bu araç mı şimdi | |
|
| 16:20 - Engellilere asansörlü otobüs | Takvim | 27.06.2012 19:17 |  | | Üst segment karayolu yolcu taşımacılığında 75 yıldır hizmet veren Ulusoy ile 65 yıldır hizmet vererek sektörün önde gelen firmalarından biri olan Varanın birleşmesinin ardından Varan Genel Müdürü İmran Okumuşun kapısını çaldık. Ulusoy ve Varanın toplam karayolu yolcu taşımacılığı pazarının %10luk bir kısmına sahip olduğunu söyleyen Okumuş, Türkiyenin yerel firması olduklarını özellikle belirtiyor.
Bölgesel otobüsçülüğü bölgesel firmaların yapması gerektiğinin altını çizen ve bölgesel firmaları her zaman desteklediklerini ve birlikte çalıştıklarını belirten Okumuşun aynı zamanda bir müjdesi var. Gelecek yıl yollarda engellilere yönelik özel asansörlü otobüsler olacak.
Üst segment karayolu yolcu taşımacılığında iki dev firma nasıl bir araya geldi?
Ulusoy, üst segment karayolu yolcu taşımacılığında 75 yıldır hizmet veriyor. Aynı zamanda sektörün lideri. Varan da karayolu yolcu taşımacılığında 65 yıldır faaliyette olan sektörün önde gelen lider firmalarından biridir. Varanın satış süreci içerisinde bizim dışımızda sektörden başka firmalarla da görüşmeleri olmuştu. Bize de teklif geldi ve bu teklifi Ulusoy ailesi değerlendirdi. Varanı alma sebebimiz Türkiyedeki yolcu profilimizle, Varanın yolcu profilinin aynı olmasıdır. Aynı zamanda 75 ve de 65 yıllık sektörün iki lider firmasının bir araya gelmesinin doğru olacağını düşündük. Diğer türlü Varanın kapanma konusu gündeme gelmişti. Bizimde kapanmasına gönlümüz razı gelmedi.
Bu birleşme sonrasında neler değişti, neler değişmedi?
Üst segment karayolu yolcu taşımacılığında pazar lideri olan Ulusoy ve Varan toplam karayolu yolcu taşımacılığı toplam pazarının %10luk bir kısmına sahip. Bu oran 2012 yılında hayata geçirdiğimiz özenli ve yoğun çalışmalarımız sayesinde daha da artacak. Ulusoyun 75 yıllık tecrübesinin yanında Varanın 65 yıllık geçmişini korumak ve geliştirmek bizim öncelikli görevimiz. Varan markasının yeni yönetim anlayışı ve yapılanması sayesinde yolcularımızın daha memnun olacağına eminiz. Yolcularımızın güveni, memnuniyeti ve rahatı için elimizden geleni hakkıyla gerçekleştiriyoruz.
Bu otobüsler çok teknolojik
Şimdilerde otobüs şirketleri teknolojinin bütün nimetlerinden faydalanıyor. Ulusoy ve Varanın bu konudaki farklılıklarından bahsedebilir misiniz?
Bizim Ulusoy ve Varan olarak bu konuda farklı bir konseptimiz var. %100 bütün otobüslerimizde her yolcunun önünde ekranlar var. Bu ekranlardan yolcumuz internete girmekten tutunda oyun oynamaya, film izlemeye kadar her şeyi yapabiliyor. Türkiyede bu konuda da tekiz. Karayolu Ulaşım Sektörünün çok üstünde bir teknoloji kullandığımızı özellikle belirtmek istiyorum. Her müşterimiz için koltuklarının hemen yanında prizlerimiz var. Bu prizlerden telefonlarını ve bilgisayarlarını şarj edebiliyorlar. Ayrıca araç takip sistemimiz var. Araçların seyir halinde hareketlerini her şekilde kontrol ediyoruz. Kaptanlarımızın yolda seyir halindeyken bırakın sadece hızlarını, vites değiştirmesini bile takip eden bir şirketiz.
Bu çalışmalar için bir AR-GE ekibiniz var mı?
Elbette. AR-GE birimimiz sektörel araştırmalar yapıyor. Müşteri beklentilerimizi arkadaşlarımızın yapmış olduğu bu çalışmalar sonunda planlıyoruz.
Özel terminal kullanan tek firma
Peki, şu anda üzerinde çalıştığınız herhangi bir proje var mı?
Biz Türkiyede özel terminal kullanan tek firmayız. Ankara ve İzmirin yanı sıra İstanbulda üç tane özel terminalimiz var. Ücretsiz otoparklarımızla, bekleme salonlarımızla ve ikramlarımızla özel terminallerimizde de en iyi hizmeti veriyoruz. Bu yıl otobüs filomuzun yanı sıra servis aracı filomuzu da baştan yeniledik. Filomuzda var olan servis araçlarına ek 60 yeni servis aracı ile birlikte servis aracı filomuzu geliştirdik. Bunların hepsi klimalı, son model, yeni ve de konforlu araçlar, güven bizler için yolcularımızın evinden çıktıkları noktadan gidecekleri son noktaya kadar devam eden bir bütündür. Kısacası müşterilerimizi her araçta taşımıyoruz. Ayrıca yolcu artışlarıyla ilgili planlamalar yapıyoruz. Biz klasik, standart sefer açan bir firma değiliz. Örneğin, bizde 2012nin programı 2011 yılının Eylül ayında yapılır. Stratejilerimizi yola çıkmadan önce belirleriz. Şimdi 2013ün programını 2012 yılının Eylül ayında yapacağız. Bir sene öncesinden programlarımızı yaparız. Böylelikle bir sene sonrasında taşıyacağımız yolcuyu önceden belirliyoruz. Bizim günlük yapacağımız ikram, sunacağımız koltuk kapasitesi bile öncesinden bellidir. Orta ve uzun vadeli planlar yapmadan hiçbir adım atmıyoruz.
Türkiyenin yerel firmasıyız
Geçtiğimiz yıl ne kadar yolcu taşındı?
Geçtiğimiz yıl 3 milyon yolcu taşıdık. Bu yıl Ulusoyda hedefimiz 4 milyon yolcu taşımak. Varanda ise 1 | | Takvim Son Dakika 27.06.2012 | | | 1620-Engellilereasansörlüotobüs1620 - Engellilere asansörlü otobüs |
|
| 09:21 - Hesabınızda 1 kuruş bile bırakmayın | Takvim | 29.05.2012 13:51 |  | | Hesabınızda kalan kırıntı bakiyeler bankalar tarafından faizleri ile birlikte katlanarak kapınıza büyük meblağ olarak hatta icra mektubu ile gelebilir.
Tüketiciler, bir şikayet portalına gönderdikleri şikayetlerle bankaların kalan bakiye kırıntılarını nasıl kendi lehine çevirerek müşterilerini mağdur ettiklerini anlattı.
İşte banka mağdurlarının başına gelenler;
3,5 TL 2 YILDA 470 TL OLMUŞ
Telefonuma gelen sms ile bankanıza asgari ödemesi 67,40 TL olan bir borç bildirildi. Gerekçe olarak bu hesaptan ekim 2009 da 3,5 TL lik faturanın otomatik ödeme talimatı ile ödenmiş olmasını gösterdiler. Ayrıca 3.5 TLlik borç faizlerle birlikte 470 TL gibi hatırı sayılır bir rakama ulaştığında tarafıma hem mail hem sms ile bilgisi geldi. Burada kesinlikle art niyetli bir yaklaşım olduğuna inanıyorum. Telefon numaram ve mail adresim elinizde bulunmaktayken bir borç bilgisinin müşterinize bu kadar gecikmeli bildirilmesinde kesinlikle bankanızın ihmali olduğunu düşünmekteyim. Posta ile adresinize bildirildi diyorsunuz: 2 yılda 3 şehir değiştirdim, ulaşsaydı 3,5 TL gibi komik bir tutarı ödemekten mi kaçınacaktım? Ödenmeme nedeni, ancak bilinmemesi ve fark edilmemesi nedeniyle olabilir. Bankanız bu durumda en azında borcun ödenmediği birinci yıl içinde müşteriye tıpkı şimdi ulaşıldılğı gibi sms ve mail yoluyla ulaşmalıydı
GELEN EKSTRE ŞOK ETTİ
Kredi kartımı kapatmaya karar verdim. Tüm borcumun yansıtıldığı ekstrenin bir kısmını son ödeme gününde, kalanını ise hemen ertesi gün ödeyerek borcumu kapattım. Bir ay sonra bana faiz bedeli olarak 30 TLden fazla bir rakam isteyen ekstre geldi. Bankayı aradığımda ise bunun gecikme değil alışveriş faizi olduğu söylendi ve bir önceki hesap kesiminden sonraki hesap kesimine kadar olan dönemin faizi alınıyor dendi. 3-5 kuruş için binlerce TLlik harcama yapan müşterileri kaybetmeye mahkum olan bu banka sonradan da müşteri kazanmak için neredeyse sokakta kart dağıtıyor. Sonra da söz verildiği halde kart ücreti, haksız cezalar, ve bunun gibi müşterinin fark etmeyecegi tüm miktarları da kartlara yansıtıyor.
YILLAR SONRA ÇIKAN BORÇ
Araç alabilmek için bankadan kredi aldım. Ödemelerimi vadesinden çok önce düzenli olarak banka hesabına gönderdim. Aralık ayında bankadan gelen bir sms de borcum olduğu ödemem gerektiği şeklinde bir bilgi geldi. Araştırmalarım neticesi meğer benim gönderdiğim kredi borcumun içinden hesap işletim ücreti kesilmiş ve bu da ceza faiziyle artmış. Bu nedenle bankaya küçük bir meblağ borcum kalmış. Şahsıma bu ücretin kesileceği zamanında hatırlatılmayıp ceza ve faize düşürülmesinin hiç müşteri memnuniyetine uygun olmadığı ve fırsatçılık yapıldığı düşüncesine sevk etmiştir. Borç katlandıktan sonra banka bilgi vermiştir. Başkaları mağdur olmaması için böyle hesabı olanlar aman her ay bakiyelerini kontrol etsin. Çünkü her an banka bir sebeple kesinti yapar cezaya düşürebilir.
BORÇ KATLANIYOR
Kredi kartımı 2010 Nisan ayında kapatabilmek için bütün borcunu öğrenci halimle günlerce çalışıp ödedim. Müşteri temsilcisine defalarca sonradan bir şey çıkmaz değil mi diye sorup defalarca tüm borçlar ödenmeden kartınız zaten kapanmaz dediği aklımda. Bugün Mart 2012, mailimi açıyorum ve bankaya borçlu olduğumu öğreniyorum. Neymiş o zamandan kalan 4 TL borcum katlana katlana bugün 32 TL olmuş. Ben özellikle bütün borcu ödedim mi diye müşteri temsilcisine defalarca sormuştum zamanında. Nasıl kapattılar borcum varken kartı mı o halde ? | | Takvim Son Dakika 29.05.2012 | | | 0921-Hesabınızda1kuruşbilebırakmayın0921 - Hesabınızda 1 kuruş bile bırakmayın |
|
| ‘Karakolda artık ayna değil kamera var’ | Türkiye Gazetesi | 19.12.2011 02:31 |  | | | > Bakan Şahin, başarılı polislere teşekkür belgesi verdi.Konya Emniyet Müdürlüğünde düzenlenen araç teslim töreninde konuşan İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin, “Eskiden karakolda ayna var denilirdi. Biz o aynaları kaldırdık. Şimdi karakolda ayna yok kaset var, kamera var kamera, Türkiye bu noktada, polisimiz ve jandarmamız bu noktada” dedi. Şahin, İzmir’de polis merkezinde darbedilen kadının görüntülerinin basına yansımasıyla ilgili olarak, “Kasedi 3 Aralıkta yeni bir olaymış gibi kamuoyuna takdim ederek bir anlamda bu ülke kamuoyunu zaman yönünden yanıltmaya hakkımız var mı?. Evet tasvip etmediğimiz bir olay ama bu olayın şüphelilerine hukukun emrettiği cezanın ötesinde bir ceza mı verelim? İzmir Konak Meydanı’na bir darağacı kuralım d ... | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 19.12.2011 | | | ‘Karakoldaartıkaynadeğilkameravar’‘Karakolda artık ayna değil kamera var’ |
|
| Bu Araç Mı Şimdi ! | Haber3 | 25.05.2011 18:02 |  | | |
| Kılıçdaroğlu'ndan son seçim vaadi | Samanyolu Haber | 28.03.2011 22:00 |  | | Kemal Kılıçdaroğlu, TESKe yaptığı ziyarette yeni bir seçim sözü verdi. -TAKSİCİLERE BİR KEREYE MAHSUS ÖTVSİZ ARAÇ SÖZÜ-
Kemal Kılıçdaroğlu, taksici ve kamyoncuların da TESK üyesi olduğunu hatırlatarak, taksicilerin can güvenlikleri olmadığı için korumalı taksi istediklerini anımsattı.
Taksilerin, korumalı taksilerle değiştirilmesi ve bunun için bir kereye mahsus olarak ÖTV alınmaması talebinde bulunduklarını belirten Kılıçdaroğlu, konuşmasına, Son derece haklı bir talep, yerine gelmiyor. Defalarca söyledik, kanun teklifi verdik gelmiyor. Bunu sağlayacağız, bütün taksici esnafın bunu bilmesi lazım sözleriyle devam etti.
Kılıçdaroğlu, Türk firmalarının New Yorktaki tek tip taksi modeli ihalesini kazandığını anımsatarak, şunları kaydetti:
Dünyadaki 3 firmadan birisi Türkiyede. Niye bizde tek tip taksi olmasın? Daha güzel, daha modern, daha çağdaş. Görevini yaparken, çalışırken can güvenliği içinde çalışmasın. ÖTV alırsanız, bütçeye hiç bir katkısı yok, çünkü kimse almaz. Almazsanız, en azından reel sektörü desteklerseniz, on binlerce taksi yaratılacak, istihdam alanı yaratacaksınız. Biz bu konuda reel sektörü destekleyen sanayi politikalarını savunuyoruz. Borsa, faiz kıskacına girmiş bir reel sektör olmasın, sıcak paraya teslim olmuş bir ekonomi olmasın diyoruz.
Türkiyeye giren 1 milyon dolar sıcak paranın 2 ayda 60 bin dolar kar ettiğini, bu paranın faizini tüm Türkiyenin ödediğini söyleyerek Türkiyeye sıcak para geldi diye seviniyoruz. Bizim dışımızda sevinen ülkede yok. Kazıklanan insan sevinir mi hiç? Biz kazıklanıyoruz diye seviniyoruz ifadelerini kullandı.
-KABAHAT ESNAFTA DEĞİL, BİZDE-
Türkiyede 4 büyük firmanın otobüs ürettiğini ve Yunanistandaki otobüslerin yüzde 42sinin de burada üretildiğini anlatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
Biz gittik, Hollandadan tanesine 1 milyon 200 bin avro verdik ve otobüs aldık. İhalesiz aldık. Bu otobüslerin biri kusuru vardı, otobüsler yokuş çıkmıyor, Hollandada dağ yok ama İstanbul da 7 tepeli. Dünyanın en büyük hurdalığı... Teknolojisi yüksek en büyük hurdalığını aldık. Bu otobüsler şoför olmadan da gidermiş, iyi ama yol yapman lazım senin önce. Bunun faturasını sonuçta bizler ödüyoruz. Hepimizin 12 Haziranda düşünmesi lazım, elini vicdanına koyarak sandığa gitmesi lazım. Bu millete hesap veren bir siyaset mi olmalı, yoksa oy alıp milleti görmeyen bir siyaset mi olmalı? Bu ayrımı görmek zorundayız.
Gittiği her ilde esnaf odalarını ziyaret ettiğini ve pazar günü milletvekili aday adayları ile gerçekleştirdiği toplantıda da esnaf odalarının ziyaret edilmesini istediğini aktaran Kılıçdaroğlu, konuşmasında, şunları ifade etti:
(Esnaftan beklediğimiz oyu alamıyoruz) Kabahat esnafta değil, dedim, kabahat bizde... Sen esnafa gittin mi, çayını içtin mi, lokantasında bir yemeğini yedikten sonra halini hatırını sordun mu, bir tokalaştın mı, bir taksi durağına gidip derdiniz nedir dedin mi? Demedik, kabahat bizde. Şimdi tersine döndürüyorum, ben size geliyorum, ayağınıza geliyorum, oturuyorum, konuşuyorum, derdinizi biliyorum ve dertlerinizin tamamını çözmeye kararlıyım. Bu ülkede artık yarım yamalak siyasete yer yok. Düzgün, namuslu, verdiği sözün arkasında duran bir siyasete ihtiyaç var. Biz bunu yaparsak o zaman Türkiyede gerçekten bizim anladığımız anlamda bir demokrasiye kavuşmuş olur.
Kemal Kılıçdaroğlu, esnafın sigorta borcunu ödeyemediğinde sağlık hizmeti alamadığını da anımsatarak, O borcunu ödeyemedi. Eşinin ne günahı var? Eşinin günahı da onunla evlenmek. Böyle bir sosyal güvenlik anlayışı olamaz. Borç varsa zaten alıyorsun, icraya veriyorsun. 9 yılda icra dairelerinin sayısı nereden nereye çıktı? Çoğu şey de azaldı, sizlerin sayısı da azaldı. Ama bir şey arttı. İcra dairelerinin sayısı arttı. 9 yılda 4 sefer mali af çıktı. Bir ekonomide, bir hükümet döneminde 9 yılda 4 sefer af çıkıyorsa bilin ki o ekonomi iyi yönetilmiyor. İzlenen ekonomi politikası esnafı borcunu ödeyebilecek duruma getirmiyor diye konuştu.
Esnaf ve sanatkarların üzerindeki vergi, faizlerin kaldırabilecekleri düzeyde olması gerektiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, esnafın kira stopajı da ödememesi gerektiğini savundu.
-SEÇİM ARİFESİNDE İLK ZİYARET-
TESK Genel Başkanı Bendevi Palandöken, Kılıçdaroğlunun ziyarete Nisan müjdeleriyle geldiğini ifade etti.
Kılıçdaroğlu ile daha önceki görevleri sırasında birlikte çalıştığını anlatan Palandöken, Kılıçdaroğlunun her zaman esnafın yanında olduğunu söyledi.
CHP Liderinin esnafın koşullarını ezbere bildiğini belirten Palandöken, Kılıçdaroğlunun partisinin grup toplantılarında TESKin ve esnafın genel taleplerinin yanında olduğunu bildirdiğini de hatırlattı.
Genel Kurulumuza geldi, bir i | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.03.2011 | | | KılıçdaroğlundansonseçimvaadiKılıçdaroğlundan son seçim vaadi |
|
| Beylikdüzü-Kadıköy 82 dakikaya iniyor | Samanyolu Haber | 15.03.2011 16:44 |  | | İstanbul trafiğine çözüm bulmak için geliştirilen metrobüs sistemine bir hat daha ekleniyor. Avcıları 8,5 kilometrelik bir güzergahla Beylikdüzüne bağlayacak ve 10 istasyondan oluşan yeni hattın temeli, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş tarafından atıldı.
Metrobüs artık Beylikdüzüne uzanıyor. Geniş katılımlı bir törenle temeli atılan Beylikdüzü metrobüs hattında, Başkan Topbaş yüklenici firma ile yaptığı pazarlıkla yeni güzergahın 29 Ekim Cumhuriyet bayramına yetiştirileceğini söyledi. Büyükşehir Belediyesi, proje için yatırım programında 100 milyon lira kaynak ayırdı. Beylikdüzü-Avcılar güzergahında 10 durak bulunuyor. Sefer aralığı ortalama 32 saniye olarak düşünülen hatta istasyon sayısı 40a çıkacak.
Temel atma töreninde İstanbulun ulaşım sıkıntısını en aza indirgemek için çalıştıklarını dile getiren Başkan Kadir Topbaş, 2007 yılında Avcılar-Topkapı olarak ilk etap çalışmasını başlattığımız metrobüs hattı artık 4. etabını tamamlıyor. Bu sayede Beylikdüzünden metrobüse binen vatandaşlarımız yaklaşık 82 dakikada Kadıköye ulaşmış olacak. Bu sayede trafikten yaklaşık 80 bin araç çekildi ve büyük bir karbonmonoksit oranı da havaya karışmamış oluyor. diye konuştu.
Konuşmasında CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunu da eleştiren Topbaş, 23 belediye şirketinin mali verilerinin internette olduğunu dile getirerek, Bize yolsuzluk yapıyor diyenlere sesleniyorum; belediyenin tüm şirketlerinin mali tablosu internette. Şimdi sayın Kılıçdaroğluna sesleniyorum; size ait olan büyükşehir belediye şirketlerinin mali gelir gider tablosunu internette yayınlayın. Bakalım nasıl bir tablo ortaya çıkacak diye konuştu.
Metrobüsün Beylikdüzü hattının yeni durakları TÜYAP - Hadımköy - Bizimkent - Beylikdüzü Belediye - Beylikdüzü- Haramidere - Haramidere Sanayi- Saadet Mahallesi - Ambarlı- Avcılar Merkez Mahallesi olarak belirlendi. 50 kilometrelik Beylikdüzü-Söğütlüçeşme arasındaki yolculuk süresi 80-85 dakika olacak.
Avcılar-Söğütlüçeşme arasında günde ortalama 700 bin kişiye hizmet veren metrobüs, Beylikdüzüne ulaştığında günde 1 milyon yolcu taşıyacak
Topbaş ayrıca, İbrahim Tatlısesin uğradığı silahlı saldırıya değinerek, Hunharca bir saldırıya uğrayan ve gerçekten milletimizin yetiştirdiği nadide bir sanatçı olan İbrahim Tatlısese de sağlığına kavuşması için şifalar diliyorum. ifadelerini kullandı.
29 Mart yerel seçimler öncesi CHPnin İstanbul ile ilgili yolsuzluk iddialarına değinen AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu da, Ellerinde kırmızı dosyalarla gelip yolsuzluk diyorlardı. Bugün geriye doğru baktığımızda biz o iddiaları gülerek ve hayretle izlemiştik. O televizyon ekranlarında dosya dosya dolaşanların ellerindeki dosyalardan bir tane bile yargıya intikal eden dosya var mı diye bakıyoruz. Bir tek dosya bile yok. Ama o gün yolsuzluk söylemi 29 Mart yerel seçimlerde CHP açısından en önemli argüman idi. İnsanları o dosyalar ile maniple etmeye çalışıyorlardı. Ama biz yapmayacağımız şeyi söylememeyi, söylediğimiz şeyi de mutlaka yapan bir anlayışı esas alan bir siyasetin mensupları idik. şeklinde konuştu.
Konuşmaların ardından Avcılar-Beylikdüzü metrobüs hattıyla ilgili inşaat çalışmasının temeli atıldı.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 15.03.2011 | | | Beylikdüzü-Kadıköy82dakikayainiyorBeylikdüzü-Kadıköy 82 dakikaya iniyor |
|
| Aldığı araba çalıntı çıktı, motorunu söktüler, üste de 3 bin lira istediler | Samanyolu Haber | 08.03.2011 10:10 |  | | Manisada yaşayan İskender Tellilerin aldığı araba yüzünden başına gelenler kamera şakalarını aratmadı. Yeni araba hevesi sadece 15 gün süren Tellilerin, polisten gelen telefondan sonra yaşadıkları hayatını alt üst etti. Bütün işlemlerini resmî yoldan yaparak aldığı Mercedes 190D marka otomobilinin change (değiştirme) olduğunu öğrenen Telliler, şaşkınlığını üstünden atamadan icra müdürlüğünden gelen ödeme emriyle bir kere daha yıkıldı. Yaklaşık iki yıl önce yakıt deposunu da doldurarak polise teslim ettiği arabasının İstanbulda yapılan incelemesinde, şase ile motor numaraları farklı çıktı. Bunun üzerine motoru şasesinden ayrılan araç, yediemin deposuna kaldırıldı. 15 bin TL ödeyerek satın aldığı arabasını kaybeden Tellilere, yedieminden de 446 günlük otopark kirası, motor söküm ücreti ve diğer giderler için toplam 3 bin 209 TL borç çıkarıldı. Ağlaması mı gülmesi mi gerektiğini bilemeyen İskender Telliler, 15 bin TL verdim. Her şeyi resmî olarak yaptım. Elimden arabamı aldılar, deposunu doldurttular, sonra da motoru söküp yediemin deposuna koymuşlar. Şimdi de üstüne para istiyorlar. Bunda benim ne suçum var? dedi.
Özel sektörde çalışan Telliler, 2009 Kasım ayında Bursadan, 15 bin TLye Mercedes 190D model bir otomobil satın aldı. Arabasının özelliklerini bile öğrenemeden, 15 gün sonra Manisa İl Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şube Müdürlüğünden bir telefon geldi. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlık Büro Amirliğinden polis memurlarının, kriminal inceleme için aracı götüreceği söylendi. Telliler, yarım depodan fazla mazotu bulunan arabanın İstanbula giderken sıkıntı yaşanmaması için polislere 50 TL daha verdi. Kriminal incelemeden otomobilin değiştirme olduğu anlaşıldı. Mahkeme sürecinin başladığını ve arabasını alamayacağı belirtilerek, arada bir telefon edip gelişmeleri öğrenmesi istendi. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Oto Hırsızlık Büro Amirliğinin, D.K. elebaşılığındaki çeteye yönelik operasyonu çerçevesinde arabasına el konulduğu söylendi. Bu arada 190D model olarak aldığı arabanın, aslında 190E model olduğu da ortaya çıktı. İskender Telliler, mahkemenin sonucunu beklerken bu defa da yediemin deposundan gelen icra müdürlüğü ödeme emriyle şaşkına döndü. Yediemin, 500 TLsi motor söküm ücreti olmak üzere park ve diğer giderler için 3 bin 209 TL istedi. Aracın motorunun kendisine, şasesinin başkasına ait olduğunu öğrenen Telliler, hem İstanbul Emniyetine hem de yediemin deposuna tepki gösterdi. Motorun sökülüp yediemin deposuna konmasına kimin karar verdiğini soran Telliler, Motora, 446 gün için 232 TL otopark ücreti istiyorlar. Arabayı almak için İstanbuldan Manisaya kadar gelenler, daha sonra motoruyla şasesinin birbirinden ayrıldığı bilgisini vermiyor. Yediemin, neden motoru bana vermek için 446 gün bekledi. şeklinde konuştu.
Yaptığı piyasa araştırmasında, arabanın gövdesinden ayrılan motora hurdacıların ortalama bin TL fiyat verdiğini öğrendiğini aktaran Telliler, Motor şaseden ayrılmadan bilgi verilseydi, ya şaseyi alırdım ya da motoru şase sahibine satardım. Bir şekilde orta yolu bulurduk. Bu halde ne motor benim işime ne de şase bir başkasının işine yarar. dedi.
KUTU
İskender Tellilerin başına gelenlerin kamera şakası gibi olduğunu söyleyen Av. Evran Kırmızı, yediemin deposunun istediği rakamın fazla olduğunu belirtti. Adalet Bakanlığı Depo ve Garajları Ücret Tarifesine göre günlük ücretin malın değerinin binde 1i, toplamının ise yüzde 30unu geçemeyeceğinin altını çizen Av. Kırmızı, şunları kaydetti: Tebligat, Tellilere verilmek üzere muhtara yapıldığından yedi gün içinde itiraz da edememiş. Karar kesinleşmiş olsa da menfi tespit davası açmaya hakkı var. Borcun bu miktar olmadığını ispat edip kısmen kurtulabilir.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 08.03.2011 | | | Aldığıarabaçalıntıçıktımotorunusöktülerüstede3binliraistedilerAldığı araba çalıntı çıktı motorunu söktüler üste de 3 bin lira istediler |
|
| TÜRKİYE TARİHİNDE BİR İLK | Samanyolu Haber | 22.02.2011 14:20 |  | | Türkiyenin yıldızı parlıyor, hayaller gerçek oluyor. İşte müthiş anlaşma; Türkiyenin en büyük ihracat sözleşmesi FNSS Savunma Sistemleri A.Ş. ile Malezya arasında bugün imzalanacak. Sözleşmeyle FNSS; Malezya ordusu için yaklaşık 600 milyon dolar karşılığında 257 adet Türk yapımı 8x8 zırhlı muhabere aracı üretecek.
FNNS Savunma Sistemleri A.Ş. Genel Müdürü Nail Kurt, AA muhabirine yaptığı açıklamada, FNSSin, yüksek hareket, yüksek koruma, yüksek yük taşıma kapasitesine sahip yeni nesil tekerlekli zırhlı araçlar geliştiren bir firma olduğunu söyledi. Bu araçlara, Anadoluda gücü temsil ettiği için Pars adını verdikleri ifade eden Kurt, PARS araç ailesinin 4x4, 6x6 ve 8x8 olarak üretilebildiğini anlattı.
FNSS olarak geçen yıl Malezyanın başkenti Kuala Lumpurda düzenlenen Uluslararası Asya Savunma Fuarında (DSA), Malezya hükümeti ile 8x8 tekerlekli zırhlı araçlarının geliştirmesi ve üretimi için ön niyet mektubu (LOI) imzaladıklarını anlatan Kurt, bugün de iki ülkenin başbakanlarının katılımıyla ihracat sözleşmesinin imzalanacağını kaydetti.
İhracat sözleşmesiyle Malezya Ordusu için 257 adet 8x8 zırhlı muharebe araç üreteceklerini belirten Kurt, Bu, yaklaşık 600 milyon dolara yakın bir sözleşme. Türkiyede tek kalemde en büyük sanayi ihracat sözleşmesi olacak. Bundan önceki rekor da geçen yıl Suudi Arabistan ile imzaladığımız 324 milyon dolarlık sözleşmeydi. Dolayısıyla kendi rekorumuzu yaklaşık ikiye katlamış olacağız. Ondan önce de yine Malezyaya 211 milyon dolarlık zırhlı muharebe aracı sattık dedi.
Araçların parçalarının Türkiyede hazırlanacağını, montajının ise Malezyada yapılacağını ifade eden Kurt, şöyle konuştu:
Sözleşme kapsamında araçlar Malezyaya özel tasarlanacak. Malezyanın seçtiği alt sistemlerin entegrasyon işlemlerini de biz yapacağız. Pars 8x8 tekerlekli araçlar Malezyaya göre uyarlanacak. Bu araçlar değişik görevler için 12 farklı konfigürasyonda üretilecek. Lojistik desteği vereceğiz ve teknoloji transferi yapılacak. Bu ihracat hacim olarak çok önemli. Teknik olarak önemi de daha çok. Çünkü daha önce biz ZMA teknolojisi ihracatı yaptık ama ABDden aldığımız ZMAları satmıştık Malezyaya. Şimdi ilk defa Türkiyede geliştirilen bir sistem, daha Türkiye bile satın almadan Malezya tarafından alınıyor. Bu FNSSe olan güvenin inanılmaz bir belirtisi. Çünkü savunma sanayinde kuraldır (sen kendi ülkene sattın mı da bana bunu pazarlıyorsun) derler. Araçların tasarımı, montaj hariç üretimi ve diğer alt sistemlerle entegrasyonu yani sistem mühendisliği tamamen FNNSin sorumluluğu altında olacak.
Sözleşmenin imzalanmasıyla birlikte savunma sektöründe yan sanayi için de büyük fırsatlar sağlanacağını kaydeden Kurt, üretecekleri Parsların Malezya ordusu zırhlı birlikleri ve mekanize piyade güçleri envanterine gireceğini bildirdi.
Bu arada, Türk savunma sanayi sektörü 2008 yılında 576 milyon dolar, 2009 yılında ise 669 milyon dolar ihracat gerçekleştirmişti.
Malezyaya 1993 yılında giren FNSS Savunma Sistemleri, bu ülkede Malezya firması Deftech ana alt yüklenicisi olarak çalışmaya başladı.
NUROL Holdingin yüzde 51 ile büyük ortak olduğu FNSS Savunma Sistemleri A.Ş, 1988 yılında kuruldu. Türkiyede savunma sanayine yönelik ilk özel sektör kuruluşu olan FNSS, paletli ve tekerlekli zırhlı muharebe araçlar üretiyor. Yurt içinde 387, yurt dışında 200 olmak üzere toplam 587 personeli bulunan şirket, birçok ülkeye zırhlı araç ihraç ediyor.
Türk mühendislerince tasarlanan taktik tekerlekli zırhlı personel taşıyıcı olan Pars, 500-600 beygir gücünde, dizel motorlu, saatte 120 kilometre hız yapabiliyor. Suda da ilerleyebilen 12 kişi kapasiteli Pars, yüzde 70 meyilli yerlere tırmanabiliyor. 8 metre uzunluğunda 2,7 metre genişliğinde ve 2,17 metre yüksekliğinde olan araç, 8,3 ton yük taşıma kapasitesine sahip. | | Samanyolu Haber Son Dakika 22.02.2011 | | | TÜRKİYETARİHİNDEBİRİLKTÜRKİYE TARİHİNDE BİR İLK |
|
| Hurda indirimi müjdesi onlara da geldi | Samanyolu Haber | 19.02.2011 12:54 |  | | Kamyonlardan sonra minibüs ve kamyonetlere de hurda indirimi müjdesi geldi. Ulaştırma Bakanlığı, minibüs ve kamyonetçilerin, Onlarınki hurda da bizimki son model araba mı? tepkisi üzerine kapsamı genişletti. Hurda indirimi uygulanan 1985 model ve öncesi kamyon, çekici, tanker ve otobüslerin yanına minibüs ve kamyonetler eklendi. Araçları kilosuna 80 kuruş ile 1,1 lira verilerek hafta başından itibaren teslim alınacak. Arabaların vergi borçları da silinecek.
1985 model ve altı araçların trafikten çekilmesi için 3 yıldır çalışma yürüttükleri bilgisini veren Ulaştırma Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Talat Aydın, şimdiye kadar kamyon, çekici, tanker, otobüsleri aldıklarını belirtti. Ekonomik ve teknik ömrünü doldurmuş araçlara, piyasa değerinin üzerinde para verdiklerini söyleyen Aydın, varsa aslı, faizi vergi cezası ile trafik para cezalarının silindiğini ifade etti. Bugüne kadar yaklaşık 27 bin aracı piyasadan çektiklerinin altını çizen Aydın, Şimdi bir çalışma daha yaptık. Kamyonet ve minibüsleri de dahil ediyoruz. Zannediyorum hafta başı Resmi Gazetede yayınlanacak. 4 cins aracın yanına kamyonet ve minibüsleri de ekledik. 1985 model ve öncesi olanları piyasadan alıp imha edeceğiz. Araç sahiplerine bedeli ödenecek, trafik ve vergi cezaları affedilecek. diye konuştu.
Ömrünü tamamlamış 100 bin kamyon, otobüs, çekici ve tankeri piyasadan çekmeyi hedeflediklerini aktaran Aydın, 100 bin rakamına 4 cins araçla ulaşmanın zor olduğunu belirtti. Kırıkkale, Kocaeli ve İzmir hurda müdürlüklerine günde bin-bin 500 araç teslim edildiğini, böyle giderse yıl sonuna kadar 45 bin araç toplayabileceklerini söyledi. 100 bin aracı piyasadan toplamak için kapsamı genişleterek kamyonet ve minibüsü dahil ettiklerini söyleyen Müsteşar Yardımcısı, Kamyonet ve minibüsçülerden gelen talep üzerine bu kararı aldık. Vatandaşlarımızdan biran evvel bu imkandan yararlanmalarını istiyoruz. Yaşlı araçlar yakıt, bakma masrafı çıkarıyor. Trafik güvenliği bakımından tehlike arz ediyorlar. dedi.
Traktörler içinde ilerde hurda indirimi düşünebileceklerini söyleyen Aydın, otomobillerin kendi kapsamlarına girmediğini belirtti. Şu ana kadar yapılan ödemeler hakkında da bilgi veren Aydın, toplam 27 bin araç aldıklarını ve buna karşılık 135 milyon lira ödeme yaptıklarını açıkladı. 10 milyon liranın da ödeme aşamasında olduğunu da ekledi. Hurda araçlara araç başına ortalama 5 bin 500 lira ödeme yapılıyor. Dolayısıyla hedeflenen 100 bin araç toplanırsa, karşılığında ödenen tutar 550 milyon lirayı bulacak.
CİHAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 19.02.2011 | | | HurdaindirimimüjdesionlaradageldiHurda indirimi müjdesi onlara da geldi |
|
| Mehmet Haberal'ın neşesi yerindeymiş | Samanyolu Haber | 18.02.2011 07:29 |  | | İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji servisinde yatan Mehmet Haberalın odasında kameralara çekildiği ortaya çıktı ?Yerinden kıpırdatılması riskli? denilen Ergenekon sanığı Haberal, tutuklu odasında internete girip, cep telefonuyla konuşurken, ziyaretçileriyle ayakta gülerek sohbet ederken görülüyor
Ergenekon Silahlı Terör Örgütü yöneticisi? olduğu iddiasıyla tutuklu yargılanan sanık Mehmet Haberalın 669 gün kaldığı İstanbul Üniversitesi Kardiyoloji servisinde, refakatçıları tarafından her anının ?belgesel gibi kameraya alındığı ortaya çıktı. Görüntüler, Kardiyoloji Enstitüsüne yapılan Haberal baskını sırasında Haberalın yakın korumalığını da yapan refakatçisinde el konulan cep telefonundan çıktı.
Görüntülerde, ?Yerinden kıpırdatıldığı takdirde ölür? raporuyla Adli Tıp Kurumuna sevki engellenen Haberalın, üniversitedeki makam odasında gibi önüne getirilen diplomaları imzaladığı, dizüstü bilgisayardan kendi televizyonu Başkent TVnin haberlerini izlediği, koridorda turladığı, notlar aldığı, kahkaha atarak tesbih çektiği hatta yakınlarına cep telefonuyla mesaj gönderdiği görülüyor.
Cep telefonu ile çekilen görüntülerin birinde, Haberalın tutuklu odasının önünde nöbet tutan jandarmalar görülüyor. Bir başka görüntüde Haberalın refakatçisi ?Ne olur ne olmaz efendim yani. Hani burada ilk başta siz yoğun bakımdayken gazeteciler ne kadar paralar teklif ettiler, biliyor musunuz siz?? diyor. Haberal ise ?Zengin olurdun ya? deyince odadakiler gülüyor. Videoyu çeken şahıs bu kez ?Ben şimdi bazen diyorum ki telefonu kaybedersek varya tam yandık yani? diyor.
Haberala bağlı adamların hastane çevresinde nöbetttuğu ve her hangi bir olay sırasında anında içeride bulunanları uyardığı belirlendi. Şüphelilerin teknik takibe takılan konuşmalarında, ?Bir tane araç yanaştı 34 MHP 01. Dedim biri geldi harelde arayayım dedim?, ?Cevap verme savcılık arabası geliyor, savcının adamları geliyor tamam?, ?Denetlemeye geliyorlar muhtemelen o nöbetçiye söyle ki dikkatli olsun tamam mı? dediği görüldü.
Haberalın tedavi gördüğü hastanede yapılan aramaların, savcı ve polisler üzerinde baskı olması için medyaya haber verildiği öğrenildi. Teknik takibe takılan konuşmalarda ?Odaya baskın yapıldı, hocanın odasına savcılarla polislerle bir sürü kameralarla falan filan büssürü şey oldu burada?, ?Dök abi, buraya gasteci- medyayı herkesi dök abi kapıya, sıkıntı var? ifadeleri dikkat çekti.
? Mehmet Haberalı gece yarısı hastane odasında ziyaret ettiği iddia edilen Kanal B eski spikeri Ece Zereycan hakkında dava açılmadı. Fatih Cumhuriyet Savcısı Ercan Altuncu tarafından verilen takipsizlik kararında, Zereycanın ?kıpırdatılırsa ölür? denilen Haberalı odasında ziyaret ettiği iddiasıyla ilgili ?yeterli delil bulunamadı? denildi. Kararda, o güne ait kamera kayıtlarının istendiği, ancak kayıtlara ulaşılamadığından dava açılmadığının altı çizildi.
Soruşturma kapsamında, doktorların ?kıpırtadılırsa ölür? dediği için Haberalın ifadesine başvurulmadığı kaydedildi.
Mehmet?Haberal, tutuklu bulunduğu hastanedeki odasını adeta çalışma ofisine çevirmiş. Kapıdaki jandarmalara rağmen içeriye giren siviller, Başkent?Üniversitesine ait evrakları ve öğrencilere verilecek diplomaları Haberala imzalatıyor.
Ergenekon sanığı Haberalın yaklaşık 1 yıl boyunca mahkemeden saklanan ve 5 uzman tarafından verilen ?taburcu edilsin? raporuyla ilgili şok bir gerçek daha ortaya çıktı. Raporun saklanmasıyla ilgili soruşturma kapsamında ifade veren doktorların, Haberal için 16 Ekim 2009 günü hazırlanan ?taburcu raporunun işleme konulmamasının nedeninin ?Haberalın vesikalık fotoğrafının bulunamaması? olduğunu anlattığı öğrenildi.
Mehmet Haberalın 669 gün boyunca İstanbul Üniversitesi Kardeoloji kalmasını sağladıkları gerekçesiyle Enstitü Müdürü Prof. Dr. Erkan Kansız ve Cengiz Çelikerin tutuklanması, cezaevi görevlisi astsubay ile Haberala hizmetle görevlendirilen hemşire ve hastabakıcıların gözaltına alınmasının ardından şimdi de bölge savcısının başı soruşturma ile derde girdi. Haberala prosedür dışı ziyaretçi izni verdiği iddiasıyla bölge savcısı hakkında da soruşturma açıldı.
Bakırköy Cumhuriyet Savcılarından biri hakkında, Haberal ile ilgili ziyaretçiler konusunda Adalet Bakanlığı müfettişlerince soruşturma yürütüldüğü öğrenildi. Haberalı ziyaret etmek isteyen kişilere izinleri vermekle yetkili Metris Cezaevinden sorumlu savcı Doğanın, Haberala prosedür dışı ziyaretçi izni verdiği idrdia ediliyor. Savcı Doğan, Haberalla ilgili ziyaretler konusunda görevini ihmal ettiği iddia ediliyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.02.2011 | | | MehmetHaberalınneşesiyerindeymişMehmet Haberalın neşesi yerindeymiş |
|
| İkinci el araba almanın10 püf noktası | Samanyolu Haber | 17.02.2011 15:38 |  | | İkinci elde alım satımlar sadece haftasonları kurulan açık otopazarları ve oto galerilerde yapılıyordu. Satışlar internete taşınınca alıcılar için en büyük sorun sağlam aracı bulmak oldu. İkinci el alırken dikkat edilecek 10 şey:
İkinci el otomobil alım satımları eskiden sadece haftasonları kurulan açık otopazarları ve oto galerilerde yapılıyordu. İnternetin yaygınlaşmasından sonra alıcılar da satıcıların da işleri büyük ölçüde kolaylaştı.
2. el otomobil alırken ne gibi püf noktaları var? Duvar boyunca test etmekten, buzdolabı mıknatısına, radyo frekanslarından, bagaj boyasına kadar birçok ayrıntıya dikkat etmek gerekiyor. işte 2 el otomobil almanın ince detayları
Satın almak istediğiniz otomobil için ayırdığınız bütçeyi net olarak belirleyin. Daha iyisi, daha güzeli daha pahalıdır ama çekicidir. Satın alabileceğinizden daha yükseği için ne kadar çok istesenizde ilgi göstermeyin. Bütçenizi iyi hesaplayın ve ona sadık kalın. Ne kadar isterseniz isteyin altından kalkamayacağınız bir bütçe sizi finansal olarak zor duruma sokacaktır.
Bütçenizi belirlerken devir işlemleri, vergiler, sigortalar ve fiyata dahil olmayan diğer masrafları da göz önünde bulundurun. Ekstra masraflar alacağınız aracın marka ve modeline bağlı olarak değişkenlik gösterecektir.
Genel hatları ile bütçenizi belirledikten sonra eğer kredi ile alım yapacaksanız, kredi imkanlarınızı ayrıntılı bir şekilde öğrenin. Yardım almak için her bir aracın detay sayfasında bulunan ?KREDİ? bölümünü ziyaret edebilirsiniz.
Bir kez bütçe limitinizi belirlediğinizde ona bağlı kalın ve alabileceğinizin en iyisini almaya çalışın. Bazen km değeri daha az olan bir aracı almaktansa genel durumu çok daha iyi olan daha eski bir modeli almak daha karlı olabileceğini göz önünde bulundurun.
Her ne kadar uzun uzun hesaplar yapmanıza da neden olsa aslında bütçeyi belirlemek işin kolay kısmı diyebiliriz. Asıl iş bu aşamadan sonra hangi aracın sizin için doğru araç olacağı ile ilgili alacağınız karara bağlıdır. Birçok kişi kendisi için doğru aracın hangisi olabileceği ile ilgili kesin fikirlere sahip değildir.
Kafanızda aracınızı hangi alanlarda kullanacağınızın bir listesini yapın. Örneğin: Çocuklarınızı mı taşıyacaksınız?, Off Road, şehir dışı haftasonu gezilere mi gideceksiniz?, benzin tüketimi konusunda ekonomik bir araç mı planlıyorsunuz?
ileride satmak istediğinizde kolayca satabileceğiniz bir marka ve model mi istiyorsunuz?, güvenlik mi sizin için ön planda?, kolay park yeri bulacağınız küçük bir araç mı ihtiyacınız?...)
Bu listeden sonra şimdi de ikinci bir liste olan beğenilerinizin bir listesini yapın (aracın kasa tipi, rengi, özellikli donanım alternatifleri, popüleritesi gibi...) Her iki listeyi yanyana koyup en uygun olanını karşılaştırarak seçin.
Araç hakkında internetten araştırma yapın. Aynı marka ve model için diğer satıcıların fiyatlarını değerlendirin. Mümkün olduğunca aynı marka, aynı model ve aynı özellikleri birbirleri ile karşılaştıryor olun.
Kilometre bilgisi, hasar bilgisi, arabın daha önce yaptırılmış bakımları, genel durumu çok önemlidir. Her zaman aynı marka ve aynı model, km bilgileri ve hasar durumu aynı bile olsa değerinin aynı olmasını gerektirmez.
Beğendiğiniz araç hakkında satıcının kendisinden bilgiler edinin. Km bilgisi, aracın yaptırılan bakımları hakkında bilgi, aracın genel durumu, varsa yapmış olduğu kazalar, aldığı darbeler, küçük ya da büyük farketmeksizin üzerindeki çizikler gibi.
Aracın içi hakkında koltukların durumu, donanımların genel durumunu, klima ve elektrik sisteminin durumunu öğrenin. Aracın sürüş performansını, rotbalans ayarını, direksiyonun sağa yada sola çekip çekmediğini, frenlerin sağlamlığını, lastiklerin durumunu, hepsinin aynı anda değiştirilip değiştirilmediğini ayrıntılı öğrenin. Alacağınız cevaplar aracın değerini belirlemede size yardımcı olacaktır.
Eğer otomobili bireysel satıcıdan almak istiyorsanız, mutlaka aracın neden satıldığını öğrenin. Adım 3?te ayrıntılandırdığımız soruları sorun ve aracın hangi amaçla kullanılmış olduğu hakkında bilgiler alın.
Araç hakkında var olan raporları isteyin. Eğer herhangi birşey sağlayamıyorlarsa aracı kendinizin bir ustaya götürmek isteyeceğinizi iletin. Egsoz kontrollerinin ve araç muayinesinin yaptırılmış olması satıcının sorumlulukları arasındadır ama sadece bu kontrolleri yaptırıldı diye aracın sağlamlığı konusunda kesin yargıya varmayın.
Aracın son dönem zorunlu kontrollerinin yaptırıldığından ve hala geçerli olduğundan emin olun. Eğer son dönem kontrolleri yaptırılmadıysa bunları yaptırmak ekstra bütçeye neden olacaktır ve unutmayın bu satıcının sorumluluğu altında olduğunu unutmayın.
Aracı mutlaka gündüz gözüyle görün, bu işin ticaretini yapanlardan uzak durun...Eğer iletişim haline geçtiğiniz satıcı sorduğunuz tüm sorulara olumlu cevap veriyor ise kendisi ile görüşme ayarlayın.
Randevunuza mümkün ise gündüz saatlerinde ve bir arkadaşınız ile birlikte gidin. Gün ışığı ve arkadaşınız | | Samanyolu Haber Son Dakika 17.02.2011 | | | İkincielarabaalmanın10püfnoktasıİkinci el araba almanın10 püf noktası |
|
| Bu kampanyalar araba sahibi yapar | Samanyolu Haber | 07.02.2011 07:48 |  | | Birbirinden cazip kampanyalar tüketicileri otomobil sahibi yapmaya devam ediyor. 5 bin liraya varan indirimler, 10 bin liraya yüzde 0 faiz, bugün al haziranda öde gibi avantajlar sunuluyor. Otomotivde rekorlara sahne olan 2010 geride kalsa da, sektör hızını korumayı başardı. 2011e de rekorla giren otomotivciler, cazip kampanya ve indirimlerle otomotiv ihtiyacı olan tüketiciyi bayilere çekmeyi başardı. Öyle ki ocak ayında pazar 44 bin 789 adede ulaşarak, toplamda en iyi, otomobil de ise 1994 yılının ardından en iyi ikinci yılını yaşadı. Satışların, rekor yılı olan 2010un ocak ayına göre yüzde 123 oranında artması ise yeni bir rekor daha mı geliyor sorusunu akıllara getiriyor.
400 lira taksitle
2010a yavaş başlayıp sonradan açılan otomotiv sektörünün, hızlı başladığı 2011i nasıl noktalayacağı şimdiden tartışılmaya başlandı. Bu tartışmaların başlamasındaki asıl etken ise rekor getiren kampanyalar. Birbirinden cazip kampanyalarla tüketicilerin otomobil ihtiyaçlarını adeta öne çekmeyi başaran sektör, durağan geçmesi beklenen aylarda da kampanya gazına basarak talebin azalmasının önüne geçiyor. Öyle ki şimdi al haziranda öde, benzinli fiyatına dizel motor seçeneği, 5 bin liraya varan indirimler, ayda 400 liradan başlayan taksit ve 10 bin liraya yüzde 0 faiz gibi birbirinden cazip kampanyalar şubat ayında da devam ediyor.
DİZEL FARKI YOK
FIAT: Fiat Türkiye, kompakt sedan sınıfındaki modeli Lineanın 1.3 litre 90 beygirlik Multijet motorlu versiyonunda geçerli olacak yepyeni ve alışılmadık bir satış kampanyasına start verdi. 28 Şubata kadar geçerli olacak Benzinli Fiyatına Dizel Fiat Linea kampanyasıyla 1. 4 litre 77 beygir benzinli ve 1.3 litre 90 beygir dizel motorlu Linea versiyonlarının fiyatları birbirlerine eşitlenerek hem küçük hem kompakt sedan müşterilerine ezber bozan bir avantaj sağlanıyor. Bu kapsamda 90 beygirlik Multijet motorlu Linea, 28 bin 781 liradan başlayan fiyatlarla sunuluyor. Öte yandan Koç Fiat Kredi çatısı altında yer alan Fiat Finans aracılığıyla ise yüzde 0.85ten başlayan faiz oranları, 494 liradan başlayan taksit ve 48 aya varan vadelerle kredili satın alma kolaylıkları da yine aynı kampanya kapsamında sağlanıyor.
AVANTAJ 4 BİN TLYİ GEÇTİ
FORD: Ford Otosan, ocak ayındaki indirimlerine bu ay da devam ediyor. Bu kapsamda Fiesta modellerinde 1.500, Focus ailesinde ise 3 bin liraya varan indirimler sunuluyor. Hafif ticari araç segmentinin en çok tercih edilen modelleri arasında yer alan Transit Connectte de avantajlı fiyatlar devam ediyor. Marka, Transit Connect satın almayı düşünenlere 3 bin ile 4 bin 300 lira arasında değişen indirimler vaat ediyor.
HYUNDAI: Satış rakamlarında zirvenin en önemli adayları arısında yer alan Koreli marka, şubat ayında 3 bin liraya varan indirimler sunuyor. Bu kapsamda Getz modellerinde 1.000, i10da 800, i20de 1.500, Accent Erada ise 2 bin liraya varan avantajlar sunuluyor. İndirim miktarı, Matrix modelinde 2 bin 500, Santa Fe modellerinde ise 3 bin lirayı buluyor.
3 BİN LİRA İNDİRİM
NISSAN:
Japon otomotiv üreticisi, ocak ayını 821 adetlik satışla tamamladı ve geçtiğimiz yılın aynı ayına göre yüzde 171lik artış sağladı. Bu başarı grafiğini sürdürmeyi planlayan marka, ocak ayındaki fiyatlarını şubat ayında da sabit tutuyor. Birçok modelinde aralıktan itibaren zam yapmayan Nissan, Qashqainin tüm modellerinde 10 bin liraya 12 ay yüzde 0 faiz fırsatı uyguluyor. Ayrıca Qashqaide sunulan balon ödemeli ayda 400 liraya crossover sahibi olmak mümkün. Bu kapsamda Qashqailer şubat ayı boyunca 46 bin 75 lira, Juke ise 40 bin 75 liradan başlayan fiyatlarla satılıyor.
27 BİN 800 LİRAYA CORSA
OPEL: Geçtiğimiz ayı toplam satışlarda 7nci olarak tamamlayan marka, şubat kampanyalarıyla cazip indirimler sunuyor. Corsa modellerinde 5 bin, yeni Merivada 4 bin 500 liraya varan indirim sunulurken Insignia 2 litre 130 beygir dizel otomatik vites Edition Elegance Paketinin fiyatı 69 bin 291 lirada sabitlenmiş. Corsa Essentia Cmon Paketli 1.2 i Twinport 27 bin 809, Meriva Enjoy 17 inç jantlı 1.4 litre 140 beygirlik modelin fiyatı ise 41 bin 211 liradan başlıyor.
ŞİMDİ AL HAZİRANDA ÖDE
RENAULT: Fransız marka, şubat ayında müşterilerine, satın alacakları tüm binek modellerde ve yeni Kangoo Multix modelinde Haziran 2011de ödeme fırsatı sunuyor. Şimdi al Haziranda Öde kampanyası dahilinde tüketiciler, isterse balon ödeme seçeneğinden de faydalanabiliyor. Bu kampanyada müşteri, Clio HBe 500, Megane HBe 650, Fluencea 700, yeni Kangoo Multixe ise ayda 550 lira aylık taksit ödeyerek sahip oluyor. Kampanya süresince Clio HB 1.2 Extreme 28 bin 850, Megane HB 1.6 Expression 37 bin 400, Fluence 1.6 Extreme ise 38 bin 200 liradan satılacak.
Gökhan KARA / OTO STOP - BUGÜN | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.02.2011 | | | BukampanyalararabasahibiyaparBu kampanyalar araba sahibi yapar |
|
| Elazığ Belediye Başkanı Selmanoğlu: Müfettişler herhangi bir usulsüzlüğe rastlamadı (2) | Samanyolu Haber | 19.01.2011 17:37 |  | | Elazığ Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu, şahsına ve belediyeye yönelik yolsuzluk ve usulsüzlük iddialarına belgelerle cevap verdi. Selmanoğlu, günlerdir kamuoyunu meşgul eden, Elazığ Belediyesinde yolsuzluk iddialarını yalanladı.
Süleyman Selmanoğlu, bu konuda açıklama yapmasına gerekçe olarak, bazı gazetelerde çıkan haberler ve vatandaşların açıklama yapma hususundaki yoğun istekleri olduğunu dile getirdi. Selmanoğlu, 2009 yılından bu yana yolsuzluk iddialarını araştıran müfettişlerin İçişleri Bakanlığına soruşturmaya gerek yoktur yönünde rapor hazırladıklarını vurguladı. Şu ana kadar 10 müfettişin bakanlık tarafından görevlendirildiğini kaydeden Selmanoğlu, beraberinde getirdiği dosyalarda, müfettişlerin tuttuğu raporları basın mensuplarına gösterdi. Bu şekilde iddiaların gerçeği hiçbir şekilde yansıtmadığını savunan Selmanoğlu, konunun meclis üyelerince yapılan denetimlerde eksikliklerin görüldüğü iddiasıyla 2009 Mart ayının başlangıcından yaklaşık 11 ay boyunca basına taşındığını anımsattı.
Selmanoğlu, şöyle konuştu: Sanki bir şey varmış gibi bir senaryo devam ediyor. Ondan sonra bununla ilgili gazeteler haber yapıyor. Avrupa Birliği kredileri geldi buharlaştı, araç ihaleleri şöyle, belediye başkanı şöyle, iş merkezi şöyle, Elazığspor şöyle, fen işlerinde ihale şöyle, imarda şöyle gibi bir sürü iddialar atılıyor.
İçişleri Bakanlığı müfettişleri tarafından yürütülen araştırma sürecine de değinen Selmanoğlu, İki müfettişimiz 30 güne yakın bir denetim yapıyor. Normal denetim sürecinde ise yine İçişleri Bakanlığı tarafından gönderilen bir müfettiş 40 gün belediyedeki bütün evrakları denetliyor. Bunun ardından yeniden bir müfettiş geliyor, arkasından 2 tane daha müfettiş geliyor. Kısacası seçimi kazandıktan sonra denetimle ilgili ardı arkası kesilmeyen peş peşe nisan, mayıs, haziran ayında en son Ramazan ayında müfettişler geliyor. dedi.
Selmanoğlu, konuşması sırasında müfettişlerin İçişleri Bakanlığına sunduğu raporları basın mensuplarıyla paylaştı. Raporlarda kendisi ve belediye çalışanlarıyla alakalı herhangi bir usulsüzlüğün olmadığını belirten Başkan Selmanoğlu, verilen bu kararlara yine bazı siyasi parti temsilcilerinin itiraz ettiğini dile getirdi.
ÇİRKİN POLİTİKALAR DEVAM EDİYOR
Belediye Başkanı Süleyman Selmanoğlu, şahsına ve belediyeye yönelik yolsuzluk iddialarının beklenilenin aksine kendisine azim ve güç verdiğini söyledi.
MHP İl Başkanı Behçet Susmazın kendisi hakkında soruşturma açıldığı yönündeki açıklamalarına da değinen Selmanoğlu, Şimdi dikkat edin ne kadar çirkin politikalar devam ediyor. Gerçekten üzülüyoruz; ama bu durum bize azim veriyor, şevk veriyor, güç veriyor. Ben kendisine Behçet Ağabey diyordum, kendisini seviyordum, artık ağabeylik kapsamından çıktı. Reis Bey diye hürmet ederiz, Reis Bey diye hitap ederiz. İki dönem Elazığ Belediye Başkanlığı yapmış. Yapmış ama ne yapmış benim aklımda bir şey yok. Kendisinin aklında bir şey varsa onu bilmiyorum. Sonuçta kalıcı bir eserini göremiyorum. Eğer yeniden belediye başkan adayı olmak istiyorsa, işte biz güzel şeyler yaptık, siz de gelin oturun. Elazığın birçok problemlerini bitirdik. Biz bunu kendisinden beklemezdik.
Selmanoğlu, konuşmasını Mevlanadan bir söz aktararak tamamladı: Kör cehalet çirkefleştirir insanları, suskunluğum asaletimdendir. Her lafa verecek bir cevabım var, lakin bir lafa bakarım laf mı diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 19.01.2011 | | | Elazığ/">ElazığBelediyeBaşkanıSelmanoğluMüfettişlerherhangibirusulsüzlüğerastlamadı(2)Elazığ-Belediye-Başkanı-Selmanoğlu-Müfettişler-herhangi-bir-usulsüzlüğe-rastlamadı-(2)/">Elazığ Belediye Başkanı Selmanoğlu Müfettişler herhangi bir usulsüzlüğe rastlamadı (2) |
|
| 'ÇYDD ile ÇEV sızmaya çalışıyor' | Samanyolu Haber | 16.12.2010 10:32 |  | | ÇEV ve ÇYDD iddianamesi, Deniz Kuvvetlerinin üzerindeki oyunları gözler önüne seriyor. Bahriyelileri daha lise yıllarında takibe alan ÇEV ve ÇYDD, deniz personelini kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmek için burs verdikleri genç kızları kullanmış. Emekli askerler, dernek ve vakfın Deniz Kuvvetlerine sızmak için her yolu kullandığını söylüyor.
Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) iddianamesi Deniz Kuvvetleri üzerinde oynanan oyunları gözler önüne seriyor. ÇEV ve ÇYDDnin, bahriyelileri daha Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu yıllarında takibe aldığı ve deniz personelini kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmek için burs verdikleri genç kızları araç olarak kullandığı anlaşılıyor. Deniz Kuvvetleri içindeki bu zafiyet Gölcük Donanma Komutanlığı merkezli düzenlenen uyuşturucu ve fuhuş operasyonlarında net bir şekilde görülüyor. Emekli askerler, ÇYDD ve ÇEV iddianamesindeki bilgilerin Donanmadaki fuhuş operasyonlarının sebepleri hakkında önemli ipuçları verdiğini ifade ediyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bu konularla gündeme gelmesinin tesadüf olmadığını belirten emekli Albay Durmuş Türemen, komutanlığın ÇYDD ile irtibatının sıradan bir ilişkinin ötesinde olduğunu ifade ediyor. ÇYDDnin görünür itibarıyla sözde ihtiyaç sahibi öğrencilere burs veren bir dernek olduğunu belirten Türemen, DKK ile ÇYDDnin ne işi olur? DKKlerin burs ihtiyacı mı var? Bu ilişkiyi normal karşılamak mümkün değil! diyor. Türemen, ÇYDD ile ÇEVin sistemli bir şekilde Deniz Kuvvetlerine sızmaya çalıştığını ifade ediyor. Emekli Kurmay Binbaşı Kemal Şahin de ÇYDDnin Deniz Kuvvetleri ile irtibatını farklı bir şekilde ele alıyor. Darbe girişiminde bulunmak isteyen grupların eylemlerini yaptıktan sonra kendilerine sosyal ve psikolojik lojistik sağlayacak kesimlerle irtibatta bulunduğunu söylüyor. Söz konusu derneğin amacının muhtemel bir darbede, cuntacıların yanında yer alarak onlara destek vermek olduğunu anlatıyor. Son yaşanan gelişmelerle derneğin Deniz Kuvvetlerini ahlaki erozyona uğratacak girişimlerde bulunduğunu ifade eden Şahin, ÇYDD gibi oluşumlar darbe girişimlerinin arkasında vardır. 28 Şubat ya da 12 Eylüle bakın, benzer oluşumlar görülecektir. Bu oluşumlar bir dönem birilerinin ülkenin kurumlarına sızdığını, kurumları ele geçirdiğini iddia ediyordu. Şimdi kimin nereye, nasıl sızdığını görüyoruz. diyor.
Emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları ise Deniz Kuvvetlerinde kadın kullanılarak, subayların kontrol altına alınma yönteminin tarihsel bir sürecinin olduğunu anlatıyor. Harbiyede öğrenci olduğu dönemde buna benzer yapılanmalara şahit olduğunu aktaran ve genç subaylara yönelik bu kumpası ilerleyen yıllarda fark ettiğini vurgulayan Hacımustafaoğulları, sözlerini şöyle sürdürüyor: Bütün askeri liseler ile harp okulları öğrencileri hedef alınıyordu. Bunun organize bir faaliyet olduğunu sonradan fark ettik. Bilerek ya da bilmeyerek okul yönetimi de bunlara çanak tutuyordu. Lüks otellerde geceler düzenleniyordu ve damsız girmek yasaktı. Yani kız arkadaş zorunluydu. Arkadaşları olmayanlar için kız temin ediliyordu. Kız liselerinden kızlar toplu halde getiriliyordu. Bu organize çalışma sonucu birçok arkadaş tezgâha girdi. Değişik görüntülerle baskı altına alındı.
ÇYDD Genel Merkezinde el konulan hard disklerde yapılan incelemelerde, e-posta arşivinde bulunan bir e-mailde Deniz Lisesi Giriş Sınavını kazanan bazı isimlerin dinî çağrışımı öngören isimler olduğu belirtiliyor. Duyulan kaygı dile getiriliyor. 3 Ağustos 2007 tarihinde gokhanecevit@gmail.com adresinden gönderilen bir e-mailde, Aşağıdaki mesajı okumak ve anlamının akla getirdiklerini düşünmek bile ürkütücü. Gelen mesajı aynen iletiyorum. denildikten sonra (E) Dz. Kur. Kd. Alb. H. Vural tarafından gönderilen mesaj aktarılıyor. Söz konusu mesajda şöyle deniliyor: 25 Temmuz 2007 tarihli basın ilanlarında Deniz Lisesi giriş sınavını kazananları okuduğumuzda aşağıda sıralanan isim listesini büyük bir kaygı ve hayretle izlemiş bulunmaktayız. Muhammet A., Muhammet K., Muhammed O., Muhammed G., Muhammed K., Muhammed H., Muhammet S., Muhammet K., Enes K., Enes T., Enes Ü., Enes İ., Enes İ., Üsame B., Taha Yasin Ç., Huzeyfe S., Huzeyfe E.
Mesajda bu isimlerin, din çağrışımını öngören isimler olduğu vurgulanarak duyulan kaygı belirtiliyor. Listenin Açıklamalar kısmında ise Yelkenli dönemi dahil bu isimlerde bir bahriye subayı duyulmuş, işitilmiş midir?!. Mülakat/performans heyeti; modern, çağdaş Türk bahriyesini bu kültürde yetişmiş delikanlılara nasıl emanet etmiştir? Artık iş işten geçmiş ve adaylar açıklanmıştır. Geçmişler olsun!.. ifadeleri yer alıyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 16.12.2010 | | | ÇYDDileÇEVsızmayaçalışıyorÇYDD ile ÇEV sızmaya çalışıyor |
|
| Emekli askerler: Yaşananlar tarihi bir süreç | Samanyolu Haber | 16.12.2010 10:27 |  | | ÇEV ve ÇYDD iddianamesi, Deniz Kuvvetlerinin üzerindeki oyunları gözler önüne seriyor. Bahriyelileri daha lise yıllarında takibe alan ÇEV ve ÇYDD, deniz personelini kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmek için burs verdikleri genç kızları kullanmış. Emekli askerler, dernek ve vakfın Deniz Kuvvetlerine sızmak için her yolu kullandığını söylüyor.
Çağdaş Eğitim Vakfı (ÇEV) ve Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD) iddianamesi Deniz Kuvvetleri üzerinde oynanan oyunları gözler önüne seriyor. ÇEV ve ÇYDDnin, bahriyelileri daha Deniz Lisesi ve Deniz Harp Okulu yıllarında takibe aldığı ve deniz personelini kendi amaçları doğrultusunda yönlendirmek için burs verdikleri genç kızları araç olarak kullandığı anlaşılıyor. Deniz Kuvvetleri içindeki bu zafiyet Gölcük Donanma Komutanlığı merkezli düzenlenen uyuşturucu ve fuhuş operasyonlarında net bir şekilde görülüyor. Emekli askerler, ÇYDD ve ÇEV iddianamesindeki bilgilerin Donanmadaki fuhuş operasyonlarının sebepleri hakkında önemli ipuçları verdiğini ifade ediyor. Deniz Kuvvetleri Komutanlığının bu konularla gündeme gelmesinin tesadüf olmadığını belirten emekli Albay Durmuş Türemen, komutanlığın ÇYDD ile irtibatının sıradan bir ilişkinin ötesinde olduğunu ifade ediyor. ÇYDDnin görünür itibarıyla sözde ihtiyaç sahibi öğrencilere burs veren bir dernek olduğunu belirten Türemen, DKK ile ÇYDDnin ne işi olur? DKKlerin burs ihtiyacı mı var? Bu ilişkiyi normal karşılamak mümkün değil! diyor. Türemen, ÇYDD ile ÇEVin sistemli bir şekilde Deniz Kuvvetlerine sızmaya çalıştığını ifade ediyor. Emekli Kurmay Binbaşı Kemal Şahin de ÇYDDnin Deniz Kuvvetleri ile irtibatını farklı bir şekilde ele alıyor. Darbe girişiminde bulunmak isteyen grupların eylemlerini yaptıktan sonra kendilerine sosyal ve psikolojik lojistik sağlayacak kesimlerle irtibatta bulunduğunu söylüyor. Söz konusu derneğin amacının muhtemel bir darbede, cuntacıların yanında yer alarak onlara destek vermek olduğunu anlatıyor. Son yaşanan gelişmelerle derneğin Deniz Kuvvetlerini ahlaki erozyona uğratacak girişimlerde bulunduğunu ifade eden Şahin, ÇYDD gibi oluşumlar darbe girişimlerinin arkasında vardır. 28 Şubat ya da 12 Eylüle bakın, benzer oluşumlar görülecektir. Bu oluşumlar bir dönem birilerinin ülkenin kurumlarına sızdığını, kurumları ele geçirdiğini iddia ediyordu. Şimdi kimin nereye, nasıl sızdığını görüyoruz. diyor.
Emekli Binbaşı Mustafa Hacımustafaoğulları ise Deniz Kuvvetlerinde kadın kullanılarak, subayların kontrol altına alınma yönteminin tarihsel bir sürecinin olduğunu anlatıyor. Harbiyede öğrenci olduğu dönemde buna benzer yapılanmalara şahit olduğunu aktaran ve genç subaylara yönelik bu kumpası ilerleyen yıllarda fark ettiğini vurgulayan Hacımustafaoğulları, sözlerini şöyle sürdürüyor: Bütün askeri liseler ile harp okulları öğrencileri hedef alınıyordu. Bunun organize bir faaliyet olduğunu sonradan fark ettik. Bilerek ya da bilmeyerek okul yönetimi de bunlara çanak tutuyordu. Lüks otellerde geceler düzenleniyordu ve damsız girmek yasaktı. Yani kız arkadaş zorunluydu. Arkadaşları olmayanlar için kız temin ediliyordu. Kız liselerinden kızlar toplu halde getiriliyordu. Bu organize çalışma sonucu birçok arkadaş tezgâha girdi. Değişik görüntülerle baskı altına alındı.
ÇYDD Genel Merkezinde el konulan hard disklerde yapılan incelemelerde, e-posta arşivinde bulunan bir e-mailde Deniz Lisesi Giriş Sınavını kazanan bazı isimlerin dinî çağrışımı öngören isimler olduğu belirtiliyor. Duyulan kaygı dile getiriliyor. 3 Ağustos 2007 tarihinde gokhanecevit@gmail.com adresinden gönderilen bir e-mailde, Aşağıdaki mesajı okumak ve anlamının akla getirdiklerini düşünmek bile ürkütücü. Gelen mesajı aynen iletiyorum. denildikten sonra (E) Dz. Kur. Kd. Alb. H. Vural tarafından gönderilen mesaj aktarılıyor. Söz konusu mesajda şöyle deniliyor: 25 Temmuz 2007 tarihli basın ilanlarında Deniz Lisesi giriş sınavını kazananları okuduğumuzda aşağıda sıralanan isim listesini büyük bir kaygı ve hayretle izlemiş bulunmaktayız. Muhammet A., Muhammet K., Muhammed O., Muhammed G., Muhammed K., Muhammed H., Muhammet S., Muhammet K., Enes K., Enes T., Enes Ü., Enes İ., Enes İ., Üsame B., Taha Yasin Ç., Huzeyfe S., Huzeyfe E.
Mesajda bu isimlerin, din çağrışımını öngören isimler olduğu vurgulanarak duyulan kaygı belirtiliyor. Listenin Açıklamalar kısmında ise Yelkenli dönemi dahil bu isimlerde bir bahriye subayı duyulmuş, işitilmiş midir?!. Mülakat/performans heyeti; modern, çağdaş Türk bahriyesini bu kültürde yetişmiş delikanlılara nasıl emanet etmiştir? Artık iş işten geçmiş ve adaylar açıklanmıştır. Geçmişler olsun!.. ifadeleri yer alıyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 16.12.2010 | | | EmekliaskerlerYaşananlartarihibirsüreçEmekli askerler Yaşananlar tarihi bir süreç |
|
| İstanbul'a deprem piyangosu | Samanyolu Haber | 17.10.2010 12:33 |  | | Kadir Topbaş açıkladı, işte müjde gibi çözüm;
DEPREME dayanıklı binalar konusunda yeni bir çalışma yaptıklarını vurgulayan İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, deprem riski taşıyan yerlerde apartman veya mahalle sakinlerinin birleşmesi halinde fazla kat vereceklerini açıkladı. Topbaş, ?Binayı da vatandaş kendi yapsın. Yeter ki sağlıklı binalar yapılsın? dedi
İki hafta önce İstanbul 4.4 şiddetinde sallandıktan hemen sonra aradım İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş?ı. Amacım hem deprem önlemlerini konuşmaktı, hem de İstanbul?daki kabuk değişimini... Kadir Topbaş?la Emirgan?daki Beyaz Köşk?te buluştuk.
* İstanbul?da yaşayanların İstanbulla ilgili en büyük korkuları bu şehirde büyük bir depremin olması... Depremden siz de bizler kadar korkuyor musunuz, deprem senaryolarınız var mı? Bu şehri depremden en az hasarla kurtarmak için neler yapıyorsunuz?İstanbul 500, 250, 100 yıllık periyodlar halinde deprem yaşamış. Maalesef 1998?e kadar da İstanbul ikinci derecede deprem bölgesi kabul edildiği için binalar ona göre yapılmış. 1999?dan sonra birinci derecede riskli olarak gördük.
* Siz şimdi ne yapıyorsunuz? Zeytinburnu?nda bir kentsel dönüşüm projesi uygulandı...
Biz iki yöntem üzerinde çalışıyoruz. Biri İstanbul?un muhtelif yerlerinde büyükşehire ait arsalar veya edinebileceğimiz arsalarda konutlar yaptırmaya başladık. Arsa diyorum, yeşil alan değil. KİPTAŞ ve Belediye konutları yapsın. Buralarda yapacağımız konutları o bölgede riskli olan yapıların sahiplerine ilan edelim mahalle olarak gelen varsa buyursun gelsin, kendi oturdukları yerleri bize versinler diyoruz. Bu işlemeye başladı ama yetmez...
* Diğer yöntem?
Bunu ilk kez söylüyorum. İstanbul?da riskli alanlarda, Fikirtepe gibi Bakırköy gibi yerlerde bazı noktalarda alt yapıyı rahatsız etmeyecek şekilde belli koşullar getirerek, arsalar birleşip yapı adaları oluşturulduğunda fazlaca imar verelim diyoruz..
* Örneğin mevcut riskli 4 katlı apartman yıkılacak, 8-10 kat mı yapılacak? Sonuçta fazladan dairesi olacak...
Evet. Deprem riski taşıyan yerlerdeki gayrimenkul sahipleri biraraya gelip anlaşıp binalarını yaptırsınlar. Buna yeni karar verdik. Fikirtepe birinci öncelikli. Orada bir plan da yaptık. Ama KİPTAŞ ve Belediye girmeyecek.
* Her yere kat izni verilebilir mi?
Varolan bir yönetmeliğimizde 4 bin metrekareyi toplayan bir imar adasında, parselde yüzde 25 daha fazla imar veriyoruz şu anda. Bundan sonra bundan da düşük metrekarelerde imar vereceğiz. Şu nokta var, imar vererek sorunlar çözülmüyor. İmar artırmak, bir yere kat vermekle olmuyor. Yollar, okullar, yeşil alanlar, tesisat yenilemelerine ihtiyaç olunuyor. Plan şartları olan yeşil alanlar, sağlık birimleri, okullar üretmeniz gerekiyor.
* Bu nasıl sağlanacak?
Plan notları ve imardaki şartlarla bunu yapacağız. Yeter ki vatandaş bu çalışmalara inansın ve hızlı bir şekilde girsin.
* Bu çok zor değil mi? Apartman yönetimi kararlarında bile zorluk çekiliyor ülkemizde...Şu anda günümüzde farklı ülkelerden inançlardan insanlar birlikte hareket ediyor. Bizde kardeşler aynı şirketi yönetemiyoruz. Ortak akıl üretmekte zorlanıyoruz. Bu örneklere koşarak gelmeliler ama benim bir dairem var kaç dairem olacak diye gelmemeliler. Vatandaşı daha güvenli yerlere kavuşturuyoruz, katma değer yaratıyoruz.
* Erken uyarı sistemleri konuşuluyor. 15 saniye önce depremi öğrenme İstanbul?da neyi değiştirir?Cep telefonunuza sinyal geldi baktınız okudunuz kaç saniye geçti? Riskleri azaltmak en önemlisi. Afetlerde de riskleri en aza indirmek lazım. Biz ilk geldiğimizde doğal gaz kutularında bir çalışma yaptık. Erken uyarı sistemini başarsanız bile yurttaş olarak reflekslerini geliştirmediyseniz çok şey ifade etmez.
*Depreme hazırlık için neler yapılmalı?Her ailenin bir deprem planı olmalı. Deprem olduğunda siz nasıl iletişim kuracaksınız? Ailece buluşma yeriniz neresi olacak? Farklı deprem senaryolarına göre planlarınız olmalı. Çocuklarınız bunu bilmeli. İlk 2 saatte, ilk gün, ikinci gün mutlaka planlamalısınız.
İstanbul?un kaderini değiştirdik
* İleride torunlarınızla konuşurken, İstanbul?un hangi sorununu çözdüm diye anlatmak istersiniz?
Siz beni hemen emekli ettiniz...(Gülüyor)
uBir gün gelecek... Örneğin trafik büyük sorun...
Kentlerdeki nüfus oranı dünyanın her yerinde hızla artıyor. Ailelerin araç sayısı artıyor. Hiç peşinatsız 500 lira taksitle araba alınabiliniyor. Şimdi 2004 öncesine baksak.... Sayın Sözen döneminde İstanbul?un nüfusu 7 milyondu ve tek- çift plaka konuşuluyordu. Benim o zaman çocuklarım küçüktü, arabaları yoktu. Şimdi 3?ünün de arabası var eşlerinin de arabaları var. Bizim gibi çok aile var İstanbul?da... Artık İstanbul?da trafik durmuyor, akıyor... İstanbul?un iki omurgası var. E5 ve TEM. Ne yaparsanız bu eksenlerde yapacaksınız. Eskiden bazı noktalarda gelip duruyordunuz. Evinizle iş yeriniz arasında 50-60 kilometre varsa saatleriniz yolda geçebilir. Biz toplu taşım araçlarına ağırlık veriyoruz. Metro hattını geni | | Samanyolu Haber Son Dakika 17.10.2010 | | | İstanbula/">İstanbuladeprempiyangosuİstanbula-deprem-piyangosu/">İstanbula deprem piyangosu |
|
| Ahmet Özal o ses kaydını açıkladı - Video | Samanyolu Haber | 11.10.2010 22:10 |  | | Hanefi Avcıdan ele geçirilen ses kayıtları ile ilgili ifade veren Ahmet Özal dikkatini çeken ses kaydının hangisi olduğunu açıkladı. Devrimci Karargah Terör Örgütüne yardım ve yataklık yaptığı iddiasıyla Silivri Cezaevinde yatan Hanefi Avcı mağdurları tek tek şikayetçi oluyor.
Gazeteciler Mehmet Ali Birand ve Fatih Altaylıdan sonra eski siyasetçi Ahmet Özal ve MİT Kontrterör Dairesi Eski Başkanı Mehmet Eymür de mağdur sıfatıyla adliyeye çağrıldı.
Beşiktaş Adliyesine ilk Mehmet Eymür geldi. 2 buçuk saat savcıdan bilgi alan Eymür, çıkışta gazetecilere yasadışı dinlemelerde neler olduğunu anlattı. Kayıtların 1998 yılı ve öncesine ait olduğunu söyledi ve Avcıdan şikayetçi oldu.
Eymürün Adliyeden ayrılmasından kısa süre sonra bir başka mağdur Ahmet Özalı taşıyan araç göründü...
Savcı, yaklaşık bir saat boyunca Ahmet Özala kendine ait yasadışı kayıtları dinletti. Özal çıkışta çok sert bir açıklama yaptı.
Devrimci Karargah terör örgütüne yardım etmek suçundan tutuklanan Hanefi Avcıdan ele geçirilen ses kayıtları ile ilgili ifade veren Ahmet Özal, şikayetçi oldu. Şüpheli bir helikopter kazasında ölen eski BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlunun arkadaşı ile babası 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özalın ölümüne ilişkin Meclise soruşturma önergesi verilmesi konusuyla ilgili konuşmalarının da kaydedildiğini belirten Özal, Türkiyeye Anayasa değil yargı reformu gerektiğini söyledi.
Avcıdan elde edilen ses kayıtları arasında konuşmaları olduğu belirtilen Ahmet Özal, Beşiktaştaki İstanbul Adliyesine geldi. Bir buçuk saat adliyede kalan Özal çıkışta soruları yanıtladı. Kayıtları dinlediğini belirten Özal, Birçoğu saçma sapan dinlemeler. İçinde konu olmadığı için doğru dürüst hatırlayamadım bile. Yurtdışından Almanyadan konuştuğum bir arkadaşım var. Siyasi konuşmalar ağırlıklı. Dinlemeler uzun yılları kapsayan dinlemeler. dedi.
Konuşmaların hangi yıllara ait olduğu sorulan Özal, 1990ların sonundan itibaren. Şuradan hatırlıyorum, benim siyasete girmeye çalıştığım yıllar. Yani parti kurma çalışmaları yaptığım yıllara ait. diye konuştu.
Kaç kişiyle konuşmasının kaydedildiği sorulan Özal, Herhalde 15-20 tane var. dedi. Bu durumun hoşuna gitmediğini kaydeden Özal, Bu dinlemeler kanuna aykırıdır. Eğer biz demokratik bir ülkede yaşamak istiyorsak yani özür diliyorum beni babamın oğlu bile dinlese şikayetçi olurum. Zaten Türkiyenin sıkıntısı da bu. Bunların arkasından insanlara şantajlar yapılmış, tehditler edilmiş. Bugün Anayasa tartışmaları yapılıyor. Bu tartışmaları bırakmamız lazım. Şu anda esasında adli reform lazım Türkiyede. Bence partiler buna konsantre olsun. Sonuçta hiçbir ülke anayasa ile idare edilmiyor kanunlarla idare ediliyor. Anayasa ikinci maddedir. şeklinde konuştu.
Dinlendiğine dair bilgisi olup olmadığı sorulan Özal, Hayır, herhangi bir bilgi gelmemişti. Şimdi öğrendim. dedi. Dinlemeleri Avcının mı yaptırdığı sorulan Özal, Ben kimin yaptırdığını bilmiyorum. Avcının arşivinden çıktığını söylediler. ifadelerini kullandı.
Hanefi Avcıyı tanıyıp tanımadığı sorulan Özal şunları kaydetti: Avcı ile tanışmıyorum, yüz yüze hiç konuşmadım. Bir defa bir telefon görüşmesi oldu aramızda. Bir buçuk sene önce Edirne Emniyet Müdürü iken beni Edirneye aldırmıştı. Hatta o konu Perşembe günü internete düştü. Akşamüstü Avcıyı aradım. İnternete bir şeyler düşmüş, benimle ilgili bir şey varsa geleyim dedim. Efendim gerek yok, pazartesi salı uğrarsınız dedi. Sizinle ilgili bir şey değil belki bilginize başvuracağız dedi. Cuma günü babamın doktoru Cengiz Aslanın oğlu Atilla Aslanın cenazesi vardı. Namazdan sonra 4 arabayla aldılar beni cenazeden. Yani pazartesini beklemediler. Ben kendim geleceğim dememe rağmen. Yani belli ki bir şov düzenlenmiş. Beraat ettik zaten. Bu dönemler nedense dikkat edin Edirne çıkışına şunu söyledim, ne zaman bir şey yapmaya kalksam siyasi olarak başıma bir şeyler geliyor. Türkiyede bazı oyunlar oynanıyor. Kime ne oynanıyor artık yavaş yavaş ortaya çıkacaktır.
Ahmet Özal, daha sonra adliyeden ayrıldı.
SAMANYOLU HABER TV - AJANSLAR | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.10.2010 | | | AhmetÖzaloseskaydınıaçıkladı-VideoAhmet Özal o ses kaydını açıkladı - Video |
|
| Dünyanın gözü Trabzon'da olacak! | Samanyolu Haber | 03.10.2010 17:02 |  | | Devlet Bakanı Faruk Nafiz Özak, Trabzon, olimpiyat yapmış bir spor kenti olarak dünyaca bilinecek, artık ulusal ve uluslararası birçok organizasyonu da rahatlıkla organize edebilecektir dedi.
Özak, Trabzonda 2011 yılında düzenlenecek 11. Avrupa Gençlik Olimpik Oyunlarına (EYOF) ilişkin hazırlıklarla ilgili bilgilerin verildiği basın toplantısında yaptığı konuşmada, oyunlara bugün itibariyle 293 gün kaldığını anımsattı.
Oyunların, Avrupa Olimpiyat Komitesinin organizasyonu olduğu için Olimpiyat olarak da adlandırıldığını ifade eden Özak, Oyunlara 14-17 yaş grubu kategorisindeki sporcular katılabilmektedir. Oyunlar basketbol, bisiklet, voleybol, hentbol, atletizm, tenis, cimnastik, judo ve yüzme branşlarında bayan erkek olarak gerçekleştirilecek. Oyunlara Avrupanın 49 ülkesinden, 9 branşta toplam 4 bin civarında sporcu ve idarecinin katılması beklenmektedir diye konuştu.
Hazırlıkların, yapılan plana uygun olarak aksatılmadan sürdüğünü dile getiren Özak, Bu işin hem inşaat hem organizasyon boyutu var. Yapımı süren tesislerimiz var. Aksatmadan sürdürüyoruz. Yapımı süren tesislerimize, eksik olanların da temellerini atarak, yenilerini ekledik. Mevcut olan tesislerimizi de olimpiyatların ölçülerine uygun olarak yeni baştan revize ediyoruz dedi.
Özak, şehirlerin özellikleri ve sahip oldukları değerlerle anıldıklarını anlatarak, şöyle devam etti:
Trabzon, metrekaresine en fazla sporcu ve spor tesisi düşen kentimizdir. Bu özelliğini sadece futboldan aldığını söylemek doğru olmaz. Trabzonda futbolun dışındaki branşlarda da başarılı sporcular yetişmiştir ve yetişmeye devam etmektedir. Trabzon için bir spor kentidir diyebiliriz. Trabzon, olimpiyat yapmış bir spor kenti olarak dünyaca bilinecek, artık ulusal ve uluslararası birçok organizasyonu da rahatlıkla organize edebilecektir. Bu da Trabzonun sadece sporuna değil, spor turizmi ile ekonomisine de yansıyacaktır.
Yapılan tesisler hakkında da bilgi veren Özak, Pelitli beldesindeki çok amaçlı spor salonu 7 bin 500 kişilik seyirci kapasitesiyle Anadolunun en büyük salonu olacak. İnşaatı devam eden olimpik yüzme havuzu ise Türkiyenin üzeri açılır kapanır ve atlama kulesi olan ilk yüzme havuzu olacaktır. Türkiyede 30a yakın ilimizde Gençlik ve Spor Genel Müdürlüğümüzün yüzme havuzu yok. Bu bizim eksiğimiz. Dünyada yüzme, okullarda ders olarak var. Biz de bu anlayış yerleşmedi, ancak bunu da yapacağız diye konuştu.
Bakan Özak, bir gazetecinin Türkiye 2016 Avrupa Futbol Şampiyonasına aday olmuştu, ancak TFF Trabzonu organizasyonun yapılacağı kentlere dahil etmedi. Şimdi bir mini olimpiyat yapılıyor. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz şeklindeki soruya şu yanıtı verdi:
Bu konu hep yanlış biliniyor. Bu TFFnin seçimi değil UEFAnın seçimiydi. Ulaşım, konaklama ve stadyum, park kapasitelerine bakılıyor. Ayrıca bir şehirde maç yapılıyor, oraya bir gecede 50 bin kişi gitmesi gerekiyor. Ama tüm bunlara rağmen biz niye 30 bin değil de 40 bin kişilik stat yapıyoruz. Bu stat dolar mı dolmaz mı diye sorsam dolmaz dersiniz. Biz buna rağmen yapıyoruz. Çünkü Türkiyede gidişat çok iyi, olimpiyat da dünya şampiyonası da Avrupa şampiyonası da olur.
-EYOF TRABZON 2011 GENEL KOORDİNATÖRÜ DOKER-
EYOF Trabzon 2011 Genel Koordinatörü Nihat Doker ise tesisler dışındaki diğer konularla ilgili bilgi aktardı.
Bu tür organizasyonlarda ulaşımın çok önemli olduğuna dikkati çeken Doker, Ulaşımda yaklaşık 400 araç günde 8 bin dolayında sporcu, yönetici, VIP ve görevliyi taşıyacak. Yiyecek içecek konusunda sabah, öğle ve akşam yemekleri, iki ayrı restoran ile açık büfe olarak hizmet verecek. Yaklaşık 5 bin kişiye sporcu kalorisine göre yemek verilecek. Sağlık problemi olduğunda katılımcıların tamamı akreditasyon kartlarını göstermek kaydıyla ilk yardım tedavilerini yaptırabilecek, hastanelerde tedavi olabileceklerdir dedi.
Organizasyonu 300 dolayında TRT mensubunun canlı yayınla vereceğini, Avrupa Olimpiyat Komitesinin anlaşmalı kuruluşu Eurosportun Avrupaya oyunları canlı ve banttan yayınlayacağını ifade eden Doker, şunları kaydetti:
Oyunlara girişlerde barkotlu kartlar kullanılacak. Yaklaşık 11 bin dolayında akreditasyon kartı verilmesi planlanıyor. Olimpiyat meşalesi Türkiye Milli Olimpiyat Komitesinin (TMOK) İstanbul binasından yola çıkarılarak Kocaeli, Adapazarı, Düzce, Bolu, Ankara ve Karadeniz sahilinden Trabzona kadar getirilecek. Organizasyonla ilgili gönüllü kayıtları devam ediyor. Bin 800-2 bin dolayında gönüllü çalıştırılması planlanıyor.
Trabzon Kamp Eğitim Merkezinde yapılan toplantıya Trabzon Valisi Recep Kızılcık, Trabzon Belediye Başkan Yardımcısı Osman Gökhan Bali, Karadeniz Teknik Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Özen ile TMOK Genel Sekreteri Neşe Gündoğan da katıldı. | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.10.2010 | | | DünyanıngözüTrabzonda/">TrabzondaolacakTrabzonda-olacak/">Dünyanın gözü Trabzonda olacak |
|
| Elektrikli araçlarda çifte kazanç | Samanyolu Haber | 27.09.2010 09:18 |  | | Elektrikli araçlar 2011den itibaren yollarda boy göstermeye başlayacak.
Bu araçların tescil vergisi ve MTVsinin 2015e kadar alınmamasını isteyen Renault Mais Genel Müdürü Aybar, Bu sayede hem çevre korunacak hem de iki tarafta kazançlı çıkacak dedi.
Otomotivde elektrikli çağına geri sayım başladı. Türkiye, fosil yakıtlı araçlarda kaçırdığı treni, elektriklide yakalamış oldu. Her ne kadar hayatımıza bir cep telefonu kadar hızlı girmeyecek olsa da birçok marka bu tip araçlarının üretimine başlamak için kolları sıvadı. Farklı tiplerdeki elektrikli otomobilleri önümüzdeki yıl trafikte görmeye başlayacağız. Bu araçların aile tipi olanı ise, Bursada Oyak Renault tarafından üretilecek. İlk aşamada sadece ihracat amaçlı çalışacak fabrika, gerekli yasal düzenlemeler tamamlandığında Renault Mais ile iç pazara da hitap edecek. Dünyanın gün geçtikçe daha da çok ısındığına işaret eden Renault Mais Genel Müdürü İbrahim Aybar, Otomotivin buna katkısı oldukça büyük. Dünyada 1.5 milyon civarında taşıt var ve bunlar sürekli karbondioksit üretiyor. Artık buna dur demenın vakti geldi. Biraz daha seyirci kalırsak buna dünya iyice işin içinden çıkılmaz hale gelecek dedi.
Türkiye için önemli fırsat
Bugünden tedbir almanın önemine vurgu yapan Aybar, Uluslararası Enerji Raporuna göre havadaki 1 ton karbondioksitti bugün temizlemenin maliyetinin 35 euro olduğunu, 2030larda ise bu bedelin 65 euroya çıkacağını söyledi.
Elektrikli araçların 0 karbondioksit salınımı ile çevreyi hiç kirletmediğini ifade eden Aybar, Renault elektirik motorlu araçları herkes için üretmeye başlıyor. 4 farklı modeli çeşitli ülkelerde seri üretime başlıyor. Biz Fluence modelini elektirikli olarak üretme kararı aldık. Bence bu Türkiyeye bir fırsattır. Türkiye böyle bir teknolojiyi daha işin başında yakalıyor şeklinde konuştu.
Ankara Belediyesi sırada
Türkiyede bu araçların satılabilmesi için ilk olarak fiziksel altyapının sağlanmasını gerektiğini vurgulayan Aybar, Bu araçlar geldi mi şarj istasyonları şart. Belediyelerin bu iş için süratle pozisyon almaları lazım. İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) ile bir protokol imzaladık. İstanbulda bu şarj merkezlerinin kurulması için çalışmalara başlandı. Bu konuda İBB İspark Enerji AŞnin hazır bulunmaları çok hoşumuza gitti. Etütler devam ediyor birkaç prosedürde tamamlandı mı bu bu sene bitmeden her şeyin tamamlanacağını umuyorum. Ankara Büyükşehir Belediyesi Başkanı da buna çok ilgi gösterdi. Çok yakında onlarla da bir anlaşma yapacağız. İstanbul ve Ankara bağlantılarından sonra diğer illere de açılarak önümüzdeki bu sezon piyasaya çıkacak diye konuştu.
Devlet 7 tüketici 10 bin lira kazanıyor
İkinci olarak da araçların satışlarıyla ilgili vergilerin belirlenmesi gerektiğini ifade eden Aybar, şöyle devam etti:
Şimdi akaryakıt tüketilmiyor, silindir hacmi yok. Bundan dolayı bu aracın satıştaki tescil belgelerinin nasıl olacağı daha belli değil. Biz bu araçlarda tescil vergisinin ve motorlu taşıt vergisi 2015e kadar alınmasını istemiyoruz. Bunun devlete çok az bir vergi kaybı var. Bir fosil yakıtlı aracın kirlettiği ortamın kamuya bedeli Avrupada 17 bin lira olarak hesaplanıyor. Halbuki bu aracın vergilerinin alınmaması 10 bin lira kadar ediyor. Yani devlet vergi almasa bile yine de 7 bin lira kadar kârda.
2010da böyle bir pazar beklemiyorduk
Türkiyede yılda 1 milyon aracın satabilmesi gerektiğine işaret eden Renault Mais Genel Müdürü, Bugün benzer ölçekteki ekonomilerde bu rakamlar konuşuluyor. Bu yılı en fazla 475 bin gibi bir rakamla kapatacağımızı bekliyorduk ama euro yüzde 20 civarında düşünce ithal otomotive yol gözüktü. Bu marj kampanyalara çok ciddi olarak destekledi dedi. Tüketicilerin de bu desteklere cevap verdiğini belirten Aybar, Piyasalara güven arttı, vatandaş da gidip araç aldı. Faizlerin düşmesi kredilerin verilmesi buna karşılık olarak haliyle satışları da arttırdı. Biz bu hadiseyi hiç beklemiyorduk, nitekim ÖTV indiriminin bitmesine rağmen pazar çok iyi gitti. Fabrikada 3 vardiyada full çalışılıyor ama ilerde çeşitli çalışmalarla arttırabiliriz. Otomobil sektörü önümüzdeki yıl da iyi gözüküyor. Makro ekonomik istikrarın iyi gideceğine inanıyoruz. Çok iyi bir rekabet var bunda kazanan da tüketiciler. Otomobil alımında insanlar rahat olsun diyoruz diye konuştu. | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.09.2010 | | | ElektrikliaraçlardaçiftekazançElektrikli araçlarda çifte kazanç |
|
| 'Darbe anayasası ile üye olunmaz' | Samanyolu Haber | 16.08.2010 09:53 |  | | Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, demokratikleşmenin önemine işaret ederek, ABye darbe Anayasası üye olunmaz dedi. Bağış, Mardindeki temasları kapsamında Yenişehir semtindeki Fenerbahçeliler Derneğini ziyaret etti ve Fenerbahçe-Medical Park Antalyaspor maçını bir süre vatandaşlarla birlikte izledi.
Daha sonra semtteki esnafı ziyaret eden ve anayasa paketinin içeriği hakkında bilgi veren Bağış, vatandaşların anayasa metnini okumalarını, sonra vicdanlarına danışıp evet veya hayır oyu kullanmalarını istedi.
Mardinde vicdansız yok. Hepinizden evet desteği istiyoruz diyen Bağış, parklarda oturan ailelerle sohbet etti, çocuklara oyuncak dağıttı.
Bağış, Mardin Belediyesini de ziyaret ederek, Belediye Başkanı Beşir Ayanoğludan kentin genel durumu ve belediye çalışmaları hakkında brifing aldı.
Alt yapı sorununu kısa sürede çözüme kavuşturacaklarını ifade eden Ayanoğlu, Sokak aralarına araç girmediği için çöpleri 487 kadrolu eşek ile topluyoruz. Kentsel dönüşüm projesi kapsamında tarihi değerlerimizi özüne uygun restore ediyoruz. Altyapı için 14 milyon liralık bir kaynak sağladık. Ancak bu tarihi kentin özüne kavuşturulması ve kentin alt yapısının tamamen çözülmesine yeterli olmayacak. Bu konuda sizden destek istiyoruz dedi.
Egemen Bağış da Mardin Belediyesinde kısa sürede büyük hizmetler verildiğini, Başmüzakerecinin Anayasa oylamasında ne işi olduğu şeklinde eleştiride bulunanlar olduğunu ifade ederek şöyle konuştu:
Türkiyeyi nasıl ki Avrupa standartları seviyesine getirmek için çalışıyorsak Mardini de Avrupa standartlarına uygun bir şehir haline getirmeliyiz. Binlerce yıllık tarihi olan bir şehrimizin daha da iyi bir konumda olması gerekir. Tarihi dokuyu ortaya çıkarmak lazım. Avrupa Birliği fonları ile bu tarihi kentin dokusunu ortaya çıkarmak için elimizden gelen gayreti göstereceğiz. Şu ana kadar 8 milyon avro fon kabul ettirdik. Ama daha da artırmak için çabalayacağız. Tabii ki belediyenin su, kanalizasyon ihtiyaçlarını karşılamak için elimizden geleni yapacağız. Sayın Başbakanımızın özel bir sözü var. Biz bu yüzden Türkiyede yolu olmayan köy bile bırakmadık. Hele illerimizin su sorunu çekmesi, kanalizasyon sorunu çekmesi hiç bir şekilde kabul edilemez. Gerçekten Türkiyede çok iyi işler yaptık. Türkiyenin yapacağı daha çok önemli işleri var. Cumhuriyet tarihi boyunca 6 bin 100 kilometre yol yapan devlet, son 8 yılda 6 bin 100 kilometre üzerine 12 bin 500 kilometre yol ve otoban ekledik. Bu gün Türkiyede hizmet veren okulların üçtü biri son 8 yılın eseridir. Hastanelerin dörtte biri son 8 yılın eseridir. Ama bütün yatırımlar demokrasi ile at başı gidiyor.
Bir ana muhalefet lideri var, çıkmış, kasaba kasaba dolaşıyor. Çerezci dükkanı mı açacak muhalefet mi yapacak karar da verememiş diyen Bağış, şunları söyledi:
İşte bu Anayasa değişikliği kayısıya, fındığa, çereze, aşureye yarar mı? Ben Mardinden buna bir cevap vermek istiyorum. Yarar. Çünkü, fakir bir demokrasi yok. Hangi ülke demokrasiyi benimsemiş, vatandaşına bireysel özgürlük yaşatmışsa o ülkeler zengin olmuş. O ülkenin fındığı da, kayısısı da değerlenmiştir. Künefesi, aşuresi de değerlenmiştir. O zaman o ülkenin insanları da zenginleşmiş. Fakir demokrasi yok. Demokrasilerde de çok fakir kalmamıştır. Onun için bizim yapmamız gereken önce ülkemizi demokratikleştirmemiz. Şimdi kimleri çıkmış diyor ki bu başmüzarekecinin işi gücü yok müzakere yapacağına niye referandum ile ilgili dolaşıyor Bakın size açık ve çok net bir şey söylemek istiyorum, şu an Avrupa Birliği müzakerelerimizde, referandum kadar önemli konu yoktur. Çünkü bu referandumda oylanacak maddelerin içeriğine baktığınız zaman her bir madde Avrupa Birliği ile müzakerelerimizde bir fasıl açmak kadar önemlidir.
Bağış, Türkiyede fişleme belasına son verilmesi ve keyfi disiplin cezalarının ortadan kalkmasının AB standartlarına yükselmesiyle ilgili bir süreç olduğunu belirterek, sözlerini şöyle sürdürdü:
Bu ülkede kamu denetçiliği kurumumun kurulması, meclisin gizli oyla seçeceği bir kişinin 4 yıl boyunca vatandaşla devlet arasındaki sorunlarla ilgili olarak karar vermesinin önünün açılması, Avrupa Birliği standartları için bir girişimdir. Bu ülkede Yüksek Askeri Şura kararlarının yargı yolunun açık olması, gerektiğinde ihraç edilen kişilerin yargıya baş vurabilmesinin önünün açılması AB standartlarında bir adımdır. Kamu çalışanlarının toplu sözleşme hakkına kavuşması bu ülkenin AB standartları ile alakalıdır. Bütün bu adımlar Türkiyenin daha çağdaş, demokratik daha laik daha güçlü hukuk devleti olmasını sağlayacaktır. ABye darbe anayasası ile üye olmayız. Darbe anayasası ile üye olmaya çalışan başka ülkeler oldu. Yunanistan, Portekiz, İspanya da denedi. Onlar da olamadı. Ne zaman ki anayasalarını değiştirdiler daha çağdaş, demokratik devleti değil bireyi öncelikli tutan anayasaları benimsediler, AB müzakere süreçleri hızlandı ve Avrupanın kilit ülkeleri haline geldiler. Türkiyenin AB müzakerelerinde | | Samanyolu Haber Son Dakika 16.08.2010 | | | DarbeanayasasıileüyeolunmazDarbe anayasası ile üye olunmaz |
|
| 'Heronları' bakın kime emanet ettiler | Samanyolu Haber | 07.08.2010 08:46 |  | | Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında skandal bir atamanın yapıldığı ortaya çıktı. İhanet soruşturmasındaki Heronları düşürelim konuşmasında adı geçen Tuğgeneral Mustafa İlhanın Heronların bağlı bulunduğu birliğe komutan olarak atandığı belirlendi. İhanet konuşmasını yapan subayların, sicilini temizlemek için görüşme yaptığı Tuğgeneral İlhan, Diyarbakırdaki 8. Ana Jet Üssün Komutanı olarak atandı. Diyarbakırdaki 8. Ana Jet Üssünün en önemli yanı ise Batmanda konuşlu İnsansız Hava Araçlarının (Heron) bu birliğe bağlı bulunması.
SORUŞTURMA 3 YILDIR BİTİRİLEMEDİ AMA!
BUGÜNün gündeme getirdiği ihanet dosyasında skandalların ardı arkası kesilmiyor. ?Adamlarımız denilen PKKlılara zayiat verdiği gerekçesiyle Heronların düşürülmesinin istendiği telefon görüşmeleri MİT tarafından tespit edilip askeri savcılara gönderildiği halde 3 yıldır bir sonuca ulaşılamaması büyük tepki çekerken yeni bir skandal daha gündeme bomba gibi düştü. Heronların düşürülmesinin istendiği telefon görüşmesinde izinsiz yurt dışına çıktığı ve teröristleri evinde sakladığı bilgisi verilen Hava Kuvvetleri Plan Program Daire Başkanı İlhan, askerlerin sivil iradeye hukuksuz direnişine sahne olan son YAŞ toplantısında Diyarbakır 8. Ana Jet Üs Komutanı olarak atandı. İlhanın atandığı birliğin en ilginç yanı ise Batmanda konuşlu İnsansız Hava Araçlarının(Heron) da bu birliğe bağlı olması. Bundan böyle heronlar düşürülsün konuşmasını yapan subayların telefon kayıtlarında adı geçen İlhan, Heronların komutanı olarak görev yapacak.
İZİNSİZ YURT DIŞINA ÇIKIŞI GİZLENDİ
İhanet konuşmasını yapan subayların telefon kayıtlarında İlhanla ilgili iki şok iddia yer alıyordu. Konuşmalarda İlhanın sayısız kez izinsiz yurt dışına çıkış yaptığı ve terör örgütü DHKP-C üyesi akrabasının cezaevindeyken adres olarak İlhanın kaldığı askeri lojmanları gösterdiği aktırılıyordu. Yasalara göre Genelkurmaydan izin almadan yurt dışına çıkan askeri personel hapis cezası ile cezalandırılıyor ve bu ceza ne erteleniyor ne de paraya çevriliyor. Bu suçtan dolayı bir çok askeri personelin hapis cezası aldığı vurgulanıyor. Ayrıca izinsiz yurt dışına çıkan personelin terfi ettirilmemesi gerektiği de kaydediliyor. Genelkurmayın resmi kayıtlarına da giren bu suçlamalarının hasıraltı edildiği ihanet konuşmasından anlaşılan İlhanın üst sıralardan Tuğgeneralliğe terfi ettirildiği görülüyor.
DEĞİL TERFİ HASSAS GÖREVE BİLE ATANAMAZ
İlhanın terörist yakınını evinde sakladığı iddiasıyla ilgili olarak da TSK mensupları ve yakınları hakkında güvenlik soruşturması yapıldığını aktaran kaynaklar, güvenlik soruşturmasında olumsuz bir durumla karşılaşılan subayın incelemeye hatta yakın takibe alındığını aktarıyor. Bu subayların durumu temize çıkıncaya kadar değil terfi etmesi hassas görevlere dahi verilemeyeceği kaydediliyor. Devletin en gizli sırlarının bulunduğu yerlerin sorumluluğuna getirilen İlhanın evinde sakladığı terörist akrabasının dağlarda saklandığı yerleri tespit edecek HERONların komutanlığını yapan Üsse komutan atanması kafaları karıştırdı.
ŞOK DİYALOGLARDAKİ PAZARLIK
MİT tarafından tespit edilen ve Genelkurmaya gönderilen ?ihanet görüşmenin başlangıcında ?İlhan Komutan olarak nitelendirilen bir subayın sorunun çözülmesi için para konuşması yapılıyor. İlhan Komutanın dosyasını kapatanların temiz ve iyi iş yaptığı belirtilen konuşmada ciddi risk alındığı da vurgulanıyor. ?Şimdi parayı konuşturmanın zamanı? diyen
subay, ?Limit ne kadar?? diye sorduğu subaydan ?Bu iş için her şeye değer limit problemi yok? karşılığını alıyor. Aynı konuşmanın devamında ise BUGÜNün gündeme getirdiği insansız hava aracı heronların düşürülmesine ilişkin skandal görüşme gerçekleşiyor.
K1: En son konuştuğumuz problemin çözümünde hangi aşamaya geldik
K2: Efendim o çok büyük ve sıkıntılı bir iş. Özür dilerim komutanım yanlış anlaşılmasın. İlhan komutanımızla ilgili değil mi?
K1: Evet
K2: Komutanım o dönemde onu kapatanlar temiz ve iyi iş yapmışlar ve ciddi risk almışlar
K1: Biliyorum farkındayım o zaman öyle olması gerekiyordu. Zamanımız yoktu şimdi parayı konuşturma zamanı
K2: Limit ne kadar?
K1: Bu iş için her şeye değer limit problemi yok asıl önemli olan problemin çözülmesi
K2: Anlaşıldı komutanım eğer limitte problem yoksa ilgili kişilerle bu işi rahat çözeriz.
K1: Tamam diğer konu da şu insansız hava aracı ile ilgili. Biliyorsunuz onunla ilgili daha önce görüşmüştük.
K2: Evet komutanım problem yok problem mi var?
K1: Problem şu, araç biliyorsunuz Batmanda Konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız değilse, görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı?
K2: Evet anlaşıldı komutanım
K1: Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?
K2: Komutanım tamam anlayamadım. Müsaade ederseniz eve geleyim.
K1 | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.08.2010 | | | Heronlarıbakınkimeemanetettiler Heronları bakın kime emanet ettiler |
|
| YAŞ'ta 'Heronları' bakın emanet ettiler | Samanyolu Haber | 07.08.2010 08:08 |  | | Yüksek Askeri Şura (YAŞ) toplantısında skandal bir atamanın yapıldığı ortaya çıktı.
İhanet soruşturmasındaki Heronları düşürelim konuşmasında adı geçen Tuğgeneral Mustafa İlhanın Heronların bağlı bulunduğu birliğe komutan olarak atandığı belirlendi. İhanet konuşmasını yapan subayların, sicilini temizlemek için görüşme yaptığı Tuğgeneral İlhan, Diyarbakırdaki 8. Ana Jet Üssün Komutanı olarak atandı. Diyarbakırdaki 8. Ana Jet Üssünün en önemli yanı ise Batmanda konuşlu İnsansız Hava Araçlarının (Heron) bu birliğe bağlı bulunması.
SORUŞTURMA 3 YILDIR BİTİRİLEMEDİ AMA!
BUGÜNün gündeme getirdiği ihanet dosyasında skandalların ardı arkası kesilmiyor. ?Adamlarımız denilen PKKlılara zayiat verdiği gerekçesiyle Heronların düşürülmesinin istendiği telefon görüşmeleri MİT tarafından tespit edilip askeri savcılara gönderildiği halde 3 yıldır bir sonuca ulaşılamaması büyük tepki çekerken yeni bir skandal daha gündeme bomba gibi düştü. Heronların düşürülmesinin istendiği telefon görüşmesinde izinsiz yurt dışına çıktığı ve teröristleri evinde sakladığı bilgisi verilen Hava Kuvvetleri Plan Program Daire Başkanı İlhan, askerlerin sivil iradeye hukuksuz direnişine sahne olan son YAŞ toplantısında Diyarbakır 8. Ana Jet Üs Komutanı olarak atandı. İlhanın atandığı birliğin en ilginç yanı ise Batmanda konuşlu İnsansız Hava Araçlarının(Heron) da bu birliğe bağlı olması. Bundan böyle heronlar düşürülsün konuşmasını yapan subayların telefon kayıtlarında adı geçen İlhan, Heronların komutanı olarak görev yapacak.
İZİNSİZ YURT DIŞINA ÇIKIŞI GİZLENDİ
İhanet konuşmasını yapan subayların telefon kayıtlarında İlhanla ilgili iki şok iddia yer alıyordu. Konuşmalarda İlhanın sayısız kez izinsiz yurt dışına çıkış yaptığı ve terör örgütü DHKP-C üyesi akrabasının cezaevindeyken adres olarak İlhanın kaldığı askeri lojmanları gösterdiği aktırılıyordu. Yasalara göre Genelkurmaydan izin almadan yurt dışına çıkan askeri personel hapis cezası ile cezalandırılıyor ve bu ceza ne erteleniyor ne de paraya çevriliyor. Bu suçtan dolayı bir çok askeri personelin hapis cezası aldığı vurgulanıyor. Ayrıca izinsiz yurt dışına çıkan personelin terfi ettirilmemesi gerektiği de kaydediliyor. Genelkurmayın resmi kayıtlarına da giren bu suçlamalarının hasıraltı edildiği ihanet konuşmasından anlaşılan İlhanın üst sıralardan Tuğgeneralliğe terfi ettirildiği görülüyor.
DEĞİL TERFİ HASSAS GÖREVE BİLE ATANAMAZ
İlhanın terörist yakınını evinde sakladığı iddiasıyla ilgili olarak da TSK mensupları ve yakınları hakkında güvenlik soruşturması yapıldığını aktaran kaynaklar, güvenlik soruşturmasında olumsuz bir durumla karşılaşılan subayın incelemeye hatta yakın takibe alındığını aktarıyor. Bu subayların durumu temize çıkıncaya kadar değil terfi etmesi hassas görevlere dahi verilemeyeceği kaydediliyor. Devletin en gizli sırlarının bulunduğu yerlerin sorumluluğuna getirilen İlhanın evinde sakladığı terörist akrabasının dağlarda saklandığı yerleri tespit edecek HERONların komutanlığını yapan Üsse komutan atanması kafaları karıştırdı.
ŞOK DİYALOGLARDAKİ PAZARLIK
MİT tarafından tespit edilen ve Genelkurmay?a gönderilen ?ihanet? görüşmenin başlangıcında ?İlhan Komutan? olarak nitelendirilen bir subayın sorunun çözülmesi için para konuşması yapılıyor. İlhan Komutan?ın dosyasını kapatanların temiz ve iyi iş yaptığı belirtilen konuşmada ciddi risk alındığı da vurgulanıyor. ?Şimdi parayı konuşturmanın zamanı? diyen
subay, ?Limit ne kadar?? diye sorduğu subaydan ?Bu iş için her şeye değer limit problemi yok? karşılığını alıyor. Aynı konuşmanın devamında ise BUGÜN?ün gündeme getirdiği insansız hava aracı heronların düşürülmesine ilişkin skandal görüşme gerçekleşiyor.
K1: En son konuştuğumuz problemin çözümünde hangi aşamaya geldik
K2: Efendim o çok büyük ve sıkıntılı bir iş. Özür dilerim komutanım yanlış anlaşılmasın. İlhan komutanımızla ilgili değil mi?
K1: Evet
K2: Komutanım o dönemde onu kapatanlar temiz ve iyi iş yapmışlar ve ciddi risk almışlar
K1: Biliyorum farkındayım o zaman öyle olması gerekiyordu. Zamanımız yoktu şimdi parayı konuşturma zamanı
K2: Limit ne kadar?
K1: Bu iş için her şeye değer limit problemi yok asıl önemli olan problemin çözülmesi
K2: Anlaşıldı komutanım eğer limitte problem yoksa ilgili kişilerle bu işi rahat çözeriz.
K1: Tamam diğer konu da şu insansız hava aracı ile ilgili. Biliyorsunuz onunla ilgili daha önce görüşmüştük.
K2: Evet komutanım problem yok problem mi var?
K1: Problem şu, araç biliyorsunuz Batman?da Konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız değilse, görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı?
K2: Evet anlaşıldı komutanım
K1: Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?
K2: Komutanım tamam anlayamadım. Müsaade ederseniz eve geleyim.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 07.08.2010 | | | YAŞtaHeronlarıbakınemanetettilerYAŞta Heronları bakın emanet ettiler |
|
| Kılıçdaroğlu'nun selamı bakın kime? | Samanyolu Haber | 01.08.2010 16:15 |  | | CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Rize Cumhuriyet Meydanında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan sanığa selam gönderdi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Siyasete yırtık ayakkabı ile girip mal varlığının hesabını veremeyenler kul hakkı yemekle suçlanırlar. Onları sizin vicdanınıza bırakıyorum dedi.
Kılıçdaroğlu, Rize Cumhuriyet Meydanında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, siyasette zenginleşmeyeceklerini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın ise bunun tam aksi davrandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, Kendisi siyasete atıldığında her zaman saygı duydum. Siyasette zenginleşmek bizim kitabımızda yoktur. Siyaset halka hizmet etme sanatıdır. Eğer siyasete siz Tayyip Bey olarak girseydiniz ve öyle kalsaydınız bizim başımızın üstünde yeri vardı. Ama siyaseti zenginleşme aracı olarak görüp köşeyi dönerseniz, Recep Bey olursanız ben de sizi Rizelilere şikayet ederim dedi.
Bugüne kadar boğazından haram lokma geçmediğini, bunu iddia edeceklerin geçmişinde hiçbir şey bulamayacaklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, Rize Meydanından sesleniyorum. Yedi değil yetmiş yedi sülalemi araştırmazsanız namertsiniz diye konuştu.
Çay üreticisinin sorunlarını bildiklerini belirten, CHP iktidarında bu sorunları mutlaka çözecekleri sözünü veren Kılıçdaroğlu, kaçak çayı engelleyeceklerini, ÇAYKURu üreticinin kara gün dostu yapacaklarını söyledi.
CHPnin hedefinin yalnızca halka hizmet olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, Sayın Başbakan, biz siyasette zenginleşmeyeceğiz, siyasette zenginleşmek bize haram olsun. Biz havuzlu villalarda oturmayacağız, halkla yürüyeceğiz dedi.
Anayasa değişiklik paketinde dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında dokunulmazlıkların kalkacağını söyledi.
Kılıçdaroğlu, Prof. Dr. Mehmet Haberalın Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunmasına da değinerek, şöyle konuştu:
Sizin bir hemşehriniz var, dünya çapında, adı Mehmet Haberal. Binlerce hayat kurtardı, binlerce kişiyi ameliyat etti, üniversite kurdu ve içeride. Kendisine bir tek soru bile terörle ilgili sorulmadı. Yazık günah değil mi bu insana? Yurt dışına mı kaçacak, başka yere mi kaçacak? Hayır. Buradan Rize Meydanından Haberala selam gönderiyoruz.
AK Parti yöneticilerinin her zaman darbe edebiyatı yaptığını ve 12 Eylül 1980 darbesinin hesabını soracaklarını söylediklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, ancak uygulamalarının bu yönde olmadığını ileri sürdü.
12 Eylül 1980 darbesini yapanların yargılanmasına imkan tanıyan düzenlemenin TBMMde AK Parti milletvekillerinin oylarıyla reddedildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, 27 Nisan e-muhtırası sonrasındaki gelişmeleri de eleştirdi.
27 Nisan e-muhtırasını yazdığını söyleyen dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıta emekli olduktan sonra zırhlı araç alınmasını ve Bakanlar Kurulu kararıyla üstün hizmet madalyası verilmesini eleştiren Kılıçdaroğlu, Şimdi ben soruyorum; muhtıra veren adama üstün hizmet madalyasını niye verdiniz? Size söz, bizi iktidar yapın darbecilerden hesap nasıl sorulurmuş görün diye konuştu.
CHP iktidarında yeni bir anayasa yapılacağını da söyleyen Kılıçdaroğlu, halkın iktidarında yapılan anayasaya Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın bile evet oyu vereceğini söyledi.
Onurlu bir Türkiye isteyen herkesi CHP çatısı altında toplanmaya çağıran Kılıçdaroğlu, Siyasete yırtık ayakkabı ile girip mal varlığının hesabını veremeyenler kul hakkı yemekle suçlanırlar. Onları sizin vicdanınıza bırakıyorum dedi.
Kılıçdaroğlu, Rize mitinginden önce, Yomra, Arsin, Araklı, Sürmene ve Ofda da esnaf ziyaretlerinde bulundu ve vatandaşlara hitap etti.
Rizede bir çay bahçesine girerek ürün toplayan Kılıçdaroğlu, iki çeşit çay filizinden düşük kaliteli olanını göstererek, Bu Ali Bayramoğlunun çayı dedi. Kılıçdaroğlu, diğer filizin ise gerçek ve kaliteli çay olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlunun bu sözleri gülüşmelerle karşılandı.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 01.08.2010 | | | Kılıçdaroğlununselamıbakınkime?Kılıçdaroğlunun selamı bakın kime? |
|
| Kılıçdaroğlu bu selamı bakın kime? | Samanyolu Haber | 01.08.2010 15:42 |  | | CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Rize Cumhuriyet Meydanında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan sanığa selam gönderdi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Siyasete yırtık ayakkabı ile girip mal varlığının hesabını veremeyenler kul hakkı yemekle suçlanırlar. Onları sizin vicdanınıza bırakıyorum dedi.
Kılıçdaroğlu, Rize Cumhuriyet Meydanında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, siyasette zenginleşmeyeceklerini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın ise bunun tam aksi davrandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, Kendisi siyasete atıldığında her zaman saygı duydum. Siyasette zenginleşmek bizim kitabımızda yoktur. Siyaset halka hizmet etme sanatıdır. Eğer siyasete siz Tayyip Bey olarak girseydiniz ve öyle kalsaydınız bizim başımızın üstünde yeri vardı. Ama siyaseti zenginleşme aracı olarak görüp köşeyi dönerseniz, Recep Bey olursanız ben de sizi Rizelilere şikayet ederim dedi.
Bugüne kadar boğazından haram lokma geçmediğini, bunu iddia edeceklerin geçmişinde hiçbir şey bulamayacaklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, Rize Meydanından sesleniyorum. Yedi değil yetmiş yedi sülalemi araştırmazsanız namertsiniz diye konuştu.
Çay üreticisinin sorunlarını bildiklerini belirten, CHP iktidarında bu sorunları mutlaka çözecekleri sözünü veren Kılıçdaroğlu, kaçak çayı engelleyeceklerini, ÇAYKURu üreticinin kara gün dostu yapacaklarını söyledi.
CHPnin hedefinin yalnızca halka hizmet olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, Sayın Başbakan, biz siyasette zenginleşmeyeceğiz, siyasette zenginleşmek bize haram olsun. Biz havuzlu villalarda oturmayacağız, halkla yürüyeceğiz dedi.
Anayasa değişiklik paketinde dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında dokunulmazlıkların kalkacağını söyledi.
Kılıçdaroğlu, Prof. Dr. Mehmet Haberalın Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunmasına da değinerek, şöyle konuştu:
Sizin bir hemşehriniz var, dünya çapında, adı Mehmet Haberal. Binlerce hayat kurtardı, binlerce kişiyi ameliyat etti, üniversite kurdu ve içeride. Kendisine bir tek soru bile terörle ilgili sorulmadı. Yazık günah değil mi bu insana? Yurt dışına mı kaçacak, başka yere mi kaçacak? Hayır. Buradan Rize Meydanından Haberala selam gönderiyoruz.
AK Parti yöneticilerinin her zaman darbe edebiyatı yaptığını ve 12 Eylül 1980 darbesinin hesabını soracaklarını söylediklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, ancak uygulamalarının bu yönde olmadığını ileri sürdü.
12 Eylül 1980 darbesini yapanların yargılanmasına imkan tanıyan düzenlemenin TBMMde AK Parti milletvekillerinin oylarıyla reddedildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, 27 Nisan e-muhtırası sonrasındaki gelişmeleri de eleştirdi.
27 Nisan e-muhtırasını yazdığını söyleyen dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıta emekli olduktan sonra zırhlı araç alınmasını ve Bakanlar Kurulu kararıyla üstün hizmet madalyası verilmesini eleştiren Kılıçdaroğlu, Şimdi ben soruyorum; muhtıra veren adama üstün hizmet madalyasını niye verdiniz? Size söz, bizi iktidar yapın darbecilerden hesap nasıl sorulurmuş görün diye konuştu.
CHP iktidarında yeni bir anayasa yapılacağını da söyleyen Kılıçdaroğlu, halkın iktidarında yapılan anayasaya Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın bile evet oyu vereceğini söyledi.
Onurlu bir Türkiye isteyen herkesi CHP çatısı altında toplanmaya çağıran Kılıçdaroğlu, Siyasete yırtık ayakkabı ile girip mal varlığının hesabını veremeyenler kul hakkı yemekle suçlanırlar. Onları sizin vicdanınıza bırakıyorum dedi.
Kılıçdaroğlu, Rize mitinginden önce, Yomra, Arsin, Araklı, Sürmene ve Ofda da esnaf ziyaretlerinde bulundu ve vatandaşlara hitap etti.
Rizede bir çay bahçesine girerek ürün toplayan Kılıçdaroğlu, iki çeşit çay filizinden düşük kaliteli olanını göstererek, Bu Ali Bayramoğlunun çayı dedi. Kılıçdaroğlu, diğer filizin ise gerçek ve kaliteli çay olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlunun bu sözleri gülüşmelerle karşılandı. | | Samanyolu Haber Son Dakika 01.08.2010 | | | Kılıçdaroğlubuselamıbakınkime?Kılıçdaroğlu bu selamı bakın kime? |
|
| Avukatlığa devam sanığa selam ! | Samanyolu Haber | 01.08.2010 15:36 |  | | CHP genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Rize Cumhuriyet Meydanında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan sanığa selam gönderdi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Siyasete yırtık ayakkabı ile girip mal varlığının hesabını veremeyenler kul hakkı yemekle suçlanırlar. Onları sizin vicdanınıza bırakıyorum dedi.
Kılıçdaroğlu, Rize Cumhuriyet Meydanında düzenlenen mitingde yaptığı konuşmada, siyasette zenginleşmeyeceklerini söyledi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın ise bunun tam aksi davrandığını ileri süren Kılıçdaroğlu, Kendisi siyasete atıldığında her zaman saygı duydum. Siyasette zenginleşmek bizim kitabımızda yoktur. Siyaset halka hizmet etme sanatıdır. Eğer siyasete siz Tayyip Bey olarak girseydiniz ve öyle kalsaydınız bizim başımızın üstünde yeri vardı. Ama siyaseti zenginleşme aracı olarak görüp köşeyi dönerseniz, Recep Bey olursanız ben de sizi Rizelilere şikayet ederim dedi.
Bugüne kadar boğazından haram lokma geçmediğini, bunu iddia edeceklerin geçmişinde hiçbir şey bulamayacaklarını ifade eden Kılıçdaroğlu, Rize Meydanından sesleniyorum. Yedi değil yetmiş yedi sülalemi araştırmazsanız namertsiniz diye konuştu.
Çay üreticisinin sorunlarını bildiklerini belirten, CHP iktidarında bu sorunları mutlaka çözecekleri sözünü veren Kılıçdaroğlu, kaçak çayı engelleyeceklerini, ÇAYKURu üreticinin kara gün dostu yapacaklarını söyledi.
CHPnin hedefinin yalnızca halka hizmet olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, Sayın Başbakan, biz siyasette zenginleşmeyeceğiz, siyasette zenginleşmek bize haram olsun. Biz havuzlu villalarda oturmayacağız, halkla yürüyeceğiz dedi.
Anayasa değişiklik paketinde dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin herhangi bir düzenleme olmamasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, CHP iktidarında dokunulmazlıkların kalkacağını söyledi.
Kılıçdaroğlu, Prof. Dr. Mehmet Haberalın Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunmasına da değinerek, şöyle konuştu:
Sizin bir hemşehriniz var, dünya çapında, adı Mehmet Haberal. Binlerce hayat kurtardı, binlerce kişiyi ameliyat etti, üniversite kurdu ve içeride. Kendisine bir tek soru bile terörle ilgili sorulmadı. Yazık günah değil mi bu insana? Yurt dışına mı kaçacak, başka yere mi kaçacak? Hayır. Buradan Rize Meydanından Haberala selam gönderiyoruz.
AK Parti yöneticilerinin her zaman darbe edebiyatı yaptığını ve 12 Eylül 1980 darbesinin hesabını soracaklarını söylediklerini ifade eden Kılıçdaroğlu, ancak uygulamalarının bu yönde olmadığını ileri sürdü.
12 Eylül 1980 darbesini yapanların yargılanmasına imkan tanıyan düzenlemenin TBMMde AK Parti milletvekillerinin oylarıyla reddedildiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, 27 Nisan e-muhtırası sonrasındaki gelişmeleri de eleştirdi.
27 Nisan e-muhtırasını yazdığını söyleyen dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Büyükanıta emekli olduktan sonra zırhlı araç alınmasını ve Bakanlar Kurulu kararıyla üstün hizmet madalyası verilmesini eleştiren Kılıçdaroğlu, Şimdi ben soruyorum; muhtıra veren adama üstün hizmet madalyasını niye verdiniz? Size söz, bizi iktidar yapın darbecilerden hesap nasıl sorulurmuş görün diye konuştu.
CHP iktidarında yeni bir anayasa yapılacağını da söyleyen Kılıçdaroğlu, halkın iktidarında yapılan anayasaya Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın bile evet oyu vereceğini söyledi.
Onurlu bir Türkiye isteyen herkesi CHP çatısı altında toplanmaya çağıran Kılıçdaroğlu, Siyasete yırtık ayakkabı ile girip mal varlığının hesabını veremeyenler kul hakkı yemekle suçlanırlar. Onları sizin vicdanınıza bırakıyorum dedi.
Kılıçdaroğlu, Rize mitinginden önce, Yomra, Arsin, Araklı, Sürmene ve Ofda da esnaf ziyaretlerinde bulundu ve vatandaşlara hitap etti.
Rizede bir çay bahçesine girerek ürün toplayan Kılıçdaroğlu, iki çeşit çay filizinden düşük kaliteli olanını göstererek, Bu Ali Bayramoğlunun çayı dedi. Kılıçdaroğlu, diğer filizin ise gerçek ve kaliteli çay olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlunun bu sözleri gülüşmelerle karşılandı. | | Samanyolu Haber Son Dakika 01.08.2010 | | | AvukatlığadevamsanığaselamAvukatlığa devam sanığa selam |
|
| İşte ihanetin ses kayıtları | Samanyolu Haber | 26.07.2010 07:42 |  | | Bugün Gazetesinin gündeme getirdiği ihanet dosyasının şok telefon kayıtları ortaya çıktı. Görüşmede subaylardan biri, ölen PKKlılar için Zayiat verilmiş ciddi baskı aldım diyor...
İnsansız hava aracı Heronların düşürülmesinin istendiği telefon görüşmelerinde skandal diyaloglar var. Batmanda konuşlu Heronların görüntü ve bilgilerinin çok net olduğunu belirten subayın, Mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız. Değilse görüntü ve koordinatlarına müdahale edilmeli dediği görüldü.
Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dol ayı ciddi baskı aldım diyen subay, konuyu ilgilisi ile görüşmesini muhatabından istiyor. Görüşmede üst rütbeli subay, astının evine gelme talebini sağlıklı olmaz gerekçesiyle kabul etmiyor. Bu telefona dikkat ediyorsun değil mi diyerek uyardığı da anlaşılıyor.
Skandala adı karışan Yarbay Çyi gözden uzak tutmak ve soruşturmadan kurtarmak için yurtdışına gönderildiği de günyüzüne çıkıyor. Yarbay Ç. ile ile tişimin ise eşi üzerinden sağlandığı tek nik takipte anlaşılıyor. Diyaloglarda, iha neti ortaya çıkaran MİTe O.. çocukları denilerek ağır küfürler ediliyor.
***
İŞTE İHANET?İN SES KAYDI
Bugün?ün gündeme getirdiği ?ihanet dosyası?nın şok telefon kayıtları ortaya çıktı. Bir subayın ?kendi adamımız? dediği PKK?lılara ?zayiat? verdirdiği gerekçesiyle insansız hava aracı ?heron?ların düşürülmesini istediği karşısındaki subayın da ?bir çaresine bakarız? dediği telefon görüşmeleriyle deşifre olan kirli yapının hainliği nasıl örtbas ettiği de teknik dinleme takibine takıldı.
MİT tarafından tespit edilen ve Genelkurmay?a gönderilen telefon görüşmesi insanın kanını donduran diyalogları içeriyor. Görüşmenin başlangıcında ?İ?. Komutan? olarak nitelendirilen bir subayın sorunun çözülmesi için para konuşması yapılıyor. İ?. Komutan?ın dosyasını kapatanların temiz ve iyi iş yaptığı belirtilen konuşmada ciddi risk aldığı da vurgulanıyor. ?Şimdi parayı konuşturmanın zamanı? diyen subay, ?Limit ne kadar?? diye sorduğu subaydan ?Bu iş için her şeye değer limit problemi yok? karşılığını alıyor.
Aynı konuşmanın devamında ise Bugün?ün gündeme getirdiği insansız hava aracı heronların düşürülmesine ilişkin skandal görüşme gerçekleşiyor. Genelkurmay?ın isimlerini tespit edemedik dediği subaylar arasında geçen görüşmede K1 olarak belirtilen subay, ?Problem şu, araç biliyorsunuz Batman?da konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı bırakmalıyız değilse, görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı? Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?? diyor. Görüşmenin sonunda alt rütbeli subayın ?Komutanım müsaade ederseniz eve geleyim? demesi üzerine karşıdaki komutan hem bu talebe karşı çıkıyor hem de ?Bu telefonla ilgili dikkat ediyorsunuz değil mi?? diyerek uyarıda bulunuyor.
K1: En son konuştuğumuz problemin çözümünde hangi aşamaya geldik.
K2: Efendim o çok büyük ve sıkıntılı bir iş. Özür dilerim komutanım yanlış anlaşılmasın. İ. Komutanımızla ilgili değil mi?
K1: Evet.
K2: Komutanım o dönemde onu kapatanlar temiz ve iyi iş yapmışlar ve ciddi risk almışlar.
K1: Biliyorum farkındayım o zaman öyle olması gerekiyordu. Zamanımız yoktu şimdi parayı konuşturma zamanı.
K2: Limit ne kadar?
K1: Bu iş için her şeye değer limit problemi yok asıl önemli olan problemin çözülmesi.
K2: Anlaşıldı komutanım eğer limitte problem yoksa ilgili kişilerle bu işi rahat çözeriz.
2.BÖLÜM
K1: Tamam diğer konu da şu insansız hava aracı ile ilgili. Biliyorsunuz onunla ilgili daha önce görüşmüştük.
K2: Evet komutanım problem yok problem mi var?
K1: Problem şu, araç biliyorsunuz Batman?da konuşlandırıldı oradan o bölgeyi tarıyor ancak görüntü ve bilgiler çok net önce mümkünse kullanım dışı. bırakmalıyız değilse, görüntü, bilgi koordinat vesair surette müdahale edilmeli anlaşıldı mı?
K2: Evet anlaşıldı komutanım.
K1: Geçen olayda zayiat verilmiş, bundan dolayı ciddi bir baskı aldım sen bunu ilgilisi ile görüş ve konuştuğumuz çerçevede olsun tamam mı?
K2: Komutanım tamam anlayamadım. Müsaade ederseniz eve geleyim.
K1: Hayır sağlıklı olmaz o zaman tatilde görüşelim mi?
K2: Tatil yerinizde mi anlaşıldı komutanım.
K1: Bu telefon ile ilgili dikkat ediyorsunuz değil mi?
K2: Evet komutanım artık bayram sonuna kadar da kapalı olur.
K1: Hadi bayramını kutlarım.
K2: Sağ olun komutanım.
İHANETİ ORTAYA ÇIKARAN MİT?E AĞIR KÜFÜRLER
MİT?in tespit ettiği belirtilen ikinci telefon görüşmesinde de suçüstü yakalandığı ortaya çıkan subayların MİT?e ağır küfürler ettiği görülüyor. ?MİT?ten o? cocukları her şeyi ortaya çıkarmışlar? diyen subay, ?Selçuk nasıl böyle açık verdi biraz dikkat etsin uyarın onu? ikazında bulunuyor. Ayrıca deşifre olan Selçuk isimli subayın kirli yapı tarafından göz önünde bulundurmamak için geçici görevle yurt dışına gönderildiği de bu kayıtta yer alıy | | Samanyolu Haber Son Dakika 26.07.2010 | | | İşteihanetinseskayıtlarıİşte ihanetin ses kayıtları |
|
| Bakan'dan 'hız limiti' savunması | Samanyolu Haber | 24.07.2010 13:22 |  | | Bayındırlık ve İskan Bakanı Mustafa Demir, karayollarında hız limitinin artırılmasıyla ilgili olarak, Kazaların sebeplerini bir incelerseniz, bunun o hız limitinin dışındaki nedenlerden kaynaklandığını büyük ölçüde görürsünüz dedi. Bursa Valisi Şahabettin Harputu ziyaret ederek kentin sorunları hakkında bilgi alan Bakan Demir, gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını da yanıtladı.
Demir, Bursa Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğünün Anadoluda en güzel, kapsamlı, tarihi özellikleri bugünün yorumuyla içinde bulunduran bir uygulama projesini şu anda tamamlamak üzere olduğunu belirterek, Bu sene içinde temelini atıp kısa sürede tamamlamayı planlıyoruz. Çok örnek bir Tapu Kadastro Bölge binasına Bursayı inşallah kavuşturacağız dedi.
İller Bankasının artık imkanları ve kapasitesi itibariyle İl Özel İdarelerine ve belediyelere çok etkin hizmet verme noktasında büyük mesafeler katettiğini vurgulayan Demir, artık her türlü altyapı, üstyapı ve tüm hazırlanmış projelere destek verir konuma geldiğini belirtti.
Demir, kırsalda altyapı hizmetlerine tamamen hibe olarak kaynak sağladıklarını, özellikle Bursada sulama projelerine de bu imkanı sağladıklarını kaydederek, yine bu bölgedeki 10 belediyeye de yüzde 50 hibe şeklinde altyapı için proje uygulamalarının şu anda devam ettiğini bildirdi.
Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğünün yaptığı çalışmalar sayesinde, kadastro çalışmalarının bu bölgede hemen hemen tamamlandığını anlatan Demir, yenileme çalışmalarını da yaptıklarını belirtti.
Demir, diğer bir hedeflerinin de tüm Tapu Sicil ve Kadastro Müdürlüklerimizi birinci sınıf mekanlarda hizmet verir hale getirmek olduğunu ifade ederek, 2011 yılının sonuna kadar 81 vilayette ve tüm ilçelerde fiziksel mekanda sıkıntısı olan hiçbir birimlerinin kalmayacağını bildirdi.
KAZALARDAKİ ANA NEDEN SÜRÜCÜ HATALARI-
Bakan Demir, bir gazetecinin Son 2 ayda 300ü aşkın kişi trafik kazalarında hayatını kaybetti. Karayollarında hız limitinin artırılması ve mevcut yollar bu hız limitlerini kaldırır mı? yönündeki bir soru üzerine, şunları kaydetti:
Hız limiti ne kadar arttı? Elimizde bu hız limitine bağlı olduğunu gösterir bir kayıt yok. Aslında bu hız limiti artmadan önce de dönem dönem yaz ve bahar aylarında trafik kazalarından ciddi artışlar oluyordu. Ama şunu söylemek lazım; hakikaten çok sayıda can kaybımız oluyor. Bir insan bir dünya demek.
Şimdi, onun için bu kazalardaki ana neden sürücü hataları. Biz tabii kültür olarak da alışmışız bu sınırlamalara, limitlere uyma noktasında, çok başarılı değiliz. Yani arabayı aldığımızda biraz süratli gidiyoruz. Mesela uyumamız, istirahat etmemiz gerekirken, etmiyoruz. Yola giriş çıkışlarda çok dikkatli olmuyoruz. Büyük ölçüde sürücü hatalarından oluyor... Ben tüm vatandaşlarımıza, yani ne olur 5-10 dakika, yarım saat, gittikleri yere geç gitsinler ama sağlıklı şekilde gitsinler diyorum. Şunu da söylemek de fayda var. Yani belli bir limitin, o hız limitlerinin altında güvenlik ve emniyetli şekilde araç kullanmak, sürücüyü de yolu da keyifli hale getiriyor. Belli zaman dilimlerinde insanın durup, istirahat için mola vermesi gerekiyor.
Türkiyede araç sayısında da hızlı bir artış olduğunu dikkati çeken Demir, araç sayısındaki artışın sürdüğünü, bunun da kazaların nedenleri arasında bulunduğunu belirtti.
-DUBLE YOLLARIMIZIN STANDARTLARI YÜKSEK-
Demir, büyükşehirlerden Anadolunun çeşitli kentlerindeki memleketlerine gidip gelen çok sayıda vatandaşın olduğunu, bunun bayram ve tatil gibi özel dönemlerde daha da arttığını belirterek, şöyle devam etti:
Sürücülerimize dikkatli olmalarını tavsiye ediyoruz. Dikkatli olmak da durumundayız. Bu bilinci yakaladığımızda, bu konuda mesafe katettiğimizde, trafik kazalarındaki sayının, kazaların az olduğu diğer ülkeler seviyesine yaklaşması mümkün olacaktır. 120 kilometre sürat, bizim şu andaki duble yollarımızın standartları yüksek. Siz kazaların sebeplerini bir incelerseniz, bunun o hız limitinin dışındaki nedenlerden kaynaklandığını büyük ölçüde görürsünüz. Zaten o hız limitinde gidiyor vatandaş, yani hız limitinin artmış olması ilave hız yapmayı sağlamış olmadı. Hız limiti artınca, sanki yavaş araç kullanıyorduk da biraz daha süratini artırdık, bu böyle değil tabii. Ama çok önemli bir konu, bu trafik kazaları bizim ülkemizde çok yüksek. Bu yüzde 90ın üzerinde tamamen sürücü hatalarından kaynaklanıyor, dikkatli olmak lazım. Araba kullanmayı, yolculuğu daha tatlı ve daha rahat hale getirirsek inanıyorum, bu kazalar çok azalır.
Ramazan Bayramının yaklaştığına da işaret eden Demir, yakınları yolda olan herkesin endişeyle televizyon izlediğini, bu konuda birbirimizi uyarmamız gerektiğini sözlerine ekledi. | | Samanyolu Haber Son Dakika 24.07.2010 | | | BakandanhızlimitisavunmasıBakandan hız limiti savunması |
|
| 2. el otomobil alacaklar dikkat | Samanyolu Haber | 11.07.2010 10:32 |  | | Trafik Sigortaları Bilgi Merkezince 2009 yılı ağustos ayında devreye alınan Otokontrol 5664 SMS Servisi, ikinci el araça alacakları büyük kolaylık sağlıyor. Sistemle, araç sahipleri, ikinci el araç alacak olanlar ya da kaza mağdurları, 5664e mesaj atarak, aracın kaza ve hasar durumuna ilişkin birkaç saniyede bilgi alabiliyor. Servis, aracın sigorta ve poliçe bilgilerine de ulaşmayı sağlıyor.
TRAMER Müdürü Mehmet Üst, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Turkcell ve Vodafone operatörlerinde aktif olan sistemle, vatandaşlara saniyeler içinde istedikleri bilgiyle geri dönüş yaptıklarını söyledi.
Sistemin aracın mevcut plakasından şasi numarasını tespit ettiğini ifade eden Üst, Aracın şasi numarasından hasar geçmişi araştırılıyor. Plaka ne kadar değişmiş olursa olsun, o şasiye ait aracın hasar geçmişine bakılıyor ve kullanıcılara saniyeler içinde cevap veriliyor. Sistemde trafik sigortalarında 2003 yılı ve sonrası, kaskolarda da 2004 yılı ve sonrası araçlar yer alıyor dedi.
Sistemin trafikteki tüm araçları kapsamadığına dikkati çeken Üst, araçların yüzde 91inin trafik sigortası bulunduğunu belirtti.
Üst, sistem devreye alındığında, günde ortalama 20 bin sorgulama yapılmasını beklediklerini, çünkü yılda 3 milyon aracın el değiştirdiğini, bunların 2-3 kez sorgulanmasıyla bu rakama çıkılabileceğini düşündüklerini, ancak şu anda günlük 5 bin civarında sorulama yapıldığını anlattı.
Sistemin hasarlı araçların gerçek piyasasını ortaya çıkarması açısından yararlı olduğunu belirten Üst, sistem devreye alınmadan önce hasarlı ve pert olmuş araçları hasarsız diye satanlar bulunduğunu, sistemin söz konusu kişilere fırsat vermediğini söyledi.
Sistemle ikinci el satışlarında aldatmanın önüne geçildiğine dikkati çeken Üst, şunları söyledi:
Artık hasarsız diye satamayacaklar. Bu da vatandaşın yararına. Bunları disipline etti diyebiliriz. Şimdi artık kimse aracının hasarını gizleyemeyecek. Sistem, tüketici lehine doğru bir piyasanın oturmasını sağlayacak önemli projelerden bir tanesi. Gerçekten hasarlı araçların hasarsız diye satışı çok oluyordu. Vatandaş mağduriyete uğruyordu. Bilinilirlik arttıkça hasarlı aracın satış fiyatı ile hasarsız aracın satış fiyatı ortaya çıkacak.
Sistemin devreye girmesiyle, aracının hasarının bilinmesini istemeyenlerden, telefon, mail ya da mektup aracılığıyla ilginç tepkiler aldıklarını belirten Üst, şunları anlattı:
Benim aracımın değerini düşürdünüz diye absürt telefonlar ya da mesajlar geliyor. Babam bile bilmiyor hasarını, size mi kalmış, tam aracımı satıyordum, değerini düşürdünüz, hasarımı oradan siler misiniz, benim aracımın bilgilerini başkalarına neden veriyorsunuz, TRAMER Bey diye biri var mı orada? gibi yüzlerce şikayet alıyoruz.
Bu anlamda baktığımızda projenin ne kadar doğru olduğunu gösteriyor. Çünkü haksız kazanç elde eden, vatandaş da olsa karşı mağduriyetleri önlemesi adına bizi sevindiriyor. Şu anda ne Avrupa, ne de dünyada tam benzeri bir uygulama yok. SMS ile bir tek Amerikada böyle bir uygulama var ama bizdeki gibi tam merkezli bir veritabanından veren başka bir ülke yok.
Sisteme halkın ilgi gösterdiğine dikkati çeken Üst, 2009 yılı Ağustos ayından itibaren 1 milyon 82 bin 284 SMS gönderilmiş. 1 milyon 23 bin 788i hasar sorgulaması, 38 bin 950si kaza tutanağı sorgusu, 8 bin 545i poliçe, 635i mağdur sorgulama. Sorgulamaların yüzde 95i hasar sorgusundan oluşuyor. Sigortalarım Servisi için 10 bin 283 SMS atılmış. 285 bin 749 adet hatalı mesaj gönderilmiş, toplamda 1 milyon 376 bin 540 adet sorgu yapılmış şeklinde konuştu. | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.07.2010 | | | 2elotomobilalacaklardikkat2 el otomobil alacaklar dikkat |
|
| Barajdaki uygulama bölge halkını endişelendiriyor | Samanyolu Haber | 06.07.2010 14:22 |  | | Ordunun Mesudiye ilçesinin Topçam beldesinde santral inşaatı nedeniyle Topçam Barajından zaman zaman su bırakılması, Melet Irmağı kenarında yaşayan vatandaşları tedirgin ediyor. Melet Irmağı kenarında piknik yapan, hayvanlarını sulayan ya da balık tutan vatandaşların barajdan habersiz bir şekilde bırakılan su nedeniyle tehlike altında bulunduğu belirtildi. Konuyla ilgili şikâyetlerini bildiren bölge halkı uygulamanın yasaya uygun olduğu cevabı karşısında ikinci bir şaşkınlık daha yaşadı.
Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Topçam beldesi Belediye Başkanı Erhan Köleoğlu, durumu kurumlara bildiren bir yazı yazdıklarını, ancak işlemlerin Ankaradan gelen talimatla kurullara uygun olduğuna dair cevap aldıklarını belirtti. Başkan Köleoğlu, su bırakılırken haber verilmemesi durumunda yasaya uygun can ve mal kayıplarının olacağını söyleyerek çarpıklığı dile getirdi.
Köleoğlu, Biz bu durumdan gerçekten çok endişeliyiz. İlla bir tedbir alınması için birilerinin canın mı yanması gerekiyor. Biz belediye olarak durumu birkaç kuruma yazdık. Bize su bırakma işlemi Ankaradan Enerji Piyasasını İzleme Kurumu tarafından gelen talimatlar ile yasalara uygun bir şekilde yapılıyor, yapabileceğimiz bir şey yok cevabı geldi. Böyle bir şey olabilir mi? Yasalara uygun olmak demek insanların mal ve can güvenliğini hiçe saymak demek midir? Bunu anlamak mümkün değil. diye konuştu.
Köleoğlu, kendilerine verilen yazılı cevabın, sordukları sorunun ya da dile getirdikleri tehlikenin cevabı olmadığını belirterek, konuya yaklaşım tarzının da üzücü olduğunu ifade etti.
Topçam Belediye Başkanı Erhan Köleoğlu, acı bir olay yaşanması durumunda şimdi her şeyi yasalara uygun olarak yaptıklarını söyleyenlerin sorumluluktan kaçabileceklerini sanmadığını ama bunun kaybın telafisi olmayacağını sözlerine ekledi.
Derinçay köyü muhtarı Hasan Okutan ise kendilerine hiç bir haber verilmeden barajdan su bırakılmasının kendilerini tedirgin ettiğini belirterek, mevcut uygulamanın devamı halinde can kaybı yaşanmasından endişe ettiklerini söyledi.
Hasan Okutan, kendileri olduğu kadar çocukları ve hayvanları için de aynı kaygıyı taşıdıklarını belirterek, bir hizmet geliyor diye sevinirken şimdi acaba bir şey olacak mı diye korku içinde azap çektiklerini ifade etti.
Okutan, Ordu ile ulaşımlarını sağlayan eski yolun 3 saati aştığını barajlara ulayan yoldan 1,5 saatte Orduya ulaşabildiklerini belirterek şöyle devam etti: Ancak bu yol üzerinde Melet Irmağını geçmemiz için köprüye ihtiyaç var. Bu köprü yapılmadı ne zaman yapılacağı da belli değil. Biz köylüler olarak kendi imkânlarımız ile kütükleri yan yana dizerek bir köprü yaptık. Bu da sağlıklı değil ama barajdan su bırakıldığında daha da tehlikeli oluyor. Barajdan su bırakılırken hiç kimseye haber verilmiyor ve suyun boyu bizim yaptığımız köprünün üzerinden 1 metre aşıyor. Bazen 3 gün bazen bir hafta bu şekilde olduğu oluyor. Eğer araç köprü üstünde olsa herkes denizden toplanır. Eğer böyle habersiz su bırakılmayla devam edilirse Topçam Barajı birilerini öldürecek. şeklinde konuştu.
CİHAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 06.07.2010 | | | BarajdakiuygulamabölgehalkınıendişelendiriyorBarajdaki uygulama bölge halkını endişelendiriyor |
|
| Otomotiv sektörünün kurtuluşu Orta Doğu Pazarında | Samanyolu Haber | 17.04.2010 13:35 |  | | Bursada konuşan Tofaş Ceosu Ali Pandır, Türkiyenin ekonomik krizi değil, sonrasını konuşması gerektiğini, otomotiv sektörünün Orta Doğuya ağırlık vermesi gerektiğini kaydetti. Türkiye Kalite Derneği (KalDer) Bursa Şubesi ile Bursa Sanayicileri ve İş Adamları Derneği (BUSİAD) işbirliğiyle düzenlenen Değişen Dünya Düzeni (Yeni İklim, Yeni Ekonomi, Yeni Yaşam) temasıyla düzenlenen 8. Kalite ve Başarı Sempozyumunda konuşan Tofaş Ceosu Ali Pandır, Türkiyenin ekonomik krizi değil, sonrasını konuşması gerektiğini söyledi. Pandır, otomotiv sektörünün Orta Doğuya ağırlık vermesi gerektiğini kaydetti.
Almira Otelde gerçekleştirilen sempozyumun ikinci gününde Otomotivde Başarı ve Süreklilik masaya yatırıldı. Panele konuşmacı olarak kürsüye çıkan Ali Pandır, krizin etkisinin uzun yıllar devam etmemesi için ön tedbirlerin alınması gerektiğine işaret etti. Pandır, Bence Türkiyenin yerini krizden sonra görmek için dünyanın krizden sonra nasıl şekil alacağını kestirmek lazım. Aslında bizim kriz hakkında söylenen çok şey var. Krizden sonra herkes eskisi gibi olmayacak deniyor. Ben de buna inanıyorum. Amerikada toparlanma başladı. 2012 yılında toparlanma olacak, ama milyonlarca aile eski seviyesinde olmayacak. ifadesini kullandı.
Fiat Başkanı Sergio Marchionnenun Otomotiv sanayi senelerdir kriz içindeydi, bu kriz sadece onun maskesini düşürdü sözüne atıf yapan Pandır, şunları söyledi: Kriz finans sektöründe ilerliyordu. Reel sektöre sıçrayacak mı tartışılıyordu. Amerikada fazla kapasite vardı, onu çözdü. Amerikada fabrika kapatmak kolay değil. Avrupada hala bir yüzde 15-20 fazla kapasite var. Onun da bize olan etkileri var. Krizden sonraki gelişmelerde Amerika pazarı 17-18 milyon dolar hacimdeydi. O hiçbir zaman geri gelmeyecek. En fazla 15 milyon seviyesine geleceği tahmin ediliyor. Avrupa pazarı ise 15-16 milyon dolar civarındaydı, şimdi 12 milyon dolara düştü. O da öyle devam eder. Krizden sonra Çin, Hindistan, Brezilya ve Rusya ve bazı Asya ülkelerinin pazarı gelişti. Amerikada kaybedilen ABde kaybedilen 2 -3 milyon geriye dönmeyecek ve Asya Çinin dünyanın en büyük ülkesi olacağı belli.
TÜRKİYENİN ŞANSI ORTA DOĞU ÜLKELERİ
Otomotiv sektörünün Rusya ve Çine otomobil ihraç etmesinin çok zor olduğuna vurgu yapan Pandır, Amerika pazarının da aynı şekilde Türkiye için güç olduğuna işaret etti. Buna gerekçe olarak da kıtalar arası ihracattaki maliyeti gösterdi: Dolayısıyla bize gene Avrupa pazarı kalıyor. Orada da çok büyük bir gelişme olmayacak. O zaman Türkiyenin yakın doğu pazarına bakması lazım. İran, Irak ve diğer Orta Doğu ülkeleri önemli. O ülkeler zaten petrol zengini. Ama çeşitli politik nedenlerle ticaret kurulamadı. Türkiyenin şansı bence buralar. Yeni pazarlar araması. Aksi taktirde 2 milyon hedefimize ulaşmak zor olacak.
Ülkelerin küresel ısınma ve petrolün sürekli azalması sebebiyle alternatif arayışına girdiğini kaydeden Ali Pandır, Bugünkü teknolojiyi geliştirerek yüzde 30 indirme şansı var. Son zamanlarda regülasyon sıkıştırılmasında geliştirmeler arttı. Start-stop daha önce de yapılabilirdi, ama konun koyucu emretmedikçe yapılmadı. Elektrikli araç için acil bir durum yok. diye sözlerini tamamladı.
Taşıt Araçları Parça ve Yan Sanayicileri Derneği (TAYSAD) Yönetim Kurulu Başkanı Celal Kaya ise otomotiv sektörü yan sanayisinin cirolarının yüzde 80ini kaybetme riski ile karşı karşıya geldiğine vurgu yaptı. Dernek olarak üyelerine yönlendirme çalışmaları yaptıklarına vurgu yapan Kaya, Ar-Ge konusunda üyelerimizi bilgilendiriyoruz. Sonraki aşamada yeni projelerde var olmak istiyorsak, bu çalışmaları yapmamız lazım. Son yıllarda gelişen teknoloji, değişen tekniklere karşı varlığımızı sürdürmek için Ar-Ge çalışmalarına ağırlık vermeliyiz. şeklinde konuştu.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 17.04.2010 | | | OtomotivsektörününkurtuluşuOrtaDoğuPazarındaOtomotiv sektörünün kurtuluşu Orta Doğu Pazarında |
|
| Emniyet: Ergenekon Terör Örgütü | Samanyolu Haber | 27.03.2010 08:01 |  | | Emniyet Genel Müdürlüğünün mahkemeye gönderdiği raporda Ergenekon yapılanmasına ilişkin Terör örgütü değerlendirmesi... Ergenekon ana davasını yürüten İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından gönderilen ve dosyada bulunan delil evrakların yer aldığı DVDyi inceleyen Emniyet Genel Müdürlüğü, 6 sayfalık cevabi yazısında Ergenekon yapılanmasının terör örgütü özelliği taşıdığını ileri sürdü.
İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon ana davasında Ümraniyede el bombalarının ele geçirilmesi sırasında alınan ses kayıtlarının daha önce Adli Tıp Kurumunca çözümünün yapıldığını hatırlatan Oktay Yıldırım, son olarak da Emniyet Genel Müdürlüğü Kriminal polis laboratuarında yapılan çözümünün mahkemeye ulaştığını söyledi. Gelen iki ses kaydının da birbirinden farklı olduğunu iddia eden Yıldırım, Ben de amatörce yaptığım çözümü daha önce mahkemede dinletmiştim. Üç çözüm de birbirinden farklı. Böyle bir durum olabilir mi? diye sordu.
Dava dosyası içerisinde bulunan Yargıtay krokisindeki harf, yazı ve rakamların sanıklardan Nusret Senemin eli ürünü olup olmadığının incelenmesi konusunda Adli Tıp Kurumu Adli Belge İnceleme Şubesi, mahkemeye gönderdiği cevabı yazıda dijital materyal üzerinde bir inceleme yapamadıklarını bildirdi. İncelenmesi için Adli Tıp Kurumuna gönderilen veriler, içinde bulunduğu paketin ağzı bile açılmadan mahkemeye tekrar iade edildi.
ERGENEKON YAPILANMASI, TERÖR ÖRGÜTÜ ÖZELLİĞİ TAŞIYOR (BRİFİNG GİBİ AÇIKLAMA)
Tutuklu sanık Veli Küçükün kızı ve avukatı Zeynep Küçükün talebi üzerine Ergenekon ana davasıyla ilgili gönderilen belgelerin örgütsel içerik taşıyıp taşımadığına ilişkin cevabi yazı mahkemeye ulaştı. Avukat Küçük, 29 Aralık 2009 tarihli duruşmada Ergenekon terör örgütünün belgeleridir gidiyor. Ergenekon, sanıklarının evinden çıkan, şimdi bakıyorum, Veli Küçükün evinde çıkan fabrikatör belgesi Ergenekon belgesinde şöyle diyor, ne diyorsun? Bunların örgüt belgesi olduğu nereden belli? Ben bunları anlamıyorum. Bunların bir takım sanıkların evlerinden ofislerinden çıkan bir takım belgeler var. Bunların örgütsel içerikli belge olduğunu kim söylüyor? kim söyledi bunu? Bunu hiç sorguladınız mı? Bir örgütsel belgede bulunması gereken kriterleri ben sormak istiyorum. Örgüt belgesi nasıl olur? Örgüt belgesinde neler vardır? Mesela örgüt belgesi saygılarımızla diye biter mi? bu olası mıdır? Bir anayasa dediğiniz Ergenekon belgesinde bu örgüt belgesi diyebiliyorsanız. İçeriğinde olması gereken hususları sayarsınız, şu şu kriterlere uygundur onun içinde örgütsel doküman dersiniz. şeklinde konuşmuştu.
31 Aralık 2009 tarihinde celse arasında mahkeme tarafından bu konunun Emniyet Genel Müdürlüğü?ne DVD ortamında gönderilen belgelerin evveliyatlarının olup-olmadığı, daha önce herhangi bir yerde ele geçirilip-geçirilmediği, bu belgelerin içerik, şekil vs. yönlerden değerlendirilerek, örgütsel nitelik taşıyıp-taşımadığı veya herhangi bir örgüte ait olup-olmadıklarının, daha önceden tespit edilip-edilmediğinin en kısa surede bildirilmesini istemişti.
Mahkemenin bu kararı üzerine Emniyet Genel Müdürlüğünden Emniyet Genel Müdürü Osman Çapalı imzasıyla gönderilen cevabi yazıda öncelikle örgütsel suçlarla ilgili 5237 sayılı Türk Ceza Kanununun 220nci maddesi ile 3713 Sayılı Terörle Mücadele kanununda terörün nasıl tarif edildiği hatırlatıldı.
TCK madde 220 : Kanunun suç saydığı fiilleri işlemek amacıyla örgüt kuranlar veya yönetenler, örgütün yapısı, sahip bulunduğu üye sayısı ile araç ve gereç bakımından amaç suçları işlemeye elverişli olması halinde iki yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Ancak örgütün varlığı için üye sayısının en az üç kişi olması gerekir.
3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu madde 1-7 : Terör; cebir ve şiddet kullanarak; baskı, korkutmak, yıldırmak, sindirme veya tehdit yöntemlerinden biri ile, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini, siyasi, hukuki, sosyal, laik, ekonomik düzeni değiştirmek, devletin ülkesi ve milleti ile bölünmez bütünlüğünü bozmak, Türk devletinin ve Cumhuriyetin varlığını tehlikeye düşürmek, Devlet otoritesini zaafa uğratmak veya yıkmak veya ele geçirmek, temel hak ve hürriyetleri yok etmek, Devletin iç ve dış güvenliğini, kamu düzenini veya genel sağlığı bozmak amacıyla bir örgüte mensup kişi veya kişiler tarafından girişilecek her türlü suç teşkil eden eylemlerdir. Cebir ve şiddet kullanılarak; baskı, korkutma, yıldırma, sindirme veya tehdit yöntemleri ile, birinci maddede belirtilen amaçlara yönelik olarak suç işlemek üzere, terör örgütü kuranlar, yönetenler ile bu örgüte üye olanlar Türk Ceza Kanununun 314.maddesi hükümlerine göre cezalandırılır. Örgütün faaliyetini düzenleyenler de örgütün yöneticisi olarak cezalandırılır.
Bu hatırlatmaların ardından bir yapılanmanın terör örgütü olarak nitelendirilebilmesi için cebir-şiddet, ideoloji ve örgütsel yapının aynı zamanda olması gerektiği kaydedildi.
Cevabi yazıda yapılanmanın, Anayasada belirtilen Cumhuriyetin niteliklerini | | Samanyolu Haber Son Dakika 27.03.2010 | | | EmniyetErgenekonTerörÖrgütüEmniyet Ergenekon Terör Örgütü |
|
| Rejim elden gidiyor mu ? | Samanyolu Haber | 28.02.2010 08:03 |  | | Bu haberleri okuyorsanız rejim elden gitmek üzeredir! Medya ne zaman rejimin tehlikede olduğuna inansa atağa geçiyor. Yıllarca irtica korkusu yayan haberlerle rejimi korumaya çalışan bir kısım medya, artık bunun inandırıcılığını kaybettiğini görünce mahalle baskısı kavramına sarılmayı tercih ediyor.
Yani irtica ve mahalle baskısı içeren başlıklar gördüğünüzde anlayın ki bu ülkede yine rejim elden gidiyor demektir!
Mahalle baskısı alkol satıcılarını vurdu! Bu ve buna benzer başlıklı haberler, geçtiğimiz hafta birçok gazetede yer aldı. Son dört yılda içki satış noktasının azaldığını söyleyen Efes Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş, bu durumu mahalle baskısına bağladı! Oysa Anadolu Ajansının (AA) geçtiği başka bir haber de aynı tarihlerde Türkiyede içki satışlarının arttığını gösteriyordu ama bunun çok da önemi yoktu. Ne diyelim? İçki satışının artmasına gülelim mi, ağlayalım mı?
Mahalle baskısı kavramı hayatımıza girdikten sonra Türkiyede anormallik olduğunu görmek ve göstermek isteyen bir kısım medya, sürekli bu mahiyette haberler yapıyor. Yapılan açıklamaların doğru ya da yanlışlığı onlar için pek önemli değil. Önemli olan, açıklama! Asıl niyetleri ise Türkiyede bir rejim sorunu olduğu izlenimini uyandırmak.
Başörtüsü kullananların sayısı artıyor Mahalle baskısı var, İçkili restoranların sayısı azalıyor, Rejim elden gidiyor, Hepimizi çarşafa sokacaklar, Cumhuriyet tehlikede!.. Gerçi gazetelerin birinci sayfasında bu tür başlıkları gören okurlar bunu kanıksadı, bu haberlere itibar etmiyor ama olsun... Ne de olsa bu tür haberleri dosyalayanlar var.
Medyanın haberler üzerinden rejimi koruma arzusu, son döneme dayanan bir olay değil. Yakın tarihe baktığımız zaman rejimin tehlikede olduğu korkusu irtica haberleri ile bize aşılanmaya çalışıldı. Başörtülülerin içinde olduğu fotoğraf kareleri, türban içerikli başlıklarla sunuldu; liselerde namaz kılan gençler irticacı yapıldı. İrtica paranoyalı haberler yüzünden rejim tehlikesi yaşandı! Allahtan her defasında rejim bu tehlikeyi atlattı da rahat bir nefes aldık.
Gazeteci Ergun Babahan, Türkiyede bir korku rejiminin var olduğunu söylüyor. Babahan, Bu korkuları ayakta tutmak için kullanılan en etkili araç da medyadır. diyor. Sosyolog Doç. Dr. Vehbi Başer ise bu haberlerin veriliş biçimi ve etkisi konusunda, çok partili siyasal sisteme geçiş sonrasında, birbirinden ayrıştırılabilen iki dönemden söz ediyor. 12 Eylül ve 28 Şubat dönemleri... 12 Eylül sonrasında şöyle haberler yapılıyordu... Özaldan güç alan tarikatçılar, genç kızların aklını çelerek başlarını örttürüyordu. İmam-hatipe gidenlerin ve sıkmabaşlı kızların sayısı gittikçe artmaktaydı.
90lı yıllardan 2000lere doğru ilerlerken irtica içerikli başlıklar yine medyanın gündemindeydi. Ama bu kez işin içine kan ve şiddet bulaşmıştı. Birçok faili meçhul cinayetin arkasında dinciler vardı. 28 Şubat sürecinde Ali Kalkancı, Fadime Şahin soslu irtica haberleriyle rejimin temellerinin sarsıldığını gözler önüne seren medya, günümüzde başka bir boyuta geçti. Vehbi Başere göre günümüzde dehşet sahneleri eşini örten politikacı, bürokrat, işadamı imgesi ile mahalle baskısı gibi soyut imgelerle boy gösteriyor. Gazeteci Alper Görmüş, medyanın rejim sorununu irtica tehlikesi üzerinden dile getirmesini ve bir türlü bundan vazgeçmemesini anlaşılır buluyor. Görmüşe göre, kendisini çağdaş, laik, kentli, modern gibi sıfatlarla tanımlayan geniş kitleler ancak hayat tarzlarının tehlikede olduğu propagandasıyla mobilize edilebilir.
Peki, bu haberler kimin işine yarıyor? Yıllardır irtica başlığı ile olağanüstü hal ilan eden medya, sokaktaki insanı, etkin çevreleri ve en önemlisi de Türkiyenin ayrıcalıklı kesimini belirli dönemlerde etkilemeyi başardı. Fakat hep geleceği söylenen irtica bir türlü gelmeyince, bunun bir korku senaryosundan ibaret olduğuna herkes ikna oldu. Alper Görmüş, Aslında işin suyunun çıktığını, bu konuyu istismar edenler de dahil herkes anladı. diyor. Görmüş haklı galiba; çünkü bu tür haberlerin merkezi konumundaki Cumhuriyetin başındaki isim İlhan Selçuk bile artık irticanın gelmediğini görmüş ve irticanın gelmeyeceğini, bu bekleyişin beyhude olduğunu, herkes duyacak şekilde ilan etmişti. Darısı diğerlerinin başına! r.sezgin@zaman.com.tr
Alper Görmüş: Hatırlayın, geçenlerde İlhan Selçuk bile Türkiyeye şeriat-meriat gelmez. dedi hastane odasından, bunu da Cumhuriyetten Hikmet Çetinkaya kayda geçirdi. Fakat yıllardır gazetesini irtica korkusuyla dolduran Selçukun bu çıkışı, çok ilginçtir, tam bir sessizlikle karşılandı. Ne destek, ne karşı çıkış; sadece sessizlik. Koca İlhan Selçuk, sanki yaşı nedeniyle mazur görülmüş gibi bir manzara çıktı ortaya. Böyle oldu, çünkü irtica korkusunu ikame edecek başka bir korku icat edilemedi henüz. Sivil darbe, sivil dikta gibi çıkışlar ancak kısa süreli bir umut yarattı; çünkü hiçbiri irtica korkusunun yerini alabilecek niteliklere sahip değildi. Şimdi soru şu: Sivil d | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.02.2010 | | | Rejimeldengidiyormu?Rejim elden gidiyor mu ? |
|
| Rejim elden gitmek üzere mi? | Samanyolu Haber | 28.02.2010 07:57 |  | | Bu haberleri okuyorsanız rejim elden gitmek üzeredir! Medya ne zaman rejimin tehlikede olduğuna inansa atağa geçiyor. Yıllarca irtica korkusu yayan haberlerle rejimi korumaya çalışan bir kısım medya, artık bunun inandırıcılığını kaybettiğini görünce mahalle baskısı kavramına sarılmayı tercih ediyor.
Yani irtica ve mahalle baskısı içeren başlıklar gördüğünüzde anlayın ki bu ülkede yine rejim elden gidiyor demektir!
Mahalle baskısı alkol satıcılarını vurdu! Bu ve buna benzer başlıklı haberler, geçtiğimiz hafta birçok gazetede yer aldı. Son dört yılda içki satış noktasının azaldığını söyleyen Efes Türkiye Genel Müdürü Tuğrul Ağırbaş, bu durumu mahalle baskısına bağladı! Oysa Anadolu Ajansının (AA) geçtiği başka bir haber de aynı tarihlerde Türkiyede içki satışlarının arttığını gösteriyordu ama bunun çok da önemi yoktu. Ne diyelim? İçki satışının artmasına gülelim mi, ağlayalım mı?
Mahalle baskısı kavramı hayatımıza girdikten sonra Türkiyede anormallik olduğunu görmek ve göstermek isteyen bir kısım medya, sürekli bu mahiyette haberler yapıyor. Yapılan açıklamaların doğru ya da yanlışlığı onlar için pek önemli değil. Önemli olan, açıklama! Asıl niyetleri ise Türkiyede bir rejim sorunu olduğu izlenimini uyandırmak.
Başörtüsü kullananların sayısı artıyor Mahalle baskısı var, İçkili restoranların sayısı azalıyor, Rejim elden gidiyor, Hepimizi çarşafa sokacaklar, Cumhuriyet tehlikede!.. Gerçi gazetelerin birinci sayfasında bu tür başlıkları gören okurlar bunu kanıksadı, bu haberlere itibar etmiyor ama olsun... Ne de olsa bu tür haberleri dosyalayanlar var.
Medyanın haberler üzerinden rejimi koruma arzusu, son döneme dayanan bir olay değil. Yakın tarihe baktığımız zaman rejimin tehlikede olduğu korkusu irtica haberleri ile bize aşılanmaya çalışıldı. Başörtülülerin içinde olduğu fotoğraf kareleri, türban içerikli başlıklarla sunuldu; liselerde namaz kılan gençler irticacı yapıldı. İrtica paranoyalı haberler yüzünden rejim tehlikesi yaşandı! Allahtan her defasında rejim bu tehlikeyi atlattı da rahat bir nefes aldık.
Gazeteci Ergun Babahan, Türkiyede bir korku rejiminin var olduğunu söylüyor. Babahan, Bu korkuları ayakta tutmak için kullanılan en etkili araç da medyadır. diyor. Sosyolog Doç. Dr. Vehbi Başer ise bu haberlerin veriliş biçimi ve etkisi konusunda, çok partili siyasal sisteme geçiş sonrasında, birbirinden ayrıştırılabilen iki dönemden söz ediyor. 12 Eylül ve 28 Şubat dönemleri... 12 Eylül sonrasında şöyle haberler yapılıyordu... Özaldan güç alan tarikatçılar, genç kızların aklını çelerek başlarını örttürüyordu. İmam-hatipe gidenlerin ve sıkmabaşlı kızların sayısı gittikçe artmaktaydı.
90lı yıllardan 2000lere doğru ilerlerken irtica içerikli başlıklar yine medyanın gündemindeydi. Ama bu kez işin içine kan ve şiddet bulaşmıştı. Birçok faili meçhul cinayetin arkasında dinciler vardı. 28 Şubat sürecinde Ali Kalkancı, Fadime Şahin soslu irtica haberleriyle rejimin temellerinin sarsıldığını gözler önüne seren medya, günümüzde başka bir boyuta geçti. Vehbi Başere göre günümüzde dehşet sahneleri eşini örten politikacı, bürokrat, işadamı imgesi ile mahalle baskısı gibi soyut imgelerle boy gösteriyor. Gazeteci Alper Görmüş, medyanın rejim sorununu irtica tehlikesi üzerinden dile getirmesini ve bir türlü bundan vazgeçmemesini anlaşılır buluyor. Görmüşe göre, kendisini çağdaş, laik, kentli, modern gibi sıfatlarla tanımlayan geniş kitleler ancak hayat tarzlarının tehlikede olduğu propagandasıyla mobilize edilebilir.
Peki, bu haberler kimin işine yarıyor? Yıllardır irtica başlığı ile olağanüstü hal ilan eden medya, sokaktaki insanı, etkin çevreleri ve en önemlisi de Türkiyenin ayrıcalıklı kesimini belirli dönemlerde etkilemeyi başardı. Fakat hep geleceği söylenen irtica bir türlü gelmeyince, bunun bir korku senaryosundan ibaret olduğuna herkes ikna oldu. Alper Görmüş, Aslında işin suyunun çıktığını, bu konuyu istismar edenler de dahil herkes anladı. diyor. Görmüş haklı galiba; çünkü bu tür haberlerin merkezi konumundaki Cumhuriyetin başındaki isim İlhan Selçuk bile artık irticanın gelmediğini görmüş ve irticanın gelmeyeceğini, bu bekleyişin beyhude olduğunu, herkes duyacak şekilde ilan etmişti. Darısı diğerlerinin başına! r.sezgin@zaman.com.tr
Alper Görmüş: Hatırlayın, geçenlerde İlhan Selçuk bile Türkiyeye şeriat-meriat gelmez. dedi hastane odasından, bunu da Cumhuriyetten Hikmet Çetinkaya kayda geçirdi. Fakat yıllardır gazetesini irtica korkusuyla dolduran Selçukun bu çıkışı, çok ilginçtir, tam bir sessizlikle karşılandı. Ne destek, ne karşı çıkış; sadece sessizlik. Koca İlhan Selçuk, sanki yaşı nedeniyle mazur görülmüş gibi bir manzara çıktı ortaya. Böyle oldu, çünkü irtica korkusunu ikame edecek başka bir korku icat edilemedi henüz. Sivil darbe, sivil dikta gibi çıkışlar ancak kısa süreli bir umut yarattı; çünkü hiçbiri irtica korkusunun yerini alabilecek niteliklere sahip değildi. Şimdi soru şu: Sivil d | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.02.2010 | | | Rejimeldengitmeküzeremi?Rejim elden gitmek üzere mi? |
|
| Erdoğan'ın dünürü darp edildi | Samanyolu Haber | 03.02.2010 11:50 |  | | Hiçbir gazete bu haberi kıyısından köşesinden görmedi, en ufacık bir haliyle.
Sanırım İstanbulun 2010 Avrupa Kültür Başkenti oluşunun kutlandığı günün birkaç gün sonrasıydı. Mühim bir haber kaynağım ile görüşeceğim mekânda vakit geçirmek için telefonumun internetinde dolanıyordum. O arada sadece sanal ortamda habercilik yapan bazı internet sitelerinde şöyle bir haber ilişti gözüme: Sultanahmetteki Kültür Merkezindeki toplantıdan çıkan üç kişiyi darp eden polis, aralarında bulunan Başbakan Erdoğanın dünürü Sadık Albayrakın kolunu kırdı.
Kendi kendime, Nasıl yani? Bırakın Başbakanın dünürü olmasını bir kenara, basın şeref kartına sahip olan gazeteci- yazar Sadık Albayrakı polis nasıl olur da darp eder? filan sorularını sorarken o mühim haber kaynağım damladı yanıma.
Baktı ki ben pek bir haber heyecanındayım. Hayırdır? Kötü bir şey mi oldu? diye sordu.
Kısaca anlattım ve Bu olay doğruysa yarın bütün gazetelerin manşetleri ve bütün haber bültenlerinin birinci haberidir cevabını verdim.
Son derece mühim bir görev icra eden haber kaynağım ise; Daha neler? Yalandır! filan diyerek şaşkınlığımın boşuna olduğunu anlatmaya çalıştı bana.
Nitekim ertesi gün bizim gazete dahil hiçbir gazete bu haberi kıyısından köşesinden görmedi, en ufacık bir haliyle.
Fakat birkaç gün sonra, Sadık Albayrakı eskiden beri tanıdığını bildiğim gazeteci arkadaşım Tutkun Akbaş aradı. Pürtelaş; Polis, güpegündüz, İstanbulun ortasında Sadık Ağabeyi darp etmiş. Adam 70 yaşında. O darp sırasında da kolu kırılmış! dedi.
Adrenalinini her zaman yüksek bulduğum cabbar gazeteci arkadaşım Tutkunu sakinleştirmek için, Yok ya! Yalan herhalde o haber. Olay yazıldığı gibi olsa idi şimdi yer gök inliyordu. Medya ayağa kalkmıştı! diye cevap verdim.
Yalan malan değil Hocam. Ben olayın bire bir tanıklarından dinledim mevzuyu ve bütün detaylarını yazdım. İnanmıyorsan aç oku benim siteyi ısrarı karşısında da açtım medyagundemi.comu...
İnanılır gibi değildi gerçekten. Haberde gazeteci-yazar Sadık Albayrakın başına geldiği iddia edilen olaylar tüm detayıyla yazılmıştı. İki arkadaşıyla birlikte Laleliden tramvaya binmek üzere istasyona doğru yürüyüşe geçen Albayrak, yeşil ışık yanarken sağ taraftan hızla gelen bir araç tarafından ezilmekten son anda kurtulmuşlardı. Tam bu şoku atlatmış ve bir kez daha istasyona doğrulmuşlardı ki bu kez tam diplerinde Hyundai marka sivil bir araç durmuştu. Şaşkınlıktan ne yapacağını bilemeyen Albayrak, o sivil aracın şoförüne, Özel izniniz var mı? Bu yolda bulunmaya hakkınız yok uyarısında bulunmuştu. Tanıkların ifadesine göre, araçtan ağzında sakız, kulağında kulaklık olan deri montlu bir kişi inmiş ve kendisinin Fatih Emniyet Amiri olduğunu belirtip, söz konusu yolu da resmi olarak kullanma izni olduğunu söylemişti. Her ne olursa, her kim olursa olsun bu türden bir tavrın yakışmadığını söyleyen Albayrak ise korkunç bir reaksiyonla karşı karşıya kalmıştı. Bunun üzerine yasal vatandaşlık hakkını kullanıp, Polis olduğunu nereden bileyim. Lütfen kimliğinizi gösterin demişti. Albayrakın bu talebine cevap vermek zorunda olan polis şefi ise bunu yapmak yerine yanındaki şoföre talimat verip, Çağır ekipleri gelsin. Götürsünler şu herifleri! demişti.
Kısa bir süre sonra olay yerine varan ekipler de şeflerinin talimatı ile 70 yaşındaki Sadık Albayraka ve arkadaşlarına kelepçeyi takıp, karga tulumba polis otosuna bindirmişlerdi. Bu davranışınız çok yanlış. Türk polisine hiç yakışmıyor dedikçe de karşı taraftan akıllara durgunluk veren bir muamele ile karşılaşmışlardı. Ayyaş mısın, sarhoş musun kardeşim? gibi sözlerle hakaretler edilmeye başlayınca da Albayrak artık dayanamamış ve Kardeşim ben Sadık Albayrakım. Ne ayyaşım, ne sarhoş. Ağzıma içki filan da sürmem! demişti...
Albayrak ve arkadaşlarına kafayı takan müthiş polis şefi doğruca Beyazıt Karakolunun yolunu tutmuş ve oraya varıncaya kadar da hakaretlerini sürdürmüştü. Zaman zaman garip bir aymazlık içine girebilen polis memurları bütün bu olan bitenle yetinmemiş, üstüne bir de Albayrak ve arkadaşlarının karakol nezarethanesindeki hallerini cep telefonuna kaydetmişlerdi.
Haberi okuyup pek bir mort olduktan sonra tekrar Tutkunu aradım. Peki sonra ne olmuş arkadaşım? Sadık Bey nasıl kurtulmuş? diye sordum merakla. Polis sonunda insafa gelmiş ve Sadık Ağabeye bir yakınını ya da avukatını arayabileceğini söylemiş. O da aramış. Söz konusu kişi gelince de, Beyazıt Karakoluna bomba düşmüş adeta... Çünkü o dakikaya kadar Başbakan Erdoğanın dünürü olduğunu söylemeyen Sadık Ağabeyin kim olduğu ortaya çıkmış anlayacağın. Niçin söylemediniz efendim Başbakanımızın dünürü olduğunuzu. Çok özür dileriz. Kem... Küm... filan etmişler ama Sadık Ağabey nuh demiş, peygamber dememiş.
Eee ne demiş peki arkadaşım? Şikâyetçi filan olmamış mı?
Olmamış. Karakoldan kendisini almaya gelen kişiye de serzenişte bulunmuş hatta. Neden söyledin bu yakınlığımı? diye... Çıkarken de, Arkadaşlar. Velev ki ben Başbakanın Dünürü S | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.02.2010 | | | ErdoğanındünürüdarpedildiErdoğanın dünürü darp edildi |
|
| Kapanması gereken kuruluşlar - Video | Samanyolu Haber | 29.01.2010 19:50 |  | | Taraf Gazetesinin ortaya çıkardığı Balyoz Darbe Planının ses kayıtları yayınlandı. Komutanlar darbe planını işte böyle anlatıyor...
Anayasal düzeni temin ve bozulan devlet otoritesini yeniden tesis etmek maksadıyla sorumluluk bölgesinde kamu düzeni genel asayiş ve güvenliği sağlayacak tedbirleri alacak emir verildiğinde bununla birlikte geri bölge emniyet planını uygulayacaktır. Bu vazifeyi yerine getirmek için tugay emride piyade okul komutanlığından bir hafif piyade taburu ile gösteri tatbikat taburu verilmiştir. Tugay emrinden bir tank taburu 15. Kolordu Komutanlığı emrine bir tank bölüğü 23. Motorlu Piyade Alay Komutanlığı emrine verilmiştir. İcra edilecek harekatın maksadı Maltepe, Kartal, Pendik, Tuzla ve Sultanbeyli ilçelerinde anayasal düzeni temin ve bozulan devlet otoritesini yeniden tesis etmektir. Bu maksadın tahakkuku için 2.tank taburu maltepe, mekanize piyade taburu kartal, hafif piyade taburu pendik, gösteri tatbikat taburu tuzla ve 1.tank taburu sultanbeyli ilçelerinde görev alacaktır??
Taburlar sorumlu oldukları ilçelerde mevcut jandarma ve polisten de istifade ederek kamu düzeni genel asayiş ve güvenlik giriş çıkış kontrolü görevlerini icra ederken meydana gelebilecek toplumsal olaylara 2 mekanize takım ve 1 tank takımından teşkil edilen birliklerle müdahale edeceklerdir. İhtiyaç olduğunda birlikler dozer ve loderlerle takviye edilecektir.harekat 3 safhada icra edilecektir. 1. safha hazırlık ve teşkilatlanma 2.safha intikal tertiplenme ve sorumluluk bölgelerinin devr alınması 3.safha genel güvenlik ve asayişin sağlanması safhasıdır?..
Hazırlık ve teşkilatlanma safhasında seferde kurulması gereken birlikler kurularak eksik personel araç ve malzeme tamamlanacak mekanize piyade taburu ,gösteri tatbikat taburu ve tank tabur komutanlıklarınca operasyon birlikleri lojistik destek komutanlığınca arama timleri teşkil edilecek ihtiyaç duyulan ilave araç ve malzeme bölgede bulunan kamu ve özel sektöre ait kuruluşlardan tamamlanacaktır. Kapanması gereken sendika, vakıf ,dernekler basın ve yayın kuruluşları ile
Bak orda bi söz söyledin. Özel sektörden nasıl saglayacaksın?
Komutanım seferberlik gereği sefer görev emri bulunan kısmi seferberlik ilan edilmiş olacağından hareketle sefer görev emri bulunan özel sektöre ait araçlar da var onların katılımıyla
Ama sıkı yönetim çerçevesinde yani o zaman seferberlik göreviyse harp haliyle ilgili malum hani bu düşmana karşı korunmak üzere kanunun kapsamı o,yani sıkı yönetim faaliyetlerinin yürütülmesi için burda ihtiyaç duyacağın malzemeleri ancak kiralama,ödünç alma yani parasal olarak yahutta işte satın alma kamu kuruluşlarında..süreci olabilir bunun dışında bunun dışında özel şirketlerden kendileri vermedikçe kendileri bilmem ne yapmadıkça alma olasılığı yok .
Evet..
Kapanması gereken sendika,vakıf,dernekler,basın ve yayın kuruluşları ile kamu kurum ve kuruluşlarında görevine devam etmesi sakıncalı personelin yerine atanacak şahıslarla ilgili hazırlıklar tamamlanacak yani bunlar konusunda bi çalışmanız var mı? Kapanması gereken.. Var sayın komutanım..sendika, vakıf falan filan tesbitlerimiz var komutanım bunların hepsi?
Şimdi ama genel olarak şunu söyleyelim. Hani sendika olarak hani işçi kesimini böyle karşıya alma bilmem ne yapma bakımından bütün faaliyetler zaten durdurulur yani durdurulur yoksa hani A sendikası B sendikası dediğin zaman yani biraz sorunda çıkar buna dikkat etmek lazım
Komutanım sıkı yönetim komutan yardımcılığınca emredilen sendikaların ilçelerimize bulunan şubelerine kasdediyoruz. Komutanım özel güvenlik birimleri personelinin son durumları belirlenerek bu unsurlar öncelikle bölgedeki kendi hizmet verdikleri kritik tesis ve noktaların emniyetinde kullanılacak. Sorumluluk bölgesinde bulunan toplam 121 binek araç 358 kamyon ve kamyonet 19 otobüs 4 ambulans 77 kurtarıcı 5 tır 137 iş makinasından istivadiyle sivil savunma müdürlüklerine bağlı 1200 personel kullanılarak bölge hasar kontrol timleri oluşturulacak ve ilçelerde görevlendirilecektir.intikal, tertiplenme ve sorumlulukların devralınması safhasında 2. tank taburu latepe afet yönetim merkezine, mekanize piyade taburu Kartal Tekel müdürlüğüne? | | Samanyolu Haber Son Dakika 29.01.2010 | | | Kapanmasıgerekenkuruluşlar-VideoKapanması gereken kuruluşlar - Video |
|
| Polis böyle kontrol edilecek - Video | Samanyolu Haber | 28.01.2010 17:47 |  | | Taraf Gazetesinin ortaya çıkardığı Balyoz Darbe Planının ses kayıtları yayınlandı. Komutanlar darbe planını işte böyle anlatıyor...darbe
Komutanım bizim şimdi ben her iki şeyi de size 15. kolordu adına söylüyorum. Sizin değerlendirmeniz de sanıyorum aynı ki farklı birşey söylemediniz. Polis teşkilatı içerisinde önemli sayılabilecek bölünmüşlük şeylik var var evet. Şimdi polisin önünde de toplumsal olaylara polisin kontrol edilmesi gerekiyor tabi bu durumda. Onda yeni silah araç ve gereçler var. Bunları kontrol etme yahut polisi bu bölünmüş olan polisi ya etkisiz bırakma bir bölümüyle ya bir bölümünü etkimiz altına almak için bir tertip ve tedbiriniz var mı?
Komutanım biz de bunların jandarma nezaretinde kullanılmasını ve çok sıkı kontrol altında tutulmasını düşünüyoruz. Özellikle yapılacak operasyonları haber verme önceden ilgili şeyleri ikaz etme gibi haber taşıma gibi birtakım birkısmı da sabotaj etme, belki beraber bulunma gibi jandarma biliyor mu polisin bu yapısını bu yapılanmayı kendi içindeki örgütlenme bakımından durumu nedir ben şimdi şeyin içerisinde oturun xxxxxxxxxxxx paşam. Mesela ben şimdi görüyorum şimdi Ankara şey İstanbul içerisinde bazen resmi fors çekerek ender olmakla beraber dolaştığım oluyor. Birkısım polisler afedersiniz .... dönüyor. Böyle belli ki silahlı kuvvetlere ......yla bağlı tamam mı öyle bir yakınlık gösteriyorlar bize. Bir kısmı da böyle gayet saygılı gayet şeyli bazı yüzlerinden görünen hele hele bazı semtlerde bu çok aşikar. Belli yerlerde. Yani polislerin genel bir de kendileri karışık olarak da görev yapmıyor. Anlıyorum ki bazı yörelerde çok yoğunlaşmış durumda aynı tip adamlar var. Aynı tip meşrepten. Bu konularda elimizde bilgi falan var mı? Merkez komutanlığının jandarmanın elinde bilgi var mı? Hem Gafur paşaya soralım hem Abdülkadir paşaya soralım .
Komutanım jandarmada böyle kuruluş kayıt altına alınmış bir bilgi yok. ancak gerek 15. kolordu gerek 3. kolordu komutanlığının arzettikleri gibi bir kısmı geldikleri orjin itibariyle bir kısmı da hakikaten yönlendirilip eğitim verilmeleri itibariyle biraz önce arz edilen bir tablo polis teşkilatında mevcut Güneydoğuda görev yaptığım sırada buna özellikle özel harekat polisleri nde bu yapının çok daha belirgin olduğu gözüküyor. Sağ görüş tandans hakimdir ancak biraz önce arzettiğim bir kısmı orjinleri itibariyle böyle bir tavır içindedirler. Fakat kemikleşmiş bir hal olarak da çıkar komutanım. Zatıalilinizin de malumlarıdır. Ancak bizde kayıt altına alınmış bir bilgi yok.
Şimdi demek sizde söyleyeceğin birşey var mı Gafur Paşa senin,
komutanım ben şunu ilave yapmak istiyorum. Polisin sayısal olarak değerini çok fazla bildirdik. İstanbulda 33000 esasında polis var. Ancak böyle bir durumda biz bu polisin ancak 5 yada 6000ini kullanabilecek durumdayız. Çünkü polisin narkotik şubesinden tutun kaçakçılığa kadar sivil görev yaptığı şubeler var. Bunları havaalanları var, koruma görevinde olan polisler falan var. Karakolları var ki karakollar muhtemeldir ki böyle bir olayda kendisini koruma altına almada zorlanacak bizim kullanabileceğimiz yalnız asayiş şubeyle resmi çalışan ve özel harekat grubuyla çevik kuvveti var. Bunların mevcudu da istanbulda 4000 civarında. Bu 4000 polisi böyle bir durumda kontrol altına alma imkânımız var komutanım. Ama polisin özellikle istihbarat, narkotik vb. şubelerinde faaliyette bulunanlarının ne yapacağı konusunda ben şahsen tereddütteyim ve bunları kontrol etme imkânımız da yok. Bütün şehirde sivil çalıştıkları için. Şimdi demek ki en önemli konu yani böyle olayları toplumsal olayları bastırmada şeyapmada falan asayiş şubesine bağlı çevik kuvvet herhalde onlara bağlı olarak komutanım asayiş şubesine ait asayiş ekipleri var dolaşan. Bir de toplu kışlalarda çevik kuvvet var bizim gibi kurumda bulunan çevik kuvvetleri var bir de özel harekat timleri var. Komutanım özel harekât timleri İstanbulda çok az. Belli yerlere konuşlanmış durumda havaalanları gibi onların kontrolü son derece kolay.
Kolay diyorsunuz.
Komutanım bir şey ekliyeyim müsaade ederseniz. Ben Ankarada seneler önce görev yaparken Mehmet Aydın, Fehim Adak, Hasan Aksay, Necmettin Erbakan ile aynı apartmanda oturdum. Bu kişiler bu ekip iş başına geldiği zaman bunların koruması için apartmana polisler gelşiyordu. Bunların hepsi masa üzerlerinde namaz kılan, takunyayla gezen apartman içinde kişilerdi ve bunları ziyarete gelen kişiler de bunları değiştiren kişiler de aynı şeydeki kişilerdi. Bu ekip iktidardan düşünce onlar gidiyordu. Tekrar iktidara geldiklerinde gene aynı ekip geliyordu. Burdan şu sonuca varmak mümkün. Bunların tayinlerini bile veya görevlendirmelerini yapan yerlerde dahi bunların adamı var ki bunlar şeyine uygun meşrebine uygun niteliğine meşrebine uygun kişileri atıyorlar komutanım. Bir yapılanma olduğu kesin ama bunun ne boyutta olduğu mitin de takip edebildiğini sanmıyorum komutanım. Komutanım seçimlerden sonra gazetelerde şöyle bir haber geçti kırıntı gibi bilmiyorum arkadaşlard | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.01.2010 | | | Polisböylekontroledilecek-VideoPolis böyle kontrol edilecek - Video |
|
| MİT'in başına asker gelmeli - Video | Samanyolu Haber | 28.01.2010 16:22 |  | | Taraf Gazetesinin ortaya çıkardığı Balyoz Darbe Planının ses kayıtları yayınlandı. Komutanlar darbe planını işte böyle anlatıyor...
İç tehdidin birinci öncelikli hal edilmesi gereken bir tehdit olduğunu düşünmekle birlikte bence komutanım iç tehdidin çözülmesi ülke içerisinde özellikle vatandaşlar arasında birlik beraberlik dayanışma duygusunuda artırması bakımından küçük çaplı düşük yoğunluklu çatışmalarla Yunanistanın pisikolojik destek sağlaması amaçlı yoksa ordaki mil kararının çözülmesi zor bir konu büyük bir çaplı harekat veya siyasi çalışmalar gerektiriyor. Bu nedenle komutanım hava kuvvetleri ve deniz kuvvetlerinden hatta sınırda küçük çaplı olayların gerekirse basınıda kullanarak halkın bir amaç birliği etrafında toplanmasının sağlanmasına fayda sağlayacağını siyasi tedbirleride alarak iç tehdidin öncelikle ve yurt sathında giderilmesini sağlanmasını müteakiben uzun vadede komutanım güneydoğu kuzey ırak meselesinin halledilmesinin uygun olacağını düşünüyorum. Arz ederim.
- Teşekkür ederim. Evet, başka var mı evet yok. Şeyede evet Behzat Paşa
- Tümg. (Behzat) Balta:
Sayın komutanım ben senaryoda bi konuya değinmek istiyorum. Özellikle birinci tehdidin olarak değerlendirilen iç tehdidin bertaraf edilmesine sığınılan hareket tarzının bir sıkıyönetim olarak ortaya çıktığı görülmektedir. Tabi geçmişte sıkıyönetim uygulamalarının etkinliği Türk Silahlı Kuvvetlerinin ülke yönetiminin tamamına hakim olduğu dönemlerde çok etkili bir araç olduğu gözden uzak tutulmamalıdır. Böyle bir ortamda Türk Silahlı Kuvvetlerinin sırf bir sıkıyönetim 1402 sıkıyönetim kanununa inhisar edecek uygulamalarla bu boyuttaki olayları önleyip önlemede ne derecede etkin olabileceği konusunda ayrıca bir değerlendirmeye ihtiyaç vardır diye düşünüyorum.
Bir diğer konu az önce sayın komutanlarımızın büyük rakamlarla ifade ettiği bu boyuttaki irticai ve bölücü örgütlerin biz geçmişte 12 eylül harekatında listelerini elimizde hazır bulduk. Bunların liderlerinin o listeleride hazır bulmamızın altında yatan neden istibarat kuruluşlarının ki bunların başında gelen milli istibarat teşkilatının başında askerin bulunmasından kaynaklanıyodu. İçinden bulunduğumuz ortamda bu listeleri sağlıklı bulup bulamama konusunda ben şahsen endişe taşıyorum. Bu bakımdan kara kuvvetleri komutanı da Milli Güvenlik Kurulu üyesi Genelkurmay Başkanına bu kanularda her türlü teklifi yapabilecek makam Ankaradaki toplantıda bu atmosferde MİTin başındaki yetkilinin de asker kökenli olmasının hatta kara kuvvetlerinde bir sınıf halinde teşkilatlanan ancak şu an pek fonksiyonel olmadığı konusunda hem fikir olduğumuz istihbarat sınıfınında geçmişte olduğu gibi MİT içerisinde belli bir yüzde içerisinde belli bir süre daha yer almasının uygun alacağını değerlendiriyorum. Arz ederim.
- Org. Çetin Doğan 1. ordu komutanı:
Bu son derece eksiklik zaten biz plan çalışması içerisinde bu konuda bilgi istedik. Yani her Emasya bölgesindeki komutanlar kendileri kendi bölgesindeki bilgileri şahısları belirlemelerini istedik. Sanıyorum ki bu konuda bazı var. Şimdi hani bi bölüm bi bölümde yok. Yani kendi gayretlerimizi kendi aldığımız bazı bilgiler var. Evet sizin o konuda söyleyeceğiniz bazı şeyler var şeyi vereceğim size en son.
Müsaade ederseniz arkadaşıma zatı alilerinizin söylediği paralelde bi şey söylemek istiyorum. (otur otur da) klasörler burda yanımızda getirdik komutanım İstanbul ili için daha çok bilgiye ihtiyacımız olmasına rağmen elimizde yeterli bilgi var. Yani fırınlarından pastanelerine kadar hepsini çıkardık. Listelerimiz hazır örgütlerin nerelerde olduğu, vakıflar nerelerde, sinegoglar kiliseler, nereleri korunacak, yeterli bir çalışma yaptığımızı sanıyorum. Gelişmeye muhtaç komutanım. Çünkü bazı noktalarda gelip tıkanıyorsunuz karşı tarafta muhatap olduğunuz kişiler neden acaba bu bilgiyi istiyor diye soru işareti ile size geldiğinde o zaman şu çalışmamızın gizlilik derecesi ifşa olma durumuna geldiği için emir verdik. Kolordu komutanımızda aynı şekilde emir verdileri orada durduk.
Yo yo durmayın yani bu konuda
Vermiyo karşı taraf vermiyo
Bilgi sahibi olmamızın bazılarının bazı faaliyetlerde caydırmada etkisi olur. Yani silahlı kuvvetler olarak bazı bilgiler istenilmesi bazı şeyleri şeyapılması insanların bilgi alması bu adamaların cüret vecesaretlerini kırma bakımından şeyler olur bizim duruşumuzu biliyorlar zaten bizim duruşumuzu tutumumuzu biliyorlar ve bu durumdada silahlı kuvvetlerin boş durmadığını herhngi bir duruma karşıda tepki göstereceğini bilmeleri gerekir. Ben bu konuda gereğinden fazla bişey değil bizim yasal zemin içerisinde yasal görevimizi bulmak için bi görev yapıyoruz. Bu durumda taa ben 1997 yılında o zaman batı çalışma grubunun başında olarak bir yazı yazdım. Bütün garnizon komutanlarına o dönemde ve bunu ele geçirmişler. Ele geçirende Celal Güzel beni devlet güvenlik mahkemesine mahkemeye verdi. Kovuşturmaya yer olmadığına dair yer olmadığına karar verildi. Orda şöyle yazmıştım. Açıkça ba | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.01.2010 | | | MİTinbaşınaaskergelmeli-VideoMİTin başına asker gelmeli - Video |
|
| Güneydoğu'ya İsrail yöntemi | Samanyolu Haber | 23.01.2010 11:53 |  | | Genelkurmayın bilgimiz dahilinde yapıldı, Çetin Doğanın savaş oyunu dediği seminerde Güneydoğudaki olası olayların İsrail gibi sert bastırılması isteniyor Genelkurmay Başkanlığı, Balyoz Harekât Eylem Planıyla ilgili yaptığı açıklamada 5-7 Mart 2003 tarihli 1. Ordudaki plan seminerinden haberi olduğunu açıklamış, dönemin Birinci Ordu Komutanı Çetin Doğan da bu seminerin rutin bir savaş oyunu olduğunu söylemişti.
Taraf, 1. Ordu tarafından ses kayıtları alınan bu seminerin 175 sayfalık dökümlerinden dönemin AKP Hükümetini, AKPli belediye başkanlarını ve gerçek kişileri hedef alan bölümlerini içeren geniş bir özet yayımlamıştı.
Soruşturmayı yürüten savcılara talep üzerine teslim edilen seminer ses kayıtlarında daha pek çok tartışma yaratacak ifade, gerçek kişilerle ilgili yorum ve bunun sadece bir savaş oyunu olmadığını gösteren konuşma yer alıyor.
Dönemin 5. Kolordu Komutanı olan ve daha sonra MGK Genel Sekreterliği de yapan Korgeneral Şükrü Sarıışıkın seminerde yaptığı sunumda kullandığı ifadeler onlar arasında en dikkat çekici olanlardan.
Tatbikatta var olduğu kabul edilen en kötü senaryoyu anlatan Sarıışık Bu konudaki bir başarısızlık Türk Silahlı Kuvvetlerinin pasifize olmasına, bunun sonucu olarak da Atatürk ilke ve inkılâplarının temeli olan Türkiye Cumhuriyetinin ortaçağ taassubuna bürünmüş bir yapıya dönmesine sebep olacaktır diyerek yapılması gerekeni şu çarpıcı sözlerle tarif ediyor: Aldığımız istihbarat ve yaptığımız değerlendirmelere göre İstanbulda yaklaşık 200-210 bin, İzmitte 21 bin, Adapazarında 12 bin olmak üzere toplam 240-250 bin kişinin irticai ve bölücü unsurlara destek verebileceği değerlendirilmektedir. Özellikle İstanbul ve Güneydoğu Anadolu bölgesindeki olaylara İsrail örneğinde olduğu gibi kesin süratli ve sert tedbirler alınmadığı takdirde bilhassa irticai olayların ülke geneline yayılma ihtimali mevcuttur. Sanşıkın irticacı bir ayaklanmaya karşı acı reçetesi sadece İsrail gibi yapmakla sınırlı değil. Konuşmasının devamında Sarıışık irticai tehdidin tamamen ortadan kaldırılmasının yolunu da açıklıyor: Kurtuluş savaşından sonra olduğu gibi gerekli tedbirler alınmalı ve irtica sempatizanları da asimile edilmelidir.
Efendim dağlınız falan yok, tepelemek var
Seminerde bu konuda Sarıışık ile hemfikir olan dönemin 1. Ordu Komutam Çetin Doğan ise stratejinin adını koyuyor: Tepelemek. İşte Doğanın o sözleri: Toplumsal olaylarda artık acıma, bilmem ne yapma filan yok. Ülkeyi götürmek isteyen bayrak açmış adamlar, yeşil bayrakla dolaşan insanlara karşı öyle tavizdir bilmem nedir efendim dağılınız bilmem ne dağılma değil toparlanma var. Tepeleme var. Başka bir şey yok. Yani bu olaylar yani bu hale gelmez inşallah gelmez. Biz her türlü olasılığa karşı hazırlıklı olma bakımından söylüyorum. Böyle bir olay içerisinde efendim kalkanlarımızı elimize alacağız joplarla bilmem ne yapacağız megafonal ay şöyle yap kama düzenidir, hat düzenidir hayır bilmem nedir falan filan değil. Tabii teknikler kullanılır. Parçalanması için gereken şey kullanılır ama büyük ölçüde silahlı kuvvetlerin gücü ortaya konur. Bütün dünyada böyledir bu zaten.
Polis çok sıkı kontrol altında tutulmalı
Askerî yetkililerin Mutat bir savaş oyunu olduğunu söylediği seminerde askerin bir sıkıyönetim sırasında birlikte çalışması gereken polise ve MİTe de güvenmediği, onları kontrol altına almak için planlar yaptığı görülüyor.
Dönemin 1. Ordu Komutanı Çetin f Doğan seminerde polisteki bölünmüşlüğe dikkat çekerek komutanlara şöyle soruyor: Şimdi polisin önünde de toplumsal olaylarda polisin kontrol edilmesi gerekiyor tabi bu durumda. Onlarda yeni silah araç ve gereçler var. Bunları kontrol etme yahut polisi bu bölünmüş olan polisi ya etkisiz bırakma bir bölümüyle ya bir bölümünü etkimiz altına almak için V bir tertip ve tedbiriniz var mı?
Bu soru üzerine bir komutan Komutanım biz de bunların jandarma nezaretinde kullanılmasını, ve çok sıla kontrol altında tutulmasını düşünüyoruz diye cevap verirken, toplantıya katılan generallerden biri 4000 polisi böyle * bir durumda kontrol altına alma imkânımız var komutanım. Ama polisin özellikle istihbarat, narkotik * vb. şubelerinde faaliyette bulunanlarının ne yapacağı konusunda ben şahsen tereddütteyim diye cevap veriyor. ( Bir diğeri ise Bizim yanlımız olmayan bir tutum içindeler. Bunu kullanırken sizin sorunuz sıkıyönetim şemsiyesi altında polisi kullanırken EMASYA görevlerindeki hiyerarşik diziyi kullanamayacağız diyor.
Bu sırada Doğan bir hatırasını anlatıyor: Mesela ben şimdi görüyorum şimdi Ankara şey İstanbul içerisinde bazen resmi fors çekerek ender olmakla beraber dolaştığım oluyor. Bir kısım polisler afedersiniz k...nı dönüyor. Böyle belli ki silahllı kuvvetlere po...suyla bağlı tamam mı öyle bir yakınlık gösteriyorlar bize.
Söz alan başka bir komutanın hedefinde ise doğrudan Başbakan Erdoğan var: Ben Ankarada seneler önce görev yaparken Mehmet Aydın, Fehim Adak, Hasan Aksay, Necmettin Erbakan ile | | Samanyolu Haber Son Dakika 23.01.2010 | | | GüneydoğuyaİsrailyöntemiGüneydoğuya İsrail yöntemi |
|
| CHP, suikast iddialarını komik buluyor | Samanyolu Haber | 07.01.2010 16:12 |  | | CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Kozmik Oda konusunda Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçı başından beri komik bulduklarını ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, Arınçın, kozmik oda için kozmetik oda ifadesini kullandığını söyledi. Kılıçdaroğlu, TBMMde düzenlediği basın toplantısında Arınça yüklendi. Kılıçdaroğlu, Arınçın, basın mensuplarından, kendisine sorulan soruları Baykal ve Kılıçdaroğluna da sorulmasını istediğini hatırlattı. Kılıçdaroğlu, Sayın Arınç, kozmik odaya kozmetik oda dediniz mi, demediniz mi? Kozmik odaya, kozmetik oda diyerek olayı siz karikatürize etmiyor musunuz? Bunu bildiğimiz içindir ki biz sizi başından beri komik buluyoruz. Sorun da bu. Hala anlamadınız mı? Ama siz olayın özüyle ilgilenseydiniz size saygı duyardık. Önce suikast dediniz, sonra Tabii bir suikast eylemi olarak düşünülmemeli diyerek suikasttan vazgeçtiniz. Size suikast yapacağı söylenenlerin yanlarında suikast silahları yoktu. Size Ankarada suikast yapılacaktı, ama siz o sırada Manisadaydınız. Sayın Yargıcı izlediği söylenen iki askeri araçta patates, soğan çıkıyor. Araçta bulunanlar aşçı ve elektrikçi. Her olaydan sonra Genelkurmay Başkanlığı açıklama yapıp kamuoyunu bilgilendiriyor. Ama konuyu yakından izlemesi gereken İçişleri Bakanı hiçbir açıklama yapmazken, tüm açıklamaları siz yapıyorsunuz. Soruşturmaya dayanak yapılan ihbar numarası 123 06 06dır. Bu numara Amerika üzerinden yapılan bir ihbarı kanıtlamaktadır. Amerikadan yapılan bu ihbarda vekillerimin kullandığı araç plakaları bile verilmiştir dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, Bu doğru mu? Sayın Arınç acaba bunu doğrulama gereği duydu mu? Duymadıysa, neden? Her şeyi merak eden Arınç, acaba bunu niçin merak etmiyor? diye sordu.
ERKEN SEÇİM HAZIRLIĞI İDDİASI
Toplantıda, gazetecilerin sorularını da yanıtlayan Kılıçdaroğlu, AK Partinin Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulmasını öngören 120 günlük süreyi 45 güne indiren yasa teklifi verdiğinin hatırlatılması üzerine, toplumsal uzlaşma sağlanmadan anayasa değişikliği yapmanın doğru olmadığını öne sürdü.
Kılıçdaroğlu, Ama AKP anayasayı da diğer yasalar gibi yol geçen hanına döndürdü. 120 günü getiren kim? AKP. Halka götüren kim? Yine AKP. Olay kabul edildi. Şimdi AKP bundan vazgeçiyor. Niçin vazgeçiyor? Sayın Bekir Bozdağ, halkımız daha bilinçli oy kullansın diye 120 günü 45 güne indiriyoruz, diyor. Halkın bilincine niye güvenmiyorsunuz? Böyle bir gerekçe olabilir mi? Bunlar erken seçimin işaretleridir. yorumunda bulundu.
CHPli Kılıçdaroğlu, Bülent Arınç ile polemiğe girmiş durumdasınız. Arınç ile bir düello yaşanabilir mi? sorusuna ise Benim açımdan bir sakınca yok. Kendisi kabul ederse niçin olmasın. cevabını verdi.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.01.2010 | | | CHPsuikastiddialarınıkomikbuluyor CHP suikast iddialarını komik buluyor |
|
| Bu sefer de Arınç'a meydan okudu | Samanyolu Haber | 07.01.2010 14:11 |  | | CHP Grup Başkanvekili Kemal Kılıçdaroğlu, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınçı başından beri komik bulduklarını belirterek, Sayın Arınç, kozmik odaya kozmetik oda dediniz mi demediniz mi? diye sordu. Kılıçdaroğlu düello konusunda da Arınça meydan okudu. Kılıçdaroğlu, TBMMde düzenlediği basın toplantısında, Arınçın Tüm basın mensuplarından ricam şudur, bana sorduğunuz bu soruyu Sayın Baykala da sorun. Sayın Kılıçdaroğluna da sorun. Çünkü bu olayı başından beri, komik bulduklarını, safsata olarak gördüklerini söyleyenler bu şahıslardır dediğini belirterek, şunları söyledi:
Şimdi yanıtlıyorum. Sayın Arınç, kozmik odaya kozmetik oda dediniz mi, demediniz mi? Kozmik odaya, kozmetik oda diyerek olayı siz karikatürize etmiyor musunuz? Bunu bildiğimiz içindir ki biz sizi başından beri komik buluyoruz. Sorun da bu. Hala anlamadınız mı? Ama siz olayın özüyle ilgilenseydiniz size saygı duyardık.
Önce suikast dediniz, sonra Tabii bir suikast eylemi olarak düşünülmemeli diyerek suikasttan vazgeçtiniz. Size suikast yapacağı söylenenlerin yanlarında suikast silahları yoktu. Size Ankarada suikast yapılacaktı, ama siz o sırada Manisadaydınız. Sayın Yargıcı izlediği söylenen iki askeri araçta patates, soğan çıkıyor. Araçta bulunanlar aşçı ve elektrikçi. Her olaydan sonra Genelkurmay Başkanlığı açıklama yapıp kamuoyunu bilgilendiriyor. Ama konuyu yakından izlemesi gereken İçişleri Bakanı hiçbir açıklama yapmazken, tüm açıklamaları siz yapıyorsunuz. Oysa siz, basın yayın, Anadolu Ajansı ve TRTden sorumlusunuz. Yoksa siz AKPnin derin karargahının sorumlusu ve sözcüsü müsünüz?
Şüphelilerin avukatının suikast ile ilgili ihbarın Amerika üzerinden yapıldığını söylediğini, Avukatın Mahkeme kararına geçen açıklamasında, Soruşturmaya dayanak yapılan ihbar numarası 123 06 06dır. Bu numara Amerika üzerinden yapılan bir ihbarı kanıtlamaktadır. Amerikadan yapılan bu ihbarda vekillerimin kullandığı araç plakaları bile verilmiştir dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, Bu doğru mu? Sayın Arınç acaba bunu doğrulama gereği duydu mu? Duymadıysa, neden? Her şeyi merak eden Arınç, acaba bunu niçin merak etmiyor? diye konuştu.
-GÖZYAŞLARINIZI BİRAZ DA BUNUN İÇİN GÖSTERİN-
Arınçın, Türkiye bir hukuk devletidir dediğini kaydeden Kılıçdaroğlu, Doğru, yasalar böyle diyor. Ama Türkiye AKP iktidarıyla birlikte hızla hukuk devletinden uzaklaşıyor. Sayın Arınça sormak isterim: Madem ki Türkiye bir hukuk devleti, sizin bakan arkadaşınız niçin ve hangi hukuk devleti mantığı ile Erzincan savcısına telefon açıp, gözaltına alınanları serbest bırakın diyebiliyor. Bunu acaba hiç vicdanınızda sorguladınız mı? Tutamadığınız gözyaşlarınızı biraz da bu olaylarda bize gösterin de samimiyetinizi görelim dedi.
Kemal Kılıçdaroğlu, emekli aylıklarına yapılacak zam için Başbakan Recep Tayyip Erdoğana çiçek veren Türkiye İşçi Emeklileri Derneği yöneticilerini de eleştirerek, Artık Türkiye İşçi Emeklileri derneğine üye olan emeklilerimiz yaz tatillerini Kanarya adalarında geçirebilir! diye konuştu.
-SİZİ YETİM BIRAKTILAR-
4-C uygulaması konusundaki sözleri nedeniyle de Arınçı eleştiren Kılıçdaroğlu, şu görüşleri dile getirdi:
Sayın Arınç, şimdi 4-Cyi savunuyor. Yani işçilerin çalışırken sahip olduğu hakları ellerinden alınsın, aylıkları yarıdan fazla indirilsin diyor. Sayın Arınça gerçekten de sormak isterim. Meclis Başkanı iken kendisini milletvekillerinden ayırıp 2 kat daha yüksek bir aylığa layık gören Sayın Arınç, aylığı üçte bire iner ise bunu kabul edecek mi? Bunu adaletli bir uygulama olarak görecek mi? Eğer kendisi çıkıp bunu kabul edecekse, bunun adaletli bir uygulama olduğunu söyleyecekse işçiler için düşündüklerini de biz doğru kabul edeceğiz. Kendisine layık görmediği bir uygulamayı niçin işçilere, hangi vicdanla uygun görüyor?
Buradan işçi arkadaşlarıma, emekli yurttaşlarıma sesleniyorum: Sizin önünüze düşenler, sizi köşe başına kadar getirip, yetim bıraktılar. Sizi açlığa, yoksulluğa, işsizliğe, 4-C denilen çağdaş köleliğe mahkum ettiler ve etmeye de devam ediyorlar. Sizi köşe başında açlığa yoksulluğa mahkum edenlerin kendileri, bugün artık köşeyi döndüler. Hiç unutmayın, bu çifte standardı da, köşe dönmeyi de din iman adına yaptılar. Kul hakkı yedirmem diyenler, kul hakkını yiyenlerin sırtını sıvazladılar. Onlara arka çıktılar.
-BUNLAR ERKEN SEÇİMİN İŞARETLERİDİR-
Soruları da yanıtlayan Kılıçdaroğlu, AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağın Anayasa değişikliklerinin halkoyuna sunulması için öngörülen 120 günlük süreyi, 45 güne indiren yasa teklifi verdiğinin anımsatılması üzerine, anayasaların ciddi belgeler olduğunu ve değiştirilmesinin özel prosedüre tabi olduğunu ifade etti.
Kılıçdaroğlu, toplumsal uzlaşma sağlanmadan anayasa değişikliği yapmanın doğru olmadığını belirterek, Ama AKP anayasayı da diğer yasalar gibi yol geçen hanına döndürdü. 120 günü getiren kim? AKP. Halka götüren kim? Yine AKP. Olay kabul | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.01.2010 | | | BuseferdeArınçameydanokuduBu sefer de Arınça meydan okudu |
|
| Ben Şenol Güneş... Söz veriyorum! | Samanyolu Haber | 02.01.2010 12:25 |  | | Yorgun ama çok kararlı çıktı karşımıza... Yorgunluğu normal, geldiğinden beri tam mesaide. Sadece takımla değil, camianın geneliyle uğraşıyor, moral veriyor. Ve herkesin aksine takımına da güveniyor, bazı şeyleri değiştirmek kaydıyla. Açık açık söylüyor, oynamayanı Güneşin yakacağını.
Yenilgiye tahammülüm var ama kötü futbola, ruhsuz oyuna, oynamadan pes etmeye yok. Bu benim takımımda olmayacak. 42 senedir işin içindeyim, hala önce iş, sonra aile demekteyim.
96da şampiyonluk kaçtı ama herşeyi yaparak. İçim o yüzden rahat.
Kimse birbirini sevmek zorunda değil ama ortak noktada, Trabzonda buluşmak zorundayız!
Herkes şimdi diyor ki, neden geldin, nasıl geldin? Doğrusu ben de gelmem sanıyordum. Hatta eşim ve yakın dostlarla tatil planları yapıyorduk. Sonra bir baktım Trabzonsporda deprem olmuş, Hayrettin (Hacısalihoğlu) ile Hasan (Yener) gelmişler. Benim de sözleşmem bitiyordu, dinlenecektim. Bana, ?Hadi, gidiyoruz dediler. Dedim olmaz, en azından veda etmem lazım. Onları yolladım, kentle vedalaştım. Unutamayacağım, çok duygusal anlar oldu. Sonra Trabzona gelip aynı gün o kadar saat farkına ve yolculuğa rağmen idmana çıktım. Aslında bir 6 ay sonra başlasam, o sürede durumu analiz etsem daha iyi olurdu ama olmadı.
Para konusuna da hep dahil olacağım. Çünkü para benim başında bulunduğum işte de çok önemli. Yönetimden gelir gelmez onu istedim; takımın paralarını zamanında ödeyin, dedim. Ödesinler ki oyuncu bana mazeret üretemesin, teslim olsun. Evet bazen ufak tefek aksamalar olabilir, onlar da zaten önemli değildir ama gerisi sıkıntı demektir.
Ben kulüp içinde çok koltuklara ve ünvanlara takılmak istemiyorum. Ünal Karaman, zaman zaman sahada zaman zaman saha dışında, oyuncu alımlarında rol oynayacak. Kısacası bana her konuda yardımcı olacak. Onun dışında diğer kişilerin de böyle davranması lazım. Çok koltuk ve ünvana takılmamak, onlara göre hareket etmemek lazım.
2016ya Trabzonun adaylar arasına alınmaması inanılır gibi değil. Futbol denildiğinde Türkiyede İstanbul dışında akla gelen 2. kent gözardı ediliyor. Buraya yatırım yapmamak insanların sabrını sınamaktır. Sayılanlar, kriter denilenler düzeltilebilecek ya da yenisi yapılabilecek şeyler. Bu futbola ihanettir. Trabzonda böyle bir yatırım yapacağım desen kim neder, karşı çıkar? Sonuçta bir bölgenin kaderiyle oynanıyor. Trabzon, sadece kendi şehri için değil, tüm Karadeniz için bir gözbebeğidir. Bu kentin önünün açılması lazım.
Milli takıma yerli mi, yabancı mı diye konuşuluyor. Yani tabi ki yerli alınmalı bence. Kim olursa olsun, yerli olsun. Hazırlığı bizlerle yapacaksın, altyapıyı oluşturacaksın, başarıyı başkasıyla kutlayacaksın! Tamam, tercih yabancı olur saygı duyarız. Ama alınacaksa hemen alınsın, neden bu kadar tartışma, bekleme, kapı kapı gezmeler... Bu Türk antrenörlerinin aşağılanmasıdır. Bir federasyon olarak bu kadar süre hoca alamamak ne demektir!
Fatihi 17 yaşında alan ve oynatan bendim. Şimdi yine gündemde. Fatih Tekke çok önemli bir oyuncu. Hem imaj olarak hem futbolcu olarak. Lider ruhlu ve bizim bu şartlarda bu tip özelliklerdeki oyunculara çok ihtiyacımız var. Ayrıca takıma da ciddi katkı sağlayacaktır mutlaka. Ama bu transferde kulübümüzün çıkarlarını da gözetmek zorundayız. O nedenle biraz sıkı pazarlıklar olabilir.
Önce kadro dışı oyuncular konusu vardı beni bekleyen. Ya atacaktık hepsini ya da tutacaktık. Atma lüksümüz yok. E o zaman parasını verdiğimiz, içimizde tuttuğumuz oyuncudan faydalanmak lazım. Affettikten sonra kaptanlık mevzusunu çözmek gerekti. 4 kaptanı çağırdım yanıma; eskisi yenisiyle. Song, Umut, Selçuk ve Egemen geldi... Dedim, gidin içinizden birini belirleyip gelin. Egemen istemedi görev almak, olmaz dedim. Sonra yeni bir öneri yaptım; gidin kaçıncı kaptanın kim olmasını istiyorsanız kağıda yazın gelin! Song çıktı. Ama bu diğerleri görevden kaçacak anlamına gelmez. Hepsi birbirine yardım edecek.
Korede hayatımın önemli bir sürecini geçirdim. Dinlendim diyebilirim aslında. Çünkü büyük bir baskı yok. İşinizle meşgulsünüz ve onunla eleştiriliyorsunuz. Medyası farklı, futbol sistemi farklı. Ama pek iyi diyemem o sisteme. NBAdeki gibi draft sistemi var. Ayrıca deneyimli oyuncular hep öncelikli. Gençlere herkes güvenip şans veremiyor. Ben mesela bunu yaptım, maddi-manevi kazanımları oldu. İyi çocuklar da yetişiyor. Fakat Avrupaya uyumları biraz tedirginlik verici.
Şampiyonluk bir süreç işi. Ayrıca araç olmalı, amaç değil. Çünkü doğru işlerin tamamını bir araya getirmeden de şampiyon olabilirsiniz. Ama bu önünüzü görmenizi engeller. Süreç lazım diyorum ya, evlilik gibi. Önce doğru insanlar tanışacak, ardından flört, evlilik, sonra çocuk, o çocuğun doğru büyümesi, eğitimi...
Kayserisporu uzaktan izliyorum ama bilgi sahibiyim. Onlar önemli bir uygulama yaptılar. Kulüp odaklı yaptılar, futbolcu, yönetici, başarı odaklı olmadı. Takım zaten asla kulübün önüne geçmemelidir. Futbolumuzda böyle takımların sayısının artması ve başarı öykülerinin | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.01.2010 | | | BenŞenolGüneşSözveriyorumBen Şenol Güneş Söz veriyorum |
|
| Olaylı yıkım | Samanyolu Haber | 30.12.2009 16:42 |  | | Aydın Belediyesinin yıkım kararı aldığı ikinci el cep telefonu satışı yapan işyerlerinin tahliye işlemleri sırasında polis ile işyeri sahipleri arasında arbede yaşandı. Üzerlerine gaz dökerek ve ellerindeki kesici aletlerle çatıya çıkan esnaflar yıkıma direndi. Yaşanan gergin anlardan sonra 4 işyeri sahibi ile üzerine gaz döken bir şahıs gözaltına alındı.
Aydında geçmiş belediye yönetimleri döneminde usulsüz olarak ihaleye çıkarıldığı iddia edilen ve mahkemenin yıkım kararı verdiği Gençlik Caddesi üzerindeki 23 adet ikinci el cep telefonu satışı yapılan işyerlerine tahliye için verilen sürenin bugün sona ermesinin ardından; belediye ekipleri tahliye ve yıkımı gerçekleştirmek için bu sabah erken saatlerde bölgeye geldi. İşlemlerin rahat gerçekleşmesi için saat 08.00 itibariyle yaya ve araç trafiğine kapatılan caddede, çok sayıda polis ve çevik kuvvet ekibi geniş güvenlik önlemi aldı. Yıkımı önlemek amacıyla daha önce iki kez belediye önünde toplanan ve dün geceyi de iş yerlerinde geçiren iş yeri sahipleri, belediyeye ait iş makinesinin bölgeye girmesini engelledi.
Emniyet güçlerinin ikna çalışmaları sırasında elindeki gaz şişesini başından aşağıya dökerek koşmaya başlayan şahıs, çevik kuvvet ekiplerinin ani müdahalesi sonucu eylemini gerçekleştiremeden yakalanarak, gözaltına alındı. Arkadaşlarının gözaltına alınmasına tepki gösteren işyeri sahipleriyle polis arasında kısa süreli bir gerginlik yaşandı. Çevik kuvvet ekiplerinin copla müdahale ettiği kavga, büyümeden önlendi. Tüm çabalara Rağmen işyerlerini boşaltmak istemeyen işyeri sahipleri; ellerinde kesici aletler ve gaz bidonlarıyla iş yerlerinin çatısına çıktı. İş yerlerine polislerin yaklaşmamasını isteyen şahıslar, Başkanı Özlem Çerçioğlunun kendilerine yıkım olmayacağına dair söz verdiğini iddia ederek; Başkan Çerçioğlu olay yerine gelmeden eylemlerine son vermeyeceklerini ifade ettiler.
Çatıya çıkan ve ellerindeki kesici aletlerle kendilerine zarar vereceklerini iddia eden iki işyeri sahibine, üzerine gaz döken bir başka işyeri sahibi daha destek verdi.
Bir işyeri sahibi elindeki kesici aleti boğazına dayayarak, Doğrarım kendimi, ben bunu ekmeğim için yapıyorum. Buraya kimse yaklaşmasın. Ben oyumu ona verdim. Bana Ömür boyu ordasın dedi. Benim 30 milyar borcum var. Başkan gelsin, hesap versin bize. Ekmeğim için ölürüm derken; cezaevinde çıktıktan sonra bu işyerini açtığını ifaden bir başka esnaf ise, Cezaevinde çıktım. Elimi ayağımı her şeyden çektim. İlhami Ortekin Aferin oğlum dedi ve bana yer verdi. 10 milyar borcum var. Şimdi Özlem Çerçioğlu bize Çıkın, gidin diyor diyerek, yıkıma tepki gösterdi.
Belediye tarafından haklarının gasp edildiğini ileri sürerek çevre tehditler savuran işyeri sahipleri, uzun ikna çabalarının ardından aşağıya indirilerek, ifadelerinin alınması için karakola götürüldü. İşyeri sahiplerinin aşağıya indirilmesinin ardından, başkalarının da aynı girişimde bulunmaması için çevik kuvvet ekipleri çatıya çıkarak, önlem aldı.
2 POLİS MEMURU YARALANDI
Bu arada; işyerlerinin çatısına çıkarak önlem almak isteyen 2 polis memuru, çatıdaki boş kısma basınca bir anda kendilerini yerde buldular. Birbirlerini tutmaya çalışırken ve hafif şekilde yaralanan polis memurları, bölgede bekleyen ambulansta kontrolden geçirildi.
BELEDİYE 2 BİN KİŞİYİ İŞSİZ BIRAKTI
Belediyenin aldığı karara saygılı olduklarını, kendilerine yer gösterilmesi halinde kendilerinin işyerlerini boşaltacağını ifade eden işyeri sahipleri, belediyenin kendilerini polis ile karşı karşıya getirdiğini iddia ederek, Biz yıkmayalım demiyoruz. Özlem Çerçioğlu, Aydın işsizlikte birinci sırada diyor. Kendisi Aydında 2 bin kişiyi işsiz yaptı. Evimize ekmek götürmek istiyoruz. Biz terörist değiliz, hırsız değiliz. Haram yemek istiyoruz, çoluk çocuğumuza yedirmek istemiyoruz. Ailemizin ekmeği için burada çalışmamız kötü bir şey mi? Gidelim hırsızlık mı yapalım? Bu zamandan sonra yapacak bir şeyimiz yok. Yarından itibaren eskisi gibi seyyar tezgahlarda, mücadelemize devam edeceğiz dediler.
Olayların yatıştırılmasının ardından zabıta ekiplerinin de yardımıyla işyerlerinde tahliye işlemlerine başlanırken; kilitli bırakılan bazı işyerleri demir makaslarının yardımıyla açıldı. Boşlatılan malzemeler belediyeye ait araçlar ve işyerinin sahiplerine kendilerine ait diğer araçlara doldurularak, bölgeden uzaklaştırıldı. Tahliye işlemlerinin sona ermesinin ardından 23 ayrı işyerinin yıkım işlemleri gerçekleştirildi.
MAHKEME KARARINI UYGULADIK
Gerçekleşen yıkım işlemleri hakkında açıklama yapan Belediye Başkanı Özlem Çeçioğlu ise, kent estetiğini bozan büfeleri halktan gelen talep ve belediye meclisini aldığı karar doğrultusunda kaldırmaya devam edeceklerini kaydederek, Asla gerim atmıyoruz. Aldığımız kararın arkasındayız ve bu kararlılığımızı sürdüreceğiz. Yıkımı gerçekleştirilen iş yerlerinin bulunduğu yer imara aykırı olarak ihale edilmiş. Biz buraya yasaları uygulayarak, eski haline dönüştüreceğiz. Biz esnaflarımıza taşınma | | Samanyolu Haber Son Dakika 30.12.2009 | | | OlaylıyıkımOlaylı yıkım |
|
| Çölaşan'ın yalanına tokat gibi cevap | Samanyolu Haber | 18.10.2009 08:06 |  | | Verdiği bütün bilgiler dibine kadar yalan! Sorsana... 13 milyon dolar nerede Emin Çölaşan? Bugün Gazetesinde Ali Atıf BİR yazdı?
Emin Çölaşan Sözcü gazetesinde yazılarına başladı. Daha ilk günden, her zaman yaptığı gibi, insanlara laik atak nöbeti geçirtmek üzere sallıyor.
Kimsenin yazı yazmasına itirazım yok. Ama işkembeden atmasına itirazım var.
15 Ekim tarihli Rastlantının Bu Kadarı! başlıklı yazısında Çölaşan şöyle diyor:
AKP iktidarı Tuncay Özkanı bitirmek üzere elinden geleni ardına koymadı. Üzerine vergiciler gönderdi. Kanaltürk büyük bir açmaza girdi ve Fethullah ekibine satıldı!
Yani Çölaşanın dediklerinden sanırsınız ki Tuncay Özkan Kanaltürkü süper yönetiyordu. Herkes reklam vermek için sıraya girmişti, Kanaltürk Avrupa Yayıncılar Birliği tarafından örnek yayıncı seçilmek üzereydi!
Tuncay Özkan Kanaltürkle medyada tutunmaya ve bu yolla da küpünü doldurmaya çalışan kurnaz bir girişimciydi!
Para kazanamayınca işi yalan dolan yayınla azılı muhalifliğe vardırdı, daha sonra müritleri şeyhi uçurdu ve Özkan kontrol edemediği bir yola girdi.
Bu yolda da tehditle, şantajla reklam alma yoluna giderek Kanaltürkü daha fazla batağa çekti, kendi sonunu hazırladı.
Kanaltürkün Fethullah ekibine satılmasına gelince..
Allahtan kork be Emin Çölaşan. İpek Medya Grubunda Kanaltürkün alınmasından önce de yazıyordum, program yapıyordum. Şimdi de yazıyorum, program yapıyorum. Her gün koridorlarda Fethullahçı arıyorum ama bir türlü kimseyi göremiyorum. Benim içeriden göremediğimi sen oturduğun yerden nasıl görüyorsun! Altıncı his mi? Yoksa bizim bilmediğimiz gizli güçlerin mi var? Yoksa minik kuşun yaşlandı kulakları iyi duymuyor mu?
(Çölaşanın köşe yazarlığı yaptığı Sözcünün Genel Yayın Yönetmeni de bir süre önce İpek Medya Grubunda çalıştı, hatta Genel Yayın Yönetmenliği yaptı. Çölaşanın mantığıyla bakarsak şu anda Çölaşan da Fethullah ekibine satılmış durumda!)
Üşünmedim, Özkan dönemindeki personelin durumunu öğrenmek için İnsan Kaynakları Müdürünü aradım. Tuncay Özkanın yönettiği Kanaltürk döneminden kalan personelin bir bölümü hâlâ Kanaltürkte çalışıyormuş.
Eğer Kanaltürk yönetiminin medyada örtük amaçları ya da medyada büyüme amaçlarından başka kaygıları olsa yayın kuruluşlarının içinden internete canlı yayın yapıldığı günümüz ortamında bu örtük kaygılar gizli kalır mı? Kalmaz, mümkün değil.
Emin Çölaşan aynı yazıda sallamaya devam ediyor:
Kanaltürkü sattığı için tepki alan Tuncay daha sonra Kanal Bizi kurdu, fakat para yoktu. Çalışanlara maaş bile ödenmesi mümkün olmuyordu. Çöküş başladı. Ve Kanal Biz yaklaşık bir ay önce kepenklerini indirdi.
Okuyunca insanın Vah vah... Gariban Tuncay Özkan amma da mağdur edilmiş, kıyamam diyeceği geliyor değil mi? Çünkü Emin Çölaşan, Tuncay Özkana acımamızı istiyor ve mağdur edebiyatıyla küllerinden bir kahraman yaratmaya çalışıyor.
Oysa Emin Çölaşanın şu soruyu sorması gerekiyor: Kanaltürkün satışından aldığın 13 milyon doları (yaklaşık 20 milyon TL) ne yaptın Tuncay Özkan? Niye davamız için harcamadın da bu parayı hâlâ banka hesaplarında tutuyorsun!
Şimdi içinizden Tuncay Özkanın Kanaltürkün satışından keş (cash- nakit) 13 milyon dolar aldığını Çölaşan nereden bilsin diyorsunuz değil mi? Çok kolay... Googlea girecek ve Tuncay Özkan Kanaltürk yazacak, Şamil Tayyarın Star gazetesinde bu konuyla ilgili yazdığı yazıyı bulacak. Bakın ne yazmış kısa bir süre önce Tayyar:
Resmi kayıtlara göre, Kanaltürk, 25 milyon dolara Akın İpeke satıldı. Akın Bey, paranın 13 milyon dolarlık kısmını 12 Mayıs 2008, 12 milyon dolarlık kısmını ise 13 Mayıs 2008de Ahmet Burak Mızrakın hesabına yatırdı.
Ama pazarlık masasındaki isim Tuncay Özkandı. Akın Beye sordum, Doğrudur, pazarlığı parayı ödediğimiz Ahmet Burak Mızrakla değil Tuncay Özkanla yaptık dedi.
Çölaşan bunları bilmek istemediği için kolayca ulaşabileceği bu bilgiye ulaşmıyor tabii ki. Bir iki telefonla kağıt üzerinde patronun, Tuncay Özkanın yakın akrabası 1978 doğumlu Ahmet Burak Mızrak olduğunu, onun hesabına yatan paranın da kısa süre içinde Tuncay Özkana devredildiğini bulur. Neden bulmuyor? Çünkü işine gelmiyor!
Araştırmalarım sırasında Çölaşanın işine gelmeyecek bir bilgiye daha ulaştım. Yeni yönetim Tuncay Özkandan Kanaltürkü devraldığında bir de ne görsün!
Envanter kayıt defterinde bulunduğu söylenen birçok cihaz ve aracın yerinde yeller esiyor. Ödendiği söylenen uydu kiraları ve canlı yayın araç kiraları ise ödenmemiş!
Bunu üzerine Tuncay Özkan ve ekibine tam 1.6 milyon TLlik cebellezi davası açılmış. Yeni Kanaltürk yönetimi ise leasing yöntemiyle yapılan kira bedellerini 2011 yılına kadar ödemek, Tuncay Özkanın pisliğini temizlemek zorunda. Ne yapsınlar başlamışlar paşa paşa ödemeye...
Gariban Tuncay Özkan ise Emin Çölaşanın köşesinde boynu bükük, öksüz kendini aklamaya Türkiye laiktir laik kalacak naraları atmaya devam ediyor.
Çölaşanın yazısının devamında ise uçuş düzeyi | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.10.2009 | | | ÇölaşanınyalanınatokatgibicevapÇölaşanın yalanına tokat gibi cevap |
|
| Oktay'ın otopsisinde 2 şok bilgi | Samanyolu Haber | 12.10.2009 20:24 |  | | Türkiye aylar önce Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesinin 13 yıllık başkanı Behçet Oktayın ölümüyle sarsıldı. Cinayet mi, intihar mı tartışması aylarca sürdü. Otopsisinde iki şok bilgi yer aldı. Türkiye aylar önce Emniyet Genel Müdürlüğü Özel Harekat Dairesinin 13 yıllık başkanı Behçet Oktayın ölümüyle sarsıldı. Olayın cinayet mi, intihar mı olduğu tartışması aylarca sürdü. Soruşturma dosyası da intihar olduğu gerekçesiyle kapatıldı. Habertürk, Behçet Oktayın otopsi raporuna ulaştı. Raporda iki şok bilgi var. Oktayın göğüs kafesinde ölümünden önce oluştuğu tahmin edilen 7 kırık tespit edildi. İdrarında da kokain bulgusuna rastlandı.
Eski Özel Harekat Dairesi Başkanı Behçet Oktayın ölümü üzerindeki sır perdesi halen aralanmadı. Behçet oktay Şubat ayında Ankarada üç arkadaşıyla beraber bir restoranda yemek yedikten sonra mekandan ayrıldı. Yanında bir arkadaşı vardı. Arkadaşının ifadesine göre, morali bozuktu. Bindikleri araç Dikmende kara saplandı. Oktay sinirlenerek dışarı çıktı ve belinden çıkardığı silahı başına dayayıp intihar etti.
Ailesi intihara inanmadığını açıkladı. Çünkü Behçet Oktay solaktı ve başına sağ eliyle, üstelik alın hizasından değil, sağ kulak arkasından ateş etmişti.
Oktayın canına kıydığı açıklandı ancak Habertürkün ulaştığı adli tıp raporu olaydaki cinayet şüphesinin ortadan kalkmadığını gösteriyor.
Çünkü adli tıp raporuna göre Oktayın vücudunda tam 7 ayrı kırık vardı.
Peki raporda dikkat çekilen bu kırıklar ne anlama geliyor?
Adli tıp uzmanlarına göre kırıkların, Behçet Oktayın ölümünden önce oluşması ihtimali var. Bir ihtimal de Oktayın hastaneye götürüldüğünde hayati fonksiyonları durmasına rağmen, verilen elektro-şokun kırıklara yol açmış olması. Ancak uzmanlar kırık sayısının fazlalığına dikkat çekerek bu ihtimali zayıf buluyor.
Ve rapordaki ikinci önemli bulgu. Otopsi sırasında Behçet Oktayın kan ve iç organ örnekleri de alındı. Alkol ile uyuşturucu incelemesi yaptırıldı. İdrarındaki incelemeden ise dikkat çekici bir sonuç çıktı. Oktayın idrarında kokain ve metabolitleri çıktı. Oktayın yakın arkadaşları onun hiçbir zaman uyuşturucu almadığı görüşünde. İntihar ettiğini düşünenler ise tahlillerdeki alkol ve kokain bulgularını kanıt olarak gösteriyor.
Behçet Oktay tam 13 yıl Özel Harekat Dairesi Başkanlığı yaptı. Susurluk kazasından sonra görevden alınan İbrahim Şahinin yakın çalışma arkadaşıydı ve ondan sonra bu görevde kaldı. Oktayın adı, eski çalışma arkadaşı İbrahim Şahinin ergenekon soruşturmasında tutuklanmasına neden olan suikast timleri olayıyla gündeme geldi.
İddiaya göre İbrahim Şahin s - 1 adlı suikast timini özel harekatçılardan kurmuş, bu timlerdeki kişileri seçmek için Behçet Oktaydan yardım almıştı..
Behçet Oktayın ölümüyle ilgili herhangi bir yargılamaya gerek olmadığı sonucu çıkmıştı. Behçet Oktayın avukatları ve ailesi şimdi bu karara itiraz etmeye hazırlanıyor...
Haberturk | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.10.2009 | | | Oktayınotopsisinde2şokbilgiOktayın otopsisinde 2 şok bilgi |
|
| Kanadoğlu yeniden devrede ! | Samanyolu Haber | 10.10.2009 19:15 |  | | Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Türkiyede çağdaş demokrasinin hazmedilemediğini söyledi. Yargıtay Onursal Başsavcısı Sabih Kanadoğlu, Türkiyede çağdaş demokrasinin hazmedilemediğini söyledi. Kanadoğlu, Demokrasinin gerçek olması için çağdaş olması lazım. Anayasada ifade özgürlüğünün, temel hak ve özgürlüklerin yer alması yetmez. Bunlar çağdaş demokrasilerde olur. Çağdaş demokrasi kurallar rejimidir. O kuralların dayandığı ilkelerde sıkıntı varsa, temel hak ve özgürlüklerde de sıkıntı vardır. Ulus devlet, laiklik, hukukun üstünlüğü tartışmalı ise çağdaş demokrasi olanağı olmaz. Hukukun üstünlüğünü kabul etmiyorsanız, eğer yargınız bağımsız değilse, hukukun üstünlüğü sözleri oy kazanmak için söylenmiş cilalı boş sözler ise sizin ülkenizde demokrasinin kurulması güçtür. dedi.
Muğla Barosunun düzenlediği İfade Özgürlüğü ve İletişimin Tespiti konulu konferansa, konuşmacı olarak Sabih Kanadoğlu ve Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktan katıldı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk Kültür Merkezindeki konferansı CHP milletvekilleri Gürol Ergin ve Ali Arslan, Muğla Belediye Başkanı Osman Gürün, Muğla Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Şener Oktik ve hukukçular dinledi.
Konuşmasında adını vermeden bazı siyasi partileri ve Başbakan Recep Tayip Erdoğanı da eleştiren Kanadoğlu, Eğer kuvvetler ayrılığı ilkesini kabul etmezseniz, bu tek kişi iradesi olur. Bu ülkede parti içi demokrasi yoktur. O zaman demokrasi de olmaz. Yürütme size bağlı, yasama sözünüzden çıkamaz halde ise ve sadece arkadaşınız diye birini cumhurbaşkanı seçtirebiliyorsanız, işte bu dikta rejimidir. Yurttaş saydamlık istemelidir. Saydamlığın olmadığı yerde yolsuzluklar vardır. Yolsuzlukların giderilmesi için dokunulmazlıklar sınırlandırılmalıdır. Yurttaş yargısına sahip çıkmalıdır. diye konuştu.
NİYET, FİKİRLER BAŞKA BAŞKA OLMASA KURTLA KUZU BERABER YAŞAR HESABI
Sabih Kanadoğlu, mevcut anayasanın 1982 Anayasası olmadığını iddia ederek, Niyet, Fikirler başka başka olmasa kurtla kuzu beraber yaşar hesabı. Ama şimdi anayasa değiştirme isteğinin amacı, daha çağdaş ve uygar olması için değil, Bu anayasayı öyle bir hale getirelim ki artık bizim hakkımızda laik cumhuriyet aleyhine suç işlediğimiz, odağı olduğumuz iddiasıyla bir kamu davası açılmasın. Açılırsa Anayasa Mahkemesini öyle düzenliyim ki aleyhime karar çıkmasın. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu düzenini de değiştirerek ve Meclisten üye seçmeyi sağlayarak bize biat etmiş bir kurul oluşturalım. şeklindedir. Siz sadece onu düşünüyorsanız, herhalde karşınızdakileri de kuzu yerine koyuyorsunuz. Çağdaş, uygar bir anayasa olmalıdır ama bu art niyetlerle yola çıkılmış bir düzen olmamalıdır. Şimdi ben öyle bir isteğin izini göremiyorum. Bunun için anayasa değişikliğine karşı ortaya çıkabilecek, oy çokluğunu düşünüp çoğunlukçu bir düşünceyle, çoğulcu değil, katılımcı değil, işte o tek kişi diktası isteğiyle yola çıkılıyor ise hayır. Ona karşı çıkmak, kendim için söylüyorum bir görevdir. şeklinde konuştu.
TÜRKİYE, LAİK, DEMOKRATİK CUMHURİYET SONSUZA KADAR YAŞATILACAKTIR
Türkiyenin, laik, demokratik bir cumhuriyet olarak, sonsuza kadar yaşatılacağını ve bundan hiç kimsenin kuşkusu olmaması gerektiğini dile getiren Kanadoğlu, Hukukçuların ve işin ehli olan kişilerin çalışması iyi bir teklif olur. Biz hukukçular kimlerle ortak çalışma yapmalıyız. Sosyal düzenin bozulması, çağdaşlığa ve uygarlığa evet demek. Sosyal düzeni bozuyor düşüncesi varsa evvela bu düşünce çağdaş değil de uygarlıktır. Eğer bir şey çağdaşlığa ve uygarlığa uygun ise, o takdirde izlenen yol doğru bir yoldur. Çünkü başka türlü bir yol kullanıyorsanız. İşte o zaman çağdaşlığa değil de gericiliğe doğru yol alırsınız. Zannedersiniz ki ileri gidiyorum. Ama yüzyıl iki yüz yıl, üç yüz yıl geriye dönersiniz. İşte bu ehil kişileri ben anlayamadım. Yani bu ehil kişiler bazılarının ifade ettiği gibi ulemalar kısmı mı acaba? Eğer ulema kısmıysa Türkiye laik, demokratik bir cumhuriyet olarak, sonsuza kadar yaşatılacaktır. Hiç kimsenin kuşkusu olmasın. ifadelerini kullandı.
Kanadoğlu, AK Parti Hükümeti döneminde yapılan özelleştirmelerle ilgili olarak da şunları söyledi: Bu uygulamalar sosyal devlet uygulaması değil. Yani buradan çıkıp, sadaka ekonomisini uyguluyorsanız ve oy almanın bir yoluysa ve valililer kömür dağıtınca Türkiye uçarsa, bu sorunuzun cevabı da sosyal devlet ilkesine çelişir anlamındadır.
DEMOKRATİK AÇILIM SÜREKLİ İSİM DEĞİŞTİRDİ
Kanadoğlu, demokratik açılımın Kürt açılımı diye başladığını, sonra demokratik açılıma geldiğini, son olarak kılık ve ad değiştirerek milli beraberlik adını aldığını söyledi. Kanadoğlu konuşmasına şöyle devam etti: Demokratik açılım olarak ortaya atılmış her hangi bir talep yok, amaç yok, takip edecek yol yok, bu açılım adı altında yapılması tasarlananlar yok, bu konuda bir hukukçu olarak hiçbir şey düşünmüyorum.
Örtünmeyi araç olarak kullanıp dini siyasete alet ederek oy kazanmaya çalışmanın laiklikle bağdaşmayacağını ileri | | Samanyolu Haber Son Dakika 10.10.2009 | | | Kanadoğluyenidendevrede Kanadoğlu yeniden devrede |
|
| Facebook'taki ölüm yazışması | Samanyolu Haber | 29.08.2009 06:01 |  | | ZONGULDAKın Alaplı İlçesinde, BMW marka otomobille kamyonun altına girerek hayatlarını kaybeden üniversite öğrencileri 20 yaşındaki Melih Enes Bülbül ile 21 yaşındaki Egemen Acarın, 15 ay önce paylaşım sitesi Facebooktaki yazışmaları, hız tutkularını ortaya çıkardı. Acar, 200 kilometre ile giderken hız göstergesinin fotoğrafını çekerek sitesine koyan Bülbüle, Yalnızken 200 yapıp, çekiyosun. Helal olsun kardeşim. Bir de İstanbul içi 250yi beraber göreceğiz, sözün var dedi. Bülbül ise, İnşallah kardeşim. Ölene kadar böyle. Tutku bu ne yapalım. Bundan ölecez zaten sanırım diye yazdı.
CESETLER GÜÇLÜKLE ÇIKARILDI
Dün saat 17.30 sıralarında Zonguldak-İstanbul Karayolunun Ereğli ile Alaplı ilçeleri arasındaki Tersaneler Mevkiinde meydana gelen kazada, Ereğliden Alaplı yönüne giden Mehmet Enes Bülbül yönetimindeki 34 MRG 69 plakalı BMW marka otomobil, sürücüsünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu kontrolden çıkarak karşı yönden gelen Sami Silahlının kullandığı 81 BP 602 plakalı kamyonun altına girdi. Çarpışmanın etkisiyle kamyon ve otomobil yol kenarına savrulurken, otomobil sürücüsü Mehmet Enes Bülbül ile yanında bulunan arkadaşı Egemen Acar olay yerinde öldü. İtfaiye ve sivil savunma ekipleri, demir yığınına dönen araç içinde sıkışan Bülbül ve Acarın cesetlerini yaklaşık 1.5 saat süren çalışmayla çıkarabildi.
GÖZYAŞLARIYLA TOPRAĞA VERİLDİLER
Kazayla ilgili soruşturma başlatılırken, Ereğlide sac tüccarı bir işadamının oğlu olan Yeditepe Üniversitesi Uluslararası İlişkiler 3üncü sınıf öğrencisi Melih Enes Bülbül ile Bahçeşehir Üniversitesi öğrencisi Egemen Acarın cenazeleri bugün gözyaşları arasında toprağa verildi. Bülbülün cenazesi Ereğlideki Hatip Camiinde, Acarın cenazesi de Alaplıdaki Merkez Camiinde cuma namazının ardından kılınan cenaze namazlarından sonra defnedildi.
BUNDAN ÖLECEZ ZATEN SANIRIM
Kazanın, Bülbülün aşırı hız ve hatalı sollama yapması sonucu meydana geldiği iddia edilirken, Bülbül ve Acarın, paylaşım sitesi Facebookta 13 Mayıs 2008deki yazışmaları hız tutkularını gözler önüne serdi. Acar, 200 kilometre ile giderken hız göstergesinin fotoğrafını çekerek sitesine koyan Bülbüle, Yalnızken 200 yapıp, çekiyosun. Helal olsun kardeşim. Bir de İstanbul içi 250yi beraber göreceğiz, sözün var dedi. Bülbül ise, İnşallah kardeşim. Ölene kadar böyle. Tutku bu ne yapalım. Bundan ölecez zaten sanırım diye yazdı. Bülbül, aynı fotoğrafın altına, Arkadaşım manyak mısın? Yavaş gitsene, nedir bu hız merakı? diye yazan bir arkadaşına, Kardeşim merak değil bu, tutku, zamana meydan okumak dedi. Bülbül, En sonunda 200 kilometre hızla viraja girmeyi başardın mı? Tebrik ederim diyen başka bir arkadaşına, Mustafacığım, bu hızla viraja girmeye başlayalı çok oldu da, şimdi bu hızla yanlamaya çalışıyoruz. Drift is an art diye cevap verdi. Bülbül, Madem bu hızı yapıyorsun, bari emniyet kemerini tak, bak orada ışık yanıyor diyen arkadaşına, Bak o beni fena bozuyar işte, Kim tutar seni yazan başka bir arkadaşına ise, Tutamıyorlar zaten diye yazdı.DHA | | Samanyolu Haber Son Dakika 29.08.2009 | | | FacebooktakiölümyazışmasıFacebooktaki ölüm yazışması |
|
| Emeklilere özel hastane serbest | Samanyolu Haber | 28.06.2009 08:18 |  | | Emekliler, SGK anlaşması olsun olmasın tüm özel hastanelerden yararlanabilir. ACİL DURUMDA ÖZEL HASTANELER SERBEST
Acil sağlık ihtiyacı gereken hallerde, emekliler SGK ile anlaşması olsun olmasın tüm hastanelerden yararlanabilir. Emekliler daha sonra, hizmetinden yararlandıkları kurumdan alacakları fatura ve acil formu ile SGK müdürlüklerine başvurarak acilde ödediği parayı tahsil edebilir.
Sosyal Güvenlik Uzmanı Sadettin ORHANın kaleminden EMEKLİLERİN YENİ HAKLARI -6-
Dünkü yazımızda Genel Sağlık Sigortasını (GSS) anlatmış ve hangi sağlık hizmetlerinin SGK tarafından ödendiğine değinmiştik. Emekliler ve genel olarak sigortalılar, aldıkları sağlık hizmetinin karşılığında belirli oranlarda katılım payı öderler. Katılım payı alınan hizmetler ve katılım payı tutarları;
Diş muayenesi katkı payı 2 TL
Ayakta tedavide hekim ve diş hekimi muayenesi: 2 TL,
Ortez, protez, iyileştirme araç ve gereçleri: Üst sınır 500 TL,
Ayakta tedavide sağlanan ilaçlar: İlaç tutarının yüzde 10u kadar, uygulanır. Burada belirttiğimiz tutarlar, emeklilerin maaşlarından kesilir. Fakat bazı sağlık hizmetleri var ki bunlar için herhangi bir katılım ücreti kesilmez. Bunlar;
Doğal afet veya savaş hali gibi olağanüstü durumlarda verilen sağlık hizmetleri,
Aile hekimi muayeneleri ve kişiye yönelik koruyucu sağlık hizmetleri,
SGK tarafından belirlenen kronik rahatsızlıklar,
Hayati öneme sahip protez ve benzeri cihazlar,
Organ, doku ve kök hücre nakilleri, kapsamında verilen sağlık hizmetleri için emeklilerden (ve diğer sigortalılardan) herhangi bir katılım ücreti alınamaz.
Anlaşmam yok deme zamanı bitti
Emeklilerin, GSS nimetlerinden yararlanabilmek için kural olarak SGK ile anlaşmalı sağlık kurumlarına gitmeleri gerekiyor. Aksi halde, anlaşmasız sağlık kurumlarından alınan hizmetler, doğal olarak SGKnın değil emeklinin cebinden çıkıyor. Ancak acil hallerde, başvurulan sağlık kurumunun SGK ile anlaşması olsun ya da olmasın ödenen para, SGKdan tahsil edilebiliyor. Diyelim ki gece vakti ansızın rahatsızlandınız ve en yakındaki özel hastaneye gittiniz. Hastane sizi, SGK ile anlaşmamız yok diyerek geri çeviremeyecek. Gerekli müdahale yapılacak, verilen hizmetin aciliyetine dair belge düzenlenecek ve ödediğiniz tutarın faturası ile birlikte size verilecek. Siz de fatura ve acil formu ile birlikte SGK müdürlüğüne başvurarak acilde ödediğiniz parayı geri alacaksınız.
Yurtdışında tetkik ve tedavi imkânı
Ülkemiz sağlık sisteminin kaydettiği gelişme, yurtdışından ve özellikle de Avrupa ülkelerinden hasta çekebileceğimiz noktalara ulaştı. Bununla birlikte özellikle kanser ve benzeri vakalarda, bizden de yurtdışına hasta gidişi yaşanıyor. GSS uygulaması öncesinde, sadece tedavi kapsamında yurtdışına gidilebilirken, artık tetkikler için de gidilebiliyor. Ancak gerek tedavi gerek tetkiklerde, Sağlık Bakanlığının uygun görüşü gerekiyor.
Hak sahiplerine de aynı imkânlar var
GSS kapsamında emeklilere sağlanmış bütün sağlık imkan ve hizmetlerinden, hak sahibi yakınları da yararlanabiliyor. Emeklinin karnesiyle hizmet alabilecek hak sahipleri;
Emeklinin çalışmayan veya kendisi emekli maaşı almayan eşi,
18 yaşını doldurmamış çocuklar (mesleki veya orta öğretim görenler için 20, yüksek öğrenim görenler için 25 yaş sınırı geçerli),
18 yaşını geçse bile malul sayılacak derecede özürlü çocuklar,
Geçimleri emekli tarafından sağlanan ana ve babalar, sağlık sigortası bakımından hak sahibi sayılırlar.
Kız çocukları 1 Ekime dikkat
GSS ile birlikte en fazla gündeme gelen konulardan birisi de 18 yaşını doldurmuş olan kız çocuklarının durumu idi. 1 Ekim 2008 tarihine kadar, evli olmayan kız çocukları yaşları ne olursa olsun, anababaları üzerinden sağlık yardımı alabiliyordu. Ancak GSS sonrası artık kız çocuklarına verilen ayrıcalık kaldırılmış oldu. Bununla beraber 1 Ekim 2008 öncesinde 18 yaşını doldurduğu halde anababası üzerinden sağlık yardımı almakta olanlar, bundan sonra da almaya devam edecekler. Ta ki kendileri sigortalı oluncaya veya evleninceye kadar. Ayrıca sigortalılıkları veya evlilikleri sona ererse, tekrar ana-babaları üzerinden sağlık yardımı alamayacaklar.
EMEKLİ HİKAYELERİ Hazırlayan: Münevver ÇAKIRTAŞ- Mehmet Rıfat YEĞEN
Ercan UÇAR (69)
Alıştığın hayatı bırakmak kolay mı?
İstanbul Bayındırlık ve İskân Müdürlüğünden emekli olan Ercan Uçar (69), çalışmadan duramayınca tekrar işe başlamış. Emekli olunca sudan çıkmış balığa döndüm. Evde oturamadım diyor. Emekliliğinde de mesleğini sürdüren Uçar, şimdi adliyelerde bilirkişi olarak hizmet veriyor.
Hayat monotonlaşır
İnsanların emeklilikte de paraya ihtiyaç duyduklarını anlatan Uçar, Bin 900 lira maaş alıyorum. Her emekli farklı bir maaş alıyor. Bu şartlarda 600 de alsan 400 de alsan yetmiyor. Çünkü insanın emekli olmadan önce alıştığı bir hayat var. Onu bırakması o kadar da kolay olmuyor diyerek hayatının monotonlaşmasından korktuğunun altını çiziyor. Uçar, emeklilikte çalışmak isteyen kişileri | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.06.2009 | | | EmeklilereözelhastaneserbestEmeklilere özel hastane serbest |
|
| Gökçek, CHP'lilerden oy istedi | Samanyolu Haber | 07.03.2009 21:49 |  | | Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek seçim çalışmaları kapsamında Elmadağa bağlı Hasanoğlan beldesinde vatandaşlara seslendi. Gökçek, Elmadağ Belediye Başkan adayı Gazi Şahin için vatandaşlardan destek istedi. Üçlü olsun güçlü olsun diyen Gökçeke vatandaşlar tam destek verdi.
Belediye meydanına uzun bir araç konvoyuyla gelen Gökçeke bir gurup CHPli tepki gösterdi. CHP ilçe binası girişine astıkları büyükçe afişte belediyelerinin kapatılmasını protesto eden CHPliler arasında aynı zamanda CHPnin Elmadağ Belediye Başkan adayı olan Hasanoğlan Belediye Başkanı Ahmet Poyraz da bulunuyordu. Kendisine tepki gösteren gençlere ve belediye başkan adayına alana gelip beni dinleyin eminim ki siz de bana oy vereceksiniz. diyen Gökçek partililere seçim otobüsünden hitap etti.
Gökçek konuşmasında, Geçen seçimde söylemiştik üçlü olsun (hükümet, büyükşehir, ilçe belediye) güçlü olsun. Bölmeyin bizi hizmet gelsin. Çünkü CHPli belediyelerde nereye bakarsanız, bakın hizmet deyince onu unutuyorlar. Sadece onların tek yaptığı iş vardır. Bol miktarda adam işe alırlar, onlar kendilerine bakar, kendileri de ona. Hizmete gelince hizmetin Hsini bilmezler. Bir not yazmışlar yolda gelirken bana gösterdiler. Dediler ki, 50 yıllık belediyeyi ne hale getirdiniz. (Hasanoğlan Belde Belediye için) Kapattınız. Ben size bir şey söyleyim. Bu kanun yalnızca Hasanoğlan için mi çıkarıldı. Türkiyenin istikbali için mi soruyorum size. Belediyenizde bir tane fen memuru var mı. Plancınız var mı? Projenizi çizecek teknik bir elemanınız mı var. Hiçbir tanesi yok. şeklinde ifadeler kulandı.
Mevcut belediye binalarının Hasanoğlanda hiç birinin kapatılmayacağını belirten Gökçek, belediye meclis üyesi veya belediye çalışanlardan bir kişiyi temsilci olarak bu yerlere atayacaklarını kaydetti. Gökçek, Mamak Belediye Başkanı Şahinin Elmadağdan adaylığı hakkında ise, Başbakan, Mamak Belediye Başkanı Gazi Şahini bizzat benim yanımda aradı. Dedi ki Gazi bak bu dönem seni Mamaktan değil, Elmadağdan aday yapıyorum. İki nedenden dolayı, birincisi sen Elmadağlısın, o yüzden oraya en güzel hizmeti verecek olan sensin. İkincisi, orada AK Partiyi en iyi sen temsil edip, en yüksek oyu alacak olan sensin. İkimiz Mamakta nasıl çalıştıysak, aynen devam edeceğiz. dedi.
Gökçek ayrıca, Ankarada büyükşehirde diyorki Karayalçın, ben CHPnin bayrağını alıp, getirip 24. katta bulanan helikopter pistine dikeceğim. Ben şunu söylüyorum. CHPnin bayrağını dikse gene bir şey demem. Beş yıl önce DTP ile yani PKK ile işbirliği yaptı. Çankaya Belediye Başkanı Muzaffer Eryılmaz diyorki, Çankaya Belediyesinde CHPden çok PKKlı var. Yani şimdi Karayalçın geldiği zaman CHPlileri mi işe sokacak yoksa DTPden aldığı kişilerimi işe koyacak. Allah korusun. diye konuştu. Gökçek, Hasanoğlandaki seçim gezisinin ardından Ankaranın Altındağ ilçesine geçti.
CİHAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 07.03.2009 | | | GökçekCHPlilerdenoyistediGökçek CHPlilerden oy istedi |
|
|
| |