Habergec.Com Aranan Kelimeler:bu görüntü gerçek Değerlendirme: 10 / 10 385197
habergec.com
23.04.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bu görüntü gerçek

Her şey sanat için
Zaman
21.03.2014
05:29
Hollywood, tarihin tozlu sayfalarında kalan ayrıntıları gün yüzüne çıkarıp parlatmayı seviyor.Her ne kadar, bunu yaparken Amerikanvari bir gösteriş, abartı ve bazen de deformasyona başvursa da, yapılanın bir nevi ‘amme hizmeti’ olduğunu söyleyebiliriz. Dünya tarihinin genel hatları üzerindeki duraklardan birinin koridorları arasında dolaşıp bilgi sahibi olma imkânı sağlıyor. Bunun yan etkileri de yok değil. Eğer izlediğiniz filmi tek kaynak kabul edip “Aaa, böyle mi olmuş?” diyerek kendinizi tümüyle teslim ederseniz tarihi yanlış öğrenme ihtimaliniz bir hayli fazla. George Clooney’nin yönettiği ‘Hazine Avcıları / The Monuments Men’, 2. Dünya Savaşı’na dair daha önce anlatılmamış bir öyküyü perdeye taşıyor. Film, müze yöneticisi, mimar ve sanat tarihçisi gibi farklı alanlardan gelen ve askerlikle hiç alakası olmayan sanat uzmanı yedi kişinin, dünyaca ünlü eserleri Nazilerin elinden kurtarmasını anlatıyor. Bin yıllık kültürel birikimin yok olmasını engellemek için, ‘hazine avcıları’ canlarını tehlikeye atar. Bu ekibe ‘içeriden yardım’ ise bir Nazi subayının sekreteri olan Claire Simone’dan gelir. Film, dönemin ABD Başkanı Eisenhower’a verilen bir brifing ile başlıyor. Vermeer’den Da Vinci’ye, Monet’den Rembrandt’a kadar dünyaca ünlü ustaların paha biçilemez eserlerinin kurtarılması gerektiği anlatılıyor. Eisenhower da ‘her şey sanat için’ diyerek bunu kabul ediyor ve sanat uzmanlarından oluşan bir ekip kurdurup Avrupa’ya gönderiyor. Seyirci için filmin anlattıklarına teslim olup olmama imtihanı burada başlıyor. Robert M. Edsel ile Bret Wittel’in kitaplarından uyarlanan film, sadece bir ekip varmış ve bu ekip de ABD tarafından kurulup organize edilmiş gibi anlatıyor olayı. Ne var ki, Eisenhower’ın böyle bir direktifi olsa da, tarih tam olarak böyle cereyan etmiyor. Filme kaynaklık eden kitaplar ile bu tarihi olayı belgeleri ve fotoğraflarıyla ortaya koyan -filmden bağımsız- monuments.com internet sitesi öyle demiyor.VERMEER’İ KURTARMAK!Doğrusu, benim merakım da filmin geçtiğimiz ay 64. Berlin Film Festivali’nde düzenlenen galasında ‘gerçek hazine avcısı’ olarak film ekibiyle birlikte sahneye çıkan 88 yaşındaki Harry Ettlinger’i görünce depreşti. O operasyona dâhil olup hâlâ hayatta olanlardan biri Ettlinger. 2. Dünya Savaşı sırasındaki sanat eserlerini kurtarma organizasyonu, 13 farklı milletten 345 kadın ve erkeğin yer aldığı önemli bir operasyon aslında. Özellikle, 15 Şubat 1944’te Roma yakınlarındaki 1400 yıllık Monte Cassino Manastırı’nın, içindeki eserlerle birlikte harap edilmesi, sanat eserlerini kurtarma faaliyetlerini daha da önemli hale getirir. Bugün Avrupa ve ABD’deki dünyaca ünlü birçok müzedeki sanat eseri (özellikle tablo ve heykeller) bu kurtarma operasyonu sayesinde ziyaret edilebiliyor. Hal böyleyken, George Clooney’nin bu tarihi olayı, bir grup gamsız ama kahraman olmaya müsait Amerikalının, bir Fransız ve İngiliz’i de yanlarına alarak giriştikleri eğlenceli bir Avrupa seyahati gibi anlatılması başlı başına bir handikap. Filmin ihtiyaç duyduğu dramatik ve ‘sanatsal’ ciddiyet, bu yaklaşımdan dolayı büyük bir yara alıyor. Diğer taraftan, dramatik yapının ağır basmaması için bu küçük ekibin kendi arasında mizahi durumlar yakalanmaya çalışılmış. Fakat bu mizah arayışı bir hali sakil kalıyor, yer yer de sıkıcı bir hal alıyor. Bu kararsızlık hali, film boyunca tekrar ediyor. Böyle olunca film, ‘Er Ryan’ı Kurtarmak’ ile ‘Ocean’s Eleven’ karışımı vasat ve garip bir ‘ucube’ olup çıkıyor. Teknik olarak, görüntü ve sanat yönetimi ile set tasarımında sorun yaşamayan film, senaryo ve yönetmenlikteki sıkıntılarını oyunculukta da dışa vuruyor. Matt Damon, Bill Murray, Jean Dujardin ve John Goodman sanki Clooney’nin hatırına, istemeye istemeye oynar gibi, sadece ‘görevlerini’ yaparak rölanti bir oyun sergiliyor. Haliyle, ortaya vasat bir seyirlik çıkıyor.
Zaman
Ana Sayfa
21.03.2014
HerşeysanatiçinHer şey sanat için
Her şey sanat için
Zaman
21.03.2014
02:22
Hollywood, tarihin tozlu sayfalarında kalan ayrıntıları gün yüzüne çıkarıp parlatmayı seviyor.Her ne kadar, bunu yaparken Amerikanvari bir gösteriş, abartı ve bazen de deformasyona başvursa da, yapılanın bir nevi ‘amme hizmeti’ olduğunu söyleyebiliriz. Dünya tarihinin genel hatları üzerindeki duraklardan birinin koridorları arasında dolaşıp bilgi sahibi olma imkânı sağlıyor. Bunun yan etkileri de yok değil. Eğer izlediğiniz filmi tek kaynak kabul edip “Aaa, böyle mi olmuş?” diyerek kendinizi tümüyle teslim ederseniz tarihi yanlış öğrenme ihtimaliniz bir hayli fazla. George Clooney’nin yönettiği ‘Hazine Avcıları / The Monuments Men’, 2. Dünya Savaşı’na dair daha önce anlatılmamış bir öyküyü perdeye taşıyor. Film, müze yöneticisi, mimar ve sanat tarihçisi gibi farklı alanlardan gelen ve askerlikle hiç alakası olmayan sanat uzmanı yedi kişinin, dünyaca ünlü eserleri Nazilerin elinden kurtarmasını anlatıyor. Bin yıllık kültürel birikimin yok olmasını engellemek için, ‘hazine avcıları’ canlarını tehlikeye atar. Bu ekibe ‘içeriden yardım’ ise bir Nazi subayının sekreteri olan Claire Simone’dan gelir. Film, dönemin ABD Başkanı Eisenhower’a verilen bir brifing ile başlıyor. Vermeer’den Da Vinci’ye, Monet’den Rembrandt’a kadar dünyaca ünlü ustaların paha biçilemez eserlerinin kurtarılması gerektiği anlatılıyor. Eisenhower da ‘her şey sanat için’ diyerek bunu kabul ediyor ve sanat uzmanlarından oluşan bir ekip kurdurup Avrupa’ya gönderiyor. Seyirci için filmin anlattıklarına teslim olup olmama imtihanı burada başlıyor. Robert M. Edsel ile Bret Wittel’in kitaplarından uyarlanan film, sadece bir ekip varmış ve bu ekip de ABD tarafından kurulup organize edilmiş gibi anlatıyor olayı. Ne var ki, Eisenhower’ın böyle bir direktifi olsa da, tarih tam olarak böyle cereyan etmiyor. Filme kaynaklık eden kitaplar ile bu tarihi olayı belgeleri ve fotoğraflarıyla ortaya koyan -filmden bağımsız- monuments.com internet sitesi öyle demiyor.VERMEER’İ KURTARMAK!Doğrusu, benim merakım da filmin geçtiğimiz ay 64. Berlin Film Festivali’nde düzenlenen galasında ‘gerçek hazine avcısı’ olarak film ekibiyle birlikte sahneye çıkan 88 yaşındaki Harry Ettlinger’i görünce depreşti. O operasyona dâhil olup hâlâ hayatta olanlardan biri Ettlinger. 2. Dünya Savaşı sırasındaki sanat eserlerini kurtarma organizasyonu, 13 farklı milletten 345 kadın ve erkeğin yer aldığı önemli bir operasyon aslında. Özellikle, 15 Şubat 1944’te Roma yakınlarındaki 1400 yıllık Monte Cassino Manastırı’nın, içindeki eserlerle birlikte harap edilmesi, sanat eserlerini kurtarma faaliyetlerini daha da önemli hale getirir. Bugün Avrupa ve ABD’deki dünyaca ünlü birçok müzedeki sanat eseri (özellikle tablo ve heykeller) bu kurtarma operasyonu sayesinde ziyaret edilebiliyor. Hal böyleyken, George Clooney’nin bu tarihi olayı, bir grup gamsız ama kahraman olmaya müsait Amerikalının, bir Fransız ve İngiliz’i de yanlarına alarak giriştikleri eğlenceli bir Avrupa seyahati gibi anlatılması başlı başına bir handikap. Filmin ihtiyaç duyduğu dramatik ve ‘sanatsal’ ciddiyet, bu yaklaşımdan dolayı büyük bir yara alıyor. Diğer taraftan, dramatik yapının ağır basmaması için bu küçük ekibin kendi arasında mizahi durumlar yakalanmaya çalışılmış. Fakat bu mizah arayışı bir hali sakil kalıyor, yer yer de sıkıcı bir hal alıyor. Bu kararsızlık hali, film boyunca tekrar ediyor. Böyle olunca film, ‘Er Ryan’ı Kurtarmak’ ile ‘Ocean’s Eleven’ karışımı vasat ve garip bir ‘ucube’ olup çıkıyor. Teknik olarak, görüntü ve sanat yönetimi ile set tasarımında sorun yaşamayan film, senaryo ve yönetmenlikteki sıkıntılarını oyunculukta da dışa vuruyor. Matt Damon, Bill Murray, Jean Dujardin ve John Goodman sanki Clooney’nin hatırına, istemeye istemeye oynar gibi, sadece ‘görevlerini’ yaparak rölanti bir oyun sergiliyor. Haliyle, ortaya vasat bir seyirlik çıkıyor.
Zaman
Kültür
21.03.2014
HerşeysanatiçinHer şey sanat için
Bu görüntü tamamen gerçek
Haber3
13.03.2014
11:35
Bu

Bu görüntü tamamen gerçek

Haber3
Son Dakika
13.03.2014
BugörüntütamamengerçekBu görüntü tamamen gerçek
Bu görüntü tamamen gerçek
Haber3
13.03.2014
11:35
Bu

Uçaktan çekilen bu görüntü felaketin gerçek boyutunu gözler önüne seriyor.

Haber3
Son Dakika
13.03.2014
BugörüntütamamengerçekBu görüntü tamamen gerçek
Ahmet Selim - Karanlıktaki akıl
Zaman
13.03.2014
02:21
Eskiden “freni az kullanan şoför (sürücü) iyi şofördür” denilirdi. Bunun anlamı şu: İyi şoför, hızını şartlara göre öyle güzel ayarlar ki; fren yapması pek gerekmez.Ama bizde bu sözün ters tarafı algılanır, “Ben frene basmam arkadaş, tam gaz gideceğim” denilir. O iş öyle değil. Tam gaz gidersen frene çok sık basman gerekir; gerekir ama, delicesine sürersen fren de işe yaramayabilir. Uygun hızda süreceksin, frene de zaman zaman dokunacaksın. Uygun vitese takarak, kompresör freninden de yararlanacaksın. Keskin virajları bile, arabalardakileri sallayıp savurarak değil, güvenli ve yumuşak biçimde geçeceksin… Buna acemiler (yetersiz kalanlar) böyle bakmaz; aşırı hıza yönelirler ve bu tercihlerinde acemiliklerini ve yetersizliklerini örtme duygusu da önemli rol oynar. Çünkü dengeli sürüş sınavları ve incelikleri aşırı hızda görünmez hâle gelir. Acemi yüzücüler de öyledir. Denizi döver gibi ha bire kulaç atarlar; yavaşlamayı, durmayı, dinlenmeyi, tarz değiştirmeyi, kısacası sakin ve güçlü kalmayı beceremezler.Halbuki başarılı, güçlü, mutlu, etkili olmanın yolu ifrat-tefrit gelgitleri değil, itidal yoludur. İtidalin pasiflik gibi anlaşılmasını bir türlü engelleyemiyoruz, asliyetini bir türlü kabul ettiremiyoruz. Güzel güzel okuyor ve dinliyoruz ama, uygulamaya gelince yokuz. Nefsaniyetimiz bırakmıyor; geçici ve aldatıcı cazibelerle irademizi ve aklımızı çeliyor, zorluyor, zaaflara düşürüyor. Aklımızı, irademizi, yeteneklerimizi, nefsanî zaaflar yüzünden, acemi şoförler gibi kullanıyoruz.Hiç aramadığımız, bilmediğimiz, düşünemediğimiz yerlerdeki hatalarımız da imkânlarımız da çok önemlidir. Düşünmeden, gerçek anlamıyla düşünce üretmeden onları fark etmemiz mümkün değil. Akıl almaz, anlaşılamaz gibi görünen hatalar, ihmalle beslenmiş bir hatalar zincirinin son halkasıdır genellikle. Önceki sonrakinin sebebi, sonraki öncekinin sonucudur. Her biri öncekinin sonucu, sonrakinin sebebidir… Bu silsilenin bütününe bakmadan, derindeki atlamaları ve ihmalleri düzeltmeden son halkayı eleştirmek abesle iştigaldir. Son tahlilde nefse bağlanan kancayı söküp atmadan o zincirin bizi bağlamasından kurtulamayız.Bir huyumuz değişse bütün maddî görüntü değişecek, fakat o huyumuzu haysiyetimizmiş gibi koruyoruz. Bu hatayı bile murakabeye almak, “fazla derinlere dalmak” oluyor. Lakin en basit görünümlü hâllerin bile kökleri vardır ve oraya bakmadan o hâlleri, mesele doğuran özellikleriyle anlamak da düzeltmek de mümkün değildir. Sapmalar, kaymalar, en masum görünen noktalardaki ihmaller yüzünden gerçekleşmiş olabilir. Düşünmek ve düşünerek yaşamak bu sebeple gereklidir, elzemdir.Akıl tutulması, aslında ruhun tezahürsüz ve ifadesiz kalmasıdır. Özgürlük mahrumiyetinin bundan kötüsü olmaz. Akıl tutulması ruhun ve iradenin esaretidir, düşünce özgürlüğünün anlamsız ve tanımsız kalmasıdır. Düşünce özeleştiriyle başlar, denge arayışı ve gelişme bilinci ile kişiliğin tekevvününden sonra gerçek varlığına, çözüm üretme kimliğine kavuşur. Önümüzdeki meselelerin ağırlığı, çokluğu, büyüklüğü hiç yıldırıcı değil, bu yönde bir kötümserliğin hiç anlamı yok. Ama, “önümüzdeki” değil de, “özümüzdeki” yani içimizdeki zaaf meseleleri çok hüzün verici ve karamsarlık telkin edici bir nitelik taşıyor. Asıl zorluk burada.Akıl tutulmasına konu olan meseleler, konuşmakla, kurcalamakla, yalvarmayla, dayatmayla çözülmez. Orada çözüm, meselelerin somut ayrıntılarında değil; gönül kapılarının açılıp aklın özgürleştirilmesindedir. Nefs kara bir duvar gibi kalb ile aklın arasına girmişse, aynen güneş tutulması gibi akıl tutulmuştur ve geriye beyinsel bir sislilik görüntüsü kalmıştır. Ruh muazzeptir.
Zaman
Köşe Yazıları
13.03.2014
AhmetSelim-KaranlıktakiakılAhmet Selim - Karanlıktaki akıl
İFTİRA, ÇARPITMA VE KARA PROPAGANDA...
Zaman
05.03.2014
07:19
İFTİRA, ÇARPITMA VE KARA PROPAGANDA...YALAN 1: Suudi Arabistan’daki okullarda beddua seansı düzenleniyorGERÇEK: Suudi Arabistan’da Hizmet’in okulu bile yok!Çukurova Holding bünyesindeyken TMSF tarafından el konulan ve daha sonra başına eski bir AK Parti milletvekili atanan Akşam gazetesi, manşetinden Cemaat’in okullarında çocuklara Başbakan Tayyip Erdoğan ve arkadaşları için zorla beddua ettirildiğini yazdı. Haberin asparagas ve skandal olduğunu ortaya koyan gerçek ise şu: Suudi Arabistan’da Hizmet Hareketi’ne ait hiçbir okulu yok. Gerçek bu kadar ayan beyan ortadayken, ‘bir arkadaşım anlattı’ denilerek karalanan bu satırların gazete manşetinden verilmesi, bir karamizah örneği olarak tarihteki yerini aldı. ‘Havuz Medyası’ olarak gündeme gelen Sabah ve Takvim gazetelerinin ‘Başbakan’ın ölmesi için beddua edin’ emri verildiği yönündeki haberleri de Hocaefendi’nin avukatı Nurullah Albayrak kesin bir dille yalanladı.YALAN 2: ‘Kimse Yok mu’ Somali’ye yardım yapmadıGERÇEK: Dernek, Somali’ye 53 milyonluk yardım yaptıSabah Gazetesi, manşetine taşıdığı haberde Kimse Yok mu Derneği’nin Somali’ye 2012’den bu yana yardım ulaştırmadığını yazdı. Dernek yaptığı yalanlamada Somali’ye bugüne kadar yapılan yardımların toplam miktarının 53 milyon 38 bin 752 lira olduğunu belirtti. Dernek tarafından Somali’ye 8 bin 590 ton yardım malzemesi gönderildi. 495 Somalili öğrencinin eğitim masrafı üstlenildi. Yüz binden fazla mağdura sağlık ve ilaç yardımında bulunuldu. Somali Cumhurbaşkanı, Kimse Yok mu Derneği’ne yardımlarından dolayı madalya verdiYALAN 3: Akşam operasyon oldu, sabahında Zaman ve Bugün fezlekeleri yayınladıGERÇEK: Operasyon sabah oldu, iddia edilen haber 19 Aralık tarihli gazetelerdeYeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdulkadir Selvi, CNN Türk ekranlarındaki Dört Bir Taraf programında 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun akşam saatlerinde yapıldığını, kameraya küpürler göstererek Zaman ve Bugün gazetelerinin, soruşturmanın detaylarını 18 Aralık’ta yazdığını söyledi. Oysa soruşturma 17 Aralık şafak vaktinde oldu. Gösterilen kupürler 18 değil, 19 Aralık’ın gazetelerine aitti. Zaman, operasyona ilişkin iddiaları 18 Aralık’ta tüm gazeteler gibi manşetten rutin haliyle yorumsuz olarak verdi.YALAN 4: Paralel yapının yargı imamı Aziz Yıldırım’la görüştüGERÇEK: Sabah Gazetesi 2006’daki Aydınlık Gazetesinin yalanını tekrarladıSabah, Aydınlık’ın 2006’daki yalan haber dosyalarına sarıldı. Gazete birinci sayfadan ‘Paralel Yargının Kilit İmamı’ diye duyurduğu haberde, ikinci adam olarak nitelendirilen Osman Karakuş, 2006 yılında da Doğu Perinçek’in Aydınlık Dergisi tarafından benzer ithamlara muhatap oldu. Haberde ‘Paralel Yapının Yargı İmamı’ diye andıkları Osman Karakuş yazılı açıklama yaparak, haberlerin baştan sona uydurma ve iftira olduğunu söyledi. “Hiçbir gruba angaje ya da hami olmadım.” diyen Karakuş, Sabah ve Takvim’de çıkan asılsız haberlerle ilgili hukukî haklarını kullanacağını açıkladı. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım da bu kişinin kendisiyle görüştüğü iddialarını yalanladı.YALAN 5: Selam Terör Örgütü diye 7 bin kişiyi dinledilerGERÇEK: Bu soruşturmada sadece 40 kişi dinlendiYeni Şafak ve Star ‘Selam Terör Örgütü’ soruşturmasıyla ilgisi olmayan 7 bin kişinin dinlendiğini yazdı. Ancak dosyanın savcıları iddiaları kesin bir dille yalanladı. Ayrıca gazetedeki isimlerle soruşturmadaki isimlerin tamamen farklı olduğu ve bu soruşturmada sadece 40 kişinin dinlendiği ortaya çıktı.YALAN 6: Bediüzzaman’ın köylüleri Cemaat’ten rahatsızGERÇEK: Röportaj yaptığı kişiler Sabah’ı yalanladı: Ne Cemaat dedik ne GülenSabah Gazetesi’nin ‘Nurs köyünde Gülen öfkesi’ haberi, Nurs köylüleri tarafından yalanlandı. Bediüzzaman’ın akrabalarından Said Okur Cemaat’in herhangi bir şekilde siyasetin içinde olduğunu ima etmediğini ve kesinlikle Hizmet Hareketi’yle ilgili bir ifadeyi kullanmadığını kaydetti.YALAN 7: Gülen, Türkiye haritasını paspas yaptıGERÇEK: Paspas değil, seccadeSeccadeyi bile kara propagandalarına alet ettiler. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin BBC röportajında odasından görüntü alan kameralara takılan Türkiye haritalı seccade, Yeni Akit tarafından çarpıtılarak kullanıldı. Bu kara propaganda üzerine açıklama yapan Herkul.org Editörü Osman Şimşek, halının, Hocaefendi’nin bir sohbetinde dile getirdiği vatan toprağına secde etme arzusu üzerine kendisine hediye edildiğini, Fethullah Gülen’in bunu seccade olarak kullandığını söyledi. Şimşek, duvardaki Türk bayrağı ile Türkiye’nin dört bir yanından getirilen vatan toprağı kutularının yer aldığı dolabın gö
Zaman
En Çok Okunan
05.03.2014
İFTİRAÇARPITMAVEKARAPROPAGANDAİFTİRA ÇARPITMA VE KARA PROPAGANDA
İFTİRA, ÇARPITMA VE KARA PROPAGANDA...
Zaman
05.03.2014
02:17
İFTİRA, ÇARPITMA VE KARA PROPAGANDA...YALAN 1: Suudi Arabistan’daki okullarda beddua seansı düzenleniyorGERÇEK: Suudi Arabistan’da Hizmet’in okulu bile yok!Çukurova Holding bünyesindeyken TMSF tarafından el konulan ve daha sonra başına eski bir AK Parti milletvekili atanan Akşam gazetesi, manşetinden Cemaat’in okullarında çocuklara Başbakan Tayyip Erdoğan ve arkadaşları için zorla beddua ettirildiğini yazdı. Haberin asparagas ve skandal olduğunu ortaya koyan gerçek ise şu: Suudi Arabistan’da Hizmet Hareketi’ne ait hiçbir okulu yok. Gerçek bu kadar ayan beyan ortadayken, ‘bir arkadaşım anlattı’ denilerek karalanan bu satırların gazete manşetinden verilmesi, bir karamizah örneği olarak tarihteki yerini aldı. ‘Havuz Medyası’ olarak gündeme gelen Sabah ve Takvim gazetelerinin ‘Başbakan’ın ölmesi için beddua edin’ emri verildiği yönündeki haberleri de Hocaefendi’nin avukatı Nurullah Albayrak kesin bir dille yalanladı.YALAN 2: ‘Kimse Yok mu’ Somali’ye yardım yapmadıGERÇEK: Dernek, Somali’ye 53 milyonluk yardım yaptıSabah Gazetesi, manşetine taşıdığı haberde Kimse Yok mu Derneği’nin Somali’ye 2012’den bu yana yardım ulaştırmadığını yazdı. Dernek yaptığı yalanlamada Somali’ye bugüne kadar yapılan yardımların toplam miktarının 53 milyon 38 bin 752 lira olduğunu belirtti. Dernek tarafından Somali’ye 8 bin 590 ton yardım malzemesi gönderildi. 495 Somalili öğrencinin eğitim masrafı üstlenildi. Yüz binden fazla mağdura sağlık ve ilaç yardımında bulunuldu. Somali Cumhurbaşkanı, Kimse Yok mu Derneği’ne yardımlarından dolayı madalya verdiYALAN 3: Akşam operasyon oldu, sabahında Zaman ve Bugün fezlekeleri yayınladıGERÇEK: Operasyon sabah oldu, iddia edilen haber 19 Aralık tarihli gazetelerdeYeni Şafak Gazetesi Ankara Temsilcisi Abdulkadir Selvi, CNN Türk ekranlarındaki Dört Bir Taraf programında 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonunun akşam saatlerinde yapıldığını, kameraya küpürler göstererek Zaman ve Bugün gazetelerinin, soruşturmanın detaylarını 18 Aralık’ta yazdığını söyledi. Oysa soruşturma 17 Aralık şafak vaktinde oldu. Gösterilen kupürler 18 değil, 19 Aralık’ın gazetelerine aitti. Zaman, operasyona ilişkin iddiaları 18 Aralık’ta tüm gazeteler gibi manşetten rutin haliyle yorumsuz olarak verdi.YALAN 4: Paralel yapının yargı imamı Aziz Yıldırım’la görüştüGERÇEK: Sabah Gazetesi 2006’daki Aydınlık Gazetesinin yalanını tekrarladıSabah, Aydınlık’ın 2006’daki yalan haber dosyalarına sarıldı. Gazete birinci sayfadan ‘Paralel Yargının Kilit İmamı’ diye duyurduğu haberde, ikinci adam olarak nitelendirilen Osman Karakuş, 2006 yılında da Doğu Perinçek’in Aydınlık Dergisi tarafından benzer ithamlara muhatap oldu. Haberde ‘Paralel Yapının Yargı İmamı’ diye andıkları Osman Karakuş yazılı açıklama yaparak, haberlerin baştan sona uydurma ve iftira olduğunu söyledi. “Hiçbir gruba angaje ya da hami olmadım.” diyen Karakuş, Sabah ve Takvim’de çıkan asılsız haberlerle ilgili hukukî haklarını kullanacağını açıkladı. Fenerbahçe Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım da bu kişinin kendisiyle görüştüğü iddialarını yalanladı.YALAN 5: Selam Terör Örgütü diye 7 bin kişiyi dinledilerGERÇEK: Bu soruşturmada sadece 40 kişi dinlendiYeni Şafak ve Star ‘Selam Terör Örgütü’ soruşturmasıyla ilgisi olmayan 7 bin kişinin dinlendiğini yazdı. Ancak dosyanın savcıları iddiaları kesin bir dille yalanladı. Ayrıca gazetedeki isimlerle soruşturmadaki isimlerin tamamen farklı olduğu ve bu soruşturmada sadece 40 kişinin dinlendiği ortaya çıktı.YALAN 6: Bediüzzaman’ın köylüleri Cemaat’ten rahatsızGERÇEK: Röportaj yaptığı kişiler Sabah’ı yalanladı: Ne Cemaat dedik ne GülenSabah Gazetesi’nin ‘Nurs köyünde Gülen öfkesi’ haberi, Nurs köylüleri tarafından yalanlandı. Bediüzzaman’ın akrabalarından Said Okur Cemaat’in herhangi bir şekilde siyasetin içinde olduğunu ima etmediğini ve kesinlikle Hizmet Hareketi’yle ilgili bir ifadeyi kullanmadığını kaydetti.YALAN 7: Gülen, Türkiye haritasını paspas yaptıGERÇEK: Paspas değil, seccadeSeccadeyi bile kara propagandalarına alet ettiler. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin BBC röportajında odasından görüntü alan kameralara takılan Türkiye haritalı seccade, Yeni Akit tarafından çarpıtılarak kullanıldı. Bu kara propaganda üzerine açıklama yapan Herkul.org Editörü Osman Şimşek, halının, Hocaefendi’nin bir sohbetinde dile getirdiği vatan toprağına secde etme arzusu üzerine kendisine hediye edildiğini, Fethullah Gülen’in bunu seccade olarak kullandığını söyledi. Şimşek, duvardaki Türk bayrağı ile Türkiye’nin dört bir yanından getirilen vatan toprağı kutularının yer aldığı dolabın gö
Zaman
Ana Sayfa
05.03.2014
İFTİRAÇARPITMAVEKARAPROPAGANDAİFTİRA ÇARPITMA VE KARA PROPAGANDA
Arkasında duracağım bir AK Parti yok artık
Zaman
01.03.2014
02:09
İlahiyatçı yazar Hidayet Şefkatli Tuksal, Başbakan ve oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu öne sürülen ses kaydının herkes gibi kendisi için de ‘hüsran’ olduğunu bildirdi.10 yılda ortaya çıkan fark adına arkasında durmaya devam edeceği bir AK Parti’nin artık olmadığını kaydetti. Asılsız oldukları yönünde çok şiddetli açıklamalar yapılsa da ses kayıtlarını dinleyen herkesin bu kayıtların gerçek olabilecekleri yönünde kuvvetli bir kanaate sahip olmaktan kendisini alıkoyamadığını belirten Tuksal, “Hükümetin bazı üyelerinin birtakım yolsuzluklara bulaşmış olabileceği ihtimalini kabullensem bile, bant kayıtlarında dinlediğimiz türden bir rezaleti ne ‘Allah’tan korktuğunu’ iddia eden bir başbakana, ne de onun ‘dindar’ ailesine hiçbir şekilde konduramazdım. Ama ne yazık ki, şu andan itibaren benim için söz bitmiştir!” dedi. Hidayet Şefkatli Tuksal, serbestiyet.com sitesinde yayınlanan ‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti’ başlıklı yazısında yaşadığı hayal kırıklığını şöyle dile getirdi: “Bu pislikleri nasıl temizleyeceğini bilemediğim, hem kızıp hem acıdığım ve maalesef artık yolun sonuna gelmiş olduklarını düşündüğüm siyasetçiler vardır… Erdoğan ne kadar sevilirse sevilsin, ‘paralel yapı’ diye ne kadar bağırırsa bağırsın, sırtında bu ‘şey’lerin yüküyle yola devam etmesi imkânsız görünmektedir. Sahi, daha önceki kayıtlarda da, bu son kayıtlarda da, telaffuz edilmek istenmeyen kelimelerin bolluğu yüzünden ortaya bir ‘şey’ edebiyatı çıkmaktadır ki, bu ‘şeyler’ konuşmaların sahiciliğine olan delâleti kuvvetlendirmektedir.”Bütün referanslarımız işlevsizleşti“Kıymet verdiğimiz bütün referansların işlevsizleştiği, emniyetimizin suistimâl edildiği, bütün önemli kavramların içinin boşaltıldığı, her şeyin tepe taklak olduğu bir ‘ân’dır yaşadığımız. Sahneye baktığımızda oyun hâlâ sürüyor, bütün aktörler rollerini oynamaya devam ediyor görünüyorlar ama bence bu, aldatıcı bir görüntü… İktidar, belki de ellerine aldıklarına bin pişman oldukları bir ateş topu şu anda… Elleri kavrulsa da bırakamayacakları bir ateş topu…”Rüşveti, irtikabı yasaklayan bir dinin mensubuyuzMantıklı her insan gibi, böyle bir pisliğe neden bulaştıklarını, o paralara sahip olmayı ‘neden’ istediklerini sorup duruyorum kendime. Rüşveti, yalancılığı, irtikâbı, hîleyi yasakladığına inandığım bir dinin mensubu olarak, yine aynı dinin mensubu olan birilerinin bunları nasıl yapabildiğini, nereden cevaz bulduğunu soruyorum kendime. Bulabildiğim tek cevap, savaş ortamlarında düşmana karşı normal zamanda caiz olmayan tutumların caiz olarak kabul edilişi geliyor. Maalesef bu ‘taktik’ diyelim, ‘güçe’ talip olan Müslümanların bir noktadan sonra ayağını kaydıran bir şeye dönüşmüştür; çünkü ortada ne fiilî bir savaş hali, ne de açıkça düşman diye tanımlanabilecek birileri vardır. Bu yüzden, taktik icabı yapılan şeyleri açıklayabilecek meşru bir zemin bulunmamaktadır.” istanbul zaman
Zaman
Politika
01.03.2014
Arkasında duracağımbir AKPartiyokartıkArkasında duracağım bir AK Parti yok artık
Arkasında duracağım bir AK Parti yok artık
Zaman
01.03.2014
02:09
İlahiyatçı yazar Hidayet Şefkatli Tuksal, Başbakan ve oğlu Bilal Erdoğan’a ait olduğu öne sürülen ses kaydının herkes gibi kendisi için de ‘hüsran’ olduğunu bildirdi.10 yılda ortaya çıkan fark adına arkasında durmaya devam edeceği bir AK Parti’nin artık olmadığını kaydetti. Asılsız oldukları yönünde çok şiddetli açıklamalar yapılsa da ses kayıtlarını dinleyen herkesin bu kayıtların gerçek olabilecekleri yönünde kuvvetli bir kanaate sahip olmaktan kendisini alıkoyamadığını belirten Tuksal, “Hükümetin bazı üyelerinin birtakım yolsuzluklara bulaşmış olabileceği ihtimalini kabullensem bile, bant kayıtlarında dinlediğimiz türden bir rezaleti ne ‘Allah’tan korktuğunu’ iddia eden bir başbakana, ne de onun ‘dindar’ ailesine hiçbir şekilde konduramazdım. Ama ne yazık ki, şu andan itibaren benim için söz bitmiştir!” dedi. Hidayet Şefkatli Tuksal, serbestiyet.com sitesinde yayınlanan ‘Şey’ edebiyatının sahiciliğe delâleti’ başlıklı yazısında yaşadığı hayal kırıklığını şöyle dile getirdi: “Bu pislikleri nasıl temizleyeceğini bilemediğim, hem kızıp hem acıdığım ve maalesef artık yolun sonuna gelmiş olduklarını düşündüğüm siyasetçiler vardır… Erdoğan ne kadar sevilirse sevilsin, ‘paralel yapı’ diye ne kadar bağırırsa bağırsın, sırtında bu ‘şey’lerin yüküyle yola devam etmesi imkânsız görünmektedir. Sahi, daha önceki kayıtlarda da, bu son kayıtlarda da, telaffuz edilmek istenmeyen kelimelerin bolluğu yüzünden ortaya bir ‘şey’ edebiyatı çıkmaktadır ki, bu ‘şeyler’ konuşmaların sahiciliğine olan delâleti kuvvetlendirmektedir.”Bütün referanslarımız işlevsizleşti“Kıymet verdiğimiz bütün referansların işlevsizleştiği, emniyetimizin suistimâl edildiği, bütün önemli kavramların içinin boşaltıldığı, her şeyin tepe taklak olduğu bir ‘ân’dır yaşadığımız. Sahneye baktığımızda oyun hâlâ sürüyor, bütün aktörler rollerini oynamaya devam ediyor görünüyorlar ama bence bu, aldatıcı bir görüntü… İktidar, belki de ellerine aldıklarına bin pişman oldukları bir ateş topu şu anda… Elleri kavrulsa da bırakamayacakları bir ateş topu…”Rüşveti, irtikabı yasaklayan bir dinin mensubuyuzMantıklı her insan gibi, böyle bir pisliğe neden bulaştıklarını, o paralara sahip olmayı ‘neden’ istediklerini sorup duruyorum kendime. Rüşveti, yalancılığı, irtikâbı, hîleyi yasakladığına inandığım bir dinin mensubu olarak, yine aynı dinin mensubu olan birilerinin bunları nasıl yapabildiğini, nereden cevaz bulduğunu soruyorum kendime. Bulabildiğim tek cevap, savaş ortamlarında düşmana karşı normal zamanda caiz olmayan tutumların caiz olarak kabul edilişi geliyor. Maalesef bu ‘taktik’ diyelim, ‘güçe’ talip olan Müslümanların bir noktadan sonra ayağını kaydıran bir şeye dönüşmüştür; çünkü ortada ne fiilî bir savaş hali, ne de açıkça düşman diye tanımlanabilecek birileri vardır. Bu yüzden, taktik icabı yapılan şeyleri açıklayabilecek meşru bir zemin bulunmamaktadır.” istanbul zaman
Zaman
Ana Sayfa
01.03.2014
Arkasında duracağımbir AKPartiyokartıkArkasında duracağım bir AK Parti yok artık
İşte Tuksal'ın paylaşım rekoru kıran o makalesi
Zaman
28.02.2014
02:10
İlahiyatçı yazarHidayet Ş. Tuksal, Başbakan Tayyip Erdoğan ve oğlunun ses kaydına ilişkin olarak Gelinen noktanın kendisi gibi insanlar için bir hüsran noktası olduğunu söyledi. Yaşadıklarını her şeyin tepe taklak olduğu bir ân olarak tanımlayan Tuksal, Böyle bir pisliğe neden bulaştıklarını, o paralara sahip olmayı NEDEN? istediklerini sorup duruyorum kendime. Rüşveti, yalancılığı, irtikâbı, hîleyi yasakladığına inandığım bir dinin mensubu olarak, yine aynı dinin mensubu olan birilerinin bunları nasıl yapabildiğini, nereden CEVAZ bulduğunu soruyorum kendime. dedi.İşte Tuksalın, serbestiyette kaleme aldığı ve Erdoğanın paralel yapı diye ne kadar bağırırsa bağırsın, sırtında bu şeylerin yüküyle yola devam etmesi imkânsız görünmektedir dediği o makalesi:‘Şey edebiyatının sahiciliğe delâletiBaşbakanlık tarafından asılsız oldukları yönünde çok şiddetli açıklamalar yapılsa da, sanırım ses kayıtlarını dinleyen herkes, bu kayıtların gerçek olabilecekleri yönünde kuvvetli bir kanaate sahip olmaktan kendisini alıkoyamaz. Nitekim ben de bu duygular içerisindeyim.Bir şeyin ihtimal dahilinde olduğunu bilmek ile, kuvveden fiile çıkışına şahit olmak arasında duygusal açıdan gerçekten fark var. Hükümetin bazı üyelerinin bir takım yolsuzluklara bulaşmış olabileceği ihtimalini kabullensem bile, bant kayıtlarında dinlediğimiz türden bir rezaleti ne “Allahtan korktuğunu” iddia eden bir başbakana, ne de onun “dindar” ailesine hiçbir şekilde konduramazdım. Ama ne yazık ki, şu andan itibaren benim için söz bitmiştir!ARKASINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİM BİR AK PARTİ ARTIK YOK10 yılda ortaya çıkan fark adına arkasında durmaya devam edeceğim bir AK Parti artık yoktur; bu pislikleri nasıl temizleyeceğini bilemediğim, hem kızıp hem acıdığım ve maalesef artık yolun sonuna gelmiş olduklarını düşündüğüm siyasetçiler vardır… Erdoğan ne kadar sevilirse sevilsin, “paralel yapı” diye ne kadar bağırırsa bağırsın, sırtında bu “şey”lerin yüküyle yola devam etmesi imkânsız görünmektedir. Sahi, daha önceki kayıtlarda da, bu son kayıtlarda da, telaffuz edilmek istenmeyen kelimelerin bolluğu yüzünden ortaya bir “şey” edebiyatı çıkmaktadır ki, bu “şeyler” konuşmaların sahiciliğine olan delâleti kuvvetlendirmektedir.GELDİĞİMİZ NOKTA HÜSRANGeldiğimiz nokta benim gibi insanlar için bir “hüsran” noktasıdır. Kıymet verdiğimiz bütün referansların işlevsizleştiği, emniyetimizin suistimâl edildiği, bütün önemli kavramların içinin boşaltıldığı, her şeyin tepe taklak olduğu bir “ân”dır yaşadığımız. Sahneye baktığımızda oyun hâlâ sürüyor, bütün aktörler rollerini oynamaya devam ediyor görünüyorlar ama bence bu aldatıcı bir görüntü… İktidar, belki de ellerine aldıklarına bin pişman oldukları bir ateş topu şu anda… Elleri kavrulsa da bırakamayacakları bir ateş topu…TÜRKİYE YENİ BİR DÖNEME GİRİYORMantıklı her insan gibi, böyle bir pisliğe neden bulaştıklarını, o paralara sahip olmayı “NEDEN?” istediklerini sorup duruyorum kendime. Rüşveti, yalancılığı, irtikâbı, hîleyi yasakladığına inandığım bir dinin mensubu olarak, yine aynı dinin mensubu olan birilerinin bunları nasıl yapabildiğini, nereden CEVAZ bulduğunu soruyorum kendime. Bulabildiğim tek cevap, savaş ortamlarında düşmana karşı normal zamanda caiz olmayan tutumların caiz olarak kabul edilişi geliyor. Maalesef bu “TAKTİK” diyelim, “GÜÇ”e talip olan Müslümanların bir noktadan sonra ayağını kaydıran bir şeye dönüşmüştür; çünkü ortada ne fiilî bir savaş hali, ne de açıkça düşman diye tanımlanabilecek birileri vardır. Bu yüzden, taktik icabı yapılan şeyleri açıklayabilecek MEŞRU BİR ZEMİN bulunmamaktadır.Türkiye yeni bir döneme giriyor.Zihnimde, başına gelecekleri talihsiz bir biçimde sezip acıyla terennüm eden Kemani Sarkis Efendinin nağmeleri dolaşıyor:Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halimeTitrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlimePerde-i zûlmet çekilmiş, korkarım ikbâlimeTitrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlime
Zaman
En Çok Okunan
28.02.2014
İşteTuksalınpaylaşımrekorukıranomakalesiİşte Tuksalın paylaşım rekoru kıran o makalesi
İşte Tuksal'ın paylaşım rekoru kıran o makalesi
Zaman
28.02.2014
02:09
İlahiyatçı yazarHidayet Ş. Tuksal, Başbakan Tayyip Erdoğan ve oğlunun ses kaydına ilişkin olarak Gelinen noktanın kendisi gibi insanlar için bir hüsran noktası olduğunu söyledi. Yaşadıklarını her şeyin tepe taklak olduğu bir ân olarak tanımlayan Tuksal, Böyle bir pisliğe neden bulaştıklarını, o paralara sahip olmayı NEDEN? istediklerini sorup duruyorum kendime. Rüşveti, yalancılığı, irtikâbı, hîleyi yasakladığına inandığım bir dinin mensubu olarak, yine aynı dinin mensubu olan birilerinin bunları nasıl yapabildiğini, nereden CEVAZ bulduğunu soruyorum kendime. dedi.İşte Tuksalın, serbestiyette kaleme aldığı ve Erdoğanın paralel yapı diye ne kadar bağırırsa bağırsın, sırtında bu şeylerin yüküyle yola devam etmesi imkânsız görünmektedir dediği o makalesi:‘Şey edebiyatının sahiciliğe delâletiBaşbakanlık tarafından asılsız oldukları yönünde çok şiddetli açıklamalar yapılsa da, sanırım ses kayıtlarını dinleyen herkes, bu kayıtların gerçek olabilecekleri yönünde kuvvetli bir kanaate sahip olmaktan kendisini alıkoyamaz. Nitekim ben de bu duygular içerisindeyim.Bir şeyin ihtimal dahilinde olduğunu bilmek ile, kuvveden fiile çıkışına şahit olmak arasında duygusal açıdan gerçekten fark var. Hükümetin bazı üyelerinin bir takım yolsuzluklara bulaşmış olabileceği ihtimalini kabullensem bile, bant kayıtlarında dinlediğimiz türden bir rezaleti ne “Allahtan korktuğunu” iddia eden bir başbakana, ne de onun “dindar” ailesine hiçbir şekilde konduramazdım. Ama ne yazık ki, şu andan itibaren benim için söz bitmiştir!ARKASINDA DURMAYA DEVAM EDECEĞİM BİR AK PARTİ ARTIK YOK10 yılda ortaya çıkan fark adına arkasında durmaya devam edeceğim bir AK Parti artık yoktur; bu pislikleri nasıl temizleyeceğini bilemediğim, hem kızıp hem acıdığım ve maalesef artık yolun sonuna gelmiş olduklarını düşündüğüm siyasetçiler vardır… Erdoğan ne kadar sevilirse sevilsin, “paralel yapı” diye ne kadar bağırırsa bağırsın, sırtında bu “şey”lerin yüküyle yola devam etmesi imkânsız görünmektedir. Sahi, daha önceki kayıtlarda da, bu son kayıtlarda da, telaffuz edilmek istenmeyen kelimelerin bolluğu yüzünden ortaya bir “şey” edebiyatı çıkmaktadır ki, bu “şeyler” konuşmaların sahiciliğine olan delâleti kuvvetlendirmektedir.GELDİĞİMİZ NOKTA HÜSRANGeldiğimiz nokta benim gibi insanlar için bir “hüsran” noktasıdır. Kıymet verdiğimiz bütün referansların işlevsizleştiği, emniyetimizin suistimâl edildiği, bütün önemli kavramların içinin boşaltıldığı, her şeyin tepe taklak olduğu bir “ân”dır yaşadığımız. Sahneye baktığımızda oyun hâlâ sürüyor, bütün aktörler rollerini oynamaya devam ediyor görünüyorlar ama bence bu aldatıcı bir görüntü… İktidar, belki de ellerine aldıklarına bin pişman oldukları bir ateş topu şu anda… Elleri kavrulsa da bırakamayacakları bir ateş topu…TÜRKİYE YENİ BİR DÖNEME GİRİYORMantıklı her insan gibi, böyle bir pisliğe neden bulaştıklarını, o paralara sahip olmayı “NEDEN?” istediklerini sorup duruyorum kendime. Rüşveti, yalancılığı, irtikâbı, hîleyi yasakladığına inandığım bir dinin mensubu olarak, yine aynı dinin mensubu olan birilerinin bunları nasıl yapabildiğini, nereden CEVAZ bulduğunu soruyorum kendime. Bulabildiğim tek cevap, savaş ortamlarında düşmana karşı normal zamanda caiz olmayan tutumların caiz olarak kabul edilişi geliyor. Maalesef bu “TAKTİK” diyelim, “GÜÇ”e talip olan Müslümanların bir noktadan sonra ayağını kaydıran bir şeye dönüşmüştür; çünkü ortada ne fiilî bir savaş hali, ne de açıkça düşman diye tanımlanabilecek birileri vardır. Bu yüzden, taktik icabı yapılan şeyleri açıklayabilecek MEŞRU BİR ZEMİN bulunmamaktadır.Türkiye yeni bir döneme giriyor.Zihnimde, başına gelecekleri talihsiz bir biçimde sezip acıyla terennüm eden Kemani Sarkis Efendinin nağmeleri dolaşıyor:Kimseye etmem şikâyet ağlarım ben halimeTitrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlimePerde-i zûlmet çekilmiş, korkarım ikbâlimeTitrerim mücrim gibi baktıkça istikbâlime
Zaman
Ana Sayfa
28.02.2014
İşteTuksalınpaylaşımrekorukıranomakalesiİşte Tuksalın paylaşım rekoru kıran o makalesi
Kendi kendine giden arabalar şehirleri değiştirecek
Zaman
23.02.2014
02:09
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke sanayileşmenin sonucu olarak, şehirlerdeki hızlı nüfus artışı sorunlarıyla karşı karşıya. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) kurulan bir laboratuvar hem bu sorunlara çözüm arıyor hem de gelecekte bizi nasıl bir şehir yaşamının beklediğini araştırıyor.İtalyan mimar Carlo Ratti tarafından kurulan laboratuvarın adı SENSEable City Lab (Duyarlı Şehir Laboratuvarı). 2004 yılında açılan laboratuvarda Ratti, yeni teknolojilerin şehir hayatını, tasarımını ve anlayışını nasıl etkilediğine ilişkin çalışmalar yapıyor. Bu ilginç araştırmanın detaylarını konuştuğumuz Ratti’ye göre geleceğin şehirleri teknoloji sayesinde hem daha akıllı olacak hem de yepyeni veriler sağlayarak vatandaşlarla daha kolay iletişim kuracak.Carlo Ratti’nin odaklandığı sorunlar arasında enerji atıkları, sağlık hizmetleri, gıda dağıtımı, eğitim ve trafik var. Ratti’ye göre İstanbul’un en önemli sorunlarından birisi olan trafik sorunu da teknoloji yardımıyla çözülebilir. “Şehirlerden topladığımız gerçek zamanlı veriler yolların altyapısı hakkında bize önemli bilgiler veriyor. Örneğin Singapur’da bulunan çok sayıdaki sensörden, iletişim araçlarından ve mikro kumandalardan gelen verileri analiz eden bir laboratuvarımız var. Böylece şehrin nabzını ölçebiliyor ve elde ettiğimiz sonuçları vatandaşlarla paylaşabiliyoruz. Bunun yanında, kendi kendine giden araba teknolojisinin tüm dengeleri değiştireceğini düşünüyorum. Bu akıllı araçlar tıpkı insan gözü gibi sokakları üç boyutlu olarak algılayabilecek. Akıllı aracınız sabah sizi işe bıraktıktan sonra otoparkınızda boş yere durmak yerine, ailenizin bir üyesi veya civardaki bir başka kişi tarafından kullanılabilecek.”Peki bundan yüz yıl sonra şehirlerimiz nasıl görünecek, sorusuna ise Ratti biraz temkinli bir cevap veriyor, “Geleceği tahmin etmek hiç kolay değil. Thomas F. Anderson 1900 yılında Boston Globe gazetesinde yazdığı makalede 2000 yılında şehrin nasıl görüneceğini hayal etmişti. Onun hayalinde yürüyen merdivenli kaldırımlar, hava basınçlı tüplerle teslimatı yapılan gıda maddeleri ve şehrin üzerinde uçan zeplinler vardı. Bu hayallerin hiçbiri gerçek olmadı. Muhtemelen geleceğin şehirleri bugünkünden çok farklı görünmeyecek ama bilgisayar bilimcisi Alan Kay’in söylediği gibi hayatımızdaki önemli değişiklikler yeni bilgi paylaşım yöntemlerinden doğacak, yaşam tarzlarımız inanılmaz derecede farklı olacak.”Nokia’dan 6 inçlik akıllı telefonNokia Lumia 1320, 6 inçlik geniş ekranı ve renkli tasarımıyla dikkat çeken bir akıllı telefon. Windows Phone 8 işletim sistemine sahip olan telefonda Nokia Kamera, Nokia Storyteller ve Sinemagraf gibi ilgi çekici uygulamalar var. SkyDrive’da 7 GB’lık ücretsiz depolama alanı da sağlayan cihazın satış fiyatı 999 TL.Adrenalin tutkunları için kameraNext&NextStar’ın yeni aksiyon kamerası Next SD21 PRO hareketli alanlarda ve su altında çekim yapabiliyor. Saniyede 120 kareye kadar görüntü alabilen bu kamera 1080p HD çözünürlüğe sahip. Ayrıca 170 derece açılı F3.0 cam lensi ile 3,5 veya 8 MP çözünürlük seçenekleri de sunuyor.Google Bilim Fuarı’na başvurular başladıDünyanın dört bir yanındaki parlak beyinleri, dünyayı değiştirecek fikirlerini paylaşmaya davet eden Google Bilim Fuarı 2014 için başvurular başladı. Virgin Galactic, Scientific American, LEGO Education ve National Geographic işbirliğiyle düzenlenen bu yılki fuarı kazanan kişi New Mexico’daki Spaceport America’da uzay uçuşu hazırlığı yapan Virgin Galactic ekibine katılacak. Yarışmaya katılmak için www.googlesciencefair.com/tr adresini ziyaret edebilirsiniz.Haftanın uygulamalarıHaiku deckİlgi çekici sunum yapmak isteyenler için geliştirilmiş ücretsiz bir uygulama. Hem kullanımı kolay hem de milyonlarca resimden oluşan çok geniş bir fotoğraf arşivi var. Ayrıca hem ücretli hem de ücretsiz olmak üzere, birçok farklı sunum teması da bulunuyor. iPad ve iPhone için geliştirilmiş olan bu uygulamaya artık web üzerinden de ulaşabiliyorsunuz. http://www.haikudeck.comIssuuBir dijital yayıncılık platformu olan ISSUU’da dünya üzerindeki sayısız dergi içeriğine ulaşmanız mümkün. Bu platform üzerinde sanat, moda, tasarım ve kültür üzerine hazırlanmış birçok dergi paylaşılmakta. Dünya üzerinde milyonlarca kullanıcısı olan ISSUU’nun Android için geliştirmiş olduğu ücretsiz uygulamayı Google Play Store’dan indirebilirsiniz.
Zaman
Ekonomi
23.02.2014
KendikendinegidenarabalarşehirlerideğiştirecekKendi kendine giden arabalar şehirleri değiştirecek
Kendi kendine giden arabalar şehirleri değiştirecek
Zaman
23.02.2014
02:09
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke sanayileşmenin sonucu olarak, şehirlerdeki hızlı nüfus artışı sorunlarıyla karşı karşıya. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) kurulan bir laboratuvar hem bu sorunlara çözüm arıyor hem de gelecekte bizi nasıl bir şehir yaşamının beklediğini araştırıyor.İtalyan mimar Carlo Ratti tarafından kurulan laboratuvarın adı SENSEable City Lab (Duyarlı Şehir Laboratuvarı). 2004 yılında açılan laboratuvarda Ratti, yeni teknolojilerin şehir hayatını, tasarımını ve anlayışını nasıl etkilediğine ilişkin çalışmalar yapıyor. Bu ilginç araştırmanın detaylarını konuştuğumuz Ratti’ye göre geleceğin şehirleri teknoloji sayesinde hem daha akıllı olacak hem de yepyeni veriler sağlayarak vatandaşlarla daha kolay iletişim kuracak.Carlo Ratti’nin odaklandığı sorunlar arasında enerji atıkları, sağlık hizmetleri, gıda dağıtımı, eğitim ve trafik var. Ratti’ye göre İstanbul’un en önemli sorunlarından birisi olan trafik sorunu da teknoloji yardımıyla çözülebilir. “Şehirlerden topladığımız gerçek zamanlı veriler yolların altyapısı hakkında bize önemli bilgiler veriyor. Örneğin Singapur’da bulunan çok sayıdaki sensörden, iletişim araçlarından ve mikro kumandalardan gelen verileri analiz eden bir laboratuvarımız var. Böylece şehrin nabzını ölçebiliyor ve elde ettiğimiz sonuçları vatandaşlarla paylaşabiliyoruz. Bunun yanında, kendi kendine giden araba teknolojisinin tüm dengeleri değiştireceğini düşünüyorum. Bu akıllı araçlar tıpkı insan gözü gibi sokakları üç boyutlu olarak algılayabilecek. Akıllı aracınız sabah sizi işe bıraktıktan sonra otoparkınızda boş yere durmak yerine, ailenizin bir üyesi veya civardaki bir başka kişi tarafından kullanılabilecek.”Peki bundan yüz yıl sonra şehirlerimiz nasıl görünecek, sorusuna ise Ratti biraz temkinli bir cevap veriyor, “Geleceği tahmin etmek hiç kolay değil. Thomas F. Anderson 1900 yılında Boston Globe gazetesinde yazdığı makalede 2000 yılında şehrin nasıl görüneceğini hayal etmişti. Onun hayalinde yürüyen merdivenli kaldırımlar, hava basınçlı tüplerle teslimatı yapılan gıda maddeleri ve şehrin üzerinde uçan zeplinler vardı. Bu hayallerin hiçbiri gerçek olmadı. Muhtemelen geleceğin şehirleri bugünkünden çok farklı görünmeyecek ama bilgisayar bilimcisi Alan Kay’in söylediği gibi hayatımızdaki önemli değişiklikler yeni bilgi paylaşım yöntemlerinden doğacak, yaşam tarzlarımız inanılmaz derecede farklı olacak.”Nokia’dan 6 inçlik akıllı telefonNokia Lumia 1320, 6 inçlik geniş ekranı ve renkli tasarımıyla dikkat çeken bir akıllı telefon. Windows Phone 8 işletim sistemine sahip olan telefonda Nokia Kamera, Nokia Storyteller ve Sinemagraf gibi ilgi çekici uygulamalar var. SkyDrive’da 7 GB’lık ücretsiz depolama alanı da sağlayan cihazın satış fiyatı 999 TL.Adrenalin tutkunları için kameraNext&NextStar’ın yeni aksiyon kamerası Next SD21 PRO hareketli alanlarda ve su altında çekim yapabiliyor. Saniyede 120 kareye kadar görüntü alabilen bu kamera 1080p HD çözünürlüğe sahip. Ayrıca 170 derece açılı F3.0 cam lensi ile 3,5 veya 8 MP çözünürlük seçenekleri de sunuyor.Google Bilim Fuarı’na başvurular başladıDünyanın dört bir yanındaki parlak beyinleri, dünyayı değiştirecek fikirlerini paylaşmaya davet eden Google Bilim Fuarı 2014 için başvurular başladı. Virgin Galactic, Scientific American, LEGO Education ve National Geographic işbirliğiyle düzenlenen bu yılki fuarı kazanan kişi New Mexico’daki Spaceport America’da uzay uçuşu hazırlığı yapan Virgin Galactic ekibine katılacak. Yarışmaya katılmak için www.googlesciencefair.com/tr adresini ziyaret edebilirsiniz.Haftanın uygulamalarıHaiku deckİlgi çekici sunum yapmak isteyenler için geliştirilmiş ücretsiz bir uygulama. Hem kullanımı kolay hem de milyonlarca resimden oluşan çok geniş bir fotoğraf arşivi var. Ayrıca hem ücretli hem de ücretsiz olmak üzere, birçok farklı sunum teması da bulunuyor. iPad ve iPhone için geliştirilmiş olan bu uygulamaya artık web üzerinden de ulaşabiliyorsunuz. http://www.haikudeck.comIssuuBir dijital yayıncılık platformu olan ISSUU’da dünya üzerindeki sayısız dergi içeriğine ulaşmanız mümkün. Bu platform üzerinde sanat, moda, tasarım ve kültür üzerine hazırlanmış birçok dergi paylaşılmakta. Dünya üzerinde milyonlarca kullanıcısı olan ISSUU’nun Android için geliştirmiş olduğu ücretsiz uygulamayı Google Play Store’dan indirebilirsiniz.
Zaman
Ana Sayfa
23.02.2014
KendikendinegidenarabalarşehirlerideğiştirecekKendi kendine giden arabalar şehirleri değiştirecek
İşte ilk sualtı fotoğraf ve görüntüleri
Zaman
08.02.2014
16:21
Kuraklık nedeniyle bu yıl İznik gölünde su seviyesi 2 metre çekilmiş, 1600 yıllık Bazilika gün yüzüne çıkmıştı. 2 metre derinliktee Roma dönemine ait Bazilikanın ilk sualtı fotoğrafları çekildi.Resmi envanter kayıtları yapılmadığı için dalış gerçekleştirilemeyen Bazilikanın sualtı kameraları ile görüntülenirken, kıyıya doğru uzanan duvarlar yapının muhteşemliğini ortaya koydu. Yapının içinde biri kapağı açık mezar bulunduğu tespit edildi. Yöre halkı balık tutarken kayıkların altını vurduğu bazilikanın İznikin turizmini büyük oranda geliştireceğini düşünüyor.İznikte yaşayanlar tarafından bilinmesine rağmen Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığının Tarihi Kültürel Mirası Tespit ve Havadan Fotoğraflama Çalışmaları sırasında muhteşem bir yapı olduğu ortaya çıkan, kilise kalıntısı ve bazilika sualtında da görüntülendi. Sualtı görüntüleme uzmanları Ali Ethem Keskin ve Recep Şen, bazilikanın resmi envanter kayıtları tutulmadığı için dalış yapamazken indirdikleri kameralarla görüntü aldı. Tarih boyunca Bitinya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapmasına rağmen Haçlı Seferlerinin yaşandığı 1200lü yıllarda İznik Rum İmparatorluğu adıyla ayrı bir otorite kurulan kenttin derinliklerinde ki tarih hakkında bilgi edinildi.İKİ MEZAR KALINTISI DİKKAT ÇEKTİİznik Gölünün hemen kıyısında yaklaşık 200 metre boyunda ki duvarlarla çevrilen kilise yapısının dikdörtgen olduğu görülürken, ortasında ki avluda ise imparator için ayrılan mekanların bulunduğu belirlendi. Yapının ortasında senato sarayı ya da imparatorun adaleti dağıttığı bölüm olarak ayrılan boşluk görüldü. Kilise yapısının içinde iki tane mezar bulunduğu düşünülürken, batı tarafında bulunanın üstünün açık olması ise dikkat çekti. Anıtsal yapının içindeki mezarlardan birinin 303te Romalı askerler tarafından 16 yaşında öldürülen Aziz Neophytos a ait olduğu düşünülüyor. İznik Gölü kıyısında, 5. yüzyılda yapıldığı düşünülen bazilikanın 300 yıl sonra yaşanan bir deprem ile sular altında kaldığı tahmin ediliyor.MARMARANIN TUZLU SULARI GÖLE GELİYORDUÇocukluğunda göle balığa çıktıklarında kayıkların altının bazilikanın duvarlarına vurduğunu söyleyen Mavi Keyif dalış Merkezi sahibi Hikmet Orakçı, Kayıklarımıza zarar verdiği için çok yaklaşmazdık. Yüzerek gelir duvarların üzerinde dinlenirdik. Yapı yöre halkı tarafından yıllardır biliniyor. Şimdi turizme açılması ve tarihsel değerinin bilinmesi bizi mutlu ediyor dedi.Sualtı fotoğraflarını çeken Ali Ethem Keskin ise, Duvarların kıyıya doğru uzanıyor olması yapının büyüklüğünü ortaya koydu. Mezarlardan birinin kapağının açık olması daha önce içine girildiğini gösteriyor. Umarım bundan sonra koruyarak tarihimizi anlatabiliriz. İznik Gölünün daha önce Marmara Denizi ile bağlantılı olduğunu bildiğimiz için giren tuzlu suyun fresk ve seramiklere zarar vermemiş olmasını diliyoruz diye konuştu.Milliyet Gazetesi muhabiri ve sualtı tarihi araştırmacısı Gökhan Karakaş ise, Sadece kıyılarımız değil iç sularımızda ki tarihte kültürel zenginliğimizi kanıtlıyor. Biz Avrupalıların yaptığı gibi yapay tarih yerine Anadolunun sualtında ki gerçek tarihimizi anlatabilirsek geçmişimize sahip çıkabiliriz. Bir açık hava laboratuarı olan Anadolunun ne kadar zengin olduğunu İznik Gölü bize bir kez daha bize gösterdi dedi.(DHA)
Zaman
Güncel
08.02.2014
İşteilksualtıfotoğrafvegörüntüleriİşte ilk sualtı fotoğraf ve görüntüleri
İşte ilk sualtı fotoğraf ve görüntüleri
Zaman
08.02.2014
16:21
Kuraklık nedeniyle bu yıl İznik gölünde su seviyesi 2 metre çekilmiş, 1600 yıllık Bazilika gün yüzüne çıkmıştı. 2 metre derinliktee Roma dönemine ait Bazilikanın ilk sualtı fotoğrafları çekildi.Resmi envanter kayıtları yapılmadığı için dalış gerçekleştirilemeyen Bazilikanın sualtı kameraları ile görüntülenirken, kıyıya doğru uzanan duvarlar yapının muhteşemliğini ortaya koydu. Yapının içinde biri kapağı açık mezar bulunduğu tespit edildi. Yöre halkı balık tutarken kayıkların altını vurduğu bazilikanın İznikin turizmini büyük oranda geliştireceğini düşünüyor.İznikte yaşayanlar tarafından bilinmesine rağmen Bursa Büyükşehir Belediye Başkanlığının Tarihi Kültürel Mirası Tespit ve Havadan Fotoğraflama Çalışmaları sırasında muhteşem bir yapı olduğu ortaya çıkan, kilise kalıntısı ve bazilika sualtında da görüntülendi. Sualtı görüntüleme uzmanları Ali Ethem Keskin ve Recep Şen, bazilikanın resmi envanter kayıtları tutulmadığı için dalış yapamazken indirdikleri kameralarla görüntü aldı. Tarih boyunca Bitinya, Roma, Selçuklu ve Osmanlı gibi pek çok medeniyete ev sahipliği yapmasına rağmen Haçlı Seferlerinin yaşandığı 1200lü yıllarda İznik Rum İmparatorluğu adıyla ayrı bir otorite kurulan kenttin derinliklerinde ki tarih hakkında bilgi edinildi.İKİ MEZAR KALINTISI DİKKAT ÇEKTİİznik Gölünün hemen kıyısında yaklaşık 200 metre boyunda ki duvarlarla çevrilen kilise yapısının dikdörtgen olduğu görülürken, ortasında ki avluda ise imparator için ayrılan mekanların bulunduğu belirlendi. Yapının ortasında senato sarayı ya da imparatorun adaleti dağıttığı bölüm olarak ayrılan boşluk görüldü. Kilise yapısının içinde iki tane mezar bulunduğu düşünülürken, batı tarafında bulunanın üstünün açık olması ise dikkat çekti. Anıtsal yapının içindeki mezarlardan birinin 303te Romalı askerler tarafından 16 yaşında öldürülen Aziz Neophytos a ait olduğu düşünülüyor. İznik Gölü kıyısında, 5. yüzyılda yapıldığı düşünülen bazilikanın 300 yıl sonra yaşanan bir deprem ile sular altında kaldığı tahmin ediliyor.MARMARANIN TUZLU SULARI GÖLE GELİYORDUÇocukluğunda göle balığa çıktıklarında kayıkların altının bazilikanın duvarlarına vurduğunu söyleyen Mavi Keyif dalış Merkezi sahibi Hikmet Orakçı, Kayıklarımıza zarar verdiği için çok yaklaşmazdık. Yüzerek gelir duvarların üzerinde dinlenirdik. Yapı yöre halkı tarafından yıllardır biliniyor. Şimdi turizme açılması ve tarihsel değerinin bilinmesi bizi mutlu ediyor dedi.Sualtı fotoğraflarını çeken Ali Ethem Keskin ise, Duvarların kıyıya doğru uzanıyor olması yapının büyüklüğünü ortaya koydu. Mezarlardan birinin kapağının açık olması daha önce içine girildiğini gösteriyor. Umarım bundan sonra koruyarak tarihimizi anlatabiliriz. İznik Gölünün daha önce Marmara Denizi ile bağlantılı olduğunu bildiğimiz için giren tuzlu suyun fresk ve seramiklere zarar vermemiş olmasını diliyoruz diye konuştu.Milliyet Gazetesi muhabiri ve sualtı tarihi araştırmacısı Gökhan Karakaş ise, Sadece kıyılarımız değil iç sularımızda ki tarihte kültürel zenginliğimizi kanıtlıyor. Biz Avrupalıların yaptığı gibi yapay tarih yerine Anadolunun sualtında ki gerçek tarihimizi anlatabilirsek geçmişimize sahip çıkabiliriz. Bir açık hava laboratuarı olan Anadolunun ne kadar zengin olduğunu İznik Gölü bize bir kez daha bize gösterdi dedi.(DHA)
Zaman
Ana Sayfa
08.02.2014
İşteilksualtıfotoğrafvegörüntüleriİşte ilk sualtı fotoğraf ve görüntüleri
Yeni bir sanat türü olarak belediye heykelciliği
Zaman
08.02.2014
02:19
Belediyeler tarafından yaptırılan heykeller, ‘belediye heykelciliği’ adıyla literatüre girdi. Çoğu zaman o muhitin meşhur nesnesi ile özdeşleşen heykellere, ‘bir sanatkâr elinden çıkmış’ tanımlaması yapmak zor.Türkiye’de neredeyse her şehrin en bilindik meydanı, o şehrin kültürü ve tarihi ile ilgili bir simgeyle süslüdür. Alâmet-i fârika misali öne çıkan ve çoğu zaman şehrin önde gelen meşhuru, o muhitte çokça üretilen bir mamul veya tabii güzellikleri konu edinen bu simge genellikle heykel şeklinde arz-ı endam eder. Kütahya’ya ziyarete giden bir kimsenin meydandaki çinilerle kaplı vazo, Diyarbakır caddelerinde turlayanların surların üzerinde duran dev karpuz veya Gemlik’ten geçenlerin girişteki kavşakta çatala saplı zeytin ile karşılaşması mukadderdir. Bu heykellerle beraber, Mustafa Kemal Atatürk’ün okul bahçeleri ve devlet dairelerindeki büst ve boy heykellerini de hatırlatmak gerekiyor. Sipariş usulüyle veya bir yarışma sonucu yapılıp şehrin önemli köşelerinde yer edinen bu heykeller, genellikle belediyeler eliyle meydana çıkar. Bu usul ile yapılan pek çok heykelin sanatçı inceliğinden uzak bir görüntü arz etmesi, belediye heykelciliğinin öne çıkan yüzü. Dayanıksız malzeme ve kaba işçilik ürünü dekoratif malzemelerin ‘heykel’ adı altında halka sunulması ise meselenin ikinci yönünü yansıtıyor. Geçtiğimiz günlerde Salt Beyoğlu Forum’da gerçekleştirilen “Belediye Heykelciliği” forumunda ele alınan bu konu, birçok akademisyen ve araştırmacı tarafından enine boyuna tartışıldı. Bu forumdan ilhamla, çevreye daha bir dikkatlice baktık.Kendine has statüsü olabilir mi?Heykel, Müslüman toplumlar içerisinde dinî hassasiyetler sebebiyle uzun yıllar revaç bulmamış bir sanat dalı. Cumhuriyet’le birlikte başlayan meydanların heykellerle donatılması geleneği ise bugün bile tartışılan bir konuya temel teşkil ediyor. 91 yıllık Cumhuriyet devrinde heykeller, ideolojinin simgeleştiği kamu nesneleri oldu. ‘Bir fikrin ve ideolojik yapının sokaktaki izdüşümü’ tanımlaması, belediye heykelleri için kullanılabilir. Zira her devir ve dönemin hâkim siyasi anlayışına göre şekil alan heykeller belediye heykelciliği başlığıyla literatürdeki yerini edindi. Temelinde İslâm kültür ve dünya görüşü yer alan Türk toplumunun hayatına sonradan giren heykellerin hâlâ nüfuz edememiş olması, her seferinde gündem olmasından anlaşılabiliyor. Soyut olduğu bahanesiyle umumî alanlarda fark edilmeyen veya müstehcen öğeler barındırmasından ötürü birçok kez vandalizme hedef olan heykeller, toplumun sosyal kodları ve halk tarafından seçilen belediyelerin sanat anlayışı hakkında da önemli deliller sunuyor. İşte ‘belediye heykelciliği’ denilen anlayışa birkaç ilginç örnek:Efsane kırmızı fil artık yokKadıköy Acıbadem semtinin unutulmaz karakterlerinden kırmızı fil, yakın zaman önce kaldırıldı. Adres tarif edenler için bulunmaz bir nimet olan kırmızıya boyalı ve gözleri mavi fil, adeta bir çocuk masalından çıkıp Acıbadem’e inmiş gibi çevre yolu kenarında duruyordu. Etrafta oturanların haber vermesiyle sarı, gri ve mavi renklere boyanan ve en sonunda kaldırılan fili geri isteyenler çoğunlukta.Van’da sevimli Van Gölü dinozoru90’lı yılların televizyon fenomenlerinden biriydi Van Gölü canavarı. Ekranda açıktan görünmese de konuşula konuşula gerçek bir efsane halini aldı. Öyle ki artık Van’ın simgelerinden biri bu canavar. Gevaş ilçesinde yapılan heykel ise canavardan çok çizgi filmlerde yer alan prehistorik bir dinozorun cisimleşmiş hali.Libadiye caddesinde bir pokemonİstanbul’da Kısıklı mevkiine çıkan Libadiye Caddesi’nin son 200’üncü metresindeki parka yerleştirilmiş bir ördek heykeli… Sarı cırtlak rengi ve yüzündeki hafif gülümsemesiyle parkın köşesinde herkese sırtını çevirmiş şekilde arz-ı endam ediyor. Kimseye minneti olmayan dev biblo, ironik bir şekilde önünde duran boşluktan ufka doğru bakmaya devam ediyor.Akşehir’de bir Nasreddin HocaEşeğe ters binen Nasreddin Hoca, çokça kullanılan bir figür. Yandaki heykel ise tahmin edilebileceği gibi Konya’nın Akşehir ilçesinden.Her ‘yerden’ çıkan şu ellerYurdun dört bir yanına dağılmış heykellerin bir ortak yanı da yerden çıkan eller. Malatya’da eller üzerinde yükselen kayısıya, Manisa’da bulunan ve yine el üstünde tutulan üzüm heykeli eşlik ediyor. Buna Gaziantep’teki fıstık ve Erzurum’da oltu taşından yapılmış tesbihi de eklemek mümkünHalay çeken timsahlarBursaspor’un resmî maskotu olan timsahlar, takımın şampiyon olmasıyla beraber şehrin muhtelif yerlerinde görünmeye başladı. Bursa’nın Yıldırım ilçesindeki su havuzunda yer alan üç adet ayağa kalkmış timsah, uzaktan bakıldığı vakit neşeyle halay çekil
Zaman
En Çok Okunan
08.02.2014
YenibirsanattürüolarakbelediyeheykelciliğiYeni bir sanat türü olarak belediye heykelciliği
Nereye gidiyor bu hologram teknolojisi?
Zaman
08.02.2014
02:04
Filmlerde sıkça kullanılan hologramların bir gün gerçek olacağına hep inandık. Bugün bu hayale yakınız ama sahnelerin tam anlamıyla gerçek olmasına daha zaman var. Tüm bu gelişmeler yaşanırken Outwork’ün kurucusu Cengiz Ayyıldız ve ekibi, dünyada ilk olacak bir proje üzerinde çalışıyor.Yıldız Savaşları’nda Prenses Leia’nın, sanal görüntü transferiyle “bana yardım et Obi-Wan” dediği günden bu yana, bilimkurgu filmlerinin en heyecan verici unsurlarından birisi hologram teknolojisi oldu. Sayısız filmde kullanılan hologramların bir gün gerçek olacağına hep inandık. Bugün bu hayale yakınız, ama film sahnelerinin tam anlamıyla gerçek olmasına daha zaman var.Teknoloji tabanlı etkinlik yönetimi şirketi Outwork’ün kurucusu Cengiz Ayyıldız’a göre Yıldız Savaşları’ndaki gibi hologram görüntü yapmak bugünün teknolojisinde mümkün değil: “Işığın yapısından dolayı dijital görüntüyü mutlaka bir yüzey üzerine yansıtmanız gerekiyor. Bu, gözle görülmeyecek kadar ince bir perde, şeffaf bir yüzey, buhar veya su olabilir. Ama bir taşıyıcı yüzey şart.”İstanbul merkezli şirketin kurucusu Ayyıldız, lisans eğitimini Doğuş Üniversitesi, MBA eğitimini ise Yıldız Teknik Üniversitesi’nde yapmış genç bir girişimci. Eğitiminin ilk yıllarından itibaren profesyonel çalışma hayatına adım atmayı hayal etmiş. Fark oluşturacak bir alana yönelmek isteyen Ayyıldız, 3 boyutlu görüntü sistemleri ve hologramlara merak salmış ve bu alanda etkinlik projeleri geliştirmek üzere Outwork’ü kurmuş. 2008’de kurulan şirket için gereken teknoloji tedarikini Polyvision sağlıyor, onun başında da kuzeni Aret Yıldız var.Cengiz Ayyıldız, piyasada şimdilik rakipsiz olduklarını ifade ederken, memnuniyetini gizlemiyor: “Türkiye’de bu alanda bizden başka, bu kadar büyük ölçekte iş yapan başka bir şirket yok. Bu işe çok emek verdik. Hologram ve görüntü işini beş senedir yapıyoruz ama araştırmalara uzun yıllar önce başladık. Danimarkalı holografik teknoloji şirketi Vizoo’nun Türkiye distribütörlüğünü aldık. Ama sadece ürün tedarik etmedik, Türkiye’deki ilk hologram defile, ilk indoor 3D mapping gibi projeler yaptık. 3D zemin grafik sanatçısı Kurt Wenner’ı Vestel için Türkiye’ye getirdik. Farklı neler yapabilirsiniz sorusuna doğru cevap veren 16 kişilik bir ekibimiz var. Çok özel talepler gelmesi durumunda dışarıdan da destek alıyoruz.”Hologram görüntü son yıllarda dünyanın çeşitli şov ve etkinliklerinde etkileyici biçimde kullanılan bir teknoloji. 2012’de Amerika’da düzenlenen Coachella müzik festivalinde, bundan 15 yıl önce hayatını kaybeden şarkıcı Tupac’ın sahnede Snoop Dog’la sanal düet yapması çok ses getirmişti. Burberry ve Diesel gibi moda markaları bu teknolojiyi defilelerinde uyguladı. Japonya’da ise Hatsune Miku adlı sanal animasyon karakterinin verdiği hologram konserler ise büyük ilgi gördü.“Dünyada iki tür hologram teknolojisi var, biz Free Format adlı teknolojiyi kullanıyoruz. Yeşil veya mavi fon önünde çekilen görüntüler veya animasyonlar, özel olarak ışıklandırılmış bir ortamda, gözle kolay görünmeyen holografik bir perdeye yansıtılıyor. Perdedeki görüntüler belirli bir mesafeden izlendiğinde holografik olarak görünüyor. Gerçekte 2 boyutlu bir görüntü izliyoruz, ama özel ışıklandırma, derinlik algısı ve göz yanılmasından dolayı sanki 3 boyutluymuş gibi algılıyoruz.” diyor Ayyıldız.Başbakan’ın çekimleri üç gün sürdüBaşbakan Erdoğan’ın İzmir’deki hologramlı parti toplantısını da organize eden Ayyıldız’ın belirttiğine göre çekim için yaklaşık 1 gün, post prodüksiyon içinse 2-3 gün harcanmış. Gösterilen ilgiye oldukça şaşırmış: “Çekimler esnasında gerek Başbakan gerekse ekibi oldukça rahattı. Bunun benzeri çok etkinlik yaptık ama bu teknolojinin Başbakan tarafından kullanılması büyük ilgi çekti. Bu projenin o hafta dünyada en çok konuşulan haberlerden birisi olacağını hiç tahmin etmiyorduk.”Siyasilerin hologramı kullanması yeni yeni yaygınlaşan bir durum. Bu teknolojiyi dünyada ilk kullanan politikacı Hindistan’ın Gujarat eyaleti başkanı Narendra Modi olmuştu. 53 ayrı organizasyonda bu teknolojiyi kullanan Modi, Guinness Rekorlar Kitabı’na girdi.Kapısında hologram mankenin hoş geldiniz dediği ve bir bilimkurgu film şirketinin stüdyosunu andıran ofisinde konuştuğumuz Ayyıldız, “Peki nereye gidiyor bu hologram teknolojisi?” sorusu karşısında oldukça heyecanlanıyor: “Bu teknolojinin ucu bucağı yok. Şimdiye kadar hep mevcut teknolojiler üzerinde bir şeyler yapalım dedik ama şimdi yeni teknolojileri geliştirelim istiyoruz. Outwork ve Provision olarak üzerinde çalıştığımız bir projemiz var ve bu dünyada ilk olacak. Stereoskopik Hologram adı verilen bir teknikle 3 boyutlu televizyon veya sinemad
Zaman
Ana Sayfa
08.02.2014
Nereyegidiyorbuhologramteknolojisi?Nereye gidiyor bu hologram teknolojisi?
'Basın özgürlüğü için kara bir leke'
Zaman
05.02.2014
13:16
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetinin, Başbakan Erdoğan ile bir haber kanalının yöneticisine ait olduğunu iddia ettiği telefon görüşmesi ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı.Çetin, açıklamasında, Türkiyenin üniter ve milli yapısına düşmanlığını, Türke tahammülsüzlüğünü gizleyemeyen Tayyip Erdoğanın, MHPye ve Sayın Genel Başkanımıza yönelik sansür girişimi, başta işgal ettiği Başbakanlık makamı olmak üzere Türkiyedeki basın özgürlüğü için kara bir lekedir ifadelerine yer verdi. TÜRKİYEDEKİ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN KARA BİR LEKEDİRŞefkat Çetin, Tayyip Erdoğanın Habertürk televizyonundaki bir MHP haberine müdahale ederek yayından kaldırttığının ortaya çıkması, başlı başına bir skandaldır. Bir taraftan eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırımın Sabah-ATV grubunun satın alınması için ihale dağıttıkları işadamlarından haraç topladığına dair konuşma kayıtları ortaya dökülmüşken, Tayyip Erdoğanın gazeteler ve TVlerden MHPye ve Sayın Genel Başkanımıza sansür uygulatmasının şaşırtıcı bir yanı yoktur. Milletin oyunu din-iman aldatmacasıyla, ak-pak dalaveresiyle aldıktan sonra, adeta bir çete reisi gibi devlet yöneten Tayyip Erdoğanın sadece devlete, yargıya, emniyete, MİTe sirayet etmediği, medya ve sermayeyi de kendi çıkarları için esir ettiği anlaşılmaktadır. Türkiyenin üniter ve milli yapısına düşmanlığını, Türke tahammülsüzlüğünü gizleyemeyen Tayyip Erdoğanın, MHPye ve Sayın Genel Başkanımıza yönelik sansür girişimi, başta işgal ettiği Başbakanlık makamı olmak üzere Türkiyedeki basın özgürlüğü için kara bir lekedir dedi. AKPNİN YAYIN ORGANI OLDUĞUNU İLAN ETMELİDİR Şefkat Çetin, Diğer taraftan talimatla gazetecilik yapan, haberciliği tetikçilik olarak uygulayan bu gazete müsveddesi, adındaki Türk sıfatını çıkararak AKPnin yayın organı olduğunu ilan etmelidir. Tayyip Erdoğanın çiftliğine dönen Türkiyede, medya ve sermaye güçlerinin yanı sıra etrafından eksik edilmeyen istihbarat araçları ile kuşatılan Milliyetçi Hareket Partisi her daim gerçek bir iktidar alternatifi, millet adına hesap soracak milli güç merkezi olarak varlığını korumaya, doğru bildiği yolda yürümeye devam edecektir. Tayyipin medyasının görmediğini büyük Türk milleti elbette ki görmektedir. Son dönem kırdığı ceviz bini aşan AKPnin biletini kesmek için MHPnin iktidara uzanacağı günler yakındır dedi. BAŞBAKAN ERDOĞANIN ÜLKEMİZİ NE KADAR TEMSİL EDEBİLDİĞİ TARTIŞMA KONUSUDURŞefkat Çetin, Başbakan Tayyip Erdoğan ve yakın çevresi hakkında her geçen gün artan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, güven erozyonu yaşayan AKP hükümetinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Hırsızlık ve rüşvet iddiaları aslında Türkiyenin bir iç sorunu olmakla birlikte, uluslararası kamuoyunda itibar yitirmemize ve ikili ilişkilerde Türkiyenin aleyhine bir koz olarak kullanılmasına sebep olmaktadır. Sırtında bir kambur haline gelen yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla peş peşe yurt dışı seyahatler yapan Başbakan Tayyip Erdoğanın Brüksel, İran ve Almanya gibi önemli merkezlerde ülkemizi ne kadar temsil edebildiği tartışma konusudur. İrana seyahatiyle aynı gün rüşvet operasyonundan tutuklu bulunan İran asıllı Reza Zarrabın mal varlığına yönelik tedbirin kaldırılmasının altında yine bir pazarlık mı yatmaktadır? Başbakanın İran ziyaretinde, içinde AKPli bakanların da bulunduğu çete tarafından kontrol edilen 87 milyar euroluk gayrımeşru para trafiği gündeme getirilmiş midir? İranlı yetkililerin Tayyip Erdoğanı İsrailin kuklası olarak suçladıktan sonra artık akıllandığını söylemeleri manidardır dedi. YARGILAMASI EKSİK KALAN DENİZ FENERİ DAVASININ TÜRKİYEDE AKIBETİ ÇOKTAN UNUTTURULMUŞTUR Şefkat Çetin, Aynı şekilde Brüksel ziyaretinin HSYK düzenlemesi konusunda başbakana geri adım attıracak ölçüde kötü geçtiği ortaya çıkmıştır. Deniz Feneri soruşturmasıyla AKPye yakın isimler hakkında önemli bilgileri elinde bulunduran Almanyaya giden Başbakanın oradaki vatandaşlarımızdan hangi yüzle oy isteyeceği merak konusudur. Gurbetçilerimizden Allah rızası için toplanan paraların Türkiyede nerelere harcandığı, kimlerin cebine, oğullarına, kızlarına harcandığı bilinmektedir. Almanyadaki yargılaması eksik kalan Deniz Feneri davasının Türkiyede akıbeti çoktan unutturulmuştur dedi.MERKELİN KARŞISINDA AB PAZARLIĞI YAPMAKTAN ÇOK UZAK BİR GÖRÜNTÜ ÇİZMİŞTİR Şefkat Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü; Türkiyeyi ABye sokma vaadiyle belli çevreleri aldatan Tayyip Erdoğan, Merkelin karşısında AB pazarlığı yapmaktan çok uzak bir görüntü çizmiştir. Brükselden HSYK düzenlemesinin reddi ile dönen Tayyip Erdoğan, Almanyadan ise koltuğunun altında üç demokratikleşme paketi ile yurda giriş yapmıştır. ABD ve ABnin ortak projesi olarak iktidara getirilen AKP, kendisine verilen yol haritasına uygun şekilde hareket ederek onbir yıl boyunca Türkiyenin ekonomik ve toplumsal olarak çözülmesi için çalışmışt
Zaman
Güncel
05.02.2014
BasınözgürlüğüiçinkarabirlekeBasın özgürlüğü için kara bir leke
'Basın özgürlüğü için kara bir leke'
Zaman
05.02.2014
13:16
Milliyetçi Hareket Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şefkat Çetinin, Başbakan Erdoğan ile bir haber kanalının yöneticisine ait olduğunu iddia ettiği telefon görüşmesi ile ilgili yazılı bir açıklama yaptı.Çetin, açıklamasında, Türkiyenin üniter ve milli yapısına düşmanlığını, Türke tahammülsüzlüğünü gizleyemeyen Tayyip Erdoğanın, MHPye ve Sayın Genel Başkanımıza yönelik sansür girişimi, başta işgal ettiği Başbakanlık makamı olmak üzere Türkiyedeki basın özgürlüğü için kara bir lekedir ifadelerine yer verdi. TÜRKİYEDEKİ BASIN ÖZGÜRLÜĞÜ İÇİN KARA BİR LEKEDİRŞefkat Çetin, Tayyip Erdoğanın Habertürk televizyonundaki bir MHP haberine müdahale ederek yayından kaldırttığının ortaya çıkması, başlı başına bir skandaldır. Bir taraftan eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırımın Sabah-ATV grubunun satın alınması için ihale dağıttıkları işadamlarından haraç topladığına dair konuşma kayıtları ortaya dökülmüşken, Tayyip Erdoğanın gazeteler ve TVlerden MHPye ve Sayın Genel Başkanımıza sansür uygulatmasının şaşırtıcı bir yanı yoktur. Milletin oyunu din-iman aldatmacasıyla, ak-pak dalaveresiyle aldıktan sonra, adeta bir çete reisi gibi devlet yöneten Tayyip Erdoğanın sadece devlete, yargıya, emniyete, MİTe sirayet etmediği, medya ve sermayeyi de kendi çıkarları için esir ettiği anlaşılmaktadır. Türkiyenin üniter ve milli yapısına düşmanlığını, Türke tahammülsüzlüğünü gizleyemeyen Tayyip Erdoğanın, MHPye ve Sayın Genel Başkanımıza yönelik sansür girişimi, başta işgal ettiği Başbakanlık makamı olmak üzere Türkiyedeki basın özgürlüğü için kara bir lekedir dedi. AKPNİN YAYIN ORGANI OLDUĞUNU İLAN ETMELİDİR Şefkat Çetin, Diğer taraftan talimatla gazetecilik yapan, haberciliği tetikçilik olarak uygulayan bu gazete müsveddesi, adındaki Türk sıfatını çıkararak AKPnin yayın organı olduğunu ilan etmelidir. Tayyip Erdoğanın çiftliğine dönen Türkiyede, medya ve sermaye güçlerinin yanı sıra etrafından eksik edilmeyen istihbarat araçları ile kuşatılan Milliyetçi Hareket Partisi her daim gerçek bir iktidar alternatifi, millet adına hesap soracak milli güç merkezi olarak varlığını korumaya, doğru bildiği yolda yürümeye devam edecektir. Tayyipin medyasının görmediğini büyük Türk milleti elbette ki görmektedir. Son dönem kırdığı ceviz bini aşan AKPnin biletini kesmek için MHPnin iktidara uzanacağı günler yakındır dedi. BAŞBAKAN ERDOĞANIN ÜLKEMİZİ NE KADAR TEMSİL EDEBİLDİĞİ TARTIŞMA KONUSUDURŞefkat Çetin, Başbakan Tayyip Erdoğan ve yakın çevresi hakkında her geçen gün artan yolsuzluk ve rüşvet iddiaları, güven erozyonu yaşayan AKP hükümetinin sorgulanmasına yol açmaktadır. Hırsızlık ve rüşvet iddiaları aslında Türkiyenin bir iç sorunu olmakla birlikte, uluslararası kamuoyunda itibar yitirmemize ve ikili ilişkilerde Türkiyenin aleyhine bir koz olarak kullanılmasına sebep olmaktadır. Sırtında bir kambur haline gelen yolsuzluk ve rüşvet iddialarıyla peş peşe yurt dışı seyahatler yapan Başbakan Tayyip Erdoğanın Brüksel, İran ve Almanya gibi önemli merkezlerde ülkemizi ne kadar temsil edebildiği tartışma konusudur. İrana seyahatiyle aynı gün rüşvet operasyonundan tutuklu bulunan İran asıllı Reza Zarrabın mal varlığına yönelik tedbirin kaldırılmasının altında yine bir pazarlık mı yatmaktadır? Başbakanın İran ziyaretinde, içinde AKPli bakanların da bulunduğu çete tarafından kontrol edilen 87 milyar euroluk gayrımeşru para trafiği gündeme getirilmiş midir? İranlı yetkililerin Tayyip Erdoğanı İsrailin kuklası olarak suçladıktan sonra artık akıllandığını söylemeleri manidardır dedi. YARGILAMASI EKSİK KALAN DENİZ FENERİ DAVASININ TÜRKİYEDE AKIBETİ ÇOKTAN UNUTTURULMUŞTUR Şefkat Çetin, Aynı şekilde Brüksel ziyaretinin HSYK düzenlemesi konusunda başbakana geri adım attıracak ölçüde kötü geçtiği ortaya çıkmıştır. Deniz Feneri soruşturmasıyla AKPye yakın isimler hakkında önemli bilgileri elinde bulunduran Almanyaya giden Başbakanın oradaki vatandaşlarımızdan hangi yüzle oy isteyeceği merak konusudur. Gurbetçilerimizden Allah rızası için toplanan paraların Türkiyede nerelere harcandığı, kimlerin cebine, oğullarına, kızlarına harcandığı bilinmektedir. Almanyadaki yargılaması eksik kalan Deniz Feneri davasının Türkiyede akıbeti çoktan unutturulmuştur dedi.MERKELİN KARŞISINDA AB PAZARLIĞI YAPMAKTAN ÇOK UZAK BİR GÖRÜNTÜ ÇİZMİŞTİR Şefkat Çetin, sözlerini şöyle sürdürdü; Türkiyeyi ABye sokma vaadiyle belli çevreleri aldatan Tayyip Erdoğan, Merkelin karşısında AB pazarlığı yapmaktan çok uzak bir görüntü çizmiştir. Brükselden HSYK düzenlemesinin reddi ile dönen Tayyip Erdoğan, Almanyadan ise koltuğunun altında üç demokratikleşme paketi ile yurda giriş yapmıştır. ABD ve ABnin ortak projesi olarak iktidara getirilen AKP, kendisine verilen yol haritasına uygun şekilde hareket ederek onbir yıl boyunca Türkiyenin ekonomik ve toplumsal olarak çözülmesi için çalışmışt
Zaman
Ana Sayfa
05.02.2014
BasınözgürlüğüiçinkarabirlekeBasın özgürlüğü için kara bir leke
M.Nedim Hazar - Afrika ve Osmanlı
Zaman
30.01.2014
04:16
Tarih en önemli yetimlerimizden biridir. Millet olarak uzun yıllar boyu bırakınız önemsememeyi, dışlamış, hor görmüş, reddetmişiz hep.Mevcut tarihçilerimiz alınmasınlar lütfen ama yıllar boyu doğru dürüst tarihçi yetiştirememişiz. Tarihe sahip çıkmamanın acısını çok çektik ve çekiyoruz.Tarih ile ilişkimiz böyle sıkıntılı olunca tarihi filmler konusunda da epey fakir ve iptidaiyiz bu yüzden. Biz sahip çıkmadıkça birileri sahip çıkmış, istediği şekilde eğip bükmüş, tabiri caizse, yüzünü gözünü darmadağın ederek istedikleri türden bir geçmiş sunmaya çalışmışlar hep.Yapan değil, tepki gösteren taraf olmuşuz hep.Belgesel meselesine ise hiç girmeyelim. Geçmişi bu kadar eskilere dayanan bir kültürün tarihi belgesel konusunda bu kadar fakir olması, hepimizin ayıbı.Bu nedenle, bir yolculuk esnasında aniden karşımıza çıkan güzel bir bahçe gibi denk geldiğim bir tarihi belgesel beni çok etkiledi. Afrika ve Osmanlı isimli belgesel ihmal ettiğimiz, yok farz ettiğimiz ve tabii olarak bilmediğimiz tarihimizi kendi saçımızın kesilip önümüze dökülmesi gibi filme çekilmiş. Malum olduğu üzere; Afrika’yı anlatan popüler kaynakların büyük bir çoğunluğu, neredeyse hepsi Batılı kaynaklar. Kaynak yabancı olunca, perspektifin de bize uzak olması kaçınılmaz oluyor. Ve maalesef bizde şöyle bir algı var: Afrika belgeseli dediğimiz an, aslanların zebraları kovaladığı National Geographic belgeselleri gelir aklımıza. Yahut, baldırı çıplak (!) siyah insanların perişanlıkları… Bir de şiddet ve iç savaş bültenleri.Oysa yakından bakıldığında gerçek çok farklı. Bu kara bahtlı kıtayı tanıdıkça gördüğümüz gerçekliğin kötü bir makyaj gibi döküldüğüne şahit oluyoruz. Bahsini ettiğim belgesel, Osmanlı Devleti’nin de 16. yüzyıldan itibaren Afrika kıtasının bir parçası olduğunu, bir Afrika ülkesi olduğunu anlatırken, hem ezber bozuyor, hem Afrika hakkındaki basmakalıp kanaatleri değiştirecek bir etki oluşturuyor. Hiç de küçümsenmeyecek bir ortak payda ve kadere sahip Osmanlı-Afrika ortak geçmişi gün yüzüne çıkarılırken, şairin dediği gibi ‘Bir zamanlar biz de millet, hem nasıl milletmişiz’ dedirtiyor.Yaklaşık 3 saatlik belgeselin izlediğimiz 70 dakikalık bölümü, geneli hakkında kanaat oluşturmaya yetti. Sanırım yakın zamanda TRT, bölümler halinde belgeselin tamamını yayınlayacak. Zengibar’dan Nijer’e, Tanzanya’dan Güney Afrika’ya kadar Osmanlı’nın izini süren belgesel, teknik ve estetik açıdan da oldukça kaliteli.Projenin danışmanlığını Türkiye’den Prof. Dr. Ahmet Kavas, Prof. Dr. Mehmet İpşirli ve İhsan Kabil, ABD’den Prof. Cemal Kafadar ve Prof. Ali Mazrui yapmış. Araştırma ve metinlerde Hatice Uğur’un, senaryo ve yönetmenlikte ise Gökhan Yorgancıgil’in imzası var. Beni en çok etkileyen unsurlardan olan müziğini Volkan Topsakal’ın (ismini ilk kez duyduğum için kendimden utandım) yaptığı belgeseli, bir Afrikalı Prof. Dr. Mohamed Bakari sunuyor ve Türkçe anlatımı usta tiyatrocu ve seslendirme sanatçısı Rüştü Asyalı yapıyor. Görüntü yönetmeni ise Barış Özcan. Afrika ve Osmanlı, çekim aşaması yaklaşık 3 yıl sürmüş, büyük emekler verilerek hazırlanan ve hep eksikliğini hissettiğimiz ‘tarihi belgesel’ dalında çok önemli bir eser.TV versiyonu sanırım 6 bölümlük olacak olan bu belgeseli umarım ekranlarda izleme şansımız olur. Ve tabii bu tür belgeseller için teşvik edici ve cesaret verici. Düşünenlerin, yapanların emeklerine sağlık.
Zaman
Köşe Yazıları
30.01.2014
MNedimHazar-AfrikaveOsmanlıMNedim Hazar - Afrika ve Osmanlı
Dünya bu görüntüyü konuşuyor
Zaman
29.01.2014
19:45
Başbakan Erdoğanın Pazar günü İzmirdeki aday tanıtım toplantısına üç boyutlu hologram görüntüsü ile katılması yabancı basında yer aldı.İngiliz Guardian gazetesi, Erdoğan için Hayalet mi? Hayır, o Türkiyenin Başbakanı! diye yazdı.Gazetenin günlük olaylara komik soru ve cevapların verildiği passnotes sayfasındaki Recep Tayyip Erdoğan: Aslında bütünüyle orda değil başlıklı yazı, Başbakanın toplantıya üç boyutlu ekrandan katılmasını mizahi üslupla şöyle değerlendirdi:Adı: Recep Tayyip ErdoğanYaşı: 59O bir hayalet mi? : Hayır, yaşıyor. Gerçekte Türkiye BaşbakanıPeki saklanıyor mu?: Hayır, sadece meşgul. Erdoğan, geçtiğimiz pazar partisinin düzenlediği toplantıya katılamadı bu yüzden alternatif bir yol denedi.Temsilci mi gönderdi: Hayır, Kendinin dev bir hologramını gönderdi.Uyduyorsun: Hiç de değil. Erdoğan’ın duvara yansıtılmış resmi tezahürat yapan destekçilerine, hain şebekelerin hazırladığı saldırıların gölgesinde bir seçime gidiyoruz şeklinde sesleniyordu.Komik, bu tam bir hayaletin söylemesini bekleyebileceğin şifreli ve kafaya takılacak bir şey: Erdoğan’ın hükümeti şu anda zarar veren bir yolsuzluk skandalına saplanmış vaziyette. Üç bakan istifa etti. Ancak Erdoğan bir devlet bankasının dahil olduğu suçların soruşturulması konusunda iç ve dış karanlık gruplar ve devletin içindeki paralel yapılanmayı suçluyor.Ne demek bu?: Aslında kendisinin iktidar içindeki karanlık güçlerin kurbanı olduğunu söylüyor.Dev bir hologram için bu biraz fazla. Tarihte bu tuhaf şeyi yapan ilk kişi o mu?: Politikacı olarak bile ilk değil. Gujarat (Batı Hindistanda bir devlet) Başbakanı Narendra Modi, 2012 yılındaki seçim kampanyasında konuşmasını çeken resmini 53 farklı merkeze aynı anda ışınlamıştı. Bununla kendisi Guinness Rekorlar Kitabında yer aldı.Kazandı mı?: Evet. Aynı yıl holografi ünlü bir şekilde bir kez daha kullanıldı. Merhum rap müzikçisi Tupac’ın görüntüsü, birlikte performans sergilediği Snoop Dogg’un yanında sahneye yansıtıldı. Prens Charles bile bir keresinde Dünya Gelecek Enerji Zirvesi’nde sanal olarak görünmek için hologram kullandı.Bu teknolojinin ürpertici olmayan bir uygulaması var mı?: Hayır, şimdiye kadar yok.Nasıl çalışıyor?: Oldukça basit: Üç boyutlu bir görüntü iki boyutlu olarak özel bir şeffaf folyonun üzerine yansıtılıyor. Sonuç gerçek bir hologram değil ama uzayda bir figür ilüzyonu yaratıyor.Anlamadım?: Ben de. Başkasına sormanda sakınca var mı?Bunu söyle: Sizi burada görmek harika başbakanımAma bunu söyleme: “Elinizi sıkabilir miyim?”Erdoğanın hologramdan konuşma görüntüsünün de paylaşıldığı yazı, sosyal medyada büyük ilgi topladı.(DHA)
Zaman
En Çok Okunan
29.01.2014
DünyabugörüntüyükonuşuyorDünya bu görüntüyü konuşuyor
Dünya bu görüntüyü konuşuyor
Zaman
29.01.2014
12:52
Gazetenin günlük olaylara komik soru ve cevapların verildiği passnotes sayfasındaki Recep Tayyip Erdoğan: Aslında bütünüyle orda değil başlıklı yazı, Başbakanın toplantıya üç boyutlu ekrandan katılmasını mizahi üslupla şöyle değerlendirdi:Adı: Recep Tayyip ErdoğanYaşı: 59O bir hayalet mi? : Hayır, yaşıyor. Gerçekte Türkiye BaşbakanıPeki saklanıyor mu?: Hayır, sadece meşgul. Erdoğan, geçtiğimiz pazar partisinin düzenlediği toplantıya katılamadı bu yüzden alternatif bir yol denedi.Temsilci mi gönderdi: Hayır, Kendinin dev bir hologramını gönderdi.Uyduyorsun: Hiç de değil. Erdoğan’ın duvara yansıtılmış resmi tezahürat yapan destekçilerine, hain şebekelerin hazırladığı saldırıların gölgesinde bir seçime gidiyoruz şeklinde sesleniyordu.Komik, bu tam bir hayaletin söylemesini bekleyebileceğin şifreli ve kafaya takılacak bir şey: Erdoğan’ın hükümeti şu anda zarar veren bir yolsuzluk skandalına saplanmış vaziyette. Üç bakan istifa etti. Ancak Erdoğan bir devlet bankasının dahil olduğu suçların soruşturulması konusunda iç ve dış karanlık gruplar ve devletin içindeki paralel yapılanmayı suçluyor.Ne demek bu?: Aslında kendisinin iktidar içindeki karanlık güçlerin kurbanı olduğunu söylüyor.Dev bir hologram için bu biraz fazla. Tarihte bu tuhaf şeyi yapan ilk kişi o mu?: Politikacı olarak bile ilk değil. Gujarat (Batı Hindistanda bir devlet) Başbakanı Narendra Modi, 2012 yılındaki seçim kampanyasında konuşmasını çeken resmini 53 farklı merkeze aynı anda ışınlamıştı. Bununla kendisi Guinness Rekorlar Kitabında yer aldı.Kazandı mı?: Evet. Aynı yıl holografi ünlü bir şekilde bir kez daha kullanıldı. Merhum rap müzikçisi Tupac’ın görüntüsü, birlikte performans sergilediği Snoop Dogg’un yanında sahneye yansıtıldı. Prens Charles bile bir keresinde Dünya Gelecek Enerji Zirvesi’nde sanal olarak görünmek için hologram kullandı.Bu teknolojinin ürpertici olmayan bir uygulaması var mı?: Hayır, şimdiye kadar yok.Nasıl çalışıyor?: Oldukça basit: Üç boyutlu bir görüntü iki boyutlu olarak özel bir şeffaf folyonun üzerine yansıtılıyor. Sonuç gerçek bir hologram değil ama uzayda bir figür ilüzyonu yaratıyor.Anlamadım?: Ben de. Başkasına sormanda sakınca var mı?Bunu söyle: Sizi burada görmek harika başbakanımAma bunu söyleme: “Elinizi sıkabilir miyim?”Erdoğanın hologramdan konuşma görüntüsünün de paylaşıldığı yazı, sosyal medyada büyük ilgi topladı.(DHA)
Zaman
Son Dakika
29.01.2014
DünyabugörüntüyükonuşuyorDünya bu görüntüyü konuşuyor
Dünya bu görüntüyü konuşuyor
Zaman
29.01.2014
12:52
Gazetenin günlük olaylara komik soru ve cevapların verildiği passnotes sayfasındaki Recep Tayyip Erdoğan: Aslında bütünüyle orda değil başlıklı yazı, Başbakanın toplantıya üç boyutlu ekrandan katılmasını mizahi üslupla şöyle değerlendirdi:Adı: Recep Tayyip ErdoğanYaşı: 59O bir hayalet mi? : Hayır, yaşıyor. Gerçekte Türkiye BaşbakanıPeki saklanıyor mu?: Hayır, sadece meşgul. Erdoğan, geçtiğimiz pazar partisinin düzenlediği toplantıya katılamadı bu yüzden alternatif bir yol denedi.Temsilci mi gönderdi: Hayır, Kendinin dev bir hologramını gönderdi.Uyduyorsun: Hiç de değil. Erdoğan’ın duvara yansıtılmış resmi tezahürat yapan destekçilerine, hain şebekelerin hazırladığı saldırıların gölgesinde bir seçime gidiyoruz şeklinde sesleniyordu.Komik, bu tam bir hayaletin söylemesini bekleyebileceğin şifreli ve kafaya takılacak bir şey: Erdoğan’ın hükümeti şu anda zarar veren bir yolsuzluk skandalına saplanmış vaziyette. Üç bakan istifa etti. Ancak Erdoğan bir devlet bankasının dahil olduğu suçların soruşturulması konusunda iç ve dış karanlık gruplar ve devletin içindeki paralel yapılanmayı suçluyor.Ne demek bu?: Aslında kendisinin iktidar içindeki karanlık güçlerin kurbanı olduğunu söylüyor.Dev bir hologram için bu biraz fazla. Tarihte bu tuhaf şeyi yapan ilk kişi o mu?: Politikacı olarak bile ilk değil. Gujarat (Batı Hindistanda bir devlet) Başbakanı Narendra Modi, 2012 yılındaki seçim kampanyasında konuşmasını çeken resmini 53 farklı merkeze aynı anda ışınlamıştı. Bununla kendisi Guinness Rekorlar Kitabında yer aldı.Kazandı mı?: Evet. Aynı yıl holografi ünlü bir şekilde bir kez daha kullanıldı. Merhum rap müzikçisi Tupac’ın görüntüsü, birlikte performans sergilediği Snoop Dogg’un yanında sahneye yansıtıldı. Prens Charles bile bir keresinde Dünya Gelecek Enerji Zirvesi’nde sanal olarak görünmek için hologram kullandı.Bu teknolojinin ürpertici olmayan bir uygulaması var mı?: Hayır, şimdiye kadar yok.Nasıl çalışıyor?: Oldukça basit: Üç boyutlu bir görüntü iki boyutlu olarak özel bir şeffaf folyonun üzerine yansıtılıyor. Sonuç gerçek bir hologram değil ama uzayda bir figür ilüzyonu yaratıyor.Anlamadım?: Ben de. Başkasına sormanda sakınca var mı?Bunu söyle: Sizi burada görmek harika başbakanımAma bunu söyleme: “Elinizi sıkabilir miyim?”Erdoğanın hologramdan konuşma görüntüsünün de paylaşıldığı yazı, sosyal medyada büyük ilgi topladı.(DHA)
Zaman
Ana Sayfa
29.01.2014
DünyabugörüntüyükonuşuyorDünya bu görüntüyü konuşuyor
İşte Esenyurt’taki MHP bürosuna saldırının görüntüleri
Zaman
28.01.2014
19:28
Esenyurt’taki MHP seçim bürosuna düzenlenen ve MHP Basın Danışmanı Cengiz Akyıldız’ın ölümüme neden olan silahlı saldırı anında yaşananları gösteren görüntüler ortaya çıktı.Görüntüler, bir cep telefonu kaydından. Telefonun sahibi kayıt düğmesine bastığında sokakta, ellerinde sopalarla koşturan insanlar var. Ama o insanların arasında biri var ki, onun görüntüsü korkutucu. Elinde bir silah taşıyor. Görüntüler, uzun bir namlusu olan silahla ilgili ayrıntıları belirlemek için yetersiz kalıyor. Silahın çeşiti anlaşılmıyor. Ancak bu görüntü o sırada sokakta bulunanları dehşete düşürmeye yetiyor. Ses kaydı dikkatle dinlendiğinde silahı var haykırışları duyuluyor. Bu kişi koşarak kameranın önünden geçtikten sonra arkada 3 - 5 kişi tarafından çekiştirilen, darp edilen beyaz giyimli bir kişi dikkati çekiyor. Bu görüntülerden bu kişinin kavganın bir tarafından olduğu anlaşılıyor. Beyaz giyimli bu kişi koluna giren kişiler tarafından yürütüldüğü sırada sokaktakileri donduran olay gerçekleşiyor. Art arda silah sesleri duyuluyor. Silah seslerinin duyulmasının ardından elinde sopa taşıyan kişilerin aksi istikamete ilerledikleri görülüyor. Bu sırada seslerin gerçek bir silaha ait olmadığını düşünenlerin bağırışları duyuluyor. Kuru sıkı.. kuru sıkı diye bağırıyorlar. Ölüm ve yaralanmaların bu sırada mı olduğu bilinmiyor. Çünkü o andan sonra telefon kaydı sonlandırılıyor.
Zaman
Son Dakika
28.01.2014
İşteEsenyurt’takiMHPbürosunasaldırınıngörüntüleriİşte Esenyurt’taki MHP bürosuna saldırının görüntüleri
İşte Esenyurt’taki MHP bürosuna saldırının görüntüleri
Zaman
28.01.2014
19:28
Esenyurt’taki MHP seçim bürosuna düzenlenen ve MHP Basın Danışmanı Cengiz Akyıldız’ın ölümüme neden olan silahlı saldırı anında yaşananları gösteren görüntüler ortaya çıktı.Görüntüler, bir cep telefonu kaydından. Telefonun sahibi kayıt düğmesine bastığında sokakta, ellerinde sopalarla koşturan insanlar var. Ama o insanların arasında biri var ki, onun görüntüsü korkutucu. Elinde bir silah taşıyor. Görüntüler, uzun bir namlusu olan silahla ilgili ayrıntıları belirlemek için yetersiz kalıyor. Silahın çeşiti anlaşılmıyor. Ancak bu görüntü o sırada sokakta bulunanları dehşete düşürmeye yetiyor. Ses kaydı dikkatle dinlendiğinde silahı var haykırışları duyuluyor. Bu kişi koşarak kameranın önünden geçtikten sonra arkada 3 - 5 kişi tarafından çekiştirilen, darp edilen beyaz giyimli bir kişi dikkati çekiyor. Bu görüntülerden bu kişinin kavganın bir tarafından olduğu anlaşılıyor. Beyaz giyimli bu kişi koluna giren kişiler tarafından yürütüldüğü sırada sokaktakileri donduran olay gerçekleşiyor. Art arda silah sesleri duyuluyor. Silah seslerinin duyulmasının ardından elinde sopa taşıyan kişilerin aksi istikamete ilerledikleri görülüyor. Bu sırada seslerin gerçek bir silaha ait olmadığını düşünenlerin bağırışları duyuluyor. Kuru sıkı.. kuru sıkı diye bağırıyorlar. Ölüm ve yaralanmaların bu sırada mı olduğu bilinmiyor. Çünkü o andan sonra telefon kaydı sonlandırılıyor.
Zaman
Ana Sayfa
28.01.2014
İşteEsenyurt’takiMHPbürosunasaldırınıngörüntüleriİşte Esenyurt’taki MHP bürosuna saldırının görüntüleri
BBP, AK Parti’den istifa eden vekillerle temasta
Zaman
24.01.2014
02:09
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, partilerinden istifa eden milletvekilleriyle görüştüklerini açıkladı.Yerel seçim sonuçlarına göre erken bir genel seçim olabileceğini söyleyen Destici, “İşin açıkçası partilerinden istifa eden vekillerin hepsini BBP’de görmek isteriz.” dedi. Eskişehir’de partisinin il binasında düzenlediği basın toplantısında konuşan Mustafa Destici, gündeme ve yerel seçim sonrasına dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Bir gazetecinin “AK Parti’den istifa eden milletvekillerinin BBP’ye geçeceği iddiaları var. Bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?” sorusuna, “Hepsi geçecek.” diyerek esprili bir cevap verdi. Ardından ise toplumun her kesimi ile görüştüklerini belirten Destici, “Türkiye’de özellikle yerel seçimlerden sonra, tabii yerel seçimlerin sonucuna göre Türkiye çok büyük bir ihtimalle erken bir genel seçim yaşayacak. Gidişat bu şekilde devam ederse bu görüntü var şu anda. Tabii ona yönelik pek çok çevrenin birtakım hazırlıkları var. Ankara bu anlamda çok hareketli. Ankara kulislerinde bunlar görüşülüyor. Bizim de görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda biz AK Parti’den istifa eden ya da Milliyetçi Hareket Partisi’nden istifa eden arkadaşlarla da görüşüyoruz. İşin açıkçası hepsini de BBP’de görmek isteriz. Tabii ben kesinleşmeden hiçbir konuyu basınla paylaşmam doğru olmaz diye düşünüyorum ama şu bir gerçek; alternatif Büyük Birlik Partisi, toparlanma adresi de BBP’dir.” diye konuştu. Mustafa Destici, hükümetin 17 Aralık’tan itibaren yolsuzluk, rüşvet operasyonları ile TIR’ların durdurulması olayını paralel yapıya bağlamasına ise ilginç bir cevap verdi: “Allah’a şükür bir paralel yapımız var. ‘Kuru fasulyenin, patatesin fiyatını da paralel yapı artırdı. Zeytindeki spekülasyonu da paralel yapı yaptı’ derler. Yağmur yağmıyor, kuraklık var. Yakında bunu da paralel yapıya bağlayabilirler. Şöyle bir 20 sene geriye gitsinler. Bugünkü iktidar, konuyla ilgili o dönemki iktidarı neyle suçluyordu bir onu akıllarına getirsinler.”
Zaman
Politika
24.01.2014
BBPAKParti’denistifaedenvekillerletemastaBBP AK Parti’den istifa eden vekillerle temasta
BBP, AK Parti’den istifa eden vekillerle temasta
Zaman
24.01.2014
02:09
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, partilerinden istifa eden milletvekilleriyle görüştüklerini açıkladı.Yerel seçim sonuçlarına göre erken bir genel seçim olabileceğini söyleyen Destici, “İşin açıkçası partilerinden istifa eden vekillerin hepsini BBP’de görmek isteriz.” dedi. Eskişehir’de partisinin il binasında düzenlediği basın toplantısında konuşan Mustafa Destici, gündeme ve yerel seçim sonrasına dair önemli değerlendirmelerde bulundu. Bir gazetecinin “AK Parti’den istifa eden milletvekillerinin BBP’ye geçeceği iddiaları var. Bu konuyla ilgili ne söylemek istersiniz?” sorusuna, “Hepsi geçecek.” diyerek esprili bir cevap verdi. Ardından ise toplumun her kesimi ile görüştüklerini belirten Destici, “Türkiye’de özellikle yerel seçimlerden sonra, tabii yerel seçimlerin sonucuna göre Türkiye çok büyük bir ihtimalle erken bir genel seçim yaşayacak. Gidişat bu şekilde devam ederse bu görüntü var şu anda. Tabii ona yönelik pek çok çevrenin birtakım hazırlıkları var. Ankara bu anlamda çok hareketli. Ankara kulislerinde bunlar görüşülüyor. Bizim de görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda biz AK Parti’den istifa eden ya da Milliyetçi Hareket Partisi’nden istifa eden arkadaşlarla da görüşüyoruz. İşin açıkçası hepsini de BBP’de görmek isteriz. Tabii ben kesinleşmeden hiçbir konuyu basınla paylaşmam doğru olmaz diye düşünüyorum ama şu bir gerçek; alternatif Büyük Birlik Partisi, toparlanma adresi de BBP’dir.” diye konuştu. Mustafa Destici, hükümetin 17 Aralık’tan itibaren yolsuzluk, rüşvet operasyonları ile TIR’ların durdurulması olayını paralel yapıya bağlamasına ise ilginç bir cevap verdi: “Allah’a şükür bir paralel yapımız var. ‘Kuru fasulyenin, patatesin fiyatını da paralel yapı artırdı. Zeytindeki spekülasyonu da paralel yapı yaptı’ derler. Yağmur yağmıyor, kuraklık var. Yakında bunu da paralel yapıya bağlayabilirler. Şöyle bir 20 sene geriye gitsinler. Bugünkü iktidar, konuyla ilgili o dönemki iktidarı neyle suçluyordu bir onu akıllarına getirsinler.”
Zaman
Ana Sayfa
24.01.2014
BBPAKParti’denistifaedenvekillerletemastaBBP AK Parti’den istifa eden vekillerle temasta
AK Parti ve MHP’den istifa eden vekillerle görüşüyoruz
Zaman
23.01.2014
14:20
Büyük Birlik Partisi (BBP) Başkanı Mustafa Destici, AK Parti ve MHPden istifa eden milletvekilleri ile BBPye geçmeleri konusunda görüşme içerisinde olduklarını açıkladı.Önümüzdeki günlerde bu konuda gelişmeler yaşanabileceğini aktaran Destici, Bizim görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda AK Parti ve MHPden istifa eden milletvekilleriyle görüşme içerisindeyiz. Hepsini de BBPde görmek istiyoruz. Ama şu an kesin bir şey söylememem lazım. dedi.Destici, partisinin Eskişehir il binasında düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Destici, bir gazetecinin, AK Partiden istifa eden milletvekillerinin BBPye geçeceği yönünde iddialar var, doğru mu? sorusu üzerine, şu anda bu milletvekilleriyle görüşme içerisinde olduklarını söyledi.Biz tabi ki toplumun her kesimi ile görüşüyoruz. O arkadaşlarımızla da görüşüyoruz. diyen Destici, şöyle konuştu: Türkiyede özellikle yerel seçimlerden sonra tabi yerel seçimlerin sonucuna göre, Türkiye çok büyük bir ihtimalle erken genel seçim yaşayacak. Bu görüntü var şu anda. Gidişat bu şekilde devam ederse. Tabi ona yönelik pek çok çevrenin bir takım hazırlıkları ve bir takım gelişmeleri var. Ankara, bu anlamda çok hareketli. Ankara kulislerinde bunlar görüşülüyor. Bizim de görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda biz AK Partiden istifa eden ve Milliyetçi Hareket Partisinden istifa eden arkadaşlarla görüşüyoruz. İşin açıkçası hepsini de BBPde görmek isteriz.ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE BAZI GELİŞMELER YAŞANABİLİRAncak bu konuda netleşmeden bir şey söylemenin doğru olmayacağını aktaran Destici, İşin doğrusu bu. Önümüzdeki günlerde bazı gelişmeler yaşanabilir. Tabi ben kesinleşmeden hiçbir konuyu basınla paylaşmam doğru olmaz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek, alternatif ve toparlanma yeri BBP. diye konuştu.(CİHAN)
Zaman
Politika
23.01.2014
AKPartiveMHP’denistifaedenvekillerlegörüşüyoruzAK Parti ve MHP’den istifa eden vekillerle görüşüyoruz
AK Parti ve MHP’den istifa eden vekillerle görüşüyoruz
Zaman
23.01.2014
14:20
Büyük Birlik Partisi (BBP) Başkanı Mustafa Destici, AK Parti ve MHPden istifa eden milletvekilleri ile BBPye geçmeleri konusunda görüşme içerisinde olduklarını açıkladı.Önümüzdeki günlerde bu konuda gelişmeler yaşanabileceğini aktaran Destici, Bizim görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda AK Parti ve MHPden istifa eden milletvekilleriyle görüşme içerisindeyiz. Hepsini de BBPde görmek istiyoruz. Ama şu an kesin bir şey söylememem lazım. dedi.Destici, partisinin Eskişehir il binasında düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Destici, bir gazetecinin, AK Partiden istifa eden milletvekillerinin BBPye geçeceği yönünde iddialar var, doğru mu? sorusu üzerine, şu anda bu milletvekilleriyle görüşme içerisinde olduklarını söyledi.Biz tabi ki toplumun her kesimi ile görüşüyoruz. O arkadaşlarımızla da görüşüyoruz. diyen Destici, şöyle konuştu: Türkiyede özellikle yerel seçimlerden sonra tabi yerel seçimlerin sonucuna göre, Türkiye çok büyük bir ihtimalle erken genel seçim yaşayacak. Bu görüntü var şu anda. Gidişat bu şekilde devam ederse. Tabi ona yönelik pek çok çevrenin bir takım hazırlıkları ve bir takım gelişmeleri var. Ankara, bu anlamda çok hareketli. Ankara kulislerinde bunlar görüşülüyor. Bizim de görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda biz AK Partiden istifa eden ve Milliyetçi Hareket Partisinden istifa eden arkadaşlarla görüşüyoruz. İşin açıkçası hepsini de BBPde görmek isteriz.ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE BAZI GELİŞMELER YAŞANABİLİRAncak bu konuda netleşmeden bir şey söylemenin doğru olmayacağını aktaran Destici, İşin doğrusu bu. Önümüzdeki günlerde bazı gelişmeler yaşanabilir. Tabi ben kesinleşmeden hiçbir konuyu basınla paylaşmam doğru olmaz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek, alternatif ve toparlanma yeri BBP. diye konuştu.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
23.01.2014
AKPartiveMHP’denistifaedenvekillerlegörüşüyoruzAK Parti ve MHP’den istifa eden vekillerle görüşüyoruz
Destici: AK Parti ve MHP’den istifa eden vekillerle görüşüyoruz
Zaman
23.01.2014
14:09
Büyük Birlik Partisi (BBP) Başkanı Mustafa Destici, AK Parti ve MHPden istifa eden milletvekilleri ile BBPye geçmeleri konusunda görüşme içerisinde olduklarını açıkladı.Önümüzdeki günlerde bu konuda gelişmeler yaşanabileceğini aktaran Destici, Bizim görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda AK Parti ve MHPden istifa eden milletvekilleriyle görüşme içerisindeyiz. Hepsini de BBPde görmek istiyoruz. Ama şu an kesin bir şey söylememem lazım. dedi.Destici, partisinin Eskişehir il binasında düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Destici, bir gazetecinin, AK Partiden istifa eden milletvekillerinin BBPye geçeceği yönünde iddialar var, doğru mu? sorusu üzerine, şu anda bu milletvekilleriyle görüşme içerisinde olduklarını söyledi.Biz tabi ki toplumun her kesimi ile görüşüyoruz. O arkadaşlarımızla da görüşüyoruz. diyen Destici, şöyle konuştu: Türkiyede özellikle yerel seçimlerden sonra tabi yerel seçimlerin sonucuna göre, Türkiye çok büyük bir ihtimalle erken genel seçim yaşayacak. Bu görüntü var şu anda. Gidişat bu şekilde devam ederse. Tabi ona yönelik pek çok çevrenin bir takım hazırlıkları ve bir takım gelişmeleri var. Ankara, bu anlamda çok hareketli. Ankara kulislerinde bunlar görüşülüyor. Bizim de görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda biz AK Partiden istifa eden ve Milliyetçi Hareket Partisinden istifa eden arkadaşlarla görüşüyoruz. İşin açıkçası hepsini de BBPde görmek isteriz.ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE BAZI GELİŞMELER YAŞANABİLİRAncak bu konuda netleşmeden bir şey söylemenin doğru olmayacağını aktaran Destici, İşin doğrusu bu. Önümüzdeki günlerde bazı gelişmeler yaşanabilir. Tabi ben kesinleşmeden hiçbir konuyu basınla paylaşmam doğru olmaz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek, alternatif ve toparlanma yeri BBP. diye konuştu. (CİHAN)
Zaman
Politika
23.01.2014
DesticiAKPartiveMHP’denistifaedenvekillerlegörüşüyoruzDestici AK Parti ve MHP’den istifa eden vekillerle görüşüyoruz
Destici: AK Parti ve MHP’den istifa eden vekillerle görüşüyoruz
Zaman
23.01.2014
14:09
Büyük Birlik Partisi (BBP) Başkanı Mustafa Destici, AK Parti ve MHPden istifa eden milletvekilleri ile BBPye geçmeleri konusunda görüşme içerisinde olduklarını açıkladı.Önümüzdeki günlerde bu konuda gelişmeler yaşanabileceğini aktaran Destici, Bizim görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda AK Parti ve MHPden istifa eden milletvekilleriyle görüşme içerisindeyiz. Hepsini de BBPde görmek istiyoruz. Ama şu an kesin bir şey söylememem lazım. dedi.Destici, partisinin Eskişehir il binasında düzenlediği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. Destici, bir gazetecinin, AK Partiden istifa eden milletvekillerinin BBPye geçeceği yönünde iddialar var, doğru mu? sorusu üzerine, şu anda bu milletvekilleriyle görüşme içerisinde olduklarını söyledi.Biz tabi ki toplumun her kesimi ile görüşüyoruz. O arkadaşlarımızla da görüşüyoruz. diyen Destici, şöyle konuştu: Türkiyede özellikle yerel seçimlerden sonra tabi yerel seçimlerin sonucuna göre, Türkiye çok büyük bir ihtimalle erken genel seçim yaşayacak. Bu görüntü var şu anda. Gidişat bu şekilde devam ederse. Tabi ona yönelik pek çok çevrenin bir takım hazırlıkları ve bir takım gelişmeleri var. Ankara, bu anlamda çok hareketli. Ankara kulislerinde bunlar görüşülüyor. Bizim de görüştüklerimiz, konuştuklarımız var. Bu anlamda biz AK Partiden istifa eden ve Milliyetçi Hareket Partisinden istifa eden arkadaşlarla görüşüyoruz. İşin açıkçası hepsini de BBPde görmek isteriz.ÖNÜMÜZDEKİ GÜNLERDE BAZI GELİŞMELER YAŞANABİLİRAncak bu konuda netleşmeden bir şey söylemenin doğru olmayacağını aktaran Destici, İşin doğrusu bu. Önümüzdeki günlerde bazı gelişmeler yaşanabilir. Tabi ben kesinleşmeden hiçbir konuyu basınla paylaşmam doğru olmaz diye düşünüyorum. Ama şu bir gerçek, alternatif ve toparlanma yeri BBP. diye konuştu. (CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
23.01.2014
DesticiAKPartiveMHP’denistifaedenvekillerlegörüşüyoruzDestici AK Parti ve MHP’den istifa eden vekillerle görüşüyoruz
Mustafa Ünal - Kumpasa gelmek
Zaman
10.01.2014
02:55
AK Parti, 2002de Seçimi kazansak bile iktidarı bize verirler mi? endişesiyle yola çıktı.2010, 12 Eylül referandumunda Şimdi gerçek iktidar olduk dedi. Önceki gün Adalet Bakanı Bozdağ, yeni HSYK teklifini anlatırken Allah şirki, devlet şeriki kabul etmez. dedi. Benzer bir cümleyi 28 Şubatın generalleri Erbakan için kullanmıştı. Asker iktidarı verir miden devlete şirk koşturmayız noktasına AK Partinin 12 yıllık serencamını ayrıca yazmak isterim. Burada bugünkü halini değerlendireceğim. AK Partiye bir haller oldu. Sanki kendi kendini tüketmekte. Bu sadece 17 Aralık operasyonuyla açıklanamaz. Öncesinden başladı. Ve tırmanarak devam etti. Muktedirlik yılları yaramadı.Durmak yok, yola devam cümlesini sloganlaştıran AK Parti, durup bir dakika düşünse. Başkasını itham etmeden bir özeleştiri yapsa. 2002yi, 2010u düşünse. Bugünkü halini analiz etse. Önce kendine baksa. Olgular üzerinden gidelim. Çetelerle, cuntalarla mücadele AK Partinin en büyük sermayesiydi. AK Parti iktidarına kadar devlet otopark çeteleriyle başa çıkamazken en derin yapıları hallaç pamuğu gibi attı. Demokrasinin önünü açtı.Bu süreç herkesin gözü önünde yaşandı: Halk destek verdi, AK Parti kararlı irade koydu, cesur savcılar gereğini yaptı. Yoksa Ergenekon ve Balyoz gibi davalar ne başlayabilir ne de sonuçlanabilirdi. Hayali bile mümkün değildi, Türkiye darbelerle yüzleşti, darbecilerle hesaplaştı. Kenan Evren sanık sandalyesine oturdu. 28 Şubatın dosyası açıldı. Aynı irade bugün pardon dedi ve ekledi: Milli orduya kumpas kuruldu. Yeniden yargılamaya yeşil ışık yaktı. AK Parti, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile birlikte fotoğraf verecek noktaya geldi. Fotoğrafın ötesine geçildi. Balyoz ve Ergenekon sanıklarını kurtarmak için Adalet Bakanlığı ile ortak çalışma kararı aldı. Olağanüstü dönemlerin hukukçusu Sabih Kanadoğlu ile buluşmaya ramak kaldı. Bu görüntü çok az kişinin içine sindi. Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Bu yöntem çıkmaz sokak. dedi. Sadece Balyozcu ve Ergenekoncuları kurtaracak bir hukukî formül bulmak zor. O kapı aralanırsa Öcalana kadar uzanır. Bakan Bozdağ da çalışıyoruz demekle yetindi. Macunun tüpten çıkması gibi söz söylendikten sonra kolay kolay eskiye dönülemez. AK Partinin yanına Ergenekoncuları, Balyozcuları alarak sergilediği görüntüye bakarak birilerinin AK Partiyi kumpasa getirmek istediğini söylemek abartı olmaz herhalde. Kumpas darbecilere değil, AK Partiye...Bir değil kumpas. Devamı var. AK Parti iktidarının 12 yıllık icraatları sıralansa herhalde en başa 12 Eylül referandumundaki anayasa değişikliği yazılır. Muhalefet partilerinin hayır kampanyasına rağmen halk yüzde 58le evet dedi. AK Parti, bir yıl sonraki seçimlerde oyunu bu referandum sayesinde yüzde 50ye çıkardı. Herkes biliyor ki anayasa paketinin temel dinamiği HSYKydı. Adalet Bakanı ve müsteşarı dâhil 7 kişilik HSYK yapısı demokratik hale getirildi. Yeni HSYK, Edirneden Karsa ülke genelindeki hâkim ve savcıların oylarıyla oluştu. AK Partinin anayasa değişikliği paketiyle ilgili hazırladığı kitapçıktan iki cümle şöyle: Bu değişiklikle HSYK çok daha geniş temsil kabiliyetine sahip olan ve yargı camiasının tümünü sürece dahil eden bir yapıya kavuşturulmakta. Çarpıcı bir başka cümle: Bir ülkede yargı bağımsız değilse orada adaletten ve hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir. Bugün AK Parti, HSYK teklifiyle karşımızda. Aceleci bir tavırla. Haftaya Genel Kurula indirmenin hesaplarını yapıyor. Doğrudan halkın iradesiyle oluşan HSYK, Adalet Bakanlığına, haliyle yürütmeye bağlanıyor. Teklif her ne kadar reform diye sunulsa da 12 Eylül referandumunun ruhuna, Anayasaya, AB kriterlerine aykırı. Savunulabilir bir tarafı yok. Eskiye dönüş değil. Daha kötü. Siyasetten hukuk dünyasına tepki çığ gibi. Şimdi iktidar olduk dediği 12 Eylül referandumunu tersyüz eden AK Parti, kendisini de tersyüz etmiyor mu?Birileri AK Partiyi kumpasa getiriyor. Dışarıdan değil, içeriden birileri. Bu, 17 Aralıktan daha ağır bir darbe.
Zaman
En Çok Okunan
10.01.2014
MustafaÜnal-KumpasagelmekMustafa Ünal - Kumpasa gelmek
Mustafa Ünal - Kumpasa gelmek
Zaman
10.01.2014
02:17
AK Parti, 2002de Seçimi kazansak bile iktidarı bize verirler mi? endişesiyle yola çıktı.2010, 12 Eylül referandumunda Şimdi gerçek iktidar olduk dedi. Önceki gün Adalet Bakanı Bozdağ, yeni HSYK teklifini anlatırken Allah şirki, devlet şeriki kabul etmez. dedi. Benzer bir cümleyi 28 Şubatın generalleri Erbakan için kullanmıştı. Asker iktidarı verir miden devlete şirk koşturmayız noktasına AK Partinin 12 yıllık serencamını ayrıca yazmak isterim. Burada bugünkü halini değerlendireceğim. AK Partiye bir haller oldu. Sanki kendi kendini tüketmekte. Bu sadece 17 Aralık operasyonuyla açıklanamaz. Öncesinden başladı. Ve tırmanarak devam etti. Muktedirlik yılları yaramadı.Durmak yok, yola devam cümlesini sloganlaştıran AK Parti, durup bir dakika düşünse. Başkasını itham etmeden bir özeleştiri yapsa. 2002yi, 2010u düşünse. Bugünkü halini analiz etse. Önce kendine baksa. Olgular üzerinden gidelim. Çetelerle, cuntalarla mücadele AK Partinin en büyük sermayesiydi. AK Parti iktidarına kadar devlet otopark çeteleriyle başa çıkamazken en derin yapıları hallaç pamuğu gibi attı. Demokrasinin önünü açtı.Bu süreç herkesin gözü önünde yaşandı: Halk destek verdi, AK Parti kararlı irade koydu, cesur savcılar gereğini yaptı. Yoksa Ergenekon ve Balyoz gibi davalar ne başlayabilir ne de sonuçlanabilirdi. Hayali bile mümkün değildi, Türkiye darbelerle yüzleşti, darbecilerle hesaplaştı. Kenan Evren sanık sandalyesine oturdu. 28 Şubatın dosyası açıldı. Aynı irade bugün pardon dedi ve ekledi: Milli orduya kumpas kuruldu. Yeniden yargılamaya yeşil ışık yaktı. AK Parti, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile birlikte fotoğraf verecek noktaya geldi. Fotoğrafın ötesine geçildi. Balyoz ve Ergenekon sanıklarını kurtarmak için Adalet Bakanlığı ile ortak çalışma kararı aldı. Olağanüstü dönemlerin hukukçusu Sabih Kanadoğlu ile buluşmaya ramak kaldı. Bu görüntü çok az kişinin içine sindi. Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Bu yöntem çıkmaz sokak. dedi. Sadece Balyozcu ve Ergenekoncuları kurtaracak bir hukukî formül bulmak zor. O kapı aralanırsa Öcalana kadar uzanır. Bakan Bozdağ da çalışıyoruz demekle yetindi. Macunun tüpten çıkması gibi söz söylendikten sonra kolay kolay eskiye dönülemez. AK Partinin yanına Ergenekoncuları, Balyozcuları alarak sergilediği görüntüye bakarak birilerinin AK Partiyi kumpasa getirmek istediğini söylemek abartı olmaz herhalde. Kumpas darbecilere değil, AK Partiye...Bir değil kumpas. Devamı var. AK Parti iktidarının 12 yıllık icraatları sıralansa herhalde en başa 12 Eylül referandumundaki anayasa değişikliği yazılır. Muhalefet partilerinin hayır kampanyasına rağmen halk yüzde 58le evet dedi. AK Parti, bir yıl sonraki seçimlerde oyunu bu referandum sayesinde yüzde 50ye çıkardı. Herkes biliyor ki anayasa paketinin temel dinamiği HSYKydı. Adalet Bakanı ve müsteşarı dâhil 7 kişilik HSYK yapısı demokratik hale getirildi. Yeni HSYK, Edirneden Karsa ülke genelindeki hâkim ve savcıların oylarıyla oluştu. AK Partinin anayasa değişikliği paketiyle ilgili hazırladığı kitapçıktan iki cümle şöyle: Bu değişiklikle HSYK çok daha geniş temsil kabiliyetine sahip olan ve yargı camiasının tümünü sürece dahil eden bir yapıya kavuşturulmakta. Çarpıcı bir başka cümle: Bir ülkede yargı bağımsız değilse orada adaletten ve hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir. Bugün AK Parti, HSYK teklifiyle karşımızda. Aceleci bir tavırla. Haftaya Genel Kurula indirmenin hesaplarını yapıyor. Doğrudan halkın iradesiyle oluşan HSYK, Adalet Bakanlığına, haliyle yürütmeye bağlanıyor. Teklif her ne kadar reform diye sunulsa da 12 Eylül referandumunun ruhuna, Anayasaya, AB kriterlerine aykırı. Savunulabilir bir tarafı yok. Eskiye dönüş değil. Daha kötü. Siyasetten hukuk dünyasına tepki çığ gibi. Şimdi iktidar olduk dediği 12 Eylül referandumunu tersyüz eden AK Parti, kendisini de tersyüz etmiyor mu?Birileri AK Partiyi kumpasa getiriyor. Dışarıdan değil, içeriden birileri. Bu, 17 Aralıktan daha ağır bir darbe.
Zaman
Köşe Yazıları
10.01.2014
MustafaÜnal-KumpasagelmekMustafa Ünal - Kumpasa gelmek
Mustafa Ünal - Kumpasa gelmek
Zaman
10.01.2014
02:05
AK Parti, 2002de Seçimi kazansak bile iktidarı bize verirler mi? endişesiyle yola çıktı.2010, 12 Eylül referandumunda Şimdi gerçek iktidar olduk dedi. Önceki gün Adalet Bakanı Bozdağ, yeni HSYK teklifini anlatırken Allah şirki, devlet şeriki kabul etmez. dedi. Benzer bir cümleyi 28 Şubatın generalleri Erbakan için kullanmıştı. Asker iktidarı verir miden devlete şirk koşturmayız noktasına AK Partinin 12 yıllık serencamını ayrıca yazmak isterim. Burada bugünkü halini değerlendireceğim. AK Partiye bir haller oldu. Sanki kendi kendini tüketmekte. Bu sadece 17 Aralık operasyonuyla açıklanamaz. Öncesinden başladı. Ve tırmanarak devam etti. Muktedirlik yılları yaramadı.Durmak yok, yola devam cümlesini sloganlaştıran AK Parti, durup bir dakika düşünse. Başkasını itham etmeden bir özeleştiri yapsa. 2002yi, 2010u düşünse. Bugünkü halini analiz etse. Önce kendine baksa. Olgular üzerinden gidelim. Çetelerle, cuntalarla mücadele AK Partinin en büyük sermayesiydi. AK Parti iktidarına kadar devlet otopark çeteleriyle başa çıkamazken en derin yapıları hallaç pamuğu gibi attı. Demokrasinin önünü açtı.Bu süreç herkesin gözü önünde yaşandı: Halk destek verdi, AK Parti kararlı irade koydu, cesur savcılar gereğini yaptı. Yoksa Ergenekon ve Balyoz gibi davalar ne başlayabilir ne de sonuçlanabilirdi. Hayali bile mümkün değildi, Türkiye darbelerle yüzleşti, darbecilerle hesaplaştı. Kenan Evren sanık sandalyesine oturdu. 28 Şubatın dosyası açıldı. Aynı irade bugün pardon dedi ve ekledi: Milli orduya kumpas kuruldu. Yeniden yargılamaya yeşil ışık yaktı. AK Parti, Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu ile birlikte fotoğraf verecek noktaya geldi. Fotoğrafın ötesine geçildi. Balyoz ve Ergenekon sanıklarını kurtarmak için Adalet Bakanlığı ile ortak çalışma kararı aldı. Olağanüstü dönemlerin hukukçusu Sabih Kanadoğlu ile buluşmaya ramak kaldı. Bu görüntü çok az kişinin içine sindi. Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, Bu yöntem çıkmaz sokak. dedi. Sadece Balyozcu ve Ergenekoncuları kurtaracak bir hukukî formül bulmak zor. O kapı aralanırsa Öcalana kadar uzanır. Bakan Bozdağ da çalışıyoruz demekle yetindi. Macunun tüpten çıkması gibi söz söylendikten sonra kolay kolay eskiye dönülemez. AK Partinin yanına Ergenekoncuları, Balyozcuları alarak sergilediği görüntüye bakarak birilerinin AK Partiyi kumpasa getirmek istediğini söylemek abartı olmaz herhalde. Kumpas darbecilere değil, AK Partiye...Bir değil kumpas. Devamı var. AK Parti iktidarının 12 yıllık icraatları sıralansa herhalde en başa 12 Eylül referandumundaki anayasa değişikliği yazılır. Muhalefet partilerinin hayır kampanyasına rağmen halk yüzde 58le evet dedi. AK Parti, bir yıl sonraki seçimlerde oyunu bu referandum sayesinde yüzde 50ye çıkardı. Herkes biliyor ki anayasa paketinin temel dinamiği HSYKydı. Adalet Bakanı ve müsteşarı dâhil 7 kişilik HSYK yapısı demokratik hale getirildi. Yeni HSYK, Edirneden Karsa ülke genelindeki hâkim ve savcıların oylarıyla oluştu. AK Partinin anayasa değişikliği paketiyle ilgili hazırladığı kitapçıktan iki cümle şöyle: Bu değişiklikle HSYK çok daha geniş temsil kabiliyetine sahip olan ve yargı camiasının tümünü sürece dahil eden bir yapıya kavuşturulmakta. Çarpıcı bir başka cümle: Bir ülkede yargı bağımsız değilse orada adaletten ve hukuk devletinden bahsetmek mümkün değildir. Bugün AK Parti, HSYK teklifiyle karşımızda. Aceleci bir tavırla. Haftaya Genel Kurula indirmenin hesaplarını yapıyor. Doğrudan halkın iradesiyle oluşan HSYK, Adalet Bakanlığına, haliyle yürütmeye bağlanıyor. Teklif her ne kadar reform diye sunulsa da 12 Eylül referandumunun ruhuna, Anayasaya, AB kriterlerine aykırı. Savunulabilir bir tarafı yok. Eskiye dönüş değil. Daha kötü. Siyasetten hukuk dünyasına tepki çığ gibi. Şimdi iktidar olduk dediği 12 Eylül referandumunu tersyüz eden AK Parti, kendisini de tersyüz etmiyor mu?Birileri AK Partiyi kumpasa getiriyor. Dışarıdan değil, içeriden birileri. Bu, 17 Aralıktan daha ağır bir darbe.
Zaman
Ana Sayfa
10.01.2014
MustafaÜnal-KumpasagelmekMustafa Ünal - Kumpasa gelmek
Ertuğrul Günay: 27 Nisan muhtırası da mı kumpastı?
Zaman
09.01.2014
15:36
AK Partiden istifa eden İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, Yalçın Akdoğanın milli orduya kumpas kurdular sözüne tepki gösterdi. Günay, O zaman 27 Nisan muhtırası da mı kumpastı? Her şey yargılandı ama açıkça verilen muhtıra yargılanmadı. dedi.STV Haberde katıldığı programda son gelişmelere değinen Ertuğrul Günay, Başbakan Erdoğanın siyası başdanışmanı Yalçın Akdoğanın milli orduya kumpas kurdular sözünü değerlendirdi. Günay, Biz 2007de bu partiye katılırken bir muhtıra verildiğine inanmıştık. Şimdi çıkıyor Sayın Başbakanın en yakınındaki birisi milli orduya kumpas kuruldu diyor. O zaman bu muhtıra gerçek miydi değil miydi? Acaba bizim gibi demokrasiye inanan insanları çevreye toplama konusunda bir oyun muydu? kaygısını kendime soruyorum. Şöyle de bir haklı sebebim var; her şey işleme kondu da o muhtıra işleme konmadı. O muhtırayı verenlerle ilgili hiçbir soruşturma açılmadı, herhangi bir takibata konu olmadı. 2003teki ve sonrasındaki olanlar, konuşmalar, hatıralar yargılandı ama çok açıktan verilen bu muhtıra yargılanmadı. Eğer bir kumpastan bahsediliyorsa bu muhtıra kumpaslardan bir tanesi miydi? Bunları böyle konuşmaya başlarsanız işin ucu nerelere varıyor. Bundan siyaset kurumu çok yıpranır. ifadelerini kullandı.17 ARALIKTAN BUGÜNE CİDDİ BİR AKIL TUTULMASI YAŞANIYORYolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının başladığı 17 Aralıkta ilk günlerde olanları anlamaya çalıştığını kaydeden Günay, Mesele anlaşılsın arkadaşlar gereğini yapar diye düşündüm ancak soruşturmada saydamlığı sağlayacak olan adaletin ve emniyetin çalışmasına kolaylık getirecek bir davranış tarzı, hatta iktidarı kamuoyunda güçlendirecek olan bir yönetim tarzı tercih edilmek yerine işi kapatmaya, örtbas etmeye dönük bir yöntem belirlendi. Emniyette, yargıda ciddi müdahaleler yapıldı. Şimdi yasa değişikliği konumuna geldik. O günden bu yana ciddi bir akıl tutulması yaşanıyor. Bir hukukçu olarak bu yapılanları normal bir hukuk eğitimiyle ve siyasi akılla bağdaştırmak çok mümkün değil. dedi.Yolsuzlukların geçmişten günümüze her siyasi partiyi yıprattığını ifade eden Günay, Bir yolsuzluk söylentisi, üstelik bu yolsuzluğun söylenti olmaktan çıkıp bir takım görünür buluntulara erişmiş olması, bu konuda akla uygun açıklamalar yapılamıyor olması her siyasi partiyi geçmişten bu yana yıpratmıştır. Yolsuzluklar konusunda şeffaf olunup emniyete ve yargının önü açılsaydı birkaç kişi sıkıntı görürdü ancak partinin ve tavanının yoluna esenlik devam etmiş olurdu. Ama bu yapılamadı. Tavanda da bu sıkıntının hissedildiğini biliyorum. Eğer bu akılla devam edilirse bedelleri ağır olacak. şeklinde konuştu.YENİ DEĞİŞİKLİK, YARGIYI YÜRÜTMEYE BAĞLIYORHSYK kanununun değiştirilmesine yönelik çalışmaları da değerlendiren Günay, şu ifadeleri kullandı: Türkiye toplumunu hiç kimse unutkan saymamalı. Çünkü 2010 referandumu Türkiye siyasi tarihinde büyük yansımaları olan bir referandum oldu. Bu referandumun demokrasiye katkısını Anadolunun birçok yerinde halka anlattık. En önemli maddesi de HSYKnın düzenlendiği madde idi. Venedik kriterlerine uygun olarak hakimler ve savcıların doğrudan katılacağı bir mekanizma ile çoğulculaştırdık. Adalet Bakanına sadece bir temsil yetkisi verildi. Bunu Başbakan savundu, şimdi Adalet Bakanı olan arkadaşım savundu. Referandumda yüzde 60a yakın evet dendi. Bizim partinin dışında yüzde 10 küsur yetmez ama evet diyerek destek verdi. Şimdi Anayasanın bu maddesinin ruhuna tamamen aykırı, şekli temsil yetkisi olan Adalet Bakanı ve müsteşarını kurulun üyesi değil, kurulun tüm çalışmalarını yönlendirecek kişi haline getiriyor. Bir anlamda yargıyı yürütmeye bağlıyor. Bu evrensel hukuktan kopmaktır. 2010daki demokratik kazanımlarından geriye doğru adım atmaktır. Bu çıkmaz bir yoldur. Bu değişikliği Sayın Cumhurbaşkanı kazara geri çevirmezse Anayasa Mahkemesinin normal hukuk aklına göre geri çevirmesi gerekir. 17 ARALIK ŞOKU, ŞEFFAFLIK VE HUKUKA BAĞLILIKLA ATLATILABİLİRArkadaşlar 17 Aralıkın şokunu hala atlatabilmiş değiller. diyen Günay, Bu şoku saydamlıkla ve hukuka bağlılıkla atlatabileceklerini hala görmüyorlar. İşi örtbas ediyor gibi görüntü sergiliyorlar. Siz sabahtan operasyon yapan polisleri öğleden sonra görevden alıyor, emniyet müdürünü görevden alıyor ve bunu tüm Türkiye genelinde yapıyorsanız bizim bilmediğimiz kadar derin, örtülmesi gereken sıkıntı var kanaati normal insanların aklına geliyor. Geçen yıl iktidar olduk. Bizden önce tümüyle bize karşı bir örgütlenme vardı. Geldik, bunlar bize bir komplo kurdular. Ne yapalım biz bu eski örgütlenmeyi tasfiye etmek zorundayız konusu değil. 11 yıldan beri iktidarda biz varız. Daha Temmuz ayında Gezi olaylarında bütün Türkiye orantısız güç kullandığı konusunda itirazlar ederken Başbakan destan yazdılar diye övdü bu emniyeti. Yargıyla ilgili itirazlar geldiği zaman yargının işine karışmayın denildi. Ne
Zaman
Politika
09.01.2014
ErtuğrulGünay27Nisanmuhtırasıdakumpastı?Ertuğrul Günay 27 Nisan muhtırası da mı kumpastı?
Ertuğrul Günay: 27 Nisan muhtırası da mı kumpastı?
Zaman
09.01.2014
15:25
AK Partiden istifa eden İzmir Milletvekili Ertuğrul Günay, Yalçın Akdoğanın milli orduya kumpas kurdular sözüne tepki gösterdi. Günay, O zaman 27 Nisan muhtırası da mı kumpastı? Her şey yargılandı ama açıkça verilen muhtıra yargılanmadı. dedi.STV Haberde katıldığı programda son gelişmelere değinen Ertuğrul Günay, Başbakan Erdoğanın siyası başdanışmanı Yalçın Akdoğanın milli orduya kumpas kurdular sözünü değerlendirdi. Günay, Biz 2007de bu partiye katılırken bir muhtıra verildiğine inanmıştık. Şimdi çıkıyor Sayın Başbakanın en yakınındaki birisi milli orduya kumpas kuruldu diyor. O zaman bu muhtıra gerçek miydi değil miydi? Acaba bizim gibi demokrasiye inanan insanları çevreye toplama konusunda bir oyun muydu? kaygısını kendime soruyorum. Şöyle de bir haklı sebebim var; her şey işleme kondu da o muhtıra işleme konmadı. O muhtırayı verenlerle ilgili hiçbir soruşturma açılmadı, herhangi bir takibata konu olmadı. 2003teki ve sonrasındaki olanlar, konuşmalar, hatıralar yargılandı ama çok açıktan verilen bu muhtıra yargılanmadı. Eğer bir kumpastan bahsediliyorsa bu muhtıra kumpaslardan bir tanesi miydi? Bunları böyle konuşmaya başlarsanız işin ucu nerelere varıyor. Bundan siyaset kurumu çok yıpranır. ifadelerini kullandı.17 ARALIKTAN BUGÜNE CİDDİ BİR AKIL TUTULMASI YAŞANIYORYolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının başladığı 17 Aralıkta ilk günlerde olanları anlamaya çalıştığını kaydeden Günay, Mesele anlaşılsın arkadaşlar gereğini yapar diye düşündüm ancak soruşturmada saydamlığı sağlayacak olan adaletin ve emniyetin çalışmasına kolaylık getirecek bir davranış tarzı, hatta iktidarı kamuoyunda güçlendirecek olan bir yönetim tarzı tercih edilmek yerine işi kapatmaya, örtbas etmeye dönük bir yöntem belirlendi. Emniyette, yargıda ciddi müdahaleler yapıldı. Şimdi yasa değişikliği konumuna geldik. O günden bu yana ciddi bir akıl tutulması yaşanıyor. Bir hukukçu olarak bu yapılanları normal bir hukuk eğitimiyle ve siyasi akılla bağdaştırmak çok mümkün değil. dedi.Yolsuzlukların geçmişten günümüze her siyasi partiyi yıprattığını ifade eden Günay, Bir yolsuzluk söylentisi, üstelik bu yolsuzluğun söylenti olmaktan çıkıp bir takım görünür buluntulara erişmiş olması, bu konuda akla uygun açıklamalar yapılamıyor olması her siyasi partiyi geçmişten bu yana yıpratmıştır. Yolsuzluklar konusunda şeffaf olunup emniyete ve yargının önü açılsaydı birkaç kişi sıkıntı görürdü ancak partinin ve tavanının yoluna esenlik devam etmiş olurdu. Ama bu yapılamadı. Tavanda da bu sıkıntının hissedildiğini biliyorum. Eğer bu akılla devam edilirse bedelleri ağır olacak. şeklinde konuştu.YENİ DEĞİŞİKLİK, YARGIYI YÜRÜTMEYE BAĞLIYORHSYK kanununun değiştirilmesine yönelik çalışmaları da değerlendiren Günay, şu ifadeleri kullandı: Türkiye toplumunu hiç kimse unutkan saymamalı. Çünkü 2010 referandumu Türkiye siyasi tarihinde büyük yansımaları olan bir referandum oldu. Bu referandumun demokrasiye katkısını Anadolunun birçok yerinde halka anlattık. En önemli maddesi de HSYKnın düzenlendiği madde idi. Venedik kriterlerine uygun olarak hakimler ve savcıların doğrudan katılacağı bir mekanizma ile çoğulculaştırdık. Adalet Bakanına sadece bir temsil yetkisi verildi. Bunu Başbakan savundu, şimdi Adalet Bakanı olan arkadaşım savundu. Referandumda yüzde 60a yakın evet dendi. Bizim partinin dışında yüzde 10 küsur yetmez ama evet diyerek destek verdi. Şimdi Anayasanın bu maddesinin ruhuna tamamen aykırı, şekli temsil yetkisi olan Adalet Bakanı ve müsteşarını kurulun üyesi değil, kurulun tüm çalışmalarını yönlendirecek kişi haline getiriyor. Bir anlamda yargıyı yürütmeye bağlıyor. Bu evrensel hukuktan kopmaktır. 2010daki demokratik kazanımlarından geriye doğru adım atmaktır. Bu çıkmaz bir yoldur. Bu değişikliği Sayın Cumhurbaşkanı kazara geri çevirmezse Anayasa Mahkemesinin normal hukuk aklına göre geri çevirmesi gerekir. 17 ARALIK ŞOKU, ŞEFFAFLIK VE HUKUKA BAĞLILIKLA ATLATILABİLİRArkadaşlar 17 Aralıkın şokunu hala atlatabilmiş değiller. diyen Günay, Bu şoku saydamlıkla ve hukuka bağlılıkla atlatabileceklerini hala görmüyorlar. İşi örtbas ediyor gibi görüntü sergiliyorlar. Siz sabahtan operasyon yapan polisleri öğleden sonra görevden alıyor, emniyet müdürünü görevden alıyor ve bunu tüm Türkiye genelinde yapıyorsanız bizim bilmediğimiz kadar derin, örtülmesi gereken sıkıntı var kanaati normal insanların aklına geliyor. Geçen yıl iktidar olduk. Bizden önce tümüyle bize karşı bir örgütlenme vardı. Geldik, bunlar bize bir komplo kurdular. Ne yapalım biz bu eski örgütlenmeyi tasfiye etmek zorundayız konusu değil. 11 yıldan beri iktidarda biz varız. Daha Temmuz ayında Gezi olaylarında bütün Türkiye orantısız güç kullandığı konusunda itirazlar ederken Başbakan destan yazdılar diye övdü bu emniyeti. Yargıyla ilgili itirazlar geldiği zaman yargının işine karışmayın denildi. Ne
Zaman
Ana Sayfa
09.01.2014
ErtuğrulGünay27Nisanmuhtırasıdakumpastı?Ertuğrul Günay 27 Nisan muhtırası da mı kumpastı?
Dışarıdan bakınca hiç de öyle görünmüyor
Zaman
04.01.2014
15:22
Radikal gazetesi yazarı Murat Yetkin, yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının dünyada nasıl algılandığını yazdı. Yetkin, dışarıdan bakılınca Türkiyede yaşanılanın bir iç-kavga değil, yolsuzluk soruşturmasını örtme çabası olduğunu ifade ediyor.İşte Yetkinin o yazısı:Kimse kusura bakmasın, dışarıdan Türkiyeye bakanların gördüğü bir iç-kavga değil, yolsuzluk soruşturmasını örtme çabasıdır.Dışarıdan bakınca ne görünmüyor biliyor musunuz?Anlatacağım. Ama önce ‘dışarıdan derken neyi kastettiğimi söyleyeyim. Birincisi, ABD, Avrupa, Uzak Asya ve İslam âleminde öyle herkesin derdi Türkiye ve onun hükümeti filan değil. Herkesin kendisine göre derdi, siyaseti, çıkarı var.İkincisi, Türkiyenin en büyük stratejik değeri, hâkim olduğu coğrafyadır. Başta boğazlardır, İskenderun Körfezi-Kıbrıs hattında Doğu Akdenizdir. İncirlik ve şimdi Malatya NATO radarı budur.Üçüncüsü, Türkiye son on küsur yılda önemli miktarda yatırım çekti. Bunda en büyük rol, Başbakan Tayyip Erdoğanın ekonomik politikasını2001de Kemal Dervişin belirlediği çizgide -son birkaç aya dek- sürdüren Ali Babacana emanet etmiş olmasındadır.Dolayısıyla biz ‘dışarısı derken ABDden Rusyaya, İngiltereden, Almanyadan Japonyaya, Katara dek Türkiyenin siyasi ve ekonomik geleceğine yatırım yapmış, gidişattan şu ya da bu yönde çıkarı bulunan siyasi ve ekonomik karar alıcıları kastediyoruz. Yani Türkiye ile stratejik (savunma, enerji, ulaştırma, diplomasi) ilişki içine girmiş hükümetlerin liderleri ve Türkiye masaları, büyük sanayi ve maliye kuruluşlarının Türkiye ve bölgesi yöneticileri. O karar alıcıların, alacakları kararı etkileyen danışmanlarını, araştırmacılarını ve medyayı da sayabiliriz.Bunların sayısı çok fazla değildir. Belki yüzlerle, en fazla bir-iki binle ifade edilebilir. Bu dünyada “Siz kaç kişisiniz, biz kaç kişiyiz” sorusu zamanında papanın kaç tümeni olduğunu soran Sovyet lideri Stalinin sorusu kadar anlamsız kalır. Özgül ağırlık ve çarpma etkisi kavramları gerçekten vardır ve siyasette de geçerlidir. İşte bu ‘dışarısı, Türkiyede son dönemlerde olup bitene baktığında, hem hükümetin kamuoyuna göstermek istediği gibi hem de hükümete muhalif bazı kesimlerin heyecanla benimsediği gibi bir ‘İç kavga görmüyorlar. Yakın zamana dek Erdoğana en açık desteği vermiş olan Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketinin şimdi ‘düşman görünüyor olması, ancak Türk medyasında geniş yer bulduğu için oraların da medyasına yansıyan bir yan unsur olarak ilgilendiriyor bu gerçek ‘dışarısını.Yani dışarısı, Türkiyede işbaşındaki dindar hükumetin bir zamanki müttefiki bir başka dindar grubun şimdiki vefasızlığını ve onların bir nevi iç kavgasını görmüyor. Zaten bu görüntü, dikkatleri dağıtıp oyundakileri etkisiz bırakmak için ortaya atılan bir biber gazı bombasına benziyor. Yakında, gazın etki alanı içinde olanlar sadece gazın kestiği nefes, yaşarttığı göz, bulandırdığı görüntüyle uğraşırken, uzakta, gazın etki alanı dışında olanlar, ‘dışarıdakiler asıl sorunu görmeye devam ediyor.Peki dışarıdan bakınca ne mi görünüyor?Dışarıdan bakınca görünen, benzeri bir durumda her ülkede görünendir. 17 Aralık operasyonuyla açığa çıkan yolsuzluk soruşturması, mesela Ukraynada, Brezilyada, Fransada, Korede olsa bizim de göreceğimizdir. Dışarıdan bakınca görünen;, hükümetin ucu kendisine gelme ihtimali olan bir yolsuzluk soruşturmasını, yargıya ve polise baskı uygulayarak durdurma, en azından sınırlama çabası içinde olduğudur.Dolayısıyla başta Erdoğan olmak üzere hükümet üyelerinin “Maksat başka” ya da “Arkasında dış mihrak var” tepkileri, belki AK Parti tabanında yankı bulmakta ama dış siyaset ve ekonomi karar alıcılarını ciddiyetle etkilememektedir. Türkiyeye hep olumlu bakmış Japon kredi değerlendirme kuruluşu JCR yetkililerinin “Yolsuzluk soruşturmasını yargıya müdahale ile etkilemenin Türk ekonomisine olumsuz etkisi yolsuzluğun kendisinden büyük olur” yorumu bunu en iyi şekilde anlatıyor.Üstelik biraz ideolojik tabanı güçlendirmek, biraz kamuoyu dikkatini yolsuzluk soruşturmasından başka yere çekmek için atılan caydırma-yıldırma adımları işi zorlaştırıyor. Dışarıdan bakanlar, Erdoğanın on yılda oluşturmaya çalıştığı muhafazakâr-demokrat görüntü yerine, Gezi protestolarından bu yana yaygınlaşan, iktidara bağımlı, demokrasilerdeki güçler ayrımına tahammülsüz tipik bir Şark yöneticisi görmeye başladılar.Kimse kusura bakmasın, ‘dışarıdan görülen tablo budur ve tablo bu oldukça Türkiyenin işi giderek zorlaşmaktadır.
Zaman
Son Dakika
04.01.2014
DışarıdanbakıncahiçdeöylegörünmüyorDışarıdan bakınca hiç de öyle görünmüyor
Dışarıdan bakınca hiç de öyle görünmüyor
Zaman
04.01.2014
15:22
Radikal gazetesi yazarı Murat Yetkin, yolsuzluk ve rüşvet operasyonlarının dünyada nasıl algılandığını yazdı. Yetkin, dışarıdan bakılınca Türkiyede yaşanılanın bir iç-kavga değil, yolsuzluk soruşturmasını örtme çabası olduğunu ifade ediyor.İşte Yetkinin o yazısı:Kimse kusura bakmasın, dışarıdan Türkiyeye bakanların gördüğü bir iç-kavga değil, yolsuzluk soruşturmasını örtme çabasıdır.Dışarıdan bakınca ne görünmüyor biliyor musunuz?Anlatacağım. Ama önce ‘dışarıdan derken neyi kastettiğimi söyleyeyim. Birincisi, ABD, Avrupa, Uzak Asya ve İslam âleminde öyle herkesin derdi Türkiye ve onun hükümeti filan değil. Herkesin kendisine göre derdi, siyaseti, çıkarı var.İkincisi, Türkiyenin en büyük stratejik değeri, hâkim olduğu coğrafyadır. Başta boğazlardır, İskenderun Körfezi-Kıbrıs hattında Doğu Akdenizdir. İncirlik ve şimdi Malatya NATO radarı budur.Üçüncüsü, Türkiye son on küsur yılda önemli miktarda yatırım çekti. Bunda en büyük rol, Başbakan Tayyip Erdoğanın ekonomik politikasını2001de Kemal Dervişin belirlediği çizgide -son birkaç aya dek- sürdüren Ali Babacana emanet etmiş olmasındadır.Dolayısıyla biz ‘dışarısı derken ABDden Rusyaya, İngiltereden, Almanyadan Japonyaya, Katara dek Türkiyenin siyasi ve ekonomik geleceğine yatırım yapmış, gidişattan şu ya da bu yönde çıkarı bulunan siyasi ve ekonomik karar alıcıları kastediyoruz. Yani Türkiye ile stratejik (savunma, enerji, ulaştırma, diplomasi) ilişki içine girmiş hükümetlerin liderleri ve Türkiye masaları, büyük sanayi ve maliye kuruluşlarının Türkiye ve bölgesi yöneticileri. O karar alıcıların, alacakları kararı etkileyen danışmanlarını, araştırmacılarını ve medyayı da sayabiliriz.Bunların sayısı çok fazla değildir. Belki yüzlerle, en fazla bir-iki binle ifade edilebilir. Bu dünyada “Siz kaç kişisiniz, biz kaç kişiyiz” sorusu zamanında papanın kaç tümeni olduğunu soran Sovyet lideri Stalinin sorusu kadar anlamsız kalır. Özgül ağırlık ve çarpma etkisi kavramları gerçekten vardır ve siyasette de geçerlidir. İşte bu ‘dışarısı, Türkiyede son dönemlerde olup bitene baktığında, hem hükümetin kamuoyuna göstermek istediği gibi hem de hükümete muhalif bazı kesimlerin heyecanla benimsediği gibi bir ‘İç kavga görmüyorlar. Yakın zamana dek Erdoğana en açık desteği vermiş olan Fethullah Gülen ve Hizmet Hareketinin şimdi ‘düşman görünüyor olması, ancak Türk medyasında geniş yer bulduğu için oraların da medyasına yansıyan bir yan unsur olarak ilgilendiriyor bu gerçek ‘dışarısını.Yani dışarısı, Türkiyede işbaşındaki dindar hükumetin bir zamanki müttefiki bir başka dindar grubun şimdiki vefasızlığını ve onların bir nevi iç kavgasını görmüyor. Zaten bu görüntü, dikkatleri dağıtıp oyundakileri etkisiz bırakmak için ortaya atılan bir biber gazı bombasına benziyor. Yakında, gazın etki alanı içinde olanlar sadece gazın kestiği nefes, yaşarttığı göz, bulandırdığı görüntüyle uğraşırken, uzakta, gazın etki alanı dışında olanlar, ‘dışarıdakiler asıl sorunu görmeye devam ediyor.Peki dışarıdan bakınca ne mi görünüyor?Dışarıdan bakınca görünen, benzeri bir durumda her ülkede görünendir. 17 Aralık operasyonuyla açığa çıkan yolsuzluk soruşturması, mesela Ukraynada, Brezilyada, Fransada, Korede olsa bizim de göreceğimizdir. Dışarıdan bakınca görünen;, hükümetin ucu kendisine gelme ihtimali olan bir yolsuzluk soruşturmasını, yargıya ve polise baskı uygulayarak durdurma, en azından sınırlama çabası içinde olduğudur.Dolayısıyla başta Erdoğan olmak üzere hükümet üyelerinin “Maksat başka” ya da “Arkasında dış mihrak var” tepkileri, belki AK Parti tabanında yankı bulmakta ama dış siyaset ve ekonomi karar alıcılarını ciddiyetle etkilememektedir. Türkiyeye hep olumlu bakmış Japon kredi değerlendirme kuruluşu JCR yetkililerinin “Yolsuzluk soruşturmasını yargıya müdahale ile etkilemenin Türk ekonomisine olumsuz etkisi yolsuzluğun kendisinden büyük olur” yorumu bunu en iyi şekilde anlatıyor.Üstelik biraz ideolojik tabanı güçlendirmek, biraz kamuoyu dikkatini yolsuzluk soruşturmasından başka yere çekmek için atılan caydırma-yıldırma adımları işi zorlaştırıyor. Dışarıdan bakanlar, Erdoğanın on yılda oluşturmaya çalıştığı muhafazakâr-demokrat görüntü yerine, Gezi protestolarından bu yana yaygınlaşan, iktidara bağımlı, demokrasilerdeki güçler ayrımına tahammülsüz tipik bir Şark yöneticisi görmeye başladılar.Kimse kusura bakmasın, ‘dışarıdan görülen tablo budur ve tablo bu oldukça Türkiyenin işi giderek zorlaşmaktadır.
Zaman
Ana Sayfa
04.01.2014
DışarıdanbakıncahiçdeöylegörünmüyorDışarıdan bakınca hiç de öyle görünmüyor
GYV'den 'operasyon' açıklaması: Hizmet'in AK Parti'yle husumeti yoktur ve olamaz
Zaman
30.12.2013
15:45
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV), yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında ortaya atılan iddialara yazılı bir açıklama ile cevap verdi. Yürütülen soruşturmaların arkasında Hizmet Hareketinin olduğu iddialarının çirkin bir iftira oluğunun vurgulandığı açıklamada, Cumianın AK Partiye husumetinin olamayacağının altı çizildi.Açıklamada şöyle denildi:Yolsuzlukla mücadele dünyanın her yerinde kamuoylarının hassasiyetle talep ve takip ettiği konuların başındadır. Türkiye’de de ismi yolsuzluğa karışmış ya da maşerî vicdanın yolsuzlukla mücadele etmediği hükmüne vardığı hükümetlerin güven ve kredi kaybına uğradığı aşikârdır. Bu günlerde kamuoyunca büyük bir ilgi ve merakla takip edilen yolsuzluk iddialarının üzerine en etkin şekilde hem yargı tarafından hem de medya tarafından gidilmesi, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi, zaruridir.Maşeri vicdanın ve kamuoyunun, adaletin hakkı ile yerini bulduğuna ikna olması için, başta Hükümet, bütün ilgili kişi ve kurumların Anayasa ve Kanunlarımızda ifade edildiği şekli ile bağımsız ve Millet adına karar veren Yargıya saygı duyması gerekmektedir. Gelinen bu aşamadan sonra, hakkında yolsuzlukla ilgili bir takım iddia ve istifhamlar bulunan kişilerin de aklanması, ancak yargı sürecine saygı duyulması ve bu sürecin her hangi bir müdahale olmadan sonuçlanması ile mümkün olabilecektir.“Yürütülen soruşturmaların ardında “Hizmet” olduğu iddiası çirkin bir iftiradır.”Onursal Başkanımız Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin yolsuzluk soruşturmasını yürüten “savcılarla ilişkili” olduğu ve “dış güçlerin maşası” oldukları için bu davaları açtırdıkları iddiaları çirkin birer iftiradır.Ayrıca, vakfımızın hem Türkiye’yi hem de Hizmet Gönüllülerinin yapmış oldukları faaliyetleri tüm dünyaya anlatma amaçlı yaptığı şeffaf toplantıların bile hükümete yakın bir kısım medya organlarınca çarpıtılarak “vatana ihanet”, “casusluk”, “uluslararası odaklarla işbirliği” gibi akıl almaz komplo teorileri ve ithamlarla haberleştirilmesi insafla bağdaşmaz.Aksi takdirde bu tip faaliyetleri yapan herkesi ajanlıkla suçlamak ülkeyi içinden çıkılmaz bir cinnet haline sürükleyecektir“Hizmet Hareketi’nin AK Parti’ye husumeti yoktur ve olamaz.”Muhterem Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin, ülkeye çok hizmetleri geçmiş AK Parti’ye karşı bir husumeti bulunmamaktadır. Hizmet, AK Parti’nin 2002-2011 arasındaki her tür demokratikleşme hamlesini açıkça desteklemiştir. Ancak, Sayın Erdoğan’ın ve partisinin yönetiminde, eylemlerinde ve eylemsizliklerinde 2011 genel seçimlerinden bu yana ciddi bir farklılık oluştuğu açıktır. AB sürecinin yavaşlaması, kuvvetler ayrılığını erozyona uğratan şekli ile başkanlık teklifi, medya özgürlüklerinin giderek daralması, parlamenter denetimin zayıflaması, Sayıştay’ın görevini yapamaz hale gelmesi ve otoriterleşme emarelerinin artması, son olarak yargıya bile müdahale edilmesi AK Parti’yi destekleyen sağduyulu kesimleri ülkenin geleceği ile ilgili derin endişelere sevk etmiştir.Camianın da paylaştığı ve defaatle dile getirdiği bu eleştirilerin dershanelerin yasaklanması tartışmaları ile başladığı iddiası da gerçek dışıdır. Dershane yasaklama tartışmaları başlamadan çok önce, Vakfımızın başta medya özgürlükleri olmak üzere, Türkiye’deki reformların yavaşlaması ve otoriterleşme eğilimleri hususunda yaptığı açıklamalarla endişelerini kamuoyuyla paylaştığı herkesçe bilinen bir husustur.“Sokak eylemlerinin bir takım provokasyonlara sebebiyet verebileceği endişesini taşımaktayız.”Yolsuzluk soruşturmasını yürüten yargıya açıkça hükümet tarafından müdahale görüntüsü verilmesi, yargıya bağlı çalışan kolluğa operasyon yapılması ve poliste yapılan yeni atamalar sonucu, polisin kolluk görevini yapmamakta direnmesi pek çok kişide haklı tepkilere sebep olmuştur.Yasalar çerçevesinde yapılan, şiddete başvurmayan barışçıl sokak eylemleri demokratik bir haktır. Ancak Hükümetin, Yargıya bile tahammül edemez bir görüntü verdiği ve her gün üst üste çok gergin ve kutuplaştırıcı açıklamalar yaptığı bugünlerde, barışçıl ve haklı da olsa, bu tarz sokak eylemlerinin bir takım provokasyonlara sebebiyet verebileceği endişesini taşımaktayız.Açıkçası, eylemlerin ülkemizi kaotik bir ortama sürüklemesinden kaygı duyuyoruz. Yolsuzluğun protesto edilmesi için ortaya çıkmış barışçıl protestoların sabote edilmesinin yolsuzluk gündeminin değişmesine sebebiyet verebilme ihtimali, amaçlananın tam tersi bir sonuç verecektir. Bu çerçevede, Gezi olaylarında da ifade ettiğimiz üzere, Hükümeti basiretli ve serinkanlıyönetime ve protesto eylemlerinde bulunanlar da dâhil olmak üzere 76 milyonun Hükümeti olarak davranmaya, aynı şekilde eylemcileri de barışçıl yöntemler ile sınırlı k
Zaman
Son Dakika
30.12.2013
GYVdenoperasyonaçıklamasıHizmetinAKPartiylehusumetiyokturveolamazGYVden operasyon açıklaması Hizmetin AK Partiyle husumeti yoktur ve olamaz
GYV'den 'operasyon' açıklaması: Hizmet'in AK Parti'yle husumeti yoktur ve olamaz
Zaman
30.12.2013
15:45
Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı (GYV), yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında ortaya atılan iddialara yazılı bir açıklama ile cevap verdi. Yürütülen soruşturmaların arkasında Hizmet Hareketinin olduğu iddialarının çirkin bir iftira oluğunun vurgulandığı açıklamada, Cumianın AK Partiye husumetinin olamayacağının altı çizildi.Açıklamada şöyle denildi:Yolsuzlukla mücadele dünyanın her yerinde kamuoylarının hassasiyetle talep ve takip ettiği konuların başındadır. Türkiye’de de ismi yolsuzluğa karışmış ya da maşerî vicdanın yolsuzlukla mücadele etmediği hükmüne vardığı hükümetlerin güven ve kredi kaybına uğradığı aşikârdır. Bu günlerde kamuoyunca büyük bir ilgi ve merakla takip edilen yolsuzluk iddialarının üzerine en etkin şekilde hem yargı tarafından hem de medya tarafından gidilmesi, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi, zaruridir.Maşeri vicdanın ve kamuoyunun, adaletin hakkı ile yerini bulduğuna ikna olması için, başta Hükümet, bütün ilgili kişi ve kurumların Anayasa ve Kanunlarımızda ifade edildiği şekli ile bağımsız ve Millet adına karar veren Yargıya saygı duyması gerekmektedir. Gelinen bu aşamadan sonra, hakkında yolsuzlukla ilgili bir takım iddia ve istifhamlar bulunan kişilerin de aklanması, ancak yargı sürecine saygı duyulması ve bu sürecin her hangi bir müdahale olmadan sonuçlanması ile mümkün olabilecektir.“Yürütülen soruşturmaların ardında “Hizmet” olduğu iddiası çirkin bir iftiradır.”Onursal Başkanımız Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin yolsuzluk soruşturmasını yürüten “savcılarla ilişkili” olduğu ve “dış güçlerin maşası” oldukları için bu davaları açtırdıkları iddiaları çirkin birer iftiradır.Ayrıca, vakfımızın hem Türkiye’yi hem de Hizmet Gönüllülerinin yapmış oldukları faaliyetleri tüm dünyaya anlatma amaçlı yaptığı şeffaf toplantıların bile hükümete yakın bir kısım medya organlarınca çarpıtılarak “vatana ihanet”, “casusluk”, “uluslararası odaklarla işbirliği” gibi akıl almaz komplo teorileri ve ithamlarla haberleştirilmesi insafla bağdaşmaz.Aksi takdirde bu tip faaliyetleri yapan herkesi ajanlıkla suçlamak ülkeyi içinden çıkılmaz bir cinnet haline sürükleyecektir“Hizmet Hareketi’nin AK Parti’ye husumeti yoktur ve olamaz.”Muhterem Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin, ülkeye çok hizmetleri geçmiş AK Parti’ye karşı bir husumeti bulunmamaktadır. Hizmet, AK Parti’nin 2002-2011 arasındaki her tür demokratikleşme hamlesini açıkça desteklemiştir. Ancak, Sayın Erdoğan’ın ve partisinin yönetiminde, eylemlerinde ve eylemsizliklerinde 2011 genel seçimlerinden bu yana ciddi bir farklılık oluştuğu açıktır. AB sürecinin yavaşlaması, kuvvetler ayrılığını erozyona uğratan şekli ile başkanlık teklifi, medya özgürlüklerinin giderek daralması, parlamenter denetimin zayıflaması, Sayıştay’ın görevini yapamaz hale gelmesi ve otoriterleşme emarelerinin artması, son olarak yargıya bile müdahale edilmesi AK Parti’yi destekleyen sağduyulu kesimleri ülkenin geleceği ile ilgili derin endişelere sevk etmiştir.Camianın da paylaştığı ve defaatle dile getirdiği bu eleştirilerin dershanelerin yasaklanması tartışmaları ile başladığı iddiası da gerçek dışıdır. Dershane yasaklama tartışmaları başlamadan çok önce, Vakfımızın başta medya özgürlükleri olmak üzere, Türkiye’deki reformların yavaşlaması ve otoriterleşme eğilimleri hususunda yaptığı açıklamalarla endişelerini kamuoyuyla paylaştığı herkesçe bilinen bir husustur.“Sokak eylemlerinin bir takım provokasyonlara sebebiyet verebileceği endişesini taşımaktayız.”Yolsuzluk soruşturmasını yürüten yargıya açıkça hükümet tarafından müdahale görüntüsü verilmesi, yargıya bağlı çalışan kolluğa operasyon yapılması ve poliste yapılan yeni atamalar sonucu, polisin kolluk görevini yapmamakta direnmesi pek çok kişide haklı tepkilere sebep olmuştur.Yasalar çerçevesinde yapılan, şiddete başvurmayan barışçıl sokak eylemleri demokratik bir haktır. Ancak Hükümetin, Yargıya bile tahammül edemez bir görüntü verdiği ve her gün üst üste çok gergin ve kutuplaştırıcı açıklamalar yaptığı bugünlerde, barışçıl ve haklı da olsa, bu tarz sokak eylemlerinin bir takım provokasyonlara sebebiyet verebileceği endişesini taşımaktayız.Açıkçası, eylemlerin ülkemizi kaotik bir ortama sürüklemesinden kaygı duyuyoruz. Yolsuzluğun protesto edilmesi için ortaya çıkmış barışçıl protestoların sabote edilmesinin yolsuzluk gündeminin değişmesine sebebiyet verebilme ihtimali, amaçlananın tam tersi bir sonuç verecektir. Bu çerçevede, Gezi olaylarında da ifade ettiğimiz üzere, Hükümeti basiretli ve serinkanlıyönetime ve protesto eylemlerinde bulunanlar da dâhil olmak üzere 76 milyonun Hükümeti olarak davranmaya, aynı şekilde eylemcileri de barışçıl yöntemler ile sınırlı k
Zaman
Ana Sayfa
30.12.2013
GYVdenoperasyonaçıklamasıHizmetinAKPartiylehusumetiyokturveolamazGYVden operasyon açıklaması Hizmetin AK Partiyle husumeti yoktur ve olamaz
GYV'den 'operasyon' açıklaması: "Hizmet'in AK Parti'yle husumeti yoktur ve olamaz"
Zaman
30.12.2013
15:25
Yolsuzlukla mücadele dünyanın her yerinde kamuoylarının hassasiyetle talep ve takip ettiği konuların başındadır. Türkiye’de de ismi yolsuzluğa karışmış ya da maşerî vicdanın yolsuzlukla mücadele etmediği hükmüne vardığı hükümetlerin güven ve kredi kaybına uğradığı aşikârdır. Bu günlerde kamuoyunca büyük bir ilgi ve merakla takip edilen yolsuzluk iddialarının üzerine en etkin şekilde hem yargı tarafından hem de medya tarafından gidilmesi, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi, zaruridir.Maşeri vicdanın ve kamuoyunun, adaletin hakkı ile yerini bulduğuna ikna olması için, başta Hükümet, bütün ilgili kişi ve kurumların Anayasa ve Kanunlarımızda ifade edildiği şekli ile bağımsız ve Millet adına karar veren Yargıya saygı duyması gerekmektedir. Gelinen bu aşamadan sonra, hakkında yolsuzlukla ilgili bir takım iddia ve istifhamlar bulunan kişilerin de aklanması, ancak yargı sürecine saygı duyulması ve bu sürecin her hangi bir müdahale olmadan sonuçlanması ile mümkün olabilecektir.“Yürütülen soruşturmaların ardında “Hizmet” olduğu iddiası çirkin bir iftiradır.”Onursal Başkanımız Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin yolsuzluk soruşturmasını yürüten “savcılarla ilişkili” olduğu ve “dış güçlerin maşası” oldukları için bu davaları açtırdıkları iddiaları çirkin birer iftiradır.Ayrıca, vakfımızın hem Türkiye’yi hem de Hizmet Gönüllülerinin yapmış oldukları faaliyetleri tüm dünyaya anlatma amaçlı yaptığı şeffaf toplantıların bile hükümete yakın bir kısım medya organlarınca çarpıtılarak “vatana ihanet”, “casusluk”, “uluslararası odaklarla işbirliği” gibi akıl almaz komplo teorileri ve ithamlarla haberleştirilmesi insafla bağdaşmaz.Aksi takdirde bu tip faaliyetleri yapan herkesi ajanlıkla suçlamak ülkeyi içinden çıkılmaz bir cinnet haline sürükleyecektir“Hizmet Hareketi’nin AK Parti’ye husumeti yoktur ve olamaz.”Muhterem Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin, ülkeye çok hizmetleri geçmiş AK Parti’ye karşı bir husumeti bulunmamaktadır. Hizmet, AK Parti’nin 2002-2011 arasındaki her tür demokratikleşme hamlesini açıkça desteklemiştir. Ancak, Sayın Erdoğan’ın ve partisinin yönetiminde, eylemlerinde ve eylemsizliklerinde 2011 genel seçimlerinden bu yana ciddi bir farklılık oluştuğu açıktır. AB sürecinin yavaşlaması, kuvvetler ayrılığını erozyona uğratan şekli ile başkanlık teklifi, medya özgürlüklerinin giderek daralması, parlamenter denetimin zayıflaması, Sayıştay’ın görevini yapamaz hale gelmesi ve otoriterleşme emarelerinin artması, son olarak yargıya bile müdahale edilmesi AK Parti’yi destekleyen sağduyulu kesimleri ülkenin geleceği ile ilgili derin endişelere sevk etmiştir.Camianın da paylaştığı ve defaatle dile getirdiği bu eleştirilerin dershanelerin yasaklanması tartışmaları ile başladığı iddiası da gerçek dışıdır. Dershane yasaklama tartışmaları başlamadan çok önce, Vakfımızın başta medya özgürlükleri olmak üzere, Türkiye’deki reformların yavaşlaması ve otoriterleşme eğilimleri hususunda yaptığı açıklamalarla endişelerini kamuoyuyla paylaştığı herkesçe bilinen bir husustur.“Sokak eylemlerinin bir takım provokasyonlara sebebiyet verebileceği endişesini taşımaktayız.”Yolsuzluk soruşturmasını yürüten yargıya açıkça hükümet tarafından müdahale görüntüsü verilmesi, yargıya bağlı çalışan kolluğa operasyon yapılması ve poliste yapılan yeni atamalar sonucu, polisin kolluk görevini yapmamakta direnmesi pek çok kişide haklı tepkilere sebep olmuştur.Yasalar çerçevesinde yapılan, şiddete başvurmayan barışçıl sokak eylemleri demokratik bir haktır. Ancak Hükümetin, Yargıya bile tahammül edemez bir görüntü verdiği ve her gün üst üste çok gergin ve kutuplaştırıcı açıklamalar yaptığı bugünlerde, barışçıl ve haklı da olsa, bu tarz sokak eylemlerinin bir takım provokasyonlara sebebiyet verebileceği endişesini taşımaktayız.Açıkçası, eylemlerin ülkemizi kaotik bir ortama sürüklemesinden kaygı duyuyoruz. Yolsuzluğun protesto edilmesi için ortaya çıkmış barışçıl protestoların sabote edilmesinin yolsuzluk gündeminin değişmesine sebebiyet verebilme ihtimali, amaçlananın tam tersi bir sonuç verecektir. Bu çerçevede, Gezi olaylarında da ifade ettiğimiz üzere, Hükümeti basiretli ve serinkanlıyönetime ve protesto eylemlerinde bulunanlar da dâhil olmak üzere 76 milyonun Hükümeti olarak davranmaya, aynı şekilde eylemcileri de barışçıl yöntemler ile sınırlı kalmaya davet ediyoruz.“Demokratik bir ülkede paralel devlet kabul edilemez. Varsa böyle bir yapı hükümetin bunu delilleri ile ortaya koyması gerekir.”Öte yandan, yolsuzluk soruşturmaları ile birlikte, hükümetçe ve hükümete yakın medyada daha yüksek sesle dile getirilen, “yargı cuntası”, “paralel devlet”, “otonom
Zaman
Son Dakika
30.12.2013
GYVdenoperasyonaçıklamasıHizmetinAKPartiylehusumetiyokturveolamazGYVden operasyon açıklaması Hizmetin AK Partiyle husumeti yoktur ve olamaz
GYV'den 'operasyon' açıklaması: "Hizmet'in AK Parti'yle husumeti yoktur ve olamaz"
Zaman
30.12.2013
15:25
Yolsuzlukla mücadele dünyanın her yerinde kamuoylarının hassasiyetle talep ve takip ettiği konuların başındadır. Türkiye’de de ismi yolsuzluğa karışmış ya da maşerî vicdanın yolsuzlukla mücadele etmediği hükmüne vardığı hükümetlerin güven ve kredi kaybına uğradığı aşikârdır. Bu günlerde kamuoyunca büyük bir ilgi ve merakla takip edilen yolsuzluk iddialarının üzerine en etkin şekilde hem yargı tarafından hem de medya tarafından gidilmesi, tüm demokratik ülkelerde olduğu gibi, zaruridir.Maşeri vicdanın ve kamuoyunun, adaletin hakkı ile yerini bulduğuna ikna olması için, başta Hükümet, bütün ilgili kişi ve kurumların Anayasa ve Kanunlarımızda ifade edildiği şekli ile bağımsız ve Millet adına karar veren Yargıya saygı duyması gerekmektedir. Gelinen bu aşamadan sonra, hakkında yolsuzlukla ilgili bir takım iddia ve istifhamlar bulunan kişilerin de aklanması, ancak yargı sürecine saygı duyulması ve bu sürecin her hangi bir müdahale olmadan sonuçlanması ile mümkün olabilecektir.“Yürütülen soruşturmaların ardında “Hizmet” olduğu iddiası çirkin bir iftiradır.”Onursal Başkanımız Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin yolsuzluk soruşturmasını yürüten “savcılarla ilişkili” olduğu ve “dış güçlerin maşası” oldukları için bu davaları açtırdıkları iddiaları çirkin birer iftiradır.Ayrıca, vakfımızın hem Türkiye’yi hem de Hizmet Gönüllülerinin yapmış oldukları faaliyetleri tüm dünyaya anlatma amaçlı yaptığı şeffaf toplantıların bile hükümete yakın bir kısım medya organlarınca çarpıtılarak “vatana ihanet”, “casusluk”, “uluslararası odaklarla işbirliği” gibi akıl almaz komplo teorileri ve ithamlarla haberleştirilmesi insafla bağdaşmaz.Aksi takdirde bu tip faaliyetleri yapan herkesi ajanlıkla suçlamak ülkeyi içinden çıkılmaz bir cinnet haline sürükleyecektir“Hizmet Hareketi’nin AK Parti’ye husumeti yoktur ve olamaz.”Muhterem Hocaefendi ve Hizmet Hareketi’nin, ülkeye çok hizmetleri geçmiş AK Parti’ye karşı bir husumeti bulunmamaktadır. Hizmet, AK Parti’nin 2002-2011 arasındaki her tür demokratikleşme hamlesini açıkça desteklemiştir. Ancak, Sayın Erdoğan’ın ve partisinin yönetiminde, eylemlerinde ve eylemsizliklerinde 2011 genel seçimlerinden bu yana ciddi bir farklılık oluştuğu açıktır. AB sürecinin yavaşlaması, kuvvetler ayrılığını erozyona uğratan şekli ile başkanlık teklifi, medya özgürlüklerinin giderek daralması, parlamenter denetimin zayıflaması, Sayıştay’ın görevini yapamaz hale gelmesi ve otoriterleşme emarelerinin artması, son olarak yargıya bile müdahale edilmesi AK Parti’yi destekleyen sağduyulu kesimleri ülkenin geleceği ile ilgili derin endişelere sevk etmiştir.Camianın da paylaştığı ve defaatle dile getirdiği bu eleştirilerin dershanelerin yasaklanması tartışmaları ile başladığı iddiası da gerçek dışıdır. Dershane yasaklama tartışmaları başlamadan çok önce, Vakfımızın başta medya özgürlükleri olmak üzere, Türkiye’deki reformların yavaşlaması ve otoriterleşme eğilimleri hususunda yaptığı açıklamalarla endişelerini kamuoyuyla paylaştığı herkesçe bilinen bir husustur.“Sokak eylemlerinin bir takım provokasyonlara sebebiyet verebileceği endişesini taşımaktayız.”Yolsuzluk soruşturmasını yürüten yargıya açıkça hükümet tarafından müdahale görüntüsü verilmesi, yargıya bağlı çalışan kolluğa operasyon yapılması ve poliste yapılan yeni atamalar sonucu, polisin kolluk görevini yapmamakta direnmesi pek çok kişide haklı tepkilere sebep olmuştur.Yasalar çerçevesinde yapılan, şiddete başvurmayan barışçıl sokak eylemleri demokratik bir haktır. Ancak Hükümetin, Yargıya bile tahammül edemez bir görüntü verdiği ve her gün üst üste çok gergin ve kutuplaştırıcı açıklamalar yaptığı bugünlerde, barışçıl ve haklı da olsa, bu tarz sokak eylemlerinin bir takım provokasyonlara sebebiyet verebileceği endişesini taşımaktayız.Açıkçası, eylemlerin ülkemizi kaotik bir ortama sürüklemesinden kaygı duyuyoruz. Yolsuzluğun protesto edilmesi için ortaya çıkmış barışçıl protestoların sabote edilmesinin yolsuzluk gündeminin değişmesine sebebiyet verebilme ihtimali, amaçlananın tam tersi bir sonuç verecektir. Bu çerçevede, Gezi olaylarında da ifade ettiğimiz üzere, Hükümeti basiretli ve serinkanlıyönetime ve protesto eylemlerinde bulunanlar da dâhil olmak üzere 76 milyonun Hükümeti olarak davranmaya, aynı şekilde eylemcileri de barışçıl yöntemler ile sınırlı kalmaya davet ediyoruz.“Demokratik bir ülkede paralel devlet kabul edilemez. Varsa böyle bir yapı hükümetin bunu delilleri ile ortaya koyması gerekir.”Öte yandan, yolsuzluk soruşturmaları ile birlikte, hükümetçe ve hükümete yakın medyada daha yüksek sesle dile getirilen, “yargı cuntası”, “paralel devlet”, “otonom
Zaman
Ana Sayfa
30.12.2013
GYVdenoperasyonaçıklamasıHizmetinAKPartiylehusumetiyokturveolamazGYVden operasyon açıklaması Hizmetin AK Partiyle husumeti yoktur ve olamaz
A. Turan Alkan - Aferiiin
Zaman
29.12.2013
04:58
-Tık tık...-Geel; ooo sen miydin müdür, buyrun, şöyle oturun. Ne alırsın, kahve, çay, ayran?-Sağolun efendim, az evvel içmiştim...-Olur mu canım, bizim çayımız iyidir. İki çay söylüyorum, limonlu?-Nasıl uygun görürseniz âmirim, takdiriniz.-Takdiriniz dedin de, şubenin çalışmalarını takdirle izliyorum, vatandaş da memnun, maşallah, gözüm üzerinizde yani keh keh keh...-Teveccühünüz efendim, vazifemizi yapmaya çalışıyoruz arkadaşlar olarak; dâvâ vatana millete hizmet efendim.-Öyle öyle; bizde vatan-millet deyince akan sular durur. Aferin, iyisiniz iyi... Oo işte çaylarımız da geldi, nasıl çoluk-çocuk âfiyetteler değil mi?-Evvel Allah iyiler, ellerinizden öperler âmirim. Küçük oğlan biraz haylaz, pek çalışmıyor amcası, zeki ama... Benim de sebeb-i ziyaretim üç aşağı beş yukarı aynı mevzuda sayılır efendim.-Yaa, öyle mi, nedir?-Vallahi nasıl söylesem bilmiyorum fakat bu da bir nevi vazife işte; geçenlerde yayınlanan yeni Adli Kolluk yönergesi muvacehesinde hem görev, hem bir insanlık vazifesi, takdir edersiniz...-Aferin, bravo; böyle olmalı işte, güzel! Nedir bakayım şimdi mesele?-Eee, sizin ortanca mahdum hakkında efendim, yani öyle olduğunu sanıyoruz, bazı bulgular...-Ne bulgusu, ne mahdumu? Ne diyorsun be adam; düzgün konuşsana, ne geveliyorsun sen bakayım?-Efendim, çok özür diliyorum, bunları söylerken vallahi hicabımdan yer yarılsa da içine girsem yeridir, fakat vaziyet böyleyken böyle...-Neyleyken neyle?.. Söylesene yahu?-Efendim, hani çarşıda kuyumcuların yoğun olarak bir arada bulunduğu bir pasaj var mâlumunuz; işte orada birkaç esnaf, akşam altın sayarken hesapları tutmamış; birkaç dükkânda birden kasa ve altın hesabı tutmayınca n’oluyor diye araştırmışlar. O sırada birisinin aklına gelmiş, yahu bizim kamera kayıtlarımız var, onlara bakalım demişler...-Ee, baksınlar bize ne bundan?-Öyle değil efendim. Kamera kayıtlarını geriye sarıp incelerken sizin ortanca mahdum görüntüye giriyor...-Hıı, n’olmuş, herkes girer çıkar kuyumcuya...-Sizin mahdum da girmiş işte; yanında bir hanım kız var. Kolye küpe vesair bakıyoruz diye tezgâhın üstüne hayli takı birikmiş; derken bu kızcağız yüzüklerden birini tezgâhın arka tarafına, yani kuyumcunun bulunduğu tarafa düşürüyor. Kuyumcu eğilip yüzüğü alırken...-Ee, alırken...-Olanlar oluyor efendim. Ortanca mahdum serî bir el hareketiyle birkaç parça altını cebine koyuyor.-...?-...!-Benim oğlan... Ortanca... cebine?..-Hı hı, kayıtlar burada efendim, şu diskte. Bundan ibaret de değil; aynı gün yarım saat içinde üç dükkân geziyorlar. Toplamda 86 gram civarında altın takı şey oluyor böylece... sâbit yani... diskte var...-Ee?-Eesi böyle efendim, çok üzgünüm.-Üzgünmüş; senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu be adam? Ne söylediğinin farkında mısın sen?-Çok müteessirim sayın âmirim; keşke olmasaydı!-Oğlum, evlâdım; bak henüz gençsin, hele şimdi şu çayını bitir bakalım, sâkin ol. Rahatla. Tecrübe başka şey. Senin yaşlarında biz de toyduk; gördüğümüz her şeyi birebir gerçek zannettiğimiz olurdu bazen.-Nasıl yani?-Şimdi canımın içi; bak, fotoşop diye bir şey var, duydun değil mi? Montaj, kuntaj bilmem ne. Şimdi söyle bakayım, bu görüntülerin sahici olup olmadığı hakkında bilirkişinden görüş aldın mı?-Yoo!-Gördün mü? Diyelim ki bilirkişi raporu aldın ve görüntüler de gerçek. Görüntü gerçek diye olup biten her şeyi gerçek kabul edebilir miyiz acaba evlâdım?-Nasıl yani?-O görüntüdeki şahıs, bakalım gerçekten bizim ortanca mahdum mu; yoksa ona çok benzeyen makyajlı biri mi? Anlıyor musun? Belki bir CIA ajanı, ülkemize kara bulaştırmak, ekonomimizi çökertmek, borsa spekülasyonu yapmak için tezgâh kurdu. N’olur o zaman senin halin bakalım?-..?-Yaa gördün mü. Bu memleket üç tarafı denizle, dört taraflı düşmanla çevrili bir ülke evlâdım. Bunun şeriatçısı var, bölücüsü var, haşa huzurdan komünisti var, anarşisti var, cemaatçisi var; değil mi? Peki, bu kaset komplosunun İsrail boyutunu araştırdınız mı?-..?-Araştırmadınız! Sonra da efendim hık mık diye dayanıyorsun kapıma! Neyse ki, gelip haber vermek basiretini olsun gösterdiniz. Aferin, takdir ettim; söyle bakayım, bu işten senden başka kimin haberi var?-Bir ben varım, bir de muavin arkadaşım; güvenilir arkadaştır kendisi...-İyi. Sen şimdi diski bırak masaya; sonra git kuyumcuların hard diskine el koy, getirin, bir güzel silin onu; şöyle sekiz-on kere güzelce silin. Evladım, yavrum, güzel müdürüm, farkında değilsiniz, bu iş uluslararası bir mesele. Ülkemize karşı vahim bir kontrespiyonaj durumları kokusu alıyorum buradan. Cık cık cık... verilmiş sadakanız varmış vallahi. Basına bir aksetse, hükümete karşı tertipli kalkışmadan sittîn sene hapisten yakanızı kurtaramazdınız. Tecrübesizlik işte. Neyse ki tam zamanında fark ettik durumu.-Öyle yapayım diyorsunu
Zaman
En Çok Okunan
29.12.2013
ATuranAlkan-AferiiinA Turan Alkan - Aferiiin
A. Turan Alkan - Aferiiin
Zaman
29.12.2013
01:59
-Tık tık...-Geel; ooo sen miydin müdür, buyrun, şöyle oturun. Ne alırsın, kahve, çay, ayran?-Sağolun efendim, az evvel içmiştim...-Olur mu canım, bizim çayımız iyidir. İki çay söylüyorum, limonlu?-Nasıl uygun görürseniz âmirim, takdiriniz.-Takdiriniz dedin de, şubenin çalışmalarını takdirle izliyorum, vatandaş da memnun, maşallah, gözüm üzerinizde yani keh keh keh...-Teveccühünüz efendim, vazifemizi yapmaya çalışıyoruz arkadaşlar olarak; dâvâ vatana millete hizmet efendim.-Öyle öyle; bizde vatan-millet deyince akan sular durur. Aferin, iyisiniz iyi... Oo işte çaylarımız da geldi, nasıl çoluk-çocuk âfiyetteler değil mi?-Evvel Allah iyiler, ellerinizden öperler âmirim. Küçük oğlan biraz haylaz, pek çalışmıyor amcası, zeki ama... Benim de sebeb-i ziyaretim üç aşağı beş yukarı aynı mevzuda sayılır efendim.-Yaa, öyle mi, nedir?-Vallahi nasıl söylesem bilmiyorum fakat bu da bir nevi vazife işte; geçenlerde yayınlanan yeni Adli Kolluk yönergesi muvacehesinde hem görev, hem bir insanlık vazifesi, takdir edersiniz...-Aferin, bravo; böyle olmalı işte, güzel! Nedir bakayım şimdi mesele?-Eee, sizin ortanca mahdum hakkında efendim, yani öyle olduğunu sanıyoruz, bazı bulgular...-Ne bulgusu, ne mahdumu? Ne diyorsun be adam; düzgün konuşsana, ne geveliyorsun sen bakayım?-Efendim, çok özür diliyorum, bunları söylerken vallahi hicabımdan yer yarılsa da içine girsem yeridir, fakat vaziyet böyleyken böyle...-Neyleyken neyle?.. Söylesene yahu?-Efendim, hani çarşıda kuyumcuların yoğun olarak bir arada bulunduğu bir pasaj var mâlumunuz; işte orada birkaç esnaf, akşam altın sayarken hesapları tutmamış; birkaç dükkânda birden kasa ve altın hesabı tutmayınca n’oluyor diye araştırmışlar. O sırada birisinin aklına gelmiş, yahu bizim kamera kayıtlarımız var, onlara bakalım demişler...-Ee, baksınlar bize ne bundan?-Öyle değil efendim. Kamera kayıtlarını geriye sarıp incelerken sizin ortanca mahdum görüntüye giriyor...-Hıı, n’olmuş, herkes girer çıkar kuyumcuya...-Sizin mahdum da girmiş işte; yanında bir hanım kız var. Kolye küpe vesair bakıyoruz diye tezgâhın üstüne hayli takı birikmiş; derken bu kızcağız yüzüklerden birini tezgâhın arka tarafına, yani kuyumcunun bulunduğu tarafa düşürüyor. Kuyumcu eğilip yüzüğü alırken...-Ee, alırken...-Olanlar oluyor efendim. Ortanca mahdum serî bir el hareketiyle birkaç parça altını cebine koyuyor.-...?-...!-Benim oğlan... Ortanca... cebine?..-Hı hı, kayıtlar burada efendim, şu diskte. Bundan ibaret de değil; aynı gün yarım saat içinde üç dükkân geziyorlar. Toplamda 86 gram civarında altın takı şey oluyor böylece... sâbit yani... diskte var...-Ee?-Eesi böyle efendim, çok üzgünüm.-Üzgünmüş; senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu be adam? Ne söylediğinin farkında mısın sen?-Çok müteessirim sayın âmirim; keşke olmasaydı!-Oğlum, evlâdım; bak henüz gençsin, hele şimdi şu çayını bitir bakalım, sâkin ol. Rahatla. Tecrübe başka şey. Senin yaşlarında biz de toyduk; gördüğümüz her şeyi birebir gerçek zannettiğimiz olurdu bazen.-Nasıl yani?-Şimdi canımın içi; bak, fotoşop diye bir şey var, duydun değil mi? Montaj, kuntaj bilmem ne. Şimdi söyle bakayım, bu görüntülerin sahici olup olmadığı hakkında bilirkişinden görüş aldın mı?-Yoo!-Gördün mü? Diyelim ki bilirkişi raporu aldın ve görüntüler de gerçek. Görüntü gerçek diye olup biten her şeyi gerçek kabul edebilir miyiz acaba evlâdım?-Nasıl yani?-O görüntüdeki şahıs, bakalım gerçekten bizim ortanca mahdum mu; yoksa ona çok benzeyen makyajlı biri mi? Anlıyor musun? Belki bir CIA ajanı, ülkemize kara bulaştırmak, ekonomimizi çökertmek, borsa spekülasyonu yapmak için tezgâh kurdu. N’olur o zaman senin halin bakalım?-..?-Yaa gördün mü. Bu memleket üç tarafı denizle, dört taraflı düşmanla çevrili bir ülke evlâdım. Bunun şeriatçısı var, bölücüsü var, haşa huzurdan komünisti var, anarşisti var, cemaatçisi var; değil mi? Peki, bu kaset komplosunun İsrail boyutunu araştırdınız mı?-..?-Araştırmadınız! Sonra da efendim hık mık diye dayanıyorsun kapıma! Neyse ki, gelip haber vermek basiretini olsun gösterdiniz. Aferin, takdir ettim; söyle bakayım, bu işten senden başka kimin haberi var?-Bir ben varım, bir de muavin arkadaşım; güvenilir arkadaştır kendisi...-İyi. Sen şimdi diski bırak masaya; sonra git kuyumcuların hard diskine el koy, getirin, bir güzel silin onu; şöyle sekiz-on kere güzelce silin. Evladım, yavrum, güzel müdürüm, farkında değilsiniz, bu iş uluslararası bir mesele. Ülkemize karşı vahim bir kontrespiyonaj durumları kokusu alıyorum buradan. Cık cık cık... verilmiş sadakanız varmış vallahi. Basına bir aksetse, hükümete karşı tertipli kalkışmadan sittîn sene hapisten yakanızı kurtaramazdınız. Tecrübesizlik işte. Neyse ki tam zamanında fark ettik durumu.-Öyle yapayım diyorsunu
Zaman
Köşe Yazıları
29.12.2013
ATuranAlkan-AferiiinA Turan Alkan - Aferiiin
A. Turan Alkan - Aferiiin
Zaman
29.12.2013
01:50
-Tık tık...-Geel; ooo sen miydin müdür, buyrun, şöyle oturun. Ne alırsın, kahve, çay, ayran?-Sağolun efendim, az evvel içmiştim...-Olur mu canım, bizim çayımız iyidir. İki çay söylüyorum, limonlu?-Nasıl uygun görürseniz âmirim, takdiriniz.-Takdiriniz dedin de, şubenin çalışmalarını takdirle izliyorum, vatandaş da memnun, maşallah, gözüm üzerinizde yani keh keh keh...-Teveccühünüz efendim, vazifemizi yapmaya çalışıyoruz arkadaşlar olarak; dâvâ vatana millete hizmet efendim.-Öyle öyle; bizde vatan-millet deyince akan sular durur. Aferin, iyisiniz iyi... Oo işte çaylarımız da geldi, nasıl çoluk-çocuk âfiyetteler değil mi?-Evvel Allah iyiler, ellerinizden öperler âmirim. Küçük oğlan biraz haylaz, pek çalışmıyor amcası, zeki ama... Benim de sebeb-i ziyaretim üç aşağı beş yukarı aynı mevzuda sayılır efendim.-Yaa, öyle mi, nedir?-Vallahi nasıl söylesem bilmiyorum fakat bu da bir nevi vazife işte; geçenlerde yayınlanan yeni Adli Kolluk yönergesi muvacehesinde hem görev, hem bir insanlık vazifesi, takdir edersiniz...-Aferin, bravo; böyle olmalı işte, güzel! Nedir bakayım şimdi mesele?-Eee, sizin ortanca mahdum hakkında efendim, yani öyle olduğunu sanıyoruz, bazı bulgular...-Ne bulgusu, ne mahdumu? Ne diyorsun be adam; düzgün konuşsana, ne geveliyorsun sen bakayım?-Efendim, çok özür diliyorum, bunları söylerken vallahi hicabımdan yer yarılsa da içine girsem yeridir, fakat vaziyet böyleyken böyle...-Neyleyken neyle?.. Söylesene yahu?-Efendim, hani çarşıda kuyumcuların yoğun olarak bir arada bulunduğu bir pasaj var mâlumunuz; işte orada birkaç esnaf, akşam altın sayarken hesapları tutmamış; birkaç dükkânda birden kasa ve altın hesabı tutmayınca n’oluyor diye araştırmışlar. O sırada birisinin aklına gelmiş, yahu bizim kamera kayıtlarımız var, onlara bakalım demişler...-Ee, baksınlar bize ne bundan?-Öyle değil efendim. Kamera kayıtlarını geriye sarıp incelerken sizin ortanca mahdum görüntüye giriyor...-Hıı, n’olmuş, herkes girer çıkar kuyumcuya...-Sizin mahdum da girmiş işte; yanında bir hanım kız var. Kolye küpe vesair bakıyoruz diye tezgâhın üstüne hayli takı birikmiş; derken bu kızcağız yüzüklerden birini tezgâhın arka tarafına, yani kuyumcunun bulunduğu tarafa düşürüyor. Kuyumcu eğilip yüzüğü alırken...-Ee, alırken...-Olanlar oluyor efendim. Ortanca mahdum serî bir el hareketiyle birkaç parça altını cebine koyuyor.-...?-...!-Benim oğlan... Ortanca... cebine?..-Hı hı, kayıtlar burada efendim, şu diskte. Bundan ibaret de değil; aynı gün yarım saat içinde üç dükkân geziyorlar. Toplamda 86 gram civarında altın takı şey oluyor böylece... sâbit yani... diskte var...-Ee?-Eesi böyle efendim, çok üzgünüm.-Üzgünmüş; senin ağzından çıkanı kulağın duyuyor mu be adam? Ne söylediğinin farkında mısın sen?-Çok müteessirim sayın âmirim; keşke olmasaydı!-Oğlum, evlâdım; bak henüz gençsin, hele şimdi şu çayını bitir bakalım, sâkin ol. Rahatla. Tecrübe başka şey. Senin yaşlarında biz de toyduk; gördüğümüz her şeyi birebir gerçek zannettiğimiz olurdu bazen.-Nasıl yani?-Şimdi canımın içi; bak, fotoşop diye bir şey var, duydun değil mi? Montaj, kuntaj bilmem ne. Şimdi söyle bakayım, bu görüntülerin sahici olup olmadığı hakkında bilirkişinden görüş aldın mı?-Yoo!-Gördün mü? Diyelim ki bilirkişi raporu aldın ve görüntüler de gerçek. Görüntü gerçek diye olup biten her şeyi gerçek kabul edebilir miyiz acaba evlâdım?-Nasıl yani?-O görüntüdeki şahıs, bakalım gerçekten bizim ortanca mahdum mu; yoksa ona çok benzeyen makyajlı biri mi? Anlıyor musun? Belki bir CIA ajanı, ülkemize kara bulaştırmak, ekonomimizi çökertmek, borsa spekülasyonu yapmak için tezgâh kurdu. N’olur o zaman senin halin bakalım?-..?-Yaa gördün mü. Bu memleket üç tarafı denizle, dört taraflı düşmanla çevrili bir ülke evlâdım. Bunun şeriatçısı var, bölücüsü var, haşa huzurdan komünisti var, anarşisti var, cemaatçisi var; değil mi? Peki, bu kaset komplosunun İsrail boyutunu araştırdınız mı?-..?-Araştırmadınız! Sonra da efendim hık mık diye dayanıyorsun kapıma! Neyse ki, gelip haber vermek basiretini olsun gösterdiniz. Aferin, takdir ettim; söyle bakayım, bu işten senden başka kimin haberi var?-Bir ben varım, bir de muavin arkadaşım; güvenilir arkadaştır kendisi...-İyi. Sen şimdi diski bırak masaya; sonra git kuyumcuların hard diskine el koy, getirin, bir güzel silin onu; şöyle sekiz-on kere güzelce silin. Evladım, yavrum, güzel müdürüm, farkında değilsiniz, bu iş uluslararası bir mesele. Ülkemize karşı vahim bir kontrespiyonaj durumları kokusu alıyorum buradan. Cık cık cık... verilmiş sadakanız varmış vallahi. Basına bir aksetse, hükümete karşı tertipli kalkışmadan sittîn sene hapisten yakanızı kurtaramazdınız. Tecrübesizlik işte. Neyse ki tam zamanında fark ettik durumu.-Öyle yapayım diyorsunu
Zaman
Ana Sayfa
29.12.2013
ATuranAlkan-AferiiinA Turan Alkan - Aferiiin
Tezcan: Bankanın işlemleri değil, ayakkabı kutusunda çıkan paralar tartışılıyor
Zaman
24.12.2013
13:12
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, bankanın işlemleri değil gözaltına alınan genel müdürün odasındaki paraların ne olduğunun tartışıldığını söyledi. CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, rüşvet ve yolsuzluk operasyonuyla ilgili gazetecilerin sorularını yanıtladı. Tezcan konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede şu ifadelere yer verdi: Bir bankanın işlemleri sanki tartışılıyormuş gibi bir görüntü yaratmaya çalışıyorlar. Bu soruşturmanın hiçbir yerinde herhangi bir bankanın faaliyeti tartışılmıyor. Bu soruşturmada konu edilen bir bankanın genel müdürünün evinde ayakkabı kutusundan çıkan 4 buçuk milyon liranın nereden geldiği. Niye bankada değil evinde saklandığı konuşuluyor. Verilen rüşvetler, yatak odasında çıkan 7 tane kasa, yatak odasında çıkan para sayma makinesinin ne olduğu tartışılıyor. Hiç kimse soruşturmanın gerçek özünü kapatmaya çalışmasın. CİHAN
Zaman
Son Dakika
24.12.2013
TezcanBankanınişlemlerideğilayakkabıkutusundaçıkanparalartartışılıyorTezcan Bankanın işlemleri değil ayakkabı kutusunda çıkan paralar tartışılıyor
Bakan Bağış'tan yolsuzluk açıklaması
Zaman
20.12.2013
19:21
Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, “Doğrusu şahsımla ilgili delil olduğu iddia edilen ve basından okuduğumuz görüntü ve tapelere bakarken bir adli soruşturmanın içeriğinden ziyade bir komedi yayını okuduğumu hissettiğimi itiraf etmek durumundayım.” dedi.Egemen Bağış, yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili soruşturma kapsamında olduğu ileri sürülen bilgilerin basına servis edilmesi üzerine zorunlu açıklama yaptığını belirterek, “Son günlerde yazılı ve görsel medya ile internet ortamında İstanbulda devam eden soruşturmaya atfen bir dizi haber ve yorum yapılmakta, şahsımla ilgili de suçlayıcı, karalayıcı ve yıpratıcı değerlendirmelerde bulunulmaktadır. Bu çerçevede yapılan sorumsuz yayınlar tamamen yanıltıcı ve spekülatif bilgilere dayanmaktadır. Kasıtlı olarak üretilen bu senaryolar tamamen gerçek dışıdır, hayal ürünüdür ve alçakça bir komplonun parçasıdır. Bu iftiralara delil oluşturduğu öne sürülen saçmalıkları, hakkımda hüküm verilmesine sebep olacak şekilde yansıtanlarla ilgili hukuk nezdinde gereken girişimler başlatılmıştır. Devlet içerisinde paralel devlet oluşturmaya yönelik çaba içinde olan ve gerek yargısız infaz gerekse kişilik suikasti şeklinde tebarüz eden bu örgüt ve çetelerin karalama kampanyalarına alet olanlar hukuk karşısında büyük bir suç işlemiş olmakla birlikte insani ve ahlaki açıdan da ciddi bir alçalma içindedirler. Sayın Başbakanımızın ifade ettiği gibi kirli bir siyasi mühendislik projesinin hayata geçirilmeye çalışıldığı son derece sinsi ve kirli bir tuzakla karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı. “ÜLKEMİZİ ÇADIR DEVLETİ SANANLAR GEREKEN CEVABI ALACAKLAR” Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük, güçlü ve köklü bir devlet olduğunu vurgulayan Bağış, ülkemizi çadır devlet zannedip içeriden ve dışarıdan bu kirli senaryoları uygulamaya koyanlar çok yakın zamanda hukuk ve millet nezdinde gereken cevabı alacaklardır. ‘Çamur at izi kalsın’ hükmündeki bayağı isnatlarla siyasi suikast ve kişilik katliamlarına yeltenenler bir kez daha görecekler ki devlet devlet olmanın, Hükümet Hükümet olmanın gereğini tereddütsüz yerine getirecektir. Engeller ne olursa olsun, hangi kirli senaryolar tedavüle koyulursa koyulsun, AK Parti adavetten değil adaletten yana duruşundan taviz vermeyecektir. Son 11 yılda gerçekleştirdiğimiz reformlarla nasıl vesayetle ve çetelerle kararlı bir mücadele ortaya koyduysak, bundan sonra da bu mücadeledeki kararlılığımızdan taviz vermeyeceğiz. Türkiye’nin yolu Avrupa Birliği süreciyle şekillenen muasır medeniyet yoludur ve hiçbir kirli tuzak bizi bu yoldan geriye döndüremeyecektir.” ifadelerini kullandı.“BU ZAMANA KADAR SUSMAYI TERCİH ETMİŞTİK”Egemen Bağış, sözlerini, “Soruşturmanın gizliliğine duyduğumuz saygının gereği olarak bu zamana kadar susmayı tercih etmiştik. Ancak soruşturma kapsamında olduğu ileri sürülen bilgilerin yasalar çiğnenerek çarşaf çarşaf basına servis edilmesi üzerine tarafımızca açıklama yapma zorunluluğu doğmuştur. Doğrusu şahsımla ilgili delil olduğu iddia edilen ve basından okuduğumuz görüntü ve tapelere bakarken bir adli soruşturmanın içeriğinden ziyade bir komedi yayını okuduğumu hissettiğimi itiraf etmek durumundayım.” diye tamamladı. CİHAN
Zaman
Ana Sayfa
20.12.2013
BakanBağıştanyolsuzlukaçıklamasıBakan Bağıştan yolsuzluk açıklaması
Egemen Bağış iddiaları 'komedi yayını'na benzetti
Zaman
20.12.2013
18:12
Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, “Doğrusu şahsımla ilgili delil olduğu iddia edilen ve basından okuduğumuz görüntü ve tapelere bakarken bir adli soruşturmanın içeriğinden ziyade bir komedi yayını okuduğumu hissettiğimi itiraf etmek durumundayım.” dedi.Egemen Bağış, yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili soruşturma kapsamında olduğu ileri sürülen bilgilerin basına servis edilmesi üzerine zorunlu açıklama yaptığını belirterek, “Son günlerde yazılı ve görsel medya ile internet ortamında İstanbulda devam eden soruşturmaya atfen bir dizi haber ve yorum yapılmakta, şahsımla ilgili de suçlayıcı, karalayıcı ve yıpratıcı değerlendirmelerde bulunulmaktadır. Bu çerçevede yapılan sorumsuz yayınlar tamamen yanıltıcı ve spekülatif bilgilere dayanmaktadır. Kasıtlı olarak üretilen bu senaryolar tamamen gerçek dışıdır, hayal ürünüdür ve alçakça bir komplonun parçasıdır. Bu iftiralara delil oluşturduğu öne sürülen saçmalıkları, hakkımda hüküm verilmesine sebep olacak şekilde yansıtanlarla ilgili hukuk nezdinde gereken girişimler başlatılmıştır. Devlet içerisinde paralel devlet oluşturmaya yönelik çaba içinde olan ve gerek yargısız infaz gerekse kişilik suikasti şeklinde tebarüz eden bu örgüt ve çetelerin karalama kampanyalarına alet olanlar hukuk karşısında büyük bir suç işlemiş olmakla birlikte insani ve ahlaki açıdan da ciddi bir alçalma içindedirler. Sayın Başbakanımızın ifade ettiği gibi kirli bir siyasi mühendislik projesinin hayata geçirilmeye çalışıldığı son derece sinsi ve kirli bir tuzakla karşı karşıyayız.” ifadelerini kullandı. “ÜLKEMİZİ ÇADIR DEVLETİ SANANLAR GEREKEN CEVABI ALACAKLAR” Türkiye Cumhuriyeti’nin büyük, güçlü ve köklü bir devlet olduğunu vurgulayan Bağış, ülkemizi çadır devlet zannedip içeriden ve dışarıdan bu kirli senaryoları uygulamaya koyanlar çok yakın zamanda hukuk ve millet nezdinde gereken cevabı alacaklardır. ‘Çamur at izi kalsın’ hükmündeki bayağı isnatlarla siyasi suikast ve kişilik katliamlarına yeltenenler bir kez daha görecekler ki devlet devlet olmanın, Hükümet Hükümet olmanın gereğini tereddütsüz yerine getirecektir. Engeller ne olursa olsun, hangi kirli senaryolar tedavüle koyulursa koyulsun, AK Parti adavetten değil adaletten yana duruşundan taviz vermeyecektir. Son 11 yılda gerçekleştirdiğimiz reformlarla nasıl vesayetle ve çetelerle kararlı bir mücadele ortaya koyduysak, bundan sonra da bu mücadeledeki kararlılığımızdan taviz vermeyeceğiz. Türkiye’nin yolu Avrupa Birliği süreciyle şekillenen muasır medeniyet yoludur ve hiçbir kirli tuzak bizi bu yoldan geriye döndüremeyecektir.” ifadelerini kullandı.“BU ZAMANA KADAR SUSMAYI TERCİH ETMİŞTİK”Egemen Bağış, sözlerini, “Soruşturmanın gizliliğine duyduğumuz saygının gereği olarak bu zamana kadar susmayı tercih etmiştik. Ancak soruşturma kapsamında olduğu ileri sürülen bilgilerin yasalar çiğnenerek çarşaf çarşaf basına servis edilmesi üzerine tarafımızca açıklama yapma zorunluluğu doğmuştur. Doğrusu şahsımla ilgili delil olduğu iddia edilen ve basından okuduğumuz görüntü ve tapelere bakarken bir adli soruşturmanın içeriğinden ziyade bir komedi yayını okuduğumu hissettiğimi itiraf etmek durumundayım.” diye tamamladı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.12.2013
EgemenBağışiddialarıkomediyayınınabenzettiEgemen Bağış iddiaları komedi yayınına benzetti
Bu görüntü tamamen gerçek!
Haber3
18.12.2013
17:04
Bu görüntü tamamen gerçek!
Haber3
Son Dakika
18.12.2013
BugörüntütamamengerçekBu görüntü tamamen gerçek
Bu görüntü tamamen gerçek!
Haber Türk
18.12.2013
09:16
KopanKopan el, ayak bileğinde canlandırılıp yerine dikildi
Haber Türk
Son Dakika
18.12.2013
BugörüntütamamengerçekBu görüntü tamamen gerçek
Toplam "256" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti