canlı fotoğraflar | |
|
| Yemek içinden ‘ekmek’ çıktı | Zaman | 16.06.2013 01:53 |  | | Tane tane ve pırıl pırıl parlayan pilav ya da görüntüsüyle iştah katsayınızı bir anda ikiye katlayan pasta… Nasıl oluyor da bu kadar canlı ve güzel görünebiliyorlar? ‘Tarifine adım adım sadık kaldım ama benimki neden olmuyor!’ diye üzülmeyin. Zira işin sanatkarları yiyecekleri o hale getirmek için kırk takla atıyor.Gurmeliğe ve mutfak sanatlarına ilginin artması yeni meslek dallarının ortaya çıkmasına neden oluyor. Son yılların yıldızı parlayan mesleklerinden yemek stilistliği ve fotoğrafçılığı buna güzel örnek. Hem göze hem bilinçaltına etki eden fotoğraflar satış oranlarını etkilediğinden gıda firmaları kampanyalarında yemek fotoğrafçıları ve stilistleriyle çalışıyor artık.Tadından habersiz olsanız da özenle çekilmiş bir pasta, makarna ya da dondurma fotoğrafını gördüğünüzde kaçınız karşı koyabilir ya da şimdi olsa yemezdim diyebilir? Peki, iştah kabartıcı bu fotoğrafları çeken fotoğrafçılar ve yemekleri çekime hazırlayan stilistler yiyecekleri nasıl oluyor da bu kadar güzel gösterebiliyor? Bu iki meslek dalını sektörün aranan isimlerine sorduk.Yemek fotoğrafçılığı ve stilistliği aslında yeni ortaya çıkmış meslekler değil. Dünyayla aynı olmasa da Türkiye’de de uzun yıllardır yapılıyor. Ancak mesleğin bu kadar popülerleşmesi son birkaç yıla denk geliyor. Görüştüğümüz yemek stilistleri ve fotoğrafçıları mesleklerinin son dönemde yükselişi konusunda ortak görüş beyan ediyor: Gıda firmalarının satışlarını artırmak amaçlı görselliğe daha çok önem vermesi dolayısıyla bu işi icra eden profesyonellere olan ihtiyacın hasıl olması, dünyada ve Türkiye’de gastronomiye ilginin artması ve yapılan işlerin sosyal medyada paylaşılması.Yemek fotoğrafçılarının çoğu öncesinde foto muhabirliği yapıyormuş. Yemek fotoğrafçılığına başladıktan sonra farklı alanlarda çekim yapmayı bırakıp yalnızca bu alana odaklanmışlar. Örneğin profesyonel fotoğraf hayatına 1997 yılında başlayan Mehmet Ateş uzun süre farklı dergilerde stil ve dekorasyon fotoğraflarından sonra yemek sayfalarını çekmeye başlamış. Sonrasında Food and Travel ve La Cucina Italiana dergisi için çalışmış. Son üç yıldır sadece yemek fotoğrafları çeken Ateş, bir yandan La Cucina Italiana dergisinin fotoğraf editörlüğünü yaparken diğer yandan kendi mutfak/stüdyosunda serbest yemek fotoğrafçılığı yapıyor. Yemek fotoğrafçılarının yemekten anlaması gerekir mi sorusuna Ateş, “Fotoğrafçı olmanız tek başına yeterli değil. Yemeği ve yemek kültürünü de iyi tanımak gerekiyor.” diyor. Yemekle önceden de ilgisi olduğunu belirtiyor ancak bu alana geçiş yaptıktan sonra damak tadının bir hayli geliştiğini itiraf ediyor.Erkin Ön’ün yemek fotoğrafçılığına geçiş hikayesi de Mehmet Ateş’inkinden pek farklı değil. Uzun yıllar çeşitli basın kuruluşları ve ajanslar için ağırlıklı olarak portre, mekan ve stil-life tarzı çekimler yaptıktan sonra Sofra dergisi ile çalışmaya başlar ve bir süre sonra tamamen bu alana yoğunlaşır.Yemek stilistlerinin ise meslekle tanışma hikayelerine geçmeden önce bu mesleği biraz anlatmakta fayda var. Zira son dönemde bu ismi sıkça duysak da stilistlerin ne yaptıkları hakkında pek de malumatımız yok. Yemek stilistliği Londra’da doğmuş ve gelişmiş bir meslek dalı. Kısaca ifade edecek olursak yemek stilistleri yapılan yemeklerin daha iştah açıcı ve ilgi çekici olmalarını sağlayan kişiler olarak tanımlanabilir. Yemeğin pişmenin etkisiyle oluşan görüntüsünü düzeltir ve yemeği pişmeden sunuma kadar her aşamasına müdahale ederek kameranın yiyecekleri canlı ve iştah açıcı göstermesini sağlarlar. Tabiri caizse ağzınızın sulanmasına neden olan bir yemek fotoğrafını o hale getirmek için bir tek takla atmadıkları kalır. Çekim öncesi sebzeleri tek tek yerleştirir, gerekirse zımbalar hatta daha canlı gözükmesi için boya ya da sprey kullanırlar. Bu anlamda yemek fotoğrafçılarının en büyük destekçileri olduğu söylenebilir. Bu yüzden televizyonda ya da basılı mecmualarda gördüğünüz pırıl pırıl parlayan bir yemeği pişirdiğinizde neden aynı sonucu alamıyorum diye dertlenmeyin.Stilist ve fotoğrafçının uyumu önemliFood Designing kitabının fotoğrafçısı Inga Knölke, “Yemek tasarımcısı yemekle çalışan ancak yemek pişirme konusunda en ufak bir fikri dahi olmayan kişidir.” dese de Türkiye’de (istisnalar olmakla birlikte) yemek stilistlerinin geneli mutfağa uzun yıllar emek vermiş şeflerden oluşuyor. Ancak hepsi yemek yapmadan ya da aşçı olmadan da yemek stilisti olunabileceği kanısında. Tek koşul yemekle ilgili altyapının olması. Yemek stilistlerinde aranan en önemli özellik ise üreticilik ve sanatçı ruha sahip olunması.Uzun süre Türkiye’nin önde gelen otellerinde Executive şeflik yapan Mesut Erdoğan 10 yıldır yemek danışmanlığı ve stilistliği yapıyor. Stilistliğe geçişi gurme yazar Tuğrul Şavkay ve Osman Serim ile Afiyetle dergisi için çalışmaya başlamasıyla olmuş. Haya | | Zaman Ana Sayfa 16.06.2013 | | | Yemekiçinden‘ekmek’çıktıYemek içinden ‘ekmek’ çıktı |
|
| Başbakan olayların sebebini açıkladı | Zaman | 03.06.2013 00:12 |  | | Başbakan Recep Tayyip Erdoğan Taksim Gezi Parkında yaşanan olaylarla ilgili Habertürk televizyonunda açıklamalarda bulundu.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Habertürk, Show TV ve Bloomberg TVden ortak canlı yayınlananTeke Tek Özelde Fatih Altaylının sorularını yanıtladı.İşte Başbakanın konuşmasından notlar:- Ceylan Otel yapılırken eylemcilerin nerede olduğunu soran Erdoğan, Hiltonun önündeki parkla ilgili benim verdiğim kavgayı herhalde takip etmişsinizdir. Orayı bizden alıp vereceklerdi. O ilçenin sınırlarının içinde olduğu belediye yeşil ışık yaktı.- Mesela, Koç Üniversitesinin olduğu yer. Dört dörtlük bir ormandı. On yaş ve üzeri ormandı. Burasıyla ilgili benim savaşım var. Ben o zaman yalnız kaldım, ben o zaman yalnız kaldım. O zaman o üniversiteyi yapamazlardı. Ben cezaevindeyken dönemin cumhurbaşkanı bunu engellemek isteyenler şimdi nerede dedi. Biz davayı devam ettirdik, sonunda devlet kazandı. Şu anda burası bizde. Alacağımız ücretin mahkemesi sürüyor.- Şu anda elimde benim bir metin var. Bu metin bu üniversitenin rektör tarafından gönderilmiş bir metin. Değerli öğrenciler şehirdeki olağanüstü durum itibariyle, sınavlara katılamayacak bütün öğrenciler, sağlık raporu getirmeksizin, önümüzdeki günlerde telafi sınavı alabileceklerdir isim ve rektör. Zekeriyaköy nere, Taksim nere? Bu okul öğrencilerinin büyük kısmı yatılı. Bu yazıdan farklı şeyler algılıyorum. Aynı şeyi ODTÜde, Hacettepede de gördük. Üniversite yönetimlerinin de öğrencilere hakim olamayışları noktasında ciddi sıkıntılar yaşanıyor. Ben açıklama yaptım ne dedim? Polis burada biber gazı kullanmak suretiyle aşırı gitmiştir. Diyelim ki dün polis bunların hiç birini yapmadılar. Ne yaptılar? Polisin aracını falan yaktılar şeklinde konuştu. :- Bir demokrasi mücadelesiyle sandıkta verilir Meydanları yakıp yıkarak mücadele verilmez.- Polis biber gazı sıkarak olaylarda aşırı gitmiştir.10 TANE TAŞINAN 2 TANE DE KESİLEN AĞAÇ VARErdoğan, Gezi Parkındaki olaylara ilişkin orada 10 tane sökülen ve taşınan, 2 tane de kesilen ağaç olduğunu belirterek, Burada Topçu Kışlası vardı. Mimarisi çok farklı ve güzel bir mimariydi. Taksim Gezi Parkı ile ilgili çalışmalar benim önüme geldi belediye başkanlığı dönemimde. Baktım ki merkezi yönetim bana destek vermiyor, o işten vazgeçtim. Başbakan olduktan sonra tekrar gündeme getirdim. Baktım ki nefis olacak bunu yaparsak. Hem orada yeşili ve tarihi yeniden kazanırız ve yayalaştırmayı yapacağız. Ona başladık. Bir başka hedef de AKMyi yıkmak. Yan taraftaki ve arka taraftaki boşluğu da katarak çok büyük bir kültür merkezi yapmayı düşünüyoruz. Bu tarihi eserin zaten aslı var. Bunun nasıl yapılacağını sormanın gereği yok. CHP tarafından yerle yeksan edilmiş bir eseri biz yeniden kazandırıyoruz dedi.ASIL SEBEP GEZİ PARKI DEĞİL- Taksimde aslında meselenin AVM ve Gezi Parkı olmadığını dile getiren Erdoğan, Bir İstinye Park gibi bir şey oraya yapılabilir mi? Şehir Müzesi olayını telaffuz ettik biz diye konuştu.İstanbulda bir şehir müzesi olmadığını belirten Erdoğan, Bunun dışında biz bir büyük bir milli kütüphane de düşünüyoruz. Rami Kışlası, milli kütüphane olacak. Şimdi bunlar buna da kıyamet koparır. Zaten şu anda Rami Kışlası diye bir şey kalmamış dedi.MHP, BDP BULAŞMADI, CHP YANLIZ KALDI- Bu işi körükleyenlerin arasında onları görüyoruz. Bütün olumsuzluklarına rağmen MHP bu işin ilerisine bulaşmadı. BDP de bu işin içerisine bulaşmadı. CHP ortada yanlız kaldı. Önümde bazı resimler var. Bunlar yakılıp yıkılan bazı araçlar, belediye otobüsleri. Burada aşırı uçlar var. Projede CHP’nin onayı var.24 SAATLİK HASAR BİLANÇOSU- Hasarlara bakıyoruz resmi rakamlar bunlar 1 Haziran 2013 tarihinden itibaren, 2 Haziran 2013 saat 11.00e kadar gerçekleşen olaylarda, 89 polis aracı, 42 özel araç, 4 otobüs, 18 belediye aracı, 4 bize ait bina, 94 iş yeri, 1 konut, 1 polis merkezi, çok sayıda otobüs durağı yakılıp yıkıldı. Gazetelerin araçları yıkıldı. Neyin karşılığı bu. Sizin seçim haklarınız mı elinizden alındı. Neden acaba. Bunun cevabını sizler bulabildiniz mi?TEKEL İŞÇİLERİNDE DE YAŞADIK- Her ülkenin kendine ait kültürel yapısı var. İnsanın da genlerinde olan bazı yaklaşım tarzları var. Bizde bu tür bazı gruplar belli yerlere yerleştiklerinde oradan çıkmayı bilmeye bilirler. Terörize edebilirler. Tekel işçileri meselesinde yaşadık. Aylarca yemek içme konusunda destek verelim dedik. Tüm bunlara rağmen aylardır sorun çözüme kavuşmadı. Tekliflerimiz oldu. Yasal düzenlemelerimiz vardı. Burada da atılan adımlar vardı. Onların yaklaşım tarzına cevap veremeyecek tarzda değildi. Doğru samimi yaklaşımlardı. Şimdi Twitter denen bir bela var. Yalanın daniskası burada. Sosyal medya denilen şey toplumun baş belasıdır. Bu denli yalanlar. Ağaçlarda sallandıracaklar. 100 tane islamcı Taksimde kaleşnikofla saldırıyor. Toplum bu şekilde terörize edildi.PHOTOSHOPLU FOTOĞRAFLAR | | Zaman En Çok Okunan 03.06.2013 | | | BaşbakanolaylarınsebebiniaçıkladıBaşbakan olayların sebebini açıkladı |
|
| Sosyal medya asılsız haber dolu | Zaman | 01.06.2013 18:58 |  | | Taksim Gezi Parkının yıkılması ile başlayan protestolar en çok sosyal medyada yankı buldu. Ancak samimi seslerin arasına provokasyonlar da karıştı. Taksimdeki olaylarda marjinal gruplar şiddetin dozunu arttırmak için sosyal medyadan bazı asılsız haberler ve fotoğraflar yayınladı.Açılan sahte hesaplardan yanlış bilgiler paylaşıldı. Bu sahte hesaplar için de özellikle sosyal medyada etkinliğiyle bilinen ünlülerin isimleri kullanıldı. Okan Bayülgen, Bruce Willis de bunlar arasında. Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerindeki yanlış haberleri bazı televizyon kanalları duyarsızca ve gerçekliğini doğrulamadan canlı yayınlarında izleyiciyle paylaştı. Sosyal medyada yer alan yanlış haberlerin yanı sıra küfür ve hakaret içeren ifadeler, üslup bozukluğu ve darbe çağrıları durumu protestodan çıkarıp, provokatif bir eyleme dönüştürdü.Türk polisi olarak gösterilen bu fotoğraftaki polislerin sırtındaki policia yazısı çok net olmasa da görülüyor.ÖLÜ VAR PROPAGANDASI YAPILIYOR, BAŞKA OLAYLARA AİT FOTOĞRAFLAR GERÇEKMİŞ GİBİ PAYLAŞILIYORSosyal medyada artık görmeye alışık olduğumuz yalan haber furyası Gezi Parkı olayında da kendini gösterdi. Ölü ve yaralı sayısına ait yanlış bilgilerden çeşitli kişi ve kurumlar adına yapılmış asılsız açıklamalara kadar birçok bilgi kirliliği insanların samimiyetini sömürmeye devam ediyor. Örneğin, polisi köpeğe biber gazı sıkarken gösteren bir fotoğraf, aslında yabancı bir ülkeden. Yine birkaç sene önce deniz kazasında pervaneye sıkışmış bir adamın kanlar içindeki hali, panzerler tarafından ezilmiş şeklinde lanse ediliyor.‘Ak Parti İzmir binası yanıyor, Bülent Arınçın oğluna AVM, gaz yiyen çocuğun lensi eridi gibi asılsız haberler sosyal medyada bilgi kirliliğine neden oldu. Provokasyona tepki gösterenlerin paylaştığı yazı ve fotoğraflarda da çarpıtma mevcut. Halkın dükkanlara saldırdığını gösteren karelerin de birkaç sene önceki IMF protestolarından olduğu ortaya çıktı.Sabah saatlerinde eylemci çoğunluk köprüyü geçti mesajıyla paylaşılan ve eylemcilerin ne kadar çok olduğunun anlatılmak istendiği fotoğraf. Ancak bu fotoğraf, Avrasya Maratonunda çekilmiş fotoğrafBazı kimseler ise sabah saatlerinde polisin Taksimde jammerlarla iletişimi kestiği iddiası ile sosyal medyada yankı bulmaya çalıştı. Aynı şekilde yayılan bir diğer asılsız haber ise İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkının görevden alınması oldu. Oysa sosyal medyada bu haberler yer alırken Çapkın vali Hüseyin Avni Mutlu ile bir basın açıklaması yaptı.Bazı twitter kullanıcıları ise çevre olayına tepkinin başka bir hal aldığını belirterek protestocuları uyardı. “İç savaş istemiyoruz,provakasyona gelmeyelim.Gezi parkına bina istemiyoruz sadece yeşillik gölgelik alan istiyoruz.” şeklinde tweetler atıldı.Rakamlarla twetterNormalde Türkiyede günde 9-11 milyon arasında tweet atılıyor. Taksimdeki olayların şiddetlendiği 31 Mayısta ise 15 milyon 247 bin tweet atıldı. Sosyal Medya Takip Sistemi Kurucusu Yasin Kesen, bu tweetlerin 5 milyonunun Gezi Parkı ve sonrasında başlatılan kampanya ve provokasyonlarla ilgili olduğunu belirtti. 31 Mayıs tarihinde ‘geziparkı, Taksim veya Gezi Parkı kelimelerini kullanılarak 558 bin 535 kişi 3 milyon773 bin 730 tweet attı. 1 Haziranda saat 11:45 itibariyle 518 bin 492 kişi aynı kelimeleri kullanarak 2 milyon 423 bin 487 tweet attı. Kesen, “Tahmin ediyorum ki Taksim olaylarıyla ilgili bugün sonunda atılan tweet sayısı 10 milyonu geçecektir.” diyerek tweetlerin artacağını vurguladı. | | Zaman En Çok Okunan 01.06.2013 | | | SosyalmedyaasılsızhaberdoluSosyal medya asılsız haber dolu |
|
| Sosyal medya asılsız haber dolu | Zaman | 01.06.2013 15:39 |  | | Taksim Gezi Parkının yıkılması ile başlayan protestolar en çok sosyal medyada yankı buldu. Ancak samimi seslerin arasına provokasyonlar da karıştı. Taksimdeki olaylarda marjinal gruplar şiddetin dozunu arttırmak için sosyal medyadan bazı asılsız haberler ve fotoğraflar yayınladı.Açılan sahte hesaplardan yanlış bilgiler paylaşıldı. Bu sahte hesaplar için de özellikle sosyal medyada etkinliğiyle bilinen ünlülerin isimleri kullanıldı. Okan Bayülgen, Bruce Willis de bunlar arasında. Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerindeki yanlış haberleri bazı televizyon kanalları duyarsızca ve gerçekliğini doğrulamadan canlı yayınlarında izleyiciyle paylaştı. Sosyal medyada yer alan yanlış haberlerin yanı sıra küfür ve hakaret içeren ifadeler, üslup bozukluğu ve darbe çağrıları durumu protestodan çıkarıp, provokatif bir eyleme dönüştürdü.ÖLÜ VAR PROPAGANDASI YAPILIYOR, BAŞKA OLAYLARA AİT FOTOĞRAFLAR GEREÇKMİŞ GİBİ PAYLAŞILIYORSosyal medyada artık görmeye alışık olduğumuz yalan haber furyası Gezi Parkı olayında da kendini gösterdi. Ölü ve yaralı sayısına ait yanlış bilgilerden çeşitli kişi ve kurumlar adına yapılmış asılsız açıklamalara kadar birçok bilgi kirliliği insanların samimiyetini sömürmeye devam ediyor. Örneğin, polisi köpeğe biber gazı sıkarken gösteren bir fotoğraf, aslında yabancı bir ülkeden. Yine birkaç sene önce deniz kazasında pervaneye sıkışmış bir adamın kanlar içindeki hali, panzerler tarafından ezilmiş şeklinde lanse ediliyor.‘Ak Parti İzmir binası yanıyor, Bülent Arınçın oğluna AVM, gaz yiyen çocuğun lensi eridi gibi asılsız haberler sosyal medyada bilgi kirliliğine neden oldu. Provokasyona tepki gösterenlerin paylaştığı yazı ve fotoğraflarda da çarpıtma mevcut. Halkın dükkanlara saldırdığını gösteren karelerin de birkaç sene önceki IMF protestolarından olduğu ortaya çıktı.Bazı kimseler ise sabah saatlerinde polisin Taksimde jammerlarla iletişimi kestiği iddiası ile sosyal medyada yankı bulmaya çalıştı. Aynı şekilde yayılan bir diğer asılsız haber ise İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkının görevden alınması oldu. Oysa sosyal medyada bu haberler yer alırken Çapkın vali Hüseyin Avni Mutlu ile bir basın açıklaması yaptı.Bazı twitter kullanıcıları ise çevre olayına tepkinin başka bir hal aldığını belirterek protestocuları uyardı. “İç savaş istemiyoruz,provakasyona gelmeyelim.Gezi parkına bina istemiyoruz sadece yeşillik gölgelik alan istiyoruz.” şeklinde tweetler atıldı.Rakamlarla twetterNormalde Türkiyede günde 9-11 milyon arasında tweet atılıyor. Taksimdeki olayların şiddetlendiği 31 Mayısta ise 15 milyon 247 bin tweet atıldı. Sosyal Medya Takip Sistemi Kurucusu Yasin Kesen, bu tweetlerin 5 milyonunun Gezi Parkı ve sonrasında başlatılan kampanya ve provokasyonlarla ilgili olduğunu belirtti. 31 Mayıs tarihinde ‘geziparkı, Taksim veya Gezi Parkı kelimelerini kullanılarak 558 bin 535 kişi 3 milyon773 bin 730 tweet attı. 1 Haziranda saat 11:45 itibariyle 518 bin 492 kişi aynı kelimeleri kullanarak 2 milyon 423 bin 487 tweet attı. Kesen, “Tahmin ediyorum ki Taksim olaylarıyla ilgili bugün sonunda atılan tweet sayısı 10 milyonu geçecektir.” diyerek tweetlerin artacağını vurguladı. | | Zaman Güncel 01.06.2013 | | | SosyalmedyaasılsızhaberdoluSosyal medya asılsız haber dolu |
|
| Sosyal medya asılsız haber dolu | Zaman | 01.06.2013 15:36 |  | | Taksim Gezi Parkının yıkılması ile başlayan protestolar en çok sosyal medyada yankı buldu. Ancak samimi seslerin arasına provokasyonlar da karıştı. Taksimdeki olaylarda marjinal gruplar şiddetin dozunu arttırmak için sosyal medyadan bazı asılsız haberler ve fotoğraflar yayınladı.Açılan sahte hesaplardan yanlış bilgiler paylaşıldı. Bu sahte hesaplar için de özellikle sosyal medyada etkinliğiyle bilinen ünlülerin isimleri kullanıldı. Okan Bayülgen, Bruce Willis de bunlar arasında. Twitter gibi sosyal paylaşım sitelerindeki yanlış haberleri bazı televizyon kanalları duyarsızca ve gerçekliğini doğrulamadan canlı yayınlarında izleyiciyle paylaştı. Sosyal medyada yer alan yanlış haberlerin yanı sıra küfür ve hakaret içeren ifadeler, üslup bozukluğu ve darbe çağrıları durumu protestodan çıkarıp, provokatif bir eyleme dönüştürdü.ÖLÜ VAR PROPAGANDASI YAPILIYOR, BAŞKA OLAYLARA AİT FOTOĞRAFLAR GEREÇKMİŞ GİBİ PAYLAŞILIYORSosyal medyada artık görmeye alışık olduğumuz yalan haber furyası Gezi Parkı olayında da kendini gösterdi. Ölü ve yaralı sayısına ait yanlış bilgilerden çeşitli kişi ve kurumlar adına yapılmış asılsız açıklamalara kadar birçok bilgi kirliliği insanların samimiyetini sömürmeye devam ediyor. Örneğin, polisi köpeğe biber gazı sıkarken gösteren bir fotoğraf, aslında yabancı bir ülkeden. Yine birkaç sene önce deniz kazasında pervaneye sıkışmış bir adamın kanlar içindeki hali, panzerler tarafından ezilmiş şeklinde lanse ediliyor.‘Ak Parti İzmir binası yanıyor, Bülent Arınçın oğluna AVM, gaz yiyen çocuğun lensi eridi gibi asılsız haberler sosyal medyada bilgi kirliliğine neden oldu. Provokasyona tepki gösterenlerin paylaştığı yazı ve fotoğraflarda da çarpıtma mevcut. Halkın dükkanlara saldırdığını gösteren karelerin de birkaç sene önceki IMF protestolarından olduğu ortaya çıktı.Bazı kimseler ise sabah saatlerinde polisin Taksimde jammerlarla iletişimi kestiği iddiası ile sosyal medyada yankı bulmaya çalıştı. Aynı şekilde yayılan bir diğer asılsız haber ise İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkının görevden alınması oldu. Oysa sosyal medyada bu haberler yer alırken Çapkın vali Hüseyin Avni Mutlu ile bir basın açıklaması yaptı.Bazı twitter kullanıcıları ise çevre olayına tepkinin başka bir hal aldığını belirterek protestocuları uyardı. “İç savaş istemiyoruz,provakasyona gelmeyelim.Gezi parkına bina istemiyoruz sadece yeşillik gölgelik alan istiyoruz.” şeklinde tweetler atıldı.Rakamlarla twetterNormalde Türkiyede günde 9-11 milyon arasında tweet atılıyor. Taksimdeki olayların şiddetlendiği 31 Mayısta ise 15 milyon 247 bin tweet atıldı. Sosyal Medya Takip Sistemi Kurucusu Yasin Kesen, bu tweetlerin 5 milyonunun Gezi Parkı ve sonrasında başlatılan kampanya ve provokasyonlarla ilgili olduğunu belirtti. 31 Mayıs tarihinde ‘geziparkı, Taksim veya Gezi Parkı kelimelerini kullanılarak 558 bin 535 kişi 3 milyon773 bin 730 tweet attı. 1 Haziranda saat 11:45 itibariyle 518 bin 492 kişi aynı kelimeleri kullanarak 2 milyon 423 bin 487 tweet attı. Kesen, “Tahmin ediyorum ki Taksim olaylarıyla ilgili bugün sonunda atılan tweet sayısı 10 milyonu geçecektir.” diyerek tweetlerin artacağını vurguladı. | | Zaman Ana Sayfa 01.06.2013 | | | SosyalmedyaasılsızhaberdoluSosyal medya asılsız haber dolu |
|
| 31 Mayıs’ta Priyedor’u unutmayalım | Zaman | 30.05.2013 02:06 |  | | Bosna Hersek’in batısında bulunan Priyedor şehri (Prijedor) savaştan önce farklı kültürlerin ve inançların bir arada yaşayabileceğini gösteren güzel, sakin şehirlerden biriydi.Fakat 1992 yılında bu şehrin acı hikâyesi başlıyor.İnsanlık tarihinde yaşanmış savaşlarda, Priyedor’daki gibi, belki de öyle kısa sürede, o kadar insanlık suçu işlenmemişti. Her şey 1992 Nisan ayının sonlarında başlıyor. Sırp askerleri şehri ele geçirmişti, şehrin her tarafında keskin nişancılar yerini almışlardı, bütün önemli yerleri medya, hastaneler gibi artık Sırpların kontrolü altına geçmişti. Sırplar o zaman Priyedor belediyesinin ismini “Sırp Priyedor belediyesi” olarak değiştirdiklerini duyurmuşlardı. Radyodan sık sık yapılan duyuruda “halkın sakin olması, korkmaması” isteniyordu. Fakat Sırp olmayan halk için asıl korku dolu günler başlıyordu. Şehirdeki kontrolü ele geçirdikten hemen sonra Sırplar Priyedor ile olan tüm iletişimi kopartmışlardı, şehir artık dünyadan kopuk gibiydi. Sırp olmayan vatandaşların ellerinde silah varsa, o silahlara el koyuluyordu, sık sık Müslüman ve Hırvat vatandaşların evleri aranıyordu. Sırplar medya aracılığıyla, Sırp nüfusuna yönelik katliam yapmak isteyen, şehrin etrafında silahlanmış Boşnak askerlerin olduğu yalanını öne sürüyordu.Bu, planlı bir etnik temizlemenin başlangıcıydı. O döneme kadar barışı ve huzuru temsil eden Priyedor şehri en korkunç katliamlardan birine şahit oluyordu. Yaş ve cinsiyet fark etmeksizin masum insanların yaşadıkları işkenceler, esir kampların kurulması, kadınlara, genç kızlara ve hatta çocuklara yapılan toplu tecavüzler, tecavüze uğramış ve hamile kalmış kadınların gebeliği bitirmemeleri için özellikle kamplarda tutulmaları, esir alınmış sivillerin canlı kalkan olarak kullanılmaları ve daha birçok korkunç durum bu şehirde yaşandı.31 Mayıs 1992 tarihinde, o dönem Boşnak nüfusunun çoğunlukta olduğu Priyedor şehrinde, Sırp yetkilileri yerel radyoda bir emir vermişlerdi; Sırp olmayan bütün vatandaşların evlerinin pencerelerine, balkonlarına beyaz bayrak, çarşaf asmaları, dışarı çıkanların ise kollarına beyaz bir kurdele bağlamaları istendi. Böylece Sırp olmayanlar belli olacaktı. 1939 yılında Almanların Yahudilerden üzerinde mavi Magen David’in olduğu kol bandı takmalarını istemesinden sonra ilk kez insanlık tarihinde böyle bir şey yapılıyordu.O dönemde şehirde nüfusun yüzde 44’ünü Boşnaklar oluşturuyorlardı. 1992 yılından itibaren binlercesi esir kamplarına götürüldü, insan aklının alamayacağı işkenceler gördü, öldürüldü. Omarska, Keraterm, Trnopolje, Manjaça esir kamplarında çekilmiş fotoğraflar dünyayı dolaşmıştı ama, hiçbir şeye engel olunmadı.Bosna Hersek’teki kayıp kişiler komisyonu tarafından açıklanan bilgilere göre Priyedor’da 1.415 kişi hâlâ kayıp, bulunan 50’den fazla toplu mezarda ise 1.480 kişinin cesedine ulaşılmıştır. 1991-1995 yılları arasında bu şehirde toplam 5.209 kişi öldürülmüş, bunlardan ise 4.093’ü Boşnak sivillerdi. 1992 yılında Mayıs-Temmuz arasında 266 kadın, 102 çocuk öldürüldü, bütün esir kamplarında ise yaklaşık 31 bin kişi tutuldu. Öldürülenlerin arasında en küçüğü sadece beş yaşındaydı.Sadece Trnopolje esir kamplarında 5 bin ile 8 bin kişi esir tutuluyordu ve 200’den fazlası bir dağ başında öldürüldü, onlardan ancak 2’si canını kurtarabilmişti. Bazı kayıtlara göre Omarska esir kampından yaklaşık 11 bin Boşnak geçti. Buradaki masum siviller en kötü işkenceleri gördüler; gözleri çıkartılıyordu, organları kesiliyordu, kemikleri kırılıyordu, birbirlerini dövmeye zorlanıyorlardı, canlı olarak ateşe atılıyorlardı, tecavüze uğruyorlardı… Kurtulup hayatta kalabilmeyi başarmış olanlar ölü güvercinler yediklerini ve motor yağı içtiklerini anlatıyorlar. Özellikle din adamları, doktorlar ve aydın Boşnaklara çeşitli işkenceler uygulandığı kayıtlarda yer almaktadır. Keraterm esir kampında, temmuzun sonlarında bir gecede 1.200 Boşnak öldürüldü, bugün sahip olunan bilgilere göre ise bunun sebebi bazı Boşnakların esir kampında namaz kılmaları olarak gösterilmektedir.Bütün bu acıları yaşamış Priyedor şehri, Dayton Antlaşması’yla birlikte, Bosna Hersek’te Republika Srspka’nın bir parçası olmuştur. Bugün orada bulunan Sırp yönetimi hiçbir şekilde öldürülen insanların anılmasına müsaade etmemektedir. Buna sebep olarak geçen yıl “Beyaz kurdele günü” - “White armband day” ismiyle başlatılan eylem büyük ses getirmiş ve dünyanın dört bir yanında ilgi görmüştü. Eylemin amacı, 31 Mayıs’ta beyaz kurdele takarak veya pencerelere beyaz kurdele asarak, Priyedor şehrinde hayatını kaybetmiş insanları anmaktır. Geçen yıl sayısız ülkeden destek ve fotoğraflar gelmişti, aynı şekilde bu yıl da 31 Mayıs için aynı eylem planlanmaktadır. Aynı zamanda geçen yıl şehirdeki Sırp yönetimi | | Zaman Yorum 30.05.2013 | | | 31Mayıs’taPriyedor’uunutmayalım31 Mayıs’ta Priyedor’u unutmayalım |
|
| Denizlerimiz böyle yok oluyor | Zaman | 29.05.2013 02:41 |  | | Günümüzde gırgır ile avlanan balıkçılar hem Marmara Denizi hem de Karadeniz’deki canlı çeşitliliğini tehdit ediyor.70’li yılların öncesinde çeşitliliğiyle adeta bir akvaryumu andıran Marmara Denizi’nde bugün orkinoslar, palamutlar, lüferler, karidesler ve daha pek çok deniz canlısı tükenmeye karşı direnmeye çalışıyor. Duayen foto muhabiri Kadir Can’ın ‘Balık Ağ(a)lara Takıldı’ fotoğraf sergisi, Türkiye denizlerindeki balık türlerinin yok oluşunu konu ediniyor. Heybeliada’da açılan sergi, Can’ın 40 yıllık meslek birikiminden oluşuyor. Sergide ilki 1971 yılında çekilen ve günümüze kadar uzanan dönemin kadraja alındığı fotoğraflar yer alıyor. Marmara Denizi ve Karadeniz’de kontrolsüz avcılığın canlılar üzerindeki tahribatı Kadir Can’ın kaleminden fotoğraf altlarıyla birlikte meraklılarına anlatılıyor. Sergi, Türkiye’de balıkçılığın dönüm noktası olan 1970 yılı öncesi ve sonrasını çarpıcı fotoğraflarla karşılaştırıyor. Doğal yaşamın eski dengesine kavuşmasına dair bilinç oluşturmayı amaçlayan sergi 26 Mayıs–30 Ekim tarihleri arasında Adalar Müzesi Heybeliada İskele Açık Sergi alanında ziyaret edilebilir. Adını, foto muhabirliği alanında 42 yıllık bir tecrübeye sahip olan Kadir Can’ın aynı isimli kitabından alan sergi, herkesin gözleri önünde gerçekleşen doğa katliamını, tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. | | Zaman Güncel 29.05.2013 | | | DenizlerimizböyleyokoluyorDenizlerimiz böyle yok oluyor |
|
| Denizlerimiz böyle yok oluyor | Zaman | 29.05.2013 02:41 |  | | Günümüzde gırgır ile avlanan balıkçılar hem Marmara Denizi hem de Karadeniz’deki canlı çeşitliliğini tehdit ediyor.70’li yılların öncesinde çeşitliliğiyle adeta bir akvaryumu andıran Marmara Denizi’nde bugün orkinoslar, palamutlar, lüferler, karidesler ve daha pek çok deniz canlısı tükenmeye karşı direnmeye çalışıyor. Duayen foto muhabiri Kadir Can’ın ‘Balık Ağ(a)lara Takıldı’ fotoğraf sergisi, Türkiye denizlerindeki balık türlerinin yok oluşunu konu ediniyor. Heybeliada’da açılan sergi, Can’ın 40 yıllık meslek birikiminden oluşuyor. Sergide ilki 1971 yılında çekilen ve günümüze kadar uzanan dönemin kadraja alındığı fotoğraflar yer alıyor. Marmara Denizi ve Karadeniz’de kontrolsüz avcılığın canlılar üzerindeki tahribatı Kadir Can’ın kaleminden fotoğraf altlarıyla birlikte meraklılarına anlatılıyor. Sergi, Türkiye’de balıkçılığın dönüm noktası olan 1970 yılı öncesi ve sonrasını çarpıcı fotoğraflarla karşılaştırıyor. Doğal yaşamın eski dengesine kavuşmasına dair bilinç oluşturmayı amaçlayan sergi 26 Mayıs–30 Ekim tarihleri arasında Adalar Müzesi Heybeliada İskele Açık Sergi alanında ziyaret edilebilir. Adını, foto muhabirliği alanında 42 yıllık bir tecrübeye sahip olan Kadir Can’ın aynı isimli kitabından alan sergi, herkesin gözleri önünde gerçekleşen doğa katliamını, tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. | | Zaman Ana Sayfa 29.05.2013 | | | DenizlerimizböyleyokoluyorDenizlerimiz böyle yok oluyor |
|
| Denizlerdeki 40 yıllık yok oluş, bu sergide | Zaman | 29.05.2013 01:53 |  | | Günümüzde gırgır ile avlanan balıkçılar hem Marmara Denizi hem de Karadeniz’deki canlı çeşitliliğini tehdit ediyor.70’li yılların öncesinde çeşitliliğiyle adeta bir akvaryumu andıran Marmara Denizi’nde bugün orkinoslar, palamutlar, lüferler, karidesler ve daha pek çok deniz canlısı tükenmeye karşı direnmeye çalışıyor. Duayen foto muhabiri Kadir Can’ın ‘Balık Ağ(a)lara Takıldı’ fotoğraf sergisi, Türkiye denizlerindeki balık türlerinin yok oluşunu konu ediniyor. Heybeliada’da açılan sergi, Can’ın 40 yıllık meslek birikiminden oluşuyor. Sergide ilki 1971 yılında çekilen ve günümüze kadar uzanan dönemin kadraja alındığı fotoğraflar yer alıyor. Marmara Denizi ve Karadeniz’de kontrolsüz avcılığın canlılar üzerindeki tahribatı Kadir Can’ın kaleminden fotoğraf altlarıyla birlikte meraklılarına anlatılıyor. Sergi, Türkiye’de balıkçılığın dönüm noktası olan 1970 yılı öncesi ve sonrasını çarpıcı fotoğraflarla karşılaştırıyor. Doğal yaşamın eski dengesine kavuşmasına dair bilinç oluşturmayı amaçlayan sergi 26 Mayıs–30 Ekim tarihleri arasında Adalar Müzesi Heybeliada İskele Açık Sergi alanında ziyaret edilebilir. Adını, foto muhabirliği alanında 42 yıllık bir tecrübeye sahip olan Kadir Can’ın aynı isimli kitabından alan sergi, herkesin gözleri önünde gerçekleşen doğa katliamını, tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. | | Zaman Güncel 29.05.2013 | | | Denizlerdeki40yıllıkyokoluşbusergideDenizlerdeki 40 yıllık yok oluş bu sergide |
|
| Denizlerdeki 40 yıllık yok oluş, bu sergide | Zaman | 29.05.2013 01:52 |  | | Günümüzde gırgır ile avlanan balıkçılar hem Marmara Denizi hem de Karadeniz’deki canlı çeşitliliğini tehdit ediyor.70’li yılların öncesinde çeşitliliğiyle adeta bir akvaryumu andıran Marmara Denizi’nde bugün orkinoslar, palamutlar, lüferler, karidesler ve daha pek çok deniz canlısı tükenmeye karşı direnmeye çalışıyor. Duayen foto muhabiri Kadir Can’ın ‘Balık Ağ(a)lara Takıldı’ fotoğraf sergisi, Türkiye denizlerindeki balık türlerinin yok oluşunu konu ediniyor. Heybeliada’da açılan sergi, Can’ın 40 yıllık meslek birikiminden oluşuyor. Sergide ilki 1971 yılında çekilen ve günümüze kadar uzanan dönemin kadraja alındığı fotoğraflar yer alıyor. Marmara Denizi ve Karadeniz’de kontrolsüz avcılığın canlılar üzerindeki tahribatı Kadir Can’ın kaleminden fotoğraf altlarıyla birlikte meraklılarına anlatılıyor. Sergi, Türkiye’de balıkçılığın dönüm noktası olan 1970 yılı öncesi ve sonrasını çarpıcı fotoğraflarla karşılaştırıyor. Doğal yaşamın eski dengesine kavuşmasına dair bilinç oluşturmayı amaçlayan sergi 26 Mayıs–30 Ekim tarihleri arasında Adalar Müzesi Heybeliada İskele Açık Sergi alanında ziyaret edilebilir. Adını, foto muhabirliği alanında 42 yıllık bir tecrübeye sahip olan Kadir Can’ın aynı isimli kitabından alan sergi, herkesin gözleri önünde gerçekleşen doğa katliamını, tüm açıklığıyla gözler önüne seriyor. | | Zaman Ana Sayfa 29.05.2013 | | | Denizlerdeki40yıllıkyokoluşbusergideDenizlerdeki 40 yıllık yok oluş bu sergide |
|
|
| |