Habergec.Com Aranan Kelimeler:cinayeti gördüm Değerlendirme: 10 / 10 491434
habergec.com
29.08.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

cinayeti gördüm

"Haksızlık karşısında durma "hastalığı" yıllar önce başladı"
Zaman
28.06.2014
14:49
“Bir yanlış görürsen elinle düzeltmeye çalış, buna gücün yetmezse, dilinle düzelt, ona da gücün yetmezse kalbinle buğz et” şeklindeki Hadis-i Şerif, sanki benim hastalığımın güzel bir ifadesi. diyor Nazlı Ilıcak.Bugün Gazetesinde bugünki yazdığı köşe yazısında haksızlık karşısında olmanın okul yıllarında bulaşan bir hastalık olduğunu ifade ederken, bunu kendine vazife olarak belirlediğine de dikkat çekiyor. Bugün Gazetesinde yer alan Nazlı Ilıcakın yazısı: Yıllarca önce başladı bende bu hastalık. Okulda, birine haksızlık yapıldığını görünce hemen onun yanında yer alırdım. Hiçbir ilişkim ya da yakınlığım olmasa bile, bir dünya karşıma dikilse, aldırmaz, üzerime vazifeymiş gibi onu savunurdum. Böyle davranmasam, kalbimin köşesinde duyduğum sızı derinleşir; nedense gözlerime sirayet edip, yaşlar akmaya başlardı. Öyle bir hastalık ki, tedavisi yok. Giderek bütün bünyeyi sardı. Her defasında başıma dert açtı. 12 Eylül’de, 28 Şubat’ta, bu yüzden boyumdan büyük işlere kalkıştım. 12 Eylül döneminde, Tercüman Gazetesi 3 defa kapandı. Ben hapse girdim. Demirel’e baskı yapanlar, onun yanı sıra beni de hedef tahtasına oturtmuştu. Aynı sebepten dolayı, 12 Eylül’den sonra Özal’la da yıldızımız barışmadı. Oysa böyle bir hastalığım olmasa, kolayca “Gidene ağam, gelene paşam” diyebilecektim; omuz silkip, keyfime bakacaktım. Ama şu kalpteki sızı var ya, haksızlık görünce dayanılmaz hale gelen, bütün benliğimi kaplayıp, hayatı çekilmez hale getiren… 1980’li yıllarda, Demirel’in mağduriyetine ister istemez ortak oldum. İnanın cesaret ya da cahilin cüreti değil; sadece o sızı. “Bir yanlış görürsen elinle düzeltmeye çalış, buna gücün yetmezse, dilinle düzelt, ona da gücün yetmezse kalbinle buğz et” şeklindeki Hadis-i Şerif, sanki benim hastalığımın güzel bir ifadesi. Demek o sızı bana doğru olan yolu gösteriyormuş. O yola devam ettim. 28 Şubat’ta üniversiteden atılan başörtülü öğrencilerin yanında ben… Üniversiteye girmesi yasaklanan imam hatiplilerin yanında ben… Nuh Mete Yüksel’in hışmına uğrayan Fethullah Hoca’nın yanında ben… Partisi kapatılan Erbakan’ın, hapse giren Erdoğan’ın, Meclis’ten kovulan Merve Kavakçı’nın… Hepsinin yanında ben… Sebep? İşte o hastalık! Ve geldik bugüne… Gene bir sızı kapladı içimi. Üstelik hayal kırıklığıyla giderek derinleşen bir sızı. Bir türlü kalbime söz geçiremiyorum. Oysa çıkar aklını tatile, 17 Aralık ve 25 Aralık darbelerini lânetle… “Bunun sorumlusu Haşhaşiler ve Pensilvanya’daki peygamber bozuntusu” de… Mümkün değil, dedim ya, hastalığın virüsü erken yaşlarda girdi vücuduma; kronikleşti. Meğer bir de adı varmış bu meretin: VİCDAN Kulaklarınızı tıkasanız feryadı işitiyorsunuz; gözlerinizi sıkı sıkıya yumsanız haksızlığı görüyorsunuz; ağzınızı kilitleseniz, gene de eleştiriler dökülüyor dudaklarınızdan. Vicdan hastalığına yakalananlar, “üç maymun” olamıyorlar. İstemeseler de, duyuyor, görüyor ve konuşuyorlar. Ünlü şair Mehmet Akif Ersoy, herhalde böyle bir ruh halini tarif etmiş: “Zulmü alkışlayamam, zalimi asla sevemem/Gelenin keyfi için, geçmişe kalkıp sövemem… /Kanayan bir yara gördüm mü, yanar taa ciğerim./Onu dindirmek için kamçı yerim, çifte yerim!/Adam aldırma da geç git diyemem; aldırırım./Çiğnerim, çiğnenirim, hakkı tutar kaldırırım.” Mamafih ben bu hastalığımdan hoşnudum. Zira, tekme atan olmaktansa, tekme yemeyi tercih ederim bilesiniz. Bir kez gönül yıktınsa, o kıldığın namaz değil. Yunus Emre Cemaat… Terör örgütü! Gülen Cemaati 28 Şubat sürecinde örgüt şüphesiyle yargılandı. Hatta Fethullah Gülen, terör örgütünün lideri konumunda tanık sandalyesindeydi. Sonunda, 2008 yılında Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nda beraat etti. 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonundan sonra, bu defa Cemaat, AK Parti’nin hedefinde. Gene “terör örgütü” suçlamasına muhatap. Bunun zeminini de, havuz medyası hazırlıyor. Akşam, Sabah ve Yeni Şafak gazetelerinden birkaç örnek vermek isterim. *Sahte çürük raporu hazırladığı için cezaevine giren Hâkim Albay Zeki Üçok, artık iktidar yandaşlarının gözünde muteber kişi. O açıklamış: “Örgüt, Danıştay, Dink, Zirve Yayınevi ve Rahip Santoro cinayetlerinin arkasında” demiş. (Akşam/14 Nisan 2014) Gazete, “Paralelin silâhlı örgütü: Ötüken” başlığını attı.*Akşam Gazetesi eski Trabzon Valisi Hüseyin Yavuzdemir’e dayanarak da, “Dink suikastını paralel yapı gizledi” haberini manşete taşıdı. (3 Şubat 2014) *Sadece bu cinayetler değil, Garih cinayeti de aynı gazete tarafından Gülen örgütüne yüklendi. Akşam, o haberi, “Garih cinayetinde paralel şüphe” diye verdi. (1 Mayıs 2014) *Yeni Şafak, “Su
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2014
HaksızlıkkarşısındadurmahastalığıyıllaröncebaşladıHaksızlık karşısında durma hastalığı yıllar önce başladı
11 çocuğunun annesini öldüren eşe müebbet
Zaman
17.01.2014
02:04
11 çocuğunun annesi Nimet Çağan’ı (39) 37 bıçak darbesiyle öldüren Şerif Çağan (44), çıkarıldığı ilk duruşmada ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı.Bakırköy 15’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davaya ölen Nimet Çağan’ın ailesinden katılan olmadı. Duruşmaya getirilen tutuklu sanık Şerif Çağan’a baro tarafından atanan kadın avukat, davanın ‘kadın cinayeti’ olduğunu öğrenince davadan çekilmek istedi. Ancak hakim Ahmet Korkmaz, “Bunu şimdi mi söylüyorsunuz. Dosyayı önceden inceleseydiniz.” deyince avukat Seyhan Yıldız duruşmaya devam etti. Daha önce Mardin’de yaşadıklarını belirten Çağan, 3 yıl önce İstanbul’a geldiklerinde eşinin kendisine karşı tavırlarının değiştiğini söyledi. Çağan, ifadesine şöyle devam etti: “Eşimden şüphelendiğim için yatak odasına cep telefonu kamerası kurdum. Dışarıda 4-5 saat kaldıktan sonra eve döndüm. Kamerayı kontrol ettiğimde iki tane çıplak erkek bacağı gördüm. Bana bunların 5 yaşındaki oğlumuz Bilal’in bacakları olduğunu söyledi. Tartışınca kendimi kaybetmişim.” Mahkeme başkanı Korkmaz da üç kere izlediklerini açıkladı. Mahkeme, Şerif Çağan’ı ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırdı. Heyet, Çağan’ın cezasında herhangi bir indirime yer olmadığına karar verdi.
Zaman
Güncel
17.01.2014
11çocuğununannesiniöldüreneşemüebbet11 çocuğunun annesini öldüren eşe müebbet
Dostoyevski’nin vasiyeti yerde kalmadı
Zaman
28.11.2013
01:55
Dostoyevskinin romanlarında yer alan karakterlerin nasıl ete kemiğe büründüğünü merak eder miydiniz? Yahut romandaki bir sahnenin bir sergi salonunda karşınıza çıkmasını... Daha önce İhsan Oktay Anarın Uzun İhsan Efendisini karşımıza çıkaran heykeltıraş Çağdaş Erçelikin Dostoyevskinin roman karakterlerinden esinlenerek hazırladığı sergi, 26 Martta Galeri Eksende açılacak.Dostoyevski, Budalada romanın başkahramanı aracılığıyla ressam bir kıza vasiyette bulunur. Ressam kız, Budalaya bir insanı hangi haliyle resmetmesi gerektiğini sorar ve ondan kendisi için bir konu bulmasını ister. Budala, ressam kıza bir arkadaşının idam mahkûmu olduktan sonra, idam mangasının önünde tam öldürülecekken affedildiğini anlatır ve ondan, tam o anda idam mahkûmunun gözlerindeki ifadeyi çizmesini ister. O idam mahkûmu Dostoyevskinin ta kendisidir! Çağdaş Erçelik, edebiyatla bağı en sıkı heykeltıraşlardan biri. Öyle ki, okuduğu kitaplar, sevdiği edebiyatçılar onun en büyük esin kaynağı. Sanatçı, daha önce Puslu Kıtalar Atlası adlı romanın başkarakteri Uzun İhsan Efendinin büyülü dünyasıyla çıkmıştı karşımıza, ardından “Dersaadet”in Sait Faik, Nazım Hikmet, Yahya Kemal ve Orhan Veli gibi usta yazarlarını bir araya getirmişti. Erçelikin şimdiki uğraşı ise Dostoyevski karakterleri. Birkaç yıl önce Yeraltından Notları okuduktan hemen sonra romanla ilgili bir şeyler yapmak istediğini anlatıyor Erçelik. Başta sergi hazırlama amacı yokmuş ama yoğun bir şekilde Dostoyevskinin dünyasına girip sürekli olarak eskizler, resimler yapmaya başlayınca “Bu neden bir sergi olmasın?” diye düşünmüş. Böylece, Erçelikin henüz tamamlanmamış sergisinin ilk heykeli, Yeraltından Notların isimsiz kahramanı olmuş. Bu isimsiz kahraman hırsla, yolda kendisine omuz atan adamla bir daha karşılaştığında ona gününü nasıl göstereceğini düşünüp türlü varyasyonlar üretiyor; bir yandan da odasında bir aşağı bir yukarı volta atıyordur. Erçelik, “Ben Dostoyevskiden önce hiçbir romancının böyle bir ruh halini incelediğini görmemiştim.” diyor ve belki de insanların Yeraltından Notları okuduğunda bu yüzden büyülendiklerini söylüyor. Aynı kitapta kahraman şöyle der: “O sıralar beni üzen bir mesele daha vardı: Ne ben kimseye benziyordum ne de herhangi biri bana.” Ancak Erçelik, Dostoyevski kahramanlarının bu toprakların insanlarıyla çok benzeştiğini düşünüyor ve diyor ki: “İki toplumun da yaşadığı sıkıntılar çok benziyor. İkisi de Batılı gibi olmaya çalışıyor ama olamıyor, ikisi de Batıya karşı hayranlık ve öfke duyuyor. Onun hem bir ezikliği var hem de entelektüel stresi. Dostoyevskiden önce ilgilendiğim yazarların da ondan etkilendiklerini gördüm. Yeraltından Notlardaki ismi olmayan karakter, Türk edebiyatına sızmış ve romanlarda geziniyormuş gibi...” Sanatçı, eserlerinde izleyicinin hayal gücüyle doldurabileceği sahneler seçmiş çoğunlukla. Sözgelimi, Raskolnikovun baltayla kadını öldürdüğü anı değil de, cinayeti işledikten sonra odasına gelip kaldığı o ilk anı canlandırmış. Böylece sahneyi vurgulamak yerine, izleyicinin de tamamlayabileceği boşluklar bırakmış. Roman kahramanlarıyla uğraşmanın hem bir avantajı hem de dezavantajı beraberinde getirdiğini söylüyor Erçelik. Ona göre avantaj, çünkü özgürce, kendi hayal gücüne dayanarak üretimde bulunabiliyor. Dezavantaj, çünkü herkes bunları okuyor ve insanların hayalinde canlandırdığı tipler var, onlara uymadığında tepki verebiliyorlar. Çağdaş Erçelikin şimdilik hazır olan 8 heykeli, Dostoyevskinin Suç ve Ceza, Budala, Kumarbaz, Karamazov Kardeşler ve Yeraltından Notlar adlı eserlerini kapsıyor. Cinlerle ilgili bir heykel yapım aşamasında ve Dostoyevski heykeliyle birlikte sergide 20ye yakın eser yer alacak. Bunun dışında 20 kadar resmin de yer alacağı serginin sürprizi ise Dostoyevskinin Budalada vasiyet ettiği resim olacak. Dostoyevski hayranlarını mutlu edecek sergi, 26 Mart 2014te Galeri Eksende açılacak.
Zaman
Kültür
28.11.2013
Dostoyevski’ninvasiyetiyerdekalmadıDostoyevski’nin vasiyeti yerde kalmadı
Dostoyevski’nin vasiyeti yerde kalmadı
Zaman
28.11.2013
01:52
Dostoyevskinin romanlarında yer alan karakterlerin nasıl ete kemiğe büründüğünü merak eder miydiniz? Yahut romandaki bir sahnenin bir sergi salonunda karşınıza çıkmasını... Daha önce İhsan Oktay Anarın Uzun İhsan Efendisini karşımıza çıkaran heykeltıraş Çağdaş Erçelikin Dostoyevskinin roman karakterlerinden esinlenerek hazırladığı sergi, 26 Martta Galeri Eksende açılacak.Dostoyevski, Budalada romanın başkahramanı aracılığıyla ressam bir kıza vasiyette bulunur. Ressam kız, Budalaya bir insanı hangi haliyle resmetmesi gerektiğini sorar ve ondan kendisi için bir konu bulmasını ister. Budala, ressam kıza bir arkadaşının idam mahkûmu olduktan sonra, idam mangasının önünde tam öldürülecekken affedildiğini anlatır ve ondan, tam o anda idam mahkûmunun gözlerindeki ifadeyi çizmesini ister. O idam mahkûmu Dostoyevskinin ta kendisidir! Çağdaş Erçelik, edebiyatla bağı en sıkı heykeltıraşlardan biri. Öyle ki, okuduğu kitaplar, sevdiği edebiyatçılar onun en büyük esin kaynağı. Sanatçı, daha önce Puslu Kıtalar Atlası adlı romanın başkarakteri Uzun İhsan Efendinin büyülü dünyasıyla çıkmıştı karşımıza, ardından “Dersaadet”in Sait Faik, Nazım Hikmet, Yahya Kemal ve Orhan Veli gibi usta yazarlarını bir araya getirmişti. Erçelikin şimdiki uğraşı ise Dostoyevski karakterleri. Birkaç yıl önce Yeraltından Notları okuduktan hemen sonra romanla ilgili bir şeyler yapmak istediğini anlatıyor Erçelik. Başta sergi hazırlama amacı yokmuş ama yoğun bir şekilde Dostoyevskinin dünyasına girip sürekli olarak eskizler, resimler yapmaya başlayınca “Bu neden bir sergi olmasın?” diye düşünmüş. Böylece, Erçelikin henüz tamamlanmamış sergisinin ilk heykeli, Yeraltından Notların isimsiz kahramanı olmuş. Bu isimsiz kahraman hırsla, yolda kendisine omuz atan adamla bir daha karşılaştığında ona gününü nasıl göstereceğini düşünüp türlü varyasyonlar üretiyor; bir yandan da odasında bir aşağı bir yukarı volta atıyordur. Erçelik, “Ben Dostoyevskiden önce hiçbir romancının böyle bir ruh halini incelediğini görmemiştim.” diyor ve belki de insanların Yeraltından Notları okuduğunda bu yüzden büyülendiklerini söylüyor. Aynı kitapta kahraman şöyle der: “O sıralar beni üzen bir mesele daha vardı: Ne ben kimseye benziyordum ne de herhangi biri bana.” Ancak Erçelik, Dostoyevski kahramanlarının bu toprakların insanlarıyla çok benzeştiğini düşünüyor ve diyor ki: “İki toplumun da yaşadığı sıkıntılar çok benziyor. İkisi de Batılı gibi olmaya çalışıyor ama olamıyor, ikisi de Batıya karşı hayranlık ve öfke duyuyor. Onun hem bir ezikliği var hem de entelektüel stresi. Dostoyevskiden önce ilgilendiğim yazarların da ondan etkilendiklerini gördüm. Yeraltından Notlardaki ismi olmayan karakter, Türk edebiyatına sızmış ve romanlarda geziniyormuş gibi...” Sanatçı, eserlerinde izleyicinin hayal gücüyle doldurabileceği sahneler seçmiş çoğunlukla. Sözgelimi, Raskolnikovun baltayla kadını öldürdüğü anı değil de, cinayeti işledikten sonra odasına gelip kaldığı o ilk anı canlandırmış. Böylece sahneyi vurgulamak yerine, izleyicinin de tamamlayabileceği boşluklar bırakmış. Roman kahramanlarıyla uğraşmanın hem bir avantajı hem de dezavantajı beraberinde getirdiğini söylüyor Erçelik. Ona göre avantaj, çünkü özgürce, kendi hayal gücüne dayanarak üretimde bulunabiliyor. Dezavantaj, çünkü herkes bunları okuyor ve insanların hayalinde canlandırdığı tipler var, onlara uymadığında tepki verebiliyorlar. Çağdaş Erçelikin şimdilik hazır olan 8 heykeli, Dostoyevskinin Suç ve Ceza, Budala, Kumarbaz, Karamazov Kardeşler ve Yeraltından Notlar adlı eserlerini kapsıyor. Cinlerle ilgili bir heykel yapım aşamasında ve Dostoyevski heykeliyle birlikte sergide 20ye yakın eser yer alacak. Bunun dışında 20 kadar resmin de yer alacağı serginin sürprizi ise Dostoyevskinin Budalada vasiyet ettiği resim olacak. Dostoyevski hayranlarını mutlu edecek sergi, 26 Mart 2014te Galeri Eksende açılacak.
Zaman
Ana Sayfa
28.11.2013
Dostoyevski’ninvasiyetiyerdekalmadıDostoyevski’nin vasiyeti yerde kalmadı
09:46 Cinayeti gördüm!
Milliyet
23.11.2013
10:13
ALACAK-VERECEK DAVASI Zengin Kız Fakir Oğlan dizisinin genç oyuncusu Yağmur Sevgi Koysal, hayatının şokunu yaşadı. Koysalın gittiği restoranda, gözlerinin önünde cinayet işlendi. Alacak verecek kavgası yüzünden çıkan kavgada, Cezmi İzler isimli vatandaş kurşunlanarak öldürüldü. Oyuncu ...
    
Milliyet
Son Dakika
23.11.2013
0946Cinayetigördüm0946 Cinayeti gördüm
09:46 Cinayeti gördüm!
Milliyet
23.11.2013
10:06
ALACAK-VERECEK DAVASI Zengin Kız Fakir Oğlan dizisinin genç oyuncusu Yağmur Sevgi Koysal, hayatının şokunu yaşadı. Koysalın gittiği restoranda, gözlerinin önünde cinayet işlendi. Alacak verecek kavgası yüzünden çıkan kavgada, Cezmi İzler isimli vatandaş kurşunlanarak öldürüldü. Oyuncu ...
Milliyet
Son Dakika
23.11.2013
0946Cinayetigördüm 0946 Cinayeti gördüm
Cinayeti Gördüm!
Haberler.com
23.11.2013
06:25
Oyuncu Yağmur Sevgi Koysal, Beşiktaşta Bir Restoranda Yemek Yediği Sırada İşlenen Cinayete Şahit...
Haberler.com
Son Dakika
23.11.2013
CinayetiGördümCinayeti Gördüm
Cinayeti Gördüm!
Haberler.com
23.11.2013
06:19
Oyuncu Yağmur Sevgi Koysal, Beşiktaşta Bir Restoranda Yemek Yediği Sırada İşlenen Cinayete Şahit...
Haberler.com
Magazin
23.11.2013
CinayetiGördümCinayeti Gördüm
Zonguldak'taki cinayetin şüphelisi tutuklanma talebiyle hakim karşısında
Zaman
10.09.2013
16:43
Zonguldakın Ereğli ilçesinde 2 kişiyi öldürdüğü gerekçesiyle gözaltına alınan Deniz P. sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi. Denizliden getirilen şüpheli, savcılık ifadesinden sonra tutuklanması talebiyle hakim karşısına çıkarıldı..Denizlide askerlik yapan Deniz P., pazar günü bağ evinde cesetleri bulunan Murat Erdoğan (29) ve Gizem Tunçu öldürdüğü gerekçesiyle gözaltına alındı. Gece Ereğliye getirilen Deniz P., sabah saatlerinde adliyeye sevk edildi. Savcıya 6 saat ifade veren Deniz P., tutuklama talebi ile mahkemeye sevk edildi. Deniz Pnin, savcılık ifadesinde, Murat Erdoğanla arkadaş olduğunu, o gün görüştüklerini ancak kesinlikle öldürmediğini söylediği öğrenildi. Deniz P. ve öldürülen Murat Erdoğanın yakınları adliye önüne geldi. Polis ve jandarma, her iki tarafın adliye önüne gelmesi sebebiyle güvenlik önlemini artırdı. KIZIN BABASI ENDİŞE EDİYORDUAdliye önünde basın mensuplarının sorularını cevaplayan Murat Erdoğanın dayısı Süleyman Erdoğan, öldürülen Gizem Tunçun babası ile yaptığı konuşmayı şöyle anlattı: Sizin oğlunuz ile bizim kızımız kaçtı dedi. Ben de bunun normal olduğunu, bugün kızın kaçmasıyla yarın anlaşılacağını ve düğün yapılacağını söyledim. Ama kızın ailesi hep kuşku içerisindeydi. Bize Siz oğlunuzu merak etmiyor musunuz? Oğlunuzun hayatından endişe etmiyor musunuz? Bizler sağa sola gidiyoruz, siz evinizde oturuyorsunuz diyorlardı. İlerleyen saatlerde gece 12.00 civarında kızın babası ve amcası geldi. Karakola geldik. Oğlumuzun hayatından endişe ettiğimizi söyledik. Mobese kameralarına baktırdığımızda aracın şehri terk etmediğini gördük. Benim de dedesinin bağ evi aklıma geldi. Şehri, terk etmediğini anlayınca oraya gittik. Arabayı ve ışıkların yandığını görünce sevindim. Kapıyı çaldım. Ses seda yok. Kapıyı açınca yeğenimi yerde boylu boyunca yatarken gördüm. Biz 30 yaşında yeğenimizi kaybetmişiz. Hiç sebepsiz halde. Üstelik kızla bir alakası olmadığı halde. Üzerimize ne düşüyorsa kanun çerçevesi içerisinde yapacağız. Adliye içerisinde güvenlik güçleri ile görüşen Murat Erdoğanın büyük dayısı Kemal Özer ise adliye çıkışında yakınlarına hitaben konuşma yaptı. Özer, adalete güvendiklerini vurguladı, cenazelerinin Ereğliye gelmek üzere olduğunu hatırlattı, cenazeyi defnetmeye gitmelerini istedi. Murat Erdoğanın yakınları, bu konuşmanın ardından adliye binasından uzaklaştı. KESİK ELLER BULUNMADIÖldürülen Gizem Tunçun kayıp organları henüz bulunamadı. Sağ eli çapraz şekilde kesilen ve sadece serçe parmağı yerinde duran Gizem Tunçun, sol elinin bilekten kesildiği belirlendi. Polis, cinayeti gerçekleştiren kişinin, boğuşma sırasında el ve tırnaklarında kendisine ait bir delil bırakmış olabileceği ihtimaline karşı kızın ellerini keserek almış olabileceğini söyledi. Ormanlık alanda eğitimli köpeklerle yapılan aramalarda da Gizem Tunçun kesilen elleri bulunamadı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
10.09.2013
ZonguldaktakicinayetinşüphelisitutuklanmatalebiylehakimkarşısındaZonguldaktaki cinayetin şüphelisi tutuklanma talebiyle hakim karşısında
Sierra’nın katil zanlısına akıl sağlığı tespiti yapılacak
Zaman
04.09.2013
01:55
Amerikalı turist Sarai Sierra’nın katil zanlısı Ziya Tasalı, ilk kez hakim karşısına çıktı. ‘Laz Ziya’ lakaplı Tasalı hakkında, olay tarihinde akıl sağlığının yerinde olup olmadığına dair kesin rapor için Adli Tıp Kurumu’na gönderilmesi kararı alındı.Sierra’nın cesedi, 2 Şubat 2013 tarihinde Cankurtaran’daki surlarda bulunmuştu. 17 Mart 2013’te Suriye’de yakalanarak Türkiye’ye getirilen katil zanlısı Tasalı, dün ilk kez hakim karşısına çıktı. İstanbul 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapılan duruşmada Tasalı, suçunu kabul etti. Ancak cinayeti işleme biçimine itiraz etti. Tasalı, olay anını şöyle anlattı: “Suç tarihinde surların dibinde oturuyordum, tiner almıştım, kafam iyiydi. Bayanı tren raylarının üstünde gezinirken gördüm. 1 metre kadar yakınıma geldi ama beni fark etmedi. Üzerinde kısa bir atlet vardı. Yarı çıplaktı, yanına yaklaşıp öpmek istedim. Ancak o, bu durumu anlayınca elindeki telefonla iki kaşımın ortasına vurdu. Bu sırada itiş-kakış oldu. Sierra yerden bulduğu taşla kafama vurunca ben de bir taş alarak ona vurdum.” Sanığın mahkemedeki ifadesinin, emniyet ve savcılıktaki ifadesiyle benzer olduğunu kaydeden mahkeme heyeti de ara kararını verdi. Mahkeme, Tasalı’yı Adli Tıp Kurumu’na sevk ederek gözleme tabi tutulmasına, suç tarihi itibarıyla akıl hastalığı veya zayıflığı olup olmadığına dair kesin raporun istenmesine hükmetti.
Zaman
Güncel
04.09.2013
Sierra’nınkatilzanlısınaakılsağlığıtespitiyapılacakSierra’nın katil zanlısına akıl sağlığı tespiti yapılacak
Sierra'nın katil zanlısı hakim karşısına çıktı
Zaman
03.09.2013
13:11
Amerikalı turist Sarai Sierra cinayeti davasının ilk duruşmasında mahkeme, sanık Ziya Tasalının akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespit edilmesine karar verdi. Amerikadaki Sierra ailesinin maktül ile yakınlıklarını gösteren vekaletnamenin aslı olmadığı gerekçesiyle avukat Ceren Şarmanın müdahillik isteği reddedildi. 19 yıl hapis cezası istemiyle yargılanan sanık Ziya Tasalı, suçu işlediğini kabul ettiğini ancak sadece Sierrayı öpmeye çalıştığını, cinsel saldırı gibi bir niyetinin olmadığını söyledi. İstanbul Adliyesi 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davaya tek tutuklu sanık Ziya Tasalı ile 2 avukatı, Sierra ailesinin avukatı ve davaya müdahil olmak için dilekçe veren Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı avukatı katıldı. Duruşmada kimlik tespitinin yapılmanın ardından müdahillik talepleri görüşüldü. Mahkeme, sanık avukatlarının itirazı üzerine müdahil olmak isteyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği Avukatı Gökçesu Özgülün talebini reddetti. Mahkeme, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının müdahillik talebini ise kabul etti. Duruşmada mahkeme, taleplerin alınmasının ardından sanık Ziya Tasalıya söz verdi. Tasalı, belli bir ikametgahı olmadığını ve kağıt toplayarak geçimini sağladığını söyledi. Tasalı, Ben suçu işlediğimi kabul ediyorum, ancak iddia edildiği şekilde işlemiş değilim. Suç tarihinde surların dibinde oturuyordum, tiner almıştım, kafam iyiydi.Bayanı tren raylarının üstünde gezinirken gördüm. 1 metre kadar yakınıma geldi ama beni farketmedi. Yanına yaklaşıp kendisini öpmek istedim ancak o bu durumu anlayınca elindeki telefonla iki kaşımın ortasına vurdu dedi. Bu sırada itiş-kakış olduğunu aktaran Tasalı, Sierranın o sırada yerden bulduğu taşla kafasına vurduğunu söyledi. Sierranın kendisine tekrar taşla vurması üzerine kontrolünü kaybettiğini belirten Tasalı, kendisi de bir taş alarak maktüle vurduğunu söyledi.Tasalı ifadesinde, Sierrayı sadece öpmek için yanına gittiğini, herhangi bir cinsel saldırı niyeti olmadığını da sözlerine ekledi. Tasalının avukatları da verilen ifadenin doğru olduğunu ve müvekkillerinin maktüle karşı herhangi bir tecavüz ya da öldürme amacı bulunmadığını savundu. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı adına duruşmaya katılan Avukat Nur Yılmazlar da sanığın ifadesindeki sadece öpme niyeti ifadesini kabul etmediklerini, bunun gerçek olması durumunda sanığın Sierrayı bulunduğu mağaraya, kimsenin görmeyeceği bir yere götürmeye çalışmayacağını söyledi. Mahkeme verdiği ara kararda, sanık Ziya Tasalıyı Adli Tıp Kurumuna sevk ederek gözleme tabi tutulmasına, suç tarihi itibariyle akıl hastalığı veya zayıflığı olup olmadığına dair kesin raporun istenmesine hükmetti. Mahkeme, ayrıca Sierranın ailesinin maktülle yakınlığını gösterir belgenin orjinalinin mahkemeye ulaştırılmasına karar verdi. AVUKAT ŞARMAN: AİLE DİNİ OLARAK AFFETTİ, ADLİ OLARAK ŞİKAYET SÜRÜYORSierra ailesinin avukatı Ceren Şarman, basın mensuplarına yaptığı açıklamada duruşmayı değerlendirdi. Ailenin Amerikada düzenlenen vekalet belgesi nedeniyle, davaya müdahil olma isteğinin usul hatası nedeniyle reddedildiğini ancak gerekli belgelerin yeniden düzenlenmesiyle yeniden mahkemeye başvuracaklarını söyledi. Şarman, sanığın duruşmada soğukkanlı olduğunu ve önceki ifadelerinde söylediklerini tekrarladığını belirtti. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığının davaya katılma talebinin kabul edildiğini hatırlatan Şarman, kendi müdahillik taleplerinin de vekaletnamenin aslı sunulduktan sonra sonraki celsede kabul edileceğini kaydetti. Avukat Şarman, sanığın akli dengesinin yerinde olup olmadığının tespiti için Adli Tıp Kurumu Gözlem İhtisas Dairesine sevkinin yapıldığını ve tutukluluk halinin devamına karar verildiğini söyledi. Basın mensupları Avukat Şarmana Sarai Sierranın ailesinin mahkemeye gönderdiği mektubu hatırlattı. Şarman, mektuptaki açıklamalarda ailenin dini inançları doğrultusunda sanığı affettiklerini ancak şikayetlerini geri almayacaklarını söyledi. Davaya müdahil olma isteği kabul edilmeyen Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu Derneği Avukatı Gökçesu Özgül ise müdahillik isteğinin reddine tepki gösterdi. Dernek olarak daha önce İzmirden benzer konularla ilgili 5 müdahillik taleplerinin kabul edildiğini ancak bu defa bu isteklerinin reddedildiğini belirtti. Özgül, sivil toplum kuruluşu olarak bu davalara katılmak istediklerini ve Türkiyede günde ortalama 5 kadının öldürüldüğünü söyledi. Hukuk ve yargı sisteminin bu cinayetleri toplumsal bir sorun olarak kabul etmesi gerektiğini savunan Özgül, bu davalara katılmak isteyen kadın örgütlerinin isteklerinin kabul edilmesi gerektiğinin altını çizdi. Emniyet’in araştırmaları sonucu 2 Şubatta Cankurtaran’daki surlarda Sarai Sierra’nın cansız bedenine ulaşılmıştı.Başlatılan soruşturma kapsamında katil zanlısı Ziya Tasalının Suriye’ye kaçtığı tespit edilmişti. Tasalı cesedin
Zaman
Son Dakika
03.09.2013
SierranınkatilzanlısıhakimkarşısınaçıktıSierranın katil zanlısı hakim karşısına çıktı
Cinayeti gördüm
Oda TV
07.08.2013
03:41

Müyesser Yıldız yazdı

Oda TV
Son Dakika
07.08.2013
CinayetigördümCinayeti gördüm
Dava bitiyor, Ergenekon değil!
Zaman
04.08.2013
02:28
Yüzyılın davası olarak kayıtlara geçen Ergenekon’da son karar yarın açıklanıyor. 2007’den beri gazeteci ve hukukçu kimliğiyle davayı takip eden H.Büşra Erdal, Ufuk Yayınları’ndan çıkan ‘Kafası Karışanlar İçin Ergenekon’ kitabıyla sürece ışık tutuyor. Çalışmada kökleri epey gerilere giden bir örgütün yargı önüne çıkarılma aşamasını anlatan Erdal’la hem kitabını hem de süreci konuştuk.Ergenekon davasında karar yarın açıklanıyor. Davada gelinen son nokta nedir?12 Haziran 2007’de başlayan bir soruşturma süreci oldu. Ümraniye’de 27 el bombası bulundu. Kitap da o bombaların ihbarıyla başlıyor. Ergenekon soruşturması için milat bu tarih. İlk kez 20 Ekim 2008’de birinci Ergenekon duruşması yapıldı. Bugüne kadar 22 iddianame oluştu, hepsi birleşti. 275 kişi sanık, 600’den fazla duruşma yapıldı. İlk günden itibaren iddianamelerin okunmasından sonra sanıklar savunmalarını yaptı. Çapraz sorgu süreci yaşandı. Bu davayı diğer davalardan ayıran en önemli özellik usule uyması.Usule uyması derken?Mesela çapraz sorgu süreci uzun ve derin sorgulamalarla ilerledi. Mahkeme başkanları, savcılar, hâkimler ciddi bir sorgulama yaptı. Bu da davaya yeni deliller gelmesini sağladı. 835 tanık istendi. Bu talep Ergenekon’a özeldi. Yarın itibarıyla sona gelmiş olunuyor. Tabii davanın bitiyor olması Ergenekon terör örgütünün tamamen bittiği ve temizlendiği anlamına gelmiyor.Yani aynı yapı her an ortaya çıkabilir mi?Örgütün kolları budandı, çete ayağı temizlendi, parçalar koparıldı. Ama siyasi, ekonomik ve medya ayağı hâlâ devam ediyor. 5 Ağustos’taki kararla 2007’de başlayan süreç nihayete eriyor. Dava Türkiye’ye demokratik anlamda çok şey kazandırdı. İnsanların yıllardır bildiği hayaleti, sırrı gösterdi. Ama bu iş bitti demek doğru olmaz.Bu tarihten itibaren süreç nasıl işler?Bundan sonra mahkûmiyet de beraat de çıkabilir. Darbe teşebbüsü suçuyla müebbet istenen sanıklar var. Daha sonra dosya yerel mahkemede bitmiyor. Bunun bir de Yargıtay aşaması var. Yargıtay’ın örgüt suçlarına bakan 9. Ceza Dairesi var, oraya gidecek. Ulusalcı örgütlerin yarın bir kez daha mahkemeyi basma çağrıları var.Zekeriya Öz ne zaman görevden alındı, İlker Başbuğ hakkında iddianame hazırlanıp, operasyonlar durdu, o süreçten sonra meydanlara çıktılar. İlkini 13 Aralık 2012’de Silivri’yi bastıklarında gördük. Mahkemelere kadar girdiler. Bariyerler yıkıldı, jandarmalar altında kaldı, gaz bombaları atıldı. Resmen mahkemeye darbe girişimiydi. Sonra bu baskınlar devam etti. Şubat ve nisanda da oldu. 5 Ağustos’ta da bunun zirvesini yapmak istiyorlar belli ki.Mahkemeyi basmak büyük bir cüret değil mi?Amaç mahkemeyi iş göremez hale getirmek. Karar çıkmasın, dava akamete uğrasın istiyorlar. Aslında bunu yaparken, ne kadar tehlikeli olduklarını gördü halk. Yapacak başka bir şeyleri kalmadı. Fiziki saldırganlık başladı. Gazeteci ve hukukçu kimliğinizle altı yıldır davayı takip ediyorsunuz. Kitap daha önce yazılabilir miydi?Evet olabilirdi. Gecikme sebebim Ergene-kon’un ardından gelen Poyrazköy, Erzincan, Balyoz gibi süreçlerin başlamış olması. Bunların hepsini birebir takip ettim. O kadar yoğundu ki davalar arasında mekik dokudum. Bu sürede kitap yazmaya yoğunlaşacak zaman dilimi olmadı. Sürekli takip edenler bile bir süre sonra kaçırıyordu nerede kaldığını. Eve gitmeden, adliyede sabahladığımızı biliyorum. Ergenekon soruşturmasına polisin kurgusu diye çeşitli komplolar üretildi. Bu iddiaları nasıl yorumluyorsunuz?Kimse polisin başta bu soruşturmaya sıcak bakmadığını bilmiyor. Mesela Muzaffer Tekin’i savcı gözaltına almak istedi. Çünkü elindeki deliller onu işaret ediyordu. Ama polis isteksizdi. ‘O kişi Danıştay’dan serbest kaldı, gözaltına alırsak itibarımız zedelenir’ diye korktular. Savcı Öz, Muzaffer Tekin için üç kez yazı yazdı. Düşünün, bir savcı soruşturmanın amiridir, bir iş talep ediyor ve defalarca ısrar ediyor yapılması için. Savcıların elinde adli kolluk gücü olmasının, soruşturmaların geleceği adına ne kadar önemli olduğunu gösteren örneklerden biri bu.Davayı takip ederken sizin ya da diğer gazetecilerden kafası karışanlar oldu mu?Ergenekon davasında olay bir süre sonra inanmak ya da inanmamak temeline dayanıyor. Ortada ne kadar delil olursa olsun bazı insanlar inanmamayı tercih etti. Onlar da ulusal kanattan gelenler. Suçüstü yapsanız hatta canlı yayında suç işlendiğini gösterseniz bile, buna inanmayacak bir grup var zaten. Savcı ve polislerin yaptığı her şey elbette doğru değil. Türk yargısının kronik arızaları var. Mutlaka arada daha az suçlu ya da daha az olayda rol almış kişiler olabilir. Genel olarak ağır hak ihlalleri görmedim. Ben bu süreçte Hrant Dink, Rahip Santoro cinayeti, Zirve Yayınevi katliamlarını gördüm. Ergenekon’daki hiçbir şey beni şaşırtmad
Zaman
En Çok Okunan
04.08.2013
DavabitiyorErgenekondeğilDava bitiyor Ergenekon değil
Dava bitiyor, Ergenekon değil!
Zaman
04.08.2013
01:52
Yüzyılın davası olarak kayıtlara geçen Ergenekon’da son karar yarın açıklanıyor. 2007’den beri gazeteci ve hukukçu kimliğiyle davayı takip eden H.Büşra Erdal, Ufuk Yayınları’ndan çıkan ‘Kafası Karışanlar İçin Ergenekon’ kitabıyla sürece ışık tutuyor. Çalışmada kökleri epey gerilere giden bir örgütün yargı önüne çıkarılma aşamasını anlatan Erdal’la hem kitabını hem de süreci konuştuk.Ergenekon davasında karar yarın açıklanıyor. Davada gelinen son nokta nedir?12 Haziran 2007’de başlayan bir soruşturma süreci oldu. Ümraniye’de 27 el bombası bulundu. Kitap da o bombaların ihbarıyla başlıyor. Ergenekon soruşturması için milat bu tarih. İlk kez 20 Ekim 2008’de birinci Ergenekon duruşması yapıldı. Bugüne kadar 22 iddianame oluştu, hepsi birleşti. 275 kişi sanık, 600’den fazla duruşma yapıldı. İlk günden itibaren iddianamelerin okunmasından sonra sanıklar savunmalarını yaptı. Çapraz sorgu süreci yaşandı. Bu davayı diğer davalardan ayıran en önemli özellik usule uyması.Usule uyması derken?Mesela çapraz sorgu süreci uzun ve derin sorgulamalarla ilerledi. Mahkeme başkanları, savcılar, hâkimler ciddi bir sorgulama yaptı. Bu da davaya yeni deliller gelmesini sağladı. 835 tanık istendi. Bu talep Ergenekon’a özeldi. Yarın itibarıyla sona gelmiş olunuyor. Tabii davanın bitiyor olması Ergenekon terör örgütünün tamamen bittiği ve temizlendiği anlamına gelmiyor.Yani aynı yapı her an ortaya çıkabilir mi?Örgütün kolları budandı, çete ayağı temizlendi, parçalar koparıldı. Ama siyasi, ekonomik ve medya ayağı hâlâ devam ediyor. 5 Ağustos’taki kararla 2007’de başlayan süreç nihayete eriyor. Dava Türkiye’ye demokratik anlamda çok şey kazandırdı. İnsanların yıllardır bildiği hayaleti, sırrı gösterdi. Ama bu iş bitti demek doğru olmaz.Bu tarihten itibaren süreç nasıl işler?Bundan sonra mahkûmiyet de beraat de çıkabilir. Darbe teşebbüsü suçuyla müebbet istenen sanıklar var. Daha sonra dosya yerel mahkemede bitmiyor. Bunun bir de Yargıtay aşaması var. Yargıtay’ın örgüt suçlarına bakan 9. Ceza Dairesi var, oraya gidecek. Ulusalcı örgütlerin yarın bir kez daha mahkemeyi basma çağrıları var.Zekeriya Öz ne zaman görevden alındı, İlker Başbuğ hakkında iddianame hazırlanıp, operasyonlar durdu, o süreçten sonra meydanlara çıktılar. İlkini 13 Aralık 2012’de Silivri’yi bastıklarında gördük. Mahkemelere kadar girdiler. Bariyerler yıkıldı, jandarmalar altında kaldı, gaz bombaları atıldı. Resmen mahkemeye darbe girişimiydi. Sonra bu baskınlar devam etti. Şubat ve nisanda da oldu. 5 Ağustos’ta da bunun zirvesini yapmak istiyorlar belli ki.Mahkemeyi basmak büyük bir cüret değil mi?Amaç mahkemeyi iş göremez hale getirmek. Karar çıkmasın, dava akamete uğrasın istiyorlar. Aslında bunu yaparken, ne kadar tehlikeli olduklarını gördü halk. Yapacak başka bir şeyleri kalmadı. Fiziki saldırganlık başladı. Gazeteci ve hukukçu kimliğinizle altı yıldır davayı takip ediyorsunuz. Kitap daha önce yazılabilir miydi?Evet olabilirdi. Gecikme sebebim Ergene-kon’un ardından gelen Poyrazköy, Erzincan, Balyoz gibi süreçlerin başlamış olması. Bunların hepsini birebir takip ettim. O kadar yoğundu ki davalar arasında mekik dokudum. Bu sürede kitap yazmaya yoğunlaşacak zaman dilimi olmadı. Sürekli takip edenler bile bir süre sonra kaçırıyordu nerede kaldığını. Eve gitmeden, adliyede sabahladığımızı biliyorum. Ergenekon soruşturmasına polisin kurgusu diye çeşitli komplolar üretildi. Bu iddiaları nasıl yorumluyorsunuz?Kimse polisin başta bu soruşturmaya sıcak bakmadığını bilmiyor. Mesela Muzaffer Tekin’i savcı gözaltına almak istedi. Çünkü elindeki deliller onu işaret ediyordu. Ama polis isteksizdi. ‘O kişi Danıştay’dan serbest kaldı, gözaltına alırsak itibarımız zedelenir’ diye korktular. Savcı Öz, Muzaffer Tekin için üç kez yazı yazdı. Düşünün, bir savcı soruşturmanın amiridir, bir iş talep ediyor ve defalarca ısrar ediyor yapılması için. Savcıların elinde adli kolluk gücü olmasının, soruşturmaların geleceği adına ne kadar önemli olduğunu gösteren örneklerden biri bu.Davayı takip ederken sizin ya da diğer gazetecilerden kafası karışanlar oldu mu?Ergenekon davasında olay bir süre sonra inanmak ya da inanmamak temeline dayanıyor. Ortada ne kadar delil olursa olsun bazı insanlar inanmamayı tercih etti. Onlar da ulusal kanattan gelenler. Suçüstü yapsanız hatta canlı yayında suç işlendiğini gösterseniz bile, buna inanmayacak bir grup var zaten. Savcı ve polislerin yaptığı her şey elbette doğru değil. Türk yargısının kronik arızaları var. Mutlaka arada daha az suçlu ya da daha az olayda rol almış kişiler olabilir. Genel olarak ağır hak ihlalleri görmedim. Ben bu süreçte Hrant Dink, Rahip Santoro cinayeti, Zirve Yayınevi katliamlarını gördüm. Ergenekon’daki hiçbir şey beni şaşırtmad
Zaman
Ana Sayfa
04.08.2013
DavabitiyorErgenekondeğilDava bitiyor Ergenekon değil
İstanbul'da kanlı baskın
Zaman
20.07.2013
04:36
Olayın soygun amaçlı olup olmadığı henüz belirlenemezken, ağır yaralı bir şekilde hastaneye kaldırılan 2 kişi yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatlarını kaybetti.Olay, saat 20.30’da Sultangazi Yunus Emre Mahallesi Adem Yavuz Caddesi’nde bulunan bir kuyumcu dükkanında meydana geldi. İddialara göre, otomobille kuyumcunun önüne gelen 3 kişiden 2’si dükkanın içerisine girdi. Eli silahlı, yüzleri maskeli zanlılar tabancayla iş yeri sahibi 39 yaşındaki Serkan Ergül ile yanında bulunan Celal Karaduman’ın (57) üzerine kurşun yağdırdı. Kimliği belirsiz şüpheliler daha sonra kuyumcu dükkanından çıkarak, kendilerini bekleyen araçla olay yerinden hızla uzaklaştı. Silah sesleri üzerine dükkan içine giren mahalle sakinleri, 2 kişinin yerde kanlar içerisinde yattığını fark etti. Vatandaşlar bunun üzerine Ergül ile Karaduman’ı araçlarına alarak Özel Gazi Hastanesi’ne getirdi. Ağır yaralı Serkan Ergül ve Celal Karaduman hastaneden yapılan tüm müdahaleye rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi. Olay yerine gelen polis ekipleri iş yerinde ve çevresinde incelemelerde bulundu. Olayın soygun amaçlı olup olmadığı henüz belirlenemezken, polis cinayeti işleyen 2 şüpheli ile araç içerisinden gözcülük yapan 1 kişiyi belirlemek için geniş çaplı araştırma başlattı. Yüzü maskeli 3 kişinin hızla otomobille uzaklaştığını söyleyen bir görgü tanığı, Ben olay yerinin karşısında oturuyorum. Dükkan içerisinden silah sesleri geldi. Bunun üzerine dışarı çıktım. Bu sırada yüzü maskeli 3 kişinin araçla kaçtığını gördüm. Kuyumcu dükkanının içerisine girdiğimizde de 2 kişi kanlar içerisinde yatıyordu. Durumları ağır olduğu için çevredeki esnaflar araçlarıyla onları hastaneye götürdü diye konuştu.(DHA)
Zaman
Son Dakika
20.07.2013
İstanbulda/">İstanbuldakanlıbaskınİstanbulda-kanlı-baskın/">İstanbulda kanlı baskın
İstanbul'da kanlı baskın
Zaman
20.07.2013
04:35
Olayın soygun amaçlı olup olmadığı henüz belirlenemezken, ağır yaralı bir şekilde hastaneye kaldırılan 2 kişi yapılan tüm müdahalelere rağmen hayatlarını kaybetti.Olay, saat 20.30’da Sultangazi Yunus Emre Mahallesi Adem Yavuz Caddesi’nde bulunan bir kuyumcu dükkanında meydana geldi. İddialara göre, otomobille kuyumcunun önüne gelen 3 kişiden 2’si dükkanın içerisine girdi. Eli silahlı, yüzleri maskeli zanlılar tabancayla iş yeri sahibi 39 yaşındaki Serkan Ergül ile yanında bulunan Celal Karaduman’ın (57) üzerine kurşun yağdırdı. Kimliği belirsiz şüpheliler daha sonra kuyumcu dükkanından çıkarak, kendilerini bekleyen araçla olay yerinden hızla uzaklaştı. Silah sesleri üzerine dükkan içine giren mahalle sakinleri, 2 kişinin yerde kanlar içerisinde yattığını fark etti. Vatandaşlar bunun üzerine Ergül ile Karaduman’ı araçlarına alarak Özel Gazi Hastanesi’ne getirdi. Ağır yaralı Serkan Ergül ve Celal Karaduman hastaneden yapılan tüm müdahaleye rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi. Olay yerine gelen polis ekipleri iş yerinde ve çevresinde incelemelerde bulundu. Olayın soygun amaçlı olup olmadığı henüz belirlenemezken, polis cinayeti işleyen 2 şüpheli ile araç içerisinden gözcülük yapan 1 kişiyi belirlemek için geniş çaplı araştırma başlattı. Yüzü maskeli 3 kişinin hızla otomobille uzaklaştığını söyleyen bir görgü tanığı, Ben olay yerinin karşısında oturuyorum. Dükkan içerisinden silah sesleri geldi. Bunun üzerine dışarı çıktım. Bu sırada yüzü maskeli 3 kişinin araçla kaçtığını gördüm. Kuyumcu dükkanının içerisine girdiğimizde de 2 kişi kanlar içerisinde yatıyordu. Durumları ağır olduğu için çevredeki esnaflar araçlarıyla onları hastaneye götürdü diye konuştu.(DHA)
Zaman
Ana Sayfa
20.07.2013
İstanbulda/">İstanbuldakanlıbaskınİstanbulda-kanlı-baskın/">İstanbulda kanlı baskın
Kuyumcu dükkanında 2 kişi öldürüldü
Zaman
20.07.2013
02:10
Sulatangazide yüzü maskeli 2 kişi, bir kuyumcu dükkanına girerek kuyumcu dükkanındaki 2 kişiyi öldürdü. Cinayetin hırsızlık amaçlı olup olmadığı henüz belirlenemezken, polis cinayeti işleyen 2 şüpheli ile gözcülük yapan bir kişiyi yakalamak için geniş çaplı çalışma başlattı.Olay, saat 20.30da Sultangazi Yunus Emre Mahallesi Adem Yavuz Caddesinde bulunan bir kuyumcu dükkanında yaşandı. Edinilen bilgilere göre, kuyumcu dükkanına gelen 3 kişiden 2si dükkanın içerisine girdi. Yüzü maskeli silahlı şahıslar, iş yeri sahibi Serkan Ergül(39) ile Celal Karadumanın (57) üzerine kurşun yağdırdı. Kimliği belirsiz maskeli şahıslar daha sonra kuyumcu dükkanından çıkarak, kendilerini bekleyen araçla olay yerinden hızla uzaklaştı. Şahısların kuyumcu dükkanından ayrılmasından sonra çevre esnafı ve mahalle sakinleri kuyumcu dükkanına girdi. Kuyumcu dükkanına giren vatandaşlar, 2 kişinin yerde kanlar içerisinde yattığını gördü. Vatandaşlar yerde yaralı halde yatan 2 kişiyi araçlarla Özel Gazi Hastanesine götürdü. Ağır yaralı Serkan Ergül ve Celal Karaduman hastanede yapılan tüm müdahaleye rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi. Olay yerine gelen polis ekipleri iş yerinde ve çevresinde incelemelerde bulundu. Olayın hırsızlık amaçlı olup olmadığı henüz belirlenemezken, polisin cinayet şüphesi üzerine yoğunlaştığı öğrenildi. Polis ekipleri, cinayeti işleyen 2 şahsı ve araç içerisinden gözcülük yapan 1 kişiyi yakalamak için geniş çaplı çalışma başlattı.Yüzü maskeli kişilerin hızla otomobille uzaklaştığını söyleyen bir görgü tanığı, Dükkanda oturuyordum. Silah sesi ile dışarı çıktım. Dışarı çıktığımda yüzü maskeli bir kişinin kuyumcudan çıktığını gördüm. Arabaya binerek buradan uzaklaştılar. Aracın plakası yoktu. İçeriye doğru koştum ve Serkan abinin yerde yattığını gördüm. Saldırganlardan birini gördüm. Yüzü maskeliydi arabaya binerek olay yerinden uzaklaştı. dedi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
20.07.2013
Kuyumcudükkanında2kişiöldürüldüKuyumcu dükkanında 2 kişi öldürüldü
İstanbul'da kuyumcu soygunu: 2 ölü
Zaman
19.07.2013
23:35
Sultangazide eli silahlı yüzleri maskeli 2 kişi, bir kuyumcu dükkanına girerek 2 kişiyi öldürdü. Olayın soygun amaçlı olup olmadığı henüz belirlenemezken, polis cinayeti işleyen 2 şüpheli ile gözcülük yapan 1 kişiyi yakalamak icin geniş çaplı çalışma başlattı.Olay, saat 20.30da Sultangazi Yunus Emre Mahallesi Adem Yavuz Caddesinde bulunan bir kuyumcu dükkanında meydana geldi. İddialara göre, otomobille kuyumcunun önüne gelen 3 kişiden 2si dükkanın içerisine girdi. Eli silahlı, yüzleri maskeli zanlılar tabancayla iş yeri sahibi 39 yaşındaki Serkan Ergül ile yanında bulunan Celal Karadumanın (57) üzerine kurşun yağdırdı. Kimliği belirsiz şüpheliler daha sonra kuyumcu dükkanından çıkarak, kendilerini bekleyen araçla olay yerinden hızla uzaklaştı. Silah sesleri üzerine dükkan içine giren mahalle sakinleri, 2 kişinin yerde kanlar içerisinde yattığını fark etti. Vatandaşlar bunun üzerine Ergül ile Karadumanı araçlarına alarak Özel Gazi Hastanesine getirdi. Ağır yaralı Serkan Ergül ve Celal Karaduman hastaneden yapılan tüm müdahaleye rağmen kurtarılamayarak yaşamını yitirdi. Olay yerine gelen polis ekipleri iş yerinde ve çevresinde incelemelerde bulundu. Olayın soygun amaçlı olup olmadığı henüz belirlenemezken, polis cinayeti işleyen 2 şüpheli ile araç içerisinden gözcülük yapan 1 kişiyi belirlemek için geniş çaplı araştırma başlattı.Yüzü maskeli 3 kişinin hızla otomobille uzaklaştığını söyleyen bir görgü tanığı, Ben olay yerinin karşısında oturuyorum. Dükkan içerisinden silah sesleri geldi. Bunun üzerine dışarı çıktım. Bu sırada yüzü maskeli 3 kişinin araçla kaçtığını gördüm. Kuyumcu dükkanının içerisine girdiğimizde de 2 kişi kanlar içerisinde yatıyordu. Durumları ağır olduğu için çevredeki esnaflar araçlarıyla onları hastaneye götürdü diye konuştu.
Zaman
Son Dakika
19.07.2013
İstanbulda/">İstanbuldakuyumcusoygunu2ölüİstanbulda-kuyumcu-soygunu-2-ölü/">İstanbulda kuyumcu soygunu 2 ölü
İslam fobisine karşı dayanışmaya gidilmeli
Zaman
18.06.2013
01:58
Londrada bulunan Muswell Hillden yeni döndüm. Burada Bravanee Merkezi ve Al-Rahma İslami okulundan geriye kalanları ziyaret ettim.Bu bina Britanyadaki Müslüman Somalililer için bir ibadet yeri aynı zamanda da toplanma mekânıydı. Polis mekânın yakıldığını belirtiyor ve binadan geri kalanlarda “EDL” harflerini yazılı bulmuşlar. Bu da İslam karşıtı bir grup olan İngiliz Savunma Liginin kısaltmasıdır. Bu olay Britanyada 22 Mayısta Drummer Lee Rigbynin öldürülmesinin ardından başlayan Müslüman kurumlara saldırılar zincirinin son halkası oldu. Müslümanlara tedirginlik ve endişe hakim. Rigbynin ölümünün hemen ardından saldıranlardan birinin “Allahu Ekber” diye bağırdığı, dini kendi öfke ve şeytanlarına aracı kıldığı söyleniyor. Kameraya da kaydedilen bu saldırı 12 camiye saldırı da dâhil olmak üzere İslam fobisiyle tetiklenen bazı olaylara neden oldu.Bu saldırılara rağmen Britanyalı Müslümanlar Drummer Lee Rigby cinayeti sert bir şekilde kınadılar. Britanya Müslüman Konseyi (MCB) tüm trajedilere verdiği tepkiyi verdi; dayanışma gösterdi ve kınadığını belirtti. 11 Eylül, 7 Temmuz ya da Woolwich, bu olaylardan MCBnin öğrendiği şu oldu: Hızla ve etkin bir şekilde yanıt üretmek, böylece kamuoyunun genelinin suçla ya da nefretle ilişkisi olmayan anaakım Müslüman tavrını anlamasını sağlamak. Woolwichin ve Kuzey Londradaki bu son saldırının ardından türlü kesimlerden gelen Britanyalıların tepkisi cesaretlendirici ve rahatlatıcı oldu. Muswell Hillde bir grup Hıristiyan ve Yahudinin Müslümanlara yardım için sıra dışı bir dayanışma içine girdiklerini gördüm. Bu saldırıyı onlar da kınıyorlardı. Woolwichten sonra Canterbury Başpiskoposu da, MCB Genel Sekreter Yardımcısı İbrahim Mogranın yanında durarak “Britanya Müslüman Konseyinin ve birçok farklı örgütün bu eylemlerin İslamda yeri olmadığına dair vurguları çok güçlü bir şekilde yaptıklarını” açıkladı. Çok sayıda camiye saldırılar oldu. Fakat aynı zamanda bu saldırılara kızgın Britanyalılar Müslümanlarla dayanışma gösterdiler ve onları desteklediler. Bütün bunlara rağmen Woolwich sonrası ortaya çıkan kin, nefret ve İslam düşmanlığı 11 Eylül ya da 7 Temmuz sonrasını hayli aşıyor. MCBye gelen edep kurallarını aşan nefret e-maillerinin içerikleri geçmişe göre çok daha kötü.Neden böyle oluyor? Öncelikle sorumluluk üstlenen bir kamu söylemine ihtiyaç var: Çoğu zaman siyasetteki önemli kişiler İslam nefretinin tetiklediği olayları tırmandıracak sakar hareketlerde bulunuyorlar ya da konuşmalar yapıyorlar. Bizim siyasetçilerimiz, belki de “bir şeyler yapmak” baskısı altında, İslamın ya da Müslümanların içindeki sorunlardan ya da camilerden ve medreselerden ya da üniversitelerdeki Müslümanlardan bahsetmeye başlıyorlar.Buralarda aşırıcılığın olduğuna dair bir kanıt yok, sadece yüksek perdeden manşetler var. Şimdi Başbakan David Cameron bu konuyla ilgili kurduğu özel ekibine “aşırıcı camiler ve imamlar” üzerine yoğunlaşmalarını söyledi. Britanya kamuoyu bunun ‘aşırıcı kısmını gözden kaçırabilir. Biz de aşırıcılığın bir sorun olduğunu düşünüyoruz. Daha önce bu noktaya gelmiştik. Toplumsal muhafazakârlığın aşırıcılıkla farkları üzerine bulanık konuşmalar ya da dış politika anlaşmazlıklarının bize nihai amacımızda faydası yok. Nihai amacımız ise gelecek saldırıların önlenmesi olmalıdır. Britanyalı Müslümanlar Woolwichteki saldırı karşısında ayağa kalktılar ve muhalefete katıldılar. Aşırıcılığa karşı alttan hareketler oluşturmaya başladılar ve bizim yardımımıza ihtiyaç duyuyorlar.İkinci olarak geçtiğimiz aylarda medya, Müslümanları öcüleştiren bir grup hikaye yayınladı. Suç teşkil eden eylemleri gösteren haberlerde bir cami ya da örtülü Müslüman kadın resmi sıklıkla ekleniyor. Tahrik unsuru içeren açıklamalar yapanlara ve yangını körükleyenlere yasalar uygulanmalı. Bu tür suçlara karşı ciddi adımlar atmak zamanı geldi. Bizim liderlerimiz İngiliz Savunma Liginin eylemlerini kınayan net açıklamalar yaptılar. Şimdi emniyet yetkililerinden uygun bir yanıt gelmeli ve bu soruna yerelde verilen yanıt ulusal düzeyde de verilmeli. *Al Jazeerada (9 Haziran 2013) yayımlanan makale kısaltılarak tercüme edilmiştir.
Zaman
Yorum
18.06.2013
İslamfobisinekarşıdayanışmayagidilmeliİslam fobisine karşı dayanışmaya gidilmeli
Hrant Dink cinayeti Leman'ın kapağında
Haber Türk
25.01.2012
14:56
CinayetiCinayeti kör bir kayıkçı gördü. Ben gördüm. Kulaklarım gördü. Vapur kudurdu. Kuduz gibi böğürdü. Hiçbiriniz orada yoktunuz ( Atilla İlhan )
Haber Türk
Son Dakika
25.01.2012
HrantDinkcinayetiLemanınkapağındaHrant Dink cinayeti Lemanın kapağında
Cinayeti gördüm Fadime ÖZKAN
Star
18.01.2012
00:28
Hrant Dink beş yıl önce, tam da ‘güvercin tedirginliği içinde’ olduğunu söylediği ama sözlerini yine de ‘biliyorum ki bu ülkede insanlar güvercinlere dokunmaz’ diyerek bitirdiği son yazısı gazetesinde yayımlandığı gün öldürüldü. 19 Ocak 2007’de yazısının
Star
Köşe Yazıları
18.01.2012
CinayetigördümFadimeÖZKANCinayeti gördüm Fadime ÖZKAN
Jane Birkin Altın Portakal’da
Evrensel
06.09.2011
07:11
48. Antalya Altın Portakal Film Festivali, sinema ve müzik dünyasının çok önemli bir yıldızını, Jane Birkin’i ağırlayacak. Bu yıl 8- 14 Ekim tarihleri arasında 48’incisi düzenlenecek Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali, İngiliz Oyuncu ve Şarkıcı Jane Birkin’i ağırlayacak. Sinemaya 1966’da ‘Cinayeti Gördüm’ filmiyle giren İngiliz oyuncu ve şarkıcı 65 yaşındaki Jane Birkin, 100’den fazla filmde rol aldı ve 2003’te Uluslararası İstanbul Caz Festivali’nde de konser verdi. Altın Portakal Heykelciği için yarışmaya hak kazanan filmler 8 Eylül Perşembe günü açıklanacak. (KÜLTÜR SE
Evrensel
Kültür
06.09.2011
JaneBirkinAltınPortakal’daJane Birkin Altın Portakal’da
Cinayeti ‘mavi ışık’ çözecek
Milliyet
31.05.2011
00:41
Akşam, saat 21.00 civarında kapı zili çaldı. Kapıyı açtığımda, yanında apartman görevlisi Hüseyin ağabey ile bir sivil polis memurunu gördüm. Po...


Milliyet
Toplum Yaşam
31.05.2011
Cinayeti‘maviışık’çözecekCinayeti ‘mavi ışık’ çözecek
Soğuk kanlılığı polisi bile şaşırttı
Samanyolu Haber
28.03.2011
07:38
Kayseride üç çocuğu öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Uğur Veli Gülışıkın soğukkanlılıkla verdiği ifadesi, vahşetin detaylarını ortaya çıkardı.

Suçunu itiraf eden Gülışık, 11 yaşındaki Türkana tecavüz etmek için 3 çocuğu eve aldığını, cinayetten sonra 2 gün eve giremediğini söyledi. Zanlıyı ele verense, son bir ay içinde 3-4 kez, çocukları gömdüğü yere gidip sigara içmesi oldu. Kayserinin Talas ilçesinde, 2 yıl önce bayram günü şeker toplamak için evlerinden çıkan 9 yaşındaki Ahmet Tuna Tekin, 6 yaşındaki kardeşi Dilruba Tekin ile arkadaşları 11 yaşındaki Türkan Ayın akıbetini belirlemek için kurulan özel ekip, önce mahalleden son bir yılda taşınan olup olmadığına baktı. Daha sonra çember daraltılarak şüpheli sayısı 100e kadar düşürüldü. Bunlardan biri de Uğur Veli Gülışıktı. POLİS, KEMİKLERİ GÖRDÜ Gece geç saatlerde evine giden ve sık sık oturduğu evin karşısındaki internet kafeye uğrayan Gülışıkın bazı akşamlar evine hiç gitmediği saptandı. Polis, teknik ve fiziki takibe aldığı Uğur Veli Gülışıkın son bir ayda 3-4 kez memleketi Yozgatın Çayıralan ilçesine bağlı Yahyasaray köyüne gittiğini ve köy yakınındaki göletin kenarında durup sigara içtiğini belirledi. Gülışıkın tavır ve hareketlerinden şüphelenen ekip, teknik takipteki zanlının bir arkadaşıyla yaptığı telefon görüşmesinde Vicdan azabı çekiyorum dediğini saptadı. Gülışıkın sık sık sigara içtiği bölgede araştırma yapan ekipler, çocuk kıyafetleri ile kemik parçalarına da rastladı. Bunun üzerine şüphelinin Kayserideki evinde arama yapıldı. Evin banyosunda kan izleri olduğu ve izlerin Türkana ait olduğu belirlendi. Gözaltına alınan Gülışık da suçunu itiraf etti. VALİZE KOYUP TAŞIDIM Savcıya 3.5 saat ifade veren şüphelinin, teslim olmayı düşündüğünü ancak cesaret edemediğini anlattığı ve Verilecek her türlü cezaya razıyım dediği öğrenildi. Cinayet şüphelisinin olayı şöyle anlattığı öğrenildi: 11 yaşındaki Türkana tecavüz etme düşüncesiyle çocukları Eşim dışarıya şeker almaya gitti diyerek salona aldım. Dilrubayı Çocuk odasında beşik var, görmek ister misin diyerek odaya götürdüm. Orada koli bandıyla ağzı ve ellerini bantladım. Sonra kapıyı kapatıp salona geçtim. Ahmet Kardeşim nerede? diye sordu. Küçük odada oyun oynuyor. Gel yanına götüreyim diyerek odaya soktum. Ahmeti de burada etkisiz hale getirdim. Ağzını bantladığım Türkana banyoda tecavüz ettim ve bıçaklayarak öldürdüm. Diğerlerini ise boğarak öldürdüm. 2 gün eve gidemedim. Daha sonra marketten peşin parayla 3 valiz aldım. Çocukları valizlere koyup, bayramın 4üncü günü asansöre tek tek taşıdım. Otomobil kiraladım ve cesetleri gömeceğim yere gittim. MEZARLARINA YATIP AF DİLEDİM Hepsini öldürdükten sonra Türkanın kıyafetlerini, topladıkları bayram şekerlerini, çanta ve ayakkabılarını sobada yaktım. Sık sık özellikle de bayramları onları gömdüğüm yere gidip ağladım. Mezarın üzerine yatıp onlardan af diledim. Hatta bir kere kemiklerin çıktığını gördüm, tekrar üstünü örttüm. Cinsel yönden kendimi frenleyemiyorum. Çocukları öldürdükten sonraki süreçte de cinsel yönden arayışa geçtim. Tedavi olmak istiyorum. Öldürülen Tekin kardeşlerin annesi Leyla Tekin ise O katili ya müebbete çarptırsınlar ya da bize versinler diyerek gözyaşı döktü. Bırakın cinayeti, geceleri tek başına bile çıkamazdı ZANLININ ifadeleri doğrultusunda önceki gün Yozgatın Yahyasaray köyünde göletin yanındaki bölgede daha detaylı araştırma ve kazı yapıldı. Yaklaşık 2 metrelik çukurda çocuklara ait kemik parçaları bulundu. Önceki akşam tutuklanan zanlıya, herhangi bir linç girişimi ihtimaline karşı tatbikat yaptırılmadı. Adliyeye götürülürken de intihar ihtimaline karşı spor ayakkabılarının bağcıkları alınan zanlı Uğur Veli Gülışık, tutuklandıktan sonra adliyeden çıkarılırken çelik yelek ve üstüne polis üniforması giydirildi. Cesetlerin bulunduğu Yahyasaray köyü muhtarı Arif Kaygısız ise zanlıyı anlatırken, Bırakın cinayet işlemeyi gece tek başına çıkmaya bile korkardı. Sessiz, sakin bir çocuktu. Eğer şüphelenseydim onu kendi ellerimle teslim ederdim diye konuştu. İnternet kafede, annesi için ilahi kasedi yaptırmış KURBANLARA ait kemik ve elbise parçaları, dün Ankara Adli Tıp Kurumuna götürüldü. Yetkililer, yapılacak DNA ve kriminal incelemenin 1-2 gün süreceğini belirtti. Zanlının, olayın ardından kapı zilindeki soyadını Kara olarak değiştirdiği ortaya çıktı. Sürekli iş değiştiren şüphelinin son olarak evine yakın bir markette manav reyonunda çalıştığı, sık sık evinin karşısındaki internet kafeye gittiği ve hep 2 numaralı koltukta oturduğu ortaya çıktı. Uğur Veli Gülışıkın bir kız arkadaşı olduğu ve internet üzerinden görüştüğü de belirlendi. Şüphelinin geçen hafta internet kafedekilere ilahi kasedi yaptırdığı ve Anneme vereceğim dediği de öğrenildi. Yozgatlı olan 33 yaşındaki Uğur Veli Gülışıkın ayrıca mahkeme kararıyla 23 Şubat 1999da yaşını 2 yıl büyüttüğü ortaya çıktı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.03.2011
SoğukkanlılığıpolisibileşaşırttıSoğuk kanlılığı polisi bile şaşırttı
Küçük Öznur'un öldürülmesi ile ilgili cinayeti telefon görüşmeleri aydınlatacak
Samanyolu Haber
23.03.2011
12:37


Eskişehirde 7 ay önce 11 yaşındaki kız çocuğunu tecavüz edip öldürdükten sonra bir ormana gömdüğü iddia edile Ali Haydar Körmeçli ve suç delillerini gizlediği belirtilen Adnan Avcunun yargılamasına Eskişehir Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Hakkındaki iddiaları kabul etmeyen zanlıların olay sonrası aralarında telefon görüşmesi yaptıkları belirlendi. Bu telefon görüşmelerinin bir kısmının HTS raporları istenirken (Dökümleri), tespit edilen diğer telefon görüşmeleri ise dava dosyasına kondu. Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşmaya öldürülen Öznur Uluişdenin (11) babası Recep, ablası Öznur katılırken, sanıkların yakınları katılmadı. Acılı anne Döndü Uluişden sağlık sorunları nedeniyle duruşmaya iştirak etmedi. Duruşma öncesi Öznurun babası Recep ile ablası Özden, tutuklu sanık Körmeçlinin salona girmesinin ardından sinir krizi geçirdi. Bir süre salon dışına çıkarılan baba ile kızı güçlükle sakinleştirilebildi. Emniyetteki ifadesinde suçunu kabul ederek, küçük Öznuru öldürüp gömdüğünü anlatan tutuklu sanık Körmeçli duruşmada hakkındaki suçlamaları kabul etmedi. Körmeçli, cinayeti eşi Emine, oğlu Ali Körmeçli ve sanık Adnan Avcu ile Mehmet isimli bir pidecinin işlediğini, kendisinin de tehdit edilerek susturulduğunu iddia etti. Suç delillerini gizlediği iddiasıyla tutuksuz yargılanan Adnan Avcu da, Öznuru ilk kez çalıştığım tramvay durağında Körmeçlinin yanında gördüm. Körmeçli küçük kızın komşusu ve kızıyla sınıf arkadaşı olduğunu anlattı. Sonra motosikletine bindirerek götürdü. dedi. Ertesi günü basından kızın kayıp olduğunu öğrendiğini kaydeden Avcu, Körmeçliye sordum. Önce bilmiyorum dedi. Sonra bu işe karışırsan ona yaptığımı sana da yaparım diyerek beni tehdit etti. Sürekli tehditlerle kontrol altında tutmaya çalıştı. Bu nedenle bildiklerimi polise anlatamadım. diye konuştu. Öte yandan, iki sanığın olay sonrası bir birbiriyle çok sayıda telefon görüşmesi yaptığı ortaya çıktı. Tutuklu sanık Körmeçlinin tutuksuz sanık Avcuyu olaydan sonra polis tarafından gözaltına alındığı saate kadar cep telefonuyla günde ortalama 2-3 kez aradığı, Avcunun da Körmeçliyi bir kaç kez aradığı belirlendi. Mahkeme Başkanı ile maktul Öznurun avukatı Yusuf Yıldırım, iki sanığa olay sonrası yaptıkları telefon görüşmelerini sordu. Tutuksuz sanık Avcu, tutuklu sanık Körmeçli ile telefonla görüştüklerini doğrulayarak, Körmeçli olay sonrası beni cep telefonuyla sürekli arayıp kontrol ediyordu. Günde birkaç kez arayıp neredesin, ne yapıyorsun diye soruyordu. Ben de onu aradım. Ama ne için olduğunu bilmiyorum. Polise gitmesi içindir belki. dedi. Bu arada duruşmada ilginç olaylarda yaşandı. Mahkemeye tanık olarak gelen iki kişinin tutuksuz sanık Avcudan bilgi alabilmek için özel içki masası oluşturup sanığı burada konuşturmaya çalıştıkları belirlendi. Tanık Bekir Günyüzü, Avcuyu tanıyordum. Bir televizyon programında olayla ilgili konuşmasını gördüm. Tutarsız olduğunu fark ettim. Emniyette bir tanıdığım vardı. Durumu ona anlattım. O da bana konuyu araştır bakalım dedi. Bunun üzerine Avcuyu arkadaşım Ali ile içki içmeye davet ettik. Sanığı konuşturmaya çalıştık ama bilgi alamadık, başaramadık. diye konuştu. Bunun üzerine hakim söz konusu bu iki tanığa Bir iş çıkarabildiniz mi? Bu memlekette devletin memuru yok mu? diyerek kızdı. Duruşma, eksik evrakların tamamlanması, iki sanık arasında yapılan telefon görüşmelerinin dökümünün istenmesi, tutuksuz sanık Avcunun bir diğer cep telefonun HTSnin istenmesi, tutuksuz sanık Avcunun bir televizyon programına yaptığı açıklamalarının izlenmesi için 17 Mayısa ertelendi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
23.03.2011
KüçükÖznurunöldürülmesiileilgilicinayetitelefongörüşmeleriaydınlatacakKüçük Öznurun öldürülmesi ile ilgili cinayeti telefon görüşmeleri aydınlatacak
Bilal Ay, katiline üşüdüğü için montunu vermiş
Samanyolu Haber
04.03.2011
12:15


Mardinin Nusaybin ilçesinde 25 Şubat günü boş bir arazide defalarca bıçaklanarak öldürülen Bilal Ayın (15) katil zanlısı tutuklandı. Nusaybinde göz altına alındıktan sonra suçunu itiraf eden N.A. (16) cinayeti niçin işlediğini hatırlamadığını iddia etti. Bilal ile aynı okulda olmaları nedeniyle kendisini tanıdığını aktaran N.A., cinayet günü Bilal ile geziye çıktıklarını, üşümesi üzerine Bilalin kendisine montunu verdiği öğrenildi. Nusaybinde 23 yerinden bıçaklandıktan sonra cesedi tarlaya atılan Bilal Ayın öldürülmesinin yankıları sürüyor. Polis cinayetle ilgili olarak 38 kişinin ifadesini aldı. Mardinden görevlendirilen özel bir ekip Nusaybinde çalışmalarını aralıksız sürdürüyor. İlçede mobese ve işyerlerinin kamera kayıtlarını didik didik inceleyen ekipler en ufak delil ve ihbarı değerlendirdi. Yapılan çalışmalar neticesinde dün cinayetle ilgili 2 kişi göz altına alındı. Zanlılardan bir kişi serbest bırakılırken cinayetini işlediğini itiraf eden N.A. çıkarıldığı Nusaybin Sulh ve Ceza Mahkemesince tutuklandı. N.A. Mardin Cezaevine gönderildi. N.A. ifadesinde cinayeti tek başına işlediğini iddia etti. Bilal ile herhangi bir alıp veremediğinin olmadığını söyleyen katil zanlısı N.A., yanında sürekli bir bıçak taşığını ve cinayeti bir anda işlemeye karar verdiğini anlattı. N.A., Bilal ile cinayet günü geziye çıktık. Ben üşüdüğüm için Bilal kendi montunu bana verdi. Kendisi bana telefonun şifresini unutuğunu ve 3Gye giremediğini söyledi. Ben de kendi kartımı onun telefonuna koydum. Bazen kendimi kaybediyorum. Ne yaptığımı hatırlamıyorum. Bilal bir taşın üstünde oturuyordu. Arkadan birkaç defa bıçakladım. Sonra yanından birkaç adım uzaklaştım. Bilalin tekrar kalkmak istediğini gördüm. Döndüm bu sefer karnından defalarca bıçakladım.Telefon hala elindeydi. Elinden telefonu aldım. Götürdüm 50 liraya sattım. Telefonu almaya sonradan karar verdim. şeklinde ifade verdiği öğrenildi. Bu ara dün gece emniyet müdürlüğüün önünde toplanan bir gurup, zanlılarla ilgili kendilerine bilgi verilmesini istedi. Gurup içinden bazıları slogan atmaya başlayınca ilçe Emniyet Müdürü Abdullah Kara da olay yerine gelerek gurubun dağılmasını istedi. Bilal Ayın ailesiyle de görüşen Kara, ailenin emniyet önünden ayrılmasını, gereken neyse kanun ve nizamlar içerisinde yaptıklarını illetti. Aile olay yerinden ayrıldı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.03.2011
BilalAykatilineüşüdüğüiçinmontunuvermişBilal Ay katiline üşüdüğü için montunu vermiş
Cani, Hasret’i diri
diri toprağa gömmüş
Türkiye Gazetesi
18.02.2011
02:23
GÖZYAŞLARI İLE UĞURLANDI Hasret Karakoç’un cenazesi, sevenlerinin gözyaşları arasında köy mezarlığında defnedildi. Hasret’in acısına dayanamayan anne, tabutun başında sinir krizi geçirdi. Edirne’nin Havsa ilçesine bağlı Şerbettar Köyü’nde öldürülen ilköğretim öğrencisi 8 yaşındaki Hasret Karakoç’un diri diri toprağa gömüldüğü belirlendi. Terk edilmiş bir evde gömülü bulunan Hasret’in öldürülmesi olayıyla ilgili olarak gözaltına 17 yaşındaki S.Ş. cinayeti işlediğini itiraf etti. Jandarmadaki sorgusunda Ş.Ş, “Hasret’i okula giderken bir kediyi kovaladığını gördüm. Kedi boş bir eve girdi. Hasret de pencereden ona bakmaya başladı. Ben de onu ittim. Düşüp başını çarptı. Öldüğünü sandım, gömdüm” dedi. Olayla ilgili olarak gözaltına alınan Sebah ...
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
18.02.2011
CaniHasret’idiri
diritoprağagömmüşCani Hasret’i diri
diri toprağa gömmüş
Yargıtay onaylamadı, 'Testere' cinayetinin sanığı serbest kaldı
Samanyolu Haber
08.02.2011
17:52


İzmirin Urla ilçesinde 2005 Kasım ayında kız arkadaşı Funda İşsizi 37 yerinden bıçaklayarak öldürdükten sonra cesedini boş bir binadaki derin dondurucuda saklayan Celalettin Erkal (24), dosyası Yargıtayda onaylanmadığı için Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK)nun 102. maddesi gereğince serbest bırakıldı. Erkal, yerel mahkeme tarafından ömür boyu hapis cezasına çarptırılmış, dosyası Yargıtaya gönderilmişti. Söz konusu olayda Dokuz Eylül Üniversitesi Meslek Yüksekokulu Elekronik Bölümü öğrencisi olan Erkal, kız arkadaşı Urla Lisesi 2. sınıf öğrencisi 16 yaşındaki İşsizi bıçaklayarak öldürdüğünü, kapalı bir otelin yakınında bulunan ve kullanılmayan binadaki derin dondurucuda sakladığını itiraf etmişti. Binada yapılan aramada, çalışmayan bir derin dondurucuda ceset bulunmuştu. Erkal, gözaltına alındığı Urla İlçe Emniyet Müdürlüğünde verdiği ifadede şunları anlatmıştı: Önce birlikte alkol aldık. Aşktan, evlenmekten bahsederken tesadüfen cep telefonunda başka erkeğe yazılmış mesajını gördüm. Ne olduğunu sorduğum sırada birden gözüm karardı. Önce tartaklayıp ardından da bıçakladım. Daha sonra cesedi saklayıp eve gittim. Bana olan bakışlarını unutamadığım için olayı babama anlattım. Aşkımın kurbanı oldum. Cinayeti daha önce seyrettiğim Testere filmindeki gibi işledim. Celalettin Erkal, sevk edildiği mahkemece tutuklandıktan sonra hakkında İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesinde cinayet suçundan dava açıldı. Mahkeme heyeti tarafından, cinayetin canavarca hisle işlendiği gerekçesiyle önce ağırlaştırılmış ömür boyu hapis cezasına çarptırıldı. Daha sonra polise teslim olması sebebiyle ömür boyu hapse çevrildi. Sanık avukatı ise yerel mahkemenin kararını temyiz etti. Yargıtay 1. Ceza Dairesi, İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesinin kararını İstanbul Adli Tıp Kurumu raporunun eksik olduğu gerekçesiyle bozdu. Mahkeme, eksikleri giderip sanığa yine aynı cezayı verdi. Sanık avukatı, kararı bir kere daha temyiz etti. Dosya, ikinci defa gittiği Yargıtaydan henüz dönmedi. Avukat da dosyayı inceleyen Yargıtay 1. Ceza Dairesine dilekçeyle başvurarak, müvekkilinin 5 yılı aşkın süredir tutuklu olarak cezaevinde bulunduğunu, yürürlüğe giren CMKnin tutukluluk sürelerini düzenleyen 102. maddesinden yararlanmasını talep etti. Dilekçeyi yerinde bulan Yargıtay 1. Ceza Dairesi, Celalettin Erkalın tutuklu bulunduğu Uşak Cezaevinden tahliyesi yönünde karar verdi. Sanık Erkal, 4 Ocak 2010 tarihinde tahliye edildi. Avukatı, müvekkili Erkalın kanun gereği serbest kaldığını, kararın onanması durumunda hakkında tutuklama kararı çıkacağını söyledi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.02.2011
YargıtayonaylamadıTesterecinayetininsanığıserbestkaldıYargıtay onaylamadı Testere cinayetinin sanığı serbest kaldı
Ergenekon davasında tanıkların ifade vermeye devam ediyor
Samanyolu Haber
25.01.2011
17:17


Ergehekon davasında, birleştirilen Danıştay saldırısı ve Cumhuriyet gazetesine el bombası atılması olaylarına ilişkin dosya ile ilgili tanıkların ifadelerinin alınması devam ediyor. Danıştay saldırısını gerçekleştirdiği ileri sürülen tutuklu sanık avukat Alparslan ile 3 yıl aynı evde kaldıklarını belirten arkadaşı avukat Fikri Cora, sanık Arslanın bu cinayeti dini hassasiyet uğruna da bir vaat karşılığı da işleyeceğine ihtimal vermediğini söyledi. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülmekte olan Ergenekon davasına, tanık Fikri Coranın ifadesine başvurulması ile devam edildi. Tanık Fikri Cora, Avukat arkadaşımız Burhan Gür, kendisini ziyaret ettiğinde 2-3 yıl yatar çıkarım demiş. Bir avukat böyle bir eylem sonunda 2-3 yıl ile kurtulamayacağını bilir. Avukat Burhan Gür bunu söyleyince Alparslan kendisine gelmiş. Bu durum, Alparslanın psikolojisinin ne kadar normal dışı olduğunun göstergesidir. diye konuştu. Savcı Mehmet Ali Pekgüzel, sanık Alparslan Arslanın arkadaşı Teoman Ekşioğlu ile Danıştay baskını konusunda konuşup konuşmadıkları sorusuna Cora, Herkes nasıl böyle bir şey yaptığı konusunda şaşkınlık içindeydi. dedi. Savcı Pekgüzel, sanık Arslanın, Mavi bir çanta içinde bir kalaşnikovu Fikri Coranın evine bıraktım. Cora da gördü. ifadesini hatırlatarak, Arslan ile aranızda husumet var mıydı? diye sordu. Cora, Husumet yoktu. Benim evime bir çanta bırakmadı, gelmedi. Böyle bir ifade vermesine anlam vermekte güçlük çekiyorum. diye konuştu. Mahkeme Başkanı Köksal Şengünün aynı olayla ilgili verdiği ifadeyi hatırlatması üzerine Alparslan Arslan da. Ben böyle bir ifade verdiğimi hatırlamıyorum. diye cevap verdi. Arslanın 2004ten sonra girdiği ilişkileri bilmediğini, büro açtıktan sonra daha iyi bir eve taşındığını anlatan Cora, Arslanın bu şekilde bir eylem yapacak İslami hassasiyeti olduğunu düşünmüyorum. İnsana acı verilmesini, öldürülmesinin İslamda yeri olmadığını Arslanın bilmesi lazım. dedi. Pekgüzelin, Kendisine bir vaatte bulunulmuş olabilir mi? sorusu üzerine hukuk eğitimi almış bir avukatın herhangi bir vaade kanmayacağını ifade etti. Savcı Nihat Taşkın, tanık Coranın 17 Mayıs 2006da İstanbul TEMde alınan Arslanı bir hafta önce Kadıköy Adliyesinde gördüm. şeklindeki ifadesini hatırlatarak, Bu önemli. Cumhuriyet gazetesine bombaların atıldığı hafta görmüşsünüz. Nasıl gördünüz? diye sordu. Cora, Adliyeden giriyordum, konuşma imkanım olmamıştı. diye cevap verdi. Savcı Nihat Taşkının, Kızıl elma ülküsü nedir? Alparslan Arslan bu düşüncede miydi sorusunu Cora, Kızıl elma, ırkçılık eğilimli bir ideolojidir. Irkçı Türkçülüğü savunanlar bu terimi kullanır. Ben Kızılelma düşüncesinde değilim. Alparslan Arslanın görüşünü bilmiyorum. diye konuştu. Tutuklu sanıklardan İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, tanık Fikri Coraya Aydınlık dergisini okudukları dönemde, şiddeti ve darbeyi destekleyen bir haberle karşılaşıp karşılaşmadıklarını sordu. Aydınlık dergisinin yargıyı, Danıştayı ve Danıştay kararlarını hedef alan bir yayın yapıp yapmadığı konusunda yayınları ayrıntısıyla inceleyip böyle bir ima olup olmadığına bakmak gerektiğini belirterek, Var da desem yalan olur yok da desem yalan olur. diye konuştu. 2002 yılında dönemin Başbakanı Bülent Ecevitin Başkent Üniversitesi Hastanesinde gördüğü tedaviye ilişkin haberlerin Ecevit kaynaklı bilgiler olduğunu belirten Perinçek, Mehmet Haberal, bu haberlere ilişkin bize dava açtı. Mahkeme bizi 50 bin TL tazminata mahkum etti. Ancak Yargıtay, bu kararı bozdu. Sayın Haberal ile aynı suçlama ile karşı karşıyayız. Dikkat ederseniz yönetici olarak üç kişi yargılanıyoruz ve üçümüz de birbirimizin karşısında yer almışız. Biz o fiillerin karşı tarafındayız. Mesela emekli Orgeneral Şener Eruygur ile ADD toplantılarında karşı karşıyaydık. Cumhuriyet mitinglerinde de Şener Eruygur ve Tuncay Özkan ile hep karşı karşıya olduk. Bu durum da hakkımızdaki suçlamaların hepsinin birer kurgudan ibaret olduğunu gösteriyor. iddiasını dillendirdi. Tutuklu sanıklardan İsmail Yıldız ise tanık Fikri Coraya, kendisine sorulmamasına rağmen bazı detayları neden anlatmak gereğini hissettiğini sordu. Yıldız, tanık Corayı bu anlatımlarla insanların dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışmakla suçladı. Yıldız, Neden size sorulmadığı halde Salih Kunterin bir İslam alimi olmadığını tespit ettiğinizi söylediniz? Ayrıca evine gittiğinizde bir cemaate ait sohbet ortamı ile karşılaşmadığınızı söylediniz. Siz bir cemaate üye misiniz? cemaate ait bir sohbet ortamı ile normal bir sohbet ortamı arasında fark var. Siz bunu ayırt edebilecek kadar cemaat sohbetlerine yakın bir kişi misiniz? diye sordu. Tanık Cora bu soruya İslam alimi olmadığını teşhiş ettiğimi söylemedim. Sadece Süleyman Esenin bahsettiği kadar yukarılarda bir alim olmadığı kanısına vardığımı söyledim. Sorduğum sorulara verdiği cevapların yetersizliği nedeniyle beni tatmin etmemişti. Bir daha da gitmedim. Ben cemaat üyesi değilim ama cemaat mensubu bir
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.01.2011
ErgenekondavasındatanıklarınifadevermeyedevamediyorErgenekon davasında tanıkların ifade vermeye devam ediyor
Katil Şaron'un kan donduran cinayeti
Milli Gazete
30.11.2010
17:56
Hollandalı Yönetmen George Sluizer; İsrail eski Başbakanı Arial Şaronun iki Filistinli çocuğu öldürdüğünü bizzat şahit olduğunu söyledi. Tüyler ürperten olayı anlatan Yönetmen Sluizer, 1982 yılında Sabra ve Şatilla kamplarında Şaronun 2 ve 3 yaşındaki Filistinli çocukları kendi tabancasını çekerek öldürdüğünü gördüm. dedi. George Sluizer, Hollandanın başkenti Amsterdamda gerçekleştirilen Uluslararası Belgesel Filmleri Festivaline Filistin halkının yaşantısını anlatan Vatan belgeseliyle katıldı. Sluizer, belgesel filminde Sabra ve Şatillada şahit olduğu trajik bir olaya yer verdi.... devamı
Milli Gazete
Son Dakika
30.11.2010
KatilŞaronunkandondurancinayetiKatil Şaronun kan donduran cinayeti
Katil Şaron'un kan donduran cinayeti
Milli Gazete
30.11.2010
16:53
Hollandalı Yönetmen George Sluizer; İsrail eski Başbakanı Arial Şaronun iki Filistinli çocuğu öldürdüğünü bizzat şahit olduğunu söyledi. Tüyler ürperten olayı anlatan Yönetmen Sluizer, 1982 yılında Sabra ve Şatilla kamplarında Şaronun 2 ve 3 yaşındaki Filistinli çocukları kendi tabancasını çekerek öldürdüğünü gördüm. dedi. George Sluizer, Hollandanın başkenti Amsterdamda gerçekleştirilen Uluslararası Belgesel Filmleri Festivaline Filistin halkının yaşantısını anlatan Vatan belgeseliyle katıldı. Sluizer, belgesel filminde Sabra ve Şatillada şahit olduğu trajik bir olaya yer verdi.... devamı
Milli Gazete
Dünya
30.11.2010
KatilŞaronunkandondurancinayetiKatil Şaronun kan donduran cinayeti
Hanefi Avcı'ya şok suçlama
Samanyolu Haber
13.10.2010
09:03
DYPli eski bakanlardan Salim Ensarioğlu, son dönemde dinlemelerle gündeme gelen eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.

Avcının DYP Diyarbakır il başkanı olduğu dönem kendisini de dinlediğini söyleyen Ensarioğlu, O bir dinleme hastasıdır. Beni de dinleyip çok konuşma diyerek tehdit etmişti. dedi. Devrimci Karargâh terör örgütü soruşturması kapsamında tutuklanan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile ilgili önemli bir iddia da DYPli eski Bakan Salim Ensarioğlundan geldi. Ensarioğlu, Avcı için, O bir dinleme hastasıdır. 1987de DYP Diyarbakır il başkanı iken konuşma tutanakların 40 kg tutuyor, fazla konuşma diyerek beni tehdit etti. dedi. Bir iftira yüzünden 1986 yılında girdiği cezaevinde akla hayale gelmeyen işkenceler gördüğünü söylerken de dönemin İstihbarat Müdürü Hanefi Avcıyı suçladı: Gözüm bağlı olduğu için işkencecileri göremedim ama Hanefi Avcı o dönemdeki bütün işkenceleri biliyordu. AP, DYP geleneğinin önemli isimlerinden olan Salim Ensarioğlu, yıllarca Diyarbakır milletvekili olarak görev yaptı. Refahyol hükümeti döneminde devlet bakanlığı görevini de üstlenen Ensarioğlu, Hüsamettin Cindoruk ve arkadaşlarına tepki göstererek geçtiğimiz haziran ayında genel başkan yardımcısı olduğu DPden istifa etmişti. Ensarioğlu, Devrimci Karargâh terör örgütü soruşturması kapsamında cezaevine konulan eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı ile ilgili Zamana önemli açıklamalar yaptı. Salim Ensarioğlu, ünlü gazeteci ve siyasetçilerin dinleme kayıtları ofisinde bulunan Hanefi Avcı ile yaşadığı çarpıcı olayları da ilk kez anlattı. Cezaevinden çıktıktan sonra DYP il başkanı olduğunu hatırlatan Ensarioğlu, telefonlarının Hanefi Avcı tarafından dinlendiğini ve Kürt sorununa yönelik konuşma yapmaması için tehdit edildiğini aktardı. Ensarioğlu, Sene 1987. Bir gün partideki çocuklar, Hanefi Avcı arıyor, il başkanınız konuşmasın bizde dosyası var diyorlar, dedi. Ben de kendisini aradım. Bana dedi ki, Senin konuşma tutanakların 40 kgyı buluyor. Ben de dedim ki, sen ancak savcılara servis yapabilirsin. Bir politikacıyı arayıp tehdit edemezsin. Hanefi Bey, Türkiyede dinlemeyi en çok yapan insandır. Çünkü onda dinleme hastalığı var. Hanımını dahi dinlemiştir mutlaka. Çünkü o bir dinleme hastası. şeklinde konuştu. Salim Ensarioğlu, Susurluk kazasında hayatını kaybeden dönemin Diyarbakır Çevik Kuvvet Müdürü Hüseyin Kocadağın da Avcının dinleme kayıtlarına dayanarak kendisinin ifadesini aldığını söyledi. BÜTÜN İŞKENCELERDEN HABERDARDI Hanefi Avcı, 1984-1992 yılları arasında Diyarbakırda istihbarat şube müdürü olarak görev yapmıştı. Diyarbakırın tanınmış ailelerinden olan Salim Ensarioğlu, 1986 yılında bir iftiraya kurban gitti. Subay cinayeti zanlısı olarak ifadesi alınan Ensarioğlu, 36 gün boyunca hücrede tutuldu. Bu süre içerisinde akla gelen gelmeyen işkencelere maruz kalan Salim Ensarioğlu, yargılama dahi yapılmadan 7 ay da cezaevinde kaldı. Daha sonra suçsuz olduğu ortaya çıktı. Ensarioğlu, o günleri şöyle anlatıyor: Eni 40 cm, boyu 70 cm hücrede 36 gün kaldım. Her türlü işkenceyi yaptılar. Aç, susuz bırakıldım, Filistin askısını, elektriği gördüm. Cezaevine geçtiğimde 23 kilo vermiştim. Gözlerim bağlı olduğu için işkence yapanlar arasında Hanefi Avcı var mıydı bilmiyorum. Fakat Hanefi Avcının o tarihlerde Diyarbakırda yapılan bütün işkencelerin içinde olduğunu, hepsinden bilgisi olduğunu düşünüyorum. Ömer Şahin
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.10.2010
HanefiAvcıyaşoksuçlamaHanefi Avcıya şok suçlama
Mumcu'nun abisinden çarpıcı açıklama
Samanyolu Haber
28.04.2010
07:34
Danıştay cinayetiyle ilgili güvenlik kamerası kayıtlarının silindiğini ortaya çıkaran TÜBİTAK raporu, kamuoyunda büyük yankı uyandırdı.

Toplumun farklı kesimleri skandala tepki gösterirken, 1993te uğradığı bombalı suikast sonucu hayatını kaybeden gazeteci Uğur Mumcunun ağabeyi Ceyhan Mumcudan çarpıcı açıklamalar geldi. Görüntülerin silinmesini Zamana değerlendiren Mumcu, Danıştay saldırısı ile kardeşine yönelik suikast arasındaki benzerliklere dikkat çekiyor. Başından beri Danıştay cinayetine dinsel tepki olarak bakmadığını vurgulayan Ceyhan Mumcu, 1993ün adamları değişmiş olabilir. İki cinayet de aynı merkezden. Tepkiler benzer oldu. Halkımızı böyle şeylere inandırmak çok kolay oluyor. diyor. Kayıtların silinmesini tetikçi Alparslan Arslanın arkasındaki örgütün varlığının kanıtı olarak değerlendiren Mumcu, Her zamanki plan. Bu bir organizasyon ve örgütlenmedir. Bu örgüt bugüne kadar ortaya çıkarılmadı. tespitinde bulunuyor. Danıştay saldırısından bir gün evvel keşif ve hazırlıkların olduğunun açık bir şekilde ortaya çıktığını aktaran Mumcu, kayıtların neden silinmiş olabileceği konusunda ise şu görüşleri dile getiriyor: Silenlerin amaçları, ertesi gün gerçekleşecek suikastın kanıtını yok etmek. Tetikçiyi rahatlatmak için yaptılar. Alparslan Arslan yeniden sorgulanmalı. Güvenlik şirketinin açıklama yapmaması da kafalarda soru işaretleri oluşturuyor. Şirket mutlaka soruşturulmalı. Cumhuriyet Gazetesi yazarlarından Uğur Mumcu, 1993 yılında otomobiline yerleştirilen bombanın patlaması sonucu hayatını kaybetti. Mumcu, özellikle 1990lı yıllarda Kontrgerillayla ilgili yazılar kaleme aldı. İtalyada ortaya çıkartılan Gladyo örgütünün Türkiyedeki adının Kontrgerilla olduğunu yazdı. Ölümünden önceki dönemde ise PKK-derin devlet-MİT bağlantısıyla ilgili araştırmalar yaptığı biliniyor. Mumcuya yönelik suikastın ardından tıpkı Danıştay saldırısından sonra olduğu gibi irtica söylemleri dillendirildi. Bir kesim saldırının dincilerin işi olduğu tezini işlemeye başladı. Olayın failinin hiçbir zaman bulunamaması da bu kesimlerin ekmeğine yağ sürdü. Danıştay eyleminde saldırgan kıskıvrak yakalandı. Ancak buna rağmen yine belli bir kesim saldırının dincilerin işi olduğunu savundu. Aradan geçen zaman ise onların yanıldığını ortaya koydu. Zira Danıştay saldırısı da tıpkı Uğur Mumcu cinayeti gibi tam anlamıyla organize bir işti. Uğur Mumcunun ağabeyi Ceyhan Mumcu, iki olay arasındaki bağlantılara dikkat çekiyor. Danıştaydaki kameraların bozuk olmadığını, kayıtların silindiğini ortaya koyan TÜBİTAK raporunun olayın failleri hakkında önemli ipuçları verdiğini anlatan Ceyhan Mumcu, şu ifadeleri kullanıyor: Ben hiçbir zaman Danıştay saldırısını dinciler düzenledi iddiasına inanmadım. Her zamanki plan devreye sokuldu. İki saldırı arasında benzerlikler var. Ben öyle görüyorum. Aynı merkezdir. 1993ün adamları değişmiş olabilir. Tepkiler benzer oldu. Bu dinci bir şey değil. Uğur Mumcuda da böyle yapıldı. O bakımdan benzerlik var. O baskından sonra da aynısı yapıldı. Halkımızı inandırmak çok kolay oluyor böyle şeylere. Ceyhan Mumcu, özellikle kamera kayıtlarının silindiğinin ortaya çıkmasından sonra bunun bir organizasyon ve örgüt işi olduğuna inandığını anlatıyor. Kayıtların silinmesinin Alparslan Arslanın arkasındaki örgütün varlığının kanıtı olduğunu dile getiren Mumcu, şöyle diyor: Bu bir toplu organizasyon ve örgütlenmedir. Bu, bir kişinin kendi kendine yapabileceği bir şey olabilir mi? Böyle riskli bir iş. Yani bu Danıştay baskını bir kişinin gördüm tepki gösterdim demesi değil. Bu bir örgütlenme. Bu örgüt bugüne kadar ortaya çıkarılmadı. Her zamanki plan. Uğur Mumcu öldürüldüğünde de aynısı yapılmıştı. Saldırının arkasındaki güç MOSSAD olabilir. TETİKÇİ YENİDEN SORGULANMALI Ceyhan Mumcu, Danıştay tetikçisi Alparslan Arslanın saldırıdan bir gün önce yaptığı keşfin görüntülerinin silinmesinin çok önemli olduğunu anlatıyor: Silenlerin amaçları, ertesi gün gerçekleşecek suikastın kanıtını yok etmek. En azından görünmeyecek. Tetikçiyi rahatlatmak için yaptılar. Korkma, senin görüntün kamerada olmayacak. Çocuk bir gün evvel oraya gitti, keşif yaptı biliyorsunuz. Orada bir gün evvel bir hazırlık var. Alparslan Arslanın yeniden sorgulanması lazım tabii. Güvenlik şirketinin açıklama yapmaması kafalarda soru işaretleri oluşturdu. Şirket sonuna kadar soruşturulmalı. Güvenlik şirketi açıklama yapmaya mecburdur. Yoksa zan altında kalır. ZAMAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.04.2010
MumcununabisindençarpıcıaçıklamaMumcunun abisinden çarpıcı açıklama
Açık tehdit: Senin de başına gelecek!
Samanyolu Haber
02.04.2010
14:25
Kayseri İl Jandarma Alay Komutanı Albay Cemal Temizözün de yargılandığı faili meçhuller davasında mağdur olarak Nuri Düdük dinlendi.

İşadamı olan kardeşi Abdulhamit Düdükün 1994 yılında öldürüldüğünü anlatan Düdük, cinayeti araştırırken birkaç kez o dönemde Cizre İlçe Jandarma Komutanı olan Yüzbaşı Cemal Temizöz ile görüştüğünü söyledi. Düdük, Üçüncü kez gittiğimde Cemal Yüzbaşı bana Sen buralara fazla gidip geliyorsun. Kardeşinin başına ne geldiyse senin başına gelecek. Başımıza bela olacaksın, burayı terk et dedi. iddiasında bulundu. Şırnakın Cizre ilçesinde 1993-95 yılları arasında işlenen 20 faili meçhul cinayetle ilgili davanın 11. duruşması Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesinde görüldü. Duruşmaya tutuklu sanıklar Albay Cemal Temizöz, korucubaşı Kamil Atağ, Hıdır Altuğ, Adem Yakın, Fırat Altun (Abdulhakem Güven), Tamer Atağ ve Kukel Atağ katıldı. 7 sanık avukatı ve bir grup müdahil avukat da duruşmada hazır bulundu. Mahkeme önce, 16 Temmuz 1994 tarihinde Iraktan dönerken öldürülen ve üzerindeki 63 bin doları kaybolan Mardinli işadamı Abdulhamit Düdükün abisi Nuri Düdükü dinlendi. Yemin ettirildikten sonra ifade vermeye başlayan Düdük, sanıklar arasından bulunan Cemal Temizözü tanıdığını söyledi. Kardeşinin olaydan bir hafta önce hem mal götürmek, hem de tahsilat yapmak için Iraka gittiğini belirten Düdük, daha sonra yaşananları şöyle anlattı: Dönmeden bir gün önce telefonla görüştük. Malları sattığını ve üzerinde 63 bin dolar olduğunu söyledi. Sınır kapısından geçerken elinde para olduğuna dair resmi belge vardı. Cizre köprüsüne kadar geldi. Burada Jandarma tarafından durduruldu. Jandarma dolarları görünce kardeşimi Cemal Yüzbaşının bulunduğu İlçe Jandarma Komutanlığına götürdüler. Burada bir iki saat bekledikten sonra doların sahte olup olmadığını kontrol edip kardeşimi serbest bıraktılar. Kardeşim karakoldan ayrıldıktan sonra Cizrede un fabrikası olan aile dostumuz Halit Acarın yanına gitti. Buradan bana telefon ederek olanları anlattı. Ben de bunun üzerine kardeşime yol tehlikeli, bu akşam gelme. Halitin yanında kal, yarın dönersin dedim. Kendisi daha akşama 1 saat olduğunu belirterek geleceğini söyledi. Halitin yanından ayrıldıktan sonra 100-150 metre ilerde plakasız beyaz bir Toros marka araç içerisinde bulunan Bedran, Abdulhakim ve Tayfun adlı kişiler tarafından indirilip, arka koltuğa alınmış. Bedran direksiyon başınaydı. Abdulhakim aracın sağ ön koltuğunda oturuyordu. Kardeşimi Gürsu köyüne götürdüler. Burası korucu köyü. Korucular ve itirafçılar birbirini tanıdığı için aracın geçişine izin veriyorlar. Bu sırada kardeşimin gözleri bağlıydı. Köyün 150 metre ilerisinde kardeşimin başına tek el kurşun sıkarak öldürdüler. Daha sonra kardeşimi vuranlar Toros marka araçla Katran Karakolundan ana caddeye çıkarak yollarına devam etmişler. Kardeşinin ölümünden sonra olayla ilgili bilgi almaya çalıştığını anlatan Düdük, görgü tanıkları ile görüştüğünü söyledi. Gürsu köyüne gittiğini ve muhtarı ile görüştüğünü ifade eden tanık Düdük, aralarında geçen diyalogları şöyle özetledi: Köy muhtarı bana kardeşini Abdulhakim, Tayfun ve Bedran öldürdü. Resmi olarak ifada veremem, ikinci gün beni de öldürürler. Plakasız Toros marka aracı Cizrede kim kullanıyorsa kardeşini onlar öldürmüştür dedi. Biz köyden ayrılırken aynı plakasız Toros köye geldi. Cizreye geldim ve İlçe Jandarma Komutanı Cemal Yüzbaşı ile görüştüm. Kardeşimin ölümüyle ilgili kendisinden bilgi almak istedim. Cemal Yüzbaşı bana, sen git ne gerekiyorsa ben yapacağım dedi. Aradan bir hafta geçti, yine Cizreye geldim Cemal Yüzbaşıyla görüştüm. Kardeşimin ölümüyle ilgili yine bilgi almak istedim. Üçüncü kez gittiğimde Cemal Yüzbaşı bana Sen buralara fazla gidip geliyorsun. Kardeşinin başına ne geldiyse senin başına gelecek. Başımıza bela olacaksın, burayı terk et dedi. Bahsedilen beyaz renkli plakasız toros marka aracı da ilçe jandarma komutanlığının bahçesinde park edilmiş halde gördüm. Kardeşinin öldüğü tarihte Mardin Milletvekili olan Mehmet Güncegünle konuyu görüştüğünü, yardım talebinde bulunduğunu söyleyen Nuri Düdük, Genelkurmay, MİT ve Savunma Bakanlığına da dilekçe yazdığını vurguladı. Düdük, ifadesine şöyle devam etti: Güncegün, ismini verdiğim kurumlardan bazı kişilerle şifahen görüştüğünü bana söyledi. Bu kurumlar Cemal Yüzbaşıdan bilgi istemişler; ama Cemal Yüzbaşı, kardeşimin devletçi olduğunu ve PKKlılar tarafından öldürüldüğü yönünde bilgi vermiş. Şimdi soruyorum; PKK bir saat içinde nasıl dağdan indi, araç buldu ve kardeşimi öldürdü? Benim ve ailemin PKK ile ilişkisi yok. Kardeşimi PKK öldürmedi. PKK öldürmüşse bile Cemal Yüzbaşı bunu nereden biliyor? Biliyorsa onun da parmağı var demektir. Bunları önce Allaha, sonra size havale ediyorum. Tanık Düdük, sanıklara dönerek, parmağıyla işaret ettikten sonra, Talimat veren Cemal Yüzbaşıdır, tetikçi ise bunlardır. Kardeşimi para için öldürdüler. 63 bin dolardan bir dolar bile görmedik. O parayı bize teslim etmedi
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.04.2010
AçıktehditSenindebaşınagelecekAçık tehdit Senin de başına gelecek
Dink davasında skandal !
Samanyolu Haber
08.02.2010
16:47
Mahkeme Başkanı Canak, Bana gizli tanık geldi diye kağıt geldi ama gelmemiş. Gizli tanık evde polis bekliyor, polis burada gizli tanığı bekliyor. Ben ne yapayım? dedi.

Hrant Dink davasında müdahil avukatlar, cinayet yerine yakın kamera kayıtlarını salonda izletti. Müdahil avukatlardan Deniz Tuna, kamera kayıtlarında şüpheli başka bir kişinin daha olduğunu ve bu kişi ile biri yaşlı biri ise orta yaşlı olmak üzere iki kişinin görüştüğünü söyledi. Mahkemede bugün dinlenilmesi beklenen gizli tanık da tartışmalara neden oldu. Müdahil avukatların gizli tanığın dinlenip dinlenmeyeceğini sorması üzerine Mahkeme Başkanı Canak, Bana gizli tanık geldi diye kağıt geldi ama gelmemiş. Gizli tanık evde polis bekliyor. Polis burada gizli tanığı bekliyor. Ben ne yapayım? dedi. İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Dink davasında müdahil avukatlar, cinayet yerine yakın kamera kayıtlarını salonda izletti. Müdahil avukatlardan Deniz Tuna, kamera kayıtlarında şüpheli başka bir kişinin daha olduğunu ve bu kişi ile biri yaşlı biri ise orta yaşlı olmak üzere iki kişinin görüştüğünü söyledi. Tuna, bu kişinin görüşmelerine ilişkin telefon kayıtlarının Telekomünikasyon İletişim Başkanlığından (TİB) istenildiğini ancak kişisel bilgi olduğu gerekçesiyle bu talebin kabul edilmediğini söyledi. Kayıtlarda, Ogün Samastın cinayet sonrası kaçış görüntülerini de izlettiren Avukat Tuna, görüntülerdeki şüpheli kişilerin Samastın peşinde birilerinin olup olmadığını kontrol ettiğini önü sürdü. Avukatlar, TİBden söz konusu saatte yapılan bu görüşmenin ve bu kişinin tespit edilmesini istedi. Görüntülerin izlettirilmesi sırasında kendini kamerada gören Ogün Samastın arkadaşlarına dönerek kendi aralarında, Ben miyim lan? Meşhur oluyorum lan ifadelerini kullandı. Ayrıca görüntülerdeki şüpheli kişilerle ilgili Erhan Tuncel, Ogün Samata Tanıyor musun? diye sorunca Samast, Ne tanıyacağım ya...diye karşılık verdi. Kamera kayıtlarının izlenmesinin ardından Ogün Samastı İstanbul Esenler Otogarında karşıladıkları iddia edilen ve cinayetten 12 gün sonra hem emniyet hem de savcılık tarafından tanık olarak dinlenen Turan Meral, Orhan Özbaş, Kaan Gerçek mahkemece de dinlendi. Tanık Turan Meral, Ogün Samastı otogarda karşılamadıklarını iddia ederek, Orhan ismindeki arkadaşımız internetten tanıştığı bir arkadaşının İstanbula geleceğini söyledi. Ben, Kaan, Mesut ve Orhan birlikte Orhanın arabasıyla Bayrampaşadaki Ada Parkının kapısına gittik. Burada, Ogün Samastı aldı. Önce Eyüp sahilde biraz dolandık sonra Gaziosmanpaşaya gittik. Ogün Samast dayısının yanına gideceğini söyleyerek, ayrıldı. Cinayeti Ogün Samastın işlediğini birkaç gün sonra televizyondan gördüm. Arkadaşlarla inanamadık. Birlikte olduğumuz sırada normal muhabbet oldu. Ne silah ne de fotoğraf gösterdi dedi. Cinayette sonra emniyette alınan ifadesinde Ogün Samastın kendilerine silah göstererek birini vurmaya geldiğini söylediği hatırlatılan Meral, Şu an verdiğim ifade doğrudur dedi. Duruşmada söz alan müdahil avukatlardan Kezban Hatemi, tutuklu sanıkların içeriye alındığı sırada tanıkların yanlışlıkla sanıkların arasında oturduğunu ve sanıkların onlara talimat verdiğini iddia etti. Bunun üzerine, tutuksuz sanıklardan Coşkun İğci söz alarak olanları doğruladı. Bunun üzerine bazı müdahil avukatları, Dink davasında başından beri ihmallerin olduğunu belirterek bu konuda tedbir alması gereken ancak bunu ihmal eden güvenlik birimleri hakkında suç duyurusunda bulunmasını istedi. Orhan Özbaş da, mahkemede tanık olarak dinlendi. Mahkeme Başkanı Erkan Canak, Özbaşa Sanıkların yanına oturduğunda sana bir şey dediler mi? diye sordu.Özbaşda, Ogün ile konuştuk.Yaktın bizi dedim.O da 3 yıl ben yattım.5 yıl da sen yat dedi diye cevapladı. Ogün Samast ile internette olaydan 9 ay önce tanıştıklarını ifade eden Özbaş, İstanbula geldiğinde aradı. Sonra Adaparktan aldım. Eyüp ve Gazi Mahallesine gittik. Resim gösterdi. Hrant Dinkin resmiymiş herhalde. Vuracağını söyledi. İnanmadım. Laz şivesi olduğu için gülüp geçtim. dedi. Söz alan Samast, tanık Özbaşa, Beni İstanbulda aldıktan sonra bir okulun önüne gittik. Okulun önünde esrar aldığı adam kimdi? Buna cevap versin? diye sordu. Tanık Özbaş da, Yok böyle bir şey diye karşılık verdi. Mahkemede bugün dinlenilmesi beklenen gizli tanık da tartışmalara neden oldu. Müdahil avukatların gizli tanığın dinlenip dinlenmeyeceğini sorması üzerine Mahkeme Başkanı Canak, Bana gizli tanık geldi diye kağıt geldi ama gelmemiş. Gizli tanık evde polis bekliyor, polis burada gizli tanığı bekliyor. Ben ne yapayım? dedi. Söz alan müdahil avukatlar, tanıklardan Turan Meral ile Kaan Gerçekin yalancı şahitlikten tutuklanmasını talep etti. Duruşmaya 15 dakika ara verildi. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.02.2010
DinkdavasındaskandalDink davasında skandal
Babasının kanlı gömleğine sarıldı
Samanyolu Haber
02.02.2010
10:11
Milliyet Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi?nin kızı Nükhet İpekçi, babasının katledilişinin 31. yılında o gün üzerinde bulunan kanlı gömleğini gösterdi.

Kurşun deliklerinin de görüldüğü gömleğe sımsıkı sarılan Nükhet İpekçi, ?Birisi de öldürmeyelim artık diyemez mi?? diye yaşadığı acıyı dile getirdi. Hain bir saldırıya kurban giden Milliyet gazetesi Genel Yayın Müdürü Abdi İpekçi?nin kızı Nükhet İpekçi İzet, yaşadığı acıyı anlatmak için ?31 yıldır babamın kanlı gömleğiyle birlikte yaşıyorum? dedi. Milliyet yazarı Can Dündar?ın hazırladığı NTV?deki Canlı Gaste programında dün akşam Abdi İpekçi suikastı masaya yatırıldı. Programa İpekçi?nin kızı Nükhet İpekçi İzet, dönemin İçişleri Bakanı Hasan Fehmi Güneş ve gazeteci Belma Akçura katıldı. Ağca?nın 4 yıl önceki yanlış tahliyesine değinerek, bütün olacakları tahmin ettiğini belirten İpekçi, ?4 yıl önce daha güçlü bir kucaklama vardı. Gösteriyi tahmin ediyorduk. Diğer tetikçilerde de gördük. Toplumumuz onları yetiştiriyorsa onların ardından muhakkak karşılayacak olan kişiler de var. Biz ne kadar görmeyelim desek, kahramanlaştırmayalım desek de sadece bu olaylarda birilerinin kahramanı birilerinin öldürücüsü oluyor? dedi. ?Taraftarları var? Fazla sakin bir kişiliği olduğunu kaydeden İpekçi, bunun fazlaca tecrübeli olmaktan da kaynaklandığını vurguladı. Bazı hukukçuların ağzından bile, ?O?nun için canımızı veririz? lafını duyduğunu vurgulayan İpekçi, sadece babasının katili Mehmet Ali Ağca?nın değil Dink?in katili Ogün Samast?ın da taraftarları olduğunu kaydetti. Öldürme işine katılanlar arasındaki dayanışmaya dikkat çeken İpekçi, ?Niçin bizler tarafsızız. Niye hukukçular veya olayları anlamaya çalışan gazeteciler aynı birlikteliği göstermiyor?? diye sordu. ?Bir şeyler yapılmalı? Kendisinden beklenen öfkeyi gösteremediğini de vurgulayan İpekçi, artık bir şeyler yapmak gerektiği üzerinde durdu. Aynı masada olduğu Güneş?e dönen İpekçi, ?Ben kendi adıma bu kadar yıl ölmedim yüzünü gördüm diye memnunum? dedi. İpekçi, ?Bütün o yıllar içinde sizin varlığınız gerekliydi. Çok zor bir şey onunla yaşamak. Sizin için de. 30 yılımız daha yok. Kişiler olarak, bir de toplumumuz adına yok? diye konuştu. ?O yol kesilmemeliydi? Güneş ise İpekçi ile ilk kez bu kadar yakın olduklarını ifade ederek, ?O?nu memnun edecek, yüreğindeki bütün soruları babasıyla ilgili katledilmesiyle ilgili bütün çocukların katledilmeleriyle ilgili sorulara cevaplar verebilmemiz gerekirdi. Devlet bununla yükümlüydü. Ben o yıllar görevliydim. O yükümlülüğü yerine getirememiş olmaktan sıkıntılıyım. Hele birinci derece muhatapla karşılaştığınız zaman? dedi. Cinayetin birçok ipucunu ele geçirdiklerini kaydeden Güneş, çırpındıklarını, çözüme gidebileceklerini vurguladı. Güneş, dönemin askeri yetkililerini suçlayarak, ?Yol görünmüştü. Orada yürünüyordu. Heyecanla takip ediyorduk. O yol kesildi. İsyanım o. O yol kesilmemeliydi. Bu benim vicdanımı rahatlatacak bir gerekçe değil. Masum bir gerekçe değil. Soruşturma cinayeti planlayan merkeze doğru gidiyordu. Bu acı değil mi?? diye sordu. Güneş, şunları söyledi: ?Bu sarsıcı olayları teröriste yaptırırlar. Amaçlanan şiddetin egemen olduğu ortamı yaratmak. Darbe mi, otoriter mi, bir düzene zemin hatırlamak. İpekçi önemli bir insandı. Senin babanın cinayetini tam aydınlatmamızın önü kesildi. Acı değil mi? Niye İpekçi?ye kıyıldığı, niye hedef seçildiğini çözmek üzereydik. ? ?Öldürmeyelim artık? Kendilerine ek süre verilmemesini yine eleştiren Güneş, 12 Eylül?den sonra ise gözaltı süresinin 90 güne çıkarıldığını hatırlattı. Akçura?nın ?Savcı ile gö-rüştünüz mü?? şeklindeki sorusu üzerine de ?Ben onun amiri değilim. Benim memurum değil. Ben emniyetle görüşürüm? diyen Güneş, soyadı ?Kuçsan? olan dedektifin de soruşturmayı çok düzgün götürdüğünü kaydetti. Söz alan İpekçi de, ?O kadar çok kişi, bir insanı öldürmek için saklamak, korumak, kaçırmak... Birisi de öldürmeyelim artık diyemez mi?? diye üzüntüsünü dile getirdi. Kaçışın ihmal edilmemesi gerektiğini vurgulayan Güneş, Ağca?nın talep edip gittiği cezaevinden TSK içinde yuvalanmış ekip tarafından kaçırıldığını vurgulayarak, ?Orman içindeki en kalın ağaç yıkılmak istendi. Asıl yapı ordu içinde vardı ? dedi. O gömleği gösterdi Programda babasının vurulduğu gün üzerinde bulunan kanlı gömleğini çıkaran İpekçi, şöyle konuştu: ?O dönemde en yetkin, siz de sorumlu görevlerde bulunan kişiler vardı. Sıkan şova karşı. Benden bir şekilde şov mu istiyorsunuz, ben de şov yapabilirim, delirme noktalarına geliyorlar. Yüzleşme noktasına geldim. Ben babamı buraya getirdiğim şimdi çok rahatlıkla tuttuğumu gösterebileceğim gömleğiyle geldim. 31 yıl bununla yaşadım. O yüzden dehşete kapılıyorum. O dönem bir amaca ulaşmak için birtakım kişiler işbirliği yapabilir. Ama biz hâlâ aynı şeyleri konuşuyorsak, aynı gömleği taşıyan birileri varsa bizim artık bu kurumun zedelenmesi itibarının kaybedilmesi veya falanca kişiyi görecek halimiz yok. Ben bu şovu, gösteriyi yapacak en son kişiyim. Tele
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.02.2010
BabasınınkanlıgömleğinesarıldıBabasının kanlı gömleğine sarıldı
Cinayeti gördüm
Taraf Gazetesi
01.02.2010
13:29
Doğa harikası Yuvarlakçay’da kurulacak olan hidoelektrik santralı, köylüleri ve çevrecileri ayağa kaldırdı. Bölgede iki bin ağaç şimdiden kesildi. 72 yaşındaki Fatma Geyik isyan etti: Derenin suyu bitti mi biz de bittik. Bu su, atalarımızdan bize geliyor. Toprağımızı bu suyla suluyoruz. Limon
Taraf Gazetesi
Son Dakika
01.02.2010
CinayetigördümCinayeti gördüm
‘Ağca’yı Abdi İpekçi’yi vururken gördüm’
GazetePort
27.01.2010
09:33
Ağca’nın tahliye edilmesinden sonra yaşanan tartışmalarda deşifre olan İpekçi cinayeti tanığı Sadık Aktar cinayetten sonra ilk defa konuştu. Aktar, “Ağca’yı elinde silahla İpekçi’yi vururken gördüm. Vuran başkası olamaz” dedi.
GazetePort
Güncel
27.01.2010
‘Ağca’yıAbdiİpekçi’yivururkengördüm’‘Ağca’yı Abdi İpekçi’yi vururken gördüm’
17 yıllık namus borcu
Haber3
25.01.2010
01:02
Ocak ayı soğuk geçer bu ülkede. Kar ve kan ile kaplanır sokaklar.
Adına faili meçhul koyarlar karanlık aktörlerin oynadığı filmin adını.
Düşünen, yazan koca adamlar bir anda kanlar içinde düşer karlar arasına.
Meçhule karışır katiller. Bir türlü bulunamazlar.

Her mevsimde bir gözyaşı hikâyesi ve her ayda bir cinayet haberi yazılı geçmişimizde?Darbeler ve faili meçhuller coğrafyası yaşadığımız bölge.

Uğur Mumcu da böyle bir soğuk Ocak ayında ve bir Pazar günü katledilmişti.

HBB TV?de, Yüksek Gerilim programında Hasan Mezarcı ile yaptığı tartışmayı dün gibi hatırlıyorum? Bir insan başka bir kişiyi sözleri ile nasıl dövebilir. Onu gördüm.
Ve o tarihe geçen sözü canlı yayında, kulaklarımla duydum?
Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olunmaz!

Nice baskıya rağmen yıldıramadılar onu. Kalemini satın alamadılar. Ciddi, güvenilir ve belgeye dayanan bir gazetecilikti yaptığı. Kiralanamayacak ve asla satın alınamayacak bir yürek. Alabildiğine kadar devrimci? Yüreğinden Kemalist. Sonuna kadar vatansever?

Katlettiler onu.

Karlı bir Ankara gününde, kanlı planlarını eyleme soktular. Bu kadar büyük ve değerli bir aydınını koruyamayan hükümet yetkilileri? Bakanlar, Başbakan Demirel, Yardımcısı İnönü? Bu cinayeti aydınlatmak devletin namus ve şeref borcudur demişlerdi.

Meclis araştırma komisyonları bile kuruldu? Sonuç alınamadı!

1993 yılında verilen bu sözün üzerinden tam 17 yıl geçti.

24 Ocak 1993 yılında günümüze, Selda Bağcan?ın söylediği o duygu dolu şarkıyı kim mırıldanmadı? Uğurlar olsun Uğurlar olsun, Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun, Bir keskin kalem, bir kırık gözlük, Yürekli yiğitlere hatıran olsun?

Yürekli bir yiğidi toprağa veren bir ülke başka yiğitler çıkarmalı ve çıkardığı yiğitlerin canını koruyabilmelidir. Bu düşünceye saygılı bir demokratik ortamı yaratarak elde edilebilir.

Uğur Mumcu yazıları ile çok kişiyi rahatsız etmiş olabilir. Düşman yaratmak kadar kolay bir şey yok! Şimdi üç maymun oynamanın zamanı değil. Düşman iç veya dış ne fark eder. Uğur Mumcu?nun ölümüne sebep olan eller kirli, kafalar bulanıktır.

Silaha sarılan karanlık kafa silahın düşünceleri öldüremediğini bilemez.
Beden toprak olsa bile yazı ilelebet gidiyor. Fikirler ve düşüncelerde öyle.
 
Hükümetler değişse bile verilen söz devletin sözüdür. Ve söz namus ve şeref sözüdür.
17 yıldır aramızda dolaşan katil ve/veya katiller bulunmalıdır. Kim olursa olsun.

 

Haber3
Son Dakika
25.01.2010
17yıllıknamusborcu17 yıllık namus borcu
13:10 "Cinayeti gördüm!" Küçükken, annesinin babasını öldürmesine tanık olan Charlize Theron'un hayat hikayesi hayli şaşırtıcı
Net Gazete
29.11.2009
13:13
Küçük bir çocukken, annesinin alkolik babasını öldürdüğüne tanık oldu. Evinden uçup, Hollywooda gitti; bir Oscar kazandı ve dünyadaki en prestijli reklam kampanyalarından birine kondu. Tempo dergisi, Charlize Theronun şaşırtıcı hikayesini sayfalarına taşıdı.
Net Gazete
Son Dakika
29.11.2009
1310CinayetigördümKüçükkenannesininbabasınıöldürmesinetanıkolanCharlizeTheronunhayathikayesihaylişaşırtıcı1310 Cinayeti gördüm Küçükken annesinin babasını öldürmesine tanık olan Charlize Theronun hayat hikayesi hayli şaşırtıcı
Şok etti: Meclisi basın Başbakanı indirin
Samanyolu Haber
01.11.2009
08:42
Bir Ergenekon sanığı, Silivrideki duruşma aralarında sanıklar arasında geçen konuşmaları 7 sayfalık dilekçe ile Ergenekon savcılarına ulaştırdı. Dilekçede birbirinden ilginç iddialar var.

Danıştay saldırısı davası ile Ergenekon davasının birleşmesinin ardından ilginç gelişmeler yaşanmaya başlandı. Geçen hafta üç gün süren sonusunda laf arasında üstü örtülü bir yerlere mesajlar gönderen Danıştay tetikçisi Alparslan Arslanın duruşma aralarında da boş durmadığı savcılara ulaşan bir dilekçe ile ortaya çıktı. Arslanın, Danıştay saldırısının azmettirici oldukları iddia edilen Veli Küçük ve Muzaffer Tekini ?Meclisi basın artık. Takatim kalmadı? diye tehdit ettiği iddia edildi. Ergenekon davası kapsamında yargılanan bir sanık, soruşturma savcılarına ilginç bir dilekçe gönderdi. Adının gizli tutulmasını ve kamuoyuna yansımasını istemeyen sanık, kendi el yazısıyla yazdığı dilekçesinde duruşma öncesi yaşananları anlattı. Starın ulaştığı yedi sayfalık dilekçede, duruşmalardan önce sanıkların alındığı bekleme odasında Arslan ile Ergenekon sanıklarının yüzyüze geldiği ve ilginç diyaloglar geçtiği iddia edildi. Dilekçedeki iddialara göre, tetikçi Arslanın Danıştay cinayetini azmettirdiği öne sürülen Veli Küçük ve Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Ümraniye bombalarının sahibi olduğu ileri sürülen Oktay Yıldırımdan bir an önce darbeyi gerçekleştirmelerini istedi. Duruşma salonuna alınmak için koridordan geçirilen Küçük, Tekin ve Yıldırıma seslenen Arslanın ?Meclisi basın artık, ne duruyorsunuz. Takatim kalmadı dediği ileri sürüldü. Adının gizli tutulmasını isteyen Ergenekon sanığı dilekçesinde, diğer Ergenekon sanıklarının Alparslan Arslana yönelik tutumlarını da ayrıntıyarıyla anlattı. Duruşma aralarında ve duruşmaya giriş çıkışlarda yaşanan bazı olayları da şöyle anlattı: ?Sanık emekli Albay Fikri Karadağ, Emin Gürses ve Zekeriya Öztürkün salona alınırken Alparslana selam verdiklerini gördüm. Arslan da bu kişilere dönerek, ?Başbakanı indirin diye bağırdı. Alparslan Arslanın Danıştay saldırısının ardından yakalanır yakalanmaz polise verdiği ilk ifadesinde ?Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım? dediği ortaya çıkmıştı. Arslan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki bir duruşmada da ?Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım diye bağırmıştı. Ergenekon iddianamelerinde tetikçi Arslanın ?Cinayeti işledikten sonra yakalansa bile yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığı? vurgulanmıştı. Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan çapraz sorgusunda, Danıştay saldırısının azmettiricisi olarak suçlanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekini üstü örtülü tehdit etmişti. Mahkeme Başkanı Köksal Şengünün ?Sanıkları burada mı tanıdın? sorusuna Arslan ?Uzak durmak lazım, başka gideceğim yerim yok. Muzaffer Tekini parçalayabilirim. Dengeyi bulursam kafayı yiyebilir demişti. Arslan, ?Bizim yaptığımız pislikler ortaya çıkarsa insanların midesi bulanır sözüyle de dikkat çekmişti. ? Ergenekon üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. ? Mustafa Balbayın darbe günlüklerindeki ?16 Ocak 2004? tarihli notta, İlhan Selçukun, Şener Eruygura ?Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum? dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu Cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı. ? Veli Küçük, 2003te Alman National Zeitung gazetesine ?Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak? demişti. Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayının, TSKda emir komuta zinciri dışında 1960 darbesi gibi 2008 Martında bir darbe yapılacağı konuşmaları iddianameye girmişti. STAR
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.11.2009
ŞokettiMeclisibasınBaşbakanıindirinŞok etti Meclisi basın Başbakanı indirin
Şok mesaj: Meclisi basın Başbakanı indirin
Samanyolu Haber
01.11.2009
08:36
Bir Ergenekon sanığı, Silivrideki duruşma aralarında sanıklar arasında geçen konuşmaları 7 sayfalık dilekçe ile Ergenekon savcılarına ulaştırdı. Dilekçede birbirinden ilginç iddialar var.

Danıştay saldırısı davası ile Ergenekon davasının birleşmesinin ardından ilginç gelişmeler yaşanmaya başlandı. Geçen hafta üç gün süren sonusunda laf arasında üstü örtülü bir yerlere mesajlar gönderen Danıştay tetikçisi Alparslan Arslanın duruşma aralarında da boş durmadığı savcılara ulaşan bir dilekçe ile ortaya çıktı. Arslanın, Danıştay saldırısının azmettirici oldukları iddia edilen Veli Küçük ve Muzaffer Tekini ?Meclisi basın artık. Takatim kalmadı? diye tehdit ettiği iddia edildi. Ergenekon davası kapsamında yargılanan bir sanık, soruşturma savcılarına ilginç bir dilekçe gönderdi. Adının gizli tutulmasını ve kamuoyuna yansımasını istemeyen sanık, kendi el yazısıyla yazdığı dilekçesinde duruşma öncesi yaşananları anlattı. Starın ulaştığı yedi sayfalık dilekçede, duruşmalardan önce sanıkların alındığı bekleme odasında Arslan ile Ergenekon sanıklarının yüzyüze geldiği ve ilginç diyaloglar geçtiği iddia edildi. Dilekçedeki iddialara göre, tetikçi Arslanın Danıştay cinayetini azmettirdiği öne sürülen Veli Küçük ve Yüzbaşı Muzaffer Tekin ile Ümraniye bombalarının sahibi olduğu ileri sürülen Oktay Yıldırımdan bir an önce darbeyi gerçekleştirmelerini istedi. Duruşma salonuna alınmak için koridordan geçirilen Küçük, Tekin ve Yıldırıma seslenen Arslanın ?Meclisi basın artık, ne duruyorsunuz. Takatim kalmadı dediği ileri sürüldü. Adının gizli tutulmasını isteyen Ergenekon sanığı dilekçesinde, diğer Ergenekon sanıklarının Alparslan Arslana yönelik tutumlarını da ayrıntıyarıyla anlattı. Duruşma aralarında ve duruşmaya giriş çıkışlarda yaşanan bazı olayları da şöyle anlattı: ?Sanık emekli Albay Fikri Karadağ, Emin Gürses ve Zekeriya Öztürkün salona alınırken Alparslana selam verdiklerini gördüm. Arslan da bu kişilere dönerek, ?Başbakanı indirin diye bağırdı. Alparslan Arslanın Danıştay saldırısının ardından yakalanır yakalanmaz polise verdiği ilk ifadesinde ?Siz kimsiniz be, birkaç ay sonra darbe olacak ve ben elimi kolumu sallaya sallaya dışarıya çıkacağım? dediği ortaya çıkmıştı. Arslan Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesindeki bir duruşmada da ?Yakında darbe olacak ve ben serbest kalacağım diye bağırmıştı. Ergenekon iddianamelerinde tetikçi Arslanın ?Cinayeti işledikten sonra yakalansa bile yapılacak darbenin ardından serbest bırakılacağına inandırıldığı? vurgulanmıştı. Danıştay tetikçisi Alparslan Arslan çapraz sorgusunda, Danıştay saldırısının azmettiricisi olarak suçlanan emekli Yüzbaşı Muzaffer Tekini üstü örtülü tehdit etmişti. Mahkeme Başkanı Köksal Şengünün ?Sanıkları burada mı tanıdın? sorusuna Arslan ?Uzak durmak lazım, başka gideceğim yerim yok. Muzaffer Tekini parçalayabilirim. Dengeyi bulursam kafayı yiyebilir demişti. Arslan, ?Bizim yaptığımız pislikler ortaya çıkarsa insanların midesi bulanır sözüyle de dikkat çekmişti. ? Ergenekon üst düzey yöneticisi olduğu iddiasıyla yargılanan emekli Orgeneral Şener Eruygur, Sarıkız, Ayışığı, Yakamoz ve Eldiven kod adlı darbe planları yapmıştı. ? Mustafa Balbayın darbe günlüklerindeki ?16 Ocak 2004? tarihli notta, İlhan Selçukun, Şener Eruygura ?Biz sizinle beraberiz. Bir kez daha yenilen tarafta olursak, hiç istemiyorum. Bundan korkuyorum? dediği belirtiliyor. Selçuk, Madanoğlu Cuntası ile birlikte darbe hazırlığı yaptığı iddiasıyla cezaevinde yatmıştı. ? Veli Küçük, 2003te Alman National Zeitung gazetesine ?Uzun bir süredir darbe olmadı. Bunu büyük bir hata olarak görüyorum. Ancak yakın bir gelecekte darbe olacak? demişti. Kemal Alemdaroğlu ile Ümit Sayının, TSKda emir komuta zinciri dışında 1960 darbesi gibi 2008 Martında bir darbe yapılacağı konuşmaları iddianameye girmişti. STAR
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.11.2009
ŞokmesajMeclisibasınBaşbakanıindirinŞok mesaj Meclisi basın Başbakanı indirin
Başkomiser cinayetinde şok itiraf!
Samanyolu Haber
21.10.2009
07:42
Şişlide, 1 milyon liralık gasp olayında silahla vurularak öldürülen Emekli Başkomiser Dursun Körkoca cinayetiyle ilgili 9 kişi gözaltına alındı. Cinayeti emekli başkomiserin eşi planladı, polis memuru tetiği çekti...

24 Eylülde işlenen cinayete ilişkin Körkocanın şoförlüğünü yapan Tolga Y.nin çelişkili ifade vermesi üzerine polis, araştırmayı derinleştirdi. Kağıthanede görevliyken 2001 yılında hayatını kaybeden bir başkomiserin eşi Havva D. ile firardaki oğlu Tuncay D.nin soygunu planladıkları, tetiği Beyoğlu Emniyet Müdürlüğünde görevli Halil İbrahim C.nin çektiği iddia edildi. Asayiş Şube Müdürlüğüne getirilerek sorgulaması yapılan Tolga Y., soygun olayının içinde olduğunu itiraf etti. Tolga Y.nin ifadesi doğrultusunda Şişli ve Kağıthanede 16 ayrı adrese eş zamanlı operasyonlar düzenlendi. Geniş kapsamlı soruşturma yürüten ekipler operasyonlarda, soygunu oğlu ile birlikte planladığı ileri sürülen yedek parça dükkanı bulunan Havva D. ve Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli 3 yıllık polis memuru Halil İbrahim C.nin de aralarında bulunduğu 9 kişi daha gözaltına alındı. Zanlıların olaydan sonra aralarında paylaştıkları 1 milyon TLlik soygun parasının 650 bin TLsi ele geçirildi. Ayrıca zanlılardan Tolga Y.nin üzerinden 1 adet ruhsatsız tabanca elde edildi. Yapılan sorgulamada, Kağıthanede görevliyken 2001 yılında hayatını kaybeden bir başkomiserin eşi Havva D. ile firardaki oğlu Tuncay D.nin soygunu planladıkları belirlendi. Olaydan önce bir araya gelen zanlıların soygun planına son halini belirledikleri ifade edildi. Plan gereği öldürülen Dursun Körkocanın şoförü Tolga Y.nin gittikleri güzergahı haber vermesiyle motosikletli ve otomobille gelen diğer zanlıların soygunu gerçekleştirdikleri anlaşıldı. Emekli Başkomiser Körkocayı Beyoğlu İlçe Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru Halil İbrahim C.nin silahla vurarak öldürdüğü ve diğer zanlıların çantadaki parayı otomobille kaçırarak ortadan kaybolduğu öne sürüldü. Zanlıların olaydan sonra parayı aralarında paylaşarak dağıldıkları ve paranın yarısının Havva D. ile oğlu Tuncay D.ye düştüğü iddia edildi. GASP EDİLEN 1 MİLYON LİRANIN 650 BİNİ ELE GEÇİRİLDİ Zanlıların evlerine yapılan aramalarda, paranın 650 bin TLsi ele geçirildi. Çalınan paranın büyük kısmı soygunun planlayıcısı olduğu belirlenen Havva D.nin evinde, çamaşır makinesi ile bulaşık makinelerinin vidaları sökülerek içine yerleştirilmiş halde bulunduğu öğrenildi. Olayla ilgili sürdürülen soruşturma da, soygundan sonra firar eden Havva D.nin oğlu Tuncay D. polis tarafından aranıyor. Asayiş Şube Müdürlüğünde sürdürülen soruşturma da suçlarını itiraf eden zanlılardan şirket çalışanı Tolga Y.nin ifadesinde, Havva abla ile her şey planlandı. Ben her zaman bankaya gitmiyordum. Olay günü bankaya gideceğim söylendi. Bende telefonla bizimkilere haber verdim. Bankaya gidiyoruz yüklü miktarda para çekeceğiz dedim. Bundan sonra bizimkiler harekete geçmiş. Ben onlara hangi yoldan gideceğimi söyledim. Bankadan parayı çektikten sonra gideceği yöndeki istikamette , öndeki aracın kendilerine çarptığını belirten zanlı Tolga Y. Bizimkilerin önümü kestiğini gördüm. Silahı polis arkadaşım Halil İbrahim çekti. Bize çantayı vermemizi istediler. Bende numaradan üzerime düşen görevimi yapıyordum. Tuncay bizim şirketin korumalarından olan emekli başkomisere sprey sıktı. Ancak Dursun ağabey silah çekti. Bunun üzerine polis memuru olan Halil İbrahim ona ateş etti. Çantayı alıp kaçtıklarında ben ve diğer arkadaşım Dursun ağabeyi hastaneye yetiştirmeye çalıştık. dediği öğrenildi. Emniyet Müdürlüğündeki işlemleri tamamlanan 2si kadın 10 kişi Şişli Adliyesine sevk edildi. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.10.2009
BaşkomisercinayetindeşokitirafBaşkomiser cinayetinde şok itiraf
Eski Bakan'dan ilginç yaklaşım
Samanyolu Haber
05.10.2009
09:08
Eyüp Aşık: 12 Eylülde vekil, 28 Şubatta bakan oldum; darbelere niye karşı çıkayım!

Bu bir espri elbette. Cümlenin peşi sıra, 28 Şubatın neresinde olduklarını açıklıyor. Eyüp Aşıkla netameli konulara girdik; Susurluk, 367, 28 Şubat, faili meçhuller... Ve bir de Ergenekon. Daha söze başlarken, Aradan çok zaman geçti. Ben her şeyi hatırlamayabilirim. Sakın bilgi sakladığımı sanmayın! diyor. Estağfurullah, ne demek! Doğrusu aydınlatılmadık bir nokta kalmasın gibi bir amacımız olmadığından, konuşmanın samimi olması bize yeter diye düşünüyoruz. Eyüp Aşıkın siyasette kendi deyişiyle bir elinden tutanı, bir yol göstereni olmadı. Geçmişe baktıkça Düz duvara tırmanmışız! demesi ondan. Turgut Özalla siyaset sahnesine çıksa bile nedense pek onunla anılmadı. Zaten Özalın en yakınında da olmadı. İlk bakanlık koltuğuna 28 Şubat hükûmeti denilen 98deki koalisyon hükûmetiyle oturdu. 12 Eylülden sonra milletvekili, 28 Şubattan sonra da bakan oldum; niye darbelere karşı olayım ki! diyor espriyle. İnsan Hakları Komisyonunun başkanlığını yaptı. Faili meçhul cinayetler, Uğur Mumcu suikastı, Susurluk gibi Meclis araştırma faaliyetlerinin hep içinde yer aldı. Yani kirli işler konusunda 90larda açılan bütün komisyonlarda vardı. Bilinirliği ve tanınırlığı da bundan. Onunla konuşma sebebimiz de biraz 90lı yıllar ve kirli işler oldu zaten. -Hrant Dink cinayeti sonrasında Trabzonda konuştuğumuzda Bir yere kadar gider, orada kalır. demiştiniz. Bu hep böyle midir? Hemen hemen bütün olaylarda öyle oldu. -Bu nasıl bir yapıdır? Resmî kişilikleri kastediyoruz bir yere kadar gider, orada kalır derken. Buna birçok isim de takılıyor; derin devlet vs... Havanın varlığını hissediyor, biliyorsun; ama havayı tutamıyorsun, gösteremiyorsun... Derin devlet de öyle. Varlığını hayatımın her safhasında çok net hissetmişim. Ama hiçbir yerinde de bu derin devlet kimdir, tarif edememişim. Derin devlet ilahî bir kuvvet midir, bir dış güç müdür, nereye dayanır?.. Bazen derin kuvvet gibi geliyor bana. -Bir karşılaşma anını, bir olayı anlatsanız... Mesela, Hizbullah olayı... Şimdi Hizbullahın bir çıkışını düşün, bir de yok oluşunu. Herhâlde Hizbullah kuruldu, faaliyete geçirildi, belli işler yaptırıldı ve görevine son verildi, değil mi? Benim görebildiğim bu. Vaktiyle Hizbullahla ilgili araştırmalarım oldu. 90lı yıllarda, Batmana gittim, halkla, emniyetçilerle konuştum. Net bir Hizbullah örgütü gördüm. PKKya yakın kişilere yönelik seri hâlde cinayetler oluyordu. Ensesinden, kulağının arkasından, elektrik direğinin dibinde vs... Hizbullahçı kim? dediğimde herkes gösteriyor, biliyor da... Ben emniyet müdürüne Bu Hizbullahın faaliyeti nedir, ne değildir? dediğimde Öyle bir şey yok. diyor. Sonra Ankaraya geldim. O zaman İsmet Sezginle (İçişleri Bakanı) abi-kardeş hukukuyla konuştuk. Ona o seyahatte gördüklerimi anlattım. Sezginin verdiği cevap, Ya, ben sana güvenir ve severim. Sahiden Hizbullah var mı? oldu. Ben de Siz Hizbullahtan haberdarsınız. Hatta siz destekliyorsunuz. Öyle ya inkâr ettiğinize göre. dedim. -O sırada MGKlarda tehlikeli örgütler listesinde de yoktu zaten? Baskın yapıldı, devlet üstüne gitti; ama Hizbullahı kim kurduysa sonra ondan vazgeçti, onu tasfiye etti. Hizbullah devletin lehine miydi, aleyhine miydi bilmiyorum... Başka bir gün Ahmet Taner Kışlalı cinayetinden sonra MİT Müsteşarı Şenkal Atasagunla bir diyaloğum oldu. Ankarada kuvvet komutanları dâhil ne kadar rütbeli asker varsa, Kocatepenin avlusundaydı. Ben de Atasaguna o resmi hatırlattım. Dedim ki: Asker oraya gelmekle diyor ki: Bunun arkasında asker varsa, o bizden değildir, biz ona müdahale etmeyeceğiz. Nereye kadar gidersen git, böyle bir düşünce varsa biz bunun arkasında değiliz; git, bul. Katiyen biz önünü kesmeyeceğiz. O da o zaman Ya, işte Hizbullah olabilir. dedi. Dedim ki: Siz MİT müsteşarısınız, beni dinliyorsunuz, cumhurbaşkanını dinliyorsunuz, partinin içine adam koyuyorsunuz. Ben biliyorum ki, bütün siyasi partilerde MİTin adamı var, bizde de vardı. Medyanın içine adam sokuyorsun, üniversitelere adam sokuyorsun... Görevin o, Niye sokuyorsun? demiyorum; ama Hizbullahın içine niye bir adam sokmuyorsun, onu niye dinlemiyorsun? Aradan haftalar geçiyor, Şüpheleniyoruz diyorsun. Yani ben de şüpheleniyorum, ne farkımız var? -Partinizdeki MİTin adamı kimdir, bilir misiniz? Bilirim; ama söylemem. Parti kurulurken kim odur herkes bilir. Memur, milletvekili, genel başkan yardımcısı... Her görevde olabilir onlar. -Nasıl fark ediyorsunuz? O orada denge unsuru oluyor. Ne olup bittiğini öğrenmek, hır çıkarmak için, istendiğinde devreye giriyor. -367 meselesi daha ciddi bir şekilde gündeme gelmediğinde, siz bunun gerçekleşeceğini söylemiştiniz. Bu nedir? Bir analiz mi, yoksa başka bir şey mi? 2002de seçimlerin erkene alınacağını tahmin etmiştim. Tahminimi de Amerikadaki seçim sonuçlarına ve ABDnin Iraka girmek istemesine dayandırmıştım. Ben geçmişte
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.10.2009
EskiBakandanilginçyaklaşımEski Bakandan ilginç yaklaşım
Münevver cinayetinde korkunç iddia
Samanyolu Haber
18.09.2009
17:45
Münevver Karabulut cinayetinde Hayyam Garipoğlu ve Süreyya Karabulut arasında aracılık yaptığını öne sürerek gündeme gelen Cemil Barandan yeni iddia: Münevveri 6 kişi canlı canlı doğradı...

MÜNEVVER Karabulutun öldürülmesi olayında Hayyam Garipoğlu ile Süreyya Karabulut arasında aracılık yaptığı iddialarıyla gündeme gelen Cemil Baran, Taksim Meydanı?nda yaptığı açıklamada, ?Fail otoyol kenarında teslim edilerek, bazı kişi ve kurumlar kurtarılmak isteniyor? dedi. Tanıştıktan sonra, kendisini Hayyam Garipoğlu?nun teşvik ettiğini söyleyen Cemil Baran, ?Telefonlarını da bana Süreyya Karabulut verdi. Süreyya Karabulut, harfiyen şunları söyledi. Cem?in teslim edilmesi, Okul veya hastane yaptırması ve 3 milyon Euro. Bunları Hayyam Garipoğlu?na söyledim. Para konusunda, o kadar parayı ödeyemeyeceğini söyledi? dedi. CEMİN YAKALANDIĞINI NOTERDEN BELGELEMEK İSTEDİM Geçtiğimiz hafta Taksim?de iki notere gidip, Cem G.?nun yakalandığını resmi kayıt altına aldırmak istediğini söyleyen Cemil Baran, ?Bana savcılığa gitmem gerektiğini söylediler. Basın açıklaması yaptığım gün, polis gözaltına aldı. Üzerimdeki gizli kamera ve telefonlarıma el koydu. Cinayet Masası?nda 48 saat psikolojik işkence gördüm. Bana çeşitli meblağlar teklif edilmesini kesinlikle kabul etmedim? dedi. Bugüne kadar yaptığı açıklamaların doğru çıktığını özellikle, Gaziantep?te bazı mağdur insanların umudu haline geldiğini söyleyen Cemil Baran, ?Bir iki gün içinde aralarında Hayyam Garipoğlu ve Kasım Garipoğlu?nun da bulunduğu 20-25 kişi gözaltına alınacak. Diğerleri de Cem?in bütün sülalesi ve bazı şirket çalışanlarıdır. Münevver Cinayeti?nin faili otoyol kenarında yakalanıyorsa, bazı kişi ve kurumlar kurtarılmaya çalışılıyor? dedi. Cem G.?nun başka kimlikle yurt dışına çıkıp, tekrar içeriye girdiğini söyleyen Cemil Baran, bir soru üzerine de Gülhane?de duvara asılan pankart olayının arkasında, Hayyam Garipoğlu?nun olduğunu sandığını söyledi. 100-200 KİŞİ İÇERİ GİRENE KADAR BURADAYIM Bu cinayette 100-200 kişi içeri girene kadar İstanbul?da kalacağını belirten Baran, ?Ahmet E. isimli şahıs, görevdeki rütbeli bir asker ve Garipoğlu ailesinin korumalığını yapıyor. Cem birkaç gün sonra 18 yaşına girecek. Maalesef Cem 6 yıl sonra serbest kalacak. Cem bu kızı keserken 6 kişiydi. Bu kız sana hiç mi müdahale etmedi? Bana emniyette 48 saat içinde yapılan psikolojik baskı, 10 dakika Hayyam Garipoğlu ve Kasım Garipoğlu?na yapılsın? diye konuştu. DHA
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.09.2009
MünevvercinayetindekorkunçiddiaMünevver cinayetinde korkunç iddia
Temizöz ile ilgili kan donduran iddia
Samanyolu Haber
04.08.2009
08:57
Faili meçhul cinayetlerle suçlanan Albay Temizöz döneminde Cizre Belediye Başkanı olan Haşim Haşimi anlattı: Özel görevi olduğunu hissettiren, asabi biriydi. Defalarca suikaste maruz kaldığımda Temizöz ve ekibi görevliydi. Bölgede onlarca Temizöz vardı...

Cizrede yaşanan faili meçhul cinayetlerden dolayı yargılanan Albay Cemal Temizöz davasında son tanığın da geri çekilmesinin ardından gözler yeniden bu davaya çevrildi. Temizözün Cizrede görev yaptığı dönemde Cizre Belediye Başkanlığı yapan eski milletvekili Haşim Haşimi, Temizözün bir konseptin ürünü olarak Cizreye gönderildiğini söyledi. Sadece Temizöz değil, bölgedeki diğer illerde yaşananların da ele alınması gerektiğini belirten Haşimi, Temizöz döneminde yaşanan infazların sayısını kimse bilmez. Ortaya konulan rakamlar gerçekçi rakamlar değil. Kayıp yakınları baskı nedeniyle devletin kapısına gidemedi, göç etti ve unutmaya çalıştı dedi. Haşimi o yılları Radikale şöyle anlattı: Hukuk rafa kaldırıldı Çiller ve Güreşin ifadesi alınsın: Temizöz ile birlikte infazlar belli bir konseptin sonucu olarak gündeme geldi. DYP-SHP koalisyonu döneminde hukuk rafa kaldırıldı. Bu dönemin en tepesindeki iki aktör de dönemin Başbakanı Tansu Çiller ve Genelkurmay Başkanı Doğan Güreştir. Dönemin karanlık ve faili meçhul diye bilinen birçok olayı ortaya çıkarması için bu iki kişiyi mahkemenin ifade vermeye çağırması lazım. Çünkü bu projelendirilmiş bir konseptti. Birimler oluşturulmuş ve bölgemizin birçok yerinde infazlar kayıplar, adam öldürmeler, cinayetler gerçekleştirilmiş... Zaman içerisinde bu tavırlarını batı bölgelerinde de sergilediler. Kesin rakamlar belli değil: Aslında onlarca Temizöz vardı bölgede. O kadar cinayet ve faili meçhul cinayeti bir tek kişiye yüklemenin anlamı yok. Hakkâriden Urfaya, değişik birimlerin infazlar yaptığı biliniyor. Dolayısıyla tek bir ağaca bakmak yanıltıcı olur. Ormanın hepsine bakmak lazım. Temizöz döneminde yaşanan infazların sayısını kimse bilmez. Ortaya konulan rakamlar gerçekçi rakamlar değil. O dönemde kayıp yakınlarının hepsi baskı nedeniyle devletin kapısına gidemedi, göç etti, gittikleri yerde yeni bir düzen kurdu ve üzerinden yıllar geçti. Acılarını yüreklerine gömdüler. Onun için bahsedilen rakamlar kesin rakamlar değil. Çok daha fazlası var. Halen oğlunun, eşinin, kardeşinin nerede olduğunu bilmeyen yüzlerce insan var. Suikaste maruz kaldım: Temizöz, 1994 yılında Cizreye geldi. İnsanlarla beşeri münasebeti olmayan, gergin, asabi, özel bir görevi olduğunu hissettiren bir kişiydi. O yılın sonlarına doğru birlikte yaşadığımız gerginlikler hariç, fazla bir temasımız olmadı. Siyaset, merkezi kurumlar gibi düşünmek zorunda değil. Biz Kürt sorunu ile ilgili süreci doğru okuduk ve çözüm olmazsa daha da büyüyeceğini ortaya koyduk. Ama bu düşüncelerimiz bazı kesimleri rahatsız ediyordu. Düşünebiliyor musunuz bir belediye başkanı olarak bana İçişleri Bakanlığı, Bölge valiliği, Cizre Kaymakamlığınca bir belge gönderildi ve siyasi konuşma yapmam yasaklandı. Özellikle belediye başkanlığımın son iki yılında onlarca kez suikaste maruz kaldım. O dönem Temizöz ve ekibi görevliydi. Uygar kapı kapandı Baskıyla seçim dışında kaldım: Oğlu kaybolan, işkence gören herkes bana gelirdi. Ben bu sorunları mülki amirlere götürürüm. Temizöz öncesi görevliler de askerdi ama son derece uygar bir ilişkimiz vardı. Temizöz ile bu kapı kapandı. Önyargılı olarak bölge insanını tehlikeli gören diyaloğa kapalı bir insandı. Özellikle seçimler ile ilgili ciddi tartışmalarımız oldu. Benim 1994 yerel seçimlerine girmemi istemiyordu. O konuda Selçuk Yarbay ismindeki bir kişinin ciddi baskı, tehdit ve suikast girişimleri nedeniyle seçim dışında kaldım. Açık bir şekilde baskı gördüm. 1994 Nevruzunu Temizöz ve devlet kutlamak istedi. Ben seçimlerden çekilmiştim ama halen seçim yapılmadı. Belediyeye gelen askerler biz seni Nevruza götürmek zorundayız zorluk çıkarma dediler. Bana bir yazılı metin verdiler ve okumamı istediler. Ben de onun yerine kendi konuşmamı yaptım. Bu olay ciddi bir gerginliğe sebep oldu. Daha sonraki dönem ciddi sıkıntılarla karşı karşıya kaldım Cizrede ve Türkiyeden yurtdışına çıktım. Sevenlerim, akrabalarım, dostlarım vardı. Onların zarar görmesini istemedim. Biz söylemiştik Siyaset belgeledi ama dikkate alınmadı: TBMMde göçü araştırırken, raporumuzda devletin birçok resmi kurumumuzda birçok kişinin çeteleşerek illerde birçok pozisyona girdiğini bir gözlem olarak belirlemiştik. Önlem alınmadığı takdirde önümüzdeki yıllarda, ülke geleceğine zarar verebileceğini açık bir şekilde ortaya koşmuştuk. Eğer bizim çalışmalarımız sonucu ortaya çıkan o komisyon raporu hem siyaset, hem devlet tarafından kale alınsaydı, belki de tahribatın boyutu bu kadar yüksek olmaz, belki de bir çok kurum bu kadar yıpranmazdı. Burada Meclisin bazı komisyonları önemli görevlerde bulunuyor, raporlarını gündeme getiriyor ilgili siyasi bürokratik kurumlara sunuyor. Ama bu çalışmalarımız bürokrasi tarafından dik
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.08.2009
TemizözileilgilikandonduraniddiaTemizöz ile ilgili kan donduran iddia
Ben cinayeti gördüm babamın katili o, nasıl serbest bırakırsınız!
Vatan Gazetesi
31.07.2009
10:27
Kemal Türkler?in katil zanlısı Ünal Osmanağaoğlu 3?üncü kez beraat etmesi, Türklerin ailesini isyan ettirdi
Vatan Gazetesi
Son Dakika
31.07.2009
BencinayetigördümbabamınkatilionasılserbestbırakırsınızBen cinayeti gördüm babamın katili o nasıl serbest bırakırsınız
Türkler davasında üçüncü kez beraat
Samanyolu Haber
30.07.2009
19:55
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu nun (DİSK) Kurucu Başkanı Kemal Türklerin öldürülmesiyle ilgili 29 yıldır devam eden davada, sanık Ünal Osmanağaoğlu için 3. kez beraat kararı verildi.

Yargıtay tarafından iki kez bozulmasının ardından Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden görülen davanın 3. duruşmasında, mahkeme sanık Ünal Osmanağaoğlunun cinayeti işlediğine dair yeterli delil olmadığına hükmetti. Kararı eleştiren Disk Başkanı, Süleyman Çelebi mahkeme başkanının taraflı davrandığını iddia etti. Çelebi Bundan böyle 12 Eylülü Kemal Türklerin katillerinin bulunması günü olarak ilan ediyoruz dedi. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 3. kez görülmeye başlanan davanın öncesinde CHP, DİSK ve TKPli bir grup 29 yıldır adalet arıyoruz sloganlarıyla yürüyüş düzenledi. Yapılan basın açıklamalarında da Türkler cinayeti katillerinin cezalandırılması istendi. Bir önceki celse Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki sınavlarını mazeret göstererek duruşmaya katılmayan tutuklu sanık Ünal Osmanağaoğlu, mahkemede hazır bulundu. Duruşmaya Kemal Türklerin eşi Sabahat Türkler, kızları Yasemin Türkler ve Nilgün Soydan ile birlikte DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, milletvekili Ufuk Uras, sendika temsilcileri katıldı. Duruşmada Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, mahkemenin beraat kararını eyleme katılan diğer sanıklarla ilgili gerekli araştırmayı yapmadığı ve Türklerin kızı Nilgün Soydanın teşhisini dikkate almadığı için verdiği ikinci bozma kararı hatırlatıldı. Mahkeme Başkanı Türkler ailesinin avukatlarının bozma kararına karşı beyanları soruldu. Avukatlar Yargıtayın bozma kararına uyulmasını istedi. Avukat Ömer Kavli ise, Mahkemenin verdiği kararda delillerin değerlendirilmesinde yapılan yanlışın düzeltilmesiyle ilgili Yargıtayın bozma kararına uyulsun dedi. Savunması sorulan sanık Ünal Osmanağaoğlu, Yargıtayın verdiği kararın tamamen siyasi olduğunu savunarak, bugüne kadar ifade veren tanık ve sanıkların kendi eşkaline uymayan kişileri tarif ettiğini vurguladı. Türklerin kızı Nilgün Soydanın ise 19 yıl boyunca kendisiyle ilgili hiçbir şahitlik ifadesi olmadığına değinen Osmanağaoğlu, Kızı 19 yıl sonra beni teşhis ederek tetikçi olduğumu söylemesi düşündürücüdür. dedi. Osmanağaoğlu, son olarak beraatini istedi. Duruşmaya verilen aranın ardından mahkeme heyeti kararını açıkladı. Mahkeme daha önceki kararlarına atıfta bulunarak Ünal Osmanağaoğlunun cinayet işlediğine dair yeterli delillerin bulunmadığı belirterek oy çokluğuyla 3. kez beraat kararı verdi. Mahkeme üyelerinden bir hakim ise karara şerh koyarak Yargıtayın bozma kararına uyulması gerektiği yönünde görüş bildirdi. Adliye çıkışında kararı değerlendiren DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, Mahkeme Başkanının tavırlarıyla ihsas-ı reyde bulunduğunu savundu. Kararın oy birliği ile alınmadığını hatırlatan Çelebi, demek ki bu karar mahkeme heyetinin bütün üyeleri tarafından aynı şekilde algılanmamıştır. Bu durum kararın taraflı alındığını gösterir. Biz bu davanın takipçisi olacağız. Gerekirse uluslararası mahkemelerde hakkımızı arayacağız. Buradan 12 Eylül gününü bundan sonra Kemal Türklerin katillerinin bulunması günü ilan ediyorum. diye konuştu. Türkler ailesinin avukatı Rasim Özde kararın hukuki olmadığını savundu. Rasim Öz, Bu karar tarafsızlığını yitirmiş bir karardır. Mahkeme başkanının tavrından bu kararın böyle olacağı belliydi. Davada beraat kararı çıksa da, tutuklamada olsa aradan 29 yıl geçmiş hakkaniyet ortadan kalkmıştır. Davanın takipçisi olacağız şeklinde konuştu. Kemal Türklerin kızı Nilgün Türkler Soydan ise, Babam öldürüldüğünde ben ordaydım. her şeyi gördüm. Vuranın saçıda boyuda yüzü de bugünkü gibiydi. Tarafsızlığını yitirmiş bir mahkemede başka bir karar beklemiyorduk. Mahkeme satılmıştır ancak biz davanın takipçisi olacağız. diye konşutu. Konuşmakta güçlük çeken Kemal Türklerin eşi Sebahat Türkler de, Karar böyle çıkmamalıydı. Mahkeme taraflı bir karar verdi. demekle yetindi. Öte yandan davayı izlemek için gelen kalabalık adliye binasına girmek isteyince kısa süreli tartışma yaşandı. Başta kalabalığı içeri almak istemeyen polis yaşanan tartışmaların ardından bayrak, pankart ve dövizlerin dışarıda bırakılması koşuluyla kalabalığı adliye binasına aldı. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.07.2009
TürklerdavasındaüçüncükezberaatTürkler davasında üçüncü kez beraat
Türkler davasında üçüncü kez beraat kararı çıktı
Samanyolu Haber
30.07.2009
18:25
Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu nun (DİSK) Kurucu Başkanı Kemal Türklerin öldürülmesiyle ilgili 29 yıldır devam eden davada, sanık Ünal Osmanağaoğlu için 3. kez beraat kararı verildi.

Yargıtay tarafından iki kez bozulmasının ardından Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinde yeniden görülen davanın 3. duruşmasında, mahkeme sanık Ünal Osmanağaoğlunun cinayeti işlediğine dair yeterli delil olmadığına hükmetti. Kararı eleştiren Disk Başkanı, Süleyman Çelebi mahkeme başkanının taraflı davrandığını iddia etti. Çelebi Bundan böyle 12 Eylülü Kemal Türklerin katillerinin bulunması günü olarak ilan ediyoruz dedi. Bakırköy 2. Ağır Ceza Mahkemesinde 3. kez görülmeye başlanan davanın öncesinde CHP, DİSK ve TKPli bir grup 29 yıldır adalet arıyoruz sloganlarıyla yürüyüş düzenledi. Yapılan basın açıklamalarında da Türkler cinayeti katillerinin cezalandırılması istendi. Bir önceki celse Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki sınavlarını mazeret göstererek duruşmaya katılmayan tutuklu sanık Ünal Osmanağaoğlu, mahkemede hazır bulundu. Duruşmaya Kemal Türklerin eşi Sabahat Türkler, kızları Yasemin Türkler ve Nilgün Soydan ile birlikte DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, milletvekili Ufuk Uras, sendika temsilcileri katıldı. Duruşmada Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, mahkemenin beraat kararını eyleme katılan diğer sanıklarla ilgili gerekli araştırmayı yapmadığı ve Türklerin kızı Nilgün Soydanın teşhisini dikkate almadığı için verdiği ikinci bozma kararı hatırlatıldı. Mahkeme Başkanı Türkler ailesinin avukatlarının bozma kararına karşı beyanları soruldu. Avukatlar Yargıtayın bozma kararına uyulmasını istedi. Avukat Ömer Kavli ise, Mahkemenin verdiği kararda delillerin değerlendirilmesinde yapılan yanlışın düzeltilmesiyle ilgili Yargıtayın bozma kararına uyulsun dedi. Savunması sorulan sanık Ünal Osmanağaoğlu, Yargıtayın verdiği kararın tamamen siyasi olduğunu savunarak, bugüne kadar ifade veren tanık ve sanıkların kendi eşkaline uymayan kişileri tarif ettiğini vurguladı. Türklerin kızı Nilgün Soydanın ise 19 yıl boyunca kendisiyle ilgili hiçbir şahitlik ifadesi olmadığına değinen Osmanağaoğlu, Kızı 19 yıl sonra beni teşhis ederek tetikçi olduğumu söylemesi düşündürücüdür. dedi. Osmanağaoğlu, son olarak beraatini istedi. Duruşmaya verilen aranın ardından mahkeme heyeti kararını açıkladı. Mahkeme daha önceki kararlarına atıfta bulunarak Ünal Osmanağaoğlunun cinayet işlediğine dair yeterli delillerin bulunmadığı belirterek oy çokluğuyla 3. kez beraat kararı verdi. Mahkeme üyelerinden bir hakim ise karara şerh koyarak Yargıtayın bozma kararına uyulması gerektiği yönünde görüş bildirdi. Adliye çıkışında kararı değerlendiren DİSK Başkanı Süleyman Çelebi, Mahkeme Başkanının tavırlarıyla ihsas-ı reyde bulunduğunu savundu. Kararın oy birliği ile alınmadığını hatırlatan Çelebi, demek ki bu karar mahkeme heyetinin bütün üyeleri tarafından aynı şekilde algılanmamıştır. Bu durum kararın taraflı alındığını gösterir. Biz bu davanın takipçisi olacağız. Gerekirse uluslararası mahkemelerde hakkımızı arayacağız. Buradan 12 Eylül gününü bundan sonra Kemal Türklerin katillerinin bulunması günü ilan ediyorum. diye konuştu. Türkler ailesinin avukatı Rasim Özde kararın hukuki olmadığını savundu. Rasim Öz, Bu karar tarafsızlığını yitirmiş bir karardır. Mahkeme başkanının tavrından bu kararın böyle olacağı belliydi. Davada beraat kararı çıksa da, tutuklamada olsa aradan 29 yıl geçmiş hakkaniyet ortadan kalkmıştır. Davanın takipçisi olacağız şeklinde konuştu. Kemal Türklerin kızı Nilgün Türkler Soydan ise, Babam öldürüldüğünde ben ordaydım. her şeyi gördüm. Vuranın saçıda boyuda yüzü de bugünkü gibiydi. Tarafsızlığını yitirmiş bir mahkemede başka bir karar beklemiyorduk. Mahkeme satılmıştır ancak biz davanın takipçisi olacağız. diye konşutu. Konuşmakta güçlük çeken Kemal Türklerin eşi Sebahat Türkler de, Karar böyle çıkmamalıydı. Mahkeme taraflı bir karar verdi. demekle yetindi. Öte yandan davayı izlemek için gelen kalabalık adliye binasına girmek isteyince kısa süreli tartışma yaşandı. Başta kalabalığı içeri almak istemeyen polis yaşanan tartışmaların ardından bayrak, pankart ve dövizlerin dışarıda bırakılması koşuluyla kalabalığı adliye binasına aldı. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.07.2009
TürklerdavasındaüçüncükezberaatkararıçıktıTürkler davasında üçüncü kez beraat kararı çıktı
Sinemaya yön veren filmler: Cinayeti Gördüm
Haber Türk
22.07.2009
09:52
Antonioni nin geleneksel Amerikan tür sineması kalıplarını ‘anlaşılmaz bir yapı ya transfer ederek bozduğu eser, halen çözülemeyen detaylarıyla çok yönlü ve unutulmaz bir başyapıt!
Haber Türk
Son Dakika
22.07.2009
SinemayayönverenfilmlerCinayetiGördümSinemaya yön veren filmler Cinayeti Gördüm
Toplam "63" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti