Habergec.Com Aranan Kelimeler:bir arazi daha aldı Değerlendirme: 10 / 10 440777
habergec.com
23.08.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bir arazi daha aldı

"3. havalimanı inşaatında büyük vurgun" iddiası
Zaman
30.06.2014
16:06
3. Havalimanı inşaatının ihale şartnamesi ve sözleşmesinde 105 metre olarak yer alan deniz seviyesinden yüksekliğin 75 metreye düşürülerek, azaltılan hafriyat maliyetiyle müteahhit firmalara çıkar sağlandığı ve kamunun en az 2 milyar Euro zarara uğratıldığı ileri sürüldü. Aynı bölge daha öncede arazi vurgunu ile gündeme gelmişti.Birgün Gazetesinin yazarı CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu imzasını taşıyan haberde, Limak-Cengiz-Kolin-Mapa-Kalyon Ortak Girişimince 22 milyar 152 milyon Euroya alınan 3. Havalimanı ihalesinde, deniz seviyesinden yüksekliği 105 metre olarak belirlenen havalimanı sahasının 75 metreye indirildiği bilgisi yer aldı. Bu değişikliğin nedeninin de 3 milyar Euroyu bulan hafriyat giderinin azaltılması olduğu öne sürüldü.Havalimanında büyük vurgun başlığıyla Birgün gazetesinin manşetinde yer alan haberde, katılımcı firmaların tekliflerini etkileyen iki temel belirleyenin hazine garantisi ve havalimanının kotu, yani deniz seviyesinden yüksekliği olduğu anlatıldı. Haberde ileri sürülen vurguna ilişkin Aykut Erdoğdu, şunları anlattı:3. Havalimanı’nın yapılacağı yerde 160 metre yüksekliğe ulaşan tepeler ve -37 metre derinliğe inen göletler ve çukurlar bulunuyor. İhale şartnamesinde havalimanının deniz seviyesinden ortalama 105 metre yükseklikte olması öngörülmüştü.Bu durumda 160 metreye varan tepelerin traşlanması ve -37 metre derinliğe inen devasa çukurların doldurulması gerekiyordu. Projenin ÇED raporuna göre havalimanı inşaatında öngörülen hafriyat miktarı 2,5 milyar metreküptü. İstanbul’un bütün hafriyatı 20 yıl boyunca buraya taşınsa bile yetmiyor.Bu, projenin öngörülen sürede bitirilebilmesi için dışarıdan toprak taşınmasını gerektiriyor. Proje boyunca hafriyata harcanacak para yaklaşık 3 milyar avro. Yani projenin en ağır maliyet kalemi.İhaleye katılmayı düşünen büyük inşaat şirketleri bu durumu çok iyi biliyor. İhale öncesinde havalimanı inşaatı ile ilgili Soru-Cevap Kısmında kotun düşürülüp düşürülmeyeceğini soruyor. İhaleyi yapan Ulaştırma Bakanlığı Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğü kotun düşürülmeyeceğini söylüyor. Bunu bir de yazılı soruyla soruyorlar. DHMİ kotun düşürülmeyeceğini tekrar söylüyor.Şu günlerde bütün bürokrasi ve iş dünyası 3. Havalimanının kotunun 30 metre düşürüldüğünü konuşuyor. Deniz seviyesinden ortalama 105 metre yükseklikte olması gereken havalimanının yüksekliği ortalama 75 metreye indiriliyor. Yetkililer sorulan sorulara kaçamak cevaplar veriyor.Aldığım bilgilere göre kotun düşürülmesi konusunda müteahhit firmaların büyük baskısı var. Bu baskının Erdoğan aracılığıyla yapıldığını tahmin etmek güç değil. Bu ve benzeri şaibeli işlemleri kabul etmeyen Ulaştırma Bakanı hasta. Hastanede yatıyor. Bürokratlar kot düşüklüğüyle ilgili imza atmak istemiyor. Emekliliği veya istifayı düşünen bürokratlar var.3. Havalimanı’nın proje alanı yaklaşık İstanbul’un Beyoğlu, Bayrampaşa veya Zeytinburnu ilçeleri kadar. Kotu düşürerek müteahhite ihale sonrasında sağlanacak maliyet avantajının boyutunu kafasında canlandırmak isteyenler Beyoğlu, Zeytinburnu veya Bayrampaşa ilçesinin tamamını 30 metre yükseltmek için ne kadar para harcanması gerektiğini düşünsün.Projenin ilk haliyle yaklaşık 3 Milyar avro olan hafriyat maliyeti kotun 30 metre düşürülmesiyle yaklaşık 1 Milyar avro’ya iniyor. Yani bir tek işlemle müteahhitlerin cebine 2 Milyar Avro para konuluyor.Kamu en az 2 milyar Euro zarara uğratıldıHaberde, ihale şartnamesi ve sözleşmesinde 105 metre yükseklikte öngörülen havalimanı kotunun 75 metreye indirilmesiyle müteahhitlere 2 milyar Euro kaynak aktarılmasına yol açtığı ifade edilerek, bu durumun Türk Ceza Kanununa göre edimin ifasına fesat karıştırma suçunu oluşturduğu belirtildi. Bu değişikliğin ihale öncesinde bilinmemesinin, ihaleye katılan diğer firmaların tekliflerinin de düşük kalmasında etkili olduğu ve ortada kamu zararı bulunduğu dile getirildi.Haberde Havalimanı inşaatını alan konsorsiyomda yer alan inşaat firmalarından birinin 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları sırasında kamuoyuna yansıyan bağlantılarına ve internette yayınlanan bir telefon konuşmasındaki küfürlü ifadeleri de hatırlatıldı.
Zaman
Ekonomi
30.06.2014
3havalimanıinşaatındabüyükvurguniddiası3 havalimanı inşaatında büyük vurgun iddiası
"3. havalimanı inşaatında büyük vurgun" iddiası
Zaman
30.06.2014
16:06
3. Havalimanı inşaatının ihale şartnamesi ve sözleşmesinde 105 metre olarak yer alan deniz seviyesinden yüksekliğin 75 metreye düşürülerek, azaltılan hafriyat maliyetiyle müteahhit firmalara çıkar sağlandığı ve kamunun en az 2 milyar Euro zarara uğratıldığı ileri sürüldü. Aynı bölge daha öncede arazi vurgunu ile gündeme gelmişti.Birgün Gazetesinin yazarı CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu imzasını taşıyan haberde, Limak-Cengiz-Kolin-Mapa-Kalyon Ortak Girişimince 22 milyar 152 milyon Euroya alınan 3. Havalimanı ihalesinde, deniz seviyesinden yüksekliği 105 metre olarak belirlenen havalimanı sahasının 75 metreye indirildiği bilgisi yer aldı. Bu değişikliğin nedeninin de 3 milyar Euroyu bulan hafriyat giderinin azaltılması olduğu öne sürüldü.Havalimanında büyük vurgun başlığıyla Birgün gazetesinin manşetinde yer alan haberde, katılımcı firmaların tekliflerini etkileyen iki temel belirleyenin hazine garantisi ve havalimanının kotu, yani deniz seviyesinden yüksekliği olduğu anlatıldı. Haberde ileri sürülen vurguna ilişkin Aykut Erdoğdu, şunları anlattı:3. Havalimanı’nın yapılacağı yerde 160 metre yüksekliğe ulaşan tepeler ve -37 metre derinliğe inen göletler ve çukurlar bulunuyor. İhale şartnamesinde havalimanının deniz seviyesinden ortalama 105 metre yükseklikte olması öngörülmüştü.Bu durumda 160 metreye varan tepelerin traşlanması ve -37 metre derinliğe inen devasa çukurların doldurulması gerekiyordu. Projenin ÇED raporuna göre havalimanı inşaatında öngörülen hafriyat miktarı 2,5 milyar metreküptü. İstanbul’un bütün hafriyatı 20 yıl boyunca buraya taşınsa bile yetmiyor.Bu, projenin öngörülen sürede bitirilebilmesi için dışarıdan toprak taşınmasını gerektiriyor. Proje boyunca hafriyata harcanacak para yaklaşık 3 milyar avro. Yani projenin en ağır maliyet kalemi.İhaleye katılmayı düşünen büyük inşaat şirketleri bu durumu çok iyi biliyor. İhale öncesinde havalimanı inşaatı ile ilgili Soru-Cevap Kısmında kotun düşürülüp düşürülmeyeceğini soruyor. İhaleyi yapan Ulaştırma Bakanlığı Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğü kotun düşürülmeyeceğini söylüyor. Bunu bir de yazılı soruyla soruyorlar. DHMİ kotun düşürülmeyeceğini tekrar söylüyor.Şu günlerde bütün bürokrasi ve iş dünyası 3. Havalimanının kotunun 30 metre düşürüldüğünü konuşuyor. Deniz seviyesinden ortalama 105 metre yükseklikte olması gereken havalimanının yüksekliği ortalama 75 metreye indiriliyor. Yetkililer sorulan sorulara kaçamak cevaplar veriyor.Aldığım bilgilere göre kotun düşürülmesi konusunda müteahhit firmaların büyük baskısı var. Bu baskının Erdoğan aracılığıyla yapıldığını tahmin etmek güç değil. Bu ve benzeri şaibeli işlemleri kabul etmeyen Ulaştırma Bakanı hasta. Hastanede yatıyor. Bürokratlar kot düşüklüğüyle ilgili imza atmak istemiyor. Emekliliği veya istifayı düşünen bürokratlar var.3. Havalimanı’nın proje alanı yaklaşık İstanbul’un Beyoğlu, Bayrampaşa veya Zeytinburnu ilçeleri kadar. Kotu düşürerek müteahhite ihale sonrasında sağlanacak maliyet avantajının boyutunu kafasında canlandırmak isteyenler Beyoğlu, Zeytinburnu veya Bayrampaşa ilçesinin tamamını 30 metre yükseltmek için ne kadar para harcanması gerektiğini düşünsün.Projenin ilk haliyle yaklaşık 3 Milyar avro olan hafriyat maliyeti kotun 30 metre düşürülmesiyle yaklaşık 1 Milyar avro’ya iniyor. Yani bir tek işlemle müteahhitlerin cebine 2 Milyar Avro para konuluyor.Kamu en az 2 milyar Euro zarara uğratıldıHaberde, ihale şartnamesi ve sözleşmesinde 105 metre yükseklikte öngörülen havalimanı kotunun 75 metreye indirilmesiyle müteahhitlere 2 milyar Euro kaynak aktarılmasına yol açtığı ifade edilerek, bu durumun Türk Ceza Kanununa göre edimin ifasına fesat karıştırma suçunu oluşturduğu belirtildi. Bu değişikliğin ihale öncesinde bilinmemesinin, ihaleye katılan diğer firmaların tekliflerinin de düşük kalmasında etkili olduğu ve ortada kamu zararı bulunduğu dile getirildi.Haberde Havalimanı inşaatını alan konsorsiyomda yer alan inşaat firmalarından birinin 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları sırasında kamuoyuna yansıyan bağlantılarına ve internette yayınlanan bir telefon konuşmasındaki küfürlü ifadeleri de hatırlatıldı.
Zaman
Ana Sayfa
30.06.2014
3havalimanıinşaatındabüyükvurguniddiası3 havalimanı inşaatında büyük vurgun iddiası
3. havalimanı inşaatında büyük vurgun
Zaman
30.06.2014
16:00
3. Havalimanı inşaatının ihale şartnamesi ve sözleşmesinde 105 metre olarak yer alan deniz seviyesinden yüksekliğin 75 metreye düşürülerek, azaltılan hafriyat maliyetiyle müteahhit firmalara çıkar sağlandığı ve kamunun en az 2 milyar Euro zarara uğratıldığı ileri sürüldü. Aynı bölge daha öncede arazi vurgunu ile gündeme gelmişti.Birgün Gazetesinin yazarı CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu imzasını taşıyan haberde, Limak-Cengiz-Kolin-Mapa-Kalyon Ortak Girişimince 22 milyar 152 milyon Euroya alınan 3. Havalimanı ihalesinde, deniz seviyesinden yüksekliği 105 metre olarak belirlenen havalimanı sahasının 75 metreye indirildiği bilgisi yer aldı. Bu değişikliğin nedeninin de 3 milyar Euroyu bulan hafriyat giderinin azaltılması olduğu öne sürüldü.Havalimanında büyük vurgun başlığıyla Birgün gazetesinin manşetinde yer alan haberde, katılımcı firmaların tekliflerini etkileyen iki temel belirleyenin hazine garantisi ve havalimanının kotu, yani deniz seviyesinden yüksekliği olduğu anlatıldı. Haberde ileri sürülen vurguna ilişkin Aykut Erdoğdu, şunları anlattı:3. Havalimanı’nın yapılacağı yerde 160 metre yüksekliğe ulaşan tepeler ve -37 metre derinliğe inen göletler ve çukurlar bulunuyor. İhale şartnamesinde havalimanının deniz seviyesinden ortalama 105 metre yükseklikte olması öngörülmüştü.Bu durumda 160 metreye varan tepelerin traşlanması ve -37 metre derinliğe inen devasa çukurların doldurulması gerekiyordu. Projenin ÇED raporuna göre havalimanı inşaatında öngörülen hafriyat miktarı 2,5 milyar metreküptü. İstanbul’un bütün hafriyatı 20 yıl boyunca buraya taşınsa bile yetmiyor.Bu, projenin öngörülen sürede bitirilebilmesi için dışarıdan toprak taşınmasını gerektiriyor. Proje boyunca hafriyata harcanacak para yaklaşık 3 milyar avro. Yani projenin en ağır maliyet kalemi.İhaleye katılmayı düşünen büyük inşaat şirketleri bu durumu çok iyi biliyor. İhale öncesinde havalimanı inşaatı ile ilgili Soru-Cevap Kısmında kotun düşürülüp düşürülmeyeceğini soruyor. İhaleyi yapan Ulaştırma Bakanlığı Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğü kotun düşürülmeyeceğini söylüyor. Bunu bir de yazılı soruyla soruyorlar. DHMİ kotun düşürülmeyeceğini tekrar söylüyor.Şu günlerde bütün bürokrasi ve iş dünyası 3. Havalimanının kotunun 30 metre düşürüldüğünü konuşuyor. Deniz seviyesinden ortalama 105 metre yükseklikte olması gereken havalimanının yüksekliği ortalama 75 metreye indiriliyor. Yetkililer sorulan sorulara kaçamak cevaplar veriyor.Aldığım bilgilere göre kotun düşürülmesi konusunda müteahhit firmaların büyük baskısı var. Bu baskının Erdoğan aracılığıyla yapıldığını tahmin etmek güç değil. Bu ve benzeri şaibeli işlemleri kabul etmeyen Ulaştırma Bakanı hasta. Hastanede yatıyor. Bürokratlar kot düşüklüğüyle ilgili imza atmak istemiyor. Emekliliği veya istifayı düşünen bürokratlar var.3. Havalimanı’nın proje alanı yaklaşık İstanbul’un Beyoğlu, Bayrampaşa veya Zeytinburnu ilçeleri kadar. Kotu düşürerek müteahhite ihale sonrasında sağlanacak maliyet avantajının boyutunu kafasında canlandırmak isteyenler Beyoğlu, Zeytinburnu veya Bayrampaşa ilçesinin tamamını 30 metre yükseltmek için ne kadar para harcanması gerektiğini düşünsün.Projenin ilk haliyle yaklaşık 3 Milyar avro olan hafriyat maliyeti kotun 30 metre düşürülmesiyle yaklaşık 1 Milyar avro’ya iniyor. Yani bir tek işlemle müteahhitlerin cebine 2 Milyar Avro para konuluyor.Kamu en az 2 milyar Euro zarara uğratıldıHaberde, ihale şartnamesi ve sözleşmesinde 105 metre yükseklikte öngörülen havalimanı kotunun 75 metreye indirilmesiyle müteahhitlere 2 milyar Euro kaynak aktarılmasına yol açtığı ifade edilerek, bu durumun Türk Ceza Kanununa göre edimin ifasına fesat karıştırma suçunu oluşturduğu belirtildi. Bu değişikliğin ihale öncesinde bilinmemesinin, ihaleye katılan diğer firmaların tekliflerinin de düşük kalmasında etkili olduğu ve ortada kamu zararı bulunduğu dile getirildi.Haberde Havalimanı inşaatını alan konsorsiyomda yer alan inşaat firmalarından birinin 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları sırasında kamuoyuna yansıyan bağlantılarına ve internette yayınlanan bir telefon konuşmasındaki küfürlü ifadeleri de hatırlatıldı.
Zaman
Ekonomi
30.06.2014
3havalimanıinşaatındabüyükvurgun3 havalimanı inşaatında büyük vurgun
3. havalimanı inşaatında büyük vurgun
Zaman
30.06.2014
16:00
3. Havalimanı inşaatının ihale şartnamesi ve sözleşmesinde 105 metre olarak yer alan deniz seviyesinden yüksekliğin 75 metreye düşürülerek, azaltılan hafriyat maliyetiyle müteahhit firmalara çıkar sağlandığı ve kamunun en az 2 milyar Euro zarara uğratıldığı ileri sürüldü. Aynı bölge daha öncede arazi vurgunu ile gündeme gelmişti.Birgün Gazetesinin yazarı CHP İstanbul Milletvekili Aykut Erdoğdu imzasını taşıyan haberde, Limak-Cengiz-Kolin-Mapa-Kalyon Ortak Girişimince 22 milyar 152 milyon Euroya alınan 3. Havalimanı ihalesinde, deniz seviyesinden yüksekliği 105 metre olarak belirlenen havalimanı sahasının 75 metreye indirildiği bilgisi yer aldı. Bu değişikliğin nedeninin de 3 milyar Euroyu bulan hafriyat giderinin azaltılması olduğu öne sürüldü.Havalimanında büyük vurgun başlığıyla Birgün gazetesinin manşetinde yer alan haberde, katılımcı firmaların tekliflerini etkileyen iki temel belirleyenin hazine garantisi ve havalimanının kotu, yani deniz seviyesinden yüksekliği olduğu anlatıldı. Haberde ileri sürülen vurguna ilişkin Aykut Erdoğdu, şunları anlattı:3. Havalimanı’nın yapılacağı yerde 160 metre yüksekliğe ulaşan tepeler ve -37 metre derinliğe inen göletler ve çukurlar bulunuyor. İhale şartnamesinde havalimanının deniz seviyesinden ortalama 105 metre yükseklikte olması öngörülmüştü.Bu durumda 160 metreye varan tepelerin traşlanması ve -37 metre derinliğe inen devasa çukurların doldurulması gerekiyordu. Projenin ÇED raporuna göre havalimanı inşaatında öngörülen hafriyat miktarı 2,5 milyar metreküptü. İstanbul’un bütün hafriyatı 20 yıl boyunca buraya taşınsa bile yetmiyor.Bu, projenin öngörülen sürede bitirilebilmesi için dışarıdan toprak taşınmasını gerektiriyor. Proje boyunca hafriyata harcanacak para yaklaşık 3 milyar avro. Yani projenin en ağır maliyet kalemi.İhaleye katılmayı düşünen büyük inşaat şirketleri bu durumu çok iyi biliyor. İhale öncesinde havalimanı inşaatı ile ilgili Soru-Cevap Kısmında kotun düşürülüp düşürülmeyeceğini soruyor. İhaleyi yapan Ulaştırma Bakanlığı Devlet Hava Meydanları Genel Müdürlüğü kotun düşürülmeyeceğini söylüyor. Bunu bir de yazılı soruyla soruyorlar. DHMİ kotun düşürülmeyeceğini tekrar söylüyor.Şu günlerde bütün bürokrasi ve iş dünyası 3. Havalimanının kotunun 30 metre düşürüldüğünü konuşuyor. Deniz seviyesinden ortalama 105 metre yükseklikte olması gereken havalimanının yüksekliği ortalama 75 metreye indiriliyor. Yetkililer sorulan sorulara kaçamak cevaplar veriyor.Aldığım bilgilere göre kotun düşürülmesi konusunda müteahhit firmaların büyük baskısı var. Bu baskının Erdoğan aracılığıyla yapıldığını tahmin etmek güç değil. Bu ve benzeri şaibeli işlemleri kabul etmeyen Ulaştırma Bakanı hasta. Hastanede yatıyor. Bürokratlar kot düşüklüğüyle ilgili imza atmak istemiyor. Emekliliği veya istifayı düşünen bürokratlar var.3. Havalimanı’nın proje alanı yaklaşık İstanbul’un Beyoğlu, Bayrampaşa veya Zeytinburnu ilçeleri kadar. Kotu düşürerek müteahhite ihale sonrasında sağlanacak maliyet avantajının boyutunu kafasında canlandırmak isteyenler Beyoğlu, Zeytinburnu veya Bayrampaşa ilçesinin tamamını 30 metre yükseltmek için ne kadar para harcanması gerektiğini düşünsün.Projenin ilk haliyle yaklaşık 3 Milyar avro olan hafriyat maliyeti kotun 30 metre düşürülmesiyle yaklaşık 1 Milyar avro’ya iniyor. Yani bir tek işlemle müteahhitlerin cebine 2 Milyar Avro para konuluyor.Kamu en az 2 milyar Euro zarara uğratıldıHaberde, ihale şartnamesi ve sözleşmesinde 105 metre yükseklikte öngörülen havalimanı kotunun 75 metreye indirilmesiyle müteahhitlere 2 milyar Euro kaynak aktarılmasına yol açtığı ifade edilerek, bu durumun Türk Ceza Kanununa göre edimin ifasına fesat karıştırma suçunu oluşturduğu belirtildi. Bu değişikliğin ihale öncesinde bilinmemesinin, ihaleye katılan diğer firmaların tekliflerinin de düşük kalmasında etkili olduğu ve ortada kamu zararı bulunduğu dile getirildi.Haberde Havalimanı inşaatını alan konsorsiyomda yer alan inşaat firmalarından birinin 17-25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmaları sırasında kamuoyuna yansıyan bağlantılarına ve internette yayınlanan bir telefon konuşmasındaki küfürlü ifadeleri de hatırlatıldı.
Zaman
Ana Sayfa
30.06.2014
3havalimanıinşaatındabüyükvurgun3 havalimanı inşaatında büyük vurgun
Reza Zarrab, metrekaresi 2 liraya Boğaz manzaralı 'bahçe' kiraladı
Zaman
31.05.2014
20:00
Reza Zarrab, Vakıflardan kiraladığı arazinin etrafını kapattı. Kira sözleşmesine göre Zarra, 1000 metrekarelik bu alan için 2 bin 100 lira kira bedeli ödeyecek. Yani metrekare başına aylık 2 lira. Etrafı kapanan arazide ağaç kesimi, inşaat ve gürültü olduğunu söyleyen semt sakinleri şikâyetçi. Haber yapmak üzere araziye giden Radikal muhabiri tartaklandı.Radikalin haberine göre Reza Zarrab’ın Kandilli’de satın aldığı Boğaz’a nazır köşkte inşaat çalışmaları süratle devam ediyor. İnşaat çalışmalarıyla ilgili belediyelere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne çok sayıda şikayet geldi. Radikal, inşaat çalışmalarını görüntülerken köşk içerisinden çıkan kimliği belirsiz şahıslar ise muhabirimize saldırarak ‘Hürriyet kurum kartını’ gasp etti. Zarrab’a ait Royal Holding ise saldırı olayıyla ilgili olarak “Böyle bir olay yaşanmamıştır” açıklamasında bulundu.METREKARESİ 2 LİRADAN BOĞAZ MANZARALI BAHÇEReza Zarrab, Kandilli’de Cem Kozlu’ya ait villayı iddiaya göre 25 milyon dolar karşılığında satın aldı. Ardından inşaat çalışmaları başladı. Kazı ekipleri, arazi içerisinde çalışmalarına aralıksız devam ediyor. İnşaatın başlaması üzerine çevre sakinleri, oluşan toz bulutu ve ağaçların kesildiği iddiasıyla şikâyetlerde bulundu. Zarrab, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait arazinin de çevresini perdelerle kapatınca mahalle sakinleri Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne de şikâyette bulundu. Şikâyet üzerine Vakıflar Bölge Müdürlüğü, 5 Mayıs 2014 tarihinde inşaat alanında incelemelerde bulundu: Vakıflara ait arazi üzerinde de herhangi bir inşaat çalışması olmadığını tespit etti. Radikal’in Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgiye göre Zarrab, Vakıflar’a ait 1000 metrekarelik araziyi, Ekim 2013’te bahçe olarak kullanmak üzere kiraladı. Kira sözleşmesine göre ise Zarrab, Vakıflar’a aylık 2 bin 100 lira kira bedeli ödeyecek. Yani metrekare başına aylık 2 lira. Mahalle sakinlerinin ağaç kesildiği ve inşaatın ruhsatsız yapıldığı iddialarını da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne sorduk. Belediyenin yaptığı açıklama şöyle:“Söz konusu Üsküdar ilçesi 958 ada 1 parsel sayılı bina, 1986 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiş bir yapıdır. Söz konusu binada Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu’nca onaylanmış restorasyon projesi doğrultusunca korunması gerekli kültür varlığı uygulama ruhsatının yenilenmesi işlemi yapılmıştır. Arazide herhangi bir tescilli ağaç kaydı bulunmamaktadır.”Mahalleli rahatsızKandilli Mahallesi Muhtarı, Zarrab’a kiralanan Vakıflar’a ait arazinin köşkün eski sahibi Cem Kozlu döneminde de davalık olduğunu belirtiyor.Muhtar, mahalleli olarak arazinin park alanı olarak kullanılmasını talep ettiklerini ama netice alınamadığını ifade ederek, “Reza Zarrab satın aldığında Vakıflar’a ait arazinin etrafını perde ile kapattı. Kendisine ulaşmaya çalıştık. Sonrasında ise görüştüğümüz bir şirket yetkilisi, Reza Bey’in böyle bir konuyla kendilerine gelmemeleri gerektiği ve o alanı kendisinin bahçe olarak kullanacağını bildirdi. Zarrab, o araziyi Vakıflar’dan kiralamış” dedi.Çevre sakinleri, vakıflara ait arazinin sadece Zarrab’ın kullanımına açılmasından rahatsızlık duyduklarını ve inşaatın çevreye zarar verdiğini dile getiriyor. Adını vermek istemeyen bir mahalle sakini Zarrab’a ait arazi üzerinde yer alan ağaçların iş makineleriyle yok edildiğini ileri sürüyor. Köşkün 2. derecede tarihi eser olduğunu söyleyen mahalle sakini, “Orası Cem Kozlu’ya aitti. Asıl bina köşk. Bahçenin bir bölümü de Vakıflar’a ait. Burası Boğaz öngörünüm alanı. Böyle bir hafriyat yapılmaması lazım. Şikâyetlerde bulundu mahalleli. Komple ağaç olan bahçeyi yıktılar. Bütün ağaçları kestiler. Ne yaptıkları belli değil” diyor.Muhabire saldırı27 Mayıs’ta saat 17.00 civarı Kandilli Fatin Sokak’ta yer alan köşke gittik. Yaklaşık 10 dakikada çekimi tamamladık. İlk çekimde asılı olmayan inşaat ruhsatı tabelasının, köşkün ön tarafına asıldığını fark ettik. Fotoğraf çektiğimiz sırada bina önünde bulunan biri yanıma yaklaştı ve neden çektiğimi sordu. Gazeteci olduğumu söyledim. basın kartımı görmek istediğini sordu. Kartımı gösterirken cebinden çıkardığı cep telefonuyla kartın ve benim fotoğrafımı çekti. O esnada köşkün içinden bir kişi daha çıktı ve “Gel, içeride de var bir tane. Onu da çek” dedi. Ben de “Hayır gerek yok, teşekkürler” diyerek araca doğru ilerlemeye başladım. Araca 20 metre mesafede 2 kişi önümü kesti. Biri hızla üzerime yürüdü ve “Kartını göster” dedi.Kartımı göstermemle beraber kartın askılığını da kopararak kartımı gasp etti. D
Zaman
En Çok Okunan
31.05.2014
RezaZarrabmetrekaresi2lirayaBoğazmanzaralıbahçekiraladıReza Zarrab metrekaresi 2 liraya Boğaz manzaralı bahçe kiraladı
Reza Zarrab, metrekaresi 2 liraya Boğaz manzaralı 'bahçe' kiraladı
Zaman
31.05.2014
11:27
Reza Zarrab, Vakıflardan kiraladığı arazinin etrafını kapattı. Kira sözleşmesine göre Zarra, 1000 metrekarelik bu alan için 2 bin 100 lira kira bedeli ödeyecek. Yani metrekare başına aylık 2 lira. Etrafı kapanan arazide ağaç kesimi, inşaat ve gürültü olduğunu söyleyen semt sakinleri şikâyetçi. Haber yapmak üzere araziye giden Radikal muhabiri tartaklandı.Radikalin haberine göre Reza Zarrab’ın Kandilli’de satın aldığı Boğaz’a nazır köşkte inşaat çalışmaları süratle devam ediyor. İnşaat çalışmalarıyla ilgili belediyelere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne çok sayıda şikayet geldi. Radikal, inşaat çalışmalarını görüntülerken köşk içerisinden çıkan kimliği belirsiz şahıslar ise muhabirimize saldırarak ‘Hürriyet kurum kartını’ gasp etti. Zarrab’a ait Royal Holding ise saldırı olayıyla ilgili olarak “Böyle bir olay yaşanmamıştır” açıklamasında bulundu.METREKARESİ 2 LİRADAN BOĞAZ MANZARALI BAHÇEReza Zarrab, Kandilli’de Cem Kozlu’ya ait villayı iddiaya göre 25 milyon dolar karşılığında satın aldı. Ardından inşaat çalışmaları başladı. Kazı ekipleri, arazi içerisinde çalışmalarına aralıksız devam ediyor. İnşaatın başlaması üzerine çevre sakinleri, oluşan toz bulutu ve ağaçların kesildiği iddiasıyla şikâyetlerde bulundu. Zarrab, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait arazinin de çevresini perdelerle kapatınca mahalle sakinleri Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne de şikâyette bulundu. Şikâyet üzerine Vakıflar Bölge Müdürlüğü, 5 Mayıs 2014 tarihinde inşaat alanında incelemelerde bulundu: Vakıflara ait arazi üzerinde de herhangi bir inşaat çalışması olmadığını tespit etti. Radikal’in Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgiye göre Zarrab, Vakıflar’a ait 1000 metrekarelik araziyi, Ekim 2013’te bahçe olarak kullanmak üzere kiraladı. Kira sözleşmesine göre ise Zarrab, Vakıflar’a aylık 2 bin 100 lira kira bedeli ödeyecek. Yani metrekare başına aylık 2 lira. Mahalle sakinlerinin ağaç kesildiği ve inşaatın ruhsatsız yapıldığı iddialarını da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne sorduk. Belediyenin yaptığı açıklama şöyle:“Söz konusu Üsküdar ilçesi 958 ada 1 parsel sayılı bina, 1986 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiş bir yapıdır. Söz konusu binada Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu’nca onaylanmış restorasyon projesi doğrultusunca korunması gerekli kültür varlığı uygulama ruhsatının yenilenmesi işlemi yapılmıştır. Arazide herhangi bir tescilli ağaç kaydı bulunmamaktadır.”Mahalleli rahatsızKandilli Mahallesi Muhtarı, Zarrab’a kiralanan Vakıflar’a ait arazinin köşkün eski sahibi Cem Kozlu döneminde de davalık olduğunu belirtiyor.Muhtar, mahalleli olarak arazinin park alanı olarak kullanılmasını talep ettiklerini ama netice alınamadığını ifade ederek, “Reza Zarrab satın aldığında Vakıflar’a ait arazinin etrafını perde ile kapattı. Kendisine ulaşmaya çalıştık. Sonrasında ise görüştüğümüz bir şirket yetkilisi, Reza Bey’in böyle bir konuyla kendilerine gelmemeleri gerektiği ve o alanı kendisinin bahçe olarak kullanacağını bildirdi. Zarrab, o araziyi Vakıflar’dan kiralamış” dedi.Çevre sakinleri, vakıflara ait arazinin sadece Zarrab’ın kullanımına açılmasından rahatsızlık duyduklarını ve inşaatın çevreye zarar verdiğini dile getiriyor. Adını vermek istemeyen bir mahalle sakini Zarrab’a ait arazi üzerinde yer alan ağaçların iş makineleriyle yok edildiğini ileri sürüyor. Köşkün 2. derecede tarihi eser olduğunu söyleyen mahalle sakini, “Orası Cem Kozlu’ya aitti. Asıl bina köşk. Bahçenin bir bölümü de Vakıflar’a ait. Burası Boğaz öngörünüm alanı. Böyle bir hafriyat yapılmaması lazım. Şikâyetlerde bulundu mahalleli. Komple ağaç olan bahçeyi yıktılar. Bütün ağaçları kestiler. Ne yaptıkları belli değil” diyor.Muhabire saldırı27 Mayıs’ta saat 17.00 civarı Kandilli Fatin Sokak’ta yer alan köşke gittik. Yaklaşık 10 dakikada çekimi tamamladık. İlk çekimde asılı olmayan inşaat ruhsatı tabelasının, köşkün ön tarafına asıldığını fark ettik. Fotoğraf çektiğimiz sırada bina önünde bulunan biri yanıma yaklaştı ve neden çektiğimi sordu. Gazeteci olduğumu söyledim. basın kartımı görmek istediğini sordu. Kartımı gösterirken cebinden çıkardığı cep telefonuyla kartın ve benim fotoğrafımı çekti. O esnada köşkün içinden bir kişi daha çıktı ve “Gel, içeride de var bir tane. Onu da çek” dedi. Ben de “Hayır gerek yok, teşekkürler” diyerek araca doğru ilerlemeye başladım. Araca 20 metre mesafede 2 kişi önümü kesti. Biri hızla üzerime yürüdü ve “Kartını göster” dedi.Kartımı göstermemle beraber kartın askılığını da kopararak kartımı gasp etti. D
Zaman
Güncel
31.05.2014
RezaZarrabmetrekaresi2lirayaBoğazmanzaralıbahçekiraladıReza Zarrab metrekaresi 2 liraya Boğaz manzaralı bahçe kiraladı
Reza Zarrab, metrekaresi 2 liraya Boğaz manzaralı 'bahçe' kiraladı
Zaman
31.05.2014
11:27
Reza Zarrab, Vakıflardan kiraladığı arazinin etrafını kapattı. Kira sözleşmesine göre Zarra, 1000 metrekarelik bu alan için 2 bin 100 lira kira bedeli ödeyecek. Yani metrekare başına aylık 2 lira. Etrafı kapanan arazide ağaç kesimi, inşaat ve gürültü olduğunu söyleyen semt sakinleri şikâyetçi. Haber yapmak üzere araziye giden Radikal muhabiri tartaklandı.Radikalin haberine göre Reza Zarrab’ın Kandilli’de satın aldığı Boğaz’a nazır köşkte inşaat çalışmaları süratle devam ediyor. İnşaat çalışmalarıyla ilgili belediyelere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne çok sayıda şikayet geldi. Radikal, inşaat çalışmalarını görüntülerken köşk içerisinden çıkan kimliği belirsiz şahıslar ise muhabirimize saldırarak ‘Hürriyet kurum kartını’ gasp etti. Zarrab’a ait Royal Holding ise saldırı olayıyla ilgili olarak “Böyle bir olay yaşanmamıştır” açıklamasında bulundu.METREKARESİ 2 LİRADAN BOĞAZ MANZARALI BAHÇEReza Zarrab, Kandilli’de Cem Kozlu’ya ait villayı iddiaya göre 25 milyon dolar karşılığında satın aldı. Ardından inşaat çalışmaları başladı. Kazı ekipleri, arazi içerisinde çalışmalarına aralıksız devam ediyor. İnşaatın başlaması üzerine çevre sakinleri, oluşan toz bulutu ve ağaçların kesildiği iddiasıyla şikâyetlerde bulundu. Zarrab, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait arazinin de çevresini perdelerle kapatınca mahalle sakinleri Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne de şikâyette bulundu. Şikâyet üzerine Vakıflar Bölge Müdürlüğü, 5 Mayıs 2014 tarihinde inşaat alanında incelemelerde bulundu: Vakıflara ait arazi üzerinde de herhangi bir inşaat çalışması olmadığını tespit etti. Radikal’in Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgiye göre Zarrab, Vakıflar’a ait 1000 metrekarelik araziyi, Ekim 2013’te bahçe olarak kullanmak üzere kiraladı. Kira sözleşmesine göre ise Zarrab, Vakıflar’a aylık 2 bin 100 lira kira bedeli ödeyecek. Yani metrekare başına aylık 2 lira. Mahalle sakinlerinin ağaç kesildiği ve inşaatın ruhsatsız yapıldığı iddialarını da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne sorduk. Belediyenin yaptığı açıklama şöyle:“Söz konusu Üsküdar ilçesi 958 ada 1 parsel sayılı bina, 1986 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiş bir yapıdır. Söz konusu binada Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu’nca onaylanmış restorasyon projesi doğrultusunca korunması gerekli kültür varlığı uygulama ruhsatının yenilenmesi işlemi yapılmıştır. Arazide herhangi bir tescilli ağaç kaydı bulunmamaktadır.”Mahalleli rahatsızKandilli Mahallesi Muhtarı, Zarrab’a kiralanan Vakıflar’a ait arazinin köşkün eski sahibi Cem Kozlu döneminde de davalık olduğunu belirtiyor.Muhtar, mahalleli olarak arazinin park alanı olarak kullanılmasını talep ettiklerini ama netice alınamadığını ifade ederek, “Reza Zarrab satın aldığında Vakıflar’a ait arazinin etrafını perde ile kapattı. Kendisine ulaşmaya çalıştık. Sonrasında ise görüştüğümüz bir şirket yetkilisi, Reza Bey’in böyle bir konuyla kendilerine gelmemeleri gerektiği ve o alanı kendisinin bahçe olarak kullanacağını bildirdi. Zarrab, o araziyi Vakıflar’dan kiralamış” dedi.Çevre sakinleri, vakıflara ait arazinin sadece Zarrab’ın kullanımına açılmasından rahatsızlık duyduklarını ve inşaatın çevreye zarar verdiğini dile getiriyor. Adını vermek istemeyen bir mahalle sakini Zarrab’a ait arazi üzerinde yer alan ağaçların iş makineleriyle yok edildiğini ileri sürüyor. Köşkün 2. derecede tarihi eser olduğunu söyleyen mahalle sakini, “Orası Cem Kozlu’ya aitti. Asıl bina köşk. Bahçenin bir bölümü de Vakıflar’a ait. Burası Boğaz öngörünüm alanı. Böyle bir hafriyat yapılmaması lazım. Şikâyetlerde bulundu mahalleli. Komple ağaç olan bahçeyi yıktılar. Bütün ağaçları kestiler. Ne yaptıkları belli değil” diyor.Muhabire saldırı27 Mayıs’ta saat 17.00 civarı Kandilli Fatin Sokak’ta yer alan köşke gittik. Yaklaşık 10 dakikada çekimi tamamladık. İlk çekimde asılı olmayan inşaat ruhsatı tabelasının, köşkün ön tarafına asıldığını fark ettik. Fotoğraf çektiğimiz sırada bina önünde bulunan biri yanıma yaklaştı ve neden çektiğimi sordu. Gazeteci olduğumu söyledim. basın kartımı görmek istediğini sordu. Kartımı gösterirken cebinden çıkardığı cep telefonuyla kartın ve benim fotoğrafımı çekti. O esnada köşkün içinden bir kişi daha çıktı ve “Gel, içeride de var bir tane. Onu da çek” dedi. Ben de “Hayır gerek yok, teşekkürler” diyerek araca doğru ilerlemeye başladım. Araca 20 metre mesafede 2 kişi önümü kesti. Biri hızla üzerime yürüdü ve “Kartını göster” dedi.Kartımı göstermemle beraber kartın askılığını da kopararak kartımı gasp etti. D
Zaman
Ana Sayfa
31.05.2014
RezaZarrabmetrekaresi2lirayaBoğazmanzaralıbahçekiraladıReza Zarrab metrekaresi 2 liraya Boğaz manzaralı bahçe kiraladı
Reza Zarrab 2 bin liraya Boğaz manzaralı 'bahçe' kiraladı
Zaman
31.05.2014
11:04
Reza Zarrab, Vakıflardan kiraladığı arazinin etrafını kapattı. İçeride ağaç kesimi, inşaat ve gürültü olduğunu söyleyen semt sakinleri şikâyetçi. Haber yapmak üzere araziye giden Radikal muhabiri tartaklandı.Radikalin haberine göre Reza Zarrab’ın Kandilli’de satın aldığı Boğaz’a nazır köşkte inşaat çalışmaları süratle devam ediyor. İnşaat çalışmalarıyla ilgili belediyelere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne çok sayıda şikayet geldi. Radikal, inşaat çalışmalarını görüntülerken köşk içerisinden çıkan kimliği belirsiz şahıslar ise muhabirimize saldırarak ‘Hürriyet kurum kartını’ gasp etti. Zarrab’a ait Royal Holding ise saldırı olayıyla ilgili olarak “Böyle bir olay yaşanmamıştır” açıklamasında bulundu.Reza Zarrab, Kandilli’de Cem Kozlu’ya ait villayı iddiaya göre 25 milyon dolar karşılığında satın aldı. Ardından inşaat çalışmaları başladı. Kazı ekipleri, arazi içerisinde çalışmalarına aralıksız devam ediyor. İnşaatın başlaması üzerine çevre sakinleri, oluşan toz bulutu ve ağaçların kesildiği iddiasıyla şikâyetlerde bulundu. Zarrab, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait arazinin de çevresini perdelerle kapatınca mahalle sakinleri Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne de şikâyette bulundu. Şikâyet üzerine Vakıflar Bölge Müdürlüğü, 5 Mayıs 2014 tarihinde inşaat alanında incelemelerde bulundu: Vakıflara ait arazi üzerinde de herhangi bir inşaat çalışması olmadığını tespit etti. Radikal’in Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgiye göre Zarrab, Vakıflar’a ait 1000 metrekarelik araziyi, Ekim 2013’te bahçe olarak kullanmak üzere kiraladı. Kira sözleşmesine göre ise Zarrab, Vakıflar’a aylık 2 bin 100 lira kira bedeli ödeyecek. Yani metrekare başına aylık 2 lira. Mahalle sakinlerinin ağaç kesildiği ve inşaatın ruhsatsız yapıldığı iddialarını da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne sorduk. Belediyenin yaptığı açıklama şöyle:“Söz konusu Üsküdar ilçesi 958 ada 1 parsel sayılı bina, 1986 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiş bir yapıdır. Söz konusu binada Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu’nca onaylanmış restorasyon projesi doğrultusunca korunması gerekli kültür varlığı uygulama ruhsatının yenilenmesi işlemi yapılmıştır. Arazide herhangi bir tescilli ağaç kaydı bulunmamaktadır.”Mahalleli rahatsızKandilli Mahallesi Muhtarı, Zarrab’a kiralanan Vakıflar’a ait arazinin köşkün eski sahibi Cem Kozlu döneminde de davalık olduğunu belirtiyor.Muhtar, mahalleli olarak arazinin park alanı olarak kullanılmasını talep ettiklerini ama netice alınamadığını ifade ederek, “Reza Zarrab satın aldığında Vakıflar’a ait arazinin etrafını perde ile kapattı. Kendisine ulaşmaya çalıştık. Sonrasında ise görüştüğümüz bir şirket yetkilisi, Reza Bey’in böyle bir konuyla kendilerine gelmemeleri gerektiği ve o alanı kendisinin bahçe olarak kullanacağını bildirdi. Zarrab, o araziyi Vakıflar’dan kiralamış” dedi.Çevre sakinleri, vakıflara ait arazinin sadece Zarrab’ın kullanımına açılmasından rahatsızlık duyduklarını ve inşaatın çevreye zarar verdiğini dile getiriyor. Adını vermek istemeyen bir mahalle sakini Zarrab’a ait arazi üzerinde yer alan ağaçların iş makineleriyle yok edildiğini ileri sürüyor. Köşkün 2. derecede tarihi eser olduğunu söyleyen mahalle sakini, “Orası Cem Kozlu’ya aitti. Asıl bina köşk. Bahçenin bir bölümü de Vakıflar’a ait. Burası Boğaz öngörünüm alanı. Böyle bir hafriyat yapılmaması lazım. Şikâyetlerde bulundu mahalleli. Komple ağaç olan bahçeyi yıktılar. Bütün ağaçları kestiler. Ne yaptıkları belli değil” diyor.Muhabire saldırı27 Mayıs’ta saat 17.00 civarı Kandilli Fatin Sokak’ta yer alan köşke gittik. Yaklaşık 10 dakikada çekimi tamamladık. İlk çekimde asılı olmayan inşaat ruhsatı tabelasının, köşkün ön tarafına asıldığını fark ettik. Fotoğraf çektiğimiz sırada bina önünde bulunan biri yanıma yaklaştı ve neden çektiğimi sordu. Gazeteci olduğumu söyledim. basın kartımı görmek istediğini sordu. Kartımı gösterirken cebinden çıkardığı cep telefonuyla kartın ve benim fotoğrafımı çekti. O esnada köşkün içinden bir kişi daha çıktı ve “Gel, içeride de var bir tane. Onu da çek” dedi. Ben de “Hayır gerek yok, teşekkürler” diyerek araca doğru ilerlemeye başladım. Araca 20 metre mesafede 2 kişi önümü kesti. Biri hızla üzerime yürüdü ve “Kartını göster” dedi.Kartımı göstermemle beraber kartın askılığını da kopararak kartımı gasp etti. Diğer ikinci kişi de “Alın bunu. İçeri alın” dedi ve kollarımı tutarak içeri doğru sürüklemeye başladılar. 20 metre ileride araçta bekleyen şoföre bağırarak “Polisi ara”
Zaman
Güncel
31.05.2014
RezaZarrab2binlirayaBoğazmanzaralıbahçekiraladıReza Zarrab 2 bin liraya Boğaz manzaralı bahçe kiraladı
Reza Zarrab 2 bin liraya Boğaz manzaralı 'bahçe' kiraladı
Zaman
31.05.2014
11:04
Reza Zarrab, Vakıflardan kiraladığı arazinin etrafını kapattı. İçeride ağaç kesimi, inşaat ve gürültü olduğunu söyleyen semt sakinleri şikâyetçi. Haber yapmak üzere araziye giden Radikal muhabiri tartaklandı.Radikalin haberine göre Reza Zarrab’ın Kandilli’de satın aldığı Boğaz’a nazır köşkte inşaat çalışmaları süratle devam ediyor. İnşaat çalışmalarıyla ilgili belediyelere ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne çok sayıda şikayet geldi. Radikal, inşaat çalışmalarını görüntülerken köşk içerisinden çıkan kimliği belirsiz şahıslar ise muhabirimize saldırarak ‘Hürriyet kurum kartını’ gasp etti. Zarrab’a ait Royal Holding ise saldırı olayıyla ilgili olarak “Böyle bir olay yaşanmamıştır” açıklamasında bulundu.Reza Zarrab, Kandilli’de Cem Kozlu’ya ait villayı iddiaya göre 25 milyon dolar karşılığında satın aldı. Ardından inşaat çalışmaları başladı. Kazı ekipleri, arazi içerisinde çalışmalarına aralıksız devam ediyor. İnşaatın başlaması üzerine çevre sakinleri, oluşan toz bulutu ve ağaçların kesildiği iddiasıyla şikâyetlerde bulundu. Zarrab, Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne ait arazinin de çevresini perdelerle kapatınca mahalle sakinleri Vakıflar Bölge Müdürlüğü’ne de şikâyette bulundu. Şikâyet üzerine Vakıflar Bölge Müdürlüğü, 5 Mayıs 2014 tarihinde inşaat alanında incelemelerde bulundu: Vakıflara ait arazi üzerinde de herhangi bir inşaat çalışması olmadığını tespit etti. Radikal’in Vakıflar Genel Müdürlüğü’nden edindiği bilgiye göre Zarrab, Vakıflar’a ait 1000 metrekarelik araziyi, Ekim 2013’te bahçe olarak kullanmak üzere kiraladı. Kira sözleşmesine göre ise Zarrab, Vakıflar’a aylık 2 bin 100 lira kira bedeli ödeyecek. Yani metrekare başına aylık 2 lira. Mahalle sakinlerinin ağaç kesildiği ve inşaatın ruhsatsız yapıldığı iddialarını da İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne sorduk. Belediyenin yaptığı açıklama şöyle:“Söz konusu Üsküdar ilçesi 958 ada 1 parsel sayılı bina, 1986 yılında Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu tarafından korunması gerekli kültür varlığı olarak tescillenmiş bir yapıdır. Söz konusu binada Boğaziçi İmar Müdürlüğü tarafından Kültür ve Tabiat Varlıkları Kurulu’nca onaylanmış restorasyon projesi doğrultusunca korunması gerekli kültür varlığı uygulama ruhsatının yenilenmesi işlemi yapılmıştır. Arazide herhangi bir tescilli ağaç kaydı bulunmamaktadır.”Mahalleli rahatsızKandilli Mahallesi Muhtarı, Zarrab’a kiralanan Vakıflar’a ait arazinin köşkün eski sahibi Cem Kozlu döneminde de davalık olduğunu belirtiyor.Muhtar, mahalleli olarak arazinin park alanı olarak kullanılmasını talep ettiklerini ama netice alınamadığını ifade ederek, “Reza Zarrab satın aldığında Vakıflar’a ait arazinin etrafını perde ile kapattı. Kendisine ulaşmaya çalıştık. Sonrasında ise görüştüğümüz bir şirket yetkilisi, Reza Bey’in böyle bir konuyla kendilerine gelmemeleri gerektiği ve o alanı kendisinin bahçe olarak kullanacağını bildirdi. Zarrab, o araziyi Vakıflar’dan kiralamış” dedi.Çevre sakinleri, vakıflara ait arazinin sadece Zarrab’ın kullanımına açılmasından rahatsızlık duyduklarını ve inşaatın çevreye zarar verdiğini dile getiriyor. Adını vermek istemeyen bir mahalle sakini Zarrab’a ait arazi üzerinde yer alan ağaçların iş makineleriyle yok edildiğini ileri sürüyor. Köşkün 2. derecede tarihi eser olduğunu söyleyen mahalle sakini, “Orası Cem Kozlu’ya aitti. Asıl bina köşk. Bahçenin bir bölümü de Vakıflar’a ait. Burası Boğaz öngörünüm alanı. Böyle bir hafriyat yapılmaması lazım. Şikâyetlerde bulundu mahalleli. Komple ağaç olan bahçeyi yıktılar. Bütün ağaçları kestiler. Ne yaptıkları belli değil” diyor.Muhabire saldırı27 Mayıs’ta saat 17.00 civarı Kandilli Fatin Sokak’ta yer alan köşke gittik. Yaklaşık 10 dakikada çekimi tamamladık. İlk çekimde asılı olmayan inşaat ruhsatı tabelasının, köşkün ön tarafına asıldığını fark ettik. Fotoğraf çektiğimiz sırada bina önünde bulunan biri yanıma yaklaştı ve neden çektiğimi sordu. Gazeteci olduğumu söyledim. basın kartımı görmek istediğini sordu. Kartımı gösterirken cebinden çıkardığı cep telefonuyla kartın ve benim fotoğrafımı çekti. O esnada köşkün içinden bir kişi daha çıktı ve “Gel, içeride de var bir tane. Onu da çek” dedi. Ben de “Hayır gerek yok, teşekkürler” diyerek araca doğru ilerlemeye başladım. Araca 20 metre mesafede 2 kişi önümü kesti. Biri hızla üzerime yürüdü ve “Kartını göster” dedi.Kartımı göstermemle beraber kartın askılığını da kopararak kartımı gasp etti. Diğer ikinci kişi de “Alın bunu. İçeri alın” dedi ve kollarımı tutarak içeri doğru sürüklemeye başladılar. 20 metre ileride araçta bekleyen şoföre bağırarak “Polisi ara”
Zaman
Ana Sayfa
31.05.2014
RezaZarrab2binlirayaBoğazmanzaralıbahçekiraladıReza Zarrab 2 bin liraya Boğaz manzaralı bahçe kiraladı
Araplar, Sapanca'nın göl manzaralı arsa ve villalarını uydudan kapıyor
Zaman
25.05.2014
13:07
Arapların, Sapancaya yoğun ilgisi son bir yılda arsa ve konut fiyatını rekor şekilde artırdı. Daha önce metrekaresi 80 lira olan arsa fiyatları 250 ila 500 liraya kadar yükseldi. Villa ve konut fiyatları da aynı şekilde 5-6 kat arttı. Talep yoğunluğu karşısında imara müsait arsa sıkıntısı yaşanmaya başlandı. Özellikle göl manzaralı arsa ve konutlar astronomik fiyatlara alıcı buluyor.Sapancada emlakçılık yapan Mustafa Alper Güven, yoğun ilgiyi şu cümlelerde özetliyor: Buraya gelip arsa ve villa alamayanlar, Google Map üzerinden arazi, arsa villa beğenip vekalet yoluyla satın alıyorlar. Talebe yetişemiyoruz, neredeyse imarlı arsa kalmadı. İmara açık olmayan araziler bile imara açılır düşüncesiyle satın alınıyor. Gölü, ormanı ve henüz bozulmamış muhteşem doğal güzellikleri ile Sapanca, Arap ülkelerinin zenginlerini cezbediyor. Başta Suudi Arabistan olmak üzere Dubai, Birleşik Arap Emirlikleri, Katar, Kuveyt, Lübnan ve Irak gibi ülkelerden gelen zengin Araplar Sapancada konut, arsa ve arazi almak için adeta yarışıyor. Çevre ve Şehircilik Bakanlığının verilerine göre Araplar, Sapancadan son dönemde 123 bin metrekare taşınmaz aldı. Bu rakam her geçen gün artıyor. İlçede sadece Arapların oturduğu büyük siteler bile var. Sayıları da her geçen gün artıyor. Mevsimlik gelenlerin yanı sıra yaklaşık bin 200 Arap ilçede neredeyse daimi ikamet ediyor. 21 bin nüfuslu ilçenin nüfusu yazın 100 bini geçiyor.ARTIK LEVHALAR BİLE ARAPÇA Arapların yoğun ilgisi sebebiyle Arapça, Sapancada en çok konuşulan ikinci dil oldu. İş yeri, restoran ve yön levhaları Arapça yazılmaya başladı. İşletmeler Arapça bilen eleman sıkıntısı çekmeye başladı. Arapların bol para harcaması da esnafları memnun etti. Sapancaya gelen Arap yatırımcılarla ilgilenen iş adamı Hakan Alaçam, yoğun ilginin bir çok sebebi olduğunu belirtiyor. İlçenin tabiat güzelliğinin henüz bozulmadığını, bunun yanı sıra İstanbula yakınlığı ve ulaşım kolaylığının diğer bir avantaj olduğunu vurgulayan Alaçam, şunları anlattı: İstanbuldan Sapancaya kara yolu ile ulaşım çok rahat. Ayrıca, Hızlı Trenle ilçeye 22 dakikada ulaşılabiliyor. Bunun yanında asayiş ve güven unsuru da ön planda. Araplar burada kendilerinin, ailelerinin, çocuklarının güvende olduğunu düşünüyor. Ailesini burada bırakıp rahatlıkla gidebiliyorlar. Sapancanın bilinirliğinin artmasında Türkiye Seyahat Acenteleri Birliğinin (TÜRSAB) tanıtım çabasının da büyüt katkısı var. bilgisini veriyor. ARSA FİYATLARI UÇTU Sapancada emlakçılık yapan Hasan Orhon ise arsa ve villa taleplerine yetişemediklerini belirtiyor. Arsaların göl manzaralı olup olmamasına göre metrekare fiyatının 80 liradan 500 liraya kadar çıktığını dile getiren Orhon, büyük villaların fiyatının yine konumuna göre 5-6 kat arttığının altını çiziyor. Arapların geniş, her odada tuvalet ve banyosu olan ayrıca iki mutfağı bulunan büyük bahçeli konutları tercih ettiğini dile getiren Orhon, Bu durumda olan villalar hemen satılıyor. Talep çok büyük, yetişemiyoruz. Günübirlik turlarla gelen Araplar ilçenin güzelliğini görünce buradan konut edinmek istiyorlar. İstedikleri gibi villa bulduklarında fiyatına bakmaksızın hemen satın alıyorlar. Bir müteahhit arkadaşım daha önce 400-500 bin liraya zor sattığı villaları bugün 1 milyon 200 bin liraya çok rahat bir şekilde ve hiç beklemeden sattı. Artık talebe buranın müteahhitleri yetişemiyor. Körfez ülkelerinden gelen gayrimenkul şirketleri de arazi alıp konut yapıp satmaya başladı.İSVİÇREDEN İTALYADAN FRANSADAN KAÇIP BURAYA GELİYORLARSapancada başka bir emlakçı olan Mustafa Alper Güven de Arap zenginlerinin Avrupa ülkelerinden kaçtığını, yeni gözdelerinin Sapanca olduğunu vurguladı. Kendilerinin Suudi Arabistan ağırlıklı çalıştıklarını anlatan Güven, yoğun ilgiyi şöyle anlattı: Gelip Sapancayı göremeyen Arap zenginler bile Google Map üzerinden arazi ve arsa beğenip, Türkiyedeki vekalet verdikleri kişi aracılığıyla satın alıyorlar. İmarlı arsa sıkıntısı yaşanmaya başladı. İlginin bu denli büyük olmasının bir sebebi de kültür ve inanç olarak kendilerini buraya yakın görüyorlar. Çok zengin bir Arap iş adamının eşi burayı görünce Fransada ne işimiz var. En azından burada yediklerimizin helal olup olmamasından şüphe etmeyiz ifadesini kullanmıştı. Batıda ne olursa olsun orada bu insanlar ikinci sınıf insan muamelesi görüyor. Burada bu psikolojiyi yaşamıyorlar. Esnaflarla selamlaşıyorlar. Oturup sohbet edebiliyorlar. (CİHAN)
Zaman
Son Dakika
25.05.2014
AraplarSapancanıngölmanzaralıarsavevillalarınıuydudankapıyorAraplar Sapancanın göl manzaralı arsa ve villalarını uydudan kapıyor
Komandolardan nefes kesen eğitim
Zaman
24.05.2014
10:18
Ispartadaki Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı, komandoları savaşa 28 hafta süren ihtisas kursuyla hazırlıyor. Mavi berelilere bu kursta hayatta kalma eğitiminden, düşmanı etkisiz hale getirmeye, hava ve hudut ötesi harekattan su üstü ve altında ilerlemeye kadar her şey öğretiliyor.Bağlı bulundukları kuvvet komutanlıklarından zor bir giriş testine tabi tutulduktan sonra gönüllülük esasına göre seçilen genç subay ve astsubaylar, 28 hafta sürecek Komando İhtisas Kursunun Isparta ayağını başarıyla tamamladı. 4 safhadan oluşan ihtisas kursu, Şubat- Mart aylarında derin kar ve şiddetli soğuklarda muharebe harekatı ile başladı. Kursun ikinci safhası ise Nisan- Mayıs döneminde kara komando harekatı ile devam etti. Üçüncü safha olan su üstü komando harekatı İzmir Menteşte, dördüncü safha olan hava indirme harekatı ise Kayseride gerçekleştirilecek.Kara komando harekatında komandolara zor hava ve arazi şartlarında karadan, havadan, sulardan düşmanın yakın gerisine sızma kabiliyeti, keşif yapma, taktik akın icra etme, pusu yöntemleri, muharebe şartlarının ruhsal ve fiziksel şartlarına dayanma gücü, nefse güven ve liderlik duygusu kazandırılıyor.HEM TATBİKAT HEM EĞİTİMMavi berelilerin Ispartada savaş ortamını aratmayan kara komando harekatının 21 gün süren tatbikat bölümünde icra ettiği faaliyet zinciri nefesleri kesti. Senaryo gereği komandolar, düşman hattı seçilen bir bölgeye intikal sağlayıp düşmanı etkisiz hale getirdikten sonra onların komuta kontrol merkezini, karargahları ve yakıt depolarını imha etti. Bu zorlu intikal boyunca halatlarla dağlardan indiler, Yaka Kanyonunda 2 metre derinliğindeki suyun içinden geçip pusuya düştüler, düşmanla çarpıştılar.40 KİLOLUK ÇANTAYLA 600 KİLOMETREIsparta, Antalya, Burdur ve Konya illerini kapsayan 20 bin kilometrekarelik coğrafyada gerçekleştirilen tatbikatta komandolar, 40 kilogramlık sırt çantaları ve teçhizatlarıyla 600 kilometrelik bir mesafeye intikal için yola çıktı, gece karanlıkta düşmana hedef olmadan ilerledi. Uçar birlik harekatına katılan komandolar ise radarlara yakalanmadan düşmanın hiç beklemediği anda dost topraklardan çıkıp düşman topraklarına girdi. Tertiplenme sona erdikten sonra takım komutanının işaretiyle alacakaranlıkta harekete geçildi.ÇALI, KAYA VE TOPRAK OLDULARDüşman hattında birer çalı, kaya ve toprak olan komandolar hedeflerini yoğun bir ateş baskısı altına aldı. Bu sırada hücum unsuru ise sessizce hedefe doğru yaklaştı. Daha önceden civar arazide belli koordinatlara yerleştirilmiş keskin nişancılar da devreye girip nokta atışlar yaparak nöbetçi konumundaki düşmanı etkisiz hale getirdi. Düşmanın ana komuta kontrol merkezi ve karargahını etkisiz hale getiren komandolar, daha sonra bölgeden zayiat vermeden güvenli şekilde geri çekildi.SİKORSYK HELİKOPTERLERLE DÖNÜŞDüşman bölgesindeki hedefleri imha ettikten sonra dönüş yolculuğuna başlayan mavi bereliler, Sikorsky tipi helikopterlerle taşındı. Dost hatlardan sızdırılan özel timler bölgeyi emniyete alıp düşman hattından dönen komandoları helikopterlerle yuvaya götürdü.KURŞUN YAĞMURUNDA KANYONDAN GEÇİŞIspartanın Dedegöl Dağı eteklerinde bulunan Yaka Kanyonundan geçiş ise inanılmaz görüntülere sahne oldu. Tatbikat içerisinde eğitim faaliyeti olarak icra edilen 6 kilometrelik kanyon geçişi tam 4 saat sürdü. Tam teçhizatlı olarak kanyondan geçen komandolar bazı noktalarda pusuya düştü. Dört bir taraftan üzerlerine kurşun yağan komandolar, suya gömülüp pusudan kurtuldu. Dağlardan halatla inen komandolar ise 2 metreye ulaşan suyun içinde balıkadam gibi ilerledi.HAYATTA KALABİLME EĞİTİMİKomandolara son olarak hayatta kalabilme eğitimi verildi. Bu aşamada komandolara meçhulden korkma, hastalıktan korkma, insanlardan korkma, zayıf taraflarından korkma, karanlıktan korkma, yabani hayvanlardan korkma, yalnızlıktan korkma, açlık ve susuzluktan korkma üzerine eğitimler verildi. Komando korku nedir bilmez algısının oluşturulduğu bu eğitimle düşmana görünmeden hayatta nasıl kalınması gerektiği anlatılıyor. Komandolar 3 gün boyunca aç kalarak bu eğitimi tamamlıyor.KOMUTAN TAM PUAN VERDİTatbikatın her safhasına katılan Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanı Tümgeneral Ethem Büyükışık, program sonunda komandoları tek tek kutladı. Zor hava ve arazi şartlarına rağmen kara komando harekatı safhasının başarıyla tamamlandığını belirten Tümgeneral Büyükışık, Eğirdir Dağ Komando Okulu 10 bin subay, astsubay ve uzman erbaş ile 40 bin erbaş ve eri açtığı çeşitli kurslar ile en iyi şekilde yetiştirmektedir. Bu kursu başarı ile bitiren kursiyerlerimiz gerek burada gerekse diğer komando birliklerinde 20-30 yıl süreyle görev almaya hazır hale geldiler dedi.
Zaman
Son Dakika
24.05.2014
KomandolardannefeskeseneğitimKomandolardan nefes kesen eğitim
Komandolardan nefes kesen eğitim
Zaman
24.05.2014
10:18
Ispartadaki Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanlığı, komandoları savaşa 28 hafta süren ihtisas kursuyla hazırlıyor. Mavi berelilere bu kursta hayatta kalma eğitiminden, düşmanı etkisiz hale getirmeye, hava ve hudut ötesi harekattan su üstü ve altında ilerlemeye kadar her şey öğretiliyor.Bağlı bulundukları kuvvet komutanlıklarından zor bir giriş testine tabi tutulduktan sonra gönüllülük esasına göre seçilen genç subay ve astsubaylar, 28 hafta sürecek Komando İhtisas Kursunun Isparta ayağını başarıyla tamamladı. 4 safhadan oluşan ihtisas kursu, Şubat- Mart aylarında derin kar ve şiddetli soğuklarda muharebe harekatı ile başladı. Kursun ikinci safhası ise Nisan- Mayıs döneminde kara komando harekatı ile devam etti. Üçüncü safha olan su üstü komando harekatı İzmir Menteşte, dördüncü safha olan hava indirme harekatı ise Kayseride gerçekleştirilecek.Kara komando harekatında komandolara zor hava ve arazi şartlarında karadan, havadan, sulardan düşmanın yakın gerisine sızma kabiliyeti, keşif yapma, taktik akın icra etme, pusu yöntemleri, muharebe şartlarının ruhsal ve fiziksel şartlarına dayanma gücü, nefse güven ve liderlik duygusu kazandırılıyor.HEM TATBİKAT HEM EĞİTİMMavi berelilerin Ispartada savaş ortamını aratmayan kara komando harekatının 21 gün süren tatbikat bölümünde icra ettiği faaliyet zinciri nefesleri kesti. Senaryo gereği komandolar, düşman hattı seçilen bir bölgeye intikal sağlayıp düşmanı etkisiz hale getirdikten sonra onların komuta kontrol merkezini, karargahları ve yakıt depolarını imha etti. Bu zorlu intikal boyunca halatlarla dağlardan indiler, Yaka Kanyonunda 2 metre derinliğindeki suyun içinden geçip pusuya düştüler, düşmanla çarpıştılar.40 KİLOLUK ÇANTAYLA 600 KİLOMETREIsparta, Antalya, Burdur ve Konya illerini kapsayan 20 bin kilometrekarelik coğrafyada gerçekleştirilen tatbikatta komandolar, 40 kilogramlık sırt çantaları ve teçhizatlarıyla 600 kilometrelik bir mesafeye intikal için yola çıktı, gece karanlıkta düşmana hedef olmadan ilerledi. Uçar birlik harekatına katılan komandolar ise radarlara yakalanmadan düşmanın hiç beklemediği anda dost topraklardan çıkıp düşman topraklarına girdi. Tertiplenme sona erdikten sonra takım komutanının işaretiyle alacakaranlıkta harekete geçildi.ÇALI, KAYA VE TOPRAK OLDULARDüşman hattında birer çalı, kaya ve toprak olan komandolar hedeflerini yoğun bir ateş baskısı altına aldı. Bu sırada hücum unsuru ise sessizce hedefe doğru yaklaştı. Daha önceden civar arazide belli koordinatlara yerleştirilmiş keskin nişancılar da devreye girip nokta atışlar yaparak nöbetçi konumundaki düşmanı etkisiz hale getirdi. Düşmanın ana komuta kontrol merkezi ve karargahını etkisiz hale getiren komandolar, daha sonra bölgeden zayiat vermeden güvenli şekilde geri çekildi.SİKORSYK HELİKOPTERLERLE DÖNÜŞDüşman bölgesindeki hedefleri imha ettikten sonra dönüş yolculuğuna başlayan mavi bereliler, Sikorsky tipi helikopterlerle taşındı. Dost hatlardan sızdırılan özel timler bölgeyi emniyete alıp düşman hattından dönen komandoları helikopterlerle yuvaya götürdü.KURŞUN YAĞMURUNDA KANYONDAN GEÇİŞIspartanın Dedegöl Dağı eteklerinde bulunan Yaka Kanyonundan geçiş ise inanılmaz görüntülere sahne oldu. Tatbikat içerisinde eğitim faaliyeti olarak icra edilen 6 kilometrelik kanyon geçişi tam 4 saat sürdü. Tam teçhizatlı olarak kanyondan geçen komandolar bazı noktalarda pusuya düştü. Dört bir taraftan üzerlerine kurşun yağan komandolar, suya gömülüp pusudan kurtuldu. Dağlardan halatla inen komandolar ise 2 metreye ulaşan suyun içinde balıkadam gibi ilerledi.HAYATTA KALABİLME EĞİTİMİKomandolara son olarak hayatta kalabilme eğitimi verildi. Bu aşamada komandolara meçhulden korkma, hastalıktan korkma, insanlardan korkma, zayıf taraflarından korkma, karanlıktan korkma, yabani hayvanlardan korkma, yalnızlıktan korkma, açlık ve susuzluktan korkma üzerine eğitimler verildi. Komando korku nedir bilmez algısının oluşturulduğu bu eğitimle düşmana görünmeden hayatta nasıl kalınması gerektiği anlatılıyor. Komandolar 3 gün boyunca aç kalarak bu eğitimi tamamlıyor.KOMUTAN TAM PUAN VERDİTatbikatın her safhasına katılan Eğirdir Dağ Komando Okulu ve Eğitim Merkez Komutanı Tümgeneral Ethem Büyükışık, program sonunda komandoları tek tek kutladı. Zor hava ve arazi şartlarına rağmen kara komando harekatı safhasının başarıyla tamamlandığını belirten Tümgeneral Büyükışık, Eğirdir Dağ Komando Okulu 10 bin subay, astsubay ve uzman erbaş ile 40 bin erbaş ve eri açtığı çeşitli kurslar ile en iyi şekilde yetiştirmektedir. Bu kursu başarı ile bitiren kursiyerlerimiz gerek burada gerekse diğer komando birliklerinde 20-30 yıl süreyle görev almaya hazır hale geldiler dedi.
Zaman
Ana Sayfa
24.05.2014
KomandolardannefeskeseneğitimKomandolardan nefes kesen eğitim
‘Umarım BMC inşaat yapmak için alınmıyordur'
Zaman
04.05.2014
02:03
TMSF’nin Çukurova’dan devraldığı ve Es Mali Yatırım ve Danışmanlık’a satılan BMC fabrikasının akıbeti endişeye sebep oldu. Fabrika arsasının inşaat için kullanılmasına karşı çıkan İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş ve Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar, fabrikanın üretime devam etmesi gerektiğini belirtiyor.İzmir Ticaret Odası (İTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), BMC’nin üretimine devam etmesini istiyor. İTO Başkanı Ekrem Demirtaş, BMC’nin bulunduğu alanla ilgili endişelerini dile getirdi. BMC’nin İzmir’in köklü firmalarından birisi olduğunu belirten Demirtaş, “Fabrikanın bulunduğu arazi 175 bin metrekarelik alan. Bu grup birçok yerde binalar yapıyor. Umarım bu alan arsa olarak kullanılmaz. BMC’nin yerini inşaat yapmak için almamışlardır. Burayı devletin elinde tutacak hali yok ama dileğimiz otomotiv sektöründe Türkiye’nin ilk yatırımı olan BMC alanının, arsa olarak kullanılmamasıdır.” dedi.Geçmişte BMC’nin bulunduğu bölgedeki Süt Endüstrisi Kurumu’nun (SEK) Pınarbaşı’ndaki fabrikasını almak için bir grup arkadaşıyla birlikte çalıştırmak için teklifte bulunduklarını hatırlatan Demirtaş, “SEK’in de Pınarbaşı’nda güzel bir arsası vardı. Biz de oluşturduğumuz bir grupla SEK’i çalıştırmak için bir teklif götürdük. Ama bizim düşündüğümüz fiyatın anormal üstüne çıktı. Ama biz orada bir hata yapmışız. SEK’i değerlendirirken sadece makinelerine, üretimine bakmışız, arsasını göz önünde bulundurmamışız. Sonra başka bir firma orayı aldı ve prim yapsın diye hâlâ boş olarak tutuyor. Çok yakında oradan da gökdelenler çıkacaktır. Sancak Grubu’nun sahip olduğu Folkart, İzmir’deki bütün arsalara talip olup binalar yapıyor. Burası da 175 bin metrekareli bir alan. Umarım BMC’nin yerini inşaat yapmak için almamışlardır.” diye konuştu. EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar da, ihaleyi alanın fabrikayı nasıl değerlendireceğinin kendi takdirinde olduğunu, ancak BMC’nin üretimine devam etmesini arzu ettiklerini söyledi. “Keşke BMC bu hale gelmeseydi.” diyen Yorgancılar, şu değerlendirmede bulundu: “İhaleyi alan adamın yetisinde tasarrufunda olan bir şey bu. Satıldıktan sonra bununla ilgili söylenecek bir şey yok. Fabrika satılma durumuna gelmiş ve satılmış. Bu saatten sonra söylenecek bir şey yok. Bizim arzumuz orada üretimin devam etmesi. Yatırımcının orayı nasıl değerlendireceği kendisinin takdirinde. Daha önce bu hale gelmeden bu fabrika çalışabilir durumda kalsaydı. Satıldıktan sonra alan adama ‘şunu yap bunu yapma’ deme imkanı yok. Kendi tasarrufunda olan bir şey.”TMSF’nin geçen hafta satışa çıkardığı BMC’ye tek teklif 725 milyon TL ile Ethem Sancak’ın şirketi Es Mali Yatırım ve Danışmanlık tarafından gelmişti. İhalenin yapılan nihai pazarlığında son teklif 751 milyon lira oldu. BMC için 985 milyon TL muhammen bedel tespit edilmişti. Son teklifin verilmesiyle ihale teknik olarak tamamlandı. Son kararı Fon Kurulu verecek. BMC, BMC ve Profesyonel markaları ile kamyon, Probus markası ile otobüs, ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri için de zırhlı araç Kirpi’yi üretiyor. TMSF, Çukurova Grubu’na ait Show TV ve BMC’ye 2013 yılında el koymuştu. Gerekçe olarak da; grubun bankacılık borçlarından (yaklaşık 75 milyon dolar) doğan yükümlülüklerini tanınan süreye rağmen yerine getirmemesi gösterilmiş, ileride telafi edilmez kamu zararına yol açmaması için bu yola başvurulduğu kaydedilmişti.
Zaman
Ekonomi
04.05.2014
‘UmarımBMCinşaatyapmakiçinalınmıyordur‘Umarım BMC inşaat yapmak için alınmıyordur
‘Umarım BMC inşaat yapmak için alınmıyordur'
Zaman
04.05.2014
02:02
TMSF’nin Çukurova’dan devraldığı ve Es Mali Yatırım ve Danışmanlık’a satılan BMC fabrikasının akıbeti endişeye sebep oldu. Fabrika arsasının inşaat için kullanılmasına karşı çıkan İzmir Ticaret Odası Başkanı Ekrem Demirtaş ve Ege Bölgesi Sanayi Odası Başkanı Ender Yorgancılar, fabrikanın üretime devam etmesi gerektiğini belirtiyor.İzmir Ticaret Odası (İTO) ve Ege Bölgesi Sanayi Odası (EBSO), BMC’nin üretimine devam etmesini istiyor. İTO Başkanı Ekrem Demirtaş, BMC’nin bulunduğu alanla ilgili endişelerini dile getirdi. BMC’nin İzmir’in köklü firmalarından birisi olduğunu belirten Demirtaş, “Fabrikanın bulunduğu arazi 175 bin metrekarelik alan. Bu grup birçok yerde binalar yapıyor. Umarım bu alan arsa olarak kullanılmaz. BMC’nin yerini inşaat yapmak için almamışlardır. Burayı devletin elinde tutacak hali yok ama dileğimiz otomotiv sektöründe Türkiye’nin ilk yatırımı olan BMC alanının, arsa olarak kullanılmamasıdır.” dedi.Geçmişte BMC’nin bulunduğu bölgedeki Süt Endüstrisi Kurumu’nun (SEK) Pınarbaşı’ndaki fabrikasını almak için bir grup arkadaşıyla birlikte çalıştırmak için teklifte bulunduklarını hatırlatan Demirtaş, “SEK’in de Pınarbaşı’nda güzel bir arsası vardı. Biz de oluşturduğumuz bir grupla SEK’i çalıştırmak için bir teklif götürdük. Ama bizim düşündüğümüz fiyatın anormal üstüne çıktı. Ama biz orada bir hata yapmışız. SEK’i değerlendirirken sadece makinelerine, üretimine bakmışız, arsasını göz önünde bulundurmamışız. Sonra başka bir firma orayı aldı ve prim yapsın diye hâlâ boş olarak tutuyor. Çok yakında oradan da gökdelenler çıkacaktır. Sancak Grubu’nun sahip olduğu Folkart, İzmir’deki bütün arsalara talip olup binalar yapıyor. Burası da 175 bin metrekareli bir alan. Umarım BMC’nin yerini inşaat yapmak için almamışlardır.” diye konuştu. EBSO Yönetim Kurulu Başkanı Ender Yorgancılar da, ihaleyi alanın fabrikayı nasıl değerlendireceğinin kendi takdirinde olduğunu, ancak BMC’nin üretimine devam etmesini arzu ettiklerini söyledi. “Keşke BMC bu hale gelmeseydi.” diyen Yorgancılar, şu değerlendirmede bulundu: “İhaleyi alan adamın yetisinde tasarrufunda olan bir şey bu. Satıldıktan sonra bununla ilgili söylenecek bir şey yok. Fabrika satılma durumuna gelmiş ve satılmış. Bu saatten sonra söylenecek bir şey yok. Bizim arzumuz orada üretimin devam etmesi. Yatırımcının orayı nasıl değerlendireceği kendisinin takdirinde. Daha önce bu hale gelmeden bu fabrika çalışabilir durumda kalsaydı. Satıldıktan sonra alan adama ‘şunu yap bunu yapma’ deme imkanı yok. Kendi tasarrufunda olan bir şey.”TMSF’nin geçen hafta satışa çıkardığı BMC’ye tek teklif 725 milyon TL ile Ethem Sancak’ın şirketi Es Mali Yatırım ve Danışmanlık tarafından gelmişti. İhalenin yapılan nihai pazarlığında son teklif 751 milyon lira oldu. BMC için 985 milyon TL muhammen bedel tespit edilmişti. Son teklifin verilmesiyle ihale teknik olarak tamamlandı. Son kararı Fon Kurulu verecek. BMC, BMC ve Profesyonel markaları ile kamyon, Probus markası ile otobüs, ayrıca Türk Silahlı Kuvvetleri için de zırhlı araç Kirpi’yi üretiyor. TMSF, Çukurova Grubu’na ait Show TV ve BMC’ye 2013 yılında el koymuştu. Gerekçe olarak da; grubun bankacılık borçlarından (yaklaşık 75 milyon dolar) doğan yükümlülüklerini tanınan süreye rağmen yerine getirmemesi gösterilmiş, ileride telafi edilmez kamu zararına yol açmaması için bu yola başvurulduğu kaydedilmişti.
Zaman
Ana Sayfa
04.05.2014
‘UmarımBMCinşaatyapmakiçinalınmıyordur‘Umarım BMC inşaat yapmak için alınmıyordur
Şehir merkezinde obruk oluştu
Zaman
14.04.2014
11:13
Kahramanmaraşın Elbistan ilçesine bağlı Doğan Mahallesinde 5 metre çapında 30 metre derinliğinde obruk oluştu. Çöküntü sebebiyle okul bahçesinin bir kısmı ile yolun bir kısmında çukur meydana geldi. Beton bahçe duvarı ve beton yol altı oyularak askıda kalırken, kaldırım ise göçtü.Elbistanın Doğan Mahallesinde Doğansite İlkokulunun bahçesinde henüz belirlenemeyen bir nedenle yaşanan göçükte ağız genişliği 5 metre, derinliği ise yaklaşık 30 metre olan bir çukur oluştu. İlginç olay gece saat 03.30 civarında meydana geldi. Yaklaşık 15 metre boyundaki bir ağacı da yutan göçüğün gece meydana gelmesi ve okulun yanından geçen yolun beton olması sayesinde büyük bir facianın eşiğinden dönüldü. Gece yoldan geçen araçların beton yol sayesinde çukura düşmekten kurtulduğu belirtiliyor.Genellikle Konyada yaşanan ve yatay veya yataya yakın tabakalı kireçtaşlarında bulunan yeraltı nehirlerinin veya aktif mağara tavanlarının çökmesi sonucu derin çukur olarak tanımlanan obruk sonrasında okul bahçesinde yer yer çatlaklar meydana geldi. Güvenlik gerekçesiyle okul boşaltıldı. Doğan Mahallesi Muhtarı Ercan Ceran ve diğer yetkililer bölgeyi güvenlik şeridi içerisine aldı.Olayın tek görgü şahidi olan okulun görevlisi Mehmet Ali Özdemir, gece saat 03.30 civarında bir gürültü duyduğunu, dışarı baktığında ise büyük bir toz bulutu gördüğünü söyledi. Özdemir, Karşı apartmandan baktığımda duman kalktığını gördüm. Aşağı inip buraya geldiğimde durumla karşılaştık. Ne olduğunu biz de anlayamadık. Deprem oldu sandık. Panikledik. Toprak tamamen göçmüştü. 25-30 metre derinliği var. Kocaman ağacı komple yutmuş. dedi.Doğan Mahallesi Muhtarı Ercan Ceran ise yaşanan ilginç olayda ölüm ya da yaralanma olmamasının tek tesellileri olduğunu söyledi. Ceran, Haberim olur olmaz olay yerine geldim. Herhangi bir ölü ya da yaralı yok. Yetkililere bilgi verdim. Burada daha önceden bir mağara olduğu söyleniyordu. Belki orası göçmüştür. şeklinde konuştu.Okulda ve olay yerinde inceleme yapmak üzere bölgeye gelen İlçe Milli Eğitim Müdürü Ramazan Çelik, AELde görevli jeoloji mühendislerinin tavsiyesi doğrultusunda okulun bugün tatil edildiğini açıkladı. Çelik, Bugün saat 03.30 civarlarında Doğansite İlkokulumuzun hemen yanında sebebi henüz bilinmeyen nedenle yaklaşık 20-30 metreye varan bir derinlikte ve uzunluğunun ne kadar olduğunu bilemediğimiz bir durum oluşmuş. Biz şu an için tedbir amacıyla öğrencilerimizi okula almadık. Bundan sonraki süreci işletmemizin mühendislerinin yaptığı inceleme sonrasında değerlendireceğiz. açıklamasında bulundu.Olay yerine intikal eden Elbistan İlçe Jandarma Komutanlığına bağlı ekipler, alt kısmı tamamen çöken yolu ve bölgeyi araç ve yaya trafiğine kapattı. Doğansite İlkokulunun bahçesinde meydana gelen göçük, öğrencilere ve öğretmenlere korku dolu anlar yaşattı.Öte yandan obruk, karstik arazilerdeki mağara ve galeri gibi yer altı boşlukların tavanlarının çökmesiyle oluşan derin çukurlar olarak ifade ediliyor. Derinliği ve genişliği bir metreden yüzlerce metreye değişen bu oluşumların içi genellikle suyla dolu oluyor. Obruklar karst arazi denilen, genelde suyun kolayca eritebildiği kireçtaşları ve karbonatlar içeren düzlüklerde görünüyor. Bu tabakalarının eriyerek meydana getirdiği derin çukurların yeraltı sularıyla dolmasıyla veya yeraltı mağaralarının tavanlarının çökmesiyle oluşuyor. Obruklar genellikle Konyada görülüyor.(CİHAN)
Zaman
Güncel
14.04.2014
ŞehirmerkezindeobrukoluştuŞehir merkezinde obruk oluştu
İthal yeme 3 milyar dolar ödedik
Zaman
08.03.2014
02:02
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği raporuna göre Türkiye’nin yem hammaddesi üretiminde dışa bağımlılığı, hayvancılıkta maliyetleri artırıyor. İthalat 2013’te 6 milyon tonu buldu. Sektör temsilcileri, çözüm için yem bitkileri üretiminin ve meraların etkin kullanımının teşvik edilmesi gerektiğini belirtiyor.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) açıkladığı rapora göre Türkiye’de yem hammaddesi üretimi ihtiyacını karşılayamadığı için ithalat yoluna gidiyor. Buna göre 2013’te gerçekleştirilen yaklaşık 6 milyon ton yem hammaddesi ithalatı karşılığında 3 milyar dolar ödendi. Yem hammaddelerinin temininde dışa bağımlılık sebebiyle döviz fiyatlarındaki artış, hayvancılıkta maliyetleri de doğrudan artırdı. TOBB Hayvancılık Meclisi’nin hazırladığı raporda “Yem ve yem hammaddelerinde fiyat yüksekliği ve kaba yem problemi” de yer aldı.Raporda, Türkiye’de yem hammaddesi üretimi ihtiyacını karşılayamadığı, bu nedenle ithalat yoluna gidildiği ifade edildi. Konuya ilişkin çözüm önerileri de raporda yer aldı. Yem hammaddeleri ithalatının her geçen yıl arttığını ve bitkisel üretimdeki hızın hayvansal üretime artışındaki yetiştiremediğini anlatan Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ülkü Karakuş, insanların daha fazla protein tüketmeye devam ettiğini paylaştı. Karakuş, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın teşvik ve destekleme politikalarına ilişkin ise doğru yönlendirme yapılmadığını ve yanlış şekilde para harcandığını söyledi. Türkiye’de özel hayvancılık sektöründe yer alan TOBB Hayvancılık Meclis’i beş maddelik sorunlar listesini ‘7. Sektörel Ekonomik Şûrası’nda gündeme taşıdı. Meclisin dile getirdiği maddelerden en dikkat çekici olanı ise Türkiye’nin hayvancılık için yurtdışından ithal ettiği yeme 3 milyar dolar ödemesi oldu. Meclis, çözüm için hazırladığı öneriler arasında, “Yem hammaddelerinin üretimini artırmak için yem bitkileri üretimi ve meraların etkin kullanımı teşvik edilmeli, iklim ve arazi koşulları gözetilerek bakanlık tarafından üretim planlaması yapılmalı.” yer aldı. Bu maddelere ek olarak Türkiye’de açığı bulunan ve net ithalatçı olunan yem hammaddelerinin ithalatında uygulanan yüksek gümrük vergilerinin dönemsel olarak düşürülmesi gerektiğine dikkat çekildi. Gümrük vergilerinde önerilen uygulama yapılırken de gecikmelere mahal verilmemesi gerektiği vurgulandı. Öte yandan Türkiye’nin en büyük bin sanayi kuruluşu listesinde hayvancılık sektöründen 7 kuruluş yer aldı. Bunun yanında en büyük 500 sanayi kuruluşu içerisine sektörden 3 firma girdi. Ayrıca sektörün ihracat rakamları da toplam içerisinde sadece binde 5’lik bir yer tutuyor. Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ülkü Karakuş, “Geçen yılki sektör kurulları toplantısındaki maddeleri getirin. Bunlarla üst üste koyun, hemen hemen aynı. Değişen bir şey yok.” dedi. Yem hammaddeleri ithalatının yıllardır devam ettiğinin altını çizen Karakuş, “Yem hammaddeleri ithalatı her geçen yıl artıyor maalesef. Biz hayvansal üretim artışındaki hıza bitkisel üretimdeki artış hızını yetiştiremiyoruz.” ifadelerini kullandı. Karakuş, yem hammaddesi ithalatının her yıl yarım milyon ton yani yaklaşık yüzde 5-10 civarında artarak devam ettiğini ve önümüzdeki yıl 6 milyon tonluk ithalatın 7 milyon tona çıkabileceğini kaydetti.
Zaman
Ekonomi
08.03.2014
İthalyeme3milyardolarödedikİthal yeme 3 milyar dolar ödedik
İthal yeme 3 milyar dolar ödedik
Zaman
08.03.2014
02:02
Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği raporuna göre Türkiye’nin yem hammaddesi üretiminde dışa bağımlılığı, hayvancılıkta maliyetleri artırıyor. İthalat 2013’te 6 milyon tonu buldu. Sektör temsilcileri, çözüm için yem bitkileri üretiminin ve meraların etkin kullanımının teşvik edilmesi gerektiğini belirtiyor.Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin (TOBB) açıkladığı rapora göre Türkiye’de yem hammaddesi üretimi ihtiyacını karşılayamadığı için ithalat yoluna gidiyor. Buna göre 2013’te gerçekleştirilen yaklaşık 6 milyon ton yem hammaddesi ithalatı karşılığında 3 milyar dolar ödendi. Yem hammaddelerinin temininde dışa bağımlılık sebebiyle döviz fiyatlarındaki artış, hayvancılıkta maliyetleri de doğrudan artırdı. TOBB Hayvancılık Meclisi’nin hazırladığı raporda “Yem ve yem hammaddelerinde fiyat yüksekliği ve kaba yem problemi” de yer aldı.Raporda, Türkiye’de yem hammaddesi üretimi ihtiyacını karşılayamadığı, bu nedenle ithalat yoluna gidildiği ifade edildi. Konuya ilişkin çözüm önerileri de raporda yer aldı. Yem hammaddeleri ithalatının her geçen yıl arttığını ve bitkisel üretimdeki hızın hayvansal üretime artışındaki yetiştiremediğini anlatan Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ülkü Karakuş, insanların daha fazla protein tüketmeye devam ettiğini paylaştı. Karakuş, Gıda, Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı’nın teşvik ve destekleme politikalarına ilişkin ise doğru yönlendirme yapılmadığını ve yanlış şekilde para harcandığını söyledi. Türkiye’de özel hayvancılık sektöründe yer alan TOBB Hayvancılık Meclis’i beş maddelik sorunlar listesini ‘7. Sektörel Ekonomik Şûrası’nda gündeme taşıdı. Meclisin dile getirdiği maddelerden en dikkat çekici olanı ise Türkiye’nin hayvancılık için yurtdışından ithal ettiği yeme 3 milyar dolar ödemesi oldu. Meclis, çözüm için hazırladığı öneriler arasında, “Yem hammaddelerinin üretimini artırmak için yem bitkileri üretimi ve meraların etkin kullanımı teşvik edilmeli, iklim ve arazi koşulları gözetilerek bakanlık tarafından üretim planlaması yapılmalı.” yer aldı. Bu maddelere ek olarak Türkiye’de açığı bulunan ve net ithalatçı olunan yem hammaddelerinin ithalatında uygulanan yüksek gümrük vergilerinin dönemsel olarak düşürülmesi gerektiğine dikkat çekildi. Gümrük vergilerinde önerilen uygulama yapılırken de gecikmelere mahal verilmemesi gerektiği vurgulandı. Öte yandan Türkiye’nin en büyük bin sanayi kuruluşu listesinde hayvancılık sektöründen 7 kuruluş yer aldı. Bunun yanında en büyük 500 sanayi kuruluşu içerisine sektörden 3 firma girdi. Ayrıca sektörün ihracat rakamları da toplam içerisinde sadece binde 5’lik bir yer tutuyor. Türkiye Yem Sanayicileri Birliği Yönetim Kurulu Başkanı Ülkü Karakuş, “Geçen yılki sektör kurulları toplantısındaki maddeleri getirin. Bunlarla üst üste koyun, hemen hemen aynı. Değişen bir şey yok.” dedi. Yem hammaddeleri ithalatının yıllardır devam ettiğinin altını çizen Karakuş, “Yem hammaddeleri ithalatı her geçen yıl artıyor maalesef. Biz hayvansal üretim artışındaki hıza bitkisel üretimdeki artış hızını yetiştiremiyoruz.” ifadelerini kullandı. Karakuş, yem hammaddesi ithalatının her yıl yarım milyon ton yani yaklaşık yüzde 5-10 civarında artarak devam ettiğini ve önümüzdeki yıl 6 milyon tonluk ithalatın 7 milyon tona çıkabileceğini kaydetti.
Zaman
Ana Sayfa
08.03.2014
İthalyeme3milyardolarödedikİthal yeme 3 milyar dolar ödedik
Abdülhamid’in tekkesi, Beşiktaş’ın ortasında vefa bekliyor
Zaman
07.03.2014
02:02
İstanbul’un orta yerinde kaderine terk edilmiş iki konağın hikâyesi bir hayli dikkat çekici. Sultan Abdülhamid’in şeyhi Muhammed Zâfir Efendi için inşa edilen bu iki köşkte dönemin meşhur isimleri de ağırlanmıştı.Şehrin orta yerinde gizemini muhafaza eden binalar için perdeyi aralayınca ta Tunus’a kadar uzanan bir hikâye ile karşılaştık. Bizi bir buçuk asır evveline götüren Beşiktaş Barbaros Bulvarı’ndaki tarihî yapılarla ilgili hikâyenin merkezinde Sultan II. Abdülhamid’in şeyhi Muhammed Zâfir Efendi bulunuyor. Sultanın şeyhine karşı beslediği derin muhabbetten ötürü inşa ettirdiği Ertuğrul Tekkesi’ne ait bu görkemli meskenler, bugün Zâfir Efendi Külliyesi’ndeki köhne haliyle terk edilmiş vaziyette. Yıllara yenik düşmüş bu izbe konaklar, bir asır boyunca Zâfir ailesinin sığınağı olurken ve devrin meşhur isimlerini de çatısı altında misafir etmiş.Abdülhamid ile tanışma1828 yılında Trablusgarp’ın Mısrata şehrinde dünyaya gelen Muhammed Zâfir Efendi’nin dedesi Kuzey Afrika’nın saygın meşayihinden Hamza Zâfir, babası Muhammed Hasan el-Medeni Efendi’ydi. Babası, Şazeli tarikatının Medeniyye şubesininin piri olan ve civarında nüfuz sahibi bir kimseydi. Muhammed Zâfir Efendi, Kuzey Afrika, Mısır ve Medine’de tahsil gördü, pek çok ilim erbabından feyz alıp son olarak babasından icazet aldı. Kardeşi Hamza Zâfir aracılığıyla payitaht İstanbul’a ziyaretlerde bulundu. İlki 1871 yılına tekabül eden bu ziyaretlerde, Şeyh Zâfir, Sultan Abdülaziz’in validesi Pertevniyal Valide Sultan’ın iltifatına mazhar oldu. Davet üzerine, İstanbul’da tesis edilecek ilk Şazeli tekkesi için hazırlıklarda bulundu. Sarayın hürmetini kazanan Muhammed Zâfir Efendi, Unkapanı Balmumcu’ya yerleşti. Zâfir Efendi, bu sırada henüz şehzade olan Abdülhamid’le Süleymaniye’de bir cuma namazında tanışacak ve müstakbel Sultan’ın derin muhabbetini kazanacaktır. Sultan Abdülhamid-i Sani tahta geçince, ümmeti toplama ve bir sancak altında bir araya getirme teşebbüsleri çerçevesinde daha şehzade iken tanıştığı ve bağlandığı Muhammed Zâfir Efendi’nin Kuzey Afrika ve Arabistan’daki nüfuzundan da istifade eder.Konaklar inşa ediliyorCifir ve remil ilimlerinde de üstad sayılan Zâfir Efendi’nin Abdülhamid daha şehzade iken, padişah olacağını söylediğine dair rivayetler var. Bu yüzden Osmanlı’daki son müneccimbaşılardan sayılabilir. Sultan, çok sevdiği şeyhi için Beşiktaş’ta yeni bir dergah inşa ettirir. Üç buçuk dönümlük arazi içinde yer alan Ertuğrul Tekkesi, 1888 yılında açılır. Ardından tekkenin bahçesine sultanın emriyle iki katlı 18 odalı bir ahşap konak inşa edilir. Birkaç sene sonra da Ermeni Osep Kalfa bugün bahçedeki taş konağı yapar. Buraya Zâfir Efendi’nin eşlerinden Deblic Hanım ve çocukları yerleştirilir.Tekkenin zikir gününde şehrin dört bir yanından gelen derviş, mürid ve muhibler iki saat süren zikirlere iştirak ederdi. Bu zikirlere Sultan’ın da teşrif ettiği ve cuma selamlıklarında burayı ziyaret ettiği ve zikri kafes arkasından takip ettiği hatıratlarda yer alıyor. Dönemin kudretli isimlerinden Mithat Paşa, padişahın şeyhine karşı bu alâkasından pek memnun değildi. Bu yakınlık yüzünden nüfuz sahibi olduğunu düşünüyor, bir fırsatını bulup çeşitli tertipler düzenleyerek onu Medine’ye göndermek istiyordu. Neyse ki, sultanın keskin feraseti sayesinde Zâfir Efendi vefatına kadar sarayın uhdesinde yaşamış, saray işlerine karışmamıştı. Zâfir Efendi’den bahseden bütün eserlerde onun son derece takva sahibi bir kişi olduğu, padişahın kendisine duyduğu muhabbeti hiçbir zaman suiistimal etmediği anlatılıyor.Zâfir Efendi 2 Eylül 1903’te vefat edince, tekkenin bahçesindeki türbeye defnedildi. Sarayın sermimarı İtalyan Raimondo D’Aranco, dönemin üslubu olan Art Nouveau tarzında bir türbe, çeşme ve kütüphane imar etmişti. Şeyh Zâfir’in ardından halefi Ebu’l-Hasan Zâfir postnişinliğe geçse de kısa süre sonra bu görevden ayrılarak Mısır’a göç etti. Görevi devralan İbrahim Efendi, tekke ve zaviyelerin kapandığı 1925 yılına kadar bu mekanda irşad görevini sürdürdü. Aile eşrafından vefat edenler burada veya Yahya Efendi’ye defnedildiler. Bugün, üzerinden Barbaros Bulvarı geçen Hasanpaşa Deresi kenarında bulunan 15 odalık koğuşlarda Mağrip ülkelerinden getirilen dervişler ikamet etmiş, zekâsı ile sivrilenler de uzun süre İstanbul’da çeşitli yüksek mekteplere gönderilerek devlet kademesinde istihdam edilmişti. Şeyh Zâfir, Mısır, Tunus ve Trablusgarp’ın işgali sırasında buraların Müslüman toprağı kalabilmesi için çalışarak, sultana itaat ve sadakat için
Zaman
Ana Sayfa
07.03.2014
Abdülhamid’intekkesiBeşiktaş’ınortasındavefabekliyorAbdülhamid’in tekkesi Beşiktaş’ın ortasında vefa bekliyor
Fezlekelerdeki rüşveti kalem kalem anlattı
Zaman
04.03.2014
02:11
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kırklareli mitinginde cumhuriyet savcıları tarafından yürütülen soruşturma dosyalarında geçen yolsuzlukları anlattı.CHP lideri, önce yolsuzluk suçlamaları sebebiyle görevinden istifa eden ancak aradan 74 gün geçmesine rağmen henüz Meclis’e gönderilmeyen fezlekelerde geçen rüşvet rakamlarını aktardı. Ardından Başbakan’ın, 17 Aralık’ta başlayan operasyonların ardından oğlu Bilal Erdoğan’a ‘evdeki paraları sıfırlayın’ talimatını verdiği ileri sürülen ses kayıtlarını hatırlattı. Sık sık, AK Partili seçmene “Elinizi vicdanınıza koyun, yolsuzluğa ortak olmayın, oy vermeyin” çağrısı yaptı. CHP lideri özetle şunları söyledi:52 milyon doları bir arada gördünüz mü? “Zafer Çağlayan: 28 kezde toplam 52 milyon dolar rüşvet almış. Çiftçi kardeşlerim, emekli kardeşlerim size sesleniyorum; 52 milyon doları bir arada gördünüz mü siz? Devlet bunlara kırmızı plakalı araç verdi. Millete hizmet edin diye. Onlar hizmeti kendilerine yaptılar, milleti soydular ceplerini doldurdular.”Zarrab’a ‘önünde yatarım’ diyor: Operasyon sonrası istifa eden eski İçişleri Bakanı Muammer Güler: Savcılık fezlekesine göre, 10 kez de, 10 milyon dolar rüşvet almakla suçlanıyor. Zarrab’a ne diyordu? O da sabahın yedisinde oğluna telefon ediyor. ‘Oğlum ne var ne yok?’ diyor. Oğlu, ‘Polisler arama yapıyor’ diyor. ‘Evde ne var, kaç lira var?’ sorusuna oğlu, ‘1 trilyon civarında.’ diye cevap veriyor. Sonra çıktı, ‘Oğlumla konuşmadım.’ dedi ama ses kayıtları çıktı. ‘Zarrab’ın önünde yatarım.’ diyor devletin bakanı.”1,5 milyon dolar alan şanssız, çikolata kutusuna o kadar sığıyor: AB Bakanlığı’ndan istifa eden Egemen Bağış, 3 seferde 1,5 milyon dolar rüşvet alıyor. Şanssız! Çikolata kutusuna o kadar sığıyor. Operasyondan önce 18 Nisan’da MİT, adama bir rapor veriyor. 3 sayfalık sonuç bölümünü okuyorum. Rıza Zarrab’ın rüşvet verdiği bakanları söylüyor. ‘Mevcut ilişkileri ortaya çıkması halinde söz konusu hususların hükümet aleyhinde kullanılacağının değerlendirmektir’ diyor. Kibarca ‘Bunlarla rüşvet alışverişi var’ diyor. Ne yaptı bu adam? Bu raporu aldı, cebine koydu hiçbir şey olmamış gibi rüşvet mekanizması devam etti.”Oğluna ‘Evdeki paraları sıfırla’ diyor: “(Başbakan ile oğlunun) Ses kayıtlarını dinledik. Ne var o konuşmalarda bir kişinin devleti nasıl soyduğu var. Kendi sesinden kendi söylüyor. Sabahın köründe açıyor telefonu, ‘Oğlum’ diyor ‘şunların evinde arama yapılıyor. Evde ne varsa sıfırlayın, dağıtın.’ diyor. Kardeşini gönderiyor, diğer kardeşini de, ‘Dayını çağır, amcanı çağır herkesi çağır.’ diyor. ‘Beraber paraları sıfırlayın, yok edin.’ diyor.”Nerede boş arazi görse oraya villa yapıyor: Bir bankanın genel müdürü evinde, tüccarın, esnafın değil, sanayicinin değil, devlet bankasının genel müdürünün evinde ayakkabı kutusundan 4,5 milyon dolar para çıktı. Bu genel müdüre kefil olan kim, başçalan kefil olan. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy verenlere sesleniyorum 4,5 milyon doları ayakkabı kutusuna saklayana kefil olana siz hâlâ kefil olmayı sürdürecek misiniz? Elinizi vicdanınıza koyun. Başçalanın bir özelliği daha var. Nerde boş bir arazi görse villa yaptırıyor. Urla’da birinci derece sit alanının üzerinde vali olmaz diyor yıkılması lazım diyor. Adamı başçalana telefon ediyor. Bizim villaları yıkacak vali diyor. Talimat verin yapmasın diyor, sonra valiyi Diyarbakır’a sürgün ettiler.”Mal varlığını açıkladı: 4 konut, 2 kooperatif hissesi, 8 tabloCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mal varlığı beyannamesini güncelledi. CHP’nin resmi internet sitesine konulan mal varlığı listesine göre, Kılıçdaroğlu’nun 4 konut, 2 kooperatif hissesi ve 8 resim tablosu var. Herhangi bir alacağı veya borcu yok. Listeye göre, daha önceki beyanlarında görülen İstanbul İçerenköy’deki eşi Selvi Kılıçdaroğlu’nun üzerine görünen konut yeni listede yer almıyor. TBMM Başkanlığı’na da sunulan mal varlığı beyannamesine göre, Kılıçdaroğlu’nun Ankara Balgat’ta 142 bin lira değerinde ve eşinin üzerine kayıtlı bir konutu ile yine 57 bin 313 lira değerlerinde Ankara Akyurt’ta, 75 bin 284 bin 54 lira değerinde memleketi Tunceli’de ve Burhaniye’de 300 bin lira değerinde 4 konutu bulunuyor. Mal varlığı listesinde, Ankara Beytepe’deki Akçalı Konut Yapı Kooperatifi ve Gökyurt Konut Yapı Kooperatifi olmak üzere de iki kooperatif hissesi yer alıyor. HABİB GÜLER ANKARA
Zaman
Ana Sayfa
04.03.2014
FezlekelerdekirüşvetikalemkalemanlattıFezlekelerdeki rüşveti kalem kalem anlattı
Fezlekelerdeki rüşveti kalem kalem anlattı
Zaman
04.03.2014
02:01
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Kırklareli mitinginde cumhuriyet savcıları tarafından yürütülen soruşturma dosyalarında geçen yolsuzlukları anlattı.CHP lideri, önce yolsuzluk suçlamaları sebebiyle görevinden istifa eden ancak aradan 74 gün geçmesine rağmen henüz Meclis’e gönderilmeyen fezlekelerde geçen rüşvet rakamlarını aktardı. Ardından Başbakan’ın, 17 Aralık’ta başlayan operasyonların ardından oğlu Bilal Erdoğan’a ‘evdeki paraları sıfırlayın’ talimatını verdiği ileri sürülen ses kayıtlarını hatırlattı. Sık sık, AK Partili seçmene “Elinizi vicdanınıza koyun, yolsuzluğa ortak olmayın, oy vermeyin” çağrısı yaptı. CHP lideri özetle şunları söyledi:52 milyon doları bir arada gördünüz mü? “Zafer Çağlayan: 28 kezde toplam 52 milyon dolar rüşvet almış. Çiftçi kardeşlerim, emekli kardeşlerim size sesleniyorum; 52 milyon doları bir arada gördünüz mü siz? Devlet bunlara kırmızı plakalı araç verdi. Millete hizmet edin diye. Onlar hizmeti kendilerine yaptılar, milleti soydular ceplerini doldurdular.”Zarrab’a ‘önünde yatarım’ diyor: Operasyon sonrası istifa eden eski İçişleri Bakanı Muammer Güler: Savcılık fezlekesine göre, 10 kez de, 10 milyon dolar rüşvet almakla suçlanıyor. Zarrab’a ne diyordu? O da sabahın yedisinde oğluna telefon ediyor. ‘Oğlum ne var ne yok?’ diyor. Oğlu, ‘Polisler arama yapıyor’ diyor. ‘Evde ne var, kaç lira var?’ sorusuna oğlu, ‘1 trilyon civarında.’ diye cevap veriyor. Sonra çıktı, ‘Oğlumla konuşmadım.’ dedi ama ses kayıtları çıktı. ‘Zarrab’ın önünde yatarım.’ diyor devletin bakanı.”1,5 milyon dolar alan şanssız, çikolata kutusuna o kadar sığıyor: AB Bakanlığı’ndan istifa eden Egemen Bağış, 3 seferde 1,5 milyon dolar rüşvet alıyor. Şanssız! Çikolata kutusuna o kadar sığıyor. Operasyondan önce 18 Nisan’da MİT, adama bir rapor veriyor. 3 sayfalık sonuç bölümünü okuyorum. Rıza Zarrab’ın rüşvet verdiği bakanları söylüyor. ‘Mevcut ilişkileri ortaya çıkması halinde söz konusu hususların hükümet aleyhinde kullanılacağının değerlendirmektir’ diyor. Kibarca ‘Bunlarla rüşvet alışverişi var’ diyor. Ne yaptı bu adam? Bu raporu aldı, cebine koydu hiçbir şey olmamış gibi rüşvet mekanizması devam etti.”Oğluna ‘Evdeki paraları sıfırla’ diyor: “(Başbakan ile oğlunun) Ses kayıtlarını dinledik. Ne var o konuşmalarda bir kişinin devleti nasıl soyduğu var. Kendi sesinden kendi söylüyor. Sabahın köründe açıyor telefonu, ‘Oğlum’ diyor ‘şunların evinde arama yapılıyor. Evde ne varsa sıfırlayın, dağıtın.’ diyor. Kardeşini gönderiyor, diğer kardeşini de, ‘Dayını çağır, amcanı çağır herkesi çağır.’ diyor. ‘Beraber paraları sıfırlayın, yok edin.’ diyor.”Nerede boş arazi görse oraya villa yapıyor: Bir bankanın genel müdürü evinde, tüccarın, esnafın değil, sanayicinin değil, devlet bankasının genel müdürünün evinde ayakkabı kutusundan 4,5 milyon dolar para çıktı. Bu genel müdüre kefil olan kim, başçalan kefil olan. Adalet ve Kalkınma Partisi’ne oy verenlere sesleniyorum 4,5 milyon doları ayakkabı kutusuna saklayana kefil olana siz hâlâ kefil olmayı sürdürecek misiniz? Elinizi vicdanınıza koyun. Başçalanın bir özelliği daha var. Nerde boş bir arazi görse villa yaptırıyor. Urla’da birinci derece sit alanının üzerinde vali olmaz diyor yıkılması lazım diyor. Adamı başçalana telefon ediyor. Bizim villaları yıkacak vali diyor. Talimat verin yapmasın diyor, sonra valiyi Diyarbakır’a sürgün ettiler.”Mal varlığını açıkladı: 4 konut, 2 kooperatif hissesi, 8 tabloCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, mal varlığı beyannamesini güncelledi. CHP’nin resmi internet sitesine konulan mal varlığı listesine göre, Kılıçdaroğlu’nun 4 konut, 2 kooperatif hissesi ve 8 resim tablosu var. Herhangi bir alacağı veya borcu yok. Listeye göre, daha önceki beyanlarında görülen İstanbul İçerenköy’deki eşi Selvi Kılıçdaroğlu’nun üzerine görünen konut yeni listede yer almıyor. TBMM Başkanlığı’na da sunulan mal varlığı beyannamesine göre, Kılıçdaroğlu’nun Ankara Balgat’ta 142 bin lira değerinde ve eşinin üzerine kayıtlı bir konutu ile yine 57 bin 313 lira değerlerinde Ankara Akyurt’ta, 75 bin 284 bin 54 lira değerinde memleketi Tunceli’de ve Burhaniye’de 300 bin lira değerinde 4 konutu bulunuyor. Mal varlığı listesinde, Ankara Beytepe’deki Akçalı Konut Yapı Kooperatifi ve Gökyurt Konut Yapı Kooperatifi olmak üzere de iki kooperatif hissesi yer alıyor. HABİB GÜLER ANKARA
Zaman
Politika
04.03.2014
FezlekelerdekirüşvetikalemkalemanlattıFezlekelerdeki rüşveti kalem kalem anlattı
Üçüzlere komşu arazi davalık oldu
Zaman
18.01.2014
02:10
TOKİ iştiraki Emlak Konut Gayrimenkul Yatırım Ortaklığı’nın (GYO) dün 4 milyar 240 milyon liraya Özak-Yenigün-Delta ortaklığına sattığı Kazlıçeşme’deki İstanbul’un siluetini bozduğu için tartışma konusu olan üçüz kulelerin yanındaki proje, ihaleden bir gün sonra davalık oldu.Daha önce Zorlu Center, Ali Sami Yen Stadı üzerine inşa edilen inşaat gibi birçok projeye dava açan Şehir Plancıları Odası, Emlak Konut GYO’nun sattığı Kazlıçeşme’deki arazi hakkında ‘kamu arazisinin gelecekte bölge halkını sıkıntıya sokacak şekilde ve tarihi yarımadanın silüetini bozacak şekilde’ elden çıkarılması gerekçesiyle dava açma kararı aldı. Şu an dava dosyasını hazırladıkları bilgisini veren Şehir Plancıları Odası İstanbul Başkanı Tayfun Kahraman, “Gelir elde ediyoruz mantığıyla kamu arazilerinin bu şekilde gözden çıkarılması hep şehrin silüetini bozdu. Buna sebep olan en büyük etken imar planları çerçevesinde kamunun araziyi en yüksek değere satmaya çalışması. Bu hal, bölgede yapılacak projede yatırımcıyı daha hırçın yapıyor ve bu da bölgedeki ulaşım ve altyapıyı tahrip ediyor. Bunun gibi birçok proje bu sebeplerle davalık. Bunun için de dava açacağız, hazırlıklarımızı tamamlamak üzereyiz.” açıklamasında bulundu. “İstanbul’da birçok kez yaşanan silüet tartışmasından sonra ısrarla benzer adımlar atılmasının idarelerin ellerinden geleni artlarına koymadığını ortaya koyuyor.” diyen Şehir Plancıları Odası İstanbul Başkanı Tayfun Kahraman, projenin yanındaki 16/9 yaklaşık 85 metre yüksekliğinde olduğunu, bu projenin ise yüksekliğinin 70 metre belirlendiğini söyledi. Kahraman, “Dünyaya verilen sözlere rağmen tarihi yarımadanın, kültürel mirasın hemen yanında böyle bir proje yapmak, onarılmaz şekilde tahripler oluşturacağından biz de buna hemen itiraz etmek istedik.” şeklinde konuştu. İlgili proje dün ihaleye çıkmıştı. İhaleyi Özak Gayrimenkul ve ortakları 4 milyar 240 milyon liralık toplam hasılattan vereceği 1 milyar 568 bin 800 liralık teklifiyle kazanmıştı. İhalesi kazanılan 111 bin 262 metrekarelik arazideki konut alanlarında emsal 2, turizm alanında 2,5, dini tesis alanlarında ise 1,5 olarak belirlendi. Projenin ticaret ve konut şeklinde planlanan bölümünde iş ve alışveriş merkezleri, toptan ve perakende ticaret, ofis, büro, konut, rezidans, özel sosyal ve kültürel tesisler yer alabilecek. Turizm ve ticaret şeklinde belirlenen bölümde ise otel, motel, apart otel, iş ve alışveriş merkezleri, toptan ve perakende ticaret, ofis, büro, sosyal ve kültürel tesisler, sinema, özel eğitim tesis alanı, özel sağlık tesis alanı inşa edilecek. Eğitim alanında ise kreş, ilköğretim ve ortaöğretim kurumları yer alacak.
Zaman
Ekonomi
18.01.2014
ÜçüzlerekomşuarazidavalıkolduÜçüzlere komşu arazi davalık oldu
Yeni yolsuzluk dosyasının ekonomik boyutu 100 milyar dolar
Zaman
27.12.2013
02:02
Gündeme bomba gibi düşen yeni rüşvet, yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma soruşturmasına İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı müdahale etti.Aralarında ünlü işadamları, üst düzey bürokratlar ve Başbakan Erdoğan’ın yakınlarının da bulunduğu ileri sürülen 30 kişi hakkında mahkemede gözaltı kararı çıkaran TMK 10. madde ile yetkili savcı Muammer Akkaş, 2012 Mart ayından beri yürüttüğü soruşturmadan el çektirildi. Dosyada yaklaşık 100 milyar liralık yolsuzluk tespit edildiği ileri sürülmüştü. Akkaş’ın el çektirildiği soruşturma dosyasının, TMK Savcısı İdris Kurt’a verileceği ileri sürüldü. Öte yandan soruşturmadan alınan Muammer Akkaş’ın 30 kişi hakkında çıkardığı gözaltı kararı polis tarafından halen işleme konulmadı. Savcı adli amiri olmasına karşın kolluk kuvveti olan polis, 2 gündür kendisine verilen emri yerine getirmiyor.İŞTE İDDİALARDAN BAZILARIİstanbul Etiler’de değeri 1 milyar doları bulan Polis Okulu arazisi 460 milyon dolara bir şirkete ihalesiz satıldı. Araziye yapılacak konut ile zararın birkaç milyar doları bulacağı hesaplandı.Söz konusu şirket, Orman Bakanlığı’nın maden için izin vermediği İstanbul Sultanbeyli Paşaköy orman sahasında bulunan maden arazisine bir ayda işletme izni aldı. 10 milyar dolarlık maden işletme izni karşılığında işletme sahibine ödeme yapılmadan yüzde 50 hisse ile ortak olundu. Daha sonra ise işletme sahibi ortaklıktan çıkarıldı ve şirket, işletmeye tamamen el koydu.Bir medya grubunun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için bazı işadamlarından 100’er milyon dolar para toplandı.Pendik Üçağaç mevkii civarında bulunan 249 parseldeki arazinin Kadıköy 3. İcra İflas Müdürlüğü’nden pazarlık sureti ile satışı gerçekleştirildi. İhaleye çıkmadan önce fason şirketler kuruldu ve ihaleye bunlar girdi.İzmir Urla Zeytineli dolaylarındaki bir arazi tamamen usulsüz şekilde 1. derece sit alanından 3. derece sit alanı haline getirildi. Arazi henüz imara açılmadan bina yapılmaya başlandı.Mecidiyeköy-Mahmutbey Metro Hattı ihalesine fesat karıştırıldı. İhale tarihinden birkaç gün önce bazı şirketlerin yöneticileri bir araya gelerek ihalede verilecek teklifleri birlikte kararlaştırdı.Planlanan 14 termik santral, özelleştirme kapsamından çıkarıldı ve yenilenmesi için bir şirkete ihale edildi.İmar sorunu yaşayan işadamlarına rüşvet karşılığında yardımcı olundu.Bir vakfa usulsüz şekilde ve siyasi nüfuz kullanılarak kamu arazileri devredildi. Bunlar arasında İGDAŞ ve İETT’ye ait araziler de yer aldı. Vakfa devredilen bir başka kamu arazisine otel yapılmak istenmesi üzerine, araziye sınır özel bir arazi tehditle satın alınmak istendi.TCDD tarafından Marmaray projesi dahilinde olan Yenikapı istasyonunda yapılacak ‘Büfe-Büvet-Cafe’ işletmelerinin ihaleyle kiralanmasına fesat karıştırıldı. Bu sırada savcılık takibine dair şüpheler TİB üzerinden doğrulatıldı ve faaliyetlere ara verildi.Ankara-İstanbul Hızlı Treni ile ilgili bir ihalede gizli kalması gereken bilgilere ulaşıldı ve ihaleye fesat karıştırıldı.
Zaman
Güncel
27.12.2013
Yeniyolsuzlukdosyasınınekonomikboyutu100milyardolarYeni yolsuzluk dosyasının ekonomik boyutu 100 milyar dolar
Yeni yolsuzluk dosyasının ekonomik boyutu 100 milyar dolar
Zaman
27.12.2013
01:52
Gündeme bomba gibi düşen yeni rüşvet, yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma soruşturmasına İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı müdahale etti.Aralarında ünlü işadamları, üst düzey bürokratlar ve Başbakan Erdoğan’ın yakınlarının da bulunduğu ileri sürülen 30 kişi hakkında mahkemede gözaltı kararı çıkaran TMK 10. madde ile yetkili savcı Muammer Akkaş, 2012 Mart ayından beri yürüttüğü soruşturmadan el çektirildi. Dosyada yaklaşık 100 milyar liralık yolsuzluk tespit edildiği ileri sürülmüştü. Akkaş’ın el çektirildiği soruşturma dosyasının, TMK Savcısı İdris Kurt’a verileceği ileri sürüldü. Öte yandan soruşturmadan alınan Muammer Akkaş’ın 30 kişi hakkında çıkardığı gözaltı kararı polis tarafından halen işleme konulmadı. Savcı adli amiri olmasına karşın kolluk kuvveti olan polis, 2 gündür kendisine verilen emri yerine getirmiyor.İŞTE İDDİALARDAN BAZILARIİstanbul Etiler’de değeri 1 milyar doları bulan Polis Okulu arazisi 460 milyon dolara bir şirkete ihalesiz satıldı. Araziye yapılacak konut ile zararın birkaç milyar doları bulacağı hesaplandı.Söz konusu şirket, Orman Bakanlığı’nın maden için izin vermediği İstanbul Sultanbeyli Paşaköy orman sahasında bulunan maden arazisine bir ayda işletme izni aldı. 10 milyar dolarlık maden işletme izni karşılığında işletme sahibine ödeme yapılmadan yüzde 50 hisse ile ortak olundu. Daha sonra ise işletme sahibi ortaklıktan çıkarıldı ve şirket, işletmeye tamamen el koydu.Bir medya grubunun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için bazı işadamlarından 100’er milyon dolar para toplandı.Pendik Üçağaç mevkii civarında bulunan 249 parseldeki arazinin Kadıköy 3. İcra İflas Müdürlüğü’nden pazarlık sureti ile satışı gerçekleştirildi. İhaleye çıkmadan önce fason şirketler kuruldu ve ihaleye bunlar girdi.İzmir Urla Zeytineli dolaylarındaki bir arazi tamamen usulsüz şekilde 1. derece sit alanından 3. derece sit alanı haline getirildi. Arazi henüz imara açılmadan bina yapılmaya başlandı.Mecidiyeköy-Mahmutbey Metro Hattı ihalesine fesat karıştırıldı. İhale tarihinden birkaç gün önce bazı şirketlerin yöneticileri bir araya gelerek ihalede verilecek teklifleri birlikte kararlaştırdı.Planlanan 14 termik santral, özelleştirme kapsamından çıkarıldı ve yenilenmesi için bir şirkete ihale edildi.İmar sorunu yaşayan işadamlarına rüşvet karşılığında yardımcı olundu.Bir vakfa usulsüz şekilde ve siyasi nüfuz kullanılarak kamu arazileri devredildi. Bunlar arasında İGDAŞ ve İETT’ye ait araziler de yer aldı. Vakfa devredilen bir başka kamu arazisine otel yapılmak istenmesi üzerine, araziye sınır özel bir arazi tehditle satın alınmak istendi.TCDD tarafından Marmaray projesi dahilinde olan Yenikapı istasyonunda yapılacak ‘Büfe-Büvet-Cafe’ işletmelerinin ihaleyle kiralanmasına fesat karıştırıldı. Bu sırada savcılık takibine dair şüpheler TİB üzerinden doğrulatıldı ve faaliyetlere ara verildi.Ankara-İstanbul Hızlı Treni ile ilgili bir ihalede gizli kalması gereken bilgilere ulaşıldı ve ihaleye fesat karıştırıldı.
Zaman
Ana Sayfa
27.12.2013
Yeniyolsuzlukdosyasınınekonomikboyutu100milyardolarYeni yolsuzluk dosyasının ekonomik boyutu 100 milyar dolar
Yeni yolsuzluk soruşturmasında savcılıkla emniyet karşı karşıya geldi
Zaman
26.12.2013
01:59
Türkiye dün, yeni bir yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma operasyonu haberiyle çalkalandı. Aralarında ünlü işadamları ve üst düzey bürokratların bulunduğu 30 kişi hakkında gözaltı kararı alındığı, ancak yönetim kadroları tasfiye operasyonuyla tümüyle değiştirilen Emniyet’in buna uymadığı iddia edildi.İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın yeni bir soruşturma daha başlattığı iddiaları dün gündeme bomba gibi düştü. Ergenekon davasının da savcıları arasında yer alan Muammer Akkaş’ın, karapara aklama, rüşvet, yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlanan 30 kişi hakkında gözaltı ve arama kararı aldığı ileri sürüldü. Ancak Emniyet’in savcılığın talimatına rağmen söz konusu isimleri gözaltına almak için harekete geçmediği, bunun üzerine savcının İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü ve Mali Şube Müdürü hakkında soruşturma başlattığı öğrenildi. İddialara göre 1,5 yıl önce başlatılan soruşturmanın ekonomik büyüklüğü 100 milyar doları buluyor. Savcılık 28 büyük ihale ve usulsüz işlemi yakın takibe aldı. Aralarında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yakınları, bazı bürokratlar ve işadamlarının da bulunduğu isimlere ciddi suçlamaların yöneltildiği öne sürülüyor.Alınan bilgilere göre, haksız kazanç, şirketlerde gizli ortaklık, yolsuzluk ve rüşvet ilişkileriyle ilgili iddialar üzerine 2012 Mart ayında soruşturma başlatıldı. Ekonomik boyutu 100 miyar doları bulan dosyadaki önemli suçlamalar şöyle sıralanıyor: “Milyar dolarlık arsaların ihalesiz çok ucuza devri, madenlere zorla çökerek işadamlarının elinden gasp edilmesi, ihalelerin önceden ayarlanması, beş işadamından ihale karşılığı 100’er milyon dolar rüşvet alınması, bazı şirketlere verilen milyarlarca dolarlık usulsüz iş, SİT alanlarının rüşvet çarkıyla derecelerinin değiştirilerek imara açılıp devasa rantlar elde edilmesi.”Soruşturma deşifre olduİstanbul merkezli ‘büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu’nun ardından değiştirilen kadrolar ve yeni düzenlemeler üzerine hükümet, yürütülen diğer soruşturmadan haberdar oldu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in dosyanın kapatılması için İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı’ya yoğun baskı yaptığı öne sürüldü. TİB Başkanlığı’na yapılan ani atamanın da bu soruşturmanın detaylarının öğrenilmesi amacını taşıdığı iddia edildi. Adalet Bakanı Ergin’le birlikte Başbakanlık Müsteşarı Efgan Ala’nın da soruşturmanın kapatılması için yoğun çaba sarfettiği ve Mali Şube üzerine büyük baskı kurduğu ileri sürüldü.Öte yandan, Savcı Muammer Akkaş’ın gözaltı kararlarını yerine getirmeyen Mali Şube Müdürü’nün sabahtan akşama kadar Çağlayan Adliyesi’nde bulunduğu, şube müdürlerinin de telefonlara çıkmadığı iddia edildi. Savcının talimatlarını yerine getirmediği iddiasını değerlendiren eski Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel ise şu açıklamayı yaptı: “Yetkili kolluk amiri, savcının verdiği talimatı yerine getirmezse görevi kötüye kullanma ve adli soruşturmayı engelleme suçu işlemiş olur. Kurumsal bir tavır olarak kasıtlı bir şekilde soruşturmayı engellemek için yapılıyorsa sonuçları siyasi ve cezai olur.”İşte iddialar:İstanbul Etiler’de bölgenin tek boş arazisi olan ve piyasa değeri 1 milyar doları bulan Etiler Polis Okulu arazisi 460 milyon dolara bir şirkete ihalesiz satıldı. Bu yolla devlet yaklaşık 600 milyon dolar zarara uğratıldı. Arazinin üzerine yapılacak konut ile zararın birkaç milyar dolarları bulacağı hesaplandı.Söz konusu şirket, Orman Bakanlığı’nın maden için izin vermediği Sultanbeyli Paşaköy orman sahasında bulunan maden arazisine bir ay gibi kısa bir sürede işletme izni aldı. 10 milyar dolarlık maden işletme izni karşılığında işletme sahibine herhangi bir ödeme yapılmadan yüzde 50 hisse ile ortak olundu. Daha sonra ise işletme sahibi ortaklıktan çıkarıldı ve şirket işletmeye tamamen el koydu.Bir medya grubunun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için bazı işadamlarından 100’er milyon dolar para toplandı.İstanbul Pendik Üçağaç mevkii civarında bulunan 249 parseldeki arazinin Kadıköy 3. İcra İflas Müdürlüğü’nden pazarlık ile satışı gerçekleştirildi. İhaleye çıkmadan önce fason şirketler kuruldu ve ihaleye bunların girmesi sağlandı.İzmir Urla sınırları Zeytineli dolaylarındaki bir arazi tamamen usulsüz şekilde 1. derece sit alanından 3. derece sit alanı haline getirildi. Arazinin henüz imara açılmadan üzerinde binalar yapılmaya başlandı.Mecidiyeköy-Mahmutbey Metro Hattı İhalesi’ne fesat karıştırıldı. İhale tarihinden birkaç gün önce bazı şirketlerin yöneticileri bir araya gelerek ihalede verilecek teklifleri birlikte kararlaştırdı.Planlanan 14 termik santral, özelleştirme kapsamından çıkarıldı ve yenilenmesi için bir şirkete ihale edildi.İnşaat sektöründe imar sorunu yaşayan işadamlarına rüşvet karşılığında yardımcı olundu. İşadamları aldıkl
Zaman
En Çok Okunan
26.12.2013
YeniyolsuzluksoruşturmasındasavcılıklaemniyetkarşıkarşıyageldiYeni yolsuzluk soruşturmasında savcılıkla emniyet karşı karşıya geldi
Yeni yolsuzluk soruşturmasında savcılıkla emniyet karşı karşıya geldi
Zaman
26.12.2013
01:59
Türkiye dün, yeni bir yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma operasyonu haberiyle çalkalandı. Aralarında ünlü işadamları ve üst düzey bürokratların bulunduğu 30 kişi hakkında gözaltı kararı alındığı, ancak yönetim kadroları tasfiye operasyonuyla tümüyle değiştirilen Emniyet’in buna uymadığı iddia edildi.İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın yeni bir soruşturma daha başlattığı iddiaları dün gündeme bomba gibi düştü. Ergenekon davasının da savcıları arasında yer alan Muammer Akkaş’ın, karapara aklama, rüşvet, yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlanan 30 kişi hakkında gözaltı ve arama kararı aldığı ileri sürüldü. Ancak Emniyet’in savcılığın talimatına rağmen söz konusu isimleri gözaltına almak için harekete geçmediği, bunun üzerine savcının İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü ve Mali Şube Müdürü hakkında soruşturma başlattığı öğrenildi. İddialara göre 1,5 yıl önce başlatılan soruşturmanın ekonomik büyüklüğü 100 milyar doları buluyor. Savcılık 28 büyük ihale ve usulsüz işlemi yakın takibe aldı. Aralarında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yakınları, bazı bürokratlar ve işadamlarının da bulunduğu isimlere ciddi suçlamaların yöneltildiği öne sürülüyor.Alınan bilgilere göre, haksız kazanç, şirketlerde gizli ortaklık, yolsuzluk ve rüşvet ilişkileriyle ilgili iddialar üzerine 2012 Mart ayında soruşturma başlatıldı. Ekonomik boyutu 100 miyar doları bulan dosyadaki önemli suçlamalar şöyle sıralanıyor: “Milyar dolarlık arsaların ihalesiz çok ucuza devri, madenlere zorla çökerek işadamlarının elinden gasp edilmesi, ihalelerin önceden ayarlanması, beş işadamından ihale karşılığı 100’er milyon dolar rüşvet alınması, bazı şirketlere verilen milyarlarca dolarlık usulsüz iş, SİT alanlarının rüşvet çarkıyla derecelerinin değiştirilerek imara açılıp devasa rantlar elde edilmesi.”Soruşturma deşifre olduİstanbul merkezli ‘büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu’nun ardından değiştirilen kadrolar ve yeni düzenlemeler üzerine hükümet, yürütülen diğer soruşturmadan haberdar oldu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in dosyanın kapatılması için İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı’ya yoğun baskı yaptığı öne sürüldü. TİB Başkanlığı’na yapılan ani atamanın da bu soruşturmanın detaylarının öğrenilmesi amacını taşıdığı iddia edildi. Adalet Bakanı Ergin’le birlikte Başbakanlık Müsteşarı Efgan Ala’nın da soruşturmanın kapatılması için yoğun çaba sarfettiği ve Mali Şube üzerine büyük baskı kurduğu ileri sürüldü.Öte yandan, Savcı Muammer Akkaş’ın gözaltı kararlarını yerine getirmeyen Mali Şube Müdürü’nün sabahtan akşama kadar Çağlayan Adliyesi’nde bulunduğu, şube müdürlerinin de telefonlara çıkmadığı iddia edildi. Savcının talimatlarını yerine getirmediği iddiasını değerlendiren eski Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel ise şu açıklamayı yaptı: “Yetkili kolluk amiri, savcının verdiği talimatı yerine getirmezse görevi kötüye kullanma ve adli soruşturmayı engelleme suçu işlemiş olur. Kurumsal bir tavır olarak kasıtlı bir şekilde soruşturmayı engellemek için yapılıyorsa sonuçları siyasi ve cezai olur.”İşte iddialar:İstanbul Etiler’de bölgenin tek boş arazisi olan ve piyasa değeri 1 milyar doları bulan Etiler Polis Okulu arazisi 460 milyon dolara bir şirkete ihalesiz satıldı. Bu yolla devlet yaklaşık 600 milyon dolar zarara uğratıldı. Arazinin üzerine yapılacak konut ile zararın birkaç milyar dolarları bulacağı hesaplandı.Söz konusu şirket, Orman Bakanlığı’nın maden için izin vermediği Sultanbeyli Paşaköy orman sahasında bulunan maden arazisine bir ay gibi kısa bir sürede işletme izni aldı. 10 milyar dolarlık maden işletme izni karşılığında işletme sahibine herhangi bir ödeme yapılmadan yüzde 50 hisse ile ortak olundu. Daha sonra ise işletme sahibi ortaklıktan çıkarıldı ve şirket işletmeye tamamen el koydu.Bir medya grubunun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için bazı işadamlarından 100’er milyon dolar para toplandı.İstanbul Pendik Üçağaç mevkii civarında bulunan 249 parseldeki arazinin Kadıköy 3. İcra İflas Müdürlüğü’nden pazarlık ile satışı gerçekleştirildi. İhaleye çıkmadan önce fason şirketler kuruldu ve ihaleye bunların girmesi sağlandı.İzmir Urla sınırları Zeytineli dolaylarındaki bir arazi tamamen usulsüz şekilde 1. derece sit alanından 3. derece sit alanı haline getirildi. Arazinin henüz imara açılmadan üzerinde binalar yapılmaya başlandı.Mecidiyeköy-Mahmutbey Metro Hattı İhalesi’ne fesat karıştırıldı. İhale tarihinden birkaç gün önce bazı şirketlerin yöneticileri bir araya gelerek ihalede verilecek teklifleri birlikte kararlaştırdı.Planlanan 14 termik santral, özelleştirme kapsamından çıkarıldı ve yenilenmesi için bir şirkete ihale edildi.İnşaat sektöründe imar sorunu yaşayan işadamlarına rüşvet karşılığında yardımcı olundu. İşadamları aldıkl
Zaman
Güncel
26.12.2013
YeniyolsuzluksoruşturmasındasavcılıklaemniyetkarşıkarşıyageldiYeni yolsuzluk soruşturmasında savcılıkla emniyet karşı karşıya geldi
Yeni yolsuzluk soruşturmasında savcılıkla emniyet karşı karşıya geldi
Zaman
26.12.2013
01:59
Türkiye dün, yeni bir yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırma operasyonu haberiyle çalkalandı. Aralarında ünlü işadamları ve üst düzey bürokratların bulunduğu 30 kişi hakkında gözaltı kararı alındığı, ancak yönetim kadroları tasfiye operasyonuyla tümüyle değiştirilen Emniyet’in buna uymadığı iddia edildi.İstanbul Cumhuriyet Savcılığı’nın yeni bir soruşturma daha başlattığı iddiaları dün gündeme bomba gibi düştü. Ergenekon davasının da savcıları arasında yer alan Muammer Akkaş’ın, karapara aklama, rüşvet, yolsuzluk ve ihaleye fesat karıştırmakla suçlanan 30 kişi hakkında gözaltı ve arama kararı aldığı ileri sürüldü. Ancak Emniyet’in savcılığın talimatına rağmen söz konusu isimleri gözaltına almak için harekete geçmediği, bunun üzerine savcının İstanbul Valisi, Emniyet Müdürü ve Mali Şube Müdürü hakkında soruşturma başlattığı öğrenildi. İddialara göre 1,5 yıl önce başlatılan soruşturmanın ekonomik büyüklüğü 100 milyar doları buluyor. Savcılık 28 büyük ihale ve usulsüz işlemi yakın takibe aldı. Aralarında Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yakınları, bazı bürokratlar ve işadamlarının da bulunduğu isimlere ciddi suçlamaların yöneltildiği öne sürülüyor.Alınan bilgilere göre, haksız kazanç, şirketlerde gizli ortaklık, yolsuzluk ve rüşvet ilişkileriyle ilgili iddialar üzerine 2012 Mart ayında soruşturma başlatıldı. Ekonomik boyutu 100 miyar doları bulan dosyadaki önemli suçlamalar şöyle sıralanıyor: “Milyar dolarlık arsaların ihalesiz çok ucuza devri, madenlere zorla çökerek işadamlarının elinden gasp edilmesi, ihalelerin önceden ayarlanması, beş işadamından ihale karşılığı 100’er milyon dolar rüşvet alınması, bazı şirketlere verilen milyarlarca dolarlık usulsüz iş, SİT alanlarının rüşvet çarkıyla derecelerinin değiştirilerek imara açılıp devasa rantlar elde edilmesi.”Soruşturma deşifre olduİstanbul merkezli ‘büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu’nun ardından değiştirilen kadrolar ve yeni düzenlemeler üzerine hükümet, yürütülen diğer soruşturmadan haberdar oldu. Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in dosyanın kapatılması için İstanbul Başsavcısı Turan Çolakkadı’ya yoğun baskı yaptığı öne sürüldü. TİB Başkanlığı’na yapılan ani atamanın da bu soruşturmanın detaylarının öğrenilmesi amacını taşıdığı iddia edildi. Adalet Bakanı Ergin’le birlikte Başbakanlık Müsteşarı Efgan Ala’nın da soruşturmanın kapatılması için yoğun çaba sarfettiği ve Mali Şube üzerine büyük baskı kurduğu ileri sürüldü.Öte yandan, Savcı Muammer Akkaş’ın gözaltı kararlarını yerine getirmeyen Mali Şube Müdürü’nün sabahtan akşama kadar Çağlayan Adliyesi’nde bulunduğu, şube müdürlerinin de telefonlara çıkmadığı iddia edildi. Savcının talimatlarını yerine getirmediği iddiasını değerlendiren eski Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel ise şu açıklamayı yaptı: “Yetkili kolluk amiri, savcının verdiği talimatı yerine getirmezse görevi kötüye kullanma ve adli soruşturmayı engelleme suçu işlemiş olur. Kurumsal bir tavır olarak kasıtlı bir şekilde soruşturmayı engellemek için yapılıyorsa sonuçları siyasi ve cezai olur.”İşte iddialar:İstanbul Etiler’de bölgenin tek boş arazisi olan ve piyasa değeri 1 milyar doları bulan Etiler Polis Okulu arazisi 460 milyon dolara bir şirkete ihalesiz satıldı. Bu yolla devlet yaklaşık 600 milyon dolar zarara uğratıldı. Arazinin üzerine yapılacak konut ile zararın birkaç milyar dolarları bulacağı hesaplandı.Söz konusu şirket, Orman Bakanlığı’nın maden için izin vermediği Sultanbeyli Paşaköy orman sahasında bulunan maden arazisine bir ay gibi kısa bir sürede işletme izni aldı. 10 milyar dolarlık maden işletme izni karşılığında işletme sahibine herhangi bir ödeme yapılmadan yüzde 50 hisse ile ortak olundu. Daha sonra ise işletme sahibi ortaklıktan çıkarıldı ve şirket işletmeye tamamen el koydu.Bir medya grubunun elinde bulunan yazılı ve görsel medya organlarının satın alınması için bazı işadamlarından 100’er milyon dolar para toplandı.İstanbul Pendik Üçağaç mevkii civarında bulunan 249 parseldeki arazinin Kadıköy 3. İcra İflas Müdürlüğü’nden pazarlık ile satışı gerçekleştirildi. İhaleye çıkmadan önce fason şirketler kuruldu ve ihaleye bunların girmesi sağlandı.İzmir Urla sınırları Zeytineli dolaylarındaki bir arazi tamamen usulsüz şekilde 1. derece sit alanından 3. derece sit alanı haline getirildi. Arazinin henüz imara açılmadan üzerinde binalar yapılmaya başlandı.Mecidiyeköy-Mahmutbey Metro Hattı İhalesi’ne fesat karıştırıldı. İhale tarihinden birkaç gün önce bazı şirketlerin yöneticileri bir araya gelerek ihalede verilecek teklifleri birlikte kararlaştırdı.Planlanan 14 termik santral, özelleştirme kapsamından çıkarıldı ve yenilenmesi için bir şirkete ihale edildi.İnşaat sektöründe imar sorunu yaşayan işadamlarına rüşvet karşılığında yardımcı olundu. İşadamları aldıkl
Zaman
Ana Sayfa
26.12.2013
YeniyolsuzluksoruşturmasındasavcılıklaemniyetkarşıkarşıyageldiYeni yolsuzluk soruşturmasında savcılıkla emniyet karşı karşıya geldi
Vali, toplulaştırma çalışmaları hakkında köylüleri bilgilendirdi
Zaman
20.11.2013
13:58
Muş Valisi Vedat Büyükersoy, arazi toplulaştırmasının tamamlanması halinde çiftçinin cebine girecek paranın artacağını söyledi. Beraberinde Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdür Vekili Osman Akar ile Hasköy ilçesine bağlı Eşmepınar köyünde devam eden arazi toplulaştırma çalışmalarını inceleyen Vali Büyükersoy, köy kıraathanesinde vatandaşlarla bir araya geldi. Vatandaşlara arazi toplulaştırmasıyla ilgili bilgi veren Vedat Büyükersoy, bu çalışmanın çok önemli olduğunu belirtti. Ülkede tarım arazilerinin çeşitli nedenlerle küçüldüğünü, parçalara bölündüğünü belirten Vali Büyükersoy, bundan dolayı verimlilik, karlılık olması gerekenden çok aşağılarda kaldığını vurguladı. Arazi toplulaştırmasının, çeşitli sebeplerle parçalanmış küçük parçalar halinde olmasından dolayı ekonomik üretime imkan vermeyecek olan bu arazi parçalarının bir araya getirilmesi işlemi olduğunu ifade etti. Büyükersoy şöyle konuştu; Çiftçilik yapan köylümüzün, 10 yere gideceğine tek yere gitmesini sağlayacak. Yakıttan ve zamandan tasarruf sağlanacak, arazi bütünleşeceği için ekonomik katkı sağlanacak. Bu proje bunun için çok önemli. Bunun yanı sıra Toprak Reformu Genel Müdürlüğü, toplulaştırma yaptığı yerlere ilave hizmetler de yapıyor. Toplulaştırma yapıldığı için çiftçinin arazisi daha ekonomik hale geliyor. Ayrıca, oraya kanalizasyon, sulama, artıma tesisler, tarla içi yollar gibi hizmetler de yapılıyor. Bu toplulaştırma da aynı öyledir. Aslında Muş Ovası, Türkiyenin üçüncü büyük ovası. Burada toplulaştırma yapıldığı takdirde bizim gelirimiz artacak, cebimize giren para artacak. O bakımdan toplulaştırmanın bir an önce tamamlanması için hep beraber çalışacağız.Köylüyle, çiftçinin farklı olduğunu dile getiren Büyükersoy; Özellikle miras hukukundan kaynaklanan sebeplerden dolayı Türkiyede arazi parçalanması, bölünmesi çok büyük oranlardadır. Bu da ekonomik üretimi engelleyici bir faktördür. Eğer siz Kanadada, Amerikada olsanız 4-5 bin dönümün altında tahıl ekmeye müsaade etmezler. Biz de 10 dönüme buğday ekiyor. Çünkü arazi parçalanmış. 10 dönüme buğday eken adama ne iş yapıyorsun diye sorulduğunda çiftçiyim diyor. Köyde oturmakla, köylü olmakla çiftçi olmak farklı şeydir. Bunu da anlamak lazım. köyde oturabilirsin ama çiftçi olamazsın. Çiftçi olmanın şartları farklıdır. Üretimin ekonomik olması için arazinin bütünlüğünü çok büyük faydası vardır. dedi.Arazi toplulaştırmasının vatandaşlar arasında memnuniyetle karşılandığını dile getiren Büyükersoy; Toplulaştırmadan memnun olmayan vatandaşımız olabilir ama yüzde 99 civarında memnuniyet görüyoruz. İnşallah toplulaştırma bittiğinde köylümüz bulunduğu notadan çok daha iyi bir noktaya gelmiş olacak. Köy içinde toplulaştırma yapılırken, kanalizasyonlar da yapılmış olacak. Bunu çok önemsiyoruz. Çünkü hiçbir köyümüzün kendi imkanıyla kanalizasyonunu yapması mümkün görünmüyor. Bizim de Özel İdare olarak kanalizasyon yapmamız maliyet açısından çok külfet getirir. Biz kanalizasyondan önce yolları yapmakla meşgulüz. Bu bakımdan toplulaştırma büyük bir fırsattır. Toplulaştırma vasıtasıyla diğer hizmetleri de alıyoruz. 2-3 yıl içerisinde toplulaştırmanın semeresini hep birlikte görmüş olacağız. Toplulaştırma çalışmasının yapılacağı yerlerdeki hazine arazilerinin köylülerimize satışı yapılabilir. Öncelikli olarak kullanana satış imkanı var. Biz de buna müspet bakıyoruz. Toplulaştırma bittiğinde vatandaşlarımızın hazine arazilerinden de istifade etme imkanı ortaya çıkmış olacak diye konuştu.Gıda, Tarım ve Hayvancılık İl Müdür Vekili Osman Akar ise, ülke nüfusunun arttığını ve buna paralel olarak gıda maddelerine olan ihtiyacın da arttığını dile getirip, Bunun için birim alandan daha fazla verim alabilmemiz gerekiyor. Bunların bir aşaması da parçalanmış, üretimde kullanılması zor görünen, tarımsal alet ve ekipmanın çalışmasının zor olan arazilerin bir araya getirilerek birim alandan hem zaman, hem yakıt, hem de diğer tüm aşamalar açısından daha fazla verim alabilecek şekilde arazilerin bir araya getirilmesi amacıyla toplulaştırma yapıyoruz. 4 kısımda yaklaşık 78 köyde, 93 bin hektarlık alanda toplulaştırma yapılıyor dedi.Büyükersoy, daha sonra Eşmepınar köyünde arazi toplulaştırması kapsamında devam eden kanalizasyon çalışmalarını inceleyerek bilgi aldı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.11.2013
ValitoplulaştırmaçalışmalarıhakkındaköylüleribilgilendirdiVali toplulaştırma çalışmaları hakkında köylüleri bilgilendirdi
Uşak 112 Acil Sağlık personeli arazi ambulansı eğitim aldı
Zaman
12.11.2013
11:54
Uşak İl Sağlık Müdürlüğü 112 Acil Sağlık Hizmetleri Birimi, kış aylarında kırsal kesimdeki vakalara daha etkili müdahale için offroad eğitimi aldı. Eğitimler, Sağlık Bakanlığınca tahsis edilen arazi ambulanslarının amacına uygun kullanılması amacıyla İl Sağlık Müdürlüğü tarafından hazırlanan ve Zafer Kalkınma Ajansı (ZEKA) tarafından desteklenen 4x4 Ambulans Sürüş Teknikleri Eğitimi projesi kapsamında verildi. İl Sağlık Müdürü Dr. Alper Cem Ünal, paramedik Adem Pür, acil tıp teknisyenleri Rıza Sıkılı, Mehmet Koşar, Ayhan Doğan ve Mehmet Duran, İstanbulda sürüş teknikleri uzmanı Ender Kozludan üç gün eğitim gördü. Zorlu arazi şartlarındaki sürüşlerle arazi ambulanslarının dinamikleriyle vakaya ulaşma ve hızlı hareket edilebilmesi konularını kapsayan eğitime katılan personel, sertifika alamaya hak kazandı. Konu hakkında bilgi veren İl Sağlık Müdürü Ünal, “112 Ambulans Başhekimliği olarak şu anda şehir merkezinde vakalara ulaşabilme süremiz 6 dakika. Kırsal kesimde ise vakaya ulaşabilirlik oranımız yüzde 100dür. Hizmetlerimizin daha kaliteli ve daha çabuk olması amacıyla bir proje hazırladık. Teorik eğitimler, ileri sürüş teknikleri, defansif ve yol güvenlik sistemleriyle ilgili bilgiler aldık. Amacımız Banaz, Eşme, Sivaslı gibi ilçelerimizde bulunan kırsal kesimdeki engebeli arazilerde, bize ihtiyacı olan vakalara çok hızlı, etkin ve verimli ulaşmak. Buradaki eğitime katılan bütün arkadaşlarım, başarılı olarak sertifika almaya hak kazandı. Bu arkadaşlarımız, Uşak’ta eğitim verme yetkisine sahip oldu. Projenin devamında 112 ambulanslarında görev yapan bütün arkadaşlarımıza, 4x4 arazi araçları ve günlük olarak kullandığımız ambulanslarımızla ilgili ileri sürüş teknikleri eğitimini vermeyi amaçlıyoruz.” dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
12.11.2013
Uşak112AcilSağlıkpersoneliaraziambulansıeğitimaldıUşak 112 Acil Sağlık personeli arazi ambulansı eğitim aldı
A. Turan Alkan - Sancaklar Camii'ni niçin eleştiriyorum?
Zaman
03.11.2013
01:58
Emre Arolat, Türkiye’nin en iyi mimarlarından. “Ben artık oldum, kendimi aştım; bundan sonra ne yapsam gider” diyerek iyi mimarlık prestijiyle avunanlardan değil. Meraklı, okuyan, araştıran ve kendini geliştirmek isteyen bir sanatçı.Mimarlığın hemen bütün konularında eser vermiş olmasına rağmen bugüne kadar bir camiye imza atmamış olmasını kendince eksiklik kabul ederek İstanbul Büyükçekmece’deki Toskana Vadisi (İsim bulma sıkıntısı bizi ne hallere sokuyor?) mıntıkasında bir cami projesini gerçekleştirdi. Cami inşa edildi ve geçenlerde ibadete açıldı. Mekân alışıldık cami görüntüsünden farklı. Dışardan bakınca bir mâbed olduğu kolay farkedilmiyor; toprak seviyesinden yukarı doğru yükselmek yerine yeraltına ve gözlerden uzağa çekilme anafikri üzerine kurulmuş. Projenin sahibi tanınmış işadamlarından Ethem Sancak, bu farklı tercihi temel atma töreninde, “Sancaklar ailesi olarak 8’in üstünde cami, 20’ye yakın hastane yaptık. Camilerle ilgili günümüz çağının çizgilerinden farklı hep geleceğe yönelik çalışmalar yapmaya hassasiyet gösterdik” sözleriyle izah ediyor. * Arkitera.com’a yaptığı açıklamada Emre Arolat, Sancaklar Camii’nde ne yapmak istediğini şöyle savunuyor: “Doğrusu İslam felsefesi ve ibadet mekânları uzun süredir ilgimi çeken bir konu. Daha önce yaptığım araştırmalar, okumalar vardı ama bir cami projesi söz konusu olunca bunları tazelemek ve hatta biraz da genişletmem gerekti. O yüzden Sancaklar Vakfı böyle bir işi istediğinde biraz beni beklemeleri gerekeceğini söyledim. Onlar da anlayışla karşıladı. Aylarca tasarım grubu olarak derinlemesine bu konuyu tartıştık. Bilgi sahibi olduğunu düşündüğümüz derinlikli makaleler üzerinde çalışmalar yaptık. Bizim yaptığımız projeler içinde hayli küçük ölçekli sayılabilecek bu yapının tasarımına başlamadan önce çok uğraştık. Namaz ibadetinin olması gerektiği gibi ve huşu içinde gerçekleştirilebilmesi için bu mekânın nasıl bir hissiyat üretmesi gerektiği üzerine çok uzun tartıştık. Neticede ortaya çıkan mekânın böyle bir işlevi yerine getirebilecek niteliklerde olması beni çok sevindiriyor.” * Cami, hafif meyilli boş arazi içinde iddiasız bir şekilde yükselen birkaç taş duvar ve ilk bakışta bir nevi yüksek baca olduğu intibaı veren bir taş kule görüntüsü veriyor. Ancak yakına girince duvarlardan birine konulmuş Vavlı bir hüsnühat kompozisyonu ile mekânın dinle alakalı bir yapı olduğu seziliyor. Henüz fikir halindeyken proje taslağını gördüğüm bu cami hakkındaki ilk düşüncem, “Niçin sanki özellikle gözden saklanmaya, gizlenmeye çalışılmış?” oldu. Biliyorsunuz, yeni cami inşası söz konusu olunca abartılı hacimlere, insan ölçeğini ezen mübalağalı yükseltilere hoş gözle bakan biri değilim fakat bir mâbedin, sanki kusurlu ve ortalık yerden kaldırılması gereken bir yapı imiş gibi gizlenmesi de hoşuma gitmedi. Camilerimize, özellikle mahalle aralarındaki mescidlerimize mütevazı ifade çok yakışıyor fakat Sancaklar Camii’ni görünce, -Tevazuun bu kadarı da abartılı, demekten kendimi alamadım. Bu bir tercih, yapının tabii arazi içinde çok küçük müdahalelerle varla yok arasında bir heyet göstermesi mimari açıdan heyecan verici olabilir; benim tercihim ve kanaatim ise aksi yönde. * Arolat, projesinin eski namazgâhları andırdığını öne sürerek, “Bu alanda yer alan tek düşey kitle, bir minareden beklenebilecek işlevlerin önemli bir bölümünü üstleniyor. Uzaktan bakıldığında, buranın bir ‘yer’ olduğunu imliyor. Üzerinde bulunan ve yaklaştıkça okunaklı hale gelen yazı, buranın bir ibadet mekânı olduğuna dair izlenimleri keskinleştiriyor” diyor. Ancak çok yakına girildiğinde farkedilebilen bir ibadet mekânı veya bir “yer”. Keşke mimarlarımız ve özellikle Emre Arolat, gerçekleştirdikleri diğer projelerde de arazinin tabii akışına tam bir saygı ifadesiyle mekânı ancak yakınına girildiğinde farkedilebilir tarzda tasarlamış olsaydılar diye düşünüyorum. Bu güzel ve farklı fikir Zincirlikuyu’daki Zorlu Center’de uygulanabilmiş olsaydı doğrusu çok saygı duyardım. Toprak altına doğru yayılmış ve ancak sekiz-on metre yakınına girildiğinde farkedilebilen bir iş merkezi, bir AVM düşünebiliyor musunuz! * Sancaklar Camii, farklı mimarlığının ödülünü aldı ve Singapur’da düzenlenen Dünya Mimarlık Festivali’nde, bu yıl dini yapılar kategorisinde birincilik ödülüne lâyık görüldü. Bu tercihteki kriterleri şahsen anlamıyorum fakat jürinin benimle aynı fikirde olmadığı âşikâr; onlar bu projede farklı bir fikir, farklı bir arayışın eserini görüp takdire değer bulmuşlar. Bu haberi duyuran EAA mahreçli basın bülteninde, Singapur’daki jürinin tercih sebeplerine de yer veriliyor. Buna göre seçici kurul, “Işı
Zaman
Köşe Yazıları
03.11.2013
ATuranAlkan-SancaklarCamiininiçineleştiriyorum?A Turan Alkan - Sancaklar Camiini niçin eleştiriyorum?
Anayasa Mahkemesi uzun yargılamayı tazminata hükmetti
Zaman
02.11.2013
01:53
Anayasa Mahkemesi (AYM), uzun yargılama konusunda önemli bir karara imza attı. 1997 yılında açtıkları kadastro davası halen sonuçlanmayan iki vatandaşın bireysel başvurusunu karara bağlayan Yüksek Mahkeme, ‘makul sürede yargılanma’ hakkının ihlal edildiğine hükmetti. AYM, mağdur iki vatandaşa toplam 11 bin 500 TL tazminat ödenmesine karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararı Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlandı. Çanakkale’de ikamet eden S.E., 1956’da Biga ilçesine bağlı Çelikgürü köyünden bir arazi satın aldı. S.A.’nın ölümünün ardından çocukları G.E. ve T.E. 1997 yılında bazı köylülerin arazilerine tecavüz ettiklerini belirterek, Lapseki Kaymakamlığı’ndan tecavüzün önlenmesini istedi. İddiaları sabit bulmayan kaymakamlık, iki kardeşin talebini reddetti. Bu gelişme üzerine iki kardeş Lapseki Asliye Hukuk Mahkemesi’nde araziyi işgal ettiklerini belirttiği 70 köylü hakkında ‘müdahalenin meni’ davası açtı. Daha sonra arazinin bulunduğu yerde kadastro çalışması yapılması sebebiyle dava dosyası görevsizlikle Lapseki Kadastro Mahkemesi’ne gönderildi. Ancak dava halen karara bağlanamadı. İki kardeş bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Kardeşler başvuru dilekçesinde, bu durumun adil yargılanma haklarının ihlali anlamına geldiğini savunarak ihlalin tespitini ve uğradıkları zararın da giderilmesini istedi. Başvuruyu esastan karara bağlayan AYM, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan ‘makul sürede yargılanma’ hakkının ihlal edildiğine karar verdi. İki kardeşe toplam 11 bin 500 TL tazminat ödenmesine hükmeden Yüksek Mahkeme, ayrıca 2 bin 670 liralık yargılama giderinin de iki kardeşe ödenmesine hükmetti.
Zaman
Güncel
02.11.2013
AnayasaMahkemesiuzunyargılamayıtazminatahükmettiAnayasa Mahkemesi uzun yargılamayı tazminata hükmetti
Anayasa Mahkemesi uzun yargılamayı tazminata hükmetti
Zaman
02.11.2013
01:52
Anayasa Mahkemesi (AYM), uzun yargılama konusunda önemli bir karara imza attı. 1997 yılında açtıkları kadastro davası halen sonuçlanmayan iki vatandaşın bireysel başvurusunu karara bağlayan Yüksek Mahkeme, ‘makul sürede yargılanma’ hakkının ihlal edildiğine hükmetti. AYM, mağdur iki vatandaşa toplam 11 bin 500 TL tazminat ödenmesine karar verdi. Anayasa Mahkemesi’nin ilgili kararı Resmi Gazete’nin dünkü sayısında yayımlandı. Çanakkale’de ikamet eden S.E., 1956’da Biga ilçesine bağlı Çelikgürü köyünden bir arazi satın aldı. S.A.’nın ölümünün ardından çocukları G.E. ve T.E. 1997 yılında bazı köylülerin arazilerine tecavüz ettiklerini belirterek, Lapseki Kaymakamlığı’ndan tecavüzün önlenmesini istedi. İddiaları sabit bulmayan kaymakamlık, iki kardeşin talebini reddetti. Bu gelişme üzerine iki kardeş Lapseki Asliye Hukuk Mahkemesi’nde araziyi işgal ettiklerini belirttiği 70 köylü hakkında ‘müdahalenin meni’ davası açtı. Daha sonra arazinin bulunduğu yerde kadastro çalışması yapılması sebebiyle dava dosyası görevsizlikle Lapseki Kadastro Mahkemesi’ne gönderildi. Ancak dava halen karara bağlanamadı. İki kardeş bunun üzerine Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulundu. Kardeşler başvuru dilekçesinde, bu durumun adil yargılanma haklarının ihlali anlamına geldiğini savunarak ihlalin tespitini ve uğradıkları zararın da giderilmesini istedi. Başvuruyu esastan karara bağlayan AYM, Anayasa’nın 36. maddesinde güvence altına alınan ‘makul sürede yargılanma’ hakkının ihlal edildiğine karar verdi. İki kardeşe toplam 11 bin 500 TL tazminat ödenmesine hükmeden Yüksek Mahkeme, ayrıca 2 bin 670 liralık yargılama giderinin de iki kardeşe ödenmesine hükmetti.
Zaman
Ana Sayfa
02.11.2013
AnayasaMahkemesiuzunyargılamayıtazminatahükmettiAnayasa Mahkemesi uzun yargılamayı tazminata hükmetti
Akrabalar bayram günü arazi için kavga etti: 4 ölü
Zaman
17.10.2013
01:52
Çorum’un Mecitözü ilçesinde akraba oldukları belirtilen aileler arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden çıkan silahlı kavgada, 4 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi yaralandı.İlçenin Aşağıkörücek köyünde Ömer Ardaş ile Ahmet Yalvaç arasında arazi anlaşmazlığı sebebiyle tartışma yaşandı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesiyle Ardaş, Yalvaç’ı silahla ateş ederek öldürdü. Bu sırada Ömer Ardaş’ın akrabası aynı zamanda komşusu olan Bahri Üzlü, Faik Üzlü ile Nazegül Üzlü silah seslerine evlerinden dışarı çıktı. Üzlü ailesini gören Ardaş bahse konu akrabalarının üzerine ateş ederek akrabalarını da öldürdü. Daha sonra evine giden Ömer Ardaş, ölen şahısların yakınları olan Atilla Üzlü, Mustafa Üzlü ve Mevlüt Üzlü’nün geldiğini görünce oğlu Süleyman Ardaş ile birlikte, şahıslarla silahlı çatışmaya girdi. Çatışmada, Atilla, Mevlüt ve Mustafa Üzlü ile Süleyman Ardaş yaralandı. Diğer köylüler tarafından durum hemen jandarma ve 112 Acil servis ekiplerine bildirildi. Olay yerine gelen ekipler yaralıları ilk müdahalenin ardından Hitit Üniversitesi Çorum Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırdı. Yaralılardan Mevlüt Üzlü ve Atilla Üzlü’nün hayatî tehlikesinin devam ettiği öğrenildi. Jandarma ekipleri köye giriş çıkışları kısa süreli kapatarak geniş güvenlik önlemi aldı. Silahlı kavgada 4 kişiyi öldüren Ardaş ise köyde saklandığı bir evde kısa sürede yakalandı. Olay yerinde ölenler savcının incelemesinin ardından morga kaldırıldı.
Zaman
Güncel
17.10.2013
Akrabalarbayramgünüaraziiçin kavgaetti4ölüAkrabalar bayram günü arazi için kavga etti 4 ölü
Akrabaların arazi kavgası kanlı bitti: 4 ölü, 4 yaralı
Zaman
16.10.2013
23:23
Çorumun Mecitözü ilçesinde akraba oldukları belirtilen aileler arasında arazi anlaşmazı yüzünden çıkan silahlı kavgada, 4 kişi hayatını kaybetti, 4 kişi yaralandı.İlçenin Aşağıkörücek köyünde Ömer Ardaş ile Ahmet Yalvaç arasında arazi anlaşmazlığı nedeniyle tartışma yaşandı. Tartışmanın kavgaya dönüşmesiyle Ardaş, Yalvaçı silahla ateş ederek öldürdü. Bu sırada Ömer Ardaşın akrabası aynı zamanda komşusu olan Bahri Üzlü, Faik Üzlü ile Nazegül Üzlü silah seslerine evlerinden dışarı çıktı. Arazi anlaşmazlığı nedeniyle aralarında husumet bulunan Üzlü ailesini gören Ömer Ardaş bahse konu akrabalarının üzerine ateş ederek akrabalarını da öldürdü. Daha sonra evine giden Ömer Ardaş, ölen şahısların yakınları olan Atilla Üzlü, Mustafa Üzlü ve Mevlüt Üzlünün geldiğini görünce oğlu Süleyman Ardaş ile birlikte, şahıslarla silahlı çatışmaya girdi. Çatışmada, Atilla, Mevlüt ve Mustafa Üzlü ile Süleyman Ardaş yaralandı. Diğer köylüler tarafından durum hemen jandarma ve 112 Acil servis ekiplerine bildirildi. Olay yerine gelen ekipler yaralıları ilk müdahalenin ardından Hitit Üniversitesi Çorum Eğitim ve Araştırma Hastanesine kaldırdı. Yaralılardan Mevlüt Üzlü ve Atilla Üzlünün hayati tehlikesinin devam ettiği öğrenildi. Jandarma ekipleri köye giriş çıkışları kısa süreli kapatarak geniş güvenlik önlemi aldı. Silahlı kavgada 4 kişiyi öldüren Ardaş ise köyde saklandığı bir evde kısa sürede yakalandı. Bu arada olayın duyulmasının ardından ölenlerin yakınları Hitit Üniversitesi Çorum Eğitim ve Araştırma Hastanesine geldi. Bazı vatandaşların arbede çıkartması üzerine hastaneye çok sayıda çevik kuvvet ekibi sevk edildi. Olay yerinde ölenler ise savcının incelemesinin ardından morga kaldırılacak. Olayla ilgili soruşturma ise sürüyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
16.10.2013
Akrabalarınarazikavgasıkanlıbitti4ölü4yaralıAkrabaların arazi kavgası kanlı bitti 4 ölü 4 yaralı
TOKİ: Projeler, imar planlarına uygun
Zaman
29.09.2013
01:56
Ataköy’deki imar ve inşaat faaliyetleriyle ilgili haberlere TOKİ’den açıklama geldi. Açıklamada, bölgedeki imar koşullarının yapılan projelere uygun olduğu, imar planlarına göre bölgede daha fazla inşaat gerçekleştirebilme imkanına rağmen bunun tercih edilmediği kaydedildi.Ataköy sahilindeki yapılaşmayla ilgili olarak semt sakinleri ve uzmanlar tarafından dile getirilen iddialar hafta içinde Zaman’da yer almıştı. Bölgenin 1991 ve 1997 yıllarında yapılan imar planlarıyla emsal değerinin 2 olduğu ‘turizm ve rekreasyon alanı’ olarak düzenlendiğinin vurgulandığı açıklamada şöyle denildi: “Bölgedeki ağaçlar İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi’ne tespit ettirilip, tarihsel yapılar ile birlikte korunması gereken tüm ağaçlar İstanbul Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na tescil ettirilerek, tarihi ve doğal varlıkların koruma altına alınması sağlanmıştır. Turizm ve rekreasyon işlevleri korunarak, geçmişteki yanlışlıklar dikkate alınarak bölge halkının menfaati ve plan amaçları doğrultusunda kullanılmasının önü açılmıştır. Ataköy sahili olarak tanımlanan bu alan bugüne kadar tamamen boş ve halka açık rekreasyon alanı olmamıştır. Tam aksine bu bölge 1981 ve 1990 yıllarında kiralayan şirketler tarafından etrafı duvarlar ile çevrilerek halka kapatılmış, kaçak yapılar yapılmıştır. TOKİ tarafından hiçbir şekilde geçmişte yapılan 1991 ve 1997 tarihinde onaylı imar planlarına ilave olarak yapılaşmaya açan, kat yüksekliğini artıran herhangi bir iş ve işlem yapılmamıştır.” ‘Bölgenin TOKİ tarafından yapılaşmaya açıldığı gibi bir algı oluşturulmasının yanlış olduğu’ belirtilen açıklamada şu ifadeler yer aldı: “İdaremiz mülkiyetindeki parsellerin bulunduğu bölgede üzerinde kıyı kenar çizgisi işlenmiş olan 1991 ve 1997 onay tarihli imar planı doğrultusunda geçmişte de oteller ve sosyal tesisler olup, belirlenmiş kıyı kenar çizgisinde herhangi bir revizyon yapılmamıştır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca sahillerin halkın kullanımına açılmasına, kıyı kenar çizgisinden daha geride çekme mesafeleri oluşturularak yapıların kıyıdan uzakta yapılmasına, kıyıda kamuya açık yeşil alanlar oluşturulmasına, kıyı boyunca ulaşım yolları oluşturulmasına ve bu alanlarda inşaat emsalleri meri planlarından daha düşük olarak yapılaşmasına yönelik düzenlemeler yapılmıştır. ...Bahse konu arazi eski 564 ada 151 parselin ifrazından meydana gelmiş olup, Halk, Ziraat ve Emlak Bankası’ndan bedeli karşılığında TOKİ adına devralınmıştır. Bu arazilerin alınmasını müteakip taşınmaz üzerinde bulunan ve yükümlülüklerini yerine getirmeyen işletmelere karşı başlatılan hukuk mücadelesi ile arazi üzerinde imara aykırı, kaçak yapıların ve tarihi baruthane binalarına izinsiz yapılan eklentilerin yıktırılması sağlanmıştır. 2008’de tüm davalar kazanılarak 1 milyar dolar tutarındaki kamu zararı da engellenmiştir.” İSTANBUL ZAMAN
Zaman
Ekonomi
29.09.2013
TOKİProjelerimarplanlarınauygunTOKİ Projeler imar planlarına uygun
Kazakistanlı Bakan Yardımcısı Dr. Janbeyk: Türkiyeli iş adamlarına güvenimiz tam
Zaman
27.09.2013
16:35
Mardin’in Kızıltepe ilçesinde faaliyet gösteren Kızıltepe Aktif Sanayici ve Genç İşadamları Derneği (KASGİAD) üyeleri, düzenlenen Orta Asya gezisinde Kazakistan ve Kırgızistan’da yatırım alanlarını inceledi. İş adamları, Kazakistan Tarım Bakan Yardımcısı Dr. Kerimaliev Janbeyk ve Türkiye’nin Almatı Başkonsolosu Suphi Atan ile görüşmelerde bulundu. İş adamlarına ülkedeki yatırım ve teşvikleri anlatan yetkililer davette bulundu.Ülkedeki geniş ve verimli tarım arazilerine dikkat çeken Bakan Yardımcısı Janbeyk, bu konudaki Türkiyeli iş adamlarının yapacağı yatırımlarda kolaylıklar sağlayacaklarını söyledi. Türkiye’den gelen iş adamlarına güvenlerinin tam olduğunu kaydeden Janbeyk, yatırım için iş adamalarını ülkelerinde görmek istediğini dile getirdi.Janbeyk, “Biz Türkiye’den gelen iş adamlarına kolaylaştırıcı olacağız. Ülkemizde tarım ve hayvancılık için uygun ortamlar ve geniş araziler mevcut. İş adamları yaptıkları üretimde tren hatlarımızla Rusya limanlarına kolaylıkla ulaşabilir. Ülkemizdeki uygun iklim koşullarında hayvancılık yapılabilir. İş adamları bu alanlarda yapılan yatırımlarda pazar sıkıntısı yaşamayacaktır.” şeklinde konuştu. Ülkenin, özellikle tarım alanındaki imkânlarıyla ön plana çıktığını hatırlatan Almatı Başkonsolosu Suphi Atan ise Kazakistan’ın kuzey kesimlerde buğday ve tahıl üretimine elverişli alanlar olduğunu kaydetti. İş adamlarının buralarda arazi kiralayabileceklerini ve kendi yöntemleriyle tarım yapabileceklerini hatırlatan Atan, 2012 yılı buğday rekoltesinin 16.3 milyon ton olduğunun altını çizdi.Ülkede sağlık alanında hizmet veren Stan Holding ortaklarından Mardinli iş adamı Mehmet Halid Mungan da iş adamlarına alternatif yatırımlar hakkında geniş bilgi verdi. Mungan, “6 yıl önce bir MR görüntüleme merkezi ile hizmet vermeye başladığımız bu ülkede, şu anda 7 merkez ile hizmet vermekteyiz. İş adamlarımız yurt dışına yapacakları yatırımlarda Kazakistan’ı ilk sıraya koymalarını tavsiye ederim.” ifadelerini kullandı.Heyetin ikinci durağı ise son yıllarda Türkiye ile ticari anlamda önemli gelişmeler gösteren Kırgızistan oldu. Bişkek Büyükelçiliği’nde Ticaret Müşaviri Çağatay Özden ile görüşen heyet, Kırgızistan ticareti hakkında bilgi aldı. Türkiye’nin, Kırgızistan’a olan ihracatının her gün biraz daha arttığına dikkat çeken Özden, “Son dönemde yıllık yüzde 30 dolayında ihracat artışı görülmektedir. Eğer karşılıklı olarak yapılan ticaret benzer şekilde artış gösterirse devamlılığı olacaktır. Orta Asya ülkelerine göre ithalat ve ihracatta en düşük vergiler Kırgızistan’dadır. 2013-2014 yılları için hedef sektörler ise sağlık, sinema ve eğitim sektörleri seçilmiş durumda. Bu sektörlerde faaliyet gösteren iş adamlarımızı yatırıma bekliyoruz.” diye konuştu.İş adamlarının her iki ülkede incelemelerde bulunduğunu belirten KASGİAD Başkanı Seyithan Karaozan, derneklerinin Türkiye İş Adamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’na (TUSKON) bağlı olduğunu hatırlattı. Karaozan, şöyle dedi: “TUSKON’un dünyanın birçok ülkesinde olduğu gibi buralarda da bize sunmuş olduğu imkânları göz ardı etmemek gerekir. Bu imkânlar çerçevesinde bizim de iş adamları olarak daha çok ülke ziyaret edip yurt dışına açılmamız gerekiyor. Kazakistan ve Kırgızistan’da gördük ki Türkiyeli iş adamlarına çok ciddi bir güven var. Bunu da ticarette sağladıkları imkânlarla gösteriyorlar. Kızıltepe KASGİAD olarak sonraki hedefimiz bir Afrika ülkesi olacaktır.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
27.09.2013
KazakistanlıBakanYardımcısıDrJanbeykTürkiyeliadamlarınagüvenimiztamKazakistanlı Bakan Yardımcısı Dr Janbeyk Türkiyeli iş adamlarına güvenimiz tam
Katliamın altından mısır tarlasına giren biçerdöver çıktı
Zaman
21.09.2013
03:50
Mardin’de, önceki gün cezaevi önünde kan davalıları tarafından tabancayla başlarından vurularak öldürülen 3’ü çocuk, 2’si kadın 5 kişinin cenazeleri Diyarbakır’da gözyaşları arasında toprağa verildi.Jandarma, kan davasının başladığı Mardin’in Savur ilçesine bağlı Yayla köyünde 3 kişiyi gözaltına aldı. Erkal ailesi ile İpek ailesi arasında mısır tarlasından biçerdöver geçmesi sebebiyle başlayan kan davasında bugüne kadar 9 kişi hayatını kaybetti. Katliamın mağdurlarından Bedirhan Süer (70), aileleri barıştırmak için her yolu denediklerini, kanaat önderleri ve aile büyüklerinin defalarca Erkal ailesiyle görüştüğünü, ancak onların barışmaya yanaşmadığını ifade etti. Süer, kan davalarında bugüne kadar bilinçli olarak kadın ve çocukların öldürülmediğine de dikkat çekti.Türkiye’yi yasa boğan katliamla ilgili daha önce barış görüşmelerinin yapıldığı ancak intikam duygusu nedeniyle sonuç vermediği ortaya çıktı. Mardin’de bir yıl önce İski ve Bekiri aşiretleri arasında başlayan kan davasının bitirilmesi için bölgenin kanaat önderlerinin ailelerle görüştüğü ancak son olayı gerçekleştirdiği iddia edilen İski aşiretinin tüm girişimlere rağmen barışmak istemediği belirtildi. Kan davasının mağdurlarından Bedirhan Süer (70), 50 yıl önce Diyarbakır’a göç ettiğini, ancak amcasının çocuklarının Savur’da ikamet etmeye devam ettiğini söyledi. Akrabalarıyla köydeki aileler arasında geçen yıl mısır tarlasından biçerdöverin geçmesi nedeniyle kavga çıktığını anlatan Süer, “Bu olayda iki kişi hayatını kaybetti. Akrabalarım Mehmet İpek, Celil Süer ve Abdulkadir Süer tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bizim akrabalarımız köyden çıkarak Diyarbakır’a yerleşti. Husumetli taraf buradaki evi tespit ederek kundakladı. İki çocuk yanarak öldü.” diye konuştu. Köyde ikamet eden ve oldukça varlıklı olan Erkal ailesiyle barışmak için her yolu denediklerini vurgulayan Süer, bunun için mensup oldukları şeyhlerin ve aile büyüklerinin defalarca karşı tarafla görüştüğünü kaydetti. Süer, “Ancak Erkal ailesinin gözünü intikam bürümüştü. Israrla ‘intikam alacağız’ diyordu, barışa yanaşmıyorlardı.” ifadelerini kullandı. Bu bölgede büyük kan davalarının da olduğunu, ancak bugüne kadar bilinçli olarak kadın ve çocukların öldürülmediğini dile getiren Bedirhan Süer, tüm yaşananları Allah’a havale ettiğini söyledi.Saldırıda hayatını kaybeden Ayşe Süer (45), Emine İpek (24), Mirza İpek (4), Nerin İpek (11) ve Süleyman Süer’in cenazeleri gece yarısı Diyarbakır’a getirildi. Adli Tıp Kurumu’nda otopsileri tamamlanan 5 kişinin cenazeleri, dün sabah saatlerinde yakınlarına teslim edildi. Cenazeler, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi Yeniköy Mezarlığı’nda yan yana açılan kabirlere defnedildi. Cenazelerin defnedilmesi sırasında iki ailenin kadınları gözyaşlarına boğuldu, ağıtlar yaktı. Polis, zırhlı araçlarla mezarlık çevresinde sıkı güvenlik önlemleri aldı. Kan davalıları tarafından daha önce evleri kundaklanan ve hayatını kaybeden iki çocuğun da daha önce aynı mezarlığa gömüldüğü öğrenildi. Mardin Cezaevi’nde tutuklu bulunan çocukların babası, izin verilmediği için cenaze defin işlemine katılamadı. Öte yandan olayla ilgili soruşturmayı yürüten savcılık talimatı doğrultusunda, ölen Süer ve İpek ailesinin kan davalıları olduğu belirtilen 3 kişi gözaltına alındı. Mardin’in Savur ilçesine bağlı Yayla köyüne dün gece giden jandarma ekipleri, gözaltına aldığı kişileri, ifadeleri için Mardin’e getirdi. Bu arada kan davalıları hakkında açılan soruşturma ve davaları takip eden Rojda Süer’in de öldürülmek istendiği iddia ediliyor. Mardin cezaevinde tutuklu bulunan Celil Süer’in kızı olan Rojda’ya yakın koruma verildi. Rojda Süer’e cenaze nedeniyle gittiği Mardin’de de yakın korumaların eşlik ettiği öğrenildi.KAN DAVASINDA ŞİMDİYE KADAR 9 KİŞİ ÖLDÜErkan ve Süer aileleri arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden başlayan kan davasında bugüne kadar 9 kişi hayatını kaybetti. Mardin’in Savur ilçesi Yayla köyünde Erkal ailesi ile İpek ailesi arasında arazi tartışması yaşandı. Mısır tarlasından biçerdöverin geçmesi nedeniyle başlayan kavga, silahlı çatışmaya dönüştü. İpek ve akrabaları olan Süer aileleri köyü terk ederek Diyarbakır’a yerleşti. Olayın üzerinden 3 yıl geçtikten sonra Süer ve İpek aileleri köylerine geri döndü. Bir ev yapıp orada yaşamaya başladılar. Ancak bir süre sonra yine kavga çıktı. Silahlı çatışmada Erkal ailesinden iki kişi hayatını kaybetti. Karşı taraf yeniden Diyarbakır’ın yolunu tuttu. Cinayet sanıkları Mehmet İpek, Celil Süer ve Abdulkadir Süer tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ailenin kadın ve çocukları Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki bir evde 15 kişi yaşamaya başladı. 28 Ocak 2013 günü kadın ve çocuklardan oluşan 15 kişinin
Zaman
En Çok Okunan
21.09.2013
KatliamınaltındanmısırtarlasınagirenbiçerdöverçıktıKatliamın altından mısır tarlasına giren biçerdöver çıktı
Katliamın altından mısır tarlasına giren biçerdöver çıktı
Zaman
21.09.2013
01:54
Mardin’de, önceki gün cezaevi önünde kan davalıları tarafından tabancayla başlarından vurularak öldürülen 3’ü çocuk, 2’si kadın 5 kişinin cenazeleri Diyarbakır’da gözyaşları arasında toprağa verildi.Jandarma, kan davasının başladığı Mardin’in Savur ilçesine bağlı Yayla köyünde 3 kişiyi gözaltına aldı. Erkal ailesi ile İpek ailesi arasında mısır tarlasından biçerdöver geçmesi sebebiyle başlayan kan davasında bugüne kadar 9 kişi hayatını kaybetti. Katliamın mağdurlarından Bedirhan Süer (70), aileleri barıştırmak için her yolu denediklerini, kanaat önderleri ve aile büyüklerinin defalarca Erkal ailesiyle görüştüğünü, ancak onların barışmaya yanaşmadığını ifade etti. Süer, kan davalarında bugüne kadar bilinçli olarak kadın ve çocukların öldürülmediğine de dikkat çekti.Türkiye’yi yasa boğan katliamla ilgili daha önce barış görüşmelerinin yapıldığı ancak intikam duygusu nedeniyle sonuç vermediği ortaya çıktı. Mardin’de bir yıl önce İski ve Bekiri aşiretleri arasında başlayan kan davasının bitirilmesi için bölgenin kanaat önderlerinin ailelerle görüştüğü ancak son olayı gerçekleştirdiği iddia edilen İski aşiretinin tüm girişimlere rağmen barışmak istemediği belirtildi. Kan davasının mağdurlarından Bedirhan Süer (70), 50 yıl önce Diyarbakır’a göç ettiğini, ancak amcasının çocuklarının Savur’da ikamet etmeye devam ettiğini söyledi. Akrabalarıyla köydeki aileler arasında geçen yıl mısır tarlasından biçerdöverin geçmesi nedeniyle kavga çıktığını anlatan Süer, “Bu olayda iki kişi hayatını kaybetti. Akrabalarım Mehmet İpek, Celil Süer ve Abdulkadir Süer tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bizim akrabalarımız köyden çıkarak Diyarbakır’a yerleşti. Husumetli taraf buradaki evi tespit ederek kundakladı. İki çocuk yanarak öldü.” diye konuştu. Köyde ikamet eden ve oldukça varlıklı olan Erkal ailesiyle barışmak için her yolu denediklerini vurgulayan Süer, bunun için mensup oldukları şeyhlerin ve aile büyüklerinin defalarca karşı tarafla görüştüğünü kaydetti. Süer, “Ancak Erkal ailesinin gözünü intikam bürümüştü. Israrla ‘intikam alacağız’ diyordu, barışa yanaşmıyorlardı.” ifadelerini kullandı. Bu bölgede büyük kan davalarının da olduğunu, ancak bugüne kadar bilinçli olarak kadın ve çocukların öldürülmediğini dile getiren Bedirhan Süer, tüm yaşananları Allah’a havale ettiğini söyledi.Saldırıda hayatını kaybeden Ayşe Süer (45), Emine İpek (24), Mirza İpek (4), Nerin İpek (11) ve Süleyman Süer’in cenazeleri gece yarısı Diyarbakır’a getirildi. Adli Tıp Kurumu’nda otopsileri tamamlanan 5 kişinin cenazeleri, dün sabah saatlerinde yakınlarına teslim edildi. Cenazeler, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi Yeniköy Mezarlığı’nda yan yana açılan kabirlere defnedildi. Cenazelerin defnedilmesi sırasında iki ailenin kadınları gözyaşlarına boğuldu, ağıtlar yaktı. Polis, zırhlı araçlarla mezarlık çevresinde sıkı güvenlik önlemleri aldı. Kan davalıları tarafından daha önce evleri kundaklanan ve hayatını kaybeden iki çocuğun da daha önce aynı mezarlığa gömüldüğü öğrenildi. Mardin Cezaevi’nde tutuklu bulunan çocukların babası, izin verilmediği için cenaze defin işlemine katılamadı. Öte yandan olayla ilgili soruşturmayı yürüten savcılık talimatı doğrultusunda, ölen Süer ve İpek ailesinin kan davalıları olduğu belirtilen 3 kişi gözaltına alındı. Mardin’in Savur ilçesine bağlı Yayla köyüne dün gece giden jandarma ekipleri, gözaltına aldığı kişileri, ifadeleri için Mardin’e getirdi. Bu arada kan davalıları hakkında açılan soruşturma ve davaları takip eden Rojda Süer’in de öldürülmek istendiği iddia ediliyor. Mardin cezaevinde tutuklu bulunan Celil Süer’in kızı olan Rojda’ya yakın koruma verildi. Rojda Süer’e cenaze nedeniyle gittiği Mardin’de de yakın korumaların eşlik ettiği öğrenildi.KAN DAVASINDA ŞİMDİYE KADAR 9 KİŞİ ÖLDÜErkan ve Süer aileleri arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden başlayan kan davasında bugüne kadar 9 kişi hayatını kaybetti. Mardin’in Savur ilçesi Yayla köyünde Erkal ailesi ile İpek ailesi arasında arazi tartışması yaşandı. Mısır tarlasından biçerdöverin geçmesi nedeniyle başlayan kavga, silahlı çatışmaya dönüştü. İpek ve akrabaları olan Süer aileleri köyü terk ederek Diyarbakır’a yerleşti. Olayın üzerinden 3 yıl geçtikten sonra Süer ve İpek aileleri köylerine geri döndü. Bir ev yapıp orada yaşamaya başladılar. Ancak bir süre sonra yine kavga çıktı. Silahlı çatışmada Erkal ailesinden iki kişi hayatını kaybetti. Karşı taraf yeniden Diyarbakır’ın yolunu tuttu. Cinayet sanıkları Mehmet İpek, Celil Süer ve Abdulkadir Süer tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ailenin kadın ve çocukları Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki bir evde 15 kişi yaşamaya başladı. 28 Ocak 2013 günü kadın ve çocuklardan oluşan 15 kişinin
Zaman
Güncel
21.09.2013
KatliamınaltındanmısırtarlasınagirenbiçerdöverçıktıKatliamın altından mısır tarlasına giren biçerdöver çıktı
Katliamın altından mısır tarlasına giren biçerdöver çıktı
Zaman
21.09.2013
01:52
Mardin’de, önceki gün cezaevi önünde kan davalıları tarafından tabancayla başlarından vurularak öldürülen 3’ü çocuk, 2’si kadın 5 kişinin cenazeleri Diyarbakır’da gözyaşları arasında toprağa verildi.Jandarma, kan davasının başladığı Mardin’in Savur ilçesine bağlı Yayla köyünde 3 kişiyi gözaltına aldı. Erkal ailesi ile İpek ailesi arasında mısır tarlasından biçerdöver geçmesi sebebiyle başlayan kan davasında bugüne kadar 9 kişi hayatını kaybetti. Katliamın mağdurlarından Bedirhan Süer (70), aileleri barıştırmak için her yolu denediklerini, kanaat önderleri ve aile büyüklerinin defalarca Erkal ailesiyle görüştüğünü, ancak onların barışmaya yanaşmadığını ifade etti. Süer, kan davalarında bugüne kadar bilinçli olarak kadın ve çocukların öldürülmediğine de dikkat çekti.Türkiye’yi yasa boğan katliamla ilgili daha önce barış görüşmelerinin yapıldığı ancak intikam duygusu nedeniyle sonuç vermediği ortaya çıktı. Mardin’de bir yıl önce İski ve Bekiri aşiretleri arasında başlayan kan davasının bitirilmesi için bölgenin kanaat önderlerinin ailelerle görüştüğü ancak son olayı gerçekleştirdiği iddia edilen İski aşiretinin tüm girişimlere rağmen barışmak istemediği belirtildi. Kan davasının mağdurlarından Bedirhan Süer (70), 50 yıl önce Diyarbakır’a göç ettiğini, ancak amcasının çocuklarının Savur’da ikamet etmeye devam ettiğini söyledi. Akrabalarıyla köydeki aileler arasında geçen yıl mısır tarlasından biçerdöverin geçmesi nedeniyle kavga çıktığını anlatan Süer, “Bu olayda iki kişi hayatını kaybetti. Akrabalarım Mehmet İpek, Celil Süer ve Abdulkadir Süer tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bizim akrabalarımız köyden çıkarak Diyarbakır’a yerleşti. Husumetli taraf buradaki evi tespit ederek kundakladı. İki çocuk yanarak öldü.” diye konuştu. Köyde ikamet eden ve oldukça varlıklı olan Erkal ailesiyle barışmak için her yolu denediklerini vurgulayan Süer, bunun için mensup oldukları şeyhlerin ve aile büyüklerinin defalarca karşı tarafla görüştüğünü kaydetti. Süer, “Ancak Erkal ailesinin gözünü intikam bürümüştü. Israrla ‘intikam alacağız’ diyordu, barışa yanaşmıyorlardı.” ifadelerini kullandı. Bu bölgede büyük kan davalarının da olduğunu, ancak bugüne kadar bilinçli olarak kadın ve çocukların öldürülmediğini dile getiren Bedirhan Süer, tüm yaşananları Allah’a havale ettiğini söyledi.Saldırıda hayatını kaybeden Ayşe Süer (45), Emine İpek (24), Mirza İpek (4), Nerin İpek (11) ve Süleyman Süer’in cenazeleri gece yarısı Diyarbakır’a getirildi. Adli Tıp Kurumu’nda otopsileri tamamlanan 5 kişinin cenazeleri, dün sabah saatlerinde yakınlarına teslim edildi. Cenazeler, Diyarbakır’ın Bağlar ilçesi Yeniköy Mezarlığı’nda yan yana açılan kabirlere defnedildi. Cenazelerin defnedilmesi sırasında iki ailenin kadınları gözyaşlarına boğuldu, ağıtlar yaktı. Polis, zırhlı araçlarla mezarlık çevresinde sıkı güvenlik önlemleri aldı. Kan davalıları tarafından daha önce evleri kundaklanan ve hayatını kaybeden iki çocuğun da daha önce aynı mezarlığa gömüldüğü öğrenildi. Mardin Cezaevi’nde tutuklu bulunan çocukların babası, izin verilmediği için cenaze defin işlemine katılamadı. Öte yandan olayla ilgili soruşturmayı yürüten savcılık talimatı doğrultusunda, ölen Süer ve İpek ailesinin kan davalıları olduğu belirtilen 3 kişi gözaltına alındı. Mardin’in Savur ilçesine bağlı Yayla köyüne dün gece giden jandarma ekipleri, gözaltına aldığı kişileri, ifadeleri için Mardin’e getirdi. Bu arada kan davalıları hakkında açılan soruşturma ve davaları takip eden Rojda Süer’in de öldürülmek istendiği iddia ediliyor. Mardin cezaevinde tutuklu bulunan Celil Süer’in kızı olan Rojda’ya yakın koruma verildi. Rojda Süer’e cenaze nedeniyle gittiği Mardin’de de yakın korumaların eşlik ettiği öğrenildi.KAN DAVASINDA ŞİMDİYE KADAR 9 KİŞİ ÖLDÜErkan ve Süer aileleri arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden başlayan kan davasında bugüne kadar 9 kişi hayatını kaybetti. Mardin’in Savur ilçesi Yayla köyünde Erkal ailesi ile İpek ailesi arasında arazi tartışması yaşandı. Mısır tarlasından biçerdöverin geçmesi nedeniyle başlayan kavga, silahlı çatışmaya dönüştü. İpek ve akrabaları olan Süer aileleri köyü terk ederek Diyarbakır’a yerleşti. Olayın üzerinden 3 yıl geçtikten sonra Süer ve İpek aileleri köylerine geri döndü. Bir ev yapıp orada yaşamaya başladılar. Ancak bir süre sonra yine kavga çıktı. Silahlı çatışmada Erkal ailesinden iki kişi hayatını kaybetti. Karşı taraf yeniden Diyarbakır’ın yolunu tuttu. Cinayet sanıkları Mehmet İpek, Celil Süer ve Abdulkadir Süer tutuklanarak cezaevine gönderildi. Ailenin kadın ve çocukları Diyarbakır’ın Bağlar ilçesindeki bir evde 15 kişi yaşamaya başladı. 28 Ocak 2013 günü kadın ve çocuklardan oluşan 15 kişinin
Zaman
Ana Sayfa
21.09.2013
KatliamınaltındanmısırtarlasınagirenbiçerdöverçıktıKatliamın altından mısır tarlasına giren biçerdöver çıktı
Annesine bakan yaralı çocuk başından vurulmuş
Zaman
20.09.2013
23:52
Mardinde dün cezaevi önünde pusu kuran maskeli 2 kişinin tabancayla başlarından vurarak öldürdüğü 3ü çocuk, 2si kadın 5 kişinin cenazeleri Diyarbakırda gözyaşları arasında toprağa verilirken, saldırıyla ilgili kan donduran detaylar ortaya çıktı. Kan davası kurbanı iki ailenin fertlerini vuran saldırganların ateşi sırasında Emine Süerin çocuklarının üzerine kapandığı, yaralı olarak annesine bakan bir çocuğu gören saldırganın dönüp başına bir el daha eteş ederek onu öldürdüğü belirlendi. Saldırganların yakalanması için çalışmalar sürdürülürken, olası yeni bir saldırıya karşı iki ailenin diğer fertleri götürüldükleri gizli bir yerde koruma altına alındı.Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi önünde dün öğlen saatlerinde meydana gelen saldırı, kamuoyunu dehşete düşürdü. Ayşe Süerin (45), Emine İpek (24), onun çocukları Mirza İpek (4), Narin İpek (11) ve Süleyman İpekin (5) kan davasına kurban gittiği ortaya çıkarken, olayın ayrıntıları da kan dondurdu.ARAZİ ANLAŞMAZLIĞIYLA BAŞLADIİddiaya göre, geçen yıl Mardinin Savur İlçesinde, aralarında husumet bulunan Erkan Ailesinin fertleri ile birbiriyle akraba olan Süer ve İpek ailelerinin fertleri arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden kavga çıktı. Silahların da ateşlendiği kavgada Ali Erkan ile Osman Erkan yaşamlarını yitirirken, cinayet şüphelisi olarak gözaltına alınan Abdulkadir Süer, kardeşi Celil Süer ile yeğenleri Mehmet İpek, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanıp cezaevine konuldu.EVLERİ ATEŞE VERİLDİ, İKİ ÇOCUK ÖLDÜOlayın kan davasına dönüşmesi üzerine cezaevine giren Mehmet İpekin eşi Emine İpek, 7 çocuğunu yanına alarak Diyarbakırda yaşayan akrabaları Süer Ailesinin yanına yerleşti.Diyarbakırın merkez Bağlar İlçesinde 13 kişiden oluşan iki aile fertlerinin yaşadığı ev, 29 Ocak 2013 gecesi ateşe verilip yakıldı. Olayda Emine İpekin çocukları Ferzande İpek (5) ile Nurhak İpek (3) yaşamlarını yitirdi. Olayda 11 kişi de yaralandı. Vücudunda yanıkları oluşan Emine İpek, bir süre hastanede tedavi gördü.Süer ve İpek ailelerinin fertlerinin iddiasına göre, iki ailenin yakılarak yok edilmek istendiği bu kundaklamayla ilgili hiçbir soruşturma açılmadı ve olayın üzeri kapatıldı. Diyarbakır Valiliği, kan davası yüzünden evleri ateşe verilen İpek ve Süer ailelerine kentte başka bir ev kiralayıp, gerekli tüm eşyayı da aldı.ANNE ÇOCUĞUNA SİPER OLDU, YARALI ÇOCUĞU BAŞINDAN VURDUErkan Ailesi ile yaşadıkları olaydan sonra başlayan kan davası nedeniyle Süer ve İpek ailelerinin erkek fertleri ortalıkta görünmezken, bölgenin geleneklerine göre kan davalarında dokunulmayan kadınlar ve çocuklar, buna güvenerek dün Mardin E Tipi Cezaevinde bulunan yakınlarını ziyarete gitti.SALDIRGANLAR 4 ŞARJÖR BOŞALTTIMardin E Tipi Kapalı Cezaevinde Abdülkadir ve Celil Süer ve Mehmet İpeki ziyaret eden Ayşe Süer, Emine İpek ve çocukları Süleyman, Narin ve Mirza İpek, çıktıktan sonra cezaevi kapısının yaklaşık 15 metre önünde beklerken, yüzleri maskeli, ellerinde tabanca bulunan 2 saldırganın saldırısına uğradı. Saldırganlar, 2 kadın ve çocukların başlarına art arda ateş etmeye başladı. Çok yakın mesafeden kadın ve çocukların başlarına ateş eden saldırganlar, 4 şarjör boşalttı.Görgü tanıklarının ifadesine göre, Emine İpek, saldırı sırasında vücudunu çocuklarına siper etmeye çalıştı, ancak başarılı olamadı. Çünkü, 2 saldırgan, tutukluk yapan tabancalarının tutukluluğunu giderdikten sonra şarjörleri değiştirip, ateş etmeye devam etti. Olayda çocuklardan Mirza İpekin (4) ilk kurşunlarla yaralandığı, ancak saldırganın daha sonra yerde yaralı annesine bakan çocuğu başına bir kez daha ateş ederek öldürdüğü belirtildi. Yaklaşık 60 kurşun sıkan 2 saldırgan, ardından Kortek Mahallesi yönüne kaçarak izlerini kaybettirdi. Görgü tanıklara göre saldırı yaklaşık 5 dakika içinde olup bitti.ASKER HAVAYA BİR EL ATEŞ ETSEYDİ KATLİAM YAŞANMAZDIBazı görgü tanıkları, şoke olduklarını, cezaevi girişindeki nöbet kulübelerinde bulunan askerlerin 15 metre önünde bu vahşetin yaşanmasına rağmen askerlerin de donup kaldığını iddia edip, Eğer askerler tek bir el bile havaya etse belki bu katliam olmazdı dedi. Görgü tanıkları, özellikle görüş günlerinde polisin cezaevi önünde ekip görevlendirmemesini de tepki göstererek, Bölgenin hassasiyetleri ve husumetler biliniyor. Eğer dün bir polis ekibi olsaydı belki bu katliam yaşanmazdı. Adamlar elleri kollarını sallayarak savunmasız 2 kadın ve 3 çocuğu kafalarına sıkıp öldüklerinden emin olduktan sonra kaçtılar. Polisin burada önlem alması gerekir dedi.DİYARBAKIRDAKİ YANGIN OLAYI KAPATILMASAYDI BU KATLİAM YAŞANMAZDI5 kişinin cesetlerinin götürüldüğü Mardin Devlet Hastanesi önünde gazetecilere konuşan İpek ve Süer ailesinin gözü yaşlı diğer fertleri, yaşadıkları acıyı anlatacak kelime bulamadıklarını belirterek, Kan davalarında savunmasız kadın ve çocukların kılına dokunulmaz. Ama hasımlarımız burada savunmasız 2 kadın ve 3 küçük ç
Zaman
En Çok Okunan
20.09.2013
AnnesinebakanyaralıçocukbaşındanvurulmuşAnnesine bakan yaralı çocuk başından vurulmuş
Annesine bakan yaralı çocuk başından vurulmuş
Zaman
20.09.2013
14:31
Mardinde dün cezaevi önünde pusu kuran maskeli 2 kişinin tabancayla başlarından vurarak öldürdüğü 3ü çocuk, 2si kadın 5 kişinin cenazeleri Diyarbakırda gözyaşları arasında toprağa verilirken, saldırıyla ilgili kan donduran detaylar ortaya çıktı. Kan davası kurbanı iki ailenin fertlerini vuran saldırganların ateşi sırasında Emine Süerin çocuklarının üzerine kapandığı, yaralı olarak annesine bakan bir çocuğu gören saldırganın dönüp başına bir el daha eteş ederek onu öldürdüğü belirlendi. Saldırganların yakalanması için çalışmalar sürdürülürken, olası yeni bir saldırıya karşı iki ailenin diğer fertleri götürüldükleri gizli bir yerde koruma altına alındı.Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi önünde dün öğlen saatlerinde meydana gelen saldırı, kamuoyunu dehşete düşürdü. Ayşe Süerin (45), Emine İpek (24), onun çocukları Mirza İpek (4), Narin İpek (11) ve Süleyman İpekin (5) kan davasına kurban gittiği ortaya çıkarken, olayın ayrıntıları da kan dondurdu.ARAZİ ANLAŞMAZLIĞIYLA BAŞLADIİddiaya göre, geçen yıl Mardinin Savur İlçesinde, aralarında husumet bulunan Erkan Ailesinin fertleri ile birbiriyle akraba olan Süer ve İpek ailelerinin fertleri arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden kavga çıktı. Silahların da ateşlendiği kavgada Ali Erkan ile Osman Erkan yaşamlarını yitirirken, cinayet şüphelisi olarak gözaltına alınan Abdulkadir Süer, kardeşi Celil Süer ile yeğenleri Mehmet İpek, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanıp cezaevine konuldu.EVLERİ ATEŞE VERİLDİ, İKİ ÇOCUK ÖLDÜOlayın kan davasına dönüşmesi üzerine cezaevine giren Mehmet İpekin eşi Emine İpek, 7 çocuğunu yanına alarak Diyarbakırda yaşayan akrabaları Süer Ailesinin yanına yerleşti.Diyarbakırın merkez Bağlar İlçesinde 13 kişiden oluşan iki aile fertlerinin yaşadığı ev, 29 Ocak 2013 gecesi ateşe verilip yakıldı. Olayda Emine İpekin çocukları Ferzande İpek (5) ile Nurhak İpek (3) yaşamlarını yitirdi. Olayda 11 kişi de yaralandı. Vücudunda yanıkları oluşan Emine İpek, bir süre hastanede tedavi gördü.Süer ve İpek ailelerinin fertlerinin iddiasına göre, iki ailenin yakılarak yok edilmek istendiği bu kundaklamayla ilgili hiçbir soruşturma açılmadı ve olayın üzeri kapatıldı. Diyarbakır Valiliği, kan davası yüzünden evleri ateşe verilen İpek ve Süer ailelerine kentte başka bir ev kiralayıp, gerekli tüm eşyayı da aldı.ANNE ÇOCUĞUNA SİPER OLDU, YARALI ÇOCUĞU BAŞINDAN VURDUErkan Ailesi ile yaşadıkları olaydan sonra başlayan kan davası nedeniyle Süer ve İpek ailelerinin erkek fertleri ortalıkta görünmezken, bölgenin geleneklerine göre kan davalarında dokunulmayan kadınlar ve çocuklar, buna güvenerek dün Mardin E Tipi Cezaevinde bulunan yakınlarını ziyarete gitti.SALDIRGANLAR 4 ŞARJÖR BOŞALTTIMardin E Tipi Kapalı Cezaevinde Abdülkadir ve Celil Süer ve Mehmet İpeki ziyaret eden Ayşe Süer, Emine İpek ve çocukları Süleyman, Narin ve Mirza İpek, çıktıktan sonra cezaevi kapısının yaklaşık 15 metre önünde beklerken, yüzleri maskeli, ellerinde tabanca bulunan 2 saldırganın saldırısına uğradı. Saldırganlar, 2 kadın ve çocukların başlarına art arda ateş etmeye başladı. Çok yakın mesafeden kadın ve çocukların başlarına ateş eden saldırganlar, 4 şarjör boşalttı.Görgü tanıklarının ifadesine göre, Emine İpek, saldırı sırasında vücudunu çocuklarına siper etmeye çalıştı, ancak başarılı olamadı. Çünkü, 2 saldırgan, tutukluk yapan tabancalarının tutukluluğunu giderdikten sonra şarjörleri değiştirip, ateş etmeye devam etti. Olayda çocuklardan Mirza İpekin (4) ilk kurşunlarla yaralandığı, ancak saldırganın daha sonra yerde yaralı annesine bakan çocuğu başına bir kez daha ateş ederek öldürdüğü belirtildi. Yaklaşık 60 kurşun sıkan 2 saldırgan, ardından Kortek Mahallesi yönüne kaçarak izlerini kaybettirdi. Görgü tanıklara göre saldırı yaklaşık 5 dakika içinde olup bitti.ASKER HAVAYA BİR EL ATEŞ ETSEYDİ KATLİAM YAŞANMAZDIBazı görgü tanıkları, şoke olduklarını, cezaevi girişindeki nöbet kulübelerinde bulunan askerlerin 15 metre önünde bu vahşetin yaşanmasına rağmen askerlerin de donup kaldığını iddia edip, Eğer askerler tek bir el bile havaya etse belki bu katliam olmazdı dedi. Görgü tanıkları, özellikle görüş günlerinde polisin cezaevi önünde ekip görevlendirmemesini de tepki göstererek, Bölgenin hassasiyetleri ve husumetler biliniyor. Eğer dün bir polis ekibi olsaydı belki bu katliam yaşanmazdı. Adamlar elleri kollarını sallayarak savunmasız 2 kadın ve 3 çocuğu kafalarına sıkıp öldüklerinden emin olduktan sonra kaçtılar. Polisin burada önlem alması gerekir dedi.DİYARBAKIRDAKİ YANGIN OLAYI KAPATILMASAYDI BU KATLİAM YAŞANMAZDI5 kişinin cesetlerinin götürüldüğü Mardin Devlet Hastanesi önünde gazetecilere konuşan İpek ve Süer ailesinin gözü yaşlı diğer fertleri, yaşadıkları acıyı anlatacak kelime bulamadıklarını belirterek, Kan davalarında savunmasız kadın ve çocukların kılına dokunulmaz. Ama hasımlarımız burada savunmasız 2 kadın ve 3 küçük ç
Zaman
Güncel
20.09.2013
AnnesinebakanyaralıçocukbaşındanvurulmuşAnnesine bakan yaralı çocuk başından vurulmuş
Annesine bakan yaralı çocuk başından vurulmuş
Zaman
20.09.2013
14:31
Mardinde dün cezaevi önünde pusu kuran maskeli 2 kişinin tabancayla başlarından vurarak öldürdüğü 3ü çocuk, 2si kadın 5 kişinin cenazeleri Diyarbakırda gözyaşları arasında toprağa verilirken, saldırıyla ilgili kan donduran detaylar ortaya çıktı. Kan davası kurbanı iki ailenin fertlerini vuran saldırganların ateşi sırasında Emine Süerin çocuklarının üzerine kapandığı, yaralı olarak annesine bakan bir çocuğu gören saldırganın dönüp başına bir el daha eteş ederek onu öldürdüğü belirlendi. Saldırganların yakalanması için çalışmalar sürdürülürken, olası yeni bir saldırıya karşı iki ailenin diğer fertleri götürüldükleri gizli bir yerde koruma altına alındı.Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi önünde dün öğlen saatlerinde meydana gelen saldırı, kamuoyunu dehşete düşürdü. Ayşe Süerin (45), Emine İpek (24), onun çocukları Mirza İpek (4), Narin İpek (11) ve Süleyman İpekin (5) kan davasına kurban gittiği ortaya çıkarken, olayın ayrıntıları da kan dondurdu.ARAZİ ANLAŞMAZLIĞIYLA BAŞLADIİddiaya göre, geçen yıl Mardinin Savur İlçesinde, aralarında husumet bulunan Erkan Ailesinin fertleri ile birbiriyle akraba olan Süer ve İpek ailelerinin fertleri arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden kavga çıktı. Silahların da ateşlendiği kavgada Ali Erkan ile Osman Erkan yaşamlarını yitirirken, cinayet şüphelisi olarak gözaltına alınan Abdulkadir Süer, kardeşi Celil Süer ile yeğenleri Mehmet İpek, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanıp cezaevine konuldu.EVLERİ ATEŞE VERİLDİ, İKİ ÇOCUK ÖLDÜOlayın kan davasına dönüşmesi üzerine cezaevine giren Mehmet İpekin eşi Emine İpek, 7 çocuğunu yanına alarak Diyarbakırda yaşayan akrabaları Süer Ailesinin yanına yerleşti.Diyarbakırın merkez Bağlar İlçesinde 13 kişiden oluşan iki aile fertlerinin yaşadığı ev, 29 Ocak 2013 gecesi ateşe verilip yakıldı. Olayda Emine İpekin çocukları Ferzande İpek (5) ile Nurhak İpek (3) yaşamlarını yitirdi. Olayda 11 kişi de yaralandı. Vücudunda yanıkları oluşan Emine İpek, bir süre hastanede tedavi gördü.Süer ve İpek ailelerinin fertlerinin iddiasına göre, iki ailenin yakılarak yok edilmek istendiği bu kundaklamayla ilgili hiçbir soruşturma açılmadı ve olayın üzeri kapatıldı. Diyarbakır Valiliği, kan davası yüzünden evleri ateşe verilen İpek ve Süer ailelerine kentte başka bir ev kiralayıp, gerekli tüm eşyayı da aldı.ANNE ÇOCUĞUNA SİPER OLDU, YARALI ÇOCUĞU BAŞINDAN VURDUErkan Ailesi ile yaşadıkları olaydan sonra başlayan kan davası nedeniyle Süer ve İpek ailelerinin erkek fertleri ortalıkta görünmezken, bölgenin geleneklerine göre kan davalarında dokunulmayan kadınlar ve çocuklar, buna güvenerek dün Mardin E Tipi Cezaevinde bulunan yakınlarını ziyarete gitti.SALDIRGANLAR 4 ŞARJÖR BOŞALTTIMardin E Tipi Kapalı Cezaevinde Abdülkadir ve Celil Süer ve Mehmet İpeki ziyaret eden Ayşe Süer, Emine İpek ve çocukları Süleyman, Narin ve Mirza İpek, çıktıktan sonra cezaevi kapısının yaklaşık 15 metre önünde beklerken, yüzleri maskeli, ellerinde tabanca bulunan 2 saldırganın saldırısına uğradı. Saldırganlar, 2 kadın ve çocukların başlarına art arda ateş etmeye başladı. Çok yakın mesafeden kadın ve çocukların başlarına ateş eden saldırganlar, 4 şarjör boşalttı.Görgü tanıklarının ifadesine göre, Emine İpek, saldırı sırasında vücudunu çocuklarına siper etmeye çalıştı, ancak başarılı olamadı. Çünkü, 2 saldırgan, tutukluk yapan tabancalarının tutukluluğunu giderdikten sonra şarjörleri değiştirip, ateş etmeye devam etti. Olayda çocuklardan Mirza İpekin (4) ilk kurşunlarla yaralandığı, ancak saldırganın daha sonra yerde yaralı annesine bakan çocuğu başına bir kez daha ateş ederek öldürdüğü belirtildi. Yaklaşık 60 kurşun sıkan 2 saldırgan, ardından Kortek Mahallesi yönüne kaçarak izlerini kaybettirdi. Görgü tanıklara göre saldırı yaklaşık 5 dakika içinde olup bitti.ASKER HAVAYA BİR EL ATEŞ ETSEYDİ KATLİAM YAŞANMAZDIBazı görgü tanıkları, şoke olduklarını, cezaevi girişindeki nöbet kulübelerinde bulunan askerlerin 15 metre önünde bu vahşetin yaşanmasına rağmen askerlerin de donup kaldığını iddia edip, Eğer askerler tek bir el bile havaya etse belki bu katliam olmazdı dedi. Görgü tanıkları, özellikle görüş günlerinde polisin cezaevi önünde ekip görevlendirmemesini de tepki göstererek, Bölgenin hassasiyetleri ve husumetler biliniyor. Eğer dün bir polis ekibi olsaydı belki bu katliam yaşanmazdı. Adamlar elleri kollarını sallayarak savunmasız 2 kadın ve 3 çocuğu kafalarına sıkıp öldüklerinden emin olduktan sonra kaçtılar. Polisin burada önlem alması gerekir dedi.DİYARBAKIRDAKİ YANGIN OLAYI KAPATILMASAYDI BU KATLİAM YAŞANMAZDI5 kişinin cesetlerinin götürüldüğü Mardin Devlet Hastanesi önünde gazetecilere konuşan İpek ve Süer ailesinin gözü yaşlı diğer fertleri, yaşadıkları acıyı anlatacak kelime bulamadıklarını belirterek, Kan davalarında savunmasız kadın ve çocukların kılına dokunulmaz. Ama hasımlarımız burada savunmasız 2 kadın ve 3 küçük ç
Zaman
Ana Sayfa
20.09.2013
AnnesinebakanyaralıçocukbaşındanvurulmuşAnnesine bakan yaralı çocuk başından vurulmuş
Mardin'deki katliamla ilgili korkunç detaylar
Zaman
20.09.2013
14:24
Mardinde dün cezaevi önünde pusu kuran maskeli 2 kişinin tabancayla başlarından vurarak öldürdüğü 3ü çocuk, 2si kadın 5 kişinin cenazeleri Diyarbakırda gözyaşları arasında toprağa verilirken, saldırıyla ilgili kan donduran detaylar ortaya çıktı. Kan davası kurbanı iki ailenin fertlerini vuran saldırganların ateşi sırasında Emine Süerin çocuklarının üzerine kapandığı, yaralı olarak annesine bakan bir çocuğu gören saldırganın dönüp başına bir el daha eteş ederek onu öldürdüğü belirlendi. Saldırganların yakalanması için çalışmalar sürdürülürken, olası yeni bir saldırıya karşı iki ailenin diğer fertleri götürüldükleri gizli bir yerde koruma altına alındı. Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi önünde dün öğlen saatlerinde meydana gelen saldırı, kamuoyunu dehşete düşürdü. Ayşe Süerin (45), Emine İpek (24), onun çocukları Mirza İpek (4), Narin İpek (11) ve Süleyman İpekin (5) kan davasına kurban gittiği ortaya çıkarken, olayın ayrıntıları da kan dondurdu.ARAZİ ANLAŞMAZLIĞIYLA BAŞLADIİddiaya göre, geçen yıl Mardinin Savur İlçesinde, aralarında husumet bulunan Erkan Ailesinin fertleri ile birbiriyle akraba olan Süer ve İpek ailelerinin fertleri arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden kavga çıktı. Silahların da ateşlendiği kavgada Ali Erkan ile Osman Erkan yaşamlarını yitirirken, cinayet şüphelisi olarak gözaltına alınan Abdulkadir Süer, kardeşi Celil Süer ile yeğenleri Mehmet İpek, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanıp cezaevine konuldu.EVLERİ ATEŞE VERİLDİ, İKİ ÇOCUK ÖLDÜOlayın kan davasına dönüşmesi üzerine cezaevine giren Mehmet İpekin eşi Emine İpek, 7 çocuğunu yanına alarak Diyarbakırda yaşayan akrabaları Süer Ailesinin yanına yerleşti.Diyarbakırın merkez Bağlar İlçesinde 13 kişiden oluşan iki aile fertlerinin yaşadığı ev, 29 Ocak 2013 gecesi ateşe verilip yakıldı. Olayda Emine İpekin çocukları Ferzande İpek (5) ile Nurhak İpek (3) yaşamlarını yitirdi. Olayda 11 kişi de yaralandı. Vücudunda yanıkları oluşan Emine İpek, bir süre hastanede tedavi gördü.Süer ve İpek ailelerinin fertlerinin iddiasına göre, iki ailenin yakılarak yok edilmek istendiği bu kundaklamayla ilgili hiçbir soruşturma açılmadı ve olayın üzeri kapatıldı. Diyarbakır Valiliği, kan davası yüzünden evleri ateşe verilen İpek ve Süer ailelerine kentte başka bir ev kiralayıp, gerekli tüm eşyayı da aldı.ANNE ÇOCUĞUNA SİPER OLDU, YARALI ÇOCUĞU BAŞINDAN VURDUErkan Ailesi ile yaşadıkları olaydan sonra başlayan kan davası nedeniyle Süer ve İpek ailelerinin erkek fertleri ortalıkta görünmezken, bölgenin geleneklerine göre kan davalarında dokunulmayan kadınlar ve çocuklar, buna güvenerek dün Mardin E Tipi Cezaevinde bulunan yakınlarını ziyarete gitti.SALDIRGANLAR 4 ŞARJÖR BOŞALTTIMardin E Tipi Kapalı Cezaevinde Abdülkadir ve Celil Süer ve Mehmet İpeki ziyaret eden Ayşe Süer, Emine İpek ve çocukları Süleyman, Narin ve Mirza İpek, çıktıktan sonra cezaevi kapısının yaklaşık 15 metre önünde beklerken, yüzleri maskeli, ellerinde tabanca bulunan 2 saldırganın saldırısına uğradı. Saldırganlar, 2 kadın ve çocukların başlarına art arda ateş etmeye başladı. Çok yakın mesafeden kadın ve çocukların başlarına ateş eden saldırganlar, 4 şarjör boşalttı.Görgü tanıklarının ifadesine göre, Emine İpek, saldırı sırasında vücudunu çocuklarına siper etmeye çalıştı, ancak başarılı olamadı. Çünkü, 2 saldırgan, tutukluk yapan tabancalarının tutukluluğunu giderdikten sonra şarjörleri değiştirip, ateş etmeye devam etti. Olayda çocuklardan Mirza İpekin (4) ilk kurşunlarla yaralandığı, ancak saldırganın daha sonra yerde yaralı annesine bakan çocuğu başına bir kez daha ateş ederek öldürdüğü belirtildi. Yaklaşık 60 kurşun sıkan 2 saldırgan, ardından Kortek Mahallesi yönüne kaçarak izlerini kaybettirdi. Görgü tanıklara göre saldırı yaklaşık 5 dakika içinde olup bitti.ASKER HAVAYA BİR EL ATEŞ ETSEYDİ KATLİAM YAŞANMAZDIBazı görgü tanıkları, şoke olduklarını, cezaevi girişindeki nöbet kulübelerinde bulunan askerlerin 15 metre önünde bu vahşetin yaşanmasına rağmen askerlerin de donup kaldığını iddia edip, Eğer askerler tek bir el bile havaya etse belki bu katliam olmazdı dedi. Görgü tanıkları, özellikle görüş günlerinde polisin cezaevi önünde ekip görevlendirmemesini de tepki göstererek, Bölgenin hassasiyetleri ve husumetler biliniyor. Eğer dün bir polis ekibi olsaydı belki bu katliam yaşanmazdı. Adamlar elleri kollarını sallayarak savunmasız 2 kadın ve 3 çocuğu kafalarına sıkıp öldüklerinden emin olduktan sonra kaçtılar. Polisin burada önlem alması gerekir dedi.DİYARBAKIRDAKİ YANGIN OLAYI KAPATILMASAYDI BU KATLİAM YAŞANMAZDI5 kişinin cesetlerinin götürüldüğü Mardin Devlet Hastanesi önünde gazetecilere konuşan İpek ve Süer ailesinin gözü yaşlı diğer fertleri, yaşadıkları acıyı anlatacak kelime bulamadıklarını belirterek, Kan davalarında savunmasız kadın ve çocukların kılına dokunulmaz. Ama hasımlarımız burada savunmasız 2 kadın ve 3 küçük
Zaman
Güncel
20.09.2013
Mardindeki/">MardindekikatliamlailgilikorkunçdetaylarMardindeki-katliamla-ilgili-korkunç-detaylar/">Mardindeki katliamla ilgili korkunç detaylar
Mardin'deki katliamla ilgili korkunç detaylar
Zaman
20.09.2013
14:24
Mardinde dün cezaevi önünde pusu kuran maskeli 2 kişinin tabancayla başlarından vurarak öldürdüğü 3ü çocuk, 2si kadın 5 kişinin cenazeleri Diyarbakırda gözyaşları arasında toprağa verilirken, saldırıyla ilgili kan donduran detaylar ortaya çıktı. Kan davası kurbanı iki ailenin fertlerini vuran saldırganların ateşi sırasında Emine Süerin çocuklarının üzerine kapandığı, yaralı olarak annesine bakan bir çocuğu gören saldırganın dönüp başına bir el daha eteş ederek onu öldürdüğü belirlendi. Saldırganların yakalanması için çalışmalar sürdürülürken, olası yeni bir saldırıya karşı iki ailenin diğer fertleri götürüldükleri gizli bir yerde koruma altına alındı. Mardin E Tipi Kapalı Cezaevi önünde dün öğlen saatlerinde meydana gelen saldırı, kamuoyunu dehşete düşürdü. Ayşe Süerin (45), Emine İpek (24), onun çocukları Mirza İpek (4), Narin İpek (11) ve Süleyman İpekin (5) kan davasına kurban gittiği ortaya çıkarken, olayın ayrıntıları da kan dondurdu.ARAZİ ANLAŞMAZLIĞIYLA BAŞLADIİddiaya göre, geçen yıl Mardinin Savur İlçesinde, aralarında husumet bulunan Erkan Ailesinin fertleri ile birbiriyle akraba olan Süer ve İpek ailelerinin fertleri arasında arazi anlaşmazlığı yüzünden kavga çıktı. Silahların da ateşlendiği kavgada Ali Erkan ile Osman Erkan yaşamlarını yitirirken, cinayet şüphelisi olarak gözaltına alınan Abdulkadir Süer, kardeşi Celil Süer ile yeğenleri Mehmet İpek, çıkarıldıkları mahkemece tutuklanıp cezaevine konuldu.EVLERİ ATEŞE VERİLDİ, İKİ ÇOCUK ÖLDÜOlayın kan davasına dönüşmesi üzerine cezaevine giren Mehmet İpekin eşi Emine İpek, 7 çocuğunu yanına alarak Diyarbakırda yaşayan akrabaları Süer Ailesinin yanına yerleşti.Diyarbakırın merkez Bağlar İlçesinde 13 kişiden oluşan iki aile fertlerinin yaşadığı ev, 29 Ocak 2013 gecesi ateşe verilip yakıldı. Olayda Emine İpekin çocukları Ferzande İpek (5) ile Nurhak İpek (3) yaşamlarını yitirdi. Olayda 11 kişi de yaralandı. Vücudunda yanıkları oluşan Emine İpek, bir süre hastanede tedavi gördü.Süer ve İpek ailelerinin fertlerinin iddiasına göre, iki ailenin yakılarak yok edilmek istendiği bu kundaklamayla ilgili hiçbir soruşturma açılmadı ve olayın üzeri kapatıldı. Diyarbakır Valiliği, kan davası yüzünden evleri ateşe verilen İpek ve Süer ailelerine kentte başka bir ev kiralayıp, gerekli tüm eşyayı da aldı.ANNE ÇOCUĞUNA SİPER OLDU, YARALI ÇOCUĞU BAŞINDAN VURDUErkan Ailesi ile yaşadıkları olaydan sonra başlayan kan davası nedeniyle Süer ve İpek ailelerinin erkek fertleri ortalıkta görünmezken, bölgenin geleneklerine göre kan davalarında dokunulmayan kadınlar ve çocuklar, buna güvenerek dün Mardin E Tipi Cezaevinde bulunan yakınlarını ziyarete gitti.SALDIRGANLAR 4 ŞARJÖR BOŞALTTIMardin E Tipi Kapalı Cezaevinde Abdülkadir ve Celil Süer ve Mehmet İpeki ziyaret eden Ayşe Süer, Emine İpek ve çocukları Süleyman, Narin ve Mirza İpek, çıktıktan sonra cezaevi kapısının yaklaşık 15 metre önünde beklerken, yüzleri maskeli, ellerinde tabanca bulunan 2 saldırganın saldırısına uğradı. Saldırganlar, 2 kadın ve çocukların başlarına art arda ateş etmeye başladı. Çok yakın mesafeden kadın ve çocukların başlarına ateş eden saldırganlar, 4 şarjör boşalttı.Görgü tanıklarının ifadesine göre, Emine İpek, saldırı sırasında vücudunu çocuklarına siper etmeye çalıştı, ancak başarılı olamadı. Çünkü, 2 saldırgan, tutukluk yapan tabancalarının tutukluluğunu giderdikten sonra şarjörleri değiştirip, ateş etmeye devam etti. Olayda çocuklardan Mirza İpekin (4) ilk kurşunlarla yaralandığı, ancak saldırganın daha sonra yerde yaralı annesine bakan çocuğu başına bir kez daha ateş ederek öldürdüğü belirtildi. Yaklaşık 60 kurşun sıkan 2 saldırgan, ardından Kortek Mahallesi yönüne kaçarak izlerini kaybettirdi. Görgü tanıklara göre saldırı yaklaşık 5 dakika içinde olup bitti.ASKER HAVAYA BİR EL ATEŞ ETSEYDİ KATLİAM YAŞANMAZDIBazı görgü tanıkları, şoke olduklarını, cezaevi girişindeki nöbet kulübelerinde bulunan askerlerin 15 metre önünde bu vahşetin yaşanmasına rağmen askerlerin de donup kaldığını iddia edip, Eğer askerler tek bir el bile havaya etse belki bu katliam olmazdı dedi. Görgü tanıkları, özellikle görüş günlerinde polisin cezaevi önünde ekip görevlendirmemesini de tepki göstererek, Bölgenin hassasiyetleri ve husumetler biliniyor. Eğer dün bir polis ekibi olsaydı belki bu katliam yaşanmazdı. Adamlar elleri kollarını sallayarak savunmasız 2 kadın ve 3 çocuğu kafalarına sıkıp öldüklerinden emin olduktan sonra kaçtılar. Polisin burada önlem alması gerekir dedi.DİYARBAKIRDAKİ YANGIN OLAYI KAPATILMASAYDI BU KATLİAM YAŞANMAZDI5 kişinin cesetlerinin götürüldüğü Mardin Devlet Hastanesi önünde gazetecilere konuşan İpek ve Süer ailesinin gözü yaşlı diğer fertleri, yaşadıkları acıyı anlatacak kelime bulamadıklarını belirterek, Kan davalarında savunmasız kadın ve çocukların kılına dokunulmaz. Ama hasımlarımız burada savunmasız 2 kadın ve 3 küçük
Zaman
Ana Sayfa
20.09.2013
Mardindeki/">MardindekikatliamlailgilikorkunçdetaylarMardindeki-katliamla-ilgili-korkunç-detaylar/">Mardindeki katliamla ilgili korkunç detaylar
Esrar operasyonuna karşı mayın tuzağı
Zaman
18.09.2013
02:57
Emniyet, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynaklarından uyuşturucuyla ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. Buna göre, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalındaki ekim alanları ikiye katlanarak 10 bin dönüme çıktı. Esrar tarlaları, muhtemel operasyonlara karşı etki derecesi yüksek mayınlarla korunuyor.Emniyet Genel Müdürlüğü, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ticaretiyle ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapora göre, örgüt, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalı başta olmak üzere farklı noktalarda ekim alanlarını iki katına çıkardı. Daha önce yaklaşık 5 bin dönüm arazide yapılan uyuşturucu ekimi, 10 bin dönüme yayıldı. Traktör ve kamyon gibi araçların giremediği esrar tarlalarına yapılması planlanan muhtemel operasyonlara karşı çevrelerine etki derecesi yüksek mayınlar döşendi. Sarp kayalıklarda militanların nöbet tuttuğu, muhtemel baskınlarda taciz ateşi açtıkları belirtiliyor. Güvenlik birimlerinin zayiat vermemek için operasyona sıcak bakmadığı kaydediliyor. Alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturan örgüt, uyuşturucu ekim ve sevkiyat görevini Diyarbakır Lice kırsal sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz’e verdi. Bölge sorumluları gözetiminde yapılan hasadın ardından uyuşturucu, meşe ormanlıklarının altında özel olarak saklanıyor, daha sonra ilgili noktalara teslim ediliyor. Bölgede 70 liradan satılan uyuşturucunun kilosu, İstanbul’a ulaştığında 2 bin TL’ye kadar yükseliyor.Güvenlik birimleri, terör örgütünün en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ile etkin mücadelesini sürdürüyor. Bu kapsamda öncelikli olarak örgütün kontrolündeki ekim alanlarına belirli periyotlarla operasyon düzenleniyor. Ele geçirilen uyuşturucu belirlenen noktalarda imha ediliyor. Ancak yapılan operasyonlara karşı PKK, esrar ekim alanlarını genişletmeye devam ediyor. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanarak ilgili tüm birimlere gönderilen ‘Narko Terör’ raporunda, örgütün bu alandan elde ettiği gelirler gözler önüne seriliyor. Rapora göre; PKK’nın en önemli ekim alanları Diyarbakır ve Bingöl kırsalında. Lice, Hazro, Kulp, Kocaköy, Hani, Silvan, Çermik, Eğil ve Genç ilçelerine bağlı onlarca köyde örgütün etkin ekim alanlarının olduğu kaydediliyor. En fazla tercih edilen alanlara traktör ve kamyon gibi araçlar giremiyor. Burada ekim alanlarının da 10 bin dönüm civarında olduğunun altı çizilirken çözüm süreci öncesinde ise bu rakamın 5 bin dönüm civarında olduğu bilgisi veriliyor.Raporda, esrar tarlalarına güvenlik birimleri tarafından yapılması planlanan operasyonlara karşı PKK’nın strateji değişikliğine gittiğine işaret edildi. Esrarın üretildiği arazi çevrelerine mayın döşendiği bilgisine yer verildi. Buralara yönelik operasyonlarda can kaybının yaşanmaması için mayınlara karşı önlem alınması, bölgeyi yakından bilen kişilerle de irtibat halinde olunması istendi. Hazırlanan çalışmada örgütün bu alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturduğuna da atıfta bulunuluyor. Bu kişilerin görevinin ise hem tarlaların güvenliğini sağlamak hem de esrar ekimi yapan köylüleri takip olduğu kaydediliyor. Ekim yapan kişilerin hasat sonrasında örgüt liderlerini bilgilendirdiği, Lice sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz isimli teröristin onayının ardından ise sevkiyatın yapıldığı belirtiliyor.UYUŞTURUCULAR MEŞELERİN ALTINDA SAKLANIYOREmniyetin raporunda uyuşturucuların nasıl elde edildiği ile ilgili de önemli bilgiler yer aldı. Buna göre; hasat vakti geldiğinde bölge sorumlularına haber veriliyor. Bu kişilerin gözetiminde hasat yapılıyor. Uyuşturucu meşe ormanlıklarının altında saklanıyor. Sevkiyat konusunda yapılan anlaşmanın ardından da uyuşturucu, PKK’lıların gözetiminde ilgili noktalara teslim ediliyor. Örgütün esrar için belirlediği tavan fiyat 70 lira. Ekim alanlarının genişlemesiyle birlikte bu rakam 50 liraya kadar düştü. Ancak bölgede fiyatlar düşmesine karşı İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde bu rakam bin 500 ile 2 bin lira arasında değişiyor. Ekim alanlarının genişlemesinde örgüte yönelik operasyonların yapılmamasının etkisi olduğunu belirten kaynaklar, PKK’nın da bunu en iyi şekilde değerlendirdiğine vurgu yapılıyor. Birçok noktada etkin hale gelen örgüt, özel bir ekici grup bile oluşturdu.
Zaman
En Çok Okunan
18.09.2013
EsraroperasyonunakarşımayıntuzağıEsrar operasyonuna karşı mayın tuzağı
Esrar operasyonuna karşı mayın tuzağı
Zaman
18.09.2013
02:50
Emniyet, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynaklarından uyuşturucuyla ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. Buna göre, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalındaki ekim alanları ikiye katlanarak 10 bin dönüme çıktı. Esrar tarlaları, muhtemel operasyonlara karşı etki derecesi yüksek mayınlarla korunuyor.Emniyet Genel Müdürlüğü, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ticaretiyle ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapora göre, örgüt, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalı başta olmak üzere farklı noktalarda ekim alanlarını iki katına çıkardı. Daha önce yaklaşık 5 bin dönüm arazide yapılan uyuşturucu ekimi, 10 bin dönüme yayıldı. Traktör ve kamyon gibi araçların giremediği esrar tarlalarına yapılması planlanan muhtemel operasyonlara karşı çevrelerine etki derecesi yüksek mayınlar döşendi. Sarp kayalıklarda militanların nöbet tuttuğu, muhtemel baskınlarda taciz ateşi açtıkları belirtiliyor. Güvenlik birimlerinin zayiat vermemek için operasyona sıcak bakmadığı kaydediliyor. Alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturan örgüt, uyuşturucu ekim ve sevkiyat görevini Diyarbakır Lice kırsal sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz’e verdi. Bölge sorumluları gözetiminde yapılan hasadın ardından uyuşturucu, meşe ormanlıklarının altında özel olarak saklanıyor, daha sonra ilgili noktalara teslim ediliyor. Bölgede 70 liradan satılan uyuşturucunun kilosu, İstanbul’a ulaştığında 2 bin TL’ye kadar yükseliyor.Güvenlik birimleri, terör örgütünün en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ile etkin mücadelesini sürdürüyor. Bu kapsamda öncelikli olarak örgütün kontrolündeki ekim alanlarına belirli periyotlarla operasyon düzenleniyor. Ele geçirilen uyuşturucu belirlenen noktalarda imha ediliyor. Ancak yapılan operasyonlara karşı PKK, esrar ekim alanlarını genişletmeye devam ediyor. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanarak ilgili tüm birimlere gönderilen ‘Narko Terör’ raporunda, örgütün bu alandan elde ettiği gelirler gözler önüne seriliyor. Rapora göre; PKK’nın en önemli ekim alanları Diyarbakır ve Bingöl kırsalında. Lice, Hazro, Kulp, Kocaköy, Hani, Silvan, Çermik, Eğil ve Genç ilçelerine bağlı onlarca köyde örgütün etkin ekim alanlarının olduğu kaydediliyor. En fazla tercih edilen alanlara traktör ve kamyon gibi araçlar giremiyor. Burada ekim alanlarının da 10 bin dönüm civarında olduğunun altı çizilirken çözüm süreci öncesinde ise bu rakamın 5 bin dönüm civarında olduğu bilgisi veriliyor.Raporda, esrar tarlalarına güvenlik birimleri tarafından yapılması planlanan operasyonlara karşı PKK’nın strateji değişikliğine gittiğine işaret edildi. Esrarın üretildiği arazi çevrelerine mayın döşendiği bilgisine yer verildi. Buralara yönelik operasyonlarda can kaybının yaşanmaması için mayınlara karşı önlem alınması, bölgeyi yakından bilen kişilerle de irtibat halinde olunması istendi. Hazırlanan çalışmada örgütün bu alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturduğuna da atıfta bulunuluyor. Bu kişilerin görevinin ise hem tarlaların güvenliğini sağlamak hem de esrar ekimi yapan köylüleri takip olduğu kaydediliyor. Ekim yapan kişilerin hasat sonrasında örgüt liderlerini bilgilendirdiği, Lice sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz isimli teröristin onayının ardından ise sevkiyatın yapıldığı belirtiliyor.UYUŞTURUCULAR MEŞELERİN ALTINDA SAKLANIYOREmniyetin raporunda uyuşturucuların nasıl elde edildiği ile ilgili de önemli bilgiler yer aldı. Buna göre; hasat vakti geldiğinde bölge sorumlularına haber veriliyor. Bu kişilerin gözetiminde hasat yapılıyor. Uyuşturucu meşe ormanlıklarının altında saklanıyor. Sevkiyat konusunda yapılan anlaşmanın ardından da uyuşturucu, PKK’lıların gözetiminde ilgili noktalara teslim ediliyor. Örgütün esrar için belirlediği tavan fiyat 70 lira. Ekim alanlarının genişlemesiyle birlikte bu rakam 50 liraya kadar düştü. Ancak bölgede fiyatlar düşmesine karşı İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde bu rakam bin 500 ile 2 bin lira arasında değişiyor. Ekim alanlarının genişlemesinde örgüte yönelik operasyonların yapılmamasının etkisi olduğunu belirten kaynaklar, PKK’nın da bunu en iyi şekilde değerlendirdiğine vurgu yapılıyor. Birçok noktada etkin hale gelen örgüt, özel bir ekici grup bile oluşturdu.
Zaman
Ana Sayfa
18.09.2013
EsraroperasyonunakarşımayıntuzağıEsrar operasyonuna karşı mayın tuzağı
Esrar operasyonuna karşı mayın tuzağı
Zaman
18.09.2013
02:48
Emniyet, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynaklarından uyuşturucuyla ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. Buna göre, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalındaki ekim alanları ikiye katlanarak 10 bin dönüme çıktı. Esrar tarlaları, muhtemel operasyonlara karşı etki derecesi yüksek mayınlarla korunuyor.Emniyet Genel Müdürlüğü, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ticaretiyle ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapora göre, örgüt, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalı başta olmak üzere farklı noktalarda ekim alanlarını iki katına çıkardı. Daha önce yaklaşık 5 bin dönüm arazide yapılan uyuşturucu ekimi, 10 bin dönüme yayıldı. Traktör ve kamyon gibi araçların giremediği esrar tarlalarına yapılması planlanan muhtemel operasyonlara karşı çevrelerine etki derecesi yüksek mayınlar döşendi. Sarp kayalıklarda militanların nöbet tuttuğu, muhtemel baskınlarda taciz ateşi açtıkları belirtiliyor. Güvenlik birimlerinin zayiat vermemek için operasyona sıcak bakmadığı kaydediliyor. Alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturan örgüt, uyuşturucu ekim ve sevkiyat görevini Diyarbakır Lice kırsal sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz’e verdi. Bölge sorumluları gözetiminde yapılan hasadın ardından uyuşturucu, meşe ormanlıklarının altında özel olarak saklanıyor, daha sonra ilgili noktalara teslim ediliyor. Bölgede 70 liradan satılan uyuşturucunun kilosu, İstanbul’a ulaştığında 2 bin TL’ye kadar yükseliyor.Güvenlik birimleri, terör örgütünün en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ile etkin mücadelesini sürdürüyor. Bu kapsamda öncelikli olarak örgütün kontrolündeki ekim alanlarına belirli periyotlarla operasyon düzenleniyor. Ele geçirilen uyuşturucu belirlenen noktalarda imha ediliyor. Ancak yapılan operasyonlara karşı PKK, esrar ekim alanlarını genişletmeye devam ediyor. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanarak ilgili tüm birimlere gönderilen ‘Narko Terör’ raporunda, örgütün bu alandan elde ettiği gelirler gözler önüne seriliyor. Rapora göre; PKK’nın en önemli ekim alanları Diyarbakır ve Bingöl kırsalında. Lice, Hazro, Kulp, Kocaköy, Hani, Silvan, Çermik, Eğil ve Genç ilçelerine bağlı onlarca köyde örgütün etkin ekim alanlarının olduğu kaydediliyor. En fazla tercih edilen alanlara traktör ve kamyon gibi araçlar giremiyor. Burada ekim alanlarının da 10 bin dönüm civarında olduğunun altı çizilirken çözüm süreci öncesinde ise bu rakamın 5 bin dönüm civarında olduğu bilgisi veriliyor.Raporda, esrar tarlalarına güvenlik birimleri tarafından yapılması planlanan operasyonlara karşı PKK’nın strateji değişikliğine gittiğine işaret edildi. Esrarın üretildiği arazi çevrelerine mayın döşendiği bilgisine yer verildi. Buralara yönelik operasyonlarda can kaybının yaşanmaması için mayınlara karşı önlem alınması, bölgeyi yakından bilen kişilerle de irtibat halinde olunması istendi. Hazırlanan çalışmada örgütün bu alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturduğuna da atıfta bulunuluyor. Bu kişilerin görevinin ise hem tarlaların güvenliğini sağlamak hem de esrar ekimi yapan köylüleri takip olduğu kaydediliyor. Ekim yapan kişilerin hasat sonrasında örgüt liderlerini bilgilendirdiği, Lice sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz isimli teröristin onayının ardından ise sevkiyatın yapıldığı belirtiliyor.UYUŞTURUCULAR MEŞELERİN ALTINDA SAKLANIYOREmniyetin raporunda uyuşturucuların nasıl elde edildiği ile ilgili de önemli bilgiler yer aldı. Buna göre; hasat vakti geldiğinde bölge sorumlularına haber veriliyor. Bu kişilerin gözetiminde hasat yapılıyor. Uyuşturucu meşe ormanlıklarının altında saklanıyor. Sevkiyat konusunda yapılan anlaşmanın ardından da uyuşturucu, PKK’lıların gözetiminde ilgili noktalara teslim ediliyor. Örgütün esrar için belirlediği tavan fiyat 70 lira. Ekim alanlarının genişlemesiyle birlikte bu rakam 50 liraya kadar düştü. Ancak bölgede fiyatlar düşmesine karşı İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde bu rakam bin 500 ile 2 bin lira arasında değişiyor. Ekim alanlarının genişlemesinde örgüte yönelik operasyonların yapılmamasının etkisi olduğunu belirten kaynaklar, PKK’nın da bunu en iyi şekilde değerlendirdiğine vurgu yapılıyor. Birçok noktada etkin hale gelen örgüt, özel bir ekici grup bile oluşturdu.
Zaman
Güncel
18.09.2013
EsraroperasyonunakarşımayıntuzağıEsrar operasyonuna karşı mayın tuzağı
Esrar operasyona karşı mayın tuzağı
Zaman
18.09.2013
02:35
Emniyet, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynaklarından uyuşturucuyla ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. Buna göre, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalındaki ekim alanları ikiye katlanarak 10 bin dönüme çıktı. Esrar tarlaları, muhtemel operasyonlara karşı etki derecesi yüksek mayınlarla korunuyor.Emniyet Genel Müdürlüğü, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ticaretiyle ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapora göre, örgüt, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalı başta olmak üzere farklı noktalarda ekim alanlarını iki katına çıkardı. Daha önce yaklaşık 5 bin dönüm arazide yapılan uyuşturucu ekimi, 10 bin dönüme yayıldı. Traktör ve kamyon gibi araçların giremediği esrar tarlalarına yapılması planlanan muhtemel operasyonlara karşı çevrelerine etki derecesi yüksek mayınlar döşendi. Sarp kayalıklarda militanların nöbet tuttuğu, muhtemel baskınlarda taciz ateşi açtıkları belirtiliyor. Güvenlik birimlerinin zayiat vermemek için operasyona sıcak bakmadığı kaydediliyor. Alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturan örgüt, uyuşturucu ekim ve sevkiyat görevini Diyarbakır Lice kırsal sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz’e verdi. Bölge sorumluları gözetiminde yapılan hasadın ardından uyuşturucu, meşe ormanlıklarının altında özel olarak saklanıyor, daha sonra ilgili noktalara teslim ediliyor. Bölgede 70 liradan satılan uyuşturucunun kilosu, İstanbul’a ulaştığında 2 bin TL’ye kadar yükseliyor.Güvenlik birimleri, terör örgütünün en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ile etkin mücadelesini sürdürüyor. Bu kapsamda öncelikli olarak örgütün kontrolündeki ekim alanlarına belirli periyotlarla operasyon düzenleniyor. Ele geçirilen uyuşturucu belirlenen noktalarda imha ediliyor. Ancak yapılan operasyonlara karşı PKK, esrar ekim alanlarını genişletmeye devam ediyor. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanarak ilgili tüm birimlere gönderilen ‘Narko Terör’ raporunda, örgütün bu alandan elde ettiği gelirler gözler önüne seriliyor. Rapora göre; PKK’nın en önemli ekim alanları Diyarbakır ve Bingöl kırsalında. Lice, Hazro, Kulp, Kocaköy, Hani, Silvan, Çermik, Eğil ve Genç ilçelerine bağlı onlarca köyde örgütün etkin ekim alanlarının olduğu kaydediliyor. En fazla tercih edilen alanlara traktör ve kamyon gibi araçlar giremiyor. Burada ekim alanlarının da 10 bin dönüm civarında olduğunun altı çizilirken çözüm süreci öncesinde ise bu rakamın 5 bin dönüm civarında olduğu bilgisi veriliyor.Raporda, esrar tarlalarına güvenlik birimleri tarafından yapılması planlanan operasyonlara karşı PKK’nın strateji değişikliğine gittiğine işaret edildi. Esrarın üretildiği arazi çevrelerine mayın döşendiği bilgisine yer verildi. Buralara yönelik operasyonlarda can kaybının yaşanmaması için mayınlara karşı önlem alınması, bölgeyi yakından bilen kişilerle de irtibat halinde olunması istendi. Hazırlanan çalışmada örgütün bu alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturduğuna da atıfta bulunuluyor. Bu kişilerin görevinin ise hem tarlaların güvenliğini sağlamak hem de esrar ekimi yapan köylüleri takip olduğu kaydediliyor. Ekim yapan kişilerin hasat sonrasında örgüt liderlerini bilgilendirdiği, Lice sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz isimli teröristin onayının ardından ise sevkiyatın yapıldığı belirtiliyor.UYUŞTURUCULAR MEŞELERİN ALTINDA SAKLANIYOREmniyetin raporunda uyuşturucuların nasıl elde edildiği ile ilgili de önemli bilgiler yer aldı. Buna göre; hasat vakti geldiğinde bölge sorumlularına haber veriliyor. Bu kişilerin gözetiminde hasat yapılıyor. Uyuşturucu meşe ormanlıklarının altında saklanıyor. Sevkiyat konusunda yapılan anlaşmanın ardından da uyuşturucu, PKK’lıların gözetiminde ilgili noktalara teslim ediliyor. Örgütün esrar için belirlediği tavan fiyat 70 lira. Ekim alanlarının genişlemesiyle birlikte bu rakam 50 liraya kadar düştü. Ancak bölgede fiyatlar düşmesine karşı İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde bu rakam bin 500 ile 2 bin lira arasında değişiyor. Ekim alanlarının genişlemesinde örgüte yönelik operasyonların yapılmamasının etkisi olduğunu belirten kaynaklar, PKK’nın da bunu en iyi şekilde değerlendirdiğine vurgu yapılıyor. Birçok noktada etkin hale gelen örgüt, özel bir ekici grup bile oluşturdu.
Zaman
En Çok Okunan
18.09.2013
EsraroperasyonakarşımayıntuzağıEsrar operasyona karşı mayın tuzağı
Esrar operasyona karşı mayın tuzağı
Zaman
18.09.2013
01:51
Emniyet, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynaklarından uyuşturucuyla ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. Buna göre, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalındaki ekim alanları ikiye katlanarak 10 bin dönüme çıktı. Esrar tarlaları, muhtemel operasyonlara karşı etki derecesi yüksek mayınlarla korunuyor.Emniyet Genel Müdürlüğü, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ticaretiyle ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapora göre, örgüt, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalı başta olmak üzere farklı noktalarda ekim alanlarını iki katına çıkardı. Daha önce yaklaşık 5 bin dönüm arazide yapılan uyuşturucu ekimi, 10 bin dönüme yayıldı. Traktör ve kamyon gibi araçların giremediği esrar tarlalarına yapılması planlanan muhtemel operasyonlara karşı çevrelerine etki derecesi yüksek mayınlar döşendi. Sarp kayalıklarda militanların nöbet tuttuğu, muhtemel baskınlarda taciz ateşi açtıkları belirtiliyor. Güvenlik birimlerinin zayiat vermemek için operasyona sıcak bakmadığı kaydediliyor. Alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturan örgüt, uyuşturucu ekim ve sevkiyat görevini Diyarbakır Lice kırsal sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz’e verdi. Bölge sorumluları gözetiminde yapılan hasadın ardından uyuşturucu, meşe ormanlıklarının altında özel olarak saklanıyor, daha sonra ilgili noktalara teslim ediliyor. Bölgede 70 liradan satılan uyuşturucunun kilosu, İstanbul’a ulaştığında 2 bin TL’ye kadar yükseliyor.Güvenlik birimleri, terör örgütünün en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ile etkin mücadelesini sürdürüyor. Bu kapsamda öncelikli olarak örgütün kontrolündeki ekim alanlarına belirli periyotlarla operasyon düzenleniyor. Ele geçirilen uyuşturucu belirlenen noktalarda imha ediliyor. Ancak yapılan operasyonlara karşı PKK, esrar ekim alanlarını genişletmeye devam ediyor. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanarak ilgili tüm birimlere gönderilen ‘Narko Terör’ raporunda, örgütün bu alandan elde ettiği gelirler gözler önüne seriliyor. Rapora göre; PKK’nın en önemli ekim alanları Diyarbakır ve Bingöl kırsalında. Lice, Hazro, Kulp, Kocaköy, Hani, Silvan, Çermik, Eğil ve Genç ilçelerine bağlı onlarca köyde örgütün etkin ekim alanlarının olduğu kaydediliyor. En fazla tercih edilen alanlara traktör ve kamyon gibi araçlar giremiyor. Burada ekim alanlarının da 10 bin dönüm civarında olduğunun altı çizilirken çözüm süreci öncesinde ise bu rakamın 5 bin dönüm civarında olduğu bilgisi veriliyor.Raporda, esrar tarlalarına güvenlik birimleri tarafından yapılması planlanan operasyonlara karşı PKK’nın strateji değişikliğine gittiğine işaret edildi. Esrarın üretildiği arazi çevrelerine mayın döşendiği bilgisine yer verildi. Buralara yönelik operasyonlarda can kaybının yaşanmaması için mayınlara karşı önlem alınması, bölgeyi yakından bilen kişilerle de irtibat halinde olunması istendi. Hazırlanan çalışmada örgütün bu alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturduğuna da atıfta bulunuluyor. Bu kişilerin görevinin ise hem tarlaların güvenliğini sağlamak hem de esrar ekimi yapan köylüleri takip olduğu kaydediliyor. Ekim yapan kişilerin hasat sonrasında örgüt liderlerini bilgilendirdiği, Lice sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz isimli teröristin onayının ardından ise sevkiyatın yapıldığı belirtiliyor.UYUŞTURUCULAR MEŞELERİN ALTINDA SAKLANIYOREmniyetin raporunda uyuşturucuların nasıl elde edildiği ile ilgili de önemli bilgiler yer aldı. Buna göre; hasat vakti geldiğinde bölge sorumlularına haber veriliyor. Bu kişilerin gözetiminde hasat yapılıyor. Uyuşturucu meşe ormanlıklarının altında saklanıyor. Sevkiyat konusunda yapılan anlaşmanın ardından da uyuşturucu, PKK’lıların gözetiminde ilgili noktalara teslim ediliyor. Örgütün esrar için belirlediği tavan fiyat 70 lira. Ekim alanlarının genişlemesiyle birlikte bu rakam 50 liraya kadar düştü. Ancak bölgede fiyatlar düşmesine karşı İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde bu rakam bin 500 ile 2 bin lira arasında değişiyor. Ekim alanlarının genişlemesinde örgüte yönelik operasyonların yapılmamasının etkisi olduğunu belirten kaynaklar, PKK’nın da bunu en iyi şekilde değerlendirdiğine vurgu yapılıyor. Birçok noktada etkin hale gelen örgüt, özel bir ekici grup bile oluşturdu.
Zaman
Güncel
18.09.2013
EsraroperasyonakarşımayıntuzağıEsrar operasyona karşı mayın tuzağı
Esrar operasyona karşı mayın tuzağı
Zaman
18.09.2013
01:51
Emniyet, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynaklarından uyuşturucuyla ilgili çarpıcı bir rapor hazırladı. Buna göre, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalındaki ekim alanları ikiye katlanarak 10 bin dönüme çıktı. Esrar tarlaları, muhtemel operasyonlara karşı etki derecesi yüksek mayınlarla korunuyor.Emniyet Genel Müdürlüğü, terör örgütü PKK/KCK’nın en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ticaretiyle ilgili kapsamlı bir rapor hazırladı. Rapora göre, örgüt, son dönemde Diyarbakır ve Bingöl kırsalı başta olmak üzere farklı noktalarda ekim alanlarını iki katına çıkardı. Daha önce yaklaşık 5 bin dönüm arazide yapılan uyuşturucu ekimi, 10 bin dönüme yayıldı. Traktör ve kamyon gibi araçların giremediği esrar tarlalarına yapılması planlanan muhtemel operasyonlara karşı çevrelerine etki derecesi yüksek mayınlar döşendi. Sarp kayalıklarda militanların nöbet tuttuğu, muhtemel baskınlarda taciz ateşi açtıkları belirtiliyor. Güvenlik birimlerinin zayiat vermemek için operasyona sıcak bakmadığı kaydediliyor. Alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturan örgüt, uyuşturucu ekim ve sevkiyat görevini Diyarbakır Lice kırsal sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz’e verdi. Bölge sorumluları gözetiminde yapılan hasadın ardından uyuşturucu, meşe ormanlıklarının altında özel olarak saklanıyor, daha sonra ilgili noktalara teslim ediliyor. Bölgede 70 liradan satılan uyuşturucunun kilosu, İstanbul’a ulaştığında 2 bin TL’ye kadar yükseliyor.Güvenlik birimleri, terör örgütünün en önemli gelir kaynakları arasında yer alan uyuşturucu ile etkin mücadelesini sürdürüyor. Bu kapsamda öncelikli olarak örgütün kontrolündeki ekim alanlarına belirli periyotlarla operasyon düzenleniyor. Ele geçirilen uyuşturucu belirlenen noktalarda imha ediliyor. Ancak yapılan operasyonlara karşı PKK, esrar ekim alanlarını genişletmeye devam ediyor. Bu kapsamda Emniyet Genel Müdürlüğü tarafından hazırlanarak ilgili tüm birimlere gönderilen ‘Narko Terör’ raporunda, örgütün bu alandan elde ettiği gelirler gözler önüne seriliyor. Rapora göre; PKK’nın en önemli ekim alanları Diyarbakır ve Bingöl kırsalında. Lice, Hazro, Kulp, Kocaköy, Hani, Silvan, Çermik, Eğil ve Genç ilçelerine bağlı onlarca köyde örgütün etkin ekim alanlarının olduğu kaydediliyor. En fazla tercih edilen alanlara traktör ve kamyon gibi araçlar giremiyor. Burada ekim alanlarının da 10 bin dönüm civarında olduğunun altı çizilirken çözüm süreci öncesinde ise bu rakamın 5 bin dönüm civarında olduğu bilgisi veriliyor.Raporda, esrar tarlalarına güvenlik birimleri tarafından yapılması planlanan operasyonlara karşı PKK’nın strateji değişikliğine gittiğine işaret edildi. Esrarın üretildiği arazi çevrelerine mayın döşendiği bilgisine yer verildi. Buralara yönelik operasyonlarda can kaybının yaşanmaması için mayınlara karşı önlem alınması, bölgeyi yakından bilen kişilerle de irtibat halinde olunması istendi. Hazırlanan çalışmada örgütün bu alanları korumak için 50 kişilik bir ekip oluşturduğuna da atıfta bulunuluyor. Bu kişilerin görevinin ise hem tarlaların güvenliğini sağlamak hem de esrar ekimi yapan köylüleri takip olduğu kaydediliyor. Ekim yapan kişilerin hasat sonrasında örgüt liderlerini bilgilendirdiği, Lice sorumlusu ‘Reber’ kod adlı Mehmet Şah Yıldeniz isimli teröristin onayının ardından ise sevkiyatın yapıldığı belirtiliyor.UYUŞTURUCULAR MEŞELERİN ALTINDA SAKLANIYOREmniyetin raporunda uyuşturucuların nasıl elde edildiği ile ilgili de önemli bilgiler yer aldı. Buna göre; hasat vakti geldiğinde bölge sorumlularına haber veriliyor. Bu kişilerin gözetiminde hasat yapılıyor. Uyuşturucu meşe ormanlıklarının altında saklanıyor. Sevkiyat konusunda yapılan anlaşmanın ardından da uyuşturucu, PKK’lıların gözetiminde ilgili noktalara teslim ediliyor. Örgütün esrar için belirlediği tavan fiyat 70 lira. Ekim alanlarının genişlemesiyle birlikte bu rakam 50 liraya kadar düştü. Ancak bölgede fiyatlar düşmesine karşı İstanbul, Ankara ve İzmir gibi şehirlerde bu rakam bin 500 ile 2 bin lira arasında değişiyor. Ekim alanlarının genişlemesinde örgüte yönelik operasyonların yapılmamasının etkisi olduğunu belirten kaynaklar, PKK’nın da bunu en iyi şekilde değerlendirdiğine vurgu yapılıyor. Birçok noktada etkin hale gelen örgüt, özel bir ekici grup bile oluşturdu.
Zaman
Ana Sayfa
18.09.2013
EsraroperasyonakarşımayıntuzağıEsrar operasyona karşı mayın tuzağı
Van'da konut çalışmaları başladı
Zaman
17.09.2013
17:32
Vanın Erciş İlçesine bağlı Çatakdibi Köyünde yaklaşık 2 bin ağacın da bulunduğu mera alanında TOKİ tarafından yapılacak olan 63 konut için çalışmalara başlandı. Köylülerin bir kısmının itiraz ettiği mera alanında yapılan çalışma sırasında jandarma geniş güvenlik önlemi aldı. Erciş Kaymakamı Barbaros Baran, bölgede tek bir ağacın kesilmeyeceğini, itiraz eden köylülerin gösterdiği arazinin de konut yapımı için uygun olmadığını söyledi.Vanda 23 Ekim 2011de meydana gelen Richter ölçeğine gören 7.2 büyüklüğündeki depremde büyük yıkımın olduğu Ercişin Çatakdibi Köyünde 63 kişi için TOKİ tarafından konut yapılacak. Ancak konutların, hazine arazisi olan ve yıllardır köylüler tarafından kullanılan yaklaşık 2 bin ağaçlı mera alanına yapılmasına karar verildi. Bu karar da bazı köylülerin itirazına neden oldu. Yaklaşık 2 yıldır yapılan itiraz ve konuyla ilgili açılan davanın reddedilmesinin ardından, bugün çalışmalara başlandı. TOKİnin 63 konut ihalesini alan firma, bir iş makinesini inşaat alanının zemini düzeltmesi için görevlendirdi. İtiraz eden köylülerin tepkisi ve çıkabilecek olaylara karşı da jandarma bölgede geniş güvenlik önlemi aldı.İş makinesinin çalışması sırasında inşaat alanına gelen yaklaşık 15 kişi, çalışmaları durdurmak istedi. Jandarma bu kişilere engel olurken, yaşlı bir kadın da beddua ederek çalışmaların durdurulmasını istedi. Jandarma aldığı güvenlik önlemini sürdürürken, köylülerden Sait İnci, konutların yapılacağı alanın mera alanı olduğunu ve geçimlerini bu bölgeden karşıladıklarını söyledi. İnci, Dedelerimiz ve biz bugüne kadar bu araziyi ekip biçtik. Deprem oldu. O kadar arazi var, hem de hazine arazisi. Ayrıca o yerler tarım arazisi değil kayalıktır ve depreme daha dayanıklıdır. Biz kaymakamla görüşerek konutların bu alana yapılmasını istedik. Ama bizi dinlemediler. Bizim bu araziden başka gelir kaynağımız yok. Biz bundan sonra ne yiyeceğiz dedi.İlçe Kaymakamı Barbaros Baran ise en uygun konut alanının burası olduğunu belirtti. Baran, bölgedeki 2 bin ağaca dokunulmayacağını belirterek, Biz tek bir ağaç bile kesmeyeceğiz. Köyde mağdur olan 63 aile, deprem konutlarına kavuşamadı. Aynı köydeki vatandaşlara da haksızlık oluyor ve şu anda hak sahibi olan 63 aile, ağır hasarlı konutlarında oturuyor. Bölgemizde sürekli depremlerin olduğunu düşünürsek o aileleri tehlikeye atmış oluyoruz. Köylülerle defalarca toplantı yaptık. Başka bir arazi bulun dedik. Ancak teklif edilen arazi köyün 5 kilometre uzağında ve mühendislik açısından sakıncalı bir arazi. Teknik elemanlarımız uygun olmadığına karar verdiler. İtirazda bulunan vatandaşları için de yeteri kadar hazine arazisi var. Mağdur olmaları söz konusu değil. Ayrıca yapılacak konutlar da gene aynı köyde yaşayan köylülere verilecek dedi.(DHA)
Zaman
Son Dakika
17.09.2013
Vanda/">VandakonutçalışmalarıbaşladıVanda-konut-çalışmaları-başladı/">Vanda konut çalışmaları başladı
Toplam "129" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti