Habergec.Com Aranan Kelimeler:babalar için çok özel Değerlendirme: 10 / 10 974672
habergec.com
24.10.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

babalar için çok özel

Evlat sevgisine ayrımcılık yakışmıyor
Zaman
14.10.2014
12:44
Anne babalar, bütün çocuklarının ‘bir’ olduğunu, “acısı da mutluluğu da bir” izahıyla savunsa da bazıları, evlatlarından birine karşı daha farklı hassasiyet geliştirebiliyor.Bir eldeki parmakların kimisi uzun, kimisi de kısadır. Muhtemelen bu farklılıktan yola çıkan atalarımız, “Beş parmağın beşi bir olmaz.” der. Hayatın içerisinde çokça karşılığı olan bu öğretiyi, aile içindeki fertler için de değerlendirebiliriz. Zira aynı anne-babaya sahip, aynı çatı altında yetişmiş kardeşlerin fiziksel ve ruhsal yapıları birbirinden çok farklı olabiliyor. Hatta huyları ve becerileri birbirine hiç benzemiyor. Hal böyle olunca anne-babaya, kiminin karakteri yakın, kimisininki de uzak gelebiliyor. Bu da birinin davranışlarını daha çok onaylama ve beğenme güdüsünü harekete geçiriyor. Hepsinin bir olduğunu, ‘acısı da mutluluğu da bir’ izahıyla savunsalar da bazı ebeveynler, evlatlarından birine karşı daha farklı bir hassasiyet geliştirebiliyor. Bu düşkünlüğü davranışlarına aksettirmemek içinse yoğun çaba harcıyorlar. Çocuklar arasındaki ayrımcılık sadece ülkemizde olan bir sorun değil. Haber dergisi Time’ın editörlerinden Jeffrey Kluger, bu konuda yaptığı araştırmasını kitap haline getirmiş. Kluger’e göre Amerikalı ebeveynlerin yüzde 95’i bir çocuğuna daha düşkün. Çocukları arasında ayrım yapmadığını söyleyen yüzde 5’lik kısım ise bu konuda doğru söylemiyor. Anne-babanın da nihayetinde bir ‘insan’ olması bu meyli fıtraten mümkün kılıyor. Tespitlerin bazıları ise bizim de yakınlarımızda hatta kendi ailemizde var olan cinsten: “Babalar en küçük kızlarını, anneler ise ilk erkek çocuklarını daha çok seviyor. Ortanca çocuklar eğer ailenin tek kız veya erkek çocuğu değilse genellikle arka planda kalıyor. Anne-babaların en önemli kıstası ise özelliklerinin çocuklarına geçme oranı. Yani, kendilerine benzeyeni daha çok seviyorlar.” Ailede tolerans gösterilen çocukların benzerliği ise dikkat çekiyor: Güzel huylu çocuklar, babaların kızları, annelerin oğulları ve de en küçük çocuklar genelde daha çok seviliyor. O daha küçük, sen büyüksün! Anne-babanın çocukları arasındaki ayrımcılığı bilinçli olmadan yaptığını dile getiren Psikolog Saniye Çimen’e göre önemli olan ebeveynin yaptığı adaletsizliği fark etmesi. Çocukların böyle düşünmesinin sebebi ise anne-babanın sevgisini eşit bir şekilde dışa vuramaması. Bu da birine karşı zaafın oluşması, kıyaslama, her çocuğa eşit oranda söz hakkı verilmemesi gibi bir dizi iletişim kopukluklarını beraberinde getiriyor.Ebeveynin çocuklarına yaklaşımında maksadını ifade edemeyişi, ayrım yaptığı izlenimine yol açıyor. Ebeveynini yanlı tutum sergilemekle suçlayan çocuk, toleranslı zannettiği diğer kardeşe düşman olabiliyor. Kardeş kıskançlığı devreye girince, aralarında sonu gelmeyen bir rekabet başlıyor.Buna sebep olan en basit hadiselerden biri de evin minik üyesinin aileye katıldığında çiçeği burnunda abi ve ablaya yaklaşım tarzı. “Kardeşin uyanacak gürültü yapma!” ikazıyla büyük çocukta ayrımcılık fikri oluşmaya başlıyor ne yazık ki. “Kardeşim doğmasaydı… Kardeşim olmasaydı…” gibi düşüncelerle kardeşiyle olan bağı en baştan yara alıyor. Böylece anne babasına karşı hırçınlaşıyor. Kardeşini kabullenemiyor. ‘Kötü çocuğu’ oynamaya başlayınca, ebeveyn uslu çocuğa meylediyor. Hâlbuki anne-baba, büyük kardeşten ideal davranışlar beklemek yerine onun kafasındaki soru işaretlerini giderse ‘kötü çocuk’ ortaya çıkmayacak.Ayrımcılık, miras paylaşımına kadar uzanıyor Bazen de ilgi uslu değil sorunlu çocuğa kayabiliyor. Sağlık durumu yerinde olmayan, maddî-manevî problemler yaşayan bir çocuk kardeşlerine nazaran anne-babasından daha özel bir ilgi görebiliyor. Psikolog Çimen, bunun da ayrı bir yanlış olduğunu vurguluyor. Çünkü ‘özel’ kardeşin ihtiyaç duyduğu ilgiyi anne-babası fırsat verdiği takdirde kardeşleri de gösterebilir. Böylece kardeşine kayıtsız kalmayan çocuklar da ebeveyninin gözünde hak ettiği yeri alabilir. Duygusal ihmalin sonuçlarının hemen görülmediğini vurgulayan Psikolog Çimen, ilgiye ‘ihtiyacı olan’ çocuğumuzu ön plana çıkarırken diğerleriyle telafisi çok zor bir noktaya gelebileceğimizi söylüyor. Negatif ilginin, ilgisizlikten daha iyi olduğuna değiniyor. Çimen’e göre, ayrımcılığın temelinde sevginin bütün evlatlarımıza eşit bölüştürülememesi var. Halbuki sevgi paylaştıkça çoğalır. Sadece, her bir çocuğun cinsiyetine, yaşına ve karakterine göre anne-babanın muamelesi farklılıklar barındırabilir. “Büyük oğlum çok efendi, bu yüzden o başka!” “Bütün evlatlarım bir yana kızım bir yana!” diyerek sevgimizi tek bir çocuğumuzda toplamak adaletsiz bir yaklaşım. Saniye Çimen, çocuklar arasında yapılan ayrımcılıkta en çok cinsiyetin etk
Zaman
Ana Sayfa
14.10.2014
EvlatsevgisineayrımcılıkyakışmıyorEvlat sevgisine ayrımcılık yakışmıyor
Evlat sevgisine ayrımcılık yakışmıyor
Zaman
14.10.2014
12:13
Anne babalar, bütün çocuklarının ‘bir’ olduğunu, “acısı da mutluluğu da bir” izahıyla savunsa da bazıları, evlatlarından birine karşı daha farklı hassasiyet geliştirebiliyor.Bir eldeki parmakların kimisi uzun, kimisi de kısadır. Muhtemelen bu farklılıktan yola çıkan atalarımız, “Beş parmağın beşi bir olmaz.” der. Hayatın içerisinde çokça karşılığı olan bu öğretiyi, aile içindeki fertler için de değerlendirebiliriz. Zira aynı anne-babaya sahip, aynı çatı altında yetişmiş kardeşlerin fiziksel ve ruhsal yapıları birbirinden çok farklı olabiliyor. Hatta huyları ve becerileri birbirine hiç benzemiyor. Hal böyle olunca anne-babaya, kiminin karakteri yakın, kimisininki de uzak gelebiliyor. Bu da birinin davranışlarını daha çok onaylama ve beğenme güdüsünü harekete geçiriyor. Hepsinin bir olduğunu, ‘acısı da mutluluğu da bir’ izahıyla savunsalar da bazı ebeveynler, evlatlarından birine karşı daha farklı bir hassasiyet geliştirebiliyor. Bu düşkünlüğü davranışlarına aksettirmemek içinse yoğun çaba harcıyorlar. Çocuklar arasındaki ayrımcılık sadece ülkemizde olan bir sorun değil. Haber dergisi Time’ın editörlerinden Jeffrey Kluger, bu konuda yaptığı araştırmasını kitap haline getirmiş. Kluger’e göre Amerikalı ebeveynlerin yüzde 95’i bir çocuğuna daha düşkün. Çocukları arasında ayrım yapmadığını söyleyen yüzde 5’lik kısım ise bu konuda doğru söylemiyor. Anne-babanın da nihayetinde bir ‘insan’ olması bu meyli fıtraten mümkün kılıyor. Tespitlerin bazıları ise bizim de yakınlarımızda hatta kendi ailemizde var olan cinsten: “Babalar en küçük kızlarını, anneler ise ilk erkek çocuklarını daha çok seviyor. Ortanca çocuklar eğer ailenin tek kız veya erkek çocuğu değilse genellikle arka planda kalıyor. Anne-babaların en önemli kıstası ise özelliklerinin çocuklarına geçme oranı. Yani, kendilerine benzeyeni daha çok seviyorlar.” Ailede tolerans gösterilen çocukların benzerliği ise dikkat çekiyor: Güzel huylu çocuklar, babaların kızları, annelerin oğulları ve de en küçük çocuklar genelde daha çok seviliyor. O daha küçük, sen büyüksün! Anne-babanın çocukları arasındaki ayrımcılığı bilinçli olmadan yaptığını dile getiren Psikolog Saniye Çimen’e göre önemli olan ebeveynin yaptığı adaletsizliği fark etmesi. Çocukların böyle düşünmesinin sebebi ise anne-babanın sevgisini eşit bir şekilde dışa vuramaması. Bu da birine karşı zaafın oluşması, kıyaslama, her çocuğa eşit oranda söz hakkı verilmemesi gibi bir dizi iletişim kopukluklarını beraberinde getiriyor.Ebeveynin çocuklarına yaklaşımında maksadını ifade edemeyişi, ayrım yaptığı izlenimine yol açıyor. Ebeveynini yanlı tutum sergilemekle suçlayan çocuk, toleranslı zannettiği diğer kardeşe düşman olabiliyor. Kardeş kıskançlığı devreye girince, aralarında sonu gelmeyen bir rekabet başlıyor.Buna sebep olan en basit hadiselerden biri de evin minik üyesinin aileye katıldığında çiçeği burnunda abi ve ablaya yaklaşım tarzı. “Kardeşin uyanacak gürültü yapma!” ikazıyla büyük çocukta ayrımcılık fikri oluşmaya başlıyor ne yazık ki. “Kardeşim doğmasaydı… Kardeşim olmasaydı…” gibi düşüncelerle kardeşiyle olan bağı en baştan yara alıyor. Böylece anne babasına karşı hırçınlaşıyor. Kardeşini kabullenemiyor. ‘Kötü çocuğu’ oynamaya başlayınca, ebeveyn uslu çocuğa meylediyor. Hâlbuki anne-baba, büyük kardeşten ideal davranışlar beklemek yerine onun kafasındaki soru işaretlerini giderse ‘kötü çocuk’ ortaya çıkmayacak.Ayrımcılık, miras paylaşımına kadar uzanıyor Bazen de ilgi uslu değil sorunlu çocuğa kayabiliyor. Sağlık durumu yerinde olmayan, maddî-manevî problemler yaşayan bir çocuk kardeşlerine nazaran anne-babasından daha özel bir ilgi görebiliyor. Psikolog Çimen, bunun da ayrı bir yanlış olduğunu vurguluyor. Çünkü ‘özel’ kardeşin ihtiyaç duyduğu ilgiyi anne-babası fırsat verdiği takdirde kardeşleri de gösterebilir. Böylece kardeşine kayıtsız kalmayan çocuklar da ebeveyninin gözünde hak ettiği yeri alabilir. Duygusal ihmalin sonuçlarının hemen görülmediğini vurgulayan Psikolog Çimen, ilgiye ‘ihtiyacı olan’ çocuğumuzu ön plana çıkarırken diğerleriyle telafisi çok zor bir noktaya gelebileceğimizi söylüyor. Negatif ilginin, ilgisizlikten daha iyi olduğuna değiniyor. Çimen’e göre, ayrımcılığın temelinde sevginin bütün evlatlarımıza eşit bölüştürülememesi var. Halbuki sevgi paylaştıkça çoğalır. Sadece, her bir çocuğun cinsiyetine, yaşına ve karakterine göre anne-babanın muamelesi farklılıklar barındırabilir. “Büyük oğlum çok efendi, bu yüzden o başka!” “Bütün evlatlarım bir yana kızım bir yana!” diyerek sevgimizi tek bir çocuğumuzda toplamak adaletsiz bir yaklaşım. Saniye Çimen, çocuklar arasında yapılan ayrımcılıkta en çok cinsiyetin etk
Zaman
Ana Sayfa
14.10.2014
EvlatsevgisineayrımcılıkyakışmıyorEvlat sevgisine ayrımcılık yakışmıyor
Sağlık Bakanı: Aile hekimleri, uyuşturucuyla mücadelede görev alacak
Zaman
11.09.2014
17:37
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 7 bakanlık olarak hazırladıkları Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planının tamamlandığını belirterek Pazartesi günü Bakanlar Kuruluna sunacaklarını açıkladı. Adalet, Aile ve Sosyal Politikalar, Gençlik ve Spor, İçişleri, Milli Eğitim, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Sağlık Bakanlığı olarak Uyuşturucu ile Mücadele Acil Eylem Planını hazırladıklarını anlatan Müezzinoğlu, Her boyutuyla Adan Zye değerlendirmesini yaptık. Başbakanımızın onayını aldıktan sonra uygulamalara başlayacağız. Aile hekimleri, okul aile birlikleri, Yeşilay Cemiyeti gibi sivil toplum örgütleri bölgede dinamikler muhtarlar ve imamlar görev alacak. dedi.Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, özel bir televizyonda konuk olduğu programda, gündemdeki konularla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Bakanlık olarak Türkiye genelinde nüfusu 2 bin olan belediyelerde dahil olmak üzere musluktan akan suyun tamamını kontrol ettiklerini belirten Müezzinoğlu, 24 saat katip ediyoruz. Buna havuz ve sahillerde dahil. Vatandaşın kullanımına giden her türlü suyu kontrol eden ve takip eden bir sistemimiz var. Ankarada 1091 merkezde su numunesi aldığımız noktalar var. belirli periyodlarla alıyoruz ve günlük olarak bunların tahlilini yapıyoruz. Temmuz Ağustos aylarında Ankarada yaklaşık 500 numune alıp incelendi. Şuana kadar tüm tetkiklerde Ankaranın içme ve kullanım suyunda vatandaşımızın sağlığıyla ilgili en ufak sıkıntı verecek bir konu söz konusu değil. diye konuştu. DAMACANA SUYU TÜKETİYORUM Ankaranın Kızıl Irmaktan kullandığı su miktarının arttığı ve bu sudaki sülfat oranının yüksek olduğu için renk ve kokuya sebep olduğunu kaydeden Müezzinoğlu, Koku ve renkte bir sorun var. Ama Ankaralı vatandaşlarımız rahat olsunlar sağlık açısından herhangi bir sorun söz konusu değil. şeklinde konuştu. Çeşme suyu tüketip tüketmediğinin sorulması üzerine Müezzinoğlu, Ne yazık ki tüketmiyorum damacana suyu tüketiyorum. cevabını verdi. Ülke olarak uyuşturucu ile ciddi mücadele yapıldığını belirten Müezzinoğlu, Son dönemlerde tabana yayılan yeni tür ve türevlerle ilgili sıkıntılı sürecimiz başladı. Yaklaşık 2-2,5 ay önce Mecliste Sağlık Komisyonu Başkanımız ve İçişleri Bakanımızla ne yapabiliriz diye değerlendirme yaptıktan sonra ilgili bakanlıklar toplanalım dedik. 14 Temmuzda Sağlık Bakanlığı koordinatörlüğünde 6 bakan ve son olarak Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının eklenmesiyle 7 bakanlık olarak müsteşar yardımcılarımıza görev verdik. Sağlık Komisyonu Başkanı Prof. Dr. Necdet Ünüvar Başkanlığında bu 2 ay müsteşar yardımcıları, Türkiye Yeşilay Cemiyeti ve yerel yönetimlerde tecrübesi olan bir belediye başkanımızı bu çalışma içine katarak bir uyuşturucuyla mücadele acil eylem planı taslağının son şeklini verdik. şeklinde konuştu. 7 BAKANLIĞIN HAZIRLADIĞI ACİL EYLEM PLANI PAZARTESİ BAKANLAR KURULUNA SUNULACAK Adalet, Aile ve Sosyal Politikalar, Gençlik ve Spor, İçişleri, Milli Eğitim, Çalışma ve Sosyal Güvenlik ile Sağlık Bakanlığının birlikte hazırladığı uyuşturucuyla mücadele acil eylem planını Pazartesi günü Bakanlar Kuruluna sunacaklarını ifade eden Müezzinoğlu, Pazartesi günü sunum yapacağız ve ardından acil eylem planımızda önerdiğimiz yeni tedbirler, bakış açıları ve dinamikleri kamuoyuna sunacağız. Anneler babalar vatandaşlar ve sağ duyulu 77 milyon ülke insanı şunu bilmeli ki asla hiçbir bireyimizi, gencimizi, çocuğumuzu ve insanımızı bu uyuşturucu tacirlerin eline teslim etmeyeceğiz. Her boyutuyla Adan Zye değerlendirmesini yaptık. Başbakanımızın onayını aldıktan sonra uygulamalara başlayacağız. açıklamasında bulundu. Uyuşturucu ile mücadele konusunda ilk etapta koruyucu ve önleyici tedbirler olmak üzere 2 konunun temel olduğunu hatırlatana Müezzinoğlu şunları söyledi: Koruyucu ve önleyici de çok güçlü olabilirsek ondan sonra tedavi edici, rehabilite edici yükümüzü hafifletiriz. Koruyucu ve önleyicileri yeterince yapamazsak oradaki dinamikleri güçlü kuramazsak tedaviyi ideal yaptık, koruyucu ve önleyici yeterli derecede dinamik olmazsa bu sayımız katlayarak devam eder bizde şu kadar uyuşturucu kullanan gencimizi ve insanımızı tedavi ettik diye rakamları büyümesiyle övünürüz ki bunu istemiyoruz. Türkiye şuna uyuşturucu kullanımında Avrupanın ve gelişmiş dünyanın en avantajlı ülkesi. Bunu korumayı hedefliyoruz. En düşük seviyede olan bir ülkeyiz. Aile hekimlerinin de uyuşturucuyla mücadelede görev alacağını belirten Müezzinoğlu, Aile hekimleri, okul aile birlikleri, Yeşilay Cemiyeti gibi sivil toplum örgütleri bölgede dinamikler muhtarlar ve imamlar görev alacak. Önümüzdeki süreçte aile sağlığı merkezlerimizi devlet ve kamu fiziki mekanlarına yakışır projeler üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki dönemde hem ailelere bu anlamda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı bu mekanlarda aile hekiminden destek alacakları gerek sosyal danışman veya uzmanın olduğu
Zaman
Son Dakika
11.09.2014
SağlıkBakanıAilehekimleriuyuşturucuylamücadeledegörevalacakSağlık Bakanı Aile hekimleri uyuşturucuyla mücadelede görev alacak
Günseli Ö. Ocakoğlu - Ne eski ne yeni, aynı coğrafyanın insanlarıyız
Zaman
11.09.2014
02:03
Kendimizi unuttuk. Ne kadar eğlenceli, toleranslı ve insanlara dokunarak iletişim kurmayı sevdiğimizi aslında onları sevmeye hazır olduğumuzu unuttuk.Dışardan bakanların pek anlamadığı, anlamak için aramıza katıldığı, hatta kaldığı ne yeni, ne de eski aynı coğrafyanın insanlarıyız biz. “Yeni” kelime anlamıyla olumluluk çağrıştırsa da son dönemdeki kullanılış biçimiyle ayrıştırıcı olarak algılanıyor. Görüyorum ki ekonomide istikrar isteyen iş dünyası yeni ve eski ayrımı yapmadan yoluna devam etmek istiyor. İyi de yapıyor, biliyor ki ekonomide yerinde saymak karmaşa demek!Belki içinde bulunduğumuz durum bana algıda seçicilik yaptırıyor belki de bir iletişim çalışmasına gereğinden fazla anlam yüklüyorum. Bırakın o da benim kusurum olsun. Son dönemde bizden halleri hicveden daha çok kampanya görmeye başladık. Daha da çoğunu görsek ne iyi olur. İnsanoğlu en çok kendine gülermiş. Bizi dışardan bir üçüncü gözle anlatan kampanyaları dudağında bir gülümsemeyle izlemeyen var mıdır?Kendimizi yeniden sevebilir miyiz?Anlatım dolaylı ama anlatılanlar doğrudan yani bizden. Hepsini bir arada görünce “Ne tuhafız!” dedim. Düşününce daha da çoğu geldi aklıma. 70. yılını kutlayan Yapı Kredi mesajını şube, istihdam ve mevduat büyüklüğünden vermek yerine günlük konuşma dilimize giren “Hizmette sınır yoktur” sloganına bağlamış. “Sınırsız ülkenin sınır tanımayan insanlarına hizmette sınır yoktur” mesajını veren banka tercihini şube, çalışan ve mevduat gibi çoğunluğun pek de ilgisini çekmeyecek sıkıcı rakamları sıralamak yerine çok kere keyifle izlenecek bir filme dönüştürmüş. Akıllıca. Çalışmanın farklı katma değerler oluşturabileceği de aklıma geliyor. Film önümüzdeki yıllarda da ortak hallerimizle devam etse ne iyi olur. Hem geniş bir külliyat oluşur hem de coğrafyamız insanını tanımak isteyenlere yol gösterici. Yapı Kredi’ye nice 70’ler.Servet Bey karakteri Cem Yılmaz’a yakıştıİş Bankası 90. kuruluş yıldönümünde de geleneği bozmadı ve Cem Yılmaz’ın başrolde oynadığı bir kısa film daha yaptı. Her ne kadar reklam kuşağında yayınlanıyorsa da çalışmaya ayrıntıları iyi düşünülmüş bir kısa film desek yanlış olmaz. Ben oyuncuların performansını ve senaryoyu beğendim. Mesaj daha çok diğer bankalara veriliyor gibi. Adeta “…mış gibi yapmıyoruz” diyor.İş Bankası tüm yıl boyunca Cem Yılmaz ile hem kurumsal hem de ticari faaliyetlerde birlikte çalıştı. Anlaşılıyor ki en azından bu yılın sonuna kadar sanatçı bankanın marka yüzü olmaya devam edecek. Uzun vadeli çalışmalar elbette iyidir. Ancak bir de handikabı var. Cem Yılmaz gibi sevilen ünlüler yüzü oldukları markadan daha çok hatırlanırlar. Bir de yeri gelmişken soralım; normalde bir araya gelmesi mümkün olmayan “banka-üçkağıtçı tiplemesi” ne kadar başarılı oldu? Hâlâ ara ara devam ettiğine göre reklamın geri dönüşü iyi olmalı.En bildik kırtasiye markaları bile Çin’de üretiliyorAğırlık okulda çünkü teknolojiyle birlikte ofisteki kırtasiye kullanımı giderek azalıyor. Ama unutmayalım ki kırtasiyenin tutkunları da var. Okullularımızın sayısı 17 milyon. Okul sezonu 2 milyar dolar olan kırtasiye sektörü toplamda yıllık 4 milyar dolara ulaşıyor. Kalem, defter demeyin 100 bin çeşidi ve 40 bine yakın perakendeciyle kırtasiye büyük bir ekosistem.Kırtasiye sektörünün sorunları var ama en önemlisi sağlık açısından tehlike oluşturan ithal ürünler. Denetimsiz kimyasallar çocuklarımızın sağlığını tehdit ediyor. Özellikle Çin’den ithal edilen ürünlerin zararlarına dikkat çekiliyor. Bu durumda ithal ürünlerin daha sıkı denetlenmesi gerekiyor. Kırtasiye sektörü bir otokontrol mekanizmasıyla kendi ayağına kurşun sıkmamalı ve en önemlisi anne ve babalar satın alırken ürünün kaynağı konusunda daha duyarlı davranmalı. Aman dikkat çünkü en bildik markalar bile Çin’de üretim yaptırıyor. Son yıllarda tüketici bilincinin artması Gümrük ve Ticaret Bakanlığı’nın konuya eğilmesini sağlarken güvensiz ürün oranı 2013’te yüzde 18’e kadar düşmüş. Bütün bu gelişmeler sevindiriciyse de anne ve babalara çok iş düşüyor.Kırtasiyeyi NT bilir148 mağazasıyla Türkiye’nin en büyük kitap ve kırtasiye zinciri olan NT’ler nabzı iyi tutuyor. Aile bütçesine ve çocukların zevkine uygun 40 bin çeşit ürün 6 ay önceden hazır ediliyor. 847 markanın satışını yapan NT’lerde okul sezonda 2 binden fazla eğitimli çalışan görev alıyor. 68 ilde çocukların nabzını tutan NT yönetimi 11 ilde yapılan araştırmaya dayanarak en uygun fiyatın mağazalarında verildiğini söylüyor.Küçüklerimize farkında olmadan zarar vermeyelimAile bütçesine uygunluk elbette önemli ama özellikle çocukların kullanacağı kırtasiyede anne ve babalar CE ve İSO belgesi olan ürünlere yönelmeli.Ağıza en sık değen silginin kanserojen madde içermemesine özel
Zaman
Köşe Yazıları
11.09.2014
GünseliÖOcakoğlu-NeeskineyeniaynıcoğrafyanıninsanlarıyızGünseli Ö Ocakoğlu - Ne eski ne yeni aynı coğrafyanın insanlarıyız
Hilmi Yavuz - 'Yeni Türkiye'ye yeni metaforlar
Zaman
07.09.2014
02:07
12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de and içtikten sonra Anıtkabir’de özel deftere, ‘Aziz Atatürk’ diye başlayan bir mesaj yazdı. Mesajın en dikkate değer cümlesi şuydu ‘1938’deki vefatınızdan sonra Cumhurbaşkanlığı makamı ile cumhur arasında zayıflayan bağ yeniden kuruldu.’Cumhurbaşkanı, daha sonra Adnan Menderes’in, Turgut Özal’ın ve Necmeddin Erbakan’ın adlarını andı. Erdoğan, ‘Cumhurbaşkanlığı makamı ile cumhur arasında zayıflayan bağ’ların yeniden kurulmasında cumhurbaşkanlarının [İsmet İnönü, Celal Bayar ve Süleyman Demirel] değil de, Menderes, Özal ve Erbakan gibi başbakanların belirli bir çaba gösterdiklerini ama bu çabalarına rağmen ‘cumhurla zayıflayan bağların’ yeniden kurulamadığını ima eder gibiydi.Burada bana göre elbet, son derece önemli bir mesele var: O da İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. ve 3. cumhurbaşkanları olarak ve elbette Gazi Mustafa Kemal’le birlikte, çok ayrıcalıklı bir konumda bulunduklarının, maalesef, göz ardı edilmesidir.İnönü ve Bayar’ın bu ayrıcalıklı konumları, onların Cumhuriyet’in kurucu kadrosu içinde yer almış olmalarıdır. Bu adlar, Cumhuriyet’in ‘Kurucu Babaları’dır [‘The Founding Fathers’]. Tıpkı 1787 yılında toplanan Amerikan Anayasal Konvansiyonu’nun üyeleri gibi! Onlar bu adla, yani ‘Kurucu Babalar’ [‘The Founding Fathers’] olarak anılmaktaydılar. Şunu söylemek istiyorum: İnönü ve Bayar, Sayın Erdoğan da dahil olmak üzere, sırasıyla Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül’den, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Kurucu Babaları’ olarak çok daha farklı ve ayrıcalıklı bir konumdadırlar. Evet, farklı ve ayrıcalıklı! Bir başka husus da, Celal Bayar’ın Yassıada Mahkemeleri’ndeki duruşmalar sırasında, 27 Mayısçı askeri vesayetin yargı despotizmine karşı, Menderes’in boyun eğici tavrıyla mukayese edilmesi söz konusu olmayan onurlu ve dik bir duruş sergilemiş olmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız herhalde Bayar’ın bu duruşunu pek önemsememiş görünüyor!Sayın Erdoğan’ın ‘Yeni Türkiye’sinin hayırlı olmasını dilerken, ‘eski Türkiye’nin de bütünüyle eskimediğini hatırlamak gerekiyor. Çankaya Köşkü, Türkiye Cumhurbaşkanlığı’nın metaforudur. Cumhurbaşkanı olmak, günlük konuşma dilinde ‘Köşk’e çıkmak’tı; veto edilen bir yasa tasarısı ‘Köşk’ten döndü!’ diye dile getirilirdi. Sayın Erdoğan, Eski Türkiye’nin metaforlarını da değiştiriyor;- belki de Çankaya ‘Cumhurbaşkanı ile cumhur arasında zayıflayan bağlar’ı temsil ettiği için! Köşk’ü başbakana tahsis ederek, Çankaya’nın [‘Köşk’ün] Cumhuriyet tarihindeki ayrıcalıklı statüsünü düşürdüğünü hesaba katmamış görünüyor!Sayın Cumhurbaşkanı, İnönü’yü hiç sevmemiştir. Ben İsmet Paşa’yı yakından tanıdım. 1957’den başlayarak ‘Vatan’ gazetesi muhabiri sıfatıyla, İnönü’nün İstanbul’daki basın toplantılarını takip ettim. Uşak’ta başına taş atıldığında da oradaydım. Prof. Dr. Zafer Toprak, ‘Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’le yaptığı söyleşide, “Türkiye, çok partili döneme büyük ölçüde İnönü’nün dirayeti sayesinde ulaştı,” diyor. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidarını, askeri vesayete başvurarak, pekâlâ bertaraf edebilirdi; -ama yapmamıştır! Komuta kademesinin ısrarına rağmen…İnönü, kim ne derse desin büyük bir devlet adamıdır. Ne 1954 doğumlu yeni Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ne de 1959 doğumlu yeni Başbakanımız Ahmet Davutoğlu, 2. Dünya Savaşı’nın o muhataralı, ürkünç ve bunaltıcı günlerini yaşamadılar. 1943 yılında Bursa’nın Orhangazi ilçesinde, ilkokul 1. sınıf öğrencisi Hilmi Yavuz gibi, Almanların ya da Rusların Türkiye’yi işgal korkularını meş’um karartma gecelerinin kâbuslarıyla, gece rüyalarına giren Guderian panzerlerinin yatak odalarında dolaşmalarının dehşetini tanımadılar. Çayı kuru üzümle içmediler; nüfus cüzdanlarında ‘ekmek karnesi verildi’ kuponları yoktu onların…İnönü’yü yazmaya devam edeceğim.
Zaman
Köşe Yazıları
07.09.2014
HilmiYavuz-YeniTürkiyeyeyenimetaforlarHilmi Yavuz - Yeni Türkiyeye yeni metaforlar
Hilmi Yavuz - 'Yeni Türkiye'ye yeni metaforlar
Zaman
07.09.2014
02:07
12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de and içtikten sonra Anıtkabir’de özel deftere, ‘Aziz Atatürk’ diye başlayan bir mesaj yazdı. Mesajın en dikkate değer cümlesi şuydu ‘1938’deki vefatınızdan sonra Cumhurbaşkanlığı makamı ile cumhur arasında zayıflayan bağ yeniden kuruldu.’Cumhurbaşkanı, daha sonra Adnan Menderes’in, Turgut Özal’ın ve Necmeddin Erbakan’ın adlarını andı. Erdoğan, ‘Cumhurbaşkanlığı makamı ile cumhur arasında zayıflayan bağ’ların yeniden kurulmasında cumhurbaşkanlarının [İsmet İnönü, Celal Bayar ve Süleyman Demirel] değil de, Menderes, Özal ve Erbakan gibi başbakanların belirli bir çaba gösterdiklerini ama bu çabalarına rağmen ‘cumhurla zayıflayan bağların’ yeniden kurulamadığını ima eder gibiydi.Burada bana göre elbet, son derece önemli bir mesele var: O da İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. ve 3. cumhurbaşkanları olarak ve elbette Gazi Mustafa Kemal’le birlikte, çok ayrıcalıklı bir konumda bulunduklarının, maalesef, göz ardı edilmesidir.İnönü ve Bayar’ın bu ayrıcalıklı konumları, onların Cumhuriyet’in kurucu kadrosu içinde yer almış olmalarıdır. Bu adlar, Cumhuriyet’in ‘Kurucu Babaları’dır [‘The Founding Fathers’]. Tıpkı 1787 yılında toplanan Amerikan Anayasal Konvansiyonu’nun üyeleri gibi! Onlar bu adla, yani ‘Kurucu Babalar’ [‘The Founding Fathers’] olarak anılmaktaydılar. Şunu söylemek istiyorum: İnönü ve Bayar, Sayın Erdoğan da dahil olmak üzere, sırasıyla Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül’den, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Kurucu Babaları’ olarak çok daha farklı ve ayrıcalıklı bir konumdadırlar. Evet, farklı ve ayrıcalıklı! Bir başka husus da, Celal Bayar’ın Yassıada Mahkemeleri’ndeki duruşmalar sırasında, 27 Mayısçı askeri vesayetin yargı despotizmine karşı, Menderes’in boyun eğici tavrıyla mukayese edilmesi söz konusu olmayan onurlu ve dik bir duruş sergilemiş olmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız herhalde Bayar’ın bu duruşunu pek önemsememiş görünüyor!Sayın Erdoğan’ın ‘Yeni Türkiye’sinin hayırlı olmasını dilerken, ‘eski Türkiye’nin de bütünüyle eskimediğini hatırlamak gerekiyor. Çankaya Köşkü, Türkiye Cumhurbaşkanlığı’nın metaforudur. Cumhurbaşkanı olmak, günlük konuşma dilinde ‘Köşk’e çıkmak’tı; veto edilen bir yasa tasarısı ‘Köşk’ten döndü!’ diye dile getirilirdi. Sayın Erdoğan, Eski Türkiye’nin metaforlarını da değiştiriyor;- belki de Çankaya ‘Cumhurbaşkanı ile cumhur arasında zayıflayan bağlar’ı temsil ettiği için! Köşk’ü başbakana tahsis ederek, Çankaya’nın [‘Köşk’ün] Cumhuriyet tarihindeki ayrıcalıklı statüsünü düşürdüğünü hesaba katmamış görünüyor!Sayın Cumhurbaşkanı, İnönü’yü hiç sevmemiştir. Ben İsmet Paşa’yı yakından tanıdım. 1957’den başlayarak ‘Vatan’ gazetesi muhabiri sıfatıyla, İnönü’nün İstanbul’daki basın toplantılarını takip ettim. Uşak’ta başına taş atıldığında da oradaydım. Prof. Dr. Zafer Toprak, ‘Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’le yaptığı söyleşide, “Türkiye, çok partili döneme büyük ölçüde İnönü’nün dirayeti sayesinde ulaştı,” diyor. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidarını, askeri vesayete başvurarak, pekâlâ bertaraf edebilirdi; -ama yapmamıştır! Komuta kademesinin ısrarına rağmen…İnönü, kim ne derse desin büyük bir devlet adamıdır. Ne 1954 doğumlu yeni Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ne de 1959 doğumlu yeni Başbakanımız Ahmet Davutoğlu, 2. Dünya Savaşı’nın o muhataralı, ürkünç ve bunaltıcı günlerini yaşamadılar. 1943 yılında Bursa’nın Orhangazi ilçesinde, ilkokul 1. sınıf öğrencisi Hilmi Yavuz gibi, Almanların ya da Rusların Türkiye’yi işgal korkularını meş’um karartma gecelerinin kâbuslarıyla, gece rüyalarına giren Guderian panzerlerinin yatak odalarında dolaşmalarının dehşetini tanımadılar. Çayı kuru üzümle içmediler; nüfus cüzdanlarında ‘ekmek karnesi verildi’ kuponları yoktu onların…İnönü’yü yazmaya devam edeceğim.
Zaman
Ana Sayfa
07.09.2014
HilmiYavuz-YeniTürkiyeyeyenimetaforlarHilmi Yavuz - Yeni Türkiyeye yeni metaforlar
Liseyi Kim Okuyacak?..
Zaman
19.08.2014
02:29
Ortaöğretime geçiş için tercih yapacak olan öğrencilerin yaş ortalaması düşünüldüğünde tercihlerden resmi olarak velilerin sorumlu olduğu ve oluşabilecek sorunlardan da velilerin sorumlu tutulduğu görülmektedir. Ancak tercihlerden velinin sorumlu olması, tüm tercihlerin, öğrencinin hiç fikrini almadan ve görüşlerini önemsemeden yapılacağı anlamına gelmez.Tercih edilecek okul açısından anne-babanın isteği tabii ki çok önemlidir. Ancak sonuç itibarıyla gidilecek okulda okuyacak olan öğrencinin kendisidir. Hayatının 4 yılını o okulda geçirecektir. Hayal ettiği ve kendisinin istediği bir okulda okuması öğrencinin kendine güveni ve başarısı açısından çok önemlidir. Bu nedenle veli kendi isteklerini dayatan, baskı yapan konumda değil, öğrenciyi yönlendiren ve ona kararlarında yardımcı olan konumda olmalıdır.Her öğrenci kendine has bir potansiyelle sahiptir. Bu potansiyel olumlu ya da olumsuz yaşantılarla sürekli gelişir. Tercih yapılırken bu potansiyel göz ardı edilmeden orta bir yol bulmaya dikkat edilmelidir. Her öğrencinin sahip olduğu potansiyele uygun bir tercih mutlaka vardır. Öğrencinin okuldaki başarı düzeyi, deneme sınavlarından elde ettiği sonuçlar, başarı grafiği, ders çalışma alışkanlığı, sahip olduğu potansiyel hakkında önemli veriler sağlayacaktır. Ayrıca öğrencinin yapmaktan hoşlandığı işler, ilgi alanları, yaşam öncelikleri mutlaka dikkate alınmalıdır.Her anne-baba çocuğu için elbette en iyisini istemektedir ve hedeflemektedir. Anne-babalar açısından çocuğunu hedeflediği yerde görmek her şeyin önündedir. Ancak çoğu zaman anne-babalar kendi isteyip de ulaşamadıkları hedeflerini çocukları aracılığıyla gerçekleştirmek isterler. Aslında bu son derece doğal bir istektir ancak bir yönüyle de çok tehlikeli bir istektir. Çünkü çocuk, her ne kadar birçok yönden anne ve babasına benzese bile bambaşka bir bireydir. Parmak izleri bile birbirine benzemeyen insanların, hiç kişilikleri, ilgileri ve isteklerinin birbirine benzemesi düşünülebilir mi? Elbette ki hayır. O halde aile çocuğunun geleceği ya da okuyacağı okul ile ilgili hedeflere tabii ki sahip olmalı ancak “mutlaka bizim isteklerimiz olacak” şeklinde bir yaklaşımdan kaçınmalıdır. Ailenin hedefleri ile çocuğun beklentileri ve hedefleri uyuşmalıdır. Ailenin istekleri ve çocuğun hedefleri değerlendirilip ortak bir tercih yapılmalıdır.Tercih yapılırken dikkat edilecek en önemli noktalardan birisi de tercih edilecek okulun avantaj ya da dezavantajlarıdır. Bu nedenle okul hakkında mümkün olduğunca çok bilgi sahibi olmak ve tercih yapılırken bu bilgileri dikkate almak gerekir. Tercih edilecek okulun oturduğumuz yere yakınlığı ve ulaşım şartları mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Tercih edilecek okul eğer mümkünse oturduğumuz bölgeden çok uzakta olmamalıdır. Öğrenci okula rahatça ulaşabilmeli, her sabah ve akşam uzun bir yol ve yoğun bir trafiği çekmek zorunda kalmamalıdır. Bu öğrencinin hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorulmasına neden olacak ve okul başarısına yansıyacaktır.Bunun yanında okulun; eğitim kalitesi, yabancı dil durumu, mezuniyet sonrası öğrenciye neler kazandırdığı, üniversite başarısı, varsa diğer alanlardaki başarıları, sosyal aktivitelere ne derece önem verdiği, çağın gereklerini ve teknolojiyi ne derece kullandığı vb. durumlar da tercih döneminde değerlendirilmelidir. Özel okul tercih edilecekse okulun ücreti mutlaka dikkate alınmalıdır. Okulun, burs imkânları değerlendirilmeli, yıllık ortalama maliyetinin ailenin sosyo-ekonomik seviyesine uygun olup olmadığı bilinmeli ve buna göre tercih yapılmalıdır.
Zaman
Eğitim
19.08.2014
LiseyiKimOkuyacak?Liseyi Kim Okuyacak?
ŞİMDİ TERCİH ZAMANI
Zaman
05.07.2014
02:08
Sevgili üniversite adayları, yapacağınız tercihlerdeki ayrıntılar, size yeni ufuklar açabileceği gibi hiç beklemediğiniz bir ortamla karşı karşıya kalmanıza da sebep olabilir. “Üniversite olsun da, neresi olursa olsun!” düşüncesi yanlış adımların atılmasını doğurur. Kaybedilen yıllar, sonradan gitmeyi arzuladığınız bölümleri kazanamama, sevilemeyen meslekler, önünüze çıkan maddî sıkıntılar üniversite hayatınızın da sonu olur. Bu nedenle tercih yapmadan önce kendinize bazı sorular sormalı ve bunların cevaplarını vermelisiniz. Üniversite seçimi özellikle iş hayatının ilk yıllarında fazlasıyla gerekli olabilir.Tercih öncesi hazırlık yapın Bilinçli tercih yapmak için tercih öncesi mutlaka ön hazırlık yapmak gerekiyor. Her sene tercih döneminde ön hazırlığı olmayan öğrenciler zaman darlığının da etkisi ile yanlış tercihlerde bulunabiliyorlar. Adayların, tercihlerini belirlemeden önce tercih etmek istediği programların bulunduğu üniversitelerin internet sayfasında yer alan bilgileri dikkatle incelemeleri, ilgili üniversitelerden ayrıntılı bilgi almaları yararlarına olacaktır. Bu konuda üniversitelerin broşürlerinden, daha önce yerleşmiş tanıdık öğrencilerden tavsiye alınarak, bilgi sahibi olunabilir. Başarı sıralamasını göz önünde tutun Tercih sıralaması önce isteklere, sonra da bölümlerin 2013 yılındaki başarı sıralamasına göre yapılmalıdır. Ancak 2014 ÖSYS’de üniversite toplam kontenjanları yüzde 9,7 artış olmasına rağmen 4 yıllık lisans programlarında kontenjan sınırlamasına gidildi. Bu yüzden adayların, tercih listesini belirlerken geniş bir yelpaze oluşturmalarında fayda var. “Alışırım” düşüncesi yanlış Üniversite tercihlerinin oluşturulmasında birinci belirleyici etken istekler olmalıdır. İsteklerin belirlenmesinde adayın kendini tanıması, yeteneklerini keşfetmesi, çalışmak istediği mesleğin özelliklerini bilmesi önemli olmaktadır. Örneğin öğrenci mimar olmayı çok istiyor olabilir. Ama puanı endüstri mühendisliğine de yetmektedir. Çevrenin de etkisiyle öğrenci ilk tercihine çok istediği mimarlığı değil, endüstri mühendisliğini yazıyor. Sonuçta aday, endüstri mühendisliğine yerleşiyor ama daha birinci sınıfın sonuna gelmeden çok büyük bir hata yaptığını anlıyor. Bazıları ise ‘alışırım’ diye işi mezun olmaya kadar götürüyor ve ömür boyu süren bir mutsuzluk girdabına kapılıyor. Bundan dolayı aday, istemediği, çevresinden etkilenerek tercih listesine koyduğu bölümleri çıkarmalıdır. Tercihte şehir mi üniversite mi önemli? Adaylar çoğu zaman yaşadığı ildeki üniversiteleri tercih etme eğiliminde. Öğrencinin kapasitesi ve yeteneği daha kaliteli bir üniversiteyi kazanmaya elverişli ise ailesi veya arkadaşları öğrenciyi bu seçiminden alıkoymamalı. Bu gibi durumlarda öğrenci, aile ve rehber öğretmen ortak bir anlayışla karar vermeli. Bazı meslekler vardır ki, mezun olunan üniversitenin ismi, iş yaşamına geçildiğinde bir referans oluşturmaktadır. Fakat bu durum her meslek için geçerli değildir. Örneğin, ilaç ihtiyacı olan bir müşteriyi eczacının diploma notu veya mezun olduğu üniversite pek ilgilendirmemektedir. Bu yüzden öğrencinin, bulunduğu ilde okuma fikri, eğer çok özel bir neden yoksa vazgeçilmez bir amaç haline gelmemelidir. Anne-babalar yol gösterici olmalı Gençlerimiz tercih yaparken başta aileleri olmak üzere çevrelerindeki insanların etkisi altında kalabiliyorlar. Bazen anne-babalar, yapamadıkları meslekleri, çocuklarında görmek için, çocuklarına baskı yapabiliyorlar. Gençlerimiz de okumaları için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan ailelerini mutlu etmek için onların tercihlerini dikkate alıyorlar. Sonuç olarak, okulu bitirip mesleğe atıldıktan sonra ailelerinin isteğiyle yapılan meslek seçiminin hatalı olduğunun farkına varıyorlar. Çünkü o mesleği yapmaktan zevk alamıyorlar. Tercih yapma konusunda ailelere düşen görev sadece yol gösterici olmalarıdır. *FEM Yayınları Rehberlik KoordinatörüBir üniversite değerlendirilirken şu soruların cevaplarını aramalısınız: Bölüm bitirildiğinde istihdam imkânı nelerdir? İl içi tercih yapılacaksa, seçilecek bölümler hangi ilçede öğrenim veriyor? Üniversiteye ulaşım imkânları nasıl? Öğretim kadrosu nasıl? Yatay geçiş (bölümler arası geçiş) ya da çift anadal (2 bölümü aynı anda okumak) programları var mı? Yabancı dile hazırlık programları var mı? Vakıf üniversitesi tercih edilecekse (ücretli ise) ücretleri ne kadar? Burslu programını seçecekseniz bursların devam koşulları neler? Barınma ve burs imkânı sağlanabiliyor mu? Mezunlarına iş imkânı sağlamada ne derece etkili? Teorik eğitimle hayatındaki pratiği birleştirebilmiş mi? gibi soruların cevabını öğrenmeye çalışıp ondan sonra tercihler şekillendirilmelidir. Aksi takdirde kazanılan ve bitiri- len bölüm, üniversite adaylarını hayal kırıklığına uğratabilir.
Zaman
Eğitim
05.07.2014
ŞİMDİTERCİHZAMANIŞİMDİ TERCİH ZAMANI
Sportif Babalara En Güzel Hediyeler Intersport ta
Haberler.com
13.06.2014
12:18
INTERSPORT, sportif babalar için Babalar Gününde çok özel hediye seçenekleri sunuyor.
Haberler.com
Güncel
13.06.2014
SportifBabalaraEnGüzelHediyelerIntersporttaSportif Babalara En Güzel Hediyeler Intersport ta
The Body Shop tan Babalara En Cool Bakım
Haberler.com
12.06.2014
09:04
The Body Shop, ailesine olduğu kadar bakımına da düşkün babalar için çok özel hediye setleri ile birlikte Babalar Gününe özel tüm erkek ürünlerinde 3 AL 2 ÖDE fırsatı sunuyor.
Haberler.com
Son Dakika
12.06.2014
TheBodyShoptanBabalaraEnCoolBakımThe Body Shop tan Babalara En Cool Bakım
The Body Shop tan Babalara En Cool Bakım
Haberler.com
12.06.2014
08:59
The Body Shop, ailesine olduğu kadar bakımına da düşkün babalar için çok özel hediye setleri ile birlikte Babalar Gününe özel tüm erkek ürünlerinde 3 AL 2 ÖDE fırsatı sunuyor.
Haberler.com
Güncel
12.06.2014
TheBodyShoptanBabalaraEnCoolBakımThe Body Shop tan Babalara En Cool Bakım
Babalar Günü'nde ücretsiz benzin
Zaman
04.06.2014
12:45
Danimarkanın Fredericia kentinde buluan akaryakıt istasyonu, Babalar Gününde ücretsiz benzin dağıtacağını duyurdu.Şirket tarafından yapılan açıklamada aracına yakıt alan sürücülerin yüzde 82sini erkeklerin oluşturduğu bunların aynı zaman arabasını süpüren, temizleyen, yıkadığını belirterek, Anneler Gününde hiçbir anne unutulmaz. Babalar Gününde erkekleri hatırlayanların sayısı çok az. Babalar Gününe dikkat çekmek ve babaların unutulmamasını sağlamak için Babalar Gününde 09.00-12.30 arasında istasyonumuzdan benzin alanlardan ücret alınmayacak denildi. Benzin istasyonu, babalar için Miles adlı özel bir tankın belirtilen saatlerde açık olacağını ücretsiz benzin alamayan müşterilere de kahve, çay, pasta servisi yapılacağını bildirdi. (DHA)
Zaman
Ana Sayfa
04.06.2014
BabalarGünündeücretsizbenzinBabalar Gününde ücretsiz benzin
Binlerce ‘faili meçhul’ dosyası kapatılıyor
Zaman
19.05.2014
02:16
Doğu ve Güneydoğu’da 1994 yılında işlenen yüzlerce faili meçhul cinayetle ilgili soruşturmaların 20 yıllık zamanaşımı birkaç ay içinde dolacak.Dosyaları zamanaşımından kurtarmak için çalışan savcılar, yolsuzluk operasyonundan sonra görevden alındı. Yasal düzenleme sebebiyle Diyarbakır’daki ‘özel yetkili’ mahkemeler davaları, savcılar ise dosyaları suçun işlendiği yerlere gönderdi. Ancak yeni savcıların dosyaya hakim olmaması ve acil işlem başlatmaması sebebiyle zamanaşımı tehlikesi doğdu. İlgili devlet kurumlarının bilgi-belge vermemesi ve suçluların isimlerini bildirmemesi sebebiyle de dosyalar kapatılıyor.Güneydoğu’da bazı güvenlik güçleri ve çeteler tarafından işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilgili soruşturmalar bir bir kapatılıyor. Evinden alındıktan sonra cesedi bulunan ya da gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan yüzlerce kişinin yakınını büyük bir hayal kırıklığı bekliyor. Geçtiğimiz ay yapılan yasal düzenlemeyle ‘özel yetkili’ savcılar tarafından yürütülen dosyalar ‘suçun işlendiği yerlere’ yani yetkili başsavcılıklara devredildi. Diyarbakır’daki mahkemeler ellerindeki davaları, savcılar ise soruşturma dosyalarını daha önce sorumlu oldukları Batman, Bingöl, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak’a gönderdi. Ancak dosyaların gönderildiği yerdeki savcıların soruşturma dosyasına hakim olmaması ve ivedi olarak işlem başlatmaması sebebiyle dosyalar zamanaşımı tehlikesine girdi. Diyarbakır’da kalan ve farklı savcılara dağıtılan dosyalara ise devletin ilgili kurumlarının bilgi ve belge vermemesi, olay tarihinde sorumluların isimlerini açıklamaması gibi nedenlerle işlem yapılmıyor. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, birçok dosyanın zamanaşımına uğradığını ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre ‘insanlığa karşı işlenen’ suçların zamanaşımına alınamayacağını ve bunun geçerli olmayacağını belirtiyor. Elçi, “Zamanaşımı doluyor. Savcıların hızla hareket etmesi gerekiyordu. Türkiye’deki yasalara göre kurtarması ve dava konusu yapmasını bekliyorduk ancak ciddi adımlar atılmıyor. Bu ayın sonu itibarıyla zamanaşımına uğrayacak çok dosya var.” diyor. Türkiye’de devlet görevlilerinin işlediği suçlardan sonuç çıkmadığını ve buna Uludere, Ceylan Önkol gibi olayları örnek gösteren Elçi, devlet görevlileri tarafından işlenen faili meçhul cinayetlerin ve keyfi infazların zamanaşımına uğramaması gerektiğinin altını çizdi. Elçi şunları söyledi: “Bu ağır suçları sivillere ve bireylere karşı suç işleyenleri bulup adalete teslim etmekle ve suçların delillerini toplamakla görevli olanlar tarafından bu suçlar işlendi. Bu deliller de onlar tarafından ortadan kaldırıldı ve gizlendi. Devlet eliyle yakınlarını kaybetmiş mağdur aileler var. Adalet arayan anne ve babalar var. Devletin adli makamları bu suçların sorumluları hakkında adaletin gereğini yapmadılar. Siyasi partilere ve hükümete sesleniyoruz. Savcılar dosyaları düşürüyorlar. Bir an önce yasal bir düzenleme yapılmasını istiyoruz. Binlerce mağdurun adalet mücadelesini görsünler.”Bu ay sonunda zamanaşımına uğrayacak bazı soruşturmalarDiyarbakır Cumhuriyet Başsav-cılığı’nda soruşturması yürütülen ve bu ay içinde zamanaşımına uğraması beklenen bazı olaylar şöyle:13 Mayıs 1994:Mustafa, Ekrem, Ramazan, Fahri ve Ali Bulut, Bolu’dan gelen komando birliğine bağlı askerler tarafından gözaltına alındı ve karakola götürüldü. Kendilerinden yıllarca haber alınamadı. 2003 yılında Ekrem, Ramazan ve Ali Bulut’un kemikleri bir toplu mezarda bulundu. Bulut ailesinin gözaltına alındığına şahit olanlar onlarca kişi olmasına rağmen soruşturmada bir gelişme olmadı. O dönemde Lice’de hangi birliklerin ve komutanların olduğu devlet kayıtlarında olmasına rağmen hâlâ dosyada bu bilgiler yok.18 Mayıs 1994:Lice’ye bağlı Türeli köyünde askerler kendilerine yardımcı olmaları için 6 köylü yanlarında götürdü. Köylülerden 3’ü ertesi gün dönerken, Seyithan Yolur ile İkram ve Servet İpek’ten bir daha haber alınamadı. İpek kardeşlerin yakınlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açtıkları davada Türkiye mahkûm edildi. O bölgede hangi askerlerin olduğu hâlâ bilinmiyor.24 Mayıs 1994: Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan askerler tarafından gözaltına alındı. 2003 yılında bir toplu mezarda kemikleri bulundu. 2003 yılında bir tanık, savcıya verdiği ifadede Örhan ailesini karakoldaki işkence odasında gördüğünü anlattı. Buna rağmen şu ana kadar failler belirlenmedi.Bulut ailesi tepkili: Hani faili meçhuller kalmamıştı?1994 yılında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mustafa Bulut’un eşi Dilber Bulut, soruşturmanın zamanaşımına uğramak üzere olduğunu büyük bir üzüntüyle öğrendiklerini söyledi. Hükü
Zaman
Ana Sayfa
19.05.2014
Binlerce‘failimeçhul’dosyasıkapatılıyorBinlerce ‘faili meçhul’ dosyası kapatılıyor
Binlerce ‘faili meçhul’ dosyası kapatılıyor
Zaman
19.05.2014
02:05
Doğu ve Güneydoğu’da 1994 yılında işlenen yüzlerce faili meçhul cinayetle ilgili soruşturmaların 20 yıllık zamanaşımı birkaç ay içinde dolacak.Dosyaları zamanaşımından kurtarmak için çalışan savcılar, yolsuzluk operasyonundan sonra görevden alındı. Yasal düzenleme sebebiyle Diyarbakır’daki ‘özel yetkili’ mahkemeler davaları, savcılar ise dosyaları suçun işlendiği yerlere gönderdi. Ancak yeni savcıların dosyaya hakim olmaması ve acil işlem başlatmaması sebebiyle zamanaşımı tehlikesi doğdu. İlgili devlet kurumlarının bilgi-belge vermemesi ve suçluların isimlerini bildirmemesi sebebiyle de dosyalar kapatılıyor.Güneydoğu’da bazı güvenlik güçleri ve çeteler tarafından işlenen faili meçhul cinayet ve kayıp olaylarıyla ilgili soruşturmalar bir bir kapatılıyor. Evinden alındıktan sonra cesedi bulunan ya da gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan yüzlerce kişinin yakınını büyük bir hayal kırıklığı bekliyor. Geçtiğimiz ay yapılan yasal düzenlemeyle ‘özel yetkili’ savcılar tarafından yürütülen dosyalar ‘suçun işlendiği yerlere’ yani yetkili başsavcılıklara devredildi. Diyarbakır’daki mahkemeler ellerindeki davaları, savcılar ise soruşturma dosyalarını daha önce sorumlu oldukları Batman, Bingöl, Mardin, Siirt, Şanlıurfa ve Şırnak’a gönderdi. Ancak dosyaların gönderildiği yerdeki savcıların soruşturma dosyasına hakim olmaması ve ivedi olarak işlem başlatmaması sebebiyle dosyalar zamanaşımı tehlikesine girdi. Diyarbakır’da kalan ve farklı savcılara dağıtılan dosyalara ise devletin ilgili kurumlarının bilgi ve belge vermemesi, olay tarihinde sorumluların isimlerini açıklamaması gibi nedenlerle işlem yapılmıyor. Diyarbakır Baro Başkanı Tahir Elçi, birçok dosyanın zamanaşımına uğradığını ancak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne göre ‘insanlığa karşı işlenen’ suçların zamanaşımına alınamayacağını ve bunun geçerli olmayacağını belirtiyor. Elçi, “Zamanaşımı doluyor. Savcıların hızla hareket etmesi gerekiyordu. Türkiye’deki yasalara göre kurtarması ve dava konusu yapmasını bekliyorduk ancak ciddi adımlar atılmıyor. Bu ayın sonu itibarıyla zamanaşımına uğrayacak çok dosya var.” diyor. Türkiye’de devlet görevlilerinin işlediği suçlardan sonuç çıkmadığını ve buna Uludere, Ceylan Önkol gibi olayları örnek gösteren Elçi, devlet görevlileri tarafından işlenen faili meçhul cinayetlerin ve keyfi infazların zamanaşımına uğramaması gerektiğinin altını çizdi. Elçi şunları söyledi: “Bu ağır suçları sivillere ve bireylere karşı suç işleyenleri bulup adalete teslim etmekle ve suçların delillerini toplamakla görevli olanlar tarafından bu suçlar işlendi. Bu deliller de onlar tarafından ortadan kaldırıldı ve gizlendi. Devlet eliyle yakınlarını kaybetmiş mağdur aileler var. Adalet arayan anne ve babalar var. Devletin adli makamları bu suçların sorumluları hakkında adaletin gereğini yapmadılar. Siyasi partilere ve hükümete sesleniyoruz. Savcılar dosyaları düşürüyorlar. Bir an önce yasal bir düzenleme yapılmasını istiyoruz. Binlerce mağdurun adalet mücadelesini görsünler.”Bu ay sonunda zamanaşımına uğrayacak bazı soruşturmalarDiyarbakır Cumhuriyet Başsav-cılığı’nda soruşturması yürütülen ve bu ay içinde zamanaşımına uğraması beklenen bazı olaylar şöyle:13 Mayıs 1994:Mustafa, Ekrem, Ramazan, Fahri ve Ali Bulut, Bolu’dan gelen komando birliğine bağlı askerler tarafından gözaltına alındı ve karakola götürüldü. Kendilerinden yıllarca haber alınamadı. 2003 yılında Ekrem, Ramazan ve Ali Bulut’un kemikleri bir toplu mezarda bulundu. Bulut ailesinin gözaltına alındığına şahit olanlar onlarca kişi olmasına rağmen soruşturmada bir gelişme olmadı. O dönemde Lice’de hangi birliklerin ve komutanların olduğu devlet kayıtlarında olmasına rağmen hâlâ dosyada bu bilgiler yok.18 Mayıs 1994:Lice’ye bağlı Türeli köyünde askerler kendilerine yardımcı olmaları için 6 köylü yanlarında götürdü. Köylülerden 3’ü ertesi gün dönerken, Seyithan Yolur ile İkram ve Servet İpek’ten bir daha haber alınamadı. İpek kardeşlerin yakınlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne açtıkları davada Türkiye mahkûm edildi. O bölgede hangi askerlerin olduğu hâlâ bilinmiyor.24 Mayıs 1994: Mehmet Selim, Hasan ve Cezayir Örhan askerler tarafından gözaltına alındı. 2003 yılında bir toplu mezarda kemikleri bulundu. 2003 yılında bir tanık, savcıya verdiği ifadede Örhan ailesini karakoldaki işkence odasında gördüğünü anlattı. Buna rağmen şu ana kadar failler belirlenmedi.Bulut ailesi tepkili: Hani faili meçhuller kalmamıştı?1994 yılında gözaltına alındıktan sonra kendisinden bir daha haber alınamayan Mustafa Bulut’un eşi Dilber Bulut, soruşturmanın zamanaşımına uğramak üzere olduğunu büyük bir üzüntüyle öğrendiklerini söyledi. Hükü
Zaman
Güncel
19.05.2014
Binlerce‘failimeçhul’dosyasıkapatılıyorBinlerce ‘faili meçhul’ dosyası kapatılıyor
Dublinliler 100 yaşında!
Zaman
14.05.2014
02:17
Romanları 20. yüzyıl edebiyatının klasikleri arasında yer alan James Joyce’un Dublinliler eseri 100 yaşında. Joyce’un henüz ünlenmeden önce yazdığı, Dublin’de geçen on beş hikâyeyi günümüz İrlandalı yazarları yeniden kaleme aldı. Penguin Yayınları ise 100. yıla özel bir baskı yayımladı.Romanları 20. yüzyıl edebiyatının klasikleri arasında yer alan İrlandalı usta yazar James Joyce’un (1882-1941) Dublinliler adlı eseri 100 yaşında. Joyce’un 1904-1914 arasında henüz çok ünlenmeden önce yazdığı, Dublin’de geçen 15 kısa hikâyeyi içinde barındıran bu benzersiz kitabın yeni baskılarının yanı sıra bu öyküler günümüz İrlandalı yazarları tarafından yeniden yazıldı. Türkçede ilk kez 1987’de Murat Belge’nin çevirisiyle yayımlanan Dublinliler’in (İletişim Yayınları) yazarı için Belge’nin ise şöyle bir tespiti var: “Joyce’un edebiyat tarihindeki yerini yok sayamayız. Hattâ “Joyce’dan önce ve Joyce’dan sonra” diye bir ayrım bile yapılabilir belki. Çünkü Joyce bir sanat olgusu, yeryüzü sanatının vardığı önemli bir aşamadır.” Orhan Pamuk ise dünya edebiyatının ‘baba’ isimlerinden Joyce’u bize şöyle anlatır: “Zola’nın metni bir babanın elimizden tutarak bize “Bak şu binaya ve düşün,” demesine benzer. O binanın anlamını belki apaçık söylemez, ama sezdirir. Joyce’un metni ise bizi, o binanın duvarına çarptırır. Metin uzaktan gülümseyerek bakar ve karşısında yapayalnız kalırız.”Joyce’un ustalıklı kalemiGünümüz İrlandalı yazarların Joyce’un gölgesinden bir türlü kurtulamadıkları söylenir. Bu algıyı değiştirmek için Tramp Press adlı İrlandalı yayıncı, Joyce’un Dublinliler’inde yer alan on beş öyküyü İrlandalı yazarlara yeniden yazdırmaya karar verdi. Dubliners 100 adlı kitap ilhamını Joyce’tan alarak yazılmış on beş yeni öyküyü barındırıyor. Penguin ise Dublinliler’i 100. yıla özel bir baskıyla okura sunarken, pek çok yayınevi de yeni Dublinliler’i okurla buluşturuyor. Dublinliler’de çoğunlukla işçi sınıfı ve orta sınıftan düzenbaz, sonradan görme zenginler, çocuklarını döven babalar, âşık gençler, yaşlı teyzeler gibi karakterler yer alır. Murat Belge, kitaptaki bütün hikâyeler arasında tematik bir ortaklık ve gelişme olduğundan söz ederken, her bir öykünün ayrı ayrı okunabileceği gibi kitabın bütününün bir roman olarak tasarlandığını da ekler. Çocukluk, gençlik ve orta yaşlılık üzerine birbirini takip eden hikâyeler, bir tamamlanmaya işaret eder. Bu sıradan gibi görünen hayatlar Joyce’un ustalıklı kalemiyle önümüze serilir. Kitabın kapı kapı yayıncı dolaştığını ve pek çok kez reddedildiğini de ekleyelim.Joyce, 14 Ocak 1941’de hayata veda ettiğinde, ardında onlarca kitap bırakmıştı. Ulysses, Dublinliler, Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi, Sürgünler… Joyce’un bu edebi mirasının üzerinde korkulu bir gölge gibi dolaşan ve huysuzluğu ile nam salan seksenli yaşlardaki torun Stephen Joyce’tan edebiyat dünyası epey çekmişti. Onun izni olmadan Joyce’un eserleriyle ilgili bir çalışma yapmak ne mümkün! Fakat, Ocak 2012, dünyanın dört bir yanından yayıncılar ve yapımcılar için büyük umutlarla beklenen bir gündü. Joyce’un eserlerinin telif hakları dolunca, huysuz torunun iznine gerek kalmamıştı. Türkçede de son dönemlerdeki Joyce bolluğu dikkatli okurun gözünden kaçmamıştır. Şunu da yeri gelmişken hatırlatalım, edebiyat tarihine Ulysses gibi benzersiz bir eser armağan eden Joyce, bu kitabı aslında ilk kez 1906’da, Roma’da bir bankada çalışırken Dublinliler’e eklenecek bir öykü olarak düşünür. Fakat bu gerçekleşmez. 1918’de ABD’de çıkan Little Review dergisinde dizi şeklinde yayımlanmaya başlayan Ulysses, 1920’de ilginç bir şekilde yasaklanır ve roman 1922’de okurla buluşur. Umberto Eco’nun tespitiyle “Dublinliler nasıl bir ‘felç’ halini ifade ediyorduysa Ulysses de bir ilişki eksikliğini ifade eder… Bu tam bir çözülme halidir. Dünya çözülmüş olduğunu bilir ama ne yapsa içsel bir düzen ya da örüntü bulamaz…”Dublinliler’in 100. yaşı dolayısıyla Joyce’un eserlerine yeniden bakmanın vaktidir, özellikle Joyce’un yarı-otobiyografik romanı Sanatçının Bir Genç Adam Olarak Portresi’ne, zira ne demişti kitabın kahramanı Stephen Dedalus, “Soyumun yaratılmamış vicdanını dövmek istiyorum”, hele ki bu zamanlarda...
Zaman
Kültür
14.05.2014
Dublinliler100yaşındaDublinliler 100 yaşında
Çocuklara özel kitaplarla okuma alışkanlığı kazandırıyor
Zaman
24.04.2014
02:07
Çocuklara kitap okumayı sevdirmek amacıyla yola çıkan Atilay Öztürk, kurduğu yayınevinde bir projeyi hayata geçirdi. Öztürk, kahramanı, kendisine başvuran çocuklar olan ve dış görünüş ve kişisel özellikleriyle sahibini anlatan hikâye kitapları yazıyor.Atilay Öztürk, Zat adıyla kurduğu yayınevinde hazırladığı hikâye kitaplarıyla çocuklara kitap okumayı sevdirecek bir çalışma yaptı. ‘Çikolata Tadında Kitaplar adlı internet sitesinden kendisine ulaşan ve bir kitap seçtikten sonra istenilen kişisel bilgileri sisteme giren çocuklara, onlara özel kitap yazıyor. Kitabın kahramanı isim, boy, saç ve göz rengi olarak kitabın sahibine benzediği için, çocuklar bu kitapları daha büyük bir heyecanla okuyor.Çocukluğundan beri vazgeçemediği kitaplarla ilgili bir iş yapmaya karar veren Atilay Öztürk, sıradan çocuk hikâyeleri yerine yurtdışında gördüğü kişiye özel kitap tasarımlarını yapmaya karar verir. Çocuklara kitap okumayı sevdirmek için Zat Yayınevi’ni kuran Öztürk, Etrafımdaki anne-babalar, çocuklarının kitap okumadığından yakınıyordu. Ben de istedim ki, çocuklara okumayı sevdireyim. ‘Yurtdışında kişiye özel kitapları görünce neden bunlardan bizde de olmasın? dedim ve bu işe başladım.” diyor. Kişiye özel kitapta çocuğu görsel olarak birebir benzetmek yerine, birtakım bilgilerinin yer aldığı hikâyeler yazıp çocuğu kitabın bir parçası haline getirdiğini söyleyen yazar, “Bu da çocuğun ister istemez dikkatini çekecekti ve kitapla bütünleşmesini sağlayacaktı.” ifadelerini kullanıyor.Öztürk, Çikolata Tadında Kitaplar sitesinde kız ve erkek çocuklarına özel hikâyelerin yer aldığı kitaplar sunuyor. Kitap almak isteyenler ilk önce istedikleri kitabı seçerek bir form dolduruyor. Bu formda çocuğun adı, soyadı, yaşı ve okulu, anne-baba adı, arkadaşları ve kişisel özellikleri yer alıyor. diyen Öztürk, hikâyelerde çocuklara; doğa olaylarını, insan ve hayvan sevgisini, vücudumuzu tanıma ve denizdeki yaşamı anlattığını kaydediyor.HİKÂYELERDE ÇOCUKLARI SÜPER KAHRAMAN OLARAK KURGULAMIYORUZHikâyelerin genellikle 4-10 yaş arası çocuklara hitap ettiğine değinen Öztürk, bu kitaplarla çocuklardaki bazı psikolojik rahatsızlıkların da hafiflediğini vurguluyor. Atilay Öztürk, Bir aile çocuklarının karanlıktan çok korktuğunu söyleyince, kitapta onun bu korkusunu hafifletecek bir hikâye yazdık. İşinde uzman çocuk kitap yazarları ve pedagoglarla beraber çalışıyoruz. Özellikle çocukları bir kahraman yapmıyoruz. Onlara insan üstü anlamlar yüklemiyoruz. Çünkü çocuğa taşımadığı özellikleri yüklersek ileride bu durum onun için sağlıklı olmayabilir. diyor. Öztürk, şunları öneriyor: “Bir kere televizyonu kapatıp çocukla beraber kitap okuyacaksınız. Kitabı gidip beraber alacaksınız. Çocuk kitap okumayı yeme ihtiyacı kadar önemli hissetmeli. Bunu yapmak için de küçüklükten itibaren kitap okumaya alıştırmak gerekiyor.”
Zaman
Sağlık
24.04.2014
ÇocuklaraözelkitaplarlaokumaalışkanlığıkazandırıyorÇocuklara özel kitaplarla okuma alışkanlığı kazandırıyor
Çocuğa ‘hayır’ demeyi bilmeli
Zaman
15.03.2014
12:35
Günümüz çocukları fazla şımartılma, zora gelememe, mutsuz ve başarısız olma gibi problemlerle karşı karşıya. Bu sorunlar anne-babaların yetiştirme tarzından kaynaklanıyor. ‘Haz Çağında Organik Çocuk Yetiştirmek’ adlı kitapta aileler için doğru çocuk yetiştirmenin ipuçları veriliyor.Son dönemde kolay mutlu olmayan, en ufak sıkıntıya gelemeyen, her istediğin anında önüne gelmesini isteyen bir nesil yetişmeye başladı. Bunun sebebi, toplumun en temel yapı taşı olan ailelerdeki çocuk kavramının değişmesi. Önceleri sokaklarda oyun oynayarak büyüyen, sofraya oturduğunda aile büyükleri gelmeden yemeğe başlamayan, kısıtlı imkânlarla yetiştirilen çocuklar şimdi aile kavramının merkezine yerleşti. Gezme planları çocuğa göre yapılıyor, ne yemek istiyorsa evin menüsü onun isteğine göre belirleniyor. Çocuğu evin tahtına oturtan anne-baba o mutlu olsun diye etrafında dört dönüyor. Bu da ileride hayatın zorluklarına karşı dik duramayan hastalıklı bireyler yetişmesine sebep oluyor. Özel bir psikolojik danışmanlık merkezinde eğitim koordinatörlüğü yapan Dr. Faruk Öndağ, bu gidişe bir nevi ‘dur’ diyebilmek için ‘Haz Çağında Organik Çocuk Yetiştirmek’ kitabını kaleme aldı. Öndağ, kitabın yazılış süreci için adeta ‘kitap kendini bana yazdırdı’ diyor: “Danışmanlık merkezinde öğrenci çalışmaları yapıyorum ve gözlem yapma şansım oluyor. Öyle çok örnek gelmeye başladı ki yani şımartılmış, zora gelemeyen, en ufak problemde dengesi bozulan, mutsuz başarısız çocuklar… Ve her sene artıyor bu kitle. Eğer bu işe el atılmazsa bu durum artarak devam edecek.”Kitap, zamanla değişen aile yapısını ve bu yapının yetiştirdiği haz odaklı çocukları inceleyerek, kötü nesiller yetişmemesi adına anne-babalara yapılması gerekenlerle ilgili tavsiyelerde bulunuyor. Kitabın bir diğer dikkat çeken yanı ise hikâyelerle kurgulanması. Hepsi de yaşanmış, gerçek hikayeler. Dr. Faruk Öndağ, mesajları bu hikâyeler üzerinden veriyor ve bunun sebebini de şöyle açıklıyor: “Kimse nasihat verilmesinden hoşlanmaz. Senelerce sahada olan bir insan olarak şunu anladım ki, insanın hem seviyesine hem yüreğine hem beynine saygı duymak lazım. Bir sürü kurgu yapabilir, hikaye yazabilirsiniz ama en olağanüstü kurgu bile yalın gerçeğin yanında zayıf kalır.”Görmemişin çocuğu olmuş…Günümüz ebeveynlerinin en büyük hatası çocuk sahibi olduğunda adeta bir ‘görmemiş’ edasıyla onu hayatının merkezine oturtması. Dr. Faruk Öndağ, bu davranış biçimini ve çocukları bekleyen tehlikeyi şöyle anlatıyor: “Biz daha zor şartlarda büyüdük. O yüzden ben görmedim, yaşamadım çocuğum yaşasın deyip her şeyi vermeye çalışıyoruz. Bu defa mutlulukları azalıyor. On iki, on üç yaşına kadar çocuğun cebine biraz daha fazla para koyarak onu mutlu edebilirsiniz ama sonrasında gerçek dünyayla karşılaşacak. Herkes beni sevsin, herkes istediğimi yapsın diyecek. Anne-baba olarak herkesin onu sevmesini sağlayamaz, şu meslek bana daha uygun, onu verin dediğinde siz o mesleği ona veremezsiniz.” Anne-babaların diğer bir önemli hatası ise çocuklarını kendine bağımlı yetiştirmek. Çocuğun eli ayağı olan, onsuz karar vermesine müsaade etmeyen ebeveynler karakteri oturmamış bireyler yetişmesine sebep oluyor. Öndağ, bu konuyla ilgili de şunları söylüyor: “Anne-baba arkasına saklanma on, on iki yaşına kadar idare edilebilir. Ancak o yaştan sonra her şeyi anne-babaya sormamak gerekiyor. İşe girecek, arkadaşlık kuracak ya da hanımına nasıl davranacak anneye soruyor. 35 yaşında hanımına nasıl davranacağını annesine sorunca, o anne onsuz işlerin yürümeyeceğini düşünüp kendini daha değerli hissetmeye başlıyor. Ama çocuğun üzerinden, çocuğunu mahvederek. Pek çok evliliğin yürümemesinin ardında bireylerin kişisel olgunluğunu tam kanıtlayamaması yatıyor.”Tüm bunların aksine çok sert bir anne-baba figürünü de desteklemiyor Öndağ: “Çok baskıcı olan babalar çocuğun kendine güveniyle, saygısıyla ilgili sıkıntılar doğurabiliyor. Çocukların yetişme çağında kendi kararlarını alması gereken zamanlar vardır. Çocuğa bu hakkı vermeliyiz. Düşüp kendi kalkabilmeli, bocalamalı, hata yapabilmeli. Tecrübe dediğimiz şey de budur. Bu tip babalar çocuklarına sorumluluk vermez. Emir komuta zinciri devam eder ve sürekli baskı söz konusudur. Ergenlik döneminde kendi bireyselliğini kanıtlayamaz. O zaman da sıkıştıkça yalana başvuran, en ufak olayda kendini suçlu ve yetersiz hisseden bireyler ortaya çıkar.”‘Para zehirlenmesi’Bir ay kadar önce bir ana haber bülteninde izlediğimiz on üç yaşındaki çocuğa alınan hediye tekne haberi, çocuklara alınan hediyelerin değerini ve onlara ne derece maddi imkân sunmamız gerektiğini yeniden sorgulamamıza neden oldu. Dr. Faruk Öndağ, kitabında bu konuya da değinerek ‘para zehirlenmesi’ adı altında b
Zaman
Ana Sayfa
15.03.2014
Çocuğa‘hayır’demeyibilmeliÇocuğa ‘hayır’ demeyi bilmeli
Organik çocuk yetiştirmeyin!
Zaman
15.03.2014
02:25
Günümüz çocukları fazla şımartılma, zora gelememe, mutsuz ve başarısız olma gibi problemlerle karşı karşıya. Bu sorunlar anne-babaların yetiştirme tarzından kaynaklanıyor. ‘Haz Çağında Organik Çocuk Yetiştirmek’ adlı kitapta aileler için doğru çocuk yetiştirmenin ipuçları veriliyor.Son dönemde kolay mutlu olmayan, en ufak sıkıntıya gelemeyen, her istediğin anında önüne gelmesini isteyen bir nesil yetişmeye başladı. Bunun sebebi, toplumun en temel yapı taşı olan ailelerdeki çocuk kavramının değişmesi. Önceleri sokaklarda oyun oynayarak büyüyen, sofraya oturduğunda aile büyükleri gelmeden yemeğe başlamayan, kısıtlı imkânlarla yetiştirilen çocuklar şimdi aile kavramının merkezine yerleşti. Gezme planları çocuğa göre yapılıyor, ne yemek istiyorsa evin menüsü onun isteğine göre belirleniyor. Çocuğu evin tahtına oturtan anne-baba o mutlu olsun diye etrafında dört dönüyor. Bu da ileride hayatın zorluklarına karşı dik duramayan hastalıklı bireyler yetişmesine sebep oluyor. Özel bir psikolojik danışmanlık merkezinde eğitim koordinatörlüğü yapan Dr. Faruk Öndağ, bu gidişe bir nevi ‘dur’ diyebilmek için ‘Haz Çağında Organik Çocuk Yetiştirmek’ kitabını kaleme aldı. Öndağ, kitabın yazılış süreci için adeta ‘kitap kendini bana yazdırdı’ diyor: “Danışmanlık merkezinde öğrenci çalışmaları yapıyorum ve gözlem yapma şansım oluyor. Öyle çok örnek gelmeye başladı ki yani şımartılmış, zora gelemeyen, en ufak problemde dengesi bozulan, mutsuz başarısız çocuklar… Ve her sene artıyor bu kitle. Eğer bu işe el atılmazsa bu durum artarak devam edecek.”Kitap, zamanla değişen aile yapısını ve bu yapının yetiştirdiği haz odaklı çocukları inceleyerek, kötü nesiller yetişmemesi adına anne-babalara yapılması gerekenlerle ilgili tavsiyelerde bulunuyor. Kitabın bir diğer dikkat çeken yanı ise hikâyelerle kurgulanması. Hepsi de yaşanmış, gerçek hikayeler. Dr. Faruk Öndağ, mesajları bu hikâyeler üzerinden veriyor ve bunun sebebini de şöyle açıklıyor: “Kimse nasihat verilmesinden hoşlanmaz. Senelerce sahada olan bir insan olarak şunu anladım ki, insanın hem seviyesine hem yüreğine hem beynine saygı duymak lazım. Bir sürü kurgu yapabilir, hikaye yazabilirsiniz ama en olağanüstü kurgu bile yalın gerçeğin yanında zayıf kalır.”Görmemişin çocuğu olmuş…Günümüz ebeveynlerinin en büyük hatası çocuk sahibi olduğunda adeta bir ‘görmemiş’ edasıyla onu hayatının merkezine oturtması. Dr. Faruk Öndağ, bu davranış biçimini ve çocukları bekleyen tehlikeyi şöyle anlatıyor: “Biz daha zor şartlarda büyüdük. O yüzden ben görmedim, yaşamadım çocuğum yaşasın deyip her şeyi vermeye çalışıyoruz. Bu defa mutlulukları azalıyor. On iki, on üç yaşına kadar çocuğun cebine biraz daha fazla para koyarak onu mutlu edebilirsiniz ama sonrasında gerçek dünyayla karşılaşacak. Herkes beni sevsin, herkes istediğimi yapsın diyecek. Anne-baba olarak herkesin onu sevmesini sağlayamaz, şu meslek bana daha uygun, onu verin dediğinde siz o mesleği ona veremezsiniz.” Anne-babaların diğer bir önemli hatası ise çocuklarını kendine bağımlı yetiştirmek. Çocuğun eli ayağı olan, onsuz karar vermesine müsaade etmeyen ebeveynler karakteri oturmamış bireyler yetişmesine sebep oluyor. Öndağ, bu konuyla ilgili de şunları söylüyor: “Anne-baba arkasına saklanma on, on iki yaşına kadar idare edilebilir. Ancak o yaştan sonra her şeyi anne-babaya sormamak gerekiyor. İşe girecek, arkadaşlık kuracak ya da hanımına nasıl davranacak anneye soruyor. 35 yaşında hanımına nasıl davranacağını annesine sorunca, o anne onsuz işlerin yürümeyeceğini düşünüp kendini daha değerli hissetmeye başlıyor. Ama çocuğun üzerinden, çocuğunu mahvederek. Pek çok evliliğin yürümemesinin ardında bireylerin kişisel olgunluğunu tam kanıtlayamaması yatıyor.”Tüm bunların aksine çok sert bir anne-baba figürünü de desteklemiyor Öndağ: “Çok baskıcı olan babalar çocuğun kendine güveniyle, saygısıyla ilgili sıkıntılar doğurabiliyor. Çocukların yetişme çağında kendi kararlarını alması gereken zamanlar vardır. Çocuğa bu hakkı vermeliyiz. Düşüp kendi kalkabilmeli, bocalamalı, hata yapabilmeli. Tecrübe dediğimiz şey de budur. Bu tip babalar çocuklarına sorumluluk vermez. Emir komuta zinciri devam eder ve sürekli baskı söz konusudur. Ergenlik döneminde kendi bireyselliğini kanıtlayamaz. O zaman da sıkıştıkça yalana başvuran, en ufak olayda kendini suçlu ve yetersiz hisseden bireyler ortaya çıkar.”‘Para zehirlenmesi’Bir ay kadar önce bir ana haber bülteninde izlediğimiz on üç yaşındaki çocuğa alınan hediye tekne haberi, çocuklara alınan hediyelerin değerini ve onlara ne derece maddi imkân sunmamız gerektiğini yeniden sorgulamamıza neden oldu. Dr. Faruk Öndağ, kitabında bu konuya da değinerek ‘para zehirlenmesi’ adı altında b
Zaman
Ana Sayfa
15.03.2014
OrganikçocukyetiştirmeyinOrganik çocuk yetiştirmeyin
Organik çocuk yetiştirmeyin!
Zaman
15.03.2014
02:08
Günümüz çocukları fazla şımartılma, zora gelememe, mutsuz ve başarısız olma gibi problemlerle karşı karşıya. Bu sorunlar anne-babaların yetiştirme tarzından kaynaklanıyor. ‘Haz Çağında Organik Çocuk Yetiştirmek’ adlı kitapta aileler için doğru çocuk yetiştirmenin ipuçları veriliyor.Son dönemde kolay mutlu olmayan, en ufak sıkıntıya gelemeyen, her istediğin anında önüne gelmesini isteyen bir nesil yetişmeye başladı. Bunun sebebi, toplumun en temel yapı taşı olan ailelerdeki çocuk kavramının değişmesi. Önceleri sokaklarda oyun oynayarak büyüyen, sofraya oturduğunda aile büyükleri gelmeden yemeğe başlamayan, kısıtlı imkânlarla yetiştirilen çocuklar şimdi aile kavramının merkezine yerleşti. Gezme planları çocuğa göre yapılıyor, ne yemek istiyorsa evin menüsü onun isteğine göre belirleniyor. Çocuğu evin tahtına oturtan anne-baba o mutlu olsun diye etrafında dört dönüyor. Bu da ileride hayatın zorluklarına karşı dik duramayan hastalıklı bireyler yetişmesine sebep oluyor. Özel bir psikolojik danışmanlık merkezinde eğitim koordinatörlüğü yapan Dr. Faruk Öndağ, bu gidişe bir nevi ‘dur’ diyebilmek için ‘Haz Çağında Organik Çocuk Yetiştirmek’ kitabını kaleme aldı. Öndağ, kitabın yazılış süreci için adeta ‘kitap kendini bana yazdırdı’ diyor: “Danışmanlık merkezinde öğrenci çalışmaları yapıyorum ve gözlem yapma şansım oluyor. Öyle çok örnek gelmeye başladı ki yani şımartılmış, zora gelemeyen, en ufak problemde dengesi bozulan, mutsuz başarısız çocuklar… Ve her sene artıyor bu kitle. Eğer bu işe el atılmazsa bu durum artarak devam edecek.”Kitap, zamanla değişen aile yapısını ve bu yapının yetiştirdiği haz odaklı çocukları inceleyerek, kötü nesiller yetişmemesi adına anne-babalara yapılması gerekenlerle ilgili tavsiyelerde bulunuyor. Kitabın bir diğer dikkat çeken yanı ise hikâyelerle kurgulanması. Hepsi de yaşanmış, gerçek hikayeler. Dr. Faruk Öndağ, mesajları bu hikâyeler üzerinden veriyor ve bunun sebebini de şöyle açıklıyor: “Kimse nasihat verilmesinden hoşlanmaz. Senelerce sahada olan bir insan olarak şunu anladım ki, insanın hem seviyesine hem yüreğine hem beynine saygı duymak lazım. Bir sürü kurgu yapabilir, hikaye yazabilirsiniz ama en olağanüstü kurgu bile yalın gerçeğin yanında zayıf kalır.”Görmemişin çocuğu olmuş…Günümüz ebeveynlerinin en büyük hatası çocuk sahibi olduğunda adeta bir ‘görmemiş’ edasıyla onu hayatının merkezine oturtması. Dr. Faruk Öndağ, bu davranış biçimini ve çocukları bekleyen tehlikeyi şöyle anlatıyor: “Biz daha zor şartlarda büyüdük. O yüzden ben görmedim, yaşamadım çocuğum yaşasın deyip her şeyi vermeye çalışıyoruz. Bu defa mutlulukları azalıyor. On iki, on üç yaşına kadar çocuğun cebine biraz daha fazla para koyarak onu mutlu edebilirsiniz ama sonrasında gerçek dünyayla karşılaşacak. Herkes beni sevsin, herkes istediğimi yapsın diyecek. Anne-baba olarak herkesin onu sevmesini sağlayamaz, şu meslek bana daha uygun, onu verin dediğinde siz o mesleği ona veremezsiniz.” Anne-babaların diğer bir önemli hatası ise çocuklarını kendine bağımlı yetiştirmek. Çocuğun eli ayağı olan, onsuz karar vermesine müsaade etmeyen ebeveynler karakteri oturmamış bireyler yetişmesine sebep oluyor. Öndağ, bu konuyla ilgili de şunları söylüyor: “Anne-baba arkasına saklanma on, on iki yaşına kadar idare edilebilir. Ancak o yaştan sonra her şeyi anne-babaya sormamak gerekiyor. İşe girecek, arkadaşlık kuracak ya da hanımına nasıl davranacak anneye soruyor. 35 yaşında hanımına nasıl davranacağını annesine sorunca, o anne onsuz işlerin yürümeyeceğini düşünüp kendini daha değerli hissetmeye başlıyor. Ama çocuğun üzerinden, çocuğunu mahvederek. Pek çok evliliğin yürümemesinin ardında bireylerin kişisel olgunluğunu tam kanıtlayamaması yatıyor.”Tüm bunların aksine çok sert bir anne-baba figürünü de desteklemiyor Öndağ: “Çok baskıcı olan babalar çocuğun kendine güveniyle, saygısıyla ilgili sıkıntılar doğurabiliyor. Çocukların yetişme çağında kendi kararlarını alması gereken zamanlar vardır. Çocuğa bu hakkı vermeliyiz. Düşüp kendi kalkabilmeli, bocalamalı, hata yapabilmeli. Tecrübe dediğimiz şey de budur. Bu tip babalar çocuklarına sorumluluk vermez. Emir komuta zinciri devam eder ve sürekli baskı söz konusudur. Ergenlik döneminde kendi bireyselliğini kanıtlayamaz. O zaman da sıkıştıkça yalana başvuran, en ufak olayda kendini suçlu ve yetersiz hisseden bireyler ortaya çıkar.”‘Para zehirlenmesi’Bir ay kadar önce bir ana haber bülteninde izlediğimiz on üç yaşındaki çocuğa alınan hediye tekne haberi, çocuklara alınan hediyelerin değerini ve onlara ne derece maddi imkân sunmamız gerektiğini yeniden sorgulamamıza neden oldu. Dr. Faruk Öndağ, kitabında bu konuya da değinerek ‘para zehirlenmesi’ adı altında b
Zaman
En Çok Okunan
15.03.2014
OrganikçocukyetiştirmeyinOrganik çocuk yetiştirmeyin
Genelkurmay'dan ağlatan sürpriz
Zaman
01.03.2014
13:27
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Zonguldakın Ereğli İlçesinde oturan 3 oğlu da orduda bulunan Asiye- Hasan Sezer çiftine sürpriz yaparak çocuklarıyla bir araya getirdi. Ispartadaki buluşma anında duygu dolu anlar yaşandı. En küçük oğulları Erkan Sezerin yemin törenine katılan anne Asiye ve baba Hasan Sezere, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel tarafından gönderilen hediyeler verildi. Asiye- Hasan Sezer çiftinin büyük oğulları 23 yaşındaki Sercan Sezer, 4 yıl önce vatani görevini yaparken Türk Silahlı Kuvvetlerine katıldı. Sercan Sezer, Şırnakın Uludere İlçeinde görevini sürdürürken, 3 ay önce askere giden kardeşi 22 yaşındaki Serkan Sezer de Vanda vatani görevini yapmaya başladı. Sezer çifti, en küçük oğulları 20 yaşındaki Erkan Sezeri de vatani görevini yapması için 1 ay önce Ispartaya gönderdi.ÖZELİN İSTEĞİYLE AİLE BİRLEŞTİGenelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, en küçük oğlu Erkan Sezeri Ispartaya acemi birliğine uğurlayan baba Hasan Sezeri basında çıkan haberlerin ardından arayarak çifti kutladı. Ardından 28 Şubatta yapılan yemin töreni öncesinde Sezer ailesi, Genelkurmay Başkanı Özelin özel davetlisi olarak çarşamba günü Ispartaya geldi. Orgeneral Özelin isteği üzerine, Şırnakta görev yapan Uzman Çavuş Sercan ile Vanda vatani görevini devam ettiren Serkan da ailesinden habersiz Ispartaya getirildi. Orduevinde konuk edilen aile karşılarında evlatlarını görünce şaşkına döndü, gözyaşlarını tutamadı. Anne Asiye ve baba Hasan Sezer 2 oğluna kavuşmanın mutluluğunu yaşarken, acemi birliğinde bulunan en küçük oğul da aileye katılarak sürprizi büyüttü.HEPSİNİN ÖZLEMİNİ GİDERMEKÇocuklarına kavuştuğu için çok mutlu olduğunu belirten baba Hasan Sezer, komutanlara teşekkür etti ve Hepsinin özlemini gidermek daha iyi oldu dedi. Anne Asiye de oğullarına sarılırken güçlükle Çok özlemişim, çok güzel oldu. Sevindik, çok mutlu olduk. Ne diyeceğimi bilmiyorum diyebildi.Oğullardan Serkan Sezer ailesine kavuşmasının güzel bir duygu olduğunu dile getirirken, Şırnakta uzman çavuş olarak görev yapan Sercan Sezer de Bizim için çok büyük sürpriz oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak büyük bir aile olduğumuzu tekrar görmüş olduk. Bütün komutanlarıma teşekkür ediyorum diye konuştu.Ispartada acemi birliğinde bulunan en küçük oğul Erkan Sezer ise Ne diyeceğimi bilmiyorum. Annem, babam, ağabeylerim hepsi yanımdalar. Onları çok özlemişim dedi.ONUR VE GURUR İÇİNDEYİZBaba Hasan Sezer, 3 oğlunun da askerde olmasının gurur verici olduğunu anlatırken şunları söyledi:Askere gideceğiz dediler, seve seve gönderdik. Biz bu vatan için doğduk. Oğullarımızı da bu vatan için görevini yapmaya gönderdik. Herkes oğlunu seve seve askere göndermeli. Ben 3ünü birden gönderdim. Daha da olsa gönderirim. Bu görev kutsal bir görevdir. Onur ve gurur içindeyiz. Bu vatan bizimdir.Genelkurmay Başkan Orgeneral Özelin kendisini tebrik etmek için aradığını ve Senin gibi babalar bu ülkede az bulunur dediğini aktaran baba Hasan Sezer, Orgeneral Özele teşekkür etti.SAĞ VE SOL KOLUMDULAROğulları ile birlikte yeni bir kuaför salonu açtıklarını belirten Hasan Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:Serkan ve Erkan, üst düzey kuafördür. Bundan dolayı büyük bir müşteri kitlesine sahiptik. Şimdi müşteriler geliyor Serkan nerede diyor. Askere gönderdik diyorum. Arkasından Erkan nerede diyorlar. Onu da askere gönderdik diyorum. Biri sağ, diğeri sol kolumdu. Birkaç süre öyle idare edeceğim. Vatan sağ olsun.SESLERİ KULAĞIMDA ÇALINIYORAnne Asiye Sezer de çocuklarının tümüyle gurur duyduğunu belirterek, Onur verici bir şey, anlatamıyorum. Arıyorlar, seslerini duyuyorum. Hepsi ile hemen her gün görüşüyoruz. Gerçekten güzel bir duygu yaşıyorum. Acı veriyor ama gerçekten katlanıyorum. Konuştuğumda hepsi de rahat olduklarını ve iyi olduklarını söylüyor. Devlet bize bakıyor diyorlar. Sesleri kulağımda çalınıyor bazen ama işte anne yüreği ifadelerini kullandı.SEZER AİLESİNE YEMEK VE HEDİYEOğullarıyla Ispartada birleşen Sezer ailesi, Isparta İç güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkez Komutanı Tuğgeneral Mustafa Kurutmaz ve eşi ile diğer komutanların katımıyla birlikte yemek yedi.Çocuklarıyla bir araya gelen anne Asiye ve baba Hasan Sezer, dün Isparta Güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkezi Komutanlığında 1994/1 tertip vatani görevini yapan oğulları Erkan Sezerin yemin törenine katıldı. Törene, Erkanın ağabeyleri Uzman Çavuş Sercan Sezer ve Serkan Sezer de katıldı. Töreni izlerken duygulu anlar yaşayan baba Hasan Sezer, Bugünleri de gördük. O kadar sevinçliyiz ki anlatamam. Artık küçük oğlumuz Erkan da yemin ederek asker oldu dedi. Asiye Sezer ise şunları dedi:Oğlumu yemin ederken görmek, beni daha da gururlandırdı. İki oğlum yanımda, en küçük oğlum bu vatan için yemin ediyor. Gerçekten çok onurlandım. Allahım bana böyle mutlu ve gururlu günleri de gösterdi. Bütün komutanlara teşekkür
Zaman
Güncel
01.03.2014
GenelkurmaydanağlatansürprizGenelkurmaydan ağlatan sürpriz
Genelkurmay'dan ağlatan sürpriz
Zaman
01.03.2014
13:27
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Zonguldakın Ereğli İlçesinde oturan 3 oğlu da orduda bulunan Asiye- Hasan Sezer çiftine sürpriz yaparak çocuklarıyla bir araya getirdi. Ispartadaki buluşma anında duygu dolu anlar yaşandı. En küçük oğulları Erkan Sezerin yemin törenine katılan anne Asiye ve baba Hasan Sezere, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel tarafından gönderilen hediyeler verildi. Asiye- Hasan Sezer çiftinin büyük oğulları 23 yaşındaki Sercan Sezer, 4 yıl önce vatani görevini yaparken Türk Silahlı Kuvvetlerine katıldı. Sercan Sezer, Şırnakın Uludere İlçeinde görevini sürdürürken, 3 ay önce askere giden kardeşi 22 yaşındaki Serkan Sezer de Vanda vatani görevini yapmaya başladı. Sezer çifti, en küçük oğulları 20 yaşındaki Erkan Sezeri de vatani görevini yapması için 1 ay önce Ispartaya gönderdi.ÖZELİN İSTEĞİYLE AİLE BİRLEŞTİGenelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, en küçük oğlu Erkan Sezeri Ispartaya acemi birliğine uğurlayan baba Hasan Sezeri basında çıkan haberlerin ardından arayarak çifti kutladı. Ardından 28 Şubatta yapılan yemin töreni öncesinde Sezer ailesi, Genelkurmay Başkanı Özelin özel davetlisi olarak çarşamba günü Ispartaya geldi. Orgeneral Özelin isteği üzerine, Şırnakta görev yapan Uzman Çavuş Sercan ile Vanda vatani görevini devam ettiren Serkan da ailesinden habersiz Ispartaya getirildi. Orduevinde konuk edilen aile karşılarında evlatlarını görünce şaşkına döndü, gözyaşlarını tutamadı. Anne Asiye ve baba Hasan Sezer 2 oğluna kavuşmanın mutluluğunu yaşarken, acemi birliğinde bulunan en küçük oğul da aileye katılarak sürprizi büyüttü.HEPSİNİN ÖZLEMİNİ GİDERMEKÇocuklarına kavuştuğu için çok mutlu olduğunu belirten baba Hasan Sezer, komutanlara teşekkür etti ve Hepsinin özlemini gidermek daha iyi oldu dedi. Anne Asiye de oğullarına sarılırken güçlükle Çok özlemişim, çok güzel oldu. Sevindik, çok mutlu olduk. Ne diyeceğimi bilmiyorum diyebildi.Oğullardan Serkan Sezer ailesine kavuşmasının güzel bir duygu olduğunu dile getirirken, Şırnakta uzman çavuş olarak görev yapan Sercan Sezer de Bizim için çok büyük sürpriz oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak büyük bir aile olduğumuzu tekrar görmüş olduk. Bütün komutanlarıma teşekkür ediyorum diye konuştu.Ispartada acemi birliğinde bulunan en küçük oğul Erkan Sezer ise Ne diyeceğimi bilmiyorum. Annem, babam, ağabeylerim hepsi yanımdalar. Onları çok özlemişim dedi.ONUR VE GURUR İÇİNDEYİZBaba Hasan Sezer, 3 oğlunun da askerde olmasının gurur verici olduğunu anlatırken şunları söyledi:Askere gideceğiz dediler, seve seve gönderdik. Biz bu vatan için doğduk. Oğullarımızı da bu vatan için görevini yapmaya gönderdik. Herkes oğlunu seve seve askere göndermeli. Ben 3ünü birden gönderdim. Daha da olsa gönderirim. Bu görev kutsal bir görevdir. Onur ve gurur içindeyiz. Bu vatan bizimdir.Genelkurmay Başkan Orgeneral Özelin kendisini tebrik etmek için aradığını ve Senin gibi babalar bu ülkede az bulunur dediğini aktaran baba Hasan Sezer, Orgeneral Özele teşekkür etti.SAĞ VE SOL KOLUMDULAROğulları ile birlikte yeni bir kuaför salonu açtıklarını belirten Hasan Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:Serkan ve Erkan, üst düzey kuafördür. Bundan dolayı büyük bir müşteri kitlesine sahiptik. Şimdi müşteriler geliyor Serkan nerede diyor. Askere gönderdik diyorum. Arkasından Erkan nerede diyorlar. Onu da askere gönderdik diyorum. Biri sağ, diğeri sol kolumdu. Birkaç süre öyle idare edeceğim. Vatan sağ olsun.SESLERİ KULAĞIMDA ÇALINIYORAnne Asiye Sezer de çocuklarının tümüyle gurur duyduğunu belirterek, Onur verici bir şey, anlatamıyorum. Arıyorlar, seslerini duyuyorum. Hepsi ile hemen her gün görüşüyoruz. Gerçekten güzel bir duygu yaşıyorum. Acı veriyor ama gerçekten katlanıyorum. Konuştuğumda hepsi de rahat olduklarını ve iyi olduklarını söylüyor. Devlet bize bakıyor diyorlar. Sesleri kulağımda çalınıyor bazen ama işte anne yüreği ifadelerini kullandı.SEZER AİLESİNE YEMEK VE HEDİYEOğullarıyla Ispartada birleşen Sezer ailesi, Isparta İç güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkez Komutanı Tuğgeneral Mustafa Kurutmaz ve eşi ile diğer komutanların katımıyla birlikte yemek yedi.Çocuklarıyla bir araya gelen anne Asiye ve baba Hasan Sezer, dün Isparta Güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkezi Komutanlığında 1994/1 tertip vatani görevini yapan oğulları Erkan Sezerin yemin törenine katıldı. Törene, Erkanın ağabeyleri Uzman Çavuş Sercan Sezer ve Serkan Sezer de katıldı. Töreni izlerken duygulu anlar yaşayan baba Hasan Sezer, Bugünleri de gördük. O kadar sevinçliyiz ki anlatamam. Artık küçük oğlumuz Erkan da yemin ederek asker oldu dedi. Asiye Sezer ise şunları dedi:Oğlumu yemin ederken görmek, beni daha da gururlandırdı. İki oğlum yanımda, en küçük oğlum bu vatan için yemin ediyor. Gerçekten çok onurlandım. Allahım bana böyle mutlu ve gururlu günleri de gösterdi. Bütün komutanlara teşekkür
Zaman
Ana Sayfa
01.03.2014
GenelkurmaydanağlatansürprizGenelkurmaydan ağlatan sürpriz
Dünyanın en popüler sosyal ağı artık 10 yaşında
Zaman
02.02.2014
02:05
Mark Zuckerberg’in okul yıllarında geliştirdiği internet projesi, Facebook kısa sürede dünyanın en popüler sosyal ağına dönüştü. Sadece çocuklar ve gençlerin değil; anneler, babalar, dedeler ve ninelerin bile kullandığı bu sosyal ağ 10. yaşını kutluyor.Bundan tam 10 yıl önce 4 Şubat 2004’te, Harvard Üniversitesi’nde öğrencilik yapan genç Zuckerberg, hayalini kurduğu web projesini hayata geçirdiğinde dünyadaki iletişim biçimlerini değiştireceğini kimse tahmin edemezdi. ‘The Facebook’ adıyla kurulan bu sosyal ağın amacı ABD’nin sayılı üniversite öğrencilerini bir araya getirecek bir platform oluşturmaktı. Önce isminden ‘The’ kelimesi düştü ve Facebook oldu, sonra üniversite öğrencisi olsun olmasın herkesin erişimine açıldı. Hikayenin gerisini hepimiz gayet iyi biliyoruz. Kurulduğu günden bu yana her gün büyüyen Facebook, 2014 yılı itibarıyla dünya üzerinde 1,26 milyar insanın üyesi olduğu, piyasa değerinin ise 135 milyar dolara ulaştığı bir sosyal ağa dönüştü. ‘Beğen ve Paylaş’ tuşları sayesinde internetin kılcal damarlarına kadar etki eden Facebook, 2012 yılında popüler fotoğraf paylaşım platformu Instagram’ı tam 1 milyar dolara satın aldı. Değişen kullanıcı kitlelerine hitap etmek isteyen bunda da başarılı oldu ve Instagram’ın 30 milyon olan kullanıcı sayısı kısa sürede 150 milyona çıktı. Sıradaki projesi ise bilgi yoğunluğundan yorulan kullanıcılar için hazırlanan görsel haber okuma aracı Paper. Günümüz dünyasının özel hayat ve mahremiyet kavramını altüst eden, evlilikleri, iş hayatını, eğitimi etkileyen, bize ilkokul arkadaşlarımızı bile bulduran, sokak olaylarını, politik ve sosyal hareketleri tetikleyen bir platforma dönüşen Facebook’un bundan sonra hayatımızı nasıl etkileyeceğini bilemiyoruz. Ama Facebook’un geldiği noktayı düşününce onunla birlikte büyüyen ve bu yıl 30 yaşına adım atacak olan Mark Zuckerberg’in daha çok planı olduğunu tahmin etmek hiç de zor değil. d.ergurel@zaman.com.tr
Zaman
Ana Sayfa
02.02.2014
Dünyanınenpopülersosyalağıartık10yaşındaDünyanın en popüler sosyal ağı artık 10 yaşında
Bebekle birlikte annelik görevi de bakıcıya teslim ediliyor
Zaman
09.01.2014
02:26
Çalışan anne ve babalar için çocuklarını emanet edecek birilerini bulamamak, yaşadıkları en büyük sıkıntılardan biridir. Aile büyükleri yakınında olanlar daha şanslı fakat alternatifi olmayan ya da daha iyi bir eğitim verebileceğini düşünenler, bakıcı arayışına giriyor.Kadınların iş ve sosyal hayatta daha aktif hale gelmeleriyle bakıcılık mesleği de son dönemin popüler meslekleri arasında yerini almaya başladı. Aile büyüklerinden birine emanet edenler olduğu gibi yabancı bir bakıcıya bırakmak zorunda olan birçok ebeveyn var. Anneler ise kariyer ve annelik arasında dengeyi kurmaya çalışıyor. Kimi anneler aradaki dengeyi kurmayı başarsa da birçok anne çocukların tüm sorumluluklarını bakıcılara yüklüyor. Öyle ki çocuk bakıcıyı kendi annesi yerine koyuyor ve annesinden alamadığı güveni bakıcısından bekliyor. Bu noktada İslâm Hukuku Profesörü Hamdi Döndüren, Asr-ı Saadet’e çevirerek Peygamber Efendimiz’in (sas) sütanneye verilmesini hatırlatıyor. Bunun da bir nevi kreş olduğunu kaydeden Döndüren, günümüzde kreş alanında yapılacak iyi bir yatırım ve çalışmanın gelecek nesiller için de faydalı olacağı kanaatinde.0-3 yaş arasındaki çocuğun karakter gelişiminde annenin rolünün büyüklüğüne dikkat çeken aile danışmanı Efkan Yeşildağ, 3-6 yaş aralığındaki çocuğun ise sosyalleşme döneminde olduğunu, çocukların ise yarım gün kreşe veya yuvalara gitmeleri gerektiğini ifade ediyor. Özellikle babanın çocuklar için sosyalleşme figürü olduğunu belirtiyor. Candan bağlanan bakıcılar olsa da bunun bir iş olduğunu ailelerin unutmaması gerektiğini ifade eden Yeşildağ, bu dönemlerde bakıcı yerine çocuğun kan bağının olduğu anneanne ya da babaanneye teslim edilmesi gerektiğini ifade ediyor.ERKEK BAKICILAR DA TALEP GÖRÜYORBakıcılık sektörü de arz-talep dengesiyle günden güne büyüyor. Birçok bakıcı firması yurtdışında uygulanan sistemden esinlenerek gündüzlü ve yatılı olanların yanı sıra saatlik bakıcı imkânı sunuyor. Tam-yarım gün uygulamasının yanı sıra sinema, düğün ya da özel yemekler için birkaç saatlik bakıcı temin edebiliyor. Bakıcıların aylık fiyatı ise ortalama en düşük bin liradan başlıyor, ailenin istediği kriterlere göre de fiyatı artıyor. Günlük bakıcı fiyatı ise yüz liradan başlıyor. Bakıcılar sadece bayanlardan da oluşmuyor, birçok aile erkek çocukları için tercihini erkek bakıcıdan yana kullanıyor. Daha çok babanın yoğun iş hayatında çocuğuyla fazla aktivite yapamamasından da kaynaklanan bu durumda devreye erkek bakıcılar giriyor. Çocukla birlikte maça giden, birlikte sosyal aktivite yapması için çalışan bakıcıların da oranı gözle görülür bir şekilde artıyor.‘Bakıcı değişikliği nedeniyle çocuğun saçları döküldü’Pedagog Ali Çankırılı, gözlemlediği bir vakayı şöyle anlatıyor: “Bir aile, saçları dökülen 4 yaşında bir kız çocuğu getirdi. Çocuk doktoru fiziksel bir rahatsızlığa rastlamayınca psikolog tavsiye etmiş. Aileyi incelediğimizde karşımıza çalışan bir anne ve kavgalı bir kayınvalide ortaya çıktı. Anne çocuğunu kayınvalidesine vermek istemiyor ve bakıcıya teslim ediyor. Fakat bakıcının da çocuğunu kendinden uzaklaştırdığı düşüncesiyle başka bakıcı arıyor ve yeni bakıcıyı da beğenmiyor. Üç ay içinde dört bakıcı değiştiriyor. Çocuk ne bakıcılara ne de anneye bağlanabiliyor, güven bunalımı yaşıyor. Depresyon yüzünden saçları dökülüyor.”
Zaman
Sağlık
09.01.2014
BebeklebirlikteannelikgörevidebakıcıyateslimediliyorBebekle birlikte annelik görevi de bakıcıya teslim ediliyor
Bebekle birlikte annelik görevi de bakıcıya teslim ediliyor
Zaman
09.01.2014
02:08
Çalışan anne ve babalar için çocuklarını emanet edecek birilerini bulamamak, yaşadıkları en büyük sıkıntılardan biridir. Aile büyükleri yakınında olanlar daha şanslı fakat alternatifi olmayan ya da daha iyi bir eğitim verebileceğini düşünenler, bakıcı arayışına giriyor.Kadınların iş ve sosyal hayatta daha aktif hale gelmeleriyle bakıcılık mesleği de son dönemin popüler meslekleri arasında yerini almaya başladı. Aile büyüklerinden birine emanet edenler olduğu gibi yabancı bir bakıcıya bırakmak zorunda olan birçok ebeveyn var. Anneler ise kariyer ve annelik arasında dengeyi kurmaya çalışıyor. Kimi anneler aradaki dengeyi kurmayı başarsa da birçok anne çocukların tüm sorumluluklarını bakıcılara yüklüyor. Öyle ki çocuk bakıcıyı kendi annesi yerine koyuyor ve annesinden alamadığı güveni bakıcısından bekliyor. Bu noktada İslâm Hukuku Profesörü Hamdi Döndüren, Asr-ı Saadet’e çevirerek Peygamber Efendimiz’in (sas) sütanneye verilmesini hatırlatıyor. Bunun da bir nevi kreş olduğunu kaydeden Döndüren, günümüzde kreş alanında yapılacak iyi bir yatırım ve çalışmanın gelecek nesiller için de faydalı olacağı kanaatinde.0-3 yaş arasındaki çocuğun karakter gelişiminde annenin rolünün büyüklüğüne dikkat çeken aile danışmanı Efkan Yeşildağ, 3-6 yaş aralığındaki çocuğun ise sosyalleşme döneminde olduğunu, çocukların ise yarım gün kreşe veya yuvalara gitmeleri gerektiğini ifade ediyor. Özellikle babanın çocuklar için sosyalleşme figürü olduğunu belirtiyor. Candan bağlanan bakıcılar olsa da bunun bir iş olduğunu ailelerin unutmaması gerektiğini ifade eden Yeşildağ, bu dönemlerde bakıcı yerine çocuğun kan bağının olduğu anneanne ya da babaanneye teslim edilmesi gerektiğini ifade ediyor.ERKEK BAKICILAR DA TALEP GÖRÜYORBakıcılık sektörü de arz-talep dengesiyle günden güne büyüyor. Birçok bakıcı firması yurtdışında uygulanan sistemden esinlenerek gündüzlü ve yatılı olanların yanı sıra saatlik bakıcı imkânı sunuyor. Tam-yarım gün uygulamasının yanı sıra sinema, düğün ya da özel yemekler için birkaç saatlik bakıcı temin edebiliyor. Bakıcıların aylık fiyatı ise ortalama en düşük bin liradan başlıyor, ailenin istediği kriterlere göre de fiyatı artıyor. Günlük bakıcı fiyatı ise yüz liradan başlıyor. Bakıcılar sadece bayanlardan da oluşmuyor, birçok aile erkek çocukları için tercihini erkek bakıcıdan yana kullanıyor. Daha çok babanın yoğun iş hayatında çocuğuyla fazla aktivite yapamamasından da kaynaklanan bu durumda devreye erkek bakıcılar giriyor. Çocukla birlikte maça giden, birlikte sosyal aktivite yapması için çalışan bakıcıların da oranı gözle görülür bir şekilde artıyor.‘Bakıcı değişikliği nedeniyle çocuğun saçları döküldü’Pedagog Ali Çankırılı, gözlemlediği bir vakayı şöyle anlatıyor: “Bir aile, saçları dökülen 4 yaşında bir kız çocuğu getirdi. Çocuk doktoru fiziksel bir rahatsızlığa rastlamayınca psikolog tavsiye etmiş. Aileyi incelediğimizde karşımıza çalışan bir anne ve kavgalı bir kayınvalide ortaya çıktı. Anne çocuğunu kayınvalidesine vermek istemiyor ve bakıcıya teslim ediyor. Fakat bakıcının da çocuğunu kendinden uzaklaştırdığı düşüncesiyle başka bakıcı arıyor ve yeni bakıcıyı da beğenmiyor. Üç ay içinde dört bakıcı değiştiriyor. Çocuk ne bakıcılara ne de anneye bağlanabiliyor, güven bunalımı yaşıyor. Depresyon yüzünden saçları dökülüyor.”
Zaman
Ana Sayfa
09.01.2014
BebeklebirlikteannelikgörevidebakıcıyateslimediliyorBebekle birlikte annelik görevi de bakıcıya teslim ediliyor
Bugün günlerden boş günlere gün bulma günü!
Zaman
07.01.2014
01:52
Neredeyse her gün bir özel gün kutlanıyor dünyamızda. Öyle ki boş geçen ve kutlanmayan bir gün neredeyse yok. Kendi kendimize icat ettiğimiz günlerin ise sayısı belli değil. Olanları biz toparladık, vaktiniz varsa boşlukları da siz doldurun...Eskilerin özel gün dediği ‘kocakarı soğuklarının sona erme günü’, ‘koç katımı fırtınası günü’, ‘zemheri günü’, ‘öküz fırtınası günü’dür. Her otu böceği özel gün ilan edip yılın bütün günlerini ana baba gününe çevirmekse bu çağın icadı. İnsan evladı, dünyanın kendi etrafındaki dönüşüne bir yıl adını takıp hesaplamaya başladığından beri takvim denilen şeyi kullanıyor. Yılı 365 gün ilan etmek yeterli olmadığı için her güne de özel bir gün tabelası çakılıyor ki boş anımız kalmasın. Artan altı saati de dört yılda bir, şubat 29 yaparak meseleye kaynak yapılıyor. O günü de bazı aklı evveller ‘Bekâr Erkekler Günü’ ilan ederek hiç olmazsa dört yılda bir eğleniyorlar.Peki, takvimin bir yaprağında özel bir günle yer almak nasıl mümkün oluyor? Bunun resmî bir yolu yok elbette. Yılın bir gününü gözünüze kestirip ahaliye davul zurna ile ilan edecek bir nevi PR çalışması gerekiyor. Bekârlığın kişiye; hayatı boyunca, arkadaş düğünlerinde kasap havası oynama hakkı sağlaması gibi bir durum söz konusu anlayacağınız. Bir günü özel bir gün ilan etmek için önce bir kamuoyu desteği gerekiyor. Yani öyle kafanıza göre, ‘Twit atıp birbirimizi takip etme günü’ ya da ‘Dünya hemzemin geçitler bilinçlendirme günü’ veya ‘Süne zararlısı ile etkin mücadele günü’ gibi bir gün icat edip literatüre sokmanız pek muhtemel değil. Böyle bir durumda güneşe bırakılmış darbukanın derisi gibi gerilmeniz işten bile değil.Daha çok sivil toplum kuruluşları tarafından ortaya atılan ve devreye sokulan özel günlerin yanında, tarihî bir hikâyeye dayanan ve sonrasında kapitalizmin tayin ettiği rotaya göre şekillenen günler de olabiliyor. Bakınız Anneler Günü, Babalar Günü, yılbaşı... Tabii bunun yanında sağlık, edebiyat, sanat, çevre gibi konulara dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler’in kabul edip devreye soktuğu özel günler de var ki bunlar hükümet adamlarına yarar. Nutuk atacak bir konu buldukları için sevindirik olurlar. Onların da ekmek parası bu tabii ki. Konuşmak için seçilmişler ne de olsa. Yılın her gününde bir yaraya parmak basacak mevzu olmasından mülhem, mesailerini boş geçirmezler. Bir gün engellilerin haklarından bahsedip yapılması gerekenleri sıralarlar, ertesi gün dünya toptancılarının sorunlarından dem vururlar. Her yıl mutat olarak aynı konuşma balonları gazete sayfalarından, televizyon ekranlarından geçer ki ecelden kaçabilsen bunlardan kaçamazsın. Doku doku aynı bez, oku oku aynı söz...Dünya Tuvalet Günü ne ola ki?Özel günleri sahiplenme konusunda meslek erbabını tek geçerim. Bu konuda yukarıda bulut var deyin bulutlara merdiven dayarlar. Doktorlar, ebeler, gazeteciler, veterinerler, bilgisayar mühendisleri, muhasebeciler, gazete dağıtıcıları, biyologlar, toptancılar, iç mimarlar, serbest paraşütçüler, hava trafik kontrolörleri, kaykaycılar, denizciler, laborantlar, öğretmenler, astsubaylar, fotoğrafçılar, kimyagerler, çiftçiler, rehberler, hostesler, programcılar, avcılar, inşaat mühendisleri, madenciler, çeviriciler ve din görevlileri yılın belli günlerine konuşlanmışlar bile. Yani daha gün çok elbette. Hâliyle tavuk yumurtası üreticilerinden su dağıtıcılarına, overlokçulardan çağrı merkezi çalışanlarına kadar her meslek grubundan yeni ataklar bekliyoruz. Meslek gruplarının kendi sorunlarını aktarmak için fırsat oluşturma çabalarını anlamak mümkün ama bazı günler var ki insan bunlara hayret etmekten geri durmuyor. Temsil ‘Dünya Kucaklaşma Günü’... İnsan birileriyle kucaklaşmak için bir yıl boyunca bekler mi yahu? Hadi onu geçtik ‘Hijyen Günü’, ‘El Yıkama Günü’ diye bir şey var. Bunları da geçsek Dünya ‘Tuvalet Günü’ne takılmamak elde değil. Allah bu günü de, Dünya Uyku Günü’nü de icat edenlerden razı olsun. Büyük bir boşluğu doldurmuşlar. Hadi bunlar yaşayanları ilgilendiren ve normal yaşamlarıyla bir şekilde ilişki kurulabilen mevzular. Dağlar Günü, Pi Günü, Ağaç Günü, Metallica Günü, Havlu Günü, Limit Aşım Günü, Makarna Günü, Okyanus Günü, Kaykay Günü, Arı Günü, Krizantem Günü ne ola ki, anlayan beri gelsin. Hatta bu da yetmemiş, Dünya Dünya Günü’nü bile icat eden olmuş.Bu konu çok su kaldırır, o yüzden kısa kesip sizi bazısı anlamlı, bazısı suya tirit günlerle baş başa bırakalım. Ezcümle, her günün vakti saati belli de kıyamet günü belli değil işte. Asıl gün budur, sıkıysa onu kutlayın!GÜNLERDEN GÜN BEĞEN!OCAK1 Ocak: Yılbaşı1-7 Ocak: Veremle Savaş Haftası7-14 Ocak: Beyaz Baston (Körler) Haftası8 Ocak: Görme Özürlüleri Günü9 Ocak: Enerji Tasarrufu Haftası10 Ocak: Çal
Zaman
Güncel
07.01.2014
BugüngünlerdenboşgünleregünbulmagünüBugün günlerden boş günlere gün bulma günü
Bugün günlerden boş günlere gün bulma günü!
Zaman
07.01.2014
01:51
Neredeyse her gün bir özel gün kutlanıyor dünyamızda. Öyle ki boş geçen ve kutlanmayan bir gün neredeyse yok. Kendi kendimize icat ettiğimiz günlerin ise sayısı belli değil. Olanları biz toparladık, vaktiniz varsa boşlukları da siz doldurun...Eskilerin özel gün dediği ‘kocakarı soğuklarının sona erme günü’, ‘koç katımı fırtınası günü’, ‘zemheri günü’, ‘öküz fırtınası günü’dür. Her otu böceği özel gün ilan edip yılın bütün günlerini ana baba gününe çevirmekse bu çağın icadı. İnsan evladı, dünyanın kendi etrafındaki dönüşüne bir yıl adını takıp hesaplamaya başladığından beri takvim denilen şeyi kullanıyor. Yılı 365 gün ilan etmek yeterli olmadığı için her güne de özel bir gün tabelası çakılıyor ki boş anımız kalmasın. Artan altı saati de dört yılda bir, şubat 29 yaparak meseleye kaynak yapılıyor. O günü de bazı aklı evveller ‘Bekâr Erkekler Günü’ ilan ederek hiç olmazsa dört yılda bir eğleniyorlar.Peki, takvimin bir yaprağında özel bir günle yer almak nasıl mümkün oluyor? Bunun resmî bir yolu yok elbette. Yılın bir gününü gözünüze kestirip ahaliye davul zurna ile ilan edecek bir nevi PR çalışması gerekiyor. Bekârlığın kişiye; hayatı boyunca, arkadaş düğünlerinde kasap havası oynama hakkı sağlaması gibi bir durum söz konusu anlayacağınız. Bir günü özel bir gün ilan etmek için önce bir kamuoyu desteği gerekiyor. Yani öyle kafanıza göre, ‘Twit atıp birbirimizi takip etme günü’ ya da ‘Dünya hemzemin geçitler bilinçlendirme günü’ veya ‘Süne zararlısı ile etkin mücadele günü’ gibi bir gün icat edip literatüre sokmanız pek muhtemel değil. Böyle bir durumda güneşe bırakılmış darbukanın derisi gibi gerilmeniz işten bile değil.Daha çok sivil toplum kuruluşları tarafından ortaya atılan ve devreye sokulan özel günlerin yanında, tarihî bir hikâyeye dayanan ve sonrasında kapitalizmin tayin ettiği rotaya göre şekillenen günler de olabiliyor. Bakınız Anneler Günü, Babalar Günü, yılbaşı... Tabii bunun yanında sağlık, edebiyat, sanat, çevre gibi konulara dikkat çekmek için Birleşmiş Milletler’in kabul edip devreye soktuğu özel günler de var ki bunlar hükümet adamlarına yarar. Nutuk atacak bir konu buldukları için sevindirik olurlar. Onların da ekmek parası bu tabii ki. Konuşmak için seçilmişler ne de olsa. Yılın her gününde bir yaraya parmak basacak mevzu olmasından mülhem, mesailerini boş geçirmezler. Bir gün engellilerin haklarından bahsedip yapılması gerekenleri sıralarlar, ertesi gün dünya toptancılarının sorunlarından dem vururlar. Her yıl mutat olarak aynı konuşma balonları gazete sayfalarından, televizyon ekranlarından geçer ki ecelden kaçabilsen bunlardan kaçamazsın. Doku doku aynı bez, oku oku aynı söz...Dünya Tuvalet Günü ne ola ki?Özel günleri sahiplenme konusunda meslek erbabını tek geçerim. Bu konuda yukarıda bulut var deyin bulutlara merdiven dayarlar. Doktorlar, ebeler, gazeteciler, veterinerler, bilgisayar mühendisleri, muhasebeciler, gazete dağıtıcıları, biyologlar, toptancılar, iç mimarlar, serbest paraşütçüler, hava trafik kontrolörleri, kaykaycılar, denizciler, laborantlar, öğretmenler, astsubaylar, fotoğrafçılar, kimyagerler, çiftçiler, rehberler, hostesler, programcılar, avcılar, inşaat mühendisleri, madenciler, çeviriciler ve din görevlileri yılın belli günlerine konuşlanmışlar bile. Yani daha gün çok elbette. Hâliyle tavuk yumurtası üreticilerinden su dağıtıcılarına, overlokçulardan çağrı merkezi çalışanlarına kadar her meslek grubundan yeni ataklar bekliyoruz. Meslek gruplarının kendi sorunlarını aktarmak için fırsat oluşturma çabalarını anlamak mümkün ama bazı günler var ki insan bunlara hayret etmekten geri durmuyor. Temsil ‘Dünya Kucaklaşma Günü’... İnsan birileriyle kucaklaşmak için bir yıl boyunca bekler mi yahu? Hadi onu geçtik ‘Hijyen Günü’, ‘El Yıkama Günü’ diye bir şey var. Bunları da geçsek Dünya ‘Tuvalet Günü’ne takılmamak elde değil. Allah bu günü de, Dünya Uyku Günü’nü de icat edenlerden razı olsun. Büyük bir boşluğu doldurmuşlar. Hadi bunlar yaşayanları ilgilendiren ve normal yaşamlarıyla bir şekilde ilişki kurulabilen mevzular. Dağlar Günü, Pi Günü, Ağaç Günü, Metallica Günü, Havlu Günü, Limit Aşım Günü, Makarna Günü, Okyanus Günü, Kaykay Günü, Arı Günü, Krizantem Günü ne ola ki, anlayan beri gelsin. Hatta bu da yetmemiş, Dünya Dünya Günü’nü bile icat eden olmuş.Bu konu çok su kaldırır, o yüzden kısa kesip sizi bazısı anlamlı, bazısı suya tirit günlerle baş başa bırakalım. Ezcümle, her günün vakti saati belli de kıyamet günü belli değil işte. Asıl gün budur, sıkıysa onu kutlayın!GÜNLERDEN GÜN BEĞEN!OCAK1 Ocak: Yılbaşı1-7 Ocak: Veremle Savaş Haftası7-14 Ocak: Beyaz Baston (Körler) Haftası8 Ocak: Görme Özürlüleri Günü9 Ocak: Enerji Tasarrufu Haftası10 Ocak: Çal
Zaman
Ana Sayfa
07.01.2014
BugüngünlerdenboşgünleregünbulmagünüBugün günlerden boş günlere gün bulma günü
Okulda başarısızlığın nedeni görme bozukluğu olabilir
Zaman
25.12.2013
15:01
Özel Bağlar Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Lokman Balyen, okula giden çocukların ve gençlerin başarısızlığının gözlerinde oluşan görme bozukluklarından kaynakladığı söyledi.Op. Dr. Lokman Balyen, derslerinde başarısız olan ve görme kaybı yaşayan çocuk ve gençler ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Göz tembelliği, şaşılık, miyopi, hipermetropi ve astigmatizmanın çocuklarda en sık görülen göz sorunları olduğunu belirten Balyen, mevcut sorunların çözümü için erken teşhis ve tedavinin şart olduğunu söyledi. Op. Dr. Balyen, Aksi takdirde görme bozukluklarının görülme sıklığı ve derecesi yaşa bağlı olarak artıyor, teşhisi konulmayan göz tembelliği ve şaşılık ayrıca miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurları ihmal edildiğinde okul çağındaki çocuklarda okul başarılarını olumsuz yönde etki ediyor. Bu yüzden okul çağındaki çocukların yılda en az bir defa göz muayenesi olmaları gerekmektedir dedi.Göz tembelliğinin bir halk sağlığı problemi olarak algılanması gerektiğini belirten Balyen, bu bağlamda hem ekonomik açıdan ucuz, hem de tedavi açıdan daha etkili olan okul öncesi dönemde göz taramaları yapılmasının büyük önem taşıdığını kaydetti. Dr. Balyen, Bu perspektif ile, bu algı ve bu bilgi ile göz tembelliğinin erken teşhisi ve tedavisi konusunda çaba göstererek çözüm üretmek gerekir. Şüphesiz çocukların sosyalleşmesinde etkili olan iki kurum, okul ve ailedir. Çocuğun okuldaki adaptasyonu ve başarısı için sınıf öğretmeni, psikolog, okul yönetimi, aile ve çocuk arasındaki sağlıklı diyalog ve iletişimin olması çok büyük önem taşıyor. Özellikle sınıf öğretmeni ve ailenin planlı, projeli, sistemli, stratejili ve sağlıklı işbirliği içinde olmaları gerekir. Her açıdan çocuk ile ilgili bilgilerin sınıf öğretmeni tarafından toplanıp, analiz ve sentez edilip, değerlendirilmesi gerekir. Bu perspektifle hem okul yönetimi hem de anne-babalar bu bilgi ve algı ile idrak ve tasavvur etmeleri gerekir şeklinde konuştu.(İHA)
Zaman
Sağlık
25.12.2013
OkuldabaşarısızlığınnedenigörmebozukluğuolabilirOkulda başarısızlığın nedeni görme bozukluğu olabilir
Görme bozukluğu başarısızlık nedeni
Zaman
25.12.2013
14:32
Özel Bağlar Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Lokman Balyen, okula giden çocukların ve gençlerin başarısızlığının gözlerinde oluşan görme bozukluklarından kaynakladığı söyledi.Op. Dr. Lokman Balyen, derslerinde başarısız olan ve görme kaybı yaşayan çocuk ve gençler ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Göz tembelliği, şaşılık, miyopi, hipermetropi ve astigmatizmanın çocuklarda en sık görülen göz sorunları olduğunu belirten Balyen, mevcut sorunların çözümü için erken teşhis ve tedavinin şart olduğunu söyledi. Op. Dr. Balyen, Aksi takdirde görme bozukluklarının görülme sıklığı ve derecesi yaşa bağlı olarak artıyor, teşhisi konulmayan göz tembelliği ve şaşılık ayrıca miyopi, hipermetropi ve astigmatizma gibi kırma kusurları ihmal edildiğinde okul çağındaki çocuklarda okul başarılarını olumsuz yönde etki ediyor. Bu yüzden okul çağındaki çocukların yılda en az bir defa göz muayenesi olmaları gerekmektedir dedi.Göz tembelliğinin bir halk sağlığı problemi olarak algılanması gerektiğini belirten Balyen, bu bağlamda hem ekonomik açıdan ucuz, hem de tedavi açıdan daha etkili olan okul öncesi dönemde göz taramaları yapılmasının büyük önem taşıdığını kaydetti. Dr. Balyen, Bu perspektif ile, bu algı ve bu bilgi ile göz tembelliğinin erken teşhisi ve tedavisi konusunda çaba göstererek çözüm üretmek gerekir. Şüphesiz çocukların sosyalleşmesinde etkili olan iki kurum, okul ve ailedir. Çocuğun okuldaki adaptasyonu ve başarısı için sınıf öğretmeni, psikolog, okul yönetimi, aile ve çocuk arasındaki sağlıklı diyalog ve iletişimin olması çok büyük önem taşıyor. Özellikle sınıf öğretmeni ve ailenin planlı, projeli, sistemli, stratejili ve sağlıklı işbirliği içinde olmaları gerekir. Her açıdan çocuk ile ilgili bilgilerin sınıf öğretmeni tarafından toplanıp, analiz ve sentez edilip, değerlendirilmesi gerekir. Bu perspektifle hem okul yönetimi hem de anne-babalar bu bilgi ve algı ile idrak ve tasavvur etmeleri gerekir şeklinde konuştu.(İHA)
Zaman
Sağlık
25.12.2013
GörmebozukluğubaşarısızlıknedeniGörme bozukluğu başarısızlık nedeni
Çocuğunun sağlıklı olmasını isteyen hanımını mutlu etsin
Zaman
21.12.2013
12:22
Fatih Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Efkan Yeşildağ, çocukların çevresinden en çok etkilendiği dönemin anne karnı olduğunu söyledi. Yeşildağ, “İnsanın hayatındaki en önemli kişi annedir. En çok etkilendiği dönemde çocuğun çevresinde anne vardır. Baba nerede? Baba annenin çevresinde. Çocuğun sağlıklı bir kişi olması isteniyorsa, ileride bu gelişimini devam ettirmesi isteniyorsa, babalar çocuğunu seviyorsa hanımını mutlu etmeli.” diye konuştu.Yıldırım Kültür Merkezi’nde Özel Nilüfer Eğitim Kurumları ve Bursa Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından düzenlenen ‘önce okul öncesi’ konulu sempozyuma Bursa ve ilçelerinde görev yapan 600 okul öncesi ve psikolojik danışmanlık ve rehberlik öğretmeni katıldı. Sempozyumun açılışında yaptığı konuşmada, hafta sonu tatili olmasına rağmen gösterilen ilgiye teşekkür eden Özel Nilüfer Eğitim Kurumları Genel Müdürü Ali Dilitatlı, okul öncesi eğitime dikkat çekmek ve öğretmenlere destek vermek amacıyla sosyal sorumluluk projesi kapsamında bu eğitimi 4’üncü kez düzenlediklerini söyledi. Birbirinden değerli akademisyenlerin öğretmenlere düşüncelerini paylaşacaklarını vurgulayan Dilitatlı, Nilüfer Eğitim Kurumları olarak 30 yıllık bir eğitim kurumu olduğunu hatırlattı. OKUL ÖNCESİ EĞİTİM GÖMLEĞİN İLK DÜĞMESİNİN DOĞRU İLİKLENMESİDİRGenel Müdür Ali Dilitatlı, öğrencilerin en önemli gelişimlerinin 0-7 yaş arası gerçekleştiğini kaydetti. Dilitatlı şunları söyledi: Bu yaşlarda verilen eğitim, çocukların ileri ki yıllarda alacağı eğitime bir taban teşkil etmektir. Bir anlamda okul öncesi eğitim; gömleğin ilk düğmesini doğru iliklenmesi anlamına da gelmektedir. Bu yıllarda gömleğin düğmesinin doğru iliklenmesi neticesinde sonraki yıllarda alınan eğitim öğrencilerin gelişimine olumlu katkı vermektedir. Kendisini geliştiren, yetiştiren öğretmen öğrencilerine faydalı oluyor.Bursa Milli Eğitim Müdürü Atilla Gülsar ise değişime çok hızlı ayak uydurulması gerektiğini dile getirdi. Gülsar, Güzel yavrularımıza karşı sorumluluk çok fazla. Okul öncesi eğitim önem verilmesi gereken bir çağ. Sevgilerin öğreteceği bütün bilgilerin kalıcı hale getirileceği bir devre. Öğrenciler hamur olarak önünüze geliyor, sizler onları istediğiniz gibi çevirip topluma sunabiliyorsunuz. ifadelerini kullandı. Sempozyumda konuşan Fatih Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Efkan Yeşildağ ise bir çocuğun çevresinden en çok etkilendiği dönem anne karnı olduğuna dikkat çekti. İnsanın hayatındaki en önemli ve çevreden en çok etkilendiği dönemin anne karnı olduğunun altını çizen Yeşildağ, şöyle konuştu: Anne karnından sonra da çocuğun ilk defa sosyal çevre dediğimiz dış dünyaya açıldığı yer ise okul öncesi eğitimidir. Çocuğun sosyalleşmesi ve çevresiyle ilişkileri açısından bu dönem çok önemlidir. Özellikte 3-6 yaş arasında çocuklarımızın sosyalleşme dönemidir. Bunu ilk olarak babasıyla gidermesi gerekir. Çocuğun kafasındaki sosyalleşme figürü olan kişi babadır. Çocuk kendisi ‘Ben’ birinci tekil şahıstır. Anne ‘Sen’ ikinci tekil şahıs. Baba da üçüncü tekil şahıs ‘O’ dur. O sosyalleşme figürü bu 4, 5 ve 6. yaşlarda babaların çocuklarıyla daha yakın ilgilenmesi, onun daha sağlıklı bir kişilik geliştirmesi açısından çok önemli.OKUL ÖNCESİ EĞİTİM, ANNELERİN ÇOCUKLARINI AVUTMAK İÇİN KREŞE VERMESİ DEĞİLDİROkul öncesi eğitimin halk arasında yanlış anlaşıldığına dikkat çeken Efkan Yeşildağ şunları kaydetti: Okul öncesi eğitim; bizde özellikle çalışan annelerin çocuklarına kendileri bakamadığı için çocuğunu bıraktıkları güvenli emniyetli bir yer olarak algılanıyor. Aslında öyle olmaması gerekir. Bu dönemde özellikle erkek çocuklarının ‘ana okuluna gönderiyorum’ şeklinde söylenmesi çok sıkıntılı ve sakıncalıdır. Bu yüzden çocuklarımıza okul öncesi eğitim kavramını anlatmamız, burada anaokulu kavramından vazgeçmemiz gerekiyor. Çünkü özellikle bu 4-6 yaş arasında çocuklar aynı zamanda cinsel kimlik gelişimi de ortaya çıkıyor. Çocuklar, ‘Ben kız mıyım? Erkek miyim? Kız isem diğerinden farkım nedir? Erkeksem diğerinden farkım nedir? ‘ Gibi bu ayrımları öğrenmek zorunda. bunu da akran gurubu içinde çocuklar bu anlamda çocuklarımıza onların kız erkek olduklarıyla ilgili kız çocuğunun modeli kız erkek çocuğunun modeli erkek modelleri olmasının çok önemli olduğunu düşünüyorum.Okul öncesi eğitiminde çok güzel gelişmeler olduğunu anlatan Yeşildağ, Türkiye’de verilen okul öncesi eğitimin yetersiz olduğunu öne sürdü. Çok daha iyi şeylerin yapılabileceğini vurgulayan Yeşildağ, hali hazırda Türkiye’de okul öncesi eğitimine ‘ana okulu’ dendiğini, bunun da yanlış olduğuna işaret etti. Yeşildağ şöyle devam etti: Özellikle 3-6 yaş arasında çocuğun hayatındaki en önemli kişi annesi değil babasıdır. Baba çok önemlidir. Çünkü sosyalleşme figürü olduğu için babanın çocuğunu tutup, o güçlü adam tarafından sosyal çevrede diğer insanlar arasında birlikte dolaşması, onun her zaman arkasında olm
Zaman
Son Dakika
21.12.2013
ÇocuğununsağlıklıolmasınıisteyenhanımınımutluetsinÇocuğunun sağlıklı olmasını isteyen hanımını mutlu etsin
Öğrenci velileri turnuvada ter döktü
Zaman
17.12.2013
15:47
Özel Samanyolu Yusuf Tanık İlkokulu veliler arası Babalar Voleybol Turnuvası düzenlendi.8 takımın katıldığı eleme usulüyle başlayan yarışmada kalan üç takım final için mücadele etti. 4C sınıfı finalde büyük mücadele göstererek kupanın sahibi oldu.Turnuva hakkında görüş belirten veliler; Okulumuz birçok alanda faaliyet yapıyor bizler de imrenerek bakıyorduk. Bu turnuva yoğun iş hayatı içerisinde bizlere ilaç gibi geldi çok mutlu olduk, okulumuza bu tür etkinliklerinden dolayı teşekkür ediyoruz. dediler.Özel Samanyolu Yusuf Tanık İlkokulu Halkla İlişkiler Sorumlusu Selami Armutçu yaptığı açıklamada, Bu turnuvaların amacı sporu vesile kılarak veliler ve öğretmenler arasında kaynaşmayı sağlamaktır. Turnuvamız son derece güzel, zevkli ve çekişmeli geçti. Velilerimiz turnuva boyunca dostluğu elden bırakmayarak sporun temiz olan yüzünü ve güzelliğini bir kez daha gösterdi. Centilmenliklerinden ve sergiledikleri güzel oyundan dolayı velilerimizi kutluyorum. ifadelerini kullandı.Birinci olan takıma altın madalya, ikinciye gümüş ve üçüncüye bronz madalya takılarak turnuva sona erdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
17.12.2013
ÖğrencivelileriturnuvadaterdöktüÖğrenci velileri turnuvada ter döktü
Tenis turnuvasında dereceye girenler ödüllendirildi
Zaman
16.12.2013
11:05
Tokatın Turhal Özel Yıldırım Koleji, öğrenci velilerine yönelik 3. Babalar Tenis Turnuvası düzenledi. Okulun konferans salonunda düzenlenen turnuvaya veliler ilgi gösterdi. Turnuvanın son derece çekişmeli ve zevkli geçtiğini belirten yetkililer, yarışmacıların beş kategoride mücadele ettiğini söyledi. Turnuva koordinatörü okul müdür yardımcısı Zafer Karabulut, velilerin etkinlikten çok memnun olduklarını ve teşekkürlerini ilettiklerini kaydetti. Tenis turnuvası sonucunda okul velilerinden Abdullah Şanlı birinci, Bülent Güleryüz ikinci, Hasan Murat Beşer üçüncü, Gökay Koçak dördüncü, Engin Ünlü beşinci ve Abdullah Yıldırım da altıncı oldu. Dereceye giren velilere kupaları ve hediyeleri yapılan ödül töreninde takdim edildi. Yetkililer, birinciye çeyrek altın, ikinci ve üçüncüye gram altın, 4,5 ve 6’ncıya ise kol saati verildiği açıklandı. Tenis turnuvasını veliler arasında kaynaşma ve dayanışmayı daha da artırmak için yaptıklarını ifade eden Özel Yıldırım Koleji Müdürü Nahit Ören, yarışmanın son derece çekişmeli ve zevkli geçtiğini anlattı. Okul olarak sosyal ve kültürel faaliyetler çerçevesinde yıl içerisinde sürekli sportif ve kültürel faaliyetler yaptıklarını hatırlatan Nahit Ören, turnuvaya olan yoğun ilgiden duyduğu memnuniyeti dile getirdi. Ören, turnuvaya bu kadar ilgi olacağını beklemediklerini de belirterek, Bu yıl üçüncüsünü düzenlediğimiz tenis turnuvasına olan yoğun ilgi bizi ayrıca mutlu etti. Turnuvamız son derece güzel, zevkli ve çekişmeli geçti. Yarışmacılar son derece centilmence yarıştı. Turnuva velilerimiz arasında kaynaşmaya vesile oldu. Ben yarışmaya katılan bütün babaları katıldıkları için ve dereceye girenleri başarılarından dolayı kutluyor başarılarının devamını diliyorum. şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
16.12.2013
TenisturnuvasındadereceyegirenlerödüllendirildiTenis turnuvasında dereceye girenler ödüllendirildi
İzmirli kadınlar dershanelerin kapanmaması için ayağa kalktı
Zaman
26.11.2013
14:34
Dershanelerin kapatılmasına yönelik tepkiler devam ediyor. Son olarak İzmir’de faaliyet gösteren sekiz kadın derneği, biraraya gelerek seslerini duyurmaya çalıştı. Dershanelerin kapatılmasını dayatma olarak gören kadınlar, hükümet yetkililerinin bu talebi duymasını istedi. İzmir Kültürlerarası Diyalog Derneği (İZDİM)’nde ortak basın açıklaması yapan dernek başkanları, uygulamanın bir an önce durdurulmasını önerdi.USKEP: DERSHANEYE GİTMEK ZORUNLU DEĞİLUluslararası Sanat Kültür Platformu (USKEP) Yönetim Kurulu Başkanı Elif Aydan Dinçer, Dershaneler bizce eğitim sistemimizin vazgeçilmez bir parçasıdır. Okulda eksik kalan taraflarımızı dolduran, çocuklarımıza katkısı yadsınamaz kurumlardır. Amaçları eğitim ve öğretim olan dershanelerin, çocuklarımız için sosyal ortam olduğunu da düşünüyoruz. Eğer çocuklarımız hafta sonu dershaneye gitmeseler, parklarda, oyun salonlarında, internet kafelerde zaman kaybederek ilimden uzak kalacak. Ayrıca bu ortamlarda uygunsuz arkadaş ve kötü kişilerle karşılaşma riski artacaktır. Dershaneler kapatılırsa ekonomik gücü düşük olan aileler, çocuklarını üniversiteye hazırlamakta güçlük çekeceklerdir. Zengin aileler çocuklarını özel hocalarla sınava hazırlarken ortadirek aileler böyle imkanları olmadığı için eğitimin fırsat eşitliği ilkesinden mahrum kalacaklardır. Dershaneleri kapatmak isteyen zihniyet öncelikle sınavları kaldırmalı, okullardaki eğitimi düzeltmeli, daha sonra da bu kararı halkına bırakmalıdır. Zira dershaneye gitmek zorunlu değildir. USKEP derneği ve Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak, dershaneler kapatılmasın diyoruz. şeklinde konuştu.DİBA: YANLIŞTAN DÖNMEK ERDEMDİRDİBA Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Birsen Aktaş Mengüç ise, “Kimse eğitim ve öğretim halkından yoksun bırakılamaz. Bu hak, Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 42. maddesi ile güvence altına alınmıştır. Ayrıca İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinde de herkesin eğitim hakkına sahip olduğu belirtilmektedir. Anne babalar, çocuklarına verilecek eğitimi seçmede öncelikli hakka sahiptir. Dershaneleri kapatmak, hem iç hukuka hem uluslararası hukuka aykırıdır. Dershaneleri bir tehdit olarak görmemek lazım. Dershaneler sebep değil, sonuçtur. Bir tamamlayıcı olarak bunlara bakmak lazım. 1980 yılında Güney Korede darbe yönetimi dershanelere kapattı ve mağdur olan yine halk oldu, çünkü zenginler çocuklarına en iyi eğitimi özel dersle vermeye devam ettiler. Yedi yıl sonra bu yanlıştan dönüldü ancak kaybolan yedi yılı kimse geri getiremedi. Umuyorum ki bu yanlıştan hemen dönülür. Yanlıştan dönmek küçüklük değil, erdemdir.” dedi. YENİ OLUŞUM: BAŞARI BURSLARI DAR GELİRLİ AİLELERİN UMUDUYeni Oluşum Derneği Yönetim Kurulu Başkanı Venhar Özer de, “Milli Eğitim Bakanlığımızın hazırlamış olduğu dershane ve etüt merkezlerinin kapatılması ile ilgili kanun tasarısı, bugün toplumumuzun en önemli gündemi olmuştur. Bu tasarıyı, halen sınav sistemiyle lise ve üniversitelere öğrenci yerleştiren eğitim sistemimizde, bakanlığımızın kendisiyle bir çelişkisi olarak görmekteyiz. Dershaneler, ülkemizdeki mevcut eğitim sisteminde okullarımızın temel eğitimine katkıda bulunarak, bir çocuğu ilköğretimden üniversiteye kadar olan eğitim sürecinde geleceğe hazırlayan en hayati destek eğitim kurumlarımızdır. Bu nedenle toplumumuzun her kesimini ilgilendiren dershanelerimizin, çocuklarımızın eğitimi ve geleceği adına çok önemli olduğunu düşünüyoruz. Saygıdeğer yetkililerimizden, bu eğitim kurumlarımızın devamını talep ediyoruz.“ diye konuştu. GÖNÜLDER: DERSHANELERİN KAPATILMASI ANAYASAYA AYKIRIGÖNÜLDER Yönetim Kurulu Başkanı Mediha Levent, “Bizler sivil toplum kuruluşları olarak, son günlerde ortaya atılan dershanelerin kapatılması meselesini kaygıyla izlemekteyiz. Bir ihtiyaçtan dolayı, eğitim sorunlarının sebebi değil, sonucu olarak ortaya çıkan dershanelerin iyice düşünülmeden, bir oldu bittiye getirilerek kapatılmak istenmesi anlaşılır gibi değil. Bu ihtiyacı ortadan kaldırdığınızda, sizin kapatacağız demenize gerek olmadan dershaneler kendiliğinden kapanacaktır. Türkiye Cumhuriyeti Anayasasına göre, Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüsler kurmak serbesttir. Devlet, özel teşebbüslerin millî ekonominin gereklerine ve sosyal amaçlara uygun yürümesini, güvenlik ve kararlılık içinde çalışmasını sağlayacak tedbirleri alır. Bizler toplumun içinden gelen, toplumun nabzını tutan sivil toplum kuruluşları olarak bu yanlıştan bir an önce dönülmesini umuyoruz.” dedi.ÖZEDOĞRU: DERİN ÜZÜNTÜ DUYMAKTAYIZÖzedoğru Eğitim ve Dayanışma Derneği (ÖZEDOĞRU) Yönetim Kurulu Başkanı Tuğba Toker de, “Ülkemizde henüz devlet eliyle sağlanamamış olan fırsat eşitliği ve eğitim özgürlüğü, ülkemiz insanına büyük oranda bu kurumlar aracılığıyla sağlanmaktadır. Bu kurumların kapatılmasıyla halkın özgür eğitim alma hakkı da sonlandırılmış olacaktır. Aynı zamanda devletin kişi hak ve hü
Zaman
Son Dakika
26.11.2013
İzmirli/">İzmirlikadınlardershanelerinkapanmamasıiçinayağakalktıİzmirli-kadınlar-dershanelerin-kapanmaması-için-ayağa-kalktı/">İzmirli kadınlar dershanelerin kapanmaması için ayağa kalktı
Çocuklar 3 yaşından önce televizyon izlememeli
Zaman
26.11.2013
11:47
Çocuklar kimi zaman sessiz durmaları, kimi zaman da yemek yemeleri için rastgele açılan çizgi filmin karşısına oturtulabiliyor.Moral Dünyası Dergisi’nin haberine göre, özel kanalların yayında yer bulmasıyla çizgi filmlerin sayısı, çeşitliliği ve yayın süreleri arttı. Pepee’nin yapımcısı, fikir sahibi Ayşe Şule Bilgiç, çizgi filmlerin anne ile beraber kontrollü bir şekilde 3 yaşından sonra izlenmeye başlanmasının daha doğru olduğunu söylüyor. Bilgiç, çocuk konusunda yapılacak her işin 2 türü olduğunu; birinin çocuk üzerinden iş yapmak, diğerinin ise çocuk için iş yapmak olduğunu belirtiyor. Teknoloji çağına doğan çocuklar için çizgi filmlerin, çok fazla vakit geçirme aracı olduğuna işaret eden Bilgiç’e göre önemli olan çocukların nasıl bir çizgi film izlediği. Bilgiç, çocuklar için özel üretilen, yaş ve hedef kitlesi belli çizgi filmleri ebeveynlerin özenle seçip çocuğa kontrollü sunmasının en sağlıklı yöntem olduğunu aktarıyor. Pepee’nin de okulöncesi 3-6 yaş arası için hazırlandığını ifade eden Bilgiç, “Çocukların 3 yaşından önce televizyon ile vakit geçirmesini onaylamıyoruz. Ebeveynler kesinlikle çocuk kanallarının önüne çocuklarını oturtup ‘ohh biraz rahat ettim’ diyerek ne izlediklerini görmeden saatler geçirmelerine izin vermesinler. Anne-babalar, yemek seçme konusundaki hassasiyetlerini çocukların izlediği çizgi filmlere de göstermeli.” diyor.
Zaman
Ana Sayfa
26.11.2013
Çocuklar3yaşındanöncetelevizyonizlememeliÇocuklar 3 yaşından önce televizyon izlememeli
Çocuklar 3 yaşından önce televizyon izlememeli
Zaman
26.11.2013
01:57
Çocuklar kimi zaman sessiz durmaları, kimi zaman da yemek yemeleri için rastgele açılan çizgi filmin karşısına oturtulabiliyor.Moral Dünyası Dergisi’nin haberine göre, özel kanalların yayında yer bulmasıyla çizgi filmlerin sayısı, çeşitliliği ve yayın süreleri arttı. Pepee’nin yapımcısı, fikir sahibi Ayşe Şule Bilgiç, çizgi filmlerin anne ile beraber kontrollü bir şekilde 3 yaşından sonra izlenmeye başlanmasının daha doğru olduğunu söylüyor. Bilgiç, çocuk konusunda yapılacak her işin 2 türü olduğunu; birinin çocuk üzerinden iş yapmak, diğerinin ise çocuk için iş yapmak olduğunu belirtiyor. Teknoloji çağına doğan çocuklar için çizgi filmlerin, çok fazla vakit geçirme aracı olduğuna işaret eden Bilgiç’e göre önemli olan çocukların nasıl bir çizgi film izlediği. Bilgiç, çocuklar için özel üretilen, yaş ve hedef kitlesi belli çizgi filmleri ebeveynlerin özenle seçip çocuğa kontrollü sunmasının en sağlıklı yöntem olduğunu aktarıyor. Pepee’nin de okulöncesi 3-6 yaş arası için hazırlandığını ifade eden Bilgiç, “Çocukların 3 yaşından önce televizyon ile vakit geçirmesini onaylamıyoruz. Ebeveynler kesinlikle çocuk kanallarının önüne çocuklarını oturtup ‘ohh biraz rahat ettim’ diyerek ne izlediklerini görmeden saatler geçirmelerine izin vermesinler. Anne-babalar, yemek seçme konusundaki hassasiyetlerini çocukların izlediği çizgi filmlere de göstermeli.” diyor.
Zaman
Sağlık
26.11.2013
Çocuklar3yaşındanöncetelevizyonizlememeliÇocuklar 3 yaşından önce televizyon izlememeli
'40 yaş üstü öğretmenler de kamuya alınacak'
Zaman
24.11.2013
12:39
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dershaneler ilgili yapılan düzenlemeler çerçevesinde 40 yaş üstü dershane öğretmenlerinin de mülakatla okullara alınacağını söyledi. Öğretmenler Günü dolayısıyla Trabzonda gerçekleştirilen bir programda konuşan Erdoğan, Şunu unutmayalım eğitim bir süreçtir, eğitimle ilgili her reform da süreç içinde gerçekleşir. Bıçakla keser gibi ben yaptım oldu mantığı ile gerçekleşen reform eğitime fayda değil zarar verir. Biz dönüşümler yapıyoruz. dedi.Başbakan Erdoğan, Trabzondaki temasları kapsamında Trabzon Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Öğretmenler Günü dolayısıyla düzenlenen programa katıldı. Erdoğan, salonda bulunan öğretmenlere yaptığı kısa konuşmada dershane meselesine de değindi. Türkiyede 16 büyükşehir varken bu sayının 30a ulaştığını belirten Erdoğan, Bu ne demek? Artık eğitim öğretim çok farklı hale geliyor. Buradan esinlenerek civarlarındaki 51 il bir bunlarla etkileşim içerisine girecektir. Eğitim imkanlarından eğitimin içeriği kadar her alanda eşitliğin özgürlüğün ve demokrasinin eğitime hakim olması en büyük arzumuz. dedi.11 yıl boyunca eğitimin kalitesini artırmak, eğitimi yaygınlaştırmak, fırsat eşitliği sağlamak için kararlı bir mücadele verdiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: Bu noktada çok çok önemli adımlar attık reformlar yaptık sonuçlarını aldık almaya devam edeceğiz. Ama bu alanda daha fazla reform yapılmasının gerekliliğini de biliyoruz. Büyük Türkiyeyi böyle bir eğitim sistemi ile inşa edemeyiz. 2023 hedeflerine mevcut sistemin aksaklıklarını muhafaza ederek ulaşamayız. Çocukların ana okulundan başlayarak adeta bir yarış atına dönüştürüldüğü, üniversite bitinceye kadar hayattan koptukları bir sistem sağlıklı bir sistem değildir. Çocuklarımız oyun oynayamıyor, sohbet edemiyor, spor yapamıyor, sanata vakit ayıramıyor. Hafta için 5 gün git gel okul, haftasonu iki gün git gel dershane. Bana Anadoluda anneler şunu söylüyor; okullar varsa dershane niye var? Dershane varsa okullar niye var? Bana anneler babalar şunu söylüyor. Ben ahırımda davarımı sattım dershane ücreti ödüyorum. Bir tarafta da bana diyor ki ben aldığım maaş ortada, kimisi asgari ücret kimisi bin lira, iki bin lira, aldığım paradan en ucuz dershane ücreti yılda yaklaşık 2 bin lira, ayda ortalama 250 lira. Ben her ay bunu ödüyorum. Evimin kirası, neyle geçineceğim diyor? Ama vermek zorundayım diyor böyle bir durumla karşı karşıyayım diyor. Biz zannediyoruz ki maalesef her taraf, çok kolay, herkes rahat rahat bu parayı veriyor. Böyle bir şey yok. Şu anda yıllık 22 bin liraya kadar bu çıkıyor. Kimlerden çıkıyor biliyor musunuz. Az önce Fen Lisesi Öğrencilerini burada dinledik. İnanın soralım bu yavrularımızın bir çoğu dershaneye gidiyordur. Okudukları yer neresi? Fen Lisesi. Bizim yaptığımız araştırmalarda Fen Lisesi ve Sosyal Liselerden yüzde 95i dershaneye gidiyor. Fen Lisesi bu ya, Sosyal Bilimler lisesi. Bu benim oradaki hocalarıma saygısızlık değil mi? 800 bini aşkın öğretmenlerimiz yok farz ediliyor. Ta ilkokulda, ortaokulda, lisede bu yavrularımızı hazırlayan yetiştiren öğretmenlerimize bana göre saygısızlık yapılıyor. Adeta sanki bu öğretmenlerimiz bu yavruların üzerinde hiç emeği yok, dershaneye git, üniversite imtihanlarını neticeyi al, ondan sonra da sırtına bir tane tişört giydir. Bak bizim dershanenin başarılı öğrencisi. Senin dershaneni başarılı öğrencisi değil okulunun başarılı öğrencisi. Demek ki bu devletin bu okulları bu yavrularımıza hiçbir şey vermemiş, 6 ay 9 ay kursa gitmiş, öğrendiği sadece test tekniği. Yoksa 11 yılın veya 12 yıl zorunlu eğitim bir de okul öncesi var 13 yılın özetini hemen orada mı veriyorlar? Böyle bir şey yok. Birbirimizi lütfen aldatmayalım, kandırmayalım.Erdoğan, ardından dershane sahiplerine seslendi ve 40 yaş üstü öğretmenlerin de kamuya alınacağını şu ifadelerle anlattı: Biz diyoruz ki eğer eğitim öğretimde bir katkınız olsun istiyorsanız ey dershane sahipleri! Bir araya mı gelirsiniz kendiniz mi size teşvik verelim, gidin o size teşvik verdiğimiz yerlerde okullarınızı kurun, sizlere ucuz kredi verelim, sizlere vergide belli oranda muafiyet getirelim, enerji harcamalarında muafiyet getirelim, gidin oralarda çocuklarımızı yavrularımızı alın. Ve size sınıflarda öğrenci garantisi verelim, limitimiz bizim 30 öğrenci, kaç öğrenci buldun? 15. Kaç açığın var? 15. Onun, o 15 öğrencinin maliyeti neyse onu biz ödeyelim. Hiç olmazsa şunu da biz söyleriz devlet olarak. Fakir fukaranın çocuğunu da biz böyle bir özel okula gönderdik. Hadi gelin samimiyseniz bunu yapalım. Daha ne diyeceğiz, daha ne yapacağız? Efendim benim elimde birikmiş öğretmenler var, bugün bir gazetede onu okudum. 40 yaşın üstündekiler ne yapacak diyor. Biz 40 yaşın üstündekini de alacağız. Hiç bize bahane uydurmayın. 40 yaşın üstündekileri alacağız, mülakatla alacağız devletin oku
Zaman
Güncel
24.11.2013
40yaşüstüöğretmenlerdekamuyaalınacak40 yaş üstü öğretmenler de kamuya alınacak
'40 yaş üstü öğretmenler de kamuya alınacak'
Zaman
24.11.2013
12:38
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dershaneler ilgili yapılan düzenlemeler çerçevesinde 40 yaş üstü dershane öğretmenlerinin de mülakatla okullara alınacağını söyledi. Öğretmenler Günü dolayısıyla Trabzonda gerçekleştirilen bir programda konuşan Erdoğan, Şunu unutmayalım eğitim bir süreçtir, eğitimle ilgili her reform da süreç içinde gerçekleşir. Bıçakla keser gibi ben yaptım oldu mantığı ile gerçekleşen reform eğitime fayda değil zarar verir. Biz dönüşümler yapıyoruz. dedi.Başbakan Erdoğan, Trabzondaki temasları kapsamında Trabzon Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Öğretmenler Günü dolayısıyla düzenlenen programa katıldı. Erdoğan, salonda bulunan öğretmenlere yaptığı kısa konuşmada dershane meselesine de değindi. Türkiyede 16 büyükşehir varken bu sayının 30a ulaştığını belirten Erdoğan, Bu ne demek? Artık eğitim öğretim çok farklı hale geliyor. Buradan esinlenerek civarlarındaki 51 il bir bunlarla etkileşim içerisine girecektir. Eğitim imkanlarından eğitimin içeriği kadar her alanda eşitliğin özgürlüğün ve demokrasinin eğitime hakim olması en büyük arzumuz. dedi.11 yıl boyunca eğitimin kalitesini artırmak, eğitimi yaygınlaştırmak, fırsat eşitliği sağlamak için kararlı bir mücadele verdiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: Bu noktada çok çok önemli adımlar attık reformlar yaptık sonuçlarını aldık almaya devam edeceğiz. Ama bu alanda daha fazla reform yapılmasının gerekliliğini de biliyoruz. Büyük Türkiyeyi böyle bir eğitim sistemi ile inşa edemeyiz. 2023 hedeflerine mevcut sistemin aksaklıklarını muhafaza ederek ulaşamayız. Çocukların ana okulundan başlayarak adeta bir yarış atına dönüştürüldüğü, üniversite bitinceye kadar hayattan koptukları bir sistem sağlıklı bir sistem değildir. Çocuklarımız oyun oynayamıyor, sohbet edemiyor, spor yapamıyor, sanata vakit ayıramıyor. Hafta için 5 gün git gel okul, haftasonu iki gün git gel dershane. Bana Anadoluda anneler şunu söylüyor; okullar varsa dershane niye var? Dershane varsa okullar niye var? Bana anneler babalar şunu söylüyor. Ben ahırımda davarımı sattım dershane ücreti ödüyorum. Bir tarafta da bana diyor ki ben aldığım maaş ortada, kimisi asgari ücret kimisi bin lira, iki bin lira, aldığım paradan en ucuz dershane ücreti yılda yaklaşık 2 bin lira, ayda ortalama 250 lira. Ben her ay bunu ödüyorum. Evimin kirası, neyle geçineceğim diyor? Ama vermek zorundayım diyor böyle bir durumla karşı karşıyayım diyor. Biz zannediyoruz ki maalesef her taraf, çok kolay, herkes rahat rahat bu parayı veriyor. Böyle bir şey yok. Şu anda yıllık 22 bin liraya kadar bu çıkıyor. Kimlerden çıkıyor biliyor musunuz. Az önce Fen Lisesi Öğrencilerini burada dinledik. İnanın soralım bu yavrularımızın bir çoğu dershaneye gidiyordur. Okudukları yer neresi? Fen Lisesi. Bizim yaptığımız araştırmalarda Fen Lisesi ve Sosyal Liselerden yüzde 95i dershaneye gidiyor. Fen Lisesi bu ya, Sosyal Bilimler lisesi. Bu benim oradaki hocalarıma saygısızlık değil mi? 800 bini aşkın öğretmenlerimiz yok farz ediliyor. Ta ilkokulda, ortaokulda, lisede bu yavrularımızı hazırlayan yetiştiren öğretmenlerimize bana göre saygısızlık yapılıyor. Adeta sanki bu öğretmenlerimiz bu yavruların üzerinde hiç emeği yok, dershaneye git, üniversite imtihanlarını neticeyi al, ondan sonra da sırtına bir tane tişört giydir. Bak bizim dershanenin başarılı öğrencisi. Senin dershaneni başarılı öğrencisi değil okulunun başarılı öğrencisi. Demek ki bu devletin bu okulları bu yavrularımıza hiçbir şey vermemiş, 6 ay 9 ay kursa gitmiş, öğrendiği sadece test tekniği. Yoksa 11 yılın veya 12 yıl zorunlu eğitim bir de okul öncesi var 13 yılın özetini hemen orada mı veriyorlar? Böyle bir şey yok. Birbirimizi lütfen aldatmayalım, kandırmayalım.Erdoğan, ardından dershane sahiplerine seslendi ve 40 yaş üstü öğretmenlerin de kamuya alınacağını şu ifadelerle anlattı: Biz diyoruz ki eğer eğitim öğretimde bir katkınız olsun istiyorsanız ey dershane sahipleri! Bir araya mı gelirsiniz kendiniz mi size teşvik verelim, gidin o size teşvik verdiğimiz yerlerde okullarınızı kurun, sizlere ucuz kredi verelim, sizlere vergide belli oranda muafiyet getirelim, enerji harcamalarında muafiyet getirelim, gidin oralarda çocuklarımızı yavrularımızı alın. Ve size sınıflarda öğrenci garantisi verelim, limitimiz bizim 30 öğrenci, kaç öğrenci buldun? 15. Kaç açığın var? 15. Onun, o 15 öğrencinin maliyeti neyse onu biz ödeyelim. Hiç olmazsa şunu da biz söyleriz devlet olarak. Fakir fukaranın çocuğunu da biz böyle bir özel okula gönderdik. Hadi gelin samimiyseniz bunu yapalım. Daha ne diyeceğiz, daha ne yapacağız? Efendim benim elimde birikmiş öğretmenler var, bugün bir gazetede onu okudum. 40 yaşın üstündekiler ne yapacak diyor. Biz 40 yaşın üstündekini de alacağız. Hiç bize bahane uydurmayın. 40 yaşın üstündekileri alacağız, mülakatla alacağız devletin oku
Zaman
Ana Sayfa
24.11.2013
40yaşüstüöğretmenlerdekamuyaalınacak40 yaş üstü öğretmenler de kamuya alınacak
'40 yaş üstü dershane öğretmenleri de kamuya alınacak'
Zaman
24.11.2013
12:36
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dershaneler ilgili yapılan düzenlemeler çerçevesinde 40 yaş üstü dershane öğretmenlerinin de mülakatla okullara alınacağını söyledi. Öğretmenler Günü dolayısıyla Trabzonda gerçekleştirilen bir programda konuşan Erdoğan, Şunu unutmayalım eğitim bir süreçtir, eğitimle ilgili her reform da süreç içinde gerçekleşir. Bıçakla keser gibi ben yaptım oldu mantığı ile gerçekleşen reform eğitime fayda değil zarar verir. Biz dönüşümler yapıyoruz. dedi.Başbakan Erdoğan, Trabzondaki temasları kapsamında Trabzon Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Öğretmenler Günü dolayısıyla düzenlenen programa katıldı. Erdoğan, salonda bulunan öğretmenlere yaptığı kısa konuşmada dershane meselesine de değindi. Türkiyede 16 büyükşehir varken bu sayının 30a ulaştığını belirten Erdoğan, Bu ne demek? Artık eğitim öğretim çok farklı hale geliyor. Buradan esinlenerek civarlarındaki 51 il bir bunlarla etkileşim içerisine girecektir. Eğitim imkanlarından eğitimin içeriği kadar her alanda eşitliğin özgürlüğün ve demokrasinin eğitime hakim olması en büyük arzumuz. dedi. 11 yıl boyunca eğitimin kalitesini artırmak, eğitimi yaygınlaştırmak, fırsat eşitliği sağlamak için kararlı bir mücadele verdiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: Bu noktada çok çok önemli adımlar attık reformlar yaptık sonuçlarını aldık almaya devam edeceğiz. Ama bu alanda daha fazla reform yapılmasının gerekliliğini de biliyoruz. Büyük Türkiyeyi böyle bir eğitim sistemi ile inşa edemeyiz. 2023 hedeflerine mevcut sistemin aksaklıklarını muhafaza ederek ulaşamayız. Çocukların ana okulundan başlayarak adeta bir yarış atına dönüştürüldüğü, üniversite bitinceye kadar hayattan koptukları bir sistem sağlıklı bir sistem değildir. Çocuklarımız oyun oynayamıyor, sohbet edemiyor, spor yapamıyor, sanata vakit ayıramıyor. Hafta için 5 gün git gel okul, haftasonu iki gün git gel dershane. Bana Anadoluda anneler şunu söylüyor; okullar varsa dershane niye var? Dershane varsa okullar niye var? Bana anneler babalar şunu söylüyor. Ben ahırımda davarımı sattım dershane ücreti ödüyorum. Bir tarafta da bana diyor ki ben aldığım maaş ortada, kimisi asgari ücret kimisi bin lira, iki bin lira, aldığım paradan en ucuz dershane ücreti yılda yaklaşık 2 bin lira, ayda ortalama 250 lira. Ben her ay bunu ödüyorum. Evimin kirası, neyle geçineceğim diyor? Ama vermek zorundayım diyor böyle bir durumla karşı karşıyayım diyor. Biz zannediyoruz ki maalesef her taraf, çok kolay, herkes rahat rahat bu parayı veriyor. Böyle bir şey yok. Şu anda yıllık 22 bin liraya kadar bu çıkıyor. Kimlerden çıkıyor biliyor musunuz. Az önce Fen Lisesi Öğrencilerini burada dinledik. İnanın soralım bu yavrularımızın bir çoğu dershaneye gidiyordur. Okudukları yer neresi? Fen Lisesi. Bizim yaptığımız araştırmalarda Fen Lisesi ve Sosyal Liselerden yüzde 95i dershaneye gidiyor. Fen Lisesi bu ya, Sosyal Bilimler lisesi. Bu benim oradaki hocalarıma saygısızlık değil mi? 800 bini aşkın öğretmenlerimiz yok farz ediliyor. Ta ilkokulda, ortaokulda, lisede bu yavrularımızı hazırlayan yetiştiren öğretmenlerimize bana göre saygısızlık yapılıyor. Adeta sanki bu öğretmenlerimiz bu yavruların üzerinde hiç emeği yok, dershaneye git, üniversite imtihanlarını neticeyi al, ondan sonra da sırtına bir tane tişört giydir. Bak bizim dershanenin başarılı öğrencisi. Senin dershaneni başarılı öğrencisi değil okulunun başarılı öğrencisi. Demek ki bu devletin bu okulları bu yavrularımıza hiçbir şey vermemiş, 6 ay 9 ay kursa gitmiş, öğrendiği sadece test tekniği. Yoksa 11 yılın veya 12 yıl zorunlu eğitim bir de okul öncesi var 13 yılın özetini hemen orada mı veriyorlar? Böyle bir şey yok. Birbirimizi lütfen aldatmayalım, kandırmayalım. Erdoğan, ardından dershane sahiplerine seslendi ve 40 yaş üstü öğretmenlerin de kamuya alınacağını şu ifadelerle anlattı: Biz diyoruz ki eğer eğitim öğretimde bir katkınız olsun istiyorsanız ey dershane sahipleri! Bir araya mı gelirsiniz kendiniz mi size teşvik verelim, gidin o size teşvik verdiğimiz yerlerde okullarınızı kurun, sizlere ucuz kredi verelim, sizlere vergide belli oranda muafiyet getirelim, enerji harcamalarında muafiyet getirelim, gidin oralarda çocuklarımızı yavrularımızı alın. Ve size sınıflarda öğrenci garantisi verelim, limitimiz bizim 30 öğrenci, kaç öğrenci buldun? 15. Kaç açığın var? 15. Onun, o 15 öğrencinin maliyeti neyse onu biz ödeyelim. Hiç olmazsa şunu da biz söyleriz devlet olarak. Fakir fukaranın çocuğunu da biz böyle bir özel okula gönderdik. Hadi gelin samimiyseniz bunu yapalım. Daha ne diyeceğiz, daha ne yapacağız? Efendim benim elimde birikmiş öğretmenler var, bugün bir gazetede onu okudum. 40 yaşın üstündekiler ne yapacak diyor. Biz 40 yaşın üstündekini de alacağız. Hiç bize bahane uydurmayın. 40 yaşın üstündekileri alacağız, mülakatla alacağız devletin o
Zaman
Güncel
24.11.2013
40yaşüstüdershaneöğretmenleridekamuyaalınacak40 yaş üstü dershane öğretmenleri de kamuya alınacak
Erdoğan: 40 yaş üstü dershane öğretmenleri de kamuya alınacak
Zaman
24.11.2013
12:36
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dershaneler ilgili yapılan düzenlemeler çerçevesinde 40 yaş üstü dershane öğretmenlerinin de mülakatla okullara alınacağını söyledi. Öğretmenler Günü dolayısıyla Trabzonda gerçekleştirilen bir programda konuşan Erdoğan, Şunu unutmayalım eğitim bir süreçtir, eğitimle ilgili her reform da süreç içinde gerçekleşir. Bıçakla keser gibi ben yaptım oldu mantığı ile gerçekleşen reform eğitime fayda değil zarar verir. Biz dönüşümler yapıyoruz. dedi. Başbakan Erdoğan, Trabzondaki temasları kapsamında Trabzon Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Öğretmenler Günü dolayısıyla düzenlenen programa katıldı. Erdoğan, salonda bulunan öğretmenlere yaptığı kısa konuşmada dershane meselesine de değindi. Türkiyede 16 büyükşehir varken bu sayının 30a ulaştığını belirten Erdoğan, Bu ne demek? Artık eğitim öğretim çok farklı hale geliyor. Buradan esinlenerek civarlarındaki 51 il bir bunlarla etkileşim içerisine girecektir. Eğitim imkanlarından eğitimin içeriği kadar her alanda eşitliğin özgürlüğün ve demokrasinin eğitime hakim olması en büyük arzumuz. dedi. 11 yıl boyunca eğitimin kalitesini artırmak, eğitimi yaygınlaştırmak, fırsat eşitliği sağlamak için kararlı bir mücadele verdiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: Bu noktada çok çok önemli adımlar attık reformlar yaptık sonuçlarını aldık almaya devam edeceğiz. Ama bu alanda daha fazla reform yapılmasının gerekliliğini de biliyoruz. Büyük Türkiyeyi böyle bir eğitim sistemi ile inşa edemeyiz. 2023 hedeflerine mevcut sistemin aksaklıklarını muhafaza ederek ulaşamayız. Çocukların ana okulundan başlayarak adeta bir yarış atına dönüştürüldüğü, üniversite bitinceye kadar hayattan koptukları bir sistem sağlıklı bir sistem değildir. Çocuklarımız oyun oynayamıyor, sohbet edemiyor, spor yapamıyor, sanata vakit ayıramıyor. Hafta için 5 gün git gel okul, haftasonu iki gün git gel dershane. Bana Anadoluda anneler şunu söylüyor; okullar varsa dershane niye var? Dershane varsa okullar niye var? Bana anneler babalar şunu söylüyor. Ben ahırımda davarımı sattım dershane ücreti ödüyorum. Bir tarafta da bana diyor ki ben aldığım maaş ortada, kimisi asgari ücret kimisi bin lira, iki bin lira, aldığım paradan en ucuz dershane ücreti yılda yaklaşık 2 bin lira, ayda ortalama 250 lira. Ben her ay bunu ödüyorum. Evimin kirası, neyle geçineceğim diyor? Ama vermek zorundayım diyor böyle bir durumla karşı karşıyayım diyor. Biz zannediyoruz ki maalesef her taraf, çok kolay, herkes rahat rahat bu parayı veriyor. Böyle bir şey yok. Şu anda yıllık 22 bin liraya kadar bu çıkıyor. Kimlerden çıkıyor biliyor musunuz. Az önce Fen Lisesi Öğrencilerini burada dinledik. İnanın soralım bu yavrularımızın bir çoğu dershaneye gidiyordur. Okudukları yer neresi? Fen Lisesi. Bizim yaptığımız araştırmalarda Fen Lisesi ve Sosyal Liselerden yüzde 95i dershaneye gidiyor. Fen Lisesi bu ya, Sosyal Bilimler lisesi. Bu benim oradaki hocalarıma saygısızlık değil mi? 800 bini aşkın öğretmenlerimiz yok farz ediliyor. Ta ilkokulda, ortaokulda, lisede bu yavrularımızı hazırlayan yetiştiren öğretmenlerimize bana göre saygısızlık yapılıyor. Adeta sanki bu öğretmenlerimiz bu yavruların üzerinde hiç emeği yok, dershaneye git, üniversite imtihanlarını neticeyi al, ondan sonra da sırtına bir tane tişört giydir. Bak bizim dershanenin başarılı öğrencisi. Senin dershaneni başarılı öğrencisi değil okulunun başarılı öğrencisi. Demek ki bu devletin bu okulları bu yavrularımıza hiçbir şey vermemiş, 6 ay 9 ay kursa gitmiş, öğrendiği sadece test tekniği. Yoksa 11 yılın veya 12 yıl zorunlu eğitim bir de okul öncesi var 13 yılın özetini hemen orada mı veriyorlar? Böyle bir şey yok. Birbirimizi lütfen aldatmayalım, kandırmayalım. Erdoğan, ardından dershane sahiplerine seslendi ve 40 yaş üstü öğretmenlerin de kamuya alınacağını şu ifadelerle anlattı: Biz diyoruz ki eğer eğitim öğretimde bir katkınız olsun istiyorsanız ey dershane sahipleri! Bir araya mı gelirsiniz kendiniz mi size teşvik verelim, gidin o size teşvik verdiğimiz yerlerde okullarınızı kurun, sizlere ucuz kredi verelim, sizlere vergide belli oranda muafiyet getirelim, enerji harcamalarında muafiyet getirelim, gidin oralarda çocuklarımızı yavrularımızı alın. Ve size sınıflarda öğrenci garantisi verelim, limitimiz bizim 30 öğrenci, kaç öğrenci buldun? 15. Kaç açığın var? 15. Onun, o 15 öğrencinin maliyeti neyse onu biz ödeyelim. Hiç olmazsa şunu da biz söyleriz devlet olarak. Fakir fukaranın çocuğunu da biz böyle bir özel okula gönderdik. Hadi gelin samimiyseniz bunu yapalım. Daha ne diyeceğiz, daha ne yapacağız? Efendim benim elimde birikmiş öğretmenler var, bugün bir gazetede onu okudum. 40 yaşın üstündekiler ne yapacak diyor. Biz 40 yaşın üstündekini de alacağız. Hiç bize bahane uydurmayın. 40 yaşın üstündekileri alacağız, mülakatla alacağız devletin o
Zaman
Son Dakika
24.11.2013
Erdoğan40yaşüstüdershaneöğretmenleridekamuyaalınacakErdoğan 40 yaş üstü dershane öğretmenleri de kamuya alınacak
'40 yaş üstü dershane öğretmenleri de kamuya alınacak'
Zaman
24.11.2013
12:36
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dershaneler ilgili yapılan düzenlemeler çerçevesinde 40 yaş üstü dershane öğretmenlerinin de mülakatla okullara alınacağını söyledi. Öğretmenler Günü dolayısıyla Trabzonda gerçekleştirilen bir programda konuşan Erdoğan, Şunu unutmayalım eğitim bir süreçtir, eğitimle ilgili her reform da süreç içinde gerçekleşir. Bıçakla keser gibi ben yaptım oldu mantığı ile gerçekleşen reform eğitime fayda değil zarar verir. Biz dönüşümler yapıyoruz. dedi.Başbakan Erdoğan, Trabzondaki temasları kapsamında Trabzon Hamamizade İhsan Bey Kültür Merkezinde İl Milli Eğitim Müdürlüğü tarafından Öğretmenler Günü dolayısıyla düzenlenen programa katıldı. Erdoğan, salonda bulunan öğretmenlere yaptığı kısa konuşmada dershane meselesine de değindi. Türkiyede 16 büyükşehir varken bu sayının 30a ulaştığını belirten Erdoğan, Bu ne demek? Artık eğitim öğretim çok farklı hale geliyor. Buradan esinlenerek civarlarındaki 51 il bir bunlarla etkileşim içerisine girecektir. Eğitim imkanlarından eğitimin içeriği kadar her alanda eşitliğin özgürlüğün ve demokrasinin eğitime hakim olması en büyük arzumuz. dedi. 11 yıl boyunca eğitimin kalitesini artırmak, eğitimi yaygınlaştırmak, fırsat eşitliği sağlamak için kararlı bir mücadele verdiklerini dile getiren Erdoğan, şöyle devam etti: Bu noktada çok çok önemli adımlar attık reformlar yaptık sonuçlarını aldık almaya devam edeceğiz. Ama bu alanda daha fazla reform yapılmasının gerekliliğini de biliyoruz. Büyük Türkiyeyi böyle bir eğitim sistemi ile inşa edemeyiz. 2023 hedeflerine mevcut sistemin aksaklıklarını muhafaza ederek ulaşamayız. Çocukların ana okulundan başlayarak adeta bir yarış atına dönüştürüldüğü, üniversite bitinceye kadar hayattan koptukları bir sistem sağlıklı bir sistem değildir. Çocuklarımız oyun oynayamıyor, sohbet edemiyor, spor yapamıyor, sanata vakit ayıramıyor. Hafta için 5 gün git gel okul, haftasonu iki gün git gel dershane. Bana Anadoluda anneler şunu söylüyor; okullar varsa dershane niye var? Dershane varsa okullar niye var? Bana anneler babalar şunu söylüyor. Ben ahırımda davarımı sattım dershane ücreti ödüyorum. Bir tarafta da bana diyor ki ben aldığım maaş ortada, kimisi asgari ücret kimisi bin lira, iki bin lira, aldığım paradan en ucuz dershane ücreti yılda yaklaşık 2 bin lira, ayda ortalama 250 lira. Ben her ay bunu ödüyorum. Evimin kirası, neyle geçineceğim diyor? Ama vermek zorundayım diyor böyle bir durumla karşı karşıyayım diyor. Biz zannediyoruz ki maalesef her taraf, çok kolay, herkes rahat rahat bu parayı veriyor. Böyle bir şey yok. Şu anda yıllık 22 bin liraya kadar bu çıkıyor. Kimlerden çıkıyor biliyor musunuz. Az önce Fen Lisesi Öğrencilerini burada dinledik. İnanın soralım bu yavrularımızın bir çoğu dershaneye gidiyordur. Okudukları yer neresi? Fen Lisesi. Bizim yaptığımız araştırmalarda Fen Lisesi ve Sosyal Liselerden yüzde 95i dershaneye gidiyor. Fen Lisesi bu ya, Sosyal Bilimler lisesi. Bu benim oradaki hocalarıma saygısızlık değil mi? 800 bini aşkın öğretmenlerimiz yok farz ediliyor. Ta ilkokulda, ortaokulda, lisede bu yavrularımızı hazırlayan yetiştiren öğretmenlerimize bana göre saygısızlık yapılıyor. Adeta sanki bu öğretmenlerimiz bu yavruların üzerinde hiç emeği yok, dershaneye git, üniversite imtihanlarını neticeyi al, ondan sonra da sırtına bir tane tişört giydir. Bak bizim dershanenin başarılı öğrencisi. Senin dershaneni başarılı öğrencisi değil okulunun başarılı öğrencisi. Demek ki bu devletin bu okulları bu yavrularımıza hiçbir şey vermemiş, 6 ay 9 ay kursa gitmiş, öğrendiği sadece test tekniği. Yoksa 11 yılın veya 12 yıl zorunlu eğitim bir de okul öncesi var 13 yılın özetini hemen orada mı veriyorlar? Böyle bir şey yok. Birbirimizi lütfen aldatmayalım, kandırmayalım. Erdoğan, ardından dershane sahiplerine seslendi ve 40 yaş üstü öğretmenlerin de kamuya alınacağını şu ifadelerle anlattı: Biz diyoruz ki eğer eğitim öğretimde bir katkınız olsun istiyorsanız ey dershane sahipleri! Bir araya mı gelirsiniz kendiniz mi size teşvik verelim, gidin o size teşvik verdiğimiz yerlerde okullarınızı kurun, sizlere ucuz kredi verelim, sizlere vergide belli oranda muafiyet getirelim, enerji harcamalarında muafiyet getirelim, gidin oralarda çocuklarımızı yavrularımızı alın. Ve size sınıflarda öğrenci garantisi verelim, limitimiz bizim 30 öğrenci, kaç öğrenci buldun? 15. Kaç açığın var? 15. Onun, o 15 öğrencinin maliyeti neyse onu biz ödeyelim. Hiç olmazsa şunu da biz söyleriz devlet olarak. Fakir fukaranın çocuğunu da biz böyle bir özel okula gönderdik. Hadi gelin samimiyseniz bunu yapalım. Daha ne diyeceğiz, daha ne yapacağız? Efendim benim elimde birikmiş öğretmenler var, bugün bir gazetede onu okudum. 40 yaşın üstündekiler ne yapacak diyor. Biz 40 yaşın üstündekini de alacağız. Hiç bize bahane uydurmayın. 40 yaşın üstündekileri alacağız, mülakatla alacağız devletin o
Zaman
Ana Sayfa
24.11.2013
40yaşüstüdershaneöğretmenleridekamuyaalınacak40 yaş üstü dershane öğretmenleri de kamuya alınacak
Beyinsiz Adam - Kölesiyiz öğretmenin
Zaman
24.11.2013
01:59
İlkokul öğretmenime soruyorum: Bir keresinde gülmüştüm ve siz bana “neden gülüyorsun, söyle hep beraber gülelim” demiştiniz, söylediğimde ise kimse gülmemişti. Artık topluluk içinde bir şey anlatmaya korkuyorum, mutlu musunuz?“Öğretmen öğretir A, B, CÖğretmen öğretir K, L, Mİlk öğretmenin kim seninKim öğretti alfabeyiBir harf için 40 yıl köle olunuyorsa29 kere 40 yıl kölesiyiz öğretmenin”Ali Rıza BinboğaBugün Öğretmenler Günü olduğundan hafta içinde öğretmenler konusunda biraz araştırma yaptım. Dersleri doğru düzgün dinlemediğim için haklarında pek az şey biliyordum. Araştırmalarım sonucunda şaşırarak gördüm ki, ülkemizde öğretmenler kutsal kabul ediliyor.Öğretmen kutsalmış. Neden? Çünkü bir şeyler öğretiyor. Bunun karşılığında maaş almıyor mu? Alıyor. Eee?Ali Rıza Binboğa, olayı bir adım öteye götürerek, öğretmenlerimize 29 çarpı 40 yıl köle olmamız gerektiğini öne sürmüş. Hesapladım, 1160 yıl ediyor. Yüzde on tanıdık indirimi yapsa 1000 yıl köleyiz öğretmenimize. Tabii toplu harf öğrendiğimiz için de ayrıca sağlam bir iskonto yapacaktır. Gene de nereden baksan en az 300-400 yıl kölelik bizi bekliyor. Sonuç: Eğitim köleliktir.Öğretmenlere saygı duyulmasına saygı duyarım, ancak bir şartla. Su ürünleri mezunlarına da, halkla ilişkiler mezunlarına da aynı saygı gösterilsin. Bunlar da üniversitede dört yıl dirsek çürütüyor, aynı mesaiyi yapıyor. Ama ne özel bir günleri var, ne bir hediye geliyor ne de toplum içinde parmakla gösteriliyorlar. Arabasını satarken bile “su ürünleri mezunundan, daha ambalajları üzerinde” diyemiyor adam.Bir insanın üniversite tercihlerinde bir üstteki veya bir alttaki tercihini kazanmasıyla bir anda çok saygın veya hiç sallanmayan bir insan olabilmesi tuhaf değil mi? Tek bir sınav sorusunun bile hangi bölüme gideceğinizi belirlediği bir sistemdeyiz. Yani adam Türkçe kısmında 12nci soruyu doğru cevaplasa kutsal bir varlığa dönüşecekti, yanlış cevaplayınca halkla ilişkiler mezunu alelade bir insan oldu. Kimse hediye almıyor, babalar kızlarını ona vermiyor, değil kırk yıl birkaç saatliğine bile kimse ona köle olmak istemiyor. Gerçekten hüzün verici.Öte yandan ülkede haddinden fazla öğretmen var. Alt komşum öğretmen, üst çaprazımızda oturanlar öğretmen. Apartmanda kutsal bir hava hissediliyor. Bu kadar öğretmenin olması, eğitimin aşırı uzun sürmesiyle alakalı. Beş yaşında giriyorsun, yirmi beş yaşında çıkıyorsun. Hani insan ömrü 250 yıl falan olsa ses çıkarmayacağım. Ama ortalama 60 yıllık hayatta 20 yıl eğitim görmek nedir vicdansızlar? Hele bir de o yirmi yılın sonunda işsiz kalmak paha biçilemez. Dünyada böyle kötü bir yatırım örneği yok. Ben ilkokul üçten sonrasını anlamsız buluyorum. Eğitimi ilk üç sene ben de destekledim ama dördüncü sınıfta Doğu Anadolu Bölgesinde hangi madenlerin çıkarıldığını ezberlemem gerekince dikkatim dağıldı, bir soğuma geldi. Hayatımda gitmediğim bir bölge, gitmeyi de düşünmüyorum, ama velev ki gittim, maden mi çıkaracağım? Velev ki çıkaracağım, açar internetten bakarım, hımmm hangi madeni çıkarsam acaba. Özellikle Googledan sonra eğitim sistemi yeni baştan dizayn edilmeli bence. İnsanlar üç beş senede bütün eğitimini tamamlamalı.İlkokul öğretmenim Aysel Tye soruyorum:Bir keresinde gülmüştüm ve siz bana “neden gülüyorsun, söyle hep beraber gülelim” demiştiniz, söylediğimde ise kimse gülmemişti. Artık topluluk içinde bir şey anlatmaya korkuyorum, mutlu musunuz?İkinci sınıftayken “dersi dinlemek istemeyen çıksın” demiştiniz, ben de dersi dinlemek istemediğim için çıkmıştım, dışarıda müdürün bana dayak atacağını neden benden gizlediniz?Anneme beni “zeki ama çalışmıyor” diye ispiyonlamıştınız, ben de zekâma güvenip çalışmayı hepten bıraktım, yıllar sonra zeki falan olmadığımı öğrendim, şu an işsiz olmamda payınız olduğunu düşünüyor musunuz?Kitabımı evde unuttuğumda “kendini de unutsaydın” şeklindeki esprinize gerçekten çok gülmüştüm, sonra eğitim hayatım boyunca bütün öğretmenlerim aynı cümleyi kurdu. Meğer eğitim fakültesinde bu sözü söylemeniz öğretiliyormuş. Kendimi aldatılmış hissetmekte haksız mıyım?Öğretmenler Günü notlarıÖğretmenler Günü, bu sene buruk kutlanıyor. Çünkü pazar gününe denk geldiği için öğrencilerden hediye almaları mümkün değil. Pek çok öğretmen, şu an hüzünle pencereden dışarıyı seyrediyor ve ek ders ücretlerinin yatıp yatmadığını merak ediyor. Yatmadı.Bu özel günde atanamayan öğretmenlere de hediye vermeyi unutmayalım. Onlara henüz olgunlaşmamış bir çiçek, henüz basılmamış bir kitap veya zamanı geçmiş bir sinema bileti hediye edebilirsiniz.Değerli atanamayan öğretmenler. Sakın üzülmeyin, sizler de o atananlar gibi dört sene okul sıralarında dirsek çürüttünüz, aynı eğitimi aldınız. Bugün sizin de gününüz. Bir gün gelecek siz de atanacaksınız. Herkese sıra gelecek. Fenerbahçeli Semih Şentü
Zaman
En Çok Okunan
24.11.2013
BeyinsizAdam-KölesiyizöğretmeninBeyinsiz Adam - Kölesiyiz öğretmenin
Kölesiyiz öğretmenin
Zaman
24.11.2013
01:59
İlkokul öğretmenime soruyorum: Bir keresinde gülmüştüm ve siz bana “neden gülüyorsun, söyle hep beraber gülelim” demiştiniz, söylediğimde ise kimse gülmemişti. Artık topluluk içinde bir şey anlatmaya korkuyorum, mutlu musunuz?“Öğretmen öğretir A, B, CÖğretmen öğretir K, L, Mİlk öğretmenin kim seninKim öğretti alfabeyiBir harf için 40 yıl köle olunuyorsa29 kere 40 yıl kölesiyiz öğretmenin”Ali Rıza BinboğaBugün Öğretmenler Günü olduğundan hafta içinde öğretmenler konusunda biraz araştırma yaptım. Dersleri doğru düzgün dinlemediğim için haklarında pek az şey biliyordum. Araştırmalarım sonucunda şaşırarak gördüm ki, ülkemizde öğretmenler kutsal kabul ediliyor.Öğretmen kutsalmış. Neden? Çünkü bir şeyler öğretiyor. Bunun karşılığında maaş almıyor mu? Alıyor. Eee?Ali Rıza Binboğa, olayı bir adım öteye götürerek, öğretmenlerimize 29 çarpı 40 yıl köle olmamız gerektiğini öne sürmüş. Hesapladım, 1160 yıl ediyor. Yüzde on tanıdık indirimi yapsa 1000 yıl köleyiz öğretmenimize. Tabii toplu harf öğrendiğimiz için de ayrıca sağlam bir iskonto yapacaktır. Gene de nereden baksan en az 300-400 yıl kölelik bizi bekliyor. Sonuç: Eğitim köleliktir.Öğretmenlere saygı duyulmasına saygı duyarım, ancak bir şartla. Su ürünleri mezunlarına da, halkla ilişkiler mezunlarına da aynı saygı gösterilsin. Bunlar da üniversitede dört yıl dirsek çürütüyor, aynı mesaiyi yapıyor. Ama ne özel bir günleri var, ne bir hediye geliyor ne de toplum içinde parmakla gösteriliyorlar. Arabasını satarken bile “su ürünleri mezunundan, daha ambalajları üzerinde” diyemiyor adam.Bir insanın üniversite tercihlerinde bir üstteki veya bir alttaki tercihini kazanmasıyla bir anda çok saygın veya hiç sallanmayan bir insan olabilmesi tuhaf değil mi? Tek bir sınav sorusunun bile hangi bölüme gideceğinizi belirlediği bir sistemdeyiz. Yani adam Türkçe kısmında 12nci soruyu doğru cevaplasa kutsal bir varlığa dönüşecekti, yanlış cevaplayınca halkla ilişkiler mezunu alelade bir insan oldu. Kimse hediye almıyor, babalar kızlarını ona vermiyor, değil kırk yıl birkaç saatliğine bile kimse ona köle olmak istemiyor. Gerçekten hüzün verici.Öte yandan ülkede haddinden fazla öğretmen var. Alt komşum öğretmen, üst çaprazımızda oturanlar öğretmen. Apartmanda kutsal bir hava hissediliyor. Bu kadar öğretmenin olması, eğitimin aşırı uzun sürmesiyle alakalı. Beş yaşında giriyorsun, yirmi beş yaşında çıkıyorsun. Hani insan ömrü 250 yıl falan olsa ses çıkarmayacağım. Ama ortalama 60 yıllık hayatta 20 yıl eğitim görmek nedir vicdansızlar? Hele bir de o yirmi yılın sonunda işsiz kalmak paha biçilemez. Dünyada böyle kötü bir yatırım örneği yok. Ben ilkokul üçten sonrasını anlamsız buluyorum. Eğitimi ilk üç sene ben de destekledim ama dördüncü sınıfta Doğu Anadolu Bölgesinde hangi madenlerin çıkarıldığını ezberlemem gerekince dikkatim dağıldı, bir soğuma geldi. Hayatımda gitmediğim bir bölge, gitmeyi de düşünmüyorum, ama velev ki gittim, maden mi çıkaracağım? Velev ki çıkaracağım, açar internetten bakarım, hımmm hangi madeni çıkarsam acaba. Özellikle Googledan sonra eğitim sistemi yeni baştan dizayn edilmeli bence. İnsanlar üç beş senede bütün eğitimini tamamlamalı.İlkokul öğretmenim Aysel Tye soruyorum:Bir keresinde gülmüştüm ve siz bana “neden gülüyorsun, söyle hep beraber gülelim” demiştiniz, söylediğimde ise kimse gülmemişti. Artık topluluk içinde bir şey anlatmaya korkuyorum, mutlu musunuz?İkinci sınıftayken “dersi dinlemek istemeyen çıksın” demiştiniz, ben de dersi dinlemek istemediğim için çıkmıştım, dışarıda müdürün bana dayak atacağını neden benden gizlediniz?Anneme beni “zeki ama çalışmıyor” diye ispiyonlamıştınız, ben de zekâma güvenip çalışmayı hepten bıraktım, yıllar sonra zeki falan olmadığımı öğrendim, şu an işsiz olmamda payınız olduğunu düşünüyor musunuz?Kitabımı evde unuttuğumda “kendini de unutsaydın” şeklindeki esprinize gerçekten çok gülmüştüm, sonra eğitim hayatım boyunca bütün öğretmenlerim aynı cümleyi kurdu. Meğer eğitim fakültesinde bu sözü söylemeniz öğretiliyormuş. Kendimi aldatılmış hissetmekte haksız mıyım?Öğretmenler Günü notlarıÖğretmenler Günü, bu sene buruk kutlanıyor. Çünkü pazar gününe denk geldiği için öğrencilerden hediye almaları mümkün değil. Pek çok öğretmen, şu an hüzünle pencereden dışarıyı seyrediyor ve ek ders ücretlerinin yatıp yatmadığını merak ediyor. Yatmadı.Bu özel günde atanamayan öğretmenlere de hediye vermeyi unutmayalım. Onlara henüz olgunlaşmamış bir çiçek, henüz basılmamış bir kitap veya zamanı geçmiş bir sinema bileti hediye edebilirsiniz.Değerli atanamayan öğretmenler. Sakın üzülmeyin, sizler de o atananlar gibi dört sene okul sıralarında dirsek çürüttünüz, aynı eğitimi aldınız. Bugün sizin de gününüz. Bir gün gelecek siz de atanacaksınız. Herkese sıra gelecek. Fenerbahçeli Semih Şentürk’ü dü
Zaman
En Çok Okunan
24.11.2013
KölesiyizöğretmeninKölesiyiz öğretmenin
Beyinsiz Adam - Kölesiyiz öğretmenin
Zaman
24.11.2013
01:59
İlkokul öğretmenime soruyorum: Bir keresinde gülmüştüm ve siz bana “neden gülüyorsun, söyle hep beraber gülelim” demiştiniz, söylediğimde ise kimse gülmemişti. Artık topluluk içinde bir şey anlatmaya korkuyorum, mutlu musunuz?“Öğretmen öğretir A, B, CÖğretmen öğretir K, L, Mİlk öğretmenin kim seninKim öğretti alfabeyiBir harf için 40 yıl köle olunuyorsa29 kere 40 yıl kölesiyiz öğretmenin”Ali Rıza BinboğaBugün Öğretmenler Günü olduğundan hafta içinde öğretmenler konusunda biraz araştırma yaptım. Dersleri doğru düzgün dinlemediğim için haklarında pek az şey biliyordum. Araştırmalarım sonucunda şaşırarak gördüm ki, ülkemizde öğretmenler kutsal kabul ediliyor.Öğretmen kutsalmış. Neden? Çünkü bir şeyler öğretiyor. Bunun karşılığında maaş almıyor mu? Alıyor. Eee?Ali Rıza Binboğa, olayı bir adım öteye götürerek, öğretmenlerimize 29 çarpı 40 yıl köle olmamız gerektiğini öne sürmüş. Hesapladım, 1160 yıl ediyor. Yüzde on tanıdık indirimi yapsa 1000 yıl köleyiz öğretmenimize. Tabii toplu harf öğrendiğimiz için de ayrıca sağlam bir iskonto yapacaktır. Gene de nereden baksan en az 300-400 yıl kölelik bizi bekliyor. Sonuç: Eğitim köleliktir.Öğretmenlere saygı duyulmasına saygı duyarım, ancak bir şartla. Su ürünleri mezunlarına da, halkla ilişkiler mezunlarına da aynı saygı gösterilsin. Bunlar da üniversitede dört yıl dirsek çürütüyor, aynı mesaiyi yapıyor. Ama ne özel bir günleri var, ne bir hediye geliyor ne de toplum içinde parmakla gösteriliyorlar. Arabasını satarken bile “su ürünleri mezunundan, daha ambalajları üzerinde” diyemiyor adam.Bir insanın üniversite tercihlerinde bir üstteki veya bir alttaki tercihini kazanmasıyla bir anda çok saygın veya hiç sallanmayan bir insan olabilmesi tuhaf değil mi? Tek bir sınav sorusunun bile hangi bölüme gideceğinizi belirlediği bir sistemdeyiz. Yani adam Türkçe kısmında 12nci soruyu doğru cevaplasa kutsal bir varlığa dönüşecekti, yanlış cevaplayınca halkla ilişkiler mezunu alelade bir insan oldu. Kimse hediye almıyor, babalar kızlarını ona vermiyor, değil kırk yıl birkaç saatliğine bile kimse ona köle olmak istemiyor. Gerçekten hüzün verici.Öte yandan ülkede haddinden fazla öğretmen var. Alt komşum öğretmen, üst çaprazımızda oturanlar öğretmen. Apartmanda kutsal bir hava hissediliyor. Bu kadar öğretmenin olması, eğitimin aşırı uzun sürmesiyle alakalı. Beş yaşında giriyorsun, yirmi beş yaşında çıkıyorsun. Hani insan ömrü 250 yıl falan olsa ses çıkarmayacağım. Ama ortalama 60 yıllık hayatta 20 yıl eğitim görmek nedir vicdansızlar? Hele bir de o yirmi yılın sonunda işsiz kalmak paha biçilemez. Dünyada böyle kötü bir yatırım örneği yok. Ben ilkokul üçten sonrasını anlamsız buluyorum. Eğitimi ilk üç sene ben de destekledim ama dördüncü sınıfta Doğu Anadolu Bölgesinde hangi madenlerin çıkarıldığını ezberlemem gerekince dikkatim dağıldı, bir soğuma geldi. Hayatımda gitmediğim bir bölge, gitmeyi de düşünmüyorum, ama velev ki gittim, maden mi çıkaracağım? Velev ki çıkaracağım, açar internetten bakarım, hımmm hangi madeni çıkarsam acaba. Özellikle Googledan sonra eğitim sistemi yeni baştan dizayn edilmeli bence. İnsanlar üç beş senede bütün eğitimini tamamlamalı.İlkokul öğretmenim Aysel Tye soruyorum:Bir keresinde gülmüştüm ve siz bana “neden gülüyorsun, söyle hep beraber gülelim” demiştiniz, söylediğimde ise kimse gülmemişti. Artık topluluk içinde bir şey anlatmaya korkuyorum, mutlu musunuz?İkinci sınıftayken “dersi dinlemek istemeyen çıksın” demiştiniz, ben de dersi dinlemek istemediğim için çıkmıştım, dışarıda müdürün bana dayak atacağını neden benden gizlediniz?Anneme beni “zeki ama çalışmıyor” diye ispiyonlamıştınız, ben de zekâma güvenip çalışmayı hepten bıraktım, yıllar sonra zeki falan olmadığımı öğrendim, şu an işsiz olmamda payınız olduğunu düşünüyor musunuz?Kitabımı evde unuttuğumda “kendini de unutsaydın” şeklindeki esprinize gerçekten çok gülmüştüm, sonra eğitim hayatım boyunca bütün öğretmenlerim aynı cümleyi kurdu. Meğer eğitim fakültesinde bu sözü söylemeniz öğretiliyormuş. Kendimi aldatılmış hissetmekte haksız mıyım?Öğretmenler Günü notlarıÖğretmenler Günü, bu sene buruk kutlanıyor. Çünkü pazar gününe denk geldiği için öğrencilerden hediye almaları mümkün değil. Pek çok öğretmen, şu an hüzünle pencereden dışarıyı seyrediyor ve ek ders ücretlerinin yatıp yatmadığını merak ediyor. Yatmadı.Bu özel günde atanamayan öğretmenlere de hediye vermeyi unutmayalım. Onlara henüz olgunlaşmamış bir çiçek, henüz basılmamış bir kitap veya zamanı geçmiş bir sinema bileti hediye edebilirsiniz.Değerli atanamayan öğretmenler. Sakın üzülmeyin, sizler de o atananlar gibi dört sene okul sıralarında dirsek çürüttünüz, aynı eğitimi aldınız. Bugün sizin de gününüz. Bir gün gelecek siz de atanacaksınız. Herkese sıra gelecek. Fenerbahçeli Semih Şentü
Zaman
Köşe Yazıları
24.11.2013
BeyinsizAdam-KölesiyizöğretmeninBeyinsiz Adam - Kölesiyiz öğretmenin
Kölesiyiz öğretmenin
Zaman
24.11.2013
01:53
İlkokul öğretmenime soruyorum: Bir keresinde gülmüştüm ve siz bana “neden gülüyorsun, söyle hep beraber gülelim” demiştiniz, söylediğimde ise kimse gülmemişti. Artık topluluk içinde bir şey anlatmaya korkuyorum, mutlu musunuz?“Öğretmen öğretir A, B, CÖğretmen öğretir K, L, Mİlk öğretmenin kim seninKim öğretti alfabeyiBir harf için 40 yıl köle olunuyorsa29 kere 40 yıl kölesiyiz öğretmenin”Ali Rıza BinboğaBugün Öğretmenler Günü olduğundan hafta içinde öğretmenler konusunda biraz araştırma yaptım. Dersleri doğru düzgün dinlemediğim için haklarında pek az şey biliyordum. Araştırmalarım sonucunda şaşırarak gördüm ki, ülkemizde öğretmenler kutsal kabul ediliyor.Öğretmen kutsalmış. Neden? Çünkü bir şeyler öğretiyor. Bunun karşılığında maaş almıyor mu? Alıyor. Eee?Ali Rıza Binboğa, olayı bir adım öteye götürerek, öğretmenlerimize 29 çarpı 40 yıl köle olmamız gerektiğini öne sürmüş. Hesapladım, 1160 yıl ediyor. Yüzde on tanıdık indirimi yapsa 1000 yıl köleyiz öğretmenimize. Tabii toplu harf öğrendiğimiz için de ayrıca sağlam bir iskonto yapacaktır. Gene de nereden baksan en az 300-400 yıl kölelik bizi bekliyor. Sonuç: Eğitim köleliktir.Öğretmenlere saygı duyulmasına saygı duyarım, ancak bir şartla. Su ürünleri mezunlarına da, halkla ilişkiler mezunlarına da aynı saygı gösterilsin. Bunlar da üniversitede dört yıl dirsek çürütüyor, aynı mesaiyi yapıyor. Ama ne özel bir günleri var, ne bir hediye geliyor ne de toplum içinde parmakla gösteriliyorlar. Arabasını satarken bile “su ürünleri mezunundan, daha ambalajları üzerinde” diyemiyor adam.Bir insanın üniversite tercihlerinde bir üstteki veya bir alttaki tercihini kazanmasıyla bir anda çok saygın veya hiç sallanmayan bir insan olabilmesi tuhaf değil mi? Tek bir sınav sorusunun bile hangi bölüme gideceğinizi belirlediği bir sistemdeyiz. Yani adam Türkçe kısmında 12nci soruyu doğru cevaplasa kutsal bir varlığa dönüşecekti, yanlış cevaplayınca halkla ilişkiler mezunu alelade bir insan oldu. Kimse hediye almıyor, babalar kızlarını ona vermiyor, değil kırk yıl birkaç saatliğine bile kimse ona köle olmak istemiyor. Gerçekten hüzün verici.Öte yandan ülkede haddinden fazla öğretmen var. Alt komşum öğretmen, üst çaprazımızda oturanlar öğretmen. Apartmanda kutsal bir hava hissediliyor. Bu kadar öğretmenin olması, eğitimin aşırı uzun sürmesiyle alakalı. Beş yaşında giriyorsun, yirmi beş yaşında çıkıyorsun. Hani insan ömrü 250 yıl falan olsa ses çıkarmayacağım. Ama ortalama 60 yıllık hayatta 20 yıl eğitim görmek nedir vicdansızlar? Hele bir de o yirmi yılın sonunda işsiz kalmak paha biçilemez. Dünyada böyle kötü bir yatırım örneği yok. Ben ilkokul üçten sonrasını anlamsız buluyorum. Eğitimi ilk üç sene ben de destekledim ama dördüncü sınıfta Doğu Anadolu Bölgesinde hangi madenlerin çıkarıldığını ezberlemem gerekince dikkatim dağıldı, bir soğuma geldi. Hayatımda gitmediğim bir bölge, gitmeyi de düşünmüyorum, ama velev ki gittim, maden mi çıkaracağım? Velev ki çıkaracağım, açar internetten bakarım, hımmm hangi madeni çıkarsam acaba. Özellikle Googledan sonra eğitim sistemi yeni baştan dizayn edilmeli bence. İnsanlar üç beş senede bütün eğitimini tamamlamalı.İlkokul öğretmenim Aysel Tye soruyorum:Bir keresinde gülmüştüm ve siz bana “neden gülüyorsun, söyle hep beraber gülelim” demiştiniz, söylediğimde ise kimse gülmemişti. Artık topluluk içinde bir şey anlatmaya korkuyorum, mutlu musunuz?İkinci sınıftayken “dersi dinlemek istemeyen çıksın” demiştiniz, ben de dersi dinlemek istemediğim için çıkmıştım, dışarıda müdürün bana dayak atacağını neden benden gizlediniz?Anneme beni “zeki ama çalışmıyor” diye ispiyonlamıştınız, ben de zekâma güvenip çalışmayı hepten bıraktım, yıllar sonra zeki falan olmadığımı öğrendim, şu an işsiz olmamda payınız olduğunu düşünüyor musunuz?Kitabımı evde unuttuğumda “kendini de unutsaydın” şeklindeki esprinize gerçekten çok gülmüştüm, sonra eğitim hayatım boyunca bütün öğretmenlerim aynı cümleyi kurdu. Meğer eğitim fakültesinde bu sözü söylemeniz öğretiliyormuş. Kendimi aldatılmış hissetmekte haksız mıyım?Öğretmenler Günü notlarıÖğretmenler Günü, bu sene buruk kutlanıyor. Çünkü pazar gününe denk geldiği için öğrencilerden hediye almaları mümkün değil. Pek çok öğretmen, şu an hüzünle pencereden dışarıyı seyrediyor ve ek ders ücretlerinin yatıp yatmadığını merak ediyor. Yatmadı.Bu özel günde atanamayan öğretmenlere de hediye vermeyi unutmayalım. Onlara henüz olgunlaşmamış bir çiçek, henüz basılmamış bir kitap veya zamanı geçmiş bir sinema bileti hediye edebilirsiniz.Değerli atanamayan öğretmenler. Sakın üzülmeyin, sizler de o atananlar gibi dört sene okul sıralarında dirsek çürüttünüz, aynı eğitimi aldınız. Bugün sizin de gününüz. Bir gün gelecek siz de atanacaksınız. Herkese sıra gelecek. Fenerbahçeli Semih Şentürk’ü dü
Zaman
Ana Sayfa
24.11.2013
KölesiyizöğretmeninKölesiyiz öğretmenin
EKSEN: Dershaneler kapatılırsa Türkçe öğretmek yasak, Kürtçe serbest kalacak
Zaman
23.11.2013
13:56
Eğitimci Kamu Çalışanları Sendikası (EKSEN) Denizli İl Temsilcisi Erkan Kavas, dershaneler kapatılırsa Türkçe, matematik, fen gibi müspet ilimler yasaklanırken İngilizce, Kürtçe gibi kursların serbest kalması gibi komik bir durum oluşacağını iddia etti. Kavas, “Yarın özel sektör de bu yasaklardan kurtulmak için İngilizce matematik, İngilizce fen bilimleri veya Kürtçe matematik, Kürtçe fen bilimleri kursu açmak taleplerinde bulunabilecektir. Bu durum ise insanları gülümsetecek, hükümeti de tarihe karşı zor durumda bırakacaktır. Bu ileride tiyatrolarda oynanacak bir mizah konusu olarak gündeme gelecektir.” diye konuştu.Dershaneler konusunda herkes konuşurken çocuğu sınav çağında olan anne babalar, eğitimciler ve öğrencilere danışılmadığını belirten Kavas, “Olayın içinde olmayanlar için hariçten gazel okumak, atıp tutmak kolay. Kapatma değil, dönüştürme ya da dönüştürerek kapatma. SBS kalktı, merkezî sınav yok, ortak sınav var. Yeni sınav getirmiyoruz. 12 veya 36 sınav yok. açıklamalarında olduğu gibi varılan nokta aynı. Sadece kelime oyunları oynanıyor ama önümüzdeki günlerde 8. sınıfları bekleyen merkezî değil, ortak sınavlar var. Bakalım bu uygulama kaç yıl devam edebilecek?” dedi.DERSHANE ÖĞRETMENLERİNİN TAZMİNATLARINI KİM ÖDEYECEK?Dershaneler kapatılırsa zaten dava yorgunu olan Milli Eğitim Bakanlığı ve hükümeti yeni davaların bekleyeceğini öne süren Kavas, “Ticari işletmenin, ortada suç unsuru yokken kapatılması hukuki sorunlar doğuracaktır. 250 bin öğretmen KPSSye girmiş ve atama beklerken dershane öğretmenlerinin mülakatla atanması da bir diğer hukuki ve vicdani sorun olarak karşımıza çıkacaktır. Dershane öğretmenlerinin Milli Eğitim Bakanlığına atanması teklifi, bu öğretmenlerin tepkisini azaltmaya dönük bir hamle olarak da düşünülebilir. Dershaneler bina sahipleriyle 8-10 yıllık sözleşmeler imzalamış, taahhütte bulunmuşlardır. Ayrıca kiralanan bu binaların sınıflarının dönüşümü için milyonlarca lira harcanmıştır. Kira bitiminde eski hallerine dönüştürülmesi için yine milyonlarca lira inşaata para harcanacaktır. Kira sözleşmesi bitmeden binayı boşaltmak durumunda kalan ancak taahhüdü bulunan dershane sahipleri zor durumda kalacaktır. Dershane sahipleri ve hükümete bu konularda da birçok dava açılması muhtemel. Dershane öğretmenlerinin işine son verildiğinde ödenmesi gereken tazminatlar da diğer bir dava konusu. Sahi bu tazminatları kim ödeyecek?” şeklinde konuştu.DEVLET DERSHANELERİ KAPATACAĞINA KENDİ OKULLARINI KALİTELİ HALE GETİRSİNHükümetin aslında 800 bin öğretmeni olan Milli Eğitimi kaliteli hale getirip doğal kapatma yöntemini seçeceğine, Biz bu işi beceremedik, o halde dershaneler de yapmasın. mantığıyla hareket ettiğini öne süren Erkan Kavas, “Devlet fabrikasında defter üretiyor ve o defterden özel sektörün fabrikasında da üretiliyorsa, müşteri daha çok özel sektörün ürettiği ürünü tercih ediyorsa çözüm yolu özel sektörün fabrikasını kapatmak değil, kendi fabrikamızı daha iyi konuma getirip etkili pazarlama stratejisi geliştirmektir. Dershaneler kapanınca puanlar düşer, kazanmak kolay olur. Zaten sıralama sınavı. Kimse dershaneye gitmeyince sınav kazanmak daha kolay olacak. şeklinde yazı kaleme alanlar da var. Özel dersi ve merdivenaltı dershaneleri engelleyebilirsen, bu fikri değerlendirmeye alalım. Özel hazırlık Anadolu liseleri, Halk Eğitim kursları ve özel okullar bu fikri zora sokuyor. En iyisi buraları da kapatalım.” dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
23.11.2013
EKSENDershanelerkapatılırsaTürkçeöğretmekyasakKürtçeserbestkalacakEKSEN Dershaneler kapatılırsa Türkçe öğretmek yasak Kürtçe serbest kalacak
Eğitimin Sosyo-Psikolojik eksikleri ve dershaneler
Zaman
21.11.2013
01:56
Bugünlerde hemen herkesin merak ettiği konulardan bir tanesi de dershanelerin kapatılması meselesidir.Ülkemizde milyonlarca çocuk ve genci ilgilendiren çok önemli bir konu olan dershanelerin kapatılması acaba mümkün müdür? Aileleri de hesaba kattığımızda ülkenin nüfusunun yarısını ilgilendiren bir konuda en doğru kararın alınması ülkemizin geleceği açısından hayati önemi haizdir. Bu konu ile ilgili yıllardır çocuk ve gençlerin ruhsal gelişimi ile ilgili çalışan bir kişi olarak söylenecek çok şey bulunmaktadır. Çocukların, gençlerin ve ailelerinin huzuru ve mutluluğu açısından bu konu ile ilgili bazı önemli noktaların hesaba katılması gerekir.Dershaneler ve eğitime psiko-sosyal tesirleriÖzellikle 12 yaşından sonra ergenlik dönemi ile birlikte sınav sistemine entegre olmaya çalışan öğrencilerimizin gelecekle ilgili ciddi endişeleri başlamaktadır. Hemen her yıl için ders yükünün arttığı, sınavlardan etkin bir puan alamadığı durumda sistemde başarısız olduğu bir eğitim sisteminin varlığı herkesin malumudur. Bu sistemde birçok aile çocuklarının “iyi bir gelecek” elde etmesi için kaygılanmakta ve ellerinden geldiği kadar çocuklarının okul başarısını artırmaya çalışmaktadır. Ailelerin bu aşamada gerek seviye belirleme sınavları gerekse üniversitelere giriş sınavlarını kazanma konusunda kaygıları başlamaktadır.Ailelerin yaşadığı stres karşısında maddi durumu iyi olan aileler çocuklarına özel ders aldırmaya çalışmakta, orta ve alt grup aileler ise çocuklarını okul kurslarına ve dershanelere yollamaktadır. Ek ders desteği hemen her ailenin düşündüğü ve imkân buldukça başvurdukları bir çıkış yoludur. Ülkemizde eğitime ek destek elde etmenin en pratik ve en ucuz yolu dershanelere göndermek olduğu kendiliğinden şekillenmiş bir durumdur. Anne-babalar sistem içinde kaygılanmakta ve bu kaygıları çocuklara yansımaktadır. Dershaneye giden öğrencilerde sistem içinde en azından ek bir destek almanın getirdiği psikolojik bir rahatlama söz konusudur. Aksi takdirde şu an için yetersiz olan okul sürecinde gelecek kaygısı artmakta ve bu stres ailelerin dinamiklerini bozmaktadır. Dershaneler okul sisteminde ezilen ve yetersizlik duygusu artan çocuklara ciddi bir eğitim desteği sağlamakta, buna bağlı olarak da psiko-sosyal açıdan aileleri rahatlatmaktadır.Gençlerin, okul dışı boş vakitlerini bilgisayar, televizyon ve gereksiz faaliyetler içerisinde harcamaları bilinen bir gerçektir. Günlük televizyon izleme saatlerinin ortalama 4 saati bulduğu ilköğretim çağı çocuklarında liseye geçtiklerinde internet ve bilgisayar oyunları önemli bir vakit kaybı oluşturmaktadır. Okul dışı eğitim etkinliklerine katılan öğrencilerin en azından vakitlerinin önemli bir kısmı ders ve zihinsel aktiviteler ile geçmektedir. Problem çözmek, ders dinlemek, ders çalışmak bu çağdaki gençler için çok önemli meşguliyetler olup onların zekâ kapasitelerinin canlı kalmasına yardımcı olmaktadır. Dikkat ve öğrenme süreçlerinin desteklenmesi çocukların ders başarılarını artırmaktadır. Dershaneler gençlerin zihinsel aktivitelerini canlı tutmakta, onların öğrenme kapasitelerini artırmaktadır. Okulda görülen derslerin dershanede tekrarını yapan öğrenciler ders performansı açısından daha başarılı hale gelmektedir. Bu açıdan dershaneye sadece maddî sebeplerle gidemeyen öğrencilerin devlet tarafından desteklenerek dershaneler gönderilmesi faydalı olacaktır.Sosyal açıdan kendini ifade etme, arkadaş ortamında bulunma ve ergenlik dönemindeki kimlik algısı açısından uygun arkadaş ortamı çok önemlidir. Dershaneye gelen gençlerin çoğunlukla hedeflerinin olması, ders ve öğrenme aktivitelerine daha da yatkın olması onlara güzel bir sosyal ortam hazırlamaktadır. Madde kullanım riskinin arttığı bu dönemde gençlere uygun bir sosyal ortam hazırlamak onları bir kısım tehlikelerden de koruyacaktır. Dershaneye gitmeyen gençler orada burada gezmekte veya saatlerce vaktini bilgisayar karşısında oyun oynayarak harcayabilmektedir. Bilgisayar karşısında vakit geçiren gençlerin sonrasında okula, derslere ve öğrenmeye karşı istekleri azalmakta hem ders başarılarını hem de geleceklerini kaybetmeleri söz konusudur. Birçok öğrencide temel problem olan ders çalışma motivasyonundaki problemler dershaneye giden öğrencilerde daha az olmaktadır. Bu durumda dershane ortamında grup psikolojisi ile derslere adapte olma ve daha çok ders çalışma isteğinin elde edilmesi mümkün olmaktadır. Öğrencilerdeki motivasyon problemi şu an liselerde en önemli problemlerin başında gelmekte, gençler derslerin başına oturmakta ve gelecekleri adına çok önemli olan sınavlara hazırlanma konusunda yetersizlik göstermektedir. Dershaneye kaydolma ve ders çalışma ortamına girme ise birçok gencin motivasyonunu artırarak ders çalışmalarını sağlamakta, dolayısı ile onların ders başarılarını artırmaktadır.Zihin ve dikkat dağınıklığı yaşayan gençlerin dersleri anlamas
Zaman
Yorum
21.11.2013
EğitiminSosyo-PsikolojikeksiklerivedershanelerEğitimin Sosyo-Psikolojik eksikleri ve dershaneler
Dershaneciler, daha tatmin edici açıklama bekliyor
Zaman
20.11.2013
02:30
Hükümetin dershaneleri kapatma konusunda “Konuyu paydaşlarıyla görüşüp yeniden ele alacağız.” açıklamasını dershaneciler yeterli bulmadı: “Yok sayılmıştık, tekrar muhatap alınmamız olumlu. Ancak gelecek yıl için kayıt yaptıramıyoruz. Durum bir an önce açıklığa kavuşturulmalı. Net bir açıklama bekliyoruz.”Milli Eğitim Bakanlığı’nın kanun zoruyla kapatmayı planladığı dershanelerle ilgili Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın yaptığı, “Kim ne söylüyorsa görüşü alınacak.” açıklaması dershanecileri tatmin etmedi. Arşimet Dershaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Batuk, hükümetten daha net açıklama bekledikleri söyledi. Fem Dershaneleri Boğaziçi Genel Müdürü Serkan Şen, “Milli Eğitim Bakanı kapatılacak, dedi. Kime inanacağız? Bir an önce durumun açıklığa kavuşması lazım.” dedi. Ekol Dershaneleri kurucusu Sabri Doğan hükümet tarafında bir yumuşama görüldüğünü ancak net bir açıklama beklediklerini belirtti. Donanım Vip Dershaneleri Kurucusu Emre İpek ise “Ortada hâlâ büyük bir belirsizlik var. Dershane olarak gelecek yıl için kayıt yapalım mı, yapmayalım mı?” diye sordu.Dershaneleri kapatmaya yönelik Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yasa taslağı, önceki gün Bakanlar Kurulu’nda görüşülmüştü. Toplantının ardından açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, başta dershaneciler olmak üzere bütün tarafların görüşlerini dikkate alacaklarını söyleyerek, “Başbakan’ımız talimat verdi. Kim ne söylüyorsa görüşü alınacak ve halkın karşısına net bir şekilde çıkılacak.” ifadelerini kullanmıştı. Açıklamayı değerlendiren dershane yöneticileri, daha net bir açıklama beklediklerini söyledi. Beşiktaş şubelerinde bir açıklama yapan Arşimet Dershaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Batuk, Türkiye’de sınav sistemini değiştirmedikten sonra dershanecilik faaliyetinin var olacağını belirtti. Kapatma halinde dershanelerin merdivenaltına ineceği endişesini paylaşan Batuk, “Özellikle 10’uncu ve 11’inci sınıf öğrencileri ile velileri çok endişeli. Anne ve babalar bizlere, ‘Çocuklarımızı üniversiteye kim hazırlayacak?’ diye soruyorlar. Maalesef cevap veremiyoruz. Hükümetten net bir açıklama bekliyoruz.” dedi. Burada bir açıklama yapan eski Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürü Öner Güney de hükümete bir soru sormak istediğini belirterek, “Buradan soruyorum. Kimlerin çocukları dershaneye gitmedi?” ifadelerini kullandı.Diğer dershane yöneticileri de hükümetten net bir açıklama beklediklerini dile getirdi. FEM Dershaneleri Boğaziçi Genel Müdürü Serkan Şen, “Bülent Arınç’ın konuşmalarını ilgiyle takip ettik. Olumlu tarafıyla beraber, kendi içerisinde itirafı sergiliyor. Paydaşlarla görüş alışverişi yapılması gerektiği belirtilmiş.” değerlendirmesinde bulundu. Kapatma sürecinde dershane yöneticileri ve öğrencileri ile velilerin yok sayıldığını kaydeden Şen, “Yok sayılmıştık, tekrar muhatap alınmamız olumlu bir durum. Bir an önce kapatmanın açıklığa kavuşması lazım.” diye konuştu.Ekol Dershaneleri kurucusu Sabri Doğan da, hükümet tarafında bir yumuşama olduğunu gördüklerini ancak halen net bir açıklama olmadığını vurguladı. Doğan, “Kapatılacak veya kapatılmayacak diye açık, net bir ifadenin olması gerekiyor. Burada her gün kan kaybediyoruz. Veliler ve öğrencilerimiz endişeli. Sis bulutu içinde yürüyoruz. Net bir duruş olması gerekiyor.” çağrısında bulundu. Donanım Vip Dershaneleri Kurucusu Emre İpek de, “Bülent Arınç’ın açıklamalarını tahmin edici bulmadım. Bence geçiştirilmek için yapılmış bir açıklama gibi duruyor. Ortada hâlâ büyük bir belirsizlik var. Dershane olarak gelecek yıl için kayıt yapıp yapmama konusunda belirsizlik yaşıyoruz. Belirsizlik yüzünden ne biz kayıt alabiliyoruz ne öğrencilerimiz yaptırabiliyor.” ifadelerini kullanırken, Bilgi Grubu Dershanesi Kurucusu Mehmet Emin Kaya şöyle konuştu: “Sadece birkaç kurumun yetkilisiyle, birkaç dernekle görüşülmesi yetmez. Bu konuda bir çalıştay yapılmalı. Türkiye’de farklı bölgedeki dershanelerin sıkıntıları ve durumları birbirinden çok farklı. Hemen okullara dönüş de olamaz zaten.”‘İhtiyaç bittiğinde kendimiz kapatırız’İstanbul Anadolu Yakası Dershaneler Birliği Platformu, Kartal’da bir araya geldi. Platform adına açıklama yapan Maltepe Birey Dershaneleri’nin Kurucusu Kerim Altundaş, “Eğitimdeki diğer problemler giderildikten sonra zaten dershanelere ihtiyaç kalmadığı zaman biz kendimiz kapatırız, kimsenin kapatmasına gerek yok.” dedi. Antalya Özel Dershaneler Birliği üyesi dershane yöneticileri de düzenledikleri toplantıda tepkilerini dile getirdi. Hükümetin kararının kendilerini tatmin etmediğini ifade eden birlik üyeleri, kapatma kararından vazgeçilmesini isted
Zaman
En Çok Okunan
20.11.2013
DershanecilerdahatatminediciaçıklamabekliyorDershaneciler daha tatmin edici açıklama bekliyor
Dershaneciler, daha tatmin edici açıklama bekliyor
Zaman
20.11.2013
01:54
Hükümetin dershaneleri kapatma konusunda “Konuyu paydaşlarıyla görüşüp yeniden ele alacağız.” açıklamasını dershaneciler yeterli bulmadı: “Yok sayılmıştık, tekrar muhatap alınmamız olumlu. Ancak gelecek yıl için kayıt yaptıramıyoruz. Durum bir an önce açıklığa kavuşturulmalı. Net bir açıklama bekliyoruz.”Milli Eğitim Bakanlığı’nın kanun zoruyla kapatmayı planladığı dershanelerle ilgili Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın yaptığı, “Kim ne söylüyorsa görüşü alınacak.” açıklaması dershanecileri tatmin etmedi. Arşimet Dershaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Batuk, hükümetten daha net açıklama bekledikleri söyledi. Fem Dershaneleri Boğaziçi Genel Müdürü Serkan Şen, “Milli Eğitim Bakanı kapatılacak, dedi. Kime inanacağız? Bir an önce durumun açıklığa kavuşması lazım.” dedi. Ekol Dershaneleri kurucusu Sabri Doğan hükümet tarafında bir yumuşama görüldüğünü ancak net bir açıklama beklediklerini belirtti. Donanım Vip Dershaneleri Kurucusu Emre İpek ise “Ortada hâlâ büyük bir belirsizlik var. Dershane olarak gelecek yıl için kayıt yapalım mı, yapmayalım mı?” diye sordu.Dershaneleri kapatmaya yönelik Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yasa taslağı, önceki gün Bakanlar Kurulu’nda görüşülmüştü. Toplantının ardından açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, başta dershaneciler olmak üzere bütün tarafların görüşlerini dikkate alacaklarını söyleyerek, “Başbakan’ımız talimat verdi. Kim ne söylüyorsa görüşü alınacak ve halkın karşısına net bir şekilde çıkılacak.” ifadelerini kullanmıştı. Açıklamayı değerlendiren dershane yöneticileri, daha net bir açıklama beklediklerini söyledi. Beşiktaş şubelerinde bir açıklama yapan Arşimet Dershaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Batuk, Türkiye’de sınav sistemini değiştirmedikten sonra dershanecilik faaliyetinin var olacağını belirtti. Kapatma halinde dershanelerin merdivenaltına ineceği endişesini paylaşan Batuk, “Özellikle 10’uncu ve 11’inci sınıf öğrencileri ile velileri çok endişeli. Anne ve babalar bizlere, ‘Çocuklarımızı üniversiteye kim hazırlayacak?’ diye soruyorlar. Maalesef cevap veremiyoruz. Hükümetten net bir açıklama bekliyoruz.” dedi. Burada bir açıklama yapan eski Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürü Öner Güney de hükümete bir soru sormak istediğini belirterek, “Buradan soruyorum. Kimlerin çocukları dershaneye gitmedi?” ifadelerini kullandı.Diğer dershane yöneticileri de hükümetten net bir açıklama beklediklerini dile getirdi. FEM Dershaneleri Boğaziçi Genel Müdürü Serkan Şen, “Bülent Arınç’ın konuşmalarını ilgiyle takip ettik. Olumlu tarafıyla beraber, kendi içerisinde itirafı sergiliyor. Paydaşlarla görüş alışverişi yapılması gerektiği belirtilmiş.” değerlendirmesinde bulundu. Kapatma sürecinde dershane yöneticileri ve öğrencileri ile velilerin yok sayıldığını kaydeden Şen, “Yok sayılmıştık, tekrar muhatap alınmamız olumlu bir durum. Bir an önce kapatmanın açıklığa kavuşması lazım.” diye konuştu.Ekol Dershaneleri kurucusu Sabri Doğan da, hükümet tarafında bir yumuşama olduğunu gördüklerini ancak halen net bir açıklama olmadığını vurguladı. Doğan, “Kapatılacak veya kapatılmayacak diye açık, net bir ifadenin olması gerekiyor. Burada her gün kan kaybediyoruz. Veliler ve öğrencilerimiz endişeli. Sis bulutu içinde yürüyoruz. Net bir duruş olması gerekiyor.” çağrısında bulundu. Donanım Vip Dershaneleri Kurucusu Emre İpek de, “Bülent Arınç’ın açıklamalarını tahmin edici bulmadım. Bence geçiştirilmek için yapılmış bir açıklama gibi duruyor. Ortada hâlâ büyük bir belirsizlik var. Dershane olarak gelecek yıl için kayıt yapıp yapmama konusunda belirsizlik yaşıyoruz. Belirsizlik yüzünden ne biz kayıt alabiliyoruz ne öğrencilerimiz yaptırabiliyor.” ifadelerini kullanırken, Bilgi Grubu Dershanesi Kurucusu Mehmet Emin Kaya şöyle konuştu: “Sadece birkaç kurumun yetkilisiyle, birkaç dernekle görüşülmesi yetmez. Bu konuda bir çalıştay yapılmalı. Türkiye’de farklı bölgedeki dershanelerin sıkıntıları ve durumları birbirinden çok farklı. Hemen okullara dönüş de olamaz zaten.”‘İhtiyaç bittiğinde kendimiz kapatırız’İstanbul Anadolu Yakası Dershaneler Birliği Platformu, Kartal’da bir araya geldi. Platform adına açıklama yapan Maltepe Birey Dershaneleri’nin Kurucusu Kerim Altundaş, “Eğitimdeki diğer problemler giderildikten sonra zaten dershanelere ihtiyaç kalmadığı zaman biz kendimiz kapatırız, kimsenin kapatmasına gerek yok.” dedi. Antalya Özel Dershaneler Birliği üyesi dershane yöneticileri de düzenledikleri toplantıda tepkilerini dile getirdi. Hükümetin kararının kendilerini tatmin etmediğini ifade eden birlik üyeleri, kapatma kararından vazgeçilmesini isted
Zaman
Güncel
20.11.2013
DershanecilerdahatatminediciaçıklamabekliyorDershaneciler daha tatmin edici açıklama bekliyor
Dershaneciler, daha tatmin edici açıklama bekliyor
Zaman
20.11.2013
01:53
Hükümetin dershaneleri kapatma konusunda “Konuyu paydaşlarıyla görüşüp yeniden ele alacağız.” açıklamasını dershaneciler yeterli bulmadı: “Yok sayılmıştık, tekrar muhatap alınmamız olumlu. Ancak gelecek yıl için kayıt yaptıramıyoruz. Durum bir an önce açıklığa kavuşturulmalı. Net bir açıklama bekliyoruz.”Milli Eğitim Bakanlığı’nın kanun zoruyla kapatmayı planladığı dershanelerle ilgili Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç’ın yaptığı, “Kim ne söylüyorsa görüşü alınacak.” açıklaması dershanecileri tatmin etmedi. Arşimet Dershaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Batuk, hükümetten daha net açıklama bekledikleri söyledi. Fem Dershaneleri Boğaziçi Genel Müdürü Serkan Şen, “Milli Eğitim Bakanı kapatılacak, dedi. Kime inanacağız? Bir an önce durumun açıklığa kavuşması lazım.” dedi. Ekol Dershaneleri kurucusu Sabri Doğan hükümet tarafında bir yumuşama görüldüğünü ancak net bir açıklama beklediklerini belirtti. Donanım Vip Dershaneleri Kurucusu Emre İpek ise “Ortada hâlâ büyük bir belirsizlik var. Dershane olarak gelecek yıl için kayıt yapalım mı, yapmayalım mı?” diye sordu.Dershaneleri kapatmaya yönelik Milli Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlanan yasa taslağı, önceki gün Bakanlar Kurulu’nda görüşülmüştü. Toplantının ardından açıklama yapan Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, başta dershaneciler olmak üzere bütün tarafların görüşlerini dikkate alacaklarını söyleyerek, “Başbakan’ımız talimat verdi. Kim ne söylüyorsa görüşü alınacak ve halkın karşısına net bir şekilde çıkılacak.” ifadelerini kullanmıştı. Açıklamayı değerlendiren dershane yöneticileri, daha net bir açıklama beklediklerini söyledi. Beşiktaş şubelerinde bir açıklama yapan Arşimet Dershaneleri Yönetim Kurulu Başkanı Ekrem Batuk, Türkiye’de sınav sistemini değiştirmedikten sonra dershanecilik faaliyetinin var olacağını belirtti. Kapatma halinde dershanelerin merdivenaltına ineceği endişesini paylaşan Batuk, “Özellikle 10’uncu ve 11’inci sınıf öğrencileri ile velileri çok endişeli. Anne ve babalar bizlere, ‘Çocuklarımızı üniversiteye kim hazırlayacak?’ diye soruyorlar. Maalesef cevap veremiyoruz. Hükümetten net bir açıklama bekliyoruz.” dedi. Burada bir açıklama yapan eski Özel Eğitim Kurumları Genel Müdürü Öner Güney de hükümete bir soru sormak istediğini belirterek, “Buradan soruyorum. Kimlerin çocukları dershaneye gitmedi?” ifadelerini kullandı.Diğer dershane yöneticileri de hükümetten net bir açıklama beklediklerini dile getirdi. FEM Dershaneleri Boğaziçi Genel Müdürü Serkan Şen, “Bülent Arınç’ın konuşmalarını ilgiyle takip ettik. Olumlu tarafıyla beraber, kendi içerisinde itirafı sergiliyor. Paydaşlarla görüş alışverişi yapılması gerektiği belirtilmiş.” değerlendirmesinde bulundu. Kapatma sürecinde dershane yöneticileri ve öğrencileri ile velilerin yok sayıldığını kaydeden Şen, “Yok sayılmıştık, tekrar muhatap alınmamız olumlu bir durum. Bir an önce kapatmanın açıklığa kavuşması lazım.” diye konuştu.Ekol Dershaneleri kurucusu Sabri Doğan da, hükümet tarafında bir yumuşama olduğunu gördüklerini ancak halen net bir açıklama olmadığını vurguladı. Doğan, “Kapatılacak veya kapatılmayacak diye açık, net bir ifadenin olması gerekiyor. Burada her gün kan kaybediyoruz. Veliler ve öğrencilerimiz endişeli. Sis bulutu içinde yürüyoruz. Net bir duruş olması gerekiyor.” çağrısında bulundu. Donanım Vip Dershaneleri Kurucusu Emre İpek de, “Bülent Arınç’ın açıklamalarını tahmin edici bulmadım. Bence geçiştirilmek için yapılmış bir açıklama gibi duruyor. Ortada hâlâ büyük bir belirsizlik var. Dershane olarak gelecek yıl için kayıt yapıp yapmama konusunda belirsizlik yaşıyoruz. Belirsizlik yüzünden ne biz kayıt alabiliyoruz ne öğrencilerimiz yaptırabiliyor.” ifadelerini kullanırken, Bilgi Grubu Dershanesi Kurucusu Mehmet Emin Kaya şöyle konuştu: “Sadece birkaç kurumun yetkilisiyle, birkaç dernekle görüşülmesi yetmez. Bu konuda bir çalıştay yapılmalı. Türkiye’de farklı bölgedeki dershanelerin sıkıntıları ve durumları birbirinden çok farklı. Hemen okullara dönüş de olamaz zaten.”‘İhtiyaç bittiğinde kendimiz kapatırız’İstanbul Anadolu Yakası Dershaneler Birliği Platformu, Kartal’da bir araya geldi. Platform adına açıklama yapan Maltepe Birey Dershaneleri’nin Kurucusu Kerim Altundaş, “Eğitimdeki diğer problemler giderildikten sonra zaten dershanelere ihtiyaç kalmadığı zaman biz kendimiz kapatırız, kimsenin kapatmasına gerek yok.” dedi. Antalya Özel Dershaneler Birliği üyesi dershane yöneticileri de düzenledikleri toplantıda tepkilerini dile getirdi. Hükümetin kararının kendilerini tatmin etmediğini ifade eden birlik üyeleri, kapatma kararından vazgeçilmesini isted
Zaman
Ana Sayfa
20.11.2013
DershanecilerdahatatminediciaçıklamabekliyorDershaneciler daha tatmin edici açıklama bekliyor
Doğulu annenin dershane isyanı
Zaman
19.11.2013
16:58
Anadolu Yakası Dershaneler Birliği Palatformunun düzenlediği toplantıya katılan Türkiye Askar isimli veli, dershanelerin kapatılması durumunda en çok fakir ailelerin zarar göreceğini söyledi. Çocuğunun Atalar’dan Kartal’a kadar yürüyerek gelip, yol parasını eğitimi için biriktirmeye çalıştığını söyleyen Askar, Başbakan ve Milli Eğitim Bakanı’na seslenerek “Mağdur aileleri daha da mağdur etmeyin.” dedi. Anadolu Yakası Dershaneler Birliği Palatformu, Kartal Hasan Ali Yücel Kültür Merkezi’nde dershanelerin kapatılmasına ilişkin gelişmelerle ilgili toplantı düzenledi. Toplantıya bazı veli ve öğrenciler de katıldı. Dershanelerin kapatılmasının kendilerini mağdur edeceğini belirten veliler, bu düşünceden vazgeçilmesini istedi. Doğulu bir Kürt kadını olduğunu vurgulayan Türkiye Askar, bu konuda karar alan hükümetin velilere de danışması gerektiğini söyledi. Askar, “Dershaneler kapatılmasın derken okuldaki öğretmenlerimiz bir şey alınmasın üstüne. Ama eğitimin eksikliği nedeniyle birçok kurslara ihtiyaç duyuluyor. Bu sadece ilkokulda değil. Lisede de üniversite de diğer okullarda da geçerli. Bu çocuklarımızın umudu, geleceği. Benim çocuğum gariban. Dershaneler sayesinde umudumuz var. Eğer dershaneler kapatılırsa benim çocuğum maddiyatı iyi olan çocuklarla asla yarışamayacak. Tek yarışabilecekleri yerler dershaneler.” şeklinde konuştu. Başbakan Erdoğan’dan, kendilerinin görüşlerine de başvurulmasını rica eden Askar, “Sadece biz kaygı yaşamıyoruz, bizim çocuklarımız da gelecek kaygısı yaşıyor. 10 yaşındaki çocuğum yol ücretini toplamak için Atalar’dan Kartal’a yürüyerek gelmiş. Pazar akşamı o parayı bana verdiğinde dünyanın en kötü annesi olarak hissettim kendimi. Çünkü maddi olarak onlara yetişemiyorum. ‘Civan bu ne’ dediğimde, ‘Anne gelecekte dershaneler olamayacak ya para toplayalım şimdiden’ dedi. Başbakanımız ne olur bunu bilsin. Ben işçiysem benim çocuğum neden daha iyi yerlerde yarışmasın ki? Özellikle mağdur aileleri daha da mağdur etmesinler. Çocuklarımızı sokağa itmesinler.” ifadelerini kullandı. “Çocuklar dershaneye gitmezse, özel ders alamazlarsa sadece okulla hiçbir yere giremeyecekler.” diyen Veli, “Sonra dolduracakları yerler kafeler, barlar ve sokaklar. Biz anne babalar onları ne kadar koruyabiliriz ki?” şeklinde konuştu. Kendisinin Doğulu olduğunu hatırlatan Askar, şunları söyledi: “Ben Kürt kızıyım. Türkçeyi 3. sınıfta öğrenebildim. Türkçeyi 3. sınıfta öğrenen çocuklar diğerleri ile nasıl yarışacaklar? Bunun neresi adalet? Ben ortaokulu ve liseyi dışarıdan bitirerek, dershaneye gidip güzel bir yere yerleştim. Benim gibi binlerce mağdur insan var. Binlerce öğretmen ordusu boşta kalacak. Bu dershanedeki öğretmelerin hali nasıl olacak? Onların yaşam kalitelerini düşüreceğimize, onların başımızın üstünde tutmalıyız.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
19.11.2013
DoğuluannenindershaneisyanıDoğulu annenin dershane isyanı
"Fakir öğrencilerin umut kapısı olan okuma salonları kapatılmasın"
Zaman
18.11.2013
17:42
Dershane ve etüt merkezlerinin kapatılması için hazırlanan kanun taslağına tepkiler dinmek bilmiyor. Çorum Gök Kuşağı Okuma Salonları öğrencileri ile velileri de taslağa tepki gösterdi. Milli Eğitim Bakanlığının taslak bir metin ile kaldırılması için çalışma başlattığı dershane ve okuma salonları için okuma salonları önüne toplanan öğrenciler ve aileleri taslağa tepki göstererek hükumetin vazgeçmesini istedi. Ellerine pankart alarak öğrenim gördükleri okuma salonunun önüne gelen onlarca öğrenci Hayallerimizi enkaza dönüştürme, okuma salonumu kapatırsan hayatım biter, okuma salonu bitecek umudumuz tükenecek yazılı pankartlarla taslağa tepki gösterdi. Taslağı haber alan velilerde soluğu okuma salonunun önünde aldı. Yapılan uygulamanın üzücü olduğunu ifade eden aileler, Çocuklarımız bu eğitim kurumları sayesinde sokaklardan uzak tutuyoruz. Bunlar kaldırılırsa sokaklara sokaklarda olurlar diyerek taslaktan vazgeçilmesini istedi. Çocuğu okuma salonlarında eğitim alan Özlem Kaplan isimli veli de taslağa tepki göstererek Biz okuma salonlarının kapanmasıyla ilgili buradayız, toplandık. Bizim gibi maddi imkanları olmayan ailelere çok büyük bir önem ve destek oluyor. Gerek rehberlik gerek ahlaki durumda, çocuklarımız bu tür okuma salonlarının kapanması dahilinde muhtemelen herhangi bir eğitim desteği alamayacaklar. Bunu kaybetmek istemiyoruz. Ayrıca pisikolojik ve rehberlik olarak da destek alamayacaklar. Biz aileler olarak gerekli bütün destekleri alıyoruz. Benim kızım 3 yıldır okuma salonuna devam ediyor. Ve bu sayede derslerindeki başarısı da muhakkak ki arttı. Bu kurumların kapanmamasını devlet büyüklerinden rica ediyoruz. dedi. Bir diğer öğrenci velisi Lütfiye Karataş da okuma salonlarının kapatılmasını istemediklerini belirtti. Nedenini anlatan Karataş şunları ifade etti: Çocuklarımıza burada her türlü destek sağlanabiliyor maddi ve manevi, okul konuların da da öyle çok destekleyici oluyor. Bizim yetersiz kalıp anlamadığımız konuları Allah razı olsun hocalarımız destek veriyorlar. diye konuştu. Okuma salonlarında eğitimini tamamlayan Sefa Doğan ise 2 yıl okuma salonuna gittiğini ve çok faydasını gördüğünü bunun gerek derslerinde gerekse özel hayatında olduğunu dile getirdi. Doğan Öğretmenlerimiz sadece öğretmen değil ideollerimiz de oldu. Eğer ben şuanda istediğim okula gidiyorsam, ben şuan da istediğim yerlerdeysem, bu okuma salonlarının sayesinde ve benden sonra daha birçok arkadaşımında böyle okuma salonlarında benim gibi eğitim almasını isterim. Bu kurumlar kapatılmamalıdır. Okulda anlamadığımız bir konu olursa eksik olursa buralarda tamamlıyoruz. Gökkuşağı Okuma Salonları Müdürü Yusuf Er de bugün itibari ile altı okuma salonunda maddi imkanları kısıtlı olan yaklaşık bin öğrenciye eğitim-öğretim ve etkin rehberlik hizmeti verdiklerini ifade etti. Kısıtlı ve sınırlı imkanlarla hayata bir sıfır yenik başlayan çocukların hayal enkazları altında kaybolup gitmemesi için daha fazla çocuğa umut kapısı olabilme adına şubelerine yenilerini eklemenin plan ve projelerini yaptıklarını söyledi. Mili Eğitim Bakanlığı tarafından hazırlandığını öne sürülen dershaneler, etüt merkezleri ve okuma salonlarını kapatmayı hedefleyen sözde kanun taslağı karşısında şok olduk diyen Er, Nabi Avcının Eskişehirde bir okuma salonun açılışında oradaki velilere hitaben söylediği Çocuklarınızı anne kucağı kadar sıcak olan bu tür kurumlara mutlaka gönderin sözlerini hatırlattı. Er, 6-7 ay gibi kısa bir süre geçmesine rağmen bakanın adeta kendi ifadeleri ile çelişmesi ve bugün ekranlardan okuma salonlarını da kapatacağız demesi ne kadar da manidar. Ayrıca Doğuda PKKnın okuma salonları ve etüt merkezlerinden ne kadar rahatsız olduğu ve hatta molotoflu, bombalı saldırılar düzenlediği bilindiği halde okuma salonlarının kapatılması ile Milli Eğitim, hem anne babalar için hem de okuma salonlarına giden çocukları için bunda nasıl bir fayda sağlamayı öngörüyor. Üstelik doğu ve güneydoğudaki okuma salonlarının öğrencilerin terör örgütüne kaymasını engellediği herkes tarafından açık ve net olarak bilinmesine rağmen bugün dershaneler de, etüt merkezleri de, okuma salonları da bir ihtiyacın sonunda ortaya çıkmış kurumlar olup, ihtiyaç devam ettiği sürece bu kurumlar da devam edecektir. İyi imkanlardan yararlanan öğrenciler özel okullardan veya bir kısmı özel dersler alarak gereksinimlerini karşılarken aynı şartlara ve imkanlara sahip olamayan öğrenciler ihtiyaçlarını nereden karşılayacak. Ayrıca okulunu bitirerek örgün eğitimin tamamen dışına çıkmış öğrenciler sınavlara nasıl ve hangi imkanlarla hazırlanacak. Dershaneler,etüt merkezleri ve okuma salonları öğrencilere derslerindeki eksiklikleri tamamlamanın yanında onlara gelecekleriyle ilgili doğru kararlar verebilmeleri için rehberlik hizmetinde de bulunmaktadır. dedi. Gerek Çorum ve bölgede gerekse doğu ve güneydoğu
Zaman
Son Dakika
18.11.2013
FakiröğrencilerinumutkapısıolanokumasalonlarıkapatılmasınFakir öğrencilerin umut kapısı olan okuma salonları kapatılmasın
Toplam "129" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti