Habergec.Com Aranan Kelimeler:bu görüntü gerçek Değerlendirme: 10 / 10 982526
habergec.com
25.10.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bu görüntü gerçek

Ekrem Dumanlı - Sıfır!
Zaman
20.10.2014
02:54
Kim ne derse desin, gerçek şu ki adalet kan kaybediyor, yargıya güven yerle bir oluyor. Çift yönlü işleyen bir sistem var çünkü. Bir taraftan somut bilgi ve belgeye dayanan suçlar örtbas ediliyor; diğer taraftan intikamcı bir içgüdüyle suç ihdas ediliyor, siyasî bir amaca binaen mahkemeler kuruluyor.Vatandaş, “Hırsızlar serbest, hırsız avcıları mahpus!” derken haksız mı? Görüntü bu. Bazı kişiler ‘hesap sorulamaz hale getirildi. Sade vatandaş için geçerli mi bu durum? Tabii ki hayır. Rüşvet, yolsuzluk, kara para, ihaleye fesat karıştırma, ihtilas gibi apaçık suçların sanıkları onca yasal belgeye rağmen serbest bırakıldı. Yetmedi, dosyaları kapatıldı. Hafta içinde Reza Zarrabın, bakan çocuklarının ve pek çok ‘saygın kişiden oluşan 53 şüphelinin suç dosyası sıfırlandı. Oysa ortaya çıkan deliller yüzünden 4 bakan istifa etmek zorunda kalmıştı. O kadar güçlü ve somut deliller vardı ki dosyada… Şimdi 17 Aralıktan sanık kalmadı; tıpkı 25 Aralıktaki ‘hatırlı kişiler gibi onlar da kanun karşısında hesap vermeyecek. Tam Reza Zarrab ve avenesinin aklanıp paklandığı takipsizlik kararının verildiği gün, yolsuzluk soruşturmasını yürüten (ve sonradan kurulan bir mahkeme tarafından) aylar sonra tutuklanan polisler Silivriye nakledildi. Silivriye! Yani Ergenekon sanıklarının bir dönem kaldığı cezaevine. İntikam duygusu o kadar kesif bir arsızlık içindeydi ki; nakil, görüş günü sanık avukatlarından ve ailelerinden gizlendi, ziyaretçiler saatlerce kapıda bekletildi. Sonra da, “Görüş yapamazsınız çünkü artık burada değiller!” denildi. Onca somut bilgi ve belgeye aldırmaksızın hırsızlık, yolsuzluk, kara para aklama gibi yüz kızartıcı suçlardan insanlar elini kolunu sallayarak dolaşırken, savcı talebi ve hâkim kararı doğrultusunda gözaltı işlemi yapan emniyetçiler hapishane hapishane sürülüyor. Emniyet mensupları ile ilgili hukukî delil ne? Koca bir hiç! Çünkü ortaya atılan iddialar zorla itirafçı yapılan düşük profilli beyanlardan ve siyasî yorumlardan oluşmakta. Manzara net: Hatırlı kişiler siyasî baskılar ve talimatlarla serbest bırakılırken, tek suçu kanun çerçevesinde vazifesini ifa eden kişiler mahpus. Uzun uzun konuşmaya ne hacet; tarihten kısacık bir alıntı her şeyi izah etmeye yeter: Mahzumoğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar. Suçu sabittir. Buna rağmen devreye girenler olur ve hatırı sayılır bir aile için o suçlunun cezasız bırakılması talep edilir. Hazreti Muhammede (sas) doğrudan diyemedikleri için bu teklifi getiren kişi Peygamberin çok sevdiği bir zattır. Af tekliflerini duyar duymaz o Şanı Yüce Nebi buyurur ki: “Sizden önceki toplumları helak eden neydi biliyor musunuz? Onların arasında soylu birisi bir suç işlediğinde onu cezasız bırakırlardı. Fakir ve zayıf bir insan aynı suçu işlediğinde onu cezalandırırlardı.” Bu, adalet ve zulüm dengesinin nasıl işletil(me)diğini gözler önüne sermeye yetecek kadar harika bir tespitti. Herkesin hayranlıkla dinlediği o tespiti Hazreti Muhammed (sas) şu muazzam hükümle teyit etti: “Vallahi bu suçu işleyen Mahzumoğulları oymağından Fatıma değil de, kendi kızım Fatıma bile olsa ayrım yapmaz, cezasının verilmesini isterdim.” Neden? Çünkü hukuk, (soyuna sopuna, siyasî bağlantısına, akraba ilişkisine vs. bakmaksızın) eşit saymaya mecburdur. Birileri ‘daha özel, ‘daha imtiyazlı olursa zulüm kol gezer ve adalet duygusu temelden sarsılır. 18 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesi, tarihe geçmeyi hak eden bir manşet atmıştı: “Utan Adalet”. Gerçekten de gazete ibretlik bir utanç tablosunu ortaya koyuyordu: Bir tarafta üstü kapatılan rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının sanıkları olan kişilerin fotoğrafı; diğer tarafta evlatlarını polis kurşunuyla kaybetmiş Sarısülük ailesinin sanık sandalyesinde çekilmiş fotoğrafları. Acılı ailenin polise “katil” demesini vesile kılarak evlat acısı içinde kıvranan ailenin dört ferdi 10 yılla yargılanıyordu. Zamanda da yer alan bu trajik tablo, ne yazık ki gazetelerin pek çoğunda yoktu. Korku ve endişe ile bekleşen ve güç odaklarının şantajı karşısında susmayı tercih edenler de bu ülkedeki sıfırlama eyleminin pasif aktörleri haline geliyor… Paraları, villaları, yatları, katları, gemileri sıfırlayanlar adaleti de sıfırlamaya çalışıyor. Tabii ki yangından mal kaçırma telaşı ve kurnazlığı içinde yapılan bu gayretkeşliği maşeri vicdan görüyor. Ve o vicdan bir gün en gür sada ile zulme dur diyecek ve ilgililerine “Sıfır! Otur yerine.” deme bilincine erecek… Faşizmin ayak sesleri Hükümet gece yarısı yeni bir ‘yargı paketi ile çıktı kamuoyu karşısına. Bayram sonrası yaşanan sokak hadiselerini vesile eden teklifin bir çırpıda hazırlanmadığı besbelli idi. Kamuoyu bu nedenle hükümetin tezlerini inandırıcı bulmadı ve hadiseye ‘olaylar bahane, sıkıyönetim şahane şeklinde yaklaştı. Bu, resmen Türkiyenin demokrasiden geriye dönüş hamlesiydi ve üstelik ‘güve
Zaman
En Çok Okunan
20.10.2014
EkremDumanlı-SıfırEkrem Dumanlı - Sıfır
Ekrem Dumanlı - Sıfır!
Zaman
20.10.2014
02:07
Kim ne derse desin, gerçek şu ki adalet kan kaybediyor, yargıya güven yerle bir oluyor. Çift yönlü işleyen bir sistem var çünkü. Bir taraftan somut bilgi ve belgeye dayanan suçlar örtbas ediliyor; diğer taraftan intikamcı bir içgüdüyle suç ihdas ediliyor, siyasî bir amaca binaen mahkemeler kuruluyor.Vatandaş, “Hırsızlar serbest, hırsız avcıları mahpus!” derken haksız mı? Görüntü bu. Bazı kişiler ‘hesap sorulamaz hale getirildi. Sade vatandaş için geçerli mi bu durum? Tabii ki hayır. Rüşvet, yolsuzluk, kara para, ihaleye fesat karıştırma, ihtilas gibi apaçık suçların sanıkları onca yasal belgeye rağmen serbest bırakıldı. Yetmedi, dosyaları kapatıldı. Hafta içinde Reza Zarrabın, bakan çocuklarının ve pek çok ‘saygın kişiden oluşan 53 şüphelinin suç dosyası sıfırlandı. Oysa ortaya çıkan deliller yüzünden 4 bakan istifa etmek zorunda kalmıştı. O kadar güçlü ve somut deliller vardı ki dosyada… Şimdi 17 Aralıktan sanık kalmadı; tıpkı 25 Aralıktaki ‘hatırlı kişiler gibi onlar da kanun karşısında hesap vermeyecek. Tam Reza Zarrab ve avenesinin aklanıp paklandığı takipsizlik kararının verildiği gün, yolsuzluk soruşturmasını yürüten (ve sonradan kurulan bir mahkeme tarafından) aylar sonra tutuklanan polisler Silivriye nakledildi. Silivriye! Yani Ergenekon sanıklarının bir dönem kaldığı cezaevine. İntikam duygusu o kadar kesif bir arsızlık içindeydi ki; nakil, görüş günü sanık avukatlarından ve ailelerinden gizlendi, ziyaretçiler saatlerce kapıda bekletildi. Sonra da, “Görüş yapamazsınız çünkü artık burada değiller!” denildi. Onca somut bilgi ve belgeye aldırmaksızın hırsızlık, yolsuzluk, kara para aklama gibi yüz kızartıcı suçlardan insanlar elini kolunu sallayarak dolaşırken, savcı talebi ve hâkim kararı doğrultusunda gözaltı işlemi yapan emniyetçiler hapishane hapishane sürülüyor. Emniyet mensupları ile ilgili hukukî delil ne? Koca bir hiç! Çünkü ortaya atılan iddialar zorla itirafçı yapılan düşük profilli beyanlardan ve siyasî yorumlardan oluşmakta. Manzara net: Hatırlı kişiler siyasî baskılar ve talimatlarla serbest bırakılırken, tek suçu kanun çerçevesinde vazifesini ifa eden kişiler mahpus. Uzun uzun konuşmaya ne hacet; tarihten kısacık bir alıntı her şeyi izah etmeye yeter: Mahzumoğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar. Suçu sabittir. Buna rağmen devreye girenler olur ve hatırı sayılır bir aile için o suçlunun cezasız bırakılması talep edilir. Hazreti Muhammede (sas) doğrudan diyemedikleri için bu teklifi getiren kişi Peygamberin çok sevdiği bir zattır. Af tekliflerini duyar duymaz o Şanı Yüce Nebi buyurur ki: “Sizden önceki toplumları helak eden neydi biliyor musunuz? Onların arasında soylu birisi bir suç işlediğinde onu cezasız bırakırlardı. Fakir ve zayıf bir insan aynı suçu işlediğinde onu cezalandırırlardı.” Bu, adalet ve zulüm dengesinin nasıl işletil(me)diğini gözler önüne sermeye yetecek kadar harika bir tespitti. Herkesin hayranlıkla dinlediği o tespiti Hazreti Muhammed (sas) şu muazzam hükümle teyit etti: “Vallahi bu suçu işleyen Mahzumoğulları oymağından Fatıma değil de, kendi kızım Fatıma bile olsa ayrım yapmaz, cezasının verilmesini isterdim.” Neden? Çünkü hukuk, (soyuna sopuna, siyasî bağlantısına, akraba ilişkisine vs. bakmaksızın) eşit saymaya mecburdur. Birileri ‘daha özel, ‘daha imtiyazlı olursa zulüm kol gezer ve adalet duygusu temelden sarsılır. 18 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesi, tarihe geçmeyi hak eden bir manşet atmıştı: “Utan Adalet”. Gerçekten de gazete ibretlik bir utanç tablosunu ortaya koyuyordu: Bir tarafta üstü kapatılan rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının sanıkları olan kişilerin fotoğrafı; diğer tarafta evlatlarını polis kurşunuyla kaybetmiş Sarısülük ailesinin sanık sandalyesinde çekilmiş fotoğrafları. Acılı ailenin polise “katil” demesini vesile kılarak evlat acısı içinde kıvranan ailenin dört ferdi 10 yılla yargılanıyordu. Zamanda da yer alan bu trajik tablo, ne yazık ki gazetelerin pek çoğunda yoktu. Korku ve endişe ile bekleşen ve güç odaklarının şantajı karşısında susmayı tercih edenler de bu ülkedeki sıfırlama eyleminin pasif aktörleri haline geliyor… Paraları, villaları, yatları, katları, gemileri sıfırlayanlar adaleti de sıfırlamaya çalışıyor. Tabii ki yangından mal kaçırma telaşı ve kurnazlığı içinde yapılan bu gayretkeşliği maşeri vicdan görüyor. Ve o vicdan bir gün en gür sada ile zulme dur diyecek ve ilgililerine “Sıfır! Otur yerine.” deme bilincine erecek… Faşizmin ayak sesleri Hükümet gece yarısı yeni bir ‘yargı paketi ile çıktı kamuoyu karşısına. Bayram sonrası yaşanan sokak hadiselerini vesile eden teklifin bir çırpıda hazırlanmadığı besbelli idi. Kamuoyu bu nedenle hükümetin tezlerini inandırıcı bulmadı ve hadiseye ‘olaylar bahane, sıkıyönetim şahane şeklinde yaklaştı. Bu, resmen Türkiyenin demokrasiden geriye dönüş hamlesiydi ve üstelik ‘güve
Zaman
Ana Sayfa
20.10.2014
EkremDumanlı-SıfırEkrem Dumanlı - Sıfır
Ekrem Dumanlı - Sıfır!
Zaman
20.10.2014
01:58
Kim ne derse desin, gerçek şu ki adalet kan kaybediyor, yargıya güven yerle bir oluyor. Çift yönlü işleyen bir sistem var çünkü. Bir taraftan somut bilgi ve belgeye dayanan suçlar örtbas ediliyor; diğer taraftan intikamcı bir içgüdüyle suç ihdas ediliyor, siyasî bir amaca binaen mahkemeler kuruluyor.Vatandaş, “Hırsızlar serbest, hırsız avcıları mahpus!” derken haksız mı? Görüntü bu. Bazı kişiler ‘hesap sorulamaz hale getirildi. Sade vatandaş için geçerli mi bu durum? Tabii ki hayır. Rüşvet, yolsuzluk, kara para, ihaleye fesat karıştırma, ihtilas gibi apaçık suçların sanıkları onca yasal belgeye rağmen serbest bırakıldı. Yetmedi, dosyaları kapatıldı. Hafta içinde Reza Zarrabın, bakan çocuklarının ve pek çok ‘saygın kişiden oluşan 53 şüphelinin suç dosyası sıfırlandı. Oysa ortaya çıkan deliller yüzünden 4 bakan istifa etmek zorunda kalmıştı. O kadar güçlü ve somut deliller vardı ki dosyada… Şimdi 17 Aralıktan sanık kalmadı; tıpkı 25 Aralıktaki ‘hatırlı kişiler gibi onlar da kanun karşısında hesap vermeyecek. Tam Reza Zarrab ve avenesinin aklanıp paklandığı takipsizlik kararının verildiği gün, yolsuzluk soruşturmasını yürüten (ve sonradan kurulan bir mahkeme tarafından) aylar sonra tutuklanan polisler Silivriye nakledildi. Silivriye! Yani Ergenekon sanıklarının bir dönem kaldığı cezaevine. İntikam duygusu o kadar kesif bir arsızlık içindeydi ki; nakil, görüş günü sanık avukatlarından ve ailelerinden gizlendi, ziyaretçiler saatlerce kapıda bekletildi. Sonra da, “Görüş yapamazsınız çünkü artık burada değiller!” denildi. Onca somut bilgi ve belgeye aldırmaksızın hırsızlık, yolsuzluk, kara para aklama gibi yüz kızartıcı suçlardan insanlar elini kolunu sallayarak dolaşırken, savcı talebi ve hâkim kararı doğrultusunda gözaltı işlemi yapan emniyetçiler hapishane hapishane sürülüyor. Emniyet mensupları ile ilgili hukukî delil ne? Koca bir hiç! Çünkü ortaya atılan iddialar zorla itirafçı yapılan düşük profilli beyanlardan ve siyasî yorumlardan oluşmakta. Manzara net: Hatırlı kişiler siyasî baskılar ve talimatlarla serbest bırakılırken, tek suçu kanun çerçevesinde vazifesini ifa eden kişiler mahpus. Uzun uzun konuşmaya ne hacet; tarihten kısacık bir alıntı her şeyi izah etmeye yeter: Mahzumoğulları kabilesinden bir kadın hırsızlık yapar. Suçu sabittir. Buna rağmen devreye girenler olur ve hatırı sayılır bir aile için o suçlunun cezasız bırakılması talep edilir. Hazreti Muhammede (sas) doğrudan diyemedikleri için bu teklifi getiren kişi Peygamberin çok sevdiği bir zattır. Af tekliflerini duyar duymaz o Şanı Yüce Nebi buyurur ki: “Sizden önceki toplumları helak eden neydi biliyor musunuz? Onların arasında soylu birisi bir suç işlediğinde onu cezasız bırakırlardı. Fakir ve zayıf bir insan aynı suçu işlediğinde onu cezalandırırlardı.” Bu, adalet ve zulüm dengesinin nasıl işletil(me)diğini gözler önüne sermeye yetecek kadar harika bir tespitti. Herkesin hayranlıkla dinlediği o tespiti Hazreti Muhammed (sas) şu muazzam hükümle teyit etti: “Vallahi bu suçu işleyen Mahzumoğulları oymağından Fatıma değil de, kendi kızım Fatıma bile olsa ayrım yapmaz, cezasının verilmesini isterdim.” Neden? Çünkü hukuk, (soyuna sopuna, siyasî bağlantısına, akraba ilişkisine vs. bakmaksızın) eşit saymaya mecburdur. Birileri ‘daha özel, ‘daha imtiyazlı olursa zulüm kol gezer ve adalet duygusu temelden sarsılır. 18 Ekim tarihli Cumhuriyet gazetesi, tarihe geçmeyi hak eden bir manşet atmıştı: “Utan Adalet”. Gerçekten de gazete ibretlik bir utanç tablosunu ortaya koyuyordu: Bir tarafta üstü kapatılan rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının sanıkları olan kişilerin fotoğrafı; diğer tarafta evlatlarını polis kurşunuyla kaybetmiş Sarısülük ailesinin sanık sandalyesinde çekilmiş fotoğrafları. Acılı ailenin polise “katil” demesini vesile kılarak evlat acısı içinde kıvranan ailenin dört ferdi 10 yılla yargılanıyordu. Zamanda da yer alan bu trajik tablo, ne yazık ki gazetelerin pek çoğunda yoktu. Korku ve endişe ile bekleşen ve güç odaklarının şantajı karşısında susmayı tercih edenler de bu ülkedeki sıfırlama eyleminin pasif aktörleri haline geliyor… Paraları, villaları, yatları, katları, gemileri sıfırlayanlar adaleti de sıfırlamaya çalışıyor. Tabii ki yangından mal kaçırma telaşı ve kurnazlığı içinde yapılan bu gayretkeşliği maşeri vicdan görüyor. Ve o vicdan bir gün en gür sada ile zulme dur diyecek ve ilgililerine “Sıfır! Otur yerine.” deme bilincine erecek… Faşizmin ayak sesleri Hükümet gece yarısı yeni bir ‘yargı paketi ile çıktı kamuoyu karşısına. Bayram sonrası yaşanan sokak hadiselerini vesile eden teklifin bir çırpıda hazırlanmadığı besbelli idi. Kamuoyu bu nedenle hükümetin tezlerini inandırıcı bulmadı ve hadiseye ‘olaylar bahane, sıkıyönetim şahane şeklinde yaklaştı. Bu, resmen Türkiyenin demokrasiden geriye dönüş hamlesiydi ve üstelik ‘güve
Zaman
Köşe Yazıları
20.10.2014
EkremDumanlı-SıfırEkrem Dumanlı - Sıfır
Zeki Çol - Elde var sıfır
Zaman
11.10.2014
02:01
Hezimetle başlamıştık. Hayal kırıklığıyla devam ediyoruz. Önce İzlanda ve şimdi de Çek Cumhuriyeti yenilgileri, henüz iki maç bitiminde kulvar dışına itti bizi. Yeniden o kulvara dönmek, yarışa katılabilmek iyimser bir yaklaşımla tabii ki mümkün. Ne de olsa geride daha 8 maç ve kazanılmayı bekleyen 24 puan var. Ama gerçekçi yaklaşımla inanın çok zor. Çünkü gruptaki gerçek rakiplerimiz, bizden aldıkları puanlarla şimdiden tur bindirdi bile bize.Yani ve maalesef, Fransa hayallerimiz de fena halde tükenmiş durumda. Nefis bir golle başladık düne. Caner soldan ortaladı, Umut, Kadlec’in yanından vurdu ve fileler havalandı. Dakika 8’di. Bu güzel golle durgun başladığımız oyunda bir anda keyfimiz yerine gelmişti. Sonra yine aynı hatayı yaptık. Pozisyon, çalıştığımız yerden geldi. Ama yine bir duran topta üç kişi arasından vuran Sivok’un kafasından golü yedik.Bir dalgalanma süreci yaşadık. Bereket çabuk toparlandık. İlk yarının son 15 dakikasında hem iyi oynatık. Hem de etkili bir baskıyı sağladık. Dış şut attık. Pozisyon bulduk. Duran topta direğe takıldık. Ama rakibi bunalttığımız ve oyunda en iyi olduğumuz o dönemde golü yakalayamadık.İlk yarıdaki genel görüntü hiç de fena değildi. Topa daha fazla sahiptik. Daha fazla şut atmış, daha fazla pozisyon üretmiştik. Doğrusu ikinci yarıyı galibiyet umuduyla ve heyecanla beklemeye başlamıştık. O baskı sürer, o tempo devam eder, o üretkenliğin sonu gole gider diye düşünürken, tam tersiyle karşılaştık. Milli Takım etkili pas trafiği kuramıyor, ağır aksak ve kopuk kopuk oynuyor, rakip kale önünde bir türlü etkili olamıyordu. Çek Cumhuriyeti ise yavaş yavaş inisiyatifi ele alıyor, hücum çıkışlarında savunmamızı zorluyordu. 57’de Kaderabek, Caner’den sıyrıldı, çizgiye yaklaşırken ortaladı. Dockal vurdu ve golü attı.Bir tepki gerekiyordu o gole. Takım bütünlüğü sergileyerek hiç olmazsa bir beraberlik golü için gayret göstermek de tabii. Dakikalar su gibi akarken biz hem taktik disiplinden hem de oyundan kopmaya devam ettik. Yarım saati aşkın bir süreyi de heba! Çünkü kırılgandık. Dirençsizdik. Güvensizdik. Oyunu çevirebilecek bir mücadeleyi bu defa da sergileyemedik ve kaybettik. Sadece maçı mı, yoksa bir iki yılı daha mı? Dilerim kaybımız yalnızca bu maçla sınırlı kalır.
Zaman
Köşe Yazıları
11.10.2014
ZekiÇol-EldevarsıfırZeki Çol - Elde var sıfır
Toplam "4" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti