Habergec.Com Aranan Kelimeler:bu araç mı şimdi Değerlendirme: 10 / 10 668413
habergec.com
19.09.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bu araç mı şimdi

Hilmi Yavuz - Talim ve terbiye
Zaman
17.09.2014
02:15
Türkiye’de öğretim ve eğitimin sorunları hiç bitmiyor; -bitmemesi şöyle dursun, yeni sorunlar ekleniyor her defasında…Önce üniversiteden başlayalım: Türkiye’de üniversiteye giriş koşulları, ister istemez, bilgi ile somut çıkarlar arasında zorunlu bir ilişki kurulmasına neden oluyor. Dikkat etti iseniz, ‘işe yararlılık’ demedim; ‘somut çıkar’ dedim. İşe yararlılık, bilimin teknoloji dolayımında insanlığın yararına dönüşmesi anlamına gelir; somut çıkar ise bilginin, toplumun ya da insanlığın değil, bir kişinin yararına olacak biçimde alımlanmasıdır. Öğretmenin, öğrenciye, örneğin, ‘Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanını okuyup tanıtma ve eleştirme ödevi verdiğini varsayalım. Öğrencinin, ‘Hocam, bu konu üniversiteye giriş sınavlarında çıkacak mı?’ sorusu, bilgiden bireysel ve somut çıkar beklentisini gösterir.Aslında, işin öğrencinin haklı olduğu bir yanı da yok değil! Öğretim, bütünüyle sınav başarısına endekslenmiş durumda. Öğrenci, elbette edebiyatı, sınavda soru olarak çıkacak mı?.. gibi, çıkarcı bir görüşle değerlendiriyor.Bundan bir süre önce, Çetin Altan, ‘Milliyet’ gazetesindeki köşesinde şunları yazdı: alıntılıyorum: “Bizdeki edebiyat dersleri genellikle bir hayli, can sıkıcı olduğu için, diplomalı kuşaklarda dahi, edebiyat sevgisi, genç yaşta haşat edilmiştir. Oysa, görüş ve düşüncelerdeki kısır daralmaları çok hızlı düzelten” bir disiplindir edebiyat… Devam ediyor Çetin Altan: “Birçok gencin bir şey yaptığını sanırken, ayağını karanlık boşluklara basması, edebiyat sevgisinden yoksun oluşlarındandır.”Bu yazıya başlarken öğretimin yanı sıra, eğitimden de söz ettiğime elbet dikkat etmişsinizdir. Kuşkusuz bilirsiniz: Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir Talim ve Terbiye Kurulu var. İlköğretimin ve liselerin ders programlarını hazırlayan, hangi kitapların okutulması gerektiğini belirleyen tam yetkili bir üst-kurul bu! [İlginç değil mi? Bu kurulun adı nedense değiştirilmedi. Şûra-yı Devlet: Danıştay, Temyiz: Yargıtay, Erkân-ı Harbiye-i Umûmîye: Genelkurmay olarak değiştirildi, ama Talim ve Terbiye Kurulu’nun adı, Osmanlıcasıyla öylece kaldı. Şimdi ben Türkçesini söyleyeyim: Talim Öğretim, Terbiye Eğitim, demek… Kurulun Türkçe adı da, Öğretim ve Eğitim Kurulu…]Demek ki, öğretimle eğitim arasında temelli bir fark var. Bilirsiniz elbet: İlköğretimde ve lisede jimnastik dersinin adı, ‘beden eğitimi’dir; -beden öğretimi değil! Ama, terbiye ya da eğitimi, sadece beden eğitimi ile sınırlı görmemek gerekir. Söylemesi bile fazla: İnsan, hem beden hem de ruhtur. Dolayısıyla, terbiyenin gayesi, sadece bedenin terbiyesi, bedenin eğitimi değil, aynı zamanda ruhun eğitimidir de!Çetin Altan’ın yazısının biraz önce alıntıladığım bölümünde, mutlaka dikkat etmişsinizdir, edebiyat bilgisinden değil, edebiyat sevgisinden söz ediyordu: Edebiyat sevgisi, ruh eğitimiyle gerçekleşir. Eğitimsiz, kaba ruhlardır, edebiyat sevmeyenler. Dolayısıyla, edebiyat sevgisi, edebiyat eğitiminin işidir, edebiyat öğretiminin değil!Platon’un Alkibiades’inde şöyle denilmiştir: ‘bedeninize özen gösterdiğinizde, kendinize özen göstermiş olmazsınız. Kendilik, üst baş, araç gereç, mal mülk [de] değildir.[…]; ‘ruhunuza ilişkin bir kaygı taşımanız gerekir, başlıca kendine özen gösterme ilkesi budur’Edebiyat ve elbette felsefe! Felsefe de öyledir. Felsefe, tıpkı edebiyat gibi, bir öğretim [tâlim] işi değil, bir eğitim [terbiye] işidir. Wittgenstein, felsefenin bir teori değil, bir etkinlik olduğunu bildirir bize [‘Philosophy is not a theory but an activity’]. Nitekim felsefe, Aristoteles’in gösterdiği gibi, bir akılyürütme eğitimi, bir etkinlik olarak Pedagogic bir işleve sahip olduğu kadar, kendini beğenmiş ve doğru düşündükleri konusunda hiç kuşku duymayan, egosu şişkin insanlara alçakgönüllü olma eğitimi veren Peirastic işleve de sahiptir. Hani burnundan kıl aldırmayan, herşeyi bildiğini sanan ukala tipler vardır ya, işte felsefe, bu insanları, onlara, tartışma yoluyla yanlışlarını, akılyürütmedeki tutarsızlıklarını göstererek eğitir; -onlara alçakgönüllü olmayı öğretir. Felsefî dialoglar, yine Aristoteles’e göre, tıpkı satrançta olduğu gibi, oyun kazanma hazzını bağışlarlar: Aristoteles, buna felsefenin Agonistik işlevi, diyor. Ama bunu sofistlerinki gibi, ne bahasına olursa olsun oyunu kazanmak olarak okumamak gerekir.[Bu konuya devam edeceğim.]
Zaman
Köşe Yazıları
17.09.2014
HilmiYavuz-TalimveterbiyeHilmi Yavuz - Talim ve terbiye
Hilmi Yavuz - Talim ve terbiye
Zaman
17.09.2014
02:13
Türkiye’de öğretim ve eğitimin sorunları hiç bitmiyor; -bitmemesi şöyle dursun, yeni sorunlar ekleniyor her defasında…Önce üniversiteden başlayalım: Türkiye’de üniversiteye giriş koşulları, ister istemez, bilgi ile somut çıkarlar arasında zorunlu bir ilişki kurulmasına neden oluyor. Dikkat etti iseniz, ‘işe yararlılık’ demedim; ‘somut çıkar’ dedim. İşe yararlılık, bilimin teknoloji dolayımında insanlığın yararına dönüşmesi anlamına gelir; somut çıkar ise bilginin, toplumun ya da insanlığın değil, bir kişinin yararına olacak biçimde alımlanmasıdır. Öğretmenin, öğrenciye, örneğin, ‘Halide Edip Adıvar’ın Sinekli Bakkal romanını okuyup tanıtma ve eleştirme ödevi verdiğini varsayalım. Öğrencinin, ‘Hocam, bu konu üniversiteye giriş sınavlarında çıkacak mı?’ sorusu, bilgiden bireysel ve somut çıkar beklentisini gösterir.Aslında, işin öğrencinin haklı olduğu bir yanı da yok değil! Öğretim, bütünüyle sınav başarısına endekslenmiş durumda. Öğrenci, elbette edebiyatı, sınavda soru olarak çıkacak mı?.. gibi, çıkarcı bir görüşle değerlendiriyor.Bundan bir süre önce, Çetin Altan, ‘Milliyet’ gazetesindeki köşesinde şunları yazdı: alıntılıyorum: “Bizdeki edebiyat dersleri genellikle bir hayli, can sıkıcı olduğu için, diplomalı kuşaklarda dahi, edebiyat sevgisi, genç yaşta haşat edilmiştir. Oysa, görüş ve düşüncelerdeki kısır daralmaları çok hızlı düzelten” bir disiplindir edebiyat… Devam ediyor Çetin Altan: “Birçok gencin bir şey yaptığını sanırken, ayağını karanlık boşluklara basması, edebiyat sevgisinden yoksun oluşlarındandır.”Bu yazıya başlarken öğretimin yanı sıra, eğitimden de söz ettiğime elbet dikkat etmişsinizdir. Kuşkusuz bilirsiniz: Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı bir Talim ve Terbiye Kurulu var. İlköğretimin ve liselerin ders programlarını hazırlayan, hangi kitapların okutulması gerektiğini belirleyen tam yetkili bir üst-kurul bu! [İlginç değil mi? Bu kurulun adı nedense değiştirilmedi. Şûra-yı Devlet: Danıştay, Temyiz: Yargıtay, Erkân-ı Harbiye-i Umûmîye: Genelkurmay olarak değiştirildi, ama Talim ve Terbiye Kurulu’nun adı, Osmanlıcasıyla öylece kaldı. Şimdi ben Türkçesini söyleyeyim: Talim Öğretim, Terbiye Eğitim, demek… Kurulun Türkçe adı da, Öğretim ve Eğitim Kurulu…]Demek ki, öğretimle eğitim arasında temelli bir fark var. Bilirsiniz elbet: İlköğretimde ve lisede jimnastik dersinin adı, ‘beden eğitimi’dir; -beden öğretimi değil! Ama, terbiye ya da eğitimi, sadece beden eğitimi ile sınırlı görmemek gerekir. Söylemesi bile fazla: İnsan, hem beden hem de ruhtur. Dolayısıyla, terbiyenin gayesi, sadece bedenin terbiyesi, bedenin eğitimi değil, aynı zamanda ruhun eğitimidir de!Çetin Altan’ın yazısının biraz önce alıntıladığım bölümünde, mutlaka dikkat etmişsinizdir, edebiyat bilgisinden değil, edebiyat sevgisinden söz ediyordu: Edebiyat sevgisi, ruh eğitimiyle gerçekleşir. Eğitimsiz, kaba ruhlardır, edebiyat sevmeyenler. Dolayısıyla, edebiyat sevgisi, edebiyat eğitiminin işidir, edebiyat öğretiminin değil!Platon’un Alkibiades’inde şöyle denilmiştir: ‘bedeninize özen gösterdiğinizde, kendinize özen göstermiş olmazsınız. Kendilik, üst baş, araç gereç, mal mülk [de] değildir.[…]; ‘ruhunuza ilişkin bir kaygı taşımanız gerekir, başlıca kendine özen gösterme ilkesi budur’Edebiyat ve elbette felsefe! Felsefe de öyledir. Felsefe, tıpkı edebiyat gibi, bir öğretim [tâlim] işi değil, bir eğitim [terbiye] işidir. Wittgenstein, felsefenin bir teori değil, bir etkinlik olduğunu bildirir bize [‘Philosophy is not a theory but an activity’]. Nitekim felsefe, Aristoteles’in gösterdiği gibi, bir akılyürütme eğitimi, bir etkinlik olarak Pedagogic bir işleve sahip olduğu kadar, kendini beğenmiş ve doğru düşündükleri konusunda hiç kuşku duymayan, egosu şişkin insanlara alçakgönüllü olma eğitimi veren Peirastic işleve de sahiptir. Hani burnundan kıl aldırmayan, herşeyi bildiğini sanan ukala tipler vardır ya, işte felsefe, bu insanları, onlara, tartışma yoluyla yanlışlarını, akılyürütmedeki tutarsızlıklarını göstererek eğitir; -onlara alçakgönüllü olmayı öğretir. Felsefî dialoglar, yine Aristoteles’e göre, tıpkı satrançta olduğu gibi, oyun kazanma hazzını bağışlarlar: Aristoteles, buna felsefenin Agonistik işlevi, diyor. Ama bunu sofistlerinki gibi, ne bahasına olursa olsun oyunu kazanmak olarak okumamak gerekir.[Bu konuya devam edeceğim.]
Zaman
Ana Sayfa
17.09.2014
HilmiYavuz-TalimveterbiyeHilmi Yavuz - Talim ve terbiye
Okay Karacan - Monza'da F1 tarihinin en ilginç pazarı
Zaman
07.09.2014
02:07
Bugün Milano’da efsanevi Monza pistinde Formula 1 2014 sezonunun 13’üncü yarışı koşuluyor. F1 tutkunlarının gözü iki Mercedes pilotu Rosberg ile Hamilton’ın üzerinde olacak.Sezon başından beri Red Bull’un genç pilotu Ricciardo dışında kimseye geçilmeyen ikili bugünlerde birbirleriyle olan diyalogları ve son Belçika Grand Prix’sindeki kazalarıyla F1 gündemini belirliyorlar. Toplam 6 yarışta 1 ve 2’nci sıraları alarak rakiplerine büyük farklar attılar. Mercedes motoru gücüyle pistin geçilmesi en zor aracı ve ancak Mercedes’in taktik hatası ya da pilotların birbirlerine zarar veren kazaları yüzünden kaybediyorlar. Son olarak Rosberg’in Hamilton’a çarparak yarış dışı kalmasına neden olduğu Belçika GP’de Mercedes’in iki pilotunu birbirleriyle yarışması konusunda serbest bırakması meselesi rutin geçen sezona hareket getirdi.Rosberg 220 puanla lider, Hamilton 191 puanla ikinci yani aralarında 29 puan bulunuyor. Geride kalan yedi yarışı düşünecek olursak ikisinden birinin diğerine üstünlüğünden bahsetmek akıllıca olmaz. Yarış birincisinin 25 puan aldığı bir şampiyonada en ufak bir hata ikinci sıradaki pilotun farkı kapatmasına neden olabilir. Ancak tersi de mümkün!Hamilton’ın yarış dışı kalıp Rosberg’in kazanacağı bir yarışla puan farkı 54’e çıkacağından fark açılabilir de!Ne var ki iş burada bitmiyor. Bu sezonun yeni kurallarından biri gereği son yarışı kazanan pilot 50 puan alacak. Yani son yarışa 40 küsurlu puan farkıyla giren bir mercedes pilotu diğerinin muhtemel birinciliğine karşı pistte kalıp puan almak zorunda olacak. Kuralları eleştirsek de bazen şampiyonanın sonuna kadar heyecanı diri tuttuğu için kabulleniyoruz.Kişisel kanaatim yılın ikinci yarısındaki bu 7 yarışın keyifli geçeceği şeklinde..TAKIM EMİRLERİ DOĞASINDA VARGeçmişte Ferrari’nin Barrichello’ya karşı M. Schumacher lehine açık, McLaren’in Mika Hakkinen lehine D. Coulthard’ı ikinci pilot belirlediği örtülü takım emirlerinin neler getirdiğine yerinde şahit olmuştuk. 2003 Avusturya’da ayyuka çıkan Ferrari takım emri, Barrichello’nun maduriyetin gücüyle sempatik olmasını, Schumacher’in antipatik görünmesini sağlamıştı. Oysa bu Ferrari’nin aldığı bir profesyonel karardı ve oyunun kuralıydı. Sadece o yıllarda Schumacher’in buna ihtiyacı olmadığı açıkça ortadaydı.McLaren ise Hakkinen’i hep Coulthard’a tercih etmişti. Mika 33 yaşında iki şampiyonluktan sonra bıraktı. David ise devam edip pistlerde yarışmanın keyfini sonuna kadar sürdü. Sıkılıp giden Hakkinen yerine Coulthard’a imkan verilseydi McLaren tarihi farklı yazılırdı diyenlerin tarafında olduğumuzu belirtelim.Neyse bunlar geride kaldı. Ancak Ferrari’nin Massa aleyhine Alonso yanında duran tavrı ile Vettel’in Red Bull’un birinci pilotu olarak tercih edilmelerinin hikayesi tazeliğini koruyor. Ferrari uyguladığı açık takım emirleri ile Alonso sayesinde büyük farklar yaratamadı. Vettel ise üst üste 4 kez şampiyon alarak zirve yaptı. Şimdi aynı son Ricciardo karşısında kendisini bekliyor olabilir.Özetle F1 yakın tarihinin içindeki en karmaşık hikaye takım emirleriyle ilgili olandır. Elektronik çağının pilotun sürüş yeteneklerini kısıtladığı bu dönemin kural koyucuları sponsorluk hikayeleri olduğu için seyircilerin samimiyetsizlik karşısındaki ilgileri erozyona uğruyor..Açık bir bilek güreşine izin verilene kadar da bu hayal kırıklığı önlenemez..MERCEDES NE YAPACAK?Avrupa ve Amerika pazarında büyük planları olan ve gittikçe daha geniş kitlelerin otomobillerini üreten Mercedes’in en büyük motorsporları arenasından nasıl bir geri dönüş istediğine dair tahminlerimizi sezon başında paylaşmıştık.İngiltere pazarında artan satışlar Hamilton’ın galibiyetleri ile beslenebileceği gibi bir Alman sürücüyle kazanmanın politik mesajı da önemsenebilir..Bunun bir cevabı var mı bilmiyoruz?Sadece bir izleyici olarak takımın birbirleriyle yarışmalarına izin verilen politikanın nasıl sonuçlar doğuracağını merak etmenin bile yarışın kendisi kadar heyecan verici olduğunu söyleyebiliriz..Yıllarca denenmiş ve kesin sonuç alındığı ispat edilmiş bir uygulamadır takım emirleri meselesi..Pilotlar şampiyonluğunun çok değerli olduğu bir şampiyonada hırsları açık ya da kapalı belli olan iki yarışmaya aç adamı iki harika araçla pistte özgür bırakırsanız sonuçları bir felakete dönüşebilir. F1’de hep en iyi araç kazanmıştır. Bu yıl iki tane en iyi araç var. Ne var ki Hamilton’ın başına sürekli bir şeyler geldiğinden ibre Rosberg’i gösteriyor. Yine de iki iyi aracın hayatı birbirleri için kolaylaştıracağına inanmak saflık olur. Mercedes müdahale etmeyecektir..Ederse samimiyetlerini kaybeder ve üstelik iki pilottan birini yolun ortasında bırakırlar. Muhtemelen birinin yarıştan dü
Zaman
Köşe Yazıları
07.09.2014
OkayKaracan-MonzadaF1tarihininenilginçpazarıOkay Karacan - Monzada F1 tarihinin en ilginç pazarı
Toplam "3" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti