bu da erkek cinayeti | |
|
| ‘Tahrik değil taammüden cinayet’ | Evrensel | 29.11.2012 16:43 |  | | Ankara Adliyesi’nde bugün yeni bir kadın cinayeti davası başladı. Bundan yaklaşık iki ay önce kocası tarafından kurşunlanarak öldürülen Zülfü’nün davası... Davanın diğer kadın cinayeti davalarından farkı yok.
Ankara Kadın Platformu üyeleri ise kadın cinayetlerinin sistematik hale geldiğini göstermek, kadınları mücadeleye çağırmak için Ankara Adliyesi önündeydi.
Dava, Mamaklı Zülfü Öztürk’ün öldürülmesi üzerine açıldı. Binlerce kadın gibi o da yakınındaki bir erkek, kocası, tarafından öldürüldü. Kadınlar ise kadın cinayetlerini durdurmak için bu cinayetin de “tahrik” sonucu yaşanmadığın | | Evrensel Ana Sayfa 29.11.2012 | | | ‘Tahrikdeğiltaammüdencinayet’‘Tahrik değil taammüden cinayet’ |
|
| Kadınlar cinayetlerin aydınlatılmasını istedi | Samanyolu Haber | 21.04.2011 12:15 |  | | Kadınlara yönelik işlenen cinayet ve şiddete dikkat çekmek amacıyla Tunceli Yer Altı Çarşısında bir araya gelen Dersim İl Kadın Platformuna bağlı çok sayıda kadın, cinayetlerin aydınlatılmasını istedi.
Tunceli Belediye Başkanı Edibe Şahinnin de katıldığı eylemde, geçtiğimiz aylarda Tuğba Korkmaz (21) ve Dilber Erkmen (31) cinayetlerinin aydınlatılmasını isteyen kadınlar, öldürülen kadınların fotoğraflarını taşıyıp mum yaktı. Cumhuriyet Caddesinde yolu bir süre trafiğe kapatan kadınlar sık sık Erkek vuruyor, devlet koruyor. Kadın cinayetlerine son sloganları atarak bir basın açıklaması gerçekleştirdi.
Türkiyede her gün yaşanan kadın cinayetlerine yeni birinin eklendiğini dile getiren Dersim İl Kadın Platformu üyesi Eylem Baskın, Tuncelide kısa bir süre önce işlenen iki cinayetin Emniyet Müdürlüğü tarafından halen aydınlatılmadığına dikkat çekti. Baskın, Kadın cinayetlerine bir yenisi de Tuncelide 16 Martta işlenen iki kadın cinayeti olmuştur. Birlikte yaşadığı polis tarafından öldürülen Tuğba Korkmaz ve evinin odunluğunda öldürülen Dilber Erkmen cinayetleridir. Tuğba Korkmaz cinayetinin zanlısı olan polis şu anda tutukludur. Biz kadınlar bu davanın sonuna kadar takipçisi olacağız dedi.
Konuşmasında Dilber Erkmen cinayetinden 34 gün geçmesine rağmen emniyetin cinayeti aydınlatılamadığına dikkat çeken Baskın, Dilber Erkmen cinayeti üzerinden 34 gün geçmesine rağmen katil ya da katiller aramızda dolaşmaya devam ediyor. Davada herhangi bir gelişme yok. İbrahim Tatlıses için seferber olan emniyet teşkilatı neden bu ve benzer olaylarda duyarlılık göstermemektedir. diye sordu. Basın açıklamasının ardından kalabalık sessizce dağıldı.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 21.04.2011 | | | KadınlarcinayetlerinaydınlatılmasınıistediKadınlar cinayetlerin aydınlatılmasını istedi |
|
| İşyerinin bahçesinde öldürülen genç kız toprağa verildi | Samanyolu Haber | 15.04.2011 15:55 |  | | Balıkesirin Burhaniye ilçesinde, çalıştığı işyerinin bahçesinde erkek arkadaşı olduğu ileri sürülen kişi tarafından öldüren genç kızın annesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. Mevlüdiye Deniz, Gamzenin anasının yüreği yandı. Başka anaların yüreği yanmasın. dedi. Dün (14 Nisan) sabah saatlerinde öldürülen 21 yaşındaki Gamze Tanırkurt, bugün Ayvalık ilçesi Altınova beldesinde son yolculuğuna uğurlandı.
Burhaniye İlçe Halk Eğitim Müdürlüğünde 6 ay önce işe başlayan Tanırkurt, dün saat 07.30 sıralarında Hürriyet Caddesindeki işyerinin bahçesine gittiğinde, kendisini bekleyen erkek arkadaşı V.A. (30)nın kurşunlarına hedef oldu. Olay yerinde can veren Tanrıkurtun cenazesi, bu sabah Bursa Adli Tıp Kurumundan alınarak Altınovadaki Hacı Bayram Veli Camisine götürüldü. Cenaze namazına Burhaniye Kaymakamı Ali Uslanmaz, Altınova Belediye Başkanı Asım Sürer, daire müdürleri ve akrabaları katıldı.
İsmini vermek istemeyen bir kız arkadaşı, Gamzenin son günlerde telefon ve internetten sıkça tehdit mesajları aldığını belirterek, Gamzeyi tanıdık bir avukat aracılığıyla savcılığa gitmesi konusunda ikna ettik. İfadesi alındı. Ardından V.A. çağrılmış. Bir gün sonra da Gamze öldürüldü. Onu Devlet koruyamadı. Bu aşk cinayeti değil. V.A. onunla birlikte olmak istiyordu, Gamze karşı çıkınca canından oldu. dedi.
Gamze Tanırkurt, 18 yıl önce baba Kemal Tanırkurt ile annesi Mevlüdiye ayrılınca, kardeşi Gökhan (23) ile beraber Alibey Adasındaki çocuk yetiştirme yurduna verildi. İki kardeş, burada uzun yıllar kaldıktan sonra Balıkesir Yetiştirme Yurduna gönderildi. Altınovada kaldıkları 10 yıllık sürede Gamze ve ağabeyini büyüten Tomris Erdemin kızı Aliye Uysal, annesinin ona nasıl baktığını anlattı. Gamzenin 4 yaşında evlerine geldiğini belirten Uysal, okulu bitirdikten sonra çocuk yetiştirme yurduna gönderildiğini söyledi.
Gamzenin halası Aysel Tanırkurt ise, Ne diyebilirim, çocuğumuza yazık oldu. Parçalanmış ailelere ibret olsun bu. Kadın cinayetlerinden bıktık artık. Biz savcılardan şikayetçiyiz. Bu çocuğumuz savcıya şikayette bulunuyor, ifadesi alındıktan sonra vuruluyor. Yeter artık. Öldüren kişi, kızı taciz ediyordu. şeklinde konuştu.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 15.04.2011 | | | İşyerininbahçesindeöldürülengençkıztoprağaverildiİşyerinin bahçesinde öldürülen genç kız toprağa verildi |
|
| Bu da erkek cinayeti | Gazete Şok | 22.03.2011 05:01 |  | | | Hep erkekler kadınları öldürecek değil ya!.. Afyonkarahisar’da
Ayşe G. (28), evli sevgilisi Balı Yağıç rsquo;ı (34),
kendisiyle evlenmediği için cadde ortasında bıçaklayarak
öldürdü. Güleç, ifadesi... | | Gazete Şok Son Dakika 22.03.2011 | | | BudaerkekcinayetiBu da erkek cinayeti |
|
| Bakan Kavaf: Yasalarda olmayan kamusal alan sınırlamasından dolayı kadınları istihdam edemiyorsunuz | Samanyolu Haber | 05.03.2011 13:58 |  | | Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı(GYV)na bağlı Medyalog Platformu ve Kadın Palatformu tarafından düzenlenen Medyada Kadın Algısı ve İstihdam ve İstismar konulu çalıştayda konuşan Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Yasalarda olmayan kamusal alan sınırlamasından dolayı kadınları istihdam edemiyorsunuz. Buda kadın üzerinden bir şiddettir. Demokrasi ve insan hakları bağlamında bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. dedi. Gazeteci-Yazar Oral Çalışlar ise, erkeklerin Medyada yeteri kadar kadın yok düşüncesini sürekli vurguladığını belirterek, Bu yanlış sakat bir vurgudur. Bir kere siz önünü kapatırsınız bütün alanlarda nasıl yetişecek? Bunu değiştirmek için pozitif ayrımcılığa ihtiyaç var. dedi.
Bolunun Karacusu Beldesindeki Gazelle Otelde 2 gün sürecek Çalıştayın birinci oturumunda Medyanın konusu olarak kadın başlığı tartışıldı. Tartışmalarda Türkiyede kadının toplumsal hayattaki rolü ve iş hayatındaki konumu ele ele alındı.Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, elbetti bir kadının hem siyasi temsilde, hem çalışma hayatında, hem sosyal hayatın içerisinde, hayatın her noktasında var olması gerektiğini belirterek, bu konuda mücadele ettiklerini anlattı. Kadının çalışma hayatı içerisinde olması, sosyal hayat içerisinde yer almasının bir takım gerekleri olduğunu ifade eden Kavaf, eğitimli olmanın seçilmeyi, istihdamı kolaylaştıran faktör olduğunu kaydetti. Kavaf, şöyle devam etti: Kız çocukların eğitim alması için çok ciddi adımlar var. Ekonomik anlamada verilen destekler var. Bir rejim tehdidi algısı ve kamusal sınırlama algısı ortaya çıkıyor. Yasalarda olmayan kamusal alan sınırlamasından dolayı bu insanları istihdam edemiyorsunuz. Buda kadın üzerinden bir şiddettir. Önce demokrasi ve insan hakları bağlamında bunun ortadan kaldırılması gerekiyor. değerlendirmesinde bulundu.
Medyada, siyasette nitelikli, tartışması olmadan kadının artmasının Türkiyeyi bir anda değiştireceğine inandığını söyleyen Gazeteci-Yazar Oral Çalışlar ise, Medyada yeteri kadar kadın yok diye erkekler tarafından sürekli vurgulanıyor. Bu yanlış sakat bir vurgudur. Bir kere siz önünü kapatırsınız bütün alanlarda nasıl yetişecek? Bunu değiştirmek için pozitif ayrımcılığa ihtiyaç var. dedi.
GAZETECİLERİN ÇOCUKLARIYLA İLGİLİ BİR KREŞ DÜZENLEMESİ YOK
Çalıştaydaki bazı tebliğci ve müzakerecilerin konuşmaları şöyle:
Gazeteci Ahmet Tezcan: Bir medya kuruluşunda çalışan gazetecilerin, kadın gazetecilerin ya da erkek gazetecilerin çocuklarıyla ilgili bir kreş düzenlemesi konusunda kimse bir girişimde bulunmuyorsa, bunda hem erkeklerin hem kadınların sorumluluğu var demektir. Arkadaşlarımız sürekli istismardan şikayet etti.
Gazeteci Elif Çakır: Erkek egemen bir toplumda yaşıyoruz. Erkek kotası var mı ki kadın kotası olsun. Yönetime kadınlar gelsin diyoruz, biz kadınlar olarak bir yerlere gelmek istiyoruz. Yayın yönetmeni olmak istiyoruz. Kariyer yapmak istiyoruz. Kadın yaratılış bakımından detaycıdır. Medyada kadın olduğu zaman vicdan boyutuyla bakan biri olduğu zaman tartışmayı daha doğru zeminde yapabiliriz.
KADIN TELEVİZYONDA GÖRSEL META OLARAK KULLANILIYOR
Yapımcı Fuat Uğur: Televizyon medyanın bir parçasıdır. Televizyonlarda gazetelere göre daha çok kadın çalıştığını görüyoruz. Bunun sebebi de yine aynı sorunda kaynaklanıyor. Kadın görsel meta olduğu için daha çok çalışıyor. Metorodların çoğunluğu bile kadın. Kadın sunucuların geçmiş yıllarda, haber spikerlerden çok güzel kadınlar çalışmaya başladı. Hepsinin saç biçiminin değiştirilmesi çok önemlidir. Haber t izleyen kadınlar saçları tartışır ve onları model olarak alırdı. Gülgün Feyman öncüydü. Hergün saçını değiştirirdi, onun saçları konuşuluyordu. Televizyon haberlerindeki hala devam eden bir dil vardır. Ona dikkat etmek gerekiyor. Gazetelerde yapılan dili başka bir forumudur. Taksim yaşanılan bir olay üzerinden bir olay. İki kadın bir şoförü dövdü. Kanunların korumadığı kadınların kendilerini korumaları isteniyor. Toplumda kadınlar sürekli taciz ediliyor erkek gibi olmaları ve kendilerini korumalı. Yaz aylarında plajlarda sahillerdeki kadınların arz endem ettiğei çekilmiş görüntüleri haber formunda sunulması, yakın planlarla ekrana getirilmesi hala devam ediyor. Bu tür programcılık anlayışının normal karşılanması bana tuhaf geliyor.
KADINLAR ERKEKLEŞİYORUZ DİYOR
Galatasaray Üniversitesi Öğretim Üyesi Yasemin İnceoğlu: 2002de çıkan bir kitabım için yaptığım araştırmada, medyada çalışan kadın gazeteciler, İçeri girdiğimiz zaman, dişiliğimizden kurtulup, erkekleşiyoruz. diyor. Basın özgürlüğünden en önemli gereklerinden biri öz denetim. Türkiyede medya bunu iyi anlamda yapamıyor.
Televizyoncu Hasan Öztürk : Münevver Karabulut cinayeti bambaşka bir şeyi tartıştırdı. Yani bir genç kızın paramparça edilmiş cesedi üzerinden günlerce istismar yaşandı. Cinayetin işlendiği villanın önünde, genç kız arkadaşlarımızın büyük keyif alarak anonslar çektiğini hatırlıyorum. Hem orada cinayete kurban gitmiş bir kadının sorunu var, hem de b | | Samanyolu Haber Son Dakika 05.03.2011 | | | BakanKavafYasalardaolmayankamusalalansınırlamasındandolayıkadınlarıistihdamedemiyorsunuzBakan Kavaf Yasalarda olmayan kamusal alan sınırlamasından dolayı kadınları istihdam edemiyorsunuz |
|
| UÜ'lü öğrenciler, Sema Karakoca cinayetini protesto için yürüdü | Samanyolu Haber | 04.03.2011 14:35 |  | | Bursada öldürülen üniversite öğrencisi Sema Karakocanın arkadaşları ve öğretim üyeleri cinayeti kınamak amacıyla yürüdü.
Uludağ Üniversitesi (UÜ) Felsefe Bölümü öğrencisi 19 yaşındaki Sema Karakocanın katilin bulunmasını isteyen arkadaşları ve hocaları protesto için Fen Edebiyat Fakültesi önünde toplandı. Öğrenciler ellerinde Dün Münevver, Bugün Sema. İsyan et, ağlama, Yasta değil, isyandayız, Şimdi sıra kimde, Erkek vuruyor, devlet koruyor. yazılı dövizler taşıdı. Kampusun Mediko-Sosyal binası önüne Sema burada, katilleri nerede sloganı atarak yürüyen öğrenciler burada basın açıklaması yaptı.
Öğrenciler adına açıklama yapan Ezgi Alvur, katilin bulunmasını ve kadına karşı şiddete son verilmesini istedi. Bu süreçte öldürülen kadınların isimlerini okuyan Ezgi Alvur, basın açıklamasında şunları söyledi: Sema Karakoca ve öldürülen tüm kadınların faili erkekleri korumaya, sahiplenmeye devam eden devlettir. Mahkemelerin aldığı kararlar tacizin tecavüzün yolunu açtığı gibi kadınların sevgili, eş ya da psikolojik sorunları olan erkekler tarafından sevgi adına dövülerek, işkence edilerek öldürülmesini görmezden geliyor ve meşrulaştırıyor.
Daha sonra söz alan Sema Karakocanın öğrenim gördüğü Felsefe Bölümünde öğretim görevlisi Dr. Funda Gürsoy Kaya ise Semanın katilinin bir an önce bulunması gerektiğini söyleyerek, Sema sen rahat uyu diye konuştu. Kalabalık, basın açkılamasının ardından dağıldı.
Sema Karakocanın cenazesi Bursanın Merkez Nilüfer İlçesi Badırga Köyü yakınlarında bir dere kenarında parçalanmış halde bulunmuştu. Karakocanın Ankarada yaşayan ailesi bir süredir kayıp olan kızlarını Adli tıp Kurumunda teşhis etmişti.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 04.03.2011 | | | UÜlüöğrencilerSemaKarakocacinayetiniprotestoiçinyürüdüUÜlü öğrenciler Sema Karakoca cinayetini protesto için yürüdü |
|
| Mersin'de cinayet | Samanyolu Haber | 01.03.2011 16:57 |  | | Mersinde evden kaçtığı öne sürülen genç kızın cesedi, boğazı kesilmiş ve bıçaklanmış olarak bulundu. Töre cinayeti olduğu iddia edilen olayla ilgili genç kızın anne ve babasının da aralarında bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı.
AA muhabirinin edindiği bilgiye göre, merkez Mezitli ilçesi Viranşehir sahilindeki bir menfezin altında bıçaklanmış ve boğazı kesilmiş genç kıza ait ceset bulundu.
Olayla ilgili inceleme başlatan polis ekipleri, Mersin Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinin morguna kaldırılan cesedin 3 Şubatta Güneş Mahallesindeki evinden Bakkala gidiyorum diyerek ayrılan ve dönmeyen Hatice Fye (19) ait olduğunu belirledi.Bir süre önce Muştan Mersine göç ettiği belirtilen ailenin kızlarının kayıp olduğu yönünde de Siteler Polis Merkezine 4 Şubatta başvurduğu öğrenildi.
Soruşturmayı derinleştiren polis, ifadesine başvurduğu aile fertlerinden genç kızın ağabeyi M.Fye ulaşamadı. Çalışmalarını ağabey üzerinde yoğunlaştıran ekipler, ağabeyin daha önce Mezitli ilçesinde Hatice Fyi görmesinin ardından adı açıklanmayan erkekle yaşadığı eve ziyarete gittiğini, bir süre sonra da kız kardeşiyle sahilde yürüşe çıktığını, daha sonra ise genç kadına ve ağabeye ulaşılamadığını belirledi.
Polis ekipleri, cinayet zanlısı olduğu iddia edilen M.Fnin yakalanmasına yönelik çalışma başlattı.
Genç kızın babası L.F. (48), annesi S.F. (47), ablası S.F. (21) ile genç kızın can güvenliği nedeniyle ismi gizli tutulan, birlikte yaşadığı erkek arkadaşının yanı sıra aralarında diğer aile fertlerinin de bulunduğu 11 kişiyi gözaltına aldı.
Cenazeye sahip çıkan olmadığı, bu nedenle bir grup kadının cenazeyi Güneykent Mezarlığında toprağa verdiği bildirildi.
Olayın töre cinayeti olduğu ileri sürüldü.
AA | | Samanyolu Haber Son Dakika 01.03.2011 | | | MersindecinayetMersinde cinayet |
|
| İstanbul'da cinayet: 2 ölü | Samanyolu Haber | 01.08.2010 10:13 |  | | Ümraniyede bir kişi, karısını ve hamile kızını boğarak öldürdükten sonra çıktığı sokakta kendisini şüphe üzerine durduran polise cinayeti itiraf etti. AA muhabirinin aldığı bilgiye göre, Dudullu Birlik Mahallesi Atatürk Caddesi Kevser Sokakta oturan Sebahattin Alkan (47), saat 03.00 sıralarında yanında uyuyan karısı Ruzkat Alkan (48) ve misafirliğe gelen evli kızı Sevgi Arslanı (22) boğarak öldürdü.
Alkanın, daha sonra, üst kattaki evde kalan ağabeyine cinayet işlediğini söylediği, ardından evden ayrıldığı belirtildi.
Sebahattin Alkanın sokakta yürürken devriye görevi yapan polislerce şüphe üzerine durdurulduğu, polislerin kimliğini sorması üzerine cinayeti itiraf ettiği bildirildi.
Alkanın karısını ve kızını rüyasında soyunduklarını gördüğü gerekçesiyle öldürdüğü ifade edildi.
Polis ekiplerinin olay yerinde yaptığı incelemenin ardından cesetler, önce Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesine, oradan da Adli Tıp Kurumu morguna kaldırıldı.
Sebahattin Alkanın psikolojik rahatsızlık yaşaması nedeniyle eşi Ruzkat Alkanın evi terk etmesi üzerine bir süre tedavi gördüğü, iyileşme belirtileri göstermesi üzerine taburcu edildiği öğrenildi.Alkanın, taburcu olduktan sonra eşini geri dönmeye ikna ettiği ve ilk kez evli olan kızlarını da yanlarına alarak bu akşam eve döndüğü belirtildi.
3 yaşında bir erkek çocuk annesi Sevgi Arslanın 2 aylık hamile olduğu bildirildi.
İstanbul Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliği ekiplerince olayla ilgili soruşturma başlatıldı. | | Samanyolu Haber Son Dakika 01.08.2010 | | | İstanbulda/">İstanbuldacinayet2ölüİstanbulda-cinayet-2-ölü/">İstanbulda cinayet 2 ölü |
|
| Eşinin yasak ilişkisini öğrenince öldürüldü | Samanyolu Haber | 19.03.2010 14:44 |  | | Adanada bebeğine mama almak için evden çıktıktan sonra öldürülen Abdullah Oharoğlunun katil zanlıları oldukları iddiasıyla dini nikahla yaşadığı eşi Cevher Seden U., 6 aydır birlikte olduğu erkek arkadaşı Soner Ö.(28)nün aralarında olduğu 5 kişi gözaltına alındı. Şüpheliler, tasarlayarak adam öldürmek suçlamasıyla adli mercilere sevk edildi. Emniyet Müdürlüğü Asayiş Şubesi Cinayet Bürosu ekipleri, kafe işletmecisi evli ve 4 çocuk babası Abdullah Oharoğlunun nikâhsız birlikte yaşadığı Cevher Seden U. ile 3 aylık bebekleri Sideryaya mama almak için markete gittikleri sırada öldürülmesiyle ilgili genç kadının ifadesini aldı.
Polis, genç kadının çelişkili ifade vermesi üzerine soruşturmayı genişletti. Cinayet ekipleri, Cevher Seden U.nun, iki çocuğunun babası Abdullah Oharoğlu ile Levent Mahallesinde birlikte yaşadığı evin sahibi Soner Ö.nün 6 aydır ilişkisi olduğunu belirledi. Öldürülen Abdullah Oharoğlunun da eşi ile Soner Ö.nün ilişkisini öğrendiği bu sebeple İstanbula taşınma hazırlıkları yaptığı da ortaya çıktı.
İddialara göre, olay günü Cevher Seden U., 3 aylık bebeklerine mama alma bahanesiyle Abdullah Oharoğlu ile dışarı çıktı. Evlerinin üst katında oturan Soner Ö. de otomobiliyle marketten dönen Oharoğlunu av tüfeğiyle öldürdü. Daha sonra ise tüfeği arkadaşı 21 yaşındaki Hatice T.ye verdi. Cinayeti işleyen Soner Ö.nün olay yerinde yapılan polis araştırmasını da izlediği belirlendi. Polis, genç kadının çelişkili ifadelerinin ardından yaptığı araştırmada cinayet zanlısı olarak tespit edilen Soner Ö.yü arkadaşı Süleyman A. (24) ile Hataydan döndüğünde gözaltına aldı. Şüpheli Soner Ö.nün marangozluk yaptığını ve işleri bozulunca eşinden ayrıldığını, yaklaşık 6 ay önce Cevher Seden U. ile ilişkisinin başladığını söylediği öğrenildi. Öldürülen Abdullah Oharoğlunun kendisini birçok kez tehdit ettiğini de ileri süren Soner Ö.nün olay günü hap aldıktan sonra cinayeti işlediğini itiraf ettiği belirlendi. Polis olayla ilgili Soner Ö, Cevher Seden U. ile kardeşi Sezgin U., silahı sakladığı belirtilen Hatice T. ile şüpheliyi saklayan Süleyman A.yı gözaltına aldı.
5 kişi tasarlayarak adam öldürmek suçlamasıyla adli mercilere sevk edildi.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 19.03.2010 | | | EşininyasakilişkisiniöğreninceöldürüldüEşinin yasak ilişkisini öğrenince öldürüldü |
|
| 16:07 Vücudunu defalarca kesip kalbine bıçak sapladılar | Net Gazete | 24.02.2010 15:56 |  | | |
| Neo Osmanlılara, Osmanlı Tokadı -2- | Haber3 | 19.01.2010 10:41 |  | | Büyük devrimci Mustafa Kemal Atatürk, Emperyalizm denen hastalığa dikkat çekmek için birçok yerde Türk halkına,bilgilendirici muhtelif konuşmalar yapmış ve Osmanlının da, kılıç zoruyla aldığı yerlerden,bir gün nasıl ayrılmak zorunda kaldığını anlatarak ,sadece savaşmanın değil, işlenecek toprağın, üretimin ve ekonominin, ülkeler için ne kadar önemli olduğu konusunun da bilinmesini istemiştir.
İşte o konuşmalardan bazıları.. Türk köylüsü Ve çiftçilik Milletimiz çok büyük acılar, mağlubiyetler, facialar görmüştür. Bütün olanlardan sonra yine bu topraklarda bulunuyorsa bunun temel sebebi şundandır: Çünkü Türk çiftçisi bir eliyle kılıcını kullanırken diğer elindeki sabanla topraktan ayrılmadı. Eğer milletimizin büyük çoğunluğu çiftçi olmasaydı, biz bugün dünya yüzünde olmazdık, olamazdık 1923 (Atatürkün S.DM, s. 117) ------------------------------------------ Dünyada zaferlerin iki aracı vardır. Biri kılıç, diğeri saban. Başka yerde de söyledim ve burada bir daha tekrarı faydalı buluyorum. Zaferinin aracı yalnız kılıçtan ibaret kalan bir millet, bir gün girdiği yerden kovulur, küçük düşürülür, sefil ve perişan olur. Öyle milletlerin sefaleti, perişanlığı o kadar büyük ve acı olur ki, kendi memleketinde bile mahkûm ve tutsak bir halde kalabilir. Onun için gerçek zaferler yalnız kılıçla değil, sabanla yapılandır. Milletleri vatanlarında tutmanın, millete oturmuşluk kazandırmanın yolu sabandır. Saban, kılıç gibi değildir; o kullanıldıkça kuvvetlenir. Kılıç kullanan kol çok geçmeden yorulduğu halde sabanını kullanan kol zaman geçtikçe toprağın daha çok sahibi olur. Kılıç ve saban; bu iki fatihten birincisi, ikincisine daima mağlup oldu. Tarihin büyük vakaları ve olayları, yaşamın bütün gözlemleri bunu doğruluyor. 1923 (Atatürkün S.D.II, s.116-117) OSMANLI HANEDANI’na devam: 2. MURAT : 1402 -1451. Padişahlığı 30 yıl sürdü : 1421 - 1451. Taht’a geçtiğinde amcası Mustafa Çelebiyi, kardeşleri Rum Veronikadan doğma Ahmet, Yusuf ile Rum Annadan doğan Mahmutu boğdurdu. Küçük kardeşi 13 yaşındaki Şehzade Mustafayı da 1 yıl sonra öldürtüp, babası 1. Mehmetin yanına Bursaya gömdü. 6 oğlu olmasına karşın tahta, Mara Despinadan olma oğlu Mehmet (Fatih) çıktı. 2. MEHMET (FATİH) : 1430 -1481. Padişahlığı 35 yıl sürdü : 1446 -1481. Rum Zaganos Paşanın kızı Kornelya ile evlendi. Kundaktaki kardeşi Ahmeti boğdurdu. Evlendiği diğer kadınlar Trabzon Rum kralı Kommenin kızı Anna, Mora valisinin kızı Helen, Bizanslı Prenses İrendir. Fatih, Karamanoğulları ve Akkoyunlular adlı TÜRK BEYLİKLERİNİ ortadan kaldırmış ve Çandarlı Halil Paşa gibi değerli bir Türk büyüğünü Bizans’tan rüşvet aldığı gibi çirkin ve gerçekdışı bir gerekçeyle öldürmüştür. 2 oğlu vardı. Rum Kornelya‘dan doğan Beyazıt ile Rum Anna’dan doğan Cem. 2. BEYAZIT : 1447-1512. Padişahlığı 31 yıl sürdü : 1481-1512. Kardeşi ile girdiği taht kavgasını kazandığında, Cem İtalya’ya kaçtı, Papa’ya sığındı. 2. Beyazıt kardeşi Cem’i öldürülmesi için Papa Alexandre Borgiaya 300.000 altın ödedi. Cem, 1495’ te Napolide öldürüldü, cesedi 1499 da Bursaya getirildi. Cemin oğulları Oguzhan, Ali ve Murattır. 2. Beyazıt, kardeşi Cemin oğullarından Oğuzhanı da 1483de öldürtmüştü. Öbür oğul Murat ise Rodosa kaçtı, Katolik oldu. Kanuni Rodosu 1522de alınca onu ve çocuklarını da öldürmüştür. 2. Beyazıt’ın öteki eşleri Beti, Litiana, Katherin, Danileva ve Nina’dır. 2. Beyazıtı, oğlu Yavuz Sultan Selimin öldürdüğü yaygın bir kanıdır. YAVUZ SULTAN SELİM : 1467-1520. Padişahlığı 8 yıl sürdü : 1512 -1520. Babası Beyazıt’ı 1512’de zehirletip tahta çıktı. Merhum ağabeyi Şehinşahın oğlu Mehmet ile diğer merhum ağabeyi Alemşahın oğlu Osmanı boğdurdu. Ağabeyi Korkut’u ve onun oğlunu Emet Kasabası’nda boğdurup, Bursa Orhan Gazi türbesine gömdü. Diğer ağabeyi Şehzade Ahmeti de boğdurmuştu. Her iki kardeşi de boğan Kapıcıbaşı Sinan Paşadır. Öldürttüğü kardeşi Ahmetin oğulları Süleyman ile Alaattin, Kahireye kaçtılar, orada vebadan öldüler. Ahmetin diğer oğullarında Murat, Şah İsmail’in, Kasım ise Memluk Sultanı Gayri’nin yanına kaçtılarsa da, amcaları Yavuz’un nefretinden kurtulamadılar. Çünkü Yavuz Mısır’a girince onu öldürttü. 8 yıl tahtta kalan Yavuz, 2 ağabey, 6 yeğen, 3 de vezir öldürtmüştür. KÂNUNİ SULTAN SÜLEYMAN : 1494 -1566. Padişahlığı 46 yıl sürdü : 1520 -1566 6 kız kardeşi vardı, erkek kardeşi yoktu. Önce büyük amcası Cem Sultanın oğlu Muratı ve onun oğullarını (1522de) Rodosta öldürttü. Sonra kendisini tarihe, OĞLUNU ÖLDÜRMÜŞ 2. PADİŞAH olarak geçirecek cinayeti işletti. Oğlu Şehzade Mustafa’yı boğdurdu. Torununu da Amasya’da boğdurdu. Sultan Süleymanın karısı bir Rus papazının kızı olan Roksalan‘dır. Tarihe Hurrem Sultan olarak geçen bu Rus kızı, Kanuni Süleymana M | | Haber3 Son Dakika 19.01.2010 | | | NeoOsmanlılaraOsmanlıTokadı-2-Neo Osmanlılara Osmanlı Tokadı -2- |
|
| Dikkatli okuyun; ağzınız açık kalacak! | Samanyolu Haber | 06.11.2009 14:46 |  | | Dünyanın en ünlü tıp fakültelerinden ve uzmanlarından gelen bilgileri derlediğiniz zaman, H1N1 ya da Domuz gribiyle ilgili çok çarpıcı gerçeklerle karşılaşıyorsunuz: Önce domuz gribinden dünyada kaç kişi ölmüş bu güne değin bi göz atalım: Tam tamına 160 ülkede 1154 kişi.
Avrupa?da 16 bin 556 kişi domuz gribine yakalanmış, ama 34 kişi ölmüş.(Artık domuz gribiyle ilgili istatistikler tutulmadığından, bu sayı artmış olabilir. Ama 2009 yılı ortalarında sayı böyleydi.)
Efendim, yaşamınız süresince:
1. Saldırıdan ölme ihtimaliniz: 331/1
2. Düşerek ölme ihtimaliniz: 250/1
3. Silahla vurularak ölme ihtimaliniz : 325/1
4. Zehirlenerek ölme ihtimaliniz: 1400/1
5. Araba kazasında ölme ihtimaliniz: 5000/1
6. Boğazınıza bi şey takılarak ölme: 5000/1
7. Suda boğularak ölme ihtimali: 9000/1
8. Şimşek çarpması sonucu ölme: 71.000 /1
9. Köpek tarafından öldürülme: 137.000/1
10. Küvette ölme ihtimaliniz: 807.000/1
11. Sele kapılıp ölme ihtimali: 713.000/1
12. Yataktan düşüp ölme ihtimaliniz: 2 milyonda bir.
Domuz Gribinden ölme ihtimalinizse: 8 milyonda bir. (Dünyada bin 154 kişinin öldüğünü temel alırsak)
Yani küvette boğularak ölme ihtimaliniz daha fazla!
Gelelim ortalığı velveleye veren diğer müthiş salgın hastalıklara:
Kuş gribi: Dünya Sağlık Teşkilatı (WHO) verilerine göre, 1 Haziran 2009
tarihine kadar kuş gribinmden ölen sayısı 436. Ama 1981?den 7 Temmuz 2009?a kadar 25 milyon kişi AIDS?den öldü.
Dahası da var; 2005?den bu yana Veremden 1.6 milyon kişi öldü.
Hani SARS hastalığı vardı ya? Yetişkinlerde görülen üst solunum yolları enfeksiyonu? Hani milyonları yok edecekti? Ölü sayısı 167!
Domuz gribine yakalanırsanız bi tek ilacı var: Tamiflu
Bu ilacın sahibi GILEAD SCIENCES AŞ. Bu lisansla, ilacı Roche 2016 yılına kadar üretiyor.
Tamiflu?ya bi göz atalım:
1. ABD 25 milyon adet ısmarlamış: Toplam 2 milyar dolar ödemiş.
2. Bugüne kadar 65 devlet de ısmarlamış.
3. Toplam 300 milyon adet
4. Fiyatı 70 dolar. Çarpın 200 milyonla.
Bu Firmanın yani Gilead Sciences AŞ?nin en büyük hissedarı ve Yönetim Kurulu Başkanı kim?
ABD?ESKİ?SAVUNMA?BAKANI?DONALD?RUMSFELD!
Özetleyelim: Her ay Güney Afrika?da 50 bin kişi AIDS?den ölüyor. Dünyada her gün bin 600 kişi gene AIDS?den yaşamını yitiriyor. Her yıl on binlerce kişi araba kazalarında can veriyor.
Her yıl sadece ABD?de 25 bin kişi cinayete kurban gidiyor. Her yıl 80 bin kişi veremden hayatını kaybediyor.
Ama biz kafayı neye takmışız? H1N1 Domuz Gribine!
Niye? Çünkü ilaç şirketleri ve onların beslemeleri, AIDS, Verem, ne bileyim ben kızamık, kabakulak ya da açlıktan para kazanmıyorlar!
Aşı olun olmayın... Ama önce gerçekleri araştırın, öğrenin.
(Başta Sayın Bilger Duruman olmak üzere bir çok profesör ve doktora teşekkürler, saygılar)
Yalçın Menteş?den seçme saçmalar
Herhalde bazen insanın beyniyle dili arasında bi kopukluk oluşuyor. Hani akım derken bokum diyor, derler ya...
Hah işte bunun gibi bi şey.
Tiyatrocu Yalçın Menteş de ?Eros Pansiyon? adlı bi oyunda oynarken, kızının erkek arkadaşına sallamaya başlamış:
?Hani yani, şeytan diyor ki, şunun kellesini kes. Gitar kutusuna koy. Git Etiler?de çöplüğe at!?
Bunu deyince, Tekirdağ?daki tiyatro salonunda herkes öyle kala kalmış!
Sonra Menteş çevir kazı yanmasın durumlarına soyunmuş ki, tam akıllara ziyan:
?Yahu bu Karabulut cinayeti de çok abartıldı! Kardeşim, ilk kez mi
birinin kafası kesildi? Allah aşkına yapmayın be!?
Söyleyecek hiç bi şey yok! Dedim ya insan bazen alacakaranlık kuşağına giriyor, çıkınca da ?ben ne halt ettim birader?? diye kala kalıyor herhalde.
AZİZ ÜSTEL-STAR | | Samanyolu Haber Son Dakika 06.11.2009 | | | Dikkatliokuyun;ağzınızaçıkkalacakDikkatli okuyun; ağzınız açık kalacak |
|
| Soğukkanlılığı pes dedirtti - Video | Samanyolu Haber | 05.11.2009 22:32 |  | | Vicdanın sesi programı katili yakalattı. Davarcı ailesi programa, 3 yıl önce kaybolan ve mart ayında cesedi bir rögar kuyusundan çıkartılan kızlarının katilini bulabilmek için katılmışlardı. Ailenin şüphelendiği şahıs da programa katılıp kendini aklamaya çalışınca gerçek ortaya çıktı. Çünkü polis çelişkili ifadeler üzerine harekete geçerek şahsı yakaladı.
Hülya Davarcı, 2006 yılında Adanada kaybolmuş, bu yılın Mart ayında ise Seyhan ilçesi Pınar mahallesindeki rögar kuyusunda cesedi bulunmuştu. Aile o günden beri kızlarının katilinin bulunması için uğraşıyordu.
Bir yandan polis araştırmasını sürdürürken aile de Samanyolu ekranlarında yayınlanan Vicdanın Sesi programına katıldı. Ve program katili ortaya çıkardı.
Bütün şüpheler genç kızın erkek arkadaşı olduğu iddia edilen Erhan D.nin üzerinde yoğunlaşıyordu. Ailenin suçlamaları şüpheli şahsı rahatsız etti ve Erhan D. programa katılarak kendini savundu.
Ancak Erhan D.nin programdaki şüpheli davranışları, çelişkili ifadeleri polisi harekete geçirdi ve Tekirdağda olduğu öğrenilen şahıs gözaltına alındı. Yapılan sorguda Erhan D. cinayeti işlediğini itiraf etti.
Şahsın, programdan önce yapılan özel röportajda bizzat kendi işlediği cinayetle ilgili sorulan sorulara verdiği soğukkanlı cevaplar ise dikkat çekti.
Emniyetteki sorgusu tamamlanan şahıs adliyeye sevkedildi. Davarcı ailesi ise kızlarının katiline verilecek cezayı bekliyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 05.11.2009 | | | Soğukkanlılığıpesdedirtti-VideoSoğukkanlılığı pes dedirtti - Video |
|
| Vicdanın Sesi katili buldu ! | Samanyolu Haber | 04.11.2009 23:24 |  | | Cinayet şüphelisi, Samanyolu Televizyonunda yayınlanan Vicdanın Sesi Programına katılınca yakayı ele ele verdi. ADANAda 3 yıl önce kaybolan ve geçen 9 Martta bir rögar çukurunda çürümüş halde cesedi bulunan ve kimliği DNA testiyle saptanan 19 yaşındaki Hülya Davarcının katil zanlısı. o dönemdeki erkek arkadaşı 24 yaşındaki Erhan Duran çıktı. Samanyolu Televizyonunda yayınlanan Zeynep Kasımlıoğlunun sunduğu Vicdanın Sesi Programına katılan Duran, çelişkili ifadeler verince, programı izleyen polislerce gözaltına alındı ve sorgusunda suçunu itiraf ettiği belirtildi.
Şüphelinin yakanlanmasının ardından Vicdanın Sesi Programı yapımcısı Necip Beklim ve Haber Koordinatörü Serdar Tay samanyoluhaber.coma açıklamalarda bulundular.
Vicdanın Sesi Programı yapımcısı Necip Beklim, samanyoluhaber.coma yaptığı açıklamada haberin programın ilk haberi olduğunu, program yayınlandıktan sonra polisin, programı izledikleri söylediklerini ve siz yeterince yardımcı olduğunuz, konuyu aydınlatınız, artık araştırma sırası bizde diyerek görüntüleri istediklerini söyledi.
Vicdanın Sesinin tozlu raflardan indirdiği dosyayı Adana polisinin güzel çalışmasıyla sonuca ulaşıldığını vurgulayan Beklim, tutuklanan katil zanlısının yakalanmadan önce polisten önce bulduklarını vurguladı.
Gizli kamerayla zanlıyı çektiklerini ama görüntüleri yayınlamayarak şüpheliyi programa çıkararak söz hakkı verdiklerini belirten Belkim, zanlının programa çıktığı verdiği çelişkili ifadelerden şüphelendiklerini belirtti.
Fotoğraf stüdyosunda çalışan Hülya Davarcı, 2 Şubat 2006 günü iş çıkışı eve dönmedi. Genç kızdan bir daha haber alınamazken, 9 Mart 2009da Pınar Mahallesi 71154 sokaktaki bir inşaatın kanalizasyon bağlantısını yapmak üzere açılan rögar çukurunda bir ceset bulundu. Tanınmayacak halde çürümüş ve vücudunun büyük bölümünde sadece kemikler kalmış cesedin, giysi kalıntılarından bir kadına ait olduğu belirlendi. Hizbullah terör örgütünün kanlı infazları yaparken kullandığı yöntem olan ?domuzbağı yöntemiyle el ve ayakları bağlanarak öldürülen kadının cesedinden kalan parçalar, çukurda karton kutuya konularak çıkarıldı. Adli Tıp Kurumunun yaptığı DNA testi ve araştırma sonunda, cesedin 3 yıldır kayıp olan Hülya Davarcıya ait olduğu belirlendi. Aile, kendilerine teslim edilen kemik ve ceset parçalarını toprağa verdi.
Cinayeti soruşturan polis, Davarcının en son görüştüğü kişinin, erkek arkadaşı Erhan Duran olduğunu belirledi. Soruşturma sürerken, Davarcı Ailesi de, kızlarının katilinin bulunması için Samanyolu Televizyonunun Zeynep Kasımlıoğlunun sunduğu Vicadının Sesi programına katıldı. Programa, Hülya Davarcının annesi Gülnar ve babası Nebi Davarcı ile genç kızın Tekirdağa taşınan o dönemki erkek arkadaşı Erhan Duran konuk oldu. Duran, Vicdanın Sesi programındaki anlatımları sırasında çelişkili ifadeler kullandı. Bu durum, aynı programı izleyen Adana Emniyet Müdürlüğü Cinayet Bürosu ekiplerinin de dikkatini çekti. Bunun üzerine Tekirdağa giden Adana Emniyet Müdürlüğü ekibi, Duranı gözaltına aldı.
Adana Emniyet Müdürlüğüne getirilen Erhan Duran, çapraz sorguda cinayeti kabul etti. Davarcıyı boğarak öldürdüğünü söyleyen şüpheli, genç kızla bir yıllık arkadaşlıkları olduğunu belirterek şöyle dedi: ?Hülya ile bir yıl boyunca arkadaşlık yaptık. Bu süre içinde belirli dönemlerde sorunlarımız oldu. Ancak cinayet günü sokakta dolaşırken, bana hamile olduğunu söyledi. Ben de çocuğun benden olamayacağını söyledim. Israrla çocuğun benden olduğunu söyleyince çıkan kavgada, kendimi kaybettim. En son onu boğduğumu hatırlıyorum. Daha sonra elini kolunu bağlayıp bir çukura attım. Çantasını da başka bir kuyuya attım.? Şüphelinin gösterdiği kör kuyuda yapılan aramada Hülya Davarcının çantası da bulundu. Duran, sorgusunun ardından adliyeye sevk edildi.
Adanada 3 yıl önce kaybolup, 9 Martta bir rögar çukurunda çürümüş cesedi bulunan ve kimliği DNA testiyle saptanan 19 yaşındaki Hülya Davarcının katil şüphelisi olarak nöbetçi mahkemeye sevk edilen 24 yaşındaki Erhan Duran tutuklandı.
Adanada erkek arkadaşı tarafından boğularak öldürüldüğü ortaya çıkan Hülya Davarcının babası Nebi Davarcı, cinayet şüphelisinin yakalanıp tutuklanmasının içlerini rahatlattığını söyledi. Tek şüphelendikleri kişinin Erhan Duran olduğunu belirten Davarcı, ?Vicdanın Sesi programına katılmak için gittiğimizde yetkililer bize kimden şüphelendiğimizi sordu. Biz de Erhanın adını verdik. Erhana telefon ettiler, yayına çıkmak istemedi. Program yetkilileri, ?Yayına telefonla bağlayacağız üzerine gitmeyin, buraya çağıralım dediler. Biz üzerine gitmeyince programa katılmayı kabul etti. Sorulan tüm sorulara çelişkili cevaplar verdi. Ben eşime daha sonra ?Katil Erhan dedim? dedi. Anne Gülnar Davarcı ise kızının cesedinin bulunmasının ardından devamlı olarak Erhan Durandan şüphelendiğini söyledi. Erhan Duranın, kızının cesedinin bulunduğu rögar çukuru çevresini iyi bildiğini belirten Davarcı, ?Erhan, cenazemizi | | Samanyolu Haber Son Dakika 04.11.2009 | | | VicdanınSesikatilibulduVicdanın Sesi katili buldu |
|
| Şok açıklama: Cem'in saklandığı yeri... | Samanyolu Haber | 19.09.2009 00:32 |  | | Üst düzey bir emniyet yetkilisinden şok açıklama: Cem?in 197 gündür saklandığı yeri bir tek baba ve ona vefa borcu olan bir erkek biliyordu. Teslimat telefonu ise yurtdışından geldi... Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem G?nin ?sırlar dolu? teslim süreci Çarşamba gecesi, önce avukatı Aytekin Kaya?ya gelen telefonla başladı. Telefondaki erkek, Cem?in teslim olacağını, kendisinden gelecek ikinci telefonu beklemesini söylüyordu. Ancak bu telefon sanıldığı gibi Türkiye?den gelmedi. Üst düzey bir emniyet yetkilisi, telefonun teknik takibe yakalanmamak için yurtdışından edildiğini söyledi. Yetkili, bu ülkelerin, annenin yaşadığı ABD ya da iddia edildiği gibi İsrail olmadığının altını çizerek, ?Telefonun hangi ülkeden edildiğini belirledik. Bu konuda da çalışmalarımız sürüyor. Kimse bu olay kapandı sanmasın. 6 ay sonra bu telefonun ardındaki sır ortaya tamamen çıkarılmış olur? dedi
Aynı emniyet yetkilisi, Cem G?yi teslim olmaya, polisin yoğun takibi sonucu bunalan ailenin ve cezaevinde oğlunun artık daha fazla kaçamayacağını anlayan babanın mektubunun ikna ettiğini düşündüklerini anlattı. Babanın oğlu Cem G?ye hitaben yazdığı ve avukat aracılığıyla eline ulaşan mektupta ?Bir genç kız öldü. Böyle olmasını kimse istemezdi. Her zaman ve ne olursa olsun hep yanındayız. Sürekli arkanda olacağız. Ancak suçunun cezasını çekmek zorundasın. Teslim olmanı istiyorum? dediği öğrenildi. Yetkili, Cem G. ile karşılaştıklarında cinayeti sormak istediklerini ancak zanlının hıçkırarak ağlamaya başladığını söyledi. 15 dakika boyunca ağlayan zanlının, sürekli olarak ?Keşke ben ölseydim. Babam benim yüzümden cezaevinde, ? dediği öğrenildi.
Zanlının, kaldığı evde televizyondan haberleri izlediğini belirten yetkili, Cem G?nin, Münevver Karabulut?un ailesiyle ilgili olarak ise ?Münevver?in ailesi haklı, sonuçta canları gitti ve geri getiremem. Annesini ve babasını görünce, ?Keşke ben ölseydim? diye düşündüğünü söylediğini anlattı.
Yetkili, Cem?in firari olduğu dönemde, yakınlarının da sıkı takip altında tutulduğunu belirterek şunları söyledi: ?Market alışverişinden, ev gezmesine kadar tüm hareketleri takip ediliyordu. Öyle ki kaç kilogram peynir, kaç ekmek aldıklarını bile inceledik. Bir anormallik var mı lojistik destek sağlıyorlar mı araştırdık.?
Emniyet yetkilisi, Cem G?nin yerini yalnızca babası ve ona vefa borcu olan bir erkeğin bildiğini söyledi. Aile bireylerinin Cem?in yerini bilmediğini, bağlantının bu ?esrarengiz koruyucu? tarafından sağlandığını anlatan yetkili, ?Cem?i almış, saklamış, her ihtiyacını o karşılamış, teslim olmaya da o götürüp bırakmış? dedi. Cinayeti öğrenen babanın oğlunu bir kafenin önüne bıraktığı, bir süre sonra kafenin önüne gelen bir kişinin Cem?i otomobile bindirdiği kaydedildi. Cem G?nin polise ?Tanımadığım bir kişi gelip adımla seslendi, otomobilin arkasına bindirip yatmamı istedi ve üzerimi de battaniye benzeri örtüyle örttü. O örtünün altında 4-5 saat yol gittik. Bilmediğim bir eve beni götürdü orada kaldım? dediği belirtildi. Aynı kişinin Cem?i teslim olmaya da aynı şekilde götürdüğü öğrenildi. Teslim olma sürecini de değerlendiren emniyet yetkilisi, ?Baktığımızda çok ilginç detaylar var. Hedef saptırmak için, yurtdışından edilen telefonlar, yer belirlenmemesi için yapılan otoyol üzerindeki teslim süreci, zanlının ifadesinin ezberletilmiş olması senaryonun birer parçası gibi? diye konuştu.
Cem G., cezaevindeki ilk gecesini ?Karantina? koğuşunda geçirdikten sonra dün 20 kişilik koğuşa konuldu. Avukatların ?Tek kişilik koğuş? talebinin, ?herhangi bir davranış bozukluğu görülmediği? gerekçesiyle kabul edilmediği öğrenildi.
Öte yandan bir ay sonra 18 yaşını dolduracak olan Cem?in, başka bir cezaevine yerleştirileceği, bu cezaevinin babasının bulunduğu Metris Cezaevi de olabileceği belirtildi.
Zanlının avukatı Aytekin Kaya ise, cezaevi önünde yaptığı açıklamada, Cem?in yakalanmasının ardından uzun bir ifade süreci yaşandığını belirterek ?Adalete güveniyoruz? Süreç bundan sonra daha hızlı ilerleyecek?dedi.
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Cem G?nin yakalanması dolayısıyla İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın?a teşekkür etti. Öte yandan TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de ?Emniyetin Cem G?yi yakalaması ve yahut da teslim olmak zorunda bırakması başarı. Bu konuda kamu duyarlılığını hep ayakta tutan basın yayın organlarının da payı büyüktür. Emniyet birimlerimiz ve basın organlarımızı bu konuda tebrik ediyorum? dedi.
İstanbul Valisi Muammer Güler, Münevver Karabulut cinayetinin katil zanlısı Cem G?nin 197 gün boyunca polis takibinden kaçmasının, yardım aldığının göstergesi olduğunu söyledi. Katil zanlısına yardım etmenin suç olduğunu vurgulayan Güler, yardım yapanların TCK?ınn 282 ve 283. maddelerine göre ceza alacağını aktardı. Vali Güler Cem?in teslim olmaya zorlandığını belirterek, herhangi bir pazarlık yapılmadığını da söyledi.
Baba Süreyya Karabulut ile amca Hayyam G. arasında arabuluculuk yaptığı iddia edilen gazeteci C | | Samanyolu Haber Son Dakika 19.09.2009 | | | ŞokaçıklamaCeminsaklandığıyeriŞok açıklama Cemin saklandığı yeri |
|
| Sır cinayette ilginç gelişme | Samanyolu Haber | 28.08.2009 09:11 |  | | Münevver Karabulutun, öldürülmeden sadece birkaç saat önce Ankarada görevli bir teğmenle cep telefonuyla 8 kez mesajlaştığı ortaya çıktı. Polise göre; Cem Garipoğlu, mesajları görüp kıskançlık krizine girdi ve Münevveri dövüp sonra öldürdü. Savcı, teğmen C.Y.C.ye Münevverle buluşup buluşmadığını soracak.
Münevver Karabulutun, öldürülmeden sadece birkaç saat önce Ankarada görevli bir teğmenle cep telefonuyla 8 kez mesajlaştığı ortaya çıktı. Sabahın haberine göre çevresinde agresif olarak tanınan Münevverin erkek arkadaşı Cem Garipoğlunu bu mesajları gördükten sonra bir kıskançlık krizine girdiği ve Münevveri öldürdüğü senaryosu ağırlık kazandı. Cinayeti soruşturan cumhuriyet savcısı mesajların içeriği, olay günü Münevverle buluşup buluşmadığı ve cinayet hakkında bilgisinin olup olmadığının tespiti için teğmenin ifadesinin alınmasını istedi.
Münevver Karabulutun cesedi 3 Mart akşamı saat 20.30da Etiler Dilekyıldızı sokakta bir çöp konteynırının başı kesik halde bulundu. Cinayeti soruşturan polis iki saat içinde katil zanlısı olarak Cem Garipoğlu ismine ulaştı. Cemin Bahçeşehirdeki evine operasyon düzenleyen polis evde bir kan gölüyle karşılaştı. Ardından Cemin satın aldığı kanlı testere bulundu. Cinayetin bir numaralı zanlısı Cem Garipoğlu 178 gündür yakalanamadı.
Münevver Karabulutu cinayeti Faili meçhulden Faili firara dönüşmüş durumda. Ancak cinayetin sebebi ise hâlâ meçhul ve bugüne kadar anlaşılabilmiş değil. İşte SABAHın ulaştığı bir belge o korkunç cinayetin sebebine ışık tutacak nitelikte. O belge cinayeti soruşturan Cumhuriyet Savcısı Faruk Yılmaz Erşenin tek tek topladığı 4 klasörlük belgeler arasında yer alıyor. Belge Münevver Karabulutun 0 551 545... ile başlayan cep telefonuna ait ayrıntılı mesaj ve görüşme dökümüne ait.
Belgeye göre Münevver Karabulut öldürüldüğü gün saat 11.26 ile 11.47 arasında diğer bir numaraya tam 8 kez cep telefonu ile mesaj gönderdi. Güvenlik kamerası kayıtlarına göre Münevver o gün saat 14.10da okuldan ayrılmıştı. Yani Münevver Karabulut bu mesajları okulda iken gönderdi. 8 mesajın gönderildiği cep telefonunun kime ait olduğunu araştıran savcı Faruk Yılmaz Erşen, Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından bu sorunun yanıtını istedi.
TİBden gelen yazıda Münevver Karabulutun mesaj gönderdiği cep telefonunun Ankara Beytepedeki Jandarma Okullar Komutanlığında görevli teğmen C.Y.C.ye ait olduğu bilgisi yer aldı. Savcı Erşen, teğmen C.Y.C.nin ifadesinin alınması için bağlı bulunduğu komutanlığın Ankarada olması nedeniyle Ankara Cumhuriyet Başsavcılığına talimat yazısı yazdı. Savcı Erşen, Münevver Karabulutun mesaj gönderdiği teğmenle öldürülmeden önce buluşup buluşmadığını, cinayet hakkında herhangi bir bilgisinin olup olmadığının öğrenilmesini istedi. Polisin üzerinde çalıştığı bu senaryoya göre Münevverin feci sonunu hazırlayan Ankaradaki teğmen C.Y.C.ye gönderdiği mesajlar oldu. İddiaya göre C.G. sevgilisi Münevverle cinayet günü öğleden sonra Bahçeşehirdeki villada buluştu. Kıskanç sevgili Münevverin cep telefonunu kurcalarken attığı ve gelen mesajları gördü. Çevresinde agresif kişiliğiyle tanınan Cem Garipoğlu bir anlık öfke ile Münevveri dövmeye başladı. Kavga daha da büyüyünce hırsını alamayan Cem Garipoğlu Münevveri bıçaklayarak öldürdü. Münevveri öldüren Cem Garipoğlu cesetten kurtulmak için annesine ve babasını aradı. Münevver Bahçeşehirdeki evde başı kesilerek bir valize ve gitar kutusuna yerleştirildi. Sonra Cem cesedi Etilerdeki dedesinin evinin az ötesindeki Dilekyıldızı sokakta bir çöp konteynırının içine attı.
Öte yandan İstanbul Adli Tıp Kurumuna delil olarak gönderilen bıçağın, cinayet silahı olmadığı anlaşıldı. Adli Tıp Kurumu Biyolojik İhtisas Dairesinin 15 Temmuz 2009 tarihli raporuna göre söz konusu bıçağın üzerinden alınan sürüntü örneklerinde kana rastlanmadığı, soruşturma dosyasında adı geçen şüphelilerin DNAlarının bıçaktaki DNA profilleriyle kesinlikle uyuşmadığı belirtildi. Münevver Karabulutun otopsi raporunda 5 kesici-delici yara ve 29 düz kesik vasıfta yara tespit edilmişti. Yapılan incelemede Münevver Karabulutun karın bölgesindeki kesici-delici alet yaralarının genişlikleri ile delil olarak getirilen bıçağın namlu genişliği arasında fark bulunduğu, cesetteki yaraların da bu bıçakla açılmadığı vurgulandı.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 28.08.2009 | | | SırcinayetteilginçgelişmeSır cinayette ilginç gelişme |
|
| Cinayetin sırrı tırnağının ucunda | Samanyolu Haber | 24.07.2009 11:20 |  | | Münevver Karabulut cinayetinde ayrıntılı otopsi raporu tamamlandı. Genç kızın tırnakları arasında iki erkek ve bir kadına ait DNA örnekleri bulundu.
Münevver Karabulut cinayetinde Adli Tıpın raporu savcılığa ulaştı. Raporda yeni ortaya çıkan sonuçlarla cinayet daha da esrarengiz bir hal aldı. Raporda, Münevver Karabulutun tırnaklarında iki erkek ve bir kadının DNAsına rastlandığı belirtildi.
SAVCIYA YOLLANDI
Akşam Gazetesinin haberine göre, Bahçeşehirdeki villada 3 Martta kafası gövdesinden kesilerek öldürülen Münevver Karabulut cinayetiyle ilgili olarak Adli Tıp Kurumunun hazırladığı kapsamlı otopsi raporu 52 günün ardından soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı Faruk Erşen Yılmaza gönderildi. Münevverin cesedi üzerinde yapılan incelemede, tırnaklarının takma olduğu, bunlardan 6sında katil zanlısı Cem G.nin ailesinden iki erkeğe ait DNA saptanırken, 4 tırnağında da bir kadına ait DNA örneklerine rastlandı.
BIÇAKLA ÖLDÜRMÜŞ
Adli Tıp tarafından hazırlanan 29 sayfalık raporda, cinayetin tek bıçakla işlendiği belirtildi. Raporda genç kızın cesedinin parçalanmasında kullanılan testerenin sapı, kafasının bulunduğu poşet ile olay yerinde bulunan bir başka poşetten alınan DNA örnekleri, evde çamaşır sepetinin içinde bulunan eşofmandaki örnekler ile uyum sağladığı anlatıldı. Hunharca öldürülen Münevverin sol sutyeni içinde yapılan incelemede ise yine zanlı Cem G. Ailesinin erkek bireylerine ait Y-STR kromozomu bulundu. Raporda, bu kromozomun, cinayet sonrası kayıplara karışan Cem Garipoğluna ait olabileceği belirtildi.
Ayin yapıp öldürdüler
Adli Tıpın son raporunu değerlendiren Münevver Karabulutun babası Süreyya Karabulut, bulguların Garipoğlu ailesinin cinayetten önce ayin yaptıklarını gösterdiğini ileri sürdü. Karabulut, şunları söyledi: Ben olayın ilk gününden bugüne kadar bu cinayeti Cemin tek başına işlediğine asla ve asla inanmadım. İnanmak da istemiyorum. Cem Gariboğlu, kızımı o eve tek başına götürmedi. Kızım o eve getirildi. O evde ayin yapıldı. Garipoğlu ailesi ayin yaptı. Garipoğlu ailesindeki insanlar zaten insan değiller. Bu bayana ait olan dokular annesine veyahut babasının beraber yaşadığı Gülşen diye bir bayana ait olabilir. Artık yavaş yavaş çember daralıyor. İnanıyorum ki bu katilleri devlet en kısa zamanda çıkartacaktır.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 24.07.2009 | | | CinayetinsırrıtırnağınınucundaCinayetin sırrı tırnağının ucunda |
|
| Etiler cinayetinin iddianamesi hazırlandı | Samanyolu Haber | 28.06.2009 09:24 |  | | Cemin babası cinayete iştirakten yargılanacak.
Vahşice işlenen bir cinayetle hayatını kaybeden liseli Münevver Karabulutun ölümünü soruşturan Savcı Erşen Yılmaz, iddianameyi tamamladı. Cem Garipoğlunun babası Mehmet Nida Garipoğlu cinayete iştirak suçundan tutuklu olarak yargılanacak. Firari şüpheli olarak aranan Münevverin erkek arkadaşı Cem Garipoğlunun dosyası ise tefrik edilecek. Açılacak ilk davada Cem, sanık sıfatıyla yer almayacak.
Davada Mehmet Nida Garipoğlunun tutuklu sanık olarak yargılanacak olmasını Garipoğlu ailesi yeni bir gelişme olarak değerlendirdi. Aileye yakın kaynaklar, bu iddianameye göre yurtdışında yaşadığı düşünülen zanlı Cemin teslim olmaktan vazgeçeceğini dile getiriyor. Yakalanmadığı için hakkında kanuni işlem başlatılamayan zanlı Cem Garipoğlunun zamanaşımı süresi cinayetin işlendiği 3 Mart 2009 gününden itibaren işlemeye başladı. Cemin, zamanaşımı süresi doluncaya kadar ortaya çıkmayabileceği ifade ediliyor.
Adli Tıp Kurumu, Münevver Karabulutun tırnak altında bulduğu parçalarla aynı aileden iki erkeğe ait olan doku örneğini DNA testiyle belirlemişti. Cemin 10 arkadaşı ile Münevverin tırnak altından çıkan parçaların doku örneği uyuşmamıştı. Son olarak tutuklu Mehmet Nida Garipoğlundan da Münevverin tırnak altındaki doku örneği ile karşılaştırılmak üzere kan örneği alındı. Ancak bu kan örneğinin sonucu henüz belli olmadı. Doku örneğinin uyuşması halinde baba Garipoğlu, cinayetin asli faili olarak yargılanacak. Bu durumda cinayeti birlikte işlediği ikinci kişinin de Garipoğlu ailesinden başka bir erkeğin olma ihtimali çok yükseliyor. Çünkü bir ailenin bütün erkeklerinde Y kromozomları aynı özelliği taşıyor ve bu durum DNA testine bakılarak yüzde 99,99 kesinlikte ortaya konulabiliyor.
ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.06.2009 | | | EtilercinayetininiddianamesihazırlandıEtiler cinayetinin iddianamesi hazırlandı |
|
| Kayıplar ile ilgili ilk somut bulgu | Samanyolu Haber | 22.06.2009 07:40 |  | | JİTEM çalışan itirafçıların açıklamalarıyla Güneydoğuda başlatılan kazılarda ilk somut bulguya ulaşıldı. Terör örgütü PKKdan ayrıldıktan sonra Jandarma İstihbarat Teşkilatında (JİTEM) çalışan itirafçıların açıklamalarıyla Güneydoğuda başlatılan kazılarda ilk somut bulguya ulaşıldı. Adli Tıp, cumhuriyet savcısının talebi üzerine Elazığdaki kimsesizler mezarlığından çıkarılan cesedin 14 yıl önce kaçırılan ve bir daha kendisinden haber alınamayan Hasan Ergüle ait olduğunu tespit etti.
Cesetten numuneleri Hasan Ergülün oğlu Velatın kan örnekleriyle karşılaştıran Adli Tıp, Yüzde 99,99 uyum gösteriyor. dedi. Hazırlanan rapor Elazığ Cumhuriyet Savcılığına gönderildi. İsveçte yaşayan itirafçı Abdulkadir Aygan, Hasan Ergülün JİTEM tarafından kaçırıldığını ve öldürülerek Hazar Gölüne atıldığını iddia etmişti. Ayganın itiraflarından sonra harekete geçen Ergülün yakınları savcılığa başvurarak Elazığdaki kimsesizler mezarlığında kazı yapılmasını istemişti.
Hasan Ergül, Şırnakın Silopi ilçesinin Çukurca köyüne bağlı Yeniköy mezrasında yaşıyordu. 23 Mayıs 1995te Silopiye traktörüyle buğday götürdü. Bir süredir hasta olan oğlu İslam Ergülü de doktora göstermek amacıyla yanına almıştı. Dönüş yolunda baba oğulun önü Renault Toros marka araç tarafından kesildi. Arabadan 4 kişi indi ve Hasan Ergülü zorla otomobile bindirdi. 5 yaşındaki Velat, babasının ardından yol ortasında bakakaldı. Oradan geçen köylüler Velatı alıp ailesine teslim etti. Aradan yıllar geçti. Hasan Ergülden bir daha haber alınamadı. Ta ki, JİTEM ve PKK itirafçısı Abdülkadir Ayganın açıklamalarına kadar. Aygan, 3 yıl önce bir gazeteye verdiği röportajda şu bilgileri vermişti: Hasan isimli Silopili bir şahıs, Çukurca köyünden olması gerekir. JİTEMde çalışan ve maddî durumu iyi olan, ismi Cindi soyadı Acut veya Acet olan Koçero lakaplı kişi, Hasan adlı kişiyi alarak, Silopi timine götürdü. Ardından Diyarbakır timine, sonra da Elazığ timine götürülen Hasan öldürüldü. Burada da cesedi çuval içerisine konularak Hazar Gölüne atıldı.
Aile, açıklamanın yapıldığı dönemde de Hasan Ergülün akıbetini soruşturmaktan çekindi. Ergenekon soruşturması ile başlayan süreç pek çok kimse gibi Ergül ailesini de cesaretlendirdi. Hasan Ergülün kardeşleri Hadi ve Arto Ergül, Ayganın bu açıklamalarından yola çıkarak, dört ay önce cesedini bulmak için girişimlere başladı. İki kardeş önce Silopi Savcılığına dilekçe verdi. Nisan ayında ise Elazığa giderek Ayganın tarif ettiği Hazar Gölü çevresinde kardeşlerinin akıbetini araştırdı. Hazar Gölünde balıkçılık yapan bazı görgü tanıkları, 1995 yılında biri torba içinde, diğeri çıplak halde iki erkek cesedi bulduklarını anlattı. Ergül kardeşler, bu bilgi üzerine 9 Nisan 2009da Elazığ Cumhuriyet Savcılığına başvurdu.
Edinilen bilgiye göre, balıkçıların, buldukları cesetleri Elazığ Emniyetine bildirmeleri üzerine savcılık devreye girmiş. Cesetler, fotoğrafları çekilip Adli Tıp Kurumunda otopsi yapıldıktan sonra kimlikleri tespit edilemediği için kimsesizler mezarlığına gömülmüş. Elazığ cumhuriyet savcısı, 1995 yılına ait sahipsiz cesetlerle ilgili dosyaları tek tek çıkararak Hadi ve Arto Ergül kardeşlere gösterdi. Ergül kardeşler, kardeşleri Hasan Ergülü dosyadaki fotoğraflardan teşhis etti.
Elazığ cumhuriyet savcısının kararı ile mezar 14 Nisan 2009da açıldı. Mezardan kemik numuneleri alındı. Alınan numuneler Hasan Ergül kaçırılırken yanında olan oğlu Velat Ergülden alınan kan numuneleri ile karşılaştırılmak üzere Adli Tıp Kurumuna gönderildi. Yapılan DNA testinde cesedin Hasan Ergüle ait olduğu belirlendi. Hazırlanan rapor, geçtiğimiz hafta Elazığ Cumhuriyet Başsavcılığına gönderildi.
AİLE, ALBAY TEMİZÖZÜ SUÇLAMIŞTI
Ergülün ailesi, kayıp kişilerle ilgili soruşturma çerçevesinde tutuklanan Kayseri Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizöz ve Koçero Saluci hakkında Elazığ Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulunmuştu. Ergenekon davasında ifadesine başvurulan bir tanığın da Ergül cinayeti hakkında çarpıcı bilgi verdiği ortaya çıktı. Tanık, cinayetin sorumlusu olarak Ergenekon sanığı emekli Tuğgeneral Levent Ersöz ve emekli Albay Levent Göktaşın tetikçisi olduğu ileri sürülen Saluciyi işaret ediyor.
Güneydoğudaki faili meçhul ve kayıplar, JİTEMin, sorguladığı kişileri asit kuyularına attığı iddiası ile yeniden gündeme gelmişti. Kayıplarla ilgili kazı çalışmaları, ilk olarak Şırnak Silopideki BOTAŞ tesislerinde gerçekleştirildi. Kazılarda 2 kemik ve birkaç bez parçası bulundu. Sinan Lokantasının arkasındaki kuyularda da kazı yapıldı. 17 kemik ve bir insana ait olduğu belirtilen kafatası bulundu. 16 Martta bu kez Kuştepe köyünde kazı yapıldı. Bu olaylarla ilgili olarak korucubaşı Kamil Atak, Kayseri İl Jandarma Komutanı Albay Cemal Temizöz, JİTEM elemanı Koçero Saluci, Adem Yakın ve Abdulhakim Güven tutuklandı.
Belge sahte haberlerinin kaynağ | | Samanyolu Haber Son Dakika 22.06.2009 | | | KayıplarileilgiliilksomutbulguKayıplar ile ilgili ilk somut bulgu |
|
| Aytaç Durak canlı şov yapınca... | Samanyolu Haber | 02.06.2009 14:32 |  | | Adanadaki katliam canlı yayında vali ile belediye başkanını birbirine düşürdü. Canlı yayında başkan kendini öyle bir kaptırdı ki... Adanada 8 kişinin öldürüldüğü esrarengiz cinayet medyanın gündeminde ilk sıraya oturdu. Hal böyle olunca Adana Valisi ile Adana Belediye Başkanı kanalların bir anda gözde canlı telefon konuğu oldu.
Belediye Başkanı Aytaç Durak, bir gazeteci gibi öğrendiği herşeyi canlı yayında kanallara aktarmaya başlayınca valiyi çileden çıkardı. Vali dayanamayıp canlı yayındaki Duraka diğer hattan mesaj yolladı. Durak da ona canlı yayından yanıt verince ortaya tuhaf bir manzara çıktı.
Adana Belediye Başkanı Aytaç Durak, binaya ilk ulaşan belediye ekiplerinden ilginç bilgiler almıştı. Bu haberdir deyip hemen haber kanallarına telefon bağlantısı yapıp öğrendiklerini anlatmaya başladı. Dediğine göre eve giren itfaiye ekipleri 7 cesedin üstünün örtülmüş olduğunu, bir erkeğin cesedinin ise üstünün açık olduğunu görmüşler.
SANIRSINIZ GAZETECİ...
Başkan Durak kendini haber aktarmaya öyle kaptırmıştı ki cinayeti de kendince kısa sürede çözüverdi. Habertürkde o bilgileri heyecanla anlatırken şu yorumları yapıyordu;
Bu erkeğin üstünün açık olması ihtimal ki bu erkek şahıs 7 kişiyi öldürüp intihar etmiş olabilir. Öldürmüş kapıyı içerden kilitlemiş sonra da intihar etmiş.
VALİ DİĞER HATTA
Bu açıklamayı canlı yayında izleyen vali İlhan Atış, çileden çıktı. Hemen telefona sarılıp diğer hattan Aytaç Duraka ulaşmaya çalıştı. Ancak Durak canlı yayında telefon bağlantısında olduğu için belli ki doğrudan onunla konuşamamıştı.
Ama ilettiği Sayın Başkan yanlış konuşuyor şeklindeki notu hemen Durakın önüne gitmişti. Bu mesaj canlı yayında alan Aytaç Durak, sinirlendi ve Valiye yanıtını ekran aracılığıyla iletti;
Sayın Vali arıyormuş şimdi, Sayın başkan yanlış bilgi veriyormuş diyormuş. Ben bildiklerimi anlatıyorum. O zaman siz Sayın Validen doğru bilinenleri öğrenin. Bana göre 7 cesedin üstünün örtülü birinin üstünün açık olması intihar olduğu izlenimini veriyor.Böyle bir durumun olması da haberdir...
DURAK GOLÜ YEDİ
Aytaç Durakın heyecanla TV ekranlarında aktardığı iddiası da gerçek çıkmadı. Durakın bu açıklamasından 5 dakika sonra katil zanlısı yakalandı. Zanlı, evin oğlu 38 yaşındaki Murat Yükseldi. Ailesini para için öldürmüş ve evden kaçmıştı.
Bu bilgileri de vali canlı yayında duyurdu. Böylece ekran rekabetinde vali son golü atan taraf oldu.
İNTERNETHABER | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.06.2009 | | | AytaçDurakcanlışovyapıncaAytaç Durak canlı şov yapınca |
|
| Dalan'ın MİT'çisi bakın kim çıktı ! | Samanyolu Haber | 13.05.2009 11:15 |  | | Ergenekon firarisi Dalana Seni de alacaklar kaç diyen MİT görevlisi Ö.Y.nin Dinki tehdit eden kişi olduğu ortaya çıktı. Hrant Dinki İstanbul Valiliğinde yazılarına dikkat et diyerek tehdit eden istihbaratçının, Ergenekon firarisi Bedrettin Dalana Seni de alacaklar kaç bilgisini veren MİT görevlisi Ö.Y olduğu ortaya çıktı. Ö.Ynin sır gibi saklanan adı Meclise bile verilmedi.
İstek Vakfı ve Yeditepe Üniversitesinin sahibi Bedrettin Dalana seni de alacaklar, kaç bilgisini verdiği ileri sürülen eski İstanbul MİT Bölge Başkan Yardımcısı Ö.Ynin Hrant Dinki öldürülmeden 3 yıl önce İstanbul Valiliğinde tehdit eden istihbaratçı olduğu anlaşıldı. Ergenekon savcılarının hakkında soruşturma başlattığı Ö.Ynin, ifadesinin alınacağı gün İzmir MİT Bölge Başkanlığına atanmasının yankıları sürerken Türkiyeyi sarsan Hrant Dink suikastinde adı geçmesi cinayetteki örgüt bağlantılarını gündeme getirdi.
DİKKAT ET BAŞINA BİRŞEYLER GELİR
Gazeteci Aydın Engin, Agos gazetesinde 12 Ocak 2007de yayınladığı yazısında ilk kez yakın arkadaşı Hrant Dinkin bir istihbaratçı tarafından tehdit edildiğini yazdı. Engin suikastten sonra basına yaptığı açıklamada ise tehdit olayını şöyle anlattı:
Hrant Dink 2004 yılında Valilikten kendisine gelen bir telefonla Valiliğe gitti. Dink, Vali Yardımcısının odasında bir kadın ve bir erkekle karşılaştı. Vali Yardımcısı bu kadın ve erkeğin kendisini ziyarete gelen yakınları olduğunu ve sohbetlerini izlemek istediklerini söyledi. Ondan sonra Vali Yardımcısı bir daha konuşmadı. Erkek ziyaretçi bir saat boyunca Dinke Agos böyle haberler yapmaya devam ederse, sen böyle konuşmaya devam edersen başına bir şeyler gelir diye konuştu.
HERKES Ö.YNİN ADINI SAKLADI
Hrant Dinki İstanbul Vali Yardımcısı Ergun Güngörün odasında tehdit eden istihbaratçının ismini 5 yıldır yetkililer açıklamaktan kaçındı. Dinki uyaran kimliği meçhul istihbarat görevlisinin adını İstanbul Valisi Muammer Güler ve Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah tüm sorulara karşılık vermedi. İstihbaratçının ismi Meclisten bile gizlendi. Dink suikastinin perde arkasını araştıran CHP İstanbul Milletvekili Canan Arıtman, TBMMde İçişleri Bakanlığının yanıtlamasını iste- yerek, iki istihbarat görevlisinin kim olduklarını sordu. CHPli Arıtmanın verdiği soru önergesine dönemin İçişleri Bakanı Abdüldkadir Aksu İki istihbarat görevlisi açıklamasını yapmakla yetindi. Hrant Dink cinayetini araştıran TBMM komisyonuna da istihbaratçının adı verilmedi.
İLK KEZ NEDİM ŞENER YAZDI
Dinki tehdit eden istihbarat görevlisinin adına ilk kez gazeteci-yazar Nedim Şener kitabında yer verdi. Şener Dink Cinayeti ve İstihbarat Yalanları adlı kitabının 82. sayfasında, Hrant Dinki Vali Muavini Ergun Güngörün makamında tehdit eden kişinin MİTte çok tanınmış biri olan Ö.Y. olduğunu ileri sürdü. Dink cinayetinde Polis, Jandarma kadar MİTin de sorumluğunun tartışılması gerektiğini söyleyen Şener, Yeni Şafaka Dinki uyaran kişiler onu korumakla yükümlü. Ama başına bir şeyler gelebilir diye uyarılma yolu seçildi. Ve bugüne kadar tüm uğraşlara rağmen Hrant Dink ile ilgili hiçbir MİT belgesine ulaşılamadı. Hrant Dink cinayeti birgün Ergenekon davasıyla birleştirilirse belki buna imkan da sağlanır dedi.
Soruşturma açılmadı
MİT Bedrettin Dalana kaç bilgisi verdiği ileri sürülen eski İstanbul Bölge Başkan Yardımcısı Ö.Y hakkında soruşturma başlatıldığı yönündeki haberlerin doğru olmadığını açıkladı. MİT Müsteşarlığından yapılan açıklamada “9 ve 12 Mayıs 2009 tarihli basın-yayın organlarında MİT İstanbul Bölge eski Başkan Yardımcısına ilişkin bazı iddialara yer verilmiş ve adı geçen mensubumuz hakkında idari ve hukuki soruşturma açıldığı yönünde haberler yayımlanmıştır. Müsteşarlığımızca, konuya ilişkin olarak haberlerde yer aldığı şekliyle herhangi bir idari soruşturma açılmamış olup, adli makamlarca da hukuki soruşturma açıldığına dair müsteşarlığımıza intikal etmiş resmi bir belge bulunmamaktadır” denildi. Öte yandan Ö.Ynin İzmir MİT Bölge Başkanlığına vekaleten atandığı belirtildi.
Vali uyarı diye açıkladı
İstanbul Valisi Muammer Güler, Hrant Dinkin bir istihbaratçı tarafından öldürülmeden 3 yıl önce tehdit edildiğine ilişkin haberler üzerine yaptığı açıklamada yardımcısı Ergun Güngörün odasındaki görüşmeyi doğrulamıştı. Güler, iddialarla ilgili yaptığı açıklamada şunları söylemişti:
Görüşmede asla bir tehdit ve uyarı sözkonusu değildir. 2004 şubat ayının başlangıcında Sabiha Gökçen hanımefendinin aslen Ermeni olduğuyla ilgili bir takım şok iddiaları gazetesinde belirtmesi üzerine, bununla ilgili gazetelerde, birçok gazetede olumsuz tepki ve yorumlar meydana gelmişti. Bu nedenle de Ermeni cemaatine ilişkin bazı tehditler de yer almıştı.
Mevlüt Yüksel - Yeni Şafak | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.05.2009 | | | DalanınMİTçisibakınkimçıktıDalanın MİTçisi bakın kim çıktı |
|
| Polislerden kan donduran ifadeler | Samanyolu Haber | 11.05.2009 20:40 |  | | Münevver Karabulutun öldürüldüğü gece görevde olan emniyet yetkilileri ve polis memurları, cinayeti anlattı. Bir polis memuru, “Bahçeşehirdeki evde Cemin annesi ve 2 kız kardeşi vardı. Ev sanki kan kokuyordu. Cem evde yoktu. Evin içi çok acele temizlenmiş gibiydi” dedi.
İstanbulda 3Martta öldürüldükten sonra kafası kesilen ve cesedi Etilerde bir çöp konteyneri içinde bulunan 18 yaşındaki Münevver Karabulutun katil zanlısı Cem Garipoğlu, olayın üzerinden 69 gün geçmesine rağmen yakalanamadı.
Gazete HaberTürkün özel haberinde göre, Cem Garipoğlunu ele geçirmek için 2 özel tim kuran İstanbul Emniyet Müdürlüğünde görevli olan bazı yetkililer ve polis memurları, cinayetteki detayları anlattı.
DERSHANE YARDIM ETTİ
3 Mart akşamı saat 20:00 sıralarında gelen ihbar üzerine Etilerdeki yere giden polis memuru, “Etilerdeki çöp konteynerine gittiğimizde karşılaştığımız manzara korkunçtu. Durumu hemen cinayet ekiplerine bildirdik. Olay yerine birçok cinayet ekibiyle birlikte Asayiş Şube Müdürlüğü Emniyet Müdür YardımcısıMustafa Köse de geldi. Delillerin kaybolmaması için müdürün talimatı ile çöp konteyneri Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğüne gönderildi. Çevrede bavulu ve gitar çantasını çöpe atan kişileri gören tanıklar aranmaya başlandı. Çöp kutusunun karşısındaki bir işyerinin güvenlik görevlileri, bavulları bir kişinin attığını söyledi” dedi.
Cesedin üzerinde bulunan dershane öğrenci kimliğinden öldürülen genç kızın adının Münevver Karabulut olduğunu öğrendiklerini anlatan bir başka polis memuru, “Genç kızın adresini hemen bulmamız gerekiyordu. O saatte dershane kapalıydı. Dershane yetkililerinin telefonunu bulduk. Kayıtlardan Münevver Karabulutun ev adresi tespit edildi” şeklinde konuştu. Bir diğer polismemuru ise sözü arkadaşından devralıp, “Münevver Karabulutun ailesi Şişlide oturuyordu. Hemen evine gidildi ve Karabulut ailesi, Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüğüne getirildi. Bulunan kimlik ve ceset gösterildi. Genç kız teşhis edildi” ifadesini kullandı. Karabulut ailesine “Münevverin bir erkek arkadaşı varmıydı?”, “Olay günü nereye gitmişti?” şeklinde sorular yönelten polis ekipleri, Münevverin Hayyam Garipoğlunun yeğeni Cem Garipoğlu ile sevgili olduğu bilgisine ulaştı.
CEMİN YATAĞININ ALTINDA TESTERE BULUNDU
Hemen araştırma yapan polis, Cem Garipoğlunun Bahçeşehirde oturduğunu öğrendi ama cesedin bulunduğu yerde çocuğun dedesinin yaşadığını tespit etti. Cem Garipoğlunun ismine ulaşır ulaşmaz da Bahçeşehirdeki evinde arama yapılması içinmahkeme kararı çıkartıldı. Bu arada Garipoğlunun Etilerde oturan tüm akrabalarının adresleri de tespit edilmeye başlandı. Mahkeme kararı ile Bahçeşehire gidildi. Bahçeşehirdeki ev jandarma mıntıkasında olduğu için Jandarma Karakoluna gidildi. Ve her şey 3 saat içinde belirlendi. Bir polis memuru yaşadıklarını, “Bahçeşehirdeki eve gidildi. Jandarma Karakolunda çok beklemedik. Jandarma ekipleri olaya gereken hassasiyeti gösterip bizi eve götürdü. Evde anne Tülay Garipoğlu ve 2 kızı vardı. Cem evde yoktu. Evin içinde tuhaf bir koku vardı. Sanki kan kokuyordu. Arama yapıldı. Ev çok acele toplanmış ve temizlenmiş gibiydi. Kısa süre sonra temizlenmiş kan izleri bulundu. Savcılığa bilgi verildi ve savcılığın talimatı ile olay yeri inceleme ekipleri geldi. Özel ekip gelene kadar evdeki tüm delil sayılabilecek şeyler korundu” diye anlattı.
Olay yerindeki diğer polis, “İçeri girip de silinmiş kan izlerini görmemek mümkün değildi. Garip bir aile idi. Savcılığın talimatı ile kan izleri ve deliller aranmaya başlandı. İlk başta Cemin yatağının altında testere bulundu. Testere korkunç
cinayeti neredeyse aydınlatıyordu. Çünkü testerede saç ve kan damlası vardı. 3 katlı villaydı. En üst kattan aşağı doğru titizlikle incelenmeye başlandı. Neredeyse her yerde kan vardı. Olay Cemin odasında gerçekleşmişti. Yukardan aşağı luminol sistemle görünmez kan lekeleri ortaya çıkarıldı ve tek damlası bırakılmadan alındı. Yerler silinmişti ama seramik aralarında kan izleri vardı.
Merdivenden aşağı doğru kanlı ayak izleri vardı ve Cemin kanlı elbiseleri, eşofmanları bulundu” diye konuştu. | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.05.2009 | | | PolislerdenkandonduranifadelerPolislerden kan donduran ifadeler |
|
| Katliamcı katillere söz mü verildi? | Samanyolu Haber | 11.05.2009 16:22 |  | | icle Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mazhar Bağlı Taraf Gazetesi’nden Neşe Düzele verdiği röportajda çok önemli bir iddiayı gündeme getirdi Dicle Üniversitesi öğretim üyesi Doç. Dr. Mazhar Bağlı , bir dönem kan davası yaşamış Urfalı geniş bir aşiret ailesinin mensubu ve sosyolog olarak yıllardır bölgede töreden, namus cinayetlerine, siyasi eğilimlerden Batman intiharlarına kadar çeşitli konularda saha araştırmaları yapan bir isim .
Mardindeki katliam hakkında Taraf Gazetesi’nden Neşe Düzel’e konuşan Bağlı’nın cevabını veremediği sorular var.
İşte röportajın en ilginç bölümü:

NEŞE DÜZEL: Mardin’de, eşine tarihimiz boyunca rastlanmamış bir katliam yaşandı. Bununla ilgili birçok yorum, açıklama yayınlandı ama hiçbiri insanları tatmin etmeye yetmedi. Siz, bir grup insanın, gidip bir gece bir köydeki kırk dört kişiyi öldürmesini nasıl açıklıyorsunuz?
MAZHAR BAĞLI: Sosyolojinin bittiği bir noktadayız. Sosyoloji bilimi, Mardin’deki katliamı açıklamaya yetmiyor.
Niye?
Sosyolojiyle bu katliamı anlayamayız. Çünkü klasik sosyoloji, toplumun belli parametrelerinin ve temel dinamiklerinin olduğunu, bu parametrelerden ve dinamiklerden hareketle bir toplumu okuyabileceğimizi varsayar. Ama Mardin’deki katliamda temel alabileceğimiz bir parametre yok. Ayrıca bir olguyu kıyaslamak ve anlamak için, aklımızda başka bir olgudan kalma bir referansın bulunması gerekiyor. Sonuçta sosyoloji, geçmiş toplumsal tecrübelerin ortaya çıkardığı bir yaklaşımdır. Bu katliamın ise geçmişte hiç örneği yok. Çok yeni bir olay bu. Toplum böyle bir şeyi daha önce hiç yaşamadığı için şoke oldu zaten.
Bu katliam için ‘kız alıp verme, toprak anlaşmazlığı, husumet’ gibi nedenler ileri sürüldü. Sizce böyle bir vahşet için bunlar yeterli açıklamalar mı?
Bunlar önemli unsurlar ama gene de bu katliamı açıklamak için yeterli değiller. Tabii ki mülkiyet, Doğu ve Güneydoğu’da çok önemli ve problemli bir mesele. Mesela olay olduktan sonra Urfa Tapu Kadastro Bölge Müdürlüğü’nden araştırdım. Katliamın yaşandığı Bilge köyü için, “Bizim, Mardin’de tapulaştırma işlemlerini yapmak isteyip de yapamadığımız dört köyden biri bu köy” dediler. Kan davası nedeniyle tapu dağıtamamışlar.
Devlet kan davası olan bir köye giremiyor mu?
Giremiyor. Girip orada iş yapamıyor. Oysa köylü için tapu çıkarmak çok önemli. Çünkü devlet sadece tapulu araziye ürün ve gelir desteği veriyor. Devletin verdiği bu sübvansiyon, köylünün o araziden sağladığı gelirden çok daha büyük bir para getiriyor. Ayrıca bölgede toprak mülkiyeti sınıfsal hiyerarşi yaratıyor. Toprak sahibi olanla olmayan arasında büyük bir sınıf farkı bulunuyor. Zaten kan davalarının altında da çoğu zaman mülkiyet sorunu, arazi ve tapu anlaşmazlıkları yatıyor.
Tapu Kadastro’yu kim sokmamış o köye?
Tapu Kadastro’nun bir yere gidip tapulaştırmayı yapabilmesi için, orada yerleşik olan üç kişinin bilirkişi olması ve ‘bu arazi şunundur, şu arazi bunundur’ demeleri gerekiyor. Bu köyde, ‘bu toprak göç eden köylülerin arazisidir’ diyecek üç kişiyi bulamıyorlar. Bulamayınca da bu köyün tapulaştırma işlemini yapamıyorlar. Bu katliama neden olarak gösterilen kız alıp verme meselesine gelince...
Evet...
Geçmişte toprak, kız alıp verme, töre ve namus gibi nedenler yüzünden yaşanan çatışmalarda kaç kişinin öldürüldüğünü biliyoruz. Mesela arazi anlaşmazlığında evin erkeği öldürülür. Ailenin en prestijli kişisi öldürülür ki, karşı taraf size karşı güç kaybetsin. Toprak meselesinde kadın, çocuk herkes öldürülmez. Hatta kan davalarında da şöyle bir gelenek vardır. Eğer kadınlar başörtülerini çıkarıp kavganın orta yerine bırakırlarsa, çatışma biter. Çünkü araya ‘kadın’ girmiş olur. Kısacası ne kız alıp vermede ne de arazi kavgalarında kadınlara dokunulur.
Kadına hangi anlaşmazlıkta dokunulur peki?
Sadece namus ihlalinde dokunulur. Çocuklara ise hiç dokunulmaz.
Bu olayın töre cinayeti olduğu da söylendi. Bir töre cinayetine benziyor mu bu?
Benzemiyor. Bakın... Bölgede kız alıp vermenin birkaç parametresi var. Bir kere, amca çocukları evlendirilir. Amcakızına evlenilmesi gereken biri olarak bakılır. Kürtlerde amcakızı klasik bir aşk figürüdür. Bütün türkülerde ve hikâyelerde geçer amcakızı. Bu konuda çok sayıda ağıt vardır. Kızı istemeye biri geldiğinde, kız babası erkek kardeşine “Eğer sen oğluna alacaksan onu sana vereyim. Almayacaksan bunlara vereyim” diye sorar. Mesela ben Urfalı bir aşiret ailesindenim. Benim annemle babam da amca çocuklarıdır.
Mardin katlia | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.05.2009 | | | Katliamcıkatilleresözmüverildi?Katliamcı katillere söz mü verildi? |
|
| Bu da kıskançlık cinayeti | İnternet Haber | 08.06.2008 14:30 |  | | |
|
| |