Habergec.Com Aranan Kelimeler:bu araç mı şimdi Değerlendirme: 10 / 10 440778
habergec.com
23.08.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bu araç mı şimdi

Öğretmene sivil polis şiddeti
Zaman
09.07.2014
11:04
Konyada cadde üzerinde karısını bekleyen bir öğretmen, kendisine kimlik soran şahsa polis kimliğini göstermesini isteyince şiddete maruz kaldı.Şehrin en işlek caddelerinden birinde güpegündüz yaşanan olay, eşi tarafından cep telefonuyla görüntülendi. Polisin öğretmeni kelepçelemesi ve bu sıradaki diyaloglar kamera görüntülerine yansıdı. Kelepçelenerek gözaltına alınan öğretmen, sağlık kontrolü ve karakoldaki işlemlerin ardından serbest bırakıldı. Polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunan öğretmen eşi ve çocuklarının gözü önünde kelepçelenmeyi hak edecek ne suç işlediğini sordu. Çevredeki vatandaşlar ise polisin öğretmene karşı sergilediği sert ve kaba tutumu yadırgadıklarını dile getirdi.İddiaya göre, 5 Temmuz günü eşini bekleyen Mehmet Uçarın yanına sivil kıyafetli 1 kişi yaklaşıp kendisinden kimliğini göstermesini istedi. Bunun üzerine Uçar, karşısındaki kişiye kim olduğunu sordu. Polis olduğunu belirtmesi üzerine Uçar, Kimliğinizi gösterir misiniz? dedi. Bunun üzerine sivil polis hızlı bir şekilde cüzdanını açıp kapattı. Uçarın kimliği göremediğini ve tekrar göstermesini istemesi üzerine bir anda çevrede bulunan 5 kişi Uçarın üzerine çullandı. O sırada beklediği eşi Müge Uçar olay yerine geldi. Sivil polislerin eşine sert ve kaba davranışlarını görünce yaşananları cep telefonuyla görüntüledi.KİMLİĞİNİ GÖRMEK İSTEDİĞİM İÇİN DARP EDİLDİMYaşadıklarına bir anlam veremediğini söyleyen öğretmen Mehmet Uçar, polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduktan sonra yaşadıklarını Cihan Haber Ajansına (Cihan) anlattı.Mehmet Uçar, Polisten kimlik görmek istedim. Bunun üzerine polis cüzdanını çok hızlı bir şekilde açıp kapattı, ben de kimliğini göremediğimi tekrar görmek istediğimi söyledim. Bunun üzerine bana hakaret edip Sen kimsin de bizden kimlik soruyorsun senin ağzını burnunu kırarım. dedi ve ayağıma basıp karın bölgeme yumruklar atmaya başladı. Bu sırada yanındaki diğer polis memurları ise çevredekiler görmesin diye etrafımızı kapattılar. Bana halen tehditlerde bulunan polis memuru Sen kime kimlik soruyorsun lan, sen arka sokaklarda olsaydın senin ağzının yüzünü kırardım, merak etme az sonra tenhada baş başa kalacağız, o zaman köpek gibi ayaklarımı öpeceksin yalvartacağım seni, polis olduğumuzu ispatlamak için takla mı atacağız diye sordu. şeklinde konuştu.OLAYLAR UÇARIN EŞİ TARAFINDAN CEP TELEFONUNA KAYIT EDİLDİUçar, şöyle devam etti: Daha sonra eşim olay yerine geldiği zaman cep telefonundan görüntü çekiyordu. Yalnız polis görüntü çektiğini fark edince eşimin üstüne yürüyüp görüntü çekmemesini söyleyip telefonu almaya çalıştı. Eşimin çektiği görüntüleri savcılığa teslim ettim.Çocuklarının polis şiddetini araç içinden izlediğini ve büyük korku yaşadıklarını anlatan Uçar, Olaylar gerçekleşirken araç içinde bulunan üç çocuğum anneleri tarafından kendilerini sakinleştirmeye çalışmalarına rağmen ağlayıp çığlık atıyorlardı. Çocuklarımın psikolojisi bozuldu, akşam yalnız uyuyamıyorlar. diye konuştu.BEN VE EŞİM DE DEVLET MEMURUMehmet Uçarın eşi Müge Uçar ise olayı şöyle anlattı: Eşimle daha önceden anlaştığımız yerde çocuklarla beraber buluşacaktık. Ben eşimin yanına geldiğim zaman gözlerime inanamadım. Kalabalık vardı, hemen araçtan inerek eşimin yanına gittim. Polis olduğunu söyleyen kişiler, eşime hem bağırıyor hem de kelepçe takıyordu. Ben o anda cep telefonumun kamerasıyla çekim yapıyordum. Çekim yapmama engel olmaya çalışıp foto muhabiri olmadığımı ve çekim yapamayacağımı söylediler. Bütün bunlar gerçekleşirken çocuklarım arabada bizi bekliyorlardı ve babalarına kelepçe takıldığını görünce ağlamaya başladılar. Ben polis memurlarına eşime neden kelepçe taktıklarının sebebini sordum ve bana cevap olarak eşimden kimlik istediklerini eşimin de kimlik vermediğini söylediler. Halbuki eşim yanında bulunan başka bir polis memuruna kimliği vermişti, bu da zaten çektiğim görüntülerde net bir şekilde belli oluyor. Benim çekim yaptığım zaman elimdeki cep telefonumu almak için bana da hakaret edip tartakladılar. Kendilerine biz de devlet memuruyuz, eşim öğretmen ben de hemşireyim dedim ama buna rağmen eşim ve beni tartaklamaya devam ettiler. Şimdi 2 ve 9 yaşında olan çocuklarım caddede yürürken polisleri görünce anne, babamı dövmeye mi geliyorlar diyorlar. Şu anda huzurumuz bozuldu ve ben de hakkımı aramak için gereken yerlere şikayette bulunacağım.HAKKIMI MAHKEMEDE ARAYACAĞIMBütün bu olaylardan hem fiziken hem ruhen etkilendiğini ve polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen Mehmet Uçar, Hakkımı mahkemede arayacağım, bana şehrin ortasında bu şekilde davranıp benim ve ailemin zarar görmesine sebebiyet veren kişilerle mahkemede görüşeceğim. dedi.Uçar, savcılığa yaptığı suç duyurusunda, hakkında kelepçelenerek özgürgürlüğünden alıkonulmasını gerektirecek herhangi bir Cumhuriyet savcısının talimatı veya gözaltı k
Zaman
Ana Sayfa
09.07.2014
ÖğretmenesivilpolisşiddetiÖğretmene sivil polis şiddeti
Öğretmene sivil polis şiddeti
Zaman
09.07.2014
10:57
Konyada cadde üzerinde karısını bekleyen bir öğretmen, kendisine kimlik soran şahsa polis kimliğini göstermesini isteyince şiddete maruz kaldı.Şehrin en işlek caddelerinden birinde güpegündüz yaşanan olay, eşi tarafından cep telefonuyla görüntülendi. Polisin öğretmeni kelepçelemesi ve bu sıradaki diyaloglar kamera görüntülerine yansıdı. Kelepçelenerek gözaltına alınan öğretmen, sağlık kontrolü ve karakoldaki işlemlerin ardından serbest bırakıldı. Polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunan öğretmen eşi ve çocuklarının gözü önünde kelepçelenmeyi hak edecek ne suç işlediğini sordu. Çevredeki vatandaşlar ise polisin öğretmene karşı sergilediği sert ve kaba tutumu yadırgadıklarını dile getirdi. İddiaya göre, 5 Temmuz günü eşini bekleyen Mehmet Uçarın yanına sivil kıyafetli 1 kişi yaklaşıp kendisinden kimliğini göstermesini istedi. Bunun üzerine Uçar, karşısındaki kişiye kim olduğunu sordu. Polis olduğunu belirtmesi üzerine Uçar, Kimliğinizi gösterir misiniz? dedi. Bunun üzerine sivil polis hızlı bir şekilde cüzdanını açıp kapattı. Uçarın kimliği göremediğini ve tekrar göstermesini istemesi üzerine bir anda çevrede bulunan 5 kişi Uçarın üzerine çullandı. O sırada beklediği eşi Müge Uçar olay yerine geldi. Sivil polislerin eşine sert ve kaba davranışlarını görünce yaşananları cep telefonuyla görüntüledi. KİMLİĞİNİ GÖRMEK İSTEDİĞİM İÇİN DARP EDİLDİM Yaşadıklarına bir anlam veremediğini söyleyen öğretmen Mehmet Uçar, polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduktan sonra yaşadıklarını Cihan Haber Ajansına (Cihan) anlattı. Mehmet Uçar, Polisten kimlik görmek istedim. Bunun üzerine polis cüzdanını çok hızlı bir şekilde açıp kapattı, ben de kimliğini göremediğimi tekrar görmek istediğimi söyledim. Bunun üzerine bana hakaret edip Sen kimsin de bizden kimlik soruyorsun senin ağzını burnunu kırarım. dedi ve ayağıma basıp karın bölgeme yumruklar atmaya başladı. Bu sırada yanındaki diğer polis memurları ise çevredekiler görmesin diye etrafımızı kapattılar. Bana halen tehditlerde bulunan polis memuru Sen kime kimlik soruyorsun lan, sen arka sokaklarda olsaydın senin ağzının yüzünü kırardım, merak etme az sonra tenhada baş başa kalacağız, o zaman köpek gibi ayaklarımı öpeceksin yalvartacağım seni, polis olduğumuzu ispatlamak için takla mı atacağız diye sordu. şeklinde konuştu. OLAYLAR UÇARIN EŞİ TARAFINDAN CEP TELEFONUNA KAYIT EDİLDİ Uçar, şöyle devam etti: Daha sonra eşim olay yerine geldiği zaman cep telefonundan görüntü çekiyordu. Yalnız polis görüntü çektiğini fark edince eşimin üstüne yürüyüp görüntü çekmemesini söyleyip telefonu almaya çalıştı. Eşimin çektiği görüntüleri savcılığa teslim ettim. Çocuklarının polis şiddetini araç içinden izlediğini ve büyük korku yaşadıklarını anlatan Uçar, Olaylar gerçekleşirken araç içinde bulunan üç çocuğum anneleri tarafından kendilerini sakinleştirmeye çalışmalarına rağmen ağlayıp çığlık atıyorlardı. Çocuklarımın psikolojisi bozuldu, akşam yalnız uyuyamıyorlar. diye konuştu. BEN VE EŞİM DE DEVLET MEMURU Mehmet Uçarın eşi Müge Uçar ise olayı şöyle anlattı: Eşimle daha önceden anlaştığımız yerde çocuklarla beraber buluşacaktık. Ben eşimin yanına geldiğim zaman gözlerime inanamadım. Kalabalık vardı, hemen araçtan inerek eşimin yanına gittim. Polis olduğunu söyleyen kişiler, eşime hem bağırıyor hem de kelepçe takıyordu. Ben o anda cep telefonumun kamerasıyla çekim yapıyordum. Çekim yapmama engel olmaya çalışıp foto muhabiri olmadığımı ve çekim yapamayacağımı söylediler. Bütün bunlar gerçekleşirken çocuklarım arabada bizi bekliyorlardı ve babalarına kelepçe takıldığını görünce ağlamaya başladılar. Ben polis memurlarına eşime neden kelepçe taktıklarının sebebini sordum ve bana cevap olarak eşimden kimlik istediklerini eşimin de kimlik vermediğini söylediler. Halbuki eşim yanında bulunan başka bir polis memuruna kimliği vermişti, bu da zaten çektiğim görüntülerde net bir şekilde belli oluyor. Benim çekim yaptığım zaman elimdeki cep telefonumu almak için bana da hakaret edip tartakladılar. Kendilerine biz de devlet memuruyuz, eşim öğretmen ben de hemşireyim dedim ama buna rağmen eşim ve beni tartaklamaya devam ettiler. Şimdi 2 ve 9 yaşında olan çocuklarım caddede yürürken polisleri görünce anne, babamı dövmeye mi geliyorlar diyorlar. Şu anda huzurumuz bozuldu ve ben de hakkımı aramak için gereken yerlere şikayette bulunacağım. HAKKIMI MAHKEMEDE ARAYACAĞIM Bütün bu olaylardan hem fiziken hem ruhen etkilendiğini ve polisler hakkında savcılığa suç duyurusunda bulunduğunu söyleyen Mehmet Uçar, Hakkımı mahkemede arayacağım, bana şehrin ortasında bu şekilde davranıp benim ve ailemin zarar görmesine sebebiyet veren kişilerle mahkemede görüşeceğim. dedi. Uçar, savcılığa yaptığı suç duyurusunda, hakkında kelepçelenerek özgürgürlüğünden alıkonulmasını gerektirecek herhangi bir Cumhuriyet savcısının talimatı
Zaman
Son Dakika
09.07.2014
ÖğretmenesivilpolisşiddetiÖğretmene sivil polis şiddeti
Kooperatif başkanının oğlu esnafı dolandırdı
Zaman
04.07.2014
10:56
Gaziantep Şahinbey Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifine kredi için başvuran 100ün üzerinde vatandaş, kullandıkları krediyi ödemelerine rağmen haciz şoku ile karşı karşıya kaldı.Vatandaşlar, kooperatif başkanı Hasan Güzelin oğlu Kemal Güzel tarafından dolandırıldıklarını iddia ediyor. Mağdur vatandaşlar, ipotek konulduğu gerekçesiyle devrini alamadıkları araçların galeriye satıldığını söylüyor. 80 bin lira kredi çektiğini belirten Turgay Özkaya, Çektiğim paranın 45 bin lirasını iş yapacağım gerekçesiyle Kemal Güzel aldı. Taksitleri de yatırdı. Ancak şimdi 80 bin TLnin hepsini benden geri almak istiyor. Borcumu ödememe rağmen kooperatif başkanının oğlu tarafından dolandırılarak bütün mal varlığıma haciz geldi. diyor.Şahinbey Esnaf ve Sanatkarlar Kredi Kefalet Kooperatifi Başkanı Hasan Güzel ve oğlu Kemal Güzelin de ortaklarından olduğu Güney Şahinbey Turda çalışan vatandaşlar, yeni minibüs alma vaadiyle kandırıldıklarını iddia ediyor. Kooperatif tarafından ipotekli araçların üzerine kredi çekildiğini ve bu kredileri ödemelerine rağmen araçların ruhsatının verilmediğini kaydeden esnaf vatandaşlar, şimdi ödenen kredilerin kooperatif tarafından kendilerinden tahsil edilmek istendiğini belirtiyor. Kooperatif avukatı İsa Güzel tarafından bütün malvarlıklarına usulsüz bir şekilde haciz konulduğunu söyleyen mağdur vatandaşlar, bu şekilde kendileri gibi yüzlerce insanın mağdur edildiğini savunuyor.Turgay Özkaya (37) isimli esnaf, çektiği 80 bin lira kredinin 35 bin lirasını aldığı servis minibüsüne kullandığını, geri kalan parayı ise Kemal Güzelin aldığını söylüyor. Kendisinin ve Kemal Güzelin kullandığı taksitlerin zamanında bitirilmesine rağmen şimdi 80 bin liranın hepsinin kooperatif tarafından kendisinden tahsil edilmeye çalışıldığını dile getiren Özkaya, şunları kaydetti: Kooperatif Başkanı Hasan Güzelin oğlu Kemal Güzel, çektiğim kredinin bir kısmını kendisinin kullanacağını ve ödemeleri yapacağını söyledi. Kredinin 45 bin lirasını ödedi, geri kalan 35 bin lirasını da ben ödedim. Ama şimdi 80 bin liranın hepsini geri istiyorlar. Bizleri perişan ettiler. Birkaç gün içerisinde krediyi ödemezsem cezaevine gireceğim. Benim gibi yüzlerce mağdur var.HABERİM OLMADAN ADIMA 100 BİN LİRA KREDİ ÇEKİLDİÖkkeş Demir isimli bir vatandaş da, Şahinbey Esnaf Kredi Kooperatifine 30 bin liralık kredi başvurusunda bulunduğunu, ancak kendisi adına 100 bin liralık kredi çekildiğini söyledi. Demir, 30 bin lira kredi başvurusunda bulundum. Bana 100 bin lira kredi çıkardılar, 30 bin lirasını şimdi, geri kalan 70 bin lirayı da sonra çekeceksin dediler. Bunun üzerine krediden vazgeçtim ancak haberim olmadan 100 bin lira adıma kredi çektiler. 100 bin lirayı ödememe rağmen hala 40 bin lira daha para istiyorlar. Konuyla ilgili savcılığa suç duyurusunda bulundum. Evim ve arabam icralık. şeklinde yaşadığı mağduriyeti ifade etti. 200 bin liraya yakın mağduriyetinin olduğunu ifade eden Mehmet Yalçınarslan (43) isimli esnaf ise, 2012 yılında beni mağdur ettiler. Ödediğimiz kredileri tekrar icra yoluyla geri istiyorlar. Bütün malvarlığıma haciz koydular. Ödediğim senetleri tekrar icraya koymuşlar. diye konuştu. Mehmet Pehlivan isimli başka bir mağdur vatandaş da 230 bin lira civarında dolandırıldığını söyleyerek, kendisi gibi yaklaşık 380 kişinin mağdur edildiğini kaydetti. 18 aydır satın aldığı aracın devir işlemlerini üzerine alamadığını belirten Mehmet Doğan, Kemal Güzelden bir araç aldım. Araç üzerine 50 bin lira kredi kullandım. Aradan 18 ay geçti arabamın devrini bana vermediler. Arabanın üzerine 17 tane haciz çıktı, arabayı elimden aldılar. Evime haciz geliyor, şuana kadar 95 bin lira borç ödedim. açıklamalarına yer verdi. Hakkındaki iddiaları kabul etmeyen Kemal Güzel, Bunları iddia eden kişilerin ellerinde belge var mı? Onlar bazı şeylerden nemalanmak istiyorlar. Bunlar her türlü lafı söyleyebilir. Benle ortak iş yaptılar. Araçlar benim şirketimin malıdır, istediğim fiyata satarım. dedi. Kooperatif Başkanı Hasan Güzel ise, Bu iddialar yalandır. Bizde dosyaları var, hepsinin de imzaları var. Hepsini mahkemeye verdim. Bu arkadaşlar yalan söylüyor. Bunların hepsi Kemal ile ortaktı. Firmaları battı. diye konuştu. CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, 100den fazla insan adına usulsüz kredi alındığını ifade ederek işin takipçisi olacaklarını söyledi. Şeker, Bu ülkede demokrasi varsa hırsızların önü kesilmesi lazım. diyor. (CİHAN)
Zaman
Son Dakika
04.07.2014
KooperatifbaşkanınınoğluesnafıdolandırdıKooperatif başkanının oğlu esnafı dolandırdı
Bürokratları uyardı: Kumpasa alet olanlar, günü geldiğinde hesabını verir
Zaman
28.06.2014
14:05
Muhalefet partisi milletvekillerinin Hizmet Hareketi’ne yönelik kirli kumpas planına tepkisi sürüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, Camia’ya kumpas hazırlayanlara hukuku hatırlattı: “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Günü geldiğinde, bu işlere girişenler bunların hesabını verir.”CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, hükümetin Hizmet Hareketi’ni bitirme planında rol alan bürokratları uyardı. Çıray, “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Bu işe alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir.” dedi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un Emniyet’e gönderdiği skandal talimatlara atıfta bulunan Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tayyip Erdoğan şimdi tek parti devletini, sonra da tek adam devletini kurma peşinde. Tayyip Erdoğan, iktidarını güçlendirmek için yargıyı araç olarak kullanıyor ama bu böyle sürüp gitmez. Bazı davaların savcısı olan birisinin yapamayacağı hiçbir şey kalmamıştır. Onun için Türkiye’nin önündeki cumhurbaşkanlığı seçimi, ülkemiz için bambaşka bir önem arz ediyor. Milletine tokat atan, kendi milletini inançlarına göre kategorize eden, etnik ayrımcılık yapan anlayışa milletimiz son verecek ya da daha da ağırlaşan bir döneme gireceğiz.”CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay da “Hükümetin belli bir camiaya yönelik tutumu, siyasi bir tutumun ötesinde bir öfke, bir kin, bir intikam projesine dönüşmüştür, kan davasına dönüşmüştür. Devlet kan davası gütmez. Hükümet ine girmez, ine ayılar girer.” ifadelerini kullandı.CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak ise insanlar neyle suçlanıyorsa ortaya delilinin konulması gerektiğini vurguladı. Öztrak, “Müphem iddialarla mağduriyet ve düşmanlık yaratmak yanlış. İnsanlar neyle suçlanıyorsa bunun açıkça ortaya konulması gerekir. Aksi takdirde Türkiye, tezviratla yönetilen bir ülke haline gelir. Tezviratla yönetilen bir ülkede demokrasiden bahsetmek de mümkün değildir.” dedi.GörüşlerMHP’li Işık, Başbakan’a sordu: Geliştirdiğiniz projenin, Hizmet Hareketi’ni Bitirme Planıyla bağlantısı var mı?MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, Hizmet Hareketi’ni bitirme planını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı, “Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı’nın önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak. Bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak. Her şey olacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız.” açıklamaları hatırlattı. Ardından Erdoğan’a şu soruları sordu: “Anılan proje hangi aşamadadır? Projenin içeriği ve uygulama planı nasıldır? Geliştirdiğinizi belirttiğiniz projenin, son günlerde medyada yer alan ve Hizmet Hareketi’ni bitirme planı olarak isimlendirilen eylem planıyla bir bağlantısı var mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı’nın onaylamasını beklediğiniz Yargıtay’la ilgili yasal düzenlemelerin onaylanması halinde hükümetinizce kimler hakkında ve hangi gerekçelerle binlerce dava açılması planlanmıştır? Yukarıda belirtilen açıklamalarınızda yer alan bazı ifadeler, açıkça hükümetinizce yargıya müdahale edilmesinin hedeflendiği anlamına gelmez mi?”‘Delil üretin’ diyen savcı suç işliyorMHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan: “Savcı Serdar Coşkun’un devletin kurumlarına yazı yazarak ‘bana delil üretin’ demesi aslında savcının bizzat kendisinin suç işlediğine işarettir. Delil üretilmez, delil bulunur. Varsa savcıya teslim edilir. Delil üretmek, hedef koydukları zümreyi, şahısları hareketi hangi meseleyle alakalı suçlayıp gözaltına almak, cezaevlerine atmak ve ekonomik yaptırımlarla bulunmaya yönelik bir ifadedir. Savcı, suç işliyor. Bu delil üreten mekanizma, yarın savcıyla beraber ayrı bir örgüt olarak yargılanır. Hukukun olmadığı yerde Dink cinayeti de dahil, faili meçhul cinayetleri birilerine yükleyebilirsin.”Savcının fişleme talimatı, hukuktaki yozlaşmayı gösteriyor MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal: “Sorulardan anladığımız kadarıyla bir kumpas söz konusu. Delilden suçluya gidilirken, önce suçlu ilan edip, sonra suçludan delile gitme hali var. Savcı Serdar Coşkun’un fişleme talimatı da sahte delil toplanmasına yöneliktir. Şimdi delil yaratmaya çalışılıyor. Bu hukuk tanımazlıktır. Suçlu var ise yine hukuk içinde kurallar çerçevesinde ve hukuku işleterek araştırılmadır. Burada açık bir hukuksuzluk var. Savcının fişleme talimatı, AKP iktidarın hukuktaki yozlaşmasını göstermektedir. Devletin istihbarat teşkilatı gammazlama teşkilatına dönüştü. AKP kendi çıkarları için kurumları yıpratıyor. Kurumları yıpratmak devletin kurumlarını yıpratmaktır. Yapılanlar hukuk devletiyle bağdaştırılamayacak bir şeydir. Şahsa göre, cemaate göre hukuk kuralı olmaz.”
Zaman
Politika
28.06.2014
BürokratlarıuyardıKumpasaaletolanlargünügeldiğindehesabınıverirBürokratları uyardı Kumpasa alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir
Bürokratları uyardı: Kumpasa alet olanlar, günü geldiğinde hesabını verir
Zaman
28.06.2014
14:00
Muhalefet partisi milletvekillerinin Hizmet Hareketi’ne yönelik kirli kumpas planına tepkisi sürüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, Camia’ya kumpas hazırlayanlara hukuku hatırlattı: “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Günü geldiğinde, bu işlere girişenler bunların hesabını verir.”CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, hükümetin Hizmet Hareketi’ni bitirme planında rol alan bürokratları uyardı. Çıray, “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Bu işe alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir.” dedi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un Emniyet’e gönderdiği skandal talimatlara atıfta bulunan Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tayyip Erdoğan şimdi tek parti devletini, sonra da tek adam devletini kurma peşinde. Tayyip Erdoğan, iktidarını güçlendirmek için yargıyı araç olarak kullanıyor ama bu böyle sürüp gitmez. Bazı davaların savcısı olan birisinin yapamayacağı hiçbir şey kalmamıştır. Onun için Türkiye’nin önündeki cumhurbaşkanlığı seçimi, ülkemiz için bambaşka bir önem arz ediyor. Milletine tokat atan, kendi milletini inançlarına göre kategorize eden, etnik ayrımcılık yapan anlayışa milletimiz son verecek ya da daha da ağırlaşan bir döneme gireceğiz.”CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay da “Hükümetin belli bir camiaya yönelik tutumu, siyasi bir tutumun ötesinde bir öfke, bir kin, bir intikam projesine dönüşmüştür, kan davasına dönüşmüştür. Devlet kan davası gütmez. Hükümet ine girmez, ine ayılar girer.” ifadelerini kullandı.CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak ise insanlar neyle suçlanıyorsa ortaya delilinin konulması gerektiğini vurguladı. Öztrak, “Müphem iddialarla mağduriyet ve düşmanlık yaratmak yanlış. İnsanlar neyle suçlanıyorsa bunun açıkça ortaya konulması gerekir. Aksi takdirde Türkiye, tezviratla yönetilen bir ülke haline gelir. Tezviratla yönetilen bir ülkede demokrasiden bahsetmek de mümkün değildir.” dedi.GörüşlerMHP’li Işık, Başbakan’a sordu: Geliştirdiğiniz projenin, Hizmet Hareketi’ni Bitirme Planıyla bağlantısı var mı?MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, Hizmet Hareketi’ni bitirme planını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı, “Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı’nın önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak. Bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak. Her şey olacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız.” açıklamaları hatırlattı. Ardından Erdoğan’a şu soruları sordu: “Anılan proje hangi aşamadadır? Projenin içeriği ve uygulama planı nasıldır? Geliştirdiğinizi belirttiğiniz projenin, son günlerde medyada yer alan ve Hizmet Hareketi’ni bitirme planı olarak isimlendirilen eylem planıyla bir bağlantısı var mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı’nın onaylamasını beklediğiniz Yargıtay’la ilgili yasal düzenlemelerin onaylanması halinde hükümetinizce kimler hakkında ve hangi gerekçelerle binlerce dava açılması planlanmıştır? Yukarıda belirtilen açıklamalarınızda yer alan bazı ifadeler, açıkça hükümetinizce yargıya müdahale edilmesinin hedeflendiği anlamına gelmez mi?”‘Delil üretin’ diyen savcı suç işliyorMHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan: “Savcı Serdar Coşkun’un devletin kurumlarına yazı yazarak ‘bana delil üretin’ demesi aslında savcının bizzat kendisinin suç işlediğine işarettir. Delil üretilmez, delil bulunur. Varsa savcıya teslim edilir. Delil üretmek, hedef koydukları zümreyi, şahısları hareketi hangi meseleyle alakalı suçlayıp gözaltına almak, cezaevlerine atmak ve ekonomik yaptırımlarla bulunmaya yönelik bir ifadedir. Savcı, suç işliyor. Bu delil üreten mekanizma, yarın savcıyla beraber ayrı bir örgüt olarak yargılanır. Hukukun olmadığı yerde Dink cinayeti de dahil, faili meçhul cinayetleri birilerine yükleyebilirsin.”Savcının fişleme talimatı, hukuktaki yozlaşmayı gösteriyor MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal: “Sorulardan anladığımız kadarıyla bir kumpas söz konusu. Delilden suçluya gidilirken, önce suçlu ilan edip, sonra suçludan delile gitme hali var. Savcı Serdar Coşkun’un fişleme talimatı da sahte delil toplanmasına yöneliktir. Şimdi delil yaratmaya çalışılıyor. Bu hukuk tanımazlıktır. Suçlu var ise yine hukuk içinde kurallar çerçevesinde ve hukuku işleterek araştırılmadır. Burada açık bir hukuksuzluk var. Savcının fişleme talimatı, AKP iktidarın hukuktaki yozlaşmasını göstermektedir. Devletin istihbarat teşkilatı gammazlama teşkilatına dönüştü. AKP kendi çıkarları için kurumları yıpratıyor. Kurumları yıpratmak devletin kurumlarını yıpratmaktır. Yapılanlar hukuk devletiyle bağdaştırılamayacak bir şeydir. Şahsa göre, cemaate göre hukuk kuralı olmaz.”
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2014
BürokratlarıuyardıKumpasaaletolanlargünügeldiğindehesabınıverirBürokratları uyardı Kumpasa alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir
Bürokratları uyardı: Kumpasa alet olanlar, günü geldiğinde hesabını verir
Zaman
28.06.2014
04:38
Muhalefet partisi milletvekillerinin Hizmet Hareketi’ne yönelik kirli kumpas planına tepkisi sürüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, Camia’ya kumpas hazırlayanlara hukuku hatırlattı: “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Günü geldiğinde, bu işlere girişenler bunların hesabını verir.”CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, hükümetin Hizmet Hareketi’ni bitirme planında rol alan bürokratları uyardı. Çıray, “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Bu işe alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir.” dedi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un Emniyet’e gönderdiği skandal talimatlara atıfta bulunan Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tayyip Erdoğan şimdi tek parti devletini, sonra da tek adam devletini kurma peşinde. Tayyip Erdoğan, iktidarını güçlendirmek için yargıyı araç olarak kullanıyor ama bu böyle sürüp gitmez. Bazı davaların savcısı olan birisinin yapamayacağı hiçbir şey kalmamıştır. Onun için Türkiye’nin önündeki cumhurbaşkanlığı seçimi, ülkemiz için bambaşka bir önem arz ediyor. Milletine tokat atan, kendi milletini inançlarına göre kategorize eden, etnik ayrımcılık yapan anlayışa milletimiz son verecek ya da daha da ağırlaşan bir döneme gireceğiz.”CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay da “Hükümetin belli bir camiaya yönelik tutumu, siyasi bir tutumun ötesinde bir öfke, bir kin, bir intikam projesine dönüşmüştür, kan davasına dönüşmüştür. Devlet kan davası gütmez. Hükümet ine girmez, ine ayılar girer.” ifadelerini kullandı.CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak ise insanlar neyle suçlanıyorsa ortaya delilinin konulması gerektiğini vurguladı. Öztrak, “Müphem iddialarla mağduriyet ve düşmanlık yaratmak yanlış. İnsanlar neyle suçlanıyorsa bunun açıkça ortaya konulması gerekir. Aksi takdirde Türkiye, tezviratla yönetilen bir ülke haline gelir. Tezviratla yönetilen bir ülkede demokrasiden bahsetmek de mümkün değildir.” dedi.GörüşlerMHP’li Işık, Başbakan’a sordu: Geliştirdiğiniz projenin, Hizmet Hareketi’ni Bitirme Planıyla bağlantısı var mı?MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, Hizmet Hareketi’ni bitirme planını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı, “Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı’nın önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak. Bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak. Her şey olacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız.” açıklamaları hatırlattı. Ardından Erdoğan’a şu soruları sordu: “Anılan proje hangi aşamadadır? Projenin içeriği ve uygulama planı nasıldır? Geliştirdiğinizi belirttiğiniz projenin, son günlerde medyada yer alan ve Hizmet Hareketi’ni bitirme planı olarak isimlendirilen eylem planıyla bir bağlantısı var mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı’nın onaylamasını beklediğiniz Yargıtay’la ilgili yasal düzenlemelerin onaylanması halinde hükümetinizce kimler hakkında ve hangi gerekçelerle binlerce dava açılması planlanmıştır? Yukarıda belirtilen açıklamalarınızda yer alan bazı ifadeler, açıkça hükümetinizce yargıya müdahale edilmesinin hedeflendiği anlamına gelmez mi?”‘Delil üretin’ diyen savcı suç işliyorMHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan: “Savcı Serdar Coşkun’un devletin kurumlarına yazı yazarak ‘bana delil üretin’ demesi aslında savcının bizzat kendisinin suç işlediğine işarettir. Delil üretilmez, delil bulunur. Varsa savcıya teslim edilir. Delil üretmek, hedef koydukları zümreyi, şahısları hareketi hangi meseleyle alakalı suçlayıp gözaltına almak, cezaevlerine atmak ve ekonomik yaptırımlarla bulunmaya yönelik bir ifadedir. Savcı, suç işliyor. Bu delil üreten mekanizma, yarın savcıyla beraber ayrı bir örgüt olarak yargılanır. Hukukun olmadığı yerde Dink cinayeti de dahil, faili meçhul cinayetleri birilerine yükleyebilirsin.”Savcının fişleme talimatı, hukuktaki yozlaşmayı gösteriyor MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal: “Sorulardan anladığımız kadarıyla bir kumpas söz konusu. Delilden suçluya gidilirken, önce suçlu ilan edip, sonra suçludan delile gitme hali var. Savcı Serdar Coşkun’un fişleme talimatı da sahte delil toplanmasına yöneliktir. Şimdi delil yaratmaya çalışılıyor. Bu hukuk tanımazlıktır. Suçlu var ise yine hukuk içinde kurallar çerçevesinde ve hukuku işleterek araştırılmadır. Burada açık bir hukuksuzluk var. Savcının fişleme talimatı, AKP iktidarın hukuktaki yozlaşmasını göstermektedir. Devletin istihbarat teşkilatı gammazlama teşkilatına dönüştü. AKP kendi çıkarları için kurumları yıpratıyor. Kurumları yıpratmak devletin kurumlarını yıpratmaktır. Yapılanlar hukuk devletiyle bağdaştırılamayacak bir şeydir. Şahsa göre, cemaate göre hukuk kuralı olmaz.”
Zaman
En Çok Okunan
28.06.2014
BürokratlarıuyardıKumpasaaletolanlargünügeldiğindehesabınıverirBürokratları uyardı Kumpasa alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir
Bürokratları uyardı: Kumpasa alet olanlar, günü geldiğinde hesabını verir
Zaman
28.06.2014
02:59
Muhalefet partisi milletvekillerinin Hizmet Hareketi’ne yönelik kirli kumpas planına tepkisi sürüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, Camia’ya kumpas hazırlayanlara hukuku hatırlattı: “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Günü geldiğinde, bu işlere girişenler bunların hesabını verir.”CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, hükümetin Hizmet Hareketi’ni bitirme planında rol alan bürokratları uyardı. Çıray, “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Bu işe alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir.” dedi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un Emniyet’e gönderdiği skandal talimatlara atıfta bulunan Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tayyip Erdoğan şimdi tek parti devletini, sonra da tek adam devletini kurma peşinde. Tayyip Erdoğan, iktidarını güçlendirmek için yargıyı araç olarak kullanıyor ama bu böyle sürüp gitmez. Bazı davaların savcısı olan birisinin yapamayacağı hiçbir şey kalmamıştır. Onun için Türkiye’nin önündeki cumhurbaşkanlığı seçimi, ülkemiz için bambaşka bir önem arz ediyor. Milletine tokat atan, kendi milletini inançlarına göre kategorize eden, etnik ayrımcılık yapan anlayışa milletimiz son verecek ya da daha da ağırlaşan bir döneme gireceğiz.”CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay da “Hükümetin belli bir camiaya yönelik tutumu, siyasi bir tutumun ötesinde bir öfke, bir kin, bir intikam projesine dönüşmüştür, kan davasına dönüşmüştür. Devlet kan davası gütmez. Hükümet ine girmez, ine ayılar girer.” ifadelerini kullandı.CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak ise insanlar neyle suçlanıyorsa ortaya delilinin konulması gerektiğini vurguladı. Öztrak, “Müphem iddialarla mağduriyet ve düşmanlık yaratmak yanlış. İnsanlar neyle suçlanıyorsa bunun açıkça ortaya konulması gerekir. Aksi takdirde Türkiye, tezviratla yönetilen bir ülke haline gelir. Tezviratla yönetilen bir ülkede demokrasiden bahsetmek de mümkün değildir.” dedi.GörüşlerMHP’li Işık, Başbakan’a sordu: Geliştirdiğiniz projenin, Hizmet Hareketi’ni Bitirme Planıyla bağlantısı var mı?MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, Hizmet Hareketi’ni bitirme planını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı, “Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı’nın önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak. Bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak. Her şey olacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız.” açıklamaları hatırlattı. Ardından Erdoğan’a şu soruları sordu: “Anılan proje hangi aşamadadır? Projenin içeriği ve uygulama planı nasıldır? Geliştirdiğinizi belirttiğiniz projenin, son günlerde medyada yer alan ve Hizmet Hareketi’ni bitirme planı olarak isimlendirilen eylem planıyla bir bağlantısı var mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı’nın onaylamasını beklediğiniz Yargıtay’la ilgili yasal düzenlemelerin onaylanması halinde hükümetinizce kimler hakkında ve hangi gerekçelerle binlerce dava açılması planlanmıştır? Yukarıda belirtilen açıklamalarınızda yer alan bazı ifadeler, açıkça hükümetinizce yargıya müdahale edilmesinin hedeflendiği anlamına gelmez mi?”‘Delil üretin’ diyen savcı suç işliyorMHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan: “Savcı Serdar Coşkun’un devletin kurumlarına yazı yazarak ‘bana delil üretin’ demesi aslında savcının bizzat kendisinin suç işlediğine işarettir. Delil üretilmez, delil bulunur. Varsa savcıya teslim edilir. Delil üretmek, hedef koydukları zümreyi, şahısları hareketi hangi meseleyle alakalı suçlayıp gözaltına almak, cezaevlerine atmak ve ekonomik yaptırımlarla bulunmaya yönelik bir ifadedir. Savcı, suç işliyor. Bu delil üreten mekanizma, yarın savcıyla beraber ayrı bir örgüt olarak yargılanır. Hukukun olmadığı yerde Dink cinayeti de dahil, faili meçhul cinayetleri birilerine yükleyebilirsin.”Savcının fişleme talimatı, hukuktaki yozlaşmayı gösteriyor MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal: “Sorulardan anladığımız kadarıyla bir kumpas söz konusu. Delilden suçluya gidilirken, önce suçlu ilan edip, sonra suçludan delile gitme hali var. Savcı Serdar Coşkun’un fişleme talimatı da sahte delil toplanmasına yöneliktir. Şimdi delil yaratmaya çalışılıyor. Bu hukuk tanımazlıktır. Suçlu var ise yine hukuk içinde kurallar çerçevesinde ve hukuku işleterek araştırılmadır. Burada açık bir hukuksuzluk var. Savcının fişleme talimatı, AKP iktidarın hukuktaki yozlaşmasını göstermektedir. Devletin istihbarat teşkilatı gammazlama teşkilatına dönüştü. AKP kendi çıkarları için kurumları yıpratıyor. Kurumları yıpratmak devletin kurumlarını yıpratmaktır. Yapılanlar hukuk devletiyle bağdaştırılamayacak bir şeydir. Şahsa göre, cemaate göre hukuk kuralı olmaz.”
Zaman
Politika
28.06.2014
BürokratlarıuyardıKumpasaaletolanlargünügeldiğindehesabınıverirBürokratları uyardı Kumpasa alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir
Bürokratları uyardı: Kumpasa alet olanlar, günü geldiğinde hesabını verir
Zaman
28.06.2014
02:59
Muhalefet partisi milletvekillerinin Hizmet Hareketi’ne yönelik kirli kumpas planına tepkisi sürüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, Camia’ya kumpas hazırlayanlara hukuku hatırlattı: “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Günü geldiğinde, bu işlere girişenler bunların hesabını verir.”CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, hükümetin Hizmet Hareketi’ni bitirme planında rol alan bürokratları uyardı. Çıray, “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Bu işe alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir.” dedi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un Emniyet’e gönderdiği skandal talimatlara atıfta bulunan Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tayyip Erdoğan şimdi tek parti devletini, sonra da tek adam devletini kurma peşinde. Tayyip Erdoğan, iktidarını güçlendirmek için yargıyı araç olarak kullanıyor ama bu böyle sürüp gitmez. Bazı davaların savcısı olan birisinin yapamayacağı hiçbir şey kalmamıştır. Onun için Türkiye’nin önündeki cumhurbaşkanlığı seçimi, ülkemiz için bambaşka bir önem arz ediyor. Milletine tokat atan, kendi milletini inançlarına göre kategorize eden, etnik ayrımcılık yapan anlayışa milletimiz son verecek ya da daha da ağırlaşan bir döneme gireceğiz.”CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay da “Hükümetin belli bir camiaya yönelik tutumu, siyasi bir tutumun ötesinde bir öfke, bir kin, bir intikam projesine dönüşmüştür, kan davasına dönüşmüştür. Devlet kan davası gütmez. Hükümet ine girmez, ine ayılar girer.” ifadelerini kullandı.CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak ise insanlar neyle suçlanıyorsa ortaya delilinin konulması gerektiğini vurguladı. Öztrak, “Müphem iddialarla mağduriyet ve düşmanlık yaratmak yanlış. İnsanlar neyle suçlanıyorsa bunun açıkça ortaya konulması gerekir. Aksi takdirde Türkiye, tezviratla yönetilen bir ülke haline gelir. Tezviratla yönetilen bir ülkede demokrasiden bahsetmek de mümkün değildir.” dedi.GörüşlerMHP’li Işık, Başbakan’a sordu: Geliştirdiğiniz projenin, Hizmet Hareketi’ni Bitirme Planıyla bağlantısı var mı?MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, Hizmet Hareketi’ni bitirme planını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı, “Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı’nın önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak. Bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak. Her şey olacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız.” açıklamaları hatırlattı. Ardından Erdoğan’a şu soruları sordu: “Anılan proje hangi aşamadadır? Projenin içeriği ve uygulama planı nasıldır? Geliştirdiğinizi belirttiğiniz projenin, son günlerde medyada yer alan ve Hizmet Hareketi’ni bitirme planı olarak isimlendirilen eylem planıyla bir bağlantısı var mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı’nın onaylamasını beklediğiniz Yargıtay’la ilgili yasal düzenlemelerin onaylanması halinde hükümetinizce kimler hakkında ve hangi gerekçelerle binlerce dava açılması planlanmıştır? Yukarıda belirtilen açıklamalarınızda yer alan bazı ifadeler, açıkça hükümetinizce yargıya müdahale edilmesinin hedeflendiği anlamına gelmez mi?”‘Delil üretin’ diyen savcı suç işliyorMHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan: “Savcı Serdar Coşkun’un devletin kurumlarına yazı yazarak ‘bana delil üretin’ demesi aslında savcının bizzat kendisinin suç işlediğine işarettir. Delil üretilmez, delil bulunur. Varsa savcıya teslim edilir. Delil üretmek, hedef koydukları zümreyi, şahısları hareketi hangi meseleyle alakalı suçlayıp gözaltına almak, cezaevlerine atmak ve ekonomik yaptırımlarla bulunmaya yönelik bir ifadedir. Savcı, suç işliyor. Bu delil üreten mekanizma, yarın savcıyla beraber ayrı bir örgüt olarak yargılanır. Hukukun olmadığı yerde Dink cinayeti de dahil, faili meçhul cinayetleri birilerine yükleyebilirsin.”Savcının fişleme talimatı, hukuktaki yozlaşmayı gösteriyor MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal: “Sorulardan anladığımız kadarıyla bir kumpas söz konusu. Delilden suçluya gidilirken, önce suçlu ilan edip, sonra suçludan delile gitme hali var. Savcı Serdar Coşkun’un fişleme talimatı da sahte delil toplanmasına yöneliktir. Şimdi delil yaratmaya çalışılıyor. Bu hukuk tanımazlıktır. Suçlu var ise yine hukuk içinde kurallar çerçevesinde ve hukuku işleterek araştırılmadır. Burada açık bir hukuksuzluk var. Savcının fişleme talimatı, AKP iktidarın hukuktaki yozlaşmasını göstermektedir. Devletin istihbarat teşkilatı gammazlama teşkilatına dönüştü. AKP kendi çıkarları için kurumları yıpratıyor. Kurumları yıpratmak devletin kurumlarını yıpratmaktır. Yapılanlar hukuk devletiyle bağdaştırılamayacak bir şeydir. Şahsa göre, cemaate göre hukuk kuralı olmaz.”
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2014
BürokratlarıuyardıKumpasaaletolanlargünügeldiğindehesabınıverirBürokratları uyardı Kumpasa alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir
Bürokratları uyardılar: Kumpasa alet olanlar, günü geldiğinde hesabını verir
Zaman
28.06.2014
02:03
Muhalefet partisi milletvekillerinin Hizmet Hareketi’ne yönelik kirli kumpas planına tepkisi sürüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, Camia’ya kumpas hazırlayanlara hukuku hatırlattı: “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Günü geldiğinde, bu işlere girişenler bunların hesabını verir.”CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, hükümetin Hizmet Hareketi’ni bitirme planında rol alan bürokratları uyardı. Çıray, “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Bu işe alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir.” dedi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un Emniyet’e gönderdiği skandal talimatlara atıfta bulunan Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tayyip Erdoğan şimdi tek parti devletini, sonra da tek adam devletini kurma peşinde. Tayyip Erdoğan, iktidarını güçlendirmek için yargıyı araç olarak kullanıyor ama bu böyle sürüp gitmez. Bazı davaların savcısı olan birisinin yapamayacağı hiçbir şey kalmamıştır. Onun için Türkiye’nin önündeki cumhurbaşkanlığı seçimi, ülkemiz için bambaşka bir önem arz ediyor. Milletine tokat atan, kendi milletini inançlarına göre kategorize eden, etnik ayrımcılık yapan anlayışa milletimiz son verecek ya da daha da ağırlaşan bir döneme gireceğiz.”CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay da “Hükümetin belli bir camiaya yönelik tutumu, siyasi bir tutumun ötesinde bir öfke, bir kin, bir intikam projesine dönüşmüştür, kan davasına dönüşmüştür. Devlet kan davası gütmez. Hükümet ine girmez, ine ayılar girer.” ifadelerini kullandı.CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak ise insanlar neyle suçlanıyorsa ortaya delilinin konulması gerektiğini vurguladı. Öztrak, “Müphem iddialarla mağduriyet ve düşmanlık yaratmak yanlış. İnsanlar neyle suçlanıyorsa bunun açıkça ortaya konulması gerekir. Aksi takdirde Türkiye, tezviratla yönetilen bir ülke haline gelir. Tezviratla yönetilen bir ülkede demokrasiden bahsetmek de mümkün değildir.” dedi.GörüşlerMHP’li Işık, Başbakan’a sordu: Geliştirdiğiniz projenin, Hizmet Hareketi’ni Bitirme Planıyla bağlantısı var mı?MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, Hizmet Hareketi’ni bitirme planını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı, “Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı’nın önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak. Bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak. Her şey olacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız.” açıklamaları hatırlattı. Ardından Erdoğan’a şu soruları sordu: “Anılan proje hangi aşamadadır? Projenin içeriği ve uygulama planı nasıldır? Geliştirdiğinizi belirttiğiniz projenin, son günlerde medyada yer alan ve Hizmet Hareketi’ni bitirme planı olarak isimlendirilen eylem planıyla bir bağlantısı var mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı’nın onaylamasını beklediğiniz Yargıtay’la ilgili yasal düzenlemelerin onaylanması halinde hükümetinizce kimler hakkında ve hangi gerekçelerle binlerce dava açılması planlanmıştır? Yukarıda belirtilen açıklamalarınızda yer alan bazı ifadeler, açıkça hükümetinizce yargıya müdahale edilmesinin hedeflendiği anlamına gelmez mi?”‘Delil üretin’ diyen savcı suç işliyorMHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan: “Savcı Serdar Coşkun’un devletin kurumlarına yazı yazarak ‘bana delil üretin’ demesi aslında savcının bizzat kendisinin suç işlediğine işarettir. Delil üretilmez, delil bulunur. Varsa savcıya teslim edilir. Delil üretmek, hedef koydukları zümreyi, şahısları hareketi hangi meseleyle alakalı suçlayıp gözaltına almak, cezaevlerine atmak ve ekonomik yaptırımlarla bulunmaya yönelik bir ifadedir. Savcı, suç işliyor. Bu delil üreten mekanizma, yarın savcıyla beraber ayrı bir örgüt olarak yargılanır. Hukukun olmadığı yerde Dink cinayeti de dahil, faili meçhul cinayetleri birilerine yükleyebilirsin.”Savcının fişleme talimatı, hukuktaki yozlaşmayı gösteriyor MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal: “Sorulardan anladığımız kadarıyla bir kumpas söz konusu. Delilden suçluya gidilirken, önce suçlu ilan edip, sonra suçludan delile gitme hali var. Savcı Serdar Coşkun’un fişleme talimatı da sahte delil toplanmasına yöneliktir. Şimdi delil yaratmaya çalışılıyor. Bu hukuk tanımazlıktır. Suçlu var ise yine hukuk içinde kurallar çerçevesinde ve hukuku işleterek araştırılmadır. Burada açık bir hukuksuzluk var. Savcının fişleme talimatı, AKP iktidarın hukuktaki yozlaşmasını göstermektedir. Devletin istihbarat teşkilatı gammazlama teşkilatına dönüştü. AKP kendi çıkarları için kurumları yıpratıyor. Kurumları yıpratmak devletin kurumlarını yıpratmaktır. Yapılanlar hukuk devletiyle bağdaştırılamayacak bir şeydir. Şahsa göre, cemaate göre hukuk kuralı olmaz.”
Zaman
Politika
28.06.2014
BürokratlarıuyardılarKumpasaaletolanlargünügeldiğindehesabınıverirBürokratları uyardılar Kumpasa alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir
Bürokratları uyardılar: Kumpasa alet olanlar, günü geldiğinde hesabını verir
Zaman
28.06.2014
02:02
Muhalefet partisi milletvekillerinin Hizmet Hareketi’ne yönelik kirli kumpas planına tepkisi sürüyor. CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, Camia’ya kumpas hazırlayanlara hukuku hatırlattı: “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Günü geldiğinde, bu işlere girişenler bunların hesabını verir.”CHP Genel Başkan Yardımcısı Aytun Çıray, hükümetin Hizmet Hareketi’ni bitirme planında rol alan bürokratları uyardı. Çıray, “Devlet, milletine tuzak kuramaz. Bu işe alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir.” dedi. Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un Emniyet’e gönderdiği skandal talimatlara atıfta bulunan Çıray, sözlerini şöyle sürdürdü: “Tayyip Erdoğan şimdi tek parti devletini, sonra da tek adam devletini kurma peşinde. Tayyip Erdoğan, iktidarını güçlendirmek için yargıyı araç olarak kullanıyor ama bu böyle sürüp gitmez. Bazı davaların savcısı olan birisinin yapamayacağı hiçbir şey kalmamıştır. Onun için Türkiye’nin önündeki cumhurbaşkanlığı seçimi, ülkemiz için bambaşka bir önem arz ediyor. Milletine tokat atan, kendi milletini inançlarına göre kategorize eden, etnik ayrımcılık yapan anlayışa milletimiz son verecek ya da daha da ağırlaşan bir döneme gireceğiz.”CHP Grup Başkan Vekili Engin Altay da “Hükümetin belli bir camiaya yönelik tutumu, siyasi bir tutumun ötesinde bir öfke, bir kin, bir intikam projesine dönüşmüştür, kan davasına dönüşmüştür. Devlet kan davası gütmez. Hükümet ine girmez, ine ayılar girer.” ifadelerini kullandı.CHP Genel Başkan Yardımcısı Faik Öztrak ise insanlar neyle suçlanıyorsa ortaya delilinin konulması gerektiğini vurguladı. Öztrak, “Müphem iddialarla mağduriyet ve düşmanlık yaratmak yanlış. İnsanlar neyle suçlanıyorsa bunun açıkça ortaya konulması gerekir. Aksi takdirde Türkiye, tezviratla yönetilen bir ülke haline gelir. Tezviratla yönetilen bir ülkede demokrasiden bahsetmek de mümkün değildir.” dedi.GörüşlerMHP’li Işık, Başbakan’a sordu: Geliştirdiğiniz projenin, Hizmet Hareketi’ni Bitirme Planıyla bağlantısı var mı?MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, Hizmet Hareketi’ni bitirme planını Meclis gündemine taşıdı. Başbakan Erdoğan’ın geçtiğimiz günlerde yaptığı, “Şimdi yaptığımız bazı yasal düzenlemeler Cumhurbaşkanı’nın önünde. Onun tarafından onaylanınca hızlı adımlar atılacak. Bir proje geliştiriyoruz. O bitince süreç hızlanacak. Her şey olacak. Onlar nasıl bize yüzlerce dava açtı, biz de onlara yüzlerce, binlerce dava açacağız.” açıklamaları hatırlattı. Ardından Erdoğan’a şu soruları sordu: “Anılan proje hangi aşamadadır? Projenin içeriği ve uygulama planı nasıldır? Geliştirdiğinizi belirttiğiniz projenin, son günlerde medyada yer alan ve Hizmet Hareketi’ni bitirme planı olarak isimlendirilen eylem planıyla bir bağlantısı var mıdır? Sayın Cumhurbaşkanı’nın onaylamasını beklediğiniz Yargıtay’la ilgili yasal düzenlemelerin onaylanması halinde hükümetinizce kimler hakkında ve hangi gerekçelerle binlerce dava açılması planlanmıştır? Yukarıda belirtilen açıklamalarınızda yer alan bazı ifadeler, açıkça hükümetinizce yargıya müdahale edilmesinin hedeflendiği anlamına gelmez mi?”‘Delil üretin’ diyen savcı suç işliyorMHP Kocaeli Milletvekili Lütfü Türkkan: “Savcı Serdar Coşkun’un devletin kurumlarına yazı yazarak ‘bana delil üretin’ demesi aslında savcının bizzat kendisinin suç işlediğine işarettir. Delil üretilmez, delil bulunur. Varsa savcıya teslim edilir. Delil üretmek, hedef koydukları zümreyi, şahısları hareketi hangi meseleyle alakalı suçlayıp gözaltına almak, cezaevlerine atmak ve ekonomik yaptırımlarla bulunmaya yönelik bir ifadedir. Savcı, suç işliyor. Bu delil üreten mekanizma, yarın savcıyla beraber ayrı bir örgüt olarak yargılanır. Hukukun olmadığı yerde Dink cinayeti de dahil, faili meçhul cinayetleri birilerine yükleyebilirsin.”Savcının fişleme talimatı, hukuktaki yozlaşmayı gösteriyor MHP Antalya Milletvekili Mehmet Günal: “Sorulardan anladığımız kadarıyla bir kumpas söz konusu. Delilden suçluya gidilirken, önce suçlu ilan edip, sonra suçludan delile gitme hali var. Savcı Serdar Coşkun’un fişleme talimatı da sahte delil toplanmasına yöneliktir. Şimdi delil yaratmaya çalışılıyor. Bu hukuk tanımazlıktır. Suçlu var ise yine hukuk içinde kurallar çerçevesinde ve hukuku işleterek araştırılmadır. Burada açık bir hukuksuzluk var. Savcının fişleme talimatı, AKP iktidarın hukuktaki yozlaşmasını göstermektedir. Devletin istihbarat teşkilatı gammazlama teşkilatına dönüştü. AKP kendi çıkarları için kurumları yıpratıyor. Kurumları yıpratmak devletin kurumlarını yıpratmaktır. Yapılanlar hukuk devletiyle bağdaştırılamayacak bir şeydir. Şahsa göre, cemaate göre hukuk kuralı olmaz.”
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2014
BürokratlarıuyardılarKumpasaaletolanlargünügeldiğindehesabınıverirBürokratları uyardılar Kumpasa alet olanlar günü geldiğinde hesabını verir
Nuriye Akman - 80 YILDA İKİ SAATTEN AZ YAŞIYORUZ
Zaman
17.05.2014
02:19
Gözlerimiz, dünyaya açıldığı ilk günden kapanacağı son güne kadar ne çok şey görür. 80 yıllık bir ömrün biriktirdiği imajlar sergilenmeye kalksa acaba ne büyüklükte bir alana ihtiyaç duyulurdu?Gördüklerimiz filme alınsa seyri için herhalde 80 yıl o sinemadan çıkılamazdı. Şaşılacak şey, bu devasa görüntü yığınının tamamı yaklaşık bin 500 gramlık beynimizde kayıtlı. Üstelik sadece gördüklerimiz değil, işittiklerimiz, kokladıklarımız, dokunduklarımız, tattıklarımız da orada. Hayatımızın çipini başımızda taşıyoruz. İnananlar bilir, o çip zamanı gelince bize bizi anlatmak için açılacak. Büyük mahkeme önünde organlarımız hem avukatımız olacak hem savcımız. Avukatımızın tanığı, savcımızın sanığı olarak hakkımızda verilecek hükmü bekleyeceğiz. Zaman kavramımız kökten değişecek tabii. Hacc sûresi 47’nci ayette geçen “Rabb’in katında bir günün, insan için bin yıl gibi” olmasının hikmetini göreceğiz. Aslında ölmemiz şart değil, şimdiden bir anlama denemesi yapabiliriz. Bir yılda 365, bin yılda 365 bin gün var değil mi? Bölelim 1’i 365 bine. Ne çıktı? 0, 000002 gün. Bir yılda bir gün bile yaşamıyoruz. Şimdi bu rakamı saniyeye çevirelim. 0,000002 gün = 0,23 sn eder. Yani bu dünyadaki bir günümüz Rab katında bir saniyeden az. Düşünmeye ve şaşırmaya devam edelim. 80 yıl yaşayan bir insan; 29.200 gün yaşamış olur. Bu da Rab katında 0,08 güne eşitlenir. 0,08 gün = 1,92 saattir. Yani burada geçirdiğimiz 1 gün Rab katında iki saatten az bir zamana tekabül eder. Bizim ömür dediğimiz zaman dilimi ne kadar kısa değil mi? Köprü trafiğinde Bostancıdan Maslak’a bile gidemeyiz bu sürede... Buyrun, fotoğraftaki şempanzenin hüzünlü gözlerinden yola çıktık, dünyada ne kadar kaldığımızın resmine ulaştık... ***KUŞLAR VE HEYKELLERVladimir Lenin’in omzunda bir güvercin. Bedenini değil gölgesini bırakıyor ona. Bir de kanat sesini. Heykel soğukluğundan ürktü mü, o geniş omuzlarda kendine bir yer bulamadı mı diye geçiriyoruz aklımızdan. Kuşların tarih bilgisi bize kapalı. Tanısaydı onun takipçisi olur muydu, yoksa ondan bucak bucak kaçar mıydı bilmiyoruz. Ama insanların hiç bir siyasi lidere sonsuz muhabbet ya da nefret duymadığının bilincindeyiz. Duygular yoruluyor, bilgiler her an yeniden şekilleniyor. Lenin öleli 90 yıl geçmiş. İdeolojimiz ne olursa olsun artık bu isim nostalji dosyasının malı. Heykeli dikilecek kadar önemli biri olsanız bile, taştan halinizle dünyada kalacağınız süre kısıtlı. Eskiyen taş değil, size atfedilen değer oluyor. Göçtükten sonra dünyaya ayak uydurma kabiliyetiniz kalmıyor. Daima yeni rakipleriniz doğuyor arkanızdan. Öte taraftan müdahale edemiyorsunuz. Başka bir medeniyet geliyor ve heykelinizi istemiyor artık. Omzunuza bir kuşun konma ümidi dahi kalmıyor o vakit. Adınız kitaplardan çıkarılmasa da o kitapları okuyanlar ve size inananlar giderek azalıyor. Zamanla tamamen unutuluyorsunuz. İnsanlar semalarında kuşları görmekten hiç usanmıyorlar oysa. Sizse kuşlar kadar bile özlenmiyorsunuz. ***HARFLERSon derece harcı alem bilgidir; cümleler kelimelerden, kelimeler hecelerden, heceler de harfler de oluşur. Peki harflerin bileşenleri neler dediğimizde cevap bulamayız. Harfler seslerin sadece sembolüdür, sesi tanımlamamıza yarayan bir araç... Konuşurken tek tek duyamadığımız gibi, okurken de varlıklarını fark etmeyiz. Harfler, iletişim yemeğinin tuzu, soğanı, biberi, kıyması, salçası, sebzesi. Aldığımız topyekün lezzete bakar, gerisini pek kurcalamayız. Harflere canı mürekkep verir. (Mürekkebin dijital ortamdaki karşılığı piksel olsa gerek ama bu kavramı gündelik hayatımızda pek kullanmıyoruz.) Mürekkep görünür olduğu halde dikkatimizi çekmez. Nasıl ki harfler yerine cümlelerin izini sürüyorsak, bize bu imkanı veren mürekkebin de farkına varmayız. Bilincimizi harfler üzerinde yoğunlaştırabiliriz tabii. Bu durumda harfler zahir olur, mürekkepse onların batını sayılır. Bu da bize başka bir teşbih yolunu açar: Mürekkep, harfleri gösterirken kendini gizler ama o da tek başına işlemez. İçinde mürekkep bulunmayan bir kalemle harfleri ancak havaya çizebiliriz, kâğıt üzerinde görünür kılamayız. Görünen âlemin görünmeyen yüzü fikri, bizi önce mürekkebe, ardından da Vücûdu Mutlak’a yani kaleme götürür. Özgürlük bizim. İsteyen kesrette takılıp debelenir, isteyen Vahdet neşesiyle coşar.
Zaman
En Çok Okunan
17.05.2014
NuriyeAkman-80YILDAİKİSAATTENAZYAŞIYORUZNuriye Akman - 80 YILDA İKİ SAATTEN AZ YAŞIYORUZ
Nuriye Akman - 80 YILDA İKİ SAATTEN AZ YAŞIYORUZ
Zaman
17.05.2014
02:19
Gözlerimiz, dünyaya açıldığı ilk günden kapanacağı son güne kadar ne çok şey görür. 80 yıllık bir ömrün biriktirdiği imajlar sergilenmeye kalksa acaba ne büyüklükte bir alana ihtiyaç duyulurdu?Gördüklerimiz filme alınsa seyri için herhalde 80 yıl o sinemadan çıkılamazdı. Şaşılacak şey, bu devasa görüntü yığınının tamamı yaklaşık bin 500 gramlık beynimizde kayıtlı. Üstelik sadece gördüklerimiz değil, işittiklerimiz, kokladıklarımız, dokunduklarımız, tattıklarımız da orada. Hayatımızın çipini başımızda taşıyoruz. İnananlar bilir, o çip zamanı gelince bize bizi anlatmak için açılacak. Büyük mahkeme önünde organlarımız hem avukatımız olacak hem savcımız. Avukatımızın tanığı, savcımızın sanığı olarak hakkımızda verilecek hükmü bekleyeceğiz. Zaman kavramımız kökten değişecek tabii. Hacc sûresi 47’nci ayette geçen “Rabb’in katında bir günün, insan için bin yıl gibi” olmasının hikmetini göreceğiz. Aslında ölmemiz şart değil, şimdiden bir anlama denemesi yapabiliriz. Bir yılda 365, bin yılda 365 bin gün var değil mi? Bölelim 1’i 365 bine. Ne çıktı? 0, 000002 gün. Bir yılda bir gün bile yaşamıyoruz. Şimdi bu rakamı saniyeye çevirelim. 0,000002 gün = 0,23 sn eder. Yani bu dünyadaki bir günümüz Rab katında bir saniyeden az. Düşünmeye ve şaşırmaya devam edelim. 80 yıl yaşayan bir insan; 29.200 gün yaşamış olur. Bu da Rab katında 0,08 güne eşitlenir. 0,08 gün = 1,92 saattir. Yani burada geçirdiğimiz 1 gün Rab katında iki saatten az bir zamana tekabül eder. Bizim ömür dediğimiz zaman dilimi ne kadar kısa değil mi? Köprü trafiğinde Bostancıdan Maslak’a bile gidemeyiz bu sürede... Buyrun, fotoğraftaki şempanzenin hüzünlü gözlerinden yola çıktık, dünyada ne kadar kaldığımızın resmine ulaştık... ***KUŞLAR VE HEYKELLERVladimir Lenin’in omzunda bir güvercin. Bedenini değil gölgesini bırakıyor ona. Bir de kanat sesini. Heykel soğukluğundan ürktü mü, o geniş omuzlarda kendine bir yer bulamadı mı diye geçiriyoruz aklımızdan. Kuşların tarih bilgisi bize kapalı. Tanısaydı onun takipçisi olur muydu, yoksa ondan bucak bucak kaçar mıydı bilmiyoruz. Ama insanların hiç bir siyasi lidere sonsuz muhabbet ya da nefret duymadığının bilincindeyiz. Duygular yoruluyor, bilgiler her an yeniden şekilleniyor. Lenin öleli 90 yıl geçmiş. İdeolojimiz ne olursa olsun artık bu isim nostalji dosyasının malı. Heykeli dikilecek kadar önemli biri olsanız bile, taştan halinizle dünyada kalacağınız süre kısıtlı. Eskiyen taş değil, size atfedilen değer oluyor. Göçtükten sonra dünyaya ayak uydurma kabiliyetiniz kalmıyor. Daima yeni rakipleriniz doğuyor arkanızdan. Öte taraftan müdahale edemiyorsunuz. Başka bir medeniyet geliyor ve heykelinizi istemiyor artık. Omzunuza bir kuşun konma ümidi dahi kalmıyor o vakit. Adınız kitaplardan çıkarılmasa da o kitapları okuyanlar ve size inananlar giderek azalıyor. Zamanla tamamen unutuluyorsunuz. İnsanlar semalarında kuşları görmekten hiç usanmıyorlar oysa. Sizse kuşlar kadar bile özlenmiyorsunuz. ***HARFLERSon derece harcı alem bilgidir; cümleler kelimelerden, kelimeler hecelerden, heceler de harfler de oluşur. Peki harflerin bileşenleri neler dediğimizde cevap bulamayız. Harfler seslerin sadece sembolüdür, sesi tanımlamamıza yarayan bir araç... Konuşurken tek tek duyamadığımız gibi, okurken de varlıklarını fark etmeyiz. Harfler, iletişim yemeğinin tuzu, soğanı, biberi, kıyması, salçası, sebzesi. Aldığımız topyekün lezzete bakar, gerisini pek kurcalamayız. Harflere canı mürekkep verir. (Mürekkebin dijital ortamdaki karşılığı piksel olsa gerek ama bu kavramı gündelik hayatımızda pek kullanmıyoruz.) Mürekkep görünür olduğu halde dikkatimizi çekmez. Nasıl ki harfler yerine cümlelerin izini sürüyorsak, bize bu imkanı veren mürekkebin de farkına varmayız. Bilincimizi harfler üzerinde yoğunlaştırabiliriz tabii. Bu durumda harfler zahir olur, mürekkepse onların batını sayılır. Bu da bize başka bir teşbih yolunu açar: Mürekkep, harfleri gösterirken kendini gizler ama o da tek başına işlemez. İçinde mürekkep bulunmayan bir kalemle harfleri ancak havaya çizebiliriz, kâğıt üzerinde görünür kılamayız. Görünen âlemin görünmeyen yüzü fikri, bizi önce mürekkebe, ardından da Vücûdu Mutlak’a yani kaleme götürür. Özgürlük bizim. İsteyen kesrette takılıp debelenir, isteyen Vahdet neşesiyle coşar.
Zaman
Köşe Yazıları
17.05.2014
NuriyeAkman-80YILDAİKİSAATTENAZYAŞIYORUZNuriye Akman - 80 YILDA İKİ SAATTEN AZ YAŞIYORUZ
Erdoğan'dan AYM'ye yine Twitter tepkisi
Zaman
08.04.2014
17:35
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, aldığı Twitter kararından dolayı Anayasa Mahkemesine yönelik eleştirilerini sürdürdü.Grup Toplantısında konuşan Erdoğan, Bireysel başvuruyu getiren iktidar biziz. Adı üzerinde bireysel başvuru. Ama eğer siz bireysel başvuru değil de bütüncül bir anlam taşıyan bütüncül bir yasa veya uygulamayı getirme kararı alacak olursanız tarih sizi affetmez. Siz sadece uluslararası ticari şirketlere hizmet etmiş olursunuz. diye konuştu.Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, TBMMde AK Parti Haftalık Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündeminde Twitter da vardı. Seçim öncesinde sosyal medyanın rolüne değinen Erdoğan, Twitter, Facebook, Youtube gibi uluslararası şirketlerin son derece kuralsız şekilde Türkiyeye yönelik saldırılarda araç olarak kullanıldığını herkes gördü, izledi. Biz özgürlükleri kısıtlamak gibi bir yaklaşımın içinde olmadık olmayız. Niçin okullarda hedefimiz şu anda 10 milyonu aşkın iPad dağıtımı yapacağız. Bütün bunları niye yapıyoruz. Buna karşı olan bir iktidar bunu yapar mı? Biz bunu yapıyoruz. Ancak hiç kimsenin özgürlük maskesi altında ayrımcılık ırkçılık yapması, nefret söylemini yaymasına hakaret etmesine de göz yummayız. Türkiyenin ulusal güvenliğini ilgilendiren önemli konularda bile bu şirketlerin sorumsuzca hareket ettiklerini herkes gördü. Bu şirketler birçok ülkenin anayasasına kurallarına uydukları gibi Türkiyenin de kurallarına uymak zorundadır. dedi.Twitterın başka ülkelerle yaptığı anlaşmalara atıfta bulunan Erdoğan, Amerika ile İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ile nasıl işbirliği yapıyorlarsa bizimle de işbirliği yapacaklar. Gelecekler burada vergilerini ödeyecekler, gelecek burada anayasaya yasalara kişilik haklarına saygı gösterecekler. Birileri çıkıp bu uluslararası şirketlerin çıkarlarını milli çıkarımızın üzerinde görebilir. Türkiyenin en acil hukuki sorunlarını gündemlerine almayanlar uluslararası şirketler hakkında alelacele kararlar verebilir. şeklinde konuştu.KARARA UYDUK AMA SAYGI DUYMAK ZORUNDA DEĞİLİMTürkiyenin çıkarlarına milli güvenliğimizi kişilik haklarını savunmaya devam edeceklerini savunan Başbakan Erdoğan, Özellikle 30 Martın ardından Türkiyeyi yeniden sanal tartışmaların içine çekmek isteyenlere karşı dikkatli olunmasını rica ediyorum. Bireysel başvuruyu getiren iktidar biziz. Adı üzerinde bireysel başvuru. Ama eğer siz bireysel başvuru değil de bütüncül bir anlam taşıyan bütüncül bir yasa veya uygulamayı getirme kararı alacak olursanız tarih sizi affetmez. Siz sadece uluslararası ticari şirketlere hizmet etmiş olursunuz. Adeta Twittera hizmet etmiş Youtubea Facebooka hizmet etmiş olursunuz. Bu yanlış bir yaklaşım. Bu aceleci yaklaşım yanlış bir yaklaşım. Adı üzerinde bireysel başvuru. Bu kararı siz bir kişi için verebilirsiniz ama bütüncül anlamda bütünü kapsayacak şekilde böyle bir kararı veremezsiniz. Bütün yargı kurumlarını yok farz ederek böyle bir karar veremezsiniz. diye kaydetti.Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Bize düşmen bu karara uymaktı ve uyduk. Ama saygı duymak zorunda değilim; saygı duymuyorum. Milletimizi de özellikle yasa başkadır, hukuk başkadır. Hakla hukukla yasayı birbirine karıştırmayalım. Biz burada sadece bu yasaya uyuyoruz. O kadar. Ama burada hukuk tecelli etmedi, hak tecelli etmedi. Onun da tecelli edeceği gün temenni ederim ki yakındır. Çünkü bu kararın düzeltilmesi lazım.YAVRU MUHALEFETİN BAŞINDAKİ ZAT GARİP GARİP ŞEYLER SÖYLÜYORCumhurbaşkanlığı seçimlerine de değinen Erdoğan, Ağustos ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yüzsüzlük ve pişkinlik içinde yerinden gerilim üretmek isteyenler bu fırsatı tanımayacağız. Türkiye tarihinde ilk kez halkın oylarıyla cumhurbaşkanı seçecek. Ana muhalefetin genel müdürünün söylediği lafa bak; biz sivil cumhurbaşkanı istiyoruz. Şu anda siyasi partilerin milletvekillerinin teklifiyle cumhurbaşkanı adayı olunabiliyor mu, yeni yasaya göre olunabiliyor. Bu iş bitmiştir. Ama bunun kim olacağı noktasındaki kararı sen veremezsin. Sen kendi adayını belirlersin eğer aday olacaksan seni aday yaparlar. Eğer yavru muhalefetin başındaki aday olacaksa o aday olur. Çıkarsınız meydana millet de kimi takdir ederse onu seçer. Bugün bakıyorum yavru muhalefetin başındaki zat garip garip şeyler söylüyor; iki kişi kendi arasında oturacakmış. Bundan daha doğal daha tabi ne olabilir? Benim Cumhurbaşkanı ile konuşmak suretiyle bu konuyu istişare etmemeden daha tabi ne olabilir. Bundan niye rahatsız oluyorsun? Nihayetinde kararı verecek olan millet. Millet nasıl karar verirse herkes ona uymak zorundadır sen de uyacaksın. Yeri geldi cumhurbaşkanı davetlerine katılmadınız. Yeri geldi daha önce katılmadığınız halde sonra katıldınız. Çünkü Akifin güzel beyitleri var ama bununla ilgili şimdi söylemek işime gelmiyor.
Zaman
Son Dakika
08.04.2014
ErdoğandanAYMyeyineTwittertepkisiErdoğandan AYMye yine Twitter tepkisi
Erdoğan'dan AYM'ye yine Twitter tepkisi
Zaman
08.04.2014
17:23
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, aldığı Twitter kararından dolayı Anayasa Mahkemesine yönelik eleştirilerini sürdürdü.Grup Toplantısında konuşan Erdoğan, Bireysel başvuruyu getiren iktidar biziz. Adı üzerinde bireysel başvuru. Ama eğer siz bireysel başvuru değil de bütüncül bir anlam taşıyan bütüncül bir yasa veya uygulamayı getirme kararı alacak olursanız tarih sizi affetmez. Siz sadece uluslararası ticari şirketlere hizmet etmiş olursunuz. diye konuştu.Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, TBMMde AK Parti Haftalık Grup Toplantısında yaptığı konuşmada gündeminde Twitter da vardı. Seçim öncesinde sosyal medyanın rolüne değinen Erdoğan, Twitter, Facebook, Youtube gibi uluslararası şirketlerin son derece kuralsız şekilde Türkiyeye yönelik saldırılarda araç olarak kullanıldığını herkes gördü, izledi. Biz özgürlükleri kısıtlamak gibi bir yaklaşımın içinde olmadık olmayız. Niçin okullarda hedefimiz şu anda 10 milyonu aşkın iPad dağıtımı yapacağız. Bütün bunları niye yapıyoruz. Buna karşı olan bir iktidar bunu yapar mı? Biz bunu yapıyoruz. Ancak hiç kimsenin özgürlük maskesi altında ayrımcılık ırkçılık yapması, nefret söylemini yaymasına hakaret etmesine de göz yummayız. Türkiyenin ulusal güvenliğini ilgilendiren önemli konularda bile bu şirketlerin sorumsuzca hareket ettiklerini herkes gördü. Bu şirketler birçok ülkenin anayasasına kurallarına uydukları gibi Türkiyenin de kurallarına uymak zorundadır. dedi.Twitterın başka ülkelerle yaptığı anlaşmalara atıfta bulunan Erdoğan, Amerika ile İngiltere, Fransa, Almanya, Rusya ile nasıl işbirliği yapıyorlarsa bizimle de işbirliği yapacaklar. Gelecekler burada vergilerini ödeyecekler, gelecek burada anayasaya yasalara kişilik haklarına saygı gösterecekler. Birileri çıkıp bu uluslararası şirketlerin çıkarlarını milli çıkarımızın üzerinde görebilir. Türkiyenin en acil hukuki sorunlarını gündemlerine almayanlar uluslararası şirketler hakkında alelacele kararlar verebilir. şeklinde konuştu.KARARA UYDUK AMA SAYGI DUYMAK ZORUNDA DEĞİLİMTürkiyenin çıkarlarına milli güvenliğimizi kişilik haklarını savunmaya devam edeceklerini savunan Başbakan Erdoğan, Özellikle 30 Martın ardından Türkiyeyi yeniden sanal tartışmaların içine çekmek isteyenlere karşı dikkatli olunmasını rica ediyorum. Bireysel başvuruyu getiren iktidar biziz. Adı üzerinde bireysel başvuru. Ama eğer siz bireysel başvuru değil de bütüncül bir anlam taşıyan bütüncül bir yasa veya uygulamayı getirme kararı alacak olursanız tarih sizi affetmez. Siz sadece uluslararası ticari şirketlere hizmet etmiş olursunuz. Adeta Twittera hizmet etmiş Youtubea Facebooka hizmet etmiş olursunuz. Bu yanlış bir yaklaşım. Bu aceleci yaklaşım yanlış bir yaklaşım. Adı üzerinde bireysel başvuru. Bu kararı siz bir kişi için verebilirsiniz ama bütüncül anlamda bütünü kapsayacak şekilde böyle bir kararı veremezsiniz. Bütün yargı kurumlarını yok farz ederek böyle bir karar veremezsiniz. diye kaydetti.Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Bize düşmen bu karara uymaktı ve uyduk. Ama saygı duymak zorunda değilim; saygı duymuyorum. Milletimizi de özellikle yasa başkadır, hukuk başkadır. Hakla hukukla yasayı birbirine karıştırmayalım. Biz burada sadece bu yasaya uyuyoruz. O kadar. Ama burada hukuk tecelli etmedi, hak tecelli etmedi. Onun da tecelli edeceği gün temenni ederim ki yakındır. Çünkü bu kararın düzeltilmesi lazım.YAVRU MUHALEFETİN BAŞINDAKİ ZAT GARİP GARİP ŞEYLER SÖYLÜYORCumhurbaşkanlığı seçimlerine de değinen Erdoğan, Ağustos ayında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesinde yüzsüzlük ve pişkinlik içinde yerinden gerilim üretmek isteyenler bu fırsatı tanımayacağız. Türkiye tarihinde ilk kez halkın oylarıyla cumhurbaşkanı seçecek. Ana muhalefetin genel müdürünün söylediği lafa bak; biz sivil cumhurbaşkanı istiyoruz. Şu anda siyasi partilerin milletvekillerinin teklifiyle cumhurbaşkanı adayı olunabiliyor mu, yeni yasaya göre olunabiliyor. Bu iş bitmiştir. Ama bunun kim olacağı noktasındaki kararı sen veremezsin. Sen kendi adayını belirlersin eğer aday olacaksan seni aday yaparlar. Eğer yavru muhalefetin başındaki aday olacaksa o aday olur. Çıkarsınız meydana millet de kimi takdir ederse onu seçer. Bugün bakıyorum yavru muhalefetin başındaki zat garip garip şeyler söylüyor; iki kişi kendi arasında oturacakmış. Bundan daha doğal daha tabi ne olabilir? Benim Cumhurbaşkanı ile konuşmak suretiyle bu konuyu istişare etmemeden daha tabi ne olabilir. Bundan niye rahatsız oluyorsun? Nihayetinde kararı verecek olan millet. Millet nasıl karar verirse herkes ona uymak zorundadır sen de uyacaksın. Yeri geldi cumhurbaşkanı davetlerine katılmadınız. Yeri geldi daha önce katılmadığınız halde sonra katıldınız. Çünkü Akifin güzel beyitleri var ama bununla ilgili şimdi söylemek işime gelmiyor.
Zaman
Ana Sayfa
08.04.2014
ErdoğandanAYMyeyineTwittertepkisiErdoğandan AYMye yine Twitter tepkisi
Sevgi Akarçeşme - Yerel seçimden çok öte
Zaman
29.03.2014
02:08
Olur olmaz her şeye tarihî denmesinden hoşlanmam. Yarınki seçimler için de normal koşullar altında olsaydık tarihî sıfatını kullanmazdım, ama gerçekten ülkenin kaderi adına kritik bir dönemeçteyiz.Görünürde çöpümüzü toplayacak, suyumuzu verecek, insaflıysa yeşil alan yapacak yerel yönetimleri belirlediğimiz seçimler bu kez bir referandum gibi olacak. Kitabın tam ortasından konuşmak gerekirse, 30 Mart’ta AK Parti ve Erdoğan otoriterliğine onay verip vermediğimizi oylayacağız.Twitter’ın ardından YouTube’un da mahkeme kararı bile olmadan yasaklandığı bir rejimde yaşıyoruz artık. Eğer ses kayıtları doğruysa Twitter yasağına bahane edilen özel hayat ihlalleri konusunda Başbakan’ın çifte standardını Deniz Baykal kasetini yayma talimatı ile öğrenmiş olduk. Bir diğer deyişle, sürekli ‘Pensilvanya’yı suçladığı montaj-şantaj işlerine aslında kimin bulaştığını gördük.Her gününde ayrı bir iftira, yalan, yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, adam kayırma ve baskı örneklerinin ortaya çıktığı bu seçim kampanyası döneminde bu yazının yazıldığı saatlere kadar öğrendiğimiz en büyük skandal Suriye savaş planı senaryosunun sızdırılması oldu. Hükümet failleri hemen ‘hissetmiş’ olacak ki bu çok vahim milli güvenlik zaafının faturasını hemen ‘paralel yapı’ya kesmeye çalıştı. Devletin tepesinin konuşmalarının kaydedilip sızdırılması mı daha vahim yoksa konuşmalarda kendi türbemizi bombalayarak savaşa girme ihtimalinin tartışılması mı bilemedim. Kesin olan bir şey varsa o da hükümetin bu zaafa karşılık YouTube’u tamamen kapatarak önlem aldığını sanması. Bu yasak daha büyük bir acziyet ifadesi. Şimdi dünyada biz hariç herkes o kayda ulaşabilirken hepimiz başımızı yastığa rahatça koyabiliriz! Hükümete düşen, tabii yolsuzluk ve hukuksuzlukları kapatmaya çalışmaktan fırsat bulabilirse, ülkenin zirvesinde cirit atan casusları ciddiyetle araştırmaktır. Ne var ki, kanun benim diyen, gazetecileri kapılarını kırarak evlerinden almayı emreden, yolsuzluğu takip edenlerin cezalandırıldığı bir sistemde böyle bir beklenti Türkiye için fazla sofistike kalır maalesef. Siyasi İslamcıların sadece kendi kontrollerinde değilken kötülediği, ama şimdi pek kutsallaştırdıkları devlet, demek ki sandığımız kadar ciddiyetle yönetilemiyor.Yarın AK Parti’ye verilecek her oy, yolsuzluğa, ihalelerden alınan haram paylara, haksız kazanca, liyakatsiz insanlara verilen payelere, medya üzerindeki baskıya, Hizmet’e atılan iftiralara, Suriye’de savaş çıkarma ihtimaline, artan kutuplaşmaya, ötekileştirmeye, dinin siyasi kariyer için sömürülmesine ortak olmak ve onay vermektir. Bu seçimden güçlenerek, hatta ciddi bir uyarı almadan, çıkacak bir Erdoğan için her yol mubah hale gelecektir. İhsan Dağı’nın dün isabetle yazdığı gibi bütün otoriter rejimler sandığı bir meşrulaştırıcı olarak görürler. Erdoğan, mahkeme yerine sandıkta aklanacağını düşündüğünü zaten çoktan ilan etti.Şirazeden çıkmadan önce AK Parti’nin icraatlarına destek vermiş biri olarak, fakir halk kandırılıyor, yardım ve menfaat için desteğe devam ediyor demeyeceğim, ama geniş bir kitlenin olan bitenin vahametinden habersiz olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. 7/24 yalan yayın yapan havuz medyası elemanları maaşını hak ediyor aslında! Türkiye gibi insanların istikrarsızlıktan çok çektiği bir ülkede kitlelerin hayatlarına doğrudan etki etmedikçe otoriterliği tehdit olarak görmeleri zaman alacaktır, ama sonra iktidarı uyarmak için elimizde bir araç kalmayabilir.30 Mart yerel seçimden çok öte ve demokratik kontrolü reddeden bir iktidarı durdurmak için belki de son şans. Elimizdeki en önemli araç olan oyu ziyan etmemek gerek…
Zaman
Köşe Yazıları
29.03.2014
SevgiAkarçeşme-YerelseçimdençoköteSevgi Akarçeşme - Yerel seçimden çok öte
Sevgi Akarçeşme - Ateşle oynuyorlar matmazel!
Zaman
26.03.2014
02:15
Otoriter rejimlere has ve dünyanın tepkisi umursanmadan devam eden Twitter yasağı rezaleti tek başına ülkenin gidişatı için endişelenmemize yeter.Dünyanın gözünde artık haklı olarak özgürlüklerin tehdit altında olduğu ülkeler ligindeyiz. Türkiye’nin cazibe merkezi olma özelliğini kaybetmesi çok mümkün. Hükümet yolsuzluklar konuşulmasın diye her şeyi perdelemeye çalışırken dışarıdan tablo net biçimde görülüyor. İngilizce yayın yapan Rus televizyonu bile geçen gün bana 25 Mart’ta çıkması beklenen kasetleri sordu! Bir şehir efsanesine dönen bu uygunsuz kaset meselesi inşallah dedikodu olarak kalır, ama zaten Ruslara da dediğim gibi bir hükümetin itibarını kaybetmesi için uygunsuz kasetlerden medet ummayı beklemek yeterince düşündürücü. Onca yolsuzluk, ihaleye fesat karıştırma, medyaya müdahale kasetleri fazlasıyla vahim değil de özel hayatların ortaya saçılması mı vahim? İçinde kamu yararı olmayan hiçbir malzemeye kimse itibar etmemeli.Allah kuluna taşıyamayacağı yük vermeyeceğini söylüyor. Bu kural ülkeler için de geçerli olmalı. Zira dertleri dört bir koldan yaşamaya devam ediyoruz. Yanı başımızdaki yangın yeri Suriye’nin kangrene dönen durumu ortada. Basiretli dış politika yapıcılarının birkaç ayda biteceğini söylediği kriz çoktan içinden çıkılmaz bir hal aldı. Suriye, biz de meseleye taraf olduğumuzdan ve sınırımız yol geçen hanına döndüğünden bu yana bir milli güvenlik zafiyeti. Uçağımız düşürüldüğünde ya da tarihimizin en büyük kayıplı terörist saldırısı Reyhanlı’da yaşandığında misilleme yapmamak, tuzağa düşmemek mantıklı seçimlerdi. Ne var ki ‘devlet büyükleri’ ki aslında bu tabir bile devleti yönetenlere ne kadar hak etmedikleri ve gereksiz payeler veren bir kültüre sahip olduğumuzun göstergesi nedense seçimlere bir hafta kala Suriye’nin hava sahası ihlallerinin bize tehdit oluşturduğuna kanaat getirdi ve pazar günü bir Suriye uçağı düşürüldü. Açıklamalara göre Suriye uçağı hava sahamızı bir kilometre ihlal etmiş. Bu mesafe aslında bir uçak için lafı bile edilemeyecek kadar önemsiz. Haliyle, bu uçak düşürme meselesinin seçimler öncesinde hamaset pompalamak için bir araç olduğu düşüncesi akıllara geliyor. Başbakan’ın, ne yapsa peşini bırakmayan ve bırakmayacak yolsuzluk konusunu unutturmak için Twitter’ı bile kapatmayı göze aldığı düşünülürse akla yatan bir senaryo. Ne var ki, vatan sevgisini tekellerine alan ve kendileri gibi düşünmeyen herkesi kolayca ihanetle yaftalayanlar bu ihtimali dillendirenleri hain ilan etmekte gecikmedi.Milli güvenlik ve çıkarlar elbette hepimizin kırmızı çizgisi. Ülkemiz menfaatlerine yönelik her saldırıda siyasi duruştan bağımsız olarak birleşiriz, ama ne zamandan beri hükümet politikalarını eleştirmek vatan haini olmak için yeterli? Başbakan’ın elinde bir ‘imanölçer’ olduğu gibi bu suçlamayı yapan Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun elinde de bir ‘vatanseverlikölçer’ mi var?Geçmişte rejim laikliği bir kalkan olarak kullanır, makul eleştirileri bile rejim yıpratılmak isteniyor diye engellerdi. Şimdi de vatan hainliği yaftası kullanılarak benzer bir kalkan oluşturuluyor.Türkiye sınırları dışındaki tek toprağımız olan Suriye’deki Süleyman Şah Türbesi’nin terör örgütü IŞİD tehdidi altında olması hükümet için seçim arefesinde kahramanlık yaratma girişimine dönüşmemeli. Seçimleri istiklal savaşı ilan eden bir başbakan kendi ikbali için ateşle oynamayı göze alabilir, ama tüm ülkeyi peşinden maceraya sürükleme lüksü olmamalı.Böyle bir felaket ‘sağlam irade’ kartını oynamak isteyen Başbakan’ın hariç kimsenin işine yaramaz elbette. Ne yazık ki Türkiye ülke çıkarlarını değil, kendi kurtuluşunu ilk sıraya koyan bir iradenin insafına kalmış durumda. Vatandaşın elindeki tek ve en önemli koz ise oy. İşte bu nedenle 30 Mart tarihi önem taşıyor.
Zaman
Köşe Yazıları
26.03.2014
SevgiAkarçeşme-AteşleoynuyorlarmatmazelSevgi Akarçeşme - Ateşle oynuyorlar matmazel
Beşir Ayvazoğlu - Ah şu telefonlar!
Zaman
13.02.2014
02:13
Bir akıllı telefonunuz varsa, dünyada gizlenebileceğiniz yer yokmuş; fare deliğine bile girseniz bulabilir, istedikleri an dinleyebilirlermiş sizi. George Orwel’in 1984 adlı romanında anlattıkları, bugün gelinen noktada çok basit kalıyor.Telefonlarınızdan kredi kartlarınıza kadar kullandığınız her türlü modern araç, aslında sizi köleleştiriyor. Bana sorarsanız, küresel çağda hürriyet kavramı bütün anlamını yitirmiştir. Hürriyetinizin çeşitli şekillerde elinizden alındığı zor zamanlarda bile en azından kurtuluş ümidiniz vardı; şimdi o da yok. Hürriyetinizi kısıtladığını düşündüğünüz bütün araçları çöpe atıp kurtulsanız bile, esaretinizi katmerlendirmiş olmaktan başta bir şey yapmış olmuyorsunuz. Hâlen kullanmakta olduğum, fakat bütün fonksiyonlarına henüz hâkim olamadığım iphone’umu elime aldığımda telefon denen büyülü âletle nasıl tanıştığımı hatırlamaya çalışmıştım. Zihnimdeki ilk izlenim, çok küçükken ağabeyimle birlikte seyrettiğim ürkütücü bir filmden kalmadır. Film yerli miydi, yabancı mı? İsmi neydi? Hiç hatırlamıyorum. Yakın plandan gösterilen, kime ait olduğunu bilmediğimiz bir el, siyah renkli iri bir telefonda yavaş hareketlerle numaraları çeviriyordu. Deliklerinde sıfırdan dokuza kadar rakamların göründüğü hareketli dairevî parçanın her çevrilişinde çıkardığı ses, bir süre sonra aranan telefonun “acı acı” çalışı -kötü hikâye ve romanlarda telefonlar nedense hem “acı acı” çalar- ve bir başka elin telaşla ahizeye uzanışı, eminim, karanlık sinema salonunda nefeslerini tutmuş olacakları bekleyen seyircilerin yüreğimi ağzına getirmişti. Düşünüyorum da, o tarihlerde evimizdeki teknolojik tek ürün ahşap gövdeli bir radyo, tek mekanik cihaz ise çalar saatti. Kol saatleri bile o kadar değerli cihazlardı ki, bazı erkek çocukları bazıları ancak sünnet düğünlerinde sahip olabilirlerdi. Telefon? 1970’lere kadar telefon sahibi tanıdığımız, dolayısıyla bu âlete ihtiyacımız yoktu. Bir telefonun ahizesine ilk defa on beş veya ona altı yaşındayken tanıdık bir avukatın yazıhanesinde dokunmuştum, ama sadece dokunmuştum. Yükseköğrenim için memleketten ayrılıncaya kadar telefonla bir kerecik olsun konuşmuşluğum yoktu. Bu büyülü âlete ilk defa “gurbet”te ihtiyaç hissettim. Yıl 1972... Acil konularda aileme telefon etmem gerekince, herkes gibi ben de postahaneye gider, “çağrılı” telefon yazdırırdım. Evde telefon olmadığı için bir PTT görevlisi verilen adrese gider, aileden birini postahaneye davet ederdi. Bekle babam, bekle! Telefonunuz varsa, her zaman paraya dönüştürebileceğiniz hiç de küçük sayılmayacak bir servetiniz var demekti. PTT’ye müracaat edip yıllarca beklemeyi göze alamayanlar büyük paralar ödeyerek başkalarından devralırlardı. Benim ne param vardı, ne de fazla ihtiyacım; bu yüzden müracaat etmemiştim. Ancak Tercüman gazetesinde çalışmaya başlayınca telefona şiddetle ihtiyaç hissetmeye başladım. İşleri başka türlü yürütmek imkânsızdı ve henüz sarı basın kartım olmadığı için “Basın Tercihli” telefon alamıyordum. Sonunda Genel Yayın Müdürümüz Taha Akyol, devrin Ulaştırma Bakanı’nı, rahmetli Veysel Atasoy’u arayınca evime kısa sürede “Bakan Tercihli” bir telefon bağlandı: Yıl 1986’ydı. Birdenbire ayrıcalıklı bir konuma yükselmiştim; bu “ayrıcalıklı” kelimesini bilerek kullanıyorum, çünkü 1980’lerin sonuna kadar telefon sahibi olmak hakikaten bir ayrıcalıktı. Bir telefon sahibi olunca ailece ne kadar sevindiğimizi, birilerinin bizi telefonla aramasını nasıl heyecanla beklediğimizi tahmin edebilirsiniz. Şu sıralardaysa telefonumun her çalışında tedirgin oluyorum. Günde on defa aranıyorsam, üçü dördü mutlaka birtakım firmaların vb. tanıtım amaçlı aramaları... Karşınıza bazan ezberlediği cümleleri bir çırpıda okuyan ve kim bilir günde kaç defa azar işiten bir kızcağız çıkıyor, çok zaman da otomatik ses kaydı... Hele bir numara var ki, illallah dedirtti: 444 0 333. Okuduğunuz bu yazıyı yazmama bu numara tarafından sabahın köründe aranmam sebep oldu. Yazıyı yazarken aynı numara tarafından tekrar arandım. Daha ne kadar aranacağım, Allah bilir! Eskiden telefon sapıkları vardı; tanıtım amaçlı aramalar telefon sapıklarını aratıyor. Sayın yetkililer, bu numaralardan ve telefon numaralarımızı ona buna pazarlayan GSM şirketlerinden şikâyetçiyim. Lütfen, istediğiniz zaman keyfinizce dinlettiğiniz telefonlarımızın hiç değilse işkence âletlerine dönüşmesini engelleyiniz. b.ayvazoglu@zaman.com.trNot. Geçen haftaki yazımın sonunda yer alan “… Türkçeye nasıl kaydıklarına doğrusu akıl erdiremiyor” cümlesinin doğrusu şöyledir: “… Türkçeye nasıl kıydıklarına doğrusu akıl erdiremiyor”. Düzeltir, özür dilerim.
Zaman
Köşe Yazıları
13.02.2014
BeşirAyvazoğlu-AhşutelefonlarBeşir Ayvazoğlu - Ah şu telefonlar
Hasar ve umut
Zaman
11.02.2014
02:14
Türkiye’yi hep dinamik, değişen, devinen ve sürpriz gelişmelere gebe bilirdik ama bu kez bunların da ötesinde bir deprem yaşanıyor!Henüz hasarın hesabı tam yapılmadı ama önemli olacak kuşkusuz. Ayrıca şu anki sarsıntılar öncü mü, artçı mı, o da belli değil. Toz duman ortalığı sarmış, şaşkınlık ve korku… Pek anlam da verilemiyor gelişmelere.En başta onyıllardan beri bildiğimiz siyasi “taraflar” ve taraftarlar belirsizleşti. En yakın ittifaklar bozuldu. Bildik eski hasımlar kol kola girmiş gibi veya en azından yan yana aynı yolda. Düne kadar “darbeciler” ve onların karşısında “vesayet karşıtı İslamcılar ve demokratlarla liberaller” vardı. Bu cephelere başka bir açıdan da bakabilir ve farklı nitelemeler kullanabiliriz: Bir yanda “haksız suçlanan ulusalcılar” vardı ve onlara karşı “takiye yapan şeriatçılarla, yabancılara satılmış liboşlar”. Şimdi bütün bunları unutmamız gerekiyor. Meğerse asıl darbeciler dün darbecilere karşı çıkmış olanlarmış. Vesayete son vermek için hayatlarını tehlikeye atanlar (kefenlerini giyenler!) ve bundan gurur duyanlar şimdi “haksız” dedikleri yargının yaralarını sarmaya koyulmuş. Övüle övüle meziyetleri hep hatırlatılanlar meğerse şimdi “hain vb.” olmuş. Dünya tersine dönmüş sanki.Kafa karışıklığı siyasi yelpaze ile sınırlı değil, yargıya da sıçramış. “Cesur, demokrat, tarafsız” dediklerimize şimdi “çete, dış mihrakların istekleri doğrultusunda çalışanlar” mı diyeceğiz? Kamuoyu yoklamaları yargıya güvenin kaybolmakta olduğunu gösteriyor. Bu belirsizlikler bugünle sınırlı kalsaydı insanlar bir ihtimal yeni gerçeklere kendilerini uydurabilirdi. Ama şimdi geçmişi de yeniden yorumlamak gerekiyor. Güvendiğimizi, sevdiklerimizi unutmamız, doğru bildiklerimizi tersine çevirmemiz gerekecek. İnsanlar bunu gömlek değiştirir gibi yapabilir mi?Aklıma Sovyetler Birliği Komünist Partisi geliyor. 1930-1980 yıllarında bu partinin tarihi her parti içi çatışmasından sonra yeniden yazılırdı. Bir dönem önce göklere çıkarılmış bir lider, örneğin Troçki, Stalin vb, bir parti kongresi sonrasında birden hain, satılmış, halk düşmanı, burjuva uşağı, ajan provokatör, ahlaksız, ruh hastası, gaddar, para canlısı diye nitelenebiliyordu. Devrilen liderler günah keçisine dönüştürülürdü: Memleketin bütün sorunlarının nedeni, dün kahraman ama bugün hain sayılan o kişi olurdu. O yıllarda bu “parti tarihleri” Batı dünyasında fıkra diye okunurdu. Sovyetler’deki vatandaşlar ise, tahminim, ya her söylenene inanarak beyinleri dumura uğrardı veya hiçbir şeye inanmayarak devletten yabancılaşırdı. Tabii bu olaylar diktatörlük olan, şeffaf olmayan bir rejimde gerçekleşirdi. Geçmişin yeniden yorumlamasını gerektiren toplumsal sarsıntılar yalnız sıkıntı ve travmalara neden olmaz, yararlı bir yanları da olabilir. Gözden kaçmış durumlar ortaya çıkabilir; akla kara daha iyi seçilebilir; insanlar basmakalıp ezberlerden kurtulabilir. Nasıl ki gözyaşlarına neden olan bir depremden sonra daha sağlam binaların inşa edilmesine karar veriliyorsa.Hukukun araç değil amaç olması gerektiği daha iyi anlaşılıyor şimdi. Çünkü son on yıllarda İslamcısı, sosyalisti, Kürt’ü, ulusalcısı, demokratı ve darbecisi, her türlü azınlıkta kalanı, sırasıyla, bağımsız ve tarafsız bir hukukun var olmamasının bedelini ödedi. Hukuku “bizim” kontrol etmemizin çıkmazını artık anlıyor gibiyiz. Son yıllarda hor görmeye kalkıştığımız Avrupa Birliği’nin değeri de yeniden takdir edilecek. Avrupa, insanlık tarihinin bütün evrelerinden geçme şanssızlığına uğramış bir bölge. Müstebit kralları da, cumhuriyeti de, aydınlanmayı, da ırkçılığı da, demokrasiyi de, faşizmi ve komünizmi de yaşadı; ve bunların neden olduğu iki dünya savaşını. Bunları inceledi, tarttı, tartışıp çıkış yollarını denedi ve en sonunda Avrupa Birliği önerisine vardı. Bu bilgi birikimine tepeden bakma lüksümüz herhalde artık terk edilir. Çıkmazdan çıkışı gösterecek ne bir kurttur, ne Ankara kriterleri, ne Şanghay. Değerler ve kriterler alanında ciddi kriz yaşandığı bugünlerde, umarım AB’nin yararlı yanı ve referansları daha iyi kavranır.En büyük hasar herhalde Türkiye’nin imajına oldu ve olmaya devam ediyor. Sonra siyasi İslam ciddi yara aldı. Daha düne kadar “Müslüman” derken, Müslümanlar arasında namuslu, vicdanlı, sözünün eri insan anlaşılırdı. Şimdi Müslüman olduklarını söyleyenler, Müslüman bilinenlerin çok farklı olabileceklerini savunuyorlar. Yolsuzluklara bulaşabilecekleri gibi, hain çeteler kurabilecekleri, yalan ve iftiralara başvurabilecekleri de söylenmekte. Daha kötüsü, bütün bunları kendi dar maddi çıkarları için yaptıkları da ileri sürülmektedir. Eskiden bunlar “siyasi İslam’a” karşı olan laikçi çevrelerce savunulurdu, şimdi aynı ithamları “Müsl
Zaman
Yorum
11.02.2014
HasarveumutHasar ve umut
Hükümetin cemaat hazırlığı 2007’de başladı
Zaman
04.02.2014
15:52
Gazeteci Yazar Ünal Tanık, Mavi Marmara olayının yaşandığı günlerde eleştirel yazıları nedeniyle tehdit edildiğini açıkladı. Tanık, Gemi yola çıkmamalıydı tarzında yazılar yazdığım dönemde, her zamanki gibi işe erken gitmiş, maillerimi tarıyordum. Baktım bir mail. Evimin adresi, işte kızımın ismi yazıyor. Kızın her gün şu saatte şu plakalı minibüsle şu adresten servise biniyor. Yarın servise binecek ve inmeyecek. yazıyordu. Kanal yönetimi ile konuştuk, onlar da bu insanların sağı solu belli olmaz demişti. Yazının bir bölümünü çıkarmıştık. dedi.Aksiyon dergisinden Cemal Kalyoncuya konuşan Ünal Tanık, Mavi Marmara olayından 7 Şubat MİT krizine birçok konuyu değerlendirdi. Tanıkın Aksiyonda yer alan röportajı şöyle:-Şu an belli başlı gazetelerde yazanlar nasıl bu kadar kesin kalem oynatabiliyor? Kimileri gazeteci olmadığı halde medyaya nasıl bu kadar ayar verebiliyorlar?İşte acı olan şey bu. Hükümete yakın medya çok acı bir şekilde tek elden ve tek beyinden idare ediliyor. Tek elden idare edildiğine ilişkin bir örnek, Başbakanın büyükşehir adaylarını açıklarken Fatma Şahinin elinden tuttuğu resim. Gazeteci olarak ben de büyütecek olsam o şekilde kullanırdım. Bugün Gazetesinde resmi gördüğümüzde kendi aramızda espri yaptık Şimdi buradan çıkıp da böyle bir sonuca varırlar mı? diye. Birkaç gün geçti, Yalçın Akdoğan köşesinden bu fotoğrafa dair bir atış yaptı. O yorum üzerinden de iş utanç verici bir noktaya taşındı. Daha çarpıcı bir örnek, Başbakanın Karadeniz mitinginde salvo ateş yaptığı Büyükelçiler ile ABD Büyükelçisi toplantı yaptı ve Halk Bankası ve Türkiye ile ilgili şunları söyledi dediği açıklama. Bu bir ajans haberi değildi. Ama ertesi gün hükümete yakın gazetelerin tamamında aynı bilgi ve aynı ifadelerle yer aldı. Ertesi gün büyükelçi bunu yalanladı. Türk Dışişleri Bakanlığı 3 gün boyunca bunun tabiri caizse temizliğini yaptı. Tıpkı işte İngiltere Başbakanı Cameron gazete kapattı diye yaptığı açıklamada olduğu gibi. Burada büyük kitlelere karşı mesaj veriliyor. Bunun düzeltmesini kaç kişi görüyor? Aslında bugüne kadar art niyetli gazetelerin yaptığı çamur at manşetten, düzeltme yap tek sütundan diye ifade edilen bir yöntem vardı. Bugün hükümet de bunu yapıyor. Pervasız bir şekilde…- Bu sanki hiç bitmeyecek bir süreç gibi mi? Yarını yok mu işin? Nasıl izah edilebilir bu?Ben AK Partiyi bu hale getiren iki grup insan olduğunu söylüyorum hep. Birinci grup, bu dönem bir daha gelmeyecek diye kişisel ikbalini tamamlayıp küpünü doldurmaya çalışanlar. İkinci grup da bu dönem hiç bitmeyecek gibi bu işi sistematiğe bağlayıp kendi düzenini sürdürmeye çalışanlar. Bu iki grup, AK Partinin bu noktaya gelmesine sebep oldu. Bu şekliyle baktığımızda bu sürecin bitmesini istemeyenler artık duvara toslanmak üzere olduğunu görüyorlar. Duvara toslamadan veya tosladıklarında orayı yıkıp geçmek için, duvarın 30 Mart olduğunu söylemeye gerek yok, her şeyi yapmaya çalışıyorlar.-Cemaat örgüt ilan edilecek diye bir yazınız var, daha o noktaya gelmeden çok önce…17 Aralık Salı günü operasyon oldu, ertesi gün yazdığımız bir haberdi o. O bilgi çok daha önce bizdeydi aslında ama yazmamıştık. Sebebi, inanma ihtimali çok zordu. Yani Bu kadarı da olmaz dedirtecek bir bilgi idi. Onun için bir-iki tane böyle onu haklı çıkaracak bir şeyler çıksın istedim. Ama biliyordum ki hükümetin niyeti bu. Rotahaber hep böyle öngörüleri ile bilindi. Onu o gün yayımladığımızda hem cemaat hem de hükümet tarafından ciddi eleştirilere muhatap olduk, ya nasıl böyle bir şey olur diye. Bizi arayan arkadaşlarıma veya bilmeden Rotahaberi arayanlara Merak etmeyin, hükümet kamuoyunu bir şekilde bir ay içinde hazırlar demiştim, ikinci haftada örgüt demeye başladı. Bütünüyle bir öngörüydü bu. Dershane tartışmasının başladığı ilk cuma Fox TVde bir programa katıldım. Orada da dedim bu, hükümetin cemaatle kavgayı başlatmak için bulduğu bir araç. Oradakiler de itiraz etmişti.-Mesele ne aslında sizin yorumunuza göre?Mesele, hükümetin cemaati mutlak bir şekilde kendine tabi kılmak istemesi. Yani lider benim. Evet, Türkiyenin siyasi anlamda lideri, bunu kimse tartışmıyor; ama AK Partililerin sözlerine baktığımızda Tayyip Beyi başka bir yere koyuyorlar. İşte Dokunmak ibadettir diyor biri. Öteki Allahın bütün sıfatlarını taşıyan diyor. Tayyip Bey, Türkiye için AK Parti liderinden, başbakandan öte bir şey diyenler de var. Şimdi buna baktığımızda başka bir şey ortaya çıkıyor. Tayyip Beyin, Bana her şeyiyle tabi olacaksın, her şeyiyle benim söylediğime boyun eğeceksin diyen tavrı. Bunu gerçekleştirememenin bir sebebi. Bir diğer boyutu da niye dershaneler üzerinden kavga başlatıldı? O da anlamsız değil. Açıklamalardan anlıyoruz ki dershanelerden her yıl 1 milyon dolayında insan geçiyor, yani cemaate yakın dershanelerden. Ve üniversiteye yerleşemeyenlerden 8-10 bini de d
Zaman
Politika
04.02.2014
Hükümetincemaathazırlığı2007’debaşladıHükümetin cemaat hazırlığı 2007’de başladı
Hükümetin cemaat hazırlığı 2007’de başladı
Zaman
04.02.2014
15:52
Gazeteci Yazar Ünal Tanık, Mavi Marmara olayının yaşandığı günlerde eleştirel yazıları nedeniyle tehdit edildiğini açıkladı. Tanık, Gemi yola çıkmamalıydı tarzında yazılar yazdığım dönemde, her zamanki gibi işe erken gitmiş, maillerimi tarıyordum. Baktım bir mail. Evimin adresi, işte kızımın ismi yazıyor. Kızın her gün şu saatte şu plakalı minibüsle şu adresten servise biniyor. Yarın servise binecek ve inmeyecek. yazıyordu. Kanal yönetimi ile konuştuk, onlar da bu insanların sağı solu belli olmaz demişti. Yazının bir bölümünü çıkarmıştık. dedi.Aksiyon dergisinden Cemal Kalyoncuya konuşan Ünal Tanık, Mavi Marmara olayından 7 Şubat MİT krizine birçok konuyu değerlendirdi. Tanıkın Aksiyonda yer alan röportajı şöyle:-Şu an belli başlı gazetelerde yazanlar nasıl bu kadar kesin kalem oynatabiliyor? Kimileri gazeteci olmadığı halde medyaya nasıl bu kadar ayar verebiliyorlar?İşte acı olan şey bu. Hükümete yakın medya çok acı bir şekilde tek elden ve tek beyinden idare ediliyor. Tek elden idare edildiğine ilişkin bir örnek, Başbakanın büyükşehir adaylarını açıklarken Fatma Şahinin elinden tuttuğu resim. Gazeteci olarak ben de büyütecek olsam o şekilde kullanırdım. Bugün Gazetesinde resmi gördüğümüzde kendi aramızda espri yaptık Şimdi buradan çıkıp da böyle bir sonuca varırlar mı? diye. Birkaç gün geçti, Yalçın Akdoğan köşesinden bu fotoğrafa dair bir atış yaptı. O yorum üzerinden de iş utanç verici bir noktaya taşındı. Daha çarpıcı bir örnek, Başbakanın Karadeniz mitinginde salvo ateş yaptığı Büyükelçiler ile ABD Büyükelçisi toplantı yaptı ve Halk Bankası ve Türkiye ile ilgili şunları söyledi dediği açıklama. Bu bir ajans haberi değildi. Ama ertesi gün hükümete yakın gazetelerin tamamında aynı bilgi ve aynı ifadelerle yer aldı. Ertesi gün büyükelçi bunu yalanladı. Türk Dışişleri Bakanlığı 3 gün boyunca bunun tabiri caizse temizliğini yaptı. Tıpkı işte İngiltere Başbakanı Cameron gazete kapattı diye yaptığı açıklamada olduğu gibi. Burada büyük kitlelere karşı mesaj veriliyor. Bunun düzeltmesini kaç kişi görüyor? Aslında bugüne kadar art niyetli gazetelerin yaptığı çamur at manşetten, düzeltme yap tek sütundan diye ifade edilen bir yöntem vardı. Bugün hükümet de bunu yapıyor. Pervasız bir şekilde…- Bu sanki hiç bitmeyecek bir süreç gibi mi? Yarını yok mu işin? Nasıl izah edilebilir bu?Ben AK Partiyi bu hale getiren iki grup insan olduğunu söylüyorum hep. Birinci grup, bu dönem bir daha gelmeyecek diye kişisel ikbalini tamamlayıp küpünü doldurmaya çalışanlar. İkinci grup da bu dönem hiç bitmeyecek gibi bu işi sistematiğe bağlayıp kendi düzenini sürdürmeye çalışanlar. Bu iki grup, AK Partinin bu noktaya gelmesine sebep oldu. Bu şekliyle baktığımızda bu sürecin bitmesini istemeyenler artık duvara toslanmak üzere olduğunu görüyorlar. Duvara toslamadan veya tosladıklarında orayı yıkıp geçmek için, duvarın 30 Mart olduğunu söylemeye gerek yok, her şeyi yapmaya çalışıyorlar.-Cemaat örgüt ilan edilecek diye bir yazınız var, daha o noktaya gelmeden çok önce…17 Aralık Salı günü operasyon oldu, ertesi gün yazdığımız bir haberdi o. O bilgi çok daha önce bizdeydi aslında ama yazmamıştık. Sebebi, inanma ihtimali çok zordu. Yani Bu kadarı da olmaz dedirtecek bir bilgi idi. Onun için bir-iki tane böyle onu haklı çıkaracak bir şeyler çıksın istedim. Ama biliyordum ki hükümetin niyeti bu. Rotahaber hep böyle öngörüleri ile bilindi. Onu o gün yayımladığımızda hem cemaat hem de hükümet tarafından ciddi eleştirilere muhatap olduk, ya nasıl böyle bir şey olur diye. Bizi arayan arkadaşlarıma veya bilmeden Rotahaberi arayanlara Merak etmeyin, hükümet kamuoyunu bir şekilde bir ay içinde hazırlar demiştim, ikinci haftada örgüt demeye başladı. Bütünüyle bir öngörüydü bu. Dershane tartışmasının başladığı ilk cuma Fox TVde bir programa katıldım. Orada da dedim bu, hükümetin cemaatle kavgayı başlatmak için bulduğu bir araç. Oradakiler de itiraz etmişti.-Mesele ne aslında sizin yorumunuza göre?Mesele, hükümetin cemaati mutlak bir şekilde kendine tabi kılmak istemesi. Yani lider benim. Evet, Türkiyenin siyasi anlamda lideri, bunu kimse tartışmıyor; ama AK Partililerin sözlerine baktığımızda Tayyip Beyi başka bir yere koyuyorlar. İşte Dokunmak ibadettir diyor biri. Öteki Allahın bütün sıfatlarını taşıyan diyor. Tayyip Bey, Türkiye için AK Parti liderinden, başbakandan öte bir şey diyenler de var. Şimdi buna baktığımızda başka bir şey ortaya çıkıyor. Tayyip Beyin, Bana her şeyiyle tabi olacaksın, her şeyiyle benim söylediğime boyun eğeceksin diyen tavrı. Bunu gerçekleştirememenin bir sebebi. Bir diğer boyutu da niye dershaneler üzerinden kavga başlatıldı? O da anlamsız değil. Açıklamalardan anlıyoruz ki dershanelerden her yıl 1 milyon dolayında insan geçiyor, yani cemaate yakın dershanelerden. Ve üniversiteye yerleşemeyenlerden 8-10 bini de d
Zaman
Güncel
04.02.2014
Hükümetincemaathazırlığı2007’debaşladıHükümetin cemaat hazırlığı 2007’de başladı
Hükümetin cemaat hazırlığı 2007’de başladı
Zaman
04.02.2014
15:52
Gazeteci Yazar Ünal Tanık, Mavi Marmara olayının yaşandığı günlerde eleştirel yazıları nedeniyle tehdit edildiğini açıkladı. Tanık, Gemi yola çıkmamalıydı tarzında yazılar yazdığım dönemde, her zamanki gibi işe erken gitmiş, maillerimi tarıyordum. Baktım bir mail. Evimin adresi, işte kızımın ismi yazıyor. Kızın her gün şu saatte şu plakalı minibüsle şu adresten servise biniyor. Yarın servise binecek ve inmeyecek. yazıyordu. Kanal yönetimi ile konuştuk, onlar da bu insanların sağı solu belli olmaz demişti. Yazının bir bölümünü çıkarmıştık. dedi.Aksiyon dergisinden Cemal Kalyoncuya konuşan Ünal Tanık, Mavi Marmara olayından 7 Şubat MİT krizine birçok konuyu değerlendirdi. Tanıkın Aksiyonda yer alan röportajı şöyle:-Şu an belli başlı gazetelerde yazanlar nasıl bu kadar kesin kalem oynatabiliyor? Kimileri gazeteci olmadığı halde medyaya nasıl bu kadar ayar verebiliyorlar?İşte acı olan şey bu. Hükümete yakın medya çok acı bir şekilde tek elden ve tek beyinden idare ediliyor. Tek elden idare edildiğine ilişkin bir örnek, Başbakanın büyükşehir adaylarını açıklarken Fatma Şahinin elinden tuttuğu resim. Gazeteci olarak ben de büyütecek olsam o şekilde kullanırdım. Bugün Gazetesinde resmi gördüğümüzde kendi aramızda espri yaptık Şimdi buradan çıkıp da böyle bir sonuca varırlar mı? diye. Birkaç gün geçti, Yalçın Akdoğan köşesinden bu fotoğrafa dair bir atış yaptı. O yorum üzerinden de iş utanç verici bir noktaya taşındı. Daha çarpıcı bir örnek, Başbakanın Karadeniz mitinginde salvo ateş yaptığı Büyükelçiler ile ABD Büyükelçisi toplantı yaptı ve Halk Bankası ve Türkiye ile ilgili şunları söyledi dediği açıklama. Bu bir ajans haberi değildi. Ama ertesi gün hükümete yakın gazetelerin tamamında aynı bilgi ve aynı ifadelerle yer aldı. Ertesi gün büyükelçi bunu yalanladı. Türk Dışişleri Bakanlığı 3 gün boyunca bunun tabiri caizse temizliğini yaptı. Tıpkı işte İngiltere Başbakanı Cameron gazete kapattı diye yaptığı açıklamada olduğu gibi. Burada büyük kitlelere karşı mesaj veriliyor. Bunun düzeltmesini kaç kişi görüyor? Aslında bugüne kadar art niyetli gazetelerin yaptığı çamur at manşetten, düzeltme yap tek sütundan diye ifade edilen bir yöntem vardı. Bugün hükümet de bunu yapıyor. Pervasız bir şekilde…- Bu sanki hiç bitmeyecek bir süreç gibi mi? Yarını yok mu işin? Nasıl izah edilebilir bu?Ben AK Partiyi bu hale getiren iki grup insan olduğunu söylüyorum hep. Birinci grup, bu dönem bir daha gelmeyecek diye kişisel ikbalini tamamlayıp küpünü doldurmaya çalışanlar. İkinci grup da bu dönem hiç bitmeyecek gibi bu işi sistematiğe bağlayıp kendi düzenini sürdürmeye çalışanlar. Bu iki grup, AK Partinin bu noktaya gelmesine sebep oldu. Bu şekliyle baktığımızda bu sürecin bitmesini istemeyenler artık duvara toslanmak üzere olduğunu görüyorlar. Duvara toslamadan veya tosladıklarında orayı yıkıp geçmek için, duvarın 30 Mart olduğunu söylemeye gerek yok, her şeyi yapmaya çalışıyorlar.-Cemaat örgüt ilan edilecek diye bir yazınız var, daha o noktaya gelmeden çok önce…17 Aralık Salı günü operasyon oldu, ertesi gün yazdığımız bir haberdi o. O bilgi çok daha önce bizdeydi aslında ama yazmamıştık. Sebebi, inanma ihtimali çok zordu. Yani Bu kadarı da olmaz dedirtecek bir bilgi idi. Onun için bir-iki tane böyle onu haklı çıkaracak bir şeyler çıksın istedim. Ama biliyordum ki hükümetin niyeti bu. Rotahaber hep böyle öngörüleri ile bilindi. Onu o gün yayımladığımızda hem cemaat hem de hükümet tarafından ciddi eleştirilere muhatap olduk, ya nasıl böyle bir şey olur diye. Bizi arayan arkadaşlarıma veya bilmeden Rotahaberi arayanlara Merak etmeyin, hükümet kamuoyunu bir şekilde bir ay içinde hazırlar demiştim, ikinci haftada örgüt demeye başladı. Bütünüyle bir öngörüydü bu. Dershane tartışmasının başladığı ilk cuma Fox TVde bir programa katıldım. Orada da dedim bu, hükümetin cemaatle kavgayı başlatmak için bulduğu bir araç. Oradakiler de itiraz etmişti.-Mesele ne aslında sizin yorumunuza göre?Mesele, hükümetin cemaati mutlak bir şekilde kendine tabi kılmak istemesi. Yani lider benim. Evet, Türkiyenin siyasi anlamda lideri, bunu kimse tartışmıyor; ama AK Partililerin sözlerine baktığımızda Tayyip Beyi başka bir yere koyuyorlar. İşte Dokunmak ibadettir diyor biri. Öteki Allahın bütün sıfatlarını taşıyan diyor. Tayyip Bey, Türkiye için AK Parti liderinden, başbakandan öte bir şey diyenler de var. Şimdi buna baktığımızda başka bir şey ortaya çıkıyor. Tayyip Beyin, Bana her şeyiyle tabi olacaksın, her şeyiyle benim söylediğime boyun eğeceksin diyen tavrı. Bunu gerçekleştirememenin bir sebebi. Bir diğer boyutu da niye dershaneler üzerinden kavga başlatıldı? O da anlamsız değil. Açıklamalardan anlıyoruz ki dershanelerden her yıl 1 milyon dolayında insan geçiyor, yani cemaate yakın dershanelerden. Ve üniversiteye yerleşemeyenlerden 8-10 bini de d
Zaman
Ana Sayfa
04.02.2014
Hükümetincemaathazırlığı2007’debaşladıHükümetin cemaat hazırlığı 2007’de başladı
İpekböceği yolunda kaza: 1 yaralı
Zaman
20.12.2013
09:59
Bursa’da seferlerine yeni başlayan İpekböceği için bölünen yoldan dolayı durağa giremeyip yol ortasında durmak zorunda kalan otobüslerden inenler büyük tehlike atlatmaya devam ediyor. Bölünen yol ortasında inen yolcular kendini aniden son sürat gelen araçların altında girme tehlikesi ile karşı kaşıya kalıyor. Bu kazalardan biri Osmangazi ilçesi İnönü Caddesinden Ankara yolu inişi istikametinde SGK binası önünde ki otobüs ve tramvay durağından meydana geldi. Edinilen bilgiye göre; İnönü Caddesinden gelen belediye otobüsünden inen Gülseren Akkaya (44), durakların bulunduğu kaldırıma geçerek yoluna gitmek istedi. Ancak bu sırada bölünmüş tramvay hattından aşağı gelen 16 ASB 25 plakalı özel araç Akkaya’ya çarptı. Yaralanan Akkaya, olay yerine gelen 112 ambülans ile hastaneye kaldırıldı. Kazaya neden olan araç sahibi İbrahim Aktaş, yolun tramvay için bölünmesine tepki göstererek, “Bayan otobüsten inerek aniden önüme çıktı, ben de SGK’ye gitmek için bu yola girmiştim. Sonra o bayan otobüsten indikten sonra aniden önüme çıktı. Frene basmama rağmen duramadım ve kaza yaşandı.” şeklide konuştu. Tramvay için bölünen yoldan dolayı otobüslerin durağa giremeyip yolcuları yol ortasında indirdiklerinden şikayet eden görgü tanıkları ise; “Kadın otobüsten inip karşı kaldırıma çıkmak istedi, ancak gelen araç çarptı. Şimdi o kadına ne olacak.” şeklinde tepki gösterdi. Bazı vatandaşlar ise “Böyle bir durak mı olur Allah aşkına. Böyle durak mı olur, otobüs giremiyor ve burada indiriyor ve kaza oluyor.” şeklinde tepki gösterdi. Yaşanan kazada yaralanan Gülseren Akkaya’nın sağlık durumunun iyi olduğu öğrenildi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.12.2013
İpekböceğiyolundakaza1yaralıİpekböceği yolunda kaza 1 yaralı
AK Parti'den istifa eden İdris Bal, 2 bin araçlık konvoyla karşılandı
Zaman
30.11.2013
14:27
AK Parti’den istifa eden Kütahya Milletvekili İdris Bal, partili vekillere ve bakanlara bir çağrıda bulunarak, “İçerideki düşünce, düşünce değildir. Açıklanmayan bir düşünce düşünce değildir. Düşünceyi mertçe, dik durarak açıklamak gerekir. Korkmamak lazım. Doğruyu söylemenin her zaman bir bedeli var. Eğer siz bu bedelleri ödemeye razı olursanız, unutmayın belki belirli bir dönem üzülürsünüz ama daha sonra milleti arkanızda görürsünüz. O anlamda ben hepimizin bir anlamda demokrasi testi içinde olduğumuzu düşünüyorum. ‘Ya şimdi, ya hiç diyorum.’ Demokratsak demokratlığımızı göstereceğiz.” dedi. Dershanelerin kapatılması yasasına karşı yaptığı açıklamaları sebebiyle parti tarafından ihraç edilmek istenen ancak, partisi tarafından verilecek sonucu beklemeden istifa eden İdris Bal’a her kesimden destek yağıyor. Bal, memleketi Kütahyaya dönerken Afyonkarsahisar, Uşak ve Kütahya’dan gelen binlerce insan tarafından karşılandı. Zafer Havalimanı kavşağında yaklaşık 2 bin konvoyluk araç tarafından karşılanan Bal’a vatandaşlar sevgi gösterisinde bulundu. Kendisini karşılamaya gelenlere açıklamalarda bulunan Kütahya Milletvekili İdris Bal, herkesin bir demokrasi testinden ve imtihandan geçtiğini belirterek, “Halkın yanındaysak ya şimdi ya hiç, hakkın yanındaysak ya şimdi ya hiç. Hakkın yanında, demokrasinin yanında olduğumuzu, halkın hissiyatlarına kör olmadığımızı göstermemiz gerekir. Milletvekili arkadaşlarıma medyaya, hükümete, bakanlarımıza herkese bir çağrıda bulunuyorum: “Bu ülkenin vizyonunu karartabilecek, nesillerin önünü kesebilecek, Türkiye’nin kaderiyle oynayabilecek bir düzenleme olacaktır bu. Herkesin meseleye ‘ben’, ‘sen’ hesabıyla bakmaması, ülkenin geleceği hesabıyla, kaderi hesabıyla bakması gerektiğini düşünüyorum. Çok önemli bir imtihandan geçiyoruz. Herkes bu imtihanda tarafını ortaya koymalı bence. Korkmadan halkın demokrasinin halkın ve hakkın tarafında herkes yer almalıdır.” diye konuştu.HUKUK VE DEMOKRASİ AÇISINDAN SAVUNULACAK BİR YANI YOKBu konunun gündeme geldiği ilk günden itibaren ilk konuşanın kendisi olduğunu belirten Bal, hukuki açıdan da bunun savunulacak bir tarafı olmadığını belirtti. ‘Demokrasi düşüncesi açısından da savunulacak bir tarafı yoktur’ diyen Bal, “Demokrasi sadece sandık demek değildir. Demokrasi sadece siyaset alanında çoğulculuk demek değildir. Liberal demokrasi aynı zamanda ekonomi de çoğulculuk demektir. Teşebbüs hürriyeti demektir. Piyasanın arz ve talebe göre çalışması demektir. Müdahaleyle emir ve komutayla ancak komünist ve sosyalist sistemlerde siz iş görebilirsiniz. Bu sosyalist mantık Doğu blokuyla birlikte Sovyetler Birliğiyle birlikte tarihe gömülmüştür ve iflas etmiştir. Bunun toplumsal yönü de var. Siz bir ihtiyaç varken, eğer dershaneyi yasaklarsanız, zengin olan çocuğuna gerekli eğitimi aldırır ya gariban ne yapacak, toplumsal patlama olabilir mi, adaletsizlik olabilir mi? Fırsat eşitsizliğindeki makas daha fazla artar mı? Kesinlikle artar. Ya terör meselesi. Terörle mücadele ediyorsunuz ama en büyük panzehir demokrasi mücadelesidir. En büyük panzehir etnik milliyetçiliğe karşı medeniyet vizyonudur. Bunu kim yapıyor? Gönüllü kuruluşlar yapıyor. Medya yapıyor, dershaneler yapıyor. Okuma salonları yapıyor. Öyleyse siz bunları kapatarak terörle mücadele stratejinizin topuğuna kurşun sıkmış olmuyor musunuz?” şeklinde konuştu. Diğer taraftan bunun siyasi bedelinin de olacağını ifade eden Bal, “Siz kucağınızı açmışsınız herkesten destek istiyorsunuz, kucakladık diyorsunuz ama belli kesimleri liberali, sosyal demokratı, muhafazakar kesimleri dışlıyorsunuz. Yarın bu insanlardan dönüp de hangi yüzle oy isteyeceksiniz.” değerlendirmesinde bulundu.HALK SAHİP ÇIKIYOR2 bin araçlık bir konvoyla karşılanan Bal, duygulanmamanın elde olmadığı ifade etti. Bal, şunları söyledi: “Güzel bir durum, kendinize güvenmiyorsunuz, yalnızsınız gibi ithamlar karşında vatandaş ‘kendinize güveniniz siz dik durduğunuz sürece yanımızda olduğunuz sürece, bizim sesimiz soluğumuz olduğunuz sürece, biz sizi yalnız bırakmayacağız’ kendinize güvenin mesajı veriyor. ‘Dik durun’ mesajı’ veriyor. Anadolu insanı diğergamdır, civanmerttir, delikanlıdır ve delikanlı olunmasını ister ki gönderdiği vekillerin hak ve hakikatın yanında yer almasını ister. Demokrasinin yanında yer almasını ister. Halkın sesi, soluğu, olmasını ister. Bizde elimizden geldiği kadar böyle olmaya çalıştık. Dik durmaya çalıştık, delikanlı olmaya çalıştık. Hangi partide olduğumuz önemli değildir. Önemli olan halkın sesi olmaktır, hakkın sesi olmaktır. Haklının yanında olmaktır düşüncesiyle hareket ettik. Karşılığında partimizden bir cezalandırma görüyoruz, bir dışlama görüyoruz. Ama halk diyor ki “Hiç önemli değil, parti sizi cezalandırsın, dışlasın, bizi sizi bağrımıza basıyoruz” diyor. Ve bunu da binlerle ifade edebileceğimiz konvoyla yapıyor. Kısacası vatandaşımıza güvenmek lazım
Zaman
Son Dakika
30.11.2013
AKPartidenistifaedenİdrisBal2binaraçlıkkonvoylakarşılandıAK Partiden istifa eden İdris Bal 2 bin araçlık konvoyla karşılandı
Belediye çalışma ruhsatını iptal edince yolu kapattılar
Zaman
06.11.2013
17:42
Sakarya’nın Dağdibi Mahallesi’nde işyeri açma ve çalışma ruhsatı Adapazarı Belediyesi tarafından iptal edilen işyeri sahipleri AdapazarıKarasu yolunu kapattı. Araç lastiği tamiri işiyle uğraşan Serdal Bal, 2006 yılından beri burada işyeri olduğunu söyledi. Adapazarı Belediyesi tarafından verilmiş işyeri açma ve çalışma ruhsatı olduğunu belirten Bal, “Şimdi bana ruhsatımı iptal edip buradan çık diyor. Dükkanımızı mühürlediler. 16 bin lira da ceza kestiler. Bu sebeple yolu kapattık. Biz burada yıllarca esnaflık yapıyoruz. Bir iki günde buradan ayrılamayız. Toplam 50 işyeri kapandı. 300 mağduruz. Sadece 5 kişi bende çalışıyor. Görüşecek yetkili bulamıyoruz. Valinin yanına da gittik kale alınmadık. Bize kimse yardımcı olmadı.” diye konuştu. KADIN SÜRÜCÜ TEPKİ GÖSTERDİ GEÇMEYİ BAŞARDI Daha sonra Adapazarı-Karasu bölünmüş yolu kapatan esnaflara sürücüler tepki gösterdi. Bazı sürücüler ters yöne girerek yoluna devam etmeye çalıştı. Bu kez esnaflar bölünmüş yolun 2 tarafını da trafiğe kapattı. Bir kadın sürücü ise toplantıya geç kaldığını ifade ederek yolu kapayanlara tepki gösterdi. Yolun açılmaması üzerine uzun uzun korna çaldı. Yolun açılmayacağını anlayan kadın sürücü tepkisini sertleştirerek “Böyle bir şey var mı ya? Manyak mısınız? Belki geç kaldım, belki hastam var. Böyle kendi bildiğine iş mi yapılır ya. Böyle bir şey mi var. Beni yolumdan nasıl edersiniz.” dedi. Tepkisini ve korna basmayı sürdürünce esnaflar kadın sürücünün geçmesine izin verdi. Olay yerine polisin gelmesiyle yol açıldı. Adapazarı Belediyesi yetkilileri ise söz konusu işyeri bulunan yerlerin tarım arazisi olduğunu bildirerek, işyerleri sahiplerine daha önce uyarı yapıldığını kaydetti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
06.11.2013
BelediyeçalışmaruhsatınıiptaledinceyolukapattılarBelediye çalışma ruhsatını iptal edince yolu kapattılar
Arınç'tan TÜSİAD'a sert cevap
Zaman
24.09.2013
20:52
Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, TÜSİAD Yüksek İstişare Kurulu Başkanı Erkut Yücaoğlunun, Türkiyenin ekonomi ve politika alanlarında anlatacak yeni hikayesi kalmadı sözlerine cevap verdi. Arınç, Çok akıllı olduğunu söyleyenler bize hep Aman IMF ile anlaşın, stand by yapın, oradan sıcak parayı ekonomiye pompalayın dediler. Şöyle bir sayfayı çevirirseniz, bunun tercümesi şu, IMFden parayı alın bize verin O çok akıllılar. Bir sürü isimleri var. Geçenler de bir tanesi Türkiyenin hikayeleri bitti galiba demiş. Onlar çok akıllıydı. Bize verin diyorlardı parayı Biz, IMF ile ilişkimizi keseceğiz, geçmişten kalan bir para var, biz bunu son kuruşuna kadar ödeyeceğiz dedik. Ülkeyi IMF ile yönetmekten vazgeçtik. İftihar etmemiz lazım. Kitabın öbür tarafında da alacaklıyız. Şimdi IMFe 5 milyar dolar borç verecek duruma geldik. dedi.Arınç, Bursa Ticaret ve Sanayi Odasının (BTSO) meclis toplantısına katıldı. Ekonomide devletçilik döneminin sona erdiğini belirten Arınç, şunları dile getirdi: Ekonomi insani faaliyetlerle yükselir. Sadece devlet buna destek verir. Devletin eski süt fabrikaları vardı. Her birini hatırlarsınız. Biz şimdi artık bunların hiçbirisini düşünmüyoruz. Yani devlet bu sektörlerden elini çekti ve çekmeli. İdeolojik anlamda devletçilik konumunu benimseyenler vardır. Bizim hükümetimiz bunu çok geride bıraktı. Okların sayısına baktığımız zaman pek çok şeye sahip olduklarını söyleyen siyasi partiler, devletçiyiz diyebilirler. Onlar bile karma ekonomiye geçti. 11 yıllık hükümetimiz zamanında başarılı olduğumuzu söylüyorum.TÜSİADA CEVAPÜlke ekonomisi hakkında bilgi veren Arınç, büyüme konusunda Çin ve Arjantin ile yarıştıklarını dile getirdi. Avrupanın daralma içinde olduğunu hatırlatan Arınç, şöyle konuştu: Biz 2,5tan 4,5a kadar giden ve inşallah 5in altına düşmeyecek bir büyüme içindeyiz. Biz kriz döneminde bile yatırımları kısmadık. Biz yatırımlara devam edecek işçi de çıkartmayacağız, öz kaynaklara yöneleceğiz. IMF ile irtibatı kesecek noktaya geldik. Çok akıllı olduğunu söyleyenler, bize hep Aman IMF ile anlaşın, stand by yapın, oradan sıcak parayı ekonomiye pompalayın dediler. Şöyle bir sayfayı çevirirseniz, bunun tercümesi şu: IMFden parayı alın bize verin O çok akıllılar. Bir sürü isimleri var. Geçenlerde bir tanesi Türkiyenin hikayeleri bitti galiba demiş. Onlar çok akıllıydı. Bize verin diyorlardı parayı Biz, IMF ile ilişkimizi keseceğiz, geçmişten kalan bir para var, biz bunu son kuruşuna kadar ödeyeceğiz dedik. Ülkeyi IMF ile yönetmekten vazgeçtik. İftihar etmemiz lazım. Kitabın öbür tarafında da alacaklıyız. Şimdi IMFe 5 milyar dolar borç verecek duruma geldik. Bunlar ülke ekonomisinin iyi olduğunu gösteriyor, ama dünya ölçeğinde kırılmalar var. Akıllıyız, her gelişmeyi yakından takip ediyoruz. Geçenlerde Sayın Babacan bahsetti, tasarruf üzerinde çok durdu. Ben de zaten tasarrufu çok severim. Tasarruf bir ülkeyi ayakta tutar, aynen bir aileyi ayakta tutuğu gibi. İktisat berekettir. Lüks tüketim sıkıntıları beraberinde getirir. Şu an Türkiyenin tasarrufu yüzde 13 seviyelerinde, bu çok az.EMEKLİLİK KONUSUNDAKİ DESTEKLERLE 24 MİLYAR DOLAR PARA TOPLANDIBireysel emeklilik konusundaki desteklerle 24 milyar dolar para toplandığını belirten Arınç, şöyle devam etti: Eğer biz bu özendirmeyi yapmasaydık bu paralar toplanmayacaktı. Bunun gibi yeni şeyler yapmamız lazım. Çinde tasarruf çok uç bir noktada. Çünkü Çinde emeklilik yokmuş. Adam kazanıyorsa bir yere koymak zorunda. Koyduğunu da fonlar değerlendiriyor. Biz o kadar zalim bir ülke değiliz. Emekliliği kaldıracak değiliz. O insanlar da keyifle bunu yapıyor değil. Ben Çinde emekliliğin olmadığını yeni öğrendim. Biz gönüllü tasarruf yapalım. Bursada Sağlık Serbest Bölge kurulması konusunda yasal düzenlemeler gerektiğini ifade eden Arınç, termalle birlikte ekonomiye büyük canlılık katacağını vurguladı. Bursaya yılda 500 bin turist geldiğini ve bunun 120 bininin dışarıdan geldiğini belirten Arınç, dünyada sayılı merkezlerden olan şehrin bu alanda daha çok atak yapması gerektiğinin altını çizdi. Arınç, üniversitenin de önemli olduğunu belirterek, şehirdeki üç üniversiteye ilaveten Bursada yeni bir vakıf üniversitesi olarak BTSO üniversitesinin kurulması gerektiğini kaydetti.60-90 KİŞİLİK YERLİ UÇAK ÜRETİLECEKBölgesel uçak tipleri konusunda 60 kişilik 90 kişilik milli uçak projesine başlayacaklarını ifade eden Arınç, Bu konuda Bursa sanayicisinin öncülüğüne ihtiyacımız var. İddiası olan bir ülke, yerli bir araç üretmek anlamında diyebilmeli. Uçak hedefinin en önemli merkezi belki de burası. 300 hava şirketinden THY ilk üçte. Şimdi 300 noktaya uçuyor. Yerli üretim bir bölgeyi ayağa kaldırır. Yerli uçak üretimi konusunda bu işi sıfırdan yapacağız. Bu da bu yılın sonunda mı olur bilemiyorum. diye konuştu. BURKAY: ART NİYETLİLERİN TÜRKİYENİN HUZURUNU BOZMASINA G
Zaman
Son Dakika
24.09.2013
ArınçtanTÜSİADasertcevapArınçtan TÜSİADa sert cevap
İlahiyat’ta tek sorun felsefe dersleri değil
Zaman
18.09.2013
01:51
YÖK tarafından, aceleyle hazırlandığı belli olan ve bütün sınıflarda uygulanmasını istediği yeni İlahiyat programı üzerinde pek çok yazı kaleme alındı, TV oturumları yapıldı. İlahiyatçı olmayan aydın ve bilim adamlarının yazıları genelde müfredattan felsefenin çıkarılması üzerine yoğunlaştı.Oysa konu sadece felsefe dersleri değil. Zira Kelam, Din Sosyolojisi, Din Psikolojisi, İslam Sanatları Tarihi ve Dinî Musiki derslerinin de kredileri düşürüldü. Bu derslerin isimleri bile yeni programın İlahiyatlarda tefekkür, sanat ve psiko-sosyal tahlilleri arzu etmediğini açıkça ortaya koyuyor. Bu tutum aşikar olmasına rağmen tamamen farklı bir gerekçe öne sürüldü: Bolonya Deklarasyonu çerçevesinde kredilerin azaltılması. Böylelikle garip ders isimleri ortaya çıktı. Örneğin Kelam Anabilim Dalı (A.D.) ile Mezhepler Tarihi A.D.nın dersleri Kelam ve İslam Mezhepleri adıyla birleştirildi. Ders toplam üç dönemde verildiği için farklı anabilim dallarının hocaları arasında bir şekilde paylaşılacaktır. Peki, Türk-İslam Sanatları A.D. ile Dinî Musiki A.D.na ait iki ayrı dersin İslam Sanatları ve Dinî Musikî adı altında bir dönemde ve iki saat olarak programa konulması nasıl açıklanabilir?Programdaki bazı ciddi problemlerin kavranabilmesi için ise biraz bilgiye ihtiyaç var. Örneğin İslam Felsefesi eski haliyle dört saat olarak kalırken Felsefe Tarihi programdan tamamen çıkarılıyor. Oysa Antik Yunan felsefesini öğrenmeden Farabi, İbn Sina ve İbn Rüşdü anlamak mümkün değildir. Programa itirazın bir de teknik boyutları var. Türk üniversitelerinde hiç örneği görülmemiş biçimde bütün program iki saatlik dersler halinde düzenlenmiş. Böylelikle güya tefsir, hadis, İslam hukuku gibi derslerin neredeyse bütün dönemlerde öğrencilerce alınması hedeflenmiş. Ancak bu durumda, eskiden öğrenci bir dönemde 7-8 ders alırken, şimdi 10-11 ders alacak. Acaba bu kadar farklı sayıda ders almanın eğitimi nasıl etkileyeceği hiç tartışıldı mı?MADEM DOĞU-BATI ARASINDA KÖPRÜYÜZDin Felsefesi, Din Sosyolojisi ve Din Psikolojisi dersleri din-birey ve toplum üçgenindeki düşünce, gelişme ve tartışmaları ele alır. Bu yönüyle günümüz din bilimleri açısından vazgeçilmezdirler. Ayrıca bu derslerin Türkiyedeki yükseköğretim açısından özel bir önemi var: Ülkemizde Fen-Edebiyat fakültelerinin ilgili bölümlerinde okuyan öğrenciler hâlâ 19. yüzyıl pozitivist felsefe ile yetişiyor, eğitimlerinin önemli bir bölümünde dini reddeden felsefi, sosyolojik ve psikolojik teorilerle karşı karşıya kalıyorlar. Sadece ayet ve hadislerle bunlara cevap vermek mümkün olmadığı gibi, artık klasik kelâmî yaklaşımlar da zayıf kalıyor. Dolayısıyla bu teorileri tartışabilmek ve cevap verebilmek için söz konusu derslerin alınması gerekiyor. Zaten bugün Türkiye, Batı ile Doğu arasında geniş bir vizyon ve ilişki ağına sahipken, İlahiyat öğrencilerinin modernleşme, sekülerlik, küreselleşme, çoğulculuk gibi gelişmelerden; yeni dini hareketler, din değiştirme, dinlerarası diyalog gibi olgulardan habersiz yetişmesi düşünülemez.İlahiyat fakültelerindeki Türk-İslam Sanatları A.D. ile Dinî Musiki A.D. ayrı bir özellik taşır. Bunlara Türk-İslam Edebiyatı A.D. da eklenebilir. Bu üç branş, dini ve sosyal bilimlerle yoğrulmuş dimağların aynı zamanda estetik bir bakış açısına sahip olmalarını sağlar, hatta sanatsal becerilerinin gelişmesine yardımcı olur. İslam medeniyetine sadece siyaset ve bilim alanında değil, sanat alanında da muazzam katkılar yapmış bir milletin çocuklarıyız. Sırf geçmiş mirasımızı tanımak için bu derslere gerek olduğu gibi dinimizi tebliğ etmek için de ihtiyacımız var. Bugün sanat, özelde musiki hem kitlelere mesajlar verilmesinde hem de çocukların eğitiminde önemli bir araç olarak kullanılırken, ister öğretmen olsun ister din görevlisi, bir ilahiyatçının böyle araçlardan mahrum kalması nasıl düşünülebilir?Türkiye, İslam dünyasının neredeyse hiçbir yerinde olmayan bir İlahiyat sistemine sahip. İslam ülkelerinde genelde İslam Hukuku, Temel İslami İlimler, Davet ve Eğitim fakülteleri ayrı ayrı kurgulanırlar. Bunlara ilaveten bir de akademi ve enstitüler var. Türkiyede İlahiyat eğitiminin tek fakülte altında toplanması ise bir zorunluluk. Zira farklı dinî ilimleri birkaç fakülte altında toplayan bir İslam Üniversitesi şu anda tartışılan bir konu değil. Öte yandan Din Felsefesi, Din Sosyolojisi, Din Psikolojisi, İslam Sanat Tarihi, Dinî Musiki gibi dersler ilgili bölümlerde ya hiç verilmediği ya da ehil kişilere bırakılmadığı için İlahiyat öğrencisinin buralara gitme şansı yok. Dolayısıyla hepsi de kendi içinde yüksek öneme sahip toplam on dokuz anabilim dalından oluşan bir İlahiyata mecburuz.Bu durumda atılması gereken ilk adım, böylesi yoğun bir programı olan İlahiyat Fakültesinin kredilerini düşürmemektir. Düşük kredili sistemde öğrencinin daha az sınıfa girmesi, ama ödev,
Zaman
Yorum
18.09.2013
İlahiyat’tateksorunfelsefederslerideğilİlahiyat’ta tek sorun felsefe dersleri değil
Noterde elektronik dönem başlıyor, sahtecilik bitecek
Zaman
16.09.2013
01:52
Türkiye Noterler Birliği 2014 yılından itibaren Merkezi Arşiv Sistemi’ne geçiyor. Yeni uygulama ile noterde yapılan bütün işlemler elektronik ortamda tek bir merkezde toplanacak ve saklanacak. Vatandaşın işini kolaylaştıran sistem ile evrakta sahteciliğin ve kayıtdışılığın da önüne geçilecek.Anlaşmazlıkları önlemek için hukuki işlemleri belgelendiren noterlik kurumu baştan aşağı değişiyor. Türkiye Noterler Birliği (TNB), Türkiye gibi Latin noterlik modelini uygulayan 35 Avrupa ülkesindeki uygulamaları inceleyerek ‘değişim projesi’ hazırladı. Yeni projenin uygulamaya geçmesiyle noterde yapılan bütün işlemler elektronik ortamda tek bir merkezde saklanacak. Noterlerde yapılan tüm işlemleri elektronik sisteme dahil etmeye hazırlanan TNB, böylece hem noterlerde geçirilen zamanın kısalmasını hem de sahtekarlığın önüne geçmeyi hedefliyor. Merkezi Arşiv Sistemi ile birlikte 2010 yılında pilot uygulamaları başlayan proje 1 Ocak 2014 itibarı ile Türkiye genelinde uygulamaya girecek. Türkiye Noterler Birliği, 5 yılda teknolojik altyapıya toplam 10 milyon dolarlık yatırım yaptı. Türkiye’de noterlerin tek sistem üzerinden işlem yapmasını hedeflediklerini söyleyen Türkiye Noterler Birliği Başkanı Yunus Tutar, elektronik sistemle vatandaşın kurum kurum gezerek evrak toplamasına gerek kalmayacağını söyledi. Yunus Tutar açıklamasına göre yeni uygulamanın başlamasıyla Türkiye genelindeki toplam 1.771 noter, web üzerinde merkezi sistemle çalışacak. Elektronik arşiv sistemine geçilecek. Bu sistemle herhangi bir şehirden işlem yapıldığında, işlem tamamlanıp ‘yazıcıya gönder’ denildiğinde belgeler Ankara’daki merkeze de gidecek. Kayda girecek ve makbuzu kesilince aynı anda merkezde de işlenmiş olacak. Yunus Tutar, “Verileri elektronik ortama taşıyıp değişik kurumlarda gezerek evrak tamamlama gibi işlerden arındıracağız. Vatandaş kendi evi gibi istediği noter dairesini kullanabilecek. Yeni sistemle sahteciliğin önüne de geçilmiş olacak. Sahte işlem olduğunda merkezi sistemle bunlar hemen tespit edilecek. Mesela Manisa’dan İstanbul’daki bir gayrimenkulün satışı için vekalet verdiniz. Tapucu telefonla arayıp teyit etmek için uğraşıyor. Ulaşamıyor, bugün git yarın gel diyor, işler uzuyor. Ama şimdi sisteme girecek ve böyle bir vekalet var mı diye sorgulayarak kontrol edebilecek.” dedi. Elektronik sistemin kayıtlı ekonomiye geçişe katkı sağlayacağını da belirten Tutar, pilot bölgelerde ortaya çıkan sonuçları şöyle açıkladı: “Maliye Bakanlığı’na kara para aklama konusunda yardımcı olacak. Kayıtlı ekonomiye geçiş çalışmaları ışığında onlar da ekonomideki hareketliliği takip etmek istiyor. Elektronik sistemin uygulandığı pilot bölgelerde sistem hemen meyvesini verdi. Geçtiğimiz aylarda bir TC kimlik no ile bir kişinin yılda 500 araç satışına aracılık ettiği ortaya çıktı. Bir yılda 500 satış yapılmış ama vergi diye bir şey yok. Sistem sayesinde Maliye tarafından hemen tespit edildi.”
Zaman
Ekonomi
16.09.2013
NoterdeelektronikdönembaşlıyorsahtecilikbitecekNoterde elektronik dönem başlıyor sahtecilik bitecek
Noterde elektronik dönem başlıyor, sahtecilik bitecek
Zaman
16.09.2013
01:52
Türkiye Noterler Birliği 2014 yılından itibaren Merkezi Arşiv Sistemi’ne geçiyor. Yeni uygulama ile noterde yapılan bütün işlemler elektronik ortamda tek bir merkezde toplanacak ve saklanacak. Vatandaşın işini kolaylaştıran sistem ile evrakta sahteciliğin ve kayıtdışılığın da önüne geçilecek.Anlaşmazlıkları önlemek için hukuki işlemleri belgelendiren noterlik kurumu baştan aşağı değişiyor. Türkiye Noterler Birliği (TNB), Türkiye gibi Latin noterlik modelini uygulayan 35 Avrupa ülkesindeki uygulamaları inceleyerek ‘değişim projesi’ hazırladı. Yeni projenin uygulamaya geçmesiyle noterde yapılan bütün işlemler elektronik ortamda tek bir merkezde saklanacak. Noterlerde yapılan tüm işlemleri elektronik sisteme dahil etmeye hazırlanan TNB, böylece hem noterlerde geçirilen zamanın kısalmasını hem de sahtekarlığın önüne geçmeyi hedefliyor. Merkezi Arşiv Sistemi ile birlikte 2010 yılında pilot uygulamaları başlayan proje 1 Ocak 2014 itibarı ile Türkiye genelinde uygulamaya girecek. Türkiye Noterler Birliği, 5 yılda teknolojik altyapıya toplam 10 milyon dolarlık yatırım yaptı. Türkiye’de noterlerin tek sistem üzerinden işlem yapmasını hedeflediklerini söyleyen Türkiye Noterler Birliği Başkanı Yunus Tutar, elektronik sistemle vatandaşın kurum kurum gezerek evrak toplamasına gerek kalmayacağını söyledi. Yunus Tutar açıklamasına göre yeni uygulamanın başlamasıyla Türkiye genelindeki toplam 1.771 noter, web üzerinde merkezi sistemle çalışacak. Elektronik arşiv sistemine geçilecek. Bu sistemle herhangi bir şehirden işlem yapıldığında, işlem tamamlanıp ‘yazıcıya gönder’ denildiğinde belgeler Ankara’daki merkeze de gidecek. Kayda girecek ve makbuzu kesilince aynı anda merkezde de işlenmiş olacak. Yunus Tutar, “Verileri elektronik ortama taşıyıp değişik kurumlarda gezerek evrak tamamlama gibi işlerden arındıracağız. Vatandaş kendi evi gibi istediği noter dairesini kullanabilecek. Yeni sistemle sahteciliğin önüne de geçilmiş olacak. Sahte işlem olduğunda merkezi sistemle bunlar hemen tespit edilecek. Mesela Manisa’dan İstanbul’daki bir gayrimenkulün satışı için vekalet verdiniz. Tapucu telefonla arayıp teyit etmek için uğraşıyor. Ulaşamıyor, bugün git yarın gel diyor, işler uzuyor. Ama şimdi sisteme girecek ve böyle bir vekalet var mı diye sorgulayarak kontrol edebilecek.” dedi. Elektronik sistemin kayıtlı ekonomiye geçişe katkı sağlayacağını da belirten Tutar, pilot bölgelerde ortaya çıkan sonuçları şöyle açıkladı: “Maliye Bakanlığı’na kara para aklama konusunda yardımcı olacak. Kayıtlı ekonomiye geçiş çalışmaları ışığında onlar da ekonomideki hareketliliği takip etmek istiyor. Elektronik sistemin uygulandığı pilot bölgelerde sistem hemen meyvesini verdi. Geçtiğimiz aylarda bir TC kimlik no ile bir kişinin yılda 500 araç satışına aracılık ettiği ortaya çıktı. Bir yılda 500 satış yapılmış ama vergi diye bir şey yok. Sistem sayesinde Maliye tarafından hemen tespit edildi.”
Zaman
Ana Sayfa
16.09.2013
NoterdeelektronikdönembaşlıyorsahtecilikbitecekNoterde elektronik dönem başlıyor sahtecilik bitecek
Patara'da 40 yıldır kullanılan yolun lambası değiştirilmiyor
Zaman
11.09.2013
13:09
Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş., Antalya’nın Kaş ilçesine bağlı Patara (Gelemiş) köyünde, kamu yararının bulunmadığı yollardaki sokak lambalarının tamir ve bakımını yapmıyor. Patara antik kenti, dünyanın ilk demokratik meclisini barındırdığı iddiasıyla gündeme gelmişti. Hazırlanan projeyle Likya birliği meclis binasının günyüzüne çıkarıldığı Patara, artık problemleriyle gündeme gelmeye başladı. Gelemiş köyü halkının tamamı geçimini turizmden sağladığı için Pataranın ülke ekonomisine de katkısı büyük.Gelemişin eski muhtarı Nuri Ekizoğlu, yaptığı açıklamada şunları kaydetti: “Ben 10 yıl köyüme muhtarlık yaptım. Köyümüz, hiçbir zaman problemleriyle gündeme gelmedi. Şimdi o hale geldik ki patlayan sokak lambalarımız bile değiştirilmiyor. Bizim evin o taraftan köyün merkezine ve plaja inen merdivenli yolda iki adet sokak lambası var. Bizim evin üst tarafında, okul ve pansiyonlar da bulunuyor. Pansiyonun müşterileri, okul öğrencileri ve mahalle sakinleri, köy merkezine inmek için 40 yıldır bu yolu kullanıyoruz. Ben 72 yaşındayım ve akşamları bu yolu kullanarak namaza gidiyorum. İşte bu yolda bulunan sokak lambasının bir tanesi patladı. Değiştirmeleri için Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. Kalkan İşletmesini aradım. Arıza bakım ekibi geldi, Biz bu lambayı değiştiremeyiz. Bu lambalar sökülecek. diyerek değiştirmeden geri döndüler. Kalkan İşletmesi sorumlusunu aradım, özelleştirmeden dolayı yaya yollarındaki ve araba girmeyen yollardaki sokak lambalarının söküleceğini söyledi. Doğru dürüst yolu olmayan köylerimizin durumunun ne olacağını sordum, hepsinin söküleceğini söyledi.”Yaklaşık 40 yıldır kullandıkları yolda bulunan sokak lambasının dört yıldır yanmadığını vurgulayan Nuri Ekizoğlu, Bütün elektrik mağazalarını dolaştım, bir türlü o direğe takılan lambadan bulamadım. Bulsam kendim taktıracaktım. Biz akşamları bu yolu kullanırken Allah korusun, düşüp bir yerimi kırsam benim halin ne olacak, bana kim bakacak? Neden hep bir şey olduğunda önlem alınıyor? Önemli olan, kaza gerçekleşmeden önlem almak değil mi? İşte ben, bir şey olmadan bu problem çözülsün istiyorum. Yarın bir turist düşse bacağını kırsa, sosyal medyada bunu dile getirse daha mı iyi olacak? şeklinde konuştu.Aynı yolun üst tarafındaki Mehmet Apart Hotelin sahibi Ramazan Otlu ise, “Bizim müşteriler de çarşı ve plaj için bu yolu kullanıyorlardı, şimdi müşterilerden de çok şikayet alıyoruz. Ben 30 yıldır bu hoteli işletiyorum, son dört yıla kadar bir problem yoktu. Şimdi ise bir lambayı değiştirtiremedik. dedi.Gelemiş Köyü Muhtarı Arif Otlu da şunları söyledi: “Benim böyle bir şeyden haberim ve bilgim yok. Olsaydı gerekeni yapardım ama bu problemin başka köylerde yaşandığını duydum. Lambaların kesinlikle yola bakması gerekiyormuş. Bunun dışında sık sık elektrik kesintileri oluyor. Biz elektrik kesintilerinden dolayı çok rahatsız oluyoruz. Tam turizm ve iş zamanında sık sık elektrik kesilmesinden dolayı işlerimiz aksıyor. Ayrıca özelleştirme ve kurum değişikliklerinden kaynaklanan problemler var. Araç ve eleman eksikliğinden dolayı tamir ve bakımlar aksıyor.Akdeniz Elektrik Dağıtım A.Ş. yetkilileri ise kamu yararının bulunmadığı ve şahsa hizmet eden yerlerdeki lambaların pasif hale getirileceği, bu durumun çok eskiden beri var olduğu, yeni bir şey olmadığı, sadece uygulanmadığı ve artık uygulanmaya başlayacağı bilgisini verdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
11.09.2013
Patarada40yıldırkullanılanyolunlambasıdeğiştirilmiyorPatarada 40 yıldır kullanılan yolun lambası değiştirilmiyor
Destici: Yeni sınav sistemi dershaneleri kapatmak için dayatılıyor
Zaman
05.09.2013
16:46
Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkanı Mustafa Destici, liselere geçiş için uygulanacak yeni sınav sistemini yorumladı. Destici, Dershaneleri ortadan kaldırmak için okulların açılmasına 12 gün kala bir sınav sistemi dayatılmaz. Bu hangi eğitim ve bilim sisteminin aklıdır? Bu hangi bilimsel akılla uyuşur. Bu uygulama geçmişte imam hatip okullarının önünü kesmek için bütün meslek liselileri mağdur eden düzenlemeyi hatırlattı. dedi.Mustafa Destici, partisinin Sivas il teşkilatında düzenlediği basın toplantısında, Suriyeye yapılması gündemde olan müdahale, yeni anayasa ve seçim sistemi ile liselere geçişte uygulanacak yeni sınav sistemi ile ilgili açıklamalarda bulundu. SURİYE’YE KAPSAMLI BİR MÜDAHALE YAPILMALIBBP olarak Suriye’ye en kısa zamanda Birleşmiş Milletler (BM) kararıyla kapsamlı bir müdahaleden yana olduklarını kaydeden Destici, Geçici veya sadece bir takım yerleri füzelerle bombalamayla yapılacak bir müdahalenin Suriye’yi daha da büyük iç karışıklığa ve savaşa götüreceği endişesi taşıyoruz. Müdahale çok kapsamlı olmalı, sivil insanların hayatı garanti altına alınmalı ve yerleşim yerleri az hasar alarak kapsamlı bir müdahaleyle Oradaki rejim uzaklaştırılmalı. Suriye bir an önce demokrasiye geçerek bir güvenliğe kavuşmalı. Şu an masada duran müdahale senaryolarına baktığımız zaman bunlar Suriye’yi daha da büyük felakete götürecek müdahaleler olarak gözüküyor. Kapsamlı bir müdahaleyle iç karışıklığın giderilmesinden yanayız. Türkiye’nin de bu konuda ısrarcı olması lazım. Kısa vadeli, kısıtlı müdahalelere karşı çıkılması ve toprak bütünlüğünü koruyacak bir müdahalenin deklare edilmesi lazım. şeklinde konuştu. YENİ DÜZENLEMELERİ İKTİDARLARINI GÜÇLENDİRMEK İÇİN YAPIYORLARTBMM Başkanı Cemil Çiçek’in ve Hükümet sözcülerinin yaptığı konuşmalarda süren 28 şubat ve diğer dava süreçlerinde herkes demokrasi ve yeni anayasa vurgusu yapıyor. diyen Destici, Ama buna rağmen ellerinde imkan olanlar, ileri demokrasiden bahsedenler ve tek partili dönemlerde eleştirenler maalesef şuan da demokrasinin önündeki barajları kaldırmıyor. Adına demokratikleşme ve reform paketi dedikleri her düzenlemeyi kendi iktidarlarını güçlendirecek adımlar atıyorlar. Hükümet sözcülerinin dillendirdiği dar bölge seçim sistemi tamamen bir yüzde 10’luk ülke barajının yanına yüzde 20’lik bölge barajı koyma anlamına geliyor ki bu tamamen şuanda iktidar partisinin işine yarayan bir süreç olarak gözüküyor. ifadelerini kullandı. CHP, İÇ POLİTİKA İÇİN MISIR’I ZİYARET EDİYORCHP’nin Mısır’a yapacağı ziyaret ile ilgili de konuşan Destici, CHP’nin kendine yakışanı yaptığını savundu. Destici, CHP yıllarca özellikle Milli Şef döneminde Mısır’da ki Sisi ve Suriye’deki Esad yönetimine benzer yönetimlerle Türkiye’yi yönetti. Maalesef onlarla işbirliğine girmekten ve görüşmekten çekinmiyorlar. Daha öncede Suriye’de Esad’i ziyaret etmişlerdi. ifadelerini kullandı.Seçilmiş bir hükümeti darbeyle uzaklaştıranlara karşı darbecilerin yanında değil, demokrasinin yanında olduklarını belirten Mustafa Destici, şöyle devam etti: Ama CHP ve hükümet, Mısır, Suriye ve Irak konusunu iç siyaset malzemesi yapmaktan hiçbir zaman çekinmediler. Hala inanılmaz bir şekilde iç siyaset malzemesi olarak kullanıyorlar. CHP’nin Irak ziyareti de daha önceki Esad ziyareti de şu andaki Mısır ziyareti de tamamen iç politikaya yönelik ziyaretlerdir ve içeriye yönelik mesajlardır.DERSHANELERİ KAPATMAK İÇİN SINAV SİSTEMİ DAYATILIYORMilli Eğitim Bakanı Nabi Avcı tarafından açıklanan Liselere Giriş Sınavı için uygulanacak yeni sınav sistemiyle ilgili de değerlendirmede bulunan Destici, şunları söyledi: Eğitim sistemi milli şuura, ahlaka ve terbiyeye sahip çağın araç ve gereçleriyle donatılmış bir nesli nasıl yetiştiririz, ona yönelik olması gerekir. Yoksa dershaneleri ortadan kaldırmak için okulların açılmasına 12 gün kala bir sınav sistemi dayatılmaz bu hangi eğitim ve bilim sisteminin aklıdır. Bu hangi bilimsel akılla uyuşur. Düşünün ki ben 8. sınıfa giden bir öğrenci velisiyim. Eski sisteme göre çocuğumu hazırlamışım. Dershaneye kaydını yaptırmışım. 6. ve 7. Sınıfı ona göre okutmuşum. Şimdi sen çıkıyorsun okulların açılmasına 12 gün kala diyorsun ki; ben sizin emeğini kenara attım ve yeni bir sistem getirdim. Merkezi sınav sistemini kaldırıyoruz derken, Nasreddin Hocanın fil hikayesinde olduğu gibi size bir sınav yetmez alın size 12 sınav denmiştir. Bu uygulama geçmişte İmam Hatip Okullarının önünü kesmek için bütün meslek liselileri mağdur eden düzenlemeyi hatırlattı. UYGUMADAN BİR AN ÖNCE VAZGEÇİLMELİEğer bir sistem değiştiriyorsan bundan mevcutların etkilenmemesi için onlar mezun olduktan veya sınava girdikten sonra yapacaksın. diyen Destici, 6. ve 7. sınıfta eski sisteme göre okumuş öğrenci bir kayıp yaşamayacak mı? Ya da eski sisteme göre dershaneye yazılmış, parasını ödemiş yüz binlerce öğrencinin kayıt paras
Zaman
Son Dakika
05.09.2013
DesticiYenisınavsistemidershanelerikapatmakiçindayatılıyorDestici Yeni sınav sistemi dershaneleri kapatmak için dayatılıyor
Öldü denen hastayı, 17 gün boyunca ziyaret eden yakınları teşhis edemedi
Zaman
02.09.2013
15:01
Tatil için İstanbuldan İzmire giderken 14 Ağustos 2013 tarihinde Balıkesir yakınlarında meydana gelen trafik kazasında öldüğü sanılan Buse Balcanın (21) hayatta olduğu yönünde bazı internet sitelerinde yayımlanan haberlere, Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi yönetiminden açıklama geldi. Hastane Yöneticisi Uzm. Dr. Çetin Duran, 17 gün boyunca ailesi ve yakınlarının söz konusu hastayı ziyaret ettiğini belirterek, Yani yüz ifadesi olarak hastamızın tanınmayacak bir yüz ifadesi yoktur. Yoğun bakıma alınan hastanın Aysel Balcan olduğu, bize polis tarafından bildirildi. dedi. Balıkesir-İzmir karayolunun 25. kilometresi Çanakçı mevkisinde meydana gelen, içinde altı kişinin olduğu otomobilin bir TIRa arkadan çarpması sonucu üç kişinin hayatını kaybettiği kazada, ikisi ağır dört kişi de yaralanmıştı. Yaralılardan Aleyna Karakaya (13) ve Aysel Balcan (38), Balıkesirdeki iki hastaneye kaldırılmıştı. Kazadan 17 gün sonra ortaya çıkan gerçek ise herkesi şaşırttı. Balıkesir Atatürk Devlet Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde tedavi gören ve Aysel Balcan sanılan kişinin, aslında Buse Balcan olduğu anlaşıldı. 17 gün sonra uyandırılan Balcanın, kâğıda kendisinin Buse olduğunu yazmasıyla gerçek ortaya çıktı. Uzm. Dr. Duran, konuyla ilgili olarak Cihan Haber Ajansı (Cihan)a yaptığı açıklamada, yaralı hastanın yüzünün tanınacak durumda olduğunu ve ailesinin de defalarca gördüğünü söyledi. Söz konusu kazasının ardından hastaneye iki yaralı getirildiğini belirterek, Resmi kayıtlarımızda Aysel Balcan olarak geçiyor. Diğer hastamız da kızı Aleyna Karakaya. Aleyna Karakayanın, sadece omzunda kırık vardı. İki gün Çocuk Yoğun Bakımda yattı, sonra taburcu ettik. Şimdi resmi kayıtlarda Aysel Balcan olarak geçen hastamız bize, sabah saat 09.30 civarında 112 tarafından getirildi. Araç trafik kazası olarak getirildi. Getirildiği zaman genel durumu kötü, şuuru kapalı ve solunum sıkıntısı vardı. Biz hastamızı acil bir şekilde değerlendirdik ve yoğun bakım ünitesinde ameliyathaneye aldık. Ameliyatta hastamızın dalağı alındı, ayrıca akciğeri sönmüştü. Ayrıca sağ göğsüne tüp takıldı. Hastamız daha sonra yoğun bakıma alındı. Devam eden süreçte de hastamız yoğun bakımda takip edildi. şeklinde konuştu.OLAYI SAVCILIĞA BİLDİRDİK Geçen cuma günü hastanın saat 12.00 sıralarında uyandırıldığını ifade eden Çetin Duran, Bilinci açıldı diyebiliriz o dönem itibariyle. Aysel Balcanın eşi olarak ifade edilen Yaşar Karakaya, hastayı görmeye geliyor. Eşin geldi, aç gözünü. deniyor. Hastamızda bir reaksiyon oluyor. Kalemle yazmak istediğini ifade ediyor. Daha sonra kâğıt veriliyor, yardımcı olunuyor kendisine. Ben Buse Balcanım yazıyor. Yaşar Karakayanın, Aysel Balcanın eşi olduğunu ifade ediyor. Aysel Balcanın da kendi amcasının kızı olduğunu yazıyor kâğıda. Böyle olunca biz Buse Balcan mı, Aysel Balcan mı bunun ayrımını yapmak noktasında sıkıntıya düşeceğimizi belirterek, ben bizzat cuma günü geldim, üç saat olayla ilgilendim. Yakınlarıyla görüştüm. Aysel Balcanın eski eşi olarak ifade edilen Yaşar Karakaya ile görüştüm. Buse Balcanın eniştesi olarak ifade edilen kişiyle görüştüm. Yaşar Karakaya, Aysel Balcanı teşhis edemedi. Buse Balcanın eniştesi olarak ifade edilen kişi, aynen şöyle söyledi: Bacanak Yaşar, bu Buse Balcan. Böyle olunca biz olayı, adli vaka olarak saat 16.40 itibariyle Merkez Jandarma Komutanlığı ve savcılığımıza bunu intikal ettirdik. dedi. Olayın artık kendilerinden çıktığını anlatan Hastane Yöneticisi Çetin Duran, şöyle devam etti: Hasta bize geldiği andan itibaren gerekli olan bütün tıbbi müdahaleyi yaptık. Ölen şahsın Buse Balcan olarak belirtilmesini, hastane olarak biz yapmadık. Yatan şahsın Aysel Balcan olduğu da bize polis tarafından bildirildi. Kızı Aleyna Karakaya tarafından polise bildirilmiş.HASTAMIZIN YÜZÜ TANINACAK HALDE 14 Ağustostan 30 Ağustosa kadar geçen zaman diliminde Aysel Balcanın eski eşi olarak ifade edilen Yaşar Karakaya, ailesi, babası ve görmek isteyen bütün yakınları tarafından hastanın yoğun bakım ünitesinde ziyaret edildiğine dikkat çeken Uzm. Dr. Duran, Yani yüz ifadesi olarak hastamızın tanınmayacak bir yüz ifadesi yoktur. Bazı hastalarımız oluyor, ciddi yüz travması oluyor ve tanınmayacak halde olabilir ancak bizde yatmakta olan, resmi kayıtlarda Aysel Balcan olarak geçen hastanın yüz ifadesinden tanınmayacak bir durumu yoktur. Bize bu zamana kadar aileden hiçbir uyarı yapılmadı. Polis tarafından bize Aysel Balcan ismi verildi, biz de kayıtlarımıza böyle geçtik. Buse Balcan olarak kayıtlara geçen ve defnedilen kişinin teşhisini biz yapmadık. Devamında yoğun bakıma alınan hastanın Aysel Balcan olduğu, bize polis tarafından bildirildi. Kayıtlarımızda bu şekilde geçiyor. Biz hastane olarak gereken bütün tıbbi müdahaleyi yaptığımızı düşünüyorum. Şu anda yoğun bakım ünitesinde yatan hastamızın hayati tehlikesi devam ediyor. değe
Zaman
Son Dakika
02.09.2013
Öldüdenenhastayı17günboyuncaziyaretedenyakınlarıteşhisedemediÖldü denen hastayı 17 gün boyunca ziyaret eden yakınları teşhis edemedi
'İş yeri mühürlenirken içeride kaldı iddiası'
Zaman
20.08.2013
16:36
Zonguldakın Ereğli ilçesinde bağımsız belediye meclis üyesi Aydın Karadağa ait iş yeri, Aydın Karadağ ve oğlu içindeyken zabıta tarafından mühürlendiği iddia edildi. Belediye Başkanı Halil Posbıyık ise iş yerinin kapalı olarak mühürlendiğini kaydetti.Ereğli Belediyesi zabıta ekipleri, Kepez Mahallesi Veteriner Doğan Tuğrul Sokakta faaliyet gösteren ve aralarında Ereğli Belediyesi Bağımsız Meclis Üyesi Aydın Karadağa ait iş yerinin de bulunduğu üç iş yerini dün mühürlemişti. Meclis üyesi Aydın Karadağın mührü fek ettiği ve iş yerini açtığı bilgisi üzerine, iş yerine giden zabıta ekipleri üçüncü kez mühürledi. Yapılan mühürleme işleminin oğlu Samet Karadağ ile birlikte içerideyken yapıldığını iddia eden Aydın Karadağ, işlemin usulsüz olduğunu iddia etti. AK Partili Belediye Meclis Üyesi Yusuf Kalay ve belediye bağımsız meclis üyeleri de dükkana gelerek Aydın Karadağa destek verdi. Kapalı kaldığı iş yerinden kurtulmak için polise haber veren Karadağ, polis memurlarının hazırladığı tutanağı imzalamasının ardından kendi imkanları ile mührü bozarak dükkandan çıktı. İş yerinden çıktıktan sonra basın mensuplarına açıklamada bulunan Aydın Karadağ, 40 kişilik zabıta ekibinin iş yerinde iken dükkanı mühürlediklerini iddia etti. Karadağ, şöyle dedi: Sayın belediye başkanı herhalde Ramazan ayında umduğunu bulamadı diye tahmin ediyorum. Bugün talihsiz bir olay yaşadık. Tadilat olan iş yerimizde otururken kafamızı kaldırdığımızda kırka yakın bir zabıtanın geldiğini, yani, bu iş yerinde elektrik malzemesi satılıyor. Başka hiç bir şey satılmıyor. Buraya 40 kişilik bir baskın, büyük bir otobüs 4-5 tane zabıta arabası ile gelip bizi içeride hiç adam yerine koymamak, insan var mı yok mu diyerek sorma gereksinimi duymamaksızın, dış kapıdan iş yerimiz mühürlenerek bu alan terk edilmiştir. Şimdi soruyorum arkadaşlar. Şu fotoğrafa iyi bakın. Ereğlide bombanın birisi budur arkadaşlar. Bu daha bombanın pimidir. Bu Atilla Çakarın imar dışı deniz manzaralı ormanı katletmiş belediyenin araç ve gereçlerini ve belediye personelini kullanarak yaptığı Çakar villasıdır. Bizim elimizde şu gösterdiğimiz fotoğraflardan ayrı daha delillerimiz var. Biz gerekli yerlere müracaatımızı yapacağız. Bana bundan sonra gönderdiği insan benden kat be kat temiz olsun. Ekmek kavgası yapan adam göndersin bana. Ben ekmek kavgası veriyorum burada. Personel çalıştırıyor, vergi veriyorum. İçeriden çıkmaya çalışmadınız mı? sorusuna ise Öyle bir olay oldu ki şaşkınlıkla anlatayım size. Kafamı kaldırdığımda 40 kişiye yakın zabıtayı burada gördüğümde bu kapılar kapanmış vaziyetteydi. Kapılar zaten otomatik. Birden bire binme yaptılar. 5 tanesi oradan, beş tanesi buradan, ben daha dışarıya çıkma imkanı bulamadan şu kapıdan Atiilaya ne yapıyorsunuz diye sorabildim. Görevimizi yapıyorum dedi. Ben de saygılar dedim. Ben ne olacağım diye sorduğumda bilemem dedi bana. diye cevap verdi.MÜHRÜ BOZMUŞLAR, BİR KEZ DAHA MÜHÜRLENDİAsfalt çalışmaları için sahaya çıkan ve yaşanan olaylarla ilgili olarak açıklama yapan Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık ise mühürleme esnasında iş yerinde hiç kimsenin olmadığını savundu. Posbıyık, iş yerinin ikinci kez yapılan mührünün koparıldığını ve iş yerinin açıldığını ileri sürdüğü konuşmasında, Dün mühürleme işlemleri yapılmıştı. Aydın Karadağın orada, sürekli olarak kontrol altında. İş yerinde mührü bozdukları ve içeriye girdikleri ki bu çok ağır bir suçtur bu mührü bozmak. Savcılar bunun üzerinde çok dururlar. Hemen bunun üzerine müdahale ettik ve yeniden orayı üç tane dükkanı yeniden açmışlar. Mühürleri fek etmişler. Yeniden az evvel mühür yapıldı. Bunu da cumhuriyet savcılığına bildirdik. Yine takip ediliyorlar. İsterlerse öğleden sonra yeniden mührü bozsunlar. Bir daha mühür vurulacak. Bir kez daha cumhuriyet savcılığına bildirilecek. dedi. Başkan Posbıyık, basın mensuplarının, Mühür, Aydın Karadağ ve çocuğunun üzerine vurulmuş sorusunu ise Hayır kesinlikle öyle bir şey yok. Onlar tadilat yapıyoruz hikayesiyle bir ilan asmışlar. Ama biz söylediğimiz saatte gitmedik. 09.00da gitmedik, şaşırtmaca yaparak 11.00de gittik. Belirttiğimiz saatte gittiğimizde içeride alışveriş yapıyorlardı. Zabıta ekiplerini gördüklerinde oradaki elemanla müşterileri zorla dışarıya çıkardılar. Hemen kapıları kapatıp kapalıyız imajı vermeye çalıştılar. Değil içeride kimsenin kalması, herkes dışarıya adeta kaçtı. diye ifade etti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.08.2013
İşyerimühürlenirkeniçeridekaldıiddiasıİş yeri mühürlenirken içeride kaldı iddiası
Güneş enerjisiyle çalışan arabaya Bakan Yıldız'dan 30 bin TL destek
Zaman
20.08.2013
12:18
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğrencilerinin ürettiği güneş enerjisiyle çalışan araç için 30 bin TL destek vereceğini açıkladı.İTܒlü öğrenciler ürettikleri güneş enerjili aracı Enerji Bakanlığı binasına getirdiler. Bakan Yıldız, bakanlık binası önünde bir deneme sürüşü yaptı. Sürüş öncesi açıklama yapan Yıldız, “Avusturalya’daki yarışa katılmamız için biraz eksiğimiz var dediler. Bunu da İTܒden mezun olan biri olarak, oradan aldığım mühendislik titri ile hem geçimimi sağlayacak hem de bir miktar para biriktirebileceğim bir mühendislik diploması aldım. O yüzden bir miktar parayı da bu araçla paylaşmak istiyorum.” dedi. Basının söz konusu miktarın ne kadar olacağını sorması üzerine Enerji Bakanı, miktarın 30 bin TL olacağını açıkladı.YILDIZ: KENDİMİ PİLOT GİBİ HİSSETTİMAçıklama sonrasında sürüş testi yapan Enerji Bakanı Yıldız, kameralara çok heyecanlı olduğunu söyledi. Sürüş denemesi sonrasında görüşlerini aktaran Yıldız, “Aslında tahmin ettiğimden daha kolay bir sürüşü var. Herkese de tavsiye ederim bununla yarışa girilebilir kendimi pilot gibi hissettim. İstanbul Üniversitesi hocalarına ve öğrencilerine teşekkür ediyorum. Türkiye geleceği için önemli bir proje bunların ticarileşmesini tavsiye ediyorum.” ifadelerini kullandı. İTÜnün bu çalışmasını doğalgaza ve petrole alternatif çözümler çerçevesinde değerlendirdiğini vurgulayan Yıldız, Ümitvarım, benim bindiğim araçtan daha değerli. dedi. Bunun üzerine gazetecilerin, “Bu araçları makam aracı olarak değerlendirebilir misiniz?” sorusu üzerine Bakan Yıldız, “Mutlaka ilerde makam aracı olarak değerlendirilecektir, eğer öyle olursa bunu değerlendiren ilk bakanlık da biz olmalıyız.” dedi. İSTANBUL-ANKARA ARASINDA 2 TL YAKIYOR Öğrencilere araç hakkında sorular yönelten Bakan Yıldızın, “Günde kaç saat sürdünüz?” sorusuna öğrenciler, 5 saat. karşılığını verdi. Aracı tasarlayan İTܒlü öğrencilerden Berkay Beyazıt, kullandıkları malzemenin yüzde 85’inin yerli olduğunu belirterek, 70-80 km hızla giderken saç kurutma makinesi kadar yaktığını ifade ederek, aracın İstanbul’dan Ankara’ya gelirken sadece 2 TL yaktığını vurguladı. Yıldız, üretilen aracın yüzde 85’nin yerli olduğunu öğrenince, “Bize proje yapsaydınız bizden teşvik alırdınız. Sizin bu 2 TL’ye geldiğiniz yola 800 TL veren bin TL veren var.” dedi. Yıldızın, “Şimdi almak istersek ne kadara mal olur bize?” sorusu üzerine, aracın 300 bin TL’ye mal olduğunu belirten Beyazıt, seri üretimi geçilmesi halinde 85 bin TL civarında satılabileceğini söyledi. YOLDA BİZE UZAYLI MUAMELESİ YAPTILAR Gazetecilerin, sohbet sırasında, “İstanbul’dan buraya gelirken sizi trafikte nasıl karşıladılar, şaşırdılar mı?” sorusu üzerine Berkay Beyazıt, “Yolda bize uzaylı muamelesi yaptılar. Birkaç kişi direksiyonu bırakıp fotoğraf çekmeye kalktı.” şeklinde cevap verdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.08.2013
GüneşenerjisiyleçalışanarabayaBakanYıldızdan30binTLdestekGüneş enerjisiyle çalışan arabaya Bakan Yıldızdan 30 bin TL destek
Bülent Korucu - Ergenekon, terör örgütü değil midir?
Zaman
13.08.2013
01:58
Ergenekon’un bir silahlı terör örgütü olduğunu savcılar ilk iddianameye yazmışlardı.Sanıklar mahkemeden henüz mahkumiyet almadıkları gerekçesiyle yerinde bir taleple yayınlarda ‘iddia’ ifadesiyle birlikte kullanılabileceği kararı aldırmıştı. O günden sonra kimse bu ifadeye itiraz etmedi. Ne zaman eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ aynı suçtan tutuklandı, itirazlar yükseldi. Türk Silahlı Kuvvetleri’ni yönetmiş bir komutanın bu suçlamaya muhatap olmasını kabul etmek kolay değil. İlk günlerdeki şok mazur görülebilir. Ancak takip eden zamanlarda tam bir psikolojik operasyona dönüştü. Başbuğ ve avukatları teknik ve hukukî savunmadan ziyade kamuoyu oluşturmaya öncelik verdi. Başbuğ’un neyle suçlandığını kamuoyundan ustalıkla gizlediler. Halbuki soruşturma aşamasından itibaren darbe davalarına muhalefetiyle bilinen kalemler bile en güçlü dosyanın Başbuğ hakkındaki olduğunu yazmıştı.Sadece Danıştay cinayeti bile Ergenekon’un silahlı terör örgütü olduğunu ispat etmeye yeter. Savcılar, iddianame ile ilgili muhtemel tartışmalara karşı cevaplar yazmıştı. Şimdi sözü biraz onlara bırakmak istiyorum.“Sonuç olarak Ergenekon Terör Örgütünün hem eleman hem kadrolaşma hem devlete ait gizli bilgi ve belgelere rahatlıkla ulaşma, örgütün sahip olduğu çeşitli silahlar ve silahlı üyeleri, örgütün en üst düzeydeki devlet görevlilerine suikast yaptırmak için suç işlemiş ve işlemeye meyilli birçok insanı kısa sürede bulup bu tür insanlara hayali misyonlar yükleyip suç işlemeye teşvik edip gerektiğinde yüklü miktarlarda paralar taahhüt edip ülkeyi kaosa götürecek eylemler yaptırabildikleri, Danıştay suikastı ve bazı ünlü kişilere yapılacak suikastlar için yapılan para tekliflerinin de dosyada delillendirildiği, suikast yaptıracakları kişilere yakında darbe yapacağız cezaevinde fazla kalmazsın, hemen biz seni çıkarırız gibi vaatlerde bulundukları anlaşılmıştır. Alparslan Arslan’ı da böyle bir ümitle suç işlemeye azmettirdikleri, bu konuda Alparslan Arslan’ın müebbet hapis cezası almasına rağmen halen çıkma ümidi olduğunu ve bu ümidinin kısa sürede gerçekleşeceğini ifadesinde beyan etmesi de örgütün hem darbe amaçlarını hem de bu tür eylem ve suikastları rahatlıkla gerçekleştirebilecek deneyim ve birikime sahip olduğunu gösterdiği gibi yeterli eleman araç ve gereç ile bilgi ve kapasiteye sahip olduğunu göstermektedir.Yasa gereği silah taşıma yetkisine sahip olan asker, polis vb. örgüt üyelerinin ruhsatlı silahlarının örgütün amaçlarını gerçekleştirme amacıyla edindiklerinden söz edilemeyeceğinden örgütün silahlı örgüt olarak kabul edilmesinde bu kişilerin ruhsatlı silahları dikkate alınmamıştır. Ancak bu kişilerin ruhsatlı silah edinme imkânlarına karşın sahip oldukları ruhsatsız silah ve mühimmat ile diğer örgüt üyelerinde ele geçen çok çeşitli silah ve mühimmat örgütün silahlı bir terör örgütü olması açısından yeterli bir delildir.”İddianamedeki alıntıyı bırakıp bir de kanunun ne dediğine bakalım. Terör tanımı, 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun 1. maddesinde yer alıyor. Etnik ve ideolojik terörle sınırlı olmayan tanımda şöyle deniyor: “Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biriyle, Anayasa’da belirtilen Cumhuriyet’in niteliklerini, siyasî, hukukî, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, Devletin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk Devleti’nin ve Cumhuriyet’in varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir.” Bu tanımı savcılar değil ülkenin parlamentosu yaptı. İşin ucu eski Genelkurmay başkanına dayandığında, bütün dosyayı yeni baştan yazmalarını mı bekliyorduk? Ya da ‘kanun böyle diyor ama size başka bir şey yazalım ayıp olmasın’ demeleri mi gerekiyordu? Ergenekon bir terör örgütü ise mensup ve yöneticileri, konumu ve mesleğine bakılmaksızın kanunda yazılı suç ve ceza ile muhatap olur.İddianamede, “Örgütün yakın amacının, ülkede yönetim zafiyeti oluşturacak derecede eylemler yapıp, kamu düzenini bozacak kargaşa ortamı meydana getirmek, nihai amacının da oluşacak kargaşa ortamı ile yönetime karşı yapılacak hukuk dışı bir müdahalenin kamuoyunda kabulü ve haklılığını temin edip, hukuk dışı bir müdahale ile yönetimi ele geçirmek olduğu tespit edilmiştir” denilmişti. Mahkeme, iddia makamını haklı buldu ve cezaları verdi. Yargıtay da yerinde bulursa ‘adaletin kestiği parmak acımaz’ demekten başka çare yok.
Zaman
Köşe Yazıları
13.08.2013
BülentKorucu-Ergenekonterörörgütüdeğilmidir?Bülent Korucu - Ergenekon terör örgütü değil midir?
Sunduğum yarışmalara kesinlikle katılmazdım
Zaman
28.07.2013
12:25
Şanslı Masa, Selena, Türk Malı ve Yahşi Cazibe gibi projelerden tanıdığımız oyuncu Sinan Çalışkanoğlu, şimdilerde yine bir yarışma programı ve diziyle ekranlarda. Çalışkanoğlu’yla sunuculuğunu ve oyunculuğunu konuştuk.Dizilerde izliyorduk sizi, yarışmaların da aranan yüzü oldunuz.Şanslı Masa’dan sonra Kapış Kapış’a başladık. Sunuculuk seçmelerine gittim, seçildim, sunmaya devam ediyoruz.Oyunculuk işe yarıyor mu yarışma sunarken?Oyunculuk değil de samimiyet ve doğallık çok işe yarıyor. İnsanlar rahat hissetmek istiyor kendilerini.‘Şanslı Masa’ bayağı tartışıldı. Yarışmayı neden kabul ediyordu insanlar orada? Para için mi yoksa televizyonda gözükmek için mi?Paradan ziyade televizyondaki görünürlük hoşlarına gidiyor galiba. Sunarken bunu fark ettim.Keşfedilmeyi bekleyen bir yanımız var yani…Var, olmaz mı? Ben de ünlü olmak istiyorum, ben de patlamak istiyorum düşüncesi çok kişide var. Erkek nüfusun, kadın nüfus üzerinde nasıl bir baskı kurduğunu fark ettim bir de. Bir kadın, erkeğe daha fazla tahammül ediyor. ‘Neyin var? Hastaneye gidelim mi?’ gibi sorular sorup anlamaya çalışıyor karşıdakini. Erkek, ‘Burada böyle şeyler yapma!’ diyor. Bu baskıyı çok net gördüm.‘Yap Bakalım’ adında benzeri bir format yayınlanıyor şimdi. İzleme fırsatınız oldu mu?İzledim ama hiç beğenmedim. Tanımadığımız bir kişi gelip bizden bir şeyler yapmamızı istese deli der geçeriz. Yabancı bir format olduğu belli. ‘Şanslı Masa’ da öyleydi ama biz daha yerelleştirmiştik. Tutacak bir iş değil bence yenisi. Dört beş bölüm sonra yayından kaldırılacak zaten sanıyorum.Yarışma sunarken eğleniyor musunuz gerçekten?Çok eğleniyorum… İnsanlara çeşitli görevler vermek ve onların istediğim şeyleri yaparken çıldırıyor olmaları, bir taraftan da onları motive ediyor olmak çok eğlenceli geliyor bana.Onun yerine oyunculuk yapmak istemez misiniz? Oyunculuk eğitimi de almışsınız hem…Şu an dizide de oynuyorum, yarışma programı da var. Ama ikisinin yeri başka.Sunduğunuz yarışmalara yarışmacı olarak katılır mıydınız peki?Kesinlikle katılmazdım. ‘Şanslı Masa’ya da ‘Kapış Kapış’a da… Yapı meselesi herhalde. Yapmazdım öyle bir şey.Öyleyse insanların katılıyor olması hayrete düşürüyor olmalı sizi...Evet. O yarışmanın içine girip de birinin bir şeyi kazanmak için uğraşması ilginç geliyor. İnsanların birbirleriyle didişmesi, yok biz hak ettik, siz hak ettiniz diye çirkefleşmeleri benim için uç bir şey. ar.kilic@zaman.com.trAntipatik rolleri bana özellikle veriyorlarBir yandan da TRT’deki ‘Bir Yastıkta’ dizisinde oynuyorsunuz.Geniş Aile’nin senaristi Cüneyt İnan senaryosunu yazıyor, Ömer Uğur da yönetmenliğini yapıyor. Aynı ekibin işi yani. Cüneyt İnan mizah yazarı zaten. Mizah dergisi okur gibi okuyorum dizinin senaryolarını.Türk Malı’ndaki Yarcan’a benzer bir karakter galiba Şafak da...İkisi de mahalle kültüründen gelmiş çocuklar. İkisi de kayınço. Ama senaryolar çok farklı. Antipatik durma olasılığı yüksek karakterleri daha sempatik yaptığımı düşünüyorum. O yüzden bana veriyorlar böyle rolleri.Kendinizden neler katıyorsunuz gelen rollere?Rolü doğallaştırmak için önce kendine yaklaştırman gerekiyor. Canlandırılacak karakter hangi kültüre ait? O kültürden biri böyle durumlarda nasıl davranır? Ben hiç öyle bir duruma düştüm mü?... Bunları düşünüyorum. Ama kendisiyle dalga geçebilen kişiler daha başarılı oluyor oyunculuk konusunda.Daha çok televizyonda görüyoruz sizi. Sinema cazip gelmiyor mu?Oynadığım filmler de oldu. İncir Reçeli, Polis, Osmanlı Cumhuriyeti... Sinema projelerinde dizilerde olduğumdan daha seçici davranmaya çalışıyorum. Bir filmi hayatınız boyunca izliyorsunuz çünkü. Aslına bakarsanız tiyatro yapmak istiyorum. O işler de kapı çalmakla olmuyor tabii… Ortak dünya görüşüne sahip birilerini bulup anlaşmak gerekiyor. Gelecek yıl tiyatroda oynamayı düşünüyorum.Bunun dışında oyunculuk adına yapmak istediğiniz neler var?Karakter oynayabilmeyi isterim. Bir Münir Özkul, Adile Naşit yok çünkü artık…Neden kaynaklanıyor bu eksiklik?Oyuncular her şeyi atlama tahtası olarak görüyor. Rolden ziyade daha yakışıklı, daha güzel olmayı önemsiyorlar. Şöhrete kavuşmada araç olarak görülüyor hatta oyunculuk. 12 senedir piyasanın içindeyim ve bu işe figürasyon yaparak başladığım için çok mutluyum. Göre göre gidiyorsun böyle olunca. Birden üne kavuşup kendini şaşırmış birinin durumunu anlayabiliyorum o yüzden.Şafak Sezer’le Türk Malı’nda çalışmıştınız bir dönem. Kendisinin Başbakan’dan özür dilemesini nasıl değerlendiriyorsunuz?Bu konuda değerlendirme yapmama hakkımı kullanabilir miyim? Çalıştım bir süre kendisiyle, o yüzden bir şey söylemek istemem. Ama Elmadağ’da oturan biri olarak biber gazına maruz kaldığımı söyleyebilirim.
Zaman
Ana Sayfa
28.07.2013
SunduğumyarışmalarakesinliklekatılmazdımSunduğum yarışmalara kesinlikle katılmazdım
Günseli Ö. Ocakoğlu - Tüketici en çok neden şikâyet ediyor?
Zaman
15.07.2013
01:52
Hâlâ cihazlarla konuşmaya alışamayanlardanım ben. Kanlı canlı adam istiyorum karşımda. Belki de bu isteğim talebimin milyonlarca şikâyet arasında kaybolacağı endişesinden.Ama öyle değil diyor Çağrı Merkezleri Derneği Başkanı ve Callpex Genel Müdürü Metin Tarakçı. Konuşmalarımız dahil her şeyin kayıt altına alındığı çağrı sektöründe rakamlar şöyle;2,4 milyar TL’lik bir büyüklüğe sahip.2013 sonunda merkezlerde 80 bin kişi çalışıyor olacak, 2015’te ise 100 bin sayısına ulaşılacak.Bu yıl yüzde 20’ye yakın büyüme öngörülüyor.Bu yıl çoğu Doğu Anadolu’da olmak üzere yaklaşık 4 bin kişiye daha yeni iş imkânı sağlanmış olacak. Çalışanların yüzde 46’sı yüksekokul ve üniversite mezunu.Yıllık 1 milyar 200 milyon arama yapılıyor ve yapılan araştırmalar gösteriyor ki ne ürün iadesi, ne servis talebi ne de yüksek fiyat en çok şikâyeti alıyor. Satıcının umursamaz ve saygısız tavrı tüketiciyi çileden çıkarıyor.Bundan sonra işleri zorAncak pek çok sektörde yavaşlama hatta durma noktasına gelinmişken son teşvik düzenlemeleriyle çift haneli büyüyen çağrı merkezi sektöründe durum kritik. ÇMD Başkanı Metin Tarakçı, sektör gelişiminin önünde üç engel olduğunu söylüyor;1- Prim teşvikini düzenleyen 5084 sayılı kanunun kaldırılması, teşvik verilen il sayısının 15’e indirilmesi.2- ÇM temsilciliğinin tehlikeli işler kapsamına alınması.3- İzinli pazarlama konusu.Başkan Tarakçı, 2012 sonu itibarıyla sektörün insan kaynağına verilen devlet teşvikinin 41 ilden 15 ile düşürüldüğünü söylüyor. Bu daha önce o illere yatırım yapan şirketleri finansal anlamda zora sokuyor çünkü teşviklerden doğan avantaj doğrudan müşterilere yansıtılıyordu. Gelinen son durumda ise bu fark müşterilerden alınamıyor. Diğer yandan kapsam dahilinde olan 15 ilde sadece yeni yatırımlara teşvik uygulanıyor. Daha önce o şehirlere yatırım yapanlar teşviklerden faydalanamıyor. Mesela Metin Tarakçı’nın genel müdürü olduğu Callpex’in Bingöl’deki 450 kişilik yatırımı ilde yeni bir çağrı merkezi açıldığında fiyatlarıyla rekabet edemeyecek.“Bu durum sektördeki taşların yerinden oynamasına neden olacak. Bir süre sonra, sektör içinde birleşmeler ve satın almalar olacaktır. Bu da işin belli gruplar elinde toplanıyor olması anlamına geliyor ki müşteri lehine fiyat rekabetini ortadan kaldıracak.” diyor Metin Tarakçı.Sanırım bu işte düzenleyicinin gördüğü, bizim görmediğimiz bir durum var. Yoksa büyümesini sürdüren alanlardan biri olarak yaklaşık 100 bin gence istihdam imkânı sağlayacak bir sektörün önü neden kesilsin ki!Genç yaşta işin başına geçti, şimdi Sabancı ile ortak inşaat yapıyor“Elime koca bir tomar para verip, o günün şartlarında bile hiç de küçük sayılmayacak bir arazinin alımı için toprak sahiplerinin karşısına yalnız başıma çıkardığında yaşım 19’du. Karar aşamasına gelince dışarı çıktım ve babamı aradım. Defalarca aramış olmama rağmen açmadı telefonunu. Şimdi anlıyorum ki o kararı benim vermemi istemişti. Bu olaydan 6 yıl sonra babamı bir trafik kazasında genç yaşta kaybettik. Beş kardeşin en büyüğüydüm, 25 yaşında işin başına geçtim. Şimdi sanki yanımdaymışçasına adeta onunla konuşuyorum. Hatta sabah biraz geciktiğimde “Zafer kalk” diyen sesini bile duyuyorum.” diyor Toya Gayrimenkul AŞ’nin Yönetim Kurulu Başkanı Zafer Topaloğlu. “İşin başına geçtiğinizde çok gençtiniz, zor olmadı mı?” diye sorduğumda da, “Babam sanki erken gideceğini bilirmişçesine işin içine erken çekti beni.” diye cevaplıyor.Soyadından da anlaşılacağı üzere Topaloğlu ailesi kuzeyden, Of’tan. Asıl işleri madencilik ancak beraberinde turizm yatırımları da var. “Başka işler yapsa da her Karadenizlinin bir işi de inşaattır.” diyor Zafer Topaloğlu. Şirket 1970 yılında kurulmuş. 43 yıllık geçmişte pek çok konut projesi var. 2008’de yeniden yapılanan şirket, sahip olduğu arazilerde farklı projeler yapma kararını vermiş ve gayrimenkul alanında önde gelen şirket olma vizyonunu koymuş. Zafer Topaloğlu şimdilerde bitirmek üzere olduğu 21 dairelik Qent İstinye lüks rezidanslarını yapıyor. Bu, daha büyük ikinci etabın da bir prototipi.Artık hizmette de sınır yokQent İstinye’de bir Sakıp Sabancı Holding iştiraki olan Dilek Gayrimenkul Yatırım ve Turizm AŞ ile birlikte çalışılıyor. Projeyi Tabanlıoğlu Mimarlık tasarlamış. İç mimariyi ise Porsche Design Studio. Qent evleri Türkiye’de çok az örneği olan yeşil bina sertifikası Leed for Homes’a da sahip. Ancak 21 dairelik bu lüks konutun bir diğer önemli özelliği daha var. Concierge hizmeti veriyor. Bu ne demek; rezervasyon, şoför kiralama, sigorta, transfer hizmetleri, yurtdışı etkinliklerinde bilet temini, vale, araç servisi, depo dolumu, araç yıkama, danışma, emanet/vestiyer, tanıtım, paket taşıma, not
Zaman
Köşe Yazıları
15.07.2013
GünseliÖOcakoğlu-Tüketiciençoknedenşikâyetediyor?Günseli Ö Ocakoğlu - Tüketici en çok neden şikâyet ediyor?
Akülü arabaya niyet, spor otomobile kısmet
Zaman
05.07.2013
11:58
Mersinde 9 ay önce 10 yaşındaki oğluna akülü araba yapmak için yola çıkan bir fabrika işçisi, yerli spor bir otomobil imal etti. Merkez Toroslar ilçesi Akbelen Mahallesinde yaşayan ve bir fabrikada makine bakım işçisi olarak çalışan Fahri Karabaş (38), çocuğuna akülü araba yapmak için evinin altındaki küçük bir dükkanda işe koyuldu. 2012 yılının Eylül ayında oyuncak araba için başlayan çalışma, aracın parçaları bir araya gelmeye başladıkça daha ciddi bir hal aldı. Bunun üzerine oyuncak araba fikrinden vazgeçen Karabaş, 9 aylık bir çalışmanın ardından kendine yerli spor bir otomobil imal etti. Yaklaşık 600 kilo ağırlığında, 1,5 metre genişliğinde ve 2,5 metre uzunluğunda üstü açık spor bir otomobil üreten Karabaş, şimdi bu aracıyla trafiğe çıkabilmenin hayalini kuruyor. Bu çalışmaya başlarken ilk etapta amacının, 10 yaşındaki oğlu Beyazıta akülü bir otomobil yapmak olduğunu belirten Fahri Karabaş, Bir minyatürle işe başladım. Ancak ileriki zamanlarda aracın daha değişik bir şekil aldığını gördüm ve bu oyuncak araba fikrinden vazgeçerek gerçek bir otomobil yapmaya karar verdim. Yaklaşık 9 ay gibi bir sürede bu otomobili ortaya çıkardım dedi. Bir fabrikada makine saha bakım işçisi olarak çalıştığını kaydeden Karabaş, aslında bu işler üzerinde daha önce bir geçmişinin olmadığını dile getirerek, Ortaya çıkan ürünün, tamamen el beceresi olduğunu düşünüyorum. Daha önce mini bir scooter imalatım olmuştu. Şimdi de hayalimde bir araba canlandırdım ve ortaya F.R.B. Okyanus adlı bu otomobil çıktı diye konuştu. Aracın imalatına önce çelik aksamlarını yaparak başladığını söyleyen Karabaş, çalışmasında ispiral, matkap, çekiç, kaynak makinesi gibi basit araçlar kullandığını belirtti. ÇOCUĞUMUZ GİBİ OLDU Otomobili, evinin altındaki küçük bir dükkanda, çoğu zaman hafta sonu ve yıllık izinlerinde çalışarak yaptığını ifade eden Karabaş, şöyle devam etti: Bu çalışma tam 9 ay sürdü. O yüzden eşim bu bizim çocuğumuz gibi diyor. Sıkıntılı günlerimiz oldu, maddi imkanlarımızı zorladık, kredi çektik ve bu şekilde bu aracı oluşturmaya çalıştık. Aracın maliyeti yaklaşık 15 bin lirayı buldu. Aracı yapmaya ilk başladığımda, insanların tepkisi, paran mı çok, parayı yolda mı buldun, başka bir araba alamaz mıydın şeklindeydi. Ancak araba bu aşamaya geldiğinde insanların tepkisi çok değişti. Herkes tebrik etti. Türkiyeye böyle bir araç kazandırdığım için teşekkür ettiler. Aracın ismindeki F.R.B.nin, kendisi, eşi ve oğlunun isimlerinin baş harfleri olduğunu, okyanusun ise, aracın şeklinden kaynaklandığını söyleyen Fahri Karabaş, Özellikle kafamda spor bir otomobil canlandırmıştım. Hiçbir arabaya benzememesi için uğraştım. Hiçbir arabadan örnek almadım. Bunu yaparken araçların krokilerini inceledim, yapılış dizaynlarını araştırdım. Bu aracı yaparken eşim çok destek verdi. İmkanlarımız çerçevesinde 800 CClik küçük bir motor koyabildik. İmkanımız olsa daha güçlü motor koyabilirdik. Aracımız Akdeniz Bölgesine uygun bir araç, üstü açık ve spor bir araba dedi. Aracın motoru ve yürüyen aksamları dışında yedek malzemesi dahil olmak üzere tamamının yerli üretim olduğunu vurgulayan Karabaş, bu aşamadan sonra yetkililerden en azından trafiğe çıkabilmek için destek beklediğini dile getirdi. Karabaş, araçtaki ay yıldızı ise şöyle açıkladı: Arabayı yaparken Türk bayrağından esinlendim. Zorlandığımda bayrağa baktım ve ondan güç aldım.
Zaman
Ana Sayfa
05.07.2013
AkülüarabayaniyetsporotomobilekısmetAkülü arabaya niyet spor otomobile kısmet
Akülü arabaya niyet, spor otomobile kısmet
Zaman
05.07.2013
11:57
Mersinde 9 ay önce 10 yaşındaki oğluna akülü araba yapmak için yola çıkan bir fabrika işçisi, yerli spor bir otomobil imal etti. Merkez Toroslar ilçesi Akbelen Mahallesinde yaşayan ve bir fabrikada makine bakım işçisi olarak çalışan Fahri Karabaş (38), çocuğuna akülü araba yapmak için evinin altındaki küçük bir dükkanda işe koyuldu. 2012 yılının Eylül ayında oyuncak araba için başlayan çalışma, aracın parçaları bir araya gelmeye başladıkça daha ciddi bir hal aldı. Bunun üzerine oyuncak araba fikrinden vazgeçen Karabaş, 9 aylık bir çalışmanın ardından kendine yerli spor bir otomobil imal etti. Yaklaşık 600 kilo ağırlığında, 1,5 metre genişliğinde ve 2,5 metre uzunluğunda üstü açık spor bir otomobil üreten Karabaş, şimdi bu aracıyla trafiğe çıkabilmenin hayalini kuruyor. Bu çalışmaya başlarken ilk etapta amacının, 10 yaşındaki oğlu Beyazıta akülü bir otomobil yapmak olduğunu belirten Fahri Karabaş, Bir minyatürle işe başladım. Ancak ileriki zamanlarda aracın daha değişik bir şekil aldığını gördüm ve bu oyuncak araba fikrinden vazgeçerek gerçek bir otomobil yapmaya karar verdim. Yaklaşık 9 ay gibi bir sürede bu otomobili ortaya çıkardım dedi. Bir fabrikada makine saha bakım işçisi olarak çalıştığını kaydeden Karabaş, aslında bu işler üzerinde daha önce bir geçmişinin olmadığını dile getirerek, Ortaya çıkan ürünün, tamamen el beceresi olduğunu düşünüyorum. Daha önce mini bir scooter imalatım olmuştu. Şimdi de hayalimde bir araba canlandırdım ve ortaya F.R.B. Okyanus adlı bu otomobil çıktı diye konuştu. Aracın imalatına önce çelik aksamlarını yaparak başladığını söyleyen Karabaş, çalışmasında ispiral, matkap, çekiç, kaynak makinesi gibi basit araçlar kullandığını belirtti. ÇOCUĞUMUZ GİBİ OLDU Otomobili, evinin altındaki küçük bir dükkanda, çoğu zaman hafta sonu ve yıllık izinlerinde çalışarak yaptığını ifade eden Karabaş, şöyle devam etti: Bu çalışma tam 9 ay sürdü. O yüzden eşim bu bizim çocuğumuz gibi diyor. Sıkıntılı günlerimiz oldu, maddi imkanlarımızı zorladık, kredi çektik ve bu şekilde bu aracı oluşturmaya çalıştık. Aracın maliyeti yaklaşık 15 bin lirayı buldu. Aracı yapmaya ilk başladığımda, insanların tepkisi, paran mı çok, parayı yolda mı buldun, başka bir araba alamaz mıydın şeklindeydi. Ancak araba bu aşamaya geldiğinde insanların tepkisi çok değişti. Herkes tebrik etti. Türkiyeye böyle bir araç kazandırdığım için teşekkür ettiler. Aracın ismindeki F.R.B.nin, kendisi, eşi ve oğlunun isimlerinin baş harfleri olduğunu, okyanusun ise, aracın şeklinden kaynaklandığını söyleyen Fahri Karabaş, Özellikle kafamda spor bir otomobil canlandırmıştım. Hiçbir arabaya benzememesi için uğraştım. Hiçbir arabadan örnek almadım. Bunu yaparken araçların krokilerini inceledim, yapılış dizaynlarını araştırdım. Bu aracı yaparken eşim çok destek verdi. İmkanlarımız çerçevesinde 800 CClik küçük bir motor koyabildik. İmkanımız olsa daha güçlü motor koyabilirdik. Aracımız Akdeniz Bölgesine uygun bir araç, üstü açık ve spor bir araba dedi. Aracın motoru ve yürüyen aksamları dışında yedek malzemesi dahil olmak üzere tamamının yerli üretim olduğunu vurgulayan Karabaş, bu aşamadan sonra yetkililerden en azından trafiğe çıkabilmek için destek beklediğini dile getirdi. Karabaş, araçtaki ay yıldızı ise şöyle açıkladı: Arabayı yaparken Türk bayrağından esinlendim. Zorlandığımda bayrağa baktım ve ondan güç aldım.
Zaman
Güncel
05.07.2013
AkülüarabayaniyetsporotomobilekısmetAkülü arabaya niyet spor otomobile kısmet
Başbakan olayların sebebini açıkladı
Zaman
03.06.2013
00:12
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Taksim Gezi Parkında yaşanan olaylarla ilgili Habertürk televizyonunda açıklamalarda bulundu.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Habertürk, Show TV ve Bloomberg TVden ortak canlı yayınlananTeke Tek Özelde Fatih Altaylının sorularını yanıtladı.İşte Başbakanın konuşmasından notlar:- Ceylan Otel yapılırken eylemcilerin nerede olduğunu soran Erdoğan, Hiltonun önündeki parkla ilgili benim verdiğim kavgayı herhalde takip etmişsinizdir. Orayı bizden alıp vereceklerdi. O ilçenin sınırlarının içinde olduğu belediye yeşil ışık yaktı.- Mesela, Koç Üniversitesinin olduğu yer. Dört dörtlük bir ormandı. On yaş ve üzeri ormandı. Burasıyla ilgili benim savaşım var. Ben o zaman yalnız kaldım, ben o zaman yalnız kaldım. O zaman o üniversiteyi yapamazlardı. Ben cezaevindeyken dönemin cumhurbaşkanı bunu engellemek isteyenler şimdi nerede dedi. Biz davayı devam ettirdik, sonunda devlet kazandı. Şu anda burası bizde. Alacağımız ücretin mahkemesi sürüyor.- Şu anda elimde benim bir metin var. Bu metin bu üniversitenin rektör tarafından gönderilmiş bir metin. Değerli öğrenciler şehirdeki olağanüstü durum itibariyle, sınavlara katılamayacak bütün öğrenciler, sağlık raporu getirmeksizin, önümüzdeki günlerde telafi sınavı alabileceklerdir isim ve rektör. Zekeriyaköy nere, Taksim nere? Bu okul öğrencilerinin büyük kısmı yatılı. Bu yazıdan farklı şeyler algılıyorum. Aynı şeyi ODTÜde, Hacettepede de gördük. Üniversite yönetimlerinin de öğrencilere hakim olamayışları noktasında ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Ben açıklama yaptım ne dedim? Polis burada biber gazı kullanmak suretiyle aşırı gitmiştir. Diyelim ki dün polis bunların hiç birini yapmadılar. Ne yaptılar? Polisin aracını falan yaktılar şeklinde konuştu. :- Bir demokrasi mücadelesiyle sandıkta verilir Meydanları yakıp yıkarak mücadele verilmez.- Polis biber gazı sıkarak olaylarda aşırı gitmiştir.10 TANE TAŞINAN 2 TANE DE KESİLEN AĞAÇ VARErdoğan, Gezi Parkındaki olaylara ilişkin orada 10 tane sökülen ve taşınan, 2 tane de kesilen ağaç olduğunu belirterek, Burada Topçu Kışlası vardı. Mimarisi çok farklı ve güzel bir mimariydi. Taksim Gezi Parkı ile ilgili çalışmalar benim önüme geldi belediye başkanlığı dönemimde. Baktım ki merkezi yönetim bana destek vermiyor, o işten vazgeçtim. Başbakan olduktan sonra tekrar gündeme getirdim. Baktım ki nefis olacak bunu yaparsak. Hem orada yeşili ve tarihi yeniden kazanırız ve yayalaştırmayı yapacağız. Ona başladık. Bir başka hedef de AKMyi yıkmak. Yan taraftaki ve arka taraftaki boşluğu da katarak çok büyük bir kültür merkezi yapmayı düşünüyoruz. Bu tarihi eserin zaten aslı var. Bunun nasıl yapılacağını sormanın gereği yok. CHP tarafından yerle yeksan edilmiş bir eseri biz yeniden kazandırıyoruz dedi.ASIL SEBEP GEZİ PARKI DEĞİL- Taksimde aslında meselenin AVM ve Gezi Parkı olmadığını dile getiren Erdoğan, Bir İstinye Park gibi bir şey oraya yapılabilir mi? Şehir Müzesi olayını telaffuz ettik biz diye konuştu.İstanbulda bir şehir müzesi olmadığını belirten Erdoğan, Bunun dışında biz bir büyük bir milli kütüphane de düşünüyoruz. Rami Kışlası, milli kütüphane olacak. Şimdi bunlar buna da kıyamet koparır. Zaten şu anda Rami Kışlası diye bir şey kalmamış dedi.MHP, BDP BULAŞMADI, CHP YANLIZ KALDI- Bu işi körükleyenlerin arasında onları görüyoruz. Bütün olumsuzluklarına rağmen MHP bu işin ilerisine bulaşmadı. BDP de bu işin içerisine bulaşmadı. CHP ortada yanlız kaldı. Önümde bazı resimler var. Bunlar yakılıp yıkılan bazı araçlar, belediye otobüsleri. Burada aşırı uçlar var. Projede CHP’nin onayı var.24 SAATLİK HASAR BİLANÇOSU- Hasarlara bakıyoruz resmi rakamlar bunlar 1 Haziran 2013 tarihinden itibaren, 2 Haziran 2013 saat 11.00e kadar gerçekleşen olaylarda, 89 polis aracı, 42 özel araç, 4 otobüs, 18 belediye aracı, 4 bize ait bina, 94 iş yeri, 1 konut, 1 polis merkezi, çok sayıda otobüs durağı yakılıp yıkıldı. Gazetelerin araçları yıkıldı. Neyin karşılığı bu. Sizin seçim haklarınız mı elinizden alındı. Neden acaba. Bunun cevabını sizler bulabildiniz mi?TEKEL İŞÇİLERİNDE DE YAŞADIK- Her ülkenin kendine ait kültürel yapısı var. İnsanın da genlerinde olan bazı yaklaşım tarzları var. Bizde bu tür bazı gruplar belli yerlere yerleştiklerinde oradan çıkmayı bilmeye bilirler. Terörize edebilirler. Tekel işçileri meselesinde yaşadık. Aylarca yemek içme konusunda destek verelim dedik. Tüm bunlara rağmen aylardır sorun çözüme kavuşmadı. Tekliflerimiz oldu. Yasal düzenlemelerimiz vardı. Burada da atılan adımlar vardı. Onların yaklaşım tarzına cevap veremeyecek tarzda değildi. Doğru samimi yaklaşımlardı. Şimdi Twitter denen bir bela var. Yalanın daniskası burada. Sosyal medya denilen şey toplumun baş belasıdır. Bu denli yalanlar. Ağaçlarda sallandıracaklar. 100 tane islamcı Taksimde kaleşnikofla saldırıyor. Toplum bu şekilde terörize edildi.PHOTOSHOPLU FOTOĞRAFLAR
Zaman
En Çok Okunan
03.06.2013
BaşbakanolaylarınsebebiniaçıkladıBaşbakan olayların sebebini açıkladı
'Alkolü yasaklamadık, bir çerçeve çiziyoruz'
Zaman
31.05.2013
12:00
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, alkol düzenlemesi ile bütün milletin menfaatini sağlamayı amaçladıklarını söyledi. Alkolü tümü ile yasaklamadıklarını ifade eden Erdoğan, Bir çerçeve çiziyoruz. Bir yasak filan kaldırma söz konusu değil. İfadelerimizden esinlenenler oluyor. Memnunum gündem oluşuyor. Bir Başbakan gündem oluşturamıyorsa bu görevde de kalmasın. ifadesini kullandı.Türkiyenin Tütün Kontrolündeki Başarısı ve 2012 Küresel Yetişkin Tütün Araştırması Sonuçları Tanıtım Toplantısı Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Buradaki toplantıya Başbakan Erdoğanın yanı sıra eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve diğer yetkililer katıldı.Erdoğan burada yaptığı konuşmada tütün kullanımında geçmiş yıllara oranla azalma yaşandığını söyledi. Kapalı alanlarda sigara içilmemesi ile ilgili hayata geçirilen yasayı hatırlatan Erdoğan, Başbakanlıkın koridorlarında yürümekte zorlanıyordum. Aktif içiciler vardı. Ben pasif içiciydim. Dumansız havaya şiddetle ihtiyacımız vardı. Müsteşarıma dedim ki, Ne yap yap süratle bu odalar kontrol altına alınması lazım, biranda yayınlanan genelge ile artık o sıkıntılı havadan kurtulmaya başladık. Bu dumansı havayı koridorlarda yaşamaya başladık. Tütün ürünleri üretmediği halde sigaranın zararlı etkilerine maruz kalan insanlarımızı korumak asıl amacımız. ifadelerini kullandı.Sigara yasağının gelmesini eleştirenlerin olduğunu belirten Erdoğan, Birileri sigara yasağı yüzünden binlerce iş yerinin kapanacağını iddia etmişti. Kanunun iptali için mahkemeye götürülmüştü. Yüzde 82 vergi uygulaması yapıyoruz şuanda. 20 milyar gibi bir gelirimiz var. Buna rağmen yine para kazanıyorlar, işlerine devam ediyorlar. Bugün özellikle baktığımız zaman söz konusu endişelerin doğru olmadığını görüyoruz. Sigara içme yasağından sonra yeme içme sektöründeki iş yeri sayısı artmıştır. diye konuştu.İBBnin tarihi birçok iş yerini halkın kullanımına açtıklarını ifade eden Erdoğan, İBBnin Hidiv Kasrı gibi birçok yerleri vardı. Buralar sadece belli bir azınlığın kullandığı yerlerdi. Biz burayı halkımıza açtık. Kapalı bölümlerde alkol sigara yasak dedik. Bu defa buralar tıklım tıklım dolmaya başladı. O gün bugündür bu tesisler dolmaktadır. Demek ki azınlığın çoğunluğa tahakkümü var. Şimdi tütün alkol bütün bunlar anayasanın 58. maddesinin hükmüdür. Devlet alkolden korumakla mükelleftir. Sigaraya uyguladığımız yüksek vergi. Başbakan Erdoğan olarak Anadoluda gittiğim yerlerde vatandaşın elinden sigarayı alıyorum. Beni seviyor musun? Diyorum, çok seviyorum diyor. Beni sevdiğini anlamam için şu sigarayı ver diyorum. Söz istiyorum. Sigarayı bıraktım diyeceksin diyorum. İnşallah diyor. İnşallah maşallah olmaz. Tamam Başbakanım sigarayı bıraktım diyor. Paketi alıyorum. Üstüne ismini yazıyorum. Evde birikmiş sigara paketleri var. şeklinde konuştu.Sigara ve alkolle mücadelede başarıyı yakalamak istediklerinin altını çizen Erdoğan, Silahlı terörle mücadeleyi başarılı şekilde sonuçlandırma aşamasına gelen Türkiyenin bize bu kadar zarar veren tütün ve alkolle mücadelede aynı başarıyı yakalamasını istiyorum. Aklı selim hakim olduğu zaman bazıları diyor ki; trafik terörü. Trafik terörünün nedenlerine bakıyor musun? Ağırlıklı nedeni alkollü araç kullanmaktır. Birçok kazada koltuğun altında alkol şişesi. Sen alkollü araç kullanıyorsun, diğer araçtaki insanın hayatına kast ediyorsun. Buna hakkın var mı? Bunlara karşı bizim ortak mücadele vermemiz lazım. Dünyada 1,2 milyar kişi sigara içiyor. Dünyada her yıl 5 milyon kişi tütün kullanımına bağlı hayatını kaybediyor. ifadelerini kullandı.BİZ ALKOLÜ MÜ YASAKLADIK?Yeni alkol düzenlemesi hakkında konuşan Erdoğan, Biz alkolü mü yasakladık? Hayır biz bir tercih yeni bir çerçeve ortaya koyduk. Okullara yüz metre mesafede açık veya kapalı alkol satışı olmayacak. Camilere yüz metre mesafede alkol satışı olmayacak. Bundan böyle alkol satışı 22.00 ile 06.00 arasında yapılamayacak. Karayollarında benzin istasyonunda alkol satışı olmayacak. Aynı şekilde belli bir yaş altı olanlara alkol satışı yapılamayacak. Bir çerçeve çiziyoruz. Bir yasak filan kaldırma söz konusu değil. İfadelerimizden esinlenenler oluyor. Memnunum gündem oluşuyor. Bir Başbakan gündem oluşturamıyorsa bu görevde de kalmasın. Bizim için esas olan milletimizin tamamının menfaatidir. Birilerinin keyfi bozulacak diye milletimizin tamamının sağlığını koruyacak adımlardan geri durmayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. şeklinde konuştu.(CİHAN)
Zaman
Politika
31.05.2013
AlkolüyasaklamadıkbirçerçeveçiziyoruzAlkolü yasaklamadık bir çerçeve çiziyoruz
'Alkolü yasaklamadık, bir çerçeve çiziyoruz '
Zaman
31.05.2013
11:48
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, alkol düzenlemesi ile bütün milletin menfaatini sağlamayı amaçladıklarını söyledi. Alkolü tümü ile yasaklamadıklarını ifade eden Erdoğan, Bir çerçeve çiziyoruz. Bir yasak filan kaldırma söz konusu değil. İfadelerimizden esinlenenler oluyor. Memnunum gündem oluşuyor. Bir Başbakan gündem oluşturamıyorsa bu görevde de kalmasın. ifadesini kullandı.Türkiyenin Tütün Kontrolündeki Başarısı ve 2012 Küresel Yetişkin Tütün Araştırması Sonuçları Tanıtım Toplantısı Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Buradaki toplantıya Başbakan Erdoğanın yanı sıra eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve diğer yetkililer katıldı.Erdoğan burada yaptığı konuşmada tütün kullanımında geçmiş yıllara oranla azalma yaşandığını söyledi. Kapalı alanlarda sigara içilmemesi ile ilgili hayata geçirilen yasayı hatırlatan Erdoğan, Başbakanlıkın koridorlarında yürümekte zorlanıyordum. Aktif içiciler vardı. Ben pasif içiciydim. Dumansız havaya şiddetle ihtiyacımız vardı. Müsteşarıma dedim ki, Ne yap yap süratle bu odalar kontrol altına alınması lazım, biranda yayınlanan genelge ile artık o sıkıntılı havadan kurtulmaya başladık. Bu dumansı havayı koridorlarda yaşamaya başladık. Tütün ürünleri üretmediği halde sigaranın zararlı etkilerine maruz kalan insanlarımızı korumak asıl amacımız. ifadelerini kullandı.Sigara yasağının gelmesini eleştirenlerin olduğunu belirten Erdoğan, Birileri sigara yasağı yüzünden binlerce iş yerinin kapanacağını iddia etmişti. Kanunun iptali için mahkemeye götürülmüştü. Yüzde 82 vergi uygulaması yapıyoruz şuanda. 20 milyar gibi bir gelirimiz var. Buna rağmen yine para kazanıyorlar, işlerine devam ediyorlar. Bugün özellikle baktığımız zaman söz konusu endişelerin doğru olmadığını görüyoruz. Sigara içme yasağından sonra yeme içme sektöründeki iş yeri sayısı artmıştır. diye konuştu.İBBnin tarihi birçok iş yerini halkın kullanımına açtıklarını ifade eden Erdoğan, İBBnin Hidiv Kasrı gibi birçok yerleri vardı. Buralar sadece belli bir azınlığın kullandığı yerlerdi. Biz burayı halkımıza açtık. Kapalı bölümlerde alkol sigara yasak dedik. Bu defa buralar tıklım tıklım dolmaya başladı. O gün bugündür bu tesisler dolmaktadır. Demek ki azınlığın çoğunluğa tahakkümü var. Şimdi tütün alkol bütün bunlar anayasanın 58. maddesinin hükmüdür. Devlet alkolden korumakla mükelleftir. Sigaraya uyguladığımız yüksek vergi. Başbakan Erdoğan olarak Anadoluda gittiğim yerlerde vatandaşın elinden sigarayı alıyorum. Beni seviyor musun? Diyorum, çok seviyorum diyor. Beni sevdiğini anlamam için şu sigarayı ver diyorum. Söz istiyorum. Sigarayı bıraktım diyeceksin diyorum. İnşallah diyor. İnşallah maşallah olmaz. Tamam Başbakanım sigarayı bıraktım diyor. Paketi alıyorum. Üstüne ismini yazıyorum. Evde birikmiş sigara paketleri var. şeklinde konuştu.Sigara ve alkolle mücadelede başarıyı yakalamak istediklerinin altını çizen Erdoğan, Silahlı terörle mücadeleyi başarılı şekilde sonuçlandırma aşamasına gelen Türkiyenin bize bu kadar zarar veren tütün ve alkolle mücadelede aynı başarıyı yakalamasını istiyorum. Aklı selim hakim olduğu zaman bazıları diyor ki; trafik terörü. Trafik terörünün nedenlerine bakıyor musun? Ağırlıklı nedeni alkollü araç kullanmaktır. Birçok kazada koltuğun altında alkol şişesi. Sen alkollü araç kullanıyorsun, diğer araçtaki insanın hayatına kast ediyorsun. Buna hakkın var mı? Bunlara karşı bizim ortak mücadele vermemiz lazım. Dünyada 1,2 milyar kişi sigara içiyor. Dünyada her yıl 5 milyon kişi tütün kullanımına bağlı hayatını kaybediyor. ifadelerini kullandı.BİZ ALKOLÜ MÜ YASAKLADIK?Yeni alkol düzenlemesi hakkında konuşan Erdoğan, Biz alkolü mü yasakladık? Hayır biz bir tercih yeni bir çerçeve ortaya koyduk. Okullara yüz metre mesafede açık veya kapalı alkol satışı olmayacak. Camilere yüz metre mesafede alkol satışı olmayacak. Bundan böyle alkol satışı 22.00 ile 06.00 arasında yapılamayacak. Karayollarında benzin istasyonunda alkol satışı olmayacak. Aynı şekilde belli bir yaş altı olanlara alkol satışı yapılamayacak. Bir çerçeve çiziyoruz. Bir yasak filan kaldırma söz konusu değil. İfadelerimizden esinlenenler oluyor. Memnunum gündem oluşuyor. Bir Başbakan gündem oluşturamıyorsa bu görevde de kalmasın. Bizim için esas olan milletimizin tamamının menfaatidir. Birilerinin keyfi bozulacak diye milletimizin tamamının sağlığını koruyacak adımlardan geri durmayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. şeklinde konuştu.(CİHAN)
Zaman
Politika
31.05.2013
AlkolüyasaklamadıkbirçerçeveçiziyoruzAlkolü yasaklamadık bir çerçeve çiziyoruz
'Alkolü yasaklamadık, bir çerçeve çiziyoruz '
Zaman
31.05.2013
11:44
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, alkol düzenlemesi ile bütün milletin menfaatini sağlamayı amaçladıklarını söyledi. Alkolü tümü ile yasaklamadıklarını ifade eden Erdoğan, Bir çerçeve çiziyoruz. Bir yasak filan kaldırma söz konusu değil. İfadelerimizden esinlenenler oluyor. Memnunum gündem oluşuyor. Bir Başbakan gündem oluşturamıyorsa bu görevde de kalmasın. ifadesini kullandı.Türkiyenin Tütün Kontrolündeki Başarısı ve 2012 Küresel Yetişkin Tütün Araştırması Sonuçları Tanıtım Toplantısı Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Buradaki toplantıya Başbakan Erdoğanın yanı sıra eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve diğer yetkililer katıldı.Erdoğan burada yaptığı konuşmada tütün kullanımında geçmiş yıllara oranla azalma yaşandığını söyledi. Kapalı alanlarda sigara içilmemesi ile ilgili hayata geçirilen yasayı hatırlatan Erdoğan, Başbakanlıkın koridorlarında yürümekte zorlanıyordum. Aktif içiciler vardı. Ben pasif içiciydim. Dumansız havaya şiddetle ihtiyacımız vardı. Müsteşarıma dedim ki, Ne yap yap süratle bu odalar kontrol altına alınması lazım, biranda yayınlanan genelge ile artık o sıkıntılı havadan kurtulmaya başladık. Bu dumansı havayı koridorlarda yaşamaya başladık. Tütün ürünleri üretmediği halde sigaranın zararlı etkilerine maruz kalan insanlarımızı korumak asıl amacımız. ifadelerini kullandı.Sigara yasağının gelmesini eleştirenlerin olduğunu belirten Erdoğan, Birileri sigara yasağı yüzünden binlerce iş yerinin kapanacağını iddia etmişti. Kanunun iptali için mahkemeye götürülmüştü. Yüzde 82 vergi uygulaması yapıyoruz şuanda. 20 milyar gibi bir gelirimiz var. Buna rağmen yine para kazanıyorlar, işlerine devam ediyorlar. Bugün özellikle baktığımız zaman söz konusu endişelerin doğru olmadığını görüyoruz. Sigara içme yasağından sonra yeme içme sektöründeki iş yeri sayısı artmıştır. diye konuştu.İBBnin tarihi birçok iş yerini halkın kullanımına açtıklarını ifade eden Erdoğan, İBBnin Hidiv Kasrı gibi birçok yerleri vardı. Buralar sadece belli bir azınlığın kullandığı yerlerdi. Biz burayı halkımıza açtık. Kapalı bölümlerde alkol sigara yasak dedik. Bu defa buralar tıklım tıklım dolmaya başladı. O gün bugündür bu tesisler dolmaktadır. Demek ki azınlığın çoğunluğa tahakkümü var. Şimdi tütün alkol bütün bunlar anayasanın 58. maddesinin hükmüdür. Devlet alkolden korumakla mükelleftir. Sigaraya uyguladığımız yüksek vergi. Başbakan Erdoğan olarak Anadoluda gittiğim yerlerde vatandaşın elinden sigarayı alıyorum. Beni seviyor musun? Diyorum, çok seviyorum diyor. Beni sevdiğini anlamam için şu sigarayı ver diyorum. Söz istiyorum. Sigarayı bıraktım diyeceksin diyorum. İnşallah diyor. İnşallah maşallah olmaz. Tamam Başbakanım sigarayı bıraktım diyor. Paketi alıyorum. Üstüne ismini yazıyorum. Evde birikmiş sigara paketleri var. şeklinde konuştu.Sigara ve alkolle mücadelede başarıyı yakalamak istediklerinin altını çizen Erdoğan, Silahlı terörle mücadeleyi başarılı şekilde sonuçlandırma aşamasına gelen Türkiyenin bize bu kadar zarar veren tütün ve alkolle mücadelede aynı başarıyı yakalamasını istiyorum. Aklı selim hakim olduğu zaman bazıları diyor ki; trafik terörü. Trafik terörünün nedenlerine bakıyor musun? Ağırlıklı nedeni alkollü araç kullanmaktır. Birçok kazada koltuğun altında alkol şişesi. Sen alkollü araç kullanıyorsun, diğer araçtaki insanın hayatına kast ediyorsun. Buna hakkın var mı? Bunlara karşı bizim ortak mücadele vermemiz lazım. Dünyada 1,2 milyar kişi sigara içiyor. Dünyada her yıl 5 milyon kişi tütün kullanımına bağlı hayatını kaybediyor. ifadelerini kullandı.BİZ ALKOLÜ MÜ YASAKLADIK?Yeni alkol düzenlemesi hakkında konuşan Erdoğan, Biz alkolü mü yasakladık? Hayır biz bir tercih yeni bir çerçeve ortaya koyduk. Okullara yüz metre mesafede açık veya kapalı alkol satışı olmayacak. Camilere yüz metre mesafede alkol satışı olmayacak. Bundan böyle alkol satışı 22.00 ile 06.00 arasında yapılamayacak. Karayollarında benzin istasyonunda alkol satışı olmayacak. Aynı şekilde belli bir yaş altı olanlara alkol satışı yapılamayacak. Bir çerçeve çiziyoruz. Bir yasak filan kaldırma söz konusu değil. İfadelerimizden esinlenenler oluyor. Memnunum gündem oluşuyor. Bir Başbakan gündem oluşturamıyorsa bu görevde de kalmasın. Bizim için esas olan milletimizin tamamının menfaatidir. Birilerinin keyfi bozulacak diye milletimizin tamamının sağlığını koruyacak adımlardan geri durmayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. şeklinde konuştu.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
31.05.2013
AlkolüyasaklamadıkbirçerçeveçiziyoruzAlkolü yasaklamadık bir çerçeve çiziyoruz
Erdoğan: Bir çerçeve çiziyoruz, alkolü yasaklamadık
Zaman
31.05.2013
11:42
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, alkol düzenlemesi ile bütün milletin menfaatini sağlamayı amaçladıklarını söyledi. Alkolü tümü ile yasaklamadıklarını ifade eden Erdoğan, Bir çerçeve çiziyoruz. Bir yasak filan kaldırma söz konusu değil. İfadelerimizden esinlenenler oluyor. Memnunum gündem oluşuyor. Bir Başbakan gündem oluşturamıyorsa bu görevde de kalmasın. ifadesini kullandı.Türkiyenin Tütün Kontrolündeki Başarısı ve 2012 Küresel Yetişkin Tütün Araştırması Sonuçları Tanıtım Toplantısı Lütfi Kırdar Kongre Merkezinde gerçekleştirildi. Buradaki toplantıya Başbakan Erdoğanın yanı sıra eşi Emine Erdoğan, Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ve diğer yetkililer katıldı.Erdoğan burada yaptığı konuşmada tütün kullanımında geçmiş yıllara oranla azalma yaşandığını söyledi. Kapalı alanlarda sigara içilmemesi ile ilgili hayata geçirilen yasayı hatırlatan Erdoğan, Başbakanlıkın koridorlarında yürümekte zorlanıyordum. Aktif içiciler vardı. Ben pasif içiciydim. Dumansız havaya şiddetle ihtiyacımız vardı. Müsteşarıma dedim ki, Ne yap yap süratle bu odalar kontrol altına alınması lazım, biranda yayınlanan genelge ile artık o sıkıntılı havadan kurtulmaya başladık. Bu dumansı havayı koridorlarda yaşamaya başladık. Tütün ürünleri üretmediği halde sigaranın zararlı etkilerine maruz kalan insanlarımızı korumak asıl amacımız. ifadelerini kullandı.Sigara yasağının gelmesini eleştirenlerin olduğunu belirten Erdoğan, Birileri sigara yasağı yüzünden binlerce iş yerinin kapanacağını iddia etmişti. Kanunun iptali için mahkemeye götürülmüştü. Yüzde 82 vergi uygulaması yapıyoruz şuanda. 20 milyar gibi bir gelirimiz var. Buna rağmen yine para kazanıyorlar, işlerine devam ediyorlar. Bugün özellikle baktığımız zaman söz konusu endişelerin doğru olmadığını görüyoruz. Sigara içme yasağından sonra yeme içme sektöründeki iş yeri sayısı artmıştır. diye konuştu.İBBnin tarihi birçok iş yerini halkın kullanımına açtıklarını ifade eden Erdoğan, İBBnin Hidiv Kasrı gibi birçok yerleri vardı. Buralar sadece belli bir azınlığın kullandığı yerlerdi. Biz burayı halkımıza açtık. Kapalı bölümlerde alkol sigara yasak dedik. Bu defa buralar tıklım tıklım dolmaya başladı. O gün bugündür bu tesisler dolmaktadır. Demek ki azınlığın çoğunluğa tahakkümü var. Şimdi tütün alkol bütün bunlar anayasanın 58. maddesinin hükmüdür. Devlet alkolden korumakla mükelleftir. Sigaraya uyguladığımız yüksek vergi. Başbakan Erdoğan olarak Anadoluda gittiğim yerlerde vatandaşın elinden sigarayı alıyorum. Beni seviyor musun? Diyorum, çok seviyorum diyor. Beni sevdiğini anlamam için şu sigarayı ver diyorum. Söz istiyorum. Sigarayı bıraktım diyeceksin diyorum. İnşallah diyor. İnşallah maşallah olmaz. Tamam Başbakanım sigarayı bıraktım diyor. Paketi alıyorum. Üstüne ismini yazıyorum. Evde birikmiş sigara paketleri var. şeklinde konuştu.Sigara ve alkolle mücadelede başarıyı yakalamak istediklerinin altını çizen Erdoğan, Silahlı terörle mücadeleyi başarılı şekilde sonuçlandırma aşamasına gelen Türkiyenin bize bu kadar zarar veren tütün ve alkolle mücadelede aynı başarıyı yakalamasını istiyorum. Aklı selim hakim olduğu zaman bazıları diyor ki; trafik terörü. Trafik terörünün nedenlerine bakıyor musun? Ağırlıklı nedeni alkollü araç kullanmaktır. Birçok kazada koltuğun altında alkol şişesi. Sen alkollü araç kullanıyorsun, diğer araçtaki insanın hayatına kast ediyorsun. Buna hakkın var mı? Bunlara karşı bizim ortak mücadele vermemiz lazım. Dünyada 1,2 milyar kişi sigara içiyor. Dünyada her yıl 5 milyon kişi tütün kullanımına bağlı hayatını kaybediyor. ifadelerini kullandı.BİZ ALKOLÜ MÜ YASAKLADIK?Yeni alkol düzenlemesi hakkında konuşan Erdoğan, Biz alkolü mü yasakladık? Hayır biz bir tercih yeni bir çerçeve ortaya koyduk. Okullara yüz metre mesafede açık veya kapalı alkol satışı olmayacak. Camilere yüz metre mesafede alkol satışı olmayacak. Bundan böyle alkol satışı 22.00 ile 06.00 arasında yapılamayacak. Karayollarında benzin istasyonunda alkol satışı olmayacak. Aynı şekilde belli bir yaş altı olanlara alkol satışı yapılamayacak. Bir çerçeve çiziyoruz. Bir yasak filan kaldırma söz konusu değil. İfadelerimizden esinlenenler oluyor. Memnunum gündem oluşuyor. Bir Başbakan gündem oluşturamıyorsa bu görevde de kalmasın. Bizim için esas olan milletimizin tamamının menfaatidir. Birilerinin keyfi bozulacak diye milletimizin tamamının sağlığını koruyacak adımlardan geri durmayacağımızdan kimsenin şüphesi olmasın. şeklinde konuştu.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
31.05.2013
ErdoğanBirçerçeveçiziyoruzalkolüyasaklamadıkErdoğan Bir çerçeve çiziyoruz alkolü yasaklamadık
16:20 - Engellilere asansörlü otobüs
Takvim
27.06.2012
19:17
Üst segment karayolu yolcu taşımacılığında 75 yıldır hizmet veren Ulusoy ile 65 yıldır hizmet vererek sektörün önde gelen firmalarından biri olan Varanın birleşmesinin ardından Varan Genel Müdürü İmran Okumuşun kapısını çaldık. Ulusoy ve Varanın toplam karayolu yolcu taşımacılığı pazarının %10luk bir kısmına sahip olduğunu söyleyen Okumuş, Türkiyenin yerel firması olduklarını özellikle belirtiyor.

Bölgesel otobüsçülüğü bölgesel firmaların yapması gerektiğinin altını çizen ve bölgesel firmaları her zaman desteklediklerini ve birlikte çalıştıklarını belirten Okumuşun aynı zamanda bir müjdesi var. Gelecek yıl yollarda engellilere yönelik özel asansörlü otobüsler olacak.

Üst segment karayolu yolcu taşımacılığında iki dev firma nasıl bir araya geldi?

Ulusoy, üst segment karayolu yolcu taşımacılığında 75 yıldır hizmet veriyor. Aynı zamanda sektörün lideri. Varan da karayolu yolcu taşımacılığında 65 yıldır faaliyette olan sektörün önde gelen lider firmalarından biridir. Varanın satış süreci içerisinde bizim dışımızda sektörden başka firmalarla da görüşmeleri olmuştu. Bize de teklif geldi ve bu teklifi Ulusoy ailesi değerlendirdi. Varanı alma sebebimiz Türkiyedeki yolcu profilimizle, Varanın yolcu profilinin aynı olmasıdır. Aynı zamanda 75 ve de 65 yıllık sektörün iki lider firmasının bir araya gelmesinin doğru olacağını düşündük. Diğer türlü Varanın kapanma konusu gündeme gelmişti. Bizimde kapanmasına gönlümüz razı gelmedi.

Bu birleşme sonrasında neler değişti, neler değişmedi?

Üst segment karayolu yolcu taşımacılığında pazar lideri olan Ulusoy ve Varan toplam karayolu yolcu taşımacılığı toplam pazarının %10luk bir kısmına sahip. Bu oran 2012 yılında hayata geçirdiğimiz özenli ve yoğun çalışmalarımız sayesinde daha da artacak. Ulusoyun 75 yıllık tecrübesinin yanında Varanın 65 yıllık geçmişini korumak ve geliştirmek bizim öncelikli görevimiz. Varan markasının yeni yönetim anlayışı ve yapılanması sayesinde yolcularımızın daha memnun olacağına eminiz. Yolcularımızın güveni, memnuniyeti ve rahatı için elimizden geleni hakkıyla gerçekleştiriyoruz.

Bu otobüsler çok teknolojik

Şimdilerde otobüs şirketleri teknolojinin bütün nimetlerinden faydalanıyor. Ulusoy ve Varanın bu konudaki farklılıklarından bahsedebilir misiniz?

Bizim Ulusoy ve Varan olarak bu konuda farklı bir konseptimiz var. %100 bütün otobüslerimizde her yolcunun önünde ekranlar var. Bu ekranlardan yolcumuz internete girmekten tutunda oyun oynamaya, film izlemeye kadar her şeyi yapabiliyor. Türkiyede bu konuda da tekiz. Karayolu Ulaşım Sektörünün çok üstünde bir teknoloji kullandığımızı özellikle belirtmek istiyorum. Her müşterimiz için koltuklarının hemen yanında prizlerimiz var. Bu prizlerden telefonlarını ve bilgisayarlarını şarj edebiliyorlar. Ayrıca araç takip sistemimiz var. Araçların seyir halinde hareketlerini her şekilde kontrol ediyoruz. Kaptanlarımızın yolda seyir halindeyken bırakın sadece hızlarını, vites değiştirmesini bile takip eden bir şirketiz.

Bu çalışmalar için bir AR-GE ekibiniz var mı?

Elbette. AR-GE birimimiz sektörel araştırmalar yapıyor. Müşteri beklentilerimizi arkadaşlarımızın yapmış olduğu bu çalışmalar sonunda planlıyoruz.

Özel terminal kullanan tek firma

Peki, şu anda üzerinde çalıştığınız herhangi bir proje var mı?

Biz Türkiyede özel terminal kullanan tek firmayız. Ankara ve İzmirin yanı sıra İstanbulda üç tane özel terminalimiz var. Ücretsiz otoparklarımızla, bekleme salonlarımızla ve ikramlarımızla özel terminallerimizde de en iyi hizmeti veriyoruz. Bu yıl otobüs filomuzun yanı sıra servis aracı filomuzu da baştan yeniledik. Filomuzda var olan servis araçlarına ek 60 yeni servis aracı ile birlikte servis aracı filomuzu geliştirdik. Bunların hepsi klimalı, son model, yeni ve de konforlu araçlar, güven bizler için yolcularımızın evinden çıktıkları noktadan gidecekleri son noktaya kadar devam eden bir bütündür. Kısacası müşterilerimizi her araçta taşımıyoruz. Ayrıca yolcu artışlarıyla ilgili planlamalar yapıyoruz. Biz klasik, standart sefer açan bir firma değiliz. Örneğin, bizde 2012nin programı 2011 yılının Eylül ayında yapılır. Stratejilerimizi yola çıkmadan önce belirleriz. Şimdi 2013ün programını 2012 yılının Eylül ayında yapacağız. Bir sene öncesinden programlarımızı yaparız. Böylelikle bir sene sonrasında taşıyacağımız yolcuyu önceden belirliyoruz. Bizim günlük yapacağımız ikram, sunacağımız koltuk kapasitesi bile öncesinden bellidir. Orta ve uzun vadeli planlar yapmadan hiçbir adım atmıyoruz.

Türkiyenin yerel firmasıyız

Geçtiğimiz yıl ne kadar yolcu taşındı?

Geçtiğimiz yıl 3 milyon yolcu taşıdık. Bu yıl Ulusoyda hedefimiz 4 milyon yolcu taşımak. Varanda ise 1
Takvim
Son Dakika
27.06.2012
1620-Engellilereasansörlüotobüs1620 - Engellilere asansörlü otobüs
09:21 - Hesabınızda 1 kuruş bile bırakmayın
Takvim
29.05.2012
13:51
Hesabınızda kalan kırıntı bakiyeler bankalar tarafından faizleri ile birlikte katlanarak kapınıza büyük meblağ olarak hatta icra mektubu ile gelebilir.

Tüketiciler, bir şikayet portalına gönderdikleri şikayetlerle bankaların kalan bakiye kırıntılarını nasıl kendi lehine çevirerek müşterilerini mağdur ettiklerini anlattı.

İşte banka mağdurlarının başına gelenler;

3,5 TL 2 YILDA 470 TL OLMUŞ

Telefonuma gelen sms ile bankanıza asgari ödemesi 67,40 TL olan bir borç bildirildi. Gerekçe olarak bu hesaptan ekim 2009 da 3,5 TL lik faturanın otomatik ödeme talimatı ile ödenmiş olmasını gösterdiler. Ayrıca 3.5 TLlik borç faizlerle birlikte 470 TL gibi hatırı sayılır bir rakama ulaştığında tarafıma hem mail hem sms ile bilgisi geldi. Burada kesinlikle art niyetli bir yaklaşım olduğuna inanıyorum. Telefon numaram ve mail adresim elinizde bulunmaktayken bir borç bilgisinin müşterinize bu kadar gecikmeli bildirilmesinde kesinlikle bankanızın ihmali olduğunu düşünmekteyim. Posta ile adresinize bildirildi diyorsunuz: 2 yılda 3 şehir değiştirdim, ulaşsaydı 3,5 TL gibi komik bir tutarı ödemekten mi kaçınacaktım? Ödenmeme nedeni, ancak bilinmemesi ve fark edilmemesi nedeniyle olabilir. Bankanız bu durumda en azında borcun ödenmediği birinci yıl içinde müşteriye tıpkı şimdi ulaşıldılğı gibi sms ve mail yoluyla ulaşmalıydı

GELEN EKSTRE ŞOK ETTİ

Kredi kartımı kapatmaya karar verdim. Tüm borcumun yansıtıldığı ekstrenin bir kısmını son ödeme gününde, kalanını ise hemen ertesi gün ödeyerek borcumu kapattım. Bir ay sonra bana faiz bedeli olarak 30 TLden fazla bir rakam isteyen ekstre geldi. Bankayı aradığımda ise bunun gecikme değil alışveriş faizi olduğu söylendi ve bir önceki hesap kesiminden sonraki hesap kesimine kadar olan dönemin faizi alınıyor dendi. 3-5 kuruş için binlerce TLlik harcama yapan müşterileri kaybetmeye mahkum olan bu banka sonradan da müşteri kazanmak için neredeyse sokakta kart dağıtıyor. Sonra da söz verildiği halde kart ücreti, haksız cezalar, ve bunun gibi müşterinin fark etmeyecegi tüm miktarları da kartlara yansıtıyor.

YILLAR SONRA ÇIKAN BORÇ

Araç alabilmek için bankadan kredi aldım. Ödemelerimi vadesinden çok önce düzenli olarak banka hesabına gönderdim. Aralık ayında bankadan gelen bir sms de borcum olduğu ödemem gerektiği şeklinde bir bilgi geldi. Araştırmalarım neticesi meğer benim gönderdiğim kredi borcumun içinden hesap işletim ücreti kesilmiş ve bu da ceza faiziyle artmış. Bu nedenle bankaya küçük bir meblağ borcum kalmış. Şahsıma bu ücretin kesileceği zamanında hatırlatılmayıp ceza ve faize düşürülmesinin hiç müşteri memnuniyetine uygun olmadığı ve fırsatçılık yapıldığı düşüncesine sevk etmiştir. Borç katlandıktan sonra banka bilgi vermiştir. Başkaları mağdur olmaması için böyle hesabı olanlar aman her ay bakiyelerini kontrol etsin. Çünkü her an banka bir sebeple kesinti yapar cezaya düşürebilir.

BORÇ KATLANIYOR

Kredi kartımı 2010 Nisan ayında kapatabilmek için bütün borcunu öğrenci halimle günlerce çalışıp ödedim. Müşteri temsilcisine defalarca sonradan bir şey çıkmaz değil mi diye sorup defalarca tüm borçlar ödenmeden kartınız zaten kapanmaz dediği aklımda. Bugün Mart 2012, mailimi açıyorum ve bankaya borçlu olduğumu öğreniyorum. Neymiş o zamandan kalan 4 TL borcum katlana katlana bugün 32 TL olmuş. Ben özellikle bütün borcu ödedim mi diye müşteri temsilcisine defalarca sormuştum zamanında. Nasıl kapattılar borcum varken kartı mı o halde ?
Takvim
Son Dakika
29.05.2012
0921-Hesabınızda1kuruşbilebırakmayın0921 - Hesabınızda 1 kuruş bile bırakmayın
‘Karakolda artık ayna değil kamera var’
Türkiye Gazetesi
19.12.2011
02:31
> Bakan Şahin, başarılı polislere teşekkür belgesi verdi.Konya Emniyet Müdürlüğünde düzenlenen araç teslim töreninde konuşan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, “Eskiden karakolda ayna var denilirdi. Biz o aynaları kaldırdık. Şimdi karakolda ayna yok kaset var, kamera var kamera, Türkiye bu noktada, polisimiz ve jandarmamız bu noktada” dedi. Şahin, İzmir’de polis merkezinde darbedilen kadının görüntülerinin basına yansımasıyla ilgili olarak, “Kasedi 3 Aralıkta yeni bir olaymış gibi kamuoyuna takdim ederek bir anlamda bu ülke kamuoyunu zaman yönünden yanıltmaya hakkımız var mı?. Evet tasvip etmediğimiz bir olay ama bu olayın şüphelilerine hukukun emrettiği cezanın ötesinde bir ceza mı verelim? İzmir Konak Meydanı’na bir darağacı kuralım d ...
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
19.12.2011
‘Karakoldaartıkaynadeğilkameravar’‘Karakolda artık ayna değil kamera var’
Bu Araç Mı Şimdi !
Haber3
25.05.2011
18:02
Bunun Modelini Bilen Varsa Yazsın !
Haber3
Son Dakika
25.05.2011
BuAraçŞimdiBu Araç Mı Şimdi
Kılıçdaroğlu'ndan son seçim vaadi
Samanyolu Haber
28.03.2011
22:00
Kemal Kılıçdaroğlu, TESKe yaptığı ziyarette yeni bir seçim sözü verdi.

-TAKSİCİLERE BİR KEREYE MAHSUS ÖTVSİZ ARAÇ SÖZÜ- Kemal Kılıçdaroğlu, taksici ve kamyoncuların da TESK üyesi olduğunu hatırlatarak, taksicilerin can güvenlikleri olmadığı için korumalı taksi istediklerini anımsattı. Taksilerin, korumalı taksilerle değiştirilmesi ve bunun için bir kereye mahsus olarak ÖTV alınmaması talebinde bulunduklarını belirten Kılıçdaroğlu, konuşmasına, Son derece haklı bir talep, yerine gelmiyor. Defalarca söyledik, kanun teklifi verdik gelmiyor. Bunu sağlayacağız, bütün taksici esnafın bunu bilmesi lazım sözleriyle devam etti. Kılıçdaroğlu, Türk firmalarının New Yorktaki tek tip taksi modeli ihalesini kazandığını anımsatarak, şunları kaydetti: Dünyadaki 3 firmadan birisi Türkiyede. Niye bizde tek tip taksi olmasın? Daha güzel, daha modern, daha çağdaş. Görevini yaparken, çalışırken can güvenliği içinde çalışmasın. ÖTV alırsanız, bütçeye hiç bir katkısı yok, çünkü kimse almaz. Almazsanız, en azından reel sektörü desteklerseniz, on binlerce taksi yaratılacak, istihdam alanı yaratacaksınız. Biz bu konuda reel sektörü destekleyen sanayi politikalarını savunuyoruz. Borsa, faiz kıskacına girmiş bir reel sektör olmasın, sıcak paraya teslim olmuş bir ekonomi olmasın diyoruz. Türkiyeye giren 1 milyon dolar sıcak paranın 2 ayda 60 bin dolar kar ettiğini, bu paranın faizini tüm Türkiyenin ödediğini söyleyerek Türkiyeye sıcak para geldi diye seviniyoruz. Bizim dışımızda sevinen ülkede yok. Kazıklanan insan sevinir mi hiç? Biz kazıklanıyoruz diye seviniyoruz ifadelerini kullandı. -KABAHAT ESNAFTA DEĞİL, BİZDE- Türkiyede 4 büyük firmanın otobüs ürettiğini ve Yunanistandaki otobüslerin yüzde 42sinin de burada üretildiğini anlatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: Biz gittik, Hollandadan tanesine 1 milyon 200 bin avro verdik ve otobüs aldık. İhalesiz aldık. Bu otobüslerin biri kusuru vardı, otobüsler yokuş çıkmıyor, Hollandada dağ yok ama İstanbul da 7 tepeli. Dünyanın en büyük hurdalığı... Teknolojisi yüksek en büyük hurdalığını aldık. Bu otobüsler şoför olmadan da gidermiş, iyi ama yol yapman lazım senin önce. Bunun faturasını sonuçta bizler ödüyoruz. Hepimizin 12 Haziranda düşünmesi lazım, elini vicdanına koyarak sandığa gitmesi lazım. Bu millete hesap veren bir siyaset mi olmalı, yoksa oy alıp milleti görmeyen bir siyaset mi olmalı? Bu ayrımı görmek zorundayız. Gittiği her ilde esnaf odalarını ziyaret ettiğini ve pazar günü milletvekili aday adayları ile gerçekleştirdiği toplantıda da esnaf odalarının ziyaret edilmesini istediğini aktaran Kılıçdaroğlu, konuşmasında, şunları ifade etti: (Esnaftan beklediğimiz oyu alamıyoruz) Kabahat esnafta değil, dedim, kabahat bizde... Sen esnafa gittin mi, çayını içtin mi, lokantasında bir yemeğini yedikten sonra halini hatırını sordun mu, bir tokalaştın mı, bir taksi durağına gidip derdiniz nedir dedin mi? Demedik, kabahat bizde. Şimdi tersine döndürüyorum, ben size geliyorum, ayağınıza geliyorum, oturuyorum, konuşuyorum, derdinizi biliyorum ve dertlerinizin tamamını çözmeye kararlıyım. Bu ülkede artık yarım yamalak siyasete yer yok. Düzgün, namuslu, verdiği sözün arkasında duran bir siyasete ihtiyaç var. Biz bunu yaparsak o zaman Türkiyede gerçekten bizim anladığımız anlamda bir demokrasiye kavuşmuş olur. Kemal Kılıçdaroğlu, esnafın sigorta borcunu ödeyemediğinde sağlık hizmeti alamadığını da anımsatarak, O borcunu ödeyemedi. Eşinin ne günahı var? Eşinin günahı da onunla evlenmek. Böyle bir sosyal güvenlik anlayışı olamaz. Borç varsa zaten alıyorsun, icraya veriyorsun. 9 yılda icra dairelerinin sayısı nereden nereye çıktı? Çoğu şey de azaldı, sizlerin sayısı da azaldı. Ama bir şey arttı. İcra dairelerinin sayısı arttı. 9 yılda 4 sefer mali af çıktı. Bir ekonomide, bir hükümet döneminde 9 yılda 4 sefer af çıkıyorsa bilin ki o ekonomi iyi yönetilmiyor. İzlenen ekonomi politikası esnafı borcunu ödeyebilecek duruma getirmiyor diye konuştu. Esnaf ve sanatkarların üzerindeki vergi, faizlerin kaldırabilecekleri düzeyde olması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, esnafın kira stopajı da ödememesi gerektiğini savundu. -SEÇİM ARİFESİNDE İLK ZİYARET- TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Kılıçdaroğlunun ziyarete Nisan müjdeleriyle geldiğini ifade etti. Kılıçdaroğlu ile daha önceki görevleri sırasında birlikte çalıştığını anlatan Palandöken, Kılıçdaroğlunun her zaman esnafın yanında olduğunu söyledi. CHP Liderinin esnafın koşullarını ezbere bildiğini belirten Palandöken, Kılıçdaroğlunun partisinin grup toplantılarında TESKin ve esnafın genel taleplerinin yanında olduğunu bildirdiğini de hatırlattı. Genel Kurulumuza geldi, bir i
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.03.2011
KılıçdaroğlundansonseçimvaadiKılıçdaroğlundan son seçim vaadi
Beylikdüzü-Kadıköy 82 dakikaya iniyor
Samanyolu Haber
15.03.2011
16:44


İstanbul trafiğine çözüm bulmak için geliştirilen metrobüs sistemine bir hat daha ekleniyor. Avcıları 8,5 kilometrelik bir güzergahla Beylikdüzüne bağlayacak ve 10 istasyondan oluşan yeni hattın temeli, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından atıldı. Metrobüs artık Beylikdüzüne uzanıyor. Geniş katılımlı bir törenle temeli atılan Beylikdüzü metrobüs hattında, Başkan Topbaş yüklenici firma ile yaptığı pazarlıkla yeni güzergahın 29 Ekim Cumhuriyet bayramına yetiştirileceğini söyledi. Büyükşehir Belediyesi, proje için yatırım programında 100 milyon lira kaynak ayırdı. Beylikdüzü-Avcılar güzergahında 10 durak bulunuyor. Sefer aralığı ortalama 32 saniye olarak düşünülen hatta istasyon sayısı 40a çıkacak. Temel atma töreninde İstanbulun ulaşım sıkıntısını en aza indirgemek için çalıştıklarını dile getiren Başkan Kadir Topbaş, 2007 yılında Avcılar-Topkapı olarak ilk etap çalışmasını başlattığımız metrobüs hattı artık 4. etabını tamamlıyor. Bu sayede Beylikdüzünden metrobüse binen vatandaşlarımız yaklaşık 82 dakikada Kadıköye ulaşmış olacak. Bu sayede trafikten yaklaşık 80 bin araç çekildi ve büyük bir karbonmonoksit oranı da havaya karışmamış oluyor. diye konuştu. Konuşmasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunu da eleştiren Topbaş, 23 belediye şirketinin mali verilerinin internette olduğunu dile getirerek, Bize yolsuzluk yapıyor diyenlere sesleniyorum; belediyenin tüm şirketlerinin mali tablosu internette. Şimdi sayın Kılıçdaroğluna sesleniyorum; size ait olan büyükşehir belediye şirketlerinin mali gelir gider tablosunu internette yayınlayın. Bakalım nasıl bir tablo ortaya çıkacak diye konuştu. Metrobüsün Beylikdüzü hattının yeni durakları TÜYAP - Hadımköy - Bizimkent - Beylikdüzü Belediye - Beylikdüzü- Haramidere - Haramidere Sanayi- Saadet Mahallesi - Ambarlı- Avcılar Merkez Mahallesi olarak belirlendi. 50 kilometrelik Beylikdüzü-Söğütlüçeşme arasındaki yolculuk süresi 80-85 dakika olacak. Avcılar-Söğütlüçeşme arasında günde ortalama 700 bin kişiye hizmet veren metrobüs, Beylikdüzüne ulaştığında günde 1 milyon yolcu taşıyacak Topbaş ayrıca, İbrahim Tatlısesin uğradığı silahlı saldırıya değinerek, Hunharca bir saldırıya uğrayan ve gerçekten milletimizin yetiştirdiği nadide bir sanatçı olan İbrahim Tatlısese de sağlığına kavuşması için şifalar diliyorum. ifadelerini kullandı. 29 Mart yerel seçimler öncesi CHPnin İstanbul ile ilgili yolsuzluk iddialarına değinen AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu da, Ellerinde kırmızı dosyalarla gelip yolsuzluk diyorlardı. Bugün geriye doğru baktığımızda biz o iddiaları gülerek ve hayretle izlemiştik. O televizyon ekranlarında dosya dosya dolaşanların ellerindeki dosyalardan bir tane bile yargıya intikal eden dosya var mı diye bakıyoruz. Bir tek dosya bile yok. Ama o gün yolsuzluk söylemi 29 Mart yerel seçimlerde CHP açısından en önemli argüman idi. İnsanları o dosyalar ile maniple etmeye çalışıyorlardı. Ama biz yapmayacağımız şeyi söylememeyi, söylediğimiz şeyi de mutlaka yapan bir anlayışı esas alan bir siyasetin mensupları idik. şeklinde konuştu. Konuşmaların ardından Avcılar-Beylikdüzü metrobüs hattıyla ilgili inşaat çalışmasının temeli atıldı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.03.2011
Beylikdüzü-Kadıköy82dakikayainiyorBeylikdüzü-Kadıköy 82 dakikaya iniyor
Aldığı araba çalıntı çıktı, motorunu söktüler, üste de 3 bin lira istediler
Samanyolu Haber
08.03.2011
10:10


Manisada yaşayan İskender Tellilerin aldığı araba yüzünden başına gelenler kamera şakalarını aratmadı. Yeni araba hevesi sadece 15 gün süren Tellilerin, polisten gelen telefondan sonra yaşadıkları hayatını alt üst etti. Bütün işlemlerini resmî yoldan yaparak aldığı Mercedes 190D marka otomobilinin change (değiştirme) olduğunu öğrenen Telliler, şaşkınlığını üstünden atamadan icra müdürlüğünden gelen ödeme emriyle bir kere daha yıkıldı. Yaklaşık iki yıl önce yakıt deposunu da doldurarak polise teslim ettiği arabasının İstanbulda yapılan incelemesinde, şase ile motor numaraları farklı çıktı. Bunun üzerine motoru şasesinden ayrılan araç, yediemin deposuna kaldırıldı. 15 bin TL ödeyerek satın aldığı arabasını kaybeden Tellilere, yedieminden de 446 günlük otopark kirası, motor söküm ücreti ve diğer giderler için toplam 3 bin 209 TL borç çıkarıldı. Ağlaması mı gülmesi mi gerektiğini bilemeyen İskender Telliler, 15 bin TL verdim. Her şeyi resmî olarak yaptım. Elimden arabamı aldılar, deposunu doldurttular, sonra da motoru söküp yediemin deposuna koymuşlar. Şimdi de üstüne para istiyorlar. Bunda benim ne suçum var? dedi. Özel sektörde çalışan Telliler, 2009 Kasım ayında Bursadan, 15 bin TLye Mercedes 190D model bir otomobil satın aldı. Arabasının özelliklerini bile öğrenemeden, 15 gün sonra Manisa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünden bir telefon geldi. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlık Büro Amirliğinden polis memurlarının, kriminal inceleme için aracı götüreceği söylendi. Telliler, yarım depodan fazla mazotu bulunan arabanın İstanbula giderken sıkıntı yaşanmaması için polislere 50 TL daha verdi. Kriminal incelemeden otomobilin değiştirme olduğu anlaşıldı. Mahkeme sürecinin başladığını ve arabasını alamayacağı belirtilerek, arada bir telefon edip gelişmeleri öğrenmesi istendi. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlık Büro Amirliğinin, D.K. elebaşılığındaki çeteye yönelik operasyonu çerçevesinde arabasına el konulduğu söylendi. Bu arada 190D model olarak aldığı arabanın, aslında 190E model olduğu da ortaya çıktı. İskender Telliler, mahkemenin sonucunu beklerken bu defa da yediemin deposundan gelen icra müdürlüğü ödeme emriyle şaşkına döndü. Yediemin, 500 TLsi motor söküm ücreti olmak üzere park ve diğer giderler için 3 bin 209 TL istedi. Aracın motorunun kendisine, şasesinin başkasına ait olduğunu öğrenen Telliler, hem İstanbul Emniyetine hem de yediemin deposuna tepki gösterdi. Motorun sökülüp yediemin deposuna konmasına kimin karar verdiğini soran Telliler, Motora, 446 gün için 232 TL otopark ücreti istiyorlar. Arabayı almak için İstanbuldan Manisaya kadar gelenler, daha sonra motoruyla şasesinin birbirinden ayrıldığı bilgisini vermiyor. Yediemin, neden motoru bana vermek için 446 gün bekledi. şeklinde konuştu. Yaptığı piyasa araştırmasında, arabanın gövdesinden ayrılan motora hurdacıların ortalama bin TL fiyat verdiğini öğrendiğini aktaran Telliler, Motor şaseden ayrılmadan bilgi verilseydi, ya şaseyi alırdım ya da motoru şase sahibine satardım. Bir şekilde orta yolu bulurduk. Bu halde ne motor benim işime ne de şase bir başkasının işine yarar. dedi. KUTU İskender Tellilerin başına gelenlerin kamera şakası gibi olduğunu söyleyen Av. Evran Kırmızı, yediemin deposunun istediği rakamın fazla olduğunu belirtti. Adalet Bakanlığı Depo ve Garajları Ücret Tarifesine göre günlük ücretin malın değerinin binde 1i, toplamının ise yüzde 30unu geçemeyeceğinin altını çizen Av. Kırmızı, şunları kaydetti: Tebligat, Tellilere verilmek üzere muhtara yapıldığından yedi gün içinde itiraz da edememiş. Karar kesinleşmiş olsa da menfi tespit davası açmaya hakkı var. Borcun bu miktar olmadığını ispat edip kısmen kurtulabilir.
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.03.2011
Aldığıarabaçalıntıçıktımotorunusöktülerüstede3binliraistedilerAldığı araba çalıntı çıktı motorunu söktüler üste de 3 bin lira istediler
Toplam "91" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti