Habergec.Com Aranan Kelimeler:bu araç mı şimdi Değerlendirme: 10 / 10 085925
habergec.com
12.02.2016 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bu araç mı şimdi

Çavuşoğlu: Lobi şirketi Hıristiyan olunca iyi, Musevi olunca mı kötü?
Zaman
11.02.2016
04:47

ANKARA (CİHAN)- Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, yurtdışındaki Yahudi lobi şirketleri ile devlet adına anlaşma yapıldığını ifade ederek, “Biz Yahudi düşmanı değiliz. Yurtdışında bazı lobi şirketleriyle anlaştık, AK Parti için değil, Türkiye’nin imajı için yaptık.

Hıristiyan olunca iyi, Musevi olunca mı kötü? Bu antisemitizme girer. Bizim için o firma lobi işlerinde başarılı mı, değil mi biz ona bakarız” dedi. Çavuşoğlu, ayrıca gergin geçen ziyaret sonrasında Ekvador Cumhurbaşkanının özür dilediğini ileri sürdü.

Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Plan ve Bütçe Komisyonunda Dışişleri Bakanlığının bütçe, kesinhesap ve Sayıştay Raporu görüşülerek kabul edildi. Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, görüşmelerin sonunda komisyon üyelerinin sorularını cevaplandırdı. Kıbrısta son durumun sorulması üzerine müzakerelerin devam ettiğini ifade eden Çavuşoğlu, Epey bir konuda mesafe kat edildi. Ama zor konular da var. Bunlardan bir tanesi mülkiyet ve toprak. Mülkiyet ve toprak birbirine girmiş durumda. Şu anda ikisi birden görüşülüyor” dedi. Döşenen boru hattıyla KKTCye gönderilen suyun ilerde Güney Kıbrıs Rum Yönetimine de verilmek istendiğini kaydeden Çavuşoğlu, “Hatta diğer bölge ülkelerine de vermek isteriz. Şu anda su yönetiminin nasıl olacağına dair görüşmeler devam ediyor” ifadesini kullandı.

UKRAYNADA SEÇİMİN OLMASI İÇİN PUTİNİ BİZ İKNA ETTİK

Kırım Tatarların durumunun sorulması üzerine Çavuşoğlu, “Esasen Rusyanın bize olan bu süreçte en büyük kızgınlıklardan bir tanesi de Kırım konusunda. Batı önce yüksek sesle konuşmaya başladı sonra unuttu. Ama Türkiye hiçbir zaman bunu unutturmadı. Rusya ile ilişkiler iyiyken öyle sonra da kötü olunca böyle konuşmuyoruz” dedi. Rusyaya yönelik yaptırımlara Türkiyenin katılmadığının hatırlatılması üzerine Çavuşoğlu, “Bunun sebebi başka. Şu anda da katılmıyoruz (uluslararası yaptırımlara). Rusya bize karşı yaptırım uyguladı, biz katılmadık. Çünkü biz, prensip olarak buna karşıyız. Bizim Rusyayla da Ukraynayla da ekonomik çıkarlarımız var. Şu anda geçici olan bu sorunu aşarız ama bu çıkar bakidir. İki taraf arasında biz arabulucuk çok yaptık. Ukraynada seçimin olması için Putini biz ikna ettik. ‘Sorunu biz çözdük demiyorum ama birçok kez arabuluculuk yaptık.” şeklinde cevap verdi.

EKVADOR CUMHURBAŞKANI ÖZÜR DİLEDİ

Cumhurbaşkanı Erdoğanın Ekvador ziyaretinde yaşanan gerginlik ve zırhlı makam aracının oraya götürülmesi hususunda ise Çavuşoğlu şunları söyledi: “Ekvadordaki olay tamamen Ekvador Cumhurbaşkanı zaten açıkladı. Ve özür de diledi. Düşünün, Ekvador dışındaki ülkeler cumhurbaşkanına zırhlı araç verme konusunda cevap vermediler. Dolayısıyla biz de bölgedeki büyükelçilerimizdeki araçları inceledik. Cumhurbaşkanımızın güvenliğini sağlamak bir devletin görevidir. Bu sebeple de oraya araçları gönderdik. Diğer yandan o gün milletvekili olup olmadıkları belli değil, Ekvador güvenlik güçleri görevini yapmadığı için o insanlar cumhurbaşkanına belli bir mesafeye kadar geldiler. Ellerinde çanta var, her şey olabilir. Bizim güvenlik güçlerimiz de tedbirlerini aldı” diye konuştu.

BİZİM MUSEVİLERLE BİR PROBLEMİMİZ YOK

İsraille ilişkilerin sorulması üzerine ise Davutoğlu, Biz Yahudi düşmanı değiliz. Bizim Musevi kardeşlerimizle bir problemimiz yok. Bizim şimdi yurtdışında bazı lobi şirketleriyle anlaştık, AK Parti için değil, Türkiyenin imajı için şey yaptık. Bu şirketlerin sahibi Yahudi de olabilir, Hıristiyan da olabilir. Hıristiyan olunca iyi, Musevi olunca mı kötü? Bu antisemitizme girer. Bizim için o firma lobi işlerinde başarılı mı, değil mi biz ona bakarız. Bu kadar. Etnik ya da dini yapısı bizi ilgilendirmez” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğanın Musevi cemaatleri ile her zaman görüştüğünü kaydeden Çavuşoğlu, “Bizim Musevilerle bir problemimiz yok. İsrail devletinin hatalarına karşıyız biz. Filistindeki zulme karşıyız” şeklinde konuştu. İsrailin 1 Kasım seçimleri ile AK Partinin ‘kalıcı olduğunu gördükten sonra tekrar yanaşmaya başladığını ileri süren Çavuşoğlunun bu sözlerine muhalefet vekilleri “Filistindeki zulme karşısınız ama İsraille ticarete devam ediyorsunuz” diye tepki gösterdi. CİHAN

Zaman
Son Dakika
11.02.2016
ÇavuşoğluLobişirketiHıristiyanoluncaiyiMusevioluncakötü?Çavuşoğlu Lobi şirketi Hıristiyan olunca iyi Musevi olunca mı kötü?
Mehmet Çetingüleç - Ekonomi bu kadar kötüyken muhalefet ne ile meşgul?
Zaman
10.02.2016
02:12

CHPli vekillerin son dönemde yürüttüğü faydasız tartışmalar partiyi içten içe kemirirken, gerçek gündemin saptırılmasına katkı sağlıyor.

Bakın Türkiye ekonomisi gerilim hattında; küçük ve orta boy işletmeler zorda, büyük işletmeler ise ihracattaki düşüşün, dolar ve faizdeki yükselişin kıskacında.

Varil fiyatı 5 yıl önce 120 doları gören petrol yüzde 75 ucuzlayıp 30 dolara indiği halde yaklaşık 20 milyon araç sahibinin satın aldığı benzin ve mazot fiyatlarında yüzde 10 indirim bile yapılmadı. Vatandaş dolaylı vergi yükünden bunalmış durumda. Buna karşılık yatları, uçakları, gemileri ve gemicikleri olanlar yüzde 40 indirimli yakıt kullanmaya devam ediyor.

Seçimden tek parti hükümetiyle çıkıldığı halde bir türlü toparlanamayan, hatta Japon derecelendirme kuruluşu JCRa göre “şirket iflaslarının artacağı” bir yıla giren Türkiye ekonomisinde alarm zilleri çalıyor.

Tüketim düşüyor. Emekli maaşlarındaki iyileştirme zamlarla geri alındı. Suriyede yeni bir maceraya atılma iştahının kabarması nedeniyle Türkiye, sadece ekonomiyle sınırlı kalmayacak tehlikeli bir sürece doğru hızla ilerliyor.

Konuşacak, muhalefet edilecek, iktidarı uyaracak o kadar çok şey var ki…

Ama CHP “Atatürk fotoğrafını indiren milletvekili kim” diye dışarıdan oluşturulmuş yapay gündemin peşine takılmış durumda. Ortaya çıktığı anda kısa açıklama ile kapatılabilecek bir konu haftalarca tartışma zemininde tutuluyor; komisyonlar kuruluyor, Parti Meclisi toplanıyor ve çalışkan bir kadın milletvekili Yüksek Disiplin Kuruluna sevk ediliyor. Zannedersiniz Aylin Nazlıaka “vatana ihanet” suçu işlemiş. Soruşturma bitmek bilmiyor.

Süreç uzadıkça gazete ve televizyonlar yüzlerce yayın yaparak hem anamuhalefeti yıpratıyor hem de gerçek gündemi perdeliyor. Öte yandan, Atatürk ismine alerjisi olanların bile CHPden fazla Atatürkçü kesilerek hesap sormaya yeltenmesi dikkat çekiyor!

Ama suç medyada değil. Konuyu partinin çeşitli organları arasında dolaştırıp medyaya malzeme verenlerde.

Sadece bu olay değil. Son günlerde yine CHPlilerin güya “özeleştiri” olarak ortaya koydukları bir başka konu var: “CHP kamuoyunda din düşmanı gibi algılanıyor. Bunu değiştirmemiz lazım.”

Üstelik bu açıklamaları televizyonlara çıkan CHP milletvekilleri ve yöneticileri yapıyor. Çok izlenen programlara katılıyor ve Türkiyenin gerçek sorunlarını dile getirme fırsatı yakalamışken, şimşekleri kendi partilerinin üzerine çekme başarısını gösteriyorlar! Oysa, bu zamanı geçmiş, hatalı tartışmayı tarihin çöplüğünden çıkarıp gündeme taşımanın CHPye hiçbir faydası yok.

İnönünün CHP genel başkanlığı döneminde yapılmış ve bitmiş bir tartışma. Ecevit, İnönüye “Partinin din karşıtı gibi algılanmasını önlemek lazım” demiş. İnönü, hak vermiş. İnançlı kesimin partiyi yanlış anlamasını önleyecek yeni bir politika oluşturulmuş ve CHPnin oyu artmış. Ecevit ise Türk solunu dindar kesimle buluşturan “inançlara saygılı laiklik” kavramını ortaya atıp sağ kesimden de oy alarak “demokratik sol” hareketi 2000li yıllarda iki kez daha iktidara getirmeyi başarmış.

Şimdi, günümüzden 50-60 yıl önce yapılmış ve bitmiş bir tartışmayı tekrar gündeme taşımanın ne anlamı var? Birkaç kişi size bu “provokatif” eleştiriyi getirdi diye, konuyu bilmeyen milyonlarca insana televizyon ekranlarından “bizi dinsiz olarak görüyorlar” diye hatırlatma yapmanın CHPye oy kazandıracağını mı sanıyorsunuz? Bu anlayışla mı 13 yıldır bocaladığınız anamuhalefetten kurtulacaksınız?

Türkiyede yaşayanların yüzde 90dan fazlası Müslüman ve her partiye oy veriyorlar. CHP gibi çağdaşlığı, adaleti, insan haklarını ve demokrasiyi savunma iddiasında olan bir parti, gündemde ağır sorunlar varken bu kadar lüzumsuz bir tartışmanın içerisine neden çekiliyor?

CHPnin sorunu şu: Parti içerisinde temel politikaları ve tartışma konularını belirleyecek, hangi konularda kamuoyu oluşturulacağına karar verecek bir çalışma grubu ya da “stratejik akıl” olmadığı için herkes ağzına geleni söylüyor. Buna da “parti içi demokrasi” diyorlar. Sonuçta ne anamuhalefet canlanıyor, ne Türkiye demokrasisi…

Zaman
Ana Sayfa
10.02.2016
MehmetÇetingüleç-Ekonomibukadarkötüykenmuhalefetneilemeşgul?Mehmet Çetingüleç - Ekonomi bu kadar kötüyken muhalefet ne ile meşgul?
Mehmet Çetingüleç - Ekonomi bu kadar kötüyken muhalefet ne ile meşgul?
Zaman
10.02.2016
01:51

CHPli vekillerin son dönemde yürüttüğü faydasız tartışmalar partiyi içten içe kemirirken, gerçek gündemin saptırılmasına katkı sağlıyor.

Bakın Türkiye ekonomisi gerilim hattında; küçük ve orta boy işletmeler zorda, büyük işletmeler ise ihracattaki düşüşün, dolar ve faizdeki yükselişin kıskacında.

Varil fiyatı 5 yıl önce 120 doları gören petrol yüzde 75 ucuzlayıp 30 dolara indiği halde yaklaşık 20 milyon araç sahibinin satın aldığı benzin ve mazot fiyatlarında yüzde 10 indirim bile yapılmadı. Vatandaş dolaylı vergi yükünden bunalmış durumda. Buna karşılık yatları, uçakları, gemileri ve gemicikleri olanlar yüzde 40 indirimli yakıt kullanmaya devam ediyor.

Seçimden tek parti hükümetiyle çıkıldığı halde bir türlü toparlanamayan, hatta Japon derecelendirme kuruluşu JCRa göre “şirket iflaslarının artacağı” bir yıla giren Türkiye ekonomisinde alarm zilleri çalıyor.

Tüketim düşüyor. Emekli maaşlarındaki iyileştirme zamlarla geri alındı. Suriyede yeni bir maceraya atılma iştahının kabarması nedeniyle Türkiye, sadece ekonomiyle sınırlı kalmayacak tehlikeli bir sürece doğru hızla ilerliyor.

Konuşacak, muhalefet edilecek, iktidarı uyaracak o kadar çok şey var ki…

Ama CHP “Atatürk fotoğrafını indiren milletvekili kim” diye dışarıdan oluşturulmuş yapay gündemin peşine takılmış durumda. Ortaya çıktığı anda kısa açıklama ile kapatılabilecek bir konu haftalarca tartışma zemininde tutuluyor; komisyonlar kuruluyor, Parti Meclisi toplanıyor ve çalışkan bir kadın milletvekili Yüksek Disiplin Kuruluna sevk ediliyor. Zannedersiniz Aylin Nazlıaka “vatana ihanet” suçu işlemiş. Soruşturma bitmek bilmiyor.

Süreç uzadıkça gazete ve televizyonlar yüzlerce yayın yaparak hem anamuhalefeti yıpratıyor hem de gerçek gündemi perdeliyor. Öte yandan, Atatürk ismine alerjisi olanların bile CHPden fazla Atatürkçü kesilerek hesap sormaya yeltenmesi dikkat çekiyor!

Ama suç medyada değil. Konuyu partinin çeşitli organları arasında dolaştırıp medyaya malzeme verenlerde.

Sadece bu olay değil. Son günlerde yine CHPlilerin güya “özeleştiri” olarak ortaya koydukları bir başka konu var: “CHP kamuoyunda din düşmanı gibi algılanıyor. Bunu değiştirmemiz lazım.”

Üstelik bu açıklamaları televizyonlara çıkan CHP milletvekilleri ve yöneticileri yapıyor. Çok izlenen programlara katılıyor ve Türkiyenin gerçek sorunlarını dile getirme fırsatı yakalamışken, şimşekleri kendi partilerinin üzerine çekme başarısını gösteriyorlar! Oysa, bu zamanı geçmiş, hatalı tartışmayı tarihin çöplüğünden çıkarıp gündeme taşımanın CHPye hiçbir faydası yok.

İnönünün CHP genel başkanlığı döneminde yapılmış ve bitmiş bir tartışma. Ecevit, İnönüye “Partinin din karşıtı gibi algılanmasını önlemek lazım” demiş. İnönü, hak vermiş. İnançlı kesimin partiyi yanlış anlamasını önleyecek yeni bir politika oluşturulmuş ve CHPnin oyu artmış. Ecevit ise Türk solunu dindar kesimle buluşturan “inançlara saygılı laiklik” kavramını ortaya atıp sağ kesimden de oy alarak “demokratik sol” hareketi 2000li yıllarda iki kez daha iktidara getirmeyi başarmış.

Şimdi, günümüzden 50-60 yıl önce yapılmış ve bitmiş bir tartışmayı tekrar gündeme taşımanın ne anlamı var? Birkaç kişi size bu “provokatif” eleştiriyi getirdi diye, konuyu bilmeyen milyonlarca insana televizyon ekranlarından “bizi dinsiz olarak görüyorlar” diye hatırlatma yapmanın CHPye oy kazandıracağını mı sanıyorsunuz? Bu anlayışla mı 13 yıldır bocaladığınız anamuhalefetten kurtulacaksınız?

Türkiyede yaşayanların yüzde 90dan fazlası Müslüman ve her partiye oy veriyorlar. CHP gibi çağdaşlığı, adaleti, insan haklarını ve demokrasiyi savunma iddiasında olan bir parti, gündemde ağır sorunlar varken bu kadar lüzumsuz bir tartışmanın içerisine neden çekiliyor?

CHPnin sorunu şu: Parti içerisinde temel politikaları ve tartışma konularını belirleyecek, hangi konularda kamuoyu oluşturulacağına karar verecek bir çalışma grubu ya da “stratejik akıl” olmadığı için herkes ağzına geleni söylüyor. Buna da “parti içi demokrasi” diyorlar. Sonuçta ne anamuhalefet canlanıyor, ne Türkiye demokrasisi…

Zaman
Köşe Yazıları
10.02.2016
MehmetÇetingüleç-Ekonomibukadarkötüykenmuhalefetneilemeşgul?Mehmet Çetingüleç - Ekonomi bu kadar kötüyken muhalefet ne ile meşgul?
Yaralı polis: 3 yıl üstlerimize rapor ettik ama kimse duymadı
Zaman
05.02.2016
07:06

CHP lideri Kılıçdaroğlunun “Sura silah depolanırken 400ün üzerindeki ihbara valinin ‘dokunmayın dediğini biliyorum” sözleri ile tutuklu gazeteci Gültekin Avcının “2,5 yıl önce PKKnın Kanasları nasıl dağıttığını yazmıştım” hatırlatması gündem oldu. Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Köse, “Emir verip hainlere ses çıkarmayan yetkililer hesap vermeli” dedi. CHPli Ağbaba da Çınar saldırısında yaralanan polisin “3 yıldan beri üstlerimize rapor ediyoruz ama kimse duymadı” diye isyan ettiğini söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunun “Sura silah depolanıken 400ün üzerinde ihbar geldi. Vali ‘Dokunmayın dedi” açıklaması şok etkisi yaptı. Kılıçdaroğlunun açıklamalarını değerlendiren CHP Milletvekili Veli Ağbaba, kendisindeki çarpıcı bir bilgiyi paylaştı. Özgür Düşüncenin haberine göre, Ağbaba, “Ziyaret ettiğimiz askerler polisler bütün bu gerçekleri anlatıyor. Yaralı olarak GATAda yatan polis ve askerleri ziyaret ettik. Çınardaki patlamada yaralanan bir polisimiz ‘Biz 3 yıldan beri üstlerimize rapor ediyoruz ama kimse duymuyordu isyanında bulundu” dedi.

HENDEKLER KOCA İŞ MAKİNALARIYLA KAZILDI

Hendek kazma, silah depolama, yol kesme gibi faaliyetlerin dünya alem tarafından bilindiğini aktaran Ağbaba şöyle devam etti: “Vali, kaymakam herkes biliyordu bunu ama hükümet müdahale ettirmiyordu. Bu hendekler yarım günde kazılan şeyler değil. Ağır iş makinalarıyla günlerce kazılan yerler. Devletin bunu görmemesi mümkün değil. Ancak bu göz yummakla açıklanabilir. Polis ve askerin akan kanından terör örgütü sorumludur ama en büyük ihmale güvenlik güçlerine izin vermeyen valiler olmuştur. Tabi valilere talimat veren Hükümettir en başta sorumlu olan.”

‘HAiNLERE SES ÇIKARMAYAN YETKiLiLER HESABINI VERMELi

Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Hamit Köse, çözüm süreci, açılım, kardeşlik projesi, Haburdan sözde gerilla kıyafetiyle gelindiği günden bu yana hata yapıldığı yönünde uyarılarda bulunduklarını söyledi. Sürecin çözüm değil çözülme olduğunun altını çizdiklerini belirten Köse, “Ancak haykırışlarımız havada kaldı. Akil insanları piyasaya sürdüler. Hendekler kazılırken, mayınlar döşenirken, silahlar depo edilirken, örgütlenme olurken seyirci kaldılar. El salladılar onların hareketine. Neticede şimdi her gün şehit veriyoruz. Emir verip bu hainlere ses çıkarmayan yetkililer bunun hesabını vermeli” tepkisini gösterdi.

“Devleti yönetenler PKKya göz yumulduğunu itiraf ettiler. Dönemin Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, ‘PKKlılar karakolun karşısından ellerini kollarını sallayarak geçerken biz müdahale etmiyoruz dedi” ifadesini kullanan Köse şöyle devam etti: “Terör örgütüyle daha 2 yıl önce pazarlık masasına oturdunuz şimdi inkar ediyorsunuz. Askere emir verildi de asker görevini yapmadı mı? Hayır. Çözüm süreci boyunca biriktirilen silahlarla şimdi bizim evlatlarımızın kanı dökülüyor. Zamanında güvenlik güçlerinin eli kolu bağlandı şimdi üstüne gönderiliyor.”

ÇINAR SALDIRISINDA 6 KiŞi HAYATINI KAYBETMiŞTi

14 Ocak 2016da Diyarbakırın Çınar ilçesinde Emniyet Müdürlüğüne bomba yüklü araç, roketatar ve uzun namlulu silahlarla eş zamanlı saldırı düzenlenmişti. Şiddetli patlamada emniyet binasında büyük hasar meydana gelirken, 1 polis ile birlikte 6 kişi hayatını kaybetmiş, 43 kişi de yaralanmıştı.

Zaman
Güncel
05.02.2016
Yaralıpolis3yılüstlerimizeraporettikamakimseduymadıYaralı polis 3 yıl üstlerimize rapor ettik ama kimse duymadı
Yaralı polis: 3 yıl üstlerimize rapor ettik ama kimse duymadı
Zaman
05.02.2016
07:06

CHP lideri Kılıçdaroğlunun “Sura silah depolanırken 400ün üzerindeki ihbara valinin ‘dokunmayın dediğini biliyorum” sözleri ile tutuklu gazeteci Gültekin Avcının “2,5 yıl önce PKKnın Kanasları nasıl dağıttığını yazmıştım” hatırlatması gündem oldu. Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Köse, “Emir verip hainlere ses çıkarmayan yetkililer hesap vermeli” dedi. CHPli Ağbaba da Çınar saldırısında yaralanan polisin “3 yıldan beri üstlerimize rapor ediyoruz ama kimse duymadı” diye isyan ettiğini söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunun “Sura silah depolanıken 400ün üzerinde ihbar geldi. Vali ‘Dokunmayın dedi” açıklaması şok etkisi yaptı. Kılıçdaroğlunun açıklamalarını değerlendiren CHP Milletvekili Veli Ağbaba, kendisindeki çarpıcı bir bilgiyi paylaştı. Özgür Düşüncenin haberine göre, Ağbaba, “Ziyaret ettiğimiz askerler polisler bütün bu gerçekleri anlatıyor. Yaralı olarak GATAda yatan polis ve askerleri ziyaret ettik. Çınardaki patlamada yaralanan bir polisimiz ‘Biz 3 yıldan beri üstlerimize rapor ediyoruz ama kimse duymuyordu isyanında bulundu” dedi.

HENDEKLER KOCA İŞ MAKİNALARIYLA KAZILDI

Hendek kazma, silah depolama, yol kesme gibi faaliyetlerin dünya alem tarafından bilindiğini aktaran Ağbaba şöyle devam etti: “Vali, kaymakam herkes biliyordu bunu ama hükümet müdahale ettirmiyordu. Bu hendekler yarım günde kazılan şeyler değil. Ağır iş makinalarıyla günlerce kazılan yerler. Devletin bunu görmemesi mümkün değil. Ancak bu göz yummakla açıklanabilir. Polis ve askerin akan kanından terör örgütü sorumludur ama en büyük ihmale güvenlik güçlerine izin vermeyen valiler olmuştur. Tabi valilere talimat veren Hükümettir en başta sorumlu olan.”

‘HAiNLERE SES ÇIKARMAYAN YETKiLiLER HESABINI VERMELi

Şehit Aileleri Federasyonu Başkanı Hamit Köse, çözüm süreci, açılım, kardeşlik projesi, Haburdan sözde gerilla kıyafetiyle gelindiği günden bu yana hata yapıldığı yönünde uyarılarda bulunduklarını söyledi. Sürecin çözüm değil çözülme olduğunun altını çizdiklerini belirten Köse, “Ancak haykırışlarımız havada kaldı. Akil insanları piyasaya sürdüler. Hendekler kazılırken, mayınlar döşenirken, silahlar depo edilirken, örgütlenme olurken seyirci kaldılar. El salladılar onların hareketine. Neticede şimdi her gün şehit veriyoruz. Emir verip bu hainlere ses çıkarmayan yetkililer bunun hesabını vermeli” tepkisini gösterdi.

“Devleti yönetenler PKKya göz yumulduğunu itiraf ettiler. Dönemin Hükümet Sözcüsü Bülent Arınç, ‘PKKlılar karakolun karşısından ellerini kollarını sallayarak geçerken biz müdahale etmiyoruz dedi” ifadesini kullanan Köse şöyle devam etti: “Terör örgütüyle daha 2 yıl önce pazarlık masasına oturdunuz şimdi inkar ediyorsunuz. Askere emir verildi de asker görevini yapmadı mı? Hayır. Çözüm süreci boyunca biriktirilen silahlarla şimdi bizim evlatlarımızın kanı dökülüyor. Zamanında güvenlik güçlerinin eli kolu bağlandı şimdi üstüne gönderiliyor.”

ÇINAR SALDIRISINDA 6 KiŞi HAYATINI KAYBETMiŞTi

14 Ocak 2016da Diyarbakırın Çınar ilçesinde Emniyet Müdürlüğüne bomba yüklü araç, roketatar ve uzun namlulu silahlarla eş zamanlı saldırı düzenlenmişti. Şiddetli patlamada emniyet binasında büyük hasar meydana gelirken, 1 polis ile birlikte 6 kişi hayatını kaybetmiş, 43 kişi de yaralanmıştı.

Zaman
Ana Sayfa
05.02.2016
Yaralıpolis3yılüstlerimizeraporettikamakimseduymadıYaralı polis 3 yıl üstlerimize rapor ettik ama kimse duymadı
Bu video internette tıklanma rekoru kırıyor
Zaman
30.01.2016
13:48

At Yapım tarafından çekilen Ah Yalan Dünyada adlı Neşet Ertaş belgeselinden bir sahne internette tıklanma rekorları kırıyor. Kırşehirin Kaman ilçesinde yaşanmış bir olayı canlandıran belgesel ekibi, düğünden dönen türkü ekibinin aracını durduran trafik polisinin eğlencesini işledi. Araca ceza kesmek isteyen polis durumları kötü olan türkücülere İstiklal Marşını kim yazdı? sorusunu sorup verilecek doğru cevap karşısında ceza kesmeyeceğini belirtiyor. Müzisyenlerin verdiği yanlış cevaba rağmen cezadan kurtuluyorlar.

Videoda, polis üzerinde davul olan eski model bir otomobili durduruyor. Araç içerisindekiler sana demedim mi buradan gelmeyelim diye birbirini suçluyor. Şoför ise, Dedin dedin de burası yakın diye geldim diyor.

Polis hayırlı günler diyerek araca yaklaşıyor. Şoför koltuğunda oturan şahıs, Meraba memur bey bilmeyerek bir hata mı işledik diyor.

Polis: Hayırdır göçüyor musunuz?

Ali: Yok efendim Horasandan beri çok göçtük, şimdi düğünden geliyoruz. Yorgun argın evimize gidiyoruz memur bey.

Polis: 4 kişilik arabaya 6 kişi binmişsiniz. Arabaya yük yüklemişsiniz.

Ali: Olanağımız o kadar efendim, garibanız

Polis: Muayenesi var mı bu arabanın?

Ali: Valla biz kendimizi muayene yaptıramıyoruz efendim. Arabayı nereden muayene yaptıracağız. Olanağımız yok efendim. Bizi bırak da gidelim ağam!

Polis: Şu ehliyeti ruhsatı ver bakayım.

Şoför: Geçen ay size vermiştim, siz de mi kaybettiniz?

Polis: 80, 160, 490 cezanız ağır.

Şoför: Abov

Ali: Mümkün değil memur bey bu cezayı ödeyemeyiz.

Polis: 2 bin liradan fazla cezanız var.

Şoför: Bunun bir hal çaresine bakalım memur bey...

Ali: Gönder bizi gidelim ağam, biz bu cezayı ödeyemeyiz.

Arka koltuktaki şahıs: Ocağımızı batırırsın bizim. Arabayı sana bırakalım gidelim o zaman.

Ali: 2 kuruşluk kazancımız var efendim, 2 kuruşluk kazancımız var. Tövbe billah ödeyemeyiz vallah. 5 kuruşumuz yok. Zaten kazandığımız 3 kuruş efendim.

Polis: Size kolay bir soru soracağım, beni iyi dinleyin. Bilirseniz de sizi göndereceğim.

Şoför: İçinizde okur yazarlığı olan var mı?

Ali: Ben 1.5a kadar okudun sorun bir bakalım efendim.

Polis: İstiklal Marşını kim yazdı?

Ali: Abov. İstiklal Marşı, İstiklal Marşı, şu bizim İstiklal Marşı. Siz biliyor musunuz?

Şoför: Ali abi bilsen bilsen sen bilirsin.

Ali: Muharrem Ertaş emmim mi yazdı desem okumuşluğu yoktu, Hacı Taşar emmim yazdı desem gırtlağı böyle şiirlere uygun değildi, Çekiç Ali emmim de yazsa ben yakın komşusuyum duyardım, bunu yine Neşet Ertaş yazmıştır.

Polis: Bildiniz haydi yolunuza.

Ali: Allah razı olsun, sağolun sağolun

Arkadaki şahıs: Ne kadar bilgiliymişsin sen...

Ali: Haydi kendine iyi bak kulaklarına neyine. Tahsilsiz kültürsüz herifler hep davul zurna çalmayla olur mu bu iş, biraz kültür tahsil, kendinize gelin. Ben ölürsem ne yapacaktınız, trafik arabayı alacaktı elinizden.

Zaman
Ana Sayfa
30.01.2016
BuvideointernettetıklanmarekorukırıyorBu video internette tıklanma rekoru kırıyor
Siyasiler kavga ediyor 22 kişi 8 gündür mahsur
Zaman
30.01.2016
01:58

Cizrede bir evin bodrumunda mahsur kalan vatandaşlarla ilgili tartışma bitmek bilmiyor. HDPliler, hükümeti, vatandaşları ölüme terk etmekle suçluyor. İktidar ise ambulansların PKKlılar tarafından olay yerine yaklaştırılmadığını iddia ediyor. Ancak şu bir gerçek ki; 22 kişi 8 gündür bir apartmanın bodrum katında mahsur.

HDP Grup Başkan Vekili İdris Baluken, Adana Milletvekili Meral Danış Beştaş ve Şanlıurfa Milletvekili Osman Baydemir, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) basın toplantısı düzenledi. Baluken, Cizrede bir evin bodrum katında bulunan yaralıların kurtarılması için İçişleri Bakanlığı nezdinde yaptıkları girişimlerin sonuç vermediğini savundu. Hükümet yetkililerinin mahsur kalan vatandaşların kurtarılması için samimi davranmadığını iddia eden Baluken, yaralıların hastaneye kaldırılması için her türlü girişimde bulunduklarını, son olarak açlık grevi başlattıklarını anlattı. Bir gazetecinin, “Açlık grevine sizin dışınızda katılım olacak mı?” sorusuna Baluken, “Bugün (cuma) sonuç alınmasını bekliyoruz. Sabah bize, çatışma olduğu iletildi. Birazdan İçişleri Bakanlığına gideceğiz. 22 yaralı ve 6 cenazenin alınmasını bekliyoruz. Eğer bir sonuç alınmaz ve bu konuda verdikleri sözleri yerine getirmezlerse açlık grevimiz daha büyüyerek devam edecek.” cevabını verdi.

ORADA MİZANSEN YAPILIYOR

İdris Baluken, olay yerine gitmek isteyen ambulansların, kontrol noktasına ulaştığı anda, “Bakanlık talimatı bizi bağlamaz.” denilerek engellendiğini ileri sürdü. Baluken, “Ambulanstaki görevlilerle canlı telefonla görüşüyoruz. Ve biz bunu bakanlık yetkililerine aynı anda dinletiyoruz. Ambulansın geçmesine izin vermeyen personel ise kasıtlı olarak tespit edilemiyor. Israr üzerine birden bire ambulansın olduğu bölgeye, güvenlik güçlerinin kontrolünde olduğunu bildiğimiz alanlardan ateşler açılıyor. Orada bir mizansen yaratılıyor ve ‘sıcak temas var, ambulans geçemez cevabıyla karşılaşıyoruz. 11 kez aynı durum yaşandı.” diye konuştu.

İZİN VERSİNLER BİZ GİDELİM YARALILARI ALALIM

İdris Baluken, “Zırhlı araç talebiniz oldu mu?” sorusuna ise şu cevabı verdi: “Bizim orada her türlü riski alarak o arkadaşları getirme duruşumuz var. Oradaki sağlık çalışanlarını kutlamak istiyoruz. Perşembe günü 11 kez kendi canlarını riske atarak o insanlar için çaba gösterdiler. İzin verilsin oraya gidip o yaralıları alalım diyoruz. Belli riskler varsa onları karşılamaya hazırız diyoruz. Bugün izin versinler milletvekili olarak biz gidelim. Sağlıkçı milletvekillerimiz gitsin. AKPden sağlıkçı milletvekillerini seçsinler.”

KİMLERİN ATEŞ ETTİĞİ MOBESE KAYITLARINDA

Osman Baydemir ise perşembe günü sabah 09.00 ile 16.00 arasında 11 kez ambulansı İçişleri Bakanlığından koordine etmeye çalıştıklarını anlattı. Baydemir, “11 kez ambulansın gitmesi ve geri döndürülmesi… Tamamı Mobese tarafından kayıt altındadır. Hangi panzer hangi duvardan hangi mekandan ateş açıldığı kayıt altındadır. Bu bahsedilen mesafe öyle uzun, kilometrelerce mesafe değil. 500 metrekarelik bir alanda içerisinde bu alanın ortasında yer alan bir binanın bodrum katı. Ambulansın varması 5 dakikayı bulmaz engellenmezse.” şeklinde konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Yaralıları kasıtlı götürmüyorlar

Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan, HDPlilerin Cizreye ilişkin açıklamalarını yalanladı. Cuma namazı çıkışında Cizredeki yaralılar için ambulans gönderilmediği yönündeki iddiaların sorulması üzerine Erdoğan, şöyle konuştu: “Bunların hepsi yalan. Ama tabii, güvenli bölgeye ambulansların girmesi söz konusu değil. Yaralını al, ambulansların olduğu bölgeye getir. Bu kendilerine söyleniyor, söylendiği halde yapmıyorlar. İdeolojik yaklaşımla ambulanslar ateş menziline sokulup sağlık görevlilerini ölümle karşı karşıya bırakılmaktadır. Şimdi orada 600 ile bin metre arasında bir mesafede, anonslar yapılıyor. Ambulanslar hazır ama bunlar yaralıları kasıtlı götürmüyorlar. Belki de yaralı değiller. Ateş menziline ambulansları sokup kendilerine göre bir üstünlük temin etmek, dertleri bu!”

Zaman
Politika
30.01.2016
Siyasilerkavgaediyor22kişi8gündürmahsurSiyasiler kavga ediyor 22 kişi 8 gündür mahsur
Hilmi Yavuz - Siyasal İslam muhafazakâr değil, mutaassıptır!
Zaman
17.01.2016
01:58

Türkiyede İslamın sanat ve fikir alanında estetik ve entelektüel bir iktidar inşa edemediği, öteden beri üzerinde durulan bir mesele. Bunun sebepleri arasında öne çıkanın, muhafazakârlık olduğu! Ya da, daha açıklayıcı deyişle söylemek gerekirse, muhafazakâr Müslümanların estetik ve entelektüel bir iktidara değil, siyasal bir iktidara öncelik tanıması! Muhafazakârlığın gayesinin, estetik ve entelektüel bir İslamın iktidarını gözardı ederek, siyasal İslamın iktidar olması!

Bu böyle midir? Muhafazakârlık, öteki sebeplerle birlikte, sanat ve fikir alanında estetik ve entelektüel bir iktidar inşa edememiş olmasının bir son kerte belirleyicisi [overdeterminant] midir? Sorgulamak gerekiyor.

Öncelikle kavramlara ilişkin bir açıklama gerekli: Türkiyede İslamın estetik ve entelektüel iktidarsızlığı, muhafazakârlıkla mı, yoksa, [evet, yoksa?] taassupla mı açıklanmalıdır? Kavramlara bakalım: Muhafazakâr, ‘hıfz eden ,koruyan demektir. Sözlük, ‘muhafazakârı ‘örf, âdet ve inançlarına bağlı olarak tanımlıyor ve bu bağlılıkta ifrata, aşırıya gitmenin sözkonusu olmadığını, dolaylı bir biçimde, ‘taassup kavramıyla ilişkilendirerek ortaya koyuyor: ‘Taassub, ‘bir şeyi müdafaa etmede aşırıya varma, ifrata kaçmadır.

Öyleyse durum gereğince açık: Muhafazakâr, ‘muhafaza eden, koruyandır; mutaassıp ise, bu koruma işinde aşırıya giden!

Şimdi İslamın zihin tarihine, örnekler üzerinden bakalım;- öyle çok uzak bir geçmişe gitmenin gereği de yok! Yahya Kemal, bir muhafazakârdı; geçmişe bağlıydı. Kendi deyişiyle, ‘kökü mâzide olan âtiydi. İmtidâdı savunuyor, ‘devam ederek değişmekten, geleceğe yönelik bir dönüşümden söz ediyordu;- yoksa geçmişin, mâzinin hiç değişmeden, olduğu gibi muhafaza edilerek devam etmesi gibi, taassuba varan bir ifrattan değil!

Evet, Yahya Kemal bir muhafazakârdı: O nedenle de İslam medeniyetinin estetik ve entelektüel geçmişini öne çıkarıyor, siyasal İslamı geriye itiyordu. Siyasal İslamcılar gibi İslamı, mutaassıpca ve sadece akaidle sınırlamıyor, onun medeniyetinin, estetik bir medeniyet olarak ve elbette modernlik bağlamında yeniden nasıl inşa edilebileceğini tartışmaya açmanın imkânlarını ortaya koyuyordu.

Şimdi açıkça ifâde edeyim: Siyasal İslam, muhafazakârlıkla değil, taassupla maluldür. Dolayısıyla İslamı, çok uzun bir süreden beri yazdığım gibi, şekle ve şekilciliğe indirgemiş, estetik ve entelektüel muhtevasına hiç önem atfetmemiştir.

Yahya Kemal, Jusdanisin ‘Gecikmiş Modernlikteki kavramlaştırmasıyla bir ‘estetik bilinç öneriyordu ve bunu Jusdanisin deyişiyle söylersem, ‘kültürü[n] estetize edilmesinde kullanılan vazgeçilmez bir araç olarak görüyordu.

Bu ‘estetik bilinç nasıl işlemektedir? Jusdanis, bunun Yunanistan bağlamında nasıl işlenerek hayata geçirildiğini, Yorgos Theotokasın deyişiyle, ‘klasik olanla modern olanı kaynaştırma teklifi olarak okumakta ve şöyle demekteydi: ‘Doğu ve Batı, yerel ve kozmopolit, dinsel ve seküler, geleneksel ve modern, devlet ve millet, Romalı ve Helen… Yunanlılar, ‘geleneklerine sahip çıktıkları halde yine de Avrupalı olabilirlerdi; miraslarına sadık kaldıkları halde yine de modern olabilirlerdi…

Budur! Hem geleneksel hem modern olmak, hem akaidi hem medeniyeti birlikte temellük etmek, şekille muhtevayı birbirinden ayırmamak! Siyasal İslam bunu yap[a]mamış; sadece geleneği, sadece akaidi ve sadece şekli referans olarak almaktaki taassubu yüzünden sanat ve fikir alanında iktidar olamamıştır. Siyasal islam iktidardadır, ama işte tastamam bundan dolayı, entelektüel ve estetik iktidar değildir. Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil vd. ile de bu iktidarı kurmak, maalesef, mümkün olamayacaktır…

Zaman
Köşe Yazıları
17.01.2016
HilmiYavuz-SiyasalİslammuhafazakârdeğilmutaassıptırHilmi Yavuz - Siyasal İslam muhafazakâr değil mutaassıptır
Dink ailesinin avukatı Fehriye Çetin: Akademisyenlere tehdit, Hrant'a yapılanları hatırlatıyor, kaygılıyım
Zaman
17.01.2016
01:58

Akademisyenler hakkında TCK 301inci maddeden ‘Türklüğe hakaret suçlamasıyla soruşturma başlatılmasına Hrant Dinkin ailesinin avukatı Fethiye Çetinden itiraz geldi. AİHM kararlarına göre 301inci maddenin hükümsüz olduğunu belirten Çetin, “Açılan soruşturma, Dinkin başına gelenleri hatırlatıyor. Gerçekten çok kaygılıyım.” dedi.

Güneydoğudaki operasyonlarla ilgili bildiriye imza atan 1128 akademisyene yönelik linç girişimlerine bir tepki de Hrant Dinkin ailesinin avukatı Fethiye Çetinden geldi. Haklarında Türklüğe hakaretten dava açılan akademisyenlerin başına gelenlerin, öldürülmeden önce Hrant Dinke yapılanlara benzediğini belirten Çetin, Türk Ceza Kanununun 301. maddesinde düzenlenen bu suç sebebiyle Türkiye geçmişte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkum edildi. TCK 301 çok tehlikeli bir madde, şahısları hedef gösteriyor. dedi. Organize suç örgütü lideri olmaktan hüküm giyen Sedat Peker de, akademisyenleri, Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız. sözleriyle tehdit etmişti.

Avukat Fethiye Çetin, gazeteci Hrant Dinkin ölümünün 9. yıldönümünde Zamana önemli açıklamalarda bulundu. Çetin, “Ne yazık ki 301 gibi maddeler konjonktürel durumlara göre muhalifleri susturmak için kullanılıyor. Uzun süredir işletilmiyordu ama bugün elverişli bir araç olarak yeniden gündeme getiriliyor. Bu haliyle de kullanış biçimi hukuka aykırı. O nedenle bence 301in tümüyle kaldırılması ve soruşturmanın konusu olmaktan çıkarılması lazım. şeklinde konuştu. Akademisyenlere yönelik linç girişimlerine, sadece soruşturma açanların değil hedef göstererek medyanın da katıldığını vurgulayan avukat Çetin, Yanılmıyorsam akademisyenler kastedilerek ‘Hepiniz hedefimizdesiniz. şeklinde bir açıklama yapılmış. Bu Hranta yapılan tehdide çok benzer bir tehdit, onun için okuyunca gerçekten çok kaygılandım. ifadelerini kullandı.

width=450

AİHM kararına göre, TCK 301 hükümsüz

TCK 301. maddesinde düzenlenen Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama suçunun hükümsüz olduğunu söyleyen Çetin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Taner Akçamın başvurusu üzerine 301. maddenin öngörülemez bir madde olduğuna hükmetti, kanunilik ilkesine aykırı olduğuna karar verdi. Türkiyenin bu maddeyi kaldırması gerekir. Dolayısıyla 301 ile ilgili artık soruşturma yapılamaması lazım. değerlendirmesinde bulundu.

width=450

Dink cinayeti Jandarmaya dayanınca savcı görevden alındı

‘DurDe Platformunun Hrant Dink ve öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçiyi anma programında konuşan avukat Fethiye Çetin, Dink soruşturmasında yaşanan gelişmeleri şöyle yorumladı: “İşin ucu Jandarmaya dayandı. Jandarma ile ilgili önemli birtakım bulguların çıkma olasılığı çok yüksek. Tam bu sırada Dink savcısı görevinden alındı. Şimdi bundan sonrası ne olacak göreceğiz. Acaba amaç hasıl oldu, ‘Cemaatçi polisler yargılanıyor, bundan sonrası gereksiz. deyip kapatılacak mı, yoksa devam mı edecek? İlk defa bir savcı etkili bir soruşturma yapmaya başladı. Ancak buna Cemaat-AKPnin kavgası yol açtı. Nasıl ki polislerle ilgili soruşturma bitti ve birtakım polislere dava açıldı, sanki amaç gerçekleşmiş, bitmiş gibi savcıyı görevden aldılar.”

Dink cinayeti soruşturmasına bakan Cumhuriyet Savcısı Gökalp Kökçü, hazırladığı iddianamede halen Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı koltuğunda oturan Engin Dinç, İstanbul İstihbarat eski Müdürü Ahmet İlhan Güler ve Trabzon eski Emniyet Müdürü Reşat Altayın da aralarında bulunduğu 26 ismi cinayetten sorumlu tutmuştu. Kökçünün sunduğu iddianame başsavcılık tarafından iki kez iade edilmişti. Kökçüye, söz konusu isimleri iddianameden çıkarması için baskı yapıldığı öne sürülmüştü. Gökalp Kökçü, geçtiğimiz günlerde başka bir yere atandı. Böylece Dink iddianamesi Kökçüden alınmış oldu.

Zaman
Güncel
17.01.2016
DinkailesininavukatıFehriyeÇetinAkademisyenleretehditHrantayapılanlarıhatırlatıyorkaygılıyımDink ailesinin avukatı Fehriye Çetin Akademisyenlere tehdit Hranta yapılanları hatırlatıyor kaygılıyım
Hilmi Yavuz - Siyasal İslam muhafazakâr değil, mutaassıptır!
Zaman
17.01.2016
01:58

Türkiyede İslamın sanat ve fikir alanında estetik ve entelektüel bir iktidar inşa edemediği, öteden beri üzerinde durulan bir mesele. Bunun sebepleri arasında öne çıkanın, muhafazakârlık olduğu! Ya da, daha açıklayıcı deyişle söylemek gerekirse, muhafazakâr Müslümanların estetik ve entelektüel bir iktidara değil, siyasal bir iktidara öncelik tanıması! Muhafazakârlığın gayesinin, estetik ve entelektüel bir İslamın iktidarını gözardı ederek, siyasal İslamın iktidar olması!

Bu böyle midir? Muhafazakârlık, öteki sebeplerle birlikte, sanat ve fikir alanında estetik ve entelektüel bir iktidar inşa edememiş olmasının bir son kerte belirleyicisi [overdeterminant] midir? Sorgulamak gerekiyor.

Öncelikle kavramlara ilişkin bir açıklama gerekli: Türkiyede İslamın estetik ve entelektüel iktidarsızlığı, muhafazakârlıkla mı, yoksa, [evet, yoksa?] taassupla mı açıklanmalıdır? Kavramlara bakalım: Muhafazakâr, ‘hıfz eden ,koruyan demektir. Sözlük, ‘muhafazakârı ‘örf, âdet ve inançlarına bağlı olarak tanımlıyor ve bu bağlılıkta ifrata, aşırıya gitmenin sözkonusu olmadığını, dolaylı bir biçimde, ‘taassup kavramıyla ilişkilendirerek ortaya koyuyor: ‘Taassub, ‘bir şeyi müdafaa etmede aşırıya varma, ifrata kaçmadır.

Öyleyse durum gereğince açık: Muhafazakâr, ‘muhafaza eden, koruyandır; mutaassıp ise, bu koruma işinde aşırıya giden!

Şimdi İslamın zihin tarihine, örnekler üzerinden bakalım;- öyle çok uzak bir geçmişe gitmenin gereği de yok! Yahya Kemal, bir muhafazakârdı; geçmişe bağlıydı. Kendi deyişiyle, ‘kökü mâzide olan âtiydi. İmtidâdı savunuyor, ‘devam ederek değişmekten, geleceğe yönelik bir dönüşümden söz ediyordu;- yoksa geçmişin, mâzinin hiç değişmeden, olduğu gibi muhafaza edilerek devam etmesi gibi, taassuba varan bir ifrattan değil!

Evet, Yahya Kemal bir muhafazakârdı: O nedenle de İslam medeniyetinin estetik ve entelektüel geçmişini öne çıkarıyor, siyasal İslamı geriye itiyordu. Siyasal İslamcılar gibi İslamı, mutaassıpca ve sadece akaidle sınırlamıyor, onun medeniyetinin, estetik bir medeniyet olarak ve elbette modernlik bağlamında yeniden nasıl inşa edilebileceğini tartışmaya açmanın imkânlarını ortaya koyuyordu.

Şimdi açıkça ifâde edeyim: Siyasal İslam, muhafazakârlıkla değil, taassupla maluldür. Dolayısıyla İslamı, çok uzun bir süreden beri yazdığım gibi, şekle ve şekilciliğe indirgemiş, estetik ve entelektüel muhtevasına hiç önem atfetmemiştir.

Yahya Kemal, Jusdanisin ‘Gecikmiş Modernlikteki kavramlaştırmasıyla bir ‘estetik bilinç öneriyordu ve bunu Jusdanisin deyişiyle söylersem, ‘kültürü[n] estetize edilmesinde kullanılan vazgeçilmez bir araç olarak görüyordu.

Bu ‘estetik bilinç nasıl işlemektedir? Jusdanis, bunun Yunanistan bağlamında nasıl işlenerek hayata geçirildiğini, Yorgos Theotokasın deyişiyle, ‘klasik olanla modern olanı kaynaştırma teklifi olarak okumakta ve şöyle demekteydi: ‘Doğu ve Batı, yerel ve kozmopolit, dinsel ve seküler, geleneksel ve modern, devlet ve millet, Romalı ve Helen… Yunanlılar, ‘geleneklerine sahip çıktıkları halde yine de Avrupalı olabilirlerdi; miraslarına sadık kaldıkları halde yine de modern olabilirlerdi…

Budur! Hem geleneksel hem modern olmak, hem akaidi hem medeniyeti birlikte temellük etmek, şekille muhtevayı birbirinden ayırmamak! Siyasal İslam bunu yap[a]mamış; sadece geleneği, sadece akaidi ve sadece şekli referans olarak almaktaki taassubu yüzünden sanat ve fikir alanında iktidar olamamıştır. Siyasal islam iktidardadır, ama işte tastamam bundan dolayı, entelektüel ve estetik iktidar değildir. Necip Fazıl, Sezai Karakoç, Nuri Pakdil vd. ile de bu iktidarı kurmak, maalesef, mümkün olamayacaktır…

Zaman
Ana Sayfa
17.01.2016
HilmiYavuz-SiyasalİslammuhafazakârdeğilmutaassıptırHilmi Yavuz - Siyasal İslam muhafazakâr değil mutaassıptır
Dink ailesinin avukatı Fehriye Çetin: Akademisyenlere tehdit, Hrant'a yapılanları hatırlatıyor, kaygılıyım
Zaman
17.01.2016
01:58

Akademisyenler hakkında TCK 301inci maddeden ‘Türklüğe hakaret suçlamasıyla soruşturma başlatılmasına Hrant Dinkin ailesinin avukatı Fethiye Çetinden itiraz geldi. AİHM kararlarına göre 301inci maddenin hükümsüz olduğunu belirten Çetin, “Açılan soruşturma, Dinkin başına gelenleri hatırlatıyor. Gerçekten çok kaygılıyım.” dedi.

Güneydoğudaki operasyonlarla ilgili bildiriye imza atan 1128 akademisyene yönelik linç girişimlerine bir tepki de Hrant Dinkin ailesinin avukatı Fethiye Çetinden geldi. Haklarında Türklüğe hakaretten dava açılan akademisyenlerin başına gelenlerin, öldürülmeden önce Hrant Dinke yapılanlara benzediğini belirten Çetin, Türk Ceza Kanununun 301. maddesinde düzenlenen bu suç sebebiyle Türkiye geçmişte Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi tarafından mahkum edildi. TCK 301 çok tehlikeli bir madde, şahısları hedef gösteriyor. dedi. Organize suç örgütü lideri olmaktan hüküm giyen Sedat Peker de, akademisyenleri, Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız ve akan kanlarınızla duş alacağız. sözleriyle tehdit etmişti.

Avukat Fethiye Çetin, gazeteci Hrant Dinkin ölümünün 9. yıldönümünde Zamana önemli açıklamalarda bulundu. Çetin, “Ne yazık ki 301 gibi maddeler konjonktürel durumlara göre muhalifleri susturmak için kullanılıyor. Uzun süredir işletilmiyordu ama bugün elverişli bir araç olarak yeniden gündeme getiriliyor. Bu haliyle de kullanış biçimi hukuka aykırı. O nedenle bence 301in tümüyle kaldırılması ve soruşturmanın konusu olmaktan çıkarılması lazım. şeklinde konuştu. Akademisyenlere yönelik linç girişimlerine, sadece soruşturma açanların değil hedef göstererek medyanın da katıldığını vurgulayan avukat Çetin, Yanılmıyorsam akademisyenler kastedilerek ‘Hepiniz hedefimizdesiniz. şeklinde bir açıklama yapılmış. Bu Hranta yapılan tehdide çok benzer bir tehdit, onun için okuyunca gerçekten çok kaygılandım. ifadelerini kullandı.

width=450

AİHM kararına göre, TCK 301 hükümsüz

TCK 301. maddesinde düzenlenen Türk milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, devletin kurum ve organlarını aşağılama suçunun hükümsüz olduğunu söyleyen Çetin, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), Taner Akçamın başvurusu üzerine 301. maddenin öngörülemez bir madde olduğuna hükmetti, kanunilik ilkesine aykırı olduğuna karar verdi. Türkiyenin bu maddeyi kaldırması gerekir. Dolayısıyla 301 ile ilgili artık soruşturma yapılamaması lazım. değerlendirmesinde bulundu.

width=450

Dink cinayeti Jandarmaya dayanınca savcı görevden alındı

‘DurDe Platformunun Hrant Dink ve öldürülen Diyarbakır Barosu Başkanı Tahir Elçiyi anma programında konuşan avukat Fethiye Çetin, Dink soruşturmasında yaşanan gelişmeleri şöyle yorumladı: “İşin ucu Jandarmaya dayandı. Jandarma ile ilgili önemli birtakım bulguların çıkma olasılığı çok yüksek. Tam bu sırada Dink savcısı görevinden alındı. Şimdi bundan sonrası ne olacak göreceğiz. Acaba amaç hasıl oldu, ‘Cemaatçi polisler yargılanıyor, bundan sonrası gereksiz. deyip kapatılacak mı, yoksa devam mı edecek? İlk defa bir savcı etkili bir soruşturma yapmaya başladı. Ancak buna Cemaat-AKPnin kavgası yol açtı. Nasıl ki polislerle ilgili soruşturma bitti ve birtakım polislere dava açıldı, sanki amaç gerçekleşmiş, bitmiş gibi savcıyı görevden aldılar.”

Dink cinayeti soruşturmasına bakan Cumhuriyet Savcısı Gökalp Kökçü, hazırladığı iddianamede halen Emniyet İstihbarat Daire Başkanlığı koltuğunda oturan Engin Dinç, İstanbul İstihbarat eski Müdürü Ahmet İlhan Güler ve Trabzon eski Emniyet Müdürü Reşat Altayın da aralarında bulunduğu 26 ismi cinayetten sorumlu tutmuştu. Kökçünün sunduğu iddianame başsavcılık tarafından iki kez iade edilmişti. Kökçüye, söz konusu isimleri iddianameden çıkarması için baskı yapıldığı öne sürülmüştü. Gökalp Kökçü, geçtiğimiz günlerde başka bir yere atandı. Böylece Dink iddianamesi Kökçüden alınmış oldu.

Zaman
Ana Sayfa
17.01.2016
DinkailesininavukatıFehriyeÇetinAkademisyenleretehditHrantayapılanlarıhatırlatıyorkaygılıyımDink ailesinin avukatı Fehriye Çetin Akademisyenlere tehdit Hranta yapılanları hatırlatıyor kaygılıyım
Mustafa Ünal - Bundan ötesi var mı?
Zaman
15.01.2016
02:04

Felaket haberleri sağanak gibi... Daha Sultanahmet patlamasının yası bitmedi. Mahiyeti anlaşılmadı.

Suriye uyruklu, IŞİD bağlantılı. Ama sonrası yok. İstanbulun kalbine kadar patlayıcıları kuşanarak nasıl geldi? Gözaltına alınanlar var. Bütün yönleriyle aydınlanır mı? Pek umutlu olduğumu söyleyemem. Suruç ve Ankaranın akıbeti ortada.

Diğer felaket haberi Diyarbakırdan. PKK gece yarısı Emniyet binasına saldırdı. Bomba yüklü araç, roketatar ve otomatik silahlarla... Bir polis memuru şehit. Aralarında polisin 3 yaşındaki bebeği ve eşinin de bulunduğu 5 kişi yaşamını yitirdi. 50ye yakın da yaralı. Şehit hiç eksik değil. Her güne bir-iki şehit düşmekte. Ülke kanıyor...

Diyarbakır bir süredir yangın yeri. Sur, şehrin kalbi. Başta Ulu Cami tarihî; doku orada. Silah sesleri haftalardır dinmiş değil. Sürekli bombalar patlamakta. Bir milletvekili “Diyarbakırda iki gün kaldım. Kulaklarımda hâlâ bomba sesleri yankılanmakta...” dedi. Sokağa çıkma yasağı sürüyor. İlçeyi terk edebilenler ayrıldı.

40 gün oldu, güvenlik güçleri ilçeyi tam olarak kontrol altına alamadı. Sorun sadece hendekler değil, tüneller ciddi problem. 90lar PKKnın gemi azıya aldığı yıllardı. Terörsüz gün geçmezdi. Acı haberler daha çok kırsaldan gelirdi. Ama böylesi yaşanmadı. Bir ilçe veya yerleşim birimi bu kadar uzun süre çatışma sahası olmadı.

İçişleri Bakanı Ala Az kaldı diye açıklama yaptı. Peki niye bu kadar gecikti? Bunun bir izahı yapılmalı. Devletin Diyarbakırın kalbine 40 gündür girememesi kabul edilebilir mi? Tamam, terör örgütü PKKya öfkeyle lanetler yağdıralım. Fakat Sur nasıl bu hale geldi?

Cevabı belli... Herkes de farkında. Gizli saklı değil çünkü. Göz göre göre geldi. Çözüm sürecinde yurtdışına çıkması beklenen PKK kırsaldan şehirlere indi. Üstünde üniforması, elinde silah, cebinde patlayıcılarla. Trafik kontrolü yaptı. Okulları, yurtları yaktı. Her türlü provokasyonu yaptı. Kışlanın içinde Türk bayrağını indirdi. Daha ötesi var mı?

Terör örgütünün bir liderinin heykelini dikti. Sözde şehitlikler inşa etti. Elini tetikten hiç çekmedi. Fırsat buldukça teröre başvurdu. İlçenin merkezinde yakın mesafeden vurulan askerin yerde yatan kanlı görüntüleri unutulabilir mi? Çözüm sürecinde şehit olan asker ve polis sayısı hiç az değil.

Maalesef Ankara, yani ülkeyi yönetenler bunları görmezden geldi. İçilen baldıran zehrinin etkisi olsa gerek, oturdu, uzaktan izledi. İkaz edenlere çözüm ve barış düşmanı yaftası vurdu. Heykelin altın bronz olmadığını, basit malzemeden yapıldığını söyleyerek büyütmeyin demeye getirdi. Bayrağın indirilmesi bile uyandırmadı.

PKKlı teröristlere göz yumuldu. Valilere Dokunmayın talimatı verildi. Askere Kışladan çıkmayın dendi. İşte o gün ekilen rüzgâr bugün fırtına olarak biçilmekte. Ve bir yandan da yeni kasırgalar ekilmekte. Yarın ne biçileceğini siz hesap edin. Şimdi yerleşim yerleri patlayıcılarla dolu. Yollar, sokaklar, evler... Tuzaklanmış durumda. Sur sebepsiz değil yani. Adalet Bakanı Bozdağın dediği gibi “Hiçbiri uzaydan gelmedi”. Ama başta kendisi Ankara uzaya bakar gibi baktı.

Acaba Ankara, Sura 40 gündür niye giremediğinin muhasebesini yapıyor mudur? Sanmıyorum. Dün yaptığını doğru görüyor, bugün yaptığını da... Oysa ikisi de yanlış. Ne çözüm sürecini sağlıklı yönetebildi ne de masayı dağıttıktan sonra ortaya çıkan kaosu. Sorun sadece Surdan ibaret değil. Devletin haftalardır kontrol altına alamadığı başka ilçeler de var. Cizre örneğin.

Bölgede manzara-i umumiye vahim. Bu satırları yazarken Silopiden gelen görüntüler düştü ekranlara. PKKlı teröristlerin gözü karardı. Hedefte okullar vardı. 8 okul ve 1 yurda ses bombası ve molotof bombalarıyla saldırdı. Ekranlara yansıyan küçük çocukların çığlık çığlığa kaçışları ürperticiydi. PKK, 3 yaşında bebek ve ilkokul çocuklarını hedef almaktan çekinmeyen bir örgüt. Masumları korumak devletin vazifesi.

Bütün bu sinyaller, insanın söylemeye dili varmıyor ama durumun daha da ağırlaşacağı yönünde. Maalesef gidişat hiç de hayra alamet değil...

Zaman
Köşe Yazıları
15.01.2016
MustafaÜnal-Bundanötesivarmı?Mustafa Ünal - Bundan ötesi var mı?
Mustafa Ünal - Bundan ötesi var mı?
Zaman
15.01.2016
02:04

Felaket haberleri sağanak gibi... Daha Sultanahmet patlamasının yası bitmedi. Mahiyeti anlaşılmadı.

Suriye uyruklu, IŞİD bağlantılı. Ama sonrası yok. İstanbulun kalbine kadar patlayıcıları kuşanarak nasıl geldi? Gözaltına alınanlar var. Bütün yönleriyle aydınlanır mı? Pek umutlu olduğumu söyleyemem. Suruç ve Ankaranın akıbeti ortada.

Diğer felaket haberi Diyarbakırdan. PKK gece yarısı Emniyet binasına saldırdı. Bomba yüklü araç, roketatar ve otomatik silahlarla... Bir polis memuru şehit. Aralarında polisin 3 yaşındaki bebeği ve eşinin de bulunduğu 5 kişi yaşamını yitirdi. 50ye yakın da yaralı. Şehit hiç eksik değil. Her güne bir-iki şehit düşmekte. Ülke kanıyor...

Diyarbakır bir süredir yangın yeri. Sur, şehrin kalbi. Başta Ulu Cami tarihî; doku orada. Silah sesleri haftalardır dinmiş değil. Sürekli bombalar patlamakta. Bir milletvekili “Diyarbakırda iki gün kaldım. Kulaklarımda hâlâ bomba sesleri yankılanmakta...” dedi. Sokağa çıkma yasağı sürüyor. İlçeyi terk edebilenler ayrıldı.

40 gün oldu, güvenlik güçleri ilçeyi tam olarak kontrol altına alamadı. Sorun sadece hendekler değil, tüneller ciddi problem. 90lar PKKnın gemi azıya aldığı yıllardı. Terörsüz gün geçmezdi. Acı haberler daha çok kırsaldan gelirdi. Ama böylesi yaşanmadı. Bir ilçe veya yerleşim birimi bu kadar uzun süre çatışma sahası olmadı.

İçişleri Bakanı Ala Az kaldı diye açıklama yaptı. Peki niye bu kadar gecikti? Bunun bir izahı yapılmalı. Devletin Diyarbakırın kalbine 40 gündür girememesi kabul edilebilir mi? Tamam, terör örgütü PKKya öfkeyle lanetler yağdıralım. Fakat Sur nasıl bu hale geldi?

Cevabı belli... Herkes de farkında. Gizli saklı değil çünkü. Göz göre göre geldi. Çözüm sürecinde yurtdışına çıkması beklenen PKK kırsaldan şehirlere indi. Üstünde üniforması, elinde silah, cebinde patlayıcılarla. Trafik kontrolü yaptı. Okulları, yurtları yaktı. Her türlü provokasyonu yaptı. Kışlanın içinde Türk bayrağını indirdi. Daha ötesi var mı?

Terör örgütünün bir liderinin heykelini dikti. Sözde şehitlikler inşa etti. Elini tetikten hiç çekmedi. Fırsat buldukça teröre başvurdu. İlçenin merkezinde yakın mesafeden vurulan askerin yerde yatan kanlı görüntüleri unutulabilir mi? Çözüm sürecinde şehit olan asker ve polis sayısı hiç az değil.

Maalesef Ankara, yani ülkeyi yönetenler bunları görmezden geldi. İçilen baldıran zehrinin etkisi olsa gerek, oturdu, uzaktan izledi. İkaz edenlere çözüm ve barış düşmanı yaftası vurdu. Heykelin altın bronz olmadığını, basit malzemeden yapıldığını söyleyerek büyütmeyin demeye getirdi. Bayrağın indirilmesi bile uyandırmadı.

PKKlı teröristlere göz yumuldu. Valilere Dokunmayın talimatı verildi. Askere Kışladan çıkmayın dendi. İşte o gün ekilen rüzgâr bugün fırtına olarak biçilmekte. Ve bir yandan da yeni kasırgalar ekilmekte. Yarın ne biçileceğini siz hesap edin. Şimdi yerleşim yerleri patlayıcılarla dolu. Yollar, sokaklar, evler... Tuzaklanmış durumda. Sur sebepsiz değil yani. Adalet Bakanı Bozdağın dediği gibi “Hiçbiri uzaydan gelmedi”. Ama başta kendisi Ankara uzaya bakar gibi baktı.

Acaba Ankara, Sura 40 gündür niye giremediğinin muhasebesini yapıyor mudur? Sanmıyorum. Dün yaptığını doğru görüyor, bugün yaptığını da... Oysa ikisi de yanlış. Ne çözüm sürecini sağlıklı yönetebildi ne de masayı dağıttıktan sonra ortaya çıkan kaosu. Sorun sadece Surdan ibaret değil. Devletin haftalardır kontrol altına alamadığı başka ilçeler de var. Cizre örneğin.

Bölgede manzara-i umumiye vahim. Bu satırları yazarken Silopiden gelen görüntüler düştü ekranlara. PKKlı teröristlerin gözü karardı. Hedefte okullar vardı. 8 okul ve 1 yurda ses bombası ve molotof bombalarıyla saldırdı. Ekranlara yansıyan küçük çocukların çığlık çığlığa kaçışları ürperticiydi. PKK, 3 yaşında bebek ve ilkokul çocuklarını hedef almaktan çekinmeyen bir örgüt. Masumları korumak devletin vazifesi.

Bütün bu sinyaller, insanın söylemeye dili varmıyor ama durumun daha da ağırlaşacağı yönünde. Maalesef gidişat hiç de hayra alamet değil...

Zaman
Ana Sayfa
15.01.2016
MustafaÜnal-Bundanötesivarmı?Mustafa Ünal - Bundan ötesi var mı?
Toplam "13" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti