Habergec.Com Aranan Kelimeler:cinayeti de kabul etti Değerlendirme: 10 / 10 643628
habergec.com
16.09.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

cinayeti de kabul etti

TBMM'de asansör faciası tartışıldı
Zaman
08.09.2014
17:35
Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) Genel Kurulu, AK Partinin talebiyle kamuoyunda torba kanun tasarısı olarak bilinen İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısını görüşmek üzere olağanüstü toplandı.Saat 14.00de toplanan Genel Kurulda birleşimi Ayşe Nur Bahçekapılı yönetiyor. İş Kanunu ile Bazı Kanun ve Kanun Hükmünde Kararnamelerde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısının 82 maddesi kabul edilmişti. Genel Kurulun başında İstanbulda bir inşaatta asansörün düşmesi sonucu hayatını kaybeden 10 işçiye Allahtan rahmet dilendi.MHP Grup Başkanvekili Yusuf Halaçoğlu, Bundan birkaç ay öncesinde, burada çok önemli bir açıklama yapılarak kaza olacağı, insanların bu asansörden dolayı hayatını kaybedeceği açıklanmıştı. Dolayısıyla, bunun çok ciddi şekilde araştırılması, yeterli derecede inceleme yapmayan, asansörün teknik incelemesini yapmayanlar hakkında gereken araştırmanın yapılması ve suçluların cezalandırılması ve bundan böyle bu tür asansörlerle ilgili bir Meclis araştırma önergesi veriyoruz, var zaten daha önce verdiğimiz bir önerge, bunun da arkadaşlarımız tarafından da bundan sonraki günlerde onaylanarak ciddi şekilde araştırılmasını arzu ediyoruz. Bu vesileyle, tekrar, yeni bir kazaya meydan vermemek için böyle bir önergenin Meclis tarafından ele alınması çok yararlı olacak ve birçok insanı da tedbir almaya yönlendirecektir. dedi.CHP Grup Başkanvekili Engin Altay ise İstanbul Mecidiyeköyde meydana gelen cinayette hayatını kaybeden vatandaşlara Allahtan rahmet yakınlarına başsağlığı diledi. Altay, şöyle devam etti: Ancak, rahmet dilemekle, başsağlığı dilemekle bu iş cinayetlerinin sonu gelmiyor. Müteaddit defalar söylendi, Türkiye iş cinayetlerinde dünya sıralamasında ilk üçlere girdi. Hükûmetin bu konuda ciddi bir gayretini, çalışmasını, tedbirini göremedik. Meydana gelen kazayla ilgili, on beş günden beri o asansörlerle ilgili, o sistemle ilgili arıza olduğu, İstanbulda ve Mecidiyeköyde herkesin duyduğu bir vakayken, Çalışma Bakanlığının -Bakan gidip denetlesin demiyoruz ama- iş müfettişlerinin, çalışma müfettişlerinin, ilgililerin bu konuya bu kadar kör, sağır, dilsiz kalmaları geçiştirilemez. Başta, o şirketin inşaat firmasının sahibi ve yöneticileri ve Çalışma Bakanlığının ilgili yetkilileri, bürokratlarıyla ilgili yapılacak, yapılması gereken işlemleri bekliyoruz. Bugün Çalışma Bakanının gelip Türkiye Büyük Millet Meclisine bilgi vermesini talep ediyorum. Bu talebimi de her yarım saatte bir tekrarlayacağımı beyan ediyorum. Tekrar, ölenlere rahmet diliyorum. Ama bu bir kaza değildir, bu göz göre göre açıkça işlenen bir cinayettir. Hükûmet de bu cinayetin işlenmesine seyirci kalmıştır, göz yummuştur. Her yarım saatte bir Hükûmetten izahat talep edeceğimi tekrar beyan ediyorum.AK Parti Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş da Biz de AK Parti Grubu olarak, geçtiğimiz gün İstanbulda yapılan bir inşatta asansörde ortaya çıkan arıza veya ihmal sonucunda hayatını kaybeden 10 işçimize Allahtan rahmet diliyoruz. Ailesinin, milletimizin başı sağ olsun diye temenni ediyoruz. 2012 yılında Türkiye Büyük Millet Meclisi iş güvenliğiyle ilgili gerçekten devrim niteliğinde çok önemli bir yasayı onayladı, imza attı, hem Bakanlık çalışanlarına hem sivil toplum örgütlerine denetim konusunda olağanüstü yetkiler verdi. Basından takip ettiğimiz kadarıyla 30 Ağustos tarihinde asansörün üç aylık periyot hâlindeki yapılan kontrollerinin ilgililer tarafından denetlenmediği konusunda bir durum hasıl oldu. Hem Çalışma Bakanlığı müfettişleri hem Türk Mühendis ve Mimar Odası hem de ilgililer bu konuda araştırmalarını hızlı bir şekilde yapacak, kamuoyuna gerekli duyuruları yapacaklardır. Anlaşılan o ki, çıkarılan yasalar ne kadar iyi olursa olsun tatbikat bu manada çok önemli. Bu manada hem sivil toplum örgütlerine hem de bürokrasiye kontrol açısından büyük görevlerin düştüğünü ifade ediyorum. Bu manada baktığımızda herkes üzerine düşen görevi yaptığı takdirde bunun önüne geçmemiz, minimum seviyeye düşürmemiz mümkün olacaktır diye tahmin ediyorum. Biz, yasayı yapmamıza rağmen uygulamada bir aksaklık varsa uygulama konusundaki gerekli mercilerin gerekli işlemleri hızlı bir şekilde yapmaları gerektiğini tavsiye ediyor, tekrar ölen işçilerimize Allahtan rahmet, kederli ailesine başsağlığı, böyle bir kazanın olmaması temennisiyle yüce Meclisi saygıyla selamlıyorum. şeklinde konuştu.HDP Muş Milletvekili Demir Çelik, Mecidiyeköydeki elim cinayeti kınadı. Türkiyede son yıllardaki iş cinayetlerini -gündemden düşmeyen realitesiyle- bir kez daha Meclisin gündemine taşınmaya değer bir konu olarak gördüklerini belirten Demir, Henüz Somayı unutmamışken, henüz Somanın sorumlularını açığa çıkarıp gerekli hukuksal soruşturmaya tabi tutmamışken, bu ve benzeri cinayetlerin yaşanacağı tarafımızdan defalarc
Zaman
Son Dakika
08.09.2014
TBMMdeasansörfaciasıtartışıldıTBMMde asansör faciası tartışıldı
İtalyan turisti öldüren madde bağımlısı yakalandı
Zaman
08.09.2014
02:07
Rize’nin Derepazarı ilçesinde İtalyan turist Giorgio Bozzo’yu karavanının içinde bıçaklayarak öldürdüğü belirlenen zanlı Halil K. (28), yakalandı. Emniyetteki sorgulamasının ardından adliyeye sevk edilen madde bağımlısı Halil K.’nın 8 ayrı suçtan sabıkası olduğu belirlendi.Cinayeti itiraf eden zanlı, olayda kullandığı bıçağı da polise teslim etti. İfadesinde, “Olaydan önce esrar içmiştim. Karavana girdiğimde kadın çığlık attı, adam bana saldırdı, çakıyı rastgele sapladım.” dedi. Tutuklanan zanlının Rize’nin İkizdere ilçe nüfusuna kayıtlı olduğu ve uzun zamandır ailesinden ayrı sokaklarda yaşadığı öğrenildi. Derepazarı’nda nceki gece İtalyan turistlere ait karavanlardan birine, havalandırma penceresinden hırsızlık için giren Halil K., Giorgio Bozzo’yu (70) göğüs bölgesinden 4 bıçak darbesi ile öldürerek kaçmıştı. Olaydan sonra Karavandaki kan lekesi ve çöpte bulunan pantolon paçasından yola çıkan polis ekipleri, olay gecesi çevre hastanelere başvuru yapılıp yapılmadığını araştırdı. Halil K. adlı zanlının olay gecesi karavana girdiği havalandırmadan kaçarken yere düşerek ayağını kırdığı ve hastaneye giderek tedavi gördüğü tespit edildi. İlçe merkezinde gözaltına alınan zanlının, cinayeti birlikte işlediğini itiraf ettiği Ziya K. (24) da gözaltına alındı. Suçlamaları kabul etmeyen Ziya K. zanlının yanında olmadığını, olay sonrası yanına gelerek kendisine birkaç parça eşya bıraktığını öne sürdü. Alınan bilgilere göre, Rize Emniyet Müdürlüğü cinayeti araştırmak için 30 kişilik özel ekip kurdu. Ekip turistin eşinin ifadesine başvurdu. Ritta Bozzo’nun katilin yüzünü görmediğini, ancak kırmızı bir tişört giydiğini söylemesi üzerine araştırmalarını bu yönde genişleten ekipler, karavanın yanındaki toprak zeminde de normalden derin ve büyük bir ayak izine rastladı. İzin kalıbını çıkaran ve hangi marka ayakkabıya ait olduğunu belirlemek için ayakkabı üreticisi firmalarla irtibata geçen polis, katilin yüksekten atlaması sonucu yaralanmış olabileceği ihtimali üzerine hastanelerde de araştırma yaptı ve yüksekten düşme sonucu gelen yaralıların listesini istedi. Yaklaşık 20 kişi sorgulanırken, akşam saatlerinde kırmızı bir tişörtle görülen Halil K.’nın cinayetten yaklaşık bir saat sonra ayağı kırıldığı için hastaneye başvurduğu saptandı. Zanlı, Derepazarı ilçesinde saklandığı arkadaşının evinde gözaltına alındı. Ritta Bozzo’nun bugün cenazeyle birlikte İtalya’ya döneceği öğrenilirken, İtalyan Büyükelçiliği’nin Emniyet’i arayarak teşekkür ettiği belirtildi. RİZE, CİHAN, DHA
Zaman
Güncel
08.09.2014
İtalyanturistiöldürenmaddebağımlısıyakalandıİtalyan turisti öldüren madde bağımlısı yakalandı
İtalyan turisti öldüren madde bağımlısı yakalandı
Zaman
08.09.2014
02:07
Rize’nin Derepazarı ilçesinde İtalyan turist Giorgio Bozzo’yu karavanının içinde bıçaklayarak öldürdüğü belirlenen zanlı Halil K. (28), yakalandı. Emniyetteki sorgulamasının ardından adliyeye sevk edilen madde bağımlısı Halil K.’nın 8 ayrı suçtan sabıkası olduğu belirlendi.Cinayeti itiraf eden zanlı, olayda kullandığı bıçağı da polise teslim etti. İfadesinde, “Olaydan önce esrar içmiştim. Karavana girdiğimde kadın çığlık attı, adam bana saldırdı, çakıyı rastgele sapladım.” dedi. Tutuklanan zanlının Rize’nin İkizdere ilçe nüfusuna kayıtlı olduğu ve uzun zamandır ailesinden ayrı sokaklarda yaşadığı öğrenildi. Derepazarı’nda nceki gece İtalyan turistlere ait karavanlardan birine, havalandırma penceresinden hırsızlık için giren Halil K., Giorgio Bozzo’yu (70) göğüs bölgesinden 4 bıçak darbesi ile öldürerek kaçmıştı. Olaydan sonra Karavandaki kan lekesi ve çöpte bulunan pantolon paçasından yola çıkan polis ekipleri, olay gecesi çevre hastanelere başvuru yapılıp yapılmadığını araştırdı. Halil K. adlı zanlının olay gecesi karavana girdiği havalandırmadan kaçarken yere düşerek ayağını kırdığı ve hastaneye giderek tedavi gördüğü tespit edildi. İlçe merkezinde gözaltına alınan zanlının, cinayeti birlikte işlediğini itiraf ettiği Ziya K. (24) da gözaltına alındı. Suçlamaları kabul etmeyen Ziya K. zanlının yanında olmadığını, olay sonrası yanına gelerek kendisine birkaç parça eşya bıraktığını öne sürdü. Alınan bilgilere göre, Rize Emniyet Müdürlüğü cinayeti araştırmak için 30 kişilik özel ekip kurdu. Ekip turistin eşinin ifadesine başvurdu. Ritta Bozzo’nun katilin yüzünü görmediğini, ancak kırmızı bir tişört giydiğini söylemesi üzerine araştırmalarını bu yönde genişleten ekipler, karavanın yanındaki toprak zeminde de normalden derin ve büyük bir ayak izine rastladı. İzin kalıbını çıkaran ve hangi marka ayakkabıya ait olduğunu belirlemek için ayakkabı üreticisi firmalarla irtibata geçen polis, katilin yüksekten atlaması sonucu yaralanmış olabileceği ihtimali üzerine hastanelerde de araştırma yaptı ve yüksekten düşme sonucu gelen yaralıların listesini istedi. Yaklaşık 20 kişi sorgulanırken, akşam saatlerinde kırmızı bir tişörtle görülen Halil K.’nın cinayetten yaklaşık bir saat sonra ayağı kırıldığı için hastaneye başvurduğu saptandı. Zanlı, Derepazarı ilçesinde saklandığı arkadaşının evinde gözaltına alındı. Ritta Bozzo’nun bugün cenazeyle birlikte İtalya’ya döneceği öğrenilirken, İtalyan Büyükelçiliği’nin Emniyet’i arayarak teşekkür ettiği belirtildi. RİZE, CİHAN, DHA
Zaman
Ana Sayfa
08.09.2014
İtalyanturistiöldürenmaddebağımlısıyakalandıİtalyan turisti öldüren madde bağımlısı yakalandı
Hocaefendi’nin 3 meydan okumasına karşılık 3 maymunu oynamak
Zaman
27.08.2014
02:57
Aylardır hiçbir delile dayanmadan 8 gazete ve TRT dahil 13 TV kanalıyla Hizmet’e iftira attılar. Küfürler, hakaretler… Demedikleri bir şey kalmadı.Başbakan bunun yanında her olumsuzluğu “dışişlerini onlar dinledi, kriptolu telefonumu onlar dinledi, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanını onlar dinledi... Arkalarında falan ülke var, filan istihbarat teşkilatı var...” gibi sözlerle Hizmet’e yıkmaya kalkıştı. Bilgiye dayanmayan tek bir söz etmemesi gereken bir Başbakan bilgiye dayalı tek bir söz etmedi. Bu iftiralar topluma birer fitne olarak yağdı. (Ki dinlemelerin arkasında hangi ülkenin olduğu şimdi ortaya çıktı.)BU HAKARETLER ERDOĞAN’A YAPILSAYDI...Erdoğan bir sivil toplum lideri olsa 8 gazete 13 TV kanalı her gün, “Tayyip Erdoğan falan falan ülkenin ajanıdır. Erdoğan’ın arkasında CIA var, KGB var, MOSSAD var.” deseydi?Erdoğan ve AKP’liler için “sülük, şerefsiz, ahlaksız, vatan haini, çete reisi, örgüt lideri” hakaretleri edilseydi?“Ur, virüs, kan emici vampir, haşhaşi, ırkçı” gibi evrensel hukukta söylenmesi suç olan ithamlar telaffuz edilseydi?Erdoğan ve AKP’liler ne yapardı? Bekler bekler ve dayanamaz haklı olarak şunu derdi: Eğer Tayyip Erdoğan ve AKP’liler kan emici vampirse Allah bizim belamızı versin, yok biz masumsak bu iftiraları atanların belasını versin!Hocaefendi’nin yaptığı bundan ibaretti. Ama buna ‘amin’ deme cesaret ve mertliğini gösterme yerine yapılana ‘beddua’ deyip üç maymunu oynadılar.Hocaefendi’nin üç farklı zamanda dile getirdiği dualar şöyleydi:1- “Yapılan şey Kur’an’a ve Sünnet’e aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, Allah, bizi de onları da yerlerin dibine batırsın! Ama öyle değilse, hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar… Allah onların birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın… Önlerini kessin, bir şey olmaya imkân vermesin!” dedi ve sabredip aylarca sustu. Ama iftiralar artarak devam etti. Hocaefendi yolsuzluk ve rüşvet skandallarını perdelemek için 8 ayda 8 bin defa paralel diyenlere geçen ay ikinci bir ‘amin’ fırsatı verdi:2-“Kim paralelse, Allah onun belasını versin. Kim sülükse, Allah onun bin belasını versin. Kim çeteyse, kim örgütse, kim silahlı örgütse, kim milletin hakkı olan arpa kadar bir haram yemişse Allah onun belasını versin!” Eğer başbakan ve yandaşlarında samimiyet olsaydı bu duaya ‘amin’ derlerdi. Onu da diyemediler. Ve Hocaefendi geçen hafta yalancı ve müfteri olmadıklarını ispat için onlara üçüncü bir imkan verdi ve şunu dedi:3-“Allah’a, Kur’ân’a ve Kütüb-ü Fıkhiye’ye inanıyorlarsa desinler ki: Eğer bizim hakkımızda denen bu şeyler doğruysa -Doğru değil, bunlar dublajdır, bunlar montajdır!- eğer bunların bir tanesi, onda biri doğruysa, benim eşim üç talakla boş olsun!...” Bunu da duymazdan geldiler. ‘Amin’ diyemediler. O zaman soralım:EĞER ALKIŞLARINIZDA SAMİMİ İSENİZVicdanıyla iştihar etmiş Bülent Arınç Bey! Ses çıkarmadığınız ve tek bir kelimeyle itiraz etmediğiniz hizmete yapılan sokak ağzı itham ve iddialara samimi inanıyorsanız buyurun ‘amin’ deyin.Hakperest bir mümin bildiğimiz Ahmet Taşgetiren! Başbakan’ın iddialarına hep gönülden katıldınız ki sürekli hizmeti eleştirdiniz. Seviyesizce ithamlar karşısında Başbakan’ı yarım kelimeyle bile tenkit etmediniz. Buyrun ‘her şeyi inanarak yazdım’ deyin ve inancınızı ‘amin’ diyerek tescil edin!Meclis’te her hakaret ve iftirayı alkışlayan bazen coşup ayağa fırlayan AKP milletvekilleri…Ve Diyanet yöneticileri. ‘Zulme rıza zulümdür’ hakikatini iyi bilen, ‘Zulmedenlere sakın en küçük bir meyil ile bile meyletmeyin ve sempati duymayın, yoksa ateş size dokunur.’ (11/113) ayetiyle hutbeler irad edenler...Buyrun “Biz Başbakan’ın Hocaefendi’ye ithamlarına kalpten inanıyoruz. Bu yeminleşmeyi kabul ediyoruz.” deyin!Medya sahipleri… Sabah grubunun sahibi Ömer Faruk Kalyoncu… Yeni Şafak’ın sahibi Ahmet Albayrak’lar... Daha dün Bayram Ali Hoca iftirasıyla hizmete saldıran, hakara makara diyerek Kur’an’la alay eden Egemen Bağış’ı müdafaa için Hocaefendi’ye ehl-i küfre reva görülmeyecek iftiralar atan Akit ve onun yazarları ve sahibi Mustafa Karahasanoğlu... Gazeteleriniz vasıtasıyla binlerce yalanı kitlelere boca ettiniz. 70 küsur yaşında bir Hak dostuna ve sevenlerine savaş açtınız. Eğer yayınlarınızın arkasında iseniz buyrun ‘amin’ deyin!Bir yanda belki çocuğunuzu aralarında okuttuğunuz, hiçbir mensubu karakol dahi görmemiş, suça karışmamış
Zaman
En Çok Okunan
27.08.2014
Hocaefendi’nin3meydanokumasınakarşılık3maymunuoynamakHocaefendi’nin 3 meydan okumasına karşılık 3 maymunu oynamak
Hocaefendi’nin 3 meydan okumasına karşılık 3 maymunu oynamak
Zaman
27.08.2014
02:23
Aylardır hiçbir delile dayanmadan 8 gazete ve TRT dahil 13 TV kanalıyla Hizmet’e iftira attılar. Küfürler, hakaretler… Demedikleri bir şey kalmadı.Başbakan bunun yanında her olumsuzluğu “dışişlerini onlar dinledi, kriptolu telefonumu onlar dinledi, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanını onlar dinledi... Arkalarında falan ülke var, filan istihbarat teşkilatı var...” gibi sözlerle Hizmet’e yıkmaya kalkıştı. Bilgiye dayanmayan tek bir söz etmemesi gereken bir Başbakan bilgiye dayalı tek bir söz etmedi. Bu iftiralar topluma birer fitne olarak yağdı. (Ki dinlemelerin arkasında hangi ülkenin olduğu şimdi ortaya çıktı.)BU HAKARETLER ERDOĞAN’A YAPILSAYDI...Erdoğan bir sivil toplum lideri olsa 8 gazete 13 TV kanalı her gün, “Tayyip Erdoğan falan falan ülkenin ajanıdır. Erdoğan’ın arkasında CIA var, KGB var, MOSSAD var.” deseydi?Erdoğan ve AKP’liler için “sülük, şerefsiz, ahlaksız, vatan haini, çete reisi, örgüt lideri” hakaretleri edilseydi?“Ur, virüs, kan emici vampir, haşhaşi, ırkçı” gibi evrensel hukukta söylenmesi suç olan ithamlar telaffuz edilseydi?Erdoğan ve AKP’liler ne yapardı? Bekler bekler ve dayanamaz haklı olarak şunu derdi: Eğer Tayyip Erdoğan ve AKP’liler kan emici vampirse Allah bizim belamızı versin, yok biz masumsak bu iftiraları atanların belasını versin!Hocaefendi’nin yaptığı bundan ibaretti. Ama buna ‘amin’ deme cesaret ve mertliğini gösterme yerine yapılana ‘beddua’ deyip üç maymunu oynadılar.Hocaefendi’nin üç farklı zamanda dile getirdiği dualar şöyleydi:1- “Yapılan şey Kur’an’a ve Sünnet’e aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, Allah, bizi de onları da yerlerin dibine batırsın! Ama öyle değilse, hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar… Allah onların birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın… Önlerini kessin, bir şey olmaya imkân vermesin!” dedi ve sabredip aylarca sustu. Ama iftiralar artarak devam etti. Hocaefendi yolsuzluk ve rüşvet skandallarını perdelemek için 8 ayda 8 bin defa paralel diyenlere geçen ay ikinci bir ‘amin’ fırsatı verdi:2-“Kim paralelse, Allah onun belasını versin. Kim sülükse, Allah onun bin belasını versin. Kim çeteyse, kim örgütse, kim silahlı örgütse, kim milletin hakkı olan arpa kadar bir haram yemişse Allah onun belasını versin!” Eğer başbakan ve yandaşlarında samimiyet olsaydı bu duaya ‘amin’ derlerdi. Onu da diyemediler. Ve Hocaefendi geçen hafta yalancı ve müfteri olmadıklarını ispat için onlara üçüncü bir imkan verdi ve şunu dedi:3-“Allah’a, Kur’ân’a ve Kütüb-ü Fıkhiye’ye inanıyorlarsa desinler ki: Eğer bizim hakkımızda denen bu şeyler doğruysa -Doğru değil, bunlar dublajdır, bunlar montajdır!- eğer bunların bir tanesi, onda biri doğruysa, benim eşim üç talakla boş olsun!...” Bunu da duymazdan geldiler. ‘Amin’ diyemediler. O zaman soralım:EĞER ALKIŞLARINIZDA SAMİMİ İSENİZVicdanıyla iştihar etmiş Bülent Arınç Bey! Ses çıkarmadığınız ve tek bir kelimeyle itiraz etmediğiniz hizmete yapılan sokak ağzı itham ve iddialara samimi inanıyorsanız buyurun ‘amin’ deyin.Hakperest bir mümin bildiğimiz Ahmet Taşgetiren! Başbakan’ın iddialarına hep gönülden katıldınız ki sürekli hizmeti eleştirdiniz. Seviyesizce ithamlar karşısında Başbakan’ı yarım kelimeyle bile tenkit etmediniz. Buyrun ‘her şeyi inanarak yazdım’ deyin ve inancınızı ‘amin’ diyerek tescil edin!Meclis’te her hakaret ve iftirayı alkışlayan bazen coşup ayağa fırlayan AKP milletvekilleri…Ve Diyanet yöneticileri. ‘Zulme rıza zulümdür’ hakikatini iyi bilen, ‘Zulmedenlere sakın en küçük bir meyil ile bile meyletmeyin ve sempati duymayın, yoksa ateş size dokunur.’ (11/113) ayetiyle hutbeler irad edenler...Buyrun “Biz Başbakan’ın Hocaefendi’ye ithamlarına kalpten inanıyoruz. Bu yeminleşmeyi kabul ediyoruz.” deyin!Medya sahipleri… Sabah grubunun sahibi Ömer Faruk Kalyoncu… Yeni Şafak’ın sahibi Ahmet Albayrak’lar... Daha dün Bayram Ali Hoca iftirasıyla hizmete saldıran, hakara makara diyerek Kur’an’la alay eden Egemen Bağış’ı müdafaa için Hocaefendi’ye ehl-i küfre reva görülmeyecek iftiralar atan Akit ve onun yazarları ve sahibi Mustafa Karahasanoğlu... Gazeteleriniz vasıtasıyla binlerce yalanı kitlelere boca ettiniz. 70 küsur yaşında bir Hak dostuna ve sevenlerine savaş açtınız. Eğer yayınlarınızın arkasında iseniz buyrun ‘amin’ deyin!Bir yanda belki çocuğunuzu aralarında okuttuğunuz, hiçbir mensubu karakol dahi görmemiş, suça karışmamış
Zaman
Yorum
27.08.2014
Hocaefendi’nin3meydanokumasınakarşılık3maymunuoynamakHocaefendi’nin 3 meydan okumasına karşılık 3 maymunu oynamak
Hocaefendi’nin 3 meydan okumasına karşılık 3 maymunu oynamak
Zaman
27.08.2014
02:10
Aylardır hiçbir delile dayanmadan 8 gazete ve TRT dahil 13 TV kanalıyla Hizmet’e iftira attılar. Küfürler, hakaretler… Demedikleri bir şey kalmadı.Başbakan bunun yanında her olumsuzluğu “dışişlerini onlar dinledi, kriptolu telefonumu onlar dinledi, Cumhurbaşkanı ve Genelkurmay Başkanını onlar dinledi... Arkalarında falan ülke var, filan istihbarat teşkilatı var...” gibi sözlerle Hizmet’e yıkmaya kalkıştı. Bilgiye dayanmayan tek bir söz etmemesi gereken bir Başbakan bilgiye dayalı tek bir söz etmedi. Bu iftiralar topluma birer fitne olarak yağdı. (Ki dinlemelerin arkasında hangi ülkenin olduğu şimdi ortaya çıktı.)BU HAKARETLER ERDOĞAN’A YAPILSAYDI...Erdoğan bir sivil toplum lideri olsa 8 gazete 13 TV kanalı her gün, “Tayyip Erdoğan falan falan ülkenin ajanıdır. Erdoğan’ın arkasında CIA var, KGB var, MOSSAD var.” deseydi?Erdoğan ve AKP’liler için “sülük, şerefsiz, ahlaksız, vatan haini, çete reisi, örgüt lideri” hakaretleri edilseydi?“Ur, virüs, kan emici vampir, haşhaşi, ırkçı” gibi evrensel hukukta söylenmesi suç olan ithamlar telaffuz edilseydi?Erdoğan ve AKP’liler ne yapardı? Bekler bekler ve dayanamaz haklı olarak şunu derdi: Eğer Tayyip Erdoğan ve AKP’liler kan emici vampirse Allah bizim belamızı versin, yok biz masumsak bu iftiraları atanların belasını versin!Hocaefendi’nin yaptığı bundan ibaretti. Ama buna ‘amin’ deme cesaret ve mertliğini gösterme yerine yapılana ‘beddua’ deyip üç maymunu oynadılar.Hocaefendi’nin üç farklı zamanda dile getirdiği dualar şöyleydi:1- “Yapılan şey Kur’an’a ve Sünnet’e aykırıysa, modern hukuka aykırıysa, Allah, bizi de onları da yerlerin dibine batırsın! Ama öyle değilse, hırsızı görmeden hırsızı yakalayanın üzerine gidenler, cinayeti görmeyip de masum insanlara cürüm atmak suretiyle onları karalamaya çalışanlar… Allah onların birliklerini bozsun, duygularını sinelerinde bıraksın… Önlerini kessin, bir şey olmaya imkân vermesin!” dedi ve sabredip aylarca sustu. Ama iftiralar artarak devam etti. Hocaefendi yolsuzluk ve rüşvet skandallarını perdelemek için 8 ayda 8 bin defa paralel diyenlere geçen ay ikinci bir ‘amin’ fırsatı verdi:2-“Kim paralelse, Allah onun belasını versin. Kim sülükse, Allah onun bin belasını versin. Kim çeteyse, kim örgütse, kim silahlı örgütse, kim milletin hakkı olan arpa kadar bir haram yemişse Allah onun belasını versin!” Eğer başbakan ve yandaşlarında samimiyet olsaydı bu duaya ‘amin’ derlerdi. Onu da diyemediler. Ve Hocaefendi geçen hafta yalancı ve müfteri olmadıklarını ispat için onlara üçüncü bir imkan verdi ve şunu dedi:3-“Allah’a, Kur’ân’a ve Kütüb-ü Fıkhiye’ye inanıyorlarsa desinler ki: Eğer bizim hakkımızda denen bu şeyler doğruysa -Doğru değil, bunlar dublajdır, bunlar montajdır!- eğer bunların bir tanesi, onda biri doğruysa, benim eşim üç talakla boş olsun!...” Bunu da duymazdan geldiler. ‘Amin’ diyemediler. O zaman soralım:EĞER ALKIŞLARINIZDA SAMİMİ İSENİZVicdanıyla iştihar etmiş Bülent Arınç Bey! Ses çıkarmadığınız ve tek bir kelimeyle itiraz etmediğiniz hizmete yapılan sokak ağzı itham ve iddialara samimi inanıyorsanız buyurun ‘amin’ deyin.Hakperest bir mümin bildiğimiz Ahmet Taşgetiren! Başbakan’ın iddialarına hep gönülden katıldınız ki sürekli hizmeti eleştirdiniz. Seviyesizce ithamlar karşısında Başbakan’ı yarım kelimeyle bile tenkit etmediniz. Buyrun ‘her şeyi inanarak yazdım’ deyin ve inancınızı ‘amin’ diyerek tescil edin!Meclis’te her hakaret ve iftirayı alkışlayan bazen coşup ayağa fırlayan AKP milletvekilleri…Ve Diyanet yöneticileri. ‘Zulme rıza zulümdür’ hakikatini iyi bilen, ‘Zulmedenlere sakın en küçük bir meyil ile bile meyletmeyin ve sempati duymayın, yoksa ateş size dokunur.’ (11/113) ayetiyle hutbeler irad edenler...Buyrun “Biz Başbakan’ın Hocaefendi’ye ithamlarına kalpten inanıyoruz. Bu yeminleşmeyi kabul ediyoruz.” deyin!Medya sahipleri… Sabah grubunun sahibi Ömer Faruk Kalyoncu… Yeni Şafak’ın sahibi Ahmet Albayrak’lar... Daha dün Bayram Ali Hoca iftirasıyla hizmete saldıran, hakara makara diyerek Kur’an’la alay eden Egemen Bağış’ı müdafaa için Hocaefendi’ye ehl-i küfre reva görülmeyecek iftiralar atan Akit ve onun yazarları ve sahibi Mustafa Karahasanoğlu... Gazeteleriniz vasıtasıyla binlerce yalanı kitlelere boca ettiniz. 70 küsur yaşında bir Hak dostuna ve sevenlerine savaş açtınız. Eğer yayınlarınızın arkasında iseniz buyrun ‘amin’ deyin!Bir yanda belki çocuğunuzu aralarında okuttuğunuz, hiçbir mensubu karakol dahi görmemiş, suça karışmamış
Zaman
Ana Sayfa
27.08.2014
Hocaefendi’nin3meydanokumasınakarşılık3maymunuoynamakHocaefendi’nin 3 meydan okumasına karşılık 3 maymunu oynamak
Bakanlar hakkındaki gensoru AKP oylarıyla reddedildi
Zaman
23.05.2014
02:04
CHP ve HDP’nin Soma’daki maden faciasının ardından istifaları istenen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik hakkında verdiği gensoru önergeleri AKP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.Taner Yıldız, “Bu bir doğal afet değil, o halde kusur var. Buradaki kusur tartışılmaz. Bir siyasi sorumlu aranıyorsa ben o sorumluluğu üstleniyorum. Bundan kaçamayız.” derken, Faruk Çelik de “Sorumluluk sizde mi?” soruları karşısında “Bende, ne olacak? Hükümette.” açıklamasında bulunmuştu. HDP’nin iki bakan hakkında ayrı ayrı, CHP’nin ise iki bakan hakkında birlikte verdikleri üç gensoru birleştirilerek görüşüldü. Gensoru görüşmelerinde muhalefet partileri, 301 kişinin vefatı sonrasında bakanların istifa etmemesini eleştirdi ve bakanları istifaya çağırdı. Soma faciasını ‘kaza değil toplu cinayet’ olarak niteleyen muhalefet partileri, hükümeti Soma’da yaşananların üstünü örtmeye çalışmakla suçladı. MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, siyasi sorumluların olayın ‘selameti, güvenliği ve yapılacak çalışmaları kesintiye uğratmamak için’ istifa etmesi gerektiğini belirttti. Işık, “Burası Hitler’in Almanya’sı değil.” dedi. HDP’li Levent Tüzel, Soma’da yaşananları ‘iş cinayeti’ olarak nitelerken, cezai takibatın ‘alelade bir trafik suçu gibi taksirli suç yerine olası kast’ ile yapılması gerektiğini belirtti. HDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, ‘301 canın toprak altında olmasına rağmen hiç kimsenin sorumluluk kabul etmediğine’ dikkat çekti. CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören ise Genel Kurul’da az sayıda milletvekili olmasına tepki göstererek, “Koltuklar boş, böylesine ortak acıların yaşandığı bir ülkede nasıl bu kadar duyarsız olabilirsiniz, vicdanınızla aklınızın arasına Soma’da maden ocağına örüldüğü gibi duvar mı örülmüş?” diye sordu. “Sayın bakanım, seçimlere bir yıl kaldı, bir yılı bakan olarak geçirmeseniz çok şey mi kaybetmiş olursunuz?” sözüyle de bakanları istifaya çağırdı.MİT YASASI OLSAYDI 300 KİŞİ GELİRDİNİZCHP Manisa Milletvekili Özgür Özel de, 301 kişiyi kaybettikten sonra dünyanın hiçbir yerinde çalışma ve enerji bakanlarının o koltukta oturamayacağını, ‘pişkinlikle Parlamento’nun karşısına çıkamayacağını’ vurguladı. Özel, “17 Aralık sürecinde bakanlar birer birer istifa ederken, Erdoğan Bayraktar’ın resti Başbakan’ın kulağında küpedir. Taner Yıldız’ın bu resti çekecek en az 5 kat malzemesi var, o yüzden Başbakan istifasını isteyemiyor. Eğer bu iki bakan görevlerinde kalacaksa sözün bittiği yerdeyiz. Onlar istifa etmiyorsa, bu sorumluluk iktidar partisinin milletvekillerindedir. 301 kişinin öldüğü yerde bakanlar hâlâ görevdeyse bu nasıl vicdan?” sorusunu yöneltti. AKP’lilerin Genel Kurul’a ilgi göstermemesine de tepki gösteren Özgür Özel, “Başbakan MİT yasasını değiştirin deyince 300 kişi gelip oturuyorsunuz, şimdi 45 kişiyle buradasınız, yazıktır, ayıptır, günahtır.” görüşünü dile getirdi.Taner Yıldız’dan istifa cevabı: O en kolayıSoma’dan bir grup madenciyle bir araya gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, toplantı sonrası değerlendirmelerde bulundu. İstifa konusunun sorulması üzerine Yıldız, “Bu en kolayı. İki bakanlık olarak biz sorumluluğu üstlendik.” şeklinde konuştu. İstifadan ziyade işçi güvenliği ve madenlerle ilgili tedbirleri almanın daha önemli olduğunu savundu. ABD, Çin gibi maden işçisi sayısının çok olduğu ülkeleri örnek alacaklarına işaret etti. İşçilere, “Siz bu ocakların kapatılmasını ister misiniz?” sorularını yönelttiklerini aktaran Yıldız, “Madenciler, ‘Hayır hayır’ dedi. Ancak çalışma şartlarının düzeltilmesini istedi. Bundan sonra işçi kardeşlerimiz karar mekanizmasının en önemli temsilcilerinden olacak.” dedi. Aynı görüşmede bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de istifa beklentileriyle ilgili konuştu. Çelik, “Koltuk meselesini kendi geleceğimiz meselesi yapmayız. Siyasi sorumluluk her an geçerli.” diye konuştu. Başka bir soru üzerine, “Fiziki şartlarla ilgili çözülmesi gereken sorunlar var. Kapatma yalnız başına çözüm olmuyor.” dedi. AHMET DÖNMEZ
Zaman
En Çok Okunan
23.05.2014
BakanlarhakkındakigensoruAKPoylarıylareddedildiBakanlar hakkındaki gensoru AKP oylarıyla reddedildi
Bakanlar hakkındaki gensoru AKP oylarıyla reddedildi
Zaman
23.05.2014
02:04
CHP ve HDP’nin Soma’daki maden faciasının ardından istifaları istenen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik hakkında verdiği gensoru önergeleri AKP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.Taner Yıldız, “Bu bir doğal afet değil, o halde kusur var. Buradaki kusur tartışılmaz. Bir siyasi sorumlu aranıyorsa ben o sorumluluğu üstleniyorum. Bundan kaçamayız.” derken, Faruk Çelik de “Sorumluluk sizde mi?” soruları karşısında “Bende, ne olacak? Hükümette.” açıklamasında bulunmuştu. HDP’nin iki bakan hakkında ayrı ayrı, CHP’nin ise iki bakan hakkında birlikte verdikleri üç gensoru birleştirilerek görüşüldü. Gensoru görüşmelerinde muhalefet partileri, 301 kişinin vefatı sonrasında bakanların istifa etmemesini eleştirdi ve bakanları istifaya çağırdı. Soma faciasını ‘kaza değil toplu cinayet’ olarak niteleyen muhalefet partileri, hükümeti Soma’da yaşananların üstünü örtmeye çalışmakla suçladı. MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, siyasi sorumluların olayın ‘selameti, güvenliği ve yapılacak çalışmaları kesintiye uğratmamak için’ istifa etmesi gerektiğini belirttti. Işık, “Burası Hitler’in Almanya’sı değil.” dedi. HDP’li Levent Tüzel, Soma’da yaşananları ‘iş cinayeti’ olarak nitelerken, cezai takibatın ‘alelade bir trafik suçu gibi taksirli suç yerine olası kast’ ile yapılması gerektiğini belirtti. HDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, ‘301 canın toprak altında olmasına rağmen hiç kimsenin sorumluluk kabul etmediğine’ dikkat çekti. CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören ise Genel Kurul’da az sayıda milletvekili olmasına tepki göstererek, “Koltuklar boş, böylesine ortak acıların yaşandığı bir ülkede nasıl bu kadar duyarsız olabilirsiniz, vicdanınızla aklınızın arasına Soma’da maden ocağına örüldüğü gibi duvar mı örülmüş?” diye sordu. “Sayın bakanım, seçimlere bir yıl kaldı, bir yılı bakan olarak geçirmeseniz çok şey mi kaybetmiş olursunuz?” sözüyle de bakanları istifaya çağırdı.MİT YASASI OLSAYDI 300 KİŞİ GELİRDİNİZCHP Manisa Milletvekili Özgür Özel de, 301 kişiyi kaybettikten sonra dünyanın hiçbir yerinde çalışma ve enerji bakanlarının o koltukta oturamayacağını, ‘pişkinlikle Parlamento’nun karşısına çıkamayacağını’ vurguladı. Özel, “17 Aralık sürecinde bakanlar birer birer istifa ederken, Erdoğan Bayraktar’ın resti Başbakan’ın kulağında küpedir. Taner Yıldız’ın bu resti çekecek en az 5 kat malzemesi var, o yüzden Başbakan istifasını isteyemiyor. Eğer bu iki bakan görevlerinde kalacaksa sözün bittiği yerdeyiz. Onlar istifa etmiyorsa, bu sorumluluk iktidar partisinin milletvekillerindedir. 301 kişinin öldüğü yerde bakanlar hâlâ görevdeyse bu nasıl vicdan?” sorusunu yöneltti. AKP’lilerin Genel Kurul’a ilgi göstermemesine de tepki gösteren Özgür Özel, “Başbakan MİT yasasını değiştirin deyince 300 kişi gelip oturuyorsunuz, şimdi 45 kişiyle buradasınız, yazıktır, ayıptır, günahtır.” görüşünü dile getirdi.Taner Yıldız’dan istifa cevabı: O en kolayıSoma’dan bir grup madenciyle bir araya gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, toplantı sonrası değerlendirmelerde bulundu. İstifa konusunun sorulması üzerine Yıldız, “Bu en kolayı. İki bakanlık olarak biz sorumluluğu üstlendik.” şeklinde konuştu. İstifadan ziyade işçi güvenliği ve madenlerle ilgili tedbirleri almanın daha önemli olduğunu savundu. ABD, Çin gibi maden işçisi sayısının çok olduğu ülkeleri örnek alacaklarına işaret etti. İşçilere, “Siz bu ocakların kapatılmasını ister misiniz?” sorularını yönelttiklerini aktaran Yıldız, “Madenciler, ‘Hayır hayır’ dedi. Ancak çalışma şartlarının düzeltilmesini istedi. Bundan sonra işçi kardeşlerimiz karar mekanizmasının en önemli temsilcilerinden olacak.” dedi. Aynı görüşmede bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de istifa beklentileriyle ilgili konuştu. Çelik, “Koltuk meselesini kendi geleceğimiz meselesi yapmayız. Siyasi sorumluluk her an geçerli.” diye konuştu. Başka bir soru üzerine, “Fiziki şartlarla ilgili çözülmesi gereken sorunlar var. Kapatma yalnız başına çözüm olmuyor.” dedi. AHMET DÖNMEZ
Zaman
Politika
23.05.2014
BakanlarhakkındakigensoruAKPoylarıylareddedildiBakanlar hakkındaki gensoru AKP oylarıyla reddedildi
Bakanlar hakkındaki gensoru AKP oylarıyla reddedildi
Zaman
23.05.2014
02:04
CHP ve HDP’nin Soma’daki maden faciasının ardından istifaları istenen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik hakkında verdiği gensoru önergeleri AKP’li vekillerin oylarıyla reddedildi.Taner Yıldız, “Bu bir doğal afet değil, o halde kusur var. Buradaki kusur tartışılmaz. Bir siyasi sorumlu aranıyorsa ben o sorumluluğu üstleniyorum. Bundan kaçamayız.” derken, Faruk Çelik de “Sorumluluk sizde mi?” soruları karşısında “Bende, ne olacak? Hükümette.” açıklamasında bulunmuştu. HDP’nin iki bakan hakkında ayrı ayrı, CHP’nin ise iki bakan hakkında birlikte verdikleri üç gensoru birleştirilerek görüşüldü. Gensoru görüşmelerinde muhalefet partileri, 301 kişinin vefatı sonrasında bakanların istifa etmemesini eleştirdi ve bakanları istifaya çağırdı. Soma faciasını ‘kaza değil toplu cinayet’ olarak niteleyen muhalefet partileri, hükümeti Soma’da yaşananların üstünü örtmeye çalışmakla suçladı. MHP Kütahya Milletvekili Alim Işık, siyasi sorumluların olayın ‘selameti, güvenliği ve yapılacak çalışmaları kesintiye uğratmamak için’ istifa etmesi gerektiğini belirttti. Işık, “Burası Hitler’in Almanya’sı değil.” dedi. HDP’li Levent Tüzel, Soma’da yaşananları ‘iş cinayeti’ olarak nitelerken, cezai takibatın ‘alelade bir trafik suçu gibi taksirli suç yerine olası kast’ ile yapılması gerektiğini belirtti. HDP Batman Milletvekili Ayla Akat Ata, ‘301 canın toprak altında olmasına rağmen hiç kimsenin sorumluluk kabul etmediğine’ dikkat çekti. CHP Manisa Milletvekili Hasan Ören ise Genel Kurul’da az sayıda milletvekili olmasına tepki göstererek, “Koltuklar boş, böylesine ortak acıların yaşandığı bir ülkede nasıl bu kadar duyarsız olabilirsiniz, vicdanınızla aklınızın arasına Soma’da maden ocağına örüldüğü gibi duvar mı örülmüş?” diye sordu. “Sayın bakanım, seçimlere bir yıl kaldı, bir yılı bakan olarak geçirmeseniz çok şey mi kaybetmiş olursunuz?” sözüyle de bakanları istifaya çağırdı.MİT YASASI OLSAYDI 300 KİŞİ GELİRDİNİZCHP Manisa Milletvekili Özgür Özel de, 301 kişiyi kaybettikten sonra dünyanın hiçbir yerinde çalışma ve enerji bakanlarının o koltukta oturamayacağını, ‘pişkinlikle Parlamento’nun karşısına çıkamayacağını’ vurguladı. Özel, “17 Aralık sürecinde bakanlar birer birer istifa ederken, Erdoğan Bayraktar’ın resti Başbakan’ın kulağında küpedir. Taner Yıldız’ın bu resti çekecek en az 5 kat malzemesi var, o yüzden Başbakan istifasını isteyemiyor. Eğer bu iki bakan görevlerinde kalacaksa sözün bittiği yerdeyiz. Onlar istifa etmiyorsa, bu sorumluluk iktidar partisinin milletvekillerindedir. 301 kişinin öldüğü yerde bakanlar hâlâ görevdeyse bu nasıl vicdan?” sorusunu yöneltti. AKP’lilerin Genel Kurul’a ilgi göstermemesine de tepki gösteren Özgür Özel, “Başbakan MİT yasasını değiştirin deyince 300 kişi gelip oturuyorsunuz, şimdi 45 kişiyle buradasınız, yazıktır, ayıptır, günahtır.” görüşünü dile getirdi.Taner Yıldız’dan istifa cevabı: O en kolayıSoma’dan bir grup madenciyle bir araya gelen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, toplantı sonrası değerlendirmelerde bulundu. İstifa konusunun sorulması üzerine Yıldız, “Bu en kolayı. İki bakanlık olarak biz sorumluluğu üstlendik.” şeklinde konuştu. İstifadan ziyade işçi güvenliği ve madenlerle ilgili tedbirleri almanın daha önemli olduğunu savundu. ABD, Çin gibi maden işçisi sayısının çok olduğu ülkeleri örnek alacaklarına işaret etti. İşçilere, “Siz bu ocakların kapatılmasını ister misiniz?” sorularını yönelttiklerini aktaran Yıldız, “Madenciler, ‘Hayır hayır’ dedi. Ancak çalışma şartlarının düzeltilmesini istedi. Bundan sonra işçi kardeşlerimiz karar mekanizmasının en önemli temsilcilerinden olacak.” dedi. Aynı görüşmede bulunan Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de istifa beklentileriyle ilgili konuştu. Çelik, “Koltuk meselesini kendi geleceğimiz meselesi yapmayız. Siyasi sorumluluk her an geçerli.” diye konuştu. Başka bir soru üzerine, “Fiziki şartlarla ilgili çözülmesi gereken sorunlar var. Kapatma yalnız başına çözüm olmuyor.” dedi. AHMET DÖNMEZ
Zaman
Ana Sayfa
23.05.2014
BakanlarhakkındakigensoruAKPoylarıylareddedildiBakanlar hakkındaki gensoru AKP oylarıyla reddedildi
K. İrlanda hükümetinde ‘Gerry Adams’ krizi
Zaman
05.05.2014
02:02
Kuzey İrlanda’da koalisyon ortağı Sinn Fein’in lideri Gerry Adams’ın beş gündür gözaltında tutulması, koalisyon ortakları arasında gerilime neden oldu.Başbakan Peter Robinson, 40 yıl önceki bir cinayet sebebiyle gözaltına alınan Adams’ın partisi Sinn Fein’i, ‘emniyet teşkilatına baskı yapmakla’ suçladı. Silahlı örgüt İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun (IRA) siyasi kanadıyla 2007 yılında iktidar ortağı olmayı kabul eden Demokratik Birlikçi Parti mensubu Başbakan Robinson, Gerry Adams’ın yardımcısı Martin McGuinnes’i ‘aşağılık ve haydutça şantaj yapmakla’ itham etti. 10 çocuk annesi bir kadının 1972 yılındaki cinayeti sırasında IRA’nın Belfast komutanı olan Adams’ın tutuklanması ülkede büyük bir gerilime neden olmuştu. Sinn Fein’in önde gelen isimleri, gözaltının barış sürecinden nefret eden tutucu Protestanların işi olduğunu iddia etmiş ve Adams’ın yardımcısı Martin McGuinnes, Sinn Fein lideri 1972’deki cinayet emrini vermekten tutuklanırsa Cumhuriyetçilerin Kuzey İrlanda’da polise desteğini çekeceği tehdidinde bulunmuştu. Kuzey İrlanda’nın bağımsızlığı için yaklaşık 35 yıl mücadele veren IRA, 2005 yılında resmen silah bırakarak faaliyetlerine siyasi alanda devam etme kararı almıştı. Örgüt, 3 bin 600 kişinin ölümünden sorumlu tutuluyordu. Örgütün siyasi kanadı Sinn Fein, 2007’de koalisyon ortağı olmuştu.
Zaman
Dünya
05.05.2014
Kİrlandahükümetinde‘GerryAdams’kriziK İrlanda hükümetinde ‘Gerry Adams’ krizi
K. İrlanda hükümetinde ‘Gerry Adams’ krizi
Zaman
05.05.2014
02:01
Kuzey İrlanda’da koalisyon ortağı Sinn Fein’in lideri Gerry Adams’ın beş gündür gözaltında tutulması, koalisyon ortakları arasında gerilime neden oldu.Başbakan Peter Robinson, 40 yıl önceki bir cinayet sebebiyle gözaltına alınan Adams’ın partisi Sinn Fein’i, ‘emniyet teşkilatına baskı yapmakla’ suçladı. Silahlı örgüt İrlanda Kurtuluş Ordusu’nun (IRA) siyasi kanadıyla 2007 yılında iktidar ortağı olmayı kabul eden Demokratik Birlikçi Parti mensubu Başbakan Robinson, Gerry Adams’ın yardımcısı Martin McGuinnes’i ‘aşağılık ve haydutça şantaj yapmakla’ itham etti. 10 çocuk annesi bir kadının 1972 yılındaki cinayeti sırasında IRA’nın Belfast komutanı olan Adams’ın tutuklanması ülkede büyük bir gerilime neden olmuştu. Sinn Fein’in önde gelen isimleri, gözaltının barış sürecinden nefret eden tutucu Protestanların işi olduğunu iddia etmiş ve Adams’ın yardımcısı Martin McGuinnes, Sinn Fein lideri 1972’deki cinayet emrini vermekten tutuklanırsa Cumhuriyetçilerin Kuzey İrlanda’da polise desteğini çekeceği tehdidinde bulunmuştu. Kuzey İrlanda’nın bağımsızlığı için yaklaşık 35 yıl mücadele veren IRA, 2005 yılında resmen silah bırakarak faaliyetlerine siyasi alanda devam etme kararı almıştı. Örgüt, 3 bin 600 kişinin ölümünden sorumlu tutuluyordu. Örgütün siyasi kanadı Sinn Fein, 2007’de koalisyon ortağı olmuştu.
Zaman
Ana Sayfa
05.05.2014
Kİrlandahükümetinde‘GerryAdams’kriziK İrlanda hükümetinde ‘Gerry Adams’ krizi
‘Oğlum artık benim için ölü’
Zaman
03.05.2014
02:10
6 yaşındaki Gizem’e karşı işlediği insanlık dışı suçla tüm ülkenin vicdanını kanatan Süleyman Akdeniz, ölümden medet umar durumda. Cezaevinde intihara kalkışan, üst üste tehditler alan zanlı, ailesinin gözünde yaşamıyor. Anne Ayşe Akdeniz’in yakınlarına, “O artık benim için öldü. 8 oğlum vardı şimdi 7 tane kaldı.” dediği belirtiliyor.Adana’da 6 yaşındaki Gizem Akdeniz’in akrabası tarafından hunharca öldürülmesi infiale sebep oldu. Başta Adana olmak üzere tüm Türkiye, vahşi cinayeti hem eylem hem de açıklamalarla protesto etti. Cinayeti, evlenme teklifini reddeden Gizem’in ablasından intikam almak için işlediğini itiraf eden Süleyman Akdeniz’e (25) bir tepki de annesinden geldi. Ayşe Akdeniz’in yakınlarına, “O artık benim için öldü. 8 oğlum vardı şimdi 7 tane kaldı.” dediği öğrenildi.17 Nisan’da ortadan kaybolan Gizem Akdeniz’in cansız bedeni, 36 saat sonra işkence edilmiş ve yakılmış halde bulunmuştu. Katil zanlısı Süleyman Akdeniz’in Gizem ile aynı sokakta oturan ailesi Adana’yı terk etmek zorunda kalmıştı. Günler sonra aileden ilk kez haber alındı. Katil zanlısının babası Osman Akdeniz, çocukları ve torunları dahil toplam 50 kişinin gittiği adres gizli tutuluyor. Gizem’in babası Mustafa Akdeniz’in amcası da olan katil zanlısının babası Osman Akdeniz ile eşi Ayşe Akdeniz’in olaydan büyük üzüntü duyduğu belirtildi. Katil zanlısının tutuklanmasının ardından yakınlarını telefonla arayan baba Osman ve anne Ayşe Akdeniz’in, acılı aileye başsağlığı dileğinde bulunduğu öğrenildi. Telefonla aradıkları yakınlarına anne Ayşe Akdeniz’in, “O artık benim için öldü. Bugüne kadar 8 oğlum vardı şimdi 7 tane kaldı. Böyle vahşi bir cinayeti kimse görmezden gelemez. Hatice’nin, Mustafa’nın acısı bizim acımızdır. Gizem bizim en çok sevdiğimiz kızımızdı. Yüreğimiz yanıyor.” diyerek ağladığı ileri sürüldü. Anne Akdeniz’in katil zanlısı oğlunu olaydan sonra aile olarak da ‘öldü’ olarak kabul ettiklerini söylediği kaydedildi.Cezaevinde art arda tehdit alıyorCezaevinde intihar girişiminde bulunduğu için Adana Dr. Ekrem Tok Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edilen katil zanlısı Süleyman Akdeniz, yapılan psikolojik testlerden sonra dün geniş güvenlik önlemleri altında tekrar Kürkçüler E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Hastanede kaldığı sürede adli servisteki tek kişilik odada tutulan Akdeniz’in yapılan psikolojik testlerinde akli dengesinin yerinde olduğu belirlendi. Akdeniz’in görüşmeler sırasında, “Ben çok geniş bir ailede büyüdüm. Sevgi görmedim. Sevgiye muhtaç bir çocuk olarak büyüdüm.” dediği öğrenildi. Katil zanlısının Gizem’i yakmadığını, sadece bıçakladığını, ağzından kan geldikten sonra olay yerinden ayrıldığını, pişmanlık duyarak otomobilde bir süre ağladığını da anlattığı belirtildi. Öte yandan Akdeniz’in hastanede olduğunu öğrenen birçok kişinin gelip gittiği, tehditler savurduğu, bu nedenle binanın çevresinde ve içinde polisin herhangi bir saldırıya karşı güvenlik önlemi aldığı bildirildi.
Zaman
Güncel
03.05.2014
‘Oğlumartıkbenimiçinölü’‘Oğlum artık benim için ölü’
‘Oğlum artık benim için ölü’
Zaman
03.05.2014
02:10
6 yaşındaki Gizem’e karşı işlediği insanlık dışı suçla tüm ülkenin vicdanını kanatan Süleyman Akdeniz, ölümden medet umar durumda. Cezaevinde intihara kalkışan, üst üste tehditler alan zanlı, ailesinin gözünde yaşamıyor. Anne Ayşe Akdeniz’in yakınlarına, “O artık benim için öldü. 8 oğlum vardı şimdi 7 tane kaldı.” dediği belirtiliyor.Adana’da 6 yaşındaki Gizem Akdeniz’in akrabası tarafından hunharca öldürülmesi infiale sebep oldu. Başta Adana olmak üzere tüm Türkiye, vahşi cinayeti hem eylem hem de açıklamalarla protesto etti. Cinayeti, evlenme teklifini reddeden Gizem’in ablasından intikam almak için işlediğini itiraf eden Süleyman Akdeniz’e (25) bir tepki de annesinden geldi. Ayşe Akdeniz’in yakınlarına, “O artık benim için öldü. 8 oğlum vardı şimdi 7 tane kaldı.” dediği öğrenildi.17 Nisan’da ortadan kaybolan Gizem Akdeniz’in cansız bedeni, 36 saat sonra işkence edilmiş ve yakılmış halde bulunmuştu. Katil zanlısı Süleyman Akdeniz’in Gizem ile aynı sokakta oturan ailesi Adana’yı terk etmek zorunda kalmıştı. Günler sonra aileden ilk kez haber alındı. Katil zanlısının babası Osman Akdeniz, çocukları ve torunları dahil toplam 50 kişinin gittiği adres gizli tutuluyor. Gizem’in babası Mustafa Akdeniz’in amcası da olan katil zanlısının babası Osman Akdeniz ile eşi Ayşe Akdeniz’in olaydan büyük üzüntü duyduğu belirtildi. Katil zanlısının tutuklanmasının ardından yakınlarını telefonla arayan baba Osman ve anne Ayşe Akdeniz’in, acılı aileye başsağlığı dileğinde bulunduğu öğrenildi. Telefonla aradıkları yakınlarına anne Ayşe Akdeniz’in, “O artık benim için öldü. Bugüne kadar 8 oğlum vardı şimdi 7 tane kaldı. Böyle vahşi bir cinayeti kimse görmezden gelemez. Hatice’nin, Mustafa’nın acısı bizim acımızdır. Gizem bizim en çok sevdiğimiz kızımızdı. Yüreğimiz yanıyor.” diyerek ağladığı ileri sürüldü. Anne Akdeniz’in katil zanlısı oğlunu olaydan sonra aile olarak da ‘öldü’ olarak kabul ettiklerini söylediği kaydedildi.Cezaevinde art arda tehdit alıyorCezaevinde intihar girişiminde bulunduğu için Adana Dr. Ekrem Tok Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’ne sevk edilen katil zanlısı Süleyman Akdeniz, yapılan psikolojik testlerden sonra dün geniş güvenlik önlemleri altında tekrar Kürkçüler E Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Hastanede kaldığı sürede adli servisteki tek kişilik odada tutulan Akdeniz’in yapılan psikolojik testlerinde akli dengesinin yerinde olduğu belirlendi. Akdeniz’in görüşmeler sırasında, “Ben çok geniş bir ailede büyüdüm. Sevgi görmedim. Sevgiye muhtaç bir çocuk olarak büyüdüm.” dediği öğrenildi. Katil zanlısının Gizem’i yakmadığını, sadece bıçakladığını, ağzından kan geldikten sonra olay yerinden ayrıldığını, pişmanlık duyarak otomobilde bir süre ağladığını da anlattığı belirtildi. Öte yandan Akdeniz’in hastanede olduğunu öğrenen birçok kişinin gelip gittiği, tehditler savurduğu, bu nedenle binanın çevresinde ve içinde polisin herhangi bir saldırıya karşı güvenlik önlemi aldığı bildirildi.
Zaman
Ana Sayfa
03.05.2014
‘Oğlumartıkbenimiçinölü’‘Oğlum artık benim için ölü’
Kayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Zaman
30.04.2014
02:15
Adana’da iki gündür haber alınamayan Gizem Akdeniz’i (6), Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen S.A.’nın (25) öldürdüğü ortaya çıktı. Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın (9) cesedi ise TCDD lojmanlarının bahçesindeki su kuyusunda bulundu.Adana’da geçtiğimiz pazar günü kaybolan 6 yaşındaki Gizem Akdeniz’in cesedi yakılmış halde bulundu. Minik Gizem’in bıçakla işkence edildikten sonra boğularak öldürüldüğü, cesedinin de yakıldığı belirlendi. Vahşi cinayeti, Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen akrabaları 25 yaşındaki S.A.’nın işlediği ortaya çıktı. Gözaltına alınan katil, savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadelerde cinayeti kabul etti. Son günlerde yaşanan çocuk kayıpları ve ölümlerine ilişkin Meclis’te gazetecilerin sorularını cevaplayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “Bunlar çok üzücü hadiseler, hiç yaşamayı istemediğimiz hadiseler. Acilen tedbir almamız gerekiyor.” dedi. Gizem’in kaybolduğu ihbarının ardından harekete geçen polis, normal prosedürlere göre 24 saat beklemesi gerekirken, rutin uygulamanın dışına çıkarak, arama çalışmalarına hemen başladı. Polislerden özel ekip kuruldu. Ekiplerin bir kısmı bölgeyi tararken, bazıları harekete geçerek yakın çevredeki suçluların profillerini incelemeye aldı. Akdeniz ailesinden çok sayıda kişinin ifadesini aldı. Gizem ile aynı sokakta oturan önceden sorguladıkları akrabaları S.A.’nın kırmızı renkli otomobili olduğunu bilen özel ekipte görevli polisler, Mobese görüntülerinde, fuar alanı kavşağından geçerken dikkatlerini çeken kırmızı renkli bir otomobilde ayrıntılı incelemede Gizem’e benzeyen bir kız çocuğu olduğunu fark etti. Şüphelerin üzerinde yoğunlaştığı S.A., Mobese görüntüleri kendisine gösterilince cinayeti itiraf etmek zorunda kaldı. Hunharca işlenen cinayetin şüphelisi S.A.’nın Gizem’in ablasıyla evlenmek istediği, ailenin buna ısrarla karşı çıkması üzerine öfkeye kapılarak, intikam amaçlı minik kızı kaçırıp öldürdüğü öğrenildi. Şüphe çekmek istemeyen katilin evde kıyafetini değiştirip aileyle birlikte arama çalışmalarına katıldığı detayına ulaşıldı. Gizem’in cenazesi, dün bulunduğu Rüzgarlı Tepe yakınındaki Kabasakal Mezarlığı’nda toprağa verildi. Anne Hatice Akdeniz, kızının katil zanlısı için şüphe etmediğini belirterek, “Ne istedin yavrumdan, sen benden beter ol. Sen gözümün önündeydin de ben nasıl senden şüphe etmedim?” diye gözyaşı döktü. Öğle namazından önce cenaze namazı kılınan Gizem, gözyaşları içinde toprağa verildi.KAN DONDURAN İFADE: BENZİNLE YAKTIMÇıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanan S.A., savcılık ve mahkeme aşamasında olayı nasıl gerçekleştirdiğini ayrıntılı bir şekilde anlattı. Gizem’in ablası ile arkadaşlık yapmasına anne ve babasının engel olduğunu belirten katil, işlediği cinayeti kan donduran ifadelerle anlattı: “Ellerini ve ayaklarını bağladım. Ağzını koli bandı ile yapıştırdım. Gözünü kapatarak, üzerimdeki bıçakla vurdum. Fakat bıçağın neresine denk geldiğini görmedim. Çünkü o sırada gözlerim kapalıydı. Daha sonra yere düştü. Sonra benzin döktüm. Benzin dökerken çığlıklar geldi. Kibritle ateşe verdiğimde çığlıklar atmaya başladı. Daha sonra arabanın yanına gittim. 20-25 dakika kadar bekledim, orada ağladım.”41 avukat, katili savunmadıBu arada Adana Barosu Başkanı Mengücek Gazi Çıtırık, katil zanlısı S.A. için barodan avukat talep edildiğini, 41 avukatın katil zanlısını savunmak istemediğini açıkladı. Çıtırık, bunun üzerine zorunlu olarak Baro Yönetim Kurulu üyesi avukat Ahmet Faruk Ulaş’ın, katil zanlısının sorgusuna katıldığını bildirdi.Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın cesedi, TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bulundu. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyudan cenazeyi iki dalgıç çıkardı.Babadan hastanede en acı teşhisTürkiye, küçük Gizem’in hunharca işlenen bir cinayetle öldürülmesini konuşurken dün Manisa’nın Akhisar ilçesinden de acı bir haber geldi. 25 Nisan’dan bu yana kayıp olan 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi Umut Zambak, bir kuyuda ölü bulundu. Küçük çocuğu hastane morgunda teşhis eden baba Hasan Hüseyin Zambak baygınlık geçirdi. Akhisar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne, saat 02.00 sularında İstanbul-İzmir karayolu kenarındaki TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bir erkek çocuk cesedi olduğu ihbarı geldi. Bunun üzerine Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ile İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grubu’ndan yardım istendi. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyuda arama çalışması başlatıldı. İki dalgıç, halatla bağladıkları çocuğun cesedini s
Zaman
En Çok Okunan
30.04.2014
KayıpikiçocuktanyürekyakanhaberKayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Kayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Zaman
30.04.2014
02:00
Adana’da iki gündür haber alınamayan Gizem Akdeniz’i (6), Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen S.A.’nın (25) öldürdüğü ortaya çıktı. Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın (9) cesedi ise TCDD lojmanlarının bahçesindeki su kuyusunda bulundu.Adana’da geçtiğimiz pazar günü kaybolan 6 yaşındaki Gizem Akdeniz’in cesedi yakılmış halde bulundu. Minik Gizem’in bıçakla işkence edildikten sonra boğularak öldürüldüğü, cesedinin de yakıldığı belirlendi. Vahşi cinayeti, Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen akrabaları 25 yaşındaki S.A.’nın işlediği ortaya çıktı. Gözaltına alınan katil, savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadelerde cinayeti kabul etti. Son günlerde yaşanan çocuk kayıpları ve ölümlerine ilişkin Meclis’te gazetecilerin sorularını cevaplayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “Bunlar çok üzücü hadiseler, hiç yaşamayı istemediğimiz hadiseler. Acilen tedbir almamız gerekiyor.” dedi. Gizem’in kaybolduğu ihbarının ardından harekete geçen polis, normal prosedürlere göre 24 saat beklemesi gerekirken, rutin uygulamanın dışına çıkarak, arama çalışmalarına hemen başladı. Polislerden özel ekip kuruldu. Ekiplerin bir kısmı bölgeyi tararken, bazıları harekete geçerek yakın çevredeki suçluların profillerini incelemeye aldı. Akdeniz ailesinden çok sayıda kişinin ifadesini aldı. Gizem ile aynı sokakta oturan önceden sorguladıkları akrabaları S.A.’nın kırmızı renkli otomobili olduğunu bilen özel ekipte görevli polisler, Mobese görüntülerinde, fuar alanı kavşağından geçerken dikkatlerini çeken kırmızı renkli bir otomobilde ayrıntılı incelemede Gizem’e benzeyen bir kız çocuğu olduğunu fark etti. Şüphelerin üzerinde yoğunlaştığı S.A., Mobese görüntüleri kendisine gösterilince cinayeti itiraf etmek zorunda kaldı. Hunharca işlenen cinayetin şüphelisi S.A.’nın Gizem’in ablasıyla evlenmek istediği, ailenin buna ısrarla karşı çıkması üzerine öfkeye kapılarak, intikam amaçlı minik kızı kaçırıp öldürdüğü öğrenildi. Şüphe çekmek istemeyen katilin evde kıyafetini değiştirip aileyle birlikte arama çalışmalarına katıldığı detayına ulaşıldı. Gizem’in cenazesi, dün bulunduğu Rüzgarlı Tepe yakınındaki Kabasakal Mezarlığı’nda toprağa verildi. Anne Hatice Akdeniz, kızının katil zanlısı için şüphe etmediğini belirterek, “Ne istedin yavrumdan, sen benden beter ol. Sen gözümün önündeydin de ben nasıl senden şüphe etmedim?” diye gözyaşı döktü. Öğle namazından önce cenaze namazı kılınan Gizem, gözyaşları içinde toprağa verildi.KAN DONDURAN İFADE: BENZİNLE YAKTIMÇıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanan S.A., savcılık ve mahkeme aşamasında olayı nasıl gerçekleştirdiğini ayrıntılı bir şekilde anlattı. Gizem’in ablası ile arkadaşlık yapmasına anne ve babasının engel olduğunu belirten katil, işlediği cinayeti kan donduran ifadelerle anlattı: “Ellerini ve ayaklarını bağladım. Ağzını koli bandı ile yapıştırdım. Gözünü kapatarak, üzerimdeki bıçakla vurdum. Fakat bıçağın neresine denk geldiğini görmedim. Çünkü o sırada gözlerim kapalıydı. Daha sonra yere düştü. Sonra benzin döktüm. Benzin dökerken çığlıklar geldi. Kibritle ateşe verdiğimde çığlıklar atmaya başladı. Daha sonra arabanın yanına gittim. 20-25 dakika kadar bekledim, orada ağladım.”41 avukat, katili savunmadıBu arada Adana Barosu Başkanı Mengücek Gazi Çıtırık, katil zanlısı S.A. için barodan avukat talep edildiğini, 41 avukatın katil zanlısını savunmak istemediğini açıkladı. Çıtırık, bunun üzerine zorunlu olarak Baro Yönetim Kurulu üyesi avukat Ahmet Faruk Ulaş’ın, katil zanlısının sorgusuna katıldığını bildirdi.Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın cesedi, TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bulundu. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyudan cenazeyi iki dalgıç çıkardı.Babadan hastanede en acı teşhisTürkiye, küçük Gizem’in hunharca işlenen bir cinayetle öldürülmesini konuşurken dün Manisa’nın Akhisar ilçesinden de acı bir haber geldi. 25 Nisan’dan bu yana kayıp olan 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi Umut Zambak, bir kuyuda ölü bulundu. Küçük çocuğu hastane morgunda teşhis eden baba Hasan Hüseyin Zambak baygınlık geçirdi. Akhisar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne, saat 02.00 sularında İstanbul-İzmir karayolu kenarındaki TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bir erkek çocuk cesedi olduğu ihbarı geldi. Bunun üzerine Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ile İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grubu’ndan yardım istendi. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyuda arama çalışması başlatıldı. İki dalgıç, halatla bağladıkları çocuğun cesedini s
Zaman
Güncel
30.04.2014
KayıpikiçocuktanyürekyakanhaberKayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Kayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Zaman
30.04.2014
02:00
Adana’da iki gündür haber alınamayan Gizem Akdeniz’i (6), Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen S.A.’nın (25) öldürdüğü ortaya çıktı. Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın (9) cesedi ise TCDD lojmanlarının bahçesindeki su kuyusunda bulundu.Adana’da geçtiğimiz pazar günü kaybolan 6 yaşındaki Gizem Akdeniz’in cesedi yakılmış halde bulundu. Minik Gizem’in bıçakla işkence edildikten sonra boğularak öldürüldüğü, cesedinin de yakıldığı belirlendi. Vahşi cinayeti, Gizem’in ablasıyla evlenmesine izin verilmeyen akrabaları 25 yaşındaki S.A.’nın işlediği ortaya çıktı. Gözaltına alınan katil, savcılıkta ve mahkemede verdiği ifadelerde cinayeti kabul etti. Son günlerde yaşanan çocuk kayıpları ve ölümlerine ilişkin Meclis’te gazetecilerin sorularını cevaplayan Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Ayşenur İslam, “Bunlar çok üzücü hadiseler, hiç yaşamayı istemediğimiz hadiseler. Acilen tedbir almamız gerekiyor.” dedi. Gizem’in kaybolduğu ihbarının ardından harekete geçen polis, normal prosedürlere göre 24 saat beklemesi gerekirken, rutin uygulamanın dışına çıkarak, arama çalışmalarına hemen başladı. Polislerden özel ekip kuruldu. Ekiplerin bir kısmı bölgeyi tararken, bazıları harekete geçerek yakın çevredeki suçluların profillerini incelemeye aldı. Akdeniz ailesinden çok sayıda kişinin ifadesini aldı. Gizem ile aynı sokakta oturan önceden sorguladıkları akrabaları S.A.’nın kırmızı renkli otomobili olduğunu bilen özel ekipte görevli polisler, Mobese görüntülerinde, fuar alanı kavşağından geçerken dikkatlerini çeken kırmızı renkli bir otomobilde ayrıntılı incelemede Gizem’e benzeyen bir kız çocuğu olduğunu fark etti. Şüphelerin üzerinde yoğunlaştığı S.A., Mobese görüntüleri kendisine gösterilince cinayeti itiraf etmek zorunda kaldı. Hunharca işlenen cinayetin şüphelisi S.A.’nın Gizem’in ablasıyla evlenmek istediği, ailenin buna ısrarla karşı çıkması üzerine öfkeye kapılarak, intikam amaçlı minik kızı kaçırıp öldürdüğü öğrenildi. Şüphe çekmek istemeyen katilin evde kıyafetini değiştirip aileyle birlikte arama çalışmalarına katıldığı detayına ulaşıldı. Gizem’in cenazesi, dün bulunduğu Rüzgarlı Tepe yakınındaki Kabasakal Mezarlığı’nda toprağa verildi. Anne Hatice Akdeniz, kızının katil zanlısı için şüphe etmediğini belirterek, “Ne istedin yavrumdan, sen benden beter ol. Sen gözümün önündeydin de ben nasıl senden şüphe etmedim?” diye gözyaşı döktü. Öğle namazından önce cenaze namazı kılınan Gizem, gözyaşları içinde toprağa verildi.KAN DONDURAN İFADE: BENZİNLE YAKTIMÇıkarıldığı nöbetçi mahkeme tarafından tutuklanan S.A., savcılık ve mahkeme aşamasında olayı nasıl gerçekleştirdiğini ayrıntılı bir şekilde anlattı. Gizem’in ablası ile arkadaşlık yapmasına anne ve babasının engel olduğunu belirten katil, işlediği cinayeti kan donduran ifadelerle anlattı: “Ellerini ve ayaklarını bağladım. Ağzını koli bandı ile yapıştırdım. Gözünü kapatarak, üzerimdeki bıçakla vurdum. Fakat bıçağın neresine denk geldiğini görmedim. Çünkü o sırada gözlerim kapalıydı. Daha sonra yere düştü. Sonra benzin döktüm. Benzin dökerken çığlıklar geldi. Kibritle ateşe verdiğimde çığlıklar atmaya başladı. Daha sonra arabanın yanına gittim. 20-25 dakika kadar bekledim, orada ağladım.”41 avukat, katili savunmadıBu arada Adana Barosu Başkanı Mengücek Gazi Çıtırık, katil zanlısı S.A. için barodan avukat talep edildiğini, 41 avukatın katil zanlısını savunmak istemediğini açıkladı. Çıtırık, bunun üzerine zorunlu olarak Baro Yönetim Kurulu üyesi avukat Ahmet Faruk Ulaş’ın, katil zanlısının sorgusuna katıldığını bildirdi.Akhisar’da kaybolan Umut Zambak’ın cesedi, TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bulundu. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyudan cenazeyi iki dalgıç çıkardı.Babadan hastanede en acı teşhisTürkiye, küçük Gizem’in hunharca işlenen bir cinayetle öldürülmesini konuşurken dün Manisa’nın Akhisar ilçesinden de acı bir haber geldi. 25 Nisan’dan bu yana kayıp olan 9 yaşındaki ilkokul öğrencisi Umut Zambak, bir kuyuda ölü bulundu. Küçük çocuğu hastane morgunda teşhis eden baba Hasan Hüseyin Zambak baygınlık geçirdi. Akhisar İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne, saat 02.00 sularında İstanbul-İzmir karayolu kenarındaki TCDD lojmanlarının bahçesinde, eskiden kara trenlere su vermek için kullanılan su kuyusunda bir erkek çocuk cesedi olduğu ihbarı geldi. Bunun üzerine Manisa Büyükşehir Belediyesi İtfaiyesi, İl Afet ve Acil Durum Müdürlüğü (AFAD) ile İzmir İl Emniyet Müdürlüğü Su Altı Grubu’ndan yardım istendi. 17 metre derinliğinde ve üzerinde su deposu kuleleri bulunan kuyuda arama çalışması başlatıldı. İki dalgıç, halatla bağladıkları çocuğun cesedini s
Zaman
Ana Sayfa
30.04.2014
KayıpikiçocuktanyürekyakanhaberKayıp iki çocuktan yürek yakan haber
Burakcan Karamanoğlu toprağa verildi
Zaman
14.03.2014
17:04
İstanbul’da Berkin Elvanın cenaze töreni sonrasında Beyoğlunda iki grup arasında çıkan kavgada tabancayla vurularak hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burakcan Karamanoğlunun cenazesi, memleketi Giresunun Alucra ilçesinde şehitlikte toprağa verildi.İstanbuldan getirilen Burakcan Karamanoğlunun Türk bayrağına sarılı tabutu, Şebinkarahisar ilçesinden çok sayıda aracın katıldığı konvoyla Alucra’ya getirildi. Sokaklarına Türk bayrakları ve Burakcan’ın fotoğrafları asılan ilçede Karamanoğlu ailesinin evinin önüne konulan tabutun çevresinde toplanan yakınları ve vatandaşlar gözyaşı döktü.AYLİN KOTİLDEN BAŞSAĞLIĞIBaba Halil Karamanoğlu taziyeleri kabul etti, Ak Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ile görüştü ve yaşananları anlattı. Oğlu Ömer Sarıgül ile birlikte Alucra’ya gelen CHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı Aylin Kotil de Burak Can’ın annesi Huriye Karamanoğlu ile evinde görüştü, taziyelerini iletti.“BENİM YÜREĞİM YANDI, BAŞKALARININ YANMASIN”Baba Halil Karamanoğlu, cenaze namazı öncesinde açıklamalarda bulundu, kaybettiği oğlunun çok iyi bir insan olduğunu belirterek, İnsan gibi insandı. Annesi, Oğlum çıkma, dışarıda olaylar var demiş, Gitmeyeceğim, yakından izlerim diye cevap vermiş. Arkadaşlarıyla olayın olduğu yere doğru gitmişler. Sonra bunlar yaşandı. Takdiri ilahi. Çekeceğimiz ceza varmış. Benim yüreğim yandı başkalarının yanmasın. Tek vatan, tek milletiz. Türkiyenin başka bir sahibi yok dedi.5 BİN KİŞİ KATILDIBurakcan’ın Türk bayrağına sarılı tabutu Ulu Cami’ye götürüldü. Camide, Sedat Peker’in çelengi dikkat çekti. Giresun Müftüsü Muhittin Oral’ın kıldırdığı cenaze namazına Ak Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Ak Parti Milletvekilleri Mehmet Geldi ile Adem Tatlı, Giresun Valisi Hasan Karahan, Emniyet Müdürü Hikmet Bulak, Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan, CHP Giresun İl Başkanı Eşref Karaibrahim, İlçe Kaymakamı Hacı Aslan Uzun ve Belediye Başkanı Hasan Yağcıoğlu ile yaklaşık 5 bin kişi katıldı.ŞEHİTLİKTE TOPRAĞA VERİLDİTören sırasında “Bıraktın gittin bizi” diye ağlayan anne Huriye Karamanoğlu’nun güçlükle ayakta durduğu gözlendi. Cenaze, Cuma namazı sonrasında kılınan namazın ardından yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta bulunan Alucra Şehitliği’ne yürüyerek giden kalabalığın, Şehitler ölmez vatan bölünmez sloganları eşliğinde götürülerek toprağa verildi. Aylin Kotilin de sürekli olarak anne Karamanoğlu’nun yanında durarak destek olmaya çalıştığı gözlendi.DHKP-C ÜSTLENMİŞTİBeyoğlu’nda iki grup arasındaki çıkan tartışma büyüyerek kavgaya dönüştü, silahların kullanıldığı olayda Burakcan Karamanoğlu hayatını kaybetti. Olayda Hüseyin Taşbaşı elinden, Ramazan Gün ise karnından yaralandı. Terör örgütü DHKP-C daha sonra cinayeti üstlendi.
Zaman
Güncel
14.03.2014
BurakcanKaramanoğlutoprağaverildiBurakcan Karamanoğlu toprağa verildi
Burakcan Karamanoğlu toprağa verildi
Zaman
14.03.2014
17:04
İstanbul’da Berkin Elvanın cenaze töreni sonrasında Beyoğlunda iki grup arasında çıkan kavgada tabancayla vurularak hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burakcan Karamanoğlunun cenazesi, memleketi Giresunun Alucra ilçesinde şehitlikte toprağa verildi.İstanbuldan getirilen Burakcan Karamanoğlunun Türk bayrağına sarılı tabutu, Şebinkarahisar ilçesinden çok sayıda aracın katıldığı konvoyla Alucra’ya getirildi. Sokaklarına Türk bayrakları ve Burakcan’ın fotoğrafları asılan ilçede Karamanoğlu ailesinin evinin önüne konulan tabutun çevresinde toplanan yakınları ve vatandaşlar gözyaşı döktü.AYLİN KOTİLDEN BAŞSAĞLIĞIBaba Halil Karamanoğlu taziyeleri kabul etti, Ak Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ile görüştü ve yaşananları anlattı. Oğlu Ömer Sarıgül ile birlikte Alucra’ya gelen CHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı Aylin Kotil de Burak Can’ın annesi Huriye Karamanoğlu ile evinde görüştü, taziyelerini iletti.“BENİM YÜREĞİM YANDI, BAŞKALARININ YANMASIN”Baba Halil Karamanoğlu, cenaze namazı öncesinde açıklamalarda bulundu, kaybettiği oğlunun çok iyi bir insan olduğunu belirterek, İnsan gibi insandı. Annesi, Oğlum çıkma, dışarıda olaylar var demiş, Gitmeyeceğim, yakından izlerim diye cevap vermiş. Arkadaşlarıyla olayın olduğu yere doğru gitmişler. Sonra bunlar yaşandı. Takdiri ilahi. Çekeceğimiz ceza varmış. Benim yüreğim yandı başkalarının yanmasın. Tek vatan, tek milletiz. Türkiyenin başka bir sahibi yok dedi.5 BİN KİŞİ KATILDIBurakcan’ın Türk bayrağına sarılı tabutu Ulu Cami’ye götürüldü. Camide, Sedat Peker’in çelengi dikkat çekti. Giresun Müftüsü Muhittin Oral’ın kıldırdığı cenaze namazına Ak Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Ak Parti Milletvekilleri Mehmet Geldi ile Adem Tatlı, Giresun Valisi Hasan Karahan, Emniyet Müdürü Hikmet Bulak, Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan, CHP Giresun İl Başkanı Eşref Karaibrahim, İlçe Kaymakamı Hacı Aslan Uzun ve Belediye Başkanı Hasan Yağcıoğlu ile yaklaşık 5 bin kişi katıldı.ŞEHİTLİKTE TOPRAĞA VERİLDİTören sırasında “Bıraktın gittin bizi” diye ağlayan anne Huriye Karamanoğlu’nun güçlükle ayakta durduğu gözlendi. Cenaze, Cuma namazı sonrasında kılınan namazın ardından yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta bulunan Alucra Şehitliği’ne yürüyerek giden kalabalığın, Şehitler ölmez vatan bölünmez sloganları eşliğinde götürülerek toprağa verildi. Aylin Kotilin de sürekli olarak anne Karamanoğlu’nun yanında durarak destek olmaya çalıştığı gözlendi.DHKP-C ÜSTLENMİŞTİBeyoğlu’nda iki grup arasındaki çıkan tartışma büyüyerek kavgaya dönüştü, silahların kullanıldığı olayda Burakcan Karamanoğlu hayatını kaybetti. Olayda Hüseyin Taşbaşı elinden, Ramazan Gün ise karnından yaralandı. Terör örgütü DHKP-C daha sonra cinayeti üstlendi.
Zaman
Ana Sayfa
14.03.2014
BurakcanKaramanoğlutoprağaverildiBurakcan Karamanoğlu toprağa verildi
Burak Can Karamonğlu toprağa verildi
Zaman
14.03.2014
16:45
İstanbul’da Berkin Elvanın cenaze töreni sonrasında Beyoğlunda iki grup arasında çıkan kavgada tabancayla vurularak hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burakcan Karamanoğlunun cenazesi, memleketi Giresunun Alucra ilçesinde şehitlikte toprağa verildi.İstanbuldan getirilen Burakcan Karamanoğlunun Türk bayrağına sarılı tabutu, Şebinkarahisar ilçesinden çok sayıda aracın katıldığı konvoyla Alucra’ya getirildi. Sokaklarına Türk bayrakları ve Burakcan’ın fotoğrafları asılan ilçede Karamanoğlu ailesinin evinin önüne konulan tabutun çevresinde toplanan yakınları ve vatandaşlar gözyaşı döktü.AYLİN KOTİLDEN BAŞSAĞLIĞIBaba Halil Karamanoğlu taziyeleri kabul etti, Ak Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ile görüştü ve yaşananları anlattı. Oğlu Ömer Sarıgül ile birlikte Alucra’ya gelen CHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı Aylin Kotil de Burak Can’ın annesi Huriye Karamanoğlu ile evinde görüştü, taziyelerini iletti.“BENİM YÜREĞİM YANDI, BAŞKALARININ YANMASIN”Baba Halil Karamanoğlu, cenaze namazı öncesinde açıklamalarda bulundu, kaybettiği oğlunun çok iyi bir insan olduğunu belirterek, İnsan gibi insandı. Annesi, Oğlum çıkma, dışarıda olaylar var demiş, Gitmeyeceğim, yakından izlerim diye cevap vermiş. Arkadaşlarıyla olayın olduğu yere doğru gitmişler. Sonra bunlar yaşandı. Takdiri ilahi. Çekeceğimiz ceza varmış. Benim yüreğim yandı başkalarının yanmasın. Tek vatan, tek milletiz. Türkiyenin başka bir sahibi yok dedi.5 BİN KİŞİ KATILDIBurakcan’ın Türk bayrağına sarılı tabutu Ulu Cami’ye götürüldü. Camide, Sedat Peker’in çelengi dikkat çekti. Giresun Müftüsü Muhittin Oral’ın kıldırdığı cenaze namazına Ak Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Ak Parti Milletvekilleri Mehmet Geldi ile Adem Tatlı, Giresun Valisi Hasan Karahan, Emniyet Müdürü Hikmet Bulak, Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan, CHP Giresun İl Başkanı Eşref Karaibrahim, İlçe Kaymakamı Hacı Aslan Uzun ve Belediye Başkanı Hasan Yağcıoğlu ile yaklaşık 5 bin kişi katıldı.ŞEHİTLİKTE TOPRAĞA VERİLDİTören sırasında “Bıraktın gittin bizi” diye ağlayan anne Huriye Karamanoğlu’nun güçlükle ayakta durduğu gözlendi. Cenaze, Cuma namazı sonrasında kılınan namazın ardından yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta bulunan Alucra Şehitliği’ne yürüyerek giden kalabalığın, Şehitler ölmez vatan bölünmez sloganları eşliğinde götürülerek toprağa verildi. Aylin Kotilin de sürekli olarak anne Karamanoğlu’nun yanında durarak destek olmaya çalıştığı gözlendi.DHKP-C ÜSTLENMİŞTİBeyoğlu’nda iki grup arasındaki çıkan tartışma büyüyerek kavgaya dönüştü, silahların kullanıldığı olayda Burakcan Karamanoğlu hayatını kaybetti. Olayda Hüseyin Taşbaşı elinden, Ramazan Gün ise karnından yaralandı. Terör örgütü DHKP-C daha sonra cinayeti üstlendi.
Zaman
Güncel
14.03.2014
BurakCanKaramonğlutoprağaverildiBurak Can Karamonğlu toprağa verildi
Burak Can Karamonğlu toprağa verildi
Zaman
14.03.2014
16:45
İstanbul’da Berkin Elvanın cenaze töreni sonrasında Beyoğlunda iki grup arasında çıkan kavgada tabancayla vurularak hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burakcan Karamanoğlunun cenazesi, memleketi Giresunun Alucra ilçesinde şehitlikte toprağa verildi.İstanbuldan getirilen Burakcan Karamanoğlunun Türk bayrağına sarılı tabutu, Şebinkarahisar ilçesinden çok sayıda aracın katıldığı konvoyla Alucra’ya getirildi. Sokaklarına Türk bayrakları ve Burakcan’ın fotoğrafları asılan ilçede Karamanoğlu ailesinin evinin önüne konulan tabutun çevresinde toplanan yakınları ve vatandaşlar gözyaşı döktü.AYLİN KOTİLDEN BAŞSAĞLIĞIBaba Halil Karamanoğlu taziyeleri kabul etti, Ak Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli ile görüştü ve yaşananları anlattı. Oğlu Ömer Sarıgül ile birlikte Alucra’ya gelen CHP Beyoğlu Belediye Başkan adayı Aylin Kotil de Burak Can’ın annesi Huriye Karamanoğlu ile evinde görüştü, taziyelerini iletti.“BENİM YÜREĞİM YANDI, BAŞKALARININ YANMASIN”Baba Halil Karamanoğlu, cenaze namazı öncesinde açıklamalarda bulundu, kaybettiği oğlunun çok iyi bir insan olduğunu belirterek, İnsan gibi insandı. Annesi, Oğlum çıkma, dışarıda olaylar var demiş, Gitmeyeceğim, yakından izlerim diye cevap vermiş. Arkadaşlarıyla olayın olduğu yere doğru gitmişler. Sonra bunlar yaşandı. Takdiri ilahi. Çekeceğimiz ceza varmış. Benim yüreğim yandı başkalarının yanmasın. Tek vatan, tek milletiz. Türkiyenin başka bir sahibi yok dedi.5 BİN KİŞİ KATILDIBurakcan’ın Türk bayrağına sarılı tabutu Ulu Cami’ye götürüldü. Camide, Sedat Peker’in çelengi dikkat çekti. Giresun Müftüsü Muhittin Oral’ın kıldırdığı cenaze namazına Ak Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, Ak Parti Milletvekilleri Mehmet Geldi ile Adem Tatlı, Giresun Valisi Hasan Karahan, Emniyet Müdürü Hikmet Bulak, Beyoğlu Belediye Başkanı Misbah Demircan, CHP Giresun İl Başkanı Eşref Karaibrahim, İlçe Kaymakamı Hacı Aslan Uzun ve Belediye Başkanı Hasan Yağcıoğlu ile yaklaşık 5 bin kişi katıldı.ŞEHİTLİKTE TOPRAĞA VERİLDİTören sırasında “Bıraktın gittin bizi” diye ağlayan anne Huriye Karamanoğlu’nun güçlükle ayakta durduğu gözlendi. Cenaze, Cuma namazı sonrasında kılınan namazın ardından yaklaşık 2 kilometre uzaklıkta bulunan Alucra Şehitliği’ne yürüyerek giden kalabalığın, Şehitler ölmez vatan bölünmez sloganları eşliğinde götürülerek toprağa verildi. Aylin Kotilin de sürekli olarak anne Karamanoğlu’nun yanında durarak destek olmaya çalıştığı gözlendi.DHKP-C ÜSTLENMİŞTİBeyoğlu’nda iki grup arasındaki çıkan tartışma büyüyerek kavgaya dönüştü, silahların kullanıldığı olayda Burakcan Karamanoğlu hayatını kaybetti. Olayda Hüseyin Taşbaşı elinden, Ramazan Gün ise karnından yaralandı. Terör örgütü DHKP-C daha sonra cinayeti üstlendi.
Zaman
Ana Sayfa
14.03.2014
BurakCanKaramonğlutoprağaverildiBurak Can Karamonğlu toprağa verildi
Sevgi Akarçeşme - Hayaldi, gerçek oldu
Zaman
12.03.2014
02:09
Başlık, başarılı bir AK Parti seçim sloganıydı. Ne de olsa 2000’ler öncesi hayal olan pek çok iyi gelişme AK Parti iktidarı döneminde yaşanmıştı.Ne var ki o kadar büyük bir hızla geri gidiyoruz ki, hükümet adeta kendi kendini sabote ediyor, ülkeyi fabrika ayarlarına geri döndürüyor. Cemaati her gün nefret söylemiyle ötekileştirmek, fişlemeler, tasfiyeler ve yolsuzlukları kapatmak adına yargıya darbe yetmezmiş gibi artık Ergenekoncuların, yani kaostan beslendikleri tescillenmiş karanlık tiplerin tahliye edildiği bir Türkiye’de yaşıyoruz. Ulusalcı paranoyak propagandaların tavan yaptığı dönemlerde vahşice katledilen Zirve Yayınevi misyonerlerinin katilleri son ÖYM yasasının onaylanmasıyla aramızda dolaşıyor. Eğer başka bir cezası olmasaydı Türkiye’nin 11 Eylül’ü diye lanse edilmek istenen danışıklı dövüş Danıştay cinayeti katili Alparslan Arslan da serbest kalacaktı. Gündemi değiştirmek, devasa yolsuzlukları örtmek ve cemaati yok etmek için Erdoğan’ın kendi cellâdı olmayı da deneyen bir suç örgütünün ekmeğine yağ sürmesi ve “denize düşen yılana sarılır” mantığıyla hareket etmesi, kaderin acı bir cilvesi olsa gerek. Yakın tarihimizin şahitlik ettiği en derin şer odaklarından biri olan Doğu Perinçek, cemaatlerin “kökünü kazıma” konusunda işbirliğine tahliyesinden itibaren hazır gözüküyor mesela. Tam bir hayalken gerçek olma hali.Devleti esir alma şekliyle kollarıyla avını saran bir ahtapottan farksız olan Ergenekon davasının karmaşık olması doğal. Hukuki ve teknik tüm detaylarını bilmenin zor olduğu bu davada açık olan bir şey varsa o da kamu vicdanının gerekçe ne olursa olsun bu tahliyeleri kabul etmeyeceği. Evet, Türkiye’de adalet dağıtımı geç ve zahmetli, tutukluluk süreleri uzun, ama tüm bunlar sadece Ergenekon’a has sorunlar değil. İşine gelmediğinde tüm hukuk sistemini altüst eden, bu tahliyeleri gerçekleştiren bir iktidar, bu davaları hızlandıracak mekanizmaları vakitlice kuramaz mıydı? Hrant Dink’in öldürülmesine imkân sağlayan kâbus atmosferini oluşturan Kemal Kerinçsiz’i tahliye ettiren hükümet olmanın onuru AK Parti’ye yeter! Partinin son seçim sloganının dediği gibi lafa değil, icraata bakmak gerek…***Gezi olaylarının yaşandığı bir mahallede ekmek almaya giderken biber gazı kapsülü ile vurulan Berkin, 15 yaşında hayata veda etti. Henüz onbeşinde! İnsanın daha çocuk diyesi geliyor. Berkin ve Gezi’de kaybedilen diğer hayatlar kutuplaşmanın ne kadar vahim sonuçları olabileceğinin bir göstergesi. Bu vakada sorumlulardan gerçek bir hesap sorulana kadar adalet hissi toplumun önemli bir kesiminde eksik kalacak. Özellikle Gezi’deki şiddete tepkisinden dolayı kimse masum bir çocuğun ölümünü görmezden gelmemeli. “Öteki”nin hakkına sahip çıkmak sadece hakkın hatırı için değil, kendi hakkı gasp edildiğinde ses çıkarabilmek için de gerekli.***Artık iyice olağan karşıladığımız yeni bir ses kaydı, Başbakan ve danışmanı Yalçın Akdoğan’ın NTV’ye de doğrudan müdahale ettiğini gösterdi. Hâlbuki daha yakın zamanda Akdoğan, kendi köşelerinden birinde “medya mühendisliği yapmıyoruz” yazmaktan çekinmiyordu.Tek başına ifade özgürlüğüne karışmak bile, normal bir ülkede hükümet sarsardı, ama bizde ihaleye fesat karıştırmak, haraç almak gibi eylemlerle kıyaslanınca masum kalıyor sanki.Medyaya müdahaleden daha vahimi, eğer Yiğit Bulut çıkar NTV’de konuşursa tüm halkı 17 Aralık’ın darbe olduğuna ikna eder sanan bir Başbakan’ın varlığı olsa gerek.Allah sabırlar versin Türkiye’m…
Zaman
Köşe Yazıları
12.03.2014
SevgiAkarçeşme-HayaldigerçekolduSevgi Akarçeşme - Hayaldi gerçek oldu
Ergenekon’a tahliye, Silivri boşalıyor
Zaman
11.03.2014
02:29
AK Parti hükümetinin yaptığı, tutukluluk süresini 5 yıla indiren düzenleme, Ergenekon sanıklarına tahliye getirdi. Davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye taleplerini reddettiğini bildirdi. HSYK’nın ‘yetkisizler’ açıklamasından sonra, yeni yasayla yetkilendirilen mahkemeler, Danıştay cinayeti faili Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında tahliye kararı verdi.Hükümetin, tutukluluk süresini 5 yıla indiren yasal düzenlemesinden sonra mahkemeler, 19 Ergenekon sanığı hakkında art arda tahliye kararları verdi. Kararlardan önce mahkemeler arasında yetki karmaşası yaşandı. Davayı karara bağlayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye taleplerini reddettiğini açıkladı. HSYK’nın devreye girerek 13. Ağır Ceza’nın yetkisiz olduğunu açıklamasıyla hüküm yeni yasayla yetkilendirilmiş mahkemelere kaldı. İlk karar, Tuncay Özkan, Levent Göktaş ve Sedat Peker hakkında 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nden geldi.Dünün en dikkat çekici kararını Danıştay cinayeti faili Alparslan Arslan hakkında 6. Ağır Ceza Mahkemesi verdi. Kararda Arslan’ın 5 yıllık tutukluluk süresinin 21 Mayıs 2011’de dolduğu belirtildi. Yasa değişikliğinden dolayı derhal salıverilmesi gerektiği vurgulandı. Mahkeme, adlî kontrol şartı ve yurtdışına çıkma yasağı koyarak Arslan’ın tahliyesini kararlaştırdı. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi, Hasan Iğsız, Şener Eruygur, Alaattin Sevim, Mehmet Ali Çelebi ve Merdan Yanardağ’ın; 1. Ağır Ceza Mahkemesi, İbrahim Şahin’in; 8. Ağır Ceza Mahkemesi de Yalçın Küçük’ün tahliyesine hükmetti. 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tahliye ettiği Kemal Kerinçsiz, “Kaldığımız yerden aynen devam.” açıklamasını yaptı. Mahkeme, aralarında Veli Küçük’ün de bulunduğu 7 sanığın talebini ise reddetti.AK Parti’nin çıkarttığı yeni yargı paketiyle özel yetkili mahkemelerin (ÖYM) kapatılması, azami tutukluluk süresinin de 5 yıla indirilmesinin ardından mahkemelere tahliye talebi yağdı. Ergenekon davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında tahliye kararı verilmişti. Hrant Dink davasında tutuklu bulunan Erhan Tuncel ile Zirve katliamı sanıkları da geçtiğimiz cuma gecesi salıverilmişti. Ergenekon davasında hüküm yiyen ve 5 yılı aşkın isimler de uzun tutukluluk hallerini gerekçe göstererek tahliye taleplerini içeren dilekçe sundu. Bunlar arasında en dikkat çeken isim Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan oldu. 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Arslan tahliyesini istedi.Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin başvuruları reddetmesine rağmen 19 hükümlü hakkında tahliye kararı çıktı. İlk olarak İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tahliye talebinde bulunan gazeteci Tuncay Özkan, emekli Albay Levent Göktaş ve Sedat Peker’in tahliyesine karar verildi. Sedat Peker ile ilgili herhangi bir adli kontrol uygulamadı.İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi de avukat Kemal Kerinçsiz’i tahliye etti. Eski polis müdürü İbrahim Şahin’in başvurusunu değerlendiren İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nden de tahliye çıktı. İstanbul 8. Ağır Ceza mahkemesi Yalçın Küçük’ün, İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi de emekli orgeneraller Hasan Iğsız ve Şener Eruygur ile Alaattin Sevim, Mehmet Ali Çelebi ve Merdan Yanardağ hakkında tahliye kararı verdi. Şok tahliye kararı akşam saatlerinde İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nden geldi. Mahkeme, Ergenekon davası kapsamında tutuklu olan Danıştay cinayetinin faili Alparslan Arslan’ın tahliye başvurusunu kabul etti. Ancak Arslan’ın serbest kalamayacağı öğrenildi. Arslan’ın başka bir davada kesinleşen 4 yıl 2 aylık cezası sebebiyle serbest kalamayacağı ileri sürüldü. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi de İrtica ile Mücadele Eylem Planı belgesinin altında imzası olan emekli Albay Dursun Çiçek’i de tahliye etti. Mahkeme kararından, İlker Başbuğ hakkında verilen tahliye kararını gerekçe gösterdi. Fakat Çiçek, Balyoz davasında hükümlü olduğu için cezaevinden çıkamayacak.7 HÜKÜMLÜNÜN TAHLİYE TALEBİNE RETİstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de Muzaffer Tekin, Mehmet Demirtaş, Oktay Yıldırım, Hikmet Çiçek, Hasan Atilla Uğur ve Doğu Perinçek’in tahliyesine karar verdi. Mahkeme, Veli Küçük, Hasan Ataman Yıldırım, Levent Ersöz, Mehmet Bedri Gültekin, Erkan Önsel, Serdar Öztürk ve Turhan Özlü’nün tahliye taleplerini ise reddetti. Buna gerekçe olarak tutukluk sürelerinin 5 yılı doldurmamaları gösterildi.‘ERGENEKON’DAN ÇIKTIK, MÜCADELEYE KALDIĞI YERDEN DEVAM EDECEĞİZ’Silivri Cezaevi’nden ilk çıkan Tuncay Özkan oldu. Cezaevi çıkışında basın açıklaması yapan Özkan, 6 yıldır suçsuz yere tutuklu kaldığını anlattı. Kerinçsiz de cezaevi çıkışında yaptığı açıklamada, “Kaldığımız yerden mücadelemize ay
Zaman
En Çok Okunan
11.03.2014
Ergenekon’atahliyeSilivriboşalıyorErgenekon’a tahliye Silivri boşalıyor
Ergenekon’a tahliye, Silivri boşalıyor
Zaman
11.03.2014
02:00
AK Parti hükümetinin yaptığı, tutukluluk süresini 5 yıla indiren düzenleme, Ergenekon sanıklarına tahliye getirdi. Davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye taleplerini reddettiğini bildirdi. HSYK’nın ‘yetkisizler’ açıklamasından sonra, yeni yasayla yetkilendirilen mahkemeler, Danıştay cinayeti faili Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında tahliye kararı verdi.Hükümetin, tutukluluk süresini 5 yıla indiren yasal düzenlemesinden sonra mahkemeler, 19 Ergenekon sanığı hakkında art arda tahliye kararları verdi. Kararlardan önce mahkemeler arasında yetki karmaşası yaşandı. Davayı karara bağlayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye taleplerini reddettiğini açıkladı. HSYK’nın devreye girerek 13. Ağır Ceza’nın yetkisiz olduğunu açıklamasıyla hüküm yeni yasayla yetkilendirilmiş mahkemelere kaldı. İlk karar, Tuncay Özkan, Levent Göktaş ve Sedat Peker hakkında 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nden geldi.Dünün en dikkat çekici kararını Danıştay cinayeti faili Alparslan Arslan hakkında 6. Ağır Ceza Mahkemesi verdi. Kararda Arslan’ın 5 yıllık tutukluluk süresinin 21 Mayıs 2011’de dolduğu belirtildi. Yasa değişikliğinden dolayı derhal salıverilmesi gerektiği vurgulandı. Mahkeme, adlî kontrol şartı ve yurtdışına çıkma yasağı koyarak Arslan’ın tahliyesini kararlaştırdı. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi, Hasan Iğsız, Şener Eruygur, Alaattin Sevim, Mehmet Ali Çelebi ve Merdan Yanardağ’ın; 1. Ağır Ceza Mahkemesi, İbrahim Şahin’in; 8. Ağır Ceza Mahkemesi de Yalçın Küçük’ün tahliyesine hükmetti. 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tahliye ettiği Kemal Kerinçsiz, “Kaldığımız yerden aynen devam.” açıklamasını yaptı. Mahkeme, aralarında Veli Küçük’ün de bulunduğu 7 sanığın talebini ise reddetti.AK Parti’nin çıkarttığı yeni yargı paketiyle özel yetkili mahkemelerin (ÖYM) kapatılması, azami tutukluluk süresinin de 5 yıla indirilmesinin ardından mahkemelere tahliye talebi yağdı. Ergenekon davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında tahliye kararı verilmişti. Hrant Dink davasında tutuklu bulunan Erhan Tuncel ile Zirve katliamı sanıkları da geçtiğimiz cuma gecesi salıverilmişti. Ergenekon davasında hüküm yiyen ve 5 yılı aşkın isimler de uzun tutukluluk hallerini gerekçe göstererek tahliye taleplerini içeren dilekçe sundu. Bunlar arasında en dikkat çeken isim Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan oldu. 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Arslan tahliyesini istedi.Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin başvuruları reddetmesine rağmen 19 hükümlü hakkında tahliye kararı çıktı. İlk olarak İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tahliye talebinde bulunan gazeteci Tuncay Özkan, emekli Albay Levent Göktaş ve Sedat Peker’in tahliyesine karar verildi. Sedat Peker ile ilgili herhangi bir adli kontrol uygulamadı.İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi de avukat Kemal Kerinçsiz’i tahliye etti. Eski polis müdürü İbrahim Şahin’in başvurusunu değerlendiren İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nden de tahliye çıktı. İstanbul 8. Ağır Ceza mahkemesi Yalçın Küçük’ün, İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi de emekli orgeneraller Hasan Iğsız ve Şener Eruygur ile Alaattin Sevim, Mehmet Ali Çelebi ve Merdan Yanardağ hakkında tahliye kararı verdi. Şok tahliye kararı akşam saatlerinde İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nden geldi. Mahkeme, Ergenekon davası kapsamında tutuklu olan Danıştay cinayetinin faili Alparslan Arslan’ın tahliye başvurusunu kabul etti. Ancak Arslan’ın serbest kalamayacağı öğrenildi. Arslan’ın başka bir davada kesinleşen 4 yıl 2 aylık cezası sebebiyle serbest kalamayacağı ileri sürüldü. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi de İrtica ile Mücadele Eylem Planı belgesinin altında imzası olan emekli Albay Dursun Çiçek’i de tahliye etti. Mahkeme kararından, İlker Başbuğ hakkında verilen tahliye kararını gerekçe gösterdi. Fakat Çiçek, Balyoz davasında hükümlü olduğu için cezaevinden çıkamayacak.7 HÜKÜMLÜNÜN TAHLİYE TALEBİNE RETİstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de Muzaffer Tekin, Mehmet Demirtaş, Oktay Yıldırım, Hikmet Çiçek, Hasan Atilla Uğur ve Doğu Perinçek’in tahliyesine karar verdi. Mahkeme, Veli Küçük, Hasan Ataman Yıldırım, Levent Ersöz, Mehmet Bedri Gültekin, Erkan Önsel, Serdar Öztürk ve Turhan Özlü’nün tahliye taleplerini ise reddetti. Buna gerekçe olarak tutukluk sürelerinin 5 yılı doldurmamaları gösterildi.‘ERGENEKON’DAN ÇIKTIK, MÜCADELEYE KALDIĞI YERDEN DEVAM EDECEĞİZ’Silivri Cezaevi’nden ilk çıkan Tuncay Özkan oldu. Cezaevi çıkışında basın açıklaması yapan Özkan, 6 yıldır suçsuz yere tutuklu kaldığını anlattı. Kerinçsiz de cezaevi çıkışında yaptığı açıklamada, “Kaldığımız yerden mücadelemize ay
Zaman
Güncel
11.03.2014
Ergenekon’atahliyeSilivriboşalıyorErgenekon’a tahliye Silivri boşalıyor
Ergenekon’a tahliye, Silivri boşalıyor
Zaman
11.03.2014
02:00
AK Parti hükümetinin yaptığı, tutukluluk süresini 5 yıla indiren düzenleme, Ergenekon sanıklarına tahliye getirdi. Davaya bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye taleplerini reddettiğini bildirdi. HSYK’nın ‘yetkisizler’ açıklamasından sonra, yeni yasayla yetkilendirilen mahkemeler, Danıştay cinayeti faili Alparslan Arslan’ın da aralarında bulunduğu sanıklar hakkında tahliye kararı verdi.Hükümetin, tutukluluk süresini 5 yıla indiren yasal düzenlemesinden sonra mahkemeler, 19 Ergenekon sanığı hakkında art arda tahliye kararları verdi. Kararlardan önce mahkemeler arasında yetki karmaşası yaşandı. Davayı karara bağlayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi, tahliye taleplerini reddettiğini açıkladı. HSYK’nın devreye girerek 13. Ağır Ceza’nın yetkisiz olduğunu açıklamasıyla hüküm yeni yasayla yetkilendirilmiş mahkemelere kaldı. İlk karar, Tuncay Özkan, Levent Göktaş ve Sedat Peker hakkında 21. Ağır Ceza Mahkemesi’nden geldi.Dünün en dikkat çekici kararını Danıştay cinayeti faili Alparslan Arslan hakkında 6. Ağır Ceza Mahkemesi verdi. Kararda Arslan’ın 5 yıllık tutukluluk süresinin 21 Mayıs 2011’de dolduğu belirtildi. Yasa değişikliğinden dolayı derhal salıverilmesi gerektiği vurgulandı. Mahkeme, adlî kontrol şartı ve yurtdışına çıkma yasağı koyarak Arslan’ın tahliyesini kararlaştırdı. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi, Hasan Iğsız, Şener Eruygur, Alaattin Sevim, Mehmet Ali Çelebi ve Merdan Yanardağ’ın; 1. Ağır Ceza Mahkemesi, İbrahim Şahin’in; 8. Ağır Ceza Mahkemesi de Yalçın Küçük’ün tahliyesine hükmetti. 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nin tahliye ettiği Kemal Kerinçsiz, “Kaldığımız yerden aynen devam.” açıklamasını yaptı. Mahkeme, aralarında Veli Küçük’ün de bulunduğu 7 sanığın talebini ise reddetti.AK Parti’nin çıkarttığı yeni yargı paketiyle özel yetkili mahkemelerin (ÖYM) kapatılması, azami tutukluluk süresinin de 5 yıla indirilmesinin ardından mahkemelere tahliye talebi yağdı. Ergenekon davasında müebbet hapis cezasına çarptırılan eski Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ hakkında tahliye kararı verilmişti. Hrant Dink davasında tutuklu bulunan Erhan Tuncel ile Zirve katliamı sanıkları da geçtiğimiz cuma gecesi salıverilmişti. Ergenekon davasında hüküm yiyen ve 5 yılı aşkın isimler de uzun tutukluluk hallerini gerekçe göstererek tahliye taleplerini içeren dilekçe sundu. Bunlar arasında en dikkat çeken isim Danıştay saldırısının faili Alparslan Arslan oldu. 2 kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan Arslan tahliyesini istedi.Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinin başvuruları reddetmesine rağmen 19 hükümlü hakkında tahliye kararı çıktı. İlk olarak İstanbul 21. Ağır Ceza Mahkemesi’ne tahliye talebinde bulunan gazeteci Tuncay Özkan, emekli Albay Levent Göktaş ve Sedat Peker’in tahliyesine karar verildi. Sedat Peker ile ilgili herhangi bir adli kontrol uygulamadı.İstanbul 2. Ağır Ceza Mahkemesi de avukat Kemal Kerinçsiz’i tahliye etti. Eski polis müdürü İbrahim Şahin’in başvurusunu değerlendiren İstanbul 1. Ağır Ceza Mahkemesi’nden de tahliye çıktı. İstanbul 8. Ağır Ceza mahkemesi Yalçın Küçük’ün, İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi de emekli orgeneraller Hasan Iğsız ve Şener Eruygur ile Alaattin Sevim, Mehmet Ali Çelebi ve Merdan Yanardağ hakkında tahliye kararı verdi. Şok tahliye kararı akşam saatlerinde İstanbul 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nden geldi. Mahkeme, Ergenekon davası kapsamında tutuklu olan Danıştay cinayetinin faili Alparslan Arslan’ın tahliye başvurusunu kabul etti. Ancak Arslan’ın serbest kalamayacağı öğrenildi. Arslan’ın başka bir davada kesinleşen 4 yıl 2 aylık cezası sebebiyle serbest kalamayacağı ileri sürüldü. İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi de İrtica ile Mücadele Eylem Planı belgesinin altında imzası olan emekli Albay Dursun Çiçek’i de tahliye etti. Mahkeme kararından, İlker Başbuğ hakkında verilen tahliye kararını gerekçe gösterdi. Fakat Çiçek, Balyoz davasında hükümlü olduğu için cezaevinden çıkamayacak.7 HÜKÜMLÜNÜN TAHLİYE TALEBİNE RETİstanbul 3. Ağır Ceza Mahkemesi de Muzaffer Tekin, Mehmet Demirtaş, Oktay Yıldırım, Hikmet Çiçek, Hasan Atilla Uğur ve Doğu Perinçek’in tahliyesine karar verdi. Mahkeme, Veli Küçük, Hasan Ataman Yıldırım, Levent Ersöz, Mehmet Bedri Gültekin, Erkan Önsel, Serdar Öztürk ve Turhan Özlü’nün tahliye taleplerini ise reddetti. Buna gerekçe olarak tutukluk sürelerinin 5 yılı doldurmamaları gösterildi.‘ERGENEKON’DAN ÇIKTIK, MÜCADELEYE KALDIĞI YERDEN DEVAM EDECEĞİZ’Silivri Cezaevi’nden ilk çıkan Tuncay Özkan oldu. Cezaevi çıkışında basın açıklaması yapan Özkan, 6 yıldır suçsuz yere tutuklu kaldığını anlattı. Kerinçsiz de cezaevi çıkışında yaptığı açıklamada, “Kaldığımız yerden mücadelemize ay
Zaman
Ana Sayfa
11.03.2014
Ergenekon’atahliyeSilivriboşalıyorErgenekon’a tahliye Silivri boşalıyor
Tuncel jandarmadan vazgeçti, polisi suçladı
Zaman
04.12.2013
16:43
Hrant Dink davasının sanıklarından Erhan Tuncel, cinayeti emniyetteki bir yapının işlediğini iddia etti. Bu yapının cemaat ve hükümetin arasını açarak kendi iktidarını kurmaya çalıştığını savunan Tuncel, eski ifadeleri ile çelişti. Tuncel daha önce cinayetten jandarmanın sorumlu olduğunu ileri sürmüştü.Hrant Dink cinayetiyle ilgili davanın Yargıtay’ın bozma kararından sonraki ikinci duruşması dün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in de aralarında bulunduğu 6 sanık katıldı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hadi Çağdır, sanıklara Yargıtay’ın bozma kararına karşı beyanlarını sordu. Geçen hafta Dink cinayetiyle ilgili devam eden soruşturmada savcıya ifade verdiğini ve tanık koruma programına alındığını söyleyen Tuncel, cinayetin emniyet istihbaratında görevli bazı personellerin de aralarında bulunduğu bir yapı tarafından işlendiğini ileri sürdü. Bu yapının kendisini dublör olarak yargılattığını savunan Tuncel, jandarmanın cinayetle bir ilgisinin bulunmadığını belirtti.Tuncel, cinayetin işleneceğine dair gerekli bilgileri verdiğini ve operasyon yapılması gerektiğini söylediğini vurguladı. Eski İstanbul Valisi Muammer Güler, eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve Trabzon’da bağlantılı olduğunu belirttiği istihbarat görevlilerinin isimlerini sıralayan sanığın, “Şaibelidir, olaydan bilgisi yoktur, bu yapıyı kuracak imkân ve kabiliyeti yoktur” şeklinde ifadeler kullanması dikkat çekti. Dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’u Dink cinayetiyle ilgili yanlış rapor düzenlemekle suçlayan Tuncel, “Beni bir numaralı sanık yapıp kendilerini saklamıştır. Oda TV, Cüppeli, şike, KCK, Hanefi Avcı suçsuzdur. Bunları yapan cemaat değil, bu ikisidir. Savcılık halen bunların kurduğu tuzaklarla karşı karşıyadır.” şeklinde konuştu. Tuncel, Oslo görüşmelerinin de bu yapı tarafından sızdırıldığını iddia etti.ZAMANA GÖNDERDİĞİ MEKTUPTA JANDARMAYI SUÇLAMIŞTITuncel, 20 Ocak 2012’de Zaman’a gönderdiği mektupta şunları yazmıştı: “O dönemde (2007) Ergenekon’a dokunan yanıyordu. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Türkiye’nin en karanlık noktasına projektörü tuttu. Bu iki isim Dink cinayetinin mağdurudur. Israrla bu iki şahsın ismi zikrediliyor. İstihbarat iç mantığına göre en son sorumlu tutulacak kişiler.” Tuncel, yakalanmadan önce bir gazeteye verdiği röportajda da, “Mahkemeye Emniyet Yardımcı İstihbarat Elemanı olma sürecimle ilgili belgeler sunacağım. Trabzon Jandarmasının bu davada irdelenmesi lazım. Cinayetteki rolleri büyük.” demişti.AHMET İSKENDER HAKKINDA YAKALAMA KARARI ÇIKTIDünkü duruşmada Tuncel’den sonra söz alan tutuklu sanık Yasin Hayal ise savunmasında şu ifadeleri kullandı: “Erhan Tuncel arkadaşımız gözaltına alındığında bu olayı asker yaptı diye bir beyanda bulunmuş. Merhum Hrant Dink’in resimlerini bilgisayardan çıkaran kendisidir. Bunu da kabul ediyor. Öldürülen birinin resimlerini çıkarmak nedir, azmettirmektir.” Sanıkların tutukluluk hallerine karar veren mahkeme, sanık Ahmet İskender hakkında ise yakalama emri çıkardı.İÇİŞLERİ BAKANLIĞI SORUŞTURMASI TUNCELİ DOĞRULAMIYORÖte yandan Erhan Tuncel’in Dink cinayetinde Ali Fuat Yılmazer’i suçlamasına karşın İçişleri Bakanlığı’nın olay sonrası yaptırdığı 4 ayrı soruşturmada Yılmazer’in bir ihmalinin bulunmadığı ortaya çıkmıştı. Dink davasında tanık olarak ifade veren Sabri Uzun, “17 Şubat 2006’da Dink’e saldırı düzenleneceğine yönelik rapor, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın C şubesine gelmiş. Ben raporun geldiğini 2009’da basından öğrendim.” ifadelerini kullanmıştı. Ancak emniyetin işleyiş biçimi ve müfettiş raporları, Sabri Uzun’u yalanlamıştı. Sabri Uzun’un iddia ettiği takip sistemi, kendisinin suçlandığı dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer tarafından sadece asıl arşive girilemeyenleri de korumak için geliştirilmişti. Ayrıca müfettiş raporları, koruma vermekle görevli İl Koruma Komisyonu’nda bulunan dönemin MİT bölge başkan yardımcısı ve Jandarma’nın da Hrant Dink’e yönelik suikasttan haberinin olduğunu tespit etmişti.‘Ergenekon biraz daha ciddiye alınsaydı, cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilirdiDuruşma öncesi adliye önünde toplanan Hrant Dinkin arkadaşları basın açıklaması yaptı. Ellerinde döviz ve pankart taşıyan Hrantın arkadaşları Öldür diyenler yargılansın, Katilleri koruyan cinayete ortaktır, Hrant için adalet için sloganları attı. Cinayetin perde arkasının çok incelenmediğini söyleyen Oyuncu Sermiyan Midyat, Ergenekon davası biraz daha ciddiyetle ele alınsa, bu cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilebileceğini gördük. Dink c
Zaman
En Çok Okunan
04.12.2013
TunceljandarmadanvazgeçtipolisisuçladıTuncel jandarmadan vazgeçti polisi suçladı
Tuncel jandarmadan vazgeçti, polisi suçladı
Zaman
04.12.2013
16:38
Hrant Dink davasının sanıklarından Erhan Tuncel, cinayeti emniyetteki bir yapının işlediğini iddia etti. Bu yapının cemaat ve hükümetin arasını açarak kendi iktidarını kurmaya çalıştığını savunan Tuncel, eski ifadeleri ile çelişti. Tuncel daha önce cinayetten jandarmanın sorumlu olduğunu ileri sürmüştü.Hrant Dink cinayetiyle ilgili davanın Yargıtay’ın bozma kararından sonraki ikinci duruşması dün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in de aralarında bulunduğu 6 sanık katıldı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hadi Çağdır, sanıklara Yargıtay’ın bozma kararına karşı beyanlarını sordu. Geçen hafta Dink cinayetiyle ilgili devam eden soruşturmada savcıya ifade verdiğini ve tanık koruma programına alındığını söyleyen Tuncel, cinayetin emniyet istihbaratında görevli bazı personellerin de aralarında bulunduğu bir yapı tarafından işlendiğini ileri sürdü. Bu yapının kendisini dublör olarak yargılattığını savunan Tuncel, jandarmanın cinayetle bir ilgisinin bulunmadığını belirtti.Tuncel, cinayetin işleneceğine dair gerekli bilgileri verdiğini ve operasyon yapılması gerektiğini söylediğini vurguladı. Eski İstanbul Valisi Muammer Güler, eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve Trabzon’da bağlantılı olduğunu belirttiği istihbarat görevlilerinin isimlerini sıralayan sanığın, “Şaibelidir, olaydan bilgisi yoktur, bu yapıyı kuracak imkân ve kabiliyeti yoktur” şeklinde ifadeler kullanması dikkat çekti. Dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’u Dink cinayetiyle ilgili yanlış rapor düzenlemekle suçlayan Tuncel, “Beni bir numaralı sanık yapıp kendilerini saklamıştır. Oda TV, Cüppeli, şike, KCK, Hanefi Avcı suçsuzdur. Bunları yapan cemaat değil, bu ikisidir. Savcılık halen bunların kurduğu tuzaklarla karşı karşıyadır.” şeklinde konuştu. Tuncel, Oslo görüşmelerinin de bu yapı tarafından sızdırıldığını iddia etti.ZAMANA GÖNDERDİĞİ MEKTUPTA JANDARMAYI SUÇLAMIŞTITuncel, 20 Ocak 2012’de Zaman’a gönderdiği mektupta şunları yazmıştı: “O dönemde (2007) Ergenekon’a dokunan yanıyordu. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Türkiye’nin en karanlık noktasına projektörü tuttu. Bu iki isim Dink cinayetinin mağdurudur. Israrla bu iki şahsın ismi zikrediliyor. İstihbarat iç mantığına göre en son sorumlu tutulacak kişiler.” Tuncel, yakalanmadan önce bir gazeteye verdiği röportajda da, “Mahkemeye Emniyet Yardımcı İstihbarat Elemanı olma sürecimle ilgili belgeler sunacağım. Trabzon Jandarmasının bu davada irdelenmesi lazım. Cinayetteki rolleri büyük.” demişti.AHMET İSKENDER HAKKINDA YAKALAMA KARARI ÇIKTIDünkü duruşmada Tuncel’den sonra söz alan tutuklu sanık Yasin Hayal ise savunmasında şu ifadeleri kullandı: “Erhan Tuncel arkadaşımız gözaltına alındığında bu olayı asker yaptı diye bir beyanda bulunmuş. Merhum Hrant Dink’in resimlerini bilgisayardan çıkaran kendisidir. Bunu da kabul ediyor. Öldürülen birinin resimlerini çıkarmak nedir, azmettirmektir.” Sanıkların tutukluluk hallerine karar veren mahkeme, sanık Ahmet İskender hakkında ise yakalama emri çıkardı.İÇİŞLERİ BAKANLIĞI SORUŞTURMASI TUNCELİ DOĞRULAMIYORÖte yandan Erhan Tuncel’in Dink cinayetinde Ali Fuat Yılmazer’i suçlamasına karşın İçişleri Bakanlığı’nın olay sonrası yaptırdığı 4 ayrı soruşturmada Yılmazer’in bir ihmalinin bulunmadığı ortaya çıkmıştı. Dink davasında tanık olarak ifade veren Sabri Uzun, “17 Şubat 2006’da Dink’e saldırı düzenleneceğine yönelik rapor, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın C şubesine gelmiş. Ben raporun geldiğini 2009’da basından öğrendim.” ifadelerini kullanmıştı. Ancak emniyetin işleyiş biçimi ve müfettiş raporları, Sabri Uzun’u yalanlamıştı. Sabri Uzun’un iddia ettiği takip sistemi, kendisinin suçlandığı dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer tarafından sadece asıl arşive girilemeyenleri de korumak için geliştirilmişti. Ayrıca müfettiş raporları, koruma vermekle görevli İl Koruma Komisyonu’nda bulunan dönemin MİT bölge başkan yardımcısı ve Jandarma’nın da Hrant Dink’e yönelik suikasttan haberinin olduğunu tespit etmişti.‘Ergenekon biraz daha ciddiye alınsaydı, cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilirdiDuruşma öncesi adliye önünde toplanan Hrant Dinkin arkadaşları basın açıklaması yaptı. Ellerinde döviz ve pankart taşıyan Hrantın arkadaşları Öldür diyenler yargılansın, Katilleri koruyan cinayete ortaktır, Hrant için adalet için sloganları attı. Cinayetin perde arkasının çok incelenmediğini söyleyen Oyuncu Sermiyan Midyat, Ergenekon davası biraz daha ciddiyetle ele alınsa, bu cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilebileceğini gördük. Dink c
Zaman
Güncel
04.12.2013
TunceljandarmadanvazgeçtipolisisuçladıTuncel jandarmadan vazgeçti polisi suçladı
Tuncel jandarmadan vazgeçti, polisi suçladı
Zaman
04.12.2013
16:38
Hrant Dink davasının sanıklarından Erhan Tuncel, cinayeti emniyetteki bir yapının işlediğini iddia etti. Bu yapının cemaat ve hükümetin arasını açarak kendi iktidarını kurmaya çalıştığını savunan Tuncel, eski ifadeleri ile çelişti. Tuncel daha önce cinayetten jandarmanın sorumlu olduğunu ileri sürmüştü.Hrant Dink cinayetiyle ilgili davanın Yargıtay’ın bozma kararından sonraki ikinci duruşması dün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in de aralarında bulunduğu 6 sanık katıldı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hadi Çağdır, sanıklara Yargıtay’ın bozma kararına karşı beyanlarını sordu. Geçen hafta Dink cinayetiyle ilgili devam eden soruşturmada savcıya ifade verdiğini ve tanık koruma programına alındığını söyleyen Tuncel, cinayetin emniyet istihbaratında görevli bazı personellerin de aralarında bulunduğu bir yapı tarafından işlendiğini ileri sürdü. Bu yapının kendisini dublör olarak yargılattığını savunan Tuncel, jandarmanın cinayetle bir ilgisinin bulunmadığını belirtti.Tuncel, cinayetin işleneceğine dair gerekli bilgileri verdiğini ve operasyon yapılması gerektiğini söylediğini vurguladı. Eski İstanbul Valisi Muammer Güler, eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve Trabzon’da bağlantılı olduğunu belirttiği istihbarat görevlilerinin isimlerini sıralayan sanığın, “Şaibelidir, olaydan bilgisi yoktur, bu yapıyı kuracak imkân ve kabiliyeti yoktur” şeklinde ifadeler kullanması dikkat çekti. Dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’u Dink cinayetiyle ilgili yanlış rapor düzenlemekle suçlayan Tuncel, “Beni bir numaralı sanık yapıp kendilerini saklamıştır. Oda TV, Cüppeli, şike, KCK, Hanefi Avcı suçsuzdur. Bunları yapan cemaat değil, bu ikisidir. Savcılık halen bunların kurduğu tuzaklarla karşı karşıyadır.” şeklinde konuştu. Tuncel, Oslo görüşmelerinin de bu yapı tarafından sızdırıldığını iddia etti.ZAMANA GÖNDERDİĞİ MEKTUPTA JANDARMAYI SUÇLAMIŞTITuncel, 20 Ocak 2012’de Zaman’a gönderdiği mektupta şunları yazmıştı: “O dönemde (2007) Ergenekon’a dokunan yanıyordu. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Türkiye’nin en karanlık noktasına projektörü tuttu. Bu iki isim Dink cinayetinin mağdurudur. Israrla bu iki şahsın ismi zikrediliyor. İstihbarat iç mantığına göre en son sorumlu tutulacak kişiler.” Tuncel, yakalanmadan önce bir gazeteye verdiği röportajda da, “Mahkemeye Emniyet Yardımcı İstihbarat Elemanı olma sürecimle ilgili belgeler sunacağım. Trabzon Jandarmasının bu davada irdelenmesi lazım. Cinayetteki rolleri büyük.” demişti.AHMET İSKENDER HAKKINDA YAKALAMA KARARI ÇIKTIDünkü duruşmada Tuncel’den sonra söz alan tutuklu sanık Yasin Hayal ise savunmasında şu ifadeleri kullandı: “Erhan Tuncel arkadaşımız gözaltına alındığında bu olayı asker yaptı diye bir beyanda bulunmuş. Merhum Hrant Dink’in resimlerini bilgisayardan çıkaran kendisidir. Bunu da kabul ediyor. Öldürülen birinin resimlerini çıkarmak nedir, azmettirmektir.” Sanıkların tutukluluk hallerine karar veren mahkeme, sanık Ahmet İskender hakkında ise yakalama emri çıkardı.İÇİŞLERİ BAKANLIĞI SORUŞTURMASI TUNCELİ DOĞRULAMIYORÖte yandan Erhan Tuncel’in Dink cinayetinde Ali Fuat Yılmazer’i suçlamasına karşın İçişleri Bakanlığı’nın olay sonrası yaptırdığı 4 ayrı soruşturmada Yılmazer’in bir ihmalinin bulunmadığı ortaya çıkmıştı. Dink davasında tanık olarak ifade veren Sabri Uzun, “17 Şubat 2006’da Dink’e saldırı düzenleneceğine yönelik rapor, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın C şubesine gelmiş. Ben raporun geldiğini 2009’da basından öğrendim.” ifadelerini kullanmıştı. Ancak emniyetin işleyiş biçimi ve müfettiş raporları, Sabri Uzun’u yalanlamıştı. Sabri Uzun’un iddia ettiği takip sistemi, kendisinin suçlandığı dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer tarafından sadece asıl arşive girilemeyenleri de korumak için geliştirilmişti. Ayrıca müfettiş raporları, koruma vermekle görevli İl Koruma Komisyonu’nda bulunan dönemin MİT bölge başkan yardımcısı ve Jandarma’nın da Hrant Dink’e yönelik suikasttan haberinin olduğunu tespit etmişti.‘Ergenekon biraz daha ciddiye alınsaydı, cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilirdiDuruşma öncesi adliye önünde toplanan Hrant Dinkin arkadaşları basın açıklaması yaptı. Ellerinde döviz ve pankart taşıyan Hrantın arkadaşları Öldür diyenler yargılansın, Katilleri koruyan cinayete ortaktır, Hrant için adalet için sloganları attı. Cinayetin perde arkasının çok incelenmediğini söyleyen Oyuncu Sermiyan Midyat, Ergenekon davası biraz daha ciddiyetle ele alınsa, bu cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilebileceğini gördük. Dink c
Zaman
Ana Sayfa
04.12.2013
TunceljandarmadanvazgeçtipolisisuçladıTuncel jandarmadan vazgeçti polisi suçladı
Tuncel jandarmadan vazgeçti, suçu polise attı
Zaman
04.12.2013
03:28
Hrant Dink davasının sanıklarından Erhan Tuncel, cinayeti emniyetteki bir yapının işlediğini iddia etti. Bu yapının cemaat ve hükümetin arasını açarak kendi iktidarını kurmaya çalıştığını savunan Tuncel, eski ifadeleri ile çelişti. Tuncel daha önce cinayetten jandarmanın sorumlu olduğunu ileri sürmüştü.Hrant Dink cinayetiyle ilgili davanın Yargıtay’ın bozma kararından sonraki ikinci duruşması dün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in de aralarında bulunduğu 6 sanık katıldı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hadi Çağdır, sanıklara Yargıtay’ın bozma kararına karşı beyanlarını sordu. Geçen hafta Dink cinayetiyle ilgili devam eden soruşturmada savcıya ifade verdiğini ve tanık koruma programına alındığını söyleyen Tuncel, cinayetin emniyet istihbaratında görevli bazı personellerin de aralarında bulunduğu bir yapı tarafından işlendiğini ileri sürdü. Bu yapının kendisini dublör olarak yargılattığını savunan Tuncel, jandarmanın cinayetle bir ilgisinin bulunmadığını belirtti.Tuncel, cinayetin işleneceğine dair gerekli bilgileri verdiğini ve operasyon yapılması gerektiğini söylediğini vurguladı. Eski İstanbul Valisi Muammer Güler, eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve Trabzon’da bağlantılı olduğunu belirttiği istihbarat görevlilerinin isimlerini sıralayan sanığın, “Şaibelidir, olaydan bilgisi yoktur, bu yapıyı kuracak imkân ve kabiliyeti yoktur” şeklinde ifadeler kullanması dikkat çekti. Dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’u Dink cinayetiyle ilgili yanlış rapor düzenlemekle suçlayan Tuncel, “Beni bir numaralı sanık yapıp kendilerini saklamıştır. Oda TV, Cüppeli, şike, KCK, Hanefi Avcı suçsuzdur. Bunları yapan cemaat değil, bu ikisidir. Savcılık halen bunların kurduğu tuzaklarla karşı karşıyadır.” şeklinde konuştu.Tuncel, Oslo görüşmelerinin de bu yapı tarafından sızdırıldığını iddia etti. Tuncel, 20 Ocak 2012’de Zaman’a gönderdiği mektupta şunları yazmıştı: “O dönemde (2007) Ergenekon’a dokunan yanıyordu. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Türkiye’nin en karanlık noktasına projektörü tuttu. Bu iki isim Dink cinayetinin mağdurudur. Israrla bu iki şahsın ismi zikrediliyor. İstihbarat iç mantığına göre en son sorumlu tutulacak kişiler.” Tuncel, yakalanmadan önce bir gazeteye verdiği röportajda da, “Mahkemeye Emniyet Yardımcı İstihbarat Elemanı olma sürecimle ilgili belgeler sunacağım. Trabzon Jandarmasının bu davada irdelenmesi lazım. Cinayetteki rolleri büyük.” demişti.Dünkü duruşmada Tuncel’den sonra söz alan tutuklu sanık Yasin Hayal ise savunmasında şu ifadeleri kullandı: “Erhan Tuncel arkadaşımız gözaltına alındığında bu olayı asker yaptı diye bir beyanda bulunmuş. Merhum Hrant Dink’in resimlerini bilgisayardan çıkaran kendisidir. Bunu da kabul ediyor. Öldürülen birinin resimlerini çıkarmak nedir, azmettirmektir.” Sanıkların tutukluluk hallerine karar veren mahkeme, sanık Ahmet İskender hakkında ise yakalama emri çıkardı.Öte yandan Erhan Tuncel’in Dink cinayetinde Ali Fuat Yılmazer’i suçlamasına karşın İçişleri Bakanlığı’nın olay sonrası yaptırdığı 4 ayrı soruşturmada Yılmazer’in bir ihmalinin bulunmadığı ortaya çıkmıştı. Dink davasında tanık olarak ifade veren Sabri Uzun, “17 Şubat 2006’da Dink’e saldırı düzenleneceğine yönelik rapor, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın C şubesine gelmiş. Ben raporun geldiğini 2009’da basından öğrendim.” ifadelerini kullanmıştı. Ancak emniyetin işleyiş biçimi ve müfettiş raporları, Sabri Uzun’u yalanlamıştı. Sabri Uzun’un iddia ettiği takip sistemi, kendisinin suçlandığı dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer tarafından sadece asıl arşive girilemeyenleri de korumak için geliştirilmişti. Ayrıca müfettiş raporları, koruma vermekle görevli İl Koruma Komisyonu’nda bulunan dönemin MİT bölge başkan yardımcısı ve Jandarma’nın da Hrant Dink’e yönelik suikasttan haberinin olduğunu tespit etmişti.‘Ergenekon biraz daha ciddiye alınsaydı, cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilirdiDuruşma öncesi adliye önünde toplanan Hrant Dinkin arkadaşları basın açıklaması yaptı. Ellerinde döviz ve pankart taşıyan Hrantın arkadaşları Öldür diyenler yargılansın, Katilleri koruyan cinayete ortaktır, Hrant için adalet için sloganları attı. Cinayetin perde arkasının çok incelenmediğini söyleyen Oyuncu Sermiyan Midyat, Ergenekon davası biraz daha ciddiyetle ele alınsa, bu cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilebileceğini gördük. Dink cinayetinin devletle ilişki içinde çeteler arasında nasıl da, deyim yerindeyse, ihaleye çıkarıldığını bir kez daha gördük, yeni ipuçları ile karşıl
Zaman
En Çok Okunan
04.12.2013
TunceljandarmadanvazgeçtisuçupoliseattıTuncel jandarmadan vazgeçti suçu polise attı
Tuncel jandarmadan vazgeçti, suçu polise attı
Zaman
04.12.2013
01:53
Hrant Dink davasının sanıklarından Erhan Tuncel, cinayeti emniyetteki bir yapının işlediğini iddia etti. Bu yapının cemaat ve hükümetin arasını açarak kendi iktidarını kurmaya çalıştığını savunan Tuncel, eski ifadeleri ile çelişti. Tuncel daha önce cinayetten jandarmanın sorumlu olduğunu ileri sürmüştü.Hrant Dink cinayetiyle ilgili davanın Yargıtay’ın bozma kararından sonraki ikinci duruşması dün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in de aralarında bulunduğu 6 sanık katıldı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hadi Çağdır, sanıklara Yargıtay’ın bozma kararına karşı beyanlarını sordu. Geçen hafta Dink cinayetiyle ilgili devam eden soruşturmada savcıya ifade verdiğini ve tanık koruma programına alındığını söyleyen Tuncel, cinayetin emniyet istihbaratında görevli bazı personellerin de aralarında bulunduğu bir yapı tarafından işlendiğini ileri sürdü. Bu yapının kendisini dublör olarak yargılattığını savunan Tuncel, jandarmanın cinayetle bir ilgisinin bulunmadığını belirtti.Tuncel, cinayetin işleneceğine dair gerekli bilgileri verdiğini ve operasyon yapılması gerektiğini söylediğini vurguladı. Eski İstanbul Valisi Muammer Güler, eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve Trabzon’da bağlantılı olduğunu belirttiği istihbarat görevlilerinin isimlerini sıralayan sanığın, “Şaibelidir, olaydan bilgisi yoktur, bu yapıyı kuracak imkân ve kabiliyeti yoktur” şeklinde ifadeler kullanması dikkat çekti. Dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’u Dink cinayetiyle ilgili yanlış rapor düzenlemekle suçlayan Tuncel, “Beni bir numaralı sanık yapıp kendilerini saklamıştır. Oda TV, Cüppeli, şike, KCK, Hanefi Avcı suçsuzdur. Bunları yapan cemaat değil, bu ikisidir. Savcılık halen bunların kurduğu tuzaklarla karşı karşıyadır.” şeklinde konuştu.Tuncel, Oslo görüşmelerinin de bu yapı tarafından sızdırıldığını iddia etti. Tuncel, 20 Ocak 2012’de Zaman’a gönderdiği mektupta şunları yazmıştı: “O dönemde (2007) Ergenekon’a dokunan yanıyordu. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Türkiye’nin en karanlık noktasına projektörü tuttu. Bu iki isim Dink cinayetinin mağdurudur. Israrla bu iki şahsın ismi zikrediliyor. İstihbarat iç mantığına göre en son sorumlu tutulacak kişiler.” Tuncel, yakalanmadan önce bir gazeteye verdiği röportajda da, “Mahkemeye Emniyet Yardımcı İstihbarat Elemanı olma sürecimle ilgili belgeler sunacağım. Trabzon Jandarmasının bu davada irdelenmesi lazım. Cinayetteki rolleri büyük.” demişti.Dünkü duruşmada Tuncel’den sonra söz alan tutuklu sanık Yasin Hayal ise savunmasında şu ifadeleri kullandı: “Erhan Tuncel arkadaşımız gözaltına alındığında bu olayı asker yaptı diye bir beyanda bulunmuş. Merhum Hrant Dink’in resimlerini bilgisayardan çıkaran kendisidir. Bunu da kabul ediyor. Öldürülen birinin resimlerini çıkarmak nedir, azmettirmektir.” Sanıkların tutukluluk hallerine karar veren mahkeme, sanık Ahmet İskender hakkında ise yakalama emri çıkardı.Öte yandan Erhan Tuncel’in Dink cinayetinde Ali Fuat Yılmazer’i suçlamasına karşın İçişleri Bakanlığı’nın olay sonrası yaptırdığı 4 ayrı soruşturmada Yılmazer’in bir ihmalinin bulunmadığı ortaya çıkmıştı. Dink davasında tanık olarak ifade veren Sabri Uzun, “17 Şubat 2006’da Dink’e saldırı düzenleneceğine yönelik rapor, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın C şubesine gelmiş. Ben raporun geldiğini 2009’da basından öğrendim.” ifadelerini kullanmıştı. Ancak emniyetin işleyiş biçimi ve müfettiş raporları, Sabri Uzun’u yalanlamıştı. Sabri Uzun’un iddia ettiği takip sistemi, kendisinin suçlandığı dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer tarafından sadece asıl arşive girilemeyenleri de korumak için geliştirilmişti. Ayrıca müfettiş raporları, koruma vermekle görevli İl Koruma Komisyonu’nda bulunan dönemin MİT bölge başkan yardımcısı ve Jandarma’nın da Hrant Dink’e yönelik suikasttan haberinin olduğunu tespit etmişti.‘Ergenekon biraz daha ciddiye alınsaydı, cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilirdiDuruşma öncesi adliye önünde toplanan Hrant Dinkin arkadaşları basın açıklaması yaptı. Ellerinde döviz ve pankart taşıyan Hrantın arkadaşları Öldür diyenler yargılansın, Katilleri koruyan cinayete ortaktır, Hrant için adalet için sloganları attı. Cinayetin perde arkasının çok incelenmediğini söyleyen Oyuncu Sermiyan Midyat, Ergenekon davası biraz daha ciddiyetle ele alınsa, bu cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilebileceğini gördük. Dink cinayetinin devletle ilişki içinde çeteler arasında nasıl da, deyim yerindeyse, ihaleye çıkarıldığını bir kez daha gördük, yeni ipuçları ile karşıl
Zaman
Güncel
04.12.2013
TunceljandarmadanvazgeçtisuçupoliseattıTuncel jandarmadan vazgeçti suçu polise attı
Tuncel jandarmadan vazgeçti, suçu polise attı
Zaman
04.12.2013
01:51
Hrant Dink davasının sanıklarından Erhan Tuncel, cinayeti emniyetteki bir yapının işlediğini iddia etti. Bu yapının cemaat ve hükümetin arasını açarak kendi iktidarını kurmaya çalıştığını savunan Tuncel, eski ifadeleri ile çelişti. Tuncel daha önce cinayetten jandarmanın sorumlu olduğunu ileri sürmüştü.Hrant Dink cinayetiyle ilgili davanın Yargıtay’ın bozma kararından sonraki ikinci duruşması dün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Duruşmaya tutuklu Erhan Tuncel ve Yasin Hayal’in de aralarında bulunduğu 6 sanık katıldı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı Hadi Çağdır, sanıklara Yargıtay’ın bozma kararına karşı beyanlarını sordu. Geçen hafta Dink cinayetiyle ilgili devam eden soruşturmada savcıya ifade verdiğini ve tanık koruma programına alındığını söyleyen Tuncel, cinayetin emniyet istihbaratında görevli bazı personellerin de aralarında bulunduğu bir yapı tarafından işlendiğini ileri sürdü. Bu yapının kendisini dublör olarak yargılattığını savunan Tuncel, jandarmanın cinayetle bir ilgisinin bulunmadığını belirtti.Tuncel, cinayetin işleneceğine dair gerekli bilgileri verdiğini ve operasyon yapılması gerektiğini söylediğini vurguladı. Eski İstanbul Valisi Muammer Güler, eski Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah ve Trabzon’da bağlantılı olduğunu belirttiği istihbarat görevlilerinin isimlerini sıralayan sanığın, “Şaibelidir, olaydan bilgisi yoktur, bu yapıyı kuracak imkân ve kabiliyeti yoktur” şeklinde ifadeler kullanması dikkat çekti. Dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer ve Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Sabri Uzun’u Dink cinayetiyle ilgili yanlış rapor düzenlemekle suçlayan Tuncel, “Beni bir numaralı sanık yapıp kendilerini saklamıştır. Oda TV, Cüppeli, şike, KCK, Hanefi Avcı suçsuzdur. Bunları yapan cemaat değil, bu ikisidir. Savcılık halen bunların kurduğu tuzaklarla karşı karşıyadır.” şeklinde konuştu.Tuncel, Oslo görüşmelerinin de bu yapı tarafından sızdırıldığını iddia etti. Tuncel, 20 Ocak 2012’de Zaman’a gönderdiği mektupta şunları yazmıştı: “O dönemde (2007) Ergenekon’a dokunan yanıyordu. Ramazan Akyürek ve Ali Fuat Yılmazer, Türkiye’nin en karanlık noktasına projektörü tuttu. Bu iki isim Dink cinayetinin mağdurudur. Israrla bu iki şahsın ismi zikrediliyor. İstihbarat iç mantığına göre en son sorumlu tutulacak kişiler.” Tuncel, yakalanmadan önce bir gazeteye verdiği röportajda da, “Mahkemeye Emniyet Yardımcı İstihbarat Elemanı olma sürecimle ilgili belgeler sunacağım. Trabzon Jandarmasının bu davada irdelenmesi lazım. Cinayetteki rolleri büyük.” demişti.Dünkü duruşmada Tuncel’den sonra söz alan tutuklu sanık Yasin Hayal ise savunmasında şu ifadeleri kullandı: “Erhan Tuncel arkadaşımız gözaltına alındığında bu olayı asker yaptı diye bir beyanda bulunmuş. Merhum Hrant Dink’in resimlerini bilgisayardan çıkaran kendisidir. Bunu da kabul ediyor. Öldürülen birinin resimlerini çıkarmak nedir, azmettirmektir.” Sanıkların tutukluluk hallerine karar veren mahkeme, sanık Ahmet İskender hakkında ise yakalama emri çıkardı.Öte yandan Erhan Tuncel’in Dink cinayetinde Ali Fuat Yılmazer’i suçlamasına karşın İçişleri Bakanlığı’nın olay sonrası yaptırdığı 4 ayrı soruşturmada Yılmazer’in bir ihmalinin bulunmadığı ortaya çıkmıştı. Dink davasında tanık olarak ifade veren Sabri Uzun, “17 Şubat 2006’da Dink’e saldırı düzenleneceğine yönelik rapor, İstihbarat Daire Başkanlığı’nın C şubesine gelmiş. Ben raporun geldiğini 2009’da basından öğrendim.” ifadelerini kullanmıştı. Ancak emniyetin işleyiş biçimi ve müfettiş raporları, Sabri Uzun’u yalanlamıştı. Sabri Uzun’un iddia ettiği takip sistemi, kendisinin suçlandığı dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer tarafından sadece asıl arşive girilemeyenleri de korumak için geliştirilmişti. Ayrıca müfettiş raporları, koruma vermekle görevli İl Koruma Komisyonu’nda bulunan dönemin MİT bölge başkan yardımcısı ve Jandarma’nın da Hrant Dink’e yönelik suikasttan haberinin olduğunu tespit etmişti.‘Ergenekon biraz daha ciddiye alınsaydı, cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilirdiDuruşma öncesi adliye önünde toplanan Hrant Dinkin arkadaşları basın açıklaması yaptı. Ellerinde döviz ve pankart taşıyan Hrantın arkadaşları Öldür diyenler yargılansın, Katilleri koruyan cinayete ortaktır, Hrant için adalet için sloganları attı. Cinayetin perde arkasının çok incelenmediğini söyleyen Oyuncu Sermiyan Midyat, Ergenekon davası biraz daha ciddiyetle ele alınsa, bu cinayete ilişkin yeni bulgulara erişilebileceğini gördük. Dink cinayetinin devletle ilişki içinde çeteler arasında nasıl da, deyim yerindeyse, ihaleye çıkarıldığını bir kez daha gördük, yeni ipuçları ile karşıl
Zaman
Ana Sayfa
04.12.2013
TunceljandarmadanvazgeçtisuçupoliseattıTuncel jandarmadan vazgeçti suçu polise attı
Mehmet Kamış - Paralel yapı
Zaman
30.11.2013
15:44
Son zamanlarda bir paralel devlet lafı tutturulmuş gidiyor. Ancak çağdaş hukuk devletinde de mümin hukukunda da iddiaların geçerli olabilmesi için somut verilere ihtiyaç vardır.Bu sözün, iktidarı elinde tutanların kendisinden başka herkesi ötekileştirmek için kolaylıkla uydurabileceği bir iftira haline dönüşmesi mümkündür. Buna göre Fenerbahçeliler, Galatasaraylıları paralel devlet olmakla suçlayabilir, ya da Rizeliler, Trabzonlulara paralel devlet ithamı yapabilir. Bu ithamın doğru olup olmadığını anlamak için somut verilere bakmak gerekir, öyle değil mi?Diyelim ki, bir yerde beş kişi öldürüldü. Hukuk devletinde böyle bir hadise yaşandığında savcılar derhal olaya el koyar, cinayetleri soruşturur ve sonuçta katil ya da katilleri bulup tutuklatır. Tam böyle bir zamanda; siyasi irade savcıları arayıp o konuyu kapatın dese, savcılar da siyasi iradeyi dinlemeyip cinayeti ortaya çıkarsa, söz konusu savcılar için iktidarın sözünü dinlemeyen paralel devlet, denebilir mi?Ya da farz edelim; yüklü miktarda uyuşturucu İstanbulda dağıtılmak üzere İrandan yola çıktı. Bunu tespit eden Narkotik polisleri yolda uyuşturucuyu yakalayıp şebekeyi derdest etti! Olaydan haberdar olan siyasi irade onları bırakın dese, polisler de bırakmasa, Emniyet ‘paralel devlet’ olur mu? Bu örnekleri hiçbir ima yapmadan rastgele veriyorum. İyi insanların olduğu yerde kötü şeyler yapamazsınız, ya da kötü şeylerin olması o oranda azalır.Paralel devlet lafı, sübjektif değerlendirmelerle ortaya atılamaz. Hukukun dediğini yapan, hukukun demediğini de yapmayan devlet memurlarına ‘paralel devlet’ diyemezsiniz. Böyle bir suçlama için yasalarda yazmayan şeylerin yapılması ya da hukukun emrinin yerine getirilmemesi gerekir. Yani kanunlar, polise uyuşturucu tacirlerini yakala diyor ancak polis içinde oluşmuş bir şebeke bunların yakalanmasını engelliyorsa, işte o yapı için paralel devlet iddiasında bulunulabilir.Sadece AK Parti için söylemiyorum. Siyasi iktidarı elinde tutan herkes bu ithamla kendisinden başka herkesi tasfiye edebilir. Örneğin, Alevilerin devlet içinde paralel bir yapı olduklarını iddia edebilir ve devlet kademesindeki bütün Alevileri kendi uydurduğu bu iddia üzerine tasfiye edebilir. Devlet içinde de kalmaz, Alevilere ait bütün yapıları ortadan kaldırmaya yönelik hukukta yeri olmayan uygulamalara imza atmaya kalkabilir. Bu örneği Kürtlere, Galatasaraylılara, Çerkezlere, Nakşibendilere vs. göre uyarlayabilirsiniz.Bu söylem ülkede ‘öteki oluşturmaktan başka bir işe yaramaz. Nitekim bugüne kadar devlet iktidarını elinde bulunduranlar, bu yolla dindarları devletten ve sosyal hayattan uzak tuttu. “Bunlar amirlerinden ziyade şeyhlerinin sözünü dinler” yaklaşımı onlarca yıldır aşina olduğumuz bir tez değil miydi? İrtica ile mücadele adına yapılan kıyımlarda da bu söyleniyordu. Oysa biz biliyorduk ki, Hakka, hukuka, adalete yasalara uygun hareket edenler değil, bilakis bundan rahatsız olanlar aslında paralel yapıdır. Türkiyedeki hukuk; hırsızlığı, yolsuzluğu, yetim hakkını yemeyi, cinayeti, katliamı yasaklıyor. Hukuka rağmen bunları kim organize olarak yapıyorsa asıl paralel yapılanma budur.Hizmet, bir siyasi oluşum, bir çıkarlar grubu değil bir ilkeler hareketidir. Temel hedefi ülkeyi yönetmek, siyaseti belirlemek, mensuplarına çıkar sağlamak değil toplumu oluşturan fertlerin iyi insan olmasına katkı yapmaktır. Onu hiç sevmeyenler, hatta ona düşman olanlar bile hizmetin iyi insanı hedeflediği gerçeğini kabul eder. Propaganda olsun diye söylemiyorum ancak herkes, hizmete gönül verenlerin, sadece hayatlarını idame ettirecek ücretlerle Afrikanın siyah renkli coğrafyasından, Asya steplerinin kuş uçmaz kervan geçmez bölgelerine kadar pek çok ülkede fedakarca hizmet ettiklerini bilir.Yıllardır; Fethullah Gülen Hocaefendinin tavsiyeleriyle yurdun ve dünyanın dört bir yanında açılmış okullarda, yurtlarda, dershanelerde görev yapanlar, insanlığı seven, kendilerinden başkalarını da düşünen fertlerin yetişmesi için büyük gayret gösteriyor. Hırsızlığı, yolsuzluğu, adam öldürmeyi, yetim malı yemeyi, hakka tecavüzü kötü olarak gören ve buna göre yaşayan iyi insanların yetişmesine zemin hazırlıyorlar.Allah’dan korkan; iyi insanların hakka ve adalete göre hareket etmesine paralel yapı değil hukuk devleti denir.
Zaman
Ana Sayfa
30.11.2013
MehmetKamış-ParalelyapıMehmet Kamış - Paralel yapı
Mehmet Kamış - Paralel yapı
Zaman
30.11.2013
02:00
Son zamanlarda bir paralel devlet lafı tutturulmuş gidiyor. Ancak çağdaş hukuk devletinde de mümin hukukunda da iddiaların geçerli olabilmesi için somut verilere ihtiyaç vardır.Bu sözün, iktidarı elinde tutanların kendisinden başka herkesi ötekileştirmek için kolaylıkla uydurabileceği bir iftira haline dönüşmesi mümkündür. Buna göre Fenerbahçeliler, Galatasaraylıları paralel devlet olmakla suçlayabilir, ya da Rizeliler, Trabzonlulara paralel devlet ithamı yapabilir. Bu ithamın doğru olup olmadığını anlamak için somut verilere bakmak gerekir, öyle değil mi?Diyelim ki, bir yerde beş kişi öldürüldü. Hukuk devletinde böyle bir hadise yaşandığında savcılar derhal olaya el koyar, cinayetleri soruşturur ve sonuçta katil ya da katilleri bulup tutuklatır. Tam böyle bir zamanda; siyasi irade savcıları arayıp o konuyu kapatın dese, savcılar da siyasi iradeyi dinlemeyip cinayeti ortaya çıkarsa, söz konusu savcılar için iktidarın sözünü dinlemeyen paralel devlet, denebilir mi?Ya da farz edelim; yüklü miktarda uyuşturucu İstanbulda dağıtılmak üzere İrandan yola çıktı. Bunu tespit eden Narkotik polisleri yolda uyuşturucuyu yakalayıp şebekeyi derdest etti! Olaydan haberdar olan siyasi irade onları bırakın dese, polisler de bırakmasa, Emniyet ‘paralel devlet’ olur mu? Bu örnekleri hiçbir ima yapmadan rastgele veriyorum. İyi insanların olduğu yerde kötü şeyler yapamazsınız, ya da kötü şeylerin olması o oranda azalır.Paralel devlet lafı, sübjektif değerlendirmelerle ortaya atılamaz. Hukukun dediğini yapan, hukukun demediğini de yapmayan devlet memurlarına ‘paralel devlet’ diyemezsiniz. Böyle bir suçlama için yasalarda yazmayan şeylerin yapılması ya da hukukun emrinin yerine getirilmemesi gerekir. Yani kanunlar, polise uyuşturucu tacirlerini yakala diyor ancak polis içinde oluşmuş bir şebeke bunların yakalanmasını engelliyorsa, işte o yapı için paralel devlet iddiasında bulunulabilir.Sadece AK Parti için söylemiyorum. Siyasi iktidarı elinde tutan herkes bu ithamla kendisinden başka herkesi tasfiye edebilir. Örneğin, Alevilerin devlet içinde paralel bir yapı olduklarını iddia edebilir ve devlet kademesindeki bütün Alevileri kendi uydurduğu bu iddia üzerine tasfiye edebilir. Devlet içinde de kalmaz, Alevilere ait bütün yapıları ortadan kaldırmaya yönelik hukukta yeri olmayan uygulamalara imza atmaya kalkabilir. Bu örneği Kürtlere, Galatasaraylılara, Çerkezlere, Nakşibendilere vs. göre uyarlayabilirsiniz.Bu söylem ülkede ‘öteki oluşturmaktan başka bir işe yaramaz. Nitekim bugüne kadar devlet iktidarını elinde bulunduranlar, bu yolla dindarları devletten ve sosyal hayattan uzak tuttu. “Bunlar amirlerinden ziyade şeyhlerinin sözünü dinler” yaklaşımı onlarca yıldır aşina olduğumuz bir tez değil miydi? İrtica ile mücadele adına yapılan kıyımlarda da bu söyleniyordu. Oysa biz biliyorduk ki, Hakka, hukuka, adalete yasalara uygun hareket edenler değil, bilakis bundan rahatsız olanlar aslında paralel yapıdır. Türkiyedeki hukuk; hırsızlığı, yolsuzluğu, yetim hakkını yemeyi, cinayeti, katliamı yasaklıyor. Hukuka rağmen bunları kim organize olarak yapıyorsa asıl paralel yapılanma budur.Hizmet, bir siyasi oluşum, bir çıkarlar grubu değil bir ilkeler hareketidir. Temel hedefi ülkeyi yönetmek, siyaseti belirlemek, mensuplarına çıkar sağlamak değil toplumu oluşturan fertlerin iyi insan olmasına katkı yapmaktır. Onu hiç sevmeyenler, hatta ona düşman olanlar bile hizmetin iyi insanı hedeflediği gerçeğini kabul eder. Propaganda olsun diye söylemiyorum ancak herkes, hizmete gönül verenlerin, sadece hayatlarını idame ettirecek ücretlerle Afrikanın siyah renkli coğrafyasından, Asya steplerinin kuş uçmaz kervan geçmez bölgelerine kadar pek çok ülkede fedakarca hizmet ettiklerini bilir.Yıllardır; Fethullah Gülen Hocaefendinin tavsiyeleriyle yurdun ve dünyanın dört bir yanında açılmış okullarda, yurtlarda, dershanelerde görev yapanlar, insanlığı seven, kendilerinden başkalarını da düşünen fertlerin yetişmesi için büyük gayret gösteriyor. Hırsızlığı, yolsuzluğu, adam öldürmeyi, yetim malı yemeyi, hakka tecavüzü kötü olarak gören ve buna göre yaşayan iyi insanların yetişmesine zemin hazırlıyorlar.Allah’dan korkan; iyi insanların hakka ve adalete göre hareket etmesine paralel yapı değil hukuk devleti denir.
Zaman
Köşe Yazıları
30.11.2013
MehmetKamış-ParalelyapıMehmet Kamış - Paralel yapı
Görmez'den çocuk gelin uyarısı: Hem dine hem de o kız çocuğuna haksızlıktır
Zaman
14.11.2013
12:14
Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez, çocuk gelinler konusunda uyarılarda bulundu. Görmez, Hiçbir şekilde rızası olmadan, anne olma özelliğini daha kazanmadan, eş olmanın anlamını kavramadan babası ve ailesi tarafından kendisinden çok daha yaşlı bir insanla zorla evlendirilen bir kız çocuğunun meselesini kim İslam’dan ayrı bir yerde değerlendirebilir? Her kim böyle bir insafsızlığa İslam’ın herhangi bir kaynağından delil bulmaya çalışıyorsa, hem bu dine hem de o kız çocuğuna haksızlık yapmaktadır. Onun için bütün bu bilgileri yeniden ele almak ve toplumla yeniden paylaşmak hepimizin vazifesidir. dedi. Diyanet İşleri Başkanlığı, Türkiye’de sosyal hizmet kurumlarında din hizmeti görevi sunan personele yönelik eğitici bir seminer düzenledi. Din Hizmetleri Genel Müdürlüğünce Ankara’da düzenlenen seminerin açılış programına Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez de katıldı. Sosyal hizmet kurumlarında sunulan din hizmetinin özgün, tutarlı ve devamlı olmasını sağlamak amacıyla düzenlenen seminerin açılışında konuşan Görmez, din hizmeti ve din eğitimi kavramlarının zaman ilerledikçe anlam çerçevesi genişleyen, farklı tarifler ve farklı tanımlarla ortaya konulması gereken kavramlar olduğuna işaret etti. DİN HAYATIN TABİ BİR PARÇASIDIRDin hizmetinin ve din eğitiminin bilhassa toplum kesimlerine, kamuya yönelik yaygın olarak yapıldığında çok büyük anlamlar kazandığına dikkat çeken Görmez, “Tabi bu kavramların tanımları sizin dine yüklediğiniz anlamlara göre değişiyor. Eğer siz dini sadece bir ibadetler manzumesinden ibaret kabul ediyorsanız, dini sadece mabedin içinde yaşanacak bir hayat olarak değerlendiriyorsanız din hizmetlerine farklı bir tanımla yaklaşırsınız. Aynı şekilde eğer siz dini sadece bir teorik ahlak olarak değerlendirirseniz yine din hizmetlerinin tanımı farklı olacaktır. Din hayatın bir parçasıdır. İslam için yapılacak tek tanım budur: Din hayatın tabi bir parçasıdır. Din insan için gönderilmiştir ve insana gönderilmiştir. Dinin insan için gönderildiğini ve insana gönderildiğini dikkate aldığınızda o zaman din hizmetlerinin tanımı farklı olacaktır.” diye konuştu. ÇOCUK İSTİSMARI ASLA GÖZARDI EDİLEMEZÇocuk ihmaline değinen Görmez, “Gelecek nesilleri inşa etmek için ihmal edilen çocuklara yardımcı olmayı, el uzatmayı kim dinden ayırabilir? Kim vicdandan ayırabilir?” diye sordu. Çocuk istismarının asla göz ardı edilemeyecek bir mesele olduğunu vurgulayan Diyanet İşleri Başkanı, şu ifadeleri kullandı: “Eğer bu çağın kıyameti yakınsa, çocuk istismarı bunun en önemli sebeplerinden biri olacaktır. Çocuğun her türlü istismarıyla mücadele etmeyi kim din hizmetinin dışında değerlendirebilir? Çocuk gelinler diye bir konudan söz ediliyor. Hiçbir şekilde rızası olmadan, anne olma özelliğini daha kazanmadan, eş olmanın anlamını kavramadan babası ve ailesi tarafından kendisinden çok daha yaşlı bir insanla zorla evlendirilen bir kız çocuğunun meselesini kim İslam’dan ayrı bir yerde değerlendirebilir? Her kim böyle bir insafsızlığa İslam’ın herhangi bir kaynağından delil bulmaya çalışıyorsa, hem bu dine hem de o kız çocuğuna haksızlık yapmaktadır. Bir ailenin maddi sıkıntılarından menfaat ummak, bir kız çocuğuna zulmedeceği zaman, ahlaksızlık yapacağı zaman Hz. Peygamber’in hayatından örnek vermeye kalkışmak kabul edilemez bir suçtur. Tarihe ait veriler, çoğu zaman sağlıklı bir değerlendirmeye ve eleştiriye tabi tutulmadan polemik malzemesi yapılmaktadır. Onun için bütün bu bilgileri yeniden ele almak ve toplumla yeniden paylaşmak hepimizin vazifesidir.” Terk edilmiş kadınlar meselesine de değinen Görmez, Kim demiş ki terk edilmiş, mağdur edilmiş, mahrum bırakılmış, şiddet görmüş, ailesinden kovulmuş kadınlara şefkat elini uzatmak, din hizmetinden ayrı bir konudur? Şiddete uğrayan insanları dinin şefkat eliyle, merhamet eliyle biz tedavi etmeyeceğiz de kim tedavi edecek? sorusunu yöneltti. Tamamen bir cahiliye anlayışı olarak sürdürülen töre cinayeti ve namus cinayetlerinin söz konusu olduğunu belirten Görmez, bu toplumda hala işlenen söz konusu cinayetlerle mücadelenin de din hizmetinden ayrılmaz bir parça olduğunu bildirdi. ŞİDDETE MARUZ KALMIŞ İNSANLARA İSLAMIN O MERHAMETİNİ GÖTÜRECEKSİNDevletin şu anda sosyal hizmet kurumlarıyla bu konuya önemli bir şekilde el uzattığını kaydeden Görmez, ilgili kurumların Diyanet İşleri Başkanlığı ile giderek artan işbirliği taleplerine işaret etti. Görmez, sözlerini şöyle tamamladı: “Neden sizin sunacağınız manevi destek hizmetine ihtiyaç var? Çünkü devlet yetimhane açar ama devlet yetim başı okşayamaz. Yetimhane açmak başka şey yetim başı okşamak başka şeydir. Devlet huzurevi açar ama o ihtiyarlara huzur dağıtamaz. Siz onun için yardımcı olacaksınız ki yetimhanede yetim başı okşanmasını sağlayacaksınız. Huzurevine huzur götüreceksiniz. Şiddete maruz kalmış insanlara İslam’ın o şefkatini o merhametini götüre
Zaman
Son Dakika
14.11.2013
GörmezdençocukgelinuyarısıHemdinehemdeokızçocuğunahaksızlıktırGörmezden çocuk gelin uyarısı Hem dine hem de o kız çocuğuna haksızlıktır
Öldürdüğü ağabeyini anne ve babasının yardımıyla yakmış
Zaman
11.10.2013
15:19
Eskişehirde 6 yıl önce meydana gelen aile cinayeti, polisin oluşturduğu özel ekibin uzun süren çalışmaları sonucu çözüldü. 2008 yılının Temmuz ayında hakkında polise kayıp ihbarında bulunulan Fatih P.nin (30); kardeşi Ali P. (25) ve ailesi tarafından av tüfeği ile evlerinde öldürüldüğü, Eskişehir Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğince kurulan özel ekip tarafından tespit edildi. Gencin çeyiz sandığı içerisinde yakıldıktan sonra küçük bölümlerinin toprağa gömüldüğü, büyük kemiklerinin ise Porsuk Çayına atıldığı ortaya çıktı. Olayın aile cinayeti olduğunun 6 yıl süren çalışmayla belirlenmesinin ardından cinayeti işleyen kardeş, anne ve baba gözaltına alındı. Emniyette suçu işlediklerini kabul eden anne, baba ve oğul adli makamlara sevk edildi.Odunpazarı ilçesinin Kurtuluş Mahallesinde oturan baba Yusuf P. (57) ve anne Havva P.(51), 2008 yılının Temmuz ayında oğullarının evlerine uzun süredir gelmediğini belirterek Kurtuluş Polis Merkezi Amirliğine kayıp ihbarında bulundu. Aile bireylerinin oğulları ile ilgili gelişmelere kayıtsız kalmaları, aile içerisinde öldürme söylemlerinin artması üzerine polis ekipleri olayı aydınlatmak için harekete geçti. Bunun üzerine Eskişehir Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğinde konuyu araştırmak için özel bir ekip kuruldu. Özel ekip, Ali P., anne Havva P. ile baba Yusuf P.yi cumhuriyet savcısından alınan izin doğrultusunda teknik ve fiziki takibe aldı.Yapılan geniş kapsamlı titiz çalışmalar sonrasında, özel ekip cinayetle ilgili önemli ipuçlarına ulaştı. Ekipler, Fatih P.nin kardeşi Ali P.yi şüpheli sıfatıyla gözaltına aldı. Ali P., emniyette konuyla ilgili önemli delil ve ipuçlarının önüne konması üzerine cinayeti itiraf etti. KARDEŞİNİ AV TÜFEĞİ İLE ÖLDÜRDÜKTEN SONRA YAKTIĞINI İTİRAF ETTİAli P., ağabeyi Fatih P.’nin boşandıktan sonra eve genç kızları evlenme vaadiyle kandırarak getirdiğini, anne babasını rahatsız ettiğini, ağabeyini sık sık uyardığını, ancak kendisini dinlemediğini anlattı. Olay gününde yine kız meselesi yüzünden ağabeyi ile tartıştıklarını anlatan Ali P., olay anını şöyle aktardı: Evde sakladığımız av tüfeğini alarak ağabeyim Fatih P.’nin kafasına tek el ateş ettim. Bu olay, anne ve babamın yanında gerçekleşti. Ölen ağabeyimi annem Havva P.nin (51) yardımı ile çeyiz sandığına koyduk. Babam Yusuf P.nin (57) yardımı ile de evimizin dışındaki boş araziye taşıdık. Ağabeyimin cesedini orada yaktım. Ufak parçalarını gömdüm. Geriye kalan kemik parçalarını bir poşete koyarak Porsuk Nehrine attım. Daha sonra annem Kurtuluş Polis Merkezi Amirliğine giderek kayıp müracaatında bulundu. Özel ekip, Ali P.nin ifadesi doğrultusunda evlerinin bahçesinde önceki gün kazı çalışması başlattı. Kazı çalışmalarında maktül Fatih P.ye ait olduğu düşünülen kemik ve elbise parçaları ile öldüğünde sarıldığı kilim, içine konularak yakılan sandık kalıntıları ortaya çıktı. Ayrıca şüpheli Ali P.nin olayda kullanıldığını belirttiği tüfeğe olmak üzere el konuldu.Ali P.’nin ifadesinde kemik parçalarını attığını söylediği Porsuk Çayında ise Emniyet Genel Müdürlüğü Sualtı Grup Amirliği ekiplerince arama tarama çalışması yapıldı. Olay yerinde bulunan yırtılmış ağzı bağlı çöp poşeti ve yanmış kemik parçaları incelenmek üzere muhafaza altına alındı.Olayla ilgili gözaltına alınan kardeş Ali P., baba Yusuf P. ile anne Havva P., cumhuriyet savcısının talimatı ile gözaltına alındı. Emniyetteki ifadeleri tamamlanan 3 şüpheli adli makamlara sevk edildi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
11.10.2013
ÖldürdüğüağabeyiniannevebabasınınyardımıylayakmışÖldürdüğü ağabeyini anne ve babasının yardımıyla yakmış
Faili meçhul iddianamesi zamanaşımına bir gün kala kabul edildi
Zaman
03.10.2013
01:53
Ankara TMK 10. madde ile görevli Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgilinin yürüttüğü faili meçhul cinayetler soruşturmasında, iddianame zamanaşımına 1 gün kala kabul edildi. Bilgili, eski İçişleri Bakanı Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Korkut Ekenin oluşturduğu özel ekibin, devletin bekâsı için diyerek infazlar gerçekleştirdiğini belirtti. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinin kabul ettiği iddianamede 12 kişi hakkında silahlı teşekkül faaliyeti çerçevesinde tasarlayarak adam öldürme suçlamasıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası isteniyor.Ankara’daki faili meçhul cinayetler soruşturmasında Abdülmecit Baskın cinayeti ile ilgili iddianamenin kabul edilmesiyle birlikte, daha önce Susurluk davasında 5 yıl ceza alarak denetimli serbestlik kapsamında tahliye edilen Ağar hakkında yakalama kararı çıkarılacağı öğrenildi.3 Ekim 1993 tarihinde Ankara Haymana yolu Yavrucak mevkiinde bir tarla içerisindeki harabede Abdülmecit Baskın, öldürülmüş halde bulunmuştu. Eski Özel Harekâtçı Ayhan Çarkın’ın ifadeleri üzerine iddianame hazırlanmıştı. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından zamanaşımına bir gün kala kabul edilen iddianamede, Baskın’ın özel bir ekip tarafından infaz edildiği belirtilerek 12 sanık hakkında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. Dosyanın bir numaralı şüphelisi Mehmet Ağar’ın, ifadesinde “Emniyet genel müdürlüğüm süresince çalışmalarım hukuk sınırları içerisinde devam etti. Bu sürede yasa dışı talimatım söz konusu olmadı.” dediği görüldü. Çarkın’ın ise Abdülmecit Baskın cinayetine ilişkin emri İbrahim Şahin’in verdiğini aktardığı belirtildi. Dönemin Özel Harekât Daire Başkan Vekili İbrahim Şahin de ifadesinde, “Ankara ve İstanbul’da gerçekleşen faili meçhul cinayetlerle ilgili yasalara aykırı bir şekilde yetki kullanmadım. İllegal bir oluşumun yöneticisi olarak hiçbir şekilde birilerine cinayet işlemeleri konusunda emir vermedim.” dedi.İddianamenin değerlendirme bölümünde, Mehmet Ağar, İbrahim Şahin ve Mehmet Korkut Eken’in, suç işlemek üzere silahlı örgüt oluşturdukları ve yöneticiliğini yaptıkları, Ayhan Çarkın, Ziya Bandırmalıoğlu, Ercan Ersoy, Ayhan Akça’nın da suç işlemek üzere oluşturdukları silahlı örgütün üyeleri oldukları, Seyfettin Lap, Ahmet Demirel, Ayhan Özkan, Uğur Şahin ve Alper Tekdemir’in ise diğer şüphelilerle birlikte hareket ettikleri kaydedildi.
Zaman
Güncel
03.10.2013
FailimeçhuliddianamesizamanaşımınabirgünkalakabuledildiFaili meçhul iddianamesi zamanaşımına bir gün kala kabul edildi
İrlandalı kadınların katiline iki defa ağırlaştırılmış müebbet verildi
Zaman
02.10.2013
18:00
İzmir’in Buca ilçesi Kaynaklar mevkisindeki ormanlık alanda boğazları kesilerek öldürülen İrlanda vatandaşı Marion Elizabeth Graham (54) ve arkadaşı Cathy Dinsmoreun (50) katil sanığı Recep Çetin, iki defa ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkum oldu. Cinayete yardım ettiği iddia edilen babası Eyüp Çetin ise oy çokluğuyla beraat etti.Graham ve Dinsmoreun öldürülmesiyle ilgili yargılamaya, İzmir 5. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Duruşmaya tutuklu sanık Çetin ve babası, öldürülen kadınlardan Graham’ın olay tarihinde 15 yaşında olan kızı Shanon Graham ile tarafların avukatları katıldı. Duruşmayı İrlandalı gazeteciler ve İrlanda Fahri Konsolosu Bülent Akgerman da izledi. Karar duruşmasında Savcı Fatih Genç, olay tarihinde 17 yaşında görünen sanık Recep Çetin’in kemik yaşının 22 olarak düzeltilmesini, baba ve oğlun ikişer defa ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını istedi. Son sözü sorulan tutuklu sanık Çetin, yaptığının hata olduğunu söyleyerek tasarlayarak öldürmediğini, aralarında kin ve düşmanlık olmadığını, iki kadının kendisine saldırdığını belirtti. O zamanlar gençlik döneminde olduğunu ifade eden Çetin, “Can korkusu nedeniyle cinayeti işledim. Kendim vicdan azabı çekiyorum. Ufak yaşta çalışmaya başladım. Bu nedenle kemiklerim geliştiği için kemik yaşım yüksek. Kimliğimle doğduğum tarih aynı, kemik yaşı raporunu kabul etmiyorum. Adil yargılanmak istiyorum.” dedi. Baba Çetin de olayla ilgisi olmadığını tekrarladı. Olaydan haberi olması halinde bunu engelleyeceğini savunmasında ifade eden Eyüp Çetin, “Benim ciğerim yandı. Ailesinden özür ve başsağlığı diliyorum. Oğlum bir cahillik yapmış.” dedi. İrlandalı kadınların ailelerinin avukatı Barış Kaşka ise sanıkların en üst sınırdan ceza almasını talep etti. Aileler de çok vahşi ve barbarca bir cinayet işlendiğini, karşılığını bulması ve hakettikleri neyse o cezanın en üst sınırının verilmesini mahkemeden istedi. Sanık Çetin’in avukatı Aydoğan Yolyapan ise savunmasında, müvekkilinin gizli tanığın ifadeleri doğrultusunda suçlandığını, başka bir delil olmadığını belirterek tahliye ve beraat talebini yineledi.Savunmaların ve taleplerin ardından mahkeme heyeti, Recep Çetin’in yaşının, kemik yaşı raporuna uygun şekilde 22 olarak düzeltilmesine, iki kez ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile cezalandırılmasına karar verdi. Cinayete yardım ve yataklık ettiği gerekçesiyle yargılanan baba Eyüp Çetin ise oy çokluğuyla beraat etti. Aydının Kuşadası ilçesinde 2011 yılında garson olarak çalışan Recep Çetin, İrlandalı 16 yaşındaki S.G. ile tanışıp arkadaş olmuştu. Kızının Recep Çetin ile evlenmesine karşı çıkan annesi Marion Elizabeth Graham ve arkadaşı Cathy Dinsmoreun cesetleri, 18 Ağustos 2011 tarihinde Kaynaklar mevkisindeki ormanlık alanda bulunmuştu. Cinayet zanlısı olarak 17 yaşındaki Recep Çetin gözaltına alınmış, kemik yaşının 22 olduğuna dair rapor düzenlenmişti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
02.10.2013
İrlandalıkadınlarınkatilineikidefaağırlaştırılmışmüebbetverildiİrlandalı kadınların katiline iki defa ağırlaştırılmış müebbet verildi
Irkçı Altın Şafak benzeri örgütler için ceza kanunu değişiyor
Zaman
18.09.2013
16:31
Yunanistan’ın başkenti Atina’da ırkçı Altın Şafak örgütü üyesi bir kişinin 34 yaşındaki Yunan gencini öldürmesi üzerine Yunanistan Emniyet Genel Müdürlüğü olaya ilişkin açıklamalarda bulundu. Atina’nın Keratsini semtinde gece yarısı iki grup arasında arbede yaşandığını açıklayan Emniyet Genel Müdürlüğü, zanlının olay yerine ulaştıktan sonra otomobilinden inerek 34 yaşındaki Pavlos Fissas’ın iki bıçak darbesiyle ölümüne sebebiyet verdiğini söyledi. İhbar üzerine olay yerine ulaşan polisin tanıkların ifadesi doğrultusunda 45 yaşındaki zanlıyı gözaltına aldığını duyurdu. Polis, zanlının otomobilinde bulunan bıçakta kan izleri tespit ettiğini de açıkladı. Polis, saldırıya uğrayan şahsın kaldırıldığı hastanede hayatını kaybettiğini ve doktorlar tarafından iki bıçak darbesi aldığının açıklandığı belirtildi. Zanlı, polis sorgusunda cinayeti işlediğini kabul ederken, Neonazi görüşleri ile bilinen Altın Şafak üyesi olduğunu da itiraf etti. 45 yaşındaki zanlının evinde yapılan aramalarda ise bir adet Taser adlı elektroşok tabanca, cop ve Altın Şafak örgütüne ait broşürler ele geçirildi. Eşinin ifadesine göre telefon eden zanlı, kendisinden evinde bulunan suç aletlerini gizlemesini istemiş. Yunan polisi, polisin savcı nezaretinde Altın Şafak örgütü büroları ile bazı evlerde geniş çaplı aramalar yaptığını ve zanlı ile işlediği cinayete dair delillere ulaşamaya çalıştığını bildirdi. Öte yandan Yunan basın-yayın organları, yaklaşık askeri kıyafetler giyen sivil 15 kişilik bir grubun Pavlos Fissas ve arkadaşlarına saldırdığı ve bu sırada göğsüne 2 bıçak darbesi alan gencin hayatını kaybettiğini yazdı. Pavlos Fissas’ın babası da bir açıklamada bulunarak Altın Şafak’ı suçladı. Dün gece oynanan Olimpiyakos futbol takımının Avrupa maçını izleyen oğlunun bir arkadaşının Altın Şafak hakkında bir şeyler söylediğini ve hemen ardından da Altın Şafak üyesi grubun kafeteryayı bastıklarını açıkladı. Ardından da cinayetin işlendiğini ifade etti. Bu arada Altın Şafak üyeleri tarafından yaşanan kovalamaca sırasında bir kişinin civardaki polislere olayı haber verdiği ancak polisin grubun kalabalık olmasını gerekçe göstererek ihbarda bulunan kişinin olay mahallinden uzaklaşmasını söylediği de bildirildi. Bir başka iddia ise ambulansın olay yerine 60 dakika gecikmeli ulaştığı yönünde. Kendini savunan Hızır Ekip yetkileri ise ambulansın olay yerine 18 dakikada ulaştığını açıkladı. Öte yandan yabancı ve göçmen düşmanlığı ile bilinen Altın Şafak örgütü, ‘cinayetle hiçbir ilgilerinin olmadığını’ iddia etti.BAKAN DENDİAS KARARLIAltın Şafak üyesi tarafından öldürülen gençle ilgili bir basın toplantısı düzenleyen Yunanistan Kamu Düzeni Bakanı Nikos Dendias, önümüzdeki günlerde Ceza Kanunundaki suç örgütüyle ilgili 187inci ve bir gruba silahlı eğitim vermeyi düzenleyen 195inci maddelerin yeniden ele alınarak kamuoyu ile paylaşacaklarını söyledi. Altın Şafakı sert bir dille eleştiren Bakan, Altın Şafakı Neoanazi oluşumu olarak tanımladı ve geçmişteki Almanya ve İtalya örneklerini vererek, askeri yapılanmalara karşı durmaya çağırdı.IRKÇI ÖRGÜTĞN SALDIRILARI YUNANLARA DA YÖNELDİYaklaşık 4 yıl önce Yunanistandaki göçmen ve yabancılara yönelik yüzlerce yaralama ve 5ten fazla ölümlü saldırıya sebep olmakla suçlanan Altın Şafak üyeleri, saldırılarını Yunan vatandaşlarına da yöneltmeye başladı. Hafta sonu Yunanistan Komünist Partisinin düzenlediği bir eylemi basan örgüt üyeleri, 8 kişinin yaralanmasına sebep olmuştu. Ülkede yaklaşık 1 yıldır Altın Şafak örgütünün yasaklanması konusunda tartışma yaşanıyor. Altın Şafak benzeri suçu teşvik eden örgütlere yönelik daha sert tedbirler içeren yasa tasarısı geçen nisan ayında hazırlanmış ancak muhafazakar Yeni Demokrasi ve sosyalist PASOK tarafından parlamentoya getirilmemişti. Son yaşanan ölümlü olay üzerine Ceza Kanununda yeni yapılacak düzenlemelerin önümüzdeki günlerde kamuoyunda tartışıldıktan sonra meclise getirilmesi bekleniyor. Yunan basın yayın organları, hükümeti şiddeti devamlı tırmandıran Altın Şafak örgütüne karşı yeterli mücadeleyi göstermemekle suçluyor. Polis ise Altın Şafak üyelerinin yabancılara yönelik saldırılarına karşı gerektiği kadar tedbir almamakla eleştiriliyor. İktidarın büyük ortağı muhafazakar Yeni Demokrasiden bazı milletvekilleri, son anketlerde yüzde 12 civarında oy oranına ulaşan Altın Şafak ile işbirliğine gidilmesi gerektiğini savunuyor. Ekonomik kriz döneminde yıldızı parlayan Altın Şafak örgütü, ülke genelinde hızla örgütleniyor. 18 milletvekili ile parlamentoda temsil edilen örgüt, parlamentoda sık sık şiddeti savunan konuşmalar yapıyor. Örgüte bağlı milletvekilleri, halk pazarlarını gezerek göçmen tezgahlarını dağıtıyor. Ekonomik krizden bunalan Yunan halkı ve gençleri, hızla tutucu davranışlara kayarak faşist örgüte olan desteklerini artırıyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
18.09.2013
IrkçıAltınŞafakbenzeriörgütleriçincezakanunudeğişiyorIrkçı Altın Şafak benzeri örgütler için ceza kanunu değişiyor
Yenilenen Hrant Dink davasında Erhan Tuncel’e yakalama kararı
Zaman
18.09.2013
01:51
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili dava, Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden görülmeye başlandı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuksuz sanık Erhan Tuncel’in, hakkındaki suç vasfının aleyhine değişme ihtimali üzerine yakalanmasına karar verdi.Ayrıca diğer tutuksuz sanıklar Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz ve Osman Hayal’in duruşmaya zorla getirilmesine hükmetti. Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararına uyup uymayacağını, sanıkların beyanlarını aldıktan sonra netleştirecek. Bu sebeple duruşma 3 Aralık tarihine ertelendi. Avukat Fethiye Çetin, yargılama sürecini müsamere olarak tanımlayan Dink ailesinin duruşmalara katılmayacağını söyledi.İstanbul 14. Ağır Ceza Mahke-mesi’ndeki duruşmaya 19 sanıktan sadece Yasin Hayal ve Salih Hacısalihoğlu katıldı. CHP Milletvekilleri Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu, BDP milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü ile Van bağımsız milletvekili Aysel Tuğluk da izleyiciler arasında yer aldı. Mahkeme Başkanı Mustafa Başer, Yargıtay’ın bozma ilamını okuduktan sonra salonda bulunan sanıklara karara ilişkin diyeceklerini sordu. Suikasti azmettirmekle suçlanan Yasin Hayal, “Yargıtay’ın bozma kararını kabul etmiyorum. Cinayet suçunu onamasına da itiraz ediyorum. Medyadan öğrendim. Bir itirafçı çıkmış. İtirafçı benim masum olduğumu ortaya koyuyor. Cinayeti Erhan Tuncel ile işleyerek Rusya’ya kaçacaklarını belirtiyor.” dedi. Hayal, Yargıtay’ın bozma kararına direnilmesini isterken, tutuksuz sanık Hacısalihoğlu, uyulmasını talep etti.Dava öncesinde adliye önünde toplanan grup, “Müsamereyi bırakın asıl sorumluları yargılayın” pankartıyla eylem yaptı. Hrant’ın Arkadaşları adlı grup adına Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya basın açıklamasını okudu. Dink’in kamu görevlilerinin yardımıyla öldürüldüğünü fakat gerçek sorumluların yargı önüne çıkmadığını savundu.Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesine ilişkin davaya bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, daha önce 19 sanık hakkında örgüt üyeliği suçlamasından beraat kararı vermişti. Yasin Hayal için ağırlaştırılmış müebbet ve 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmeden mahkeme, Tuncel’i Dink cinayetinden suçlu bulmamıştı. Tuncel, McDonald’s patlaması sebebiyle aldığı 10 yıl 6 ay hapis cezası cezaevinde kaldığı süre göz önünde bulundurularak tahliye edilmişti. Dink ailesi ile duruşma savcısı, sanıkların terör örgütü üyeliğinden cezalandırılması yönünde itiraz etmişti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi kısmen onadığı kararın ‘örgüt yok’ hükmünü bozmuştu. Sanıkların iddia edildiği gibi terör örgütü üyeliğinden değil, suç örgütü üyeliğinden cezalandırılması gerektiğini ifade etmişti. GÖKSEL GENÇ, TUĞBA MEZARARKALI İSTANBUL
Zaman
Güncel
18.09.2013
YenilenenHrantDinkdavasındaErhanTuncel’eyakalamakararıYenilenen Hrant Dink davasında Erhan Tuncel’e yakalama kararı
Yenilenen Hrant Dink davasında Erhan Tuncel’e yakalama kararı
Zaman
18.09.2013
01:51
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink’in öldürülmesiyle ilgili dava, Yargıtay’ın bozma kararından sonra yeniden görülmeye başlandı. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, tutuksuz sanık Erhan Tuncel’in, hakkındaki suç vasfının aleyhine değişme ihtimali üzerine yakalanmasına karar verdi.Ayrıca diğer tutuksuz sanıklar Tuncay Uzundal, Zeynel Abidin Yavuz ve Osman Hayal’in duruşmaya zorla getirilmesine hükmetti. Mahkeme, Yargıtay’ın bozma kararına uyup uymayacağını, sanıkların beyanlarını aldıktan sonra netleştirecek. Bu sebeple duruşma 3 Aralık tarihine ertelendi. Avukat Fethiye Çetin, yargılama sürecini müsamere olarak tanımlayan Dink ailesinin duruşmalara katılmayacağını söyledi.İstanbul 14. Ağır Ceza Mahke-mesi’ndeki duruşmaya 19 sanıktan sadece Yasin Hayal ve Salih Hacısalihoğlu katıldı. CHP Milletvekilleri Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu, BDP milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü ile Van bağımsız milletvekili Aysel Tuğluk da izleyiciler arasında yer aldı. Mahkeme Başkanı Mustafa Başer, Yargıtay’ın bozma ilamını okuduktan sonra salonda bulunan sanıklara karara ilişkin diyeceklerini sordu. Suikasti azmettirmekle suçlanan Yasin Hayal, “Yargıtay’ın bozma kararını kabul etmiyorum. Cinayet suçunu onamasına da itiraz ediyorum. Medyadan öğrendim. Bir itirafçı çıkmış. İtirafçı benim masum olduğumu ortaya koyuyor. Cinayeti Erhan Tuncel ile işleyerek Rusya’ya kaçacaklarını belirtiyor.” dedi. Hayal, Yargıtay’ın bozma kararına direnilmesini isterken, tutuksuz sanık Hacısalihoğlu, uyulmasını talep etti.Dava öncesinde adliye önünde toplanan grup, “Müsamereyi bırakın asıl sorumluları yargılayın” pankartıyla eylem yaptı. Hrant’ın Arkadaşları adlı grup adına Ahmet Kaya’nın eşi Gülten Kaya basın açıklamasını okudu. Dink’in kamu görevlilerinin yardımıyla öldürüldüğünü fakat gerçek sorumluların yargı önüne çıkmadığını savundu.Hrant Dink’in 19 Ocak 2007’de öldürülmesine ilişkin davaya bakan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, daha önce 19 sanık hakkında örgüt üyeliği suçlamasından beraat kararı vermişti. Yasin Hayal için ağırlaştırılmış müebbet ve 1 yıl 3 ay hapis cezasına hükmeden mahkeme, Tuncel’i Dink cinayetinden suçlu bulmamıştı. Tuncel, McDonald’s patlaması sebebiyle aldığı 10 yıl 6 ay hapis cezası cezaevinde kaldığı süre göz önünde bulundurularak tahliye edilmişti. Dink ailesi ile duruşma savcısı, sanıkların terör örgütü üyeliğinden cezalandırılması yönünde itiraz etmişti. Yargıtay 9. Ceza Dairesi kısmen onadığı kararın ‘örgüt yok’ hükmünü bozmuştu. Sanıkların iddia edildiği gibi terör örgütü üyeliğinden değil, suç örgütü üyeliğinden cezalandırılması gerektiğini ifade etmişti. GÖKSEL GENÇ, TUĞBA MEZARARKALI İSTANBUL
Zaman
Ana Sayfa
18.09.2013
YenilenenHrantDinkdavasındaErhanTuncel’eyakalamakararıYenilenen Hrant Dink davasında Erhan Tuncel’e yakalama kararı
Dink davası yeniden başladı
Zaman
17.09.2013
13:15
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dinkin öldürülmesiyle ilgili davanın Yargıtayın bozma kararından sonraki ilk duruşması bugün başladı.Yargıtay 9. Ceza Dairesi davaya bakan mahkemenin ‘örgüt yok kararını sanıkların terör örgütü değil suç örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle bozmuştu. Davada söz alan sanık Yasin Hayal, Medyadan öğrendim bir itirafçı çıkmış. İtirafçı benim masum olduğumu ortaya koyuyor dedi. DİNK AİLESİ SALONDA YOK Çağlayandaki İstanbul Adalet Sarayınınbüyük salonunda görülen duruşmaya ilgi büyük. Tamamen dolan duruşma salonunda CHP Milletvekilleri Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu ile BDP Milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü de bulunuyor. Dink ailesi salonda yerini almazken, aileyi avukatları temsil etti. BAŞKAN İZİNDE, ÜYE HAKİM BAŞKANLIK EDİYOR İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Hadi Çağdırın izinli olması nedeniyle duruşmaya üye hakim Mustafa Başer başkanlık ediyor. Davaya tutuklu sanık Yasin Hayal ile tutuksuz sanık Salih Hacısalihoğlu da katıldı. Duruşmada ilk olarak Yargıtayın bozma kararı okundu. HAYAL: SUÇ ÖRGÜTÜ KURMADIM Daha sonra sanık Yasin Hayale bozma kararına ilişkin diyecekleri soruldu. Herhangi bir suç örgütü kurmadığını belirten Hayal, Yargıtayın bozma kararını kabul etmiyorum. Hatta cinayet suçunu onamasına da itiraz ediyorum. Medyadan öğrendim. Bir itirafçı çıkmış. İtirafçı benim masum olduğumu ortaya koyuyor. İtirafçı, cinayeti Erhan Tuncel ile işleyerek Rusyaya kaçacaklarını belirtiyor dedi. TUNCELİN AVUKATI: YARGITAY KARARI ÇELİŞKİLİDİR Daha sonra duruşmaya katılmayan tutuksuz sanık Erhan Tuncelin avukatı Erdoğan Soruklu söz aldı. Soruklu, Yargıtay bu kadar kapsamlı bir dosyayı çok kısa sürede incelemiştir. Karar çelişkilidir. Yargıtay mahkemeleri etki altına alabilecek bazı kişilerin açıklamalarından etkilenmiştir. Yargıtayın verdiği bu karar bunu göstermektedir. Yargıtay kararındaki lehimize olan kısımlara uyulmasını, aleyhimize olan hususları ise delillerle çürüttüğümüz için uyulmamasını talep ediyorum dedi.(DHA)
Zaman
Güncel
17.09.2013
DinkdavasıyenidenbaşladıDink davası yeniden başladı
Dink davası yeniden başladı
Zaman
17.09.2013
13:15
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dinkin öldürülmesiyle ilgili davanın Yargıtayın bozma kararından sonraki ilk duruşması bugün başladı.Yargıtay 9. Ceza Dairesi davaya bakan mahkemenin ‘örgüt yok kararını sanıkların terör örgütü değil suç örgütü üyesi oldukları gerekçesiyle bozmuştu. Davada söz alan sanık Yasin Hayal, Medyadan öğrendim bir itirafçı çıkmış. İtirafçı benim masum olduğumu ortaya koyuyor dedi. DİNK AİLESİ SALONDA YOK Çağlayandaki İstanbul Adalet Sarayınınbüyük salonunda görülen duruşmaya ilgi büyük. Tamamen dolan duruşma salonunda CHP Milletvekilleri Mahmut Tanal, Sezgin Tanrıkulu ile BDP Milletvekilleri Sebahat Tuncel ve Ertuğrul Kürkçü de bulunuyor. Dink ailesi salonda yerini almazken, aileyi avukatları temsil etti. BAŞKAN İZİNDE, ÜYE HAKİM BAŞKANLIK EDİYOR İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi başkanı Hadi Çağdırın izinli olması nedeniyle duruşmaya üye hakim Mustafa Başer başkanlık ediyor. Davaya tutuklu sanık Yasin Hayal ile tutuksuz sanık Salih Hacısalihoğlu da katıldı. Duruşmada ilk olarak Yargıtayın bozma kararı okundu. HAYAL: SUÇ ÖRGÜTÜ KURMADIM Daha sonra sanık Yasin Hayale bozma kararına ilişkin diyecekleri soruldu. Herhangi bir suç örgütü kurmadığını belirten Hayal, Yargıtayın bozma kararını kabul etmiyorum. Hatta cinayet suçunu onamasına da itiraz ediyorum. Medyadan öğrendim. Bir itirafçı çıkmış. İtirafçı benim masum olduğumu ortaya koyuyor. İtirafçı, cinayeti Erhan Tuncel ile işleyerek Rusyaya kaçacaklarını belirtiyor dedi. TUNCELİN AVUKATI: YARGITAY KARARI ÇELİŞKİLİDİR Daha sonra duruşmaya katılmayan tutuksuz sanık Erhan Tuncelin avukatı Erdoğan Soruklu söz aldı. Soruklu, Yargıtay bu kadar kapsamlı bir dosyayı çok kısa sürede incelemiştir. Karar çelişkilidir. Yargıtay mahkemeleri etki altına alabilecek bazı kişilerin açıklamalarından etkilenmiştir. Yargıtayın verdiği bu karar bunu göstermektedir. Yargıtay kararındaki lehimize olan kısımlara uyulmasını, aleyhimize olan hususları ise delillerle çürüttüğümüz için uyulmamasını talep ediyorum dedi.(DHA)
Zaman
Ana Sayfa
17.09.2013
DinkdavasıyenidenbaşladıDink davası yeniden başladı
İrlandalı kadınların öldürülmesi davasında savcı 2'şer kez müebbet istedi
Zaman
09.09.2013
18:21
İzmirin Buca ilçesinde Ağustos 2011 tarihinde ormanlık alana götürdüğü İrlandalı turist Marian Graham ile Cath Dinsmorenin boğazını keserek öldürdüğü iddiasıyla yargılanan Recep Ç. ile oğluna yardım etmekle suçlanan baba Eyüp Ç. hakkında iddia makamı kararını açıkladı. Savcı Fatih Genç, sanık Recep Ç.nin planlayarak ve tasarlayarak vahşice cinayeti işlediğini, babası Eyüp Ç.nin de oğluna yardım ederek suça ortak olduğunu, bu nedenle her iki sanığın 2şer kez ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmasını talep etti.İddia makamının görüşünü açıklamasından sonra ilk sözü alan baba Eyüp Ç., olayla bir ilgisinin olmadığını, boşu boşuna hapis yattığını ve adalete güvendiğini söyledi. Daha sonra söz alarak 20 dakika savunma yapan Recep Ç., Ben sevdiğim kız uğruna cinayet işledim. Yaptığım cahilliği kabul ediyorum. Beni Allah affetsin. Bu olayda babamın suçu yok. Cinayeti ben işledim. dedi. Mağdur avukatı Barış Kaşka ise her iki sanığın cezalandırılmasını istedi. Duruşma karar verilmek üzere ekim ayına ertelendi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
09.09.2013
İrlandalıkadınlarınöldürülmesidavasındasavcı2şerkezmüebbetistediİrlandalı kadınların öldürülmesi davasında savcı 2şer kez müebbet istedi
Katil, cinayet günü kendini kayıp göstermiş
Zaman
04.09.2013
10:18
Konyada arkadaşlarını öldürüp çöpe atan cinayet zanlılarından birinin ceset bulunduğu gün olaydan kurtulmak için, ayrıldığı eşi ile kızını kullanarak kendisini 3 kişinin kaçırdığını ihbar ettirdiği ortaya çıktı. Polisin çalışması sonucu yakalanan ve tutuklanan zanlının eşi ve kızına da suç uydurmaktan işlem yapıldı.Edinilen bilgiye göre, 13 Ağustos 2013 tarihinde ortadan kaybolan Hanifi Ölmezin (36), 42 CVL 22 plakalı cipi, kanlar içerisinde Cihanbeyli ilçesinde terk edilmiş halde bulunmuştu. Olay yerinin çevresini inceleyen dedektifler, 150 metre ileride sarı renkli eldiveni bulmuşlardı. Daha önce bir çok olaya karışan Ölmezi araştıran polis, şüpheli olarak ortağı olan Şakir B. ile yeğeni Adnan Çyi belirledi. Polis, çalışmasını sürdürürken 4 gün sonra Sarayönü İlçesine bağlı Çeşmelisebil beldesinde bir çöplükte tek kurşunla öldürülen Ölmezin cesedini buldu.ELDİVENİ ALIRKEN GÜVENLİK KAMERASINA YAKALANDIAraştırmasını belirledikleri şüpheliler üzerinde sürdüren polis, bir iş yerinden Şakir Bnin olay yerinde bulunan eldivenleri satın alırken güvenlik kamerası görüntüsüne ulaştı. Cinayeti Şakir Bnin işlediği tahmin edilirken, polisi arayan Şakir Bnin ayrıldığı eşi Fatma Ç.ile kızı Derya Y., Şakiri gece 3 polis alıp götürdü, bir daha haber alamadık diyerek kayıp başvurusunda bulundu. Fatma Ç., Eşim eve geldikten sonra 1i doğu şiveli 3 kişi gelerek Cinayet Bürodan geldiklerini söyleyip kocamı götürdüler. Götürürken de 20 dakika sonra geri getireceğiz dediler ancak sabaha kadar gelmeyince polisi aradım dedi. Derya Y de aynı şekilde ifade verince polis kayıt altına aldı.KAYIP YALANI TUTMADIBu sırada çalışmasını sürdüren Konya Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğine bağlı ekipler, yerini tespit ettikleri Şakir B. ile Adnan Çyi kıskıvrak yakaladı. Yakalanan zanlılardan Adnan Ç., cinayeti kabul etti, Şakir B. ise ben eldiveni almış olabilirim, tam hatırlamıyorum. Ama Adnan vurdu, çöpe attık demesinin ardından 2 şüpheli de tutuklandı. 2 şüpheli önümüzdeki günlerde planlayarak, tasarlayarak kasten adam öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası ile yargılanmaya başlanacak.Öldürülen Hanifi Ölmezin cesedinin bulunduğu gün Şakir B. hakkında kayıpbaşvurusu yapan ayrıldığı eşi Fatma Ç. ile kızı Derya Y. hakkında da suç uydurmaktan dolayı işlem yapıldı. Anne ve kızı, Şakir böyle ifade vermemizi söyledi, ondan dolayı böyle dedik diyerek yalan söylediklerini itiraf ettikleri öğrenildi.(İHA)
Zaman
Son Dakika
04.09.2013
KatilcinayetgünükendinikayıpgöstermişKatil cinayet günü kendini kayıp göstermiş
Sierra’nın katil zanlısına akıl sağlığı tespiti yapılacak
Zaman
04.09.2013
01:55
Amerikalı turist Sarai Sierra’nın katil zanlısı Ziya Tasalı, ilk kez hakim karşısına çıktı. ‘Laz Ziya’ lakaplı Tasalı hakkında, olay tarihinde akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair kesin rapor için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi kararı alındı.Sierra’nın cesedi, 2 Şubat 2013 tarihinde Cankurtaran’daki surlarda bulunmuştu. 17 Mart 2013’te Suriye’de yakalanarak Türkiye’ye getirilen katil zanlısı Tasalı, dün ilk kez hakim karşısına çıktı. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada Tasalı, suçunu kabul etti. Ancak cinayeti işleme biçimine itiraz etti. Tasalı, olay anını şöyle anlattı: “Suç tarihinde surların dibinde oturuyordum, tiner almıştım, kafam iyiydi. Bayanı tren raylarının üstünde gezinirken gördüm. 1 metre kadar yakınıma geldi ama beni fark etmedi. Üzerinde kısa bir atlet vardı. Yarı çıplaktı, yanına yaklaşıp öpmek istedim. Ancak o, bu durumu anlayınca elindeki telefonla iki kaşımın ortasına vurdu. Bu sırada itiş-kakış oldu. Sierra yerden bulduğu taşla kafama vurunca ben de bir taş alarak ona vurdum.” Sanığın mahkemedeki ifadesinin, emniyet ve savcılıktaki ifadesiyle benzer olduğunu kaydeden mahkeme heyeti de ara kararını verdi. Mahkeme, Tasalı’yı Adli Tıp Kurumu’na sevk ederek gözleme tabi tutulmasına, suç tarihi itibarıyla akıl hastalığı veya zayıflığı olup olmadığına dair kesin raporun istenmesine hükmetti.
Zaman
Güncel
04.09.2013
Sierra’nınkatilzanlısınaakılsağlığıtespitiyapılacakSierra’nın katil zanlısına akıl sağlığı tespiti yapılacak
Sierra'nın katil zanlısı hakim karşısına çıktı
Zaman
03.09.2013
13:11
Amerikalı turist Sarai Sierra cinayeti davasının ilk duruşmasında mahkeme, sanık Ziya Tasalının akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespit edilmesine karar verdi. Amerikadaki Sierra ailesinin maktül ile yakınlıklarını gösteren vekaletnamenin aslı olmadığı gerekçesiyle avukat Ceren Şarmanın müdahillik isteği reddedildi. 19 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan sanık Ziya Tasalı, suçu işlediğini kabul ettiğini ancak sadece Sierrayı öpmeye çalıştığını, cinsel saldırı gibi bir niyetinin olmadığını söyledi. İstanbul Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davaya tek tutuklu sanık Ziya Tasalı ile 2 avukatı, Sierra ailesinin avukatı ve davaya müdahil olmak için dilekçe veren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı katıldı. Duruşmada kimlik tespitinin yapılmanın ardından müdahillik talepleri görüşüldü. Mahkeme, sanık avukatlarının itirazı üzerine müdahil olmak isteyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği Avukatı Gökçesu Özgülün talebini reddetti. Mahkeme, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının müdahillik talebini ise kabul etti. Duruşmada mahkeme, taleplerin alınmasının ardından sanık Ziya Tasalıya söz verdi. Tasalı, belli bir ikametgahı olmadığını ve kağıt toplayarak geçimini sağladığını söyledi. Tasalı, Ben suçu işlediğimi kabul ediyorum, ancak iddia edildiği şekilde işlemiş değilim. Suç tarihinde surların dibinde oturuyordum, tiner almıştım, kafam iyiydi.Bayanı tren raylarının üstünde gezinirken gördüm. 1 metre kadar yakınıma geldi ama beni farketmedi. Yanına yaklaşıp kendisini öpmek istedim ancak o bu durumu anlayınca elindeki telefonla iki kaşımın ortasına vurdu dedi. Bu sırada itiş-kakış olduğunu aktaran Tasalı, Sierranın o sırada yerden bulduğu taşla kafasına vurduğunu söyledi. Sierranın kendisine tekrar taşla vurması üzerine kontrolünü kaybettiğini belirten Tasalı, kendisi de bir taş alarak maktüle vurduğunu söyledi.Tasalı ifadesinde, Sierrayı sadece öpmek için yanına gittiğini, herhangi bir cinsel saldırı niyeti olmadığını da sözlerine ekledi. Tasalının avukatları da verilen ifadenin doğru olduğunu ve müvekkillerinin maktüle karşı herhangi bir tecavüz ya da öldürme amacı bulunmadığını savundu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı adına duruşmaya katılan Avukat Nur Yılmazlar da sanığın ifadesindeki sadece öpme niyeti ifadesini kabul etmediklerini, bunun gerçek olması durumunda sanığın Sierrayı bulunduğu mağaraya, kimsenin görmeyeceği bir yere götürmeye çalışmayacağını söyledi. Mahkeme verdiği ara kararda, sanık Ziya Tasalıyı Adli Tıp Kurumuna sevk ederek gözleme tabi tutulmasına, suç tarihi itibariyle akıl hastalığı veya zayıflığı olup olmadığına dair kesin raporun istenmesine hükmetti. Mahkeme, ayrıca Sierranın ailesinin maktülle yakınlığını gösterir belgenin orjinalinin mahkemeye ulaştırılmasına karar verdi. AVUKAT ŞARMAN: AİLE DİNİ OLARAK AFFETTİ, ADLİ OLARAK ŞİKAYET SÜRÜYORSierra ailesinin avukatı Ceren Şarman, basın mensuplarına yaptığı açıklamada duruşmayı değerlendirdi. Ailenin Amerikada düzenlenen vekalet belgesi nedeniyle, davaya müdahil olma isteğinin usul hatası nedeniyle reddedildiğini ancak gerekli belgelerin yeniden düzenlenmesiyle yeniden mahkemeye başvuracaklarını söyledi. Şarman, sanığın duruşmada soğukkanlı olduğunu ve önceki ifadelerinde söylediklerini tekrarladığını belirtti. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının davaya katılma talebinin kabul edildiğini hatırlatan Şarman, kendi müdahillik taleplerinin de vekaletnamenin aslı sunulduktan sonra sonraki celsede kabul edileceğini kaydetti. Avukat Şarman, sanığın akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesine sevkinin yapıldığını ve tutukluluk halinin devamına karar verildiğini söyledi. Basın mensupları Avukat Şarmana Sarai Sierranın ailesinin mahkemeye gönderdiği mektubu hatırlattı. Şarman, mektuptaki açıklamalarda ailenin dini inançları doğrultusunda sanığı affettiklerini ancak şikayetlerini geri almayacaklarını söyledi. Davaya müdahil olma isteği kabul edilmeyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği Avukatı Gökçesu Özgül ise müdahillik isteğinin reddine tepki gösterdi. Dernek olarak daha önce İzmirden benzer konularla ilgili 5 müdahillik taleplerinin kabul edildiğini ancak bu defa bu isteklerinin reddedildiğini belirtti. Özgül, sivil toplum kuruluşu olarak bu davalara katılmak istediklerini ve Türkiyede günde ortalama 5 kadının öldürüldüğünü söyledi. Hukuk ve yargı sisteminin bu cinayetleri toplumsal bir sorun olarak kabul etmesi gerektiğini savunan Özgül, bu davalara katılmak isteyen kadın örgütlerinin isteklerinin kabul edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Emniyet’in araştırmaları sonucu 2 Şubatta Cankurtaran’daki surlarda Sarai Sierra’nın cansız bedenine ulaşılmıştı.Başlatılan soruşturma kapsamında katil zanlısı Ziya Tasalının Suriye’ye kaçtığı tespit edilmişti. Tasalı cesedin
Zaman
Son Dakika
03.09.2013
SierranınkatilzanlısıhakimkarşısınaçıktıSierranın katil zanlısı hakim karşısına çıktı
Miras için kayınbiraderini öldürttüğü iddia edilen şahıs hakim karşısına çıktı
Zaman
29.08.2013
13:20
Adana’da miras yüzünden kayınbiraderini yeğenine öldürttüğü iddia edilen Reşit Kamacı mahkemede suçlamaları kabul etmedi. Yenibey Mahallesi’nde 12 Nisan günü 48 yaşındaki Ali Adalıtaşı yeğenine bıçakla öldürttüğü iddia edilen 47 yaşındaki mobilyacı Reşit Kamacı mahkemede suçlamayı kabul etmedi. Cinayeti üstlenen 29 yaşındaki yeğeni Yunus Emre Gök ise Bir anlık sinirle öldürdüm. dedi.Ali Adalıtaşı bıçaklayarak öldürdükten sonra teslim olan Yunus Emre Gök ile cinayetin azmettiricisi olduğu iddiasıyla tutuklanan dayısı Reşit Kamacı Adana 2nci Ağır Ceza Mahkemesinde Kasten adam öldürmek suçundan müebbet hapis cezası istemiyle yargılanmaya başladı. Kayınbiraderini öldüren kişinin yeğeni olduğunu söyleyen Kamacı, ancak neden yaptığını bilmediğini belirtti. Cinayeti kendisinin işlediğini itiraf eden Yunus Emre Gök dayısını savundu. Mobilya atölyesi çalıştırırken iflas ettiğini belirten Gök, Ali Adalıtaş’ın kendisine kaçak sigara işi teklif ettiğini, bu yüzden de 9 bin 500 lira verdiğini anlattı. Daha sonra Adalıtaş’a ulaşamadığını dile getiren Gök, “Paramı geri vermedi. Borçlarını ödemesi için uyardım. Sokakta karşılaştık, benim ve esnafa olan borcunu ödemesini istedim. Küfürle konuştu. Kendimi kaybettim, o sinirle bıçakladım. Dayımın suçla ilgisi yoktur. ifadelerini kullandı.Öldürülen Ali Adalıtaşın eşi Gülseren Adalıtaş, kocasını Reşit Kamacının azmettirmesiyle Yunus Emre Gökün öldürdüğünü iddia etti. Kayınbabası öldükten sonra Reşit’in oturdukları evin üstünü çıktığını aktaran acılı eş, “Aramızda tartışmalar oldu. Reşit, eşimi kendisinin öldürttüğünü kayınbiraderim Metine söylemiş. dedi. Adalıtaş, eşinin ölmeden önce, başına bir şey gelirse savcıya vermek üzere kendisine verdiği yazılı belgeleri de savcıya verdiğini söyledi.Duruşma, tanıkların dinlenmesi için ertelendi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
29.08.2013
MirasiçinkayınbiraderiniöldürttüğüiddiaedilenşahıshakimkarşısınaçıktıMiras için kayınbiraderini öldürttüğü iddia edilen şahıs hakim karşısına çıktı
'Kızımı pikniğe değil, öldürecekleri yere keşfe götürdüler'
Zaman
30.06.2013
10:01
Ağrıda 20 günlük eşi Selçuk Doğan tarafından bıçaklanarak öldürülen 18 yaşındaki Dilan Doğanın annesi Nazile Doğan, kızlarının cinayet gününden 1 hafta önce cesedinin bulunduğu Üçmuratlar Köyüne pikniğe götürdüğünü söyledi. Anne Doğan, Oraya pikniğe değil, Dilanı öldürüp gömecekleri yerin keşfini yapmaya gittiler. Zavallı Dilanın cesedi piknik yaptıkları alanda bulundu diye konuştu.Doğubayazıtın Ağrı girişindeki Barış Mahallesinde oturan 23 yaşındaki Selçuk Doğan, teyzesinin kızı Dilan ile 1 yıl nişanlı kaldıktan sonra Haziran ayının başında evlendi. Nişanlılık döneminden itibaren aralarında geçimsizlik bulunduğu öne sürülen Dilan ile Selçuk, 19 Haziran günü yine tartıştı. Selçuk Doğan, yeni evlendiği eşini bakkallara gıda maddesi taşıdığı minibüsüne bindirerek Ağrı karayolunun Suluçem Mevkiine götürerek bıçaklayarak öldürdü. Dere yatağına eşi ve cinayette kullandığı bıçağı gömen Selçuk Doğan, 21 Haziran Cuma günü saat 16.00 sıralarında Doğubayazıt Emniyet Müdürlüğüne giderek eşi Dilan Doğanı öldürdüğünü itiraf etti. Polis, Selçuk Doğanın ifadesi üzerine babası, 60 yaşındaki Mehmet Salih Doğan, annesi 54 yaşındaki Zahide Doğan ve ağabeyi 25 yaşındaki Sebih Doğanı gözaltına aldı. Nöbetçi mahkeme anne Zahide Doğanı serbest bırakılırken cinayeti işlediğini söyleyen Selçuk Doğan ile cinayete yardım eden babası ve ağabeyi tutukladı.Nazile Doğan, kızını öldüren damadı Selçuk Doğanın anne, baba ve kardeşiyle birlikte cinayet gününden 1 hafta önce kızları Dilanın cesedinin bulunduğu Üçmuratlar Köyüne pikniğe gittiklerini söyledi. Anne Nazile Doğan, şöyle dedi:Vicdansızlar bizi oraya pikniğe değil, Dilanı öldürüp gömecekleri yerin keşfini yapmaya götürmüşler. Zavallı Dilanın cesedi piknik yaptığımız yerin oralarda. Ne istediler yavrumdan? Kızıma iftira atıyorlar. Ne sevgilisi var, ne de sevdiği. Sadece tek sorun çocuğun iktidarsız olmasıdır. Cinayeti işleme sebebi de budur. Etraftan bana laf gelmesin, iktidarsızdır demesinler diye kızıma kıydı. Kızım onunla evlenmeden önce Kuran kursuna gittiğini ve evlendikten sonra da gitmek istediğini söyledi ve o da Dilanın şartını kabul etti. Fakat, evlendikten sonra kızımın Kuran kursuna gitmesine izin vermemiş, kızım gitmek isteyince de sürekli şiddet uygulamış. Önce cinayetin ortaya çıkmayacağını zannettiler. Ama cinayet ortaya çıkınca bizi suçladılar. Adalet bu gerçeği gördü. Bunların köyünde kızımla birlikte dördüncü ceset çıkıyor. Kızımın bir suçu mu vardı; getirip bana verseydiler. Kızımın sevgilisi mi vardı; bize anlatsaydılar. Kızım daha bakire Allahtan korksunlar. Haberlerde sevgilisi olduğu söyleniliyor kızım evden çıkmazdı bir telefonu bile yoktu.Dilan Doğanın soruşturması devam ederken basında çıkan Töre cinayeti ve Sevgilisi vardı Başlığıyla yapılan haberleri yalanlayan Doğan ailesi bu duruma sert tepki gösterdi. DHAya konuşan Dilanın babası Şirin Doğan, Bu töre cinayeti değildir. Vahşice kızımı katlettiler. Hangi baba kızının öldürülmesini ister? Devletten yardım bekliyoruz. Hem kızımı öldürenleri hem de hakkımızda yalan haber yapanları cezalandırsın.(DHA)
Zaman
Son Dakika
30.06.2013
KızımıpikniğedeğilöldürecekleriyerekeşfegötürdülerKızımı pikniğe değil öldürecekleri yere keşfe götürdüler
Mükemmel bir kaos planı
Zaman
18.06.2013
17:37
12 Eylül davasında ‘darbe ortamını olgunlaştırma’ maksatlı oldukları belirtilen Hamido cinayeti ve Malatya olayları dosyasında neler var? Tanıklar ne diyor? 1978’de bombalı bir paketle öldürülen efsane belediye başkanı Hamid Fendoğlu dosyasını yeniden açıyoruz.Tarih 17 Nisan 1978, Malatya Belediye Başkanı Hamid Fendoğlu iki torunu ve gelini ile birlikte hunharca öldürüldü. Türkiye’de bombalı paketle suikasta kurban giden ilk kişiydi Fendoğlu. Malatya’nın ve halkın sevdiği bir belediye başkanının seçilmesi tesadüf değildi. Şehirde kanlı olaylar başladı, işyerleri yakıldı, yıkıldı. Alevi-Sünni çatışmasının eşiğinden dönüldü. Bombalı paketi hazırlayan ve postaya veren failler bulunamadı.İktidardaki CHP, MHP’yi, AP de CHP’yi suçladı. Dosya kapatıldı. Suikastın ‘kontrgerilla eylemi’ olduğu iddiasının üzerinde durulmadı. 12 Eylül darbesini yargılayan Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kabul ettiği iddianame ile Fendoğlu suikastı 30 yıl sonra yeniden gündeme geldi. İddianamede, “3 bombanın Ankara’dan bir gün arayla farklı siyasi görüşteki kişilere gönderilmiş olması, toplumda kaos oluşturmak ve darbeye zemin hazırlamak isteyen gizli güçler tarafından tertiplendiğini göstermektedir.” ifadeleri yer aldı.2006’da işlenen Zirve Yayınevi cinayetlerini soruşturan Malatya savcılığı ise, bir adım daha gitti ve Hamit Fendoğlu’na yönelik suikastın, darbeye zemin hazırlamak amacıyla, Zirve Yayınevi cinayetlerini planlayan Özel Harp Dairesi’nin ‘Siyah ve Beyaz Kuvvetler’i tarafından gerçekleştirildiğini iddia etti. Savcı iddiasını gizli tanık ifadesi ile bazı sanıkların üzerinde bulunan ‘Fendoğlu suikastı ile ilgili’ belgelere dayandırdı.Peki, ‘Fendoğlu soruşturma dosyasında neler vardı? Ulaştığımız bomba analiz raporları, olay yeri tutanağı, Fendoğlu suikastının profesyonel kişilerce, Alevi-Sünni çatışması başlatmak için planlanmış bir eylem olduğunu gösteriyor. Görgü tanıkları da, suikast sonrası şehirde kimsenin daha önce görmediği ‘kar maskeli kişilerin’ kalabalıkları provoke ettiğini söylüyor. Böyle bir bombalı paketi o tarihlerde Türkiye’de hazırlayabilecek bir örgüt olmadığını ifade ediyorlar. İşte ilk defa okuyacağınız detaylarla, Beyaz Kuvvetler’in içinde olduğu mükemmel bir kaos öyküsü…Darbeye ortam hazırlandı12 Eylül Bayrak Harekât Planı’nda darbe tarihi 1979 olarak belirlenmişti. Ancak şartların olgunlaşması için bir yıl daha ertelendi. Ülkede her gün sağdan ve soldan birkaç kişi öldürülüyordu. Alevi-Sünni vatandaşların yoğun yaşadığı bazı illerde hareketlenmeler vardı. 1978’in nisan ayı çok sıcak geçecekti. Başkent’ten Malatya’ya Hamid Fendoğlu’na, Kahramanmaraş’ta Alevi dedesi, CHP İlçe Başkanı Memiş Özdal’a, Adıyaman Emniyet Şube Müdür Yardımcısı Abdulkadir Aksu’ya bombalı paketler gönderilmişti. Her şey en ince ayrıntısına kadar planlanmıştı. Halkın sevdiği Sünni Kürt bir belediye başkanı, Alevi bir ilçe başkanı ve bir emniyet müdürünün seçilmesi tesadüf değildi. Bombaların hepsi aynı özelliklere ve görünüme sahipti. Ahşap kutudaydı ve anahtar mekanizması bulunuyordu. Anahtar hafif açılsa bomba patlayacak bir düzenek kurulmuştu. Bombalar eğer üç ilde aynı anda patlasa kan gövdeyi götürecek, Türkiye’de önü alınamayacak çatışmalar yaşanacaktı. Hamido’ya (7 Nisan) ve Özdal’a ( 6 Nisan) gönderilen paketler Ankara’dan bir gün arayla verilmesine rağmen ilginç bir şekilde aynı tarihte (14 Nisan) adreslerine ulaşmıştı! Posta pusulasındaki el yazılarından Aksu ve Fendoğlu’na paketi aynı kişinin verdiği belirlendi. Hamido’ya gönderilen paket kendisine 17 Nisan’da teslim edildi ve patladı. Özdal şüphelendi, paketi iade etti. Postane memurları tarafından açılan paket, iki memurun ölümüne sebep oldu. Adıyaman’a gönderilen paket, Abdulkadir Aksu şehirde olmadığı için iade edildi. Bomba uzmanı bir ekip paketi Ankara’ya getirdi. İngiltere’den iki uzman, bomba düzeneğini etkisiz hale getirdi ve bir analiz raporu yazdı. Ulaştığımız bomba analiz raporlarına göre, Hamido’ya gönderilen pakette askerî amaçlar için imal edilen C–4 veya benzeri patlayıcı madde kullanılmış.Aksiyon Dergisindeki haberin devamını okumak için tıklayın...
Zaman
Son Dakika
18.06.2013
MükemmelbirkaosplanıMükemmel bir kaos planı
Mükemmel bir kaos planı
Zaman
18.06.2013
17:37
12 Eylül davasında ‘darbe ortamını olgunlaştırma’ maksatlı oldukları belirtilen Hamido cinayeti ve Malatya olayları dosyasında neler var? Tanıklar ne diyor? 1978’de bombalı bir paketle öldürülen efsane belediye başkanı Hamid Fendoğlu dosyasını yeniden açıyoruz.Tarih 17 Nisan 1978, Malatya Belediye Başkanı Hamid Fendoğlu iki torunu ve gelini ile birlikte hunharca öldürüldü. Türkiye’de bombalı paketle suikasta kurban giden ilk kişiydi Fendoğlu. Malatya’nın ve halkın sevdiği bir belediye başkanının seçilmesi tesadüf değildi. Şehirde kanlı olaylar başladı, işyerleri yakıldı, yıkıldı. Alevi-Sünni çatışmasının eşiğinden dönüldü. Bombalı paketi hazırlayan ve postaya veren failler bulunamadı.İktidardaki CHP, MHP’yi, AP de CHP’yi suçladı. Dosya kapatıldı. Suikastın ‘kontrgerilla eylemi’ olduğu iddiasının üzerinde durulmadı. 12 Eylül darbesini yargılayan Ankara 12. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kabul ettiği iddianame ile Fendoğlu suikastı 30 yıl sonra yeniden gündeme geldi. İddianamede, “3 bombanın Ankara’dan bir gün arayla farklı siyasi görüşteki kişilere gönderilmiş olması, toplumda kaos oluşturmak ve darbeye zemin hazırlamak isteyen gizli güçler tarafından tertiplendiğini göstermektedir.” ifadeleri yer aldı.2006’da işlenen Zirve Yayınevi cinayetlerini soruşturan Malatya savcılığı ise, bir adım daha gitti ve Hamit Fendoğlu’na yönelik suikastın, darbeye zemin hazırlamak amacıyla, Zirve Yayınevi cinayetlerini planlayan Özel Harp Dairesi’nin ‘Siyah ve Beyaz Kuvvetler’i tarafından gerçekleştirildiğini iddia etti. Savcı iddiasını gizli tanık ifadesi ile bazı sanıkların üzerinde bulunan ‘Fendoğlu suikastı ile ilgili’ belgelere dayandırdı.Peki, ‘Fendoğlu soruşturma dosyasında neler vardı? Ulaştığımız bomba analiz raporları, olay yeri tutanağı, Fendoğlu suikastının profesyonel kişilerce, Alevi-Sünni çatışması başlatmak için planlanmış bir eylem olduğunu gösteriyor. Görgü tanıkları da, suikast sonrası şehirde kimsenin daha önce görmediği ‘kar maskeli kişilerin’ kalabalıkları provoke ettiğini söylüyor. Böyle bir bombalı paketi o tarihlerde Türkiye’de hazırlayabilecek bir örgüt olmadığını ifade ediyorlar. İşte ilk defa okuyacağınız detaylarla, Beyaz Kuvvetler’in içinde olduğu mükemmel bir kaos öyküsü…Darbeye ortam hazırlandı12 Eylül Bayrak Harekât Planı’nda darbe tarihi 1979 olarak belirlenmişti. Ancak şartların olgunlaşması için bir yıl daha ertelendi. Ülkede her gün sağdan ve soldan birkaç kişi öldürülüyordu. Alevi-Sünni vatandaşların yoğun yaşadığı bazı illerde hareketlenmeler vardı. 1978’in nisan ayı çok sıcak geçecekti. Başkent’ten Malatya’ya Hamid Fendoğlu’na, Kahramanmaraş’ta Alevi dedesi, CHP İlçe Başkanı Memiş Özdal’a, Adıyaman Emniyet Şube Müdür Yardımcısı Abdulkadir Aksu’ya bombalı paketler gönderilmişti. Her şey en ince ayrıntısına kadar planlanmıştı. Halkın sevdiği Sünni Kürt bir belediye başkanı, Alevi bir ilçe başkanı ve bir emniyet müdürünün seçilmesi tesadüf değildi. Bombaların hepsi aynı özelliklere ve görünüme sahipti. Ahşap kutudaydı ve anahtar mekanizması bulunuyordu. Anahtar hafif açılsa bomba patlayacak bir düzenek kurulmuştu. Bombalar eğer üç ilde aynı anda patlasa kan gövdeyi götürecek, Türkiye’de önü alınamayacak çatışmalar yaşanacaktı. Hamido’ya (7 Nisan) ve Özdal’a ( 6 Nisan) gönderilen paketler Ankara’dan bir gün arayla verilmesine rağmen ilginç bir şekilde aynı tarihte (14 Nisan) adreslerine ulaşmıştı! Posta pusulasındaki el yazılarından Aksu ve Fendoğlu’na paketi aynı kişinin verdiği belirlendi. Hamido’ya gönderilen paket kendisine 17 Nisan’da teslim edildi ve patladı. Özdal şüphelendi, paketi iade etti. Postane memurları tarafından açılan paket, iki memurun ölümüne sebep oldu. Adıyaman’a gönderilen paket, Abdulkadir Aksu şehirde olmadığı için iade edildi. Bomba uzmanı bir ekip paketi Ankara’ya getirdi. İngiltere’den iki uzman, bomba düzeneğini etkisiz hale getirdi ve bir analiz raporu yazdı. Ulaştığımız bomba analiz raporlarına göre, Hamido’ya gönderilen pakette askerî amaçlar için imal edilen C–4 veya benzeri patlayıcı madde kullanılmış.Aksiyon Dergisindeki haberin devamını okumak için tıklayın...
Zaman
Ana Sayfa
18.06.2013
MükemmelbirkaosplanıMükemmel bir kaos planı
Zirve sanığı Çınar: Ülger, sahte belgeler hazırlıyordu
Zaman
27.05.2013
16:34
Malatyadaki Zirve Yayınevi cinayetlerine ilişkin davada sanık İlker Çınar; eski Malatya Jandarma Alay Komutanı emekli Albay Mehmet Ülgerin, AK Parti ve Hizmet Hareketini PKK ve misyonerlikle bağlantılı gösteren sahte belgeler hazırladığını söyledi.Zirve Yayınevinde Alman uyruklu Tilman Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yükselin vahşice öldürülmesine ilişkin davanın 75. duruşmasında, davanın tanık ve sanığı İlker Çınarın çapraz sorgusuna devam edildi. Duruşmada, emekli Albay Mehmet Ülger, Çınara verdiği ifadelere ilişkin sorular yöneltti. Çınarın, flash diskindeki silinmiş ögelerden CIA yetkilileriyle görüşme yaptığını tespit ettiğini ileri süren Ülgerin, CIA yetkilileriyle ne görüştüğünü sorması üzerine Çınar, Sizin hazırladığınız belgeleri bana gerçekmiş gibi teyit ettirmeye çalışıyorsunuz. Böyle bir durum yok. iddiasında bulundu. Ülgerin, David Hunder seni ABD Adana Konsolosluğuna neden çağırdı? şeklindeki sorusuna İlker Çınar, Sahte belgeleri gerçekmiş gibi bana teyit ettirmeye çalışma. Bir anlaşma olmadı. Bunlar sahte belgelerdir. Böyle bir durum yaşanmamıştır. Bunların sahte olduğunu siz de biliyorsunuz. dedi.Türkiye Ulusal Stratejiler ve Harekat Dairesinin (TUSHAD) talimatıyla kendisinin brifing hazırladığına ilişkin, Çınarın beyanları bulunduğunu hatırlatan Ülger, Çınara, Ben ne zaman, nerede brifing hazırlamışım? diye sordu. Çınar, Beyanlarımda bunu uzunca anlattım. Sen koskoca Mehmet Ülgersin. Ben Beyaz Kuvvetler içinde biriyim. Ben nereden brifinge katılacağım. Sen brifinglere katılırsın. Sen TUSHADın idari kadrosundasın yanıtını verdi. Ülgerin, gökyüzü belgelerini Çınarın hazırladığını ancak bunu neden inkar ettiğini sorması üzerine, Çınar, bu belgelerin Ülger tarafından, onun yönetiminde hazırlanmış belgeler olduğunu ileri sürdü. Ülgerin, TSKdan atılmış birisi olarak haber elemanı olamayacağını söylüyorsun. Böyle bir durum hangi yönergede var? şeklindeki sorusuna Çınar, Sen resmi olmayan bir kurumun yapısını resmi olan bir kurumdan arıyorsun. şeklinde cevap verdi.Mehmet Ülger, Çınara, AK Parti iktidardayken bu partiye karşı nasıl konferans ve paneller düzenlenebilir? sorusunu da yöneltti. Hard disk içindeki ilgili dosyaların numaralarını söyleyen Çınar, hard diskin içinde AK Parti ve Hizmet Hareketini, PKK ve misyonerlikle bağlantılı gibi gösteren bir sürü belge yer aldığını ifade etti. Çınar, Sen AK Partiye rağmen bu dosyaları hazırlıyorsun. Gölcükte çıkıyor. Bunları AK Partiye rağmen nasıl hazırlıyorsun? diye retorik olarak soruyorum. Yapan sensin. Herkesi kontrol eden sensin. Sen yaptırıyorsun. Hard disk başka birinden çıkmadı. Bunu iyi sakla Haydar dedin 2008de. ifadelerini kullandı. Ben sadece brifing ile ilgili bilgi veriyordum. Benim hazırladığım belgeleri mahkemeye sunuyorlardı. şeklindeki ifadesinin hatırlatılması üzerine Çınar, Ben sahte rapor hazırlamadım. Delikanlı ol, mert adamsın, kağıdı kalemi bir kenara bırak, biz bu cinayeti gerçekleştirdik. İlker Çınar da yanımızdaydı de, ben de her şeyi kabul edeceğim. Bir kelime etmeyeceğim. cümlelerini kullandı. Müdahil avukatlardan Murat Dinçer, çapraz sorgu yöntemine uygun olmayan, yasak sorgu yöntemi ve usule aykırı sorular sorulduğunu öne sürerek, Bugün tanığı itibarsızlaştırmak için soru soruldu. Buna izin verilmemesi gerekir diye düşünüyorum. dedi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
27.05.2013
ZirvesanığıÇınarÜlgersahtebelgelerhazırlıyorduZirve sanığı Çınar Ülger sahte belgeler hazırlıyordu
Toplam "99" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti