Habergec.Com Aranan Kelimeler:bu yatak çok farklı Değerlendirme: 10 / 10 991602
habergec.com
26.10.2014 Pazar
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bu yatak çok farklı

Hilmi Yavuz - 'Yeni Türkiye'ye yeni metaforlar
Zaman
07.09.2014
02:07
12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de and içtikten sonra Anıtkabir’de özel deftere, ‘Aziz Atatürk’ diye başlayan bir mesaj yazdı. Mesajın en dikkate değer cümlesi şuydu ‘1938’deki vefatınızdan sonra Cumhurbaşkanlığı makamı ile cumhur arasında zayıflayan bağ yeniden kuruldu.’Cumhurbaşkanı, daha sonra Adnan Menderes’in, Turgut Özal’ın ve Necmeddin Erbakan’ın adlarını andı. Erdoğan, ‘Cumhurbaşkanlığı makamı ile cumhur arasında zayıflayan bağ’ların yeniden kurulmasında cumhurbaşkanlarının [İsmet İnönü, Celal Bayar ve Süleyman Demirel] değil de, Menderes, Özal ve Erbakan gibi başbakanların belirli bir çaba gösterdiklerini ama bu çabalarına rağmen ‘cumhurla zayıflayan bağların’ yeniden kurulamadığını ima eder gibiydi.Burada bana göre elbet, son derece önemli bir mesele var: O da İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. ve 3. cumhurbaşkanları olarak ve elbette Gazi Mustafa Kemal’le birlikte, çok ayrıcalıklı bir konumda bulunduklarının, maalesef, göz ardı edilmesidir.İnönü ve Bayar’ın bu ayrıcalıklı konumları, onların Cumhuriyet’in kurucu kadrosu içinde yer almış olmalarıdır. Bu adlar, Cumhuriyet’in ‘Kurucu Babaları’dır [‘The Founding Fathers’]. Tıpkı 1787 yılında toplanan Amerikan Anayasal Konvansiyonu’nun üyeleri gibi! Onlar bu adla, yani ‘Kurucu Babalar’ [‘The Founding Fathers’] olarak anılmaktaydılar. Şunu söylemek istiyorum: İnönü ve Bayar, Sayın Erdoğan da dahil olmak üzere, sırasıyla Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül’den, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Kurucu Babaları’ olarak çok daha farklı ve ayrıcalıklı bir konumdadırlar. Evet, farklı ve ayrıcalıklı! Bir başka husus da, Celal Bayar’ın Yassıada Mahkemeleri’ndeki duruşmalar sırasında, 27 Mayısçı askeri vesayetin yargı despotizmine karşı, Menderes’in boyun eğici tavrıyla mukayese edilmesi söz konusu olmayan onurlu ve dik bir duruş sergilemiş olmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız herhalde Bayar’ın bu duruşunu pek önemsememiş görünüyor!Sayın Erdoğan’ın ‘Yeni Türkiye’sinin hayırlı olmasını dilerken, ‘eski Türkiye’nin de bütünüyle eskimediğini hatırlamak gerekiyor. Çankaya Köşkü, Türkiye Cumhurbaşkanlığı’nın metaforudur. Cumhurbaşkanı olmak, günlük konuşma dilinde ‘Köşk’e çıkmak’tı; veto edilen bir yasa tasarısı ‘Köşk’ten döndü!’ diye dile getirilirdi. Sayın Erdoğan, Eski Türkiye’nin metaforlarını da değiştiriyor;- belki de Çankaya ‘Cumhurbaşkanı ile cumhur arasında zayıflayan bağlar’ı temsil ettiği için! Köşk’ü başbakana tahsis ederek, Çankaya’nın [‘Köşk’ün] Cumhuriyet tarihindeki ayrıcalıklı statüsünü düşürdüğünü hesaba katmamış görünüyor!Sayın Cumhurbaşkanı, İnönü’yü hiç sevmemiştir. Ben İsmet Paşa’yı yakından tanıdım. 1957’den başlayarak ‘Vatan’ gazetesi muhabiri sıfatıyla, İnönü’nün İstanbul’daki basın toplantılarını takip ettim. Uşak’ta başına taş atıldığında da oradaydım. Prof. Dr. Zafer Toprak, ‘Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’le yaptığı söyleşide, “Türkiye, çok partili döneme büyük ölçüde İnönü’nün dirayeti sayesinde ulaştı,” diyor. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidarını, askeri vesayete başvurarak, pekâlâ bertaraf edebilirdi; -ama yapmamıştır! Komuta kademesinin ısrarına rağmen…İnönü, kim ne derse desin büyük bir devlet adamıdır. Ne 1954 doğumlu yeni Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ne de 1959 doğumlu yeni Başbakanımız Ahmet Davutoğlu, 2. Dünya Savaşı’nın o muhataralı, ürkünç ve bunaltıcı günlerini yaşamadılar. 1943 yılında Bursa’nın Orhangazi ilçesinde, ilkokul 1. sınıf öğrencisi Hilmi Yavuz gibi, Almanların ya da Rusların Türkiye’yi işgal korkularını meş’um karartma gecelerinin kâbuslarıyla, gece rüyalarına giren Guderian panzerlerinin yatak odalarında dolaşmalarının dehşetini tanımadılar. Çayı kuru üzümle içmediler; nüfus cüzdanlarında ‘ekmek karnesi verildi’ kuponları yoktu onların…İnönü’yü yazmaya devam edeceğim.
Zaman
Köşe Yazıları
07.09.2014
HilmiYavuz-YeniTürkiyeyeyenimetaforlarHilmi Yavuz - Yeni Türkiyeye yeni metaforlar
Hilmi Yavuz - 'Yeni Türkiye'ye yeni metaforlar
Zaman
07.09.2014
02:07
12. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, TBMM’de and içtikten sonra Anıtkabir’de özel deftere, ‘Aziz Atatürk’ diye başlayan bir mesaj yazdı. Mesajın en dikkate değer cümlesi şuydu ‘1938’deki vefatınızdan sonra Cumhurbaşkanlığı makamı ile cumhur arasında zayıflayan bağ yeniden kuruldu.’Cumhurbaşkanı, daha sonra Adnan Menderes’in, Turgut Özal’ın ve Necmeddin Erbakan’ın adlarını andı. Erdoğan, ‘Cumhurbaşkanlığı makamı ile cumhur arasında zayıflayan bağ’ların yeniden kurulmasında cumhurbaşkanlarının [İsmet İnönü, Celal Bayar ve Süleyman Demirel] değil de, Menderes, Özal ve Erbakan gibi başbakanların belirli bir çaba gösterdiklerini ama bu çabalarına rağmen ‘cumhurla zayıflayan bağların’ yeniden kurulamadığını ima eder gibiydi.Burada bana göre elbet, son derece önemli bir mesele var: O da İsmet İnönü ve Celal Bayar’ın, Türkiye Cumhuriyeti’nin 2. ve 3. cumhurbaşkanları olarak ve elbette Gazi Mustafa Kemal’le birlikte, çok ayrıcalıklı bir konumda bulunduklarının, maalesef, göz ardı edilmesidir.İnönü ve Bayar’ın bu ayrıcalıklı konumları, onların Cumhuriyet’in kurucu kadrosu içinde yer almış olmalarıdır. Bu adlar, Cumhuriyet’in ‘Kurucu Babaları’dır [‘The Founding Fathers’]. Tıpkı 1787 yılında toplanan Amerikan Anayasal Konvansiyonu’nun üyeleri gibi! Onlar bu adla, yani ‘Kurucu Babalar’ [‘The Founding Fathers’] olarak anılmaktaydılar. Şunu söylemek istiyorum: İnönü ve Bayar, Sayın Erdoğan da dahil olmak üzere, sırasıyla Cemal Gürsel, Cevdet Sunay, Fahri Korutürk, Kenan Evren, Turgut Özal, Süleyman Demirel, Ahmet Necdet Sezer ve Abdullah Gül’den, Türkiye Cumhuriyeti’nin ‘Kurucu Babaları’ olarak çok daha farklı ve ayrıcalıklı bir konumdadırlar. Evet, farklı ve ayrıcalıklı! Bir başka husus da, Celal Bayar’ın Yassıada Mahkemeleri’ndeki duruşmalar sırasında, 27 Mayısçı askeri vesayetin yargı despotizmine karşı, Menderes’in boyun eğici tavrıyla mukayese edilmesi söz konusu olmayan onurlu ve dik bir duruş sergilemiş olmasıdır. Sayın Cumhurbaşkanımız herhalde Bayar’ın bu duruşunu pek önemsememiş görünüyor!Sayın Erdoğan’ın ‘Yeni Türkiye’sinin hayırlı olmasını dilerken, ‘eski Türkiye’nin de bütünüyle eskimediğini hatırlamak gerekiyor. Çankaya Köşkü, Türkiye Cumhurbaşkanlığı’nın metaforudur. Cumhurbaşkanı olmak, günlük konuşma dilinde ‘Köşk’e çıkmak’tı; veto edilen bir yasa tasarısı ‘Köşk’ten döndü!’ diye dile getirilirdi. Sayın Erdoğan, Eski Türkiye’nin metaforlarını da değiştiriyor;- belki de Çankaya ‘Cumhurbaşkanı ile cumhur arasında zayıflayan bağlar’ı temsil ettiği için! Köşk’ü başbakana tahsis ederek, Çankaya’nın [‘Köşk’ün] Cumhuriyet tarihindeki ayrıcalıklı statüsünü düşürdüğünü hesaba katmamış görünüyor!Sayın Cumhurbaşkanı, İnönü’yü hiç sevmemiştir. Ben İsmet Paşa’yı yakından tanıdım. 1957’den başlayarak ‘Vatan’ gazetesi muhabiri sıfatıyla, İnönü’nün İstanbul’daki basın toplantılarını takip ettim. Uşak’ta başına taş atıldığında da oradaydım. Prof. Dr. Zafer Toprak, ‘Hürriyet’ten Cansu Çamlıbel’le yaptığı söyleşide, “Türkiye, çok partili döneme büyük ölçüde İnönü’nün dirayeti sayesinde ulaştı,” diyor. 14 Mayıs 1950 seçimlerinde Demokrat Parti iktidarını, askeri vesayete başvurarak, pekâlâ bertaraf edebilirdi; -ama yapmamıştır! Komuta kademesinin ısrarına rağmen…İnönü, kim ne derse desin büyük bir devlet adamıdır. Ne 1954 doğumlu yeni Cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan ne de 1959 doğumlu yeni Başbakanımız Ahmet Davutoğlu, 2. Dünya Savaşı’nın o muhataralı, ürkünç ve bunaltıcı günlerini yaşamadılar. 1943 yılında Bursa’nın Orhangazi ilçesinde, ilkokul 1. sınıf öğrencisi Hilmi Yavuz gibi, Almanların ya da Rusların Türkiye’yi işgal korkularını meş’um karartma gecelerinin kâbuslarıyla, gece rüyalarına giren Guderian panzerlerinin yatak odalarında dolaşmalarının dehşetini tanımadılar. Çayı kuru üzümle içmediler; nüfus cüzdanlarında ‘ekmek karnesi verildi’ kuponları yoktu onların…İnönü’yü yazmaya devam edeceğim.
Zaman
Ana Sayfa
07.09.2014
HilmiYavuz-YeniTürkiyeyeyenimetaforlarHilmi Yavuz - Yeni Türkiyeye yeni metaforlar
İklim değişikliği, kestane balı üretimini de vurdu
Zaman
22.08.2014
00:20
Zonguldak’ta kestane balı hasadı için kovanlarını açan arıcılar, boş peteklerle karşılaştı. Karadeniz Bölgesi’nin ilkbaharda yağmurlu ve fırtınalı geçmesi, en kaliteli kestane balında verimin yüzde 65 düşmesine neden oldu. Geçen yıl yaklaşık 60 ton bal alan üreticiler bu yıl umduğunu bulamadı.Doğal ilaç olarak adlandırılan kestane balının ilk hasadını yapan Zonguldaklı arıcılar, bu yıl adeta hayal kırıklığı yaşadı. Doğal antibiyotik özelliği, mide bağırsak rahatsızlıkları ve kış döneminde hastalıklara karşı bağışıklık sistemini geliştirmesi bakımından tavsiye edilen ‘kestane balı’ son 30 yılın en düşük hasat dönemini yaşıyor. Türkiye’de kestane balının merkezi konumundaki Zonguldak’ta geçen yıl yaklaşık 60 ton bal toplayan üretici, bu yılın ilk hasadında umduğunu bulamadı. Geçen yıl sadece kendisinin 1 ton 850 kilo bal hasadı yaptığını hatırlatan Ali Çakır, bu yıl 300 kilo civarında bal aldığını söylüyor.Kozlu ilçesine bağlı Ilıksu köyü Hamzalar ormanlık mevkiinde kestane balı hasadı yapan Zonguldak İli Arı Yetiştiricileri Birliği Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Ali Çakır, şöyle konuştu: “1996 yılında hobi olarak arıcılığa başladım. Şimdi profesyonel olarak ve gezginci arıcılık yapıyorum. Bu yıl geçen yıllara oranla bal üretiminde yüzde 65’lik bir azalma var. İlkbaharda arıların bal yapacağı zamanda çok yağmur ve fırtına oldu. Yağmur ve fırtına nektarı ağaçtan döktü ve arılar bal yapamadılar. Arıcılar Birliği’nde olmam nedeniyle görüştüğüm bütün arıcılar, bu yıl bal alamadıklarını ve bal üretiminin yüzde 60–70 oranında azaldığını söylüyorlar.” ‘YURTDIŞI SİPARİŞLERİNİ DURDURACAĞIZ’Çakır, kestane balının içerdiği özellik ve kendine has kokusu/tadı nedeniyle yurtdışından yoğun talep geldiğini hatırlattı. Bu yıl hasadın az olması nedeniyle yurtdışı siparişleri durduracaklarını, yurtiçinde ise fiyatların yükseleceğini belirten Çakır, şunları söyledi: “Özellikle bu bölge kestane balı yiyordu. Geçen yıl bal üretimi çok iyiydi ve büyük firmalara toptan bal verdik. Bu yıl için de büyük firmalar bal talebinde bulundu ancak balımız olmadığı için veremeyeceğiz. Yurtdışından da çok sipariş alıyoruz. Bu yıl yurtdışı taleplerini karşılayamayacağız. Romanya ve Hollanda’nın yanı sıra özellikle Birleşik Arap Emirlikleri’nden yoğun talep var. Kestane balı için görüşmeye geldiler. Kestane balının merkezi Zonguldak ve çevresidir.” Çakır, bal üretiminin düşmesi nedeniyle mağdur olacak arıcılar için devletten kredi ertelemesi gibi destekler beklediklerini sözlerine ekledi.Uzmanlar, kış mevsimi başlarken kestane balı kullanımını hastalıklara karşı koruyucu olarak tavsiye ediyor. Birçok çeşidi bulunduğunu belirten uzmanlar tadı, rengi ve kokusuyla farklı olan kestane balının, özellikle soğuk havalar bastırmadan grip ve soğuk algınlığına karşı tedbir olarak kullanılabileceğini belirtiyor.Batı Karadeniz ormanlarında kestane ağaçlarında bölgeye has yetişen kestane balı, antimikrobiyal özelliği ve biyolojik aktivitesi sebebiyle enfeksiyon hastalıklarında, açık yaralarda, şeker ve yatak yaralarında çok ciddi etki gösteriyor. Aynı zamanda soğuk algınlığı, öksürük, grip gibi durumlarda oldukça faydalı bir besin kaynağı. Bal Araştırma Merkezi’ne gönderilen 95 bal örneğinden biyolojik aktivite, antimikrobiyal ve antioksidan aktivitesi yönüyle en etkili, biyolojik aktivitesi en yüksek numunenin kestane balı olduğu tespit edildi. Halk arasında mide, bağırsak ve akciğer rahatsızlıklarında tedavi edici özelliğiyle bilinen kestane balının, aç karna günde bir tatlı kaşığı yenerek vücut direncini artırdığı ifade ediliyor. Kestane balının sabahları aç karna, tatlı kaşığıyla tüketilmesi tavsiye ediliyor.
Zaman
En Çok Okunan
22.08.2014
İklimdeğişikliğikestanebalıüretiminidevurduİklim değişikliği kestane balı üretimini de vurdu
Erdoğan ve CHP arasında 'tükürük' polemiği
Zaman
13.06.2014
18:35
Rize Valiliği önündeki toplu açılış töreninde vatandaşlara hitap eden Başbakan Erdoğanın CHP Lideri Kılıçdaroğluna Bu millet senin yüzüne tükürür sözlerine CHP Sözcüsü Haluk Koçtan tepki gecikmedi. Koç, Başbakana Türkiyede yüzüne tükürülecek kişinin kim olduğu belli oldu. şeklinde cevap verdi.Rizedeki konuşmasında Kılıçdaroğlunu Sen Hakkâriye Türk bayrağı ile giren adam değilsin. diyerek eleştiren Başbakan Erdoğan, CHP liderini şu sözlerle yüklendi: Muhalefetin gündeminde ne var? diye soran Erdoğan, Onların gündemi farklı. Yatsınlar, kalksınlar Tayyib Erdoğana küfür etsinler. Gündemlerinde başka bir şey yok. Utanmadan sıkılmadan şu Kılıçdaroğlu denilen adam bayrağı Erdoğan indirdi diyor. Bu millet senin yüzüne tükürür. Sen buna Erdoğana nasıl söylersin. Sen Hakkâriye Türk bayrağı ile giren adam değilsin. Hakkâriye PKKnın gölgesinde giren adamsın. Siz Sivasın batısında kaldınız. İşte o içinde aldığınız oy belli. Biz Türk bayrağıyla, teşkilatımızla varız. Sen önce aynaya bak, kendine çeki düzen ver. Kime neyi söylediğini bil. Her gittiğim yerde dört şey söyledim. Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan dedik. Bunu Diyarbakırda, Hakkâride, Vanda da söyledim. Sen nerde söyledin. İnsan utanır utanır. Ama bunlarda o yüz yok. Bunlar ancak kendi yatak odalarına girdikleri zaman bunları söyler dedi. HALUK KOÇ: YÜZÜNE TÜKÜRÜLECEK KİŞİNİN KİM OLDUĞU BELLİ OLDUKoç, yaptığı yazılı açıklamada, Başbakana seslenerek, Tarihteki tüm diktatörler gibi suçlu iken haklı çıkmak için devlet olanakları ile toplantı düzenleyip, çok bağırarak işlediğin hiçbir suçun takibatından kurtulamayacaksın. 48 saatlik aradan sonra Recep Tayyip Erdoğan, günlük siyaset söylemine dönmüş görünüyor. diyen Koç, Irakta gerek Musul Konsolosluğundan kaçırılan, gerekse zorla alıkonulan TIR şoförlerinin akıbeti henüz meçhulken, Erdoğanın bu sorunun ciddiyetinden uzak, nefret konuşmalarını sürdürdüğünü savundu.HASTALIKLI BİR RUH HALİNİN YANSIMALARINI SERGİLEMEKTEN ÇEKİNMİYORCHPli Koç, şöyle dedi: Yaşadığımız ağır tablonun sorumluluğunu idrak etmekten uzak, hastalıklı bir ruh halinin yansımalarını sergilemekten çekinmiyor. Eğer; yaşadıklarımız karşısında; yüzü kızarması gerekenlerin yüzü kızarmıyorsa, utanmaları gerekenler utanmıyorsa, terör örgütleri ile kol kola girenler bu işbirliklerinin sonuçları karşısında hiçbir şey olmamış gibi meydanlarda pişkinlik sergiliyorlarsa, bayrak sevgisinden bahseden kişi, tabelalardan TCyi indirdiğini unutmuşsa, Türkiyeyi etrafındaki tüm ülkelerle düşman hale getirmişse, yüzüne tükürülecek olanlar bellidir. Gerçi bu kadar yalan söyleyen, bu kadar hakaret eden ve nefret dolu olanlar, yüzlerine tükürülse de çok şükür yağmur yağıyor diyebilecek kadar edep zaafı içindedirler.TÜRKİYENİN BAŞINA GELEN TÜM KÖTÜLÜKLERİN SORUMLUSU SENSİNYine Başbakana hitaben, Ne kadar bağırırsan bağır, kime küfredersen küfret, Türkiyenin başına gelen tüm kötülüklerin sorumlusu sensin. diye tepki gösteren Haluk Koç, IŞİDin, El-Nusranın destekçisi sensin, Ortadoğuda akan kanda senin sorumluluğun var, Soma faciasının doğmasının koşullarını sen hazırladın. Aslında inen direkteki bayrak değil, Recep Erdoğanın ilkesiz, rotasız, saygısız, küstah siyaset anlayışı ve politikalarıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili nezaket dışı, normal bir insanın akıl ve mantık süzgecinden geçmeyecek ifadeleri, bu kişinin içine düştüğü ruhsal dengesizliğin bir dışa vurumu olarak değerlendirilmiştir. ifadelerini kullandı.BU MİLET DE TARİH DE SENİ AFFETMEYECEKTİRHiçbir zaman unutma! diyerek Başbakanı ikaz eden Koç, Tarihteki tüm diktatörler gibi suçlu iken haklı çıkmak için devlet olanakları ile toplantı düzenleyip, çok bağırarak işlediğin hiçbir suçun takibatından kurtulamayacaksın. Bu millet de tarih de seni affetmeyecektir.
Zaman
Son Dakika
13.06.2014
ErdoğanveCHParasındatükürükpolemiğiErdoğan ve CHP arasında tükürük polemiği
Erdoğan ve CHP arasında 'tükürük' polemiği
Zaman
13.06.2014
18:35
Rize Valiliği önündeki toplu açılış töreninde vatandaşlara hitap eden Başbakan Erdoğanın CHP Lideri Kılıçdaroğluna Bu millet senin yüzüne tükürür sözlerine CHP Sözcüsü Haluk Koçtan tepki gecikmedi. Koç, Başbakana Türkiyede yüzüne tükürülecek kişinin kim olduğu belli oldu. şeklinde cevap verdi.Rizedeki konuşmasında Kılıçdaroğlunu Sen Hakkâriye Türk bayrağı ile giren adam değilsin. diyerek eleştiren Başbakan Erdoğan, CHP liderini şu sözlerle yüklendi: Muhalefetin gündeminde ne var? diye soran Erdoğan, Onların gündemi farklı. Yatsınlar, kalksınlar Tayyib Erdoğana küfür etsinler. Gündemlerinde başka bir şey yok. Utanmadan sıkılmadan şu Kılıçdaroğlu denilen adam bayrağı Erdoğan indirdi diyor. Bu millet senin yüzüne tükürür. Sen buna Erdoğana nasıl söylersin. Sen Hakkâriye Türk bayrağı ile giren adam değilsin. Hakkâriye PKKnın gölgesinde giren adamsın. Siz Sivasın batısında kaldınız. İşte o içinde aldığınız oy belli. Biz Türk bayrağıyla, teşkilatımızla varız. Sen önce aynaya bak, kendine çeki düzen ver. Kime neyi söylediğini bil. Her gittiğim yerde dört şey söyledim. Tek millet, tek devlet, tek bayrak, tek vatan dedik. Bunu Diyarbakırda, Hakkâride, Vanda da söyledim. Sen nerde söyledin. İnsan utanır utanır. Ama bunlarda o yüz yok. Bunlar ancak kendi yatak odalarına girdikleri zaman bunları söyler dedi. HALUK KOÇ: YÜZÜNE TÜKÜRÜLECEK KİŞİNİN KİM OLDUĞU BELLİ OLDUKoç, yaptığı yazılı açıklamada, Başbakana seslenerek, Tarihteki tüm diktatörler gibi suçlu iken haklı çıkmak için devlet olanakları ile toplantı düzenleyip, çok bağırarak işlediğin hiçbir suçun takibatından kurtulamayacaksın. 48 saatlik aradan sonra Recep Tayyip Erdoğan, günlük siyaset söylemine dönmüş görünüyor. diyen Koç, Irakta gerek Musul Konsolosluğundan kaçırılan, gerekse zorla alıkonulan TIR şoförlerinin akıbeti henüz meçhulken, Erdoğanın bu sorunun ciddiyetinden uzak, nefret konuşmalarını sürdürdüğünü savundu.HASTALIKLI BİR RUH HALİNİN YANSIMALARINI SERGİLEMEKTEN ÇEKİNMİYORCHPli Koç, şöyle dedi: Yaşadığımız ağır tablonun sorumluluğunu idrak etmekten uzak, hastalıklı bir ruh halinin yansımalarını sergilemekten çekinmiyor. Eğer; yaşadıklarımız karşısında; yüzü kızarması gerekenlerin yüzü kızarmıyorsa, utanmaları gerekenler utanmıyorsa, terör örgütleri ile kol kola girenler bu işbirliklerinin sonuçları karşısında hiçbir şey olmamış gibi meydanlarda pişkinlik sergiliyorlarsa, bayrak sevgisinden bahseden kişi, tabelalardan TCyi indirdiğini unutmuşsa, Türkiyeyi etrafındaki tüm ülkelerle düşman hale getirmişse, yüzüne tükürülecek olanlar bellidir. Gerçi bu kadar yalan söyleyen, bu kadar hakaret eden ve nefret dolu olanlar, yüzlerine tükürülse de çok şükür yağmur yağıyor diyebilecek kadar edep zaafı içindedirler.TÜRKİYENİN BAŞINA GELEN TÜM KÖTÜLÜKLERİN SORUMLUSU SENSİNYine Başbakana hitaben, Ne kadar bağırırsan bağır, kime küfredersen küfret, Türkiyenin başına gelen tüm kötülüklerin sorumlusu sensin. diye tepki gösteren Haluk Koç, IŞİDin, El-Nusranın destekçisi sensin, Ortadoğuda akan kanda senin sorumluluğun var, Soma faciasının doğmasının koşullarını sen hazırladın. Aslında inen direkteki bayrak değil, Recep Erdoğanın ilkesiz, rotasız, saygısız, küstah siyaset anlayışı ve politikalarıdır. Cumhuriyet Halk Partisi Sayın Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile ilgili nezaket dışı, normal bir insanın akıl ve mantık süzgecinden geçmeyecek ifadeleri, bu kişinin içine düştüğü ruhsal dengesizliğin bir dışa vurumu olarak değerlendirilmiştir. ifadelerini kullandı.BU MİLET DE TARİH DE SENİ AFFETMEYECEKTİRHiçbir zaman unutma! diyerek Başbakanı ikaz eden Koç, Tarihteki tüm diktatörler gibi suçlu iken haklı çıkmak için devlet olanakları ile toplantı düzenleyip, çok bağırarak işlediğin hiçbir suçun takibatından kurtulamayacaksın. Bu millet de tarih de seni affetmeyecektir.
Zaman
Ana Sayfa
13.06.2014
ErdoğanveCHParasındatükürükpolemiğiErdoğan ve CHP arasında tükürük polemiği
Mustafa Ünal - Siyasetin 17 Aralık sınavı
Zaman
07.05.2014
02:05
Size bir soru: Bugün bir savcı herhangi bir AK Partili ile ilgili iddiayı soruşturabilir mi? Hele bu iddia yolsuzluk ekonomisiyle ilgiliyse. İşin içinde rüşvet, irtikap, zimmet, karapara aklama varsa... Ben soruşturma kararı verirken çok zorlanacağını düşünüyorum. Her partilinin adı gibi ak ve pir ü pak olduğuna inandığı için değil elbette.Velev ki çok ciddi, suçüstü olsun bir iddiayı soruşturmaya kalkarsa başına gelecekleri kestirmek zor değil. Bir kere görev verecek adli kolluk bulamaz. Olayın boyutuna göre ‘darbe yapmakla’ bile suçlanabilir. O savcının boynuna türlü türlü yaftalar takılabilir. Manzara-i umumiye bütün çıplaklığıyla ortada. ‘17 Aralık soruşturması’ ne âlemde sorusunun cevabı yok. Ne oldu o iddialara? İçi dolar dolu ayakkabı kutularına, yatak odasındaki para kasalarına?.. Bir hayal miydi? Hadi, bir kısmı abartıldı diyelim, hepsi mi boştu? İddialar savcıdan savcıya değişir mi? 17 Aralık’ın adli boyutu her açıdan soru işareti. Genç İranlı, hafta sonu ‘ata binerek’ lisan-ı halle cevap verdi. 17 Aralık’ın ‘siyasi boyutu’ da var. İddialar yüzünden ilk anda 4 bakan koltuğunu kaybetti. Ağır aksak da olsa fezlekeleri Meclis’e geldi. Ancak kimse ne yazdığını öğrenemedi. Ne milletvekilleri okuyabildi, ne de kamuoyunun bilgisi oldu. Bakanlar tam olarak neyle suçlanıyor? İddiaların tümü medyaya yansıdığı gibi mi? Muhalefetin salvolarından bunalan iktidar, uzun süre ne yapacağına karar veremedi. Sonunda komisyona ‘evet’ dedi. İlk adımı da kendisi attı. Soruşturma için önerge verdi. Siyasetin ilk kez karşılaştığı sorun değil bu. Bugüne kadar birçok bakanla ilgili komisyon kuruldu. Gereği düşünüldü. Yüce Divan’a gönderildi. AK Parti, 2002’de iktidar olur olmaz yolsuzluk iddialarını araştırmak için harekete geçti. Azmi Ateş’in başkanlığındaki komisyon başarılı çalışma yaptı. Ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakan için Yüce Divan kararı verildi. Mesut Yılmaz, Türkbank ihalesine fesat karıştırmakla itham edildi. AK Parti döneminde bir başbakan 7 bakanı Yüce Divan’lık oldu. Yolsuzluk iddiası, siyaset için en ağır yüktür. Ne bir parti altından kalkabilir ne de Meclis. AK Parti de iktidarını büyük oranda kendinden önceki partiler hakkındaki yolsuzluk iddialarına borçlu. Toplum, iddia düzeyinde de olsa yolsuzluğa karşı eninde sonunda gereğini yapar. Örnekleri ortada. 17 Aralık, AK Parti’nin sınavı. Propaganda üstünlüğünü kullanarak dikkatleri başka yöne çekmek istedi. 17 Aralık’ın karşısına başka iddiaları hatta seçim sandığını koydu. ‘Paralel yapı’ dedi’, ‘hükümete darbe’ dedi. O kadar yüksek perdeden konuştu ki diğer sesleri bastırdı. Fakat takvimlerden 17 Aralık’ı silip atmak mümkün değil. Bir daha 16 Aralık’a dönülemez. Er ya da geç iddialarla hesaplaşmak zorunda. Kolayı değil zoru seçti. İlk anda cesaretle üzerine gidemedi. Benzer tutumu komisyon görüşmelerinde de sergiledi. Müzakereleri Meclis TV’nin yayın yapmadığı güne denk getirdi. İnternet yayını bile sağlıklı çalışmadı. Bir bakıma karartma uyguladı. Meclis’teki tartışmaları kamuoyunun duymasını istemedi. Oysa hiç çekinmeden “Herkes eteğindeki taşları döksün, parti olarak her iddianın üzerine gideceğiz, merak etmeyin gereğini yapacağız.” diyebilirdi. Meclis sadece AK Parti’nin önergesini değil, CHP’nin her bakan hakkında ayrı ayrı verdiği önergeleri de ele aldı. Oturum önceki gün öğleden sonra başladı, sabaha karşı bitti. Milletvekilleri aralıksız 16 saat mesai yaptı. Biri dışında üç bakan kürsüye çıktı, cevap verdi. O iddialar karşısında söyledikleri zayıf kaldı. İddiaları 15 üyeden oluşan komisyon soruşturacak. 9’u AK Partili, 6’sı muhalefet partilerinden olacak. Çalışmalar gizli yürüyecek. Süresi iki ay, bir o kadar da ilave süre alabilecek. Komisyonun raporuna göre Yüce Divan’a Genel Kurul gizli oylamada karar verecek. Arada cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Belki siyasi iklim değişecek. Neticede iddiaların ciddiliğinden ziyade siyasi saiklerin etkili olacağını tahmin etmek zor değil. Anlayacağınız siyasi boyutu adli boyutundan farklı değil. Tencere tava, aynı hava...
Zaman
En Çok Okunan
07.05.2014
MustafaÜnal-Siyasetin17AralıksınavıMustafa Ünal - Siyasetin 17 Aralık sınavı
Mustafa Ünal - Siyasetin 17 Aralık sınavı
Zaman
07.05.2014
02:05
Size bir soru: Bugün bir savcı herhangi bir AK Partili ile ilgili iddiayı soruşturabilir mi? Hele bu iddia yolsuzluk ekonomisiyle ilgiliyse. İşin içinde rüşvet, irtikap, zimmet, karapara aklama varsa... Ben soruşturma kararı verirken çok zorlanacağını düşünüyorum. Her partilinin adı gibi ak ve pir ü pak olduğuna inandığı için değil elbette.Velev ki çok ciddi, suçüstü olsun bir iddiayı soruşturmaya kalkarsa başına gelecekleri kestirmek zor değil. Bir kere görev verecek adli kolluk bulamaz. Olayın boyutuna göre ‘darbe yapmakla’ bile suçlanabilir. O savcının boynuna türlü türlü yaftalar takılabilir. Manzara-i umumiye bütün çıplaklığıyla ortada. ‘17 Aralık soruşturması’ ne âlemde sorusunun cevabı yok. Ne oldu o iddialara? İçi dolar dolu ayakkabı kutularına, yatak odasındaki para kasalarına?.. Bir hayal miydi? Hadi, bir kısmı abartıldı diyelim, hepsi mi boştu? İddialar savcıdan savcıya değişir mi? 17 Aralık’ın adli boyutu her açıdan soru işareti. Genç İranlı, hafta sonu ‘ata binerek’ lisan-ı halle cevap verdi. 17 Aralık’ın ‘siyasi boyutu’ da var. İddialar yüzünden ilk anda 4 bakan koltuğunu kaybetti. Ağır aksak da olsa fezlekeleri Meclis’e geldi. Ancak kimse ne yazdığını öğrenemedi. Ne milletvekilleri okuyabildi, ne de kamuoyunun bilgisi oldu. Bakanlar tam olarak neyle suçlanıyor? İddiaların tümü medyaya yansıdığı gibi mi? Muhalefetin salvolarından bunalan iktidar, uzun süre ne yapacağına karar veremedi. Sonunda komisyona ‘evet’ dedi. İlk adımı da kendisi attı. Soruşturma için önerge verdi. Siyasetin ilk kez karşılaştığı sorun değil bu. Bugüne kadar birçok bakanla ilgili komisyon kuruldu. Gereği düşünüldü. Yüce Divan’a gönderildi. AK Parti, 2002’de iktidar olur olmaz yolsuzluk iddialarını araştırmak için harekete geçti. Azmi Ateş’in başkanlığındaki komisyon başarılı çalışma yaptı. Ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakan için Yüce Divan kararı verildi. Mesut Yılmaz, Türkbank ihalesine fesat karıştırmakla itham edildi. AK Parti döneminde bir başbakan 7 bakanı Yüce Divan’lık oldu. Yolsuzluk iddiası, siyaset için en ağır yüktür. Ne bir parti altından kalkabilir ne de Meclis. AK Parti de iktidarını büyük oranda kendinden önceki partiler hakkındaki yolsuzluk iddialarına borçlu. Toplum, iddia düzeyinde de olsa yolsuzluğa karşı eninde sonunda gereğini yapar. Örnekleri ortada. 17 Aralık, AK Parti’nin sınavı. Propaganda üstünlüğünü kullanarak dikkatleri başka yöne çekmek istedi. 17 Aralık’ın karşısına başka iddiaları hatta seçim sandığını koydu. ‘Paralel yapı’ dedi’, ‘hükümete darbe’ dedi. O kadar yüksek perdeden konuştu ki diğer sesleri bastırdı. Fakat takvimlerden 17 Aralık’ı silip atmak mümkün değil. Bir daha 16 Aralık’a dönülemez. Er ya da geç iddialarla hesaplaşmak zorunda. Kolayı değil zoru seçti. İlk anda cesaretle üzerine gidemedi. Benzer tutumu komisyon görüşmelerinde de sergiledi. Müzakereleri Meclis TV’nin yayın yapmadığı güne denk getirdi. İnternet yayını bile sağlıklı çalışmadı. Bir bakıma karartma uyguladı. Meclis’teki tartışmaları kamuoyunun duymasını istemedi. Oysa hiç çekinmeden “Herkes eteğindeki taşları döksün, parti olarak her iddianın üzerine gideceğiz, merak etmeyin gereğini yapacağız.” diyebilirdi. Meclis sadece AK Parti’nin önergesini değil, CHP’nin her bakan hakkında ayrı ayrı verdiği önergeleri de ele aldı. Oturum önceki gün öğleden sonra başladı, sabaha karşı bitti. Milletvekilleri aralıksız 16 saat mesai yaptı. Biri dışında üç bakan kürsüye çıktı, cevap verdi. O iddialar karşısında söyledikleri zayıf kaldı. İddiaları 15 üyeden oluşan komisyon soruşturacak. 9’u AK Partili, 6’sı muhalefet partilerinden olacak. Çalışmalar gizli yürüyecek. Süresi iki ay, bir o kadar da ilave süre alabilecek. Komisyonun raporuna göre Yüce Divan’a Genel Kurul gizli oylamada karar verecek. Arada cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Belki siyasi iklim değişecek. Neticede iddiaların ciddiliğinden ziyade siyasi saiklerin etkili olacağını tahmin etmek zor değil. Anlayacağınız siyasi boyutu adli boyutundan farklı değil. Tencere tava, aynı hava...
Zaman
Köşe Yazıları
07.05.2014
MustafaÜnal-Siyasetin17AralıksınavıMustafa Ünal - Siyasetin 17 Aralık sınavı
Mustafa Ünal - Siyasetin 17 Aralık sınavı
Zaman
07.05.2014
02:05
Size bir soru: Bugün bir savcı herhangi bir AK Partili ile ilgili iddiayı soruşturabilir mi? Hele bu iddia yolsuzluk ekonomisiyle ilgiliyse. İşin içinde rüşvet, irtikap, zimmet, karapara aklama varsa... Ben soruşturma kararı verirken çok zorlanacağını düşünüyorum. Her partilinin adı gibi ak ve pir ü pak olduğuna inandığı için değil elbette.Velev ki çok ciddi, suçüstü olsun bir iddiayı soruşturmaya kalkarsa başına gelecekleri kestirmek zor değil. Bir kere görev verecek adli kolluk bulamaz. Olayın boyutuna göre ‘darbe yapmakla’ bile suçlanabilir. O savcının boynuna türlü türlü yaftalar takılabilir. Manzara-i umumiye bütün çıplaklığıyla ortada. ‘17 Aralık soruşturması’ ne âlemde sorusunun cevabı yok. Ne oldu o iddialara? İçi dolar dolu ayakkabı kutularına, yatak odasındaki para kasalarına?.. Bir hayal miydi? Hadi, bir kısmı abartıldı diyelim, hepsi mi boştu? İddialar savcıdan savcıya değişir mi? 17 Aralık’ın adli boyutu her açıdan soru işareti. Genç İranlı, hafta sonu ‘ata binerek’ lisan-ı halle cevap verdi. 17 Aralık’ın ‘siyasi boyutu’ da var. İddialar yüzünden ilk anda 4 bakan koltuğunu kaybetti. Ağır aksak da olsa fezlekeleri Meclis’e geldi. Ancak kimse ne yazdığını öğrenemedi. Ne milletvekilleri okuyabildi, ne de kamuoyunun bilgisi oldu. Bakanlar tam olarak neyle suçlanıyor? İddiaların tümü medyaya yansıdığı gibi mi? Muhalefetin salvolarından bunalan iktidar, uzun süre ne yapacağına karar veremedi. Sonunda komisyona ‘evet’ dedi. İlk adımı da kendisi attı. Soruşturma için önerge verdi. Siyasetin ilk kez karşılaştığı sorun değil bu. Bugüne kadar birçok bakanla ilgili komisyon kuruldu. Gereği düşünüldü. Yüce Divan’a gönderildi. AK Parti, 2002’de iktidar olur olmaz yolsuzluk iddialarını araştırmak için harekete geçti. Azmi Ateş’in başkanlığındaki komisyon başarılı çalışma yaptı. Ve Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir başbakan için Yüce Divan kararı verildi. Mesut Yılmaz, Türkbank ihalesine fesat karıştırmakla itham edildi. AK Parti döneminde bir başbakan 7 bakanı Yüce Divan’lık oldu. Yolsuzluk iddiası, siyaset için en ağır yüktür. Ne bir parti altından kalkabilir ne de Meclis. AK Parti de iktidarını büyük oranda kendinden önceki partiler hakkındaki yolsuzluk iddialarına borçlu. Toplum, iddia düzeyinde de olsa yolsuzluğa karşı eninde sonunda gereğini yapar. Örnekleri ortada. 17 Aralık, AK Parti’nin sınavı. Propaganda üstünlüğünü kullanarak dikkatleri başka yöne çekmek istedi. 17 Aralık’ın karşısına başka iddiaları hatta seçim sandığını koydu. ‘Paralel yapı’ dedi’, ‘hükümete darbe’ dedi. O kadar yüksek perdeden konuştu ki diğer sesleri bastırdı. Fakat takvimlerden 17 Aralık’ı silip atmak mümkün değil. Bir daha 16 Aralık’a dönülemez. Er ya da geç iddialarla hesaplaşmak zorunda. Kolayı değil zoru seçti. İlk anda cesaretle üzerine gidemedi. Benzer tutumu komisyon görüşmelerinde de sergiledi. Müzakereleri Meclis TV’nin yayın yapmadığı güne denk getirdi. İnternet yayını bile sağlıklı çalışmadı. Bir bakıma karartma uyguladı. Meclis’teki tartışmaları kamuoyunun duymasını istemedi. Oysa hiç çekinmeden “Herkes eteğindeki taşları döksün, parti olarak her iddianın üzerine gideceğiz, merak etmeyin gereğini yapacağız.” diyebilirdi. Meclis sadece AK Parti’nin önergesini değil, CHP’nin her bakan hakkında ayrı ayrı verdiği önergeleri de ele aldı. Oturum önceki gün öğleden sonra başladı, sabaha karşı bitti. Milletvekilleri aralıksız 16 saat mesai yaptı. Biri dışında üç bakan kürsüye çıktı, cevap verdi. O iddialar karşısında söyledikleri zayıf kaldı. İddiaları 15 üyeden oluşan komisyon soruşturacak. 9’u AK Partili, 6’sı muhalefet partilerinden olacak. Çalışmalar gizli yürüyecek. Süresi iki ay, bir o kadar da ilave süre alabilecek. Komisyonun raporuna göre Yüce Divan’a Genel Kurul gizli oylamada karar verecek. Arada cumhurbaşkanlığı seçimi yapılacak. Belki siyasi iklim değişecek. Neticede iddiaların ciddiliğinden ziyade siyasi saiklerin etkili olacağını tahmin etmek zor değil. Anlayacağınız siyasi boyutu adli boyutundan farklı değil. Tencere tava, aynı hava...
Zaman
Ana Sayfa
07.05.2014
MustafaÜnal-Siyasetin17AralıksınavıMustafa Ünal - Siyasetin 17 Aralık sınavı
Gelişim çağına kadar çocuklarda tam ortopedik yatak sakıncalı
Zaman
27.04.2014
17:02
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Murat Doğan, 18 yaşına kadar olan çocuklarda tam ortopedik yatak kullanılmasının bel ve boyun gelişimini olumsuz yönde etkilediğini söyledi.Yatak seçimi ve yatış pozisyonunun bel, sırt, boyun ve omuz sağlığı için önemli olduğuna dikkat çeken Özel Tekden Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Murat Doğan, gelişim çağına kadar olan çocuklarda tam ortopedik yatak kullanılmamasını önerdi. Uzm. Dr. Murat Doğan, Omurganın o yaşlara kadar belli bir gelişim süreci var. Tam ortopedik yataklar bu gelişim sürecini farklı yönde etkiliyor. Bu nedenle o yaşa kadar yarı ortopedik yatakları öneriyoruz. Ancak 0-3 yaş arasında da sünger tipi yatakları öneriyoruz. dedi.18 yaşından sonra da, orta sertlikte olan tam ortopedik yatakları tavsiye ettiklerini belirten Özel Tekden Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Murat Doğan, Belin boynun ve sırtın belli açılanmaları var, bu açılanmalara uygun bir yatak seçilmeli. Bu açılanmalara uygun olmayan, yumuşak yataklar seçilirse, fıtık, bel düzleşmesi, skolyoz ve kifoz dediğimiz farklı yönde eğrileşmeler ortaya çıkabilir. Onun dışında yatak bu eğrilikleri doldurmayacak biçimde sert olursa, hızlı biçimde spazma neden olabilir. Bu nedenle en uygunu, vücudun boşluklarını dolduracak biçimde, ne sert ne de çok yumuşak olan orta sertlikteki tam ortopedik yataklardır. şeklinde konuştu.YÜN VE PAMUK DÖŞEKLER SAKINCALIKöylerde daha çok kullanılan döşek türü yatakların bel ve omur sağlığı açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Dr. Murat Doğan, kişinin vücut basıncına özel yatak seçiminin daha doğru olduğunu kaydetti. Uzm. Dr. Murat Doğan şunları söyledi: Köylerde yapılan döşek türü yataklar sağlıklı değil. Girintili çıkıntılı olmasından dolayı belin yapısını korumaktan ziyade bozuyor. Eski insanlar bu yatakta yatıyormuş ama gün içerisinde sürekli çalıştığı için sırt kasları güçlü olan insanlarmış. Bizler gün içerisinde ofis içerisinde hareketsiz kalıyoruz, dolayısıyla yaşam aktivitelerimiz oldukça az. Sırt ve bel kasları güçsüz olduğu zaman ufak bir şeyde kas spazmı başlıyor. Bu durumda doğru yatak kullanımı önem kazanıyor. EN UYGUN POZİSYON SIRT ÜSTÜ YATIŞEn uygun yatış pozisyonunun sırt üstü pozisyon olduğunu söyleyen Dr. Murat Doğan, Özellikle yüz üstü yatışta bele aşırı yük biner ve bel ağrılarını tetikler. Sırt üstü yattığında da kişi, yatağın içine çok fazla gömülmüyorsa ya da yatak çok sert değilse, bunu tercih etmeli. Yanlış yatak seçimi ve yanlış pozisyonda yatma, omurları, beli, boynu, omuz ağrılarını hatta bağ ağrılarını bile tetikler. ifadelerini kullandı.(CİHAN)
Zaman
Sağlık
27.04.2014
GelişimçağınakadarçocuklardatamortopedikyataksakıncalıGelişim çağına kadar çocuklarda tam ortopedik yatak sakıncalı
Gelişim çağına kadar çocuklarda tam ortopedik yatak sakıncalı
Zaman
27.04.2014
11:13
Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Dr. Murat Doğan, 18 yaşına kadar olan çocuklarda tam ortopedik yatak kullanılmasının bel ve boyun gelişimini olumsuz yönde etkilediğini söyledi.Yatak seçimi ve yatış pozisyonunun bel, sırt, boyun ve omuz sağlığı için önemli olduğuna dikkat çeken Özel Tekden Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Murat Doğan, gelişim çağına kadar olan çocuklarda tam ortopedik yatak kullanılmamasını önerdi. Uzm. Dr. Murat Doğan, Omurganın o yaşlara kadar belli bir gelişim süreci var. Tam ortopedik yataklar bu gelişim sürecini farklı yönde etkiliyor. Bu nedenle o yaşa kadar yarı ortopedik yatakları öneriyoruz. Ancak 0-3 yaş arasında da sünger tipi yatakları öneriyoruz. dedi. 18 yaşından sonra da, orta sertlikte olan tam ortopedik yatakları tavsiye ettiklerini belirten Özel Tekden Hastanesi Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Uzmanı Uzm. Dr. Murat Doğan, Belin boynun ve sırtın belli açılanmaları var, bu açılanmalara uygun bir yatak seçilmeli. Bu açılanmalara uygun olmayan, yumuşak yataklar seçilirse, fıtık, bel düzleşmesi, skolyoz ve kifoz dediğimiz farklı yönde eğrileşmeler ortaya çıkabilir. Onun dışında yatak bu eğrilikleri doldurmayacak biçimde sert olursa, hızlı biçimde spazma neden olabilir. Bu nedenle en uygunu, vücudun boşluklarını dolduracak biçimde, ne sert ne de çok yumuşak olan orta sertlikteki tam ortopedik yataklardır. şeklinde konuştu.YÜN VE PAMUK DÖŞEKLER SAKINCALIKöylerde daha çok kullanılan döşek türü yatakların bel ve omur sağlığı açısından olumsuz sonuçlar doğurduğunu vurgulayan Dr. Murat Doğan, kişinin vücut basıncına özel yatak seçiminin daha doğru olduğunu kaydetti. Uzm. Dr. Murat Doğan şunları söyledi: Köylerde yapılan döşek türü yataklar sağlıklı değil. Girintili çıkıntılı olmasından dolayı belin yapısını korumaktan ziyade bozuyor. Eski insanlar bu yatakta yatıyormuş ama gün içerisinde sürekli çalıştığı için sırt kasları güçlü olan insanlarmış. Bizler gün içerisinde ofis içerisinde hareketsiz kalıyoruz, dolayısıyla yaşam aktivitelerimiz oldukça az. Sırt ve bel kasları güçsüz olduğu zaman ufak bir şeyde kas spazmı başlıyor. Bu durumda doğru yatak kullanımı önem kazanıyor. EN UYGUN POZİSYON SIRT ÜSTÜ YATIŞ En uygun yatış pozisyonunun sırt üstü pozisyon olduğunu söyleyen Dr. Murat Doğan, Özellikle yüz üstü yatışta bele aşırı yük biner ve bel ağrılarını tetikler. Sırt üstü yattığında da kişi, yatağın içine çok fazla gömülmüyorsa ya da yatak çok sert değilse, bunu tercih etmeli. Yanlış yatak seçimi ve yanlış pozisyonda yatma, omurları, beli, boynu, omuz ağrılarını hatta bağ ağrılarını bile tetikler. ifadelerini kullandı.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
27.04.2014
GelişimçağınakadarçocuklardatamortopedikyataksakıncalıGelişim çağına kadar çocuklarda tam ortopedik yatak sakıncalı
Kur’an’la dalga geçenlere neden sessiz?
Zaman
20.03.2014
17:13
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağışa ait olduğu ve Kurandaki bazı ayetlerle dalga geçildiği öne sürülen ses kaydıyla ilgili hükümete sert sözlerle yüklendi.Kılıçdaroğlu, Tokat Cumhuriyet Meydanında partisinin düzenlediği mitingde konuştu. Konuşmasının başında tren kazasında hayatını kaybeden vatandaşlar ile Niğdenin Ulukışla İlçesinde otoyolda yol kontrolü yapan jandarmalara yapılan saldırı sonucu şehit olan 2 asker ve 1 polis memuruna Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi. Kılıçdaroğlu, Şehitlerimizin yanındayız, onlar bizim onurumuzdur sonuna kadar onları anacağız, bu bizim sözümüzdür dedi. Bu sırada meydanda Şehitler ölmez vatan bölünmez sloganları atılırken Kılıçdaroğlu da, Güzel bir şiir var bayrakları bayrak yapan üzerindeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Biz bunun mücadelesini veriyoruz diye konuştu.BAYRAK 76 MİLYON YURTTAŞIN BAYRAĞI, SENİN BABANIN BAYRAĞI DEĞİLKılıçdaroğlu, AK Partinin seçim kampanyası reklamında Türk Bayrağını kullanmasına tepki göstererek şöyle konuştu:Edirne Kırkpınar Güreşlerinde gördüğüm bir manzara beni gerçekten yürekten vurdu. Şeref tribünün önünden Türk Bayrağı geçerken, herkes ayağa kalktı ben dahil ama 4 AKPli bakan ayağa kalmadı. Tokatın vicdanına sesleniyorum, ayağa kalkmayan o 4 bakan için Başbakanlık koltuğunda oturan zat bir şey yaptı mı, bir laf söyledi mi? Şimdi reklamlarda Türk bayrağını kullanıyor. O bayrak 76 milyon yurttaşın bayrağıdır, senin babanın bayrağı değildir o. İşine gelince kullanacaksın, işine gelince ayağa kalkmayacaksın. Hangi koşullarda olursa olsun, ne olursa olsun biz bayrağımızın önünde ayağa kalkarız, nokta.AK PARTİLİLERE: BU KİŞİLERİ TANIDINIZ MI?Kılıçdaroğlu, Tokatta eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağışa ait olduğu ve Kurandaki bazı ayetlerle dalga geçildiği öne sürülen bir ses kaydıyla ilgili de konuştu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:Allah aşkına Tokatlıların vicdanına sesleniyorum, Kuran-ı Kerim bütün İslam dünyasının ortak kitabıdır. Hepimizin saygı duyduğu bir kitaptır. Asla ve asla oradaki hiçbir ayetle ilgili farklı bir şey söylemeyiz, huşu içinde okuruz, saygı duyarız. Bu adam kalktı internette bir gazeteciyle konuşuyor. Özür diliyorum ama ağza alınması gereken laflar ediyor. Şimdi ben Tokatlıların vicdanına sesleniyorum, eğer bunu diyelim ki CHPden bir kişi söyledi. Emin olun kıyamet kopardı. Hükümet kıyameti koparırdı. Biz ne yapardık, derdik kusura bakma kardeşim inançlarla dalga geçiyorsan senin bu partide yerin yoktur derdi. Neden, çünkü CHP her inanca saygı gösterir. Peki bu başçalan Kuran-ı Kerimle dalga geçen bu bakan hakkında bir şey söyledi mi? Partisinden attı mı? O zaman ayın 30u geliyor, sandığa gideceğiz o dersini vermiyorsa dersini biz vereceğiz.Düne kadar CHP hakkında neler söylüyorlardı; CHP şöyledir, böyledir. CHP şunu yaptı, bunu yaptı diye. Kirli yüzleri görünüyor, kirli dilleri görünüyor, ahlaksızlıkları görünüyor, inanca saygı göstermedikleri görünüyor. Ben her Cuma günü Kurandan bir ayet sallarım diyor. Şimdi ben Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren saygıdeğer yurttaşlarıma seslenmek istiyorum; bu kişileri tanıdınız mı, tanımanız gerekir. Yolsuzluk, hırsızlık, kul hakkı yemek bunlarda var, tüyü bitmemiş hakkını yemek bunlarda var. Bakanların çocuklarının yatak odalarına milyonları sıralamak, boy boy para kasaları koymak bunlarda var. Yalan da bunlarda var. O zaman sevgili Peygamberimizin söylediği bir şey çok önemli, yalanla iman bir arada olmaz. Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren saygıdeğer yurttaşlarımın vicdanına sesleniyorum, ayın 30unda sandığa gideceksiniz helale mi ortak olacaksınız, harama mı ortak olacaksınız? Hepimiz helale ortak olacağız. Bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyacağız, her kuruşun hesabını bu millete vereceğiz.Bu arada Kılıçdaroğlunun konuşmasının öncesinde Kuran-ı Kerimle dalga geçenlere dur diyecek misiniz şeklindeki anons da dikkat çekti.İNATLA O SAVCIYI BEKLİYORUZKılıçdaroğlu, dün TBMM Genel Kurulunda fezlekelerin görüşüldüğünü anımsatırken, 4 bakanın fezlekesi geldi ama başçalanınki gelmedi. Onun için helal süt emmiş, ülkesini seven, yürekli bir savcı arıyorum. Bir daha söylüyorum, başçalan için dürüst, onurlu, namuslu bir savcı arıyorum. O savcı çıkacak mı, herhalde çıkacaktır. Bekliyoruz, inatla bekliyoruz diye konuştu.TBMMde kurulması planlanan Soruşturma Komisyonuyla ilgide de Kılıçdaroğlu, Bu fezlekeleri açıklayın, ne var içinde dedik. Çünkü milletvekili el kaldıracak, neye göre el kaldıracak? E peki olayı bilmeden nasıl soruşturma açılsın diyecek? Açıklamadılar, gizlediler dedi.TUTTURMUŞ PARALEL DEVLET MİLLETİN KAFASINI KARIŞTIRMAK İSTİYOR17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu üzerinden Başbakan Erdoğana yüklenen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:Geçen gün Sümeyyenin hangi uçakla hangi koltukta otura
Zaman
Son Dakika
20.03.2014
Kur’an’ladalgageçenlerenedensessiz?Kur’an’la dalga geçenlere neden sessiz?
Kur’an’la dalga geçenlere neden sessiz?
Zaman
20.03.2014
17:13
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağışa ait olduğu ve Kurandaki bazı ayetlerle dalga geçildiği öne sürülen ses kaydıyla ilgili hükümete sert sözlerle yüklendi.Kılıçdaroğlu, Tokat Cumhuriyet Meydanında partisinin düzenlediği mitingde konuştu. Konuşmasının başında tren kazasında hayatını kaybeden vatandaşlar ile Niğdenin Ulukışla İlçesinde otoyolda yol kontrolü yapan jandarmalara yapılan saldırı sonucu şehit olan 2 asker ve 1 polis memuruna Allahtan rahmet, yakınlarına başsağlığı diledi. Kılıçdaroğlu, Şehitlerimizin yanındayız, onlar bizim onurumuzdur sonuna kadar onları anacağız, bu bizim sözümüzdür dedi. Bu sırada meydanda Şehitler ölmez vatan bölünmez sloganları atılırken Kılıçdaroğlu da, Güzel bir şiir var bayrakları bayrak yapan üzerindeki kandır, toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır. Biz bunun mücadelesini veriyoruz diye konuştu.BAYRAK 76 MİLYON YURTTAŞIN BAYRAĞI, SENİN BABANIN BAYRAĞI DEĞİLKılıçdaroğlu, AK Partinin seçim kampanyası reklamında Türk Bayrağını kullanmasına tepki göstererek şöyle konuştu:Edirne Kırkpınar Güreşlerinde gördüğüm bir manzara beni gerçekten yürekten vurdu. Şeref tribünün önünden Türk Bayrağı geçerken, herkes ayağa kalktı ben dahil ama 4 AKPli bakan ayağa kalmadı. Tokatın vicdanına sesleniyorum, ayağa kalkmayan o 4 bakan için Başbakanlık koltuğunda oturan zat bir şey yaptı mı, bir laf söyledi mi? Şimdi reklamlarda Türk bayrağını kullanıyor. O bayrak 76 milyon yurttaşın bayrağıdır, senin babanın bayrağı değildir o. İşine gelince kullanacaksın, işine gelince ayağa kalkmayacaksın. Hangi koşullarda olursa olsun, ne olursa olsun biz bayrağımızın önünde ayağa kalkarız, nokta.AK PARTİLİLERE: BU KİŞİLERİ TANIDINIZ MI?Kılıçdaroğlu, Tokatta eski Avrupa Birliği Bakanı Egemen Bağışa ait olduğu ve Kurandaki bazı ayetlerle dalga geçildiği öne sürülen bir ses kaydıyla ilgili de konuştu. Kılıçdaroğlu şunları söyledi:Allah aşkına Tokatlıların vicdanına sesleniyorum, Kuran-ı Kerim bütün İslam dünyasının ortak kitabıdır. Hepimizin saygı duyduğu bir kitaptır. Asla ve asla oradaki hiçbir ayetle ilgili farklı bir şey söylemeyiz, huşu içinde okuruz, saygı duyarız. Bu adam kalktı internette bir gazeteciyle konuşuyor. Özür diliyorum ama ağza alınması gereken laflar ediyor. Şimdi ben Tokatlıların vicdanına sesleniyorum, eğer bunu diyelim ki CHPden bir kişi söyledi. Emin olun kıyamet kopardı. Hükümet kıyameti koparırdı. Biz ne yapardık, derdik kusura bakma kardeşim inançlarla dalga geçiyorsan senin bu partide yerin yoktur derdi. Neden, çünkü CHP her inanca saygı gösterir. Peki bu başçalan Kuran-ı Kerimle dalga geçen bu bakan hakkında bir şey söyledi mi? Partisinden attı mı? O zaman ayın 30u geliyor, sandığa gideceğiz o dersini vermiyorsa dersini biz vereceğiz.Düne kadar CHP hakkında neler söylüyorlardı; CHP şöyledir, böyledir. CHP şunu yaptı, bunu yaptı diye. Kirli yüzleri görünüyor, kirli dilleri görünüyor, ahlaksızlıkları görünüyor, inanca saygı göstermedikleri görünüyor. Ben her Cuma günü Kurandan bir ayet sallarım diyor. Şimdi ben Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren saygıdeğer yurttaşlarıma seslenmek istiyorum; bu kişileri tanıdınız mı, tanımanız gerekir. Yolsuzluk, hırsızlık, kul hakkı yemek bunlarda var, tüyü bitmemiş hakkını yemek bunlarda var. Bakanların çocuklarının yatak odalarına milyonları sıralamak, boy boy para kasaları koymak bunlarda var. Yalan da bunlarda var. O zaman sevgili Peygamberimizin söylediği bir şey çok önemli, yalanla iman bir arada olmaz. Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren saygıdeğer yurttaşlarımın vicdanına sesleniyorum, ayın 30unda sandığa gideceksiniz helale mi ortak olacaksınız, harama mı ortak olacaksınız? Hepimiz helale ortak olacağız. Bu ülkede tüyü bitmemiş yetimin hakkını koruyacağız, her kuruşun hesabını bu millete vereceğiz.Bu arada Kılıçdaroğlunun konuşmasının öncesinde Kuran-ı Kerimle dalga geçenlere dur diyecek misiniz şeklindeki anons da dikkat çekti.İNATLA O SAVCIYI BEKLİYORUZKılıçdaroğlu, dün TBMM Genel Kurulunda fezlekelerin görüşüldüğünü anımsatırken, 4 bakanın fezlekesi geldi ama başçalanınki gelmedi. Onun için helal süt emmiş, ülkesini seven, yürekli bir savcı arıyorum. Bir daha söylüyorum, başçalan için dürüst, onurlu, namuslu bir savcı arıyorum. O savcı çıkacak mı, herhalde çıkacaktır. Bekliyoruz, inatla bekliyoruz diye konuştu.TBMMde kurulması planlanan Soruşturma Komisyonuyla ilgide de Kılıçdaroğlu, Bu fezlekeleri açıklayın, ne var içinde dedik. Çünkü milletvekili el kaldıracak, neye göre el kaldıracak? E peki olayı bilmeden nasıl soruşturma açılsın diyecek? Açıklamadılar, gizlediler dedi.TUTTURMUŞ PARALEL DEVLET MİLLETİN KAFASINI KARIŞTIRMAK İSTİYOR17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonu üzerinden Başbakan Erdoğana yüklenen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:Geçen gün Sümeyyenin hangi uçakla hangi koltukta otura
Zaman
Ana Sayfa
20.03.2014
Kur’an’ladalgageçenlerenedensessiz?Kur’an’la dalga geçenlere neden sessiz?
Günseli Ö. Ocakoğlu - Erciyes'in tepesinde koca bir kent kuruluyor, Kayseri buna hazır mı?
Zaman
17.03.2014
02:15
“Yılın en soğuk gününde Kayseri’ye geldiniz.” diyorlar. Günün ortasında sağlam bir soğuk var. Erciyes’e bakıyorum, puslu gözüküyor, belli ki kar yağıyor.Kayseri Erciyes AŞ Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü Dr. Murat Cahit Cıngı ile KAYSO’nun Erciyes’teki tesislerini tanıtmak üzere Danimarkalı kayakseverleri ağırladığı gecede tanışmıştım. Vakitsizlikten dağa çıkamamış, bir dahaki gelişe sözleşmiştik. İPZ Anadolu’nun Kayseri konferansı için bir gün önceden şehre gidip kar tipi dinlemeden Dr. Cıngı’ya verdiğim sözü tuttum. Erciyes’e yapılan yatırımı görünce Kayseri’nin sanayi şehri unvanının yanı sıra kış sporları merkeziyle ünleneceğine dair güçlü bir kanaat edindim.Erciyes’in geleceği 2005 yılında Büyükşehirler Belediyesi Kanunu’yla değişmiş. Dağ, 26 milyon metrekarelik tek parça tapusuyla Kayseri Büyükşehir Belediyesi sınırları içerisine alınmış. Bu nedenle de master plan yapılırken dağın tamamı inceden inceye düşünülmüş.Aracımız iki şeritli yoldan tipi olmasına rağmen rakım 2215 yazan yere rahatlıkla ulaşıyor. Yol epey işlek çünkü dağı da aşıp Develi’ye devam ediyor. Erciyes Kayak Merkezi için 100 milyonu belediyeden toplam 300 milyon Euro’luk yatırım planlandığını söylüyor Dr. Cıngı. Kayak altyapısının yüzde 80’i tamamlanmış bile. Tamamının ise 2 yıl içinde biteceği öngörülüyor. 33 piste, Hisarcık, Develi, Hacılar ve Tekir Kapı olmak üzere 4 giriş kapısından ulaşılıyor. Kış sporu tutkunlarını her kapıda farklı bir sürpriz bekliyor. Genel Müdür Dr. Murat Cahit Cıngı, merkezin yerleşim ve tasarımı için Avusturyalı danışmanlık şirketi ACT ile çalıştıklarını söylüyor. Erciyes’in bir kayak merkezi olabileceği 2009’da onaylanmış. İlk mekanik tesislerin açılışı ise 2011.İşler mekanik tesisin açılmasıyla bitmiyor elbette. Dağdaki büfelerle dükkânlar yıkılıp gölet çevresinde sosyal mekânlar ve yeme içme alanları planlanmış. Su ve elektrik şebekeleri kurulup atık su şehir sistemine bağlanarak arıtmaya gönderilmiş. Kayakçıların konforu ve özellikle de güvenliği için hiçbir masraftan kaçınılmamış.Dağın kendi kuralları olmalıDr. Murat Cıngı, “Dünyanın ünlü kayak merkezlerinde kayak yapan profesyonel bir kayakçıyı tatmin edecek kalitede pistlerle mekanik tesislerimiz var.” diyor. “Şu an 3400 metreden aşağıya kesintisiz 10 km kayılabiliyor. Uzmanlar, merkezimizin pek çok özelliğiyle dünya sıralamasında ilk 10’a gireceğini söylüyor.” ifadelerini kullanıyor.Kayak merkezlerinde konaklama en önemli konulardan biri. Bu nedenle var olan otellerin dışında 21 otel için arazi satışı yapılmış. 2 yıl içinde 17’si butik olmak üzere toplam 28 otelde 6 bin yatak kapasitesi olacak. Bölgenin tanıtımı ise inşaatlar tamamlanınca yapılacak.Kayak merkezinde 20 kilometrelik bölgeye telesiyej, mekanik tesis ve pistler kullanılarak gidilebiliyor yani farklı yerlerde kayıp tekrar oteller bölgesine dönmek mümkün.Kayseri’ye uluslararası direkt uçuş yok ancak merkez Kayseri havaalanına oldukça yakın. Kaldı ki Kapadokya’ya gelen 3 milyon turistin dikkatini kayak merkezine çekmek de mümkün. Turistlerin bölgede kalış süresi 2,8 günü cazip tatil paketleriyle uzatmak Dr. Murat Cıngı’nın hedefleri arasında. Paketi cazip kılan bir diğer etken de merkeze giriş bedelinin düşük tutulması.Erciyes, kongre turizmine uygun salonları, genel müdür Cıngı’nın doğal doping dediği havasıyla sporcuların ve futbol takımlarının tercihi olacak. Erciyes istenildiği gibi bir kayak merkezi olarak spor literatürüne geçerse şehirde de pek çok değişikliğe neden olacak. Kayak kazalarında uzmanlaşmış bir hastane, lojistik merkezler ve yetkin insan kaynağına ihtiyaç duyulacak.Yapılan araştırmalar, Kayserililerin şehirleriyle gurur duyduklarını, hemşehrilerine tutkun olduğunu gösteriyor. İddialı bir kayak merkezi daha fazla yabancı demek yani hem sayısal çokluk hem de sosyal dokuya da dokunacak. Dağdaki değişim, fırsatlar ve risklerle Kayseri’yi de doğrudan etkileyecek. Erciyes kayak merkeziyle birlikte Kayseri’nin de fırsat ve risklerle geleceğe şimdiden hazırlanması gerekiyor.Onlar, toplumsal sağduyumuzun akil sesi oldularSon yazımda, “Bir aklıselim çıkışa ihtiyaç var. Olacaklardan korkuyorum.” demiştim. Korktuğum iki canın daha gittiğidir. Burak Can Karamanoğlu, Ahmet Küçüktağ ve Berkin Elvan’a Allah’tan bir kez daha rahmet, toplumsal sağduyumuzun akil sesi olan başta babaları olmak üzere yakınlarına başsağlığı diliyorum.30 Mart’ta kocaman zorlu bir sınav bekliyor bizi. Tek umudum, geçmişte milletçe aldığımız sayısız ders ve onlardan bugün için kulağımıza küpe olanlar. Unutmayalım ki tercihlerimiz de oy vermek de özgür bireyin demokratik hakkı. Önce tercihlere saygı duyalım. Duyalım ki gelecekte bu
Zaman
Köşe Yazıları
17.03.2014
GünseliÖOcakoğlu-ErciyesintepesindekocabirkentkuruluyorKayseri/">Kayseribunahazırmı?Kayseri-buna-hazır-mı?/">Günseli Ö Ocakoğlu - Erciyesin tepesinde koca bir kent kuruluyor Kayseri buna hazır mı?
Ses depremi sürüyor
Zaman
27.02.2014
02:14
Başbakan Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtları, Türkiye gündemini sarsmaya devam ediyor. Evde bulunan yüklü miktardaki parayı operasyon yapılacağı endişesiyle dağıtma görüşmelerini içeren ses kayıtlarına, başta siyasetçiler olmak üzere her kesimden tepki yağıyor.CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, başbakanın böyle bir konuşma yapmış olmasını ‘çok vahim’ şeklinde niteledi. “Böyle bir olay kanunun, hukukun idare ettiği başka bir ülkede olsa o koltukta 24 saat oturmaması lazım.” dedi. Yatak odasında gözün gördüğü paralara dahi kılıf bulmaya çalıştığı; rüşvetle yolsuzlukla suçüstü yakalanan bakan çocuklarını koruduğu için Başbakan’ın inandırıcılığının kalmadığını ifade etti. BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, ses kayıtlarını ‘tam bir rezalet ve iktidar fiyaskosu’ olarak değerlendirdi. Başka bir ülkede böyle bir skandal çıksa, 4 saatin sonunda ya başbakanın istifa edeceğini ya da kayıtlar sahteyse sorumlularının tespit edilip cezalandırılacağını belirten Tan, bu kayıtların doğru olup olmadığının tespitinin TÜBİTAK’ta 20 dakikada yapılabileceğini söyledi. Kayıtları ilk dinlediğinde montaj olduğunu ‘hissettiğini’ dile getiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ise “Eğer Başbakan böyle bir inceleme isterse yaparız.” ifadesini kullandı.Türkiye, Başbakan ve oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu ileri sürülen ve önceki gün internete düşen ses kaydını konuşuyor. İddiaya göre, kayıtta Başbakan olduğu ileri sürülen kişi, Bilal Erdoğan’ı arayarak, evde bulunan ve kaynağı belli olmayan paraları ‘çıkarmasını’ istiyor. Kayıttaki ses, Bilal Erdoğan’a ‘amcasını, eniştesini ve abisini de aramasını’ onların ellerinde bulunan paraların da bir yerlere çıkarılması talimatını veriyor. Söz konusu kayıtlarda paranın toplam tutarının 1 milyar dolar olduğu ileri sürülüyor. Tapeler, siyasilerin de gündeminde birinci sırada yer alıyor. Sadece muhalefet değil, eski AK Partililer de yaşananları kaygıyla izlediklerini anlatıyor. Eski Dışişleri Bakanı ve AK Parti kurucularından Yaşar Yakış, kayıtların doğru olmamasını temenni ettiğini anlatıyor. Yakış, “Kendisinin o duruma düşmesini hiçbir zaman arzu etmem. İnşallah aslı astarı yoktur. Yoksa çok üzülecek bir durumdur. AK Parti’nin şu anki içinde bulunduğu durumdan rahatsızım. Partiyi kurmak istediğimiz nokta ile şu anki nokta çok farklı. O dönemki heyecanımızı, olaylara bakışımızı şu an arkadaşlarda göremiyorum. Partinin şu anki havasından ötürü hayal kırıklığı içindeyim.” ifadelerini kullanıyor. Eski AK Parti Milletvekili Mehmet Zekai Özcan ise görüşmenin doğru olduğunu üzülerek söylüyor. Özcan, “Ben şahsen, Sayın Başbakan’la telefonda konuştuğum, onu dinlediğim çok olmuştur. Bunları değerlendirdiğimde Başbakan’ın yaptığı konuşmanın doğru olduğunu düşünüyorum. Bunun doğru olduğunu söylerken de ürperiyorum. Bunu kabullenmek mümkün değil. Milletim adına çok üzülüyorum. İnşallah doğru değildir diye de dua ediyorum ama izlenimim doğru olduğu yönünde maalesef.” diyor.DENGİR MİR MEHMET FIRAT: 17 ARALIK OPERASYONU DARBE GİRİŞİMİ DEĞİLDİREski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da üzüntülerini belirtiyor. Ses kaydının doğru olması durumunda ülke demokrasisinin ağır yara alacağını anlatıyor. Fırat, “Kayıtları birkaç kez dinledim. İnşallah yalandır dedim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı’nın böyle bir ithamın altında kalmasını ülke için hayırlı olarak görmüyorum. Böyle bir olay gerçek olduğunda Türkiye hızla kaotik ortama girer. Türk ekonomisi altından kalkınmayacak şekilde bozulur, Türk demokrasisi ağır yaralar alır.” diyor. Fırat, Türkiye’nin, içinde bulunduğu durumdan daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok şeffaflıkla çıkabileceğini anlatıyor. İktidarın, belli devlet kurumlarına lâyüs’el yetkiler vererek bu durumdan sıyrılamayacağını ifade eden Fırat, “Bundan sadece AK Parti değil Türkiye zarar görür. Bu durum Türkiye’yi kaosa götürür. Bundan sadece yeniden hukuk devleti rayına oturtmak gerektiği kanısındayım. Ses kaydı gerçekse büyük bir vahamettir. Gerçek olmasını düşünmek dahi istemiyorum.” şeklinde konuşuyor. Dengir Mir Mehmet Fırat, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının iktidara yönelik bir darbe olduğu görüşüne katılmadığını da söylüyor.BAŞBAKAN AĞZINDAN KAÇIRDI, MONTAJ YOKEski Bakan Fikri Sağlar ise Başbakan’ın görüşmenin montaj olmadığını ağzından kaçırdığını anlatıyor. Sağlar, “Ben bu tip telefon kayıtlarını bilen birisiyim. Korkmaz Yiğit’in dinleme kasetleri o dönem bana geldiğinde, bu telefon dinlemeleri montaj mıdır, değil midir diye çok ciddi çalışmalar yapmıştım, bağımsız uzmanlarla birlikte. Başbakan’ın oğlu ile ya
Zaman
En Çok Okunan
27.02.2014
SesdepremisürüyorSes depremi sürüyor
Ses depremi sürüyor
Zaman
27.02.2014
02:05
Başbakan Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtları, Türkiye gündemini sarsmaya devam ediyor. Evde bulunan yüklü miktardaki parayı operasyon yapılacağı endişesiyle dağıtma görüşmelerini içeren ses kayıtlarına, başta siyasetçiler olmak üzere her kesimden tepki yağıyor.CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, başbakanın böyle bir konuşma yapmış olmasını ‘çok vahim’ şeklinde niteledi. “Böyle bir olay kanunun, hukukun idare ettiği başka bir ülkede olsa o koltukta 24 saat oturmaması lazım.” dedi. Yatak odasında gözün gördüğü paralara dahi kılıf bulmaya çalıştığı; rüşvetle yolsuzlukla suçüstü yakalanan bakan çocuklarını koruduğu için Başbakan’ın inandırıcılığının kalmadığını ifade etti. BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, ses kayıtlarını ‘tam bir rezalet ve iktidar fiyaskosu’ olarak değerlendirdi. Başka bir ülkede böyle bir skandal çıksa, 4 saatin sonunda ya başbakanın istifa edeceğini ya da kayıtlar sahteyse sorumlularının tespit edilip cezalandırılacağını belirten Tan, bu kayıtların doğru olup olmadığının tespitinin TÜBİTAK’ta 20 dakikada yapılabileceğini söyledi. Kayıtları ilk dinlediğinde montaj olduğunu ‘hissettiğini’ dile getiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ise “Eğer Başbakan böyle bir inceleme isterse yaparız.” ifadesini kullandı.Türkiye, Başbakan ve oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu ileri sürülen ve önceki gün internete düşen ses kaydını konuşuyor. İddiaya göre, kayıtta Başbakan olduğu ileri sürülen kişi, Bilal Erdoğan’ı arayarak, evde bulunan ve kaynağı belli olmayan paraları ‘çıkarmasını’ istiyor. Kayıttaki ses, Bilal Erdoğan’a ‘amcasını, eniştesini ve abisini de aramasını’ onların ellerinde bulunan paraların da bir yerlere çıkarılması talimatını veriyor. Söz konusu kayıtlarda paranın toplam tutarının 1 milyar dolar olduğu ileri sürülüyor. Tapeler, siyasilerin de gündeminde birinci sırada yer alıyor. Sadece muhalefet değil, eski AK Partililer de yaşananları kaygıyla izlediklerini anlatıyor. Eski Dışişleri Bakanı ve AK Parti kurucularından Yaşar Yakış, kayıtların doğru olmamasını temenni ettiğini anlatıyor. Yakış, “Kendisinin o duruma düşmesini hiçbir zaman arzu etmem. İnşallah aslı astarı yoktur. Yoksa çok üzülecek bir durumdur. AK Parti’nin şu anki içinde bulunduğu durumdan rahatsızım. Partiyi kurmak istediğimiz nokta ile şu anki nokta çok farklı. O dönemki heyecanımızı, olaylara bakışımızı şu an arkadaşlarda göremiyorum. Partinin şu anki havasından ötürü hayal kırıklığı içindeyim.” ifadelerini kullanıyor. Eski AK Parti Milletvekili Mehmet Zekai Özcan ise görüşmenin doğru olduğunu üzülerek söylüyor. Özcan, “Ben şahsen, Sayın Başbakan’la telefonda konuştuğum, onu dinlediğim çok olmuştur. Bunları değerlendirdiğimde Başbakan’ın yaptığı konuşmanın doğru olduğunu düşünüyorum. Bunun doğru olduğunu söylerken de ürperiyorum. Bunu kabullenmek mümkün değil. Milletim adına çok üzülüyorum. İnşallah doğru değildir diye de dua ediyorum ama izlenimim doğru olduğu yönünde maalesef.” diyor.DENGİR MİR MEHMET FIRAT: 17 ARALIK OPERASYONU DARBE GİRİŞİMİ DEĞİLDİREski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da üzüntülerini belirtiyor. Ses kaydının doğru olması durumunda ülke demokrasisinin ağır yara alacağını anlatıyor. Fırat, “Kayıtları birkaç kez dinledim. İnşallah yalandır dedim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı’nın böyle bir ithamın altında kalmasını ülke için hayırlı olarak görmüyorum. Böyle bir olay gerçek olduğunda Türkiye hızla kaotik ortama girer. Türk ekonomisi altından kalkınmayacak şekilde bozulur, Türk demokrasisi ağır yaralar alır.” diyor. Fırat, Türkiye’nin, içinde bulunduğu durumdan daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok şeffaflıkla çıkabileceğini anlatıyor. İktidarın, belli devlet kurumlarına lâyüs’el yetkiler vererek bu durumdan sıyrılamayacağını ifade eden Fırat, “Bundan sadece AK Parti değil Türkiye zarar görür. Bu durum Türkiye’yi kaosa götürür. Bundan sadece yeniden hukuk devleti rayına oturtmak gerektiği kanısındayım. Ses kaydı gerçekse büyük bir vahamettir. Gerçek olmasını düşünmek dahi istemiyorum.” şeklinde konuşuyor. Dengir Mir Mehmet Fırat, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının iktidara yönelik bir darbe olduğu görüşüne katılmadığını da söylüyor.BAŞBAKAN AĞZINDAN KAÇIRDI, MONTAJ YOKEski Bakan Fikri Sağlar ise Başbakan’ın görüşmenin montaj olmadığını ağzından kaçırdığını anlatıyor. Sağlar, “Ben bu tip telefon kayıtlarını bilen birisiyim. Korkmaz Yiğit’in dinleme kasetleri o dönem bana geldiğinde, bu telefon dinlemeleri montaj mıdır, değil midir diye çok ciddi çalışmalar yapmıştım, bağımsız uzmanlarla birlikte. Başbakan’ın oğlu ile ya
Zaman
Politika
27.02.2014
SesdepremisürüyorSes depremi sürüyor
Ses depremi sürüyor
Zaman
27.02.2014
02:05
Başbakan Tayyip Erdoğan ile oğlu Bilal Erdoğan arasında geçtiği iddia edilen ses kayıtları, Türkiye gündemini sarsmaya devam ediyor. Evde bulunan yüklü miktardaki parayı operasyon yapılacağı endişesiyle dağıtma görüşmelerini içeren ses kayıtlarına, başta siyasetçiler olmak üzere her kesimden tepki yağıyor.CHP Genel Başkan Yardımcısı Erdoğan Toprak, başbakanın böyle bir konuşma yapmış olmasını ‘çok vahim’ şeklinde niteledi. “Böyle bir olay kanunun, hukukun idare ettiği başka bir ülkede olsa o koltukta 24 saat oturmaması lazım.” dedi. Yatak odasında gözün gördüğü paralara dahi kılıf bulmaya çalıştığı; rüşvetle yolsuzlukla suçüstü yakalanan bakan çocuklarını koruduğu için Başbakan’ın inandırıcılığının kalmadığını ifade etti. BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, ses kayıtlarını ‘tam bir rezalet ve iktidar fiyaskosu’ olarak değerlendirdi. Başka bir ülkede böyle bir skandal çıksa, 4 saatin sonunda ya başbakanın istifa edeceğini ya da kayıtlar sahteyse sorumlularının tespit edilip cezalandırılacağını belirten Tan, bu kayıtların doğru olup olmadığının tespitinin TÜBİTAK’ta 20 dakikada yapılabileceğini söyledi. Kayıtları ilk dinlediğinde montaj olduğunu ‘hissettiğini’ dile getiren Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Fikri Işık ise “Eğer Başbakan böyle bir inceleme isterse yaparız.” ifadesini kullandı.Türkiye, Başbakan ve oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu ileri sürülen ve önceki gün internete düşen ses kaydını konuşuyor. İddiaya göre, kayıtta Başbakan olduğu ileri sürülen kişi, Bilal Erdoğan’ı arayarak, evde bulunan ve kaynağı belli olmayan paraları ‘çıkarmasını’ istiyor. Kayıttaki ses, Bilal Erdoğan’a ‘amcasını, eniştesini ve abisini de aramasını’ onların ellerinde bulunan paraların da bir yerlere çıkarılması talimatını veriyor. Söz konusu kayıtlarda paranın toplam tutarının 1 milyar dolar olduğu ileri sürülüyor. Tapeler, siyasilerin de gündeminde birinci sırada yer alıyor. Sadece muhalefet değil, eski AK Partililer de yaşananları kaygıyla izlediklerini anlatıyor. Eski Dışişleri Bakanı ve AK Parti kurucularından Yaşar Yakış, kayıtların doğru olmamasını temenni ettiğini anlatıyor. Yakış, “Kendisinin o duruma düşmesini hiçbir zaman arzu etmem. İnşallah aslı astarı yoktur. Yoksa çok üzülecek bir durumdur. AK Parti’nin şu anki içinde bulunduğu durumdan rahatsızım. Partiyi kurmak istediğimiz nokta ile şu anki nokta çok farklı. O dönemki heyecanımızı, olaylara bakışımızı şu an arkadaşlarda göremiyorum. Partinin şu anki havasından ötürü hayal kırıklığı içindeyim.” ifadelerini kullanıyor. Eski AK Parti Milletvekili Mehmet Zekai Özcan ise görüşmenin doğru olduğunu üzülerek söylüyor. Özcan, “Ben şahsen, Sayın Başbakan’la telefonda konuştuğum, onu dinlediğim çok olmuştur. Bunları değerlendirdiğimde Başbakan’ın yaptığı konuşmanın doğru olduğunu düşünüyorum. Bunun doğru olduğunu söylerken de ürperiyorum. Bunu kabullenmek mümkün değil. Milletim adına çok üzülüyorum. İnşallah doğru değildir diye de dua ediyorum ama izlenimim doğru olduğu yönünde maalesef.” diyor.DENGİR MİR MEHMET FIRAT: 17 ARALIK OPERASYONU DARBE GİRİŞİMİ DEĞİLDİREski AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat da üzüntülerini belirtiyor. Ses kaydının doğru olması durumunda ülke demokrasisinin ağır yara alacağını anlatıyor. Fırat, “Kayıtları birkaç kez dinledim. İnşallah yalandır dedim. Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı’nın böyle bir ithamın altında kalmasını ülke için hayırlı olarak görmüyorum. Böyle bir olay gerçek olduğunda Türkiye hızla kaotik ortama girer. Türk ekonomisi altından kalkınmayacak şekilde bozulur, Türk demokrasisi ağır yaralar alır.” diyor. Fırat, Türkiye’nin, içinde bulunduğu durumdan daha çok demokrasi, daha çok özgürlük, daha çok şeffaflıkla çıkabileceğini anlatıyor. İktidarın, belli devlet kurumlarına lâyüs’el yetkiler vererek bu durumdan sıyrılamayacağını ifade eden Fırat, “Bundan sadece AK Parti değil Türkiye zarar görür. Bu durum Türkiye’yi kaosa götürür. Bundan sadece yeniden hukuk devleti rayına oturtmak gerektiği kanısındayım. Ses kaydı gerçekse büyük bir vahamettir. Gerçek olmasını düşünmek dahi istemiyorum.” şeklinde konuşuyor. Dengir Mir Mehmet Fırat, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının iktidara yönelik bir darbe olduğu görüşüne katılmadığını da söylüyor.BAŞBAKAN AĞZINDAN KAÇIRDI, MONTAJ YOKEski Bakan Fikri Sağlar ise Başbakan’ın görüşmenin montaj olmadığını ağzından kaçırdığını anlatıyor. Sağlar, “Ben bu tip telefon kayıtlarını bilen birisiyim. Korkmaz Yiğit’in dinleme kasetleri o dönem bana geldiğinde, bu telefon dinlemeleri montaj mıdır, değil midir diye çok ciddi çalışmalar yapmıştım, bağımsız uzmanlarla birlikte. Başbakan’ın oğlu ile ya
Zaman
Ana Sayfa
27.02.2014
SesdepremisürüyorSes depremi sürüyor
Kılıçdaroğlu: Yasak getiren paket nasıl ‘demokratikleşme paketi’ olur?
Zaman
09.02.2014
19:25
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisine (TBMM) getirilen yasa teklifi için demokratikleşme paketi denilmesine tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, Parlamentoya getirilen tekliflerin adına demokratikleşme paketi deniliyor. Ben merak ediyorum, yasak getiren paket nasıl demokratikleşme paketi olur? Yasağı, uygulayan paketin hangi amaçla demokratik paket olur? Yok öyle bir şey. İnternet yasağı getiriyorsunuz. Müdahale getiriyorsunuz. dedi.CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu başkanlığında genel merkezde toplandı. Toplantının ardından basının karşısına geçen Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisine getirilen yasa tekliflerine değindi. Parlamentoya getirilen tekliflerin adına demokratikleşme paketi denildiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, Ben merak ediyorum, yasak getiren paket nasıl demokratikleşme paketi olur? Yasağı, uygulayan paketin hangi amaçla demokratik paket olur? Yok öyle bir şey. İnternet yasağı getiriyorsunuz. Müdahale getiriyorsunuz. Kamu görevlilerini yasa ile görevden alıyorsunuz ki mahkemeye başvurmasınlar. Adına demokratikleşme paketi diyorlar. Biz itiraz etmeyelim diye bir iki şey ilave ediyorlar: Özel Yetkili Mahkemeleri kaldırıyorlar. Günaydın, günaydın... Bunu aylar önce söyledik. Neden kaldırmak istiyorlar? Ucu kendilerine dokunacak olduğu için. Aynı mahkemelerde yargılanmak istemiyorlar. Ama siz merak etmeyin. CHP iktidarında ÖYMler olmayacak. Tarafsız ve yargı olacak. Ve kul hakkı yiyenlerden hesap sorulacak. Bunu unutma. Defterinde bir köşeye yaz. Bu ülkede yolsuzluk yapanlar, kul hakkı yiyenler er ya da geç hesap verecekler, bağımsız ve tarafsız yargıda verecekler. diye konuştu.SARRAF VE BAŞBAKANIN KONUŞMASI LAZIMKılıçdaroğlu, 17 Aralıkta yapılan yolsuzluk operasyonuna da değindi. 17 Aralıkın üzerinden oldukça uzun bir zaman geçtiğini belirten Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: 17 Aralık bizim tarihimizde rüşvet, yolsuzluk açısından çok önemli bir tarih. Türkiye Cumhuriyetinde bu denli yolsuzluğun yapıldığı görülmemiştir. Sıradan bir yolsuzluk olayı değildir. Bildiğiniz türde bir yolsuzluk olayı değildir. Bu güne kadar toplumun çok dikkat etmediği farklı bir bir süreç var. Yabancı uyruklu birisinin 4 bakanı ele geçirmesi vardır. Rıza Sarrafın 4 bakanın para karşılığında açıkça yönetmesi vardır. Sıradan bir olay değildir. Bakanlar Kurulunda görev yapan Başbakanın bilgisi dahilinde yapılan bir operasyon vardır. MİT eğer, uyaramasaydı Başbakanı, derdik Başbakanın haberi yoktur bu işte. Ama 18 Nisanda uyarı yapıyor, Rıza Sarrafa dikkat edin, bazı bakanlar ve çocuklarının ilişkilerine dikkat çekiyor. Rıza Sarraf, Türkiyede holdingi olan biri vatandaşımız değil, sıradan bir yurttaşımız da değil. Yabancı uyruklu birisi. Parayla vatandaşlık alan biri. Devletin Bakanlar Kuruluna kadar sızan biri. Parayla her şeyi yapabileceğine inanan biri. Bakanları özel uçağı ile umreye götüren birisi. Bakana 700 bin liralık kol saati hediye eden birisi. Bakanların çocuklarını yöneten biri. Sıradan bir olay değil. Biz bunu sıradan bir rüşvet yolsuz operasyonu olarak görüyoruz. Veya öyle göstermek isteyenler var. Bu sıradan bir rüşvet ve yolsuzluk operasyonu. Uluslararası, boyutu olan bir operasyon. Kim bilir hangi devletin sırları dahil edildi buna. Rıza Sarrafın konuşması lazım. Başbakanın konuşması lazım.BAŞBAKANIN TEK DÜŞÜNCESİ TOPLUMUN DİKKATİNİ NEREYE ÇEKEBİLİRİM?Kılıçdaroğlu, bu kadar büyük operasyon yapılmasına ve 4 bakanın istifa etmesine rağmen, Başbakanın sadece Paralel devlet bize operasyon yaptı. ifadelerini kullandığını ve savunmasını bu yönde yaptığına dikkat çekti.Senin bakanlarına rüşveti kim verdi? Rüşveti veren alan konusunda sen önceden uyarıldın diyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: Neden konuşmuyorsun? Biz kutu diyoruz, paralel devlet diyor. Kutunun içinde 4,5 milyon dolar diyoruz, o paralel devlet diyor. Bakana 700 bin dolarlık saat verildi. diyoruz, o paralel devlet diyor. Bakanın çocuklarının yatak odalarında kasalar var. diyoruz. O paralel devlet diyor. Hadi kasaları, 700 bin dolarlık saati aldık bir köşeye bıraktık, sen bana kutudan haber var kutudan. Vatandaş senden bir cümle bekliyor. O genel müdürün evinde, ayakkabı kutularının içinde milyon dolarların ne işi var? Bundan bahset. Hiç konuşmuyor. Tek düşüncesi var: Toplumun dikkatini nereye çekebilirim: Paralel devlet var. Paralel devlet, bize operasyon yaptı diyor.BU GÜN SUÇLADIKLARINA NE İSTEDİNİZ DE VERMEDİK DİYEN KİM?Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğanın, Hizmet Hareketine ilişkin söylemlerindeki çelişkilere de dikkat çekti. Şu soruya yanıt yok: Bu gün suçladıkları kişilere karşı, Ne istediniz de vermedik? diyen kim? sorusunu yönelten Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: Kendisi. Peki sen neden şikayet ediyorsun? Sanki kendisi Başbakan değil. Başka bir ülkenin yöneticisi. Başka bi
Zaman
Son Dakika
09.02.2014
KılıçdaroğluYasakgetirenpaketnasıl‘demokratikleşmepaketi’olur?Kılıçdaroğlu Yasak getiren paket nasıl ‘demokratikleşme paketi’ olur?
Memorial’in 10. hastanesi Başkent’te açıldı
Zaman
06.02.2014
19:08
Memorial Sağlık Grubu, İstanbul, Antalya, Diyarbakır ve Kayseriden sonra Ankarada da vatandaşlara hizmet verecek. Memorial 10uncu hastanesini Başkentte açtı.Memorial Sağlık Grubu CEOsu Uğur Genç, Memorial Ankara Hastanesinin 42 bin metrekarelik kapalı alanı ile Başkentin en büyük özel hastanelerinden biri olduğunu söyledi. 50 milyon dolarlık bir yatırım yaptıklarını, yeni açılacak bölümler için de 15 milyon dolarlık bir yatırım planladıklarını anlatan Genç, Ankaradaki hastanemizde yıllık 120 ile 150 bin arasında hastaya hizmet vermeyi hedefliyoruz. dedi. Memorial Sağlık Grubunun Başkentte açtığı Memorial Ankara Hastanesinin faaliyetleri ve yatırımları düzenlenen bir basın toplantısında anlatıldı. Sheraton Ankara Hotelde düzenlenen basın toplantısında Memorial Sağlık Grubu CEOsu Uğur Genç, sunulan hizmetler, yatırım detayları ve hastanede kullanılan en yeni teknolojileri kamuoyu ile paylaştı. Sağlık grubu olarak bugün Türkiye genelinde onuncu hastanelerini kurduklarını belirten Genç, İstanbul ve Antalyada 3er, Diyarbakırda 2 ve Kayseri ve Ankarada 1 olmak üzere toplam 10 hastanemiz var. Geçen yıl 1,6 milyon ayaktan hastaya hizmet verdik. Yaklaşık 155 bin yatan hastamız oldu. 60 bin ameliyat yaptık. Bunların çoğu Türkiyede yapılmayan zor ameliyatlar. Karaciğer, böbrek ve kemik iliği nâkli ile kalp cerrahisi ve ortopedi gibi zor alanlarda önemli işler yapıyoruz. Dünyanın farklı coğrafyalarından hastalarımız var. diye konuştu. Ankarada çok iyi üniversite hastaneleri, muayene ve özel hastaneler olduğu için Başkentte hastane açma konusunda temkinli davrandıklarını kaydeden Genç, Bu konuda biraz dengeli davrandık ve güzel bir hastane ile Ankaraya girelim dedik. Ankarada çok iyi üniversitelerin olması, en iyi hekimlerin en iyi hemşirelerin ve sağlık çalışanlarının görev yapması anlamında çok önemli. Binamız 42 bin metrekare, Ankaranın en büyük özel hastanelerinden biri. 230 yatak kapasitesi var, bunların 60ı yoğun bakım yatağı. 11 ameliyathane var, 63 poliklinik odası var. En son teknolojik ürünlerle donatılmış durumda. şeklinde bilgi verdi. Bina ve diğer çalışmalarla beraber 50 milyon dolarlık bir yatırım yaptıklarını kaydeden Genç, Yakın zamanda yeni bölüm ve cihazlarla ekstra bir 15 milyon dolarlık bir yatırım planlıyoruz. Önemli hekim transferlerimiz var. Ankarada yıllık 120-150 bin hasta sayısını ulaşmayı planlıyoruz. dedi. Ankara Memorial Hastanesi Direktörü Dr. Levent Atay ise Ankarada hizmette, kalitede rekabet etmek istediklerini belirtti. Memorialin bulunduğu bölgelerde referans merkezi hastanelerden olduğunu anlatan Atay, İnşallah Ankarada da aday olduğumuz konularda referans merkezi olmaya çalışacağız. Modern tıbbi bir altyapı ile modern bir hizmet vermeyi hedefliyoruz. Kalp cerrahisi, kardiyoloji, ortopedi, tıbbi onkoloji ve medikal onkoloji, beyin cerrahisi, iç hastalıkları, göz hastalıkları olmak üzere birçok alanda hizmet vereceğiz. 45 hekimle başlayacağız. 11i profesör ve 15i doçent olacak, kısa sürede sayıyı 60a çıkacağız. Oldukça yüksek sayıda akademik kadro ile başlıyoruz. 250 çalışanınız var. Yıl sonuna kadar hekim sayımızı 70e, genel kadromuzu da 600e yükselteceğiz. açıklamasında bulundu.
Zaman
Güncel
06.02.2014
Memorial’in10hastanesiBaşkent’teaçıldıMemorial’in 10 hastanesi Başkent’te açıldı
Memorial’in 10. hastanesi Başkent’te açıldı
Zaman
06.02.2014
19:08
Memorial Sağlık Grubu, İstanbul, Antalya, Diyarbakır ve Kayseriden sonra Ankarada da vatandaşlara hizmet verecek. Memorial 10uncu hastanesini Başkentte açtı.Memorial Sağlık Grubu CEOsu Uğur Genç, Memorial Ankara Hastanesinin 42 bin metrekarelik kapalı alanı ile Başkentin en büyük özel hastanelerinden biri olduğunu söyledi. 50 milyon dolarlık bir yatırım yaptıklarını, yeni açılacak bölümler için de 15 milyon dolarlık bir yatırım planladıklarını anlatan Genç, Ankaradaki hastanemizde yıllık 120 ile 150 bin arasında hastaya hizmet vermeyi hedefliyoruz. dedi. Memorial Sağlık Grubunun Başkentte açtığı Memorial Ankara Hastanesinin faaliyetleri ve yatırımları düzenlenen bir basın toplantısında anlatıldı. Sheraton Ankara Hotelde düzenlenen basın toplantısında Memorial Sağlık Grubu CEOsu Uğur Genç, sunulan hizmetler, yatırım detayları ve hastanede kullanılan en yeni teknolojileri kamuoyu ile paylaştı. Sağlık grubu olarak bugün Türkiye genelinde onuncu hastanelerini kurduklarını belirten Genç, İstanbul ve Antalyada 3er, Diyarbakırda 2 ve Kayseri ve Ankarada 1 olmak üzere toplam 10 hastanemiz var. Geçen yıl 1,6 milyon ayaktan hastaya hizmet verdik. Yaklaşık 155 bin yatan hastamız oldu. 60 bin ameliyat yaptık. Bunların çoğu Türkiyede yapılmayan zor ameliyatlar. Karaciğer, böbrek ve kemik iliği nâkli ile kalp cerrahisi ve ortopedi gibi zor alanlarda önemli işler yapıyoruz. Dünyanın farklı coğrafyalarından hastalarımız var. diye konuştu. Ankarada çok iyi üniversite hastaneleri, muayene ve özel hastaneler olduğu için Başkentte hastane açma konusunda temkinli davrandıklarını kaydeden Genç, Bu konuda biraz dengeli davrandık ve güzel bir hastane ile Ankaraya girelim dedik. Ankarada çok iyi üniversitelerin olması, en iyi hekimlerin en iyi hemşirelerin ve sağlık çalışanlarının görev yapması anlamında çok önemli. Binamız 42 bin metrekare, Ankaranın en büyük özel hastanelerinden biri. 230 yatak kapasitesi var, bunların 60ı yoğun bakım yatağı. 11 ameliyathane var, 63 poliklinik odası var. En son teknolojik ürünlerle donatılmış durumda. şeklinde bilgi verdi. Bina ve diğer çalışmalarla beraber 50 milyon dolarlık bir yatırım yaptıklarını kaydeden Genç, Yakın zamanda yeni bölüm ve cihazlarla ekstra bir 15 milyon dolarlık bir yatırım planlıyoruz. Önemli hekim transferlerimiz var. Ankarada yıllık 120-150 bin hasta sayısını ulaşmayı planlıyoruz. dedi. Ankara Memorial Hastanesi Direktörü Dr. Levent Atay ise Ankarada hizmette, kalitede rekabet etmek istediklerini belirtti. Memorialin bulunduğu bölgelerde referans merkezi hastanelerden olduğunu anlatan Atay, İnşallah Ankarada da aday olduğumuz konularda referans merkezi olmaya çalışacağız. Modern tıbbi bir altyapı ile modern bir hizmet vermeyi hedefliyoruz. Kalp cerrahisi, kardiyoloji, ortopedi, tıbbi onkoloji ve medikal onkoloji, beyin cerrahisi, iç hastalıkları, göz hastalıkları olmak üzere birçok alanda hizmet vereceğiz. 45 hekimle başlayacağız. 11i profesör ve 15i doçent olacak, kısa sürede sayıyı 60a çıkacağız. Oldukça yüksek sayıda akademik kadro ile başlıyoruz. 250 çalışanınız var. Yıl sonuna kadar hekim sayımızı 70e, genel kadromuzu da 600e yükselteceğiz. açıklamasında bulundu.
Zaman
Ana Sayfa
06.02.2014
Memorial’in10hastanesiBaşkent’teaçıldıMemorial’in 10 hastanesi Başkent’te açıldı
Selim İleri - Yine Bachmann, yine şimdi!
Zaman
26.01.2014
02:09
1980’lerin sonunda, pek çok okurdan ayrıcalıklı olarak, dostum Ahmet Cemal’in Ingeborg Bachmann tutkusunu yakından izledim. Onunla “Otuzuncu Yaş” öyküsü üzerine konuştuğumuzu hatırlıyorum. Ve Ahmet Cemal, coşkunluk içinde, Malina’dan söz açar; Bachmann imzalı bu romanın çağdaş edebiyatta bambaşka bir doruk olduğunu söylerdi.O zamanlar Malina’yı meğerse şurasından burasından dilimize çevirmeye başlamış. Geceleyin, bazan saatlerce süren telefon konuşmalarımızda, Malina’dan parçalar okurdu. Sonra iş edindi, romanın Fransızca’sını bulup bana armağan etti.Malina gerçekten eşsiz bir roman ve çok acı. Otuzuncu yaşın acılarını çağrıştırırcasına, bu kez de, ‘aşk’ın şiddetle duyumsanan varlığı ve imkânsızlığı karşımıza çıkıyor, bir o kadar da sürekliliği. Malina, yanılmıyorsam, Bachmann’ın son verimlerinden biri. “Ölüm Türleri” genel başlığı altında toplanacak üç ayrı romanın ilki olan eser, yoğun lirizmiyle, roman sanatına şiirden denemeye bütün yazı sanatlarını armağan etmiş sayılabilir.Yazık ki sonraki romanlar kaleme alınamamış…Ahmet Cemal, Malina’yı derin üslûp ustalığıyla dilimize kazandırmadan önce, Bachmann’la âdeta bir sevda serüvenine girişmişti. Bana artık yalnızca Malina’dan parçalar okumuyordu. 1990’da Metis Yayınları’nın yayımladığı Bu Tufandan Sonra’da yer alan “Roma’da Gördüklerim ve Duyduklarım” denemesi, kim bilir kaç kez, ama hep ‘değişik, farklı’ çevirilerle görünüp kaybolurdu.Mevsimler geçer, ilk cümleye, ilk satırlara ardılı cümleler, ardılı satırlar eklenirdi. Çeviri daima daha şiirli, daha olgun. Çevirmen sonra birden Malina’ya döner, birkaç ay bu eser üzerinde çalışırdı.Söz konusu çalışmalar, çeviri çabaları yıllarca sürdü. Ingeborg Bachmann, öyle sanıyorum ki, Ahmet Cemal’in çeviri hayatında en güçlü sevdalarından biri oldu.Malina’yı noktaladığı gün boşlukla yüz yüze gelmişçesine endişeli, yazarın öteki eserlerine, şiirlerine, denemelerine, radyo oyunlarına sığındı. “Ağustos Böcekleri” radyo oyununu, o sıralar yönetimiyle ilgilendiğim Argos dergisinde yayımlamıştık.“Ağustos Böcekleri”nden şu sözler hâlâ ezberimdedir: “Çünkü ağustos böcekleri de bir zamanlar insandılar. Hep şarkı söyleyebilmek için yemeye, içmeye ve sevmeye son verdiler.”Araya Bachmann’ın konuşmaları, eleştirmen ve gazetecilerle söyleşileri, ödül törenlerinde dile getirdikleri girdi. Çevirmen, Bachmann’ı yazıya iten gizil gücü bu kaynaklarda bulmuştu: “Yanı başımızda her gün nelerin olup bittiğini, günlük yaşamda insanların insanları nasıl öldürdüklerini söylemek, önce betimlenmesi gereken budur; önce bu yapılmalıdır ki, büyük cinayetlere nasıl yol açıldığı anlaşılabilsin.”Sonra yine Ahmet Cemal’in çevirisinden bir şiir, Bachmann’dan, bugün daha çok acısını duyduğum:“Birlikte kullanılmış: Mevsimler, kitaplar ve bir müzik. / Anahtarlar, çay fincanları, ekmek sepeti, çarşaflar ve bir yatak. / Sözcüklerden, jestlerden oluşma bir çeyiz / beraber getirilmiş, kullanılmış, eskiden, jestlerden oluşma bir çeyiz / beraber getirilmiş, kullanılmış, eskitilmiş. / Uyulmuş bir ev düzeni. Söylenmiş. Yapılmış. Ve hep el verilmiş.”2008’de, çeviri edebiyatımıza birbirinden güzel eserler kazandırmış İlknur Özdemir Kalp Zamanı’nı (Turkuvaz Kitap) yayımladı: Ingeborg Bachmann’la Paul Celan’ın mektuplaşmaları. Bu mektuplaşmaları Ahmet Cemal’den biliyordum, Celan’a duyulmuş sevginin Malina’ya yansıyışını da. Kalp Zamanı benim için çok hoş ve yürek yakıcı bir sürpriz oldu. Bachmann’ı sanki tanıyordum artık…“(…) içinde olduğum kültür dünyası, bütün bu sevimsiz işler, saçma sapan konuşmalar, yağcılıklar, büyük harflerle yazılan Bugün; bütün bunlar günden güne yabancılaşıyor bana, tam ortasında duruyorum, bu durumda ötekilerin keyifle dönüp durduklarını görmek çok daha ürkütücü.”
Zaman
Köşe Yazıları
26.01.2014
Selimİleri-YineBachmannyineşimdiSelim İleri - Yine Bachmann yine şimdi
"Operasyonu Hizmet Hareketi yaptı denilerek olay çarpıtılıyor"
Zaman
24.12.2013
12:42
Bazı bakanların çocukları ve iş adamlarını da kapsayan yolsuzluk operasyonu sonrası hükümetHizmet Hareketi gerilimi şeklinde bir algı oluşturulmasını değerlendiren muhalefet partileri, olayın çarpıtıldığı fikrinde birleşti. CHP, MHP ve BBP il başkanları ‘operasyonu Hizmet Hareketi yaptı’ şeklindeki söylemlerin yolsuzluğun üzerini örtmek için çıkarıldığını dile getirdi. AK Parti İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit ise operasyonun, Türkiye’nin uluslararası anlamda prestijine ve siyasi anlamda itibarına yapıldığını savundu. CHP İl Başkanı Ulaş Karasu, 17 Aralık’ta gerçekleşen operasyonu hükümetin üzerini örtme telaşına düştüğünü belirterek, “Bunu dış güçlere veya cemaate bağlamak hükümetin üzerinden suç atma psikolojisidir. 4.5 milyon dolar parayı banka müdürünün evine gidip de dış güçler mi koymuştur ya da bakanın evine o kadar parayı dış güçler mi yerleştirmiştir? Bu inandırıcı değildir.” dedi. 11 yıldır hükümet ile Hizmet Hareketinin birlikte hareket ettiğini öne süren Karasu, şunları söyledi: “Ergenekon ve Balyoz davalarında, aynı polis ve savcı, insanları suçlu gibi evlerinden topladı. Büyük suçlamalarla Türkiye’nin gündemi değiştirildi. O zaman aslan savcı diyorlardı. Gezi eylemlerinde polis kahraman ilan ediliyordu. Şimdi aynı savcıları ve polisleri suçlu ilan etti. Bunun herhangi bir inandırıcılığı kalmadı.” “ÖNEMLİ OLAN SUÇUN ÜZERİNE GİTMEK”MHP İl Başkanı Avukat Serhat Albayrak ise hükümetin ‘Operasyonu cemaat yaptı’ diyerek yapmış oldukları yolsuzluğu bir şekilde unutturup konuyu kapatmaya çalıştığını söyledi. Albayrak, “Önemli olan var olan suçun üzerine gitmek. Cemaat ya da başka birileri yargıya nüfuz edemez.” dedi. Soruşturma çerçevesinde altın kaçakçılığı, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet, yolsuzluk, birden fazla yüz kızartıcı gibi suçların bulunduğunu kaydeden Albayrak, “Bu suçlar hali hazırda varken bu operasyonu sanki bir cemaat- iktidar çatışması, dış güçlerin ve faiz lobisinin müdahalesi gibi farklı yerlere çekmek konuyu değiştirmek anlamına gelir.” şeklinde konuştu. “POLİS BİR GÜNDE Mİ HAİN OLDU”Tarihte ilk defa bir Başbakan’ın yolsuzluğu ve hırsızlığı savunmaya başladığını anlatan Serhat Albayrak şunları söyledi: “14 ay boyunca yürüyen bir soruşturma var, konuşma kayıtları var. Kendilerini savunmak adına o kadar küçülüyorlar ki. Cemaat yaptı diyerek yapmış oldukları yolsuzluğu bir şekilde unutturup konuyu kapatmak. Önemli olan var olan suçun üzerine gitmek. Cemaat ya da başka birileri yargıya nüfuz edemez. Başbakan devlet içinde paralel bir yapı olduğunu söylüyor. 12 yıldız iktidardasınız, paralel devlet oluştuysa, bunu birkaç günde nasıl anladınız. Bundan önceki soruşturmalarda kahraman ilan edilen emniyet teşkilatı bir günde mi paralel devlet üyesi oldu. Soruşturmanın üzerini örtmek amacıyla bunlar söyleniyor. Bunlar gerçekten samimi değil.”SAVCILAR YARGILANABİLİRAlelacele bir yönetmelik değişikliği yapıldığını anlatan Albayrak, “Adli kolluk kuvvetlerinin her soruşturmayı amirlerine haber verme zorunluluğunu getirdiler. Muhtemeldir ki bu soruşturma aşamasında iddianame hazırlanmadan soruşturmayı yürüten savcıların iddianamesi hazırlanıp yargılanacaktır. Maalesef bunun da üstü kapatılacaktır. Ancak biz bu davanın hiçbir engelle karşılaşmaması için sonuna kadar takipçisi olacağız.” ifadesini kullandı. “TOPLUMDA CİDDİ SORU İŞARETLERİ OLUŞTU”BBP Merkez İlçe Başkanı Ömer Ağdoğan da “Ergenekon davasında göklere çıkarılan savcı bugün aynı şeyleri yaptığı zaman farklı yorumlanabiliyorsa, soruşturmayı yürüten Emniyet Teşkilatı hallaç pamuğu gibi atılıyorsa, bunun ucu iktidar-cemaat kavgasına dönüştürülüyorsa, o zaman Türk toplumunda ciddi manada bir soru işareti oluşuyor.” şeklinde konuştu. Türkiye gündeminin yolsuzluk operasyonuyla allak bullak olduğunu anlatan Ağdoğan, şöyle devam etti: “Geçmişte 28 Şubat, Ergenekon, Balyoz, buna benzer bir yığın soruşturmayla karşı karşıya kaldık. Bunların ekseriyeti hükümeti devirmek ve insanları fişlemek üzerineydi. Ama bu son süreçteki soruşturma sonucunda menfaat ilişkileri, para ve ihale ilişkileri, para aklama olayları, basına yansıdığı kadarıyla adı ne olursa olsun çok vahim şeyler var. Bakanın çocuklarının ilişkilerinin ortaya çıkması söz konusu. Bu bir skandaldır. Yatak odasında kasalar, para sayma makineleri, ayakkabı kutularında paralar çıkıyor. Bu soruşturma nereye giderse gitsin, iktidarların asli görevleri bunu sonuçlandırmaktır. Hükümet komplo diyor ama o kasalar, para sayma makineleri oraya nasıl girdi. Hadi komplo iktidara düzenlendi. Belki bu iktidarı götürme hareketi de olabilir. İyi de yapan kim o zaman. Cemaat diyen var, Amerika diyen var, İsrail diyen var. Bunun kim olduğunu ortaya çıkarsınlar. Siz eğer her karşınıza çıkana komplo derseniz, o zaman bunu yapanı açıklamak zorundasınız.” “OPERASYON ÜLKENİN İTİBARINI HEDEF ALMIŞTIR”AK Parti İstanbul Milletvekili Bilal Macit ise yolsuzlu
Zaman
Son Dakika
24.12.2013
OperasyonuHizmetHareketiyaptıdenilerekolayçarpıtılıyorOperasyonu Hizmet Hareketi yaptı denilerek olay çarpıtılıyor
Destici: Başbakan operasyonların arkasında kim olduğunu biliyorsa açıklamalı
Zaman
21.12.2013
20:27
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın son operasyonların hükümete karşı yapıldığını öne sürdüğünü hatırlatıp, Madem öyle bunların arkasındakileri bir an önce açıklamasını bekliyoruz. Eğer bunlar Türk milletinin gözünü boyamak için ya da bu günleri atlatmak için yapılıyorsa unutmayın ki bu millet hesabını sorar.” dedi. Sivas’ta Çocuk Esirgeme yurdu yerine Muhsin Yazıcıoğlu’nun annesi Fidan Yazıcıoğlu adına yaptırılan Hanımlar Kültür Merkezi törenle açıldı. Saygı duruşu ve İstiklal Marşı’nın okunmasının ardından Kur’an-ı Kerim tilaveti sonrası konuşan BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, “Rahmetli Muhsin Başkanımızın bir sözü vardı; ‘Eğer bizde ülkeyi yönetenler gibi olursak, biz de millete ihanet edersek, biz de devlet malını yetim malı olarak görmeyip, devletin hazinesine el uzatırsak Allah bize iktidar nasip etmesin’ diyordu. Ben de aynı sözleri buradan tekrarlamak istiyorum.” şeklinde konuştu. “BÜTÇE GÖZDEN KAÇIRILDI” 2013 bütçesinin kabul edildiğini ancak Türkiye’nin bütçeyi konuşamadığını söyleyen BBP Lideri Destici, “Bütçenin içinde işçiye, memura, köylüye, kadınlara, şehitlerin geride kalanlarına, türlü yetimlere, taşeron işçilere, asgari ücretlilere, emeklilere ne var! Bunların hiç birini konuşamadık. Türkiye maalesef farklı gündemlerle bütçe milletin gözünden kaçırıldı. Rakamları hiçbir yerde duyamazsınız çünkü rakamları duyurmamak adına her türlü manipülasyon ve karartma yapıldı, yapılmaya da devam ediyor.” dedi.“MİLLETİN KUTUSU YOK Kİ FAİZİ ÖDESİN”Enflasyonun yüzde 6’ya indiğini ancak vatandaşın kredi kartına yüzde 25- 30 faiz ödemeye devam ettiğine değinen BBP Genel Başkanı Destici, “Eğer Sayın Başbakan’ın dediği gibi faiz lobilerine savaş açmışsa istese bir günde bu faizleri yüzde 6‘lara indirebilir. Benim memurumun, esnafımın, emeklimin elinde kutu kutu paralar yok ki, yatak odalarında kasalar, para sayma makinaları, dolarlar, Eurolar yok ki bunlar bu faizleri nereden ödeyecekler.” ifadesini kullandı. “Bugüne kadar yanlış yapanın yanında durmadık, korumadık bundan sonrada yanlış yapanın yanında durmayız ve korumayız.” diyen Destici, “Sayın Başbakana, hükümete ve AK Partili kardeşlerime düşen de doğruca, dürüstçe, yiğitçe yanlışa yanlış diyebilmeliler ve yanlışı içlerinden temizleyip atmaları gerekir.” açıklamasını yaptı. “BAŞBAKAN MADEM BİLİYOR AÇIKLASIN”Son yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarına da değinen Mustafa Destici, “Eğer Sayın Başbakan ve hükümet üyelerinin dediği gibi bu son yolsuzluk operasyonları hükümete karşı değil de Türkiye Cumhuriyeti’ne yapılmış büyük bir operasyonsa bunun arkasındaki büyük güçleri bildiğini iddia ediyor Sayın Başbakan. Bunların arkasındakileri bir an önce açıklamasını bekliyoruz. Eğer bunlar Türk milletinin gözünü boyamak için ya da bu günleri atlatmak için yapılıyorsa unutmayın ki bu millet hesabını sorar.” diye konuştu. “DOĞRUYSA ELÇİ SINIR DIŞI EDİLMELİ” ABD Büyükelçisinin gazetelerde yer alan konuşmalarından da bahseden BBP Genel Başkanı Destici, “Bugünkü gazete manşetlerinde ABD Büyükelçisi’nin bir takım konuşmalarının olduğu ve operasyonun buradan başladığı söyleniyor. Her ne kadar ABD Büyükelçisi bunu inkâr etmiş olsa da hükümetin bunu titiz bir şekilde araştırması gerekir. Büyükelçi, AB Elçilerini toplayarak bu konuşmaları yaptıysa, Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin ABD Büyükelçisi’ni sınır dışı etmesini bekliyoruz, eğer bu gerçekse yapılmışsa.” dedi. “ATAMALAR SORUŞTURMAYA MÜDAHALE EDİLDİ ALGISINI OLUŞTURDU”Son emniyette yapılan operasyonların, değişikliklerin ve savcı atanmalarının millette rüşvet ve yolsuzluk operasyonuna müdahale edildi algısını oluşturduğunu savunan Destici sözlerini şöyle sonlandırdı: “Hükümetin bundan azami derecede uzak durması gerekir. Eğer bugün sürdürülen soruşturma gerçek değilse, bu bir iftira ve bir operasyonsa zaten eninde sonunda gerçekler ortaya çıkacaktır. Hükümet de sizsiniz, yetki de sizin elinizde, o zaman hesap sorma hakkına hukuken de sahip olursunuz.” “ADAYLIĞIMI AÇIKLAYACAĞIM”Belediye Başkanı Doğan Ürgüp de konuşmasında 4.5 yılın sonunda önemli 6 eserin sonuncusunun açılışını yaptıklarını ve 4 Ocak’ta Büyük Birlik Başkan adaylığımı açıklayacağını duyurdu. Başkan Ürgüp, “Fidan Yazıcıoğlu Hanımlar Kültür Merkezi adını verdiğimiz bu tesis son derece kompleks, mükemmel bir tesistir. Sivas’ın ilk 3 katını baz aldığımızda çok katlı otoparkını burada inşa etmeyi Allah nasip etti.” dedi.Konuşmaların ardından BBP Genel Başkanı Destici ve Başkan Ürgüp, Vali Zübeyir Kemelek’in eşi Zehra Kemelek ve Muhsin Yazıcıoğlu’nun annesi Fidan Yazıcıoğlu, ağabeyi Yusuf Yazıcıoğlu ile birlikte şehit olan Gazeteci İsmail Güneş’in eşi Yasemin Güneş ile diğer partililerin eşleri birlikte açılış kurdelesini kesti. Kurdele kesimi sonrası Belediye Başkanı Doğan Ürgüpün eşi Makbule Ürgüp tarafından, Yazıcıoğlu’nun annesi Fidan Yazıcıoğlu’na Muhsin Yazıoğlu ile çektirdiği f
Zaman
Son Dakika
21.12.2013
DesticiBaşbakanoperasyonlarınarkasındakimolduğunubiliyorsaaçıklamalıDestici Başbakan operasyonların arkasında kim olduğunu biliyorsa açıklamalı
Muş Devlet Hastanesi 11 ayda 741 bin 840 hastaya baktı
Zaman
20.12.2013
17:18
Muş Devlet Hastanesi Yöneticisi Op. Dr. Özgür Ömer Yıldız, 11 ayda 741 bin 840 hastaya bakıldığını belirterek, 20 bin 583 çeşitli ameliyat yapılırken, 4 bin 960 doğum gerçekleştiğini söyledi.Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği, Muş Devlet Hastanesi’nin 2013 yılı 11 aylık tıbbi istatistikleri açıklandı. Yapılan hizmetlerle ilgili detaylı bir açıklama yapan Muş Devlet Hastanesi Yöneticisi Op. Dr. Özgür Ömer Yıldız, acil servisine ayda 2 bin 600 hasta, poliklinikte ise ortalama aylık 3 bin 500 hasta başvuruda bulunduğunu belirterek fiziki olarak zor şartlarda poliklinik hizmetlerindeki artış, güvenilirlik ve tercih edilebilirliğin göstergesi olduğunu söyledi. Düzenlediği basın toplantısında Muş Devlet Hastanesinde 86 uzmanın aktif olarak 10 pratisyen hekimle Muş halkına en iye sağlık hizmete vermek için çaba gösterdiklerini vurgulayan Yıldız, 11 ayda 741 bin 840 hastaya bakmak önemli bir rakam olduğunu ifade etti. Çok ciddi ve başarılı sağlık hizmeti sunmaya devam ettiklerini dile getiren Yıldız, şunları söyledi: “Kardiyoloji Uzmanımız ve yeterli sağlık personeli ile Ağustos ayında aktif olarak açılan yeni Anjiyografi ve Yoğun Bakım Ünitesinde bu güne kadar 300’ün üzerinde hastaya Anjiyo işlemi başarılı ve sorunsuz şekilde uygulanmıştır. Bunun dışında kalp pili takma, stent takma işlemleri de uygulanmaktadır. Tüm çalışmalar tamamlandı. Tıbbi cihaz ve malzemeler alındı. Bakanlık onayı ile Ankara yüksek ihtisas eğitim araştırma hastanesinden ekip bekleniyor. 2014 Şubat ayında hizmete başlayacağı düşünülmektedir. Kanser hastaları için planlanan kemoterapi tedavilerini ilimizde alabilmeleri için 2 kemoterapi kabini ve 4 yataklı merkezimizi 2014 Haziran ayı itibari ile açmayı planlamaktayız.”2012 yılında yüzde 1,68 olan sevk oranı 2013 yılında yüzde 2,3 oranında bir artış meydana geldiğini hatırlatan Yıldız, Bu artış özellikle 2013 yılı içerisinde en çok çocuk ve kadın doğum branşları yanında nöroloji ve beyin cerrahisi branşlarındaki hekim eksikliğinden kaynaklanmaktadır. İlgili branşlarda ve diğer branşlardaki hekim sayısı yeterli olduğu müddetçe sevk sayısını azaltmak, ilimizde sunulabilecek tüm hizmetleri sunmak ve gerektiği durumlarda sevki gerçekleştirmek amaçlarımız arasındadır” dedi. Ana bina ve ek binada toplam 2 ameliyathane 8 ameliyat odası ile 24 saat kesintisiz hizmet verdiklerini anımsatan Yıldız, “Ameliyathanelerimiz tam donanımlı olup, uyandırma odaları, kesintisiz güç kaynağı, merkezi sterilizasyon ünitesi ve özel havalandırma sistemleri mevcuttur. Ortalama günde 15 doğumun gerçekleştirmektedir. Yıllar arasında belirgin bir sayısal fark bulunmamaktadır. Bölgemizde doğum oranının yüksek oluşu artışın sebebidir. Bu konu çok yönlü değerlendirilmesi gereken aile planlaması, sağlık politikaları gibi bir konudur” diye konuştu.“AYDA ORTALAMA 800 DİYALİZ SEANSI HİZMETİ VERİYORUZ”Hastanede 16 diyaliz cihazı ile ortalama 70 hastaya diyaliz hizmeti verildiğini vurgulayan Başhekim Yıldız, “Nefroloji uzmanımız, 1 sertifikalı pratisyen hekimimiz ve yeterli sağlık personeli ile aylık ortalama 800 diyaliz seansı ile hizmeti yapılmaktadır. Büyük ameliyatlar dışında uyguladığımız küçük cerrahi işlemler ve müdahalelerin sayısındaki artış, 2. Basamak Sağlık Kurumu olarak hedeflediğimiz bir durumdur. Hem teşhise hem de tedaviye dayalı girişimsel işlemlerin uygulanması hizmet kalitesindeki artışın objektif göstergesidir. Ortalama günde 15 doğumun gerçekleştiği görülmektedir. Yıllar arasında belirgin bir sayısal fark bulunmamaktadır. Bölgemizde doğum oranının yüksek oluşu artışın sebebidir. Bu konu çok yönlü değerlendirilmesi gereken (Aile planlaması, sağlık politikaları vs.) bir konudur. 2. basamak sağlık kurumu olarak etkin ve kaliteli sağlık hizmet sunumu temel amacımızdır. 485 fiili yatak kapasitesi ile hizmet vermekteyiz. Ana Binada 52, Kadın Doğum ve Çocuk Hastanesi ek hizmet Binasında ise 10 olmak üzere toplam 62 poliklinik ile 25 farklı uzmanlık dalında poliklinik hizmeti vermekteyiz. Ana bina ve Kadın doğum Çocuk Hastanesi ek binasında ayrı ayrı toplam 2 acil servis ile hizmet sunmaktayız. 2 Acil Tıp Uzmanı ve 9 pratisyen hekim ile yürütmekte olduğumuz acil servis hizmetlerine günlük ortalama başvuru sayısı 950’dir. Bu sayı oldukça fazladır. Acil servise acil hastalar dışında poliklinikten hizmet alabilecek hastaların da başvurusu, hizmette ciddi aksamalara ve gerçek acillerin hizmete ulaşmasında sıkıntılara yol açmaktadır. Doğum salonumuzda 5 lohusa yatağı, 3 septik yatak, 6 sancı yatağı olmak üzere 14 yatak ve 4 doğum masası ile doğum hizmeti verilmektedir” diye konuştu. Düzenlenen basın toplantısına Kamu Hastaneleri Genel Sekreterliği Genel Sekreteri Dr. Hacı Yusuf Güneş ve hastane sorumlu yöneticisi Op. Dr. Özgür Ömer Yıldız, Hastane Müdürleri ve idarecileri katıldı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.12.2013
Muş/">MuşDevletHastanesi11ayda741bin840hastayabaktıMuş-Devlet-Hastanesi-11-ayda-741-bin-840-hastaya-baktı/">Muş Devlet Hastanesi 11 ayda 741 bin 840 hastaya baktı
Afyon'da jeotermalle konut ısıtmasında 173 milyonluk tasarruf sağlanıyor
Zaman
07.12.2013
11:22
Türkiye’nin en büyük termal ısıtma sistemi olan Afyon Jeotermal Turizm AŞ (AFJET), yılda 288 bin 460 ton kömüre eşdeğer olarak 15 bin konut ve otelleri jeotermal enerjiyle ısıtıyor. Bunun 173 milyon liralık tasarrufun yanı sıra 87 bin taşıtın egzoz gazında da azalma anlamına geldiği belirtildi. AFJET Genel Müdürü Yusuf Ulutürk, tesis olarak Türkiye’nin en büyük termal ısıtma tesisi durumunda olduklarının 2013’de yaklaşık 60 milyon lira yatırım yaparak toplam 150 MegaWatt güce ulaştıklarını söyledi. Ulutürk, bu gücün hava kirliliğinin yoğun olduğu il için çok önemli olduğunu kaydetti. Ulutürk, “Çünkü jeotermal ısıtma sayesinde 146 bin ton/yıl CO2 (Karbondioksit) emisyonunda ve 87 bin adet motorlu taşıtın eksoz gazında azalma demektir. Afyon şartlarında bir metrekarelik alanı ısıtmak için 60 kilokalori harcıyoruz. Şu an konut, otel ve sera ısıtmaları için toplam 2 milyon metrekarelik alan söz konusudur. Yani biz 120 milyon kilokalorilik bir güç kullanıyoruz. Bir ton kömürün ortalama 5 milyon 200 kilokalori gücü var. Buradan yola çıkarak bizim ısıttığımız 2 milyon metrekarelik alan için yılda 288 bin 460 tonluk kömür gerekiyor. Bunun karşılığı da ortalama tonu 650 liradan 173 milyon lirayı buluyor. dedi. YENİ PROJELER VAR Ulutürk, ilde bulunan dört adet büyük jeotermal sahanın hızla büyüyüp geliştiğini söyledi. Bu sahalardan en büyüğü olan Ömer-Gecek havzasında konut ısıtması, termal otel yatırımları, teknolojik sera yatırımları, enerji ve çamaşır kurutma gibi farklı yatırımları ile artarak devam ettiğini belirtti. Ulutürk, “Afyonkarahisar’da jeotermal kaynağın tek elden yönetilip geliştirilmesine büyük önem veriyoruz. Bu amaçla AFJET 2010 yılında yeni bir yapılanmaya girildi. Bunun sonucunda gidiş dönüş 32 kilometrelik olan isale hattı yenilendi ve toplam ısıtılacak konut sayısını 15 bine çıkardık. diye konuştu. Ulutürk, enerji kaynakları açısından dışarıya bağımlı olan Türkiye’de konut ısıtmacılığının büyük önem taşıdığını ifade ederek, Afyonkarahisar’da yaklaşık bir milyon 550 bin metrekarelik kapalı alanın ısıtıldığını anlattı. AFJET’in konut ısıtmasının yanında otellere de sıcak su sağlayacak termal turizm hattı projesini hayata geçirdiklerini belirten Ulutürk, 10 bin yatak kapasitesine sahip otellerin ısıtma ve kullanım sularını temin edebileceklerini dile getirdi. Yusuf Ulutürk, son yıllarda ilde hızla artan jeotermal su ile ısıtılan teknolojik sera yatırımlarının önünü açmak için 250 dönüm sera ısıtılması projesine destek verdiklerini ifade ederek, şunları söyledi: “Bunun dışında şirketimiz mevcut kapasitesinin bir bölümünü elektrik üretmek için proje hazırlığındadır. Düşünülen kapasite ilk etapta bürüt 2,8 MW/h olacaktır. Ayrıca, otellere yönelik çamaşır yıkama ve kurutma tesis projemiz vardır. En büyük enerji gideri ısıtma ve kurutma makineleri için harcanan elektrik enerjisidir. Bu noktadan yola çıkılarak jeotermal enerji kullanımına göre dizayn edilecek bir çamaşırhanenin hem ilimiz hem bölgemiz hemde benzer uygulamalar için örnek teşkil edeceği düşünülerek çalışmalara başlanmıştır.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
07.12.2013
Afyondajeotermallekonutısıtmasında173milyonluktasarrufsağlanıyorAfyonda jeotermalle konut ısıtmasında 173 milyonluk tasarruf sağlanıyor
İçeriğini telaffuz edemediğiniz hiçbir şeyi yemeyin
Zaman
30.11.2013
15:17
Fikir Sahibi Damaklar ve Slow Food’un kurucusu Defne Koryürek ile birlikteydik bu hafta. Karşımızda aşçı, kasap ve televizyon programcısı olunca konuşacak çok şey vardı. Kendisini gıdanın ahlaklı tüketimine adayan Koryürek’in söylediklerinden alınacak bir hayli ders var.‘Herkesin iyi gıdaya ulaşmaya, ondan haz almaya hakkı var.’ şeklinde bir söyleminiz var. Günümüz dünyasında bu ne kadar uygulanabilir?Bazen gönlünüzde yatan şey kimsenin yapamayacağı kadar uç olabilir ama onu götürebileceğiniz yere kadar götürmekle yükümlü sayarsınız kendinizi. Üç buçuk milyar insanın yaşadığı bir dünyada imkânı var mı? Şöyle bir duruyorsunuz ama eşitlik olmaz’a inanmaktan ziyade, adaletsizliğin nereden kaynaklandığına odaklanmalıyız. Buruş buruş bir yatak örtüsü düşünün. Herkes bir köşesinden çekecek ki düzelsin.Örneğin su üzerinden gidecek olursak erişme hakkını elde ettik, hazdan kastınız nedir?Emirgan Çınaraltı’nda büyüdüm. Üç çeşmeden akan suyun tatlarını hatırlıyorum. Böyle bir bilgiyle bugünlere geldiğinizde çok uluslu şirketlerin şekillendirdiği lezzetteki şişelenmiş suların ahlakının çok farklı olduğunu anlıyorsunuz. Su kadar basit bir şeyin şişelenerek satılıyor olması ahlaki bir problem.Bu konuda bizlere düşen ne?Su kaynaklarının arkasındaki hikâyeler bilinir, insanlar birbirine anlatmayı ihmal etmezse kaynaklar tükense bile suyla ilgili ilişkiler kaybolmaz. ‘Ne olacak canım bir şişe su alırsın.’ diyenlere ‘Neden bahsediyorsun?’ deme hakkınız devam eder. Bunlar konuşmazsa çok uluslu şirketlerin damak tadınızı düzenledikleri suya mecbur kalırsınız.Farkındalık açısından ne durumdayız?Açı çekiyoruz… Slow Food ve Fikir Sahibi Damaklar olarak yaptığımız şey toprağı biraz eşelemek. Bunu başarırsak huzurla ölürüm ama bir günde olacak iş değil elbette.Süt konusunda da sudan pek farklı durumda değiliz sanırım…Kesinlikle. Çiğ ile kutu sütün uzaktan yakından ilgisi yok. Koskoca bir kuşak x markasıyla büyüdü. Ondan başka süt içemiyor, tadını bilmiyor.Yıllardır kutu süt sağlıklı, sokakta satılan sağlıksız olduğu üzerinden süregelen bir polemik var. Ne düşünüyorsunuz?Kutudaki de sokaktaki de aynı yerden geliyor. İnekte hastalık varsa ikisinde de olacak. Bu yüzden yapılması gereken güvenebileceğiniz sütçü bulmak. Sonra hammaddeyi işlemeyi öğreneceksiniz. Bu büyük ihtimalle anneannenizin kapısını çalmayı gerektirecek. Tüm bunlardan sonra yoğurt yapmayı öğrenmeniz gerekecek. Zahmetli ama yaşamsal öneme haiz bir yatırımdan bahsediyoruz, değmez mi?Markete gidip beş dakikada yoğurt, süt almak varken tüm bunlarla uğraşmak birçok kişiye manasız gelebilir...Haklısınız ama sonra da ‘Bu yoğurt niye ekşimiyor?’ diye şikâyet ediyoruz. Niye ekşisin? Şu saydığım hiçbir yatırım o yoğurtta yok.Yine de şehir hayatında kimsenin bunları yapacak vakti de yok, tahammülü de…Çok basit manada iki şey için varız dünyada. Karın doyurmak -ki varlığınız devam etsin- doğru eş bulmak -ki türünüz devam etsin-. İkincisi için gidin marketten alın desem yapar mısınız? Yabancı biri çocuğunuzun yanağından öpmek istese izin vermezsiniz. Oysa ne olduğunu bilmediğiniz gıdalar sevdiklerinizin ağzına girecek ve bütün hücrelerine yayılacak. Yediklerimiz yalnızca bizi bağlamıyor, torunlarımızı da etkileyecek. İçeriğini okuduğunuzda telaffuz etmekte zorlandığınız hiçbir şey tüketilmemeli. Mutfağınızda olmayan hiçbir gıdayı ağzınıza da koymamanız gerekiyor.Öneriniz nedir?Zamanımız yoksa akraba ve arkadaş ilişkilerimizi sağlamlaştırıp onların deneyimlerinden faydalanmalıyız. Mesela ekmek yapmayı bilmiyor olabilirsiniz ama çocuklarla aranız iyidir, siz çocuklarla ilgilenirken anneleri ekmek yapar, yoğurt mayalar. Her hafta biri yapsa sıra ayda bir kez size gelir. Önceliğinizi neye verdiğiniz meselesi bu. Bu şehir tahammülsüz büyük, çok talepkâr ve kafa karıştırıcı olabilir. Ama zamanımızı neye, nasıl kullanacağımız bizim elimizde. Bugün Anadolu’da bile ayran pakette içiliyor. Vaktimiz yok ama hak ettiğimiz de bu değil. Hak ettiğim içeriğine baktığımda kafamın karıştığı sözde bitkisel çay poşeti mi, hazır çorba mı, dondurulmuş köfte mi?Ne yiyorsanız osunuz!Bir programınızda poşette ekmeklerin markaları aleni bir şekilde gösteriliyordu ve bu ekmeklerin tüketimi konusunda veryansın ediyordunuz. Tehdit aldınız mı?Söz konusu gazlı içecek olsaydı ciddi problem olurdu. Gıda sektörünün çıkarları benimle mücadele etmelerini gerektirecek boyutta değil. Sponsor ve gıda firmalarından tehdit almadım ama balıkçılardan bol miktarda.Görüşlerinize ters düşen örneğin bir margarin markasının sponsorluğuna nasıl bakarsınız?Her markanın sponsorluğu altında hareket etmeniz güç ancak söylediklerimi kesip biçmiyor, değiştirmiyorsa sorun yok.Mesleğiniz gereği hayatı koşturmaca içinde yaşıyorsunuz. Onca yoğunluk içinde ekmek ve yoğurdu
Zaman
Ana Sayfa
30.11.2013
İçeriğinitelaffuzedemediğinizhiçbirşeyiyemeyinİçeriğini telaffuz edemediğiniz hiçbir şeyi yemeyin
İçeriğini telaffuz edemediğiniz hiçbir şeyi yemeyin
Zaman
30.11.2013
02:00
Fikir Sahibi Damaklar ve Slow Food’un kurucusu Defne Koryürek ile birlikteydik bu hafta. Karşımızda aşçı, kasap ve televizyon programcısı olunca konuşacak çok şey vardı. Kendisini gıdanın ahlaklı tüketimine adayan Koryürek’in söylediklerinden alınacak bir hayli ders var.‘Herkesin iyi gıdaya ulaşmaya, ondan haz almaya hakkı var.’ şeklinde bir söyleminiz var. Günümüz dünyasında bu ne kadar uygulanabilir?Bazen gönlünüzde yatan şey kimsenin yapamayacağı kadar uç olabilir ama onu götürebileceğiniz yere kadar götürmekle yükümlü sayarsınız kendinizi. Üç buçuk milyar insanın yaşadığı bir dünyada imkânı var mı? Şöyle bir duruyorsunuz ama eşitlik olmaz’a inanmaktan ziyade, adaletsizliğin nereden kaynaklandığına odaklanmalıyız. Buruş buruş bir yatak örtüsü düşünün. Herkes bir köşesinden çekecek ki düzelsin.Örneğin su üzerinden gidecek olursak erişme hakkını elde ettik, hazdan kastınız nedir?Emirgan Çınaraltı’nda büyüdüm. Üç çeşmeden akan suyun tatlarını hatırlıyorum. Böyle bir bilgiyle bugünlere geldiğinizde çok uluslu şirketlerin şekillendirdiği lezzetteki şişelenmiş suların ahlakının çok farklı olduğunu anlıyorsunuz. Su kadar basit bir şeyin şişelenerek satılıyor olması ahlaki bir problem.Bu konuda bizlere düşen ne?Su kaynaklarının arkasındaki hikâyeler bilinir, insanlar birbirine anlatmayı ihmal etmezse kaynaklar tükense bile suyla ilgili ilişkiler kaybolmaz. ‘Ne olacak canım bir şişe su alırsın.’ diyenlere ‘Neden bahsediyorsun?’ deme hakkınız devam eder. Bunlar konuşmazsa çok uluslu şirketlerin damak tadınızı düzenledikleri suya mecbur kalırsınız.Farkındalık açısından ne durumdayız?Açı çekiyoruz… Slow Food ve Fikir Sahibi Damaklar olarak yaptığımız şey toprağı biraz eşelemek. Bunu başarırsak huzurla ölürüm ama bir günde olacak iş değil elbette.Süt konusunda da sudan pek farklı durumda değiliz sanırım…Kesinlikle. Çiğ ile kutu sütün uzaktan yakından ilgisi yok. Koskoca bir kuşak x markasıyla büyüdü. Ondan başka süt içemiyor, tadını bilmiyor.Yıllardır kutu süt sağlıklı, sokakta satılan sağlıksız olduğu üzerinden süregelen bir polemik var. Ne düşünüyorsunuz?Kutudaki de sokaktaki de aynı yerden geliyor. İnekte hastalık varsa ikisinde de olacak. Bu yüzden yapılması gereken güvenebileceğiniz sütçü bulmak. Sonra hammaddeyi işlemeyi öğreneceksiniz. Bu büyük ihtimalle anneannenizin kapısını çalmayı gerektirecek. Tüm bunlardan sonra yoğurt yapmayı öğrenmeniz gerekecek. Zahmetli ama yaşamsal öneme haiz bir yatırımdan bahsediyoruz, değmez mi?Markete gidip beş dakikada yoğurt, süt almak varken tüm bunlarla uğraşmak birçok kişiye manasız gelebilir...Haklısınız ama sonra da ‘Bu yoğurt niye ekşimiyor?’ diye şikâyet ediyoruz. Niye ekşisin? Şu saydığım hiçbir yatırım o yoğurtta yok.Yine de şehir hayatında kimsenin bunları yapacak vakti de yok, tahammülü de…Çok basit manada iki şey için varız dünyada. Karın doyurmak -ki varlığınız devam etsin- doğru eş bulmak -ki türünüz devam etsin-. İkincisi için gidin marketten alın desem yapar mısınız? Yabancı biri çocuğunuzun yanağından öpmek istese izin vermezsiniz. Oysa ne olduğunu bilmediğiniz gıdalar sevdiklerinizin ağzına girecek ve bütün hücrelerine yayılacak. Yediklerimiz yalnızca bizi bağlamıyor, torunlarımızı da etkileyecek. İçeriğini okuduğunuzda telaffuz etmekte zorlandığınız hiçbir şey tüketilmemeli. Mutfağınızda olmayan hiçbir gıdayı ağzınıza da koymamanız gerekiyor.Öneriniz nedir?Zamanımız yoksa akraba ve arkadaş ilişkilerimizi sağlamlaştırıp onların deneyimlerinden faydalanmalıyız. Mesela ekmek yapmayı bilmiyor olabilirsiniz ama çocuklarla aranız iyidir, siz çocuklarla ilgilenirken anneleri ekmek yapar, yoğurt mayalar. Her hafta biri yapsa sıra ayda bir kez size gelir. Önceliğinizi neye verdiğiniz meselesi bu. Bu şehir tahammülsüz büyük, çok talepkâr ve kafa karıştırıcı olabilir. Ama zamanımızı neye, nasıl kullanacağımız bizim elimizde. Bugün Anadolu’da bile ayran pakette içiliyor. Vaktimiz yok ama hak ettiğimiz de bu değil. Hak ettiğim içeriğine baktığımda kafamın karıştığı sözde bitkisel çay poşeti mi, hazır çorba mı, dondurulmuş köfte mi?Ne yiyorsanız osunuz!Bir programınızda poşette ekmeklerin markaları aleni bir şekilde gösteriliyordu ve bu ekmeklerin tüketimi konusunda veryansın ediyordunuz. Tehdit aldınız mı?Söz konusu gazlı içecek olsaydı ciddi problem olurdu. Gıda sektörünün çıkarları benimle mücadele etmelerini gerektirecek boyutta değil. Sponsor ve gıda firmalarından tehdit almadım ama balıkçılardan bol miktarda.Görüşlerinize ters düşen örneğin bir margarin markasının sponsorluğuna nasıl bakarsınız?Her markanın sponsorluğu altında hareket etmeniz güç ancak söylediklerimi kesip biçmiyor, değiştirmiyorsa sorun yok.Mesleğiniz gereği hayatı koşturmaca içinde yaşıyorsunuz. Onca yoğunluk içinde ekmek ve yoğurdu
Zaman
En Çok Okunan
30.11.2013
İçeriğinitelaffuzedemediğinizhiçbirşeyiyemeyinİçeriğini telaffuz edemediğiniz hiçbir şeyi yemeyin
Daum: Batalla'nın yerini doldurmak zor
Zaman
27.11.2013
15:05
Bursaspor Teknik Direktörü Christoph Daum, Batalla krizinde elinden bir şey gelmediğini ve bu durumu tahmin edemediğini söyledi. Batallanın yerini doldurmanın zor olduğunu belirten Daum, şimdilik Belluschi ve Musayı düşüneceklerini, ara transferde ise oyuncu bakabileceklerini ifade etti. Tecrübeli teknik adam, ligin 13. haftasında deplasmanda karşılaşacakları Elazığspor maçı öncesi Özlüce Tesislerinde basın toplantısı düzenledi. Kasımpaşa maçında gösterdikleri mücadeleyi Elazığspor karşısında da göstermeleri gerektiğini ifade eden Daaum, bunu da üzerine koymaları gerektiğini kaydetti. DAHA İYİ OYNAMAMIZ GEREKİYORDaum, şu değerlendirmeyi yaptı: Oyun olarak daha iyi oynamamız gerekiyor. Belluschi bize katılacak. Oyun açısından daha iyi olacağımıza kesinlikle inanıyoruz. Pintoda uzun bir aradan sonra bize katıldı ve gördüğünüz gibi güzel bir maç çıkardı. Gol bölgelerinde katkı sağlayacağını gösterdi. Geçmiş günlerde futbolcularımla tek tek görüştüm. Futbolcularım Elazığspor maçında her şeylerini ortaya koyacaklarını bana söylediler. Her zaman zor durumdan çıkmaya bir yol vardır. İdmanda bunları çalıştık. Önemli olan birlik beraberlik içerisinde arzumuzu ortaya koymak ve bu olaydan pozitif olarak çıkmak. Bunu futbolcularımızda ve birlikte bulabiliriz. Benim için futbolcular açısından en önemlisi inanç, kendilerine ve takıma güvenmeleri ve Bursaspor taraftarlarının takıma güvenmesidir. BU KARARI ALMAMIZI BATALLA ZORLADI, BAŞKA ALTERNATİF YOKTUDaum, bir gazetecinin Batalla sorununu hatırlatarak, Siz bu krizin neresinde yer alıyorsunuz? şeklindeki sorusuna şu cevabı verdi: Detaya inmek istemiyorum, çok şeyler konuşuldu. Futbolcunun yaptığı açıklamalardan sonra bizim yöntemimizin de açıklaması oldu. Bu kararı almamıza bizi Batalla zorladı. Başka bir alternatif yoktu. Kim bir problem olduğunu düşünüyorsa bu problemin çözümü için katkı sağlamalıdır. Biz kesinlikle her futbolcumuzu saygıyla karşıladık ve saygı ile her zaman bu saygıyı gösterdik. Biz iyi çalıştık bu 4 ay içinde böyle bir durum yoktu. Benim kapım her zaman açıktır. Batalla için de takım her zaman açıktı. Benim için en önemlisi Bursasporun başarısıdır. Kim bu yönde katkı sağlarsa ellerimi ona her zaman açarım.İNGİLİZCE KONUŞTUM, TERCÜMEDE HATA OLABİLİR, YANLIŞ ALGILANMIŞ OLABİLİRİMSivasspor maçından sonra Batalla ile neler konuştuğunun sorulması üzerine Daum, şunları dile getirdi: Sivas maçından sonra soyunma odasında genel bir konuşma yaptıktan sonra bir şey olduğunu fark ettim Batalla ile konuştum. Detayını tam vermek istemiyorum; ama ben onunla görüştüm. Ama bir çözüm bulunamıyor yani, onun bakış açısına göre. Benim kapım her zaman açıktı; ama yanlış anlaşılma olabiliyor. Aynı dili konuşmadığımız için yanlış anlaşılma olabiliyor. Bu konuşmamızı İngilizce yaptım. Bir çok futbolcu İngilizce bildiği için İngilizce yaptım. Tercümede bir kusur olabilir her zaman. Farklı algılanma olabilir. Ama yine de gelip sorabilirsiniz bunu böyle mi söyledin diye. Bunu da Pablo ile arzularım konuşmayı. Konuşmak istedim ama imkansızdı.SOYUNMA ODASI MAHREMİYET BÖLGESİDİRBir gazetecinin, Bu olayın ardından hoca bütün futbolcularla tek tek konuşarak düşüncelerini sorduğunu öğrendik, futbolcular ne düşünüyor? Ayrıca, Batalla sizin hangi sözlerinizden kırılmış? şeklindeki sorusuna Daum, şu karşılığı verdi: Kesinlikle şunu söylemek istiyorum. Soyunma odası mahremiyet bölgesi. Herkesin yatak odası. Orada konuşulan orada kalır. Şunu söyleyebilirim, bundan emin olabilirsiniz, gerçekten saygı çerçevesi içinde bir konuşmaydı. İdmanlarla ilgili şeyler söylüyorum, genel olarak bazı şeyler konuşuluyor. Sivas müsabakasından sonraki düşüncelerimi futbolcularıma verme açısından konuştum. Bunu da herkes gördü zaten, maçı herkes gördü onları konuştum. Futbolcuların kendi durumlarını orada benden duyuyorlar. Bu kaybettiğimiz maçtan sonra kritize etmemiz gayet normal bu bizim işimiz.BU OLAY BAŞIMA İLK KEZ GELDİBatalla sizinle vedalaştı mı? sorusu üzerine Daum, şunları dile getirdi: Ben teknik direktörlük döneminde tabi ki sıkıntılar yaşadım. Ama bu olağan şeyler. Oynamayan, kadroya giremeyenler, oyundan çıkanlar, bazen de oyuncular hoca senin bana karşı tavrın var diyor. Bazıları da kulübü ve takımı değiştirmek istiyorlar. Ama buradaki olay ilk defa başıma geldi. Benimle vedalaşmadı.BU GÜNE KADAR KİME SAYGISIZ DAVRANDIMDaha önce çalıştığı takımlar ve futbolcuların ortada olduğunu hatırlatan Daum, şöyle devam etti: Ben bu güne kadar kime saygısız davrandım. Bunu da benim hatam yok diye söylemek istemiyorum. Hata yaptıysam bana benim hatamı söylemelisin.O zaman o hata üzerine konuşayım. Ben bütün hayatımda bunları yaptım. Ben her zaman çözüm için birlikte çözüm için her zaman hazırdım. Bursaspor ne bir futbolcunun, ne bir oyuncunun, nede teknik direktöründür. Bursaspor herkesindir. Benim görevimde sadece Bursaspor
Zaman
Son Dakika
27.11.2013
DaumBatallanınyerinidoldurmakzorDaum Batallanın yerini doldurmak zor
'Kestane balı' kış hastalıklarının ilacı
Zaman
19.11.2013
13:18
Kış mevsiminin yaklaştığı şu günlerde uzmanlar, hastalıklara karşı koruyucu olarak kestane balını tavsiye ediyor. Birçok çeşidi bulunduğunu belirten uzmanlar tadı, rengi ve kokusuyla farklı olan kestane balının, özellikle soğuk havalar bastırmadan grip ve soğuk algınlığına karşı tedbir olarak kullanılabileceğini belirtiyor.Samsun Canik Başarı Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ferhat Öztürk, halk arasında mide ve akciğer rahatsızlıklarında tedavi edici özelliğiyle bilinen kestane balının, aç karna günde bir tatlı kaşığı yenerek vücut direncini arttırdığını söyledi. Öztürk, Aslında balın şifa olarak kullanılması çok yeni bir şey değil. Yalnız insanoğlu uzun yıllardır, özellikle son bir iki yüzyıldır bu tür doğal ilaçlardan, doğal şifa vesilelerinden uzak kaldı. Araştırmalara bakılırsa yaklaşık 3 bin yıllık Sümer tabletlerinde dahi balın hem gıda hem de şifa vesilesi olarak kullanıldığına rastlamaktayız. Bunun yanında İbni Sina´nın El Kanun Fi´t Tıp (Tıbbın Kanunu) adlı kitabında 35´ten fazla bal reçetesi var; yani balın değişik hastalıklarda kullanılabileceğine dair reçete var. Bunun yanında dinî kaynaklarımızda da bununla alâkalı çok ciddi, teşvik edici ifadeler mevcut. Özellikle antimikrobiyal etkisiyle mikropları öldürüyor, bakterileri, mantarları ve hattâ bir kısım virüsleri dahi egale ediyor, yani vücuttaki arızanın büyümesini de engelliyor. dedi.BİYOLOJİK AKTİVİTESİ EN YÜKSEK BAL KESTANEKestane balının, muhteviyatından ötürü daha bir önem kazandığını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Öztürk, Kestane balı, antimikrobiyal özelliği ve biyolojik aktivitesi sebebiyle hem enfeksiyon hastalıklarında hem açık yaralarda hem şeker yaralarında hem de yatak yaralarında, özellikle derin enfeksiyon yaralarında çok ciddi etki gösteriyor. Aynı zamanda soğuk algınlığı, öksürük, grip gibi durumlarda oldukça faydalı bir gıda. Bal Araştırma Merkezine gelen 95 tane bal örneğimiz var. Bu 95 örneği biyolojik aktivite, antimikrobiyal ve antioksidan aktivitesi yönüyle incelediğimizde en etkili, biyolojik aktivitesi en yüksek bal olarak kestane balını bulduk. Sonuç olarak hastalık öncesi koruyucu tedavi metodu olarak kestane balını kullanabiliriz. Mümkünse sabahları aç karna, tatlı kaşığıyla tüketmekte fayda var. şeklinde konuştu.KESTANE BALININ SAHTESİNİ YAPMAK ZORŞifalı özelliğinin yanısıra keskin kokusu ve tadıyla bilinen kestane balının sahtesinin üretilmesinin, diğer ballara kıyasla oldukça zor olduğunu belirten bal üreticisi Şakir Sever ise, Halk, kestane balının ne olduğunu yeni yeni öğrenmeye başlıyor. Her sene kestane balına ilgi giderek artıyor. Kestane balı almaya gelenler, daha çok mide ve akciğer rahatsızlıkları olan kişiler. 60-70 lira arası satılıyor. Bedeli fazla belki ama içeriği itibariyle de metabolizmaya katkısı çok. Nefes darlığı olanların da tercih ettiği bir ürün. Mide rahatsızlıklarına iyi geliyor. Akciğerde balgam söktürücü özelliği var. Sindirimi rahatlatıyor. Özellikle karnında şişkinliği olanlara, öksürüğü olanlara iyi geliyor. Yalnız bir de Azerbaycan Gürcistan tarafından gelen ballar var, 20-25 liraya satılan, bunların tüketimine dikkat etmek lazım. dedi.(CİHAN)
Zaman
Sağlık
19.11.2013
KestanebalıkışhastalıklarınınilacıKestane balı kış hastalıklarının ilacı
Kestane balı kış hastalıklarının ilacı
Zaman
19.11.2013
13:08
Kış mevsiminin yaklaştığı şu günlerde uzmanlar, hastalıklara karşı koruyucu olarak kestane balını tavsiye ediyor. Birçok çeşidi bulunduğunu belirten uzmanlar tadı, rengi ve kokusuyla farklı olan kestane balının, özellikle soğuk havalar bastırmadan grip ve soğuk algınlığına karşı tedbir olarak kullanılabileceğini belirtiyor.Samsun Canik Başarı Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölüm Başkanı Yrd. Doç. Dr. Ferhat Öztürk, halk arasında mide ve akciğer rahatsızlıklarında tedavi edici özelliğiyle bilinen kestane balının, aç karna günde bir tatlı kaşığı yenerek vücut direncini arttırdığını söyledi. Öztürk, “Aslında balın şifa olarak kullanılması çok yeni bir şey değil. Yalnız insanoğlu uzun yıllardır, özellikle son bir iki yüzyıldır bu tür doğal ilaçlardan, doğal şifa vesilelerinden uzak kaldı. Araştırmalara bakılırsa yaklaşık 3 bin yıllık Sümer tabletlerinde dahi balın hem gıda hem de şifa vesilesi olarak kullanıldığına rastlamaktayız. Bunun yanında İbni Sina´nın El Kanun Fi´t Tıp (Tıbbın Kanunu) adlı kitabında 35´ten fazla bal reçetesi var; yani balın değişik hastalıklarda kullanılabileceğine dair reçete var. Bunun yanında dinî kaynaklarımızda da bununla alâkalı çok ciddi, teşvik edici ifadeler mevcut. Özellikle antimikrobiyal etkisiyle mikropları öldürüyor, bakterileri, mantarları ve hattâ bir kısım virüsleri dahi egale ediyor, yani vücuttaki arızanın büyümesini de engelliyor.” dedi.BİYOLOJİK AKTİVİTESİ EN YÜKSEK BAL KESTANEKestane balının, muhteviyatından ötürü daha bir önem kazandığını vurgulayan Yrd. Doç. Dr. Öztürk, “Kestane balı, antimikrobiyal özelliği ve biyolojik aktivitesi sebebiyle hem enfeksiyon hastalıklarında hem açık yaralarda hem şeker yaralarında hem de yatak yaralarında, özellikle derin enfeksiyon yaralarında çok ciddi etki gösteriyor. Aynı zamanda soğuk algınlığı, öksürük, grip gibi durumlarda oldukça faydalı bir gıda. Bal Araştırma Merkezine gelen 95 tane bal örneğimiz var. Bu 95 örneği biyolojik aktivite, antimikrobiyal ve antioksidan aktivitesi yönüyle incelediğimizde en etkili, biyolojik aktivitesi en yüksek bal olarak kestane balını bulduk. Sonuç olarak hastalık öncesi koruyucu tedavi metodu olarak kestane balını kullanabiliriz. Mümkünse sabahları aç karna, tatlı kaşığıyla tüketmekte fayda var.” şeklinde konuştu.KESTANE BALININ SAHTESİNİ YAPMAK ZORŞifalı özelliğinin yanısıra keskin kokusu ve tadıyla bilinen kestane balının sahtesinin üretilmesinin, diğer ballara kıyasla oldukça zor olduğunu belirten bal üreticisi Şakir Sever ise, “Halk, kestane balının ne olduğunu yeni yeni öğrenmeye başlıyor. Her sene kestane balına ilgi giderek artıyor. Kestane balı almaya gelenler, daha çok mide ve akciğer rahatsızlıkları olan kişiler. 60-70 lira arası satılıyor. Bedeli fazla belki ama içeriği itibariyle de metabolizmaya katkısı çok. Nefes darlığı olanların da tercih ettiği bir ürün. Mide rahatsızlıklarına iyi geliyor. Akciğerde balgam söktürücü özelliği var. Sindirimi rahatlatıyor. Özellikle karnında şişkinliği olanlara, öksürüğü olanlara iyi geliyor. Yalnız bir de Azerbaycan Gürcistan tarafından gelen ballar var, 20-25 liraya satılan, bunların tüketimine dikkat etmek lazım.” dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
19.11.2013
KestanebalıkışhastalıklarınınilacıKestane balı kış hastalıklarının ilacı
Bakan Kılıç: Özel yurtların denetimi MEB'den KYK'ya verilecek
Zaman
07.11.2013
15:27
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Bakanlar Kurulunda alınan kararla bundan sonra özel yurtların denetiminin Milli Eğitim Bakanlığından alınarak Yüksek Öğrenim Kredili Yurtlar Kurumuna (KYK) verileceğini söyledi.Samsun Büyükşehir Belediyesi tarafından Atakum Sanat Merkezi’nde düzenlene “Gelişen Kentler Zirvesi”ne katılan Bakan Kılıç etkinlik sonrası basın mensuplarının gündeme ilişkin sorularını cevaplandırdı. Yüksek öğrenimdeki öğrencilerle ilgili tartışmanın bir miktar mecra dışına taştığını söyleyen Bakan Kılıç, “Sürecin başında sayın Başbakanımızın hem bir baba hem de devletinin geleceğini düşünen bir siyasi lider, ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak kaygılanmasına neden olan esas sorunun kaynağında ‘apart yurt’ olarak işletilen yapılar var. Buralarla ilgili bizim ciddi kaygılarımız mevcut.” dedi.DEVLET GENÇLERİN BEDEN VE RUH SAĞLIĞINDAN SORUMLUSöz konusu tartışmayı tekrar doğal mecrasına çekmek gerektiğini, gençlerle ilgili tartışmanın gençleri ve ailelerini incitmeyecek boyutta sürdürülmesini isteyen Bakan Kılıç şöyle konuştu: “Ebetteki burada farklı görüşler seslendirilebilir. Bu farklı seslerin olması demokratik bir toplumun göstergesidir. Tartışmayı gerçek zemininde tartışmak, gerçek olgularla ele almak lazım. Beni sürecin başından beri üzen konu maalesef Başbakanımızın mesajlarının gerçek mecrasında ve kast edilen anlamda tartışılamamış olmasıdır. Bugün şunu belirtmek lazım. Herkesin bahsettiği kavram hukuk kavramıdır. Herkes Anayasadan, hukukun üstünlüğünden bireyin hukukundan bahsediyor. Ama hukukun üstünlüğünden bahsedenler maalesef Anayasanın devlete ve hükümete yüklediği görevleri hatırlamaksızın cümleler kuruyor. Anayasamızın apaçık maddelerinde yer aldığı biçimiyle devlet; gençleri alkol ve madde bağımlılığından, beden, ruh sağlığını korumakla mükelleftir. Devlet gençleri uyuşturucu müptelası olmaktan korumakla mükelleftir.”AİLELER ÇOCUKLARIN KALDIĞI YERLERİ SORGULAMA GEREĞİ HİSSETTİAvrupa ve Amerika’daki alkol düzenlemesini uyguladıklarını ancak söz konusu dönemde asıl gayelerini tam manasıyla anlatamadıklarından şikayet eden Kılıç, “Söz konusu alkol uygulaması o dönemde medyamız tarafından alkol yasağı şeklinde kamuoyuna intikal ettirilmişti. Olayı doğru anlamak ve parametrelerini doğru koymak lazım. Ben öncelikle Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a gençlerin barınma problemlerini ve barınma problemlerini çözerken karşılaştıkları sorunlar sürecini Türkiye’nin gündemine taşıdığı için teşekkür ediyorum. Kızı veya oğlu okumak için farklı bir kentte olan anne ve babalar bugün; çocuğunun hangi koşullarda nerede kimlerle barınmakta olduğu sorusunu kendilerine sormaktadır. Yani anne ve babaların ilgisi bir kez daha kız ve erkek evlatlarının üzerine yoğunlaşmıştır. Zaten tartışmanın özü de bu noktayla ilgilidir. Anne ve babalar çocuğum devlet yurdunda mı yoksa özel yurtta mı kalıyor. Arkadaşlarıyla ev mi kiraladı. Kiraladığı ev kime ya da kimlere ait. Bir pansiyonda mı, apartta mı kalıyor bunların statüsü nedir, barınma ve güvenlik kriterleri nelerdir gibi soruları anne ve babalar başbakanımızın gündeme taşıdığı bu konu sayesinde irdeleme, öğrenme ve araştırma gereğini bulmuşlardır.” diye konuştu.ÖZEL YURTLARIN DENETİMİ KYK’YA VERİLECEKSürecin başında Başbakan Erdoğan’ın hem bir baba hemde devletinin geleceğini düşünen bir siyasi lider ayrıca Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı olarak kaygılanmasına neden olan esas sorunun kaynağında apart yurt olarak işletilen yapıların olduğunu hatırlatan Bakan Kılıç konuşmasını şöyle sürdürdü: “Buralarla ilgili bizim ciddi kaygılarımız var. Bir; apart dediğimiz binaların çoğunun tabelası yurt tabelası, iş yeri açma izin belgesi var mı? çoğunda yok, ruhsatlandırma süreçleri tamamlanmış mı? Çoğunun maalesef ruhsatlandırma süreçleri tamamlanmış değil. Bugün yurt açmak isteyen bir işletmeciden yangın merdiveninden, yemekhanesine, güvenliğinden doğalgaz sistemine kadar bir çok kriter isteniyor. Ama apart olan bir yerde stüdyo tipi dairelerin kiralanması şeklinde işleyiş var fakat bütüne bakıldığında o tek tek kiralanan stüdyo dairelerin tamamında işletme açısından bir yurt mantığı var. Bir özel yurt çalıştıran ile apart çalıştıran arasından vergilendirme açısından ruhsatlandırma açısından bir eşitsizlik mevcut. Bir hukuksuzluk hali var ve bu hukuksuzluk halinin hukuksuzluk yapan lehine bazı maddi kazanımları var. Bunları bir standarda kavuşturacağız. Bu konuyla ilgi bir yasal düzenleme gerekirse bu yönünde bir çalışma yapılması kolaylıkla mümkün. MEBİN İŞ YÜKÜ HAFİFLETİLECEKPazartesi günü toplanan Bakanlar Kurulu toplantısında karar altına alınan ama kamuoyunun dikkatinden kaçan bir konu olduğunu vurgulayan Bakan Kılıç konuşmasını şöyle sürdürdü: Şuan Türkiye’de bakanlığımıza bağlı olarak faaliyetlerine devam eden Yüksek Öğrenim Kredili Yurtlar Kurumu (KYK) bünyesinde 310 bin 800 yurt yatak kapasitemiz var.
Zaman
Son Dakika
07.11.2013
BakanKılıçÖzelyurtlarındenetimiMEBdenKYKyaverilecekBakan Kılıç Özel yurtların denetimi MEBden KYKya verilecek
Horlayanlar kendilerine bu soruları sorsun
Zaman
04.11.2013
17:11
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) Tıp Fakültesi Kulak Burun Boğaz (KBB) Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Emre Günbey, horlamanın, bazen boşanmalara kadar giden sosyal sorunlara yol açabilen bir sağlık problemi olduğunu söyledi.Horlama konusunda önemli açıklamalar yapan Yrd. Doç. Dr. Emre Günbey, çok masum gibi görülebilen horlamanın çok ciddi, hayatı tehdit edebilecek sağlık sorunlarını beraberinde getirdiğini vurguladı. Horlamanın genellikle horlayanlardan çok insanların eşleri veya uyku partnerlerini rahatsız ettiğini dile getiren Yrd. Doç. Dr. Emre Günbey, Horlama, bazen boşanmaya kadar giden sosyal sorunlara yol açabilen bir sağlık problemi. İnsanlar çoğu defa tek başlarına uyuduklarında farkında olmadıkları bu problemle öğrenci yurdu, askerlik, seyahatler gibi durumlarda başkalarıyla aynı odayı paylaşmak zorunda kaldıkları zaman yüzleşmek zorunda kalırlar ve çoğu zaman kendi rızaları ile değil eşleri, arkadaşları hatta bazen komşuları tarafından bize getirilirler. İnsanlar eskiden bunu daha çok inkar etme eğilimindeydi. Ancak artık kameralı cep telefonlarının yaygınlaşmasıyla birçok kez eşleri kameraya çekerek nasıl horladıklarını eşlerine ve biz doktorlara izlettiriyorlar ve hem horlayan hem de bizim bir şüphemiz kalmıyor dedi.Horlamanın burundan başlayan ve soluk borusuna kadar devam eden üst solunum yollarında meydana gelen daralmalara bağlı, soluk alma sırasında dokulardaki titreşimlerin oluşturduğu sesten meydana geldiğini hatırlatan Emre Günbey, Horlama şikayeti ile başvuran hastada öncelikle bunun sadece sosyal problemlere yol açan bir şikayet mi yoksa ciddi bir sağlık problemi mi olduğunun belirlenmesi gerekir. Horlama ile beraber uyku sırasında nefesin 10 saniyeden fazla durduğu ve nefessizlik anlamına gelen apne adı verilen hadiselerin oluşması ve kandaki oksijen seviyesinin düşmesi tıkayıcı uyku apne sendromu dediğimiz hayatı tehdit eden ciddi bir hastalığa işaret eder. Birçok hasta sadece horlama sırasında çıkan sesin problem olduğunu düşünürken aslında çok daha ciddi bir problemle karşı karşıya kaldığının farkında değil. Tıkayıcı uyku apne sendromunun günümüzde tansiyon, kalp hastalıkları, depresyon başta olmak üzere birçok hastalığa hatta uykuda ani ölümlere neden olabildiği gösterilmiştir. Uyku apnesi bulunmaksızın sadece horlama olmasına basit horlama adını veriyoruz. Uyku apnesi ve basit horlamanın tedavileri birbirinden farklıdır. Bunun dışında beyinden, akciğerden veya psikolojik nedenlerden kaynaklanan farklı grup uyku bozuklukları da horlamaya eşlik edebilir. Şişmanlık, boyun çevresinin kalın olması, ilaçlar, sigara ve alkol, tiroit bozuklukları gibi birtakım hormonal nedenler, bademcik büyümesi, yumuşak damak sarkması gibi ağız içindeki problemler, çenenin geride olması ve düzensiz hayat bu duruma neden olabilmektedir diye konuştu.Uyku apnesinin eşlik etmediği horlama tedavisine yönelik ilaç veya ameliyat tedavilerinden önce insanların hayat tarzı ve alışkanlıklarında birtakım değişiklikler yapması gerektiğini belirten Günbey, Horlayan insanlar sportif bir yaşam biçimini seçmeli, sakinleştirici ilaçlar ve uyku getirici özelliği olan alerji ilaçları uykudan önce almamalı, uykuda sırtüstü yatmak yerine yana yatmak tercih edilmelidir. Bunun için pijamanın sırt kısmına bir cep dikip içine bildiğimiz yeşil renkli tenis toplarından koymak sırt üstü yatmayı engellemekte ve bu kadar basit bir şey bazen zorlu bir ameliyattan daha fazla fayda sağlayabilmektedir. Uyku saatine 3 saat kala ağır yemekler ve alkol alınmamalı, her gün aynı saatte yatıp aynı saatte kalkmaya, yatak odalarında televizyon, bilgisayar gibi cihazlar bulundurmamaya özen gösterilmelidir şeklinde konuştu.HORLAYANLAR KENDİNE BU 10 SORUYU SORSUNHorlamanın bir hastalık olduğunu hastanın kabul etmesiyle, çözüme yönelik atılacak ilk adım olduğunu ifade eden Emre Günbey, Horlamanın uyku apnesi dediğimiz hayatı tehdit eden ciddi bir hastalığın belirtisi olup olmadığının kesin teşhisi hastaların bir gece uyku laboratuvarında yatmalarını gerektiren uyku testi ile konulmaktadır. Horlayan insanlar bunun ciddi bir sağlık sorunu olup olmadığı ile ilgili fikir sahibi olmak için basitçe şu 10 soruyu kendilerine sorsunlar: Bu 10 sorudan üç veya daha fazlasına evet yanıtı veriyorlarsa uyku testi yaptırmalarını öneriyorum.* Uyandığında kendini yorgun hissetme* Sabahları baş ağrısı ile uyanma* Uykuda terlemeler ve aniden nefessiz kalıp uyanmalar* Gündüz uykululuk hali* Oturduğu yerde uyuya kalma* Sık dalgınlık ve bir işe konsantre olamama* Sakarlık* Sık iş ve trafik kazaları* Güç kaybı* Obezite (kilonun boyun karesine bölünerek hesaplandığı vücut kitle indeksinin 30un üzerinde olması), boyun çevresinin erkeklerde 43 cmin, kadınlarda 38 cmin üzerinde olması açıklamasında bulundu.(İHA)
Zaman
Sağlık
04.11.2013
HorlayanlarkendilerinebusorularısorsunHorlayanlar kendilerine bu soruları sorsun
Ev tozu akarlarından en çok gecekondular etkileniyor
Zaman
17.10.2013
11:53
Erciyes Üniversitesi Tıp Fakültesi Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Yazarın danışmanlığını yaptığı araştırmada, sobalı evlerin yüzde 67,5inde, kaloriferli evlerin ise yüzde 78,7sinde akar olduğu ortaya çıktı. Araştırmada ev tozu akarlarından en çok gecekonduların etkilendiği ortaya çıktı. Tıbbi Parazitoloji Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süleyman Yazar, konutların zeminlerinde bulunan ev tozlarının, önemli ölçüde akar içerdiğini söyledi. Prof. Dr. Yazar, akarların; vücutlarında baş, göğüs ve karın kısımları ayrı olmayan antensiz eklem bacaklılar sınıfında yer aldığını kaydetti. Prof. Dr. Yazar, “Akarlar, sanılanın aksine böceklerden farklı yapıdadırlar. Bu nedenle böcek öldürücü ilaçlar akarlar üzerinde etkili değildir. Yoğun olarak ormanlık ve çayırlıklarda bulunurlar. Yaklaşık 48 bin türü bulunmaktadır. En iri olanları kenelerdir. Bazı akarlar ev tozlarında yaşayarak çeşitli hastalıklara sebep olduklarından, bunlara ev tozu akarı denilmiştir. Çoğunlukla döşemelerde, tekstil ürünlerinde, yatak, şilte ve halılarda bulunan bu doğal ev arkadaşlarımız, deri döküntülerinin yanı sıra hububat, küf, bakteri ve mantarlarla da beslenir. Gelişebilmeleri için en uygun ortam yüzde 70-80 nispi nem ile 25-27 derece sıcaklıktır.” dedi. Yüksek lisans öğrencisi Kadriye Hasgülün araştırması kapsamında, şehrin 6 farklı ilçe, belde ve mahallesinden rastgele seçilen 114 evin çeşitli kısımlarından toz örnekleri toplandığını ve laboratuvarda farklı yöntemlerle incelendiğini ifade eden Yazar, bulunan akarların kayıt altına alındığını ve verilerin istatistiksel analize tabi tutulduğunu aktardı. Yazar, araştırılan evlerde akar pozitiflik oranının yüzde 39,47 olarak tespit edildiğini belirterek, şunları kaydetti: “Araştırma kapsamındaki konutlarda, ev tozu akarı olarak bilinen dermatophagoides türlerinin oranı yüzde 8,2 olarak tespit edilmiştir. Çalışmada, konut tipine göre akar görülme oranları da araştırılmış, gecekonduların yüzde 72,7sinde, müstakil evlerin yüzde 47,9unda, apartman dairelerinin ise yüzde 18,2sinde akar tespit edilmiştir. Sobalı evlerin yüzde 67,5inde, kaloriferli evlerin yüzde 78,7sinde de akar olduğu ortaya çıktı.” Kaloriferli evlerde akar oranının daha düşük çıkmasının beklendiğini, ancak bu oranın kalorifer tipine göre değiştiğini vurgulayan Yazar, Eğer kalorifer merkezi sistem değilse, ev sürekli sıcak olmayacağı ya da bütün odalar aynı ısıda olmayacağı için nem yüksek olabilir. Tabii ki, nemin yüksek olmasına bağlı olarak akar oranı da artıyor. Bu olay tamamen nem oranına ve ısıya bağlı, ancak rakım da önemli. Akarlar yüksek rakımlarda yaşayamıyorlar. diye konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
17.10.2013
EvtozuakarlarındanençokgecekondularetkileniyorEv tozu akarlarından en çok gecekondular etkileniyor
Vali Altıparmak: Futbol kulüplerini kamp için Erzurum'a yönlendirelim
Zaman
06.10.2013
16:51
Jeotermal Kaynaklı Belediyeler Birliği (JKBB) toplantısında konuşan Erzurum Valisi Ahmet Altıparmak, başkanlardan ve meclis üyelerinden il, ilçe ve beldelerin futbol kulüplerini kamp için Erzurum’a yönlendirmelerini istedi.Aziziye Belediyesi, Türkiye’nin farklı il, ilçe ve belde belediye başkanları ile meclis üyelerinden oluşan yaklaşık 200 kişiyi Erzurum’da buluşturdu. Toplantıya Kırşehir Belediye Başkanı ve JKBB Başkanı Yaşar Bahçeci ile Sivas Belediye Başkanı Doğan Ürgüp’ün yanı sıra çok sayıda ilçe ve belde belediye başkanı katıldı.Toplantının Erzurum’da düzenlenmesinden duyduğu memnuniyeti ifade eden Vali Altıparmak, “Özellikle sizlerden bir istirhamım olacak. Birbirimize destek olmak zorundayız. Erzurum kış turizmi merkezi ve aynı zamanda yüksek irtifa kamp ve spor merkezi. Şimdi bakıyorsunuz küçük küçük illerin veya beldelerin takımları Almanya’da, Avusturya’da kampa giriyor. Bu da bir kaynak israfı ve ülkemizin milli servetinin sağda solda harcanması anlamına geliyor. Oysa Erzurum’da bunu yapmak mümkün. Otellerimiz var ve yeterli yatak sayımız var. Sahalarımız da yapılıyor. Bu takımlarımız gittikleri yerlerde dağda kamp yapıyorlar. Oysa Erzurum’da şehirde kamp yapacaklar. Böyle bir avantajı var. Sineması, tiyatrosu, alışveriş merkezi yakında. Gittiğiniz yerlerde bizlerin de selamlarını ileterek lütfen takımları Erzurum’a yönlendirmenizi sizlerden önemle rica ediyorum.” şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
06.10.2013
ValiAltıparmakFutbolkulüplerinikampiçinErzuruma/">ErzurumayönlendirelimErzuruma-yönlendirelim/">Vali Altıparmak Futbol kulüplerini kamp için Erzuruma yönlendirelim
Başbakan Erdoğan: Adeta hizmet hasadı yapıyoruz
Zaman
05.10.2013
18:51
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, bir ayda Adıyaman, Malatya, Denizli ve Adanada 3 katrilyon 326 trilyon lira tutarında yatırımın açılışını yaptıklarını söyledi. Başbakan Erdoğan “Adeta hizmet hasadı gerçekleştiriyoruz.” dedi. Başbakan Erdoğan, Adana’da toplam tutarı yaklaşık 2 milyar TL tutarındaki yatırımların toplu açılış ve temel atma törenine katıldı. İstasyon Meydanı’ndaki konuşmasına Gadasını aldıklarım.” diye başlayan Başbakan Erdoğan, hizmet hasadı yaptıklarını kaydetti. 14 Eylülde Adıyamanda, 810 milyonluk, önceki hafta sonu Malatyada, 776 trilyonluk 93 ayrı eser ve geçen hafta Denizlide 876 trilyon liralık 84 eserin açılışını yaptıklarını hatırlatan Başbakan, “Bugün Adanadayız. Adana ve ilçelerinde 2 gün boyunca büyük bir açılış coşkusunu sizlerle birlikte yaşıyoruz. Burada bir tek açılış töreniyle Adana ve ilçelerinde 837 trilyonluk 80 farklı eseri resmen Adanamıza kazandırıyoruz. Yarın Kozana gideceğiz. Orada da yine 13 ayrı eseri açacağız. Oradan Ceyhana geçeceğiz ve Ceyhanda da 9 ayrı eserin açılışını yapacağız. Kozan ve Ceyhanı da ilave ettiğimizde 2 gün boyunca 102 kalem hizmetin toplam tutarı 860 trilyon lira. Son bir ay içerisinde sadece 4 şehrimiz Adıyaman, Malatya, Denizli ve Adanaya kazandırdığımız yatırımların tutarı 3 katrilyon 326 trilyon lira.” şeklinde konuştu. Erdoğan, “Toprağa attığımız tohumlar filiz oldu, fidan oldu, ağaç oldu, meyve vermeye başladı. Şimdi hamdolsun o meyveleri topluyoruz. Hep beraber topluyoruz. Adanada topluyoruz, Denizlide topluyoruz, Malatyada ve Adıyamanda topladık. Ülkemizin 81 vilayetinde topluyoruz. Şurada var, burada yok. Asla bizim kitabımızda bu yok. İşte Adana bugün yaptığımız açılışla Yüreğir, Karaisalı, Seyhan, Sarıçam, İmamoğlu, Yumurtalık, Çukurova, Saimbeyli, Aladağ, Pozantı ilçelerimizde 38 farklı eğitim tesisini bugün hizmete alıyoruz. Bu 38 kalem eğitim hizmetinin içinde anaokulları var, ilkokul ve ortaokullar var. İmam hatip liseleri var, Anadolu imam hatip liseleri var, meslek liseleri, pansiyonlar var. Özellikle hayırseverlerimize bu derslikleri, bu eğitim hizmetlerini Adanamıza kazandırdıkları için teşekkür ediyorum. Ulaştırma, Denizcilik ve Haberleşme Bakanlığımız eliyle Havalimanı Kavşağını tamamladık. Buraya 18 trilyon liralık yatırım harcadık. Bugün açılışını yapıyoruz. TOKİnin Sarıçam ve Yüreğirde başlattığı projeler tamamlandı. 2 ilçemizde toplam 2 bin 304 konutu bugün hak sahiplerine teslim ediyoruz. Özel sektörümüz Adana ve ilçelerinde 596 trilyon liralık yatırım gerçekleştirdi. Burada özellikle Mehmet Başpınar kardeşimiz 525 trilyon liralık bir yatırımla Adanaya 350 işyeri kapasiteli bir sanayi sitesi kazandırdı. Mehmet Başpınar Orta Ölçekli Sanayi Sitesi’nin de hayırlı olmasını diliyorum. Yine özel sektörümüz tarafından yapımı tamamlanan iş adamlarımızı, girişimcilerimizi tebrik ediyorum. Adana merkez ve ilçelerimize bu yatırımları kazandıran bakan ve bakan arkadaşlarımıza, herkese teşekkür ediyorum. Özel sektör ve girişimcilerimize şükranlarımı sunuyorum. diye konuştu. Kente yapılacak 28 kilometrelik güney çevre yolunu 2015te tamamlamayı istediklerini ifade eden Erdoğan, “2011’de Adana’ya güney çevre yolu ve demir yolu ağını söylemiştim. Aynı yıl bu projelerin çalışmasını başlattık. Aralık ayında inşallah proje çalışmasını bitiriyoruz. Kamulaştırma çalışmalarının ardın ihaleye çıkacağız. 2015’te güney çevre yolunu tamlayacağız. Metronun Ulaştırma Bakanlığı’na devrini yapacağımız söylemiştim. Büyükşehir Belediyesi’nin uygulama projesini hazırlayıp bakanlığa vermesi gerekiyordu. Maalesef belediye bunu yapamadı.” ifadelerini kullandı. Adanaya 33 bin kişilik bir stat yapacakları yönündeki sözünü hatırlatan Başbakan Erdoğan, “Söylediğimizin arkasında durduk. Sözleşmeyi 19 Eylül imzaladık ve 23 Eylülde de yer teslimini yaptık. Toplam maliyet 140 milyon lira. İnşallah 2015 Aralık ayında da bu stadyumun tamamlanmasını hedefliyoruz. Çukurova Bölgesel Havalimanının yer teslimini 15 Mart 2013te yaptık. Süresi 36 ay. 2016da tamamlamayı hedefliyoruz. Toplam yatırım bedeli 357 trilyon lira. Bu havalimanı Adanaya hitap edecek, Mersine hitap edecek, Çukurovaya hitap edecek. Yapım için 8 milyon metrekarenin üzerinde bir alanı kamulaştırdık. İlk aşamada yolcu kapasitesi yılda 15 milyon kapasiteye sahip. Hem iç hem de dış hat trafiğine açık ve büyüyebilir şekilde yapılacak. Kapasite istendiğinde 30 milyon yolcu kapasitesine çıkartılabilecek. dedi. Adana’ya yeni bir müjde verdiğini belirten Başbakan Erdoğan, yeni şehir hastanesinin temelini bu gün attıklarını aktardı. Hastanenin yatak kapasitesini bin 320den bin 550ye çıkardıklarını dile getiren Başbakan Erdoğan şu ifadelerini kullandı: “İnşaatı 30 ay olarak belirledik. İnşallah en kısa sürede tamamlayıp Adanaya çok büyük, çok modern ve bölge illerin de hizmetini görecek bir hastane kazandıracağız. Temelini atacağımı
Zaman
Son Dakika
05.10.2013
BaşbakanErdoğanAdetahizmethasadıyapıyoruzBaşbakan Erdoğan Adeta hizmet hasadı yapıyoruz
Özhaseki: Kayseri, Erciyes ile yeni bir organize sanayiye kavuşacak
Zaman
24.09.2013
16:33
Erciyes Dağı’na yapılacak 8 otel ile bir günübirlik tesisin temeli atıldı. Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, temel atma töreninde yaptığı konuşmada, Erciyes projesinin Kayseri’yi dünyaya açan bir pencere olarak gördüklerini söyledi. Projeyle ile birlikte binlerce kişinin istihdam edileceğini kaydeden Özhaseki, “Kayseri yeni bir Organize sanayiye kavuşacak ve para kazanmış olacak diye düşünüyorum.” dedi.Erciyes Master Planı kapmasında bölgeye yapılacak 21 otelin 8’nin temeli ve bir günübirlik tesisin temel atma törenine Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, İl Emniyet Müdürü Mustafa Aydın, Melikgazi Belediye Başkanı Memduh Büyükkılıç, Kocasinan Belediye Başkanı Bekir Yıldız ve çok sayıda davetli katıldı. Törende otel yatırımcıları adına konuşma yapan Yayla İnşaat ve Enerji Yönetim Kurulu Başkanı Hüseyin Yayla, bölgeye 21 otelin inşa edileceğini bunun 17’sinin butik, diğer 4’nün ise yıldızlı klasmanında olacağını söyledi. Yayla, “Dağdaki yatak sayısı bu proje ile 6 bine çıkacak. 2015 kış sezonuna kadar yatırımcılar projelerini sonlandıracak ya da sonlandırma aşamasına gelecek. 2014 ilkbahar aylarında Erciyes’te hummalı bir inşaat sahası olacak” dedi. Erciyes projesini mega proje olarak nitelendiren Yayla, “Boğaziçi Köprüsü projesi neyse, Eskişehir-Ankara hızlı tren projesi neyse Erciyes projesi de Kayseri için odur” dedi. Daha sonra kürsüye gelen Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki, Erciyes Projesi hakkında bilgiler vererek, projenin nasıl bu günlere geldiğini anlattı. Yaptıkları analizlerle Erciyes’te her yıl kar olacağına dair bilgilere ulaştıklarını kaydeden Özhaseki, “Şimdiki gibi kışın da kar olmazsa küresel ısınmadan çok bahsediliyor. Kel dağ kimin işine yarar, kayılmayacak dağ kimin işine yarar. Döktüğümüz paralar boşuna gider. Bizim paramız helal para. Kayserilerin parası kıymetli para. Sağdan soldan gelmiyor. Tepeden yada devletten gelipte har vurup harman savrulmuyor. Alın terimiz. Bilim adamları burada toplantı günlerce çalıştılar, siz merak etmeyin küresil ısınma şiddetini ne kadar artırırsa artırsın burada kar olacak. Her zaman karlı dağ olacak. Onu da cevap bulduk” diye konuştu. Projenin hazırlanmasıyla birlikte kendilerine düşen görevi yerine getirmek için 100 milyon avro ile işe başladıklarını belirten Özhaseki, buraya harcanan paranın boş yere harcanmadığını söyledi. Özhaseki, “100 milyon avrodan para harcadık buraya ama hiçbirini boşa harcamadık. Alt yapı suyu kanalı uğraştık sonra mekanik tesislerle. Gondol ve teleferiklerin ana akslarını bitirdik. Erken yağış durursa ve karlama üniteleri yaptık. İnsanlar geldiklerinde rahat etsinler diye konaklama tesislerinin yanı sıra dinleme tesisleri de yaptık. İnsanların yiyip içecekleri mekanlar yaptık. Sucuk ekmek yemeleri için güzel yerler hazırladık. Her zaman sucuk ekmeği biz dağıtacak değiliz ki. Başkasından aldığımız parayla birazda kendi paralarıyla yiyecek herhalde. Onun için burada o tesisler” şeklinde konuştu.Erciyes projesinin getirisi olan bir proje olduğunu ifade eden Özhaseki şunları söyledi; “Belediyelerin yaptığı projelerin bazıları günü birliktir. Kullanılır atılır. Kimisi 3-5 yıllık veya 10 yıllıdır. Mesela asfalt gibi kaldırım gibi. Bazı projeler uzun ömürlüdür ama getirisi olmaz. Getirisi çevreye ve tabiatadır. Mesela arıtma tesisi gibi. Vatandaşın umurunda değildir. Ama siz oraya 100 milyon lira para dökmüşsünüzdür ama getirisi olmaz. Erciyes projesi, uzun ömürlü proje olduğu gibi getirisi olan proje. Doğurgan bir proje. Kayseri’ye çok faydası olacak bir proje. Gençlerimiz iş imkanı bulacak. Sektör çeşitliliği olacak. Ben inanıyorum ki Kayserili hemşirelerimiz teleferikler yapacaklar. Hizmet sektörü daha da canlanacak. İlk verilen raporlara göre yıllık 200 milyon avro kardan bahsediliyor. Bunun dışında Kayseri’yi dünyaya ve dışarıya açacak projeden bahsediyoruz.”Özhaseki, Erciyes’in müşterisinin hazır olduğunu da belirterek, projenin bitmesiyle birlikte dağa binlerce turistin geleceğini söyledi. Mart ayında Balkan Şampiyonası’nın yapılacağını kaydeden Özhaseki, “Buraya gelecek yüzlerce ve binlerce turist var ve bu da sizi dünyaya açacak. Bu sene Balkan şampiyonası burada yapılacak. Tesisler yaparsanız şampiyonlar veriliyor. Bu sene Balkan Şampiyonası yapılacak talip olduğumuz şampiyonalar var. Aldığımız da tek tek açıklayacağız. Biz burayı dünyaya açacak pencere olarak görüyoruz. Sosyalleşme kapısı olarak görüyoruz” dedi. Başkan Özhaseki, Kayserililerin Erciyes ile farklı bir bağlarının olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle sürdürdü; “Erciyes ile olan bağlılığımız biraz duygusal. Senelerdir Erciyes Dağı’na doğru bakarız. Müminler kıble olarak görürler. Aşıklar sanki orayı kendine ilham veren yer olarak görürler. Bağcılar su ve serinlik veren yer olarak görürler. Herkes oradan bir şey görür. Belediyeciler burayı su kaynağı gibi görürler. Burada eriyen k
Zaman
Son Dakika
24.09.2013
ÖzhasekiKayseri/">KayseriErciyesileyenibirorganizesanayiyekavuşacakKayseri-Erciyes-ile-yeni-bir-organize-sanayiye-kavuşacak/">Özhaseki Kayseri Erciyes ile yeni bir organize sanayiye kavuşacak
Manavgat HEM, nitelikli eleman yetişmesi için 60 farklı dalda kurs açıyor
Zaman
23.09.2013
14:43
Antalya Manavgat Halk Eğitim Merkezi Müdürlüğü(HEM), turizm sektörü ve başka alanlarda kaliteli ve nitelikli eleman ihtiyacının sağlanması için 60 dalda kurs açıyor. Manavgat HEM yetkilileri, kursların 1 Ekimde başlayacağı için kayıtların en son 27 Eylül tarihine yaptırılması tavsiyesinde bulunuyor. Biz hazırız! Ya siz? sloganıyla kurs tanıtım çalışması başlatan HEM, kurs açımında yeterli sayıya ulaşılmaması halinde kursların başlama tarihinin değişe bileceğini belirtiyor. Manavgat HEM Müdürü Hüseyin Geyikoğlu, talep doğrultusunda toplum yararı ve nitelikli elaman yetişmesine bağlı kurs sayısı 13ü bulan her kursu 1 Ekimden itibaren açacaklarını bildirdi. Bölgede yatak sayısının artmasına bağlı İngilizce, Rusça ve Almanca dillerine geçmiş yıllarda olduğu gibi bu sene de talebin yüksek olduğunu aktaran Geyikoğlu, yine aynı şekilde bölgede yoğun bir şekilde yerleşik Alman, İngiliz, Belçika, Hollanda, Norveç, İsveç, Finlandiya, Ukrayna, Gürcistan, İsviçre ve Rusların da Türkçe öğrenmeye yönelik ilgi ve taleplerinin sevindirici olduğunu kaydetti. Geyikoğlu, 5 yıl içinde Türkçe kurslarıyla 250 yerleşik yabancıya Türkçe öğrettiklerini söyledi.Bu sene turizm sektörüne ara eleman açığını kapatmaya yönelik kurs açtıklarını anlatan Geyikoğlu, bunlardan bazılarının havuz suyu operatörlüğü, model uçak, diksiyon, ilk yardım, emlak danışmanlığı, hasta ve yaşlı refakatçisi, masör-masöz, cilt bakımı, temel makyaj, saç bakımı ve yapımı, manikür-pedikür teknikleri, kadın üst giyim dikimi, keçe aksesuarları yapımı, temel bilgisayar okur yazarlılığı, işaret dili, etkili ve hızlı okuma ve gümüş kazaz örücülüğü kursları olduğunu ifade etti. Geyikoğlu, Talep doğrultusunda kursiyer sayısı 13ü bulunca kursu açıyoruz. Çok farklı dallarda kurslarımız var. Geçen yıl gerçekleştiremediğimiz cenaze hizmetleri kursunu bu sene hayata geçireceğiz. Bunun yanı sıra geçmiş yıllarda olduğu gibi bu sene de aile eğitimi, tel kırma, basit nakış iğnesi, iğne oyası, kurdele nakış, Çin iğnesi, dekoratif ahşap süsleme, ebru, yapma çiçek, şiş örgüsü ve şal örme, takılar, kırk yama, elde Antep işi, elde Türk işi, kitre bebek, avcı eğitimi, satranç, görme engellilerin bilgisayar kullanımı, dantel, gitar, bağlama, Türk halk oyunları, arıcılık, okuma-yazma, ve avcı eğitimi kurslarımız devam edecek. şeklinde bilgi verdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
23.09.2013
ManavgatHEMniteliklielemanyetişmesiiçin60farklıdaldakursaçıyorManavgat HEM nitelikli eleman yetişmesi için 60 farklı dalda kurs açıyor
Erdoğan'dan pankart yorumu: Ormansa ormanlara gönderelim, ormanlarda yaşayın
Zaman
18.09.2013
20:29
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, seçim çalışmaları kapsamında partisinin ilçe başkanları ile ilçe belediye başkanlarına seslendiği konuşmasında, Gezi Parkı olayları ile sonrasında yaşanan gösterilere değindi. Yapmanın zor, yıkmanın ise en kolayı olduğunun altını çizen Erdoğan, başkanlara Mart seçimlerinde halk yapılanların hesabını soracağım diyor mu diye kaydetti. Tarihte yakıp yağmalayan vandal ve barbarlardan örnekler veren Erdoğan, Siz aylarca yıllarca süt gibi temiz süt kadar beyaz eserler üretirsiniz birkaç vandal birkaç barbar çıkar, o sütün saflığını temizliğini güzelliğini kirletmeye çalışır. Onun için uyanık olacak, dikkatli olacağız. Bir yandan eser üretirken bir yandan da onu muhafaza etmenin mücadelesini vereceksiniz.” ifadelerini kullandı. Erdoğan ayrıca bugün karşılaştığı Yol istemiyoruz, orman istiyoruz şeklindeki pankartlı protesto gösterisine de değinerek Ormansa, sizleri ormanlara gönderelim. Gidin, ormanlarda yaşayın ama hiç olmazsa şehirdeki halkı rahatsız etmeyin. dedi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rixos Otelde düzenlenen AK Parti İlçe Başkanları ve İlçe Belediye Başkanları Toplantısında yaptığı konuşmada, gezi parkı olayları ile başlayan protestolara da değindi. Konuşmasının başında, 2014 Mart ayındaki seçimlere iki önemli enstrumanla girdiklerini söyleyen Erdoğan, bunlardan birincisinin yaptıkları ve bitirdikleri işler, ikincisinin ise halen devam etmekte olan ve yapacakları projeler olduğunu söyledi. Ancak “Hafıza-i beşer nisyan ila maluldür” diyerek ilçe başkanları ve belediye başkanlarına nasıl olsa herkes biliyor diye kabuğa çekilmeme uyarısı yapan Erdoğan, “Her gün üzerinden geçtiği yolu bile unutan insan var.” diye konuştu.HERGÜN ÜZERİNDEN GEÇTİKLERİ YOLU UNUTURLARYaptığınız yolu, her gün üzerinden geçtiği yolu bile unutan vatandaş vardır diyen Erdoğan, şöyle devam etti: Bunu belediye mi, Karayolları mı yaptı? Başka siyasi parti orada şu anda iktidardır ama o hizmeti orada Karayolları vermiştir. Anlatmadığımız, anlatamadığımız için zanneder ki onu belediye yapmış. Belediye farklı bir siyasi partinin belediyesidir ve gider yine oyu ona verir. Öyleyse bunu anlatmamız lazım. Bunu biz karayollarımız vasıtasıyla yaptık veya bizim yerel iktidarımızın yaptığı bir hizmettir bunu anlatmamız lazım. Bizi, bizden ziyade, 11 yıldır ortaya koyduğumuz eserlerimiz ve bundan sonrası için açıkladığımız projelerimiz anlatıyor. Biz, yer altında çok çalışan bir teşkilatız. Bunu niye söylüyorum, yani altyapı hizmetlerini ileri derecede yapan bir teşkilatız. Yerel yönetim iktidarına sahibiz. İnsanoğlu, yerin altında yapılanı görmez. Hep yerin üstünde yapılana bakar, daha farklı bir ifadeyle minareyi görür ama kuyuyu görmez. Öyleyse, ne yapmak durumundayız. Bizim, şurada şu kuyu yapılmış bunu anlatmamız lazım. Kimse, atık su kanallarını görür mü, görmez. Kimse, içme suyuyla ilgili verilmiş hizmetleri görür mü, görmez. Bunları vatandaşın bilmesi lazım. Biz, merkezi ve yerel yönetim olarak bu işi bir arada götürüp halka mal etmemiz lazım. Biz, bütün bunların yanında bunlarla yetinmeyip ortada meyve veren bir ağaç varsa, şunu bilin ki taşlayanlar olacak. Öyleyse bu taşlayanlara karşı da tedbirlerimizi ayrıca almamız gerekmektedir. Biz, çalıştıkça çalışmayanlar, karalamak, kötülemek, çarpıtmak için elinden geleni yapacak ve her yola da başvuracaklardır. Bizim millet ile kurduğumuz bağı, gönül bağını hazmedemeyenler her türlü iftirayla, ithamla ve karalama kampanyasıyla üzerimize gelmeye devam edecekler. İşte, yaşadığımız Taksim olaylarını görüyorsunuz. Sadece Taksimde kalıyor mu olay? Yok.” diye ekledi.ORMANSA, SİZLERİ ORMANLARA GÖNDERELİMErdoğan, hemen ardından, bu sabah Bilkent Şehir Hastanesi temel atma törenine giderken yolda kendisi için açılan pankarta değindi: “Bugün bir pankart gördüm. Nereye gidiyordum? Gittiğim yer, 1 milyon 200 bin metrekarelik bir alan üzerinde yaklaşık 3 bin 500 yatak kapasiteli bir şehir hastanesinin temel atma törenine gidiyordum. Pankart şu, Yol istemiyoruz, orman istiyoruz. Böyle bir pankart olur mu? Bunu düşünebiliyor musunuz? Üniversite gençliği bu pankartı asıyor. Orman isteyenler için ormanlar bol. Ama şunu bilmiyorlar. Yol, medeniyettir. Yolu, suyu olmayanın medeniyeti konuşması mümkün mü? Yol olmasa üniversiteye bile gidemez. O yol sebebiyle üniversiteye gidiyorsun. Ormansa, sizleri ormanlara gönderelim. Gidin, ormanlarda yaşayın ama hiç olmazsa şehirdeki halkı rahatsız etmeyin. Onlar öyle diyor diye biz yolları yapmaktan vaz mı geçeceğiz? Kesinlikle yollarımızı yapmaya devam ediyoruz. Neden? Çünkü insanın insana ulaşması için buna ihtiyaç var. Onlar, insanı insana ulaştıran, insanı yaşamla iç içe kılan bu tür araçları ortadan kaldıracak kadar maalesef nasibi olmayan bir zihniyetin mensupları.”“HALK YAPILANLARIN HESABINI 30 MART’TA SORACAĞIM DİYOR MU”Tarihin, nice büyük medeniyetler gördüğünü; an
Zaman
Son Dakika
18.09.2013
ErdoğandanpankartyorumuOrmansaormanlaragönderelimormanlardayaşayınErdoğandan pankart yorumu Ormansa ormanlara gönderelim ormanlarda yaşayın
Yatağını değiştirmek isteyenlere yüzde 20-30 indirim fırsatı
Zaman
12.09.2013
16:08
Geliştirdiği teknolojik ürünlerle tanınan İşbir Yatak, yüzde 20 ile yüzde 30 oranında indirime gitti. Söz konusu indirim oranları Vıscostar Viscoelastik Akıllı Yataklar ve Pocket Spring Paket Yaylı Yataklarda geçerli olacak. İşbir Yatak, Vıscostar Viskoelastik Akıllı Yataklarda yüzde 30 (ErgoPlas Polimer Yaylı Viskoelastik Akıllı Yatak hariç), Pocket Spring Paket Yaylı Yataklar (Elite Pocket Ergonomik Ortopedik Paket Yaylı Yatak hariç) ve Lateksit Ergonomik Yaysız Yatak grubundan CocoDream Hindistan Cevizi Lifli Organik Yatak ve Troia At Saçı Yatakta yüzde 20 indirim yaptı. Diğer bütün yataklarda (Açelya, Ekoyat ve bebek yatakları hariç) tek kişilik yatak alanlara 1 adet, çift kişilik yatak alanlara 2 adet Promed yastığı hediye edecek. Kampanya; 1 Eylül – 31 Ekim 2013 tarihleri arasında kampanyaya katılan İşbir Yatak Uyku Merkezleri’nden yapılan alışverişlerde geçerli olacak.Dünya’da gelişen teknolojiyi sektöre adapte eden İşbirin geliştirdiği bazı ürünler ve özellikleri şöyle: Visko teknolojisi (Yatak ve uyku konforunda uzay teknolojisi): Açık hücreli, vücut ısısı ve basıncına duyarlı, akıllı hafıza hücreleri içeren viskoelastik malzeme içeriyor. Bu malzeme vücuttaki basıncı en aza indirger ve sıradışı bir rahatlık sağlıyor. Hijyen Teknolojisi (Yatağı bakterilerden koruyacak çok özel hijyen teknolojisi): Yataklardaki süngerler 1. sınıf öko-tex (bebekler ve çocuklar için uygunluk) sertifikasına sahip. Kanserojen madde içermez (Sertifika no: 06.MO.46136). Yatak kumaşları bakterilere karşı HealthGuard™ apresiyle hijyenize edildi. Quallofil® Allerban® elyaflar anti-bakteriyel, anti-mite, anti-mantar özellikleriyle tanınıyor. Ayrıca bütün yataklarda klasik keçeye göre çok daha hijyenik ve sağlıklı olan Rebound kullanılıyor. Polimer Yay Teknolojisi (Türkiye’de ilk ve tek polimer yay teknolojisi, patentli ürün): Ses yapmayan, dayanımı metal yaylara oranla artırılmış, vücuda göre farklı sertliklerde kullanılabilen polimer yaylar yataklara ekstra konfor sağlıyor. Nano Teknoloji: Yatağınız ister A,C ve E vitaminleri deposu ister lavanta kokulu hale getirebilirsiniz. Mikrokapsülleme yöntemi ile zerrecikler mikroskobik düzeyde özel polimerik çeperle kaplanmıştır. Bu sayede etkisi çok uzun süre korunur. Anti-stres Teknolojisi (Vücudunusu streten arındıracak teknoloji): Sea Cell & Wellness Anti-Stress yatağın kumaşında denizyosunu özleri ve karbon fiberler bulunur. Bu sayede yatağınız sıradan bir stres önleyici özellikten çok daha fazlasını sunar. CİHAN
Zaman
Son Dakika
12.09.2013
Yatağınıdeğiştirmekisteyenlereyüzde20-30indirimfırsatıYatağını değiştirmek isteyenlere yüzde 20-30 indirim fırsatı
Reflü tedavisinde yaşam tarzı değişikliği de gerekli
Zaman
09.09.2013
11:38
Anamur 2 Nolu Sağlık Ocağı Aile Hekimi Dr. Gülay Uysal, reflü hastalığının toplumda sık görülen bir hastalık olduğunu ifade ederek, Reflü hastalığı sadece hastanın semptomlarına göre tanı konulabilecek bir hastalıktır. Endoskopi ile kesin tanı konulur. İlaç tedavisi yanında yaşam tarzı değişikliği gereklidir dedi.Reflü hastalığıyla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Dr. Gülay Uysal, reflü hastalığının toplumda sık görüldüğünü söyledi. Gastroözafagial reflünün hava hariç mide içeriğinin özofagusa doğru gelmesi ve geriye kaçması olduğunu belirten Uysal, fizyolojik olarak reflünün gün içerisinde defalarca gerçekleştiğini kaydetti. Özellikle abartılı bir ana öğünden sonra reflü olmasının kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Uysal, Gastroözofajial reflü hastalığı ise bu olayın kişide semptom oluşturması ve özofagus mukozasında hasar oluşturması durumudur. Yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak alevlenmeler ve durulmalarla seyreden kronik bir hastalıktır. Hastalığın etyolojisinde ise pek çok faktörün bir araya gelmesiyle oluşur. Özofagusu koruyan faktörlerle zarar veren faktörler arasındaki dengenin bozulması reflü hastalığının başlıca sebebidir. Alt özofagus sfinkter basıncının yetersiz olması, gereksiz sfinkter gevşemeleri, hiatus hernisi, ösafagusun asit temizleme kapasitesinin azalması, tükürük salgısının azalması, hasara karşı mukozal dayanıklılığın azalması, artmış asit salgısı, mide boşalımının gecikmesi gibi faktörler hassas kişilerde hastalığa yol açabilmektedir şeklinde konuştu.Reflünün toplumda görülme sıklığının, erkek ve kadınlarda farklı oranlarda görülebildiğini belirten Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü: Birinci basamak sağlık kuruluşuna başvuran kadınların en sık yakınmasının yüzde 88,5 oranında reflüye bağlı yakınmalar olduğu saptanmıştır. Reflü insidansındaki artış obezite insidansı artışına paralel seyretmektedir. Reflünün en sık belirtileri retrosternal yanma, mide içeriğinin geriye gelmesi hissi ve zorlu yutmadır. Ayrıca bronkospazm, larenjit ve kronik öksürük gibi özofagus dışı belirtilerle de hasta doktora başvurabilir. Nadiren hasta göğüs ağrısından, ağrılı yutmadan, bulantıdan, boğazda düğümlenme, boğulma hissinden, tükürük artışından şikayet edebilir. Reflü hastalığı sadece hastanın semptomlarına göre tanı konulabilecek bir hastalıktır. Endoskopi ile kesin tanı konulur. İlaç tedavisi yanında yaşam tarzı değişikliği gereklidir. Tedavide ilaç dışı öneriler ve diyetin rolü önemlidir. Mide içeriğinin geriye kaçmasını önlemek için en önemli hareket tok halde uzanmamak, gece geç saatlerde yemek yememektir. Ayrıca yatak baş kısmının yükseltilmesi de reflü hastalarına önerilir. Beli çok sıkı kıyafetler giyilmemeli, tok halde spor yapılmamalıdır. Obezite reflü hastalığının ciddi bir risk faktörüdür. İdeal kiloya ulaşılmalı, fazla kilolar verilmelidir. Sigara kullanımı kesinlikle yasaklanmalıdır.Hastanın baharatlı, acı, ekşi ve turşulardan da uzak durması gerektiğine dikkat çeken Uysal, Ayrıca yağlı yemekler, çikolata, kahve, nane ve alkolden uzak durmalıdır. Salçalı yemekler, domates suyu, portakal suyu, kola gibi asidik sıvılar reflüyü arttırır sınırlanması gerekir. Hayat ışık hızında akıyor, bu koşuşturma sırasında geriye neler kaldı düşünüyorsunuz. Kendimiz sağlığımıza dikkat edelim kendimizi önemseyelim. Vücudumuz alarm verdiğinde belki de çok geç olabilir. Erken teşhis hayat kurtarır. Kendimizi sevelim ifadelerini kullandı.(İHA)
Zaman
Sağlık
09.09.2013
ReflütedavisindeyaşamtarzıdeğişikliğidegerekliReflü tedavisinde yaşam tarzı değişikliği de gerekli
Reflü tedavisinde yaşam tarzı değişikliği de gerekli
Zaman
09.09.2013
11:06
Anamur 2 Nolu Sağlık Ocağı Aile Hekimi Dr. Gülay Uysal, reflü hastalığının toplumda sık görülen bir hastalık olduğunu ifade ederek, Reflü hastalığı sadece hastanın semptomlarına göre tanı konulabilecek bir hastalıktır. Endoskopi ile kesin tanı konulur. İlaç tedavisi yanında yaşam tarzı değişikliği gereklidir dedi.Reflü hastalığıyla ilgili İHA muhabirine açıklamalarda bulunan Dr. Gülay Uysal, reflü hastalığının toplumda sık görüldüğünü söyledi. Gastroözafagial reflünün hava hariç mide içeriğinin özofagusa doğru gelmesi ve geriye kaçması olduğunu belirten Uysal, fizyolojik olarak reflünün gün içerisinde defalarca gerçekleştiğini kaydetti. Özellikle abartılı bir ana öğünden sonra reflü olmasının kaçınılmaz olduğunu vurgulayan Uysal, Gastroözofajial reflü hastalığı ise bu olayın kişide semptom oluşturması ve özofagus mukozasında hasar oluşturması durumudur. Yaşam tarzı ve beslenme alışkanlıklarına bağlı olarak alevlenmeler ve durulmalarla seyreden kronik bir hastalıktır. Hastalığın etyolojisinde ise pek çok faktörün bir araya gelmesiyle oluşur. Özofagusu koruyan faktörlerle zarar veren faktörler arasındaki dengenin bozulması reflü hastalığının başlıca sebebidir. Alt özofagus sfinkter basıncının yetersiz olması, gereksiz sfinkter gevşemeleri, hiatus hernisi, ösafagusun asit temizleme kapasitesinin azalması, tükürük salgısının azalması, hasara karşı mukozal dayanıklılığın azalması, artmış asit salgısı, mide boşalımının gecikmesi gibi faktörler hassas kişilerde hastalığa yol açabilmektedir şeklinde konuştu.Reflünün toplumda görülme sıklığının, erkek ve kadınlarda farklı oranlarda görülebildiğini belirten Uysal, sözlerini şöyle sürdürdü: Birinci basamak sağlık kuruluşuna başvuran kadınların en sık yakınmasının yüzde 88,5 oranında reflüye bağlı yakınmalar olduğu saptanmıştır. Reflü insidansındaki artış obezite insidansı artışına paralel seyretmektedir. Reflünün en sık belirtileri retrosternal yanma, mide içeriğinin geriye gelmesi hissi ve zorlu yutmadır. Ayrıca bronkospazm, larenjit ve kronik öksürük gibi özofagus dışı belirtilerle de hasta doktora başvurabilir. Nadiren hasta göğüs ağrısından, ağrılı yutmadan, bulantıdan, boğazda düğümlenme, boğulma hissinden, tükürük artışından şikayet edebilir. Reflü hastalığı sadece hastanın semptomlarına göre tanı konulabilecek bir hastalıktır. Endoskopi ile kesin tanı konulur. İlaç tedavisi yanında yaşam tarzı değişikliği gereklidir. Tedavide ilaç dışı öneriler ve diyetin rolü önemlidir. Mide içeriğinin geriye kaçmasını önlemek için en önemli hareket tok halde uzanmamak, gece geç saatlerde yemek yememektir. Ayrıca yatak baş kısmının yükseltilmesi de reflü hastalarına önerilir. Beli çok sıkı kıyafetler giyilmemeli, tok halde spor yapılmamalıdır. Obezite reflü hastalığının ciddi bir risk faktörüdür. İdeal kiloya ulaşılmalı, fazla kilolar verilmelidir. Sigara kullanımı kesinlikle yasaklanmalıdır.Hastanın baharatlı, acı, ekşi ve turşulardan da uzak durması gerektiğine dikkat çeken Uysal, Ayrıca yağlı yemekler, çikolata, kahve, nane ve alkolden uzak durmalıdır. Salçalı yemekler, domates suyu, portakal suyu, kola gibi asidik sıvılar reflüyü arttırır sınırlanması gerekir. Hayat ışık hızında akıyor, bu koşuşturma sırasında geriye neler kaldı düşünüyorsunuz. Kendimiz sağlığımıza dikkat edelim kendimizi önemseyelim. Vücudumuz alarm verdiğinde belki de çok geç olabilir. Erken teşhis hayat kurtarır. Kendimizi sevelim ifadelerini kullandı.(İHA)
Zaman
Son Dakika
09.09.2013
ReflütedavisindeyaşamtarzıdeğişikliğidegerekliReflü tedavisinde yaşam tarzı değişikliği de gerekli
Bakan Müezzinoğlu, şehir hastaneleri projesinin temelini attı
Zaman
06.09.2013
19:34
Sağlık Bakanı Mehmet Müezzinoğlu, 12 Eylül tarihinde, Türkiye için sağlık alanında yeni bir devrimin başlayacağını da belirterek, 12 Eylül günü, Türkiye’de yeni bir atılımı başlatıyoruz. Şehir hastaneleri projesinin bugün burada temelini atıyoruz, daha farklı bir konseptle, kamuözel sektör işbirliğiyle, milletin imkanının yetmediği yerde dünya finansının da devreye girdiği, hız kazanabilmek adına, hızla milletimizi en ideal tedaviyle buluşturmak adına 22 bin yatak kapasiteli 16 şehir hastanesinin imza törenini sayın Başbakanımızın da katılımıyla İstanbul’da toplu imza töreniyle başlayacağız.” dedi. Müezzinoğlu, ayrıca, Gezi Parkı olaylarının tek ve stratejik hedefinin Türkiyenin istikrarını bozmak olduğunu söyledi. Hatayın merkez ilçesi Antakyaya yapılacak olan 750 yataklı devlet hastanesinin temelini atmak üzere Adalet Bakanı Sadullah Ergin ile birlikte Hataya gelen Bakan Müezzinoğlu, temel atma töreninde yaptığı konuşmada, gündeme dair açıklamalarda bulundu. Gezi Parkı olaylarıyla başlayan süreci değerlendiren Müezzinoğlu, bundan sonra artık milletin iradesinin bu ülkede hakim olacağını söyledi. Müezzinoğlu, şöyle konuştu: “Zaman zaman bir sürü senaryolar, kapalı kapılar arkasında bir sürü planlar yaptılar. Bunu bazı zamanlarda kamuoyu önünde yapmaya çalıştılar. En son Gezi olaylarını yaşadık. Gezi olaylarının tek bir stratejik hedefi var, bu ülkenin, bu milletin istikrarını bozmak, egemenliğin millete ait olduğundan rahatsızlık duyanların oyunudur bu. Yoksa dert, milletin geleceği derdi değildir. Dert, 10 civarında ağacın sökülmesi derdi değildir. Artık millet ne derse, sandıktan ne çıkarsa bu ülkede o oluyor, ondan rahatsız olanların bir oyunudur, bir planıdır bu. Ama milletin sağduyusu 75 milyonun birbirine olan güveni, sevgisi ve desteğiyle bu oyun bozuldu. İnşallah bundan sonra artık hiç kimse bu milletin kaderiyle bahtıyla oynayamayacak. Çünkü milletin iradesi artık bu ülkede hakim olacak.”BİZ, MİLLET NE DERSE, SANDIK NE DERSE ONA SAYGI DUYARIZSözde Atatürkçülerle kendilerinin bu olaylar sonrasında ayrıldığını ve her şeyin apaçık ortaya çıktığını belirten Müezzinoğlu, “Sözde Atatürkçülerle bu konuda ayrılığımız kesinlikle çok nettir. Biz, millet ne derse, sandık ne derse, milli irade ne derse, yani egemenlik kayıtsız şartsız milletindir cümlesine özünde sahip çıkan bir anlayışın mensuplarıyız. Onlarsa sözde bu sloganın söylemini ancak yapıyorlar. Ama büyük önderin söylediği iki cümle var, o da diyor ki bu büyük ve güçlü millet muasır medeniyet seviyesinin üzerindeki bir yere layıktır. Bütün mücadelemiz, gece gündüz demeden koşmamız bu milleti, dünya milletleri arasında hak ettiği güçlü yere, hak ettiği saygın yere taşımak ve muasır medeniyet seviyesinin üzerinde bir noktaya götürebilmek.” şeklinde konuştu.SAĞLIK ALANINDA AVRUPANIN ÖNÜNE GEÇTİKSağlık alanında Avrupa’nın bile önüne geçtiklerini kaydeden Müezzinoğlu, “Sağlık alanında artık Avrupa’yı örnek göstermiyoruz. Sağlık alanında artık Amerika demiyoruz. Sağlık alanında artık benim hastanem, benim doktorum, benim sağlık merkezim, benim hemşirem, benim ebem diyoruz.” diye konuştu.12 EYLÜL TARİHİNDE BİR DEVRİM YAŞANACAK12 Eylül tarihinde, Türkiye için sağlık alanında yeni bir devrimin başlayacağı müjdesini veren Müezzinoğlu, “Türkiye’yi farklı noktalara taşıma derdimiz var. 12 Eylül günü, Türkiye’de yeni bir atılımı başlatıyoruz. Şehir hastaneleri projesinin bugün burada temelini atıyoruz, daha farklı bir konseptle, kamu-özel sektör işbirliğiyle, milletin imkanının yetmediği yerde dünya finansının da devreye girdiği, hız kazanabilmek adına, hızla milletimizi en ideal tedaviyle buluşturmak adına 22 bin yatak kapasiteli 16 şehir hastanesinin imza törenini sayın Başbakanımızın da katılımıyla İstanbul’da toplu imza töreniyle başlayacağız. 3 yıl sonra 22 bin yatak. Şehirlerimize ve milletimize daha güçlü, daha çağdaş, daha konforlu, daha bilimsel hizmet vermenin imkanlarını bu ülkeye ve bu millete kazandırmış olacağız.” dedi.NİFAK TOHUMLARI YOK EDİLDİMilletin arasına sokulmaya çalışılan nifak tohumlarının, sevgi ve kardeşlik bağları sayesinde yok edildiğinin altını çizen Müezzinoğlu, “Birileri yalnız bu milletin arasına fitne sokmaya çalışıyor. Ama biz AK Parti olarak, milletin tamamını kucaklayan, milletin tamamına hizmeti ibadet sayan bir anlayışın mensupları olarak, gece gündüz demeden bu büyük güçlü Türk milletini, dünya milletleri arasında inşallah o muasır medeniyet seviyesinin üzerindeki yere taşıyacağız. Elbirliğiyle, gönül birliğiyle. Bunun dışında kim ne yaparsa yapsın, kim ne derse desin, kim oyun ve tuzak kurmak isterse istesin, bu oyunları da bu tuzakları da elbirliğiyle, sizlerin bizlere verdiği destekle ve güvenle inşallah üzerinden ezip geçeceğiz. Çünkü bunlar bugüne kadar milleti ezip geçtiler. Milli iradeyi ezip geçtiler. Milli iradeyi idama götürdüler. Milli iradeyi hapislerde
Zaman
Son Dakika
06.09.2013
BakanMüezzinoğluşehirhastaneleriprojesinintemeliniattıBakan Müezzinoğlu şehir hastaneleri projesinin temelini attı
Devletin ilk yara iyileştirme polikliniği DEÜ'de hizmet veriyor
Zaman
28.08.2013
11:16
Türkiye’nin kamudaki ilk “Yara İyileştirme Polikliniği”, Dokuz Eylül Üniversitesi Hastanesi’nde bir yıldır hastalara şifa dağıtıyor. Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Anabilim Dalı bünyesinde Prof. Dr. Ali Barutçu’nun Başkanlığında kurulan bölümde; Şeker Hastalığı’na bağlı diyabetik ayak yaralarından, kalp damar gibi damarsal hastalıklara bağlı ayaklarda oluşan ülser ve yatak yaraları gibi aylarca sürüp tekrarlayan yaraların tedavisi yapılıyor. Yara İyileştirme Bilim Dalı olarak DEÜ Hastanesi’nde haftanın beş günü sunulan poliklinik hizmeti diğer sağlık kuruluşlarına da örnek oluyor. Yara Bakımı’nın multidisipliner bir yaklaşım olduğunu, birden fazla bölümün hastası ile ilgilenerek koordinasyon görevi üstlendiklerini belirten Yara İyileştirme Bilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Barutçu şöyle konuştu: Biz hangi bölümün hastası olursa olsun yara tedavisinde devreye giriyoruz. Hastaları polikliniğimizde ya da yatışlarının yapıldığı ilgili bölümlerde tedavi ediyoruz. Yara Bakımı dediğimizde özellikle ‘Kronik Yara’ dediğimiz iyileşmeyen yaralar öne çıkıyor. Dünya literatüründe farklı farklı tanımlansa da ortalama üç ay süreyle iyileşmeyen yaralara kronik yara diyoruz. Bu yaralar her bilim dalı için problem. Şeker Hastalığına bağlı ayak yaraları (Diyabetik Ayak), aylarca süren ve tekrarlayan yaralardır. Damarsal hastalıklara bağlı ülserleri yine biz tedavi ediyoruz. Bir de hastane bakımı ne kadar mükemmel olursa olsun yatak yaraları var ve bu kaçınılmaz bir yüzdede oluyor. Özellikle Yoğun Bakımlar, Göğüs Cerrahisi ve Ortopedi Bilim Dalları’nda daha fazla görülüyor. Bilim Dalı olarak öncelikle yatak yaralarını önlemeye çalışıyoruz. Oluşursa da tedavisini yapıyoruz. Ayaktan hastalar hariç yılda ortalama 280 yatak yarası tedavi ettik. Diyabetik Ayak ve Endokrin için her hafta konseyimiz var. Şeker hastalığı dünyada ve ülkemizde hızla artan bir hastalık haline geldi. Şeker hastası olduğunu bilmeyen çok kişi var. Ayağında yara, gözünde problem çıkınca gelen hastalar var. Bu nedenle yara tedavisinin önemi gün geçtikçe artıyor. AVRUPA’DA ÖNCÜLER ARASINDAYIZProf. Dr. Ali Barutçu, yara tedavisinde dünya öncüsü Avrupa’yı yakından takip ettiklerini de belirterek, Bütün dünyada yara konusunu kimse üstlenmediği için bu bilim dalı doğdu. Avrupa Yara Bakım Derneği (EWMA) kurulur kurulmaz, 10 yıl önce biz de Türk Yara Bakımı ve Onarımı Derneği’ni kurduk. Türk Yara Bakımı Derneği’nin Kurucu üç üyesinden birisiyim ve İkinci Başkan olarak görev yapıyorum. Avrupa’da öncüler arasındayız. Türkiye’de sadece Ankara’da bu konu ile ilgili özel bir merkez kuruldu ama bürokratik nedenlerle işlevsel olamadı. Kamu’da ise Dokuz Eylül Üniversitesi olarak bir ilke imza attık. Üniversitemiz yöneticileri Yara İyileştirme Bilim Dalı’nın kurulmasına büyük destek verdi. Ayrıca Türk Yara Bakım Derneği olarak da Dokuz Eylül Üniversitesi’ne destekleri için müteşekkiriz. Bu hizmetin tüm üniversitelere örnek olmasını diliyoruz. dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
28.08.2013
DevletinilkyaraiyileştirmepolikliniğiDEÜdehizmetveriyorDevletin ilk yara iyileştirme polikliniği DEÜde hizmet veriyor
Yok artık! Türk televizyon tarihinde bu da oldu!
Haber7
28.08.2013
09:21
Türk televizyon tarihinde sonunda bu da oldu Yatak odasında haber sunan spiker görmüştük ama bu kez olanlar ondan çok farklı Neden mi?
Haber7
Son Dakika
28.08.2013
YokartıkTürktelevizyontarihindebudaolduYok artık Türk televizyon tarihinde bu da oldu
Yok artık! Stüdyoya öküz çıkardılar!
Haber7
28.08.2013
08:57
Türk televizyon tarihinde sonunda bu da oldu Yatak odasında haber sunan spiker görmüştük ama bu kez olanlar ondan çok farklı Neden mi?
Haber7
Son Dakika
28.08.2013
YokartıkStüdyoyaöküzçıkardılarYok artık Stüdyoya öküz çıkardılar
Kayakapı projesiyle 200 tarihi yapı turizme kazandırılacak
Zaman
24.08.2013
14:34
Kayakapı Turizm Yatırım AŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yakup Dinler, 200’e yakın konut ve konak ile birlikte kilise, cami, kervansaray ve hamam gibi kültürel değerleri turizme kazandırmayı hedeflediklerini söyledi. Dinler, 5 yıllık bir süreçte 230 bin metrekarelik alanda Kayakapı Kültürel ve Doğal Çevre Koruma ve Canlandırma Projesi adı altında yürüttükleri çalışmalarda projeyi sadece karlı bir turizm yatırımı olarak görmediklerini, bölgenin sosyoekonomik ve kültürel yaşantısı ile istihdamına ciddi katkı sağlayacak, doğal ve kültürel dokunun özgün bir şekilde yansıtmayı amaçladıklarını belirtti.Kapadokya bölgesinde Roma, Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemi tarihi değerlerini bir arada barındıran Nevşehir’in Ürgüp ilçesindeki Kayakapı Mahallesinde yüzlerce tüf kayaya oyma yerleşimler ile taş bina ve konaklar, onarılarak bölge turizminin hizmetine kazandırılıyor. Kayakapı Kültürel ve Doğal Çevre Koruma ve Canlandırma Projesi adı altında yürütülen çalışmalarda yaklaşık bir yıllık süreçte onarılan merkezler arasında ilk etapta, geçmişte bu alanda yaşamlarını sürdüren kişilerin isimlerinin yer aldığı yerleşimlerden oluşan toplam 16 yatak kapasiteli birim turizme kazandırıldı.TÜRKİYE’DE UNESCO’NUN DESTEKLEDİĞİ TEK PROJEKayakapı Turizm Yatırım AŞ Yönetim Kurulu Başkan Vekili Yakup Dinler, UNESCO tarafından Dünya Doğal Ve Kültür Mirası Listesinde Türkiye genelinde yer almayı başarmış tek merkez konumundaki Göreme Milli Parkı ve Kapadokya kayalık alanları sınırlarına giren Kayakapı Mahallesinde uyguladıkları proje ile 800 yılık bir kent yaşamının bugünlere kadar ulaştırılmasını sağlamaya çalıştıklarını söyledi. Türkiye genelinde Roma döneminden başlayıp Bizans, Selçuklu, Osmanlı ve erken Cumhuriyet dönemine kadar uzanan 8 asırlık bir süreçte yer alan kültürel ve tarihsel değerlerin aradan geçen onca zamana karşın halen ayakta durduğunu belirten Dinler, “Türkiye’de UNESCO’nun desteklediği tek proje konumunda olan Kayakapı Kültürel ve Doğal Çevre Koruma ve Canlandırma Projesini 5 yıllık bir süreçte tamamlamayı planlıyoruz. 230 bin metrekarelik alanda 200 civarında konut ve konak ile birlikte kilise, cami, kervansaray ve hamam gibi kültürel değerleri turizme kazandıracağız. Projenin birinci kısmı konaklama, ikinci kısmı gezi ve günü birlik ziyaretçi ve üçüncü kısmı ise tarım alanlarından oluşuyor. Bugüne dek 20 konağın restorasyonunu tamamlandık ve misafir kabul etmeye başladık.” dedi.Çalışmalarında tüm yapıların doğal dokusuna uygun bir şekilde yapılmasına özel özen gösterdiklerini ifade eden Dinler, şunlaır söyledi: “Proje kapsamında mahallede bulunan tarihi evler, konaklar aslına uygun olarak restore ediliyor. Bir yandan restorasyonu biten bölümde misafir ağırlarken diğer taraftan çalışmalarımız devam ediyor. Burasını yaklaşık 5 yıllık bir süreçte tamamlamayı planlıyoruz. Restorasyonu yapılacak her bir yapı için Nevşehir Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan proje izinleri alınıyor. 2011 yılında bu çalışmalara başlandığından bugüne proje konumunda epey bir mesafe kat ettiğimize inanıyorum. O dönemde bir tedirginlik vardı. Ama biz buna kısa sürede adapte olduk. Çok kapsamlı bir danışman ekibimiz var. Konusunda uzmanlaşmış mimar arkadaşlarımızla aynı çatının altında çaba harcıyoruz. Tek amacımız ise Kayakapı’nın gerçeğe uygun bir şekilde onarımını yapıp doğal dokusuna uygun bir halde bölge ve ülke turizmimize kazandırabilmektir.”KONAKLAR ASLINA UYGUN RESTORE EDİLİYORTarihi ev ve konakları eski fotoğraflarını dikkate alarak aslına tam olarak uygun olarak restore etmeye çalıştıklarını belirten Dinler şu bilgileri verdi: “Restorasyonu tamamlanan evlere içinde yaşayanların ya da sahiplerinin isimlerini veriyoruz. Kayakapı Mahallesinde bugüne kadar gerçekleştirilen restorasyon ve konservasyon çalışmalarında kesinlikle evlerin geleneksel dokusunu da bozmamaya gayret ettik. Örneğin restorasyonu biten bir konutta bulunan şırahane, banyo yapılan bölüm, tandırlar, depo ve su tünelleri gibi kültürel birikimlerde korunarak ve hiçbir değişiklik yapılmadan kullanım alanlarına katıldı. Geçmişi bugün ile özdeş hale getirip, insanlara geçmişte insanların bu değer bütünleri içerisinde yaşamlarını sürdürdüklerini aktarıyoruz. Zaten misafirlerimiz de, bu yerleri gördükten sonra geçmişe döndüklerini, çocukluklarını, köylerini hatırladıklarını söylüyorlar. Her evde ilçemizin birçok yerinden elde ettiğimiz bölgeye özgü kaftanlar var. Bunları cam bir muhafaza içinde duvarlara astık. Burası otel projesi olmadığı için her oda aynı değil. Evlerin özelliklerine göre farklı konseptte konaklama mekanları oluşuyor.”ETAP ETAP ONAYA SUNULUYOR Proje kapsamında Kayakapı Mahallesinde 5 yılda 200 odalı konut ve konak, Aziz Yuhannes Müzesi, Geleneksel El Sanatları Çarşısı, cami, kilise, hamam, kervansaray ve bir de sergi salonunun yer alacağını vurgulayan Dinler, Kayakapı M
Zaman
Son Dakika
24.08.2013
Kayakapıprojesiyle200tarihiyapıturizmekazandırılacakKayakapı projesiyle 200 tarihi yapı turizme kazandırılacak
'Kaya tuzu astım ve bronşite iyi geliyor'
Zaman
24.08.2013
12:54
Trabzon Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Selim Yurtsever, şifa kaynağı olan kaya tuzunun kullanımının teşvik edilmesi gerektiğini söyledi.Kaya tuzunda insan vücudundaki gibi 84 farklı element bulunduğunu, bunun vücudun ihtiyacı olan elementlerin kaya tuzundan karşılanabileceği anlamına geldiğini vurgulayan Yurtsever, Kaya tuzu astım, bronşit gibi alt solunum yolları hastalıklarına iyi geliyor. Ayrıca cildin güzelleştirilmesi, yüzlerde bulunan aknelerin giderilmesi, antidepresan özelliğinin yanında stres alıcı yanıda var. Evde tuz kristalini eriterek içerisinde 20 dakika kadar durulursa bacaklarda ve kollardaki ağrıların gitmesinin yanında ferahlamayı da sağlar. Tansiyon hastalarında ekseriyetle tuz kısıtlanır. Fakat bazı hastaların vücudunda sodyum seviyesi düşükse tuz kısıtlandığında farklı sorunlar olabilir. Bu hastaların özellikle kaya tuzu tüketmelerini tavsiye ediyorum. dedi.RAFİNE TUZ VÜCUTTA ÖDEM NEDENİCihan Haber Ajansına (Cihan) konuşan Dr. Selim Yurtsever, kaya tuzunun aksine rafine edilmiş tuzun böbreklerde ciddi yük oluşturduğuna dikkati çekerek, Böbrek bu yükü karşılayamayınca vücutta ödem olur, ileri ki dönemde kalp yetmezliği gelişir. Eklemlerde birikerek çeşitli rahatsızlıklara neden olur. Böbrek ve safra kesesi taşı oluşmasına katkı yapar. Hipertansiyona neden olur. Doğal tuzun anti ödem özelliği var. Başbakanımızın sofralarda kaya tuzu kullanılmasına dair açıklaması oldu. Sağlık Bakanlığından beklentimiz, sofralarda sağlıklı kaya tuzunu kullanmaya yönelik çalışma yapmasıdır. diye konuştu.AZERBAYCANDA KAYA TUZU MAĞARALARI OTELMedikal şirketlerin suni olarak tuz odaları kurmaya başladığını belirten Yurtsever Azerbaycanda tuz mağaraları 1979 yılından bu yana tuz otelleri olarak kullanılıyor. Bulunma yolu da Polonyada tuz madeni işçilerinin alt solunum yolları hastalıklarına yakalanmaması üzerine yapılan bilimsel araştırma sonrasında ortaya çıkarılmış. Ayrıca 1992 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin Teksas eyaletinde yapılan bir araştırmada doğal kaynak suyunda lityum oranı düşük olan bir bölge seçiliyor. Suç oranı açısından araştırıldığında lityum oranı normal olan bölgedeki insanlara nazaran gasp, cinayet, tecavüz gibi olayların fazla olduğu ortaya konuyor. şeklinde konuştu.TUZ LAMBALARI ÇOK YARARLITuz lambalarının da son dönemde yaygınlaşmış bir yöntem olarak kullanılmaya başlandığını ifade eden Yurtsever şöyle konuştu: İnsanlar yatak odalarında tuz kristalinin içerisinde lamba yakıyorlar. Isı ve ışıkla ortaya çıkan iyonlar psikolojik rahatlık yanında havadan tozu, poleni temizliyor. Evlerde kullanılan LCD televizyonlar 100- 200 hatta daha fazla Herz civarında frekansa sahip. İnsan beyninin elektriksel akımı ise 8 Herz civarında ölçülmüş. Yani televizyon insan vücudundaki normal elektriğinin 10 - 20 katı fazlasını veriyor. Bunlar vücuda ciddi zarar veriyor. Büyük tuz kristalleri sayesinde bu zararlar da önlenebiliyor.Rafine tuzun endüstriyel amaçlı üretildiğine işaret eden Yurtsever şu bilgileri verdi: Üretimin yüzde 95i endüstride kullanılıyor. Plastik, yağ, deterjan sanayinde kullanılıyor. Artan yüzde 5lik kısımda sofralara alınıyor.Doğal tuzun evde yapılacak kolay bir testle de anlaşılabileceğini belirten Dr. Yurtsever yöntemi şöyle anlattı:Evde bir bardak sirkenin içerisine tuz kristali atılıp bir süre beklenince 10 dakika sonra alttan üste doğru gaz kabarcıkları çıkar. Bu çıkıyorsa tuz doğal değildir.Öz Bilgin Tuz Yönetim Kurulu Başkanı Suat Bilgin ise, Nevşehirin Gülşehir ilçesine bağlı Tuzköy beldesinde bulunan Hacıbektaş kaya tuzu havzasında bir milyar tonluk kaya tuzu rezervinin Türkiyenin en az bin yıllık ihtiyacını karşılayabileceğini belirtti. Bilgin, ekonomik değeri yüksek bu rezervin imkansızlıklar sebebiyle yeterince ekonomiye kazandırılamadığını da ifade etti.Türkiyede yaygın olarak Tuzköy Hacıbektaş Havzasının dışında, Çankırı, Yozgat Sekili, Kırşehir Tepesidelik, Kars Kağızman ve Iğdır Tuzlucada üretim yapıldığını belirten Bilgin, dünya genelinde de kaya tuzu rezervi açısından en şanslı ülkenin Türkiye olduğunu ifade etti.Bilgin, yurt dışından özellikle Avrupa ve Arap ülkelerinden ciddi talep gelmesine rağmen üretim kapasitelerinin azlığından dolayı karşılayamadıklarını da kaydetti.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
24.08.2013
KayatuzuastımvebronşiteiyigeliyorKaya tuzu astım ve bronşite iyi geliyor
'Kaya tuzu astım ve bronşite iyi geliyor'
Zaman
24.08.2013
12:03
Trabzon Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Selim Yurtsever, şifa kaynağı olan kaya tuzunun kullanımının teşvik edilmesi gerektiğini söyledi. Kaya tuzunda insan vücudundaki gibi 84 farklı element bulunduğunu, bunun vücudun ihtiyacı olan elementlerin kaya tuzundan karşılanabileceği anlamına geldiğini vurgulayan Yurtsever, “Kaya tuzu astım, bronşit gibi alt solunum yolları hastalıklarına iyi geliyor. Ayrıca cildin güzelleştirilmesi, yüzlerde bulunan aknelerin giderilmesi, antidepresan özelliğinin yanında stres alıcı yanıda var. Evde tuz kristalini eriterek içerisinde 20 dakika kadar durulursa bacaklarda ve kollardaki ağrıların gitmesinin yanında ferahlamayı da sağlar. Tansiyon hastalarında ekseriyetle tuz kısıtlanır. Fakat bazı hastaların vücudunda sodyum seviyesi düşükse tuz kısıtlandığında farklı sorunlar olabilir. Bu hastaların özellikle kaya tuzu tüketmelerini tavsiye ediyorum. dedi. RAFİNE TUZ VÜCUTTA ÖDEM NEDENİCihan Haber Ajansına (Cihan) konuşan Dr. Selim Yurtsever, kaya tuzunun aksine rafine edilmiş tuzun böbreklerde ciddi yük oluşturduğuna dikkati çekerek, Böbrek bu yükü karşılayamayınca vücutta ödem olur, ileri ki dönemde kalp yetmezliği gelişir. Eklemlerde birikerek çeşitli rahatsızlıklara neden olur. Böbrek ve safra kesesi taşı oluşmasına katkı yapar. Hipertansiyona neden olur. Doğal tuzun anti ödem özelliği var. Başbakanımızın sofralarda kaya tuzu kullanılmasına dair açıklaması oldu. Sağlık Bakanlığı’ndan beklentimiz, sofralarda sağlıklı kaya tuzunu kullanmaya yönelik çalışma yapmasıdır.” diye konuştu.AZERBAYCANDA KAYA TUZU MAĞARALARI OTEL Medikal şirketlerin suni olarak tuz odaları kurmaya başladığını belirten Yurtsever “ Azerbaycan’da tuz mağaraları 1979 yılından bu yana tuz otelleri olarak kullanılıyor. Bulunma yolu da Polonya’da tuz madeni işçilerinin alt solunum yolları hastalıklarına yakalanmaması üzerine yapılan bilimsel araştırma sonrasında ortaya çıkarılmış. Ayrıca 1992 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin Teksas eyaletinde yapılan bir araştırmada doğal kaynak suyunda lityum oranı düşük olan bir bölge seçiliyor. Suç oranı açısından araştırıldığında lityum oranı normal olan bölgedeki insanlara nazaran gasp, cinayet, tecavüz gibi olayların fazla olduğu ortaya konuyor.” şeklinde konuştu. TUZ LAMBALARI ÇOK YARARLITuz lambalarının da son dönemde yaygınlaşmış bir yöntem olarak kullanılmaya başlandığını ifade eden Yurtsever şöyle konuştu: “ İnsanlar yatak odalarında tuz kristalinin içerisinde lamba yakıyorlar. Isı ve ışıkla ortaya çıkan iyonlar psikolojik rahatlık yanında havadan tozu, poleni temizliyor. Evlerde kullanılan LCD televizyonlar 100- 200 hatta daha fazla Herz civarında frekansa sahip. İnsan beyninin elektriksel akımı ise 8 Herz civarında ölçülmüş. Yani televizyon insan vücudundaki normal elektriğinin 10 - 20 katı fazlasını veriyor. Bunlar vücuda ciddi zarar veriyor. Büyük tuz kristalleri sayesinde bu zararlar da önlenebiliyor.” Rafine tuzun endüstriyel amaçlı üretildiğine işaret eden Yurtsever şu bilgileri verdi: Üretimin yüzde 95’i endüstride kullanılıyor. Plastik, yağ, deterjan sanayinde kullanılıyor. Artan yüzde 5’lik kısımda sofralara alınıyor.” Doğal tuzun evde yapılacak kolay bir testle de anlaşılabileceğini belirten Dr. Yurtsever yöntemi şöyle anlattı:Evde bir bardak sirkenin içerisine tuz kristali atılıp bir süre beklenince 10 dakika sonra alttan üste doğru gaz kabarcıkları çıkar. Bu çıkıyorsa tuz doğal değildir.”Öz Bilgin Tuz Yönetim Kurulu Başkanı Suat Bilgin ise, Nevşehir’in Gülşehir ilçesine bağlı Tuzköy beldesinde bulunan Hacıbektaş kaya tuzu havzasında bir milyar tonluk kaya tuzu rezervinin Türkiye’nin en az bin yıllık ihtiyacını karşılayabileceğini belirtti. Bilgin, ekonomik değeri yüksek bu rezervin imkansızlıklar sebebiyle yeterince ekonomiye kazandırılamadığını da ifade etti.Türkiye’de yaygın olarak Tuzköy Hacıbektaş Havzasının dışında, Çankırı, Yozgat Sekili, Kırşehir Tepesidelik, Kars Kağızman ve Iğdır Tuzluca’da üretim yapıldığını belirten Bilgin, dünya genelinde de kaya tuzu rezervi açısından en şanslı ülkenin Türkiye olduğunu ifade etti.Bilgin, yurt dışından özellikle Avrupa ve Arap ülkelerinden ciddi talep gelmesine rağmen üretim kapasitelerinin azlığından dolayı karşılayamadıklarını da kaydetti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
24.08.2013
KayatuzuastımvebronşiteiyigeliyorKaya tuzu astım ve bronşite iyi geliyor
'Kaya tuzu astım ve bronşite iyi geliyor'
Zaman
24.08.2013
12:00
Trabzon Kanuni Eğitim Araştırma Hastanesi Acil Tıp Uzmanı Dr. Selim Yurtsever, şifa kaynağı olan kaya tuzunun kullanımının teşvik edilmesi gerektiğini söyledi.Kaya tuzunda insan vücudundaki gibi 84 farklı element bulunduğunu, bunun vücudun ihtiyacı olan elementlerin kaya tuzundan karşılanabileceği anlamına geldiğini vurgulayan Yurtsever, Kaya tuzu astım, bronşit gibi alt solunum yolları hastalıklarına iyi geliyor. Ayrıca cildin güzelleştirilmesi, yüzlerde bulunan aknelerin giderilmesi, antidepresan özelliğinin yanında stres alıcı yanıda var. Evde tuz kristalini eriterek içerisinde 20 dakika kadar durulursa bacaklarda ve kollardaki ağrıların gitmesinin yanında ferahlamayı da sağlar. Tansiyon hastalarında ekseriyetle tuz kısıtlanır. Fakat bazı hastaların vücudunda sodyum seviyesi düşükse tuz kısıtlandığında farklı sorunlar olabilir. Bu hastaların özellikle kaya tuzu tüketmelerini tavsiye ediyorum. dedi. RAFİNE TUZ VÜCUTTA ÖDEM NEDENİCihan Haber Ajansına (Cihan) konuşan Dr. Selim Yurtsever, kaya tuzunun aksine rafine edilmiş tuzun böbreklerde ciddi yük oluşturduğuna dikkati çekerek, Böbrek bu yükü karşılayamayınca vücutta ödem olur, ileri ki dönemde kalp yetmezliği gelişir. Eklemlerde birikerek çeşitli rahatsızlıklara neden olur. Böbrek ve safra kesesi taşı oluşmasına katkı yapar. Hipertansiyona neden olur. Doğal tuzun anti ödem özelliği var. Başbakanımızın sofralarda kaya tuzu kullanılmasına dair açıklaması oldu. Sağlık Bakanlığından beklentimiz, sofralarda sağlıklı kaya tuzunu kullanmaya yönelik çalışma yapmasıdır. diye konuştu.AZERBAYCANDA KAYA TUZU MAĞARALARI OTEL Medikal şirketlerin suni olarak tuz odaları kurmaya başladığını belirten Yurtsever Azerbaycanda tuz mağaraları 1979 yılından bu yana tuz otelleri olarak kullanılıyor. Bulunma yolu da Polonyada tuz madeni işçilerinin alt solunum yolları hastalıklarına yakalanmaması üzerine yapılan bilimsel araştırma sonrasında ortaya çıkarılmış. Ayrıca 1992 yılında Amerika Birleşik Devletlerinin Teksas eyaletinde yapılan bir araştırmada doğal kaynak suyunda lityum oranı düşük olan bir bölge seçiliyor. Suç oranı açısından araştırıldığında lityum oranı normal olan bölgedeki insanlara nazaran gasp, cinayet, tecavüz gibi olayların fazla olduğu ortaya konuyor. şeklinde konuştu. TUZ LAMBALARI ÇOK YARARLITuz lambalarının da son dönemde yaygınlaşmış bir yöntem olarak kullanılmaya başlandığını ifade eden Yurtsever şöyle konuştu: İnsanlar yatak odalarında tuz kristalinin içerisinde lamba yakıyorlar. Isı ve ışıkla ortaya çıkan iyonlar psikolojik rahatlık yanında havadan tozu, poleni temizliyor. Evlerde kullanılan LCD televizyonlar 100- 200 hatta daha fazla Herz civarında frekansa sahip. İnsan beyninin elektriksel akımı ise 8 Herz civarında ölçülmüş. Yani televizyon insan vücudundaki normal elektriğinin 10 - 20 katı fazlasını veriyor. Bunlar vücuda ciddi zarar veriyor. Büyük tuz kristalleri sayesinde bu zararlar da önlenebiliyor. Rafine tuzun endüstriyel amaçlı üretildiğine işaret eden Yurtsever şu bilgileri verdi: Üretimin yüzde 95i endüstride kullanılıyor. Plastik, yağ, deterjan sanayinde kullanılıyor. Artan yüzde 5lik kısımda sofralara alınıyor. Doğal tuzun evde yapılacak kolay bir testle de anlaşılabileceğini belirten Dr. Yurtsever yöntemi şöyle anlattı:Evde bir bardak sirkenin içerisine tuz kristali atılıp bir süre beklenince 10 dakika sonra alttan üste doğru gaz kabarcıkları çıkar. Bu çıkıyorsa tuz doğal değildir.Öz Bilgin Tuz Yönetim Kurulu Başkanı Suat Bilgin ise, Nevşehirin Gülşehir ilçesine bağlı Tuzköy beldesinde bulunan Hacıbektaş kaya tuzu havzasında bir milyar tonluk kaya tuzu rezervinin Türkiyenin en az bin yıllık ihtiyacını karşılayabileceğini belirtti. Bilgin, ekonomik değeri yüksek bu rezervin imkansızlıklar sebebiyle yeterince ekonomiye kazandırılamadığını da ifade etti.Türkiyede yaygın olarak Tuzköy Hacıbektaş Havzasının dışında, Çankırı, Yozgat Sekili, Kırşehir Tepesidelik, Kars Kağızman ve Iğdır Tuzlucada üretim yapıldığını belirten Bilgin, dünya genelinde de kaya tuzu rezervi açısından en şanslı ülkenin Türkiye olduğunu ifade etti.Bilgin, yurt dışından özellikle Avrupa ve Arap ülkelerinden ciddi talep gelmesine rağmen üretim kapasitelerinin azlığından dolayı karşılayamadıklarını da kaydetti.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
24.08.2013
KayatuzuastımvebronşiteiyigeliyorKaya tuzu astım ve bronşite iyi geliyor
Hindistan'da siyasetin ana malzemesi soğan
Zaman
24.08.2013
02:25
Hindistan’da ekonomik krizde ilk tartışılan konu soğan fiyatları oluyor. Az bulunan soğanın fiyatı 5 kat artıyor. Halk ekmek, su ve benzin fiyatları için değil ama ‘soğan fiyatları düşsün’ diye sokağa çıkıyor.Dünyanın birçok ülkesinde ne zaman ekonomik kriz olsa tartışılan konular ekmek, su ve benzin fiyatları oluyor. Hindistan’da ise durum biraz farklı. Ülkede ekonomik krizde tartışılan ilk şey soğan fiyatları. Halkın siyaseten başarılı bir hükümet için en büyük şartı ise ucuz soğan alabilmek. Çünkü soğan ülkede en çok tüketilen sebzelerin başında geliyor. Yılda sadece 5 ay taze yetiştirildiği için de 1,3 milyarı bulan nüfusa yetmiyor. Bu yüzden soğan, Hindistan’ın siyasi sebzesi olmuş durumda.Hindistan’da son günlerde yaşanan Hint Rupisi’nin dolar karşısındaki hızlı değer kaybı, hayatın her sahasına yansımış durumda. Fakat orta sınıfı en çok rahatsız eden şey soğan fiyatlarının 5 kat artması. Bir ay önce 20 rupiden (60 kuruş) alınan bir kilo soğan, bugün bazı marketlerde 100 rupiye (3 TL) kadar yükseldi. Soğan fiyatlarının orta sınıf için çok önemli olmasının sebebi ülkedeki ekonomik gidişatın adeta soğan fiyatları ile birebir örtüşüyor olması. Büyük rahatsızlık kaynağı yükseliş hükümeti de zor duruma soktu. Öyle ki petrol ve diğer temel ihtiyaçlardaki artışı çok önemsemeyen Hintliler soğandaki yükseliş sonrası protestolara başlıyor. Soğan fiyatlarında indirim isteyen halk, hükümete zor zamanlar yaşatıyor. 2014’teki genel seçimlerde hükümet adaylarının en büyük riski artan soğan fiyatları olacak gibi gözüküyor.Geçtiğimiz pazar günü başkent Yeni Delhi’de meydana gelen olay, durumu daha net açıklıyor. Jaipur’dan Yeni Delhi’ye gelen bir kamyon, taşıdığı değerli kargodan dolayı kaçırıldı. Kargo ise 40 ton soğandı. Bu trajikomik olayın yanı sıra halk durumdan eğlence bile çıkarmaya başladı. Kimi Hintliler, eşlerinin doğum günlerinde bir pırlanta yüzük yanında bir de soğan veriyor. Kimi siyasiler dinî bayramlarda halkla bayramlaşırken tatlı yerine soğan ikram ediyor. Soğan, Hindistan için o kadar önemli ki bazı mağazalar müşteri çekmek için alınan malzemenin yanında bedava soğan veriyor. Kanpur şehrindeki esnaf, yatak ve mobilya sattığı mağazasında müşterilerine soğan hediye gediyor. Mağaza sahibi Vinayak Kodhar, festivaller mevsimine girilirken soğan fiyatlarındaki artışın halkı zor duruma soktuğunu, bunun için mağazasından alışveriş yapanlara soğan hediye etmeye karar verdiğini dile getiriyor. Müşteriler de durumdan gayet memnun. Kız kardeşine hediye yastık almaya geldiğini söyleyen Ashok, mağazanın soğan hediye ettiğini duyunca buraya geldiğini söylüyor.
Zaman
En Çok Okunan
24.08.2013
HindistandasiyasetinanamalzemesisoğanHindistanda siyasetin ana malzemesi soğan
Hindistan'da siyasetin ana malzemesi soğan
Zaman
24.08.2013
01:53
Hindistan’da ekonomik krizde ilk tartışılan konu soğan fiyatları oluyor. Az bulunan soğanın fiyatı 5 kat artıyor. Halk ekmek, su ve benzin fiyatları için değil ama ‘soğan fiyatları düşsün’ diye sokağa çıkıyor.Dünyanın birçok ülkesinde ne zaman ekonomik kriz olsa tartışılan konular ekmek, su ve benzin fiyatları oluyor. Hindistan’da ise durum biraz farklı. Ülkede ekonomik krizde tartışılan ilk şey soğan fiyatları. Halkın siyaseten başarılı bir hükümet için en büyük şartı ise ucuz soğan alabilmek. Çünkü soğan ülkede en çok tüketilen sebzelerin başında geliyor. Yılda sadece 5 ay taze yetiştirildiği için de 1,3 milyarı bulan nüfusa yetmiyor. Bu yüzden soğan, Hindistan’ın siyasi sebzesi olmuş durumda.Hindistan’da son günlerde yaşanan Hint Rupisi’nin dolar karşısındaki hızlı değer kaybı, hayatın her sahasına yansımış durumda. Fakat orta sınıfı en çok rahatsız eden şey soğan fiyatlarının 5 kat artması. Bir ay önce 20 rupiden (60 kuruş) alınan bir kilo soğan, bugün bazı marketlerde 100 rupiye (3 TL) kadar yükseldi. Soğan fiyatlarının orta sınıf için çok önemli olmasının sebebi ülkedeki ekonomik gidişatın adeta soğan fiyatları ile birebir örtüşüyor olması. Büyük rahatsızlık kaynağı yükseliş hükümeti de zor duruma soktu. Öyle ki petrol ve diğer temel ihtiyaçlardaki artışı çok önemsemeyen Hintliler soğandaki yükseliş sonrası protestolara başlıyor. Soğan fiyatlarında indirim isteyen halk, hükümete zor zamanlar yaşatıyor. 2014’teki genel seçimlerde hükümet adaylarının en büyük riski artan soğan fiyatları olacak gibi gözüküyor.Geçtiğimiz pazar günü başkent Yeni Delhi’de meydana gelen olay, durumu daha net açıklıyor. Jaipur’dan Yeni Delhi’ye gelen bir kamyon, taşıdığı değerli kargodan dolayı kaçırıldı. Kargo ise 40 ton soğandı. Bu trajikomik olayın yanı sıra halk durumdan eğlence bile çıkarmaya başladı. Kimi Hintliler, eşlerinin doğum günlerinde bir pırlanta yüzük yanında bir de soğan veriyor. Kimi siyasiler dinî bayramlarda halkla bayramlaşırken tatlı yerine soğan ikram ediyor. Soğan, Hindistan için o kadar önemli ki bazı mağazalar müşteri çekmek için alınan malzemenin yanında bedava soğan veriyor. Kanpur şehrindeki esnaf, yatak ve mobilya sattığı mağazasında müşterilerine soğan hediye gediyor. Mağaza sahibi Vinayak Kodhar, festivaller mevsimine girilirken soğan fiyatlarındaki artışın halkı zor duruma soktuğunu, bunun için mağazasından alışveriş yapanlara soğan hediye etmeye karar verdiğini dile getiriyor. Müşteriler de durumdan gayet memnun. Kız kardeşine hediye yastık almaya geldiğini söyleyen Ashok, mağazanın soğan hediye ettiğini duyunca buraya geldiğini söylüyor.
Zaman
Güncel
24.08.2013
HindistandasiyasetinanamalzemesisoğanHindistanda siyasetin ana malzemesi soğan
Toplam "102" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti