bezinde | |
|
| Ayakkabı numaranız artıyorsa doktora başvurun | Zaman | 17.04.2012 09:31 |  | | |
| Ayakkabı numaranız artıyorsa endokrinolojiye başvurun | Zaman | 17.04.2012 02:14 |  | | |
| Didem İnselel: Tümörü eve götüreceğim | En Son Haber | 09.04.2012 12:01 |  | | |
| MERAK ETMEYİN İYİLEŞECEĞİM | Hürriyet | 09.04.2012 05:10 |  | | |
| MERAK ETMEYİN İYİLEŞECEĞİM | Hürriyet | 09.04.2012 05:10 |  | | |
| Merak etmeyin iyileşeceğim | Hürriyet | 09.04.2012 02:58 |  | | |
| Kirchner kanser değil | Posta | 07.01.2012 18:06 |  | | Arjantin Devlet Başkanı Christina Fernandez Kirchnerin, kanser olmadığı bildirildi
Devlet Başkanının sözcüsü Alfredo Scoccimarro, dokudan alınan örneklerin incelenmesi sonucunda Kirchnerin tiroit bezinde iki nodülün varlığının belirlendiği ancak kanser hücresine rastlanmadığını belirtti. Sözcü, yaptığı yazılı açıklamada, Kirchnerin durumunun iyi olduğunu, doktorların hastaneden ayrılmasına izin verdiğini ifade etti.
Scoccimarro, doktorların yapılan ameliyatın yeterli olduğunu ve radyoaktif iyod tedavisinin gerekli olmadığını belirttiğini açıkladı. Kirchere tiroit bezi kanseri teşhisi Noel arifesinde yapılan olağan tıbbi tarama muayenesi sırasında konulmuştu.
... | | Posta Dünya 07.01.2012 | | | KirchnerkanserdeğilKirchner kanser değil |
|
| Kirchner kanser değil | Posta | 07.01.2012 17:49 |  | | Arjantin Devlet Başkanı Christina Fernandez Kirchnerin, kanser olmadığı bildirildi
Devlet Başkanının sözcüsü Alfredo Scoccimarro, dokudan alınan örneklerin incelenmesi sonucunda Kirchnerin tiroit bezinde iki nodülün varlığının belirlendiği ancak kanser hücresine rastlanmadığını belirtti. Sözcü, yaptığı yazılı açıklamada, Kirchnerin durumunun iyi olduğunu, doktorların hastaneden ayrılmasına izin verdiğini ifade etti.
Scoccimarro, doktorların yapılan ameliyatın yeterli olduğunu ve radyoaktif iyod tedavisinin gerekli olmadığını belirttiğini açıkladı. Kirchere tiroit bezi kanseri teşhisi Noel arifesinde yapılan olağan tıbbi tarama muayenesi sırasında konulmuştu.
... | | Posta Son Dakika 07.01.2012 | | | KirchnerkanserdeğilKirchner kanser değil |
|
| 17:07-Arjantin'in lideri kanser değilmiş | Dünya | 07.01.2012 17:25 |  | | |
| 17:07-Arjantin'in lideri kanser değilmiş | Dünya Gazetesi | 07.01.2012 17:17 |  | | |
| Bebek bezinde esrar | Posta | 09.10.2011 11:09 |  | | Beyoğlu Güven Timleri, daha önceden takibe aldığı bir eve yaptığı baskında bebek bezinin içinde 615 gram esrar ele geçirdi
Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı Güven Timleri, Fatih Karagümrük Mahallesinde esrar sattıklarından şüphelendiği bir anne ve oğlunu izlemeye aldı.
Evi bir süre gözetim altında tutan ekipler, daha sonra bu adrese baskın düzenledi. Yapılan baskında bebek bezinin içine saklanmış 615 gram esrar ele geçirildi.
Olayla ilgili olarak anne F.K ve oğlu G.K gözaltına alınarak, Fatih Şehit Tevfik Fikret Erciyes Polis Merkezine götürüldü. Zanlıların işlemlerin ardından savcılığa sevk edileceği bildirildi.
Hasan Yıldırım/DHA
| | Posta Bölge 09.10.2011 | | | BebekbezindeesrarBebek bezinde esrar |
|
| Bebek bezinde esrar | Posta | 09.10.2011 10:53 |  | | Beyoğlu Güven Timleri, daha önceden takibe aldığı bir eve yaptığı baskında bebek bezinin içinde 615 gram esrar ele geçirdi
Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı Güven Timleri, Fatih Karagümrük Mahallesinde esrar sattıklarından şüphelendiği bir anne ve oğlunu izlemeye aldı.
Evi bir süre gözetim altında tutan ekipler, daha sonra bu adrese baskın düzenledi. Yapılan baskında bebek bezinin içine saklanmış 615 gram esrar ele geçirildi.
Olayla ilgili olarak anne F.K ve oğlu G.K gözaltına alınarak, Fatih Şehit Tevfik Fikret Erciyes Polis Merkezine götürüldü. Zanlıların işlemlerin ardından savcılığa sevk edileceği bildirildi.
Hasan Yıldırım/DHA
| | Posta Ana Sayfa 09.10.2011 | | | BebekbezindeesrarBebek bezinde esrar |
|
| Bebek bezinde esrar | Posta | 09.10.2011 10:36 |  | | Beyoğlu Güven Timleri, daha önceden takibe aldığı bir eve yaptığı baskında bebek bezinin içinde 615 gram esrar ele geçirdi
Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğüne bağlı Güven Timleri, Fatih Karagümrük Mahallesinde esrar sattıklarından şüphelendiği bir anne ve oğlunu izlemeye aldı.
Evi bir süre gözetim altında tutan ekipler, daha sonra bu adrese baskın düzenledi. Yapılan baskında bebek bezinin içine saklanmış 615 gram esrar ele geçirildi.
Olayla ilgili olarak anne F.K ve oğlu G.K gözaltına alınarak, Fatih Şehit Tevfik Fikret Erciyes Polis Merkezine götürüldü. Zanlıların işlemlerin ardından savcılığa sevk edileceği bildirildi.
Hasan Yıldırım/DHA
| | Posta Son Dakika 09.10.2011 | | | BebekbezindeesrarBebek bezinde esrar |
|
| Bebek Bezinde Uyuşturucu | Haber3 | 29.08.2011 17:00 |  | | |
| "PIRLANTADA VERGİ YOK, MAZOTTA VERGİ VAR" | Haber3 | 03.05.2011 06:02 |  | | |
| Radyasyon tüm dünyayı sarabilir! | Samanyolu Haber | 21.03.2011 16:03 |  | | Uzmanlar, radyasyona maruz kalanların bunu değişik yollarla başkalarına bulaştırabileceği uyarısında bulunuyor. Göğüs Hastalıkları Uzmanı Prof. Dr. Ahmet Rasim Küçükusta, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Japonyada meydana gelen depremle birlikte Fukuşima Nükleer Santralinin reaktörlerinden radyoaktif sızıntının başladığını anımsatarak, bunun sadece Japonyayı değil tüm dünyayı endişelendirmesi gerektiğini söyledi.
Radyasyonu yakından tanımanın ve zararlarını hatırlamanın vaktinin geldiğini ifade eden Küçükusta, biri iyonlaştırıcı, diğeri de iyonlaştırıcı olmayan iki tür radyasyon olduğunu anlattı. Küçükusta, kızılötesi radyasyon, radyo dalgaları, cep telefonu ve mikrodalga fırın radyasyonlarının iyonlaştırıcı olmadığını ve kimyasal bağlar üzerine etkileri bulunmadığını belirtti.
Bunların, çok yoğun olduklarında dokularda ısınmaya yol açabildiğini dile getiren Küçükusta, İyonlaştırıcı radyasyon ise kimyasal bağları etkilediği için çok zararlıdır ve kansere yol açabilir dedi. Küçükusta, X ışınları, gama ışınları ile alfa ve beta partiküllerinin bunların birer örneği olduğunu ifade ederek, Fukuşimadaki sızıntıda gama veya X ışınları yayılması söz konusu değildir diye konuştu.
Radyasyonun başkalarına bulaşma riski bulunduğuna dikkati çeken Küçükusta, şöyle devam etti:
Radyasyona maruz kalanlar, radyasyon başkalarına ve temas ettikleri yüzeylere bulaştırırlar. Mesela, elbiselerine radyasyon bulaşan kişiler bunu oturduklarI sandalye ve koltuklara veya sarıldıkları insanlara bulaştırırlar.
Radyasyon vücutlarının içinde olan kişiler ise bunu yakınlarında bulunan insanlara bulaştırabilirler. Kan, ter, idrar gibi vücut sıvılarında radyasyon bulunabilir. Bu tür sıvılarla temasla da radyasyon geçer.
Küçükusta, radyasyon ölçüm biriminin sievert diye adlandırıldığını ve kısaca Sv olarak ifade edildiğini anlattı. Bunun binde birinin ise milisievert olarak isimlendirildiğini belirten Küçükusta, bir diğer birimin rem olduğunu, bir sievertin 100 reme denk geldiğini söyledi.
Bir insanın bir senede maruz kalacağı radyasyon miktarının 100 milisievert olduğunu dile getiren Küçükusta, şunları kaydetti:
Bu miktar yükseldikçe kanser riski de artar. Toplam bin milisievert radyasyon alınması kanser riskini yüzde 5 nispetinde artırır. Bir defada bin milisievert radyasyon alınması radyasyon hastalığına sebep olur; kanda akyuvarlar azalır ama öldürücü değildir. Beş bin milisievert radyasyon alanların yüzde 50si bir ay içinde ölür.
Bir akciğer röntgeni 0,1 milisievert radyasyon alınmasına sebep olur. İnsanlar toprak ve kozmik ışınlardan senede 2 milisievert radyasyon alırlar.
Küçükusta, Japonyadaki sızıntıda iyot-131 ve sezyum-137 radyoaktif maddelerinin sızıntısının söz konusu olabildiğinin ifade edildiğini belirterek, radyoaktif iyotun veya I-131in havadan ağır olduğunu, fazla rüzgar olmaması halinde çok uzaklara gidemeyeceğini bildirdi. I-131in yarı ömrünün (etkisinin yarı yarıya azalması için geçen süre) 8 gün olduğunu vurgulayan Küçükusta, etkinin iki ay sonra iyice azalacağı bilgisini verdi.
Küçükusta, radyasyonunun en çok hücreleri hızlı bölünen anne karnındaki bebekleri ve küçük çocukları etkilediğine dikkati çekerek, Erken doğum, düşükler, doğumsal gelişim kusurları ve başta tiroit olmak üzere kemik kanserleri ve lösemiler çok sık görülür diye konuştu.
Radyasyona maruz kalındığın nasıl anlaşılacağına ilişkin olarak da Küçükusta, insanların vücutlarında, elbiselerinde, saç ve derilerinde ne miktarda radyasyon bulunduğunun Geiger aletleri ile ölçülebildiğini söyledi. Küçükusta, şunları kaydetti:
Radyasyon bulaşmış olanların kıyafetlerini değiştirmeleri ve duş almaları gerekir. Radyasyonlu elbiseler, zararlı atıklar olarak işlem görmelidir. Sodyum iyodür detektörleri ile tiroit bezinde radyoaktif iyot tutulup tutulmadığı anlaşılabilir.
Radyasyondan etkilendiği düşünülenlere yapılması gereken ilk test tam kan sayımıdır. Çünkü, ilk bulgu akyuvarların sayısındaki azalmadır. Yüksek miktarda radyasyona maruz kalındığında dakikalar içinde Akut Radyasyon Sendromu (ARS) gelişir. Bu tablo radyasyon zehirlenmesi veya radyasyon hastalığı gibi isimlerle de bilinir.
Bu kişilerde, maruz kalınan radyasyon dozunun miktarına göre birkaç dakikadan birkaç güne değişen sürelerde bulantı, kusma, ishal ve deride yaralar meydana gelir. Bunlar bir ara iyileşmiş gibi görünebilirler ama daha sonra iştahsızlık, halsizlik, ateş gibi belirtilerle tekrar hastalanırlar. İlk etkilenenler kemik iliğindeki hücrelerdir; bununla ilgili olarak iç kanamalar ve enfeksiyonlar ortaya çıkmaya başlar. Havale ve koma da görülebilir. Bu dönem birkaç saat ile birkaç ay arasında sürebilir ve ölümle sonuçlanır.
Radyasyonun neden kansere yol açtığına dair Prof. Dr. Küçükustanın verdiği bilgiye göre, radyasyon hücrelerin DNAsını etkiliyor. Meydana gelen hasar, DNAnın kendini kopyalayamamasına yol açıyor ve hücre bölünmesi bozuluyor veya bölünü | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.03.2011 | | | RadyasyontümdünyayısarabilirRadyasyon tüm dünyayı sarabilir |
|
| Bebek bezinde bıçak parçaları | Gazete Şok | 25.12.2010 05:03 |  | | | Çin’in Guangdong eyaletinde,
bir annenin, bebeği huzursuz olduğu
için altını değiştirdiği sırada bebek
bezinin içinde bıçak parçaları bulduğu
bildirildi. Nanzhuang kasabasındaki
dehşet verici ola... | | Gazete Şok Son Dakika 25.12.2010 | | | BebekbezindebıçakparçalarıBebek bezinde bıçak parçaları |
|
| Mikrofiber bez temizlikte öne çıktı, ‘pamuklu’yu sıkıştırdı - Erkan ÇELEBİ | Hürriyet | 08.11.2010 01:52 |  | | |
| Bu kız 6 aylıkken adet gördü | İnternet Haber | 30.10.2010 22:39 |  | | |
| 6 aylıkken ergenliğe girdi | Milliyet | 30.10.2010 00:38 |  | | |
| Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi | Milli Gazete | 12.10.2010 18:03 |  | | | Bu köşede son yazımın çıkışından bu yana yaklaşık 4.5 ay geçmiş. Sizlerin de bildiği gibi hastalık sebebiyle zorunlu ayrılık söz konusu oldu. Bir anda yatağa düşüren ve iki ay araştırma sonucunda ameliyat ile noktalanan bir süreç yaşadım. Aslında aniden ortaya çıkan rahatsızlık değildi beni yatağa düşüren. Rahatsızlığımdan 6 yıldır haberdardım. Sadece sebebini bilmiyorduk. Daha doğrusu doktorların koyduğu teşhise göre aldığımız ilaçlar derde derman olmuyor, rahatsızlığımın şiddeti de her geçen gün biraz daha artıyordu. Geçen nisan ayından itibaren de hemen her gün tansiyon fırlaması sonucu ortaya çıkan kriz nöbetleri ile boğuşmaya başlamıştım. Bu nöbetler başlangıçta kısa bir dinlenme ile geçiyor ve ben de günlük hayatımı sürdürebiliyordum. Ama mayıs ayından itibaren işin şekli değişti. Haziran başında artık ayakta duramaz hale gelmiştim. Bundan tüm çevrem rahatsızdı ve beni ısrarla doktora gitmeye zorluyorlardı. Aslından 6 yıl önce yani daha sonra beni yatağa düşüren hastalığımın başlangıcında İstanbulda doktorlar soruna el koymuşlardı ama belirtiler onları hep kalp üzerinde yoğunlaşmaya itmiş ve verilen ilaçlarla kalp çarpıntısını gidermeye, tansiyonumu dengede tutmaya sevk etmişti. Verilen ilaçları 3 yılı aşkın aksatmadan kullandım. Ancak, hastalığımda iyileşme bir yana ilerleme söz konusuydu. Bu arada Ankarada başka hastanelere de gittim. Onlar da yüksek tansiyon ve kalp üzerinde durdular, benzer ilaçlar verdiler.
Sizlerden ayrı kaldığım 4.5 aylık süreyi uzun uzun anlatacak, Kanseri nasıl yendim türü bir dizi sunacak değilim. Ancak aile fertlerimi çok üzdüğümü ve sıkıntıya soktuğumu biliyorum. Onlar benden çok sıkıntı ve acı çektiler. Yıllardan beri ben doktordan kaçmıyordum ama gittiğim doktorlar tansiyona ve kalbe kilitlenip kaldıkları için hastalığımı teşhis edemiyorlardı. Krizlerim artıp bayılmaya ve düşmeye başlayınca eşim meseleye el koymuş, tanıdıklara telefon açarak randevu aldırıp beni yeniden muayene için hastaneye yatmaya mecbur etmişti. İyi ki etmiş diyorum bugün geriye dönüp baktığımda. Randevu alınan kardiyolog doktor Ülgen Merdanoğlu Hanımefendi her türlü tetkiki yapmış sonunda rahatsızlığımın kalple ilgili olmadığına karar vermiş, iç organlarımda bir takım araştırmaların yapılması gerektiğini söylemişti. Bunun için de bir tıp merkezinden randevu almıştı. Randevuya hazırlanırken bir cumartesi günü evde yine fenalaşıp düşünce bu defa eşim kardeşlerimi haberdar etmiş onlar da koşup gelmişler. Bir anda karşımda onları görünce oturmak için gelmediklerini anladım. Hemen hastaneye götürmek istiyorlardı ve bunda kararlıydılar. Her ne kadar tatil günü hastaneye gitmenin işe yaramayacağını söylesem de götürmekte ısrar ediyorlardı. Aslında ben de bu işin bir sonuca bağlanmasını istiyordum. Ancak yıllardan beri teşhis konulamaması ister istemez beni hastanelerden uzaklaştırmıştı. Lafı uzatmayayım. Aziz dostum Mehmet Sılay ve Atatürk Hastanesi Nöroloji Servisi Şefi Prof. Dr. Ömer Anlar Beyin ilgisiyle kendimi hastanede yatar buldum. Hastaneye yattığım andan itibaren hastalığımın sebebi araştırılmaya başlandı. Hastalığımın sinir sistemi ile ilgili olmadığı kısa zamanda anlaşıldı. Bu arada çeşitli servislerden uzman doktorlar geliyor, elde edilen bilgiler çerçevesinde görüşlerini belirtiyorlardı. Bu arada yapılan tetkiklerde sağ böbrek üstü bezinde bir kitle tespit edildiği, tansiyon ataklarının buna bağlı olduğu teşhisi konularak Endokrin Servisine sevk edildim. Burada da araştırmalar sürdürüldü. Bu araştırmalarla sağ böbrek üstü bezinde 5.5 santimetre çapında bir kitle olduğu, ameliyat olmam gerektiğine karar verildi. Elbette itiraz edecek bir halimiz yoktu. Çünkü ameliyat olmadığım takdirde ayağa kalkmam mümkün değildi. Ancak ameliyat olabilmem için tansiyon ataklarımın önlenerek bir düzene kavuşturulması gerekiyordu. Bunun için Endokrin Servisi Şef Yardımcısı Doç.Dr. Reyhan Ersoy hanımefendi başta olmak üzere servisin tüm doktorlarının çabaları sonucu tansiyonda denge sağlandı ve ameliyata hazır hale geldiğime karar verilince ameliyat için Üroloji servisine sevk edildim. Burada iki günlük bir misafirliğin ardından Operatör Doktor Ziya Akbulut ve ekibi tarafından ameliyat edildim. Ameliyattan sonra da iş bitmedi bir takım tetkik ve araştırmalar için Gazi Üniversitesi Nükleer Onkoloji Bölümüne sevk edildik. Burada yapılan araştırmadan müspet bir sonuç çıktı. Ancak üç aylık kontroller sürecek. Allaha sonsuz şükürler olsun ki artık en azından şimdilik sıkıntılı günler geride kaldı. Geçirdiğimiz o sıkıntılı günler sağlığın kıymetini bir kez daha hatırlamamıza, geçmişimizin muhasebesini yapmamıza vesile oldu. İnsan hayatında sağlığın her şeyin başında geldiğini yaşayarak yeniden idrak ettik. Bu bakımdan Kanuni Sultan Süleymana ait Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi dizesini başlığa aldım. Hastalığında sağlığında Allahtan olduğunun idraki içinde Yaratana şükrümü tekrarlarken 4 ayı aşkın süre içinde aile fertlerimin, dostlarımın yakın ilgisine, gece gündüz tansiyonumu takip eden | | Milli Gazete Köşe Yazıları 12.10.2010 | | | Olmayadevletcihandabirnefessıhhatgibi Olmaya devlet cihanda bir nefes sıhhat gibi |
|
| Viral göz salgını yayılıyor | Samanyolu Haber | 31.08.2010 13:11 |  | | Son zamanlarda basında yer bulan İstanbuldaki viral göz hastalığı salgını, şimdi de İzmirde görülmeye başladı. Hava sıcaklıklarının mevsim normallerinin çok üstünde seyretmesiyle ilişkilendirilen hastalık günlerce, hattâ haftalarca sürebiliyor. Oldukça ağrılı geçen, batma ve kaşıntı hissinin ön planda olduğu hastalık, özellikle çocuklarda sık görülüyor. Hava yoluyla bulaştığından hızla yayıldığını ve vaka sayısının gün geçtikçe arttığını belirten uzmanlar, özellikle havuzlara dikkat edilmesini öneriyor.
Konu hakkında görüşünü aldığımız aile hekimi Dr. Funda Müftüoğlu Karamancı, hastalarının ikamet ettiği Yenişehir bölgesinde bu hastalığın yoğun olarak görüldüğünü, aile fertlerinden birindeki enfeksiyonun süratle ev halkına yayıldığını ifade ediyor. Karamancı, polikliniğe başvuran hastaların, vakit kaybetmeden bir göz hastalıkları uzmanı tarafından kontrol edilmesi gerektiğini önemle vurgularken salgından korunma yolu olarak da ayrı havluların kullanımı, yaşam alanlarının sık havalandırılması, uzmanlarca verilen ilaçların doğru ve düzenli kulllanılmasını sayıyor.
Salgının boyutları ve sebepleri hakkında bir açıklama yapan göz hastalıkları uzmanı Dr. Hidayet Burcu Kurumer ise İzmirde salgının varlığını doğruladı: Yaz aylarında hava sıcaklığının artması sebebiyle göz iltihaplanmasına sebep olan virüsler, kolaylıkla insandan insana bulaşarak salgınlara yol açabilmektedir. Sulanma, çapaklanma, kızarıklık, kaşıntı, batma, göz içi ve göz kapaklarında şişlikler, sık görülen belirtiler arasındadır. Kliniğimize günde 5 ile 10 arasında bu şikayetlerle başvuran hasta mevcuttur. Rakam, son birkaç haftadır artış göstermektedir. Önlem alınmaması halinde gözde uzun süren ya da kalıcı olabilen hasarlar olusabilmektedir. Dr. Kurumer, bu belirtileri gösteren kişilerin 24 ile 48 saat icinde bir göz hekimine başvurması gerektiğinin altını çizdi. Hastalık yakın temasla hızla bulaşabildiğinden başta sık el yıkamak, ortak esyaların ayrılması gibi şahsi tedbirlerin yanısıra çevrenin de dezenfekte edilmesi gerektiğini vurguladı.
İzmir Özel Şifa Hastaneler Grubu göz hastalıkları uzmanı Opr. Dr. Gönen Başer de adenovirus konjoktüviti olarak da bilinen bu hastalığın çok değişken olduğunu ve bazen sıklıkla görülebildiğini ifade etti. Başer, Bugünlerde artmaya başladı. Aşırı miktarlarda değil ama yine de var. Bulaşıcı, yakın temastan geçebiliyor. Havlu ve çarşafları, hijyen malzemelerini ayırmak gerekiyor. şeklinde konuştu. Vücut direncin düşük olduğu kişilerde daha ağır seyreden hastalığın gözde yaşarma, sulanma, batma, kapanma hissi, kulakta lenf bezinde şişme, ateş ve falanjist türü bir rahatsızlıkta eşlik edebilen göstergeleri olduğunu anlatan Opr. Dr. Başer, her yaş grubunda görülebilen hastalığın genellikle yazın daha sık ortaya çıktığını belirtti. Aşırı sıcaklarda sık sık elleri yıkamak, şahsi hijyen malzemelerini ayırmak, çok yakın temastan kaçınmak ve vücut direncini yüksek tutmak gerektiğini kaydeden Başer, şu anda görülen haftada üç dört vakanın çok az olmadığını, aylarca hiç görülmeyebilen bu hastalığın havuzlardan bulaşabildiğini hatırlattı.
Kaşkaloğlu Göz Hastanesinin kurucularından göz mütehassısı Prof. Dr. Mahmut Kaşkaloğlu ise yaptığı açıklamada, salgın bulunmadığını ama yazın, kışa göre daha fazla vaka olabildiğini ifade etti. Prof. Dr. Kaşkaloğlu, Hijyene dikkat edilmediği için yazın birazcık fazla oluyor ama halkı korkutacak, salgın tarzı bir şey yok. Burada dikkat edilmesi gereken hijyendir. Ailede bir kişide varsa, aynı havlu ve yastığı kullanmamaya özen gösterilecek. Sık sık eller yıkanacak. Yüzme havuzlarına de çok sayıda insan girdiği için dikkat edilmesi gerekiyor. dedi. | | Samanyolu Haber Son Dakika 31.08.2010 | | | ViralgözsalgınıyayılıyorViral göz salgını yayılıyor |
|
| Vücuttaki zehri atmak için bire bir | Samanyolu Haber | 01.07.2010 07:39 |  | | Vişne ile suyu ve konsantresinin, birçok kanser türü ile kalp hastalıkları gibi çok sayıda rahatsızlığa iyi geldiği açıklandı. Meyve Suyu Endüstrisi Derneği Genel Sekreteri Ebru Akdağ vişnenin faydalarına dair şunları aktardı: ?Yapılan araştırmalar sahip olduğu özellikleriyle sağlık açısından vişnenin inanılmaz faydaları olduğunu ortaya koyuyor. Antioksidanlar, serbest radikallerle tepkimeye girerek bunların başlattığı zincir reaksiyonu durduran ve böylece vücudumuzdaki hayati bileşenlerin zarar görmesini engelleyen moleküllerdir. Antioksidanlarca yüksek olan besinler, Oksijen Radikali Emme Kapasitesi (ORAC) yüksek olan besinler olarak bilinirlerî
GÜNDE 25 GRAM
Michigan Üniversitesinde yapılan bir araştırmada vişneden elde edilen ürünlerin işlemeden ve depolamadan sonra bile antioksidan özelliklerini koruduğunu ortaya koyduğunu vurgulayan Akdağ, ?Günlük antioksidan ihtiyacının karşılanması için belirli miktarda ORAC alınmasını öneriyor. 25 gram vişne suyu konsantresinin, günlük ihtiyacı rahatlıkla karşıladığı belirtiliyorî dedi.
ASPİRİNDEN DAHA ETKİLİ
Akdağ, vişnenin antosiyaninleri üzerinde Michigan Üniversitesinde yapılan başka bir araştırmada ise önemli bir sonucun ortaya çıktığını belirterek, bu sonuca göre, vişnedeki başlıca antosiyanin olan cyanidinin, iltihap engelleme etkinliğinin aspirinden daha çok olduğunu söyledi.
BİR AVUCU UYKUYU DÜZENLİYOR
Melatoninin beyindeki hipofiz bezinde salgılanan, vücudun günlük ritmini ve uyku düzenini geliştiren bir hormon olduğunu dile getiren Akdağ, şöyle devam etti:
?Teksas Üniversitesinden Prof. Russel Reiter vişnenin melatonin içerdiği bilinen nadir gıdalar arasında yer almakla kalmayıp, bünyesindeki melatonin oranının insan kanında bulunandan fazla olduğunu belirtiyor. Ayrıca Prof. Reiter ve çalışma arkadaşları, sadece bir avuç vişne yemenin bile kandaki melatonin seviyesini artırdığını ve dolayısıyla vücudun doğal uyku düzenini geliştirdiğini açıklıyor.î
EKLEM İLTİHAPLARINDA DA ETKİLİ
Akdağ yapılan araştırmalarda vişnenin gut ataklarını ve eklem iltihaplanmalarından kaynaklanan ağrıların dindirilmesinde etkili olduğunun bulunduğunu dile getirdi.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 01.07.2010 | | | VücuttakizehriatmakiçinbirebirVücuttaki zehri atmak için bire bir |
|
| 11:20 Bebeğinin bezinde uyuşturucu sakladı | Net Gazete | 11.06.2010 18:06 |  | | |
| Zehir tacirleri kıskıvrak yakalandı | İnternet Haber | 11.06.2010 17:52 |  | | |
| Zehir tacirleri kıskıvrak yakalandı | Haberciler | 11.06.2010 17:47 |  | | |
| Bebeğinin bezinde uyuşturucu sakladı | Star | 11.06.2010 17:42 |  | | |
| Bebeğinin bezinde uyuşturucu sakladı | Star | 11.06.2010 17:42 |  | | |
| Bebek bezinde eroin satışı | Haber Türk | 11.06.2010 17:14 |  | | | Polis, düzenlediği ev baskınında kucağında bebek olan kadının hareketlerinden şüphelenince bebeği de aradı, bezin içinde eroin bulan polisler de şaşkınlık içinde kaldı. | | Haber Türk Son Dakika 11.06.2010 | | | BebekbezindeeroinsatışıBebek bezinde eroin satışı |
|
| 17:12 Bebeğinin bezinde uyuşturucu sakladı | Net Gazete | 11.06.2010 17:11 |  | | |
| Bebeğinin bezinde eroin taşıyan kadın yakalandı | Haber7 | 11.06.2010 17:11 |  | | |
| Bebeğinin bezine uyuşturucu saklayan kişi yakalandı | Zaman | 11.06.2010 17:04 |  | | |
| Kord bezinde ‘zararsız banyo’ya geçiyor Çin’de büyüyecek yeni fabrika gözlüyor | Hürriyet | 17.04.2010 01:00 |  | | |
| GATA oyununda yeni perde | Samanyolu Haber | 26.03.2010 07:53 |  | | Balyoz tutuklusu emekli Orgeneral Çetin Doğan?ın GATA?ya sevki için uzun süredir aranan çare sonunda bulundu. Balyoz soruşturması kapsamında halen Silivri Cezaevi?nde bulunan 1. Ordu eski Komutanı emekli Orgeneral Çetin Doğan?ın, GATA?ya gönderilmesi için, GATA Başhekimi Yusuf Ziya Yergök başkanlığında bir heyetin birtakım toplantılar yaptığı iddia edildi. Yergök?ün, 18 Mart 2010?da GATA Beyin Cerrahisi Servis Şefi Prof. Kd. Albay N. D., Tabip Albay B. S. C. ve Tabip Kd. Albay M. S. ile ?özel? bir toplantı yaptığı öne sürüldü. Birçok tutuklu paşaya GATA yolunu açan tabiplerle birlikte yapılan toplantıda, Doğan?a ait geçmiş hastane raporları ve tahlillerini incelediği belirtilen GATA doktorlarının, ?by pas?, ?prostat? ve ?bel fıtığı? üzerinde durduğu ileri sürüldü. Son çare olarak ise daha önce de teşhis konulan ancak ameliyatı kabul etmeyen Doğan?ın ?bel fıtığı? gerekçe gösterilerek GATA?ya aldıracakları iddia edildi.
DOĞAN RAPORLARI
GATA?daki doktorların bir araya gelerek Doğan?ın geçmişteki rahatsızlıklarını ve raporlarını ayrıntılı şekilde değerlendikleri belirtildi. Doğan?ın kardiyoloji olarak by pas olduğu, ancak Silivri?de bir hastane olması nedeniyle bu rahatsızlıktan dolayı getirilemeyeceği kanatinin ortaya çıkartıldığı belirtildi. Daha önceki yıllarda prostat bezinde rahatsızlık şikayeti olduğu tespit edilen Doğan?ın ?sintigrafileri? temiz çıktığı için bu gerekçenin de pas geçildiği iddia edildi. Ancak, 14 Ağustos 2007?de ?bel fıtığı? teşhisi konulan fakat ameliyatı kabul etmeyen Doğan?ın, taburcu olduğu ve bu sebeple tekrar hastaneye başvurarak GATA?ya gelmesi için çeşitli yolar arandığı öne sürüldü.
TABİPLERİN İLGİNÇ SİCİLİ
Toplantıya katıldığı öne sürülen doktorlardan olduğu belirtilen GATA Beyin Cerrahisi Servis Şefi N. D, Ergenekon sanığı emekli Orgeneral Şener Eruygur?un eşi Mukaddes Eruygur ile yaptığı konuşmanın ses kayıtları ile gündeme gelmişti. B.S.C?nin adı da Ergenekon soruşturmasında bir tutuklanan emekli Orgeneral Hurşit Tolon?a hasta raporu verip tahliye edilmesini sağlayan doktor olarak anılmıştı. Doğan?a GATA yolunu açmak için toplantıya katıldığı belirtilen M.S. de Ergenekon tutuklusu emekli Albay Hasan Atilla Uğur ?un GATA?ya dönmesini sağlayan raporu veren hekimdi.
Başhekimden iddiaya cevap
GATA Başhekimi Yusuf Ziya Yergök, Doğan?ın GATA?ya getirilmesi için bir toplantı yapıldığı iddialarını kesin bir dille yalanladı. Yergök ?Sevk makamı mahkemedir. Oradaki prosedür şudur: Onlar Silivri?ye, Silivri Devlet Hastanesi işi çözemezse Sadi Konuk Eğitim Araştırma?ya o çözemezse üniversite hastanesine... Bizim hasta talep etmek gibi bir şeyimiz yok? dedi. Yergök, şöyle devam etti: ?Mahkeme bize sevk işlemi yaparsa; bu mahkemenin bileceği iş beni bağlamaz. Hastayı gören teşhis eder. Yani birinin bel fıtığı varmış bize gelsin makul mü böyle bir şey? Hekim kendisine gelen hastaya bakar. Yani hekimin bir yerden hasta almak bir görevi yoktur. Bu toplantı olayı katiyen yok böyle bir şey yok. Hasta gelirse hastanın kimliği beni ilgilendirmez. Hastayı bize gönderin diye bir çalışma gayri ahlakidir. Böyle bir çalışma olmaz. Çünkü o hastayı sevk edildiği makamlarda görecek kişi de uzman, profesyonel hekimdir.?BUGÜN | | Samanyolu Haber Son Dakika 26.03.2010 | | | GATAoyunundayeniperdeGATA oyununda yeni perde |
|
| Prostat kanseri | Gazete Şok | 01.03.2010 23:31 |  | | | Kırk yaşından itibaren prostat bezinde yer alan salgı bezlerinde iyi huylu büyüme başlar. 60 yaş üzerindeki erkeklerin yarısında, 70-80 yaş Üzerindeki erkeklerin %90’a varan çoğunluğunda belirgin bir... | | Gazete Şok Son Dakika 01.03.2010 | | | ProstatkanseriProstat kanseri |
|
| Bezinde annesi ile fotoğrafı var | Sabah | 22.02.2010 02:24 |  | | |
| Bebek bezinde eroin bulundu | Milliyet | 17.02.2010 00:15 |  | | |
| Bebek bezinde eroin bulundu | Milliyet | 16.02.2010 00:03 |  | | |
| Bebek bezinde eroin | Hürriyet | 15.02.2010 00:57 |  | | | ANTALYA Narkotik Suçlar Büro Amirliği ekipleri Yeşildere Mahallesi’nde eroin sattığı öne sürülen bir aileyi 2 ay önce izlemeye aldı. | | Hürriyet Güncel 15.02.2010 | | | BebekbezindeeroinBebek bezinde eroin |
|
| Bebek bezinde eroin bulundu | Milliyet | 15.02.2010 00:18 |  | | |
| Tiroit hastaları dikkat | Samanyolu Haber | 18.12.2009 14:03 |  | | Burç FMde Cengiz Tanın hazırlayıp sunduğu Önce Sağlık programına konuk olan Opr.Dr. Alaattin Öztürk, Guatr hastalığı konusunda dinleyicileri bilgilendirdi.
Sema Hastanesinden genel cerrahi uzmanı Opr.Dr. Alaattin Öztürk guatrın boynun ön kısmında bulunan tiroit bezinin iltihap ve kanser dışındaki bir sebep ile büyümesi olduğunu, halk arasında söylenen iç-dış, dişi-erkek, guatr şeklinde tıbbi bir sınıflamanın olmadığını söyledi.
Öztürk, tiroit bezi iyot elementini kullanarak hormon ürettiğini, bu elementin eksik olduğu yerlerde özellik ile Karadeniz bölgesinde fazla görüldüğünü ifade etti.
Daha sık kadınlarda görüldüğünün altını çizen Öztürk guatrın çeşitlerine göre şikayetlerinde farklılık gösterdiğini söyledi.
Hormonların fazla üretildiği (zehirli guatr) tiplerde ellerde titreme-terleme, kalp çarpıntısı, sinirlilik, gözlerin yuvalarından taşması, ishal, kiloda azalma veya artma, adet düzensizliği görüldüğünü, hormonların az üretildiği durumlarda ise hareketlerde ve duygularda yavaşlama, ellerde kuruma, saçlarda dökülme görüldüğünü, hormonal dengesizliğin olmadığı tiplerde ise tiroit bezinde büyüme ve nodül oluşumuna rastlandığını belirtti.
Guatr hastalarının dahiliye, endokrinoloji ve genel cerrahi doktorlarına başvurabileceklerini söyleyen Op.Dr. Alaattin Öztürk hastaların en çok kanserden korktuklarını söyledi.
Öztürk Tiroit bezinin içinde anormal bir doku var ise bunun iyi huylu olup olmadığını biyopsi yapıldıktan sonra veya ameliyat sonrası yapılan incelemeden sonra belli olur. Bütün guatrlı hastaların %15 oranında kanser gelişme ihtimali var, özellikle uzun süre tedavi görmeden bekleyen hastalarda kanser görülme riski fazladır dedi.
Opr.Dr. Alaattin Öztürk, her guatrın ameliyat gerektirmediğini, tiroit bezinin tamamen büyüdüğü, 2 cmden büyük yumru olduğu, büyümüş guatrın yada nodülün yemek borusunu ve soluk borusunu sıkıştırdığı, hormon dengesizliği yaptığı, kanser tespit edildiği veya kanserden şüphelenildiği zaman ameliyatın gerekli olduğunu söyledi.
Aynı zamanda dahiliye ve endokrinoloji bölümünün hormon dengesini ilaçla tedavi ettiğini ifade etti. Öztürk, ameliyat edildikten sonra guatr tekrar edebilir, özellikle çok sayıda nodül olan guatr hastalığında geride bırakılan tiroit dokusunda da nodül kalmış ise zamanla bu nodüller büyüyüp guatrın tekrar etmesine yol açabilir. Bu sebeple ameliyatı, hastalığa uygun planlamak önemlidir dedi. Guatr hastalarının ömür boyu ilaç kullanabileceklerini özellikle bu hormon ilaçlarının sabahları aç karnına içmelerini dile getirdi.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 18.12.2009 | | | TiroithastalarıdikkatTiroit hastaları dikkat |
|
| Çocuk bezinde esrar ticareti | Haber7 | 18.12.2009 10:35 |  | | |
| Vücudumuzdaki müthiş denge | Samanyolu Haber | 20.10.2009 17:10 |  | | Farklı fakültelerde okuyan ancak aynı evi paylaşan Mustafa, Ahmet ve Arif, sık sık yaptıkları gibi o akşam da oturmuş bir taraftan çaylarını yudumluyor, bir taraftan da sohbet ediyorlardı. Sohbet sırasında söz, kâinattaki bütün varlıkların bir denge içinde yaratıldığına, birbiriyle uyumlu hareket ettirildiklerine ve hattâ birbirlerinin eksiklerini tamamlamayla vazifelendirildiklerine gelmişti. Bu esnada, bir tıp fakültesi talebesi olan Mustafa söz aldı:
? Evet arkadaşlar, bu denge sadece dış dünyadaki varlıklar için değil, bedenimiz için de geçerli. Bu konuda verilebilecek sayısız misâllerden biri, vücudumuza yerleştirilmiş ve dinamik olarak her ân kontrol edilen hormonal dengelerdir.
Bedenlerinde cereyan eden ancak bilgi sahibi olmadıkları bu hâdise, Ahmet ve Arifin merakını celbetmişti.
Ahmet: Anlatır mısın Mustafa, nasıl bir denge bu?
Mustafa: Dilim döndüğünce anlatmaya çalışayım. Yüce Yaratıcı, insan vücudundaki hayatın devamlılığı için, birçok elementi vazifelendirmiştir. Bunlardan kalsiyum, yaklaşık bir kglık miktarıyla insan bedeninde en fazla bulunan elementtir. Kalsiyumun % 99u kemiklerin yapısında, % 1i de hücre dışındaki sıvıda bulunmaktadır. Herhangi bir kanamanın durdurulmasında ve pıhtılaşmada vazifeli trombositlerin (kan pulcukları) fonksiyonlarını gerektiği şekilde edâ etmelerinde, kalb kasının ve diğer kasların kasılmasında, sinir sisteminde uyarıların iletilmesinde bu elemente son derece mühim vazifeler verilmiştir.
Yeni bir şey öğrenmiş olmanın heyecanıyla Arif söze girdi.
? Ben de kalsiyumun sadece kemikleri güçlendirmekle vazifeli olduğunu zannediyordum.
Mustafa: Evet Arif, kemikleri güçlendirme, kalsiyumun tek vazifesi değil. Bu element hakkında ilginizi çekeceğini düşündüğüm bir husus daha var, o da Rahmet-i Sonsuzun vücudumuza yerleştirmiş olduğu kalsiyum dengesi. Kalsiyumun kandaki seviyesi 8,5 ile 10,5 mg/dl arasında olacak şekilde ayarlanmıştır. Günde 10.000 mg kalsiyum böbreklerden süzülürken, bunun yaklaşık 9.800 mgının kana geri emilimi sağlanmakta, geri kalan ortalama 200 mgı da idrarla vücuttan dışarı atılmaktadır. Kandan kemiğe, kemikten de kana geçen kalsiyum miktarı ise, 500 mg civarındadır.
Arif: Peki kandaki bu kalsiyum seviyesinin bozulması vücudumuza bir zarar verir mi?
Mustafa: Denge bu şekilde tanzim edildiğinden, düzensizlik bazı problemlerin ortaya çıkmasına sebebiyet verebilir. Herhangi bir sebeple kandaki kalsiyum seviyesi düştüğünde, bilhassa 5mg/dlnin altında veya âni düşmelerde, el ve ayaklarda kasılmalar, gırtlak spazmı ve âni boğulma, yaygın epilepsi nöbetleri, şuur bulanıklığı, tansiyon düşmesi, kalb hızında yavaşlama dâhil kalbde ritim bozuklukları ortaya çıkabilmektedir. Kandaki kalsiyum seviyesinin özellikle âni artışlarında ve kalsiyum seviyesi 14 mg/dlnin üzerine çıktığında, bulantı, kusma, karın ağrısı, vücuttan aşırı sıvı kaybı, böbrek yetmezliği, kalbde ritim bozuklukları, şuur bulanıklığı ve ayrıca koma meydana gelebilir.
Ahmet: Müsaadenizle ben de bir şey sormak istiyorum. Peki, bu kadar hassas bir denge hiç bozulmadan nasıl devam ettiriliyor?
Mustafa: Evet Ahmet! Vücudumuz için bu kadar hayatî ehemmiyeti haiz kalsiyumun dengede tutulması ve sürdürülmesinde vazifelendirilmiş başlıca üç hormon bulunmaktadır. Bunlar; Paratiroid bezinden salgılanan paratiroid hormonu, üretimi ciltte başlayan D vitamini ve tiroid bezinden salgılanan kalsitonin hormonudur.
Arif: Enteresan! Demek kalsiyum dengesini sağlama vazifesi bir değil, üç hormona verilmiş. Bu, sistemi daha da karmaşık bir hâle getiriyor olsa gerek.
Mustafa: Karmaşıklık ve zorluk bizim için geçerli. Alîm-i Mutlak için böyle bir şey söz konusu olamaz. Evet, bu üç hormondan biri olan paratiroid, boynun ön-alt kısmında bulunan dört paratiroid bezinde üretilir ve salgılanır. Kandaki kalsiyum seviyesi ile paratiroid hormonu arasında İlâhî kanunlardan biri olan negatif geri besleme münasebeti vardır. D vitamini eksikliği veya paratiroid bezlerinin az çalışması gibi sebeplerden dolayı kandaki kalsiyum seviyesi düşünce, Cenab-ı Hak paratiroid bezindeki hücrelere, paratiroid hormonu salgısının arttırılması emrini verir. Bu hormon vasıtasıyla, kalsiyum seviyesinin normale dönmesi için kemik, böbrek ve dolaylı olarak da bağırsaklarda ciddi bir faaliyet başlatılarak kemiklerdeki ve böbrek tübüllerindeki kalsiyumun kana geçmesi sağlanır.
Ahmet: Böylece vücudumuzda kalsiyum dengesi sağlanmış olur ve bizler de sağlıklı bir şekilde hayatımıza devam ederiz değil mi?
Mustafa: Evet, fakat dengenin sağlanması sırasında cereyan ettirilen hâdiseler bu kadarla sınırlı değil. Meselâ, bu hâdiselerden biri, böbreklerde bulunan 1-alfa-hidroksilaz enziminin paratiroid hormonu ile uyarılmasıdır. Böylece, 25-(OH)D3 vitamininden D vitamininin biyolojik aktif şekli olan 1,25-(OH)2D3 vitamininin üretiminin artırılması sağlanır. Bu vitamin, kalsiyumun bağırsaklardan kana geçişinde vazifelidir. Şâyet kandaki kalsiyum seviyesi düşüklüğünün sebebi D vitamininin eksikliği | | Samanyolu Haber Son Dakika 20.10.2009 | | | VücudumuzdakimüthişdengeVücudumuzdaki müthiş denge |
|
| Çocuk bezinde uyuşturucu | En Son Haber | 07.08.2009 19:36 |  | | |
| Suç örgütü lideri senetleri, bebeğinin bezinde saklamış | Milliyet | 16.04.2008 18:54 |  | | |
| Tiroid nodülü tehlikeli mi | Hürriyet | 11.04.2008 02:05 |  | | |
|
| |