Habergec.Com Aranan Kelimeler:cumhuriyet savcısı soruşturma yok Değerlendirme: 10 / 10 070494
habergec.com
10.02.2016 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

cumhuriyet savcısı soruşturma yok

Faili meçhullerde 'Yeni Türkiye' modeli: Aç-Kapa-Kaçır
Zaman
18.01.2016
08:17

Türkiyede yargıya güven dibe vurdu. Soruşturma ve davalar siyasi rüzgarın etkisiyle yön değiştiriyor. İktidarın benimsemediği soruşturmaları yürüten savcılar anında değiştirilerek dosyalar, atanan yeni savcılar aracılığıyla kapatılıyor.

Özgür Düşünceden Bilal Şahinin haberine göre, benzer durum, davalar için de geçerli. Birçok önemli soruşturma ve dava son dönemde yapılan müdahalelerle kapatıldı, karartıldı veya sürüncemede bırakıldı...

REYHANLININ PERDE ARKASI KARANLIK

Hatayın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013te 53 kişinin hayatını kaybettiği iki ayrı bombalı saldırıyla ilgili 33 kişi yargılanıyor. Güvenlik nedeniyle Ankaraya nakledilen davada perde arkası hala aralanamadı. Silah TIRları soruşturmasından tutuklu yargılanan Savcı Özcan Şişman, MİTin Reyhanlı saldırısını bildiğini ancak Emniyetten sakladığını açıklamıştı.

SORUMLULARA YARGILAMA iZNi YOK

Manisanın Soma ilçesinde Soma Kömürleri AŞ tarafından işletilen ocakta 13 Mayıs 2014te 15.00 sıralarında başlayan yangında 301 madenci hayatını kaybetmiş, 162 işçi sağ kurtarılmıştı. Olay sonrası başlatılan soruşturmada 6sı tutuklu 46 şüpheli yargılanıyor. Hükümet, sorumluluğu olan ve işletmeye olumlu raporu veren kamu görevlililerinin yargılanmasına izin vermedi.

/

ZEHiR VAR ZEHiRLENME YOK

Ankara Cumhuriyet Savcılığı, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özalın şüpheli ölümüyle ilgili oğlu Ahmet Özalın suç duyurusu üzerine 2010 yılında soruşturma başlattı. Soruşturma Savcısı Kemal Çetin, Özalın mezarını açtırarak ölüm nedeninin tespitine karar verdi.

ÖZAL BİZİ AFFETSİN

Adli Tıp, Özalın iç organları ve beyin dokusu üzerinde yaptığı incelemenin ardından skandal bir rapora imza attı. Raporda, ‘zehir var ama zehirlenme yok denildi. Aynı rapora göre Özalın ölümünün kalp krizinden dolayı olmadığı da kesindi. İddianameyi hazırlayan savcı, davanın tek sanığı Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında müebbet talep etti. Ancak 17 Aralıktan sonra atanan yeni savcı, ‘delil yok diyerek dosyanın kapatılmasını istedi. Mahkeme de talebi kabul etti ve Özal dosyası yine sırlarla kapandı. Savcının takipsizlik kararına yazdığı “Özal bizi affetsin” ifadesi kayıtlara geçti.

BOĞAZLARKEN YAKALANDILAR YiNE DE SERBEST KALDILAR

Malatyada 2007de İncil basımı yapan Zirve Yayınevinde çalışan Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel boğazları kesilerek öldürüldü. Zanlılardan Salih Gürler, Cuma Özdemir, Hamit Çeker ve Abuzer Yıldırım olay yerinde yakalandı. Kaçmak isterken düşerek yaralanan Emre Günaydın, tedavisinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Cinayetleri işleyenler olay yerinde yakalanmasına ve suçlarını itiraf etmesine ve bağlantılarının tespit edilmesine rağmen tüm sanıkların tahliye edildi. Hazirandan bu yana davada 4 savcı değişti.

SAVCILAR GiTTi RÜŞVET SIFIRLANDI

17 Aralık 2013te İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ve Mali Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından üç bakan çocuğunun da olduğu kişiler hakkında “rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık” iddiasıyla operasyon düzenledi. Operasyonu yönetenler ertesi gün görevden alındı. Dosyaya bakan savcılar değiştirildi. Operasyonun yıl dönümünde 53 şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına hükmedilerek dosyaya takipsizlik verildi. 4 eski bakanın Yüce Divana gönderilmesi AKP oylarıyla reddedildi.

YOLSUZLUĞA DEĞiL YAKALAYANA DAVA

17 Aralık operasyonundan bir hafta sonra ikinci bir yolsuzluk soruşturması ortaya çıktı. Bir iş adamının hükümete yakın bir vakfa yaptığı yüklü bağış karşılığında bazı projelerine ruhsat izni aldığı belirlendi. ATV-Sabah Turkuvaz medya grubu alınırken devlet ihalesi karşılığında işadamlarından 600 milyon dolar toplanarak havuz oluşturulduğu iddiaları yer aldı. 25 Aralık oeprasyonu savcı talimatına rağmen emniyet tarafından gerçekleştirilmedi. Bu dosyada da savcı değiştirildi. Yeni savcılar 96 şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Operasyonlarda görev alanlar darbeye teşebbüsle yargılanıyor.

DiNK DOSYASINA 7. SAVCI

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dinkin 19 Ocak 2007de öldürülmesiyle ilgili soruşturmada 6 savcı değişti. Dosyanın s

Zaman
Güncel
18.01.2016
FailimeçhullerdeYeniTürkiyemodeliAç-Kapa-KaçırFaili meçhullerde Yeni Türkiye modeli Aç-Kapa-Kaçır
Faili meçhullerde 'Yeni Türkiye' modeli: Aç-Kapa-Kaçır
Zaman
18.01.2016
07:57

Türkiyede yargıya güven dibe vurdu. Soruşturma ve davalar siyasi rüzgarın etkisiyle yön değiştiriyor. İktidarın benimsemediği soruşturmaları yürüten savcılar anında değiştirilerek dosyalar, atanan yeni savcılar aracılığıyla kapatılıyor.

Özgür Düşünceden Bilal Şahinin haberine göre, benzer durum, davalar için de geçerli. Birçok önemli soruşturma ve dava son dönemde yapılan müdahalelerle kapatıldı, karartıldı veya sürüncemede bırakıldı...

REYHANLININ PERDE ARKASI KARANLIK

Hatayın Reyhanlı ilçesinde 11 Mayıs 2013te 53 kişinin hayatını kaybettiği iki ayrı bombalı saldırıyla ilgili 33 kişi yargılanıyor. Güvenlik nedeniyle Ankaraya nakledilen davada perde arkası hala aralanamadı. Silah TIRları soruşturmasından tutuklu yargılanan Savcı Özcan Şişman, MİTin Reyhanlı saldırısını bildiğini ancak Emniyetten sakladığını açıklamıştı.

SORUMLULARA YARGILAMA iZNi YOK

Manisanın Soma ilçesinde Soma Kömürleri AŞ tarafından işletilen ocakta 13 Mayıs 2014te 15.00 sıralarında başlayan yangında 301 madenci hayatını kaybetmiş, 162 işçi sağ kurtarılmıştı. Olay sonrası başlatılan soruşturmada 6sı tutuklu 46 şüpheli yargılanıyor. Hükümet, sorumluluğu olan ve işletmeye olumlu raporu veren kamu görevlililerinin yargılanmasına izin vermedi.

/

ZEHiR VAR ZEHiRLENME YOK

Ankara Cumhuriyet Savcılığı, 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özalın şüpheli ölümüyle ilgili oğlu Ahmet Özalın suç duyurusu üzerine 2010 yılında soruşturma başlattı. Soruşturma Savcısı Kemal Çetin, Özalın mezarını açtırarak ölüm nedeninin tespitine karar verdi.

ÖZAL BİZİ AFFETSİN

Adli Tıp, Özalın iç organları ve beyin dokusu üzerinde yaptığı incelemenin ardından skandal bir rapora imza attı. Raporda, ‘zehir var ama zehirlenme yok denildi. Aynı rapora göre Özalın ölümünün kalp krizinden dolayı olmadığı da kesindi. İddianameyi hazırlayan savcı, davanın tek sanığı Tuğgeneral Levent Ersöz hakkında müebbet talep etti. Ancak 17 Aralıktan sonra atanan yeni savcı, ‘delil yok diyerek dosyanın kapatılmasını istedi. Mahkeme de talebi kabul etti ve Özal dosyası yine sırlarla kapandı. Savcının takipsizlik kararına yazdığı “Özal bizi affetsin” ifadesi kayıtlara geçti.

BOĞAZLARKEN YAKALANDILAR YiNE DE SERBEST KALDILAR

Malatyada 2007de İncil basımı yapan Zirve Yayınevinde çalışan Alman uyruklu Tilman Ekkehart Geske ile Necati Aydın ve Uğur Yüksel boğazları kesilerek öldürüldü. Zanlılardan Salih Gürler, Cuma Özdemir, Hamit Çeker ve Abuzer Yıldırım olay yerinde yakalandı. Kaçmak isterken düşerek yaralanan Emre Günaydın, tedavisinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Cinayetleri işleyenler olay yerinde yakalanmasına ve suçlarını itiraf etmesine ve bağlantılarının tespit edilmesine rağmen tüm sanıkların tahliye edildi. Hazirandan bu yana davada 4 savcı değişti.

SAVCILAR GiTTi RÜŞVET SIFIRLANDI

17 Aralık 2013te İstanbul Emniyet Müdürlüğü Organize Suçlarla Mücadele ve Mali Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından üç bakan çocuğunun da olduğu kişiler hakkında “rüşvet, görevi kötüye kullanma, ihaleye fesat karıştırma ve kaçakçılık” iddiasıyla operasyon düzenledi. Operasyonu yönetenler ertesi gün görevden alındı. Dosyaya bakan savcılar değiştirildi. Operasyonun yıl dönümünde 53 şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına hükmedilerek dosyaya takipsizlik verildi. 4 eski bakanın Yüce Divana gönderilmesi AKP oylarıyla reddedildi.

YOLSUZLUĞA DEĞiL YAKALAYANA DAVA

17 Aralık operasyonundan bir hafta sonra ikinci bir yolsuzluk soruşturması ortaya çıktı. Bir iş adamının hükümete yakın bir vakfa yaptığı yüklü bağış karşılığında bazı projelerine ruhsat izni aldığı belirlendi. ATV-Sabah Turkuvaz medya grubu alınırken devlet ihalesi karşılığında işadamlarından 600 milyon dolar toplanarak havuz oluşturulduğu iddiaları yer aldı. 25 Aralık oeprasyonu savcı talimatına rağmen emniyet tarafından gerçekleştirilmedi. Bu dosyada da savcı değiştirildi. Yeni savcılar 96 şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına karar verdi. Operasyonlarda görev alanlar darbeye teşebbüsle yargılanıyor.

DiNK DOSYASINA 7. SAVCI

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dinkin 19 Ocak 2007de öldürülmesiyle ilgili soruşturmada 6 savcı değişti. Dosyanın s

Zaman
Ana Sayfa
18.01.2016
FailimeçhullerdeYeniTürkiyemodeliAç-Kapa-KaçırFaili meçhullerde Yeni Türkiye modeli Aç-Kapa-Kaçır
Kılıçdaroğlu'ndan Beyazıt Öztürk'e: Kardeşim neden özür diliyorsun sen?
Zaman
12.01.2016
15:42

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hakkında terör propagandası yapmaktan soruşturma başlatılan Beyaz Showun sunucusu Beyazıt Öztürk hakkında açıklamada bulundu. Bir televizyon programında bir kadın öğretmenin Çocuklar ölmesin dediğini belirten Kılıçdaroğlu, Vay efendim sen nasıl çocuklar ölmesin dersin? Programı yapan arkadaş da, sanatçı arkadaş da özür diliyor.. Kardeşim neden özür diliyorsun sen? Yürek yok mu sende? Cesaret yok mu? Ne özürü diliyorsun? diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) partisinin grup toplantısında konuştu.

Bir televizyon programında bir kadın öğretmenin Çocuklar ölmesin dediğini belirten Kılıçdaroğlu, Vay efendim sen nasıl çocuklar ölmesin dersin? Özür üzerine özür. Programı yapan arkadaş da sanatçı arkadaş da özür diliyor.. Kardeşim neden özür diliyorsun sen? Yürek yok mu sende? Cesaret yok mu? Ne özürü diliyorsun? Kimi üzersin sen, ancak üzsen üzsen çocuk katillerini üzersin sen başka kimi üzeceksin? Ben merak ediyorum. Bu sanatçı arkadaşımızın üzerine gidenler, gitsinler annelerine bir sorsunlar, anne benim önemim nedir senin güzünde desinler. Bir evladın önemi nedir annenin gözünde, bir sorsunlar. Bir sorsunlar bakalım. Sen kalkıyorsun bunu acımasız bir propaganda aleti olarak kullanıyorsun. Bir de savcı soruşturma açıyor terör örgütü propagandası yapmaktan. dedi.

ORALAR SİLAH DEPOSU HALİNE GELİRKEN BU ANKARADAKİ BEYLERİN HABERİ YOK MUYDU, SORUŞTURMA AÇACAKSAN BUNA AÇ

Ne zamandan beri çocuklar ölmesin demek terör örgütü propagandası oldu. diyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: Yıllar önce bunu Nazım yazmıştı, çocuklar ölmesin, şeker yesinler diye yıllar önce. Ülke bu hale gelirse, savcı da Ankaradaki beylerin savcısı olur, cumhuriyetin savcısı olmaz. Cumhuriyetin savcısı farklı. O savcıya sormak istiyorum, şehir merkezlerini ilçe merkezlerini terör örgütü silah deposu haline getirirken, valilere dokunmayın diyen adam teröre yardım ve yataklık yapan adam değil mi? niye soruşturma açılmıyor? Oralar silah deposu haline gelirken bu Ankaradaki beylerin haberi yok muydu? Soruşturma açacaksan buna aç. Sorarsın bürokrasiye dünyanın belgesi gelir. Sen bunları bırakıyorsun, talimatın gereğini yapıyorsun. Hitlerin adalet danışmanı vardı ya. Diyor ki hakimlere bir hakim nasıl karar verecekse Führer nasıl karar verecekse öyle karar verin diyor. Benzeri var. Erdoğan nasıl karar verecekse öyle karar vereceksin. Böyle bir düzen olabilir mi?

/

DÜNYANIN EN AZ GELİŞMİŞ SON 20 ÜLKESİNİN 15 TANESİNDE BAŞKANLIK SİSTEMİ VAR

Türkiyede her gün terör olaylarıyla şehit verirken birisinin derdinin başkanlık olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: Sadece başkanlık. Başkanlığı getirmek için ne gerekiyorsa yapıyor. Vatandaşa doğru bilgi vermiyor. Bir siyasetçinin temel görevi vatandaşa doğru bilgi vermektir. Bilgiyi doğru vereceksiniz ki vatandaş size güvensiz siyasetçiye güvenebilsin. Başkanlık için ilk başta şu örneği verdi Sayın Erdoğan, gelişmiş ülkelere bakarsak tamamında başkanlık sistemi var diyor, tamamı yalan. Gelişmiş 20 ülkenin 16 tanesinde parlamenter sistem var. Sadece 2sinde başkanlık sistemi var. Neden millete doğru söylemiyorsun? Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyorsun, o koltukta oturan halka doğru bilgi vermez zorunda değil mi? İsteyebilirsin başkanlık sistemini, ama vatandaşa doğru bilgi ver. Niye doğru bilgi vermiyorsun? Dünyanın en az gelişmiş son 20 ülkesinin 15 tanesinde başkanlık sistemi var. Söylediğinin tam tersi. Az gelişmiş ülkelerin, gelişmemiş ülkelerin çoğunluğunda başkanlık sistemi, gelişmiş ülkelerin çoğunluğunda parlamenter sistem var. Sonra kalktı İngilterede başkanlık sistemi var dedi. Herhalde İngiliz kraliçesi de ben başkanım dedi. Yok. Parlamenter sistem var yıllardır. Neden halka doğruyu söylemiyorsun? Bunlar yetmedi bir şey daha söyledi. Baktı ki bu örnekler fazla tutmuyor, bu sefer Hitler örneği verdi, mesela Hitler parlamenter sistemi başkanlık sistemine dönüştürdü dedi. Ne oldu başkanlık sistemine dönüştü, milyonlarca insan hayatını kaybetti. Söylediği lafın farkına vardı, internet sitelerini sansürledi. Kendi internet sitesinde kendi sözlerini sansürledi.

SULTANAHMET AÇIKLAMASI: ÜLKEYİ YÖNETEMİYORSUNUZ

Sultanahmet Meydanında patlayan bombanın gündemi allak bullak ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, Ankarada patlama olduğunda Kadıköyde bir etkinlikteydik. Fakat

Zaman
Son Dakika
12.01.2016
KılıçdaroğlundanBeyazıtÖztürkeKardeşimnedenözürdiliyorsunsen?Kılıçdaroğlundan Beyazıt Öztürke Kardeşim neden özür diliyorsun sen?
Kılıçdaroğlu'ndan Beyazıt Öztürk'e: Kardeşim neden özür diliyorsun sen?
Zaman
12.01.2016
15:42

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hakkında terör propagandası yapmaktan soruşturma başlatılan Beyaz Showun sunucusu Beyazıt Öztürk hakkında açıklamada bulundu. Bir televizyon programında bir kadın öğretmenin Çocuklar ölmesin dediğini belirten Kılıçdaroğlu, Vay efendim sen nasıl çocuklar ölmesin dersin? Programı yapan arkadaş da, sanatçı arkadaş da özür diliyor.. Kardeşim neden özür diliyorsun sen? Yürek yok mu sende? Cesaret yok mu? Ne özürü diliyorsun? diye konuştu.

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Türkiye Büyük Millet Meclisinde (TBMM) partisinin grup toplantısında konuştu.

Bir televizyon programında bir kadın öğretmenin Çocuklar ölmesin dediğini belirten Kılıçdaroğlu, Vay efendim sen nasıl çocuklar ölmesin dersin? Özür üzerine özür. Programı yapan arkadaş da sanatçı arkadaş da özür diliyor.. Kardeşim neden özür diliyorsun sen? Yürek yok mu sende? Cesaret yok mu? Ne özürü diliyorsun? Kimi üzersin sen, ancak üzsen üzsen çocuk katillerini üzersin sen başka kimi üzeceksin? Ben merak ediyorum. Bu sanatçı arkadaşımızın üzerine gidenler, gitsinler annelerine bir sorsunlar, anne benim önemim nedir senin güzünde desinler. Bir evladın önemi nedir annenin gözünde, bir sorsunlar. Bir sorsunlar bakalım. Sen kalkıyorsun bunu acımasız bir propaganda aleti olarak kullanıyorsun. Bir de savcı soruşturma açıyor terör örgütü propagandası yapmaktan. dedi.

ORALAR SİLAH DEPOSU HALİNE GELİRKEN BU ANKARADAKİ BEYLERİN HABERİ YOK MUYDU, SORUŞTURMA AÇACAKSAN BUNA AÇ

Ne zamandan beri çocuklar ölmesin demek terör örgütü propagandası oldu. diyen Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: Yıllar önce bunu Nazım yazmıştı, çocuklar ölmesin, şeker yesinler diye yıllar önce. Ülke bu hale gelirse, savcı da Ankaradaki beylerin savcısı olur, cumhuriyetin savcısı olmaz. Cumhuriyetin savcısı farklı. O savcıya sormak istiyorum, şehir merkezlerini ilçe merkezlerini terör örgütü silah deposu haline getirirken, valilere dokunmayın diyen adam teröre yardım ve yataklık yapan adam değil mi? niye soruşturma açılmıyor? Oralar silah deposu haline gelirken bu Ankaradaki beylerin haberi yok muydu? Soruşturma açacaksan buna aç. Sorarsın bürokrasiye dünyanın belgesi gelir. Sen bunları bırakıyorsun, talimatın gereğini yapıyorsun. Hitlerin adalet danışmanı vardı ya. Diyor ki hakimlere bir hakim nasıl karar verecekse Führer nasıl karar verecekse öyle karar verin diyor. Benzeri var. Erdoğan nasıl karar verecekse öyle karar vereceksin. Böyle bir düzen olabilir mi?

/

DÜNYANIN EN AZ GELİŞMİŞ SON 20 ÜLKESİNİN 15 TANESİNDE BAŞKANLIK SİSTEMİ VAR

Türkiyede her gün terör olaylarıyla şehit verirken birisinin derdinin başkanlık olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: Sadece başkanlık. Başkanlığı getirmek için ne gerekiyorsa yapıyor. Vatandaşa doğru bilgi vermiyor. Bir siyasetçinin temel görevi vatandaşa doğru bilgi vermektir. Bilgiyi doğru vereceksiniz ki vatandaş size güvensiz siyasetçiye güvenebilsin. Başkanlık için ilk başta şu örneği verdi Sayın Erdoğan, gelişmiş ülkelere bakarsak tamamında başkanlık sistemi var diyor, tamamı yalan. Gelişmiş 20 ülkenin 16 tanesinde parlamenter sistem var. Sadece 2sinde başkanlık sistemi var. Neden millete doğru söylemiyorsun? Cumhurbaşkanlığı koltuğunda oturuyorsun, o koltukta oturan halka doğru bilgi vermez zorunda değil mi? İsteyebilirsin başkanlık sistemini, ama vatandaşa doğru bilgi ver. Niye doğru bilgi vermiyorsun? Dünyanın en az gelişmiş son 20 ülkesinin 15 tanesinde başkanlık sistemi var. Söylediğinin tam tersi. Az gelişmiş ülkelerin, gelişmemiş ülkelerin çoğunluğunda başkanlık sistemi, gelişmiş ülkelerin çoğunluğunda parlamenter sistem var. Sonra kalktı İngilterede başkanlık sistemi var dedi. Herhalde İngiliz kraliçesi de ben başkanım dedi. Yok. Parlamenter sistem var yıllardır. Neden halka doğruyu söylemiyorsun? Bunlar yetmedi bir şey daha söyledi. Baktı ki bu örnekler fazla tutmuyor, bu sefer Hitler örneği verdi, mesela Hitler parlamenter sistemi başkanlık sistemine dönüştürdü dedi. Ne oldu başkanlık sistemine dönüştü, milyonlarca insan hayatını kaybetti. Söylediği lafın farkına vardı, internet sitelerini sansürledi. Kendi internet sitesinde kendi sözlerini sansürledi.

SULTANAHMET AÇIKLAMASI: ÜLKEYİ YÖNETEMİYORSUNUZ

Sultanahmet Meydanında patlayan bombanın gündemi allak bullak ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, Ankarada patlama olduğunda Kadıköyde bir etkinlikteydik. Fakat

Zaman
Ana Sayfa
12.01.2016
KılıçdaroğlundanBeyazıtÖztürkeKardeşimnedenözürdiliyorsunsen?Kılıçdaroğlundan Beyazıt Öztürke Kardeşim neden özür diliyorsun sen?
"17 Aralık’tan 1 hafta önce bizi alacaklardı, başaramadılar"
Zaman
30.10.2014
02:13
Türkiye’nin en büyük yolsuzluk soruşturmasının ardından görevden alınan eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç, 17 Aralık soruşturmasıyla ilgili önemli bir bilgi verdi: “17 Aralık’tan 1 hafta önce beni ve Yakub Saygılı’yı görevden almak istediler. Ancak Emniyet Müdürü’müz Hüseyin Çapkın bize sahip çıktı.”İstanbul Emniyet Müdürlüğü eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ve sonrasında yaşanan süreçle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. 17 Aralık’ın darbe girişimi olduğunu iddia edenlere cevap veren Ardıç, “Asıl darbe 18 Aralık sabahı yapıldı, o zamana kadar sürdürülen bütün yolsuzluk dosyaları durduruldu.” dedi. Yolsuzluk operasyonunda görev alan polislere yönelik 22 Temmuz’da başlatılan operasyonlara da değinen Ardıç, “17 Aralık operasyonundan 1 hafta önce ben ve Yakub Saygılı görevden alınmayla karşı karşıya kaldık. Emniyet Müdürümüz Hüseyin Çapkın, sahip çıkma tavrı almış ki, direkt merkezden başka bir ile tayinimiz söz konusu oldu.” diye konuştu. Bugün TV’de Tarık Toros’un sunduğu programa katılan Nazmi Ardıç’ın açıklamaları özetle şöyle:17 DEĞİL, 18 ARALIK DARBEDİR: Son üç yıllık süreçte yolsuzluk yoğunluğu görülüyor. Bu da bizim radarımıza yakalandı. Hangi taşı kaldırsak yolsuzluk bulduk. Görevden ayrıldığım süreçte tamamlanmış 7 yolsuzluk dosyası vardı. 17 Aralık yolsuzluk dosyası Eylül 2012’de başladı, Aralık 2013’te bitti. 17 Aralık değil, asıl 18 Aralık darbedir. KOM başkanlığına 2 yolsuzluk dosyası olan biri getirildi. Örgütlü suçlara karışmış kişilerin atandığını gördük. 17 Aralık’ın darbe olduğunu iddia etmek, hakimler de dahil operasyonlarda imzası olan herkesi darbeci ilan etmek anlamına geliyor. Oysa 17 Aralık’ta görev alan polisler hakkında tutuklama kararı veren Hakim Bekir Altun’un, Selam Tevhid terör örgütü dosyasında da 140 imzası var.”17 ARALIK, AĞAOĞLU HAKKINDAKİ İHBARLA BAŞLADI: Ali Ağaoğlu’nun Maslak’taki 1453 İstanbul projesi ile ilgili imar projesinde usulsüzlük ihbarı aldık. Elde ettiğimiz bulguları cumhuriyet savcısı ile paylaştık ve soruşturma başlatıldı. Ağaoğlu’nun bazı belediyelerden imar alamadığı, ancak bazı imtiyazlar ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan izin çıkardığı ortaya çıktı. Birtakım bakan yakınlarının ve siyasilerin dâhil olduğu birtakım suiistimaller var burada.REZA ZARRAB’IN HAYALİ İHRACATI TESPİT EDİLDİ: Mali şubede ise MASAK’ın bir raporu doğrultusunda Reza Zarrab hakkında bir çalışma yapılıyordu. İran, Rusya ve Dubai bağlantılı hayali ihracat tespit edildi. Hayali ihracat ile devletten haksız vergi iadesi alınır. Bu süreçte rol alan bürokratlar ve siyasiler var. Buna yönelik deliller var. Bu delillerin uydurma olduğunu söylemek algı amaçlıdır. 17 Aralık’ı kapatan hâkim dahi bu deliller için uydurma diyemedi. Sadece örgüt yok diyor.17 ARALIK’TAN ÖNCE GÖREVDEN ALINACAKTIK: Operasyondan 1 hafta önce ben ve Yakub Saygılı görevden alınmayla karşı karşıya kaldık. KOM Daire Başkanı Mehmet Yeşilkaya İstanbul’a geldi, Hüseyin Çapkın’la 3 saat görüştü. Bizi görevden aldırmak için geldiğini öğrendim sonra. Emniyet müdürümüzün sahip çıkma tavrı göstermiş ki, direkt merkezden başka bir ile tayinimiz söz konusu oldu.YÜKSEKOVA’DA FAİLLER YAKALANMADI: Yüksekova’da üç askerimizin şehit olduğu saldırıyla ilgili asli faillerinden hiçbiri içeri alınmamış. Ama halka yanlış bilgi verilerek bu olayın failleri yakalanmış gibi bir hava oluşturuluyor. Selin önüne katılmış bir kütük gibi ülkemiz. Planlı bir politika yürütülmüyor. Açılım sürecinde örgüt alan kazanıyor. Sanki paralel bir devlet gibi bölgede vergi topluyor, sokakta sanki kolluk kuvvetiymiş gibi asayiş uygulaması yapıyor. Örgütün dağda 17 bin silahlı militanı olduğu söyleniyor. Çözüm sürecinden önce bu 2 bin 500 kadardı. Örgüt Kobani eylemlerinde gücünü sınadı. Bu olayların Öcalan’ın bilgisi dâhilinde olmaması mümkün değil. Pazarlık masasındaki etkinliği için bir güç gösterisiydi bu.DİNLEMELER MERAKTAN YAPILMIYOR: Polisler, insanları merak ettiğinden dinleme yapmıyor. Görev icabı yapılıyor bu dinlemeler. Bu arkadaşlar istihbari çalışma yaparak sadece İstanbul’da 9 bombacıyı bomba patlamadan yakaladılar benim bildiğim.
Zaman
Güncel
30.10.2014
17Aralık’tan1haftaöncebizialacaklardıbaşaramadılar17 Aralık’tan 1 hafta önce bizi alacaklardı başaramadılar
"17 Aralık’tan 1 hafta önce bizi alacaklardı, başaramadılar"
Zaman
30.10.2014
01:57
Türkiye’nin en büyük yolsuzluk soruşturmasının ardından görevden alınan eski İstanbul Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç, 17 Aralık soruşturmasıyla ilgili önemli bir bilgi verdi: “17 Aralık’tan 1 hafta önce beni ve Yakub Saygılı’yı görevden almak istediler. Ancak Emniyet Müdürü’müz Hüseyin Çapkın bize sahip çıktı.”İstanbul Emniyet Müdürlüğü eski Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonu ve sonrasında yaşanan süreçle ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. 17 Aralık’ın darbe girişimi olduğunu iddia edenlere cevap veren Ardıç, “Asıl darbe 18 Aralık sabahı yapıldı, o zamana kadar sürdürülen bütün yolsuzluk dosyaları durduruldu.” dedi. Yolsuzluk operasyonunda görev alan polislere yönelik 22 Temmuz’da başlatılan operasyonlara da değinen Ardıç, “17 Aralık operasyonundan 1 hafta önce ben ve Yakub Saygılı görevden alınmayla karşı karşıya kaldık. Emniyet Müdürümüz Hüseyin Çapkın, sahip çıkma tavrı almış ki, direkt merkezden başka bir ile tayinimiz söz konusu oldu.” diye konuştu. Bugün TV’de Tarık Toros’un sunduğu programa katılan Nazmi Ardıç’ın açıklamaları özetle şöyle:17 DEĞİL, 18 ARALIK DARBEDİR: Son üç yıllık süreçte yolsuzluk yoğunluğu görülüyor. Bu da bizim radarımıza yakalandı. Hangi taşı kaldırsak yolsuzluk bulduk. Görevden ayrıldığım süreçte tamamlanmış 7 yolsuzluk dosyası vardı. 17 Aralık yolsuzluk dosyası Eylül 2012’de başladı, Aralık 2013’te bitti. 17 Aralık değil, asıl 18 Aralık darbedir. KOM başkanlığına 2 yolsuzluk dosyası olan biri getirildi. Örgütlü suçlara karışmış kişilerin atandığını gördük. 17 Aralık’ın darbe olduğunu iddia etmek, hakimler de dahil operasyonlarda imzası olan herkesi darbeci ilan etmek anlamına geliyor. Oysa 17 Aralık’ta görev alan polisler hakkında tutuklama kararı veren Hakim Bekir Altun’un, Selam Tevhid terör örgütü dosyasında da 140 imzası var.”17 ARALIK, AĞAOĞLU HAKKINDAKİ İHBARLA BAŞLADI: Ali Ağaoğlu’nun Maslak’taki 1453 İstanbul projesi ile ilgili imar projesinde usulsüzlük ihbarı aldık. Elde ettiğimiz bulguları cumhuriyet savcısı ile paylaştık ve soruşturma başlatıldı. Ağaoğlu’nun bazı belediyelerden imar alamadığı, ancak bazı imtiyazlar ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan izin çıkardığı ortaya çıktı. Birtakım bakan yakınlarının ve siyasilerin dâhil olduğu birtakım suiistimaller var burada.REZA ZARRAB’IN HAYALİ İHRACATI TESPİT EDİLDİ: Mali şubede ise MASAK’ın bir raporu doğrultusunda Reza Zarrab hakkında bir çalışma yapılıyordu. İran, Rusya ve Dubai bağlantılı hayali ihracat tespit edildi. Hayali ihracat ile devletten haksız vergi iadesi alınır. Bu süreçte rol alan bürokratlar ve siyasiler var. Buna yönelik deliller var. Bu delillerin uydurma olduğunu söylemek algı amaçlıdır. 17 Aralık’ı kapatan hâkim dahi bu deliller için uydurma diyemedi. Sadece örgüt yok diyor.17 ARALIK’TAN ÖNCE GÖREVDEN ALINACAKTIK: Operasyondan 1 hafta önce ben ve Yakub Saygılı görevden alınmayla karşı karşıya kaldık. KOM Daire Başkanı Mehmet Yeşilkaya İstanbul’a geldi, Hüseyin Çapkın’la 3 saat görüştü. Bizi görevden aldırmak için geldiğini öğrendim sonra. Emniyet müdürümüzün sahip çıkma tavrı göstermiş ki, direkt merkezden başka bir ile tayinimiz söz konusu oldu.YÜKSEKOVA’DA FAİLLER YAKALANMADI: Yüksekova’da üç askerimizin şehit olduğu saldırıyla ilgili asli faillerinden hiçbiri içeri alınmamış. Ama halka yanlış bilgi verilerek bu olayın failleri yakalanmış gibi bir hava oluşturuluyor. Selin önüne katılmış bir kütük gibi ülkemiz. Planlı bir politika yürütülmüyor. Açılım sürecinde örgüt alan kazanıyor. Sanki paralel bir devlet gibi bölgede vergi topluyor, sokakta sanki kolluk kuvvetiymiş gibi asayiş uygulaması yapıyor. Örgütün dağda 17 bin silahlı militanı olduğu söyleniyor. Çözüm sürecinden önce bu 2 bin 500 kadardı. Örgüt Kobani eylemlerinde gücünü sınadı. Bu olayların Öcalan’ın bilgisi dâhilinde olmaması mümkün değil. Pazarlık masasındaki etkinliği için bir güç gösterisiydi bu.DİNLEMELER MERAKTAN YAPILMIYOR: Polisler, insanları merak ettiğinden dinleme yapmıyor. Görev icabı yapılıyor bu dinlemeler. Bu arkadaşlar istihbari çalışma yaparak sadece İstanbul’da 9 bombacıyı bomba patlamadan yakaladılar benim bildiğim.
Zaman
Ana Sayfa
30.10.2014
17Aralık’tan1haftaöncebizialacaklardıbaşaramadılar17 Aralık’tan 1 hafta önce bizi alacaklardı başaramadılar
Mahkeme yasadışı dinleme iddiasına noktayı koydu: Delil yok
Zaman
26.10.2014
12:52
Ankara’da ‘casusluk’ iddiasıyla gözaltına alınan 18 polisi tahliye eden mahkeme, kararına ‘casusluğa ilişkin somut delil bulunamadı’ gerekçesini gösterdi. Mağdur polisler, savcıyı ‘suç uydurmaktan’ HSYK’ya şikayet edecek.Bugüngazetesinden Gökhan Özdağın haberine göre Eski Emniyet Müdür Yardımcısı Lokman Kırcılı ve eski İstihbarat Daire Başkanı Ömer Altıparmakın da aralarında bulunduğu 18 polise yönelik başlatılan soruşturma çöktü. Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından başlatılan ve soruşturmada gözaltına alınan 18 polisin tamamı serbest bırakıldı.Emniyet mensuplarının tamamının serbest bırakılması kararında, polislerin ‘örgüt, casusluk ve evrakta sahtecilik suçlarını işlediğine dair somut delile ulaşılamadığı vurgulandı. Algı operasyonuna ilişkin mahkeme kararında “Casusluk, örgüt ve evrakta sahtecilik yok” dedi. Kararda ayrıca suçun niteliğinin şüpheliler lehine değişme ihtimalinin bulunduğuna vurgu yapıldı.SAVCI HSYK’YA ŞİKAYET EDİLECEKEski Emniyet Müdür Yardımcısı Lokman Kırcılının avukatı Mehmet Sürer, mahkemenin bu kararından, bu suçlara yönelik hiçbir somut delile ulaşılamadığı sonucu çıktığını vurguladı. Casusluk ve örgüt iddiasıyla başlatılan soruşturmada, polislere bu suçlamalara ilişkin herhangi bir soru sorulmaması avukatlar ve emniyet mensupları tarafından tepkiyle karşılandı. Polislerin avukatları, olmayan bir suçtan soruşturma açan Anayasal Düzene Karşı İşlenen Suçlar Soruşturma Bürosu Savcısı Tekin Küçük hakkında ‘suç uydurma suçunu işlediği gerekçesiyle HSYKya şikayette bulunacak.SOMUT DELİLE ULAŞILAMADILokman Kırcılının avukatı Mehmet Sürer, “Mahkemenin ‘suç vasfının değişmesi yönünde karar vermiş olması, ‘Casusluk, ‘örgüt ve ‘evrakta sahtecilik suçlarının hepsinden beraat etme ihtimallerinin çok yüksek olduğu anlamına geliyor. Karardaki, “Sanıklar lehine değişme ihtimali yüksek” ifadesinden de, bu suçlara yönelik hiçbir somut delile ulaşılamadığı sonucunu çıkarmak mümkün” dedi.Tutuklama telafisi imkansız zararNöbetçi Sulh Ceza hâkimi Yavuz Kökten kararında şu ifadelere yer verildi: “Şüphelilerin üzerlerine atılı suçların niteliklerinin lehlerine değişme ihtimalinin bulunması, üzerlerine atılı suçlamalarla ilgili olarak delil niteliğinde olabilecek ve ileride mahkeme hükmüne esas alınabilecek bilgi ve belgelerin kaybolmayacak karartılmayacak ve yok edilmeyecek biçimde kayıtlı bulunması, şüphelilerin üzerine atılı devletin gizli kalması gereken bilgilerini siyasal ve askeri casusluk amacıyla temin etmek suçlamalarına ilişkin olarak bu aşamada tutuklamayı gerektirir somut delilin bulunmaması dolayısıyla şüphelilerin tutuklanmaları halinde ileride telafisi imkansız zararların önüne geçilip önlenmesi bakımından izah edilen tüm gerekçeler ile adli kontrol hükümlerinin uygulanmasının yeterli ve ölçülü bir tedbir olacağı anlaşılmakta, savcılığın tutuklama taleplerinin reddine…”
Zaman
Ana Sayfa
26.10.2014
MahkemeyasadışıdinlemeiddiasınanoktayıkoyduDelilyokMahkeme yasadışı dinleme iddiasına noktayı koydu Delil yok
Yolsuzluk Komisyonu'na ifade vermediler! Barış Güler, sustu; Zarrab, 'Hastayım' dedi
Zaman
25.10.2014
02:17
4 eski bakanla ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddialarını araştırmak için kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu, Savcı Ekrem Aydıner tarafından kapatılan 17 Aralık soruşturmasında şüpheli olarak yer alan isimlerin ifadelerini almaya başladı.Geçtiğimiz pazartesi İstanbul Adliyesi’ne kamp kuran 3 kişilik komisyon heyeti, ilk olarak eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler ve kapatılan soruşturmanın bir numaralı ismi İran asıllı işadamı Reza Zarrab ile adamları, Abdullah Happani’yle Rüçhan Bayar’ı dinledi. Söz konusu isimlerin sadece kimlik tespitlerinin yapıldığı, hiçbir soruya cevap vermedikleri öğrenildi. Barış Güler, “Söyleyecek bir şeyim yok.” derken Reza Zarrab, “Hastayım” diyerek ifade vermedi. Tanık sıfatıyla dinlenen eski yolsuzluk şüphelilerinin ifadeleri, ortalama 5 ila 10 dakika kadar sürdüğü belirtildi.Pazartesi günü itibarıyla Çağlayan adliyesinde olan 3 kişilik alt komisyon heyetinde, CHP’den eski cumhuriyet savcısı Ercan Cengiz, AKP’den Hakkı Köylü ve Yusuf Başer yer alıyor. Heyet, savcı Ekrem Aydıner tarafından takipsizlik kararı verilerek kapatılan 17 Aralık yolsuzluk soruşturması şüphelilerini tanık sıfatıyla dinledi. Komisyon, ilk olarak eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler ve Rüçhan Bayar’ı dinledi. Edinilen bilgiye göre evinden 7 para kasası çıkan Barış Güler, sorular karşısında “Söyleyecek bir şey yok.” cevabını verdi. Reza Zarrab ise, 10 dakika kadar adliyede kaldı. Zarrab, hasta olduğunu beyan ederek ifade vermeyeceğini söyledi. 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının ardından eski bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar hakkında komisyon kurulmuştu. 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasında savcı Ekrem Aydıner, 16 Ekim’de takipsizlik vermişti. Reza Zarrab, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kaan Çağlayan ve eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın da bulunduğu 53 kişi hakkında delillerin usulsüz toplandığı, herhangi bir örgüte rastlanılmadığı ve suç unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle şüphelilerin yargılanmasına gerek görmemişti.
Zaman
En Çok Okunan
25.10.2014
YolsuzlukKomisyonunaifadevermedilerBarışGülersustu;ZarrabHastayımdediYolsuzluk Komisyonuna ifade vermediler Barış Güler sustu; Zarrab Hastayım dedi
Yolsuzluk Komisyonu'na ifade vermediler! Barış Güler, sustu; Zarrab, 'Hastayım' dedi
Zaman
25.10.2014
02:02
4 eski bakanla ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddialarını araştırmak için kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu, Savcı Ekrem Aydıner tarafından kapatılan 17 Aralık soruşturmasında şüpheli olarak yer alan isimlerin ifadelerini almaya başladı.Geçtiğimiz pazartesi İstanbul Adliyesi’ne kamp kuran 3 kişilik komisyon heyeti, ilk olarak eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler ve kapatılan soruşturmanın bir numaralı ismi İran asıllı işadamı Reza Zarrab ile adamları, Abdullah Happani’yle Rüçhan Bayar’ı dinledi. Söz konusu isimlerin sadece kimlik tespitlerinin yapıldığı, hiçbir soruya cevap vermedikleri öğrenildi. Barış Güler, “Söyleyecek bir şeyim yok.” derken Reza Zarrab, “Hastayım” diyerek ifade vermedi. Tanık sıfatıyla dinlenen eski yolsuzluk şüphelilerinin ifadeleri, ortalama 5 ila 10 dakika kadar sürdüğü belirtildi.Pazartesi günü itibarıyla Çağlayan adliyesinde olan 3 kişilik alt komisyon heyetinde, CHP’den eski cumhuriyet savcısı Ercan Cengiz, AKP’den Hakkı Köylü ve Yusuf Başer yer alıyor. Heyet, savcı Ekrem Aydıner tarafından takipsizlik kararı verilerek kapatılan 17 Aralık yolsuzluk soruşturması şüphelilerini tanık sıfatıyla dinledi. Komisyon, ilk olarak eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler ve Rüçhan Bayar’ı dinledi. Edinilen bilgiye göre evinden 7 para kasası çıkan Barış Güler, sorular karşısında “Söyleyecek bir şey yok.” cevabını verdi. Reza Zarrab ise, 10 dakika kadar adliyede kaldı. Zarrab, hasta olduğunu beyan ederek ifade vermeyeceğini söyledi. 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının ardından eski bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar hakkında komisyon kurulmuştu. 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasında savcı Ekrem Aydıner, 16 Ekim’de takipsizlik vermişti. Reza Zarrab, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kaan Çağlayan ve eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın da bulunduğu 53 kişi hakkında delillerin usulsüz toplandığı, herhangi bir örgüte rastlanılmadığı ve suç unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle şüphelilerin yargılanmasına gerek görmemişti.
Zaman
Politika
25.10.2014
YolsuzlukKomisyonunaifadevermedilerBarışGülersustu;ZarrabHastayımdediYolsuzluk Komisyonuna ifade vermediler Barış Güler sustu; Zarrab Hastayım dedi
Yolsuzluk Komisyonu'na ifade vermediler! Barış Güler, sustu; Zarrab, 'Hastayım' dedi
Zaman
25.10.2014
02:02
4 eski bakanla ilgili yolsuzluk ve rüşvet iddialarını araştırmak için kurulan Meclis Soruşturma Komisyonu, Savcı Ekrem Aydıner tarafından kapatılan 17 Aralık soruşturmasında şüpheli olarak yer alan isimlerin ifadelerini almaya başladı.Geçtiğimiz pazartesi İstanbul Adliyesi’ne kamp kuran 3 kişilik komisyon heyeti, ilk olarak eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler ve kapatılan soruşturmanın bir numaralı ismi İran asıllı işadamı Reza Zarrab ile adamları, Abdullah Happani’yle Rüçhan Bayar’ı dinledi. Söz konusu isimlerin sadece kimlik tespitlerinin yapıldığı, hiçbir soruya cevap vermedikleri öğrenildi. Barış Güler, “Söyleyecek bir şeyim yok.” derken Reza Zarrab, “Hastayım” diyerek ifade vermedi. Tanık sıfatıyla dinlenen eski yolsuzluk şüphelilerinin ifadeleri, ortalama 5 ila 10 dakika kadar sürdüğü belirtildi.Pazartesi günü itibarıyla Çağlayan adliyesinde olan 3 kişilik alt komisyon heyetinde, CHP’den eski cumhuriyet savcısı Ercan Cengiz, AKP’den Hakkı Köylü ve Yusuf Başer yer alıyor. Heyet, savcı Ekrem Aydıner tarafından takipsizlik kararı verilerek kapatılan 17 Aralık yolsuzluk soruşturması şüphelilerini tanık sıfatıyla dinledi. Komisyon, ilk olarak eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler ve Rüçhan Bayar’ı dinledi. Edinilen bilgiye göre evinden 7 para kasası çıkan Barış Güler, sorular karşısında “Söyleyecek bir şey yok.” cevabını verdi. Reza Zarrab ise, 10 dakika kadar adliyede kaldı. Zarrab, hasta olduğunu beyan ederek ifade vermeyeceğini söyledi. 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk operasyonlarının ardından eski bakanlar Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış ve Erdoğan Bayraktar hakkında komisyon kurulmuştu. 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasında savcı Ekrem Aydıner, 16 Ekim’de takipsizlik vermişti. Reza Zarrab, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler’in oğlu Barış Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan’ın oğlu Salih Kaan Çağlayan ve eski Halkbank Genel Müdürü Süleyman Aslan’ın da bulunduğu 53 kişi hakkında delillerin usulsüz toplandığı, herhangi bir örgüte rastlanılmadığı ve suç unsurunun oluşmadığı gerekçesiyle şüphelilerin yargılanmasına gerek görmemişti.
Zaman
Ana Sayfa
25.10.2014
YolsuzlukKomisyonunaifadevermedilerBarışGülersustu;ZarrabHastayımdediYolsuzluk Komisyonuna ifade vermediler Barış Güler sustu; Zarrab Hastayım dedi
Adalet fikri ve yeni yargı paketi
Zaman
23.10.2014
02:12
Yargı paketini salt hukuk açısından değerlendirmek gerekirse, getirilen düzenlemelerdeki yanlışlıklar nelerdir sorusuna cevap vermeye çalışalım.Tabii ki yasal düzenlemenin amacı, kaldırılmak istenen düzenlemedeki itiraf edilen amaç, yeni düzenlemedeki itiraf edilmeyen ancak karinelerin aşikâr kıldığı amaç, bunların hepsi üzerinde durmak mümkün. Ancak biz bu kritiğimizde iyi niyetle yapılan bir düzenleme varsayımı üzerinden, yargı paketinde yer alan; makul şüphe, arama ve el koyma ile ilgili düzenlemeler, savunma hakkı, sulh ceza hâkiminin konumu ve yetkisi konularında özetle değerlendirme ve tekliflerimizi yapalım.“Makul şüphe” ceza yargılamasında bazı işlemleri yapmak için aranan bir şüphe derecesidir. Genelde cumhuriyet savcısı, suç faili ve delillerin araştırılması ve toplanması sürecinde birçok işlem yapar. Bu işlemlerin bazıları şüphelinin özgürlük ve haklarına müdahale teşkil eder. Ancak şüphelinin masum olma ihtimali de vardır. Hâlbuki bu müdahalelerin telafisi yoktur ve kişi haklarını bazen ağır ihlal içerir. İşte cumhuriyet savcısı bu tür işlemleri yapması için öngörülen yasal düzenlemenin yapılacak işlemin ağırlığıyla orantılı olarak, şartları ağırlaştırması gerekir. Yakalama, gözaltı, arama, el koyma, tutuklama, adli kontrol, iletişimin denetlenmesi gibi müdahalelere maruz kalan masum bir kişinin, yakınlarıyla birlikte uğradığı zararı telafi etmek, yaşanılan hayatı geriye sarmak mümkün değildir. Makul şüphe çok esnek bir kavramdır, ilgili yönetmelikteki tanımda da bu esneklik gözükmektedir. Şayet makul şüphe ülkemizde yılardır uygulanan yargı içtihatlarıyla müstakar hale gelmiş, neyi kapsayıp neyi kapsamadığı vuzuha kavuşmuş olsaydı bireyler için güvence fonksiyonu görebilirdi. Yargının bugün içinde bulunduğu durum da dikkate alındığında arama, el koyma gibi ağır müdahale teşkil eden tasarruflar için “olgulara dayanan kuvvetli şüphe” şartını aramak gerekir. (Bazı ceza hukukçularının makul şüpheyi savunmak için zaten yargı bildiğini okuyor şeklindeki savunmaları kendilerine atfedilen değerle örtüşmüyor. Hâlbuki bütün devlet erkleri bildiğini okumaya meyillidir. Anayasa temelli yasal mevzuat, bu bildiğini okumaya set çekmek ve birey haklarını korumak içindir. Bu gerekçe ancak daha ağır bir kıstas için anlamlıdır.) Ayrıca makul şüphe konusunda ülke içerisinde uygulama birliğini sağlamak noktasında birçok güçlükler ve çelişen örnekler ortaya çıkması muhtemeldir. Kamuoyundaki kabulün aksine aslında arama el koyma gibi koruma tedbirleri iletişimin denetlenmesine göre daha ağırdır. Suç işlemeyen masum kişi açısından evinin aranmasına göre telefonunun dinlenmesi daha tercih edilir. Çünkü dış dünyaya yansıyan bir müdahale yok, hâlbuki mesela aramada aileniz, çocuklarınız ve komşularınızın gözü önünde, kolluk tarafından yapılan arama daha incitici, itibar kırıcı, lekeleyici bir fiildir. Yasa iletişimin denetlenmesi için olgulara dayanan kuvvetli şüpheyi arıyorsa daha ağır tedbirler için bunu evleviyetle araması icap eder.“El koyma” ise; kişiyle ilgili tutuklama ne ise malvarlığıyla ilgili el koyma aynı ağırlıkta bir koruma tedbiridir. El koyma neticesinde ilgili malvarlığı kişinin tasarrufundan çıkmakta, hususiyle ticari bir faaliyet olması durumunda iflasa kadar varabilecek zararlara neden olabilmektedir. Delil niteliği taşıyan eşyanın dışında, el koyma hükümden sonra mümkün olmalı, zorunluluk durumlarında çok sıkı şartlar öngörülmelidir ki, bunların başında “olgulara dayanan kuvvetli suç şüphesi” gelmektedir. Ayrıca el koyma tedbirine başvurulacak suçlara, anayasal düzene karşı suçları ilave etmek, bu suçlar içerisine TCK m. 316yı da dâhil etmek yanlıştır. Bu suçlar malvarlığıyla ilgili suçlar olmaması nedeniyle el koyma yanlış olduğu gibi, suç nitelikleri, nedensellik bağının esnekliği, belirgin olmayışı, yargıya geniş bir takdir alanı bırakıyor, genel müsadere gibi ilkel ve despotik yönetimlerin uyguladığı bir cezaya neden olabilecek uygulamalara kapı aralıyor.Savunma hakkı yani müdafinin dosyayı görmesi meselesinde; dosyada yer alan ve cumhuriyet savcısının şüpheliyle ilgili işlemlerine, hususiyle koruma tedbirlerine temel teşkil eden her türlü belgeyi müdafi görebilmelidir. İddia ve savunma arasındaki denge bunu gerektirir. Bunun dışındaki her türlü uygulama suistimale, hak ihlallerine açıktır.Sulh ceza hâkiminin konumu ve yetkileri tabii hâkim ilkesine ve kanun yoluna başvurma hakkına aykırı bir şekilde tasarlanmıştır. İlave yetkilerle; dilediği soruşturma önünde aşılmaz bir bariyer, dilediği soruşturmalarda da şüphelinin aşamayacağı bir duvara dönüşmesi mümkündür. Mevcut sulh ceza hâkimliği düzenlemesinden geriye dönülmeyecekse,-farklı bir komplikasyonu yoksa- belirttiğimiz ilkelere uygunluk açısından “Sulh ceza hâkimliği” asliye ceza mahkem
Zaman
Yorum
23.10.2014
AdaletfikriveyeniyargıpaketiAdalet fikri ve yeni yargı paketi
Bu belge savcının resmî tutanağı, helvacı kâğıdı değil
Zaman
13.10.2014
02:36
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, “Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğini söyleyenlere sesleniyorum; elinizde belge varsa çıkın ortaya koyun. Yoksa bu ülkeye ihanet etmeyin.” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu’na cevap verdi.Adana’da durdurulan TIR’ların silah taşıdığını iddia eden ve savcılık tutanaklarını gösteren Tezcan, “Sayın Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin IŞİD’e yardım yaptığı belgesi var mı diyor? Evet belgesi var. Hem de resmi belgeler. Bu (elindeki belgeyi göstererek) Adana Savcısı Aziz Takçı’nın askeri savcılıkta, verdiği resmi ifade tutanağıdır. Bu helvacı kâğıdı değildir. Bu hükümetin vatana ihaneti tescillenmiştir.” dedi.CHP’li Bülent Tezcan, partisinin Aydın İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. CHP’yi hainlikle suçlayan Başbakan Davutoğlu’nu hedef aldı. İktidarın vatana ihanet ettiğini savundu. Tezcan, El Kaide bağlantılı terör örgütlerine MİT aracılığıyla silah yardımı yapıldığını iddia etti. Adana’da durdurulan TIR’larla ilgili tutulan tutanakları gösterdi. Yeni belgeler açıklayacaklarını söyleyen Tezcan, “Bu hükümetin vatana ihaneti tescillenmiştir. Geçmişinde ihanet konusunda bir hayli zengin siyasi sicile sahip olanlar CHP Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun vatanseverliğini test edecek ve tartacak kalibrede değildir. Daha fazla belge var, onları da açıklayacağız. İhanetin belgesi vardır. Söylediğimiz her sözün belgesi vardır. Paçanızı kurtaramayacaksınız. Türkiye’yi Ortadoğu’daki terör çetelerinin bir parçası haline getirip, ondan sonra suçluların telaşı içerisinde sağa sola dönüp ağzınızdan salyalar saçarak başkalarını vatana ihanetle suçlamaya hakkınız yok. Bağımsız, ulusal ve uluslararası hukuk önünde bunun hesabını vereceklerdir.” diye konuştu.Adana’da durdurulan TIR’ların El Kaide bağlantılı terör örgütlerine silah taşıdığını öne süren CHP’li Bülent Tezcan, elindeki belgeleri göstererek iktidara ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bazı sorular yöneltti. Yayın yasağının kaldırılarak dosyaların kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirtti. Şöyle konuştu: “Sayın Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin IŞİD’e yardım yaptığı belgesi var mı diyor? Evet belgesi var. Hem de resmi belgeler. Bu (elindeki belgeyi göstererek) Adana Savcısı Aziz Takçı’nın askeri savcılıkta, verdiği resmi ifade tutanağıdır. Bu helvacı kâğıdı değildir. Adana’da görev yapan cumhuriyet savcısının Genelkurmay Savcılığı’nda soruşturma sırasında verdiği imzalı resmi ifadedir. Arama izni şu; ‘Terör örgütüne silah taşımak’, bu suçla ilgili arama izni veriyor. Verilen arama izninde TIR’lar aramaya gidildiğinde devletin valisi, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı Başbakan’a kadar uzayan bir silsile ile aramayı durdurmak üzere müdahale ediyorlar. ‘Bu TIR’lar MİT’in’ diyor. Peki, niye aratmıyorsunuz? İçinde silah var. İkinci olayda da bu kez yine bir başka ihbar; El Kaide ve IŞİD terör örgütüne, ki IŞİD El Kaide kökenlidir, bunu herkes biliyor. ‘Terör örgütüne silah götürülüyor’ diye ihbar geliyor, arama kararı veriliyor. İşte devletin resmi belgesi (elindeki belgeyi gösteriyor) hükümetin. ‘IŞİD’e ve El Kaide’ye silah sağladığına ilişkin belgeniz var mı?’ diyen Başbakan’a gösteriyorum. Senin savcın yaptığı soruşturmada yasa dışı terör örgütüne silah taşıyan TIR’ları tespit ediyor ve bunların üzerine gidiyor. TIR’lar aranmak üzere gidildiğinde karşına devlet çıkıyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ savcıyı arıyor, TIR’ların aranmasını istemiyor. TIR’ların tamamında mühimmat var. Şimdi belge isteyen Davutoğlu’na soruyorum. Bu silahlar nereye gidiyor? MİT TIR’larında silah niye taşınır?”
Zaman
En Çok Okunan
13.10.2014
BubelgesavcınınresmîtutanağıhelvacıkâğıdıdeğilBu belge savcının resmî tutanağı helvacı kâğıdı değil
Bu belge savcının resmî tutanağı, helvacı kâğıdı değil
Zaman
13.10.2014
02:04
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, “Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğini söyleyenlere sesleniyorum; elinizde belge varsa çıkın ortaya koyun. Yoksa bu ülkeye ihanet etmeyin.” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu’na cevap verdi.Adana’da durdurulan TIR’ların silah taşıdığını iddia eden ve savcılık tutanaklarını gösteren Tezcan, “Sayın Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin IŞİD’e yardım yaptığı belgesi var mı diyor? Evet belgesi var. Hem de resmi belgeler. Bu (elindeki belgeyi göstererek) Adana Savcısı Aziz Takçı’nın askeri savcılıkta, verdiği resmi ifade tutanağıdır. Bu helvacı kâğıdı değildir. Bu hükümetin vatana ihaneti tescillenmiştir.” dedi.CHP’li Bülent Tezcan, partisinin Aydın İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. CHP’yi hainlikle suçlayan Başbakan Davutoğlu’nu hedef aldı. İktidarın vatana ihanet ettiğini savundu. Tezcan, El Kaide bağlantılı terör örgütlerine MİT aracılığıyla silah yardımı yapıldığını iddia etti. Adana’da durdurulan TIR’larla ilgili tutulan tutanakları gösterdi. Yeni belgeler açıklayacaklarını söyleyen Tezcan, “Bu hükümetin vatana ihaneti tescillenmiştir. Geçmişinde ihanet konusunda bir hayli zengin siyasi sicile sahip olanlar CHP Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun vatanseverliğini test edecek ve tartacak kalibrede değildir. Daha fazla belge var, onları da açıklayacağız. İhanetin belgesi vardır. Söylediğimiz her sözün belgesi vardır. Paçanızı kurtaramayacaksınız. Türkiye’yi Ortadoğu’daki terör çetelerinin bir parçası haline getirip, ondan sonra suçluların telaşı içerisinde sağa sola dönüp ağzınızdan salyalar saçarak başkalarını vatana ihanetle suçlamaya hakkınız yok. Bağımsız, ulusal ve uluslararası hukuk önünde bunun hesabını vereceklerdir.” diye konuştu.Adana’da durdurulan TIR’ların El Kaide bağlantılı terör örgütlerine silah taşıdığını öne süren CHP’li Bülent Tezcan, elindeki belgeleri göstererek iktidara ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bazı sorular yöneltti. Yayın yasağının kaldırılarak dosyaların kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirtti. Şöyle konuştu: “Sayın Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin IŞİD’e yardım yaptığı belgesi var mı diyor? Evet belgesi var. Hem de resmi belgeler. Bu (elindeki belgeyi göstererek) Adana Savcısı Aziz Takçı’nın askeri savcılıkta, verdiği resmi ifade tutanağıdır. Bu helvacı kâğıdı değildir. Adana’da görev yapan cumhuriyet savcısının Genelkurmay Savcılığı’nda soruşturma sırasında verdiği imzalı resmi ifadedir. Arama izni şu; ‘Terör örgütüne silah taşımak’, bu suçla ilgili arama izni veriyor. Verilen arama izninde TIR’lar aramaya gidildiğinde devletin valisi, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı Başbakan’a kadar uzayan bir silsile ile aramayı durdurmak üzere müdahale ediyorlar. ‘Bu TIR’lar MİT’in’ diyor. Peki, niye aratmıyorsunuz? İçinde silah var. İkinci olayda da bu kez yine bir başka ihbar; El Kaide ve IŞİD terör örgütüne, ki IŞİD El Kaide kökenlidir, bunu herkes biliyor. ‘Terör örgütüne silah götürülüyor’ diye ihbar geliyor, arama kararı veriliyor. İşte devletin resmi belgesi (elindeki belgeyi gösteriyor) hükümetin. ‘IŞİD’e ve El Kaide’ye silah sağladığına ilişkin belgeniz var mı?’ diyen Başbakan’a gösteriyorum. Senin savcın yaptığı soruşturmada yasa dışı terör örgütüne silah taşıyan TIR’ları tespit ediyor ve bunların üzerine gidiyor. TIR’lar aranmak üzere gidildiğinde karşına devlet çıkıyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ savcıyı arıyor, TIR’ların aranmasını istemiyor. TIR’ların tamamında mühimmat var. Şimdi belge isteyen Davutoğlu’na soruyorum. Bu silahlar nereye gidiyor? MİT TIR’larında silah niye taşınır?”
Zaman
Politika
13.10.2014
BubelgesavcınınresmîtutanağıhelvacıkâğıdıdeğilBu belge savcının resmî tutanağı helvacı kâğıdı değil
Bu belge savcının resmî tutanağı, helvacı kâğıdı değil
Zaman
13.10.2014
02:04
CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, “Türkiye’nin IŞİD’e destek verdiğini söyleyenlere sesleniyorum; elinizde belge varsa çıkın ortaya koyun. Yoksa bu ülkeye ihanet etmeyin.” diyen Başbakan Ahmet Davutoğlu’na cevap verdi.Adana’da durdurulan TIR’ların silah taşıdığını iddia eden ve savcılık tutanaklarını gösteren Tezcan, “Sayın Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin IŞİD’e yardım yaptığı belgesi var mı diyor? Evet belgesi var. Hem de resmi belgeler. Bu (elindeki belgeyi göstererek) Adana Savcısı Aziz Takçı’nın askeri savcılıkta, verdiği resmi ifade tutanağıdır. Bu helvacı kâğıdı değildir. Bu hükümetin vatana ihaneti tescillenmiştir.” dedi.CHP’li Bülent Tezcan, partisinin Aydın İl Başkanlığı’nda basın toplantısı düzenledi. CHP’yi hainlikle suçlayan Başbakan Davutoğlu’nu hedef aldı. İktidarın vatana ihanet ettiğini savundu. Tezcan, El Kaide bağlantılı terör örgütlerine MİT aracılığıyla silah yardımı yapıldığını iddia etti. Adana’da durdurulan TIR’larla ilgili tutulan tutanakları gösterdi. Yeni belgeler açıklayacaklarını söyleyen Tezcan, “Bu hükümetin vatana ihaneti tescillenmiştir. Geçmişinde ihanet konusunda bir hayli zengin siyasi sicile sahip olanlar CHP Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu’nun vatanseverliğini test edecek ve tartacak kalibrede değildir. Daha fazla belge var, onları da açıklayacağız. İhanetin belgesi vardır. Söylediğimiz her sözün belgesi vardır. Paçanızı kurtaramayacaksınız. Türkiye’yi Ortadoğu’daki terör çetelerinin bir parçası haline getirip, ondan sonra suçluların telaşı içerisinde sağa sola dönüp ağzınızdan salyalar saçarak başkalarını vatana ihanetle suçlamaya hakkınız yok. Bağımsız, ulusal ve uluslararası hukuk önünde bunun hesabını vereceklerdir.” diye konuştu.Adana’da durdurulan TIR’ların El Kaide bağlantılı terör örgütlerine silah taşıdığını öne süren CHP’li Bülent Tezcan, elindeki belgeleri göstererek iktidara ve Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’a bazı sorular yöneltti. Yayın yasağının kaldırılarak dosyaların kamuoyuna açıklanması gerektiğini belirtti. Şöyle konuştu: “Sayın Başbakan, Türkiye Cumhuriyeti’nin IŞİD’e yardım yaptığı belgesi var mı diyor? Evet belgesi var. Hem de resmi belgeler. Bu (elindeki belgeyi göstererek) Adana Savcısı Aziz Takçı’nın askeri savcılıkta, verdiği resmi ifade tutanağıdır. Bu helvacı kâğıdı değildir. Adana’da görev yapan cumhuriyet savcısının Genelkurmay Savcılığı’nda soruşturma sırasında verdiği imzalı resmi ifadedir. Arama izni şu; ‘Terör örgütüne silah taşımak’, bu suçla ilgili arama izni veriyor. Verilen arama izninde TIR’lar aramaya gidildiğinde devletin valisi, İçişleri Bakanı, Adalet Bakanı Başbakan’a kadar uzayan bir silsile ile aramayı durdurmak üzere müdahale ediyorlar. ‘Bu TIR’lar MİT’in’ diyor. Peki, niye aratmıyorsunuz? İçinde silah var. İkinci olayda da bu kez yine bir başka ihbar; El Kaide ve IŞİD terör örgütüne, ki IŞİD El Kaide kökenlidir, bunu herkes biliyor. ‘Terör örgütüne silah götürülüyor’ diye ihbar geliyor, arama kararı veriliyor. İşte devletin resmi belgesi (elindeki belgeyi gösteriyor) hükümetin. ‘IŞİD’e ve El Kaide’ye silah sağladığına ilişkin belgeniz var mı?’ diyen Başbakan’a gösteriyorum. Senin savcın yaptığı soruşturmada yasa dışı terör örgütüne silah taşıyan TIR’ları tespit ediyor ve bunların üzerine gidiyor. TIR’lar aranmak üzere gidildiğinde karşına devlet çıkıyor. Adalet Bakanı Bekir Bozdağ savcıyı arıyor, TIR’ların aranmasını istemiyor. TIR’ların tamamında mühimmat var. Şimdi belge isteyen Davutoğlu’na soruyorum. Bu silahlar nereye gidiyor? MİT TIR’larında silah niye taşınır?”
Zaman
Ana Sayfa
13.10.2014
BubelgesavcınınresmîtutanağıhelvacıkâğıdıdeğilBu belge savcının resmî tutanağı helvacı kâğıdı değil
Algı operasyonları yargıdan döndü
Zaman
02.10.2014
03:01
17-25 Aralık soruşturmalarından sonra polise yönelik başlatılan cadı avı ve algı operasyonları mahkeme kararlarıyla çöktü. Adana’da yasadışı dinleme iddiasıyla başlatılan soruşturmada tutuklanan 6 polisi mahkeme delil durumuna istinaden tahliye etti. Başbakanlık’taki dinleme cihazına ilişkin Ankara’da soruşturma açıldı. Ancak mahkeme, usulsüzlüklere dikkat çekti ve 5 şüphelinin tutuklanmasını gerektirecek bir durum olmadığını vurguladı. Usulsüz taltif soruşturmasında ise mahkeme, somut bir delile rastlanmadığına dikkat çekti. İzmir’de liman yolsuzluğunu araştıran polislere yönelik soruşturmada ise 11 tutuklu serbest bırakıldı. Mahkeme, delil bir yana, somut olgu dahi olmadığı vurgusu yaptı. Örgüt suçlaması için ‘hukuki garabet’ dedi.17-25 Aralık soruşturmalarından sonra polise yönelik başlatılan cadı avı ve algı operasyonları mahkeme kararlarıyla çöktü. Kamuoyunda yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının intikamı olarak değerlendirilen algı operasyonları, Adana, İzmir ve Ankara’da devreye sokuldu. Ancak mahkemeler yapılan hukuksuzluklara geçit vermedi. Gözaltı kararları ve tutuklamaları, mahkemelerin tahliye kararları izledi. Bu süreçte yaşananlar ise tarihe not olarak kaydedildi. İşte 3 ildeki algı operasyonları ve mahkeme kararları:BÖCEK SORUŞTURMASINDA DELİLLER USULE UYGUN TOPLANMADI Başbakan’ın çalışma ofisinde bulunduğu iddia edilen dinleme cihazına ilişkin yürütülen ‘böcek soruşturması’nda eski Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanı Mehmet Yüksel ve eski Koruma Müdürü Zeki Bulut’un da aralarında bulunduğu 12 emniyetçi gözaltına alındı. Geçtiğimiz mayıs ayında Ankara Savcısı Durak Çetin tarafından yürütülen soruşturmada 7 kişi savcılık sorgusunun ardından 5 kişi de mahkemede serbest kaldı. Savcı Çetin’in karara itiraz etmesi üzerine 5 polis hakkında yakalama kararı çıkarıldı. İtiraz üzerine dosyayı inceleyen 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı algı operasyonunu deşifre etti. Mahkeme kararında, dinleme cihazlarının bulunduğu gün ‘usulüne uygun arama’ yapılmadığı belirtilerek, aramaya katılan Başbakan Danışmanı Mustafa Varank’ın sivil şahıs olduğu arama yetkisi olmadığı vurgulandı. Bir polis memuru hakkında düzenlendiği iddia edilen faturada ad, soyad ve tarih bulunmadığına dikkat çekildi. Kararda ayrıca, TÜBİTAK tarafından hazırlanan raporda belirlenen tarihe rağmen TOBB’a tekrar rapor yazdırıldığının altı çizildi. Dinleme cihazlarının bulunmasının üzerinden 2,5 yıl geçtikten sonra delillerin karartılmış olabileceğine işaret edildi. “Polislerin herhangi bir yurtdışı casusluk, terör örgütü, suç işlemek için kurulmuş bir yapılanma ve yabancı devlet ve istihbarat kurumu ile bağlantılarının bulunmadığı tespit edilmiştir.” denildi. Dosyadaki gizli tanığın ifadelerinde polislere net bir suçlama yöneltilmediğine vurgu yapıldı. ‘TALTİF’TE SUÇ İŞLENDİĞİNE DAİR SOMUT DELİL YOK “Haram lokma yemedik” sözünden duyulan rahatsızlığın ardından bu defa ‘taltif’ bahanesiyle polislere operasyon düzenlendi. Suçlamalar kamuoyunda ‘komedi’ yorumlarını beraberinde getirirken, operasyonda adı geçen isimler taltif almakla değil, başarılı polisler için taltif önermekle suçlandı. Savcı Alper Türközmen tarafından yürütülen soruşturmada 17 polis hakkında gözaltı kararı verilirken 14 polis gözaltına alındı. Savcılık ifadelerinin ardından 11 polis için adli kontrol tedbiri, 3 polis için de tutuklama talep edildi. Talepleri değerlendiren Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi Deniz Gül, gerekçeli kararında somut delil yetersizliği nedeniyle adli kontrol talebini reddetti. Kararda, şüphelilerin üzerine atılı suçları işlediği yönünde suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunmadığı belirtildi. Hakim Gül, 3 polis hakkında ise tutuklama kararı verdi. Ancak bu karar da 5. Sulh Ceza Hakimi Süleyman Köksaldı tarafından bozuldu. Köksaldı, polislerin kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve kamu görevlisinin resmi evrakta sahtecilik suçlarını işlediğine dair somut bir delile rastlanmadığına dikkat çekti. Aynı durumdaki kişilerden bir kısmının tutuklanmadığına değinirken, hukukun kişilere eşit olarak uygulanması gerektiğini vurguladı. Kararda, iddiaların daha önce İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından incelendiği ve şüphelilere disiplin cezası dahi verilmediği hatırlatıldı.İzmir’deki ‘kupür operasyonu’ 40 günde çöktüYolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının ardından başlatılan algı operasyonları için ilk olarak İzmir’de yapılan önleme dinlemelerine ait belgeler, hükümete yakın bir gazeteye sızdırıldı. Yayımlanması suç olan belgelerin yer aldığı gazete kupürünü ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Savcı Okan Bato tarafından yürütülen soruşturmada 32 polis gözaltına alındı, 11
Zaman
En Çok Okunan
02.10.2014
AlgıoperasyonlarıyargıdandöndüAlgı operasyonları yargıdan döndü
Algı operasyonları yargıdan döndü
Zaman
02.10.2014
02:13
17-25 Aralık soruşturmalarından sonra polise yönelik başlatılan cadı avı ve algı operasyonları mahkeme kararlarıyla çöktü. Adana’da yasadışı dinleme iddiasıyla başlatılan soruşturmada tutuklanan 6 polisi mahkeme delil durumuna istinaden tahliye etti. Başbakanlık’taki dinleme cihazına ilişkin Ankara’da soruşturma açıldı. Ancak mahkeme, usulsüzlüklere dikkat çekti ve 5 şüphelinin tutuklanmasını gerektirecek bir durum olmadığını vurguladı. Usulsüz taltif soruşturmasında ise mahkeme, somut bir delile rastlanmadığına dikkat çekti. İzmir’de liman yolsuzluğunu araştıran polislere yönelik soruşturmada ise 11 tutuklu serbest bırakıldı. Mahkeme, delil bir yana, somut olgu dahi olmadığı vurgusu yaptı. Örgüt suçlaması için ‘hukuki garabet’ dedi.Kamuoyunda yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının intikamı olarak değerlendirilen algı operasyonları, Adana, İzmir ve Ankara’da devreye sokuldu. Ancak mahkemeler yapılan hukuksuzluklara geçit vermedi. Gözaltı kararları ve tutuklamaları, mahkemelerin tahliye kararları izledi. Bu süreçte yaşananlar ise tarihe not olarak kaydedildi. İşte 3 ildeki algı operasyonları ve mahkeme kararları:BÖCEK SORUŞTURMASINDA DELİLLER USULE UYGUN TOPLANMADI Başbakan’ın çalışma ofisinde bulunduğu iddia edilen dinleme cihazına ilişkin yürütülen ‘böcek soruşturması’nda eski Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanı Mehmet Yüksel ve eski Koruma Müdürü Zeki Bulut’un da aralarında bulunduğu 12 emniyetçi gözaltına alındı. Geçtiğimiz mayıs ayında Ankara Savcısı Durak Çetin tarafından yürütülen soruşturmada 7 kişi savcılık sorgusunun ardından 5 kişi de mahkemede serbest kaldı. Savcı Çetin’in karara itiraz etmesi üzerine 5 polis hakkında yakalama kararı çıkarıldı. İtiraz üzerine dosyayı inceleyen 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı algı operasyonunu deşifre etti. Mahkeme kararında, dinleme cihazlarının bulunduğu gün ‘usulüne uygun arama’ yapılmadığı belirtilerek, aramaya katılan Başbakan Danışmanı Mustafa Varank’ın sivil şahıs olduğu arama yetkisi olmadığı vurgulandı. Bir polis memuru hakkında düzenlendiği iddia edilen faturada ad, soyad ve tarih bulunmadığına dikkat çekildi. Kararda ayrıca, TÜBİTAK tarafından hazırlanan raporda belirlenen tarihe rağmen TOBB’a tekrar rapor yazdırıldığının altı çizildi. Dinleme cihazlarının bulunmasının üzerinden 2,5 yıl geçtikten sonra delillerin karartılmış olabileceğine işaret edildi. “Polislerin herhangi bir yurtdışı casusluk, terör örgütü, suç işlemek için kurulmuş bir yapılanma ve yabancı devlet ve istihbarat kurumu ile bağlantılarının bulunmadığı tespit edilmiştir.” denildi. Dosyadaki gizli tanığın ifadelerinde polislere net bir suçlama yöneltilmediğine vurgu yapıldı. ‘TALTİF’TE SUÇ İŞLENDİĞİNE DAİR SOMUT DELİL YOK “Haram lokma yemedik” sözünden duyulan rahatsızlığın ardından bu defa ‘taltif’ bahanesiyle polislere operasyon düzenlendi. Suçlamalar kamuoyunda ‘komedi’ yorumlarını beraberinde getirirken, operasyonda adı geçen isimler taltif almakla değil, başarılı polisler için taltif önermekle suçlandı. Savcı Alper Türközmen tarafından yürütülen soruşturmada 17 polis hakkında gözaltı kararı verilirken 14 polis gözaltına alındı. Savcılık ifadelerinin ardından 11 polis için adli kontrol tedbiri, 3 polis için de tutuklama talep edildi. Talepleri değerlendiren Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi Deniz Gül, gerekçeli kararında somut delil yetersizliği nedeniyle adli kontrol talebini reddetti. Kararda, şüphelilerin üzerine atılı suçları işlediği yönünde suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunmadığı belirtildi. Hakim Gül, 3 polis hakkında ise tutuklama kararı verdi. Ancak bu karar da 5. Sulh Ceza Hakimi Süleyman Köksaldı tarafından bozuldu. Köksaldı, polislerin kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve kamu görevlisinin resmi evrakta sahtecilik suçlarını işlediğine dair somut bir delile rastlanmadığına dikkat çekti. Aynı durumdaki kişilerden bir kısmının tutuklanmadığına değinirken, hukukun kişilere eşit olarak uygulanması gerektiğini vurguladı. Kararda, iddiaların daha önce İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından incelendiği ve şüphelilere disiplin cezası dahi verilmediği hatırlatıldı.İzmir’deki ‘kupür operasyonu’ 40 günde çöktüYolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının ardından başlatılan algı operasyonları için ilk olarak İzmir’de yapılan önleme dinlemelerine ait belgeler, hükümete yakın bir gazeteye sızdırıldı. Yayımlanması suç olan belgelerin yer aldığı gazete kupürünü ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Savcı Okan Bato tarafından yürütülen soruşturmada 32 polis gözaltına alındı, 11’i tutuklandı. Savcı Bato’nun jet hızıyla hazırladığı 36 sayfalık iddianamede emniyet mensupları için, “S
Zaman
Ana Sayfa
02.10.2014
AlgıoperasyonlarıyargıdandöndüAlgı operasyonları yargıdan döndü
Algı operasyonları yargıdan döndü
Zaman
02.10.2014
02:05
17-25 Aralık soruşturmalarından sonra polise yönelik başlatılan cadı avı ve algı operasyonları mahkeme kararlarıyla çöktü. Adana’da yasadışı dinleme iddiasıyla başlatılan soruşturmada tutuklanan 6 polisi mahkeme delil durumuna istinaden tahliye etti. Başbakanlık’taki dinleme cihazına ilişkin Ankara’da soruşturma açıldı. Ancak mahkeme, usulsüzlüklere dikkat çekti ve 5 şüphelinin tutuklanmasını gerektirecek bir durum olmadığını vurguladı. Usulsüz taltif soruşturmasında ise mahkeme, somut bir delile rastlanmadığına dikkat çekti. İzmir’de liman yolsuzluğunu araştıran polislere yönelik soruşturmada ise 11 tutuklu serbest bırakıldı. Mahkeme, delil bir yana, somut olgu dahi olmadığı vurgusu yaptı. Örgüt suçlaması için ‘hukuki garabet’ dedi.Kamuoyunda yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının intikamı olarak değerlendirilen algı operasyonları, Adana, İzmir ve Ankara’da devreye sokuldu. Ancak mahkemeler yapılan hukuksuzluklara geçit vermedi. Gözaltı kararları ve tutuklamaları, mahkemelerin tahliye kararları izledi. Bu süreçte yaşananlar ise tarihe not olarak kaydedildi. İşte 3 ildeki algı operasyonları ve mahkeme kararları:BÖCEK SORUŞTURMASINDA DELİLLER USULE UYGUN TOPLANMADI Başbakan’ın çalışma ofisinde bulunduğu iddia edilen dinleme cihazına ilişkin yürütülen ‘böcek soruşturması’nda eski Başbakanlık Koruma Dairesi Başkanı Mehmet Yüksel ve eski Koruma Müdürü Zeki Bulut’un da aralarında bulunduğu 12 emniyetçi gözaltına alındı. Geçtiğimiz mayıs ayında Ankara Savcısı Durak Çetin tarafından yürütülen soruşturmada 7 kişi savcılık sorgusunun ardından 5 kişi de mahkemede serbest kaldı. Savcı Çetin’in karara itiraz etmesi üzerine 5 polis hakkında yakalama kararı çıkarıldı. İtiraz üzerine dosyayı inceleyen 11. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararı algı operasyonunu deşifre etti. Mahkeme kararında, dinleme cihazlarının bulunduğu gün ‘usulüne uygun arama’ yapılmadığı belirtilerek, aramaya katılan Başbakan Danışmanı Mustafa Varank’ın sivil şahıs olduğu arama yetkisi olmadığı vurgulandı. Bir polis memuru hakkında düzenlendiği iddia edilen faturada ad, soyad ve tarih bulunmadığına dikkat çekildi. Kararda ayrıca, TÜBİTAK tarafından hazırlanan raporda belirlenen tarihe rağmen TOBB’a tekrar rapor yazdırıldığının altı çizildi. Dinleme cihazlarının bulunmasının üzerinden 2,5 yıl geçtikten sonra delillerin karartılmış olabileceğine işaret edildi. “Polislerin herhangi bir yurtdışı casusluk, terör örgütü, suç işlemek için kurulmuş bir yapılanma ve yabancı devlet ve istihbarat kurumu ile bağlantılarının bulunmadığı tespit edilmiştir.” denildi. Dosyadaki gizli tanığın ifadelerinde polislere net bir suçlama yöneltilmediğine vurgu yapıldı. ‘TALTİF’TE SUÇ İŞLENDİĞİNE DAİR SOMUT DELİL YOK “Haram lokma yemedik” sözünden duyulan rahatsızlığın ardından bu defa ‘taltif’ bahanesiyle polislere operasyon düzenlendi. Suçlamalar kamuoyunda ‘komedi’ yorumlarını beraberinde getirirken, operasyonda adı geçen isimler taltif almakla değil, başarılı polisler için taltif önermekle suçlandı. Savcı Alper Türközmen tarafından yürütülen soruşturmada 17 polis hakkında gözaltı kararı verilirken 14 polis gözaltına alındı. Savcılık ifadelerinin ardından 11 polis için adli kontrol tedbiri, 3 polis için de tutuklama talep edildi. Talepleri değerlendiren Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi Deniz Gül, gerekçeli kararında somut delil yetersizliği nedeniyle adli kontrol talebini reddetti. Kararda, şüphelilerin üzerine atılı suçları işlediği yönünde suç şüphesinin varlığını gösteren somut delillerin bulunmadığı belirtildi. Hakim Gül, 3 polis hakkında ise tutuklama kararı verdi. Ancak bu karar da 5. Sulh Ceza Hakimi Süleyman Köksaldı tarafından bozuldu. Köksaldı, polislerin kamu kurum ve kuruluşlarının zararına dolandırıcılık ve kamu görevlisinin resmi evrakta sahtecilik suçlarını işlediğine dair somut bir delile rastlanmadığına dikkat çekti. Aynı durumdaki kişilerden bir kısmının tutuklanmadığına değinirken, hukukun kişilere eşit olarak uygulanması gerektiğini vurguladı. Kararda, iddiaların daha önce İçişleri Bakanlığı Yüksek Disiplin Kurulu tarafından incelendiği ve şüphelilere disiplin cezası dahi verilmediği hatırlatıldı.İzmir’deki ‘kupür operasyonu’ 40 günde çöktüYolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarının ardından başlatılan algı operasyonları için ilk olarak İzmir’de yapılan önleme dinlemelerine ait belgeler, hükümete yakın bir gazeteye sızdırıldı. Yayımlanması suç olan belgelerin yer aldığı gazete kupürünü ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı soruşturma başlattı. Savcı Okan Bato tarafından yürütülen soruşturmada 32 polis gözaltına alındı, 11’i tutuklandı. Savcı Bato’nun jet hızıyla hazırladığı 36 sayfalık iddianamede emniyet mensupları için, “S
Zaman
Güncel
02.10.2014
AlgıoperasyonlarıyargıdandöndüAlgı operasyonları yargıdan döndü
İddianame dediler, resmi belge dediler; imzasız, parafsız bir metin çıktı
Zaman
25.09.2014
10:37
17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasından sonra görevden alınan polisler ile dosyadan el çektirilen savcılar için ortaya atılan suçlamanın resmi verilere dayanmadığı belgelendi.Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın miting meydanlarında, cumhurbaşkanı seçildikten sonra verdiği demeçlerde de sürekli dile getirdiği ‘dönemin başbakanı’, ‘devrik başbakan’ ifadelerinin, resmi evraklarda olmadığı netleşti. Yandaş kalemlerin ve gazetelerin önce iddianame sonra fezleke olarak kamuoyuna sunduğu metnin, mali şubede ele geçirilen imzasız parafsız bir evrak olduğu anlaşıldı. Eski Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı iddiayı net bir dille yalanlarken, soruşturma savcısı Muammer Akkaş, kendisine gelen fezlekede böyle bir ifadenin bulunmadığını açıklamıştı.Grihat’tan Arzu Yıldız’ın ulaştığı evrak üzerinde yapılan resmi incelemede ise ilginç sonuçlara ulaşıldı. ‘Fezleke’ diye sunulan metnin mali şube bilgisayarından çıktığı belirtilirken, bu bilgisayarı kimin kullandığının tespit edilemediği vurgulanıyor. Raporda, tapelerin mahkeme kararı ile yapılan dinlemeler olduğu belirtilirken, “montaj” olduğuna dair herhangi bir tespit de yapılmıyor. Öte yandan, söz konusu fezlekede 25 Aralık fezlekesinde yer almayan ve mahkeme kararı ile alınan dinlemelerde soruşturmaya henüz eklenmeyen görüşmelere ilişkin bir taslak olması dikkat çekiyor.Fezleke olduğu iddia edilen belge ile ilgili raporda, Başbakan Ahmet Davutoğlu’nun ‘savcı yazdı’ iddiası doğrulanmıyor. Savcı değil, polislere ait olduğu iddia edilen bir bilgisayarda bulunan taslakta yer aldığı belirtiliyor, ayrıca bilgisayarın kimin olduğunun tespit edilemediğinin altı çiziliyor.Seslerle ilgili “montaj” iddiası ise, ‘dinlemeler montaj değil, mahkeme kararı ve tape ID’leri mevcut’ denilerek yalanlanıyor. Yandaş kalemlerin, “Devrik Başbakan” (Devrik Başbakan tabiri yok) ve o dönem Başbakan olan Erdoğan’ın dediği gibi de “iddianame hazırlamışlar” ( raporlara göre, İddianame değil bilgisayarlarda bulunduğu iddia edilen bir taslak) şeklindeki sözlerini doğrulayan bir bulgu olmadığı ortaya çıktı.Ayrıca fezlekede diye adlandırılan ve sahibi bulunamayan metinde imza, paraf bulunmaması da dikkat çekti.NE DEMİŞLERDİ?Savcı Akkaş, “Bana gelen fezlekede ‘Dönemin Başkanı’ ifadesi yok” demişti Soruşturmayı yürüten savcı Muammer Akkaş ise kendisine getirilen fezlekede dönemin Başbakanı ifadesinin yer almadığını belirtmişti. Akkaş, fezlekeleri defalarca okuduğunu böyle bir ifade geçmesi halinde kendisinin duruma el koyacağını belirtmişti.Saygılı: “İmzalı hiçbir belgede dönemin başbakanı ifadesi yok”Eski Mali Şube Müdürü Yakub Saygılı ise ifadesinde söz konusu iddiaya ilişkin şunları belirtmişti: “Saygılı’dan, fezlekede geçen ‘dönemin başbakanı, örgüt lideri’ gibi ifadelere açıklık getirmesi istendi. Saygılı, imzalanarak savcılığa gönderilen fezlekede bu tabirlerin kullanılmadığını savundu. ‘Dönemin Başbakanı’ tabirinin hukuken doğru olduğunu ifade eden Saygılı’nın, “Ancak buna rağmen bile kullanılmamıştır. Bugün ise bu tabirin doğruluğu teyit edilmiştir. Çünkü kendisi artık ‘Dönemin Başbakanıdır’. Dönemin başbakanı tabirini kullanarak, operasyonla Başbakan’ın görevden indirileceği, dönemin başbakanı tabirinin bu yüzden öngörüldüğü, siyasi bir fantezidir” Saygılı ayrıca gözaltına alınmadan önce twitter hesabından da şunları yazmıştı. “Son haftalarda kamuoyunda 17 ve 25 Aralık olarak bilinen ‘rüşvet ve yolsuzluk’ operasyonları kapsamında polis fezlekelerinden Başbakan Sn. Recep Tayyip Erdoğan hakkında ‘dönemin başbakanı’ ‘örgüt lideri’ ve ‘devrik başbakan’ ifadelerinin kullanıldığı yazılı ve görsel medyada yer alması üzerine bir açıklama yapılması gereği hasıl olmuştur. -Suç gruplarının takibi esnasında aylarca cumhuriyet savcılarına hitaben yazılar yazılır ve talimatlar alınır. Söz konusu soruşturmalar kapsamında sadece son gün değil, soruşturma başlangıcından itibaren cumhuriyet savcılığı ile yüzlerce yazışma yapılmış ve takibi yapılan suç grupları ile ilgili raporlar, tutanaklar ve fezlekeler gönderilmiştir. Tamamı paraflanarak ve imzalanarak resmi kimlik kazanan bu belgelerin hiçbirinde Sn. Başbakan için ‘dönemin başbakanı’ ‘örgüt lideri’ ve hele de ‘devrik başbakan’ tabirleri kullanılmamıştır.Kaynak: Grihat.com
Zaman
Ana Sayfa
25.09.2014
İddianamededilerresmibelgedediler;imzasızparafsızbirmetinçıktıİddianame dediler resmi belge dediler; imzasız parafsız bir metin çıktı
Algı operasyonu tutmadı; 11 polis serbest
Zaman
25.09.2014
09:44
Taltif soruşturması bahanesiyle hukuksuz şekilde gözaltına alınıp savcılıkça sorgulanan 14 polisten 11’i serbest bırakıldı, 3 polis ise tutuklandı.Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi Deniz Gül, Komiser Eray Kılıçarslan ile polis memurları Muhammet Hamarat ve İsmail Çilekçi’nin tutuklanmasına karar verdi. Tutuklanmaya gerekçe olarak ise kuvvetli suç şüphesi ve delilleri karartma ihtimali gösterildi. Hakim, emniyet mensuplarını kamu kurumları zararına dolandırıcılık ve belgede sahtecilik iddiasıyla tutukladı. Serbest bırakılan polislere ilgili olarak ise üzerlerine atılı suçları işlediklerine yönelik somut delillerin bulunmadığı belirtildi. Memur Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli Cumhuriyet Savcısı Alper Türközmen, 11 polisi adli kontrol sistemiyle mahkemeye sevk etmişti. Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği bu talepleri reddederek 11 kişiyi serbest bıraktı. Kararla birlikte, Bekir Akarsu, Halil Dumanlı, Gökhan Kabukçu, Zeki Akyol, Davut Gürbüz, Gökmen Tekin, Veli Yılmaz, Servet Deniz Kalem, Hakkı Okumuş, Cemil Çevik ve Haydar Akyürek serbest kaldı. Polislerin serbest bırakılması, adliye önünde bekleyen aileleri ve vatandaşları sevince boğdu. Polislerin avukatı Murat Araç, “3 arkadaşımızın tutukluluğunu gerektirecek hiçbir neden yok. Polis bilgi sisteminde bir meseleyi hakim beyin anlayamamasından dolayı tutuklular. Bunlarla ilgili itirazda bulunacağız.” dedi.
Zaman
En Çok Okunan
25.09.2014
Algıoperasyonututmadı;11polisserbestAlgı operasyonu tutmadı; 11 polis serbest
Algı operasyonu tutmadı; 11 polis serbest
Zaman
25.09.2014
09:33
Taltif soruşturması bahanesiyle hukuksuz şekilde gözaltına alınıp savcılıkça sorgulanan 14 polisten 11’i serbest bırakıldı, 3 polis ise tutuklandı.Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi Deniz Gül, Komiser Eray Kılıçarslan ile polis memurları Muhammet Hamarat ve İsmail Çilekçi’nin tutuklanmasına karar verdi. Tutuklanmaya gerekçe olarak ise kuvvetli suç şüphesi ve delilleri karartma ihtimali gösterildi. Hakim, emniyet mensuplarını kamu kurumları zararına dolandırıcılık ve belgede sahtecilik iddiasıyla tutukladı. Serbest bırakılan polislere ilgili olarak ise üzerlerine atılı suçları işlediklerine yönelik somut delillerin bulunmadığı belirtildi. Memur Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli Cumhuriyet Savcısı Alper Türközmen, 11 polisi adli kontrol sistemiyle mahkemeye sevk etmişti. Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği bu talepleri reddederek 11 kişiyi serbest bıraktı. Kararla birlikte, Bekir Akarsu, Halil Dumanlı, Gökhan Kabukçu, Zeki Akyol, Davut Gürbüz, Gökmen Tekin, Veli Yılmaz, Servet Deniz Kalem, Hakkı Okumuş, Cemil Çevik ve Haydar Akyürek serbest kaldı. Polislerin serbest bırakılması, adliye önünde bekleyen aileleri ve vatandaşları sevince boğdu. Polislerin avukatı Murat Araç, “3 arkadaşımızın tutukluluğunu gerektirecek hiçbir neden yok. Polis bilgi sisteminde bir meseleyi hakim beyin anlayamamasından dolayı tutuklular. Bunlarla ilgili itirazda bulunacağız.” dedi.
Zaman
Güncel
25.09.2014
Algıoperasyonututmadı;11polisserbestAlgı operasyonu tutmadı; 11 polis serbest
Algı operasyonu tutmadı; 11 polis serbest
Zaman
25.09.2014
09:26
Taltif soruşturması bahanesiyle hukuksuz şekilde gözaltına alınıp savcılıkça sorgulanan 14 polisten 11’i serbest bırakıldı, 3 polis ise tutuklandı.Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi Deniz Gül, Komiser Eray Kılıçarslan ile polis memurları Muhammet Hamarat ve İsmail Çilekçi’nin tutuklanmasına karar verdi. Tutuklanmaya gerekçe olarak ise kuvvetli suç şüphesi ve delilleri karartma ihtimali gösterildi. Hakim, emniyet mensuplarını kamu kurumları zararına dolandırıcılık ve belgede sahtecilik iddiasıyla tutukladı. Serbest bırakılan polislere ilgili olarak ise üzerlerine atılı suçları işlediklerine yönelik somut delillerin bulunmadığı belirtildi. Memur Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli Cumhuriyet Savcısı Alper Türközmen, 11 polisi adli kontrol sistemiyle mahkemeye sevk etmişti. Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği bu talepleri reddederek 11 kişiyi serbest bıraktı. Kararla birlikte, Bekir Akarsu, Halil Dumanlı, Gökhan Kabukçu, Zeki Akyol, Davut Gürbüz, Gökmen Tekin, Veli Yılmaz, Servet Deniz Kalem, Hakkı Okumuş, Cemil Çevik ve Haydar Akyürek serbest kaldı. Polislerin serbest bırakılması, adliye önünde bekleyen aileleri ve vatandaşları sevince boğdu. Polislerin avukatı Murat Araç, “3 arkadaşımızın tutukluluğunu gerektirecek hiçbir neden yok. Polis bilgi sisteminde bir meseleyi hakim beyin anlayamamasından dolayı tutuklular. Bunlarla ilgili itirazda bulunacağız.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
25.09.2014
Algıoperasyonututmadı;11polisserbestAlgı operasyonu tutmadı; 11 polis serbest
Algı operasyonu tutmadı 11 polis serbest
Zaman
25.09.2014
03:29
Taltif soruşturması bahanesiyle hukuksuz şekilde gözaltına alınıp savcılıkça sorgulanan 14 polisten 11’i serbest bırakıldı, 3 polis ise tutuklandı.Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi Deniz Gül, Komiser Eray Kılıçarslan ile polis memurları Muhammet Hamarat ve İsmail Çilekçi’nin tutuklanmasına karar verdi. Tutuklanmaya gerekçe olarak ise kuvvetli suç şüphesi ve delilleri karartma ihtimali gösterildi. Hakim, emniyet mensuplarını kamu kurumları zararına dolandırıcılık ve belgede sahtecilik iddiasıyla tutukladı. Serbest bırakılan polislere ilgili olarak ise üzerlerine atılı suçları işlediklerine yönelik somut delillerin bulunmadığı belirtildi. Memur Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli Cumhuriyet Savcısı Alper Türközmen, 11 polisi adli kontrol sistemiyle mahkemeye sevk etmişti. Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği bu talepleri reddederek 11 kişiyi serbest bıraktı. Kararla birlikte, Bekir Akarsu, Halil Dumanlı, Gökhan Kabukçu, Zeki Akyol, Davut Gürbüz, Gökmen Tekin, Veli Yılmaz, Servet Deniz Kalem, Hakkı Okumuş, Cemil Çevik ve Haydar Akyürek serbest kaldı. Polislerin serbest bırakılması, adliye önünde bekleyen aileleri ve vatandaşları sevince boğdu. Polislerin avukatı Murat Araç, “3 arkadaşımızın tutukluluğunu gerektirecek hiçbir neden yok. Polis bilgi sisteminde bir meseleyi hakim beyin anlayamamasından dolayı tutuklular. Bunlarla ilgili itirazda bulunacağız.” dedi.
Zaman
En Çok Okunan
25.09.2014
Algıoperasyonututmadı11polisserbestAlgı operasyonu tutmadı 11 polis serbest
Algı operasyonu tutmadı 11 polis serbest
Zaman
25.09.2014
02:24
Taltif soruşturması bahanesiyle hukuksuz şekilde gözaltına alınıp savcılıkça sorgulanan 14 polisten 11’i serbest bırakıldı, 3 polis ise tutuklandı.Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi Deniz Gül, Komiser Eray Kılıçarslan ile polis memurları Muhammet Hamarat ve İsmail Çilekçi’nin tutuklanmasına karar verdi. Tutuklanmaya gerekçe olarak ise kuvvetli suç şüphesi ve delilleri karartma ihtimali gösterildi. Hakim, emniyet mensuplarını kamu kurumları zararına dolandırıcılık ve belgede sahtecilik iddiasıyla tutukladı. Serbest bırakılan polislere ilgili olarak ise üzerlerine atılı suçları işlediklerine yönelik somut delillerin bulunmadığı belirtildi. Memur Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli Cumhuriyet Savcısı Alper Türközmen, 11 polisi adli kontrol sistemiyle mahkemeye sevk etmişti. Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği bu talepleri reddederek 11 kişiyi serbest bıraktı. Kararla birlikte, Bekir Akarsu, Halil Dumanlı, Gökhan Kabukçu, Zeki Akyol, Davut Gürbüz, Gökmen Tekin, Veli Yılmaz, Servet Deniz Kalem, Hakkı Okumuş, Cemil Çevik ve Haydar Akyürek serbest kaldı. Polislerin serbest bırakılması, adliye önünde bekleyen aileleri ve vatandaşları sevince boğdu. Polislerin avukatı Murat Araç, “3 arkadaşımızın tutukluluğunu gerektirecek hiçbir neden yok. Polis bilgi sisteminde bir meseleyi hakim beyin anlayamamasından dolayı tutuklular. Bunlarla ilgili itirazda bulunacağız.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
25.09.2014
Algıoperasyonututmadı11polisserbestAlgı operasyonu tutmadı 11 polis serbest
Algı operasyonu tutmadı 11 polis serbest
Zaman
25.09.2014
02:05
Taltif soruşturması bahanesiyle hukuksuz şekilde gözaltına alınıp savcılıkça sorgulanan 14 polisten 11’i serbest bırakıldı, 3 polis ise tutuklandı.Ankara 4. Sulh Ceza Hakimi Deniz Gül, Komiser Eray Kılıçarslan ile polis memurları Muhammet Hamarat ve İsmail Çilekçi’nin tutuklanmasına karar verdi. Tutuklanmaya gerekçe olarak ise kuvvetli suç şüphesi ve delilleri karartma ihtimali gösterildi. Hakim, emniyet mensuplarını kamu kurumları zararına dolandırıcılık ve belgede sahtecilik iddiasıyla tutukladı. Serbest bırakılan polislere ilgili olarak ise üzerlerine atılı suçları işlediklerine yönelik somut delillerin bulunmadığı belirtildi. Memur Suçları Soruşturma Bürosu’nda görevli Cumhuriyet Savcısı Alper Türközmen, 11 polisi adli kontrol sistemiyle mahkemeye sevk etmişti. Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliği bu talepleri reddederek 11 kişiyi serbest bıraktı. Kararla birlikte, Bekir Akarsu, Halil Dumanlı, Gökhan Kabukçu, Zeki Akyol, Davut Gürbüz, Gökmen Tekin, Veli Yılmaz, Servet Deniz Kalem, Hakkı Okumuş, Cemil Çevik ve Haydar Akyürek serbest kaldı. Polislerin serbest bırakılması, adliye önünde bekleyen aileleri ve vatandaşları sevince boğdu. Polislerin avukatı Murat Araç, “3 arkadaşımızın tutukluluğunu gerektirecek hiçbir neden yok. Polis bilgi sisteminde bir meseleyi hakim beyin anlayamamasından dolayı tutuklular. Bunlarla ilgili itirazda bulunacağız.” dedi.
Zaman
Güncel
25.09.2014
Algıoperasyonututmadı11polisserbestAlgı operasyonu tutmadı 11 polis serbest
Yolsuzluk işte böyle örtbas edildi
Zaman
05.09.2014
02:16
17 Aralık 2013 Salı sabahına Türkiye, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul Emniyeti’nin yaptığı ‘yolsuzluk ve rüşvet operasyonu’ ile uyandı.Bazı bakan çocukları ile işadamlarının gözaltına alındığı operasyonla ortaya çıkan yolsuzluklar, tarihe kara leke olarak geçti. Para sayma makinesi, ayakkabı kutularındaki dövizler, bakan ile oğlu arasındaki telefon görüşmesinde geçen ‘Hiçbir şey yok baba. Üç beş kuruş, 1 trilyon civarı para var’ cümleleri... Başbakan ile oğlu arasında gerçekleşen telefon konuşmasındaki ‘Sıfırladınız mı?’ ifadesi aylarca konuşuldu. İran uyruklu işadamı Reza Zarrab’ın dağıttığı iddia edilen rüşvet rakamları dudakları uçaklatacak kadar büyüktü: 139 milyon TL. Kara para aklama ve yolsuzlukla ilgili ekonomik büyüklük ise 87 milyar Euro idi. Oğulları tutuklanan bakanlar Zafer Çağlayan, Muammer Güler ile Erdoğan Bayraktar, 25 Aralık’ta istifa etti.17 Aralık yolsuzluk operasyonunun ardından Türkiye’nin gündemine ikinci bir soruşturma damgasını vurdu. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın başlattığı soruşturma 1.5 yıla yakın sürmüştü. Mali büyüklüğü 100 milyar doları bulan, 28 büyük ihale, bir medya grubunun ihale karşılığı satın alınması, TÜRGEV gibi konular bu dosyada mercek altına alınmıştı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın (Cumhurbaşkanı) oğlu Bilal Erdoğan’da takip altındaydı. Savcı Akkaş’ın operasyon talimatı, 17 Aralık’ın ardından göreve gelen İstanbul Emniyeti yetkilileri karşı çıktı. Soruşturma yapması engellenen Akkaş’ın önce dosyası elinden alındı, ardından sürgün edildi. Türkiye, giderek otoriter bir yönetime geçiş sürecine girdi. Twitter ve YouTube kapatıldı. Basın mensuplarına emniyet giriş yasağı getirildi. HSYK’yı adalet bakanına bağlayacak kanun Meclis’ten geçirildi. Kanuni düzenlemeyle, MİT’e ancak Muhaberat devletlerinde görülebilecek derecede geniş yetkiler verildi.Ayakkabı kutularında deste deste dövizTelefon trafiği... Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda görevlendirilen polisler önce Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan’ın Ankara’daki evine geldi. Bakanın oğlu polisleri görünce, babasını, o da Muammer Güler’i aradı. Güler ise bürokratlarını aradı ve kendi oğlunun evinde de arama olduğunu öğrendi. Saat 06.00-İstanbul: Barış Güler’in oğlunun kaldığı otel odasında arama başladı. AB Bakanı Egemen Bağış’a 4.5 milyon dolar rüşvet verildiği görüntülenmişti. Savcılığın arama ve gözaltı kararı gösterildi. Evde kutuların içinde deste deste döviz ve Türk Lirası bulundu. Aynı saatlerde Ataşehir’deki Halk Bankası Genel Müdürlük binası arandı. Genel Müdür Süleyman Aslan ve eşi gözaltına alındı. Reza Zarrab’ın Kanlıca’daki yalısı, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in evi, işadamı Ali Ağaoğlu’nun evi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar’ın ofisi, aranan mekânlar arasındaydı. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ise İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yakub Saygılı’nın telefonu ile uyandı. Mali Şube o gün 71 kişiyi gözaltına alacaktı. Çapkın ‘Neden bana söylemediniz?’ diye sorunca Saygılı, ‘Üstlerinize bildirecektiniz amirim. O zaman da operasyon yapamazdık.’ cevabını verdi. Çapkın, ‘Delillerinizi sağlam mı?’ diye sordu, evet cevabını aldı ve telefonu kapattı.‘Üç beş kuruş’, 1 trilyon civarı paraymışSaat 06.45: Bakan Güler’in oğlu babasını yeniden aradı. Güler, Sofya’ya uçacaktı ve gezisini iptal etti. Oğluna evde ne kadar para olduğunu sorunca ‘Hiçbir şey yok baba. Üç beş kuruş para. 1 trilyon civarı para var!’ cevabını aldı. Erdoğan Bayraktar da bürokratını arayarak ‘Kaçabiliyorsan kaç’, dedi.‘Tamamıyla sıfırlamanızda fayda var’Saat 08.01: Başbakan o sabah Ankara’daki evindeydi. Saat 11.00’de Konya’daki Şeb-i Arus’a katılacaktı. Kızı Sümeyye’yi İstanbul’daki oğlu Bilal Erdoğan’ın yanına gönderdi. İnternete düşen ses kayıtlarında ise şu konuşmanın takıldığı iddia edildi. Oğlu Bilal’i arayan Başbakan ‘Senin elinde ne var ne yok çıkar’ dedi. Oğlu, ‘Bende ne olabilir baba, senin paran var’ diyen Bilal’e babası ‘Aranızda irtibat kurun.’ talimatını verdi. Saat 11.00-İstanbul Kısıklı: Erdoğan ailesinde tam bir panik yaşanıyordu. Telefon dinlemelerine Kısıklı’daki evde Erdoğan’ın kızı ve eniştesinin ‘kâğıt öğütücü makinesi’ alınması yönündeki konuşmaları takıldı. Saat 11.17: Başbakan Ankara’dan oğlu Bilal’i aradı. ‘Tamamıyla sıfırlamanızda fayda var.’ diyen Erdoğan’a oğlu Bilal, ‘Tamamıyla sıfırlayacağız inşallah.’ cevabını verdi.Başbakan&rsq
Zaman
En Çok Okunan
05.09.2014
YolsuzlukişteböyleörtbasedildiYolsuzluk işte böyle örtbas edildi
Savcıdan İstihbarat Daire Başkanı ve İzmir Şube Müdürüne suç duyurusu
Zaman
05.09.2014
02:09
İzmir’de önleme dinlemesi yapan Emniyet mensuplarına yönelik operasyonun savcısı Okan Bato ilginç bir adım attı. Emniyetçilerin sorgudaki ifadelerini ihbar kabul eden Bato, soruşturmaya gerekçe olarak gösterilen gazete kupüründeki dinleme bilgilerini sızdırdığı iddia edilen İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç ile İzmir İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen hakkında suç duyurusunda bulundu.Hükümete yakın bir gazetenin kupürüyle İzmir merkezli 13 ilde düzenlenen ve 32 polisin gözaltına alındığı operasyonla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Şüpheli avukatlarının sık sık dile getirdiği, ‘hakim ve savcılık kararları sorgulanıyor’ iddiaları üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından dosya incelemeye alındı. HSYK müfettişlerinin şu anda dosyayı detaylı olarak inceledikleri, inceleme sonucu rapor hazırlayacakları öğrenildi. Soruşturma kapsamında tutuklanan bazı polislerin avukatlığını yapan Ali Aksoy, incelemeyle ilgili şöyle konuştu: “Bizim süreç içindeki şikâyetlerimiz ve serzenişlerimiz doğrultusunda HSYK tarafından müfettiş atandı. Müfettişler dosyayı inceledikten sonra rapor hazırlayacaklar. Yargılamada bize 8 tane noktadan suçlama yaptı savcılık. Bu 8 noktanın sadece bir tanesi görevle ilgili suçlama. Görevle ilgili yapılan suçlama dışında başka bir evrak yok zaten. Bu evrakların en sonundaki evrak hakimlik kararı, mahkeme kararı. Bir konuda hâkim ve mahkeme kararı verdiyse bunun iki tane denetimi vardır. Birisi temyiz denetimidir, onun mercii vardır, üstüne gidersiniz, karar düzeltmeye gidersiniz. Bir de HSYK’nın bünyesinde teftiş denetimi vardır. Yani, bununla alakalı yapılmış bir usulsüzlük varsa onun HSYK aracılığıyla teftiş ve denetimi yapılır. Ama şimdi siz burada bütün bu sürecin dışında başka bir şey çıkardınız. Ne çıkardınız? Daha önce hakim ve savcıların vermiş olduğu veya almış olduğu kararları şimdi yeni çıkan, yeni gelen bir hakim ve savcı onu istediği yerden alıp istediği bir şekilde denetime tabi tutabiliyor, yargılamaya çalışıyor. Bu hakimlerin bağımsızlığı prensibinin zaten direkt ihlalidir.” Bu arada gazete kupürlerinin ihbar kabul edilerek emniyet mensuplarına yönelik başlatılan soruşturmayla ilgili iddianamenin jet hızıyla hazırlanarak İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildiği öğrenildi. Mahkeme, iddianameyi inceleyerek kabul veya ret kararı verecek.Savcıdan İstihbarat Daire Başkanı ve İzmir İstihbarat Müdürüne suç duyurusuİzmir’de önleme dinlemesi yapan emniyet mensuplarına yönelik yapılan operasyonun savcısı Okan Bato, operasyona gerekçe olarak gösterilen gazete kupüründeki dinleme bilgilerini sızdırdığı iddia edilen İzmir İstihbarat Müdürü Kudret Dikmen ile İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç hakkında suç duyurusunda bulundu. Savcı Bato, savcılık sorgusu sırasında alınan ifadeleri ihbar kabul ederek suç duyurusunu, gereğinin yapılması için İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderdi. Operasyonun planlayıcıları arasında olduğu iddia edilen Kudret Dikmen, İstihbarat Daire Başkanlığı görevine Engin Dinç’in atanmasının ardından Haziran 2013 tarihinde İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılan değişiklikle bu göreve atanmıştı. Soruşturmayı yürüten savcılığın, dinlemelerde imzası olan kolluk kuvvetlerinin listesini ve açık kimliklerinin tespitini talep ettiği yazıya, İzmir İl Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya imzasıyla verilen yanıtta mevcut İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen’in ismi de 51 kişilik listenin ikinci sırasında yer almıştı. Dikmen’in operasyona gerekçe olarak gösterilen birçok dinleme belgesinin altında imzasının bulunduğu ortaya çıkmış ancak gözaltına alınacaklar listesinde yer almadığı gibi operasyondan bir gün önce senelik izne ayrılması dikkat çekmişti.
Zaman
Güncel
05.09.2014
SavcıdanİstihbaratDaireBaşkanıveİzmir/">İzmirŞubeMüdürünesuçduyurusuİzmir-Şube-Müdürüne-suç-duyurusu/">Savcıdan İstihbarat Daire Başkanı ve İzmir Şube Müdürüne suç duyurusu
Yolsuzluk işte böyle örtbas edildi
Zaman
05.09.2014
02:09
17 Aralık 2013 Salı sabahına Türkiye, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul Emniyeti’nin yaptığı ‘yolsuzluk ve rüşvet operasyonu’ ile uyandı.Bazı bakan çocukları ile işadamlarının gözaltına alındığı operasyonla ortaya çıkan yolsuzluklar, tarihe kara leke olarak geçti. Para sayma makinesi, ayakkabı kutularındaki dövizler, bakan ile oğlu arasındaki telefon görüşmesinde geçen ‘Hiçbir şey yok baba. Üç beş kuruş, 1 trilyon civarı para var’ cümleleri... Başbakan ile oğlu arasında gerçekleşen telefon konuşmasındaki ‘Sıfırladınız mı?’ ifadesi aylarca konuşuldu. İran uyruklu işadamı Reza Zarrab’ın dağıttığı iddia edilen rüşvet rakamları dudakları uçaklatacak kadar büyüktü: 139 milyon TL. Kara para aklama ve yolsuzlukla ilgili ekonomik büyüklük ise 87 milyar Euro idi. Oğulları tutuklanan bakanlar Zafer Çağlayan, Muammer Güler ile Erdoğan Bayraktar, 25 Aralık’ta istifa etti.17 Aralık yolsuzluk operasyonunun ardından Türkiye’nin gündemine ikinci bir soruşturma damgasını vurdu. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın başlattığı soruşturma 1.5 yıla yakın sürmüştü. Mali büyüklüğü 100 milyar doları bulan, 28 büyük ihale, bir medya grubunun ihale karşılığı satın alınması, TÜRGEV gibi konular bu dosyada mercek altına alınmıştı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın (Cumhurbaşkanı) oğlu Bilal Erdoğan’da takip altındaydı. Savcı Akkaş’ın operasyon talimatı, 17 Aralık’ın ardından göreve gelen İstanbul Emniyeti yetkilileri karşı çıktı. Soruşturma yapması engellenen Akkaş’ın önce dosyası elinden alındı, ardından sürgün edildi. Türkiye, giderek otoriter bir yönetime geçiş sürecine girdi. Twitter ve YouTube kapatıldı. Basın mensuplarına emniyet giriş yasağı getirildi. HSYK’yı adalet bakanına bağlayacak kanun Meclis’ten geçirildi. Kanuni düzenlemeyle, MİT’e ancak Muhaberat devletlerinde görülebilecek derecede geniş yetkiler verildi.Ayakkabı kutularında deste deste dövizTelefon trafiği... Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda görevlendirilen polisler önce Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan’ın Ankara’daki evine geldi. Bakanın oğlu polisleri görünce, babasını, o da Muammer Güler’i aradı. Güler ise bürokratlarını aradı ve kendi oğlunun evinde de arama olduğunu öğrendi. Saat 06.00-İstanbul: Barış Güler’in oğlunun kaldığı otel odasında arama başladı. AB Bakanı Egemen Bağış’a 4.5 milyon dolar rüşvet verildiği görüntülenmişti. Savcılığın arama ve gözaltı kararı gösterildi. Evde kutuların içinde deste deste döviz ve Türk Lirası bulundu. Aynı saatlerde Ataşehir’deki Halk Bankası Genel Müdürlük binası arandı. Genel Müdür Süleyman Aslan ve eşi gözaltına alındı. Reza Zarrab’ın Kanlıca’daki yalısı, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in evi, işadamı Ali Ağaoğlu’nun evi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar’ın ofisi, aranan mekânlar arasındaydı. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ise İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yakub Saygılı’nın telefonu ile uyandı. Mali Şube o gün 71 kişiyi gözaltına alacaktı. Çapkın ‘Neden bana söylemediniz?’ diye sorunca Saygılı, ‘Üstlerinize bildirecektiniz amirim. O zaman da operasyon yapamazdık.’ cevabını verdi. Çapkın, ‘Delillerinizi sağlam mı?’ diye sordu, evet cevabını aldı ve telefonu kapattı.‘Üç beş kuruş’, 1 trilyon civarı paraymışSaat 06.45: Bakan Güler’in oğlu babasını yeniden aradı. Güler, Sofya’ya uçacaktı ve gezisini iptal etti. Oğluna evde ne kadar para olduğunu sorunca ‘Hiçbir şey yok baba. Üç beş kuruş para. 1 trilyon civarı para var!’ cevabını aldı. Erdoğan Bayraktar da bürokratını arayarak ‘Kaçabiliyorsan kaç’, dedi.‘Tamamıyla sıfırlamanızda fayda var’Saat 08.01: Başbakan o sabah Ankara’daki evindeydi. Saat 11.00’de Konya’daki Şeb-i Arus’a katılacaktı. Kızı Sümeyye’yi İstanbul’daki oğlu Bilal Erdoğan’ın yanına gönderdi. İnternete düşen ses kayıtlarında ise şu konuşmanın takıldığı iddia edildi. Oğlu Bilal’i arayan Başbakan ‘Senin elinde ne var ne yok çıkar’ dedi. Oğlu, ‘Bende ne olabilir baba, senin paran var’ diyen Bilal’e babası ‘Aranızda irtibat kurun.’ talimatını verdi. Saat 11.00-İstanbul Kısıklı: Erdoğan ailesinde tam bir panik yaşanıyordu. Telefon dinlemelerine Kısıklı’daki evde Erdoğan’ın kızı ve eniştesinin ‘kâğıt öğütücü makinesi’ alınması yönündeki konuşmaları takıldı. Saat 11.17: Başbakan Ankara’dan oğlu Bilal’i aradı. ‘Tamamıyla sıfırlamanızda fayda var.’ diyen Erdoğan’a oğlu Bilal, ‘Tamamıyla sıfırlayacağız inşallah.’ cevabını verdi.Başbakan&rsq
Zaman
Güncel
05.09.2014
YolsuzlukişteböyleörtbasedildiYolsuzluk işte böyle örtbas edildi
Savcıdan İstihbarat Daire Başkanı ve İzmir Şube Müdürüne suç duyurusu
Zaman
05.09.2014
02:09
İzmir’de önleme dinlemesi yapan Emniyet mensuplarına yönelik operasyonun savcısı Okan Bato ilginç bir adım attı. Emniyetçilerin sorgudaki ifadelerini ihbar kabul eden Bato, soruşturmaya gerekçe olarak gösterilen gazete kupüründeki dinleme bilgilerini sızdırdığı iddia edilen İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç ile İzmir İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen hakkında suç duyurusunda bulundu.Hükümete yakın bir gazetenin kupürüyle İzmir merkezli 13 ilde düzenlenen ve 32 polisin gözaltına alındığı operasyonla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Şüpheli avukatlarının sık sık dile getirdiği, ‘hakim ve savcılık kararları sorgulanıyor’ iddiaları üzerine Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) tarafından dosya incelemeye alındı. HSYK müfettişlerinin şu anda dosyayı detaylı olarak inceledikleri, inceleme sonucu rapor hazırlayacakları öğrenildi. Soruşturma kapsamında tutuklanan bazı polislerin avukatlığını yapan Ali Aksoy, incelemeyle ilgili şöyle konuştu: “Bizim süreç içindeki şikâyetlerimiz ve serzenişlerimiz doğrultusunda HSYK tarafından müfettiş atandı. Müfettişler dosyayı inceledikten sonra rapor hazırlayacaklar. Yargılamada bize 8 tane noktadan suçlama yaptı savcılık. Bu 8 noktanın sadece bir tanesi görevle ilgili suçlama. Görevle ilgili yapılan suçlama dışında başka bir evrak yok zaten. Bu evrakların en sonundaki evrak hakimlik kararı, mahkeme kararı. Bir konuda hâkim ve mahkeme kararı verdiyse bunun iki tane denetimi vardır. Birisi temyiz denetimidir, onun mercii vardır, üstüne gidersiniz, karar düzeltmeye gidersiniz. Bir de HSYK’nın bünyesinde teftiş denetimi vardır. Yani, bununla alakalı yapılmış bir usulsüzlük varsa onun HSYK aracılığıyla teftiş ve denetimi yapılır. Ama şimdi siz burada bütün bu sürecin dışında başka bir şey çıkardınız. Ne çıkardınız? Daha önce hakim ve savcıların vermiş olduğu veya almış olduğu kararları şimdi yeni çıkan, yeni gelen bir hakim ve savcı onu istediği yerden alıp istediği bir şekilde denetime tabi tutabiliyor, yargılamaya çalışıyor. Bu hakimlerin bağımsızlığı prensibinin zaten direkt ihlalidir.” Bu arada gazete kupürlerinin ihbar kabul edilerek emniyet mensuplarına yönelik başlatılan soruşturmayla ilgili iddianamenin jet hızıyla hazırlanarak İzmir 9. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildiği öğrenildi. Mahkeme, iddianameyi inceleyerek kabul veya ret kararı verecek.Savcıdan İstihbarat Daire Başkanı ve İzmir İstihbarat Müdürüne suç duyurusuİzmir’de önleme dinlemesi yapan emniyet mensuplarına yönelik yapılan operasyonun savcısı Okan Bato, operasyona gerekçe olarak gösterilen gazete kupüründeki dinleme bilgilerini sızdırdığı iddia edilen İzmir İstihbarat Müdürü Kudret Dikmen ile İstihbarat Daire Başkanı Engin Dinç hakkında suç duyurusunda bulundu. Savcı Bato, savcılık sorgusu sırasında alınan ifadeleri ihbar kabul ederek suç duyurusunu, gereğinin yapılması için İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı Memur Suçları Soruşturma Bürosu’na gönderdi. Operasyonun planlayıcıları arasında olduğu iddia edilen Kudret Dikmen, İstihbarat Daire Başkanlığı görevine Engin Dinç’in atanmasının ardından Haziran 2013 tarihinde İstanbul, Ankara ve İzmir’de yapılan değişiklikle bu göreve atanmıştı. Soruşturmayı yürüten savcılığın, dinlemelerde imzası olan kolluk kuvvetlerinin listesini ve açık kimliklerinin tespitini talep ettiği yazıya, İzmir İl Emniyet Müdürü Celal Uzunkaya imzasıyla verilen yanıtta mevcut İstihbarat Şube Müdürü Kudret Dikmen’in ismi de 51 kişilik listenin ikinci sırasında yer almıştı. Dikmen’in operasyona gerekçe olarak gösterilen birçok dinleme belgesinin altında imzasının bulunduğu ortaya çıkmış ancak gözaltına alınacaklar listesinde yer almadığı gibi operasyondan bir gün önce senelik izne ayrılması dikkat çekmişti.
Zaman
Ana Sayfa
05.09.2014
SavcıdanİstihbaratDaireBaşkanıveİzmir/">İzmirŞubeMüdürünesuçduyurusuİzmir-Şube-Müdürüne-suç-duyurusu/">Savcıdan İstihbarat Daire Başkanı ve İzmir Şube Müdürüne suç duyurusu
Yolsuzluk işte böyle örtbas edildi
Zaman
05.09.2014
02:09
17 Aralık 2013 Salı sabahına Türkiye, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı ve İstanbul Emniyeti’nin yaptığı ‘yolsuzluk ve rüşvet operasyonu’ ile uyandı.Bazı bakan çocukları ile işadamlarının gözaltına alındığı operasyonla ortaya çıkan yolsuzluklar, tarihe kara leke olarak geçti. Para sayma makinesi, ayakkabı kutularındaki dövizler, bakan ile oğlu arasındaki telefon görüşmesinde geçen ‘Hiçbir şey yok baba. Üç beş kuruş, 1 trilyon civarı para var’ cümleleri... Başbakan ile oğlu arasında gerçekleşen telefon konuşmasındaki ‘Sıfırladınız mı?’ ifadesi aylarca konuşuldu. İran uyruklu işadamı Reza Zarrab’ın dağıttığı iddia edilen rüşvet rakamları dudakları uçaklatacak kadar büyüktü: 139 milyon TL. Kara para aklama ve yolsuzlukla ilgili ekonomik büyüklük ise 87 milyar Euro idi. Oğulları tutuklanan bakanlar Zafer Çağlayan, Muammer Güler ile Erdoğan Bayraktar, 25 Aralık’ta istifa etti.17 Aralık yolsuzluk operasyonunun ardından Türkiye’nin gündemine ikinci bir soruşturma damgasını vurdu. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş’ın başlattığı soruşturma 1.5 yıla yakın sürmüştü. Mali büyüklüğü 100 milyar doları bulan, 28 büyük ihale, bir medya grubunun ihale karşılığı satın alınması, TÜRGEV gibi konular bu dosyada mercek altına alınmıştı. Başbakan Tayyip Erdoğan’ın (Cumhurbaşkanı) oğlu Bilal Erdoğan’da takip altındaydı. Savcı Akkaş’ın operasyon talimatı, 17 Aralık’ın ardından göreve gelen İstanbul Emniyeti yetkilileri karşı çıktı. Soruşturma yapması engellenen Akkaş’ın önce dosyası elinden alındı, ardından sürgün edildi. Türkiye, giderek otoriter bir yönetime geçiş sürecine girdi. Twitter ve YouTube kapatıldı. Basın mensuplarına emniyet giriş yasağı getirildi. HSYK’yı adalet bakanına bağlayacak kanun Meclis’ten geçirildi. Kanuni düzenlemeyle, MİT’e ancak Muhaberat devletlerinde görülebilecek derecede geniş yetkiler verildi.Ayakkabı kutularında deste deste dövizTelefon trafiği... Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda görevlendirilen polisler önce Zafer Çağlayan’ın oğlu Kaan Çağlayan’ın Ankara’daki evine geldi. Bakanın oğlu polisleri görünce, babasını, o da Muammer Güler’i aradı. Güler ise bürokratlarını aradı ve kendi oğlunun evinde de arama olduğunu öğrendi. Saat 06.00-İstanbul: Barış Güler’in oğlunun kaldığı otel odasında arama başladı. AB Bakanı Egemen Bağış’a 4.5 milyon dolar rüşvet verildiği görüntülenmişti. Savcılığın arama ve gözaltı kararı gösterildi. Evde kutuların içinde deste deste döviz ve Türk Lirası bulundu. Aynı saatlerde Ataşehir’deki Halk Bankası Genel Müdürlük binası arandı. Genel Müdür Süleyman Aslan ve eşi gözaltına alındı. Reza Zarrab’ın Kanlıca’daki yalısı, Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in evi, işadamı Ali Ağaoğlu’nun evi, Çevre ve Şehircilik Bakanı Erdoğan Bayraktar’ın oğlu Abdullah Oğuz Bayraktar’ın ofisi, aranan mekânlar arasındaydı. İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ise İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yakub Saygılı’nın telefonu ile uyandı. Mali Şube o gün 71 kişiyi gözaltına alacaktı. Çapkın ‘Neden bana söylemediniz?’ diye sorunca Saygılı, ‘Üstlerinize bildirecektiniz amirim. O zaman da operasyon yapamazdık.’ cevabını verdi. Çapkın, ‘Delillerinizi sağlam mı?’ diye sordu, evet cevabını aldı ve telefonu kapattı.‘Üç beş kuruş’, 1 trilyon civarı paraymışSaat 06.45: Bakan Güler’in oğlu babasını yeniden aradı. Güler, Sofya’ya uçacaktı ve gezisini iptal etti. Oğluna evde ne kadar para olduğunu sorunca ‘Hiçbir şey yok baba. Üç beş kuruş para. 1 trilyon civarı para var!’ cevabını aldı. Erdoğan Bayraktar da bürokratını arayarak ‘Kaçabiliyorsan kaç’, dedi.‘Tamamıyla sıfırlamanızda fayda var’Saat 08.01: Başbakan o sabah Ankara’daki evindeydi. Saat 11.00’de Konya’daki Şeb-i Arus’a katılacaktı. Kızı Sümeyye’yi İstanbul’daki oğlu Bilal Erdoğan’ın yanına gönderdi. İnternete düşen ses kayıtlarında ise şu konuşmanın takıldığı iddia edildi. Oğlu Bilal’i arayan Başbakan ‘Senin elinde ne var ne yok çıkar’ dedi. Oğlu, ‘Bende ne olabilir baba, senin paran var’ diyen Bilal’e babası ‘Aranızda irtibat kurun.’ talimatını verdi. Saat 11.00-İstanbul Kısıklı: Erdoğan ailesinde tam bir panik yaşanıyordu. Telefon dinlemelerine Kısıklı’daki evde Erdoğan’ın kızı ve eniştesinin ‘kâğıt öğütücü makinesi’ alınması yönündeki konuşmaları takıldı. Saat 11.17: Başbakan Ankara’dan oğlu Bilal’i aradı. ‘Tamamıyla sıfırlamanızda fayda var.’ diyen Erdoğan’a oğlu Bilal, ‘Tamamıyla sıfırlayacağız inşallah.’ cevabını verdi.Başbakan&rsq
Zaman
Ana Sayfa
05.09.2014
YolsuzlukişteböyleörtbasedildiYolsuzluk işte böyle örtbas edildi
Gazete kupürü ile gözaltına alınan polislerden 21'i serbest
Zaman
22.08.2014
15:42
Havuz medyasında yer alan bir gazetenin kupürüyle başlatılan operasyonda gözaltına alınan 32 polisten 11i tutuklandı, 21 polis ise adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. İzmir Adliyesine dün getirilen polislerin sorgulamaları tamamlandı.Dün hakim karşısına çıkan 22 polisin ardından bugün de geri kalan 10 polis hakim karşısına çıktı. 10 kişiden eski İzmir Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Karakayalı, eski Organize Suçlarla Mücadele Müdür Yardımcısı Taner Aydın, 3. Sınıf Emniyet Müdürü Memduh Tosun, Komiser Edip Çakmak ve Tarkan Kolik tutuklandı. 5 polis ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Mahkemenin kararını açıklayan polislerin avukatlarından Ali Aksoy, yaşanan süreci hukuk ve idare adına çöküş olarak değerlendirdi. Av. Aksoy, Kendilerinin suç isleyerek başlattığı ve yine suç isleyerek devam ettikleri bu soruşturmada, soruşturmaya dahil ettikleri altı yedi kişiyi, aleyhte konuşmaları şartıyla tahliye edilme garantisiyle konuşturdukları bu soruşturmada beş kişi tutuklandı, beş kişinin de serbest bırakılmasına karar verildi. Sürecin bu aşaması bitmiştir. Bundan sonra itiraz aşaması başlamıştır. Bu evrede yapılacak olan itirazlarımızı yapacağız. Tabii ki süreç devam edecek. dedi.BİZİM SAVCIMIZ OL DÖNEMİÜlkede, bizim savcımız ol, bizim adamımız ol devri yaşandığını ifade eden Ali Aksoy, Ülkemizdeki 13 bin civarında hakim ve savcı, bu milletin hakim ve savcısıdır. Bunlardan elbette ki çürük yumurta çıkabilir. Onlar bahisten hariçtir ancak dün itibariyle Cumhuriyet Başsavcımıza, Bizim savcımız ol, onun tarafından gelen cevabın da, Ben birilerinin değil, bu milletin savcısıyım demesi üzerine biz de İzmirde birilerinin değil de milletin savcısı, milletin hakimi bekleriz. Darısı bizim de başımıza. dedi.İDARE ADINA, HUKUK ADINA ÇÖKÜŞPolislere yöneltilen suçlamaların Adan Zye aynı olduğunu aktaran Av. Aksoy, Hakimliğin vermiş olduğu kararlardaki belgeler, yani daha önceki bir hakimin vermiş olduğu bir karar, idari denetime veya yeniden yargılamaya tâbi tutulamaz. Kendi yasal temyiz sürecinin haricinde, yani siz daha önceden verilmiş olan bir hakimlik kararına usulsüzlük derseniz, şu anda görev yapmakta olan bütün hakim ve savcıların kararlarının hepsine, yarın başka biri geldiği zaman usulsüz deme hakkını tanımış olursunuz. Hukuku kokutmamamız lazım, hukukun arını ve namusunu ayaklar altına almamamız lazım. Biz birilerini üç beş gün hapse atabilmek için, onların sicillerinde bir tanesinin idari soruşturma dahi yok, çalıştıkları birimlerde en fazla takdir ve taltif alan insanlar, bunlara atfedilen cürüm, suçlama, yani daha önceki hakimler karar verirken, Çok aldatılmaya müsait insanlardı. Bunların kafaları çok pek çalışmıyordu, yanlış yaptılar. Siz bunları aldattınız. şeklindeki bir itham üzerine bu insanlar mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Bu doğrultuda yapılan suçlamanın ötesinde sunulan başka bir evrak yoktur. Bunun hukuk camiası adına bu işin garabet tarafı burasındadır. Siz hakime veya bir başka kurumdaki birilerin,e alttakinin üsttekini aldattığından kararla üstteki insanın kararındaki yanılmadan dolayı alttaki insanı gelir sorgularsanız bunun sonu gelmez. Siz bunca yıllık birinci sınıf hakimleri, sanki bunlar dünün çocuklarıymış, buradaki insanlar yapılmış olan belgelerle sanki bunları aldatmış gibi göstermeye çalışıyor arkadaşlar. Siz hukukun, hakimin daha önceki vermiş olduğu bir kararı tekrar getirir yargılamaya tâbi tutarsanız, İnsan Hakları Mahkemesinde ve Anayasamızda düzenlenen hakimliğin bağımsızlığını açık bir ihlâldir bu. Hakim ona karar verirken siz o kararı veren hakime diyorsunuz ki, Seni bu insanlar aldattı, senin kafan çok çalışmıyordu, bu yanlışı yaptın. Biz bu insanları şimdi o evraklarla alıp yargılayacağız. Siz bu insanları, mahkemelerin ve kanunların verdiği görevini yapan kolluk kuvvetini daha sonradan yapmış olduğu görevinden dolayı hukuki sorgulamaya tâbi tutarsanız, siz bu ülkeyi her gün birilerinin tekrar bir daha sorgulamaya tâbi tutulacağı bir hale dönüştürürsünüz. Bu hakikaten idare adına, hukuk adına çöküş demektir. Hukuk ve devlet işlemez hale gelir. Zaten şu anda da işlemediğini açık ve somut olarak görmekteyiz. Zira mevcut çalışan insanlar da bu ithamları gördükleri için kendi yapmakta oldukları normal rutin işlerini dahi yapamaz hale gelmektedir, çünkü yarın bir gün sen bu işlemi yaparken tekrar bu işleminden dolayı sorguya tâbi tutulacağı endişesi yaşamaktadır. diye konuştu.İTİRAZ EDECEĞİZTutuklanan müvekkillerinin suç örgütlerinin kaldığı cezaevine gönderildiğini aktaran Ali Aksoy, Biz hemen itirazımızı yapacağız fakat itirazımızı yaparken mevcut olan bu sürecin davaya konu edilen veya soruşturmaya konu edilen sürecin sonrasına ihdas edilen hakimliğin, kapalı kutu hakimlik nedeniyle herhangi hukuki bir beklentimiz olmamakla birl
Zaman
En Çok Okunan
22.08.2014
Gazetekupürüilegözaltınaalınanpolislerden21iserbestGazete kupürü ile gözaltına alınan polislerden 21i serbest
Gazete kupürü ile gözaltına alınan polislerden 21'i serbest
Zaman
22.08.2014
15:20
Havuz medyasında yer alan bir gazetenin kupürüyle başlatılan operasyonda gözaltına alınan 32 polisten 11i tutuklandı, 21 polis ise adli kontrol şartıyla tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. İzmir Adliyesine dün getirilen polislerin sorgulamaları tamamlandı.Dün hakim karşısına çıkan 22 polisin ardından bugün de geri kalan 10 polis hakim karşısına çıktı. 10 kişiden eski İzmir Emniyet Müdür Yardımcısı Ramazan Karakayalı, eski Organize Suçlarla Mücadele Müdür Yardımcısı Taner Aydın, 3. Sınıf Emniyet Müdürü Memduh Tosun, Komiser Edip Çakmak ve Tarkan Kolik tutuklandı. 5 polis ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.Mahkemenin kararını açıklayan polislerin avukatlarından Ali Aksoy, yaşanan süreci hukuk ve idare adına çöküş olarak değerlendirdi. Av. Aksoy, Kendilerinin suç isleyerek başlattığı ve yine suç isleyerek devam ettikleri bu soruşturmada, soruşturmaya dahil ettikleri altı yedi kişiyi, aleyhte konuşmaları şartıyla tahliye edilme garantisiyle konuşturdukları bu soruşturmada beş kişi tutuklandı, beş kişinin de serbest bırakılmasına karar verildi. Sürecin bu aşaması bitmiştir. Bundan sonra itiraz aşaması başlamıştır. Bu evrede yapılacak olan itirazlarımızı yapacağız. Tabii ki süreç devam edecek. dedi.BİZİM SAVCIMIZ OL DÖNEMİÜlkede, bizim savcımız ol, bizim adamımız ol devri yaşandığını ifade eden Ali Aksoy, Ülkemizdeki 13 bin civarında hakim ve savcı, bu milletin hakim ve savcısıdır. Bunlardan elbette ki çürük yumurta çıkabilir. Onlar bahisten hariçtir ancak dün itibariyle Cumhuriyet Başsavcımıza, Bizim savcımız ol, onun tarafından gelen cevabın da, Ben birilerinin değil, bu milletin savcısıyım demesi üzerine biz de İzmirde birilerinin değil de milletin savcısı, milletin hakimi bekleriz. Darısı bizim de başımıza. dedi.İDARE ADINA, HUKUK ADINA ÇÖKÜŞPolislere yöneltilen suçlamaların Adan Zye aynı olduğunu aktaran Av. Aksoy, Hakimliğin vermiş olduğu kararlardaki belgeler, yani daha önceki bir hakimin vermiş olduğu bir karar, idari denetime veya yeniden yargılamaya tâbi tutulamaz. Kendi yasal temyiz sürecinin haricinde, yani siz daha önceden verilmiş olan bir hakimlik kararına usulsüzlük derseniz, şu anda görev yapmakta olan bütün hakim ve savcıların kararlarının hepsine, yarın başka biri geldiği zaman usulsüz deme hakkını tanımış olursunuz. Hukuku kokutmamamız lazım, hukukun arını ve namusunu ayaklar altına almamamız lazım. Biz birilerini üç beş gün hapse atabilmek için, onların sicillerinde bir tanesinin idari soruşturma dahi yok, çalıştıkları birimlerde en fazla takdir ve taltif alan insanlar, bunlara atfedilen cürüm, suçlama, yani daha önceki hakimler karar verirken, Çok aldatılmaya müsait insanlardı. Bunların kafaları çok pek çalışmıyordu, yanlış yaptılar. Siz bunları aldattınız. şeklindeki bir itham üzerine bu insanlar mahkum edilmeye çalışılmaktadır. Bu doğrultuda yapılan suçlamanın ötesinde sunulan başka bir evrak yoktur. Bunun hukuk camiası adına bu işin garabet tarafı burasındadır. Siz hakime veya bir başka kurumdaki birilerin,e alttakinin üsttekini aldattığından kararla üstteki insanın kararındaki yanılmadan dolayı alttaki insanı gelir sorgularsanız bunun sonu gelmez. Siz bunca yıllık birinci sınıf hakimleri, sanki bunlar dünün çocuklarıymış, buradaki insanlar yapılmış olan belgelerle sanki bunları aldatmış gibi göstermeye çalışıyor arkadaşlar. Siz hukukun, hakimin daha önceki vermiş olduğu bir kararı tekrar getirir yargılamaya tâbi tutarsanız, İnsan Hakları Mahkemesinde ve Anayasamızda düzenlenen hakimliğin bağımsızlığını açık bir ihlâldir bu. Hakim ona karar verirken siz o kararı veren hakime diyorsunuz ki, Seni bu insanlar aldattı, senin kafan çok çalışmıyordu, bu yanlışı yaptın. Biz bu insanları şimdi o evraklarla alıp yargılayacağız. Siz bu insanları, mahkemelerin ve kanunların verdiği görevini yapan kolluk kuvvetini daha sonradan yapmış olduğu görevinden dolayı hukuki sorgulamaya tâbi tutarsanız, siz bu ülkeyi her gün birilerinin tekrar bir daha sorgulamaya tâbi tutulacağı bir hale dönüştürürsünüz. Bu hakikaten idare adına, hukuk adına çöküş demektir. Hukuk ve devlet işlemez hale gelir. Zaten şu anda da işlemediğini açık ve somut olarak görmekteyiz. Zira mevcut çalışan insanlar da bu ithamları gördükleri için kendi yapmakta oldukları normal rutin işlerini dahi yapamaz hale gelmektedir, çünkü yarın bir gün sen bu işlemi yaparken tekrar bu işleminden dolayı sorguya tâbi tutulacağı endişesi yaşamaktadır. diye konuştu.İTİRAZ EDECEĞİZTutuklanan müvekkillerinin suç örgütlerinin kaldığı cezaevine gönderildiğini aktaran Ali Aksoy, Biz hemen itirazımızı yapacağız fakat itirazımızı yaparken mevcut olan bu sürecin davaya konu edilen veya soruşturmaya konu edilen sürecin sonrasına ihdas edilen hakimliğin, kapalı kutu hakimlik nedeniyle herhangi hukuki bir beklentimiz olmamakla birl
Zaman
Ana Sayfa
22.08.2014
Gazetekupürüilegözaltınaalınanpolislerden21iserbestGazete kupürü ile gözaltına alınan polislerden 21i serbest
Savcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Zaman
21.08.2014
03:24
Terör ve yolsuzlukla mücadele eden polislere yönelik operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 17 polisten eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, 4,5 saatlik sorgusunun ardından tutuklandı.Tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ‘casusluk’ suçuna dair hiçbir somut delil ortaya konulmadı. Gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında tekrar yakalama çıkanlardan eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse dün adliyeye gelerek teslim oldu. Yakalama kararından sonra ifade için 12 gün sonra kendisine sıra gelen Köse, adliye önünde kısa bir basın açıklaması yaptı. Ömer Köse, Savcı İrfan Fidan tarafından alelacele kapatılan Selam-Tevhid terör örgütü dosyası ile alakalı olarak, “Devletin kılcallarına sızmış bir casusluk şebekesini mevcut yasalarımız çerçevesinde 3 yıl boyunca 2 cumhuriyet savcısı ve 20’ye yakın hâkimin kararlarıyla takip ettik. Soruşturmayı operasyona çeviremeden 17 Aralık sürecinde görevden alındık.” dedi. Köse, görevden alınmalarından yaklaşık 3 ay sonra derin yapının soruşturmayı fark ederek profesyonel bir psikolojik harekât planıyla kamuoyundan dosyayı kaçırdığına dikkat çekti. Havuz medyasının ‘binlerce kişi dinlendi’ yalanlarıyla soruşturmayı sulandırmaya çalıştığını ifade eden Köse, daha sonra dosya içerisinde mevcut 193 şüphelinin sıradan bir soruşturma gibi adliyeye çağırılıp ifadeleri alınarak takipsizlik verildiğini anlattı. Ömer Köse, “En sonunda da bir intikam hissiyle, bu dosyayı çalışan vatanseverlere operasyon yapıldı.” diyerek emniyet mensuplarına bir karşı operasyon yapıldığını dile getirdi. Köse, savcılık sorgusu sırasında yaşadığı bir hukuk garabetini ise şu şekilde anlattı: “Operasyonu yürüten cumhuriyet savcısı, ‘İfadeyi bitirdim. Söyleyecek bir sözünüz var mı?’ diye sorduğunda, ben de ‘İfadeyi bitirdiniz ama hâlâ casusluk sorusunu sormadınız. Delilini gösterin ve casusluk sorusunu sorun’ dedim. Savcı, ‘Size gösterecek herhangi bir delilim yok, bu soruyu size sormuyorum.’ diyerek ifadeyi kapattı. Buna avukatım şahittir.”
Zaman
En Çok Okunan
21.08.2014
SavcıdelilgösteremediamatutuklandıSavcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Savcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Zaman
21.08.2014
02:12
Terör ve yolsuzlukla mücadele eden polislere yönelik operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 17 polisten eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, 4,5 saatlik sorgusunun ardından tutuklandı.Tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ‘casusluk’ suçuna dair hiçbir somut delil ortaya konulmadı. Gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında tekrar yakalama çıkanlardan eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse dün adliyeye gelerek teslim oldu. Yakalama kararından sonra ifade için 12 gün sonra kendisine sıra gelen Köse, adliye önünde kısa bir basın açıklaması yaptı. Ömer Köse, Savcı İrfan Fidan tarafından alelacele kapatılan Selam-Tevhid terör örgütü dosyası ile alakalı olarak, “Devletin kılcallarına sızmış bir casusluk şebekesini mevcut yasalarımız çerçevesinde 3 yıl boyunca 2 cumhuriyet savcısı ve 20’ye yakın hâkimin kararlarıyla takip ettik. Soruşturmayı operasyona çeviremeden 17 Aralık sürecinde görevden alındık.” dedi. Köse, görevden alınmalarından yaklaşık 3 ay sonra derin yapının soruşturmayı fark ederek profesyonel bir psikolojik harekât planıyla kamuoyundan dosyayı kaçırdığına dikkat çekti. Havuz medyasının ‘binlerce kişi dinlendi’ yalanlarıyla soruşturmayı sulandırmaya çalıştığını ifade eden Köse, daha sonra dosya içerisinde mevcut 193 şüphelinin sıradan bir soruşturma gibi adliyeye çağırılıp ifadeleri alınarak takipsizlik verildiğini anlattı. Ömer Köse, “En sonunda da bir intikam hissiyle, bu dosyayı çalışan vatanseverlere operasyon yapıldı.” diyerek emniyet mensuplarına bir karşı operasyon yapıldığını dile getirdi. Köse, savcılık sorgusu sırasında yaşadığı bir hukuk garabetini ise şu şekilde anlattı: “Operasyonu yürüten cumhuriyet savcısı, ‘İfadeyi bitirdim. Söyleyecek bir sözünüz var mı?’ diye sorduğunda, ben de ‘İfadeyi bitirdiniz ama hâlâ casusluk sorusunu sormadınız. Delilini gösterin ve casusluk sorusunu sorun’ dedim. Savcı, ‘Size gösterecek herhangi bir delilim yok, bu soruyu size sormuyorum.’ diyerek ifadeyi kapattı. Buna avukatım şahittir.”
Zaman
Güncel
21.08.2014
SavcıdelilgösteremediamatutuklandıSavcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Savcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Zaman
21.08.2014
02:12
Terör ve yolsuzlukla mücadele eden polislere yönelik operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 17 polisten eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, 4,5 saatlik sorgusunun ardından tutuklandı.Tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ‘casusluk’ suçuna dair hiçbir somut delil ortaya konulmadı. Gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında tekrar yakalama çıkanlardan eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse dün adliyeye gelerek teslim oldu. Yakalama kararından sonra ifade için 12 gün sonra kendisine sıra gelen Köse, adliye önünde kısa bir basın açıklaması yaptı. Ömer Köse, Savcı İrfan Fidan tarafından alelacele kapatılan Selam-Tevhid terör örgütü dosyası ile alakalı olarak, “Devletin kılcallarına sızmış bir casusluk şebekesini mevcut yasalarımız çerçevesinde 3 yıl boyunca 2 cumhuriyet savcısı ve 20’ye yakın hâkimin kararlarıyla takip ettik. Soruşturmayı operasyona çeviremeden 17 Aralık sürecinde görevden alındık.” dedi. Köse, görevden alınmalarından yaklaşık 3 ay sonra derin yapının soruşturmayı fark ederek profesyonel bir psikolojik harekât planıyla kamuoyundan dosyayı kaçırdığına dikkat çekti. Havuz medyasının ‘binlerce kişi dinlendi’ yalanlarıyla soruşturmayı sulandırmaya çalıştığını ifade eden Köse, daha sonra dosya içerisinde mevcut 193 şüphelinin sıradan bir soruşturma gibi adliyeye çağırılıp ifadeleri alınarak takipsizlik verildiğini anlattı. Ömer Köse, “En sonunda da bir intikam hissiyle, bu dosyayı çalışan vatanseverlere operasyon yapıldı.” diyerek emniyet mensuplarına bir karşı operasyon yapıldığını dile getirdi. Köse, savcılık sorgusu sırasında yaşadığı bir hukuk garabetini ise şu şekilde anlattı: “Operasyonu yürüten cumhuriyet savcısı, ‘İfadeyi bitirdim. Söyleyecek bir sözünüz var mı?’ diye sorduğunda, ben de ‘İfadeyi bitirdiniz ama hâlâ casusluk sorusunu sormadınız. Delilini gösterin ve casusluk sorusunu sorun’ dedim. Savcı, ‘Size gösterecek herhangi bir delilim yok, bu soruyu size sormuyorum.’ diyerek ifadeyi kapattı. Buna avukatım şahittir.”
Zaman
Ana Sayfa
21.08.2014
SavcıdelilgösteremediamatutuklandıSavcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Hizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Zaman
29.06.2014
04:13
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Hizmet’i bitirme planı ile Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un emniyete gönderdiği skandal talimatların 28 Şubat sürecini hatırlattığını söyledi. Zaman’a konuşan Destici, 28 Şubat mağdurlarının böyle iddialarda isimlerinin geçmesini ‘çok vahim’ diye nitelendirdi. O dönemde mağdura sahip çıktıklarını hatırlatarak, “Bugün de benzer uygulamalarla mağdur kalanlara sahip çıkarız.” dedi. Destici, hükümetin darbelerle ilgili yargı süreçlerindeki son tavrını da eleştirdi: “Mücadeleden vazgeçerseniz, bedelini ödersiniz.”Cumhurbaşkanı seçimi çerçevesinde kapısı çalınan partilerden biri de BBP’ydi. Başbakan Erdoğan ve muhalefetin adayı Eklemeddin İhsanoğlu’nu ağırlayan Mustafa Destici, hem ziyaretleri hem de gündemdeki konuları Zaman’a değerlendirdi. Şahıs endeksli olmadıklarını, cumhurbaşkanında arayacakları kriterleri Erdoğan ve İhsanoğlu’na aktardığını kaydetti. Bunları, “Anayasa’nın 104. maddesi ve parlamenter sisteme uygun, kutuplaştırmayan, kucaklayan, siyasetten gelse de seçildiği andan itibaren parti kimliğinden sıyrılan, milliyetçi-muhafazakâr, Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarma söz veren, üniter yapıya hassas, özerkliğe taviz vermeyecek, özellikle Irak’taki Türkmenlerin hukukunu koruyacak, darbelerle hesaplaşma sürecini sürdürecek, kuvvetler ayrılığı ilkesini gözeten.” şeklinde sıraladı. “Söylemeye bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı.” diye ekledi. Merhum liderleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazaya ilişkin dosyanın önemini ise Destici, ‘aydınlatılmasına öncülük edecek bir cumhurbaşkanı olmalı’ sözleriyle dile getirdi.Cadı avından vazgeçinBaşbakan’ın ziyaretinde ‘kutuplaşma’ eleştirileri de gündeme geldi. BBP lideri, adalet ve kurunun yanında yaşın yanmamasına yönelik hassasiyetin kaybedildiğini hatırlattığını belirtti. “Bu açığa alınmalarla ilgili şahit olduğum örnekler verdim. Borca girmiş, eşi çalışmıyor ve siz bu kişiyi açığa alıyorsunuz. Darbe dönemlerinde bile çıkarılmayan yasalarla geri dönüşleri engelliyorsunuz. Bunları Başbakan’ın kendisine bizzat anlattım.” dedi. Gezi, 17 ve 25 Aralık süreçlerinden herkesin kendine gerekli dersleri çıkarması gerektiğini ilettiğini de anlattı. Destici, “Artık bu kavganın sürdürülmemesini, hukuk dışına çıkan varsa yine hukuk içinde karşılık verilmesini, cadı avına varabilecek tüm uygulamalardan çıkılmasını ilettim. Bir taraftan kendinize kumpas kurulduğunu söylerken öteki tarafta yeni kumpasların peşinde olmamak lazım.” ifadelerini kullandı.‘Bir gruba olan kininiz, öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ emrine göre hareket edilmesini isteyen Destici, “Öfkemiz bizi bir gruba, bir topluluğa karşı adaletsizliğe karşı sevk etmemeli.” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bir de o grubun her bir ferdine, her bir noktasına aynı şiddetle muamele etmek büyük bir adaletsizlik. Yurtiçi ve dışında yurt, dershane, okul kapatmanın, organizasyon ve faaliyetleri engellemenin kimseye faydası yok. Buralar Hizmet yuvaları. Bu yurt, dershane ve okullara her partiden insan çocuklarını gönderir. Özellikle kız çocukları başka bir şehre okumaya gittiği zaman bu Hizmet’in evlerine teslim edilirdi. Onca yıl bir tane olumsuz bir şey duyuldu mu? Eğitim başarısı ise ortada.”Birileri yanlış bilgi veriyor olabilirBBP Genel Başkanı, “İnsanımızı, onlara duyduğumuz kinden, öfkeden, nefretten dolayı ortadan kaldırmaya çalışmamalıyız. Türkiye’nin bayrağını hangi grup dalgalandırıyorsa bırak yapsın.” temennisinde bulunurken Başbakan’la diyaloğundan şu çarpıcı bölümü paylaştı: “Şunu söyledim: Sürekli ‘aldanmışız’ diyordunuz. Şimdi de aldatılıyor olabilirsiniz. Yanlış insanlar yanlış bilgiler veriyor olabilir. Bir kere aldatıldığınız söylediğinize göre daha dikkatli olmanız gerekiyor.”Cumhurbaşkanı elbette şaibesiz olmalıBunu söylememize bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı. Yolsuzluğa, rüşvete bulaşan bu hükümette de olmuştur, somuttur. İnkâr değil, ‘hata olmuştur’ demeli. Hukuk işletilmeli. HSYK başta olmak üzere adalet kurumları ve kişileri üzerindeki hükümet baskısı sürüyor. Yazıcıoğlu davasını soruşturan savcı “Hiç kimse bu soruşturma dosyası için kendi geleceğini, kariyerini tehlikeye atmaz” diyorsa bir baskı vardır. Başbakan itirazım var diyor ve savcı itiraz ediyor.Çözüm süreci paketi cumhurbaşkanlığı içinPaketle özerkliğe giden yeni duble yol açılıyor, PKK güçlendiriliyor. Çözüm sürecindeki ‘aktörler yargılanmasın’ önlemi. Demek ki bir korku var. Zaten orada fiili bir özerklik yaşanıyor. Eğer bu paket cumhurba
Zaman
Ana Sayfa
29.06.2014
Hizmet’ibitirmeplanı28Şubat’ıhatırlatıyorHizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Hizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Zaman
29.06.2014
04:07
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Hizmet’i bitirme planı ile Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un emniyete gönderdiği skandal talimatların 28 Şubat sürecini hatırlattığını söyledi. Zaman’a konuşan Destici, 28 Şubat mağdurlarının böyle iddialarda isimlerinin geçmesini ‘çok vahim’ diye nitelendirdi. O dönemde mağdura sahip çıktıklarını hatırlatarak, “Bugün de benzer uygulamalarla mağdur kalanlara sahip çıkarız.” dedi. Destici, hükümetin darbelerle ilgili yargı süreçlerindeki son tavrını da eleştirdi: “Mücadeleden vazgeçerseniz, bedelini ödersiniz.”Cumhurbaşkanı seçimi çerçevesinde kapısı çalınan partilerden biri de BBP’ydi. Başbakan Erdoğan ve muhalefetin adayı Eklemeddin İhsanoğlu’nu ağırlayan Mustafa Destici, hem ziyaretleri hem de gündemdeki konuları Zaman’a değerlendirdi. Şahıs endeksli olmadıklarını, cumhurbaşkanında arayacakları kriterleri Erdoğan ve İhsanoğlu’na aktardığını kaydetti. Bunları, “Anayasa’nın 104. maddesi ve parlamenter sisteme uygun, kutuplaştırmayan, kucaklayan, siyasetten gelse de seçildiği andan itibaren parti kimliğinden sıyrılan, milliyetçi-muhafazakâr, Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarma söz veren, üniter yapıya hassas, özerkliğe taviz vermeyecek, özellikle Irak’taki Türkmenlerin hukukunu koruyacak, darbelerle hesaplaşma sürecini sürdürecek, kuvvetler ayrılığı ilkesini gözeten.” şeklinde sıraladı. “Söylemeye bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı.” diye ekledi. Merhum liderleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazaya ilişkin dosyanın önemini ise Destici, ‘aydınlatılmasına öncülük edecek bir cumhurbaşkanı olmalı’ sözleriyle dile getirdi.Cadı avından vazgeçinBaşbakan’ın ziyaretinde ‘kutuplaşma’ eleştirileri de gündeme geldi. BBP lideri, adalet ve kurunun yanında yaşın yanmamasına yönelik hassasiyetin kaybedildiğini hatırlattığını belirtti. “Bu açığa alınmalarla ilgili şahit olduğum örnekler verdim. Borca girmiş, eşi çalışmıyor ve siz bu kişiyi açığa alıyorsunuz. Darbe dönemlerinde bile çıkarılmayan yasalarla geri dönüşleri engelliyorsunuz. Bunları Başbakan’ın kendisine bizzat anlattım.” dedi. Gezi, 17 ve 25 Aralık süreçlerinden herkesin kendine gerekli dersleri çıkarması gerektiğini ilettiğini de anlattı. Destici, “Artık bu kavganın sürdürülmemesini, hukuk dışına çıkan varsa yine hukuk içinde karşılık verilmesini, cadı avına varabilecek tüm uygulamalardan çıkılmasını ilettim. Bir taraftan kendinize kumpas kurulduğunu söylerken öteki tarafta yeni kumpasların peşinde olmamak lazım.” ifadelerini kullandı.‘Bir gruba olan kininiz, öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ emrine göre hareket edilmesini isteyen Destici, “Öfkemiz bizi bir gruba, bir topluluğa karşı adaletsizliğe karşı sevk etmemeli.” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bir de o grubun her bir ferdine, her bir noktasına aynı şiddetle muamele etmek büyük bir adaletsizlik. Yurtiçi ve dışında yurt, dershane, okul kapatmanın, organizasyon ve faaliyetleri engellemenin kimseye faydası yok. Buralar Hizmet yuvaları. Bu yurt, dershane ve okullara her partiden insan çocuklarını gönderir. Özellikle kız çocukları başka bir şehre okumaya gittiği zaman bu Hizmet’in evlerine teslim edilirdi. Onca yıl bir tane olumsuz bir şey duyuldu mu? Eğitim başarısı ise ortada.”Birileri yanlış bilgi veriyor olabilirBBP Genel Başkanı, “İnsanımızı, onlara duyduğumuz kinden, öfkeden, nefretten dolayı ortadan kaldırmaya çalışmamalıyız. Türkiye’nin bayrağını hangi grup dalgalandırıyorsa bırak yapsın.” temennisinde bulunurken Başbakan’la diyaloğundan şu çarpıcı bölümü paylaştı: “Şunu söyledim: Sürekli ‘aldanmışız’ diyordunuz. Şimdi de aldatılıyor olabilirsiniz. Yanlış insanlar yanlış bilgiler veriyor olabilir. Bir kere aldatıldığınız söylediğinize göre daha dikkatli olmanız gerekiyor.”Cumhurbaşkanı elbette şaibesiz olmalıBunu söylememize bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı. Yolsuzluğa, rüşvete bulaşan bu hükümette de olmuştur, somuttur. İnkâr değil, ‘hata olmuştur’ demeli. Hukuk işletilmeli. HSYK başta olmak üzere adalet kurumları ve kişileri üzerindeki hükümet baskısı sürüyor. Yazıcıoğlu davasını soruşturan savcı “Hiç kimse bu soruşturma dosyası için kendi geleceğini, kariyerini tehlikeye atmaz” diyorsa bir baskı vardır. Başbakan itirazım var diyor ve savcı itiraz ediyor.Çözüm süreci paketi cumhurbaşkanlığı içinPaketle özerkliğe giden yeni duble yol açılıyor, PKK güçlendiriliyor. Çözüm sürecindeki ‘aktörler yargılanmasın’ önlemi. Demek ki bir korku var. Zaten orada fiili bir özerklik yaşanıyor. Eğer bu paket cumhurba
Zaman
Politika
29.06.2014
Hizmet’ibitirmeplanı28Şubat’ıhatırlatıyorHizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Hizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Zaman
29.06.2014
02:08
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Hizmet’i bitirme planı ile Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un emniyete gönderdiği skandal talimatların 28 Şubat sürecini hatırlattığını söyledi. Zaman’a konuşan Destici, 28 Şubat mağdurlarının böyle iddialarda isimlerinin geçmesini ‘çok vahim’ diye nitelendirdi. O dönemde mağdura sahip çıktıklarını hatırlatarak, “Bugün de benzer uygulamalarla mağdur kalanlara sahip çıkarız.” dedi. Destici, hükümetin darbelerle ilgili yargı süreçlerindeki son tavrını da eleştirdi: “Mücadeleden vazgeçerseniz, bedelini ödersiniz.”Cumhurbaşkanı seçimi çerçevesinde kapısı çalınan partilerden biri de BBP’ydi. Başbakan Erdoğan ve muhalefetin adayı Eklemeddin İhsanoğlu’nu ağırlayan Mustafa Destici, hem ziyaretleri hem de gündemdeki konuları Zaman’a değerlendirdi. Şahıs endeksli olmadıklarını, cumhurbaşkanında arayacakları kriterleri Erdoğan ve İhsanoğlu’na aktardığını kaydetti. Bunları, “Anayasa’nın 104. maddesi ve parlamenter sisteme uygun, kutuplaştırmayan, kucaklayan, siyasetten gelse de seçildiği andan itibaren parti kimliğinden sıyrılan, milliyetçi-muhafazakâr, Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarma söz veren, üniter yapıya hassas, özerkliğe taviz vermeyecek, özellikle Irak’taki Türkmenlerin hukukunu koruyacak, darbelerle hesaplaşma sürecini sürdürecek, kuvvetler ayrılığı ilkesini gözeten.” şeklinde sıraladı. “Söylemeye bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı.” diye ekledi. Merhum liderleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazaya ilişkin dosyanın önemini ise Destici, ‘aydınlatılmasına öncülük edecek bir cumhurbaşkanı olmalı’ sözleriyle dile getirdi.Cadı avından vazgeçinBaşbakan’ın ziyaretinde ‘kutuplaşma’ eleştirileri de gündeme geldi. BBP lideri, adalet ve kurunun yanında yaşın yanmamasına yönelik hassasiyetin kaybedildiğini hatırlattığını belirtti. “Bu açığa alınmalarla ilgili şahit olduğum örnekler verdim. Borca girmiş, eşi çalışmıyor ve siz bu kişiyi açığa alıyorsunuz. Darbe dönemlerinde bile çıkarılmayan yasalarla geri dönüşleri engelliyorsunuz. Bunları Başbakan’ın kendisine bizzat anlattım.” dedi. Gezi, 17 ve 25 Aralık süreçlerinden herkesin kendine gerekli dersleri çıkarması gerektiğini ilettiğini de anlattı. Destici, “Artık bu kavganın sürdürülmemesini, hukuk dışına çıkan varsa yine hukuk içinde karşılık verilmesini, cadı avına varabilecek tüm uygulamalardan çıkılmasını ilettim. Bir taraftan kendinize kumpas kurulduğunu söylerken öteki tarafta yeni kumpasların peşinde olmamak lazım.” ifadelerini kullandı.‘Bir gruba olan kininiz, öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ emrine göre hareket edilmesini isteyen Destici, “Öfkemiz bizi bir gruba, bir topluluğa karşı adaletsizliğe karşı sevk etmemeli.” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bir de o grubun her bir ferdine, her bir noktasına aynı şiddetle muamele etmek büyük bir adaletsizlik. Yurtiçi ve dışında yurt, dershane, okul kapatmanın, organizasyon ve faaliyetleri engellemenin kimseye faydası yok. Buralar Hizmet yuvaları. Bu yurt, dershane ve okullara her partiden insan çocuklarını gönderir. Özellikle kız çocukları başka bir şehre okumaya gittiği zaman bu Hizmet’in evlerine teslim edilirdi. Onca yıl bir tane olumsuz bir şey duyuldu mu? Eğitim başarısı ise ortada.”Birileri yanlış bilgi veriyor olabilirBBP Genel Başkanı, “İnsanımızı, onlara duyduğumuz kinden, öfkeden, nefretten dolayı ortadan kaldırmaya çalışmamalıyız. Türkiye’nin bayrağını hangi grup dalgalandırıyorsa bırak yapsın.” temennisinde bulunurken Başbakan’la diyaloğundan şu çarpıcı bölümü paylaştı: “Şunu söyledim: Sürekli ‘aldanmışız’ diyordunuz. Şimdi de aldatılıyor olabilirsiniz. Yanlış insanlar yanlış bilgiler veriyor olabilir. Bir kere aldatıldığınız söylediğinize göre daha dikkatli olmanız gerekiyor.”Cumhurbaşkanı elbette şaibesiz olmalıBunu söylememize bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı. Yolsuzluğa, rüşvete bulaşan bu hükümette de olmuştur, somuttur. İnkâr değil, ‘hata olmuştur’ demeli. Hukuk işletilmeli. HSYK başta olmak üzere adalet kurumları ve kişileri üzerindeki hükümet baskısı sürüyor. Yazıcıoğlu davasını soruşturan savcı “Hiç kimse bu soruşturma dosyası için kendi geleceğini, kariyerini tehlikeye atmaz” diyorsa bir baskı vardır. Başbakan itirazım var diyor ve savcı itiraz ediyor.Çözüm süreci paketi cumhurbaşkanlığı içinPaketle özerkliğe giden yeni duble yol açılıyor, PKK güçlendiriliyor. Çözüm sürecindeki ‘aktörler yargılanmasın’ önlemi. Demek ki bir korku var. Zaten orada fiili bir özerklik yaşanıyor. Eğer bu paket cumhurba
Zaman
Politika
29.06.2014
Hizmet’ibitirmeplanı 28Şubat’ıhatırlatıyorHizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Hizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Zaman
29.06.2014
02:08
BBP Genel Başkanı Mustafa Destici, Hizmet’i bitirme planı ile Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun’un emniyete gönderdiği skandal talimatların 28 Şubat sürecini hatırlattığını söyledi. Zaman’a konuşan Destici, 28 Şubat mağdurlarının böyle iddialarda isimlerinin geçmesini ‘çok vahim’ diye nitelendirdi. O dönemde mağdura sahip çıktıklarını hatırlatarak, “Bugün de benzer uygulamalarla mağdur kalanlara sahip çıkarız.” dedi. Destici, hükümetin darbelerle ilgili yargı süreçlerindeki son tavrını da eleştirdi: “Mücadeleden vazgeçerseniz, bedelini ödersiniz.”Cumhurbaşkanı seçimi çerçevesinde kapısı çalınan partilerden biri de BBP’ydi. Başbakan Erdoğan ve muhalefetin adayı Eklemeddin İhsanoğlu’nu ağırlayan Mustafa Destici, hem ziyaretleri hem de gündemdeki konuları Zaman’a değerlendirdi. Şahıs endeksli olmadıklarını, cumhurbaşkanında arayacakları kriterleri Erdoğan ve İhsanoğlu’na aktardığını kaydetti. Bunları, “Anayasa’nın 104. maddesi ve parlamenter sisteme uygun, kutuplaştırmayan, kucaklayan, siyasetten gelse de seçildiği andan itibaren parti kimliğinden sıyrılan, milliyetçi-muhafazakâr, Türkiye’yi darbe anayasasından kurtarma söz veren, üniter yapıya hassas, özerkliğe taviz vermeyecek, özellikle Irak’taki Türkmenlerin hukukunu koruyacak, darbelerle hesaplaşma sürecini sürdürecek, kuvvetler ayrılığı ilkesini gözeten.” şeklinde sıraladı. “Söylemeye bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı.” diye ekledi. Merhum liderleri Muhsin Yazıcıoğlu’nun hayatını kaybettiği kazaya ilişkin dosyanın önemini ise Destici, ‘aydınlatılmasına öncülük edecek bir cumhurbaşkanı olmalı’ sözleriyle dile getirdi.Cadı avından vazgeçinBaşbakan’ın ziyaretinde ‘kutuplaşma’ eleştirileri de gündeme geldi. BBP lideri, adalet ve kurunun yanında yaşın yanmamasına yönelik hassasiyetin kaybedildiğini hatırlattığını belirtti. “Bu açığa alınmalarla ilgili şahit olduğum örnekler verdim. Borca girmiş, eşi çalışmıyor ve siz bu kişiyi açığa alıyorsunuz. Darbe dönemlerinde bile çıkarılmayan yasalarla geri dönüşleri engelliyorsunuz. Bunları Başbakan’ın kendisine bizzat anlattım.” dedi. Gezi, 17 ve 25 Aralık süreçlerinden herkesin kendine gerekli dersleri çıkarması gerektiğini ilettiğini de anlattı. Destici, “Artık bu kavganın sürdürülmemesini, hukuk dışına çıkan varsa yine hukuk içinde karşılık verilmesini, cadı avına varabilecek tüm uygulamalardan çıkılmasını ilettim. Bir taraftan kendinize kumpas kurulduğunu söylerken öteki tarafta yeni kumpasların peşinde olmamak lazım.” ifadelerini kullandı.‘Bir gruba olan kininiz, öfkeniz sizi adaletsizliğe sevk etmesin’ emrine göre hareket edilmesini isteyen Destici, “Öfkemiz bizi bir gruba, bir topluluğa karşı adaletsizliğe karşı sevk etmemeli.” dedikten sonra şöyle devam etti: “Bir de o grubun her bir ferdine, her bir noktasına aynı şiddetle muamele etmek büyük bir adaletsizlik. Yurtiçi ve dışında yurt, dershane, okul kapatmanın, organizasyon ve faaliyetleri engellemenin kimseye faydası yok. Buralar Hizmet yuvaları. Bu yurt, dershane ve okullara her partiden insan çocuklarını gönderir. Özellikle kız çocukları başka bir şehre okumaya gittiği zaman bu Hizmet’in evlerine teslim edilirdi. Onca yıl bir tane olumsuz bir şey duyuldu mu? Eğitim başarısı ise ortada.”Birileri yanlış bilgi veriyor olabilirBBP Genel Başkanı, “İnsanımızı, onlara duyduğumuz kinden, öfkeden, nefretten dolayı ortadan kaldırmaya çalışmamalıyız. Türkiye’nin bayrağını hangi grup dalgalandırıyorsa bırak yapsın.” temennisinde bulunurken Başbakan’la diyaloğundan şu çarpıcı bölümü paylaştı: “Şunu söyledim: Sürekli ‘aldanmışız’ diyordunuz. Şimdi de aldatılıyor olabilirsiniz. Yanlış insanlar yanlış bilgiler veriyor olabilir. Bir kere aldatıldığınız söylediğinize göre daha dikkatli olmanız gerekiyor.”Cumhurbaşkanı elbette şaibesiz olmalıBunu söylememize bile gerek yok. Türkiye’nin cumhurbaşkanı tabii ki şaibesiz olmalı. Yolsuzluğa, rüşvete bulaşan bu hükümette de olmuştur, somuttur. İnkâr değil, ‘hata olmuştur’ demeli. Hukuk işletilmeli. HSYK başta olmak üzere adalet kurumları ve kişileri üzerindeki hükümet baskısı sürüyor. Yazıcıoğlu davasını soruşturan savcı “Hiç kimse bu soruşturma dosyası için kendi geleceğini, kariyerini tehlikeye atmaz” diyorsa bir baskı vardır. Başbakan itirazım var diyor ve savcı itiraz ediyor.Çözüm süreci paketi cumhurbaşkanlığı içinPaketle özerkliğe giden yeni duble yol açılıyor, PKK güçlendiriliyor. Çözüm sürecindeki ‘aktörler yargılanmasın’ önlemi. Demek ki bir korku var. Zaten orada fiili bir özerklik yaşanıyor. Eğer bu paket cumhurba
Zaman
Ana Sayfa
29.06.2014
Hizmet’ibitirmeplanı 28Şubat’ıhatırlatıyorHizmet’i bitirme planı 28 Şubat’ı hatırlatıyor
Bu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Zaman
25.06.2014
02:10
Hükümetin hazırladığı ‘Hizmet Hareketini bitirme eylem planının medyadan sonra yargı ayağında da hayata geçirildiğinin ortaya çıkması, Türkiyeyi ayağa kaldırdı.Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun, 11 Haziran 2014te Emniyet Genel Müdürlüğüne verdiği talimatta, ‘medya, sivil toplum kuruluşları, akademi, okul, yurt, ev, dershane, şirket, vakıf ve dernekler denerek hayatın her alanında anayasal haklarını kullanarak faaliyetlerini yürüten kurumlara ilişkin her türlü bilginin elde edilmesini istemişti. Türkiye genelinde fişleme yapılması anlamına gelen talimata tepki gösteren hukukçular, Hizmet Hareketine ‘silahlı örgüt yaklaşımının hiçbir hukuki gerçekliğinin olmadığını vurguladı. Tepkiler şöyle:Emekli Savcı Ahmet Gündel: Anladığımız kadarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Hizmet Hareketiyle ilgili bir terör örgütü soruşturması yapıyor. Terör soruşturmalarında emniyetten, jandarmadan bir oluşumun silahlı ya da silahsız bir şekilde terör örgütü olup olmadığı ve bu bağlamda ne yönde faaliyette oldukları hususu sorulur. Ancak bu, ellerindeki bilgiler doğrultusunda gerçekleştirilir. Hiçbir terör soruşturmasında bu kadar geniş çaplı bir bilgi akışını sağlayacak bir yazışmayı bugüne kadar görmedim. Bu yazının gereğinin emniyet birimleri tarafından yerine getirilme imkanı da yok. Bunu yaptığınız takdirde insanların özel yaşamlarına girmiş olursunuz bu da suç teşkil eder. Bu talimatı verenlerin ve uygulayanların hukuki, cezai sorumlulukları ortaya çıkar.Hukuk ve Hayat Derneği Başkanı Mehmet Kasap: Ceza Muhakemesi Kanununa göre cumhuriyet savcıları, somut ve yeterli suç şüphesi olması durumunda soruşturma yaparlar. İddia edildiği gibi suç işlediklerine dair en küçük bir emare bile olmayan sivil toplum örgütleri ve eğitim kurumları hakkında sübjektif tespit ve değerlendirmeler yapılmasını isteyen söz konusu yazı, demokratik hukuk devleti ilkeleri ile bağdaştırılamaz. Ayrıca savcının yargısal yetki alanını açacak şekilde ülke çapında tüm il ve ilçelerde benzer işlemlerin yapılmasını talep etmesi, açık bir yetki aşımıdır.Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk: Çalışmalar fişlemeye dönüşürse tabii ki çok yanlış olur. Ortada çete yok, çete elemanı yok. Şeması olmadan, başı olmadan, kod adı olmadan örgüt olur mu? Çeteden bahsedebilmek için ancak böyle bir oluşum olması lazım. Yapılan işlemde bir usulsüzlük görmüyorum. Bundan sonra iş çarpıtılabilir fişleme haline dönüşürse, o ayrı bir şey. Ama şu aşamada bunu söyleyemeyiz.Yeni Asya Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz: Bu işe ‘cadı avıysa cadı avı diyerek girildi. Böyle bir yaklaşımla girilen yolun çıkacağı yer budur. Vahim bir duruma doğru gidiyor bu iş. Maalesef 28 Şubatta yapılamayan şeyler, bu iktidar döneminde yapılıyor. Hukuk çok zorlanıyor, hukukla çok oynanıyor. Ve bu tablo ortaya çıkıyor neticede. Buna mutlaka dur denmesi gerekir.Ülkücü Camiadan Avukat İrfan Sönmez: Bir topluluğun bütününü ele alan suçlamalar, evrensel hukuk kurallarına aykırıdır. Maalesef Cumhuriyet’imizde bir gelenek var. Hedef haline getirilen gruplarla ilgili birtakım sahte suçlar oluşturularak bu gruplar önce toplum nezdinde itibarsızlaştırılır, arkasından hedefe alınarak etkisiz hale getirilir. Aynı geleneğin bugünkü iktidar tarafından da sürdürüldüğünü görüyoruz. Ama bu oyunu Türk halkı görmektedir.İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Günal Kurşun: Eski düzenin yeniden hortladığını görüyoruz. Cemaat kurmak aslında bir hak. Yasak olan zaten TCKda tanımlanmış. Eğer böyle suç iddiası varsa bu araştırılır, delillendirilir ve davası açılır. Ama eğer ortada herhangi bir suç yoksa herhangi bir kişi ya da grubu aidiyetinden ya da düşüncesinden ötürü suçlamak bir hukuk devletinde kabul edilebilir değil. 28 Şubat döneminde bile bu kadar fişlemeler, baskı, tehdit olmadı.Hayalî varsayımlarla suç üretmek hukuksuzlukturGazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Nurullah Aydın: Kamuoyuna mal olmuş, inkâr edilemeyen somut delillere dayalı suçlar varken ve bu konularla ilgili soruşturma yürütülmezken hayali varsayımlara dayalı suç, suçlu ve delil üretme çabasına girmek talihsizliktir. Yolsuzluk, rüşvet ve terör örgütünün katettiği aşamayı kamufle etmek, halkın bunları sorgulamasını önlemek için Hizmet’e yönelik operasyon yapılıyor. Türkiyede dezenformasyon aktivitesiyle algı operasyonu yürütülmekte; kara propaganda ile suçlu üretilmekte ve delil araştırılmasına gidilmektedir.İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Tandoğan: Bu ülkede belli gruplarla ilgili merkezi planlama yapılıp bu planlama çerçevesinde Emniyet, istihbarat ve adli birimler harekete geçiriliyorsa bu hukuka aykırıdır. Fethullah Gülen hakkında daha önce Ankara Savcılığı soruşturma başlatmıştı, silahlı örgüt kurmaktan. O soruşturmalar beraatle sonuçlandı. O süreç bitti ancak aradan geçen 10 yılda ne oldu da bir silahlı örgüt oluştu, bunun net olarak ortaya konm
Zaman
En Çok Okunan
25.06.2014
ButalimatıverendeuygulayandasuçişlerBu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Bu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Zaman
25.06.2014
02:05
Hükümetin hazırladığı ‘Hizmet Hareketini bitirme eylem planının medyadan sonra yargı ayağında da hayata geçirildiğinin ortaya çıkması, Türkiyeyi ayağa kaldırdı.Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun, 11 Haziran 2014te Emniyet Genel Müdürlüğüne verdiği talimatta, ‘medya, sivil toplum kuruluşları, akademi, okul, yurt, ev, dershane, şirket, vakıf ve dernekler denerek hayatın her alanında anayasal haklarını kullanarak faaliyetlerini yürüten kurumlara ilişkin her türlü bilginin elde edilmesini istemişti. Türkiye genelinde fişleme yapılması anlamına gelen talimata tepki gösteren hukukçular, Hizmet Hareketine ‘silahlı örgüt yaklaşımının hiçbir hukuki gerçekliğinin olmadığını vurguladı. Tepkiler şöyle:Emekli Savcı Ahmet Gündel: Anladığımız kadarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Hizmet Hareketiyle ilgili bir terör örgütü soruşturması yapıyor. Terör soruşturmalarında emniyetten, jandarmadan bir oluşumun silahlı ya da silahsız bir şekilde terör örgütü olup olmadığı ve bu bağlamda ne yönde faaliyette oldukları hususu sorulur. Ancak bu, ellerindeki bilgiler doğrultusunda gerçekleştirilir. Hiçbir terör soruşturmasında bu kadar geniş çaplı bir bilgi akışını sağlayacak bir yazışmayı bugüne kadar görmedim. Bu yazının gereğinin emniyet birimleri tarafından yerine getirilme imkanı da yok. Bunu yaptığınız takdirde insanların özel yaşamlarına girmiş olursunuz bu da suç teşkil eder. Bu talimatı verenlerin ve uygulayanların hukuki, cezai sorumlulukları ortaya çıkar.Hukuk ve Hayat Derneği Başkanı Mehmet Kasap: Ceza Muhakemesi Kanununa göre cumhuriyet savcıları, somut ve yeterli suç şüphesi olması durumunda soruşturma yaparlar. İddia edildiği gibi suç işlediklerine dair en küçük bir emare bile olmayan sivil toplum örgütleri ve eğitim kurumları hakkında sübjektif tespit ve değerlendirmeler yapılmasını isteyen söz konusu yazı, demokratik hukuk devleti ilkeleri ile bağdaştırılamaz. Ayrıca savcının yargısal yetki alanını açacak şekilde ülke çapında tüm il ve ilçelerde benzer işlemlerin yapılmasını talep etmesi, açık bir yetki aşımıdır.Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk: Çalışmalar fişlemeye dönüşürse tabii ki çok yanlış olur. Ortada çete yok, çete elemanı yok. Şeması olmadan, başı olmadan, kod adı olmadan örgüt olur mu? Çeteden bahsedebilmek için ancak böyle bir oluşum olması lazım. Yapılan işlemde bir usulsüzlük görmüyorum. Bundan sonra iş çarpıtılabilir fişleme haline dönüşürse, o ayrı bir şey. Ama şu aşamada bunu söyleyemeyiz.Yeni Asya Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz: Bu işe ‘cadı avıysa cadı avı diyerek girildi. Böyle bir yaklaşımla girilen yolun çıkacağı yer budur. Vahim bir duruma doğru gidiyor bu iş. Maalesef 28 Şubatta yapılamayan şeyler, bu iktidar döneminde yapılıyor. Hukuk çok zorlanıyor, hukukla çok oynanıyor. Ve bu tablo ortaya çıkıyor neticede. Buna mutlaka dur denmesi gerekir.Ülkücü Camiadan Avukat İrfan Sönmez: Bir topluluğun bütününü ele alan suçlamalar, evrensel hukuk kurallarına aykırıdır. Maalesef Cumhuriyet’imizde bir gelenek var. Hedef haline getirilen gruplarla ilgili birtakım sahte suçlar oluşturularak bu gruplar önce toplum nezdinde itibarsızlaştırılır, arkasından hedefe alınarak etkisiz hale getirilir. Aynı geleneğin bugünkü iktidar tarafından da sürdürüldüğünü görüyoruz. Ama bu oyunu Türk halkı görmektedir.İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Günal Kurşun: Eski düzenin yeniden hortladığını görüyoruz. Cemaat kurmak aslında bir hak. Yasak olan zaten TCKda tanımlanmış. Eğer böyle suç iddiası varsa bu araştırılır, delillendirilir ve davası açılır. Ama eğer ortada herhangi bir suç yoksa herhangi bir kişi ya da grubu aidiyetinden ya da düşüncesinden ötürü suçlamak bir hukuk devletinde kabul edilebilir değil. 28 Şubat döneminde bile bu kadar fişlemeler, baskı, tehdit olmadı.Hayalî varsayımlarla suç üretmek hukuksuzlukturGazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Nurullah Aydın: Kamuoyuna mal olmuş, inkâr edilemeyen somut delillere dayalı suçlar varken ve bu konularla ilgili soruşturma yürütülmezken hayali varsayımlara dayalı suç, suçlu ve delil üretme çabasına girmek talihsizliktir. Yolsuzluk, rüşvet ve terör örgütünün katettiği aşamayı kamufle etmek, halkın bunları sorgulamasını önlemek için Hizmet’e yönelik operasyon yapılıyor. Türkiyede dezenformasyon aktivitesiyle algı operasyonu yürütülmekte; kara propaganda ile suçlu üretilmekte ve delil araştırılmasına gidilmektedir.İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Tandoğan: Bu ülkede belli gruplarla ilgili merkezi planlama yapılıp bu planlama çerçevesinde Emniyet, istihbarat ve adli birimler harekete geçiriliyorsa bu hukuka aykırıdır. Fethullah Gülen hakkında daha önce Ankara Savcılığı soruşturma başlatmıştı, silahlı örgüt kurmaktan. O soruşturmalar beraatle sonuçlandı. O süreç bitti ancak aradan geçen 10 yılda ne oldu da bir silahlı örgüt oluştu, bunun net olarak ortaya konm
Zaman
Güncel
25.06.2014
ButalimatıverendeuygulayandasuçişlerBu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Bu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Zaman
25.06.2014
02:04
Hükümetin hazırladığı ‘Hizmet Hareketini bitirme eylem planının medyadan sonra yargı ayağında da hayata geçirildiğinin ortaya çıkması, Türkiyeyi ayağa kaldırdı.Ankara Cumhuriyet Savcısı Serdar Coşkun, 11 Haziran 2014te Emniyet Genel Müdürlüğüne verdiği talimatta, ‘medya, sivil toplum kuruluşları, akademi, okul, yurt, ev, dershane, şirket, vakıf ve dernekler denerek hayatın her alanında anayasal haklarını kullanarak faaliyetlerini yürüten kurumlara ilişkin her türlü bilginin elde edilmesini istemişti. Türkiye genelinde fişleme yapılması anlamına gelen talimata tepki gösteren hukukçular, Hizmet Hareketine ‘silahlı örgüt yaklaşımının hiçbir hukuki gerçekliğinin olmadığını vurguladı. Tepkiler şöyle:Emekli Savcı Ahmet Gündel: Anladığımız kadarıyla Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Hizmet Hareketiyle ilgili bir terör örgütü soruşturması yapıyor. Terör soruşturmalarında emniyetten, jandarmadan bir oluşumun silahlı ya da silahsız bir şekilde terör örgütü olup olmadığı ve bu bağlamda ne yönde faaliyette oldukları hususu sorulur. Ancak bu, ellerindeki bilgiler doğrultusunda gerçekleştirilir. Hiçbir terör soruşturmasında bu kadar geniş çaplı bir bilgi akışını sağlayacak bir yazışmayı bugüne kadar görmedim. Bu yazının gereğinin emniyet birimleri tarafından yerine getirilme imkanı da yok. Bunu yaptığınız takdirde insanların özel yaşamlarına girmiş olursunuz bu da suç teşkil eder. Bu talimatı verenlerin ve uygulayanların hukuki, cezai sorumlulukları ortaya çıkar.Hukuk ve Hayat Derneği Başkanı Mehmet Kasap: Ceza Muhakemesi Kanununa göre cumhuriyet savcıları, somut ve yeterli suç şüphesi olması durumunda soruşturma yaparlar. İddia edildiği gibi suç işlediklerine dair en küçük bir emare bile olmayan sivil toplum örgütleri ve eğitim kurumları hakkında sübjektif tespit ve değerlendirmeler yapılmasını isteyen söz konusu yazı, demokratik hukuk devleti ilkeleri ile bağdaştırılamaz. Ayrıca savcının yargısal yetki alanını açacak şekilde ülke çapında tüm il ve ilçelerde benzer işlemlerin yapılmasını talep etmesi, açık bir yetki aşımıdır.Emekli DGM Savcısı Mete Göktürk: Çalışmalar fişlemeye dönüşürse tabii ki çok yanlış olur. Ortada çete yok, çete elemanı yok. Şeması olmadan, başı olmadan, kod adı olmadan örgüt olur mu? Çeteden bahsedebilmek için ancak böyle bir oluşum olması lazım. Yapılan işlemde bir usulsüzlük görmüyorum. Bundan sonra iş çarpıtılabilir fişleme haline dönüşürse, o ayrı bir şey. Ama şu aşamada bunu söyleyemeyiz.Yeni Asya Genel Yayın Yönetmeni Kazım Güleçyüz: Bu işe ‘cadı avıysa cadı avı diyerek girildi. Böyle bir yaklaşımla girilen yolun çıkacağı yer budur. Vahim bir duruma doğru gidiyor bu iş. Maalesef 28 Şubatta yapılamayan şeyler, bu iktidar döneminde yapılıyor. Hukuk çok zorlanıyor, hukukla çok oynanıyor. Ve bu tablo ortaya çıkıyor neticede. Buna mutlaka dur denmesi gerekir.Ülkücü Camiadan Avukat İrfan Sönmez: Bir topluluğun bütününü ele alan suçlamalar, evrensel hukuk kurallarına aykırıdır. Maalesef Cumhuriyet’imizde bir gelenek var. Hedef haline getirilen gruplarla ilgili birtakım sahte suçlar oluşturularak bu gruplar önce toplum nezdinde itibarsızlaştırılır, arkasından hedefe alınarak etkisiz hale getirilir. Aynı geleneğin bugünkü iktidar tarafından da sürdürüldüğünü görüyoruz. Ama bu oyunu Türk halkı görmektedir.İnsan Hakları Gündemi Derneği Başkanı Günal Kurşun: Eski düzenin yeniden hortladığını görüyoruz. Cemaat kurmak aslında bir hak. Yasak olan zaten TCKda tanımlanmış. Eğer böyle suç iddiası varsa bu araştırılır, delillendirilir ve davası açılır. Ama eğer ortada herhangi bir suç yoksa herhangi bir kişi ya da grubu aidiyetinden ya da düşüncesinden ötürü suçlamak bir hukuk devletinde kabul edilebilir değil. 28 Şubat döneminde bile bu kadar fişlemeler, baskı, tehdit olmadı.Hayalî varsayımlarla suç üretmek hukuksuzlukturGazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Nurullah Aydın: Kamuoyuna mal olmuş, inkâr edilemeyen somut delillere dayalı suçlar varken ve bu konularla ilgili soruşturma yürütülmezken hayali varsayımlara dayalı suç, suçlu ve delil üretme çabasına girmek talihsizliktir. Yolsuzluk, rüşvet ve terör örgütünün katettiği aşamayı kamufle etmek, halkın bunları sorgulamasını önlemek için Hizmet’e yönelik operasyon yapılıyor. Türkiyede dezenformasyon aktivitesiyle algı operasyonu yürütülmekte; kara propaganda ile suçlu üretilmekte ve delil araştırılmasına gidilmektedir.İnsan Hakları Derneği Başkanı Öztürk Tandoğan: Bu ülkede belli gruplarla ilgili merkezi planlama yapılıp bu planlama çerçevesinde Emniyet, istihbarat ve adli birimler harekete geçiriliyorsa bu hukuka aykırıdır. Fethullah Gülen hakkında daha önce Ankara Savcılığı soruşturma başlatmıştı, silahlı örgüt kurmaktan. O soruşturmalar beraatle sonuçlandı. O süreç bitti ancak aradan geçen 10 yılda ne oldu da bir silahlı örgüt oluştu, bunun net olarak ortaya konm
Zaman
Ana Sayfa
25.06.2014
ButalimatıverendeuygulayandasuçişlerBu talimatı veren de uygulayan da suç işler
Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu
Zaman
18.06.2014
11:41
17 ve 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarını yürütürken görevden alınan ve ardından meslekten ihraç edilen eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu. Saygılı, süreçle ile ilgili merak edilen bir çok konuya açıklık getirdi.Radikale röportaj veren Saygılı, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının MASAK raporları ve ihbarların değerlendirilmesiyle başladığını belirtti. Operasyon günü 2 saat içerisinde görevden alınacağını düşündüğünü söyleyen Saygılı, Yanıldım. 24 saat sonra görevden alındım. ifadelerini kullandı. Yasama dokunulmazlığı olan hiç kimse ve Başbakanın aile fertlerinin telefonları dinlenmedi diyen eski İstanbul Mali Şube Müdürü, Kriptolu telefonların dinlendiği iddiaları doğruysa, polis teşkilatında kriptolu telefonları dinleyip çözebilecek bir teknoloji bulunmamaktadır. Fail başka yerde aranmalıdır. şeklinde konuştu.İŞTE SAYGILINI O RÖPORTAJININ BİR KISMI:17 Aralık soruşturması nasıl başladı, nasıl bir süreçti?Son üç yıldır yolsuzluk suçlarını soruşturmakla görevli birimin iş hacmi normalin üstünde artmış ve bu suçlarla mücadele konusunda kaynak artırımı veya yeni bir iş bölümü yapılmaya acilen ihtiyaç duyulmaya başlanmıştı. MASAK raporları ve ihbarların değerlendirilmesiyle başlayan Rıza Sarraf ve arkadaşları grubunun soruşturması, ilk 5 ay herhangi bir suç grubu takibinden farklı değilken 5.aydan itibaren suç grubunun, yasama dokunulmazlığı olan kişiler ve çocuklarına temas etmeleri ile soruşturma, ülkemizin alışık olmadığı bir hal aldı.2 SAAT İÇİNDE GÖREVDEN ALINACAĞIMI DÜŞÜNMÜŞTÜM. YANILDIM.Operasyondan bir gün önceki düşünceleriniz nelerdi? Ne gibi kaygılara sahiptiniz, operasyonun sonuçlarını da öngörebildiniz mi?Operasyon, adli amirler olan Cumhuriyet Savcısının talimatı ile yapıldı. Bu emir verildikten sonra geri dönüşü yoktur. Sonuçları ise şahsım için öngörülebilirdi.Ankaranın iradesi ile 2 saat içinde görevden alınacağımı düşünmüştüm. Yanıldım. 24 saat sonra görevden alındım. Adli bir görevin yerine getirilmemesi düşüncesi, benim aldığım eğitimler, hukuk ve demokrasi anlayışıma uygun değildir. Bu sebeple kolluk, kendisine adli bir emir verildiğinde, uygulayıp uygulamamayı değil, en iyi şekilde nasıl uygulayacağını planlamalıdır. Her şahıs veya siyasi otoritenin kendisini koruma refleksi vardır. Bu durum, hukuk içinde kalırsa meşrudur. Kendini korumak için ne kadar ileri gidebileceği, kişinin veya kurumun hukuk anlayışı ile orantılıdır. Bizim durumumuzda adli bir emir yerine getirileceği için herhangi bir korkum yoktu. Hala da yok. Çünkü baştan sona hukuki bir işlemdir.Amirlerinize operasyon öncesi bilgi verdiniz mi?Operasyonla ilgili öncesinden İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İl Valisi dahil idari ve mülki amirlerin hiçbirisi bilgilendirilmedi. Bu durum gerekliydi ve hukuka uygun alınmış bir önlemdi. Cumhuriyet Savcısının da talimatıydı. Çünkü soruşturma kapsamında kendileri doğrudan takip edilmese de bazı Bakanların soruşturmayı deşifre etme, olabilecek bir adli takibi engelleme faaliyetleri vardı. Bu kapsamda eski İçişleri Bakanının, İl Emniyet Müdürünü ziyaret ederek soruşturma kapsamında takip edilen Rıza Sarrafa adeta kefil oldukları görülmüştür. 17 Aralık sabahı Sn. Hüseyin Çapkına bu konuyu hatırlattığımda “eğer bana operasyonuhaberverseydiniz benim bunu İçişleri Bakanına söylememem mümkün değildi” diyerek uygulanan tedbirde isabet edildiğini adeta tasdik etmiştir. Çünkü anılan İçişleri Bakanının oğlu operasyon kapsamında gözaltına alındı, tutuklandı ve kendisi hakkında da soruşturma savcıları tarafından TBMMne fezleke gönderildi.Operasyon günü neler yaşandı? Sizi arayan, operasyonu durdurmanızı isteyen oldu mu?Soruşturma günü saat 06:30da Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç ile birlikte İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkının ikametine giderek kendisini operasyonla ilgili bilgilendirdik. Gün içerisinde Sn.Çapkınla birkaç telefon görüşmem oldu. Kendisi, İçişleri Bakanının, “oğlunun ofisinin bütün odalarının aranmasında polisin neden bu kadar ısrarcı olduğunu” kendisine sorduğunu söyledi. Ben de kendisine, söz konusu ofisin avukatlık ofisi olduğunu, aramaya savcı ve baro tarafından atanan avukatın nezaret ettiğini, haliyle inisiyatifin poliste olmadığını ilettim. Hiç kimse tarafından operasyonun durdurulması telkini veya talimatı almadım. Zaten beni tanıyanlar tarafıma böyle bir emrin verilemeyeceğini bilirlerdi. Bu operasyonun adli kolluk kısmının durdurulması veya yönünün değiştirilebilmesinin iki yolu vardı; biri beni, diğeri de soruşturma savcısını görevinden almaktı.OPERASYON TAKVİMİNE POLİS BİRİMLERİ KARAR VEREMEZOperasyon için neden seçimlere yakın bir dönem seçildi ve 3 operasyon neden aynı gün yapıldı?Operasyon takvimine polis birimleri karar veremez. Cumhuriyet Savcısı, yeterli delilin toplandığına ve operasyon yapılması gerektiğine dair
Zaman
Son Dakika
18.06.2014
Eskiİstanbul/">İstanbulMaliŞubeMüdürüYakupSaygılıilkkezkonuştuİstanbul-Mali-Şube-Müdürü-Yakup-Saygılı-ilk-kez-konuştu/">Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu
Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu
Zaman
18.06.2014
11:41
17 ve 25 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmalarını yürütürken görevden alınan ve ardından meslekten ihraç edilen eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu. Saygılı, süreçle ile ilgili merak edilen bir çok konuya açıklık getirdi.Radikale röportaj veren Saygılı, 17 Aralık rüşvet ve yolsuzluk soruşturmasının MASAK raporları ve ihbarların değerlendirilmesiyle başladığını belirtti. Operasyon günü 2 saat içerisinde görevden alınacağını düşündüğünü söyleyen Saygılı, Yanıldım. 24 saat sonra görevden alındım. ifadelerini kullandı. Yasama dokunulmazlığı olan hiç kimse ve Başbakanın aile fertlerinin telefonları dinlenmedi diyen eski İstanbul Mali Şube Müdürü, Kriptolu telefonların dinlendiği iddiaları doğruysa, polis teşkilatında kriptolu telefonları dinleyip çözebilecek bir teknoloji bulunmamaktadır. Fail başka yerde aranmalıdır. şeklinde konuştu.İŞTE SAYGILINI O RÖPORTAJININ BİR KISMI:17 Aralık soruşturması nasıl başladı, nasıl bir süreçti?Son üç yıldır yolsuzluk suçlarını soruşturmakla görevli birimin iş hacmi normalin üstünde artmış ve bu suçlarla mücadele konusunda kaynak artırımı veya yeni bir iş bölümü yapılmaya acilen ihtiyaç duyulmaya başlanmıştı. MASAK raporları ve ihbarların değerlendirilmesiyle başlayan Rıza Sarraf ve arkadaşları grubunun soruşturması, ilk 5 ay herhangi bir suç grubu takibinden farklı değilken 5.aydan itibaren suç grubunun, yasama dokunulmazlığı olan kişiler ve çocuklarına temas etmeleri ile soruşturma, ülkemizin alışık olmadığı bir hal aldı.2 SAAT İÇİNDE GÖREVDEN ALINACAĞIMI DÜŞÜNMÜŞTÜM. YANILDIM.Operasyondan bir gün önceki düşünceleriniz nelerdi? Ne gibi kaygılara sahiptiniz, operasyonun sonuçlarını da öngörebildiniz mi?Operasyon, adli amirler olan Cumhuriyet Savcısının talimatı ile yapıldı. Bu emir verildikten sonra geri dönüşü yoktur. Sonuçları ise şahsım için öngörülebilirdi.Ankaranın iradesi ile 2 saat içinde görevden alınacağımı düşünmüştüm. Yanıldım. 24 saat sonra görevden alındım. Adli bir görevin yerine getirilmemesi düşüncesi, benim aldığım eğitimler, hukuk ve demokrasi anlayışıma uygun değildir. Bu sebeple kolluk, kendisine adli bir emir verildiğinde, uygulayıp uygulamamayı değil, en iyi şekilde nasıl uygulayacağını planlamalıdır. Her şahıs veya siyasi otoritenin kendisini koruma refleksi vardır. Bu durum, hukuk içinde kalırsa meşrudur. Kendini korumak için ne kadar ileri gidebileceği, kişinin veya kurumun hukuk anlayışı ile orantılıdır. Bizim durumumuzda adli bir emir yerine getirileceği için herhangi bir korkum yoktu. Hala da yok. Çünkü baştan sona hukuki bir işlemdir.Amirlerinize operasyon öncesi bilgi verdiniz mi?Operasyonla ilgili öncesinden İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İl Valisi dahil idari ve mülki amirlerin hiçbirisi bilgilendirilmedi. Bu durum gerekliydi ve hukuka uygun alınmış bir önlemdi. Cumhuriyet Savcısının da talimatıydı. Çünkü soruşturma kapsamında kendileri doğrudan takip edilmese de bazı Bakanların soruşturmayı deşifre etme, olabilecek bir adli takibi engelleme faaliyetleri vardı. Bu kapsamda eski İçişleri Bakanının, İl Emniyet Müdürünü ziyaret ederek soruşturma kapsamında takip edilen Rıza Sarrafa adeta kefil oldukları görülmüştür. 17 Aralık sabahı Sn. Hüseyin Çapkına bu konuyu hatırlattığımda “eğer bana operasyonuhaberverseydiniz benim bunu İçişleri Bakanına söylememem mümkün değildi” diyerek uygulanan tedbirde isabet edildiğini adeta tasdik etmiştir. Çünkü anılan İçişleri Bakanının oğlu operasyon kapsamında gözaltına alındı, tutuklandı ve kendisi hakkında da soruşturma savcıları tarafından TBMMne fezleke gönderildi.Operasyon günü neler yaşandı? Sizi arayan, operasyonu durdurmanızı isteyen oldu mu?Soruşturma günü saat 06:30da Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Nazmi Ardıç ile birlikte İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkının ikametine giderek kendisini operasyonla ilgili bilgilendirdik. Gün içerisinde Sn.Çapkınla birkaç telefon görüşmem oldu. Kendisi, İçişleri Bakanının, “oğlunun ofisinin bütün odalarının aranmasında polisin neden bu kadar ısrarcı olduğunu” kendisine sorduğunu söyledi. Ben de kendisine, söz konusu ofisin avukatlık ofisi olduğunu, aramaya savcı ve baro tarafından atanan avukatın nezaret ettiğini, haliyle inisiyatifin poliste olmadığını ilettim. Hiç kimse tarafından operasyonun durdurulması telkini veya talimatı almadım. Zaten beni tanıyanlar tarafıma böyle bir emrin verilemeyeceğini bilirlerdi. Bu operasyonun adli kolluk kısmının durdurulması veya yönünün değiştirilebilmesinin iki yolu vardı; biri beni, diğeri de soruşturma savcısını görevinden almaktı.OPERASYON TAKVİMİNE POLİS BİRİMLERİ KARAR VEREMEZOperasyon için neden seçimlere yakın bir dönem seçildi ve 3 operasyon neden aynı gün yapıldı?Operasyon takvimine polis birimleri karar veremez. Cumhuriyet Savcısı, yeterli delilin toplandığına ve operasyon yapılması gerektiğine
Zaman
Ana Sayfa
18.06.2014
Eskiİstanbul/">İstanbulMaliŞubeMüdürüYakupSaygılıilkkezkonuştuİstanbul-Mali-Şube-Müdürü-Yakup-Saygılı-ilk-kez-konuştu/">Eski İstanbul Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı ilk kez konuştu
Yaz kararnamesi değil kıyım' deyip istifa etti
Zaman
12.06.2014
02:10
HSYK 1. Daire Üyesi Teoman Gökçe, çalışmaları tamamlanan 2014 yılı yaz kararnamesine tepki göstererek istifa etti. Gökçe, “Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yılı yaz kararnamesiyle 16 Ocak’tan daha hukuksuz ve daha ilkesiz atamalar gerçekleştirilmiştir.” dedi.Yaz kararname çalışmalarını tamamlayan HSYK’ya yapılan hükümet müdahalesi, yeni bir krize sebep oldu. 200’den fazla hakim ve savcının talepleri olmaksızın görevinden alındığını açıklayan HSYK 1. Daire Üyesi Dr. Teoman Gökçe, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik-savcılık teminatı ilkelerinin hiçe sayıldığını belirterek istifa etti. Gökçe, tepkisini şöyle dile getirdi: “Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yaz kararnamesi ile 16 Ocak’tan sonra çıkarılanlara benzer fakat onlara göre, daha hukuksuz, daha ilkesiz ve daha tutarsız atamalar gerçekleştirilmiştir.”HSYK’da üç buçuk yıldır Birinci Daire üyesi olarak görev yapan Teoman Gökçe, şoke eden bir açıklamayla istifa etti. 2014 yaz kararnamesinin ‘kıyım kararnamesi’ olarak tarihe geçeceğini belirten Gökçe, yazılı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ CİDDİ YARA ALDI: 17 Aralık 2013 tarihinde başlatılmış olan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları sonrasında yapılan yasal değişiklikler ve akabinde yargıda yaşanan hukuka aykırı uygulamalar neticesinde, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, hâkimlik-savcılık teminatı, adil yargılanma hakkı ile kanun önünde eşitlik ilkeleri ciddi boyutlarda zarar görmüştür. 15 Ocak 2014 tarihli HSYK Genel Kurulu toplantısında Adalet Bakanı’nın teklifi üzerine, Birinci Daire’de yapılan üye değişikliğinden hemen sonra başlayan süreçte, kararname dönemi olmamasına rağmen hukuka aykırılıklar içeren dört ayrı kararname çıkarılarak, yargı bağımsızlığını ve hakimlik-savcılık teminatını ortadan kaldıracak şekilde atamalar gerçekleştirilmiştir.YARGI MENSUPLARI ARTIK NASIL BİR MUAMELEYE TABİ TUTULACAKLARINI BİLMİYOR: Bu kararnamelerle, haklarında o yerdeki görevlerini yapmaya engel olacak herhangi bir soruşturma veya disiplin cezası olmamasına rağmen, ağırlıklı olarak İstanbul, İzmir ve Adana’da yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında görev alan hâkim ve savcılar ile bu soruşturmalarla hiçbir ilgisi olmayan hâkim ve savcılar, başka şehirlere atanmışlardır. Yapılan bu hukuka aykırı uygulamalar ile yargı mensuplarının, korunaksız, güvencesiz ve yarınlarından endişeli bir hale gelmelerine neden olunurken, diğer yandan meslektaşlarımız, yapacakları yargısal faaliyetlerinde hukuku değil, hukuk dışı kaygı ve kriterleri gözetmek zorunda kalacakları bir ortama sürüklenmişlerdir. Meslektaşlarımız, ortaya çıkan bu vahim tablo karşısında, artık yarın neyle karşılaşacaklarını ve nasıl bir muameleye tabi tutulacaklarını bilememenin tedirginliğini yaşamaktadırlar.YAZ KARARNAMESİ DAHA DA HUKUKSUZ: Üzülerek ifade etmeliyim ki, 11 Haziran Çarşamba günü görüşmeleri tamamlanan ve Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yılı yaz kararnamesi ile 16 Ocak’tan sonra çıkarılan kararnamelere benzer fakat onlara göre daha hukuksuz, daha ilkesiz ve daha tutarsız atamalar gerçekleştirilmiştir. 200’den fazla cumhuriyet başsavcısı ve mahkeme başkanı ile cumhuriyet savcısı ve hâkimin; haklarında görev yerlerinin değiştirilmesini gerektirecek hiçbir soruşturma ve disiplin cezası bulunmamasına, yine Birinci Daire tarafından oybirliğiyle daha birkaç yıl öncesinde bu unvanlara atanmış olmalarına rağmen, talepleri olmaksızın, bu görevlerinden alınarak, yargı bağımsızlığı ve atama-nakil yönetmeliği hiçe sayılarak başka yerlere atanmışlardır. Atama ve nakil yönetmeliğine aykırı olarak bulundukları yerlerde iki yılını doldurmayan 150’ye yakın hâkim ve cumhuriyet savcısının görev yerleri değiştirilmiştir.HAKİM VE SAVCILARA GÖZDAĞI VERİLDİ: Daha üç ay önce bir yerden başka bir yere atanan meslektaşlardan bazıları ise hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, kişisel ve mesleki onurları çiğnenerek, örneği görülmemiş bir şekilde sadece üç ay sonra yeniden atamaya tabi tutulmuşlardır. Yazılı normlar tamamen hiçe sayılarak, ‘Birinci Daire olarak istediğim kararı, istediğim gibi ve istediğim zaman verebilirim’ denilmek suretiyle, hâkim ve savcılara adeta gözdağı verilmiş ve yargı camiası keyfi muamelelere maruz bırakılmıştır.ORTAYA ÇIKAN TABLO ÜMİDİMİ YOK ETTİ: En büyük ümidim 2014 yılı yaz kararnamesi idi. Ancak kararname görüşmelerinin sonrasında ortaya çıkan tablo, mevcut ümidimi de yok etmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı, HSYK Birinci Dairesi üyeliğinden istifa ediyorum.
Zaman
Güncel
12.06.2014
YazkararnamesideğilkıyımdeyipistifaettiYaz kararnamesi değil kıyım deyip istifa etti
Yaz kararnamesi değil kıyım' deyip istifa etti
Zaman
12.06.2014
02:09
HSYK 1. Daire Üyesi Teoman Gökçe, çalışmaları tamamlanan 2014 yılı yaz kararnamesine tepki göstererek istifa etti. Gökçe, “Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yılı yaz kararnamesiyle 16 Ocak’tan daha hukuksuz ve daha ilkesiz atamalar gerçekleştirilmiştir.” dedi.Yaz kararname çalışmalarını tamamlayan HSYK’ya yapılan hükümet müdahalesi, yeni bir krize sebep oldu. 200’den fazla hakim ve savcının talepleri olmaksızın görevinden alındığını açıklayan HSYK 1. Daire Üyesi Dr. Teoman Gökçe, yargı bağımsızlığı ve hâkimlik-savcılık teminatı ilkelerinin hiçe sayıldığını belirterek istifa etti. Gökçe, tepkisini şöyle dile getirdi: “Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yaz kararnamesi ile 16 Ocak’tan sonra çıkarılanlara benzer fakat onlara göre, daha hukuksuz, daha ilkesiz ve daha tutarsız atamalar gerçekleştirilmiştir.”HSYK’da üç buçuk yıldır Birinci Daire üyesi olarak görev yapan Teoman Gökçe, şoke eden bir açıklamayla istifa etti. 2014 yaz kararnamesinin ‘kıyım kararnamesi’ olarak tarihe geçeceğini belirten Gökçe, yazılı açıklamasında şu ifadeleri kullandı:HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ CİDDİ YARA ALDI: 17 Aralık 2013 tarihinde başlatılmış olan yolsuzluk ve rüşvet soruşturmaları sonrasında yapılan yasal değişiklikler ve akabinde yargıda yaşanan hukuka aykırı uygulamalar neticesinde, kuvvetler ayrılığı, hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, hâkimlik-savcılık teminatı, adil yargılanma hakkı ile kanun önünde eşitlik ilkeleri ciddi boyutlarda zarar görmüştür. 15 Ocak 2014 tarihli HSYK Genel Kurulu toplantısında Adalet Bakanı’nın teklifi üzerine, Birinci Daire’de yapılan üye değişikliğinden hemen sonra başlayan süreçte, kararname dönemi olmamasına rağmen hukuka aykırılıklar içeren dört ayrı kararname çıkarılarak, yargı bağımsızlığını ve hakimlik-savcılık teminatını ortadan kaldıracak şekilde atamalar gerçekleştirilmiştir.YARGI MENSUPLARI ARTIK NASIL BİR MUAMELEYE TABİ TUTULACAKLARINI BİLMİYOR: Bu kararnamelerle, haklarında o yerdeki görevlerini yapmaya engel olacak herhangi bir soruşturma veya disiplin cezası olmamasına rağmen, ağırlıklı olarak İstanbul, İzmir ve Adana’da yürütülen yolsuzluk ve rüşvet soruşturmalarında görev alan hâkim ve savcılar ile bu soruşturmalarla hiçbir ilgisi olmayan hâkim ve savcılar, başka şehirlere atanmışlardır. Yapılan bu hukuka aykırı uygulamalar ile yargı mensuplarının, korunaksız, güvencesiz ve yarınlarından endişeli bir hale gelmelerine neden olunurken, diğer yandan meslektaşlarımız, yapacakları yargısal faaliyetlerinde hukuku değil, hukuk dışı kaygı ve kriterleri gözetmek zorunda kalacakları bir ortama sürüklenmişlerdir. Meslektaşlarımız, ortaya çıkan bu vahim tablo karşısında, artık yarın neyle karşılaşacaklarını ve nasıl bir muameleye tabi tutulacaklarını bilememenin tedirginliğini yaşamaktadırlar.YAZ KARARNAMESİ DAHA DA HUKUKSUZ: Üzülerek ifade etmeliyim ki, 11 Haziran Çarşamba günü görüşmeleri tamamlanan ve Türk yargı tarihine ‘kıyım kararnamesi’ olarak geçecek 2014 yılı yaz kararnamesi ile 16 Ocak’tan sonra çıkarılan kararnamelere benzer fakat onlara göre daha hukuksuz, daha ilkesiz ve daha tutarsız atamalar gerçekleştirilmiştir. 200’den fazla cumhuriyet başsavcısı ve mahkeme başkanı ile cumhuriyet savcısı ve hâkimin; haklarında görev yerlerinin değiştirilmesini gerektirecek hiçbir soruşturma ve disiplin cezası bulunmamasına, yine Birinci Daire tarafından oybirliğiyle daha birkaç yıl öncesinde bu unvanlara atanmış olmalarına rağmen, talepleri olmaksızın, bu görevlerinden alınarak, yargı bağımsızlığı ve atama-nakil yönetmeliği hiçe sayılarak başka yerlere atanmışlardır. Atama ve nakil yönetmeliğine aykırı olarak bulundukları yerlerde iki yılını doldurmayan 150’ye yakın hâkim ve cumhuriyet savcısının görev yerleri değiştirilmiştir.HAKİM VE SAVCILARA GÖZDAĞI VERİLDİ: Daha üç ay önce bir yerden başka bir yere atanan meslektaşlardan bazıları ise hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, kişisel ve mesleki onurları çiğnenerek, örneği görülmemiş bir şekilde sadece üç ay sonra yeniden atamaya tabi tutulmuşlardır. Yazılı normlar tamamen hiçe sayılarak, ‘Birinci Daire olarak istediğim kararı, istediğim gibi ve istediğim zaman verebilirim’ denilmek suretiyle, hâkim ve savcılara adeta gözdağı verilmiş ve yargı camiası keyfi muamelelere maruz bırakılmıştır.ORTAYA ÇIKAN TABLO ÜMİDİMİ YOK ETTİ: En büyük ümidim 2014 yılı yaz kararnamesi idi. Ancak kararname görüşmelerinin sonrasında ortaya çıkan tablo, mevcut ümidimi de yok etmiştir. Tüm bu nedenlerden dolayı, HSYK Birinci Dairesi üyeliğinden istifa ediyorum.
Zaman
Ana Sayfa
12.06.2014
YazkararnamesideğilkıyımdeyipistifaettiYaz kararnamesi değil kıyım deyip istifa etti
Fezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Zaman
28.05.2014
02:56
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluk operasyonu öncesinde polisler tarafından hazırlandığını ileri sürdüğü fezlekeyle ilgili iddialarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.Erdoğan, söz konusu fezlekede (kendisinin tabiriyle iddianamede), kendisinden ‘dönemin başbakanı’ diye bahsedildiğini ileri sürmüştü. 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında hazırlanan fezlekeler Başbakan’ın iddialarını yalanlıyor. Edinilen bilgilere göre, fezlekelerde Erdoğan’ın ismi 112 yerde geçiyor ancak hiçbirinde ‘dönemin Başbakanı’ ya da yandaş medyanın iddia ettiği gibi ‘devrik başbakan’ ifadesi kullanılmıyor. Fezlekede 10 kez ‘Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’, 43 kez de ‘R. Tayyip Erdoğan’ kullanılıyor. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından yürütülen ve talimata rağmen operasyonu yaptırılmayan 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının fezlekesi yaklaşık bin sayfa. Fezleke içerisinde teknik takipteki kişilerin ifadelerinde geçen toplam 165 adet ‘Başbakan Erdoğan/Başbakan Recep Tayyip Erdoğan/R. Tayyip Erdoğan’ ifadesi tutanakta yer alıyor. Öte yandan fezlekede 417 defa da ‘Başbakan’ ya da ‘Başbakanlık’ kelimesi kullanılıyor. Bu ifadenin kullanılmasının, soruşturma kapsamında dinlenen bazı şahısların Başbakanlığa bağlı birimlerde görev yapmalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Başbakan’ın, fezlekenin şüphelileri arasında yer alan oğlu Bilal Erdoğan’ın adı ise 521 yerde geçiyor.BAŞBAKAN YANILTILIYOR MU?Fezlekeler ortada. Başbakan’la ilgili iddia edilen kelimenin kullanılmadığı açık. Anlaşılan o ki, burada da ciddi bir algı operasyonuyla karşı karşıyayız. Türkiye, Erdoğan’ın iddiasını ispat etmesini bekliyor. Varsa böyle bir fezleke Başbakan bunu açıklamalı, darbeye teşebbüs edenler kimlerse yargılanmalı. Ancak birileri Başbakan’a yanlış bilgi veriyorsa bunun da hesabı sorulmalı. Koskoca Başbakan’ı, bütün Türkiye’nin önünde ‘yalancı’ durumuna düşürmeye kimsenin hakkı yok…
Zaman
En Çok Okunan
28.05.2014
Fezlekede‘döneminbaşbakanı’ifadesiyokFezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Fezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Zaman
28.05.2014
02:10
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluk operasyonu öncesinde polisler tarafından hazırlandığını ileri sürdüğü fezlekeyle ilgili iddialarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.Erdoğan, söz konusu fezlekede (kendisinin tabiriyle iddianamede), kendisinden ‘dönemin başbakanı’ diye bahsedildiğini ileri sürmüştü. 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında hazırlanan fezlekeler Başbakan’ın iddialarını yalanlıyor. Edinilen bilgilere göre, fezlekelerde Erdoğan’ın ismi 112 yerde geçiyor ancak hiçbirinde ‘dönemin Başbakanı’ ya da yandaş medyanın iddia ettiği gibi ‘devrik başbakan’ ifadesi kullanılmıyor. Fezlekede 10 kez ‘Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’, 43 kez de ‘R. Tayyip Erdoğan’ kullanılıyor. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından yürütülen ve talimata rağmen operasyonu yaptırılmayan 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının fezlekesi yaklaşık bin sayfa. Fezleke içerisinde teknik takipteki kişilerin ifadelerinde geçen toplam 165 adet ‘Başbakan Erdoğan/Başbakan Recep Tayyip Erdoğan/R. Tayyip Erdoğan’ ifadesi tutanakta yer alıyor. Öte yandan fezlekede 417 defa da ‘Başbakan’ ya da ‘Başbakanlık’ kelimesi kullanılıyor. Bu ifadenin kullanılmasının, soruşturma kapsamında dinlenen bazı şahısların Başbakanlığa bağlı birimlerde görev yapmalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Başbakan’ın, fezlekenin şüphelileri arasında yer alan oğlu Bilal Erdoğan’ın adı ise 521 yerde geçiyor.BAŞBAKAN YANILTILIYOR MU?Fezlekeler ortada. Başbakan’la ilgili iddia edilen kelimenin kullanılmadığı açık. Anlaşılan o ki, burada da ciddi bir algı operasyonuyla karşı karşıyayız. Türkiye, Erdoğan’ın iddiasını ispat etmesini bekliyor. Varsa böyle bir fezleke Başbakan bunu açıklamalı, darbeye teşebbüs edenler kimlerse yargılanmalı. Ancak birileri Başbakan’a yanlış bilgi veriyorsa bunun da hesabı sorulmalı. Koskoca Başbakan’ı, bütün Türkiye’nin önünde ‘yalancı’ durumuna düşürmeye kimsenin hakkı yok…
Zaman
Politika
28.05.2014
Fezlekede‘döneminbaşbakanı’ifadesiyokFezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Fezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Zaman
28.05.2014
02:00
Başbakan Tayyip Erdoğan’ın yolsuzluk operasyonu öncesinde polisler tarafından hazırlandığını ileri sürdüğü fezlekeyle ilgili iddialarının gerçeği yansıtmadığı ortaya çıktı.Erdoğan, söz konusu fezlekede (kendisinin tabiriyle iddianamede), kendisinden ‘dönemin başbakanı’ diye bahsedildiğini ileri sürmüştü. 17 ve 25 Aralık soruşturmalarında hazırlanan fezlekeler Başbakan’ın iddialarını yalanlıyor. Edinilen bilgilere göre, fezlekelerde Erdoğan’ın ismi 112 yerde geçiyor ancak hiçbirinde ‘dönemin Başbakanı’ ya da yandaş medyanın iddia ettiği gibi ‘devrik başbakan’ ifadesi kullanılmıyor. Fezlekede 10 kez ‘Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’, 43 kez de ‘R. Tayyip Erdoğan’ kullanılıyor. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş tarafından yürütülen ve talimata rağmen operasyonu yaptırılmayan 25 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının fezlekesi yaklaşık bin sayfa. Fezleke içerisinde teknik takipteki kişilerin ifadelerinde geçen toplam 165 adet ‘Başbakan Erdoğan/Başbakan Recep Tayyip Erdoğan/R. Tayyip Erdoğan’ ifadesi tutanakta yer alıyor. Öte yandan fezlekede 417 defa da ‘Başbakan’ ya da ‘Başbakanlık’ kelimesi kullanılıyor. Bu ifadenin kullanılmasının, soruşturma kapsamında dinlenen bazı şahısların Başbakanlığa bağlı birimlerde görev yapmalarından kaynaklandığı belirtiliyor. Başbakan’ın, fezlekenin şüphelileri arasında yer alan oğlu Bilal Erdoğan’ın adı ise 521 yerde geçiyor.BAŞBAKAN YANILTILIYOR MU?Fezlekeler ortada. Başbakan’la ilgili iddia edilen kelimenin kullanılmadığı açık. Anlaşılan o ki, burada da ciddi bir algı operasyonuyla karşı karşıyayız. Türkiye, Erdoğan’ın iddiasını ispat etmesini bekliyor. Varsa böyle bir fezleke Başbakan bunu açıklamalı, darbeye teşebbüs edenler kimlerse yargılanmalı. Ancak birileri Başbakan’a yanlış bilgi veriyorsa bunun da hesabı sorulmalı. Koskoca Başbakan’ı, bütün Türkiye’nin önünde ‘yalancı’ durumuna düşürmeye kimsenin hakkı yok…
Zaman
Ana Sayfa
28.05.2014
Fezlekede‘döneminbaşbakanı’ifadesiyokFezlekede ‘dönemin başbakanı’ ifadesi yok
Sökülen cihazlar basitmiş!
Zaman
23.05.2014
02:49
Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 4 kişinin şüpheli bir helikopter kazasında hayatlarını kaybetmelerine ilişkin yürütülen soruşturmanın üzerinin kapatılacağı iddialarını güçlendiren bir gelişme yaşandı.Dosyayı Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan devralan yeni savcı, birçok sanık hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcı ayrıca, helikopter enkazından GPS cihazlarını çalan askerler arasında bir örgüt bağı bulunmadığını savundu. Kahramanmaraş Savcısı Habib Korkmaz, ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında, “Tüm şüpheliler hakkında ayrıca silahlı terör örgütüne üye olma suçunun isnat edildiği, toplanan delillere göre şüpheliler arasında terör suçu işlemek için oluşturulmuş bir örgütün varlığına dair delil ve emare bulunmadığı, asker şahıslar arasındaki görevden kaynaklanan hiyerarşinin suç örgütü hiyerarşisi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır.” ifadelerini kullandı. Savcının, şüpheliler hakkında yüklenen suçlardan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair verdiği karar, helikopterden cihazı çalan isimler ve kaza kırım ekibini kapsıyor. Habib Korkmaz ek kovuşturmaya gerek olmadığına dair verdiği kararda, muvazzaf askerler tarafından helikopterin enkazından sökülen cihazların, ‘basit GPS cihazları’ olduğunu ve düşme nedenini ispata yarayacak bilgiler içermediğini öne sürdü. Cihazların alınmasına yönelik eylemin suç delillerinin gizlenmesi ve yok edilmesi suçunu oluşturmayacağı, bu nedenle şüphelilere atılı bu suçun unsurlarının oluşmadığını, eylemin nitelikli hırsızlık suçu kapsamında kaldığını kaydetti. Kararda ayrıca kayıp cihazların, arama kurtarma için geldiği enkaz bölgesinde düşen Sikorsky helikopterin soruşturmasını yapmak için orada olan Semih Yüksekkaya, Davut Uçum, Suat Kaplan, Halil İbrahim Açan, Bekir Çerikçi, Cemal Şahin, Nedim Bakırhan, Nusret Memiş ve Aydın Özsıcak tarafından sökülerek alındığı, bu nedenle haklarında ‘nitelikli hırsızlık’ suçundan kamu davası açılmasına karar verildiği belirtildi.CİHAZLAR, HELİKOPTERLERİN UÇUŞ BİLGİLERİNİ MUHAFAZA EDİYORDUEnkaz bölgesinden çalınan ve savcının ‘basit’ dediği Argus 5000 CE ve SKYMAP IIIC cihazları helikopterin uçuş bilgilerini muhafaza ediyor. Hangi noktalar arasında uçtuğunu, irtifa bilgilerini, hızını kayıt altına alıyor. Uzmanlar, “Helikopter bir dış etkiyle düşürüldüyse, ilk ortadan kaldırılacak cihazlar bunlardır.” diyor. Devlet Denetleme Kurulu’nun kamuoyuna yansıyan raporunda, enkazda bulunamayan cihazlarla ilgili önemli tespitler yer almıştı. Tespitler, rapora şöyle yansımıştı: “Cihazların 31.3.2009 günü öğle saatleri arasında yok olduğu/çalındığı anlaşılmıştır. Bölgede saat 17.00’ye kadar çalışmalarını sürdüren Kara Kuvvetleri’ne ait Sikorsky helikopterin kaza kırım heyetinde yer alan bazı personelin TC-HEK işaretli helikopter enkazı üzerinde çalışma yaptıkları görülmüştür. Başta Sikorsky helikopterin kaza kırım heyeti olmak üzere tüm şüpheliler hakkında cumhuriyet savcılığınca soruşturma yapılması önerilmektedir.”Adalet kişiye göre değişiyormuş!Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, şüpheli kazanın aradan geçen 5 yıla rağmen aydınlatılamamasından hükümeti sorumlu tutmuştu. 29 Mart’ta eşi ve kazada ölen 4 kişi için Sivas’ta düzenlenen anma töreninde konuşan Yazıcıoğlu, “Türkiye’yi yönetenlere sesleniyorum: Canınız istediği zaman her şeyi nasıl yaptığınızı 17 Aralık’tan sonra gözümüze soka soka gösterdiniz. Görüyoruz ki sizlerin canı acıdığı zaman neler yapıyormuşsunuz, nelere kadirmişsiniz! Muhsin Yazıcıoğlu size gerçek manada kardeşlik yapmıştı. Ama siz Muhsin Yazıcıoğlu’na kardeşlik yapmadınız, yapmamaya da devam ediyorsunuz. 5 yıldır bizlerin dertlerini bir nebze olsun telafi etme yoluna gitmediniz. Türkiye Cumhuriyeti’nde kişiye, zamana, duruma göre değişen bir adalet sistemi varmış. Önce karla örttünüz, sonra da farklı şekillerde örtmeye çalıştınız. Karşınızda aptal insanlar var zannetmeyin!” ifadelerini kullanmıştı.
Zaman
En Çok Okunan
23.05.2014
SökülencihazlarbasitmişSökülen cihazlar basitmiş
Sökülen cihazlar basitmiş!
Zaman
23.05.2014
02:04
Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki 4 kişinin şüpheli bir helikopter kazasında hayatlarını kaybetmelerine ilişkin yürütülen soruşturmanın üzerinin kapatılacağı iddialarını güçlendiren bir gelişme yaşandı.Dosyayı Malatya Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan devralan yeni savcı, birçok sanık hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcı ayrıca, helikopter enkazından GPS cihazlarını çalan askerler arasında bir örgüt bağı bulunmadığını savundu. Kahramanmaraş Savcısı Habib Korkmaz, ek kovuşturmaya yer olmadığına dair kararında, “Tüm şüpheliler hakkında ayrıca silahlı terör örgütüne üye olma suçunun isnat edildiği, toplanan delillere göre şüpheliler arasında terör suçu işlemek için oluşturulmuş bir örgütün varlığına dair delil ve emare bulunmadığı, asker şahıslar arasındaki görevden kaynaklanan hiyerarşinin suç örgütü hiyerarşisi olarak değerlendirilemeyeceği anlaşılmıştır.” ifadelerini kullandı. Savcının, şüpheliler hakkında yüklenen suçlardan kamu adına kovuşturmaya yer olmadığına dair verdiği karar, helikopterden cihazı çalan isimler ve kaza kırım ekibini kapsıyor. Habib Korkmaz ek kovuşturmaya gerek olmadığına dair verdiği kararda, muvazzaf askerler tarafından helikopterin enkazından sökülen cihazların, ‘basit GPS cihazları’ olduğunu ve düşme nedenini ispata yarayacak bilgiler içermediğini öne sürdü. Cihazların alınmasına yönelik eylemin suç delillerinin gizlenmesi ve yok edilmesi suçunu oluşturmayacağı, bu nedenle şüphelilere atılı bu suçun unsurlarının oluşmadığını, eylemin nitelikli hırsızlık suçu kapsamında kaldığını kaydetti. Kararda ayrıca kayıp cihazların, arama kurtarma için geldiği enkaz bölgesinde düşen Sikorsky helikopterin soruşturmasını yapmak için orada olan Semih Yüksekkaya, Davut Uçum, Suat Kaplan, Halil İbrahim Açan, Bekir Çerikçi, Cemal Şahin, Nedim Bakırhan, Nusret Memiş ve Aydın Özsıcak tarafından sökülerek alındığı, bu nedenle haklarında ‘nitelikli hırsızlık’ suçundan kamu davası açılmasına karar verildiği belirtildi.CİHAZLAR, HELİKOPTERLERİN UÇUŞ BİLGİLERİNİ MUHAFAZA EDİYORDUEnkaz bölgesinden çalınan ve savcının ‘basit’ dediği Argus 5000 CE ve SKYMAP IIIC cihazları helikopterin uçuş bilgilerini muhafaza ediyor. Hangi noktalar arasında uçtuğunu, irtifa bilgilerini, hızını kayıt altına alıyor. Uzmanlar, “Helikopter bir dış etkiyle düşürüldüyse, ilk ortadan kaldırılacak cihazlar bunlardır.” diyor. Devlet Denetleme Kurulu’nun kamuoyuna yansıyan raporunda, enkazda bulunamayan cihazlarla ilgili önemli tespitler yer almıştı. Tespitler, rapora şöyle yansımıştı: “Cihazların 31.3.2009 günü öğle saatleri arasında yok olduğu/çalındığı anlaşılmıştır. Bölgede saat 17.00’ye kadar çalışmalarını sürdüren Kara Kuvvetleri’ne ait Sikorsky helikopterin kaza kırım heyetinde yer alan bazı personelin TC-HEK işaretli helikopter enkazı üzerinde çalışma yaptıkları görülmüştür. Başta Sikorsky helikopterin kaza kırım heyeti olmak üzere tüm şüpheliler hakkında cumhuriyet savcılığınca soruşturma yapılması önerilmektedir.”Adalet kişiye göre değişiyormuş!Muhsin Yazıcıoğlu’nun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, şüpheli kazanın aradan geçen 5 yıla rağmen aydınlatılamamasından hükümeti sorumlu tutmuştu. 29 Mart’ta eşi ve kazada ölen 4 kişi için Sivas’ta düzenlenen anma töreninde konuşan Yazıcıoğlu, “Türkiye’yi yönetenlere sesleniyorum: Canınız istediği zaman her şeyi nasıl yaptığınızı 17 Aralık’tan sonra gözümüze soka soka gösterdiniz. Görüyoruz ki sizlerin canı acıdığı zaman neler yapıyormuşsunuz, nelere kadirmişsiniz! Muhsin Yazıcıoğlu size gerçek manada kardeşlik yapmıştı. Ama siz Muhsin Yazıcıoğlu’na kardeşlik yapmadınız, yapmamaya da devam ediyorsunuz. 5 yıldır bizlerin dertlerini bir nebze olsun telafi etme yoluna gitmediniz. Türkiye Cumhuriyeti’nde kişiye, zamana, duruma göre değişen bir adalet sistemi varmış. Önce karla örttünüz, sonra da farklı şekillerde örtmeye çalıştınız. Karşınızda aptal insanlar var zannetmeyin!” ifadelerini kullanmıştı.
Zaman
Politika
23.05.2014
SökülencihazlarbasitmişSökülen cihazlar basitmiş
Toplam "247" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti