Habergec.Com Aranan Kelimeler:bunun adı operasyon Değerlendirme: 10 / 10 360914
habergec.com
20.04.2014 Pazar
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

bunun adı operasyon

MİT kanun teklifinde yapılacak rötuşlar ‘muhaberat devleti’ni engellemeyecek
Zaman
11.04.2014
02:00
AK Parti, Meclis’te görüşmeleri iki gündür süren MİT Kanunu’nu değiştiren kanun teklifinde bazı değişiklikler yapma kararı aldı.Ancak yapılacak ‘rötuşlar’ kanun teklifinin ‘özünü’ etkilemeyecek. Kanun teklifinin yasalaşmasının ardından MİT yurtiçi ve yurtdışında operasyon yapabilecek, özel veya kamu ayırt etmeden tüm kurum ve kuruluşlardan her türlü bilgiyi alabilecek. Soruşturma aşamasında avukatlara bile verilmeyen bilgilere sahip olabilecek. Muhalefetin ‘MİT’e dokunan yanacak’ şeklinde özetlediği maddelere göre MİT’le ilgili en küçük haber yapana 9 yıla kadar hapis cezası verilebilecek. MİT Başkanı sadece Yargıtay’da yargılanabilecek. Terör örgütü lideri Öcalan ile yapılan görüşmeler yasal hale getirilecek. 15 maddelik kanun teklifinin görüşmeleri Genel Kurul’da sürerken teklifin önümüzdeki hafta yasalaştırılması planlanıyor. Teklifin görüşmeleri sırasında AK Parti çok sayıda önerge vererek değişiklikler yapacak. Bu değişiklikler içinde ‘MİT’in parlamento denetimine alınacağı’ ön plana çıkacak. Ancak bu denetimin nasıl yapılacağı belli değil. Dün bu konuyla ilgili gazetecilerin sorularına karşılık Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay, “Salı günü görürsünüz.” demekle yetindi. CHP’li Aytuğ Atıcı ise iktidar partisinin MİT’in denetimini Parlamento’ya verir gibi yapıp vermeyeceğini belirterek, “Sayıştay raporlarını bile Meclis’ten kaçıran AKP, Parlamento’ya MİT’in denetimini vermez.” dedi. CHP’li Celal Dinçer ise, “Getirilen değişiklikler demokrasi açısından, rejim açısından bazı tehlikeler taşıyor. Bu teklif, MİT’in görev ve yetki alanını genişletiyor, MİT’i yalnızca istihbarat toplayan bir kurum olmaktan çıkararak doğrudan operasyon yapma yetkisiyle donatıyor. MİT’i görev ve yetkileri bakımından değil aynı zamanda personeli bakımından da ağır zırhlarla koruma altına alıyor. Buna karşılık MİT’in bürokratik, yargısal ve siyasal denetimine ilişkin hiçbir düzenleme bu yasada yok.” diye konuşuyor. MHP’li Faruk Bal da, “Bu kanunla Oslo görüşmeleri aklanacak. Dünyanın hiçbir ülkesinde olmayan yetkiler MİT’e veriliyor. MİT yargının içine bile giriyor, ankesörlü telefonlar dahil hiçbir kanuna tabi olmadan dinleme yapabilecek. Bir MİT mensubu silah kaçakçılığı yaparken veya adam öldürürken yakalandığında hiçbir şey yapılamayacak. Bunun adı Suriye benzeri bir muhaberat ve istihbarat devletidir.” açıklamalarında bulunuyor. GÖSTERMELİK DEĞİŞİKLİKLERÖnergelerle yapılacak küçük değişikliklere göre “MİT; dış güvenlik, terörle mücadele ve milli güvenliğe ilişkin konularda Bakanlar Kurulu’nca verilen her türlü görevi yerine getirir.” ifadesinden ‘her türlü görev’ ibaresi çıkarılacak. Sonuçta bu maddede değişen bir şey olmayacak. MİT mensupları için kuruma alım ve kritik görevlerde yalan makinesi uygulaması tekliften çıkarılacak. MİT mensuplarına sahte kimlikle dernek ve vakıf kurma düzenlemesi metinden çıkarılacak. MİT belgelerini yayımlayanlara 3 yıldan 9 yıla kadar hapis cezası verilirken ‘medya patronu ve matbaacılar’ bu kapsamdan çıkarılacak; muhabir dahil diğer tüm sorumlulara ceza uygulanacak. MİT’e başka kurumlardan naklen atanan ve adaylık süresinde başarısız bulunanların geri gönderileceklerine ilişkin hüküm de çıkarılacak. Gereksiz bir madde olarak görülen, “MİT’in yabancı istihbarat teşkilatlarının kullandığı usul yöntem, imkan ve kabiliyet takip etme” ifadesi de tekliften çıkarılacak. Teklifin korunan maddelerinde ise ‘MİT’e verilen sınırsız yetkiler’ korunacak. MİT, yurtiçi ve yurtdışında operasyon yapabilecek.
Zaman
Politika
11.04.2014
MİTkanunteklifindeyapılacakrötuşlar‘muhaberatdevleti’niengellemeyecekMİT kanun teklifinde yapılacak rötuşlar ‘muhaberat devleti’ni engellemeyecek
Demirtaş: Halk özerkliğe oy verdi
Zaman
31.03.2014
15:40
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, halkın seçimlerde özerkliğe oy verdiğini belirterek Demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız. dedi.BDP lideri, Diyarbakırda seçim sonuçlarını değerlendirdi. Partisinin Diyarbakır İl Başkanlığında basın toplantısı düzenleyen Demirtaş, Başbakan Erdoğanın dün yaptığı balkon konuşmasına değendi. BDPnin Diyarbakırda oy düşüklüğünü değerlendiren Demirtaş, Bu bir mesajdır, seçmen niye sandığa gitmez. Veya niye bize oy vermez, bütün bunları sormamız ve sorgulamamız gerekiyor. Seçmenin iradesine ve bize verdiği mesaja saygı duyarız. Demek ki daha çok çalışmak ve daha çok hizmet etmemiz lazım. Demek halkı daha çok dinlememiz lazım. dedi. Demirtaş, Türkiye geneli BDP oylarının düştüğü şeklindeki değerlendirmeye ise Bugün düşüşten daha çok, beklenen artış olmadı dense daha doğru olur. Batıdaki oylarımızın yeterince sandığa yansımadığını düşünüyorum. Bunun nedenlerini tartışacağız. Mutlaka yetersizliklerimiz olmuştur. Daha iyi sonuç alabilirdik. Ortada bir başarı ama çok daha iyi bir başarı fırsatı vardı. diye konuştu.Demirtaş, seçimden sonra özerkliğin inşa edileceği söylemleriyle ilgili soruya da şöyle cevap verdi: Yerel hizmetlerin her alanda kaliteli hizmete getirilmesi gerekiyor. Çok dilli, çok kültürlü hizmetlerin verilmesi. Anadilde eğitimden anadilde sağlık hizmetlerine kadar her yerde bunun altyapısının oluşturulması konusunda belediyelerimiz çaba sarf edecektir. Bu, belediyelerin yetkisindedir ve görevidir aynı zamanda. İnsanlar belediyeye oy verirken kendilerine yaşamlarına tarihlerine yaşadığı yere uygun hizmet etsinler diye verir. Bize oy veren insanların Alevilerin çoğunlukta yaşadığı yerde alevi gibi yaşamak istedikleri için vermişlerdir ve biz bunun gereğini yapacağız. Biz cemevini resmileştireceğiz, hizmet edeceğiz. Araplar, Süryanilerden oy aldık. Onların da inancına göre hareket edeceğiz. Bunu Kürtçe için de yapacağız. Kürtçenin lehçeleri için de. Ders kitaplarının basılmasından ücretsiz dağıtılmasına başka dillerde öykü roman kitaplarının basılıp ücretsiz halka dağıtılmasına ne varsa elimizde bunları kullanacağız. Anadilde eğitimin yapılması için örnek model sınıfların açılması için uğraşacağız. Bunların hepsi demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız.Bir gazetecinin, Başbabakanın cemaate yönelik operasyon sinyali verdiğini hatırlatması üzerine Demirtaş, Siz bir cemaate karşı cemaat olmasından kaynaklı operasyon yapamazsınız. Suç kim tarafından işlenmişse ve elinizde belgesi, bilgisi varsa o kişiye dönük olarak operasyon yapabilirsiniz. Yani bir camianın, cemaatin tamamını suçlu ilan edip, siz camianın ya da cemaatin bütün üyelerini linç edemezsiniz. diye konuştu.Geçmişte kendilerine yönelik de linç kampanyası yapıldığını anlatarak, KCK operasyonlarını örnek veren Demirtaş, Bize yapıldığı için biliyoruz. KCK operasyonları adı altında 10 binlerce insan içeri atıldı. Şimdi Fethullah Gülen cemaatine de sırf Fethullah Gülenin sempatizanıdır ya da ona gönül vermiş diye suçlar, tutuklarsanız, operasyon yaparsanız, BDP olarak biz böyle bir yaklaşıma asla destek vermeyiz. Asla da hoş görmeyiz. şeklinde konuştu.BAŞBAKAN YARGIYI KENDİSİNE BAĞLI GÖRDÜĞÜ İÇİN BÖYLE KONUŞUYORGerçekten suç işlemiş gizli örgüt mü kurmuş, casusluk mu yapmış, efendim kişilerin özel yaşamını mı dinlemiş bu da Türk Ceza Kanununda suçtur. diyen Demirtaş, bu suçu işleyen kişileri cemaat üyesi mi değil mi bakılmaksızın gereğinin yapılması gerektiğinin altını çizdi. Demirtaş, Başbakan, kastettiği buysa bu konuda kimseye şantaj yapmasına, tehdit etmesine gerek yok. Kendisi başsavcısı değil. Varsa elinde bilgi belge savcılara teslim edecek. İnlerine Başbakanın kendisi mi girecek? Merak ediyorum kimle birlikte inlerine giriyor. Hangi yetkiyle giriyor, bunu yapacak olan savcıdır. Kendisini yargı yerine koyması kafalarında henüz demokrasinin şekillenmediğini açık ortaya koyuyor. ifadelerini kullandı.Başbakanın, bu ülkede kişilere yönelik operasyon yapma yetkisi olmadığını anlatan Demirtaş, Etrafındaki bir tane akıllı da bunu Başbakana söylemiyor. Senin böyle bir yetkin yok Başbakan olarak. Sen kime ne operasyonu yapıyorsun? Operasyon yetkisi sende değil, talimat yetkisi sende değil, karar verme yetkisi sende değil, bu tümüyle yargısal bir mevzudur. Ama yargıyı kendisine bağlı olarak gördüğü için maalesef bunları konuşuyor. Bu nedenle biz böyle bir durumda evrensel hukuka bakarız. Mevcut hukuki duruma bakarız. Yoksa öyle cemaat suçludur, cemaati yakaladığınız yerde içeri atın, cemaa
Zaman
Son Dakika
31.03.2014
DemirtaşHalközerkliğeoyverdiDemirtaş Halk özerkliğe oy verdi
Demirtaş: Halk özerkliğe oy verdi
Zaman
31.03.2014
15:40
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, halkın seçimlerde özerkliğe oy verdiğini belirterek Demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız. dedi.BDP lideri, Diyarbakırda seçim sonuçlarını değerlendirdi. Partisinin Diyarbakır İl Başkanlığında basın toplantısı düzenleyen Demirtaş, Başbakan Erdoğanın dün yaptığı balkon konuşmasına değendi. BDPnin Diyarbakırda oy düşüklüğünü değerlendiren Demirtaş, Bu bir mesajdır, seçmen niye sandığa gitmez. Veya niye bize oy vermez, bütün bunları sormamız ve sorgulamamız gerekiyor. Seçmenin iradesine ve bize verdiği mesaja saygı duyarız. Demek ki daha çok çalışmak ve daha çok hizmet etmemiz lazım. Demek halkı daha çok dinlememiz lazım. dedi. Demirtaş, Türkiye geneli BDP oylarının düştüğü şeklindeki değerlendirmeye ise Bugün düşüşten daha çok, beklenen artış olmadı dense daha doğru olur. Batıdaki oylarımızın yeterince sandığa yansımadığını düşünüyorum. Bunun nedenlerini tartışacağız. Mutlaka yetersizliklerimiz olmuştur. Daha iyi sonuç alabilirdik. Ortada bir başarı ama çok daha iyi bir başarı fırsatı vardı. diye konuştu.Demirtaş, seçimden sonra özerkliğin inşa edileceği söylemleriyle ilgili soruya da şöyle cevap verdi: Yerel hizmetlerin her alanda kaliteli hizmete getirilmesi gerekiyor. Çok dilli, çok kültürlü hizmetlerin verilmesi. Anadilde eğitimden anadilde sağlık hizmetlerine kadar her yerde bunun altyapısının oluşturulması konusunda belediyelerimiz çaba sarf edecektir. Bu, belediyelerin yetkisindedir ve görevidir aynı zamanda. İnsanlar belediyeye oy verirken kendilerine yaşamlarına tarihlerine yaşadığı yere uygun hizmet etsinler diye verir. Bize oy veren insanların Alevilerin çoğunlukta yaşadığı yerde alevi gibi yaşamak istedikleri için vermişlerdir ve biz bunun gereğini yapacağız. Biz cemevini resmileştireceğiz, hizmet edeceğiz. Araplar, Süryanilerden oy aldık. Onların da inancına göre hareket edeceğiz. Bunu Kürtçe için de yapacağız. Kürtçenin lehçeleri için de. Ders kitaplarının basılmasından ücretsiz dağıtılmasına başka dillerde öykü roman kitaplarının basılıp ücretsiz halka dağıtılmasına ne varsa elimizde bunları kullanacağız. Anadilde eğitimin yapılması için örnek model sınıfların açılması için uğraşacağız. Bunların hepsi demokratik özerklik dediğimiz halkın yerelde ihtiyaçlarının ve sorunlarının çözümünün parçasıdır. Biz bunu halka söz olarak verdik, halk da buna oy verdi. Bu proje halktan destek gördü ve gereğini yapacağız.Bir gazetecinin, Başbabakanın cemaate yönelik operasyon sinyali verdiğini hatırlatması üzerine Demirtaş, Siz bir cemaate karşı cemaat olmasından kaynaklı operasyon yapamazsınız. Suç kim tarafından işlenmişse ve elinizde belgesi, bilgisi varsa o kişiye dönük olarak operasyon yapabilirsiniz. Yani bir camianın, cemaatin tamamını suçlu ilan edip, siz camianın ya da cemaatin bütün üyelerini linç edemezsiniz. diye konuştu.Geçmişte kendilerine yönelik de linç kampanyası yapıldığını anlatarak, KCK operasyonlarını örnek veren Demirtaş, Bize yapıldığı için biliyoruz. KCK operasyonları adı altında 10 binlerce insan içeri atıldı. Şimdi Fethullah Gülen cemaatine de sırf Fethullah Gülenin sempatizanıdır ya da ona gönül vermiş diye suçlar, tutuklarsanız, operasyon yaparsanız, BDP olarak biz böyle bir yaklaşıma asla destek vermeyiz. Asla da hoş görmeyiz. şeklinde konuştu.BAŞBAKAN YARGIYI KENDİSİNE BAĞLI GÖRDÜĞÜ İÇİN BÖYLE KONUŞUYORGerçekten suç işlemiş gizli örgüt mü kurmuş, casusluk mu yapmış, efendim kişilerin özel yaşamını mı dinlemiş bu da Türk Ceza Kanununda suçtur. diyen Demirtaş, bu suçu işleyen kişileri cemaat üyesi mi değil mi bakılmaksızın gereğinin yapılması gerektiğinin altını çizdi. Demirtaş, Başbakan, kastettiği buysa bu konuda kimseye şantaj yapmasına, tehdit etmesine gerek yok. Kendisi başsavcısı değil. Varsa elinde bilgi belge savcılara teslim edecek. İnlerine Başbakanın kendisi mi girecek? Merak ediyorum kimle birlikte inlerine giriyor. Hangi yetkiyle giriyor, bunu yapacak olan savcıdır. Kendisini yargı yerine koyması kafalarında henüz demokrasinin şekillenmediğini açık ortaya koyuyor. ifadelerini kullandı.Başbakanın, bu ülkede kişilere yönelik operasyon yapma yetkisi olmadığını anlatan Demirtaş, Etrafındaki bir tane akıllı da bunu Başbakana söylemiyor. Senin böyle bir yetkin yok Başbakan olarak. Sen kime ne operasyonu yapıyorsun? Operasyon yetkisi sende değil, talimat yetkisi sende değil, karar verme yetkisi sende değil, bu tümüyle yargısal bir mevzudur. Ama yargıyı kendisine bağlı olarak gördüğü için maalesef bunları konuşuyor. Bu nedenle biz böyle bir durumda evrensel hukuka bakarız. Mevcut hukuki duruma bakarız. Yoksa öyle cemaat suçludur, cemaati yakaladığınız yerde içeri atın, cemaa
Zaman
Ana Sayfa
31.03.2014
DemirtaşHalközerkliğeoyverdiDemirtaş Halk özerkliğe oy verdi
Ali Bulaç - Ne yapmalı?
Zaman
31.03.2014
06:37
Defalarca bu köşede yazdık: İnsanların mahrem hayatlarını kayıt altına almak, şantaj amaçlı kullanmak hem günah hem suçtur. Bir fiilde suç ve günah bir araya gelmişse “cürüm”dür, cürümler cezasız kalamaz.Hakim kararıyla ve kamunun yararını, güvenliğini ve sağlığını ilgilendiren kayıtlar meşrudur, ciddiye alınmaları gerekir. Terör, suikast, uyuşturucu, insan ticareti, yolsuzluk, rüşvet vb. suç fiilleriyle ilgili kayıtlar bu sınıfa girer. Sayın Deniz Baykal’la ilgili olduğu öne sürülen kaset de internete düştüğünde bu görüşümü dile getirmiştim (Zaman, 21 Mayıs 2011). O kaseti yayınlayanlar da günah işlemişlerdi. Cürümlere ceza takdir edilip infaz edilmediği takdirde güvenlik ortadan kalkar, güçlüler kendi yasalarını hukuk yerine geçirir. Ancak cürümler apaçık hukuk ilkelerine göre ferdi olup cezaları da ferdi olmak durumundadır, “tüzel kişilikler”e ve bir yere “mensubiyeti dolayısıyla gruplar”a toplu ceza verilemez. Şimdi hükümete düşen mücrimleri teşhis ve tespit edip yargıya teslim etmektir. Ancak böyle yapılmayıp da bütün bir camia sürekli zan ve itham altında tutulur, her Allah’ın günü milyonlarca insan nefret objesi haline getirilir, toplum kutuplaştırılıp çatışma noktasına getirilirse büyük vebal olur. En son Dışişleri bünyesinde Suriye konusuyla ilgili yapılan toplantının ses kaydının internete düşmesi -eğer doğruysa- ürkütücüdür, içeriği itibarıyla vahamet arz ediyor. Yasak ortadan kalktığında bu konuyu İslam bakış açısından kritik etmeye çalışacağız. Konuşulanların internete düşmesi devletin sır denen bir tarafının kalmadığını göstermektedir.Pekiyi, bu dinlemeleri kim yapıyor? Eğer hâlâ “paralel yapı” diye suçu Hizmet’e atanlar varsa, bu aklı başında kimseye inandırıcı gelmez. Nitekim Odatv’ye açıklama yapan bir askeri kaynak “olayın iktidarın sözünü ettiği ‘paralel yapı’nın çok ötesinde” olduğunu söylüyor. Mesele tam da budur. Başından beri önce Hizmet’i, ikinci sırada AK Parti’yi ve son sırada diğer dinî grupların tümünü hedef alan “içeriden destekli uluslararası bir operasyon”la karşı karşıya bulunduğumuzu anlatmaya, her üç mecradaki grupları uyarmaya çalışıyorum. Öfke patlamasının yaşandığı, ajan provokatörlerin inisiyatifi ele geçirdiği bu günlerde “Ey kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!” diye bağıranların sesi giderek kısılıyor. Maalesef aklı başında zannettiğimiz hocalar, yazarlar, kanaat önderleri oyunu göremiyorlar; algı yönetimi ve psikolojik savaş havasına kapılıp fitne ateşini söndürmek için üzerlerine düşen görevi yerine getirmiyorlar. Eskiden İslamcılıklarıyla öne çıkan yazarların nasıl bir anda partizanlaşıp militanlaştıklarını gördükçe İslam’ın irfan ve ferasetinden uzakta olduğumuzu görüyor, üzülüyorum. İnternete düşen dinlemeler öylesine profesyonelce ve sinir bozucu ki bu, içerideki birimlerin beceri ve donanımlarını fazlasıyla aşar. Sızdırmalar ya dört kişiden birinin eseridir veya dünyayı uzaydan kontrol edebilen “küresel ağabey”in yüksek donanım ve maharetinin ürünüdür. Eski ajan Edward Snowden, “NSA’nın 2009’da devreye giren MYSTIC adlı programla belirli bir “ülkenin” tüm telefon konuşmalarını dinlediğini söylüyor. 2011’den itibaren “RETRO” adı verilen bir programla bu sistem 30 gün geriye dönük olarak tüm konuşmaları da geri çağırabiliyor. Bunun için bu sisteme “zaman makinası” deniyor.Şu soru önemlidir: Bir NATO ülkesi olan Türkiye’de olup bitenlere NATO bigane midir? Yazık ki biz birbirimize düşerken, operasyonu planlayanlar hedeflerine adım adım ilerliyor. Hatırlayacak olursak ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger 11 Eylül saldırılarının hemen akabinde şöyle demişti: “Şimdi kültürler veya dinler arası bir çatışmadan çok, İslam dünyası içinde bir çatışma yaşanıyor… Mücadele asıl İslam dünyasında geçiyor.” İslam dünyası ve Türkiye bileşenlerine ayrılıp birbiriyle çatıştırılıyor. Gaflet içinde birbirimizi bitiriyoruz.Seçim sonucu ne olursa olsun, bu cehennemden çıkışın tek yolu var: Bir araya gelip konuşmak, ihtilafları vaz’edilmiş yüksek ahlaki normlar ve hükümlere göre çözmek; birlik ve beraberliği, tekfir ve şeytanlaştırma tuzağından uzak durmaktır, kardeşliği her şeyin üstünde tutmaktır.
Zaman
Köşe Yazıları
31.03.2014
AliBulaç-Neyapmalı?Ali Bulaç - Ne yapmalı?
Ali Bulaç - Ne yapmalı?
Zaman
31.03.2014
04:53
Defalarca bu köşede yazdık: İnsanların mahrem hayatlarını kayıt altına almak, şantaj amaçlı kullanmak hem günah hem suçtur. Bir fiilde suç ve günah bir araya gelmişse “cürüm”dür, cürümler cezasız kalamaz.Hakim kararıyla ve kamunun yararını, güvenliğini ve sağlığını ilgilendiren kayıtlar meşrudur, ciddiye alınmaları gerekir. Terör, suikast, uyuşturucu, insan ticareti, yolsuzluk, rüşvet vb. suç fiilleriyle ilgili kayıtlar bu sınıfa girer. Sayın Deniz Baykal’la ilgili olduğu öne sürülen kaset de internete düştüğünde bu görüşümü dile getirmiştim (Zaman, 21 Mayıs 2011). O kaseti yayınlayanlar da günah işlemişlerdi. Cürümlere ceza takdir edilip infaz edilmediği takdirde güvenlik ortadan kalkar, güçlüler kendi yasalarını hukuk yerine geçirir. Ancak cürümler apaçık hukuk ilkelerine göre ferdi olup cezaları da ferdi olmak durumundadır, “tüzel kişilikler”e ve bir yere “mensubiyeti dolayısıyla gruplar”a toplu ceza verilemez. Şimdi hükümete düşen mücrimleri teşhis ve tespit edip yargıya teslim etmektir. Ancak böyle yapılmayıp da bütün bir camia sürekli zan ve itham altında tutulur, her Allah’ın günü milyonlarca insan nefret objesi haline getirilir, toplum kutuplaştırılıp çatışma noktasına getirilirse büyük vebal olur. En son Dışişleri bünyesinde Suriye konusuyla ilgili yapılan toplantının ses kaydının internete düşmesi -eğer doğruysa- ürkütücüdür, içeriği itibarıyla vahamet arz ediyor. Yasak ortadan kalktığında bu konuyu İslam bakış açısından kritik etmeye çalışacağız. Konuşulanların internete düşmesi devletin sır denen bir tarafının kalmadığını göstermektedir.Pekiyi, bu dinlemeleri kim yapıyor? Eğer hâlâ “paralel yapı” diye suçu Hizmet’e atanlar varsa, bu aklı başında kimseye inandırıcı gelmez. Nitekim Odatv’ye açıklama yapan bir askeri kaynak “olayın iktidarın sözünü ettiği ‘paralel yapı’nın çok ötesinde” olduğunu söylüyor. Mesele tam da budur. Başından beri önce Hizmet’i, ikinci sırada AK Parti’yi ve son sırada diğer dinî grupların tümünü hedef alan “içeriden destekli uluslararası bir operasyon”la karşı karşıya bulunduğumuzu anlatmaya, her üç mecradaki grupları uyarmaya çalışıyorum. Öfke patlamasının yaşandığı, ajan provokatörlerin inisiyatifi ele geçirdiği bu günlerde “Ey kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!” diye bağıranların sesi giderek kısılıyor. Maalesef aklı başında zannettiğimiz hocalar, yazarlar, kanaat önderleri oyunu göremiyorlar; algı yönetimi ve psikolojik savaş havasına kapılıp fitne ateşini söndürmek için üzerlerine düşen görevi yerine getirmiyorlar. Eskiden İslamcılıklarıyla öne çıkan yazarların nasıl bir anda partizanlaşıp militanlaştıklarını gördükçe İslam’ın irfan ve ferasetinden uzakta olduğumuzu görüyor, üzülüyorum. İnternete düşen dinlemeler öylesine profesyonelce ve sinir bozucu ki bu, içerideki birimlerin beceri ve donanımlarını fazlasıyla aşar. Sızdırmalar ya dört kişiden birinin eseridir veya dünyayı uzaydan kontrol edebilen “küresel ağabey”in yüksek donanım ve maharetinin ürünüdür. Eski ajan Edward Snowden, “NSA’nın 2009’da devreye giren MYSTIC adlı programla belirli bir “ülkenin” tüm telefon konuşmalarını dinlediğini söylüyor. 2011’den itibaren “RETRO” adı verilen bir programla bu sistem 30 gün geriye dönük olarak tüm konuşmaları da geri çağırabiliyor. Bunun için bu sisteme “zaman makinası” deniyor.Şu soru önemlidir: Bir NATO ülkesi olan Türkiye’de olup bitenlere NATO bigane midir? Yazık ki biz birbirimize düşerken, operasyonu planlayanlar hedeflerine adım adım ilerliyor. Hatırlayacak olursak ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger 11 Eylül saldırılarının hemen akabinde şöyle demişti: “Şimdi kültürler veya dinler arası bir çatışmadan çok, İslam dünyası içinde bir çatışma yaşanıyor… Mücadele asıl İslam dünyasında geçiyor.” İslam dünyası ve Türkiye bileşenlerine ayrılıp birbiriyle çatıştırılıyor. Gaflet içinde birbirimizi bitiriyoruz.Seçim sonucu ne olursa olsun, bu cehennemden çıkışın tek yolu var: Bir araya gelip konuşmak, ihtilafları vaz’edilmiş yüksek ahlaki normlar ve hükümlere göre çözmek; birlik ve beraberliği, tekfir ve şeytanlaştırma tuzağından uzak durmaktır, kardeşliği her şeyin üstünde tutmaktır.
Zaman
En Çok Okunan
31.03.2014
AliBulaç-Neyapmalı?Ali Bulaç - Ne yapmalı?
Ali Bulaç - Ne yapmalı?
Zaman
31.03.2014
03:08
Defalarca bu köşede yazdık: İnsanların mahrem hayatlarını kayıt altına almak, şantaj amaçlı kullanmak hem günah hem suçtur. Bir fiilde suç ve günah bir araya gelmişse “cürüm”dür, cürümler cezasız kalamaz.Hakim kararıyla ve kamunun yararını, güvenliğini ve sağlığını ilgilendiren kayıtlar meşrudur, ciddiye alınmaları gerekir. Terör, suikast, uyuşturucu, insan ticareti, yolsuzluk, rüşvet vb. suç fiilleriyle ilgili kayıtlar bu sınıfa girer. Sayın Deniz Baykal’la ilgili olduğu öne sürülen kaset de internete düştüğünde bu görüşümü dile getirmiştim (Zaman, 21 Mayıs 2011). O kaseti yayınlayanlar da günah işlemişlerdi. Cürümlere ceza takdir edilip infaz edilmediği takdirde güvenlik ortadan kalkar, güçlüler kendi yasalarını hukuk yerine geçirir. Ancak cürümler apaçık hukuk ilkelerine göre ferdi olup cezaları da ferdi olmak durumundadır, “tüzel kişilikler”e ve bir yere “mensubiyeti dolayısıyla gruplar”a toplu ceza verilemez. Şimdi hükümete düşen mücrimleri teşhis ve tespit edip yargıya teslim etmektir. Ancak böyle yapılmayıp da bütün bir camia sürekli zan ve itham altında tutulur, her Allah’ın günü milyonlarca insan nefret objesi haline getirilir, toplum kutuplaştırılıp çatışma noktasına getirilirse büyük vebal olur. En son Dışişleri bünyesinde Suriye konusuyla ilgili yapılan toplantının ses kaydının internete düşmesi -eğer doğruysa- ürkütücüdür, içeriği itibarıyla vahamet arz ediyor. Yasak ortadan kalktığında bu konuyu İslam bakış açısından kritik etmeye çalışacağız. Konuşulanların internete düşmesi devletin sır denen bir tarafının kalmadığını göstermektedir.Pekiyi, bu dinlemeleri kim yapıyor? Eğer hâlâ “paralel yapı” diye suçu Hizmet’e atanlar varsa, bu aklı başında kimseye inandırıcı gelmez. Nitekim Odatv’ye açıklama yapan bir askeri kaynak “olayın iktidarın sözünü ettiği ‘paralel yapı’nın çok ötesinde” olduğunu söylüyor. Mesele tam da budur. Başından beri önce Hizmet’i, ikinci sırada AK Parti’yi ve son sırada diğer dinî grupların tümünü hedef alan “içeriden destekli uluslararası bir operasyon”la karşı karşıya bulunduğumuzu anlatmaya, her üç mecradaki grupları uyarmaya çalışıyorum. Öfke patlamasının yaşandığı, ajan provokatörlerin inisiyatifi ele geçirdiği bu günlerde “Ey kalabalıklar bu cadde çıkmaz sokak!” diye bağıranların sesi giderek kısılıyor. Maalesef aklı başında zannettiğimiz hocalar, yazarlar, kanaat önderleri oyunu göremiyorlar; algı yönetimi ve psikolojik savaş havasına kapılıp fitne ateşini söndürmek için üzerlerine düşen görevi yerine getirmiyorlar. Eskiden İslamcılıklarıyla öne çıkan yazarların nasıl bir anda partizanlaşıp militanlaştıklarını gördükçe İslam’ın irfan ve ferasetinden uzakta olduğumuzu görüyor, üzülüyorum. İnternete düşen dinlemeler öylesine profesyonelce ve sinir bozucu ki bu, içerideki birimlerin beceri ve donanımlarını fazlasıyla aşar. Sızdırmalar ya dört kişiden birinin eseridir veya dünyayı uzaydan kontrol edebilen “küresel ağabey”in yüksek donanım ve maharetinin ürünüdür. Eski ajan Edward Snowden, “NSA’nın 2009’da devreye giren MYSTIC adlı programla belirli bir “ülkenin” tüm telefon konuşmalarını dinlediğini söylüyor. 2011’den itibaren “RETRO” adı verilen bir programla bu sistem 30 gün geriye dönük olarak tüm konuşmaları da geri çağırabiliyor. Bunun için bu sisteme “zaman makinası” deniyor.Şu soru önemlidir: Bir NATO ülkesi olan Türkiye’de olup bitenlere NATO bigane midir? Yazık ki biz birbirimize düşerken, operasyonu planlayanlar hedeflerine adım adım ilerliyor. Hatırlayacak olursak ABD’nin eski Dışişleri Bakanı Henry Kissinger 11 Eylül saldırılarının hemen akabinde şöyle demişti: “Şimdi kültürler veya dinler arası bir çatışmadan çok, İslam dünyası içinde bir çatışma yaşanıyor… Mücadele asıl İslam dünyasında geçiyor.” İslam dünyası ve Türkiye bileşenlerine ayrılıp birbiriyle çatıştırılıyor. Gaflet içinde birbirimizi bitiriyoruz.Seçim sonucu ne olursa olsun, bu cehennemden çıkışın tek yolu var: Bir araya gelip konuşmak, ihtilafları vaz’edilmiş yüksek ahlaki normlar ve hükümlere göre çözmek; birlik ve beraberliği, tekfir ve şeytanlaştırma tuzağından uzak durmaktır, kardeşliği her şeyin üstünde tutmaktır.
Zaman
Ana Sayfa
31.03.2014
AliBulaç-Neyapmalı?Ali Bulaç - Ne yapmalı?
Ali Bulaç - Musibet!
Zaman
20.03.2014
02:52
9 Ocak tarihli yazımı şöyle bitirmiştim: “Yarın öbür gün bizde devletin sert çekirdeği, darbe davalarından tahliye edileceklerin de sağlayacağı sinerjiyle cemaatlerin tümünü hedef tahtasına yerleştirecektir…Taktik basit: Önce sarı inek, sonra beyaz, sonra siyah inek yenecek. 2002’de başlayan vesayeti ortadan kaldırma süreci şimdi tersine dönmektedir, kendisine “kumpas” kurulduğu öne sürülen o bildik bürokratik merkez büyük bir ustalıkla dinî grupların, cemaatlerin tümüne karşı kumpas kurmaktadır. Önce Hizmet, arkasından AK Parti ve diğer cemaatler! Bundan en ufak şüpheniz olmasın.”Olayların seyri hızlandıkça vehim görmediğim ortaya çıkıyor. 6 yıldır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Durmuş Ali Özoğlu ‘uzun tutukluğu 5 yılla sınırlayan düzenleme’den yararlanıp salıverildiğinde şu açıklamayı yaptı: “Bundan sonra iktidar istediği gibi at koşturamayacak. Vatan hainlerine bu ülkede yer olmayacak.”Özoğlu’nun tehditleri tabii ki AK Parti’yle sınırlı değil. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, hapishane çıkışında daha net bir açıklama yaptı: “Şu anda Ergenekon’dan çıktığımız yerdeyiz. Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Görevlere hazırız. Bir, Türkiye’yi böldürmeyeceğiz. Ülkeyi birleştireceğiz. İki, Cumhuriyet’i yıktırmayacağız. Ergenekon, bizlerin şahıslarını hedef alan bir tertip değil; hedef Atatürk devrimiydi. Toplumumuzun çağdaş yaşama özlemleriydi. Ve bu hedefe ulaşmak için iki kurumu hedef aldılar. Türk Silahlı Kuvvetleri ve İşçi Partisi. Gazi olduk, bize bir şey olmadı. Ergenekon’dan gazi olarak çıkıyoruz… Ama bizi hedef alanları görüyorsunuz. Çürüdüler, dağılıyorlar. Onların, Türkiye’yi bölenlerin hükümetini yıkacağız. Buradan ilan ediyorum, Türkiye’yi bölenlerin iktidarını yıkacağız... Tayyip Erdoğan’ların, Abdullah Gül’lerin, Fethullah Gülen’lerin iktidarını, hepsini birden yıkacağız. Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Hazırız. Görevlere hazırız. Göreceksiniz... Koşullar çok güzel… Dervişler, müritler, cemaatler Türkiye’si manzarası. Bunların hepsinin kökünü kazıyacağız.”Ben Sayın Doğu Perinçek’in her zaman ciddiye alınması gerektiğini düşünürüm. “Koşulların çok güzel” olduğunu söylemesini not etmek lazım.Başından beri benim süreçle ilgili tespitim şu: Bu ‘içeriden destekli uluslararası bir operasyon’dur. Hizmet asli aktörü değildir, sistemli bir biçimde sürece dahil edildi. Yöneldiği nihai hedef önce Hizmet Hareketi’nden başlamak üzere hükümet ve sonra diğer cemaatlerin eksizleştirilmesidir. AK Parti hükümetinin dış politikada işlediği vahim hatalar, var olan gücü, potansiyel imkânları ve yapabilecekleriyle münasip olmayan söylem ve iddiaları, Suriye ve Mısır’da işlediği ağır hatalar onunla bölgede yol alınmayacağı kanaatinin hasıl olmasına yol açtı. Yeni Osmanlıcılık adı altında Osmanlı’nın hüküm sürdüğü 20 milyon km2 üzerinde kurulmuş bulunan 50 ülkeyi siyasi nüfuzu altına geçirmeye kalkıştı; Yeni Osmanlı projesine göre Araplar üzerinde yeniden hakimiyet kurulacak, İran bölgede durdurulacak ve Kürtler, Yeni Osmanlı çiftliğinin kâhyası olarak kullanılacaktı.Batı sayesinde kaydettiği ekonomik başarının –ki kolayca tersine çevrilebilir bir başarıdır bu- demokratik bir ortamda uzun sürmeyeceğine kanaat getirip otoriter rejimde büyümenin daha garantili olacağını hesaplayıp AB üyelik sürecini kesintiye uğratmaya, hatta NATO’dan çıkıp Şanghay örgütüne dahil olmak istedi ki bunun anlamı Rusya ve Çin gibi özgürlüklerin kısıtlandığı tek parti-tek adam rejimine yönelmekti. Türkiye tecrübesi ve açığa vurduğu hedefler Ortadoğu’da uygulanan “ılımlı İslam” projesinin rafa kaldırılmasını gerektiriyor, bu çerçevede Mısır’da askerî darbeye geçit verildi, Suriye’de de Esed’e göz yumuldu.Yeni durumda dindar grupların kamuda etkin olmalarına da göz yumulamazdı, bunların Hizmet’ten başlanarak sistem içinde etkisizleştirilmesi gerekirdi. Üzerinde uzun uzadıya çalışılmış bir plan dahilinde eyleme geçildi. Uçak türbülansta, üç ağırlık (Hizmet, hükümet, diğer cemaatler) atılmadıkça uçak türbülansta tutulacak. Büyük bir gaflet içinde içeridekiler birbirini suçluyor, ellerine ne geçirirlerse birbirlerine fırlatıyorlar. Herkes yere çakıldığında iş işten geçmiş olacak. Belki saçımızı başımızı yolmamıza fırsat kalmayacak. “Başınıza gelen her musibet sizdendir.” (42/Şura, 30).
Zaman
En Çok Okunan
20.03.2014
AliBulaç-MusibetAli Bulaç - Musibet
Ali Bulaç - Musibet!
Zaman
20.03.2014
02:16
9 Ocak tarihli yazımı şöyle bitirmiştim: “Yarın öbür gün bizde devletin sert çekirdeği, darbe davalarından tahliye edileceklerin de sağlayacağı sinerjiyle cemaatlerin tümünü hedef tahtasına yerleştirecektir…Taktik basit: Önce sarı inek, sonra beyaz, sonra siyah inek yenecek. 2002’de başlayan vesayeti ortadan kaldırma süreci şimdi tersine dönmektedir, kendisine “kumpas” kurulduğu öne sürülen o bildik bürokratik merkez büyük bir ustalıkla dinî grupların, cemaatlerin tümüne karşı kumpas kurmaktadır. Önce Hizmet, arkasından AK Parti ve diğer cemaatler! Bundan en ufak şüpheniz olmasın.”Olayların seyri hızlandıkça vehim görmediğim ortaya çıkıyor. 6 yıldır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Durmuş Ali Özoğlu ‘uzun tutukluğu 5 yılla sınırlayan düzenleme’den yararlanıp salıverildiğinde şu açıklamayı yaptı: “Bundan sonra iktidar istediği gibi at koşturamayacak. Vatan hainlerine bu ülkede yer olmayacak.”Özoğlu’nun tehditleri tabii ki AK Parti’yle sınırlı değil. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, hapishane çıkışında daha net bir açıklama yaptı: “Şu anda Ergenekon’dan çıktığımız yerdeyiz. Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Görevlere hazırız. Bir, Türkiye’yi böldürmeyeceğiz. Ülkeyi birleştireceğiz. İki, Cumhuriyet’i yıktırmayacağız. Ergenekon, bizlerin şahıslarını hedef alan bir tertip değil; hedef Atatürk devrimiydi. Toplumumuzun çağdaş yaşama özlemleriydi. Ve bu hedefe ulaşmak için iki kurumu hedef aldılar. Türk Silahlı Kuvvetleri ve İşçi Partisi. Gazi olduk, bize bir şey olmadı. Ergenekon’dan gazi olarak çıkıyoruz… Ama bizi hedef alanları görüyorsunuz. Çürüdüler, dağılıyorlar. Onların, Türkiye’yi bölenlerin hükümetini yıkacağız. Buradan ilan ediyorum, Türkiye’yi bölenlerin iktidarını yıkacağız... Tayyip Erdoğan’ların, Abdullah Gül’lerin, Fethullah Gülen’lerin iktidarını, hepsini birden yıkacağız. Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Hazırız. Görevlere hazırız. Göreceksiniz... Koşullar çok güzel… Dervişler, müritler, cemaatler Türkiye’si manzarası. Bunların hepsinin kökünü kazıyacağız.”Ben Sayın Doğu Perinçek’in her zaman ciddiye alınması gerektiğini düşünürüm. “Koşulların çok güzel” olduğunu söylemesini not etmek lazım.Başından beri benim süreçle ilgili tespitim şu: Bu ‘içeriden destekli uluslararası bir operasyon’dur. Hizmet asli aktörü değildir, sistemli bir biçimde sürece dahil edildi. Yöneldiği nihai hedef önce Hizmet Hareketi’nden başlamak üzere hükümet ve sonra diğer cemaatlerin eksizleştirilmesidir. AK Parti hükümetinin dış politikada işlediği vahim hatalar, var olan gücü, potansiyel imkânları ve yapabilecekleriyle münasip olmayan söylem ve iddiaları, Suriye ve Mısır’da işlediği ağır hatalar onunla bölgede yol alınmayacağı kanaatinin hasıl olmasına yol açtı. Yeni Osmanlıcılık adı altında Osmanlı’nın hüküm sürdüğü 20 milyon km2 üzerinde kurulmuş bulunan 50 ülkeyi siyasi nüfuzu altına geçirmeye kalkıştı; Yeni Osmanlı projesine göre Araplar üzerinde yeniden hakimiyet kurulacak, İran bölgede durdurulacak ve Kürtler, Yeni Osmanlı çiftliğinin kâhyası olarak kullanılacaktı.Batı sayesinde kaydettiği ekonomik başarının –ki kolayca tersine çevrilebilir bir başarıdır bu- demokratik bir ortamda uzun sürmeyeceğine kanaat getirip otoriter rejimde büyümenin daha garantili olacağını hesaplayıp AB üyelik sürecini kesintiye uğratmaya, hatta NATO’dan çıkıp Şanghay örgütüne dahil olmak istedi ki bunun anlamı Rusya ve Çin gibi özgürlüklerin kısıtlandığı tek parti-tek adam rejimine yönelmekti. Türkiye tecrübesi ve açığa vurduğu hedefler Ortadoğu’da uygulanan “ılımlı İslam” projesinin rafa kaldırılmasını gerektiriyor, bu çerçevede Mısır’da askerî darbeye geçit verildi, Suriye’de de Esed’e göz yumuldu.Yeni durumda dindar grupların kamuda etkin olmalarına da göz yumulamazdı, bunların Hizmet’ten başlanarak sistem içinde etkisizleştirilmesi gerekirdi. Üzerinde uzun uzadıya çalışılmış bir plan dahilinde eyleme geçildi. Uçak türbülansta, üç ağırlık (Hizmet, hükümet, diğer cemaatler) atılmadıkça uçak türbülansta tutulacak. Büyük bir gaflet içinde içeridekiler birbirini suçluyor, ellerine ne geçirirlerse birbirlerine fırlatıyorlar. Herkes yere çakıldığında iş işten geçmiş olacak. Belki saçımızı başımızı yolmamıza fırsat kalmayacak. “Başınıza gelen her musibet sizdendir.” (42/Şura, 30).
Zaman
Köşe Yazıları
20.03.2014
AliBulaç-MusibetAli Bulaç - Musibet
Ali Bulaç - Musibet!
Zaman
20.03.2014
02:10
9 Ocak tarihli yazımı şöyle bitirmiştim: “Yarın öbür gün bizde devletin sert çekirdeği, darbe davalarından tahliye edileceklerin de sağlayacağı sinerjiyle cemaatlerin tümünü hedef tahtasına yerleştirecektir…Taktik basit: Önce sarı inek, sonra beyaz, sonra siyah inek yenecek. 2002’de başlayan vesayeti ortadan kaldırma süreci şimdi tersine dönmektedir, kendisine “kumpas” kurulduğu öne sürülen o bildik bürokratik merkez büyük bir ustalıkla dinî grupların, cemaatlerin tümüne karşı kumpas kurmaktadır. Önce Hizmet, arkasından AK Parti ve diğer cemaatler! Bundan en ufak şüpheniz olmasın.”Olayların seyri hızlandıkça vehim görmediğim ortaya çıkıyor. 6 yıldır Silivri Cezaevi’nde tutuklu bulunan Durmuş Ali Özoğlu ‘uzun tutukluğu 5 yılla sınırlayan düzenleme’den yararlanıp salıverildiğinde şu açıklamayı yaptı: “Bundan sonra iktidar istediği gibi at koşturamayacak. Vatan hainlerine bu ülkede yer olmayacak.”Özoğlu’nun tehditleri tabii ki AK Parti’yle sınırlı değil. İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, hapishane çıkışında daha net bir açıklama yaptı: “Şu anda Ergenekon’dan çıktığımız yerdeyiz. Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Görevlere hazırız. Bir, Türkiye’yi böldürmeyeceğiz. Ülkeyi birleştireceğiz. İki, Cumhuriyet’i yıktırmayacağız. Ergenekon, bizlerin şahıslarını hedef alan bir tertip değil; hedef Atatürk devrimiydi. Toplumumuzun çağdaş yaşama özlemleriydi. Ve bu hedefe ulaşmak için iki kurumu hedef aldılar. Türk Silahlı Kuvvetleri ve İşçi Partisi. Gazi olduk, bize bir şey olmadı. Ergenekon’dan gazi olarak çıkıyoruz… Ama bizi hedef alanları görüyorsunuz. Çürüdüler, dağılıyorlar. Onların, Türkiye’yi bölenlerin hükümetini yıkacağız. Buradan ilan ediyorum, Türkiye’yi bölenlerin iktidarını yıkacağız... Tayyip Erdoğan’ların, Abdullah Gül’lerin, Fethullah Gülen’lerin iktidarını, hepsini birden yıkacağız. Kınından çıkmış bir kılıç gibiyiz. Hazırız. Görevlere hazırız. Göreceksiniz... Koşullar çok güzel… Dervişler, müritler, cemaatler Türkiye’si manzarası. Bunların hepsinin kökünü kazıyacağız.”Ben Sayın Doğu Perinçek’in her zaman ciddiye alınması gerektiğini düşünürüm. “Koşulların çok güzel” olduğunu söylemesini not etmek lazım.Başından beri benim süreçle ilgili tespitim şu: Bu ‘içeriden destekli uluslararası bir operasyon’dur. Hizmet asli aktörü değildir, sistemli bir biçimde sürece dahil edildi. Yöneldiği nihai hedef önce Hizmet Hareketi’nden başlamak üzere hükümet ve sonra diğer cemaatlerin eksizleştirilmesidir. AK Parti hükümetinin dış politikada işlediği vahim hatalar, var olan gücü, potansiyel imkânları ve yapabilecekleriyle münasip olmayan söylem ve iddiaları, Suriye ve Mısır’da işlediği ağır hatalar onunla bölgede yol alınmayacağı kanaatinin hasıl olmasına yol açtı. Yeni Osmanlıcılık adı altında Osmanlı’nın hüküm sürdüğü 20 milyon km2 üzerinde kurulmuş bulunan 50 ülkeyi siyasi nüfuzu altına geçirmeye kalkıştı; Yeni Osmanlı projesine göre Araplar üzerinde yeniden hakimiyet kurulacak, İran bölgede durdurulacak ve Kürtler, Yeni Osmanlı çiftliğinin kâhyası olarak kullanılacaktı.Batı sayesinde kaydettiği ekonomik başarının –ki kolayca tersine çevrilebilir bir başarıdır bu- demokratik bir ortamda uzun sürmeyeceğine kanaat getirip otoriter rejimde büyümenin daha garantili olacağını hesaplayıp AB üyelik sürecini kesintiye uğratmaya, hatta NATO’dan çıkıp Şanghay örgütüne dahil olmak istedi ki bunun anlamı Rusya ve Çin gibi özgürlüklerin kısıtlandığı tek parti-tek adam rejimine yönelmekti. Türkiye tecrübesi ve açığa vurduğu hedefler Ortadoğu’da uygulanan “ılımlı İslam” projesinin rafa kaldırılmasını gerektiriyor, bu çerçevede Mısır’da askerî darbeye geçit verildi, Suriye’de de Esed’e göz yumuldu.Yeni durumda dindar grupların kamuda etkin olmalarına da göz yumulamazdı, bunların Hizmet’ten başlanarak sistem içinde etkisizleştirilmesi gerekirdi. Üzerinde uzun uzadıya çalışılmış bir plan dahilinde eyleme geçildi. Uçak türbülansta, üç ağırlık (Hizmet, hükümet, diğer cemaatler) atılmadıkça uçak türbülansta tutulacak. Büyük bir gaflet içinde içeridekiler birbirini suçluyor, ellerine ne geçirirlerse birbirlerine fırlatıyorlar. Herkes yere çakıldığında iş işten geçmiş olacak. Belki saçımızı başımızı yolmamıza fırsat kalmayacak. “Başınıza gelen her musibet sizdendir.” (42/Şura, 30).
Zaman
Ana Sayfa
20.03.2014
AliBulaç-MusibetAli Bulaç - Musibet
6 bağımsız milletvekilinden 'Demokrasi Bildirisi'
Zaman
28.02.2014
11:44
Kütahya Bağımsız Milletvekili İdris Bal, kendisi başta olmak üzere eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile milletvekilleri Hakan Şükür, Hasan Hami Yıldırım, Haluk Özdalga ve Erdal Kalkan adına Demokrasi Bildirisi okudu.Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) basın toplantısı düzenleyen İdris Bal, Türkiyenin geçmişte antidemokratik süreçler yaşadığını, 28 Şubat süreci ve o süreçte yaşananların hafızalarda tazeliğini koruduğunu vurguladı. Son dönemde Türkiyenin yine antidemokratik bir süreç içerisine girdiğini belirten Bal, Ülkemiz hem İslam Dünyası, hem de gelişmekte olan ülkeler açısından model ülke olarak kabul edilirken, son gelişmelerle model olmak bir tarafa kendisi bölgede bir sorun haline gelmektedir. Bu anlamda hem 28 Şubat sürecinin yıl dönümü olması nedeniyle, hem de içinde bulunduğumuz anti demokratik adımların atıldığı bu süreçte demokrasiye, şeffaflığa, hesap verebilirliğe barışa, ortak yaşam bilincine, evrensel değerlere inanan insanlar olarak, hayati konuların kamuoyuna hatırlatılmasının faydalı olduğunu düşünerek aşağıdaki hususlara dikkat çekmek istiyoruz. dedi.Balın okuduğu Demokrasi Bildirisi şöyle:- Darbe meşru olmayan yollarla, Anayasada ve yasalarda yer almayan bir şekilde gücü elde etmektir. Darbe sadece silahla, tankla yapılmaz. Şu anda yürütme, yasamadaki çoğunluğu da arkasına alarak yargıyı kontrol etmektedir. Bu aslında adı konulmamış bir darbedir. Türkiyede sistem tıkanmıştır. Türk demokrasisinin istikrarı, imajı ve hukuk devleti gereği sistemin önü açılmalı, Türkiye normalleşmelidir.- Kuvvetler ayrılığı, demokrasinin vazgeçilmez bir gereğidir. Kuvvetler ayrılığı yöneticilerin, yönetimin ceberutlaşmaması, diktatörleşmemesi için demokrasilerde temel kural haline gelmiştir. Türkiyede şu anda kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmıştır. Yargı, yürütme ve yasamanın çoğunluğunun kontrolüne girmiştir. Derhal kuvvetler ayrılığı tesis edilmelidir.- Yeni yasalaşan HSYK düzenlemesi demokratik bir ülkede düşünülemez. Yargıyı kontrol ve baskı amaçlıdır. AB normları açısından kabul edilemez bir düzenlemedir. Yargı bağımsızlığı acilen tekrar tesis edilmeli ve baskılar sona ermelidir.- Hakim ve savcıların keyfi olarak yer değişikliğine tabi tutulması kabul edilemez ve bu yargıya, yargı bağımsızlığına bir müdahaledir.- On bin civarındaki polisin bir gerekçe gösterilmeden, tasfiye mantığı ile yerlerinin değiştirilmesi, özellikle terörle mücadele, organize suçlar, mali suçlar, istihbarat gibi yerlerdeki mesleki tecrübesi olan kişilerin yerlerinin değiştirilmesi, ülkenin iç huzuru ve güvenliği açısından önemli zafiyetler oluşturabilir.- Şeffaflık, demokrasinin temel prensiplerinden biridir. Bunun için ise düşünce ve ifade hürriyeti medyanın, STKların, Düşünce Kuruluşlarının ve Üniversitelerin özgür olması şarttır. Birçok örnekle sabit olduğu gibi, özellikle Türkiyede medya ve medya mensupları üzerinde baskılar bulunmakta, talimatlar verilmektedir. Medya ve medya mensupları üzerindeki baskılar kabul edilemez, her kesime yönelik tüm baskılar derhal sona ermelidir.- Üniversite ve düşünce kuruluşları bağımsız olmalıdır. Baskı altında hür düşünce gelişemez, hür analizler çözümlemeler yapılamaz.- İnternet düzenlemesi demokratik bir ülkede düşünülemez. İnternet düzenlemesindeki kararlar ülkemizi maalesef bir muhaberat devleti yapma yolunda alınan kararlardır.- MİTe dair düzenleme demokratik bir toplumda kabul edilemez niteliktedir. İleride operasyon yetkisi suiistimallere, ciddi sorunlara yol açabilir. Denetim eksikliği ciddi riskleri beraberinde getirebilir.- Yaşanan olaylar açısından baktığımızda Sayın Cumhurbaşkanı üzerine düşen görevi yerine getirememiştir. Cumhurbaşkanlığı makamı sembolik olmakla beraber devlet kurumlarının arasında ahenkli bir çalışmak gibi bir görevi vardır. Ancak son süreçte ülkenin sistemi açısından son derece kritik gelişmeler yaşanırken Sayın Cumhurbaşkanı bu misyonunu yeterince yerine getirememiştir. Özellikle özgürlüklerin son derece önem kazandığı, teknolojik gelişmelerin hızla ilerlediği, internetin bir insanlık hakkı olduğu bu dönemde internetin doğasına aykırı olan bir internet yasasını onaylaması daha sonra HSYK düzenlemesini onaylaması bunun bir göstergesidir. Yolsuzluklara, yargının kontrol ediliyor olmasına karşı ciddi, net uyarılarda bulunamamıştır.- Hesap verebilirlik, demokrasinin bir gereğidir. Sayıştay güçlendirilmeli, yetkileri iade edilmeli, statüsü dünyadaki birinci sınıf demokrasilerdeki yere getirilmelidir.- Partiler kurumsallaşmalı, lider partisi olmaktan çıkmalıdır. Liderlerin partisi algısı, partilerin lideri algısına dönmelidir.- Parti içinde tahammül gücü, hazım kapasitesi artmalıdır. Parti içi demokrasi ve milletvekili saygınlığı, bağımsızlığı olmadan gerçek bir demokrasi tesis edilemez. Bunun için ise başta seçim kanunu değiştirilmeli, gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Parti içerisinde öz eleşti
Zaman
Politika
28.02.2014
6bağımsızmilletvekilindenDemokrasiBildirisi6 bağımsız milletvekilinden Demokrasi Bildirisi
6 bağımsız milletvekilinden 'Demokrasi Bildirisi'
Zaman
28.02.2014
11:44
Kütahya Bağımsız Milletvekili İdris Bal, kendisi başta olmak üzere eski Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay ile milletvekilleri Hakan Şükür, Hasan Hami Yıldırım, Haluk Özdalga ve Erdal Kalkan adına Demokrasi Bildirisi okudu.Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) basın toplantısı düzenleyen İdris Bal, Türkiyenin geçmişte antidemokratik süreçler yaşadığını, 28 Şubat süreci ve o süreçte yaşananların hafızalarda tazeliğini koruduğunu vurguladı. Son dönemde Türkiyenin yine antidemokratik bir süreç içerisine girdiğini belirten Bal, Ülkemiz hem İslam Dünyası, hem de gelişmekte olan ülkeler açısından model ülke olarak kabul edilirken, son gelişmelerle model olmak bir tarafa kendisi bölgede bir sorun haline gelmektedir. Bu anlamda hem 28 Şubat sürecinin yıl dönümü olması nedeniyle, hem de içinde bulunduğumuz anti demokratik adımların atıldığı bu süreçte demokrasiye, şeffaflığa, hesap verebilirliğe barışa, ortak yaşam bilincine, evrensel değerlere inanan insanlar olarak, hayati konuların kamuoyuna hatırlatılmasının faydalı olduğunu düşünerek aşağıdaki hususlara dikkat çekmek istiyoruz. dedi.Balın okuduğu Demokrasi Bildirisi şöyle:- Darbe meşru olmayan yollarla, Anayasada ve yasalarda yer almayan bir şekilde gücü elde etmektir. Darbe sadece silahla, tankla yapılmaz. Şu anda yürütme, yasamadaki çoğunluğu da arkasına alarak yargıyı kontrol etmektedir. Bu aslında adı konulmamış bir darbedir. Türkiyede sistem tıkanmıştır. Türk demokrasisinin istikrarı, imajı ve hukuk devleti gereği sistemin önü açılmalı, Türkiye normalleşmelidir.- Kuvvetler ayrılığı, demokrasinin vazgeçilmez bir gereğidir. Kuvvetler ayrılığı yöneticilerin, yönetimin ceberutlaşmaması, diktatörleşmemesi için demokrasilerde temel kural haline gelmiştir. Türkiyede şu anda kuvvetler ayrılığı ortadan kalkmıştır. Yargı, yürütme ve yasamanın çoğunluğunun kontrolüne girmiştir. Derhal kuvvetler ayrılığı tesis edilmelidir.- Yeni yasalaşan HSYK düzenlemesi demokratik bir ülkede düşünülemez. Yargıyı kontrol ve baskı amaçlıdır. AB normları açısından kabul edilemez bir düzenlemedir. Yargı bağımsızlığı acilen tekrar tesis edilmeli ve baskılar sona ermelidir.- Hakim ve savcıların keyfi olarak yer değişikliğine tabi tutulması kabul edilemez ve bu yargıya, yargı bağımsızlığına bir müdahaledir.- On bin civarındaki polisin bir gerekçe gösterilmeden, tasfiye mantığı ile yerlerinin değiştirilmesi, özellikle terörle mücadele, organize suçlar, mali suçlar, istihbarat gibi yerlerdeki mesleki tecrübesi olan kişilerin yerlerinin değiştirilmesi, ülkenin iç huzuru ve güvenliği açısından önemli zafiyetler oluşturabilir.- Şeffaflık, demokrasinin temel prensiplerinden biridir. Bunun için ise düşünce ve ifade hürriyeti medyanın, STKların, Düşünce Kuruluşlarının ve Üniversitelerin özgür olması şarttır. Birçok örnekle sabit olduğu gibi, özellikle Türkiyede medya ve medya mensupları üzerinde baskılar bulunmakta, talimatlar verilmektedir. Medya ve medya mensupları üzerindeki baskılar kabul edilemez, her kesime yönelik tüm baskılar derhal sona ermelidir.- Üniversite ve düşünce kuruluşları bağımsız olmalıdır. Baskı altında hür düşünce gelişemez, hür analizler çözümlemeler yapılamaz.- İnternet düzenlemesi demokratik bir ülkede düşünülemez. İnternet düzenlemesindeki kararlar ülkemizi maalesef bir muhaberat devleti yapma yolunda alınan kararlardır.- MİTe dair düzenleme demokratik bir toplumda kabul edilemez niteliktedir. İleride operasyon yetkisi suiistimallere, ciddi sorunlara yol açabilir. Denetim eksikliği ciddi riskleri beraberinde getirebilir.- Yaşanan olaylar açısından baktığımızda Sayın Cumhurbaşkanı üzerine düşen görevi yerine getirememiştir. Cumhurbaşkanlığı makamı sembolik olmakla beraber devlet kurumlarının arasında ahenkli bir çalışmak gibi bir görevi vardır. Ancak son süreçte ülkenin sistemi açısından son derece kritik gelişmeler yaşanırken Sayın Cumhurbaşkanı bu misyonunu yeterince yerine getirememiştir. Özellikle özgürlüklerin son derece önem kazandığı, teknolojik gelişmelerin hızla ilerlediği, internetin bir insanlık hakkı olduğu bu dönemde internetin doğasına aykırı olan bir internet yasasını onaylaması daha sonra HSYK düzenlemesini onaylaması bunun bir göstergesidir. Yolsuzluklara, yargının kontrol ediliyor olmasına karşı ciddi, net uyarılarda bulunamamıştır.- Hesap verebilirlik, demokrasinin bir gereğidir. Sayıştay güçlendirilmeli, yetkileri iade edilmeli, statüsü dünyadaki birinci sınıf demokrasilerdeki yere getirilmelidir.- Partiler kurumsallaşmalı, lider partisi olmaktan çıkmalıdır. Liderlerin partisi algısı, partilerin lideri algısına dönmelidir.- Parti içinde tahammül gücü, hazım kapasitesi artmalıdır. Parti içi demokrasi ve milletvekili saygınlığı, bağımsızlığı olmadan gerçek bir demokrasi tesis edilemez. Bunun için ise başta seçim kanunu değiştirilmeli, gerekli düzenlemeler yapılmalıdır. Parti içerisinde öz eleşti
Zaman
Ana Sayfa
28.02.2014
6bağımsızmilletvekilindenDemokrasiBildirisi6 bağımsız milletvekilinden Demokrasi Bildirisi
İstihbarat teşkilatlarının denetim, hesap verebilirlik ve gözetimi
Zaman
27.02.2014
02:05
Tarihi olarak ele alındığında görülür ki, istihbarat teşkilatları kendi dışından ve bağımsız birimlerce yapılacak türlü denetim, hesap sorma, inceleme ve gözetime karşı direnmişlerdir.Günümüzde de direnmeye devam etmektedirler. Kendilerince mutlaka geçerli sebepleri olmakla birlikte, kamu kaynaklarını kullanan ve kamu adına faaliyet gösteren devlet birimlerinin yasal denetim dışında tutulması mümkün değildir.Zira hesap denetim, hesap verebilirlik ve gözetim, istihbarat teşkilatlarını yasal görevlerini yaparken daha rahat hareket etmelerini sağlayacak, onları sınırlandırmayacaktır. Demokratik siyasal sistemlerde denetimin olması bütün devlet birimlerinin sağlıklı çalışmasına katkı sağlamakta, kişilerin inisiyatif kullanması yerine yasal düzenlemeleri öne çıkarmaktadır. Bu denetimlerin yüzlerce faydasının bulunduğu görülmüş, buna karşılık tespit edilmiş şimdiye kadar bir zararı bulunmamaktadır. Ayrıca, hesap verebilirlik, istihbarat teşkilatlarını yasal sınırlar içerisinde görev yapmaya zorlayacak ve aynı zamanda kamuoyu önünde yıpratılmalarının da önünü alacaktır. Bu durumda daha güçlü istihbarat birimlerinin ortaya çıkmasına yardımcı olacaktır. Ek olarak hesap verebilirlik, istihbarat teşkilatının diğer güvenlik birimleriyle de daha verimli çalışmalarına sebep olacaktır. Aksine durumlarda ise kamuoyunda sürekli, aslı olmayan söylentilerle istihbarat teşkilatlarının yıpranması sağlanacaktır. Sonuçta hesap verebilirlik, istihbarat birimlerinin kişilerin insan haklarını ihlal etmelerinin önüne geçecektir.İstihbarat birimlerinin hesap verebilir olmasının önünde ciddi engeller olduğunu ileri sürenler vardır ki, bunlardan bazıları şu şekilde sıralanabilir:Başta, anayasal olarak istihbarat teşkilatları, belli uzmanlık gerektiren bürokratik yapılardır. Diğer devlet birimlerine verilmeyen yetkilerle donatılmışlardır ve görevleri gereği daha faal birimlerdir. Dolayısıyla, bu birimleri denetim altına almak çok makul görülememektedir.İkincisi, istihbarat birimleri ve bu birimlerin eylem ve işlemlerinin gizli kalmasına dair ciddi bir kanaatin olmasıdır. Halkın bu birimlerin yaptıklarını bilmesine gerek yoktur anlayışı yaygındır.Üçüncüsü, hesap verebilirliğin istihbarat birimlerinin görevlerini yerine getirmesine engel olacağı düşüncesidir.Bu savlara karşı geliştirilen düşüncelere göre her devlet biriminin yaptığı görev önemlidir ve hesap verir olmayan hiçbir devlet birimi istenen başarıyı ve görevi tam olarak yerine getiremez. Gizliliğin ‘mutlak bir gizlilik’ olarak ele alınmasına gerek yoktur. Zira mutlak gizlilik hem demokratik hesap verebilirliğe hem de istihbarat birimlerinin hesap verirliğine terstir. Bir ülkede ya da devlette, istihbarat birimlerinin eylem ve işlemlerini denetleyecek kişi ve kurumlar en az istihbarat birimleri kadar ülke ve devlet çıkarlarını düşünen ve bunun bilincinde olan kişiler olacaklardır.Dünyadaki uygulamalara bakıldığında, istisnasız bütün demokratik devletler istihbarat teşkilatları ve birimleri denetime tabidirler. Denetimler hemen hemen bütün devletlerde ‘istihbarat ve güvenlik komisyonu’ adı altında, ya parlamentolarda ya da uzmanlardan oluşan bağımsız birimlerce yapılmaktadır. Örnek olarak Amerikan Kongresi’nin ve İngiliz Parlamentosu’nun istihbarat birimleri üzerindeki denetim ve gözetim yetkilerine bakılabilir. Buna karşılık Kanada’da aynı işlevi yerine getiren başbakan tarafından atanan bağımsız bir komisyon bulunmaktadır.Bu birimler denetimleri ve gözetimleri yerine düzenli olarak getirmekte, istihbarat birimleri hakkındaki şikâyetleri incelemektedir. Komisyonlar ve istihbarat birimleri, yaptıklarının yasallığı ve meşruiyeti konusunda anlaşamazlarsa bu anlaşmazlığı çözecek bir mahkeme bulunmaktadır.Bu birimler her devlette aynı şekilde görev yapmamaktadırlar. Örnek olarak, Amerikan Kongresi’ndeki komisyona istihbarat birimleri herhangi bir gizli operasyon yapacaklarsa yapmadan evvel bilgi vermek zorundalar ve eylem esnasında denetim sürmektedir. Buna karşılık İngiltere ve Kanada’da ise eylem ve işlemler tamamlandıktan sonra ilgili birimler istihbarat birimleri üzerinde denetim yapmaktadırlar. İstihbarat teşkilatlarının ve birimlerinin hangi işlem ve eylemelerinin denetlendiğine bakıldığında şunlar öne çıkmaktadır:İstihbarat birimlerinin politikaları, yönetimi ve harcamalarının parlamento ya da başbakan tarafından istenildiği şekilde yapılıp yapılmadığını; Yasal görevlerini yerine getirirken yasalara uygun olup olmadığını;Her türlü dinlemelerin yasalara uygun olup olmadığını;Elde edilen bilgilerin ilgililer dışında kalan kişi ve kurumlarla paylaşılıp paylaşılmadığını; İstihbarat birimleri hakkındaki her türlü şikâyetleri söz konusu birimler denetlemekte, soruşturmakta ve karara bağlamaktadırlar.Başka bir denetim şekli ise, istihbarat birimlerinin ya birden fazla bakana bağlı olarak
Zaman
Yorum
27.02.2014
İstihbaratteşkilatlarınındenetimhesapverebilirlikvegözetimiİstihbarat teşkilatlarının denetim hesap verebilirlik ve gözetimi
Yargı, kirli telekulak operasyonuna alet ediliyor
Zaman
26.02.2014
02:07
Demokratik hukuk devletinde ilk başta karşı çıkılması gereken ‘illegal ses kayıtları’ kuşkusuz. Failleri, tespit edilip yargı önüne çıkarılmalı.Hele içeriğinin yayınlanmasında kamu yararı bulunmayan kayıtların hiçbir kabul edilir tarafı yok. Bununla birlikte, illegal değil, kanunlar çerçevesinde ama hiçbir somut suç isnadı olmadan yapılan ‘kanunî’ ses kayıtları da sorunludur. Kanunî olan ses kaydı her zaman ‘hukukî’ olmayabilir. Bunun için, yapılan her dinlemenin ‘gerekçesi ve suç isnadının somutluğu’ mahkeme kararında yazmalı, bu önemli. Bunlar, hukuk devletine inanan herkesin savunması gereken genel ilkeler.İşte bu ilkeler çerçevesinde güncel ‘telekulak’ tartışmasına bakalım. Yeni Şafak ve Star, ‘Paralel yapı 7 bin kişiyi yasal olarak dinledi’ haberlerine dün de devam etti. Hatta bu koroya Sabah Gazetesi dahil olup dinlenen kişilerin sayısının 20 bini bulduğunu bile yazdı. ‘Telekulak’ iddiası ya da kurgusu köpürtüldükçe köpürtülüyor ama hâlâ somut bir bilgi, veri sunulmuyor. Son olarak, bu gazetelerin iddialarını destekleyen bir açıklama da İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu’ndan geldi. Salihoğlu, iki savcının adı altında ‘paralel yapı dinledi’ denilerek hayalî bir suçlama ile verilen haberlere bir gün sonra cevap verdi. Oysa savcılar daha haberler çıktığı anda ilk ağızdan yalanlama yapmıştı. İstanbul Başsavcısı, hem adliyesini hem de idaresindeki savcıları hedef alan iddialara niye hemen cevap vermedi, bu ciddi bir soru işareti. Başsavcı, bir sayfalık, yeni bir şey içermeyen, haberleri teyit eden ‘alakasız binlerce insan 3 yıl boyunca dinlenmiş’ açıklaması için niye bir gün bekledi? Bu, olayın bir boyutu.Tartışmanın bir de öteki boyutuna geçip, Başsavcı’nın açıklamasının içeriğini, çıkan haberlerle birlikte değerlendirmek gerek. Yeni Şafak ve Star, ‘telekulak’ haberlerine devam etti. Ama yine ilk baştaki gibi hiçbir belge sunulmadı. Savcılar, ‘Selam örgütü’ adı altında mahkeme kararı alarak bir iddiaya göre 7 bin, bir iddiaya göre 20 bin (İstanbul Başsavcısı 2 bin 280 diye açıkladı) kişiyi dinlemişse, bunların yazılı kararı olmalı. Ne gazeteler ne de dün açıklama yapan Başsavcı bu iddialarına delil olacak hiçbir yazılı karar göstermedi. Halbuki haberi doğrulayacak tek somut veri bu.Madem dinlemeler, kanunlar kötüye kullanılarak mahkeme kararlarıyla yapıldı, ‘hukuksuz’ dinleme kararları nerede? Başsavcı bunu açıklamak yerine, soyut iddiaları tekrarlamaktan öteye geçmedi. Başsavcı, binlerce kişinin dinlendiğini söylerken, İstanbul Emniyeti’nde buna dair hiç kayıt olmadığını da ekliyor. Madem İstanbul Emniyeti’nde kayıt yok, siz bu isimleri de savcılığın 107 adet (gazeteler 125 yazmıştı) klasöründen aldınız, öyleyse bunların bir şekilde savcılık kayıtlarında, mahkeme kararlarında ismi olmalı. Varsa (ki dediğinize göre olmalı) bu kararlar, niye iki gün geçtiği halde yayınlanmıyor? Yoksa aslında şu anda bir ‘imalat’ süreci mi işliyor? Emniyet’te delil mi üretiliyor? Çünkü açıklamada, savcılık dosyasında yer alan harddisk ve diğer belgelerin Emniyet’e verildiği ve şu anda incelendiği belirtiliyor. Bu bilgiler ve gelişmeler karşısında akla gelen en mantıklı soru bu.Bir de, İstanbul Başsavcısı Salihoğlu’nun 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarından sonra ‘özel’ olarak seçilip başsavcı yapılması, yeni atanan İstanbul Emniyet müdürünün Başbakan’ın uçağı ile İstanbul’a getirilmesi düşünüldüğünde bu şüpheler güçleniyor. Bu kamu görevlileri görevi kötüye kullanma suçu işliyor görüntüsü de cabası.Yine açıklamaya dönersek, Başsavcılık İstanbul Terör Şube’de ‘Selam örgütü’ soruşturma dosyasındaki harddiskin incelemesinin devam ettiğini ve dinlenen kişi sayısının artabileceğini söylüyor. Savcılık açıklamasına göre 2 bin 280 kişi belirlenmişse, iki gazete 7 bin rakamını nereden biliyordu, bu rakama Başsavcı’nın bilgisi bile yokken gazeteler nasıl, nereden ulaştı, bu da büyük soru işareti.Ortada büyük bir operasyon olduğu görülüyor. İstanbul Başsavcılığı, hukuk kurumu olarak bu oyunu somut belgelerle bozacakken kirli bir algı operasyonuna yargının en kıdemli birimlerinden biri alet ediliyor görüntüsü veriyor. Bu da, hukuk devletine güveni sarsıyor. Netice olarak hukuk devletinin gereği, bütün bu bilgiler ve somut gelişmeler karşısında ‘hukuksuz’ dinlemelere tavır alabilmemiz için öncelikle bu telekulak iddiasıyla ilgili somut deliller ortaya konulmalıdır.
Zaman
Güncel
26.02.2014
YargıkirlitelekulakoperasyonunaaletediliyorYargı kirli telekulak operasyonuna alet ediliyor
Yargı, kirli telekulak operasyonuna alet ediliyor
Zaman
26.02.2014
02:07
Demokratik hukuk devletinde ilk başta karşı çıkılması gereken ‘illegal ses kayıtları’ kuşkusuz. Failleri, tespit edilip yargı önüne çıkarılmalı.Hele içeriğinin yayınlanmasında kamu yararı bulunmayan kayıtların hiçbir kabul edilir tarafı yok. Bununla birlikte, illegal değil, kanunlar çerçevesinde ama hiçbir somut suç isnadı olmadan yapılan ‘kanunî’ ses kayıtları da sorunludur. Kanunî olan ses kaydı her zaman ‘hukukî’ olmayabilir. Bunun için, yapılan her dinlemenin ‘gerekçesi ve suç isnadının somutluğu’ mahkeme kararında yazmalı, bu önemli. Bunlar, hukuk devletine inanan herkesin savunması gereken genel ilkeler.İşte bu ilkeler çerçevesinde güncel ‘telekulak’ tartışmasına bakalım. Yeni Şafak ve Star, ‘Paralel yapı 7 bin kişiyi yasal olarak dinledi’ haberlerine dün de devam etti. Hatta bu koroya Sabah Gazetesi dahil olup dinlenen kişilerin sayısının 20 bini bulduğunu bile yazdı. ‘Telekulak’ iddiası ya da kurgusu köpürtüldükçe köpürtülüyor ama hâlâ somut bir bilgi, veri sunulmuyor. Son olarak, bu gazetelerin iddialarını destekleyen bir açıklama da İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu’ndan geldi. Salihoğlu, iki savcının adı altında ‘paralel yapı dinledi’ denilerek hayalî bir suçlama ile verilen haberlere bir gün sonra cevap verdi. Oysa savcılar daha haberler çıktığı anda ilk ağızdan yalanlama yapmıştı. İstanbul Başsavcısı, hem adliyesini hem de idaresindeki savcıları hedef alan iddialara niye hemen cevap vermedi, bu ciddi bir soru işareti. Başsavcı, bir sayfalık, yeni bir şey içermeyen, haberleri teyit eden ‘alakasız binlerce insan 3 yıl boyunca dinlenmiş’ açıklaması için niye bir gün bekledi? Bu, olayın bir boyutu.Tartışmanın bir de öteki boyutuna geçip, Başsavcı’nın açıklamasının içeriğini, çıkan haberlerle birlikte değerlendirmek gerek. Yeni Şafak ve Star, ‘telekulak’ haberlerine devam etti. Ama yine ilk baştaki gibi hiçbir belge sunulmadı. Savcılar, ‘Selam örgütü’ adı altında mahkeme kararı alarak bir iddiaya göre 7 bin, bir iddiaya göre 20 bin (İstanbul Başsavcısı 2 bin 280 diye açıkladı) kişiyi dinlemişse, bunların yazılı kararı olmalı. Ne gazeteler ne de dün açıklama yapan Başsavcı bu iddialarına delil olacak hiçbir yazılı karar göstermedi. Halbuki haberi doğrulayacak tek somut veri bu.Madem dinlemeler, kanunlar kötüye kullanılarak mahkeme kararlarıyla yapıldı, ‘hukuksuz’ dinleme kararları nerede? Başsavcı bunu açıklamak yerine, soyut iddiaları tekrarlamaktan öteye geçmedi. Başsavcı, binlerce kişinin dinlendiğini söylerken, İstanbul Emniyeti’nde buna dair hiç kayıt olmadığını da ekliyor. Madem İstanbul Emniyeti’nde kayıt yok, siz bu isimleri de savcılığın 107 adet (gazeteler 125 yazmıştı) klasöründen aldınız, öyleyse bunların bir şekilde savcılık kayıtlarında, mahkeme kararlarında ismi olmalı. Varsa (ki dediğinize göre olmalı) bu kararlar, niye iki gün geçtiği halde yayınlanmıyor? Yoksa aslında şu anda bir ‘imalat’ süreci mi işliyor? Emniyet’te delil mi üretiliyor? Çünkü açıklamada, savcılık dosyasında yer alan harddisk ve diğer belgelerin Emniyet’e verildiği ve şu anda incelendiği belirtiliyor. Bu bilgiler ve gelişmeler karşısında akla gelen en mantıklı soru bu.Bir de, İstanbul Başsavcısı Salihoğlu’nun 17-25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarından sonra ‘özel’ olarak seçilip başsavcı yapılması, yeni atanan İstanbul Emniyet müdürünün Başbakan’ın uçağı ile İstanbul’a getirilmesi düşünüldüğünde bu şüpheler güçleniyor. Bu kamu görevlileri görevi kötüye kullanma suçu işliyor görüntüsü de cabası.Yine açıklamaya dönersek, Başsavcılık İstanbul Terör Şube’de ‘Selam örgütü’ soruşturma dosyasındaki harddiskin incelemesinin devam ettiğini ve dinlenen kişi sayısının artabileceğini söylüyor. Savcılık açıklamasına göre 2 bin 280 kişi belirlenmişse, iki gazete 7 bin rakamını nereden biliyordu, bu rakama Başsavcı’nın bilgisi bile yokken gazeteler nasıl, nereden ulaştı, bu da büyük soru işareti.Ortada büyük bir operasyon olduğu görülüyor. İstanbul Başsavcılığı, hukuk kurumu olarak bu oyunu somut belgelerle bozacakken kirli bir algı operasyonuna yargının en kıdemli birimlerinden biri alet ediliyor görüntüsü veriyor. Bu da, hukuk devletine güveni sarsıyor. Netice olarak hukuk devletinin gereği, bütün bu bilgiler ve somut gelişmeler karşısında ‘hukuksuz’ dinlemelere tavır alabilmemiz için öncelikle bu telekulak iddiasıyla ilgili somut deliller ortaya konulmalıdır.
Zaman
Ana Sayfa
26.02.2014
YargıkirlitelekulakoperasyonunaaletediliyorYargı kirli telekulak operasyonuna alet ediliyor
Akşam'dan 'Efkan Ala sunumlu' kumpas
Zaman
15.02.2014
20:32
İçişleri Bakanı Efkan Ala, Bank Asya ve Fethullah Gülen Hocaefendiyi hedef alan açıklamalarının ardından yeni bir garip iddiaya imza attı. Alanın, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçelinin 2011de Diyarbakırda gerçekleştirdiği seçim mitingi öncesi gündeme gelen provokasyonları önleme amaçlı göz altıları eleştirdiği ortaya çıktı. Bakanın, sözde paralel yapının bu göz altılarla MHP ve BDP tabanlarını kışkırtarak çatışma çıkarmaya çalıştığını ileri sürdüğü belirtildi. Söz konusu operasyonlar dönemin İçişleri Bakanı Osman Güneşin bilgisi dahilinde yapılmış, o dönem ise MHP Lideri Devlet Bahçeli hükümeti suçlamıştı. Dün Akşam gazetesinde yer alan habere göre, İçişleri Bakanı, 10 Şubat 2014 tarihindeki Bakanlar Kuruluna sözde paralel yapıyla ilgili olarak bir sunum yaptı. Paralel yapının, 2011 genel seçimleri öncesinde MHP ve BDP tabanını kışkırtarak eylem hazırlığı yaptığını öne sürdü. Bu kapsamda MHP lideri Devlet Bahçelinin 6 Haziran 2011de Diyarbakırda yaptığı miting öncesi çok sayıda MHPlinin gözaltına alındığını ileri sürdü. Bunda da bu yapının parmağı vardı iddiasını ortaya attı. BDP-MHP çatışması amaçlandığı, 17 Aralık yolsuzluk operasyonuyla da aynı şeyin hedeflendiğine rapordu yer verdi.Alanın ifadeleri ve gazetenin haberi veriş şekli, parelel yapı adı altında toplumun geniş kitlelerinin zan altında bırakılması amacını ele veriyor.Buna karşın, söz konusu hadise hiç de o zaman Başbakanlık Müsteşarı olan Alanın yorumlarını doğrulamıyor. Bakan, 2011 seçimleri öncesinde Emniyet Genel Müdürlüğü (EGM) İstihbarat ve Terörle Mücadele (TEM) Dairesi Başkanlığı ekiplerine gelen ihbar ve istihbaratlar görmezden geldi. Buna göre, Mayıs ayı başında bazı kişilerin Devlet Bahçelinin Diyarbakırda yapacağı mitingi provoke etmek için bir takım çalışmalar içerisinde olduğu yönünde duyumlar alındı. Bu şahısların özellikle İstanbul ve İzmir gibi şehirlerden Diyarbakıra giderek bir takım eylemler yapacaklarının altı çizildi. Bunun ardından İstihbarat ve TEM Daireleri belirlenen illerdeki birimlerin şüphelileri takibe almaları için savcılığa başvuruda bulunulması istendi. Bunun ardından polis, belirlenen bazı şüphelilerle ilgili olarak teknik ve fiziki takip için mahkemeden onay aldı. Söz konusu şahıslarla ilgili yapılan işlemlerde de 10 Mart 2011 tarihinde geçici olarak Bakanlık koltuğuna oturan Osman Güneşe de belirli aralıklarla aktarıldı. Özellikle yapılan teknik ve fiziki takipte eylemcilerin konuşmalarından dehşet verici planlar ortaya çıktı.ORADA KAN DÖKÜLÜRSE BARAJI GEÇERİZ...Gözaltına alınan şahıslardan H.U. ile M.A.nın telefon görüşmelerinde geçen Orada kan dökülürse barajı geçeriz cümlesi dikkatlerden kaçmadı. Teknik takipten elde edilen bulgulara göre O.C., L.A., M.A. ve H.U.nun Diyarbakırda eylem gerçekleştirmek için görevlendirilen isimler oldukları öne sürülürken, aralarında geçen diyaloglar ise kayıt altına alındı. Ses kayıtlarına göre, H.U., Bu tamamen ölüm kalım mitingi ya orası. Ya MHP baraja takılacak, ya çıkacak. Orada kan dökülürse barajı geçeriz. Kan dökülmez normal miting olursa hiç bir nane olmaz. Dağ taş PKK. Çatapat çıksa, ya bir tane deliye verseler, tinerciye deseler ki Al sana bir uzi dıırrrt şöyle bir gelişi güzel ateş et diyor. M.A. isimli bir şüpheli “ Allah muhafaza bir de genel başkana falan sıksalar Türkiye karışır.” şeklinde karşılık veriyor. Bunun üzerine H.U., “Geçmiş olsun yani. Yok yok genel başkana etten duvar yaparlar. Halkın içine gelişi güzel sıksalar sekiz on tane yirmi tane böyle. 3 ölü 5 yaralı 8 ölü falan filan. Oldu mu oradan MHP yüzde 25 ile gelir yani.” diyerek provokasyonu ortaya koyuyor. Tüm detaylar ayrıntılı olarak gerekli mercilere iletildi. Bunun ardından da Emniyet Genel Müdürlüğü operasyon yapılması için düğmeye bastı. Bu kapsamda 18 kişi gözaltına alındı.BAHÇELİ: GÖZALTILARLA İLGİLİ HÜKÜMETİ SUÇLAMIŞTIBununla birlik MHP lideri Devlet Bahçeli ise göz altılarla ilgili yaptığı yazılı açıklamasında hükümeti eleştirmişti. “Başbakan, rezil yöntemlerle MHPyi sindiremeyeceğini er geç anlayacaktır” şeklinde başlayan yazılı açıklamada şu ifadelere ver verilmişti: “Gözaltına alınan dava arkadaşlarımızın başına geleceklerden Başbakan ve hükümeti birinci derecede sorumlu olacaktır. AKP hükümetinin, dava arkadaşlarımızdan pis elini çekmesi gecikmeksizin sağlanmalıdır. Aksi takdirde bundan sonra olacakların ve ağır vebalin faturasına katlanmak zorunda kalacak ve fitne siyasetinin altında ezilip gidecektir.”
Zaman
Ana Sayfa
15.02.2014
AkşamdanEfkanAlasunumlukumpasAkşamdan Efkan Ala sunumlu kumpas
Bahtiyar Aydın suikastının 'gizemli ismi' belli oldu
Zaman
07.02.2014
11:43
Diyarbakırdaki faili meçhul cinayetleri araştıran özel yetkili savcılar, Bahtiyar Aydının şehit edilmesi ve Licenin yakılması olayında adı geçen ancak bugüne kadar bulunamayan Cemil kod adlı kişinin kimliğini tespit etti. Bahtiyar Aydını Liceye gitmesine sebep olan duyum raporunu hazırlayan Cemil kod adlı itirafçının Halit Çelik olduğu ortaya çıktı. Aydın Paşa ile ilgili hazırlanan iddianamede, sanık Tünay Yanardağ ile Cemil kod adlı itirafçının birlikte düzenlediği duyum raporuyla Bahtiyar Aydının Liceye gitmesini sağladığı ve öldürttüğü belirtiliyor.Diyarbakırın Lice ilçesinde 1993 yılında dönemin Diyarbakır Jandarma Bölge Komutanı Tuğgeneral Bahtiyar Aydının şehit edilmesi ve çıkan olaylarda 14 kişinin ölümüyle ilgili soruşturma geçen yıl zaman aşımına günler kala tamamlandı. Soruşturmayla ilgili Diyarbakır TMK 10uncu madde ile görevli savcı Osman Coşkunun hazırladığı iddianamede, şüphelilerden dönemin JİTEM tim komutanı olan Tünay Yanardağın, kimlik bilgileri tespit edilemeyen Cemil kod adlı itirafçı ile birlikte düzenlediği duyum raporuyla Bahtiyar Aydının Liceye gitmesini sağladığı ve öldürttüğü belirtiliyor. Savcı, paşanın öldürüldüğü ve Licenin yakıldığı dönemde çok aktif olduğunu kaydettiği Cemil kod adlı itirafçının kimliğinin belirlenemediğini ifade etmişti. İddianamenin mahkeme tarafından kabul edilmesinin ardından önemli bir gelişme yaşandı. Savcı Coşkun, Cemil kod adlı kişinin Erzurumun Tekman ilçesi nüfusuna kayıtlı Halit Çelik olduğunu belirledi. Çelikin terör örgütü PKKya Almanyada katıldığı, daha sonra ayrılarak itirafçı olduğunu ve jandarmada memur olarak işe alındığını tespit etti. Çelikin Bahtiyar Aydının öldürüldüğü dönemde Diyarbakır İl Jandarma Bölük Komutanlığı emrinde sivil memur olarak çalıştığı ortaya çıktı. GİZLİ TANIK: CEMİL İFNAZ TİMİNDEYDİİddianamedeki gizli tanık Ataç, itirafçı Cemil kod adlı kişiyle ilgili şunları söylüyor: Cemil kod adlı itirafçı şahısla birlikte Tünay Yanardağ JİTEM adına duyum raporu hazırlayarak 22.10.1993 tarihinde Liceye kalabalık bir terör örgütü mensubu tarafından eylem ve saldırı yapılacağını Diyarbakır Bölge Komutanlığına bildirdi. Bunun üzerine Tuğgeneral Bahtiyar Aydın birlikleri yerinde kontrol etmek, herhangi bir olumsuzluk yaşanmasını engellemek amacıyla korumaları ile birlikte helikopterle Liceye gitti. Helikopter Licede bulunan tugaya iniş yaptı. Aydın, helikopterden inip tugaya girdiği sırada, tugayın karşısında yaklaşık 300 metre mesafede çaprazında kavaklık bölgeden Kanas ile Üsteğmen Tünay Yanardağın organizesi ile tetikçilik görevini yapan Cemil kod veya aynı infaz timinde görevli bir başka kişi tarafından vurularak şehit edildi. CEMİL OHAL BÖLGE VALİSİYLE BİLE DİREK GÖRÜŞEBİLİYORDUAydının şehit olduğu dönemde Diyarbakırda olan itirafçı Abdulkadir Aygan, Cemil kod adını kullanan ve oldukça aktif olan itirafçının Halit Çelik olduğunu ifade ediyor. Cemilin Diyarbakırın Yenişehir ilçesi Şehitlik semtinde ikamet eden biriyle evlendiğini anlatan Aygan, daha sonra jandarmada sivil memur olarak işe alındığını belirtiyor. Aygan, Aydının öldürülmesinden sorumlu tutulan Tünay Yanardağın o dönemde JİTEM Diyarbakır Tim Komutanı olduğunu hatırlatarak, Yanardağ zaman zaman Cemil veya bölük komutanıyla ortak operasyonlara katılırlardı. diyor.CEMİL, BAHTİYAR AYDININ KORUMASIYLA KOMŞUYDU, ONDAN BİLGİ ALABİLİYORDU Cemilin çok aktif biri olduğuna dikkat çeken Aygan, Cemilin istediği zaman bölge valisiyle veya il jandarma komutanıyla, hakim ve savcılarla direkt görüşmesi, herkesi şüphelendiriyordu. Elinde de telsiz vardı daima. Emrinde de sivil fakat resmi araç vardı. diye konuşuyor. Aygan, Cemilin bu kadar rahat olmasını ise şöyle değerlendiriyor: İşte dikkat çeken nokta orasıdır. Demek ki Cemile büyük iş yaptırmışlar ve gebedirler.Aydının öldürüldüğü operasyonun çok gizli olduğunu ve Cemile yaptırmış olma ihtimalinin yüksek olduğunu belirten Aygan, şunları dile getiriyor: Çok gizli bir operasyon olduğu için ona yaptırmış olabilirler. Bahtiyar Aydının koruması Ayhan astsubay hem bizim hem de Hayri Çelik(Cemil)in apartman komşusuydu. Ayhanla arası iyiydi. Bazı bilgileri Ayhandan almış olabilir. Aygan, Aydının vurulduğu dönemde Cemilin Diyarbakırda olup olmadığı sorusu üzerine ise şunları ifade ediyor: Ara sıra kayboluyor, ara sıra geliyordu. O sırada kendisi Diyarbakırdaydı. Ama suikast gece olmuş. Alay komutanından torpilliydi. KARANLIK DÖNEM: 1993Tarihe Licenin yakılması olayı olarak geçen olay karanlık dönem olarak bilinen 1993 yılında yaşandı. Terör sorununu çözmek için dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özalın hamleler yaptığı 1990lı yıllar, üst üste yaşanan provokasyonlar yüzünden adeta kâbusa döndü. Özellikle 1993, en karanlık yıl oldu. Uğur Mumcu suikastı, Orgeneral Eşref Bitlisin uçağının düşmesi, Bingölde 33 erin şehit edilmesi, Sivas
Zaman
Son Dakika
07.02.2014
BahtiyarAydınsuikastınıngizemliismibelliolduBahtiyar Aydın suikastının gizemli ismi belli oldu
Tutukluluk süresi 5 yıla inerse Ergenekon sanıklarına tahliye yolu gözükür
Zaman
04.02.2014
02:15
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tutukluluk süresini 5 yıla indirecek yasal çalışma yapılacağını açıklaması yeni bir tartışma başlattı.Demokratikleşme paketi çerçevesinde tutukluluk süresi 5 yıla inerse bu en çok Ergenekon davasını etkileyecek. 12 Haziran 2007’de başlayan soruşturma kapsamında 2009 yılı Şubat ayına kadar tutuklanan herkes tahliye edilebilir. Bunun yanı sıra Danıştay saldırısı sanıklarından Hrant Dink cinayeti sanıklarına kadar herkese tahliye yolu açılıyor. Hem Ergenekon hem de Hrant Dink cinayeti davalarında sanıklar yerel mahkemelerde mahkum oldu. Yargıtay kararı kesinleşmese bile sanıklar mahkemece mahkum edildi ve hükmen tutuklular. Hukukçular, bu konuda yasada şerh düşülmezse kaos çıkabileceği uyarısında bulunuyor. Ergenekon davasında en uzun süreli tutuklu bulunan isimler arasında Ümraniye’deki gecekonduda bulunan el bombalarının sahibi olarak adı geçen ve 12 Haziran 2007’de tutuklanan emekli Astsubay Oktay Yıldırım ile aynı tarihte tutuklanan gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş yer alıyor. Emekli Orgeneral Veli Küçük, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın sözcüsü Sevgi Erenerol, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Yarbay Mustafa Dönmez, emekli Albay Mustafa Levent Göktaş, eski Emniyet Özel Harekat Dairesi Başkanı İbrahim Şahin ve birçok sanık da aynı listede. Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay davası sanıkları ve sembol ismi olan Alparslan Arslan da çalışmanın yasalaşması halinde tahliye olabilecek. Arslan, 22 Mayıs 2006’da tutuklanmıştı. Ergenekon terör örgütü davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un durumu ise, yasa geçse bile değişmeyecek. 6 Ocak 2012’de tutuklanan Başbuğ’un 5 yıllık süresi süresi 2017’de dolduğundan çıkacak olan yasa onun hukuki durumunu etkilemeyecek.DÜZENLEMEDEN BALYOZ SANIKLARI ETKİLENMEYECEKDemokratikleşme paketinde yer alan çalışmanın yasalaşmanın ardından bu yasadan etkilenmeyecek davalar da var. KCK’ya yönelik ilk operasyon 14 Nisan 2009’da yapıldığından bu süreçten sonra gözaltına alınan ve tutuklanan sanıklar bu yasadan etkilenmeyecek. 28 Nisan 2010’da Emniyete bir ihbar mailinin gelmesi süreciyle başlayan ‘askeri casusluk ve şantaj davası’, Yargıtay’da onandığı ve tutuklusu olmadığı için yasadan etkilenmeyecek. Tutukluluk süresini 5 yılla sınırlandıran yasa, Balyoz davasında hüküm giyen tutukluları da etkilemeyecek. Çünkü Balyoz davasında, mahkeme kararı Yargıtay tarafından onandı.
