Habergec.Com Aranan Kelimeler:bu yatak çok farklı Değerlendirme: 10 / 10 507419
habergec.com
25.05.2013 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler

:: Gruplar
 

bu yatak çok farklı

Dekorasyon ve ev tekstilinde kalite konsepti
Milli Gazete
21.01.2012
17:18
Ürün yelpazeleriyle, kalite konseptleriyle ve dekorasyon sektörüne getirdikleri vizyonla farkını ortaya koyan HNH Tekstil ortakları, Bu noktada sektörün önünde yürüyeceğiz. HNH Tekstil, sektörün parlayan yıldızı olacaktır diyorlar. HNH Tekstil ev tekstilinde ve dekorasyon alanında faaliyet gösteren, kalite ve güven standartlarıyla, farklı tasarımları ve çok özel kreasyonlarıyla müşterilerine yepyeni dünyalar ve ufuklar çizen bir firma. 2008 yılında kurulan firmanın ortakları Ahmet Gül, Çağlar Günay Er ve Hakan Büyükbaş, sektörde yıllardır edindikleri bilgi, birikim ve tecrübeleriyle sektörde yer almaya karar vermişler. Toptan yatak örtüsü imalatı ile işe başlayan HNH Tekstil, daha sonra ürün yelpazesini genişleterek, ev dekorasyonunun hemen her alanında faaliyet göstermeye başlamış. Firmanın kurucu ortakları Ahmet Gül, Çağlar Günay Er ve Hakan Büyükbaş, kendi markaları altında Pierre Cardin, US Polo ve yine kendilerine ait bir marka olan Trilya ile perakende mağazalarında tüketicilerle buluştuklarını belirterek, Modoko Keyap Çarşısı içindeki bin 100 metrekarelik showroomumuzda müşterilerimize çok özel bir dekorasyon konsepti ve ufku sunuyoruz. Bu showroomumuz içinde birbirinden güzel özel tasarımlar ve imza taşıyan duvar kağıdı, perde, perde aksesuarları, kişiye özel sipariş yatak örtüsü, halı tasarım ve uygulamaları gerçekleştiriyoruz. Tasarım noktasında Türkiyenin her yerine keşif ve ücretsiz servisimiz bulunuyor. Deneyimli uzman kadromuz, A Plus hizmet üretiyor, A Plus çalışmalar ortaya koyuyor dediler. 2011 yılı Ekim ayında açtıkları bu showroom ile tüketiciyle çok yakından buluşma imkanına sahip olduklarını ve çok özel bir hizmet ürettiklerini ifade eden Gül, Er ve Büyükbaş, Dört duvar evi alıp bize gelen bir müşterimize biz mobilya hariç olarak komple bir dekorasyon hizmeti sunuyoruz. Diğer yandan US Polo markamızla yatak örtüsü, nevresim takımı, yorgan, havlu ve bornoz çeşitlerimizin de satışını gerçekleştiriyoruz. Belki de sektörde hiç kimsenin cesaret edemeyeceği bir kampanyayı da ortaya koyarak, ilk yılımıza özel olarak yüzde 40lara varan indirimler gerçekleştiriyoruz. Müşterilerimize sunduğumuz bu çok cazip kampanyalarımızla ve indirimlerimizle firmamızın kalite konseptini de ortaya koymuş olacağız açıklamasını yaptılar.... devamı
Milli Gazete
Ekonomi
21.01.2012
DekorasyonveevtekstilindekalitekonseptiDekorasyon ve ev tekstilinde kalite konsepti
Bu Yatak Çok Farklı
Haber3
28.10.2011
16:27
Uykusu ağır olanlara özel yatak...
Haber3
Son Dakika
28.10.2011
BuYatakÇokFarklıBu Yatak Çok Farklı
Bağış'tan ilginç benzetme!
Samanyolu Haber
09.03.2011
15:58
Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Avrupa Parlamentosunun (AP) Türkiye hakkında yayınladığı ilerleme raporlarının hiçbir zaman objektif olmadığını söyledi.

APdeki tüm grupların menfaatleri gereği Türkiyeye farklı eleştiriler getirdiğini söyleyen Bağış, yapılanı at pazarlığına benzetti. Bağış, AP raporunu çok ciddiye almıyoruz. Bunları izleriz, görüşmeler yaparız ama burada yapılan siyaset yereldir. ifadelerini kullandı. Bakan Bağış, AP Başkanı Jerzy Buzekin görev süresinin yakında dolacağını hatırlatarak, Onun yerine göz dikenler Turkiyeyi siyasi hesaplarına alet ediyorlar. dedi. Türkiyede basın özgürlüğünün garantisinin AK Parti olduğunu savunan Egemen Bağış, Hiçbir meslek grubunun suç işleme lüksü yok. Üç buçuk sene önce bize kapatma davası açıldı. Biz kendimizi savunduk ve davayı kazandık. dedi. AB ülkelerinin WikiLeaks yayınlarını sansürlediğini ve bunun özgürlük ihlali olarak değerlendirmediğini söyleyen Egemen Bağış, Ama Başbakanın yatak odasının gizlice dinlenilmesi ve bu kayıtların yayınlanması basın özgürlüğü olacak; yok öyle bir şey. şeklinde konuştu. İngilterede bir gazetenin AK Parti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan aleyhinde yalan haber yapması sebebiyle mahkum edildiğini hatırlatan Bağış, bunun basına baskı şeklinde yorumlanmadığını hatırlattı. Bağış, söz konusu gazete özür dilerken aynı haberi sayfalarına taşıyan Türk gazetelerinden özür gelmediğine dikkat çekti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
09.03.2011
BağıştanilginçbenzetmeBağıştan ilginç benzetme
Erdoğan'dan çarpıcı açıklamalar
Samanyolu Haber
25.02.2011
00:08
Başbakan Erdoğan, katıldığı bir televizyon programında gündeme ilişkin sorulara cevap veriyor.

Başbakan Erdoğan, ATVde Gündem özel programında sorulara cevap veriyor. Erdoğan Aktaşın yönetiği programda Başbakan Erdoğan, Mehmet Barlas, Erdal Şafak ve Süleyman Yaşarın sorularına cevap veriyor. Erdoğanın açıklamalarından satır başları... Başbakan Erdoğan, Mısırda yaşanan olaylarda orada bulunan vatandaşların tahliyesini gerçekleştirdiklerini, Libyada ise durumun Mısırdan çok farklı olduğunu dile getirerek vatandaşların tahliyesi için azami gayret gösterdiklerini dile getirirken Libya yönetimi ve oradaki farklı gruplarla görüşerek vatandaşların güvenliğini sağlamaya çalıştıklarını söyledi. Büyük Ortadoğu Projesinin düşük doğduğunu anlatan Erdoğan, projenin ilk adımında ölü doğduğunu, İtalya ve Yemenin durumunun ortada olduğunu, projenin ilk adımını atan Bush olduğunu ve o günden bugüne kadar hiçbir toplantıda BOP konusunun gündeme gelmediğini belirterek Ancak Türkiyede BOPun hala devam ettiği ifade ediliyor. dedi. Başbakan Erdoğan, bölgede yılların biriken sorunları olduğunu belirterek, ülkeleri 30-40 yıldır yönetenlerin halkın iradesini yok saydığını anlattı. Başbakan Erdoğan, Arap ülklerinde bir televizyonda düzenlenen toplantıda kendisine bir gazetecinin sorusuna değinerek Bana, Türkiyede bir seçimin kaç hafta sürdüğünü sordular. Ben de seçimin bir gün sürdüğünü ve 24 saat dolmadan sonucun yüzde 98 olarak ortaya çıktığını söyledi. Kendi ülkelerinde ise bu seçimin aylar sürdüğünü, bir yerde oy kullananların daha sonra alınıp başka yere götürülerek oy kullandırıldığını anlattı dedi. Başbakan Erdoğan, Ortadoğudan umudunu taşıdığını, bu ülkelerde değişim dönüşümün daha çabuk olabileceğini, halkın da buna inanması halinde bunun daha da çabuk gerçekleşeceğine inandığını söyledi. Başbakan Erdoğan, daha önce tanışıp konuştuğu liderlerin tutuklanmalarıyla ilgili soruya ise iyi ki Türkiyede yaşıyoruz. dedi. Başbakan Erdoğan, hükümet olarak fakirlerin yanında durduğunu bu yüzden de Türkiyede solun birşey yapamaz hale geldiği hatırlatılması üzerine Parti olarak liberal ekonomiden yanayız. Ancak biz biri yer biri bakar kıyamet ondan kopar deyimini iyi biliyoruz. Biz küresel finans krizinde herkes büyük sıkıntı yaşarken Türkiye ayaklarını yere sağlam basarak konumunu ortaya koydu. Biz özellikle belli kesime pozitif ayrımcılık yaparak, kalkınmamış bölgelere önceliği vererek ülkenin tümünün kalkınmasını sağlamayı amaçladık, AVM sadece İstanbul Ankarada değil Erzurumda da olmalı. Bugün kolej türü yatırımlara güneydoğu ve doğuda yatırım yapılıyorsa bunun bir nedeni vardır. Bugün Hakkaride 150 yatak kapasiteli hastanemiz var. Başbakan Erdoğan, Türkiyenin geçmişte gücünün büyük kısmını silah alımına harcadığını kendilerinin ise savunma sanayine yatırımdan yana olduklarını belirtirken subayların Çankaya köşkünde düzenlenen resepsiyona katılmamaları ile ilgili sorulara cevap verdi. Başbakan Erdoğan konunun ilgili tarafları ile konuştuğunu, ancak olayı bir protesto olarak değerlendirmediğini söyledi. Başbakan Erdoğan, Hazirandaki seçim için öncelikli hedeflerinin Türkiyeyi 12 yıl sonra nerede göreceğini, temel hak ve özgürlükler ve yeni bir anayasa olacağını, yolsuzluğa asla müsade edilmeden yoksulluğu da minimize edilecek bir beyanname ile çıkacaklarını söyledi. Erdoğan, varolan anayasanın çok zor anlaşıldığını ancak herkesin anlayabileceği bir anayasadan yana olduklarını söyledi. Başbakan Erdoğan, milletvekili seçimlerinin 4 yılda yapılması, Cumhurbaşkanlığı seçiminin ise 5 yılda bir olmasıyla ilgili son sözün Yüksek seçim kurulu olduğunu, bu konuya YSKnın netlik kazandıracağını söyledi. Başbakan Erdoğan, Kılıçdaroğlunun yüzde 50den az oy alması halinde bırakması talebine ise, Ben partimin ikci olması durumunda liderliği bırakacağımı söyledim. Ama onlar ne yaparlar bilmiyorum. Ancak onlar geçmişte aldıkları oylara rağmen takındıkları tavır ortada. dedi. Başkanlık konusuna yönelik sorulara da değinen Erdoğan, kendi görüşünü daha önceden açıkladığını bugün, Cumhurbaşkanında olan yetkinin Obama ve Medvedevde olmadığını bundan kimsenin haberi olmadığını söyledi. Başbakan Erdoğan, 2007 yılı seçimi öncesinde belli kesimlerin AK Parti döneminde çok para kazandıklarını ancak AK Partiye oy vermeyeyeceğini açıklayan kesimin 2001 krizinde Merkez Bankasının paralarının peşkeş çekildiği kesim olduğunu söyledi. Erdoğan, bu paranın kimin cebinden çıktığının kimse sorgulamadığını, o dönemde iktidarda olan bir partinin hala o dönemi savunduğunu belirterek O dönem 42 milyar dolar para yok oldu. Emeklinin, işçinin memurun hakkını gaspettiler. Bugün de rahat rahat vatandaşın karşısına çıkıp AK Parti şunu yaptı bunu yaptı diyorlar. dedi. Hükümetin yaptıklarına muhalefetin tepki göstermesini doğal karşıladığını buna karşın medyadaki muhalefetin gösterdiği tepkiyi anlamakta zorluk çektiğini dile getiren Erdoğan o medyanın sahibi bizim dönemimizde çok iyi kazanç
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.02.2011
ErdoğandançarpıcıaçıklamalarErdoğandan çarpıcı açıklamalar
Prof. Dr. Sungur: Yakınlarının yoğun bakımda uyutulan hasta ile temas etmesi iyileşme sürecini hızlandırıyor
Samanyolu Haber
21.02.2011
15:44


Hastanelerin yoğun bakımlarında yatan hastalar genelde ilaçla uyutuluyor ve solunum desteği yapılıyor. Buradaki hastaların ziyaret edilmesi genelde sakıncalı bulunsa da uzmanlar buna katılmıyor. Hasta bilinci kapalı ya da ilaçla uyutuluyor olsa da, sevdiklerinin onunla temasının iyileşme sürecini hızlandırdığı bildirildi. Acıbadem Kayseri Hastanesi Yoğun Bakım Servisi Sorumlusu, Anestezi ve Yoğun Bakım Uzmanı Prof. Dr. Murat Sungur, yoğun bakım üniteleri ile ilgili merak edilenler hakkında bilgi verdi. Yoğun bakımın ne olduğu ve burada ne yapıldığını anlatan Prof. Dr. Sungur, şöyle konuştu: Yoğun bakım üniteleri, normal serviste yapılamayacak, sürekli sağlık çalışanı takibi gerektiren tıbbi işlemlerin uygulandığı bölümler olarak hizmet veriyor. Burada en çok yapılan işlemlerden biri, hastanın solunumunu desteklemek. Bunun için hasta, boğazında bir tüple ya da maske yoluyla suni solunum cihazına bağlanıyor. Yoğun bakım ünitelerinde ayrıca, her hastanın devamlı olarak kalp ritmini ve kan basıncını takip eden monitörler bulunuyor. Hastanın ateşi ve kanındaki oksijen miktarı düzenli olarak izleniyor. Yoğun bakıma alınan hasta grubunu, büyük ameliyat geçiren kişilerin oluşturduğunu anlatan Sungur, Ciddi dahili hastalığı bulunanlar, kronik bronşit, zatürre gibi ağır enfeksiyonu olanlar, trafik kazası geçirenler ve omurilik zedelenmeleri olan hastalar genellikle yoğun bakımın misafirleri oluyor. Kan basıncı ve nabzının yakından takip edilmesi gereken koroner arter hastaları da yoğun bakımda tutuluyor. Bunların yanı sıra, büyük yaraları ve ciddi yanıkları olan kişilere de bu serviste bakılıyor. dedi. Prof. Dr. Murat Sungur, yoğun bakımdaki hastaların çoğunluğunun yatağa bağımlı olduğunu, tuvalet ihtiyacının genelde yatak içinde karşılandığını belirtti. Sungur, Bunun için özel ekipman ve ilgili personel bulunuyor. Günde en az bir kez hastanın tüm vücudu siliniyor. Bunun için de özel süngerler ve temizlik maddeleri kullanılıyor. Her gün saç ve sakal temizliği yapılıyor, tırnakları da düzenli olarak kesiliyor. Uyku, yoğun bakımda önemli bir sorun oluşturuyor. 24 saat aydınlık olan bir serviste, hastaların uykuya dalması kolay olmuyor. Bu nedenle geceleri, ortam hafif loş hale getiriliyor. Bunun yanı sıra gürültü hastalarda strese yol açabileceği için yoğun bakımda sessizliğe özen gösteriliyor. diye konuştu. TEMAS HASTANIN İYİLEŞMESİNİ HIZLANDIRIYOR Önceleri farklı düşünülse de, yoğun bakımdaki hastaların da tıpkı diğer servislerde yatanlar gibi düzenli ziyaret edilmesi gerekiyor diyen Prof. Dr. Sungur, ziyaretçi alınmasının faydasını şöyle anlattı: Hasta bilinci kapalı ya da ilaçla uyutuluyor olsa da, sevdiklerinin onunla teması iyileşme sürecini hızlandırıyor. Acıbadem Kayseri Hastanesi Yoğun Bakım Ünitesinde günde iki kez ziyaret gerçekleştiriliyor. Gelmeyen hasta yakını olması halinde, iletişime geçilerek gelmeleri sağlanıyor. Ziyaret sırasında dışarıdan gelecek mikroplara karşı maksimum hijyen kurallarına dikkat ediliyor. YOĞUM BAKIMDA KALANLARIN ÇOĞUNLUĞUNDA DEPRESYON GÖRÜLEBİLİR Yoğun bakım ünitesinde üç ya da daha fazla gün kalan hastaların yüzde 60ında depresyon görülebiliyor uyarısında bulunan Prof. Dr. Murat Sungur, Hasta yakınlarının bu konuda duyarlı olup ihtiyaç halinde psikolojik destek için bir uzmana başvurması gerekiyor. dedi. Bunun yanı sıra yoğun bakımda solunum desteği alan hastaların nefes kapasitesinde düşme olabildiği, bu kişilerin birkaç ay aşırı efor göstermekten kaçınmalarını önerdi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.02.2011
ProfDrSungurYakınlarınınyoğunbakımdauyutulanhastailetemasetmesiiyileşmesürecinihızlandırıyorProf Dr Sungur Yakınlarının yoğun bakımda uyutulan hasta ile temas etmesi iyileşme sürecini hızlandırıyor
Istanbul Shopping Fest tanıtıldı
Samanyolu Haber
10.02.2011
15:41
İstanbulu bölgesinde bir alışveriş ve eğlence merkezi haline getirmeyi hedefleyen İstanbul Shopping Fest, 40 Gün 40 Gece Alışveriş ve Eğlence sloganıyla 18 Mart-26 Nisan 2011 tarihleri arasında düzenlenecek.

İstanbul Shopping Fest, Lütfi Kırdar Uluslararası Kongre ve Sergi Sarayında düzenlenen tanıtım toplantısında Alışveriş Merkezleri ve Perakendeciler Derneği (AMPD) Başkanı Mehmet Nane, Birleşmiş Markalar Derneği (BMD) Başkanı Yılmaz Yılmaz ve Alışveriş Merkezleri Yatırımcıları Derneği (AYD) Başkanı Hakan Kodal tarafından yapılan sunum ile tanıtıldı. Sunumda yer verilen bilgilere göre, Kültür ve Turizm Bakanlığı ile İstanbul Valiliği himayesinde, İstanbul Büyükşehir Belediyesi, Türkiye İhracatçılar Meclisi, İstanbul Ticaret Odası, İstanbul Kalkınma Ajansı ve İstanbul Ticaret Odasının desteğiyle, AYD, AMPD ve BMD koordinasyonunda, THY işbirliğiyle Türkiye Seyahat Acentaları Birliği (TÜRSAB), Turistik Otelciler, İşletmeciler ve Yatırımcılar Derneği (TUROB), Tescilli Markalar Derneği (TMD), Turizm Restaurant Yatırımcıları ve İşletmecileri Derneği (TURYİD), Tepe Akfen Havalimanları (TAV) ve İstanbul Sabiha Gökçen Uluslararası Havalimanının katkılarıyla bu yıl ilki düzenlenen İstanbul Shoppinng Fest, 50 milyon liralık bir yatırım ile gerçekleşecek. Yerli-yabancı yüz binlerce kişiyi ağırlayacak İstanbul Shopping Festin geleneksel bir hale gelmesi ve İstanbulu dünya alışverişinin merkezi haline getirmesi amaçlanıyor. İstanbul Shopping Fest, 18 Mart 2011de açılış etkinlikleriyle başlayacak ve 40 gün boyunca akşam 20.00den sonra perakendeciler gün içerisinde yaptıkları indirime ek olarak yeni kampanyalar düzenleyecek. İstanbulu 40 gün boyunca bir alışveriş ve eğlence merkezine dönüştürmeyi hedefleyen festivalde, AVMler ve cadde mağazaları gece saat 23.00e kadar açık kalacak. Açılış ve kapanış gecelerinin yanı sıra her cumartesi Anadolu ve Avrupa yakasından 2 AVM gece yarısı 02.00a kadar 9 Nisanda ise tüm AVMler ve caddeler gece 24.00e kadar açık olacak. 18-19 Martta İstinye ve Torium da 02.00ye kadar açık olacak ve farklı sürprizlerle ziyaretçilerini ağırlayacak. İstanbul Shopping Festin yapılacağı tarih olarak, turist ve tüketici akışının en etkin olduğu dönem seçildi. Bu dönem, çevre ülkelerde tatil olarak da değerlendirilen dini bayramlar olan nevruz, paskalya ve hamursuz bayramlarını da içerdiği için belirlendi. Mısır ve Tunusta yaşanan politik gelişmelerin Türkiyeye pozitif etkisiyle bu dönemde İstanbuldaki yatak kapasitesi de doldu. Potansiyel çevre ülkeler, Rusya, İran, Ukrayna, Azerbaycan, Suudi, Arabistan, Yunanistan, Romanya, Suriye ve Irak olarak belirlenirken, hedef kente gelen turist sayısını 2015de 10 milyona çıkarmak olarak ortaya konuldu. Festival kapsamında bir de vitrin tasarım yarışması düzenlenecek. Perakendeciler, İstanbulu bir sanat eserine dönüştürmeyi hedefleyen vitrinleri kiralayıp, tasarlayacaklar. Taksim, Nişantaşı, Bakırköy, Eminönü ve Kadıköye yerleştirilecek olan vitrinler, üzerlerindeki kod ve markasıyla halkın beğenisine sunulacak. Kısa mesaj yoluyla oylanacak olan vitrinleri oylayanlar arasından yapılacak çekiliş sonucunda kazanana Sinpaştan bir daire verilecek. Ayrıca tasarım yarışmasını kazananlara da çeşitli ödüller sunulacak. Etkinlik kapsamında Renault firması ile yapılan çalışma ile kredi kartına her 40 TLlik alışveriş yapanlar arasından yapılacak çekilişte 20 tane araç verilecek. Yüzlerce yerli ve yabancı markanın yanı sıra Kapalıçarşı, Mısır Çarşısı gibi geleneksel alışveriş noktalarında tüm yeni sezon ürünlerinde yüzde 30lara varan indirimler ve kampanyaların yanı sıra festival havasını solutacak sokak şenlikleri, konserler, gösteriler, çocuklara özel oyunlar ve oyuncaklar, müzik etkinlikleri, partiler, yarışmalar, moda gösterileri, defileler ve çekilişler yapılacak. Özellikle Rusya, İran, Ukrayna, Azerbaycan, Suudi Arabistan, Yunanistan, Romanya, Suriye ve Iraklı turistlerin, ziyaret için tercih ettiği şehirlerin ilk sırasına İstanbulu yerleştirmeyi hedefleyen festival kapsamında, yabancı turistler, İstanbulda indirim sezonunun dışında bir dönemde büyük avantajlarla alışveriş yapabilecek. Yabancı turistler, tax free avantajlarıyla ödedikleri verginin bir kısmını alışveriş merkezlerinde ve şehrin bazı noktalarında kurulan tax free stantlarından geri alabilecek. -HEDEF 10 MİLYON TURİST- AMPD Başkanı Mehmet Nane, İstanbulun çok büyük bir şehir olduğunu ve bugüne kadar hep turizm ve tarih kısmının öne çıkarıldığını ve kente yılda yaklaşık 7,5 milyon turist geldiğini belirtti. İstanbulun sadece tarihi ve turistik kısmıyla değil, dünya başkentine yakışacak şekilde alışverişiyle, eğlencesiyle, gastronomisiyle nasıl bütünleştirebileceklerini ele almak istediklerini ifade eden Nane, Parise yılda 48 milyon turist
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.02.2011
IstanbulShoppingFesttanıtıldıIstanbul Shopping Fest tanıtıldı
Doğtaş en yeni ürünlerini sergiledi
Türkiye Gazetesi
05.02.2011
02:08
Doğtaş, 2011 koleksiyonu ile İMOB Fuarı’nda göz doldurdu. Doğtaş standının en dikkat çekici serileri arasında ilk defa sergilenen sonsuz dolap sistemi Pasifica, birçok modul alternatifini bir arada sunan Carina, yeni dolap ve masa alternatifleriyle Carmen, siyah rengiyle çocuk odası Speedo araba bulunuyor. Doğtaş, birçok farklı stil ve işlevselliği bir arada sunan salon takımları, modern tasarımlar yanında modern ve klasik çizgisinin sentezlendiği yemek ve yatak odaları gibi daha birçok yeni ürününü de ziyaretçilerle buluşturuyor. Doğtaş bu yıl ayrıca, “Ddesign XI” adıyla çok beğenilecek yepyeni bir projenin ilk sinyallerini de fuarda yansıtıyor.
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
05.02.2011
Doğtaşenyeniürünlerinisergiledi Doğtaş en yeni ürünlerini sergiledi
Işın tedavisinde son nokta ?Tomotheraphy?
Samanyolu Haber
29.01.2011
17:44
Türkiyede üç hastanede bulunan yeni Tomotheraphy cihazı basın mensuplarına tanıtıldı.

Bursa Ali Osman Sönmez (AOS) Onkoloji Hastanesi Başhekimi Fevzi Harorlu, Türkiyede ise üç hastanede bulunan yeni Tomotheraphy cihazını basın mensuplarına tanıttı. Onkoloji Hastanesi Otel Klinik binasında düzenlenen toplantıda konuşan Başhekim Harorlu, Bursa AOS Onkoloji Hastanesinin, Sağlık Bakanlığı tarafından performans ve hizmetlerinden ötürü 3. Basamak Dal Hastanesi statüsüne alındığını aktardı. Türkiyede sadece iki onkoloji hastanesi olduğunu belirten Fevzi Harorlu, eğitim araştırma hastanesi olmamalarına rağmen verdikleri hizmet kalitesi ile bu statüyü almaya hak kazandıklarını dile getirdi. Hastanenin 2007 yılında TSE-ISO-EN 9000 kalite belgesini almaya hak kazandığını hatırlatan şunları söyledi: Türkiyede kanser konusunda hizmet veren tüm eğitim araştırma hastaneleri ve tıp fakültesi hastaneleri de dâhil olmak üzere sıralama yapıldığında, hastanemiz, günlük kemoterapi sayısında Türkiye birincisi, yıllık radyoterapi yapılan hasta sayısında Türkiyede ilk beşte. Yıllık yeni kanser tanısı almış hasta başvurusunda Türkiyede ilk beşte, cihaz başına radyoterapide (ışın tedavisi) Türkiye birincisi, tomoterapi tedavisinde Türkiye birincisi durumundadır. Hastanemiz 300 yatak sayısı ve sadece yaklaşık 18 bin metrekare kapalı alana sahip olmasına rağmen, yatak sayıları bin civarında olan ve bize göre kat kat fazla fiziki mekâna sahip eğitim araştırma hastaneleri ve tıp fakültesi hastaneleri gibi doktor ve yardımcı sağlık personeli sayısı bakımından hastanemizle kıyaslanamayacak kadar elemana sahip olan hastanelerden çok daha fazla hizmet üretmektedir. Avrupada sadece iki ülkede, Türkiyede üç hastanede ve dünyada sadece 200 adet olan Tomotherapy cihazını Bursaya kazandırmış olmanın gururunu yaşadıklarını söyleyen Başhekim Harorlu, Hastanemiz tanı ve tedavide kullanılan cihazların, uygulanan tedavi metotlarının çağdaş ve dünya standartlarına uygun yüksek teknolojiyi yakalaması ile de diğer merkezlerle yarış halinde bulunmaktadır. Onkoloji Hastanesi şu anda Türkiyede üçüncü, dünya üzerinde 200 cihazdan bir tanesi olan yüksek teknolojik özelliklere sahip Tomotherapy cihazını hastalarımızın hizmetine sunmakla yine bir ilki yaşamaktadır. diye konuştu. Harorlu, Tomotherapy cihazının özelliklerini şu sözlerle anlattı: Radyoterapi yüksek enerjili ışınlar kullanılarak tümörlü bölgeyi tedavi etmeyi ancak tümörün çevresindeki sağlam dokuları korumayı hedefleyen lokal bir tedavi şeklidir. Tümörlü bölgelerin etrafındaki riskli organları korumak radyoterapi tekniklerinde her zaman mümkün olmamıştır. Ancak Tomotherapy son 35 yılın en heyecan verici gelişmelerinden biridir. Çünkü Tomotherapy cihazı ile tedavi edilmesi gereken tümör bölgesine en yüksek öldürücü doz verilebilirken tümörün etrafındaki sağlam dokular maksimum şekilde korunur. Bu klasik radyoterapi teknikleri ile başarılabilecek bir işlem değildir. Tomotherapy, baş-boyun tümörleri, akciğer zarı tümörleri, prostat-mesane tümörleri gibi çevre dokuyu mutlaka korumak gereken tümörlerde kullanılabilen çok ileri bir tedavi şeklidir. Üstelik Tomotherapy çok geniş bir alanı tek seferde tedavi imkânını da sağlıyor ve böylece tedavi süresini de kısaltıyor. Bu cihazda klasik radyoterapi cihazlarında uygulanamayan aynı anda farklı bölgelerde yer alan tümörlerin tedavisi yapılabildiği gibi tek seferde tüm vücut ışınlaması gibi geniş ve büyük alanların tedavisi de yapılabilmektedir. Diğer radyoterapi teknikleri ile en fazla 40 santimetre boyutunda alan ışınlanabilirken Tomotherapy cihazı ile 160 santimetreye ulaşan alanlar tedavi edilebilmektedir. Böylece daha önce belki üç-dört seansta yaptığımız işlemi artık tek seansta tamamlayabiliyoruz. Bursanın kanser haritasını çıkarmayı hedeflediklerini kaydeden Başhekim Harorlu, Kanser Erken Tanı Merkezi (KETEM) ile işbirliği içerisinde olduklarını vurguladı. Harorlu, KETEM toplumda sağlıklı kişilerde tarama yaparak hem erken tanı konulmasını sağlamakta hem de toplumda kanserden korunma bilincini oluşturmaktadır. Bu yıl içerisinde dijital mamografi cihazımızı hizmete geçirmiş olacağız ve bu sayede çok daha hızlı bir şekilde meme kanseri taraması yapılacaktır. Ayrıca sigarayı bıraktırma polikliniğini de açmış bulunmaktayız. dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
29.01.2011
Işıntedavisindesonnokta?Tomotheraphy?Işın tedavisinde son nokta ?Tomotheraphy?
Işın tedavisinde son nokta ?Tomotheraphy?
Samanyolu Haber
29.01.2011
12:32


Bursa Ali Osman Sönmez (AOS) Onkoloji Hastanesi Başhekimi Fevzi Harorlu, Türkiyede ise üç hastanede bulunan yeni Tomotheraphy cihazını basın mensuplarına tanıttı. Onkoloji Hastanesi Otel Klinik binasında düzenlenen toplantıda konuşan Başhekim Harorlu, Bursa AOS Onkoloji Hastanesinin, Sağlık Bakanlığı tarafından performans ve hizmetlerinden ötürü 3. Basamak Dal Hastanesi statüsüne alındığını aktardı. Türkiyede sadece iki onkoloji hastanesi olduğunu belirten Fevzi Harorlu, eğitim araştırma hastanesi olmamalarına rağmen verdikleri hizmet kalitesi ile bu statüyü almaya hak kazandıklarını dile getirdi. Hastanenin 2007 yılında TSE-ISO-EN 9000 kalite belgesini almaya hak kazandığını hatırlatan şunları söyledi: Türkiyede kanser konusunda hizmet veren tüm eğitim araştırma hastaneleri ve tıp fakültesi hastaneleri de dâhil olmak üzere sıralama yapıldığında, hastanemiz, günlük kemoterapi sayısında Türkiye birincisi, yıllık radyoterapi yapılan hasta sayısında Türkiyede ilk beşte. Yıllık yeni kanser tanısı almış hasta başvurusunda Türkiyede ilk beşte, cihaz başına radyoterapide (ışın tedavisi) Türkiye birincisi, tomoterapi tedavisinde Türkiye birincisi durumundadır. Hastanemiz 300 yatak sayısı ve sadece yaklaşık 18 bin metrekare kapalı alana sahip olmasına rağmen, yatak sayıları bin civarında olan ve bize göre kat kat fazla fiziki mekâna sahip eğitim araştırma hastaneleri ve tıp fakültesi hastaneleri gibi doktor ve yardımcı sağlık personeli sayısı bakımından hastanemizle kıyaslanamayacak kadar elemana sahip olan hastanelerden çok daha fazla hizmet üretmektedir. TOMOTHERAPY CİZAHI AVRUPADA İKİ ÜLKEDE VAR Avrupada sadece iki ülkede, Türkiyede üç hastanede ve dünyada sadece 200 adet olan Tomotherapy cihazını Bursaya kazandırmış olmanın gururunu yaşadıklarını söyleyen Başhekim Harorlu, Hastanemiz tanı ve tedavide kullanılan cihazların, uygulanan tedavi metotlarının çağdaş ve dünya standartlarına uygun yüksek teknolojiyi yakalaması ile de diğer merkezlerle yarış halinde bulunmaktadır. Onkoloji Hastanesi şu anda Türkiyede üçüncü, dünya üzerinde 200 cihazdan bir tanesi olan yüksek teknolojik özelliklere sahip Tomotherapy cihazını hastalarımızın hizmetine sunmakla yine bir ilki yaşamaktadır. diye konuştu. Harorlu, Tomotherapy cihazının özelliklerini şu sözlerle anlattı: Radyoterapi yüksek enerjili ışınlar kullanılarak tümörlü bölgeyi tedavi etmeyi ancak tümörün çevresindeki sağlam dokuları korumayı hedefleyen lokal bir tedavi şeklidir. Tümörlü bölgelerin etrafındaki riskli organları korumak radyoterapi tekniklerinde her zaman mümkün olmamıştır. Ancak Tomotherapy son 35 yılın en heyecan verici gelişmelerinden biridir. Çünkü Tomotherapy cihazı ile tedavi edilmesi gereken tümör bölgesine en yüksek öldürücü doz verilebilirken tümörün etrafındaki sağlam dokular maksimum şekilde korunur. Bu klasik radyoterapi teknikleri ile başarılabilecek bir işlem değildir. Tomotherapy, baş-boyun tümörleri, akciğer zarı tümörleri, prostat-mesane tümörleri gibi çevre dokuyu mutlaka korumak gereken tümörlerde kullanılabilen çok ileri bir tedavi şeklidir. Üstelik Tomotherapy çok geniş bir alanı tek seferde tedavi imkânını da sağlıyor ve böylece tedavi süresini de kısaltıyor. Bu cihazda klasik radyoterapi cihazlarında uygulanamayan aynı anda farklı bölgelerde yer alan tümörlerin tedavisi yapılabildiği gibi tek seferde tüm vücut ışınlaması gibi geniş ve büyük alanların tedavisi de yapılabilmektedir. Diğer radyoterapi teknikleri ile en fazla 40 santimetre boyutunda alan ışınlanabilirken Tomotherapy cihazı ile 160 santimetreye ulaşan alanlar tedavi edilebilmektedir. Böylece daha önce belki üç-dört seansta yaptığımız işlemi artık tek seansta tamamlayabiliyoruz. KANSER HARİTASI Bursanın kanser haritasını çıkarmayı hedeflediklerini kaydeden Başhekim Harorlu, Kanser Erken Tanı Merkezi (KETEM) ile işbirliği içerisinde olduklarını vurguladı. Harorlu, KETEM toplumda sağlıklı kişilerde tarama yaparak hem erken tanı konulmasını sağlamakta hem de toplumda kanserden korunma bilincini oluşturmaktadır. Bu yıl içerisinde dijital mamografi cihazımızı hizmete geçirmiş olacağız ve bu sayede çok daha hızlı bir şekilde meme kanseri taraması yapılacaktır. Ayrıca sigarayı bıraktırma polikliniğini de açmış bulunmaktayız. dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
29.01.2011
Işıntedavisindesonnokta?Tomotheraphy?Işın tedavisinde son nokta ?Tomotheraphy?
Şamil Tayyar o dizinin bombasını patlattı
Samanyolu Haber
10.01.2011
09:30
Dizilerde gizli kodlar var dedi ve sordu; Porno-Osmanlı efsanesi mi?

Show TVdeki ?Muhteşem Yüzyıl? dizisi, hem reyting hem şikayet rekoru kırdı. Hanefi Avcı kitabında olduğu gibi tartışmanın her alanı, diziye reyting olarak döndü. Halkın gerçek ilgisi henüz kristalize olmadığı için tutup tutmadığını şimdiden söyleyemeyiz. Ancak tepkiler dinecek gibi değil. Diziye yönelik bu öfke seli, iki önemli düşünceden besleniyor: 1- Tahrif edilmiş bilgilere dayalı harem görüntüleriyle Kanuni gibi muhteşem bir sultan ?porno yıldızı? veya ?gay? gibi gösterilerek toplumun kutsal değerlerine saldırılıyor. 2- Barbarlık içeren sahnelerle Sultan Süleymana ?Kanuni? sıfatını kazandıran ?kanun devleti? ilkesi yerle bir edilerek Osmanlı imajı kötüleniyor. Bir de tarihi hatalar... Değerli tarihçi Mustafa Armağanın aktardığı gibi Kanuni tahta çıktığında Topkapıda Harem dairesi bulunmuyordu. O zamanlar harem, bugünkü İstanbul Üniversitesi merkez binasının bahçesindeki eski saraydaymış. Hürrem, dizide gösterildiği gibi Kanuni tahta çıkar çıkmaz hareme alınan bir cariye değil. Zaten 6-7 yıldır haremdeymiş. Babası Yavuzun cenazesi kalkmadan havai fişeklerle kutlama yapılması bir başka hata. Yine Kanuniye söylenen babası Yavuzun sağlığında Rodosu almak için 200 parça kalyon yaptırma emri verdiği iddiası boş. Kalyonlar Kanuniden çok sonra 3. Murad döneminde yapılmış. Armağanın dikkat çektiği bir husus da şu: ?Kanuni 25 yaşında tahta oturdu. Rolü oynayan Halit Ergenç 40-45 (1970 doğumlu) yaşlarında.? Dizideki tarihsel hatalar bunlarla sınırlı değil. Ama siz olaya ?kurgu dizi? çerçevesinde bakarsanız, bunları ?hata? olarak görmeyip izleyiciyi ekrana kilitlemeye yönelik sinema tekniğine bağlayabilirsiniz. Bu da farklı bir bakış açısıdır. Senarist Meral Okayın Türkiye İşçi Partisi geçmişini bırakıp Bugün Gazetesi Yazarı ve tarihçi Erhan Afyoncu gibi isimlerin de diziye konsept danışmanlığı yaptığını düşünecek olursanız, tartıştığımız ayrıntılar, yanılgıdan öte anlam taşıyabilir. Zira, filmlerin, dizilerin reyting kaygısı kadar topluma sundukları ana temalar, gizli kodlar vardır. Bu temalar kimi zaman ideolojik, sosyolojik, kültürel veya dini unsurlar içerir. Sözgelimi, Hollywood yapımı filmlerde sinagog, kilise ve Amerikan bayrağı görüntüleri gergef gibi işlenir. Bir yerde doğal bir sonuçtur. Çünkü sinema da televizyon da birer kitle iletişim aracıdır. O nedenle kitleleri etkilemeye yönelik enstrümanlar, filmlerde veya dizilerde hoyratça kullanılabilir. Ancak, bu özgürlük sınırsız değildir. Doğrudur, dünyanın birçok ülkesinde tarihsel karakterler ve olaylar üzerinden kurgu filmler, diziler çekildiği olmuştur. Bizde de olabilir. Kabul etmek gerekir, dünyanın her köşesinde kurgu fantezisinin sınırlarını belirleyen toplumsal duyarlılık ve inanç alanları gibi unsurlar vardır. Misal, özgürlükler ülkesi İsviçrede 1915 Ermeni tehcirini ?soykırım? olarak göstermeyen bir temayı film senaryosu haline getiremezsiniz. Sinema endüstrisinin mabedi Hollywoodda antisemitist bir film senaryosuna pek rastlayamazsınız. Bizde de öyle değil mi? Dokunulmaz alanlar yok mu? Kanuni Sultan Süleymanı gösterdiğiniz gibi Mustafa Kemali ?gay? veya ?sübyancı? gibi gösterebilir misiniz, yatak odasına girebilir misiniz, içkili Çankaya sofrasına dalabilir misiniz? Can Dündar, Mustafa Kemali sadece ?yalnız? ve ?eli sigaralı? gösterdi diye neredeyse Türkiyede sivil-asker ortak darbe yapacaktı. Turgut Özakman kanal kanal dolaşıp Dündara giydirdi, devrimci yazarlarımız hep bir ağızdan haykırdı, Muhteşem Yüzyıl dizisini yayınlayan grubun ortak olduğu Turkcell Mustafaya sponsor olmaktan vazgeçti. Bugün ?tabuları yıkalım? diye haykıran Akşamın ekran polisi, 31 Ekim-25 Kasım 2008 tarihleri arasında tam 6 kez Can Dündara verip veriştirdi. Hani tabuları yıkacaktık? Eli sigaralı Mustafaya tahammül edemeyenler, Kanuninin ?gay? imasını ?tabuların yıkılması? olarak sundular. Bırakın onu, aynı taife, tarihi belgelerle gerçekliği ispat edilen ve Hür Adam filmine konu olan Atatürk-Said-i Nursi görüşmesine bile tepki gösterdi. Hür Adamdaki tarihsel gerçeğe öfkelenenler, Kanunideki sapıklıklara ?kurgu? diyerek aradan sıyrılmayı tercih ettiler. Yoksa aklı başında hiç kimse yalanlarla bezenmiş resmi tarih masalını kutsamaz, her tarihi karakter gibi Kanuninin insani yönleri, duyguları, zaafları kurgulanarak dizi konusu yapılabilir, bunda hiçbir beis yoktur. Lakin bu dizi oryantalist bir projeyse, doğuda yükselen Türkiye bayrağını yeniden formatlamayı hedefliyorsa, orada durup düşünmek gerekir. Zira, dizide konuların işleniş biçimi ve bakış açısı sorunlu, oryantalist bir yaklaşımla ele alınmış. İlk izlenim, Kanuninin anlatılmasından ziyade köylü bir papazın kızı ve Hıristiyan inancına sıkı sıkıya bağlı cariyenin (Hürrem) yatak odasında padişahı ve Osmanlıyı ele geçiriş öyküsünün anlatıldığı yönündedir. ??Tarihçi Mustafa Armağanla sohbet ederken zihnimize takılan sorulardan biri budur.
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.01.2011
ŞamilTayyarodizininbombasınıpatlattıŞamil Tayyar o dizinin bombasını patlattı
Cep telefonu kullanıcılarına önemli uyarı
Samanyolu Haber
08.01.2011
12:29
Cihazların yaydığı elektromanyetik dalgaların zararlarından basit önlemler alarak korunmak mümkün.

Cep telefonunu kulaklıkla kullanılması, arama sırasında karşı taraf cevap verene kadar telefonun kulaktan uzak tutulması, gece yatarken kapatılması veya uzak bir yerde tutulması, kablosuz modemlerin kullanılmadığında kapalı tutulması alınabilecek bazı önlemler arasında yer alıyor. Elektromanyetik Kirliliği Önleme, Ölçme, Araştırma ve Eğitim Derneği (TEMKODER) Başkanı Mehmet Bayramoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, elektromanyetik kirliliğin, kablosuz iletişim araçlarının yaydıkları elektromanyetik dalgalar olduğunu söyledi. Her iletişim cihazının çalışma frekanslarının farklı farklı olduğunu ifade eden Bayramoğlu, Aslında kirlilik istenmeyen bir şeydir ancak biz bunu günlük yaşamımızda kullanıyor ve hayatımızı kolaylaştırıyoruz. Onun için elektromanyetik kirlilikten tamamen soyutlanmak yerine, ne kadar daha az zararla beraber yaşamayı sağlayabilirsek o kadar elektromanyetik kirlilikten korunmuş oluruz dedi. Bayramoğlu, elektromanyetik dalgalara maruz kalan hücrelerin ısısının yükseldiğini dile getirerek, şunları kaydetti: Isınan hücreler, fonksiyonlarında bazı değişimler göstermektedir. Bununla ilgili henüz somut bir sonuç olmamakla birlikte bazı belirtiler vardır. Herkesçe bilinmektedir ki, uzun süre cep telefonu ile konuşmalarda kulakta ve yüz kısmında ısınma ve ağrı oluşmaktadır. Bu zararlardan korunmak için basit yöntemler var. Günlük yaşamın vazgeçilmezi haline gelen cep telefonunu uzun süreli kullanmayacağız. Kısa süreli haber almak veya vermek maksatlı kullanmalıyız. Eğer uzun süreli kullanacaksak kablolu kulaklıkları tercih edeceğiz. Taşırken çantamızda taşıyacağız. Telefonla bir arama yaptığımızda karşı taraf cevap verinceye kadar kulağımıza tutmayacağız, ekrandan cevap verdiğini gördükten sonra kulağımıza tutacağız. Eğer mümkünse hoparlörünü açarak da uzaktan konuşabiliriz. Bu basit tedbirleri uygulamak bizi elektromanyetik dalgaların zararlarından etkilenmemizi koruyacaktır. Normal cep telefonu (2G) ile 3G cep telefonu arasında, elektromanyetik dalga anlamında çok fazla fark olmadığını anlatan Bayramoğlu, İnternet ve görüntülü konuşma yapıyorken az bir farklılık vardır. Ancak her zaman korunmaya ihtiyacımız olduğundan dolayı bunda da korunmaya çalışacağız. Korunma süreklilik arz eden bir şeydir. Elektromanyetik maruziyetin etkisi de süre ile doğrudan ilgilidir diye konuştu. Bayramoğlu, cep telefonlarını uyurken çok yakında tutulması ve çalar saat gibi kullanılmasının yanlış olduğuna vurguladı. Çoğu kişinin cep telefonlarını çalar saat gibi kullandığını belirten Bayramoğlu; Bu nedenle yastıklarının altına koyuyor. Bu yanlış. Aranırım diye düşünüyorsak uzak bir yere koyacağız. Kesinlikle çocukların uyuduğu yerlere veya odalarına koymayacağız. Çalar saat olarak kullanmak için yanımızda kullanacaksak, kapalı konumda bulundurmalıyız. Kapalı konumdayken herhangi bir elektromanyetik ışıma yapmamaktadır dedi. Kablosuz yerine kablolu internet kullanımının daha faydalı olduğuna değinen Bayramoğlu, Ancak kullanma zorunluluğu varsa modemi çocuk odalarından ve yatak odalarından uzakta bulunduracağız. Gece vakti herkes yattıktan sonra veya kullanılmayan saatlerde modemi kapalı konumda bulundurmamızda fayda var dedi. Bayramoğlu, dizüstü bilgisayarların dizlerde veya vücuda temas halinde kullanılmaması gerektiğini belirterek, Mutlaka masada kullanmalıyız. Hem elektromanyetik ışımasına maruz kalmamak hem de vücudumuzun fiziksel yapısının etkilenmemesi için masada kullanmayı tercih etmeliyiz diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.01.2011
CeptelefonukullanıcılarınaönemliuyarıCep telefonu kullanıcılarına önemli uyarı
Elektromanyetik dalgalardan böyle korunun
Samanyolu Haber
08.01.2011
12:23
Cihazların yaydığı elektromanyetik dalgaların olası zararlarından basit önlemler alarak korunmak mümkün.

Cep telefonunu kulaklıkla kullanılması, arama sırasında karşı taraf cevap verene kadar telefonun kulaktan uzak tutulması, gece yatarken kapatılması veya uzak bir yerde tutulması, kablosuz modemlerin kullanılmadığında kapalı tutulması alınabilecek bazı önlemler arasında yer alıyor. Elektromanyetik Kirliliği Önleme, Ölçme, Araştırma ve Eğitim Derneği (TEMKODER) Başkanı Mehmet Bayramoğlu, AA muhabirine yaptığı açıklamada, elektromanyetik kirliliğin, kablosuz iletişim araçlarının yaydıkları elektromanyetik dalgalar olduğunu söyledi. Her iletişim cihazının çalışma frekanslarının farklı farklı olduğunu ifade eden Bayramoğlu, Aslında kirlilik istenmeyen bir şeydir ancak biz bunu günlük yaşamımızda kullanıyor ve hayatımızı kolaylaştırıyoruz. Onun için elektromanyetik kirlilikten tamamen soyutlanmak yerine, ne kadar daha az zararla beraber yaşamayı sağlayabilirsek o kadar elektromanyetik kirlilikten korunmuş oluruz dedi. Bayramoğlu, elektromanyetik dalgalara maruz kalan hücrelerin ısısının yükseldiğini dile getirerek, şunları kaydetti: Isınan hücreler, fonksiyonlarında bazı değişimler göstermektedir. Bununla ilgili henüz somut bir sonuç olmamakla birlikte bazı belirtiler vardır. Herkesçe bilinmektedir ki, uzun süre cep telefonu ile konuşmalarda kulakta ve yüz kısmında ısınma ve ağrı oluşmaktadır. Bu zararlardan korunmak için basit yöntemler var. Günlük yaşamın vazgeçilmezi haline gelen cep telefonunu uzun süreli kullanmayacağız. Kısa süreli haber almak veya vermek maksatlı kullanmalıyız. Eğer uzun süreli kullanacaksak kablolu kulaklıkları tercih edeceğiz. Taşırken çantamızda taşıyacağız. Telefonla bir arama yaptığımızda karşı taraf cevap verinceye kadar kulağımıza tutmayacağız, ekrandan cevap verdiğini gördükten sonra kulağımıza tutacağız. Eğer mümkünse hoparlörünü açarak da uzaktan konuşabiliriz. Bu basit tedbirleri uygulamak bizi elektromanyetik dalgaların zararlarından etkilenmemizi koruyacaktır. Normal cep telefonu (2G) ile 3G cep telefonu arasında, elektromanyetik dalga anlamında çok fazla fark olmadığını anlatan Bayramoğlu, İnternet ve görüntülü konuşma yapıyorken az bir farklılık vardır. Ancak her zaman korunmaya ihtiyacımız olduğundan dolayı bunda da korunmaya çalışacağız. Korunma süreklilik arz eden bir şeydir. Elektromanyetik maruziyetin etkisi de süre ile doğrudan ilgilidir diye konuştu. Bayramoğlu, cep telefonlarını uyurken çok yakında tutulması ve çalar saat gibi kullanılmasının yanlış olduğuna vurguladı. Çoğu kişinin cep telefonlarını çalar saat gibi kullandığını belirten Bayramoğlu; Bu nedenle yastıklarının altına koyuyor. Bu yanlış. Aranırım diye düşünüyorsak uzak bir yere koyacağız. Kesinlikle çocukların uyuduğu yerlere veya odalarına koymayacağız. Çalar saat olarak kullanmak için yanımızda kullanacaksak, kapalı konumda bulundurmalıyız. Kapalı konumdayken herhangi bir elektromanyetik ışıma yapmamaktadır dedi. Kablosuz yerine kablolu internet kullanımının daha faydalı olduğuna değinen Bayramoğlu, Ancak kullanma zorunluluğu varsa modemi çocuk odalarından ve yatak odalarından uzakta bulunduracağız. Gece vakti herkes yattıktan sonra veya kullanılmayan saatlerde modemi kapalı konumda bulundurmamızda fayda var dedi. Bayramoğlu, dizüstü bilgisayarların dizlerde veya vücuda temas halinde kullanılmaması gerektiğini belirterek, Mutlaka masada kullanmalıyız. Hem elektromanyetik ışımasına maruz kalmamak hem de vücudumuzun fiziksel yapısının etkilenmemesi için masada kullanmayı tercih etmeliyiz diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.01.2011
ElektromanyetikdalgalardanböylekorununElektromanyetik dalgalardan böyle korunun
Danimarka, evsiz göçmenleri sınır dışı ediyor
Samanyolu Haber
12.12.2010
14:53
Avrupada etkili olan soğuk havaların can kayıplarına neden olduğu bugünlerde Danimarka ülkede bulunan evsiz göçmenleri sınır dışı etme kararı aldı.

Önceki gün yapılan operasyonlarda başta başkent Kopenhag olmak üzere çeşitli şehirler yaşayan evsiz göçmenler gözaltına alındı. Polis tarafından yapılan açıklamada göçmenlerin Danimarkada yasadışı bir şekilde kaldığı ve işlemleri tamamlanır tamamlanmaz sınır dışı edilecekleri ifade edildi. Kopenhagda yaşayan göçmenlerin büyük bir kısmı En varm seng (sıcak bir yatak) denilen bir bölgede kalıyor. Önceki gün bu bölgeye baskın düzenleyen polis 69 evsizi göz altına alındı. Yapılan aramalarda bölgede çalıntı mala rastlanamadığı sadece evsizlerin birinin üzerinden az miktarda marihuana çıktığı öğrenildi. Polis tarafından gözaltına alınan evsizlerden 51 tanesinin Danimarkada yasadışı bir şekilde yaşadığı bildirildi. Konuyu Entegrasyon Bakanlığı ile görüştüğünü ifade eden bir polis yetkilisi evsiz göçmenlerin işlemleri tamamlanır tamamlanmaz sınır dışı edileceklerini söyledi. Evsiz göçmenler halen başkent Kopenhagdaki bir hapishanede göz altında tutuluyor. Sınır dışı edilecek evsiz göçmenler arasında 28 farklı ülkeden insanın olduğu öğrenildi. Danimarkanın söz konusu evsiz göçmenleri sınır dışı edebilmesi için öncelikle her birinin vatandaşı olduğu ülkenin yetkililerle irtibata geçmesi ve sınır dışı işlemiyle ilgili onay alması gerekiyor. Kopenhag Polisinden Henrik Orye Bakıldığında 51 kişi çok fazla değilmiş gibi görünebilir ancak şimdiden birkaç yüz kişi sınır dışı işlemlerini tamamlamak için mesai harcamaya başladı bile. dedi. Söz konusu evsiz göçmenlerin ülkelerine nakliyesinin ciddi miktarda maddi külfetinin olacağını sözlerine ekleyen Orye, her bir sınır dışı işlemi için en uygun yolu bulmaya çalıştıklarını ifade etti. Bu arada uzmanlar evsiz göçmenlerin sınır dışı edilmesinin önümüzdeki dönemde Danimarkanın başını ağrıtacağını ifade ediyor. Danimarka geçtiğimiz aylarda ülkede bulunan 155 göçmen için sınır dışı kararı çıkarmış ve konu Avrupa Birliği İnsan Hakları Mahkemesine (AİHM) taşınmıştı. Konuyu inceleyen AİHM sınır dışı kararının yanlış olduğuna hükmetmiş ve Danimarkalı yetkililerin derhal söz konusu göçmenlere kalacak yer bulmasını istemişti. CİHAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
12.12.2010
DanimarkaevsizgöçmenlerisınırdışıediyorDanimarka evsiz göçmenleri sınır dışı ediyor
Ev alırken bunlara dikkat !
Samanyolu Haber
24.11.2010
13:01
İstanbulda son dönemde hergün farklı bölgelerde bir yenisi başlayan konut projelerini seçerken bu noktalara dikkat edilmesini önerdi.

Uzmanlar alıcılara özellikle metrekare, vergi dilimi ve kapı numarası gibi unsurlara dikkat etmesini salık veriyor. Türkiye Sınai Kalkınma Bankası (TSKB) Gayrimenkul Değerleme Genel Müdürü Işıl Dinçer, AA muhabirine yaptığı açıklamada, bir konutu satın almadan önce, satın alınan dairenin net metrekaresi ile brüt metrekaresinin ne olduğunun ve bu metrekareler içerisine nelerin dahil olduğunu detaylı bir şekilde irdelemek, farklı projeleri birbiri ile karşılaştırılabilir hale getirmek gerektiğini ifade etti. Dinçer, Aslında dairenin toplam satış fiyatından çok birim metrekare başına fiyatının tespit edilip benzer projelerle karşılaştırılması gerekir. Örneğin farklı iki projedeki brüt metrekare tanımları içine; birinde sadece ortak hacimler dahil iken diğerinde otopark ve sığınaklar da dahil edilmiş olabilmektedir dedi. Konutlarda satış ofisleri tarafından müşterilere sunulan toplam satış rakamlarının kimi zaman KDV dahil, kimi zaman ise KDV hariç olduğuna dikkati çeken Dinçer, şunları kaydetti: Türkiyede yasal olarak net alanı 150 metrekarenin altında olan konutlarda KDV oranı yüzde 1, 150 metrekarenin üstünde olan konutlarda ise KDV oranı yüzde 18dir. Söz konusu oranlar, toplamda satın alınacak olan konut için harcanacak bedeli büyük ölçüde etkilemektedir. Bu sebeple, konut satın alacak olan kişi; satın alacağı konutun hangi KDV dilimine girdiğini incelemeli ve satın alacağı konutu diğer projelerdeki konutlarla karşılaştırırken satış ofisi tarafından kendisine verilen toplam satış bedellerinin KDV dahil ya da KDV hariç olup olmadığını mutlaka kontrol etmelidir. Bir projede konut satın alırken yalnızca konutun iç mekanı değil, konutun içerisinde bulunduğu site ya da binadaki sosyal imkanların da araştırılması gerektiğini söyleyen Dinçer, Günümüzdeki konut projelerinin birçoğunda proje içerisinde açık ya da kapalı yüzme havuzu, spor salonu, çocuk oyun alanı, tenis kortu, basketbol sahası vb. sosyal imkanlar bulunmaktadır. Bu fonksiyonların hangilerinin ücretsiz hangilerinin ise üyelik aidatı ile kullanılabileceği satış aşamasında net olarak irdelenmelidir. Sağlanan sosyal imkanların bir diğer boyutu da site aidatlarıdır. Benzer imkanları en düşük aidatla sağlamak şüphesiz en akıllıca yatırımdır dedi. Dinçer, Türkiyede son yıllarda satın alınan konutlar için uygulanan farklı tapu devir işlemleri bulunduğunu, maket üzerinden alınan dairelerde, başlangıçta Satış protokolü yapıldığını, inşaat aşamasında kat irtifakı tapusu, inşaat tamamlandığında ise kat mülkiyeti tapusu verilerek gerçek anlamda tapu devri yapıldığını, bir konutu satın alınmadan önce; satış protokolünde yer alan maddelerin detaylıca incelenmesinin bilinçli bir tercih yapılması açısından büyük önem taşıdığını vurguladı. Konut satın alırken teslim tarihlerinin detaylıca sorgulanarak, imzalanacak olan sözleşmede bu konuyla ilgili olan yaptırımların incelenmesini öneren Dinçer, projeyi yapacak olan yatırımcı firmanın güvenilirliğinden emin olunması gerektiğini belirtti. Işıl Dinçer, Konut satın alırken, konutun kat planını incelenmeli, yatak odaları ile mutfak, salon ve tuvaletlerin konut içerisindeki dağılımlarının yaşam tarzına uygun olup olmadığı sorgulanmalı. Henüz inşaatı başlamamış bir projeden daire satın alınıyorsa; dairenin manzarasının nasıl olacağı, konutun hangi yöne bakacağı, hangi saatlerde güneş alacağı, hangi rüzgarı alacağı, mutfakta penceresi olup olmadığı ve balkonu bulunup bulunmadığı detaylı biçimde incelenerek karar verilmelidir dedi. Konut alımında çeşitli ödeme seçenekleri bulunduğuna da işaret eden Dinçer, bu alternatiflerden birini seçmeden önce, konut satın alacak olan kişinin konutun kendisine faiziyle birlikte toplamda ne kadara mal olacağını sorgulaması ve birim satış değerinin metrekare başına kaç lira olduğuna bakması gerektiğini belirtti. Dinçer, şunları kaydetti: Satın alınacak olan konutla ilgili en önemli özelliklerden biri, hiç kuşkusuz ki konumu, ulaşım bağlantıları, bölgenin prestijli ve gelişme potansiyeli olup olmadığıdır. Fakat genellikle konut satın alan kişiler, bölgenin mevcut durumunu incelemelerine rağmen; gelecekte bölgede nasıl bir gelişim öngörüldüğünü incelemezler. Konut yatırımı yapılacak olan bölgeyle ilgili planlanan yeni bir ulaşım aksı olup olmadığı, konut alanı çevresinde geliştirilen yeni konut veya AVM projesi olup olmadığı gibi faktörler de konut satın almadan önce sorgulanması gereken önemli detaylardır. Bu sebeplerle, konut satın alınması düşünülen ilgili bölge belediyesine gidilerek imar planları incelenmeli ve belediye yetkililerine söz konusu bölgeyle ilgili öngörülen gelişimin nasıl olacağı sorulmalıdır. Yeni konut projelerinde rastlamamakla birlikte 2. el konut piyasasında konut alacak olanların dikkat etmesi gereken bir hususa da değinen Dinçer, Maalesef görülüyor
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.11.2010
EvalırkenbunlaradikkatEv alırken bunlara dikkat
Üsteğmenden çıkan çirkin görüntüler
Samanyolu Haber
14.11.2010
13:16
Üsteğmen A.Ç.T.?den çıkan görüntü arşivi tartışmaları bambaşka bir boyuta çekecek

Liselerde Milli Güvenlik dersine giren subay öğretmenlerin öğrencileri ve öğretmenleri fişledikleri iddialarının ardından Milli Eğitim Bakanlığı, derslere sivil hocaların girmesi kararı almıştı. Askeri Casusluk ve Şantaj şebekesine yönelik soruşturma kapsamında tutuklanan ve İstanbul Sultanbeyli?de değişik liselerde Milli Güvenlik Derslerine giren Üsteğmen A.Ç.T.?den çıkan görüntü arşivi tartışmaları bambaşka bir boyuta çekecek gibi görünüyor. Askeri Casusluk ve Şantaj çetesine yönelik operasyonda tutuklanan ve çetenin etkin isimlerinden birisi olan emekli Albay İbrahim Sezer?in evinden çıkan belgelerden şok bir ayrıntı çıktı. Çetenin fuhuş yaptıracak ?eleman? kadın bulabilmek için hedef seçtiği yerlerden birinin de liseler olduğu görüldü. Belgelerde, çete üyelerinin liseli kızları etkileyip fuhuş batağına çekebilmek için üniformalarını kullanmaları ve kızların çıplak fotoğraflarını çekerek şantaj yapmaları tavsiye ediliyor. Askeri casusluk soruşturmasında tutuklanan Sultanbeyli?de Milli Güvenlik derslerine giren Üsteğmen A.Ç.T.?nin el konulan bilgisayarından şok görüntüler çıktı. Derslerine girdiği kız öğrencilerle MSN üzerinden yaptığı görüşmelerin kayıtları bulunan A. Ç.T.?in, öğrencilerine sarkıntılık ettiği, ilişkinin sürmesi için tehdit ettiği belirlendi. Aileleriyle Emniyet Çocuk Şube?de ifadeleri alınan öğrencileri, A. Ç.T.?in internet ve cep telefonu mesajlarıyla kendilerini sürekli taciz ettiğini anlattı. Üsteğmen A.Ç.T.?nin evinden, gizli kamera ile çektiği kendisine ait ilişki kasetleri de ele geçirildi. Kasetleri incelemeye alan yetkililer, görüntülerde yer alan bayanların isimlerine ulaşmaya çalışıyor. Görüntülerdeki bayanların çok genç yaşta olmaları nedeniyle, bayanlar arasında A.Ç.T?nin öğrencilerinin olup olmadığı da araştırılıyor. Ele geçirilen kasetlerde, Üstğmen A. Ç.T.?nin, ilişkiye girdiği kızları kameranın bulunduğu odaya almadan önce kemarayı bizzat hazırladığı görülüyor. Kamerayı çekime hazır hale getiren A.Ç.T?nin daha sonra çektiği görüntüleri birileriyle paylaşıp paylaşmadığı, paylaştı ise kimlerle paylaştığı ya da birileriyle paylaşıp paylaşmadığı da araştırılıyor. Milli Güvenlik hocası Üsteğmen A.Ç.T?nin sadece yatak odasında değil, İstanbul?da çeşitli alış veriş merkezlerinde de gizli kameralar aracılığıyla aralarında türbanlı kadınların da bulunduğu çok sayıda ?etek altı? görüntüleri çektiği belirlendi. A.Ç.T.?nin bu görüntüleri neden çektiği ve bilgisayarında neden sakladığı da araştırılıyor. Milli Güvenlik dersi öğretmeni Üsteğmen A.Ç.T?nin, öğrencileri ile birlikte olup, ayrılmak isteyenleri de ?mesajların bende duruyor? diye tehdit ettiği de ortaya çıktı. Üsteğmen A.Ç.T. ile 16 yaşındaki bir öğrencisinin MSN konuşmaları, Üsteğmen?in ilişkinin devamı için yaptığı baskıları da ortaya koydu. İşte o görüşmenin bazı bölümleri: Öğrenci: diyorumyaa yaptımm bi hataa anla artık anlaa yasıma ver bariii Öğrenci: 16 ysndayım ya ben daha ne bekliyosunkii kararlarmdann A.Ç.T: tamam ben de sana diyorum kiii sen de ben de bunu birbirimizden hoslandıgımız etkilendigimiz ve sevdigimizden yaptıkk...sana göre hata belki ama işte vaz gectinnn..yapmıoruz da zatenn...pişman oldun peki tamam...de bundan dolayı neden bana küsüyosun?benim sucum ne??ikimizin de yaptıgı bişeyden dolayı neden ben tek başıma suclanıorummm A.Ç.T: aklındaki yine ne ipek söyler misin Öğrenci: aklımdaaa çoook şey var ama zararlı çıkan asla ben olmam öğrenciyim sonuctaa 18 yas altndayım m lütfen rahat beni istemediğimi defalarca söledımm her öğretmen öğrenciyle arasına eblli bi mesafe koyarken sen nie bunu yapmadınkii tuhaff olan buuu istemediğim hade ark.olalım diosun ne arkkıı sen teğmen ben öğrencii herkes yerını bilsin bundan sonraa kendıne gel birazzz hiçbişekilde istemiyorummmmm A.Ç.T: bilmiorum ipek ısrarla bana bunu söyledin durdun ben de israrla böyle bişey olmadıgını seninle cinsellikten degil gercekten etiklendigimi soyledim durdum... simdi bugun bana gelmiş diyosun ki benim iki senedir birliktek oldugum biriydii demek ki asıl beni kandıran beniz üzen sen oldun Öğrenci: sana bi şans verdm ama sn işi cinselliğe vurdun onu sende unutabiirdimm Öğrenci: ama sen onun farklı oldugunu gsterdn bana cnsllkle A.Ç.T: bi saniye cnm bu konuşmaların sanki bütün konuşmaları ben yaptım da sen hiç istememişsin gibi anlatıyosun hatırlatırım sana sen de hergün bana mesaj yazıodun bunun gibi sen de istiyodunn yaniii.... ki halen duruyo mesajlarınnnn Öğrenci: mesajları ne diye saklıyosun! A.Ç.T: bak asıl ilgisiz ve soguk davranan sensin sonra bana diosun sıcak konular kapandıgından beri ilgilenmiosun diosun Öğrenci: gerek kalmadı ztn boşver A.Ç.T: neden? Öğrenci: gereklimi sence? A.Ç.T: kesinlikle gerekli ben seninle sadece cinsel amaçlarla birlikte olmadım sunu anla artık.
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.11.2010
ÜsteğmendençıkançirkingörüntülerÜsteğmenden çıkan çirkin görüntüler
Kalkınma konferansı düzenlendi
Samanyolu Haber
04.11.2010
16:27
Mardin Valiliği, Güneydoğum Derneği, Mardin Belediyesi ve İl Müftülüğü tarafından Mardinde Kalkınmada Engeller ve Çözüm konferansı düzenlendi.

Atatürk Kültür Merkezinde düzenlenen konferansın açılışında konuşan Mardin Valisi Hasan Duruer, Mardinde ciddi bir işsizlik sorunu yaşandığını söyledi. İnsanların da vasıfsız olduğunu gördüklerini belirten Duruer, şöyle dedi: Vasıfsız insan konusunda ciddi bir potansiyelimiz var. Şu an 50den fazla yatırımcı OSBde yer istiyor ve yer bulmakta sıkıntı çekiyoruz. Bu insanları meslek sahipleri yapabilseydik. Keşke bunlar meslek okullarında mezun olsalar, herkesin elinde altın bir bilezik olsaydı diye değerlendiriyorum. Yeni 400 dönümlük bir araziyi OSB olarak faaliyete geçiriyoruz. 60 dönüm daha vereceğiz. Burada en büyük sıkıntı kalifiye eleman ve yer. Sermaye konusunda Türkiyede yaşanan gelişmeler Mardini yakından etkiledi. Gerçekten her gün bir yatırımcı kapımızı aşındırıyor. Benim gördüğüm en büyük engeller kalifiye eleman ve yer konusundaki ciddi problemlerdir. Tarımdan, sanayiye, güneş enerjisinden, turizme kadar her konuda çok ciddi potansiyelimiz var. -MARDİNİN KALKINMASI AĞIRLIKLI OLARAK TURİZM ODAKLI OLACAKTIR- Mardin Belediye Başkanı Beşir Ayanoğlu da, bölgenin kalkınmasının sanayi ile birlikte diğer sektörlerin de aynı anda devreye girmesi ile mümkün olacağını kaydetti. Mardin ile ilgili vizyonlarını belirlerken üç önemli konuyu ele aldıklarını ifade eden Ayanoğlu, şöyle dedi: Mardin içinde barındırdığı farklı dil, din ve etnisite ile bir kültür şehridir. Mardin tarihi taş yapılı evleri, kiliseleri ve camileri ile içinde barındırdığı potansiyel ile bir turizm şehridir. İngilizler kalkınma amaçlı projeler geliştirmişler ve kırsal kalkınma projelerinin başarısını göstermek için kırsal kalkınma turizmini oluşturmuşlardır. Bu projelerden de gelir elde etmek için bunu turizme tahvil ederek bundan da gelir elde etmeyi başarmışlardır. Yine ABD her eyalet için bir bölgesel kalkınma projesi başlatmış ve uygulamıştır. Öncelikli olarak kalkınmanın oluşabilmesi için kriterlerin iyi belirlenmesi gerektiği açıktır. İnsan ile doğa arasında denge kurarak, kaynakları yok etmeden ve tahrip etmeden, gelecek nesillerin ihtiyaçlarının karşılanmasına ve kalkınmasına imkan verecek şekilde, bugünün ve geleceğin yaşamını ve kalkınma programlarını gerçekleştirmek gerektiği kanısındayım. Mardinin kalkınması ağırlıklı olarak turizm odaklı olacaktır. -MARDİN SANAYİDE VE YATIRIMDA FIRSATLAR SUNAN BİR ŞEHİRDİR- Dicle Kalkınma Ajansı (DİKA) Genel Sekreteri Abdullah Erin de, Mardinde kalkınmanın sağlanması için gerekli çalışmalar yapıldığını, DİKA olarak bölgesel kalkınmanın ancak kurumlar ve sektörler arasında işbirliği ve eşgüdümün arttırılmasıyla mümkün olacağını tespit ettiklerini bildirdi. DİKA illeri arasında sanayi bakımından en gelişmiş ilin Mardin olduğuna dikkati çeken Erin, Mardin OSBdeki faal tesis sayısının, Batman OSBdeki faal tesis sayısının 3 katı kadar olduğunu belirtti. Erin, şöyle devam etti: Kuzey Irak pazarının açılmasıyla birlikte sanayiciler bölgenin iç pazarlara erişebilirliğinin düşük olmasını bir avantaj olarak tanımlamaya başlamıştır. GAP sulamasının 2013te Mardine ulaşacağı düşünüldüğünde özellikle Mardinde sebze meyveciliğin geliştirilmesi ile ilgili altyapı ve hazırlıklara şimdiden başlanmalıdır. Mardinde Turizm İşletme Belgeli ve Belediye Belgeli Tesislerin toplam yatak kapasitesi 2008 yılındaki bin 564ten, bin 729a çıkmıştır. Mardin, turizm sektöründe ilerlemelere rağmen, diğer kültür turizmi merkezleriyle rekabette gerilerde. Kentsel dönüşüm projesiyle Mardin yeni bir görünüme bürünecek. Bundan 5 yıl sonra Mardinin turizm açısından daha ileri bir noktada olacağı aşikardır. Mardin Sanayide ve yatırımda fırsatlar sunan bir şehirdir. -SON 3 YILDA GAP BÖLGESİNE AYRILAN PAY İKİ KATINA ÇIKMIŞTIR- GAP Bölge Kalkınma İdaresi Genel Koordinatörü Aslıhan Güven de, GAP projesinin dünyada benzerleri arasında örnek gösterilen bir proje olduğunu vurguladı. GAP Projesinin bölgenin insan, toprak, su kaynaklarını geliştiren sosyo-ekonomik ve sürdürülebilir çerçevesinde uygulanabilen bölgesel kalkınma projesi olduğunu anlatan Güven, şunları söyledi: Projenin odağında insan var. 1989 yılında ilk defa GAP Master Eylem Planı hazırlanmış. GAP master planı bölgenin kalkınması çerçevesinde çizilmiş. Finansal büyüklüğünü ortaya koymuştur. 2009 yılı sonu itibari ile GAP mastır planları hedeflerine göre bölgeye 42 milyar finansman ihtiyacı ön görülmüş, 2009 yılı sonu itibari ile 30 milyar harcama yapılmış ve nakdi gerçekleşmede yüzde 72,6ya ulaşılmıştır. GAP eylem planının uygulamaya konulması ile birlikte 2008 yılı başında bölgeye 1 milyar lira kaynak akta
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.11.2010
KalkınmakonferansıdüzenlendiKalkınma konferansı düzenlendi
Hayatımızı değiştirecek 10 teknoloji
Samanyolu Haber
30.10.2010
13:05
Hologram tvler, elektrikli arabalar, nanotek elbiseler, vücut biosensörleri...

Bilimadamları ve büyük şirketler hiç durmadan yepyeni teknolojileri tüketicilerin hizmetine sunmak için çalışıyorlar. Gelecek 10 yılda hayatımıza değiştirecek 10 teknolojik ürünün sinyallerini bugünden almak mümkün. Yıl 2020, herhangi bir gün... Gece vakti odanızdasınız ve artık uyku zamanı. Bir ses komutu yardımıyla elektronik kâğıt ile boydan boya kaplanmış yatak odanızın tüm duvarlarına samanyolunun ve yıldızların eşsiz görüntülerini yüklüyorsunuz. Dört tarafınızı kaplayan bu güzel görüntüleri izledikten bir süre sonra göz kapaklarınız kapanıyor, duvarlar yavaş yavaş kararıyor ve artık deliksiz bir uykudasınız. Sabah olduğunda odanızın içerisinde yükselen melodili ses ve tavandaki dijital saat artık kalkmanız gerektiğini hatırlatıyor. Bu esnada odanızın duvarları yemyeşil bir ova manzarası ile kaplanıyor ve kuş sesleri eşliğinde güneşin doğuşunu izleyebiliyorsunuz. Bu sabah kendinizi biraz halsiz hissettiniz, o yüzden bir doktora görünmekte fayda var diye düşünüp bileğinizdeki biosensörü özel bir tarayıcıya okutuyorsunuz. Tarayıcınız verileri otomatik olarak bağlı olduğunuz hastanenize gönderiyor ve işte 15 dakika içerisinde sonuçlar cep telefonunuzda! Çok önemli bir şeyiniz yok ama biraz B vitamini almanızda fayda var. Ayrıca havalar da serinlemeye başladı, o yüzden nanotek kıyafetlerinizi sonbahar koşullarına programlamanızın zamanı geldi... Bu anlatılanlar size çok ütopik ve imkansız gibi mi geliyor? Belki de tekrar düşünmelisiniz, çünkü 10 yıl önce hiç hayal bile edemediğimiz teknolojik araçlar bugün gündelik hayatımızın bir parçası haline geldi. Bilim adamları ve büyük şirketler hiç durmadan yepyeni teknolojileri tüketicilerin hizmetine sunmak için çalışıyorlar. İlk önce LCD televizyonlar geldi, daha sonra LED ve OLED şimdi de 3 boyutlu televizyonlar. Bundan sonraki adım ise hologram. Bugüne kadar sadece bilimkurgu filmlerinde gördüğümüz bu teknoloji yakın gelecekte oldukça yaygınlaşacak. Öncelikle reklamcılık alanında kullanılması öngörülen hologramlar gelişen tekniklerle birlikte perakende kullanıcıların da hizmetine sunulacak. Japonya, hologram teknolojisine öncülük yapan sayılı ülkelerden biri. 2018 ve 2022 Dünya Kupası turnuvalarına aday olduğunu açıklayan Japonyanın FIFAya sunduğu teklif paketinde maçların 3 boyutlu teknoloji ile yayınlanması da var. Bu konsept projeye göre 200 adet HD kamera ile kaydedilecek olan maçlar, diğer ülke statlarında 3 boyutlu olarak izlenebilecek. Biosensör teknolojisi günümüzde güvenlik ve gıda alanında kullanılıyor. Biosensörler yardımıyla kimyasal saldırıları veya gıdalardaki salmonella virüslerini tespit etmek mümkün. Bilim adamlarının bundan sonraki hedefi ise vücudumuza yerleştirilebilecek biosensörler üretmek. Bu biosensörler sayesinde kan kimyasını analiz etmek ve vücudumuzda olan biteni gözlemlemek kolaylaşacak. Böylelikle gözle görülmeyen hastalıklar çok daha kısa sürede tespit edilebilecek ve anında müdahale edilecek. Nanoteknoloji yardımıyla elbiselerimizin çok farklı özellikleri olacak. Bu teknoloji yardımıyla bakterilere karşı antibiyotik salgılayan, hareket enerjisinden elektrik üretip cep telefonlarını şarj eden, ıslanmayan, yanmayan, kurşun geçirmeyen, vücudu belirli bir sıcaklıkta tutan ve kendi kendini temizleyen elbiseler kullanabileceğiz. Kâğıt gibi esnek ve yeniden kullanılabilir özelliklere sahip olan elektronik kâğıtlara yüklenen veriler elektrik akımının yardımıyla okunabilir görüntü haline dönüşüyor. Elektronik kâğıt uygulamalarının yardımıyla elektronik teknolojisi bugün bildiğimizden çok farklı bir hale dönüşecek. Gelişmiş elektronik kâğıt teknolojisi iç mimaride, reklamcılıkta, evlerde, yazılı basında ve ofislerde çok farklı uygulamaların kullanılmasına imkân verecek. Artan şehir nüfusu ve çoğalan teknoloji talebi nedeniyle ihtiyaç duyduğumuz enerji miktarı da her geçen gün daha çok fazlalaşıyor. Fosil kaynakların azalması ve çevre kirliliği tehditleri ise bu artışın karşılanması için tıpkı otomobil sektörü gibi farklı alternatiflerin denenmesini zorunlu kılıyor. Bu alternatifler arasında en temiz ve en etkili yöntemlerden biri ise güneş enerjisini güneş pilleri yardımıyla elektrik enerjisine dönüştürmek. Üstelik bu sistem sadece elektrik santrallerinde kullanılmıyor. Binaların dış yüzü ve çatıları bu güneş pilleri ile kaplanarak fotovoltaik binalar oluşturmak mümkün. Henüz ülkemizde örneklerini göremediğimiz bu teknolojinin yurtdışında bazı uygulamaları mevcut. Güneş enerjisi teknolojinin ucuzlaması ile kendi enerjisini güneş enerjisinden üreten fotovoltaik binalar giderek yaygınlaşacak. Güneş enerjisi özellikle gökdelenler için oldukça önemli bir tasarruf aracı olacak. Yüzey bilgisayarları 30 inçlik dokunmatik ekrandan oluşan yeni bir bilgisayar türü. Microsoftun öncülük ettiği bu teknoloji sayesinde birden fazla kişi aynı anda bilgisayarı kullanabiliyor. Ayrıca harici aygıtları dokunmatik ekranın ü
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.10.2010
Hayatımızıdeğiştirecek10teknolojiHayatımızı değiştirecek 10 teknoloji
Avrupa'nın en büyük termal kompleksi
Samanyolu Haber
26.10.2010
21:42
Alila Termal Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Ali Acar, Avrupanın en büyük termal kompleksini kuruyor. Acer, Afyonun termal sularındaki şifayı insanların hizmetine sunmak için kolları sıvadı.

Son yıllarda giderek popülaritesi artan sağlık turizmi, termal yatırımlarını da hızlandırdı. Daha çok deniz turizmine yatırım yapan turizmciler, sağlık turizmine ilginin artmasıyla termal kaynaklara yöneldi. Bu alandaki yatırımlar, şifalı su kaynakları bakımından zengin olan Afyonkarahisarda yoğunlaşıyor. Bölgedeki 5 bin olan yatak sayısı, yeni yatırımlarla 10 bine çıkacak. Yaptığı yatırımlar ve öncülük ettiği projeler dolayısıyla termalin duayeni olarak bilinen Alila Termal Turizm Tic. A.Ş. Yönetim Kurulu Başkanı Ali Acar, Avrupanın en büyük termal kompleksini kuruyor. Alila Wellness Park adıyla inşa edilecek tesis, 127 bin 500 metrekare alan üzerinde bir adet beş yıldızlı, bir adet dört yıldızlı termal otel, 150 suit daire, 30 ultra lüks villa ve 32 residence daireden oluşacak. Ali Acar, Afyonkarahisarda gerçekleştireceği projeyi anlattı. -Söylediğiniz gibi dünyada ve ülkemizde termal yer altı sularına dayalı tatil ve şifa turizmi hareketi her geçen gün daha büyük boyutlara ulaşıyor. Ülkemizde tespit edilen termal su kaynakları hacim ve kapasite olarak dünyada 7inci sırada yer alıyor. Yani bu demektir ki, Türkiye termal turizm sektöründe muazzam bir imkan ve fırsatlara sahiptir. Fakat ne acıdır ki, bu kaynakların turizme çevrilmesinde aynı başarıyı gösteremiyoruz. Hatta diyebilirim ki, termal turizm sektöründe dünya liginde en alttaki takımlardan biriyiz. Tabloya bakıyorsunuz, Macaristan, Finlandiya, Çek Cumhuriyeti ve Slovakya jeotermal kaynaklar olarak Türkiyenin çok çok gerisinde olmalarına rağmen, dünyada ön sıraları işgal ediyorlar. Bunun yanında jeotermali kullanan ülkeler arasında Japonyaya bakıyorsunuz, japonlar termal suyu günlük yaşantılarının bir parçası haline getirmişler. Türkiyede de son on yıldan beri jeotermal suların turizm yatırımlarına dönüştürülme hamlesi başladı. Bu konuda büyük gelişmeler kaydedildi. Örneğin; Deva A.Ş. olarak projelendirip kurduğum Avrupanın bilinen en büyük ve modern termal SPA otelini sonradan ortağım olan Ali Korkmaz bey ile birlikte hizmete açtık. Yine özellikle Afyon bölgesinde sektörde hatırı sayılır kalite ve büyüklükte en az dört tane beş yıldızlı termal otel ve tesis kuruldu. Gelişmeler olumlu yönde, ancak tesislerimizin çok azı dünya standartlarına uygun. Aslında ülkemizin hemen her bölgesinde zengin jeotermal kaynakları var. Fakat Afyonkarahisarın tektonik yapısı üzerinde yapılan bilimsel araştırmaların sonuçlarına göre, Türkiyenin hatta dünyanın en yoğun ve kaliteli termal kaynakları bu bölgede bulunuyor. Avrupa standartlarına göre 1 litre suda 1 miligram mineral eriyik varsa termal su olarak kabul ediliyor. Afyon bölgesindeki termal sular litrede 3-4 mg mineral eriyik içeriyor. Bununla birlikte asıl enteresan olan Avrupada 50lt/sn debi olan bölgeler termal havza olarak nitelendiriliyor ve oteller kurulabiliyorken Afyon bölgesinde 700lt/sn termal su debisi mevcut. Bu potansiyelle Afyonkarahisar bölgesinde yüzlerce termal tesis ve otel kurulabilir. Termal su sıcaklığında da Afyon çok şanslı bir bölge. Bu imkanlarla Afyonkarahisar dünyanın termal merkezi yapılabilir. Daha önce Afyonda kurulmasında bizzat yer aldığım ve ortaklığını da yaptığım otelden farklı bir konsept kurmak için ayrıldım. Uzun zamandır ufkumda çok daha modern ve insana hizmete dayalı bir tesis vardı. Bu tesis hem bir otel, hem de tatil ile beraber sağlıklı yaşam merkezi olsun istedim. Üstelik insanımız bu hizmetlerin tümünden ister günlük konaklamayla isterse ?her şey dahil tatil satışı ve hisse tapulu gayrimenkul satışı tarzında yararlanabilsin. Bu amaçla kolları sıvadık. Belediye yetkilileriyle görüşerek kaplıca bölgesinde tüm tesislere en hakim ve en yüksek konumda olan İnaz tepelerinde yaklaşık 130 bin metrekare araziyi satın aldık. Buraya Avrupanın en büyük termal kompleksini inşa edeceğiz. Alila Wellness Parkın kuruluşundaki ana felsefe ve slogan ?hizmetin yeni adresi. Her çalışmamız her planımız bu felsefeye dayalı olacak. Diğer tesislerden en önemli farkımız bu olacak. Gayemiz hizmet, insana hizmeti Hakka hizmet olarak algılıyoruz. Termal tesislerin asıl kurulum amacı insanların sağlıklı yaşamı içindir. Termal tesislerin Avrupa ve dünya ülkelerindeki asıl fonksiyonu sağlıktır. Oysa Türkiyedeki termal tesislerde ağırlık eğlence ve tatildir. Sağlık ve şifa çok arka planda düşünülür. Fakat biz Alila olarak tesislerimizde insanlara hem sağlık ve şifa hem huzurlu bir tatil ve dinlenme hem de yüksek nitelikli sosyal tesislerimizle eğlenme imkanları sunacağız. Sağlık alanında oldukça fonksiyonel bir tesis olmasını istiyoruz. Bütün çalışmalarımızı buna göre yapıyoruz. İnsanların alternatif tıp ve aroma terapiyle burada tanışmasını istiyoruz. Alanında uzmanlaşmış doktor ve profesörlerin denetiminde insanlarımızı sentetik ilaçlar kullanm
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.10.2010
AvrupanınenbüyüktermalkompleksiAvrupanın en büyük termal kompleksi
Türkiye, hızlı yaşlanan ülkeler arasında
Samanyolu Haber
02.10.2010
16:24
Dünya Yaşlanma Konseyi (DUNYAK) Başkanı Dr. Kemal Aydın, Türkiyenin, dünyanın en hızlı yaşlanan ülkeleri arasında yer aldığını söyledi.

Aydın, Çukurova Tıp Fuarı kapsamında düzenlenen Dünya Yaşlanma Forumunda yaptığı konuşmada, 21. yüzyılın en önemli sorunlarının küresel ısınma ve küresel yaşlanma olarak görüldüğünü söyledi. Yaşlanmanın günümüzün en önemli sorunları arasında yer aldığını anlatan Aydın, Türkiye, dünyanın en hızlı yaşlanan ülkeleri arasında yer alıyor. Batının 40-50 yılda yakaladığı yaşlanma oranını biz 10-15 yıl içerisinde yakalamış olacağız. 15 yıl önce Türkiyede yaşlanma oranı yüzde 4 iken günümüzde bu sayı yüzde 7.1e çıktı. Hızla yaşlanıyoruz dedi. Aydın, yaşlanmaya hazır olmayan dünya için çok sayıda alanda politikalar oluşturulması gerektiğini belirterek, Dünya Yaşlanma Konseyinin, bugüne ve yarına sorumluluğunu yerine getirmek üzere projeler hayata geçirdiğini ifade etti. Dünya Yaşlanma Konseyi olarak çeşitli illerde 60a yakın toplantı yaptıklarını bildiren Aydın, şöyle devam etti: Vizyonumuz, Birleşmiş Milletler Yaşlanma programlarının tüm dünyada uygulanması ve küresel soruna küresel çözümler oluşturmak, örnek ve önderlik teşkil etmek üzere politikalar belirlemek ve bu politikalar doğrultusunda projeler hayata geçirmektir. Bununla birlikte konsey olarak, küresel liderlik ile ülkemizin merkez rol oynamasını hedeflenmekteyiz. Ülkemizde insanların hızla yaşlandığını belirten Aydın, Bu nedenle, acil eylem planı hazırlanarak öncelikle Adana ve çevresinin Dünyada Tanınan Kür Merkezi olması için tüm kurumlarının katkısını bekliyoruz dedi. Aydın, ayrıca Türkiyenin BMnin yaşlı dostu ülkesi olması için 1 milyon imza topladıklarını da kaydetti. Etkinlikler kapsamında, AK Parti Adana Milletvekili Necdet Ünüvar başkanlığında Sağlık Turizmi ve Yaşlanma Programı düzenlendi. Necdet Ünüvar, burada yaptığı konuşmada, dünya nüfusunun hızla arttığını, buna paralel olarak da yaşlı sayısında da hızlı yükselme süreci yaşandığını söyledi. Adanada turizmin her türlüsünün yapılabilmesi için imkan olduğunu vurgulayan Ünüvar, Adanada aynı anda 11 çeşit turizmin yapılabilmesine imkanı var. Aynı anda Karataşta denize girebilir, hem de Pozantıda kayak yapmanız mümkün. Golf turizmi için alanlarımız var. Sadece Adana değil Mersin, Hatayda aynı. Ama yöre olarak hak ettiğimiz yerde değiliz. Bu potansiyelimizi en iyi şekilde değerlendirmeliyiz dedi. Adana Vali Yardımcısı Adem Yılmaz da Yöremizde turizmin her türlüsünü yapmaya imkan var. İnanç ve sağlık turizmi hızla gelişiyor. Özellikle de sağlık turizminde hızlı bir ivme var. Bundan ilk olarak adım atıp bu pastadan payımızı almalıyız. Adana, Hatay ve Mersin iş birliğiyle ortak hareket etmeliyiz diye konuştu. Yılmaz, ayrıca yöre olarak yatak kapasitesinin çok az olduğunu belirterek, bunun hızla artırılması gerektiğini de vurguladı.. Mersin Vali Yardımcısı Kadir Okatan ise dünyada 600 milyon yaşlı olduğunu, bu sayının ilerleyen yıllarda 2 milyara çıkacağının tahmin edildiğini vurgulayarak, Mersinin yaşlı turizmi için önemli potansiyele sahip olduğunu kaydetti. Okatan, illerinde 11 Sağlık Bakanlığı Hastanesi, 10 özel hastane, 1 üniversite tıp fakültesi bulunduğunu belirterek, 3 bin 280 yatak kapasitelerinin olduğunu ve bin 193 doktorla sağlık sektöründe hizmet verdiklerini açıkladı. Hatay Vali Yardımcısı Kadim Doğan de Hatayın dünyanın en eski yerleşim birimleri arasında yer aldığını belirterek, farklı dinlere de ev sahipliği yaptığını, kentin deniz ve yayla turizminde önemli bir potansiyelinin olduğunu ifade etti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.10.2010
TürkiyehızlıyaşlananülkelerarasındaTürkiye hızlı yaşlanan ülkeler arasında
İzleyicinin suçu ne?
Samanyolu Haber
22.09.2010
08:01
Yeni yayın dönemi için hazırlanan projeler bir bir görücüye çıkarken, bazı dizilerdeki müstehcen sahnelerle ilgili tartışmalar alevleniyor.

Kanal Dde ekrana gelen Fatmagülün Suçu ne?deki tecavüz görüntüleri ile atvde yayınlanan Kılıç Günündeki eşcinsel yatak sahnesi, izleyicilerin yoğun tepkisiyle karşılaştı. Yapımcıların temkinli yaklaştığı bölümler için Radyo ve Televizyon Üst Kurulunun (RTÜK) elimizde yetki yok açıklaması ise izleyicilerde hayal kırıklığına neden oldu. İzleyicinin tepkisine hak veren uzmanlar da dizilerdeki müstehcen sahneler için tedbir alınması gerektiğini söylüyor. Televizyonları başıboş bir saha olarak gören psikiyatrist Prof. Dr. M.Kemal Sayar, özel kanalların pedagog ve psikologlardan oluşan bir danışma kurulu oluşturmasını önerdi. Sayarın danışman fikrine katılan psikolog Mehtap Kayaoğlu farklı bir konuya dikkat çekti: Sürekli ekranda şiddet ve tecavüz sahnesi izleyen bir çocuk için bu tür sahneler bir müddet sonra sıradanlaşacaktır. Bunların önüne geçmenin bir ekran polisiyle mümkün olmayacağını düşünen sosyolog Ragıp Duran ise barış kültürünün geliştirilmesi fikrini savunuyor: Barış kültürünün ve tecavüz konusuna kadın bakışının geliştirilmesi şart. Medyayı ıslah etmek mümkün olmaz. Savaşmayın konuşun, savaşmayın anlaşın demek lazım. Fatmagül ilk değil Reyting için çekilen tecavüz sahnesi yalnızca saat 20.00daki Fatmagülün Suçu ne?de yaşanmadı. Ateş ve Kül, Menekşe ile Halil, Küçük Kadınlar, Bir Bulut Olsam gibi yapımlardaki sahneler de günlerce konuşulmuş, medyada gündem olması reytinglerini yükseltmişti. Yine geçtiğimiz dönem sona eren Binbir Gecenin ilk bölümünde benzer sahneler yaşanmıştı. Yapımcılar için tek kriterin reyting olması ahlaki değerleri ikinci plana atarken, bundan en çok zararı hiç kuşkusuz izleyiciler ve erken saatte ekran başında olan çocuklar görüyor. Bunlar hayatın gerçeği diyemezsiniz Kemal Sayar: Çocukların uyanık olduğu saatlerde ekrandaki şiddet ve cinsel içerikli yayınlara filtre uygulanmalı. Mehtap Kayaoğlu: Mahremiyet kavramı zarar görüyor. Bunlar hayatın gerçeği diyemezsiniz. Çocuğun doğal yollardan öğrenmesiyle ekranda öğrenmesi aynı şey değil. Ragıp Duran: Reyting uğruna olumsuzluklar ekrana çıkıyor. Çözüm bir TV polisi değil. Ekran karartmanın da etkili olmadığı görüldü... Birol Güven (Yapımcı-senarist): Fatmagülün Suçu Ne? dizisindeki tecavüz sahnesinin reyting almak için hikâyeye ilave edilen bir sahne olduğunu düşünmüyorum. O sahne, tüm hikâyenin odak noktası. Yayınlandığı saat de çocukların uyumuş olması gereken bir saat. YUSUF BÜLBÜL
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.09.2010
İzleyicininsuçune?İzleyicinin suçu ne?
Bakan Arınç hastane açtı
Samanyolu Haber
04.09.2010
01:33
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, Salihli Devlet Hastanesi ek binasının açılış törenine katıldı.

Arınç, hastaların tedavisinde doktorların şefkatinin çok önemli olduğunu belirterek, doktorların hastalarla daha fazla ilgilenmesinin, psikolojik iyileştirici etki yaptığını söyledi. Törende yaptığı konuşmada, hayırseverlerin eğitim ve sağlık yatırımlarına yaptığı katkıya dikkati çeken Arınç, Eğitime Yüzde 100 Destek Kampanyasının çok başarılı olduğunu, bu kapsamda Manisada 130 protokol imzalandığını, birçok okulun tamamlandığını, Salihlide de hayırseverlerin azımsanmayacak ölçüde desteğinin görüldüğünü ifade etti. Hükümetleri döneminde özellikle sağlık hizmetlerinde önemli atılım gerçekleştirdiklerini söyleyen Arınç, her ay yapılan ve hükümetin performansını ölçmeyi amaçlayan memnuniyet anketlerinden sağlık hizmetlerinin hep öncelikli memnuniyet alanı olarak çıktığını vurguladı. Arınç, En başarılı bakan diye sorulduğunda da pek çok doktorumuz belki farklı kanaatler söyleyecektir, ama sağlık bakanını başarılı buluyor. Ben de hükümette bir bakanım. Doğrusu önceliğin bende olmasını isterdim, ama sağlık hizmetlerinden sorumlu değilim dedi. Geçmişte vatandaşın bir hastaneye gittiğinde, hastane kapısında SSK ve Devlet Hastanesi ayrımına tabi tutulduğunu, bir hastanede boş yatak varken diğerinde hastaların koridorda yattığını, hastaların ameliyat için 6 ay, film için haftalarca sonraya randevu alabildiğini, ilaç almak için kuyrukta beklediğini söyleyen Arınç, yeni sistemle sağlık sisteminin birleştirildiğini, hastane yönetimlerinin rasyonel hale geldiğini, vatandaşın kuyruklardan kurtulduğunu ve istediği hastanede tedavi görebilir hale geldiğini belirtti. Devlet bütçesinin önemli bir miktarının sağlık bakanlığına ve yatırımlarına ayrıldığını, bütçe açığının yüzde 90ının sağlık giderlerinden kaynaklandığını ifade eden Arınç, Bu açık 30 trilyon lira civarında, bunları önlemek mümkün, ama hükümetimizin aldığı karar, vatandaş yeter ki sağlık hizmetlerinden memnun olsun dedi. Manisanın hastane yatırımlarında iyi bir noktada olduğunu, 2003ten itibaren yarım kalmış Köprübaşı, Ahmetli ve Akhisar devlet hastanelerinin bitirildiğini, Alaşehir ve Turgutlu hastaneleri inşaatlarının yarısının tamamlandığını, Soma, Gördes ve Demirci hastaneleriyle ilgili yatırımların sürdüğünü ifade eden Arınç, Manisa 400 yataklı Eğitim Araştırma Uygulama Hastanesinde de son noktaya gelindiğini, belediyeyle ilgili problemlerin çözüldüğünü, yer tahsisinin yapıldığını belirterek, İnşallah yakın zamanda kamu özel ortaklığıyla bu hastaneye kavuşacağız dedi. Konuşmasında doktorlara ve sağlık görevlilerine de seslenen Arınç, hastaların kendileriyle ilgilenildiği zaman psikolojik olarak tedavi olmaya başladığını söyledi. Hastaları tedavi edenin sadece makine ve cihazlar olmadığına dikkati çeken Arınç, sözlerini şöyle sürdürdü: Hastaları tedavi eden doktorların ilaçları, dopplerleri vesaireleri değil, hastaya gösterdikleri şefkat. Tedavi iyi bir muayene etmekle başlıyor. Karşıdan baktığınız zaman hasta tatmin olmaz. 10 tane soru soracaksınız, fazladan bir şeyler yapacaksınız ki hasta, Beni iyi muayene etti, her tarafıma baktı her şeyimi sordu diyecek. Bu psikolojik bir şey. Karşıdan bakarsan, hemen iki dakikada gönderirsen bir şey bilsen bile hasta bundan tatmin olmaz. Aman doktorlar hastayı biraz fazla yanınızda tutun, muayeneyi biraz uzatın. O başım diyorsa siz bacağına da bakın. Ne kadar önünüzde kalırsa, yemin ediyorum hastalar bundan çok memnun kalıyor. Sizin sözleriniz onları teskin ediyor, hayata bağlıyor. Biraz daha fazla nazik olalım, merhametli olalım, onların kahırlarını kabul edecek bir yapıda olalım ki siz zaten öylesiniz. Hastane Başhekimi Ahmet Zeki Kaygısız, ek hizmet binasıyla birlikte toplam kapalı alanın 17 bin 186 metrekareye ulaştığını, böylelikle Manisa ilindeki hastaneler içinde en fazla kapalı alana sahip hastane olduklarını belirtti. Kaygısız, 5 katlı ek binada acil servis, laboratuvarlar, yoğun bakım ünitesi ve hasta odalarının bulunduğunu söyledi. Hastanenin 2 milyon 196 bin liraya mal olduğu, bunun 1 milyon 100 bin liralık bölümünün hayırsever Kazım Dinçkan tarafından yaptırıldığı belirtildi. Manisa Valisi Celalettin Güvenç, yeni kurulan, modern koşullara sahip sağlık tesislerine giren vatandaşların mutlaka teşekkür ederek, memnun kalarak ayrılması gerektiğini söyleyerek, Dünyanın en iyi tesisini bile yapsanız içeride hizmet üretmezseniz, hemşiremiz güler yüz üretmezse, doktorumuz hastamızın yüzüne bakmazsa, bu emekler boşa gider. Aksi duruma bizim tahammülümüz yoktur dedi. Bir süre önce vefat eden Kazım Dinçkanın eşi Gürcü Dinçkan, Devlet Bakanı Arınçın elinden plaketini alırken Keşke bugünü görseydi diyerek, gözyaşlarını tutamadı. Arınç, hastane açılışı sonrası hastanede incelemelerde bulundu. Arınç, daha sonra Salihli Kurudere Caddesind
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.09.2010
BakanArınçhastaneaçtıBakan Arınç hastane açtı
Denizlerin Everest'ini geçecek
Samanyolu Haber
14.08.2010
10:11
Yıllardır teknesiyle dünyayı dolaşan Osman Atasoyun deniz tutkusunu dinlerken Ah o gemide ben de olsaydım şarkısını mırıldanmaya başlıyor insan. Ancak onun teknesiyle yol almak bu sefer yürek istiyor.

Çünkü Atasoy, çok zor olduğu için Denizlerin Everesti denilen Horn Burnunu geçmeye hazırlanıyor. Bir buçuk yıl önce başladığı yolculuğa ara verip Arjantinden İstanbula uçakla gelince kapısını tıklattık. Üç tarafı denizlerle çevrili Türkiyede deniz, herkesin ortak tutkusu. Bu tutkuyu kimimiz balık tutarak kimimiz küçük tekne turlarıyla tatmin ediyor. İstanbullular Boğaz turlarıyla bir nebze rahatlıyor. Deniz tutkunu insanlarsa bir fidanın suya muhtaç olduğu gibi ihtiyaç duyuyorlar denize. İnsanlarla uğraşmaktansa en sert rüzgârları, en büyük dalgaları göğüslemeyi tercih ediyorlar küçük tekneleriyle. Hayata ufuk çizgisinden bakarak dünyayı daha küçük görüyorlar belki de. 5 yıl karayla irtibatını keserek okyanusları aşan ve dünyayı bir uçtan diğer uca dolaşan Osman Atasoy da bunlardan biri. Kızının hasretine daha fazla dayanamayarak yuvam dediği teknesinden ayrılıp yollara düşmüş Osman Atasoy. Teknesiyle 16 günde geçtiği Atlantik Okyanusunu uçakla üç dört saatte geçmeye yüreği el vermemiş ve okyanusun üstünden geçerken gözlerini kapatmış. Atasoy, bu durumu seyahatin ruhuna aykırı buluyor ve kendisini Türkiyeye gelmemiş sayıyor. Kendi teknemle geldiğim zaman buraya gelmiş sayılırım. diyor. Atasoy, dünya seyahati yapmaya 12 yaşında gördüğü bir yelkenliden etkilenerek karar vermiş. Babasının kayığıyla denize açıldıklarında yanlarından geçen yelkenliye hayran kalmış. Nazlı bir sevgili gibi giden yelkenliyle birlikte akıp gitmiş sularda. O günden sonra tekneyle dünya turu yapmak hayatının en önemli amacı olmuş. Büyüdükçe de deniz sevgisi derinleşmiş. İstanbul Üniversitesinde Sosyoloji bölümünü bitirip iş hayatına atılmış ancak deniz tutkusunu bastıramayarak okyanuslara açılmaya karar vermiş. İlk dünya turunu 1992-1997 yılları arasında tamamlamış. Evlenirken eşinden dünya turuna çıkma sözü aldığı için eşi Zuhal Hanım, Atasoya bu turda eşlik etmiş. Turun ikinci yarıyılında kızları dünyaya gelmiş. Çift, kızlarına Deniz ismini vermiş. Denizde doğan Deniz, 2,5 yaşına kadar teknede büyümüş. Yani Atasoyun hayatında büyük bir yer kaplayan denize bir Deniz daha eklenmiş. Atasoy, denizlerin Everesti denilen Horn Burnunu geçen ilk Türk olma hedefine ulaşmak istiyor. Bu hedef için 1,5 yıl önce Türkiyeden demir aldı. Ancak Arjantinde mola verdi ve kızı için Türkiyeye geldi. Deniz tutkunu Osman Atasoy, yaklaşık bir aydır teknesinden, denizinden ayrı. Kara yaşamına karşı düşman olmasa da denizden ayrı yaşamaya dayanamıyor. Sallanmayan bir yatakta uyumak eziyet gibi geliyor. 5 senelik dünya turunun ardından eve dönünce de bir süre uyuyamamış. Sallanmayan yatak kendisini çok şaşırtmış. Gece hava mı döndü, rüzgâr mı çıktı diye yataktan fırlayıp durmuş. Son bir aydır da karada olduğu için rüyalarında denizi görüyormuş. Atasoy, insanın bazen ana rahmindeki durumuna dönmek istediğini söylüyor ve o ortama en uygun yerin deniz olduğunu anlatıyor. Çünkü ona göre, sonsuzu özleyen ruhun kavuşmak istediği mekânın dünyadaki karşılığı deniz. Deniz eşittir huzur diyen Atasoy, denizdeki dostlukların çıkarsız olduğunu dile getiriyor. Bir gün Brezilyada demirlemişken Belçika bayraklı bir gemi yanlarına yanaşmış ve Türkçe merhaba demiş. Teknedeki İstanbullu Ermenilerle dost olmuşlar. Teknede ihtiyaç duyduğu eksiklikleri, malzemeleri birbirlerinden tamamlamışlar. Bir daha hiç karşılaşmayacakları bu insanlarla muhabbetin tadına varmışlar. Atasoy, Ertesi gün onlar doğuya biz batıya gittik. Tekrar karşılaşmasak bile aynı ailenin fertleri gibiydik. Denizci dostlukları beklentisiz, çıkarsız oluyor. diyor. Deniz müptelası Osman Atasoy, seyahati yazmak için bir defter aramış teknesinde. Sadece çizgili bir defter bulabilmiş. Deftere yazmaya başlayınca fark etmiş ki sınırları önceden belirlenmiş sayfalara yazamıyor. Çünkü çizgisiz defterlerde kalem bile daha özgür hareket ediyor. Denizci adam özgür olur, rotasını kendisi belirler ya Osman Atasoy da öyle. Sınırlardan hoşlanmıyor. Deniz tutkunuzu kaptan olarak tatmin edemez miydiniz? diye sorunca, kaptan olmakla denizci olmanın çok farklı olduğunu söylüyor. Atasoya göre gemideki bir kaptan başkasının belirlediği seyahati gerçekleştiriyor. Rotasını belirleme özgürlüğü yok. Ama denizci denize daha yakın. Gemideki işçi de o, kaptan da o. Dümeni istediği yöne kırıyor. Kızının hasretine dayanamadığı için dünya turuna mola veren Atasoy, hayatta iki denizden asla vazgeçemezmiş. Engin denizler onu öyle esir almış ki iki senedir kızı Denizi görmemiş. Havaalanındaki ilk karşılaşma anı da duygu doluymuş. Kızı babasını ilk kez görüyormuşçasına bakmış bakmış ve boynuna atlamış. Denizci Atasoy, Her şeyin bir bedeli var diyor. Kızı Denizin, kendisini âşık olduğu denizlerden kıskandığını söylüyor. Uzaklar adlı teknesiyle 5 yıl dalgalarla boğu
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.08.2010
DenizlerinEverestinigeçecekDenizlerin Everestini geçecek
Oteldeki mescidi kaldırmak isteyince...
Samanyolu Haber
18.07.2010
08:30
Dünyanın en büyük zincir otel işletmecilerinden Hilton, turizmin başkenti Antalyaya girmek için uzun süredir girişimlerde bulunuyor.

Hilton, son olarak Köseoğlu Turizm Sağlık Hizmetleri ve İnşaat AŞ tarafından Antalyanın Konyaaltı sahilinde yapılan Harrington Park Hotelin işletmesine talip oldu. Ancak mescit nedeniyle otel yönetimiyle anlaşamadı. Hilton, konseptine uymadığı gerekçesiyle otel içindeki mescidin kaldırılmasını istedi. Otel yönetimi, bu şartı kabul etmeyince anlaşma sağlanamadı. Tesisin yatırımcısı olan şirket, oteli kendisi işletmeye karar verdi. Harrington Park Hotel Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Köseoğlu, Hiltonun otelin işletmeciliğini almak için uzun süre uğraştığını, ancak bazı konularda anlaşamadıklarını söylüyor. Köseoğlu, Onlar mescit istemedi. Ben de evcil hayvanların otele girmesi şartını kabul etmedim. Ayrıca otelde bay bayan havuzu ayrı. Saunalar da ayrı. Bunların da birleştirilmesini istediler. Anlaşamadık. Oteli kendimiz işletmeye karar verdik. diye konuşuyor. Sahil kesimindeki otellerin hiçbirinde mescit bulunmadığına dikkat çeken Köseoğlu, Hilton ile anlaşamayınca otelin konseptini değiştirdik. Aile oteline döndük. Para gelsin de nereden gelirse gelsin anlayışında değiliz. görüşünü savunuyor. Yeni yatırımlarıyla ilgili bilgi veren otelin Yönetim Kurulu Başkanı Mustafa Köseoğlu, turizm sektörüne ilişkin de ilginç değerlendirmelerde bulunuyor. Asıl mesleği müteahhitlik olan Köseoğlu, İstanbulda 4 yıldızlı otel Fatih Berr ve Piyano Forte otelleriyle de turizm işletmeciliği yapıyor. Antalyanın meşhur Konyaaltı sahilinde iki yılda tamamladığı Harrington Park Hoteli geçtiğimiz günlerde hizmete açan Köseoğlu, dünyanın önde gelen oteller zinciri Hilton ile anlaşamayınca farklı bir konsept geliştirdi. Mutaassıp tatil anlayışının modernize edildiği otelinde, bay bayan havuzu ve saunası ayrı. Tesiste, muhafazakar ailelerin de rahat bir tatil yapması için bayanlara özel açık ve kapalı havuz da bulunuyor. Alkol sadece lobi barlarda veriliyor. Ayrıca müşterilerin dini vecibelerini yerine getirebilmesi için de iki tane mescit yer alıyor. Otelden denize karayolundan değil, özel olarak inşa edilen tünelden ulaşılıyor. Tesettür otel olarak lanse edilmelerinden rahatsızlık duyduklarını dile getiren Mustafa Köseoğlu, Kendimize bir konsept oluşturduk. Bunun farklı bir kimliğe sokulmasından rahatsızlık duyuyoruz. Burası gerçek bir aile oteli olacak. Ailesiyle tatil yapmak isteyen yerli ve yabancı misafirlere en kaliteli hizmeti vereceğiz. Fiyat bakımından da yerli-yabancı ayırt etmeyeceğiz. diyor. Harrington Park, Antalyadaki her şey dahil sistemiyle çalışan otellerin aksine yarım pansiyon olarak hizmet verecek. Bu sistemi israfa karşı bir önlem olarak gördüklerini vurgulayan Köseoğlu, şöyle konuşuyor: Antalyadaki oteller her şey dahil şeklinde çalıştığı için para kazanamıyorlar. Kalitesiz yemek veriyorlar. Onun da üçte ikisi çöpe gidiyor. Eğer müşteri para verirse tabağındaki yemeği bitirir. İsraf da önlenmiş olur. Antalyadaki çoğu otelin doldur-boşalt mantığıyla çalıştığını ileri süren Mustafa Köseoğlu, Her şey dahil sistemi uygulayan oteller, çok ucuza veriyorlar. Bir öğle yemeği parasına yatak satıyorlar. Buradaki bir günlük otel parasına Avrupada çorba bile içemezsin. İngilterede 120 poundun altında otel yok. Almanyadaki 4 yıldızlı bir otelin geceliği 225 Euro. Çoğu da iyi hizmet vermiyor. Türkiyede kışın 20-30 Euroya her şey dahil yatak satılıyor. değerlendirmesinde bulunuyor. Köseoğlunun verdiği bilgilere göre, otelde üç kral dairesi, 2 prenses, 15 süit, 32 aile, 228 de standart oda bulunuyor. Bin yataklı otelde, standart odaların fiyatı 100 Eurodan başlıyor. Kral dairesinin fiyatı ise 2 bin 500 Euro. Ayrıca otelde 2 bin kişilik bir kongre salonu bulunuyor. Otelde 120 kişi çalışıyor. İstihdamın doluluk oranına göre 300e kadar çıkarılması hedefleniyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.07.2010
OteldekimescidikaldırmakisteyinceOteldeki mescidi kaldırmak isteyince
Mavi Köşkü artık ibretlik mekan
Samanyolu Haber
07.07.2010
11:34
Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti (KKTC)nde yaşayan İtalyan asıllı Rum vatandaşının silah kaçakçılığı için ilginç bir mimariyle yaptırdığı köşk artık tarihi eser.

Avukat, silah kaçakçısı Pablo Pavilidesin eski Rum Devlet Başkanı Makariosun avukatlığını yaptığı dönemde inşa ettirdiği Mavi Köşk, kanunsuz işler yapmak için tasarlanmış sıradışı ilginç bir mimariye sahip. Mavi Köşk, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetiinde Güzelyurt dağ yolu üzerinde Orta Doğu Teknik Üniversitesi yakınlarındaki Çamlıbel köyünde, 1956 tarihinde inşa edilmiş. Mavi Köşk özellikleriyle gezenleri şaşırtıyor. Makariosun, geçmiş yıllara kadar mobilyalarının bakımı için köşke para gönderdiği söyleniyor. Pavilides kendisini koruma altına almak için köşkü yaptırırken aklın almayacağı özellikler tasarlamış. Köşkün en güzel özelliklerinden biri, dışarıdan hiç kimsenin göremediği ama içeriden her yerin göründüğü bir yapıya sahip olması. İçerisindeki eşyalar, değerli tablolar, aksesuarlar, perdeler, banyo ve tuvalet dekorasyonları, bahçesindeki havuz, içerisinden devri-daimli olarak şarap akan mimari olarak estetik musluk, Roma medeniyetinin etkilerini taşıyan havuzlar, o zamanın şartlarında merkezi sistem klimalı oluşu, gizli dehlizler, gizli kasalar insanları etkiliyor. Köşkün hemen önünde zamanın şartlarında muhteşem sayılabilecek bir havuzu var. Köşkün bahçesinin en son noktasındaki manzaradan, ilerideki bütün boğaz ve dağlar görünüyor. Buradan bütün alanı kontrol edebilen köşkün sahibinin, silahları denize açılan bu boğazdan kaçırdığı söyleniyor. Mavi Köşkün, bahçesinden heryeri gösteren manzarasıyla Pavilides, Buradan gelen gemiler kontrol ediyordu. Köşk, çevresindeki dağların tepe noktaları dahil, hiçbir noktadan görünmüyor. Köşkün sahibi çok yakın bir arkadaşı olan bir mimara bu köşkü yaptırdıktan sonra, köşkün yerinin kimseler tarafından bilinmemesi için mimarı öldürtüğü söyleniyor. Zamanında Mavi Köşkte görev yapan Rum askerlerinin, alanda olan bitenleri çok rahat kontrol ettiği, Kıbrıs Barış Harekatı başlayınca köşkün sahibinin burayı terkettiği belirtiliyor. Burayı ele geçirebilmek için bölgenin ve köşkün bilinmeyişi nedeniyle birçok Türk askerinin şehit düştüğü ifade ediliyor. Mavi Köşk iki katlı. İçerisinde gizli dehlizlerin olduğu; tam olarak ne işe yaradıkları bilinmediği için bazı bölümlerin müzede sergilenmediği söyleniyor. Sözgelimi, köşk sahibinin yatağının hemen baş ucunda gizli bir kapak var. Ama tam olarak ne olduğu anlaşılamamış. Bu da salondaki içerisinin süt ile doldurulup banyo yapıldığı iddia edilen ufak havuzu. Köşk büyük bir ihtişamla süslenmiş; bir sürü oda var. Köşkün içerisinde dikkat çeken kırmızı, mavi, sarı olmak üzere üç farklı oda daha var. Kırmızı oda, ev sahibinin, mafya görüşmeleri için gelen arkadaşlarıyla toplantı yaptığı oda, mavi olağan misafirlerini ağırladığı oda, sarı oda ise misafir çocukların odası. Alt kattaki şömineli yemek odasındaki masalar ve sandalyeler ise dikkat çekici. Her masa ve sandalye kırmızı, mavi ve sarı olarak boyanmış. Nedeni ise kalan misafirlerin kaldıkları odanın rengi olan masalardan başka masaya oturmalarına izin verilmemesi; dolayısıyla herhangi bir kalabalık durumunda evin içerisindeki düzeni ve asayişi sağlamak amaçlı olduğu tahmin ediliyor. Köşkte görülmesi gereken birkaç önemli detay, dinlenmesi gereken birkaç önemli hikaye daha var. Ama genel olarak düşünüldüğünde o zamanın şartları göz önünde bulundurulsa Mavi Köşk bir ibret müzesi olarak günümüzde yerini alıyor. Odanın duvarlarında sevdiği kişilerin burçlarını simgeleyen semboller var. Örneğin duvarın birinde boğa sembolü var. Ayrıca, Avukat olan Pavilides mahkemede savunma yapmaya hazırlanırken kullandığı resimde görünen amfi biçimindeki bölümde ilginç bir durum var. Burada tam ortada bulunan siyah bir mermer taşının üzerinde durulup köşke doğru konuşulduğunda kulaklara sesin yankısı duyuluyor. Pavilides, bu sayede mahkeme heyetini etkilemek için konuşmasını nasıl yapacağını, ses tonunu dinliyordu. Giriş katında şömineli bir yemek odası var. Şöminenin hemen sağı bahçeye açılıyor. Mekan, zamanın şartlarına göre lüks bir biçimde döşenmiş. Oda içindeki aksesuarlardan perdelere kadar hiçbir ayrıntı ihmal edilmemiş. Köşk sahibinin yatak odasında gizli bir geçite giden bir bölüm olduğu söyleniyor. Yetkililerden alınan bilgiye göre, geçidin tam olarak nereye vardığı belirlenememiş; bu yüzden yatağın hemen arkasında bulunan bu kapağın gizli bir mahzene açıldığı ihtimali de göz önünde bulunduruluyor. Bu kapağın, bir silah kaçakçısı olan Pavilidesin ölüm korkusuyla yaşadığının bir göstergesi olduğu söyleniyor. Köşkte misafirler için ayrılmış bir çok oda var, perdeler köşkün bütün odalarında değişik desenlere sahip. Bu perdelerin özelliği, ses yalıtımını sağlaması. Yetkililerin anlattığına göre, köşkün bahçesinde müzikli toplantılar, partiler verildiği zaman sesin odalara ulaşmaması bu perdeler sayesinde mümkün
Samanyolu Haber
Son Dakika
07.07.2010
MaviKöşküartıkibretlikmekanMavi Köşkü artık ibretlik mekan
İğne iplikle hayata yeniden tutundular
Samanyolu Haber
26.06.2010
14:03
Türkiyede birçok belediye özellikle bayanlara meslek kazandırmak amacıyla çeşitli alanlarda kurslar açıyor. Hiçbir mesleği olmayan yüzlerce bayan bu kurslar sayesinde hem boş vakitlerini değerlendiriyor, hem de meslek öğrenip para kazanıyor.

Kurslar büyük ilgi görüyor. Bu sebeple birçok belediye kursiyerler arasında kura çekiyor. Bunlardan biri de Bursa Büyükşehir Belediyesi tarafından açılan Sanat ve Meslek Eğitimi Kursları (BUSMEK). Bu sene 74 branşta, 8 bin kursiyere eğitim veren BUSMEK, kursiyerler tarafından hazırlanan el işi göz nuru eserleri Atatürk Kongre Merkezinde beğeniye sundu. Ebru, tezhip, hat, resim, iğne oyası gibi unutulmaya yüz tutmuş geleneksel el sanatlarının yanında mefruşat, dekoratif ürünler ve resimlerin de yer aldığı sergide 2 binin üzerinde ürün izlenime açıldı. Yıl boyunca emek verip hazırladıkları eserleri satmaya çalışan kursiyerler arasında en fazla ilgiyi ilerlemiş yaşlarına rağmen dikiş-nakış yapan emekli bayanlar gördü. Yıllarca çeşitli sektörlerde çalıştıktan sonra emekli olan bayanlar evde sıkılınca kursa katılmaya karar vermiş. Hepsinin birbirinden farklı hikâyesi var. 20 yıl önce emekli olan bankacı Tülay Yayın, kendisini boşlukta hissettiği bir dönemde BUSMEK kursunun imdadına yetiştiğini anlatıyor. Evde oturmanın psikolojisini bozduğunu aktaran Yayın, BUSMEK kursuna gelerek hem boş vakitlerimi değerlendirdim, hem de güzel şeyler öğrendim. Yeniden bir işe yaradığını hissettim, bu beni mutlu ediyor. Sabah işe, işten eve gidip geliyorduk. Bu tür işlere vakit ayıramıyorduk. Emeklilik günlerinde kendimizi boşta hissettik, bu kursla birlikte bu durumdan da kurtuldum. diyor. El nakışları, parçaların birleştirilmesi, yatak örtüleri, yastıklar, masa örtüleri yaptığını dile getiren yayın, öğrendikleri ile kızlarımın çeyizlerini hazırladığını belirtiyor. Bir yıl önce SGKdan emekli olan Sevdaniye Recepoğlu, kursta öğrendikleri ile kızlarına çeyiz yaptığını söylüyor. Emekli olduktan sonra evde sıkıldığını ifade eden Recepoğlu, bir taraftan iyi zaman geçirdiğini, diğer yandan da ev ekonomisine katkıda bulunduğunu kaydediyor. SSK emeklisi Sevim Elbir de, BUSMEKte dekoratif ev aksesuarları konusunda eğitim aldığına dikkat çekiyor. Sevim Elbir, şöyle konuşuyor: Kurslara insanlara kendini geliştirme ve boş vakitlerini değerlendirme imkanı sağlıyor. Herkese tavsiye ederim. Ben emeklilikten sonra yaşadığım sıkıntılardan dolayı buraya adeta terapi için geldim. Çokta iyi oldu, eğer fırsat bulabilirsem yine kursa gelmek istiyorum. Serpil Davarcıoğlu, bir buçuk yıl önce özel sektörden emekli olmuş. Evde boş boş otururken sıkıldığını anlatan Davarcıoğlu, Kurs sayesinde boş zamanlarımı değerlendirip yeniden bir işe yaradığımı hissettim. Yeni yeteneklerimi ortaya çıkardım. Burada öğrendiklerimle para kazanmak istiyorum. şeklinde konuşuyor. Emekli askeri hemşire Hatice Ülker, el nakışı ve iğne oyası yapmayı öğrendiği kurs sayesinde bunalımdan kurtulduğuna işaret ediyor. Emekli olduktan sonra 3 sene evde oturduğunu dile getiren Ülker, şöyle konuşuyor: Bu zamana kadar iğne, örgü ve kanaviçe gibi el sanatlarını elime dahi almamıştım. Burada çok güzel şeyler yapıyorum, hem de para kazanmaya başlayacağım. Nezahat Akoğlu da, SGKdan emekli olduğunu BUSMEKin adını duyduğunda kursa katılmaya karar verdiğini şu sözlerle anlatıyor: Kurs sayesinde el sanatlarım gelişti. Boş zamanlarımı değerlendirdim. Bu yaptıklarımızı satarak aile bütçemize katkıda bulunabiliyoruz. Yetkililerimizden tek isteğimiz turistlerin geldiği yerlerde bize satış noktaları bularak yaptıklarımızı satmamıza vesile olmaları. BUSMEK hocalarından Gülhan Ayyıldız, Eylül ayında başlayan kursların Hazirana kadar sürdüğünü söylüyor. El nakışı, makina nakışı, takı tasarımı, tezhip, resim, cilt bakımı, ahşap boyama, kuaförlük ve çocuk bakımı gibi 74 branşta kurs açıldığını kaydeden Ayyıldız, şu bilgileri veriyor: Kursiyerlerimiz genellikle emekli bayanlar ve ev hanımları. Aralarında emekli doktorlar, bankacılar, öğretmenler, maliyeciler, üniversite öğretim görevlisi de var. İğne kullanmayı bilmeyen kursiyerlerimiz geliyor, dikiş dikmeyi öğreniyor. Ayyıldız, emekli bir bankacı kursiyerle yaşadıklarını şu sözlerle dile getiriyor: Banka emeklisi kursiyerimiz bana, ben bu zamana kadar bir düğme dahi dikmedim. Burada gizli yeteneklerimi ortaya çıkardım. Ben emekli olunca kendimi işe yaramaz hissediyordum. Burada işe yaradığımı gördüm. Bu kadar becerikli olduğumu bilmiyordum, hep evden işe işten eve gidip geliyordum. dedi. El sanatları öğretmeni Cemile Batur da kursa gelenlerin bir taraftan boş zamanlarını değerlendirirken diğer yandan da ticari kazanç elde ettiğini belirtiyor. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.06.2010
İğneipliklehayatayenidentutundularİğne iplikle hayata yeniden tutundular
Danıştay'dan ilginç karar !
Samanyolu Haber
13.06.2010
08:50
Çocuk yoğun bakım üniteleri Danıştaya takıldı.

Danıştay, çocuk yoğun bakım uzmanı yetiştirilmesi için hazırlanan yönetmeliğin yürütmesini durdurdu. Bu yüzden açılması planlanan yoğun bakım ünitelerinin akıbeti belirsizleşti. Binlerce çocuk, bu ünitelerin açılamaması nedeniyle yetersiz tedavi görüyor. Türkiyede binlerce çocuk, çocuk yoğun bakım uzmanlığı alanının bulunmaması ve buna bağlı ünitelerin açılamaması yüzünden erişkinlerle aynı ortamı paylaşıyor. Gerek enfeksiyon gerekse yetersiz tedaviyle karşı karşıya kalabiliyor. Sorunun çözümü için geçtiğimiz aylarda Tıpta ve Diş Hekimliğinde Uzmanlık Eğitimi Yönetmeliğine çocuk yoğun bakım uzmanlığı alan olarak konuldu. Bu sonbaharda asistan alımı gerçekleştirmek ve birkaç yıl içinde birçok merkezde çocuk yoğun bakım üniteleri açılması planlanıyordu. Fakat Danıştay, yönetmeliğin yürütmesini durdurdu. Böylece her şey rafa kaldırıldı. Şu anda ne yapılacağı ise belirsizliğini koruyor. Çocuk yoğun bakım ünitesinin açılması için alanında uzman hekimler gerekiyor. Bu alan yan dal olarak açılmadığı için kurulması planlanan birçok ünite faaliyete geçirilemiyor. Normal şartlarda 25-35 bin nüfusa bir yatağın düşmesi gerekirken, Türkiyede sadece iki yüz yatak bulunuyor. Yer sıkıntısı binlerce yoğun bakımlık 0-15 yaş arası çocuğu erişkinlerle aynı ortamı paylaştırıyor. İstanbulda çocuk yoğun bakım ünitesine sahip iki devlet hastanesinden biri olan Bakırköy Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesi Çocuk Yoğun Bakım Ünitesi, 2009 yılında yüzde 80i süt bebeği olmak üzere 313 çocuğun hayata tutunmasını sağladı. Merkezin sorumlusu Dr. Esra Şevketoğlu, ünitede 6 yatağın bulunduğunu ve 365 gün dolu olduğunu söylüyor. Gelenlerin yüzde 80inin hastane dışında ve Türkiyenin değişik yerlerinden geldiğini belirten Şevketoğlu, yetersizlikten dolayı çocukların erişkinlerle aynı ortamı paylaşmak zorunda kaldığından yakınıyor. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, Danıştayın aynı yönetmelikteki onlarca maddeye daha yürütmeyi durdurma kararı verdiğini hatırlatarak, Danıştayın bu işlere karışmasının Türk idari hukukunun yanlış yorumlanmasının enteresan örneklerinden biri olduğunu söylüyor. Bir sistem kurduklarını ve Danıştayın bunu delik deşik ettiğini ifade eden Akdağ, İdari hukuk, bu şekilde icranın yerine geçerek kararlar vermekten vazgeçmelidir. diye konuşuyor. Çocuk Acil Tıp ve Yoğun Bakım Derneği Başkanı Prof. Dr. Metin Karaböcüoğlu da kararın asistan eğitimini en az 6-12 ay geriye atacağını söyledi. Bu alanda sadece çocuk hastalıkları uzmanlarının yan dal yapması gerektiğini belirten Karaböcüoğlu, Çocukla ilgili her türlü yaklaşımı çocuk hekimi biliyor. Farklı bir alan sıkıntı oluşturur. Bu sıkıntılardan dolayı bugün maalesef 80 yaşındaki bir travma hastası ile 2 aylık süt bebeği aynı ortamda tedavi görüyor. ifadelerini kullanıyor. Doğuştan hidrosefali hastası olan 10 aylık Mesut Seçkin ihtiyacı olan şant cihazının takılması için iki ay çocuk yoğun bakım ünitesi aradı. Ölüme her geçen gün yaklaşan minik Mesut, uzun uğraşlar sonunda Türkiyedeki birkaç çocuk yoğun bakım ünitesinden birine sahip olan Bakırköy Dr. Sadi Konuk Eğitim ve Araştırma Hastanesinde operasyon geçirdi. Artık kafasından iğneyle sıvı alınmayan Mesut, hidrosefaliden de kurtuldu. Baba Necati Seçkin, oğlu zor durumdan kurtulacağı için çok mutlu. Oğlumun hidrosefalisi kalmadı. diyen baba, kendisi ve ailesi için çok sıkıntılı zamanlar geçirdiğini ve çocuğunun bir nebz ede olsun iyileşmesinin kendilerini rahatlattığını söyledi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.06.2010
DanıştaydanilginçkararDanıştaydan ilginç karar
Mardin'de turist bereketi yaşanıyor
Samanyolu Haber
10.05.2010
16:22
Her gün ortalama 10 otobüs dolusu turistin ziyaret ettiği Mardinde turist bereketi yaşanıyor.

Bu durum esnafın yüzünü güldürürken, hafta sonu kente yönelik yoğun turlar düzenleyen turizm acenteleri ise turistleri ağırlayacak yatak bulamamaktan şikâyetçi. Geçtiğimiz yıl 700 bin yerli yabancı turistin ziyaret ettiği Mardini, bu yıl turizm sezonun ilk iki ayında, yaklaşık 200 bin yerli yabancı turistin ziyaret ettiği belirtildi. Yıl sonu itibarı ile bir milyon yerli yabancı turistin Mardini ziyaret etmesi bekleniyor. Son yıllarda bölgede yaşanan huzur ve güven ardından Mardinin tanıtılması için düzenlenen etkinlikler fuarlar ve kentte çekilen sinema ve diziler sayesinde tarihi kenti görmek için dünyanın dört bir yanından yerli yabancı turistler Mardine akın ediyor. Mardinde bulunan otellerin yanı sıra tarihi butik oteller de Eylül ayına kadar rezervasyonları dolu olduğu için turistler konaklama sorunu yaşıyor. Kente gelen turistler bölge illerde konaklamak zorunda kalıyor. Başta dünyanın olmak üzere, özellikle Avrupadan Hollanda, Danimarka, ABD, Almanya, Japonya, İsviçreden gelen yabancı turistler Mardini görme fırsatı yakalıyor. Tarih bakımından dünyanın en eski yerleşim alanı olan Mardin, İtalyanların ünlü gondolları ile meşhur şehri Venedik ve 3 dinin kutsal şehri olarak saydığı Kudüs tahtını sallamaya başladı. Farklı dinler ve dillerin barındığı Mardinde hedef üç yılda 5 milyon turisti ağırlamak. Mardin Belediye Başkanı Beşir Ayanoğlu, turizmde günden güne yıldızı paralayan Mardini geleceği hazırlamak için önemli projeler hazırlattıklarını, bu çerçevede önemli projeler gerçekleştirdiklerini söyledi. Her yıl ortalama 700 bin yerli yabancı turistin ziyaret ettiği tarihi kentte inanç ve kültür turizmi kapsamında şehirde önemli tarihi yerlerin restorasyonlarına hız verdiklerini ifade eden Ayanoğlu, şunları söyledi: Farklı din ve dilleri bünyesinde barındıran Mardini geleceğe hazırlıyoruz. Mardin, Venedik veya Kudüsten daha çok kültürel zenginliğe sahiptir. Bu şehirlere yönelik yapılan tanıtımlar sayesinde ortalama yılda 8 milyon turist ziyaret ediyor. Biz de bunu yapabiliriz. Herkesin Mardin için elini taşın altına koyma vakti geldi. İş adamından bürokratına, basınından esnafına kadar herkes üzerine düşen görevi yerine getirmesi gerekir. Yılda bir milyon değil 5 milyon turisti kentimize çekmemizin vakti geldi. Bunun için Mardinde turizm alanında yatırım yapmak isteyen herkese kapımız açıktır. Her türlü kolaylığı ve yardımı yapmaya hazırız. Yeter ki Mardinde bu tür yatırımlar artsın. Mardinde açılan butik otellerin sayısı artınca turistlerin de büyük ilgisini çekmeye başladı. Bin yıllık tarihi butik otellerde konaklamak isteyen yerli yabancı turistler, yer olmadığı için sırada beklemek zorunda kalıyor. Rezarvasyonların Eylül ayına kadar dolu olduğu butik oteller yeni butik oteller açmak için tarihi evlerin peşine düştü. 800 yıllık Artuklu kervansaray butik oteli sahibi Sabahatin Evrensel, turizm sezonu başladığı Nisan ayından itibaren yoğun bir turist akınına uğradıklarını belirterek, bu yıl turist bereketi yaşandığına dikkat çekti. Mardin Sanayi ve Ticaret Odası Başkanı M. Ali Tutaşı ise her geçen gün Mardinin dünya turizminin gözdesi haline geldiğini söyledi. Tutaşı, Artık Mardin kabuğuna sığmıyor. Bu nedenle herkesin turizme yönelik yatırımlarını artırması yanında kentin iyi tanıtılması gerekir. Şu anda butik otelimize yönelik yoğun bir talep vardır. Bölgede yaşanan huzur ve güven Mardine daha çok turistin gelmesine sebeb oldu. Bu fırsatı iyi değerlendirmek için elimizden geleni yapıyoruz. Gelen turistlere her türlü kolaylığı sağlıyoruz. dedi. CİHAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.05.2010
Mardinde/">MardindeturistbereketiyaşanıyorMardinde-turist-bereketi-yaşanıyor/">Mardinde turist bereketi yaşanıyor
Erkekler yatak odasında neler ister?
İnternet Haber
16.04.2010
20:59
Evet bu söz kadınlara! Klişeleri artık unutun çünkü onlar sandığınızdan çok farklı şeyler istiyor.

Devamı İçin Tıklayınız...
İnternet Haber
Son Dakika
16.04.2010
Erkekleryatakodasındanelerister?Erkekler yatak odasında neler ister?
'Suikast son anda engellendi'
Samanyolu Haber
14.03.2010
12:19
Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, İçimizdeki Gladio İle Yüzleşmek adlı kitabı, geçen hafta Başbakanın Yatak Odasını da Dinlemişler manşetiyle, önce Tarafta, ardından bütün gazetelerde haber oldu.

Kitabın, Ergenekon üzerine yazılan diğer meslektaş kitaplarından farkı, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketini mercek altına alması. Bu söyleşide kamuoyu bir dinleme olayı ile daha haberdar oluyor. Ak Parti Genel Merkezinin bilgisayar yazılımının, yapılan yazışmaların bir istihbarat kurumuna kopya edilecek şekilde dizayn edildiğini, durumun bir yıl sonra ortaya çıkarılıp, söz konusu yazılım firmasıyla irtibatın kopartıldığını öğreniyoruz... -Bu kitabın diğerlerinden farkı şu: Bugün Türkiye Ergenekon yapılanmasını tartışabiliyorsa bunu Ankarada Vatanseverler Cephesine yönelik operasyona borçlu. Çünkü Ankarada bu operasyonunu yapan ekipler İstanbulda Ergenekon yapılanması olduğunu ortaya çıkardılar. Bunun üzerine İstanbuldaki yapılanma deşifre edildi. Bu nedenle ben Vatanseverler dosyasını çok önemsedim. Çünkü Türkiyeyi ihtilale sürükleyecek süreçte çok önemli bir enstrümandı. Ondan önce Sauna ve Atabeyler çeteleri çökertilmişti. Vatanseverler orada önemli bir halkaydı. Bu çetelerin görevi toplumu kışkırtmak, sabotajlar yapmak ve cinayetler işlemek suretiyle ihtilale hazırlık yapmaktı. -Vatanseverler olayı da, Sauna olayı da, Atabeyler olayı da diğer kitaplarda çok fazla yer almıyor. Bu kitapta biz sürecin o bölümünü mercek altına alıyoruz. -Çok ilginç, bu Vatanseverler iddianamesini okusanız Türkiyede sanki böyle bir çete olayı olmamış gibi bir sonuca varırsınız. Ben iddianameden değil, iddianamelere kaynaklık teşkil eden tüm dosyalardan yararlanarak bu kitabı çıkardım. -Yüzde 99u yansımadı. -Bu şu demek: Türkiyede çetelere,cuntalara yönelik olarak hazırlanan iddianameler bu yapılanmaları ortaya çıkarmak üzere hazırlanmıyor. Çetelerin, cuntaların üstünü örtmek üzere hazırlanıyor. Ben bu incelemeyi yaparken bunu bir kez daha gördüm. - Eğer iddianameye göre hareket edilseydi zaten Ankarada birkaç kişi izinsiz silah bulundurmaktan Vatanseverler hareketinin parasını, kaynaklarını çarçur etmekten yargılanıp, bir ya da iki yıl hapis cezasına çarptırılıp bırakılacaklardı. Ancak çete operasyonunu yapanlar İstanbulda daha büyük bir yapılanmanın olduğunu ortaya çıkarınca, çalışmalar derinleştirildi ve Ergenekon operasyonunun düğmesine basıldı. -İddianameden önce de çok tuhaf şeyler oldu. Ankara adliyesinde savcı bulunamadı bu davayı açmak için. İki savcı davayı açmadı. İçinde askerlerin yer aldığı davalar (bu 2006, 2007 dönemidir,) açılmıyordu. Savcı bulunamadı. Daha sonra üçüncü savcı bu davayı açtı. -Bazı savcılar bunun askeri ceza yasasına dahil olduğunu söylediler. Görevsizlik kararı verdiler. Bazıları da bu çete suçlarıdır, özel yetkili savcılık baksın dediler. Sonunda bir savcı kendine vazife verildiği için açtı bu davayı. Ama açılan dava da bu gerçekleri ortaya çıkarmak üzere açılmadı. -Bizdeki ezber böyle. Kolayı bu. Askere bulaşırım başıma iş gelir korkusu hakimdi. İtalyada Gladioyu ortaya çıkaran savcıya da Senin gibi birkaç savcıya bu dosya verildi. Onlar inceledi kapattılar. Sen de öyle yaparsın diye veriliyor. Ama o savcı üzerine gidince dünya Gladio gerçeği ile tanışıyor. İçinde askerlerin olduğu konularda elimizi uzatırsak ateş bizi yakar diye her seferinde uzağında duruyorlar. Bunun akibeti de öyle. Mesela bu dosyayı dikkatli bir şekilde takip eden biri, Hrant Dink suikastine ilişkin burada bir takım şeyler bulabilirdi. Ben onu kitaba aldım. -Benim dikkatimi çeken şey şu oldu: Ben siyaset muhabiriyim. Hatta pasaportumu uzattırmak için yıllardır emniyete, adliyeye gitmeyen birisiyim. Ancak Sauna, Atabeyler ve Vatanseverler çetesine ilişkin operasyonlar olunca,aynı sıralarda Ankarada her gün sokaklarda söz konusu vatansa gerisi teferruattır yazılarını görünce, internet sitelerinde Ulusalcı-darbeci bir patlamaya tanık olunca ve bu ilişkiler ağının vatanseverler operasyonuyla ortaya konulduğunu görünce dedim ki burada farklı bir şey var. Yani bu normal bir çete olayı değil, bu farklı bir olay diye bakınca inceleme gereği duydum. Ve bu çetenin ihtilale zemin hazırlamak üzere oluşturulmuş çetelerden birisi olduğu sonucuna ulaştım. -Davada çok küçük cezalar verilmişti. Yargıtayda da onaylanacaktı. Birkaç kişi hapis yatıp kurtulacaktı. Tutuklu kimse kalmamıştı zaten. Darbe çalışması yapan çete üyeleri , birkaç ay içeride kalıp, serbest bırakılmıştı. Daha sonra davanın Ergenekonla birleştirilmesi yönünde kararı alındı. Çok da doğru oldu. Şu anda Vatanseverlerden dolayı tutuklu olarak yargılanan kimse yok. -Evet, Orhan Pamuk olayını inceleyince istenseydi Hrant Dink suikasti de aynı şekilde önlenebilirdi sonucuna ulaştım. Neden? Burada Orhan Pamuka suikast yapılacağı bilgisi istihbarat birimlerine ulaşınca, istihbarat birimleri hem talimatı vereni hem de tetikçileri izlem
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.03.2010
SuikastsonandaengellendiSuikast son anda engellendi
'O suikast son anda engellendi'
Samanyolu Haber
14.03.2010
12:13
Yeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdülkadir Selvi, İçimizdeki Gladio İle Yüzleşmek adlı kitabı, geçen hafta Başbakanın Yatak Odasını da Dinlemişler manşetiyle, önce Tarafta, ardından bütün gazetelerde haber oldu.

Kitabın, Ergenekon üzerine yazılan diğer meslektaş kitaplarından farkı, Vatansever Kuvvetler Güç Birliği Hareketini mercek altına alması. Bu söyleşide kamuoyu bir dinleme olayı ile daha haberdar oluyor. Ak Parti Genel Merkezinin bilgisayar yazılımının, yapılan yazışmaların bir istihbarat kurumuna kopya edilecek şekilde dizayn edildiğini, durumun bir yıl sonra ortaya çıkarılıp, söz konusu yazılım firmasıyla irtibatın kopartıldığını öğreniyoruz... -Bu kitabın diğerlerinden farkı şu: Bugün Türkiye Ergenekon yapılanmasını tartışabiliyorsa bunu Ankarada Vatanseverler Cephesine yönelik operasyona borçlu. Çünkü Ankarada bu operasyonunu yapan ekipler İstanbulda Ergenekon yapılanması olduğunu ortaya çıkardılar. Bunun üzerine İstanbuldaki yapılanma deşifre edildi. Bu nedenle ben Vatanseverler dosyasını çok önemsedim. Çünkü Türkiyeyi ihtilale sürükleyecek süreçte çok önemli bir enstrümandı. Ondan önce Sauna ve Atabeyler çeteleri çökertilmişti. Vatanseverler orada önemli bir halkaydı. Bu çetelerin görevi toplumu kışkırtmak, sabotajlar yapmak ve cinayetler işlemek suretiyle ihtilale hazırlık yapmaktı. -Vatanseverler olayı da, Sauna olayı da, Atabeyler olayı da diğer kitaplarda çok fazla yer almıyor. Bu kitapta biz sürecin o bölümünü mercek altına alıyoruz. -Çok ilginç, bu Vatanseverler iddianamesini okusanız Türkiyede sanki böyle bir çete olayı olmamış gibi bir sonuca varırsınız. Ben iddianameden değil, iddianamelere kaynaklık teşkil eden tüm dosyalardan yararlanarak bu kitabı çıkardım. -Yüzde 99u yansımadı. -Bu şu demek: Türkiyede çetelere,cuntalara yönelik olarak hazırlanan iddianameler bu yapılanmaları ortaya çıkarmak üzere hazırlanmıyor. Çetelerin, cuntaların üstünü örtmek üzere hazırlanıyor. Ben bu incelemeyi yaparken bunu bir kez daha gördüm. - Eğer iddianameye göre hareket edilseydi zaten Ankarada birkaç kişi izinsiz silah bulundurmaktan Vatanseverler hareketinin parasını, kaynaklarını çarçur etmekten yargılanıp, bir ya da iki yıl hapis cezasına çarptırılıp bırakılacaklardı. Ancak çete operasyonunu yapanlar İstanbulda daha büyük bir yapılanmanın olduğunu ortaya çıkarınca, çalışmalar derinleştirildi ve Ergenekon operasyonunun düğmesine basıldı. -İddianameden önce de çok tuhaf şeyler oldu. Ankara adliyesinde savcı bulunamadı bu davayı açmak için. İki savcı davayı açmadı. İçinde askerlerin yer aldığı davalar (bu 2006, 2007 dönemidir,) açılmıyordu. Savcı bulunamadı. Daha sonra üçüncü savcı bu davayı açtı. -Bazı savcılar bunun askeri ceza yasasına dahil olduğunu söylediler. Görevsizlik kararı verdiler. Bazıları da bu çete suçlarıdır, özel yetkili savcılık baksın dediler. Sonunda bir savcı kendine vazife verildiği için açtı bu davayı. Ama açılan dava da bu gerçekleri ortaya çıkarmak üzere açılmadı. -Bizdeki ezber böyle. Kolayı bu. Askere bulaşırım başıma iş gelir korkusu hakimdi. İtalyada Gladioyu ortaya çıkaran savcıya da Senin gibi birkaç savcıya bu dosya verildi. Onlar inceledi kapattılar. Sen de öyle yaparsın diye veriliyor. Ama o savcı üzerine gidince dünya Gladio gerçeği ile tanışıyor. İçinde askerlerin olduğu konularda elimizi uzatırsak ateş bizi yakar diye her seferinde uzağında duruyorlar. Bunun akibeti de öyle. Mesela bu dosyayı dikkatli bir şekilde takip eden biri, Hrant Dink suikastine ilişkin burada bir takım şeyler bulabilirdi. Ben onu kitaba aldım. -Benim dikkatimi çeken şey şu oldu: Ben siyaset muhabiriyim. Hatta pasaportumu uzattırmak için yıllardır emniyete, adliyeye gitmeyen birisiyim. Ancak Sauna, Atabeyler ve Vatanseverler çetesine ilişkin operasyonlar olunca,aynı sıralarda Ankarada her gün sokaklarda söz konusu vatansa gerisi teferruattır yazılarını görünce, internet sitelerinde Ulusalcı-darbeci bir patlamaya tanık olunca ve bu ilişkiler ağının vatanseverler operasyonuyla ortaya konulduğunu görünce dedim ki burada farklı bir şey var. Yani bu normal bir çete olayı değil, bu farklı bir olay diye bakınca inceleme gereği duydum. Ve bu çetenin ihtilale zemin hazırlamak üzere oluşturulmuş çetelerden birisi olduğu sonucuna ulaştım. -Davada çok küçük cezalar verilmişti. Yargıtayda da onaylanacaktı. Birkaç kişi hapis yatıp kurtulacaktı. Tutuklu kimse kalmamıştı zaten. Darbe çalışması yapan çete üyeleri , birkaç ay içeride kalıp, serbest bırakılmıştı. Daha sonra davanın Ergenekonla birleştirilmesi yönünde kararı alındı. Çok da doğru oldu. Şu anda Vatanseverlerden dolayı tutuklu olarak yargılanan kimse yok. -Evet, Orhan Pamuk olayını inceleyince istenseydi Hrant Dink suikasti de aynı şekilde önlenebilirdi sonucuna ulaştım. Neden? Burada Orhan Pamuka suikast yapılacağı bilgisi istihbarat birimlerine ulaşınca, istihbarat birimleri hem talimatı vereni hem de tetikçileri izlem
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.03.2010
OsuikastsonandaengellendiO suikast son anda engellendi
Türkiye'deki 6 gizli tatil yeri
Samanyolu Haber
13.03.2010
18:22
İngiliz The Times Gazetesi tarafından Türkiyede gidilmesi gereken gizli kalmış bölgelere olarak gösterilen 6 yerden 5i, Muğla il sınırları içinde yer alıyor.

The Times Gazetesinin Gizli Türkiye: 6 gizli tatil yeri başlıklı haberinde Fethiyedeki Şövalye Adası, Fethiye Ölüdenizdeki Faralya köyü, Marmarisin Selimiye ve Söğüt, Ulanın Akyaka köyü Bodrumdaki Ortakent ve Kaştaki Bezirgan köyüne yer verildi. Bu tür haberlerin Marmarisin değerini daha da artırdığını Marmaris Belediye Başkanı Ali Acar, AA muhabirine,Söğüt ve Selimiye, doğal güzelliği ve bozulmamış doğası ile ön plana çıkmış yerler. Bu değerlerimizi çok hassas bir şekilde korumamız ve kullanmamız lazım. Doğal güzelliklerimizin korunması ve Marmarisin değerini bir kat daha artırmak için üzerimize düşün her şeyi yapıyoruz dedi. Acar, Türkiyeye tatile gelen insanların çarpık yapılaşma, betonlaşma ve kentlerin yoğun trafiğinden kaçtığına işaret ederek, Turistler Marmarise sadece konaklamaya gelmiyor. Bu çevreyi geziyor dolaşıyor. Bölgemize çevre bilinci olan turistler geliyor. Turist tatil yaptığı yerde doğanın korunmasını istiyor diye konuştu. -ORTAKENT- Bodrumun Ortakent-Yahşi Belediye Başkanı Mehmet Onur Şahbaz ise beldenin, Bodrumun en bakir kalmış ve korunmuş bölgelerinden biri olduğunu söyledi. Beldenin yaklaşık 5 kilometre uzunluğunda bir sahil şeridi ile çok temiz bir denize sahip olduğunu belirten Şahbaz, şöyle konuştu: Beldede mandalina ve zeytin bahçelerinin yanı sıra köy yaşantısı da var. Bu nedenle hem tatil hem de yaşamak için ideal bir yer. Beldemizde yaklaşık 5 bin yatak kapasitesi var. Bunun yarısı yurt içi yarısı ise yurt dışı ağırlıklı çalışıyor. Yabancılar arasında en fazla İngiliz ve Fransız turistler yoğunlukta. Ortakentin korunmuş halini ileri ki yıllarda da koruyarak ilginin artmasını sağlayacağız. Beldeye gelen turistlerin doğa ile baş başa kalabilme imkanı bulduğunu anlatan Şahbaz, Bu çok önemli bir özellik, belde binaya boğulmamış. Bu nedenle herkesin gelmek istediği bir yer. Beldeye yılda ikinci konutlar hariç, konaklama tesislerine yaklaşık 10 bin yerli, 10 bin kadar da yabancı turist geliyor. Beldemizi tanıtmak amacıyla broşür ve CD yaptırmak için çalışmalarımız var diye konuştu. Belediye başkanı ve belde halkı olarak ne kadar farklı bir yerde yaşadıklarının farkında olduklarını belirten Şahbaz, amaçlarının, beldenin güzelliklerini uzun yıllar korumak olduğunu söyledi. -AKYAKA VE FARALYA- Ulanın Akyaka Beldesi Belediye Başkanı Ahmet Çalca ise Akyakanın Sakin şehir başvurusu yapmak için beldede 17 Nisanda referandum yapacaklarını belirterek, Akyaka kent konseyi tarafından belediye çalışanları ile birlikte vatandaşlarımıza, sakin kent olduğumuzda neler yapabileceğimizi anlatacağız diye bildirdi. Fethiyenin Ölüdeniz beldesindeki Faralya Köyünün muhtarı Bilal Semerci de, AA muhabirine, Faralyayı Türkiyedeki en sakin tatil köyü olarak gördüklerini anlatarak, Buraya gelen turistler küçük pansiyonlarda kalabiliyor sabahları da köy kahvaltısı yapabiliyorlar. Burada her şey doğal. Turistler Kelebekler Vadisini de ziyaret edebiliyorlar. Kelebekler Vadisinin müthiş bir doğası var. Ayrıca burada kamp yerleri de var. Gelen misafirler kamp yapma imkanı da buluyor. Buraya bir kez gelen, memleketine döndüğü zaman eşini, dostunu tanıdığını buraya gönderiyor. Biz de buraya gelen misafirlerin memnun ayrılması için elimizden gelen çalışmayı yapıyoruz diye konuştu. The Times gazetesinin haberinde, bu yerlerin az sayıda insan tarafından bilindiği, trafik gürültüsünden uzak olduğu, doğal güzellikleriyle öne çıktığı anlatılmıştı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.03.2010
Türkiyedeki6gizlitatilyeriTürkiyedeki 6 gizli tatil yeri
Erdoğan'a övgü: En sevilen lidersiniz
Samanyolu Haber
14.02.2010
23:30
Katar Başbakan Yardımcısı ve Enerji Bakanı Abdullah Hamad Al Attiyah, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın bütün Arap aleminin en sevilen liderlerinin başında geldiğini belirterek, Siz yüksek sesimiz oldunuz, Müslümanların sesini dile getirdiniz dedi.

Four Seasons Otelde yapılan Türk-Katar İş Forumunda konuşan Bakan Attiyah, enerji konusuna değinerek, Türkiyenin her zaman ajandalarının en başında yer aldığını söyledi. Başbakan Erdoğanın sadece ekonomik değil, siyasi tutumunu da takdirle karşıladıklarını ifade eden Attiyah, Sayın Başbakan Erdoğan, siz bütün Arap aleminin en sevilen liderlerinin başında gelmektesiniz. Siz yüksek sesimiz oldunuz, Müslümanların sesini dile getirdiniz. Davostaki tutumunuzu unutmadık. Gösterdiğiniz tutumdan dolayı çok çok teşekkür ederiz. Sizinle gurur duyuyoruz, dünkü konferansta da bizim istediklerimizi dile getirdiniz diye konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Resmi vizeleri inşallah Katarla kaldırıyoruz. Bize en az Suriye kadar Ürdün, Lübnan kadar yakın olan Katarla da benzer şeklide yeni bir dönemin kapılarını aralamak istiyoruz. Türkiyenin kapıları, Katarlı yatırımcılara, turistlere, iş adamlarına ardına kadar açık olacaktır. Bundan kimsenin endişesi olmasın dedi. Four Seasons Otelde yapılan Türk-Katar İş Forumunda konuşan Erdoğan, Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları olarak, bu coğrafyadaki her türlü gelişmeyi çok yakından izlediklerini, bölgedeki tüm ülke vatandaşlarını kardeşleri olarak gördüklerini söyledi. Erdoğan, Kardeşlerimizin başarısı karşısında milletçe seviniyor, hüzünleri karşısında milletçe biz de hüzünleniyoruz. Biz aramızdaki mesafeye ve farklı dillere rağmen tarih boyunca bir ve beraber yaşamış, özellikle o ruh kökünden gelen, gönül diliyle lisan-ı kalp ile konuşan, birbirini çok iyi anlayan milletiz. Katar ile Türkiye aslında birbirinden çok uzak kaldılar. İşbirliği içinde aramızdaki uzaklığı artık geçmişte bırakmak istiyoruz diye konuştu. Türkiyenin küresel krizden en az etkilenen ülkeler arasında yer aldığını söyleyen Erdoğan, şu anda da krizden çıkışa yönelik güçlü emarelerin görüldüğünü ifade etti. Dünyanın en güçlü bankaları kriz karşısında başarısız bir sınav verirken, birçok ülkede milyarlarca dolarlık kurtarma paketleri hayata geçirilirken, Türk bankalarının tek kuruş kamu payını almadan krizden karla çıkma başarası gösterdiğini belirten Başbakan Erdoğan, Türkiyenin krizden sonra kredi notu ilk kez artırılan tek ülke olduğuna işaret etti. Erdoğan, 2009 yılının ikinci yarısından itibaren ekonomimizdeki daralma artık durmuştur. 2010 ve 2011 yıllarında Türkiye ekonomisinin dünyada en hızlı büyüyecek ekonomiler arasında yer alacağı uluslararası kuruluşlar tarafından teyit ediliyor. Bunların yanında iç tüketimde, sanayi üretiminde ve ihracatta olumlu sinyaller almaya başladık dedi. Başbakan Erdoğan, hedeflerinin 2023te Türkiyeyi dünyanın en büyük ilk 10 ekonomisi arasına koymak olduğunu kaydetti. Erdoğan, 2002 yılında iktidara geldiklerinde Katar-Türkiye arasındaki dış ticaret hacminin 24 milyon dolar olduğunu, 2008 yılı sonu itibariyle bu rakamın 1.2 milyar dolara çıktığını söyledi. Türkiyenin son yıllarda gerçekleştirdiği reformlar sayesinde uluslararası yatırımlar açısından dünyanın en cazip ülkeleri arasında yer aldığını ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti: Bu yıl dünyadaki birçok ülke turizmde geri giderken, özellikle turizmde sürekli olarak övünen veya övülen ülkeler hep geri giderken, Türkiye 2008de 26 milyon, 2009da 27 milyon turist çekti. Bundan sonraki süreçte Türkiye daha da turist çekmeye devam edecektir. Katarlı girişimcilerin Türkiyede turizme yönelik yatırımlarını da görüyoruz. İnşallah bunların hayata geçmesiyle yatak kapasitemiz, İstanbulda olsun, farklı yerlerde olsun daha da artacaktır. Başbakan Erdoğan, 2006-2008 döneminde, ortalama yıllık 20 milyar dolar doğrudan yatırım çekmeyi başardık. Türkiyeye son 4 yılda 70 milyar doları aşan doğrudan uluslararası yatırım girişi oldu. 72.5 milyon nüfusu, dinamik ve açık ekonomisi, iç pazarı, rekabetçi endüstrisi ve iyi yetişmiş iş gücüyle Türkiye uluslararası firmalar için sayısız fırsatlar sunuyor dedi. Katarda izlenen Türk dizilerine de değinen Erdoğan, şunları söyledi: Katarda izlenme rekorları kırdığını bildiğim Türk televizyon dizilerinin de etkisiyle Katarlı kardeşlerimizin Türkiyeye olan ilgilerinin daha da arttığını memnuniyetle görüyorum. Ancak ekrandan izlemek yetmiyor. Katarlı kardeşlerimizi başta İstanbul olmak üzere Türkiyenin 81 vilayetinde ağırlamaktan memnuniyet duyacağımızı da ifade etmek istiyorum. Her iki ülkenin de zor bir coğrafyada bulunduğunu belirten Başbakan Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Savaşların çatışmaların belirsizliğin hüküm sürdüğü bir bölgede ülkelerimizde istikrar ve huzuru temin etmek gibi gerçekten zor bir görevi başarıyla yürütüyoruz. Böyle zor bir coğrafy
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.02.2010
ErdoğanaövgüEnsevilenlidersinizErdoğana övgü En sevilen lidersiniz
Siz işteyken evi robot temizleyecek
Samanyolu Haber
14.02.2010
11:04
Dünya ev robotları piyasasının yüzde 75ine sahip Amerikan iRobot Şirketi, 2010 yılı başında Roomba adlı modelle Türkiye piyasasına girdi.

Roomba modelindeki robot, 30 santim çapında ve 8 santim yüksekliğinde bir frizbiyi andırıyor. Robot, evin planını algılayıp bir kullanıcıya ihtiyaç duymadan tek başına süpürme işlemini yapabiliyor. Firmanın Türkiye ve KKTC distribütörlüğünü üstlenen Korur Robot Teknolojileri Şirketinin Genel Müdürü Ali Tan Şerbetçi, AA muhabirine yaptığı açıklamada, dünyada yaklaşık 7 milyon ev robotu bulunduğunu, iRobotun 2002-2010 arasında dünya genelinde 5 milyon robot sattığını söyledi. iRobot ile ilk görüşmelerinin 2008 Ekim ayında başladığını, 1 yıl sonra Ekim 2009da sözleşme imzaladıklarını belirten Şerbetçi, iRobotun Türkiyeyi Avrupanın doğal bir parçası olarak gördüğünü ve aldıkları yoğun teknik destek, ürün özellikleri ve teknoloji eğitimi ardından Avrupa ofisiyle birlikte çalışmaya başladıklarını anlattı. iRobotun Orta Doğu ülkelerine de Türkiye üzerinden satış yapmayı planladığını aktaran Şerbetçi, Türkiye merkezli stok ve servis merkezi kurma yönünde çalışmaların sürdürüldüğünü kaydetti. -ÇOK DAHA AZ ENERJİ- Şerbetçi, Türkiyede ev robotları piyasasına Roomba adlı modelle açılmak istediklerini ifade ederek, 5 modeli bulunan Roombanın fiyatının, alan büyüklüğü, programlama, yön bulma yetenekleri ve özelliklerine göre 600-1500 lira arasında değiştiğini bildirdi. Basit modellerin 100-120 metre kare evleri, ileri modellerin 180 metre kareye kadar evleri temizlediğini, profesyonel modellerin ise 200 metre kareye ulaşan hizmet sağlayabildiğini belirten Şerbetçi, Bu rakamı tek şarjda temizleyebildiği alan olarak veriyoruz. Roombanın bataryası azaldığında veya temizliği bitirdiğinde, ev üssü denilen şarj ünitesine kendi başına geri dönüp şarj oluyor, sonra yeniden temizliğe devam edebiliyor dedi. Şerbetçi, Roombanın, normal bir elektrik süpürgesinden çok daha az enerji harcadığını belirterek, toz torbası gibi sarf malzemesi de bulunmadığını, robotun her yönüyle ekonomik olduğunu kaydetti. Şerbetçi robotun özellikleri hakkında şunları söyledi: Roomba bir anlamda klasik elektrik süpürgesinin kendi zekasını kullanarak çalışanı. Yani çalışmak için sizi kullanmıyor, tüm temizliği kendisi yapıyor. Roombayı evde olmadığınız bir zamanda çalışacak şekilde kolaylıkla programlayabiliyorsunuz. Akşam yorgun eve döndüğünüzde evinizi tertemiz bulmak güzel bir duygu. Sevdiklerinizle ilgilenmeniz için size zaman kalıyor. -SCOOBA, NİSAN AYINDA SATIŞA ÇIKARILACAK- Şerbetçi, benzer şekilde su ve deterjan ile temizlik yapabilen Scooba modelinin de Nisan ayında piyasaya çıkarılacağını bildirdi. Bu modelin fiyatının 1,200 lira olacağını ifade eden Şerbetçi, Özellikle çalışan eşler, çocuklu evler, evcil hayvan besleyenler, yaşlılar ve engelliler için geliştirilen Scooba da tamamen kendi başına hareket ediyor. 80 metre kare alanı tek şarjda fırçalayarak yıkıyor, halı ve diğer emici yüzeylere değmeden temizliği bitiriyor dedi. Şerbetçi, Scoobanın ardından cam temizleme ve güvenlik robotlarını da Türkiye pazarına sunacaklarını bildirdi. Medic adını verilen evde hasta bakımı robotlarının test çalışmalarının da halen sürdüğünü bildiren Şerbetçi, yakın gelecekte bu ürünü de piyasaya sunmak istediklerini söyledi. Şerbetçi, yaşlı veya hasta bakımında ilaç vermekten, yürürken yardımcı olmaya dek bir çok konuda yalnız yaşayan hasta veya yaşlılara hizmet edecek mobil robotların geliştirilmesinin neredeyse tamamlandığını kaydetti. Şerbetçi, piyasaya girdikleri 45 gün içinde yaklaşık 500 robot sattıklarını belirterek, bir bayi açmadan sadece internet, telefon ve doğrudan satış yöntemleriyle bu rakama ulaşmanın kendilerini cesaretlendirdiğini söyledi. Türkiyenin robot teknolojisine ayak uydurmasının kaçınılmaz olduğunu anlatan Şerbetçi, Korur Robot teknolojileri ve iRobotun Türkiyede robot biliminin yerleşmesi için üniversiteler ve meslek okulları bazında farklı çalışmalar yaptığını açıkladı. Şerbetçi, Türkiyede öncü olacak robot ARGE ve laboratuvarlarından birisinin kurulması için üniversitelerle görüşme yürüttüklerini söyledi. Korur Robot Teknolojileri olarak Türkiyede düzenlenen robot teknolojisi yarışmalarına da sponsor olacaklarını açıklayan Şerbetçi, halen faaliyette bulunan iRobot Create adındaki robot platformunun amatör robot tasarımcılarına hizmet verdiğini söyledi. -ROOMBANIN ÖZELLİKLERİ- Roomba, boyutları ve manevra yeteneği sayesinde mobilya ve yatak altları, duvar kenarlarını gibi evin her köşesine girebiliyor. Roomba için parke, halı, seramik, mermer zemin fark yaratmıyor, otomatik olarak temizlemeyi sürdürüyor. Kirlilik ölçme teknolojisiyle çok kirli alanlara özel önem gösteren Roombanın bütün modelleri halı püsküllerine ve kablolara takılmamak için anti-tangle (dolanmama) teknolojisine sahip. Roomba yumuşak dokunuşlu tampon mekanizması sayesinde değdiği eşyaların çevresinden dolaş
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.02.2010
SizişteykenevirobottemizleyecekSiz işteyken evi robot temizleyecek
Başkan Saka: Güre'nin adını dünyaya duyuracağız
Samanyolu Haber
31.01.2010
20:58
Balıkesirin Edremit ilçesine bağlı Güre beldesinin Belediye Başkanı Kamil Saka, Avrupanın en büyük termal otel, sağlık kompleksi ile turistik tesisleriyle Gürenin ismini dünyaya duyuracaklarını söyledi.

Gürede yıldızlı otellerde Edremit Körfezinde bulunan bütün otellerdeki yatak sayısından fazla, yatak bulunduğunu kaydeden Saka, yeni başlanacak 3 termal otel projesi ile bu sayının 5 bine ulaşacağını müjdeledi. Önemli projeleri imza attıklarını söyleyen Başkan Saka, Biz bu işlerle uğraşırken Edremit politikasında pek sesimiz çıkmadı. Belediye olarak Yap-İşlet-Devret sistemi ile proje ürettik ve bu nedenle ihalelere hiç karışmadık. Başka sistemleri deneseydik İhalelere fesat karıştırmış denilirdi ama biz bunu yapmadık. dedi. Güreye jeotermalde dünyanın en çağdaş sistemlerini getirdiklerini aktaran Saka, Güre Kaplıcalarından sondajla çıkarılan 74 derecedeki sıcak su, yalıtımlı borularla konutlara taşınıyor ve 500 konutu jeotermal ile ısıtıyoruz. Hedefimiz bu rakamı 2 bine yükseltmek. Termal otel olarak 2 bin yatak sayımız var ve yakında temelleri atılacak olan 3 termal otel projesi ile yatak sayısı 5 bine ulaşacak. diye konuştu. En büyük projelerinin beldeyi bir termal tedavi bölgesi haline getirmek olduğunu dile getiren Saka, Güre Çayı yakınlarında, Güre Çağdaş Eğitim ve Kültür Vakfı tarafından 750 öğrenci kapasiteli bir Anadolu Turizm Lisesi yapımına başlandığını ifade etti. Çok amaçlı hizmet verecek Kapalı Spor Salonu Kompleksi binası ve okul inşaatını basın mensuplarına gezdiren Kamil Saka, Vakıf tarafından 300 dönümlük arazi üzerine Anadolu Turizm ve Otelcilik Lisesi yapımına başlanmıştır. Geçtiğimiz haftalarda Valilik binasında Milli Eğitim ile vakıf arasında bir protokol imzalandı ve inşaat bittikten sonra okul binası İlçe Milli Eğitim Müdürlüğümüzün bünyesine bırakılacak. Kapalı spor salonumuz ise, sadece çok amaçlı spor kompleksi olmakla kalmayıp, içinde konferans ve toplantı salonlarını da barındırmakta. Ayrıca salonumuzda büyük toplu organizasyonları da yapılabilecektir. Tüm bu yatırımlar ve yapımları tamamlanacak olan ve yapımına başlanacak olan tesisler ile Güre kabuğundan çıkarak ülkenin en değerli ve gözde mekânlarından bir tanesi olacaktır. şeklinde konuştu. Kanalizasyon ve arıtma konularında çok mesafe aldıklarını da açıklayan Başkan Saka şöyle devam etti: Edremit, Akçay, Zeytinli, Kadıköy ve Gürenin birlikte olduğu Akçay Biyolojik Arıtma Tesisinden ayrıldık. Önce tenkit edildik ama zaman bizim haklılığımızı gösterdi. Gürede kanalizasyon şebekesi 1988 yılından yapıldı ve 30 yılını doldurdu. Şu anda kanalizasyon şebekesi için önemli yatırımlara ihtiyaç var. Beldede termal suyun olması kurulacak olan arıtma sisteminin daha farklı bir sistemde olması gerekiyordu ve şimdi de arıtma projesini tamamladık. Güre Biyolojik Arıtma Projesinin mali sorunları çözüldü ve paranın yüzde 10u kasamıza yattı. Bu proje ile devletten aldığımız en büyük ekonomik yardımdır. Güre Biyolojik Arıtma Projesini de belediye olarak Yap-İşlet-Devret sistemi ile ihale ettiklerini ifade eden Saka, Güre Yaşlılar Bakım Evi ve Huzur Evinin de yakında temellerinin atılacağı müjdesini verdi. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
31.01.2010
BaşkanSakaGüreninadınıdünyayaduyuracağızBaşkan Saka Gürenin adını dünyaya duyuracağız
Kayak merkezleri doldu
Samanyolu Haber
25.01.2010
10:30
Kayak merkezleri, yarı yıl tatilinde büyük bir hareketlilik yaşıyor. Türkiyenin gözde turizm merkezlerinden Uludağ, Palandöken, Kartalkaya ve Sarıkamışta bulunan otellerde neredeyse boş yatak kalmadı.

Bazı oteller rezervasyonları şimdiden kapattı. Yarıyıl tatili için paket programlar hazırlayan oteller, kişi başına 200 ila 400 TL arasında fiyat seçenekleri sunuyor. Her türlü etkinliğin yer aldığı programlarda yorucu bir dönemi geride bırakan öğrencilerin rahat bir nefes alması amaçlanıyor. Türkiye genelinde ilk ve orta eğitim kurumlarında okuyan yaklaşık 15 milyon öğrenci ile 600 bin öğretmen 22 Ocakta tatile girdi. 8 Şubata kadar sürecek tatil hem öğrenciler hem de aileleri için iyi bir dinlenme fırsatı oldu. Tatil ile birlikte yurt genelinde etkili olacak kar yağışı gözde kayak merkezlerine ilgiyi artırdı. Yurtdışından gelen kayak severleri ağırlayan oteller, yarıyıl tatili için özel paket programları hazırladı. Kar kalınlığının 1 metreye ulaştığı Uludağdaki otelciler, sezonu geç açmanın sıkıntısını yaşıyor. Kar yağışının geç kalması sebebiyle kötü günler geçirdiklerini kaydeden otelciler, yılbaşından sonra yarıyıl rezervasyonlarının da çok iyi olduğunu söyledi. Uludağ Otelciler Birliği Başkanı ve Genç Otel Sahibi Serdar Yazıcı, otellerdeki doluluk oranının yüzde yüzlere yaklaştığını açıkladı. Yazıcı, Son günlerde güzel bir kar yağışı oldu. Turistler de bu sebeple Uludağa akın etti. Şuanda oteller yüzde 80 doluluk yaşıyor, bu oran sömestr tatili ile birlikte yüzde 100e çıktı. Tatil nedeniyle şimdiden rezervasyonlar doldu. dedi. Tatil için 3-4 ve 5er günlük paket programlar hazırlandığını anlatan Yazıcı, fiyatların kişi başı 150 ila 250 arasında değiştiğini kaydetti. Uludağda genellikle ünlü isimleri ağırlayan Grand Yazıcı Oteli Müdürü Güray Büyükçakır ise geçen yıllara oranla daha iyi bir sezon yaşadıklarını aktardı. Otellerinde tam doluluk yaşandığını anlatan Büyükçakır, şöyle konuştu: Bizim için bu sezon birinci üniversite dönemi 17-21 Ocak, ikinci üniversite dönemi ise 24-28 Ocak tarihlerinde idi. Bu dönemde otelimiz tam doluluk yaşıyor. Bu tarihten sonraki dönemde ise normal sömestr dönemi başlıyor. Normal dönemde de büyük bir talep alıyoruz, rezervasyonlarımızın büyük bölümü tamamlandı. Sömestr tatili için; pazar-perşembe ve perşembe-pazar olarak paket programlar sattıklarını anlatan Büyükçakır, Sömestr tatili için 4güne 3 gün olmak üzere paket programlarımız var. Her şey dahil normal oda iki kişilik 590 TL olarak fiyatlarla satış yapılmakta. Normal günlerde hafta içi 350, hafta sonu ise 490 TLden iki kişilik fiyatlarımız var. Sömestr tatilinde bir hafta tatil için kişi başı 4 bin 130 TLyi gözden çıkarmak gerekiyor. şeklinde konuştu. Ağaoğlu My Resort Otel Önbüro Müdürü Murat Pınarcı da tatil için rezervasyonların büyük bir bölümünü kapattıklarını belirterek, şu bilgeleri verdi: Otelimizde sömestr tatilinin ilk haftası doldu, ikinci hafta ise bitmek üzere. Hafta içi pazar-perşembe her şey dahil kişi başı 210 TLden satışlar yapıyoruz. Hafta sonu da perşembe-pazar olarak kişi başı 250 TL olarak fiyatlandırdık. Pınarcı, sömestr tatilinde bir hafta tatil için kişi başı 1590 TLnin gözden çıkarılması gerektiğini kaydetti. Kar kalınlığının 1 metreyi bulduğu Palandökende de durum farklı değil. Rezervasyonların büyük çoğunluğunu şimdiden dolduran işletmeler ilgiden memnun. Palandöken Polat Rönesans Otel Satış Şefi Beyza Gödekmerdan, önceki dönemlere göre güzel bir sezon geçirdiklerine dikkat çekti. Sömestr tatilinin ilk haftası satışlarının tamamlandığı kaydeden Gödekmerdan, İkinci hafta için ise büyük rağbet var. Tili kapsamında, gecelik 210 TL ödenecek. şeklinde konuştu. Palandöken Dedeman Otel ise sömestr tatili için 7 kal, 6 öde paket programını hayata geçirdi. Bu kapsamda tatilciler kişi başı 300 TL para ödeyecek. Şu anda da büyük doluluk yaşayan otelde işletmeciler, satışların devam ettiğini bildirdi. Kar kalınlığının 1,5 metre yaklaştığı Sarıkamışta ise oteller neredeyse mart ayına kadar rezervasyonları bitirdi. Sarıkamış Çamkar Otel Genel Müdürü Kamuran Eroğlu, sömestr tatili için yüzde yüz doluluk yaşadıklarını belirterek, Yerlerimiz 5 Şubata kadar olan tamamen doldu. Mart ayında ise yüzde 80 doluluk oranına ulaştık. ifadesini kullandı. Sömestr için kampanya yaptıklarını aktaran Eroğlu, Sömestr tatili için bazı paket programlarımız var. Normalde 145 TL olan fiyatlarımız sömestrde kişi başı tam pansiyon 180 TL olacak. Ayrıca 0-6 yaş arasındaki çocuklar ücretsiz, 7 ve 12 yaş arasındakiler ise yüzde 50 indirimli. diye konuştu. Sarıkamış Toprak Otel Ön Büro Müdürü Nevzat Coşkun da yüzde 70 doluluk yaşadıklarını, sömestr tatili için ise rezervasyonları kapatma noktasına geldiklerini bildirdi. Tatilde yüzde 100 doluluk beklediklerini aktaran Coşkun, Tatili için fiyatlarımızda biraz artış yaptık. Şuanda 190 TL olan fiyatlarımız, sömestr tatilinde kişi başı tam pansiyon 230 TL olacak. şeklinde konuştu. Kartalkayada ise kar kalınlığı 7
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.01.2010
KayakmerkezleridolduKayak merkezleri doldu
Bakan Akdağ: Takdire şayan
Samanyolu Haber
23.01.2010
23:08
Sağlık Bakanı Recep Akdağ, İzmirin sağlık hizmetlerinde geldiği noktanın takdire şayan olduğunu söyledi.

İzmirde yapımı planlanan sağlık kampüsleri hakkında da bilgi veren Bakan Akdağ, Avrupanın en modern sağlık kampüslerinden birini Bayraklıda otoban tünellerinin üzerindeki alana yapacaklarını belirtti. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, İzmirde Sağlıkta Dönüşüm Programı İl Değerlendirme Toplantısına katıldı. Sağlık hizmeti veren özel ve resmi kuruluşlarının temsilcileriyle biraraya gelen Bakan Akdağ, İzmirin sağlık hizmetlerini masaya yatırarak geniş bir değerlendirme yaptıklarını söyledi. İzmirde 8i farklı illerden gelen 14 saha gözlemcisinin İl Sağlık Müdürlüğü ile 10 gün süren yoğun bir çalışma yaptığını ifade eden Bakan Akdağ, 7 yıllık süre sonunda sağlıkta dönüşüm programıyla İzmirin nereden nereye geldiğini tespit etmeye çalıştıklarını kaydetti. İzmirde sağlık hizmetlerinin geldiği noktanın takdire şayan olduğunun altını çizen Sağlık Bakanı Akdaş, Bu sebeple İzmirde sağlık hizmeti veren herkesi, hemşiresinden doktoruna kadar, özel ve üniversite hastane yöneticilerini tebrik ediyorum. İyi bir işbirliği ile bu şehirde çok güzel bir hava oluşmuş. Aile hekimliği de mükemmele yakın bir başarıyla uygulanıyor. dedi. İzmirde elde edilen sağlık göstergelerinin yüzlerini güldürdüğünü anlatan Akdağ, anne ölümlerinin yüz binde 11 civarında, bebek ölümlerinin yüz binde 8 civarında olduğu bilgisini vererek, bu oranların dünyanın en gelişmiş ülkelerindeki oranlarla benzeştiğini söyledi. Hastanede doğum oranının yüzde 99, aşılama oranlarının da yüzde 97 civarında olduğunu dile getiren Akdağ, koruyucu sağlık hizmetlerini mükemmel olarak değerlendirdi. Akdağ, 112 Acil Servis hizmetlerinin karadan ve havadan aksamadan yürütüldüğünü, 2002 yılına kıyasla hizmet arzında 4 kat atış olduğunu, bir vatandaşın yılda 8 defa doktorun karşısına çıktığını dile getirdi. İZMİRE SAĞLIK YATIRIMI 7 KAT ARTTI İzmirde son 7 yılda yapılan yatırımın 500 milyon liraya ulaştığını da anlatan Bakan Akdağ, İzmire 1997-2003 yılları arasında yaklaşık 50 milyon liralık sağlık yatırımı yapılmış, 2003-2009 yılları arasında sadece inşaat yatırımları 350 milyon lirayı buluyor. Bu ikisini birbiriyle kıyaslayın. Yaklaşık 7 kat yatırım yapmışız. Şu anda elimizde başlayıp da bitirilmeyen bir tane hastane, sağlık binası yok. Göreve geldiğimizde 10a yakın hastane binası yarım halde inşaat halinde beklemekteydi, bunların hepsini hizmete soktuk. dedi. Mart ayı itibariyle Buca Kadın Doğum ve Çocuk Hastalıkları Hastanesi ile Dikili, Kemalpaşa, Menemendeki hastanelerin açılacağı müjdesini veren Akdağ, daha sonra Tire Devlet Hastanesinin izleyeceğini söyledi. 2010 yılında Çiğlide 400 yataklı hastane için yapım ihalesine girişeceklerini, Bornovada da yapımı planlanan hastanenin ihalesini yapacaklarını söyledi. İki büyük sağlık kampüsüyle ilgili çalışmaları yürüttüklerini belirten Bakan Akdağ, Bunlardan biri Bayraklıda tünellerin üzerindeki olacak. Buraya 1300-1500 arasında yeni yatak yapacağız. Avrupanın en modern sağlık kampüslerinden birini inşaallah İzmire kavuşturmuş olacağız. Ayrıca Tepecik Hastanesi ve Göğüs Hastanesi çevresinde yeni bir kampüs alanı oluşturuyoruz. Orada işimiz biraz daha zor. Bir kısım binaları yıkarak yenilerini yapacağız, bir taraftan hizmete devam edeceğiz. şeklinde konuştu. İzmirdeki hastanelerde depreme karşı güçlendirme çalışmasının yapılıp yapılmadığının sorulması üzerine Sağlık Bakanı Akdağ, güçlendirme gerektirenlerin yerine yıkarak yenilerini yaptıklarını, bundan sonra da genel politikalalırın bu olacağını, İzmirde de bu şekilde yollarına devam edeceklerini söyledi. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
23.01.2010
BakanAkdağTakdireşayanBakan Akdağ Takdire şayan
Ak Parti'li vekil kırdı geçirdi...
Samanyolu Haber
25.10.2009
08:08
Muğlanın Bodrum ilçesinde bir engelli derneğini ziyaret eden Ak Partinin görme engelli Milletvekili Lokman Ayva, konuşmasında esprili yaklaşımları dernekte bulunanları güldürdü.

AK Parti İstanbul Milletvekili Lokman Ayva Bodrumda Yeni Ufuklar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneğini ziyaret etti. Binası Konacık beldesinde bulunan dernek ziyaretinde, dernek başkanı görme engelli Seher Kara tarafından karşılanan Milletvekili Ayvanın, beraberinde AK Parti ilçe teşkilatından bazı yöneticilerde yer aldı. Ziyaretten duyduğu memnuniyeti dile getiren Yeni Ufuklar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Seher Kara, milletvekiline engellilerin karşılaştıkları sorunlar hakkında tespit ve düşüncelerini içeren hazırladıkları metni verdi. Kara,milletvekili ile sohbetinde eğitim sorununun kendileri için birinci sorun olduğunu belirterek Eğitim konusunda maalesef bazı sıkıntıları hala aşamıyoruz. Kanun ve yönetmelikleri çıkarıyorsunuz sağ olun. Zamanla daha da iyi olacaktır. Ama bunu uygulama konusunda maalesef zaaflarımız var dedi. Konunun sosyolojik gelişimle ilgili bir mesele olduğunu söyleyen AK Parti İstanbul Milletvekili Lokman Ayva ise Kurallara uymanın daha güzel olduğunu göreceğiz. Ama ondan öncede gerçekten insanlara sıkıntı vermeyen,insanların hayatını kolaylaştıran kural koymayı öğreneceğiz. Güzel kural koyunca insanlar güzel bir şekilde uyuyorlar. Hakikaten kurala uyunca mutlu oluyorsak niye uymayalım dedi. Hepimiz insanız. Özürlü veya özürsüz, zengin yada fakir fark etmiyor diyen Milletvekili Lokman Ayva Her türlü farklılık bizim açımızdan ne övünmeye ne de yerilmeye konu olabilir. İnsanlar hele hele kendi kazandıkları ile övünseler daha iyi olacak. Siz özürsüz de olsanız bunla övünmeyin çünkü sizin yaptığınız bir hadise değil. Kadın olduk diye de erkek olduk diye de övünmeye gerek yok. Çünkü biz kazanmadık bu özellikleri. Doğuştan veya bir şekilde bu sıfatları aldık. Bizim burada övünebileceğimiz en önemli şey ne kadar erdemliyiz, ne kadar doğruyu yanlışı ayırabiliyoruz. Bizim temel insani yaklaşımımız,felsefi anlamda yaklaşımımız bu diye konuştu. Pratik anlamda, ihtiyaçlar anlamında yaklaşımlarında ise engellilerin sorunlarının ortaya çıkışında bazı noktalara temas eden Ayva şunları söyledi: Birincisi sistemin belli bir insana göre dizayn edilmiş olması. Yani yollar,kaldırımlar,binalar, kitaplar. Mesela lokantaya gidersiniz yemekler tuzu atılmış gelir. Halbuki tuz yememesi gereken insanlarda var dünyada. Yani pek çok boyutu olan bir mesele. O yönden bakınca farklı olmak adeta acı çekme gibidir. Mardinli Sultan diye bir arkadaş var. 2 metre 47 santimetre boyunda. O, ne uygun yatak bulabiliyor ne taksiye binebiliyor. Uzun boylu olmak kör olmaktan daha kötü bir şey. Allah kimseyi uzun boylu yapmasın. Dünyanın böyle bir standardı var. Bunu kınamamın, suç ilan etmenin bize bir faydası yok. Biz bunda, bu sistemi ne yaparız, esnekleştiririz. Hayatı genişletmek sistemi esnekleştirmek lazım ki herkesi kucaklasın. 2. si de şudur. İnsanlar farklı olanı ya çok uçta olumlu ya çok uçta olumsuz görüyor.Özürlüleri olumsuz görüyorlar ne diyorlar Acizdir 3. sü de başarmak istiyorsanız probleme ihtiyaç var. Problemsiz başarı olamaz. Eğer bir şeyde problem yoksa nasıl başarılı olacaksınız. Şöyle dününü ki, bin metrede rekor kırmak istiyorsunuz ama ortada bin metre koşacak alan yok Görme engelinden dolayı ailesinin bazı noktalarda endişe duyduğunu söyleyen Milletvekili Lokman Ayva,annesine şimdi kendisinin baktığını ve bundan mutlu olduğunu söyleyerek Bu zıtlıkların yaşanabileceğini hepimizin bilmesi lazım dedi. ENGELLİ OĞLUNUN EĞİTİMİ İÇİN DESTEK İSTEDİ. AK Parti Milletvekili Lokman Ayvanın ziyaretinde dernekte bulunan,oğlu görme engelli olan bir baba, oğlunun eğitimi konusunda destek istedi. İşi nedeni ile ilçeye geldiğini ve Göltürkbükü beldesine yerleştiği öğrenilen baba Ergün Kemal Kaygısız, 11 yaşındaki görme engelli oğlu Emre Kaygısızı istediği okula kayıt ettirmediğini, bazı yetkililerin ilgisiz kaldığını ve bu nedenle savcılığa suç duyusunda bulunduğunu belirttiği bazı evrakları milletvekiline verdi. MİLLETVEKİLİ GÜLDÜRDÜ AK Parti Milletvekili Lokman Ayva Bodrumdaki ziyaretindeki esprili yaklaşımları, dernekte bulunanlarla güldürdü. Kendiside gülen Ayva, Yeni Ufuklar Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği Başkanı Seher Karanın Temsili olarak size veriyorum dediği kağıda yazılı metni aldıktan sonra Çok okunaklı yazmamışsınız dedi. Sohbeti sırasında Ben okuyamadım, problemi çözmem arkadaşlar, ben Ankaraya pek uğramıyorum, görsem yaparım, gözümle görmediğim şeye inanmıyorum, görmediğimi bazen unutuyorum ifadelerini kullanan milletvekili Lokman Ayva beraberindekilerle birlikte kendisi de güldü. İHA
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.10.2009
AkPartilivekilkırdıgeçirdiAk Partili vekil kırdı geçirdi
Gül'den Sarkisyan'a bir jest daha
Samanyolu Haber
15.10.2009
15:00
Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün, Türkiye - Ermenistan milli maçı için Bursaya gelen Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyana oda jestinde bulunduğu ortaya çıktı.

Otel yetkilileri tarafından Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için 250 bin TLye özel olarak yaptırılan odanın daha büyük olduğunu öğrenen Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, odanın konuk Cumhurbaşkanı Sarkisyana verilmesini istedi. Sigara kullanan Sarkisyanın ise, duyduğu saygı nedeniyle ne otelde ne de odasında sigara içmedi belirtildi. Her iki cumhurbaşkanın maç öncesi ve sonrası konakladığı Almira Otel Genel Müdürü Ersin Yazıcı, Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan ve Abdullah Gülün kaldığı odaların kapılarını açtı. Cumhurbaşkanlarına ikram edilen yemekler hakkında bilgi de veren Yazıcı, ilginç detaylar anlattı. Ersin Yazıcı, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün, otelin 3. katında 301 nolu odada kaldığını ifade etti. Odanın içerisinde ayrı bir bölümde kurmayları ile görüşebileceği bir alan düzenlendiğini belirten Yazıcı, Abdullah Gülün, odadaki bütün elektronik eşyaların çıkartılmasını istediğini, televizyon dışında her şeyi çıkarttıklarını kaydetti. Yazıcı, oda içerisinde bir de hamam bulunduğunu fakat Gülün, yoğun programı sebebiyle bu hamamı kullanmaya vakit bulamadığını belirtti. ABDULLAH GÜL, KENDİ ODASINI SARKİSYANA VERDİ Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyanın ise 6. katta 601 nolu odada konakladığını vurgulayan Yazıcı, oda hakkında şu bilgileri verdi: Burası en güzel odamız. Jakuzi ve içerisinde televizyonumuz da var. Ancak o da yoğun programı nedeniyle jakuziyi kullanmadı. Aslında burası Sayın Cumhurbaşkanımızın kalacağı odaydı. Kendisini burada ağırlamak istiyorduk. Burası 3 ayrı odadan oluşuyor. Çok daha fazla özellikleri var. Ancak Sayın Cumhurbaşkanımız bu odanın diğer odadan daha büyük olduğunu öğrenince, misafiri Sarkisyana bu odayı verdi. Kendisi 75 metrekarelik odaya geçti. Sayın Sarkisyan da 100 küsür metrekarelik bu odada konakladı. 250 BİN LİRALIK ODA Bu odayı özellikle Abdullah Gülün geleciği kesinleşince kendisi için hazırladıklarını anlatan Yazıcı, şöyle devam etti: Ancak kendisinin inceliği ile ilk kez bu odada Sayın Sarkisyan kaldı. Bu lüks odanın ilk misafiri Sayın Abdullah Gülün jesti ile Sarkisyan oldu. Metrekaresi daha büyük. Odayı her şeyi ile yeniledik. Yatak örtüleri ipektir. Sehpalar gümüş baraktan yapılmıştır. Kapılar ve dolapların üzerindeki desenler tamamen el işçiliği. Bütün malzemelerimiz yurt dışından geldi ve yetiştirildi. Aslında bu oda 20 gün sonra bitirilecekti. Ancak bize 3 gün önce haber verilince bu odayı bitirmek için elimizden geleni yaptık. Gerek güvenliği olsun, gerekse konforu ile çok farklı bir oda. Bu odanın toplam maliyeti yaklaşık 250 milyarı buldu. Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyanın odaya geldiğinde ilk önce kurmayları ile toplantı yaptığını dile getiren Yazıcı, oda içerisinden başka bir odaya açılan kapının ardında ise güvenlik görevlilerinin hazır bulunduğunu belirtti. Yazıcı, Sarkisyanın, odada ilk geldiğinde yaklaşık 45 dakika, maçtan sonra da 30 dakika istirahat ettiğini kaydetti. Yazıcı, daha sonra kokteyle inen Sarkisyanı Abdullah Gülün yolcu ettiğini, ardından da odasında 30 dakika dinlenen Abdullah Gülün Ankaraya hareket ettiğini hatırlattı. SARKİSYAN OTELDE VE ODASINDA SİGARA İÇMEDİ Sarkisyana kullanmasına rağmen otelde ve odasında sigara içmediğini belirten Yazıcı, bunun da konuk Cumhurbaşkanının inceliğini ortaya koyduğunu dile getirdi. Sarkisyanın otel defterine Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan, 14.2009 yazarak imzaladığını belirten Yazıcı, defteri UEFA Başkanı Platininin de imzaladığını kaydetti. YEMEKTE PORTAKAL SUYU İÇTİLER Yazıcı, iki cumhurbaşkanına akşam yemeğinde ikram edilen yemekler hakkında da şu bilgileri verdi: Yemekte ilk başta bir düğün çorbası yendi. Daha sonra 3 çeşit zeytinyağlı tabağı aldılar. Ardından hepsine belli porsiyonla da iskender kebabı sunduk. Daha sonra çikolatalı pasta ve meyva verildi. Bunun dışında Türk kahvesini salonda almadılar. Baş başa almak istediler. Aşağı toplantı salonuna inerek Türk kahvesini başbaşa içtiler. Yemekte alkollü içeceklerimiz de mevcuttu. İçenler de oldu ama Sarkisyan ile Abdullah Gül sıkılmış portakal suyu içti. Sarkisyanın kurmaylarından beyaz ve kırmızı şarap içen oldu. OTEL, 2,5 KİLOMETRE MESAFEDEKİ İNSANI VURAN SİLAHLARLA KORUNDU Otelin çok sıkı güvenlik önlemleri ile korunduğunu vurgulayan Yazıcı, otelin çatısında konuşlandırılan snaypırlar hakkında ise şu bilgileri verdi: Otelimizin havuz katı bütün bölgeye hakimdir. Buraya snaypırlar yerleştirildi. Bunların 2,5 kilometreye kadar insanı kulağından vurabilen silahlarmış. Daha enteresanı, onları koruyan 2 ayrı polis daha vardı. Bunların ülkemizde olması bizi mutlu etti. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.10.2009
GüldenSarkisyanabirjestdahaGülden Sarkisyana bir jest daha
Eşinizi eve bağlamanın 15 sırrı
Samanyolu Haber
30.07.2009
08:42
Türk basınında bir ilk. Mehmet Paksu, ilk kez SMS yoluyla sorularınıza cevap veriyor.İşte bir soru ve Paksunun verdiği cevap;

Benim eşim işten gelince arkadaşlarının yanına gidiyor, benimle evliliği paylaşmıyor. Farkında değil. Ne yapmalıyım? Çok sorulan bir soru olduğu için bu konuyu biraz geniş ele almak istiyorum. Eşiniz eve gelmeden önce onu eve bağlayıcı yöntemler geliştirin. Bunda öncelikle aklınızı kullanın, ardından eş olmanın verdiği gizemli özelliğinizi fark ettirin. 1) Kadının erkeğe karşı en etkili hali tatlı dilidir, güler yüzüdür, tebessümüdür, gönül almasını bilmesidir, sıkıntısını paylaşmasıdır, eşi yüzüne bakınca içinin açılması, bir anda bütün yorgunluklarını atmasıdır. 2) Erkeği kadına bağlayan en güçlü sır, kadının müşfik halidir, annelik özelliği olan şefkatidir. Bu gücü iyi kullanın. Eşinizi sizinle vakit geçirmekten zevk alır hale getirin. Seninle birlikte olunca kendimi dünyanın en mutlu insanı olarak hissediyorum gibi sözleri yeri geldikçe dile getirin. 3) İmkânlarınız ölçüsünde sofrada çeşitleri arttırın. Erkeği eve bağlayan önemli vesilelerden biri de sevdiği yemeklerin sofrada olmasıdır. Yemek sonrası çay, kahve, kuru yemiş gibi şeyleri eksik etmeyin ki, karnı doyar doymaz gözü ayakkabısında olmasın. 4) Kitap okuma alışkanlığı edinmeye çalışın. Birkaç hikayeyi okuyun, aklınızda tutun, eve gelince çay içme esnasında anlatmaya çalışın. Hatta hikayenin başından biraz anlatın, gerisini kitaptan takip edin. Fakat bunu yaparken, eşinize ders verir vaziyete girmeyin. Hele dini konularda bir hoca gibi konuşmayı denemeyin. Yoksa hemen eşinizden Başıma hoca kesildin sözünü işitebilirsiniz. 5) Bazı radyo ve TV programlarının yayın akışını gözden geçirin. Seçtiğiniz programları birlikte dinlemeye, izlemeye çalışın. Arada sorular sorarak onun yorum yapmasını temin edin. Eşinizi programın içine çekin. 6) Zaman zaman evdeki eşyaları birlikte yer değiştirin. Oturduğunuz odaya, salona ve hatta yatak odanıza arada bir farklı ve değişik dizayn verin. Evde meşgul edin. 7) Evde yalnız kalınca canınızın sıkıldığını, daraldığınızı, huzursuz olduğunuzu, korktuğunuzu dile getirin. Birlikte olunca güven içinde mutlu ve huzurlu olduğunuzu söyleyin. 8) Arada bir komşu, akraba, eş dost ziyaretine gidin, onları davet edin, yakınlarınızla bir arada bulunmaya zaman ayırın. Özellikle eşinizin anne babası, kardeşleri gibi yakınlarına kapılarını açık tutun. Onları davet etmeyi teklif edin. 9) Bazı akşamlar gezmeye, alışverişe, dışarıda vakit geçirmeye, yemek yemeye çıkın, kısa metrajlı yürüyüşlerle birlikte olmaya çalışın. 10) Kendinizden, kendi sorunlarınızdan bahsetmeyin. Bir süreliğine eşinizin mutluluğuna kilitlenin. O mutlu olursa siz haliyle mutlu ve huzurlu olursunuz. 11) Şikâyetlerden uzak durun. Şikâyetçi bir görünüm sergilemeyin. Evdeki eksikleri, noksanlıkları, alınacakları, değiştirilmesi gereken eşyaları şimdilik gündeme getirmeyin. Özellikle erkekler masraf çıkarılmasından pek hoşlanmazlar. 12) Çocuklarınız varsa, çocukların eğitimi, yetiştirilmesi, sorunların çözümü, hayata hazırlanmaları gibi babaya düşen görevleri hatırlatarak sorumluluklar verin. 13) O gün akşama kadar nasıl vakit geçirdiğini, kimlerin gelip gittiğini sorun öğrenin. Türkiyede ve dünyada dikkatinizi çeken bazı olayları gündeme getirin, konuşun. 14) Çevrenizdeki bazı arkadaşlarınızdan bilgi alın, deneyimlerinden istifade edin. Bu arada imkanınız ölçüsünde profesyonel yardım alın. Son zamanlarda yayınlanan aile içi eğitimle ilgili kitaplara ulaşın. 15) Önümüzde Ramazan ayı var. Başta oruç olmak üzere, birlikte ibadet etme, manevi ihtiyaçları giderme gibi kalbi ihtiyaçlarınızı karşılamaya çalışın. Yeter ki, bu konuda kafa yorun, yeni stratejiler üretin. Gün geçtikçe kendi aile yapınız içinde daha farklı, daha çekici, eve bağlayıcı meşguliyetler bulabilirsiniz. Bütün mesele, eşinizin gecesini doldurmak, onu eve bağlamaya çalışmak, dışarı bağımlılığını azaltmak, hatta bitirmek olmalı...
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.07.2009
Eşinizievebağlamanın15sırrıEşinizi eve bağlamanın 15 sırrı
03:35 Seramik, artık yatak odasına da giriyor
Net Gazete
14.06.2009
03:33
Kütahya Seramik İç Anadolu Bölge Müdürü Mustafa Süleymanoğlu, İnsanoğlunun istekleri ve ihtiyaçları sürekli değişiyor. İhtiyaçlara cevap verebilmek için için mutlaka yeni ürünler geliştirmek ve piyasaya sunmak gerekiyor. Biz bu konuda çalışmalar yapıyoruz. Seramiği, banyo ve mutfaktan sonra yatak odalarında da yaygın hale getirmek istiyoruz. Çok farklı ürünler ve desenler var. Ekiplerimiz ciddi mesailer harcıyor dedi.
Net Gazete
Son Dakika
14.06.2009
0335Seramikartıkyatakodasınadagiriyor0335 Seramik artık yatak odasına da giriyor
KAPATMA DAHİL HER ŞEY MASADA!
Samanyolu Haber
24.05.2009
05:14
Nuh Gönültaştan Tek Türkiye vurgusu...

-Beyler! aylardır üzerinde uğraştığımız, bize eski konum ve gücümüzü sağlayacak, ülkeyi hem içeriden hem dışarıdan kuşatma altına alacak olan eylem planımız tuttu.

Bu ülkede herkes bilir ki Cumhurbaşkanı hakkında hukuki karar almak ve onu yargılamak o kadar kolay ve basit değildir. Tabii ki bunun anayasaya aykırı olduğunu biz de biliyoruz. Ama bu kararın alınması ve konuşulması çok önemli. Bu işin arkasından yapacağımız çok önemli hamleler var.

-Elbetteki var. Ama bu ülkede demokratik atılımların yapıldığı etnik problemlerin üzerine gidilip çözüme kavuşturulacağı an bizim devreye girmemizin zamanı ve siyaseti yeniden şekillendirmenin vakti olduğunu bilirsiniz.

-Bırakalım etnik problemlerde terörde çözüme yakın olduklarını düşünsünler. Umutlar yeşersin hedef yüksek tutulsun, Ama sonra çözüm yollarını bir bir yok ettiğimizde ortalık toz duman olacak...

-Bu da demek oluyor ki, eskiden olduğu gibi hareketli günler geliyor. Ekonomik hedefler, alt yapı tesisleri, günlük hayatı felç edecek saldırılar, sokak savaşı çıkartacak provokasyonlar, bunların hepsini çıkartacağız, o zaman çözüme nasıl yaklaşıldığını herkes görecek...

-Tabii ki herkes görecek. Hele bu ülkede sokak ve kardeş kanı aktıkça ülkede milliyetçilik damarı kabaracak ve istediğimiz partinin cazibe merkezi haline gelmesinin önü açılacak. Bundan sonra bölge partisinin üzerine gidilmesi ve tahrik edilmesinin önünü açacak olaylar çıkaralım ki bir daha bu bölgede milletvekili bile çıkaramasınlar. Oylar tekrar bizim kontrolümüze geçsin.

-Beyler beyler! Sürekli bunları dile getiriyorsunuz. Evet bazı yerlerde hala güçlü olduğunuzu anlıyorum, ama devlette süren uyum devam ederse hem sizler için hem de bizler için alarm sinyallerini çaldırır bu. Sadece hukuki kararlarla değil uyumu bozacak fitne ateşlerini yakmalıyız. Aynı düşünceden de olsa kadroların arasını açmalı ve ekipleşme ruhu aşılamalı.

-Biz onlar arasında fitne ateşi yakalım diyoruz ama asıl kendi içimizde çatlaklıklar ve gammazlamaların önüne geçemiyoruz. Bakın hakkımızda açılan davaya destek için yapılan mitingde rezil olduk. Sizden de katılım ve destek olmayınca insan toplayamadık. Önceleri yanımızda olan medyadan da desteğini çekenler oldu. Hatta haber alıp verdiğimiz adam bile yayın yapmadı. Haberci haber gönderiyor, alın her şeyimi ama çıkartın beni diyor.

-Efendim, beyefendi haklı. İçeriden hoş haberler gelmiyor. Sürekli taciz mesajları alıyoruz. Davayı halledin yoksa sizin için de burada yatak hazırladık diyorlar. Siz pazarlık diyorsunuz ama reis çok kararlı yanarım ama bu ülkenin insanını yakmam diyor. O zaman da biz yanarız, reis çok kararlı bizi yakmak için.

-Bu adamın kodlarını ve şifrelerini çözemedik. Bir işi bitirmeye kafayı taktı mı bitirene kadar gidiyor. Baksana bizim karanlık soğanı soyup kavurdu. Korktuğum tek adam bu. Onların mesajlarını çok ciddiye almayın. Onların bizim yerimize de yatsınlar. İçeride ölebilirler, kalp krizi geçirebilirler, susturun hepsini.

-Efendim bugünlerde çok konuşulan anayasa değişikliği mutlaka askıya alınmalı. Bizim hukukçular devreye girmeyecek mi? Anayasa değişikliği demek yapacağımız hamlelerin önünün kesilmesi ve bir daha iktidar yüzü görmemek ve ardından da hesap vermek demektir.

-Siz bu konuda endişe etmeyin. Bizim hukukçular açık kapalı mesajlar gönderiyor. Görün bakın birbiri ardına daha ne kararlar gelecek. Bunlar bir iki derken küçük atışlarla tansiyon ölçülecek, arkasından yıpratma hareketleri gelecek, böylece altı boş da olsa daha farklı konularda kararlar alındırılacak. Kapatma dahil her şey masada...

Efendim... Bununla beraber üst düzey kritik atamalarında zamanı yaklaşıyor. Kadrolaşmanın tam zamanı. Bizimle irtibatlı bazı adamlarımızla lobi faaliyeti yapıp aleyhimize çalışanlar hakkında medyamızda haberler yaptırarak onları yıpratıp kendi adamlarımızı gerekirse onlardanmış gibi gösterip bizim için en önemli yerlere gelmesini sağlayabiliriz. Mesela davanın görüldüğü yerler.

Evet haklısın. Şimdi iktidarın ve vatan evlatların aleyhine gözünü kırpmadan karar vereceklerin listesini yapıp onların atamalarını sağlamalıyız...
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.05.2009
KAPATMADAHİLHERŞEYMASADAKAPATMA DAHİL HER ŞEY MASADA
Erdoğan'ın bürokratik oligarşi isyanı
Samanyolu Haber
09.05.2009
22:54
Başbakan Erdoğan, Türkiyede bu bürokratik oligarşi olduğu sürece başarmak zor dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiyenin kalkınması için özel sektörün önüne bariyer çekilmemesi gerektiğini belirterek, (Bu ülkede taş üstüne taş koyanın başımız üstünde yeri var) dedik, biz yolları açtık. (Peki yüzde yüz başarılı oldunuz mu?) Hayır olamadık, çünkü Türkiyede bu bürokratik oligarşi olduğu sürece bunu başarmak zor dedi. Recep Tayyip Erdoğan, Sanko Holdinge ait Çatalca Rüzgar Enerjisi Santralinin açılışında yaptığı konuşmada, bugün Türkiye adına heyecan verici, umut verici bir tesisin açılışının yapıldığını söyledi. Bu tesisin yılda 220 milyon kilovat saat elektrik enerjisi üreteceğini ifade eden Erdoğan, ortalama 122 bin hanenin bir yıllık enerji ihtiyacını karşılayacağını kaydetti.

Türkiyenin en büyük rüzgar enerjisi santralinin hayırlı olmasını diliyorum diyen Erdoğan, dönen pervanelerin ve ayrıca geceleri ışıklı halinin farklı bir güzellik kattığını, iki hafta önce de Kemerburgazda Odayeri çöp gazından elektrik üretim tesisinin açılışını yaptığını hatırlattı. Erdoğan, o tesisin de Anadolu yakasındaki tesisle birlikte 42 megavat gücünde enerji ürettiğini belirtti.

Bu dönem enerjiye ciddi manada ağırlık verdiklerini, bir taraftan rüzgarı elektrik enerjisine dönüştürürken, diğer taraftan da çöpten ve güneşten enerji üretildiğini anlatan Erdoğan, Eskiden nehirlerimiz, ırmaklarımız hep akar giderdi. Onun için de bize, (Su akar Türk bakar) lafını yapıştırmışlardı. Şimdi biz bunu değiştirdik, (Su akar Türk yapar), bunu başardık diye konuştu. Başbakan Erdoğan, artık devasa barajların yapılır hale geldiğini vurguladı.

Eskiden barajların 7-8 yılda bitirilemediğini, bu sürenin 10 yıla kadar uzayabildiğini dile getiren Erdoğan, bu devri değiştirdiklerini, özel sektörün girdiği alanlardan devlet olarak çekildiklerini ve çekilmeye de devam ettiklerini belirtti.

DERDİMİZ, ÜZÜMÜ MİLLETLE YEMEK

Başbakan Erdoğan, Bizim derdimiz bağcı ile değil. Derdimiz, üzümü milletle yemek dedi. Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Özel sektör bunu hızla başarıyorsa, niçin bunun önüne bariyer çekiyoruz? (Bu ülkede taş üstüne taş koyanın başımız üstünde yeri var) dedik, biz yolları açtık. (Peki yüzde yüz başarılı oldunuz mu?) Hayır olamadık, çünkü Türkiyede bu bürokratik oligarşi olduğu sürece bunu başarmak zor. Tabii yarın medya yazacak, (Çözün bunu) diyecek. Dünyanın hiçbir yerinde yasama organları bunu çözememişler ki biz çözelim. Çünkü yine gelip takıldığı yer bürokratik oligarşi. Bunun çözülme yolu var, ama o da demokrasiyle bağdaşmıyor. Sıkıntı burada. Demokratik kurallar içinde bunu aşmanın gayreti içindeyiz. Erdoğan, onun için yatırım ajansı kurduklarını, kurmalarının tek sebebinin girişimciyi kapı kapı devlet dairelerinde dolaştırmamak, dosyasının ajans tarafından dolaştırılmasını sağlamak olduğunu kaydetti. Ajansı direkt kendisine bağladığını ve bakanlarına ajanstan gelen dosyayla ilgili problemleri hemen çözmeleri ve uygulamaya koymaları talimatını verdiğini ifade eden Erdoğan, tüm bunları yatırımları hızlandırmak için yaptıklarını söyledi.

ÖZELLEŞTİRMEYE İNANMAYAN BİR MANTIK VAR

Başbakan Erdoğan, konuşmasını şöyle sürdürdü:

Derdimiz şu; eğer Türkiye sanayi ve teknolojide büyük patlama yapacaksa, Cumhuriyetin 100. yıl dönümünde dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına girecekse, bunu başarmak zorundayız. Türkiyede sadece bürokratik oligarşi bariyer oluşturmuyor. Türkiyede özelleştirmeye inanmayan ve kabul etmeyen bir mantık var. Bu da siyasetin içinde, onlar da bariyer oluşturuyor. Çalışmayan, zarar eden, hantal devlet kuruluşları vardı. Bunları hep özelleştirdik. Ama bunlara birçok engeller konuldu. Nereden? Her yerden. Yargı da bu noktada bizi uğraştıran en önemli konulardan bir tanesi. İşte bakın araziler satılmıştır ihaleyle. Şu anda o arazileri aynı şekilde satmaya kalksanız, o paraları alamazsınız. Bir girişimci yatırım yapacak, ama bakıyorsunuz ki hop bariyer var önünde.

İstanbulun ciddi manada yatak kapasitesine ihtiyacı bulunduğunu, ancak buna da (Hayır, yapamazsın) denildiğini dile getiren Erdoğan, Peki nasıl olacak bu iş? Hani sen milletini, vatanını seviyordun. Vatanını, milletini sevmek adına bunu yapmak zorundasın arkadaş, yapacaksın şeklinde konuştu. Milletin kurumlarında görev alan herkesin, bir sıkıntı ve çözümsüzlük durumunda onu çözmek adına o makamda bulunduğunu belirten Erdoğan, Ama öyle anlar oluyor ki bakıyorsunuz çözmenin yollarını bulanlar var. Çözmenin değişik yollarını bulanlar var. Bunları duyduğumuz zaman da kahroluyoruz dedi.

CİDDİ MANADA ENERJİYE İHTİYAÇ VAR

Başbakan Erdoğan, milletçe bir seferberlik içinde olunması gerektiğini belirterek, buradaki 60 megavatlık tesisin çok önemli bir dinamizm oluşturduğunu, bir o kadarını daha buralarda kurabileceklerini kaydetti. Sanko Holding Yön
Samanyolu Haber
Son Dakika
09.05.2009
ErdoğanınbürokratikoligarşiisyanıErdoğanın bürokratik oligarşi isyanı
10 milyon kişi polen tehlikesi altında
Samanyolu Haber
31.03.2009
15:11
Havaların ısınmasıyla birlikte bitkilerin doğaya bırakacağı polenlerin 10 milyon kişiyi etkileyebileceği bildirildi.

Uludağ Üniversitesi (UÜ) Tıp Fakültesi Çocuk Alerji Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nihat Sapan, AA muhabirine yaptığı açıklamada, faaliyetlerine kış döneminde ara veren bitkilerin, bahar aylarında havaların ısınmasıyla birlikte tekrar canlandığını ve polenlerini bırakmaya başladığını söyledi.

Alerjik polenlerin toplumun yüzde 10-15ini etkilediği düşünüldüğünde yaklaşık 10 milyon kişinin alerjik yakınmalarda bulunacağını kaydeden Sapan, yani 10 milyon kişi polen alerjisi riski taşıyor. Polenler yüzünden burun kaşıntısı ve akıntısı, göz kızarması, kaşıntısı ve akıntısı, boğazda kaşıntı ile birlikte yorgunluk belirtileri, alerjik nezle gibi bulgular ortaya çıkacak. Bunlar, alerjisi olanları bir süre rahatsız edecek dedi.

Sapan, önce ağaçlar, ardından çayır bitkileri ve yabani otların polenlerini bırakarak duyarlı kişileri etkileyeceğini belirterek, şunları kaydetti:

Çocuklarda 4-5 yaşlarından önce görülmesi nadir olan polen alerjisi, erişkin döneminin en önemli alerjenlerindendir. Ülkemizde özellikle çayır, buğday, arpa, çavdar gibi bitki polenleri, Ege ve Marmara bölgelerinde zeytin ağacı polenleri çok alerjik olan cinslerdendir. Bunun yanında duvar sarmaşığı ismiyle anılan yapışkan ot polenleri de ısırgan otu polenleri ile birlikte önemli alerjik polenleri oluştururlar.

-POLENLERE KARŞI YAPILMASI GEREKENLER-

Polen alerjisi bulunanların bu mevsimde dikkatli olması gerektiğine dikkati çeken Sapan, şu önerilerde bulundu:

Ayakkabılar eve sokulmamalı, pencereler açık tutulmamalıdır. Eve girildiğinde yüz ve eller iyice yıkanmalı, elbiseler hemen çıkarılarak yıkanarak temizlenmelidir. Rüzgarlı günlerde eve gelindiğinde ilk iş olarak duş almak gerekir. Elbiseler olabildiğince dışarıda kurutulmamalıdır. Polen alerjisi olanlar pikniğe gitmemeli, dışarıda zaman geçirmek durumunda olanlar maske takmalıdır. Yüksek etkili filtresi bulunan (HEPA filtre) hava temizleyici cihazlar kullanılabilir. Yatak çarşafları ve yastık kılıfları düzenli olarak değiştirilmelidir. Halı ve kilimleri, haftada 2 kez makine ile süpürmek gerekir.

Sapan, çocuklar ile erişkinlerin alerjik belirtilerinin farklı olabileceğini, bu yüzden özellikle çocukların mutlaka alerji uzmanına götürülmesi gerektiğini sözlerine ekledi.


Samanyolu Haber
Son Dakika
31.03.2009
10milyonkişipolentehlikesialtında10 milyon kişi polen tehlikesi altında
Toplam "43" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti