Habergec.Com Aranan Kelimeler:bu da erkek cinayeti Değerlendirme: 10 / 10 777317
habergec.com
01.10.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bu da erkek cinayeti

Kadın cinayetlerinde bürokrasi-katil dayanışması
Zaman
06.07.2014
02:14
Geçtiğimiz hafta medyaya yansıyan beş kadın cinayeti işlendi. Haziran ayında 17, bir yıl içinde ise tam 600 kadın öldürüldü. Canını kurtarmak için polis koruması isteyen, kimlik bilgilerini değiştiren, yetmedi yaşadığı şehri terk eden, o da yetmeyince sığınma evine giden kadınlar...Hepsi henüz devlet tarafından tanımlanmayan ‘erkek terörü’ mağduru. Kadının hayat hakkına böylesine kasteden zihniyetin rehabilitesi uzun yıllar alacak bir umutsuz vaka. Bu vahşeti en acil şekilde engelleyebilecek mekanizma ise devlet ve yasalar. Ne dini değerlerin ne vicdanın ne de toplumun önüne geçebildiği cinayetlerin son bulması için beklentiler de bu yönde. Ancak uygulanmayan koruma kararları ve adaletsiz sonuçlanan cinayet davaları sebebiyle caydırıcı hiçbir unsurla karşılaşmayan erkekler, cinayet işlemeye devam ediyor. Adalet Bakanlığı, üç yıl önce kadın cinayetlerinin 2002’den beri yüzde 1400 arttığını açıkladıktan sonra bir dizi yasal düzenleme yapmıştı. Hiçbir azalma göstermeden devam eden cinayetler ise düzenlemelerin pek de işe yaramadığını gösteriyor. Uzmanlara göre ise asıl sorun yasaları uygulayan mekanizmalarda. Örneğin koruma isteyen kadına bir vali yardımcısı, “en fazla ölürsün, ölümden kaçış yok.” diyebiliyor. Nitekim valilikten bu cevabı alan Gülşah Aktürk, iki yıl önce sığındığı ailesinin yanında öldürülmüştü. Boşandığı eşi tarafından tehdit edildiğini söyleyen başka bir kadın ise polisin, “Sen de sürekli gelip bizi meşgul ediyorsun, dilekçe için harcadığımız kâğıtlara yazık.” cevabıyla karşılaşıyor. Şiddet gören kadının yanında devletin olmadığını gösteren en açık delil ise katillere verilen yetersiz cezalar. Örneğin eşini döverek öldüren adama davada takım elbise giydiği için ‘iyi hal’ indirimi veren hâkimler, kadın cinayeti davalarını takip eden herkesin malumu. Sivil toplum kuruluşlarının ortak talebi ise en azından mevcut yasaların düzgün uygulanması ve hâkimlerdeki kadın cinayetini basite alan zihniyetin değişmesi.Önlenemeyen bu gidişata dur demek için mücadele eden kuruluşlardan biri de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu. Kızı öldürülmüş ailelerle birlikte davalarını takip eden, Meclis’e çözüme yönelik önergeler sunan platformun genel temsilcisi Gülsüm Kav, kadının hak arama mücadelesinde devlet desteğinin önemine dikkat çekiyor. Onlara göre her gün tekrarlanan kadın cinayetlerinin yasada tanımlanması gerekiyor. Bu caydırıcı ceza ve devletin kadının yanında olması anlamına da geliyor. Uzun uğraşlar sonucunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın davalara kadın adına avukat göndermeye başladığını anlatan Kav, “Bu bile erkek adına caydırıcı olabiliyor. Boşandığı eşine karşı tehditler savuramıyor.” görüşünde. Onun gözlemine göre eskiden boşanma evresinde barıştırmak için çabalayan aileler, bugün kızının hayatını kurtarmaya çalışıyor. Hatta öldürülen kızından sonra bütün kadınlar için mücadele etme adına başka davaları takip eden aileler var. Platformu Türkiye’de feminist mücadele veren kurumlardan ayırt eden taraf da acı çeken bu ailelerin aralarına karışmaları. Derneğin kurucuları arasında kızını kaybetmiş aileler de var. Ve diğer davaların sonucunu etkin bir şekilde takip ediyorlar.Öldürüldüklerinde, koruma başvurusu çantalarından çıkıyor“Aslında neredeyse bütün kadın cinayetleri aynı hikâyeye sahip.” diyen Gülsüm Kav şöyle devam ediyor: “Öldürülen kadınlarımızın hemen hepsi boşandıktan sonra ekmek parası kazanmaya çalışıyor. Kendi onurunu koruma mücadelesinde can veriyor. Boşanmak istediğinde o ölüm tehdidini görüyor. Buna rağmen kararından vazgeçmiyor.” Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu da öncelikle bu tehditlere karşı koruma kanununun uygulanması için çalışıyor. Ancak yasalarla açıklanamayacak sayısız engel söz konusu. Örneğin korunma talebine aylar sonra cevap gelebiliyor. “Kadınlar öldürüldüğünde başvuru kâğıtları çantalarından çıkıyor.” diyen Gülsüm Kav, devleti bu konuda biraz daha kafa yormaya davet ediyor. Kadın cinayetleri incelendiğinde birçoğunun öldürülmeden önce koruma talebinde bulunması da Kav’ın sorusunu haklı çıkarır nitelikte.Bu ihmaller sonucunda kadın öldürüldüğünde ise en azından ceza kanununun adil uygulanması gündeme geliyor. Katilin cezasını hafifletmek için adeta bin dereden su getiren mahkemelerin en yaygın yöntemi haksız tahrik indirimi. Erkeğin iddia edeceği herhangi bir suçlamayı doğru kabul ederek uygulanan ceza indirimleri aileleri isyan ettiriyor. Suçlamalar ise genellikle öldürülen, kendini savunamayacak kadının onurunu zedeleyecek ‘namus’ meseleleri etrafında dönüyor. Yargıtay’ın son dönemde haksız tahrik indirimiyle verilen cezaları bozduğunu anlatan Kav, “Bu kez de pişmanlık indirimi devreye girdi. Hâkimler resmen katilin ceza
Zaman
En Çok Okunan
06.07.2014
Kadıncinayetlerindebürokrasi-katildayanışmasıKadın cinayetlerinde bürokrasi-katil dayanışması
Kadın cinayetlerinde bürokrasi-katil dayanışması
Zaman
06.07.2014
02:07
Geçtiğimiz hafta medyaya yansıyan beş kadın cinayeti işlendi. Haziran ayında 17, bir yıl içinde ise tam 600 kadın öldürüldü. Canını kurtarmak için polis koruması isteyen, kimlik bilgilerini değiştiren, yetmedi yaşadığı şehri terk eden, o da yetmeyince sığınma evine giden kadınlar...Hepsi henüz devlet tarafından tanımlanmayan ‘erkek terörü’ mağduru. Kadının hayat hakkına böylesine kasteden zihniyetin rehabilitesi uzun yıllar alacak bir umutsuz vaka. Bu vahşeti en acil şekilde engelleyebilecek mekanizma ise devlet ve yasalar. Ne dini değerlerin ne vicdanın ne de toplumun önüne geçebildiği cinayetlerin son bulması için beklentiler de bu yönde. Ancak uygulanmayan koruma kararları ve adaletsiz sonuçlanan cinayet davaları sebebiyle caydırıcı hiçbir unsurla karşılaşmayan erkekler, cinayet işlemeye devam ediyor. Adalet Bakanlığı, üç yıl önce kadın cinayetlerinin 2002’den beri yüzde 1400 arttığını açıkladıktan sonra bir dizi yasal düzenleme yapmıştı. Hiçbir azalma göstermeden devam eden cinayetler ise düzenlemelerin pek de işe yaramadığını gösteriyor. Uzmanlara göre ise asıl sorun yasaları uygulayan mekanizmalarda. Örneğin koruma isteyen kadına bir vali yardımcısı, “en fazla ölürsün, ölümden kaçış yok.” diyebiliyor. Nitekim valilikten bu cevabı alan Gülşah Aktürk, iki yıl önce sığındığı ailesinin yanında öldürülmüştü. Boşandığı eşi tarafından tehdit edildiğini söyleyen başka bir kadın ise polisin, “Sen de sürekli gelip bizi meşgul ediyorsun, dilekçe için harcadığımız kâğıtlara yazık.” cevabıyla karşılaşıyor. Şiddet gören kadının yanında devletin olmadığını gösteren en açık delil ise katillere verilen yetersiz cezalar. Örneğin eşini döverek öldüren adama davada takım elbise giydiği için ‘iyi hal’ indirimi veren hâkimler, kadın cinayeti davalarını takip eden herkesin malumu. Sivil toplum kuruluşlarının ortak talebi ise en azından mevcut yasaların düzgün uygulanması ve hâkimlerdeki kadın cinayetini basite alan zihniyetin değişmesi.Önlenemeyen bu gidişata dur demek için mücadele eden kuruluşlardan biri de Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu. Kızı öldürülmüş ailelerle birlikte davalarını takip eden, Meclis’e çözüme yönelik önergeler sunan platformun genel temsilcisi Gülsüm Kav, kadının hak arama mücadelesinde devlet desteğinin önemine dikkat çekiyor. Onlara göre her gün tekrarlanan kadın cinayetlerinin yasada tanımlanması gerekiyor. Bu caydırıcı ceza ve devletin kadının yanında olması anlamına da geliyor. Uzun uğraşlar sonucunda Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın davalara kadın adına avukat göndermeye başladığını anlatan Kav, “Bu bile erkek adına caydırıcı olabiliyor. Boşandığı eşine karşı tehditler savuramıyor.” görüşünde. Onun gözlemine göre eskiden boşanma evresinde barıştırmak için çabalayan aileler, bugün kızının hayatını kurtarmaya çalışıyor. Hatta öldürülen kızından sonra bütün kadınlar için mücadele etme adına başka davaları takip eden aileler var. Platformu Türkiye’de feminist mücadele veren kurumlardan ayırt eden taraf da acı çeken bu ailelerin aralarına karışmaları. Derneğin kurucuları arasında kızını kaybetmiş aileler de var. Ve diğer davaların sonucunu etkin bir şekilde takip ediyorlar.Öldürüldüklerinde, koruma başvurusu çantalarından çıkıyor“Aslında neredeyse bütün kadın cinayetleri aynı hikâyeye sahip.” diyen Gülsüm Kav şöyle devam ediyor: “Öldürülen kadınlarımızın hemen hepsi boşandıktan sonra ekmek parası kazanmaya çalışıyor. Kendi onurunu koruma mücadelesinde can veriyor. Boşanmak istediğinde o ölüm tehdidini görüyor. Buna rağmen kararından vazgeçmiyor.” Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu da öncelikle bu tehditlere karşı koruma kanununun uygulanması için çalışıyor. Ancak yasalarla açıklanamayacak sayısız engel söz konusu. Örneğin korunma talebine aylar sonra cevap gelebiliyor. “Kadınlar öldürüldüğünde başvuru kâğıtları çantalarından çıkıyor.” diyen Gülsüm Kav, devleti bu konuda biraz daha kafa yormaya davet ediyor. Kadın cinayetleri incelendiğinde birçoğunun öldürülmeden önce koruma talebinde bulunması da Kav’ın sorusunu haklı çıkarır nitelikte.Bu ihmaller sonucunda kadın öldürüldüğünde ise en azından ceza kanununun adil uygulanması gündeme geliyor. Katilin cezasını hafifletmek için adeta bin dereden su getiren mahkemelerin en yaygın yöntemi haksız tahrik indirimi. Erkeğin iddia edeceği herhangi bir suçlamayı doğru kabul ederek uygulanan ceza indirimleri aileleri isyan ettiriyor. Suçlamalar ise genellikle öldürülen, kendini savunamayacak kadının onurunu zedeleyecek ‘namus’ meseleleri etrafında dönüyor. Yargıtay’ın son dönemde haksız tahrik indirimiyle verilen cezaları bozduğunu anlatan Kav, “Bu kez de pişmanlık indirimi devreye girdi. Hâkimler resmen katilin ceza
Zaman
Ana Sayfa
06.07.2014
Kadıncinayetlerindebürokrasi-katildayanışmasıKadın cinayetlerinde bürokrasi-katil dayanışması
Türkiye'de suç patlaması yaşanıyor
Zaman
04.07.2014
02:09
Son dönemde gasp, soygun, cinayet ve cinnet vakalarında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Hemen her gün farklı bir ilden kadın cinayeti haberleri geliyor. Banka soygunları, basit sebeplerle başlayıp kanlı şekilde sonuçlanan kavgalar, silahlı çatışmalar ve gasp olayları neredeyse sıradanlaşmaya başladı. Sosyologlar, ülkede adeta toplumsal bir cinnet yaşandığı, şiddet diliyle siyasetçilerin de buna zemin hazırladığı uyarısında bulunuyor.Dün İstanbul, İzmir ve Adana’da şiddete uğrayan üç kadın, eşleri tarafından katledildi. Önceki gün Ankara’da bir polis iki kadını karakolun önünde güpegündüz vurarak öldürdü, meslektaşlarının vurduğu polis de hayatını kaybetti. 9 Haziran’da Edirne’de Rus, Azeri ve Gürcü mafyası arasındaki çatışmada bir polis şehit oldu. İstanbul’da döviz bürosu sahibi eski bir milletvekiline yönelik silahlı gasp girişiminde eşi ve kızı öldürüldü. Son aylarda asayiş olaylarında yaşanan hızlı artış tedirgin edici boyutlara ulaştı. Banka ve kuyumcu soygunları artarken hırsızlık patladı. Geçen yılki 1,49 milyon asayiş olayının dörtte birini hırsızlık oluşturdu, vaka sayısı 2008’de 256 bin iken 2013’te 447 bine çıktı. Beş ayda 100’ü aşkın cinnet olayında 400 kişi hayatını kaybetti. Suç oranlarındaki tırmanışı değerlendiren güvenlik uzmanı Prof. Dr. H.İbrahim Bahar, “17 Aralık’tan sonra emniyetteki operasyonlar, kurumsal hafızayı bitirdi. Yeni personel yetersiz.” dedi. Toplumun çok gerildiğini belirten sosyoloji profesörü Ferhat Kentel “Toplumsal cinnet yaşanıyor, siyasilerin tehditkâr söylemi de bunda etkili oluyor.” diye konuştu.Son 7 ayda İstanbul başta olmak üzere özellikle büyükşehirlerde adeta suç patlaması yaşanıyor. Türkiye’de geçen yıl yaşanan 1 milyon 491 bin 769 asayiş olayının yaklaşık dörtte birini hırsızlık suçu oluşturdu. İçişleri Bakanlığı verilerine göre hırsızlık vakaları 2008’de 256 bin 562, 2009’da 304 bin olurken 2013’te bu rakam 447 bine çıktı. Bunun 150 bini evden hırsızlık vakaları. Sadece İstanbul’da 2014’ün ilk beş ayında emniyet kayıtlarına giren hırsızlık vakası sayısı 10 bin. Bir o kadar olayın da kayıtlara girmediği ifade ediliyor. 2009-2012 yılları arasında, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, iletişim araçlarını kullanarak korkutma/ikna yoluyla nitelikli dolandırıcılık (para/kontör dolandırıcılığı) suçlarından 895 zanlı hakkında adli işlem yapıldı.Türkiye’de, 2009-2013 yılları arasında 1.611 kadın cinayeti işlendi. Zaman’ın açık kaynaklardan yaptığı derlemeye göre 2014 yılının ilk 5 ayında ise 200’ün üzerinde kadın öldürüldü. Bunlardan 8’i ise henüz 18 yaşına dahi girmemişti. Öldürülen her 2 kadından 1’inin katili eşleri. Diğer vakalarda ise faillerin büyük bölümü erkek arkadaşları, boşandığı eşleri ya da akrabaları. Hayatını kaybeden kadınların büyük bölümü ayrılmak ya da boşanmak istediği için öldürüldü. En acı istatistik ise ölen 21 kadının daha önce faili hakkında Emniyet birimlerine suç duyurusunda bulunmuş olmasıydı.Aynı dönemde yüzü aşkın cinnet vakası meydana geldi. Bu olaylarda yaklaşık 400 kişi hayatını kaybetti. Güvenlik uzmanları ve hukukçular, güvenlik zafiyeti ve önleyici emniyet hizmetlerindeki yetersizliğin adli olaylara, cinayet ve suça kapı aralandığını vurguluyor. Son dönemde güvenlik görevlilerine yönelik sürgün, tayin, mobbing, psikolojik baskı neticesi ilgili birimlerin çalışamaz hale gelmesinin bu artışta önemli rol oynadığına dikkat çekiliyor. Siyasetçilerin sert açıklamaları, toplumsal gerilim ve çatışmaların da bireylerin kimyasını bozduğu belirtiliyor.Ankara Strateji Enstitüsü Öğretim üyesi ve güvenlik uzmanı Prof. Dr. Halil İbrahim Bahar, “17 Aralık rüşvet operasyonundan sonra emniyet teşkilatında yapılan tayinler, operasyonel şubelerin içlerinin boşaltılması ve branş yönetmeliği değişikliği Emniyet’te kurumsal hafızanın dağıtılmasına yol açtı. Etkin şubeler tamamen boşaltıldı. Yeni atanan personel ise yetersiz ve deneyimsiz. Bu nedenle suç oranlarının artması çok normal ve kaçınılmaz.” diyor. Kapkaç olaylarında ciddi artış yaşandığını dile getiren Bahar, “Büyükşehirlerde gasp ve kapkaç gibi sıcak ve ani gelişen olaylarda Önleyici Hizmetler personeli anlık müdahalelerle suçluları olay yerinde yakalıyordu. Ancak son süreçte şube neredeyse tamamen kaldırıldı.” değerlendirmesini yapıyor.Emekli Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, 17 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrasında görevden almalarla birlikte polisin, suçluların üzerine gitmekte isteksiz olduğuna dikkat çekiyor. 17 Aralık sonrasında teşkilatta yapılan büyük tasfiyelerin polislerin dengesini bozduğunu belirten Emniyet kaynakları da, “Bundan dolayı kimse elini taşın altına koymuyor. Çünkü bir emniyet mensubu atandığı bir yerden bir hafta sonra tekrar alınabiliyor.&r
Zaman
En Çok Okunan
04.07.2014
TürkiyedesuçpatlamasıyaşanıyorTürkiyede suç patlaması yaşanıyor
Türkiye'de suç patlaması yaşanıyor
Zaman
04.07.2014
02:00
Son dönemde gasp, soygun, cinayet ve cinnet vakalarında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Hemen her gün farklı bir ilden kadın cinayeti haberleri geliyor. Banka soygunları, basit sebeplerle başlayıp kanlı şekilde sonuçlanan kavgalar, silahlı çatışmalar ve gasp olayları neredeyse sıradanlaşmaya başladı. Sosyologlar, ülkede adeta toplumsal bir cinnet yaşandığı, şiddet diliyle siyasetçilerin de buna zemin hazırladığı uyarısında bulunuyor.Dün İstanbul, İzmir ve Adana’da şiddete uğrayan üç kadın, eşleri tarafından katledildi. Önceki gün Ankara’da bir polis iki kadını karakolun önünde güpegündüz vurarak öldürdü, meslektaşlarının vurduğu polis de hayatını kaybetti. 9 Haziran’da Edirne’de Rus, Azeri ve Gürcü mafyası arasındaki çatışmada bir polis şehit oldu. İstanbul’da döviz bürosu sahibi eski bir milletvekiline yönelik silahlı gasp girişiminde eşi ve kızı öldürüldü. Son aylarda asayiş olaylarında yaşanan hızlı artış tedirgin edici boyutlara ulaştı. Banka ve kuyumcu soygunları artarken hırsızlık patladı. Geçen yılki 1,49 milyon asayiş olayının dörtte birini hırsızlık oluşturdu, vaka sayısı 2008’de 256 bin iken 2013’te 447 bine çıktı. Beş ayda 100’ü aşkın cinnet olayında 400 kişi hayatını kaybetti. Suç oranlarındaki tırmanışı değerlendiren güvenlik uzmanı Prof. Dr. H.İbrahim Bahar, “17 Aralık’tan sonra emniyetteki operasyonlar, kurumsal hafızayı bitirdi. Yeni personel yetersiz.” dedi. Toplumun çok gerildiğini belirten sosyoloji profesörü Ferhat Kentel “Toplumsal cinnet yaşanıyor, siyasilerin tehditkâr söylemi de bunda etkili oluyor.” diye konuştu.Son 7 ayda İstanbul başta olmak üzere özellikle büyükşehirlerde adeta suç patlaması yaşanıyor. Türkiye’de geçen yıl yaşanan 1 milyon 491 bin 769 asayiş olayının yaklaşık dörtte birini hırsızlık suçu oluşturdu. İçişleri Bakanlığı verilerine göre hırsızlık vakaları 2008’de 256 bin 562, 2009’da 304 bin olurken 2013’te bu rakam 447 bine çıktı. Bunun 150 bini evden hırsızlık vakaları. Sadece İstanbul’da 2014’ün ilk beş ayında emniyet kayıtlarına giren hırsızlık vakası sayısı 10 bin. Bir o kadar olayın da kayıtlara girmediği ifade ediliyor. 2009-2012 yılları arasında, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, iletişim araçlarını kullanarak korkutma/ikna yoluyla nitelikli dolandırıcılık (para/kontör dolandırıcılığı) suçlarından 895 zanlı hakkında adli işlem yapıldı.Türkiye’de, 2009-2013 yılları arasında 1.611 kadın cinayeti işlendi. Zaman’ın açık kaynaklardan yaptığı derlemeye göre 2014 yılının ilk 5 ayında ise 200’ün üzerinde kadın öldürüldü. Bunlardan 8’i ise henüz 18 yaşına dahi girmemişti. Öldürülen her 2 kadından 1’inin katili eşleri. Diğer vakalarda ise faillerin büyük bölümü erkek arkadaşları, boşandığı eşleri ya da akrabaları. Hayatını kaybeden kadınların büyük bölümü ayrılmak ya da boşanmak istediği için öldürüldü. En acı istatistik ise ölen 21 kadının daha önce faili hakkında Emniyet birimlerine suç duyurusunda bulunmuş olmasıydı.Aynı dönemde yüzü aşkın cinnet vakası meydana geldi. Bu olaylarda yaklaşık 400 kişi hayatını kaybetti. Güvenlik uzmanları ve hukukçular, güvenlik zafiyeti ve önleyici emniyet hizmetlerindeki yetersizliğin adli olaylara, cinayet ve suça kapı aralandığını vurguluyor. Son dönemde güvenlik görevlilerine yönelik sürgün, tayin, mobbing, psikolojik baskı neticesi ilgili birimlerin çalışamaz hale gelmesinin bu artışta önemli rol oynadığına dikkat çekiliyor. Siyasetçilerin sert açıklamaları, toplumsal gerilim ve çatışmaların da bireylerin kimyasını bozduğu belirtiliyor.Ankara Strateji Enstitüsü Öğretim üyesi ve güvenlik uzmanı Prof. Dr. Halil İbrahim Bahar, “17 Aralık rüşvet operasyonundan sonra emniyet teşkilatında yapılan tayinler, operasyonel şubelerin içlerinin boşaltılması ve branş yönetmeliği değişikliği Emniyet’te kurumsal hafızanın dağıtılmasına yol açtı. Etkin şubeler tamamen boşaltıldı. Yeni atanan personel ise yetersiz ve deneyimsiz. Bu nedenle suç oranlarının artması çok normal ve kaçınılmaz.” diyor. Kapkaç olaylarında ciddi artış yaşandığını dile getiren Bahar, “Büyükşehirlerde gasp ve kapkaç gibi sıcak ve ani gelişen olaylarda Önleyici Hizmetler personeli anlık müdahalelerle suçluları olay yerinde yakalıyordu. Ancak son süreçte şube neredeyse tamamen kaldırıldı.” değerlendirmesini yapıyor.Emekli Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, 17 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrasında görevden almalarla birlikte polisin, suçluların üzerine gitmekte isteksiz olduğuna dikkat çekiyor. 17 Aralık sonrasında teşkilatta yapılan büyük tasfiyelerin polislerin dengesini bozduğunu belirten Emniyet kaynakları da, “Bundan dolayı kimse elini taşın altına koymuyor. Çünkü bir emniyet mensubu atandığı bir yerden bir hafta sonra tekrar alınabiliyor.&r
Zaman
Güncel
04.07.2014
TürkiyedesuçpatlamasıyaşanıyorTürkiyede suç patlaması yaşanıyor
Türkiye'de suç patlaması yaşanıyor
Zaman
04.07.2014
02:00
Son dönemde gasp, soygun, cinayet ve cinnet vakalarında gözle görülür bir artış yaşanıyor. Hemen her gün farklı bir ilden kadın cinayeti haberleri geliyor. Banka soygunları, basit sebeplerle başlayıp kanlı şekilde sonuçlanan kavgalar, silahlı çatışmalar ve gasp olayları neredeyse sıradanlaşmaya başladı. Sosyologlar, ülkede adeta toplumsal bir cinnet yaşandığı, şiddet diliyle siyasetçilerin de buna zemin hazırladığı uyarısında bulunuyor.Dün İstanbul, İzmir ve Adana’da şiddete uğrayan üç kadın, eşleri tarafından katledildi. Önceki gün Ankara’da bir polis iki kadını karakolun önünde güpegündüz vurarak öldürdü, meslektaşlarının vurduğu polis de hayatını kaybetti. 9 Haziran’da Edirne’de Rus, Azeri ve Gürcü mafyası arasındaki çatışmada bir polis şehit oldu. İstanbul’da döviz bürosu sahibi eski bir milletvekiline yönelik silahlı gasp girişiminde eşi ve kızı öldürüldü. Son aylarda asayiş olaylarında yaşanan hızlı artış tedirgin edici boyutlara ulaştı. Banka ve kuyumcu soygunları artarken hırsızlık patladı. Geçen yılki 1,49 milyon asayiş olayının dörtte birini hırsızlık oluşturdu, vaka sayısı 2008’de 256 bin iken 2013’te 447 bine çıktı. Beş ayda 100’ü aşkın cinnet olayında 400 kişi hayatını kaybetti. Suç oranlarındaki tırmanışı değerlendiren güvenlik uzmanı Prof. Dr. H.İbrahim Bahar, “17 Aralık’tan sonra emniyetteki operasyonlar, kurumsal hafızayı bitirdi. Yeni personel yetersiz.” dedi. Toplumun çok gerildiğini belirten sosyoloji profesörü Ferhat Kentel “Toplumsal cinnet yaşanıyor, siyasilerin tehditkâr söylemi de bunda etkili oluyor.” diye konuştu.Son 7 ayda İstanbul başta olmak üzere özellikle büyükşehirlerde adeta suç patlaması yaşanıyor. Türkiye’de geçen yıl yaşanan 1 milyon 491 bin 769 asayiş olayının yaklaşık dörtte birini hırsızlık suçu oluşturdu. İçişleri Bakanlığı verilerine göre hırsızlık vakaları 2008’de 256 bin 562, 2009’da 304 bin olurken 2013’te bu rakam 447 bine çıktı. Bunun 150 bini evden hırsızlık vakaları. Sadece İstanbul’da 2014’ün ilk beş ayında emniyet kayıtlarına giren hırsızlık vakası sayısı 10 bin. Bir o kadar olayın da kayıtlara girmediği ifade ediliyor. 2009-2012 yılları arasında, ‘suç işlemek amacıyla örgüt kurmak, iletişim araçlarını kullanarak korkutma/ikna yoluyla nitelikli dolandırıcılık (para/kontör dolandırıcılığı) suçlarından 895 zanlı hakkında adli işlem yapıldı.Türkiye’de, 2009-2013 yılları arasında 1.611 kadın cinayeti işlendi. Zaman’ın açık kaynaklardan yaptığı derlemeye göre 2014 yılının ilk 5 ayında ise 200’ün üzerinde kadın öldürüldü. Bunlardan 8’i ise henüz 18 yaşına dahi girmemişti. Öldürülen her 2 kadından 1’inin katili eşleri. Diğer vakalarda ise faillerin büyük bölümü erkek arkadaşları, boşandığı eşleri ya da akrabaları. Hayatını kaybeden kadınların büyük bölümü ayrılmak ya da boşanmak istediği için öldürüldü. En acı istatistik ise ölen 21 kadının daha önce faili hakkında Emniyet birimlerine suç duyurusunda bulunmuş olmasıydı.Aynı dönemde yüzü aşkın cinnet vakası meydana geldi. Bu olaylarda yaklaşık 400 kişi hayatını kaybetti. Güvenlik uzmanları ve hukukçular, güvenlik zafiyeti ve önleyici emniyet hizmetlerindeki yetersizliğin adli olaylara, cinayet ve suça kapı aralandığını vurguluyor. Son dönemde güvenlik görevlilerine yönelik sürgün, tayin, mobbing, psikolojik baskı neticesi ilgili birimlerin çalışamaz hale gelmesinin bu artışta önemli rol oynadığına dikkat çekiliyor. Siyasetçilerin sert açıklamaları, toplumsal gerilim ve çatışmaların da bireylerin kimyasını bozduğu belirtiliyor.Ankara Strateji Enstitüsü Öğretim üyesi ve güvenlik uzmanı Prof. Dr. Halil İbrahim Bahar, “17 Aralık rüşvet operasyonundan sonra emniyet teşkilatında yapılan tayinler, operasyonel şubelerin içlerinin boşaltılması ve branş yönetmeliği değişikliği Emniyet’te kurumsal hafızanın dağıtılmasına yol açtı. Etkin şubeler tamamen boşaltıldı. Yeni atanan personel ise yetersiz ve deneyimsiz. Bu nedenle suç oranlarının artması çok normal ve kaçınılmaz.” diyor. Kapkaç olaylarında ciddi artış yaşandığını dile getiren Bahar, “Büyükşehirlerde gasp ve kapkaç gibi sıcak ve ani gelişen olaylarda Önleyici Hizmetler personeli anlık müdahalelerle suçluları olay yerinde yakalıyordu. Ancak son süreçte şube neredeyse tamamen kaldırıldı.” değerlendirmesini yapıyor.Emekli Cumhuriyet Savcısı Sacit Kayasu, 17 Aralık yolsuzluk operasyonu sonrasında görevden almalarla birlikte polisin, suçluların üzerine gitmekte isteksiz olduğuna dikkat çekiyor. 17 Aralık sonrasında teşkilatta yapılan büyük tasfiyelerin polislerin dengesini bozduğunu belirten Emniyet kaynakları da, “Bundan dolayı kimse elini taşın altına koymuyor. Çünkü bir emniyet mensubu atandığı bir yerden bir hafta sonra tekrar alınabiliyor.&r
Zaman
Ana Sayfa
04.07.2014
TürkiyedesuçpatlamasıyaşanıyorTürkiyede suç patlaması yaşanıyor
1 günde 3 kadın cinayeti
Zaman
03.07.2014
11:54
Türkiye, güne 3 ayrı yerdeki kadın cinayetleriyle uyandı. İlk haber İstanbul Sancaktepeden geldi. Ali Murat Kazankaya (43), kendisinden boşanmak isteyen eşi Sibel Kazankayayı (36) silahla öldürdükten sonra birkaç sokak ötede aracının içinde aynı silahla intihar etti. İzmirin Bornova ilçesindeki olayda ise 34 yaşındaki Ayhan Aslan, bir süre önce kendisiyle tartıştıktan sonra 5 çocuğu ile ağabeyinin yanına giden eşi, 27 yaşındaki Şadiye Aslanı barışmak için alıp eve götürdükten sonra tabancayla öldürdü. Son haber ise Adanadan: 2 ay önce kocasının 2. kattan atıp yaralanması nedeniyle koruma isteyen 34 yaşındaki Dilek Balsak, bu isteğini eşinin tehdidi ile iptal ettirmenin bedelini canı ile ödedi. Kayıplara karışan katil zanlısı eşi 38 yaşındaki İhsan Balsak akrabalarını arayıp cinayeti itiraf etti.EŞİNİ ÖLDÜRÜP İNTİHAR ETTİSancaktepede Ali Murat Kazankaya (43), kendisinden boşanmak isteyen eşi Sibel Kazankayayı (36) silahla öldürdükten sonra birkaç sokak ötede aracının içinde aynı silahla intihar etti.Olay, Sancaktepede saat 08.00 sıralarında meydana geldi. İşe gitmek için evinden çıkan Sibel Kazankaya, Ankara Caddesinde yürüyordu. Kazankayayı takip eden eşi Ali Murat Kazankaya, 34 GM 2731 plakalı aracını durdurup aşağı indi. Silahını elindeki montun içine saklayan Ali Murat Kazankaya arkadan yaklaştığı Sibel Kazankayanın boynuna sarıldı. Tabancayı eşinin ağzına dayayan Ali Murat Kazankaya bir el ateş etti. Sibel Kazankaya olduğu yere yığılırken Ali Murat Kazankaya aracına binip uzaklaştı. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri tüm müdahalelere rağmen Sibel Kazankayayı kurtaramadı. Olay yerinde Sibel Kazankayadan geriye çantası kaldı.İNTİHAR ETTİPolis plakası alınan aracı çevrede aramaya başladı. Bir saat süren aramanın ardından 34 GM 2731 plakalı araç birkaç sokak ötedeki Gelincik Sokakta bulundu. Katil zanlısı eş Ali Murat Kazankayanın aracın içinde eşini öldürdüğü tabancayla intihar ettiği belirlendi. Sibel Kazankaya ile Ali Murat Kazankayanın cenazeleri, yapılan incelemelerin ardından olay yerinden kaldırıldı.15 yıllık evli Ali Murat Kazankaya ile Sibel Kazankayanın bir erkek çocuklarının olduğu, Ali Murat Kazankayanın elektrik işiyle uğraştığı öldürdüğü eşinin bir tekstil şirketinde çalıştığı öğrenildi. İkili arasında uzun süredir şiddetli geçimsizlik yaşandığı, bu yüzden Sibel Kazankayanın geçimsizlikten dolayı iki aydır eşinden ayrı yaşadığı öğrenildi. Sibel Kazankayanın eşinden boşanmayı istediği ancak Ali Murat Kazankayanın buna karşı çıktığı, en son dün çift arasında tartışma yaşandığı öne sürüldü.Olayla igili soruşturma devam ediyor.EŞİNİ ÖLDÜRDÜ, KAPININ ÖNÜNDE SİGARA İÇİP POLİSLERİN GELMESİNİ BEKLEDİİzmirin Bornova İlçesinde 34 yaşındaki Ayhan Aslan, bir süre önce kendisiyle tartıştıktan sonra 5 çocuğu ile ağabeyinin yanına giden eşi, 27 yaşındaki Şadiye Aslanı barışmak için alıp eve götürdükten sonra tabancayla öldürdü. Şadiye Aslanın henüz 14 yaşındayken Ayhan Aslan ile kaçarak evlendiği, çocuklarının da en küçüğünün 4 aylık en büyüğünün ise 9 yaşında olduğu belirlendi.Döküm fabrikasında işçi Ayhan Aslan, ailevi nedenlerden dolayı eşi Şadiye Aslan ile tartıştı. Tartışma üzerine, Şadiye Aslan ağabeyinden, gelip kendisini almasını istedi. 5 çocuğuyla ağabeyinin yanına sığınan Şadiye Aslan, barışmak için dün ağabeyinin evine gelen eşi Ayhan Aslan ile konuşup Altındağ Semti 4 bin 400üncü Sokaktaki evlerine döndü. Aslan, bugün saat 05.00te eşi Şadiye Aslanın sosyal paylaşım sitesindeki kişisel hesabı nedeniyle tartışmaya başladı.ÇOCUKLARININ GÖZÜ ÖNÜNDE KURŞUN YAĞDIRDITartışmanın büyümesi üzerine Ayhan Aslan, evdeki tabancayı alarak çocuklarının gözü önünde eşi Şadiye Aslana ateş etmeye başladı. Vücuduna isabet eden çok sayıda kurşunla ağır yaralanan kadın kanlar içinde yere yığılırken, eşi Ayhan Aslan, sokağa çıkıp sigara yaktıktan sonra kapının önünde polisin gelmesini bekledi. Silah sesleri üzerine çevredekilerin haber vermesi üzerine sevk edilen polis ve sağlık görevlileri, Şadiye Aslanın öldüğünü belirledi. Polis ekiplerine olayda kullandığı tabancayı verip teslim olan Aslan, gözaltına alınırken, ifadesinde, eşinin kendisini aldattığını öne sürerken, tartışmanın da bu nedenle çıktığını iddia etti.ÇOCUK GELİN ÇIKTIOlay sırasında evde bulunan en küçüğü 4 aylık, en büyüğü 9 yaşında olan 5 çocuk yaşadıkları şoku uzun süre üzerlerinden atamadı. Talihsiz çocuklara komşuları sahip çıkarken, Şadiye Aslanın henüz 14 yaşındayken eşine kaçtığı ve 18 yaşına gelince de resmi nikah kıydırdıkları belirlendi. Polisin olayla ilgili başlattığı soruşturma sürüyor.KORUMA TALEBİNİ GERİ ÇEKTİRDİĞİ EŞİNİ ÖLDÜRDÜAdanada 2 ay önce eşi 38 yaşındaki İhsan Balsak tarafından 2nci kattan atılıp yaralanması nedeniyle koruma isteyen 34 yaşındaki Dilek Balsak, bu isteğini eşinin tehdidi ile iptal ettirmenin bedelini canıyla ödedi. Genç kadın
Zaman
Güncel
03.07.2014
1günde3kadıncinayeti1 günde 3 kadın cinayeti
1 günde 3 kadın cinayeti
Zaman
03.07.2014
11:54
Türkiye, güne 3 ayrı yerdeki kadın cinayetleriyle uyandı. İlk haber İstanbul Sancaktepeden geldi. Ali Murat Kazankaya (43), kendisinden boşanmak isteyen eşi Sibel Kazankayayı (36) silahla öldürdükten sonra birkaç sokak ötede aracının içinde aynı silahla intihar etti. İzmirin Bornova ilçesindeki olayda ise 34 yaşındaki Ayhan Aslan, bir süre önce kendisiyle tartıştıktan sonra 5 çocuğu ile ağabeyinin yanına giden eşi, 27 yaşındaki Şadiye Aslanı barışmak için alıp eve götürdükten sonra tabancayla öldürdü. Son haber ise Adanadan: 2 ay önce kocasının 2. kattan atıp yaralanması nedeniyle koruma isteyen 34 yaşındaki Dilek Balsak, bu isteğini eşinin tehdidi ile iptal ettirmenin bedelini canı ile ödedi. Kayıplara karışan katil zanlısı eşi 38 yaşındaki İhsan Balsak akrabalarını arayıp cinayeti itiraf etti.EŞİNİ ÖLDÜRÜP İNTİHAR ETTİSancaktepede Ali Murat Kazankaya (43), kendisinden boşanmak isteyen eşi Sibel Kazankayayı (36) silahla öldürdükten sonra birkaç sokak ötede aracının içinde aynı silahla intihar etti.Olay, Sancaktepede saat 08.00 sıralarında meydana geldi. İşe gitmek için evinden çıkan Sibel Kazankaya, Ankara Caddesinde yürüyordu. Kazankayayı takip eden eşi Ali Murat Kazankaya, 34 GM 2731 plakalı aracını durdurup aşağı indi. Silahını elindeki montun içine saklayan Ali Murat Kazankaya arkadan yaklaştığı Sibel Kazankayanın boynuna sarıldı. Tabancayı eşinin ağzına dayayan Ali Murat Kazankaya bir el ateş etti. Sibel Kazankaya olduğu yere yığılırken Ali Murat Kazankaya aracına binip uzaklaştı. İhbar üzerine olay yerine gelen sağlık ekipleri tüm müdahalelere rağmen Sibel Kazankayayı kurtaramadı. Olay yerinde Sibel Kazankayadan geriye çantası kaldı.İNTİHAR ETTİPolis plakası alınan aracı çevrede aramaya başladı. Bir saat süren aramanın ardından 34 GM 2731 plakalı araç birkaç sokak ötedeki Gelincik Sokakta bulundu. Katil zanlısı eş Ali Murat Kazankayanın aracın içinde eşini öldürdüğü tabancayla intihar ettiği belirlendi. Sibel Kazankaya ile Ali Murat Kazankayanın cenazeleri, yapılan incelemelerin ardından olay yerinden kaldırıldı.15 yıllık evli Ali Murat Kazankaya ile Sibel Kazankayanın bir erkek çocuklarının olduğu, Ali Murat Kazankayanın elektrik işiyle uğraştığı öldürdüğü eşinin bir tekstil şirketinde çalıştığı öğrenildi. İkili arasında uzun süredir şiddetli geçimsizlik yaşandığı, bu yüzden Sibel Kazankayanın geçimsizlikten dolayı iki aydır eşinden ayrı yaşadığı öğrenildi. Sibel Kazankayanın eşinden boşanmayı istediği ancak Ali Murat Kazankayanın buna karşı çıktığı, en son dün çift arasında tartışma yaşandığı öne sürüldü.Olayla igili soruşturma devam ediyor.EŞİNİ ÖLDÜRDÜ, KAPININ ÖNÜNDE SİGARA İÇİP POLİSLERİN GELMESİNİ BEKLEDİİzmirin Bornova İlçesinde 34 yaşındaki Ayhan Aslan, bir süre önce kendisiyle tartıştıktan sonra 5 çocuğu ile ağabeyinin yanına giden eşi, 27 yaşındaki Şadiye Aslanı barışmak için alıp eve götürdükten sonra tabancayla öldürdü. Şadiye Aslanın henüz 14 yaşındayken Ayhan Aslan ile kaçarak evlendiği, çocuklarının da en küçüğünün 4 aylık en büyüğünün ise 9 yaşında olduğu belirlendi.Döküm fabrikasında işçi Ayhan Aslan, ailevi nedenlerden dolayı eşi Şadiye Aslan ile tartıştı. Tartışma üzerine, Şadiye Aslan ağabeyinden, gelip kendisini almasını istedi. 5 çocuğuyla ağabeyinin yanına sığınan Şadiye Aslan, barışmak için dün ağabeyinin evine gelen eşi Ayhan Aslan ile konuşup Altındağ Semti 4 bin 400üncü Sokaktaki evlerine döndü. Aslan, bugün saat 05.00te eşi Şadiye Aslanın sosyal paylaşım sitesindeki kişisel hesabı nedeniyle tartışmaya başladı.ÇOCUKLARININ GÖZÜ ÖNÜNDE KURŞUN YAĞDIRDITartışmanın büyümesi üzerine Ayhan Aslan, evdeki tabancayı alarak çocuklarının gözü önünde eşi Şadiye Aslana ateş etmeye başladı. Vücuduna isabet eden çok sayıda kurşunla ağır yaralanan kadın kanlar içinde yere yığılırken, eşi Ayhan Aslan, sokağa çıkıp sigara yaktıktan sonra kapının önünde polisin gelmesini bekledi. Silah sesleri üzerine çevredekilerin haber vermesi üzerine sevk edilen polis ve sağlık görevlileri, Şadiye Aslanın öldüğünü belirledi. Polis ekiplerine olayda kullandığı tabancayı verip teslim olan Aslan, gözaltına alınırken, ifadesinde, eşinin kendisini aldattığını öne sürerken, tartışmanın da bu nedenle çıktığını iddia etti.ÇOCUK GELİN ÇIKTIOlay sırasında evde bulunan en küçüğü 4 aylık, en büyüğü 9 yaşında olan 5 çocuk yaşadıkları şoku uzun süre üzerlerinden atamadı. Talihsiz çocuklara komşuları sahip çıkarken, Şadiye Aslanın henüz 14 yaşındayken eşine kaçtığı ve 18 yaşına gelince de resmi nikah kıydırdıkları belirlendi. Polisin olayla ilgili başlattığı soruşturma sürüyor.KORUMA TALEBİNİ GERİ ÇEKTİRDİĞİ EŞİNİ ÖLDÜRDÜAdanada 2 ay önce eşi 38 yaşındaki İhsan Balsak tarafından 2nci kattan atılıp yaralanması nedeniyle koruma isteyen 34 yaşındaki Dilek Balsak, bu isteğini eşinin tehdidi ile iptal ettirmenin bedelini canıyla ödedi. Genç kadın
Zaman
Ana Sayfa
03.07.2014
1günde3kadıncinayeti1 günde 3 kadın cinayeti
Kız kardeşlerin birine 10 diğerine 20 yıl hapis
Zaman
01.07.2014
19:23
İzmirin Aliağa İlçesinde, anneleri 39 yaşındaki Gülseren Süngüyü, elektroşok cihazıyla bayıltıp 24 yerinden bıçaklayarak öldürdükleri suçlamasıyla ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle yargılanan 19 yaşındaki Ş.P. ve17 yaşındaki B.P., son kez hakim karşısına çıktı. Kız kardeşlerden Ş.P.ye 20 yıl, kardeşi B.P.ye ise, 10 yıl ceza verildi. Duruşmayı izleyen dede Kasım Süngü de, torunları için mahkeme heyetine Cezalandırın dedi.Karşıyaka 2nci Ağır Ceza Mahkemesindeki karar duruşmasına, tarafların avukatlarının yanı sıra, öldürülen Gülseren Süngünün babası Kasım Süngü ile kardeşi Mehmet Süngü katıldı. Mahkeme başkanının son sözlerini sorması üzerine ilk olarak dayı Mehmet Süngü söz aldı ve yeğenlerinden şikayetçi olduğunu ve en ağır cezayı almalarını istediğini söyledi. Ardından da dede Kasım Süngü söz aldı, o da yine torunlarından şikayetçi olduğunu ve en ağır şekilde cezalandırılmalarını talep etti.Sanık kız kardeşlerin avukatları da olayın, meşru müdafaa sınırları içerisinde işlenmiş olmasından dolayı kast yokluğu nedeniyle beraatlarını talep etti. Aksi durumda ise sınırın aşılmış olmasını göz önünde bulundurularak, ağır tahrik hükümlerinin de uygulayarak en az cezanın verilmesini, Yargıtay sürecini göz önünde bulundurup serbest bırakılmalarını istedi.OLAYIN BU NOKTAYA GLECEĞİNİ BİLEMEDİKMahkeme başkanının son sözünü sorduğu kız kardeşlerden Ş.P., Ben kardeşimi korumak için yaptım. Bize annemden başka kimse bakmazdı eğitimimiz için yanında kalıyorduk. Onu öldürme gibi bir kastımız olamaz. Ama kardeşimi koruduğum sırada olaylar yaşandı. Olayların bu noktaya geleceğini düşünemezdik dedi.Küçük kardeş B.P. ise, Korkuyla şokla ne yaptığımı bilmiyordum. Ablama katılıyorum. Annem mutfaktan bıçak alıp bize saldırınca, öldüreceğini düşündük. Kendimizi savunmak istedik. Ben de olayların bu noktaya geleceğini düşünmedim diye konuştu.ARANIN ARDINDAN KARARI AÇIKLADIMahkeme Başkanı Mehmet Özcan, kararını açıkladı. Özcan, kız kardeşlerden Ş.P.nin 20 yıl, kardeşi B.P.nin ise 10 yıl hapis cezasına çarptırıldığını söyledi.OLAYIN GEÇMİŞİGeçen 13 Eylül 2013 tarihinde, eşinden boşandıktan sonra iki kızıyla birlikte yaşayan ve birahanede garsonluk yapan Gülseren Süngünün cesedi, 525 Sokaktaki eve gelen minibüs şoförü erkek arkadaşı E.Ş. tarafından bulundu.Polisin ifadelerine başvurduğu kadının kızları Ş.P. ve B.P., annelerinin sabah saatlerinde kendilerine para verip İzmire gezmeye gidin dediğini, bu nedenle evde bulunmadıklarını söyledi. Çelişkili ifade veren kız kardeşlerden birisinin ayaklarındaki kan izinden şüphelenen polisin ayrı ayrı yaptığı sorgu sonrasında annelerini öldürdükleri belirlendi.Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesinde 2 yıllık Muhasebe Bölümünü kazanan Ş.P.nin, okulunu yarım bırakıp kaydını dondurduktan sonra döndüğü Aliağada sık sık annesi Gülseren Süngüyle kavga ettiği öğrenildi. Olay günü de birahanede çalışan anneleriyle konuşup eve erkek getirmemesi yönünde söz alan kız kardeşlerin, kontrol amacıyla saat 06.00 sıralarında uyanarak annelerinin yanına gittikleri belirlendi. Kızlarının kendisini kontrol etmelerine sinirlenen Gülseren Süngünün iddiaya göre mutfaktan bıçak alan tarafların, burada çıkan boğuşmada da kızları tarafından elinden alınan bıçakla öldürüldüğü belirlendi.İki kız kardeş hakkında Karşıyaka 2inci Ağır Ceza Mahkemesinde ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açıldı. Önceki duruşmada savcı, kardeşlerin cinayeti tahrik altında işlediklerini, bu nedenle haksız tahrik indiriminin uygulanması istemişti. Bu isteğe tutuklu kız kardeşler sevinmiş, annelerinin yakınları ise tepki göstermişti.
Zaman
Son Dakika
01.07.2014
Kızkardeşlerinbirine10diğerine20yılhapisKız kardeşlerin birine 10 diğerine 20 yıl hapis
Haber turu
Zaman
29.06.2014
02:08
35 yüzük çaldı, kaçarken kimliğini kuyumcuda düşürdüAdana’da 20 yaşındaki Ramazan Acar, kuyumcudan 35 yüzüğün bulunduğu bir tabla altını çaldı. Kaçarken kimliğini düşüren Acar, yakalandı. Olay Yüreğir ilçesinde meydana geldi. Doğankent Kuyumculuk’a gelen Ramazan Acar, yüzük almak istediğini söyledi. Altınları çıkartan dükkân sahibi, bakması için önüne bıraktı. Yaklaşık 35 bin TL değerindeki 35 yüzüğün bulunduğu tablayı alıp kaçtı. Cebinden düşürdüğü kimliği alarak zanlının peşine düşen polis, Ramazan Acar’ı, bir evde yakaladı.Samsun’da şiddetli rüzgâr: 1 ölüSamsun’un Havza ile Vezirköprü ilçesinde şiddetli rüzgâr ve yağmur yaşamı olumsuz etkiledi. Havza ilçesinde Kayabaşı Mahallesi’nde şiddetli rüzgâr nedeniyle ev ve ahırların çatıları uçtu. Elektrik direkleri devrildi. Çatıları uçanlar geceyi, komşu ve yakınlarının yanlarında geçirmek zorunda kaldı. Vezirköprü ilçesinde ise Narlısaray Mahallesi’nde oturan 72 yaşındaki Ruhi Atasoy’un namaz kılmak için girdiği ahşap bir kulübenin üzerine kavak ağacı devrildi. Kulübede bulunan Atasoy, öldü.Çeçen kız cinayeti zanlılarını ‘mısırcı polisler’ yakaladıBursa’da Çeçen komutanın kızı yüzünden çıktığı iddia edilen ve bir kişinin ölmesi, iki kişinin yaralanması ile sonuçlanan cinayetin zanlılarından iki kişi, yurtdışına çıkmaya hazırlanırken mısırcı kılığındaki polislerce yakalandı. Osmangazi ilçesinde Çeçen komutanın kızı Laura K. (24) yüzünden 11 Haziran’da çıkan kavgada bıçakla yaralanan, genç kızla ilişkisi olduğu belirtilen Vatenbek Mavludov (34) öldü. İki arkadaşı da yaralandı. 3 zanlının tutuklanmasının ardından saklanmak için çarşafa giren Çeçen komutanın büyük kızı Latmira K. ve eşi Muhammet B. İstanbul’da yakalandı. İki isim tutuklanarak cezaevine gönderildi.Tarlada başı kopmuş ceset bulunduBursa’nın İnegöl ilçesinde psikolojik sorunları bulunan ve kendisinden 3 aydan bu yana haber alınamayan 56 yaşındaki Hayrettin Bayram’ın cesedi bir tarlada bulundu. Bayram’ın başının yabani hayvanlar tarafından koparıldığı belirtildi. Boğazköy Barajı yakınlarında tarlada çalışan mahalle sakinleri önceki gün, başı kopmuş bir erkek cesedi ile karşılaşınca jandarmaya haber verdi. Sevk edilen ekipler, cesedin Hayrettin Bayram’a ait olduğunu belirledi. Başı vücudundan 15 metre uzakta bulunan ceset, Adli Tıp Morgu’na kaldırıldı.
Zaman
Güncel
29.06.2014
HaberturuHaber turu
Kadın cinayetinde 'tahrim indirimi' kararı bozuldu
Zaman
20.06.2014
11:31
Adanada 2 çocuk annesi 41 yaşındaki Emrah Dili sokakta tabancayla öldürdüğü suçlamasıyla yargılandığı davada haksız tahrik indirimi uygulanarak 15 yıl hapse çarptırılan sevgilisi 45 yaşındaki Mikail Uskanere verilen cezayı Yargıtay az buldu. Yargıtay, ölen Emrah Dilin haksız tahrik oluşturacak herhangi bir davranışı olmadığına hükmetti.Olay, 23 Ağustos 2012de merkez Seyhan İlçesindeki Akkapı Mahallesinde meydana geldi. Eşinden boşandıktan sonra lokanta işleten Emrah Dil, bir yıl önce çiftçilik yapan evli, 3 çocuk babası Mikail Uskaner ile tanışıp, ilişki yaşamaya başladı. Ancak sık sık kıskançlık ve ayrılma tartışması nedeniyle kavga eden çift, olay günü de aynı nedenle tartıştı. İddiaya göre, Emrah Dilin ayrılmak istediğini söylemesi üzerine ruhsatsız tabancasını çeken Mikail Uskaner, kadına kurşun yağdırdı. Kaçmaya çalışan ancak sırt, karın ve kalçasından kurşunlanan Emrah Dil, ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirdi. Mikail Uskaner ise olaydan 5 gün sonra cinayetin işlendiği sokakta polisler tarafından yakalandı. Tutuklanan Uskaner hakkında ömür boyu hapis cezası istemiyle dava açıldı.ÇOK PİŞMANIM SAVUNMASIAdana 9uncu Ağır Ceza Mahkemesinde yargılanan Mikail Uskaner, savunmasında öldürme kastının olmadığını ileri sürerek, Ayrılmak istiyordu. Olay günü küfür edip beni aldattığını, kardeşlerimle yatacağını söyledi. Yanıma erkek alır önünden geçer seni rezil ederim dedi. Bu nedenle ateş ettim. Çok pişmanım, keşke bunlar olmasaydı dedi. Mahkeme heyeti, sanık Mikail Uskanere önce ömür boyu hapis cezası verdi. Sanığın cinayeti haksız tahrik altında işlediğine kanaat getiren mahkeme heyeti cezayı önce 18 yıla, sonra da duruşmalardaki iyi hali nedeniyle de 15 yıla düşürdü. Sanığa, ruhsatsız silah taşımak suçundan da 1 yıl 8 ay hapis ve 1000 lira para cezası verildi.YARGITAY CEZAYI BOZDUÖlen Emrah Dilin acılı ailesi, sanığa verilen cezayı az bularak karar itiraz etti. Dosyayı görüşen Yargıtay 1inci Ceza Dairesi, Mikail Uskanere ruhsatsız silah taşıma suçundan verilen cezayı onadı. Sanık Uskaner ve tanıkların ifadelerini inceleyen Yargıtay, haksız tahrik indirimi uygulanan Uskanerin öldürdüğü Emrah Dilin davranışlarının haksız tahrik oluşturmadığına hükmederek oy birliğiyle kararı bozdu. Dava önümüzdeki günlerde 9uncu Ağır Ceza Mahkemesinde tekrar görülecek.
Zaman
Son Dakika
20.06.2014
KadıncinayetindetahrimindirimikararıbozulduKadın cinayetinde tahrim indirimi kararı bozuldu
Selim İleri - Münif Fehim'i anmak...
Zaman
14.06.2014
02:12
Münif Fehim’i çok yazdım ve çok severek yazdım. Mavi Kanatlarınla Yalnız Benim Olsaydın’da onu, eserini, resim kişilerini romanlaştırmaya çalıştım. Sevdiğiniz bir sanatçı yaşamınız boyunca size eşlik ediyor, iyi bir yoldaş, dost, hatta bazan sırdaş. Münif Fehim kalbimde bugün de yaşıyor.Eserini ilk kez anneannemlerin Şifa’daki evlerinde, Baklatarlası Apartmanı’nın çatı katında görmüştüm. Lâle devrini anlatan bir dizi ilüstrasyon, ince bir gülmece, o çağın dünyasına kendi gününden bir bakış, Münif Fehim Osmanlı İmparatorluğu’nun bu dönemini Cumhuriyet kuşaklarına ‘yaşatmaya’ çalışmış. Gerçi o günlerde bunları böyle düşünmemiş, böyle alımlamamıştım. Ama başka bir şeyler, farklı bir şeyler sezinliyordum bu albümde.Beş altı yıl geçecek, Münif Fehim’in kapak resimlerini Semih Lûtfi Kitabevi’nin camekânında görecektim, sıra sıra kitaplar, Semih Lûtfi’nin “ucuz romanlar serisi”, her birinin kapağında Münif Fehim imzalı harikulade resimler.Bunlardan birini hiç unutamam. Güzide sabri’nin yazdığı Hicran Gecesi’nin kapağıdır bu:Bize göre sağ köşede, Mona Lisa’yı andırır bir kadın tablosu şöminenin üstünde asılı durur. Şöminenin mermerinde, oval çerçeve içinde yine bir kadın resmi ya da fotoğrafı, yanında çıplak bir atlet heykeli. Burası neresi? Romandan iz sürersek Erenköyü’ndeki köşk de olabilir, Şişli’deki “mutena” apartman da.Güzide Sabri Hicran Gecesi’ni 1930 yılında yayınlamış. Otuzların dünyasında alaturkayla alafranga bir arada varlıklarını koruyor. Kapak resmi bütünüyle alafranga bir dünyayı yansıtıyor ama, o alafrangaya alaturka ruh üflüyor.Üçgen biçimli kübik duvar lambasının aylalarla bezediği erkek ve kadın birbirlerine sarılmışlar. Önce ‘kübik meselesi’: Refik Halid yenileşme çabasındaki hayatımızda kübik villayla, kübik möbleyle, kübik resimle çok alay eder. Hiçbirinin yenilik olmadığı, tam tersine ucuz taklit olduğu kanısındadır...Kübik lamba altındaki genç adamın saçları Valentino, genç kadınınkiler açık kumral ve kat kat ondüle. Erkek siyah takım elbise giymiş, ceketinin üst cebinden beyaz ipek mendil solgun bir beyaz karanfil gibi dışarı uğramış. Genç kadın askısız, karınca belli sarı tuvaletiyle ardındaki divan tarzı kanepeye sürüklenmek üzere.Kanepenin hemen bitişiğinde, bize göre solda, uzunca bir sehpa. Sehpayı kocaman, şişmiş, kabarmış, gurladı gurlayacak bir besili mavi-külrengi güvercin biblosuyla, kırmızı güllerin taştığı jardeniyer stil vazo süslüyor.Az önce dediğim gibi, Münif Fehim, alafranganın saltanat kurma girişimine alaturkanın hâlâ sürüp giden egemenliğini üstün bir başarıyla resimlemiş!Resim tarihimiz ve ressamlarımız üzerine yazılmış kitaplarda Münif Fehim birkaç cümleyle anılır. Sezer Tansuğ gibi değerli bir araştırmacı bile şunları yazmakla yetinmiş, Çağdaş Türk Sanatı’nda:“Toplumsal yaşam biçiminin değişmesi, ekonomik ve kültürel ilişkilerin yeni boyutlar kazanması, grafik sanatlar ve bunun yardımcısı olan diğer bazı alanlarda hızlı gelişmeler ortaya çıkarmıştır. (...) 1920’li yıllarda Münif Fehim, İhap Hulusi ve daha sonraları Kenan Temizan bu alandaki tüm işleri nitelikli bir düzey tutturarak ellerinde bulunduran kişiler olarak görünmektedirler.Kıvrak bir gazete çizgisi mizacına sahip olan Münif Fehim, bu faaliyetini yıllar boyu sürdürmüştür.”Gazetelerde, dergilerde, özellikle Yedigün dergisinde Münif Fehim’in 1830’larda, 1940’larda sayısız çalışmasına, eserine rastlamak olası. İnanılamaz bir emek. Örnekse, Yedigün’de kimi romanların tefrikalarını resimlemiş. Halide Edib’in Yolpalas Cinayeti’ne yaptığı resimler göz kamaştırıcı.Toplumbilimcilerimizin dikkatini çekmemişTiyatromuzun ilk Müslüman Türk oyuncusu Ahmet Fehim’in oğlu olduğunu bildiğimiz Münif Fehim toplumbilimcilerimizin dikkatini ne yazık ki çekmemiş. Onun toplu eserinde, Osmanlı döneminden handiyse bugüne, yaşam biçimleri, davranış, giyimkuşam, eşya, ev düzeni, bahçe düzeni, zümreler, değişen Türkiye başlı başına toplumbilimsel çalışmadır...Münif Fehim, ileri yaşında, Atlas Kitabevi’nin okurla buluşturduğu Hüseyin Rahmi Gürpınar bütün eserleri dizisinin kapak resimlerini yaptı. Bu resimler hiç şüphesiz birer başyapıttır.Hüseyin Rahmi özümsenmemiş batılılaşmayı mı eleştiriyordu, gelenek-görenekte boş inançları mı hor görüyordu, aslında karar vermek güç. Bu, ikircikli durum, Münif Fehim’in kapak resimlerinde olanca canlılığıyla karşımıza çıkar.Türkçe Sözlük’ün mecazî anlamını “düzensiz, yöntemsiz” olarak açıkladığı alaturka, kendince bir düzen, bir yöntemlilik. Eskilerin yaşayışı efsunluymuş; her şeyden sırlı, garip mânalar çıkarmak, her şeyi hiç sebep yokken birbirine bağlamak, birbiriyle il
Zaman
Köşe Yazıları
14.06.2014
Selimİleri-MünifFehimianmakSelim İleri - Münif Fehimi anmak
Kayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Zaman
30.04.2014
02:15
Adana’da iki gündür haber alınamayan Gizem Akdeniz’i (6), Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen S.A.’nın (25) öldürdüğü ortaya çıktı. Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın (9) cesedi ise TCDD lojmanlarının bahçesindeki su kuyusunda bulundu.Adana’da geçtiğimiz pazar günü kaybolan 6 yaşındaki Gizem Akdeniz’in cesedi yakılmış halde bulundu. Minik Gizem’in bıçakla işkence edildikten sonra boğularak öldürüldüğü, cesedinin de yakıldığı belirlendi. Vahşi cinayeti, Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen akrabaları 25 yaşındaki S.A.’nın işlediği ortaya çıktı. Gözaltına alınan katil, savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadelerde cinayeti kabul etti. Son günlerde yaşanan çocuk kayıpları ve ölümlerine ilişkin Meclis’te gazetecilerin sorularını cevaplayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “Bunlar çok üzücü hadiseler, hiç yaşamayı istemediğimiz hadiseler. Acilen tedbir almamız gerekiyor.” dedi. Gizem’in kaybolduğu ihbarının ardından harekete geçen polis, normal prosedürlere göre 24 saat beklemesi gerekirken, rutin uygulamanın dışına çıkarak, arama çalışmalarına hemen başladı. Polislerden özel ekip kuruldu. Ekiplerin bir kısmı bölgeyi tararken, bazıları harekete geçerek yakın çevredeki suçluların profillerini incelemeye aldı. Akdeniz ailesinden çok sayıda kişinin ifadesini aldı. Gizem ile aynı sokakta oturan önceden sorguladıkları akrabaları S.A.’nın kırmızı renkli otomobili olduğunu bilen özel ekipte görevli polisler, Mobese görüntülerinde, fuar alanı kavşağından geçerken dikkatlerini çeken kırmızı renkli bir otomobilde ayrıntılı incelemede Gizem’e benzeyen bir kız çocuğu olduğunu fark etti. Şüphelerin üzerinde yoğunlaştığı S.A., Mobese görüntüleri kendisine gösterilince cinayeti itiraf etmek zorunda kaldı. Hunharca işlenen cinayetin şüphelisi S.A.’nın Gizem’in ablasıyla evlenmek istediği, ailenin buna ısrarla karşı çıkması üzerine öfkeye kapılarak, intikam amaçlı minik kızı kaçırıp öldürdüğü öğrenildi. Şüphe çekmek istemeyen katilin evde kıyafetini değiştirip aileyle birlikte arama çalışmalarına katıldığı detayına ulaşıldı. Gizem’in cenazesi, dün bulunduğu Rüzgarlı Tepe yakınındaki Kabasakal Mezarlığı’nda toprağa verildi. Anne Hatice Akdeniz, kızının katil zanlısı için şüphe etmediğini belirterek, “Ne istedin yavrumdan, sen benden beter ol. Sen gözümün önündeydin de ben nasıl senden şüphe etmedim?” diye gözyaşı döktü. Öğle namazından önce cenaze namazı kılınan Gizem, gözyaşları içinde toprağa verildi.KAN DONDURAN İFADE: BENZİNLE YAKTIMÇıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanan S.A., savcılık ve mahkeme aşamasında olayı nasıl gerçekleştirdiğini ayrıntılı bir şekilde anlattı. Gizem’in ablası ile arkadaşlık yapmasına anne ve babasının engel olduğunu belirten katil, işlediği cinayeti kan donduran ifadelerle anlattı: “Ellerini ve ayaklarını bağladım. Ağzını koli bandı ile yapıştırdım. Gözünü kapatarak, üzerimdeki bıçakla vurdum. Fakat bıçağın neresine denk geldiğini görmedim. Çünkü o sırada gözlerim kapalıydı. Daha sonra yere düştü. Sonra benzin döktüm. Benzin dökerken çığlıklar geldi. Kibritle ateşe verdiğimde çığlıklar atmaya başladı. Daha sonra arabanın yanına gittim. 20-25 dakika kadar bekledim, orada ağladım.”41 avukat, katili savunmadıBu arada Adana Barosu Başkanı Mengücek Gazi Çıtırık, katil zanlısı S.A. için barodan avukat talep edildiğini, 41 avukatın katil zanlısını savunmak istemediğini açıkladı. Çıtırık, bunun üzerine zorunlu olarak Baro Yönetim Kurulu üyesi avukat Ahmet Faruk Ulaş’ın, katil zanlısının sorgusuna katıldığını bildirdi.Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın cesedi, TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bulundu. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyudan cenazeyi iki dalgıç çıkardı.Babadan hastanede en acı teşhisTürkiye, küçük Gizem’in hunharca işlenen bir cinayetle öldürülmesini konuşurken dün Manisa’nın Akhisar ilçesinden de acı bir haber geldi. 25 Nisan’dan bu yana kayıp olan 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi Umut Zambak, bir kuyuda ölü bulundu. Küçük çocuğu hastane morgunda teşhis eden baba Hasan Hüseyin Zambak baygınlık geçirdi. Akhisar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne, saat 02.00 sularında İstanbul-İzmir karayolu kenarındaki TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bir erkek çocuk cesedi olduğu ihbarı geldi. Bunun üzerine Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ile İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grubu’ndan yardım istendi. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyuda arama çalışması başlatıldı. İki dalgıç, halatla bağladıkları çocuğun cesedini s
Zaman
En Çok Okunan
30.04.2014
KayıpikiçocuktanyürekyakanhaberKayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Kayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Zaman
30.04.2014
02:00
Adana’da iki gündür haber alınamayan Gizem Akdeniz’i (6), Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen S.A.’nın (25) öldürdüğü ortaya çıktı. Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın (9) cesedi ise TCDD lojmanlarının bahçesindeki su kuyusunda bulundu.Adana’da geçtiğimiz pazar günü kaybolan 6 yaşındaki Gizem Akdeniz’in cesedi yakılmış halde bulundu. Minik Gizem’in bıçakla işkence edildikten sonra boğularak öldürüldüğü, cesedinin de yakıldığı belirlendi. Vahşi cinayeti, Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen akrabaları 25 yaşındaki S.A.’nın işlediği ortaya çıktı. Gözaltına alınan katil, savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadelerde cinayeti kabul etti. Son günlerde yaşanan çocuk kayıpları ve ölümlerine ilişkin Meclis’te gazetecilerin sorularını cevaplayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “Bunlar çok üzücü hadiseler, hiç yaşamayı istemediğimiz hadiseler. Acilen tedbir almamız gerekiyor.” dedi. Gizem’in kaybolduğu ihbarının ardından harekete geçen polis, normal prosedürlere göre 24 saat beklemesi gerekirken, rutin uygulamanın dışına çıkarak, arama çalışmalarına hemen başladı. Polislerden özel ekip kuruldu. Ekiplerin bir kısmı bölgeyi tararken, bazıları harekete geçerek yakın çevredeki suçluların profillerini incelemeye aldı. Akdeniz ailesinden çok sayıda kişinin ifadesini aldı. Gizem ile aynı sokakta oturan önceden sorguladıkları akrabaları S.A.’nın kırmızı renkli otomobili olduğunu bilen özel ekipte görevli polisler, Mobese görüntülerinde, fuar alanı kavşağından geçerken dikkatlerini çeken kırmızı renkli bir otomobilde ayrıntılı incelemede Gizem’e benzeyen bir kız çocuğu olduğunu fark etti. Şüphelerin üzerinde yoğunlaştığı S.A., Mobese görüntüleri kendisine gösterilince cinayeti itiraf etmek zorunda kaldı. Hunharca işlenen cinayetin şüphelisi S.A.’nın Gizem’in ablasıyla evlenmek istediği, ailenin buna ısrarla karşı çıkması üzerine öfkeye kapılarak, intikam amaçlı minik kızı kaçırıp öldürdüğü öğrenildi. Şüphe çekmek istemeyen katilin evde kıyafetini değiştirip aileyle birlikte arama çalışmalarına katıldığı detayına ulaşıldı. Gizem’in cenazesi, dün bulunduğu Rüzgarlı Tepe yakınındaki Kabasakal Mezarlığı’nda toprağa verildi. Anne Hatice Akdeniz, kızının katil zanlısı için şüphe etmediğini belirterek, “Ne istedin yavrumdan, sen benden beter ol. Sen gözümün önündeydin de ben nasıl senden şüphe etmedim?” diye gözyaşı döktü. Öğle namazından önce cenaze namazı kılınan Gizem, gözyaşları içinde toprağa verildi.KAN DONDURAN İFADE: BENZİNLE YAKTIMÇıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanan S.A., savcılık ve mahkeme aşamasında olayı nasıl gerçekleştirdiğini ayrıntılı bir şekilde anlattı. Gizem’in ablası ile arkadaşlık yapmasına anne ve babasının engel olduğunu belirten katil, işlediği cinayeti kan donduran ifadelerle anlattı: “Ellerini ve ayaklarını bağladım. Ağzını koli bandı ile yapıştırdım. Gözünü kapatarak, üzerimdeki bıçakla vurdum. Fakat bıçağın neresine denk geldiğini görmedim. Çünkü o sırada gözlerim kapalıydı. Daha sonra yere düştü. Sonra benzin döktüm. Benzin dökerken çığlıklar geldi. Kibritle ateşe verdiğimde çığlıklar atmaya başladı. Daha sonra arabanın yanına gittim. 20-25 dakika kadar bekledim, orada ağladım.”41 avukat, katili savunmadıBu arada Adana Barosu Başkanı Mengücek Gazi Çıtırık, katil zanlısı S.A. için barodan avukat talep edildiğini, 41 avukatın katil zanlısını savunmak istemediğini açıkladı. Çıtırık, bunun üzerine zorunlu olarak Baro Yönetim Kurulu üyesi avukat Ahmet Faruk Ulaş’ın, katil zanlısının sorgusuna katıldığını bildirdi.Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın cesedi, TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bulundu. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyudan cenazeyi iki dalgıç çıkardı.Babadan hastanede en acı teşhisTürkiye, küçük Gizem’in hunharca işlenen bir cinayetle öldürülmesini konuşurken dün Manisa’nın Akhisar ilçesinden de acı bir haber geldi. 25 Nisan’dan bu yana kayıp olan 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi Umut Zambak, bir kuyuda ölü bulundu. Küçük çocuğu hastane morgunda teşhis eden baba Hasan Hüseyin Zambak baygınlık geçirdi. Akhisar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne, saat 02.00 sularında İstanbul-İzmir karayolu kenarındaki TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bir erkek çocuk cesedi olduğu ihbarı geldi. Bunun üzerine Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ile İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grubu’ndan yardım istendi. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyuda arama çalışması başlatıldı. İki dalgıç, halatla bağladıkları çocuğun cesedini s
Zaman
Güncel
30.04.2014
KayıpikiçocuktanyürekyakanhaberKayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Kayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Zaman
30.04.2014
02:00
Adana’da iki gündür haber alınamayan Gizem Akdeniz’i (6), Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen S.A.’nın (25) öldürdüğü ortaya çıktı. Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın (9) cesedi ise TCDD lojmanlarının bahçesindeki su kuyusunda bulundu.Adana’da geçtiğimiz pazar günü kaybolan 6 yaşındaki Gizem Akdeniz’in cesedi yakılmış halde bulundu. Minik Gizem’in bıçakla işkence edildikten sonra boğularak öldürüldüğü, cesedinin de yakıldığı belirlendi. Vahşi cinayeti, Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen akrabaları 25 yaşındaki S.A.’nın işlediği ortaya çıktı. Gözaltına alınan katil, savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadelerde cinayeti kabul etti. Son günlerde yaşanan çocuk kayıpları ve ölümlerine ilişkin Meclis’te gazetecilerin sorularını cevaplayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “Bunlar çok üzücü hadiseler, hiç yaşamayı istemediğimiz hadiseler. Acilen tedbir almamız gerekiyor.” dedi. Gizem’in kaybolduğu ihbarının ardından harekete geçen polis, normal prosedürlere göre 24 saat beklemesi gerekirken, rutin uygulamanın dışına çıkarak, arama çalışmalarına hemen başladı. Polislerden özel ekip kuruldu. Ekiplerin bir kısmı bölgeyi tararken, bazıları harekete geçerek yakın çevredeki suçluların profillerini incelemeye aldı. Akdeniz ailesinden çok sayıda kişinin ifadesini aldı. Gizem ile aynı sokakta oturan önceden sorguladıkları akrabaları S.A.’nın kırmızı renkli otomobili olduğunu bilen özel ekipte görevli polisler, Mobese görüntülerinde, fuar alanı kavşağından geçerken dikkatlerini çeken kırmızı renkli bir otomobilde ayrıntılı incelemede Gizem’e benzeyen bir kız çocuğu olduğunu fark etti. Şüphelerin üzerinde yoğunlaştığı S.A., Mobese görüntüleri kendisine gösterilince cinayeti itiraf etmek zorunda kaldı. Hunharca işlenen cinayetin şüphelisi S.A.’nın Gizem’in ablasıyla evlenmek istediği, ailenin buna ısrarla karşı çıkması üzerine öfkeye kapılarak, intikam amaçlı minik kızı kaçırıp öldürdüğü öğrenildi. Şüphe çekmek istemeyen katilin evde kıyafetini değiştirip aileyle birlikte arama çalışmalarına katıldığı detayına ulaşıldı. Gizem’in cenazesi, dün bulunduğu Rüzgarlı Tepe yakınındaki Kabasakal Mezarlığı’nda toprağa verildi. Anne Hatice Akdeniz, kızının katil zanlısı için şüphe etmediğini belirterek, “Ne istedin yavrumdan, sen benden beter ol. Sen gözümün önündeydin de ben nasıl senden şüphe etmedim?” diye gözyaşı döktü. Öğle namazından önce cenaze namazı kılınan Gizem, gözyaşları içinde toprağa verildi.KAN DONDURAN İFADE: BENZİNLE YAKTIMÇıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanan S.A., savcılık ve mahkeme aşamasında olayı nasıl gerçekleştirdiğini ayrıntılı bir şekilde anlattı. Gizem’in ablası ile arkadaşlık yapmasına anne ve babasının engel olduğunu belirten katil, işlediği cinayeti kan donduran ifadelerle anlattı: “Ellerini ve ayaklarını bağladım. Ağzını koli bandı ile yapıştırdım. Gözünü kapatarak, üzerimdeki bıçakla vurdum. Fakat bıçağın neresine denk geldiğini görmedim. Çünkü o sırada gözlerim kapalıydı. Daha sonra yere düştü. Sonra benzin döktüm. Benzin dökerken çığlıklar geldi. Kibritle ateşe verdiğimde çığlıklar atmaya başladı. Daha sonra arabanın yanına gittim. 20-25 dakika kadar bekledim, orada ağladım.”41 avukat, katili savunmadıBu arada Adana Barosu Başkanı Mengücek Gazi Çıtırık, katil zanlısı S.A. için barodan avukat talep edildiğini, 41 avukatın katil zanlısını savunmak istemediğini açıkladı. Çıtırık, bunun üzerine zorunlu olarak Baro Yönetim Kurulu üyesi avukat Ahmet Faruk Ulaş’ın, katil zanlısının sorgusuna katıldığını bildirdi.Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın cesedi, TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bulundu. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyudan cenazeyi iki dalgıç çıkardı.Babadan hastanede en acı teşhisTürkiye, küçük Gizem’in hunharca işlenen bir cinayetle öldürülmesini konuşurken dün Manisa’nın Akhisar ilçesinden de acı bir haber geldi. 25 Nisan’dan bu yana kayıp olan 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi Umut Zambak, bir kuyuda ölü bulundu. Küçük çocuğu hastane morgunda teşhis eden baba Hasan Hüseyin Zambak baygınlık geçirdi. Akhisar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne, saat 02.00 sularında İstanbul-İzmir karayolu kenarındaki TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bir erkek çocuk cesedi olduğu ihbarı geldi. Bunun üzerine Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ile İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grubu’ndan yardım istendi. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyuda arama çalışması başlatıldı. İki dalgıç, halatla bağladıkları çocuğun cesedini s
Zaman
Ana Sayfa
30.04.2014
KayıpikiçocuktanyürekyakanhaberKayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Kadın cinayetlerini bu yasa da önleyemiyor
Zaman
13.01.2014
02:15
Kadına yönelik şiddeti önleme adına yapılan yasa çalışmaları ve kolluk kuvvetleriyle imzalanan protokollere rağmen, özellikle aile içi şiddet bir türlü önlenemiyor. Tüm tedbirlere rağmen şiddete uğrayan 153 bin kadından 174’ü hayatını kaybetti. Bu veriler, kadınların yeterince korunamadığını ortaya koydu.Şanlıurfa’da hamile bir bayanın kocası tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, Türkiye’de yaşanan kadın cinayetlerini yeniden gündeme getirdi. Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı verilerine göre, 2013 yılında ülke genelinde 152 bin kadın şiddete maruz kaldı. Bu kadınlardan 174’ü eşi veya erkek arkadaşları tarafından ya silahla vurularak ya da bıçaklanarak öldürüldü. Yaşanan bu durum tehdit altındaki kadınların tam olarak korunamadığını ortaya koydu. Öldürülme tehlikesi sebebiyle haklarında koruma kararı çıkarılan kadınlara asayiş polislerinin telefon numarası veriliyor. Ancak gün içinde yüzlerce olaya müdahale etmek zorunda kalan polislere, telefonları meşgul olduğu için çoğu zaman ulaşılamıyor. Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan’a göre, öldürülen kadınların büyük bölümünü koruma altındakiler oluşturuyor. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 sayılı kanun gereği, hayati tehlikesi olan kişilerin koruma altına alınması gerekiyor. Yasa 2012 yılının Mart ayında yürürlüğü girdi. Ancak o günden sonra kadın cinayetlerinde düşüş yaşanmadı. Aksine artarak devam etti. Şiddet gören kadınların barındırılmasında görev alan sivil toplum kuruluşu temsilcileri de mevcut koruma sisteminin kadınları korumadığı görüşünde. Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan, 50 bin nüfuslu bir semtte hakkında koruma kararı bulunan 40’a yakın kadın bulunduğunu belirtiyor. Bulan’a göre, hakkında koruma kararı bulunan kadınlara ilçe asayiş şubeden bir polisin cep telefonu numarası veriliyor. Şehirde görevli polis, gün içerisinde hırsızlık, yaralama, darp, cinayet gibi yüzlerce olaya müdahale ediyor. Bu süreçte yoğun telefon görüşmeleri yapan polislerin telefonları genellikle meşgul oluyor. Dolayısıyla korunması gereken kadın kendisini öldürmeye gelen kişiyi ihbar etse bile polis iş işten geçtikten sonra ancak olay yerine intikal edebiliyor. Öte yandan Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı verilerine göre ise yasa yürürlüğe girdikten sonra 153 bin kadın şiddete maruz kaldı. Bu bayanlardan 174’ü hayatını kaybetti. Bununla birlikte Türkiye genelinde 128 erkek de benzer olaylarda hayatını kaybetti. Asayiş Dairesi’nin verilerine göre, aile içi şiddet olaylarında 2009’da 171, 2010’da 274 ve 2011’de 163 kadın cinayeti işlendi. Raporlarda, cinayetin sebepleri; toplumsal dönüşüm, toplumsal cinsiyet algılarındaki değişim, medyanın hızla gelişimi, modernlik ve geleneksellik arasındaki geçişler ile ekonomik güçlükler olarak gösteriliyor. Cinayetlerin en sık, boşanmış ya da boşanma aşamasındaki ailelerde yaşandığına dikkat çekiliyor. Bunun yanı sıra cinayetlerin en fazla bayanların ikamet ettiği adreslerde meydana geldiğine vurgu yapılıyor. Cinayetlerde genellikle bıçak kullanılırken, zaman zaman da silah kullanılıyor. Öte yandan 17 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından birçok şehirde polis teşkilatında yaşanan tasfiyeler tehdit altındaki kadınların korunması konusunda da zafiyet doğurdu. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Mersin, Şanlıurfa gibi şehirlerde istihbarat, terör, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele, mali suçlarla mücadele şubesinin yanı sıra asayiş şubelerinde de toplu yer değişiklikleri yapıldı. Güvenlik birimleri, bu durumun önümüzdeki dönemde öldürülme tehlikesi yaşayan kadınların korunmasını daha da zorlaştıracağını belirtiyor.
Zaman
Sağlık
13.01.2014
KadıncinayetlerinibuyasadaönleyemiyorKadın cinayetlerini bu yasa da önleyemiyor
Kadın cinayetlerini bu yasa da önleyemiyor
Zaman
13.01.2014
02:05
Kadına yönelik şiddeti önleme adına yapılan yasa çalışmaları ve kolluk kuvvetleriyle imzalanan protokollere rağmen, özellikle aile içi şiddet bir türlü önlenemiyor. Tüm tedbirlere rağmen şiddete uğrayan 153 bin kadından 174’ü hayatını kaybetti. Bu veriler, kadınların yeterince korunamadığını ortaya koydu.Şanlıurfa’da hamile bir bayanın kocası tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, Türkiye’de yaşanan kadın cinayetlerini yeniden gündeme getirdi. Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı verilerine göre, 2013 yılında ülke genelinde 152 bin kadın şiddete maruz kaldı. Bu kadınlardan 174’ü eşi veya erkek arkadaşları tarafından ya silahla vurularak ya da bıçaklanarak öldürüldü. Yaşanan bu durum tehdit altındaki kadınların tam olarak korunamadığını ortaya koydu. Öldürülme tehlikesi sebebiyle haklarında koruma kararı çıkarılan kadınlara asayiş polislerinin telefon numarası veriliyor. Ancak gün içinde yüzlerce olaya müdahale etmek zorunda kalan polislere, telefonları meşgul olduğu için çoğu zaman ulaşılamıyor. Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan’a göre, öldürülen kadınların büyük bölümünü koruma altındakiler oluşturuyor. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 sayılı kanun gereği, hayati tehlikesi olan kişilerin koruma altına alınması gerekiyor. Yasa 2012 yılının Mart ayında yürürlüğü girdi. Ancak o günden sonra kadın cinayetlerinde düşüş yaşanmadı. Aksine artarak devam etti. Şiddet gören kadınların barındırılmasında görev alan sivil toplum kuruluşu temsilcileri de mevcut koruma sisteminin kadınları korumadığı görüşünde. Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan, 50 bin nüfuslu bir semtte hakkında koruma kararı bulunan 40’a yakın kadın bulunduğunu belirtiyor. Bulan’a göre, hakkında koruma kararı bulunan kadınlara ilçe asayiş şubeden bir polisin cep telefonu numarası veriliyor. Şehirde görevli polis, gün içerisinde hırsızlık, yaralama, darp, cinayet gibi yüzlerce olaya müdahale ediyor. Bu süreçte yoğun telefon görüşmeleri yapan polislerin telefonları genellikle meşgul oluyor. Dolayısıyla korunması gereken kadın kendisini öldürmeye gelen kişiyi ihbar etse bile polis iş işten geçtikten sonra ancak olay yerine intikal edebiliyor. Öte yandan Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı verilerine göre ise yasa yürürlüğe girdikten sonra 153 bin kadın şiddete maruz kaldı. Bu bayanlardan 174’ü hayatını kaybetti. Bununla birlikte Türkiye genelinde 128 erkek de benzer olaylarda hayatını kaybetti. Asayiş Dairesi’nin verilerine göre, aile içi şiddet olaylarında 2009’da 171, 2010’da 274 ve 2011’de 163 kadın cinayeti işlendi. Raporlarda, cinayetin sebepleri; toplumsal dönüşüm, toplumsal cinsiyet algılarındaki değişim, medyanın hızla gelişimi, modernlik ve geleneksellik arasındaki geçişler ile ekonomik güçlükler olarak gösteriliyor. Cinayetlerin en sık, boşanmış ya da boşanma aşamasındaki ailelerde yaşandığına dikkat çekiliyor. Bunun yanı sıra cinayetlerin en fazla bayanların ikamet ettiği adreslerde meydana geldiğine vurgu yapılıyor. Cinayetlerde genellikle bıçak kullanılırken, zaman zaman da silah kullanılıyor. Öte yandan 17 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından birçok şehirde polis teşkilatında yaşanan tasfiyeler tehdit altındaki kadınların korunması konusunda da zafiyet doğurdu. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Mersin, Şanlıurfa gibi şehirlerde istihbarat, terör, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele, mali suçlarla mücadele şubesinin yanı sıra asayiş şubelerinde de toplu yer değişiklikleri yapıldı. Güvenlik birimleri, bu durumun önümüzdeki dönemde öldürülme tehlikesi yaşayan kadınların korunmasını daha da zorlaştıracağını belirtiyor.
Zaman
En Çok Okunan
13.01.2014
KadıncinayetlerinibuyasadaönleyemiyorKadın cinayetlerini bu yasa da önleyemiyor
Kadın cinayetlerini bu yasa da önleyemiyor
Zaman
13.01.2014
02:05
Kadına yönelik şiddeti önleme adına yapılan yasa çalışmaları ve kolluk kuvvetleriyle imzalanan protokollere rağmen, özellikle aile içi şiddet bir türlü önlenemiyor. Tüm tedbirlere rağmen şiddete uğrayan 153 bin kadından 174’ü hayatını kaybetti. Bu veriler, kadınların yeterince korunamadığını ortaya koydu.Şanlıurfa’da hamile bir bayanın kocası tarafından bıçaklanarak öldürülmesi, Türkiye’de yaşanan kadın cinayetlerini yeniden gündeme getirdi. Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı verilerine göre, 2013 yılında ülke genelinde 152 bin kadın şiddete maruz kaldı. Bu kadınlardan 174’ü eşi veya erkek arkadaşları tarafından ya silahla vurularak ya da bıçaklanarak öldürüldü. Yaşanan bu durum tehdit altındaki kadınların tam olarak korunamadığını ortaya koydu. Öldürülme tehlikesi sebebiyle haklarında koruma kararı çıkarılan kadınlara asayiş polislerinin telefon numarası veriliyor. Ancak gün içinde yüzlerce olaya müdahale etmek zorunda kalan polislere, telefonları meşgul olduğu için çoğu zaman ulaşılamıyor. Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan’a göre, öldürülen kadınların büyük bölümünü koruma altındakiler oluşturuyor. Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair 6284 sayılı kanun gereği, hayati tehlikesi olan kişilerin koruma altına alınması gerekiyor. Yasa 2012 yılının Mart ayında yürürlüğü girdi. Ancak o günden sonra kadın cinayetlerinde düşüş yaşanmadı. Aksine artarak devam etti. Şiddet gören kadınların barındırılmasında görev alan sivil toplum kuruluşu temsilcileri de mevcut koruma sisteminin kadınları korumadığı görüşünde. Şefkat-Der Genel Başkanı Hayrettin Bulan, 50 bin nüfuslu bir semtte hakkında koruma kararı bulunan 40’a yakın kadın bulunduğunu belirtiyor. Bulan’a göre, hakkında koruma kararı bulunan kadınlara ilçe asayiş şubeden bir polisin cep telefonu numarası veriliyor. Şehirde görevli polis, gün içerisinde hırsızlık, yaralama, darp, cinayet gibi yüzlerce olaya müdahale ediyor. Bu süreçte yoğun telefon görüşmeleri yapan polislerin telefonları genellikle meşgul oluyor. Dolayısıyla korunması gereken kadın kendisini öldürmeye gelen kişiyi ihbar etse bile polis iş işten geçtikten sonra ancak olay yerine intikal edebiliyor. Öte yandan Emniyet Genel Müdürlüğü Asayiş Dairesi Başkanlığı verilerine göre ise yasa yürürlüğe girdikten sonra 153 bin kadın şiddete maruz kaldı. Bu bayanlardan 174’ü hayatını kaybetti. Bununla birlikte Türkiye genelinde 128 erkek de benzer olaylarda hayatını kaybetti. Asayiş Dairesi’nin verilerine göre, aile içi şiddet olaylarında 2009’da 171, 2010’da 274 ve 2011’de 163 kadın cinayeti işlendi. Raporlarda, cinayetin sebepleri; toplumsal dönüşüm, toplumsal cinsiyet algılarındaki değişim, medyanın hızla gelişimi, modernlik ve geleneksellik arasındaki geçişler ile ekonomik güçlükler olarak gösteriliyor. Cinayetlerin en sık, boşanmış ya da boşanma aşamasındaki ailelerde yaşandığına dikkat çekiliyor. Bunun yanı sıra cinayetlerin en fazla bayanların ikamet ettiği adreslerde meydana geldiğine vurgu yapılıyor. Cinayetlerde genellikle bıçak kullanılırken, zaman zaman da silah kullanılıyor. Öte yandan 17 Aralık’taki rüşvet ve yolsuzluk operasyonunun ardından birçok şehirde polis teşkilatında yaşanan tasfiyeler tehdit altındaki kadınların korunması konusunda da zafiyet doğurdu. İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Mersin, Şanlıurfa gibi şehirlerde istihbarat, terör, kaçakçılık ve organize suçlarla mücadele, mali suçlarla mücadele şubesinin yanı sıra asayiş şubelerinde de toplu yer değişiklikleri yapıldı. Güvenlik birimleri, bu durumun önümüzdeki dönemde öldürülme tehlikesi yaşayan kadınların korunmasını daha da zorlaştıracağını belirtiyor.
Zaman
Ana Sayfa
13.01.2014
KadıncinayetlerinibuyasadaönleyemiyorKadın cinayetlerini bu yasa da önleyemiyor
13 yıllık karısını silahla vurarak öldürdü
Zaman
15.12.2013
15:59
Yalovanın Çınarcık ilçesinde bir kişi, 13 yıllık karısını silahla vurarak öldürdü. Yalovanın Çınarcık ilçesinde bir kişi tartıştığı eşini tabancayla 3 el ateş ederek öldürdü. Zanlı Kocaeli’nde polise teslim oldu. Halis Aslan(38) Harmanlar Mahallesi Poyraz Caddesi Altınerli Apartmanı’ndaki ikametinde tartıştığı eşi Nejla Aslanı (28) ruhsatsız tabancayla 3 el ateş ederek öldürdü. Cinayeti işledikten sonra daha önce ikamet ettiği Kocaeliye iline giden Halis Aslan, burada polise teslim olarak işlediği cinayeti itiraf etti. Olay sonrası cinayetin işlendiği evde Yalova Emniyeti Olay Yeri İnceleme ekipleri çalışma yaptı. İkamete gelen savcının incelemesinin ardından Nejla Aslan’ın cesedi otopsi yapılmak üzere Bursa Adli Tıp’a gönderildi. Bu arada cinayet sırasında çifttin 12, 10 ve 8 yaşlarında ikisi erkek, biri kız çocuklarının da evde bulunduğu öğrenildi. Olayla ilgili soruşturma devam ediyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
15.12.2013
13yıllıkkarısınısilahlavuraraköldürdü13 yıllık karısını silahla vurarak öldürdü
İkizi sayesinde cinayetten kurtuldu, metruk binada donarak öldü
Zaman
10.12.2013
18:59
Eskişehirde önceki gün metruk bir binada donarak öldüğü belirlenen kişinin, 2010 yılında Muttalıp beldesinde 6 kişinin katili İhsan Doğu tarafından öldürülmekten ikizi sayesinde kurtulan ve 5 ay önce cezaevinden çıktığı öğrenilen Mehmet Emin Toprak olduğu ortaya çıktı.Eskişehirin merkez Tepebaşı ilçesi Hoşnudiye Mahallesinde metruk bir evde vatandaşların ihbarı üzerine dizüstü çökmüş vaziyette erkek cesedi bulundu. Polis, kimliği üzerinde bulunmayan erkek cesediyle ilgili çalışma yaptı. Yapılan çalışma sonunda, 8 Aralık 2013 tarihinde bulunan ve donarak öldüğü belirlenen cesedin Mehmet Emin Toprak adlı şahsa ait olduğu tespit edildi. Toprakın cenazesi yakınları tarafından Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi morgundan alınarak Muttalip Mahallesinde bulunan ve 2010 yılında ailesinden 6 kişinin de defnedildiği aile kabristanlığında toprağa verildi.Donarak öldüğü belirlenen Mehmet Emin Toprak ile ilgili ilginç bir ayrıntı ortaya çıktı. Mehmet Emin Toprakın, Eskişehir merkez Muttalıp beldesinde 2010 yılında meydana gelen ve 6 kişinin ölümüyle sonuçlanan seri cinayet olayında öldürülmekten son anda kurtulduğu öğrenildi. Seri katil İhsan Doğunun 6 kişinin ölümü ile sonuçlanan feci olayda, yanlışlıkla Mehmet Emin Toprakın yerine kardeşi Mehmet Sadık Toprakı öldürdüğü tespit edilmişti. Olayın ardından yaşanan cinayetler nedeniyle Mehmet Emin Toprakın psikolojisinin bozulduğu, zaman zaman psikolojik tedavi gördüğü öğrenildi. Mehmet Emin Toprakın, 2010 yılında yaşanan cinayetler sebebiyle Ev kurşunlama, ev ve samanlık yakma, silah yakalatma suçlarından ötürü 1 yıl hapis cezasına çarptırıldığı ve yaklaşık 5 ay önce de cezaevinden tahliye olduğu, bu süreçten bu yana da sokaklarda yaşadığı belirtildi. Toprakın bir süredir yaşamını yitirdiği metruk binaya geceleri gelerek kaldığı tespit edildi.6 KİŞİNİN ÖLDÜRÜLDÜĞÜ OLAYİhsan Doğu(58), 25 Ağustos 2010 tarihinde Ramazan ayında iftar sofrası sırasında husumetli olduğu komşuları Toprak ailesinin evini av tüfeği ile basmıştı. Seri katil olarak bilinen Doğu, bu saldırıda aynı aileden 4 kişiyi öldürüp, 1 kişiyi de yaraladıktan sonra kaçmıştı. Doğu, ikinci cinayet olayının yaşandığı 12 Kasım 2010 gününe kadar Eskişehir ili sınırları içinde farklı noktalarda saklanmış, daha sonra gece Mehmet Emin Toprakı öldürmek için Muttalip beldesine geri gelmişti. Saklandığı süreçte kılıktan kılığa girdiği, hatta kadın elbisesi bile giydiği tespit edilen ve cinayet için bir bankadan 20 bin lira kredi çektiği belirlenen Doğu, bu kez Mehmet Emin Toprak yerine ikiz kardeşi olan Mehmet Sadık Toprakı öldürmüştü. Bundan sonra yine kayıplara karışan ve 5. cinayeti işlemek için geldiği esnada güvenlik güçlerince yakalanan Doğu, Mehmet Emin Toprakı öldürmek istediğini, ancak yanlışlıkla ikizi Mehmet Sadık Toprakı öldürdüğünü anlatmıştı. Mehmet Emin Toprakın cinayet gecesi alkollü olduğu belirlenmiş ve ikizini öldürdüğü gerekçesiyle gözaltına alınmıştı, ancak mahkemece serbest kalmıştı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
10.12.2013
İkizisayesindecinayettenkurtuldumetrukbinadadonaraköldüİkizi sayesinde cinayetten kurtuldu metruk binada donarak öldü
Boşanmış Mağdur Babalar Derneği: Yüksek nafakalar cinnet sebebi
Zaman
25.11.2013
15:28
Boşanmış Mağdur Babalar Derneği Başkanı Muhammet Özen, 25 Kasım Kadına Şiddeti Önleme Gününe tepki gösterdi. Kamuoyunda Ayşe Paşalı cinayetinin perde arkasının farklı bilindiğini ileri süren Özen, Kadına şiddetle ilgili bugüne dek hep kadın dernekleri konuştu. Yapılan haberler hep tek taraflı olmuştur. dedi.Dernek Başkanı Özen, yaptığı yazılı açıklamada şunları kaydetti: Cumhurbaşkanlığı Devlet Denetleme Kurulunca hazırlanan kadına şiddet raporuna göre kadını öldüren erkeklerin hiçbiri pişmanlık ifade etmemiştir. Erkeği bu sonuca götüren sebepler ortadan kalkmadıkça elektronik kelepçe, buton veya hiçbir koruma kararı bu şiddetin önüne geçemez. Şiddet bir sonuçtur. Bu sonucu ortaya çıkaran nedenler ortadan kaldırılmadıkça bu cinayetleri durdurmak mümkün değildir. Eşini öldüren erkek, müebbet hapis cezasını göze alıyor. Bu cezayı göze alanı, hangi buton ya da elektronik kelepçe durdurabilir. Erkek, aile içinde eski hakimiyetini kaybetti. Kadın ise daha önce hiç bilmediği sonsuz hak ve yetkilerle karşılaşınca bunları kullanmanın sınırını bilmediği için ne yapacağını şaşırdı. Hukuk sistemi de buna çanak tuttu. Toplumun ve hukuk sisteminin geçirdiği evrim, aile kavramının altını oyuyor ve erkeği para kazanıp eve getirme görevinden başka fonksiyonu olmayan, kendisine has ihtiyaçları olma hakkından mahrum bir tür köle haline getiriyor. Bunun en bariz örneği Ayşe Paşalı cinayetidir. Eski eşi çok yüksek nafaka ödemelerini aksatması dolayısıyla bir içeride, bir dışarıdadır. Ayşe Paşalı, çocuklarını babaya hiç göstermemektedir. Üstüne kız çocukları büyüyüp anneleri gibi özgürce yaşamaya başlamıştır. Ayşe Paşalının kaynanası, bu durumu kaldıramayıp akli dengesini yitirip Kayseri sokaklarına düşmüştür. Baba da bu şartlar altında cinnet geçirerek bu elim cinayeti işlemiştir. Keşke Ayşe Paşalı adamı hapse attırmasaydı, keşke çocukları gösterseydi babaya, keşke kendisi kadar çocukları da babanın gözetiminde olsaydı, keşke baba cinnet geçirmeseydi. Keşke uzayın derinliklerinden, başka bir dünyadan gelen Aile Bakanlığı da bunu görebilse. CİHAN
Zaman
Son Dakika
25.11.2013
BoşanmışMağdurBabalarDerneğiYükseknafakalarcinnetsebebiBoşanmış Mağdur Babalar Derneği Yüksek nafakalar cinnet sebebi
Polis olay yerinde ararken, katil karakola gidip intihar etti
Zaman
07.10.2013
16:25
Almanya’nın İngolstadt kentinde cinayet işleyen bir kişi daha sonra karakola giderek intihar etti. Şehirde ağustos ayından bu yana yaşanan 4. vaka akıllara soru işaretleri getirdi.Almanya’nın İngolstadt kentinde dün gece korkunç bir olay yaşandı. 43 yaşındaki bir kişi cinayet işledikten sonra ortadan kayboldu.Şehrin Ringsee bölgesinde işlenen cinayetin ardından polis olay yerine geldi. 48 yaşındaki bir adamın olay yerinde cesedini bulan emniyet birimleri katili aramaya koyuldu.Korkunç cinayetten kısa süre sonra katil arabasıyla birlikte yakınlardaki bir karakola gelerek cinayet silahıyla intihar etti.İngolstadt emniyetinden yapılan açıklamada olayla ilgili soruşturma başlatıldığı kaydedildi.Cinayeti işleyen ve karakolda intihar edenin aynı şahıs olduğu belirtildi.İKİ AY İÇİNDE 4. VAKAİngolstadt şehri ağustos ayından bu yana bu tür suç olaylarıyla çalkalanıyor.Geçen ay 33 yaşındaki bir evsiz 18 yaşındaki bir başka evsiz tarafından vuruldu.Olaydan bir hafta önce de 50 yaşındaki bir erkek, sokak ortasında öldürüldü.Ağustos ayında ise İngolstadt belediyesine giren 24 yaşındaki bir erkek, 3 personeli rehin aldı. Komando birlikleri tarafından düzenlenen operasyonla şahıs yakalandı.Arka arkaya yaşanan olaylar halkta korku ve paniğe neden olurken, akıllara da soru işaretleri getirdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
07.10.2013
PolisolayyerindeararkenkatilkarakolagidipintiharettiPolis olay yerinde ararken katil karakola gidip intihar etti
4,5 yıl sonra teslim edildi
Zaman
02.10.2013
16:13
Cem Garipoğlu tarafından 3 Mart 2009 tarihinde başı kesilerek öldürülen 17 yaşındaki Münevver Karabulutun eşyaları mahkeme tarafından ailenin avukatı Rezan Epözdemire teslim edildi. Mühürlü ve bir çuval içerisinde eşyaları teslim alan Epözdemir, Münevverin anne ve babasının bu durumu psikolojik olarak kaldıramayacaklarını belirterek, alınan eşyaları yıkayıp temizledikten sonra gömeceklerini söyledi.Münevver Karabulutun cinayetten sonra üzerinden çıkan eşyaları mahkemeden teslim alan Avukat Rezan Epözdemir adliye çıkışında açıklama yaptı. Epözdemir, “Tüm kamuoyunun bildiği vahşice işlenen cinayet davası sürecinin son halkası olarak adli emanetteki eşyaları almamız için mahkeme bizi çağırdı. Ceza yargılamasında süreç kesinleştikten sonra cinayet delili olarak adlandırılamayacak vefat edenin eşyaları tereke dosyası olarak sulh hukuk mahkemelerine gönderilir. O da yasal mirasçıları çağırır ve eşyaları teslim eder. Ancak bu olayda gayet makul olarak aile, gelemeyeceklerini ifade etti. Bunları aileye teslim etmek çok doğru olmaz. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Yaklaşık 4 yıldır bu süreci onlarla birlikte götürdüğüm için neler yaşadıklarını neler hissettiklerini biliyorum. Hafifleyecek bir acı değil gerçekten. Psikolojik olarak da pedagojik olarak da ailenin maktulün eşyalarıyla temas etmesi çok doğru bir yaklaşım değil. İçerisinde bulundukları psikolojik ve travmatik süreçler nedeniyle gelmediler. Biz eşyaları teslim aldık. Aileye teslim etmeyi düşünmüyoruz. Acılı bir annenin yüreğinin bunu kaldırması kolay değil. Çok zor. Bir annenin, bir babanın böylesine hunharca ve vahşice bir cinayetten sonra buna katlanması çok zor, çok güç. Biz eşyaları yıkayıp temizleyip kuvvetle muhtemel naaşının yanında bir yere gömmeyi düşünüyoruz. Aileden verilen talimat da öyle.”Avukat Epözdemir mahkemeden teslim aldığı mühürle kapatılmış çuval hakkında şu bilgiyi verdi: “Hunharca işlenen cinayet esnasında giydiği kıyafetler, çanta, kartlar, çizme yani bir nebze onun manevi mirası olarak addedilebilecek bütün eşyalar var. Bugün de artık sürecin son halkası olarak geldik ve eşyaları teslim aldık.”NE OLMUŞTULise öğrencisi 17 yaşındaki Münevver Karabulutun bedeni ve testereyle kesilmiş başı 3 Mart 2009 günü Etilerde bir çöp konteynerinin içinde bulundu. Cinayetin bir nuramaralı zanlısı Münevverin erkek arkadaşı Cem Garipoğlu (17) olaydan sonra kayıplara karıştı. Bu arada Cemin, ünlü iş adamı Hayyam Garipoğlunun yeğeni olduğu ortaya çıktı. Evinde yapılan incelemede yerlerde kan izlerine ve kanların silindiği eşyalara rastlanıldı. Katil zanlısı Cem Gariboğlu cinayetten 197 gün sonra teslim olup işlediği cinayeti itiraf etti. Yargılama süreci 18 Kasım 2011 tarihinde kararın verilmesiyle sona erdi. Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Cem Garipoğlunu tasarlayarak canavarca hisle çocuğa karşı, nitelikli ve kasten öldürmek suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Garipoğlunun yaşı 18den küçük olduğu için cezası 24 yıla indirildi. Anne Tülay Makbule Garipoğlu suç delillerini gizlemek ve yok etmek suçundan, amca Hayyam Garipoğlu, şirket müdürleri Mehmet Karakayalı ve Habip Kurt ile şoför Ahmet Batur ‘suçluyu kayırmak suçundan 3er yıl hapis cezası aldı. Cinayete iştirakten yargılanan Cemin babası Mehmet Nida Garipoğlu ise beraat etti. Yargıtay Cem Garipoğlu ve diğer sanıkların cezalarını onarken baba Mehmet Nida Garipolu hakkındaki kararı bozdu. Yargıtay, babanın ‘suçluyu kayırmak” suçundan yargılanması gerektiğine karar verdi. Mahkeme heyeti, Mehmet Nida Garipoğlu hakkında suçluyu kayırma suçunu oluşturduğunu, ancak bu suç üst soy tarafından işlendiği için ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi. Yargıtay bu kararı onadı. CİHAN
Zaman
Güncel
02.10.2013
45yılsonrateslimedildi45 yıl sonra teslim edildi
4,5 yıl sonra teslim edildi
Zaman
02.10.2013
16:13
Cem Garipoğlu tarafından 3 Mart 2009 tarihinde başı kesilerek öldürülen 17 yaşındaki Münevver Karabulutun eşyaları mahkeme tarafından ailenin avukatı Rezan Epözdemire teslim edildi. Mühürlü ve bir çuval içerisinde eşyaları teslim alan Epözdemir, Münevverin anne ve babasının bu durumu psikolojik olarak kaldıramayacaklarını belirterek, alınan eşyaları yıkayıp temizledikten sonra gömeceklerini söyledi.Münevver Karabulutun cinayetten sonra üzerinden çıkan eşyaları mahkemeden teslim alan Avukat Rezan Epözdemir adliye çıkışında açıklama yaptı. Epözdemir, “Tüm kamuoyunun bildiği vahşice işlenen cinayet davası sürecinin son halkası olarak adli emanetteki eşyaları almamız için mahkeme bizi çağırdı. Ceza yargılamasında süreç kesinleştikten sonra cinayet delili olarak adlandırılamayacak vefat edenin eşyaları tereke dosyası olarak sulh hukuk mahkemelerine gönderilir. O da yasal mirasçıları çağırır ve eşyaları teslim eder. Ancak bu olayda gayet makul olarak aile, gelemeyeceklerini ifade etti. Bunları aileye teslim etmek çok doğru olmaz. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Yaklaşık 4 yıldır bu süreci onlarla birlikte götürdüğüm için neler yaşadıklarını neler hissettiklerini biliyorum. Hafifleyecek bir acı değil gerçekten. Psikolojik olarak da pedagojik olarak da ailenin maktulün eşyalarıyla temas etmesi çok doğru bir yaklaşım değil. İçerisinde bulundukları psikolojik ve travmatik süreçler nedeniyle gelmediler. Biz eşyaları teslim aldık. Aileye teslim etmeyi düşünmüyoruz. Acılı bir annenin yüreğinin bunu kaldırması kolay değil. Çok zor. Bir annenin, bir babanın böylesine hunharca ve vahşice bir cinayetten sonra buna katlanması çok zor, çok güç. Biz eşyaları yıkayıp temizleyip kuvvetle muhtemel naaşının yanında bir yere gömmeyi düşünüyoruz. Aileden verilen talimat da öyle.”Avukat Epözdemir mahkemeden teslim aldığı mühürle kapatılmış çuval hakkında şu bilgiyi verdi: “Hunharca işlenen cinayet esnasında giydiği kıyafetler, çanta, kartlar, çizme yani bir nebze onun manevi mirası olarak addedilebilecek bütün eşyalar var. Bugün de artık sürecin son halkası olarak geldik ve eşyaları teslim aldık.”NE OLMUŞTULise öğrencisi 17 yaşındaki Münevver Karabulutun bedeni ve testereyle kesilmiş başı 3 Mart 2009 günü Etilerde bir çöp konteynerinin içinde bulundu. Cinayetin bir nuramaralı zanlısı Münevverin erkek arkadaşı Cem Garipoğlu (17) olaydan sonra kayıplara karıştı. Bu arada Cemin, ünlü iş adamı Hayyam Garipoğlunun yeğeni olduğu ortaya çıktı. Evinde yapılan incelemede yerlerde kan izlerine ve kanların silindiği eşyalara rastlanıldı. Katil zanlısı Cem Gariboğlu cinayetten 197 gün sonra teslim olup işlediği cinayeti itiraf etti. Yargılama süreci 18 Kasım 2011 tarihinde kararın verilmesiyle sona erdi. Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Cem Garipoğlunu tasarlayarak canavarca hisle çocuğa karşı, nitelikli ve kasten öldürmek suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Garipoğlunun yaşı 18den küçük olduğu için cezası 24 yıla indirildi. Anne Tülay Makbule Garipoğlu suç delillerini gizlemek ve yok etmek suçundan, amca Hayyam Garipoğlu, şirket müdürleri Mehmet Karakayalı ve Habip Kurt ile şoför Ahmet Batur ‘suçluyu kayırmak suçundan 3er yıl hapis cezası aldı. Cinayete iştirakten yargılanan Cemin babası Mehmet Nida Garipoğlu ise beraat etti. Yargıtay Cem Garipoğlu ve diğer sanıkların cezalarını onarken baba Mehmet Nida Garipolu hakkındaki kararı bozdu. Yargıtay, babanın ‘suçluyu kayırmak” suçundan yargılanması gerektiğine karar verdi. Mahkeme heyeti, Mehmet Nida Garipoğlu hakkında suçluyu kayırma suçunu oluşturduğunu, ancak bu suç üst soy tarafından işlendiği için ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi. Yargıtay bu kararı onadı. CİHAN
Zaman
Ana Sayfa
02.10.2013
45yılsonrateslimedildi45 yıl sonra teslim edildi
Münevver Karabulut'un eşyaları 4,5 yıl sonra teslim edildi
Zaman
02.10.2013
14:54
Cem Garipoğlu tarafından 3 Mart 2009 tarihinde başı kesilerek öldürülen 17 yaşındaki Münevver Karabulutun eşyaları mahkeme tarafından ailenin avukatı Rezan Epözdemire teslim edildi. Mühürlü ve bir çuval içerisinde eşyaları teslim alan Epözdemir, Münevverin anne ve babasının bu durumu psikolojik olarak kaldıramayacaklarını belirterek, alınan eşyaları yıkayıp temizledikten sonra gömeceklerini söyledi.Münevver Karabulutun cinayetten sonra üzerinden çıkan eşyaları mahkemeden teslim alan Avukat Rezan Epözdemir adliye çıkışında açıklama yaptı. Epözdemir, “Tüm kamuoyunun bildiği vahşice işlenen cinayet davası sürecinin son halkası olarak adli emanetteki eşyaları almamız için mahkeme bizi çağırdı. Ceza yargılamasında süreç kesinleştikten sonra cinayet delili olarak adlandırılamayacak vefat edenin eşyaları tereke dosyası olarak sulh hukuk mahkemelerine gönderilir. O da yasal mirasçıları çağırır ve eşyaları teslim eder. Ancak bu olayda gayet makul olarak aile, gelemeyeceklerini ifade etti. Bunları aileye teslim etmek çok doğru olmaz. Ateş düştüğü yeri yakıyor. Yaklaşık 4 yıldır bu süreci onlarla birlikte götürdüğüm için neler yaşadıklarını neler hissettiklerini biliyorum. Hafifleyecek bir acı değil gerçekten. Psikolojik olarak da pedagojik olarak da ailenin maktulün eşyalarıyla temas etmesi çok doğru bir yaklaşım değil. İçerisinde bulundukları psikolojik ve travmatik süreçler nedeniyle gelmediler. Biz eşyaları teslim aldık. Aileye teslim etmeyi düşünmüyoruz. Acılı bir annenin yüreğinin bunu kaldırması kolay değil. Çok zor. Bir annenin, bir babanın böylesine hunharca ve vahşice bir cinayetten sonra buna katlanması çok zor, çok güç. Biz eşyaları yıkayıp temizleyip kuvvetle muhtemel naaşının yanında bir yere gömmeyi düşünüyoruz. Aileden verilen talimat da öyle.”Avukat Epözdemir mahkemeden teslim aldığı mühürle kapatılmış çuval hakkında şu bilgiyi verdi: “Hunharca işlenen cinayet esnasında giydiği kıyafetler, çanta, kartlar, çizme yani bir nebze onun manevi mirası olarak addedilebilecek bütün eşyalar var. Bugün de artık sürecin son halkası olarak geldik ve eşyaları teslim aldık.”NE OLMUŞTULise öğrencisi 17 yaşındaki Münevver Karabulutun bedeni ve testereyle kesilmiş başı 3 Mart 2009 günü Etilerde bir çöp konteynerinin içinde bulundu. Cinayetin bir nuramaralı zanlısı Münevverin erkek arkadaşı Cem Garipoğlu (17) olaydan sonra kayıplara karıştı. Bu arada Cemin, ünlü iş adamı Hayyam Garipoğlunun yeğeni olduğu ortaya çıktı. Evinde yapılan incelemede yerlerde kan izlerine ve kanların silindiği eşyalara rastlanıldı. Katil zanlısı Cem Gariboğlu cinayetten 197 gün sonra teslim olup işlediği cinayeti itiraf etti. Yargılama süreci 18 Kasım 2011 tarihinde kararın verilmesiyle sona erdi. Bakırköy 4. Ağır Ceza Mahkemesi, Cem Garipoğlunu tasarlayarak canavarca hisle çocuğa karşı, nitelikli ve kasten öldürmek suçundan ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırdı. Garipoğlunun yaşı 18den küçük olduğu için cezası 24 yıla indirildi. Anne Tülay Makbule Garipoğlu suç delillerini gizlemek ve yok etmek suçundan, amca Hayyam Garipoğlu, şirket müdürleri Mehmet Karakayalı ve Habip Kurt ile şoför Ahmet Batur ‘suçluyu kayırmak suçundan 3er yıl hapis cezası aldı. Cinayete iştirakten yargılanan Cemin babası Mehmet Nida Garipoğlu ise beraat etti. Yargıtay Cem Garipoğlu ve diğer sanıkların cezalarını onarken baba Mehmet Nida Garipolu hakkındaki kararı bozdu. Yargıtay, babanın ‘suçluyu kayırmak” suçundan yargılanması gerektiğine karar verdi. Mahkeme heyeti, Mehmet Nida Garipoğlu hakkında suçluyu kayırma suçunu oluşturduğunu, ancak bu suç üst soy tarafından işlendiği için ceza verilmesine yer olmadığına karar verdi. Yargıtay bu kararı onadı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
02.10.2013
MünevverKarabulutuneşyaları45yılsonrateslimedildiMünevver Karabulutun eşyaları 45 yıl sonra teslim edildi
Kardeşini öldürdü, olay yerine giden kayınbiraderi kazada öldü
Zaman
30.08.2013
16:43
ANTAKYAnın Harbiye Beldesinde eşinin kendini tatile götürmemesine sinirlenen 3 çocuk annesi Vedat Taçın, evi terkedip annesinin evine gitmesi fciaya neden oldu. en oldu. Kadının erkek kardeşi, barışmak için evlerine gelen eniştesini öldürdü, cinayeti haber alan ölen adamın ağabeyi de olay yerine giderken trafik kazasında hayatını kaybetti. Olay, 28 Ağustos günü Harbiye Beldesinde meydana geldi. İddiaya göre, 32 yaşındaki Vedat Taç, kendini tatile götürmeyen inşaatçıeşi 42 yaşındaki Yusuf Taç ile tartışıp evi terk etti. Genç kadın 3 çocuğunu da yanına alarak aynı beldedeki Esentepe Mahallesinde oturan annesinin evine gitti.Bunun üzerine arkadaşlarının da taviyesiyle Yusuf Taç, eşini ve çocuklarıyla 10 günlük tatil için plan yaptı, otomobiline otoyol geçişi için HGS kartı aldı. Ardından kayınvalidesinin evine giden Yusuf Taç, eşiyle görüşüp tatil planını anlatmaya başladı. Bu sırada şizofren olan kayınbiraderi 26 yaşındaki İsmail B., av tüfeğini alarak Yusuf Taça ateş etti. Yusuf Taç, vücuduna isabet eden saçmalarla yaşamını yitirdi.Tusuf Taçın ağabeyi 47 yaşındaki Ferit Taç, olayı öğrenince otomobiliyle kardeşinin vurulduğu eve gelirken yolda traktöre çarptı. Ferit Taç va demir yığınına dönen otomobilinde can verdi.Birisi kayınbiraderi tarafından silahla diğeri de kazada ölen Yusuf ve Ferit Taç kardeşler, Harbiye Mezarlığında toprağa verildi.Cinayet suçlamasıyla gözaltına alınan İsmail B. sorgusundan sonra sevk edildiği adliyede tutuklanarak cezaevine gönderildi.Taç ailesinin fertleri, Yusuf Taçın öldürülmesinde yengesi Vedat Taç ile ailenin diğer fertlerinin de rolü olduğunu, cinayeti şizofren İsmail B.nin üzerine attıklarını ileri sürdü.(DHA)
Zaman
Son Dakika
30.08.2013
KardeşiniöldürdüolayyerinegidenkayınbiraderikazadaöldüKardeşini öldürdü olay yerine giden kayınbiraderi kazada öldü
Devlet Nilüfer'i kocasından koruyamadı
Zaman
28.08.2013
11:49
Diyarbakır’da ayrı yaşadığı kocasından ölüm tehditleri aldığı gerekçesiyle 3 kez koruma talebinde bulunan ancak koruma verilmediği iddia edilen Nilüfer Türkoğlu(36) sokak ortasında öldürüldü. Türkoğlu, sabah saatlerinde teknisyen olarak çalıştığı tarım müdürlüğüne giderken kocası tarafından uzun namlulu silahla vuruldu. Ağır yaralı olarak hastaneye kaldırılan genç kadın kurtarılamadı. Türkiye’de kadına yönelik şiddet ve cinayetlerin önüne bir türlü geçilemiyor. Diyarbakır’da bu sabah yine bir kadın cinayeti işlendi. Diyarbakır’ın Kayapınar İlçe Tarım Müdürlüğü’nde teknisyen olarak çalışan Nilüfer Türkoğlu, hem Milli Eğitim Müdürlüğünde hem de özel bir sürücü kursunda çalışan eşi Murat Türkoğlu tarafından uzun namlulu silahla vuruldu. Kayapınar Kaymakamlığı önünde meydana gelen olayda katil zanlısı koca olay yerinden arabayla kaçtı. Ağır yaralanan eşi Nilüfer Türkoğlu ise kaldırıldığı Diyarbakır Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde hayatını kaybetti. Genç kadının yaklaşık 3 ay önce eşinden ‘şiddetli geçimsizlik’ nedeniyle ayrıldığı eşinden daha önce ölüm tehditleri aldığı ve koruma talebinde bulunduğu iddia edildi. 3 kez koruma talebinde bulunmasına rağmen Türkoğlu’na koruma verilmediği ileri sürüldü. İddialara göre, Murat Türkoğlu kısa süre önce de eşinden ayrılmak istemediğini belirterek eşini ayrılmaması konusunda ölümle tehdit etti. Murat Türkoğlu’nun 3 gündür sürücü kursuna gitmediği ve cep telefonunu kapattığı öğrenildi. SON MESAJI: SENİ ÜZENLER HEP OLACAKTIR Cenazesi hastane morguna kaldırılan Nilüfer Türkoğlu’nun bir kızı ile bir erkek çocuğu bulunuyordu. Genç kadının sosyal paylaşım sitesindeki son mesajında şunları yazdığı görüldü: “ Seni üzenler hep olacaktır; Kimileri de değerini ne yapsan da bilmeyecektir, kimileri seni hep yanlış anlayacaktır, kimileri ön yargılarla hep hayatında olacaktır. Kimileri beni hiçe sayacak, kimileri umursamayacaktır. Olsun boşver kaybettim sanma asla. Yanlış ata oynayandır kaybeden aslında.” Olayla ilgili soruşturma devam ediyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
28.08.2013
DevletNilüferikocasındankoruyamadıDevlet Nilüferi kocasından koruyamadı
Mümtaz'er Türköne - Şiddet kullanmadan cinayet işlemek
Zaman
22.08.2013
01:51
Mümkün mü? Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı’nın, bir kadın cinayeti davasına müdahil olarak katılma talebini reddeden mahkeme için, şiddet kullanmadan cinayet işlemek mümkün.Hikâye kısaca şöyle: Kadına yönelik giderek artan şiddeti önlemek niyetiyle, Meclis geçen sene mart ayında bir kanun çıkardı. 6284 sayılı bu kanunun 20. maddesinin ikinci fıkrasına göre Bakanlık “kadın, çocuk ve aile bireylerine yönelik” şiddet yüzünden açılan davalara müdahil olarak katılma yetkisine sahip. Bakanlığın bu şekilde katıldığı çok sayıda şiddet davası var. Bunların arasında elbette kadın cinayeti davaları da var. Kanunun amacı, şiddete uğrayan kadınların arkasına kamu gücünü bir güvence olarak yerleştirmek. Şiddete uğrayan kadın, aynı zamanda hakkını hukukunu arama konusunda da zayıf durumda. Bakanlık, kendisine gelen şikâyetlere göre harekete geçiyor ve mağdurlara hukuk desteği vermiş oluyor. Bakırköy 5. Ağır Ceza’da görülen bir kadın cinayeti davasında mahkeme heyeti bu sefer, savcının talebi doğrultusunda Bakanlığın katılımını reddediyor. Birinci gerekçesi davanın “bir şiddet davası olmayıp bir cinayet davası” olması. Evet, yanlış duymadınız, “şiddet değil cinayet” olduğu için, maktulün yakınlarının talebine rağmen, Bakanlık davaya müdahil olamıyor. Mahkeme heyetinin ceza usul hukukunun cürümler için yapılan tasnifine bağlı kaldığı belli; ama bu durumda mahkemenin şiddet uygulamadan cinayet işlenebileceğini kanıtlama mükellefiyeti var. Acısız ölüm türleri mi acaba kastedilen? İkinci gerekçe ise, bütün kadın hakları savunucularını ayağa kaldırmaya yetecek kadar vahim. Mahkeme, anayasanın eşitlik ilkesinin (10. madde) bu davada Bakanlık müdahalesiyle cinsiyet ayırımcılığı olarak ihlal edileceğini öne sürüyor. Hâlbuki kadın-erkek eşitliği, kadın haklarını korumak içindir. Sosyal haklar arasına, bu eşitlik yeterli görülmediği için “pozitif ayırımcılık” eklenmiş ve kadınların hakları ilave güvenceler altına alınmıştır. Doğrudan kadına yönelik şiddetin önlenmesi için çıkartılan 6284 sayılı kanun, bu pozitif ayırımcılığın eseri. Bu kanun cinsiyet eşitliği gütmüyor, tersine kadını erkek şiddeti karşısında korumak için düzenleniyor. Neden? Sebebi uzak bir yerde değil, erkek ve kadın arasındaki fizikî farkta aramak lazım. Erkeklerin kasları daha gelişmiş ve dolayısıyla kadından fizikî olarak daha güçlü. Söz konusu fizikî şiddet olduğu zaman, elbette erkek karşısında kadının korunması gerekiyor. Sonuç olarak mahkeme, cinayetin şiddet içermediği; ve kadının şiddet söz konusu olduğunda fizikî olarak da erkekle eşit olması gerektiği şeklinde iki hatalı varsayıma dayanmış oluyor.Kadına yönelik şiddet, çok yaygın ve bilineni ancak gerçekte var olanın çok az bir kısmı. Savunmasız çocuklara yönelik şiddeti de aile içi şiddete dâhil ettiğiniz zaman karşımıza çıkan tablo gerçekten çok vahim. Öyle anlaşılıyor ki modern hayat şiddeti azaltmıyor; tersine geleneksel değerlerin ve mekanizmaların ortadan kalkması kuralsızlığa, kuralsızlık da çıplak şiddet kullanımının yaygınlaşmasına yol açıyor. Aile içi şiddet, sadece bizim değil en gelişmiş toplumlar da dâhil bütün dünyanın sorunu. Devletin sosyal politikalar geliştirmesine ve şiddeti önleyecek tedbirler almasına şiddetle ihtiyaç var. “Ailenin korunması ve kadına yönelik şiddetin önlenmesi” başlıklı 6284 sayılı kanun, bu ihtiyacın eseri olan oldukça ileri bir düzenleme. Mahkemenin reddettiği müdahillik talebi, bu kanunun Bakanlığa verdiği yetki. Soruyu şu şekilde sorduğunuz zaman durumun vahameti ortaya çıkıyor. Dava konusu olan cinayetin kurbanı 14 yaşında evlenen ve evliliği boyunca sürekli şiddete maruz kalan ve nihayetinde cinayete kurban giden bir kadın adına Bakanlığın davaya müdahalesi kime yarar sağlar? Bu sorunun tek doğru cevabı var: Kamuya yarar sağlar.Bakalım kadın hakları savunucuları Mahkeme’nin bu kararına, özellikle de gerekçelerine ne diyecekler?
Zaman
Köşe Yazıları
22.08.2013
MümtazerTürköne-ŞiddetkullanmadancinayetişlemekMümtazer Türköne - Şiddet kullanmadan cinayet işlemek
A. Ali Ural - Firavun da Musa da yaşıyor
Zaman
18.08.2013
01:58
Rüyasını, seni tahtından edecek bir erkek çocuk dünyaya gelecek şeklinde yorumlayarak kâhinler, her doğan çocuğu düşmanı haline getirmişlerdir Firavun’un. Tahtların kısa bacağıdır kâhinler.Dünyaya eğri bir bakış için gerekçeler üretmektir görevleri. Bir kez bulunmaya görsün gerekçe, her araç meşrulaşır. Bir çocuğu yakalamak için binlerce çocuğu öldürmek bir Firavun yöntemi haline gelir. Fusûsu’l-Hikem’de, zuhûr edecek olan Hz. Mûsâ’yı ortadan kaldırabilmek için Firavun’un 980.000 mâsumu katlettiğini söylüyor İbn Arabi.O çocuğu öldürememiştir fakat. O çocuğu var eden izin vermemiştir buna. Bir sandık içinde göndermiştir celladına üstelik: “Bu çocuğu mu arıyordun!” Nil nehri ilahi kargonun teslimatçısı. İmza attırmadan veriyor kucağına Firavun’un karısının. O kadar sevimli ki, bir milyon bebeğin katili ona dokunamıyor. Bir “göz aydınlığı” olarak niteliyor onu. Sevimli yüz engelliyor cinayeti. Firavunları şaşırtacak ilk ilahi yöntem: Sevimlilik.Fakat şeytan da boş durmuyor. Şüphe değneğiyle karıştırıyor Firavun’un kazanını. Ya bu çocuk o çocuksa! Sakalını çekti işte, bir tokat attı. Çocuktur diyor, Asiye. Deneyelim, diyor Firavun. Bir kapta köz, bir kapta mücevher. Bebek Musa’nın eli mücevhere giderken melek elini yakalayıp ateşe götürüyor. Dili yanıyor közü ağzına götüren Musa’nın. Bu da ilahi bir korunma yöntemi: Hoşuna gitmese de tercihi, hatta yaksa da canını, yeri geldiğinde aklın kamufle edilmesi gerekiyor.Hangi anne ayrı kaldığı çocuğuna kavuştuğunda anneliğini gizleyebilir. Fakat gizlemeli. Çocuğu için yapmalı bunu. Kader kendisine sütanne rolü verdiğinde bir yabancı gibi almalı onu kollarına. Dahası sütannelik teklif edildiğinde istekli davranmamalı. Benim başka bir bebeğim daha var, bilmem ki almam münasip olur mu, demeli. Kolay değil elbette. Fakat zorları kolay yapan “Bir”i var. “… Eğer Biz, (vaadimize) inananlardan olması için onun (Mûsâ’nın annesinin) kalbini pekiştirmemiş olsaydık, neredeyse işi meydana çıkaracaktı. (Bu benim oğlumdur, deyiverecekti.”) (el-Kasas, 10.)Çocuk Musa, Firavun’un sarayında büyüdü. Peygamberlik gelip kardeşi Harun’la beraber Firavun’u uyarma sorumluluğunu yüklendiğinde bir ilahi yöntemle daha donatıldı yola çıkmadan önce. “İkiniz Firavun’a gidin; çünkü o, iyice azdı. Ona tatlı, yumuşak bir tarzda hitap edin. Olur ki aklını başına alır, yahut hiç değilse biraz çekinir.” (Taha, 43-44.) Bir milyon bebeğin katiline yumuşak bir dille hitap edilmesini istiyordu Allah onlardan. Benzer bir ayette hitap doğrudan Hz. Musa’ya yönelikti: “Firavun’a git, muhakkak ki o azdı/Ve ona de ki: “Sen tezkiye olmak (nefsini temizlemek) ister misin?”(Naziat, 17-18.)Tatlı dil yılanı deliğinden çıkardı mı? Hayır. Fakat çıkarıp çıkarmaması değil, Hz. Musa ve Hz. Harun’un izlemeleri gereken üsluptu önemli olan. Firavun daveti reddetti. Dahası İlah olduğunu söyledi onlara. Bir ilahi belgeye ihtiyaç vardı belki de aklına dönmesi için. Asanın dev bir yılana dönüşmesi, ya da elin bembeyaz kesilmesi karşısında bocaladıysa da vezirleri yetişti Firavun’a: “Sihirbazdır!” Vezirlerin görevi kimi zaman gerçekle tanışmasına engel olmaktı kralların.Ülkedeki bütün sihirbazları çağırdılar. Göstersinler hünerlerini. Hz. Musa’yı itibarsızlaştırsınlar. Mısır halkı bu büyük karşılaşmayı seyretmek için toplanmıştı. Önce sihirbazlar ellerindeki ip ve sopaları yere attılar. İllüzyonla yılanlar dolaşıyormuş izlenimi verdiler ruhlara. Göz bağcılıkla insanları arkalarından sürüklemeye başlamışlardı ki Hz. Musa asasını yere bırakıverdi. Koca bir yılan oldu, bir ejderha. Sihirbazların yere attıkları ve yılan gibi gösterdikleri şeyleri bir bir yuttu. Hakikat karşısında kullanıldıklarını anlayan sihirbazlar canları pahasına Hz. Musa’ya iman ettiler.Bu mucize karşısında kalbi yumuşamak şöyle dursun, Hz. Musa’yı halkı kışkırtmakla suçladı Firavun: “Gerçekten usta bir sihirbazsın. Gönlü tamamen bende olan Mısır halkını, ikiye ayırdın sen!” Asıl sihirbazlığın, birleştirmek (tevhid) için geleni “parçalayan” olarak sunmak olduğunu biliyordu Firavun. Algılarla oynamaya devam ederek hakikatin gelişini geciktirmeye çalıştı bu yüzden. Hz. Musa vazgeçmedi davasından. Kime dayanacağını bildiğinden, asasını öyle bir dayanak yaptı ki halkı ikiye bölmediyse de bir denizi ikiye ayırdı bir anda. Bütün yolların tıkandığı düşünülen bir zamanda yepyeni yollar açtı kavmine. Firavun da Musa da Hâman da sihirbazlar da yaşıyor.
Zaman
Köşe Yazıları
18.08.2013
AAliUral-FiravundaMusadayaşıyorA Ali Ural - Firavun da Musa da yaşıyor
‘Tahrik değil taammüden cinayet’
Evrensel
29.11.2012
16:43
Ankara Adliyesi’nde bugün yeni bir kadın cinayeti davası başladı. Bundan yaklaşık iki ay önce kocası tarafından kurşunlanarak öldürülen Zülfü’nün davası... Davanın diğer kadın cinayeti davalarından farkı yok. Ankara Kadın Platformu üyeleri ise kadın cinayetlerinin sistematik hale geldiğini göstermek, kadınları mücadeleye çağırmak için Ankara Adliyesi önündeydi. Dava, Mamaklı Zülfü Öztürk’ün öldürülmesi üzerine açıldı. Binlerce kadın gibi o da yakınındaki bir erkek, kocası, tarafından öldürüldü. Kadınlar ise kadın cinayetlerini durdurmak için bu cinayetin de “tahrik” sonucu yaşanmadığın
Evrensel
Ana Sayfa
29.11.2012
‘Tahrikdeğiltaammüdencinayet’‘Tahrik değil taammüden cinayet’
Kadınlar cinayetlerin aydınlatılmasını istedi
Samanyolu Haber
21.04.2011
12:15


Kadınlara yönelik işlenen cinayet ve şiddete dikkat çekmek amacıyla Tunceli Yer Altı Çarşısında bir araya gelen Dersim İl Kadın Platformuna bağlı çok sayıda kadın, cinayetlerin aydınlatılmasını istedi. Tunceli Belediye Başkanı Edibe Şahinnin de katıldığı eylemde, geçtiğimiz aylarda Tuğba Korkmaz (21) ve Dilber Erkmen (31) cinayetlerinin aydınlatılmasını isteyen kadınlar, öldürülen kadınların fotoğraflarını taşıyıp mum yaktı. Cumhuriyet Caddesinde yolu bir süre trafiğe kapatan kadınlar sık sık Erkek vuruyor, devlet koruyor. Kadın cinayetlerine son sloganları atarak bir basın açıklaması gerçekleştirdi. Türkiyede her gün yaşanan kadın cinayetlerine yeni birinin eklendiğini dile getiren Dersim İl Kadın Platformu üyesi Eylem Baskın, Tuncelide kısa bir süre önce işlenen iki cinayetin Emniyet Müdürlüğü tarafından halen aydınlatılmadığına dikkat çekti. Baskın, Kadın cinayetlerine bir yenisi de Tuncelide 16 Martta işlenen iki kadın cinayeti olmuştur. Birlikte yaşadığı polis tarafından öldürülen Tuğba Korkmaz ve evinin odunluğunda öldürülen Dilber Erkmen cinayetleridir. Tuğba Korkmaz cinayetinin zanlısı olan polis şu anda tutukludur. Biz kadınlar bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız dedi. Konuşmasında Dilber Erkmen cinayetinden 34 gün geçmesine rağmen emniyetin cinayeti aydınlatılamadığına dikkat çeken Baskın, Dilber Erkmen cinayeti üzerinden 34 gün geçmesine rağmen katil ya da katiller aramızda dolaşmaya devam ediyor. Davada herhangi bir gelişme yok. İbrahim Tatlıses için seferber olan emniyet teşkilatı neden bu ve benzer olaylarda duyarlılık göstermemektedir. diye sordu. Basın açıklamasının ardından kalabalık sessizce dağıldı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.04.2011
KadınlarcinayetlerinaydınlatılmasınıistediKadınlar cinayetlerin aydınlatılmasını istedi
İşyerinin bahçesinde öldürülen genç kız toprağa verildi
Samanyolu Haber
15.04.2011
15:55


Balıkesirin Burhaniye ilçesinde, çalıştığı işyerinin bahçesinde erkek arkadaşı olduğu ileri sürülen kişi tarafından öldüren genç kızın annesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. Mevlüdiye Deniz, Gamzenin anasının yüreği yandı. Başka anaların yüreği yanmasın. dedi. Dün (14 Nisan) sabah saatlerinde öldürülen 21 yaşındaki Gamze Tanırkurt, bugün Ayvalık ilçesi Altınova beldesinde son yolculuğuna uğurlandı. Burhaniye İlçe Halk Eğitim Müdürlüğünde 6 ay önce işe başlayan Tanırkurt, dün saat 07.30 sıralarında Hürriyet Caddesindeki işyerinin bahçesine gittiğinde, kendisini bekleyen erkek arkadaşı V.A. (30)nın kurşunlarına hedef oldu. Olay yerinde can veren Tanrıkurtun cenazesi, bu sabah Bursa Adli Tıp Kurumundan alınarak Altınovadaki Hacı Bayram Veli Camisine götürüldü. Cenaze namazına Burhaniye Kaymakamı Ali Uslanmaz, Altınova Belediye Başkanı Asım Sürer, daire müdürleri ve akrabaları katıldı. İsmini vermek istemeyen bir kız arkadaşı, Gamzenin son günlerde telefon ve internetten sıkça tehdit mesajları aldığını belirterek, Gamzeyi tanıdık bir avukat aracılığıyla savcılığa gitmesi konusunda ikna ettik. İfadesi alındı. Ardından V.A. çağrılmış. Bir gün sonra da Gamze öldürüldü. Onu Devlet koruyamadı. Bu aşk cinayeti değil. V.A. onunla birlikte olmak istiyordu, Gamze karşı çıkınca canından oldu. dedi. Gamze Tanırkurt, 18 yıl önce baba Kemal Tanırkurt ile annesi Mevlüdiye ayrılınca, kardeşi Gökhan (23) ile beraber Alibey Adasındaki çocuk yetiştirme yurduna verildi. İki kardeş, burada uzun yıllar kaldıktan sonra Balıkesir Yetiştirme Yurduna gönderildi. Altınovada kaldıkları 10 yıllık sürede Gamze ve ağabeyini büyüten Tomris Erdemin kızı Aliye Uysal, annesinin ona nasıl baktığını anlattı. Gamzenin 4 yaşında evlerine geldiğini belirten Uysal, okulu bitirdikten sonra çocuk yetiştirme yurduna gönderildiğini söyledi. Gamzenin halası Aysel Tanırkurt ise, Ne diyebilirim, çocuğumuza yazık oldu. Parçalanmış ailelere ibret olsun bu. Kadın cinayetlerinden bıktık artık. Biz savcılardan şikayetçiyiz. Bu çocuğumuz savcıya şikayette bulunuyor, ifadesi alındıktan sonra vuruluyor. Yeter artık. Öldüren kişi, kızı taciz ediyordu. şeklinde konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.04.2011
İşyerininbahçesindeöldürülengençkıztoprağaverildiİşyerinin bahçesinde öldürülen genç kız toprağa verildi
Bu da erkek cinayeti
Gazete Şok
22.03.2011
05:01
Hep erkekler kadınları öldürecek değil ya!.. Afyonkarahisar’da Ayşe G. (28), evli sevgilisi Balı Yağıç rsquo;ı (34), kendisiyle evlenmediği için cadde ortasında bıçaklayarak öldürdü. Güleç, ifadesi...
Gazete Şok
Son Dakika
22.03.2011
BudaerkekcinayetiBu da erkek cinayeti
Bakan Kavaf: Yasalarda olmayan kamusal alan sınırlamasından dolayı kadınları istihdam edemiyorsunuz
Samanyolu Haber
05.03.2011
13:58


Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı(GYV)na bağlı Medyalog Platformu ve Kadın Palatformu tarafından düzenlenen Medyada Kadın Algısı ve İstihdam ve İstismar konulu çalıştayda konuşan Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Yasalarda olmayan kamusal alan sınırlamasından dolayı kadınları istihdam edemiyorsunuz. Buda kadın üzerinden bir şiddettir. Demokrasi ve insan hakları bağlamında bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. dedi. Gazeteci-Yazar Oral Çalışlar ise, erkeklerin Medyada yeteri kadar kadın yok düşüncesini sürekli vurguladığını belirterek, Bu yanlış sakat bir vurgudur. Bir kere siz önünü kapatırsınız bütün alanlarda nasıl yetişecek? Bunu değiştirmek için pozitif ayrımcılığa ihtiyaç var. dedi. Bolunun Karacusu Beldesindeki Gazelle Otelde 2 gün sürecek Çalıştayın birinci oturumunda Medyanın konusu olarak kadın başlığı tartışıldı. Tartışmalarda Türkiyede kadının toplumsal hayattaki rolü ve iş hayatındaki konumu ele ele alındı.Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, elbetti bir kadının hem siyasi temsilde, hem çalışma hayatında, hem sosyal hayatın içerisinde, hayatın her noktasında var olması gerektiğini belirterek, bu konuda mücadele ettiklerini anlattı. Kadının çalışma hayatı içerisinde olması, sosyal hayat içerisinde yer almasının bir takım gerekleri olduğunu ifade eden Kavaf, eğitimli olmanın seçilmeyi, istihdamı kolaylaştıran faktör olduğunu kaydetti. Kavaf, şöyle devam etti: Kız çocukların eğitim alması için çok ciddi adımlar var. Ekonomik anlamada verilen destekler var. Bir rejim tehdidi algısı ve kamusal sınırlama algısı ortaya çıkıyor. Yasalarda olmayan kamusal alan sınırlamasından dolayı bu insanları istihdam edemiyorsunuz. Buda kadın üzerinden bir şiddettir. Önce demokrasi ve insan hakları bağlamında bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. değerlendirmesinde bulundu. Medyada, siyasette nitelikli, tartışması olmadan kadının artmasının Türkiyeyi bir anda değiştireceğine inandığını söyleyen Gazeteci-Yazar Oral Çalışlar ise, Medyada yeteri kadar kadın yok diye erkekler tarafından sürekli vurgulanıyor. Bu yanlış sakat bir vurgudur. Bir kere siz önünü kapatırsınız bütün alanlarda nasıl yetişecek? Bunu değiştirmek için pozitif ayrımcılığa ihtiyaç var. dedi. GAZETECİLERİN ÇOCUKLARIYLA İLGİLİ BİR KREŞ DÜZENLEMESİ YOK Çalıştaydaki bazı tebliğci ve müzakerecilerin konuşmaları şöyle: Gazeteci Ahmet Tezcan: Bir medya kuruluşunda çalışan gazetecilerin, kadın gazetecilerin ya da erkek gazetecilerin çocuklarıyla ilgili bir kreş düzenlemesi konusunda kimse bir girişimde bulunmuyorsa, bunda hem erkeklerin hem kadınların sorumluluğu var demektir. Arkadaşlarımız sürekli istismardan şikayet etti. Gazeteci Elif Çakır: Erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Erkek kotası var mı ki kadın kotası olsun. Yönetime kadınlar gelsin diyoruz, biz kadınlar olarak bir yerlere gelmek istiyoruz. Yayın yönetmeni olmak istiyoruz. Kariyer yapmak istiyoruz. Kadın yaratılış bakımından detaycıdır. Medyada kadın olduğu zaman vicdan boyutuyla bakan biri olduğu zaman tartışmayı daha doğru zeminde yapabiliriz. KADIN TELEVİZYONDA GÖRSEL META OLARAK KULLANILIYOR Yapımcı Fuat Uğur: Televizyon medyanın bir parçasıdır. Televizyonlarda gazetelere göre daha çok kadın çalıştığını görüyoruz. Bunun sebebi de yine aynı sorunda kaynaklanıyor. Kadın görsel meta olduğu için daha çok çalışıyor. Metorodların çoğunluğu bile kadın. Kadın sunucuların geçmiş yıllarda, haber spikerlerden çok güzel kadınlar çalışmaya başladı. Hepsinin saç biçiminin değiştirilmesi çok önemlidir. Haber t izleyen kadınlar saçları tartışır ve onları model olarak alırdı. Gülgün Feyman öncüydü. Hergün saçını değiştirirdi, onun saçları konuşuluyordu. Televizyon haberlerindeki hala devam eden bir dil vardır. Ona dikkat etmek gerekiyor. Gazetelerde yapılan dili başka bir forumudur. Taksim yaşanılan bir olay üzerinden bir olay. İki kadın bir şoförü dövdü. Kanunların korumadığı kadınların kendilerini korumaları isteniyor. Toplumda kadınlar sürekli taciz ediliyor erkek gibi olmaları ve kendilerini korumalı. Yaz aylarında plajlarda sahillerdeki kadınların arz endem ettiğei çekilmiş görüntüleri haber formunda sunulması, yakın planlarla ekrana getirilmesi hala devam ediyor. Bu tür programcılık anlayışının normal karşılanması bana tuhaf geliyor. KADINLAR ERKEKLEŞİYORUZ DİYOR Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Yasemin İnceoğlu: 2002de çıkan bir kitabım için yaptığım araştırmada, medyada çalışan kadın gazeteciler, İçeri girdiğimiz zaman, dişiliğimizden kurtulup, erkekleşiyoruz. diyor. Basın özgürlüğünden en önemli gereklerinden biri öz denetim. Türkiyede medya bunu iyi anlamda yapamıyor. Televizyoncu Hasan Öztürk : Münevver Karabulut cinayeti bambaşka bir şeyi tartıştırdı. Yani bir genç kızın paramparça edilmiş cesedi üzerinden günlerce istismar yaşandı. Cinayetin işlendiği villanın önünde, genç kız arkadaşlarımızın büyük keyif alarak anonslar çektiğini hatırlıyorum. Hem orada cinayete kurban gitmiş bir kadının sorunu var, hem de b
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.03.2011
BakanKavafYasalardaolmayankamusalalansınırlamasındandolayıkadınlarıistihdamedemiyorsunuzBakan Kavaf Yasalarda olmayan kamusal alan sınırlamasından dolayı kadınları istihdam edemiyorsunuz
UÜ'lü öğrenciler, Sema Karakoca cinayetini protesto için yürüdü
Samanyolu Haber
04.03.2011
14:35


Bursada öldürülen üniversite öğrencisi Sema Karakocanın arkadaşları ve öğretim üyeleri cinayeti kınamak amacıyla yürüdü. Uludağ Üniversitesi (UÜ) Felsefe Bölümü öğrencisi 19 yaşındaki Sema Karakocanın katilin bulunmasını isteyen arkadaşları ve hocaları protesto için Fen Edebiyat Fakültesi önünde toplandı. Öğrenciler ellerinde Dün Münevver, Bugün Sema. İsyan et, ağlama, Yasta değil, isyandayız, Şimdi sıra kimde, Erkek vuruyor, devlet koruyor. yazılı dövizler taşıdı. Kampusun Mediko-Sosyal binası önüne Sema burada, katilleri nerede sloganı atarak yürüyen öğrenciler burada basın açıklaması yaptı. Öğrenciler adına açıklama yapan Ezgi Alvur, katilin bulunmasını ve kadına karşı şiddete son verilmesini istedi. Bu süreçte öldürülen kadınların isimlerini okuyan Ezgi Alvur, basın açıklamasında şunları söyledi: Sema Karakoca ve öldürülen tüm kadınların faili erkekleri korumaya, sahiplenmeye devam eden devlettir. Mahkemelerin aldığı kararlar tacizin tecavüzün yolunu açtığı gibi kadınların sevgili, eş ya da psikolojik sorunları olan erkekler tarafından sevgi adına dövülerek, işkence edilerek öldürülmesini görmezden geliyor ve meşrulaştırıyor. Daha sonra söz alan Sema Karakocanın öğrenim gördüğü Felsefe Bölümünde öğretim görevlisi Dr. Funda Gürsoy Kaya ise Semanın katilinin bir an önce bulunması gerektiğini söyleyerek, Sema sen rahat uyu diye konuştu. Kalabalık, basın açkılamasının ardından dağıldı. Sema Karakocanın cenazesi Bursanın Merkez Nilüfer İlçesi Badırga Köyü yakınlarında bir dere kenarında parçalanmış halde bulunmuştu. Karakocanın Ankarada yaşayan ailesi bir süredir kayıp olan kızlarını Adli tıp Kurumunda teşhis etmişti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.03.2011
UÜlüöğrencilerSemaKarakocacinayetiniprotestoiçinyürüdüUÜlü öğrenciler Sema Karakoca cinayetini protesto için yürüdü
Mersin'de cinayet
Samanyolu Haber
01.03.2011
16:57
Mersinde evden kaçtığı öne sürülen genç kızın cesedi, boğazı kesilmiş ve bıçaklanmış olarak bulundu.

Töre cinayeti olduğu iddia edilen olayla ilgili genç kızın anne ve babasının da aralarında bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı. AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, merkez Mezitli ilçesi Viranşehir sahilindeki bir menfezin altında bıçaklanmış ve boğazı kesilmiş genç kıza ait ceset bulundu. Olayla ilgili inceleme başlatan polis ekipleri, Mersin Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin morguna kaldırılan cesedin 3 Şubatta Güneş Mahallesindeki evinden Bakkala gidiyorum diyerek ayrılan ve dönmeyen Hatice Fye (19) ait olduğunu belirledi.Bir süre önce Muştan Mersine göç ettiği belirtilen ailenin kızlarının kayıp olduğu yönünde de Siteler Polis Merkezine 4 Şubatta başvurduğu öğrenildi. Soruşturmayı derinleştiren polis, ifadesine başvurduğu aile fertlerinden genç kızın ağabeyi M.Fye ulaşamadı. Çalışmalarını ağabey üzerinde yoğunlaştıran ekipler, ağabeyin daha önce Mezitli ilçesinde Hatice Fyi görmesinin ardından adı açıklanmayan erkekle yaşadığı eve ziyarete gittiğini, bir süre sonra da kız kardeşiyle sahilde yürüşe çıktığını, daha sonra ise genç kadına ve ağabeye ulaşılamadığını belirledi. Polis ekipleri, cinayet zanlısı olduğu iddia edilen M.Fnin yakalanmasına yönelik çalışma başlattı. Genç kızın babası L.F. (48), annesi S.F. (47), ablası S.F. (21) ile genç kızın can güvenliği nedeniyle ismi gizli tutulan, birlikte yaşadığı erkek arkadaşının yanı sıra aralarında diğer aile fertlerinin de bulunduğu 11 kişiyi gözaltına aldı. Cenazeye sahip çıkan olmadığı, bu nedenle bir grup kadının cenazeyi Güneykent Mezarlığında toprağa verdiği bildirildi. Olayın töre cinayeti olduğu ileri sürüldü. AA
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.03.2011
MersindecinayetMersinde cinayet
İstanbul'da cinayet: 2 ölü
Samanyolu Haber
01.08.2010
10:13
Ümraniyede bir kişi, karısını ve hamile kızını boğarak öldürdükten sonra çıktığı sokakta kendisini şüphe üzerine durduran polise cinayeti itiraf etti.

AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Dudullu Birlik Mahallesi Atatürk Caddesi Kevser Sokakta oturan Sebahattin Alkan (47), saat 03.00 sıralarında yanında uyuyan karısı Ruzkat Alkan (48) ve misafirliğe gelen evli kızı Sevgi Arslanı (22) boğarak öldürdü. Alkanın, daha sonra, üst kattaki evde kalan ağabeyine cinayet işlediğini söylediği, ardından evden ayrıldığı belirtildi. Sebahattin Alkanın sokakta yürürken devriye görevi yapan polislerce şüphe üzerine durdurulduğu, polislerin kimliğini sorması üzerine cinayeti itiraf ettiği bildirildi. Alkanın karısını ve kızını rüyasında soyunduklarını gördüğü gerekçesiyle öldürdüğü ifade edildi. Polis ekiplerinin olay yerinde yaptığı incelemenin ardından cesetler, önce Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesine, oradan da Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı. Sebahattin Alkanın psikolojik rahatsızlık yaşaması nedeniyle eşi Ruzkat Alkanın evi terk etmesi üzerine bir süre tedavi gördüğü, iyileşme belirtileri göstermesi üzerine taburcu edildiği öğrenildi.Alkanın, taburcu olduktan sonra eşini geri dönmeye ikna ettiği ve ilk kez evli olan kızlarını da yanlarına alarak bu akşam eve döndüğü belirtildi. 3 yaşında bir erkek çocuk annesi Sevgi Arslanın 2 aylık hamile olduğu bildirildi. İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekiplerince olayla ilgili soruşturma başlatıldı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.08.2010
İstanbulda/">İstanbuldacinayet2ölüİstanbulda-cinayet-2-ölü/">İstanbulda cinayet 2 ölü
Eşinin yasak ilişkisini öğrenince öldürüldü
Samanyolu Haber
19.03.2010
14:44
Adanada bebeğine mama almak için evden çıktıktan sonra öldürülen Abdullah Oharoğlunun katil zanlıları oldukları iddiasıyla dini nikahla yaşadığı eşi Cevher Seden U., 6 aydır birlikte olduğu erkek arkadaşı Soner Ö.(28)nün aralarında olduğu 5 kişi gözaltına alındı. Şüpheliler, tasarlayarak adam öldürmek suçlamasıyla adli mercilere sevk edildi.

Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Cinayet Bürosu ekipleri, kafe işletmecisi evli ve 4 çocuk babası Abdullah Oharoğlunun nikâhsız birlikte yaşadığı Cevher Seden U. ile 3 aylık bebekleri Sideryaya mama almak için markete gittikleri sırada öldürülmesiyle ilgili genç kadının ifadesini aldı. Polis, genç kadının çelişkili ifade vermesi üzerine soruşturmayı genişletti. Cinayet ekipleri, Cevher Seden U.nun, iki çocuğunun babası Abdullah Oharoğlu ile Levent Mahallesinde birlikte yaşadığı evin sahibi Soner Ö.nün 6 aydır ilişkisi olduğunu belirledi. Öldürülen Abdullah Oharoğlunun da eşi ile Soner Ö.nün ilişkisini öğrendiği bu sebeple İstanbula taşınma hazırlıkları yaptığı da ortaya çıktı. İddialara göre, olay günü Cevher Seden U., 3 aylık bebeklerine mama alma bahanesiyle Abdullah Oharoğlu ile dışarı çıktı. Evlerinin üst katında oturan Soner Ö. de otomobiliyle marketten dönen Oharoğlunu av tüfeğiyle öldürdü. Daha sonra ise tüfeği arkadaşı 21 yaşındaki Hatice T.ye verdi. Cinayeti işleyen Soner Ö.nün olay yerinde yapılan polis araştırmasını da izlediği belirlendi. Polis, genç kadının çelişkili ifadelerinin ardından yaptığı araştırmada cinayet zanlısı olarak tespit edilen Soner Ö.yü arkadaşı Süleyman A. (24) ile Hataydan döndüğünde gözaltına aldı. Şüpheli Soner Ö.nün marangozluk yaptığını ve işleri bozulunca eşinden ayrıldığını, yaklaşık 6 ay önce Cevher Seden U. ile ilişkisinin başladığını söylediği öğrenildi. Öldürülen Abdullah Oharoğlunun kendisini birçok kez tehdit ettiğini de ileri süren Soner Ö.nün olay günü hap aldıktan sonra cinayeti işlediğini itiraf ettiği belirlendi. Polis olayla ilgili Soner Ö, Cevher Seden U. ile kardeşi Sezgin U., silahı sakladığı belirtilen Hatice T. ile şüpheliyi saklayan Süleyman A.yı gözaltına aldı. 5 kişi tasarlayarak adam öldürmek suçlamasıyla adli mercilere sevk edildi. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.03.2010
EşininyasakilişkisiniöğreninceöldürüldüEşinin yasak ilişkisini öğrenince öldürüldü
16:07 Vücudunu defalarca kesip kalbine bıçak sapladılar
Net Gazete
24.02.2010
15:56
Gaziantep kent merkezi dışında meydana gelen olayda, vücudu defalarca bıçakla kesilmiş halde bir erkek cesedi bulundu. Cinayeti işlediğini itiraf eden şahıs ve bu şahsa yardım ettiği ileri sürülen 4 arkadaşı da yakalandı.
Net Gazete
Son Dakika
24.02.2010
1607Vücudunudefalarcakesipkalbinebıçaksapladılar1607 Vücudunu defalarca kesip kalbine bıçak sapladılar
Neo Osmanlılara, Osmanlı Tokadı -2-
Haber3
19.01.2010
10:41

Büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk, Emperyalizm denen hastalığa dikkat çekmek için birçok yerde Türk halkına,bilgilendirici muhtelif konuşmalar yapmış ve Osmanlının da, kılıç zoruyla aldığı yerlerden,bir gün nasıl ayrılmak zorunda kaldığını anlatarak ,sadece savaşmanın değil, işlenecek toprağın, üretimin ve ekonominin, ülkeler için ne kadar önemli olduğu konusunun da bilinmesini  istemiştir.

İşte o konuşmalardan bazıları..

Türk köylüsü Ve çiftçilik
Milletimiz çok büyük acılar, mağlubiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken diğer elindeki sabanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde olmazdık, olamazdık
1923 (Atatürkün S.DM, s. 117)
------------------------------------------

Dünyada zaferlerin iki aracı vardır. Biri kılıç, diğeri saban. Başka yerde de söyledim ve burada bir daha tekrarı faydalı buluyorum. Zaferinin aracı yalnız kılıçtan ibaret kalan bir millet, bir gün girdiği yerden kovulur, küçük düşürülür, sefil ve perişan olur. Öyle milletlerin sefaleti, perişanlığı o kadar büyük ve acı olur ki, kendi memleketinde bile mahkûm ve tutsak bir halde kalabilir. Onun için gerçek zaferler yalnız kılıçla değil, sabanla yapılandır. Milletleri vatanlarında tutmanın, millete oturmuşluk kazandırmanın yolu sabandır. Saban, kılıç gibi değildir; o kullanıldıkça kuvvetlenir. Kılıç kullanan kol çok geçmeden yorulduğu halde sabanını kullanan kol zaman geçtikçe toprağın daha çok sahibi olur. Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup oldu. Tarihin büyük vakaları ve olayları, yaşamın bütün gözlemleri bunu doğruluyor.
1923 (Atatürkün S.D.II, s.116-117)

OSMANLI HANEDANI’na devam:
2. MURAT : 1402 -1451.
Padişahlığı 30 yıl sürdü : 1421 - 1451. Taht’a geçtiğinde amcası Mustafa Çelebiyi, kardeşleri Rum Veronikadan doğma Ahmet, Yusuf ile Rum Annadan doğan Mahmutu boğdurdu.
Küçük kardeşi 13 yaşındaki Şehzade Mustafayı da 1 yıl sonra öldürtüp,
 babası 1. Mehmetin yanına Bursaya gömdü.
6 oğlu olmasına karşın tahta, Mara Despinadan olma oğlu Mehmet (Fatih) çıktı.
2. MEHMET (FATİH) : 1430 -1481. Padişahlığı 35 yıl sürdü : 1446 -1481.
Rum Zaganos Paşanın kızı Kornelya ile evlendi. Kundaktaki kardeşi Ahmeti boğdurdu. Evlendiği diğer kadınlar Trabzon Rum kralı Kommenin kızı Anna, Mora valisinin kızı Helen, Bizanslı Prenses İrendir.
Fatih, Karamanoğulları ve Akkoyunlular adlı TÜRK BEYLİKLERİNİ ortadan kaldırmış ve Çandarlı Halil Paşa gibi değerli bir Türk büyüğünü Bizans’tan rüşvet aldığı gibi çirkin ve gerçekdışı bir gerekçeyle öldürmüştür.
2 oğlu vardı. Rum Kornelya‘dan doğan Beyazıt ile Rum Anna’dan doğan Cem.
2. BEYAZIT : 1447-1512.
Padişahlığı 31 yıl sürdü : 1481-1512.
Kardeşi ile girdiği taht kavgasını kazandığında, Cem İtalya’ya kaçtı, Papa’ya sığındı. 2. Beyazıt kardeşi Cem’i öldürülmesi için Papa Alexandre Borgiaya 300.000 altın ödedi. Cem, 1495’ te Napolide öldürüldü, cesedi 1499 da Bursaya getirildi.
Cemin oğulları Oguzhan, Ali ve Murattır. 2. Beyazıt, kardeşi Cemin oğullarından Oğuzhanı da 1483de öldürtmüştü. Öbür oğul Murat ise Rodosa kaçtı, Katolik oldu. Kanuni Rodosu 1522de alınca onu ve çocuklarını da öldürmüştür.
2. Beyazıt’ın öteki eşleri Beti, Litiana, Katherin, Danileva ve Nina’dır.
2. Beyazıtı, oğlu Yavuz Sultan Selimin öldürdüğü yaygın bir kanıdır.
YAVUZ SULTAN SELİM : 1467-1520.
Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1512 -1520.
Babası Beyazıt’ı 1512’de zehirletip tahta çıktı. Merhum ağabeyi Şehinşahın oğlu Mehmet ile diğer merhum ağabeyi Alemşahın oğlu Osmanı boğdurdu.
Ağabeyi Korkut’u ve onun oğlunu Emet Kasabası’nda boğdurup, Bursa Orhan Gazi türbesine gömdü. Diğer ağabeyi Şehzade Ahmeti de boğdurmuştu.
Her iki kardeşi de boğan Kapıcıbaşı Sinan Paşadır. Öldürttüğü kardeşi Ahmetin oğulları Süleyman ile Alaattin, Kahireye kaçtılar, orada vebadan öldüler.
Ahmetin diğer oğullarında Murat, Şah İsmail’in, Kasım ise Memluk Sultanı Gayri’nin yanına kaçtılarsa da, amcaları Yavuz’un nefretinden kurtulamadılar.
Çünkü Yavuz Mısır’a girince onu öldürttü.  8 yıl tahtta kalan Yavuz, 2 ağabey,  6 yeğen, 3 de vezir öldürtmüştür.
KÂNUNİ SULTAN SÜLEYMAN : 1494 -1566. Padişahlığı 46 yıl sürdü : 1520 -1566
6 kız kardeşi vardı, erkek kardeşi yoktu. Önce büyük amcası Cem Sultanın oğlu Muratı ve onun oğullarını (1522de) Rodosta öldürttü. Sonra kendisini tarihe, OĞLUNU ÖLDÜRMÜŞ 2. PADİŞAH olarak geçirecek cinayeti işletti.
Oğlu Şehzade Mustafa’yı boğdurdu. Torununu da Amasya’da boğdurdu.
Sultan Süleymanın karısı bir Rus papazının kızı olan Roksalan‘dır.
Tarihe Hurrem Sultan olarak geçen bu Rus kızı, Kanuni Süleymana M

Haber3
Son Dakika
19.01.2010
NeoOsmanlılaraOsmanlıTokadı-2-Neo Osmanlılara Osmanlı Tokadı -2-
Dikkatli okuyun; ağzınız açık kalacak!
Samanyolu Haber
06.11.2009
14:46
Dünyanın en ünlü tıp fakültelerinden ve uzmanlarından gelen bilgileri derlediğiniz zaman, H1N1 ya da Domuz gribiyle ilgili çok çarpıcı gerçeklerle karşılaşıyorsunuz:

Önce domuz gribinden dünyada kaç kişi ölmüş bu güne değin bi göz atalım: Tam tamına 160 ülkede 1154 kişi. Avrupa?da 16 bin 556 kişi domuz gribine yakalanmış, ama 34 kişi ölmüş.(Artık domuz gribiyle ilgili istatistikler tutulmadığından, bu sayı artmış olabilir. Ama 2009 yılı ortalarında sayı böyleydi.) Efendim, yaşamınız süresince: 1. Saldırıdan ölme ihtimaliniz: 331/1 2. Düşerek ölme ihtimaliniz: 250/1 3. Silahla vurularak ölme ihtimaliniz : 325/1 4. Zehirlenerek ölme ihtimaliniz: 1400/1 5. Araba kazasında ölme ihtimaliniz: 5000/1 6. Boğazınıza bi şey takılarak ölme: 5000/1 7. Suda boğularak ölme ihtimali: 9000/1 8. Şimşek çarpması sonucu ölme: 71.000 /1 9. Köpek tarafından öldürülme: 137.000/1 10. Küvette ölme ihtimaliniz: 807.000/1 11. Sele kapılıp ölme ihtimali: 713.000/1 12. Yataktan düşüp ölme ihtimaliniz: 2 milyonda bir. Domuz Gribinden ölme ihtimalinizse: 8 milyonda bir. (Dünyada bin 154 kişinin öldüğünü temel alırsak) Yani küvette boğularak ölme ihtimaliniz daha fazla! Gelelim ortalığı velveleye veren diğer müthiş salgın hastalıklara: Kuş gribi: Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) verilerine göre, 1 Haziran 2009 tarihine kadar kuş gribinmden ölen sayısı 436. Ama 1981?den 7 Temmuz 2009?a kadar 25 milyon kişi AIDS?den öldü. Dahası da var; 2005?den bu yana Veremden 1.6 milyon kişi öldü. Hani SARS hastalığı vardı ya? Yetişkinlerde görülen üst solunum yolları enfeksiyonu? Hani milyonları yok edecekti? Ölü sayısı 167! Domuz gribine yakalanırsanız bi tek ilacı var: Tamiflu Bu ilacın sahibi GILEAD SCIENCES AŞ. Bu lisansla, ilacı Roche 2016 yılına kadar üretiyor. Tamiflu?ya bi göz atalım: 1. ABD 25 milyon adet ısmarlamış: Toplam 2 milyar dolar ödemiş. 2. Bugüne kadar 65 devlet de ısmarlamış. 3. Toplam 300 milyon adet 4. Fiyatı 70 dolar. Çarpın 200 milyonla. Bu Firmanın yani Gilead Sciences AŞ?nin en büyük hissedarı ve Yönetim Kurulu Başkanı kim? ABD?ESKİ?SAVUNMA?BAKANI?DONALD?RUMSFELD! Özetleyelim: Her ay Güney Afrika?da 50 bin kişi AIDS?den ölüyor. Dünyada her gün bin 600 kişi gene AIDS?den yaşamını yitiriyor. Her yıl on binlerce kişi araba kazalarında can veriyor. Her yıl sadece ABD?de 25 bin kişi cinayete kurban gidiyor. Her yıl 80 bin kişi veremden hayatını kaybediyor. Ama biz kafayı neye takmışız? H1N1 Domuz Gribine! Niye? Çünkü ilaç şirketleri ve onların beslemeleri, AIDS, Verem, ne bileyim ben kızamık, kabakulak ya da açlıktan para kazanmıyorlar! Aşı olun olmayın... Ama önce gerçekleri araştırın, öğrenin. (Başta Sayın Bilger Duruman olmak üzere bir çok profesör ve doktora teşekkürler, saygılar) Yalçın Menteş?den seçme saçmalar Herhalde bazen insanın beyniyle dili arasında bi kopukluk oluşuyor. Hani akım derken bokum diyor, derler ya... Hah işte bunun gibi bi şey. Tiyatrocu Yalçın Menteş de ?Eros Pansiyon? adlı bi oyunda oynarken, kızının erkek arkadaşına sallamaya başlamış: ?Hani yani, şeytan diyor ki, şunun kellesini kes. Gitar kutusuna koy. Git Etiler?de çöplüğe at!? Bunu deyince, Tekirdağ?daki tiyatro salonunda herkes öyle kala kalmış! Sonra Menteş çevir kazı yanmasın durumlarına soyunmuş ki, tam akıllara ziyan: ?Yahu bu Karabulut cinayeti de çok abartıldı! Kardeşim, ilk kez mi birinin kafası kesildi? Allah aşkına yapmayın be!? Söyleyecek hiç bi şey yok! Dedim ya insan bazen alacakaranlık kuşağına giriyor, çıkınca da ?ben ne halt ettim birader?? diye kala kalıyor herhalde. AZİZ ÜSTEL-STAR
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.11.2009
Dikkatliokuyun;ağzınızaçıkkalacakDikkatli okuyun; ağzınız açık kalacak
Soğukkanlılığı pes dedirtti - Video
Samanyolu Haber
05.11.2009
22:32
Vicdanın sesi programı katili yakalattı.

Davarcı ailesi programa, 3 yıl önce kaybolan ve mart ayında cesedi bir rögar kuyusundan çıkartılan kızlarının katilini bulabilmek için katılmışlardı. Ailenin şüphelendiği şahıs da programa katılıp kendini aklamaya çalışınca gerçek ortaya çıktı. Çünkü polis çelişkili ifadeler üzerine harekete geçerek şahsı yakaladı. Hülya Davarcı, 2006 yılında Adanada kaybolmuş, bu yılın Mart ayında ise Seyhan ilçesi Pınar mahallesindeki rögar kuyusunda cesedi bulunmuştu. Aile o günden beri kızlarının katilinin bulunması için uğraşıyordu. Bir yandan polis araştırmasını sürdürürken aile de Samanyolu ekranlarında yayınlanan Vicdanın Sesi programına katıldı. Ve program katili ortaya çıkardı. Bütün şüpheler genç kızın erkek arkadaşı olduğu iddia edilen Erhan D.nin üzerinde yoğunlaşıyordu. Ailenin suçlamaları şüpheli şahsı rahatsız etti ve Erhan D. programa katılarak kendini savundu. Ancak Erhan D.nin programdaki şüpheli davranışları, çelişkili ifadeleri polisi harekete geçirdi ve Tekirdağda olduğu öğrenilen şahıs gözaltına alındı. Yapılan sorguda Erhan D. cinayeti işlediğini itiraf etti. Şahsın, programdan önce yapılan özel röportajda bizzat kendi işlediği cinayetle ilgili sorulan sorulara verdiği soğukkanlı cevaplar ise dikkat çekti. Emniyetteki sorgusu tamamlanan şahıs adliyeye sevkedildi. Davarcı ailesi ise kızlarının katiline verilecek cezayı bekliyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.11.2009
Soğukkanlılığıpesdedirtti-VideoSoğukkanlılığı pes dedirtti - Video
Vicdanın Sesi katili buldu !
Samanyolu Haber
04.11.2009
23:24
Cinayet şüphelisi, Samanyolu Televizyonunda yayınlanan Vicdanın Sesi Programına katılınca yakayı ele ele verdi.

ADANAda 3 yıl önce kaybolan ve geçen 9 Martta bir rögar çukurunda çürümüş halde cesedi bulunan ve kimliği DNA testiyle saptanan 19 yaşındaki Hülya Davarcının katil zanlısı. o dönemdeki erkek arkadaşı 24 yaşındaki Erhan Duran çıktı. Samanyolu Televizyonunda yayınlanan Zeynep Kasımlıoğlunun sunduğu Vicdanın Sesi Programına katılan Duran, çelişkili ifadeler verince, programı izleyen polislerce gözaltına alındı ve sorgusunda suçunu itiraf ettiği belirtildi. Şüphelinin yakanlanmasının ardından Vicdanın Sesi Programı yapımcısı Necip Beklim ve Haber Koordinatörü Serdar Tay samanyoluhaber.coma açıklamalarda bulundular. Vicdanın Sesi Programı yapımcısı Necip Beklim, samanyoluhaber.coma yaptığı açıklamada haberin programın ilk haberi olduğunu, program yayınlandıktan sonra polisin, programı izledikleri söylediklerini ve siz yeterince yardımcı olduğunuz, konuyu aydınlatınız, artık araştırma sırası bizde diyerek görüntüleri istediklerini söyledi. Vicdanın Sesinin tozlu raflardan indirdiği dosyayı Adana polisinin güzel çalışmasıyla sonuca ulaşıldığını vurgulayan Beklim, tutuklanan katil zanlısının yakalanmadan önce polisten önce bulduklarını vurguladı. Gizli kamerayla zanlıyı çektiklerini ama görüntüleri yayınlamayarak şüpheliyi programa çıkararak söz hakkı verdiklerini belirten Belkim, zanlının programa çıktığı verdiği çelişkili ifadelerden şüphelendiklerini belirtti. Fotoğraf stüdyosunda çalışan Hülya Davarcı, 2 Şubat 2006 günü iş çıkışı eve dönmedi. Genç kızdan bir daha haber alınamazken, 9 Mart 2009da Pınar Mahallesi 71154 sokaktaki bir inşaatın kanalizasyon bağlantısını yapmak üzere açılan rögar çukurunda bir ceset bulundu. Tanınmayacak halde çürümüş ve vücudunun büyük bölümünde sadece kemikler kalmış cesedin, giysi kalıntılarından bir kadına ait olduğu belirlendi. Hizbullah terör örgütünün kanlı infazları yaparken kullandığı yöntem olan ?domuzbağı yöntemiyle el ve ayakları bağlanarak öldürülen kadının cesedinden kalan parçalar, çukurda karton kutuya konularak çıkarıldı. Adli Tıp Kurumunun yaptığı DNA testi ve araştırma sonunda, cesedin 3 yıldır kayıp olan Hülya Davarcıya ait olduğu belirlendi. Aile, kendilerine teslim edilen kemik ve ceset parçalarını toprağa verdi. Cinayeti soruşturan polis, Davarcının en son görüştüğü kişinin, erkek arkadaşı Erhan Duran olduğunu belirledi. Soruşturma sürerken, Davarcı Ailesi de, kızlarının katilinin bulunması için Samanyolu Televizyonunun Zeynep Kasımlıoğlunun sunduğu Vicadının Sesi programına katıldı. Programa, Hülya Davarcının annesi Gülnar ve babası Nebi Davarcı ile genç kızın Tekirdağa taşınan o dönemki erkek arkadaşı Erhan Duran konuk oldu. Duran, Vicdanın Sesi programındaki anlatımları sırasında çelişkili ifadeler kullandı. Bu durum, aynı programı izleyen Adana Emniyet Müdürlüğü Cinayet Bürosu ekiplerinin de dikkatini çekti. Bunun üzerine Tekirdağa giden Adana Emniyet Müdürlüğü ekibi, Duranı gözaltına aldı. Adana Emniyet Müdürlüğüne getirilen Erhan Duran, çapraz sorguda cinayeti kabul etti. Davarcıyı boğarak öldürdüğünü söyleyen şüpheli, genç kızla bir yıllık arkadaşlıkları olduğunu belirterek şöyle dedi: ?Hülya ile bir yıl boyunca arkadaşlık yaptık. Bu süre içinde belirli dönemlerde sorunlarımız oldu. Ancak cinayet günü sokakta dolaşırken, bana hamile olduğunu söyledi. Ben de çocuğun benden olamayacağını söyledim. Israrla çocuğun benden olduğunu söyleyince çıkan kavgada, kendimi kaybettim. En son onu boğduğumu hatırlıyorum. Daha sonra elini kolunu bağlayıp bir çukura attım. Çantasını da başka bir kuyuya attım.? Şüphelinin gösterdiği kör kuyuda yapılan aramada Hülya Davarcının çantası da bulundu. Duran, sorgusunun ardından adliyeye sevk edildi. Adanada 3 yıl önce kaybolup, 9 Martta bir rögar çukurunda çürümüş cesedi bulunan ve kimliği DNA testiyle saptanan 19 yaşındaki Hülya Davarcının katil şüphelisi olarak nöbetçi mahkemeye sevk edilen 24 yaşındaki Erhan Duran tutuklandı. Adanada erkek arkadaşı tarafından boğularak öldürüldüğü ortaya çıkan Hülya Davarcının babası Nebi Davarcı, cinayet şüphelisinin yakalanıp tutuklanmasının içlerini rahatlattığını söyledi. Tek şüphelendikleri kişinin Erhan Duran olduğunu belirten Davarcı, ?Vicdanın Sesi programına katılmak için gittiğimizde yetkililer bize kimden şüphelendiğimizi sordu. Biz de Erhanın adını verdik. Erhana telefon ettiler, yayına çıkmak istemedi. Program yetkilileri, ?Yayına telefonla bağlayacağız üzerine gitmeyin, buraya çağıralım dediler. Biz üzerine gitmeyince programa katılmayı kabul etti. Sorulan tüm sorulara çelişkili cevaplar verdi. Ben eşime daha sonra ?Katil Erhan dedim? dedi. Anne Gülnar Davarcı ise kızının cesedinin bulunmasının ardından devamlı olarak Erhan Durandan şüphelendiğini söyledi. Erhan Duranın, kızının cesedinin bulunduğu rögar çukuru çevresini iyi bildiğini belirten Davarcı, ?Erhan, cenazemizi
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.11.2009
VicdanınSesikatilibulduVicdanın Sesi katili buldu
Şok açıklama: Cem'in saklandığı yeri...
Samanyolu Haber
19.09.2009
00:32
Üst düzey bir emniyet yetkilisinden şok açıklama: Cem?in 197 gündür saklandığı yeri bir tek baba ve ona vefa borcu olan bir erkek biliyordu. Teslimat telefonu ise yurtdışından geldi...

Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem G?nin ?sırlar dolu? teslim süreci Çarşamba gecesi, önce avukatı Aytekin Kaya?ya gelen telefonla başladı. Telefondaki erkek, Cem?in teslim olacağını, kendisinden gelecek ikinci telefonu beklemesini söylüyordu. Ancak bu telefon sanıldığı gibi Türkiye?den gelmedi. Üst düzey bir emniyet yetkilisi, telefonun teknik takibe yakalanmamak için yurtdışından edildiğini söyledi. Yetkili, bu ülkelerin, annenin yaşadığı ABD ya da iddia edildiği gibi İsrail olmadığının altını çizerek, ?Telefonun hangi ülkeden edildiğini belirledik. Bu konuda da çalışmalarımız sürüyor. Kimse bu olay kapandı sanmasın. 6 ay sonra bu telefonun ardındaki sır ortaya tamamen çıkarılmış olur? dedi Aynı emniyet yetkilisi, Cem G?yi teslim olmaya, polisin yoğun takibi sonucu bunalan ailenin ve cezaevinde oğlunun artık daha fazla kaçamayacağını anlayan babanın mektubunun ikna ettiğini düşündüklerini anlattı. Babanın oğlu Cem G?ye hitaben yazdığı ve avukat aracılığıyla eline ulaşan mektupta ?Bir genç kız öldü. Böyle olmasını kimse istemezdi. Her zaman ve ne olursa olsun hep yanındayız. Sürekli arkanda olacağız. Ancak suçunun cezasını çekmek zorundasın. Teslim olmanı istiyorum? dediği öğrenildi. Yetkili, Cem G. ile karşılaştıklarında cinayeti sormak istediklerini ancak zanlının hıçkırarak ağlamaya başladığını söyledi. 15 dakika boyunca ağlayan zanlının, sürekli olarak ?Keşke ben ölseydim. Babam benim yüzümden cezaevinde, ? dediği öğrenildi. Zanlının, kaldığı evde televizyondan haberleri izlediğini belirten yetkili, Cem G?nin, Münevver Karabulut?un ailesiyle ilgili olarak ise ?Münevver?in ailesi haklı, sonuçta canları gitti ve geri getiremem. Annesini ve babasını görünce, ?Keşke ben ölseydim? diye düşündüğünü söylediğini anlattı. Yetkili, Cem?in firari olduğu dönemde, yakınlarının da sıkı takip altında tutulduğunu belirterek şunları söyledi: ?Market alışverişinden, ev gezmesine kadar tüm hareketleri takip ediliyordu. Öyle ki kaç kilogram peynir, kaç ekmek aldıklarını bile inceledik. Bir anormallik var mı lojistik destek sağlıyorlar mı araştırdık.? Emniyet yetkilisi, Cem G?nin yerini yalnızca babası ve ona vefa borcu olan bir erkeğin bildiğini söyledi. Aile bireylerinin Cem?in yerini bilmediğini, bağlantının bu ?esrarengiz koruyucu? tarafından sağlandığını anlatan yetkili, ?Cem?i almış, saklamış, her ihtiyacını o karşılamış, teslim olmaya da o götürüp bırakmış? dedi. Cinayeti öğrenen babanın oğlunu bir kafenin önüne bıraktığı, bir süre sonra kafenin önüne gelen bir kişinin Cem?i otomobile bindirdiği kaydedildi. Cem G?nin polise ?Tanımadığım bir kişi gelip adımla seslendi, otomobilin arkasına bindirip yatmamı istedi ve üzerimi de battaniye benzeri örtüyle örttü. O örtünün altında 4-5 saat yol gittik. Bilmediğim bir eve beni götürdü orada kaldım? dediği belirtildi. Aynı kişinin Cem?i teslim olmaya da aynı şekilde götürdüğü öğrenildi. Teslim olma sürecini de değerlendiren emniyet yetkilisi, ?Baktığımızda çok ilginç detaylar var. Hedef saptırmak için, yurtdışından edilen telefonlar, yer belirlenmemesi için yapılan otoyol üzerindeki teslim süreci, zanlının ifadesinin ezberletilmiş olması senaryonun birer parçası gibi? diye konuştu. Cem G., cezaevindeki ilk gecesini ?Karantina? koğuşunda geçirdikten sonra dün 20 kişilik koğuşa konuldu. Avukatların ?Tek kişilik koğuş? talebinin, ?herhangi bir davranış bozukluğu görülmediği? gerekçesiyle kabul edilmediği öğrenildi. Öte yandan bir ay sonra 18 yaşını dolduracak olan Cem?in, başka bir cezaevine yerleştirileceği, bu cezaevinin babasının bulunduğu Metris Cezaevi de olabileceği belirtildi. Zanlının avukatı Aytekin Kaya ise, cezaevi önünde yaptığı açıklamada, Cem?in yakalanmasının ardından uzun bir ifade süreci yaşandığını belirterek ?Adalete güveniyoruz? Süreç bundan sonra daha hızlı ilerleyecek?dedi. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cem G?nin yakalanması dolayısıyla İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın?a teşekkür etti. Öte yandan TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de ?Emniyetin Cem G?yi yakalaması ve yahut da teslim olmak zorunda bırakması başarı. Bu konuda kamu duyarlılığını hep ayakta tutan basın yayın organlarının da payı büyüktür. Emniyet birimlerimiz ve basın organlarımızı bu konuda tebrik ediyorum? dedi. İstanbul Valisi Muammer Güler, Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem G?nin 197 gün boyunca polis takibinden kaçmasının, yardım aldığının göstergesi olduğunu söyledi. Katil zanlısına yardım etmenin suç olduğunu vurgulayan Güler, yardım yapanların TCK?ınn 282 ve 283. maddelerine göre ceza alacağını aktardı. Vali Güler Cem?in teslim olmaya zorlandığını belirterek, herhangi bir pazarlık yapılmadığını da söyledi. Baba Süreyya Karabulut ile amca Hayyam G. arasında arabuluculuk yaptığı iddia edilen gazeteci C
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.09.2009
ŞokaçıklamaCeminsaklandığıyeriŞok açıklama Cemin saklandığı yeri
Sır cinayette ilginç gelişme
Samanyolu Haber
28.08.2009
09:11
Münevver Karabulutun, öldürülmeden sadece birkaç saat önce Ankarada görevli bir teğmenle cep telefonuyla 8 kez mesajlaştığı ortaya çıktı.

Polise göre; Cem Garipoğlu, mesajları görüp kıskançlık krizine girdi ve Münevveri dövüp sonra öldürdü. Savcı, teğmen C.Y.C.ye Münevverle buluşup buluşmadığını soracak. Münevver Karabulutun, öldürülmeden sadece birkaç saat önce Ankarada görevli bir teğmenle cep telefonuyla 8 kez mesajlaştığı ortaya çıktı. Sabahın haberine göre çevresinde agresif olarak tanınan Münevverin erkek arkadaşı Cem Garipoğlunu bu mesajları gördükten sonra bir kıskançlık krizine girdiği ve Münevveri öldürdüğü senaryosu ağırlık kazandı. Cinayeti soruşturan cumhuriyet savcısı mesajların içeriği, olay günü Münevverle buluşup buluşmadığı ve cinayet hakkında bilgisinin olup olmadığının tespiti için teğmenin ifadesinin alınmasını istedi. Münevver Karabulutun cesedi 3 Mart akşamı saat 20.30da Etiler Dilekyıldızı sokakta bir çöp konteynırının başı kesik halde bulundu. Cinayeti soruşturan polis iki saat içinde katil zanlısı olarak Cem Garipoğlu ismine ulaştı. Cemin Bahçeşehirdeki evine operasyon düzenleyen polis evde bir kan gölüyle karşılaştı. Ardından Cemin satın aldığı kanlı testere bulundu. Cinayetin bir numaralı zanlısı Cem Garipoğlu 178 gündür yakalanamadı. Münevver Karabulutu cinayeti Faili meçhulden Faili firara dönüşmüş durumda. Ancak cinayetin sebebi ise hâlâ meçhul ve bugüne kadar anlaşılabilmiş değil. İşte SABAHın ulaştığı bir belge o korkunç cinayetin sebebine ışık tutacak nitelikte. O belge cinayeti soruşturan Cumhuriyet Savcısı Faruk Yılmaz Erşenin tek tek topladığı 4 klasörlük belgeler arasında yer alıyor. Belge Münevver Karabulutun 0 551 545... ile başlayan cep telefonuna ait ayrıntılı mesaj ve görüşme dökümüne ait. Belgeye göre Münevver Karabulut öldürüldüğü gün saat 11.26 ile 11.47 arasında diğer bir numaraya tam 8 kez cep telefonu ile mesaj gönderdi. Güvenlik kamerası kayıtlarına göre Münevver o gün saat 14.10da okuldan ayrılmıştı. Yani Münevver Karabulut bu mesajları okulda iken gönderdi. 8 mesajın gönderildiği cep telefonunun kime ait olduğunu araştıran savcı Faruk Yılmaz Erşen, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından bu sorunun yanıtını istedi. TİBden gelen yazıda Münevver Karabulutun mesaj gönderdiği cep telefonunun Ankara Beytepedeki Jandarma Okullar Komutanlığında görevli teğmen C.Y.C.ye ait olduğu bilgisi yer aldı. Savcı Erşen, teğmen C.Y.C.nin ifadesinin alınması için bağlı bulunduğu komutanlığın Ankarada olması nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazısı yazdı. Savcı Erşen, Münevver Karabulutun mesaj gönderdiği teğmenle öldürülmeden önce buluşup buluşmadığını, cinayet hakkında herhangi bir bilgisinin olup olmadığının öğrenilmesini istedi. Polisin üzerinde çalıştığı bu senaryoya göre Münevverin feci sonunu hazırlayan Ankaradaki teğmen C.Y.C.ye gönderdiği mesajlar oldu. İddiaya göre C.G. sevgilisi Münevverle cinayet günü öğleden sonra Bahçeşehirdeki villada buluştu. Kıskanç sevgili Münevverin cep telefonunu kurcalarken attığı ve gelen mesajları gördü. Çevresinde agresif kişiliğiyle tanınan Cem Garipoğlu bir anlık öfke ile Münevveri dövmeye başladı. Kavga daha da büyüyünce hırsını alamayan Cem Garipoğlu Münevveri bıçaklayarak öldürdü. Münevveri öldüren Cem Garipoğlu cesetten kurtulmak için annesine ve babasını aradı. Münevver Bahçeşehirdeki evde başı kesilerek bir valize ve gitar kutusuna yerleştirildi. Sonra Cem cesedi Etilerdeki dedesinin evinin az ötesindeki Dilekyıldızı sokakta bir çöp konteynırının içine attı. Öte yandan İstanbul Adli Tıp Kurumuna delil olarak gönderilen bıçağın, cinayet silahı olmadığı anlaşıldı. Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesinin 15 Temmuz 2009 tarihli raporuna göre söz konusu bıçağın üzerinden alınan sürüntü örneklerinde kana rastlanmadığı, soruşturma dosyasında adı geçen şüphelilerin DNAlarının bıçaktaki DNA profilleriyle kesinlikle uyuşmadığı belirtildi. Münevver Karabulutun otopsi raporunda 5 kesici-delici yara ve 29 düz kesik vasıfta yara tespit edilmişti. Yapılan incelemede Münevver Karabulutun karın bölgesindeki kesici-delici alet yaralarının genişlikleri ile delil olarak getirilen bıçağın namlu genişliği arasında fark bulunduğu, cesetteki yaraların da bu bıçakla açılmadığı vurgulandı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.08.2009
SırcinayetteilginçgelişmeSır cinayette ilginç gelişme
Cinayetin sırrı tırnağının ucunda
Samanyolu Haber
24.07.2009
11:20
Münevver Karabulut cinayetinde ayrıntılı otopsi raporu tamamlandı. Genç kızın tırnakları arasında iki erkek ve bir kadına ait DNA örnekleri bulundu.

Münevver Karabulut cinayetinde Adli Tıpın raporu savcılığa ulaştı. Raporda yeni ortaya çıkan sonuçlarla cinayet daha da esrarengiz bir hal aldı. Raporda, Münevver Karabulutun tırnaklarında iki erkek ve bir kadının DNAsına rastlandığı belirtildi. SAVCIYA YOLLANDI Akşam Gazetesinin haberine göre, Bahçeşehirdeki villada 3 Martta kafası gövdesinden kesilerek öldürülen Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili olarak Adli Tıp Kurumunun hazırladığı kapsamlı otopsi raporu 52 günün ardından soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Faruk Erşen Yılmaza gönderildi. Münevverin cesedi üzerinde yapılan incelemede, tırnaklarının takma olduğu, bunlardan 6sında katil zanlısı Cem G.nin ailesinden iki erkeğe ait DNA saptanırken, 4 tırnağında da bir kadına ait DNA örneklerine rastlandı. BIÇAKLA ÖLDÜRMÜŞ Adli Tıp tarafından hazırlanan 29 sayfalık raporda, cinayetin tek bıçakla işlendiği belirtildi. Raporda genç kızın cesedinin parçalanmasında kullanılan testerenin sapı, kafasının bulunduğu poşet ile olay yerinde bulunan bir başka poşetten alınan DNA örnekleri, evde çamaşır sepetinin içinde bulunan eşofmandaki örnekler ile uyum sağladığı anlatıldı. Hunharca öldürülen Münevverin sol sutyeni içinde yapılan incelemede ise yine zanlı Cem G. Ailesinin erkek bireylerine ait Y-STR kromozomu bulundu. Raporda, bu kromozomun, cinayet sonrası kayıplara karışan Cem Garipoğluna ait olabileceği belirtildi. Ayin yapıp öldürdüler Adli Tıpın son raporunu değerlendiren Münevver Karabulutun babası Süreyya Karabulut, bulguların Garipoğlu ailesinin cinayetten önce ayin yaptıklarını gösterdiğini ileri sürdü. Karabulut, şunları söyledi: Ben olayın ilk gününden bugüne kadar bu cinayeti Cemin tek başına işlediğine asla ve asla inanmadım. İnanmak da istemiyorum. Cem Gariboğlu, kızımı o eve tek başına götürmedi. Kızım o eve getirildi. O evde ayin yapıldı. Garipoğlu ailesi ayin yaptı. Garipoğlu ailesindeki insanlar zaten insan değiller. Bu bayana ait olan dokular annesine veyahut babasının beraber yaşadığı Gülşen diye bir bayana ait olabilir. Artık yavaş yavaş çember daralıyor. İnanıyorum ki bu katilleri devlet en kısa zamanda çıkartacaktır.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.07.2009
CinayetinsırrıtırnağınınucundaCinayetin sırrı tırnağının ucunda
Etiler cinayetinin iddianamesi hazırlandı
Samanyolu Haber
28.06.2009
09:24
Cemin babası cinayete iştirakten yargılanacak.

Vahşice işlenen bir cinayetle hayatını kaybeden liseli Münevver Karabulutun ölümünü soruşturan Savcı Erşen Yılmaz, iddianameyi tamamladı. Cem Garipoğlunun babası Mehmet Nida Garipoğlu cinayete iştirak suçundan tutuklu olarak yargılanacak. Firari şüpheli olarak aranan Münevverin erkek arkadaşı Cem Garipoğlunun dosyası ise tefrik edilecek. Açılacak ilk davada Cem, sanık sıfatıyla yer almayacak. Davada Mehmet Nida Garipoğlunun tutuklu sanık olarak yargılanacak olmasını Garipoğlu ailesi yeni bir gelişme olarak değerlendirdi. Aileye yakın kaynaklar, bu iddianameye göre yurtdışında yaşadığı düşünülen zanlı Cemin teslim olmaktan vazgeçeceğini dile getiriyor. Yakalanmadığı için hakkında kanuni işlem başlatılamayan zanlı Cem Garipoğlunun zamanaşımı süresi cinayetin işlendiği 3 Mart 2009 gününden itibaren işlemeye başladı. Cemin, zamanaşımı süresi doluncaya kadar ortaya çıkmayabileceği ifade ediliyor. Adli Tıp Kurumu, Münevver Karabulutun tırnak altında bulduğu parçalarla aynı aileden iki erkeğe ait olan doku örneğini DNA testiyle belirlemişti. Cemin 10 arkadaşı ile Münevverin tırnak altından çıkan parçaların doku örneği uyuşmamıştı. Son olarak tutuklu Mehmet Nida Garipoğlundan da Münevverin tırnak altındaki doku örneği ile karşılaştırılmak üzere kan örneği alındı. Ancak bu kan örneğinin sonucu henüz belli olmadı. Doku örneğinin uyuşması halinde baba Garipoğlu, cinayetin asli faili olarak yargılanacak. Bu durumda cinayeti birlikte işlediği ikinci kişinin de Garipoğlu ailesinden başka bir erkeğin olma ihtimali çok yükseliyor. Çünkü bir ailenin bütün erkeklerinde Y kromozomları aynı özelliği taşıyor ve bu durum DNA testine bakılarak yüzde 99,99 kesinlikte ortaya konulabiliyor. ZAMAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.06.2009
EtilercinayetininiddianamesihazırlandıEtiler cinayetinin iddianamesi hazırlandı
Kayıplar ile ilgili ilk somut bulgu
Samanyolu Haber
22.06.2009
07:40
JİTEM çalışan itirafçıların açıklamalarıyla Güneydoğuda başlatılan kazılarda ilk somut bulguya ulaşıldı.

Terör örgütü PKKdan ayrıldıktan sonra Jandarma İstihbarat Teşkilatında (JİTEM) çalışan itirafçıların açıklamalarıyla Güneydoğuda başlatılan kazılarda ilk somut bulguya ulaşıldı. Adli Tıp, cumhuriyet savcısının talebi üzerine Elazığdaki kimsesizler mezarlığından çıkarılan cesedin 14 yıl önce kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hasan Ergüle ait olduğunu tespit etti.

Cesetten numuneleri Hasan Ergülün oğlu Velatın kan örnekleriyle karşılaştıran Adli Tıp, Yüzde 99,99 uyum gösteriyor. dedi. Hazırlanan rapor Elazığ Cumhuriyet Savcılığına gönderildi. İsveçte yaşayan itirafçı Abdulkadir Aygan, Hasan Ergülün JİTEM tarafından kaçırıldığını ve öldürülerek Hazar Gölüne atıldığını iddia etmişti. Ayganın itiraflarından sonra harekete geçen Ergülün yakınları savcılığa başvurarak Elazığdaki kimsesizler mezarlığında kazı yapılmasını istemişti.

Hasan Ergül, Şırnakın Silopi ilçesinin Çukurca köyüne bağlı Yeniköy mezrasında yaşıyordu. 23 Mayıs 1995te Silopiye traktörüyle buğday götürdü. Bir süredir hasta olan oğlu İslam Ergülü de doktora göstermek amacıyla yanına almıştı. Dönüş yolunda baba oğulun önü Renault Toros marka araç tarafından kesildi. Arabadan 4 kişi indi ve Hasan Ergülü zorla otomobile bindirdi. 5 yaşındaki Velat, babasının ardından yol ortasında bakakaldı. Oradan geçen köylüler Velatı alıp ailesine teslim etti. Aradan yıllar geçti. Hasan Ergülden bir daha haber alınamadı. Ta ki, JİTEM ve PKK itirafçısı Abdülkadir Ayganın açıklamalarına kadar. Aygan, 3 yıl önce bir gazeteye verdiği röportajda şu bilgileri vermişti: Hasan isimli Silopili bir şahıs, Çukurca köyünden olması gerekir. JİTEMde çalışan ve maddî durumu iyi olan, ismi Cindi soyadı Acut veya Acet olan Koçero lakaplı kişi, Hasan adlı kişiyi alarak, Silopi timine götürdü. Ardından Diyarbakır timine, sonra da Elazığ timine götürülen Hasan öldürüldü. Burada da cesedi çuval içerisine konularak Hazar Gölüne atıldı.

Aile, açıklamanın yapıldığı dönemde de Hasan Ergülün akıbetini soruşturmaktan çekindi. Ergenekon soruşturması ile başlayan süreç pek çok kimse gibi Ergül ailesini de cesaretlendirdi. Hasan Ergülün kardeşleri Hadi ve Arto Ergül, Ayganın bu açıklamalarından yola çıkarak, dört ay önce cesedini bulmak için girişimlere başladı. İki kardeş önce Silopi Savcılığına dilekçe verdi. Nisan ayında ise Elazığa giderek Ayganın tarif ettiği Hazar Gölü çevresinde kardeşlerinin akıbetini araştırdı. Hazar Gölünde balıkçılık yapan bazı görgü tanıkları, 1995 yılında biri torba içinde, diğeri çıplak halde iki erkek cesedi bulduklarını anlattı. Ergül kardeşler, bu bilgi üzerine 9 Nisan 2009da Elazığ Cumhuriyet Savcılığına başvurdu.

Edinilen bilgiye göre, balıkçıların, buldukları cesetleri Elazığ Emniyetine bildirmeleri üzerine savcılık devreye girmiş. Cesetler, fotoğrafları çekilip Adli Tıp Kurumunda otopsi yapıldıktan sonra kimlikleri tespit edilemediği için kimsesizler mezarlığına gömülmüş. Elazığ cumhuriyet savcısı, 1995 yılına ait sahipsiz cesetlerle ilgili dosyaları tek tek çıkararak Hadi ve Arto Ergül kardeşlere gösterdi. Ergül kardeşler, kardeşleri Hasan Ergülü dosyadaki fotoğraflardan teşhis etti.

Elazığ cumhuriyet savcısının kararı ile mezar 14 Nisan 2009da açıldı. Mezardan kemik numuneleri alındı. Alınan numuneler Hasan Ergül kaçırılırken yanında olan oğlu Velat Ergülden alınan kan numuneleri ile karşılaştırılmak üzere Adli Tıp Kurumuna gönderildi. Yapılan DNA testinde cesedin Hasan Ergüle ait olduğu belirlendi. Hazırlanan rapor, geçtiğimiz hafta Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.

AİLE, ALBAY TEMİZÖZÜ SUÇLAMIŞTI

Ergülün ailesi, kayıp kişilerle ilgili soruşturma çerçevesinde tutuklanan Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz ve Koçero Saluci hakkında Elazığ Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştu. Ergenekon davasında ifadesine başvurulan bir tanığın da Ergül cinayeti hakkında çarpıcı bilgi verdiği ortaya çıktı. Tanık, cinayetin sorumlusu olarak Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve emekli Albay Levent Göktaşın tetikçisi olduğu ileri sürülen Saluciyi işaret ediyor.

Güneydoğudaki faili meçhul ve kayıplar, JİTEMin, sorguladığı kişileri asit kuyularına attığı iddiası ile yeniden gündeme gelmişti. Kayıplarla ilgili kazı çalışmaları, ilk olarak Şırnak Silopideki BOTAŞ tesislerinde gerçekleştirildi. Kazılarda 2 kemik ve birkaç bez parçası bulundu. Sinan Lokantasının arkasındaki kuyularda da kazı yapıldı. 17 kemik ve bir insana ait olduğu belirtilen kafatası bulundu. 16 Martta bu kez Kuştepe köyünde kazı yapıldı. Bu olaylarla ilgili olarak korucubaşı Kamil Atak, Kayseri İl Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz, JİTEM elemanı Koçero Saluci, Adem Yakın ve Abdulhakim Güven tutuklandı.

Belge sahte haberlerinin kaynağ
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.06.2009
KayıplarileilgiliilksomutbulguKayıplar ile ilgili ilk somut bulgu
Aytaç Durak canlı şov yapınca...
Samanyolu Haber
02.06.2009
14:32
Adanadaki katliam canlı yayında vali ile belediye başkanını birbirine düşürdü. Canlı yayında başkan kendini öyle bir kaptırdı ki...

Adanada 8 kişinin öldürüldüğü esrarengiz cinayet medyanın gündeminde ilk sıraya oturdu. Hal böyle olunca Adana Valisi ile Adana Belediye Başkanı kanalların bir anda gözde canlı telefon konuğu oldu.

Belediye Başkanı Aytaç Durak, bir gazeteci gibi öğrendiği herşeyi canlı yayında kanallara aktarmaya başlayınca valiyi çileden çıkardı. Vali dayanamayıp canlı yayındaki Duraka diğer hattan mesaj yolladı. Durak da ona canlı yayından yanıt verince ortaya tuhaf bir manzara çıktı.

Adana Belediye Başkanı Aytaç Durak, binaya ilk ulaşan belediye ekiplerinden ilginç bilgiler almıştı. Bu haberdir deyip hemen haber kanallarına telefon bağlantısı yapıp öğrendiklerini anlatmaya başladı. Dediğine göre eve giren itfaiye ekipleri 7 cesedin üstünün örtülmüş olduğunu, bir erkeğin cesedinin ise üstünün açık olduğunu görmüşler.

SANIRSINIZ GAZETECİ...

Başkan Durak kendini haber aktarmaya öyle kaptırmıştı ki cinayeti de kendince kısa sürede çözüverdi. Habertürkde o bilgileri heyecanla anlatırken şu yorumları yapıyordu;

Bu erkeğin üstünün açık olması ihtimal ki bu erkek şahıs 7 kişiyi öldürüp intihar etmiş olabilir. Öldürmüş kapıyı içerden kilitlemiş sonra da intihar etmiş.

VALİ DİĞER HATTA

Bu açıklamayı canlı yayında izleyen vali İlhan Atış, çileden çıktı. Hemen telefona sarılıp diğer hattan Aytaç Duraka ulaşmaya çalıştı. Ancak Durak canlı yayında telefon bağlantısında olduğu için belli ki doğrudan onunla konuşamamıştı.

Ama ilettiği Sayın Başkan yanlış konuşuyor şeklindeki notu hemen Durakın önüne gitmişti. Bu mesaj canlı yayında alan Aytaç Durak, sinirlendi ve Valiye yanıtını ekran aracılığıyla iletti;

Sayın Vali arıyormuş şimdi, Sayın başkan yanlış bilgi veriyormuş diyormuş. Ben bildiklerimi anlatıyorum. O zaman siz Sayın Validen doğru bilinenleri öğrenin. Bana göre 7 cesedin üstünün örtülü birinin üstünün açık olması intihar olduğu izlenimini veriyor.Böyle bir durumun olması da haberdir...

DURAK GOLÜ YEDİ

Aytaç Durakın heyecanla TV ekranlarında aktardığı iddiası da gerçek çıkmadı. Durakın bu açıklamasından 5 dakika sonra katil zanlısı yakalandı. Zanlı, evin oğlu 38 yaşındaki Murat Yükseldi. Ailesini para için öldürmüş ve evden kaçmıştı.

Bu bilgileri de vali canlı yayında duyurdu. Böylece ekran rekabetinde vali son golü atan taraf oldu.

İNTERNETHABER
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.06.2009
AytaçDurakcanlışovyapıncaAytaç Durak canlı şov yapınca
Dalan'ın MİT'çisi bakın kim çıktı !
Samanyolu Haber
13.05.2009
11:15
Ergenekon firarisi Dalana Seni de alacaklar kaç diyen MİT görevlisi Ö.Y.nin Dinki tehdit eden kişi olduğu ortaya çıktı.

Hrant Dinki İstanbul Valiliğinde yazılarına dikkat et diyerek tehdit eden istihbaratçının, Ergenekon firarisi Bedrettin Dalana Seni de alacaklar kaç bilgisini veren MİT görevlisi Ö.Y olduğu ortaya çıktı. Ö.Ynin sır gibi saklanan adı Meclise bile verilmedi.

İstek Vakfı ve Yeditepe Üniversitesinin sahibi Bedrettin Dalana seni de alacaklar, kaç bilgisini verdiği ileri sürülen eski İstanbul MİT Bölge Başkan Yardımcısı Ö.Ynin Hrant Dinki öldürülmeden 3 yıl önce İstanbul Valiliğinde tehdit eden istihbaratçı olduğu anlaşıldı. Ergenekon savcılarının hakkında soruşturma başlattığı Ö.Ynin, ifadesinin alınacağı gün İzmir MİT Bölge Başkanlığına atanmasının yankıları sürerken Türkiyeyi sarsan Hrant Dink suikastinde adı geçmesi cinayetteki örgüt bağlantılarını gündeme getirdi.

DİKKAT ET BAŞINA BİRŞEYLER GELİR

Gazeteci Aydın Engin, Agos gazetesinde 12 Ocak 2007de yayınladığı yazısında ilk kez yakın arkadaşı Hrant Dinkin bir istihbaratçı tarafından tehdit edildiğini yazdı. Engin suikastten sonra basına yaptığı açıklamada ise tehdit olayını şöyle anlattı:

Hrant Dink 2004 yılında Valilikten kendisine gelen bir telefonla Valiliğe gitti. Dink, Vali Yardımcısının odasında bir kadın ve bir erkekle karşılaştı. Vali Yardımcısı bu kadın ve erkeğin kendisini ziyarete gelen yakınları olduğunu ve sohbetlerini izlemek istediklerini söyledi. Ondan sonra Vali Yardımcısı bir daha konuşmadı. Erkek ziyaretçi bir saat boyunca Dinke Agos böyle haberler yapmaya devam ederse, sen böyle konuşmaya devam edersen başına bir şeyler gelir diye konuştu.

HERKES Ö.YNİN ADINI SAKLADI

Hrant Dinki İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngörün odasında tehdit eden istihbaratçının ismini 5 yıldır yetkililer açıklamaktan kaçındı. Dinki uyaran kimliği meçhul istihbarat görevlisinin adını İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah tüm sorulara karşılık vermedi. İstihbaratçının ismi Meclisten bile gizlendi. Dink suikastinin perde arkasını araştıran CHP İstanbul Milletvekili Canan Arıtman, TBMMde İçişleri Bakanlığının yanıtlamasını iste- yerek, iki istihbarat görevlisinin kim olduklarını sordu. CHPli Arıtmanın verdiği soru önergesine dönemin İçişleri Bakanı Abdüldkadir Aksu İki istihbarat görevlisi açıklamasını yapmakla yetindi. Hrant Dink cinayetini araştıran TBMM komisyonuna da istihbaratçının adı verilmedi.

İLK KEZ NEDİM ŞENER YAZDI

Dinki tehdit eden istihbarat görevlisinin adına ilk kez gazeteci-yazar Nedim Şener kitabında yer verdi. Şener Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları adlı kitabının 82. sayfasında, Hrant Dinki Vali Muavini Ergun Güngörün makamında tehdit eden kişinin MİTte çok tanınmış biri olan Ö.Y. olduğunu ileri sürdü. Dink cinayetinde Polis, Jandarma kadar MİTin de sorumluğunun tartışılması gerektiğini söyleyen Şener, Yeni Şafaka Dinki uyaran kişiler onu korumakla yükümlü. Ama başına bir şeyler gelebilir diye uyarılma yolu seçildi. Ve bugüne kadar tüm uğraşlara rağmen Hrant Dink ile ilgili hiçbir MİT belgesine ulaşılamadı. Hrant Dink cinayeti birgün Ergenekon davasıyla birleştirilirse belki buna imkan da sağlanır dedi.

Soruşturma açılmadı

MİT Bedrettin Dalana kaç bilgisi verdiği ileri sürülen eski İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı Ö.Y hakkında soruşturma başlatıldığı yönündeki haberlerin doğru olmadığını açıkladı. MİT Müsteşarlığından yapılan açıklamada “9 ve 12 Mayıs 2009 tarihli basın-yayın organlarında MİT İstanbul Bölge eski Başkan Yardımcısına ilişkin bazı iddialara yer verilmiş ve adı geçen mensubumuz hakkında idari ve hukuki soruşturma açıldığı yönünde haberler yayımlanmıştır. Müsteşarlığımızca, konuya ilişkin olarak haberlerde yer aldığı şekliyle herhangi bir idari soruşturma açılmamış olup, adli makamlarca da hukuki soruşturma açıldığına dair müsteşarlığımıza intikal etmiş resmi bir belge bulunmamaktadır” denildi. Öte yandan Ö.Ynin İzmir MİT Bölge Başkanlığına vekaleten atandığı belirtildi.

Vali uyarı diye açıkladı

İstanbul Valisi Muammer Güler, Hrant Dinkin bir istihbaratçı tarafından öldürülmeden 3 yıl önce tehdit edildiğine ilişkin haberler üzerine yaptığı açıklamada yardımcısı Ergun Güngörün odasındaki görüşmeyi doğrulamıştı. Güler, iddialarla ilgili yaptığı açıklamada şunları söylemişti:

Görüşmede asla bir tehdit ve uyarı sözkonusu değildir. 2004 şubat ayının başlangıcında Sabiha Gökçen hanımefendinin aslen Ermeni olduğuyla ilgili bir takım şok iddiaları gazetesinde belirtmesi üzerine, bununla ilgili gazetelerde, birçok gazetede olumsuz tepki ve yorumlar meydana gelmişti. Bu nedenle de Ermeni cemaatine ilişkin bazı tehditler de yer almıştı.

Mevlüt Yüksel - Yeni Şafak
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.05.2009
DalanınMİTçisibakınkimçıktıDalanın MİTçisi bakın kim çıktı
Polislerden kan donduran ifadeler
Samanyolu Haber
11.05.2009
20:40
Münevver Karabulutun öldürüldüğü gece görevde olan emniyet yetkilileri ve polis memurları, cinayeti anlattı.

Bir polis memuru, “Bahçeşehirdeki evde Cemin annesi ve 2 kız kardeşi vardı. Ev sanki kan kokuyordu. Cem evde yoktu. Evin içi çok acele temizlenmiş gibiydi” dedi.

İstanbulda 3Martta öldürüldükten sonra kafası kesilen ve cesedi Etilerde bir çöp konteyneri içinde bulunan 18 yaşındaki Münevver Karabulutun katil zanlısı Cem Garipoğlu, olayın üzerinden 69 gün geçmesine rağmen yakalanamadı.

Gazete HaberTürkün özel haberinde göre, Cem Garipoğlunu ele geçirmek için 2 özel tim kuran İstanbul Emniyet Müdürlüğünde görevli olan bazı yetkililer ve polis memurları, cinayetteki detayları anlattı.

DERSHANE YARDIM ETTİ

3 Mart akşamı saat 20:00 sıralarında gelen ihbar üzerine Etilerdeki yere giden polis memuru, “Etilerdeki çöp konteynerine gittiğimizde karşılaştığımız manzara korkunçtu. Durumu hemen cinayet ekiplerine bildirdik. Olay yerine birçok cinayet ekibiyle birlikte Asayiş Şube Müdürlüğü Emniyet Müdür YardımcısıMustafa Köse de geldi. Delillerin kaybolmaması için müdürün talimatı ile çöp konteyneri Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderildi. Çevrede bavulu ve gitar çantasını çöpe atan kişileri gören tanıklar aranmaya başlandı. Çöp kutusunun karşısındaki bir işyerinin güvenlik görevlileri, bavulları bir kişinin attığını söyledi” dedi.

Cesedin üzerinde bulunan dershane öğrenci kimliğinden öldürülen genç kızın adının Münevver Karabulut olduğunu öğrendiklerini anlatan bir başka polis memuru, “Genç kızın adresini hemen bulmamız gerekiyordu. O saatte dershane kapalıydı. Dershane yetkililerinin telefonunu bulduk. Kayıtlardan Münevver Karabulutun ev adresi tespit edildi” şeklinde konuştu. Bir diğer polismemuru ise sözü arkadaşından devralıp, “Münevver Karabulutun ailesi Şişlide oturuyordu. Hemen evine gidildi ve Karabulut ailesi, Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğüne getirildi. Bulunan kimlik ve ceset gösterildi. Genç kız teşhis edildi” ifadesini kullandı. Karabulut ailesine “Münevverin bir erkek arkadaşı varmıydı?”, “Olay günü nereye gitmişti?” şeklinde sorular yönelten polis ekipleri, Münevverin Hayyam Garipoğlunun yeğeni Cem Garipoğlu ile sevgili olduğu bilgisine ulaştı.

CEMİN YATAĞININ ALTINDA TESTERE BULUNDU

Hemen araştırma yapan polis, Cem Garipoğlunun Bahçeşehirde oturduğunu öğrendi ama cesedin bulunduğu yerde çocuğun dedesinin yaşadığını tespit etti. Cem Garipoğlunun ismine ulaşır ulaşmaz da Bahçeşehirdeki evinde arama yapılması içinmahkeme kararı çıkartıldı. Bu arada Garipoğlunun Etilerde oturan tüm akrabalarının adresleri de tespit edilmeye başlandı. Mahkeme kararı ile Bahçeşehire gidildi. Bahçeşehirdeki ev jandarma mıntıkasında olduğu için Jandarma Karakoluna gidildi. Ve her şey 3 saat içinde belirlendi. Bir polis memuru yaşadıklarını, “Bahçeşehirdeki eve gidildi. Jandarma Karakolunda çok beklemedik. Jandarma ekipleri olaya gereken hassasiyeti gösterip bizi eve götürdü. Evde anne Tülay Garipoğlu ve 2 kızı vardı. Cem evde yoktu. Evin içinde tuhaf bir koku vardı. Sanki kan kokuyordu. Arama yapıldı. Ev çok acele toplanmış ve temizlenmiş gibiydi. Kısa süre sonra temizlenmiş kan izleri bulundu. Savcılığa bilgi verildi ve savcılığın talimatı ile olay yeri inceleme ekipleri geldi. Özel ekip gelene kadar evdeki tüm delil sayılabilecek şeyler korundu” diye anlattı.

Olay yerindeki diğer polis, “İçeri girip de silinmiş kan izlerini görmemek mümkün değildi. Garip bir aile idi. Savcılığın talimatı ile kan izleri ve deliller aranmaya başlandı. İlk başta Cemin yatağının altında testere bulundu. Testere korkunç

cinayeti neredeyse aydınlatıyordu. Çünkü testerede saç ve kan damlası vardı. 3 katlı villaydı. En üst kattan aşağı doğru titizlikle incelenmeye başlandı. Neredeyse her yerde kan vardı. Olay Cemin odasında gerçekleşmişti. Yukardan aşağı luminol sistemle görünmez kan lekeleri ortaya çıkarıldı ve tek damlası bırakılmadan alındı. Yerler silinmişti ama seramik aralarında kan izleri vardı.

Merdivenden aşağı doğru kanlı ayak izleri vardı ve Cemin kanlı elbiseleri, eşofmanları bulundu” diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.05.2009
PolislerdenkandonduranifadelerPolislerden kan donduran ifadeler
Toplam "52" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti