böyle. Ancak dünya bunu gördü ve yeni tedbirler almaya başladı. Birleşmiş Milletler, 2014 yılını Aile Çiftçiliği Yılı ilan etti, çünkü çiftçi, dev kapitalist işletmeler karşısında eriyor. Küçük işletmelerin tasfiyesiyle tarım sektöründe istihdam sorunu ortaya çıkıyor. Küçük çiftçiler tarımı bırakırsa ne olacak? Tarımda kim çalışacak? Bu açıdan küçük ve orta ölçekli işletmelerin tasfiyesi doğru değil. Bunların korunması lazım.” Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk da mazot ve gübre fiyatlarının bitkisel ürün fiyatlarındaki artışın çok üstünde olduğuna dikkat çekerek, bu şartlar altında çiftçinin kazanmasının zor olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Gülçubuk, “Tarımda son yedi sekiz yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum, gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Diğer yandan tarımsal ürün fiyatları, değişmekle birlikte bir iki kat artış gösterdi. Bu hem bitkisel hem de hayvansal ürünler için geçerli. Sonuç, çiftçi ürününü ucuza satıyor, kazanamıyor.” diye konuşuyor. Prof. Dr. Gülçubuk’a göre tarım ürünlerinin tarladan ya da çiftlikten sofraya gelinceye kadar çok halkalı bir pazarlama zincirinden geçmesi de çiftçinin gelirinin azalmasında önemli etken. Zararına da olsa küçük ve orta ölçekli çiftçilerin üretimine devam ettiğini aktaran Prof. Dr. Gülçubuk, mevcut durumu şöyle özetliyor: “Çiftçi pazarlamanın, satışın ilk halkası oluyor, son halkada ortaya çıkan fiyattan ise payını alamıyor. Burada temel varsayım, çiftçimiz yüksek maliyetle üretiyor ve pazarlamada örgütlenemiyor. Bunda doğruluk payı elbette var ama üretim maliyetlerinin, yani girdi fiyatlarının istikrarlı yükseldiği, ürün fiyatlarının ise bunun gerisinde kaldığı bir ortamda çiftçi zaten ne kadar ve nasıl kazanabilir?”
Zaman
Ana Sayfa
01.09.2014
Çiftçininyüzde65’ikazandığıylageçinemiyorÇiftçinin yüzde 65’i kazandığıyla geçinemiyor
Çiftçiler, Mardin’e giriş çıkışları kapattı
Zaman
28.08.2014
02:11
Mardin’de çiftçilerin, elektriklerin sık sık kesilmesini protesto gösterileri dün de sürdü.Çiftçiler, Mardin-Şanlıurfa yolundan sonra dün de Mardin-Kızıltepe ve Kızıltepe-Nusaybin yollarını trafiğe kapattı. Saatlerce ulaşıma kapalı olan yolda yüzlerce araç ve vatandaş mahsur kaldı. Mardin Havaalanı yolunun da kapalı olması sebebiyle İstanbul ve Ankara’ya gidecek yolcular mağdur oldu. Çiftçiler, elektrikler verilmediği müddetçe yolu trafiğe açmayacakları tehdidinde bulundu. Jandarma ve polis ise olaylara müdahale etmedi. 1990 yılından beri Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde elektrik sorunu yaşadıklarını belirten çiftçi Hasan Tekin, bunun siyasi bir karar olduğunu ileri sürdü. Tekin, “Hiç kimse bunu gündeme getirmiyor. Kürdistan’da ikinci sınıf muamelesi görüyoruz. Devlet bizi hırsızlığa, arsızlığa teşvik ediyor. Bizi batıya göçe zorluyor. Bu kadar insana yazıktır.” dedi.Yaz boyunca elektrik kesintileri yüzünden zor günler geçirdiklerini belirten Kızıltepe ilçesi Aktepe köy muhtarı İbrahim Uluırmak ise elektriklerin 2 gün daha gelmemesi halinde bütün ekinlerin kuruyacağını ifade etti. Uluırmak, “Biz ekmeğimizin peşindeyiz. Buna artık tahammül edemeyiz. Sonuç alıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.” diye konuştu. Yolda mahsur kalan TIR şoförü Mehmet Ekin de, “Yollar saatlerce kapalı ama kimse açmak için müdahale etmiyor. Burada devlet kalmadı. Çiftçiler de mağdur biz de mağduruz.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Güncel
28.08.2014
ÇiftçilerMardin’e/">Mardin’egirişçıkışlarıkapattıMardin’e-giriş-çıkışları-kapattı/">Çiftçiler Mardin’e giriş çıkışları kapattı
Çiftçiler, Mardin’e giriş çıkışları kapattı
Zaman
28.08.2014
02:03
Mardin’de çiftçilerin, elektriklerin sık sık kesilmesini protesto gösterileri dün de sürdü.Çiftçiler, Mardin-Şanlıurfa yolundan sonra dün de Mardin-Kızıltepe ve Kızıltepe-Nusaybin yollarını trafiğe kapattı. Saatlerce ulaşıma kapalı olan yolda yüzlerce araç ve vatandaş mahsur kaldı. Mardin Havaalanı yolunun da kapalı olması sebebiyle İstanbul ve Ankara’ya gidecek yolcular mağdur oldu. Çiftçiler, elektrikler verilmediği müddetçe yolu trafiğe açmayacakları tehdidinde bulundu. Jandarma ve polis ise olaylara müdahale etmedi. 1990 yılından beri Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde elektrik sorunu yaşadıklarını belirten çiftçi Hasan Tekin, bunun siyasi bir karar olduğunu ileri sürdü. Tekin, “Hiç kimse bunu gündeme getirmiyor. Kürdistan’da ikinci sınıf muamelesi görüyoruz. Devlet bizi hırsızlığa, arsızlığa teşvik ediyor. Bizi batıya göçe zorluyor. Bu kadar insana yazıktır.” dedi.Yaz boyunca elektrik kesintileri yüzünden zor günler geçirdiklerini belirten Kızıltepe ilçesi Aktepe köy muhtarı İbrahim Uluırmak ise elektriklerin 2 gün daha gelmemesi halinde bütün ekinlerin kuruyacağını ifade etti. Uluırmak, “Biz ekmeğimizin peşindeyiz. Buna artık tahammül edemeyiz. Sonuç alıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.” diye konuştu. Yolda mahsur kalan TIR şoförü Mehmet Ekin de, “Yollar saatlerce kapalı ama kimse açmak için müdahale etmiyor. Burada devlet kalmadı. Çiftçiler de mağdur biz de mağduruz.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Ana Sayfa
28.08.2014
ÇiftçilerMardin’e/">Mardin’egirişçıkışlarıkapattıMardin’e-giriş-çıkışları-kapattı/">Çiftçiler Mardin’e giriş çıkışları kapattı
Nevin Halıcı - Akdeniz'in incisi lagos
Zaman
24.08.2014
02:13
Silifke, Mersin arası 1950’li yıllara rastlayan çocukluğumda portakal, limon, muz bahçeleri ile kaplı bir belde idi. Adana’ya giderken bu ağaçlarla kaplı bahçelerin arasından görünen deniz manzarasını seyretmeye doyamazdık.O günden bu yana çok değişti, günümüzde on beş-yirmi kata varan devasa yazlık siteleriyle muz, portakal bahçelerini bırakın denizi bile sitelerin arasından ara ara görebiliyorsunuz. Mersin’le Silifke, binalarla birleşmiş durumda.Bu durum yazlık turizmi diyebileceğimiz bir olayı meydana getiriyor, buna bağlı olarak da yemek ve yiyecek dünyası çok farklı ve bambaşka lezzetleri ortaya çıkarıyor. Bu lezzetler arasında yazlıkçıların baş tercihi yöre balıkları oluyor. Yol boyunca, yöresel sıkma, gözleme, bazlama, ayran mekânları arasında Ali’nin Yeri, Veli’nin Yeri gibi sadece balık veren yerler de bulunuyor. Ancak Mersin-Silifke arasında Narlıkuyu balık lokantalarının toplandığı bir yer olarak öne çıkıyor. Yazlıkçıların hemen hemen hepsi en az bir defa oraya uğramadan evlerine dönemiyor. Çakıl taşlarının mücevher gibi sularda parıldadığı, lokantalarla çevrili koyda, lagos başta olmak üzere, istediğiniz Akdeniz balıklarının nefis tatlarına varabiliyorsunuz. Yeni yeni köy kahvaltıları da veriliyor.Yirmi yıldır, yazlıkta iken uğramadan edemediğimiz Narlıkuyu’daki Kerim Restaurant’ta bu yıl bir sürprizle karşılaştık. Konya Selçuk’tan öğrencimiz olan ve yakında doktora programı almaya başlayacak olan Silifkeli Ali Şen, Kerim’in sahibi olan halası Örgen Canatan’la birlikte çalışıyordu. Yemek konusunda eğitimli birisinin bir lokantada çalışması mekânı farklılaştırmaya yetiyordu. Güzel bir balık ziyafeti kadar sevgili Ali’den aldığımız bilgilerle de donandık.Narlıkuyu’da bütün lokantalar lagos önde olmak üzere Akdeniz balıkları sunuyor, sarımsaklı ve nar ekşili roka, töymekan vb. otlarla yapılan salatalara çeşitli mezeler eşlik ediyor. Yemekten sonra Öğretmenin Yeri’nden gelen nefis lokma tatlılarıyla yemek noktalanıyor.Bizim grup, lagos tercih etti. Lagosla ilgili Ali Şen bakınız neler söyledi: ”Akdeniz’in incisi ve en lezzetli balığı diyebileceğimiz lagos, kendinden küçük her türlü kabuklu, omurgasız deniz ürünlerini yiyerek beslenen etçil bir balıktır; bu nedenle otçul balıklardan daha lezzetlidir. Mayıs, haziran aylarında üreme yapar; bu aylardan sonra her mevsimde yense de kış aylarında daha yağlı ve lezzetli olur. Kaya, kum, pörtlek cinsleri vardır. Kum cinsleri daha çok avlanır. Kaya cinsleri kış aylarında tercih edilir. Kış mevsiminde yağlı olması nedeniyle ızgara yapılabilse de diğer zamanlarda yağda kızartma olarak değerlendirilir.Kılçıksız balık olan lagos, kişi başına 300-400 gram olarak hazırlanır. Kızartma yağı zeytinyağı, ayçiçeği karışımı olmalıdır; çünkü sadece zeytinyağı kullanılırsa balığın lezzetine hâkim olur. Yağ, balığı yutacak ölçüde olmalıdır. Balık tavaya yağ kızgınlaştığında atılmalıdır. Kızarmakta olan yağa biraz un atılır, un hemen dağılırsa kıvamı uygundur. Önemli bir nokta, balığı tavadan alacağımızda altını açıp balığın içine aldığı yağı dışarı atması sağlanmalıdır. Diğer bir nokta suyunu salmaması için balığı tüm olarak ayıklayıp, yıkadıktan sonra dilimlemelidir. Balığı pişirme yapmadan tuzlamaktır; tuzlanan balık suyunu salmaz ve daha lezzetli olur. Yanında sarımsaklı, nar ekşili roka salatası ile servise alınır. Elle yenince tadına doyum olmaz. ”Sevgili okuyucularım, hepinize Narlıkuyu’da lagos yemek nasip olsun dileğiyle, Ali Şen’in lagos tavasını veriyorum. Ağız tadıyla ve mutlulukla kalın.Lagos TavaMALZEMELER: 2 kişilikLagos balığı (600 gr)1 çay kaşığı tuz½ su bardağı tam buğday unu100 ml zeytinyağı150 ml ayçiçeği yağıBeraberinde Roka salatası: Lagosu ayıkla, yıka, ekmek dilimi kes, süzgeçte süzdür, tuzla. Yağı kızdır, balıkları una bula, kızgın yağa balıklar üst üste gelmeyecek şekilde at, ateşi kıs, pişmesine yakın ateşi yükselt, bir dakika sonra fazla pembeleşmeden, içi kurumadan ateşten al.
Zaman
Köşe Yazıları
24.08.2014
NevinHalıcı-AkdenizinincisilagosNevin Halıcı - Akdenizin incisi lagos
Bal gibi şehir kahvaltısı
Zaman
24.08.2014
02:08
Bakır tavalarda ikram edilen sahanda yumurtalar, ambalajlı üçgen peynirler, mini kavanoz reçeller... İşte bunlar hep biz şehirlilere köy diye yutturulan bal gibi market kahvaltıları.Son yıllarda büyük şehirlerde bir ‘köy kahvaltısı’ modasıdır gidiyor. ‘Köyümün havası bile bir başkadır’cılara, hayatında hiç köyde kahvaltı yapmamış, ‘bir köyüm vardı da ben mi gitmedim’ diyen şehirlilere, en önemlisi de işlenmiş gıdalara mesafeli bilinçli tüketicilere güzel bir hizmet. Öyle ya tükettiğimiz peynir, zeytin, süt, yoğurt, yumurta, bal hepsi fabrikasyon. Salatalıklar kof, domatesler ya hormonlu ya GDO’lu. Dahası eskiden ezilen, büzülen, hafiften ekşiyen domatesler bile salça olmaya layıktı. Şimdikileri sıksan suyu çıkmıyor. Sözün özü soframızdaki her şey sahte.E böyle bir durumda biz şehirliler hele de köyümüzden binlerce kilometre uzaktaysak ya da gönül bağı kurduğumuz bir köyümüz aslında hiç olmamışsa, dalından henüz koparılmış çıtır çıtır biberler, koklamaya doyamayacağımız taptaze domatesler, salatalıklar, ‘şekersiz’ bal, halis tereyağı, taze inek sütü ve kaymağını yüzde 100 doğal, her ürünü yöresine ait bir kahvaltıya nasıl hayır diyebilir ya da karşı koyabiliriz ki? şehir kahvaltıları ne kadar ‘köylü’?Peki şehirlerde bir pazar klasiği haline dönüşen köy kahvaltıları gerçekte ne kadar ‘köylü’? Tüm işletmeleri töhmet altında bırakmamak adına istisnalar olabilir diyelim. Ancak geneli maalesef köy kahvaltısından bîhaber. Kafe ve restoranları geçtim, tabelasında köy kahvaltısı yazılı yani sadece kahvaltı hizmeti veren mekânlardaki kahvaltıların bile köydekilerle alakası yok. Bir kere bu mekânların fiziki dokusu köy konseptine çok aykırı. Otoban kenarlarında, betonarme binaların alt katında ya da kaldırım kenarına iliştirilmiş bir şemsiye altında plastik masa ve sandalye ile bahçe havası verilmeye çalışılmış bir mekânda kendinizi ne kadar ‘köy’ ortamında hissedebilirsiniz ki? Cam bardak, porselen tabaklara hiç değinmiyorum bile. Şehirde bu kadarını bulduk da bunmayalım, binayı, kaşık, çatalı mı yiyeceğiz diyebilirsiniz. Makul karşılanabilir. Peki yediklerimiz ne kadar köye özgü, ne kadar yerli? Buna geçmeden köy kahvaltısı nasıl olur, kısaca değinelim. Bölgeye göre farklılık gösterse de 3-4 çeşidi geçmeyen mütevazı sofralardan oluşur köy kahvaltıları. Yıllar önce Konya’nın Bağrıyanık köyünde bunu deneyimlediğimde epey şaşırmıştım doğrusu. Dört gün kaldığım bu Tatar köyünde her gün sadece peynir, tereyağı, ekmek ve çaydan ibaretti soframız. Merkezlerdeki restoran ve kafeleri saymazsak (sofraya konulan ürünler yörelere göre farklılık gösterse de) bütün Anadolu’da aynı tabloya rastlıyoruz. Bu açıdan bakarsak şehirlerde en az 20-25 çeşitten oluşan zengin köy kahvaltılarının hangi köyün kahvaltısı olduğu merak konusu. (Bunca çeşit ancak köy ağasının sofrasında bulunur diyesi geliyor insanın) Hadi diyelim şehirdekiler karma köy kahvaltısı... Örneğin ‘Maraş usulü’ diye pazarlanan kahvaltıda Maraş peyniri dışında hangi ürün Maraş’a özgü ya da oradan gelme? Tulum Erzurum, tereyağı Trabzon, kaymak Afyon, kaşar Kars, pastırma Kayseri’den mi? İstanbul’u baz alacak olursak tüm bunların fabrika çıkışlı marketten alınma ürünler olduğu ortada. (Ambalajlı üçgen peynirler, ‘sevimli’ minik kavanoz reçeller, margarinle yapılan yumurtalar vs.)Anlayacağınız fiyatları 50 ile 60 lira arasında değişen ve köy diye yutturulan sözüm ona kahvaltıların evde marketten alma ürünlerle hazırladıklarınızdan hiçbir farkı yok. Yumurtayı bakır tavada kırdınız mı, yanına bir de hazır yufkadan gözleme yaptınız mı kahvaltınız hık demiş köyden düşmüş olacak, benden söylemesi! ‘Özlediğiniz’, ‘şiir gibi’ o köy kahvaltıları var ya işte onlar aslında köyde bile yoğ!
Zaman
Ana Sayfa
24.08.2014
BalgibişehirkahvaltısıBal gibi şehir kahvaltısı
Toplam "6" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti