Habergec.Com Aranan Kelimeler:bütün köy bu kadar Değerlendirme: 10 / 10 395025
habergec.com
24.04.2014 Perşembe
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bütün köy bu kadar

İmece usulü Kutlu Doğum üç kuşağı bir araya getirdi
Zaman
22.04.2014
02:09
Dağdemirciler köyünün genç imamı, Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle görev yaptığı köyde Peygamber Efendimiz’i (sas) anma programı düzenledi. Kadın-erkek herkesin seferber olduğu programa, komşu köylüler de davet edildi. Köylüler, bu etkinliğin, birlik ve beraberliklerini artırdığını söyledi.Türkiye’nin hemen her yerinde Kutlu Doğum programlarıyla 7’den 70’e herkes Peygamber Efendimiz’i (sas) salatü selamlarla andı. Kimi stadyumlarda kimi de kültür merkezlerinde yapılan bu programlar birbirinden güzel olaylara sahne oldu. Büyük şehirlerde kalabalıkların iştirak ettiği bu etkinlikler, ilçe ve köylerde ise birlik ve beraberliğin kuvvetlenmesine vesile oldu. Bu etkinliklerden birisi de Zonguldak Gökçebey ilçesi Dağdemirciler köyünde gerçekleştirildi. Köyün Demircioğlu Mahallesi camisinin 27 yaşındaki imam-hatibi Seyit Karademir, köyde Kutlu Doğum programının mimarı oldu. Genç imamın önerisiyle başlayan Allah Resulü’nü anma etkinliği için bütün köy sakinleri seferber oldu. Köyün ileri gelenleri muhtar ile birlikte camide hazırlık yaparken, kadınlar da en güzel yemeklerini bu manevi gün için hazırladı. Çocuklar için ise programın son bölümünde, Efendimiz’le ilgili “Dağdemirciler Ona Sevdalı” konulu bilgi yarışması düzenlendi. Dereceye giren öğrencilere çeşitli hediyeler verildi.Kutlu Doğum programı için hazırlanan camide Kur’an-ı Kerim ve ilahiler okundu. İlçe müftüsünün yaptığı konuşma sonrası davetlilere gül dağıtıldı. O’nun hayatını anlatan menkıbeler seslendirildi, salavatlar çekildi. Kadınların Kutlu Doğum’a özel hazırladıkları yemekler misafirlere ikram edildi. Bu yıl ikincisini düzenledikleri Kutlu Doğum etkinliklerini sonraki yıllarda da devam ettirmeyi düşündüklerini aktaran imam Karademir, “Daha evvel görev yaptığım Giresun’da da bu tür etkinlikler hazırlamıştım. Bu köyde de göreve başlayınca ‘Hep ilçe ve büyük şehirlerde kutlanan bu etkinlikleri acaba köyde de yapabilir miyiz?’ diye düşündüm. Sonra muhtar ve ihtiyar heyetiyle görüştüm. Programı iki yıldır yapıyoruz. Kur’an tilaveti, ilahiler, salavatlar ve sohbetlerle devam etti.” ifadelerini kullanıyor. Bütün köylünün bu işte gönüllü görev aldığını belirten genç imam, “Birlik ve beraberlik olunca neler yapılabileceğini gösterdiler. Diğer köylere örnek oldu. Peygamber Efendimiz’in şefaatine nail olmak için ne yapsak azdır. Emeği gençlerden Allah razı olsun.” diyor. Dağdemirciler köyünün 15 yıllık muhtarı Şerafettin Akdemir (63) ise “Sağ olsun köyümüzün hocası böyle bir teklifle geldi. Bizler de muhtarlık heyeti olarak çok mutlu olduk. Peygamberimiz için yapılan her şey güzel olur dedik. Önce köyümüzün hanımları hazırlığa başladı. Bu etkinlikle birlik beraberlik ve kaynaşma sağlandı. Diğer köylere de örnek olacağını düşünüyorum. Çünkü diğer köylerin ileri gelenleri ve muhtarları da davetimize geldi ve çok beğendiler. İnşallah bundan sonra daha güzel etkinlikleri yapacağız.” diye konuşuyor.Köy sakinlerinden 3 çocuk annesi Zeynep Demirci de duygularını “Aramızda birlik beraberlik oldu. Bizler için de iyi oldu. Elbirliğiyle yemekler pişirdik. Elden geldiği kadar böyle uygulamalarda görev almak isteriz. Evde çocuğumuz için bile doğum günü yaparken, Peygamber Efendimiz (sas) için kutlama tertip etmemek olur mu? Onun şefaatine nail olmak için bunları yapıyoruz.” sözleriyle anlatıyor. 2 çocuk annesi Songül Demirel ise köyde 20 bayan olarak bu görevi severek yaptıklarını kaydetti.
Zaman
Sağlık
22.04.2014
İmeceusulüKutluDoğumüçkuşağıbirarayagetirdiİmece usulü Kutlu Doğum üç kuşağı bir araya getirdi
İmece usulü Kutlu Doğum üç kuşağı bir araya getirdi
Zaman
22.04.2014
02:01
Dağdemirciler köyünün genç imamı, Kutlu Doğum Haftası vesilesiyle görev yaptığı köyde Peygamber Efendimiz’i (sas) anma programı düzenledi. Kadın-erkek herkesin seferber olduğu programa, komşu köylüler de davet edildi. Köylüler, bu etkinliğin, birlik ve beraberliklerini artırdığını söyledi.Türkiye’nin hemen her yerinde Kutlu Doğum programlarıyla 7’den 70’e herkes Peygamber Efendimiz’i (sas) salatü selamlarla andı. Kimi stadyumlarda kimi de kültür merkezlerinde yapılan bu programlar birbirinden güzel olaylara sahne oldu. Büyük şehirlerde kalabalıkların iştirak ettiği bu etkinlikler, ilçe ve köylerde ise birlik ve beraberliğin kuvvetlenmesine vesile oldu. Bu etkinliklerden birisi de Zonguldak Gökçebey ilçesi Dağdemirciler köyünde gerçekleştirildi. Köyün Demircioğlu Mahallesi camisinin 27 yaşındaki imam-hatibi Seyit Karademir, köyde Kutlu Doğum programının mimarı oldu. Genç imamın önerisiyle başlayan Allah Resulü’nü anma etkinliği için bütün köy sakinleri seferber oldu. Köyün ileri gelenleri muhtar ile birlikte camide hazırlık yaparken, kadınlar da en güzel yemeklerini bu manevi gün için hazırladı. Çocuklar için ise programın son bölümünde, Efendimiz’le ilgili “Dağdemirciler Ona Sevdalı” konulu bilgi yarışması düzenlendi. Dereceye giren öğrencilere çeşitli hediyeler verildi.Kutlu Doğum programı için hazırlanan camide Kur’an-ı Kerim ve ilahiler okundu. İlçe müftüsünün yaptığı konuşma sonrası davetlilere gül dağıtıldı. O’nun hayatını anlatan menkıbeler seslendirildi, salavatlar çekildi. Kadınların Kutlu Doğum’a özel hazırladıkları yemekler misafirlere ikram edildi. Bu yıl ikincisini düzenledikleri Kutlu Doğum etkinliklerini sonraki yıllarda da devam ettirmeyi düşündüklerini aktaran imam Karademir, “Daha evvel görev yaptığım Giresun’da da bu tür etkinlikler hazırlamıştım. Bu köyde de göreve başlayınca ‘Hep ilçe ve büyük şehirlerde kutlanan bu etkinlikleri acaba köyde de yapabilir miyiz?’ diye düşündüm. Sonra muhtar ve ihtiyar heyetiyle görüştüm. Programı iki yıldır yapıyoruz. Kur’an tilaveti, ilahiler, salavatlar ve sohbetlerle devam etti.” ifadelerini kullanıyor. Bütün köylünün bu işte gönüllü görev aldığını belirten genç imam, “Birlik ve beraberlik olunca neler yapılabileceğini gösterdiler. Diğer köylere örnek oldu. Peygamber Efendimiz’in şefaatine nail olmak için ne yapsak azdır. Emeği gençlerden Allah razı olsun.” diyor. Dağdemirciler köyünün 15 yıllık muhtarı Şerafettin Akdemir (63) ise “Sağ olsun köyümüzün hocası böyle bir teklifle geldi. Bizler de muhtarlık heyeti olarak çok mutlu olduk. Peygamberimiz için yapılan her şey güzel olur dedik. Önce köyümüzün hanımları hazırlığa başladı. Bu etkinlikle birlik beraberlik ve kaynaşma sağlandı. Diğer köylere de örnek olacağını düşünüyorum. Çünkü diğer köylerin ileri gelenleri ve muhtarları da davetimize geldi ve çok beğendiler. İnşallah bundan sonra daha güzel etkinlikleri yapacağız.” diye konuşuyor.Köy sakinlerinden 3 çocuk annesi Zeynep Demirci de duygularını “Aramızda birlik beraberlik oldu. Bizler için de iyi oldu. Elbirliğiyle yemekler pişirdik. Elden geldiği kadar böyle uygulamalarda görev almak isteriz. Evde çocuğumuz için bile doğum günü yaparken, Peygamber Efendimiz (sas) için kutlama tertip etmemek olur mu? Onun şefaatine nail olmak için bunları yapıyoruz.” sözleriyle anlatıyor. 2 çocuk annesi Songül Demirel ise köyde 20 bayan olarak bu görevi severek yaptıklarını kaydetti.
Zaman
Ana Sayfa
22.04.2014
İmeceusulüKutluDoğumüçkuşağıbirarayagetirdiİmece usulü Kutlu Doğum üç kuşağı bir araya getirdi
Abdülhamit Bilici - Siyaseten!
Zaman
15.04.2014
17:49
Ülkemizin normal bir demokrasi ve hukuk devleti olması için verilen mücadele göz kamaştırıcıydı. İfade özgürlüğü, sivil-asker ilişkileri, şeffaflık, yargı bağımsızlığı gibi alanlarda atılan doğru adımlar, Batıda ve İslam dünyasında aynı coşkuyla alkışlanıyordu.Sorunların elbette tamamı çözülmemişti. Daha sivil anayasa bile yapamamıştık ama istikamet doğruydu. Toplumun demokrasi talebi güçlüydü. 12 Eylül referandumuna verilen yüzde 58lik destek bunun göstergesiydi. Farklı toplum kesimleri ilk kez bu çapta yan yana gelmişti. Farklı siyasi çizgilere sahip aydınlar da ilk kez demokrasi cephesinde omuz omuzaydı.Bugün de her türlü zorluğa rağmen birçok aydın demokrasi ve hukuk devleti hedefinde aynı noktada duruyor. Üzücü olan, dün demokrasi mücadelesinde ön safta yer alan kimi isimlerin yaşadığı savrulma. İçeride ve dışarıdaki tüm objektif gözlemciler, Türkiyenin hızla demokrasiden uzaklaştığını, ifade özgürlüğünün, yargı bağımsızlığının gerilediğini, iş dünyası ve medyada farklı düşünenlere baskıların arttığını söylüyor. Ama onlar, tüm dünyanın gördüğü bu kötü gidişatı görmezden geliyor, ilginç tevillerle makul karşılıyor hatta asgari demokratik ilkelere uymayan adımları savunabiliyorlar. Antidemokratik tutumları eleştirmek yerine bunları dile getirenleri hedef alıyorlar. Kimi vatan haini ilan ediliyor, kimi fazla yaşlı, kimi iş takipçisi, kimi paralel. Yanlışları dile getiren Avrupa Birliği yetkilileri bile bundan nasibini alıyor. Kiminin satın alındığı, kiminin kandırıldığı söyleniyor. Hatta Avrupa Birliğinin tarihi sorgulanıyor.Büyük umutlarla ve büyük demokrasi cephesinin desteğiyle çıkarılan, sivil-asker tüm kamu harcamalarının tek kuruşuna kadar etkin denetimini öngören Sayıştay reformu kadük ve işe yaramaz hale getiriliyor. Siyaseten doğru bulup ses çıkarmıyorlar.İhaleye fesat karıştırmanın cezası yarı yarıya indiriliyor, siyaseten doğru bulup eleştirmiyorlar.Ortaya çıkan çarşaf çarşaf belgeler gösterdi ki, 12 Eylül 2010 referandumu ile anayasal suç haline gelmiş olmasına rağmen devletteki herkes fişlenmiş. Ama onlara göre sakıncası yok. Çünkü hukuken doğru olmasa da siyaseten anlaşılabilir.4 bakanın istifasına yol açan büyük çaplı bir yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını yürüten yargıya, demokratik dünyada asla akıldan bile geçirilemeyecek çapta bir müdahale ediliyor. Hakim ve savcıları idare eden kurum fiilen siyasi iktidara bağlı hale getiriliyor. Mahkeme kararları uygulanmıyor. Yargı bağımsızlığı kayboluyor. diyen işadamı hain diye yaftalanıyor. Kararlarından dolayı Anayasa Mahkemesine meydan okunuyor. Gece yarısı bir gazetecinin kapısının kırılması, itiraz ederse savcının da alınmasından söz ediliyor. Yine siyaseten denilerek tüm bunlar normal karşılanıyor.Twitter, YouTube yasaklarıyla Türkiyenin dünyadaki itibarı Kuzey Kore seviyesine düşürülüyor. Bu yasak da siyaseten normal görülüyor.Geçmişte darbe dönemlerinde olduğu gibi toplumsal kesimlere yönelik yalan, karalama, linç kampanyası düzenleniyor. Teşebbüs hürriyeti çerçevesinde açılan işyerlerini kapatmak için yasa çıkarılıyor. Hiçbir suçu olmayan bir özel banka, yalan haberler ve şantajlarla batırılmak isteniyor. Çok sayıda gazete ve televizyon tek elden yönetiliyor gibi yalan haberlerle haftalardır kampanya düzenliyor. Bütün bunlara tek laf etmek yerine siyaseten doğru bulunuyor.Demokratik cephenin Türkiyenin demokratikleşmesi açısından fırsat olarak görüp desteklediği Ergenekon davaları, 17 Aralık yolsuzluk soruşturması başlayınca birden milli orduya kumpas olarak görülüyor. Danıştay katilinden Veli Küçüke herkes salıverildi. Siyaseten doğru denip ses çıkarılmıyor.Medya patronlarının baskı yüzünden telefonda ağladığı, televizyon KJlerinin, gazete manşetlerinin telefonla belirlendiği ortaya çıkıyor. Bir yayın yönetmeni çıkıp baskı altındayız diye itiraf ediyor. Siyaseten bir sakınca görülmüyor.Siyaseten diyerek demokrasi ve hukuk dışı her şeyi normal karşılayacaksak yıllardır 12 Eylülü niye eleştiriyoruz: Ülke kan gölüydü, siyaseten müdahale ettiler. 28 Şubatı niye eleştiriyoruz, irtica hortlamıştı siyaseten dizginlemeye çalıştılar. Fail-i meçhulleri, köy yakmaları, dışkı yedirmeleri niye eleştiriyoruz, ülke bölünüyordu, siyaseten önlemeye çalıştılar. İstiklal mahkemelerini niye eleştiriyoruz, modern bir cumhuriyet için gerekliydi, siyaseten yargıladılar. 1915teki Ermeni dramını niye eleştiriyoruz? Ülke varlık yokluk mücadelesi verirken, siyaseten tedbir aldılar. Kardeş katlini niye eleştiriyoruz? Ülkenin birliği için siyaseten tedbir aldılar…Görüldüğü gibi şayet kriter, hukuk ve demokrasi değilse siyaseten her şeyi savunmak mümkün. Ama böyle bir tavır demokrat aydına ne kadar yakışır?!