Zaman
En Çok Okunan
04.02.2014
Tutukluluksüresi5yılainerseErgenekonsanıklarınatahliyeyolugözükürTutukluluk süresi 5 yıla inerse Ergenekon sanıklarına tahliye yolu gözükür
Tutukluluk süresi 5 yıla inerse Ergenekon sanıklarına tahliye yolu gözükür
Zaman
04.02.2014
02:06
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tutukluluk süresini 5 yıla indirecek yasal çalışma yapılacağını açıklaması yeni bir tartışma başlattı.Demokratikleşme paketi çerçevesinde tutukluluk süresi 5 yıla inerse bu en çok Ergenekon davasını etkileyecek. 12 Haziran 2007’de başlayan soruşturma kapsamında 2009 yılı Şubat ayına kadar tutuklanan herkes tahliye edilebilir. Bunun yanı sıra Danıştay saldırısı sanıklarından Hrant Dink cinayeti sanıklarına kadar herkese tahliye yolu açılıyor. Hem Ergenekon hem de Hrant Dink cinayeti davalarında sanıklar yerel mahkemelerde mahkum oldu. Yargıtay kararı kesinleşmese bile sanıklar mahkemece mahkum edildi ve hükmen tutuklular. Hukukçular, bu konuda yasada şerh düşülmezse kaos çıkabileceği uyarısında bulunuyor. Ergenekon davasında en uzun süreli tutuklu bulunan isimler arasında Ümraniye’deki gecekonduda bulunan el bombalarının sahibi olarak adı geçen ve 12 Haziran 2007’de tutuklanan emekli Astsubay Oktay Yıldırım ile aynı tarihte tutuklanan gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş yer alıyor. Emekli Orgeneral Veli Küçük, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın sözcüsü Sevgi Erenerol, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Yarbay Mustafa Dönmez, emekli Albay Mustafa Levent Göktaş, eski Emniyet Özel Harekat Dairesi Başkanı İbrahim Şahin ve birçok sanık da aynı listede. Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay davası sanıkları ve sembol ismi olan Alparslan Arslan da çalışmanın yasalaşması halinde tahliye olabilecek. Arslan, 22 Mayıs 2006’da tutuklanmıştı. Ergenekon terör örgütü davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un durumu ise, yasa geçse bile değişmeyecek. 6 Ocak 2012’de tutuklanan Başbuğ’un 5 yıllık süresi süresi 2017’de dolduğundan çıkacak olan yasa onun hukuki durumunu etkilemeyecek.DÜZENLEMEDEN BALYOZ SANIKLARI ETKİLENMEYECEKDemokratikleşme paketinde yer alan çalışmanın yasalaşmanın ardından bu yasadan etkilenmeyecek davalar da var. KCK’ya yönelik ilk operasyon 14 Nisan 2009’da yapıldığından bu süreçten sonra gözaltına alınan ve tutuklanan sanıklar bu yasadan etkilenmeyecek. 28 Nisan 2010’da Emniyete bir ihbar mailinin gelmesi süreciyle başlayan ‘askeri casusluk ve şantaj davası’, Yargıtay’da onandığı ve tutuklusu olmadığı için yasadan etkilenmeyecek. Tutukluluk süresini 5 yılla sınırlandıran yasa, Balyoz davasında hüküm giyen tutukluları da etkilemeyecek. Çünkü Balyoz davasında, mahkeme kararı Yargıtay tarafından onandı.
Zaman
Güncel
04.02.2014
Tutukluluksüresi5yılainerseErgenekonsanıklarınatahliyeyolugözükürTutukluluk süresi 5 yıla inerse Ergenekon sanıklarına tahliye yolu gözükür
Tutukluluk süresi 5 yıla inerse Ergenekon sanıklarına tahliye yolu gözükür
Zaman
04.02.2014
02:06
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın tutukluluk süresini 5 yıla indirecek yasal çalışma yapılacağını açıklaması yeni bir tartışma başlattı.Demokratikleşme paketi çerçevesinde tutukluluk süresi 5 yıla inerse bu en çok Ergenekon davasını etkileyecek. 12 Haziran 2007’de başlayan soruşturma kapsamında 2009 yılı Şubat ayına kadar tutuklanan herkes tahliye edilebilir. Bunun yanı sıra Danıştay saldırısı sanıklarından Hrant Dink cinayeti sanıklarına kadar herkese tahliye yolu açılıyor. Hem Ergenekon hem de Hrant Dink cinayeti davalarında sanıklar yerel mahkemelerde mahkum oldu. Yargıtay kararı kesinleşmese bile sanıklar mahkemece mahkum edildi ve hükmen tutuklular. Hukukçular, bu konuda yasada şerh düşülmezse kaos çıkabileceği uyarısında bulunuyor. Ergenekon davasında en uzun süreli tutuklu bulunan isimler arasında Ümraniye’deki gecekonduda bulunan el bombalarının sahibi olarak adı geçen ve 12 Haziran 2007’de tutuklanan emekli Astsubay Oktay Yıldırım ile aynı tarihte tutuklanan gecekondunun sahibi Mehmet Demirtaş yer alıyor. Emekli Orgeneral Veli Küçük, emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekin, Türk Ortodoks Patrikhanesi Basın sözcüsü Sevgi Erenerol, İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, emekli Orgeneral Hurşit Tolon, emekli Tuğgeneral Levent Ersöz, emekli Yarbay Mustafa Dönmez, emekli Albay Mustafa Levent Göktaş, eski Emniyet Özel Harekat Dairesi Başkanı İbrahim Şahin ve birçok sanık da aynı listede. Ergenekon davasıyla birleştirilen Danıştay davası sanıkları ve sembol ismi olan Alparslan Arslan da çalışmanın yasalaşması halinde tahliye olabilecek. Arslan, 22 Mayıs 2006’da tutuklanmıştı. Ergenekon terör örgütü davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan Eski Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un durumu ise, yasa geçse bile değişmeyecek. 6 Ocak 2012’de tutuklanan Başbuğ’un 5 yıllık süresi süresi 2017’de dolduğundan çıkacak olan yasa onun hukuki durumunu etkilemeyecek.DÜZENLEMEDEN BALYOZ SANIKLARI ETKİLENMEYECEKDemokratikleşme paketinde yer alan çalışmanın yasalaşmanın ardından bu yasadan etkilenmeyecek davalar da var. KCK’ya yönelik ilk operasyon 14 Nisan 2009’da yapıldığından bu süreçten sonra gözaltına alınan ve tutuklanan sanıklar bu yasadan etkilenmeyecek. 28 Nisan 2010’da Emniyete bir ihbar mailinin gelmesi süreciyle başlayan ‘askeri casusluk ve şantaj davası’, Yargıtay’da onandığı ve tutuklusu olmadığı için yasadan etkilenmeyecek. Tutukluluk süresini 5 yılla sınırlandıran yasa, Balyoz davasında hüküm giyen tutukluları da etkilemeyecek. Çünkü Balyoz davasında, mahkeme kararı Yargıtay tarafından onandı.
Zaman
Ana Sayfa
04.02.2014
Tutukluluksüresi5yılainerseErgenekonsanıklarınatahliyeyolugözükürTutukluluk süresi 5 yıla inerse Ergenekon sanıklarına tahliye yolu gözükür
Bayraktar, Erdoğan ile görüşmüş!
Zaman
03.02.2014
13:36
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Erdoğan Bayraktarı AK Parti Genel Merkezine çağırarak 1,5 saat görüştü. Başbakan Erdoğanın tek adımı buzları eritmeye yetti!TGRT HABERin iddiasına göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve milletvekilliğinden istifa eden Erdoğan Bayraktar ile bir araya gelen Başbakan Erdoğan, sürpriz görüşmede eski bakana sitem etti. İstifanın gündeme gelmediği görüşmede Bayraktarın da bunun üzerine davasında şaşma olmadığı ve AK Partinin başarısı için elinden geleni yapacağını söylediği belirtildi. Bu arada Erdoğanın Bayraktardan Trabzona giderek yerel seçimlerde çalışmasını istediği kaydedildi. ERDOĞAN BAYRAKTAR, BAŞBAKANI DA İSTİFAYA ÇAĞIRMIŞTIİçişleri Bakanı Muammer Güler ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayanın ardından Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar da istifa etmişti. Bayraktar, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “Bu milleti ve bu vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakanın istifa etmesi gerektiğine inanıyorum.” demişti. Oğlunun adı ‘yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında geçen Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, NTVnin haber bülteninde istifa ettiğini açıklamıştı. İstifasına ilişkin bilgi veren Bayraktar, “Basın açıklaması şekilde çok kısa bazı ifadelerde bulunmak istiyorum. 17 Aralık tarihinde yapılan operasyon dosyasında şahsımı rencide edecek veya izah edemeyeceğim hiçbir husus yoktur. Ancak, Sayın Başbakanın istediği bakanla çalışmak veya istediği bakanı görevden almak en tabii hakkıdır ve yetkisidir. Fakat rüşvet ve yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle istifa ediniz ve beni rahatlatacak deklarasyon yayınlayınız şeklinde tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Çünkü soruşturma dosyasında var olan ve yasalara uygun olarak onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakanın talimatı ile yapılmıştır.” ifadelerini kullanılmıştı. İstifasını açıklayan Bayraktar, “Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Ancak bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakanın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletimize saygılar sunuyorum. şeklinde konuşmuştu. Tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum cümlenizi biraz açıklamak ister misiniz? sorusu üzerine de, şunları söylemişti: “Bize bugün iki metin gönderildi. Bir tanesi istifa metni bir tanesi de deklarasyon metni. Yani ben tabii ki partimi rahatlatmak isterim. Ama böyle bir durumda bu işin yanlış olduğunu ifade ediyorum ve hayırlı olsun diyorum.
Zaman
Güncel
03.02.2014
BayraktarErdoğanilegörüşmüşBayraktar Erdoğan ile görüşmüş
Bayraktar, Erdoğan ile görüşmüş!
Zaman
03.02.2014
13:36
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Erdoğan Bayraktarı AK Parti Genel Merkezine çağırarak 1,5 saat görüştü. Başbakan Erdoğanın tek adımı buzları eritmeye yetti!TGRT HABERin iddiasına göre Çevre ve Şehircilik Bakanlığı ve milletvekilliğinden istifa eden Erdoğan Bayraktar ile bir araya gelen Başbakan Erdoğan, sürpriz görüşmede eski bakana sitem etti. İstifanın gündeme gelmediği görüşmede Bayraktarın da bunun üzerine davasında şaşma olmadığı ve AK Partinin başarısı için elinden geleni yapacağını söylediği belirtildi. Bu arada Erdoğanın Bayraktardan Trabzona giderek yerel seçimlerde çalışmasını istediği kaydedildi. ERDOĞAN BAYRAKTAR, BAŞBAKANI DA İSTİFAYA ÇAĞIRMIŞTIİçişleri Bakanı Muammer Güler ve Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayanın ardından Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar da istifa etmişti. Bayraktar, bir televizyon kanalına yaptığı açıklamada, “Bu milleti ve bu vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakanın istifa etmesi gerektiğine inanıyorum.” demişti. Oğlunun adı ‘yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasında geçen Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar, NTVnin haber bülteninde istifa ettiğini açıklamıştı. İstifasına ilişkin bilgi veren Bayraktar, “Basın açıklaması şekilde çok kısa bazı ifadelerde bulunmak istiyorum. 17 Aralık tarihinde yapılan operasyon dosyasında şahsımı rencide edecek veya izah edemeyeceğim hiçbir husus yoktur. Ancak, Sayın Başbakanın istediği bakanla çalışmak veya istediği bakanı görevden almak en tabii hakkıdır ve yetkisidir. Fakat rüşvet ve yolsuzluk ifadelerinin bulunduğu bir operasyon sebebiyle istifa ediniz ve beni rahatlatacak deklarasyon yayınlayınız şeklinde tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum. Çünkü soruşturma dosyasında var olan ve yasalara uygun olarak onaylanan imar planlarının büyük bir bölümü Sayın Başbakanın talimatı ile yapılmıştır.” ifadelerini kullanılmıştı. İstifasını açıklayan Bayraktar, “Bu minval üzere bakanlıktan ve milletvekilliğinden istifa ettiğimi açıklıyorum. Ancak bu milleti ve vatanı rahatlatmak için Sayın Başbakanın istifa etmesi gerektiğine inandığımı ifade ediyor, yüce milletimize saygılar sunuyorum. şeklinde konuşmuştu. Tarafıma baskı yapılmasını kabul etmiyorum cümlenizi biraz açıklamak ister misiniz? sorusu üzerine de, şunları söylemişti: “Bize bugün iki metin gönderildi. Bir tanesi istifa metni bir tanesi de deklarasyon metni. Yani ben tabii ki partimi rahatlatmak isterim. Ama böyle bir durumda bu işin yanlış olduğunu ifade ediyorum ve hayırlı olsun diyorum.
Zaman
Ana Sayfa
03.02.2014
BayraktarErdoğanilegörüşmüşBayraktar Erdoğan ile görüşmüş
Şahin Alpay - Uludere katliamı cezasız kalamaz
Zaman
11.01.2014
02:09
Taraf’ın manşeti, olan biteni iyi özetliyordu: “Roboski’de 34 sivili bombalayan devletin iki yıldır sakladığı çirkin sır, askerî savcı eliyle, askerin tekrar siyasete girdiği bir konjonktürde açıklandı.Katliam ‘emir-komuta zinciriyle gerçekleşen kaçınılmaz bir hatadır’ denerek soruşturma kapatıldı.” (8 Ocak) 28 Aralık 2011 gecesi Şırnak’ın Uludere ilçesinin Roboski köyünde Irak sınırından Türkiye’ye dönmekte olan köylüler, aralarında saldırı düzenlemeye hazırlanan PKK militanlarının da bulunduğuna dair “istihbarat” sonucunda savaş uçakları tarafından bombalandı; 34’ü olay yerinde, biri daha sonra öldü. Bu, gerçek bir katliamdı. Zira köylülerin kaçakçılıkla geçindikleri, bu yolu rutin olarak kullandıkları iyi biliniyordu. İnsansız hava araçlarıyla, 4 saatten fazla süreyle adım adım izleniyorlardı. Aralarında gerçekten PKK militanları olduğundan kuşku varsa, güvenlik kuvvetleri tarafından kuşatılıp yakalanabilirlerdi. Ama bu yapılmadı. Bombalanıp öldürülmeleri tercih edildi. Tıpkı, 1994 yılında Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin savaş uçaklarıyla bombalanan 38 köylüsü gibi… O bombalamanın da bunun da adı katliamdan başka bir şey olamaz. Olay iki yıl soruşturulduktan sonra askerî savcılık, bombalamanın bizzat Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in emriyle, “Yıldız” adı verilen hava operasyonu ile yapıldığını açıkladı. Açıklama, Başbakan Erdoğan’ın bir yakınının “milli orduya kumpas kuruldu” açıklaması üzerine Genelkurmay’ın Balyoz ve Ergenekon davalarının yeniden görülmesini talep etmesinin hemen ardından yapıldı… Gerçek şu ki, eğer Türkiye normal bir demokrasi olsaydı, Uludere katliamı cezasız kalamazdı. Eğer Türkiye normal bir demokrasi olsaydı bombalamanın askerî sorumlusu Genelkurmay Başkanı’nın da, siyasî sorumlusu Başbakan’ın da istifa etmeleri gerekirdi. Ama kimse, ne Genelkurmay Başkanı’nı, ne Başbakan’ı istifaya çağırdı, ne de çağırması bekleniyor... Çünkü, ne yazık ki 60 yılı aşkın çok-partili düzene rağmen demokrasiyi ne hukuk, ne kültür olarak yerleştirebilmiş değiliz. Başbakan, geçen ağustos ayında Şırnak Şerafettin Elçi Havaalanı’nı açarken katliam hakkında ilk kez net konuşmuş, şöyle demişti: “Bombalama talimatını kesinlikle ben vermedim. Benim bilgim dışında oldu. Olaydan sonra Genelkurmay Başkanı beni telefonla arayarak bunun hata ve kaza olduğunu söyledi… Askeriyedeki her şeyden haberdar olamıyoruz…” Şimdi olan, bunun askerî savcılık tarafından da teyidinden ibaret. Başbakan’ın katliam haberinin duyulmasından hemen sonra Genelkurmay Başkanı’na teşekkür etmesi ise hâlâ hatırlarda. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, “Roboski’de Başbakan, Genelkurmay’a teşekkür etmişti; Genelkurmay da takipsizlik kararı ile Başbakan’a teşekkür etti; birbirlerini AK’ladılar!” demekte haksız mı? Uludere’de yakınları öldürülen aileler şimdi askeri savcılığın verdiği takipsizlik kararının kaldırılması ve operasyon emrini veren ve uygulayanlar aleyhinde dava açılması talebiyle askerî mahkemeye başvuracaklar; oradan netice alınamazsa Anayasa Mahkemesi’ne gidecekler; olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklar. Bütün bunlardan ne çıkacağını ömrü olan görecek. Hükümetin “Büyük rüşvet ve yolsuzluk” soruşturmasını örtbas etmek için, bu amaçla HSYK’yı vesayeti altına almak için verdiği uğraş yanında, Uludere katliamı ile ilgili olarak askerî savcılıkça verilen örtbas kararı, hukuk devletine ihtiyacımızın ne büyük olduğunu, hukuk devletini yerleştirmeden hiçbir sorunu çözemeyeceğimizi en ağır örnekleriyle göstermiyor mu? s.alpay@zaman.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
11.01.2014
ŞahinAlpay-UluderekatliamıcezasızkalamazŞahin Alpay - Uludere katliamı cezasız kalamaz
Şahin Alpay - Uludere katliamı cezasız kalamaz
Zaman
11.01.2014
02:01
Taraf’ın manşeti, olan biteni iyi özetliyordu: “Roboski’de 34 sivili bombalayan devletin iki yıldır sakladığı çirkin sır, askerî savcı eliyle, askerin tekrar siyasete girdiği bir konjonktürde açıklandı.Katliam ‘emir-komuta zinciriyle gerçekleşen kaçınılmaz bir hatadır’ denerek soruşturma kapatıldı.” (8 Ocak) 28 Aralık 2011 gecesi Şırnak’ın Uludere ilçesinin Roboski köyünde Irak sınırından Türkiye’ye dönmekte olan köylüler, aralarında saldırı düzenlemeye hazırlanan PKK militanlarının da bulunduğuna dair “istihbarat” sonucunda savaş uçakları tarafından bombalandı; 34’ü olay yerinde, biri daha sonra öldü. Bu, gerçek bir katliamdı. Zira köylülerin kaçakçılıkla geçindikleri, bu yolu rutin olarak kullandıkları iyi biliniyordu. İnsansız hava araçlarıyla, 4 saatten fazla süreyle adım adım izleniyorlardı. Aralarında gerçekten PKK militanları olduğundan kuşku varsa, güvenlik kuvvetleri tarafından kuşatılıp yakalanabilirlerdi. Ama bu yapılmadı. Bombalanıp öldürülmeleri tercih edildi. Tıpkı, 1994 yılında Şırnak’ın Kuşkonar ve Koçağılı köylerinin savaş uçaklarıyla bombalanan 38 köylüsü gibi… O bombalamanın da bunun da adı katliamdan başka bir şey olamaz. Olay iki yıl soruşturulduktan sonra askerî savcılık, bombalamanın bizzat Genelkurmay Başkanı Org. Necdet Özel’in emriyle, “Yıldız” adı verilen hava operasyonu ile yapıldığını açıkladı. Açıklama, Başbakan Erdoğan’ın bir yakınının “milli orduya kumpas kuruldu” açıklaması üzerine Genelkurmay’ın Balyoz ve Ergenekon davalarının yeniden görülmesini talep etmesinin hemen ardından yapıldı… Gerçek şu ki, eğer Türkiye normal bir demokrasi olsaydı, Uludere katliamı cezasız kalamazdı. Eğer Türkiye normal bir demokrasi olsaydı bombalamanın askerî sorumlusu Genelkurmay Başkanı’nın da, siyasî sorumlusu Başbakan’ın da istifa etmeleri gerekirdi. Ama kimse, ne Genelkurmay Başkanı’nı, ne Başbakan’ı istifaya çağırdı, ne de çağırması bekleniyor... Çünkü, ne yazık ki 60 yılı aşkın çok-partili düzene rağmen demokrasiyi ne hukuk, ne kültür olarak yerleştirebilmiş değiliz. Başbakan, geçen ağustos ayında Şırnak Şerafettin Elçi Havaalanı’nı açarken katliam hakkında ilk kez net konuşmuş, şöyle demişti: “Bombalama talimatını kesinlikle ben vermedim. Benim bilgim dışında oldu. Olaydan sonra Genelkurmay Başkanı beni telefonla arayarak bunun hata ve kaza olduğunu söyledi… Askeriyedeki her şeyden haberdar olamıyoruz…” Şimdi olan, bunun askerî savcılık tarafından da teyidinden ibaret. Başbakan’ın katliam haberinin duyulmasından hemen sonra Genelkurmay Başkanı’na teşekkür etmesi ise hâlâ hatırlarda. CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, “Roboski’de Başbakan, Genelkurmay’a teşekkür etmişti; Genelkurmay da takipsizlik kararı ile Başbakan’a teşekkür etti; birbirlerini AK’ladılar!” demekte haksız mı? Uludere’de yakınları öldürülen aileler şimdi askeri savcılığın verdiği takipsizlik kararının kaldırılması ve operasyon emrini veren ve uygulayanlar aleyhinde dava açılması talebiyle askerî mahkemeye başvuracaklar; oradan netice alınamazsa Anayasa Mahkemesi’ne gidecekler; olmazsa Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvuracaklar. Bütün bunlardan ne çıkacağını ömrü olan görecek. Hükümetin “Büyük rüşvet ve yolsuzluk” soruşturmasını örtbas etmek için, bu amaçla HSYK’yı vesayeti altına almak için verdiği uğraş yanında, Uludere katliamı ile ilgili olarak askerî savcılıkça verilen örtbas kararı, hukuk devletine ihtiyacımızın ne büyük olduğunu, hukuk devletini yerleştirmeden hiçbir sorunu çözemeyeceğimizi en ağır örnekleriyle göstermiyor mu? s.alpay@zaman.com.tr
Zaman
Ana Sayfa
11.01.2014
ŞahinAlpay-UluderekatliamıcezasızkalamazŞahin Alpay - Uludere katliamı cezasız kalamaz
AK Partili vekilden Öz’e imalı mesaj: Sonun savcı Murat Gök gibi olur
Zaman
10.01.2014
03:06
AK Parti İzmir Milletvekili Ali Aşlık, Twitter hesabından yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını başlatan Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’le ilgili ilginç bir tweet attı. Aşlık, Öz’e İzmir’de yolsuzluklar ve mafya yapılanmalarına karşı verdiği mücadele ile adı ‘süper savcı’ya çıkan ancak daha sonra evinde ölü bulunan Savcı Murat Gök’ün akıbetini hatırlattı. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk soruşturması sebebiyle hedef tahtasına konulan Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’ün ‘Başbakan beni tehdit etti’ iddiasının yankıları sürerken AK Parti İzmir Milletvekili Ali Aşlık’tan ilginç bir çıkış geldi. Aşlık, sosyal medya üzerinden Zekeriya Öz’e, İzmir’deki belediye ile kamu kurumlarındaki yolsuzluklar ve mafya yapılanmalarına karşı mücadelesiyle tanınan Murat Gök’ün akıbetini hatırlattı. Savcı Gök, Samsun’a atandıktan sonra evinde ölü bulunmuştu. Aşlık, tartışılan tweet’inde “Savcı Öz; Savcı Murat Gök gibi kendi sonunu kendi hazırlayacak! Ne demiş atalarımız: Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste...” dedi. Bu mesaj gün boyunca sosyal medyada ‘tehdit’ olarak yorumlandı.CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Başbakan’ın bir savcıyı ‘seninle işimiz var’ diye tehdit ettiğini savunarak, “Bir milletvekili de ‘evinde ölü bulunan bir savcının ismini vererek, ‘senin sonun da böyle olur’ diye tehdit ediyor. İmam bunu yaparsa cemaat ne yapsın hesabı gibi. Olacak iş değil, eski bir cumhuriyet savcısı olarak hayret ediyorum.” dedi. Ali Aşlık ise söz konusu ifadelerinin ‘tehdit’ olarak algınlanması üzerine dün Twitter’da dört ayrı mesaj yazdı. Savcı Öz’le ilgili mesajının tehdit içermediğini öne süren Aşlık, şunları kaydetti: “Rahmetli Savcı Gök sansasyonel birçok operasyon yaptı. Sanıkların çoğunluğu biten davalarda beraat etti. Soruşturmanın gizliliği bu davalarda basına sızdırılmak suretiyle ihlal edildi. Beraat edenler bile kamuoyunda şu an halen mahkum durumundalar. Hukuk şov yapılarak tesis edilemez. Asıl olan insanların suçsuzluğudur. Bunu ihlal eden savcılar gün gelince Savcı Gök gibi vicdanlarıyla baş başa kalacaklardır. Attığım tweet’te tehdit bir yana beddua bile yoktur.” İzmir’de 2 yıl boyunca özel yetkiyle görev yapan ve yaptığı operasyonlarla adı ‘süper savcı’ olarak anılan Murat Gök, İzmir ve çevresinde belediyeler, kamu kurumları ve mafya yapılanmalarına karşı birçok başarılı operasyona imza attı. Gök’ün yetkileri, bir dosyaya daha baktığı dönemde, dönemin İzmir Cumhuriyet Başsavcısı tarafından elinden alındı. Gök, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından düz savcı olarak 2009 yılında Samsun’a atandı. Savcı Gök, geçtiğimiz nisan ayında Samsun’da adliye lojmanlarındaki evinde ölü olarak bulundu. Gök’ün ani ölümü ‘şüpheli’ bulundu. Ancak adli tıp raporunda Gök’ün karaciğer yetmezliği sebebiyle tedavi gördüğü, ‘normal ölüm’ olduğu açıklandı.AK Parti Büyükçekmece eski İlçe Başkanı’ndan Emre Uslu’ya tehditTwitter üzerinden tehdit savuranlar kervanına, bir süre önce AK Parti Büyükçekmece ilçe başkanlığından istifa ederek Büyükçekmece ilçe belediye başkan aday adayı olan avukat Celal Babayiğit de katıldı. Attığı tweet’iyle Taraf Gazetesi yazarı Emre Uslu’yu tehdit eden Babayiğit’in mesajı şöyle: “Yolsuzluk susturucusu takılmış silahlarla piyasaya sürülmüş EMRE itaatkar katil(Le)re USLU olmayı öğretirler birgün elbet.” Emre Uslu, dün Twitter’dan bu mesajı şöyle yorumladı: “AKP Büyükçekmece İlçe Başkanı Celal Babayiğit beni tehdit ediyor. Faili meçhulle mi uslandıracaktınız. Galiba AKP’liler kafaya koymuş, birini öldürtecek. Başbakan’ı, Vekili, Müşaviri, İlçe Başkanı, gazetecisi faili meçhule işaret ediyor...”Başbakanlık müşaviri de ‘ürpertici devlet reflekslerini’ hatırlatmıştıAK Partili milletvekili Aşlık’ın tehdit mesajı, Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç’ın attığı tweet’i akıllara getirdi. Kılıç, 2 Ocak’ta Twitter hesabından “Aldığı tüm yaralara rağmen bu ülkede devlet geleneği diye bir şey hâlâ var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeter. Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması.” ifadelerini kullanmıştı.Linç kampanyasında Atilla Yayla’yı yalnız bırakmıştıZekeriya Öz’e, meslektaşı Murat Gök’ün akıbetini hatırlatan İzmir Milletvekili Ali Aşlık, partisinin organize ettiği etkinlikte Kemalizm hakkında sarfettiği sözler sebebiyle lince tabi tutulan Prof. Dr. Atilla Yayla’yı yalnız bırakmıştı. Atilla Yayla, AK Parti İzmir İl Gençlik Kolları’nın davet
Zaman
Ana Sayfa
10.01.2014
AKPartilivekildenÖz’eimalımesajSonunsavcıMuratGökgibiolurAK Partili vekilden Öz’e imalı mesaj Sonun savcı Murat Gök gibi olur
Bir yıl sonra kendi haberlerini yalanladılar
Zaman
10.01.2014
02:55
Yeni Şafak’ın dün yayımladığı bir haber, yalanın boyutunu gözler önüne serdi. Gazetenin iddiasını yine kendi haberi çürüttü. Bir yıl önce işadamı Argun’a Emniyet’in araç talebini yerine getirmediği için operasyon yapıldığını savunan gazete, dün konuyu ‘cemaat’e bağladı. Olayda adı geçen emniyet müdürü, “Hepsi yalan ve iftira.” derken, işadamının ailesi de tepki gösterdi: “Bilgimiz dahilinde bir haber değil.”Son dönemde çelişkili haberleriyle dikkat çeken Yeni Şafak gazetesi dün de, Okyanus Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Argun’un ‘Hizmet hareketine yurt yapmadığı’ için operasyona maruz kaldığını iddia etti. ‘Ya yurt ya hapis’ başlıklı haberde işadamı Argun’un cemaatin yurt talebini reddedince evine böcek yerleştirildiği ve hukuksuz yargılamayla 180 yıl hapis cezasına çarptırıldığını iddia etti. Oysaki aynı gazete 18 Ocak 2013 tarihinde ‘Emniyet müdürü tuzak kurdu’ başlıklı haberde Nusret Argun’un, dönemin Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu’yla yaşadıkları bir husumet nedeniyle operasyona maruz kaldığını belirtmişti. Yargılama sürecindeki bütün duruşmalarda Argun’un verdiği ifadeler ise bu iddiaları açık bir şekilde yalanlıyor. Nusret Argun’un, tutuklandığı 27.09.2008’den mahkemenin karar verdiği 27.06.2013 tarihine kadar savcılık, nöbetçi hakimlik olmak üzere toplam 30 celsedeki hiçbir savunmasında bu ifadeler geçmiyor. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 96 değişik suçtan yargılanan Nusret Argun, 180 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına mahkûm edildi.Yeni Şafak’ın yalan haberi dün gün boyunca internet sitelerinde de dalga konusu oldu. Rotahaber sitesi ‘hokus pokus’ başlığıyla duyurduğu haberde, “Yeni Şafak 1 yıl önce araç diye verdiği haberi 1 yıl sonra yurda çevirmeyi başardı” ifadelerini kullandı.Haberde adı geçen dönemin Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu da Yeni Şafak’taki haberi yalanladı. Emniyet teşkilatında 37 yıl görev yaptıktan sonra 2008’de emekli olan Tuzcu, Okyanus Şirketler Grubu’na yönelik operasyon hakkında her şeyin kanunlara uygun yapıldığını belirtti. Tuzcu, “Gazetede söylenenlerin hepsi hayal mahsulü, yalan ve iftiradır. Ben ve benim arkadaşlarım, orada aslanlar gibi suçlularla mücadele etmişizdir. Yapılan bundan ibarettir.” diye konuştu.Gazetede yer alan böcek yerleştirme ve usulsüz dinleme iddialarına da değinen Salih Tuzcu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir il emniyet müdürü, hiçbir zaman operasyonun detayını bilmez. Bizden ilgili şube ve birimler destek isterler, araç gereç ve eleman yönünden bizden istedikleri desteği alırlar. Bu operasyonlar tamamen adli kolluk görevi içerisinde, cumhuriyet savcılarının emirleri doğrultusunda hareket eden şube personeli tarafından gerçekleştirilir. Bunca yıl ceza almış insanın, bir böcekle tespit edilerek ceza aldığını tahmin etmiyorum. Çeşitli şekillerdeki delillerle yargılanmış ve ceza almış bir kişinin, böcekle ilgili yaptığı iftiradan öte bir şey değildir, hayal mahsulüdür. Bunlar saçma laflardır.”İşadamı Nusret Argun’a, ikinci yurt yapma talebini geri çevirdiği için operasyon yapıldığı iddiasını ilk kez gazeteden duyduğunu kaydeden Tuzcu, “Polisin yurtla ne alâkası var? İstanbul’da bir yurt yapılmış, ismini vermişler, şöyle olmuş böyle olmuş. Bunun Konya ile ne alâkası var, ben hiç anlayamadım. Bu da saçma bir şey.” ifadelerini kullandı. Bu tür haberlerin polisi yıpratmak, operasyonları sulandırmak için yapılan iftiralar olduğunu vurgulayan emekli emniyet müdürü, “Geçen yıl aynı gazete, bizimle ilgili böyle çerçeve içerisinde, uydurma delillerle işte bilmem kimi yargılatıyorlar diye haber çıkardı. Uydurma delil olsa, suç işlememiş olsa 100 yıldan fazla ceza alır mı insan?” diye sordu. Okyanus Holding’e yönelik operasyonların cemaatin yurt talebinin reddedilmesi nedeniyle yapıldığı iddialarını Argun ailesi teyit etmedi. Nusret Argun’un oğlu Ömer Kazım Argun, Yeni Şafak’ta yayımlanan haberle bir ilişkileri olmadığını dile getirdi. Argun “Bizim bu haberle ne bir ilişkimiz var ne bir müdahilliğimiz var. Yeni Şafak’ı da bilmeyiz.” dedi. Argun, gazetedeki iddiaların doğru olup olmadığı hakkındaki sorularımızı cevapsız bırakarak “Ailemizin bilgisi dahilinde yapılan bir haber değil. Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.” dedi.
Zaman
En Çok Okunan
10.01.2014
BiryılsonrakendihaberleriniyalanladılarBir yıl sonra kendi haberlerini yalanladılar
AK Partili vekilden Öz’e imalı mesaj: Sonun savcı Murat Gök gibi olur
Zaman
10.01.2014
02:05
AK Parti İzmir Milletvekili Ali Aşlık, Twitter hesabından yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını başlatan Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’le ilgili ilginç bir tweet attı. Aşlık, Öz’e İzmir’de yolsuzluklar ve mafya yapılanmalarına karşı verdiği mücadele ile adı ‘süper savcı’ya çıkan ancak daha sonra evinde ölü bulunan Savcı Murat Gök’ün akıbetini hatırlattı. Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk soruşturması sebebiyle hedef tahtasına konulan Başsavcı Vekili Zekeriya Öz’ün ‘Başbakan beni tehdit etti’ iddiasının yankıları sürerken AK Parti İzmir Milletvekili Ali Aşlık’tan ilginç bir çıkış geldi. Aşlık, sosyal medya üzerinden Zekeriya Öz’e, İzmir’deki belediye ile kamu kurumlarındaki yolsuzluklar ve mafya yapılanmalarına karşı mücadelesiyle tanınan Murat Gök’ün akıbetini hatırlattı. Savcı Gök, Samsun’a atandıktan sonra evinde ölü bulunmuştu. Aşlık, tartışılan tweet’inde “Savcı Öz; Savcı Murat Gök gibi kendi sonunu kendi hazırlayacak! Ne demiş atalarımız: Alma mazlumun ahını çıkar aheste aheste...” dedi. Bu mesaj gün boyunca sosyal medyada ‘tehdit’ olarak yorumlandı.CHP İstanbul Milletvekili Ali Özgündüz, Başbakan’ın bir savcıyı ‘seninle işimiz var’ diye tehdit ettiğini savunarak, “Bir milletvekili de ‘evinde ölü bulunan bir savcının ismini vererek, ‘senin sonun da böyle olur’ diye tehdit ediyor. İmam bunu yaparsa cemaat ne yapsın hesabı gibi. Olacak iş değil, eski bir cumhuriyet savcısı olarak hayret ediyorum.” dedi. Ali Aşlık ise söz konusu ifadelerinin ‘tehdit’ olarak algınlanması üzerine dün Twitter’da dört ayrı mesaj yazdı. Savcı Öz’le ilgili mesajının tehdit içermediğini öne süren Aşlık, şunları kaydetti: “Rahmetli Savcı Gök sansasyonel birçok operasyon yaptı. Sanıkların çoğunluğu biten davalarda beraat etti. Soruşturmanın gizliliği bu davalarda basına sızdırılmak suretiyle ihlal edildi. Beraat edenler bile kamuoyunda şu an halen mahkum durumundalar. Hukuk şov yapılarak tesis edilemez. Asıl olan insanların suçsuzluğudur. Bunu ihlal eden savcılar gün gelince Savcı Gök gibi vicdanlarıyla baş başa kalacaklardır. Attığım tweet’te tehdit bir yana beddua bile yoktur.” İzmir’de 2 yıl boyunca özel yetkiyle görev yapan ve yaptığı operasyonlarla adı ‘süper savcı’ olarak anılan Murat Gök, İzmir ve çevresinde belediyeler, kamu kurumları ve mafya yapılanmalarına karşı birçok başarılı operasyona imza attı. Gök’ün yetkileri, bir dosyaya daha baktığı dönemde, dönemin İzmir Cumhuriyet Başsavcısı tarafından elinden alındı. Gök, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu tarafından düz savcı olarak 2009 yılında Samsun’a atandı. Savcı Gök, geçtiğimiz nisan ayında Samsun’da adliye lojmanlarındaki evinde ölü olarak bulundu. Gök’ün ani ölümü ‘şüpheli’ bulundu. Ancak adli tıp raporunda Gök’ün karaciğer yetmezliği sebebiyle tedavi gördüğü, ‘normal ölüm’ olduğu açıklandı.AK Parti Büyükçekmece eski İlçe Başkanı’ndan Emre Uslu’ya tehditTwitter üzerinden tehdit savuranlar kervanına, bir süre önce AK Parti Büyükçekmece ilçe başkanlığından istifa ederek Büyükçekmece ilçe belediye başkan aday adayı olan avukat Celal Babayiğit de katıldı. Attığı tweet’iyle Taraf Gazetesi yazarı Emre Uslu’yu tehdit eden Babayiğit’in mesajı şöyle: “Yolsuzluk susturucusu takılmış silahlarla piyasaya sürülmüş EMRE itaatkar katil(Le)re USLU olmayı öğretirler birgün elbet.” Emre Uslu, dün Twitter’dan bu mesajı şöyle yorumladı: “AKP Büyükçekmece İlçe Başkanı Celal Babayiğit beni tehdit ediyor. Faili meçhulle mi uslandıracaktınız. Galiba AKP’liler kafaya koymuş, birini öldürtecek. Başbakan’ı, Vekili, Müşaviri, İlçe Başkanı, gazetecisi faili meçhule işaret ediyor...”Başbakanlık müşaviri de ‘ürpertici devlet reflekslerini’ hatırlatmıştıAK Partili milletvekili Aşlık’ın tehdit mesajı, Başbakanlık Müşaviri Hamdi Kılıç’ın attığı tweet’i akıllara getirdi. Kılıç, 2 Ocak’ta Twitter hesabından “Aldığı tüm yaralara rağmen bu ülkede devlet geleneği diye bir şey hâlâ var. Bunun ne olduğunu anlamak için biraz tarih okumak yeter. Devlet geleneğimizin kendini korumak için tarih boyunca geliştirdiği reflekslerin bir kısmı epeyce ürpertici, benden hatırlatması.” ifadelerini kullanmıştı.Linç kampanyasında Atilla Yayla’yı yalnız bırakmıştıZekeriya Öz’e, meslektaşı Murat Gök’ün akıbetini hatırlatan İzmir Milletvekili Ali Aşlık, partisinin organize ettiği etkinlikte Kemalizm hakkında sarfettiği sözler sebebiyle lince tabi tutulan Prof. Dr. Atilla Yayla’yı yalnız bırakmıştı. Atilla Yayla, AK Parti İzmir İl Gençlik Kolları’nın davet
Zaman
Politika
10.01.2014
AKPartilivekildenÖz’eimalımesajSonunsavcıMuratGökgibiolurAK Partili vekilden Öz’e imalı mesaj Sonun savcı Murat Gök gibi olur
Bir yıl sonra kendi haberlerini yalanladılar
Zaman
10.01.2014
02:05
Yeni Şafak’ın dün yayımladığı bir haber, yalanın boyutunu gözler önüne serdi. Gazetenin iddiasını yine kendi haberi çürüttü. Bir yıl önce işadamı Argun’a Emniyet’in araç talebini yerine getirmediği için operasyon yapıldığını savunan gazete, dün konuyu ‘cemaat’e bağladı. Olayda adı geçen emniyet müdürü, “Hepsi yalan ve iftira.” derken, işadamının ailesi de tepki gösterdi: “Bilgimiz dahilinde bir haber değil.”Son dönemde çelişkili haberleriyle dikkat çeken Yeni Şafak gazetesi dün de, Okyanus Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Argun’un ‘Hizmet hareketine yurt yapmadığı’ için operasyona maruz kaldığını iddia etti. ‘Ya yurt ya hapis’ başlıklı haberde işadamı Argun’un cemaatin yurt talebini reddedince evine böcek yerleştirildiği ve hukuksuz yargılamayla 180 yıl hapis cezasına çarptırıldığını iddia etti. Oysaki aynı gazete 18 Ocak 2013 tarihinde ‘Emniyet müdürü tuzak kurdu’ başlıklı haberde Nusret Argun’un, dönemin Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu’yla yaşadıkları bir husumet nedeniyle operasyona maruz kaldığını belirtmişti. Yargılama sürecindeki bütün duruşmalarda Argun’un verdiği ifadeler ise bu iddiaları açık bir şekilde yalanlıyor. Nusret Argun’un, tutuklandığı 27.09.2008’den mahkemenin karar verdiği 27.06.2013 tarihine kadar savcılık, nöbetçi hakimlik olmak üzere toplam 30 celsedeki hiçbir savunmasında bu ifadeler geçmiyor. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 96 değişik suçtan yargılanan Nusret Argun, 180 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına mahkûm edildi.Yeni Şafak’ın yalan haberi dün gün boyunca internet sitelerinde de dalga konusu oldu. Rotahaber sitesi ‘hokus pokus’ başlığıyla duyurduğu haberde, “Yeni Şafak 1 yıl önce araç diye verdiği haberi 1 yıl sonra yurda çevirmeyi başardı” ifadelerini kullandı.Haberde adı geçen dönemin Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu da Yeni Şafak’taki haberi yalanladı. Emniyet teşkilatında 37 yıl görev yaptıktan sonra 2008’de emekli olan Tuzcu, Okyanus Şirketler Grubu’na yönelik operasyon hakkında her şeyin kanunlara uygun yapıldığını belirtti. Tuzcu, “Gazetede söylenenlerin hepsi hayal mahsulü, yalan ve iftiradır. Ben ve benim arkadaşlarım, orada aslanlar gibi suçlularla mücadele etmişizdir. Yapılan bundan ibarettir.” diye konuştu.Gazetede yer alan böcek yerleştirme ve usulsüz dinleme iddialarına da değinen Salih Tuzcu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir il emniyet müdürü, hiçbir zaman operasyonun detayını bilmez. Bizden ilgili şube ve birimler destek isterler, araç gereç ve eleman yönünden bizden istedikleri desteği alırlar. Bu operasyonlar tamamen adli kolluk görevi içerisinde, cumhuriyet savcılarının emirleri doğrultusunda hareket eden şube personeli tarafından gerçekleştirilir. Bunca yıl ceza almış insanın, bir böcekle tespit edilerek ceza aldığını tahmin etmiyorum. Çeşitli şekillerdeki delillerle yargılanmış ve ceza almış bir kişinin, böcekle ilgili yaptığı iftiradan öte bir şey değildir, hayal mahsulüdür. Bunlar saçma laflardır.”İşadamı Nusret Argun’a, ikinci yurt yapma talebini geri çevirdiği için operasyon yapıldığı iddiasını ilk kez gazeteden duyduğunu kaydeden Tuzcu, “Polisin yurtla ne alâkası var? İstanbul’da bir yurt yapılmış, ismini vermişler, şöyle olmuş böyle olmuş. Bunun Konya ile ne alâkası var, ben hiç anlayamadım. Bu da saçma bir şey.” ifadelerini kullandı. Bu tür haberlerin polisi yıpratmak, operasyonları sulandırmak için yapılan iftiralar olduğunu vurgulayan emekli emniyet müdürü, “Geçen yıl aynı gazete, bizimle ilgili böyle çerçeve içerisinde, uydurma delillerle işte bilmem kimi yargılatıyorlar diye haber çıkardı. Uydurma delil olsa, suç işlememiş olsa 100 yıldan fazla ceza alır mı insan?” diye sordu. Okyanus Holding’e yönelik operasyonların cemaatin yurt talebinin reddedilmesi nedeniyle yapıldığı iddialarını Argun ailesi teyit etmedi. Nusret Argun’un oğlu Ömer Kazım Argun, Yeni Şafak’ta yayımlanan haberle bir ilişkileri olmadığını dile getirdi. Argun “Bizim bu haberle ne bir ilişkimiz var ne bir müdahilliğimiz var. Yeni Şafak’ı da bilmeyiz.” dedi. Argun, gazetedeki iddiaların doğru olup olmadığı hakkındaki sorularımızı cevapsız bırakarak “Ailemizin bilgisi dahilinde yapılan bir haber değil. Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.” dedi.
Zaman
Güncel
10.01.2014
BiryılsonrakendihaberleriniyalanladılarBir yıl sonra kendi haberlerini yalanladılar
Bir yıl sonra kendi haberlerini yalanladılar
Zaman
10.01.2014
02:05
Yeni Şafak’ın dün yayımladığı bir haber, yalanın boyutunu gözler önüne serdi. Gazetenin iddiasını yine kendi haberi çürüttü. Bir yıl önce işadamı Argun’a Emniyet’in araç talebini yerine getirmediği için operasyon yapıldığını savunan gazete, dün konuyu ‘cemaat’e bağladı. Olayda adı geçen emniyet müdürü, “Hepsi yalan ve iftira.” derken, işadamının ailesi de tepki gösterdi: “Bilgimiz dahilinde bir haber değil.”Son dönemde çelişkili haberleriyle dikkat çeken Yeni Şafak gazetesi dün de, Okyanus Şirketler Grubu Yönetim Kurulu Başkanı Nusret Argun’un ‘Hizmet hareketine yurt yapmadığı’ için operasyona maruz kaldığını iddia etti. ‘Ya yurt ya hapis’ başlıklı haberde işadamı Argun’un cemaatin yurt talebini reddedince evine böcek yerleştirildiği ve hukuksuz yargılamayla 180 yıl hapis cezasına çarptırıldığını iddia etti. Oysaki aynı gazete 18 Ocak 2013 tarihinde ‘Emniyet müdürü tuzak kurdu’ başlıklı haberde Nusret Argun’un, dönemin Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu’yla yaşadıkları bir husumet nedeniyle operasyona maruz kaldığını belirtmişti. Yargılama sürecindeki bütün duruşmalarda Argun’un verdiği ifadeler ise bu iddiaları açık bir şekilde yalanlıyor. Nusret Argun’un, tutuklandığı 27.09.2008’den mahkemenin karar verdiği 27.06.2013 tarihine kadar savcılık, nöbetçi hakimlik olmak üzere toplam 30 celsedeki hiçbir savunmasında bu ifadeler geçmiyor. Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde 96 değişik suçtan yargılanan Nusret Argun, 180 yıl 4 ay 15 gün hapis cezasına mahkûm edildi.Yeni Şafak’ın yalan haberi dün gün boyunca internet sitelerinde de dalga konusu oldu. Rotahaber sitesi ‘hokus pokus’ başlığıyla duyurduğu haberde, “Yeni Şafak 1 yıl önce araç diye verdiği haberi 1 yıl sonra yurda çevirmeyi başardı” ifadelerini kullandı.Haberde adı geçen dönemin Konya Emniyet Müdürü Salih Tuzcu da Yeni Şafak’taki haberi yalanladı. Emniyet teşkilatında 37 yıl görev yaptıktan sonra 2008’de emekli olan Tuzcu, Okyanus Şirketler Grubu’na yönelik operasyon hakkında her şeyin kanunlara uygun yapıldığını belirtti. Tuzcu, “Gazetede söylenenlerin hepsi hayal mahsulü, yalan ve iftiradır. Ben ve benim arkadaşlarım, orada aslanlar gibi suçlularla mücadele etmişizdir. Yapılan bundan ibarettir.” diye konuştu.Gazetede yer alan böcek yerleştirme ve usulsüz dinleme iddialarına da değinen Salih Tuzcu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir il emniyet müdürü, hiçbir zaman operasyonun detayını bilmez. Bizden ilgili şube ve birimler destek isterler, araç gereç ve eleman yönünden bizden istedikleri desteği alırlar. Bu operasyonlar tamamen adli kolluk görevi içerisinde, cumhuriyet savcılarının emirleri doğrultusunda hareket eden şube personeli tarafından gerçekleştirilir. Bunca yıl ceza almış insanın, bir böcekle tespit edilerek ceza aldığını tahmin etmiyorum. Çeşitli şekillerdeki delillerle yargılanmış ve ceza almış bir kişinin, böcekle ilgili yaptığı iftiradan öte bir şey değildir, hayal mahsulüdür. Bunlar saçma laflardır.”İşadamı Nusret Argun’a, ikinci yurt yapma talebini geri çevirdiği için operasyon yapıldığı iddiasını ilk kez gazeteden duyduğunu kaydeden Tuzcu, “Polisin yurtla ne alâkası var? İstanbul’da bir yurt yapılmış, ismini vermişler, şöyle olmuş böyle olmuş. Bunun Konya ile ne alâkası var, ben hiç anlayamadım. Bu da saçma bir şey.” ifadelerini kullandı. Bu tür haberlerin polisi yıpratmak, operasyonları sulandırmak için yapılan iftiralar olduğunu vurgulayan emekli emniyet müdürü, “Geçen yıl aynı gazete, bizimle ilgili böyle çerçeve içerisinde, uydurma delillerle işte bilmem kimi yargılatıyorlar diye haber çıkardı. Uydurma delil olsa, suç işlememiş olsa 100 yıldan fazla ceza alır mı insan?” diye sordu. Okyanus Holding’e yönelik operasyonların cemaatin yurt talebinin reddedilmesi nedeniyle yapıldığı iddialarını Argun ailesi teyit etmedi. Nusret Argun’un oğlu Ömer Kazım Argun, Yeni Şafak’ta yayımlanan haberle bir ilişkileri olmadığını dile getirdi. Argun “Bizim bu haberle ne bir ilişkimiz var ne bir müdahilliğimiz var. Yeni Şafak’ı da bilmeyiz.” dedi. Argun, gazetedeki iddiaların doğru olup olmadığı hakkındaki sorularımızı cevapsız bırakarak “Ailemizin bilgisi dahilinde yapılan bir haber değil. Bu konu hakkında konuşmak istemiyorum.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
10.01.2014
BiryılsonrakendihaberleriniyalanladılarBir yıl sonra kendi haberlerini yalanladılar
Başbakan gazetecileri Dolmabahçe’de ağırladı
Zaman
05.01.2014
01:56
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık soruşturmasını ‘küresel bir operasyon’ olarak değerlendirdi.Başbakan, gazeteci ve yazarlarla Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde düzenlenen kahvaltılı toplantıda bir araya geldi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Erdoğan’ın gündeminde yine yolsuzluk ve rüşvet operasyonu vardı. Daha önce söylediklerini tekrarladı ancak bu kez ‘küresel bir operasyonla’ karşı karşıya olduklarını savundu. Yine yargıyı hedef aldı. “Biz seçimle geldik, siz ise atamayla. Türkiye’de bir yargı darbesi yapılmak istendi. Egemenlik milletten alınıp yargıya devredilmeye çalışıldı.” diyerek yargı mensuplarını eleştirdi. Soruşturmada adı geçen şüpheliler için ‘masumiyet karinesini’ hatırlattı. Ancak hiçbir somut belge olmamasına rağmen ‘paralel devlet’ iddialarını sürdürdü. Toplantıda Ergenekon ve Balyoz’da yeniden yargılama konusunun da gündeme geldiği öğrenildi. Toplantının ardından basına açıklamalarda bulunan katılımcılar da konuyu doğruladı. Zaman yazarı Ali Bulaç, Başbakan’ın, ‘iade-i muhakeme’ için Adalet Bakanlığı’na talimat verdiğini söylediğini aktardı. Diğer konuklar da benzer açıklamalar yaptı. Katılımcıların görüşleri şöyle:28 Şubat tekrar yaşanmasınAli Bulaç (Zaman): “Sayın Başbakan, süreci anlattı. Sorularımıza cevap verdi. Cemaat konusu gündeme geldi. Fikirlerini ifade etti. TIR olayıyla 17 Aralık operasyonunun bağlantılı olduğunu söyledi. Ben, kendilerine, eğer söylenildiği gibi yargıda ve Emniyet’te bir yapılanma varsa hükümetin tedbir almasının hakkı olduğunu fakat camiaya karşı bir operasyon düzenlenecekse bunun on binlerce insanı içine alabileceğini hatırlattım. Bunun ise 28 Şubatın tekrarı olabileceğini söyledim. Öğretmenden esnafına kadar birçok insanı mağdur edebileceğini anlattım. Sayın Başbakan, ‘Biz bu konuda çok dikkatliyiz. Öyle birşeye asla izin vermeyiz mahal vermeyiz dedi. Ama devletin içinde bir yapılanma varsa hukukun dahilinde kalmak suretiyle onları tasfiye etme konusunda da kararlı olduğunu söyledi.”Başbakan, hükümetin bakışını anlattıDoğu Ergil (Bugün): “Pek çok konuya açıklık getirildi; ama bu tabii hükümetin bakışıdır. Toplumda bunun karşılığının ne olacağını kendisi de ifade etti. 30 Mart seçimleri olacaktır. Kendisinin şahıs ve hükümet olarak uluslararası düzeyde de fazla bir fire vermediğini söyledi. Bunu seçimlerde göreceğiz. Yolsuzluk konusu ağırlıklı olarak işlenmedi. Çünkü Başbakan, yolsuzluğun bir araç olarak kullanıldığını ve yolsuzluk üzerinden hükümetinin karalanma dolayısıyla Türkiyenin istikrasızlaştırılmaya çalışıldığına inanıyor.”Yeniden yargılama bir haktırFikret Bila (Milliyet): “Yeniden yargılanma önerilerine olumlu yaklaştı. ‘Yeniden yargılanma bir haktır dedi. Bu konuda bir çalışma yapılması için Adalet Bakanlığına bir talimat verdiğini açıkladı. Mecliste yapılması gereken birşey varsa bunu da yapabileceklerini söyledi. Bekir Bozdağ ise devam eden bir dava olduğunu ve devam eden bir dava için yeniden yargılamanın söz konusu olamayacağını söyledi. Bunun hukuki boyutunun olmadığını belirtti. Oğlu Bilal Erdoğanın Yasin El Kadı ile olan görüşmeleriyle ilgili ise ‘oğlum ve damadımla ilgili iddiaların hiçbiri doğru değildir. İkisinin de devletle işi yoktur.’ dedi. Halk Bank Genel Müdürü’nün evinde para (4,5 Milyon Dolar) bulundurmasının hata olduğunu anlattı.” Bakanlarıma güveniyorumCan Paker: “Başbakan, operasyonun Türkiye’nin geleceğine bir darbe olduğunu söyledi. Hiçbir kişi ve kuruluşla pazarlığa girmeyeceğini belirtti. Bütün her şeyle ilgili bilgilerinin olduğunu, zamanı gelince belgelendirip kamuoyunu bilgilendireceklerini aktardı. Rüşvet ve yolsuzlukla ilgili ise, ‘Ben bakanlarıma güveniyorum. Bir tanesi hariç kendileri sorgulamanın selameti açısından çekildiler. Bundan sonra yargıyı bekleyelim’ dedi. Bundan sonra açılım politikasını nasıl devam ettireceksiniz diye sordum. Beşir Atalay, “Hükümet bu konuda çok kararlıdır. Açılım sürecinde sadece hükümet değil her iki taraf da çok kararlıdır.” cevabını verdi.Toplantıya Star’dan 11, Yeni Şafak’tan 7, Sabah’tan 5, Akşam’dan 4, Yeni Akit’ten ve Türkiye’den 3, Zaman’dan 2 (Ali Bulaç ve Etyen Mahçupyan), Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Vatan ve Takvim’den 1’er olmak üzere 12 ulusal gazeteden toplam 39 gazeteci ve yazar katıldı. Kalan 8 kişi de akademisyenlerden oluştu.
Zaman
Politika
05.01.2014
BaşbakangazetecileriDolmabahçe’deağırladıBaşbakan gazetecileri Dolmabahçe’de ağırladı
Başbakan gazetecileri Dolmabahçe’de ağırladı
Zaman
05.01.2014
01:56
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık soruşturmasını ‘küresel bir operasyon’ olarak değerlendirdi.Başbakan, gazeteci ve yazarlarla Dolmabahçe Çalışma Ofisi’nde düzenlenen kahvaltılı toplantıda bir araya geldi. Toplantının açılış konuşmasını yapan Erdoğan’ın gündeminde yine yolsuzluk ve rüşvet operasyonu vardı. Daha önce söylediklerini tekrarladı ancak bu kez ‘küresel bir operasyonla’ karşı karşıya olduklarını savundu. Yine yargıyı hedef aldı. “Biz seçimle geldik, siz ise atamayla. Türkiye’de bir yargı darbesi yapılmak istendi. Egemenlik milletten alınıp yargıya devredilmeye çalışıldı.” diyerek yargı mensuplarını eleştirdi. Soruşturmada adı geçen şüpheliler için ‘masumiyet karinesini’ hatırlattı. Ancak hiçbir somut belge olmamasına rağmen ‘paralel devlet’ iddialarını sürdürdü. Toplantıda Ergenekon ve Balyoz’da yeniden yargılama konusunun da gündeme geldiği öğrenildi. Toplantının ardından basına açıklamalarda bulunan katılımcılar da konuyu doğruladı. Zaman yazarı Ali Bulaç, Başbakan’ın, ‘iade-i muhakeme’ için Adalet Bakanlığı’na talimat verdiğini söylediğini aktardı. Diğer konuklar da benzer açıklamalar yaptı. Katılımcıların görüşleri şöyle:28 Şubat tekrar yaşanmasınAli Bulaç (Zaman): “Sayın Başbakan, süreci anlattı. Sorularımıza cevap verdi. Cemaat konusu gündeme geldi. Fikirlerini ifade etti. TIR olayıyla 17 Aralık operasyonunun bağlantılı olduğunu söyledi. Ben, kendilerine, eğer söylenildiği gibi yargıda ve Emniyet’te bir yapılanma varsa hükümetin tedbir almasının hakkı olduğunu fakat camiaya karşı bir operasyon düzenlenecekse bunun on binlerce insanı içine alabileceğini hatırlattım. Bunun ise 28 Şubatın tekrarı olabileceğini söyledim. Öğretmenden esnafına kadar birçok insanı mağdur edebileceğini anlattım. Sayın Başbakan, ‘Biz bu konuda çok dikkatliyiz. Öyle birşeye asla izin vermeyiz mahal vermeyiz dedi. Ama devletin içinde bir yapılanma varsa hukukun dahilinde kalmak suretiyle onları tasfiye etme konusunda da kararlı olduğunu söyledi.”Başbakan, hükümetin bakışını anlattıDoğu Ergil (Bugün): “Pek çok konuya açıklık getirildi; ama bu tabii hükümetin bakışıdır. Toplumda bunun karşılığının ne olacağını kendisi de ifade etti. 30 Mart seçimleri olacaktır. Kendisinin şahıs ve hükümet olarak uluslararası düzeyde de fazla bir fire vermediğini söyledi. Bunu seçimlerde göreceğiz. Yolsuzluk konusu ağırlıklı olarak işlenmedi. Çünkü Başbakan, yolsuzluğun bir araç olarak kullanıldığını ve yolsuzluk üzerinden hükümetinin karalanma dolayısıyla Türkiyenin istikrasızlaştırılmaya çalışıldığına inanıyor.”Yeniden yargılama bir haktırFikret Bila (Milliyet): “Yeniden yargılanma önerilerine olumlu yaklaştı. ‘Yeniden yargılanma bir haktır dedi. Bu konuda bir çalışma yapılması için Adalet Bakanlığına bir talimat verdiğini açıkladı. Mecliste yapılması gereken birşey varsa bunu da yapabileceklerini söyledi. Bekir Bozdağ ise devam eden bir dava olduğunu ve devam eden bir dava için yeniden yargılamanın söz konusu olamayacağını söyledi. Bunun hukuki boyutunun olmadığını belirtti. Oğlu Bilal Erdoğanın Yasin El Kadı ile olan görüşmeleriyle ilgili ise ‘oğlum ve damadımla ilgili iddiaların hiçbiri doğru değildir. İkisinin de devletle işi yoktur.’ dedi. Halk Bank Genel Müdürü’nün evinde para (4,5 Milyon Dolar) bulundurmasının hata olduğunu anlattı.” Bakanlarıma güveniyorumCan Paker: “Başbakan, operasyonun Türkiye’nin geleceğine bir darbe olduğunu söyledi. Hiçbir kişi ve kuruluşla pazarlığa girmeyeceğini belirtti. Bütün her şeyle ilgili bilgilerinin olduğunu, zamanı gelince belgelendirip kamuoyunu bilgilendireceklerini aktardı. Rüşvet ve yolsuzlukla ilgili ise, ‘Ben bakanlarıma güveniyorum. Bir tanesi hariç kendileri sorgulamanın selameti açısından çekildiler. Bundan sonra yargıyı bekleyelim’ dedi. Bundan sonra açılım politikasını nasıl devam ettireceksiniz diye sordum. Beşir Atalay, “Hükümet bu konuda çok kararlıdır. Açılım sürecinde sadece hükümet değil her iki taraf da çok kararlıdır.” cevabını verdi.Toplantıya Star’dan 11, Yeni Şafak’tan 7, Sabah’tan 5, Akşam’dan 4, Yeni Akit’ten ve Türkiye’den 3, Zaman’dan 2 (Ali Bulaç ve Etyen Mahçupyan), Hürriyet, Milliyet, Habertürk, Vatan ve Takvim’den 1’er olmak üzere 12 ulusal gazeteden toplam 39 gazeteci ve yazar katıldı. Kalan 8 kişi de akademisyenlerden oluştu.
Zaman
Ana Sayfa
05.01.2014
BaşbakangazetecileriDolmabahçe’deağırladıBaşbakan gazetecileri Dolmabahçe’de ağırladı
2 MİLYAR DOLARLIK YALAN
Zaman
01.01.2014
01:57
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında bazı çevreler Bank Asya’ya yönelik karalama kampanyası başlattı. Ekonomi uzmanları, söz konusu iddiaları ‘piyasa gerçeklerinden uzak ve gülünç’ buldu. Ekonomistler, “2 milyar dolarlık kâr için en az 35 milyar dolarlık alım-satım yapılması lazım.” dedi.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu farklı mecralara çekmek isteyen bazı çevreler binlerce kişiye istihdam sağlayan kuruluşlar hakkında karalama kampanyası başlattı. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu öncesi dolar toplayarak 2 milyar dolar kâr elde ettiği şeklindeki iddialara Bank Asya cephesinden ‘karalama kampanyası’ yakıştırması yapılırken, bazı ekonomiciler de konuyu köşesine taşıdı. Habertürk Ekonomi yazarı Yavuz Semerci 2 milyar dolar kazanmak için 35 milyar dolar döviz satın alınması gerektiğini belirterek aktif büyüklüğü 23 milyar lira olan Bank Asya’nın böyle bir işlem yapmasının imkânsız olduğuna dikkat çekti. Semerci yazısında “Bu atıp tutanlara Allah akıl fikir versin. Ne kadar da kolay üfürüyorlar.” ifadelerini kullandı. Radikal Gazetesi’nden Uğur Gürses de basit bir matematiği bile yapamayanlar için ‘2 milyar dolarlık kazanç’ ifadesinin hemen satın alınabilecek bir dedikodu olduğunu belirtti. Habertürk Gazetesi’ndeki köşesinde, ‘Atıp tutanlara Allah akıl fikir versin.’ diyen Yavuz Semerci, “Bir katılım bankası, Bank Asya (cemaate yakın olduğu varsayılan) yolsuzluk soruşturmaları öncesinde döviz pozisyonu almış. Kriz patlayıp TL değer kaybedince tam 2 milyar dolar evet yanlış okumadınız 2 milyar dolar para kazanmış. Bu atıp tutanlara Allah akıl fikir versin. 2 milyar dolar kazanmanız için, 30-35 milyar dolarlık döviz satın almanız lazım. Ne kadar kolay üfürüyorlar. Bu bankanın toplam aktif büyüklüğü 23 milyar lira. Bu paranın 16 milyar lirasını da kredi olarak firmalara kullandırmışlar. Topladıkları fon da 17 milyar TL... 35 milyar dolar ya da 70 milyar TL’yi nereden bulup da döviz toplamışlar!” ifadelerini kullandı. ‘Foreks piyasalarında kaldıraç kullanmışlardır’ iddialarında bulunanları ‘aklı evveller’ olarak nitelendiren Semerci yazısını şöyle sürdürdü: “Emin olun yarın 1 dolar 3 lira olacağı kesin bilgi olsa dahi hiçbir banka milyar dolarlık kazanacağını bilse bile 1’e 100 gibi bir kaldıraç kullanmaz. Kullanamaz. Kullanmaya kalkar ise dakikasında anlaşılır. Ve bileti kesilir!” Konuyu köşesine taşıyan diğer bir yazar ise Radikal Gazetesi’nden Uğur Gürses oldu. Gürses, iddiaları durumun matematiğini yapamayanların satın alacağı bir dedikodu olarak nitelendirdi. Doların, operasyonların başladığı 17 Aralık tarihinden 27 Aralık Cuma günü kapanışına kadar yüzde 6 arttığına vurgu yapan Gürses şu sözlerle devam etti: “İddianın maddi sonucu olan ‘2 milyar dolarlık kazancın’ sağlanabilmesi için bir kurumun satın almış olması gereken döviz miktarı tam olarak 34 milyar dolar. Oysaki adı geçen bankanın toplam bilanço büyüklüğü 15 milyar dolar. Bunun da kredi benzeri kullandırıldığı hesaba katılırsa ne bu kazancı sağlayacak bilançosu ne de kaynağı var demektir. Ama bu matematiği bile yapmayan, yapamayanlar için ‘2 milyar dolarlık kazanç’ hemen satın alınabilecek bir dedikodu.” Konuya tepki gösteren bir diğer isim ise Star Gazetesi yazarı Cemil Ertem oldu. Ertem konuyla ilgili bir tweet’inde “Şuna katılmıyorum; bir banka operasyon öncesi dolar aldı, 2 milyar dolar kazandı; bunun için çok büyük pozisyon alması lazım ki, böyle 1 kaldıraç yok.” tepkisini verdi. Böyle bir şeyin tek bir bankaya ait olamayacağını kaydetti ve ancak belli merkezlerin ve piyasa belirleyici oyuncuların, operasyondan haberi olması durumunda söz konusu olabileceğini kaydetti.Borsa’daki değer kaybında anlaşamadılarYolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından Türkiye ekonomisine ilişkin hükümetten çelişkili açıklamalar gelmeye devam ediyor. Konuyla ilgili en yüksek rakam, Manisa mitinginde ekonominin 120 milyar dolar zarar gördüğünü açıklayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Ekonomi birimlerinden konuyla ilgili açıklama beklenirken bir başka rakamı da yeni İçişleri Bakanı Efkan Ala telaffuz etti. Geçtiğimiz gün TRT’de bir programa katılan İçişleri Bakanı Efkan Ala, zararın 104 milyar dolar olduğunu söyledi. Son olarak, ekonomi alanındaki birçok çatı kuruluşunun başında bulunan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, daha önce ifade edilen iki rakamın çok gerisinde kaldı. CNBC-e’de canlı yayına katılan Babacan, Borsa’da 17 Aralık-27 Aralık arasında halka açık şirketlerin toplam 49 milyar 334 milyon dolar değer kaybettiğini açıkladı. Ama zararın 16 milyar 343 milyon dolarının sadece pazartesi günü telafi edildiğini kaydetti. Ekonomiye ilişkin bazı parametrele
Zaman
En Çok Okunan
01.01.2014
2MİLYARDOLARLIKYALAN2 MİLYAR DOLARLIK YALAN
2 MİLYAR DOLARLIK YALAN
Zaman
01.01.2014
01:57
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında bazı çevreler Bank Asya’ya yönelik karalama kampanyası başlattı. Ekonomi uzmanları, söz konusu iddiaları ‘piyasa gerçeklerinden uzak ve gülünç’ buldu. Ekonomistler, “2 milyar dolarlık kâr için en az 35 milyar dolarlık alım-satım yapılması lazım.” dedi.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu farklı mecralara çekmek isteyen bazı çevreler binlerce kişiye istihdam sağlayan kuruluşlar hakkında karalama kampanyası başlattı. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu öncesi dolar toplayarak 2 milyar dolar kâr elde ettiği şeklindeki iddialara Bank Asya cephesinden ‘karalama kampanyası’ yakıştırması yapılırken, bazı ekonomiciler de konuyu köşesine taşıdı. Habertürk Ekonomi yazarı Yavuz Semerci 2 milyar dolar kazanmak için 35 milyar dolar döviz satın alınması gerektiğini belirterek aktif büyüklüğü 23 milyar lira olan Bank Asya’nın böyle bir işlem yapmasının imkânsız olduğuna dikkat çekti. Semerci yazısında “Bu atıp tutanlara Allah akıl fikir versin. Ne kadar da kolay üfürüyorlar.” ifadelerini kullandı. Radikal Gazetesi’nden Uğur Gürses de basit bir matematiği bile yapamayanlar için ‘2 milyar dolarlık kazanç’ ifadesinin hemen satın alınabilecek bir dedikodu olduğunu belirtti. Habertürk Gazetesi’ndeki köşesinde, ‘Atıp tutanlara Allah akıl fikir versin.’ diyen Yavuz Semerci, “Bir katılım bankası, Bank Asya (cemaate yakın olduğu varsayılan) yolsuzluk soruşturmaları öncesinde döviz pozisyonu almış. Kriz patlayıp TL değer kaybedince tam 2 milyar dolar evet yanlış okumadınız 2 milyar dolar para kazanmış. Bu atıp tutanlara Allah akıl fikir versin. 2 milyar dolar kazanmanız için, 30-35 milyar dolarlık döviz satın almanız lazım. Ne kadar kolay üfürüyorlar. Bu bankanın toplam aktif büyüklüğü 23 milyar lira. Bu paranın 16 milyar lirasını da kredi olarak firmalara kullandırmışlar. Topladıkları fon da 17 milyar TL... 35 milyar dolar ya da 70 milyar TL’yi nereden bulup da döviz toplamışlar!” ifadelerini kullandı. ‘Foreks piyasalarında kaldıraç kullanmışlardır’ iddialarında bulunanları ‘aklı evveller’ olarak nitelendiren Semerci yazısını şöyle sürdürdü: “Emin olun yarın 1 dolar 3 lira olacağı kesin bilgi olsa dahi hiçbir banka milyar dolarlık kazanacağını bilse bile 1’e 100 gibi bir kaldıraç kullanmaz. Kullanamaz. Kullanmaya kalkar ise dakikasında anlaşılır. Ve bileti kesilir!” Konuyu köşesine taşıyan diğer bir yazar ise Radikal Gazetesi’nden Uğur Gürses oldu. Gürses, iddiaları durumun matematiğini yapamayanların satın alacağı bir dedikodu olarak nitelendirdi. Doların, operasyonların başladığı 17 Aralık tarihinden 27 Aralık Cuma günü kapanışına kadar yüzde 6 arttığına vurgu yapan Gürses şu sözlerle devam etti: “İddianın maddi sonucu olan ‘2 milyar dolarlık kazancın’ sağlanabilmesi için bir kurumun satın almış olması gereken döviz miktarı tam olarak 34 milyar dolar. Oysaki adı geçen bankanın toplam bilanço büyüklüğü 15 milyar dolar. Bunun da kredi benzeri kullandırıldığı hesaba katılırsa ne bu kazancı sağlayacak bilançosu ne de kaynağı var demektir. Ama bu matematiği bile yapmayan, yapamayanlar için ‘2 milyar dolarlık kazanç’ hemen satın alınabilecek bir dedikodu.” Konuya tepki gösteren bir diğer isim ise Star Gazetesi yazarı Cemil Ertem oldu. Ertem konuyla ilgili bir tweet’inde “Şuna katılmıyorum; bir banka operasyon öncesi dolar aldı, 2 milyar dolar kazandı; bunun için çok büyük pozisyon alması lazım ki, böyle 1 kaldıraç yok.” tepkisini verdi. Böyle bir şeyin tek bir bankaya ait olamayacağını kaydetti ve ancak belli merkezlerin ve piyasa belirleyici oyuncuların, operasyondan haberi olması durumunda söz konusu olabileceğini kaydetti.Borsa’daki değer kaybında anlaşamadılarYolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından Türkiye ekonomisine ilişkin hükümetten çelişkili açıklamalar gelmeye devam ediyor. Konuyla ilgili en yüksek rakam, Manisa mitinginde ekonominin 120 milyar dolar zarar gördüğünü açıklayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Ekonomi birimlerinden konuyla ilgili açıklama beklenirken bir başka rakamı da yeni İçişleri Bakanı Efkan Ala telaffuz etti. Geçtiğimiz gün TRT’de bir programa katılan İçişleri Bakanı Efkan Ala, zararın 104 milyar dolar olduğunu söyledi. Son olarak, ekonomi alanındaki birçok çatı kuruluşunun başında bulunan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, daha önce ifade edilen iki rakamın çok gerisinde kaldı. CNBC-e’de canlı yayına katılan Babacan, Borsa’da 17 Aralık-27 Aralık arasında halka açık şirketlerin toplam 49 milyar 334 milyon dolar değer kaybettiğini açıkladı. Ama zararın 16 milyar 343 milyon dolarının sadece pazartesi günü telafi edildiğini kaydetti. Ekonomiye ilişkin bazı parametrele
Zaman
Ekonomi
01.01.2014
2MİLYARDOLARLIKYALAN2 MİLYAR DOLARLIK YALAN
2 MİLYAR DOLARLIK YALAN
Zaman
01.01.2014
01:57
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrasında bazı çevreler Bank Asya’ya yönelik karalama kampanyası başlattı. Ekonomi uzmanları, söz konusu iddiaları ‘piyasa gerçeklerinden uzak ve gülünç’ buldu. Ekonomistler, “2 milyar dolarlık kâr için en az 35 milyar dolarlık alım-satım yapılması lazım.” dedi.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu farklı mecralara çekmek isteyen bazı çevreler binlerce kişiye istihdam sağlayan kuruluşlar hakkında karalama kampanyası başlattı. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonu öncesi dolar toplayarak 2 milyar dolar kâr elde ettiği şeklindeki iddialara Bank Asya cephesinden ‘karalama kampanyası’ yakıştırması yapılırken, bazı ekonomiciler de konuyu köşesine taşıdı. Habertürk Ekonomi yazarı Yavuz Semerci 2 milyar dolar kazanmak için 35 milyar dolar döviz satın alınması gerektiğini belirterek aktif büyüklüğü 23 milyar lira olan Bank Asya’nın böyle bir işlem yapmasının imkânsız olduğuna dikkat çekti. Semerci yazısında “Bu atıp tutanlara Allah akıl fikir versin. Ne kadar da kolay üfürüyorlar.” ifadelerini kullandı. Radikal Gazetesi’nden Uğur Gürses de basit bir matematiği bile yapamayanlar için ‘2 milyar dolarlık kazanç’ ifadesinin hemen satın alınabilecek bir dedikodu olduğunu belirtti. Habertürk Gazetesi’ndeki köşesinde, ‘Atıp tutanlara Allah akıl fikir versin.’ diyen Yavuz Semerci, “Bir katılım bankası, Bank Asya (cemaate yakın olduğu varsayılan) yolsuzluk soruşturmaları öncesinde döviz pozisyonu almış. Kriz patlayıp TL değer kaybedince tam 2 milyar dolar evet yanlış okumadınız 2 milyar dolar para kazanmış. Bu atıp tutanlara Allah akıl fikir versin. 2 milyar dolar kazanmanız için, 30-35 milyar dolarlık döviz satın almanız lazım. Ne kadar kolay üfürüyorlar. Bu bankanın toplam aktif büyüklüğü 23 milyar lira. Bu paranın 16 milyar lirasını da kredi olarak firmalara kullandırmışlar. Topladıkları fon da 17 milyar TL... 35 milyar dolar ya da 70 milyar TL’yi nereden bulup da döviz toplamışlar!” ifadelerini kullandı. ‘Foreks piyasalarında kaldıraç kullanmışlardır’ iddialarında bulunanları ‘aklı evveller’ olarak nitelendiren Semerci yazısını şöyle sürdürdü: “Emin olun yarın 1 dolar 3 lira olacağı kesin bilgi olsa dahi hiçbir banka milyar dolarlık kazanacağını bilse bile 1’e 100 gibi bir kaldıraç kullanmaz. Kullanamaz. Kullanmaya kalkar ise dakikasında anlaşılır. Ve bileti kesilir!” Konuyu köşesine taşıyan diğer bir yazar ise Radikal Gazetesi’nden Uğur Gürses oldu. Gürses, iddiaları durumun matematiğini yapamayanların satın alacağı bir dedikodu olarak nitelendirdi. Doların, operasyonların başladığı 17 Aralık tarihinden 27 Aralık Cuma günü kapanışına kadar yüzde 6 arttığına vurgu yapan Gürses şu sözlerle devam etti: “İddianın maddi sonucu olan ‘2 milyar dolarlık kazancın’ sağlanabilmesi için bir kurumun satın almış olması gereken döviz miktarı tam olarak 34 milyar dolar. Oysaki adı geçen bankanın toplam bilanço büyüklüğü 15 milyar dolar. Bunun da kredi benzeri kullandırıldığı hesaba katılırsa ne bu kazancı sağlayacak bilançosu ne de kaynağı var demektir. Ama bu matematiği bile yapmayan, yapamayanlar için ‘2 milyar dolarlık kazanç’ hemen satın alınabilecek bir dedikodu.” Konuya tepki gösteren bir diğer isim ise Star Gazetesi yazarı Cemil Ertem oldu. Ertem konuyla ilgili bir tweet’inde “Şuna katılmıyorum; bir banka operasyon öncesi dolar aldı, 2 milyar dolar kazandı; bunun için çok büyük pozisyon alması lazım ki, böyle 1 kaldıraç yok.” tepkisini verdi. Böyle bir şeyin tek bir bankaya ait olamayacağını kaydetti ve ancak belli merkezlerin ve piyasa belirleyici oyuncuların, operasyondan haberi olması durumunda söz konusu olabileceğini kaydetti.Borsa’daki değer kaybında anlaşamadılarYolsuzluk ve rüşvet operasyonunun ardından Türkiye ekonomisine ilişkin hükümetten çelişkili açıklamalar gelmeye devam ediyor. Konuyla ilgili en yüksek rakam, Manisa mitinginde ekonominin 120 milyar dolar zarar gördüğünü açıklayan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’dan geldi. Ekonomi birimlerinden konuyla ilgili açıklama beklenirken bir başka rakamı da yeni İçişleri Bakanı Efkan Ala telaffuz etti. Geçtiğimiz gün TRT’de bir programa katılan İçişleri Bakanı Efkan Ala, zararın 104 milyar dolar olduğunu söyledi. Son olarak, ekonomi alanındaki birçok çatı kuruluşunun başında bulunan Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, daha önce ifade edilen iki rakamın çok gerisinde kaldı. CNBC-e’de canlı yayına katılan Babacan, Borsa’da 17 Aralık-27 Aralık arasında halka açık şirketlerin toplam 49 milyar 334 milyon dolar değer kaybettiğini açıkladı. Ama zararın 16 milyar 343 milyon dolarının sadece pazartesi günü telafi edildiğini kaydetti. Ekonomiye ilişkin bazı parametrele
Zaman
Ana Sayfa
01.01.2014
2MİLYARDOLARLIKYALAN2 MİLYAR DOLARLIK YALAN
Mustafa Ünal - Yeni hükümet...
Zaman
27.12.2013
03:19
Türk siyaset tarihi böyle bir gün yaşamadı. Dünü değil önceki günü kastediyorum. Sabah saatlerinde üç bakan istifa etti. Bir ayrıntı sonra ortaya çıktı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın istifasının işleme konmadığı, görevden alındığı anlaşıldı.Bayraktar en sert çıkışı yapan isimdi.Yolsuzluk operasyonuna adı karışan AB Bakanı Egemen Bağış da kabine dışı kaldı. Bunun bir anlamı var elbette. Başbakan her ne kadar operasyon hakkında farklı değerlendirmeler yapsa da o bakanların daha fazla taşınamayacağını gördü. Geciktiği bile söylenebilir. Daha ilk gün Başbakan ‘Aklanın da gelin’ diyebilirdi. Yolsuzluğun iddiası bile yıpratıcıdır çünkü. Hele öznesi veya parçası siyasetçiyse.Söz konusu bakanların hükümet dışı kalması iddiaların ciddiye alındığının göstergesi. Yaşananlar gerçekten sadece komplo veya dış mihrakların işi olsaydı herhalde bu bakanlarla yola devam edilirdi. İstifalar revizyonun da habercisiydi. Üç bakan belediye başkanlığına aday olmuştu. Operasyon revizyonun kapsamını genişletti. Başbakan yeni kabineyi gece geç saatlerde açıklarken şaşırttı. Sürprizlerle doluydu çünkü. AK Parti çevrelerinden teyitli gün boyu bakan toto listesi dolaştı. Numan Kurtulmuş’un adı Ekonomi Bakanı, Mustafa Şentop Adalet Bakanı olarak geçiyordu. Başbakan ters köşeye yatırdı, isabet oranı çok düşük oldu. Acaba Çankaya Köşkü’nde revize mi edildi? Yoksa Başbakan son anda karar mı değiştirdi?Erdoğan’ın Köşk’e çıkışı gecikti. Ve görüşme çok uzun sürdü. Usul, öncesinde Cumhurbaşkanı ile mutabakat sağlanır, görüşme imza ve kısa değerlendirmeyle sınırlı tutulur. Yeni kabinenin oluşmasında henüz cevabını bulmayan soru işaretleri var. Gelenler gibi gidenler de sürpriz. Sanayi Bakanı Nihat Ergün’ün adı bugüne kadar değişecekler arasında geçmedi.Yeni kabineyi nasıl değerlendirmek lazım? Yaşanan olağan bir süreç deği, olağanüstü. AK Parti için zor günler. Bugüne kadar çok badireler atlattı ama böylesiyle ilk kez karşılaşıyor. Sağlıklı politika yerini duygusal ve öfkeli tepkiler aldı. Ani patlamalar durulacak gibi değil. Tabanını oluşturan toplum kesimleriyle kavga ne partiye ne de kamuoyuna izah edilebilmiş değil. Ve önümüz seçim. 2014’te iki değil 4 sandığa gebe.Yeni hükümetin isimlendirilmesi bundan sonra izlenecek politikaların işaretini verecekti. İki isim bu açıdan çok önemli: İçişleri Bakanı Efgan Ala ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. Kabineye siyasetin dışından giren Ala, merdivenin basamaklarını hızlı çıktı, bürokrasinin en tepe noktası Başbakanlık Müsteşarlığı’na kadar yükseldi.Yıllardır aynı koltukta. Kimi siyasi tercihlerde ve özellikle bürokrasi atamalarında çok etkin olduğu kulislerde konuşuldu. Şimdi ‘bakan’ olarak sahnede. O koltuğa oturacak mülkiye kökenli çok sayıda milletvekili dururken bürokrasiden bir ismin atanması dikkat çekici. ‘Özel bir misyonu olduğu’ yorumlarını, savaş kabinesi gibi değerlendirmeleri doğru bulmuyorum. Bürokrasideki tecrübesi bu zor dönemde AK Parti için avantaj olabilir. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ aynı şekilde. Bu sürecin kaderini belirleyecek bakan olacak. Yargı şu an ağır bir krizin içinde. Devlet krizi de denebilir. İstanbul’daki soruşturma tıkandı. Dosya savcıdan alındı. Ardından açıklamalar peşpeşe geldi. Bozdağ’dan süreci yönetirken Ankara kriterleri yerine evrensel kriterleri dikkate alması beklenir.Hükümet on bakanlı büyük bir revizyona gitti ama Ankara’nın havasına bakılırsa dalgalı suların durulması pek mümkün görünmüyor. Bundan sonra bütün seçenekler masada. Yerel seçimlerle birlikte erken genel seçim de gündeme gelirse şaşırmayın.
Zaman
En Çok Okunan
27.12.2013
MustafaÜnal-YenihükümetMustafa Ünal - Yeni hükümet
Mustafa Ünal - Yeni hükümet...
Zaman
27.12.2013
01:52
Türk siyaset tarihi böyle bir gün yaşamadı. Dünü değil önceki günü kastediyorum. Sabah saatlerinde üç bakan istifa etti. Bir ayrıntı sonra ortaya çıktı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın istifasının işleme konmadığı, görevden alındığı anlaşıldı.Bayraktar en sert çıkışı yapan isimdi.Yolsuzluk operasyonuna adı karışan AB Bakanı Egemen Bağış da kabine dışı kaldı. Bunun bir anlamı var elbette. Başbakan her ne kadar operasyon hakkında farklı değerlendirmeler yapsa da o bakanların daha fazla taşınamayacağını gördü. Geciktiği bile söylenebilir. Daha ilk gün Başbakan ‘Aklanın da gelin’ diyebilirdi. Yolsuzluğun iddiası bile yıpratıcıdır çünkü. Hele öznesi veya parçası siyasetçiyse.Söz konusu bakanların hükümet dışı kalması iddiaların ciddiye alındığının göstergesi. Yaşananlar gerçekten sadece komplo veya dış mihrakların işi olsaydı herhalde bu bakanlarla yola devam edilirdi. İstifalar revizyonun da habercisiydi. Üç bakan belediye başkanlığına aday olmuştu. Operasyon revizyonun kapsamını genişletti. Başbakan yeni kabineyi gece geç saatlerde açıklarken şaşırttı. Sürprizlerle doluydu çünkü. AK Parti çevrelerinden teyitli gün boyu bakan toto listesi dolaştı. Numan Kurtulmuş’un adı Ekonomi Bakanı, Mustafa Şentop Adalet Bakanı olarak geçiyordu. Başbakan ters köşeye yatırdı, isabet oranı çok düşük oldu. Acaba Çankaya Köşkü’nde revize mi edildi? Yoksa Başbakan son anda karar mı değiştirdi?Erdoğan’ın Köşk’e çıkışı gecikti. Ve görüşme çok uzun sürdü. Usul, öncesinde Cumhurbaşkanı ile mutabakat sağlanır, görüşme imza ve kısa değerlendirmeyle sınırlı tutulur. Yeni kabinenin oluşmasında henüz cevabını bulmayan soru işaretleri var. Gelenler gibi gidenler de sürpriz. Sanayi Bakanı Nihat Ergün’ün adı bugüne kadar değişecekler arasında geçmedi.Yeni kabineyi nasıl değerlendirmek lazım? Yaşanan olağan bir süreç deği, olağanüstü. AK Parti için zor günler. Bugüne kadar çok badireler atlattı ama böylesiyle ilk kez karşılaşıyor. Sağlıklı politika yerini duygusal ve öfkeli tepkiler aldı. Ani patlamalar durulacak gibi değil. Tabanını oluşturan toplum kesimleriyle kavga ne partiye ne de kamuoyuna izah edilebilmiş değil. Ve önümüz seçim. 2014’te iki değil 4 sandığa gebe.Yeni hükümetin isimlendirilmesi bundan sonra izlenecek politikaların işaretini verecekti. İki isim bu açıdan çok önemli: İçişleri Bakanı Efgan Ala ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. Kabineye siyasetin dışından giren Ala, merdivenin basamaklarını hızlı çıktı, bürokrasinin en tepe noktası Başbakanlık Müsteşarlığı’na kadar yükseldi.Yıllardır aynı koltukta. Kimi siyasi tercihlerde ve özellikle bürokrasi atamalarında çok etkin olduğu kulislerde konuşuldu. Şimdi ‘bakan’ olarak sahnede. O koltuğa oturacak mülkiye kökenli çok sayıda milletvekili dururken bürokrasiden bir ismin atanması dikkat çekici. ‘Özel bir misyonu olduğu’ yorumlarını, savaş kabinesi gibi değerlendirmeleri doğru bulmuyorum. Bürokrasideki tecrübesi bu zor dönemde AK Parti için avantaj olabilir. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ aynı şekilde. Bu sürecin kaderini belirleyecek bakan olacak. Yargı şu an ağır bir krizin içinde. Devlet krizi de denebilir. İstanbul’daki soruşturma tıkandı. Dosya savcıdan alındı. Ardından açıklamalar peşpeşe geldi. Bozdağ’dan süreci yönetirken Ankara kriterleri yerine evrensel kriterleri dikkate alması beklenir.Hükümet on bakanlı büyük bir revizyona gitti ama Ankara’nın havasına bakılırsa dalgalı suların durulması pek mümkün görünmüyor. Bundan sonra bütün seçenekler masada. Yerel seçimlerle birlikte erken genel seçim de gündeme gelirse şaşırmayın.
Zaman
Köşe Yazıları
27.12.2013
MustafaÜnal-YenihükümetMustafa Ünal - Yeni hükümet
Mustafa Ünal - Yeni hükümet...
Zaman
27.12.2013
01:52
Türk siyaset tarihi böyle bir gün yaşamadı. Dünü değil önceki günü kastediyorum. Sabah saatlerinde üç bakan istifa etti. Bir ayrıntı sonra ortaya çıktı. Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın istifasının işleme konmadığı, görevden alındığı anlaşıldı.Bayraktar en sert çıkışı yapan isimdi.Yolsuzluk operasyonuna adı karışan AB Bakanı Egemen Bağış da kabine dışı kaldı. Bunun bir anlamı var elbette. Başbakan her ne kadar operasyon hakkında farklı değerlendirmeler yapsa da o bakanların daha fazla taşınamayacağını gördü. Geciktiği bile söylenebilir. Daha ilk gün Başbakan ‘Aklanın da gelin’ diyebilirdi. Yolsuzluğun iddiası bile yıpratıcıdır çünkü. Hele öznesi veya parçası siyasetçiyse.Söz konusu bakanların hükümet dışı kalması iddiaların ciddiye alındığının göstergesi. Yaşananlar gerçekten sadece komplo veya dış mihrakların işi olsaydı herhalde bu bakanlarla yola devam edilirdi. İstifalar revizyonun da habercisiydi. Üç bakan belediye başkanlığına aday olmuştu. Operasyon revizyonun kapsamını genişletti. Başbakan yeni kabineyi gece geç saatlerde açıklarken şaşırttı. Sürprizlerle doluydu çünkü. AK Parti çevrelerinden teyitli gün boyu bakan toto listesi dolaştı. Numan Kurtulmuş’un adı Ekonomi Bakanı, Mustafa Şentop Adalet Bakanı olarak geçiyordu. Başbakan ters köşeye yatırdı, isabet oranı çok düşük oldu. Acaba Çankaya Köşkü’nde revize mi edildi? Yoksa Başbakan son anda karar mı değiştirdi?Erdoğan’ın Köşk’e çıkışı gecikti. Ve görüşme çok uzun sürdü. Usul, öncesinde Cumhurbaşkanı ile mutabakat sağlanır, görüşme imza ve kısa değerlendirmeyle sınırlı tutulur. Yeni kabinenin oluşmasında henüz cevabını bulmayan soru işaretleri var. Gelenler gibi gidenler de sürpriz. Sanayi Bakanı Nihat Ergün’ün adı bugüne kadar değişecekler arasında geçmedi.Yeni kabineyi nasıl değerlendirmek lazım? Yaşanan olağan bir süreç deği, olağanüstü. AK Parti için zor günler. Bugüne kadar çok badireler atlattı ama böylesiyle ilk kez karşılaşıyor. Sağlıklı politika yerini duygusal ve öfkeli tepkiler aldı. Ani patlamalar durulacak gibi değil. Tabanını oluşturan toplum kesimleriyle kavga ne partiye ne de kamuoyuna izah edilebilmiş değil. Ve önümüz seçim. 2014’te iki değil 4 sandığa gebe.Yeni hükümetin isimlendirilmesi bundan sonra izlenecek politikaların işaretini verecekti. İki isim bu açıdan çok önemli: İçişleri Bakanı Efgan Ala ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ. Kabineye siyasetin dışından giren Ala, merdivenin basamaklarını hızlı çıktı, bürokrasinin en tepe noktası Başbakanlık Müsteşarlığı’na kadar yükseldi.Yıllardır aynı koltukta. Kimi siyasi tercihlerde ve özellikle bürokrasi atamalarında çok etkin olduğu kulislerde konuşuldu. Şimdi ‘bakan’ olarak sahnede. O koltuğa oturacak mülkiye kökenli çok sayıda milletvekili dururken bürokrasiden bir ismin atanması dikkat çekici. ‘Özel bir misyonu olduğu’ yorumlarını, savaş kabinesi gibi değerlendirmeleri doğru bulmuyorum. Bürokrasideki tecrübesi bu zor dönemde AK Parti için avantaj olabilir. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ aynı şekilde. Bu sürecin kaderini belirleyecek bakan olacak. Yargı şu an ağır bir krizin içinde. Devlet krizi de denebilir. İstanbul’daki soruşturma tıkandı. Dosya savcıdan alındı. Ardından açıklamalar peşpeşe geldi. Bozdağ’dan süreci yönetirken Ankara kriterleri yerine evrensel kriterleri dikkate alması beklenir.Hükümet on bakanlı büyük bir revizyona gitti ama Ankara’nın havasına bakılırsa dalgalı suların durulması pek mümkün görünmüyor. Bundan sonra bütün seçenekler masada. Yerel seçimlerle birlikte erken genel seçim de gündeme gelirse şaşırmayın.
Zaman
Ana Sayfa
27.12.2013
MustafaÜnal-YenihükümetMustafa Ünal - Yeni hükümet
Erdoğan: AK Parti kadroları olarak süt kadar ak bir sicille yürüyoruz
Zaman
25.12.2013
17:38
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti’nin yolsuzluklara göz yummayacağı, müsamaha gösteremeyeceğini, zira bunu yaparsa varoluş zeminini ortadan kaldırmış olacağını söyledi. Erdoğan, bembeyaz, süt kadar ak bir sicille yürüdüklerini ifade etti.Başbakan Erdoğan, partisinin genel merkezinde Genişletilmiş İl başkanları Toplantısının ardından katılımcılara hitap ederek, gündemdeki son gelişmeleri değerlendirdi. 11 yıldır hükümet görevinde mahcup olmadıklarını, mahcup etmediklerini, milleti hayal kırıklığına uğratmadıklarını belirten Erdoğan, “Buradan aziz milletime bir kez daha bunun sözünü veriyorum. Milletim müsterih olsun, milletim gönlünü ferah tutsun, bize güvensin. Biz her zaman doğruya doğru, eğriye eğri demeye devam edeceğiz. Halkın önünde hesaba çekileceğimizi biliriz. Hesap gününde mahşerde hesaba çekileceğimizi de biliriz. Her adımı bu şuur, korku ve anlayışla atarız. Bizim partimizi bu seviyelere çıkartan, bizi bu makamlara getiren, 11 yıl bizi burada tutan en başta dürüstlüğümüz, emanete olan bağlılığımızdır. Yolsuzluklar karşısındaki sert ve kararlı duruşumuzdur.” dedi.“SÜT KADAR AK BİR SİCİLLE YÜRÜYORUZ”Erdoğan, AK Parti’nin yolsuzluklara göz yummayacağı, müsamaha göstermeyeceğini ifade ederek, sözlerine, “Zira bunu yaparsa varoluş zemini ortadan kaldırmış olur. Bizi bu günlere dürüstlüğümüz ulaştırdı. Bizi bu günlere dik duruşumuz ulaştırdı. Biz cesur olduğumuz için Türkiyeye aşkla, sevdayla bağlı olduğumuz için eser ve hizmet ürettiğimiz için bugünlere ve buralara geldik. Bundan asla taviz vermeyeceğiz. Bize okul yıllarımızda hocalarımız hep şu öğüdü verirlerdi; sizin hayat şeridiniz bembeyaz derlerdi, eğer tek bir yanlış yapar, tek bir kusurunuz olursa o bembeyaz şerit üzerinde o yanlış, o kusur bir leke olarak dikkat çeker derlerdi. Hayat şeridi simsiyah olanların üzerindeki lekeler ise dikkat çekmez derlerdi. Bizler AK Partinin ak kadroları olarak bembeyaz, süt kadar ak bir sicille yürüyoruz.” diye devam etti.“En küçük bir çamur parçası, siyahlık bizim sicilimizde hemen dikkat çeker.” diyen Erdoğan, şöyle konuştu: “Çektiğinde de biz bu noktada gereği neyse yaparız. Böyle bir hassasiyetle yürüyoruz. Bizim başkalarını örnek almamıza gerek yok. İyiler bize örnek olabilir o ayrı bir konu ama bizim için sicili siyah olanlar bize örnek teşkil edemez. Onların yaptıkları zaten ortada. Biz kendi sicilimize bakarız ve o sicil üzerinde en küçük bir leke olmaması için de azami dikkat ederiz. 11 yıl içinde zaman zaman hakkımızda ithamlar, iftiralar, karalamalar, çamur atma girişimleri oldu. Hiç tereddüt etmedik. Sicilimizin bembeyaz kalabilmesi adına kötüleri aramızdan ayıkladık. Hakkında iftira olanların da aklanıp gelmesini sabırla bekledik. Bizim bu noktadaki hassasiyetimiz sırf iftiraya maruz kaldı, sırf çamur atıldı diye de söylentiler üzerinden kimse kusura bakmasın biz o tür operasyonlara da aramızda girmeyiz.”“HUKUK, KÖTÜNÜN İYİDEN AYRILMASI İÇİN VARDIR”Erdoğan, bir gerçeğin üzerinde özellikle durması gerektiğine işaret ederek, “Hukuk, hakkın, adaletin tecelli etmesi, iyinin kötünün ayrılabilmesi için vardır. Mahkemeler, savcılar hakkı haksızlıktan, haklıyı haksızdan, iyiyi kötüden ayırt etmek için vardır. Meclis, mahkemelerin yerine geçemez. Siyasi partiler, siyasi partilerin genel başkanları hakimlerin yerine geçemez. Özellikle de medya, gazeteler, televizyonlar, yazarlar, yorumcular hakim ve savcının yerine geçemez. 9 gündür bir operasyon yürütülüyor. Aman Allahım. Daha ilk gün adı koyuldu büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu. Ardından tarihin en büyük yolsuzluğu. Daha ikinci günden itibaren gözaltı, sorgu, savunma, mahkeme aşamaları geçildi medya tarafından siyasetçiler tarafından doğrudan infaz yapılmaya başlandı. Bu arada içeriden dışarıya sürekli bilgi sızıyor. Güya gizlilik kaydı olan bir süreç.” değerlendirmesinde bulundu. “BİR İNSANI KİRLETMEYE KİMSENİN HAKKI YOKTUR”“Bu nasıl gizlilik kaydıysa?” diye soran Erdoğan, konuşmasını, “Bu gizlilik kaydının olmasına rağmen bu adımların atıldığı bir sistem içinde başka şeyler var. Burada, yürütmenin uzantısı veya yargının belli bir yapı içerisindeki yapı içerisindeki safhası burada servis yapıyorlar. Bize düşen, burayı da temizlemektir. Bir taraftan hukuk içerisinde beraat-ı zimmet asıldır diyeceksin böyle yürüteceksin işi. Öbür taraftan da dışarıya servis yapmaya devam edeceksin. Bu insanları kirletmeye kimsenin hakkı yok. Bugüne kadar birçok olaylar yaşadık. Bu olayları yaşayanlar belli bir müddet sonra beraat ettiler. Bu beraat eden insanların o süreç içerisindeki kirletilmelerinin temize çıkarılmasının bedelini kim ödeyecek? Bunları bir kenara koymak mümkün mü? Bunlar da bizim ülkemizde yaşandı. Fotoğraflar, belgeler, iddialar hep manşetlerde, her gün ekranlarda. Bakıyorsunuz ki montajlar, bunlar bunu bundan sonra da yapabilecek karakterde ve kabiliyettedir. Bunun üzerine yetiştiler.
Zaman
Son Dakika
25.12.2013
ErdoğanAKPartikadrolarıolaraksütkadarakbirsicilleyürüyoruzErdoğan AK Parti kadroları olarak süt kadar ak bir sicille yürüyoruz
Başbakan Erdoğan: Halkın önünde hesaba çekileceğimizi biliriz
Zaman
25.12.2013
15:31
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Biz her zaman doğruya doğru, eğriye eğri demeye devam edeceğiz. Halkın önünde hesaba çekileceğimizi biliriz. Hesap gününde mahşerde hesaba çekileceğimizi de biliriz. Her adımı bu şuur, korku ve anlayışla atarız.” dedi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, AK Parti Genel Merkezi’nde Genişletilmiş İl Başkanları Toplantısı’nda konuştu. Konuşmasında yolsuzluk operasyonlarına değinen Erdoğan, “11 yıldır hükümet görevimizde hamd olsun mahcup olmadık, mahcup etmedik, milletimizi hayal kırıklığına uğratmadık. Buradan aziz milletime bir kez daha bunun sözünü veriyorum. Milletim müsterih olsun, milletim gönlünü ferah tutsun, bize güvensin. Biz her zaman doğruya doğru, eğriye eğri demeye devam edeceğiz. Halkın önünde hesaba çekileceğimizi biliriz. Hesap gününde mahşerde hesaba çekileceğimizi de biliriz. Her adımı bu şuur, korku ve anlayışla atarız. Bizim partimizi bu seviyelere çıkartan, bizi bu makamlara getiren, 11 yıl bizi burada tutan en başta dürüstlüğümüz, emanete olan bağlılığımızdır. Yolsuzluklar karşısındaki sert ve kararlı duruşumuzdur. AK Parti yolsuzluklara göz yummaz, müsamaha göstermez. Zira bunu yaparsa varoluş zeminini ortadan kaldırmış olur. Bizi bu günlere dürüstlüğümüz ulaştırdı. Bizi bu günlere dik duruşumuz ulaştırdı. Biz cesur olduğumuz için Türkiyeye aşkla, sevdayla bağlı olduğumuz için eser ve hizmet ürettiğimiz için bugünlere ve buralara geldik. Bundan asla taviz vermeyeceğiz.” diye konuştu.Kendilerine okul yıllarımızda hocalarının hep sizin hayat şeridiniz bembeyaz derlerdi, eğer tek bir yanlış yapar, tek bir kusurunuz olursa o bembeyaz şerit üzerinde o yanlış, o kusur bir leke olarak dikkat çeker” öğüdü verdiklerini söyleyen Erdoğan, “Hayat şeridi simsiyah olanların üzerindeki lekeler ise dikkat çekmez derlerdi. Bizler, AK Partinin ak kadroları olarak bembeyaz, süt kadar ak bir sicille yürüyoruz. En küçük bir çamur parçası, siyahlık bizim sicilimizde hemen dikkat çeker. Çektiğinde de biz bu noktada gereği neyse yaparız. Böyle bir hassasiyetle yürüyoruz. Bizim başkalarını örnek almamıza gerek yok. İyiler bize örnek olabilir, o ayrı bir konu ama bizim için sicili siyah olanlar bize örnek teşkil edemez. Onların yaptıkları zaten ortada. Biz kendi sicilimize bakarız ve o sicil üzerinde en küçük bir leke olmaması için de azami dikkat ederiz. 11 yıl içinde zaman zaman hakkımızda ithamlar, iftiralar, karalamalar, çamur atma girişimleri oldu. Hiç tereddüt etmedik. Sicilimizin bembeyaz kalabilmesi adına kötüleri aramızdan ayıkladık. Hakkında iftira olanların da aklanıp gelmesini sabırla bekledik. Bizim bu noktadaki hassasiyetimiz sırf iftiraya maruz kaldı, sırf çamur atıldı diye de söylentiler üzerinden kimse kusura bakmasın biz o tür operasyonlara da aramızda girmeyiz.” diye ifade etti.HUKUKA NE İHTİYAÇ VARErdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bir gerçeğin üzerinde özellikle durmam lazım. Hukuk, hakkın, adaletin tecelli etmesi, iyinin kötünün ayrılabilmesi için vardır. Mahkemeler, savcılar hakkı haksızlıktan, haklıyı haksızdan, iyiyi kötüden ayırt etmek için vardır. Meclis, mahkemelerin yerine geçemez. Siyasi partiler, siyasi partilerin genel başkanları hakimlerin yerine geçemez. Özellikle de medya, gazeteler, televizyonlar, yazarlar, yorumcular hakim ve savcının yerine geçemez. 9 gündür bir operasyon yürütülüyor. Aman Allahım. Daha ilk gün adı koyuldu büyük rüşvet ve yolsuzluk operasyonu. Ardından tarihin en büyük yolsuzluğu. Daha ikinci günden itibaren gözaltı, sorgu, savunma, mahkeme aşamaları geçildi, medya tarafından siyasetçiler tarafından doğrudan infaz yapılmaya başlandı. Bu arada içeriden dışarıya sürekli bilgi sızıyor. Güya gizlilik kaydı olan bir süreç. Bu nasıl gizlilik kaydıysa? Bu gizlilik kaydının olmasına rağmen bu adımların atıldığı bir sistem içinde başka şeyler var. Burada, yürütmenin uzantısı veya yargının belli bir yapı içerisindeki yapı içerisindeki safhası burada servis yapıyorlar. Bize düşen, burayı da temizlemektir. Bir taraftan hukuk içerisinde beraat-ı zimmet asıldır diyeceksin böyle yürüteceksin işi. Öbür taraftan da dışarıya servis yapmaya devam edeceksin. Bu insanları kirletmeye kimsenin hakkı yok. Bugüne kadar birçok olaylar yaşadık. Bu olayları yaşayanlar belli bir müddet sonra beraat ettiler. Bu beraat eden insanların o süreç içerisindeki kirletilmelerinin temize çıkarılmasının bedelini kim ödeyecek? Bunları bir kenara koymak mümkün mü? Bunlar da bizim ülkemizde yaşandı. Fotoğraflar, belgeler, iddialar hep manşetlerde, her gün ekranlarda. Bakıyorsunuz ki montajlar, bunlar bunu bundan sonra da yapabilecek karakterde ve kabiliyettedir. Bunun üzerine yetiştiler. Bu mudur hukuk? Yürütmenin içerisinde olanlara da söylüyorum, bu mudur yürütme? Eğer kararı operasyonun ikinci gününde anamuhalefetin, yavru muhalefetin temsilcileri verecekse hakime ne ihtiyaç var? Mahkemeye ne ihtiyaç var? Eğer k
Zaman
Son Dakika
25.12.2013
BaşbakanErdoğanHalkınönündehesabaçekileceğimizibilirizBaşbakan Erdoğan Halkın önünde hesaba çekileceğimizi biliriz
Recai Birgün: Hiçbir mazaret yolsuzluğu kapatmaya gerekçe olamaz
Zaman
24.12.2013
14:02
Eski Başbakan Bülent Ecevitin koruma amiri ve eski DSP Milletvekili Recai Birgün, hiçbir olayın yapılan yolsuzluğun üzerini örtmek için bir gerekçe veya bahane olamayacağını söyledi. Hükümetin dışarıdan bir müdahale olduğuna inansa bile bu yolsuzlukla ilgili soruları, soru işaretlerini de cevaplamak zorunda olduğunu vurgulayan Birgün, yargı ile ilgili soruşturmaya destek vermesi gerektiğini belirterek burada etik olanın ise adı yolsuzluğa karışmış olan bakanların istifa etmesi olduğunu ifade etti. Cihan Haber Ajansının (Cihan) sorularını cevaplayan Birgün, bakanların ve çocuklarının yer aldığı bir soruşturmada bilgi akışının sağlanmamasının, bilgi verilmemesinin normal olduğunu söyledi. Operasyonun içeriğinin tam ne olduğunu bilemiyoruz. Savcının ne söylediğini bilemiyoruz. Belki savcı böyle bir gizlilik talimatı verdi. diyen Birgün, burada kritik olan şeyin bakanların olması olduğunu ve problemin buradan çıktığını kaydetti.RUTİN TAYİN VE GÖREV DEĞİŞİKLİĞİ OLMADIĞI ÇOK NETEmniyet Teşkilatında başlayan tasfiyelerle ilgili ise Birgün, Doğrusu bunun böyle rutin tayin ve görev değişikliği olmadığı çok net ortada ama arkasında ne var hangi gerekçeyle bu tayinler yapılıyor; herhalde bunu incelemek lazım. İktidar bu tayinleri yapmakta ne kadar haklı, ne kadar haksız, bunu herhalde tayin olanların hakkında bir şeyleri sürdürürse ortaya çıkacaktır. Sürdürmezse kafadaki soru işaretleri devam edecektir tabiki. diye konuştu. Birgün, şöyle devam etti: Herkes kendi ekibiyle çalışmak istiyor. Öğrencilik yıllarımdayken kadrolaşma diyorum buna çok karşıydık. Fakat sonra mesleğe geçince insan, hani bir kadrolaşma ihtiyacı hissediyor. Tabi burada kadrolaşmanın zihniyeti çok önemli. Görevi daha iyi yapmak için mi kadrolaşıyorsunuz, hırsızlığı daha iyi yapmak için mi kadrolaşıyorsunuz, hukuksuzluğu daha iyi yapmak için mi kadrolaşıyorsunuz; bu çok önemli. Çünkü en nihayetinde bir iş yapacaksınız, bu işi kendi kafanıza göre insanlarla yapmanız kadar doğal bir şey yok. Hani olmasa çok iyi ama maalesef Türkiye bir Ortadoğu ülkesi, bunu yaşıyoruz. Mesela iktidar, göreve geldiğinde birçok ilde şube müdürlerini, il emniyet müdürünü, valileri değiştirdi. Ama bu değişiklik bugünkü gibi böyle iki gün içinde bu kadar toplu değişiklik değildi. Zamana yayıldı. Ama burada dikkati çeken şey, iki üç gün içerisinde ve böyle bir olayın arkasından bu tip toplu yer değiştirmeler yapılması dikkat çekiyor.MORAL BOZUKLUĞU, BİR SIKINTI YARATACAĞI MUHAKKAK Emniyetteki tasfiyelerin bir moral bozukluğu, bir sıkıntı yaratacağının muhakkak olduğunu belirten Birgün, Görevde bir zaafiyet yaratacağını düşünmüyorum çünkü bu işleri yapanlar zaten alt kadrolardır. Ama bir huzursuzluk yaratacaktır. Çünkü bu tip tayinlerde personelde bundan çok etkilenir. Çalışma azmi düşer, isteği kaçar, acaba bende gider miyim müdürden sonra diye bir endişeye katılır. şeklinde konuştu. Hiçbir olayın yapılan yolsuzluğun üzerini örtmek için bir gerekçe veya bahane olamayacağını vurgulayan Birgün, burada en net duruşun bu olması gerektiğini belirterek Hiçbir mazeret, hiçbir gerekçe yolsuzluğun üzerini kapatmaya engel değildir. Bunu söylemeyen zaten dilsiz şeytandır. Bunu söylemek zorunda insanlar. dedi. ETİK OLAN ŞEY ADI GEÇEN BAKANLARIN İSTİFA ETMESİYDİVelev ki iktidara bir operasyon yapılıyor olsun, bunun içinde dış güçler olsun ama bu oradaki milyon dolarları, kutuları açıklamaz, izah etmez. Bunun da hesabı verilmeli. Hemde paralel bir şekilde verilmeli. diyen Birgün, şunları söyledi: Siz böyle bir şeye inanıyorsanız, hükümete dışarıdan bir müdahale olduğuna inanıyorsanız, inanabilirsiniz, bu sizin en doğal hakkınız ama aynı anda bu yolsuzlukla ilgili soruları da soru işaretlerini de cevaplamak zorundasınız, üzerine gitmek zorundasınız ve bu konuda yapılan yargı ile ilgili soruşturmaya da destek vermek zorundasınız ki inandırıcılığınız olsun. Burada etik olan şey, adı yolsuzluğa karışmış olan, yapmış demiyorum, karışmış olan öyle yada böyle, burda savcıların da fezlekeleri biran önce hazırlaması lazım. Böyle bir şey varsa da biran önce bu kişilerin istifa etmesi lazım. İstifa edersiniz hem yargı süreci devam eder, çok rahat bir şekilde. Ne yazık ki bunlardan biri İçişleri Bakanıdır. İçişleri Bakanı da adli kolluğun başıdır, Emniyetin başıdır. Ortada bir İçişleri Bakanının oğlu var, tutuklanmıştır. Diğer bir bakanın oğlu daha var. Benim oğlumdu, haberim yoktu deme şansı yok bu insanların. Çünkü siyaset yapan kişi hem kendisini hem aile efradının yaptıklarını kontrol etmek zorunda. Nihayetin de siyaset yapıyorsunuz. En azından bu iki bakanın çekilmesi gerekirdi diye düşünüyorum. CİHAN
Zaman
Son Dakika
24.12.2013
RecaiBirgünHiçbirmazaretyolsuzluğukapatmayagerekçeolamazRecai Birgün Hiçbir mazaret yolsuzluğu kapatmaya gerekçe olamaz
"Operasyonu Hizmet Hareketi yaptı denilerek olay çarpıtılıyor"
Zaman
24.12.2013
12:42
Bazı bakanların çocukları ve iş adamlarını da kapsayan yolsuzluk operasyonu sonrası hükümetHizmet Hareketi gerilimi şeklinde bir algı oluşturulmasını değerlendiren muhalefet partileri, olayın çarpıtıldığı fikrinde birleşti. CHP, MHP ve BBP il başkanları ‘operasyonu Hizmet Hareketi yaptı’ şeklindeki söylemlerin yolsuzluğun üzerini örtmek için çıkarıldığını dile getirdi. AK Parti İstanbul Milletvekili Muhammet Bilal Macit ise operasyonun, Türkiye’nin uluslararası anlamda prestijine ve siyasi anlamda itibarına yapıldığını savundu. CHP İl Başkanı Ulaş Karasu, 17 Aralık’ta gerçekleşen operasyonu hükümetin üzerini örtme telaşına düştüğünü belirterek, “Bunu dış güçlere veya cemaate bağlamak hükümetin üzerinden suç atma psikolojisidir. 4.5 milyon dolar parayı banka müdürünün evine gidip de dış güçler mi koymuştur ya da bakanın evine o kadar parayı dış güçler mi yerleştirmiştir? Bu inandırıcı değildir.” dedi. 11 yıldır hükümet ile Hizmet Hareketinin birlikte hareket ettiğini öne süren Karasu, şunları söyledi: “Ergenekon ve Balyoz davalarında, aynı polis ve savcı, insanları suçlu gibi evlerinden topladı. Büyük suçlamalarla Türkiye’nin gündemi değiştirildi. O zaman aslan savcı diyorlardı. Gezi eylemlerinde polis kahraman ilan ediliyordu. Şimdi aynı savcıları ve polisleri suçlu ilan etti. Bunun herhangi bir inandırıcılığı kalmadı.” “ÖNEMLİ OLAN SUÇUN ÜZERİNE GİTMEK”MHP İl Başkanı Avukat Serhat Albayrak ise hükümetin ‘Operasyonu cemaat yaptı’ diyerek yapmış oldukları yolsuzluğu bir şekilde unutturup konuyu kapatmaya çalıştığını söyledi. Albayrak, “Önemli olan var olan suçun üzerine gitmek. Cemaat ya da başka birileri yargıya nüfuz edemez.” dedi. Soruşturma çerçevesinde altın kaçakçılığı, ihaleye fesat karıştırma, rüşvet, yolsuzluk, birden fazla yüz kızartıcı gibi suçların bulunduğunu kaydeden Albayrak, “Bu suçlar hali hazırda varken bu operasyonu sanki bir cemaat- iktidar çatışması, dış güçlerin ve faiz lobisinin müdahalesi gibi farklı yerlere çekmek konuyu değiştirmek anlamına gelir.” şeklinde konuştu. “POLİS BİR GÜNDE Mİ HAİN OLDU”Tarihte ilk defa bir Başbakan’ın yolsuzluğu ve hırsızlığı savunmaya başladığını anlatan Serhat Albayrak şunları söyledi: “14 ay boyunca yürüyen bir soruşturma var, konuşma kayıtları var. Kendilerini savunmak adına o kadar küçülüyorlar ki. Cemaat yaptı diyerek yapmış oldukları yolsuzluğu bir şekilde unutturup konuyu kapatmak. Önemli olan var olan suçun üzerine gitmek. Cemaat ya da başka birileri yargıya nüfuz edemez. Başbakan devlet içinde paralel bir yapı olduğunu söylüyor. 12 yıldız iktidardasınız, paralel devlet oluştuysa, bunu birkaç günde nasıl anladınız. Bundan önceki soruşturmalarda kahraman ilan edilen emniyet teşkilatı bir günde mi paralel devlet üyesi oldu. Soruşturmanın üzerini örtmek amacıyla bunlar söyleniyor. Bunlar gerçekten samimi değil.”SAVCILAR YARGILANABİLİRAlelacele bir yönetmelik değişikliği yapıldığını anlatan Albayrak, “Adli kolluk kuvvetlerinin her soruşturmayı amirlerine haber verme zorunluluğunu getirdiler. Muhtemeldir ki bu soruşturma aşamasında iddianame hazırlanmadan soruşturmayı yürüten savcıların iddianamesi hazırlanıp yargılanacaktır. Maalesef bunun da üstü kapatılacaktır. Ancak biz bu davanın hiçbir engelle karşılaşmaması için sonuna kadar takipçisi olacağız.” ifadesini kullandı. “TOPLUMDA CİDDİ SORU İŞARETLERİ OLUŞTU”BBP Merkez İlçe Başkanı Ömer Ağdoğan da “Ergenekon davasında göklere çıkarılan savcı bugün aynı şeyleri yaptığı zaman farklı yorumlanabiliyorsa, soruşturmayı yürüten Emniyet Teşkilatı hallaç pamuğu gibi atılıyorsa, bunun ucu iktidar-cemaat kavgasına dönüştürülüyorsa, o zaman Türk toplumunda ciddi manada bir soru işareti oluşuyor.” şeklinde konuştu. Türkiye gündeminin yolsuzluk operasyonuyla allak bullak olduğunu anlatan Ağdoğan, şöyle devam etti: “Geçmişte 28 Şubat, Ergenekon, Balyoz, buna benzer bir yığın soruşturmayla karşı karşıya kaldık. Bunların ekseriyeti hükümeti devirmek ve insanları fişlemek üzerineydi. Ama bu son süreçteki soruşturma sonucunda menfaat ilişkileri, para ve ihale ilişkileri, para aklama olayları, basına yansıdığı kadarıyla adı ne olursa olsun çok vahim şeyler var. Bakanın çocuklarının ilişkilerinin ortaya çıkması söz konusu. Bu bir skandaldır. Yatak odasında kasalar, para sayma makineleri, ayakkabı kutularında paralar çıkıyor. Bu soruşturma nereye giderse gitsin, iktidarların asli görevleri bunu sonuçlandırmaktır. Hükümet komplo diyor ama o kasalar, para sayma makineleri oraya nasıl girdi. Hadi komplo iktidara düzenlendi. Belki bu iktidarı götürme hareketi de olabilir. İyi de yapan kim o zaman. Cemaat diyen var, Amerika diyen var, İsrail diyen var. Bunun kim olduğunu ortaya çıkarsınlar. Siz eğer her karşınıza çıkana komplo derseniz, o zaman bunu yapanı açıklamak zorundasınız.” “OPERASYON ÜLKENİN İTİBARINI HEDEF ALMIŞTIR”AK Parti İstanbul Milletvekili Bilal Macit ise yolsuzlu
Zaman
Son Dakika
24.12.2013
OperasyonuHizmetHareketiyaptıdenilerekolayçarpıtılıyorOperasyonu Hizmet Hareketi yaptı denilerek olay çarpıtılıyor
Ortadoğu: THY, yolsuzlukları yazan gazetelere ambargo uyguluyor
Zaman
24.12.2013
10:07
Ortadoğu gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Müftüoğlu, Türk Hava Yolları’nın (THY) Zaman, Todays Zaman, Ortadoğu ve Bugün gazetelerine uyguladığı ambargoyu eleştirdi. Müftüoğlu, “Hükümet, yolsuzluklarını ve yanlışlarını yazan gazeteleri susturmak istiyor. Bunun açıklanabilir bir yanı yok. Müşteri bu gazeteleri isterse ‘o gazeteleri okumak yasak mı diyeceksiniz?” ifadelerini kullandı. THYde ambargo uygulanan gazetelerden Ortadoğu Yazı İşleri Müdürü Mehmet Müftüoğlu, THY’deki uygulamanın hükümetin talimatı ile olduğunu söyledi. Müftüoğlu, “Vatandaşa bilgiyi ulaştırmak adına hizmet verdiğimiz halde maalesef engelleniyoruz. Vatandaşın bilgi alma özgürlüğüne de kısıtlama yapılıyor.” dedi. Ortadoğu gazetesinin bir yıldır kademe kademe sayısının düşürüldüğünü anlatan Müftüoğlu, şöyle devam etti: “Son olarak gazeteyi tamamen THY’de kestiler. AKP hükümeti demokrasiden bahsediyor, özgürlüklerden bahsediyor, vatandaşın her türlü imkana sahip olduğundan bahsediyor. Son yolsuzluk olayına bakanların da adı karışması üzerine kamuoyuna bu şekilde bilgi aktarmamak için. Diğer medya tekelinin çoğunu AKP satın aldı. Doğru bilgiyi hükümetin menfaatine olmayan kuruluşlar ulaştıracak. Maalesef diğer gazetelere ambargo yok. Sayılarını artırıyorlar ama hükümetin yansıtan kuruluşlara ambargo uyguluyor. Yolsuzluk olayının çıktığı günden sonra 2 gün gazetemizi taşraya ulaştıramadık. Gerekçe; ‘yer yok’ şeklinde oldu.”THY’nin, hükümet ne diyorsa onu yaptığını kaydeden Müftüoğlu, “Yöneticilere baktığımız zaman adeta hükümetin çiftliği şeklinde görüyoruz. Başbakan’ın talimatı dışında hareket edebilirler mi? Biz de o haklara sahip olmalıyız ancak maalesef olamıyoruz.” şeklinde konuştu. Vatandaşın uçakta istediği gazeteyi bulamamasının açıklamasının olmayacağını belirten Müftüoğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Vatandaş uçağa bindiğinde ‘ben Ortadoğu gazetesi okumak istiyorum’ dediği zaman ‘o gazeteyi almıyoruz yasaktır’ mı diyecekler? THY’den bir yetkili çıkıp da bu ‘gazeteleri şu sebeple yasakladık’ neden demiyor? Yolsuzlukları gerçek anlamda kamuoyunu bilgilendirmek isteyen medya kuruluşları susturulmak isteniyor. Hükümetin yanında olan gazeteler, ‘hükümete karşı komplo var’ diye yazıyor sadece. Yolsuzluğun öbür yüzünü göstermiyorlar. Biz bu yolsuzlukları konuştuğumuz için susturuluyoruz. Biz doğruların ortaya çıkması için çalışıyoruz. Ancak bu örtülmeye çalışılıyor.” ‘GAZETECİLERİN EMNİYETE ALINMAMASI SANSÜRÜN DANİSKASI’Gazetecilerin emniyet binalarına alınmamalarını da değerlendiren Müftüoğlu, demokratik bir ülkede görülmeyecek şeylerin yaşandığına vurgu yaptı. Müftüoğlu, bu uygulamanın da hükümetin yaptığı yolsuzlukları kamuoyundan saklama çabası olduğunu söyledi. Müftüoğlu, “O kadar yolsuzluğa bulaşmışlar ki, emniyet operasyon yapsa bile basın mensuplarının bilgisi olmasın, kamuoyu bilmesin algısı ile hareket ediliyor. Emniyet, gazetecileri davet etmediği sürece gazetecinin emniyet binasına girmesi yasak. Size verdiğim bilgi kadar haber yapabilirsiniz anlayışı. Bu, sansürün daniskası. Gazeteciler, hükümetin kontrollü şekilde verdiği bilgilerle yetinirsek, gerçekler nasıl ortaya çıkacak?” ifadelerini kullandı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
24.12.2013
OrtadoğuTHY/">THYyolsuzluklarıyazangazetelereambargouyguluyorTHY-yolsuzlukları-yazan-gazetelere-ambargo-uyguluyor/">Ortadoğu THY yolsuzlukları yazan gazetelere ambargo uyguluyor
Kılıçdaroğlu'ndan Başbakan'a 16 yolsuzluk sorusu
Zaman
23.12.2013
16:10
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Cambaza bak, cambaza dedi ve yolsuzluk ile rüşvet operasyonu konusunda Başbakan Recep Tayyip Erdoğana 16 soru sordu. Yazılı bir açıklama yapan Kılıçdaroğlu, bakan çocuklarıyla, bakanları da içine alan rüşvet ve yolsuzluk iddiası ile başlatılan soruşturmanın, yargıya müdahale, soruşturmayı başlatan polislere operasyon, basına sansür, yasaklama ve medya kuşatması ile devam edildiğini ifade etti.Türkiye kendi tarihinde, Osmanlı dahil, böyle bir operasyonla, yüzsüzlükle karşılaşmamıştır. diyen Kılıçdaroğlu, ilk kez Türkiye Cumhuriyeti tarihinde yolsuzlukları savunan bir başbakanla karşı karşıya olunduğunu kaydetti. O nedenle hükümetinin de meşruiyetinin bulunmadığını dile getiren Kılıçdaroğlu, bu hükümetin artık topal ördek hükümeti olduğuna dikkat çekti. Ben de bu Topal Ördek Hükümetinin başbakanına açık açık cevabını beklediğimiz ve her platformda takipçisi olacağımız şu soruları soruyorum. diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: Ahlakı içselleştirmediğiniz ve ahlaksızlığı olağan bir şeymiş gibi topluma kabul ettirmeye çalıştığınız için mi Sayıştay raporları TBMM’ye gelmedi?UCU SANA GELMESİN DİYE ÖZEL DÜZENLEME YAPTIRDINIZUcu sana, bakanlarına ve bakanlarının çocuklarına dokunan yolsuzlukların, rüşvetin hesabı sorulmasın diye mi Sayıştay raporları Meclis’e gelmesin diye özel düzenleme yaptırdınız? Defalarca, Sayın Başbakan, çık şu kürsüye, ben kul hakkı yemedim de diye çağrı yaptım. Çıkabildin mi kürsüye. Kul hakkı yemedim diyebildin mi? Hortumları kestik diyorsun. Peki o hortumlar AKP Genel Merkezi ile Bakanlar Kurulu’na ve yandaşlara bağlandı mı bağlanmadı mı? Polis ve savcı raporlarına bakarak doğru cevap ver buna. Çünkü, O hortumlardan oluk oluk dolarlar, eurolar akıyor, yani çapı çok büyük bu hortumların, saklayamazsın artık. Yolsuzluk; kirli siyasetçi, kirli bürokrat ve kirli iş adamıyla yapılır. Biz buna şeytan üçgeni diyoruz. İktidarınızda bu şeytan üçgeni tamam. Peki, şeytan üçgenini yöneten şeytan kim? Sen biliyor musun? Bildiğin için mi korkuyorsun, panikliyorsun? Adı, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin en büyük yolsuzluk operasyonunda geçen bakanlar kırmızı plakalarla geziyor, hatta oğlunu sorgulayan polisi, adı dosyada yazılı olan bakan görevden alıyor. Bırakalım hukuk devletini, evrensel hukuku, bunun edep ile haya ile insanların alnında bulunan ar damarıyla izahı mümkün müdür.BİR DOKTORA GİDİP AR DAMARINIZ VAR MI DİYE BAKTIRDINIZ MIBir doktora gidip ar damarınız var mı, varsa o ar damarı çatlamış mı diye baktırdınız mı? AKP iktidarında yolsuzluğun altyapısını oluşturdunuz. Sıra geldi yolsuzluğu örtme operasyonuna. Adı yolsuzluğa bulaşan bakanlarınızın imzasıyla çıkardığınız yönetmelik bunun için mi? Çünkü, artık savcı yolsuzluk operasyonu isterse, önceden hırsızlara, rüşvetçilere haber verilecek. Peki, soruyorum, operasyon bilgilerini vermek suç değil midir? Hırsıza önceden bilgi verilir mi? Geleceğim hazırlığını yap denilir mi? Deniz Feneri henüz belleklerimizden silinmedi. O dönem polisler İstanbul’da arama yapılacak diye kendi bakanlarına, İçişleri Bakanına haber verdiler, bilgilendirdiler. Ne oldu? Köstebek bakanın koruma müdürü, Kırıkkale belediye başkanını aradı. Kırıkkale belediye başkanı, İstanbul’dan Deniz Feneri yetkililerini aradı, arama yapılacak diye uyardı. Biz bunun belgelerini, telefon konuşmalarının tümünü yayınladık. Soruşturma bile açılmadı. Ama o köstebek bakan İçişleri Bakanlığından Başbakan Yardımcılığına terfi ettirildi. Şimdi de aynı şeyleri mi yapacaksınız? NASIL OLURDA 11 YILDIR ÇETENİN FARKINA VARMAZSIN Sayın Başbakan, rüşveti, yolsuzluğu kara para aklamayı gözlerden gizlemek, hesap sorulmasını engellemek için başlatılan operasyon tuzak diyorsun, çete diyorsun, ine girmekten, el, kol kırmaktan bahsediyorsun. Peki, sen 11 yıldan beri Başbakan değil misin. Senin Hükümetin 11 yıldan beri bu devleti yönetmiyor mu? Ucu sana dokununca mı çete aklına geldi? 11 yıldır iktidardasın. Başbakansın. Bütün istihbarat örgütleri, bürokrasi emrinde, nasıl olur da 11 yıldır çetenin farkına varmadın? Bir kamu bankasının genel müdürünün evinde ayakkabı kutusu içinde milyonu aşan dolarlar, Eurolar bulunuyor. O ayakkabı kutusunun içine milyon dolarları, Euroları çeteler mi yerleştirdi? Hadi, insan olanın çok rahat anlayabileceği bir soru daha sorayım. Helal paranın, alın teriyle kazanılmış paranın ayakkabı kutusunda ne işi var Sayın Başbakan? Bakan çocuklarının yatak odalarına, içi para dolu 1, 3, 5 değil 10’a yakın kasayı, o kasalardaki kirli paralara, kirli eller değmesin diye, para sayma makinalarını da çeteler mi yerleştirdi? Diyelim ki çeteler, bakan çocuklarının yatak odalarına kasaları, para sayma makinalarını o çocuklar uyurken yerleştirdiler. Nasıl onların, bakan babalarının ve bu devletin istihbaratının haberi olmadı?ÇETELER KONUŞMAYI BAKANA ZORLA MI YAPTIRDIAdı yolsuzluğa, rüşv
Zaman
Son Dakika
23.12.2013
KılıçdaroğlundanBaşbakana16yolsuzluksorusuKılıçdaroğlundan Başbakana 16 yolsuzluk sorusu
Bakan Yılmaz: Hiçbir zaman suçun ve suçlunun yanında olmayız
Zaman
22.12.2013
15:10
Kalkınma Bakanı Cevdet Yılmaz, Biz hiçbir zaman suçun yanında olmayız, suçlunun yanında olmayız, ne ise cezası adalet sistemi işler. Cezası belli olan da gider cezasını çeker. dedi.Bakan Yılmaz, Bingölde yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili soruları cevapladı. Belgeler ve delillerle yargı sürecinin işleyeceğini, suçlunun cezasını göreceğini belirten Bakan Yılmaz, Ama bir taraftan da hukukun bir takım ilkeleri de var, onları da unutmamamız lazım. Birincisi suçu ispat edilene kadar herkes suçsuzdur, masumdur. Bu evrensel bir hukuk ilkesidir. Masumiyet karinesi dediğimiz. Yarın sizin başınıza da gelir, benim başıma da gelir, bir başkasının başına da gelir. Birileri çıkar sizinle ilgili bir ithamda bulunur bir iddiada bulunur. Bu ispat edilinceye kadar hiçbir şekilde insanları suçlamamak gerekir. Ama biz medyada bu gün bazı medya kuruluşlarına maalesef insanların yargılandığını, mahkum edildiğini, topluma adeta işte suçlu diye sunulduğunu görüyoruz. Bu evrensel hukuk ilkeleriyle bağdaşmayan bir tavırdır. İkincisi suç işleyenle ilgili yine suçun şahsiliği dediğimiz bir prensip vardır. Suçun bireyselliği dediğimiz bir prensip vardır. Herkes kendisinden sorumludur. Siz bir suç işlersiniz bu ailenizi bağlamaz veya mensubu olduğunuz bir partiyi, bir camiayı, milyonlarca insanı olan bir kurumu bağlamaz. Siz suçlusunuzdur, suçunuzun cezasını sizin çekmeniz gerekmektedir. Bunu alıp ta aileye, kurumlara vesaire hamletmek de hukukun evrensel ilkeleriyle bağdaşmaz. Ama dediğim gibi kimde bir suç işlemişse bizim orada hiçbir tereddüdümüz yoktur. Bizim adımız AK Parti. Biz hiçbir zaman suçun yanında olmayız, suçlunun yanında olmayız, ne ise cezası adalet sistemi işler, cezası belli olanda gider cezasını çeker. diye konuştu. Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu başlatan güvenlik görevlilerinin operasyondan alınmasını ve operasyonda ismi geçen bakanların hala görevde olmasını nasıl değerlendiriyorsunuz? Bu durum soruşturmaya farklı bir boyut katar mı? sorusu üzerine Bakan Yılmaz, şunları söyledi: Hiçbir şey katmaz. Bakın bugün soruşturmayı savcılar yürütüyorlar. Hukuka intikal etmiş durumdaki gördüğünüz gibi birçok insan da serbest kaldı. Değil mi? Tutuklananlar da var ama bir çoğu da serbest kaldı. Demek ki bu insanları hakim tutuklama ihtiyacı duymadı. Ha tutuklama da hüküm değildir. Tutuklama bir tedbirdir ben hukukçu değilim ama burada hukukçu var mı bilmiyorum. Tutuklama dediğiniz bir hüküm değildir. Tutuklanan insan mutlaka suçludur diye bir şey de söyleyemezsiniz. Tutuklama bir tedbirdir. Yani şüpheliyle ilgili işte delilleri karartabilir, kaçabilir, bilmem ne değişik gerekçelerle hakimler tutuklamaya karar verebilirler. Ama asıl suçlu olup olmadığını ancak süreç bittikten sonra anlarsınız. Diğer taraftan idari tasarruf anlamında yapılanlar da hükümetin tasarrufudur. Hükümet hukuku işletmek zorundadır ve hiçbir yürütme organı içinde farklı bir takım yapılanmalara da hükümet müsaade edemez. Hiçbir idari yapı içinde hiçbir yürütme organı içinde farklı paralel yapılanmalara, farklı yapılanmalara hükümet müsaade edemez. Hukuk devletinde böyle şey olmaz. Herkes kendi görevini yapacak. Tabi bürokrat bürokratlığını yapacak, yargı yargı olarak işleyecek hükümet hükümet olarak işleyecek. Ama burada farklı bir operasyon havası varsa burada suçla mücadelenin ötesinde Türkiyenin istikrarını bozmaya yönelik bir takım çabalar görünüyorsa, hükümet tabi ki bir takım tedbirler alacak. Bakan Yılmaza, İstanbul Emniyet Müdürlüğünün basın mensuplarına karşı koyduğu yasağı nasıl değerlendiriyorsunuz? diye bir soru da yöneltildi. Yılmaz, bu soruyu şu şekilde cevapladı: Benim öyle detaylı bir bilgim yok o konularda. Benim doğrudan bir sorumluluk alanım da yok, detaylı bilgim de yok. Bakın detaylara indikçe yanlışlar yaparız. Bakın ama noktasal bir şey soruyorsunuz. Noktasal konulara girip yanlış yapma riskimiz her zaman vardır. Buna girmemiz bence doğru değil. Benim görev alanım da değil. Noktasal olarak tamamına hakim olmadığım bir konuda yorum yapmam da doğru olmaz. Ben genel prensipleri söylüyorum, bu prensipler doğrultusunda da milletimizin bu işi takip etmesi gerektiğini söylüyorum. Ama bunun sonu yok. Bunun bir noktada detaylarını bilmem mümkün değil. Bakan Yılmaz, halkın, operasyonda adı geçen bakanların görevden alınması yönünde beklenti içerisinde olduğu ifade edilince O sizin düşünceniz. Ben onu bilemem. Şimdi bakın herkes kendisini halkın yerine koyup fikrini söyleyemez. Siz kendi fikrinizi söyleyin. Bütün halk adına nasıl konuşabilirsiniz? Ama şu ayrı, onu başbakanımız ve hükümetimiz değerlendirecektir. Sayın Bülent Arınç bu konularla ilgili hükümet adına açıklamalar yaptı. Benim o konuda hükümet adına söz söylememin bir anlamı yok. Hükümet sözcümüz zaten o konularda gerekli açıklamayı yaptı. Hep birlikte o süreci takip edeceğiz. dedi CİHAN
Zaman
Son Dakika
22.12.2013
BakanYılmazHiçbirzamansuçunvesuçlununyanındaolmayızBakan Yılmaz Hiçbir zaman suçun ve suçlunun yanında olmayız
DYP Genel Başkanı Özaçıkgöz: Rüşvet yemek tesbih sallamaktan daha ciddi suçtur
Zaman
21.12.2013
18:56
Malatyada seçim çalışmalarını sürdüren Doğru Yol Partisi (DYP) Genel Başkanı Çetin Özaçıkgöz, yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Başbakan Tayyip Erdoğanın Orduda yaptığı konuşmasında operasyonda görev alan polisleri hedef almasını eleştiren Özaçıkgöz, rüşvet yemenin tesbih sallamaktan çok daha ciddi bir suç olduğunu söyledi. Adı yolsuzluğa karışanların biraz çırpındıktan sonra istifa etmek zorunda kalacaklarını dile getiren Özaçıkgöz, “Türkiye ve piyasalar erken seçime hazırlansın” dedi. Türkiyede yolsuzluk ve rüşvetle mücadelede somut adımlar atılmaya başlandığını belirten Özaçıkgöz, “Devamının gelmesinden korkan hükümet, hemen usulsüz atamalarla, görevden almalarla tedbir almaya çalışıyor ama nafile, yolsuzluğa adı karışan hükümetler, iktidarlarını devam ettiremezler. Biraz çırpındıktan sonra istifa etmek zorunda kalırlar.” diye konuştu. Hükümetin söz konusu soruşturmayı olayı yönlendirmeye çalıştığını öne süren Çetin Özaçıkgöz şunları kaydetti: “Operasyonun yurt dışından yapıldığı, Amerika kaynaklı olduğu vs iddialarını ortaya atarak “Bizim yolsuzlukla alakamız yok” diyemedi. Operasyon isterse Jüpiterden yapılsın, sen neticeye bak. Hükümetin bakanları rüşvet aldı mı, almadı mı? Bunu cevapla. Başbakan, bakanları görevden almıyor. Bunu olayları yönlendirmek, suçu kabul etmemek için yapıyor. Fezlekeler düzenlenip, dokunulmazlıklar kalkar da ilgili Bakan tutuklanırsa, bakanlığı cezaevinden doğru mu yapacak? Yine mi görevden alınmayacak? Başbakan, operasyonu yapan polis müdürlerinin “bacak bacak üstüne attığını, tespih salladığını, yemek söylediğini beyan ederek, bu kabul edilemez, bunun hesabını soracağız” diyor. Tespih sallamak, yemek söylemek suç da, rüşvet almak suç değil mi? Pişkinliğin bu kadarına ancak PES denir. Başbakan, dünyanın gelmiş geçmiş en büyük pişkinliğini gösteriyor. Demin de izah ettiğim gibi adı yolsuzluğa karışan hükümetler, önce biraz çırpınırlar sonra da istifa etmek zorunda kalırlar. Bunun istisnası ancak krallık rejimlerinde olur. Türkiye ve piyasalar erken seçime hazırlansın” dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
21.12.2013
DYPGenelBaşkanıÖzaçıkgözRüşvetyemektesbihsallamaktandahaciddisuçturDYP Genel Başkanı Özaçıkgöz Rüşvet yemek tesbih sallamaktan daha ciddi suçtur
Başbakan Yardımcısı Bozdağ Açıklaması
Haberler.com
21.12.2013
18:34
Yolsuzluk adı altında sürdürülen iftira kampanyası ve siyaset mühendisliği, kirli operasyon, AK Partinin en güçlü noktasından AK Partiyi vurma ve böylelikle milletle AK Parti arasında kurulmuş olan gönül bağını koparmaya dönük kirli bir oyun Bunun, bütün boyutlarıyla da milletimiz tarafından görüldüğünü, görüleceğini biliyoruz.
Haberler.com
Güncel
21.12.2013
BaşbakanYardımcısıBozdağAçıklamasıBaşbakan Yardımcısı Bozdağ Açıklaması
Türkiye'de kurulan İranlı şirket sayısı patladı
Zaman
21.12.2013
02:21
‘Büyük rüşvet’ adı verilen yolsuzluk operasyonunda İran asıllı işadamı Reza Zerrab’ın kilit isim olması, Türkiye’de son dönemde kurulmuş olan İranlı şirketleri akla getirdi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kayıtlarına göre, Kasım 2013 itibarıyla son 7 yılda 2 bin 550 İran sermayeli şirket kuruldu.Büyük rüşvet adı verilen İranlı genç işadamı Reza Zerrab’ın adının geçtiği operasyon, akıllara Türkiye’de son yıllarda kurulan İranlı şirketleri getirdi. Nitekim yakın geçmişe bakıldığında Türkiye’de kurulan İranlı şirketlerde bir patlama olduğu görülüyor. 2006 ile 2009 arasındaki 3 yılda Türkiye’de toplam 419 İran menşeli şirket kurulmuştu. Özellikle İran krizinin tırmandığı 2010’dan sonra Türkiye’de kurulan İranlı şirket sayısında patlama yaşandı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kayıtlarına göre, 2010’da kurulan İranlı şirket sayısı önceki üç yıl toplamını yakaladı ve 418 olarak gerçekleşti. İranlı yatırımcıların Türkiye’ye yönelmesinin en önemli sebebinin İran’ın nükleer programı nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı ambargo kararı olduğu belirtilmişti. 2010’da İran’a ihracat yapan birçok işletme artık Türkiye’de şirket kuran İranlı firmalar aracılığı ile mal satmaya başladıklarını açıklamıştı. Şirket kurulumundaki ani yükseliş sonraki yıllarda da sürdü. 2011’de kurulan İran sermayeli şirket sayısı 665 oldu. 2012’de rakam 781’e yükseldi. Ankara Strateji Enstitüsü bu yükselişe dikkat çekerek, 2012’de kurulan her 6 yabancı sermayeli şirketten birinin İranlı olduğunu belirtmiş, konuyla ilgili araştırma yapmıştı. 2013 Ocak-Kasım arasında kurulan şirket sayısı ise 267 oldu. İki ülke arasındaki dış ticaret dengesi de benzer şekilde gelişti. 2001 yılında Türkiye ile İran arasında 1,2 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2008 sonunda 10 milyar doları aştı. 2009’da ise küresel krizin etkisi ile 5,5 milyar dolara geriledi, 2010’dan itibaren tekrar yükselişe geçti. Son üç yılda kurulan şirketlere 334,1 milyon lira sermaye yatırıldı. Bu süreçte en ilgi çekici ay Mart 2012. Nitekim bu ay 125 milyon lira sermaye ile 114 şirket kuruldu. Bunların 110’u limited şirket olarak kuruldu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin hazırladığı kasım ayında Türkiye’de kurulan şirket sayıları da açıklandı. Buna göre kasımda kurulan şirket sayısı bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 38,50 arttı. Artış bir önceki aya kıyasla ise yüzde 33 oldu. Yabancı menşeli kurulan şirket sayısında İran yine üst sıralarda yer aldı. Kasımda en çok ikamet amaçlı olan veya ikamet amaçlı olmayan binaların inşaatı alanında şirket kuruldu. Bu amaçla kurulan şirketlerin sayısı 292. Bunların 57’si anonim, 226’sı limited şirketi. Bunlara toplamda 71,6 milyon lira sermaye yatırıldı. Bunun 52 milyon lirası Türkiyeli ortaklarca, gerisi yabancı ortaklar tarafından şirketlere konuldu.
Zaman
En Çok Okunan
21.12.2013
TürkiyedekurulanİranlışirketsayısıpatladıTürkiyede kurulan İranlı şirket sayısı patladı
Türkiye'de kurulan İranlı şirket sayısı patladı
Zaman
21.12.2013
01:54
‘Büyük rüşvet’ adı verilen yolsuzluk operasyonunda İran asıllı işadamı Reza Zerrab’ın kilit isim olması, Türkiye’de son dönemde kurulmuş olan İranlı şirketleri akla getirdi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kayıtlarına göre, Kasım 2013 itibarıyla son 7 yılda 2 bin 550 İran sermayeli şirket kuruldu.Büyük rüşvet adı verilen İranlı genç işadamı Reza Zerrab’ın adının geçtiği operasyon, akıllara Türkiye’de son yıllarda kurulan İranlı şirketleri getirdi. Nitekim yakın geçmişe bakıldığında Türkiye’de kurulan İranlı şirketlerde bir patlama olduğu görülüyor. 2006 ile 2009 arasındaki 3 yılda Türkiye’de toplam 419 İran menşeli şirket kurulmuştu. Özellikle İran krizinin tırmandığı 2010’dan sonra Türkiye’de kurulan İranlı şirket sayısında patlama yaşandı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kayıtlarına göre, 2010’da kurulan İranlı şirket sayısı önceki üç yıl toplamını yakaladı ve 418 olarak gerçekleşti. İranlı yatırımcıların Türkiye’ye yönelmesinin en önemli sebebinin İran’ın nükleer programı nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı ambargo kararı olduğu belirtilmişti. 2010’da İran’a ihracat yapan birçok işletme artık Türkiye’de şirket kuran İranlı firmalar aracılığı ile mal satmaya başladıklarını açıklamıştı. Şirket kurulumundaki ani yükseliş sonraki yıllarda da sürdü. 2011’de kurulan İran sermayeli şirket sayısı 665 oldu. 2012’de rakam 781’e yükseldi. Ankara Strateji Enstitüsü bu yükselişe dikkat çekerek, 2012’de kurulan her 6 yabancı sermayeli şirketten birinin İranlı olduğunu belirtmiş, konuyla ilgili araştırma yapmıştı. 2013 Ocak-Kasım arasında kurulan şirket sayısı ise 267 oldu. İki ülke arasındaki dış ticaret dengesi de benzer şekilde gelişti. 2001 yılında Türkiye ile İran arasında 1,2 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2008 sonunda 10 milyar doları aştı. 2009’da ise küresel krizin etkisi ile 5,5 milyar dolara geriledi, 2010’dan itibaren tekrar yükselişe geçti. Son üç yılda kurulan şirketlere 334,1 milyon lira sermaye yatırıldı. Bu süreçte en ilgi çekici ay Mart 2012. Nitekim bu ay 125 milyon lira sermaye ile 114 şirket kuruldu. Bunların 110’u limited şirket olarak kuruldu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin hazırladığı kasım ayında Türkiye’de kurulan şirket sayıları da açıklandı. Buna göre kasımda kurulan şirket sayısı bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 38,50 arttı. Artış bir önceki aya kıyasla ise yüzde 33 oldu. Yabancı menşeli kurulan şirket sayısında İran yine üst sıralarda yer aldı. Kasımda en çok ikamet amaçlı olan veya ikamet amaçlı olmayan binaların inşaatı alanında şirket kuruldu. Bu amaçla kurulan şirketlerin sayısı 292. Bunların 57’si anonim, 226’sı limited şirketi. Bunlara toplamda 71,6 milyon lira sermaye yatırıldı. Bunun 52 milyon lirası Türkiyeli ortaklarca, gerisi yabancı ortaklar tarafından şirketlere konuldu.
Zaman
Ekonomi
21.12.2013
TürkiyedekurulanİranlışirketsayısıpatladıTürkiyede kurulan İranlı şirket sayısı patladı
Türkiye'de kurulan İranlı şirket sayısı patladı
Zaman
21.12.2013
01:54
‘Büyük rüşvet’ adı verilen yolsuzluk operasyonunda İran asıllı işadamı Reza Zerrab’ın kilit isim olması, Türkiye’de son dönemde kurulmuş olan İranlı şirketleri akla getirdi. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kayıtlarına göre, Kasım 2013 itibarıyla son 7 yılda 2 bin 550 İran sermayeli şirket kuruldu.Büyük rüşvet adı verilen İranlı genç işadamı Reza Zerrab’ın adının geçtiği operasyon, akıllara Türkiye’de son yıllarda kurulan İranlı şirketleri getirdi. Nitekim yakın geçmişe bakıldığında Türkiye’de kurulan İranlı şirketlerde bir patlama olduğu görülüyor. 2006 ile 2009 arasındaki 3 yılda Türkiye’de toplam 419 İran menşeli şirket kurulmuştu. Özellikle İran krizinin tırmandığı 2010’dan sonra Türkiye’de kurulan İranlı şirket sayısında patlama yaşandı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği kayıtlarına göre, 2010’da kurulan İranlı şirket sayısı önceki üç yıl toplamını yakaladı ve 418 olarak gerçekleşti. İranlı yatırımcıların Türkiye’ye yönelmesinin en önemli sebebinin İran’ın nükleer programı nedeniyle Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin aldığı ambargo kararı olduğu belirtilmişti. 2010’da İran’a ihracat yapan birçok işletme artık Türkiye’de şirket kuran İranlı firmalar aracılığı ile mal satmaya başladıklarını açıklamıştı. Şirket kurulumundaki ani yükseliş sonraki yıllarda da sürdü. 2011’de kurulan İran sermayeli şirket sayısı 665 oldu. 2012’de rakam 781’e yükseldi. Ankara Strateji Enstitüsü bu yükselişe dikkat çekerek, 2012’de kurulan her 6 yabancı sermayeli şirketten birinin İranlı olduğunu belirtmiş, konuyla ilgili araştırma yapmıştı. 2013 Ocak-Kasım arasında kurulan şirket sayısı ise 267 oldu. İki ülke arasındaki dış ticaret dengesi de benzer şekilde gelişti. 2001 yılında Türkiye ile İran arasında 1,2 milyar dolar olan ticaret hacmi, 2008 sonunda 10 milyar doları aştı. 2009’da ise küresel krizin etkisi ile 5,5 milyar dolara geriledi, 2010’dan itibaren tekrar yükselişe geçti. Son üç yılda kurulan şirketlere 334,1 milyon lira sermaye yatırıldı. Bu süreçte en ilgi çekici ay Mart 2012. Nitekim bu ay 125 milyon lira sermaye ile 114 şirket kuruldu. Bunların 110’u limited şirket olarak kuruldu. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği’nin hazırladığı kasım ayında Türkiye’de kurulan şirket sayıları da açıklandı. Buna göre kasımda kurulan şirket sayısı bir önceki yılın aynı ayına kıyasla yüzde 38,50 arttı. Artış bir önceki aya kıyasla ise yüzde 33 oldu. Yabancı menşeli kurulan şirket sayısında İran yine üst sıralarda yer aldı. Kasımda en çok ikamet amaçlı olan veya ikamet amaçlı olmayan binaların inşaatı alanında şirket kuruldu. Bu amaçla kurulan şirketlerin sayısı 292. Bunların 57’si anonim, 226’sı limited şirketi. Bunlara toplamda 71,6 milyon lira sermaye yatırıldı. Bunun 52 milyon lirası Türkiyeli ortaklarca, gerisi yabancı ortaklar tarafından şirketlere konuldu.
Zaman
Ana Sayfa
21.12.2013
TürkiyedekurulanİranlışirketsayısıpatladıTürkiyede kurulan İranlı şirket sayısı patladı
Türkeş: 'Masumiyet karinesi' sadece akraba ve yandaşlar için mi?
Zaman
20.12.2013
15:30
MHP Genel Başkan Yardımcısı ve Ankara Milletvekili Tuğrul Türkeş, masumiyet karinesinin ‘sadece akrabalar ve yandaşlar’ için geçerli bir kural olmadığına işaret ederek, “Bakanlarınız için vurguladığınız ‘masumiyet karinesi’, ‘dış’ mihraklar için de dolaylı yoldan işaret ettiğiniz Hizmet Hareketi için de geçerli değil midir.” diye Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’a sordu.Tuğrul Türkeş, yolsuzluk ve rüşvet operasyonuyla ilgili tavrı nedeniyle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın, kalkınan bir Türkiye istemiyorlar söyleminin son perdesinin bugünlerde oynandığına işaret ederek, “Bu olsa olsa toplumun dikkatini gerçeklerden uzaklaştırıp faili gayri muayyen bir hedefe doğru kandırma girişimidir.” dedi.Son olarak Erdoğan’ın, 17.12.2013 tarihinde Konya’da yaptığı konuşmada, rüşvetin ve yolsuzluğun üzerine giden soruşturmayı bir kirli operasyon şeklinde nitelediğini hatırlatan Türkeş, “Operasyonun Sayın Erdoğan nezdinde ‘kirli’ olarak algılanması, evvela soruşturmayı kendisine yönelik imiş gibi addetmesinden kaynaklanmaktadır. Tertemiz savcıların ve emniyet mensuplarının yürüttükleri soruşturmayı ‘iç ve dış mihrakların AKP karşıtı bir faaliyeti’ şeklinde kamuoyuna takdim etmek ise en hafif tabirle gülünçtür.” diye konuştu.MASUMİYET KARİNESİ, HİZMET HAREKETİ İÇİN DE GEÇERLİ DEĞİL MİDİR? Türkeş, ‘Bu durumda Sayın Erdoğan’a sormak gerekir’ diyerek şunları sıraladı: “Velev ki (siz bu tabiri seversiniz) gerçekten Türkiye’yi kalkındırıyorsunuz ki bu doğru değildir, tek yaptığınız bir ‘sürdürülebilir borç sistemi’ tesis etmektir. Söz konusu kalkınmanın talanla, yağmayla yapılması doğru mudur? (Veya mümkün müdür?) Siz Türkiye’nin ‘2023’ hedefine; adı yolsuzluk ve rüşvet skandalına bulaşmış, aileleri vergilendirilmemiş kazanç erbabı ile içli dışlı bakanlardan müteşekkil bir kabine ile mi varmayı planlıyordunuz? Siz elinizdeki belgeleri ve delilleri o da varsa kamuoyuna açıklamadıkça, bakanlarınız için vurguladığınız ‘masumiyet karinesi’; ‘dış’ mihraklar için de dolaylı yoldan işaret ettiğiniz Hizmet Hareketi için de geçerli değil midir? Gerçekten Türkiye’yi kalkındırmak ve Türkiye’nin dış itibarını yükseltmek istiyorsanız; evinde kasalar ve paralar bulunan sanıkların sizlerin ve parti kalemşorlarınızın ısrarla vurguladığı ‘masumiyet karinesini’, elinizde somut delil olmaması halinde bunu üzülerek söylüyorum ki bahsi geçen ‘mihraklar’ için de göz önünde tutmalısınız. Çünkü ‘masumiyet karinesi‘ sadece akrabalar ve yandaşlar’ için geçerli bir kural değildir.”“BAKANLAR DERHAL AÇIĞA ALINMALIDIR”Yaptıkları işler ve üzerine yürüdükleri yolsuzluk konusunda fevkalade cesur ve atak davranan savcıları ve emniyet güçlerini, basit usul hatalarını gerekçe göstererek açığa almanızın haklı gösterilebilmesi için bakanların da (aynı şekilde) derhal açığa alınmaları gerektiğini savunan MHP’li Türkeş, Sayın Erdoğan; şayet yarınlarda kendi ailesiyle ilgili benzer soruşturmalara muhatap olup ve kendisinin de istifa etmek zorunda kalmayacağından bir korkusu yoksa; soruşturmada adı geçen bakanların istifalarını acilen temin etmelidir. İtiraf etmeliyiz ki geliştirdiğiniz söylemler artık bayatlamıştır. Halk arasında zengin bir hiciv stoku yarattınız. Bu anlamda, döneminizde Türkiye’nin en çok kalkınan şubesi hiç kuşkusuz mizah (hatta kara mizah) olmuştur. Söz konusu sahadaki eksikliğimizi giderdiğiniz için size müteşekkir olmakla birlikte, bunun dışındaki yaptığınız işlerde ve söylediğiniz sözlerde bir hayır görmüyoruz.” açıklamasını yaptı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
20.12.2013
TürkeşMasumiyetkarinesisadeceakrabaveyandaşlariçinmi?Türkeş Masumiyet karinesi sadece akraba ve yandaşlar için mi?
Şahin Alpay - Kokuşmuş bir şeyler var
Zaman
19.12.2013
02:01
William Shakespeare’in “Hamlet” adlı oyunundaki ünlü cümlelerden biri, malum, şudur: “Danimarka devletinde kokuşmuş bir şey var…” Bugün için kamuoyunun hakkında pek az bilgi sahibi olduğu, İstanbul başsavcı yardımcılığının talimatıyla başlatılan ve düne kadar bakan oğulları, bürokrat ve işadamları dâhil 52 kişinin gözaltına alındığı “Büyük rüşvet” adı verilen operasyon, maalesef Türkiye Cumhuriyeti’nde iyice kokuşmuş bir şeyler olduğu izlenimini uyandırıyor.Başta hükümete yakın olanlar, genelde medyanın anti-Hizmet kalem erbabı, bu operasyonun “Hükümet ile Cemaat arasındaki iktidar kavgası”nın bir tezahürü olduğuna dair klişeye sarılmakta tereddüt etmediler. Kimileri konu hakkında hiçbir şey bilmediklerini teslimle başladıktan sonra, operasyonun ABD’nin talimatıyla Cemaat tarafından başlatıldığını dahi iddia edebildi.Ben operasyonun nasıl yorumlanması gerektiği konusunda bu kimseler kadar kuşkusuz değilim. Üstelik Türkiye’de hâlâ, siyasî görüşleri, dinî inançları ne olursa olsun, esas olarak demokrasiye, hukuk devletine ve görevlerine bağlı savcılar ve emniyet görevlileri olduğuna inanacak kadar “saf” olmayı sürdürüyorum. Beni ilgilendiren; kimler tarafından, hangi saikle başlatılmış olursa olsun, bu ve başka soruşturmalarla Türkiye Cumhuriyeti’nde kokuşmuş olan bazı şeylerin ortaya çıkarılması ve pisliğin temizlenmesi.Beni ilgilendiren; 3 bakanın oğulları dolayısıyla, bir bakanın da doğrudan şahsını ilgilendiren soruşturmalar konusunda hükümetin ne yapacağı. İktidar partisi AKP saflarında bu konuda farklı görüşler olduğu anlaşılıyor. AKP Genel Başkan yardımcısı ve parti sözcüsü Hüseyin Çelik, “AK Parti olarak gerçeğin ortaya çıkarılması hususunda yapılması gerekenlerin eksiksiz yapılmasını istiyoruz…” diyor. Bunun için gerekenlerin başta geleni ilgili bakanların görevden çekilmeleri değil midir? Nitekim Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ‘Böyle bir şey başıma gelse tercihim istifa etmek olur.’ demedi mi?Ne var ki Sayın Başbakan’ın soruşturmaları “kirli ittifakların… çetelerin…” hükümete kurdukları bir “tuzak” olarak yorumladığı ve geçit vermeme kararında olduğu seziliyor. Başbakan yardımcısı da bir hükümete karşı psikolojik harpten, hükümeti yıpratma girişimlerinden, devlet içine yuvalanmış örgütlerden söz ediyor. Zaten soruşturmanın ilgilendirdiği bakanlardan biri de ilan etmedi mi?: “Bu soruşturmadan bir şey çıkmaz…” Soruşturmaya yeni savcı atamaları, kimi emniyet şube müdürlerinin “görevlerini kötüye kullandıkları” iddiasıyla görevlerinden alınmaları, hükümetin soruşturmaya müdahale etmeye çalışacağı kuşkusunu uyandırıyor. Başarılı olur mu, bilemiyorum. Ama umarım, olmaz.Birkaç cümleyle de Sayın Başbakan’ın Hakan Şükür’ü partisinden istifa ettiği gibi milletvekilliğinden de ayrılmaya çağırması konusuna değinmek istiyorum. Bu çağrı, Başbakan’ın milletvekillerini, milletin değil kendisinin vekilleri olarak gördüğünün çok açık bir ifadesi. Bunda haksız olduğunu da maalesef söyleyemeyiz. AKP başkanı olarak Başbakan’ın da, öteki partilerin liderlerinin de, kendilerini partilerinin “sahibi” olarak gördükleri muhakkak. Çünkü kimin milletvekilliğine aday olacağına, kimin yönetim kademelerinde yer alacağına tek başlarına onlar karar veriyor.Kanunla milletvekili adaylığı için tüm parti üyelerinin katıldığı önseçimi zorunlu kılarak mı, yoksa dar bölge çoğunluk sistemini getirerek mi olur bilemem ama her durumda partilerde lider sultasına son verecek önlemleri almadan Türkiye’de temsili demokrasiyi yerleştirmenin mümkün olmayacağı muhakkak.
Zaman
Köşe Yazıları
19.12.2013
ŞahinAlpay-KokuşmuşbirşeylervarŞahin Alpay - Kokuşmuş bir şeyler var
Toplam "128" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti