ben bile şaşırdım | |
|
| 16:59 - Sim kartları çöpe atmayın | Takvim | 29.05.2012 08:40 |  | | İşte şikayetler ise bundan sonra başlıyor. Çöpe atıkları hatlar için icralık olduklarını öğrenen tüketiciler ödemek zorunda kaldıkları büyük meblağlı borçlar nedeni ile zor günler yaşıyor.
Tüketicilerin kullanmadıkları için kırıp çöpe attıkları hatlar nedeni ile başı dertte. Şikayet Portalı Şikayetvara gönderilen şikayetlere göre kullanmadıkları hatlar nedeni çıkarılan faturalardan habersiz olan tüketiciler cep telefonlarına, e-postalarına ve adreslerine gelen haklarında icra takibinin başlatıldığına dair notu alınca şok oluyor. Kullanmadıkları hatlar nedeni ile başı derde giren tüketiciler GSM operatörlerini şikayet yağmuruna tuttu. GSM firmaları ile tüketicileri karşı karşıya getiren işte o şikayetler şöyle:
ADINA 18 HAT ÇIKARTILDI
İki sene önce işyerime gelen bir kurumsal gsm operatörü yetkilisi şirket hatlarında kampanya olduğunu söylemesi üzerine 1 adet şirket hattı başvurusunda bulundum. Ertesi gün bayiden arandım ve şirket hattımı kullanıma açmak için teyit almaları gerektiğini söyledi. Konuşmalarda kampanyanın yanlış aktarıldığını anlamam üzerine hattımı daha açılmadan iptal ettim. Telefondaki kişi hatta ait hiçbir ücret çıkmayacağını ve hattı kırıp atmamı söyledi. Bende aynen öyle yaptım ve kırıp attım. Evime ben işteyken bir icra bildirimi gelmiş ve haberini alınca takdir edersiniz ki şok oldum. Tek başıma çalıştığım firma adına tam 18 adet şirket hattı haberim olmadan açılmış ve yine haberim olmadan 4 ay sonra kapatılmış.
KULLANDIĞINIZ HATLARA DİKKAT!
Geçen aylarda bir avukattan evime icra kağıdı gelmiş.Aldım baktım neyin nesi diye bir de baktım faturalı hatta ait icra talebi.Şaşırdım kaldım. Ben hiç faturalı hat kullanmadım, avukatı aradım gsm operatörüne ait faturalı hattımın borcu olduğu söylendi. Yetkilileri aradım ve benden yapmam gereken işlemler olarak savcılıktan suç duyurusunda bulunmamı ve ayrıca taraflarına kimlik bilgilerimi ve dilekçemi göndermemi istediler.Hepsini yaptım. 3 gün sonra beni arayıp hiçbir şey yapamayacaklarını tarafıma bildirdiler. Bende onlardan sadece şunu istedim, yasal süreç sonuçlanana kadar avukatlarındaki icra talebinizi durdurun dedim, hiç önemsemediler bile. Süreci takip edecekmişim, ben başkasının işinde çalışan bir insanım her gün izin alıp gidemem ki, işimden olurum.
KIRIP ATTIĞI HATTA CEZA!
13 yıldır abonesi olduğum ve geçen yıl kırıp attığım gsm hattıma şimdiye kadar uygulamadığınız faturalandırma sistemi uygulamışsınız. Birincisi hiçbir şekilde bilgilendirme yapılmadan tarafınızdan iki adet fatura düzenlenmiştir ve bu faturalar ile alakalı ne bir posta iletisi ne de bir fatura gönderimi yapılmamıştır. Kullanılmayan bir hatta fatura düzenliyorsunuz ve hiçbir şekilde bilgilendirme yapmıyorsunuz. Geçici olarak kapattırdığım hattın faturasını neden takip edeyim? Bu konuyla alakalı olarak da sizin yapacağınız gibi yasal yollara başvurup tüketici mahkemelerine gerekli şikayette bulunacağım.
| | Takvim Son Dakika 29.05.2012 | | | 1659-Simkartlarıçöpeatmayın1659 - Sim kartları çöpe atmayın |
|
| Çiftlik sahibi ilk kez konuştu | Samanyolu Haber | 02.05.2011 14:16 |  | | Hava Kuvvetleri Komutanlığının tarikat yapılanması iddiasıyla 9 yıldır havadan, karadan izleyerek görüntüleyip ardından bombalamayı planladığı iddia edilen Eskişehirdeki Bilvanis çiftliğinin sorumlusu Fadıl E. ilk kez konuştu. Olayları basından duyduklarını ve çok şaşırdıklarını dile getiren Fadıl E. kendilerinin fişlendiği, çiftliğin bombalanacağı yönünde bu zamana kadar duyum ve bilgi sahibi olmadıklarını söyledi. Fadıl E. Çünkü bizler kötü insanlar değiliz. Herkes gibi inanan ve ibadetlerini yapan insanlarız. Askerle de diyaloğumuz vardı. Askerin böyle bir şey yapacağına inanmıyoruz. Çünkü orası peygamber ocağı. dedi.
Edinilen bilgilere göre, Fadıl E. 2002de Eskişehir Sivrihisar ilçesi Aşağıkepenek köyü Veletler mevkiinde 2 bin 83 dönüm arazi alarak çiftlik kurdu. İddialara göre, 1. Hava Kuvvetleri Komutanlığı, tarikat bağlantısı olduğu iddiasıyla 2003ten itibaren çiftliği takibe aldı. 9 yıldır yapılan çalışmalara ilişkin belgelerin Balyoz Darbe Planına ilişkin Eskişehirde yapılan aramalarda Emekli Albay Hakan Büyükte ele geçirildiği; belgelerde çiftliğin bombalanmasının planlandığı ile ilgili bilgilerin yer aldığı iddia ediliyor.
Cihan Haber Ajansına açıklamalarda bulunan Sivrihisardaki Bilvanis çiftliğinin sorumlusu Fadıl E. askerin böyle bir şey yapacağını akıllarının ucundan bile geçirmediklerini söyledi. Devlet memurluğundan emekli olduktan sonra 2002 yılında Bilvanis adını verdikleri çiftliğe taşındıklarını kaydeden Fadıl E. Bizler milletine, devletine cumhuriyetine seven ve bağımlı olan insanlarız. Bizler dinine diyanetine bağlı, ibadetini yapan insanlarız, Bizler burada hiçbir şekilde yanlış bir iş yapmadık ve yapmıyoruz. Yanlış iş yapanları da gördüğümüzde engelliyoruz. Bizim burada hiç kimse yanlış grup veya grupların yanında yer alamaz. Bizler işimizde gücümüzde insanlarız. Burada kimse devletine, milletine, cumhuriyete karşı yanlış bir iş yapamaz. Ben de yıllarca devlet memurluğu yaptım ve devletin, milletin ekmeğini yedim. diye konuştu.
Türkiyedeki herkes gibi kendilerinin de dinine diyanetine inanan insanlar olduklarını, inanmanın ve ibadet etmenin de suç olamayacağını vurgulayan Fadıl E., askerin ise çiftliği bombalamak istediğine ve kendilerini fişlediğine ise hiç inanmadığını vurguladı.
Askerimiz böyle bir şey yapmaz. Çünkü bizim askerimiz kutsaldır, değerlerine inançlarına saygılıdır. Bizim askeriyemiz peygamber ocağıdır. Böyle bir kutsal kurumun ve çalışanlarının inanan insanları bombalayacağını, fişleyeceğini kabul edemiyorum. Aklımın ucundan bile geçirmiyorum. Aynı zamanda bizler her zaman devletinin yanında olduk. Hiç yanlışımız olmadı ki. şeklinde konuştu.
TSK mensuplarıyla kendisinin iyi diyalogunun olduğunu, Sivrihisardaki askerleri, jandarmayı sık sık ziyaret etmeye gittiğini, onların da kendilerini ziyarete geldiğini aktaran Fadıl E., Onları burada iyi şekilde misafir ediyoruz. Benim kendimin de buradaki askerlerle ilişkiler iyi. Şehre her gittiğimde onları mutlaka ziyaret eder, hal ve hatırlarını sorardım. Bizim askerlerle bir sıkıntımız yoktu ve olamaz da. açıklamasını yaptı.
Bundan birkaç yıl öncesinde de Bu zamana kadar bizlerin fişlendiği, köyümüzün bombalanacağı yönünde bir bilgimiz, duyumumuz olmadı. Bahsedilen konuları gazetelerden duydum. Şaşırdım. Abartıldığına inanıyorum. Böyle bir şeyin olabileceğine inanmıyorum ve ihtimal vermiyorum. 2003teki planlardan da hiç haberim ve bilgim yok.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 02.05.2011 | | | ÇiftliksahibiilkkezkonuştuÇiftlik sahibi ilk kez konuştu |
|
| Helen Rose: Gülen?e yönelik eleştiriler ideolojik | Samanyolu Haber | 05.04.2011 12:55 |  | | Houston Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Helen Rose Ebaugh, Türkiyede Fethullah Gülen Hocaefendiye karşı yapılan eleştirilerin ideolojik olduğunu söyledi.
Antalya Kültürlerarası Diyalog Merkezi (AKDİM)nin düzenlediği Gelişen Türkiyede Sivil Toplum Hareketleri: Hizmet Hareketi konferansına katılan Houston Üniversitesi Sosyoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Helen Rose Ebaugh, işadamlarına ve kurum yöneticilerine Gülen Hareketini anlattı. Prof. Dr. Ebaugh, Türkiyedeki eleştirilerin tamamen ideolojik korkulara bağlı olduğunu söyledi. Prof. Dr. Ebaugh, Türkiyedeki eleştirilerin çoğu ideolojiye dayalı. Demokrasi ilerledikçe çok eleştiri olacak. dedi.
Türkiyede Gülen Hareketinin niyetlerinin şeffaf olmadığı, askeriyeye, hükumete ve polise nüfus etme yönünde eleştirilerin olduğunu dile getiren Prof. Dr. Ebaugh, İslam devleti, şeriat devleti kuracağı yönünde korkular var. Araştırmalarımda bu niyetlerle hareketle arasında herhangi bir bağlantı tespit edemedim. Bu hareketi eleştirenlere de, bu niyetlerle hareket arasında bağlantı olup olmadığını sordum. Yok dediler. Dolayısıyla bu eleştiriler gerçek veriye ve kanıta dayalı değil. diye konuştu.
Eleştirilerin tamamen ideolojik korkulardan kaynaklandığını vurgulayan Prof. Dr. Ebaugh, şöyle devam etti: Bu hareketin sadece kendine ve bağlı olan gönüllülerine, öğrencilerine önem verdiği yönünde de çekincemeler var. Bu doğru değil. Okullarda öğrencilerin en az yüzde 20si burs alarak okuyor. Dünyadaki okulları ve kurumları ziyaret ettiğimde bunu gördüm. Bu okullardaki öğrencilerin az bir kısmı hareketle bağlantısı vardı.
HAREKET ÇOK ŞEFFAF
Amerikalı akademisyen, konuşmasında Gülen Hareketinin şeffaf olup olmadığı yönündeki tespitlerini de paylaştı. Ben bu hareketin bu kadar açık olduğunu görünce şaşırdım. diyen Prof. Dr. Ebaugh, harekette her şeyin şeffaf olduğunun altını çizdi. Bu şeffaflığı Gülene destek veren kurumlarda da gördüğüne işaret ederken, Bu kurumlar devlet tarafından denetleniyor. Mali durumlarına bakabilirsiniz. Dolayısıyla bu harekette şeffaflığın çok yüksek olduğunu gördüm ve çok memnun kaldım. ifadelerini kullandı.
GÜLEN HAREKETİNİN KÜRESEL OLMA POTANSİYELİ VAR
Gülen Hareketinin başarısından hiç şüphesinin olmadığını kaydeden Prof. Dr. Helen Rose Ebaugh, hareketin başarılı olmasının sebeplerini de şöyle anlattı: Bence bu hareketin başarılı olmasının sebebi, benzersiz olması. Demokrasiyi, çağdaşlaşmayı ve de eğitimi, sosyal hareketliliği, seferberliği ve diyalogu teşvik etmesi başarılı kılıyor. Bir de Müslümanların İslam uygulamalarını çok iyi yerine getirebilir düşüncesi var. O yüzden başarılı oluyor.
Gülen Hareketini Türkiyenin dışında da yakından takip ettiğini, Türkiyenin dışına çıkmaya başladığı 1990lardan beri araştırmaya çalıştığını ifade eden Helen Rose, hareketin 120 ülkedeki okul ve 180 ülkedeki diyalog merkezleriyle küresel bir boyut kazanmaya başladığına dikkat çekti. Hareketin gücünün gönüllülerinin yapmış olduğu iyi çalışmalardan kaynaklandığını dile getiren Prof. Dr. Ebaugh, Avustralyaya, Brüksele, Parise, Londra ve Amsterdama gittim. Bu yaz İspanyaya gideceğim. Orada okul yok ama diyalog merkezleri var. Bundan sonra Gülen Hareketini küresel bir hareket olarak incelmeye başladım. Gülen hareketinin küresel olma potansiyeli var. Bence küresel olmaya başladı. Kürsel barışın tesisin edilebilmesi amacıyla en önemli hareketlerden birisi. Gülen oldukça güçlü bir oyuncu ve de dünya barışının tesis edilmesinde önemli bir öncü niteliğinde. tespitlerinde bulundu. Gülen Hareketinin yaptığı en önemli çalışmalardan birisinin de Türkiyenin dünyaya tanıtılması ve sunulması olduğunu anlatan ünlü sosyolog, bu hareket sayesinde Avrupanın Türkiyeyi daha çok fark etmeye başladığını kaydetti.
GÜLEN HAREKETİNİ ARAŞTIRMAK İÇİN ÇİĞ KÖFTE BİLE YEDİM
Gülen Hareketiyle ilgili araştırmaları çerçevesinde 2006 yılında ilk kez Türkiyeye geldiğini aktaran Prof. Dr. Ebaugh, araştırma sırasında edindiği izlenimleri de paylaştı. Hareketin finansmanını incelemek için Türkiyede 103 kişi ile görüştüğünü anlatan Prof. Dr. Ebaugh, İlk akşam yaşadıklarımın benim için özel bir önemi var. Boğazda çok güzel bir evde buluştuk. Bunlar 70li ve 80li yaşlarda İstanbullu, oldukça zengin kişilerdi. Çoğu Sayın Gülen ile tanışmışlardı. Görüşmeler sırasında çiğ köfte denen bir şeyle tanıştım. İlk ve son yiyişim oldu. Bu beyefendiler çiğ köfteyi çok seviyorlardı. Bir oturuşta 3-4 kase yemişlerdi. Tabi araştırma için her şeyi yaparım. Çiğ köfte bile yedim. diye konuştu.
Hareketin finans kaynağını araştırmak için İstanbul ve Bursada işadamlarının dışında bazı meslek gruplarıyla, öğretmenlerle doktorlarla görüştüğünü, işçilerle bir araya geldiği bilgilerini veren Prof. Dr. Ebaugh, şu tespitlerde bulundu: İşçiler, sofralarına yemek bile götürmekte zorlanırken gelirlerinin yüzde 10unu harekete bağışlıyorlardı. Artık tam ikna olmuştum. Paranın nerede | | Samanyolu Haber Son Dakika 05.04.2011 | | | HelenRoseGülen?eyönelikeleştirilerideolojikHelen Rose Gülen?e yönelik eleştiriler ideolojik |
|
| Bu zamanda genç olmak kolay mı? | Samanyolu Haber | 31.03.2011 18:23 |  | | Bu kitap, ergenlik dönemini tereddütlerle ve endişelerle aşıp, gençliğe ilk adımlarını atmaya başlayan çocuklarımızın, hayatın daha gerçekçi ve soğuk yüzüyle karşılaştıklarında yaşadıkları sorunları ele alıyor. ?Kafam karışık, herkes ne yapmam gerektiğini söylüyor; ama bana ne istediğimi soran yok! Kime danışsam, beni çocuk gibi görüyor, aklıma takılanları soramıyorum? diyen genç kızlar ve delikanlılar için Nesil Yayınları?ndan tam da onlara göre bir kitap çıktı: Artık Çocuk Değilim!
Bu kitap, aslında, ergenlik dönemini tereddütlerle ve endişelerle aşıp, gençliğe ilk adımlarını atmaya başlayan çocuklarımızın, hayatın daha gerçekçi ve soğuk yüzüyle karşılaştıklarında yaşadıkları sorunları ele alıyor. Pek çok bilinmeyenin beyni kuşattığı; gerçeği algılayışın, duygu dünyasından bedensel yapıya kadar pek çok alanda bir hayli değişime uğradığı bu dönemde yaşananları, bir de onların, yani delikanlıların ve genç kızların gözüyle okumaya, büyükleri davet ediyor.
Yine bu kitapta, bahsi geçen dönemde, anne ve babaların çocukları karşısında nasıl çaresiz kaldıklarını, onlarla ne tür iletişim sıkıntıları çektiklerini de görmemek mümkün değil. Satır aralarında, enteresan algı farklılıkları var, büyüklerin ve gençlerin dünyalarında farklı farklı anlamlara gelen cümleler var. Bu iletişim probleminin, iki tarafın da sorunların çözümünde gayretli olmasına rağmen, meseleleri nasıl çözümsüzlüğe ittiğini okuyoruz sayfalar arasında. Yazar İbrahim Ünal, kendi tecrübeleri ışığında, özellikle zikredilen iletişim problemlerine dikkat çekiyor ve onların çözümünde, her yaştan ve sınıftan okurlarına daha farklı bir dil konuşmayı teklif ediyor. Önemle şunu vurguluyor: ?Nasihatin sadece doğrulardan oluşması ve iyi niyetli olması, tesirli olması için yeterli değildir; onun söyleniş şekli de, karşı taraftaki tesirini büyük oranda etkiler...?
Eserin teması, bu yönüyle de ilginç ve gençleri anlama açısından zihnimize yeni pencereler açacak gibi...
Artık Çocuk Değilim, bu yönüyle de farklı bir gençlik kitabı. Çünkü meseleye, hep yapıldığı gibi, anne ve babaların gözüyle bakmakla yetinmiyor; gençlerin de aynı meseleler hakkında neler söylediklerini, düşündüklerini ortaya koyuyor ve hatta onlardan taraf duruyor. Bu hali, ismini bile onların en çok şikayet ettiği husustan ve en çok kullandıkları cümleden almasından belli:
?Anlayın bunu artık, ben artık çocuk değilim!?
İsterseniz, şimdi bir de, kitabın içinde incelemeye alınan bazı konu başlıklarına göz atalım:
? Gençlerin fiziksel değişimleri ve ruhsal yapılarını nasıl etkiliyor?
? Karşı cinsle arkadaşlık bu dönemde nasıl olmalı, hangi sınırlar korunmalı?
? Mahrem konularda sağlıklı bilgi edinimi nasıl sağlanmalı?
? Kuşak çatışması ve beraberinde getirdiği iletişim sorunları nasıl aşılır?
? Değer görmek veya görmemek bizi ne boyutlarda etkiler?
Şimdi bir de, gençlerin dünyasında, büyüklerin yüzüne en çok haykırılmak istenen soruları, kitabın içinde belirtildiği şekliyle inceleyelim. Bu sorular, biraz da kitabın ikinci yönünü, yani gençlerin aynı konulara nasıl baktıklarını ortaya koyuyor:
? Âşık oldum, ama ne yapacağımı şaşırdım. Şimdi ne olacak? Aileme nasıl anlatacağım? Ya olmaz derlerse?
? Özgür olmak istiyorum, özgürlüğüme niye müdahale etmeye çalışıyorlar? Onlara sınırlarını nasıl öğretebilirim? Beni anlamıyorlar.
? Çok şişmanım, sivilcelerim başıma dert. Ben hiçbir zaman güzel olamayacak mıyım? Neden kimse beni beğenmiyor? Yoksa hep böyle mi olacak?
? Üniversiteye gitmek şart mı? Sınavlardan bıktım! Üniversite okumayan, ama para kazanan çok insan var. Eğitim neden gerekli? Bu zorlukları çekmek zorunda mıyım?
? Canım çok sıkılıyor, ne yapacağımı bilmiyorum. Biraz uyuşturucu kullansam, biraz kumar oynasam, arkadaşlarla içsem, bir kere yapmakla ne olur?
? Bugünlerde patlayacak bir bomba gibiyim. Öfkemi dindiremiyorum! İnsanları kırmak istemediğim halde kendimi tutamıyorum. Ne yapmalıyım? Kendimi nasıl durdurmalıyım?
Artık Çocuk Değilim, bu yönüyle sadece bir kitap değil, ailelerden benzer cümlelerle yükselen bir feryat... Bu türden çığlıkları ve şikayetleri evlerinde sık sık duyanlar için okunası bir eser. Çünkü eski meselelere alternatif bakışlar öneriyor. Belki de bu sorunlar hakkında yıllardır konuşuyor olup, hiçbir çözüme ulaşamayışımız, bu alternatifsizliğin bir neticesi... | | Samanyolu Haber Son Dakika 31.03.2011 | | | Buzamandagençolmakkolaymı?Bu zamanda genç olmak kolay mı? |
|
| Medvedev'in kıskandığı kitle | Samanyolu Haber | 29.03.2011 16:54 |  | | Rusya Devlet Başkanı Dmitri Medvedev, Moskova Enerji Üniversitesinde öğrencilerle bir araya geldi. Öğrencilerle sohbet eden Medvedev, bir öğrencinin yüksek eğitimine İngilterede devam edeceğini söylemesi üzerine, Sizi çok kıskanıyorum. Bizim zamanımızda böyle bir konu aklımızdan bile geçmezdi dedi.
Moskova Enerji Üniversitesinde öğrencilerin sorunlarını dinleyen Rusya lideri, Ben öğrenci iken arkadaşlarımı ziyaret için sık sık yurtlara giderdim. Orada iyi dinleniyorduk. dedi.
Moskova Havacılık Enstitüsü öğrencisi Sergey Panarin, Cambridge Üniversitesine gitmeye karar verdiğini Başkana anlatınca Medvedev, Sizi çok kıskanıyorum. Ben öğrenciyken bunları hayal bile edemezdik diye gülümsedi.
OĞLUM MESLEĞİNE KENDİ KARAR VERECEK
Kazan Ulusal Üniversitesi öğrencisi Karina, Devlet Başkanına oğlu İlyanın hangi mesleği seçeceğiyle ilgili sorusuna Medvedev, Kendisi karar versin. Kendi bakış açımı ona empoze etmeyeceğim. Bu doğru değil dedi.
Öğrenciler Rusya Başkanına öğrencilik yıllarında yaşadığı ilginç anılarını anlatmasını istedi. Bunun üzerine Medvedev, Doktora öğrencisi olarak Roma Hukuku sınavında görevliydim. Bir bayan öğrenci hiç bir şey bilmiyordu. Ama ben onu sınavdan geçirdim. O çıktı ve bir dakika sonra kapıyı açarak Seni seviyorum! dedi. Ben ise ne yapacağıma şaşırdım diye güldü.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 29.03.2011 | | | MedvedevinkıskandığıkitleMedvedevin kıskandığı kitle |
|
| ?Madımaklı pasta? ile Türkiye birincisi olmayı hedefliyorlar | Samanyolu Haber | 16.03.2011 11:44 |  | | Sivasın Şarkışla ilçesindeki Kız Teknik ve Meslek Lisesi öğrencileri, yörede meşhur olan madımak kullanarak yaptıkları madımaklı pasta ile Türkiye birincisi olmayı hedefliyor.
Kız Teknik ve Meslek Lisesi 11. sınıf öğrencileri Seher Demircioğlu ve Hilal Erkmer, her yıl il genelinde düzenlenen yarışmaya katılmaya karar verdi. Öğrenciler, Sivas genelinde okullar arasında yapılan yarışmada, turizm alanında Şarkışlayı yöresel ve farklı bir lezzetle temsil etmek için uzun süre kafa yorduklarını söyledi. Uzun süren düşünce sürecinden sonra madımaklı pasta yapmaya karar verdiklerini ifade eden öğrenciler, yarışmadaki hedeflerinin il, bölge ve ardından Türkiye birinciliği olduğunu ifade etti.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Okul Müdürü Bilge Eyidoğan, Madımaklı pasta Sivasa özgü bir şey. Ben de öğrencilerden duyunca ilk önce şaşırdım. Fakat neden olmasın diyerek, yarışmaya katıldık. Tattığımda tadının da çok lezzetli olduğunu gördüm. İnşallah öğrencilerimizin emeği boşa çıkmaz, biz de Türkiye birinciliği sevinci yaşarız. dedi.
Madımaklı pasta fikrinin nasıl geliştiğini anlatan Seher Demircioğlu, Biz bu yarışmaya katılacaksak hiç olmayan ve kendimize özgü bir şey yapmalıyız dedim. Arkadaşım Hilale uzun süre kafa yorduk. Çok farklı fikirler çıktı. Aklımıza madımak geldi. Yemeği, çorbası, lokumu bile var, biz de pastasını yapalım dedik o fikirle yola çıktık. Birçok denemenin ardından bu gördüğünüz besleyici madımaklı pasta ortaya çıktı. dedi.
Hilal Erkmer ise pastayla Türkiye birincisi olacaklarına inandığını belirterek, daha sonra pastanın patentini de alarak Şarkışlayı yeni bir lezzete kavuşturacaklarını kaydetti.
Öğrencilerin öğretmenleri Ahmet Satıcı da Öğrencilerimin bu güzel fikirlerini destekliyorum. İnşallah Türkiye birincisi oluruz. Olmasak bile tüm Türkiye bu pastadan haberdar olacak. diye konuştu.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 16.03.2011 | | | ?Madımaklıpasta?ileTürkiyebirincisiolmayıhedefliyorlar?Madımaklı pasta? ile Türkiye birincisi olmayı hedefliyorlar |
|
| Kimliğini kaybedince hayatı karardı (Özel) | Samanyolu Haber | 21.01.2011 10:53 |  | | İzmirde yaşayan Cemal Kaya, 9 sene önce kimliğini kaybedince hayatı adeta kabusa döndü. İddiaya göre kimliğini ele geçiren şahıs Karamanın Ermenek ilçesinde bir tecavüz olayına karıştıktan sonra yakalanınca üzerine kendi fotoğrafını yapıştırdığı Cemal Kayanın kimliğini kullanmaya devam etti. Y.Y. isimli şahıs cezaevine konulurken sonradan 39 suç daha işlediği ortaya çıkınca işler karıştı. Şu an hakkında gasp, cinayete teşebbüs ve hırsızlık gibi 39 ayrı suç dosyası bulunan İzmirli Cemal Kaya, İki arabam vardı gelen icralar yüzünden satmak zorunda kaldım. Defalarca işyerimi polis bastı. Farklı tarihlerde yaklaşık 6-7 ay cezaevinde kaldım. Şu an cezaevinde göründüğüm için hiçbir yasal işlem yaptıramıyorum. diye konuştu.
Ailesiyle arasının açıldığını ifade eden Kaya, Ne yapacağımı şaşırdım. Bu olaylar beni hem maddi hem manevi yönden mahvetti. dedi.
Çiğli ilçesinde mobilyacılık yapan 35 yaşındaki Cemal Kaya, 2002 yılında çalıştığı bir inşaatta cüzdanını kaybetti. Polise başvurarak durumu bildiren ve gazeteye ilan veren Kaya, kendisine yeni bir kimlik çıkarttı. Aradan iki sene geçtikten sonra evlenen Kaya düğününden 15 gün sonra büyük bir şok yaşadı. İşyerine baskın düzenleyen polis ekiplerinden tecavüz suçundan dolayı arandığını duyan Cemal Kaya adeta yıkıldı. Emniyete götürülen ve bir süre gözaltında tutulan, Kaya gerçeğin ortaya çıkmasıyla serbest bırakıldı. İddiaya göre Kayanın kimliğini çalan Y.Y. isimli şahıs üzerine fotoğrafını yapıştırdığı bu kimlikle hayatını sürdürmeye devam etti. Şahsın Antalya ve Karaman şehirlerinde karıştığı ve aralarında gasp, silahla yaralama, hırsızlık ve dolandırıcılık gibi suçların da bulunduğu 39 ayrı olay için polisler İzmirli Cemal Kayanın kapısını çalmaya devam etti.
6-7 AY CEZAEVİNDE YATTI
Yaşanan olayların ardından hayatının kabusa dönüştüğünü anlatan iki çocuk babası Kaya, İşyerime gelen polisler tecavüz suçundan arandığımı söylediğinde bir yanlış anlaşılma olduğunu söyledim. Ama bu işin hayatımı bu kadar zehir edeceğini tahmin etmemiştim. Daha sonra bir çok suçtan dolayı hayatım karakollarda ve adliyelerde geçti. Farklı tarihlerde girip çıktığım cezaevinde yaklaşık 6-7 ay yattım. Çiğli Asayiş Büro Amirliğinde bulunan polislerle adeta arkadaş gibi olduk. Kimliğimi çalan şahıs şu an cezaevinde ve halen benim kimliğimi kullanıyor. Cezaevinde karıştığı kavga suçu bile benim sabıkama işleniyor. Ben bu şahsın sonlanan ve devam eden bütün davalarını dilekçeyle şikayet ettim ve dosyanın yeniden görülmesini istedim. diye konuştu.
Yaşadığı semtte insanların kendisine şüpheyle baktığını anlatan Kaya, çevresindeki insanların bir bölümünün hala kendisine inanmadığını ve suçları kendisinin işlediğini anlatan Kaya, sıkıntılarının büyümesinden sonra eşiyle boşanma noktasına geldiklerini ifade etti. Suçların bir kısmından temize çıktığını belirten Kaya şöyle konuştu:
11 ayrı suçtan daha beraat etmem gerekiyor. Kimliğimi çalan şahıs Antalya Alanya cezaevinde yatıyor. İşlediği suçlarda, adam öldürmeye teşebbüs, yaralama, dolandırıcılık, sahtecilik, gibi bir çok suçtan kaydı var. Ben suçsuzluğumu ispatlamak için elimden geleni yapıyorum.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 21.01.2011 | | | Kimliğinikaybedincehayatıkarardı(Özel)Kimliğini kaybedince hayatı karardı (Özel) |
|
| Özdilek'ten Necati Ateş açıklaması | Samanyolu Haber | 04.01.2011 15:37 |  | | Medical Park Antalyaspor Teknik Direktörü Mehmet Özdilek, Necati Ateş konusunda Galatasaraydan dolaylı yollardan teklif geldiğini doğruladı, teklifin resmi kanaldan gelmediğini vurguladı. Bu sabah yapılan antrenman öncesinde gazetecilerin sorularını yanıtlayan Mehmet Özdilek, Necati Ateşin Galatasaraya transferi ile ilgili ilk kez net konuştu. Necatinin Galatasarayla ilgili haberlerini ben de gazetelerden okudum. Açıkçası çok şaşırdım. Bazı gazeteler Necatiyi bu akşam idmana bile çıkarıyor diyen Mehmet Özdilek, Galatasaray Kulübünden kesinlikle resmi bir teklif almadıklarını söyledi. Dolaylı yollardan kendilerine teklif geldiğini doğrulayan Özdilek, Necati hala bizim oyuncumuz. Şu anda da idmanda. Takas konusunu ise hiç düşünmedik. Necati Ateşin Ali Turanla takas edileceği söyleniyor. Yok böyle birşey. Biz zaten Ali Turanla görüşüyorduk ve anlaşmıştık. Ali bonservisini alıp bize gelecek. Bu konuda resmi bir gelişme olursa bunu basınla mutlaka paylaşırız diye konuştu.
Necati Ateş ise transfer konusunda konuşmak istemediğini söyledi.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 04.01.2011 | | | ÖzdilektenNecatiAteşaçıklamasıÖzdilekten Necati Ateş açıklaması |
|
| Suikast hedefindeki gazeteciler konuştu | Samanyolu Haber | 17.07.2010 15:52 |  | | Balyoz darbe planı iddianamesinde yer aldığı belirtilen suikast listesinde adı geçen gazeteciler, suikastların amacının kargaşa ortamı oluşturarak askeri müdahaleye zemin hazırlamak olduğunu söyledi. Gazeteciler, ülkede kaos oluşturmak için bu yöntemin geçmişte de uygulandığını vurguladı.
Balyoz darbe planı iddianamesinde; darbeye zemin hazırlamak amacıyla oluşturulduğu öne sürülen 8 maddelik suikast listesi Taraf gazetesinde yayınlandı. Listede toplumun yakından tanıdığı birçok gazeteci ve yazar var. Döküm, Sakal, Tırpan, Orak, Yumruk, Kürek, Testere ve Urgan isimli planlarda hedef seçilenler arasında Ali Bulaç, Cüneyt Ülsever, Etyen Mahçupyan, Mehmet Altan, Toktamış Ateş, Fehmi Koru ve Nazlı Ilıcak gibi önemli isimler yer alıyor.
Suikast amacıyla hazırlandığı iddia edilen listeye gazeteci ve yazarlar tepki gösterdi. Listedeki bazı gazeteciler, suikastların amacının kargaşa ortamı yaratarak askeri müdahaleye zemin hazırlamak olduğunu söyledi.
Listede isminin yer almasının çok şaşırtıcı olmadığı ifade eden gazeteci Etyen Mahçupyan, listenin bir ajitasyon ve manipülasyon planı olduğunu söyledi. Suikastların amacının bir darbe ve vesayet planına yönelik olduğunu aktaran Mahçupyan, yapılmak istenenin; toplumu olabildiğince kolay ve hızlı yoldan kışkırtmak ve kaotik yapıya doğru götürmek için atılması düşünülen adımlar olduğunu belirtti. Mahçupyan, Burada da adam öldürmek en kolay yollardan birisi ve geçmişte çok fazla yapılmış uygulanmış olan bir yöntem. Bu işleri yapanların en kolay becerebildiği ve başka bir şey de düşünemediği bir yöntemdir aslında. diye konuştu.
Bu planların deşifre olmasının önemli olduğunu söyleyen Mahçupyan, Toplumu kandırmanın çok zor olduğu bir noktaya geldik. O zamanda bu tür ajitasyonların ve manipülasyonların çok da anlamlı olmayacağı bir evreye geldik diye düşünüyorum. ifadelerini kullandı.
Listede isminin olmasına çok şaşırdığını belirten Hürriyet gazetesi yazarı Cüneyt Ülsever, böyle bir şeyin olabileceğinin aklının ucundan geçmediğini söyledi. Jandarmanın kendisini 2003-2004 yıllarında çok da sevmediğini ifade eden Ülsever, Kaynağı nedir bilmiyorum ama o tarihlerde jandarmanın beni çok sevmediğini biliyorum. Bir takım ipuçları vardı bende ve ben bunu suikast diye düşünmedim. Çeşitli emareler geliyordu, bana takmışlardı. Sanırım tarihler 2003-2004tür. Bugüne kadar suikast kavramı çerçevesinde düşünmedim ben. Gerçekten çok şaşırdım. diye konuştu.
Bu teşebbüsü salaklık olarak niteleyen Ülsever, Bu listeyi hazırlayanlar her kimse, her şeyden önce zeka seviyeleri çok düşükmüş. Analiz yapma kabiliyetleri hiç yokmuş. Beni aşırı solcu olarak bu memlekette tarif edecek bir kişi daha çıkar mı bilmiyorum. Yazanların hiçbir analitik, sosyolojik görüşleri yoktur. Gazete bile okumuyorlardır herhalde. şeklinde konuştu.
Bu tip fişlemelerin Cumhuriyetin bir parçası olduğunu aktaran Ülsever, bu tarz listelerin ortaya çıkmasının Türkiyeye çok büyük katkılar sağladığını söyledi. Ülsever, Bundan sonra fişleme yapacak adam oturup, Ya ben bir gün devletin ve milletin önünde rezil olabilirim. Zaten benim yaptığımın bir anlamı yoktur diye düşüneceklerdir. Bu nedenle en önemli katkısı bu oluyor. dedi.
Darbe planının ortaya çıkarılmasının çok önemli olduğunu ifade eden gazeteci-yazar Ali Bulaçta, bu türlü planların siyasete müdahale etmek amacıyla yapıldığını söyledi. Bundan sonra bu tür şeylerin olmayacağını belirten Bulaç, Ergenekon davasıyla ortaya çıkartılan darbe planlarının suikastların nasıl devletin içinden yapıldığını göstermesi bakımından önemli olduğunu aktardı. Bulaç, Ne diyeyim Allah bizi korumuş. Listeyi hazırlayanların amaçları toplumda karmaşa çıkarmak, kutuplaştırarak askeri müdahaleye zemin hazırlayarak, askerlerin müdahalesini sağlamak. Bunlar bildik, babadan kalma usuller. İttihat ve Terakkiden beri bu yöntemi takip ediyorlar. dedi.
Bir Kurmay Jandarma binbaşısının hiç tanımadığı on dokuz kişiye ömür biçtiğini söyleyen gazeteci-yazar Mehmet Altan da, planın yürümesi halinde beş kişilik bir jandarma timi tarafından vurulup öldürüleceğini ifade etti.
Balyoz Planı gereği, kanlı eylemler sonrası kaos ve darbe ortamı oluşturulduğunda buna karşı çıkacağı için ölümle cezalandırılacağını aktaran Altan, Normal, sağlıklı, hukukun üstünlüğünün hâkim olduğu devletlerde, katiller söz konusu olduğunda vatandaş devletinden medet umar. Bizde ise Balyoz iddianamesine göre katil doğanlar devlet içine yuvalanmışlar ve darbe karşıtlarını suikast yaparak öldürmek istiyorlar. Katilleri yakalamakla yükümlü bir örgütün içine katiller sızmış ve resmi planlar düzenliyorlarsa, orada hangi sorun doğru ve köklü bir şekilde çözülebilir ki? Umarım gerçek, dava süreci sonunda aydınlanır. ifadelerini kullandı. | | Samanyolu Haber Son Dakika 17.07.2010 | | | SuikasthedefindekigazetecilerkonuştuSuikast hedefindeki gazeteciler konuştu |
|
| 04:10 Emre Altuğ: 2 yılda çocuk da yaptım, kariyer de | Net Gazete | 03.07.2010 05:16 |  | | |
| Daum'dan Fenerbahçe'ye şok suçlama | Samanyolu Haber | 15.06.2010 12:38 |  | | Fenerbahçenin yollarını ayırmak için gün saydığı Christoph Daum, Fanatik Gazetesinden Mehmet Demircana şok açıklamalarda bulundu Fanatik Gazetesinden Mehmet Demircanın haberine göre Daum Fenerbahçe yönetimini kendisini tehdit etmekle suçladı
İşte Daumun şok açıklamaları
Bütün sezon kendisiyle yüz yüze görüşmeye çalıştım. Geçmişteki samimiyetimize dayanarak cepten mesajlar attım, haber konusunda destek istedim. Fakat koca bir sezonu boş geçti. 2-3 kez kısa süreli sohbetlerimiz oldu, ancak kayda değer bir haber çıkmadı. Kısacası; Daum, 2009-2010 sezonunu Mehmet Demircan?ı es geçerek tamamladı, tek bir söyleşi bile yapmadı. Skandalla biten son haftada dahi konuşmadı. Bileti kesildiğinde bile sustu. Geçenlerde aradım, telefonuna ?pizzacı asistanı? çıktı! Anladım ki, benimle görüşmek niyetinde değildi! Taaa ki, önceki geceye kadar... Önce bir kısa mesaj attı. Soru-cevap faslından sonra 19 dakika 09 saniye süren telefon görüşmemiz oldu. Sanki son hafta şampiyonluğu kaçıran Fenerbahçe?nin teknik direktörü ?O? değildi. Direnmeye hazırdı. Hakkını aramak için şok detayları bile anlattı. İşte Daum?un ağzından olay sözler;
Artık işi uzatma, bu işi nazikçe çözelim. Buna yanaşmazsan, yeni sezonda Fenerbahçede kalmak için direnirsen, bu ailen ve senin için iyi olmaz...
?Türkiye?den ayrılmadan önce Fenerbahçe Yönetimi ile yaptığım görüşmede adeta şok oldum. İsmini açıklamak istemediğim bir Fenerbahçeli, ?Artık işi uzatma. Bu olayı nazikçe çözelim. Buna yanaşmazsan, yeni sezonda Fenerbahçe?de kalmaya direnirsen ailen ve senin için iyi olmaz? sözlerini sarfetti. Neye uğradığımı şaşırdım. Bu konuşmanın geçtiğine bile inanmak istemedim. Şaka mıydı? Hayır, olamazdı. Kafam çok karışmıştı. Bu sözlerden sonra tek dileğim var; Eğer Fenerbahçe?de kalırsam, ailem ve benim huzurlu bir dönem geçirmem...?
?Geçen sezon ortasında yönetime zaten ayrıntılı bir rapor sunmuştum. Bu raporda transfer ve yeni sezonla ilgili planlamalarım vardı. Lig bitimine 6 hafta kala yine ayrıntılı bir dosyayı Başkan?a iletecektim, ama bana ?Aykut?la konuş? dedi. Ben de Aykut?a ilettim raporu. Transfer detayları ve yeni sezon planlamasıyla ilgili bilgi verdim. Benim zaten 2 yıllık bir sözleşmem olduğu için başka bir konu konuşmadık. Çünkü ben profesyonelim ve Fenerbahçe?nin de çok üst düzey bir profesyonel kulüp olduğunu düşünüyorum.?
?Ufak bir ameliyat için ülkeme gittim. Tabii ki Türkiye?de yazılanları, konuşulanları takip ediyorum, ama hiçbirine inanmadım. Zaten kimse de bana bir şey demedi. Bir ara yöneticiler aradı; ?Seni ziyarete geliyoruz, konuşmak istiyoruz? dediler. Onlara sadece Başkan?la konuşacağımı, onun gelip gelmediğini sordum. Başkan?ın gelmeyeceğini öğrendikten sonra onlara ?Buraya kadar gelmenize gerek yok. Başkan?la konuşmak istiyorum. Ben İstanbul?a gelirim? dedim ve zaten perşembe günü geliyorum.?
?Dedikodulara inanmak istemiyorum. O yüzden geleceğimle ilgili kararı bir tek kişiden duymak istiyorum. Başkan bana benimle çalışmak istemediğini söylerse ben de başımın çaresine bakarım. Yeni transfer Stoch konusuna gelince... Zaten gerekli raporu ben Aykut?a vermiştim. Bu arada bu konuda geçen sezon da müthiş bir plan yapmıştık. Bayern Münihli Lucio, az kalsın Fenerbahçe forması giyecekti. Bütün görüşmeleri bizzat ben yürütmüştüm. Transfer tamamdı. Zaten Lucio benim eski öğrencim. Ama Başkan bu transferden vazgeçti. İş olmadı...?
Mehmet Demircan/FANATİK Çok Özel
CD; 17 Haziran Perşembe günü İstanbul?da olacağım.
MD; Öyle mi? Niçin geleceksin?
CD; Bütün planları, görüşmeleri ve kararları yerinde görüşmek için.
MD; Bütün görüşmeler avukatın aracılığıyla yapıldı, öyle değil mi?
CD; Hayır, her şeyi telefonda konuştuk. Avukatım ise belgeleri faksla kulübe gönderdi. Benim kendi evimde faksta bir problem vardı. Benim e-mailleri avukatıma gönderdim, o da kulübe faksladı. Bu belgeler yeni sezon planı ve analizleri içeriyordu.
MD; Nasıl yani, yeni sezonda da takımın başında mı kalacaksın?
CD; Benim tecrübemle yeni sezonda Fenerbahçe?nin şampiyon olmasını istiyorum. Çok açık önerilerim olacak. Geçen sezon takımla ilgili personel konusunda tam yetkili değildim. Bu konuda yeni sezon öncesi yetkiler konusunda sabit bir karar verilmeli. Başkan açıkça kimin ne konuda sorumlu olduğunu ifade etmeli. Sadece isteğim, ailem ve benim için burasının tehlikeli olmaması. Çünkü Fenerbahçe bu konuda beni uyarmıştı. Ben, Türkiye?yi ve Fenerbahçe?yi seviyorum.
MD; Yani Aykut?suz devam etmek istiyorsun. Ya da Aykut kalırsa bile tek yetkili olmak istiyorsun?
CD; Bütün kararları Başkan Aziz Yıldırım veriyor. Ben gerekli önerilerim ve isteklerimi kendisine ileteceğim.
MD; Gerçekten hâlâ inancın var mı, Aziz Yıldırım sana bir şans daha verir mi? Takımdaki oyuncularla aran nasıl?
CD; Profesyonel bir kulüpte kararları sadece başkan ve teknik direktör verir. Takımdaki oyuncuların çoğuyla iyi bir ilişkim vardı. Başka dedikodulara inanma.
CD: Christoph Daum, MD: Mehmet Demircan
FANATİK | | Samanyolu Haber Son Dakika 15.06.2010 | | | DaumdanFenerbahçeyeşoksuçlamaDaumdan Fenerbahçeye şok suçlama |
|
| 'Başbakan benden bahsedince utandım' | Samanyolu Haber | 13.06.2010 10:20 |  | | Taş atan çocuklara elini uzatan Dr. Dilek Yeşilbaş, son olarak Anadolu Spor Akademisi ile birlikte uluslararası bir projeye imza attı. 10-11 yaşlarındaki Hakkârili çocuklar, Almanyada düzenlenen U-11 ELBTAL CUP futbol turnuvasında Türkiyeyi temsil etti ve ikinci oldu. Türkiye, dört bir yanı dağlarla çevrili Hakkâride ter döken bu genç doktoru, geçtiğimiz hafta ekranlara çıkınca tanıdı.
Dilek Yeşilbaş, Samsunlu genç bir doktor... Mecburi hizmet kapsamında 2 yıl önce Hakkâri Devlet Hastanesine atanan Yeşilbaş, bir an önce Batıya kapak atmanın yollarını aramak yerine eşine az rastlanan bir çaba sergiliyor. Sağlıktan eğitime, işsizlikten çöp sorununa, kültürden sanata birçok projeyi hayata geçiriyor. Kürt Kadınları Konferansı Komitesinde gönüllü olarak yer alan Samsunlu doktor, mahalleleri dolaşarak kadınların sorunlarına çözüm arıyor. Taş atan çocuklara elini uzatan Yeşilbaş, son olarak Anadolu Spor Akademisi ile birlikte uluslararası bir projeye imza attı. 10-11 yaşlarındaki Hakkârili çocuklar, Almanyada düzenlenen U-1 ELBTAL CUP Futbol Turnuvasında Türkiyeyi temsil etti ve ikinci oldu. Türkiye, dört bir yanı dağlarla çevrili Hakkâride ter döken bu genç doktoru, geçtiğimiz hafta ekranlara çıkınca tanıdı. Dolmabahçedeki Başbakanlık ofisinde 5 Haziran günü spor camiasının temsilcileri ile bir araya gelen Başbakan Tayyip Erdoğan, Dr. Dilek Yeşilbaşı da toplantıya davet etti.
Herkesin kendi içine kapandığı, kendi doğrularıyla yetindiği bir ortamda sorunların çözülemeyeceğini anlatan Erdoğan, Hakkârinin meleği olarak tanımladığı Dilek Yeşilbaşı herkese örnek gösterdi. Özverili, gayretli bir tek insanın çabalarıyla, Hakkârili çocukların geleceğinin çok farklı bir mecraya yöneldiğini vurguladı. Başbakan, çocuklarda umudun çoğaldığını, gözlerindeki ışığın daha güçlü parlamaya başladığını kaydetti. Erdoğanın, Dilek kardeşimiz, zorunlu hizmet süresi bittiği halde, görev yerinde kalmayı tercih etti. Dilek abla diyerek arkasından koşan yüzlerce çocuğu terk etmek istemedi. Oradaki çocuklara futbolu sevdirdi, sporu sevdirdi, sinemayı sevdirdi. Sadece bu çocukların değil, annelerinin, babalarının, arkadaşlarının da dünyası, hayata bakışları değişti. sözleri alkış tufanıyla kesildi.
Başbakan Tayyip Erdoğanın daveti, Dr. Dilek Yeşilbaşı hem şaşırtmış, hem heyecanlandırmış. O, spor camiasının devleri ile aynı masada bulunmayı daha önce hayal bile etmediğini belirtiyor. Yaşadıklarını şöyle anlatıyor: Spor camiasının devleri tek tek gelmeye başlayınca kendimi küçücük hissettim. Çocuklar için ulaşmayı düşündüğüm fakat nasıl olacağını bilmediğim herkes oradaydı. Bir rüya gerçek oldu. Sebebini oradaki masumların ve çocukların ihtiyacına ve ızdırabına bağlıyorum. Zira Allah, derin bir ihtiyaç ve ızdırab ile yapılan duaları asla reddetmez. Başbakan konuşmasında benden bahsederken çok ama çok şaşırdım ve utandım. Bana göre ben ekstra bir iş yapmıyorum çünkü. Yapılması gerekeni yapıyorum. O yüzden bu ilgiden dolayı şaşkınım. Annem ilkokul öğretmeni. İstiklal Marşını baştan sona ağlamadan okuyamaz. Dedem İstiklal Harbinde dokuz yıl askerlik yapmış. Bu vatanın nasıl kazanıldığına tanıklık etmesem de bu hikâyelerle büyüdüm.
Dilek Yeşilbaş, Başbakanın yaptığı toplantıda, yaşadığı örnekleri paylaşmış. Benim toplantıya gelmeme sebep olan faaliyetlerin temelinde insani acılara dokunmak olduğunu söylemeye çalıştım. Bunu yapmanın en kestirme yolunun sivil toplum hareketleri olduğunu belirttim. diyor.
Hakkârinin sevilen doktoru, hükümetin sivil inisiyatife verdiği önem ve desteğin altını çiziyor. Sayın Başbakanımızın beni bu toplantıya davet etmeleri, demokratik açılım sürecinde ne kadar kararlı ve duyarlı olduğunun bir göstergesidir. diyor. Sivil toplum hareketlerine öncülük eden kadınların önemini ise bir Afrika atasözü ile anlatıyor: Bir erkeği eğitirseniz bir bireyi eğitmiş olursunuz, bir kadını eğitirseniz bir aileyi dolayısıyla toplumu eğitmiş olursunuz.
Dilek Yeşilbaş, Hakkârinin çektiği acılardan çok etkilenmiş. Belki de psikiyatri uzmanı olduğu için hemen herkesi dinlemiş. Mayın patlamasını haberlerden izlemekle, mayın mağduru çocukları görmenin, dinlemenin aynı şey olmadığının altını çiziyor. Kocasını, oğlunu kaybeden, ölü ya da diri nerede olduğunu bilememenin çaresizliği ile kendini polikliniğe atan kadınları dinleyip kelimelerin kifayetsiz kalması ne demek anladım. diyor. Hakkâride kalarak bir şeyleri başarmak istemesinde Zeynep Teyzenin çok etkisi olmuş. Hakkârili çocukların Dilek Ablası o anı anlatırken heyecanlanıyor: Köylerinden bir sebeple göç eden yaşlı Zeynep Teyzenin gözyaşlarına tanık olduğumda ve dilini bilmediğim bu insanla gönülden bir yolla anlaşınca bir insanla anlaşmanın tek yolunun dil olmadığını bildim.
Dilek Yeşilbaş, Ateş düştüğü yeri yakar. sözünü eksik buluyor. Ateş nereye düşerse düşsün bizi yakar. demeyi daha doğru buluyor. Kendisinin bu duygu ve düşüncelerle büyüdüğünü, insanlığın da bu noktaya doğru gittiğini vurgulu | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.06.2010 | | | BaşbakanbendenbahsedinceutandımBaşbakan benden bahsedince utandım |
|
| Ardahan'da ilk sinema salonu açıldı | Samanyolu Haber | 11.05.2010 11:11 |  | | Ardahanda ilk sinema salonu düzenlenen törenle açıldı. Ardahan Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü toplantı salonunun sinema salonuna dönüştürülmesi nedeniyle düzenlenen törene, Vali Mustafa Tekmen, Belediye Başkanı Faruk Köksoy, Cumhuriyet Başsavcısı Cemil Akdeniz, Ardahan Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ramazan Korkmaz ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Vali Tekmen, açılışta yaptığı konuşmada, göreve geldiği günden itibaren zaman zaman sinema bulunmaması sebebiyle vatandaşların sitemleriyle karşılaştıklarını, söz konusu eksikliğin giderilmesinin kendilerini mutlu ettiğini söyledi.
Halk Eğitim Merkezi toplantı salonunda hafta içi saat 16.00dan sonra, hafta sonu ise gün boyu sinema hizmeti sunulmasının mevcut işleri de aksatmayacağını ifade eden Tekmen, şunları kaydetti:
Ben Ardahana ilk geldiğimde, vatandaşların, bir sinemamız bile yok sitemleriyle karşılaştım. Tabii ki, şaşırdım. Burası sonuçta bir il. Sinema olmaz mı? Her ilin sineması var. Bizim için önemli olan Ardahan halkının isteklerinin yerine gelmesidir. Ardahan halkının sinema mahrumiyeti artık sona erdi.
Salonu kiralayan Hüseyin Bayaroğlu ise 220 kişilik salonu 11 bin TLye bir yıllığına kiraladığını belirterek, Bizim amacımız Ardahan halkına bir kültür hizmetini sunmak. Bu konuda Vali Mustafa Tekmenin yardımı ve İl Milli Eğitim Müdürü Şemsettin Görgülünün de katkıları çok oldu. Kendilerine teşekkür ediyorum diye konuştu.
AA | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.05.2010 | | | ArdahandailksinemasalonuaçıldıArdahanda ilk sinema salonu açıldı |
|
| Hürriyet'i görünce yüzüm kızardı | Samanyolu Haber | 18.04.2010 10:08 |  | | Sürmanşeti görünce yüzüm kızardı, utanç duydum ama şaşırmadım. Çünkü... Cengiz Çandar Hürriyetin sicilini yazdı.
Bu yazının dün yayımlanması gerekiyordu. ?Ahmet Türk ve medyanın Ogün Samastları başlıklı yazımın ertesi gün Hürriyet gazetesiyle ilgili bir yazı sanki Hürriyete karşı bir kampanya yürütüyormuşum gibi bir izlenim uyandırır düşüncesiyle erteledim. Hata etmişim. Ertelememiymişim.
Taraf gazetesinin dünkü birinci sayfasını görünce, Ahmet Altanın ?Aile başlıklı şapka çıkarılacak yazısı ile Ergun Babahanın Star gazetesinde aynı konudaki köşesini okuduğumda geriye düşmüş olmaktan ötürü yüzüm kızardı. ?Kişilik suikastı ya da ?kişilik katlinin ne olduğunu gayet iyi bilen, buna defalarca, üstelik çoğunlukla Hürriyet gazetesinin ?kalemleri tarafından maruz kalan birisi olarak Osman Cana yönelik ?kişilik katline çok daha çabuk tavır almalıydım.
Zaten 16 Nisan tarihli Hürriyet gazetesini elime aldığımda, o anda ?utanç duygusu ve öfkeyle yüzüm kızarmıştı. Hürriyet logosunun üzerinde tanıdık bir insanın fotoğrafı, Osman Can. İster istemez, göz, Osman Can fotoğrafı üzerine odaklanıyor. Fotoğrafın üzerinde ise sürmanşet: ?Yargıda savaş bel altına indi.
Sürmanşeti okuduğunuz vakit, Osman Canın eşiyle ilgili, hiçbir haber değeri taşımayacak ve kamuyu asla ilgilendirmeyen ?belden aşağı vuruşun Hürriyetin birinci sayfasına taşındığını görüyorsunuz.
?Yargıda savaş bel altına inmiş falan değil, ?bel altına inen Hürriyet gazetesinin kendisi. Demokrat Yargı Derneğinin Eş Başkanı Doç. Dr. Osman Cana yönelik bu ?kişilik katline, tam karşısında yer aldığı Yarsav bile karşı çıktı. ?Yargı mensuplarına bugüne kadar yapılan tozlu mermili tehdit mektupları ve fiili tüm saldırılara karşı olduğu gibi özel yaşama ilişkin saldırıları da Yarsav olarak şiddetle kınıyoruz? diye açıklama yaptı.
Böylece Hürriyeti ?ofsayta düşürmüş oldu.
***
Açık söyleyeyim, Hürriyetin 16 Nisan tarihli birinci sayfasında o fotoğrafı ve sürmanşeti görünce yüzüm kızardı, utanç duydum ama şaşırmadım. Çünkü, Hürriyetin genlerine yerleşmiş bir şey bu. Benzer örnekleri yıllar içinde defalarca gördük.
Ve şaşırdım. Hem de çok şaşırdım. Çünkü gazetenin yeni bir genel yayın yönetmeni var. Enis Berberoğlu. Bu gibi konularda, ?kişilik katlinde onun çok titiz olacağını ve Hürriyetin genlerindeki bu bozukluğa ?radyoterapi uygulayacağını sanmıştım.
Basireti mi bağlandı acaba?
Hadi gazetesinin köşelerindeki ?Ogün Samastları o yerleştirmedi; onlara ve onların ?orkestra şefine hükmedemiyor, künyesinde Genel Yayın Yönetmeni sıfatını taşıdığı gazetesinin birinci sayfasını da mı görmüyor; gazetenin sürmanşeti ondan habersiz mi atılıyor?
Enis Berberoğlu, Başbakanın dış gezilerine sürekli katılıyor. Başbakanın ?duyarlılıklarını yakından seziyor olmalı. Başbakan dün edebiyat dünyasının şahsiyetleri önünde konuşurken, ?Ben Orhan Pamuka reva görülenleri elbette unutmuyorum. İfade özgürlüğü daraltıldıkça sorunların çözüm imkânı o kadar zorlaşmıştır? dedi.
?Orhan Pamuka reva görülenler?..
Hürriyet gazetesinin arşivine bakın, anlarsınız.
Sadece o mu? Başbakanın yakın geçmişte ismini andığı Ahmet Kayayı ?kişilik katline kim, neresi hedef kıldı?
Hürriyet gazetesinin arşivine bakın, anlarsınız.
Hrant Dinkle ilgili olarak da Hürriyet arşivine bakılabilir.
Enis Berberoğlu, bu ?sicili bir nebze düzeltirsin diye umut etmiştik.
Hata mı etmişiz?
Hata etmediğimizi göstermek için fırsatlar tükenmiş sayılmaz.
Hürriyet, bir kez daha ?kişilik suikastı yapmıştır. Yani bu suikast ?faili meçhul türünden değildir. Enis Berberoğlu, faili kendisi değilse ki, sanmayız- bu son ?suikastın failini ?adalete bir an önce teslim etmelidir.
***
Gelelim ?kişilik suikastının hedefine, Osman Cana.
Osman Can, Anayasa Mahkemesi Raportörü. Son aylarda onu sıkça televizyon ekranlarında ve gazete sayfalarında yüksek yargının yapısı, anayasanın demokratik meşruiyeti, yargının demokratik denetimi ve işleyiş tarzı vs. gibi konularda çarpıcı görüşler ifade ederken görüyoruz. Yarsavın karşısında pozisyon alacak şekilde kurulan ?Demokrat Yargı adlı kuruluşunda kurucu eş başkanı.
Anayasa Hukuku doçenti. İyi yetişmiş, kendisini iyi yetiştirmiş bir hukukçu. Doktorasını Köln Üniversitesinde Weimar dönemi yargısı ve anayasası üzerine yapmış. O nedenle, 1920lerin, 30ların Almanyasına gönderme yapılarak, Türkiyenin bir ?sivil diktaya yol aldığı şeklindeki safsatalara prim vermiyor, bu konularda kül yutmuyor.
Çok yakın geçmişte, onu bizim ?Tecrübe Konuşuyor adlı televizyon programında ?Yeni Türkiyenin yeni aktörlerinden biri diye tanıtmıştım. Her yeni dönem yeni gereksinmeleri karşılayacak yeni isimler çıkartır. Osman Can da, Sabih Kanadoğlu ismiyle simgelenen köhne hukuk zihniyetine karşı yeni biçimlenen Türkiyenin çağdaş-evrensel hukuk anlayışını bir yandan oluşturuyor, diğer yandan dillendiriyor.
O nedenle çok önemli ve değerli bir hukuk adamı. Genç. Özellikle hukuk alanında, Türkiyeni | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.04.2010 | | | HürriyetigörünceyüzümkızardıHürriyeti görünce yüzüm kızardı |
|
| Ajan gazetecilerin sayısı fazladır | Samanyolu Haber | 15.03.2010 10:27 |  | | Star Gazetesi yazarı ve Sabahın eski Genel Yayın Yönetmeni Ergun Babahan, Taraf Gazetesinden Neşe Düzele müthiş ifşaatlarda bulundu.
Ajan gazetecilerle ilgili bir dönem yaşadıklarını anlatan Babahanın konuşmalarından satır başlıkları şöyle:
İstihbarat kurumları, ajan gazetecilere şu adamı yıpratın der ve onlar da suçlayıcı haberleri ve yazılarıyla yıpratırlar. Biz Sabahta ajan olarak bir tek Ünal İnançı bilirdik.
Hürriyet Grubunda ise Fatih Altaylının ve Tuncay Özkanın Milli İstihbarat Teşkilatı ile ilişkileri biliniyordu. Eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür onların ismini açıkladı. Fatih Altaylı ile Tuncay Özkan, Mesut Yılmazın önünde bir tartışma yapmışlar. MİTte kim maaşlı, kim gönüllü çalıştı diye atışmışlar. Güya biri paralı,biri gönüllüymüş.
Askerlerin mesajları bize Sabahın Ankara Temsilcisi Fatih Çekirge üzerinden geliyordu.
Hürriyet devlet gazetesidir. Onların askerlerle ilişkisi çok farklıydı. Onlar askerle iç içe gibidir.
Doğan ve Sabah Grubu ayda bir buluşurdu. Ertuğrul Özkök, Zafer Mutlu, Aydın Doğan, Mehmet Ali Yalçındağ, Dinç Bilgin, Kenan Sönmez, Beytinin üst katında bir araya gelirlerdi.
Erbakan Türkiyenin Başbakanı olarak gittiği Libyada, Kaddafiden fırça yemişti. Sonra Abramowitz Sabaha gelip Türk askerlerini tanıyamıyorum. Sünepe olmuşlar gibi laflar etti.
28 Şubatın organizasyonunda Amerikan devleti adına en önemli ayak Morton Abramowitzdi.
Şeriat tehlikesi yaşandığına inanıyorduk. Ahmet Vardır, Salih Memecan, Can Ataklı karşıydı.
En önemli işim, yazarları tek tek sansürlemekti. Hükümet yanlısı, asker karşıtı ise silerdim.
Çillere Erbakanla koalisyon kurdu diye çok öfkeliydik. Kendimizi ihanete uğramıştık.
ZAFER MUTLUDAN AKIL ALMAZ MANŞET ÖNERİSİ
Neşe Düzelle konuşan Ergun Babahanın birbirinden ilginç ifşaatlarında şaka gibi olan bölüm ise gerçekten akıl almaz boyutlarda. İşte Düzelin sorusu ve Babahanın yanıtı:
Yazarları çok sansürlediniz mi o günlerde?
Çoook... Bir korku atmosferi yaratılmıştı. Düşünün, 28 Şubatın generali Erol Özkasnak, Mehmet Altan için Onu süngüye oturtup Güneydoğuda dolaştırırım demişti. Faşizmin ne olduğunu, o döneme baktığımda şimdi daha iyi anlıyorum. İnsanın bayağı ruhunu ele geçiriyor faşizm. Bir gün Zafer Mutlu yazı işleri toplantısına geldi, manşeti De-de rahatsız yapalım dedi.
De-de mi?
Derin devlet yani... Sonra, Bu manşet, bela çıkarır başımıza dedi ve de-de başlığından vazgeçtik. Beş dakika sonra Fatih Çekirge Ankaradan telefonla aradı. De-de manşeti atıyormuşsunuz. Beni aradılar. Yapmayın dedi. Haber anında askere gitmiş.
Ajan gazetecilerin sayısı basında çok mu fazladır?
Çok fazladır. Meşhur bir Hayri Birler olayı vardır. Hürriyetin Ankara bürosunda ikinci adam olarak çalışırken, esas işi açığa çıkıyor ve Hürriyetten ayrılıyor ve gerçek işine dönüyor. MİTin Diyarbakır bölge müdürü oluyor.
Bu ajan gazeteciler ne yaparlar?
Karakter suikastı yaparlar. İstihbarat kurumları, onlara şu adamı yıpratın der ve onlar da yıpratırlar. Suçlayıcı ve çarpıtma haberleri ve yazılarıyla yıpratırlar. Biz, Sabah Grubunda ajan gazeteci var mıydı, varsa bunlar kimlerdi, bilmiyorduk. Bir tek Ünal İnançı biliyorduk. O da Ankara büroda alt kademede biriydi. Ama Hürriyet Grubunda Fatih Altaylının, Tuncay Özkanın MİTle ilişkileri biliniyordu. Biz de öyle bilinen gazeteci yoktu.
Onlar nasıl biliniyordu peki?
Eski MİT yöneticisi Mehmet Eymür, onları açıkladı. Zaten geçen gün bir gazeteci arkadaşımız anlattı. 28 Şuattan sonra gazeteciler Mesut Yılmazla yemekteler. Fatih Altaylıyla Tuncay Özkan, Yılmazın önünde, MİTte kim maaşlı, kim gönüllü çalışıyordu tartışması bile yapmışlar birbirleriyle. Yani kendileri anlatıyorlar bunu. Güya biri paralı çalışıyormuş, biri de gönüllü. Kendi aralarında bu konuda atışıyorlar. Sen MİTten para alıyorsun, yok ben almıyorum, sen alıyorsun diye kendi aralarında tartışmışlar.
Şaka değil, değil mi bu?
Hayır şaka değil.
O dönemde Sabahın sahibi olan Dinç Bilgin de, gazetelerde Ankara bürolarının çok önemli rolleri olduğunu söyledi. O dönemde diğer gazetelerin Ankara bürolarının askerle ilişkisi nasıldı?
Hepsinin askerle ilişkisi iyiydi. 2002 yılında ben Akşam Gazetesinin temsilcisi olarak Ankaraya gittim. Kimi temsilcilerin generallerle samimiyetini görünce çok şaşırdım. Doğrusu o kadar içli dışlı olduklarını bilmiyordum. Bazıları generallerle tenis de oynuyordu. Öyle ilişkiler vardı yani... | | Samanyolu Haber Son Dakika 15.03.2010 | | | AjangazetecilerinsayısıfazladırAjan gazetecilerin sayısı fazladır |
|
| ''Ben bile şaşırdım !'' | Haber3 | 14.03.2010 10:15 |  | | |
| Gazi olup olmadığına AİHM karar verecek | Samanyolu Haber | 10.03.2010 16:26 |  | | Bilecikin Bozüyük ilçesinde, 1989 yılında Hakkaride teröristlerle girilen çatışmada vücuduna isabet eden 19 şarapnel parçasıyla yaşam mücadelesi veren kişi, gazi olduğunu ispatlamaya çalışıyor. Bozüyük Belediyesine ait sosyal konutlarda yaşayan Önder Oğuz (42), AA muhabirine, 1989 yılında Hakkarinin Çukurca ilçesinde vatani görevini yaparken teröristlerin saldırısına uğradıklarını, çatışmada ağır yaralandığını söyledi.
Söz konusu çatışmada, vücuduna, çıkarılması mümkün olmayan 19 şarapnel parçası isabet ettiğini ifade eden Oğuz, Vücudumda, 16sı göğüs ve akciğer çevresinde, 3ü elimde olmak üzere toplam 19 şarapnel parçası bulunuyor. Şarapnel parçaları hayati tehlike riski taşıdığı için çıkarılmadı dedi.
O zamandan beri çok yorulduğunu, biraz yürüyünce tıkandığını anlatan Önder Oğuz, sağlık şartlarına uygun sabit bir iş bulamadığını, bu yüzden eşinin oğlunu da alarak kendisini terk ettiğini ve boşandığını dile getirerek, şöyle konuştu:
İmkansızlıklar yüzünden oğlumu 12 yıldır göremiyorum. Geçen 21 yıl içinde çalmadığım kapı kalmadı. Emekli Sandığı, aldığım raporları (Organ kaybın yok, sen gazi değilsin) diyerek kabul etmedi. Bazen (Keşke çatışmada kolum bacağım kopsaydı) diyorum. Ne sağlık karnesi, ne gazi kartı ne de sosyal hak verildi. Bugüne kadar kimse beni ciddiye almadı.
-DİLENCİ GİBİ YAŞAMAKTAN BIKTIM-
Oğuz, 3 yıl öncesine kadar İstanbulda virane bir yerde yaşadığını belirterek, Belediyenin kendisine lojman ve iş vaadinde bulunması üzerine Bozüyüke geldiğini bildirdi.
Ekonomik kriz nedeniyle çalıştığı taşeron firmadan çıkartıldığını anlatan Oğuz, geçimini sağlamak için günübirlik işlerle idare etmeye çalıştım ama olmadığını belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
Şimdi bir ekmeğe muhtaç kaldım. Evimde odun, kömür yok. Faturayı ödeyemediğim için sular kesildi. Aç bir halde yaşama mahkum edilmiş gibiyim. Ne yapacağımı şaşırdım. Vatanı sevmenin, ülkeye hizmet etmenin, gerekirse canını bile vermek suç mu? 21 yıldır gazi olduğumu ispat etmeye çalışıyorum. Dilenci gibi yaşamaktan bıktım.
-DAVAYI AİHME TAŞIDIM-
Oğuz, gazi olduğunu kabul ettirebilmek için Askeri Mahkemeye dava açtığını ancak bu davayı kaybettiğini belirterek, iç hukuktaki mücadelesinden sonuç alamadığı için iki yıl önce, gaziliğinin kabul edilmesi ve bundan doğan sosyal haklarının verilmesi talebiyle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşıdığını söyledi.
Kaybettiği dava nedeniyle yaklaşık 1500 lira borçlandığını ifade eden Oğuz, şöyle devam etti:
Kan dökerek savunduğum ülkemi AİHMye şikayet etmek zorunda kalmaktan üzülüyorum. Şehit miyim, gazi miyim? Devlet bana ne olduğumu söylesin. Sadaka istemiyorum. İş verilse AİHMye gitmeyecektim. Bu ülke için, bayrak için kanımı döktüm. Ben vatana hizmet ettim, şimdi bana onurum verilsin. Gazi değilsem bile terör mağduruyum. Yaşama ümidimi tamamen kaybettim. Başvurduğum bütün kapılar tek tek suratıma kapandı. Babamın tarlasını beklerken vurulmadım. Yarayı aldığım gün gazi olmayı hak ettim. Türkiye İş Kurumuna 5 yıl önce müracaat ettim ama sonuç alamadım.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 10.03.2010 | | | GaziolupolmadığınaAİHMkararverecekGazi olup olmadığına AİHM karar verecek |
|
| Genelkumay'ın açıklamasını yalanladı | Samanyolu Haber | 03.02.2010 07:55 |  | | Genelkurmay, darbe girişiminden idam edilen Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcanın dosyalarını isteyen Ergenekon Mahkemesine Bizde yok cevabını verdi. Dosya bende var diyen Gürcanın oğlu döneme ilişkin çarpıcı açıklamalar yaptı. Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin, 1964 yılında darbe girişimleri nedeniyle idam edilen Albay Talat Aydemir ve Binbaşı Fethi Gürcanın dava dosyalarını Genelkurmaydan istemesi, yargılamayı farklı bir boyuta taşıdı. Genelkurmay, mahkemeye Dosya bizde yok cevabı gönderdi.
60 DARBESİ KONTRGERİLLA İŞİ
Yeni Şafaka konuşan Ömer Gürcan, Genelkurmay mahkemeye bilgisiz bir açıklamada bulunmuş. Dosya bende bile var. İsteselerdi verirdim dedi. Ergenekon soruşturmasında yaşanan darbe tartışmalarına da değinen Gürcan, Eğer Talat Aydemir ve babamın dava dosyalarını mahkeme incelerse orada paşaların ihanetlerini görebilirler. Babamı ve Talat Aydemiri asan irade 27 Mayıs 1960 darbesinin arkasındaki Kontrgerilla kadrolarıdır. Genç subaylar hiçbir zaman halktan rahatsız olmamıştır. Asıl genç subaylar paşaların darbe zihniyetinden rahatsızdı şeklinde konuştu. 12 Mart sürecinde ordudan atılan Ömer Gürcan, Türkiyedeki darbelerinin perde arkasını ve 64 ihtilaliyle ilgili çarpıcı açıklamalar yaptı:
Talat Aydemir ve babamın dosyaları incelenirse, bütün darbe girişimlerinin arkasındaki nedenleri görebilirler. Türkiyede bu kadar darbe teşebbüsü yapılmış fakat bu iki kişinin neden asıldığının ardındaki sırrı da dosyalarda bulacaklar.Paşalar bugüne kadar darbeleri hep tepeden götürme yarışı içine girerek bir sürü gencecik insanın hayatını yok ettiler. Çok acıdır ki hepsi de Ben daha iyi darbe yaparım hevesiyle çırpınıyor. Çünkü onlar kendilerini Türkiyenin lordları sanıyor.
DOSYALAR ARŞİVDEDİR
Genelkurmay ben de dosya yok diyor fakat ne dediğini bilmiyor. Nasıl kaybolur bende bile var dosya. Gelsinler benden istesinler. Ben vereyim. Bu dosyalar belirli bir zamanı geçtiğinde arşiv dairesine kaldırılıyor. Orasının hangi kuruma bağlı olduğunu bilmiyorum fakat yeri Ankarada... Ergenekon davasında yargılanan ulusalcılara babam ve Talat Aydemirin fikirleri zıttır. Ergenekoncuların hayal ettiği darbe 9 Martın bir kopyasıdır. Hatta Aydemir hep şöyle derdi sıfır general. Babamların asılmasından sonra genç subaylar paşalardan hep rahatsız olmuşlardır.
MUSTAFA BALBAYI UYARDIM
Cumhuriyet Gazetesinde Genç subaylar rahatsız manşetini gördüğüm zaman çok şaşırdım ve Mustafa Balbayı arayarak uyardım. Akıllarınca Genç subayları alevlendirmeye çalıştılar ama onlar emekli paşaların hangi şirketlerde danışmanlık yaptıklarını çok iyi biliyor... Onun için Fethi Gürcan ve Talat Aydemir dosyasına bakıldığı zaman ortaya paşaların ihanetleri çıkacaktır.
Babamların yaptığı karşı ihtilaldi
Bu ülkede darbe zihniyetine kapılan insanlar halka kurşun sıkmanın yanında subaylara bile kurşun sıkmışlardır. Zamanında eski Hava Kuvvetleri Komutanı Muhsin Batur Harp Okulunu makineli tüfeklerle tarattırmıştır. Babam ve Talat Aydemir zaten ihtilal girişimini de halka karşı yapmamıştır. Hiçbir zaman genç subaylar darbe istememiştir. Babamların yaptığı, darbeye karşı bir ihtilaldi.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 03.02.2010 | | | GenelkumayınaçıklamasınıyalanladıGenelkumayın açıklamasını yalanladı |
|
| Fatih Terim bazılarına hala kırgın | Samanyolu Haber | 28.01.2010 15:58 |  | | Milli Takımlar eski teknik direktörü Fatih Terim kendisinin aldığı ücreti gündeme getirilmesinden hala kırgın olduğunu söyledi. Bloomberg HTde Gülin Yıldırımkaya ile HT Gündem programına konuk olan Fatih Terim, birbirinden önemli açıklamalar yaptı. Programda Gülin Yıldırımkayanın sorularına açık yüreklilikle cevaplar veren Terim, kırgınlıklarını dile getirdi ve kendisini rehabilite ettiğini söyledi.
Her zaman başarılı olacağım diye bir kaide yok diyen Terim, eleştiriler karşısında Bizde belaltı vuruyorlar yorumunu yaptı. Sezon başı yurtdışında bir takımla devam edeceğim diyen başarılı teknik adam, çok yüksek bir egosu olduğuna dair yapılan eleştirilerle ilgili olarak, Ben hiçbir başarılı insan görmedim ki egosuz olsun. Birtakım yüksek egolara sahip olacaksınız ki yüksek yerleri hedefleyebilesiniz. Siz hiç normal insan gördünüz mü yüksek başarılara imza atmış? Normal derken hepimiz normaliz de yani egosu olmayan manasında söyledim. Muhakkak ki birtakım uç noktaları düşüneceksiniz, olmayanları hedefleyeceksiniz ve çok büyük risk alacaksınız, kitlelere karşı sorumluluk hissedeceksiniz ve o yükü omuzlarınızda taşıyacaksınız. Olmamışları farklı olarak yapmaya çalışacaksınız ve egonuz olmayacak! Nasıl olacak? dedi.
KIRGINIM
Fatih Terim Milli Takım?ın başından ayrıldığından beri konuşmuyor. Kendisi bizi kırmadı. Öncelikle teşekkür ediyorum ve ?Hoşgeldiniz? diyorum. Sizin anlatacak çok şeyiniz var, benim de merak ettiğim çok şey var. Öncelikle şununla başlamak istiyorum: Sizce neden ?imparator?sunuz?
Kanalınız hayırlı olsun. İnşallah çok başarılı olacak. Tüm çalışanlara şahsınızda şimdiden başarılar diliyorum. Söyleyenlere sormak lazım.
Sizin birçok başarınız var çünkü. Şöyle bir sayayım dediğiniz zaman insanın kafası karışıyor, ?Acaba hangisi daha önemli bir başarı?? diye. Sizce en önemli başarınız ne?
Bence en önemlisi başarılı olmak. Bu bundan daha öndedir, bu bundan daha geridedir diye sıralayamam. Belki bir başka başarıya haksızlık olur. Genel olarak başarılı olmak zaten başlı başına önemli bir olgu. O yüzden bu bundan geridir, bu bundan daha önemlidir diye pek ayırmak istemiyorum.
Çizgiyi koruyabilmek önemli, başarıyı sürdürebilmek?
Onu koruyabilmek artı yapılabilenin en iyisini yapmak herhalde. O çok daha önemli. Önünüze konulan veya atlamak zorunda olduğunuz birtakım engelleri geçerek hedefe ulaşmak başarının tarifi zaten. Yılmadan ve tam kendinizi vererek disiplin içinde sevdiğiniz işi farklı olarak ya da fark yaratarak belli bir noktaya getirmek? Burada tabii ben haksızlık yapmak istemiyorum. O gün için o başarı önemliydi. Ondan sonra da bir başkası önemli.
?Hiçbir başarının hakkını yedirtmem diğerine? diyorsunuz?
Haksızlık olur?
Siz tabi Türkiye?ye pek çok ilki yaşattınız ve ?imparator?, ?kramponlu Jöntürk?.. inanılmaz manşetler atıldı. Hepimiz de sizi çok seviyoruz. Stüdyoya girerken bile bütün ekip sizi ?imparator? diye karşıladı burada da. Fakat Türkiye?de şöyle bir şey var, bir insan çok başarılı oluyor çok şey kazandırıyor bu ülkeye. Fakat işler ters gitmeye başlayınca (bu sizin için de böyle yaşandı) işte istifa çağrıları yapılmaya başlandı, efendim ?Çok da para alıyor, bu kadar para alacak ne yapıyor, kuş mu konduruyor?? falan diyenler de oldu. Dönüp baktığınız zaman kırgın mısınız?
Şimdi tabi yaşadık, yaşamaya da devam edeceğiz. Gidişat öyle gösteriyor, hiçbir değişim yok. Açıkçası bu dedikleriniz de oldu. Özellikle rakam konusunu ben ayıp olarak nitelendirmiyorum, ayıp ötesi diyorum.
BİZDE MAALESEF BEL ALTI OLUYOR
Ben de aynen buna katılıyorum.
Hiçbir talepte bulunmadığınız noktada size böyle deniyor. Boş kağıda imza atmanıza rağmen böyle. Ayrıca biz de kimsenin ne kazandığını sormuyoruz. Başka önemli bir konuda burada kimsenin cebinden çıkmıyor. Yani Futbol Federasyonunun özerk olması hasebiyle belki de kazandırılan veya kazanılmasında emeği olan bir paranın dönüşünde? Ama çok da fazla uzatmak hoş değil, para konuşmak da sevmiyorum ama ayıp ötesi olduğunu da söylüyorum.
Bir diğeri, başarısızlıklarda tabii eleştiri olmalıdır. Ama bizde maalesef tabiri caizse bel altı gibi oluyor, sadece bana değil genel olarak. Muhakkak insan üzülüyor, alınıyor ama kırgın da kalamıyorsunuz. Aynı camianın içindesiniz, bu ülkenin insanısınız. Elinizden geldiği kadar ılımlı, olumlu bakmaya çalışıyorsunuz. Ama bazen tabi sınırları bir hayli zorlayan durumlar da olabiliyor. Siz de insansınız neticede, ben de hata yapıyorum ve yapmaya da devam edeceğim. Ama demin de söylediğiniz gibi sevaplarımın daha çok olduğunu düşünüyorum. ?Ben her konuda başarılı olacağım? diye bir kaide yok. Ben bu konuyu kendime seçtim ve bu konuda başarılı olmak için uğraşıyorum. Başarılı olduğumu da görüyorum. Ama bazı şeylere ufak tefek kırgınlığım olabilir tabii.
BAŞARILI İNSANLARIN DÜŞÜŞÜNÜ ÖZLEMLE BEKLİYORLAR
Buna şaşırdım biraz. Çünkü sizin gibi böyle zirveyi görmüş isimler için, ?kabuklu karakterler? diye bir benzetme var, duymuş muydunuz? Bu insanlar zamanla gelen el | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.01.2010 | | | FatihTerimbazılarınahalakırgınFatih Terim bazılarına hala kırgın |
|
| Arda: F.Bahçe Marşı çalarsa... | Samanyolu Haber | 05.01.2010 11:32 |  | | Galatasarayın 2010 yılındaki ilk antrenmanında bir taraftarın cep telefonunun Fenerbahçe Marşı çalması üzerine tepki gösteren ve Burası Galatasaray, kapat o telefonu. Bizim tesisimizde F.Bahçe Marşı çalamazsın diyen Arda Turan, dün takımla birlikte kamp için Antalyaya giderken yaşadığı polemiği Sabaha değerlendirdi.
G.Saray kaptanı şöyle konuştu: Antrenman bitiminde telefonunun zilini F.Bahçe Marşı olarak seçen bir kişinin telefonu çaldı. Ben de tepki verdim. Florya tesisleri bizim özel yerimiz, yuvamız. Biz orada biraz saygı bekliyoruz. Elbette ki herkes istediği takımı tutabilir. Fenerbahçeliyim diyen yüzlerce futbolseverler hatıra fotoğrafı çektiriyorum. Bu istekleri bir gün bile reddetmedim ancak bu telefonda marş çalma olayı Floryada bir kez daha yaşansa yine aynı tepkiyi verir ve telefonu kapattırırım.
Öte yandan Uğur Dündar ve Yılmaz Özdil, Ardanın Metin Oktayı örnek alması gerektiğini savunurken, Erman Toroğlu, Kaptan bunu yaparsa, taraftar da döver dedi. Ahmet Hakan da, genç yıldızın sabırlı olması gerektiğini söyledi.
Misafire posta...
Kulüp taraftarlarının diğer statlara rahat rahat gitmesini istiyoruz. Ondan sonra da antrenmana gelen rakip takım taraftarına posta atıyoruz. G.Saray kaptanı bunu yaparsa, taraftar da o gelen misafir seyirciyi döver. Şunu demeliydi, Geldiğiniz için teşekkür ederiz. Bizi merak ettiniz. Ama herşeye rağmen keşke telefonunuzu darbeliye alsaydınız.?
Görevliler nerede?
Floryada antrenmanı izleyen bir kişinin cep telefonunda Fe-nerbahçe marşı çalınca, şahsen ben ?Fenerbahçe taraftarının Galatasaray antrenmanında ne işi var? diye şaşırdım. Eğer buna bir müdahale olacaksa kaptan Ardadan önce Floryanın bir dizi güvenlik görevlisi var. Müdahaleyi Ardanın yerine onlar yapmalıydı.
Doğru bir davranış değil
O kişi Fenerbahçe Marşını antrenmanda, tam Arda yanından geçtiği sırada çalsaydı, Ardanın tepki göstermesi doğal karşılanabilirdi. Bu Samandırada, Fenerbahçe antrenmanında da olsa aynı şekilde düşünürdüm ve tepkiyi normal olarak değerlendirirdim. Ancak bunun dışında bir şey olduysa, Ardanın bu şekilde bir polemiğe girmesini, örnek bir futbolcu olduğu için yanlış buluyorum.
Sabah- Hürriyet
| | Samanyolu Haber Son Dakika 05.01.2010 | | | ArdaFBahçeMarşıçalarsaArda FBahçe Marşı çalarsa |
|
| Tüm futbolcular için dua ediyorum | Samanyolu Haber | 02.11.2009 17:34 |  | | Antalyaspor kalecisi Ömer Çatkıçın sakatlandığı anda gözyaşlarına boğulan Özge Çatkıç, gözyaşlarını değerlendirdi ve Seven herkesin yaşayacağı bir durumdu dedi. Turkcell Süper Ligde Antalyasporun Bursasporla 1-1 berabere kaldığı maçta evsahibi ekip kalecisi Ömer Çatkıç, bir pozisyonda sakatlandı. O anda kameralar tribünleri gösterdi. Ekranlara ağlayan bir bayan geldi. O bayan Ömer Çatkıçın eşi Özge Çatkıçtı. Gözyaşlarına boğulan Özge Çatkıç gözyaşlarını değerlendirdi ve Seven herkesin yaşayacağı bir durumdu dedi.
Radyosporda Özgür Sancarla Haber Özel programına konuşan Özge Çatkıç Radyospora konuştu. Eşi Ömerin sakatlandığı pozisyonda gözlaşlarını tutamayan Özge Çatkıç yaşadığı anları değerlendirirken, Maça gittiğimi ve benim Ömerin eşi olduğunu kimse bilmiyordu. Ancak bir pozisyonda Ömer parmağından sakatlandı ve hemen orada müdahele ettiler. Ben de o sırada çok korktum, etkilendim ve duygularıma hakim olamayarak ağladım. Ancak bu durum seven her insanın yaşayacağı bir şeydi. Ben de çok şaşırdım, kameraların bana döndüğünü de farketmedim. dedi.
BÜTÜN FUTBOLCULARA DUA EDİYORUM
Kaleci eşi olarak durumlarının zor olduğunu kaydeden Özge Çatkıç, Bütün mesleklerde tehlike var. Ancak biz futbolcu eşleri her hafta 90 dakika korkulu rüya görüyoruz. Daha stresli oluyoruz. Ben ise maç öncesi her iki takımda oynayan bütün futbolculara sakatlık olmasın diye dua ederim. şeklinde konuştu.
Maçtan sonra kendisinin Ömeri bir şey demediğini belirten Özge Çatkıç, Beni ekranlarda gören yakınlarım ona söylemiş. Onun haberi de bu sayede oldu. dedi.
GOLLERİN GÜZELLİĞİ KONUŞULMUYOR
Kaleci Ömer Çatkıç ise Antalyasporun Bursasporla 1-1 kaldığı maçı değerlendirdi. Maç öncesi tüm planlarının galip gelerek puanlarını 18 yapmak olduğunu belirten Ömer, Tüm planlarımız puanımızı 18 yapıp Bursasporu yakalamaktı. Ancak hakemin de hatasıyla hakettiğimiz bir galibiyeti kaçırdık. Onlar da insan, maçı yöneten hakemin de art niyetli olduğunu zannetmiyorum, ancak bu tür hataların olmamasını diliyoruz. İnşallah bu şekilde hatalar bir daha olmaz. Şimdi hedefimiz İstanbul Büyükşehir Belediyesisporu deplasmanda yenerek onları da puan tabelasında geçmek istiyoruz. İnşallah bunu başarısız. İyi bir takımımız var. İyi bir futbol oynuyoruz. Bunu başaracağımıza inanıyorum. dedi.
Ömer Çatkıç kalecilere yönelik fazla eleştiri olmasını ise, Maalesef Türkiyede kaleci üzerine çok daha fazla yoğunlaşılıyor. Avrupa maçlarında gol olsa bile kaleciye çok fazla eleştiri gelmiyor. Golün güzelliği konuşuluyor. Fantastik, harika bir gol deniliyor. Türkiyede acaba kaleci golü kurtarabilir miydi diye soruluyor. Hemen hata aramaya çalışılıyor. Kaleci hemen suçlu olarak görülüyor. Futbolun güzel tarafı goldür. Golün güzelliği konuşulması gerekirken, kaleci eleştiriliyor. şeklinde değerlendirdi.
AA
| | Samanyolu Haber Son Dakika 02.11.2009 | | | TümfutbolculariçinduaediyorumTüm futbolcular için dua ediyorum |
|
| Kaçmadan önce bakın ne yapmış? | Samanyolu Haber | 15.10.2009 07:40 |  | | Fransa?dan siyasi sığınma talep eden Cem Uzan?ın, yurtdışına kaçış planını en yakınlarından bile sakladığı, kaçmadan önce evinde bol bol şarap içilen bir ?veda partisi? düzenlediği ortaya çıktı. Ağustos ayı sonunda ?Antalya?ya tatile gidiyorum? diyerek oturduğu Sazak Villaları?ndan ayrılan ve bir daha görülemeyen Cem Uzan?ın Fransa?ya kaçtığı, avukatının açıklamasıyla anlaşıldı. Edinilen bilgilere göre Cem Uzan, 9 Ağustos Pazar günü, kaçmadan önce arkadaşlarına veda partisi verdi. İmar Bankası yolsuzluğundan sonra ev ve işyerlerinde yapılan baskınlarda ele geçen ve şişesi 2 bin 500 dolardan başlayan Petrus şaraplarına düşkünlüğü ile tanınan Uzan o gün, kaçma planından haberdar olmayan arkadaşlarına pahalı şaraplar ikram etti.
Pazar aile günü
Pazar günlerini genellikle aile üyeleri ve lise arkadaşlarıyla evde geçiren Cem Uzan, davetliler ve eşlerine şarap ikram ederken, ?Bu şaraplar bu gece bitmeden ayrılmak yok? dedi. Veda partisinde olduklarını bilmeyen akradaşları, Sazak Villaları?ndaki evden ayrıldıktan sonra Cem Uzan da Fransa?ya kaçış planını başlattı.
Cem Uzan sessiz sedasız yaptığı kaçış planını yıllardır beraber çalıştığı kişilerden de sakladı. Genç Parti?de genel başkan yardımcılığı yapan Emin Şirin, Cem Uzan?ın 9 Ağustos?ta yaptığı ev partisinde olmadığını belirtti. Şirin şöyle dedi: ?Pazarları genellikle Cem Uzan aile günüdür. O gün aile üyeleri ve lise arkadaşları ile bir araya gelir. Biz de birçok kez şarap içtik.?
?Buluşacaktık?
Cem Uzan ile ağustos ayı sonunda görüştüğünü belirten Şirin, o zaman kaçma gibi bir düşüncesi olmadığını tersine, eylülde görüşmek üzere sözleştiklerini söyledi. Şirin, Uzan ile son görüşmesini şöyle anlattı:
?Cem Uzan?ın yurtdışına çıkma gibi bir düşüncesi olduğuna tanık olmadım. Ben Cem Uzan ile en son 25 Ağustos günü gö-rüştüm. Antalya?ya tatile gidiyordu, ben Kuşadası?na gidiyordum. 7 Eylül?de görüşmek üzere sözleştik. Ben Ergenekon davası için İstanbul?da olacaktım. Bana ?Davadan erken çıkarsan görüşürüz? dedi. Genellikle ben aramazdım o beni arardı. Ancak o gün aramayınca şoförünü aradım. ?Tatili biraz uzadı hala Antalya?da dönmedi? dedi. Ben de çıkan haberler üzerine merak etmeye başladım. Sığınma talebine ben de şaşırdım.?
Koruma aracılık etti
Cem Uzan kaçış planını uyguladığı dönemde üçüncü kişilerle irtibatını yakın koruması ve kuryesi T.B aracılığıyla sağladı. 2002 seçimlerinde GP İstanbul milletvekili adayı da olan T.B, Cem Uzan?ın ev, yat, uçak koordinatörlüğü ile özel kurye olarak belge götürüp getirme işlerine bakıyordu. T.B, Cem Uzan kaçış planı sürecinde cep telefonundan arayanlara, ?Cem Bey Antalya?da? ya da ?Tatili uzadı? cevabı verdi. T.B İmar Bankası davasında da yargılanıyor.
Öte yandan Cem Uzan?ın, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi?nde (AİHM) Ankara?ya karşı ifade özgürlüğü ve adil yargılanma davası açtığı öğrenildi. Uzan?ın başvurusunda 2003?te Başbakan Tayyip Erdoğan?ı eleştiren konuşması nedeniyle mahkum edilmesinin AİHM?in ifade özgürlüğü ve adil yargılanmayla ilgili maddelerine aykırı olduğunu savunduğu belirtiliyor.
Kız kardeşi ve annesinden de haber alınamıyor
Telsim kontörlerini evinin havuzunda sakladığı için emniyeti suistimalden 3.5 yıl, orman arazisi işgali nedeniyle 1 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan Cem Uzan, kendisi ve ailesi için Fransa?dan siyasi sığınma hakkı isterken, annesi ve kız kardeşinden de haber alınamıyor. İmar Bankası davasından yargılanan anne Melahat Uzan ile Cem Uzan?ın kız kardeşi Ayşegül Uzan ile eşi Müştak Ayvaz?ın da Türkiye?de olmadığı, aynı davada yargılanan akbarası H.P ve özel kuryesi T.B?nin de yurtdışına çıkış hazırlığında olduğu iddia ediliyor.
Kaçıran birim muamması
Dün, Vatan gazetesinde yer alan habere göre Cem Uzan?ı, Türkiye?den ?Special Human Rescue Task Force? (Shrtf) adındaki özel bir birimin kaçırdığı, konusunda uzman uluslararası deneyime sahip, daha önce CIA ve FBI?da çalışmış ajanlardan kurulu bu birimin Fransa?da da Cem Uzan?ı korumaya devam ettiği belirtildi.
Uzan Savcısı isyanda
İmar Bankası yolsuzluğu sonrası yaptığı operasyonlarla ?Uzan Savcısı? diye ünlenen emekli Şişli Cumhuriyet Savcısı Mecit Ceylan, ?Benim telefonlarımı yasadışı olarak dinleyen devletin kurumları, Cem Uzan gibi çete, zimmet ve yolsuzluktan yargı4lanan birisini neden takip etmez?? dedi. Cem Uzan ve ailesi hakkında İstanbul 8.Ağır Ceza Mahkemesi?nde İmar Bankası yolsuzluğu, 7. Ağır Ceza Mahkemesi?nde de çete davasını açtığını belirten Ceylan, Cem Uzan?ın Şişli?de de kara para aklama davasının olduğunu hatırlattı. İsviçre?de bulunan 200 milyon doları alma umudu kalmayan Cem Uzan?ın kaçışının kendisi için sürpriz olmadığını belirten Ceylan, ?Devlet beni yasadışı olarak dinleyip, menfaat sağladığımı iddia ediyor ama Cem Uzan gibi birisini takip etmiyor? dedi.
Türkiye?yi iade istemeye mi tahrik ediyor?
Fransa Dışişleri Bakanlığı, Cem Uzan?ın Fransa?dan iltica talebinde bulunduğunu resmen doğruladı; iltica statüsünün kabul edildiği iddiasını ise yalanladı. Fransa Dışişleri Bakanl | | Samanyolu Haber Son Dakika 15.10.2009 | | | Kaçmadanöncebakınneyapmış?Kaçmadan önce bakın ne yapmış? |
|
| O minibüsün şoförü konuştu | Samanyolu Haber | 12.09.2009 10:33 |  | | 7 kadına mezar olan minibüsün şoförü feci olayı anlattı: Çığlıkları kulağımdan gitmiyor 7 kadın tekstil işçisinin boğularak öldüğü minibüsün şoförü Mehmet Oğur, ?Ben bu 7 canın ailelerine kendimi nasıl affettireceğim?? diye gözyaşı döküyor. Çalışma arkadaşlarını kurtarmak için elinden geldiğini yaptığını anlatan Oğur, ?İki kişiyi kurtarabildim. Biri ellerimden kaydı. Zaman yetmedi. Çığlıkları kulaklarımdan gitmiyor. Ben bu acıyla nasıl yaşarım?? diyor.
İSTANBUL?da 24 kişinin ölümüyle sonuçlanan sel felaketinin en acı tablosu Pameks Tekstil Şirketi?nin bahçesinde yaşanmıştı. Kapalı kasa bir servis minibüsünün arkasında bulunan 7 kadın işçi, sel sularında boğularak hayatını kaybetmişti. Olayın hemen ardından gözaltına alınan fabrikanın sahibi Cevdet Karahasanoğlu ve idare amiri Ferit Göncü tutuklanırken, servis şoförü Mehmet Oğur tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Oğur, yaşadıklarını ağlayarak anlattı.
10 yıldır aynı fabrikada çalışan Mehmet Oğur, havanın yağışlı olması nedeniyle o sabah daha erken çıktı yola. Tek tek iş arkadaşlarını toplayıp fabrikanın bahçesindeki personel girişinin önüne geldi. Ancak yağmur şiddetlenince arkadaşları ıslanmasın diye minibüsü idarecilerin giriş yaptığı kapının önüne park etti. Ardından ise felakete neden olan sel suları geldi. Oğur can pazarını gözyaşları içinde şöyle anlattı:
?Önce yan sürgülü kapı açıldı. Bir kişinin indiğini gördüm. Sonrasını görmedim. Yanımda bir bayan oturuyordu. Fabrikanın bahçesinde iki tane istinat duvarı bir de demir kapı vardı. Büyük bir gürültü oldu, üzerimize sel suları geldi. Yanımda Gülsüm Şenkoğlu oturuyordu ama kapısını açamadı.
Ben onun kucağından atlayıp kapıyı açtım. Ayaklarım yere basmadı. Kapıya tutunarak yanımdaki Gülsüm?ü dışarı çıkardım, kapıya tutunmasını ve bırakmamasını söyledim. Hemen minibüsün üzerine tırmandım ve bağırmaya başladım. Bu arada kapıya tutunan Gülsüm panikledi onu tutarak minibüsün
üzerine aldım.?
Minibüsün arka bölmesinde oturan arkadaşlarının indiğini düşündüğünü ifade eden Oğur, ?Bir anda yükselen çığlıklarla neye uğradığını şaşırdım. Tam kurtulduk derken arkadan çığlıklar yükseliyordu. Anladım ki arkadaşlarım oradaydı. İdare amirine bağırdım ?kazma kürek ne varsa atın? dedim. O anda suda sürüklenen bir kalas gördüm. Suya eğildim kalası aldım. Fotoğraflarda görünüyor. Arkadaki camı patlattım. Elimi attım birini yakaladım. Sakine isimli arkadaşımdı. Baktım çırpınıyor onu da üste çıkardım. Yine aşağıya eğildim biri daha elime geldi, onu tutamadım. Sonra yukarıdan balta attılar. Minibüsün üzerine birkaç darbe vurmaya çalıştım. Bu arada kolumu da kestim. Çığlıklar kesildi, hiç ses gelmemeye başladı. Zaman yetmedi. Daha sonra yukarıdan atılan yangın hortumuyla önce iki bayan arkadaşı yukarı çektiler. Sonra ben yukarı çekildim? diye konuştu.
Mehmet Oğur sözlerini, ?En ufak yağmurda, karda çalışma arkadaşlarımı kapılarının önüne kadar bırakırdım. Bunu herkes bilir. Gazetelerde çıkan haberler beni mahvetti. Ben bunları hak etmiyorum. Yedi canın ailelerine karşı kendimi nasıl aklayacağım. Ben elimden gelen her şeyi yaptım. Kendi ailemin yanına bile gidemiyorum? diye sürdürdü.
Ölen arkadaşlarının minibüsün arka kısmındaki sürgülü kapıyı nasıl açamadıklarını hâlâ düşündüğünü ifade eden Oğur, ?Sanırım paniklediler. Sürgülü yan kapı kolaylıkla açılabilirdi. Bizim araçla servis aracının arasındaki tek fark koltuklarının sabit olmayışıydı, yani çıkarılabilir olmasıydı. Bir de servis araçlarının arka kapıları kullanılmaz. Ben arka camdan iki kişiyi kurtardım. Bu tür araçlar 10 yıl önce de servis aracı olarak kullanılıyordu. Firmalar kendi personelini taşıyabiliyordu. Sonra yeni kanun çıktı, servisçilik başladı? şeklinde konuştu.
Servis şoförü Mehmet Oğur, 7 arkadaşının ölümünden dolayı 7 ailenin mağdur olduğunu belirterek ?Ama şimdi patronumuz tutuklandı. 10 yıldır oradan ekmek yedim. Şimdi işyerimiz kapanırsa yüzlerce aile mağdur olacak. Başımıza gelen bu felaketle nasıl yaşarız bilemiyorum. Biz 10 yıldır arkadaşlarımızla aile gibiydik? dedi.
HABERTÜRK | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.09.2009 | | | OminibüsünşoförükonuştuO minibüsün şoförü konuştu |
|
| Münevver cinayetinde ŞOK İDDİA | Samanyolu Haber | 02.09.2009 10:28 |  | | Münevver Karabulut cinayetinde bir şok daha; Cemi bugün yarın teslim edecekler Etilerde başı kesik halde bulunan Münevver Karabulutun babası Süreyya Karabulutla, katil zanlısı Cem Garipoğlunun amcası Hayyam Garipoğlu arasında 3 milyon euroluk helallik pazarlığına aracılık eden Gaziantepli yerel gazeteci Cemil Baranın yeni iddiası Cemi bugün yarın teslim edecekler oldu.
Süreyya Karabulutla birlikte dün bir televizyon programına katılan Baran, Garipoğlu ailesinden helallik için Cem Garipoğlunun teslim edilmesinin yanı sıra 3 milyon euro isteyen Karabulutu gizli kameraya çekmiş, görüntüleri de Hayyam Garipoğluna vermişti. Garipoğlu ailesinden istediği paranın hukuken hakkı olduğunu, tazminat davası açması halinde davayı kazanacağını ifade eden Süreyya Karabulut, Garipoğlu ailesine O parayı ödemezlerse hakkımı helal etmiyorum sözleriyle mesaj yolladı.
BARAN: AİLE AF BEKLİYOR
Karabulut ve Garipoğlu arasında kalarak zor günler geçirdiğini savunan Cemil Baran, ayrıca Cemin teslim edilmemesinin iki sebebi olduğunu açıkladı. Buna göre, aile Cemin teslim olması durumunda öldürülebileceği endişesi taşıyor. İddiaya göre diğer ve asıl neden ise Cem Garipoğlunun teslim edilmesi durumunda bütün ailenin töhmet altında kalarak yargılanacağı fikri. Baran, bu nedenle Garipoğlu ailesinin af çıkmasını beklediğini savundu. (SABAH)
* * *
Öte yandan İşadamı Hayyam Garipoğlu da yazılı bir açıklama yaparak ailemiz fertlerinin şüpheli konumuna konulması kabul edilemez dedi. İşte Garipoğlunun açıklamaları:
Bazı basın organlarında aracı olarak bahsi geçen Cemil Baran takriben on gün kadar önce cep telefonumdan beni arayarak kendisini tanıttı ve maktulenin babasının para talebinden bahsederek benimle görüşmek istedi. Para talebi olduğuna inanmadığımı söyleyince, elinde kaset olduğunu ve dinletebileceğini belirtti. Söz konusu görüşmelerin kaydını dinlediğimde hem şaşırdım hem de üzüldüm. Cemil Barana cevaben, benim böyle bir talebin muhatabı olmadığımı, para talebini karşılamayacağımı ve para konusunda bir daha kendisiyle görüşmeyeceğimi söyledim. Cemil Baran telefon numaramı maktulenin babasından alarak beni aramıştır. Kendisiyle daha önceden bir tanışıklığımız yoktur.
Hal böyleyken; bazı kişiler, maktulenin babasının para istemesini, sanki benim düzenlediğim bir komplo imiş gibi göstermek isteyen beyan ve yorumlarda bulunmaktadırlar. Maktulenin anne ve babası (talebinin açığa çıkmasından sonra bile) her türlü mecrayı kullanarak para talebini tekraren teyit ettikleri halde, bu talepten dolayı nasıl bir mantıkla ben sorumlu tutulabiliyorum anlamak mümkün değildir. | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.09.2009 | | | MünevvercinayetindeŞOKİDDİAMünevver cinayetinde ŞOK İDDİA |
|
| Münevver cinayetinde FLAŞ İDDİA | Samanyolu Haber | 02.09.2009 10:22 |  | | Münevver Karabulut cinayetinde bir şok daha; Cemi bugün yarın teslim edecekler Etilerde başı kesik halde bulunan Münevver Karabulutun babası Süreyya Karabulutla, katil zanlısı Cem Garipoğlunun amcası Hayyam Garipoğlu arasında 3 milyon euroluk helallik pazarlığına aracılık eden Gaziantepli yerel gazeteci Cemil Baranın yeni iddiası Cemi bugün yarın teslim edecekler oldu.
Süreyya Karabulutla birlikte dün bir televizyon programına katılan Baran, Garipoğlu ailesinden helallik için Cem Garipoğlunun teslim edilmesinin yanı sıra 3 milyon euro isteyen Karabulutu gizli kameraya çekmiş, görüntüleri de Hayyam Garipoğluna vermişti. Garipoğlu ailesinden istediği paranın hukuken hakkı olduğunu, tazminat davası açması halinde davayı kazanacağını ifade eden Süreyya Karabulut, Garipoğlu ailesine O parayı ödemezlerse hakkımı helal etmiyorum sözleriyle mesaj yolladı.
BARAN: AİLE AF BEKLİYOR
Karabulut ve Garipoğlu arasında kalarak zor günler geçirdiğini savunan Cemil Baran, ayrıca Cemin teslim edilmemesinin iki sebebi olduğunu açıkladı. Buna göre, aile Cemin teslim olması durumunda öldürülebileceği endişesi taşıyor. İddiaya göre diğer ve asıl neden ise Cem Garipoğlunun teslim edilmesi durumunda bütün ailenin töhmet altında kalarak yargılanacağı fikri. Baran, bu nedenle Garipoğlu ailesinin af çıkmasını beklediğini savundu.
Öte yandan İşadamı Hayyam Garipoğlu da yazılı bir açıklama yaparak ailemiz fertlerinin şüpheli konumuna konulması kabul edilemez dedi. Garipoğlunun açıklamaları kısaca şöyle:
Bazı basın organlarında aracı olarak bahsi geçen Cemil Baran takriben on gün kadar önce cep telefonumdan beni arayarak kendisini tanıttı ve maktulenin babasının para talebinden bahsederek benimle görüşmek istedi. Para talebi olduğuna inanmadığımı söyleyince, elinde kaset olduğunu ve dinletebileceğini belirtti. Söz konusu görüşmelerin kaydını dinlediğimde hem şaşırdım hem de üzüldüm. Cemil Barana cevaben, benim böyle bir talebin muhatabı olmadığımı, para talebini karşılamayacağımı ve para konusunda bir daha kendisiyle görüşmeyeceğimi söyledim. Cemil Baran telefon numaramı maktulenin babasından alarak beni aramıştır. Kendisiyle daha önceden bir tanışıklığımız yoktur.
Hal böyleyken; bazı kişiler, maktulenin babasının para istemesini, sanki benim düzenlediğim bir komplo imiş gibi göstermek isteyen beyan ve yorumlarda bulunmaktadırlar. Maktulenin anne ve babası (talebinin açığa çıkmasından sonra bile) her türlü mecrayı kullanarak para talebini tekraren teyit ettikleri halde, bu talepten dolayı nasıl bir mantıkla ben sorumlu tutulabiliyorum anlamak mümkün değildir. | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.09.2009 | | | MünevvercinayetindeFLAŞİDDİAMünevver cinayetinde FLAŞ İDDİA |
|
| Lafoloji | Sabah | 28.07.2009 02:03 |  | | | * O gece Mustafa Topaloğluyla birlikte oraya sadece çay içmeye gitmiştik. Kumarhane olduğunu bilmiyordum. Birdenbire etrafımızı polisler sardı. Neye uğradığımızı şaşırdım. Ben kız tavlası oynamayı bile... Devamı için tıklayınız | | Sabah Magazin 28.07.2009 | | | LafolojiLafoloji |
|
| YÜZÜNÜZ KIZARDI MI? | Samanyolu Haber | 11.05.2009 08:18 |  | | Hafta içinde yapılan iki önemli açıklama Türk medyasının vahim hatalarını, iflah olmaz önyargılarını bir kez daha gözler önüne serdi. 1- Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıt, Mehmet Ali Birandın programına konuk olarak katıldı ve tarihî açıklamalarda bulundu. Mesela programda Rıdvan Akar soruyor: Ergenekon iddianamesinde Şener Eruygurun Atatürkçü Düşünce Derneğindeki odasında bulunan bir CDde sizinle ilgili dosyalar çıkıyor. Bakın eşinizin sağlık durumları bile var. Neden? Büyükanıtın cevabı aynen şöyle: Eruygurdan bunları beklemezdim. Birand devreye giriyor: Toplamış mı bunları? Cevap: Valla ben bilmem bunu. Onu Şener Paşaya soracaksınız. Bakın daha önce de çeşitli karalama kampanyalarında benim gelmişimi geçmişimi döktüler. Ben de tanımadığım akrabalarıma rastladım. Tabii kişisel verilerin toplanması suçtur. Birand: Bekler miydiniz Eruygurdan böyle bir şey? Cevap: Hayır. Hayır. Birand: Şaşırdınız mı? Büyükanıt: Çok şaşırdım. Yani ne alakası var. Kızımın arkadaşları, ablamın rahatsızlığı. Ben anlayamadım. Birand: Eruygur Paşa ne yapmak istemiş? Özden Örnek günlüklerine göre sizin Kara Kuvvetleri Komutanı olmanızı ve sonrasında genelkurmay başkanı olmanızı engellemek için yapılmış. Sizin pasifize edilip yerinize bir korgeneralin geçirilmesi için bir senaryo var. Büyükanıt: Evet, evet. Ben de okudum onları. 1. Ordu komutanıyım o ara. Bu adamdan hayır gelmez. Altından bir korgeneral çıkaralım diye.
2- Ergenekon davasının 82. duruşmasında Uzan döneminin Star Gazetesinin Ankara temsilcisi Hayrullah Mahmut ifade verdi. Emekli Korgeneral Şener Eruygurun Jandarma Genel Komutanlığı yaptığı sırada kendisini lojmana çağırdığını ve yüz yüze bir görüşme yaptıklarını anlattı. Koskoca Jandarma Genel Komutanı neyi merak ediyor da öğrenmek istiyormuş biliyor musunuz? Yaşar Büyükanıtın Yahudi olup olmadığını. Bu nasıl silah arkadaşlığıdır, bu nasıl kurmay dirayetidir, bu nasıl makam mevki kavgasıdır? Jandarma eski İstihbarat Daire Başkanı Levent Ersöz, Jandarma Teknik Daire Başkanı Atilla Uğur ve SESAR Başkanı İsmail Yıldız ile de bir toplantı yaptıklarını, bu toplantıya patronu Cem Uzan ile beraber katıldıklarını anlatan Mahmutun Eruygur görüşmesine dair sözlerine kulak verelim: Lojmanına gittim. Yanında bir albay vardı. Bana Büyükanıtın Musevi olup olmadığını, sinagogdan çıkarken çekilmiş görüntülerinin olup olmadığını sordu. Jandarma her görüşmeyi de kaydettiğine göre bu görüşmenin görüntüleri de elinizde vardır herhalde.
İki önemli ve tarihî gerçek size neyi hatırlatıyor? Orgeneral Yaşar Büyükanıt hakkında bazı karalama kampanyaları olduğu medyamızda sıkça yer aldı. Kim tarafından gönderildiği belli olmayan bazı e-maillerden bahsedildi. Medyamızın bir bölümü suçluyu çoktan bulmuş(!), hükmünü çoktan vermişti. Peşinen verilen hükümlere göre en üst düzey komutanlar hakkında cemaat bazı çalışmalar yapıyordu. Vakıa, ortada bir delil yoktu ama olsun. Kimisi cemaate olağan şüpheliler gözüyle bakıyor, kimisi de kulaklarına öyle üflendiği için konuyla ilgili olmayan kişileri ve kurumları hedef tahtasına oturtuyordu. O günlerde ısrarla şöyle söylemek zorunda kaldık: İspat edin, ispat edemediğiniz şeyleri söylerken hukuk dışına çıktığınızı bilin. Tabii ki uyarılarımıza dikkat etmedi bazıları. Oysa elektronik ortamda yapılan, internet vasıtasıyla yayılan kara propagandaları ortaya çıkarmak hiç de zor olmamalıydı. Binlerce telefon mesajı (Yaşar Paşa bir saat içinde 15 bin diyor) gönderilir de hiçbirine ulaşılamaz mı? Binlerce e-mail mesajı geçilir de bunun hangi bilgisayardan gönderildiği tespit edilemez mi? Israrla cemaat suçlaması yaparak psikolojik harbin karalama kampanyalarına boyun eğdiler. Ne oldu şimdi?
Şimdi çok net bir şekilde ortaya çıktı ki Genelkurmay başkanı olacak bir üst düzey komutanla ilgili karalama kampanyası bir başka üst düzey komutan emriyle yapılmış. Ergenekon dosyalarında ayrıntıları var. İnsanların (bu arada komutanların nasıl fişlendiği) o günkü Jandarma İstihbaratının en üst düzey subayı Levent Ersözün bizzat kaydettirdiği görüntülerde ve tutanaklarda yer alıyor. Benzer çalışmalar da akla geliyor bu arada. Zira Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ da göreve gelirken Kudüsteki ağlama duvarında çekilmiş fotoğrafları sızdırılmıştı. Fotoğrafların gizlice çekilmediği, hatıra özelliği taşıdığı görülüyordu. Belli ki İlker Paşayı istemeyen birileri karalama kampanyası çerçevesinde yapıyordu bunları. O günlerde de aynı kaynaklar aynı hedef saptırmalarına başvurdu. Biz o dönemde Psikolojik harp merkezlerinde peydahlanan kara propagandalarınızı cami avlusuna atmayın; elinizde bir belge ya da bilgi varsa açıkça ortaya koyun diye feryat ediyorduk. Bazıları istifini bile bozmamıştı. Köşelerinden yine cemaat düşmanlığı yapmış, TV programlarından masum insanları zan altında bırakmaya devam etmişti. Merak ediyorum bugün ortaya çıkan gerçekler bazılarının yüzünü kızartmış mıdır? ekrem.
Genç subay | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.05.2009 | | | YÜZÜNÜZKIZARDIMI?YÜZÜNÜZ KIZARDI MI? |
|
| DARBE MANŞETİ | Samanyolu Haber | 10.05.2009 08:35 |  | | Her emekli paşa gibi sadece askerî konularla değil ülkenin temel sorunlarıyla da yakından ilgili. Eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt fanatik bir Fenerbahçe taraftarı. Cebinde taşıdığı tarağı bile sarı-lacivert. Spor programlarında maç kritiği yapsa yadırganmaz. FBnin maçlarını çok iyi analiz edeceğine eminim. Futbol tabirlerine aşina.
Ankarada onu siyasetçi koltuğuna yakıştıranlar da var. Çok politikacıya göre daha güzel konuşuyor, meramını daha iyi anlatıyor. Bugünlerde derin proje için harekete geçen Hüsamettin Cindoruk eğer DP kongresini kazanabilirse büyük koalisyonun içinde Yaşar Büyükanıt niye olmasın?
Her emekli paşa gibi sadece askerî konularla değil ülkenin temel sorunlarıyla da yakından ilgili. Son 10 gündür söyledikleri gazetelerin birinci sayfalarını süslüyor. Bir toplantıda hızını alamadı Devlet hasta dedi. Demirel O zaman düzeltseydin diye cevap verdi. Askerin devleti nasıl düzelteceğini bilmiyormuş gibi. Bütün askerî darbeler devletin hastalığını gidermek için yapılmadı mı?
Büyükanıta bir televizyon programında Genç subaylar rahatsız manşeti soruldu. Açıkça Siyasete müdahale veya darbe için olabilir mi? dendi. Büyükanıt lafı dolandırmadan net cevap verdi: Bir anlamda evet. Darbe demeyeyim ama baskı. Tam saha pres diyorlar ya öyle.
Bu bir itiraf. Cumhuriyet Gazetesinin manşetine taşıdığı bu haber darbe planlarının parçası olarak Ergenekon dosyasına girdi. Demek ki savcı doğru iz üzerinde.
Doğrusu Yaşar Paşanın yerinde olmak istemem. Eşinin kullandığı ilaçlardan aile mahremiyetlerine kadar tüm özel hayatı Ergenekon belgeleri arasında. Çok uzaklarda taa okyanusun öte ucunda Utahta aradığı failler meğer hemen yakınındaymış.
Şener Paşadan bunu beklemezdim. Çok şaşırdım diyor. Özel hayatını didikleyenlerin yakın arkadaşı olduğunu kim öğrense, şaşırır. Hele bir de bu silah arkadaşı ise. Büyükanıt, 27 Nisan bildirisiyle ilgili sorulara da cevap veriyor. Bildiri metni için Oturup bizzat ben yazdım diyor. Eğer gerçekten böyleyse hitabetindeki ustalığının metin yazarlığında olmadığını söyleyebiliriz. Çalakalem yazılmış bir metin. Cümleler birbirinden kopuk, bir bütünlük yok.
Bildiriyi yayımlamaya tek başına mı karar verdi? Komutanlarıyla oturup konuştu mu? Sadece sonuçları itibarıyla değil baştan sona dağınık, savruk bir girişim. Kurmay stratejisinden eser yok. Siyasete müdahale bir yana TSKyı Kutlu Doğum programlarından rahatsız olan kurum durumuna düşürdü.
Neden gece yarısı? sorusuna ikna edici cevabı yok Büyükanıtın... Neden bildiri? Laiklik vurgusu veya hassasiyetinin yansıtılması gibi gerekçeler öne sürüyor. Hiç inandırıcı değil.
Kapalı kapılar arkasında söylemek istediklerini bizzat muhataplarına, gözlerinin içine bakarak söyleyebilirdi. Başbakan Erdoğanla aynı dili konuşuyor. Pişman değilim dese de 27 Nisanın savunulacak bir tarafı yok. Büyükanıtın mülakatta en çok zorlandığı bölüm burası. Ne kadar temize çıkarmaya çalışırsa çalışsın gece yarısı bildirisi demokrasinin üzerinde bir leke olarak geçti tarihe. Eski alışkanlığı nükseden askerin, cumhurbaşkanlığı seçimine müdahale girişimidir. İlginçtir, asker Türkiyenin eski Türkiye olmadığını değerlendiremedi.
27 Nisan, Meclisin yetkisine tecavüzdür. Genç subaylar rahatsız manşetine benzetilebilir. Cumhurbaşkanlığı seçimine hazırlanan milletvekillerine Büyükanıtın tabiriyle tam saha pres yapmayı hedefledi.
Hükümetin cevabı bildirinin etkisini sildi. Sağa sola yalpalayan demokrasi treni rayından çıkmadıysa siyasî iradenin kararlılığı yüzünden... Yaşar Büyükanıt hükümetin sert cevabına muhatap olan ilk Genelkurmay başkanı olarak tarihe geçti. 27 Nisan bildirisini 28 Nisan cevabıyla ele almak lazım.
Çağdaş ülkelerde paşaların askerî konuların dışında konuşmasının demokrasiyi gölgelediği düşünülür ancak ben Büyükanıtın konuşmasında pek sakınca görmedim. Demokrasiye hizmet olarak bile görülebilir. | | Samanyolu Haber Son Dakika 10.05.2009 | | | DARBEMANŞETİDARBE MANŞETİ |
|
| Darwinli hafta sonu darbesi | Samanyolu Haber | 12.03.2009 08:22 |  | | TÜBİTAK tarafından çıkarılan Bilim ve Teknik dergisinin kapağında yapılan ani değişikliğin sebebi ortaya çıktı. TÜBİTAKın aylık popüler bilim dergisi Bilim ve Teknikin 42 yıllık yayın hayatında Darwin ve evrimle ilgili çok sayıda dosya yayınlamasına rağmen hiç kapak yapmadığı ortaya çıktı.
Son günlerde Darwini kapak yapmadığı için basının yoğun eleştirisine maruz kalan derginin mart sayısında küresel iklim değişikliğinin kapak yapılmasının kararlaştırıldığı, ancak yayın yönetmeni Çiğdem Atakumanın bir hafta sonu darbesi ile ve bilgi vermeden Darwini kapak yapmak istediği belirlendi. Derginin basıma gitme aşamasındayken son halini görmek isteyen TÜBİTAK Başkan Yardımcısı ve Yayın Kurulu üyesi Prof. Dr. Ömer Cebeci durumu fark etti. Cebecinin yayın yönetmenine Böyle konuşmamıştık, böyle bir bilgiyi bana vermemiştin. demesi üzerine yönetmenin kendisinin kapağı iklim değişikliğine çevirdiği kaydedildi.
Darwin kapağını sansürlediği iddia edilen TÜBİTAK Başkan Yardımcısı Ömer Cebeci, sansürün aklından bile geçmediğini vurgularken, dergide iki sayfanın Darwinle ilgili kitaplara ayrıldığını belirtti. Cebeci, Popüler ve bilimsel bir dergi çıkarıyorsunuz, bunun bir de yayın kurulu ve üst yöneticileri var. Size sormadan, hatta daha önce belirlenen kapak yerine birileri kendi kafasından başka bir kapak yapıyor. Mesele budur, işin altında başka bir şey arayanlar art niyetli. dedi.
Cebeci olayı şöyle anlattı: Yayın yönetmeni derginin taslak halini cuma günü bana getirdi, birlikte inceledik. Cuma günü kapak küresel iklim değişikliği idi. Pazartesi günü dergi basıma gitmeden yeniden görmek istedim. Baktım ki önceden belirlediğimiz kapak yerine başka bir kapak yapılmış. Şaşırdım. Yayın yönetmenini arayıp, Bu da nereden çıktı, bizim haberimiz yok? dedim. Ben başka bir şey söylemeden kendisi Hocam ben hemen düzeltiyorum dedi. Antalyada olduğu için artık değiştirilemeyeceğini, derginin de geç kalacağını düşünerek, Kalsın, böyle devam edelim, yetişmez dedim. Ama o Hocam yetiştiririz, zaten dergi şişti, her sayımız 96 sayfa, bu sayı 112 sayfa oldu. Hallederiz diyerek ısrar etti. Ben de sen bilirsin dedim. Olay bundan ibaret.
Yayın yönetmeninin cumartesi günü akşam Darwinin kapak yapılması talimatı verdiğini anlatan Cebeci, Adeta bir hafta sonu darbesi yapılmak istenmiş. Ama pazartesi günü kendi yaptığı yanlışı kendisi düzeltti. dedi. Cebeci, iklim değişikliğinin kapak olarak belirlendiğinin bilgisayarlarda ve fotoğraf indirilen sitelerde kayıtlı olduğunu, teknolojik olarak da bunun çok rahat ispatlanabileceğini vurguladı.
TÜBİTAK, Darwinle ilgili yeni bir kitap yayınladı
Öte yandan Darwinin kapak yapılmadığı Bilim Teknikin mart sayısında iki sayfa Darwin ve evrim teorisinin anlatıldığı kitapların tanımına ayrıldı. Yine TÜBİTAK yayınlarından olan Darwin ve Sonrası, Evrim, Evrim Devrimi, Modern İnsanın Kökeni, Hayatın Kökleri gibi 14 kitabın tanıtım cümlesi şöyle: 2009, UNESCO tarafından Darwin Yılı ilan edildi. Çünkü 12 Şubat Charles Darwinin doğumunun 200. doğum yıldönümüydü. Bu yıl ayrıca, bilim ve düşünce tarihinde devrim yaratan Türlerin Kökeni adlı eserinin yayımlanmasının da 150. yıldönümü. Biz de getirdiği açıklamalar ve bıraktığı kavramlarla doğayı ve insanın doğadaki yerini kavrayışımızda çığır açan büyük doğabilimciyle ve evrim kuramıyla ilgili TÜBİTAK Popüler Bilim kitaplarına dikkatinizi çekmek istedik.
Diğer taraftan TÜBİTAKın yayınladığı çok sayıdaki Darwin kitaplarına Kasım 2008de bir yenisini eklediği, 20. yüzyılın Darwini olarak kabul edilen Ernst Mayrın son kitabını Biyoloji Budur adıyla yayınladığı öğrenildi. | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.03.2009 | | | DarwinlihaftasonudarbesiDarwinli hafta sonu darbesi |
|
| PADİŞAH GEYİĞİ | Samanyolu Haber | 06.03.2009 08:48 |  | | Malum kişiler malum tepkileri verdiler, bunun böyle olacağı da belliydi... Hemen işin geyiğine geçildi. Kullanılacak geyik klişeleri de belliydi: Kavuk giymiş bir başbakan, Birinci Recep benzetmesi, Unakıtan maliye nazırı, Melih Gökçek şehremini, falan filan...
Hayret, bu kez takunya, ibrik, çember sakal yok!
Köylülük Osmanlılığa dahil değil mi yoksa?
Bir zevzek
padişah Erdoğan diye pankart açınca, karşı zevzeklerin neler yapacaklarını da önceden kestirebiliyorsunuz.
Daha yaratıcı gırgırlar beklerdik: Edirne postanesinden bir telgraf memuru bulup bu sefer kimleri kesmeyi düşünüyorsunuz diye sormak gibi falan!
Ben bunlara şaşırmadım.
Osmanlıya duydukları korkunç nefrete şaşırdım.
Sanki yabancı ve düşman bir devletten sözediliyordu, Çarlık Rusyası gibi...
Başbakandan mı daha çok nefret ediyorlar Osmanlıdan mı, yoksa vergi kaçakçısı olduğu söylenen patronlarına yaranmak için mi bu gülünç gayretkeşlik, tam da çözemedim ama...
Halkın derin ve köklü bir refleksle gönlünü okşayan Osmanlı hatırlatması, bu kişilerde beklenmedik bir infial uyandırıyor.
Çünkü onlara öyle öğretildi, beyinleri o yönde yıkandı.
Fransız cumhuriyetçileri Parisin ortasında Dördüncü Henri heykelinden (hele bunun bir de lisesinden) gocunmuyorlar ama bizimkilerin şakasına bile tahammülleri yok.
Oysa Osmanlının işlerine gelen yanlarıyla hiç düşünmeden şişinebiliyorlar, Viyana kapılarına dayanmak, gemilerin yelkenlerini atlastan, halatlarını ibrişimden yapmak, Katerinayı düdüklemek falan gibi!
Asker Viyanaya dayanırsa hoşlarına gidiyor da, işadamı elinde çantasıyla Dubaiye dayanırsa panik başlıyor...
Hem nefret ediyorlar, hem de turist gelsin Topkapı Sarayını gezsin ve hayran kalsın istiyorlar. Kılıçdaroğlu şakadan fes giyince çok ayıp ama Kapalıçarşıda fes satışları artsın ki döviz gelsin!
Yavuz Selim Mısır seferinde korkanlar karılarının yanına dönsünler deyince büyük adam sayılıyor, Deli İbrahim Samatyalı Kaliyopiye sulanınca serseri...
Çünkü memur ruhlu bunlar. YAZININ DEVAMINI OKUMAK İÇİN TIKLAYIN | | Samanyolu Haber Son Dakika 06.03.2009 | | | PADİŞAHGEYİĞİPADİŞAH GEYİĞİ |
|
| Kara Kutu Güney yine şok etti ! | Samanyolu Haber | 02.02.2009 17:45 |  | | Güney: Bir numara görevdeki bir asker. Danışmanı ise... Tuncay Güney, Kanadada yayınlanan CanadaTürk gazetesine çarpıcı yeni iddialarda bulundu. Esra Coşkuna röportaj veren Güney, bir numaranın görevdeki bir asker ve danışmanının ise emekli bir orgeneral olduğunu ileri sürdü...
“Bir numara, halen görevde olan bir asker, danışmanı ise emekli bir orgeneral. Sivil baron ise eski baronla organik ve yakınlık ilişkileri bulunan bir medya patronu. “
Kanada’da yaşayan Ergenekon soruşturmasının kilit ismi Tuncay Güney, Canadatürk gazetesine demeç verdi. Gazeteci Esra Coşkunla konuşan Tuncay Güney, röportajında Bir numara kim sorusuna da cevap verdi. Güney demecinde bir numaranın halen görevde olan bir asker, danışmanının ise emekli bir orgeneral olduğunu ileri sürdü.
Silah deposu devlet binasıydı
“JİTEM’in işkence merkezlerinden biri Kuzey Irakta Zahodaydı. Hilali Ahmer Cemiyetinin arkasındaki binanın alt katıdır. Mesela Yaprak TVnin sahibi Mehmet Ali Yaprak burada sorgulandı. Gizli silah depoları Güneydoğuda büyük bir bayrakla simgelenmiş bir devlet binasındaydı.”
Encümen-i Daniş şaşırttı
“Encümen-i Daniş’in üstünde Milli Birlik Komitesi var. Ortaya çıkmalarına şaşırdım. Altında ise Büyük Kulüp bağlantılı mason locaları var.”
Mesut Yılmazı iyi araştırın
CHPli Mehmet Sevigeni, Susurluk ve Ergenekonun üstünü örtmeye çalışan Mesut Yılmazı araştırın. 2001den bu yana Ergenekonun üstünü kimlerin örttüğüne ulaşırsınız. CHPde çok Ergenekon malzemesi var.
Kuyu değil asit varili
Genelkurmaydan bir yetkili bir aracıyla kuyuları yalanlamamı talep etti. Boş yere asit kuyusu aramasınlar. Bunlar kuyu değil asit dolu varillerdi. Öldürülecek insanlar içine bandırılıyordu, kemiklerini bile bulmaları mümkün değil. Asitleri yurt dışından Veli Küçükün mafya kolundaki yardımcısı Sami Hoştan getiriyordu.-
Üzeyir Garih cinayeti
Üyesi olduğu mason locasında ihanet eden hainlere uygulanan infaz şekliyle öldürülüp mezarlığa cesedi bırakıldı. İshak Alaton tüm ayrıntıları biliyor. Suçu üzerine almak zorunda kalan Yener Yermezin cinayetten önce ilişki kurduğu Meral adlı kız yabancı uyruklu biri. Şişlideki TÖMERde Türkçe öğrendi. Operasyondan sonra geldiği ülkeye döndü.
Perinçek bilgileri karıştırıyor
Kendisine Özel Harp ve dış misyonlardan bilgi akması şaşırtıcı. Bilgileri yalanlarla karıştırarak bilinçli biçimde bilgi kirliliğine yol açıyor. Perinçek hedefe konmak istenenleri medyada gündeme gelmeden kamuoyunu hazırlıyor. Daha sonra medyadaki ahtapotun diğer kollarını harekete geçiriyor.
Veli Küçük Çürükkaya’yı kaçırdı
Almanyaya sığınan eski PKK liderlerinden Selim Çürükkayayı Veli Küçük, Suriye istihbaratından kaçırarak bir otelde sakladı. Ardından yurt dışına kaçırıp, koruma altına aldı. Almanyadaki lider kadro, Günay Aslan vasıtasıyla benden bilgi istedi. PKK elebaşısı Abdullah Öcalan sanıldığından daha zeki.
Ayağını denk al uyarısı
TRTdeki programdan sonra sol görüşlü biri aracılığıyla ‘ayağını denk al’ mesajı geldi. Bu mesajı veren ilticadan göçmenlik almış bir garip. Önümüzdeki yıl York Üniversitesinde öğrenime başlayacak.
Kanadayla işbirliği anlaşması yok
Tanık mı, sanık mıyım bilmiyorum. Ben gazeteciyim, kimsenin ajanı değilim. Sanıksam konuşmam. Ergenekon davası ile birleştirilmeyen sanık olduğum davada ifade verebilirim. Avukatım Kırmızı Bültenin uzun süreç olduğunu ve reddedebileceğimi söyledi. Kanada ile Türkiye arasında adalet işbirliği anlaşması yok. İstemezsem ifade vermem. Kanada tarafından sığınma talebim 21 Ağustos 2008de kabul edildi. Öldürülme tehditi aldım, ama sıkı korunuyorum.
BUGÜN | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.02.2009 | | | KaraKutuGüneyyineşokettiKara Kutu Güney yine şok etti |
|
| NTV spikeri bile pes dedi ! - İZLE | Samanyolu Haber | 23.01.2009 14:43 |  | | Engin Uysalın Ergenekonu savunmak için söylediği sözler NTV spikeri Hakseveri hayrete düşürdü. Maltepe Üniversitesi Hukuk Fakültesinden Yar. Doç. Engin Uysal, NTVde Oğuz Hakseverin programında telefon konuğu oldu. Engin Uysal, öyle bir Ergenekon savunması yaptı ki, NTV spikeri bile dayanamadı.
Uysal, Türk Metal Sendikasıyla ilgili Ergenekon Savcısının hiçbir işlem yapamayacağını, Devlet Denetleme Kurulunun bu işi yapabileceğini söyledi. Oğuz Haksever, bu sözler karşısında şaşırdı ve kriminal konularda bunun böyle olup olmadığını sordu?
Bir anda Uysal, bu sendikanın hiçbir kriminal suçu yoktur dedi. Bunun üzerine Oğuz Haksever, Efendim bir hukukçu olarak nasıl böyle emin konuşuyorsunuz dedi.
Uysal, Bu sendika hakkında suç olduğuna dair bir duyum yok dedi. Haksever iyice şaşırdı ve Efendim bu duyumlara göre mi olacak, şimdi o zaman gazeteye yazalım bir duyum, ertesi gün operasyon yapılsın, ben çok şaşırıyorum söylediklerinize sayın Uysal dedi.
Ancak Uysal, Ergenekon Savcılığının böyle bir operasyon yapamayacağını, Başbakanlık Devlet Denetleme Kurumunun devreye girmesi gerektiği konusunda ısrar etti.
İyice gerilen Haksever yayını bitirdi ve diğer konuğu Avukat Engin Cinmene döndü. Diğer konuk da Haksever kadar şaşırmıştı.
Engin Cinmen, Sayın Uysal hukukçu mu? diye sordu. Haksever Uysalın Maltepe Üniversitesinde hukukçu olduğunu söyleyince Cinmen; Ben çok şaşırdım. Devlet Denetleme Kuruluyla bunun ne alakası var dedi.
İNSANLAR SAYGIN OLAN VE OLMAYANLAR DİYE AYRILMAZ
Oğuz Hakseverin saygın insanların gözaltına alınmasıyla ilgili sorusuna ise, Cinmen, Bu ülkede insanlar saygın olanlar ve olmayanlar diye ikiye ayrılmaz. İddia konusu yapılanma, devletin ve toplumun en itibarlı kesimleri bunun içinde olabilir. İtalyada Gladyo yapılanmasında bunu gördük. Dolayısıyla yurttaşlar itibarlı itibarsız diye ikiye ayrılmaz. dedi.
SAVCILAR 36 HAKİMLE BU SORUŞTURMAYI YÜRÜTÜYOR
Cinmen, Sanki Beşiktaştaki adliyede bir savcı ya da savcılar var istediklerini arıyorlar, istediklerini gözaltına alıyorlar, istediklerini tutukluyorlar.. Bu böyle değil.. Şuan da o savcılar 6 tane mahkemeyle birlikte bu soruşturmayı yürütüyorlar. 6 mahkemede 36 adet yargıç var. Savcının talep ettiği her bir işlem için o an hangi hakim nöbetçiyle o hakim karar veriyor. Yani Beşiktaştaki yargıçlarla birlikte bu soruşturma yürütülüyor dedi.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 23.01.2009 | | | NTVspikeribilepesdedi-İZLENTV spikeri bile pes dedi - İZLE |
|
| Antonio Banderas, yeni filminde ünlü ressam Salvador Dali'yi canlandıracak | Net Gazete | 05.12.2008 10:24 |  | | | Tanınmış oyuncu Antonio Banderasın, beyaz perdede ünlü İspanyol ressam Salvador Daliyi canlandırmaya hazırlandığı belirtildi. İngiliz yönetmen Simon Westin Salvador Dali ile ilgili çekeceği filmde İspanyol ressamı oynaması için Banderasa teklifte bulunduğu açıklandı. Banderas, ilk teklifi aldığında kabul etmekten çekindiğini belirterek, Samimi olarak söylemek gerekirse kendimi Dali gibi göremiyorum ama West bir deneme çekimi yapmamızı teklif edip makyajlı bir halde beni kamera karşısına geçirince ben bile şaşırdım dedi. | | Net Gazete Son Dakika 05.12.2008 | | | AntonioBanderasyenifilmindeünlüressamSalvadorDaliyicanlandıracakAntonio Banderas yeni filminde ünlü ressam Salvador Daliyi canlandıracak |
|
| Antonio Banderas, yeni filminde ünlü ressam Salvador Dali'yi canlandıracak | Net Gazete | 05.12.2008 10:08 |  | | | Tanınmış oyuncu Antonio Banderasın, beyaz perdede ünlü İspanyol ressam Salvador Daliyi canlandırmaya hazırlandığı belirtildi. İngiliz yönetmen Simon Westin Salvador Dali ile ilgili çekeceği filmde İspanyol ressamı oynaması için Banderasa teklifte bulunduğu açıklandı. Banderas, ilk teklifi aldığında kabul etmekten çekindiğini belirterek, Samimi olarak söylemek gerekirse kendimi Dali gibi göremiyorum ama West bir deneme çekimi yapmamızı teklif edip makyajlı bir halde beni kamera karşısına geçirince ben bile şaşırdım dedi. | | Net Gazete Son Dakika 05.12.2008 | | | AntonioBanderasyenifilmindeünlüressamSalvadorDaliyicanlandıracakAntonio Banderas yeni filminde ünlü ressam Salvador Daliyi canlandıracak |
|
| Antonio Banderas, yeni filminde ünlü ressam Salvador Dali'yi canlandıracak | Net Gazete | 05.12.2008 06:55 |  | | | Tanınmış oyuncu Antonio Banderasın, beyaz perdede ünlü İspanyol ressam Salvador Daliyi canlandırmaya hazırlandığı belirtildi. İngiliz yönetmen Simon Westin Salvador Dali ile ilgili çekeceği filmde İspanyol ressamı oynaması için Banderasa teklifte bulunduğu açıklandı. Banderas, ilk teklifi aldığında kabul etmekten çekindiğini belirterek, Samimi olarak söylemek gerekirse kendimi Dali gibi göremiyorum ama West bir deneme çekimi yapmamızı teklif edip makyajlı bir halde beni kamera karşısına geçirince ben bile şaşırdım dedi. | | Net Gazete Son Dakika 05.12.2008 | | | AntonioBanderasyenifilmindeünlüressamSalvadorDaliyicanlandıracakAntonio Banderas yeni filminde ünlü ressam Salvador Daliyi canlandıracak |
|
| Banderas, Salvador Dali'yi oynayacak | Samanyolu Haber | 04.12.2008 19:57 |  | | Tanınmış oyuncu Antonio Banderasın, beyaz perdede ünlü İspanyol ressam Salvador Daliyi canlandırmaya hazırlandığı belirtildi. İngiliz yönetmen Simon Westin Salvador Dali ile ilgili çekeceği filmde İspanyol ressamı oynaması için Banderasa teklifte bulunduğu açıklandı.
Banderas, ilk teklifi aldığında kabul etmekten çekindiğini belirterek, Samimi olarak söylemek gerekirse kendimi Dali gibi göremiyorum ama West bir deneme çekimi yapmamızı teklif edip makyajlı bir halde beni kamera karşısına geçirince ben bile şaşırdım dedi.
1904-1989 yılları arasında yaşayan sürrealist ressam Dali hakkında yazılan çok şeyi okuduğunu da kaydeden Banderas, Dalinin filmiyle ilgili kesin kararın 2 hafta içinde verileceğini ifade etti.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 04.12.2008 | | | BanderasSalvadorDaliyioynayacak Banderas Salvador Daliyi oynayacak |
|
| BURADAN ÖYLE GÖRÜNÜYORMUŞ | Samanyolu Haber | 03.12.2008 08:26 |  | | Pazartesi akşamı, günbatımından hemen sonra... Önce ben de şaşırdım: Gökyüzünde Türk bayrağı oluşmuştu, hilalin önüne bir yıldız gelmişti, bu bir mucizeydi, tıpkı Bilmemne Muharebesinde ayla yıldızın yanyana gelip onun da gölgesinin yaralılarımızın al kanları üstüne vurması gibi bir durum ortaya çıkmıştı, yoksa Tanrı da bizimle miydi? Türkün Türkten başka dostu yok muydu? Bir Türk dünyaya bedel miydi? Fakat bir Türk lirası, 0.62 Amerikan doları mı ediyordu?
Gökyüzünde, örneğin bir Sovyet bayrağındaki orak-çekiçin, bir Kanada bayrağındaki meşe yaprağının, bir Kenya bayrağındaki mızrakla kalkanın oluşması epey zor olduğuna göre, gökler bize mahkûmdu zaten! Bayrağı enine ya da dikine renkli çizgilerden oluşan ülkelerin hele hiç şansları yoktu.
Şimdi televizyonlar ve gazeteler bu kutlu ve mutlu olayı nasıl ele alacaklar, nasıl işleyeceklerdi... Fotoğraf Anıtkabirin ya da herhangi bir Atatürk heykelinin üstünden doğru çekilirse elbette daha da anlamlı sayılırdı... Bayrağımız büyük önderimizle bütünleşir, böylece namussuz gericilere de göklerden ilahi bir ihtar çekilmiş olurdu...
Olsundu, vatandaşlara duygulu dakikalar yaşatan bu olay nefes kesen bir vals (Hürriyet aynen böyle demiş), bu gül kokan bir romanstı...
Yoksa gökyüzü, bizlere, önümüzdeki yerel seçimlerde oyunuzu CHPye verin mi demek istiyordu?
Mesaj alınmıştı, hele Ardahanın bilmemne köyündeki kayalıklara bulutlardan Atatürk sureti de vurursa, tamamdı bu iş.
Bu çok anlamlı bir gelişmeydi, çünkü bazı köşe yazarlarımıza göre Türkiye Cumhuriyeti olmasa bir bayrağımız ve nüfus kâğıdımız bile bulunmayacaktı ... Osmanlı İmparatorluğu bayrak yerine yatak çarşafı, nüfus kâğıdı olarak da genelev vesikası kullanırdı.
Fakat basın, serseriliği bir noktadan fazla sürdüremeyeceği için, işin aslını da yazmak zorunda kaldı.
Bir kere, hilalin önüne denk gelen, bir yıldız değil, bir gezegendi.
Bu gezegen, yılın belli dönemlerinde sabah yıldızı, kimi zaman akşam yıldızı, kimi zaman de her ikisi birden olarak görünen, eskilerin yıldız sandıkları, bildiğimiz Venüs gezegeniydi.
Fakat bazı yayın organları, onun, buradan çıplak gözle görülmesi mümkün olmayan Jüpiter olduğunu da yazdılar tabii, cehalet olmadan matbuat mı olurdu?
Aslında hangi karın ağrısı olursa olsun bir gezegenin ayın önüne gelmesi de sözkonusu değildi tabii... Aralarında milyonlarca kilometre uzaklık vardı, üstelik en dandik gezegen bile bizim uydumuzdan çok çok daha büyüktü...
Gökyüzünde öyle arslan şeklinde, balık şeklinde, yay şeklinde, terazi şeklinde, başak şeklinde, koç şeklinde burçlar falan da yoktu... Buradan bakınca öyle görünüyorlardı, aralarında binlerce ışık yılı uzaklık bulunan başka güneşler...
Kusura bakmayın ama benim de aklıma ünlü Mahmut fıkrası geliyor...
Hayır, buraya yazamam. Ancak son cümlesini söyleyebilirim:
Hadi lan, demiş Mahmut, dışarıdan öyle görünüyormuş!
Ya biz dışarıdan nasıl görünüyoruz, taşta toprakta hamasi hikmet bulan güdük beyinlerimizle? | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.12.2008 | | | BURADANÖYLEGÖRÜNÜYORMUŞBURADAN ÖYLE GÖRÜNÜYORMUŞ |
|
| Tello: Ben bile şaşırdım | Tumspor | 11.07.2008 09:47 |  | | |
| Colin Kazım: Ben bile şaşırdım | Tumspor | 03.04.2008 09:59 |  | | |
| 'Ben bile şaşırdım' | Tumspor | 03.04.2008 09:53 |  | | | Fransız AFP ajansına konuşan milli futbolcu Daha önce böyle bir gol atmamıştım. Hala inanamıyorum derken... | | Tumspor Son Dakika 03.04.2008 | | | BenbileşaşırdımBen bile şaşırdım |
|
|
| |