Zaman
En Çok Okunan
15.04.2014
AbdülhamitBilici-SiyasetenAbdülhamit Bilici - Siyaseten
Çukurova, MHP dedi
Zaman
31.03.2014
04:22
Çukurova, kıyasıya bir seçim geçirdi. Adana’da AKP ile başa baş yaşanan mücadeleyi MHP göğüsledi. Mersin’de MHP’nin Hatay’da ise CHP’nin adeta satranç hamlesi gibi aday tercihi yapmaları ipi göğüslemelerini sağladı. Hatay’da eski Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in kaybetmesi, AKP açısından prestij kaybı oldu.Gergin bir seçim kampanyasının ardından vatandaş dün sandık başına giderek tercihini yaptı. Çukurova’nın merkezi olarak kabul edilen Adana’da kıran kırana bir seçim çalışması dönemi yaşandı. Her üç partinin de iddialı olması, seçim heyecanını daha da artırdı. Vatandaşın yoğun katılım gösterdiği sandıkta yerel seçim çalışmasına en erken başlayan MHP oldu. Yaklaşık iki yıldır MHP Adana Büyükşehir Belediye başkan adayı olacağını ifade ederek çalışmalarına başlayan Ceyhan Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, köy köy, kasaba kasaba gezerek vatandaşla temas kurdu. 2011 genel seçimlerine kaset darbesiyle giren MHP, kaseti çıkanlardan birinin Adana Milletvekili Recai Yıldırım olmasından dolayı vatandaştan büyük bir tepki görmüş ve oy oranı yüzde 20’ye kadar düşmüştü. Aynı seçimde AKP yüzde 37, CHP ise yüzde 30 aldı. Ancak eskiden beri Adana’da önemli bir tabana sahip olan MHP, Sözlü’nün adaylığı ile toparlanma sürecine girdi. Üç dönemdir üst üste Ceyhan’da belediye başkanlığı yapan Hüseyin Sözlü, adaylığının kesinleşmesi ile kampanyasını erken başlatmış olmanın avantajını yaşadı. Genç ve dinamik yapısı ile diğer adaylara göre daha aktif bir seçim çalışması yapan Sözlü, Aytaç Durak’ın kendisi lehine bağımsız adaylıktan çekilmesi ile biraz daha öne geçti. AK Parti’den istifa eden çok sayıda siyasetçinin MHP’ye katılarak Sözlü’ye destek vermesi, seçilme şansını artırdı. Ayrıca Adana’da BBP adayı Mustafa Şahin ve bağımsız aday Yasin Türkoğlu’nun da yine MHP lehine çekilmesi Sözlü’yü öne çıkardı. Mevcut Belediye Başkan Vekili Zihni Aldırmaz da desteğini Hüseyin Sözlü’ye verdi.CHP ise Çukurova Belediye Başkanı Yıldıray Arıkan’ı büyük şehirde aday gösterdi. Arıkan için de bu sürpriz oldu aslında. Her dönem CHP’nin garanti gördüğü ve açık ara ile aldığı Çukurova yerine büyükşehir adayı yapılması, aslında Arıkan’ı da biraz üzdü. Zira garanti seçileceği bir yerden riskli olan Büyükşehir’e kaydırılması seçim kampanyasına da yansıdı. Biraz daha moralsiz ve motivasyonsuz bir süreç geçirdi CHP, bu nedenle beklenenin altında bir sonuç aldı.Adana’da seçime en şanssız giren taraf AKP oldu. Gaziantep’e Fatma Şahin, Hatay’a Sadullah Ergin’in aday yapılması, Adana’da da önemli bir ismin aday yapılacağına ilişkin beklentiyi üst seviyelere çıkardı. Ancak partinin eski milletvekillerinden Abdullah Torun’un açıklanması, büyük bir hayal kırıklığı meydana getirdi. Heyecan ve hava, yerini hüsrana bıraktı. AKP’de Seyhan, Yüreğir ve Sarıçam’da mevcut belediye başkanlarının da aday yapılmayacağın beklentisi vardı. Ancak onların da yeniden aday gösterilmesi, tam bir sürpriz oldu. Parti içindeki huzursuzluk, il başkanı ve yönetimin istifasına kadar vardı. Ayrıca Recep Tayyip Erdoğan’ın meydanlarda Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’ni hedef alan hakaretamiz ifadeleri de zaman zaman partide toplu istifaların yaşanmasına neden oldu. AKP bütün ümidini HDP ile yapılan gizli ittifaka bağladı. Beklendiği gibi de oldu. HDP’nin de desteği ile AKP büyükşehir yarışında MHP’nin yaklaşık bir puan gerisinden takip etti.MERSİN: Çukurova’nın ikinci büyük kenti ise Mersin’de ise CHP’li Macit Özcan, üç dönemdir belediye başkanı. Büyükşehir olan Mersin’de ilçe ve köylerin oy kullanacak olması, dengeleri değiştirdi. CHP bu seçime de Macit Özcan’la girme kararı aldı. Her ne kadar merkezde CHP güçlü gibi görünse de ilçeler işin içine girdiğinde MHP ön plana çıktı. MHP ise dört dönemdir Tarsus’ta başarılı bir belediye başkanlığı yapan Burhanettin Kocamaz’ı aday yaptı. Yörük ağırlıklı ilçelerde MHP güçlü bir tabana sahip. Pek çok ankette MHP önde çıktı. Hemen arkasından ise CHP geldi. AKP ise ekonomi eski bakanı Zafer Çağlayan’ın yardımcısı Mustafa Sever’i aday gösterdi. Yolsuzluk iddialarına Zafer Çağlayan’ın adının karışması partiye büyük zarar verdi. Mersin’de yarış MHP ile CHP arasında geçti. Mersin’de yüzde 12 civarında oyu olan HDP’nin büyükşehirde AKP’yi desteklediği konuşuldu.HATAY: Hatay’da ise çok daha renkli bir yarışa sahne oldu. AKP, Adalet Bakanı Sadullah Ergin’i aday yaparak büyük bir atak yaptı. Ancak AKP’den seçilmiş mevcut belediye başkanı Dr. Lütfi Savaş’ın CHP’ye geçmesi, AKP için büyük bir yıkım oldu. Hatay’da yarış CHP ile AKP arasında geçti. Halk tarafından sevilen
Zaman
Politika
31.03.2014
ÇukurovaMHPdediÇukurova MHP dedi
Siyasî haritada radikal değişiklik yok
Zaman
31.03.2014
03:08
Türkiye, dün tarihî seçimlerinden birini daha yaşadı. Büyük gerginlik içinde girilen 30 Mart 2014 yerel seçimlerinin sonucunda AKP katıldığı bir seçimi daha birinci parti olarak tamamladı.Sandıkların yüzde 70’inin açıldığı saatlerdeki sonuçlara göre AKP’nin 2011 yılındaki son genel seçimlere göre oy oranı yüzde 50’den yüzde 43’e düştü. Ancak 2009’daki son yerel seçimlere göre oy oranı yüzde 39’dan 43’e yükseldi. Dünkü yerel seçimlerde CHP ve MHP’nin oylarının yükselmesine rağmen tahminleri karşılamadı. Seçimlerde aday olan üç bakandan sadece Gaziantep’te Fatma Şahin ipi önde göğüsledi. İzmir Büyükşehir Belediye başkan adayı Binali Yıldırım ile Hatay Belediye başkan adayı Sadullah Ergin, seçimi kazanamadı. Sonuçlar muhalefet partileri açısından yine hezimet oldu. Yüzde 70’i sayılan oy oranlarına göre CHP, 2009 seçimlerinde aldığı yüzde 23’lük oyunu 25’e, MHP ise yüzde 16’dan yüzde 18’e yükseltti. Yine aynı saat itibarıyla 30 büyükşehir belediyesinin 17’sinde AKP, 8’inde CHP, 3’ünde MHP, 2’isinde ise BDP önde görünüyordu. Mardin’de bağımsız aday Ahmet Türk seçimden başarıyla çıktı. Bunun dışında 31 il belediyesini AKP, 8’ini CHP, 7’sini BDP, 5’ini ise MHP kazandı. AKP’nin 4-5 puanlık artışının yeni büyükşehir olan illerden kaynaklandığı yorumları yapılıyor. Yerel seçimlere ‘Öz Yönetimle Özgür Kimliğe’ sloganıyla giren Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), ülke genelinde oylarını istediği oranda artıramasa da Doğu ve Güneydoğu’da hakimiyetini sürdürdü. Elinde bulundurduğu belediyeleri korumanın yanı sıra Mardin ve Bingöl gibi 2 önemli kenti AK Parti’den aldı. Ahmet Türk, Mardin’de yüzde 53, Hüseyin Olan ise Bitlis’te yüzde 45 oyla başkan seçildi.Çukurova, kıran kıranaÇukurova’nın merkezi olarak kabul edilen Adana’da kıran kırana bir seçim çalışması dönemi yaşandı. Her üç partinin de iddialı olması, seçim heyecanını daha da artırdı. Vatandaşın yoğun katılım gösterdiği sandıkta yerel seçim çalışmasına en erken başlayan MHP oldu. Yaklaşık iki yıldır MHP Adana Büyükşehir Belediye başkan adayı olacağını ifade ederek çalışmalarına başlayan Ceyhan Belediye Başkanı Hüseyin Sözlü, köy köy, kasaba kasaba gezerek vatandaşla temas kurdu. 2011 genel seçimlerine kaset darbesiyle giren MHP, kaseti çıkanlardan birinin Adana Milletvekili Recai Yıldırım olmasından dolayı vatandaştan büyük bir tepki görmüş ve oy oranı yüzde 20’ye kadar düşmüştü. Aynı seçimde AKP yüzde 37, CHP ise yüzde 30 aldı. Ancak eskiden beri Adana’da önemli bir tabana sahip olan MHP, Sözlü’nün adaylığı ile toparlanma sürecine girdi. Üç dönemdir üst üste Ceyhan’da belediye başkanlığı yapan Hüseyin Sözlü, adaylığının kesinleşmesi ile kampanyasını erken başlatmış olmanın avantajını yaşadı. Genç ve dinamik yapısı ile diğer adaylara göre daha aktif bir seçim çalışması yapan Sözlü, Aytaç Durak’ın kendisi lehine bağımsız adaylıktan çekilmesi ile biraz daha öne geçti. AK Parti’den istifa eden çok sayıda siyasetçinin MHP’ye katılarak Sözlü’ye destek vermesi, seçilme şansını artırdı. Ayrıca Adana’da BBP adayı Mustafa Şahin ve bağımsız aday Yasin Türkoğlu’nun da yine MHP lehine çekilmesi Sözlü’yü öne çıkardı. Mevcut Belediye Başkan Vekili Zihni Aldırmaz da desteğini Hüseyin Sözlü’ye verdi. CHP ise Çukurova Belediye Başkanı Yıldıray Arıkan’ı büyük şehirde aday gösterdi. Arıkan için de bu sürpriz oldu aslında. Her dönem CHP’nin garanti gördüğü ve açık ara ile aldığı Çukurova yerine büyükşehir adayı yapılması, aslında Arıkan’ı da biraz üzdü. Zira garanti seçileceği bir yerden riskli olan Büyükşehir’e kaydırılması seçim kampanyasına da yansıdı. Biraz daha moralsiz ve motivasyonsuz bir süreç geçirdi CHP, bu nedenle beklenenin altında bir sonuç aldı. Adana’da seçime en şanssız giren taraf AKP oldu. Gaziantep’e Fatma Şahin, Hatay’a Sadullah Ergin’in aday yapılması, Adana’da da önemli bir ismin aday yapılacağına ilişkin beklentiyi üst seviyelere çıkardı. Ancak partinin eski milletvekillerinden Abdullah Torun’un açıklanması, büyük bir hayal kırıklığı meydana getirdi. Heyecan ve hava, yerini hüsrana bıraktı. AKP’de Seyhan, Yüreğir ve Sarıçam’da mevcut belediye başkanlarının da aday yapılmayacağın beklentisi vardı. Ancak onların da yeniden aday gösterilmesi, tam bir sürpriz oldu. Parti içindeki huzursuzluk, il başkanı ve yönetimin istifasına kadar vardı. Ayrıca Recep Tayyip Erdoğan’ın meydanlarda Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’ni hedef alan hakaretamiz ifadeleri de zaman zaman partide toplu istifaların yaşanmasına neden oldu. AKP bütün ümidini HDP ile yapılan gizli ittifaka bağladı. Beklen
Zaman
Ana Sayfa
31.03.2014
SiyasîharitadaradikaldeğişiklikyokSiyasî haritada radikal değişiklik yok
Herkes bizi kardeş sanıyor
Zaman
30.03.2014
03:01
Sinan Bengier ile Ayberk Atilla’nın yıllardır yediği içtiği ayrı düşmüyor. Hayata, sanata bakış açıları, hobileri, güldükleri, kızdıkları şeyler aynı. Biraraya getirdiğimiz iki komşunun anlatacak bir hayli hikâyesi var.20 yıldan fazla süredir beraber Sinan Bengier ve Ayberk Atilla. Oyunlarıyla Anadolu’yu dolaşıyor, aynı odada kalıp aynı kaptan yemek yiyorlar. İstanbul Anadolu yakasında komşu olan ikili, birbirine danışmanlık yapıyor. Ellerine proje geldiğinde ilk yaptıkları iş, birbirlerini aramak. Kiminle sahneye çıkılır, hangi yapımcıya güvenilir, istişare ediyorlar. O kadar yakınlar ki, çoğu kimse onları kardeş sanıyor. Ortak hobilere, benzer huylara, sanat görüşlerine sahipler. İkilinin, tanışma hikâyelerinden turne maceralarına keyifli-sıcak birçok anlatacağı var.Tanışma hikâyenizden başlayalım. İki kafadar ne zaman, nasıl bir araya geldi?Sinan Bengier:Tanışmayı, aynı ekipte bulunmayı istediğim bir isimdi Ayberk. Dış görüntümüzü, tarzımızı çok benzetiyor, kardeş sanıyorlardı. Tanıştıktan sonra işin suyu çıktı. Ben bir yere girince arkaya bakıyorlar, ekürin nerede diye.Ayberk Atilla:Tanışıklığımız BKM’ye dayanıyor. 90’lı yılların ortası. O günden beri beraberiz.S.B.: Ama iyi oldu, şikâyetçi değiliz. Çok eğleniyoruz sahnede, dışarıda.İlk oyununuzu hatırlıyor musunuz?S.B.:Bir Demet Tiyatro. Sonrası Haroşa Hayatlar, İşte Budur... 3-4 dakikalık sahneleri 20-25 dakikaya çıkarıyoruz. İkimiz de tuluata çok yakınız, gözlerden her şeyi anlıyoruz. Söylemeden yüzde gülümseme başlıyor.A.A.:Çok uzun turneler yaptık, 24 saat beraberdik. Anadolu’yu köy kasaba dolaştık, sınırlarda sahneye çıktık. Ceylanpınar’da bildiğin tel örgülerin orada oynadık.S.B.:Herife, ‘Irak nerede?’ diye soruyoruz. ‘Suyun öbür yanı,’ diyor. ‘Bizim bayrak bir buçuk kilometre ötede ne arıyor,’ diyorum. Irak bir şey demiyor, ‘ova daha rahat göründüğü için bizimkiler orayı karakol yaptı,’ diyor. Çok matrak.Turnelerde aynı odada mı kalırsınız? Yoksa...A.A.:Aynı odada kalırız. Kahve, çay makinelerimiz hep yanımızdadır. İkimiz de erken kalkıyoruz. Sinan, turneye arabayla gider. Diyelim ki Antep’tesin, oradan Adana’ya geçeceksin. Öğlen hareket ettiğin için şehri göremiyorsun. Biz şehri gezer, öyle geçeriz.S.B.:Zamanla ‘aaa çok iyiymiş’ deyip bütün ekip bize katılmaya başladı. Binnur Kaya, Neslihan Yeldan, Demet Akbağ… Yaz turnesindeyiz. Üç gün Antalya, üç gün Bodrum, İzmir… Kalkıyorsun, öğlene kadar insanların uyanmasını bekliyorsun. Ne bekleyeceksin? Kendi arabamız var. İkimiz de çay meraklısıyız, yolda gözlemeci görünce giriyoruz. On kilometre arayla bütün benzincilere uğrayarak seyahat ediyoruz. İnsanlar birde içmeye gidiyor. İkimiz de alkol almıyoruz. Kalkıyor, o dürümcü senin, bu çaycı benim geziyoruz.A.A.: Bir de öyle bir şey var, içmediğimize inanmıyorlar. Tiyatrocusun ya, bohem yaşayacaksın, kazandığını o gece harcayacaksın. Yok öyle bir şey.Sanat dünyasından çok az dost çıkar. İyi bulmuşsunuz birbirinizi...A.A.:Sanatçılar birbirini tutar falan derler ya yalan. Onlar kadar kıskanç, birbirini çekemeyen yok. Sanatçılar birbirinin gözünü oyar. Maalesef… Allah’a şükür dostluğumuz iyi.S.B.:Senelerdir tiyatronun içinde olmamızın payı büyük. Usta-çırak ilişkisiyle yetişen bir kuşağız. Şimdi elimizi uzattığımız çocuklar, ‘ne haber moruk?’ diyor. Kıymet bilen çok az genç var.İkiniz de yakın zamanda sağlık sorunu yaşadınız. Birbirinize refakatçilik yapmışsınızdır...S.B.:Tabii ki. Ben Antalya’daydım, o burada. Güneydoğu’da yağlı yemek yemekten damarlarım tıkanmış. İyi yemişiz maşallah. Benimki çok acil oldu, elinde kahve fincanıyla hastaneye geldi.A.A.:Sen şanslıydın, hastanenin yakınında fenalaştın. Uzak olsaydı, gitmiştin.S.B.: O gün Erzincan’dan geldik. Yolda ne bir ev vardı, ne bir benzinlik. Kapkaranlıktı... Allah korudu.Çok arayıp soran olmamış galiba...A.A.:Yoğun bakımdaydım, hatırlamıyorum. Sinan, ‘Ayberk kalp krizi geçirdi. Bacakları güzel olmadığı için magazinde yer almadı?’ demiş. Gazetede çıktıktan sonra birçok kişi aradı, sağ olsun.S.B.:Çok kolay yaklaşılan adamlarız biz. ‘Ne yapıyorsunuz la burada,’ diye konuşanlar oluyor.A.A.:İşimizi halk için yapıyoruz, niye uzaklaşalım ki? Minibüse biniyor, çarşı pazar geziyor, çay bahçelerinde oturuyoruz. Sinan’ı görünce sizi bir yerden tanıyorum, diyorlar. ‘Ben size her hafta tüp getiriyorum,’ diyor o da. Sonradan işin rengini anlıyorlar.S.B.:‘Bir dükkâna giriyor, bize çay ısmarlamazsanız mirasımız size kalacak,’ diyoruz. Öyle sıcak muhabbetlerimiz oluyor.Aranızdan kara kedi geçti mi hiç?A.A.:Oluyor. Üstüne basıp öldürüyoruz.S.B.: Tiyatroyla ilgili oldu. Bu yaştan sonra ne dost bulabilirsin, ne arkadaş. Her ha
Zaman
Ana Sayfa
30.03.2014
HerkesbizikardeşsanıyorHerkes bizi kardeş sanıyor
Tiyatronun sıra dışı teyzesi
Zaman
27.03.2014
02:19
Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nun kurucusu, oyun yazarı ve oyuncusu Ümmiye Koçak, köy kadınlarının sesini tiyatro ile duyurduğu için, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla Sabancı Vakfı tarafından gerçekleştirilen “Fark Yaratanlar” projesi kapsamında haftanın ismi seçildi. Koçak ile 45 yaşından sonra tanıştığı tiyatro macerasını konuştuk.Ümmiye Koçak, 45 yaşına kadar hiç tiyatro izlememiş. Hatta kendi ifadesiyle tiyatronun t’sinden bile haberi yokmuş. Ta ki 2000 yılına kadar... Bir gün köylerine bir tiyatro topluluğu gelir ve Ümmiye Hanım’ın hayatı değişir: “Tarsus Şehir Tiyatrosu köyümüze gelmişti, onları izledikten sonra yanlarına gittim. Adınız ne yavrum, diye sordum. Bana “Teyze benim adım Ali” dedi. “Kurban olduğum, az önce Veli’ydin” dedim, çocuklar güldü. ‘Teyze o benim rol ismim’ dedi. Ben de o gece eve gidince sabaha kadar çocukların oyununu kafamda canlandırdım. Kendi kendime, Ümmiye kızım, biz de bu çocuklar gibi tiyatro oynasak biz de sesimizi Mersin’e duyururuz, dedim.” O günden sonra Ümmiye Hanım, tiyatro yapmanın yolunu aramaya koyulur. Aslında anlatacak çok şey vardır, konu sıkıntısı yoktur, etrafında anlatacak çok şey vardır. “Ayşe arkadaşım kaynanasıyla yaşadığı sıkıntıları, Fatma arkadaşım da kocasıyla yaşadığı sıkıntıları anlatırken utanıyor ve başkasınınmış gibi anlatıyordu. Ben de o zaman bu çocuklar gibi bir tiyatro oyunu yazmalıyım, arkadaşlarımın yaşadıklarını başka isimlerle onlara oynatırım dedim. O zaman da kocaları yanlışlarını görür ve kendilerini düzeltirler diye düşündüm.” Eşi ve çocuklarının tam desteğiyle yola koyulur Ümmiye Koçak, ancak çevreden çok fazla olumsuz tepki alır. Bütün bu tepkilerin geleceğini bekliyor ve yapılmamış bir şeyi gerçekleştirmenin zorluklarını biliyordur. Bu yüzden ne ‘artist mi olacağız’, ne de ‘dedikodu olur’ gibi sözler onu yolundan döndüremez. Aksine o, yılmayıp sabırla anlatmaya devam eder. 40 yıllık arkadaşlarına, komşularına, eşine dostuna bir çağrıda bulunur. “Bakın kızlar” der, “yıllardır bağ bahçede çalışıyorsunuz, yıllardır dağdan eşekle odun getiriyorsunuz, evinizin işini ihmal etmiyorsunuz, peki bunun karşısında size hiç ‘Eline sağlık hanım, sağ ol gelin’ diyen oldu mu? ‘Yok valla, kimse demedi’ dediler. Ben de onlara ‘O günkü çocuklar gibi biz de bunları sahnede yapalım o zaman belki bizi takdir edip alkışlarlar’ dedim.” Kadınlar böylece ikna olur, fakat bu defa da sıra onların eşlerini ikna etmeye gelir. Ümmiye Hanım yedi yol arkadaşı bulabilmek için 40 kapı çalar, argo kelimelerle ona hakaret edenler de çıkar bu kapılarda, “Tiyatro size mi kaldı?!” diyerek kapıdan gönderenler de. Yılmadan devam eden çabası sayesinde Koçak, 2001 yılında Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kurmayı başarır. Çevre bilinci, kadına ve çocuklara yönelik şiddet gibi toplumsal meseleler, topluluğun öncelikli konuları. Hatta Ümmiye Koçak, tiyatro oyunlarının yanında kadına yönelik şiddeti ele aldığı bir film de çekti. “Yün Bebek” adlı filmin senaryosunu yazabilmek için Mersin Sinema Derneği’nden örnek bir senaryoyu yaklaşık yüz kere okuyup senaryosunu da neredeyse yirmi kez baştan yazar. Bu çabası da geçen yıl, her ne kadar imkansızlıklar nedeniyle ödülünü almaya gidemese de, New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülüyle karşılık bulur. Topluluk, kurulduğu günden bu yana geçen 13 yıllık süreçte 10’u aşkın tiyatro oyunu ve bir sinema filmini hayata geçirdi. Ümmiye Koçak, geldikleri noktayı şu sözlerle özetliyor: “İlk başladığımda da annelerin, çocukların tiyatro yolu ile bilinçlenip eğitilebileceğine inandım. Hâlâ da aynı inançtayım. Bağırarak, kalp kırarak, zorla, şiddetle hiçbir şey olmaz. İyi ve güzel şeyleri büyüklere de, küçüklere de tiyatro ile anlatmaya çalışıyoruz. Daha geniş kitlelere ulaşmak için gece gündüz çalışıyoruz.”
Zaman
Kültür
27.03.2014
TiyatronunsıradışıteyzesiTiyatronun sıra dışı teyzesi
Tiyatronun sıra dışı teyzesi
Zaman
27.03.2014
02:07
Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nun kurucusu, oyun yazarı ve oyuncusu Ümmiye Koçak, köy kadınlarının sesini tiyatro ile duyurduğu için, 27 Mart Dünya Tiyatro Günü dolayısıyla Sabancı Vakfı tarafından gerçekleştirilen “Fark Yaratanlar” projesi kapsamında haftanın ismi seçildi. Koçak ile 45 yaşından sonra tanıştığı tiyatro macerasını konuştuk.Ümmiye Koçak, 45 yaşına kadar hiç tiyatro izlememiş. Hatta kendi ifadesiyle tiyatronun t’sinden bile haberi yokmuş. Ta ki 2000 yılına kadar... Bir gün köylerine bir tiyatro topluluğu gelir ve Ümmiye Hanım’ın hayatı değişir: “Tarsus Şehir Tiyatrosu köyümüze gelmişti, onları izledikten sonra yanlarına gittim. Adınız ne yavrum, diye sordum. Bana “Teyze benim adım Ali” dedi. “Kurban olduğum, az önce Veli’ydin” dedim, çocuklar güldü. ‘Teyze o benim rol ismim’ dedi. Ben de o gece eve gidince sabaha kadar çocukların oyununu kafamda canlandırdım. Kendi kendime, Ümmiye kızım, biz de bu çocuklar gibi tiyatro oynasak biz de sesimizi Mersin’e duyururuz, dedim.” O günden sonra Ümmiye Hanım, tiyatro yapmanın yolunu aramaya koyulur. Aslında anlatacak çok şey vardır, konu sıkıntısı yoktur, etrafında anlatacak çok şey vardır. “Ayşe arkadaşım kaynanasıyla yaşadığı sıkıntıları, Fatma arkadaşım da kocasıyla yaşadığı sıkıntıları anlatırken utanıyor ve başkasınınmış gibi anlatıyordu. Ben de o zaman bu çocuklar gibi bir tiyatro oyunu yazmalıyım, arkadaşlarımın yaşadıklarını başka isimlerle onlara oynatırım dedim. O zaman da kocaları yanlışlarını görür ve kendilerini düzeltirler diye düşündüm.” Eşi ve çocuklarının tam desteğiyle yola koyulur Ümmiye Koçak, ancak çevreden çok fazla olumsuz tepki alır. Bütün bu tepkilerin geleceğini bekliyor ve yapılmamış bir şeyi gerçekleştirmenin zorluklarını biliyordur. Bu yüzden ne ‘artist mi olacağız’, ne de ‘dedikodu olur’ gibi sözler onu yolundan döndüremez. Aksine o, yılmayıp sabırla anlatmaya devam eder. 40 yıllık arkadaşlarına, komşularına, eşine dostuna bir çağrıda bulunur. “Bakın kızlar” der, “yıllardır bağ bahçede çalışıyorsunuz, yıllardır dağdan eşekle odun getiriyorsunuz, evinizin işini ihmal etmiyorsunuz, peki bunun karşısında size hiç ‘Eline sağlık hanım, sağ ol gelin’ diyen oldu mu? ‘Yok valla, kimse demedi’ dediler. Ben de onlara ‘O günkü çocuklar gibi biz de bunları sahnede yapalım o zaman belki bizi takdir edip alkışlarlar’ dedim.” Kadınlar böylece ikna olur, fakat bu defa da sıra onların eşlerini ikna etmeye gelir. Ümmiye Hanım yedi yol arkadaşı bulabilmek için 40 kapı çalar, argo kelimelerle ona hakaret edenler de çıkar bu kapılarda, “Tiyatro size mi kaldı?!” diyerek kapıdan gönderenler de. Yılmadan devam eden çabası sayesinde Koçak, 2001 yılında Arslanköy Kadınlar Tiyatro Topluluğu’nu kurmayı başarır. Çevre bilinci, kadına ve çocuklara yönelik şiddet gibi toplumsal meseleler, topluluğun öncelikli konuları. Hatta Ümmiye Koçak, tiyatro oyunlarının yanında kadına yönelik şiddeti ele aldığı bir film de çekti. “Yün Bebek” adlı filmin senaryosunu yazabilmek için Mersin Sinema Derneği’nden örnek bir senaryoyu yaklaşık yüz kere okuyup senaryosunu da neredeyse yirmi kez baştan yazar. Bu çabası da geçen yıl, her ne kadar imkansızlıklar nedeniyle ödülünü almaya gidemese de, New York Avrasya Film Festivali’nde “Sinemada en iyi Avrasyalı Kadın Sanatçı” ödülüyle karşılık bulur. Topluluk, kurulduğu günden bu yana geçen 13 yıllık süreçte 10’u aşkın tiyatro oyunu ve bir sinema filmini hayata geçirdi. Ümmiye Koçak, geldikleri noktayı şu sözlerle özetliyor: “İlk başladığımda da annelerin, çocukların tiyatro yolu ile bilinçlenip eğitilebileceğine inandım. Hâlâ da aynı inançtayım. Bağırarak, kalp kırarak, zorla, şiddetle hiçbir şey olmaz. İyi ve güzel şeyleri büyüklere de, küçüklere de tiyatro ile anlatmaya çalışıyoruz. Daha geniş kitlelere ulaşmak için gece gündüz çalışıyoruz.”
Zaman
Ana Sayfa
27.03.2014
TiyatronunsıradışıteyzesiTiyatronun sıra dışı teyzesi
Selçuk Gültaşlı - Bunu yapmasaydın iyiydi Mehmet Şimşek, muhterem hemşehrim
Zaman
26.03.2014
02:15
Mardinli olmam hasebiyle 17 Aralık’tan bu yana Muammer Güler üzerinden türlü tahkir, tezyif ve istihzalara maruz kalıyorum.Hele o ‘önüne yatarım’ sözünden sonra nereli olduğum sorularına verdiğim cevaplarda bir ‘takdim-tehir’ ayarı yaptım. Daha önce “Valla Mardin’de en fazla bir iki gün kalmışımdır. Ankara’da doğdum, büyüdüm ama kim sorsa Mardinliyim.” diyordum. Şimdi ise latifeyle karışık “Mardinliyim ama valla Ankara’da doğdum büyüdüm.” diyorum. Bu arada Mardin’i diline dolayan mümtaz arkadaşlarıma da “Yahu Mehmet Şimşek de Mardinli. Hani şu Meclis’te rüşvet alanlara ağzını açan, gözünü yuman, az da olsa gönüllerimizi ferahlatan milletvekilimiz.” yollu cevaplar veriyordum. Gerçi Şimşek’in doğduğu köy daha sonra Batman’a bağlanmıştı ama kendisine Brüksel’de söylediğim gibi biz kendisini hâlâ Mardinli kabul ediyoruz. Basın bürosunun 17 Aralık’tan bu yana Hizmet’e yüklenmesine rağmen Şimşek’ten şimdiye kadar paralel yapı tezlerini ciddiye aldığına dair herhangi bir laf işitmedik. Abdullah Gül’lerin, Ali Babacan’ların bile sapır sapır döküldüğü 17 Aralık sürecinde Mehmet Şimşek Brüksel’de ve bilhassa Avrupa’da saygınlığını muhafaza etmeyi büyük oranda başardı. Ta ki BBC’de Twitter yasağını savununcaya kadar. BBC, 10 yıllarını Londra’da geçirmiş Şimşek ile yaptığı mülakatın başlığını “Türkiye’nin maliye bakanı Twitter yasağını savunuyor” koymuş. Başlığı yeteri kadar kötü olan mülakatın muhtevası da ‘Keşke bunu yapmasaydın Mehmet Şimşek’ diye bağırıyor. Bakan bey, hiçbir şirketin kendisini kanunun üzerinde göremeyeceğini ve Twitter’ın Türk mahkemelerini hiçe saydığını söylemiş. BBC de dönüp, “Kim kendini kanun üzerinde görüyor, 17 Aralık’tan sonra internet ve HSYK Kanunu’nu bir çırpıda değiştiren, binlerce polisi, yüzlerce savcıyı “Hizan ve Fizan’a” süren iktidar mı yoksa Twitter mı?” diye üstelememiş. Mülakatı okuyunca Şimşek’i tanıyan ve çok da takdir eden İngiliz dostlara “Röportajı gördünüz mü?” diye sordum. Meğerse en son okuyan benmişim. Mülakatı ‘utanç verici’ bulan birkaç tanesi, Şimşek’in böyle sözler etme ihtimali olmadığını savundu. “Silikon maskeli Şimşek’tir o” diyecektim ama Türkiye gündemine daha o kadar muttali olmadıklarını fark ettim. Şimşek’e üzülürken Ali Babacan’ın “Erdoğan’ı yedirtmemeliyiz” sözleri geldi aklıma. Bu sözler hükümette belki herkese uyar ama Babacan’a yakışmazdı. ‘Ülke yensin ama Başbakan yenmesin’ formülünü seslendirmek Babacan’a mı kalmıştı? Bir dönem AB Dışişleri Bakanı Catherine Ashton’un Avrupalı dışişleri bakanlarından daha fazla görüşüyor diye imrenilen muhterem hocam Ahmet Davutoğlu bile 17 Aralık’tan bu yana içinde ‘hain ve ihanet’ kelimeleri geçmeyen cümle kuramaz oldu. Herkes hain, bir tek iktidar ve iktidarı ölümüne savunanlar vatanperver! Şimşek ve Babacan gibi Brüksel’in tanıdığı ve itibar ettiği taze bakan Lütfü Elvan’a gelelim. ‘Beyefendi’ olarak tanıdığımız Elvan’ın Twitter yasağını savunacağım derken Samanyolu Haber’in Ankara Temsilcisi Abdullah Abdülkadiroğlu’na layık gördüğü soruya dinleyip, tahaccup etmeyen kaldı mı? Edep ya Hu! Bakalım 17 Aralık girdabı daha ne kametleri yutup, itibarlarını iki paralık edecek? Bu arada, ilk paragrafta Mardinliliğimle ilgili söylediklerim latife tabii. Bütün hayatım boyunca sadece birkaç gün kalmış olsam da iliklerime kadar Mardinliyim.
Zaman
Köşe Yazıları
26.03.2014
SelçukGültaşlı-BunuyapmasaydıniyiydiMehmetŞimşekmuhteremhemşehrimSelçuk Gültaşlı - Bunu yapmasaydın iyiydi Mehmet Şimşek muhterem hemşehrim
Suriye yorgunu şehir; Kilis
Zaman
25.03.2014
02:01
Uzaktan Suriye semaları görünüyor ve yer yer patlama sonrası dumanlar seçiliyor.Caddelerde dolaşan 3 kişiden 2’sinin Suriyeli olduğunu öğreniyoruz. Normalde Kilis 100 bin nüfusa sahip. Buna 80 bin konteyner kentte, 55 bin de Kilis’in içinde olmak üzere 135 bin Suriyeliyi ilave etmek gerekiyor. Kilisliler ilk zamanlar ensar-muhacir kardeşliği demiş, büyük zorlukları göğüslemişler. Şimdilerde ‘Neden Kilis?’ diyorlar. Onlara göre devlet mültecileri bütün illere dağıtmalı, ‘Biz altından kalkamıyoruz.’ diyorlar. Kime dokunsanız bin âh işitiyorsunuz. Ana cadde esnafı ve pasajlarda kaçak çay, sigara ve içki satılıyor. 18 yaşın altına sigara yasağı buralara ulaşmamış. Sermaye bulabilmiş Suriyeliler dükkân açmış. Sayılarının 500’ü geçtiği söyleniyor.Bir Kilislinin ifadesiyle Kilis büyük bir köy. Şehre üç günde bir su veriliyormuş. Hemen her evin yedek su kazanı var. Belediyeler sadece kaldırım yapmış bugüne kadar. ‘İyi ki Cumhurbaşkanı geldi.’ diyorlar çünkü o gelecek diye anayol asfaltlanmış. İşi abartan bir Kilisli ‘Türkiye bizi unuttu. Artık buralar Suriye toprakları.’ ifadelerini kullanıyor. Hükümetin Suriye politikası en çok Kilis’i etkilemiş. Apart evlerde muta nikâhı aleniyet kazanmış. Halkın bir kısmı günde 50-60 lira kazanmak için Suriye’ye gidip kaçak bir şeyler getiriyor.AK Partili başkan adayı 2 dönem milletvekilliği yapmış Av. Hasan Kara. Şimdi Başbakan’ın emriyle aday olmuş. Ankara’da büyük bir avukatlık firması olduğu söyleniyor. Kara, ‘Dünya lideri istedi, hizmetkârınız geri döndü’ sloganıyla oy istiyor. Ama Kilisliler ‘Milletvekilliğinde hayrını görmedik, şimdi mi göreceğiz?’ diyor. Başkan olsa bile Kilis’te değil Ankara’da ikamet edeceğine inanıyorlar. Bu olumsuzluklar, seçmenleri biraz da milliyetçi hislerle MHP’ye yöneltmiş. Yolsuzluk ve rüşvet iddiaları sadece söylenti olarak kulaklarda. Bazı AK Partililer yolsuzlukları kanıksamışlar. Camiden çıkan bir Kilisli amcanın “Ne olacak canım, bir parmak bal ağızlarına çalmışlar, ne olmuş?” sözü bunun ispatı. Şehirde adlî vakalar artmış ama çare olmayacağını düşünüp polise bile başvurmadıklarını aktarıyorlar. Kızgın bir AK Partili seçmen ise yerel seçimleri ‘bir sille’ fırsatı olarak görüyor. Yüzde 2,5 Alevi oyu var ama beklentileri karşılanmamış, hayal kırıklığı yaşıyorlar. MHP’li adayı sempatik ve inandırıcı bulduklarını söylüyorlar.MHP adayı Kilisli bir işadamı Hasan Mısırlıgil. Bir önceki dönem de aday olmuş, kazanamamış. Bu dönemi beklerken onlarca proje hazırlamış. Vaatleri sayfalarca. ‘Kilis’i çağdaş bir şehir yapacağım, başka hayalim yok.’ diye konuşuyor. Kente istihdam alanı açmak ve yatırım getirmeye kendini kilitlemiş. Ücretsiz dershane hizmeti, meslek edindirme kursları, fakir nüfusa umre sözü, ücretsiz kırtasiye gideri gibi pek çok şeyi taahhüt ediyor. Kapalı semt pazarı ve ilginç bir çardak kent projesi var. ‘Projelerimizi sunduk, bize öyle geliyor ki 31 Mart sabahı Kilis yeni bir umutla sabahlayacak.’ diyerek emin bir şekilde konuşuyor.Söz AK Parti’ye gelince Başbakan’ın üslubunu şikâyet ediyor: “Köşeye sıkışmış, herkese o yüzden saldırıyor.” Türk okullarının Türk milletinin bir şerefi olduğunu düşünen Mısırlıgil, Türkçenin dünya dili olmasından gurur duyduğunu söylüyor. Önceki akşam YouTube’ta Ukrayna’dan Elvira Saranayeva’nın okuduğu ‘Önden Giden Atlılar’ı eşiyle gözyaşları içinde seyretmişler: “İftihar ettik, Türk milliyetçisi olduğunu düşünenler bu faaliyetlere ancak dua eder.”
Zaman
Politika
25.03.2014
Suriyeyorgunuşehir;KilisSuriye yorgunu şehir; Kilis
Toplam "10" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti