Habergec.Com Aranan Kelimeler:cumhuriyet savcısı soruşturma yok Değerlendirme: 10 / 10 526520
habergec.com
02.09.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

cumhuriyet savcısı soruşturma yok

Gazete kupürü ile gözaltına alınan polislerden 21'i serbest
Zaman
22.08.2014
15:42
Havuz medyasında yer alan bir gazetenin kupürüyle başlatılan operasyonda gözaltına alınan 32 polisten 11i tutuklandı, 21 polis ise adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. İzmir Adliyesine dün getirilen polislerin sorgulamaları tamamlandı.Dün hakim karşısına çıkan 22 polisin ardından bugün de geri kalan 10 polis hakim karşısına çıktı. 10 kişiden eski İzmir Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Karakayalı, eski Organize Suçlarla Mücadele Müdür Yardımcısı Taner Aydın, 3. Sınıf Emniyet Müdürü Memduh Tosun, Komiser Edip Çakmak ve Tarkan Kolik tutuklandı. 5 polis ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Mahkemenin kararını açıklayan polislerin avukatlarından Ali Aksoy, yaşanan süreci hukuk ve idare adına çöküş olarak değerlendirdi. Av. Aksoy, Kendilerinin suç isleyerek başlattığı ve yine suç isleyerek devam ettikleri bu soruşturmada, soruşturmaya dahil ettikleri altı yedi kişiyi, aleyhte konuşmaları şartıyla tahliye edilme garantisiyle konuşturdukları bu soruşturmada beş kişi tutuklandı, beş kişinin de serbest bırakılmasına karar verildi. Sürecin bu aşaması bitmiştir. Bundan sonra itiraz aşaması başlamıştır. Bu evrede yapılacak olan itirazlarımızı yapacağız. Tabii ki süreç devam edecek. dedi.BİZİM SAVCIMIZ OL DÖNEMİÜlkede, bizim savcımız ol, bizim adamımız ol devri yaşandığını ifade eden Ali Aksoy, Ülkemizdeki 13 bin civarında hakim ve savcı, bu milletin hakim ve savcısıdır. Bunlardan elbette ki çürük yumurta çıkabilir. Onlar bahisten hariçtir ancak dün itibariyle Cumhuriyet Başsavcımıza, Bizim savcımız ol, onun tarafından gelen cevabın da, Ben birilerinin değil, bu milletin savcısıyım demesi üzerine biz de İzmirde birilerinin değil de milletin savcısı, milletin hakimi bekleriz. Darısı bizim de başımıza. dedi.İDARE ADINA, HUKUK ADINA ÇÖKÜŞPolislere yöneltilen suçlamaların Adan Zye aynı olduğunu aktaran Av. Aksoy, Hakimliğin vermiş olduğu kararlardaki belgeler, yani daha önceki bir hakimin vermiş olduğu bir karar, idari denetime veya yeniden yargılamaya tâbi tutulamaz. Kendi yasal temyiz sürecinin haricinde, yani siz daha önceden verilmiş olan bir hakimlik kararına usulsüzlük derseniz, şu anda görev yapmakta olan bütün hakim ve savcıların kararlarının hepsine, yarın başka biri geldiği zaman usulsüz deme hakkını tanımış olursunuz. Hukuku kokutmamamız lazım, hukukun arını ve namusunu ayaklar altına almamamız lazım. Biz birilerini üç beş gün hapse atabilmek için, onların sicillerinde bir tanesinin idari soruşturma dahi yok, çalıştıkları birimlerde en fazla takdir ve taltif alan insanlar, bunlara atfedilen cürüm, suçlama, yani daha önceki hakimler karar verirken, Çok aldatılmaya müsait insanlardı. Bunların kafaları çok pek çalışmıyordu, yanlış yaptılar. Siz bunları aldattınız. şeklindeki bir itham üzerine bu insanlar mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Bu doğrultuda yapılan suçlamanın ötesinde sunulan başka bir evrak yoktur. Bunun hukuk camiası adına bu işin garabet tarafı burasındadır. Siz hakime veya bir başka kurumdaki birilerin,e alttakinin üsttekini aldattığından kararla üstteki insanın kararındaki yanılmadan dolayı alttaki insanı gelir sorgularsanız bunun sonu gelmez. Siz bunca yıllık birinci sınıf hakimleri, sanki bunlar dünün çocuklarıymış, buradaki insanlar yapılmış olan belgelerle sanki bunları aldatmış gibi göstermeye çalışıyor arkadaşlar. Siz hukukun, hakimin daha önceki vermiş olduğu bir kararı tekrar getirir yargılamaya tâbi tutarsanız, İnsan Hakları Mahkemesinde ve Anayasamızda düzenlenen hakimliğin bağımsızlığını açık bir ihlâldir bu. Hakim ona karar verirken siz o kararı veren hakime diyorsunuz ki, Seni bu insanlar aldattı, senin kafan çok çalışmıyordu, bu yanlışı yaptın. Biz bu insanları şimdi o evraklarla alıp yargılayacağız. Siz bu insanları, mahkemelerin ve kanunların verdiği görevini yapan kolluk kuvvetini daha sonradan yapmış olduğu görevinden dolayı hukuki sorgulamaya tâbi tutarsanız, siz bu ülkeyi her gün birilerinin tekrar bir daha sorgulamaya tâbi tutulacağı bir hale dönüştürürsünüz. Bu hakikaten idare adına, hukuk adına çöküş demektir. Hukuk ve devlet işlemez hale gelir. Zaten şu anda da işlemediğini açık ve somut olarak görmekteyiz. Zira mevcut çalışan insanlar da bu ithamları gördükleri için kendi yapmakta oldukları normal rutin işlerini dahi yapamaz hale gelmektedir, çünkü yarın bir gün sen bu işlemi yaparken tekrar bu işleminden dolayı sorguya tâbi tutulacağı endişesi yaşamaktadır. diye konuştu.İTİRAZ EDECEĞİZTutuklanan müvekkillerinin suç örgütlerinin kaldığı cezaevine gönderildiğini aktaran Ali Aksoy, Biz hemen itirazımızı yapacağız fakat itirazımızı yaparken mevcut olan bu sürecin davaya konu edilen veya soruşturmaya konu edilen sürecin sonrasına ihdas edilen hakimliğin, kapalı kutu hakimlik nedeniyle herhangi hukuki bir beklentimiz olmamakla birl
Zaman
En Çok Okunan
22.08.2014
Gazetekupürüilegözaltınaalınanpolislerden21iserbestGazete kupürü ile gözaltına alınan polislerden 21i serbest
Gazete kupürü ile gözaltına alınan polislerden 21'i serbest
Zaman
22.08.2014
15:20
Havuz medyasında yer alan bir gazetenin kupürüyle başlatılan operasyonda gözaltına alınan 32 polisten 11i tutuklandı, 21 polis ise adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. İzmir Adliyesine dün getirilen polislerin sorgulamaları tamamlandı.Dün hakim karşısına çıkan 22 polisin ardından bugün de geri kalan 10 polis hakim karşısına çıktı. 10 kişiden eski İzmir Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Karakayalı, eski Organize Suçlarla Mücadele Müdür Yardımcısı Taner Aydın, 3. Sınıf Emniyet Müdürü Memduh Tosun, Komiser Edip Çakmak ve Tarkan Kolik tutuklandı. 5 polis ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Mahkemenin kararını açıklayan polislerin avukatlarından Ali Aksoy, yaşanan süreci hukuk ve idare adına çöküş olarak değerlendirdi. Av. Aksoy, Kendilerinin suç isleyerek başlattığı ve yine suç isleyerek devam ettikleri bu soruşturmada, soruşturmaya dahil ettikleri altı yedi kişiyi, aleyhte konuşmaları şartıyla tahliye edilme garantisiyle konuşturdukları bu soruşturmada beş kişi tutuklandı, beş kişinin de serbest bırakılmasına karar verildi. Sürecin bu aşaması bitmiştir. Bundan sonra itiraz aşaması başlamıştır. Bu evrede yapılacak olan itirazlarımızı yapacağız. Tabii ki süreç devam edecek. dedi.BİZİM SAVCIMIZ OL DÖNEMİÜlkede, bizim savcımız ol, bizim adamımız ol devri yaşandığını ifade eden Ali Aksoy, Ülkemizdeki 13 bin civarında hakim ve savcı, bu milletin hakim ve savcısıdır. Bunlardan elbette ki çürük yumurta çıkabilir. Onlar bahisten hariçtir ancak dün itibariyle Cumhuriyet Başsavcımıza, Bizim savcımız ol, onun tarafından gelen cevabın da, Ben birilerinin değil, bu milletin savcısıyım demesi üzerine biz de İzmirde birilerinin değil de milletin savcısı, milletin hakimi bekleriz. Darısı bizim de başımıza. dedi.İDARE ADINA, HUKUK ADINA ÇÖKÜŞPolislere yöneltilen suçlamaların Adan Zye aynı olduğunu aktaran Av. Aksoy, Hakimliğin vermiş olduğu kararlardaki belgeler, yani daha önceki bir hakimin vermiş olduğu bir karar, idari denetime veya yeniden yargılamaya tâbi tutulamaz. Kendi yasal temyiz sürecinin haricinde, yani siz daha önceden verilmiş olan bir hakimlik kararına usulsüzlük derseniz, şu anda görev yapmakta olan bütün hakim ve savcıların kararlarının hepsine, yarın başka biri geldiği zaman usulsüz deme hakkını tanımış olursunuz. Hukuku kokutmamamız lazım, hukukun arını ve namusunu ayaklar altına almamamız lazım. Biz birilerini üç beş gün hapse atabilmek için, onların sicillerinde bir tanesinin idari soruşturma dahi yok, çalıştıkları birimlerde en fazla takdir ve taltif alan insanlar, bunlara atfedilen cürüm, suçlama, yani daha önceki hakimler karar verirken, Çok aldatılmaya müsait insanlardı. Bunların kafaları çok pek çalışmıyordu, yanlış yaptılar. Siz bunları aldattınız. şeklindeki bir itham üzerine bu insanlar mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Bu doğrultuda yapılan suçlamanın ötesinde sunulan başka bir evrak yoktur. Bunun hukuk camiası adına bu işin garabet tarafı burasındadır. Siz hakime veya bir başka kurumdaki birilerin,e alttakinin üsttekini aldattığından kararla üstteki insanın kararındaki yanılmadan dolayı alttaki insanı gelir sorgularsanız bunun sonu gelmez. Siz bunca yıllık birinci sınıf hakimleri, sanki bunlar dünün çocuklarıymış, buradaki insanlar yapılmış olan belgelerle sanki bunları aldatmış gibi göstermeye çalışıyor arkadaşlar. Siz hukukun, hakimin daha önceki vermiş olduğu bir kararı tekrar getirir yargılamaya tâbi tutarsanız, İnsan Hakları Mahkemesinde ve Anayasamızda düzenlenen hakimliğin bağımsızlığını açık bir ihlâldir bu. Hakim ona karar verirken siz o kararı veren hakime diyorsunuz ki, Seni bu insanlar aldattı, senin kafan çok çalışmıyordu, bu yanlışı yaptın. Biz bu insanları şimdi o evraklarla alıp yargılayacağız. Siz bu insanları, mahkemelerin ve kanunların verdiği görevini yapan kolluk kuvvetini daha sonradan yapmış olduğu görevinden dolayı hukuki sorgulamaya tâbi tutarsanız, siz bu ülkeyi her gün birilerinin tekrar bir daha sorgulamaya tâbi tutulacağı bir hale dönüştürürsünüz. Bu hakikaten idare adına, hukuk adına çöküş demektir. Hukuk ve devlet işlemez hale gelir. Zaten şu anda da işlemediğini açık ve somut olarak görmekteyiz. Zira mevcut çalışan insanlar da bu ithamları gördükleri için kendi yapmakta oldukları normal rutin işlerini dahi yapamaz hale gelmektedir, çünkü yarın bir gün sen bu işlemi yaparken tekrar bu işleminden dolayı sorguya tâbi tutulacağı endişesi yaşamaktadır. diye konuştu.İTİRAZ EDECEĞİZTutuklanan müvekkillerinin suç örgütlerinin kaldığı cezaevine gönderildiğini aktaran Ali Aksoy, Biz hemen itirazımızı yapacağız fakat itirazımızı yaparken mevcut olan bu sürecin davaya konu edilen veya soruşturmaya konu edilen sürecin sonrasına ihdas edilen hakimliğin, kapalı kutu hakimlik nedeniyle herhangi hukuki bir beklentimiz olmamakla birl
Zaman
Ana Sayfa
22.08.2014
Gazetekupürüilegözaltınaalınanpolislerden21iserbestGazete kupürü ile gözaltına alınan polislerden 21i serbest
Savcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Zaman
21.08.2014
03:24
Terör ve yolsuzlukla mücadele eden polislere yönelik operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 17 polisten eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, 4,5 saatlik sorgusunun ardından tutuklandı.Tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ‘casusluk’ suçuna dair hiçbir somut delil ortaya konulmadı. Gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında tekrar yakalama çıkanlardan eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse dün adliyeye gelerek teslim oldu. Yakalama kararından sonra ifade için 12 gün sonra kendisine sıra gelen Köse, adliye önünde kısa bir basın açıklaması yaptı. Ömer Köse, Savcı İrfan Fidan tarafından alelacele kapatılan Selam-Tevhid terör örgütü dosyası ile alakalı olarak, “Devletin kılcallarına sızmış bir casusluk şebekesini mevcut yasalarımız çerçevesinde 3 yıl boyunca 2 cumhuriyet savcısı ve 20’ye yakın hâkimin kararlarıyla takip ettik. Soruşturmayı operasyona çeviremeden 17 Aralık sürecinde görevden alındık.” dedi. Köse, görevden alınmalarından yaklaşık 3 ay sonra derin yapının soruşturmayı fark ederek profesyonel bir psikolojik harekât planıyla kamuoyundan dosyayı kaçırdığına dikkat çekti. Havuz medyasının ‘binlerce kişi dinlendi’ yalanlarıyla soruşturmayı sulandırmaya çalıştığını ifade eden Köse, daha sonra dosya içerisinde mevcut 193 şüphelinin sıradan bir soruşturma gibi adliyeye çağırılıp ifadeleri alınarak takipsizlik verildiğini anlattı. Ömer Köse, “En sonunda da bir intikam hissiyle, bu dosyayı çalışan vatanseverlere operasyon yapıldı.” diyerek emniyet mensuplarına bir karşı operasyon yapıldığını dile getirdi. Köse, savcılık sorgusu sırasında yaşadığı bir hukuk garabetini ise şu şekilde anlattı: “Operasyonu yürüten cumhuriyet savcısı, ‘İfadeyi bitirdim. Söyleyecek bir sözünüz var mı?’ diye sorduğunda, ben de ‘İfadeyi bitirdiniz ama hâlâ casusluk sorusunu sormadınız. Delilini gösterin ve casusluk sorusunu sorun’ dedim. Savcı, ‘Size gösterecek herhangi bir delilim yok, bu soruyu size sormuyorum.’ diyerek ifadeyi kapattı. Buna avukatım şahittir.”
Zaman
En Çok Okunan
21.08.2014
SavcıdelilgösteremediamatutuklandıSavcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Savcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Zaman
21.08.2014
02:12
Terör ve yolsuzlukla mücadele eden polislere yönelik operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 17 polisten eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, 4,5 saatlik sorgusunun ardından tutuklandı.Tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ‘casusluk’ suçuna dair hiçbir somut delil ortaya konulmadı. Gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında tekrar yakalama çıkanlardan eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse dün adliyeye gelerek teslim oldu. Yakalama kararından sonra ifade için 12 gün sonra kendisine sıra gelen Köse, adliye önünde kısa bir basın açıklaması yaptı. Ömer Köse, Savcı İrfan Fidan tarafından alelacele kapatılan Selam-Tevhid terör örgütü dosyası ile alakalı olarak, “Devletin kılcallarına sızmış bir casusluk şebekesini mevcut yasalarımız çerçevesinde 3 yıl boyunca 2 cumhuriyet savcısı ve 20’ye yakın hâkimin kararlarıyla takip ettik. Soruşturmayı operasyona çeviremeden 17 Aralık sürecinde görevden alındık.” dedi. Köse, görevden alınmalarından yaklaşık 3 ay sonra derin yapının soruşturmayı fark ederek profesyonel bir psikolojik harekât planıyla kamuoyundan dosyayı kaçırdığına dikkat çekti. Havuz medyasının ‘binlerce kişi dinlendi’ yalanlarıyla soruşturmayı sulandırmaya çalıştığını ifade eden Köse, daha sonra dosya içerisinde mevcut 193 şüphelinin sıradan bir soruşturma gibi adliyeye çağırılıp ifadeleri alınarak takipsizlik verildiğini anlattı. Ömer Köse, “En sonunda da bir intikam hissiyle, bu dosyayı çalışan vatanseverlere operasyon yapıldı.” diyerek emniyet mensuplarına bir karşı operasyon yapıldığını dile getirdi. Köse, savcılık sorgusu sırasında yaşadığı bir hukuk garabetini ise şu şekilde anlattı: “Operasyonu yürüten cumhuriyet savcısı, ‘İfadeyi bitirdim. Söyleyecek bir sözünüz var mı?’ diye sorduğunda, ben de ‘İfadeyi bitirdiniz ama hâlâ casusluk sorusunu sormadınız. Delilini gösterin ve casusluk sorusunu sorun’ dedim. Savcı, ‘Size gösterecek herhangi bir delilim yok, bu soruyu size sormuyorum.’ diyerek ifadeyi kapattı. Buna avukatım şahittir.”
Zaman
Güncel
21.08.2014
SavcıdelilgösteremediamatutuklandıSavcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Savcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Zaman
21.08.2014
02:12
Terör ve yolsuzlukla mücadele eden polislere yönelik operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 17 polisten eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, 4,5 saatlik sorgusunun ardından tutuklandı.Tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ‘casusluk’ suçuna dair hiçbir somut delil ortaya konulmadı. Gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında tekrar yakalama çıkanlardan eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse dün adliyeye gelerek teslim oldu. Yakalama kararından sonra ifade için 12 gün sonra kendisine sıra gelen Köse, adliye önünde kısa bir basın açıklaması yaptı. Ömer Köse, Savcı İrfan Fidan tarafından alelacele kapatılan Selam-Tevhid terör örgütü dosyası ile alakalı olarak, “Devletin kılcallarına sızmış bir casusluk şebekesini mevcut yasalarımız çerçevesinde 3 yıl boyunca 2 cumhuriyet savcısı ve 20’ye yakın hâkimin kararlarıyla takip ettik. Soruşturmayı operasyona çeviremeden 17 Aralık sürecinde görevden alındık.” dedi. Köse, görevden alınmalarından yaklaşık 3 ay sonra derin yapının soruşturmayı fark ederek profesyonel bir psikolojik harekât planıyla kamuoyundan dosyayı kaçırdığına dikkat çekti. Havuz medyasının ‘binlerce kişi dinlendi’ yalanlarıyla soruşturmayı sulandırmaya çalıştığını ifade eden Köse, daha sonra dosya içerisinde mevcut 193 şüphelinin sıradan bir soruşturma gibi adliyeye çağırılıp ifadeleri alınarak takipsizlik verildiğini anlattı. Ömer Köse, “En sonunda da bir intikam hissiyle, bu dosyayı çalışan vatanseverlere operasyon yapıldı.” diyerek emniyet mensuplarına bir karşı operasyon yapıldığını dile getirdi. Köse, savcılık sorgusu sırasında yaşadığı bir hukuk garabetini ise şu şekilde anlattı: “Operasyonu yürüten cumhuriyet savcısı, ‘İfadeyi bitirdim. Söyleyecek bir sözünüz var mı?’ diye sorduğunda, ben de ‘İfadeyi bitirdiniz ama hâlâ casusluk sorusunu sormadınız. Delilini gösterin ve casusluk sorusunu sorun’ dedim. Savcı, ‘Size gösterecek herhangi bir delilim yok, bu soruyu size sormuyorum.’ diyerek ifadeyi kapattı. Buna avukatım şahittir.”
Zaman
Ana Sayfa
21.08.2014
SavcıdelilgösteremediamatutuklandıSavcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Hizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Zaman
29.06.2014
04:13
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Hizmet’i bitirme planı ile Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un emniyete gönderdiği skandal talimatların 28 Şubat sürecini hatırlattığını söyledi. Zaman’a konuşan Destici, 28 Şubat mağdurlarının böyle iddialarda isimlerinin geçmesini ‘çok vahim’ diye nitelendirdi. O dönemde mağdura sahip çıktıklarını hatırlatarak, “Bugün de benzer uygulamalarla mağdur kalanlara sahip çıkarız.” dedi. Destici, hükümetin darbelerle ilgili yargı süreçlerindeki son tavrını da eleştirdi: “Mücadeleden vazgeçerseniz, bedelini ödersiniz.”Cumhurbaşkanı seçimi çerçevesinde kapısı çalınan partilerden biri de BBP’ydi. Başbakan Erdoğan ve muhalefetin adayı Eklemeddin İhsanoğlu’nu ağırlayan Mustafa Destici, hem ziyaretleri hem de gündemdeki konuları Zaman’a değerlendirdi. Şahıs endeksli olmadıklarını, cumhurbaşkanında arayacakları kriterleri Erdoğan ve İhsanoğlu’na aktardığını kaydetti. Bunları, “Anayasa’nın 104. maddesi ve parlamenter sisteme uygun, kutuplaştırmayan, kucaklayan, siyasetten gelse de seçildiği andan itibaren parti kimliğinden sıyrılan, milliyetçi-muhafazakâr, Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarma söz veren, üniter yapıya hassas, özerkliğe taviz vermeyecek, özellikle Irak’taki Türkmenlerin hukukunu koruyacak, darbelerle hesaplaşma sürecini sürdürecek, kuvvetler ayrılığı ilkesini gözeten.” şeklinde sıraladı. “Söylemeye bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı.” diye ekledi. Merhum liderleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazaya ilişkin dosyanın önemini ise Destici, ‘aydınlatılmasına öncülük edecek bir cumhurbaşkanı olmalı’ sözleriyle dile getirdi.Cadı avından vazgeçinBaşbakan’ın ziyaretinde ‘kutuplaşma’ eleştirileri de gündeme geldi. BBP lideri, adalet ve kurunun yanında yaşın yanmamasına yönelik hassasiyetin kaybedildiğini hatırlattığını belirtti. “Bu açığa alınmalarla ilgili şahit olduğum örnekler verdim. Borca girmiş, eşi çalışmıyor ve siz bu kişiyi açığa alıyorsunuz. Darbe dönemlerinde bile çıkarılmayan yasalarla geri dönüşleri engelliyorsunuz. Bunları Başbakan’ın kendisine bizzat anlattım.” dedi. Gezi, 17 ve 25 Aralık süreçlerinden herkesin kendine gerekli dersleri çıkarması gerektiğini ilettiğini de anlattı. Destici, “Artık bu kavganın sürdürülmemesini, hukuk dışına çıkan varsa yine hukuk içinde karşılık verilmesini, cadı avına varabilecek tüm uygulamalardan çıkılmasını ilettim. Bir taraftan kendinize kumpas kurulduğunu söylerken öteki tarafta yeni kumpasların peşinde olmamak lazım.” ifadelerini kullandı.‘Bir gruba olan kininiz, öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ emrine göre hareket edilmesini isteyen Destici, “Öfkemiz bizi bir gruba, bir topluluğa karşı adaletsizliğe karşı sevk etmemeli.” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bir de o grubun her bir ferdine, her bir noktasına aynı şiddetle muamele etmek büyük bir adaletsizlik. Yurtiçi ve dışında yurt, dershane, okul kapatmanın, organizasyon ve faaliyetleri engellemenin kimseye faydası yok. Buralar Hizmet yuvaları. Bu yurt, dershane ve okullara her partiden insan çocuklarını gönderir. Özellikle kız çocukları başka bir şehre okumaya gittiği zaman bu Hizmet’in evlerine teslim edilirdi. Onca yıl bir tane olumsuz bir şey duyuldu mu? Eğitim başarısı ise ortada.”Birileri yanlış bilgi veriyor olabilirBBP Genel Başkanı, “İnsanımızı, onlara duyduğumuz kinden, öfkeden, nefretten dolayı ortadan kaldırmaya çalışmamalıyız. Türkiye’nin bayrağını hangi grup dalgalandırıyorsa bırak yapsın.” temennisinde bulunurken Başbakan’la diyaloğundan şu çarpıcı bölümü paylaştı: “Şunu söyledim: Sürekli ‘aldanmışız’ diyordunuz. Şimdi de aldatılıyor olabilirsiniz. Yanlış insanlar yanlış bilgiler veriyor olabilir. Bir kere aldatıldığınız söylediğinize göre daha dikkatli olmanız gerekiyor.”Cumhurbaşkanı elbette şaibesiz olmalıBunu söylememize bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı. Yolsuzluğa, rüşvete bulaşan bu hükümette de olmuştur, somuttur. İnkâr değil, ‘hata olmuştur’ demeli. Hukuk işletilmeli. HSYK başta olmak üzere adalet kurumları ve kişileri üzerindeki hükümet baskısı sürüyor. Yazıcıoğlu davasını soruşturan savcı “Hiç kimse bu soruşturma dosyası için kendi geleceğini, kariyerini tehlikeye atmaz” diyorsa bir baskı vardır. Başbakan itirazım var diyor ve savcı itiraz ediyor.Çözüm süreci paketi cumhurbaşkanlığı içinPaketle özerkliğe giden yeni duble yol açılıyor, PKK güçlendiriliyor. Çözüm sürecindeki ‘aktörler yargılanmasın’ önlemi. Demek ki bir korku var. Zaten orada fiili bir özerklik yaşanıyor. Eğer bu paket cumhurba
Zaman
Ana Sayfa
29.06.2014
Hizmet’ibitirmeplanı28Şubat’ıhatırlatıyorHizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Hizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Zaman
29.06.2014
04:07
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Hizmet’i bitirme planı ile Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un emniyete gönderdiği skandal talimatların 28 Şubat sürecini hatırlattığını söyledi. Zaman’a konuşan Destici, 28 Şubat mağdurlarının böyle iddialarda isimlerinin geçmesini ‘çok vahim’ diye nitelendirdi. O dönemde mağdura sahip çıktıklarını hatırlatarak, “Bugün de benzer uygulamalarla mağdur kalanlara sahip çıkarız.” dedi. Destici, hükümetin darbelerle ilgili yargı süreçlerindeki son tavrını da eleştirdi: “Mücadeleden vazgeçerseniz, bedelini ödersiniz.”Cumhurbaşkanı seçimi çerçevesinde kapısı çalınan partilerden biri de BBP’ydi. Başbakan Erdoğan ve muhalefetin adayı Eklemeddin İhsanoğlu’nu ağırlayan Mustafa Destici, hem ziyaretleri hem de gündemdeki konuları Zaman’a değerlendirdi. Şahıs endeksli olmadıklarını, cumhurbaşkanında arayacakları kriterleri Erdoğan ve İhsanoğlu’na aktardığını kaydetti. Bunları, “Anayasa’nın 104. maddesi ve parlamenter sisteme uygun, kutuplaştırmayan, kucaklayan, siyasetten gelse de seçildiği andan itibaren parti kimliğinden sıyrılan, milliyetçi-muhafazakâr, Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarma söz veren, üniter yapıya hassas, özerkliğe taviz vermeyecek, özellikle Irak’taki Türkmenlerin hukukunu koruyacak, darbelerle hesaplaşma sürecini sürdürecek, kuvvetler ayrılığı ilkesini gözeten.” şeklinde sıraladı. “Söylemeye bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı.” diye ekledi. Merhum liderleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazaya ilişkin dosyanın önemini ise Destici, ‘aydınlatılmasına öncülük edecek bir cumhurbaşkanı olmalı’ sözleriyle dile getirdi.Cadı avından vazgeçinBaşbakan’ın ziyaretinde ‘kutuplaşma’ eleştirileri de gündeme geldi. BBP lideri, adalet ve kurunun yanında yaşın yanmamasına yönelik hassasiyetin kaybedildiğini hatırlattığını belirtti. “Bu açığa alınmalarla ilgili şahit olduğum örnekler verdim. Borca girmiş, eşi çalışmıyor ve siz bu kişiyi açığa alıyorsunuz. Darbe dönemlerinde bile çıkarılmayan yasalarla geri dönüşleri engelliyorsunuz. Bunları Başbakan’ın kendisine bizzat anlattım.” dedi. Gezi, 17 ve 25 Aralık süreçlerinden herkesin kendine gerekli dersleri çıkarması gerektiğini ilettiğini de anlattı. Destici, “Artık bu kavganın sürdürülmemesini, hukuk dışına çıkan varsa yine hukuk içinde karşılık verilmesini, cadı avına varabilecek tüm uygulamalardan çıkılmasını ilettim. Bir taraftan kendinize kumpas kurulduğunu söylerken öteki tarafta yeni kumpasların peşinde olmamak lazım.” ifadelerini kullandı.‘Bir gruba olan kininiz, öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ emrine göre hareket edilmesini isteyen Destici, “Öfkemiz bizi bir gruba, bir topluluğa karşı adaletsizliğe karşı sevk etmemeli.” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bir de o grubun her bir ferdine, her bir noktasına aynı şiddetle muamele etmek büyük bir adaletsizlik. Yurtiçi ve dışında yurt, dershane, okul kapatmanın, organizasyon ve faaliyetleri engellemenin kimseye faydası yok. Buralar Hizmet yuvaları. Bu yurt, dershane ve okullara her partiden insan çocuklarını gönderir. Özellikle kız çocukları başka bir şehre okumaya gittiği zaman bu Hizmet’in evlerine teslim edilirdi. Onca yıl bir tane olumsuz bir şey duyuldu mu? Eğitim başarısı ise ortada.”Birileri yanlış bilgi veriyor olabilirBBP Genel Başkanı, “İnsanımızı, onlara duyduğumuz kinden, öfkeden, nefretten dolayı ortadan kaldırmaya çalışmamalıyız. Türkiye’nin bayrağını hangi grup dalgalandırıyorsa bırak yapsın.” temennisinde bulunurken Başbakan’la diyaloğundan şu çarpıcı bölümü paylaştı: “Şunu söyledim: Sürekli ‘aldanmışız’ diyordunuz. Şimdi de aldatılıyor olabilirsiniz. Yanlış insanlar yanlış bilgiler veriyor olabilir. Bir kere aldatıldığınız söylediğinize göre daha dikkatli olmanız gerekiyor.”Cumhurbaşkanı elbette şaibesiz olmalıBunu söylememize bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı. Yolsuzluğa, rüşvete bulaşan bu hükümette de olmuştur, somuttur. İnkâr değil, ‘hata olmuştur’ demeli. Hukuk işletilmeli. HSYK başta olmak üzere adalet kurumları ve kişileri üzerindeki hükümet baskısı sürüyor. Yazıcıoğlu davasını soruşturan savcı “Hiç kimse bu soruşturma dosyası için kendi geleceğini, kariyerini tehlikeye atmaz” diyorsa bir baskı vardır. Başbakan itirazım var diyor ve savcı itiraz ediyor.Çözüm süreci paketi cumhurbaşkanlığı içinPaketle özerkliğe giden yeni duble yol açılıyor, PKK güçlendiriliyor. Çözüm sürecindeki ‘aktörler yargılanmasın’ önlemi. Demek ki bir korku var. Zaten orada fiili bir özerklik yaşanıyor. Eğer bu paket cumhurba
Zaman
Politika
29.06.2014
Hizmet’ibitirmeplanı28Şubat’ıhatırlatıyorHizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Hizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Zaman
29.06.2014
02:08
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Hizmet’i bitirme planı ile Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un emniyete gönderdiği skandal talimatların 28 Şubat sürecini hatırlattığını söyledi. Zaman’a konuşan Destici, 28 Şubat mağdurlarının böyle iddialarda isimlerinin geçmesini ‘çok vahim’ diye nitelendirdi. O dönemde mağdura sahip çıktıklarını hatırlatarak, “Bugün de benzer uygulamalarla mağdur kalanlara sahip çıkarız.” dedi. Destici, hükümetin darbelerle ilgili yargı süreçlerindeki son tavrını da eleştirdi: “Mücadeleden vazgeçerseniz, bedelini ödersiniz.”Cumhurbaşkanı seçimi çerçevesinde kapısı çalınan partilerden biri de BBP’ydi. Başbakan Erdoğan ve muhalefetin adayı Eklemeddin İhsanoğlu’nu ağırlayan Mustafa Destici, hem ziyaretleri hem de gündemdeki konuları Zaman’a değerlendirdi. Şahıs endeksli olmadıklarını, cumhurbaşkanında arayacakları kriterleri Erdoğan ve İhsanoğlu’na aktardığını kaydetti. Bunları, “Anayasa’nın 104. maddesi ve parlamenter sisteme uygun, kutuplaştırmayan, kucaklayan, siyasetten gelse de seçildiği andan itibaren parti kimliğinden sıyrılan, milliyetçi-muhafazakâr, Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarma söz veren, üniter yapıya hassas, özerkliğe taviz vermeyecek, özellikle Irak’taki Türkmenlerin hukukunu koruyacak, darbelerle hesaplaşma sürecini sürdürecek, kuvvetler ayrılığı ilkesini gözeten.” şeklinde sıraladı. “Söylemeye bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı.” diye ekledi. Merhum liderleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazaya ilişkin dosyanın önemini ise Destici, ‘aydınlatılmasına öncülük edecek bir cumhurbaşkanı olmalı’ sözleriyle dile getirdi.Cadı avından vazgeçinBaşbakan’ın ziyaretinde ‘kutuplaşma’ eleştirileri de gündeme geldi. BBP lideri, adalet ve kurunun yanında yaşın yanmamasına yönelik hassasiyetin kaybedildiğini hatırlattığını belirtti. “Bu açığa alınmalarla ilgili şahit olduğum örnekler verdim. Borca girmiş, eşi çalışmıyor ve siz bu kişiyi açığa alıyorsunuz. Darbe dönemlerinde bile çıkarılmayan yasalarla geri dönüşleri engelliyorsunuz. Bunları Başbakan’ın kendisine bizzat anlattım.” dedi. Gezi, 17 ve 25 Aralık süreçlerinden herkesin kendine gerekli dersleri çıkarması gerektiğini ilettiğini de anlattı. Destici, “Artık bu kavganın sürdürülmemesini, hukuk dışına çıkan varsa yine hukuk içinde karşılık verilmesini, cadı avına varabilecek tüm uygulamalardan çıkılmasını ilettim. Bir taraftan kendinize kumpas kurulduğunu söylerken öteki tarafta yeni kumpasların peşinde olmamak lazım.” ifadelerini kullandı.‘Bir gruba olan kininiz, öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ emrine göre hareket edilmesini isteyen Destici, “Öfkemiz bizi bir gruba, bir topluluğa karşı adaletsizliğe karşı sevk etmemeli.” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bir de o grubun her bir ferdine, her bir noktasına aynı şiddetle muamele etmek büyük bir adaletsizlik. Yurtiçi ve dışında yurt, dershane, okul kapatmanın, organizasyon ve faaliyetleri engellemenin kimseye faydası yok. Buralar Hizmet yuvaları. Bu yurt, dershane ve okullara her partiden insan çocuklarını gönderir. Özellikle kız çocukları başka bir şehre okumaya gittiği zaman bu Hizmet’in evlerine teslim edilirdi. Onca yıl bir tane olumsuz bir şey duyuldu mu? Eğitim başarısı ise ortada.”Birileri yanlış bilgi veriyor olabilirBBP Genel Başkanı, “İnsanımızı, onlara duyduğumuz kinden, öfkeden, nefretten dolayı ortadan kaldırmaya çalışmamalıyız. Türkiye’nin bayrağını hangi grup dalgalandırıyorsa bırak yapsın.” temennisinde bulunurken Başbakan’la diyaloğundan şu çarpıcı bölümü paylaştı: “Şunu söyledim: Sürekli ‘aldanmışız’ diyordunuz. Şimdi de aldatılıyor olabilirsiniz. Yanlış insanlar yanlış bilgiler veriyor olabilir. Bir kere aldatıldığınız söylediğinize göre daha dikkatli olmanız gerekiyor.”Cumhurbaşkanı elbette şaibesiz olmalıBunu söylememize bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı. Yolsuzluğa, rüşvete bulaşan bu hükümette de olmuştur, somuttur. İnkâr değil, ‘hata olmuştur’ demeli. Hukuk işletilmeli. HSYK başta olmak üzere adalet kurumları ve kişileri üzerindeki hükümet baskısı sürüyor. Yazıcıoğlu davasını soruşturan savcı “Hiç kimse bu soruşturma dosyası için kendi geleceğini, kariyerini tehlikeye atmaz” diyorsa bir baskı vardır. Başbakan itirazım var diyor ve savcı itiraz ediyor.Çözüm süreci paketi cumhurbaşkanlığı içinPaketle özerkliğe giden yeni duble yol açılıyor, PKK güçlendiriliyor. Çözüm sürecindeki ‘aktörler yargılanmasın’ önlemi. Demek ki bir korku var. Zaten orada fiili bir özerklik yaşanıyor. Eğer bu paket cumhurba
Zaman
Politika
29.06.2014
Hizmet’ibitirmeplanı 28Şubat’ıhatırlatıyorHizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Hizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Zaman
29.06.2014
02:08
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Hizmet’i bitirme planı ile Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un emniyete gönderdiği skandal talimatların 28 Şubat sürecini hatırlattığını söyledi. Zaman’a konuşan Destici, 28 Şubat mağdurlarının böyle iddialarda isimlerinin geçmesini ‘çok vahim’ diye nitelendirdi. O dönemde mağdura sahip çıktıklarını hatırlatarak, “Bugün de benzer uygulamalarla mağdur kalanlara sahip çıkarız.” dedi. Destici, hükümetin darbelerle ilgili yargı süreçlerindeki son tavrını da eleştirdi: “Mücadeleden vazgeçerseniz, bedelini ödersiniz.”Cumhurbaşkanı seçimi çerçevesinde kapısı çalınan partilerden biri de BBP’ydi. Başbakan Erdoğan ve muhalefetin adayı Eklemeddin İhsanoğlu’nu ağırlayan Mustafa Destici, hem ziyaretleri hem de gündemdeki konuları Zaman’a değerlendirdi. Şahıs endeksli olmadıklarını, cumhurbaşkanında arayacakları kriterleri Erdoğan ve İhsanoğlu’na aktardığını kaydetti. Bunları, “Anayasa’nın 104. maddesi ve parlamenter sisteme uygun, kutuplaştırmayan, kucaklayan, siyasetten gelse de seçildiği andan itibaren parti kimliğinden sıyrılan, milliyetçi-muhafazakâr, Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarma söz veren, üniter yapıya hassas, özerkliğe taviz vermeyecek, özellikle Irak’taki Türkmenlerin hukukunu koruyacak, darbelerle hesaplaşma sürecini sürdürecek, kuvvetler ayrılığı ilkesini gözeten.” şeklinde sıraladı. “Söylemeye bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı.” diye ekledi. Merhum liderleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazaya ilişkin dosyanın önemini ise Destici, ‘aydınlatılmasına öncülük edecek bir cumhurbaşkanı olmalı’ sözleriyle dile getirdi.Cadı avından vazgeçinBaşbakan’ın ziyaretinde ‘kutuplaşma’ eleştirileri de gündeme geldi. BBP lideri, adalet ve kurunun yanında yaşın yanmamasına yönelik hassasiyetin kaybedildiğini hatırlattığını belirtti. “Bu açığa alınmalarla ilgili şahit olduğum örnekler verdim. Borca girmiş, eşi çalışmıyor ve siz bu kişiyi açığa alıyorsunuz. Darbe dönemlerinde bile çıkarılmayan yasalarla geri dönüşleri engelliyorsunuz. Bunları Başbakan’ın kendisine bizzat anlattım.” dedi. Gezi, 17 ve 25 Aralık süreçlerinden herkesin kendine gerekli dersleri çıkarması gerektiğini ilettiğini de anlattı. Destici, “Artık bu kavganın sürdürülmemesini, hukuk dışına çıkan varsa yine hukuk içinde karşılık verilmesini, cadı avına varabilecek tüm uygulamalardan çıkılmasını ilettim. Bir taraftan kendinize kumpas kurulduğunu söylerken öteki tarafta yeni kumpasların peşinde olmamak lazım.” ifadelerini kullandı.‘Bir gruba olan kininiz, öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ emrine göre hareket edilmesini isteyen Destici, “Öfkemiz bizi bir gruba, bir topluluğa karşı adaletsizliğe karşı sevk etmemeli.” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bir de o grubun her bir ferdine, her bir noktasına aynı şiddetle muamele etmek büyük bir adaletsizlik. Yurtiçi ve dışında yurt, dershane, okul kapatmanın, organizasyon ve faaliyetleri engellemenin kimseye faydası yok. Buralar Hizmet yuvaları. Bu yurt, dershane ve okullara her partiden insan çocuklarını gönderir. Özellikle kız çocukları başka bir şehre okumaya gittiği zaman bu Hizmet’in evlerine teslim edilirdi. Onca yıl bir tane olumsuz bir şey duyuldu mu? Eğitim başarısı ise ortada.”Birileri yanlış bilgi veriyor olabilirBBP Genel Başkanı, “İnsanımızı, onlara duyduğumuz kinden, öfkeden, nefretten dolayı ortadan kaldırmaya çalışmamalıyız. Türkiye’nin bayrağını hangi grup dalgalandırıyorsa bırak yapsın.” temennisinde bulunurken Başbakan’la diyaloğundan şu çarpıcı bölümü paylaştı: “Şunu söyledim: Sürekli ‘aldanmışız’ diyordunuz. Şimdi de aldatılıyor olabilirsiniz. Yanlış insanlar yanlış bilgiler veriyor olabilir. Bir kere aldatıldığınız söylediğinize göre daha dikkatli olmanız gerekiyor.”Cumhurbaşkanı elbette şaibesiz olmalıBunu söylememize bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı. Yolsuzluğa, rüşvete bulaşan bu hükümette de olmuştur, somuttur. İnkâr değil, ‘hata olmuştur’ demeli. Hukuk işletilmeli. HSYK başta olmak üzere adalet kurumları ve kişileri üzerindeki hükümet baskısı sürüyor. Yazıcıoğlu davasını soruşturan savcı “Hiç kimse bu soruşturma dosyası için kendi geleceğini, kariyerini tehlikeye atmaz” diyorsa bir baskı vardır. Başbakan itirazım var diyor ve savcı itiraz ediyor.Çözüm süreci paketi cumhurbaşkanlığı içinPaketle özerkliğe giden yeni duble yol açılıyor, PKK güçlendiriliyor. Çözüm sürecindeki ‘aktörler yargılanmasın’ önlemi. Demek ki bir korku var. Zaten orada fiili bir özerklik yaşanıyor. Eğer bu paket cumhurba
Zaman
Ana Sayfa
29.06.2014
Hizmet’ibitirmeplanı 28Şubat’ıhatırlatıyorHizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Bu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Zaman
25.06.2014
02:10
Hükümetin hazırladığı ‘Hizmet Hareketini bitirme eylem planının medyadan sonra yargı ayağında da hayata geçirildiğinin ortaya çıkması, Türkiyeyi ayağa kaldırdı.Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun, 11 Haziran 2014te Emniyet Genel Müdürlüğüne verdiği talimatta, ‘medya, sivil toplum kuruluşları, akademi, okul, yurt, ev, dershane, şirket, vakıf ve dernekler denerek hayatın her alanında anayasal haklarını kullanarak faaliyetlerini yürüten kurumlara ilişkin her türlü bilginin elde edilmesini istemişti. Türkiye genelinde fişleme yapılması anlamına gelen talimata tepki gösteren hukukçular, Hizmet Hareketine ‘silahlı örgüt yaklaşımının hiçbir hukuki gerçekliğinin olmadığını vurguladı. Tepkiler şöyle:Emekli Savcı Ahmet Gündel: Anladığımız kadarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Hizmet Hareketiyle ilgili bir terör örgütü soruşturması yapıyor. Terör soruşturmalarında emniyetten, jandarmadan bir oluşumun silahlı ya da silahsız bir şekilde terör örgütü olup olmadığı ve bu bağlamda ne yönde faaliyette oldukları hususu sorulur. Ancak bu, ellerindeki bilgiler doğrultusunda gerçekleştirilir. Hiçbir terör soruşturmasında bu kadar geniş çaplı bir bilgi akışını sağlayacak bir yazışmayı bugüne kadar görmedim. Bu yazının gereğinin emniyet birimleri tarafından yerine getirilme imkanı da yok. Bunu yaptığınız takdirde insanların özel yaşamlarına girmiş olursunuz bu da suç teşkil eder. Bu talimatı verenlerin ve uygulayanların hukuki, cezai sorumlulukları ortaya çıkar.Hukuk ve Hayat Derneği Başkanı Mehmet Kasap: Ceza Muhakemesi Kanununa göre cumhuriyet savcıları, somut ve yeterli suç şüphesi olması durumunda soruşturma yaparlar. İddia edildiği gibi suç işlediklerine dair en küçük bir emare bile olmayan sivil toplum örgütleri ve eğitim kurumları hakkında sübjektif tespit ve değerlendirmeler yapılmasını isteyen söz konusu yazı, demokratik hukuk devleti ilkeleri ile bağdaştırılamaz. Ayrıca savcının yargısal yetki alanını açacak şekilde ülke çapında tüm il ve ilçelerde benzer işlemlerin yapılmasını talep etmesi, açık bir yetki aşımıdır.Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk: Çalışmalar fişlemeye dönüşürse tabii ki çok yanlış olur. Ortada çete yok, çete elemanı yok. Şeması olmadan, başı olmadan, kod adı olmadan örgüt olur mu? Çeteden bahsedebilmek için ancak böyle bir oluşum olması lazım. Yapılan işlemde bir usulsüzlük görmüyorum. Bundan sonra iş çarpıtılabilir fişleme haline dönüşürse, o ayrı bir şey. Ama şu aşamada bunu söyleyemeyiz.Yeni Asya Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz: Bu işe ‘cadı avıysa cadı avı diyerek girildi. Böyle bir yaklaşımla girilen yolun çıkacağı yer budur. Vahim bir duruma doğru gidiyor bu iş. Maalesef 28 Şubatta yapılamayan şeyler, bu iktidar döneminde yapılıyor. Hukuk çok zorlanıyor, hukukla çok oynanıyor. Ve bu tablo ortaya çıkıyor neticede. Buna mutlaka dur denmesi gerekir.Ülkücü Camiadan Avukat İrfan Sönmez: Bir topluluğun bütününü ele alan suçlamalar, evrensel hukuk kurallarına aykırıdır. Maalesef Cumhuriyet’imizde bir gelenek var. Hedef haline getirilen gruplarla ilgili birtakım sahte suçlar oluşturularak bu gruplar önce toplum nezdinde itibarsızlaştırılır, arkasından hedefe alınarak etkisiz hale getirilir. Aynı geleneğin bugünkü iktidar tarafından da sürdürüldüğünü görüyoruz. Ama bu oyunu Türk halkı görmektedir.İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Günal Kurşun: Eski düzenin yeniden hortladığını görüyoruz. Cemaat kurmak aslında bir hak. Yasak olan zaten TCKda tanımlanmış. Eğer böyle suç iddiası varsa bu araştırılır, delillendirilir ve davası açılır. Ama eğer ortada herhangi bir suç yoksa herhangi bir kişi ya da grubu aidiyetinden ya da düşüncesinden ötürü suçlamak bir hukuk devletinde kabul edilebilir değil. 28 Şubat döneminde bile bu kadar fişlemeler, baskı, tehdit olmadı.Hayalî varsayımlarla suç üretmek hukuksuzlukturGazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Nurullah Aydın: Kamuoyuna mal olmuş, inkâr edilemeyen somut delillere dayalı suçlar varken ve bu konularla ilgili soruşturma yürütülmezken hayali varsayımlara dayalı suç, suçlu ve delil üretme çabasına girmek talihsizliktir. Yolsuzluk, rüşvet ve terör örgütünün katettiği aşamayı kamufle etmek, halkın bunları sorgulamasını önlemek için Hizmet’e yönelik operasyon yapılıyor. Türkiyede dezenformasyon aktivitesiyle algı operasyonu yürütülmekte; kara propaganda ile suçlu üretilmekte ve delil araştırılmasına gidilmektedir.İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Tandoğan: Bu ülkede belli gruplarla ilgili merkezi planlama yapılıp bu planlama çerçevesinde Emniyet, istihbarat ve adli birimler harekete geçiriliyorsa bu hukuka aykırıdır. Fethullah Gülen hakkında daha önce Ankara Savcılığı soruşturma başlatmıştı, silahlı örgüt kurmaktan. O soruşturmalar beraatle sonuçlandı. O süreç bitti ancak aradan geçen 10 yılda ne oldu da bir silahlı örgüt oluştu, bunun net olarak ortaya konm
Zaman
En Çok Okunan
25.06.2014
ButalimatıverendeuygulayandasuçişlerBu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Bu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Zaman
25.06.2014
02:05
Hükümetin hazırladığı ‘Hizmet Hareketini bitirme eylem planının medyadan sonra yargı ayağında da hayata geçirildiğinin ortaya çıkması, Türkiyeyi ayağa kaldırdı.Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun, 11 Haziran 2014te Emniyet Genel Müdürlüğüne verdiği talimatta, ‘medya, sivil toplum kuruluşları, akademi, okul, yurt, ev, dershane, şirket, vakıf ve dernekler denerek hayatın her alanında anayasal haklarını kullanarak faaliyetlerini yürüten kurumlara ilişkin her türlü bilginin elde edilmesini istemişti. Türkiye genelinde fişleme yapılması anlamına gelen talimata tepki gösteren hukukçular, Hizmet Hareketine ‘silahlı örgüt yaklaşımının hiçbir hukuki gerçekliğinin olmadığını vurguladı. Tepkiler şöyle:Emekli Savcı Ahmet Gündel: Anladığımız kadarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Hizmet Hareketiyle ilgili bir terör örgütü soruşturması yapıyor. Terör soruşturmalarında emniyetten, jandarmadan bir oluşumun silahlı ya da silahsız bir şekilde terör örgütü olup olmadığı ve bu bağlamda ne yönde faaliyette oldukları hususu sorulur. Ancak bu, ellerindeki bilgiler doğrultusunda gerçekleştirilir. Hiçbir terör soruşturmasında bu kadar geniş çaplı bir bilgi akışını sağlayacak bir yazışmayı bugüne kadar görmedim. Bu yazının gereğinin emniyet birimleri tarafından yerine getirilme imkanı da yok. Bunu yaptığınız takdirde insanların özel yaşamlarına girmiş olursunuz bu da suç teşkil eder. Bu talimatı verenlerin ve uygulayanların hukuki, cezai sorumlulukları ortaya çıkar.Hukuk ve Hayat Derneği Başkanı Mehmet Kasap: Ceza Muhakemesi Kanununa göre cumhuriyet savcıları, somut ve yeterli suç şüphesi olması durumunda soruşturma yaparlar. İddia edildiği gibi suç işlediklerine dair en küçük bir emare bile olmayan sivil toplum örgütleri ve eğitim kurumları hakkında sübjektif tespit ve değerlendirmeler yapılmasını isteyen söz konusu yazı, demokratik hukuk devleti ilkeleri ile bağdaştırılamaz. Ayrıca savcının yargısal yetki alanını açacak şekilde ülke çapında tüm il ve ilçelerde benzer işlemlerin yapılmasını talep etmesi, açık bir yetki aşımıdır.Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk: Çalışmalar fişlemeye dönüşürse tabii ki çok yanlış olur. Ortada çete yok, çete elemanı yok. Şeması olmadan, başı olmadan, kod adı olmadan örgüt olur mu? Çeteden bahsedebilmek için ancak böyle bir oluşum olması lazım. Yapılan işlemde bir usulsüzlük görmüyorum. Bundan sonra iş çarpıtılabilir fişleme haline dönüşürse, o ayrı bir şey. Ama şu aşamada bunu söyleyemeyiz.Yeni Asya Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz: Bu işe ‘cadı avıysa cadı avı diyerek girildi. Böyle bir yaklaşımla girilen yolun çıkacağı yer budur. Vahim bir duruma doğru gidiyor bu iş. Maalesef 28 Şubatta yapılamayan şeyler, bu iktidar döneminde yapılıyor. Hukuk çok zorlanıyor, hukukla çok oynanıyor. Ve bu tablo ortaya çıkıyor neticede. Buna mutlaka dur denmesi gerekir.Ülkücü Camiadan Avukat İrfan Sönmez: Bir topluluğun bütününü ele alan suçlamalar, evrensel hukuk kurallarına aykırıdır. Maalesef Cumhuriyet’imizde bir gelenek var. Hedef haline getirilen gruplarla ilgili birtakım sahte suçlar oluşturularak bu gruplar önce toplum nezdinde itibarsızlaştırılır, arkasından hedefe alınarak etkisiz hale getirilir. Aynı geleneğin bugünkü iktidar tarafından da sürdürüldüğünü görüyoruz. Ama bu oyunu Türk halkı görmektedir.İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Günal Kurşun: Eski düzenin yeniden hortladığını görüyoruz. Cemaat kurmak aslında bir hak. Yasak olan zaten TCKda tanımlanmış. Eğer böyle suç iddiası varsa bu araştırılır, delillendirilir ve davası açılır. Ama eğer ortada herhangi bir suç yoksa herhangi bir kişi ya da grubu aidiyetinden ya da düşüncesinden ötürü suçlamak bir hukuk devletinde kabul edilebilir değil. 28 Şubat döneminde bile bu kadar fişlemeler, baskı, tehdit olmadı.Hayalî varsayımlarla suç üretmek hukuksuzlukturGazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Nurullah Aydın: Kamuoyuna mal olmuş, inkâr edilemeyen somut delillere dayalı suçlar varken ve bu konularla ilgili soruşturma yürütülmezken hayali varsayımlara dayalı suç, suçlu ve delil üretme çabasına girmek talihsizliktir. Yolsuzluk, rüşvet ve terör örgütünün katettiği aşamayı kamufle etmek, halkın bunları sorgulamasını önlemek için Hizmet’e yönelik operasyon yapılıyor. Türkiyede dezenformasyon aktivitesiyle algı operasyonu yürütülmekte; kara propaganda ile suçlu üretilmekte ve delil araştırılmasına gidilmektedir.İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Tandoğan: Bu ülkede belli gruplarla ilgili merkezi planlama yapılıp bu planlama çerçevesinde Emniyet, istihbarat ve adli birimler harekete geçiriliyorsa bu hukuka aykırıdır. Fethullah Gülen hakkında daha önce Ankara Savcılığı soruşturma başlatmıştı, silahlı örgüt kurmaktan. O soruşturmalar beraatle sonuçlandı. O süreç bitti ancak aradan geçen 10 yılda ne oldu da bir silahlı örgüt oluştu, bunun net olarak ortaya konm
Zaman
Güncel
25.06.2014
ButalimatıverendeuygulayandasuçişlerBu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Bu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Zaman
25.06.2014
02:04
Hükümetin hazırladığı ‘Hizmet Hareketini bitirme eylem planının medyadan sonra yargı ayağında da hayata geçirildiğinin ortaya çıkması, Türkiyeyi ayağa kaldırdı.Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun, 11 Haziran 2014te Emniyet Genel Müdürlüğüne verdiği talimatta, ‘medya, sivil toplum kuruluşları, akademi, okul, yurt, ev, dershane, şirket, vakıf ve dernekler denerek hayatın her alanında anayasal haklarını kullanarak faaliyetlerini yürüten kurumlara ilişkin her türlü bilginin elde edilmesini istemişti. Türkiye genelinde fişleme yapılması anlamına gelen talimata tepki gösteren hukukçular, Hizmet Hareketine ‘silahlı örgüt yaklaşımının hiçbir hukuki gerçekliğinin olmadığını vurguladı. Tepkiler şöyle:Emekli Savcı Ahmet Gündel: Anladığımız kadarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Hizmet Hareketiyle ilgili bir terör örgütü soruşturması yapıyor. Terör soruşturmalarında emniyetten, jandarmadan bir oluşumun silahlı ya da silahsız bir şekilde terör örgütü olup olmadığı ve bu bağlamda ne yönde faaliyette oldukları hususu sorulur. Ancak bu, ellerindeki bilgiler doğrultusunda gerçekleştirilir. Hiçbir terör soruşturmasında bu kadar geniş çaplı bir bilgi akışını sağlayacak bir yazışmayı bugüne kadar görmedim. Bu yazının gereğinin emniyet birimleri tarafından yerine getirilme imkanı da yok. Bunu yaptığınız takdirde insanların özel yaşamlarına girmiş olursunuz bu da suç teşkil eder. Bu talimatı verenlerin ve uygulayanların hukuki, cezai sorumlulukları ortaya çıkar.Hukuk ve Hayat Derneği Başkanı Mehmet Kasap: Ceza Muhakemesi Kanununa göre cumhuriyet savcıları, somut ve yeterli suç şüphesi olması durumunda soruşturma yaparlar. İddia edildiği gibi suç işlediklerine dair en küçük bir emare bile olmayan sivil toplum örgütleri ve eğitim kurumları hakkında sübjektif tespit ve değerlendirmeler yapılmasını isteyen söz konusu yazı, demokratik hukuk devleti ilkeleri ile bağdaştırılamaz. Ayrıca savcının yargısal yetki alanını açacak şekilde ülke çapında tüm il ve ilçelerde benzer işlemlerin yapılmasını talep etmesi, açık bir yetki aşımıdır.Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk: Çalışmalar fişlemeye dönüşürse tabii ki çok yanlış olur. Ortada çete yok, çete elemanı yok. Şeması olmadan, başı olmadan, kod adı olmadan örgüt olur mu? Çeteden bahsedebilmek için ancak böyle bir oluşum olması lazım. Yapılan işlemde bir usulsüzlük görmüyorum. Bundan sonra iş çarpıtılabilir fişleme haline dönüşürse, o ayrı bir şey. Ama şu aşamada bunu söyleyemeyiz.Yeni Asya Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz: Bu işe ‘cadı avıysa cadı avı diyerek girildi. Böyle bir yaklaşımla girilen yolun çıkacağı yer budur. Vahim bir duruma doğru gidiyor bu iş. Maalesef 28 Şubatta yapılamayan şeyler, bu iktidar döneminde yapılıyor. Hukuk çok zorlanıyor, hukukla çok oynanıyor. Ve bu tablo ortaya çıkıyor neticede. Buna mutlaka dur denmesi gerekir.Ülkücü Camiadan Avukat İrfan Sönmez: Bir topluluğun bütününü ele alan suçlamalar, evrensel hukuk kurallarına aykırıdır. Maalesef Cumhuriyet’imizde bir gelenek var. Hedef haline getirilen gruplarla ilgili birtakım sahte suçlar oluşturularak bu gruplar önce toplum nezdinde itibarsızlaştırılır, arkasından hedefe alınarak etkisiz hale getirilir. Aynı geleneğin bugünkü iktidar tarafından da sürdürüldüğünü görüyoruz. Ama bu oyunu Türk halkı görmektedir.İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Günal Kurşun: Eski düzenin yeniden hortladığını görüyoruz. Cemaat kurmak aslında bir hak. Yasak olan zaten TCKda tanımlanmış. Eğer böyle suç iddiası varsa bu araştırılır, delillendirilir ve davası açılır. Ama eğer ortada herhangi bir suç yoksa herhangi bir kişi ya da grubu aidiyetinden ya da düşüncesinden ötürü suçlamak bir hukuk devletinde kabul edilebilir değil. 28 Şubat döneminde bile bu kadar fişlemeler, baskı, tehdit olmadı.Hayalî varsayımlarla suç üretmek hukuksuzlukturGazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Nurullah Aydın: Kamuoyuna mal olmuş, inkâr edilemeyen somut delillere dayalı suçlar varken ve bu konularla ilgili soruşturma yürütülmezken hayali varsayımlara dayalı suç, suçlu ve delil üretme çabasına girmek talihsizliktir. Yolsuzluk, rüşvet ve terör örgütünün katettiği aşamayı kamufle etmek, halkın bunları sorgulamasını önlemek için Hizmet’e yönelik operasyon yapılıyor. Türkiyede dezenformasyon aktivitesiyle algı operasyonu yürütülmekte; kara propaganda ile suçlu üretilmekte ve delil araştırılmasına gidilmektedir.İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Tandoğan: Bu ülkede belli gruplarla ilgili merkezi planlama yapılıp bu planlama çerçevesinde Emniyet, istihbarat ve adli birimler harekete geçiriliyorsa bu hukuka aykırıdır. Fethullah Gülen hakkında daha önce Ankara Savcılığı soruşturma başlatmıştı, silahlı örgüt kurmaktan. O soruşturmalar beraatle sonuçlandı. O süreç bitti ancak aradan geçen 10 yılda ne oldu da bir silahlı örgüt oluştu, bunun net olarak ortaya konm
Zaman
Ana Sayfa
25.06.2014
ButalimatıverendeuygulayandasuçişlerBu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu
Zaman
18.06.2014
11:41
17 ve 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarını yürütürken görevden alınan ve ardından meslekten ihraç edilen eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu. Saygılı, süreçle ile ilgili merak edilen bir çok konuya açıklık getirdi.Radikale röportaj veren Saygılı, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının MASAK raporları ve ihbarların değerlendirilmesiyle başladığını belirtti. Operasyon günü 2 saat içerisinde görevden alınacağını düşündüğünü söyleyen Saygılı, Yanıldım. 24 saat sonra görevden alındım. ifadelerini kullandı. Yasama dokunulmazlığı olan hiç kimse ve Başbakanın aile fertlerinin telefonları dinlenmedi diyen eski İstanbul Mali Şube Müdürü, Kriptolu telefonların dinlendiği iddiaları doğruysa, polis teşkilatında kriptolu telefonları dinleyip çözebilecek bir teknoloji bulunmamaktadır. Fail başka yerde aranmalıdır. şeklinde konuştu.İŞTE SAYGILINI O RÖPORTAJININ BİR KISMI:17 Aralık soruşturması nasıl başladı, nasıl bir süreçti?Son üç yıldır yolsuzluk suçlarını soruşturmakla görevli birimin iş hacmi normalin üstünde artmış ve bu suçlarla mücadele konusunda kaynak artırımı veya yeni bir iş bölümü yapılmaya acilen ihtiyaç duyulmaya başlanmıştı. MASAK raporları ve ihbarların değerlendirilmesiyle başlayan Rıza Sarraf ve arkadaşları grubunun soruşturması, ilk 5 ay herhangi bir suç grubu takibinden farklı değilken 5.aydan itibaren suç grubunun, yasama dokunulmazlığı olan kişiler ve çocuklarına temas etmeleri ile soruşturma, ülkemizin alışık olmadığı bir hal aldı.2 SAAT İÇİNDE GÖREVDEN ALINACAĞIMI DÜŞÜNMÜŞTÜM. YANILDIM.Operasyondan bir gün önceki düşünceleriniz nelerdi? Ne gibi kaygılara sahiptiniz, operasyonun sonuçlarını da öngörebildiniz mi?Operasyon, adli amirler olan Cumhuriyet Savcısının talimatı ile yapıldı. Bu emir verildikten sonra geri dönüşü yoktur. Sonuçları ise şahsım için öngörülebilirdi.Ankaranın iradesi ile 2 saat içinde görevden alınacağımı düşünmüştüm. Yanıldım. 24 saat sonra görevden alındım. Adli bir görevin yerine getirilmemesi düşüncesi, benim aldığım eğitimler, hukuk ve demokrasi anlayışıma uygun değildir. Bu sebeple kolluk, kendisine adli bir emir verildiğinde, uygulayıp uygulamamayı değil, en iyi şekilde nasıl uygulayacağını planlamalıdır. Her şahıs veya siyasi otoritenin kendisini koruma refleksi vardır. Bu durum, hukuk içinde kalırsa meşrudur. Kendini korumak için ne kadar ileri gidebileceği, kişinin veya kurumun hukuk anlayışı ile orantılıdır. Bizim durumumuzda adli bir emir yerine getirileceği için herhangi bir korkum yoktu. Hala da yok. Çünkü baştan sona hukuki bir işlemdir.Amirlerinize operasyon öncesi bilgi verdiniz mi?Operasyonla ilgili öncesinden İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İl Valisi dahil idari ve mülki amirlerin hiçbirisi bilgilendirilmedi. Bu durum gerekliydi ve hukuka uygun alınmış bir önlemdi. Cumhuriyet Savcısının da talimatıydı. Çünkü soruşturma kapsamında kendileri doğrudan takip edilmese de bazı Bakanların soruşturmayı deşifre etme, olabilecek bir adli takibi engelleme faaliyetleri vardı. Bu kapsamda eski İçişleri Bakanının, İl Emniyet Müdürünü ziyaret ederek soruşturma kapsamında takip edilen Rıza Sarrafa adeta kefil oldukları görülmüştür. 17 Aralık sabahı Sn. Hüseyin Çapkına bu konuyu hatırlattığımda “eğer bana operasyonuhaberverseydiniz benim bunu İçişleri Bakanına söylememem mümkün değildi” diyerek uygulanan tedbirde isabet edildiğini adeta tasdik etmiştir. Çünkü anılan İçişleri Bakanının oğlu operasyon kapsamında gözaltına alındı, tutuklandı ve kendisi hakkında da soruşturma savcıları tarafından TBMMne fezleke gönderildi.Operasyon günü neler yaşandı? Sizi arayan, operasyonu durdurmanızı isteyen oldu mu?Soruşturma günü saat 06:30da Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç ile birlikte İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkının ikametine giderek kendisini operasyonla ilgili bilgilendirdik. Gün içerisinde Sn.Çapkınla birkaç telefon görüşmem oldu. Kendisi, İçişleri Bakanının, “oğlunun ofisinin bütün odalarının aranmasında polisin neden bu kadar ısrarcı olduğunu” kendisine sorduğunu söyledi. Ben de kendisine, söz konusu ofisin avukatlık ofisi olduğunu, aramaya savcı ve baro tarafından atanan avukatın nezaret ettiğini, haliyle inisiyatifin poliste olmadığını ilettim. Hiç kimse tarafından operasyonun durdurulması telkini veya talimatı almadım. Zaten beni tanıyanlar tarafıma böyle bir emrin verilemeyeceğini bilirlerdi. Bu operasyonun adli kolluk kısmının durdurulması veya yönünün değiştirilebilmesinin iki yolu vardı; biri beni, diğeri de soruşturma savcısını görevinden almaktı.OPERASYON TAKVİMİNE POLİS BİRİMLERİ KARAR VEREMEZOperasyon için neden seçimlere yakın bir dönem seçildi ve 3 operasyon neden aynı gün yapıldı?Operasyon takvimine polis birimleri karar veremez. Cumhuriyet Savcısı, yeterli delilin toplandığına ve operasyon yapılması gerektiğine dair
Zaman
Son Dakika
18.06.2014
Eskiİstanbul/">İstanbulMaliŞubeMüdürüYakupSaygılıilkkezkonuştuİstanbul-Mali-Şube-Müdürü-Yakup-Saygılı-ilk-kez-konuştu/">Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu
Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu
Zaman
18.06.2014
11:41
17 ve 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarını yürütürken görevden alınan ve ardından meslekten ihraç edilen eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu. Saygılı, süreçle ile ilgili merak edilen bir çok konuya açıklık getirdi.Radikale röportaj veren Saygılı, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının MASAK raporları ve ihbarların değerlendirilmesiyle başladığını belirtti. Operasyon günü 2 saat içerisinde görevden alınacağını düşündüğünü söyleyen Saygılı, Yanıldım. 24 saat sonra görevden alındım. ifadelerini kullandı. Yasama dokunulmazlığı olan hiç kimse ve Başbakanın aile fertlerinin telefonları dinlenmedi diyen eski İstanbul Mali Şube Müdürü, Kriptolu telefonların dinlendiği iddiaları doğruysa, polis teşkilatında kriptolu telefonları dinleyip çözebilecek bir teknoloji bulunmamaktadır. Fail başka yerde aranmalıdır. şeklinde konuştu.İŞTE SAYGILINI O RÖPORTAJININ BİR KISMI:17 Aralık soruşturması nasıl başladı, nasıl bir süreçti?Son üç yıldır yolsuzluk suçlarını soruşturmakla görevli birimin iş hacmi normalin üstünde artmış ve bu suçlarla mücadele konusunda kaynak artırımı veya yeni bir iş bölümü yapılmaya acilen ihtiyaç duyulmaya başlanmıştı. MASAK raporları ve ihbarların değerlendirilmesiyle başlayan Rıza Sarraf ve arkadaşları grubunun soruşturması, ilk 5 ay herhangi bir suç grubu takibinden farklı değilken 5.aydan itibaren suç grubunun, yasama dokunulmazlığı olan kişiler ve çocuklarına temas etmeleri ile soruşturma, ülkemizin alışık olmadığı bir hal aldı.2 SAAT İÇİNDE GÖREVDEN ALINACAĞIMI DÜŞÜNMÜŞTÜM. YANILDIM.Operasyondan bir gün önceki düşünceleriniz nelerdi? Ne gibi kaygılara sahiptiniz, operasyonun sonuçlarını da öngörebildiniz mi?Operasyon, adli amirler olan Cumhuriyet Savcısının talimatı ile yapıldı. Bu emir verildikten sonra geri dönüşü yoktur. Sonuçları ise şahsım için öngörülebilirdi.Ankaranın iradesi ile 2 saat içinde görevden alınacağımı düşünmüştüm. Yanıldım. 24 saat sonra görevden alındım. Adli bir görevin yerine getirilmemesi düşüncesi, benim aldığım eğitimler, hukuk ve demokrasi anlayışıma uygun değildir. Bu sebeple kolluk, kendisine adli bir emir verildiğinde, uygulayıp uygulamamayı değil, en iyi şekilde nasıl uygulayacağını planlamalıdır. Her şahıs veya siyasi otoritenin kendisini koruma refleksi vardır. Bu durum, hukuk içinde kalırsa meşrudur. Kendini korumak için ne kadar ileri gidebileceği, kişinin veya kurumun hukuk anlayışı ile orantılıdır. Bizim durumumuzda adli bir emir yerine getirileceği için herhangi bir korkum yoktu. Hala da yok. Çünkü baştan sona hukuki bir işlemdir.Amirlerinize operasyon öncesi bilgi verdiniz mi?Operasyonla ilgili öncesinden İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İl Valisi dahil idari ve mülki amirlerin hiçbirisi bilgilendirilmedi. Bu durum gerekliydi ve hukuka uygun alınmış bir önlemdi. Cumhuriyet Savcısının da talimatıydı. Çünkü soruşturma kapsamında kendileri doğrudan takip edilmese de bazı Bakanların soruşturmayı deşifre etme, olabilecek bir adli takibi engelleme faaliyetleri vardı. Bu kapsamda eski İçişleri Bakanının, İl Emniyet Müdürünü ziyaret ederek soruşturma kapsamında takip edilen Rıza Sarrafa adeta kefil oldukları görülmüştür. 17 Aralık sabahı Sn. Hüseyin Çapkına bu konuyu hatırlattığımda “eğer bana operasyonuhaberverseydiniz benim bunu İçişleri Bakanına söylememem mümkün değildi” diyerek uygulanan tedbirde isabet edildiğini adeta tasdik etmiştir. Çünkü anılan İçişleri Bakanının oğlu operasyon kapsamında gözaltına alındı, tutuklandı ve kendisi hakkında da soruşturma savcıları tarafından TBMMne fezleke gönderildi.Operasyon günü neler yaşandı? Sizi arayan, operasyonu durdurmanızı isteyen oldu mu?Soruşturma günü saat 06:30da Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç ile birlikte İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkının ikametine giderek kendisini operasyonla ilgili bilgilendirdik. Gün içerisinde Sn.Çapkınla birkaç telefon görüşmem oldu. Kendisi, İçişleri Bakanının, “oğlunun ofisinin bütün odalarının aranmasında polisin neden bu kadar ısrarcı olduğunu” kendisine sorduğunu söyledi. Ben de kendisine, söz konusu ofisin avukatlık ofisi olduğunu, aramaya savcı ve baro tarafından atanan avukatın nezaret ettiğini, haliyle inisiyatifin poliste olmadığını ilettim. Hiç kimse tarafından operasyonun durdurulması telkini veya talimatı almadım. Zaten beni tanıyanlar tarafıma böyle bir emrin verilemeyeceğini bilirlerdi. Bu operasyonun adli kolluk kısmının durdurulması veya yönünün değiştirilebilmesinin iki yolu vardı; biri beni, diğeri de soruşturma savcısını görevinden almaktı.OPERASYON TAKVİMİNE POLİS BİRİMLERİ KARAR VEREMEZOperasyon için neden seçimlere yakın bir dönem seçildi ve 3 operasyon neden aynı gün yapıldı?Operasyon takvimine polis birimleri karar veremez. Cumhuriyet Savcısı, yeterli delilin toplandığına ve operasyon yapılması gerektiğine
Zaman
Ana Sayfa
18.06.2014
Eskiİstanbul/">İstanbulMaliŞubeMüdürüYakupSaygılıilkkezkonuştuİstanbul-Mali-Şube-Müdürü-Yakup-Saygılı-ilk-kez-konuştu/">Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu
Yaz kararnamesi değil kıyım' deyip istifa etti
Zaman
12.06.2014
02:10
HSYK 1. Daire Üyesi Teoman Gökçe, çalışmaları tamamlanan 2014 yılı yaz kararnamesine tepki göstererek istifa etti. Gökçe, “Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yılı yaz kararnamesiyle 16 Ocak’tan daha hukuksuz ve daha ilkesiz atamalar gerçekleştirilmiştir.” dedi.Yaz kararname çalışmalarını tamamlayan HSYK’ya yapılan hükümet müdahalesi, yeni bir krize sebep oldu. 200’den fazla hakim ve savcının talepleri olmaksızın görevinden alındığını açıklayan HSYK 1. Daire Üyesi Dr. Teoman Gökçe, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik-savcılık teminatı ilkelerinin hiçe sayıldığını belirterek istifa etti. Gökçe, tepkisini şöyle dile getirdi: “Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yaz kararnamesi ile 16 Ocak’tan sonra çıkarılanlara benzer fakat onlara göre, daha hukuksuz, daha ilkesiz ve daha tutarsız atamalar gerçekleştirilmiştir.”HSYK’da üç buçuk yıldır Birinci Daire üyesi olarak görev yapan Teoman Gökçe, şoke eden bir açıklamayla istifa etti. 2014 yaz kararnamesinin ‘kıyım kararnamesi’ olarak tarihe geçeceğini belirten Gökçe, yazılı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ CİDDİ YARA ALDI: 17 Aralık 2013 tarihinde başlatılmış olan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları sonrasında yapılan yasal değişiklikler ve akabinde yargıda yaşanan hukuka aykırı uygulamalar neticesinde, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, hâkimlik-savcılık teminatı, adil yargılanma hakkı ile kanun önünde eşitlik ilkeleri ciddi boyutlarda zarar görmüştür. 15 Ocak 2014 tarihli HSYK Genel Kurulu toplantısında Adalet Bakanı’nın teklifi üzerine, Birinci Daire’de yapılan üye değişikliğinden hemen sonra başlayan süreçte, kararname dönemi olmamasına rağmen hukuka aykırılıklar içeren dört ayrı kararname çıkarılarak, yargı bağımsızlığını ve hakimlik-savcılık teminatını ortadan kaldıracak şekilde atamalar gerçekleştirilmiştir.YARGI MENSUPLARI ARTIK NASIL BİR MUAMELEYE TABİ TUTULACAKLARINI BİLMİYOR: Bu kararnamelerle, haklarında o yerdeki görevlerini yapmaya engel olacak herhangi bir soruşturma veya disiplin cezası olmamasına rağmen, ağırlıklı olarak İstanbul, İzmir ve Adana’da yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında görev alan hâkim ve savcılar ile bu soruşturmalarla hiçbir ilgisi olmayan hâkim ve savcılar, başka şehirlere atanmışlardır. Yapılan bu hukuka aykırı uygulamalar ile yargı mensuplarının, korunaksız, güvencesiz ve yarınlarından endişeli bir hale gelmelerine neden olunurken, diğer yandan meslektaşlarımız, yapacakları yargısal faaliyetlerinde hukuku değil, hukuk dışı kaygı ve kriterleri gözetmek zorunda kalacakları bir ortama sürüklenmişlerdir. Meslektaşlarımız, ortaya çıkan bu vahim tablo karşısında, artık yarın neyle karşılaşacaklarını ve nasıl bir muameleye tabi tutulacaklarını bilememenin tedirginliğini yaşamaktadırlar.YAZ KARARNAMESİ DAHA DA HUKUKSUZ: Üzülerek ifade etmeliyim ki, 11 Haziran Çarşamba günü görüşmeleri tamamlanan ve Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yılı yaz kararnamesi ile 16 Ocak’tan sonra çıkarılan kararnamelere benzer fakat onlara göre daha hukuksuz, daha ilkesiz ve daha tutarsız atamalar gerçekleştirilmiştir. 200’den fazla cumhuriyet başsavcısı ve mahkeme başkanı ile cumhuriyet savcısı ve hâkimin; haklarında görev yerlerinin değiştirilmesini gerektirecek hiçbir soruşturma ve disiplin cezası bulunmamasına, yine Birinci Daire tarafından oybirliğiyle daha birkaç yıl öncesinde bu unvanlara atanmış olmalarına rağmen, talepleri olmaksızın, bu görevlerinden alınarak, yargı bağımsızlığı ve atama-nakil yönetmeliği hiçe sayılarak başka yerlere atanmışlardır. Atama ve nakil yönetmeliğine aykırı olarak bulundukları yerlerde iki yılını doldurmayan 150’ye yakın hâkim ve cumhuriyet savcısının görev yerleri değiştirilmiştir.HAKİM VE SAVCILARA GÖZDAĞI VERİLDİ: Daha üç ay önce bir yerden başka bir yere atanan meslektaşlardan bazıları ise hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, kişisel ve mesleki onurları çiğnenerek, örneği görülmemiş bir şekilde sadece üç ay sonra yeniden atamaya tabi tutulmuşlardır. Yazılı normlar tamamen hiçe sayılarak, ‘Birinci Daire olarak istediğim kararı, istediğim gibi ve istediğim zaman verebilirim’ denilmek suretiyle, hâkim ve savcılara adeta gözdağı verilmiş ve yargı camiası keyfi muamelelere maruz bırakılmıştır.ORTAYA ÇIKAN TABLO ÜMİDİMİ YOK ETTİ: En büyük ümidim 2014 yılı yaz kararnamesi idi. Ancak kararname görüşmelerinin sonrasında ortaya çıkan tablo, mevcut ümidimi de yok etmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı, HSYK Birinci Dairesi üyeliğinden istifa ediyorum.
Zaman
Güncel
12.06.2014
YazkararnamesideğilkıyımdeyipistifaettiYaz kararnamesi değil kıyım deyip istifa etti
Yaz kararnamesi değil kıyım' deyip istifa etti
Zaman
12.06.2014
02:09
HSYK 1. Daire Üyesi Teoman Gökçe, çalışmaları tamamlanan 2014 yılı yaz kararnamesine tepki göstererek istifa etti. Gökçe, “Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yılı yaz kararnamesiyle 16 Ocak’tan daha hukuksuz ve daha ilkesiz atamalar gerçekleştirilmiştir.” dedi.Yaz kararname çalışmalarını tamamlayan HSYK’ya yapılan hükümet müdahalesi, yeni bir krize sebep oldu. 200’den fazla hakim ve savcının talepleri olmaksızın görevinden alındığını açıklayan HSYK 1. Daire Üyesi Dr. Teoman Gökçe, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik-savcılık teminatı ilkelerinin hiçe sayıldığını belirterek istifa etti. Gökçe, tepkisini şöyle dile getirdi: “Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yaz kararnamesi ile 16 Ocak’tan sonra çıkarılanlara benzer fakat onlara göre, daha hukuksuz, daha ilkesiz ve daha tutarsız atamalar gerçekleştirilmiştir.”HSYK’da üç buçuk yıldır Birinci Daire üyesi olarak görev yapan Teoman Gökçe, şoke eden bir açıklamayla istifa etti. 2014 yaz kararnamesinin ‘kıyım kararnamesi’ olarak tarihe geçeceğini belirten Gökçe, yazılı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ CİDDİ YARA ALDI: 17 Aralık 2013 tarihinde başlatılmış olan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları sonrasında yapılan yasal değişiklikler ve akabinde yargıda yaşanan hukuka aykırı uygulamalar neticesinde, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, hâkimlik-savcılık teminatı, adil yargılanma hakkı ile kanun önünde eşitlik ilkeleri ciddi boyutlarda zarar görmüştür. 15 Ocak 2014 tarihli HSYK Genel Kurulu toplantısında Adalet Bakanı’nın teklifi üzerine, Birinci Daire’de yapılan üye değişikliğinden hemen sonra başlayan süreçte, kararname dönemi olmamasına rağmen hukuka aykırılıklar içeren dört ayrı kararname çıkarılarak, yargı bağımsızlığını ve hakimlik-savcılık teminatını ortadan kaldıracak şekilde atamalar gerçekleştirilmiştir.YARGI MENSUPLARI ARTIK NASIL BİR MUAMELEYE TABİ TUTULACAKLARINI BİLMİYOR: Bu kararnamelerle, haklarında o yerdeki görevlerini yapmaya engel olacak herhangi bir soruşturma veya disiplin cezası olmamasına rağmen, ağırlıklı olarak İstanbul, İzmir ve Adana’da yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında görev alan hâkim ve savcılar ile bu soruşturmalarla hiçbir ilgisi olmayan hâkim ve savcılar, başka şehirlere atanmışlardır. Yapılan bu hukuka aykırı uygulamalar ile yargı mensuplarının, korunaksız, güvencesiz ve yarınlarından endişeli bir hale gelmelerine neden olunurken, diğer yandan meslektaşlarımız, yapacakları yargısal faaliyetlerinde hukuku değil, hukuk dışı kaygı ve kriterleri gözetmek zorunda kalacakları bir ortama sürüklenmişlerdir. Meslektaşlarımız, ortaya çıkan bu vahim tablo karşısında, artık yarın neyle karşılaşacaklarını ve nasıl bir muameleye tabi tutulacaklarını bilememenin tedirginliğini yaşamaktadırlar.YAZ KARARNAMESİ DAHA DA HUKUKSUZ: Üzülerek ifade etmeliyim ki, 11 Haziran Çarşamba günü görüşmeleri tamamlanan ve Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yılı yaz kararnamesi ile 16 Ocak’tan sonra çıkarılan kararnamelere benzer fakat onlara göre daha hukuksuz, daha ilkesiz ve daha tutarsız atamalar gerçekleştirilmiştir. 200’den fazla cumhuriyet başsavcısı ve mahkeme başkanı ile cumhuriyet savcısı ve hâkimin; haklarında görev yerlerinin değiştirilmesini gerektirecek hiçbir soruşturma ve disiplin cezası bulunmamasına, yine Birinci Daire tarafından oybirliğiyle daha birkaç yıl öncesinde bu unvanlara atanmış olmalarına rağmen, talepleri olmaksızın, bu görevlerinden alınarak, yargı bağımsızlığı ve atama-nakil yönetmeliği hiçe sayılarak başka yerlere atanmışlardır. Atama ve nakil yönetmeliğine aykırı olarak bulundukları yerlerde iki yılını doldurmayan 150’ye yakın hâkim ve cumhuriyet savcısının görev yerleri değiştirilmiştir.HAKİM VE SAVCILARA GÖZDAĞI VERİLDİ: Daha üç ay önce bir yerden başka bir yere atanan meslektaşlardan bazıları ise hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, kişisel ve mesleki onurları çiğnenerek, örneği görülmemiş bir şekilde sadece üç ay sonra yeniden atamaya tabi tutulmuşlardır. Yazılı normlar tamamen hiçe sayılarak, ‘Birinci Daire olarak istediğim kararı, istediğim gibi ve istediğim zaman verebilirim’ denilmek suretiyle, hâkim ve savcılara adeta gözdağı verilmiş ve yargı camiası keyfi muamelelere maruz bırakılmıştır.ORTAYA ÇIKAN TABLO ÜMİDİMİ YOK ETTİ: En büyük ümidim 2014 yılı yaz kararnamesi idi. Ancak kararname görüşmelerinin sonrasında ortaya çıkan tablo, mevcut ümidimi de yok etmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı, HSYK Birinci Dairesi üyeliğinden istifa ediyorum.
Zaman
Ana Sayfa
12.06.2014
YazkararnamesideğilkıyımdeyipistifaettiYaz kararnamesi değil kıyım deyip istifa etti
Fezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Zaman
28.05.2014
02:56
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluk operasyonu öncesinde polisler tarafından hazırlandığını ileri sürdüğü fezlekeyle ilgili iddialarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.Erdoğan, söz konusu fezlekede (kendisinin tabiriyle iddianamede), kendisinden ‘dönemin başbakanı’ diye bahsedildiğini ileri sürmüştü. 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında hazırlanan fezlekeler Başbakan’ın iddialarını yalanlıyor. Edinilen bilgilere göre, fezlekelerde Erdoğan’ın ismi 112 yerde geçiyor ancak hiçbirinde ‘dönemin Başbakanı’ ya da yandaş medyanın iddia ettiği gibi ‘devrik başbakan’ ifadesi kullanılmıyor. Fezlekede 10 kez ‘Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’, 43 kez de ‘R. Tayyip Erdoğan’ kullanılıyor. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından yürütülen ve talimata rağmen operasyonu yaptırılmayan 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının fezlekesi yaklaşık bin sayfa. Fezleke içerisinde teknik takipteki kişilerin ifadelerinde geçen toplam 165 adet ‘Başbakan Erdoğan/Başbakan Recep Tayyip Erdoğan/R. Tayyip Erdoğan’ ifadesi tutanakta yer alıyor. Öte yandan fezlekede 417 defa da ‘Başbakan’ ya da ‘Başbakanlık’ kelimesi kullanılıyor. Bu ifadenin kullanılmasının, soruşturma kapsamında dinlenen bazı şahısların Başbakanlığa bağlı birimlerde görev yapmalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Başbakan’ın, fezlekenin şüphelileri arasında yer alan oğlu Bilal Erdoğan’ın adı ise 521 yerde geçiyor.BAŞBAKAN YANILTILIYOR MU?Fezlekeler ortada. Başbakan’la ilgili iddia edilen kelimenin kullanılmadığı açık. Anlaşılan o ki, burada da ciddi bir algı operasyonuyla karşı karşıyayız. Türkiye, Erdoğan’ın iddiasını ispat etmesini bekliyor. Varsa böyle bir fezleke Başbakan bunu açıklamalı, darbeye teşebbüs edenler kimlerse yargılanmalı. Ancak birileri Başbakan’a yanlış bilgi veriyorsa bunun da hesabı sorulmalı. Koskoca Başbakan’ı, bütün Türkiye’nin önünde ‘yalancı’ durumuna düşürmeye kimsenin hakkı yok…
Zaman
En Çok Okunan
28.05.2014
Fezlekede‘döneminbaşbakanı’ifadesiyokFezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Fezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Zaman
28.05.2014
02:10
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluk operasyonu öncesinde polisler tarafından hazırlandığını ileri sürdüğü fezlekeyle ilgili iddialarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.Erdoğan, söz konusu fezlekede (kendisinin tabiriyle iddianamede), kendisinden ‘dönemin başbakanı’ diye bahsedildiğini ileri sürmüştü. 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında hazırlanan fezlekeler Başbakan’ın iddialarını yalanlıyor. Edinilen bilgilere göre, fezlekelerde Erdoğan’ın ismi 112 yerde geçiyor ancak hiçbirinde ‘dönemin Başbakanı’ ya da yandaş medyanın iddia ettiği gibi ‘devrik başbakan’ ifadesi kullanılmıyor. Fezlekede 10 kez ‘Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’, 43 kez de ‘R. Tayyip Erdoğan’ kullanılıyor. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından yürütülen ve talimata rağmen operasyonu yaptırılmayan 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının fezlekesi yaklaşık bin sayfa. Fezleke içerisinde teknik takipteki kişilerin ifadelerinde geçen toplam 165 adet ‘Başbakan Erdoğan/Başbakan Recep Tayyip Erdoğan/R. Tayyip Erdoğan’ ifadesi tutanakta yer alıyor. Öte yandan fezlekede 417 defa da ‘Başbakan’ ya da ‘Başbakanlık’ kelimesi kullanılıyor. Bu ifadenin kullanılmasının, soruşturma kapsamında dinlenen bazı şahısların Başbakanlığa bağlı birimlerde görev yapmalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Başbakan’ın, fezlekenin şüphelileri arasında yer alan oğlu Bilal Erdoğan’ın adı ise 521 yerde geçiyor.BAŞBAKAN YANILTILIYOR MU?Fezlekeler ortada. Başbakan’la ilgili iddia edilen kelimenin kullanılmadığı açık. Anlaşılan o ki, burada da ciddi bir algı operasyonuyla karşı karşıyayız. Türkiye, Erdoğan’ın iddiasını ispat etmesini bekliyor. Varsa böyle bir fezleke Başbakan bunu açıklamalı, darbeye teşebbüs edenler kimlerse yargılanmalı. Ancak birileri Başbakan’a yanlış bilgi veriyorsa bunun da hesabı sorulmalı. Koskoca Başbakan’ı, bütün Türkiye’nin önünde ‘yalancı’ durumuna düşürmeye kimsenin hakkı yok…
Zaman
Politika
28.05.2014
Fezlekede‘döneminbaşbakanı’ifadesiyokFezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Fezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Zaman
28.05.2014
02:00
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluk operasyonu öncesinde polisler tarafından hazırlandığını ileri sürdüğü fezlekeyle ilgili iddialarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.Erdoğan, söz konusu fezlekede (kendisinin tabiriyle iddianamede), kendisinden ‘dönemin başbakanı’ diye bahsedildiğini ileri sürmüştü. 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında hazırlanan fezlekeler Başbakan’ın iddialarını yalanlıyor. Edinilen bilgilere göre, fezlekelerde Erdoğan’ın ismi 112 yerde geçiyor ancak hiçbirinde ‘dönemin Başbakanı’ ya da yandaş medyanın iddia ettiği gibi ‘devrik başbakan’ ifadesi kullanılmıyor. Fezlekede 10 kez ‘Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’, 43 kez de ‘R. Tayyip Erdoğan’ kullanılıyor. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından yürütülen ve talimata rağmen operasyonu yaptırılmayan 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının fezlekesi yaklaşık bin sayfa. Fezleke içerisinde teknik takipteki kişilerin ifadelerinde geçen toplam 165 adet ‘Başbakan Erdoğan/Başbakan Recep Tayyip Erdoğan/R. Tayyip Erdoğan’ ifadesi tutanakta yer alıyor. Öte yandan fezlekede 417 defa da ‘Başbakan’ ya da ‘Başbakanlık’ kelimesi kullanılıyor. Bu ifadenin kullanılmasının, soruşturma kapsamında dinlenen bazı şahısların Başbakanlığa bağlı birimlerde görev yapmalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Başbakan’ın, fezlekenin şüphelileri arasında yer alan oğlu Bilal Erdoğan’ın adı ise 521 yerde geçiyor.BAŞBAKAN YANILTILIYOR MU?Fezlekeler ortada. Başbakan’la ilgili iddia edilen kelimenin kullanılmadığı açık. Anlaşılan o ki, burada da ciddi bir algı operasyonuyla karşı karşıyayız. Türkiye, Erdoğan’ın iddiasını ispat etmesini bekliyor. Varsa böyle bir fezleke Başbakan bunu açıklamalı, darbeye teşebbüs edenler kimlerse yargılanmalı. Ancak birileri Başbakan’a yanlış bilgi veriyorsa bunun da hesabı sorulmalı. Koskoca Başbakan’ı, bütün Türkiye’nin önünde ‘yalancı’ durumuna düşürmeye kimsenin hakkı yok…
Zaman
Ana Sayfa
28.05.2014
Fezlekede‘döneminbaşbakanı’ifadesiyokFezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Sökülen cihazlar basitmiş!
Zaman
23.05.2014
02:49
Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 4 kişinin şüpheli bir helikopter kazasında hayatlarını kaybetmelerine ilişkin yürütülen soruşturmanın üzerinin kapatılacağı iddialarını güçlendiren bir gelişme yaşandı.Dosyayı Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan devralan yeni savcı, birçok sanık hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcı ayrıca, helikopter enkazından GPS cihazlarını çalan askerler arasında bir örgüt bağı bulunmadığını savundu. Kahramanmaraş Savcısı Habib Korkmaz, ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında, “Tüm şüpheliler hakkında ayrıca silahlı terör örgütüne üye olma suçunun isnat edildiği, toplanan delillere göre şüpheliler arasında terör suçu işlemek için oluşturulmuş bir örgütün varlığına dair delil ve emare bulunmadığı, asker şahıslar arasındaki görevden kaynaklanan hiyerarşinin suç örgütü hiyerarşisi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır.” ifadelerini kullandı. Savcının, şüpheliler hakkında yüklenen suçlardan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair verdiği karar, helikopterden cihazı çalan isimler ve kaza kırım ekibini kapsıyor. Habib Korkmaz ek kovuşturmaya gerek olmadığına dair verdiği kararda, muvazzaf askerler tarafından helikopterin enkazından sökülen cihazların, ‘basit GPS cihazları’ olduğunu ve düşme nedenini ispata yarayacak bilgiler içermediğini öne sürdü. Cihazların alınmasına yönelik eylemin suç delillerinin gizlenmesi ve yok edilmesi suçunu oluşturmayacağı, bu nedenle şüphelilere atılı bu suçun unsurlarının oluşmadığını, eylemin nitelikli hırsızlık suçu kapsamında kaldığını kaydetti. Kararda ayrıca kayıp cihazların, arama kurtarma için geldiği enkaz bölgesinde düşen Sikorsky helikopterin soruşturmasını yapmak için orada olan Semih Yüksekkaya, Davut Uçum, Suat Kaplan, Halil İbrahim Açan, Bekir Çerikçi, Cemal Şahin, Nedim Bakırhan, Nusret Memiş ve Aydın Özsıcak tarafından sökülerek alındığı, bu nedenle haklarında ‘nitelikli hırsızlık’ suçundan kamu davası açılmasına karar verildiği belirtildi.CİHAZLAR, HELİKOPTERLERİN UÇUŞ BİLGİLERİNİ MUHAFAZA EDİYORDUEnkaz bölgesinden çalınan ve savcının ‘basit’ dediği Argus 5000 CE ve SKYMAP IIIC cihazları helikopterin uçuş bilgilerini muhafaza ediyor. Hangi noktalar arasında uçtuğunu, irtifa bilgilerini, hızını kayıt altına alıyor. Uzmanlar, “Helikopter bir dış etkiyle düşürüldüyse, ilk ortadan kaldırılacak cihazlar bunlardır.” diyor. Devlet Denetleme Kurulu’nun kamuoyuna yansıyan raporunda, enkazda bulunamayan cihazlarla ilgili önemli tespitler yer almıştı. Tespitler, rapora şöyle yansımıştı: “Cihazların 31.3.2009 günü öğle saatleri arasında yok olduğu/çalındığı anlaşılmıştır. Bölgede saat 17.00’ye kadar çalışmalarını sürdüren Kara Kuvvetleri’ne ait Sikorsky helikopterin kaza kırım heyetinde yer alan bazı personelin TC-HEK işaretli helikopter enkazı üzerinde çalışma yaptıkları görülmüştür. Başta Sikorsky helikopterin kaza kırım heyeti olmak üzere tüm şüpheliler hakkında cumhuriyet savcılığınca soruşturma yapılması önerilmektedir.”Adalet kişiye göre değişiyormuş!Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, şüpheli kazanın aradan geçen 5 yıla rağmen aydınlatılamamasından hükümeti sorumlu tutmuştu. 29 Mart’ta eşi ve kazada ölen 4 kişi için Sivas’ta düzenlenen anma töreninde konuşan Yazıcıoğlu, “Türkiye’yi yönetenlere sesleniyorum: Canınız istediği zaman her şeyi nasıl yaptığınızı 17 Aralık’tan sonra gözümüze soka soka gösterdiniz. Görüyoruz ki sizlerin canı acıdığı zaman neler yapıyormuşsunuz, nelere kadirmişsiniz! Muhsin Yazıcıoğlu size gerçek manada kardeşlik yapmıştı. Ama siz Muhsin Yazıcıoğlu’na kardeşlik yapmadınız, yapmamaya da devam ediyorsunuz. 5 yıldır bizlerin dertlerini bir nebze olsun telafi etme yoluna gitmediniz. Türkiye Cumhuriyeti’nde kişiye, zamana, duruma göre değişen bir adalet sistemi varmış. Önce karla örttünüz, sonra da farklı şekillerde örtmeye çalıştınız. Karşınızda aptal insanlar var zannetmeyin!” ifadelerini kullanmıştı.
Zaman
En Çok Okunan
23.05.2014
SökülencihazlarbasitmişSökülen cihazlar basitmiş
Sökülen cihazlar basitmiş!
Zaman
23.05.2014
02:04
Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 4 kişinin şüpheli bir helikopter kazasında hayatlarını kaybetmelerine ilişkin yürütülen soruşturmanın üzerinin kapatılacağı iddialarını güçlendiren bir gelişme yaşandı.Dosyayı Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan devralan yeni savcı, birçok sanık hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcı ayrıca, helikopter enkazından GPS cihazlarını çalan askerler arasında bir örgüt bağı bulunmadığını savundu. Kahramanmaraş Savcısı Habib Korkmaz, ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında, “Tüm şüpheliler hakkında ayrıca silahlı terör örgütüne üye olma suçunun isnat edildiği, toplanan delillere göre şüpheliler arasında terör suçu işlemek için oluşturulmuş bir örgütün varlığına dair delil ve emare bulunmadığı, asker şahıslar arasındaki görevden kaynaklanan hiyerarşinin suç örgütü hiyerarşisi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır.” ifadelerini kullandı. Savcının, şüpheliler hakkında yüklenen suçlardan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair verdiği karar, helikopterden cihazı çalan isimler ve kaza kırım ekibini kapsıyor. Habib Korkmaz ek kovuşturmaya gerek olmadığına dair verdiği kararda, muvazzaf askerler tarafından helikopterin enkazından sökülen cihazların, ‘basit GPS cihazları’ olduğunu ve düşme nedenini ispata yarayacak bilgiler içermediğini öne sürdü. Cihazların alınmasına yönelik eylemin suç delillerinin gizlenmesi ve yok edilmesi suçunu oluşturmayacağı, bu nedenle şüphelilere atılı bu suçun unsurlarının oluşmadığını, eylemin nitelikli hırsızlık suçu kapsamında kaldığını kaydetti. Kararda ayrıca kayıp cihazların, arama kurtarma için geldiği enkaz bölgesinde düşen Sikorsky helikopterin soruşturmasını yapmak için orada olan Semih Yüksekkaya, Davut Uçum, Suat Kaplan, Halil İbrahim Açan, Bekir Çerikçi, Cemal Şahin, Nedim Bakırhan, Nusret Memiş ve Aydın Özsıcak tarafından sökülerek alındığı, bu nedenle haklarında ‘nitelikli hırsızlık’ suçundan kamu davası açılmasına karar verildiği belirtildi.CİHAZLAR, HELİKOPTERLERİN UÇUŞ BİLGİLERİNİ MUHAFAZA EDİYORDUEnkaz bölgesinden çalınan ve savcının ‘basit’ dediği Argus 5000 CE ve SKYMAP IIIC cihazları helikopterin uçuş bilgilerini muhafaza ediyor. Hangi noktalar arasında uçtuğunu, irtifa bilgilerini, hızını kayıt altına alıyor. Uzmanlar, “Helikopter bir dış etkiyle düşürüldüyse, ilk ortadan kaldırılacak cihazlar bunlardır.” diyor. Devlet Denetleme Kurulu’nun kamuoyuna yansıyan raporunda, enkazda bulunamayan cihazlarla ilgili önemli tespitler yer almıştı. Tespitler, rapora şöyle yansımıştı: “Cihazların 31.3.2009 günü öğle saatleri arasında yok olduğu/çalındığı anlaşılmıştır. Bölgede saat 17.00’ye kadar çalışmalarını sürdüren Kara Kuvvetleri’ne ait Sikorsky helikopterin kaza kırım heyetinde yer alan bazı personelin TC-HEK işaretli helikopter enkazı üzerinde çalışma yaptıkları görülmüştür. Başta Sikorsky helikopterin kaza kırım heyeti olmak üzere tüm şüpheliler hakkında cumhuriyet savcılığınca soruşturma yapılması önerilmektedir.”Adalet kişiye göre değişiyormuş!Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, şüpheli kazanın aradan geçen 5 yıla rağmen aydınlatılamamasından hükümeti sorumlu tutmuştu. 29 Mart’ta eşi ve kazada ölen 4 kişi için Sivas’ta düzenlenen anma töreninde konuşan Yazıcıoğlu, “Türkiye’yi yönetenlere sesleniyorum: Canınız istediği zaman her şeyi nasıl yaptığınızı 17 Aralık’tan sonra gözümüze soka soka gösterdiniz. Görüyoruz ki sizlerin canı acıdığı zaman neler yapıyormuşsunuz, nelere kadirmişsiniz! Muhsin Yazıcıoğlu size gerçek manada kardeşlik yapmıştı. Ama siz Muhsin Yazıcıoğlu’na kardeşlik yapmadınız, yapmamaya da devam ediyorsunuz. 5 yıldır bizlerin dertlerini bir nebze olsun telafi etme yoluna gitmediniz. Türkiye Cumhuriyeti’nde kişiye, zamana, duruma göre değişen bir adalet sistemi varmış. Önce karla örttünüz, sonra da farklı şekillerde örtmeye çalıştınız. Karşınızda aptal insanlar var zannetmeyin!” ifadelerini kullanmıştı.
Zaman
Politika
23.05.2014
SökülencihazlarbasitmişSökülen cihazlar basitmiş
Sökülen cihazlar basitmiş!
Zaman
23.05.2014
02:04
Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 4 kişinin şüpheli bir helikopter kazasında hayatlarını kaybetmelerine ilişkin yürütülen soruşturmanın üzerinin kapatılacağı iddialarını güçlendiren bir gelişme yaşandı.Dosyayı Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan devralan yeni savcı, birçok sanık hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcı ayrıca, helikopter enkazından GPS cihazlarını çalan askerler arasında bir örgüt bağı bulunmadığını savundu. Kahramanmaraş Savcısı Habib Korkmaz, ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında, “Tüm şüpheliler hakkında ayrıca silahlı terör örgütüne üye olma suçunun isnat edildiği, toplanan delillere göre şüpheliler arasında terör suçu işlemek için oluşturulmuş bir örgütün varlığına dair delil ve emare bulunmadığı, asker şahıslar arasındaki görevden kaynaklanan hiyerarşinin suç örgütü hiyerarşisi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır.” ifadelerini kullandı. Savcının, şüpheliler hakkında yüklenen suçlardan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair verdiği karar, helikopterden cihazı çalan isimler ve kaza kırım ekibini kapsıyor. Habib Korkmaz ek kovuşturmaya gerek olmadığına dair verdiği kararda, muvazzaf askerler tarafından helikopterin enkazından sökülen cihazların, ‘basit GPS cihazları’ olduğunu ve düşme nedenini ispata yarayacak bilgiler içermediğini öne sürdü. Cihazların alınmasına yönelik eylemin suç delillerinin gizlenmesi ve yok edilmesi suçunu oluşturmayacağı, bu nedenle şüphelilere atılı bu suçun unsurlarının oluşmadığını, eylemin nitelikli hırsızlık suçu kapsamında kaldığını kaydetti. Kararda ayrıca kayıp cihazların, arama kurtarma için geldiği enkaz bölgesinde düşen Sikorsky helikopterin soruşturmasını yapmak için orada olan Semih Yüksekkaya, Davut Uçum, Suat Kaplan, Halil İbrahim Açan, Bekir Çerikçi, Cemal Şahin, Nedim Bakırhan, Nusret Memiş ve Aydın Özsıcak tarafından sökülerek alındığı, bu nedenle haklarında ‘nitelikli hırsızlık’ suçundan kamu davası açılmasına karar verildiği belirtildi.CİHAZLAR, HELİKOPTERLERİN UÇUŞ BİLGİLERİNİ MUHAFAZA EDİYORDUEnkaz bölgesinden çalınan ve savcının ‘basit’ dediği Argus 5000 CE ve SKYMAP IIIC cihazları helikopterin uçuş bilgilerini muhafaza ediyor. Hangi noktalar arasında uçtuğunu, irtifa bilgilerini, hızını kayıt altına alıyor. Uzmanlar, “Helikopter bir dış etkiyle düşürüldüyse, ilk ortadan kaldırılacak cihazlar bunlardır.” diyor. Devlet Denetleme Kurulu’nun kamuoyuna yansıyan raporunda, enkazda bulunamayan cihazlarla ilgili önemli tespitler yer almıştı. Tespitler, rapora şöyle yansımıştı: “Cihazların 31.3.2009 günü öğle saatleri arasında yok olduğu/çalındığı anlaşılmıştır. Bölgede saat 17.00’ye kadar çalışmalarını sürdüren Kara Kuvvetleri’ne ait Sikorsky helikopterin kaza kırım heyetinde yer alan bazı personelin TC-HEK işaretli helikopter enkazı üzerinde çalışma yaptıkları görülmüştür. Başta Sikorsky helikopterin kaza kırım heyeti olmak üzere tüm şüpheliler hakkında cumhuriyet savcılığınca soruşturma yapılması önerilmektedir.”Adalet kişiye göre değişiyormuş!Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, şüpheli kazanın aradan geçen 5 yıla rağmen aydınlatılamamasından hükümeti sorumlu tutmuştu. 29 Mart’ta eşi ve kazada ölen 4 kişi için Sivas’ta düzenlenen anma töreninde konuşan Yazıcıoğlu, “Türkiye’yi yönetenlere sesleniyorum: Canınız istediği zaman her şeyi nasıl yaptığınızı 17 Aralık’tan sonra gözümüze soka soka gösterdiniz. Görüyoruz ki sizlerin canı acıdığı zaman neler yapıyormuşsunuz, nelere kadirmişsiniz! Muhsin Yazıcıoğlu size gerçek manada kardeşlik yapmıştı. Ama siz Muhsin Yazıcıoğlu’na kardeşlik yapmadınız, yapmamaya da devam ediyorsunuz. 5 yıldır bizlerin dertlerini bir nebze olsun telafi etme yoluna gitmediniz. Türkiye Cumhuriyeti’nde kişiye, zamana, duruma göre değişen bir adalet sistemi varmış. Önce karla örttünüz, sonra da farklı şekillerde örtmeye çalıştınız. Karşınızda aptal insanlar var zannetmeyin!” ifadelerini kullanmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
23.05.2014
SökülencihazlarbasitmişSökülen cihazlar basitmiş
Başbakan'a da inceleme
Zaman
07.05.2014
11:34
Fethullah Gülen Hocaefendi hakkında soruşturma açtıran ihbar mailinde, esas şikayet edilen kişinin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan olduğu ortaya çıktı.Bugün Gazetesinden Güngör Ergünün haberine göre soruşturmanın sadece Hocaefendi’yi değil Başbakan Erdoğan’ı da kapsadığı belirlendi. Çünkü Hocaefendi’ye soruşturma için dayanak yapılan suç duyurusunda ilk sırada şikâyet edilen kişi Başbakan Erdoğan.Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın Fethullah Gülen Hocaefendi ile ilgili olarak başlattığı soruşturmanın perde arkasında önemli gelişmelerin yaşandığı öğrenildi. Başbakan Erdoğan’ın Fethullah Gülen’in ABD’den isteneceğini açıklamasının hemen ardından açılan soruşturma traji komik bir tabloyu gözler önüne serdi.Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun tarafından başlatılan soruşturmaya Cengiz Ordahan isimli Adapazarı’nda yaşayan eski bir askerin Başbakanlık İletişim Merkezi ile birlikte Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, siyasi partiler ve barolara yaptığı ihbar dayanak gösterildi.Hocaefendi’ye soruşturma için dayanak gösterilen ve 21 Mart 2014 tarihli ihbar mailinin içeriğinde esas şikayet edilen kişinin Başbakan Erdoğan olduğu ortaya çıktı. Mailde başbakana ve yargı mensuplarına ağza alınmayacak derecede seviyesiz hakaretler yer alırken “Hasta Ruh ve Zihin Sahibi” olarak nitelendirilen “Başbakan Erdoğan ve Yapılanmasının” bertaraf edilmesi isteniyor.BAŞBAKAN’A BAĞLI YAPILANMABu mail üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın sadece Fethullah Gülen ile değil Başbakan hakkında da inceleme başlattığı öğrenildi. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın bu şikayet üzerine fezleke düzenleyerek Adalet Bakanlığı aracılığıyla TBMM’ye göndermesi gerekiyor.Birçok suçtan da sabıkası olan eski asker Cengiz Ordahan’ın şikayetinin Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/51738 sayılı numarası üzerinden yürütüldüğü öğrenildi. Savcı Serdar Coşkun tarafından ihbar maili ve hükümete yakın gazetelerin Hocaefendi ve Hizmet Hareketi aleyhine yaptıkları haberlerin kupürlerinin eklenerek 9 Nisan 2014’te Ankara Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ne yazı yazıldığı belirtildi. Yazıda Cengiz Ordahan’ın ifadesinin alınması ve mailde belirtilen Fethullah Gülen yapılanmasında yer alan kişilerin kimler olduğunun tespit edilmesi istendi.Aynı mailde yer alan Başbakan Erdoğan ve yapılanmasında yer alan kişilerin tespiti ile ilgili, emniyete herhangi bir talimat verilip verilmediği merak ediliyor. Başbakan Erdoğan’ın anayasa gereği dokunulmazlığı bulunduğundan hakkında savcılığın soruşturma yetkisi bulunmuyor.Ancak mailde iddia edilen Başbakan Erdoğan’a bağlı yapılanmanın tamamının yasama dokunulmazlığının bulanmadığına dikkat çekilerek savcılığın bu konuda nasıl hareket edeceği merak ediliyor.ÇİFTE STANDART UYGULAMAİçinde ağır hakaretlerin yer aldığı bir maile dayanılarak Hocaefendi hakkında soruşturma yapılırken, aynı mailde daha büyük vurgu yapılan Başbakan Erdoğan hakkındaki iddiaların görmezden gelinmesi halinde çifte standart uygulandığı anlamına geleceği belirtiliyor.İşte skandal ihbar mailiKonusu: Hasta Ruh ve Zihin Sahibi Recep Tayyip ERDOĞAN ve Yapılanmasının BERTARAF edilmesiİçeriği: “Sayın yetkili, ilk olarak ekte bulunan satılık ve taraflı, hain, korkak ve dalkavuk yargı unsurlarından başlayarak kalemlerini kırmanız, hukuk adamı sıfatlarına yönelik diploma, sertifika, baro kayıtları, tüm kazanımlarını iptal ederek ve yok sayarak meslekten tart etmeniz, kendi içinizdeki aşağılık ve alçakları temizlemeniz, anayasa ve kanunların, hak ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı ve ülkenin elim, vahim, hazin ve tehlikeli gidişatına korkak ve satılık, hukuksuz ve adaletsiz yargının seyirci kalarak ağızlarından salyalar akıtan hırsız, korkak, sapık, şizofren, yobaz, cahil, zavallı sonu gelmiş bir şahsın memuriyet görevlerini ihmal ve inkar ile görevlerinizi kötüye kullanmanız suretiyle ülkeyi adeta oyuncağa çevirmesine izin vermenizden dolayı cesaret bulduğu haliyle Recep Tayyip Erdoğan, Fethullah Gülen ve şerefsiz tüm yapılanmasının, halkın bekası ve selameti adına halk için var edildiğiniz ve halka hizmetle vazifeli, sorumlu, yükümlü ve zorunlu olduğunuz, adaletin bir gün en çok sizlere (yargı erki) lazım olacağını ve yaşanan bugünlerin (acı, çile, dert, sıkıntı, ızdırap, stres) halk nazarında asla unutulmayacağını ve zamanı geldiğinde ayırım yapılmaksızın hukuk yoluyla herkese hesap sorulacağını da düşünerek derhal gereğinin bertaraf edilmelerini önemle rica ederim.”
Zaman
Ana Sayfa
07.05.2014
BaşbakanadaincelemeBaşbakana da inceleme
Zarrab'ın holdingi 360 TL vergi ödemiş
Zaman
07.05.2014
02:05
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 3 eski bakana milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanan İran asıllı işadamı Reza Zarrab’ın ortak olduğu şirketlerin geçen yıl ödedikleri vergileri açıkladı. Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin cari açığını ben kapattım diyordu. Listede adı var mı? Yok. Bunlar vergiyi Erdoğan’a yatırıyor. Elden, nakit, keş.” dedi.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında 17 Aralık soruşturmasında 3 eski bakana milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanan Reza Zarrab’ın ortağı olduğu şirketlerin geçen yıl ödedikleri vergi miktarlarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Buna göre, Zarrab’ın ortağı olduğu kuruluşlardan Royal Holding sadece 360 TL vergi öderken, Royal Denizcilik 7 milyon TL, Volgan Gıda 1,3 milyon TL, Safir Altın 1,9 milyon TL vergi ödedi. Zarrab’ın ortağı olduğu Royal Mobilya, Arca Otelcilik ve Are Havacılık şirketleri ise tek kuruş vergi ödememiş. CHP lideri, bu rakamları tek tek sıraladıktan sonra ekledi: “Ne diyordu Reza Zarrab; ‘Türkiye’nin cari açığını ben kapattım.’ diyordu. Listede adı var mı? Yok. Bunlar aslında vergi ödüyorlar ama vergi dairesine ödeyeceklerinden haberleri yok! Vergiyi paralel vergi dairesine, Erdoğan’a yatırıyorlar. Elden, nakit, keş…” CHP lideri, konuşmasında Ana-yasa’ya aykırı olarak kendisini ifade vermeye çağıran Savcı Mehmet Demir’e de sert çıktı. “Bir tetikçi savcı vardı, beni çağırmış. Aslında hiç üzülmedim de, gülüp geçtim. Benim merak ettiğim, bu savcıya diplomayı kim verdi?” diye soran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Cumhuriyet savcısına saygı duyarım ama Bilal’in savcısı olursa duymam. Araştırdık kim şikâyet etmiş diye, bir hırsız şikâyet etmiş! Deniz Feneri’ni hatırlıyorsunuz. Sonunda o savcıları çıkardılar. Burada da beni çıkaracağını sanıyor. Benim ifademi alacakmış bu savcı bozuntusu. Kim oluyorsun sen? Bir cumhuriyet savcıları var, bir de Erdoğan savcıları var. Sen değil; yanına Bilal Erdoğan’ı al, yetmezse babasını da al öyle gel. Gün ola harman ola, bunların hepsinin hesabı sorulacaktır.”SANSÜRÜN SORUMLUSU CEMİL ÇİÇEKÖnceki gün TBMM’deki 4 eski bakanla ilgili soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin görüşmelerin TBMM TV’den verilmemesi ve internet yayınının da kesilmeye çalışılmasını sert bir dille eleştiren CHP lideri Kılıçdaroğlu, bu olaydan Meclis Başkanı Cemil Çiçek’i sorumlu tuttu. Kılıçdaroğlu, “O raporlar soruşturma komisyonuna gelecek ve hepsini kamuoyuyla paylaşacağız. Halk bunları öğrenmesin diye Meclis TV’ye sansür getirdiler. Neden yasak getiriyorsunuz? Bunun sorumlusu, hiç kimse alınmasın TBMM’yi yöneten kişidir. Yani Cemil Çiçek’tir. Ben isterdim ki o bakanlar konuşunca Türkiye’deki herkes izlesin. Onlara da sansür getirdiler.” şeklinde konuştu. Meclis TV’nin yanı sıra TRT’nin de kendilerine sansür uyguladığını belirten Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde haber bültenlerinde partilere ayrılan süreleri YSK’nın verilerinden okudu: “22 Şubat ile 2 Mart arasında ekrana getirilen partilerle ilgili haberler: AKP 13 saat 12 dakika, CHP 45 dk, MHP 42 dk, BDP 2 dk. Sansür ruhlarına işlemiş. Bu TRT tarafsız mı? İktidar borazanlığı yapıyor. Firavunlara, hırsızlara, yolsuzluk yapanlara ortak olmayın. Vicdanınızın sesini dinleyin. Emin olun, o zaman demokrasi kazanacak.”
Zaman
Politika
07.05.2014
Zarrabınholdingi360TLvergiödemişZarrabın holdingi 360 TL vergi ödemiş
İslamoğlu: Hakkımda delil yok, dosya kapatılmış
Zaman
07.05.2014
02:05
Terör Örgütü Selam-Tevhit Kudüs Ordusu’na yönelik soruşturma kapsamında ifadeler alınmaya başlandı.Soruşturmayı yürüten İstanbul Cumhuriyet Savcısı İrfan Fidan, dosyaya ilişkin incelemesini tamamladıktan sonra bazı isimleri ifadeye çağırmıştı. Bu kapsamda dün yazar Mustafa İslamoğlu, gazeteci Hüsnü Mahalli, Hüseyin Avni Yazıcıoğlu ve oğlu Seccat Yazıcıoğlu, Çağlayan’daki İstanbul Adalet Sarayı’nda savcıya ifade verdi. İslamoğlu, daha sonra adliye önünde açıklama yaptı. Soruşturma kapsamında 2 bin 200 kişinin bulunduğunu iddia eden İslamoğlu, gazetecilerin “Bu sayıyı savcılık mı verdi?” sorusuna “Savcılar söylemedi ama dosyanın kapsamı bu.” dedi. “Sanık sayısı olarak 2 bin kişi mi telaffuz edildi?” şeklinde tekrarlanan soruyu İslamoğlu, “Dosyanın kapsamı bu, ama savcılık söylemedi.” diye cevapladı. İslamoğlu, “Selam terör örgütü kapsamında bizlerin de adının karıştırıldığı bir dosya açılmış. Bu dosyayı açan hakim ve savcılar ve dinlemeleri yapan emniyet mensupları hakkında zaten suç duyurusunda bulunmuştuk. Şimdi o dosya kapsamında ifade vermeye geldik.” dedi. Hakkındaki suçlamanın ne olduğu sorulan İslamoğlu, “Somut hiçbir şey yok. Sadece ve sadece dinlemeler var. Dinlemelerde de hiçbir suç tespit edilememiş. Onun için de sonlandırılmış.” şeklinde cevapladı. Selam soruşturması, şüphelilerden Hüseyin Avni Yazıcıoğlu’nun eşi Kamile Yazıcıoğlu’nun polise verdiği ifadelerle başlatılmıştı. Yazıcıoğlu, ifadesinde kocasının İran istihbaratına bağlı çalıştığını ihbar etmişti.
Zaman
Güncel
07.05.2014
İslamoğluHakkımdadelilyokdosyakapatılmışİslamoğlu Hakkımda delil yok dosya kapatılmış
Zarrab'ın holdingi 360 TL vergi ödemiş
Zaman
07.05.2014
02:05
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 3 eski bakana milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanan İran asıllı işadamı Reza Zarrab’ın ortak olduğu şirketlerin geçen yıl ödedikleri vergileri açıkladı. Kılıçdaroğlu, “Türkiye’nin cari açığını ben kapattım diyordu. Listede adı var mı? Yok. Bunlar vergiyi Erdoğan’a yatırıyor. Elden, nakit, keş.” dedi.CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında 17 Aralık soruşturmasında 3 eski bakana milyonlarca dolar rüşvet vermekle suçlanan Reza Zarrab’ın ortağı olduğu şirketlerin geçen yıl ödedikleri vergi miktarlarıyla ilgili açıklamalarda bulundu. Buna göre, Zarrab’ın ortağı olduğu kuruluşlardan Royal Holding sadece 360 TL vergi öderken, Royal Denizcilik 7 milyon TL, Volgan Gıda 1,3 milyon TL, Safir Altın 1,9 milyon TL vergi ödedi. Zarrab’ın ortağı olduğu Royal Mobilya, Arca Otelcilik ve Are Havacılık şirketleri ise tek kuruş vergi ödememiş. CHP lideri, bu rakamları tek tek sıraladıktan sonra ekledi: “Ne diyordu Reza Zarrab; ‘Türkiye’nin cari açığını ben kapattım.’ diyordu. Listede adı var mı? Yok. Bunlar aslında vergi ödüyorlar ama vergi dairesine ödeyeceklerinden haberleri yok! Vergiyi paralel vergi dairesine, Erdoğan’a yatırıyorlar. Elden, nakit, keş…” CHP lideri, konuşmasında Ana-yasa’ya aykırı olarak kendisini ifade vermeye çağıran Savcı Mehmet Demir’e de sert çıktı. “Bir tetikçi savcı vardı, beni çağırmış. Aslında hiç üzülmedim de, gülüp geçtim. Benim merak ettiğim, bu savcıya diplomayı kim verdi?” diye soran Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: “Cumhuriyet savcısına saygı duyarım ama Bilal’in savcısı olursa duymam. Araştırdık kim şikâyet etmiş diye, bir hırsız şikâyet etmiş! Deniz Feneri’ni hatırlıyorsunuz. Sonunda o savcıları çıkardılar. Burada da beni çıkaracağını sanıyor. Benim ifademi alacakmış bu savcı bozuntusu. Kim oluyorsun sen? Bir cumhuriyet savcıları var, bir de Erdoğan savcıları var. Sen değil; yanına Bilal Erdoğan’ı al, yetmezse babasını da al öyle gel. Gün ola harman ola, bunların hepsinin hesabı sorulacaktır.”SANSÜRÜN SORUMLUSU CEMİL ÇİÇEKÖnceki gün TBMM’deki 4 eski bakanla ilgili soruşturma komisyonu kurulmasına ilişkin görüşmelerin TBMM TV’den verilmemesi ve internet yayınının da kesilmeye çalışılmasını sert bir dille eleştiren CHP lideri Kılıçdaroğlu, bu olaydan Meclis Başkanı Cemil Çiçek’i sorumlu tuttu. Kılıçdaroğlu, “O raporlar soruşturma komisyonuna gelecek ve hepsini kamuoyuyla paylaşacağız. Halk bunları öğrenmesin diye Meclis TV’ye sansür getirdiler. Neden yasak getiriyorsunuz? Bunun sorumlusu, hiç kimse alınmasın TBMM’yi yöneten kişidir. Yani Cemil Çiçek’tir. Ben isterdim ki o bakanlar konuşunca Türkiye’deki herkes izlesin. Onlara da sansür getirdiler.” şeklinde konuştu. Meclis TV’nin yanı sıra TRT’nin de kendilerine sansür uyguladığını belirten Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde haber bültenlerinde partilere ayrılan süreleri YSK’nın verilerinden okudu: “22 Şubat ile 2 Mart arasında ekrana getirilen partilerle ilgili haberler: AKP 13 saat 12 dakika, CHP 45 dk, MHP 42 dk, BDP 2 dk. Sansür ruhlarına işlemiş. Bu TRT tarafsız mı? İktidar borazanlığı yapıyor. Firavunlara, hırsızlara, yolsuzluk yapanlara ortak olmayın. Vicdanınızın sesini dinleyin. Emin olun, o zaman demokrasi kazanacak.”
Zaman
Ana Sayfa
07.05.2014
Zarrabınholdingi360TLvergiödemişZarrabın holdingi 360 TL vergi ödemiş
Kılıçdaroğlu, Zarrab'ın ödediği vergi miktarını açıkladı
Zaman
06.05.2014
15:17
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz hafta açıklanan en çok vergi veren ilk 100 kişi arasında Reza Zarrabın olmamasına dikkat çekerek Zarrabın Türkiyenin cari açığını ben kapattım sözün hatırlattı. Kılıçdaroğlu, Zarraba ait şirketlerin ne kadar vergi verdiklerini açıkladı.Mart ayı vergi ayı listeye bakıyoruz. Bu iş adamları yok. havuzcular da yok. Türgevciler de yok. Bunlardan biri de Reza Zarrab. diyen Kılıçdaroğlu şu ifadeleri kullandı:Ne diyordu Türkiye’nin cari açığını ben kapattım diyordu. Listede adı var mı? Ama güzel bir şey yaptım. Zarrab’ın ortak olduğu şirketlerin ne kadar vergi verdiğini çıkarttım.Royal denizcilik 7 milyon.Royal Holding 360 liraVolgan Gıda 1 miylon 300 binSafir Altın 1 milyon 900 bin lira.Kroyal mobilya 0 verdiArca Otelcilik 0 vergiHavacılık şirketi 0 vergi.Bunlar aslında vergi ödüyorlar ama vergi dairesinden ödeyeceklerinden haberleri yok. Vergiyi paralel vergi dairesine Erdoğan’a yatırıyorlar. Elden nakit cash.Kılıçdaroğlu: Savcı bozuntusu, kim oluyorsun sen?TBMMde grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, kendisini ifadeye çağıran savcı hakkında sert ifadeler kullandı. Kılıçdaroğlu, Bir tetikçi savcı vardı. Benimle ilgili çağırmış. Gelsin ifadesini alacağım diye. Doğrusunu isterseniz hiç üzülmedim. Sadece gülüp geçtim. Benim merak ettiğim bu adamın hukuk diplomasını kim verdi? Bu adam gerçekten savcı mı değil mi? Cumhuriyet savcısını ben bilirim. Saygı gösteririm. Ama Bilalin savcısı olduğu yerde o savcı olmaktan artık çıkar. Arkadaşlarım araştırmış kim şikayet etmiş diye. Bir baktık bir hırsız şikayet etmiş. Hırsızın şikayeti ile savcı mı harekete geçer. Benim ifade mi alacakmış savcı bozuntusu. Kim oluyorsun sen? Bir Cumhuriyet savcıları bir de Erdoğan savcıları var. Bir namuslu savcılar var bir de namussuzluğunu yazan çizenler var. O savcıya sesleniyorum: Sen yetmezsen Bilali de, yetmezse dayısını, yetmezse amcasını, yetmezse babasını al gel karşıma.Rüşveti siz aldınız, paraları siz götürdünüzCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis TVnin dün yayın yapmamasına tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, Niye sansür, yasak getiriyorsunuz? Bunun sorumlusu TBMMyi yöneten kişidir. Yani Cemil Çiçektir. dedi.CHP, TBMMde haftalık grup toplantısını gerçekleştiriyor. Grup toplantısı öncesi partiye yeni katılanlara Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından parti rozetleri takıldı. Grup toplantısına, idam edilen Deniz Gezmişin yakınları da katıldı. Kılıçdaroğlu grup toplantısında yaptığı konuşmasına, idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarak başladı. Kılıçdaroğlu, Gezmiş ve arkadaşlarının unutulmayacağını söyledi.Siyasal idamların yanlışlığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu, Bugün dönüp geriye baktığımızda ne kadar büyük hatalar yaptığımızı görüyoruz. Aynı hataları tekrar etmemek hepimizin ortak görevi olmalıdır. Demokrasi temiz rejimdir. Yurttaşın hesap sorduğu rejimin adıdır. Olmazsa olmazı saydam bir rejimdir. diye konuştu.Dün Mecliste yapılan görüşmeleri hatırlatan Kılıçdaroğlu şunları söyledi: Rüşveti siz aldınız. Paraları siz götürdünüz. Darbeyi kim yaptı size? Dün Parlamentoda bunlar ayrıntıları ile görüşüldü. Önümüzdeki süreçte soruşturma komisyonlarında bunların tamamı görüşülecek. Bunları kamuoyu ile paylaşacağız ve göreceğiz. Halk bunları öğrenmesin diye Meclis TVye sansür getirdiler. Niye sansür yasak getiriyorsunuz? Bunun sorumlusu TBMMyi yöneten kişidir. Yani Cemil Çiçektir. Parlamentoyu halka kapatmak diye bir kavram olabilir mi? İnternet üzerinden yayını engellemeye çalışıyorsunuz. Bunlar bildiğimiz olaylar. Şu CHP neden hiç muhalefet yapmıyor diyorlar. Size ibret alınacak rakamları vereceğim. TRT ile ilgili YSK rakamları. 22 Şubat ile 2 Mart arasında ekrana getirilen partilerle ilgili haberler. AKP 13 saat 12 dakika. CHP 45 dk. MHP 42 dk. BDP 2 dk. Sansür ruhlarına işlemiş. Bu TRT tarafsız mı? İktidar borazanlığı yapıyor. Firavunlara, hırsızlara, yolsuzluk yapanlara ortak olmayın. Vicdanınızın sesini dinleyin. Emin olun o zaman demokrasi kazanacak.(CİHAN)
Zaman
Politika
06.05.2014
KılıçdaroğluZarrabınödediğivergimiktarınıaçıkladıKılıçdaroğlu Zarrabın ödediği vergi miktarını açıkladı
Kılıçdaroğlu, Zarrab'ın ödediği vergi miktarını açıkladı
Zaman
06.05.2014
15:13
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, geçtiğimiz hafta açıklanan en çok vergi veren ilk 100 kişi arasında Reza Zarrabın olmamasına dikkat çekerek Zarrabın Türkiyenin cari açığını ben kapattım sözün hatırlattı. Kılıçdaroğlu, Zarraba ait şirketlerin ne kadar vergi verdiklerini açıkladı. Mart ayı vergi ayı listeye bakıyoruz. Bu iş adamları yok. havuzcular da yok. Türgevciler de yok. Bunlardan biri de Reza Zarrab. diyen Kılıçdaroğlu şu ifadeleri kullandı:Ne diyordu Türkiye’nin cari açığını ben kapattım diyordu. Listede adı var mı? Ama güzel bir şey yaptım. Zarrab’ın ortak olduğu şirketlerin ne kadar vergi verdiğini çıkarttım.Royal denizcilik 7 milyon.Royal Holding 360 liraVolgan Gıda 1 miylon 300 binSafir Altın 1 milyon 900 bin lira.Kroyal mobilya 0 verdiArca Otelcilik 0 vergiHavacılık şirketi 0 vergi.Bunlar aslında vergi ödüyorlar ama vergi dairesinden ödeyeceklerinden haberleri yok. Vergiyi paralel vergi dairesine Erdoğan’a yatırıyorlar. Elden nakit cash.Kılıçdaroğlu: Savcı bozuntusu, kim oluyorsun sen?TBMMde grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, kendisini ifadeye çağıran savcı hakkında sert ifadeler kullandı. Kılıçdaroğlu, Bir tetikçi savcı vardı. Benimle ilgili çağırmış. Gelsin ifadesini alacağım diye. Doğrusunu isterseniz hiç üzülmedim. Sadece gülüp geçtim. Benim merak ettiğim bu adamın hukuk diplomasını kim verdi? Bu adam gerçekten savcı mı değil mi? Cumhuriyet savcısını ben bilirim. Saygı gösteririm. Ama Bilalin savcısı olduğu yerde o savcı olmaktan artık çıkar. Arkadaşlarım araştırmış kim şikayet etmiş diye. Bir baktık bir hırsız şikayet etmiş. Hırsızın şikayeti ile savcı mı harekete geçer. Benim ifade mi alacakmış savcı bozuntusu. Kim oluyorsun sen? Bir Cumhuriyet savcıları bir de Erdoğan savcıları var. Bir namuslu savcılar var bir de namussuzluğunu yazan çizenler var. O savcıya sesleniyorum: Sen yetmezsen Bilali de, yetmezse dayısını, yetmezse amcasını, yetmezse babasını al gel karşıma.Rüşveti siz aldınız, paraları siz götürdünüzCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis TVnin dün yayın yapmamasına tepki gösterdi. Kılıçdaroğlu, Niye sansür, yasak getiriyorsunuz? Bunun sorumlusu TBMMyi yöneten kişidir. Yani Cemil Çiçektir. dedi.CHP, TBMMde haftalık grup toplantısını gerçekleştiriyor. Grup toplantısı öncesi partiye yeni katılanlara Genel Başkan Kemal Kılıçdaroğlu tarafından parti rozetleri takıldı. Grup toplantısına, idam edilen Deniz Gezmişin yakınları da katıldı. Kılıçdaroğlu grup toplantısında yaptığı konuşmasına, idam edilen Deniz Gezmiş ve arkadaşlarını anarak başladı. Kılıçdaroğlu, Gezmiş ve arkadaşlarının unutulmayacağını söyledi.Siyasal idamların yanlışlığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu, Bugün dönüp geriye baktığımızda ne kadar büyük hatalar yaptığımızı görüyoruz. Aynı hataları tekrar etmemek hepimizin ortak görevi olmalıdır. Demokrasi temiz rejimdir. Yurttaşın hesap sorduğu rejimin adıdır. Olmazsa olmazı saydam bir rejimdir. diye konuştu.Dün Mecliste yapılan görüşmeleri hatırlatan Kılıçdaroğlu şunları söyledi: Rüşveti siz aldınız. Paraları siz götürdünüz. Darbeyi kim yaptı size? Dün Parlamentoda bunlar ayrıntıları ile görüşüldü. Önümüzdeki süreçte soruşturma komisyonlarında bunların tamamı görüşülecek. Bunları kamuoyu ile paylaşacağız ve göreceğiz. Halk bunları öğrenmesin diye Meclis TVye sansür getirdiler. Niye sansür yasak getiriyorsunuz? Bunun sorumlusu TBMMyi yöneten kişidir. Yani Cemil Çiçektir. Parlamentoyu halka kapatmak diye bir kavram olabilir mi? İnternet üzerinden yayını engellemeye çalışıyorsunuz. Bunlar bildiğimiz olaylar. Şu CHP neden hiç muhalefet yapmıyor diyorlar. Size ibret alınacak rakamları vereceğim. TRT ile ilgili YSK rakamları. 22 Şubat ile 2 Mart arasında ekrana getirilen partilerle ilgili haberler. AKP 13 saat 12 dakika. CHP 45 dk. MHP 42 dk. BDP 2 dk. Sansür ruhlarına işlemiş. Bu TRT tarafsız mı? İktidar borazanlığı yapıyor. Firavunlara, hırsızlara, yolsuzluk yapanlara ortak olmayın. Vicdanınızın sesini dinleyin. Emin olun o zaman demokrasi kazanacak.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
06.05.2014
KılıçdaroğluZarrabınödediğivergimiktarınıaçıkladıKılıçdaroğlu Zarrabın ödediği vergi miktarını açıkladı
Güler: Bir bakan hakkında cumhuriyet savcısının soruşturmaya yetkisi yok
Haber3
06.05.2014
02:59
Güler:

İçişleri eski bakanı Muammer Güler, “Bir bakan şüpheli olarak addedilemez. Bir bakan hakkında cumhuriyet savcısı soruşturma yapmaya yetkili değildir. Benim veremeyeceğim hiçbir hesap yoktur” iddiasında bulundu. TBMM Genel Kurulu, eski bakanlar...

Haber3
Son Dakika
06.05.2014
GülerBirbakanhakkındacumhuriyetsavcısınınsoruşturmayayetkisiyokGüler Bir bakan hakkında cumhuriyet savcısının soruşturmaya yetkisi yok
Gazete kupürleriyle yazılan 'dinleme iddianamesi' kabul edildi
Zaman
06.05.2014
02:12
Adana’da yasa dışı dinleme iddialarıyla ilgili gazete kupürleri gerekçe gösterilerek tutuklanan, 6 gün sonra da serbest bırakılan polislerin zanlı olduğu soruşturmanın iddianamesi kabul edildi.Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı S.K. ve Adana Cumhuriyet Savcısı Ş.U., T.İ., F.Y.’nin şikâyeti üzerine ‘yasa dışı dinlenme’ ile ilgili başlatılan soruşturma tamamlandı. Bu kapsamda şüpheliler emniyet müdürü İ.B., emniyet müdürü E.Y., emniyet amiri A.A., komiser F.M., polis memurları H.S., A.Ş., R.K., M.A. ve emekli polis başmemuru A.K., hakkında Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan kamu davası Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi.42 sayfalık iddianame hazırlayan Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Doğan, dinlemelerin sahte isimler ve suç uydurmak suretiyle bilerek, isteyerek ve sistemli şekilde yapıldığını öne sürüp, konuyla ilgili hâkim kararının eylemi suç olmaktan çıkarmadığını iddia etti. Şüphelilerden İ.B. ve E.Y.’nin avukatı İsa Ayanoğlu, soruşturma devam ederken, iddianame kabul edilmeden önce, metnin içeriğiyle ilgili bilgilerin bazı basın yayın organlarında yer almasına tepki gösterdi. Ayanoğlu, bu haberle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu ifade etti. İddianamede soruşturma aşamasında müvekkillerine sorulan sorulardan daha farklı bir suçlamanın olmadığını anlatan Ayanoğlu, şöyle devam etti: “Kamuoyunda soruşturmanın başladığı günden itibaren; hatta soruşturma başlamadan önce bazı haberlerin hazırlandığını görüyoruz, ‘paralel yapıya operasyon, paralel örgüt çökertildi, paralel örgütün inlerine girildi’ gibi haberler verildi. Şimdi ben onlara soruyorum; şu iddianamenin neresinde ‘paralel’ ifadesi geçiyor, neresinde örgüt, casusluk suçlaması var? Bırakın delili, iddianamede böyle bir şey yok. Maalesef yurt genelinde sanki bir örgüt varmış, müvekkiller sanki bu örgütün unsurlarıymış gibi yansıtılmaya çalışılıyor. ”
Zaman
Güncel
06.05.2014
GazetekupürleriyleyazılandinlemeiddianamesikabuledildiGazete kupürleriyle yazılan dinleme iddianamesi kabul edildi
Gazete kupürleriyle yazılan 'dinleme iddianamesi' kabul edildi
Zaman
06.05.2014
02:12
Adana’da yasa dışı dinleme iddialarıyla ilgili gazete kupürleri gerekçe gösterilerek tutuklanan, 6 gün sonra da serbest bırakılan polislerin zanlı olduğu soruşturmanın iddianamesi kabul edildi.Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı S.K. ve Adana Cumhuriyet Savcısı Ş.U., T.İ., F.Y.’nin şikâyeti üzerine ‘yasa dışı dinlenme’ ile ilgili başlatılan soruşturma tamamlandı. Bu kapsamda şüpheliler emniyet müdürü İ.B., emniyet müdürü E.Y., emniyet amiri A.A., komiser F.M., polis memurları H.S., A.Ş., R.K., M.A. ve emekli polis başmemuru A.K., hakkında Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan kamu davası Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi.42 sayfalık iddianame hazırlayan Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Doğan, dinlemelerin sahte isimler ve suç uydurmak suretiyle bilerek, isteyerek ve sistemli şekilde yapıldığını öne sürüp, konuyla ilgili hâkim kararının eylemi suç olmaktan çıkarmadığını iddia etti. Şüphelilerden İ.B. ve E.Y.’nin avukatı İsa Ayanoğlu, soruşturma devam ederken, iddianame kabul edilmeden önce, metnin içeriğiyle ilgili bilgilerin bazı basın yayın organlarında yer almasına tepki gösterdi. Ayanoğlu, bu haberle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu ifade etti. İddianamede soruşturma aşamasında müvekkillerine sorulan sorulardan daha farklı bir suçlamanın olmadığını anlatan Ayanoğlu, şöyle devam etti: “Kamuoyunda soruşturmanın başladığı günden itibaren; hatta soruşturma başlamadan önce bazı haberlerin hazırlandığını görüyoruz, ‘paralel yapıya operasyon, paralel örgüt çökertildi, paralel örgütün inlerine girildi’ gibi haberler verildi. Şimdi ben onlara soruyorum; şu iddianamenin neresinde ‘paralel’ ifadesi geçiyor, neresinde örgüt, casusluk suçlaması var? Bırakın delili, iddianamede böyle bir şey yok. Maalesef yurt genelinde sanki bir örgüt varmış, müvekkiller sanki bu örgütün unsurlarıymış gibi yansıtılmaya çalışılıyor. ”
Zaman
Ana Sayfa
06.05.2014
GazetekupürleriyleyazılandinlemeiddianamesikabuledildiGazete kupürleriyle yazılan dinleme iddianamesi kabul edildi
Gazete kupürleriyle başlatılan soruşturmanın iddianamesi kabul edildi
Zaman
06.05.2014
02:00
Adana’da yasa dışı dinleme iddialarıyla ilgili gazete kupürleri gerekçe gösterilerek tutuklanan, 6 gün sonra da serbest bırakılan polislerin zanlı olduğu soruşturmanın iddianamesi kabul edildi.Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı S.K. ve Adana Cumhuriyet Savcısı Ş.U., T.İ., F.Y.’nin şikâyeti üzerine ‘yasa dışı dinlenme’ ile ilgili başlatılan soruşturma tamamlandı. Bu kapsamda şüpheliler emniyet müdürü İ.B., emniyet müdürü E.Y., emniyet amiri A.A., komiser F.M., polis memurları H.S., A.Ş., R.K., M.A. ve emekli polis başmemuru A.K., hakkında Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan kamu davası Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi.42 sayfalık iddianame hazırlayan Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Doğan, dinlemelerin sahte isimler ve suç uydurmak suretiyle bilerek, isteyerek ve sistemli şekilde yapıldığını öne sürüp, konuyla ilgili hâkim kararının eylemi suç olmaktan çıkarmadığını iddia etti. Şüphelilerden İ.B. ve E.Y.’nin avukatı İsa Ayanoğlu, soruşturma devam ederken, iddianame kabul edilmeden önce, metnin içeriğiyle ilgili bilgilerin bazı basın yayın organlarında yer almasına tepki gösterdi. Ayanoğlu, bu haberle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu ifade etti. İddianamede soruşturma aşamasında müvekkillerine sorulan sorulardan daha farklı bir suçlamanın olmadığını anlatan Ayanoğlu, şöyle devam etti: “Kamuoyunda soruşturmanın başladığı günden itibaren; hatta soruşturma başlamadan önce bazı haberlerin hazırlandığını görüyoruz, ‘paralel yapıya operasyon, paralel örgüt çökertildi, paralel örgütün inlerine girildi’ gibi haberler verildi. Şimdi ben onlara soruyorum; şu iddianamenin neresinde ‘paralel’ ifadesi geçiyor, neresinde örgüt, casusluk suçlaması var? Bırakın delili, iddianamede böyle bir şey yok. Maalesef yurt genelinde sanki bir örgüt varmış, müvekkiller sanki bu örgütün unsurlarıymış gibi yansıtılmaya çalışılıyor. ”
Zaman
Güncel
06.05.2014
GazetekupürleriylebaşlatılansoruşturmanıniddianamesikabuledildiGazete kupürleriyle başlatılan soruşturmanın iddianamesi kabul edildi
Gazete kupürleriyle başlatılan soruşturmanın iddianamesi kabul edildi
Zaman
06.05.2014
02:00
Adana’da yasa dışı dinleme iddialarıyla ilgili gazete kupürleri gerekçe gösterilerek tutuklanan, 6 gün sonra da serbest bırakılan polislerin zanlı olduğu soruşturmanın iddianamesi kabul edildi.Adana 3. Ağır Ceza Mahkemesi Başkanı S.K. ve Adana Cumhuriyet Savcısı Ş.U., T.İ., F.Y.’nin şikâyeti üzerine ‘yasa dışı dinlenme’ ile ilgili başlatılan soruşturma tamamlandı. Bu kapsamda şüpheliler emniyet müdürü İ.B., emniyet müdürü E.Y., emniyet amiri A.A., komiser F.M., polis memurları H.S., A.Ş., R.K., M.A. ve emekli polis başmemuru A.K., hakkında Adana Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan kamu davası Adana 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kabul edildi.42 sayfalık iddianame hazırlayan Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Doğan, dinlemelerin sahte isimler ve suç uydurmak suretiyle bilerek, isteyerek ve sistemli şekilde yapıldığını öne sürüp, konuyla ilgili hâkim kararının eylemi suç olmaktan çıkarmadığını iddia etti. Şüphelilerden İ.B. ve E.Y.’nin avukatı İsa Ayanoğlu, soruşturma devam ederken, iddianame kabul edilmeden önce, metnin içeriğiyle ilgili bilgilerin bazı basın yayın organlarında yer almasına tepki gösterdi. Ayanoğlu, bu haberle ilgili suç duyurusunda bulunduğunu ifade etti. İddianamede soruşturma aşamasında müvekkillerine sorulan sorulardan daha farklı bir suçlamanın olmadığını anlatan Ayanoğlu, şöyle devam etti: “Kamuoyunda soruşturmanın başladığı günden itibaren; hatta soruşturma başlamadan önce bazı haberlerin hazırlandığını görüyoruz, ‘paralel yapıya operasyon, paralel örgüt çökertildi, paralel örgütün inlerine girildi’ gibi haberler verildi. Şimdi ben onlara soruyorum; şu iddianamenin neresinde ‘paralel’ ifadesi geçiyor, neresinde örgüt, casusluk suçlaması var? Bırakın delili, iddianamede böyle bir şey yok. Maalesef yurt genelinde sanki bir örgüt varmış, müvekkiller sanki bu örgütün unsurlarıymış gibi yansıtılmaya çalışılıyor. ”
Zaman
Ana Sayfa
06.05.2014
GazetekupürleriylebaşlatılansoruşturmanıniddianamesikabuledildiGazete kupürleriyle başlatılan soruşturmanın iddianamesi kabul edildi
Kılıçdaroğlu’nu Bilal Erdoğan şikayet etmiş
Zaman
01.05.2014
02:03
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun şüpheli sıfatı ile ifadeye çağrılmasına neden olan şikâyetin sahibinin, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan olduğu ortaya çıktı. Söz konusu soruşturmanın ‘hakaret’ iddiasıyla başlatıldığı öğrenildi. Bu arada CHP, Savcı Mehmet Demir’i HSYK’ya şikâyet etti.CHP liderini ifadeye çağırma skandalına Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın adı karıştı. Edinilen bilgiye göre Kılıçdaroğlu’nun ifadeye çağrılmasına ilişkin soruşturma, Bilal Erdoğan’ın şikâyeti üzerine başlatıldı. Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun 18 Ocak 2014’te Amasya’da yaptığı konuşma nedeniyle 24 Ocak 2014’te avukatı aracılığıyla şikâyette bulunduğu öğrenildi. Söz konusu konuşmada Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’a yönelik olarak, “Zaten çete başı sensin kardeşim. Sen ne söylediysen oğlun onu yapmış. Senin oğlunun ne ayrıcalığı var? Senin oğlunun ayrıcalığı, rüşvetleri toplama merkezinin başkanı olması.” ifadelerini kullanmıştı. Bu arada CHP, söz konusu savcıyı HSYK’ya şikâyet etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan imzasıyla yapılan başvuruda, Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/11696 soruşturma numaralı soruşturmasında görevli Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir tarafından yürütülmekte olan bir soruşturma ile ilgili olarak şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldığı hatırlatıldı. Başvuruda, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekilidir. Gönderilen çağrı kâğıdı, Anayasa’nın 83. maddesine açıkça aykırıdır. Anayasa’nın bu maddesi hakkında suç isnadı bulunan parlamento mensupları hakkında işletilecek usulü belirlemiştir. Suçun varlığına ilişkin kanaati bulunan savcılık makamının durumu TBMM Başkanlığı’na bildirmesi gerekmektedir.” denildi. CHP lideri hakkında soruşturma yürütülmesi ve buna ilişkin ifadeye çağrısının Anayasa’ya ve Adalet Bakanlığı iç genelgelerine aykırı olduğu belirtildi. CHP Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi, Savcı Mehmet Demir’in anayasa suçu işlediğini söyledi. TBMM’de Parlamento Muhabirleri Derneği’nin resepsiyonuna katılan Hamzaçebi, burada gazetecilerin sorularını cevapladı. Hamzaçebi, “Dosyanın şikâyetçisinin kimliği ortaya çıktığında bu işlemin sehven olmanın çok ötesinde bilinerek yapılan bir işlem olduğu kanaati bende oluşmuştur. Kılıçdaroğlu herkes gibi, her milletvekili gibi yasama dokunulmazlığına sahip bir kişidir. Yasama dokunulmazlığına sahip olan bir kişi hakkında cumhuriyet savcılarının doğrudan onları ifade vermeye davet etmesi mümkün değildir. Bunu bütün savcılar bilir. Şikâyetçinin kimliği ile Kılıçdaroğlu’nu yan yana getirince bunun sehven yapılmadığını düşünüyorum. Anılan savcı suç işlemiştir. Tarafsız yargı bu suçu işleyenler hakkında gereğini yapacaktır.” dedi.SAVCI DEMİR, 17 aralık soruşturmasına karşı, direnmeye çağırmıştıKemal Kılıçdaroğlu’nun şüpheli sıfatı ile ifadeye çağrıldığına yönelik haberlerin basında yer alması ile yazılı bir açıklama yapan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kılıçdaroğlu’nun ‘sehven’ ifadeye çağrıldığını duyurmuş ancak şikâyetçinin kim olduğu konusunda bilgi vermemişti. Başsavcılık soruşturma dosyasını, Kılıçdaroğlu’nu ifadeye çağıran Savcı Mehmet Demir’den alarak Başsavcı Vekili Ali Cengiz Hacıosmanoğlu’na vermişti. Mehmet Demir, daha önce havuz medyasına verdiği mülakatlarla tanınıyor. Aktif olarak görevde olmasına rağmen mevcut soruşturmalar hakkında yorum yapmaktan çekinmeyen Demir, söz konusu mülakatlarda, 17 Aralık operasyonunu hükümete karşı bir darbe girişimi olarak değerlendiriyordu. Yargının tarafsızlığı ilkesini yok sayan Demir, bununla da yetinmemiş, hakim ve savcılara da ‘darbeye karşı direnin’ çağrısı yapmıştı.
Zaman
Politika
01.05.2014
Kılıçdaroğlu’nuBilalErdoğanşikayetetmişKılıçdaroğlu’nu Bilal Erdoğan şikayet etmiş
Kılıçdaroğlu’nu Bilal Erdoğan şikayet etmiş
Zaman
01.05.2014
02:03
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun şüpheli sıfatı ile ifadeye çağrılmasına neden olan şikâyetin sahibinin, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan olduğu ortaya çıktı. Söz konusu soruşturmanın ‘hakaret’ iddiasıyla başlatıldığı öğrenildi. Bu arada CHP, Savcı Mehmet Demir’i HSYK’ya şikâyet etti.CHP liderini ifadeye çağırma skandalına Başbakan Tayyip Erdoğan’ın oğlu Bilal Erdoğan’ın adı karıştı. Edinilen bilgiye göre Kılıçdaroğlu’nun ifadeye çağrılmasına ilişkin soruşturma, Bilal Erdoğan’ın şikâyeti üzerine başlatıldı. Erdoğan’ın, Kılıçdaroğlu’nun 18 Ocak 2014’te Amasya’da yaptığı konuşma nedeniyle 24 Ocak 2014’te avukatı aracılığıyla şikâyette bulunduğu öğrenildi. Söz konusu konuşmada Kılıçdaroğlu, Başbakan Erdoğan’a yönelik olarak, “Zaten çete başı sensin kardeşim. Sen ne söylediysen oğlun onu yapmış. Senin oğlunun ne ayrıcalığı var? Senin oğlunun ayrıcalığı, rüşvetleri toplama merkezinin başkanı olması.” ifadelerini kullanmıştı. Bu arada CHP, söz konusu savcıyı HSYK’ya şikâyet etti. CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan imzasıyla yapılan başvuruda, Kılıçdaroğlu’nun İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2014/11696 soruşturma numaralı soruşturmasında görevli Cumhuriyet Savcısı Mehmet Demir tarafından yürütülmekte olan bir soruşturma ile ilgili olarak şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrıldığı hatırlatıldı. Başvuruda, “Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, CHP Genel Başkanı ve İstanbul milletvekilidir. Gönderilen çağrı kâğıdı, Anayasa’nın 83. maddesine açıkça aykırıdır. Anayasa’nın bu maddesi hakkında suç isnadı bulunan parlamento mensupları hakkında işletilecek usulü belirlemiştir. Suçun varlığına ilişkin kanaati bulunan savcılık makamının durumu TBMM Başkanlığı’na bildirmesi gerekmektedir.” denildi. CHP lideri hakkında soruşturma yürütülmesi ve buna ilişkin ifadeye çağrısının Anayasa’ya ve Adalet Bakanlığı iç genelgelerine aykırı olduğu belirtildi. CHP Grup Başkan Vekili Akif Hamzaçebi, Savcı Mehmet Demir’in anayasa suçu işlediğini söyledi. TBMM’de Parlamento Muhabirleri Derneği’nin resepsiyonuna katılan Hamzaçebi, burada gazetecilerin sorularını cevapladı. Hamzaçebi, “Dosyanın şikâyetçisinin kimliği ortaya çıktığında bu işlemin sehven olmanın çok ötesinde bilinerek yapılan bir işlem olduğu kanaati bende oluşmuştur. Kılıçdaroğlu herkes gibi, her milletvekili gibi yasama dokunulmazlığına sahip bir kişidir. Yasama dokunulmazlığına sahip olan bir kişi hakkında cumhuriyet savcılarının doğrudan onları ifade vermeye davet etmesi mümkün değildir. Bunu bütün savcılar bilir. Şikâyetçinin kimliği ile Kılıçdaroğlu’nu yan yana getirince bunun sehven yapılmadığını düşünüyorum. Anılan savcı suç işlemiştir. Tarafsız yargı bu suçu işleyenler hakkında gereğini yapacaktır.” dedi.SAVCI DEMİR, 17 aralık soruşturmasına karşı, direnmeye çağırmıştıKemal Kılıçdaroğlu’nun şüpheli sıfatı ile ifadeye çağrıldığına yönelik haberlerin basında yer alması ile yazılı bir açıklama yapan İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, Kılıçdaroğlu’nun ‘sehven’ ifadeye çağrıldığını duyurmuş ancak şikâyetçinin kim olduğu konusunda bilgi vermemişti. Başsavcılık soruşturma dosyasını, Kılıçdaroğlu’nu ifadeye çağıran Savcı Mehmet Demir’den alarak Başsavcı Vekili Ali Cengiz Hacıosmanoğlu’na vermişti. Mehmet Demir, daha önce havuz medyasına verdiği mülakatlarla tanınıyor. Aktif olarak görevde olmasına rağmen mevcut soruşturmalar hakkında yorum yapmaktan çekinmeyen Demir, söz konusu mülakatlarda, 17 Aralık operasyonunu hükümete karşı bir darbe girişimi olarak değerlendiriyordu. Yargının tarafsızlığı ilkesini yok sayan Demir, bununla da yetinmemiş, hakim ve savcılara da ‘darbeye karşı direnin’ çağrısı yapmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
01.05.2014
Kılıçdaroğlu’nuBilalErdoğanşikayetetmişKılıçdaroğlu’nu Bilal Erdoğan şikayet etmiş
Savcı, ihmalden ölüm iddiasını haklı buldu, doktor iki yılla yargılanacak
Zaman
24.04.2014
02:07
Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde görevli doktor E.D. hakkında 28 yaşındaki Gülseren Dağtekin’in ölümüne neden olduğu iddiasıyla 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açıldı.32 yaşındaki Zeki Dağtekin, 6 Haziran 2012 günü, eşi 1 çocuk annesi Gülseren Dağtekin’i ayağındaki şişlik şikayetiyle Adana Numune Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdü. İddiaya göre, hastaneye ayağının üzerine basamayacak kadar kötü durumda giden kadın, kan pıhtılaşması hastalığı olduğunu, kendisiyle ilgilenen doktor E.D.’ye söyledi. Ancak kadın, ağrı kesici yapılarak taburcu edildi. Acil servisten çıkarken, Gülseren Dağtekin’in ayağının üzerine basamadığını gören doktor E.D., genç kadını sedyeye yatırdı. Çağırdığı beyin cerrahi uzmanının tekrar muayene ettiği genç kadına, ‘bir şeyin yok’ denilerek eve gönderildi. Ancak fenalaşınca götürüldüğü Başkent Üniversitesi Yüreğir Hastanesi’nde tedaviye alınan Dağtekin, 11 Haziran’da öldü. Zeki Dağtekin, doktor E.D. hakkında gerekli müdahaleyi yapmadığı iddiasıyla suç duyurusunda bulundu. Olayla ilgili soruşturma başlatan cumhuriyet savcısı, Doktor E.D. hakkında ‘görevi ihmal’ suçundan 2 yıla kadar hapis cezası istemiyle dava açtı. İddiaları kabul etmeyen doktorun yargılamasına Adana 6. Asliye Ceza Mah-kemesi’nde başlandı.
Zaman
Güncel
24.04.2014
SavcıihmaldenölümiddiasınıhaklıbuldudoktorikiyıllayargılanacakSavcı ihmalden ölüm iddiasını haklı buldu doktor iki yılla yargılanacak
MERHABA ESKİ TÜRKİYE!
Zaman
16.03.2014
02:20
Tutukluluk sürelerinin 5 yılla sınırlandırılmasının ardından Ergenekon sanıklarına görünen tahliye yolu, “Adil yargılanma hakkı sağlanamıyor mu, tutukluluk süreleri çok mu uzun, tahliyeler beraat simgesi mi?” gibi soruları da beraberinde getirdi. Peki bundan sonra ne olacak?“Vatanım için, yattığım günleri Atatürk’ün çizdiği yolda bir nöbet olarak kabul ediyorum. Nöbetime dışarıda devam edeceğim. Dava diye bir şey yok artık. Bundan sonra Türkiye’yi buraya getirmek için, bu vatanseverleri, bu yiğit insanları, bu bayrağı için, vatanı için şehit olmayı göze alan insanları buraya tıktılar.”Ergenekon davası kapsamında tutuklandığında davanın ilk savcısı Zekeriya Öz’e hitaben “İstesem, 1-2 ayda tüm isimleri buraya getiririm” diyen Veli Küçük, 7 yıl sonra Silivri Cezaevi’nden çıkarken yaşadıklarını ‘bir nöbet’ olarak niteledi.Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı suç örgütü olarak nitelenen ve faili meçhullerden darbe girişimlerine, Danıştay saldırısından suikast emirlerine kadar uzanan bir yapılanmaya işaret eden Ergenekon davası sanıkları tutukluluk süresini beş yıla indiren düzenlemeyle tahliye edildi.Aralarında ağırlaştırılmış ömür boyu müebbet cezası alan ve kararı Yargıtay’da bekleyenlerin de bulunduğu sanıkların tahliyesi, beraberinde soru işaretlerini de getiriyor. Uzun süren mahkemeler boyunca devam eden tutukluluklar hukukçuların ve insan hakları savunucularının eleştirisi altındayken, salıverilmeleri masumiyet ispatı olarak görüp davayı geçersiz sayanlar da var. Bırakılanlar arasında Malatya Zirve Katliamı davası sanıklarının da oluşu, “Toplumda hassasiyet yaratan davaların sanıkları için nasıl bir prosedür izlenmeli?” sorusunu da beraberinde getiriyor.Bir yanda Ergenekon davasının Türkiye demokrasi pratiğinin en önemli sınavı olduğuna inananlar, bir yanda hem örgütün ortaya çıkması gerektiğini hem davanın hak ve özgürlüklere uygun çerçevede yürütülmesi gerektiğini savunanlar, bir yanda başından itibaren böyle bir örgütün olmadığını ve davanın siyasî olduğunu iddia edenler... “Şimdi ne olacak?” sorusunu hukukçu Orhan Kemal Cengiz’le Ümit Kardaş’a ve gazeteci Faruk Mercan’a yönelttik.Adalette dengeyi bir türlü bulamadıkOrhan Kemal Cengiz: Ergenekon dünyasıyla da barış imzalandı ve “Paralel yapı Ergenekoncular kadar bizi de mağdur etti” dendi. Bu tahliyeleri küçük bir bedel olarak saydılar. Kendilerince cendere olarak gördükleri süreçten kurtulmak, Özel Yetkili Mahkemelere sınırlama getirmek ve Kemalist kesimden destek görmek amacıyla bu sürecin önü açıldı ama toplum vicdanını kanatacak bir durum oluştu.Zirve Katliamı, Ergenekon, Hrant Dink suikasti failleri dışarı çıkmış oldu. Uzun tutukluluk süreleri önemli bir sorun ama bu düzenleme mesela KCK tutuklularına yaramadı. Hükümet neye niyet ettiyse ona yaradı. Türkiye’deki adalet sisteminde insanları sonuna kadar yargılama eğilimi var. Bir soruşturma sürerken hakkında belli düzeyde delil bulunan isim tutuklanır. Adaletin terazisinde dengeyi bir türlü bulamıyoruz. O kadar alelacele bir düzenleme yapıldı ki, Malatya sanıklarına bile elektronik kelepçe takmak 2 gün sonra akıllarına geldi. Bundan sonra huzursuzluk var. İnsanların salıverilmesiyle davaya duyulan güven kırıldı. Çıkanların “Biz suçlu olsak salıverilmezdik, bu masumiyet karinesinin ispatıdır.” söylemi de bunu pekiştirdi. Ergenekon gibi kamu gücü kullanan örgütlerde güçlü bir savcılık ve hakimlik sistemi şart. Bir şeyi yaparken başka şeyleri yıkıyoruz. Özellikle organize suçlarla mücadele etmek için özel yetkili mahkemelere ihtiyacımız yok ama güçlü savcılık bürolarına ve uzmanlaşmış savcılara ihtiyacımız var. Yapılan düzenlemelerle eskiye dönme ihtimalimiz var.Yargıtay aşamasında suçsuzlar algısı değişecekFaruk Mercan: Ergenekon davası 2007 yılında ‘Türk gladyosu davası’ olarak başladı. Emsalleri İtalya, Belçika, Yunanistan’da vardı. Mesela İtalya’da gladyonun çözülmesi o zamanki savcıların Genelkurmay arşivlerine girmesiyle mümkün olmuştu. Bizde bu hiç mümkün olmadı. Kozmik odaya sadece ‘izin verilen ölçüde’ yıllar sonra girilebildi. Genelkurmay’ın ve MİT’in direnişlerine rağmen. Her iki kurum da savcıya ve mahkemelere gönderdikleri bilgilendirmelerde Ergenekon’la ilgili bir belge olmadığını söylediler.Buna rağmen Ergenekon savcıları çalışmalarını sürdürdüler. Olay bir noktadan sonra Türk gladyosundan ziyade darbe davasına dönüştü. 2008’den itibaren darbe teşebbüsleri arttı, 27 Nisan, Danıştay suikastı, AK Parti kapatma davası, Cumhuriyet mitingleri hükümeti devirmeye yönelik davalardı. Eğer Ergenekon davası olmasaydı hem AK Parti kapatılacak hem darbe yolu açılacaktı. Şamil Tayyar’ın ifadesiyle 15-20 suikast, 5 darbe atlattık. AK Parti davay
Zaman
En Çok Okunan
16.03.2014
MERHABAESKİTÜRKİYEMERHABA ESKİ TÜRKİYE
MERHABA ESKİ TÜRKİYE!
Zaman
16.03.2014
02:01
Tutukluluk sürelerinin 5 yılla sınırlandırılmasının ardından Ergenekon sanıklarına görünen tahliye yolu, “Adil yargılanma hakkı sağlanamıyor mu, tutukluluk süreleri çok mu uzun, tahliyeler beraat simgesi mi?” gibi soruları da beraberinde getirdi. Peki bundan sonra ne olacak?“Vatanım için, yattığım günleri Atatürk’ün çizdiği yolda bir nöbet olarak kabul ediyorum. Nöbetime dışarıda devam edeceğim. Dava diye bir şey yok artık. Bundan sonra Türkiye’yi buraya getirmek için, bu vatanseverleri, bu yiğit insanları, bu bayrağı için, vatanı için şehit olmayı göze alan insanları buraya tıktılar.”Ergenekon davası kapsamında tutuklandığında davanın ilk savcısı Zekeriya Öz’e hitaben “İstesem, 1-2 ayda tüm isimleri buraya getiririm” diyen Veli Küçük, 7 yıl sonra Silivri Cezaevi’nden çıkarken yaşadıklarını ‘bir nöbet’ olarak niteledi.Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı suç örgütü olarak nitelenen ve faili meçhullerden darbe girişimlerine, Danıştay saldırısından suikast emirlerine kadar uzanan bir yapılanmaya işaret eden Ergenekon davası sanıkları tutukluluk süresini beş yıla indiren düzenlemeyle tahliye edildi.Aralarında ağırlaştırılmış ömür boyu müebbet cezası alan ve kararı Yargıtay’da bekleyenlerin de bulunduğu sanıkların tahliyesi, beraberinde soru işaretlerini de getiriyor. Uzun süren mahkemeler boyunca devam eden tutukluluklar hukukçuların ve insan hakları savunucularının eleştirisi altındayken, salıverilmeleri masumiyet ispatı olarak görüp davayı geçersiz sayanlar da var. Bırakılanlar arasında Malatya Zirve Katliamı davası sanıklarının da oluşu, “Toplumda hassasiyet yaratan davaların sanıkları için nasıl bir prosedür izlenmeli?” sorusunu da beraberinde getiriyor.Bir yanda Ergenekon davasının Türkiye demokrasi pratiğinin en önemli sınavı olduğuna inananlar, bir yanda hem örgütün ortaya çıkması gerektiğini hem davanın hak ve özgürlüklere uygun çerçevede yürütülmesi gerektiğini savunanlar, bir yanda başından itibaren böyle bir örgütün olmadığını ve davanın siyasî olduğunu iddia edenler... “Şimdi ne olacak?” sorusunu hukukçu Orhan Kemal Cengiz’le Ümit Kardaş’a ve gazeteci Faruk Mercan’a yönelttik.Adalette dengeyi bir türlü bulamadıkOrhan Kemal Cengiz: Ergenekon dünyasıyla da barış imzalandı ve “Paralel yapı Ergenekoncular kadar bizi de mağdur etti” dendi. Bu tahliyeleri küçük bir bedel olarak saydılar. Kendilerince cendere olarak gördükleri süreçten kurtulmak, Özel Yetkili Mahkemelere sınırlama getirmek ve Kemalist kesimden destek görmek amacıyla bu sürecin önü açıldı ama toplum vicdanını kanatacak bir durum oluştu.Zirve Katliamı, Ergenekon, Hrant Dink suikasti failleri dışarı çıkmış oldu. Uzun tutukluluk süreleri önemli bir sorun ama bu düzenleme mesela KCK tutuklularına yaramadı. Hükümet neye niyet ettiyse ona yaradı. Türkiye’deki adalet sisteminde insanları sonuna kadar yargılama eğilimi var. Bir soruşturma sürerken hakkında belli düzeyde delil bulunan isim tutuklanır. Adaletin terazisinde dengeyi bir türlü bulamıyoruz. O kadar alelacele bir düzenleme yapıldı ki, Malatya sanıklarına bile elektronik kelepçe takmak 2 gün sonra akıllarına geldi. Bundan sonra huzursuzluk var. İnsanların salıverilmesiyle davaya duyulan güven kırıldı. Çıkanların “Biz suçlu olsak salıverilmezdik, bu masumiyet karinesinin ispatıdır.” söylemi de bunu pekiştirdi. Ergenekon gibi kamu gücü kullanan örgütlerde güçlü bir savcılık ve hakimlik sistemi şart. Bir şeyi yaparken başka şeyleri yıkıyoruz. Özellikle organize suçlarla mücadele etmek için özel yetkili mahkemelere ihtiyacımız yok ama güçlü savcılık bürolarına ve uzmanlaşmış savcılara ihtiyacımız var. Yapılan düzenlemelerle eskiye dönme ihtimalimiz var.Yargıtay aşamasında suçsuzlar algısı değişecekFaruk Mercan: Ergenekon davası 2007 yılında ‘Türk gladyosu davası’ olarak başladı. Emsalleri İtalya, Belçika, Yunanistan’da vardı. Mesela İtalya’da gladyonun çözülmesi o zamanki savcıların Genelkurmay arşivlerine girmesiyle mümkün olmuştu. Bizde bu hiç mümkün olmadı. Kozmik odaya sadece ‘izin verilen ölçüde’ yıllar sonra girilebildi. Genelkurmay’ın ve MİT’in direnişlerine rağmen. Her iki kurum da savcıya ve mahkemelere gönderdikleri bilgilendirmelerde Ergenekon’la ilgili bir belge olmadığını söylediler.Buna rağmen Ergenekon savcıları çalışmalarını sürdürdüler. Olay bir noktadan sonra Türk gladyosundan ziyade darbe davasına dönüştü. 2008’den itibaren darbe teşebbüsleri arttı, 27 Nisan, Danıştay suikastı, AK Parti kapatma davası, Cumhuriyet mitingleri hükümeti devirmeye yönelik davalardı. Eğer Ergenekon davası olmasaydı hem AK Parti kapatılacak hem darbe yolu açılacaktı. Şamil Tayyar’ın ifadesiyle 15-20 suikast, 5 darbe atlattık. AK Parti davay
Zaman
Ana Sayfa
16.03.2014
MERHABAESKİTÜRKİYEMERHABA ESKİ TÜRKİYE
32 yıl hapsi istenen Fatih Belediye Başkanı’na takipsizlik
Zaman
15.03.2014
02:07
Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk, rüşvet ve karapara aklama soruşturmaları kapsamında hazırlanan ilk iddianame tamamlandı.Soruşturmaya sonradan atanan Savcı Ekrem Aydıner tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianamede Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in de aralarında olduğu 100 kişi hakkında takipsizlik kararı verilmesi dikkat çekti. Soruşturmanın ilk savcısı Celal Kara, soruşturmayı büyük oranda tamamlamış, iddianameyi yazmaya başlamıştı. Dosyaya sonradan atanan Savcı Ekrem Aydıner tarafından çöpe atılan Celal Kara’nın yazdığı iddianamede Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir hakkında ‘Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu’na muhalefet’, ‘usulsüz imar izni vermek’ suçlarından 32 yıla kadar hapis cezası istenmişti. Ancak Savcı Aydıner, yazdığı iddianamede, Demir hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcı Celal Kara, Mustafa Demir’i tutuklanması talebi ile mahkemeye sevk etmişti. 17 Aralık 2013’te operasyonlara dönüşen, şüphelileri arasında Fatih Belediyesi çalışanlarının da bulunduğu soruşturma 3 ay sonra tamamlandı. Soruşturmayı yürüten Ekrem Aydıner’in hazırladığı iddianame onay için Başsavcı Vekili Orhan Kapıcı’ya sunuldu. Başsavcı Vekili Kapıcı’nın onaylamasının ardından iddianame İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Yaklaşık 100 şüpheli hakkında takipsizlik kararı verilen iddianamede 31 şüpheli yer aldı. Şüphelilere “rüşvet almak, vermek”, “resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme”, “2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in avukatı Turgut Yenilmez, iddianamede 31 şüphelinin yer aldığını ve Mustafa Demir’in kardeşi Sebahattin Demir’in haricindeki şüphelilerin “yetkili olmadığı halde menfaat temin etmek” suçundan yargılanmasının talep edildiğini söyledi. Sebahattin Demir hakkında ise “Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet” suçundan cezalandırılma talep edildiğini ifade eden avukat Yenilmez, Mustafa Demir’in de aralarında bulunduğu 100 kişi hakkında ise savcılığın takipsizlik kararı verdiğini belirtti.
Zaman
Güncel
15.03.2014
32yılhapsiistenenFatihBelediyeBaşkanı’natakipsizlik32 yıl hapsi istenen Fatih Belediye Başkanı’na takipsizlik
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
14.03.2014
02:33
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
En Çok Okunan
14.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
14.03.2014
02:05
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Güncel
14.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
14.03.2014
02:05
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
14.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte hepsi yargılanacaktır
Zaman
13.03.2014
22:50
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
GelecektehepsiyargılanacaktırGelecekte hepsi yargılanacaktır
Gelecekte hepsi yargılanacaktır
Zaman
13.03.2014
22:50
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
GelecektehepsiyargılanacaktırGelecekte hepsi yargılanacaktır
Gelecekte yargılanacaklar ve mahkûm olacaklar
Zaman
13.03.2014
22:40
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
GelecekteyargılanacaklarvemahkûmolacaklarGelecekte yargılanacaklar ve mahkûm olacaklar
Gelecekte yargılanacak, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
13.03.2014
22:32
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
GelecekteyargılanacakhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacak hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte yargılanacaklar ve mahkûm olacaklar
Zaman
13.03.2014
22:32
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
GelecekteyargılanacaklarvemahkûmolacaklarGelecekte yargılanacaklar ve mahkûm olacaklar
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
13.03.2014
22:26
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
13.03.2014
22:26
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
SKANDAL! Yeni savcılar, iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
Zaman
27.02.2014
22:34
Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu soruşturmaya sonradan atanan 3 Cumhuriyet Savcısının, yasaya rağmen 15 Aralık 2013 tarihinden sonraki iletişim tespit tutanaklarının imhasını Emniyete emrettikleri ortaya çıktı. Ceza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayı gerekiyor.Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu 25 Aralık soruşturmasına bakan savcı Muammer Akkaşın görevden alınmasından sonra dosyaya atanan 3 yeni soruşturma savcısı, emniyete 8 Ocak 2014 tarihinde yazılı bir talimat gönderdi. Talimat yazısının altında Cumhuriyet Savcıları İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların imzası bulunuyor.Yazıda, Emniyet Müdürlüğünün soruşturmaya ilişkin 15 Aralık 2013te fezleke hazırlandığı ve savcılığa teslim ettiği belirtildi. Ardından da fezlekenin hazırlandığı tarihten sonraki telefon dinleme, iletişimin tespiti ve fiziki takip işlemlerinin sonlandırılması ve savcılık nezaretinde imha işlemi uygulanması istendi.Soruşturmayı yürüten savcılardan İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların gönderdiği yazıda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu 2012/656 soruşturma nolu suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarıyla ilgili dosya evrakı, 15 Aralık 2013 tarihinde emniyet müdürlüğünüz tarafından fezlekeye rapten (bağlı olarak) gönderilmiş olmakla, daha önce Başsavcılığımızın talebi ile mahkeme kararlarına istinaden yapılan telefon dinleme, iletişim tespiti ve fiziki takip işlemlerinin 15 Aralık 2013 tarihi itibariyle sonlandırılarak imha işlemlerinin Başsavcılığımız nezaretinde yapılması, müteakip evrakın Başsavcılığımıza gönderilmesi rica olunur. ifadelerine yer verildi.YASADA, İMHA İŞLEMİNİN ŞARTLARICeza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde İletişim içeriklerinin yok edilmesi başlığı altında bu konuya ilişkin yasal şartlar yer alıyor. Maddenin 3üncü bendinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayının olması gerektiği bildiriliyor.KARARLARIN YERİNE GETİRİLMESİ, İLETİŞİM İÇERİKLERİNİN YOK EDİLMESİ(1) 135 inci Maddeye göre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkililerinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak istediğinde, bu istem derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor kullanılabilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.(2) 135 inci Maddeye göre verilen karar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca görevlendirilen kişiler tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçeye çevrilir.(3) 135 inci Maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı Maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir.(4) Tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, en geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
27.02.2014
SKANDALYenisavcılariletişimiçeriklerininyokedilmesiniemretmişSKANDAL Yeni savcılar iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
Toplam "218" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti