Habergec.Com Aranan Kelimeler:bütün köy bu kadar Değerlendirme: 10 / 10 706797
habergec.com
23.09.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bütün köy bu kadar

Kuyucuk Gölü Kuş Cenneti kurudu
Zaman
21.09.2014
10:30
Kars Kuzeydoğa Derneği Başkanı Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, Arpaçay İlçesindeki Kuyucuk Gölü Kuş Cennetinin bilinçsiz su kullanılması nedeniyle tamamen kuruduğunu ve artık buraya göç mevsiminde bile kuşların uğramadığını söyledi.10 yıl önce Eylül ayında gölde 40 binden fazla kuşun olduğunu belirten Doç. Dr. Şekercioğlu, bu yılın Eylül ayında ise 17 angut kuşu saydıklarını kaydetti. Kuyucuk Gölü Kuş cennetinde belirlenen 232 kuş türüne artık rastlamadıklarını vurgulayan Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu Gölün bu hale gelmesi küresel ısınma veya sıcaktan dolayı değil. Maalesef bu muhteşem kuş cenneti, özellikle yanlış su kullanımı ve gölün korunmaması yüzünden kurudu dedi.Kuzeydoğa Derneği Başkanı Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, kuraklık ve bilinçsiz kullanım nedeniyle tamamen kuruyan, Türkiyenin gözde turizm mekanlarından Kuyucuk Kuş Cennetinin kurtarılması için Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğluna çağrıda bulundu. Geçen yıldan itibaren etkili olan kuraklık, çevre köylere ait büyükbaş hayvanlara su verilmesi ve otlatılması nedeniyle suların hızla çekilmeye başladığını anlatan Doç. Dr. Şekercioğlu 3 ay öncesine kadar masmavi bir görüntü sunan, rengarenk kuşların adeta dans ettiği gölün şimdilerde simsiyah bir renge büründüğünü ve gölün sazlıklarında artık hayvanların otladığını söyledi. 10 yıldır gölün korunması, tanıtılması ve turizm çekmesi için büyük çaba harcadıklarını vurgulayan Kuzeydoğa Derneği Başkanı Utah Üniversitesi Biyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, göldeki Kuş Gözlem Kulesinin tahrip edilmesini de üzüntüyle karşıladığını belirtti.DOĞU ANADOLUNUN İLK RAMSAR ALANITÜBİTAK özel ödülünü alan en genç kişi ve Biyolog Doç. Dr. Çağan Şekercioğlu, şu an çok korkunç bir görüntüyle karşı karşıya olduğumu belirtti. Doğu Anadolunun ilk Ramsar alanı, Yaban Hayatı Geliştirme Sahası, Doğu Anadolunun ilk Avrupa Seçkin Turizm Cenneti olan Kuyucuk Gölü Kuş Cennetinin yetkililerin ilgisizliği ve köy halkının bilinçsiz su kullanması yüzünden kuruduğunu ifade eden Doç. Dr. Şekercioğlu şunları söyledi:2004 yılında Kuyucuk Gölü 232 kuş türü ile doluydu. 40 binden fazla kuş vardı. Bunların yarısı olan angut kuşları şu an 17 tane. Maalesef bu muhteşem yer, bütün bölgedeki en önemli kuş cenneti, özellikle yanlış su kullanımı ve gölün korunmaması yüzünden kurudu. Göle gelen en önemli kaynak olan dere Kuyucuk köyünden geçiyor. Kuyucuk köyü de bu derenin suyunu özellikle de hayvanlarına vermek için kesmiş durumda. Göl beslenemediği için sıcak geçen yazın etkisiyle tamamen buharlaştı.NEDENİ KÜRESEL ISINMA DEĞİLGölün bu hale gelmesinin küresel ısınma veya sıcaktan olmadığını deden Doç. Dr.Çağan Şekercioğlu sözlerini şöyle sürdürdü:1997 yılında 13 metre derinlikte olan göl yanlış su kullanımı yüzünden sürekli düşüyordu. Yıllardır buna dikkat çekmek için yetkilileri uyardık. Kimse umursamadı ve bu dediklerimiz gerçekleşti. Gölün çevresinde yaklaşık 6 bin hayvan var. Bunların yarısı büyükbaş, yarısı küçükbaş. Bu gölde sürekli ot yiyip su içiyorlar. Buradan Orman ve Su İşleri Bakanı Veysel Eroğluna tekrar sesleniyorum;, Lütfen bu gölün yok olmasına seyirci kalmayın. Hala şansımız var. Eğer göle gelen dere tekrar göle bırakılırsa benim ümidim; kıştan sonra eriyen kur sularıyla da Kuyucukun tekrar canlanma şansı olmasıdır. Yoksa bu kurumuş göl Türkiyenin ve Karsın utanç kaynağı olarak literatüre geçecek.(DHA)
Zaman
Son Dakika
21.09.2014
KuyucukGölüKuşCennetikuruduKuyucuk Gölü Kuş Cenneti kurudu
A. Turan Alkan - Yönerge
Zaman
20.09.2014
02:45
Değerli yoldaşlar, yeni bir eğitim ve öğretim yılına girdiğimiz şu günlerde, esas konuya geçmeden önce, Maarif nâzırı Emrullah Efendi’nin, “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” sözündeki hikmet ve isâbeti vurguluyor ve merhumun hâtırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Rûh-ı revânı şâd ü handân olsun!Sevgili partizanlar, maarif ve mektep, eğitim ve okul kavramları arasındaki ilişki, modernleşme zamanlarından beri kuşakların zihnine “Biri olmazsa öteki olmaz” şeklinde dayatılmıştır; bu gibi batılı-emperyalist zorlamalara karşı partimiz, yeni bir paradigma geliştirdi. Kaçınılmaz olarak halkımız adına bu kritik görevi biz yürütme ve karar organları olarak yerine getiriyoruz. Bu noktadan sonra halkımıza düşen görev, “doğrudur-yanlıştır” tarzında lüzumsuz bir revizyonizme düşmeden, şanlı mücadelemizin bir uzantısı olarak harfiyyen yerine getirmektir. Bu çerçevede, parti programımızın “Eğitim” başlığına ek olarak hazırlanan ve eğitim yılı başı itibariyle yürürlüğe giren yeni yönetmelik şöyledir:Bölgede açık durumdaki kamuya ait bütün okullar birer birer fişlenerek fiziki yapıları, kapasiteleri; en yakın benzinlikten okula kadar olan yol durumları, yöredeki hâkim rüzgarların yoğunluk ve istikameti, itfaiye ile aralarındaki mesafe itibariyle bir çizelge halinde partimizin ilçe ve illerdeki eğitim komisyonlarına teslim edilmelidir.Bu çizelgede, ahşap ve yanmaya elverişli materyalin hangi okullarda daha çok elverişlilik arz ettiği önemle belirtilmeli; ayrıca okulda daimi olarak görevli (gececi) personel olup olmadığı da vaziyet planına ilave edilmelidir.Merkezden verilecek talimata göre devlete ait okullar, genel merkez politikamızın ve değerli büyüklerimizin öngöreceği bir takvim ve program dahilinde tutuşturulacaktır. Bu noktada, tutuşturma ekibine, “Okul yakılır mı; ne yapıyoruz? Günah, tüyü bitmemiş yetimin hakkı vs.” gibi bozguncu itirazlar ileri süren eğitimsiz ve bilinçsiz partililerin alınmamasını önemle hatırlatırız.Tutuşturma timleri; keşif ve kontrol, erkete, kundakçı, video kamera görevlisi ve itfaiye ekiplerini engelleme ekibinden ibarettir. Bu ekipleri partinin bölge sorumlusu tesbit eder ve görevlendirir. Timler, yangın bütün binayı sarmadan eylem yerini asla terk etmeyecekler, jandarma veya itfaiye müdahalesine karşı elverişli pusular atacaklardır.Tutuşturma eyleminde okul binası içindeki kamuya ait yanıcı malzemenin kullanılması tercih sebebidir; imkân bulunmuyorsa dışardan yanıcı ve yakıcı madde taşınması tim şefi sorumluluğundadır. Bu maddelerin zor alım yoluyla işbirlikçi birtakım esnaftan temin edilmesi iyi olur.Hatırlatmaya gerek olmamasına rağmen altını çiziyoruz: Kundaklama esnasında okul binasında kimsenin bulunmamasına dikkat edilecektir. Aman ha!Eylem bittikten sonra görüntü malzemesi, bölge sorumlusu arkadaşlara teslim edilecek ve fitne çıkarması muhtemel ahali birkaç saat içinde köy kahvesinde toplanarak, “Bakın ağalar, bu okulu keyfimizden yakmadık; öyle icab etti. Daha iyisini büyüklerimiz bilir. Sağda solda konuşup dan-dun edenlerin can güvenliği kendi boynuna ha!” anafikri üzerinde siyasi eğitime tabi tutulacaklardır.Ve önemli hatırlatma: Abartılmış bir görev ve partizanlık aşkıyla vur deyince öldürecek derecede kendisini davaya adamış elemanları, tim şefleri kontrol altında tutmalı, özellikle binaların bir daha kullanılamayacak derecede tahrib edilmesine meydan verilmemelidir. Zira bu binaların ilerde, halkımız adına yeniden kullanılması ihtimali göz ardı edilmesin.Az önceki madde çerçevesinde eğer yangın büyüme eğilimi gösteriyor ve itfaiye de ufukta görünmüyorsa, gerekli görüntü temin edildikten sonra yangının yine aynı ekip tarafından söndürülmesi gerektiğini de ehemmiyetle rica ederim.
Zaman
En Çok Okunan
20.09.2014
ATuranAlkan-YönergeA Turan Alkan - Yönerge
A. Turan Alkan - Yönerge
Zaman
20.09.2014
02:06
Değerli yoldaşlar, yeni bir eğitim ve öğretim yılına girdiğimiz şu günlerde, esas konuya geçmeden önce, Maarif nâzırı Emrullah Efendi’nin, “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” sözündeki hikmet ve isâbeti vurguluyor ve merhumun hâtırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Rûh-ı revânı şâd ü handân olsun!Sevgili partizanlar, maarif ve mektep, eğitim ve okul kavramları arasındaki ilişki, modernleşme zamanlarından beri kuşakların zihnine “Biri olmazsa öteki olmaz” şeklinde dayatılmıştır; bu gibi batılı-emperyalist zorlamalara karşı partimiz, yeni bir paradigma geliştirdi. Kaçınılmaz olarak halkımız adına bu kritik görevi biz yürütme ve karar organları olarak yerine getiriyoruz. Bu noktadan sonra halkımıza düşen görev, “doğrudur-yanlıştır” tarzında lüzumsuz bir revizyonizme düşmeden, şanlı mücadelemizin bir uzantısı olarak harfiyyen yerine getirmektir. Bu çerçevede, parti programımızın “Eğitim” başlığına ek olarak hazırlanan ve eğitim yılı başı itibariyle yürürlüğe giren yeni yönetmelik şöyledir:Bölgede açık durumdaki kamuya ait bütün okullar birer birer fişlenerek fiziki yapıları, kapasiteleri; en yakın benzinlikten okula kadar olan yol durumları, yöredeki hâkim rüzgarların yoğunluk ve istikameti, itfaiye ile aralarındaki mesafe itibariyle bir çizelge halinde partimizin ilçe ve illerdeki eğitim komisyonlarına teslim edilmelidir.Bu çizelgede, ahşap ve yanmaya elverişli materyalin hangi okullarda daha çok elverişlilik arz ettiği önemle belirtilmeli; ayrıca okulda daimi olarak görevli (gececi) personel olup olmadığı da vaziyet planına ilave edilmelidir.Merkezden verilecek talimata göre devlete ait okullar, genel merkez politikamızın ve değerli büyüklerimizin öngöreceği bir takvim ve program dahilinde tutuşturulacaktır. Bu noktada, tutuşturma ekibine, “Okul yakılır mı; ne yapıyoruz? Günah, tüyü bitmemiş yetimin hakkı vs.” gibi bozguncu itirazlar ileri süren eğitimsiz ve bilinçsiz partililerin alınmamasını önemle hatırlatırız.Tutuşturma timleri; keşif ve kontrol, erkete, kundakçı, video kamera görevlisi ve itfaiye ekiplerini engelleme ekibinden ibarettir. Bu ekipleri partinin bölge sorumlusu tesbit eder ve görevlendirir. Timler, yangın bütün binayı sarmadan eylem yerini asla terk etmeyecekler, jandarma veya itfaiye müdahalesine karşı elverişli pusular atacaklardır.Tutuşturma eyleminde okul binası içindeki kamuya ait yanıcı malzemenin kullanılması tercih sebebidir; imkân bulunmuyorsa dışardan yanıcı ve yakıcı madde taşınması tim şefi sorumluluğundadır. Bu maddelerin zor alım yoluyla işbirlikçi birtakım esnaftan temin edilmesi iyi olur.Hatırlatmaya gerek olmamasına rağmen altını çiziyoruz: Kundaklama esnasında okul binasında kimsenin bulunmamasına dikkat edilecektir. Aman ha!Eylem bittikten sonra görüntü malzemesi, bölge sorumlusu arkadaşlara teslim edilecek ve fitne çıkarması muhtemel ahali birkaç saat içinde köy kahvesinde toplanarak, “Bakın ağalar, bu okulu keyfimizden yakmadık; öyle icab etti. Daha iyisini büyüklerimiz bilir. Sağda solda konuşup dan-dun edenlerin can güvenliği kendi boynuna ha!” anafikri üzerinde siyasi eğitime tabi tutulacaklardır.Ve önemli hatırlatma: Abartılmış bir görev ve partizanlık aşkıyla vur deyince öldürecek derecede kendisini davaya adamış elemanları, tim şefleri kontrol altında tutmalı, özellikle binaların bir daha kullanılamayacak derecede tahrib edilmesine meydan verilmemelidir. Zira bu binaların ilerde, halkımız adına yeniden kullanılması ihtimali göz ardı edilmesin.Az önceki madde çerçevesinde eğer yangın büyüme eğilimi gösteriyor ve itfaiye de ufukta görünmüyorsa, gerekli görüntü temin edildikten sonra yangının yine aynı ekip tarafından söndürülmesi gerektiğini de ehemmiyetle rica ederim.
Zaman
Köşe Yazıları
20.09.2014
ATuranAlkan-YönergeA Turan Alkan - Yönerge
Bu otobüsün yolcusu okuyucu, ikramı kitap
Zaman
20.09.2014
02:06
Gazi Üniversitesi İstatistik bölümünden 10 öğrenci, 2013 yılının başında Türkiye’de kitap okuma alışkanlığının artması için bir projeye imza attı.‘Okuyan Türkiye için’ diyerek yola çıkan öğrenciler, “Rafta Tozlanmasın Gönder Okuyalım” sloganıyla evlerde eskimeye durmuş okunmayan kitapları toplayarak köy ve kasabalardaki çocuklar için kütüphaneler oluşturdu. Projeyi daha da ileri götürerek Gazi Üniversitesi’nin hurda halindeki bir otobüsünü alarak gezici bir kütüphane kurdu. Öğrenciler, gezici kütüphane şeklindeki otobüslerinin kendine has farklı tasarımıyla hem köylerde hem de şehir içlerinde gençlerin kitapla tanışmasına fırsat sağladı. ‘Kitap Bankosu’ adını verdikleri projenin üyelerinden Mehmet Serdar Yetkin, “Üniversite öğrencileri ile gençler arasında organik bir bağ oluşturduk. Yeni kardeşlerimiz, kardeşlerimizin de yeni ağabeyleri ve ablaları oldu.” dedi.Öğrenciler ‘Türkiye’de insanlar neden bu kadar az kitap okuyor?’ düşüncesinden yola çıktı. Yetkin, “Kitap okuma oranının düşük olmasının temel sebebinin kitaba ulaşmanın önündeki engeller değil, daha çok kitabın itibarsızlığı ve farkındalığın yetersizliği olduğu sonucuna ulaştık.” ifadelerini kullandı. Farkındalığı artırmak için önce köy ve kasabalarda kütüphaneler açıldı. Faaliyetlerini artırmak ve etki alanlarını genişletmek için destek aramaya başladıklarını anlatıyor. Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Süleyman Büyükberber de öğrencilere yardım etti. Yetkin, “Üniversitemiz bünyesinde hurdaya ayrılmış olan bir otobüsü ‘gezici kütüphane’ olarak tanzim etmemiz için rektörümüz bize bu otobüsü tahsis etti.” diye anlattı. Hurda otobüs, değişik tasarımıyla tekrar kullanılacak hale getirildi. Altı aylık uzun çalışmaların sonucunda 2014 yılının ortasında gezici kütüphane yollara çıktı. Yetkin, otobüsü tasarlamalarının sebebini ise, “İnsanlar kitaba ulaşamıyor değil, ulaşmıyorlar düşüncesini göz önünde bulundurduk ve mevcut gezici kütüphanelerin aksine içerisinde vakit geçirilebilecek bir gezici kütüphane ortaya koymaya çalıştık.” cümleleriyle açıkladı. Gezici kütüphanede, 2 bin civarında kitap hafif müzikler eşliğinde güzel bir ortamda okunabiliyor. Otobüs, kitap okuyanların isteğini artıracak şekilde video ve fotoğraflarla zenginleştirilmiş. Yetkin, seneye bu otobüsün Ankara’da daha fazla ilçe ve köylere giderek daha fazla çocuğun kitapla buluşmasını sağlayacağını duyurdu.Kitap bankosu, yeni üyelerini bekliyor10 kişi ile başlayan bu sosyal sorumluluk projesi, şimdi farklı üniversite ve şehirlerden 100’ü aşkın kişinin katılımları ile sürüyor. Yetkin, “Bütün Türkiye’den herkesin aramıza katılmasını bekliyoruz. Herhangi bir özellik aranmaksızın gönüllü ve kitapsever herkes aramıza katılabilir. Tek yapmaları gereken, internet sitemizden ya da bizi ziyaret ederek kendilerini tanıtmaları.” şeklinde konuştu. Yetkin, “Okuduğunuz ve artık raflarınızda tozlanmaktan başka bir işe yaramayan kitaplarınız artık işe yarayacak. Siz de gençlerin ve çocukların okumasında yarar gördüğünüz kitapları bize gönderebilirsiniz.” diyerek, kitapları beklediklerini duyurdu. Yetkin, yayınevlerinden de destek istedi.Voleybol maçının setaralarında kitap okumakGeçtiğimiz yıl Kitap Bankosu projesi ekibi ilginç bir faaliyete imza atmış. CEV Denizbank Erkekler Avrupa Şampiyonlar Ligi Finali oynayan Halkbank’ın iki maçında toplu kitap okuma faaliyetini 100 kişiyi aşkın bir katılımla gerçekleştirmiş. Kitap Bankosu projesi kitap okumayı artırmak ve projelerinin bilinilirliğini artırmak için farklı faaliyetlere de imza atıyor. Kitap Bankosu ekibi, Türkiye’nin en büyük kütüphanelerinden Gazi Üniversitesi Merkez Kütüphanesi’nde “Rafta Tozlanmasın Gönder Okuyalım” kampanyası ile topladıkları kitapları kullanarak bir domino oluşturdu. 2 bin civarında kitabın kullanıldığı faaliyette Türkiye’nin ilk kitap dominosu yapıldı.
Zaman
Ana Sayfa
20.09.2014
BuotobüsünyolcusuokuyucuikramıkitapBu otobüsün yolcusu okuyucu ikramı kitap
A. Turan Alkan - Yönerge
Zaman
20.09.2014
02:06
Değerli yoldaşlar, yeni bir eğitim ve öğretim yılına girdiğimiz şu günlerde, esas konuya geçmeden önce, Maarif nâzırı Emrullah Efendi’nin, “Şu mektepler olmasaydı maarifi ne güzel idare ederdim” sözündeki hikmet ve isâbeti vurguluyor ve merhumun hâtırası önünde saygıyla eğiliyoruz. Rûh-ı revânı şâd ü handân olsun!Sevgili partizanlar, maarif ve mektep, eğitim ve okul kavramları arasındaki ilişki, modernleşme zamanlarından beri kuşakların zihnine “Biri olmazsa öteki olmaz” şeklinde dayatılmıştır; bu gibi batılı-emperyalist zorlamalara karşı partimiz, yeni bir paradigma geliştirdi. Kaçınılmaz olarak halkımız adına bu kritik görevi biz yürütme ve karar organları olarak yerine getiriyoruz. Bu noktadan sonra halkımıza düşen görev, “doğrudur-yanlıştır” tarzında lüzumsuz bir revizyonizme düşmeden, şanlı mücadelemizin bir uzantısı olarak harfiyyen yerine getirmektir. Bu çerçevede, parti programımızın “Eğitim” başlığına ek olarak hazırlanan ve eğitim yılı başı itibariyle yürürlüğe giren yeni yönetmelik şöyledir:Bölgede açık durumdaki kamuya ait bütün okullar birer birer fişlenerek fiziki yapıları, kapasiteleri; en yakın benzinlikten okula kadar olan yol durumları, yöredeki hâkim rüzgarların yoğunluk ve istikameti, itfaiye ile aralarındaki mesafe itibariyle bir çizelge halinde partimizin ilçe ve illerdeki eğitim komisyonlarına teslim edilmelidir.Bu çizelgede, ahşap ve yanmaya elverişli materyalin hangi okullarda daha çok elverişlilik arz ettiği önemle belirtilmeli; ayrıca okulda daimi olarak görevli (gececi) personel olup olmadığı da vaziyet planına ilave edilmelidir.Merkezden verilecek talimata göre devlete ait okullar, genel merkez politikamızın ve değerli büyüklerimizin öngöreceği bir takvim ve program dahilinde tutuşturulacaktır. Bu noktada, tutuşturma ekibine, “Okul yakılır mı; ne yapıyoruz? Günah, tüyü bitmemiş yetimin hakkı vs.” gibi bozguncu itirazlar ileri süren eğitimsiz ve bilinçsiz partililerin alınmamasını önemle hatırlatırız.Tutuşturma timleri; keşif ve kontrol, erkete, kundakçı, video kamera görevlisi ve itfaiye ekiplerini engelleme ekibinden ibarettir. Bu ekipleri partinin bölge sorumlusu tesbit eder ve görevlendirir. Timler, yangın bütün binayı sarmadan eylem yerini asla terk etmeyecekler, jandarma veya itfaiye müdahalesine karşı elverişli pusular atacaklardır.Tutuşturma eyleminde okul binası içindeki kamuya ait yanıcı malzemenin kullanılması tercih sebebidir; imkân bulunmuyorsa dışardan yanıcı ve yakıcı madde taşınması tim şefi sorumluluğundadır. Bu maddelerin zor alım yoluyla işbirlikçi birtakım esnaftan temin edilmesi iyi olur.Hatırlatmaya gerek olmamasına rağmen altını çiziyoruz: Kundaklama esnasında okul binasında kimsenin bulunmamasına dikkat edilecektir. Aman ha!Eylem bittikten sonra görüntü malzemesi, bölge sorumlusu arkadaşlara teslim edilecek ve fitne çıkarması muhtemel ahali birkaç saat içinde köy kahvesinde toplanarak, “Bakın ağalar, bu okulu keyfimizden yakmadık; öyle icab etti. Daha iyisini büyüklerimiz bilir. Sağda solda konuşup dan-dun edenlerin can güvenliği kendi boynuna ha!” anafikri üzerinde siyasi eğitime tabi tutulacaklardır.Ve önemli hatırlatma: Abartılmış bir görev ve partizanlık aşkıyla vur deyince öldürecek derecede kendisini davaya adamış elemanları, tim şefleri kontrol altında tutmalı, özellikle binaların bir daha kullanılamayacak derecede tahrib edilmesine meydan verilmemelidir. Zira bu binaların ilerde, halkımız adına yeniden kullanılması ihtimali göz ardı edilmesin.Az önceki madde çerçevesinde eğer yangın büyüme eğilimi gösteriyor ve itfaiye de ufukta görünmüyorsa, gerekli görüntü temin edildikten sonra yangının yine aynı ekip tarafından söndürülmesi gerektiğini de ehemmiyetle rica ederim.
Zaman
Ana Sayfa
20.09.2014
ATuranAlkan-YönergeA Turan Alkan - Yönerge
Rodoplar'daki Türk köyleri boşalıyor
Zaman
10.09.2014
13:08
Rodop dağlarındaki Türklerin birer türbedar gibi beklediği köyler zamana yeni düşmek üzere. Bulgaristanın güneydoğusunda Hasköy iline bağlı birçok soydaş köyü, ülkedeki diğer köyler gibi şehirlerde ve yurtdışındaki iş imkanları sebebiyle boşalmış.Güneydoğu Bulgaristanda bulunan İvaylovgrad (Ortaköy) Belediyesinin nüfusu, son 10 yılda yüzde 19,6 oranında azalmış. Belediyenin şu anki nüfusu 6 bin 131 kişi. Belediyeye ait 50 köyden 10u boşalmış durumda. Bazı köylerde ise insan sayısı 7 kişiye kadar düşmüş. Bunlardan biri de Bubino (Yunus Viran) köyü. Köyde, yan yana 3 aile, toplam 7 kişi oturuyor. İvaylovgrad-Krumovgrad güzergahına 4 kilometre uzaklıkta bulunan köye ulaşmak oldukça zor. 4 kilometrelik yol, ancak 30 dakikada geçilebiliyor. Köye en son, 1980lerde asfalt dökülmüş. Köydeki geçim kaynağı ise hayvancılık.İLK FETHEDİLEN KÖYLERDE OSMANLI İZLERİOsmanlı Devletinin ilk dönemlerinde Edirnenin başkent olduğu yıllarda, Sultan I. Murat ve Lala Şahin Paşa sefere çıkarak Dedeğaçı ve Ortaköyü (İvaylovgrad) 1362de fethetmiş. Fethedilen yerlere, İslam kimliğini kazandırmak için öncelikle Türk nüfusun artırılmasına önem verilmiş. Bu amaçla Anadoludan çok sayıda din alimi bölgeye gönderilmiş. İddialara göre ilk gelenler arasında Mehmet Efendi, hanımı ve oğlu Fatih Efendi bu topraklara hicret etmiş. Mezarları bugüne kadar korunmuş. Fakat mezar taşındaki Osmanlıca yazıyı okuyabilen kimse yok. HEM KÖYÜ HEM TÜRBEYİ BEKLİYORLARKöyün sakinlerinden İzzet Halil (78), burada önceden bir türbenin olduğunu ve kendisi 10 yaşındayken bir cuma günü kendiliğinden göçtüğünü anlatıyor. Göçmesiyle birlikte duvardaki Osmanlıca levha parçalanmış ve okunmaz hale gelmiş. Türbe, daha sonra köy halkının imkanlarıyla yeniden inşa edilmiş. Rivayetlere göre İslam alimi Mehmet Efendi, bir gün köy halkını sabah kahvaltısına evine davet etmiş. Davetliler geldiklerinde, Mehmet Efendi ve ailesini evde ölü bulmuşlar. Hatta mezarlar evin zeminine kazılı olarak hazır durumdaymış. Aynı yere türbeleri yapılmış. Bugün türbenin restorasyona ihtiyacı var; içindeki tahtalar çürümüş, sıva dökülmüş.Öte yandan köydeki bütün evler, iç ve dış mimarisiyle Osmanlı dönemine ait. Zemin katlar ahır olarak kullanılıyor. İzzet Halil, evlerin 1800lü yıllardan bugüne kadar ayakta kaldığını belirtiyor. Dedesi ve babası bu evlerde oturmuş. Evlerin çatıları ise kiremit ve taşlarla döşeli. DÜNYA İLE BAĞLANTI KOPMUŞBubinoda oturan 7 köylünün yedisi de Türk asıllı. Köye pek uğrayan yok. Cep telefonları çekmiyor. Muhtarlık, postane, sağlık ocağı gibi kavramlar buraya yabancı. Tek avantaj yüksek noktada olduğu için radyo ve televizyon sinyallerinin ulaşması. Köyün sakinlerinden 57 yaşındaki İsmail Ahmet, burada doğup büyümüş. İsmail Ahmet ve eşi, köyde insanların azalmasına üzüldüklerini belirterek, yabancı birini gördüklerinde çok sevindiklerini söylüyorlar. Bu duruma alıştıklarını söyleyen İsmail Ahmet, Telefon çekmediği için bizi kimse arayamıyor, oğlumuz bile aramıyor. Ben oğlumu aramak için başka noktaya çıkıyorum, orada da her zaman şebeke olmuyor. cümleleriyle ifade ediyor içinde bulundukları durumu. En son aylar öncesi dayısı gelmiş köye. Ekmek taşıyan arabadan başka kimsenin köye gelmediğini söylüyor. İvaylovgrad Belediyesinde hastane olmadığını söyleyen İsmail Ahmet, sadece acil servis olduğunu, ciddi hastalıklarda ise 70 kilometre uzakta bulunan Svilengrada (Mustafapaşa) gitmek zorunda kaldıklarını kaydediyor.İNSANA HASRETİZBubino köyünde oturan 7 kişinin tamamı aynı şeyi ifade ediyor: Biz insana hasretiz. Bunun ne büyük bir nimet olduğunu şimdi anlıyoruz. Köyün en genç sakini Ali Osmanov (28), köyde kalmayı tercih ettiğini, bu tercihin de değişmeyeceğini söylüyor. Osmanov, Şehre gitmeyi düşünsek bile kiralar pahalı, burada ise hayvancılıkla başladık böyle devam ediyoruz. ifadelerini kullanıyor. Hatice Halil (80), yalnızlığın çok zor olduğunu, sadece bazen Türkiyeden gelen yakınlarının kendisini ziyaret ettiklerini, ancak sadece 1-2 gün durduklarını ifade ediyor. Türkçe radyo yayınlarını dinleyerek avunduğunu ifade ediyor. İnsanlar yerine hayvanlarla konuşuyoruz, insana hasretiz. diyor. Bubinoluların en büyük arzusu ise 4 kilometrelik yolun onarılması. Böylece gelip-gitmelerin artacağını ümit ediyorlar.BULGARİSTAN GENELİNDE KÖYLER TERK EDİLMİŞ HALDEBulgaristan Ulusal İstatistik Enstitüsünün (NSİ) verilerine göre, ülkedeki 5 bin 9 köyden 169unda hiç insan oturmuyor. Yaklaşık 400 köyde ise nüfus tek haneli sayılara inmiş durumda. Sadece bir insanın yaşadığı köy sayısı ise 60. NSİ, nüfusu 100 kişinin altında bulunan köylerin sayısının bin 900 olduğunu açıkladı. Nüfusu az olan köylerde, sosyal ve ekonomik sorunlar da beraberinde geliyor.(CİHAN)
Zaman
Dünya
10.09.2014
RodoplardakiTürkköyleriboşalıyorRodoplardaki Türk köyleri boşalıyor
Rodoplar'daki Türk köyleri boşalıyor
Zaman
10.09.2014
13:00
Rodop dağlarındaki Türklerin birer türbedar gibi beklediği köyler zamana yeni düşmek üzere. Bulgaristanın güneydoğusunda Hasköy iline bağlı birçok soydaş köyü, ülkedeki diğer köyler gibi şehirlerde ve yurtdışındaki iş imkanları sebebiyle boşalmış.Güneydoğu Bulgaristanda bulunan İvaylovgrad (Ortaköy) Belediyesinin nüfusu, son 10 yılda yüzde 19,6 oranında azalmış. Belediyenin şu anki nüfusu 6 bin 131 kişi. Belediyeye ait 50 köyden 10u boşalmış durumda. Bazı köylerde ise insan sayısı 7 kişiye kadar düşmüş. Bunlardan biri de Bubino (Yunus Viran) köyü. Köyde, yan yana 3 aile, toplam 7 kişi oturuyor. İvaylovgrad-Krumovgrad güzergahına 4 kilometre uzaklıkta bulunan köye ulaşmak oldukça zor. 4 kilometrelik yol, ancak 30 dakikada geçilebiliyor. Köye en son, 1980lerde asfalt dökülmüş. Köydeki geçim kaynağı ise hayvancılık.İLK FETHEDİLEN KÖYLERDE OSMANLI İZLERİOsmanlı Devletinin ilk dönemlerinde Edirnenin başkent olduğu yıllarda, Sultan I. Murat ve Lala Şahin Paşa sefere çıkarak Dedeğaçı ve Ortaköyü (İvaylovgrad) 1362de fethetmiş. Fethedilen yerlere, İslam kimliğini kazandırmak için öncelikle Türk nüfusun artırılmasına önem verilmiş. Bu amaçla Anadoludan çok sayıda din alimi bölgeye gönderilmiş. İddialara göre ilk gelenler arasında Mehmet Efendi, hanımı ve oğlu Fatih Efendi bu topraklara hicret etmiş. Mezarları bugüne kadar korunmuş. Fakat mezar taşındaki Osmanlıca yazıyı okuyabilen kimse yok. HEM KÖYÜ HEM TÜRBEYİ BEKLİYORLARKöyün sakinlerinden İzzet Halil (78), burada önceden bir türbenin olduğunu ve kendisi 10 yaşındayken bir cuma günü kendiliğinden göçtüğünü anlatıyor. Göçmesiyle birlikte duvardaki Osmanlıca levha parçalanmış ve okunmaz hale gelmiş. Türbe, daha sonra köy halkının imkanlarıyla yeniden inşa edilmiş. Rivayetlere göre İslam alimi Mehmet Efendi, bir gün köy halkını sabah kahvaltısına evine davet etmiş. Davetliler geldiklerinde, Mehmet Efendi ve ailesini evde ölü bulmuşlar. Hatta mezarlar evin zeminine kazılı olarak hazır durumdaymış. Aynı yere türbeleri yapılmış. Bugün türbenin restorasyona ihtiyacı var; içindeki tahtalar çürümüş, sıva dökülmüş.Öte yandan köydeki bütün evler, iç ve dış mimarisiyle Osmanlı dönemine ait. Zemin katlar ahır olarak kullanılıyor. İzzet Halil, evlerin 1800lü yıllardan bugüne kadar ayakta kaldığını belirtiyor. Dedesi ve babası bu evlerde oturmuş. Evlerin çatıları ise kiremit ve taşlarla döşeli. DÜNYA İLE BAĞLANTI KOPMUŞBubinoda oturan 7 köylünün yedisi de Türk asıllı. Köye pek uğrayan yok. Cep telefonları çekmiyor. Muhtarlık, postane, sağlık ocağı gibi kavramlar buraya yabancı. Tek avantaj yüksek noktada olduğu için radyo ve televizyon sinyallerinin ulaşması. Köyün sakinlerinden 57 yaşındaki İsmail Ahmet, burada doğup büyümüş. İsmail Ahmet ve eşi, köyde insanların azalmasına üzüldüklerini belirterek, yabancı birini gördüklerinde çok sevindiklerini söylüyorlar. Bu duruma alıştıklarını söyleyen İsmail Ahmet, Telefon çekmediği için bizi kimse arayamıyor, oğlumuz bile aramıyor. Ben oğlumu aramak için başka noktaya çıkıyorum, orada da her zaman şebeke olmuyor. cümleleriyle ifade ediyor içinde bulundukları durumu. En son aylar öncesi dayısı gelmiş köye. Ekmek taşıyan arabadan başka kimsenin köye gelmediğini söylüyor. İvaylovgrad Belediyesinde hastane olmadığını söyleyen İsmail Ahmet, sadece acil servis olduğunu, ciddi hastalıklarda ise 70 kilometre uzakta bulunan Svilengrada (Mustafapaşa) gitmek zorunda kaldıklarını kaydediyor.İNSANA HASRETİZBubino köyünde oturan 7 kişinin tamamı aynı şeyi ifade ediyor: Biz insana hasretiz. Bunun ne büyük bir nimet olduğunu şimdi anlıyoruz. Köyün en genç sakini Ali Osmanov (28), köyde kalmayı tercih ettiğini, bu tercihin de değişmeyeceğini söylüyor. Osmanov, Şehre gitmeyi düşünsek bile kiralar pahalı, burada ise hayvancılıkla başladık böyle devam ediyoruz. ifadelerini kullanıyor. Hatice Halil (80), yalnızlığın çok zor olduğunu, sadece bazen Türkiyeden gelen yakınlarının kendisini ziyaret ettiklerini, ancak sadece 1-2 gün durduklarını ifade ediyor. Türkçe radyo yayınlarını dinleyerek avunduğunu ifade ediyor. İnsanlar yerine hayvanlarla konuşuyoruz, insana hasretiz. diyor. Bubinoluların en büyük arzusu ise 4 kilometrelik yolun onarılması. Böylece gelip-gitmelerin artacağını ümit ediyorlar.BULGARİSTAN GENELİNDE KÖYLER TERK EDİLMİŞ HALDEBulgaristan Ulusal İstatistik Enstitüsünün (NSİ) verilerine göre, ülkedeki 5 bin 9 köyden 169unda hiç insan oturmuyor. Yaklaşık 400 köyde ise nüfus tek haneli sayılara inmiş durumda. Sadece bir insanın yaşadığı köy sayısı ise 60. NSİ, nüfusu 100 kişinin altında bulunan köylerin sayısının bin 900 olduğunu açıkladı. Nüfusu az olan köylerde, sosyal ve ekonomik sorunlar da beraberinde geliyor.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
10.09.2014
RodoplardakiTürkköyleriboşalıyorRodoplardaki Türk köyleri boşalıyor
Rodoplar'daki Türk köyleri boşalıyor
Zaman
10.09.2014
12:41
Rodop dağlarındaki Türklerin birer türbedar gibi beklediği köyler zamana yeni düşmek üzere. Bulgaristanın güneydoğusunda Hasköy iline bağlı birçok soydaş köyü, ülkedeki diğer köyler gibi şehirlerde ve yurtdışındaki iş imkanları sebebiyle boşalmış.Güneydoğu Bulgaristanda bulunan İvaylovgrad (Ortaköy) Belediyesinin nüfusu, son 10 yılda yüzde 19,6 oranında azalmış. Belediyenin şu anki nüfusu 6 bin 131 kişi. Belediyeye ait 50 köyden 10u boşalmış durumda. Bazı köylerde ise insan sayısı 7 kişiye kadar düşmüş. Bunlardan biri de Bubino (Yunus Viran) köyü. Köyde, yan yana 3 aile, toplam 7 kişi oturuyor. İvaylovgrad-Krumovgrad güzergahına 4 kilometre uzaklıkta bulunan köye ulaşmak oldukça zor. 4 kilometrelik yol, ancak 30 dakikada geçilebiliyor. Köye en son, 1980lerde asfalt dökülmüş. Köydeki geçim kaynağı ise hayvancılık.İLK FETHEDİLEN KÖYLERDE OSMANLI İZLERİOsmanlı Devletinin ilk dönemlerinde Edirnenin başkent olduğu yıllarda, Sultan I. Murat ve Lala Şahin Paşa sefere çıkarak Dedeğaçı ve Ortaköyü (İvaylovgrad) 1362de fethetmiş. Fethedilen yerlere, İslam kimliğini kazandırmak için öncelikle Türk nüfusun artırılmasına önem verilmiş. Bu amaçla Anadoludan çok sayıda din alimi bölgeye gönderilmiş. İddialara göre ilk gelenler arasında Mehmet Efendi, hanımı ve oğlu Fatih Efendi bu topraklara hicret etmiş. Mezarları bugüne kadar korunmuş. Fakat mezar taşındaki Osmanlıca yazıyı okuyabilen kimse yok. HEM KÖYÜ HEM TÜRBEYİ BEKLİYORLARKöyün sakinlerinden İzzet Halil (78), burada önceden bir türbenin olduğunu ve kendisi 10 yaşındayken bir cuma günü kendiliğinden göçtüğünü anlatıyor. Göçmesiyle birlikte duvardaki Osmanlıca levha parçalanmış ve okunmaz hale gelmiş. Türbe, daha sonra köy halkının imkanlarıyla yeniden inşa edilmiş. Rivayetlere göre İslam alimi Mehmet Efendi, bir gün köy halkını sabah kahvaltısına evine davet etmiş. Davetliler geldiklerinde, Mehmet Efendi ve ailesini evde ölü bulmuşlar. Hatta mezarlar evin zeminine kazılı olarak hazır durumdaymış. Aynı yere türbeleri yapılmış. Bugün türbenin restorasyona ihtiyacı var; içindeki tahtalar çürümüş, sıva dökülmüş.Öte yandan köydeki bütün evler, iç ve dış mimarisiyle Osmanlı dönemine ait. Zemin katlar ahır olarak kullanılıyor. İzzet Halil, evlerin 1800lü yıllardan bugüne kadar ayakta kaldığını belirtiyor. Dedesi ve babası bu evlerde oturmuş. Evlerin çatıları ise kiremit ve taşlarla döşeli. DÜNYA İLE BAĞLANTI KOPMUŞBubinoda oturan 7 köylünün yedisi de Türk asıllı. Köye pek uğrayan yok. Cep telefonları çekmiyor. Muhtarlık, postane, sağlık ocağı gibi kavramlar buraya yabancı. Tek avantaj yüksek noktada olduğu için radyo ve televizyon sinyallerinin ulaşması. Köyün sakinlerinden 57 yaşındaki İsmail Ahmet, burada doğup büyümüş. İsmail Ahmet ve eşi, köyde insanların azalmasına üzüldüklerini belirterek, yabancı birini gördüklerinde çok sevindiklerini söylüyorlar. Bu duruma alıştıklarını söyleyen İsmail Ahmet, Telefon çekmediği için bizi kimse arayamıyor, oğlumuz bile aramıyor. Ben oğlumu aramak için başka noktaya çıkıyorum, orada da her zaman şebeke olmuyor. cümleleriyle ifade ediyor içinde bulundukları durumu. En son aylar öncesi dayısı gelmiş köye. Ekmek taşıyan arabadan başka kimsenin köye gelmediğini söylüyor. İvaylovgrad Belediyesinde hastane olmadığını söyleyen İsmail Ahmet, sadece acil servis olduğunu, ciddi hastalıklarda ise 70 kilometre uzakta bulunan Svilengrada (Mustafapaşa) gitmek zorunda kaldıklarını kaydediyor.İNSANLAR YERİNE HAYVANLARLA KONUŞUYORUZBubino köyünde oturan 7 kişinin tamamı aynı şeyi ifade ediyor: Biz insana hasretiz. Bunun ne büyük bir nimet olduğunu şimdi anlıyoruz. Köyün en genç sakini Ali Osmanov (28), köyde kalmayı tercih ettiğini, bu tercihin de değişmeyeceğini söylüyor. Osmanov, Şehre gitmeyi düşünsek bile kiralar pahalı, burada ise hayvancılıkla başladık böyle devam ediyoruz. ifadelerini kullanıyor. Hatice Halil (80), yalnızlığın çok zor olduğunu, sadece bazen Türkiyeden gelen yakınlarının kendisini ziyaret ettiklerini, ancak sadece 1-2 gün durduklarını ifade ediyor. Türkçe radyo yayınlarını dinleyerek avunduğunu ifade ediyor. İnsanlar yerine hayvanlarla konuşuyoruz, insana hasretiz. diyor. Bubinoluların en büyük arzusu ise 4 kilometrelik yolun onarılması. Böylece gelip-gitmelerin artacağını ümit ediyorlar.BULGARİSTAN GENELİNDE KÖYLER TERK EDİLMİŞ HALDEBulgaristan Ulusal İstatistik Enstitüsünün (NSİ) verilerine göre, ülkedeki 5 bin 9 köyden 169unda hiç insan oturmuyor. Yaklaşık 400 köyde ise nüfus tek haneli sayılara inmiş durumda. Sadece bir insanın yaşadığı köy sayısı ise 60. NSİ, nüfusu 100 kişinin altında bulunan köylerin sayısının bin 900 olduğunu açıkladı. Nüfusu az olan köylerde, sosyal ve ekonomik sorunlar da beraberinde geliyor.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
10.09.2014
RodoplardakiTürkköyleriboşalıyorRodoplardaki Türk köyleri boşalıyor
280 ölü, yüzlerce köy sular altında
Zaman
08.09.2014
02:07
Hindistan ve Pakistan’da selden en çok etkilenen bölge iki ülkede toprağı bulunan Keşmir oldu. Srinagar şehrinin tamamı sular altında kaldı. Sel felaketinde 280 kişi hayatını kaybetti. Halk, helikopter ve botlarla tahliye edilmeye çalışılırken, ülkeler ‘ulusal acil yardım ‘ çağrısında bulundu.Pakistan ve Hindistan son 20 yılın en büyük sel felaketiyle mücadele ediyor. Geçtiğimiz hafta başlayan muson yağmurlarının neden olduğu toprak kaymaları ve su baskınları nedeniyle 280 kişi hayatını kaybetti. Bir kısmı Hindistan bir kısmı da Pakistan kontrolünde olan Keşmir selden en çok etkilenen bölge oldu. Yüzlerce köyün sular altında kaldığı Hindistan bölgesinde 120 kişi öldü. Pakistan sınırında kalan Keşmir’de ise binlerce ev yıkılırken ölenlerin sayısı 160’a yükseldi. Ülkeler ‘ulusal acil yardım’ çağrısında bulundu. Helikopter ve botlarla sel bölgesine giden kurtarma ekipleri evleri sular altında kalan halkı tahliye etmeye çalışıyor.Hindistan sınırındaki Keşmir’in başkenti olan Srinagar’ın tamamı sular altında kaldı. Yağmur dün azalsa da taşan Jhelum Nehri’nin suları sokakları kapladı. Srinagar’ın komşu şehirlerinde suların seviyesi 4 metreye kadar yükseldi 450 köy sular altında kalırken, 2 bin köy de selden etkilendi. Bölgedeki bütün okullar ve resmi kurumlar kapatıldı. Elektrik ve suyun verilemediği afet bölgesindeki halk evlerini terk ederek güvenli yerlerdeki akraba ve komşularının evine sığındı. Srinagar’ın Rajbagh bölgesinde yaşayan selzedelerden Ghulam Nabi, “80 yaşındayım böyle bir sel görmedim.” diyerek felaketin boyutunu anlattı. Sel suları bölgenin en büyük doğum hastanesinin birinci katına girdi. 200 hasta diğer katlardaki odalara taşındı. Binlerce polis ve asker Jammu ve Keşmir’de kurtarma çalışmalarına destek verdi. Evlerinin balkon ve pencerelerine çıkan halk ise kendilerine yardım eli uzatılmasını bekledi. Üst düzey bir yetkili suların çok hızlı hareket ettiğini, bu nedenle insanlara ulaşmakta zorluk çektiklerini dile getirdi. Helikopterle sel bölgesini ziyaret eden Hindistan Başbakanı Narendra Modi, sel için ‘ulusal felaket’ yorumunu yaparken, bütün birimleriyle selzedelere yardım edeceklerinin sözünü verdi.Pakistan sınırındaki Keşmir ve Pencap eyaleti de selden çok etkilenen bölgeler oldu. 286 köyün sular altında kaldığı Pencap’ da 103 kişi göçük altında kalarak hayatını kaybetti. Kurtarma ekibinin üst düzey yetkilisi Ali Imam Syed, salı gününden bu yana 5 bin kişinin kurtarıldığı, arama çalışmalarına katılan 3 askerin ise kaybolduğunu söyledi. Ulusal Afet Merkezi sözcüsü Ahmed Kamal, Pakistan genelinde 4 bin kişin evlerini kaybettiğini dile getirerek, selzedeler için 95 adet kamp kurduklarını ifade etti.Pakistan ve Hindistan’da hazirandan eylüle kadar süren muson yağmurları her yıl benzer sel felaketlerine neden oluyor. 2010 yılında Pakistan’da meydana gelen selde bin 700 kişi hayatını kaybetmişti. Srinagar APÇin’de 44 ölü, 18 kayıpÇin’in güneybatısında geçen hafta etkili olan şiddetli yağışlarda 44 kişinin öldüğü, 18 kişinin de kaybolduğu açıklandı. Çin Sivil İşler Bakanlığı’na göre, Sichuan ve Guizhou eyaletleri ile Chongqing şehrinde etkili olan yağışların neden olduğu seller ve heyelanlar sebebiyle 121 bin 700 kişi tahliye edildi. 42 bin evin yıkıldığı ya da büyük hasar gördüğü kaydedildi. Toplam zararın ise 538 milyon dolar olduğu ifade edildi.Osman Erol Pekin, Cihan
Zaman
Ana Sayfa
08.09.2014
280ölüyüzlerceköysularaltında280 ölü yüzlerce köy sular altında
Çiftçinin yüzde 65’i, kazandığıyla geçinemiyor
Zaman
01.09.2014
02:13
Gezici Araştırma Kuruluşu’nun 26 ilde çiftçiler arasında yaptığı anket, tarım sektörünün zor durumda olduğunu ortaya koydu. Çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini belirtirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi.Mazot, gübre, tohum, ilaç ve işçilik başta olmak üzere birçok girdi fiyatı hızla artan tarım sektörü, geçinememekten şikayetçi. Son yedi yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Gezici araştırma kuruluşunun 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan anketine göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 65’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi.Bu yıl meydana gelen kuraklık, don, dolu gibi felaketler de ürününün büyük bölümünün kaybolmasına yol açtı. Son olarak Gezici Araştırma Kuruluşu’nun yaptığı araştırma da, çiftçinin içinde bulunduğu durumu gözler önüne serdi. 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, 646’sı kadın olmak üzere toplam bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan ankete göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi. Çiftçilerin yüzde 87,60’ı, zorunlu harcamalardan sonra ellerinde para kalmadığını belirtiyor. Ankete katılan bin 292 çiftçiye sorulan, “Ahırlarınızda hayvan sayısı artıyor mu, azalıyor mu?” sorusuna yüzde 72,40’ı ‘azalıyor’ cevabı verirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi. Anketi değerlendiren Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, çiftçinin para kazanamamasının sebeplerini, “Maliyetler yüksek. Mazottan gübreye kadar tarımsal girdiler çok yüksek. Bazen ürettiği para etmeyince tarlada kalıyor.” şeklinde açıklıyor. Maliyetlerin yanı sıra ürününü değerine satamamasının da çiftçiyi zorda bıraktığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaymakçı, “Tarım sektöründe çiftçi değil, aracılar daha çok para kazanıyor. Çiftçi, bütün zorluklara rağmen üretime devam ediyor ancak para kazanamıyor.” diyor. Anketten çıkan sonuca göre çiftçilerin üçte birinin tarımı bırakmak zorunda kaldığını aktaran Prof. Dr. Kaymakçı, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Şu anda çiftçide önemli bir erozyon var. Bu yalnız Türkiye’de değil, dünyada böyle. Ancak dünya bunu gördü ve yeni tedbirler almaya başladı. Birleşmiş Milletler, 2014 yılını Aile Çiftçiliği Yılı ilan etti, çünkü çiftçi, dev kapitalist işletmeler karşısında eriyor. Küçük işletmelerin tasfiyesiyle tarım sektöründe istihdam sorunu ortaya çıkıyor. Küçük çiftçiler tarımı bırakırsa ne olacak? Tarımda kim çalışacak? Bu açıdan küçük ve orta ölçekli işletmelerin tasfiyesi doğru değil. Bunların korunması lazım.” Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk da mazot ve gübre fiyatlarının bitkisel ürün fiyatlarındaki artışın çok üstünde olduğuna dikkat çekerek, bu şartlar altında çiftçinin kazanmasının zor olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Gülçubuk, “Tarımda son yedi sekiz yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum, gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Diğer yandan tarımsal ürün fiyatları, değişmekle birlikte bir iki kat artış gösterdi. Bu hem bitkisel hem de hayvansal ürünler için geçerli. Sonuç, çiftçi ürününü ucuza satıyor, kazanamıyor.” diye konuşuyor. Prof. Dr. Gülçubuk’a göre tarım ürünlerinin tarladan ya da çiftlikten sofraya gelinceye kadar çok halkalı bir pazarlama zincirinden geçmesi de çiftçinin gelirinin azalmasında önemli etken. Zararına da olsa küçük ve orta ölçekli çiftçilerin üretimine devam ettiğini aktaran Prof. Dr. Gülçubuk, mevcut durumu şöyle özetliyor: “Çiftçi pazarlamanın, satışın ilk halkası oluyor, son halkada ortaya çıkan fiyattan ise payını alamıyor. Burada temel varsayım, çiftçimiz yüksek maliyetle üretiyor ve pazarlamada örgütlenemiyor. Bunda doğruluk payı elbette var ama üretim maliyetlerinin, yani girdi fiyatlarının istikrarlı yükseldiği, ürün fiyatlarının ise bunun gerisinde kaldığı bir ortamda çiftçi zaten ne kadar ve nasıl kazanabilir?”
Zaman
Ekonomi
01.09.2014
Çiftçininyüzde65’ikazandığıylageçinemiyorÇiftçinin yüzde 65’i kazandığıyla geçinemiyor
Çiftçinin yüzde 65’i, kazandığıyla geçinemiyor
Zaman
01.09.2014
02:13
Gezici Araştırma Kuruluşu’nun 26 ilde çiftçiler arasında yaptığı anket, tarım sektörünün zor durumda olduğunu ortaya koydu. Çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini belirtirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi.Mazot, gübre, tohum, ilaç ve işçilik başta olmak üzere birçok girdi fiyatı hızla artan tarım sektörü, geçinememekten şikayetçi. Son yedi yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Gezici araştırma kuruluşunun 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan anketine göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 65’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi.Bu yıl meydana gelen kuraklık, don, dolu gibi felaketler de ürününün büyük bölümünün kaybolmasına yol açtı. Son olarak Gezici Araştırma Kuruluşu’nun yaptığı araştırma da, çiftçinin içinde bulunduğu durumu gözler önüne serdi. 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, 646’sı kadın olmak üzere toplam bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan ankete göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi. Çiftçilerin yüzde 87,60’ı, zorunlu harcamalardan sonra ellerinde para kalmadığını belirtiyor. Ankete katılan bin 292 çiftçiye sorulan, “Ahırlarınızda hayvan sayısı artıyor mu, azalıyor mu?” sorusuna yüzde 72,40’ı ‘azalıyor’ cevabı verirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi. Anketi değerlendiren Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, çiftçinin para kazanamamasının sebeplerini, “Maliyetler yüksek. Mazottan gübreye kadar tarımsal girdiler çok yüksek. Bazen ürettiği para etmeyince tarlada kalıyor.” şeklinde açıklıyor. Maliyetlerin yanı sıra ürününü değerine satamamasının da çiftçiyi zorda bıraktığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaymakçı, “Tarım sektöründe çiftçi değil, aracılar daha çok para kazanıyor. Çiftçi, bütün zorluklara rağmen üretime devam ediyor ancak para kazanamıyor.” diyor. Anketten çıkan sonuca göre çiftçilerin üçte birinin tarımı bırakmak zorunda kaldığını aktaran Prof. Dr. Kaymakçı, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Şu anda çiftçide önemli bir erozyon var. Bu yalnız Türkiye’de değil, dünyada böyle. Ancak dünya bunu gördü ve yeni tedbirler almaya başladı. Birleşmiş Milletler, 2014 yılını Aile Çiftçiliği Yılı ilan etti, çünkü çiftçi, dev kapitalist işletmeler karşısında eriyor. Küçük işletmelerin tasfiyesiyle tarım sektöründe istihdam sorunu ortaya çıkıyor. Küçük çiftçiler tarımı bırakırsa ne olacak? Tarımda kim çalışacak? Bu açıdan küçük ve orta ölçekli işletmelerin tasfiyesi doğru değil. Bunların korunması lazım.” Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk da mazot ve gübre fiyatlarının bitkisel ürün fiyatlarındaki artışın çok üstünde olduğuna dikkat çekerek, bu şartlar altında çiftçinin kazanmasının zor olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Gülçubuk, “Tarımda son yedi sekiz yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum, gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Diğer yandan tarımsal ürün fiyatları, değişmekle birlikte bir iki kat artış gösterdi. Bu hem bitkisel hem de hayvansal ürünler için geçerli. Sonuç, çiftçi ürününü ucuza satıyor, kazanamıyor.” diye konuşuyor. Prof. Dr. Gülçubuk’a göre tarım ürünlerinin tarladan ya da çiftlikten sofraya gelinceye kadar çok halkalı bir pazarlama zincirinden geçmesi de çiftçinin gelirinin azalmasında önemli etken. Zararına da olsa küçük ve orta ölçekli çiftçilerin üretimine devam ettiğini aktaran Prof. Dr. Gülçubuk, mevcut durumu şöyle özetliyor: “Çiftçi pazarlamanın, satışın ilk halkası oluyor, son halkada ortaya çıkan fiyattan ise payını alamıyor. Burada temel varsayım, çiftçimiz yüksek maliyetle üretiyor ve pazarlamada örgütlenemiyor. Bunda doğruluk payı elbette var ama üretim maliyetlerinin, yani girdi fiyatlarının istikrarlı yükseldiği, ürün fiyatlarının ise bunun gerisinde kaldığı bir ortamda çiftçi zaten ne kadar ve nasıl kazanabilir?”
Zaman
Ana Sayfa
01.09.2014
Çiftçininyüzde65’ikazandığıylageçinemiyorÇiftçinin yüzde 65’i kazandığıyla geçinemiyor
Çiftçiler, Mardin’e giriş çıkışları kapattı
Zaman
28.08.2014
02:11
Mardin’de çiftçilerin, elektriklerin sık sık kesilmesini protesto gösterileri dün de sürdü.Çiftçiler, Mardin-Şanlıurfa yolundan sonra dün de Mardin-Kızıltepe ve Kızıltepe-Nusaybin yollarını trafiğe kapattı. Saatlerce ulaşıma kapalı olan yolda yüzlerce araç ve vatandaş mahsur kaldı. Mardin Havaalanı yolunun da kapalı olması sebebiyle İstanbul ve Ankara’ya gidecek yolcular mağdur oldu. Çiftçiler, elektrikler verilmediği müddetçe yolu trafiğe açmayacakları tehdidinde bulundu. Jandarma ve polis ise olaylara müdahale etmedi. 1990 yılından beri Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde elektrik sorunu yaşadıklarını belirten çiftçi Hasan Tekin, bunun siyasi bir karar olduğunu ileri sürdü. Tekin, “Hiç kimse bunu gündeme getirmiyor. Kürdistan’da ikinci sınıf muamelesi görüyoruz. Devlet bizi hırsızlığa, arsızlığa teşvik ediyor. Bizi batıya göçe zorluyor. Bu kadar insana yazıktır.” dedi.Yaz boyunca elektrik kesintileri yüzünden zor günler geçirdiklerini belirten Kızıltepe ilçesi Aktepe köy muhtarı İbrahim Uluırmak ise elektriklerin 2 gün daha gelmemesi halinde bütün ekinlerin kuruyacağını ifade etti. Uluırmak, “Biz ekmeğimizin peşindeyiz. Buna artık tahammül edemeyiz. Sonuç alıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.” diye konuştu. Yolda mahsur kalan TIR şoförü Mehmet Ekin de, “Yollar saatlerce kapalı ama kimse açmak için müdahale etmiyor. Burada devlet kalmadı. Çiftçiler de mağdur biz de mağduruz.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Güncel
28.08.2014
ÇiftçilerMardin’e/">Mardin’egirişçıkışlarıkapattıMardin’e-giriş-çıkışları-kapattı/">Çiftçiler Mardin’e giriş çıkışları kapattı
Çiftçiler, Mardin’e giriş çıkışları kapattı
Zaman
28.08.2014
02:03
Mardin’de çiftçilerin, elektriklerin sık sık kesilmesini protesto gösterileri dün de sürdü.Çiftçiler, Mardin-Şanlıurfa yolundan sonra dün de Mardin-Kızıltepe ve Kızıltepe-Nusaybin yollarını trafiğe kapattı. Saatlerce ulaşıma kapalı olan yolda yüzlerce araç ve vatandaş mahsur kaldı. Mardin Havaalanı yolunun da kapalı olması sebebiyle İstanbul ve Ankara’ya gidecek yolcular mağdur oldu. Çiftçiler, elektrikler verilmediği müddetçe yolu trafiğe açmayacakları tehdidinde bulundu. Jandarma ve polis ise olaylara müdahale etmedi. 1990 yılından beri Güneydoğu Anadolu Bölgesi’nde elektrik sorunu yaşadıklarını belirten çiftçi Hasan Tekin, bunun siyasi bir karar olduğunu ileri sürdü. Tekin, “Hiç kimse bunu gündeme getirmiyor. Kürdistan’da ikinci sınıf muamelesi görüyoruz. Devlet bizi hırsızlığa, arsızlığa teşvik ediyor. Bizi batıya göçe zorluyor. Bu kadar insana yazıktır.” dedi.Yaz boyunca elektrik kesintileri yüzünden zor günler geçirdiklerini belirten Kızıltepe ilçesi Aktepe köy muhtarı İbrahim Uluırmak ise elektriklerin 2 gün daha gelmemesi halinde bütün ekinlerin kuruyacağını ifade etti. Uluırmak, “Biz ekmeğimizin peşindeyiz. Buna artık tahammül edemeyiz. Sonuç alıncaya kadar mücadelemizi sürdüreceğiz.” diye konuştu. Yolda mahsur kalan TIR şoförü Mehmet Ekin de, “Yollar saatlerce kapalı ama kimse açmak için müdahale etmiyor. Burada devlet kalmadı. Çiftçiler de mağdur biz de mağduruz.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Ana Sayfa
28.08.2014
ÇiftçilerMardin’e/">Mardin’egirişçıkışlarıkapattıMardin’e-giriş-çıkışları-kapattı/">Çiftçiler Mardin’e giriş çıkışları kapattı
Nevin Halıcı - Akdeniz'in incisi lagos
Zaman
24.08.2014
02:13
Silifke, Mersin arası 1950’li yıllara rastlayan çocukluğumda portakal, limon, muz bahçeleri ile kaplı bir belde idi. Adana’ya giderken bu ağaçlarla kaplı bahçelerin arasından görünen deniz manzarasını seyretmeye doyamazdık.O günden bu yana çok değişti, günümüzde on beş-yirmi kata varan devasa yazlık siteleriyle muz, portakal bahçelerini bırakın denizi bile sitelerin arasından ara ara görebiliyorsunuz. Mersin’le Silifke, binalarla birleşmiş durumda.Bu durum yazlık turizmi diyebileceğimiz bir olayı meydana getiriyor, buna bağlı olarak da yemek ve yiyecek dünyası çok farklı ve bambaşka lezzetleri ortaya çıkarıyor. Bu lezzetler arasında yazlıkçıların baş tercihi yöre balıkları oluyor. Yol boyunca, yöresel sıkma, gözleme, bazlama, ayran mekânları arasında Ali’nin Yeri, Veli’nin Yeri gibi sadece balık veren yerler de bulunuyor. Ancak Mersin-Silifke arasında Narlıkuyu balık lokantalarının toplandığı bir yer olarak öne çıkıyor. Yazlıkçıların hemen hemen hepsi en az bir defa oraya uğramadan evlerine dönemiyor. Çakıl taşlarının mücevher gibi sularda parıldadığı, lokantalarla çevrili koyda, lagos başta olmak üzere, istediğiniz Akdeniz balıklarının nefis tatlarına varabiliyorsunuz. Yeni yeni köy kahvaltıları da veriliyor.Yirmi yıldır, yazlıkta iken uğramadan edemediğimiz Narlıkuyu’daki Kerim Restaurant’ta bu yıl bir sürprizle karşılaştık. Konya Selçuk’tan öğrencimiz olan ve yakında doktora programı almaya başlayacak olan Silifkeli Ali Şen, Kerim’in sahibi olan halası Örgen Canatan’la birlikte çalışıyordu. Yemek konusunda eğitimli birisinin bir lokantada çalışması mekânı farklılaştırmaya yetiyordu. Güzel bir balık ziyafeti kadar sevgili Ali’den aldığımız bilgilerle de donandık.Narlıkuyu’da bütün lokantalar lagos önde olmak üzere Akdeniz balıkları sunuyor, sarımsaklı ve nar ekşili roka, töymekan vb. otlarla yapılan salatalara çeşitli mezeler eşlik ediyor. Yemekten sonra Öğretmenin Yeri’nden gelen nefis lokma tatlılarıyla yemek noktalanıyor.Bizim grup, lagos tercih etti. Lagosla ilgili Ali Şen bakınız neler söyledi: ”Akdeniz’in incisi ve en lezzetli balığı diyebileceğimiz lagos, kendinden küçük her türlü kabuklu, omurgasız deniz ürünlerini yiyerek beslenen etçil bir balıktır; bu nedenle otçul balıklardan daha lezzetlidir. Mayıs, haziran aylarında üreme yapar; bu aylardan sonra her mevsimde yense de kış aylarında daha yağlı ve lezzetli olur. Kaya, kum, pörtlek cinsleri vardır. Kum cinsleri daha çok avlanır. Kaya cinsleri kış aylarında tercih edilir. Kış mevsiminde yağlı olması nedeniyle ızgara yapılabilse de diğer zamanlarda yağda kızartma olarak değerlendirilir.Kılçıksız balık olan lagos, kişi başına 300-400 gram olarak hazırlanır. Kızartma yağı zeytinyağı, ayçiçeği karışımı olmalıdır; çünkü sadece zeytinyağı kullanılırsa balığın lezzetine hâkim olur. Yağ, balığı yutacak ölçüde olmalıdır. Balık tavaya yağ kızgınlaştığında atılmalıdır. Kızarmakta olan yağa biraz un atılır, un hemen dağılırsa kıvamı uygundur. Önemli bir nokta, balığı tavadan alacağımızda altını açıp balığın içine aldığı yağı dışarı atması sağlanmalıdır. Diğer bir nokta suyunu salmaması için balığı tüm olarak ayıklayıp, yıkadıktan sonra dilimlemelidir. Balığı pişirme yapmadan tuzlamaktır; tuzlanan balık suyunu salmaz ve daha lezzetli olur. Yanında sarımsaklı, nar ekşili roka salatası ile servise alınır. Elle yenince tadına doyum olmaz. ”Sevgili okuyucularım, hepinize Narlıkuyu’da lagos yemek nasip olsun dileğiyle, Ali Şen’in lagos tavasını veriyorum. Ağız tadıyla ve mutlulukla kalın.Lagos TavaMALZEMELER: 2 kişilikLagos balığı (600 gr)1 çay kaşığı tuz½ su bardağı tam buğday unu100 ml zeytinyağı150 ml ayçiçeği yağıBeraberinde Roka salatası: Lagosu ayıkla, yıka, ekmek dilimi kes, süzgeçte süzdür, tuzla. Yağı kızdır, balıkları una bula, kızgın yağa balıklar üst üste gelmeyecek şekilde at, ateşi kıs, pişmesine yakın ateşi yükselt, bir dakika sonra fazla pembeleşmeden, içi kurumadan ateşten al.
Zaman
Köşe Yazıları
24.08.2014
NevinHalıcı-AkdenizinincisilagosNevin Halıcı - Akdenizin incisi lagos
Bal gibi şehir kahvaltısı
Zaman
24.08.2014
02:08
Bakır tavalarda ikram edilen sahanda yumurtalar, ambalajlı üçgen peynirler, mini kavanoz reçeller... İşte bunlar hep biz şehirlilere köy diye yutturulan bal gibi market kahvaltıları.Son yıllarda büyük şehirlerde bir ‘köy kahvaltısı’ modasıdır gidiyor. ‘Köyümün havası bile bir başkadır’cılara, hayatında hiç köyde kahvaltı yapmamış, ‘bir köyüm vardı da ben mi gitmedim’ diyen şehirlilere, en önemlisi de işlenmiş gıdalara mesafeli bilinçli tüketicilere güzel bir hizmet. Öyle ya tükettiğimiz peynir, zeytin, süt, yoğurt, yumurta, bal hepsi fabrikasyon. Salatalıklar kof, domatesler ya hormonlu ya GDO’lu. Dahası eskiden ezilen, büzülen, hafiften ekşiyen domatesler bile salça olmaya layıktı. Şimdikileri sıksan suyu çıkmıyor. Sözün özü soframızdaki her şey sahte.E böyle bir durumda biz şehirliler hele de köyümüzden binlerce kilometre uzaktaysak ya da gönül bağı kurduğumuz bir köyümüz aslında hiç olmamışsa, dalından henüz koparılmış çıtır çıtır biberler, koklamaya doyamayacağımız taptaze domatesler, salatalıklar, ‘şekersiz’ bal, halis tereyağı, taze inek sütü ve kaymağını yüzde 100 doğal, her ürünü yöresine ait bir kahvaltıya nasıl hayır diyebilir ya da karşı koyabiliriz ki? şehir kahvaltıları ne kadar ‘köylü’?Peki şehirlerde bir pazar klasiği haline dönüşen köy kahvaltıları gerçekte ne kadar ‘köylü’? Tüm işletmeleri töhmet altında bırakmamak adına istisnalar olabilir diyelim. Ancak geneli maalesef köy kahvaltısından bîhaber. Kafe ve restoranları geçtim, tabelasında köy kahvaltısı yazılı yani sadece kahvaltı hizmeti veren mekânlardaki kahvaltıların bile köydekilerle alakası yok. Bir kere bu mekânların fiziki dokusu köy konseptine çok aykırı. Otoban kenarlarında, betonarme binaların alt katında ya da kaldırım kenarına iliştirilmiş bir şemsiye altında plastik masa ve sandalye ile bahçe havası verilmeye çalışılmış bir mekânda kendinizi ne kadar ‘köy’ ortamında hissedebilirsiniz ki? Cam bardak, porselen tabaklara hiç değinmiyorum bile. Şehirde bu kadarını bulduk da bunmayalım, binayı, kaşık, çatalı mı yiyeceğiz diyebilirsiniz. Makul karşılanabilir. Peki yediklerimiz ne kadar köye özgü, ne kadar yerli? Buna geçmeden köy kahvaltısı nasıl olur, kısaca değinelim. Bölgeye göre farklılık gösterse de 3-4 çeşidi geçmeyen mütevazı sofralardan oluşur köy kahvaltıları. Yıllar önce Konya’nın Bağrıyanık köyünde bunu deneyimlediğimde epey şaşırmıştım doğrusu. Dört gün kaldığım bu Tatar köyünde her gün sadece peynir, tereyağı, ekmek ve çaydan ibaretti soframız. Merkezlerdeki restoran ve kafeleri saymazsak (sofraya konulan ürünler yörelere göre farklılık gösterse de) bütün Anadolu’da aynı tabloya rastlıyoruz. Bu açıdan bakarsak şehirlerde en az 20-25 çeşitten oluşan zengin köy kahvaltılarının hangi köyün kahvaltısı olduğu merak konusu. (Bunca çeşit ancak köy ağasının sofrasında bulunur diyesi geliyor insanın) Hadi diyelim şehirdekiler karma köy kahvaltısı... Örneğin ‘Maraş usulü’ diye pazarlanan kahvaltıda Maraş peyniri dışında hangi ürün Maraş’a özgü ya da oradan gelme? Tulum Erzurum, tereyağı Trabzon, kaymak Afyon, kaşar Kars, pastırma Kayseri’den mi? İstanbul’u baz alacak olursak tüm bunların fabrika çıkışlı marketten alınma ürünler olduğu ortada. (Ambalajlı üçgen peynirler, ‘sevimli’ minik kavanoz reçeller, margarinle yapılan yumurtalar vs.)Anlayacağınız fiyatları 50 ile 60 lira arasında değişen ve köy diye yutturulan sözüm ona kahvaltıların evde marketten alma ürünlerle hazırladıklarınızdan hiçbir farkı yok. Yumurtayı bakır tavada kırdınız mı, yanına bir de hazır yufkadan gözleme yaptınız mı kahvaltınız hık demiş köyden düşmüş olacak, benden söylemesi! ‘Özlediğiniz’, ‘şiir gibi’ o köy kahvaltıları var ya işte onlar aslında köyde bile yoğ!
Zaman
Ana Sayfa
24.08.2014
BalgibişehirkahvaltısıBal gibi şehir kahvaltısı
Toplam "15" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti