başbakan kurumlar arası çatışma yok | |
|
| Başbakan: Kurumlar arası çatışma yok | Sabah | 09.06.2011 20:03 |  | | |
| Kılıçdaroğlu'nun hedefinde Erdoğan vardı | Samanyolu Haber | 07.03.2010 15:53 |  | | CHP Genel Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, yasama, yürütme ve yargı arasında bir çatışma söz konusu olmadığını, yürütme organının yasama ve yargı üzerinde bir tahakkümünün söz konusu olduğunu, bu tahakkümden şikayetçi olduklarını söyledi. Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin İl Kongresine katılmak üzere Batmana geldi.
Kılıçdaroğluna CHP Genel Sekreter Yardımcısı Mesut Değer, İstanbul Milletvekili Mehmet Sevigen, Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt ve İstanbul İl Başkanı Gürsel Tekin de eşlik etti.
Hava alanında kalabalık bir partili grup tarafından davul zurna ile karşılanan Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler, konvoy eşliğinde geldikleri GAP Otelinde Tekel işçileri tarafından açılan 78 günlük direnişimizdeki desteklerinizden dolayı teşekkür ederiz pankartı ile karşılandı.
Burada kısa bir açıklama yapan Kılıçdaroğlu, iki kez Tekel işçilerini desteklemek için kendilerini ziyaret ettiğini ve ölüm orucundan vazgeçmeleri ricasında bulunduğunu, kendilerinin de bunu kabul ettiğini söyledi.
Danıştayın da Tekel işçilerinin haklılığını kabul ettiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, Her ne kadar sayın Başbakan yargı yürütmeyi kuşattı diyorsa da yargı kuşatmadı, yürütmenin yasalara aykırı olan uygulamalarını durdurdu. Önümüzdeki günlerde inşallah sayın Başbakan sağduyulu bir karar verir Tekel işçilerinin haklı mücadelesine destek verir bizler de sayın Başbakana teşekkür ederiz. dedi.
Ülkeyi yönetenlerin kurumlar arası çatışmayı değil kurumlar arası uyumu sağlamak zorunda olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: Yasama, yürütme yargı arasında bir çatışma söz konusu değil. Yürütme organının yasama ve yargı üzerinde bir tahakkümü söz konusudur. Bu tahakkümden şikayetçiyiz biz. Mesele Batmanlı kardeşlerimiz telefonla rahat konuşabiliyorlar, baskı yok mu var. Bu baskıyı kim yaratıyor, yasama mı, yürütme mi? Hayır, baskıyı yaratan yürütme organıdır. Yürütme organı kendisine çeki düzen vermeli. Hukukun üstünlüğüne inanmalı inanacak kişilerin başında da Sayın Başbakan geliyor. Eğer Sayın Başbakan Yargı bizi kuşattı diyorsa ben merak ediyorum. Yargı ne yaptı da kuşattı? Anayasaya aykırı uygulamaları durdurdu. Dünyanın her yerinde anayasaya aykırı uygulama yaparsanız yargı durdurur. Yargının görevi budur zaten. Anayasayı değiştirirsiniz yargıyı kaldırırsınız. Rejimi değiştirirsiniz dersiniz ki ben ondan sonra her istediğimi yaparım. Önünüzde ne yargı kalır ne yasama organı kalır her şeye siz karar verirsiniz. Bu anlayışa siz demokrasi diyebilir misiniz. Demokrasi aykırı düşüncelerin özgürce dile getirildiği rejimdir. Yoksa Sayın Başbakanın düşünceleri özgürce dile getirdiği bir rejim değildir.
Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler kısa bir dinlenmeden sonra toplantının yapılacağı İl Kültür Müdürlüğüne geçti.
Toplantı salonuna yaya olarak giden Kılıçdaroğlu, yolda rastladığı vatandaşlarla tokalaşıp sohbet etti.
Kongrenin bitiminde Kılıçdaroğlu ile beraberindekiler, ataması yapılmayan öğretmenler ve bazı muhtarlarla bir araya gelecek. Kılıçdaroğlu, saat 18.30da Batmandan Diyarbakıra geçecek.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.03.2010 | | | KılıçdaroğlununhedefindeErdoğanvardıKılıçdaroğlunun hedefinde Erdoğan vardı |
|
| Arınç: Zerre kadar şüphemiz yok | Samanyolu Haber | 01.03.2010 15:10 |  | | Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Sayın Genelkurmay Başkanımız veya Türk Silahlı Kuvvetlerinin üst kademesinde görev almış bütün komutanlarımızın demokrasiye bağlılığından zerre kadar şüphemiz yok dedi. Suriyede resmi temaslarda bulunan Arınç, TRT-Türkün Şam Bürosunun açılışını yaptı.
Açılışta Suriye Enformasyon Bakanı Muhsin Bilal, Suriye Parlamentosu Suriye-Türkiye Dostluk Grubu Başkanı İsmet Mahli, Türkiyenin Şam Büyükelçisi Ömer Önhon, Basın Yayın ve Enformasyon Genel Müdür Vekili Salih Melek ve Anadolu Ajansı Yönetim Kurulu Üyesi Reşat Yazak da bulundu.
Arınç, açılışın ardından TRT-Türkün canlı yayına katılarak temaslarını değerlendirdi ve gündemdeki konulara ilişkin soruları yanıtladı.
TRT-Türkün Şam kentinde ofis açmasının Türkiyenin bölgenin en önemli ülkesi olan Suriyeye verdiği değeri gösterdiğini ifade eden Arınç, TRTnin, yeni Türkiyenin yeni yüzü, aydınlık yüzü olduğunu, atılımlarla bütün dünyanın izlediği bir televizyon haline geldiğini söyledi.
Türkiye-Suriye ilişkilerinin son 10 yılda her alanda büyük gelişme gösterdiğini anlatan Arınç, medya ve enformasyon alanında da önemli işbirliklerine gidildiğini aktardı. Suriye Devlet Başkanı Beşşar Esadın Türk heyetini büyük bir sevgi ve ilgiyle karşıladığını anlatan Arınç, bu yakın ilginin her kademede sürdüğünü söyledi. Medya ve enformasyon alanındaki işbirliği kapsamında TRT ve Anadolu Ajansının imkanlarını Suriyeli dostlarla paylaşacaklarını ve ortak projeler geliştirileceğini belirten Arınç, Suriyede Türkiyeye büyük bir sevgi olduğunu gözlemleme imkanı bulduğunu aktardı.
Suriye ve Türkiyenin tarihten bu yana kültür, medeniyet, gelenek, inanç, örf ve adetler noktasında çok büyük birliktelikleri paylaştığını dile getiren Arınç, son zamanlarda iki ülke vatandaşlarının karşılıklı ziyaretlerinin artarak sürdüğünü belirtti. Suriyenin Türk yatırımcılar içinde tercih edilen bir ülke haline geldiğini kaydeden Arınç, Komşularıyla sıfır problem noktasında Türkiye adım adım diplomatik başarılarını üst üste gösteriyor dedi.
Arınç, bugünün 1 Mart olduğu hatırlatılarak, 1 Mart tezkeresi geçmiş olsaydı bugün bütün bu yaşadıklarımızı yaşayabilir miydik? sorusu üzerine şunları söyledi:
Ben şahsi kanaatimi söyleyeyim; o tezkerenin Türkiyenin çıkarları açısından, hem bölgesel hem ulusal çıkarları açısından, doğru olmadığı kanaatindeydim. Bunun uzun vadede Türkiyeye zarar vereceğini düşünüyordum. Ben kendi düşüncemde haklı çıktım. Bir şeye daha seviniyorum; TBMM, yani milli iradenin temsilcisi olan yasam organımız bu konuda tarih boyu hatırlanacak çok önemli bir karar verdi ve kendi iradesiyle böyle bir tezkereye geçit vermedi. Bu yasama organının kendi gücünü ortaya koyması bakımından önemlidir. Yani yürütmeden gelen her şeyi yasamanın kabul edeceği noktasında genel bir kabul düşünemeyiz.
Kararın ardından Türkiyenin gerek İslam ülkeleri, Arap ve Ortadoğu ülkelerinde gerekse ABD ve AB üyesi ülkelerde büyük itibar kazandığını belirten Arınç, millet iradesinin parlamentoda verdiği karara herkesin şapka çıkardığını söyledi.
Türkiyenin tavrının bir çok ülke tarafından takdirle karşılandığını belirten Arınç, ikili ilişkilerin de bunun ardından daha gerçekçi, kararlı ve olumlu bir şekle dönüştüğünü belirtti. Suriye ile ilişkilerin bu duruma örnek gösterilebileceğini ifade eden Arınç, bunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Davostaki tavrının de etkili olduğunu belirtti.
Suriyede, Türkiyeye ilişkin Neler oluyor, ordu ile hükümet arasında çekişme mi var? sorularıyla karşılaşıldığı ifade edilerek, Temaslarınız sırasında size de böyle sorular soruldu mu? denilmesi üzerine Arınç, bunun Türkiyenin ne kadar büyük ve önemli bir ülke olduğunu gösterdiğini söyledi.
Abartılan ve hatta ajite edilen çatışma, kavga ve anlaşmazlık haberlerinin dışardan bakan insanlarda da acaba ne oluyor? sorusuna yol açabileceğini kaydeden Arınç, şöyle devam etti:
Ben burada da aynı cevabı verdim. Türkiyede bir kurumlar arası çatışmadan, büyük önlenemez krizden söz etmek mümkün değildir. Bu siyasetin doğasında olan bir şey. Kurumlar kendi görev ve yetkilerinin dışında bir güç, bir fonksiyon elde etmek istiyorlar. Ve bunların eğer bir sivil hükümetle kendi kurumları arasındaki ilişkileri tanzim etme noktasında bir sıkıntı oluyorsa, bir anlaşmazlık oluyorsa bu elbette yine anayasa ve kanunlar içerisinde çözümlenecektir. Yani bu sonu mutlaka bir çatışma ile bitecek bir kavga, anlaşmazlık değil, sadece yetki ve sorumlulukların nerede durup nerede başlayacağı konusudur.
Türkiyenin bugün kurumlar arası ilişkiler açasından iyi bir noktada olduğunu vurgulayan Arınç, şunları kaydetti:
Biz bugün çok şükür iyi bir noktadayız. Yani Türk Silahlı Kuvvetlerinin gücü çok önemli. Bu Türkiyenin geleneksel bir gücüdür. Biz ordu millet diye isimlendirilen bir gelenekten geliyoruz. Kendi çocuklarımız, Mehmetçiklerimiz peygamber ocağı diye bildiğimiz askerlik görevini yapmak üzere... Ama hiç bir z | | Samanyolu Haber Son Dakika 01.03.2010 | | | ArınçZerrekadarşüphemizyokArınç Zerre kadar şüphemiz yok |
|
| Çelik: Erken seçim yok | Samanyolu Haber | 27.02.2010 16:11 |  | | AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Bizim gündemimizde erken seçim yok dedi. Çelik, AK Parti İl Başkanlığınca düzenlenen Türkiye Buluşmaları konulu toplantıya katılmak üzere geldiği kentte, Mersin Gazeteciler Cemiyetini (MGC) ziyaret ederek basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını yanıtladı.
Vatandaşla her zaman buluştuklarını belirten Çelik, Seçim olsun, olmasın biz kendimizi Ankaraya hapsetmiş bir iktidar değiliz diye konuştu.
Gazetecilerin Erken seçim var mı? sorusu üzerine Çelik, şöyle konuştu:
Türkiyede aslında biri genel, diğeri mahalli olmak üzere iki yılda bir seçim yapılıyor. Dolayısıyla iki yılda bir seçim yapılırken Türkiyeyi her yıl seçim atmosferine sokmak kime ne yarar sağlayacak? Bugün kamuoyu anketleri ortada, yarın seçim yapılsa vaziyet değişecek mi? Yaptığımız anketlerde AK Parti, MHP ve CHP olmak üzere 3 parti barajı aşıyor.
Deniz Baykal ahir ömründe başbakan olmak istiyor. Tabii ki bunun yolu seçim falan değil, bunun yolu halkın gönlüne girmektir. Ama bu vaziyetle Baykal ve partisinin halkın gönlüne gireceği yok. Kendini aldatmasın.
Bizim gündemimizde erken seçim yok. Türkiye AK Parti ile zamanında seçim yapmaya alıştı. Türkiyeyi seçim atmosferine sokmak aslında Türk ekonomisine dışardan gelip yatırım yapacak küresel sermayeye buraya gelmeyen demektir. Türk ekonomisini baltalamak demektir. Gündemde ve ufukta seçim yok.
-ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ-
Çelik, 1982 Anayasasının bir ara dönem ürünü, darbe dönemi anayasası olduğunu söyledi.
Bu anayasa ile Türkiyenin çağdaş, medeni ve kalkınmış bir ülke olamayacağını belirten Çelik, Bunu değiştirelim, diyoruz. Statükonun bekçileri karşımıza dikiliyorlar. Bu elbise artık bu vücuda uymuyor. 10 yıl önceki elbise uymuyorsa yeni elbise almanız lazım, yok durumunuz iyi değilse elbiseyi vücudunuza göre uydurursunuz. Ama statükocular elbiseyi vücuda değil, vücudu elbiseye uyduracaksınız diyorlar diye konuştu.
Anayasaların devletle ve millet arasında bir sözleşme metni olduğuna işaret eden Çelik, şöyle devam etti:
Anayasa milletin hür iradesi ile olur. O dönem vatandaşın önüne bir metin koydular. Vatandaş ara dönem gitsin diye 1982 Anayasasına evet dedi. Bu anayasada günümüze kadar çeşitli değişiklikler yapıldı. Değişikliklerle birlikte kendi içinde iç tutarlığını yitirdi. Türkiyenin bugün veya yarın, er veya geç, çağdaş, özgürlükçü, milleti devletin önünde tutan, vatandaşın haklarını devletin haklarının önünde tutan bir anayasa mutlaka hazırlanması lazım.
-YARGI BAĞIMSIZ VE TARAFSIZ OLMALI-
Çelik, yargının sadece bağımsız olmasının yetmediğini, aynı zamanda tarafsız olması gerektiğini de söyledi.
Bağımsız yargıya sonuna kadar evet diyen Çelik, şöyle konuştu:
AK Partiden önce yargı, bağımsız yargıdan ziyade bakımsız yargıydı. Adliye saraylarına girdiğiniz zaman, hakim ve savcıların görev yaptığı yerlere baktığınız zaman, bu Türkiyeye yakışmaz, diyordum.
Edirneden Karsa kadar saray kelimesine yakışır adliye sarayları inşa ettik. Yargı sisteminin alt yapısını güçlendirdik. Sonra teknolojik alt yapıyı yeniledik. Şu anda her şey anında elektronik ortamda yapılıyor. Fiziki, teknolojik ve finansal alt yapıyı hallettik. Geriye yargının reforme edilmesi kaldı.
Bugün yüz binlerce dava görüşme bekliyor. Şu anda ceza evlerindeki her 100 kişiden 65i tutukludur ve haklarında hüküm verilmemiştir. Sadece 35i mahkumdur. Yeryüzünde böyle bir şey yok. Bu iyi işlemeyen bir yargı istemini gösteriyor. Gecikmiş adalet adalet değildir. Bu sürecin hızlanması için elimizden geleni yapıyoruz. Yargı sistemini reforme edelim derken AK Partiye göre bir yargı aklımızın köşesinden geçmez. Ama bunu sabote etmeye çalışan insanlar farklı gösteriyorlar.
-BALYOZ PLANI İDDİALARI SORUŞTURMASI-
Çelik, Balyoz Planı iddiaları soruşturmasıyla ilgili soru üzerine de şunları söyledi:
Yargıya intikal etmiş bir konudur. Bu konu doğrudur, yanlıştır, haklıdır, haksızdır şeklinde değerlendirme yapmamız doğru değil. Ancak şunun altını çizmem gerekiyor. Birilerinin zannettiği gibi Türkiyede bir gerilim, gergilik, kurumlar arası çatışma yoktur. Her kurum içerisinde yanlış insanlar olabilir. O yanlış insanlar bütün o camiayı temsil etmezler, yanlış yapanlar bütün camia adına yanlış yapmazlar. Türk Silahlı Kuvvetleri de (TSK) bir milyon kişiden oluşan geniş bir camiadır. İçerisinde bu işlere teşebbüs etmiş, darbe hayalleri kurmuş olanlar bulunabilir ama bu TSKnın tüzel kişiliğini temsil etmez.
Türkiyenin dünyada itibarı olan, yıldızı parlayan ve bölgesinde güç olan bir ülke haline geldiğine işaret eden Çelik, Ama biz içerde kısır tartışma ve çekişmelerle demokrasimize gölge düşürerek, Türkiyenin dışardaki imajını zedelememeliyiz. Türkiyede hukukun üstünlüğüne inanıyoruz. Ama hukukun üstünlüğü hukukçuların üstünlüğü anlamına gelmez. Hukukun üstünlüğünün yanındayız. Onun için kimse yargılanmadan, hakkındaki iddialar ispatlanmadan suçlu kabul edilemez | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.02.2010 | | | ÇelikErkenseçimyokÇelik Erken seçim yok |
|
| Baykal'ın derdine bakın! | Samanyolu Haber | 12.01.2010 16:11 |  | | CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, iktidar ile devlet kurumları anasında çatışma olduğu yönündeki iddialarını sürdürdü. Baykal, hükümetin yargı ve TSK ile kavgalı olduğunu ileri sürdü. Mecliste partisinin grup toplantısında konuşan Baykal, hükümete yüklendi. Baykal, Başbakanın, Çatışmayı nereden çıkartıyorsunuz? dediğini anımsatırken, Diyen kim? Türkiyenin en saygın anayasal kurumu olan Yargıtay Başkanı. Bunu AKP ile çatışmak için mi diyor? Böyle feryat ediyorsa, buna saygı göstermek hepimizin görevi değil midir? Başbakan, kurumlar arası çatışmayı nereden çıkarıyorsunuz diyor. Başbakan bunu görmüyor mu? Yetmiyor mu Başbakana. Başbakana yangın feryadı da yetmemiş anlaşılan. Telekulak olayı ortada. Dinleme için kuvvetli şüphenin bulunması gerekmiyor mu? Hakimleri dinlemek için kuvvetli şüpheyi nereden buldun sen? TİB faaliyete devam ediyor. Anayasa Mahkemesi iptal etti. Başkanı görevine hala devam ediyor. şeklinde konuştu.
Baykal, HSYK ile ilgili olaraka da şunları söyledi: Yargıtayın işi başından aşmış. Yargıtaydaki üye sayısı yetersiz. 34 üyenin ataması lazım. Bir türlü atanamıyor. Pazarlık ile üye atanmaya çalışılıyor. Adalet Bakanlığı pazarlık yapıyor HSYK ile şu akdarını ben yapayım diye. HSYKnın gündemini belirleme sorumluluğunu taşıyan Adalet Bakanının bu yaptığı görevi kötüye kullanmaktır ve açık bir anayasa suçudur. Böyle bir anlayış olur mu? Başbakanın esip gürlemesine gerek yok. Boş laf onlar. Sen polemiği bırak boş üyelikleri seç.
Baykal, Ergenekon konusundaki tavrını sürdürdü. Ergenekon kapsamında özellikle TSKya karşı mücadele verildiğini iddia eden Baykal, Genelkurmay Başkanı çıktı dedi ki Silahlı Kuvvetlere karşı saldırı var. Peki kim yapıyor bunu? Saldırılanı anladık ama saldırıyı kim yapıyor anlayamadık. Silahlı Kuvvetlere yönelik dava açtı Başbakan. İrtica ile mücadele belgesi, varmış. Ne oldu peki? Fotokopi çıktı. Sonra başka biri çıktı aslı bende ıslak imza var dedi. Dediler ki ve inceleyeceğiz. Kim inceleyecek Adli Tıp. Adli Tıpın hangi kadrolaşma anlayışı ile karar verdiğini biliyoruz. Ankarada da bir mahkeme var gönder bir de ben inceleyeyim diyor. Hayır bir türlü gelmiyor. Niye inceletmiyorsunuz? diye sordu.
ARINÇA SUİKAST
Baykal, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınça yönelik suikasta ilişkin de şu ifadelerde bulundu: Bir suikast iddiası dediniz. Haftalardır kozmik odada inceleme yapılıyor. Suikast sanıkları ne oldu. Mahkeme yok böyle bir şey dedi. Mahkeme itibar etmiyor haftalardır arama devam ediyor. İnsan sormak istiyor, Gerçeklerin peşinde miyiz, yoksa ülkeyi karıştırmak mı istiyoruz.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.01.2010 | | | BaykalınderdinebakınBaykalın derdine bakın |
|
| Erken seçimin tarihini bile açıkladı | Samanyolu Haber | 10.01.2010 11:11 |  | | Erken seçim tartışması hız kesmedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Kimse seçim rüyası görmesin. diye net konuşmasına rağmen muhalefet, görüşlerinde ısrarcı. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Genel Başkan Yardımcısı Deniz Bölükbaşı, Başbakan ne kadar Seçim yok derse desin, Türkiye erken seçim menziline girmiştir. Seçimin kasım ayında olacağını tahmin ediyoruz. dedi. Bir de tarih verdi: Kasımın ilk pazarı olan 7 Kasım, sanki makul bir tarih olarak öne çıkmaktadır. Bölükbaşı, Kahramanmaraş Yaşar Pastanesinde basın toplantısı düzenledi ve Türkiyenin haziran ayından itibaren bütün unsurlarıyla seçim ortamına gireceğini ileri sürdü. MHPnin 8 Ocak itibarıyla seçim çalışmalarına başladığını aktaran Bölükbaşı, Türkiyenin erken seçim menziline girdiğini iddia etti. MHP Genel Başkan Yardımcısı, Türkiyenin içinden geçtiği bu kriz dönemi özellikle Başbakanın, Türkiyenin sosyal bünyesine patlamaya hazır saatli bomba olarak bıraktığı PKK, demokratik açılım ve ekonomide süratle kötüleşme eğilimi erken seçimi gösteren işaretlerdir. diye konuştu.
Bölükbaşı, kurumlar arası çatışma iddialarını da sürdürdü. AK Partinin yedi yılına bakıldığında bütün kurumlarla çatıştığının, bütün kurumları birbiriyle çatıştırdığının, başta yargı olmak üzere anayasal kurumları yıpratma ve karalama kampanyası başlattığının görüleceğini öne sürdü.
MHP Genel Başkan Yardımcısı Tunca Toskay da Türkiyenin kaos ve kargaşa ortamı içinde olduğunu öne sürerek, Başbakan zor durumdadır ve Türkiyeyi yönetilemez bir ülke haline getirmiştir. Partisi iktidardan gitmekle karşı karşıyadır. ifadelerini kullandı. Toskay, yaptığı yazılı açıklamada, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin erken seçim olabileceğine ilişkin açıklamasının Başbakan Erdoğanı rahatsız ettiğini savundu. Kamuoyu yoklamalarının da bunu ortaya koyduğunu iddia ederek CHP lideri Deniz Baykal gibi AKP ciddi bir oy kaybı ile karşı karşıyadır. iddiasında bulundu.
ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 10.01.2010 | | | ErkenseçimintarihinibileaçıkladıErken seçimin tarihini bile açıkladı |
|
| 'Hiçbir kurumun hiçbir kurumla çatıştığı yok" | Sabah | 06.01.2010 01:57 |  | | |
| 'Hiçbir kurumun hiçbir kurumla çatıştığı yok" | Sabah | 06.01.2010 01:56 |  | | |
| AK Parti Grup Tpolantısı | Samanyolu Haber | 05.01.2010 15:42 |  | | AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, antidemokratik her girişim karşısındaki tavırlarının belli ve net olduğunu belirterek, Nevi şahsına münhasır bir demokrasi istemiyoruz.
Demokrasi üzerinde vesayeti asla kabul etmedik, kabul de etmeyeceğiz dedi.
Kurumlar içinde suç işleyenler, yanlış yola tevessül edenler olabileceğini, bu kişi ya da kişilerin asla tüm kurumu bağlayamayacağını ifade eden Erdoğan, Hiç bir kurumun, hiç bir kurumla çatıştığı yok. Böyle bir şey söz konusu dahi olamaz diye konuştu.
Başbakan Erdoğan, partisinin TBMM Grup toplantısında yaptığı konuşmada, Türkiye Cumhuriyetinin, milli egemenlik üzerine tesis edildiğini söyledi.
29 Ekim 1923ten, hatta çok daha öncesinden, 23 Nisan 1920den itibaren Türkiyenin demokratik bir cumhuriyet hedeflediğini ve bu hedefine ulaşmak için de standartlarını her gün kademe kademe yükselttiğini ifade eden Erdoğan, Kazanımlarımızın kaybedildiği, başa dönüldüğü demokrasi mücadelesinin kesintiye uğradığı dönemler de olmuştur. Ama bu dönemler milletimizin demokrasi arzusunu ve hedefini azaltmamış, tersine çok daha güçlendirmiştir dedi.
Erdoğan, son 7 yılda, AK Parti Hükümeti olarak, milletin arzu ve beklentileri doğrultusunda demokratik standartları daha da yükselttiklerini ve modern demokrasi standartlarını yerleştirmek için tarihi önemde reformlar gerçekleştirdiklerini kaydetti.
-TÜRKİYENİN DEMOKRASİDEN BAŞKA TERCİHİ YOK-
Erdoğan, şöyle konuştu:
Şunu burada bir kez daha altını çizerek ifade etmekte fayda görüyorum; Türkiye Cumhuriyeti Devleti için güçlü demokrasiden başka bir tercih yok, olamaz. Bizim antidemokratik her girişim karşısındaki tavrımız bellidir, nettir ve bu noktadaki samimiyetimizi de 7 yıl boyunca çeşitli vesilelerle ortaya koyduk. Nevi şahsına münhasır bir demokrasi istemiyoruz.
Demokrasi üzerinde, hakimiyet-i milliye üzerinde vesayeti asla kabul etmedik, bugün de kabul etmeyeceğiz. 7 yıl boyunca demokrasiye gölge düşürmeye çalışanlara, milli egemenliği hiçe sayanlara karşı samimi, kararlı, cesur ve dik bir duruş sergiledik ama dikleşmedik. Bundan sonra da ülke, millet ve gelecek nesiller için bu dik duruşumuzu muhafaza edeceğiz. Hukuk dışılığın ülkeye istikamet vermesine izin vermedik, bugün de yarın da buna yürütme olarak izin vermeyeceğiz.
Türkiyenin demokratikleşme yolunda kaydettiği tarihi başarılar, demokrasinin tüm unsurlarının, devletimizin tüm kurumlarının desteği ve katkısı ile olur. Yasama da yürütme de yargı da Türkiyenin daha demokratik standartlara ulaşması noktasında hemfikirdir. Hiç bir demokratik unsurun, kurumun demokrasi karşıtı gibi gösterilmesine, bu noktada haksız şekilde eleştirilmesine, yıpratılmasına göz yummayız, yumamayız.
Bunu bir klişe olarak dile getirmiyorum. Kurumlar içinde suç işleyenler olabilir, yanlış yola tevessül edenler olabilir. Bu kişi ya da kişiler, asla ve asla tüm kurumu bağlamazlar. Bunu böyle bilmemiz lazım. Bu kişi ya da kişiler üzerinden asla tüm kurumlar töhmet altında bırakılamazlar. Yargımız, standartları yüksek bir demokratik sistemde olması gerektiği gibi, özgür, hür ve bağımsız bir şekilde görevini yapıyor. Bütün kurumlarımızla, yargının işleyişine yardımcı oluyoruz. Meselelerin netliğe kavuşması için elinden geleni yapıyoruz.
Başta muhalefet partileri ve medya olmak üzere, buradan her kesime bir kez daha sesleniyorum; dedikodular, söylentiler, bilgi kırıntıları, tahminler üzerinden yapılan her türlü yorum, yargının işleyişini zorlaştırdığı kadar, kurumlarımızı da haksız eleştirilerin odağı haline getiriyor. Süreci istismar etmek, yönlendirmeye çalışmak, meseleyi farklı yerlere çekerek, buradan kendisine siyasi rant elde etme çabasına girmek, demokrasiye de millete de ülkemize de kurumlarımıza da haksızlık ve insafsızlıktır.
-KURUMLAR ÇATIŞIYOR YORUMLARI...-
Başbakan Erdoğan, günlerdir, kurumlar birbiriyle çatışıyor şeklinde sorumsuzca, kaygısızca açıklamalar, yorumlar yapıldığını söyledi.
Hiç bir kurumun, hiç bir kurumla çatıştığı yok. Böyle bir şey söz konusu dahi olamaz diyen Erdoğan, kurumların Anayasa ve yasalarda belirtilen görevleri yerine getirdiklerini ve bunda en ufak bir tereddüt olmadığını kaydetti.
Erdoğan, şunları kaydetti:
Kurumlarımız arasında uyumsuzluk ve sıkıntı olduğu yönünde bir görüntü oluşturmaya çalışmak büyük bir yanlıştır, Türkiyeye zarar verecek bir sorumsuzluktur. Muhalefeti bir kez daha sorumlu davranmaya davet ediyorum; sözlerini, kelimelerini, kavramlarını iddia ve ithamlarını gözden geçirmeye davet ediyorum.
Türkiyedeki her türlü gelişmeyi; ihanet gibi, hıyanet gibi, kurumlar arası çatışma, kargaşa ve kaos gibi kavramlarla izah etmek, her türlü gelişmeyi ve istismar meselesi olarak görmek, her türlü toplumsal olayı kışk | | Samanyolu Haber Son Dakika 05.01.2010 | | | AKPartiGrupTpolantısıAK Parti Grup Tpolantısı |
|
| Şener'den Vatan'a özel röportaj | Samanyolu Haber | 02.01.2010 16:17 |  | | Emekli askeri hakim Faik Tarımcıoğlunun hakkında yaptığı açıklamalar sebebiyle dikkatleri üzerine çeken Türkiye Partisi lideri Abdullatif Şener Vatan Gazetesine özel röportaj verdi. Şenerin hedefinde ise yine Başbakan Erdoğan vardı.
?TSK?nın kalbinde? ki aramalar Türkiye?nin gündeminde. Başbakan ?tarihi bir süreç? diyor, siz nasıl değerlendiriyorsunuz?
Türkiye hukuk devleti ve Anayasa, yasalarla kurumların yetki ve sorumlulukları belli. Hukukun gerekleri hangi sınırları zorluyorsa bu çerçevede ortaya çıkan hadiseleri abartmamak lazım. Ama Türkiye?de birkaç yıldır yaşanan olaylar, hukuk devleti ilkelerine göre yorumlayabilmenin sınırlarını aşıyor. Her vatandaş ?Türkiye?de ne oluyor? diye sorgulamak ihtiyacı duyuyor. Benzer konularda yargının farklı fotoğrafları var. Örneğin Ergenekon davasıyla ilgili verdiği fotoğraf farklı, Deniz Feneri?yle ilgili verdiği fotoğraf farklı. Birinde dava, her gün dışarıya bilgi sızdırılarak, spekülasyonlar üretilerek, tedirginlikler yayılarak sürdürülüyor. Diğeri ise hiçbir bilginin sızmadığı, tamamen kapalı bir halde. Bir başbakan yardımcısına suikast girişimi çok ciddi bir iddiadır. Üstelik Genelkurmay?ın, ?Böyle bir şey yok. İstihbaratı değerlendiren subaylar oradaydı? açıklaması var. Buna rağmen arama yapılıyor.
?Buna rağmen? i nasıl yorumlamak gerekiyor?
TSK hırpalanıyor. Bir yandan siyaset, bir yandan yargı süreçleri altında prestiji tahrip ediliyor. Diğer taraftan PKK ile yumuşayan bir süreç ve sonra açılım var. Böyle bir durumda ?Acaba ikisi birbirine bağlantılı mı? diye soruyor insan. Sadece ülke içindeki hukuk süreci mi diyelim, yoksa bölgemizde uluslararası etkilerin devamı olarak mı bakalım? Bunu ayrıştıramıyorum.
Süreç iyi yönetilmiyor
Eğer bu iddia doğruysa seçilen kişi neden Bülent Arınç sizce?
Ben Arınç isminin çok özellikli bir durum yansıttığını düşünmüyorum. Bir suikast girişimi var mı, yok mu, bununla ilgili de kesin bir kanaatim yok. Sürecin sonunda ortaya çıkınca bir şey söyleyebiliriz. Son 3 senedir sürekli yıpratılan Genelkurmay?ın bu süreci doğru ve etkili idare edemediğini düşünüyorum. Genelkurmay Başkanlığı hatta Genelkurmay Başkanı açıklamalar yapıyor. Bunların ardından ise farklı şeyler çıkıyor ve açmazda kalıyor. Yapılan açıklamaya rağmen savcılar günlerce incelemeyi sürdürüyorlar. Bu görüntüler, askerin kendisini savunamadığını, doğru anlatamadığını, süreci doğru yönetemediğini gösteriyor. İkincisi sahipsizliğini de gösteriyor. Ne siyasetin, ne de basının konuyu daha anlaşılır bir şekilde, yıpranmayı önleyecek bir şekilde tavır sergilediğini görmüyoruz.
Siz 28 Şubat?ı yaşayan isimlerden birisiniz. O dönem en çok baskıyı askerlerden gördünüz. Şimdi TSK sahipsiz diyorsunuz?
28 Şubat sürecinde mevcut iktidara karşı yanlış yapıldı. İyi işleyen bir hükümet vardı. Gelir grupları mutluydu ama o ortamda ?post modern?darbe yapılmıştır. O günden bugüne de bütün süreçler alt üst olmuştur. Askerin görevinin başında ve kışlada olması gerektiğini düşünüyorum. Siyaseti siyasilere bıraksınlar. Siyaset yanlış yapabilir ama halk zaten dersini verir, iktidardan alır. Şimdi yaşadığımız süreç farklı. Farklı bir ortamdayız ve ben bu ortamda kurumlar arası işbirliğinin, güvenin son derece önemli olduğuna inanıyorum. Dünya ekonomisi yeniden yapılandırılıyor. Türkiye de, bunlara bağlı olarak ekonomisi ve kurumsal yapısı yani sistemin bütünü itibariyle yeniden yapılanıyor. Bu yapılanma Türkiye?nin ihtiyaçlarına göre mi, yoksa bazı dış merkezlerin ihtiyaçlarına göre mi şekillendiriliyor?
Çatışma ortamı var
Yargı, siyaset kendi içinde birbirine girmiş, üniversiteler ayrışmış, güvenlik birimleri içinde güvensizlik ve ayrışma var. Bütün kurumların birbirine karşı duyduğu güvensizlik ve çatışma ortamı var. Ve hala Başbakan, ?Kurumlar işbirliği içindedir? diyor. Bu söyleyebilmek için herkesi aptal yerine koymak lazım. Kimse aptal değil. Türkiye?de korkunç bir dağınıklık var ve bu ülkenin dışardan yönetilmesine açık bir zemin oluşturmuştur. Buna bakınca ?Ne oluyor? sorusunu ister istemez soruyorsunuz.
?Ne oluyor? tamam ama daha önemli soru galiba ?Ne olacak??
Ülkede bu kadar büyük bir dağınıklık varken, olacak şeyler, ortaya çıkacak sonuçların Türkiye?nin ihtiyaçlarına uygun olacağını düşünmüyorum. Ben Türkiye?yi yönetenlerin 24 saatlik planları olduğunu düşünmüyorum. Günü birlik düşünüyorlar.
?Başbakan beni dinliyor? dediniz, hala böyle düşünüyor musunuz?
O kadar çok sızıntı oldu ki. Türkiye?deki insanların çoğunluğu dinlendiğine inanmaya başladı. Yargı kararlarına da girmiştir ki yasal dinleme yetkisine sahip birimler bile yasadışı dinlemeler yapıyor. Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı?na bakalım. Kurumun kanunu 2005?te çıkarılmıştır. O dönemde ben hükümetteydim. Konunun Bakanlar Kurulu?nda konuşulduğunu hiç hatırlamıyorum. Yani TİB?le ilgili tasarı hükümetten Meclis?e gitmedi.
Denetim yapılmadı
Kanunu incelediğinizde o dönem kadar olan jandarma, emniyet ve MİT?in dinlemelerini de koordine eden bir kurum olarak | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.01.2010 | | | ŞenerdenVatanaözelröportajŞenerden Vatana özel röportaj |
|
| Şener'den hakaretvari benzetme | Samanyolu Haber | 26.12.2009 13:58 |  | | Türkiye Partisi (TP) Genel Başkanı Abdüllatif Şener, hükümetin yönetimini, Red Kit adlı çizgi roman dizisindeki Dalton kardeşlerin Avareline benzetti. Partisinin il başkanlığının açılışı için Denizliye gelen Şener, Kaleiçindeki esnafları ziyaret etti. Burada gazetecilerin sorularını da cevaplayan Şener, hükümetin bakış tarzıyla Denizlinin veya Türkiyenin ekonomik sıkıntılarını çözmenin mümkün olmadığını ileri sürdü. Hükümeti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı, Dışarı için çalışıyor. şeklinde suçlayan TP Genel Başkanı Şener, Adeta hükümet ve Başbakan, dışarıdan etkilerle çalışıyor. Türkiyedeki sanayicinin lehine olabilecek hiçbir programı yok. Yabancı ülke sanayicileri için çaba harcayan bir başbakan ve hükümetimiz var. Türkiyedeki çiftçiler için değil, yabancı ülkelerdeki çiftçiler için çalışan ve mesai harcayan bir hükümet var. Esnaf ve işçimiz için de çaba harcayan bir hükümet değil. Uygulamalarıyla, politikalarıyla yabancı işsizlerin, yabancı ülke esnaflarının menfaatlerine çalışan, sonuç ortaya çıkaran bir iktidar ve hükümet var. dedi.
Böyle bir ortamda Türkiye nasıl yönetiliyor? diye soran Abdüllatif Şener, Ülke kan ağlarken, dünyanın en fazla işsizi Türkiyedeyken, dünyadaki en büyük sanayi çöküşlerinden birisi Türkiyede yaşanırken, böylesine bir ortamda nasıl yönetiliyoruz? Başımızdaki sorumluların mantığı, duyarlılığı, iş yapma biçimi nedir? Bunları sorguladığımızda ister istemez aklımıza Daltonlar geliyor. Daltonların Avareli bir ülkeyi nasıl yönetirse, sorumlular da bu ülkeyi öyle yönetiyor. Bundan derin üzüntü duyuyoruz. şeklinde konuştu.
TPnin ülkeyi mevcut iktidardan kurtararak, millî menfaatler doğrultusunda bir ekonomi politikasını hakim kılacağını öne süren Şener, Ekonomiyi bu ülke için, bu ülke insanı için tekrar, yeniden kurmak üzere yola çıkmış bulunuyoruz. Bu yolculuğumuzda bugünkü durağımız Denizlidir. ifadelerini kullandı.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınça suikast iddiaları hakkında Genelkurmayın açıklamasının, tekzip edilmediği takdirde doğru olacağını düşüneceğini söyleyen TP Genel Başkanı Şener, şunları kaydetti: Olaya farklı bakış tarzları var, ancak yapılan açıklamalar da var. Açıklamalara göre henüz tekzip edilmiş değildir. Bir başka konu için Sayın Arınçın evinin etrafında bulunan görevliler söz konusudur. Biz de farklı bir yargı kararı çıkıncaya kadar bu açıklamanın doğru olduğunu varsayarız, düşünürüz.
Kurumlar arası çatışmanın ülkeye zarar verdiğini belirten Şener, Her olay üzerinde siyaset, asker, yargı ve istihbarat birimleri arasında çatışma, kavga çıkması halinde ülkeye zarar verdiğine inanırız. Türkiyenin adeta genetiğiyle birileri oynamaktadır. Sistem çözülmektedir. Türkiyeyi bu hale getiren, bu hale gelmesi için politikalarını ve siyaset yapma biçimlerini belirleyen kişiler, Türkiyeye zarar veriyor. Başta siyasal iktidar olmak üzere herkesi, devlet adamı gibi davranmaya davet ederim. Devlet adamlığı, ülke menfaatlerini parti menfaatlerinin üzerinde görmek demektir. Devlet adamlığı, ülkenin geleceğini görmek demektir. Devlet adamlığı demek, dış etkilerle yönlendirilmemek, yönetilmemek, ülke menfaatleri için ülkenin iradesine uygun tavırlar sergilemek demektir. diye konuştu.
Siyaset ve siyaset dışı kurumların işbirliği yapması gerektiğini ifade eden Abdüllatif Şener, Bunlar yapılmazsa, sürekli olarak birbirleri hakkında endişe ve kaygı duyarlarsa, karşılıklı olarak birbirlerine tuzak kurdukları şeklinde bir izlenimi, bir kanaati pekiştirir, yerleştirir. Bazı olaylar üzerinden senaryoları derinleştirirse, bu ülkenin insanı sahipsizdir demektir. Türkiye dışarıdan yönetilme ve yönlendirmeye hazır hale getirilmektedir. Kim bu ülkeyi bu hale getirdi? Buna kim çanak tuttu? Bu basiretsizliği kim gösterdi? Bunu vatandaş olarak da bir muhalefet partisi olarak da sormak, sorgulamak hakkımızdır. dedi.
Şener, Silah Kanunu tasarısındaki, MİT ve Emniyetin de askerî silah ithalatı yapabilmesine imkân tanıyan hüküm konusunda yöneltilen bir soruya ise şöyle cevap verdi: Askerin kendi, siyasetçinin kendi, yargının da kendi görevini yapması lazım. Türkiye, hiçbir dönemde yaşamadığı kaosu yaşıyor. Askerin kendi iç görüşü dağınık. Siyaset de kendi iç görüntüsüyle dağınık ve kavgalı bir manzara gösteriyor. Yargı, kendi içinde farklı görüntüler sergiliyor. Tüm kurumlar da birbirlerine karşı kaygılı ve endişeli görünüyor. Böyle bir düzen ve manzara, dünyanın hiçbir yerinde yok. Türkiyenin geçmişinde de böyle bir dağınıklık yok. Bir an önce iktidar, siyaset yapma biçimini değiştirmelidir. Kurumlarla işbirliği içerisinde çalışma alışkanlığı kazanmalıdır. (CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 26.12.2009 | | | ŞenerdenhakaretvaribenzetmeŞenerden hakaretvari benzetme |
|
| ETÖ’ÜN SON AVUKATI ŞENER ! | Samanyolu Haber | 21.01.2009 14:20 |  | | Bir yanıyla akademisyen diğer yanıyla aktif politikacı Abdullatif Şener yine konuştu. Aslında Şener’in artık ne diyeceği üç aşağı beş yukarı belli.
Şener yine hükümete salladı..
AK Parti yönetimi tabi ki eleştirilemez değil. Elbette eleştirilecek ama bu eleştiriyi Şener’in yapması bir tuhaf oluyor. Eski çalışma arkadaşlarını resmen yerden yere vuruyor, iş bilmezlikle suçluyor.
Şener’i dinlerken sanki eski bir kabine üyesi değil de, ana muhalefet lideri konuşuyor sanıyor insan.
Şener, bakan olduğu dönemde de sık sık nöbetçi yorumcu olarak boy gösterdiği bir TV kanalındaydı yine. Canlı yayında Cumhurbaşkanı Gül’ün Başbakan, Meclis Başkanı ve Yargı mensuplarını ağırladığı yemeği yorumladı.
Neresinden bakarsanız bakın güzel bir girişim. Cumhurbaşkanı devletin kurumlarındaki üst düzey yöneticileri aynı masanın etrafında buluşturdu.
Ama Şener’e göre bu girişim çok küçük bir adım ve geç kalınmış bir toplantı. Böylesine yerinde bir hareketi görmezlikten gelmeye çalışan Şener, ısrarla bardağın boş tarafını görmeye çalıştı.
Tarafların, bu yemek Genelkurmay Başkanlığı’nın Albay Kırca’nın intiharı sonrasında yaptığı açıklamasından önce planlandı şeklindeki ısrarlı açıklamaları A. Şener’i ikna etmemiş. Ona göre Cumhurbaşkanı TSK’dan gelen açıklama sonrasında böyle bir adım attı.
Eski bakanın Ergenekon davasıyla ilgili de söyleyecekleri vardı elbet.
Şener üstü kapalı olarak Ergenekon’u yok saydı, resmen bu davayı sulandırmak isteyenlerin safında yer aldı. Dava sürecinin sağlıklı olmadığını, sağa sola çamur atıldığını, tehdit ve şantaj yapıldığını ve birilerinin buna dur demesi gerektiğini söyledi.
Şener resmen bu dava bir an önce ört bas edilmeli demeye getirdi. Davayı hükümetin yönlendirdiğini ima etti.
Şener’e göre davayla beraber Türkiye’de kurumlar arası çatışma ortamı var ve bu giderek topluma da yayılıyor. Şener’in neden davayı bu kadar lüzumsuz saymaya çalıştığını anlamak güç. Resmen dava sürecine taraf oldu.
Yargılananları suçsuz ilan etti. Evet dava sürecinde yargılananları peşinen ‘suçlu’ ilan etmek ne kadar yanlışsa ‘suçsuz’ göstermekte bir o kadar yanlış.
Şener adı konmamış bir siyasi partinin lideri gibi konuşuyor. Bence geç kalmamalı biran önce kolları sıvayıp partisini kurmalı. Çünkü Şener’in siyasi bir lider olarak serüvenini çok merak ediyorum. Ediyorum çünkü sonu belli bir başlangıçta…
Tabi cesaret edip bir parti kurabilecek mi? Ne bileyim belki çok yakın dostları Şener’e bir iyilik yapıp senden lider olmaz demişlerdir.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 21.01.2009 | | | ETÖ’ÜNSONAVUKATIŞENERETÖ’ÜN SON AVUKATI ŞENER |
|
|
| |