Habergec.Com Aranan Kelimeler:bu insanlar ne bekliyor? Değerlendirme: 10 / 10 772168
habergec.com
01.10.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bu insanlar ne bekliyor?

Günseli Ö. Ocakoğlu - TİM 62 büyükelçiyi Mardin'de buluşturdu
Zaman
22.09.2014
02:05
Mardin Erdoba Elegance otelinin toplantı salonunda 69 ülkenin ülkemizdeki temsilcileri bulunuyor.Bu temsiliyet sayısı dünya nüfusunun yüzde 64’üne, ticaret hacminin ise yüzde 52’sine tekabül ediyor. Türkiye İhracatçılar Meclisi’nin büyükelçileri Mardin’e davet ederek ikili ilişkileri geliştirmek üzere gerçekleştirdiği bu organizasyon, TİM için de büyükelçiler için de bir ilk. Belli ki son da olmayacak. Mardin’in ilk ziyaret için seçilmesinin pek çok nedeni var ama daha çok farklı dinlerin ve etnik kökenlerin birlikte yaşayabildiğinin somut kanıtı.Ezan ve çanların aynı anda çaldığı, Müslüman, Hıristiyan, Ermeni, Yezidi ve Süryanilerin bir arada yaşadığı Mardin, belli ki yabancı temsilciler için de epey cazip olmuş. Başkan Büyükekşi, “115 büyükelçiye davet gönderdik, 30’u katılır diye düşündük ancak 62 sayısı beklediğimizden daha çok ilgi olduğunu gösteriyor.” diyor. Vali Mustafa Taşkesen ile Mardin Büyükşehir Belediye Başkanı Ahmet Türk, konuşmalarında özellikle şehrin zengin kültür mozaiğine dikkat çekiyor ve büyükelçilik yetkililerini Mardin’e yatırım yapmaya davet ediyor. Başkan Türk, “Eğer proje yapmazsanız Mardin’den çıkamazsınız!” diyerek espri de yapıyor.Ekonomi Bakan Yardımcısı Adnan Yıldırım, TİM’in Mardin ile başlayan Anadolu gezilerinin ticari ilişkileri geliştireceğine inandığını söylüyor. Dileğinin sürdürülebilir ilişkiler kurmak olduğunu, DEİK’in bu anlamda projelere açık olduğunu ifade ediyor. TİM’in yanı sıra devlet, hükümet ve yerel yönetimin temsilcileri, projelere açık olduklarını söylüyor. Yeter ki ihracatı geliştirmeye yönelik olsun.Bu bir davettirTİM Başkanı Mehmet Büyükekşi, Mardin toplantısının amacını, “76 milyon nüfusu, 820 milyar dolarlık ticari büyüklüğü ve 420 milyar dolarlık dış ticareti olan Türkiye’yi 2023 hedefi 500 milyar dolarlık ihracata götürecek tek yol ihracattır. Sizleri daha çok iş ve işbirliği yapmaya davet ediyorum.” diyerek açıklıyor. Başkan, iletişimin gücünü biliyor. Haklı da ofis dışında insanlar kasılmadan birbirini daha iyi anlıyor.2023 ihracat hedefine ulaşmak için şu an kilo başına 1,5 dolar olan ihracat rakamının 3 dolara, 98 milyon tonluk büyüklüğün 166 milyona çıkması gerekiyor. Peki, bütün bunlar nasıl olacak? Başkan Büyükekşi, Ar-Ge, inovasyon, markalaşma ve tasarımı sürecin kaldıraçları olarak kullanılacaklarını söylüyor.İrlanda ve Hollanda ile TİM’in hâlihazırdaki işbirliklerini açıklayan Büyükekşi, salonda cazibe oluşturuyor. Büyükelçilerin not aldığını görüyorum.Başkan Büyükekşi, benim de süreci izlediğim, hazırlığı 1,5 yıl süren Türkiye Markası çalışmasının tamamlandığını da müjdeliyor. 28 Eylül’de tasarımı biten çalışmanın lansmanını yapacaklarını söyleyerek salondakileri davet ediyor. İşte buna gerçekten çok sevindim. Yamalı bohçaya dönen sektör logolarının aynı logo ile ifade edilmesi Türkiye algısı için önemli.Tüm dünyanın ortak dili müzikMardin gezisine ilişkin görüşlerini açıklamak üzere Meksika ve Kuveyt büyükelçileri söz alıyor. Belli ki Mardin’de gördüklerinden oldukça etkilenmişler. Tarihin inançla yoğrulduğu savaşa çok yakın bir bölgede barış içinde yaşandığını görmek, ekonomik istikrar arayan yabancı yatırımcı için ikna edici olabilir.Muhteşem manzarasıyla Mardin Denizi’ne bakan Sakıp Sabancı Müzesi’nin terasında yerel müzisyenlerin muhteşem performansı, Cercis Murat Konağı patroniçesi Ebru Demir’in otantik sunumuyla yenilen Mardin lezzetleri, büyükelçileri oldukça etkiliyor. Davul vurmaya başladığında telaşla halaya katılan hanımın Sırp büyükelçisinin eşi olduğunu öğreniyorum.Mardin’e talep çok ancak önce sorunlar çözülmeliVali Mustafa Taşkesen, “İnsanlar şehirleri inşa eder ancak Mardin iz bırakan bir şehir, bu nedenle insanları şekillendiriyor.” diyor. Kendimden yola çıkarak bu söyleme katılmamak mümkün değil. Mardin, mistik havasıyla kendine çekiyor. Ancak geçtiğimiz yıl bir milyon turistin geldiği şehir, ne altyapısı ne de hizmet sektöründeki insan kaynağıyla geleceğe hazır değil. Korkum, bu kadar talep varken potansiyelin heba edilmesi. Kaldı ki Mardin’in tek problemi keşke turizmde insan kaynağı olsa.Mardin’de tarımda kullanılanlar dâhil yüzde 95’i kaçak elektrik kullanılıyor. Pek basına yansımadı ancak bölgenin elektriği hasat döneminde kesilince gerginlik tırmanmış. Çözüm sürecine olumsuz etkisi olacağı düşüncesiyle sürecin yönetimi zamana yayılmış. Mardin’de elektrik, sorun listesinin ilk sırasında çözüm bekliyor.Başkan Ahmet Türk, demokratik açılımın ekonomik gelişmeyle hedefine ulaşacağını söylüyor. Büyükşehir statüsünün Mardin için erken olduğuna vurgu yapan Türk, geçmiş dönem verilen imar izinlerinin şehrin otantik dokusunu olumsuz etkilediğini söylüyor. Mardin Büyük
Zaman
Köşe Yazıları
22.09.2014
GünseliÖOcakoğlu-TİM62büyükelçiyiMardinde/">MardindebuluşturduMardinde-buluşturdu/">Günseli Ö Ocakoğlu - TİM 62 büyükelçiyi Mardinde buluşturdu
Abdullah Aymaz - Tweet çekeceğime tevhid çekerim
Zaman
08.09.2014
05:57
Biz, esas meselemiz ve işimiz olan hizmet-i İmaniye ve Kur’aniyeye bakalım. Gıybet, iftira ve yalan silahları ile saldıranlarla mücadele edemeyiz. Çünkü o tahrifkâr ve tahripkâr silahları bir Müslüman olarak kullanamayız. Biz şer’î, makul olan şu mesajlara kulak verelim:Hiç kimse moralinizi bozmasın. Göreceksiniz halk sizin yanınızda olacak ve gerçekler tüm çıplaklığı ile ortaya çıkacak. Siz, size edilen hakaretlerin aynıyla karşılık verip kalp kırmayın.Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük meselesi: İmanı kurtarmak veya kaybetmek davasıdır.Hiç kimse moralini bozmasın. Bu millete, bu milletin bu gününe ve yarınına, hatta bütün insanlığa yapılan şu hizmetler Allah’ın izni ve inayetiyle devam edecek, kervan yürüyecektir. Bu kervanı yine Allah’ın lütfu ve keremi ile ne iftira durdurur, ne de tezvir.Yapılan iş, Allah rızasına uygunsa, İnsanlığın İftihar Tablosu ondan hoşnutsa; iki üç ay içinde üç defa yol değiştiren, ortada durup “Acaba nerede olursam, orada daha fazla çıkar el ederim!” mülahazasıyla hareket eden, “zıp orada zıp burada” bütün hayatlarını dünyevî çıkara bağlamış insanlar tarafından tazyik görüyorsanız, hakaret görüyorsanız, bunu size Allah’ın bir teveccühü ve iltifatı olarak kabul edin.Bize hiçbir şey diyemezler iftiraları havada kalır. Çalmadık, çırpmadık, ihtilas yapmadık, devletin malı deniz… demedik.Haine pes etmek davaya ihanettir.Hatayı, günahı, zulmü umursamamak; en büyük hata, en büyük günah, en büyük zulümdür.Paralel yok ama Paralâl (paranın lâl ettiği, susturduğu) insanlar çok…İnsan kendi eğriliğini görmesi onun önemli faziletlerindendir.“Bu hareket” para kazanma davası değildir; gönül kazanma davasıdır. Bu hareket sadece hasbîler ve beklentisizler tarafından götürülebilecek bir harekettir. Dünyevî bir kısım beklentileri olanlar kendiliklerinden elenir giderler.Hepiniz böyle alnı açık, yüzü aksınız! Elhamdülillah ‘Bize “hırsız” demediler. “İrtikâp yaptı” demediler, elhamdülillah! “İhtilasta bulundu” demediler. “İhaleye fesat karıştırdı” demediler. “Yakınlarını kayırdı” demediler. “Bir şirzime-i kalîl yeniyetmelerle işe vaziyet etti” demediler. Ne dediler? Âlemin güleceği şeyleri söylediler. Her zaman Hak; hakkın ve hakikatın yanındadır. Madem Hak yoldasınız, Cenab-ı Hak sizinle beraberdir.Gönül rızası ile olanları Allah’ın takdirine bırakmalı. Biz karışırsak, karıştırırız. Cenab-ı Hak bize; buyrun kendiniz yapın der, bizi bizle baş başa bırakır!Tepeden tırnağa, alabildiğine genç, dinç, gözü pek ve inançla gerilmiş yiğitler; içinde bulundukları toplumu aydınlatıp insanlığa yükseltme uğrunda onlarla bütünleşir, onlarla içli dışlı olur, onların keder ve sevinçlerini paylaşır; ruhlarının ilhamlarını onların sinelerine boşaltmak için durmadan yollar araştırır ve ızdıraplarla kıvranırlar.Evet işimize bakalım… Müşteriler bekliyor. Tweet çekeceğimize tevhid çekelim… Bırakalım tweet’i tetikçiler çeksin! a.aymaz@za­man.com.tr
Zaman
En Çok Okunan
08.09.2014
AbdullahAymaz-TweetçekeceğimetevhidçekerimAbdullah Aymaz - Tweet çekeceğime tevhid çekerim
Abdullah Aymaz - Tweet çekeceğime tevhid çekerim
Zaman
08.09.2014
02:07
Biz, esas meselemiz ve işimiz olan hizmet-i İmaniye ve Kur’aniyeye bakalım. Gıybet, iftira ve yalan silahları ile saldıranlarla mücadele edemeyiz. Çünkü o tahrifkâr ve tahripkâr silahları bir Müslüman olarak kullanamayız. Biz şer’î, makul olan şu mesajlara kulak verelim:Hiç kimse moralinizi bozmasın. Göreceksiniz halk sizin yanınızda olacak ve gerçekler tüm çıplaklığı ile ortaya çıkacak. Siz, size edilen hakaretlerin aynıyla karşılık verip kalp kırmayın.Böyle dehşetli bir asırda, insanın en büyük meselesi: İmanı kurtarmak veya kaybetmek davasıdır.Hiç kimse moralini bozmasın. Bu millete, bu milletin bu gününe ve yarınına, hatta bütün insanlığa yapılan şu hizmetler Allah’ın izni ve inayetiyle devam edecek, kervan yürüyecektir. Bu kervanı yine Allah’ın lütfu ve keremi ile ne iftira durdurur, ne de tezvir.Yapılan iş, Allah rızasına uygunsa, İnsanlığın İftihar Tablosu ondan hoşnutsa; iki üç ay içinde üç defa yol değiştiren, ortada durup “Acaba nerede olursam, orada daha fazla çıkar el ederim!” mülahazasıyla hareket eden, “zıp orada zıp burada” bütün hayatlarını dünyevî çıkara bağlamış insanlar tarafından tazyik görüyorsanız, hakaret görüyorsanız, bunu size Allah’ın bir teveccühü ve iltifatı olarak kabul edin.Bize hiçbir şey diyemezler iftiraları havada kalır. Çalmadık, çırpmadık, ihtilas yapmadık, devletin malı deniz… demedik.Haine pes etmek davaya ihanettir.Hatayı, günahı, zulmü umursamamak; en büyük hata, en büyük günah, en büyük zulümdür.Paralel yok ama Paralâl (paranın lâl ettiği, susturduğu) insanlar çok…İnsan kendi eğriliğini görmesi onun önemli faziletlerindendir.“Bu hareket” para kazanma davası değildir; gönül kazanma davasıdır. Bu hareket sadece hasbîler ve beklentisizler tarafından götürülebilecek bir harekettir. Dünyevî bir kısım beklentileri olanlar kendiliklerinden elenir giderler.Hepiniz böyle alnı açık, yüzü aksınız! Elhamdülillah ‘Bize “hırsız” demediler. “İrtikâp yaptı” demediler, elhamdülillah! “İhtilasta bulundu” demediler. “İhaleye fesat karıştırdı” demediler. “Yakınlarını kayırdı” demediler. “Bir şirzime-i kalîl yeniyetmelerle işe vaziyet etti” demediler. Ne dediler? Âlemin güleceği şeyleri söylediler. Her zaman Hak; hakkın ve hakikatın yanındadır. Madem Hak yoldasınız, Cenab-ı Hak sizinle beraberdir.Gönül rızası ile olanları Allah’ın takdirine bırakmalı. Biz karışırsak, karıştırırız. Cenab-ı Hak bize; buyrun kendiniz yapın der, bizi bizle baş başa bırakır!Tepeden tırnağa, alabildiğine genç, dinç, gözü pek ve inançla gerilmiş yiğitler; içinde bulundukları toplumu aydınlatıp insanlığa yükseltme uğrunda onlarla bütünleşir, onlarla içli dışlı olur, onların keder ve sevinçlerini paylaşır; ruhlarının ilhamlarını onların sinelerine boşaltmak için durmadan yollar araştırır ve ızdıraplarla kıvranırlar.Evet işimize bakalım… Müşteriler bekliyor. Tweet çekeceğimize tevhid çekelim… Bırakalım tweet’i tetikçiler çeksin! a.aymaz@za­man.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
08.09.2014
AbdullahAymaz-TweetçekeceğimetevhidçekerimAbdullah Aymaz - Tweet çekeceğime tevhid çekerim
Cumhurbaşkanı’na 13 soru
Zaman
06.09.2014
02:43
1- Sayın Cumhurbaşkanı, geçen haziran Türkçe Olimpiyatları kapanış töreninde ‘Türkçeye Türkiye’nin barış mücadelesine adanmış sevgili öğretmenlerimizi tekrar tekrar tebrik ediyorum.’ demiş, 25 dakika Hizmet’e ve Hocaefendi’ye övgüler yağdırmıştınız. 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları dışında bizim bilmediğimiz hangi sebeple bir yıl içinde 180 derece dönüş yapıp kendinizi Hizmet’i lanetler bir konuma düşürdünüz?2- Hocaefendi, 12 Mart mahkemelerinde yargılandı. Cuntacılar bir şey bulamadı. Sonra 12 Eylül darbecileri... Son olarak 28 Şubat’çıların terör örgütü kurmaktan açtıkları dava Haziran 2008’de de Yargıtay Genel Kurulu’nda oybirliğiyle beraatle sonuçlanmıştı. Hocaefendi’nin avukatlarının ifade ettiği gibi şu an Hocaefendi ile ilgili mahkemelerde devam eden bir soruşturma veya dava yok.Siz, kendi medyanızın yalanları dışında hangi bilgiye sahipsiniz ki olmayan soruşturma için ABD’den Hocaefendi’yi getirtme hesapları yapıyorsunuz?3- Demokratik ülkelerde yargı bağımsız. Siz hem savcı hem hakim olup yargılıyor sonra zihninizdeki mahkemede mahkum edip ABD’den istemeye kalkıyorsunuz? ABD bizim gibi değil, demokratik bir ülke. Orada herhangi bir kişinin iadesine karar verecek olan Başkan değil, ABD yargısı. Bunu bildiğiniz halde emrinizdeki gazetelerinize bunu haber yaptırma amacınız ne? ‘Bakın gelmiyor, demek ki ABD kolluyor’ demek mi? Medya aracılığıyla psikolojik harp yapmayı yeni makamınıza yakıştırıyor musunuz?4- Yargının iflas ettiği, siyasilerin savcı ve hakim olduğu bir ülkede, en masum insanlar katil muamelesi görebilir, ki görüyor. Teröristler devlet misafiri, vatanseverler terörist sayılıyor. Hırsızlık ve yolsuzlukları yakalayan dürüst insanlar, kurulan proje mahkemelerle hapse giriyor. Hocaefendi’ye karşı bütün s¸er odaklar düşmanlıkta ittifak halinde. Yılanlar inlerinden çıkıp tuzak kurmuş bekliyor. Böyle bir konjonktürde Hocaefendi’nin ‘Mü’min aynı delikten iki defa sokulmaz’ hadisine muhalefet edip, yargının adalet bakanının ağzına baktığı bir ülkeye geri dönmesi, mümin basiretinin ‘evet’ diyeceği bir davranış mıdır?EMSALSİZ HUSUMETİN SEBEBİ BUNLARI PERDELEMEK Mİ?5- Yıllarca övgüyle bahsettiğiniz Hizmet Hareketi’ne olan şimdiki emsalsiz husumetiniz yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını yürüten savcı ve polis müdürlerinin Hizmet’le irtibatı iddiasından mı kaynaklanmaktadır?6- Son iki yıldır size soru sorabilen bir gazetecinin karşısına çıkamadınız. Sebebi 30 milyon Euro sıfırlama, Urla villaları, imar izinleri, vali sürdürme, Çatalca villaları, ihalelere müdahale, 10 milyon Euro komisyonu yetersiz bulma, yerden ve havadan nereye olduğu belirsiz silah sevkiyatı... Ve sümenaltı edilen Baykal kaseti... gibi iddiaların gerçekliği midir?7- Dokunulmazlığınız olduğu anayasanın “başbakan ve bakanlar tutuklanamaz, Meclis soruşturması dışında yargıya sevk edilemez” hükmüyle sabit. Buna rağmen ‘hedefleri bendim’ demeniz sizin de bu yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla ilişkili olmanızdan mıdır?8- Değilse AKP’deki yolsuzlukları ve yolsuzluklara bulaşanları temizleyip güçlenmek varken niçin yolsuzlukları araştıranlara savaş açtınız? 20 bini aşkın vatan evladını sürgüne yolladınız?9- MİT’in geçen yıl Reza Zarrab’ın bakanlarla yolsuzluk ilişkisi olduğu yönünde sizi uyardığına dair bir belge çıktı. Demek ki MİT elemanları da bakanları, bürokratları takip etmiş. O raporu hazırlayan MİT mensuplarını da görevlerinden aldırdınız mı?10- Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İsviçre bankalarında parası olduğu yönünde iddialar çıkınca kendisi İsviçre bankalarına başvurdu. Hesabım varsa bana bildirin, dedi. Böylece Baykal’ın İsviçre bankalarında hesabı olmadığı ortaya çıktı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Wikileaks belgelerine dayanarak sizin İsviçre bankalarında 8 ayrı hesabınızın olduğunu iddia etti. Siz de İsviçre bankalarına başvurarak hesaplarınızın bulunmadığını kamuoyuna belgelemeyi düşünüyor musunuz?11- Dünya siyasi tarihinde 30 savcı ve hakimle ve 20 polis müdürüyle yapılmış herhangi bir darbe var mıdır? 4 bakanın yolsuzluktan istifası darbe miydi? Reza Zarrab’ın bakanlara rüşvet vermesini veya Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye’ye girişi yasak olan Yasin el Kadı’nın takip edilmesi suç mudur? Darbe midir?12- Uçakta gazetecilerin ‘Elde bilgi-belge olmadan ne yapacaksınız? diyenler var sorusuna ‘Bu ülkenin Başbakan’ı, bakanları dinlendi. Bundan daha büyük belge olur mu?’ demeniz nasıl bir mantıktır? Suçun varlığı aynı zamanda suçlunun kim olduğunu da mı açıklar? Elinizde hiçbir belge olmadan milyonlarca mensubu olan bir camiayı sürekli karalamak ve karalatmak vicdanınızı rahatsız etmiyor mu?13- Türkiye’yi dinlediklerini kabul
Zaman
En Çok Okunan
06.09.2014
Cumhurbaşkanı’na13soruCumhurbaşkanı’na 13 soru
Cumhurbaşkanı’na 13 soru
Zaman
06.09.2014
02:18
1- Sayın Cumhurbaşkanı, geçen haziran Türkçe Olimpiyatları kapanış töreninde ‘Türkçeye Türkiye’nin barış mücadelesine adanmış sevgili öğretmenlerimizi tekrar tekrar tebrik ediyorum.’ demiş, 25 dakika Hizmet’e ve Hocaefendi’ye övgüler yağdırmıştınız. 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları dışında bizim bilmediğimiz hangi sebeple bir yıl içinde 180 derece dönüş yapıp kendinizi Hizmet’i lanetler bir konuma düşürdünüz?2- Hocaefendi, 12 Mart mahkemelerinde yargılandı. Cuntacılar bir şey bulamadı. Sonra 12 Eylül darbecileri... Son olarak 28 Şubat’çıların terör örgütü kurmaktan açtıkları dava Haziran 2008’de de Yargıtay Genel Kurulu’nda oybirliğiyle beraatle sonuçlanmıştı. Hocaefendi’nin avukatlarının ifade ettiği gibi şu an Hocaefendi ile ilgili mahkemelerde devam eden bir soruşturma veya dava yok.Siz, kendi medyanızın yalanları dışında hangi bilgiye sahipsiniz ki olmayan soruşturma için ABD’den Hocaefendi’yi getirtme hesapları yapıyorsunuz?3- Demokratik ülkelerde yargı bağımsız. Siz hem savcı hem hakim olup yargılıyor sonra zihninizdeki mahkemede mahkum edip ABD’den istemeye kalkıyorsunuz? ABD bizim gibi değil, demokratik bir ülke. Orada herhangi bir kişinin iadesine karar verecek olan Başkan değil, ABD yargısı. Bunu bildiğiniz halde emrinizdeki gazetelerinize bunu haber yaptırma amacınız ne? ‘Bakın gelmiyor, demek ki ABD kolluyor’ demek mi? Medya aracılığıyla psikolojik harp yapmayı yeni makamınıza yakıştırıyor musunuz?4- Yargının iflas ettiği, siyasilerin savcı ve hakim olduğu bir ülkede, en masum insanlar katil muamelesi görebilir, ki görüyor. Teröristler devlet misafiri, vatanseverler terörist sayılıyor. Hırsızlık ve yolsuzlukları yakalayan dürüst insanlar, kurulan proje mahkemelerle hapse giriyor. Hocaefendi’ye karşı bütün s¸er odaklar düşmanlıkta ittifak halinde. Yılanlar inlerinden çıkıp tuzak kurmuş bekliyor. Böyle bir konjonktürde Hocaefendi’nin ‘Mü’min aynı delikten iki defa sokulmaz’ hadisine muhalefet edip, yargının adalet bakanının ağzına baktığı bir ülkeye geri dönmesi, mümin basiretinin ‘evet’ diyeceği bir davranış mıdır?EMSALSİZ HUSUMETİN SEBEBİ BUNLARI PERDELEMEK Mİ?5- Yıllarca övgüyle bahsettiğiniz Hizmet Hareketi’ne olan şimdiki emsalsiz husumetiniz yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını yürüten savcı ve polis müdürlerinin Hizmet’le irtibatı iddiasından mı kaynaklanmaktadır?6- Son iki yıldır size soru sorabilen bir gazetecinin karşısına çıkamadınız. Sebebi 30 milyon Euro sıfırlama, Urla villaları, imar izinleri, vali sürdürme, Çatalca villaları, ihalelere müdahale, 10 milyon Euro komisyonu yetersiz bulma, yerden ve havadan nereye olduğu belirsiz silah sevkiyatı... Ve sümenaltı edilen Baykal kaseti... gibi iddiaların gerçekliği midir?7- Dokunulmazlığınız olduğu anayasanın “başbakan ve bakanlar tutuklanamaz, Meclis soruşturması dışında yargıya sevk edilemez” hükmüyle sabit. Buna rağmen ‘hedefleri bendim’ demeniz sizin de bu yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla ilişkili olmanızdan mıdır?8- Değilse AKP’deki yolsuzlukları ve yolsuzluklara bulaşanları temizleyip güçlenmek varken niçin yolsuzlukları araştıranlara savaş açtınız? 20 bini aşkın vatan evladını sürgüne yolladınız?9- MİT’in geçen yıl Reza Zarrab’ın bakanlarla yolsuzluk ilişkisi olduğu yönünde sizi uyardığına dair bir belge çıktı. Demek ki MİT elemanları da bakanları, bürokratları takip etmiş. O raporu hazırlayan MİT mensuplarını da görevlerinden aldırdınız mı?10- Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İsviçre bankalarında parası olduğu yönünde iddialar çıkınca kendisi İsviçre bankalarına başvurdu. Hesabım varsa bana bildirin, dedi. Böylece Baykal’ın İsviçre bankalarında hesabı olmadığı ortaya çıktı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Wikileaks belgelerine dayanarak sizin İsviçre bankalarında 8 ayrı hesabınızın olduğunu iddia etti. Siz de İsviçre bankalarına başvurarak hesaplarınızın bulunmadığını kamuoyuna belgelemeyi düşünüyor musunuz?11- Dünya siyasi tarihinde 30 savcı ve hakimle ve 20 polis müdürüyle yapılmış herhangi bir darbe var mıdır? 4 bakanın yolsuzluktan istifası darbe miydi? Reza Zarrab’ın bakanlara rüşvet vermesini veya Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye’ye girişi yasak olan Yasin el Kadı’nın takip edilmesi suç mudur? Darbe midir?12- Uçakta gazetecilerin ‘Elde bilgi-belge olmadan ne yapacaksınız? diyenler var sorusuna ‘Bu ülkenin Başbakan’ı, bakanları dinlendi. Bundan daha büyük belge olur mu?’ demeniz nasıl bir mantıktır? Suçun varlığı aynı zamanda suçlunun kim olduğunu da mı açıklar? Elinizde hiçbir belge olmadan milyonlarca mensubu olan bir camiayı sürekli karalamak ve karalatmak vicdanınızı rahatsız etmiyor mu?13- Türkiye’yi dinlediklerini kabul
Zaman
Ana Sayfa
06.09.2014
Cumhurbaşkanı’na13soruCumhurbaşkanı’na 13 soru
Cumhurbaşkanı’na 13 soru
Zaman
06.09.2014
01:59
1- Sayın Cumhurbaşkanı, geçen haziran Türkçe Olimpiyatları kapanış töreninde ‘Türkçeye Türkiye’nin barış mücadelesine adanmış sevgili öğretmenlerimizi tekrar tekrar tebrik ediyorum.’ demiş, 25 dakika Hizmet’e ve Hocaefendi’ye övgüler yağdırmıştınız. 17 ve 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları dışında bizim bilmediğimiz hangi sebeple bir yıl içinde 180 derece dönüş yapıp kendinizi Hizmet’i lanetler bir konuma düşürdünüz?2- Hocaefendi, 12 Mart mahkemelerinde yargılandı. Cuntacılar bir şey bulamadı. Sonra 12 Eylül darbecileri... Son olarak 28 Şubat’çıların terör örgütü kurmaktan açtıkları dava Haziran 2008’de de Yargıtay Genel Kurulu’nda oybirliğiyle beraatle sonuçlanmıştı. Hocaefendi’nin avukatlarının ifade ettiği gibi şu an Hocaefendi ile ilgili mahkemelerde devam eden bir soruşturma veya dava yok.Siz, kendi medyanızın yalanları dışında hangi bilgiye sahipsiniz ki olmayan soruşturma için ABD’den Hocaefendi’yi getirtme hesapları yapıyorsunuz?3- Demokratik ülkelerde yargı bağımsız. Siz hem savcı hem hakim olup yargılıyor sonra zihninizdeki mahkemede mahkum edip ABD’den istemeye kalkıyorsunuz? ABD bizim gibi değil, demokratik bir ülke. Orada herhangi bir kişinin iadesine karar verecek olan Başkan değil, ABD yargısı. Bunu bildiğiniz halde emrinizdeki gazetelerinize bunu haber yaptırma amacınız ne? ‘Bakın gelmiyor, demek ki ABD kolluyor’ demek mi? Medya aracılığıyla psikolojik harp yapmayı yeni makamınıza yakıştırıyor musunuz?4- Yargının iflas ettiği, siyasilerin savcı ve hakim olduğu bir ülkede, en masum insanlar katil muamelesi görebilir, ki görüyor. Teröristler devlet misafiri, vatanseverler terörist sayılıyor. Hırsızlık ve yolsuzlukları yakalayan dürüst insanlar, kurulan proje mahkemelerle hapse giriyor. Hocaefendi’ye karşı bütün s¸er odaklar düşmanlıkta ittifak halinde. Yılanlar inlerinden çıkıp tuzak kurmuş bekliyor. Böyle bir konjonktürde Hocaefendi’nin ‘Mü’min aynı delikten iki defa sokulmaz’ hadisine muhalefet edip, yargının adalet bakanının ağzına baktığı bir ülkeye geri dönmesi, mümin basiretinin ‘evet’ diyeceği bir davranış mıdır?EMSALSİZ HUSUMETİN SEBEBİ BUNLARI PERDELEMEK Mİ?5- Yıllarca övgüyle bahsettiğiniz Hizmet Hareketi’ne olan şimdiki emsalsiz husumetiniz yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarını yürüten savcı ve polis müdürlerinin Hizmet’le irtibatı iddiasından mı kaynaklanmaktadır?6- Son iki yıldır size soru sorabilen bir gazetecinin karşısına çıkamadınız. Sebebi 30 milyon Euro sıfırlama, Urla villaları, imar izinleri, vali sürdürme, Çatalca villaları, ihalelere müdahale, 10 milyon Euro komisyonu yetersiz bulma, yerden ve havadan nereye olduğu belirsiz silah sevkiyatı... Ve sümenaltı edilen Baykal kaseti... gibi iddiaların gerçekliği midir?7- Dokunulmazlığınız olduğu anayasanın “başbakan ve bakanlar tutuklanamaz, Meclis soruşturması dışında yargıya sevk edilemez” hükmüyle sabit. Buna rağmen ‘hedefleri bendim’ demeniz sizin de bu yolsuzluk ve rüşvet skandallarıyla ilişkili olmanızdan mıdır?8- Değilse AKP’deki yolsuzlukları ve yolsuzluklara bulaşanları temizleyip güçlenmek varken niçin yolsuzlukları araştıranlara savaş açtınız? 20 bini aşkın vatan evladını sürgüne yolladınız?9- MİT’in geçen yıl Reza Zarrab’ın bakanlarla yolsuzluk ilişkisi olduğu yönünde sizi uyardığına dair bir belge çıktı. Demek ki MİT elemanları da bakanları, bürokratları takip etmiş. O raporu hazırlayan MİT mensuplarını da görevlerinden aldırdınız mı?10- Eski CHP Genel Başkanı Deniz Baykal, İsviçre bankalarında parası olduğu yönünde iddialar çıkınca kendisi İsviçre bankalarına başvurdu. Hesabım varsa bana bildirin, dedi. Böylece Baykal’ın İsviçre bankalarında hesabı olmadığı ortaya çıktı. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Wikileaks belgelerine dayanarak sizin İsviçre bankalarında 8 ayrı hesabınızın olduğunu iddia etti. Siz de İsviçre bankalarına başvurarak hesaplarınızın bulunmadığını kamuoyuna belgelemeyi düşünüyor musunuz?11- Dünya siyasi tarihinde 30 savcı ve hakimle ve 20 polis müdürüyle yapılmış herhangi bir darbe var mıdır? 4 bakanın yolsuzluktan istifası darbe miydi? Reza Zarrab’ın bakanlara rüşvet vermesini veya Bakanlar Kurulu kararıyla Türkiye’ye girişi yasak olan Yasin el Kadı’nın takip edilmesi suç mudur? Darbe midir?12- Uçakta gazetecilerin ‘Elde bilgi-belge olmadan ne yapacaksınız? diyenler var sorusuna ‘Bu ülkenin Başbakan’ı, bakanları dinlendi. Bundan daha büyük belge olur mu?’ demeniz nasıl bir mantıktır? Suçun varlığı aynı zamanda suçlunun kim olduğunu da mı açıklar? Elinizde hiçbir belge olmadan milyonlarca mensubu olan bir camiayı sürekli karalamak ve karalatmak vicdanınızı rahatsız etmiyor mu?13- Türkiye’yi dinlediklerini kabul
Zaman
Güncel
06.09.2014
Cumhurbaşkanı’na13soruCumhurbaşkanı’na 13 soru
Bu çocukları ‘hırsızın peşinde koşsunlar’ diye yetiştirdik
Zaman
21.08.2014
02:12
İzmir’de liman ihalesi yolsuzluğu ve askerî casusluk davası soruşturmalarında görevli polislere yönelik operasyonda gözaltına alınanlara destek için aileleri, vatandaşlar emniyet müdürlüğü önünde bekliyor. Komiser Yardımcısı S.Ç.’nin babası, “Biz onları hırsızların peşinde koşsunlar, millete zarar verenleri engellesinler diye yetiştirdik.” dedi.İzmir’de gözaltına alınan polislere destek vermek için aileleri, İzmir Emniyet Müdürlüğü Bozyaka Hizmet Binası önünde toplandı. Vatandaşlar, “İzmir burada polisin yanında, İzmir burada devlet nerede?” şeklinde sloganlar atarak, hukuksuz gözaltılara tepki gösterdi. Gözaltına alınan 31 kişi arasında yer alan komiser yardımcısı S.Ç.’nin ailesi de bekleyişini sürdürüyor. 85 yaşında olmasına rağmen emniyet önünde torununu destekleyen Kani Kalaç, torununun İzmir’in birçok yerinde görev yaptığını belirterek, mükafatının bu olduğunu söyledi. Kalaç, “Dede olarak 85 yaşımdayım, gururluyum. Çalmadık. Küfretmedik. Öldürmedik. Bu da bir gurur.” şeklinde konuştu. Baba Şadi Ç. ise çocuğuna haram lokma yedirmediklerini belirterek başlarının dik olduğunu söyledi. Baba Ç. şöyle konuştu: “Başımızı öne eğecek bir şey yapmadılar. Hiçbirisi, bu görevi yaparken başı öne eğecek, bir şey yapmadı. Hukukun içerisinde kendilerine görev ne verildiyse, onları yaptılar. Ben zannediyorum bugün de, aynı şekilde bu insanlar dışarıya çıksalar, kendilerine dense ki şu görevler yapılacak, yine aynı şeyleri yapacaklardır. Biz bu insanları zaten, bunun için yetiştirdik. Hırsızların peşinde koşsunlar, onların önüne geçsinler, millete zarar veren insanların, zarar vermelerini engellesinler. Bunun için yetiştirdik, biz bu insanları. Haram lokma yedirmedik, Elhamdülillah. Bugün bizim başımızın dik olduğu kadar, onların da başı dik olacak.” Anne Hatice Ç. de, “Alnımız ak. Kötü hiçbir şey yapmadılar bu çocuklar. Biz çocuğumuzu iyi yetiştirdik. Onun için çocuğumuzun arkasındayız. Onu da Allah’a emanet ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Zaman
Güncel
21.08.2014
Buçocukları‘hırsızınpeşindekoşsunlar’diyeyetiştirdikBu çocukları ‘hırsızın peşinde koşsunlar’ diye yetiştirdik
Bu çocukları ‘hırsızın peşinde koşsunlar’ diye yetiştirdik
Zaman
21.08.2014
02:12
İzmir’de liman ihalesi yolsuzluğu ve askerî casusluk davası soruşturmalarında görevli polislere yönelik operasyonda gözaltına alınanlara destek için aileleri, vatandaşlar emniyet müdürlüğü önünde bekliyor. Komiser Yardımcısı S.Ç.’nin babası, “Biz onları hırsızların peşinde koşsunlar, millete zarar verenleri engellesinler diye yetiştirdik.” dedi.İzmir’de gözaltına alınan polislere destek vermek için aileleri, İzmir Emniyet Müdürlüğü Bozyaka Hizmet Binası önünde toplandı. Vatandaşlar, “İzmir burada polisin yanında, İzmir burada devlet nerede?” şeklinde sloganlar atarak, hukuksuz gözaltılara tepki gösterdi. Gözaltına alınan 31 kişi arasında yer alan komiser yardımcısı S.Ç.’nin ailesi de bekleyişini sürdürüyor. 85 yaşında olmasına rağmen emniyet önünde torununu destekleyen Kani Kalaç, torununun İzmir’in birçok yerinde görev yaptığını belirterek, mükafatının bu olduğunu söyledi. Kalaç, “Dede olarak 85 yaşımdayım, gururluyum. Çalmadık. Küfretmedik. Öldürmedik. Bu da bir gurur.” şeklinde konuştu. Baba Şadi Ç. ise çocuğuna haram lokma yedirmediklerini belirterek başlarının dik olduğunu söyledi. Baba Ç. şöyle konuştu: “Başımızı öne eğecek bir şey yapmadılar. Hiçbirisi, bu görevi yaparken başı öne eğecek, bir şey yapmadı. Hukukun içerisinde kendilerine görev ne verildiyse, onları yaptılar. Ben zannediyorum bugün de, aynı şekilde bu insanlar dışarıya çıksalar, kendilerine dense ki şu görevler yapılacak, yine aynı şeyleri yapacaklardır. Biz bu insanları zaten, bunun için yetiştirdik. Hırsızların peşinde koşsunlar, onların önüne geçsinler, millete zarar veren insanların, zarar vermelerini engellesinler. Bunun için yetiştirdik, biz bu insanları. Haram lokma yedirmedik, Elhamdülillah. Bugün bizim başımızın dik olduğu kadar, onların da başı dik olacak.” Anne Hatice Ç. de, “Alnımız ak. Kötü hiçbir şey yapmadılar bu çocuklar. Biz çocuğumuzu iyi yetiştirdik. Onun için çocuğumuzun arkasındayız. Onu da Allah’a emanet ediyoruz.” şeklinde konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
21.08.2014
Buçocukları‘hırsızınpeşindekoşsunlar’diyeyetiştirdikBu çocukları ‘hırsızın peşinde koşsunlar’ diye yetiştirdik
Joost Lagendijk - Yeni 'halife'yi ne kadar ciddiye almalıyız?
Zaman
02.07.2014
02:01
Geçen hafta sonu Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), yeni halifeliğin kurulduğunu ilan etti. Buna göre grubun lideri Ebu Bekir el-Bağdadi yeni devletin halifesi ve dünyanın her tarafındaki Müslümanlardan ona bağlılık göstermesi isteniyor.Bu halifelik ne kadar ciddiye alınmalı? Ortadoğu’daki eski düzen açısından sonun başlangıcı ve bütün bölgeyi ateşe verecek topyekün bir mezhep savaşının fitili mi ateşlendi? Ya da yeni halifelik, AP haber ajansının konuştuğu bir başka İslamcının sözleriyle, fantezi dünyasında yaşayan İslamcıların uçuk bir eylemi mi?IŞİD’in son dönemdeki ilerlemelerinin pek çok hususta önemli sonuçlara yol açtığı muhakkak. Irak’ta Kürtler pozisyonlarını güçlendirme fırsatını yakaladı. Analistlerin büyük kısmı, Şii çoğunluğun daha kapsayıcı bir hükümet oluşturmaya yönelik gönülsüzlüğünü sürdürmesi halinde ülkenin parçalanabileceği konusunda hemfikir. Şii din adamlarının, Bağdat’ı ele geçirmeyi hedefleyen Sünni militanlarla savaşmak için silaha sarılma çağrısına binlerce Şii gönüllü icabet etmiş durumda. Yükselen gerilimin sonucunda, başkentte mezhebe dayalı cinayetlerde artış var. Avrupa’da birçok hükümet, kendi bağrında yetişen yeni bir cihatçı kuşağıyla ilgili alarm zilleri çalıyor; IŞİD’e katılan bu insanlar, neticede günün birinde geri dönecek. Peki, bunlar, halifeliğin kalacağı anlamına mı geliyor? “Yeni Araplar” adlı kitabı geçenlerde yayımlanan ve aykırı fikirleriyle tanınan Ortadoğu uzmanı ve yazar Juan Cole’a göre El Bağdadi halifeliği yok olmaya mahkûm. Bunun tek sebebi yeni halifenin, şiddet eylemleriyle eninde sonunda kendi destekçilerinin de çoğunu rahatsız edecek olan psikopat bir seri katil olması değil. Cole, son halifeliğin Atatürk tarafından 1924’te lağvedilmesinin Müslümanların büyük çoğunluğunun pek de umurunda olmadığını hatırlatıyor: “Tarikatvari köktendincilerin oluşturduğu küçük gruplar o zamandan bu yana halifeliğin yeniden tesis edilmesini umdu, fakat bu dünyadaki 1,5 milyar Müslüman’ın yüzde 99’unun zihninde yer tutan bir mesele değil (…) Müslüman çoğunluklu her ülkenin, en yüksek yasal otorite mahiyetinde, bir müftüsü var ve devlet adına fetvaları onlar veriyor. Müslüman devletler tarafından desteklenen gerçek otoriteye sahip müftülere, seri katil El Bağdadi hakkında ne düşündüklerini bir sorun.”Yeni halifeliğin ömrünün niye muhtemelen sınırlı olacağına dair daha pratik ve siyasi sebepler öne süren analistler de var. Çoğu Cole ile şu konuda hemfikir: IŞİD’in tahammülsüz ve acımasız yöntemleri nihayetinde, şu an cihatçılarla aynı safta yer alan yerel Sünni gruplarla bir kırılmaya sebep olacak. New York Times gazetesi, Irak Aşiretleri Devrim Konseyi’nin başkanının, Iraklı Sünnilerin mevcut Maliki hükümetine karşı ayağa kalkmasına yardımcı olduğu için IŞİD’den övgüyle bahsettiğini, fakat yeni halifeliği duyduğunda IŞİD sözcüsüne ağır bir küfür ettiğini ve aşiretlerin zaten Müslüman olduğunu, birilerinin İslam adına gelip kendilerini yönetmesine izin vermeyeceklerini söylediğini yazıyor. Birçok gözlemcinin beklentisi; IŞİD’in, aktörlerden biri olarak sahnede kalacağı, fakat fazla ileri giden El Bağdadi’nin son dönemdeki kazanımlarını elinde tutamayacağı istikametinde. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Julian Barnes-Dacey, Suriye ve Irak’taki dinamiklere dair kapsamlı analizinde, Suriye’deki silahlı savaşçıların ezici çoğunluğunun, IŞİD’den farklı olarak, Suriye ile Irak arasındaki mevcut sınırları ortadan kaldırmayı istemediğinin altını çiziyor ve şunları söylüyor: “IŞİD’in iki ihtilafı bir araya getirme çabalarına karşı hem Suriye hem Irak’ta bariz iç muhalefet işaretleri söz konusu. Son altı ay zarfında Suriye isyanı isyancılar arasındaki bir iç savaşa dönüşmüş durumda, zira silahlı muhalif gruplar IŞİD’e karşı çıkıyor.” Barnes-Dacey aynısının Irak’ta da yaşanmasını bekliyor.Sanırım şu rahatlıkla söylenebilir: Türkiye’nin güney sınırındaki yeni halifelik kısa süre sonra, tarihin gidişatını tersine çevirmek yönünde kanlı, fakat başarısız bir teşebbüs olarak hatırlanacak.
Zaman
Köşe Yazıları
02.07.2014
JoostLagendijk-Yenihalifeyinekadarciddiyealmalıyız?Joost Lagendijk - Yeni halifeyi ne kadar ciddiye almalıyız?
Joost Lagendijk - Yeni 'halife'yi ne kadar ciddiye almalıyız?
Zaman
02.07.2014
02:01
Geçen hafta sonu Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), yeni halifeliğin kurulduğunu ilan etti. Buna göre grubun lideri Ebu Bekir el-Bağdadi yeni devletin halifesi ve dünyanın her tarafındaki Müslümanlardan ona bağlılık göstermesi isteniyor.Bu halifelik ne kadar ciddiye alınmalı? Ortadoğu’daki eski düzen açısından sonun başlangıcı ve bütün bölgeyi ateşe verecek topyekün bir mezhep savaşının fitili mi ateşlendi? Ya da yeni halifelik, AP haber ajansının konuştuğu bir başka İslamcının sözleriyle, fantezi dünyasında yaşayan İslamcıların uçuk bir eylemi mi?IŞİD’in son dönemdeki ilerlemelerinin pek çok hususta önemli sonuçlara yol açtığı muhakkak. Irak’ta Kürtler pozisyonlarını güçlendirme fırsatını yakaladı. Analistlerin büyük kısmı, Şii çoğunluğun daha kapsayıcı bir hükümet oluşturmaya yönelik gönülsüzlüğünü sürdürmesi halinde ülkenin parçalanabileceği konusunda hemfikir. Şii din adamlarının, Bağdat’ı ele geçirmeyi hedefleyen Sünni militanlarla savaşmak için silaha sarılma çağrısına binlerce Şii gönüllü icabet etmiş durumda. Yükselen gerilimin sonucunda, başkentte mezhebe dayalı cinayetlerde artış var. Avrupa’da birçok hükümet, kendi bağrında yetişen yeni bir cihatçı kuşağıyla ilgili alarm zilleri çalıyor; IŞİD’e katılan bu insanlar, neticede günün birinde geri dönecek. Peki, bunlar, halifeliğin kalacağı anlamına mı geliyor? “Yeni Araplar” adlı kitabı geçenlerde yayımlanan ve aykırı fikirleriyle tanınan Ortadoğu uzmanı ve yazar Juan Cole’a göre El Bağdadi halifeliği yok olmaya mahkûm. Bunun tek sebebi yeni halifenin, şiddet eylemleriyle eninde sonunda kendi destekçilerinin de çoğunu rahatsız edecek olan psikopat bir seri katil olması değil. Cole, son halifeliğin Atatürk tarafından 1924’te lağvedilmesinin Müslümanların büyük çoğunluğunun pek de umurunda olmadığını hatırlatıyor: “Tarikatvari köktendincilerin oluşturduğu küçük gruplar o zamandan bu yana halifeliğin yeniden tesis edilmesini umdu, fakat bu dünyadaki 1,5 milyar Müslüman’ın yüzde 99’unun zihninde yer tutan bir mesele değil (…) Müslüman çoğunluklu her ülkenin, en yüksek yasal otorite mahiyetinde, bir müftüsü var ve devlet adına fetvaları onlar veriyor. Müslüman devletler tarafından desteklenen gerçek otoriteye sahip müftülere, seri katil El Bağdadi hakkında ne düşündüklerini bir sorun.”Yeni halifeliğin ömrünün niye muhtemelen sınırlı olacağına dair daha pratik ve siyasi sebepler öne süren analistler de var. Çoğu Cole ile şu konuda hemfikir: IŞİD’in tahammülsüz ve acımasız yöntemleri nihayetinde, şu an cihatçılarla aynı safta yer alan yerel Sünni gruplarla bir kırılmaya sebep olacak. New York Times gazetesi, Irak Aşiretleri Devrim Konseyi’nin başkanının, Iraklı Sünnilerin mevcut Maliki hükümetine karşı ayağa kalkmasına yardımcı olduğu için IŞİD’den övgüyle bahsettiğini, fakat yeni halifeliği duyduğunda IŞİD sözcüsüne ağır bir küfür ettiğini ve aşiretlerin zaten Müslüman olduğunu, birilerinin İslam adına gelip kendilerini yönetmesine izin vermeyeceklerini söylediğini yazıyor. Birçok gözlemcinin beklentisi; IŞİD’in, aktörlerden biri olarak sahnede kalacağı, fakat fazla ileri giden El Bağdadi’nin son dönemdeki kazanımlarını elinde tutamayacağı istikametinde. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Julian Barnes-Dacey, Suriye ve Irak’taki dinamiklere dair kapsamlı analizinde, Suriye’deki silahlı savaşçıların ezici çoğunluğunun, IŞİD’den farklı olarak, Suriye ile Irak arasındaki mevcut sınırları ortadan kaldırmayı istemediğinin altını çiziyor ve şunları söylüyor: “IŞİD’in iki ihtilafı bir araya getirme çabalarına karşı hem Suriye hem Irak’ta bariz iç muhalefet işaretleri söz konusu. Son altı ay zarfında Suriye isyanı isyancılar arasındaki bir iç savaşa dönüşmüş durumda, zira silahlı muhalif gruplar IŞİD’e karşı çıkıyor.” Barnes-Dacey aynısının Irak’ta da yaşanmasını bekliyor.Sanırım şu rahatlıkla söylenebilir: Türkiye’nin güney sınırındaki yeni halifelik kısa süre sonra, tarihin gidişatını tersine çevirmek yönünde kanlı, fakat başarısız bir teşebbüs olarak hatırlanacak.
Zaman
Ana Sayfa
02.07.2014
JoostLagendijk-Yenihalifeyinekadarciddiyealmalıyız?Joost Lagendijk - Yeni halifeyi ne kadar ciddiye almalıyız?
Kendi ülkesinde mülteci
Zaman
22.06.2014
02:02
Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü, Irak’ın Ninava vilayetine bağlı Telafer kentinin kontrolünü, onlarca masumun kanını dökerek ele geçirdi. Burası Türkmenlerin yoğun olarak yaşadığı bir bölge.Çoluk çocuk binlerce insan, evlerini yurtlarını bırakıp bilmedikleri başka diyarlara göç etmek zorunda kaldı. Kimi yakınlardaki başka kentlerde, kendilerini şimdilik güvende hissedecekleri akrabalarının evlerine, çoğunluğu da sınır bölgelerine yakın alanlara, uluslararası yardım kuruluşlarınca kurulan kamplara yerleşti. ‘Vekalet sistemi’ nedeniyle bir akrabalarının gelip kendilerini almasını bekleyen binlerce insan, halen eyaletler arasındaki sınır kapılarında bekletiliyor.Yuvalarını, akrabalarını ve hatıralarını geride bıraktılar, hiç bilmedikleri bir memlekette, beyaz bir çadır içinde günlerini ve gecelerini geçirecekler. Gözlerdeki endişe ilk fark edilen şey. Çocuklarsa hiçbir şeyden habersiz tozun toprağın içinde oynuyor. Kampta ne kadar kalınacağını, akıbetlerinin ne olacağını kimse bilmiyor. 4 çocuk babası Agat S., “Eğer gelmeseydik çocuklarımı öldüreceklerdi, bir yakınım geride 90 yaşındaki babasını bıraktı, duyduk ki önce ellerini, sonra başını kesip öldürmüşler.” diyor. Kendilerinden olmayana hiçbir şekilde müsamaha göstermeyen terör örgütü mensupları, din adına(!) baş kesmeye devam ediyor, başı kesilen en son ‘Allah’ diyerek canını teslim ediyor. IŞİD her geçen gün gücüne güç katarak yeni bölgelerin kontrolünü ele alırken, yeni kamplar için yerler şimdiden belirlenmiş. Henüz terör örgütünün eline geçmeyen kentlerdeki insanlar da korku içinde yarının gelmesini, korkulanın olmamasını umut ederek bekliyor.İnsanların bu duruma düşmelerinin nedeni, Amerikan ordusundan aldıkları bütün eğitim, teçhizat ve silah imkanına rağmen savaşmayı reddederek siperlerini bırakıp kaçan Irak askerleri. Öyle bir kaçış ki, miğferlerini bile terk etmişler bıraktıkları yerlerde. Bölge şimdi Peşmerge askerlerinin kontrolünde. Şehirler el değiştiriyor, her yeni gün birileri bir yerlere sahip olduklarını ilan ediyor. Bütün savaşlarda olduğu gibi Irak’ta da kendilerine ait olmayan bir savaşın acısını en çok masum siviller yaşıyor.
Zaman
Ana Sayfa
22.06.2014
KendiülkesindemülteciKendi ülkesinde mülteci
Ali Yurttagül - Musul'da istihbarat zaafı
Zaman
19.06.2014
02:15
Musul konsolosluğumuzun basılıp 49 vatandaşımızın rehin alınmış olması, nereden bakarsanız bakın bu insanlar için bir felaket olduğu gibi, Türkiye için bölge ve uluslararası ilişkiler açısından hiç hoş olmayan bir durumdur. Bu yüzden özellikle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ağır eleştiriler alması tesadüf olmadı.Olaya biraz yakından bakmak, sorunun istihbarat zaafı ve değerlendirmesinden kaynaklandığını görmek için yeterlidir. Konsolosluğun tümden olmasa da gerekli çekirdek personel sayısına indirgenmemiş olması, aile bireyleri, hatta bir bebeğin rehin düşmesi, Ankara’da bilgi eksikliği, analiz ve değerlendirme yetersizliği sorunu olduğuna işaret ediyor. Umarız vatandaşlarımız kısa zamanda sevdiklerine kavuşur ve bu kâbustan kurtulur. İsterseniz bilgi, analiz ve hareket zaafına biraz yakından bakalım. Tüm veriler Dışişleri Bakanlığı ve MİT’in Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Musul’u bu kadar kısa zamanda ele geçireceğini göremediğini gösteriyor. Gelişmeler, bu iki kurumun da IŞİD’in bölgedeki gücü ve hazırlıkları konusunda bilgi sahibi olmadıkları gibi, içerisinde de kaynakları olmadığını düşündürüyor. Hareketin askeri başarısını, sadece dökülen Irak ordusunun yetersizliği ile açıklamak mümkün değil. Birkaç gün içerisinde gerçekleştirdiği ve yüzlerce kilometreyi kapsayan bir alanda operasyon sadece silahlı birlikler değil, altyapı kapasite yönetimi gerektiren bir şeydir. Türkiye istihbarat birimlerinin tüm bu gerçekleri görememiş ve önlem almamış olması, derin bir bilgi yetersizliğinin belgesidir. Tüm veriler, istihbarat birimlerinin sadece IŞİD’in bu kadar hızlı geleceğini göremediği gibi, konsolosluğu işgal edeceğinin de beklenmediğine işaret ediyor. Militanlar kapıya dayandıktan sonra Ankara’nın sağduyulu davranıp apar topar tahliye veya operasyon girişiminde bulunmamış olması ne kadar doğru ise Dışişleri’nin bu duruma düşmesine müsaade edilmiş olması, o kadar vahimdir. MİT herhalde IŞİD’in konsolosluğu hedef almayacağını bekliyor, hareketin hedeflerini kestiremiyordu. Basında Türkiye’nin bu hareketi nasıl gördüğünü de anlamak pek kolay değil. Bu bilgi yetersizliği, derin bir analiz kapasite sorununun varlığına da işaret ediyor. Brüksel ziyaretlerinde uluslararası ilişkiler ve Türkiye üzerine seminerleri ile tanınan, bu toplantılardan sonra yaşlı AB bürokratlarının “öğrencilik yıllarıma döndüm” diye espri yaptığı Davutoğlu’nun düştüğü durum, içler acısıdır. Davutoğlu’nun Irak’ta kendi başına çetrefil gelişmeleri yöneteceğine, rehin alınmış vatandaşlarının hayatını kurtarmakla meşgul olması, bu önlenebilir bir durum olduğu için üzücüdür. Uzun zamandır bölgede aktif istihbarat birimleri siyasi güç ve aktörleri doğru okuyup, gelişmeleri doğru değerlendirseydi, Musul konsolosluğu ya tamamen, en azından kısmen boşaltılmış olur, Türkiye bir terör örgütüne karşı bu kadar zayıf bir konuma düşmezdi. İstihbarat birimlerinin analiz ve değerlendirme sorunu yanında, Ortadoğu’daki siyasi hareketlere bakış açısının masaya yatırılması, ileride benzer sorunlarla karşı karşıya kalmamak için gereklidir. Umarım Ahmet Bey ile Dışişleri kadroları derinlemesine bir durum değerlendirmesi yapar, bilgi ve değerlendirme yetersizliğinin kaynaklarını araştırır. Burada ayrıntılarına girmek mümkün olmasa da istihbarat zaafının kaynaklarından birinin Türkiye’de istihbarat birimlerinin mimarisinden kaynaklandığını düşündüğümüzü vurgulayalım. Yeni MİT Yasası ile bu zaaf sadece derinleşmemiş, siyasi ve hukuki denetimden yoksun “dokunulmaz” konuma getirilen teşkilat, siyasi iktidarın politik enstrümanı olmuştur. Türkiye’de artık Genelkurmay’ın gölgesinde bir Savunma Bakanı yanında, MİT’in gölgesinde İçişleri ve Dışişleri bakanları var. Bu tür bir kurumun sağlıklı bilgi toplayıp objektif değerlendirme yapması nerede ise imkânsızdır. Önümüzdeki aylarda İçişleri Bakanı’nın “bayrak meselesi”nde olduğu gibi Dışişleri de Musul gibi benzer sorunlar ile boğuşmak zorunda kalırsa, şaşırmayın. Sorumluların ortaya çıkmasını da beklemeyin...
Zaman
En Çok Okunan
19.06.2014
AliYurttagül-MusuldaistihbaratzaafıAli Yurttagül - Musulda istihbarat zaafı
Ali Yurttagül - Musul'da istihbarat zaafı
Zaman
19.06.2014
02:05
Musul konsolosluğumuzun basılıp 49 vatandaşımızın rehin alınmış olması, nereden bakarsanız bakın bu insanlar için bir felaket olduğu gibi, Türkiye için bölge ve uluslararası ilişkiler açısından hiç hoş olmayan bir durumdur. Bu yüzden özellikle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ağır eleştiriler alması tesadüf olmadı.Olaya biraz yakından bakmak, sorunun istihbarat zaafı ve değerlendirmesinden kaynaklandığını görmek için yeterlidir. Konsolosluğun tümden olmasa da gerekli çekirdek personel sayısına indirgenmemiş olması, aile bireyleri, hatta bir bebeğin rehin düşmesi, Ankara’da bilgi eksikliği, analiz ve değerlendirme yetersizliği sorunu olduğuna işaret ediyor. Umarız vatandaşlarımız kısa zamanda sevdiklerine kavuşur ve bu kâbustan kurtulur. İsterseniz bilgi, analiz ve hareket zaafına biraz yakından bakalım. Tüm veriler Dışişleri Bakanlığı ve MİT’in Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Musul’u bu kadar kısa zamanda ele geçireceğini göremediğini gösteriyor. Gelişmeler, bu iki kurumun da IŞİD’in bölgedeki gücü ve hazırlıkları konusunda bilgi sahibi olmadıkları gibi, içerisinde de kaynakları olmadığını düşündürüyor. Hareketin askeri başarısını, sadece dökülen Irak ordusunun yetersizliği ile açıklamak mümkün değil. Birkaç gün içerisinde gerçekleştirdiği ve yüzlerce kilometreyi kapsayan bir alanda operasyon sadece silahlı birlikler değil, altyapı kapasite yönetimi gerektiren bir şeydir. Türkiye istihbarat birimlerinin tüm bu gerçekleri görememiş ve önlem almamış olması, derin bir bilgi yetersizliğinin belgesidir. Tüm veriler, istihbarat birimlerinin sadece IŞİD’in bu kadar hızlı geleceğini göremediği gibi, konsolosluğu işgal edeceğinin de beklenmediğine işaret ediyor. Militanlar kapıya dayandıktan sonra Ankara’nın sağduyulu davranıp apar topar tahliye veya operasyon girişiminde bulunmamış olması ne kadar doğru ise Dışişleri’nin bu duruma düşmesine müsaade edilmiş olması, o kadar vahimdir. MİT herhalde IŞİD’in konsolosluğu hedef almayacağını bekliyor, hareketin hedeflerini kestiremiyordu. Basında Türkiye’nin bu hareketi nasıl gördüğünü de anlamak pek kolay değil. Bu bilgi yetersizliği, derin bir analiz kapasite sorununun varlığına da işaret ediyor. Brüksel ziyaretlerinde uluslararası ilişkiler ve Türkiye üzerine seminerleri ile tanınan, bu toplantılardan sonra yaşlı AB bürokratlarının “öğrencilik yıllarıma döndüm” diye espri yaptığı Davutoğlu’nun düştüğü durum, içler acısıdır. Davutoğlu’nun Irak’ta kendi başına çetrefil gelişmeleri yöneteceğine, rehin alınmış vatandaşlarının hayatını kurtarmakla meşgul olması, bu önlenebilir bir durum olduğu için üzücüdür. Uzun zamandır bölgede aktif istihbarat birimleri siyasi güç ve aktörleri doğru okuyup, gelişmeleri doğru değerlendirseydi, Musul konsolosluğu ya tamamen, en azından kısmen boşaltılmış olur, Türkiye bir terör örgütüne karşı bu kadar zayıf bir konuma düşmezdi. İstihbarat birimlerinin analiz ve değerlendirme sorunu yanında, Ortadoğu’daki siyasi hareketlere bakış açısının masaya yatırılması, ileride benzer sorunlarla karşı karşıya kalmamak için gereklidir. Umarım Ahmet Bey ile Dışişleri kadroları derinlemesine bir durum değerlendirmesi yapar, bilgi ve değerlendirme yetersizliğinin kaynaklarını araştırır. Burada ayrıntılarına girmek mümkün olmasa da istihbarat zaafının kaynaklarından birinin Türkiye’de istihbarat birimlerinin mimarisinden kaynaklandığını düşündüğümüzü vurgulayalım. Yeni MİT Yasası ile bu zaaf sadece derinleşmemiş, siyasi ve hukuki denetimden yoksun “dokunulmaz” konuma getirilen teşkilat, siyasi iktidarın politik enstrümanı olmuştur. Türkiye’de artık Genelkurmay’ın gölgesinde bir Savunma Bakanı yanında, MİT’in gölgesinde İçişleri ve Dışişleri bakanları var. Bu tür bir kurumun sağlıklı bilgi toplayıp objektif değerlendirme yapması nerede ise imkânsızdır. Önümüzdeki aylarda İçişleri Bakanı’nın “bayrak meselesi”nde olduğu gibi Dışişleri de Musul gibi benzer sorunlar ile boğuşmak zorunda kalırsa, şaşırmayın. Sorumluların ortaya çıkmasını da beklemeyin...
Zaman
Köşe Yazıları
19.06.2014
AliYurttagül-MusuldaistihbaratzaafıAli Yurttagül - Musulda istihbarat zaafı
Ali Yurttagül - Musul'da istihbarat zaafı
Zaman
19.06.2014
02:05
Musul konsolosluğumuzun basılıp 49 vatandaşımızın rehin alınmış olması, nereden bakarsanız bakın bu insanlar için bir felaket olduğu gibi, Türkiye için bölge ve uluslararası ilişkiler açısından hiç hoş olmayan bir durumdur. Bu yüzden özellikle Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun ağır eleştiriler alması tesadüf olmadı.Olaya biraz yakından bakmak, sorunun istihbarat zaafı ve değerlendirmesinden kaynaklandığını görmek için yeterlidir. Konsolosluğun tümden olmasa da gerekli çekirdek personel sayısına indirgenmemiş olması, aile bireyleri, hatta bir bebeğin rehin düşmesi, Ankara’da bilgi eksikliği, analiz ve değerlendirme yetersizliği sorunu olduğuna işaret ediyor. Umarız vatandaşlarımız kısa zamanda sevdiklerine kavuşur ve bu kâbustan kurtulur. İsterseniz bilgi, analiz ve hareket zaafına biraz yakından bakalım. Tüm veriler Dışişleri Bakanlığı ve MİT’in Irak Şam İslam Devleti’nin (IŞİD) Musul’u bu kadar kısa zamanda ele geçireceğini göremediğini gösteriyor. Gelişmeler, bu iki kurumun da IŞİD’in bölgedeki gücü ve hazırlıkları konusunda bilgi sahibi olmadıkları gibi, içerisinde de kaynakları olmadığını düşündürüyor. Hareketin askeri başarısını, sadece dökülen Irak ordusunun yetersizliği ile açıklamak mümkün değil. Birkaç gün içerisinde gerçekleştirdiği ve yüzlerce kilometreyi kapsayan bir alanda operasyon sadece silahlı birlikler değil, altyapı kapasite yönetimi gerektiren bir şeydir. Türkiye istihbarat birimlerinin tüm bu gerçekleri görememiş ve önlem almamış olması, derin bir bilgi yetersizliğinin belgesidir. Tüm veriler, istihbarat birimlerinin sadece IŞİD’in bu kadar hızlı geleceğini göremediği gibi, konsolosluğu işgal edeceğinin de beklenmediğine işaret ediyor. Militanlar kapıya dayandıktan sonra Ankara’nın sağduyulu davranıp apar topar tahliye veya operasyon girişiminde bulunmamış olması ne kadar doğru ise Dışişleri’nin bu duruma düşmesine müsaade edilmiş olması, o kadar vahimdir. MİT herhalde IŞİD’in konsolosluğu hedef almayacağını bekliyor, hareketin hedeflerini kestiremiyordu. Basında Türkiye’nin bu hareketi nasıl gördüğünü de anlamak pek kolay değil. Bu bilgi yetersizliği, derin bir analiz kapasite sorununun varlığına da işaret ediyor. Brüksel ziyaretlerinde uluslararası ilişkiler ve Türkiye üzerine seminerleri ile tanınan, bu toplantılardan sonra yaşlı AB bürokratlarının “öğrencilik yıllarıma döndüm” diye espri yaptığı Davutoğlu’nun düştüğü durum, içler acısıdır. Davutoğlu’nun Irak’ta kendi başına çetrefil gelişmeleri yöneteceğine, rehin alınmış vatandaşlarının hayatını kurtarmakla meşgul olması, bu önlenebilir bir durum olduğu için üzücüdür. Uzun zamandır bölgede aktif istihbarat birimleri siyasi güç ve aktörleri doğru okuyup, gelişmeleri doğru değerlendirseydi, Musul konsolosluğu ya tamamen, en azından kısmen boşaltılmış olur, Türkiye bir terör örgütüne karşı bu kadar zayıf bir konuma düşmezdi. İstihbarat birimlerinin analiz ve değerlendirme sorunu yanında, Ortadoğu’daki siyasi hareketlere bakış açısının masaya yatırılması, ileride benzer sorunlarla karşı karşıya kalmamak için gereklidir. Umarım Ahmet Bey ile Dışişleri kadroları derinlemesine bir durum değerlendirmesi yapar, bilgi ve değerlendirme yetersizliğinin kaynaklarını araştırır. Burada ayrıntılarına girmek mümkün olmasa da istihbarat zaafının kaynaklarından birinin Türkiye’de istihbarat birimlerinin mimarisinden kaynaklandığını düşündüğümüzü vurgulayalım. Yeni MİT Yasası ile bu zaaf sadece derinleşmemiş, siyasi ve hukuki denetimden yoksun “dokunulmaz” konuma getirilen teşkilat, siyasi iktidarın politik enstrümanı olmuştur. Türkiye’de artık Genelkurmay’ın gölgesinde bir Savunma Bakanı yanında, MİT’in gölgesinde İçişleri ve Dışişleri bakanları var. Bu tür bir kurumun sağlıklı bilgi toplayıp objektif değerlendirme yapması nerede ise imkânsızdır. Önümüzdeki aylarda İçişleri Bakanı’nın “bayrak meselesi”nde olduğu gibi Dışişleri de Musul gibi benzer sorunlar ile boğuşmak zorunda kalırsa, şaşırmayın. Sorumluların ortaya çıkmasını da beklemeyin...
Zaman
Ana Sayfa
19.06.2014
AliYurttagül-MusuldaistihbaratzaafıAli Yurttagül - Musulda istihbarat zaafı
IŞİD’ten kaçanlar, gitmek için uçak bileti bulamıyor
Zaman
15.06.2014
10:51
Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) militanlarının işgal ettiği bölgelerden kaçarak Erbile sığınan Iraklılar, yakınlarının bulunduğu bölgelere gitmek için uçak bileti bulamıyor. Irak Havayolları Şirketi Iraqi Airways, iç hatlarda Erbil-Bağdat gidiş dönüş olarak yaptığı 4 seferi yoğun talep üzerine 8e çıkarmasına rağmen boş yer yok. Aşırı talep nedeniyle bilet satış ofisleri önünde büyük izdiham oluşurken, karaborsaya düşen biletler fahiş fiyata alıcı buluyor.Sırada bekleyen Iraklı Sabah Fewzi, Sabah 8.00den bu yana bilet almaya geldim ancak şu an alabildim. derken Bağdatın Dora bölgesinden gelen bir vatandaş, Perşembe gününden beri buradayım. Aileme gidemiyorum. Bağdatta bizim bölgede bir sıkıntı yok ancak şu an kara yolları kapalı olduğu için uçakla gitmek zorundayım. diye konuştuBarık Fazıl ise Irak Bölgesel Kürt Yönetimine teşekürlerimi sunuyorum burada binlerce aileyi bağırına bastıkları için. Ancak iki sorun var. Birincisi burada yaşlılara ve ailelere öncelik verilmiyor. Yaşlılara ve ailelere öncelik verilecek daha sonra gençlere ama biz burada bunu göremiyoruz. İkincisi yeterli uçak sayısı yok. Burada bu kadar insan beklememesi lazım. Bir de buradaki güvenlikçi bize çok eziyet çektirdi. Biz sabahtan beri bekliyoruz. Hepimiz çok yorulduk; çok bekledik.Ailelerimiz bizi merak ediyor bir an önce dönmek istiyoruz biz siyahat etmek için buraya geldik. Beş günlüğüne kalacaktık ancak meydana gelen olaylar yüzünden 3 gün daha kalmaya mecbur kaldım. ifadelerini kullandı.Kemal Osman da, Benim arkadaşlarım Bağdattan gelmiş ancak bilet bulamıyorlar. Aileleri bekliyor. Bir de hotellerde kalamıyorlar çünkü fiatlar uçmuş. Maliki efendi bir uçak göndersin bu aileleri buradan alsın. Hava alanında 500 dolara bilet vardır niye burada yok? Bunlar seyahat için buraya gelmişler. Tüm biletler satılmış ayın 28ine kadar bilet de yok muş. Peki bu insanlar burada ne yapsın; nereye gitsin? Bir de İstanbul uçakları buradan Bağdata 1000 dolar olmuş. Niye hepsi istiğlal ediyorlar. Bu insanlar burada ne yapsın? 15 gün burada mı kalsınlar? Hoteller 80, 100 dolar. Bu insanlar ne yapsın? Irak Hükümeti bunlara yardımcı olsun. 2-3 ucak göndersin bunları alsın. şeklinde konuştu.
Zaman
Son Dakika
15.06.2014
IŞİD’tenkaçanlargitmekiçinuçakbileti/">biletibulamıyorbileti-bulamıyor/">IŞİD’ten kaçanlar gitmek için uçak bileti bulamıyor
IŞİD’ten kaçanlar, gitmek için uçak bileti bulamıyor
Zaman
15.06.2014
10:51
Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) militanlarının işgal ettiği bölgelerden kaçarak Erbile sığınan Iraklılar, yakınlarının bulunduğu bölgelere gitmek için uçak bileti bulamıyor. Irak Havayolları Şirketi Iraqi Airways, iç hatlarda Erbil-Bağdat gidiş dönüş olarak yaptığı 4 seferi yoğun talep üzerine 8e çıkarmasına rağmen boş yer yok. Aşırı talep nedeniyle bilet satış ofisleri önünde büyük izdiham oluşurken, karaborsaya düşen biletler fahiş fiyata alıcı buluyor.Sırada bekleyen Iraklı Sabah Fewzi, Sabah 8.00den bu yana bilet almaya geldim ancak şu an alabildim. derken Bağdatın Dora bölgesinden gelen bir vatandaş, Perşembe gününden beri buradayım. Aileme gidemiyorum. Bağdatta bizim bölgede bir sıkıntı yok ancak şu an kara yolları kapalı olduğu için uçakla gitmek zorundayım. diye konuştuBarık Fazıl ise Irak Bölgesel Kürt Yönetimine teşekürlerimi sunuyorum burada binlerce aileyi bağırına bastıkları için. Ancak iki sorun var. Birincisi burada yaşlılara ve ailelere öncelik verilmiyor. Yaşlılara ve ailelere öncelik verilecek daha sonra gençlere ama biz burada bunu göremiyoruz. İkincisi yeterli uçak sayısı yok. Burada bu kadar insan beklememesi lazım. Bir de buradaki güvenlikçi bize çok eziyet çektirdi. Biz sabahtan beri bekliyoruz. Hepimiz çok yorulduk; çok bekledik.Ailelerimiz bizi merak ediyor bir an önce dönmek istiyoruz biz siyahat etmek için buraya geldik. Beş günlüğüne kalacaktık ancak meydana gelen olaylar yüzünden 3 gün daha kalmaya mecbur kaldım. ifadelerini kullandı.Kemal Osman da, Benim arkadaşlarım Bağdattan gelmiş ancak bilet bulamıyorlar. Aileleri bekliyor. Bir de hotellerde kalamıyorlar çünkü fiatlar uçmuş. Maliki efendi bir uçak göndersin bu aileleri buradan alsın. Hava alanında 500 dolara bilet vardır niye burada yok? Bunlar seyahat için buraya gelmişler. Tüm biletler satılmış ayın 28ine kadar bilet de yok muş. Peki bu insanlar burada ne yapsın; nereye gitsin? Bir de İstanbul uçakları buradan Bağdata 1000 dolar olmuş. Niye hepsi istiğlal ediyorlar. Bu insanlar burada ne yapsın? 15 gün burada mı kalsınlar? Hoteller 80, 100 dolar. Bu insanlar ne yapsın? Irak Hükümeti bunlara yardımcı olsun. 2-3 ucak göndersin bunları alsın. şeklinde konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
15.06.2014
IŞİD’tenkaçanlargitmekiçinuçakbileti/">biletibulamıyorbileti-bulamıyor/">IŞİD’ten kaçanlar gitmek için uçak bileti bulamıyor
IŞİD’ten kaçanlar, yakınlarının yanına gitmek için uçak bileti bulamıyor
Zaman
15.06.2014
10:15
Irak-Şam İslam Devleti (IŞİD) militanlarının işgal ettiği bölgelerden kaçarak Erbile sığınan Iraklılar, yakınlarının bulunduğu bölgelere gitmek için uçak bileti bulamıyor. Irak Havayolları Şirketi Iraqi Airways, iç hatlarda Erbil-Bağdat gidiş dönüş olarak yaptığı 4 seferi yoğun talep üzerine 8e çıkarmasına rağmen boş yer yok. Aşırı talep nedeniyle bilet satış ofisleri önünde büyük izdiham oluşurken, karaborsaya düşen biletler fahiş fiyata alıcı buluyor.Sırada bekleyen Iraklı Sabah Fewzi, Sabah 8.00den bu yana bilet almaya geldim ancak şu an alabildim. derken Bağdatın Dora bölgesinden gelen bir vatandaş, Perşembe gününden beri buradayım. Aileme gidemiyorum. Bağdatta bizim bölgede bir sıkıntı yok ancak şu an kara yolları kapalı olduğu için uçakla gitmek zorundayım. diye konuştuBarık Fazıl ise Irak Bölgesel Kürt Yönetimine teşekürlerimi sunuyorum burada binlerce aileyi bağırına bastıkları için. Ancak iki sorun var. Birincisi burada yaşlılara ve ailelere öncelik verilmiyor. Yaşlılara ve ailelere öncelik verilecek daha sonra gençlere ama biz burada bunu göremiyoruz. İkincisi yeterli uçak sayısı yok. Burada bu kadar insan beklememesi lazım. Bir de buradaki güvenlikçi bize çok eziyet çektirdi. Biz sabahtan beri bekliyoruz. Hepimiz çok yorulduk; çok bekledik. Ailelerimiz bizi merak ediyor bir an önce dönmek istiyoruz biz siyahat etmek için buraya geldik. Beş günlüğüne kalacaktık ancak meydana gelen olaylar yüzünden 3 gün daha kalmaya mecbur kaldım. ifadelerini kullandı.Kemal Osman da, Benim arkadaşlarım Bağdattan gelmiş ancak bilet bulamıyorlar. Aileleri bekliyor. Bir de hotellerde kalamıyorlar çünkü fiatlar uçmuş. Maliki efendi bir uçak göndersin bu aileleri buradan alsın. Hava alanında 500 dolara bilet vardır niye burada yok? Bunlar seyahat için buraya gelmişler. Tüm biletler satılmış ayın 28ine kadar bilet de yok muş. Peki bu insanlar burada ne yapsın; nereye gitsin? Bir de İstanbul uçakları buradan Bağdata 1000 dolar olmuş. Niye hepsi istiğlal ediyorlar. Bu insanlar burada ne yapsın? 15 gün burada mı kalsınlar? Hoteller 80, 100 dolar. Bu insanlar ne yapsın? Irak Hükümeti bunlara yardımcı olsun. 2-3 ucak göndersin bunları alsın. şeklinde konuştu.
Zaman
Son Dakika
15.06.2014
IŞİD’tenkaçanlaryakınlarınınyanınagitmekiçinuçakbileti/">biletibulamıyorbileti-bulamıyor/">IŞİD’ten kaçanlar yakınlarının yanına gitmek için uçak bileti bulamıyor
Süleyman Sargın - Senin esas düşmanın
Zaman
13.06.2014
02:07
Şeytan, insanın ezeli düşmanı. Ahdetmiş onu yoldan çıkarmaya. Bu yüzden teşebbüs etmeyeceği hile, başvurmayacağı numara yok.İnsan ise Bediüzzaman Hazretleri’nin tabiriyle “mahiyet-i câmia” sahibi bir muamma. Mahiyetindeki unsurlardan en önemlilerinden biri, nefsi… Yusuf peygamberin “mutlaka ama mutlaka kötülüğü emreder” olarak tarif ettiği bir mekanizma. “Emmâre” dedikleri bu nefis, hırs, kin, şehvet, nefret, haset.. vb. duygularla örgülenmiş. Islahı kabil elbette ama epey bir mücadele istiyor.İşte insan bir taraftan her türlü kötülüğe teşne bu nefis mekanizması, diğer taraftan da nerede, ne zaman ve ne şekilde karşısına çıkıp kendisini aldatacağı belli olmayan şeytan unsuruyla her zaman karşı karşıya. Bu iki düşman çoğu zaman insana dost suretinde yaklaşırlar. Böylece ona doğruyu yanlış, çirkini güzel, batılı hak gösterip idlâl ederler. Kur’ân, şeytanın his ve karakterine şöyle tercüman olur: “Elbette onlara önlerinden, arkalarından, sağlarından, sollarından sokulacağım ve Sen, onların çoklarını şükredenlerden bulmayacaksın.” (A’raf, 7/17) Bu küstah üslup hem Yüce Yaratıcı’ya bir meydan okuma hem de “yeryüzünde Allah’ın halifesi” insana ürpertici bir tehdit içeriyor. O halde insan, bu tehdidin şuurunda olarak, nefsin ve şeytanın vesveselerine karşı daima uyanık kalmak zorundadır.Hiçbir mü’minin nefis ve şeytanın şerrinden emin olmak gibi bir lüksü yoktur. Zira Nebiler Serveri (sallallahu aleyhi ve sellem), ümmetini “Senin en büyük düşmanın, iki kaşın arasına saklanmış nefsindir.” ikazıyla uyarmıştır. Bu böyle iken, imana ve Kur’an’a hizmet şerefiyle hayatlarını sürdüren bahtiyarların kendilerince bir emniyet düşüncesine girmeleri büyük bir aldanmışlık olur. Şeytanın sağdan yaklaşmasına en belirgin örnektir bu. Hâlbuki şeytanların en azılıları Allah davasının bu hasbi hizmetkârlarından rahatsızdırlar. Bu tür insanlarla çok özel teknikler kullanarak uğraşırlar. Onun için böylesi kişilerin her şart ve durumda daha dikkatli olmaları gerekir.Ayrıca nefis mekanizması herkeste aynıdır. İman ve Kur’an hizmetiyle iştigal eden insanların nefis mekanizmaları da diğer insanlarınki gibi tabiî seyri içinde çalışır. Onların nefisleri de her fırsatta kendi isteklerini kabul ettirme arzusundadır. Bu açıdan da herkes bunun bilincinde olup, nefsin türlü isteklerine ve aldatma ihtimaline karşı da temkinli olmalıdır. Nefis ve şeytanın elinde, mü’min gönüllere saplanmak üzere binlerce zehirli ok olduğunu hatırdan dûr etmemelidir.Çok vesileler kullanır nefis, insanı yoldan çıkarmak için. Dünya ile aldatmak ister mesela. Yapılan hizmetlerin dünyalık karşılıklarından da almak gerektiğini fısıldar insana. Alkışa, takdire meylettirir ya da şöhrete meftun etmek ister. Hizmetlerinin görülmesi, bilinmesi, kendisi hakkında konuşulması arzusunu bir virüs gibi insanın içine atar bazen. Bu beklentileri karşılanmayınca da küsmeyi salıklar zayıf kalmış bünyelere. Art niyet aratır her bir muamelenin ardında. Hüsnüzan melekesini köreltir böylelikle. O zaman insan da suizan, fikir ve hüküm elbisesini giyer. Artık doğru kararlar vermek, isabetli düşünmek ve hakkı konuşmak ihtimali zayıflar. Beklentilerin esiri olarak kazanma kuşağında kaybetme gibi bir talihsizliğe maruz kalınır.Ya da bir kısım hizmetleri angarya gibi gösterir nefis. Neden filanca şu işi yapıyor da ben bu işteyim, gibi bir kısım lağım kokan fısıltılarla o temiz sineleri kirletmek ister. Bazen müşteri de bulur bu ucuz metalara. Peşine taktığını felakete sürükleyen bu ucubenin farkında olmak gerekir, şerrinden kurtulabilmek için. Bunun bir düşünce ya da fikir değil, arzuların fikir suretine bürünmesinden ibaret bir aldatmaca olduğu bilinmelidir.Bu sebeple insan daima kendi duygu ve düşüncelerini kontrol altında tutmalıdır. Yaptığı her işte, kalbinde yeşerttiği her arzu ve niyette kendi aleyhine bir savcı gibi davranmalıdır. İç dünyasını milimi milimine röntgenleyip mütecessis bir edayla orada Allah’ın rızasına muhalif “bit yeniği” aramalıdır. En ağır soruları kendine sormalıdır insan ve en acımasız sorgulamalara nefsini muhatap etmelidir. Ondan gelecek türlü mazeretlere kulaklarını tıkamalı ve hafifletici sebep bulma tuzağına düşmemelidir.Tarih boyunca terakki eden insanlar, murâkabe tarassuthanelerinde kavga verenlerin içinden çıkmıştır hep. Ancak bu tecessüs ve sorgulama, kesinlikle insanın kendi varlığına, kendi aklına, dinine veya dinin esaslarına yönelik bir şüphe ve tereddüt içermemelidir. Tam tersine bu sorgulama nefis ve şeytanın her an, her yerde bir tuzak kurup inandığı değerler aleyhine kendisini bekliyor olabileceğinden şüphelenmeyi ve ona göre tedbire açık olmayı netice vermelidir. Zaten bu yapılmazsa,
Zaman
Köşe Yazıları
13.06.2014
SüleymanSargın-SeninesasdüşmanınSüleyman Sargın - Senin esas düşmanın
Ekrem Dumanlı - Despotizmin tükenişi
Zaman
09.06.2014
04:12
HES projesi yüzünden köydeki sularının kirletildiğine ve kurutulduğuna inanan köylüler, jandarmanın karşısına çıkıyor ve demokratik tepkilerini ortaya koyuyor.Ne yazık ki sert bir müdahale yapılıyor, yaşını başını almış o sade insanlar yerlerde sürükleniyor. Siyasî bir gösteri değildi bu. Rizenin bir köyünde sade bir hayat süren halkın kendi hakkına sahip çıkmasıydı. Başı yarılan, gözü moraran oradaki insanları temsilen Havva Hanım açıklamalar yaptı. Moraran ayağını gösterirken, dövülen yakınlarını anlatırken onurlu bir duruş sergiliyor; daha ötesi, devletin varlık gayesini sorguluyordu. Başbakan Erdoğana ve diğer yetkililere ağır eleştiriler yöneltiyor, hakkını helal etmeyeceğini söylüyor ve sitemlerde bulunuyordu. İnsan değişiyor, toplum değişiyor; bu değişimi fark etmeyeni zor günler bekliyor.Devleti yönetenler, bir oyun parkını yıkmaya gelen dozerin karşısına sandalyesini çekip oturan 75 yaşındaki Kıymet teyzeyi gördüğü an, kendine çekidüzen vermeliydi. Elindeki tesbih ve dudaklarındaki dua ile Edirnede karşılarına çıkan o teyzeyi anlayabilselerdi, Rizede Havva abla ile karşılaşmazlardı.İşte Amasya. Hiçbir siyasî saplantısı ve beklentisi olmayan vatandaşlar Amasyada bir direniş sergiliyor günlerdir. Yıllardır iç içe oldukları mesire yerinin benzin istasyonu yapılmasına karşı çıktılar ve haklı bir mücadeleye imza attılar.Sadece çevre duyarlılığı değil mevzu. Hemen her alanda vatandaşa demokratik bir cesaret geldi. Sivasta bir eğitim kurumuna haksız baskınla kanunsuz sorgulama yapmaya teşebbüs eden müfettişleri zikirmatikli analar püskürtmüştü. Aynı ibretamiz tabloyu Gaziantepte gördük. Müfettişleri sorgulayan öğrenci velisi adeta bir hukuk profesörü gibiydi. Daha geçenlerde Bodrumda benzer bir hadise yaşandı. Özel Marmara Kolejinde çocuklara ideolojik sualler yönelten devlet görevlileri çok sayıda öğrenci velisini karşısında buldu. Veliler hem kendi haklarını savundu hem demokrasinin devlete çizdiği haddi bir daha işaretledi.Geçen hafta boyunca bir ailenin feryadını neşrettik. Genç yaşta adım adım intihara sürüklenen bir polis memurunun, Emirhan Niyazi Paçacının babası, devlet zırhına bürünmüş zulmün nasıl korkunç bir olaya sebep olacağını anlatıyordu. O gün bugündür ne Emniyet Genel Müdürlüğündeki sorumlu kişiden bir ses çıkıyor; ne İçişleri Bakanı Efkan Aladan. Binlerce polis memuru ve amirini oradan buraya sürerken ve anlamsız suçlamalarla soruşturma açarken bunun hukuk devletinde bir gün hesabının sorulmayacağını mı düşünüyorlar acaba? Yazık değil mi insanları intihara sürüklemek! Bir baba ve annenin gözyaşları içinde naklettiği o zulmü yapmaya kimin hakkı var? Görmüyor musunuz devletin her yaptığını kutsayan o eski vatandaş modeli iflas etti; o müflis dayatmanın yerine hakkını arayan ve hukuk bilincine sahip vatandaşlar geldi.İnsanlar Ali İsmailin ölümünü unutmuyor; unutmayacak da. Berkin Elvanın ölümünü de unutmuyor; zira ölüme sebep olanların hukuk karşısında hesap vermesini bekliyor. Muhsin Yazıcıoğlunun şahadeti üzerine örtülmeye çalışılan o kara şalı kim kabullenebilir? Kimin ihmali ya da suçu varsa (ki bu konuda somut şüpheler mevcut) ortaya çıkarılmalı ki toplum vicdanı rahat edebilsin. O vicdanlar sükun bulmadıkça devlet, asli görevini yapmış sayılmaz. Uluderenin bir türlü unutulmamasının sebebi de insanımızın devlete bakışındaki değişimdir. F-16 uçaklarıyla 34 kişinin öldürülmesine kim emir verdi, kim istihbarat sağladı, kim bombaladı sorularına hâlâ cevap verilmedi. Unutuldu mu? Hayır. Kıyamete kadar da unutulmayacak; çünkü mahkemeler sümen altı etse de vatandaş haksızlığın peşini bırakmayacak. Somada 301 madencinin ölümüne isyan edenlerin asli yekûnu sade vatandaştır ve eleştirinin merkezinde kendi görevini tastamam yapmayan devlet mekanizması bulunmaktadır...Devlet eskisi kadar insanların yüreğine korku salamıyor. Salamaz da! Zira her geçen gün yaygınlaşan bir şuurla toplum şu gerçeği keşfediyor: Devlet insan içindir, toplum içindir. Devleti yönetenler halktan toplanan vergilerle emniyeti temin etmek, yasalar çerçevesinde adaleti sağlamak ve yol-su-elektrik gibi hizmetleri ifa etmekle sorumludur. Yani asıl patron vatandaştır; siyasetçi demek emanetçi demektir. Yaptığı hizmeti kimsenin başına kakamaz, hiç kimseyi aşağılayamaz. Halkın oylarıyla seçilir, halkın parasıyla hizmet verir ve halkın denetimine tabidir. Tam da bu nedenle hiçbir devlet yöneticisi halkın tamamına ya da bir bölümüne ayrımcılık yapamaz, evrensel hukukun dışına çıkamaz, yasaları çiğneyemez, vatandaşına zulmedemez.Günlük siyasî keşmekeşin haşin dili, ölçüsüz üslubu ve hak tanımaz tavrına bakanlar despotik bir dönemin başında olduğumuz zannına kapılabilir. Oradan bakınca haksız da sayılmazlar. Lakin, meseleye bir de değişen insan ve özgürleşen toplum penceresinden bakmak gerekiyor. O perspektiften baktığınızda
Zaman
En Çok Okunan
09.06.2014
EkremDumanlı-DespotizmintükenişiEkrem Dumanlı - Despotizmin tükenişi
Ekrem Dumanlı - Despotizmin tükenişi
Zaman
09.06.2014
02:07
HES projesi yüzünden köydeki sularının kirletildiğine ve kurutulduğuna inanan köylüler, jandarmanın karşısına çıkıyor ve demokratik tepkilerini ortaya koyuyor.Ne yazık ki sert bir müdahale yapılıyor, yaşını başını almış o sade insanlar yerlerde sürükleniyor. Siyasî bir gösteri değildi bu. Rizenin bir köyünde sade bir hayat süren halkın kendi hakkına sahip çıkmasıydı. Başı yarılan, gözü moraran oradaki insanları temsilen Havva Hanım açıklamalar yaptı. Moraran ayağını gösterirken, dövülen yakınlarını anlatırken onurlu bir duruş sergiliyor; daha ötesi, devletin varlık gayesini sorguluyordu. Başbakan Erdoğana ve diğer yetkililere ağır eleştiriler yöneltiyor, hakkını helal etmeyeceğini söylüyor ve sitemlerde bulunuyordu. İnsan değişiyor, toplum değişiyor; bu değişimi fark etmeyeni zor günler bekliyor.Devleti yönetenler, bir oyun parkını yıkmaya gelen dozerin karşısına sandalyesini çekip oturan 75 yaşındaki Kıymet teyzeyi gördüğü an, kendine çekidüzen vermeliydi. Elindeki tesbih ve dudaklarındaki dua ile Edirnede karşılarına çıkan o teyzeyi anlayabilselerdi, Rizede Havva abla ile karşılaşmazlardı.İşte Amasya. Hiçbir siyasî saplantısı ve beklentisi olmayan vatandaşlar Amasyada bir direniş sergiliyor günlerdir. Yıllardır iç içe oldukları mesire yerinin benzin istasyonu yapılmasına karşı çıktılar ve haklı bir mücadeleye imza attılar.Sadece çevre duyarlılığı değil mevzu. Hemen her alanda vatandaşa demokratik bir cesaret geldi. Sivasta bir eğitim kurumuna haksız baskınla kanunsuz sorgulama yapmaya teşebbüs eden müfettişleri zikirmatikli analar püskürtmüştü. Aynı ibretamiz tabloyu Gaziantepte gördük. Müfettişleri sorgulayan öğrenci velisi adeta bir hukuk profesörü gibiydi. Daha geçenlerde Bodrumda benzer bir hadise yaşandı. Özel Marmara Kolejinde çocuklara ideolojik sualler yönelten devlet görevlileri çok sayıda öğrenci velisini karşısında buldu. Veliler hem kendi haklarını savundu hem demokrasinin devlete çizdiği haddi bir daha işaretledi.Geçen hafta boyunca bir ailenin feryadını neşrettik. Genç yaşta adım adım intihara sürüklenen bir polis memurunun, Emirhan Niyazi Paçacının babası, devlet zırhına bürünmüş zulmün nasıl korkunç bir olaya sebep olacağını anlatıyordu. O gün bugündür ne Emniyet Genel Müdürlüğündeki sorumlu kişiden bir ses çıkıyor; ne İçişleri Bakanı Efkan Aladan. Binlerce polis memuru ve amirini oradan buraya sürerken ve anlamsız suçlamalarla soruşturma açarken bunun hukuk devletinde bir gün hesabının sorulmayacağını mı düşünüyorlar acaba? Yazık değil mi insanları intihara sürüklemek! Bir baba ve annenin gözyaşları içinde naklettiği o zulmü yapmaya kimin hakkı var? Görmüyor musunuz devletin her yaptığını kutsayan o eski vatandaş modeli iflas etti; o müflis dayatmanın yerine hakkını arayan ve hukuk bilincine sahip vatandaşlar geldi.İnsanlar Ali İsmailin ölümünü unutmuyor; unutmayacak da. Berkin Elvanın ölümünü de unutmuyor; zira ölüme sebep olanların hukuk karşısında hesap vermesini bekliyor. Muhsin Yazıcıoğlunun şahadeti üzerine örtülmeye çalışılan o kara şalı kim kabullenebilir? Kimin ihmali ya da suçu varsa (ki bu konuda somut şüpheler mevcut) ortaya çıkarılmalı ki toplum vicdanı rahat edebilsin. O vicdanlar sükun bulmadıkça devlet, asli görevini yapmış sayılmaz. Uluderenin bir türlü unutulmamasının sebebi de insanımızın devlete bakışındaki değişimdir. F-16 uçaklarıyla 34 kişinin öldürülmesine kim emir verdi, kim istihbarat sağladı, kim bombaladı sorularına hâlâ cevap verilmedi. Unutuldu mu? Hayır. Kıyamete kadar da unutulmayacak; çünkü mahkemeler sümen altı etse de vatandaş haksızlığın peşini bırakmayacak. Somada 301 madencinin ölümüne isyan edenlerin asli yekûnu sade vatandaştır ve eleştirinin merkezinde kendi görevini tastamam yapmayan devlet mekanizması bulunmaktadır...Devlet eskisi kadar insanların yüreğine korku salamıyor. Salamaz da! Zira her geçen gün yaygınlaşan bir şuurla toplum şu gerçeği keşfediyor: Devlet insan içindir, toplum içindir. Devleti yönetenler halktan toplanan vergilerle emniyeti temin etmek, yasalar çerçevesinde adaleti sağlamak ve yol-su-elektrik gibi hizmetleri ifa etmekle sorumludur. Yani asıl patron vatandaştır; siyasetçi demek emanetçi demektir. Yaptığı hizmeti kimsenin başına kakamaz, hiç kimseyi aşağılayamaz. Halkın oylarıyla seçilir, halkın parasıyla hizmet verir ve halkın denetimine tabidir. Tam da bu nedenle hiçbir devlet yöneticisi halkın tamamına ya da bir bölümüne ayrımcılık yapamaz, evrensel hukukun dışına çıkamaz, yasaları çiğneyemez, vatandaşına zulmedemez.Günlük siyasî keşmekeşin haşin dili, ölçüsüz üslubu ve hak tanımaz tavrına bakanlar despotik bir dönemin başında olduğumuz zannına kapılabilir. Oradan bakınca haksız da sayılmazlar. Lakin, meseleye bir de değişen insan ve özgürleşen toplum penceresinden bakmak gerekiyor. O perspektiften baktığınızda
Zaman
Köşe Yazıları
09.06.2014
EkremDumanlı-DespotizmintükenişiEkrem Dumanlı - Despotizmin tükenişi
Cumhurbaşkanı adayımız belli, açıklamak yasak
Zaman
31.05.2014
15:44
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AK Partinin köşk adayını belirlediğini ancak muhalefetin adayını açıklamasının beklendiğini söyledi.Arınç, Az çok biliyoruz ama henüz bir izin çıkmadı açıklanması konusunda. Biraz daha sabırlı olalım. Başbakanımız şimdi herhalde 15 Haziranı ifade etmeye başladı. Bekleyelim, zannediyorum AK Parti muhalefetin adayının açıklanmasını bekliyor. dedi. Arınç, MHP ve CHPnin çatı aday belirleme çalışmaları için ise Mesela damda bir kedi var, birisi gösteriyor, çatı aday bu diye. Buna benzer karikatürler var. Yani ortamı yumuşatmak lazım. Bakın bir de komisyon kurmuşlar veya kuracaklar. ifadelerini kullandı.Arınç, Bursada Kestel Belediye Başkanı Yener Acarı ziyaret ederek, yerel seçimlerde gösterdiği başarı nedeniyle tebrik etti. Gazetecilerin sorularını cevaplayan Arınç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlunun, cumhurbaşkanlığı seçimleri için çatı aday belirleme konusunda bir komisyon kurulmasının gündeme gelmesinin hatırlatılması üzerine, Doğrusu bilmiyorum, ben Norşinde gezerken bunlar konuşulmuş, hafizanallah daha neler duyacağız. diye konuştu.BİRAZ ÇOK FAZLA İLERİ GİDİP SULANIYOR GİBİ GELDİ BANAÇatı aday konusunda çok ilginç karikatürler gördüğünü belirten Arınç, şöyle konuştu: Mesela damda bir kedi var, birisi gösteriyor, çatı aday bu diye. Buna benzer karikatürler var. Yani ortamı yumuşatma lazım. Bakın bir de komisyon kurmuşlar veya kuracaklar. Cumhurbaşkanlığı seçimleri önemlidir. Şimdi halk tarafından seçilecek olması nedeniyle adeta yarı başkanlık sistemi de getireceği için önemli. Elbette AK Partinin adayı olacak ve o aday kazanacaktır. Buna karşılık gönül isterdi ki biz geçmişimizde böyle yaptık. Yani adayımızı her zaman parti olarak gösterdik. Çünkü bir parti benim cumhurbaşkanı adayım olmalı diye bir aday etrafında birleşmelidir. Biz seçilemeyeceğini bile bile Nevzat Yalçıntaş gibi isimleri aday göstermiştik. Bu ben bir partiyim, adayım var, halkın önüne o odayla çıkacağım demektir. Bu olmayacaksa parti özellikleri taşıyan insanlar üzerinde bir çalışma yapabilirler. Sayın Kılıçdaroğlu ve Bahçelinin de kapı kapı dolaşıp bazılarından fikir almasını, adaylar tespit etmeye çalışmasını, kendileri aday göstermiyorsa doğrusu olağan karşılıyorum. Ama bu iş sanki biraz çok fazla ileri gidip sulanıyor gibi geldi bana. Sadece dikkatlerini çekmek için söylüyorum. Siz bu çalışmaları yapmaya devam ederseniz, farkında olmazsınız, cumhurbaşkanı seçimi yapılmış olur. Bir an önce ne yapacaksanız, gidin konuşun, Sayın Demirel ile konuşmuşsunuz, o sayın Abdullah Gülden ve Cemil Çiçekten bahsetmiş. Başkası başka isimler söylemiş. Kimden görüş istiyorsanız isteyin, halkın beklentilerine uygun bir çalışma yapın. Gülünç olmayalım, boşa zaman kaybetmeyelim.DIŞARIDA KİMSE SELAM VERMEZAKP olarak kendi adaylarını önümüzdeki günlerde ilan edeceklerini belirten Arınç, CHP ve MHPnin belirleyeceği isme her iki partinin de destek verip vermeyeceğinin meçhul olduğunu kaydetti. Arınç, şöyle devam etti: FPdeyken Ecevit ve Hüsamettin Özkan, Kutanı ziyaret etti. Beni de grup başkanvekili olarak davet etti görüşmeye. Biz de Anavatan Partisi işin içinde mi? dedik. Anavatan yok. Mesut Yılmazın kendine göre hesapları var izlenimi edindim dendi. Formül önerdim. Biz size 3 isim verelim siz o 3 isimden birini cumhurbaşkanı adayı yapalım. Ya da siz 3 isim verin bize biz destekleyebiliriz diyelim, hoşlarına gitti. Geldiler parlamento içinden 2 dışından 2 isim önerildi. Biri de Haberaldı. 2 gün sonra aniden bir haber geldi. Kutanla beraberdik. Biz bunlar üzerinde çalışmayı bıraktık, AYM Başkanlığına ne dersiniz dediler. Grubu topladık hemen. Sıcak bir hava oluştu. Refahın kapatılmasında imza sahibi olması içimizde yaradır. Ama o günkü açıklamaları hukukun üstünlüğü içinde gibiydi. Necdet Sezerin adaylığı o gün belirlendi. Biz Köşk adaylığı konusunda rahatız. CHP içinde o kadar çok ismi geçen var ki bazen kulaklarıma inanamıyorum. MHPde öyle. Halkta 10 kişide bile karşılığı yoktur. Siz onları güçlü gösterirsiniz ama dışarıda kimse selam vermez. Halk seçecek bunları, devir değişti. Halk bunları ister mi diye düşünmeleri lazım.ADAYIMIZI AŞAĞI YUKARI BİLİYORUZ, AÇIKLAMA İZNİMİZ ÇIKMADIArınç, bir gazetecinin, Adayınızı Mayıs ayın sonunda açıklayacağınızı söylemiştiniz, açıklayacak mısınız? şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: Baş harflerini söylesem olur mu? Bugün 31 Mayıs ama cumhurbaşkanı adayımızı açıklayacak durumda değiliz, sözümü tutamadım. Az çok biliyoruz ama henüz bir izin çıkmadı açıklanması konusunda. Biraz daha sabırlı olalım. Başbakanımız şimdi herhalde 15 Haziranı ifade etmeye başladı. Bekleyelim, zannediyorum AK Parti muhalefetin adayının açıklanmasını bekliyor. Kendi içindeki çalışmaları bitirmiş durumda. Şu anda da bir isim açıklayacak durumda değiliz.İL BAŞKANLARININ İSTİFA ETMESİ
Zaman
Son Dakika
31.05.2014
CumhurbaşkanıadayımızbelliaçıklamakyasakCumhurbaşkanı adayımız belli açıklamak yasak
Cumhurbaşkanı adayımız belli, açıklamak yasak
Zaman
31.05.2014
15:44
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, AK Partinin köşk adayını belirlediğini ancak muhalefetin adayını açıklamasının beklendiğini söyledi.Arınç, Az çok biliyoruz ama henüz bir izin çıkmadı açıklanması konusunda. Biraz daha sabırlı olalım. Başbakanımız şimdi herhalde 15 Haziranı ifade etmeye başladı. Bekleyelim, zannediyorum AK Parti muhalefetin adayının açıklanmasını bekliyor. dedi. Arınç, MHP ve CHPnin çatı aday belirleme çalışmaları için ise Mesela damda bir kedi var, birisi gösteriyor, çatı aday bu diye. Buna benzer karikatürler var. Yani ortamı yumuşatmak lazım. Bakın bir de komisyon kurmuşlar veya kuracaklar. ifadelerini kullandı.Arınç, Bursada Kestel Belediye Başkanı Yener Acarı ziyaret ederek, yerel seçimlerde gösterdiği başarı nedeniyle tebrik etti. Gazetecilerin sorularını cevaplayan Arınç, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ile CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlunun, cumhurbaşkanlığı seçimleri için çatı aday belirleme konusunda bir komisyon kurulmasının gündeme gelmesinin hatırlatılması üzerine, Doğrusu bilmiyorum, ben Norşinde gezerken bunlar konuşulmuş, hafizanallah daha neler duyacağız. diye konuştu.BİRAZ ÇOK FAZLA İLERİ GİDİP SULANIYOR GİBİ GELDİ BANAÇatı aday konusunda çok ilginç karikatürler gördüğünü belirten Arınç, şöyle konuştu: Mesela damda bir kedi var, birisi gösteriyor, çatı aday bu diye. Buna benzer karikatürler var. Yani ortamı yumuşatma lazım. Bakın bir de komisyon kurmuşlar veya kuracaklar. Cumhurbaşkanlığı seçimleri önemlidir. Şimdi halk tarafından seçilecek olması nedeniyle adeta yarı başkanlık sistemi de getireceği için önemli. Elbette AK Partinin adayı olacak ve o aday kazanacaktır. Buna karşılık gönül isterdi ki biz geçmişimizde böyle yaptık. Yani adayımızı her zaman parti olarak gösterdik. Çünkü bir parti benim cumhurbaşkanı adayım olmalı diye bir aday etrafında birleşmelidir. Biz seçilemeyeceğini bile bile Nevzat Yalçıntaş gibi isimleri aday göstermiştik. Bu ben bir partiyim, adayım var, halkın önüne o odayla çıkacağım demektir. Bu olmayacaksa parti özellikleri taşıyan insanlar üzerinde bir çalışma yapabilirler. Sayın Kılıçdaroğlu ve Bahçelinin de kapı kapı dolaşıp bazılarından fikir almasını, adaylar tespit etmeye çalışmasını, kendileri aday göstermiyorsa doğrusu olağan karşılıyorum. Ama bu iş sanki biraz çok fazla ileri gidip sulanıyor gibi geldi bana. Sadece dikkatlerini çekmek için söylüyorum. Siz bu çalışmaları yapmaya devam ederseniz, farkında olmazsınız, cumhurbaşkanı seçimi yapılmış olur. Bir an önce ne yapacaksanız, gidin konuşun, Sayın Demirel ile konuşmuşsunuz, o sayın Abdullah Gülden ve Cemil Çiçekten bahsetmiş. Başkası başka isimler söylemiş. Kimden görüş istiyorsanız isteyin, halkın beklentilerine uygun bir çalışma yapın. Gülünç olmayalım, boşa zaman kaybetmeyelim.DIŞARIDA KİMSE SELAM VERMEZAKP olarak kendi adaylarını önümüzdeki günlerde ilan edeceklerini belirten Arınç, CHP ve MHPnin belirleyeceği isme her iki partinin de destek verip vermeyeceğinin meçhul olduğunu kaydetti. Arınç, şöyle devam etti: FPdeyken Ecevit ve Hüsamettin Özkan, Kutanı ziyaret etti. Beni de grup başkanvekili olarak davet etti görüşmeye. Biz de Anavatan Partisi işin içinde mi? dedik. Anavatan yok. Mesut Yılmazın kendine göre hesapları var izlenimi edindim dendi. Formül önerdim. Biz size 3 isim verelim siz o 3 isimden birini cumhurbaşkanı adayı yapalım. Ya da siz 3 isim verin bize biz destekleyebiliriz diyelim, hoşlarına gitti. Geldiler parlamento içinden 2 dışından 2 isim önerildi. Biri de Haberaldı. 2 gün sonra aniden bir haber geldi. Kutanla beraberdik. Biz bunlar üzerinde çalışmayı bıraktık, AYM Başkanlığına ne dersiniz dediler. Grubu topladık hemen. Sıcak bir hava oluştu. Refahın kapatılmasında imza sahibi olması içimizde yaradır. Ama o günkü açıklamaları hukukun üstünlüğü içinde gibiydi. Necdet Sezerin adaylığı o gün belirlendi. Biz Köşk adaylığı konusunda rahatız. CHP içinde o kadar çok ismi geçen var ki bazen kulaklarıma inanamıyorum. MHPde öyle. Halkta 10 kişide bile karşılığı yoktur. Siz onları güçlü gösterirsiniz ama dışarıda kimse selam vermez. Halk seçecek bunları, devir değişti. Halk bunları ister mi diye düşünmeleri lazım.ADAYIMIZI AŞAĞI YUKARI BİLİYORUZ, AÇIKLAMA İZNİMİZ ÇIKMADIArınç, bir gazetecinin, Adayınızı Mayıs ayın sonunda açıklayacağınızı söylemiştiniz, açıklayacak mısınız? şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: Baş harflerini söylesem olur mu? Bugün 31 Mayıs ama cumhurbaşkanı adayımızı açıklayacak durumda değiliz, sözümü tutamadım. Az çok biliyoruz ama henüz bir izin çıkmadı açıklanması konusunda. Biraz daha sabırlı olalım. Başbakanımız şimdi herhalde 15 Haziranı ifade etmeye başladı. Bekleyelim, zannediyorum AK Parti muhalefetin adayının açıklanmasını bekliyor. Kendi içindeki çalışmaları bitirmiş durumda. Şu anda da bir isim açıklayacak durumda değiliz.İL BAŞKANLARININ İSTİFA ETMESİ
Zaman
Ana Sayfa
31.05.2014
CumhurbaşkanıadayımızbelliaçıklamakyasakCumhurbaşkanı adayımız belli açıklamak yasak
Günseli Ö. Ocakoğlu - Hırstan gözü dönenlere insanlar katlanıyor, peki ya dünya!
Zaman
26.05.2014
02:08
Soma faciası enerji kaynaklarını daha dikkatli işletme, kullanma ve oyun oynanmaması gerekliliğine bir kez daha işaret etti. Biz kayıplarımıza “madenciliğin fıtratında var” derken küresel şirketler bakın geleceğe nasıl hazırlanıyor!Shell’in dayanıklılık temasıyla bu yıl üçüncüsünü gerçekleştirdiği Geleceğe Birlikte Güç Vermek forumunda Rotterdam’da ‘Kentleşen Bir Dünyada Dayanıklılık’ teması işlendi. Forumun yanı sıra enerji kaynaklarının kullanımı konusunda bir de gelecek senaryosu hazırlayan Shell Küresel Yönetimi Dağlar ve Okyanuslar yaklaşımıyla yönetenlerin, gücü elinde tutanların kaynakları kullanım yaklaşımını tanımladı. Senaryo uzun ama ben kaynakların adil paylaşımı ve korunması konusundaki bölümü bir fikir vermesi açısından senaryoda anlatıldığı gibi bire bir aktarıyorum.Dağlar: Bu, nüfuz sahibi aktörlerin statüko gücünü sıkıca ellerinde tuttuğu bir dünyadır. En büyük ödül, istikrardır. Tepedekiler, kaynakları sadece mevcut arz ve talebe göre değil, aynı zamanda kendi çıkarlarını da gözeterek, dengeli ve temkinli bir şekilde piyasaya sunmaktadır. Sonuç olarak sistemde ortaya çıkan katılık, ekonomik dinamizmi azaltıp sosyal hareketliliği bastırmaktadır.Okyanuslar dünyasında etki dört bir yana yayılmaktadır. Güç devredilmiş, rakip çıkarlar bağdaştırılmış ve uzlaşı en önemli etmen hâlini almıştır. Ekonomik verimlilik büyük reform dalgaları ile artırılırken, sosyal uyumun kaybedildiği, siyasi istikrarın bozulduğu zamanlar da görülmektedir. Bu durum, ikincil derecede kalkınma politikalarının durağanlaşmasına, anlık piyasa gelişmelerinin daha fazla önem kazanmasına neden olmuştur.Vaatler güzel ama uygulamada sözler tutuluyor mu?Gücü elinde tutanlar herkese daha iyi bir dünya vaat ederken elbette geleceğe tuttuğu köşenin gözlüğünden bakıyor. Ve elbette bu gözlük pek çok kez kısa vadeli ve insan doğası gereği kişisel çıkar merceğine sahip oluyor. Oysaki bugünden yarına hazırlanmayanlar sadece kendileri için değil herkesin içinde bulunduğu gelecek için karar vermiş oluyor. Google Yönetim Kurulu Başkanı Eric Schmidt, “Gelecek için endişelenmeliyiz çünkü hepimiz orada olacağız.” diyor. Peki, bugünden yarına yaşamsal kaynaklar açısından bizi neler bekliyor?Kaynaklar 2050 yılında dünya nüfusunun 9 milyarı geçeceğini ve bu nüfusun yüzde 75’inin şehirlerde yaşayacağını söylüyor. Yine aynı kaynaklar büyümekte olan ekonomilerin yeni çıkış yolları bulmak yerine gelişmiş ülkelerdeki teknolojiyi kopyaladıklarını, üreticilerin ise sınır tanımaz büyüme hırsları nedeniyle bu yaklaşımı desteklediğini söylüyor. Yani gelecekte insanlar daha çok suya, gıdaya ve enerjiye ihtiyaç duyacak. Oysaki bırakın bu yerleşim düzeniyle bile 2030’da yeni bir dünya daha lazım derken hızla şehirleşeceği öngörülen geleceğin dünyasında sınırlı kaynaklar ne kadar yetecek?Dünya dur diyor ama dinleyen var mı?Shell 2012 yılından bu yana “Geleceğe Birlikte Güç Vermek” adında bir forum düzenliyor. Rotterdam’da yapılan bu yılki forumda kentlerde artan enerji, su ve gıda talebine bağlı olarak ortaya çıkacak sorunlar ve şehirlerin bunlara nasıl daha dayanıklı olabileceği ‘Kentleşen Bir Dünyada Dayanıklılık’ başlığıyla tartışıldı. Politika belirleyiciler, yöneticiler ve akademisyenlerin katıldığı forumda hızla şehirleşen dünyamızın geleceği konuşuldu. Shell, özellikle “Baskı Zinciri” tanımıyla anılan küresel enerji, besin ve su sistemleri üzerinde yeni bir bakış açısı ürettiği senaryosunu da katılımcılarla paylaştı.Shell CEO’su Ben van Beurden, yaptığı konuşmasında “şehirlerin yüzyılı” diye tanımladığı zorlu geleceği, “Fırsatlarla dolu bir dönem olabilir. Kaynaklar üzerindeki baskı nedeniyle ortaya çıkan zorluklar, değişim için güçlü bir itici güce dönüşebilir ve toplumlar şehirleri daha dayanıklı hale getirmek için harekete geçebilir.” yaklaşımıyla ifade etti. Forumu, 26 ülkeden 3 binden fazla öğrencinin bir araya geldiği Shell Eco-marathon Avrupa ile aynı zamanda yapılıyor. Shell mühendislerinin 1900’lü yılların başında bir litre yakıtla en uzun mesafeyi kat eden araca, yakıta, tasarıma ulaşmak iddiasıyla başlattıkları maratonda şimdilerde tüm dünyadan genç bilim insanları, mühendisler ve öğrenciler yarışıyor. Shell Eco-marathon’un bir parçası olan “Shell Energy Lab” ise her yaştan ziyaretçiyi, yeni teknolojilerin, enerjinin ve hareketliliğin geleceğini nasıl değiştirdiğini gösteriyor. Hızlı gitmek istiyorsan yalnız, uzağa gitmek istiyorsan birlikte gitShell, 1923’ten beri yani 90 yılı geçkin bir süredir ülkemizde. Üretimden kimyasallara, dağıtımdan yeni kaynaklara kadar pek çok alanda çalışma yapan Shell araştırmalarda tüketicinin en beğendiği akaryakıt markası olarak seçiliyor. Türkiye Ülke Başkanı Ahmet Erdem, “Ge
Zaman
Köşe Yazıları
26.05.2014
GünseliÖOcakoğlu-HırstangözüdönenlereinsanlarkatlanıyorpekiyadünyaGünseli Ö Ocakoğlu - Hırstan gözü dönenlere insanlar katlanıyor peki ya dünya
Yemek bilgim, çok yemekten!
Zaman
24.05.2014
02:37
Mesleki istidatlarını bir yana bırakırsak Kerim Balcı’yı tanıyan herkes kendisinin iyi bir dinleyici, iyi bir çay arkadaşı ve yol gösterici olduğu konusunda hemfikirdir. Ciddi yazılarıyla bilinen Balcı’nın bilinmeyen yönüyse mutfaktaki mahareti... Diplomasi yazarımız bu sefer yazarken değil, pişirirken terledi.Şu ana kadar bu köşe için yapılan röportajlar içinde yemekle ilişkisinin derinliği karşısında “Hiç de belli etmiyor, onca şeyi nereden biliyor?” dediğim çok kişi oldu. Bu haftaki konuğum gazetemizin köşe yazarı ve Turkish Review genel yayın yönetmeni Kerim Balcı da bu isimlerden biri. Fizik mezunu olmasından mıdır, yıllar öncesine dayanan ‘baş aşçı’lık tecrübesinden midir bilemiyorum menüsünde yer alan yemekleri yaparken verdiği detaylı bilgiler epey şaşırttı beni. Yalnızca yemeği değil, pişirmeyi de seven ve işin felsefesine de ciddi kafa yoran biri. Çoklarının aksine yemek yapmak ona göre ulvi bir iş ve Balcı, bu işi icra ederken bambaşka bir halet-i ruhiyeye bürünüyor, başka bir âleme dalıyor sanki. Ne ‘baba baba’ diyerek peşinden bir dakika ayrılmayan minik kızı Fatma Betül, ne etrafında pervane olan kameramanımız, ne ara sıra bir şeye ihtiyacı olup olmadığını kontrol eden büyük kızı Zeynep, ne de bitmek tükenmek bilmeyen sorularım bozuyor konsantrasyonu. ‘Elimden gelirse, becerebilirsem’ mütevazılığıyla hazırladığı üç çeşit yemekten oluşan (Karadeniz usulü sebzeli bulgur pilavı, ilk kez İsrail’de yediği peynir eritmeli mantar, orijini Meksika olsa da İngiltere’de öğrendiği Sezar salatası) ‘international’ menüsüyle ilminin de tecrübesinin de hakkını verdi Balcı. Farklı tatlara açıksanız bir çay sever olarak Kerim Balcı’nın yemek sonrası ikram ettiği Filistin çayını deneyin derim.Aslen Trabzonlusunuz ancak Samsun’da büyümüşsünüz...Ailem Trabzonlu ama 17 yaşına kadar Samsun’da büyüdüm.Neden sebzeli bulgur pilavını tercih ettiniz?Kahvaltıya gelmiş olsaydınız muhtemelen kuymak yapardım ama akşam yemeği olduğundan, yapması ve yemesiyle bizi yormayacak bulgur pilavı uygun olur diye düşündüm. Dünden yapılmış dolma ve sarma buzdolabında bekliyor. Pilav başarısız olursa...Menünüz ‘mutfağa pek girmem’ diyen birinin hazırlayacağı türden değil sanki…Uzun süredir vakitsizlikten mutfağa giremesem de yemek yapmaktan keyif alan biriyim ve tecrübem geçmişe dayanır. Üniversitedeyken çok geleni olan bir talebe evinin baş aşçısıydım. Fakru zaruretten patatesten 20 çeşit yemek yapma yollarını öğrenmiştim. Ayrıca İngiltere’de yaşarken Ayşe Önal Hanım ile birlikte Türk Cemaati’nin yemek yarışmalarında jüri üyeliği yapıyordum. Kendisi zaten yemek yazarıydı. Ben ise daha ziyade yemeğin felsefesini yapmaya çalışan biriydim.Yemek felsefesi demişken İslam kültüründe yemekle ilgili konuşmalar pek hoş karşılanmıyor gibi.Allah’ın iki çeşit yaratması var. Biri inşa yani yoktan, diğeri de terkip olarak. Kâinatta birçok şey terkip olarak yaratılıyor. Bir anlamda Cenab-ı Hakk’ın yaratmasına küçük de olsa ortak ettiği varlıklarız. Yemek yapmak bunlardan biri. Tabiatta kendileri de bir terkibin ürünü olan malzemeleri alıyor, biz de bir terkip oluşturuyoruz. Benim gibi şişmanlar yemek sohbeti başlattığında materyalist bir sohbet olduğu kanaatine kapılıyor insanlar. Oysa Allah’ın güzelliklerini kemal ve cemal sıfatlarını tecelli ettirdiği ve insanın Rabbisine en yaklaştığı noktalardan birisi yemek yapmak diye düşünüyorum.Bu açıdan bakınca yemek yapmak mübarek bir iş gibi geliyor kulağa.Belki de kendi kendimi kandırıyorumdur ama yemek konusunda konuşurken de, doğru yemek yenilen yerlere insanları yönlendirirken de yaptığım işin içinde ulvi bir yön olduğuna inandım hep.Uzun yıllar Küdüs’te, belli bir süre de Londra’da yaşadınız. Yemekler mevzuunda en çok ne şaşırttı sizi?Kıta Avrupa’sında meşhur bir espri vardır. En az yapraklı kitap İngiliz mutfağı kitabıdır. Yalnızca balık ve patates kızartması yiyor insanlar. Bu açıdan orada yemek adına bir şey öğrendiğimi söyleyemem ama İsrail, medeniyetlerin birbiriyle temas kurduğu bir noktada olduğundan güçlü ve zengin bir kuzin. Kudüs’te hem Ortadoğu hem de hatırı sayılır kadar Alman olduğu için Alman mutfağını tanıdım. Garnitür açısından zengin bir mutfak. Alman mutfağı da tatlı açısından çok zengin ve ilginç. Mesela bir Yahudi bayramında fırında pişmiş ballı ya da şekerli tavuk ikram edilmişti. Tuhaf gelmişti ama baktığınızda bizde de hamsi tatlısı var.Çılbır ve hasta çorbasını çok güzel yapıyormuşsunuz. Siz hangi yemekte iddialı olduğunuzu düşünüyorsunuz?Sekiz kat maklube yapmışlığım var, çılbırda da iddialıyım ama Kerim Balcı en iyi bunu yapar diyeceğim şey güllaçtır.Samsun’da yetişmiş bir Trabzonlu olarak bu iki mutfak hakkında neler söylersiniz?Trabzonlu
Zaman
Ana Sayfa
24.05.2014
YemekbilgimçokyemektenYemek bilgim çok yemekten
Bosna'da salgın hastalık tehlikesi
Zaman
24.05.2014
02:07
Selle boğuşan Bosna’da telef olan hayvanlar, salgın hastalık tehlikesini gündeme getirdi. Zenitsa Hastanesi Federal Sağlık Odası Başkanı Dr. Harun Drlyeviç, bir an önce temizlik yapılması ve telef olan hayvanların yakılması gerektiğini söyledi. Dezenfekte içinse en önemli ihtiyaç malzemesi kireç. Drlyeviç, “Yılan sokmalarına karşı tetanos aşısına ihtiyacımız var.” dedi.Bosna-Hersek son 150 yılın en büyük sel felaketinin yaralarını sarmaya çalışırken, yeni bir tehlike ile karşı karşıya. Sel sularının taşıdığı mikroplar salgın hastalık riskini de beraberinde getirdi. Sel çok fazla insan kaybına sebep olmadı ancak yüzlerce büyükbaş hayvan telef oldu. Bunlar da günlerce sudan çıkarılamadı, çoğu halen toplanıp imha edilmeyi bekliyor. Uzmanlar, çürümeye başlayan hayvan leşlerinin çevreye hızla mikrop yayacağı uyarısını yapıyor.Bir salgın tehdidine karşı Bosna’nın kuzeyinde yer alan Sava Nehri kıyısındaki bazı köylere karantina yasağı getirildi. Selin en fazla zarar verdiği Velino ve Yelaz köylerine telef olan büyükbaş hayvanların hastalık yayma riskine karşı giriş çıkış yasaklandı. Bölgeye sivil savunma ekipleri ve askeri yetkililerin dışında hiç kimsenin girişine izin verilmiyor. Nehrin taşması sonucu ne kadar hayvanın telef olduğu bilinmiyor ancak şimdiye kadar telef olan 15 ton hayvan sudan çıkarıldı. Ancak bu hayvanların bir an önce yakılması gerekiyor. Temizleme çalışmaları kapsamında 150 ton çöp ve çamur da kaldırıldı. Biyelina şehrinde olağanüstü kriz masası kuruldu ve alınması gereken tedbirler konusunda çalışmalara başlandı. Bunun yanı sıra sel sularının 32 ayrı noktadan tahliyesi devam ediyor. Köylerde yaşayanların tamamına yakını tahliye edildi. Kalan az sayıda insana, 16 farklı yerdeki kriz merkezlerinden gıda ve su yardımı yapılıyor.YÜZLERCE KİŞİYİ YILAN SOKTUZenitsa Hastanesi Federal Sağlık Odası Başkanı Dr. Harun Drlyeviç, acil olarak yapılması gereken şeyin ölü hayvanların yakılması ve temizlik olduğunu söylüyor. Sağlık için her şeyin dezenfekte edilmesi gerektiğini belirten Drlyeviç, “Selin ilk günlerinde tahliye sürecinde yaralananlara tetanos aşısı yapıldı. Bir de toprak altında yaşayan yılanlar suyla birlikte yeryüzüne çıktı. İlk günlerde yüzlerce yılan sokması vakalarına rastladık. Yılan sokmalarına karşı panzehire ihtiyacımız var.” diye konuşuyor. Sıcaklıkların artmasıyla ölü hayvanlara üşüşen sivrisineklerin insanlar için de büyük tehlike oluşturduğunu anlatan Drlyeviç şunları söylüyor: “Şimdiye kadar toplu salgın olayına rastlamadık. Bireysel şikâyetler daha çok oluyor. Ancak önlem alınmazsa salgın hastalık tehdidi var. Bu sineklerin insanlara hastalık geçirme ihtimali çok yüksek. Ölen hayvanın taşıdığı mikrobu basit bir ısırıkla başkalarına taşıması mümkün.” İnsan sağlığını tehdit eden bir diğer husus ise su altında kalan ev eşyaları. Günlerce su altında kalan mobilya, elektrikli aletler gibi birçok malzeme kullanılamaz duruma geldi. Ancak insanlar kırılmamış metal, cam ve porselenden yapılmış mutfak eşyaları ile halılarını temizleyip tekrar kullanmaya başlıyor. Uzmanlar ise bu eşyaları kullanmamaları konusunda halkı uyarıyor.EN ACİL İHTİYACIMIZ KİREÇİhtiyaç duyulan malzemeleri sıralayan Dr. Drlyeviç, listenin başında kireç geldiğini anlatıyor. Her şeyin bir an önce dezenfekte edilmesinin aciliyetine işaret eden Drlyeviç, “Evler, ağaçlar, sokaklar yaşanılan bütün mekânların kireçlenmesi lazım. Bu sebeple ilk etapta en çok kirece, temizlik ve dezenfekte malzemelerine ihtiyacımız var. Ayrıca, boya badana malzemeleri, çizme, battaniye, yılan sokmalarına karşı panzehir ve tetanos aşısı da ihtiyaçlar arasında.” diyor.
Zaman
En Çok Okunan
24.05.2014
BosnadasalgınhastalıktehlikesiBosnada salgın hastalık tehlikesi
Bosna'da salgın hastalık tehlikesi
Zaman
24.05.2014
02:07
Selle boğuşan Bosna’da telef olan hayvanlar, salgın hastalık tehlikesini gündeme getirdi. Zenitsa Hastanesi Federal Sağlık Odası Başkanı Dr. Harun Drlyeviç, bir an önce temizlik yapılması ve telef olan hayvanların yakılması gerektiğini söyledi. Dezenfekte içinse en önemli ihtiyaç malzemesi kireç. Drlyeviç, “Yılan sokmalarına karşı tetanos aşısına ihtiyacımız var.” dedi.Bosna-Hersek son 150 yılın en büyük sel felaketinin yaralarını sarmaya çalışırken, yeni bir tehlike ile karşı karşıya. Sel sularının taşıdığı mikroplar salgın hastalık riskini de beraberinde getirdi. Sel çok fazla insan kaybına sebep olmadı ancak yüzlerce büyükbaş hayvan telef oldu. Bunlar da günlerce sudan çıkarılamadı, çoğu halen toplanıp imha edilmeyi bekliyor. Uzmanlar, çürümeye başlayan hayvan leşlerinin çevreye hızla mikrop yayacağı uyarısını yapıyor.Bir salgın tehdidine karşı Bosna’nın kuzeyinde yer alan Sava Nehri kıyısındaki bazı köylere karantina yasağı getirildi. Selin en fazla zarar verdiği Velino ve Yelaz köylerine telef olan büyükbaş hayvanların hastalık yayma riskine karşı giriş çıkış yasaklandı. Bölgeye sivil savunma ekipleri ve askeri yetkililerin dışında hiç kimsenin girişine izin verilmiyor. Nehrin taşması sonucu ne kadar hayvanın telef olduğu bilinmiyor ancak şimdiye kadar telef olan 15 ton hayvan sudan çıkarıldı. Ancak bu hayvanların bir an önce yakılması gerekiyor. Temizleme çalışmaları kapsamında 150 ton çöp ve çamur da kaldırıldı. Biyelina şehrinde olağanüstü kriz masası kuruldu ve alınması gereken tedbirler konusunda çalışmalara başlandı. Bunun yanı sıra sel sularının 32 ayrı noktadan tahliyesi devam ediyor. Köylerde yaşayanların tamamına yakını tahliye edildi. Kalan az sayıda insana, 16 farklı yerdeki kriz merkezlerinden gıda ve su yardımı yapılıyor.YÜZLERCE KİŞİYİ YILAN SOKTUZenitsa Hastanesi Federal Sağlık Odası Başkanı Dr. Harun Drlyeviç, acil olarak yapılması gereken şeyin ölü hayvanların yakılması ve temizlik olduğunu söylüyor. Sağlık için her şeyin dezenfekte edilmesi gerektiğini belirten Drlyeviç, “Selin ilk günlerinde tahliye sürecinde yaralananlara tetanos aşısı yapıldı. Bir de toprak altında yaşayan yılanlar suyla birlikte yeryüzüne çıktı. İlk günlerde yüzlerce yılan sokması vakalarına rastladık. Yılan sokmalarına karşı panzehire ihtiyacımız var.” diye konuşuyor. Sıcaklıkların artmasıyla ölü hayvanlara üşüşen sivrisineklerin insanlar için de büyük tehlike oluşturduğunu anlatan Drlyeviç şunları söylüyor: “Şimdiye kadar toplu salgın olayına rastlamadık. Bireysel şikâyetler daha çok oluyor. Ancak önlem alınmazsa salgın hastalık tehdidi var. Bu sineklerin insanlara hastalık geçirme ihtimali çok yüksek. Ölen hayvanın taşıdığı mikrobu basit bir ısırıkla başkalarına taşıması mümkün.” İnsan sağlığını tehdit eden bir diğer husus ise su altında kalan ev eşyaları. Günlerce su altında kalan mobilya, elektrikli aletler gibi birçok malzeme kullanılamaz duruma geldi. Ancak insanlar kırılmamış metal, cam ve porselenden yapılmış mutfak eşyaları ile halılarını temizleyip tekrar kullanmaya başlıyor. Uzmanlar ise bu eşyaları kullanmamaları konusunda halkı uyarıyor.EN ACİL İHTİYACIMIZ KİREÇİhtiyaç duyulan malzemeleri sıralayan Dr. Drlyeviç, listenin başında kireç geldiğini anlatıyor. Her şeyin bir an önce dezenfekte edilmesinin aciliyetine işaret eden Drlyeviç, “Evler, ağaçlar, sokaklar yaşanılan bütün mekânların kireçlenmesi lazım. Bu sebeple ilk etapta en çok kirece, temizlik ve dezenfekte malzemelerine ihtiyacımız var. Ayrıca, boya badana malzemeleri, çizme, battaniye, yılan sokmalarına karşı panzehir ve tetanos aşısı da ihtiyaçlar arasında.” diyor.
Zaman
Dünya
24.05.2014
BosnadasalgınhastalıktehlikesiBosnada salgın hastalık tehlikesi
Bosna'da salgın hastalık tehlikesi
Zaman
24.05.2014
02:01
Selle boğuşan Bosna’da telef olan hayvanlar, salgın hastalık tehlikesini gündeme getirdi. Zenitsa Hastanesi Federal Sağlık Odası Başkanı Dr. Harun Drlyeviç, bir an önce temizlik yapılması ve telef olan hayvanların yakılması gerektiğini söyledi. Dezenfekte içinse en önemli ihtiyaç malzemesi kireç. Drlyeviç, “Yılan sokmalarına karşı tetanos aşısına ihtiyacımız var.” dedi.Bosna-Hersek son 150 yılın en büyük sel felaketinin yaralarını sarmaya çalışırken, yeni bir tehlike ile karşı karşıya. Sel sularının taşıdığı mikroplar salgın hastalık riskini de beraberinde getirdi. Sel çok fazla insan kaybına sebep olmadı ancak yüzlerce büyükbaş hayvan telef oldu. Bunlar da günlerce sudan çıkarılamadı, çoğu halen toplanıp imha edilmeyi bekliyor. Uzmanlar, çürümeye başlayan hayvan leşlerinin çevreye hızla mikrop yayacağı uyarısını yapıyor.Bir salgın tehdidine karşı Bosna’nın kuzeyinde yer alan Sava Nehri kıyısındaki bazı köylere karantina yasağı getirildi. Selin en fazla zarar verdiği Velino ve Yelaz köylerine telef olan büyükbaş hayvanların hastalık yayma riskine karşı giriş çıkış yasaklandı. Bölgeye sivil savunma ekipleri ve askeri yetkililerin dışında hiç kimsenin girişine izin verilmiyor. Nehrin taşması sonucu ne kadar hayvanın telef olduğu bilinmiyor ancak şimdiye kadar telef olan 15 ton hayvan sudan çıkarıldı. Ancak bu hayvanların bir an önce yakılması gerekiyor. Temizleme çalışmaları kapsamında 150 ton çöp ve çamur da kaldırıldı. Biyelina şehrinde olağanüstü kriz masası kuruldu ve alınması gereken tedbirler konusunda çalışmalara başlandı. Bunun yanı sıra sel sularının 32 ayrı noktadan tahliyesi devam ediyor. Köylerde yaşayanların tamamına yakını tahliye edildi. Kalan az sayıda insana, 16 farklı yerdeki kriz merkezlerinden gıda ve su yardımı yapılıyor.YÜZLERCE KİŞİYİ YILAN SOKTUZenitsa Hastanesi Federal Sağlık Odası Başkanı Dr. Harun Drlyeviç, acil olarak yapılması gereken şeyin ölü hayvanların yakılması ve temizlik olduğunu söylüyor. Sağlık için her şeyin dezenfekte edilmesi gerektiğini belirten Drlyeviç, “Selin ilk günlerinde tahliye sürecinde yaralananlara tetanos aşısı yapıldı. Bir de toprak altında yaşayan yılanlar suyla birlikte yeryüzüne çıktı. İlk günlerde yüzlerce yılan sokması vakalarına rastladık. Yılan sokmalarına karşı panzehire ihtiyacımız var.” diye konuşuyor. Sıcaklıkların artmasıyla ölü hayvanlara üşüşen sivrisineklerin insanlar için de büyük tehlike oluşturduğunu anlatan Drlyeviç şunları söylüyor: “Şimdiye kadar toplu salgın olayına rastlamadık. Bireysel şikâyetler daha çok oluyor. Ancak önlem alınmazsa salgın hastalık tehdidi var. Bu sineklerin insanlara hastalık geçirme ihtimali çok yüksek. Ölen hayvanın taşıdığı mikrobu basit bir ısırıkla başkalarına taşıması mümkün.” İnsan sağlığını tehdit eden bir diğer husus ise su altında kalan ev eşyaları. Günlerce su altında kalan mobilya, elektrikli aletler gibi birçok malzeme kullanılamaz duruma geldi. Ancak insanlar kırılmamış metal, cam ve porselenden yapılmış mutfak eşyaları ile halılarını temizleyip tekrar kullanmaya başlıyor. Uzmanlar ise bu eşyaları kullanmamaları konusunda halkı uyarıyor.EN ACİL İHTİYACIMIZ KİREÇİhtiyaç duyulan malzemeleri sıralayan Dr. Drlyeviç, listenin başında kireç geldiğini anlatıyor. Her şeyin bir an önce dezenfekte edilmesinin aciliyetine işaret eden Drlyeviç, “Evler, ağaçlar, sokaklar yaşanılan bütün mekânların kireçlenmesi lazım. Bu sebeple ilk etapta en çok kirece, temizlik ve dezenfekte malzemelerine ihtiyacımız var. Ayrıca, boya badana malzemeleri, çizme, battaniye, yılan sokmalarına karşı panzehir ve tetanos aşısı da ihtiyaçlar arasında.” diyor.
Zaman
Ana Sayfa
24.05.2014
BosnadasalgınhastalıktehlikesiBosnada salgın hastalık tehlikesi
Yemek bilgim, çok yemekten!
Zaman
24.05.2014
02:01
Mesleki istidatlarını bir yana bırakırsak Kerim Balcı’yı tanıyan herkes kendisinin iyi bir dinleyici, iyi bir çay arkadaşı ve yol gösterici olduğu konusunda hemfikirdir. Ciddi yazılarıyla bilinen Balcı’nın bilinmeyen yönüyse mutfaktaki mahareti... Diplomasi yazarımız bu sefer yazarken değil, pişirirken terledi.Şu ana kadar bu köşe için yapılan röportajlar içinde yemekle ilişkisinin derinliği karşısında “Hiç de belli etmiyor, onca şeyi nereden biliyor?” dediğim çok kişi oldu. Bu haftaki konuğum gazetemizin köşe yazarı ve Turkish Review genel yayın yönetmeni Kerim Balcı da bu isimlerden biri. Fizik mezunu olmasından mıdır, yıllar öncesine dayanan ‘baş aşçı’lık tecrübesinden midir bilemiyorum menüsünde yer alan yemekleri yaparken verdiği detaylı bilgiler epey şaşırttı beni. Yalnızca yemeği değil, pişirmeyi de seven ve işin felsefesine de ciddi kafa yoran biri. Çoklarının aksine yemek yapmak ona göre ulvi bir iş ve Balcı, bu işi icra ederken bambaşka bir halet-i ruhiyeye bürünüyor, başka bir âleme dalıyor sanki. Ne ‘baba baba’ diyerek peşinden bir dakika ayrılmayan minik kızı Fatma Betül, ne etrafında pervane olan kameramanımız, ne ara sıra bir şeye ihtiyacı olup olmadığını kontrol eden büyük kızı Zeynep, ne de bitmek tükenmek bilmeyen sorularım bozuyor konsantrasyonu. ‘Elimden gelirse, becerebilirsem’ mütevazılığıyla hazırladığı üç çeşit yemekten oluşan (Karadeniz usulü sebzeli bulgur pilavı, ilk kez İsrail’de yediği peynir eritmeli mantar, orijini Meksika olsa da İngiltere’de öğrendiği Sezar salatası) ‘international’ menüsüyle ilminin de tecrübesinin de hakkını verdi Balcı. Farklı tatlara açıksanız bir çay sever olarak Kerim Balcı’nın yemek sonrası ikram ettiği Filistin çayını deneyin derim.Aslen Trabzonlusunuz ancak Samsun’da büyümüşsünüz...Ailem Trabzonlu ama 17 yaşına kadar Samsun’da büyüdüm.Neden sebzeli bulgur pilavını tercih ettiniz?Kahvaltıya gelmiş olsaydınız muhtemelen kuymak yapardım ama akşam yemeği olduğundan, yapması ve yemesiyle bizi yormayacak bulgur pilavı uygun olur diye düşündüm. Dünden yapılmış dolma ve sarma buzdolabında bekliyor. Pilav başarısız olursa...Menünüz ‘mutfağa pek girmem’ diyen birinin hazırlayacağı türden değil sanki…Uzun süredir vakitsizlikten mutfağa giremesem de yemek yapmaktan keyif alan biriyim ve tecrübem geçmişe dayanır. Üniversitedeyken çok geleni olan bir talebe evinin baş aşçısıydım. Fakru zaruretten patatesten 20 çeşit yemek yapma yollarını öğrenmiştim. Ayrıca İngiltere’de yaşarken Ayşe Önal Hanım ile birlikte Türk Cemaati’nin yemek yarışmalarında jüri üyeliği yapıyordum. Kendisi zaten yemek yazarıydı. Ben ise daha ziyade yemeğin felsefesini yapmaya çalışan biriydim.Yemek felsefesi demişken İslam kültüründe yemekle ilgili konuşmalar pek hoş karşılanmıyor gibi.Allah’ın iki çeşit yaratması var. Biri inşa yani yoktan, diğeri de terkip olarak. Kâinatta birçok şey terkip olarak yaratılıyor. Bir anlamda Cenab-ı Hakk’ın yaratmasına küçük de olsa ortak ettiği varlıklarız. Yemek yapmak bunlardan biri. Tabiatta kendileri de bir terkibin ürünü olan malzemeleri alıyor, biz de bir terkip oluşturuyoruz. Benim gibi şişmanlar yemek sohbeti başlattığında materyalist bir sohbet olduğu kanaatine kapılıyor insanlar. Oysa Allah’ın güzelliklerini kemal ve cemal sıfatlarını tecelli ettirdiği ve insanın Rabbisine en yaklaştığı noktalardan birisi yemek yapmak diye düşünüyorum.Bu açıdan bakınca yemek yapmak mübarek bir iş gibi geliyor kulağa.Belki de kendi kendimi kandırıyorumdur ama yemek konusunda konuşurken de, doğru yemek yenilen yerlere insanları yönlendirirken de yaptığım işin içinde ulvi bir yön olduğuna inandım hep.Uzun yıllar Küdüs’te, belli bir süre de Londra’da yaşadınız. Yemekler mevzuunda en çok ne şaşırttı sizi?Kıta Avrupa’sında meşhur bir espri vardır. En az yapraklı kitap İngiliz mutfağı kitabıdır. Yalnızca balık ve patates kızartması yiyor insanlar. Bu açıdan orada yemek adına bir şey öğrendiğimi söyleyemem ama İsrail, medeniyetlerin birbiriyle temas kurduğu bir noktada olduğundan güçlü ve zengin bir kuzin. Kudüs’te hem Ortadoğu hem de hatırı sayılır kadar Alman olduğu için Alman mutfağını tanıdım. Garnitür açısından zengin bir mutfak. Alman mutfağı da tatlı açısından çok zengin ve ilginç. Mesela bir Yahudi bayramında fırında pişmiş ballı ya da şekerli tavuk ikram edilmişti. Tuhaf gelmişti ama baktığınızda bizde de hamsi tatlısı var.Çılbır ve hasta çorbasını çok güzel yapıyormuşsunuz. Siz hangi yemekte iddialı olduğunuzu düşünüyorsunuz?Sekiz kat maklube yapmışlığım var, çılbırda da iddialıyım ama Kerim Balcı en iyi bunu yapar diyeceğim şey güllaçtır.Samsun’da yetişmiş bir Trabzonlu olarak bu iki mutfak hakkında neler söylersiniz?Trabzonlu
Zaman
Ana Sayfa
24.05.2014
YemekbilgimçokyemektenYemek bilgim çok yemekten
İnsanlığa ibretlik dağ 'Nemrut'
Zaman
16.05.2014
02:07
Baharın iyiden iyiye kendini gösterdiği bugünlerde Nemrut Dağı’na doğru yola koyulduk. Nemrut Dağı’nın efsunu, kimileri için güneşin doğuşunda veya batışında, kimileri içinse zirvedeki dev heykellerde gizli.Adıyaman merkezden yaklaşık bir saatte ulaştığımız Nemrut Dağı’nın girişinde bizi durduran görevlilerin araç başına değil, kişi başı 11 lira almasını biraz garipsedik. Zirvede farklı bir hizmet sunuluyor düşüncesiyle yolumuza devam ettik. Zirveye yaklaşık 500 metre kala yol bittiği için aracımızı bir kenara park ettik. 11 lirayı, bulunduğumuz noktadan heykellerin olduğu zirveye yapılacak ulaşım için ödediğimizi düşünsek de seyahatimiz boyunca ne transfer yardımı, ne bir danışmanlık ne de bilgi levhasına rastladık. Merdivenlerin hâlâ tamamlanmamış olması zorlu tırmanışımızdaki başka bir sıkıntıydı. Zirveye vardığımızda güneşin batışına yaklaşık bir saat kalmıştı. Nemrut Dağı’nın zirvesinde güneşin doğuşuna göre dağın doğusuna, batışına göre de batısına dev heykeller dikilmişti. Dağın her iki yakasındaki bu heykeller Bakara Sûresi 258. ayetini hatırlattı: “Allah kendisine mülk verdi diye şımararak İbrahim ile Rabbi üzerine tartışanı görmedin mi? İbrahim, ‘Rabb’im öldüren ve diriltendir’ demişti de, o ben de diriltir ve öldürürüm.’ demişti. İbrahim, ‘Allah, güneşi doğudan getirir; haydi sen de batıdan getir.’ deyince, o inkârcı donakaldı. Allah, zulmeden kimseleri doğru yola eriştirmez.” Ayetteki Hz. İbrahim’in ‘Allah, güneşi doğudan getirir; haydi sen de batıdan getir.’ ifadesini defalarca okuduk. Onların gücünün güneşe yetmeyeceği için sadece taştan heykelleri dikebildiklerini gördük. Boyu 3-5 metreyi bulan heykelleri izledikçe Kur’an’ın ayetlerine sarıldık ve Hz. İbrahim ile Nemrut’u hatırladık.Nemrut’un kim olduğuyla ilgili birçok rivayet olsa da başta Kur’an-ı Kerim olmak üzere kutsal kitaplarda ve muteber tarih eserlerinde kesin olan, Nemrut diye anılan bir hükümdarın var olduğu ve Hz. İbrahim’e karşı çıkıp onu yok etmek uğruna her şeyi yaptığıdır. Kur’an-ı Kerim’de Hz. İbrahim ve Nemrut ile ilgili birçok ayet bulunuyor. Bu ayetlere göre bugün nasıl bazı insanlar servet ve makamı hayatlarının gayesi haline getiriyorsa, o zaman da Nemrut ve benzer tabitattakiler putlaştırdıklarını yaşamlarının merkezine oturtmuş. Öyle ki Nemrut’un hükmettiği insanlar, gerçekleri gözleriyle görseler de kabullenmemiş ve Nemrut’tan çok korkmuş. Burada Meryem Sûresi’nin 46 ve 48. ayetlerine kulak verelim. Hz. İbrahim’in babası (amcası), “İbrahim, ne o, yoksa sen benim tanrılarıma sırtını mı dönüyorsun? Bu işten vazgeçmezsen mutlaka taşa tutarım seni. Şöyle bir uzun müddet benden uzak dur. Gözüm görmesin seni buralarda!” diye hitap ediyor.Hz. İbrahim ise, “İşte sizi de, sizin Allah’tan başka ibadet ve dua ettiğiniz tanrılarınızı da terk ediyorum. Rabb’ime niyaz edip yalvarıyorum. Rabb’ime niyaz etmem sayesinde mahrum ve perişan olmayacağımı umuyorum.” deyince, Nemrut’un ve Nemrutlaşan insanların kendilerini imana davet eden Hz. İbrahim’e verdiği cevap zulmün son sınırı oluyor: “Öldürün onu, ateşe atın.”‘Hangi tarafta olduğum belli olsun’Hz. İbrahim, Nemrut’a ve ona inananlara, “Allah’tan başka taptıklarınız” diyerek sürekli uyarılarda bulunuyor. Nemrut’a tâbi olan insanlar Allah’ı terk edip, isteklerini Nemrut’tan ve taşlardan yaptıkları metrelerce büyüklükteki putlardan bekliyor. Buna karşı çıkan, farklı görüş beyan eden kim olursa olsun, bir peygamber dahi olsa, tahammül edilmiyor. Rıza-i İlahi ekseninde tebliğinden geri durmayan bu yüksek ruhlu peygamber, insanların nemrutlaşmasının ızdırabını çekiyor. Üstelik kendisini yani bir peygamberi ateşe atmalarına rağmen... Nemrut ve dönemin Nemrutlaşan insanlarına Hz. İbrahim bir duruş sergiliyor. Ancak onlar için yargısız infazın hükmü, “Öldürün onu, ateşe atın.” oluyor. İşte bu zalim hükümdara ve hükme karşı anlatılan bu duruşun hikâyesi çok ibretlik. Nemrut ve Nemrutlaşan insanlar, Hz. İbrahim için alevi bulutlara kadar yükselen bir ateş yakmış. Bütün büyük hayvanlar ateşten korkup kaçmış. Hz. İbrahim’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış. Bu esnada bir karınca, küçücük bir damla suyla ateşe doğru telaşla ilerlemiş. Başka bir karınca onun bu telaşını görüp sormuş: “-Acelen ne, nereye gidiyorsun? -Haberin yok mu? Nemrut, Hz. İbrahim’i ateşe atacakmış, ateşe su götürüyorum. Diğer karınca gülerek demiş ki: Bir damla suyun ateşe ne yapabilir ki? Cevap hayli manidar: -Olsun, hiç olmazsa hangi taraftan olduğum belli olsun.”İlahlık iddiasındaki Nemrut’un sonu ise bir başka i
Zaman
En Çok Okunan
16.05.2014
İnsanlığaibretlikdağNemrutİnsanlığa ibretlik dağ Nemrut
Soma için kenetlendik
Zaman
16.05.2014
02:07
Yüzlerce maden işçisinin Soma’daki faciada hayatını kaybetmesi, herkesi derinden sarstı. Dünyanın dört bir yanından destek mesajları yağdı. Ülkede bayraklar yarıya indirildi. Yaraların sarılması için spor kulüpleri seferber oldu. G.Saray Başkanı Ünal Aysal, bir kamyon malzeme ile bölgeye gitti. F.Bahçe ise ihtiyaç sahibi çocuklar için burs havuzu oluşturuyor.Türkiye, kömür karası günlerden geçiyor. Manisa’nın Soma ilçesinde geçtiğimiz salı günü meydana gelen maden ocağı faciası kelimelere hüzün giydirip, ülkenin yüreğine ateş düşürdü. Yüzlerce insanımızdan bazılarının hayata yeniden uyanması tek teselli olurken, birçoğu şehitlik mertebesiyle hemhal oldu. Dünyanın dört bir tarafından acımıza temas eden cümleler yükseldi. Bütün sivil toplum kuruluşları ve spor dünyası da tarifi imkânsız acıya kayıtsız kalmadı. Herkes, maddi ve manevi olarak çaresizlik içinde hayata tutunmaya çalışan ihtiyaç sahibi Somalıların yardımına koştu.Galatasaray Başkanı Ünal Aysal, yönetim kurulu üyesi Emir Sarıgül ile birlikte bölgeye koştu. Beraberinde bir kamyon ihtiyaç malzemesi götüren Aysal, Sarı-Kırmızılı taraftarların da yardımlarıyla bunları dağıttı. Tecrübeli başkan, “Halkımızın bütün acılarını paylaşmak bizim görevimiz. Soma halkı ile bağlarımız çok eskiye dayanıyor, onları anlamak, acıları hafifletmek ve paylaşmak için buradayız.” dedi. Cim Bom ayrıca geliri Soma’ya bırakılmak üzere Arda’nın takımı Atletico Madrid ile İzmir’de karşılaşacak. Hazırlık maçının tarihi henüz belirlenmedi.Türk futbolunun çınarlarından Fenerbahçe’nin Başkanı Aziz Yıldırım ile Beşiktaşlı meslektaşı Fikret Orman da, 360 TV’ye verdikleri demeçlerde duygusal cümlelere tutunarak acıya ortak oldu. Başkan Yıldırım, “Hayatlarını kaybeden vatan evlatlarımız madencilerimize Allah’tan rahmet, tarifi mümkün olmayan bir acı içindeki yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.” diye konuştu. Sarı-Lacivertli yönetim, burs havuzu oluşturarak en az 100 Somalı çocuğun 5 yıl süreyle eğitimini üstleneceğini duyurdu. Proje için 1 milyon 800 bin lira bütçe ayrılacağı aktarıldı.ORMAN: SOMA’DAKİ YİĞİTLERİN YASINI TUTUYORUZHerkes gibi Soma’daki yiğitlerin yasını tuttuğunu dile getiren Fikret Orman ise, “Beşiktaş camiası adına; evlatlarını, babalarını, ağabeylerini kaybeden ailelere ve tüm Türk milletine başsağlığı diliyorum. Beşiktaş, emekçinin, şerefiyle çalışıp hakkıyla kazananların takımıdır. Acımız çok büyük.” ifadelerini kullandı.Türk futbolunun duayen teknik adamlarından Azerbaycan’ın Lenkeran takımının hocası Mustafa Denizli de, “Ülke ne yaşıyorsa biz de burada aynısını yaşıyoruz. Herkes gözyaşlarıyla açıyor telefonu. Soma yıllarca gidip geldiğim yer. Orada çalışan hatta orayı işleten dostlarım vardı. Milli yas ilan ettiğimiz zamanlar azdır. Eğer bir hata varsa bunların bir daha yaşanmaması için bütün tedbirlerin alınması lazım.” şeklinde konuştu.F.Bahçe’nin eski başkanlarından Ali Şen, şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerken, Türkiye’nin en büyük iş kazasında yakınlarını kaybedenlere sabır temenni etti. Türkiye Spor Yazarları Derneği Başkanı Naci Arkan şöyle konuştu: “Sahada dostluğu unutanlar, Soma faciasındaki yürek yakan görüntülerle az da olsa hatırlamışlardır. Dilerim, Soma’da yaşanan acılar vicdanlarımızı iyi yönde tetikler.” F.Bahçe’nin eski yöneticilerinden Şadan Kalkavan, “Son yıllarda yaşanan en büyük kazadır bu facia. Millet olarak derin bir üzüntü içindeyiz. Devletimizin yakınlarını kaybedenlere gerekli desteği vereceği umudundayım.” derken, Teknik Direktör Rıza Çalımbay, “Bundan iyi bir ders çıkarmak gerekiyor. Çünkü bu işi yapıyorsak, bu işte insanlar çalışıyorsa bunun önlemini de çok iyi almak gerekiyor. Bütün Türk halkının başı sağ olsun.” diye konuştu.‘Yerin altına da üstüne de rahmet yağdır Allah’ım’HAKAN ŞÜKÜR (Milletvekili): Her tabuta bugün koca bir ülke giriyor. Dil tutuluyor, söz bitiyor, gözler bekliyor. Soma’nın altına da, üstüne de rahmetini yağdır Allah’ım.ROBERTO MANCİNİ (Teknik Direktör): Soma’da meydana gelen acı olayı büyük bir üzüntüyle öğrendik. Türkiye’nin acısını paylaşıyoruz.FUTBOL FEDERASYONU: Soma’da hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralı vatandaşlarımıza geçmiş olsun dilerken, devam eden çalışmalar sonucu, ocakta mahsur kalan maden işçilerimizin sağ salim kurtarılmasını diliyoruz.BASKETBOL FEDERASYONU: Soma’da bir kömür ocağında meydana gelen patlama ve sonrasında çıkan yangın nedeniyle hayatlarını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet, acılarını derinden paylaştığımız ailelerine başsağlığı dileriz.VOLEYBOL FEDERASYONU: Hayatını kaybeden maden işçilerimize Allah’tan rahmet, aileleri ve s
Zaman
Spor
16.05.2014
SomaiçinkenetlendikSoma için kenetlendik
Soma için kenetlendik
Zaman
16.05.2014
02:07
Yüzlerce maden işçisinin Soma’daki faciada hayatını kaybetmesi, herkesi derinden sarstı. Dünyanın dört bir yanından destek mesajları yağdı. Ülkede bayraklar yarıya indirildi. Yaraların sarılması için spor kulüpleri seferber oldu. G.Saray Başkanı Ünal Aysal, bir kamyon malzeme ile bölgeye gitti. F.Bahçe ise ihtiyaç sahibi çocuklar için burs havuzu oluşturuyor.Türkiye, kömür karası günlerden geçiyor. Manisa’nın Soma ilçesinde geçtiğimiz salı günü meydana gelen maden ocağı faciası kelimelere hüzün giydirip, ülkenin yüreğine ateş düşürdü. Yüzlerce insanımızdan bazılarının hayata yeniden uyanması tek teselli olurken, birçoğu şehitlik mertebesiyle hemhal oldu. Dünyanın dört bir tarafından acımıza temas eden cümleler yükseldi. Bütün sivil toplum kuruluşları ve spor dünyası da tarifi imkânsız acıya kayıtsız kalmadı. Herkes, maddi ve manevi olarak çaresizlik içinde hayata tutunmaya çalışan ihtiyaç sahibi Somalıların yardımına koştu.Galatasaray Başkanı Ünal Aysal, yönetim kurulu üyesi Emir Sarıgül ile birlikte bölgeye koştu. Beraberinde bir kamyon ihtiyaç malzemesi götüren Aysal, Sarı-Kırmızılı taraftarların da yardımlarıyla bunları dağıttı. Tecrübeli başkan, “Halkımızın bütün acılarını paylaşmak bizim görevimiz. Soma halkı ile bağlarımız çok eskiye dayanıyor, onları anlamak, acıları hafifletmek ve paylaşmak için buradayız.” dedi. Cim Bom ayrıca geliri Soma’ya bırakılmak üzere Arda’nın takımı Atletico Madrid ile İzmir’de karşılaşacak. Hazırlık maçının tarihi henüz belirlenmedi.Türk futbolunun çınarlarından Fenerbahçe’nin Başkanı Aziz Yıldırım ile Beşiktaşlı meslektaşı Fikret Orman da, 360 TV’ye verdikleri demeçlerde duygusal cümlelere tutunarak acıya ortak oldu. Başkan Yıldırım, “Hayatlarını kaybeden vatan evlatlarımız madencilerimize Allah’tan rahmet, tarifi mümkün olmayan bir acı içindeki yakınlarına başsağlığı ve sabırlar diliyorum.” diye konuştu. Sarı-Lacivertli yönetim, burs havuzu oluşturarak en az 100 Somalı çocuğun 5 yıl süreyle eğitimini üstleneceğini duyurdu. Proje için 1 milyon 800 bin lira bütçe ayrılacağı aktarıldı.ORMAN: SOMA’DAKİ YİĞİTLERİN YASINI TUTUYORUZHerkes gibi Soma’daki yiğitlerin yasını tuttuğunu dile getiren Fikret Orman ise, “Beşiktaş camiası adına; evlatlarını, babalarını, ağabeylerini kaybeden ailelere ve tüm Türk milletine başsağlığı diliyorum. Beşiktaş, emekçinin, şerefiyle çalışıp hakkıyla kazananların takımıdır. Acımız çok büyük.” ifadelerini kullandı.Türk futbolunun duayen teknik adamlarından Azerbaycan’ın Lenkeran takımının hocası Mustafa Denizli de, “Ülke ne yaşıyorsa biz de burada aynısını yaşıyoruz. Herkes gözyaşlarıyla açıyor telefonu. Soma yıllarca gidip geldiğim yer. Orada çalışan hatta orayı işleten dostlarım vardı. Milli yas ilan ettiğimiz zamanlar azdır. Eğer bir hata varsa bunların bir daha yaşanmaması için bütün tedbirlerin alınması lazım.” şeklinde konuştu.F.Bahçe’nin eski başkanlarından Ali Şen, şehitlerimize Allah’tan rahmet dilerken, Türkiye’nin en büyük iş kazasında yakınlarını kaybedenlere sabır temenni etti. Türkiye Spor Yazarları Derneği Başkanı Naci Arkan şöyle konuştu: “Sahada dostluğu unutanlar, Soma faciasındaki yürek yakan görüntülerle az da olsa hatırlamışlardır. Dilerim, Soma’da yaşanan acılar vicdanlarımızı iyi yönde tetikler.” F.Bahçe’nin eski yöneticilerinden Şadan Kalkavan, “Son yıllarda yaşanan en büyük kazadır bu facia. Millet olarak derin bir üzüntü içindeyiz. Devletimizin yakınlarını kaybedenlere gerekli desteği vereceği umudundayım.” derken, Teknik Direktör Rıza Çalımbay, “Bundan iyi bir ders çıkarmak gerekiyor. Çünkü bu işi yapıyorsak, bu işte insanlar çalışıyorsa bunun önlemini de çok iyi almak gerekiyor. Bütün Türk halkının başı sağ olsun.” diye konuştu.‘Yerin altına da üstüne de rahmet yağdır Allah’ım’HAKAN ŞÜKÜR (Milletvekili): Her tabuta bugün koca bir ülke giriyor. Dil tutuluyor, söz bitiyor, gözler bekliyor. Soma’nın altına da, üstüne de rahmetini yağdır Allah’ım.ROBERTO MANCİNİ (Teknik Direktör): Soma’da meydana gelen acı olayı büyük bir üzüntüyle öğrendik. Türkiye’nin acısını paylaşıyoruz.FUTBOL FEDERASYONU: Soma’da hayatını kaybeden yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet, ailelerine başsağlığı, yaralı vatandaşlarımıza geçmiş olsun dilerken, devam eden çalışmalar sonucu, ocakta mahsur kalan maden işçilerimizin sağ salim kurtarılmasını diliyoruz.BASKETBOL FEDERASYONU: Soma’da bir kömür ocağında meydana gelen patlama ve sonrasında çıkan yangın nedeniyle hayatlarını kaybeden işçilerimize Allah’tan rahmet, acılarını derinden paylaştığımız ailelerine başsağlığı dileriz.VOLEYBOL FEDERASYONU: Hayatını kaybeden maden işçilerimize Allah’tan rahmet, aileleri ve s
Zaman
Ana Sayfa
16.05.2014
SomaiçinkenetlendikSoma için kenetlendik
Olay, soğukkanlı bir şekilde araştırılmalı
Zaman
15.05.2014
02:03
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Soma’da yaşanan facianın soğukkanlı bir şekilde değerlendirilmesi ve araştırılması gerektiğini söyledi. Öğle saatlerinde özel uçakla Soma’ya giden Kılıçdaroğlu, havaalanında yaptığı açıklamada, “Acı çok büyük, yaralar taze, insanlar feryat içinde. Hepimizin biraz soğukkanlı davranarak olayı değerlendirmesi gerekiyor.” dedi.Kemal Kılıçdaroğlu, gazetecilerin konuyla ilgili sorularını cevaplarken, “Olay gerçekten hepimizi çok üzdü. Olayın meydana gelmesinden hemen sonra biz bölgeye bir grup CHP milletvekili gönderdik. Arkadaşlarımız olayın bütün ayrıntılarıyla gün yüzüne çıkması için çaba harcayacaklardı. Fakat olayın boyutlarının gittikçe büyüdüğünü gördük. Akşam sayın kaymakamı arayıp bilgi aldım. Televizyonlarda gösterilen ölü sayısından çok daha fazla bir rakamı telaffuz edince gerçekten irkildik, üzüldük. Millet olarak hepimizin başı sağ olsun. Büyük bir acı.” diye konuştu. Olayın ayrıntılı şekliyle aydınlanması gerektiğini vurgulayan CHP lideri, “Sanıyorum bilirkişiler konuya el koyacaklardır. Olayın nasıl meydana geldiği, kayıpların nasıl olduğu, neden bu kadar büyük can kaybının olduğunun da araştırılması gerekiyor. Soğukkanlılıkla olayı araştırmamız gerekiyor. Acı çok büyük, yaralar taze, insanlar feryat içinde. Hepimizin biraz soğukkanlı davranarak olayı değerlendirmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, yaşanan felaket nedeniyle bugün yapacağı İngiltere seyahatini de iptal ettiğini söyledi.OLAYIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZCHP lideri, Soma’da hastaneye kaldırılan yaralı maden işçilerini ziyaret etti. Daha sonra Kriz Merkezi’ne geçen Kılıçdaroğlu, burada da yetkililerden bilgi aldıktan sonra çıkışta gazetecilere açıklamada bulundu. Kılıçdaroğlu, “İnsanlar çocuklarını bekliyor. Büyük bir acı yaşanıyor. Çok üzücü bir olay. Olayın ayrıntılarını zaman bize gösterecektir. Neden olduğunu, nasıl olduğunu, kurtarmanın başarılı olup olmadığını, yeterli önlemlerin alınıp alınmadığını zaman içinde öğreneceksiniz. Ama ben bütün vatandaşlarımıza şu sözü veriyorum. CHP olarak bu olayın takipçisi olacağız. Bilirkişi önümüzdeki süreç içerisinde devreye girecektir. O bilirkişilere buradan seslenmek istiyorum. Vereceğiniz raporlar, ölen her vatandaşımızın hak aramasını sağlayacak raporlardır. Elinizi vicdanınıza koyun raporlarınızı ona göre hazırlayın. Sonuçta burada 200’ü aşkın kişi hayatını kaybetti. Bunların aileleri var, çoluk, çocukları var ve biz önümüzdeki süreçte daha dikkatli daha tutarlı olmalıyız. Ölen işçiler emek harcadılar, alın teri döktüler. Arzumuz şu bir kişi bile nefes alarak çıksa biz mutlu olacağız.” dedi.mustafa kuşen, melih gasgar manisa
Zaman
Politika
15.05.2014
OlaysoğukkanlıbirşekildearaştırılmalıOlay soğukkanlı bir şekilde araştırılmalı
Olay, soğukkanlı bir şekilde araştırılmalı
Zaman
15.05.2014
02:03
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Soma’da yaşanan facianın soğukkanlı bir şekilde değerlendirilmesi ve araştırılması gerektiğini söyledi. Öğle saatlerinde özel uçakla Soma’ya giden Kılıçdaroğlu, havaalanında yaptığı açıklamada, “Acı çok büyük, yaralar taze, insanlar feryat içinde. Hepimizin biraz soğukkanlı davranarak olayı değerlendirmesi gerekiyor.” dedi.Kemal Kılıçdaroğlu, gazetecilerin konuyla ilgili sorularını cevaplarken, “Olay gerçekten hepimizi çok üzdü. Olayın meydana gelmesinden hemen sonra biz bölgeye bir grup CHP milletvekili gönderdik. Arkadaşlarımız olayın bütün ayrıntılarıyla gün yüzüne çıkması için çaba harcayacaklardı. Fakat olayın boyutlarının gittikçe büyüdüğünü gördük. Akşam sayın kaymakamı arayıp bilgi aldım. Televizyonlarda gösterilen ölü sayısından çok daha fazla bir rakamı telaffuz edince gerçekten irkildik, üzüldük. Millet olarak hepimizin başı sağ olsun. Büyük bir acı.” diye konuştu. Olayın ayrıntılı şekliyle aydınlanması gerektiğini vurgulayan CHP lideri, “Sanıyorum bilirkişiler konuya el koyacaklardır. Olayın nasıl meydana geldiği, kayıpların nasıl olduğu, neden bu kadar büyük can kaybının olduğunun da araştırılması gerekiyor. Soğukkanlılıkla olayı araştırmamız gerekiyor. Acı çok büyük, yaralar taze, insanlar feryat içinde. Hepimizin biraz soğukkanlı davranarak olayı değerlendirmesi gerekiyor.” ifadelerini kullandı. Kılıçdaroğlu, yaşanan felaket nedeniyle bugün yapacağı İngiltere seyahatini de iptal ettiğini söyledi.OLAYIN TAKİPÇİSİ OLACAĞIZCHP lideri, Soma’da hastaneye kaldırılan yaralı maden işçilerini ziyaret etti. Daha sonra Kriz Merkezi’ne geçen Kılıçdaroğlu, burada da yetkililerden bilgi aldıktan sonra çıkışta gazetecilere açıklamada bulundu. Kılıçdaroğlu, “İnsanlar çocuklarını bekliyor. Büyük bir acı yaşanıyor. Çok üzücü bir olay. Olayın ayrıntılarını zaman bize gösterecektir. Neden olduğunu, nasıl olduğunu, kurtarmanın başarılı olup olmadığını, yeterli önlemlerin alınıp alınmadığını zaman içinde öğreneceksiniz. Ama ben bütün vatandaşlarımıza şu sözü veriyorum. CHP olarak bu olayın takipçisi olacağız. Bilirkişi önümüzdeki süreç içerisinde devreye girecektir. O bilirkişilere buradan seslenmek istiyorum. Vereceğiniz raporlar, ölen her vatandaşımızın hak aramasını sağlayacak raporlardır. Elinizi vicdanınıza koyun raporlarınızı ona göre hazırlayın. Sonuçta burada 200’ü aşkın kişi hayatını kaybetti. Bunların aileleri var, çoluk, çocukları var ve biz önümüzdeki süreçte daha dikkatli daha tutarlı olmalıyız. Ölen işçiler emek harcadılar, alın teri döktüler. Arzumuz şu bir kişi bile nefes alarak çıksa biz mutlu olacağız.” dedi.mustafa kuşen, melih gasgar manisa
Zaman
Ana Sayfa
15.05.2014
OlaysoğukkanlıbirşekildearaştırılmalıOlay soğukkanlı bir şekilde araştırılmalı
Beni saygıyla yanına çekersin yasakla değil
Zaman
27.04.2014
02:04
İtirazım Var’ın yönetmeni Onur Ünlü ile ‘+18’ ibaresinden yola çıkarak filmi konuştuk. 20 yıldır her gün film çekmeyi düşündüğünü söyleyen Ünlü, “En korktuğum şey, bu filme bizim düşündüğümüzden büyük anlamlar atfedilmesi.” diyor.Onur Ünlü, kendi deyimiyle ‘sevenin çok sevdiği, sevmeyenin nefret ettiği’ bir yönetmen. 22 tane film çekmeyi düşünüyor, hedefi 10 tanesinin polisiye olması. İtirazım Var bu polisiyelerin üçüncüsüydü, imam Salman Bulut’un başına gelen türlü türlü işleri konuşacakken gündem bir anda filme +18 ibaresinin gelmesi oldu. Ünlü, “O kadar haklıyım ki, ne desem yazık.” deyip ekliyor: “Görüntü kaydedebilen herhangi bir cihazla yine rahatsız ederim.” Röportajımızdan sonra Cuma günü +18 sınırlaması +15’e indirildi.İtirazım Var’da Serkan Keskin’in canlandırdığı Salman Bulut bizim alışkın olmadığımız bir imam portresi, şimdiye kadar resmedilmiş imamlardan farklı.Ben ‘Dur iyi imam yapayım’ diye düşünmedim. Bu bir imam belgeseli değil, imam tanıtım çalışması değil, imamlarla ilgili konular imamların sorumluluğunda. Şimdiye kadar imamlar anladığım kadarıyla klişe tiplerdi. Onlarla hep dalga geçiliyordu. Ben de ‘Yeter Türk sineması dur, imamlara böyle diyemezsin’ diye yola çıkmadım. Bir hikâye anlatmaya çalışıyordum, kafamda bir imam vardı, o imam da bu imamdı.Normalde konuşacağımız şeyler filme +18 ibaresi konulunca olağanüstü hale geldi. Siz şaşkın mısınız?Mevzu bu filmin +13’e düşürülmesi ya da +18’de kalması değil. Önemli olan bundan sonra bu işlerin çok kolay yapılamaması. Yönetmeliğin elden geçirilmesine çalışmak. Bütün bu hadise buna yarayacaksa, çok sevinirim. Ki konuşuluyor şimdi aramızda. Bu gündeme gelecek.İnsanlar filme ‘Acaba bu filmde bizi ne bekliyor’ sorusuyla girip +18’lik bir şey göremeyince ‘Eee n’oldu şimdi?’ sorusuyla çıkıyor. Bu canınızı sıkmadı mı?Çirkin bir algı oluşturuldu. Öyle bir afişi olan filmin +18’le sınırlandırılması insanın aklına ‘Ne olabilir ki bu filmde’ düşüncesini getiriyor elbette. İzleyince görülüyor ki, bir şey yok. Bu konuda haklıyım ama haklılığın beni bir zalime dönüştürmesini de istemiyorum. O yüzden çok yukarıdan havalı havalı konuşmaktan yana değilim. Aklıselim kazanır her zaman, onun kazanmasını bekliyorum. O kadar haklıyım ki, ne desem yazık.Onur Ünlü sinemasının bir derdi var ve İtirazım Var da bu seyri devam ettiriyor. ‘10 polisiye film çekmek’ hayalinizin üçüncüsündesiniz…Ben başka bir tartışma beklerdim. İmamın yaptıkları ettikleri konuşulsun isterdim. Serkan sağ olsun o kadar iyi oynuyor adamı, o kadar seviyoruz ki, sonunda rahatsız olduğumuz şeyler varsa da affediyoruz. Çünkü adam sevimli, samimi ve o karakterin kötü bir niyeti yok. Bu bize filmin de kötü niyeti olmadığına dair bir garanti veriyor. Karaktere inanırsan her şeye inanırsın, filmde de öyle oldu. Polisiye olarak da sevildi, durduğu yer tarafından da... Seyirci sevdi, yazar çizer tayfası sevdi, anlıyoruz ki İstanbul Film Festivali jürisi de sevmiş. Bu herkese nasip olmaz.‘Yine iyi ki kaybettik’ diyorsunuz. Onur Ünlü güzel kaybeden karakterleri seviyor galiba…Aslında kaybetmekten ziyade onurumu dik tutmaya çalışmayı seviyorum. Bunu başarabilirsem yaptığım herhangi bir işle ilgili o işte kayıp görmüyorsun. Önemli olan duruşu koruyabilmek. Neticede hayatta mutlu olamadan, emeline ulaşamadan, muradı eksik kalan binlerce, milyonlarca insan var. Bir sürü insan hayal kırıklıkları içinde ölüp gidiyor. Umutsuz insan sayısı daha fazla. Seyirci onları izlemek istemiyor algısı vardı. Ben de karakterler özellikle acı çeksin istemiyorum ama her karakter bir şeyi temsil ediyor. Polis diye bir film yaptım, Haluk Bilginer’in karakteri üzerinde bombalarla masada kaldı. Benim için o adamın hikâyesi orada bitti. O adam üzerinde bombalarla hâlâ orada oturur.Aslında risk almadan iş yapmak mümkünken siz yaptığınız filmlerle battınız, eleştiri aldınız. Leyla ile Mecnun, Şubat dizileri de risk seven işlerdi. Bugünden dönüp bakınca ne oldu?Başta daha tepkiliydi herkes. Bu çizgide inat edince alışıldı. Leyla ile Mecnun bizim yapmaya çalıştığımız işin anlaşılmasında yardımcı oldu. Seven iddialı bir şekilde sevdi, sevmeyen hiç sevmedi. Bu karakterler var çünkü ben de varım. Biz sadece seyrettiğimizde zevk aldığımız işler yaptık. Bu durumun etrafında toplanınca daha görünür olduk. Biz de bir tarafız artık, böyle de bir sinema yapılıyor. Bunu seyreden insanlar da var.Afili Filintalar okuyan, Leyla ile Mecnun, Behzat Ç. izleyen bir kitle nihayet Gezi’yi ortaya çıkaran kuşak olarak görüldü. Siz böyle bir paralellik görüyor musunuz?Aşağı yukarı görünüyor gibi. O insanların birçoğu Gezi’de de oldu. Gezi nasıl kendiliğ
Zaman
Ana Sayfa
27.04.2014
BenisaygıylayanınaçekersinyasakladeğilBeni saygıyla yanına çekersin yasakla değil
'Gönül ister ki 4. yıldızı da takıp gideyim'
Zaman
26.04.2014
12:35
Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu Nisan ayı olağan toplantısında bir konuşma yapan Başkan Aziz Yıldırım, Türk futbolunu ve kulüpleri sıkıntılı bir sürecin beklediğini söyledi.Geçtiğimiz günlerde vefat eden Yüksek Divan Kurulu Başkanı merhum Yüksel Günayın yerine Yüksek Divan Kurulu Başkanvekili Adnan Ersanın başkanlığında, Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesislerinde yapılan toplantıda konuşan Başkan Aziz Yıldırım, kendisinin durumu ve bundan sonra neler olacağı hakkında bilgiler verdi.Başkan Aziz Yıldırım, Önce Yüksek Divan Kurulu Başkanı, 10 yıl beraber yürüdüğümüz, yaşça bizden büyük saygıdeğer Yüksel Günay Beye Allah rahmet eylesin diyerek, bugün Fenerbahçe ile ilgili bazı konularda bilgi vermek istiyorum. dediği konuşmasında, kendisi ve kendinden sonra Fenerbahçede neler yapılabileceğiyle ilgili şunları söyledi:Ben gidene kadar şu şunu yapsın, bu bunu yapsın demem. Bu tüzükte ne yazıyorsa onu yerine getirirler. Şu başkan olsun, bu başkan olsun demem. İsterlerse içlerinden bir başkan seçerler. Siz de oyunuzu verirsiniz. Kendileri istemezlerse, kim çıkarsa başkanlığa talip, siz buraya layık gördüğünüzü başkan olarak getirirsiniz. Herkes zannediyor ki Fenerbahçede babadan oğula geçen bir sistem var. Böyle bir şey yok. Tabii gönül ister ki 4. yıldızı da takıp gideyim. Başkan Aziz Yıldırımın Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu Nisan ayı olağan toplantısında yaptığı konuşmada öne çıkan kısımlar şöyle:Önce Yüksek Divan Kurulu Başkanı, 10 yıl beraber yürüdüğümüz, yaşça bizden büyük saygıdeğer Yüksel Günay Beye Allah rahmet eylesin. Yüksel Günay bey, 10 yıl boyunca yönetimle beraber çalıştı. Gerektiğinde tenkit etti, gerektiğinde tebrik etti. Uygun yolu bularak çalışmalara devam ettik. İyi bir Fenerbahçeli, iyi bir dosttu.Bu arada da Selçuk Yula, Ercan Aktuna, Mikro Mustafa ve ismini unuttuğum diğer Fenerbahçelilere de rahmet diliyorum.BU BİR SİYASİ DAVADIRŞimdi, biliyorsunuz Yargıtay seçimlerden sonra Başsavcılıkta bekleyen karar uygulamaya kondu ve İstanbul savcılığına gönderildi. Yalnız, burada kanunda yapılan değişiklik neticesinde hangi mahkemenin bakacağı araştırılıyordu. Birincisi infazın durdurulması, ikincisi yeniden adil yargılama yapılması için itirazımız var. 16. Ağır Ceza Mahkemesi ardından da 17. Ağır Ceza Mahkemesi kalktığı için 18. Ağır Ceza Mahkemesi bakıyor. Şu an davamıza hangi mahkemenin bakacağına HSYK karar verecek. Diğer itirazımıza da Anayasa Mahkemesi bakıyor.3 yıl sonunda üzüntümüz yok. 1. gün ne dediysek, insanlar doğru olduğunu görüyor. Bu bir şike davası değil, siyasi davadır dedik. Kanuna göre düşünce bile suçtu. Bunlar demekki bizim olmayan düşüncemizi de yazmışlar. Kanuna göre deliller, tapeler vardı. Suç yarattılar. Aynı hadiseler 17 ve 25 Aralıkta da yaşanmıştır. İnsanların tapelerle suçlanamayacağı şeklinde karar çıkmıştır. Kişiler, şahıslar, yalnızca Fenerbahçe için değil, Ergenekon, Oda TV, KCK, Casusluk Davası, Cübbeli davası, hepsi, insanlar o tapelerle suçlandı. 17 - 25 Aralıktan itibaren Yargıtay kararlarına göre tapeler delil kabul edilmiyor. 25 Aralıktan sonra çıkan kararı Yargıtay tanımayarak, tapeleri delil kabul etmiştir. İleride tarih bunların ne olduğunu, ne olmadığını yazacak. Biz haklıyız, biz şike yapmadık. Biz ne yaptıysak Fenerbahçe için yaptık. CAS Davasında da Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçı teşvik diye geçmiştir. O tarihte Türkiyede şike ve teşvik suçu yok. Çünkü, polis fezlekelerinde suç diye geçiyor. CAS sonuçları açıklandığında, Fenerbahçe yönetim kurulu gerekeni yapacaktır. Avrupaya gitme ümidimiz vardır, gideceğiz demiyorum ama ümidimiz vardır.FENERBAHÇE VE DİĞER KULÜPLERİ ZOR GÜNLER BEKLİYORFenerbahçenin önünde önemli bir vaziyet var. Ekonomik olarak Fenerbahçe ve diğer kulüpleri zor günler bekliyor. Devlet diyor ki, vergi ödeyeceksin. Geçen sene 80 küsür, bu sene de 93 trilyon Fenerbahçe vergi verdi. Fenerbahçenin bütçesi 220 ila 250 milyon dolara yakındır.Fenerbahçe, Türkiyeyi Avrupada elinden geldiğince temsil etmiştir. Başarılar kazanılmıştır. Bunun karşılığında devlet, spor kulüplerine yardım da bulunmamaktadır. Devlet, buna karşılık Gençlik Spor Genel Müdürlüğü aracılığıyla biletlerden yüzde 7 vergi kesiyorlar. 4-5 senedir bilet fiyatlarını yükseltemiyoruz, çünkü insanların ödeme güçleri yok. Şimdi bunları üstüste koyduğumuz zaman Fenerbahçenin paraya ihtiyacı var. Böyle giderse, Fenerbahçenin her yere borcu olur Allah korusun. Şu an için böyle bir tehlike yok. Eğer, bana güveniyor ve inanıyorsanız bunlara da inanın.Fenerbahçenin potansiyeli var. Fenerbahçeden daha fazla potansiyeli olan bir kulüp yok. Her Fenerbahçelinin bu kulübe sahip olma isteği var. Tüzük tadiliyle birlikte insanları bu kulübe temsilci üye şekliyle kulübe katmak lazım. Bu konu, kendimle ilgili bir konu değil. Bu Fenerbahçenin projesidir, Fenerbahçe için olmalıdır. Bu sene hukukçular ekibi kurduk.
Zaman
Spor
26.04.2014
Gönülisterki4yıldızıdatakıpgideyimGönül ister ki 4 yıldızı da takıp gideyim
'Gönül ister ki 4. yıldızı da takıp gideyim'
Zaman
26.04.2014
12:35
Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu Nisan ayı olağan toplantısında bir konuşma yapan Başkan Aziz Yıldırım, Türk futbolunu ve kulüpleri sıkıntılı bir sürecin beklediğini söyledi.Geçtiğimiz günlerde vefat eden Yüksek Divan Kurulu Başkanı merhum Yüksel Günayın yerine Yüksek Divan Kurulu Başkanvekili Adnan Ersanın başkanlığında, Fenerbahçe Faruk Ilgaz Tesislerinde yapılan toplantıda konuşan Başkan Aziz Yıldırım, kendisinin durumu ve bundan sonra neler olacağı hakkında bilgiler verdi.Başkan Aziz Yıldırım, Önce Yüksek Divan Kurulu Başkanı, 10 yıl beraber yürüdüğümüz, yaşça bizden büyük saygıdeğer Yüksel Günay Beye Allah rahmet eylesin diyerek, bugün Fenerbahçe ile ilgili bazı konularda bilgi vermek istiyorum. dediği konuşmasında, kendisi ve kendinden sonra Fenerbahçede neler yapılabileceğiyle ilgili şunları söyledi:Ben gidene kadar şu şunu yapsın, bu bunu yapsın demem. Bu tüzükte ne yazıyorsa onu yerine getirirler. Şu başkan olsun, bu başkan olsun demem. İsterlerse içlerinden bir başkan seçerler. Siz de oyunuzu verirsiniz. Kendileri istemezlerse, kim çıkarsa başkanlığa talip, siz buraya layık gördüğünüzü başkan olarak getirirsiniz. Herkes zannediyor ki Fenerbahçede babadan oğula geçen bir sistem var. Böyle bir şey yok. Tabii gönül ister ki 4. yıldızı da takıp gideyim. Başkan Aziz Yıldırımın Fenerbahçe Spor Kulübü Yüksek Divan Kurulu Nisan ayı olağan toplantısında yaptığı konuşmada öne çıkan kısımlar şöyle:Önce Yüksek Divan Kurulu Başkanı, 10 yıl beraber yürüdüğümüz, yaşça bizden büyük saygıdeğer Yüksel Günay Beye Allah rahmet eylesin. Yüksel Günay bey, 10 yıl boyunca yönetimle beraber çalıştı. Gerektiğinde tenkit etti, gerektiğinde tebrik etti. Uygun yolu bularak çalışmalara devam ettik. İyi bir Fenerbahçeli, iyi bir dosttu.Bu arada da Selçuk Yula, Ercan Aktuna, Mikro Mustafa ve ismini unuttuğum diğer Fenerbahçelilere de rahmet diliyorum.BU BİR SİYASİ DAVADIRŞimdi, biliyorsunuz Yargıtay seçimlerden sonra Başsavcılıkta bekleyen karar uygulamaya kondu ve İstanbul savcılığına gönderildi. Yalnız, burada kanunda yapılan değişiklik neticesinde hangi mahkemenin bakacağı araştırılıyordu. Birincisi infazın durdurulması, ikincisi yeniden adil yargılama yapılması için itirazımız var. 16. Ağır Ceza Mahkemesi ardından da 17. Ağır Ceza Mahkemesi kalktığı için 18. Ağır Ceza Mahkemesi bakıyor. Şu an davamıza hangi mahkemenin bakacağına HSYK karar verecek. Diğer itirazımıza da Anayasa Mahkemesi bakıyor.3 yıl sonunda üzüntümüz yok. 1. gün ne dediysek, insanlar doğru olduğunu görüyor. Bu bir şike davası değil, siyasi davadır dedik. Kanuna göre düşünce bile suçtu. Bunlar demekki bizim olmayan düşüncemizi de yazmışlar. Kanuna göre deliller, tapeler vardı. Suç yarattılar. Aynı hadiseler 17 ve 25 Aralıkta da yaşanmıştır. İnsanların tapelerle suçlanamayacağı şeklinde karar çıkmıştır. Kişiler, şahıslar, yalnızca Fenerbahçe için değil, Ergenekon, Oda TV, KCK, Casusluk Davası, Cübbeli davası, hepsi, insanlar o tapelerle suçlandı. 17 - 25 Aralıktan itibaren Yargıtay kararlarına göre tapeler delil kabul edilmiyor. 25 Aralıktan sonra çıkan kararı Yargıtay tanımayarak, tapeleri delil kabul etmiştir. İleride tarih bunların ne olduğunu, ne olmadığını yazacak. Biz haklıyız, biz şike yapmadık. Biz ne yaptıysak Fenerbahçe için yaptık. CAS Davasında da Gençlerbirliği-Fenerbahçe maçı teşvik diye geçmiştir. O tarihte Türkiyede şike ve teşvik suçu yok. Çünkü, polis fezlekelerinde suç diye geçiyor. CAS sonuçları açıklandığında, Fenerbahçe yönetim kurulu gerekeni yapacaktır. Avrupaya gitme ümidimiz vardır, gideceğiz demiyorum ama ümidimiz vardır.FENERBAHÇE VE DİĞER KULÜPLERİ ZOR GÜNLER BEKLİYORFenerbahçenin önünde önemli bir vaziyet var. Ekonomik olarak Fenerbahçe ve diğer kulüpleri zor günler bekliyor. Devlet diyor ki, vergi ödeyeceksin. Geçen sene 80 küsür, bu sene de 93 trilyon Fenerbahçe vergi verdi. Fenerbahçenin bütçesi 220 ila 250 milyon dolara yakındır.Fenerbahçe, Türkiyeyi Avrupada elinden geldiğince temsil etmiştir. Başarılar kazanılmıştır. Bunun karşılığında devlet, spor kulüplerine yardım da bulunmamaktadır. Devlet, buna karşılık Gençlik Spor Genel Müdürlüğü aracılığıyla biletlerden yüzde 7 vergi kesiyorlar. 4-5 senedir bilet fiyatlarını yükseltemiyoruz, çünkü insanların ödeme güçleri yok. Şimdi bunları üstüste koyduğumuz zaman Fenerbahçenin paraya ihtiyacı var. Böyle giderse, Fenerbahçenin her yere borcu olur Allah korusun. Şu an için böyle bir tehlike yok. Eğer, bana güveniyor ve inanıyorsanız bunlara da inanın.Fenerbahçenin potansiyeli var. Fenerbahçeden daha fazla potansiyeli olan bir kulüp yok. Her Fenerbahçelinin bu kulübe sahip olma isteği var. Tüzük tadiliyle birlikte insanları bu kulübe temsilci üye şekliyle kulübe katmak lazım. Bu konu, kendimle ilgili bir konu değil. Bu Fenerbahçenin projesidir, Fenerbahçe için olmalıdır. Bu sene hukukçular ekibi kurduk.
Zaman
Ana Sayfa
26.04.2014
Gönülisterki4yıldızıdatakıpgideyimGönül ister ki 4 yıldızı da takıp gideyim
Hapishaneyi Medrese-i Yusufiye’ye çevirdiler
Zaman
25.04.2014
02:10
Necdet Yüksel, ‘damdan düşenin halinden anlayan’ eski bir hükümlü. Şimdilerdeyse Kader Mahkûmları Derneği’nin başkanı, mahkûmların abisi...İnternet hayatımıza yerleşene dek hangimizmektuplar yazmadık ya da beklemedik ki... Biz ne kadar unutmuş olsak da mektuplar cezaevlerinin hâlâ olmazsa olmazı. Bunun en güzel örneği yaklaşık 200 cezaevi sakininin mektubunun geldiği Kader Mahkûmları Derneği. Derneğin başkanı Necdet Yüksel. ‘Damdan düşenin halinden anlayan’ eski bir hükümlü o. On ağaç kestiği için on ay hapis yatan Yüksel, ‘Gelin hep birlikte bir insan kazanalım’ sloganıyla çıkar çıkmaz bu derneği kuruyor. Hikâyesini kendisinden dinleyelim:“Hapse düştüğümde baktım ki bu dar alanda 50-100 kişi volta atıyor, şapkayı ters koymuş, elinde tespih, ayakkabı topuğunu çiğnemiş... Üç-beş gün insan dar bir alanda idare eder ama beş yıl ne yapsın? Bu insanları illa ki bir yere kanalize etmek lazım diye düşündüm. Dönemin adalet bakanlığına mektup yazdım, var mı mahkûmlarla ilgili bir dernek diye. İki ay sonra cevap geldi: Maalesef yok.” Cezaevinde kitap ihtiyacını karşılamak üzere sorduğu sorunun yanıtı olarak sessizlikle karşılaşan Yüksel, henüz içerideyken bu gediği kapamak üzere kolları sıvar. Tüzüğünü hazırlayıp, çıkar çıkmaz arkadaşlarıyla derneği kurar. Devletin tahsis ettiği bir alanda çalışmalara başlarlar. On senedir Türkiye’nin her yerinden günde yaklaşık 200 mektup ellerine ulaşıyor. Mektupların neredeyse hepsinde kitap isteği var. Kimisi özellikle kitap ve yazar ismi de belirtiyor. İsteklerin içinde mahkûmların aileleri için de ihtiyaçlar bulunuyor. Necdet Yüksel ve gönüllüler, ihtiyaçları sahiplerine ulaşıyor. Süreç duygusal, heyecanlı ve çok keyifli onlar için. Gelen mektuplar tek tek açılıp, satır aralarına dek okunuyor. İhtiyaçlar tespit ediliyor, ilgili şahıs adına hemen bir koli açılıyor. Gönüllüler aracılığıyla doldurulan koliler, üzerleri yazıldıktan sonra kargoya veriliyor. Ancak koliler kuru kuru gönderilmiyor tabii. Her kolinin içinde iki tane mektup oluyor. Birinde teknik olarak gönderilenlerin listesi, diğeri de yazılan asıl mektuba cevap niteliğinde. Bunca kitap isteğinin oluşunu da şöyle açıklıyor Yüksel: “Geçmişte cezaevine düşen insanlar okur-yazar bile değildi. Ama şimdi artık lise, üniversite mezunu, yüksek lisans yapmış insanlar var içeride.”Türk cezaevlerinde 94 ülkeden 4 bin civarında yabancı uyruklu mahkûmun olduğunu söylüyor Yüksel. Bu hükümlülerden de gelen mektupların sayısının çok olduğunu belirtiyor. Brezilyalı bir kadın mahkûmun hikâyesini aktarıyor: “Brezilyalı bir mahkûm Türk cezaevinde, İncil istemişti. İncil’i temin ettik, kıyafet istemiş beden ölçülerine göre, onları koyduk, bir de çeviri olarak Kur’an-ı Kerim, dinî kitaplar ekleyip gönderdik. Yedi ay sonra bu mektup geldi: ‘Gönderdiğiniz kitapları okudum, Müslüman oldum’. Bizim onu Müslüman yapma gibi bir niyetimiz yok. Kimsenin dinine, diline, ırkına, cinsiyetine bakmıyoruz, insan odaklı çalışıyoruz.”Diğer bir hikâye de yakın zamanda kolisi hazırlanıp gönderilmeyi bekleyen Anna’ya ait. Rus vatandaşı olduğunu söyleyen Anna, İslam dinine geçeli altı yıl olduğunu yazıyor mektubunda. Şu an bulunduğu yeri, yani cezaevini, “İbadet etmek, kendi içine yolculuk etmek için en uygun yer” olarak tanımlıyor. Fakat aşamadığı dil problemi önünde engel. Bunun için Rusça Kur’an-ı Kerim ve hadis-i şerif kitabı istiyor. Ve Yüksel de arayıp buluyor Anna için. Kolisini hazırlıyor heyecanla. Fakat...195 koli maddi yetersizlikten gönderilemiyorGelen yardımlar, gönüllü çalışmalar ihtiyacı karşılamasa da güç bela hazırlanıyor koliler. Fakat asıl sıkıntı bundan sonra. Seçimlerden üç gün önce 2 bin 200 koli çıkartılıyor. Ancak 195’i hâlâ ilgili yerlere ulaştırılamamış. Dernek prensip gereği direkt para ile işlemiyor ve gönderme bedeli 10 TL olan koliler maddi yetersizlik sebebiyle bekliyor. “Para pul istemiyoruz, sadece kolilerimizin gitmesini istiyoruz.” diyen Yüksel, Mevlânâ’dan alıntılayarak, “Kalbinizle yaptığınız her şey size geri dönecektir.” diyor. Anna’nın kolisi gibi pek çokları da bekleyenler arasında...Türkiye’de böyle bir dernek olmadığını söyleyen Yüksel, “Cezaevlerini eğitim yuvası haline dönüştürmeye çalışıyoruz. Dokunulması gereken insanlar var.” diyor. Cemil Tokpınar’ın ‘Sabah Namazına Nasıl Kalkılır?’ kitabından 5 bin tane göndermesi örneği üzerinden, diğer yazarlara sesleniyor. Zaman zaman göndermek üzere seccade, Kur’an-ı Kerim, Efendimiz’in hayatı üzerine kitaplar bulamadığını, kendisine gelen kitaplar konusunda da seçici davrandığını söyleyen Yüksel, bu konuda i
Zaman
Ana Sayfa
25.04.2014
HapishaneyiMedrese-iYusufiye’yeçevirdilerHapishaneyi Medrese-i Yusufiye’ye çevirdiler
Başbakan’ın hazin savaşı
Zaman
28.03.2014
02:19
Bundan 6-7 sene önce diyalog hizmetleri çerçevesinde ABD’den bir grup profesörü Türkiye’ye götürmüştük.Aralarında Georgia Üniversitesi’nden tasavvuf hocam Alan Godlas da vardı. Gezinin İzmir bölümünü bitirmiş, İstanbul’a geçmek üzere havaalanına gidiyorduk. Lakin bir sebepten biraz geç kaldık ve büyük bir telaşla havaalanına girdik. Kontrol işlemleri vesair derken çok şükür son dakikada uçağa yetişmiş olduk. Ben grup sorumlusu olarak bir şey unutmayalım düşüncesiyle arkadan geliyordum ve tabii olarak uçağa en son bindim. Yaşadığımız o telaşın kalıntılarıyla nefes nefese koridorda ilerlerken Alan Godlas heyecanla seslendi ve ‘Süleyman, bir şey unuttuk!’ dedi. Ben endişeyle neyi diye sorunca: Allah’ı, dedi. İlk anda ne demek istediğini anlamadım. Sonradan fark ettim ki gerçekten de bütün o kontrol işlemleri ve uçağa yetişme hengamesinde Allah’ın varlığı, her halimize nigâhban ve hakim olduğu hakikati hepimizin aklından, daha doğrusu kalbinden uçup gitmişti. Telaş ve karmaşa, bize Allah’ı unutturmuştu.17 Aralık’tan bu yana Türkiye gündemi de benzer bir telaş ve karmaşa hali yaşıyor. Yolsuzluk operasyonunda ortaya çıkan bulgular ve ardından çarşaf çarşaf ortaya dökülen tapeler, bütün bir Türkiye halkını ve özellikle de 3 dönemdir AKP’ye oy veren bizim gibi muhafazakâr seçmeni büyük bir sukut-u hayale uğrattı. Siyasetin kirli dehlizlerinden habersiz sıradan vatandaşlar olarak hiç tahmin etmediğimiz bir tabloyla karşılaştık. Biz halk kitlesi, bu hayal kırıklığının buruk tadını hazmetmekle uğraşırken hükümet, özellikle de Sayın Başbakan, ayrı bir telaş ve karmaşanın kurbanı oldu. Yolsuzluk operasyonunu ilk duyduğunda ‘yargıya intikal etmiş bir vak’a hakkında yorum yapamam’ dedi. Çok geçmeden operasyonu milletin bekasına kasteden bir komplo olarak tanımladı, ardından ‘yapan paralel yapıdır’ diye adres gösterdi, ‘bakın konuşmalarımı nasıl montajlıyorlar’ diye komplonun ne kadar da sofistike olduğunu anlattı, sonra da halk tabiriyle 40 yıllık Hizmet Hareketi’ne örgüt deyip ilan-ı harb etti. Bu savaşın ilk hamlesi olarak vaktiyle kendi evlatlarını gönderdiği dershaneleri kapattı ve şimdi seçimi bekliyor. Şöyle düşünüyor: Seçimlere kadar fizikî bir müdahale yapıp da seçmen kaybetmeyelim. Şayet seçimlerde birinci parti gelirsek bütün yaşananlara rağmen halkın hâlâ bize teveccühü olduğu ortaya çıkacak. Bu hem yurtiçinde hem de yurtdışında sarsılan imajımızı kuvvetlendirecek ve seçim sonrasında Hizmet Hareketi’ni bitireceğiz. Böylelikle cumhurbaşkanlığı seçimi ve genel seçimler için de önümüz açılmış olacak!Fesübhanallah! İnsanın Başbakan’a şunu sorası geliyor: Allah, bu hesabın neresinde? Her şeye nigâhban, varlığın yegane hakimi, eşya ve hadiselerin arkasındaki hakiki mutasarrıf Allah nerede? Oysaki “Allah, işlerini kendi dilediği gibi neticelendirir; lâkin insanların çoğu bunu bilmez.” (Yusuf Sûresi, 21)Başbakan’ın kendisiyle cenge çıktığı Hizmet Hareketi, cümle âlemin bildiği gibi bir hayır organizasyonu. Adında da nümayan olduğu üzere insana hizmet götürerek Hakk’ın rızasını kazanacağını düşünüyor. Bu gayeyle okul açıyor, cehaletle savaşıyor. Esnafı, kazanmaya ve paylaşmaya teşvik ediyor, fakirlikle savaşıyor. Diyalog faaliyetlerinde bulunuyor, ayrılıkları ve kamplaşmaları ortadan kaldırmaya çalışıyor. Bu uğurda genç insanlar öğretmen olmak için öz yurtlarını terk edip gurbete yelken açıyorlar. Ana-babalarını gözü yaşlı geride bırakıp, ‘Hakk’ın hatırı âlidir’ diyerek bir ömürlük mihnete eyvallah diyorlar. Oluşumun özü bundan ibaret.Bu oluşum ve müntesipleri, kimileri için ortadan kaldırılabilecek ölçüde basit görülebilirler; lakin manen öyle değildirler. İlk tohumları Hazreti Bediüzzaman’la atılan ve bugün değişik bahçelerde farklı renk ve desenlerdeki çiçeklerle hayatiyetini devam ettiren bu oluşum, Bediüzzaman’ın beyanlarıyla manen insan-ı kâmil ismine layık bir şahs-ı manevî hükmündedir. Yine Üstad’a istinaden açacak olursak, bu oluşumun müntesipleri ümmet-i Muhammed’i aleyhisselam sahil-i selamete çıkaran geminin hademeleri hükmündedirler. Bu hademeler ihlas ve samimiyet duygularıyla bir araya gelir ve böylelikle bir şahs-ı manevî (tüzel kişilik) oluştururlar ki Bediüzzaman’a göre bu manevî şahsiyet manen bir insan-ı kâmil, yani veli hükmündedir. Bu şahs-ı manevînin her mensubu ortaya koyduğu hizmetle elde ettiği manevi kazanç her ne ise bunu şahs-ı manevînin ortak havuzuna döker ve gün sonunda her hadim havuzda biriken bütün manevî semereye sahip olur. Bu havuz bir nur havuzudur, dolayısıyla birinin hakkını almasıyla diğerinin hakkı zayi olmaz. (İhlas Risalesi) İşte zahirden
Zaman
Yorum
28.03.2014
Başbakan’ınhazinsavaşıBaşbakan’ın hazin savaşı
'Memur Teomanlar' ile konuştuk
Zaman
23.03.2014
02:07
Sanıldığı gibi memur olmak, rahat etmek değilmiş. Dürüstsen tabiî ki... Mevzu sadece rüşvet almamak değil, haksızlığa, hukuksuzluğa göz yummamak ve görevini hakkıyla yapmak da dürüst memur olmanın şartı. Ve görünen o ki bunu yapmaya çalışanların işi zor. Memur Teoman’lara kulak verdik.Reza Zarraf’ın altın yüklü uçağının uçuşuna evrakları sahte diye izin vermeyen ve rüşvet tekliflerini kabul etmeyen Gümrük Müdür Yardımcısı Teoman Coşkun Dudak, dürüst memurluğun simge ismi oldu. Dört eski bakanın içinde olduğu rüşvet çarkına katılmayan Dudak’ın, bu olaydan bir süre sonra Gaziantep’e tayini çıkmış. 17 Aralık Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu kapsamında ortaya çıkan ses kayıtlarında Reza Zarrab’ın yardımcısı onun için şunları diyordu: “Teoman’a neler yaptım yani ne vaatler, ne şeyler. Yok yok. Yani adam almıyor.” Memur Teoman’ın bu onurlu duruşu hiç de kolay değil. Bir de memurlara sorun.Toplumda genel kanıdır, devlet memuru olup yani sırtını devlete dayayıp rahat etmek. Memuriyette maaşlar azdır ama garantidir, işten atılma yoktur, salla başını al maaşı yapılabilir. Tabii dürüst, hakkaniyetli ve bilinçli bir vatandaşsan işler hiç öyle gözükmüyor. Dürüst memurun başı beladan kurtulmuyor.Çoğu defalarca sürülmüş, amirleri ve ‘bu işler böyle’ diyen mesai arkadaşları tarafından mobinge maruz kalmış dürüst memurlarla görüştük. Dürüstseniz ve haktan yanaysanız memuriyetinizde sizi çok zorlu bir mücadele bekliyor.Memur Teoman 1: Memur, vicdanıyla baş başadırDüşünün ki on kişilik bir devlet dairesinde çalışıyorsunuz ve rüşvet almayan bir tek sizsiniz. Bir şey demeseniz bile almamanız büyük risk. Mobing uygulanıyor. En küçük hatanız soruşturma açılmasına sebep oluyor. Hukuk derya denizdir, her yasayı bilmek mümkün değil. Usule göre yaparsınız işlemi. Olur da bir hatanı bulurlarsa üzerine üşüşüyorlar. Çoğunlukla sürgün edilirsin. 10 yıllık memuriyet hayatımda bu çarka kapılan çok düzgün insanlar gördüm. Memuriyet, hele de bizim gibi adliyedeki memurlarda vicdanınla baş başa olduğun bir iş. Şöyle de düşünülebilir: “İşin kuralı bu, verdiğimiz hizmetin bedeli bu, herkes alıyor.” İşte o zaman her şeyi yaparsın, kimsenin ruhu duymaz. Bakıyorum o çok sevdiğim mesai arkadaşım hiç yapmayacağı bir hata yapmış. Sonra anlıyorsun ki dosya sahibinden almış.Memur Teoman 2: Pardon dosyada paranız kalmış!Memuriyete ilk başladığım yıllardı. Avukatlar işleri daha hızlı olsun, öncelensin diye dosyaların arasına bir miktar para koyardı, âdettenmiş. Ben kabul etmiyor, avukatın arkasından koşuyordum geri vermek için, şaşırıyorlardı. Kalemdekiler bu emeğin hakkı diyordu. Paralar toplanıp paylaşılıyordu eşit olarak. Almayınca ‘Bizi itham altında bırakıyorsun, şikayet mi edeceksin?..’ demeye başladılar. Bunun dışında vicdanını ikna edecek teoriler de olabiliyor. Kabul edeyim, mahallede bir fakire vereyim diye düşünebiliyorsun. Birçok kişiye sordum, rüşvetle hayır yapılamayacağında hemfikir olunca almadım. Almamak çok zor ama bir de adam kayırma, dosya önceleme işi var ki o da bir memurun en büyük sıkıntısı. Herkesin bir tanıdığı, bir bildiği var. Bir kalem memurunu milletvekili aradığında ne diyebilir?Memur Teoman 3: Hayal kırıklığı, sürgünden daha acıBulunduğum birime özel olarak tayin edildik. Sicilimiz temiz, işlerimiz iyi diye. Şefim, ‘Dershanelere gittin mi?’ diye sordu. ‘Gitmeden başarı kazanan var mı?’ dedim. Memurlara dair listeler hazırlanmış, onları süreceklermiş. Sürsünler, hatta atsınlar bir korkum yok. Tek üzüntüm rüşvet, yolsuzluk ya da haksızlık yapıldığı için değil, başka sebepten sürülmesi. Eşim CHP’li ve Alevi. Ben hep AK Parti’ye oy verdim. Şimdi ‘Artık CHP’ye verirsin değil mi?’ diyor. Babam da ‘Bu yaşananlar 12 Eylül’den beter, şimdi dinin itibarı zedeleniyor.’ diyor. Vallahi kafam karıştı. Kimi nasıl ayıracaklar? Umrumda değil sürmeleri, atmaları. Yaşadığım hayal kırıklığından büyük olmayacak etkisi.Memur Teoman 4: Dürüstsen, uyanık memur olmalısınGörev yaptığın birim önemli işlerin döndüğü bir yerse dürüst olarak çalışman çok zor. Arkanda seni koruyacak güçlü biri yoksa, durumun vahim. Hele de gözünün önünde hukuksuzluklar varsa ve sen ona dahil olmuyorsan, bunu üstlerine söylemek veya durdurmak değil, katılmıyorsan bile sıkıntıdasın demektir. İftiradan kurtulamazsın. Çalıştığım kurumda yönetici konumunda çalışan biri devletin zarara uğratılmasına göz yummadı. Ama öyle bir iftiraya maruz kaldı ki, sürülmesi veya işten atılması yanında mükâfat olur. Memur olarak bunlara tanık olduğunuzu düşünün. Etliye sütlüye karışmazsınız tabii ki. İş değil, itibar işin içine giriyor. Ancak hiçbir şeye karışmıyorum demekle de olmuyor, kendinizi koruma altına almalısınız. Mesela üstün, senden bir şeyi yapmanı istiyor, telef
Zaman
Ana Sayfa
23.03.2014
MemurTeomanlarilekonuştukMemur Teomanlar ile konuştuk
Dilimize yerleşmiş galat-ı meşhurlar
Zaman
07.03.2014
02:02
Türkçenin yabancı dil etkisiyle yaşadığı değişiklikler son yılların dikkat çeken konularından. Tabii ki dilimizin uğradığı bu değişimler yeni değil, hatta atalarımıza “Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evladır” dedirtecek kadar uzun bir geçmişe sahip.Eski olsun, yeni olsun dilimize başka dillerden geçen pek çok kelimenin kendince bir hikâyesi var. Özgün yapılarını korumaya çalışan diller, zamanla dağarcığına kattığı yabancı sözcükleri süzgecinden geçiriyor. Türkçe de yabancı kullanımları bu şekilde değiştirip dönüştürerek zenginleşmiş dillerden biri. Kiminin anlamı farklılaşıyor kimine ise eklemeler yapılıyor. İşte dilimizdeki ‘galat’ sözcüğü de bu hikâyelerin ortak noktasını oluşturuyor. Arapçada ‘yanılma, hata’ anlamlarına gelen ‘galat’ terim anlamıyla yanlış kullanıldığı halde, halkın benimsemesiyle dile yerleşen yaygın kelimeler için söyleniyor. Bu ifadeleri artık anlamlarını bilmeden kullanmamızın sebebiyse ‘galat-ı meşhur’laşmış olmalarından kaynaklanıyor. Halk diline yerleşen bu sözcüklerin yanlış hallerini daha çok tercih ettiğinden galat-ı meşhurlar giderek artıyor. Öyle ki yanlış da olsalar yaygın olmalarından dolayı doğru söze üstünlükleri için “Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evladır” deniliyor.Tabir olarak uzak olsak da günlük hayatımızda sık sık kullanıyoruz. Dil yanlışı olarak görülseler de dil bilimciler tarafından Türkçenin zenginliği sayılan galat-ı meşhurları anlatmak için Farsçada ‘nerduban’ olan kelimenin Türkçede ‘merdiven’ hâlini almasını mı, yoksa Arapçada ‘büro, yazıhane’ anlamlarına gelirken dilimizde sadece okul manasında kullanılan mektep kelimesini mi örnek vermeliyiz? Belki de İspanyolcada balıkçı kulübesiyken bizim eğreti yapıları anlatmak için söylediğimiz ‘baraka’ sözcüğünden bahsetmeliyiz. Orijinal hallerinden uzaklaşan galatların en yaygın örneklerinden biridir, “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.” atasözü. Şehirler içinde Bağdat’ın, insanlar içinde de annelerin değerini anlatan atasözünde, ana kelimesinin asıl hali olan ane o dönem Bağdat yakınlarındaki ünlü bir uçurumun adından geliyor.Çarşı, perşembe ve rüzgâr kelimeleri de ilk anlamlarına uzak galat-ı meşhurlardan. Bizler her ne kadar alışveriş yapılacak dükkân ve mağazaların bulunduğu alana çarşı desek de kökü Farsça ‘dört taraf’ manasındaki çehar-su sözcüğüne dayanıyor. Çarşambadan sonraki günü ifade etmek için söylenen perşembe kelimesi beşinci gün demek olan penç şenbih’ten geliyor. Dilimizde yel anlamına gelse de Farsçadan dilimize giren rüzgâr, ‘zaman, vakit’ anlamını karşılıyor. İnsanların bıktırıcı durumlar karşısında azarlama sözü olarak kullandığı elinin körü lafını duymayanımız yoktur. Bu deyimin gerçeği de ölünün guru şeklinde, ‘gur’ ise Farsçada mezar anlamına geliyor. Ateş olsa cürmü kadar yer yakmak deyimindeki cürüm de galat haliyle ifade ediliyor. Oysa cümlenin taşıdığı “en fazla kendi boyutun kadar zararın olur” anlamı için “hacim, ebat” manasındaki cirim yerine, “suç, hata” karşılığındaki cürüm kullanılıyor. İdam mahkûmlarının asılması için kurulan düzeneğe verilen isimdir darağacı, tarihimize baktığımızda kulaklarımızın aşina olduğu bir tabirdir hatta. Ancak Farsçada zaten ağaç manasına gelen ‘dâr’ın sonuna yeniden ağaç sözcüğünü ekleyerek galat hale getiriyoruz. Slavcadan dilimize giren kuytu, harap yerlerden bahsederken kullandığımız izbe kelimesinin gerçek manası, çalı çırpıdan yapılmış kulübe.Görülen o ki yabancı sözcükler dilimize girdikçe oluşacak yeni galatlar da bizi bekliyor. Örnekleri sayılamayacak kadar çok olan galat-ı meşhurlar sadece bugün değil her devirde ilgi çekmiş, haklarında kitaplar yazılmış, sözlükler hazırlanmış. Yazılan ilk eser ise Kemalpaşazade’nin ‘Risale-i Sakatat-ı Avam’ adlı Arapça eseri. Bu kitabın tercümesi aynı zamanda ilk Türkçe eser olarak da kabul ediliyor. Bu konunun meraklıları Zuhal Kültüral’ın Cumhuriyet sonrası, galatlarla ilgili yazılmış eserleri bir araya toplayan ‘Galatat Sözlükleri’ kitabında daha pek çok örnek bulabilir.Zaten çoğuldularGeldikleri dilde çoğul anlam belirtirken Türkçeye geçtiğinde yine çoğul eki alarak galat olan sözcükler var. Tüccar kelimesi bunlardan Arapça tacir kelimesinin çoğuluyken, dilimizde tüccarlar denilebiliyor. Hademe hadimin, eşya şey’in, evlad veledin, akraba karibin, fukara fakirin ve evrak da varakın çoğul şekli olsa da dilimizde tekilmiş gibi kullanılmaya devam ediyor. Hatta yanına bir de çoğul eki getiriliyor.Göz var, nizam varSıkça karşılaştığımız galat-ı meşhurlardan biri de bu ifade. Doğrusunun “göz var izan var” şeklinde olması gerekiyor. İzan, a
Zaman
En Çok Okunan
07.03.2014
Dilimizeyerleşmişgalat-ımeşhurlarDilimize yerleşmiş galat-ı meşhurlar
Dilimize yerleşmiş galat-ı meşhurlar
Zaman
07.03.2014
02:02
Türkçenin yabancı dil etkisiyle yaşadığı değişiklikler son yılların dikkat çeken konularından. Tabii ki dilimizin uğradığı bu değişimler yeni değil, hatta atalarımıza “Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evladır” dedirtecek kadar uzun bir geçmişe sahip.Eski olsun, yeni olsun dilimize başka dillerden geçen pek çok kelimenin kendince bir hikâyesi var. Özgün yapılarını korumaya çalışan diller, zamanla dağarcığına kattığı yabancı sözcükleri süzgecinden geçiriyor. Türkçe de yabancı kullanımları bu şekilde değiştirip dönüştürerek zenginleşmiş dillerden biri. Kiminin anlamı farklılaşıyor kimine ise eklemeler yapılıyor. İşte dilimizdeki ‘galat’ sözcüğü de bu hikâyelerin ortak noktasını oluşturuyor. Arapçada ‘yanılma, hata’ anlamlarına gelen ‘galat’ terim anlamıyla yanlış kullanıldığı halde, halkın benimsemesiyle dile yerleşen yaygın kelimeler için söyleniyor. Bu ifadeleri artık anlamlarını bilmeden kullanmamızın sebebiyse ‘galat-ı meşhur’laşmış olmalarından kaynaklanıyor. Halk diline yerleşen bu sözcüklerin yanlış hallerini daha çok tercih ettiğinden galat-ı meşhurlar giderek artıyor. Öyle ki yanlış da olsalar yaygın olmalarından dolayı doğru söze üstünlükleri için “Galat-ı meşhur, lügat-ı fasihten evladır” deniliyor.Tabir olarak uzak olsak da günlük hayatımızda sık sık kullanıyoruz. Dil yanlışı olarak görülseler de dil bilimciler tarafından Türkçenin zenginliği sayılan galat-ı meşhurları anlatmak için Farsçada ‘nerduban’ olan kelimenin Türkçede ‘merdiven’ hâlini almasını mı, yoksa Arapçada ‘büro, yazıhane’ anlamlarına gelirken dilimizde sadece okul manasında kullanılan mektep kelimesini mi örnek vermeliyiz? Belki de İspanyolcada balıkçı kulübesiyken bizim eğreti yapıları anlatmak için söylediğimiz ‘baraka’ sözcüğünden bahsetmeliyiz. Orijinal hallerinden uzaklaşan galatların en yaygın örneklerinden biridir, “Ana gibi yar, Bağdat gibi diyar olmaz.” atasözü. Şehirler içinde Bağdat’ın, insanlar içinde de annelerin değerini anlatan atasözünde, ana kelimesinin asıl hali olan ane o dönem Bağdat yakınlarındaki ünlü bir uçurumun adından geliyor.Çarşı, perşembe ve rüzgâr kelimeleri de ilk anlamlarına uzak galat-ı meşhurlardan. Bizler her ne kadar alışveriş yapılacak dükkân ve mağazaların bulunduğu alana çarşı desek de kökü Farsça ‘dört taraf’ manasındaki çehar-su sözcüğüne dayanıyor. Çarşambadan sonraki günü ifade etmek için söylenen perşembe kelimesi beşinci gün demek olan penç şenbih’ten geliyor. Dilimizde yel anlamına gelse de Farsçadan dilimize giren rüzgâr, ‘zaman, vakit’ anlamını karşılıyor. İnsanların bıktırıcı durumlar karşısında azarlama sözü olarak kullandığı elinin körü lafını duymayanımız yoktur. Bu deyimin gerçeği de ölünün guru şeklinde, ‘gur’ ise Farsçada mezar anlamına geliyor. Ateş olsa cürmü kadar yer yakmak deyimindeki cürüm de galat haliyle ifade ediliyor. Oysa cümlenin taşıdığı “en fazla kendi boyutun kadar zararın olur” anlamı için “hacim, ebat” manasındaki cirim yerine, “suç, hata” karşılığındaki cürüm kullanılıyor. İdam mahkûmlarının asılması için kurulan düzeneğe verilen isimdir darağacı, tarihimize baktığımızda kulaklarımızın aşina olduğu bir tabirdir hatta. Ancak Farsçada zaten ağaç manasına gelen ‘dâr’ın sonuna yeniden ağaç sözcüğünü ekleyerek galat hale getiriyoruz. Slavcadan dilimize giren kuytu, harap yerlerden bahsederken kullandığımız izbe kelimesinin gerçek manası, çalı çırpıdan yapılmış kulübe.Görülen o ki yabancı sözcükler dilimize girdikçe oluşacak yeni galatlar da bizi bekliyor. Örnekleri sayılamayacak kadar çok olan galat-ı meşhurlar sadece bugün değil her devirde ilgi çekmiş, haklarında kitaplar yazılmış, sözlükler hazırlanmış. Yazılan ilk eser ise Kemalpaşazade’nin ‘Risale-i Sakatat-ı Avam’ adlı Arapça eseri. Bu kitabın tercümesi aynı zamanda ilk Türkçe eser olarak da kabul ediliyor. Bu konunun meraklıları Zuhal Kültüral’ın Cumhuriyet sonrası, galatlarla ilgili yazılmış eserleri bir araya toplayan ‘Galatat Sözlükleri’ kitabında daha pek çok örnek bulabilir.Zaten çoğuldularGeldikleri dilde çoğul anlam belirtirken Türkçeye geçtiğinde yine çoğul eki alarak galat olan sözcükler var. Tüccar kelimesi bunlardan Arapça tacir kelimesinin çoğuluyken, dilimizde tüccarlar denilebiliyor. Hademe hadimin, eşya şey’in, evlad veledin, akraba karibin, fukara fakirin ve evrak da varakın çoğul şekli olsa da dilimizde tekilmiş gibi kullanılmaya devam ediyor. Hatta yanına bir de çoğul eki getiriliyor.Göz var, nizam varSıkça karşılaştığımız galat-ı meşhurlardan biri de bu ifade. Doğrusunun “göz var izan var” şeklinde olması gerekiyor. İzan, a
Zaman
Ana Sayfa
07.03.2014
Dilimizeyerleşmişgalat-ımeşhurlarDilimize yerleşmiş galat-ı meşhurlar
Hepimizin ortak utancı
Zaman
09.02.2014
02:55
Türkiye gündeminin yoğunluğunda kendine bir türlü yer bulamayan bir sorun, sokakta yaşayan insanlar. Ne devletin ne de toplum vicdanının dikkatini çekebilen evsizler ancak sokakta donarak öldüğünde akıllara geliyor. Görüştüğümüz kişilerse dernekler tarafından hatırlanmayı bekliyor.Geçtiğimiz günlerde gazetelerde, Sakarya’da bir börekçiye girerek üç gündür bir şey yemediğini söyleyen kimsesiz kadını okuduk. Esnafın börek ikram ettiği kadın, ilk lokmasından sonra bayılınca haber değeri taşıyıp tüm Türkiye’ye ulaşmıştı. Bundan birkaç gün önce de Ankara ve İzmir’de ısınmak için girdikleri boş binada yangın çıkması sonucu ölen iki evsizi ve son olarak ‘ Sokakta yaşayan adam donarak öldü’ başlığıyla verilen Konya’daki olayı öğrendik.Aslında her gün gördüğümüz sokak insanları, ancak soğuktan donarak öldüğü zaman hakkında konuşulmayı hak ediyor sanki. Kendi hayatına, hayallerine, hırslarına kapılıp gidenlerin umarsızca yanından geçtiği bu insanlara karşı devlet de bir o kadar ilgisiz. Biz şimdilik devletin evsizler için herhangi bir sosyal politikaya sahip olmamasını bir kenara bırakıyor ve ‘şu koca dünyada’ bir insanın nasıl kimsesiz ve evsiz kalabildiğine cevap arıyoruz.Bu düşüncelerle hayatı henüz üçüncü sayfalarda yer alacak kadar dramatikleşememiş sokak insanlarının yalnız kalma hikâyelerine kulak veriyoruz. Konuştuklarımız arasındakilerin birçoğu bir zamanlar herkes gibi düzenli hayata sahipti. Bu hikâyeler, beklenmedik imtihanların her insanın başına gelebileceğini ve Türkiye’de bu insanlar için yürütülmüş ciddi hiçbir proje olmadığını fark ettiriyor dinleyene.Hafız olan Mehmet, yıllardır sokakta ve madde bağımlısıİstanbul Tophane’deki Şefkat Der’in sığınma evinde tanıştığımız Mehmet Âdem ve Yusuf bu çocuklardan. İkisi de çamaşırlarını yıkamak için bir saatliğine sokaktan gelmiş. Mehmet Âdem, 23 yaşında bir hafız ve madde bağımlısı. Ailesi varken Kur’an kursuna giden ve hafız olan Mehmet Âdem, bugünkü durumunu bize tek cümleyle özetliyor: “Annem babam ölünce abimler istemedi, ben de sokakta kaldım.” Anlatırken dolan gözleri, bizden konuyu daha fazla deşme cesaretini alıyor. Uyuşturucu maddenin etkisiyle sokakta dünyanın en gamsız insanı gibi görünen Mehmet Âdem’in hali, aslında bu hayata asla alışılamayacağını anlatıyor. Onun banyo sırası gelince sohbetimiz sona eriyor. Yusuf da oradaki bir yatakta biraz uyumak için izin istiyor. Sonra ikisi de sokaktaki mekânlarına geri dönecek.‘Cami avlusunda bulundum, o kadar da kötü bir hayatım yok’Sığınma evinde kalanlardan biri de Burak. “O kadar da kötü bir hayatım yok.” diye söze başlayan Burak, “Altı aylıkken cami avlusunda bulundum. Yetiştirme yurdunda büyüdüm.” diyor. Devletin verdiği 20 yıllık yurtta kalma süresinden sonra askere giden Burak, döndüğünde sokaktadır artık. Bu şekilde bir süre sokakta yaşamını sürdüren Burak, şimdilerde Şefkat Der’in sığınma evinde kalıyor.Yetiştirme yurdunda geçirdiği onca yılda Burak’ın unutamadığı olay, bir ailenin onu almaktan son anda vazgeçmesi. 12 yaşındayken yurda Antalya’dan bir aile gelir, Burak ve bir arkadaşını evlatlık almak ister. Ancak arkadaşının sigara içtiğini öğrenince ikisini de almaktan vazgeçer. “Onun yanında ben de yandım. Yoksa o kişiler benim ailem olacaktı.” diyen Burak, daha sonra aileyi her yerde araştırır. Genç adam bir aileye sahip olabilme serüvenini şöyle tamamlıyor: “Bilinmeyen numaralara ve Türk Telekom’un sarı sayfalarına baktım. Neredeyse yüzlerce isim çıktı ve hepsini aradım. Ama hiçbiri onlar değildi.”‘Ailem ve işim vardı, tepeden düşer gibi kendimi sokakta buldum’Abdullah Bey 54 yaşında. Tam 15 yıl sokakta yaşamış. Bir süredir de Şefkat-Der’in evinde kalıyor. Önceleri herkes gibi normal bir hayatının olduğunu anlatan Abdullah Bey’in yaşamı iflas ettikten sonra altüst olur. Psikolojisi bozulur, zamanla eşiyle anlaşamayıp boşanır. “Herkes sokaklara düşebilir. Tepeden atlar gibi birdenbire de olabilir. Ne acı ki durumunuz zayıflamaya başladığı an herkes yabancı olur.” diyen Abdullah Bey, eşinden ayrıldığında çocukları 10 yaşındaymış. Bugün hiçbiriyle görüşmüyor. Sokağa yabancı olduğu için kendini koruma konusunda paranoya derecesinde tedirgin hale gelmiş. “Daha çok Üsküdar, Güngören gibi sakin semtlerde kalmaya çalıştım.” diyor. Akşamları kimse olmadan girdiği sessiz mekânlardan sabah da kimse uyanmadan ayrılıyor. Zamanla alkole başlayan Abdullah Bey yaşamını sürdürmek için mendil satıyor, seyyar satıcılık yapıyor. Bugün sığınma evinde nispeten iyi koşullarda olsa da insanlara karşı gönlündeki kırgınlık hiç bitmeyecek gibi.‘Cahil ‘âdem’ yok bu dünyada ama herkes kula
Zaman
Ana Sayfa
09.02.2014
HepimizinortakutancıHepimizin ortak utancı
HEPİMİZİN ORTAK UTANCI: SOKAK İNSANLARI
Zaman
09.02.2014
02:08
Türkiye gündeminin yoğunluğunda kendine bir türlü yer bulamayan bir sorun, sokakta yaşayan insanlar. Ne devletin ne de toplum vicdanının dikkatini çekebilen evsizler ancak sokakta donarak öldüğünde akıllara geliyor. Görüştüğümüz kişilerse dernekler tarafından hatırlanmayı bekliyor.Geçtiğimiz günlerde gazetelerde, Sakarya’da bir börekçiye girerek üç gündür bir şey yemediğini söyleyen kimsesiz kadını okuduk. Esnafın börek ikram ettiği kadın, ilk lokmasından sonra bayılınca haber değeri taşıyıp tüm Türkiye’ye ulaşmıştı. Bundan birkaç gün önce de Ankara ve İzmir’de ısınmak için girdikleri boş binada yangın çıkması sonucu ölen iki evsizi ve son olarak ‘ Sokakta yaşayan adam donarak öldü’ başlığıyla verilen Konya’daki olayı öğrendik.Aslında her gün gördüğümüz sokak insanları, ancak soğuktan donarak öldüğü zaman hakkında konuşulmayı hak ediyor sanki. Kendi hayatına, hayallerine, hırslarına kapılıp gidenlerin umarsızca yanından geçtiği bu insanlara karşı devlet de bir o kadar ilgisiz. Biz şimdilik devletin evsizler için herhangi bir sosyal politikaya sahip olmamasını bir kenara bırakıyor ve ‘şu koca dünyada’ bir insanın nasıl kimsesiz ve evsiz kalabildiğine cevap arıyoruz.Bu düşüncelerle hayatı henüz üçüncü sayfalarda yer alacak kadar dramatikleşememiş sokak insanlarının yalnız kalma hikâyelerine kulak veriyoruz. Konuştuklarımız arasındakilerin birçoğu bir zamanlar herkes gibi düzenli hayata sahipti. Bu hikâyeler, beklenmedik imtihanların her insanın başına gelebileceğini ve Türkiye’de bu insanlar için yürütülmüş ciddi hiçbir proje olmadığını fark ettiriyor dinleyene.Hafız olan Mehmet, yıllardır sokakta ve madde bağımlısıİstanbul Tophane’deki Şefkat Der’in sığınma evinde tanıştığımız Mehmet Âdem ve Yusuf bu çocuklardan. İkisi de çamaşırlarını yıkamak için bir saatliğine sokaktan gelmiş. Mehmet Âdem, 23 yaşında bir hafız ve madde bağımlısı. Ailesi varken Kur’an kursuna giden ve hafız olan Mehmet Âdem, bugünkü durumunu bize tek cümleyle özetliyor: “Annem babam ölünce abimler istemedi, ben de sokakta kaldım.” Anlatırken dolan gözleri, bizden konuyu daha fazla deşme cesaretini alıyor. Uyuşturucu maddenin etkisiyle sokakta dünyanın en gamsız insanı gibi görünen Mehmet Âdem’in hali, aslında bu hayata asla alışılamayacağını anlatıyor. Onun banyo sırası gelince sohbetimiz sona eriyor. Yusuf da oradaki bir yatakta biraz uyumak için izin istiyor. Sonra ikisi de sokaktaki mekânlarına geri dönecek.‘Cami avlusunda bulundum, o kadar da kötü bir hayatım yok’Sığınma evinde kalanlardan biri de Burak. “O kadar da kötü bir hayatım yok.” diye söze başlayan Burak, “Altı aylıkken cami avlusunda bulundum. Yetiştirme yurdunda büyüdüm.” diyor. Devletin verdiği 20 yıllık yurtta kalma süresinden sonra askere giden Burak, döndüğünde sokaktadır artık. Bu şekilde bir süre sokakta yaşamını sürdüren Burak, şimdilerde Şefkat Der’in sığınma evinde kalıyor.Yetiştirme yurdunda geçirdiği onca yılda Burak’ın unutamadığı olay, bir ailenin onu almaktan son anda vazgeçmesi. 12 yaşındayken yurda Antalya’dan bir aile gelir, Burak ve bir arkadaşını evlatlık almak ister. Ancak arkadaşının sigara içtiğini öğrenince ikisini de almaktan vazgeçer. “Onun yanında ben de yandım. Yoksa o kişiler benim ailem olacaktı.” diyen Burak, daha sonra aileyi her yerde araştırır. Genç adam bir aileye sahip olabilme serüvenini şöyle tamamlıyor: “Bilinmeyen numaralara ve Türk Telekom’un sarı sayfalarına baktım. Neredeyse yüzlerce isim çıktı ve hepsini aradım. Ama hiçbiri onlar değildi.”‘Ailem ve işim vardı, tepeden düşer gibi kendimi sokakta buldum’Abdullah Bey 54 yaşında. Tam 15 yıl sokakta yaşamış. Bir süredir de Şefkat-Der’in evinde kalıyor. Önceleri herkes gibi normal bir hayatının olduğunu anlatan Abdullah Bey’in yaşamı iflas ettikten sonra altüst olur. Psikolojisi bozulur, zamanla eşiyle anlaşamayıp boşanır. “Herkes sokaklara düşebilir. Tepeden atlar gibi birdenbire de olabilir. Ne acı ki durumunuz zayıflamaya başladığı an herkes yabancı olur.” diyen Abdullah Bey, eşinden ayrıldığında çocukları 10 yaşındaymış. Bugün hiçbiriyle görüşmüyor. Sokağa yabancı olduğu için kendini koruma konusunda paranoya derecesinde tedirgin hale gelmiş. “Daha çok Üsküdar, Güngören gibi sakin semtlerde kalmaya çalıştım.” diyor. Akşamları kimse olmadan girdiği sessiz mekânlardan sabah da kimse uyanmadan ayrılıyor. Zamanla alkole başlayan Abdullah Bey yaşamını sürdürmek için mendil satıyor, seyyar satıcılık yapıyor. Bugün sığınma evinde nispeten iyi koşullarda olsa da insanlara karşı gönlündeki kırgınlık hiç bitmeyecek gibi.‘Cahil ‘âdem’ yok bu dünyada ama herkes kula
Zaman
Ana Sayfa
09.02.2014
HEPİMİZİNORTAKUTANCISOKAKİNSANLARIHEPİMİZİN ORTAK UTANCI SOKAK İNSANLARI
Gazetecinin sınır dışı edilmesi iktidarın korkaklığını gösterir
Zaman
08.02.2014
02:04
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Today’s Zaman muhabiri Azeri uyruklu Mahir Zeynalov’un attığı bir tweet sebebiyle sınır dışı edilmesine tepki gösterdi. Başbakan’ı ‘sahtekâr bir diktatör’ olarak tanımlayan Kılıçdaroğlu, “Sınır dışı kararı, gazetecinin ne kadar cesur, hükümetin de ne kadar korkak olduğunu gösteriyor.” dedi.YARSAV tarafından Tarabya’da bir otelde düzenlenen ‘Kuvvetler Ayrımı, Yargı Bağımsızlığı ve Yargı Yüksek Kurulları’ uluslararası sempozyumuna katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını cevapladı. Anketlerde manipülasyon yapmakla suçlanan Başbakan Erdoğan’a yönelik sert eleştirilerde bulundu. Kılıçdaroğlu, “Düne kadar bir diktatörden söz ediyorduk. Şimdi bir sahtekâr diktatörden söz ediyorum. Sahtekârlık yapıyor. Doğrudan anketlere müdahale ediyor. Talimat veriyor. Bu sahtekârlıktır. Ben sahtekâr diktatörlerin Türkiye’yi yönetmesini içime sindiremiyorum.” dedi. Kılıçdaroğlu’nun gündeminde medyaya sansür de vardı. Şunları söyledi: “Bir ülkenin Başbakan’ı doğrudan medyaya, anket sonuçlarına müdahale ediyor. Erdoğan’ın o koltukta oturmaması lazım. Hâlâ o koltukta oturuyorsa emin olun yüzsüzlüğünden oturuyordur. İnsan biraz utanır ya! Rüşvet her taraflarından fışkırıyor. Ağızlarından dolarlar fışkırıyor bunların. Ahlaksızlığı bu toplumda egemen kılmaya çalışan bir Başbakan, o koltukta oturamaz. Sürekli yalan söyleyen kişiden başbakan olmaz. ”CUMHURBAŞKANI, yasakları değil ÖZGÜRLÜKLERi savunmalıdırİnternet sansür iddiaları ve bürokratların görevden alınmasıyla ilgili düzenlemeye ilişkin bir soruya, “Demokrasiyi geliştirmeye çalışan hiçbir ülke yasaklara sığınmamıştır. İnternet yasağı 21. yüzyılda doğru değildi. Neyi sınırlayacaksınız? İstedikleri kadar sınır getirsinler, insanlar bu yasağı kıracaklardır. AKP korkuyor. Bazı bilgilerin kamuoyuna yansımasını istemiyor. Yasalarla hiçbir yasak, sürekli kılınmamıştır. Kenan Evren denedi. Olmadı. 12 Mart’ta denendi, olmadı. Şimdi apoletsiz bir diktatör, bu yasakları getirmek istiyor. Bu da olmayacak.” karşılığını verdi. “İnternet düzenlemesiyle ilgili yasanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından veto edilmesini bekliyor musunuz?” sorusuna ise “Sayın Cumhurbaşkanı’nın özgürlükten ve demokrasiden yana tavır koyması gerekir. Yasakları savunamaz bir ülkenin Cumhurbaşkanı.” diyerek cevap verdi. sınır dışı edilen o GAZETECİ DIŞARIDAN TWEET ATMAYACAK MI?Kılıçdaroğlu, Today’s Zaman muhabiri Mahir Zeynalov’un attığı bir tweet sebebiyle sınır dışı edilmesi konusuna da değindi. Şunları söyledi: “Sayın Başbakan’ın beğenmediği bir tweet yüzünden bir gazeteci ülkeden çıkarılıyorsa; bu, o gazetecinin cesur olduğunu gösterir. Onu yurtdışına çıkaran siyasetin de korkak olduğunu. Onu yurtdışına gönderdiğiniz zaman, oradan tweet atmayacak mı? Yine atacak. İnsanlar okumayacak mı? Yine okuyacak. Gazeteciyi hapse atsanız da sorun çözülmez. Sorun önce insanların kafasında çözülecek. ‘Ben demokrasiyi, özgürlüğü savunuyorum’ diyecek bir ülkenin başbakanı. Her türlü düşüncenin özgürce dile getirildiği bir ülkenin başbakanıyım demeli. Kendi yandaşım televizyonlar oluşturacağım. Ortak havuz oluşturacağım. İşadamlarına önce ihale vereceğim. Kendime uygun bir medya ordusu oluşturacağım.’ Bu olmaz. Hangi demokrasiden söz ediyoruz?”
Zaman
Politika
08.02.2014
GazetecininsınırdışıedilmesiiktidarınkorkaklığınıgösterirGazetecinin sınır dışı edilmesi iktidarın korkaklığını gösterir
Gazetecinin sınır dışı edilmesi iktidarın korkaklığını gösterir
Zaman
08.02.2014
02:04
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Today’s Zaman muhabiri Azeri uyruklu Mahir Zeynalov’un attığı bir tweet sebebiyle sınır dışı edilmesine tepki gösterdi. Başbakan’ı ‘sahtekâr bir diktatör’ olarak tanımlayan Kılıçdaroğlu, “Sınır dışı kararı, gazetecinin ne kadar cesur, hükümetin de ne kadar korkak olduğunu gösteriyor.” dedi.YARSAV tarafından Tarabya’da bir otelde düzenlenen ‘Kuvvetler Ayrımı, Yargı Bağımsızlığı ve Yargı Yüksek Kurulları’ uluslararası sempozyumuna katılan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını cevapladı. Anketlerde manipülasyon yapmakla suçlanan Başbakan Erdoğan’a yönelik sert eleştirilerde bulundu. Kılıçdaroğlu, “Düne kadar bir diktatörden söz ediyorduk. Şimdi bir sahtekâr diktatörden söz ediyorum. Sahtekârlık yapıyor. Doğrudan anketlere müdahale ediyor. Talimat veriyor. Bu sahtekârlıktır. Ben sahtekâr diktatörlerin Türkiye’yi yönetmesini içime sindiremiyorum.” dedi. Kılıçdaroğlu’nun gündeminde medyaya sansür de vardı. Şunları söyledi: “Bir ülkenin Başbakan’ı doğrudan medyaya, anket sonuçlarına müdahale ediyor. Erdoğan’ın o koltukta oturmaması lazım. Hâlâ o koltukta oturuyorsa emin olun yüzsüzlüğünden oturuyordur. İnsan biraz utanır ya! Rüşvet her taraflarından fışkırıyor. Ağızlarından dolarlar fışkırıyor bunların. Ahlaksızlığı bu toplumda egemen kılmaya çalışan bir Başbakan, o koltukta oturamaz. Sürekli yalan söyleyen kişiden başbakan olmaz. ”CUMHURBAŞKANI, yasakları değil ÖZGÜRLÜKLERi savunmalıdırİnternet sansür iddiaları ve bürokratların görevden alınmasıyla ilgili düzenlemeye ilişkin bir soruya, “Demokrasiyi geliştirmeye çalışan hiçbir ülke yasaklara sığınmamıştır. İnternet yasağı 21. yüzyılda doğru değildi. Neyi sınırlayacaksınız? İstedikleri kadar sınır getirsinler, insanlar bu yasağı kıracaklardır. AKP korkuyor. Bazı bilgilerin kamuoyuna yansımasını istemiyor. Yasalarla hiçbir yasak, sürekli kılınmamıştır. Kenan Evren denedi. Olmadı. 12 Mart’ta denendi, olmadı. Şimdi apoletsiz bir diktatör, bu yasakları getirmek istiyor. Bu da olmayacak.” karşılığını verdi. “İnternet düzenlemesiyle ilgili yasanın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül tarafından veto edilmesini bekliyor musunuz?” sorusuna ise “Sayın Cumhurbaşkanı’nın özgürlükten ve demokrasiden yana tavır koyması gerekir. Yasakları savunamaz bir ülkenin Cumhurbaşkanı.” diyerek cevap verdi. sınır dışı edilen o GAZETECİ DIŞARIDAN TWEET ATMAYACAK MI?Kılıçdaroğlu, Today’s Zaman muhabiri Mahir Zeynalov’un attığı bir tweet sebebiyle sınır dışı edilmesi konusuna da değindi. Şunları söyledi: “Sayın Başbakan’ın beğenmediği bir tweet yüzünden bir gazeteci ülkeden çıkarılıyorsa; bu, o gazetecinin cesur olduğunu gösterir. Onu yurtdışına çıkaran siyasetin de korkak olduğunu. Onu yurtdışına gönderdiğiniz zaman, oradan tweet atmayacak mı? Yine atacak. İnsanlar okumayacak mı? Yine okuyacak. Gazeteciyi hapse atsanız da sorun çözülmez. Sorun önce insanların kafasında çözülecek. ‘Ben demokrasiyi, özgürlüğü savunuyorum’ diyecek bir ülkenin başbakanı. Her türlü düşüncenin özgürce dile getirildiği bir ülkenin başbakanıyım demeli. Kendi yandaşım televizyonlar oluşturacağım. Ortak havuz oluşturacağım. İşadamlarına önce ihale vereceğim. Kendime uygun bir medya ordusu oluşturacağım.’ Bu olmaz. Hangi demokrasiden söz ediyoruz?”
Zaman
Ana Sayfa
08.02.2014
GazetecininsınırdışıedilmesiiktidarınkorkaklığınıgösterirGazetecinin sınır dışı edilmesi iktidarın korkaklığını gösterir
Erdoğan ve Merkel basının sorularını cevapladı
Zaman
04.02.2014
15:52
Başbakan Erdoğan Almanya ziyareti kapsamında Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile bir araya geldi. Erdoğan ve Merkel, düzenlenen ortak basın toplantısında basının sorularını cevapladı.Soru: Suriye konusunda Cenevredeki ilk görüşmelerde ilerleme sağlanamadı. Suriye konusunda uluslararası toplumun sessiz kalmasını eleştiriyorsunuz. Almanyanın bu konudaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve olumlu bir aldınız mı? (Erdoğana)Erdoğan: Cenevrenin pek olumlu neticeler doğuracağı beklenmiyor. Bazıları bunu istismar aracı olarak da kullandılar. Yermükte bugün insanlar açlıkla terbiye ediliyor. Yayınlanan 55 bin kare fotoğraf var. Bu fotoğraflarla da trajedi çok açık, net. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Buna karşı tüm insanlığın ortak bir tavır koyması lazım. 160 bin insanın öldürüldüğü bir dünyada, insanlık futbol maçı izler gibi bunu nasıl izler?Merkel: Rusyayla çok yoğun görüşüyoruz. Bu alanda çok kilit rol oynadığını görüyoruz. Başbakan Erdoğana kesinlikle katılıyorum bu konuda. Kesinlikle bir şeyler yapmamız gerekiyor. 28 bin Suriyeli mülteci aldı Almanya. Tabiki Türkiyeyle kıyas götürmez ama Avrupanın Suriyeli mülteci kabul etmesini destekliyoruz.Soru: Türkiye uzun süredir AB kapısında bekliyor. Bir süredir müzakerelerin de takvime bağlanması gibi bir fikir var. Siz bu konuda ne düşünürsünüz? Bu başlıklar Fransa ve Almanya destek verseydi ve yol alınsaydı Türk,iyede yaşanan yargı bağımsızlığı konusu bu şekilde yaşanmazdı diye bir düşünce var?Merkel: Gezi Parkındaki protestolarla ilgili ben de bunu temel hak olarak ifade etmiştim. Tabiki her ülke kendi iç sorunlarını kendisi halletmek zorundadır. Ab ile ilgili olan müzakereler açısından, ucu açık görüşmelerin sürdüğünü belirttim. Herhangi bir zaman sınırlaması olmayan görüşmelerdir. Türkiyenin tam üyeliğine yönelik belli tereddütlerim var, eleştirel bir bakış açım var. Ama bu sürecin ilerlemesini istemekteyiz. 23. ve 24. fasılların açılmasını, adımların açılmasını destekliyorum.Soru: Sayın Erdoğan, Almanyaya yapmış olduğunuz ziyaretlerden birinde, buradaki Türklerden asimilasyon süreci açıklamanız Almanyada çok konuşulmuştu. Bu konuda düşünceleriniz aynı mı?Erdoğan: Bu soruya Merkelin cevap vermesi lazım. Bu genel bir ilkedir. Biz Almanyadaki yaşayan tüm vatandaşların entegrasyon konusunda yapıcı roller üstlenmelidir. Asimilasyon ise çok farklı bir konudur. Asimilasyon bir toplumun dönüştürülmesidir ki şansölye ile aynı düşünüyoruz.Merkel: Bu konuyu görüştük. iz uyum çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Uyum çıkmaz bir yol değildir, tek taraflı bir yol değildir. Almanyaya gelen insanlar burada hayatlarını sürdürüyorlar. İki taraflı bir ilişkidir bu. Kimse bunu istemiyor, kesinlikle böyle bir amacımız yok. Almanya çok yönlü bir ülkedir. Bavyeralılar da, kuzey Almanyalılar da kendi kültürel kimliklerinin kabul edilmesini istiyorlar. Farklılıkların zenginlik teşkil ettiğini düşünüyoruz.Angela Merkel:Almanyada büyümüş olanların çifte vatandaşlığını kabul ediyoruz.700 bin Suriyeli Türkiyede barınıyor. Suriyedeki durumun bu şekilde kabul edilemez olduğunu görüştük. Maalesef Cenevrede, dilediğimiz ilerlemenin kaydedilmediğini görmekteyiz.Başbakan Erdoğan:Türkiye ve Almanya arasında emsalsiz, yoğun ilişkiler mevcuttur. İlişkilerimizin güçlenerek süreceğine inanıyorum.Bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında görüşme imkanımız oldu. Son dönemde ikili ilişkilerimizde çok olumlu bir ivme sağlandı. Kendilerini ilk fırsatta ülkemize bekliyoruz.Aramızda, ilişkiler o kadar ileri derecedeki, her an bizler Almanyada neler oluyor, Almanya da Türkiyede neler oluyor haberimiz var. 30 Mart bir test olacak. Bu yerel seçimden başarıyla çıkacağımıza inanıyorum.Alman müteşebbislerin Türkiyeye yönelmesi konusunda Alman hükümetinden destek bekliyoruz. Enerji konusu çok önemli. Yenilenebilir enerjinin önemli bir potannsiyel taşıdığı inancındayız.2014 yılı Türk-Alman bilim yılı ilan edildi.Kahramanmaraştaki patriotların süresinin uzaması konusunda Alman hükümetinin almış olduğu karar konusunda teşekkür ediyorum.Geri Kabul Anlaşmasını imzalamamızın ardından yürütülecek vize muafiyeti konusunda da Almanyanın yapıcı bir tutumu devam etmesini, sergilemesini istiyorum.
Zaman
En Çok Okunan
04.02.2014
ErdoğanveMerkelbasınınsorularınıcevapladıErdoğan ve Merkel basının sorularını cevapladı
Erdoğan ve Merkel basının sorularını cevapladı
Zaman
04.02.2014
15:36
Başbakan Erdoğan Almanya ziyareti kapsamında Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile bir araya geldi. Erdoğan ve Merkel, düzenlenen ortak basın toplantısında basının sorularını cevapladı.Soru: Suriye konusunda Cenevredeki ilk görüşmelerde ilerleme sağlanamadı. Suriye konusunda uluslararası toplumun sessiz kalmasını eleştiriyorsunuz. Almanyanın bu konudaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve olumlu bir aldınız mı? (Erdoğana)Erdoğan: Cenevrenin pek olumlu neticeler doğuracağı beklenmiyor. Bazıları bunu istismar aracı olarak da kullandılar. Yermükte bugün insanlar açlıkla terbiye ediliyor. Yayınlanan 55 bin kare fotoğraf var. Bu fotoğraflarla da trajedi çok açık, net. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Buna karşı tüm insanlığın ortak bir tavır koyması lazım. 160 bin insanın öldürüldüğü bir dünyada insanlık futbol maçı izler gibi unu nasıl izler?Merkel: Rusyayla çok yoğun görüşüyoruz. Bu alanda çok kilit rol oynadığını görüyoruz. Başbakan Erdoğana kesinlikle katılıyorum bu konuda. Kesinlikle bir şeyler yapmamız gerekiyor. 28 bin Suriyeli mülteci aldı Almanya. Tabiki Türkiyeyle kıyas götürmez ama Avrupanın Suriyeli mülteci kabul etmesini destekliyoruz.Soru: Türkiye uzun süredir AB kapısında bekliyor. Bir süredir müzakerelerin de takvime bağlanması gibi bir fikir var. Siz bu konuda ne düşünürsünüz? Bu başlıklar Fransa ve Almanya destek verseydi ve yol alınsaydı Türk,iyede yaşanan yargı bağımsızlığı konusu bu şekilde yaşanmazdı diye bir düşünce var?Merkel: Gezi Parkındaki protestolarla ilgili ben de bunu temel hak olarak ifade etmiştim. Tabiki her ülke kendi iç sorunlarını kendisi halletmek zorundadır. Ab ile ilgili olan müzakereler açısından, ucu açık görüşmelerin sürdüğünü belirttim. Herhangi bir zaman sınırlaması olmayan görüşmelerdir. Türkiyenin tam üyeliğine yönelik belli tereddütlerim var, eleştirel bir bakış açım var. Ama bu sürecin ilerlemesini istemekteyiz. 23. ve 24. fasılların açılmasını, adımların açılmasını destekliyorum.Soru: Sayın Erdoğan, Almanyaya yapmış olduğunuz ziyaretlerden birinde, buradaki Türklerden asimilasyon süreci açıklamanız Almanyada çok konuşulmuştu. Bu konuda düşünceleriniz aynı mı?Erdoğan: Bu soruya Merkelin cevap vermesi lazım. Bu genel bir ilkedir. Biz Almanyadaki yaşayan tüm vatandaşların entegrasyon konusunda yapıcı roller üstlenmelidir. Asimilasyon ise çok farklı bir konudur. Asimilasyon bir toplumun dönüştürülmesidir ki şansölye ile aynı düşünüyoruz.Merkel: Bu konuyu görüştük. iz uyum çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Uyum çıkmaz bir yol değildir, tek taraflı bir yol değildir. Almanyaya gelen insanlar burada hayatlarını sürdürüyorlar. İki taraflı bir ilişkidir bu. Kimse bunu istemiyor, kesinlikle böyle bir amacımız yok. Almanya çok yönlü bir ülkedir. Bavyeralılar da, kuzey Almanyalılar da kendi kültürel kimliklerinin kabul edilmesini istiyorlar. Farklılıkların zenginlik teşkil ettiğini düşünüyoruz.Angela Merkel:Almanyada büyümüş olanların çifte vatandaşlığını kabul ediyoruz.700 bin Suriyeli Türkiyede barınıyor. Suriyedeki durumun bu şekilde kabul edilemez olduğunu görüştük. Maalesef Cenevrede, dilediğimiz ilerlemenin kaydedilmediğini görmekteyiz.Başbakan Erdoğan:Türkiye ve Almanya arasında emsalsiz, yoğun ilişkiler mevcuttur. İlişkilerimizin güçlenerek süreceğine inanıyorum.Bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında görüşme imkanımız oldu. Son dönemde ikili ilişkilerimizde çok olumlu bir ivme sağlandı. Kendilerini ilk fırsatta ülkemize bekliyoruz.Aramızda, ilişkiler o kadar ileri derecedeki, her an bizler Almanyada neler oluyor, Almanya da Türkiyede neler oluyor haberimiz var. 30 Mart bir test olacak. Bu yerel seçimden başarıyla çıkacağımıza inanıyorum.Alman müteşebbislerin Türkiyeye yönelmesi konusunda Alman hükümetinden destek bekliyoruz. Enerji konusu çok önemli. Yenilenebilir enerjinin önemli bir potannsiyel taşıdığı inancındayız.2014 yılı Türk-Alman bilim yılı ilan edildi.Kahramanmaraştaki patriotların süresinin uzaması konusunda Alman hükümetinin almış olduğu karar konusunda teşekkür ediyorum.Geri Kabul Anlaşmasını imzalamamızın ardından yürütülecek vize muafiyeti konusunda da Almanyanın yapıcı bir tutumu devam etmesini, sergilemesini istiyorum.
Zaman
Son Dakika
04.02.2014
ErdoğanveMerkelbasınınsorularınıcevapladıErdoğan ve Merkel basının sorularını cevapladı
Erdoğan ve Merkel basının sorularını cevapladı
Zaman
04.02.2014
15:36
Başbakan Erdoğan Almanya ziyareti kapsamında Almanya Şansölyesi Angela Merkel ile bir araya geldi. Erdoğan ve Merkel, düzenlenen ortak basın toplantısında basının sorularını cevapladı.Soru: Suriye konusunda Cenevredeki ilk görüşmelerde ilerleme sağlanamadı. Suriye konusunda uluslararası toplumun sessiz kalmasını eleştiriyorsunuz. Almanyanın bu konudaki tutumunu nasıl değerlendiriyorsunuz ve olumlu bir aldınız mı? (Erdoğana)Erdoğan: Cenevrenin pek olumlu neticeler doğuracağı beklenmiyor. Bazıları bunu istismar aracı olarak da kullandılar. Yermükte bugün insanlar açlıkla terbiye ediliyor. Yayınlanan 55 bin kare fotoğraf var. Bu fotoğraflarla da trajedi çok açık, net. Bu kabul edilebilir bir şey değil. Buna karşı tüm insanlığın ortak bir tavır koyması lazım. 160 bin insanın öldürüldüğü bir dünyada insanlık futbol maçı izler gibi unu nasıl izler?Merkel: Rusyayla çok yoğun görüşüyoruz. Bu alanda çok kilit rol oynadığını görüyoruz. Başbakan Erdoğana kesinlikle katılıyorum bu konuda. Kesinlikle bir şeyler yapmamız gerekiyor. 28 bin Suriyeli mülteci aldı Almanya. Tabiki Türkiyeyle kıyas götürmez ama Avrupanın Suriyeli mülteci kabul etmesini destekliyoruz.Soru: Türkiye uzun süredir AB kapısında bekliyor. Bir süredir müzakerelerin de takvime bağlanması gibi bir fikir var. Siz bu konuda ne düşünürsünüz? Bu başlıklar Fransa ve Almanya destek verseydi ve yol alınsaydı Türk,iyede yaşanan yargı bağımsızlığı konusu bu şekilde yaşanmazdı diye bir düşünce var?Merkel: Gezi Parkındaki protestolarla ilgili ben de bunu temel hak olarak ifade etmiştim. Tabiki her ülke kendi iç sorunlarını kendisi halletmek zorundadır. Ab ile ilgili olan müzakereler açısından, ucu açık görüşmelerin sürdüğünü belirttim. Herhangi bir zaman sınırlaması olmayan görüşmelerdir. Türkiyenin tam üyeliğine yönelik belli tereddütlerim var, eleştirel bir bakış açım var. Ama bu sürecin ilerlemesini istemekteyiz. 23. ve 24. fasılların açılmasını, adımların açılmasını destekliyorum.Soru: Sayın Erdoğan, Almanyaya yapmış olduğunuz ziyaretlerden birinde, buradaki Türklerden asimilasyon süreci açıklamanız Almanyada çok konuşulmuştu. Bu konuda düşünceleriniz aynı mı?Erdoğan: Bu soruya Merkelin cevap vermesi lazım. Bu genel bir ilkedir. Biz Almanyadaki yaşayan tüm vatandaşların entegrasyon konusunda yapıcı roller üstlenmelidir. Asimilasyon ise çok farklı bir konudur. Asimilasyon bir toplumun dönüştürülmesidir ki şansölye ile aynı düşünüyoruz.Merkel: Bu konuyu görüştük. iz uyum çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Uyum çıkmaz bir yol değildir, tek taraflı bir yol değildir. Almanyaya gelen insanlar burada hayatlarını sürdürüyorlar. İki taraflı bir ilişkidir bu. Kimse bunu istemiyor, kesinlikle böyle bir amacımız yok. Almanya çok yönlü bir ülkedir. Bavyeralılar da, kuzey Almanyalılar da kendi kültürel kimliklerinin kabul edilmesini istiyorlar. Farklılıkların zenginlik teşkil ettiğini düşünüyoruz.Angela Merkel:Almanyada büyümüş olanların çifte vatandaşlığını kabul ediyoruz.700 bin Suriyeli Türkiyede barınıyor. Suriyedeki durumun bu şekilde kabul edilemez olduğunu görüştük. Maalesef Cenevrede, dilediğimiz ilerlemenin kaydedilmediğini görmekteyiz.Başbakan Erdoğan:Türkiye ve Almanya arasında emsalsiz, yoğun ilişkiler mevcuttur. İlişkilerimizin güçlenerek süreceğine inanıyorum.Bölgesel ve uluslararası gelişmeler hakkında görüşme imkanımız oldu. Son dönemde ikili ilişkilerimizde çok olumlu bir ivme sağlandı. Kendilerini ilk fırsatta ülkemize bekliyoruz.Aramızda, ilişkiler o kadar ileri derecedeki, her an bizler Almanyada neler oluyor, Almanya da Türkiyede neler oluyor haberimiz var. 30 Mart bir test olacak. Bu yerel seçimden başarıyla çıkacağımıza inanıyorum.Alman müteşebbislerin Türkiyeye yönelmesi konusunda Alman hükümetinden destek bekliyoruz. Enerji konusu çok önemli. Yenilenebilir enerjinin önemli bir potannsiyel taşıdığı inancındayız.2014 yılı Türk-Alman bilim yılı ilan edildi.Kahramanmaraştaki patriotların süresinin uzaması konusunda Alman hükümetinin almış olduğu karar konusunda teşekkür ediyorum.Geri Kabul Anlaşmasını imzalamamızın ardından yürütülecek vize muafiyeti konusunda da Almanyanın yapıcı bir tutumu devam etmesini, sergilemesini istiyorum.
Zaman
Ana Sayfa
04.02.2014
ErdoğanveMerkelbasınınsorularınıcevapladıErdoğan ve Merkel basının sorularını cevapladı
Bahçeli: Başbakan kendisine yönelecek gidişatı kesmek için HSYK’yı değiştiriyor
Zaman
01.02.2014
14:45
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın kendisine yönelecek yolsuzluk ve rüşvet operasyonundaki gidişatın önünü kesebilmek için HSYKnın yapısını değiştirmeye çalıştığını, savcı ve hâkimler yolsuzlukları soruşturmaya başlayınca, Türkiyede bir paralel devlet var, benim iktidarımı yıkmak istiyor. dediğini iddia etti.Bahçeli, Denizli programının ikinci gününde MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Emin Haluk Ayhan, İl Başkanı Mehmet Fevzi Yeniçeri, Büyükşehir Belediye başkan adayı Ali İpek ve ilçe belediye başkan adaylarıyla birlikte, Babadağ Belediye Başkanı Ahmet Yümseki makamında ziyaret etti. Ziyaretten sonra belediye önüne kurulan bir kürsüde halka hitap eden MHP Lideri, hükümetin elindeki gücü milletin hayrına kullanması gerekirken çok farklı alanlarda kullandığını ileri sürdü: Yanlış yapmıştır. Ona oy veren insanların iradesini heba etmiştir. Ülkemize 11 yıl kaybettirmiştir. Nereden bakarsanız bakın. Dış borçlar başını almış gidiyor. Krediyle bütün vatandaşlarımız borç altına girmiş. Açlık, yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik, asayişsizlik başını almış gidiyor.TOPLUM BİRBİRİNE HOŞGÖRÜSÜNÜ KAYBETTİTelevizyonlardaki sabah programlarında cinayetlerin gösterilmesini de eleştiren Bahçeli, Buradan medya gruplarına, televizyon sahiplerine de sesleniyorum. Her gün sabahleyin bu ülkede yapılmış olan kadına şiddeti, cinayeti göstermeye mecbur musunuz? Yani bir evdeki geçim darlığı, onun sonucunda o hanedeki gerginlik, bu televizyonlarda gördükleriyle insanın aklını çeler. Evde katliamlar oluyor, farkında değil misiniz? Boşanma oranları artmış, her gün soygun, her gün asayişsizlik, her gün bir yerde olay ve toplum gerilmiş, toplum birbirine hoşgörüsünü kaybetmiş. Acaba şurada şöyle olsa nasıl olur dediğinizde, mutlaka kavgayla çözmeyi düşünüyor. Büyük şehirlerde görüyorsunuz, duyuyorsunuz otobüse binerken binme sırasını birbirinden alan insanlar, hemen otobüsün kapısında, Buyur kardeşim, sen geç, sen benden büyüksün, sen benden küçüksün. dediği yok. Benim sıramı ne alıyor? diyor, arkasından bir kavga, arkasından bıçaklama olayı. 11 yıldır iktidar olan AK Parti, Türkiyeyi bu hale getirdin sen. diye konuştu.ŞİMDİ DE YARGIYA MUSALLAT OLDUNHalkın artık bir karar vermesi gerektiğini belirten Devlet Bahçeli, yasama, yürütme ve yargının demokrasinin üç kuvveti olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: Bu yasama, sende 326 var. Yürütmeyi oradan çıkartıyorsun. Şimdi de yargıya musallat oldun. Yargı bana darbe yapıyor. diyor. Türkiyede birçok olayları üst üste karıştırmaya çalışıyor, herkesi tehdit ediyor. Polisler sürülüyor; bir şehirde akşam evine geliyor, sabahleyin polis kardeşimize diyorlar ki, Sen şu kadar polisle beraber görev değişikliğiniz var, haydi yeni görevlerinize gidiniz. Sebep ne? Sebep yok. Savcısı. hakimi yok.AKPYE VERDİĞİN OYLA AYAKKABI KUTULARI DOLARLA DOLUYOR, FARKINDA MISIN?Bu partinin gidişatı gidişat değil. diyen Bahçeli, İstifalar başlıyor, Recep Tayyip Erdoğan Bey tek başına diktatör olma gayreti içerisinde. Gelene saldırıyor, gidene saldırıyor. Bu millet, buna ne kadar tahammül edecektir? Bu olaylar yarın başka yönlere de kayarsa ne olacak? Doğu ve Güneydoğuda bölünmenin eşiğine gelmişiz. Suriyede Batı Kürdistan özerk yönetimi kurulmuş, Irakta Barzani emmioğlu olmuş. Neredeyse canı sıkıldı mı ya Ankaraya ya Diyarbakıra geliyor. Böyle bir durum içerisinde de yolsuzluk ve rüşvet başını almış gidiyor. Şimdi AKPye üç dönem oy veren değerli kardeşim, AKPye verdiğin oyla ayakkabı kutuları dolarla doluyor, farkında mısın? Hâlâ diyorsun ki,Bunlar doğru yapıyor. Neresi doğru bu işin? Ayakkabı kutusunun içerisinde doların, içerisinde evde bazı kasalara ne ihtiyaç var? Evde para sayma makineleri ne bekliyor? Bunları kim yapıyor? Üç tane bakan ve bakanın oğlu yapıyor.şeklinde konuştu.KENDİ İKTİDARINI KENDİN YIKIYORSUN, GİDİŞAT HAYRA İŞARET DEĞİLBaşbakan Erdoğanın, kendisine yönelecek gidişatı önünü kesebilmek için HSYKnın yapısını değiştirdiğini öne süren Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti: Şimdi Başbakan, kendisine yönelecek bu gidişatı önünü kesebilmek için savcıları, hakimleri veya HSYKnın yapısını değiştiriyor. Sorgulamaya savcılık emriyle giden emniyet mensuplarının yerini değiştiriyor. Sorgulamaya gittiği için onları cezalandırmaya kalkıyor. Ondan sonra da kalkıyor, Türkiyede bir paralel devlet var, benim iktidarımı yıkmak istiyor. diyor. Sayın Başbakan, kendi iktidarını kendin yıkıyorsun. Üç tane bakanın, onun evlatları, hâlâ ismi bahsedilenlerden bazıları kulağına gelir gelmez Adalet Partisiydin, Kalkınma Partisiydin, inanmış insanların tek partisi olduğunu söylüyorsun. Pekiyi neden cesaret edemedin? Hadi istifa edin. Savcı ve hakimlere, Ben görev veriyorum, gidin yolsuzluğun dibine kadar gidin. niye diyemiyorsun? O sebepten dolayı bu
Zaman
Son Dakika
01.02.2014
BahçeliBaşbakankendisineyönelecekgidişatıkesmekiçinHSYK’yıdeğiştiriyorBahçeli Başbakan kendisine yönelecek gidişatı kesmek için HSYK’yı değiştiriyor
Bahçeli: Başbakan kendisine yönelecek gidişatı kesmek için HSYK’yı değiştiriyor
Zaman
01.02.2014
14:45
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın kendisine yönelecek yolsuzluk ve rüşvet operasyonundaki gidişatın önünü kesebilmek için HSYKnın yapısını değiştirmeye çalıştığını, savcı ve hâkimler yolsuzlukları soruşturmaya başlayınca, Türkiyede bir paralel devlet var, benim iktidarımı yıkmak istiyor. dediğini iddia etti.Bahçeli, Denizli programının ikinci gününde MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Milletvekili Emin Haluk Ayhan, İl Başkanı Mehmet Fevzi Yeniçeri, Büyükşehir Belediye başkan adayı Ali İpek ve ilçe belediye başkan adaylarıyla birlikte, Babadağ Belediye Başkanı Ahmet Yümseki makamında ziyaret etti. Ziyaretten sonra belediye önüne kurulan bir kürsüde halka hitap eden MHP Lideri, hükümetin elindeki gücü milletin hayrına kullanması gerekirken çok farklı alanlarda kullandığını ileri sürdü: Yanlış yapmıştır. Ona oy veren insanların iradesini heba etmiştir. Ülkemize 11 yıl kaybettirmiştir. Nereden bakarsanız bakın. Dış borçlar başını almış gidiyor. Krediyle bütün vatandaşlarımız borç altına girmiş. Açlık, yoksulluk, gelir dağılımındaki adaletsizlik, asayişsizlik başını almış gidiyor.TOPLUM BİRBİRİNE HOŞGÖRÜSÜNÜ KAYBETTİTelevizyonlardaki sabah programlarında cinayetlerin gösterilmesini de eleştiren Bahçeli, Buradan medya gruplarına, televizyon sahiplerine de sesleniyorum. Her gün sabahleyin bu ülkede yapılmış olan kadına şiddeti, cinayeti göstermeye mecbur musunuz? Yani bir evdeki geçim darlığı, onun sonucunda o hanedeki gerginlik, bu televizyonlarda gördükleriyle insanın aklını çeler. Evde katliamlar oluyor, farkında değil misiniz? Boşanma oranları artmış, her gün soygun, her gün asayişsizlik, her gün bir yerde olay ve toplum gerilmiş, toplum birbirine hoşgörüsünü kaybetmiş. Acaba şurada şöyle olsa nasıl olur dediğinizde, mutlaka kavgayla çözmeyi düşünüyor. Büyük şehirlerde görüyorsunuz, duyuyorsunuz otobüse binerken binme sırasını birbirinden alan insanlar, hemen otobüsün kapısında, Buyur kardeşim, sen geç, sen benden büyüksün, sen benden küçüksün. dediği yok. Benim sıramı ne alıyor? diyor, arkasından bir kavga, arkasından bıçaklama olayı. 11 yıldır iktidar olan AK Parti, Türkiyeyi bu hale getirdin sen. diye konuştu.ŞİMDİ DE YARGIYA MUSALLAT OLDUNHalkın artık bir karar vermesi gerektiğini belirten Devlet Bahçeli, yasama, yürütme ve yargının demokrasinin üç kuvveti olduğunu belirterek sözlerine şöyle devam etti: Bu yasama, sende 326 var. Yürütmeyi oradan çıkartıyorsun. Şimdi de yargıya musallat oldun. Yargı bana darbe yapıyor. diyor. Türkiyede birçok olayları üst üste karıştırmaya çalışıyor, herkesi tehdit ediyor. Polisler sürülüyor; bir şehirde akşam evine geliyor, sabahleyin polis kardeşimize diyorlar ki, Sen şu kadar polisle beraber görev değişikliğiniz var, haydi yeni görevlerinize gidiniz. Sebep ne? Sebep yok. Savcısı. hakimi yok.AKPYE VERDİĞİN OYLA AYAKKABI KUTULARI DOLARLA DOLUYOR, FARKINDA MISIN?Bu partinin gidişatı gidişat değil. diyen Bahçeli, İstifalar başlıyor, Recep Tayyip Erdoğan Bey tek başına diktatör olma gayreti içerisinde. Gelene saldırıyor, gidene saldırıyor. Bu millet, buna ne kadar tahammül edecektir? Bu olaylar yarın başka yönlere de kayarsa ne olacak? Doğu ve Güneydoğuda bölünmenin eşiğine gelmişiz. Suriyede Batı Kürdistan özerk yönetimi kurulmuş, Irakta Barzani emmioğlu olmuş. Neredeyse canı sıkıldı mı ya Ankaraya ya Diyarbakıra geliyor. Böyle bir durum içerisinde de yolsuzluk ve rüşvet başını almış gidiyor. Şimdi AKPye üç dönem oy veren değerli kardeşim, AKPye verdiğin oyla ayakkabı kutuları dolarla doluyor, farkında mısın? Hâlâ diyorsun ki,Bunlar doğru yapıyor. Neresi doğru bu işin? Ayakkabı kutusunun içerisinde doların, içerisinde evde bazı kasalara ne ihtiyaç var? Evde para sayma makineleri ne bekliyor? Bunları kim yapıyor? Üç tane bakan ve bakanın oğlu yapıyor.şeklinde konuştu.KENDİ İKTİDARINI KENDİN YIKIYORSUN, GİDİŞAT HAYRA İŞARET DEĞİLBaşbakan Erdoğanın, kendisine yönelecek gidişatı önünü kesebilmek için HSYKnın yapısını değiştirdiğini öne süren Bahçeli, sözlerine şöyle devam etti: Şimdi Başbakan, kendisine yönelecek bu gidişatı önünü kesebilmek için savcıları, hakimleri veya HSYKnın yapısını değiştiriyor. Sorgulamaya savcılık emriyle giden emniyet mensuplarının yerini değiştiriyor. Sorgulamaya gittiği için onları cezalandırmaya kalkıyor. Ondan sonra da kalkıyor, Türkiyede bir paralel devlet var, benim iktidarımı yıkmak istiyor. diyor. Sayın Başbakan, kendi iktidarını kendin yıkıyorsun. Üç tane bakanın, onun evlatları, hâlâ ismi bahsedilenlerden bazıları kulağına gelir gelmez Adalet Partisiydin, Kalkınma Partisiydin, inanmış insanların tek partisi olduğunu söylüyorsun. Pekiyi neden cesaret edemedin? Hadi istifa edin. Savcı ve hakimlere, Ben görev veriyorum, gidin yolsuzluğun dibine kadar gidin. niye diyemiyorsun? O sebepten dolayı bu
Zaman
Ana Sayfa
01.02.2014
BahçeliBaşbakankendisineyönelecekgidişatıkesmekiçinHSYK’yıdeğiştiriyorBahçeli Başbakan kendisine yönelecek gidişatı kesmek için HSYK’yı değiştiriyor
Toplam "185" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti