Habergec.Com Aranan Kelimeler:cumhuriyet savcısı soruşturma yok Değerlendirme: 10 / 10 342491
habergec.com
18.04.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

cumhuriyet savcısı soruşturma yok

MERHABA ESKİ TÜRKİYE!
Zaman
16.03.2014
02:20
Tutukluluk sürelerinin 5 yılla sınırlandırılmasının ardından Ergenekon sanıklarına görünen tahliye yolu, “Adil yargılanma hakkı sağlanamıyor mu, tutukluluk süreleri çok mu uzun, tahliyeler beraat simgesi mi?” gibi soruları da beraberinde getirdi. Peki bundan sonra ne olacak?“Vatanım için, yattığım günleri Atatürk’ün çizdiği yolda bir nöbet olarak kabul ediyorum. Nöbetime dışarıda devam edeceğim. Dava diye bir şey yok artık. Bundan sonra Türkiye’yi buraya getirmek için, bu vatanseverleri, bu yiğit insanları, bu bayrağı için, vatanı için şehit olmayı göze alan insanları buraya tıktılar.”Ergenekon davası kapsamında tutuklandığında davanın ilk savcısı Zekeriya Öz’e hitaben “İstesem, 1-2 ayda tüm isimleri buraya getiririm” diyen Veli Küçük, 7 yıl sonra Silivri Cezaevi’nden çıkarken yaşadıklarını ‘bir nöbet’ olarak niteledi.Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı suç örgütü olarak nitelenen ve faili meçhullerden darbe girişimlerine, Danıştay saldırısından suikast emirlerine kadar uzanan bir yapılanmaya işaret eden Ergenekon davası sanıkları tutukluluk süresini beş yıla indiren düzenlemeyle tahliye edildi.Aralarında ağırlaştırılmış ömür boyu müebbet cezası alan ve kararı Yargıtay’da bekleyenlerin de bulunduğu sanıkların tahliyesi, beraberinde soru işaretlerini de getiriyor. Uzun süren mahkemeler boyunca devam eden tutukluluklar hukukçuların ve insan hakları savunucularının eleştirisi altındayken, salıverilmeleri masumiyet ispatı olarak görüp davayı geçersiz sayanlar da var. Bırakılanlar arasında Malatya Zirve Katliamı davası sanıklarının da oluşu, “Toplumda hassasiyet yaratan davaların sanıkları için nasıl bir prosedür izlenmeli?” sorusunu da beraberinde getiriyor.Bir yanda Ergenekon davasının Türkiye demokrasi pratiğinin en önemli sınavı olduğuna inananlar, bir yanda hem örgütün ortaya çıkması gerektiğini hem davanın hak ve özgürlüklere uygun çerçevede yürütülmesi gerektiğini savunanlar, bir yanda başından itibaren böyle bir örgütün olmadığını ve davanın siyasî olduğunu iddia edenler... “Şimdi ne olacak?” sorusunu hukukçu Orhan Kemal Cengiz’le Ümit Kardaş’a ve gazeteci Faruk Mercan’a yönelttik.Adalette dengeyi bir türlü bulamadıkOrhan Kemal Cengiz: Ergenekon dünyasıyla da barış imzalandı ve “Paralel yapı Ergenekoncular kadar bizi de mağdur etti” dendi. Bu tahliyeleri küçük bir bedel olarak saydılar. Kendilerince cendere olarak gördükleri süreçten kurtulmak, Özel Yetkili Mahkemelere sınırlama getirmek ve Kemalist kesimden destek görmek amacıyla bu sürecin önü açıldı ama toplum vicdanını kanatacak bir durum oluştu.Zirve Katliamı, Ergenekon, Hrant Dink suikasti failleri dışarı çıkmış oldu. Uzun tutukluluk süreleri önemli bir sorun ama bu düzenleme mesela KCK tutuklularına yaramadı. Hükümet neye niyet ettiyse ona yaradı. Türkiye’deki adalet sisteminde insanları sonuna kadar yargılama eğilimi var. Bir soruşturma sürerken hakkında belli düzeyde delil bulunan isim tutuklanır. Adaletin terazisinde dengeyi bir türlü bulamıyoruz. O kadar alelacele bir düzenleme yapıldı ki, Malatya sanıklarına bile elektronik kelepçe takmak 2 gün sonra akıllarına geldi. Bundan sonra huzursuzluk var. İnsanların salıverilmesiyle davaya duyulan güven kırıldı. Çıkanların “Biz suçlu olsak salıverilmezdik, bu masumiyet karinesinin ispatıdır.” söylemi de bunu pekiştirdi. Ergenekon gibi kamu gücü kullanan örgütlerde güçlü bir savcılık ve hakimlik sistemi şart. Bir şeyi yaparken başka şeyleri yıkıyoruz. Özellikle organize suçlarla mücadele etmek için özel yetkili mahkemelere ihtiyacımız yok ama güçlü savcılık bürolarına ve uzmanlaşmış savcılara ihtiyacımız var. Yapılan düzenlemelerle eskiye dönme ihtimalimiz var.Yargıtay aşamasında suçsuzlar algısı değişecekFaruk Mercan: Ergenekon davası 2007 yılında ‘Türk gladyosu davası’ olarak başladı. Emsalleri İtalya, Belçika, Yunanistan’da vardı. Mesela İtalya’da gladyonun çözülmesi o zamanki savcıların Genelkurmay arşivlerine girmesiyle mümkün olmuştu. Bizde bu hiç mümkün olmadı. Kozmik odaya sadece ‘izin verilen ölçüde’ yıllar sonra girilebildi. Genelkurmay’ın ve MİT’in direnişlerine rağmen. Her iki kurum da savcıya ve mahkemelere gönderdikleri bilgilendirmelerde Ergenekon’la ilgili bir belge olmadığını söylediler.Buna rağmen Ergenekon savcıları çalışmalarını sürdürdüler. Olay bir noktadan sonra Türk gladyosundan ziyade darbe davasına dönüştü. 2008’den itibaren darbe teşebbüsleri arttı, 27 Nisan, Danıştay suikastı, AK Parti kapatma davası, Cumhuriyet mitingleri hükümeti devirmeye yönelik davalardı. Eğer Ergenekon davası olmasaydı hem AK Parti kapatılacak hem darbe yolu açılacaktı. Şamil Tayyar’ın ifadesiyle 15-20 suikast, 5 darbe atlattık. AK Parti davay
Zaman
En Çok Okunan
16.03.2014
MERHABAESKİTÜRKİYEMERHABA ESKİ TÜRKİYE
MERHABA ESKİ TÜRKİYE!
Zaman
16.03.2014
02:01
Tutukluluk sürelerinin 5 yılla sınırlandırılmasının ardından Ergenekon sanıklarına görünen tahliye yolu, “Adil yargılanma hakkı sağlanamıyor mu, tutukluluk süreleri çok mu uzun, tahliyeler beraat simgesi mi?” gibi soruları da beraberinde getirdi. Peki bundan sonra ne olacak?“Vatanım için, yattığım günleri Atatürk’ün çizdiği yolda bir nöbet olarak kabul ediyorum. Nöbetime dışarıda devam edeceğim. Dava diye bir şey yok artık. Bundan sonra Türkiye’yi buraya getirmek için, bu vatanseverleri, bu yiğit insanları, bu bayrağı için, vatanı için şehit olmayı göze alan insanları buraya tıktılar.”Ergenekon davası kapsamında tutuklandığında davanın ilk savcısı Zekeriya Öz’e hitaben “İstesem, 1-2 ayda tüm isimleri buraya getiririm” diyen Veli Küçük, 7 yıl sonra Silivri Cezaevi’nden çıkarken yaşadıklarını ‘bir nöbet’ olarak niteledi.Cumhuriyet tarihinin en kapsamlı suç örgütü olarak nitelenen ve faili meçhullerden darbe girişimlerine, Danıştay saldırısından suikast emirlerine kadar uzanan bir yapılanmaya işaret eden Ergenekon davası sanıkları tutukluluk süresini beş yıla indiren düzenlemeyle tahliye edildi.Aralarında ağırlaştırılmış ömür boyu müebbet cezası alan ve kararı Yargıtay’da bekleyenlerin de bulunduğu sanıkların tahliyesi, beraberinde soru işaretlerini de getiriyor. Uzun süren mahkemeler boyunca devam eden tutukluluklar hukukçuların ve insan hakları savunucularının eleştirisi altındayken, salıverilmeleri masumiyet ispatı olarak görüp davayı geçersiz sayanlar da var. Bırakılanlar arasında Malatya Zirve Katliamı davası sanıklarının da oluşu, “Toplumda hassasiyet yaratan davaların sanıkları için nasıl bir prosedür izlenmeli?” sorusunu da beraberinde getiriyor.Bir yanda Ergenekon davasının Türkiye demokrasi pratiğinin en önemli sınavı olduğuna inananlar, bir yanda hem örgütün ortaya çıkması gerektiğini hem davanın hak ve özgürlüklere uygun çerçevede yürütülmesi gerektiğini savunanlar, bir yanda başından itibaren böyle bir örgütün olmadığını ve davanın siyasî olduğunu iddia edenler... “Şimdi ne olacak?” sorusunu hukukçu Orhan Kemal Cengiz’le Ümit Kardaş’a ve gazeteci Faruk Mercan’a yönelttik.Adalette dengeyi bir türlü bulamadıkOrhan Kemal Cengiz: Ergenekon dünyasıyla da barış imzalandı ve “Paralel yapı Ergenekoncular kadar bizi de mağdur etti” dendi. Bu tahliyeleri küçük bir bedel olarak saydılar. Kendilerince cendere olarak gördükleri süreçten kurtulmak, Özel Yetkili Mahkemelere sınırlama getirmek ve Kemalist kesimden destek görmek amacıyla bu sürecin önü açıldı ama toplum vicdanını kanatacak bir durum oluştu.Zirve Katliamı, Ergenekon, Hrant Dink suikasti failleri dışarı çıkmış oldu. Uzun tutukluluk süreleri önemli bir sorun ama bu düzenleme mesela KCK tutuklularına yaramadı. Hükümet neye niyet ettiyse ona yaradı. Türkiye’deki adalet sisteminde insanları sonuna kadar yargılama eğilimi var. Bir soruşturma sürerken hakkında belli düzeyde delil bulunan isim tutuklanır. Adaletin terazisinde dengeyi bir türlü bulamıyoruz. O kadar alelacele bir düzenleme yapıldı ki, Malatya sanıklarına bile elektronik kelepçe takmak 2 gün sonra akıllarına geldi. Bundan sonra huzursuzluk var. İnsanların salıverilmesiyle davaya duyulan güven kırıldı. Çıkanların “Biz suçlu olsak salıverilmezdik, bu masumiyet karinesinin ispatıdır.” söylemi de bunu pekiştirdi. Ergenekon gibi kamu gücü kullanan örgütlerde güçlü bir savcılık ve hakimlik sistemi şart. Bir şeyi yaparken başka şeyleri yıkıyoruz. Özellikle organize suçlarla mücadele etmek için özel yetkili mahkemelere ihtiyacımız yok ama güçlü savcılık bürolarına ve uzmanlaşmış savcılara ihtiyacımız var. Yapılan düzenlemelerle eskiye dönme ihtimalimiz var.Yargıtay aşamasında suçsuzlar algısı değişecekFaruk Mercan: Ergenekon davası 2007 yılında ‘Türk gladyosu davası’ olarak başladı. Emsalleri İtalya, Belçika, Yunanistan’da vardı. Mesela İtalya’da gladyonun çözülmesi o zamanki savcıların Genelkurmay arşivlerine girmesiyle mümkün olmuştu. Bizde bu hiç mümkün olmadı. Kozmik odaya sadece ‘izin verilen ölçüde’ yıllar sonra girilebildi. Genelkurmay’ın ve MİT’in direnişlerine rağmen. Her iki kurum da savcıya ve mahkemelere gönderdikleri bilgilendirmelerde Ergenekon’la ilgili bir belge olmadığını söylediler.Buna rağmen Ergenekon savcıları çalışmalarını sürdürdüler. Olay bir noktadan sonra Türk gladyosundan ziyade darbe davasına dönüştü. 2008’den itibaren darbe teşebbüsleri arttı, 27 Nisan, Danıştay suikastı, AK Parti kapatma davası, Cumhuriyet mitingleri hükümeti devirmeye yönelik davalardı. Eğer Ergenekon davası olmasaydı hem AK Parti kapatılacak hem darbe yolu açılacaktı. Şamil Tayyar’ın ifadesiyle 15-20 suikast, 5 darbe atlattık. AK Parti davay
Zaman
Ana Sayfa
16.03.2014
MERHABAESKİTÜRKİYEMERHABA ESKİ TÜRKİYE
32 yıl hapsi istenen Fatih Belediye Başkanı’na takipsizlik
Zaman
15.03.2014
02:07
Cumhuriyet tarihinin en büyük yolsuzluk, rüşvet ve karapara aklama soruşturmaları kapsamında hazırlanan ilk iddianame tamamlandı.Soruşturmaya sonradan atanan Savcı Ekrem Aydıner tarafından hazırlanan iddianame, İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. İddianamede Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in de aralarında olduğu 100 kişi hakkında takipsizlik kararı verilmesi dikkat çekti. Soruşturmanın ilk savcısı Celal Kara, soruşturmayı büyük oranda tamamlamış, iddianameyi yazmaya başlamıştı. Dosyaya sonradan atanan Savcı Ekrem Aydıner tarafından çöpe atılan Celal Kara’nın yazdığı iddianamede Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir hakkında ‘Kültür ve Tabiat Varlıkları Kanunu’na muhalefet’, ‘usulsüz imar izni vermek’ suçlarından 32 yıla kadar hapis cezası istenmişti. Ancak Savcı Aydıner, yazdığı iddianamede, Demir hakkında takipsizlik kararı verdi. Savcı Celal Kara, Mustafa Demir’i tutuklanması talebi ile mahkemeye sevk etmişti. 17 Aralık 2013’te operasyonlara dönüşen, şüphelileri arasında Fatih Belediyesi çalışanlarının da bulunduğu soruşturma 3 ay sonra tamamlandı. Soruşturmayı yürüten Ekrem Aydıner’in hazırladığı iddianame onay için Başsavcı Vekili Orhan Kapıcı’ya sunuldu. Başsavcı Vekili Kapıcı’nın onaylamasının ardından iddianame İstanbul 20. Ağır Ceza Mahkemesi’ne gönderildi. Yaklaşık 100 şüpheli hakkında takipsizlik kararı verilen iddianamede 31 şüpheli yer aldı. Şüphelilere “rüşvet almak, vermek”, “resmi belgeyi bozma, yok etme veya gizleme”, “2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na muhalefet” suçlamaları yöneltiliyor. Soruşturma kapsamında ifadesi alınan Fatih Belediye Başkanı Mustafa Demir’in avukatı Turgut Yenilmez, iddianamede 31 şüphelinin yer aldığını ve Mustafa Demir’in kardeşi Sebahattin Demir’in haricindeki şüphelilerin “yetkili olmadığı halde menfaat temin etmek” suçundan yargılanmasının talep edildiğini söyledi. Sebahattin Demir hakkında ise “Ateşli Silahlar Kanunu’na muhalefet” suçundan cezalandırılma talep edildiğini ifade eden avukat Yenilmez, Mustafa Demir’in de aralarında bulunduğu 100 kişi hakkında ise savcılığın takipsizlik kararı verdiğini belirtti.
Zaman
Güncel
15.03.2014
32yılhapsiistenenFatihBelediyeBaşkanı’natakipsizlik32 yıl hapsi istenen Fatih Belediye Başkanı’na takipsizlik
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
14.03.2014
02:33
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
En Çok Okunan
14.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
14.03.2014
02:05
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Güncel
14.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
14.03.2014
02:05
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
14.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte hepsi yargılanacaktır
Zaman
13.03.2014
22:50
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
GelecektehepsiyargılanacaktırGelecekte hepsi yargılanacaktır
Gelecekte hepsi yargılanacaktır
Zaman
13.03.2014
22:50
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
GelecektehepsiyargılanacaktırGelecekte hepsi yargılanacaktır
Gelecekte yargılanacaklar ve mahkûm olacaklar
Zaman
13.03.2014
22:40
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
GelecekteyargılanacaklarvemahkûmolacaklarGelecekte yargılanacaklar ve mahkûm olacaklar
Gelecekte yargılanacak, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
13.03.2014
22:32
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
GelecekteyargılanacakhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacak hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte yargılanacaklar ve mahkûm olacaklar
Zaman
13.03.2014
22:32
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
GelecekteyargılanacaklarvemahkûmolacaklarGelecekte yargılanacaklar ve mahkûm olacaklar
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
13.03.2014
22:26
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
Gelecekte yargılanacaklar, hepsi de mahkûm olacak
Zaman
13.03.2014
22:26
Yargıtay Onursal Başkanı Prof. Dr. Sami Selçuk, 17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını engelleyenlerin gelecekte yargılanacaklarını belirterek, “Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.” dedi. Selçuk, telefon kayıtlarıyla ilgili yargıya başvurulmadığına işaret ederek, bu iddianın kanıtlama yerinin halk olmadığını söyledi.Selçuk, SHaberde gündemdeki konuları değerlendirdi. Başbakan Erdoğanın yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını hükümete karşı bir darbe olarak değerlendirmesini eleştiren Selçuk, sivillerin bugüne kadar darbe yaptığının görülmediğini vurguladı. Darbe sözcüğünün sık kullanmaktan dolayı yavanlaşmaya başladığına işaret eden Selçuk, “Türkiye askerlerin darbe yapmasına alıştı. Sivillerin darbe yapması bugüne kadar hiç görülmedi. Darbe diye adlandırmak çok hafif gelir. Darbenin tanımı yasalarda bellidir. Benim kanaatim adan zye kadar safsata” ifadesini kullandı.Yargıda paralel yapı iddiasının safsatadan ibaret olduğunun altını çizen Selçuk, “Bir yerde anormal bir şekilde para bulunuyor. Cumhuriyet savcısı bir yerde para buluyor. Savcı olarak buna derhal el koymak zorunda. Tapeler geliyor, yine el koymak zorundadır. İhbar geliyor, şu kamyonlarda kaçak eşya var. Savcısınız görmezlikten gelin diyemezsiniz. Olaya derhal el koyacaksınız, hiç kimse size engel olmazsınız. Engel olan hakkında işlem yaparsınız. Paralel yapı safsatadan ibaret. Paralel yapı varsa üzerine kanıtları ortaya koyar, üzerine gidersiniz.” diye konuştu.SUÇLAR YAKANIZA YAPIŞIRSavcıların soruşturma yaparken kimseye danışma durumun olmadığına işaret eder Selçuk, şöyle devam etti:“İzin sisteminin olduğu suçlarda bile savcı önce el koyacaktır, kanıtları toplayacaktır ve izin merciinin önüne bunu koyacaktır. Bana izin ver diyecektir. Cumhuriyet savcısı ne valiye, ne emniyet müdürüne, ne başbakana ve ne adalet bakanına danışır. Eğer müdahale etmişlerle kesinlikle suç işlemişlerdir. Bağırırlar, çağırırlar. Şu anda yapılan o. Bunu erteletmeye başaramazlar, yok edemezler. Dosya bekler. O suç günün birinde sizi sorguya bekleyecektir. O süre içinde birisinde o suç yakanıza yapışacaktır. Hiç kimse bundan kurtulacağını ummasın.Yarın mutlaka göreceksiniz, bunların hakkında kovuşturma yapılacaktır. Suçları da büyük ölçüde sabit olmuştur. Yapılan eylemler bellidir, hepsi de mahkum olacaktır.”Selçuk, Türkiye kişiye göre, olaylara göre yasalar çıkarıldığına dikkat çekerek, “Türkiyenin Batı hukukunu özümseyemediğinin kanıtıdır. Bu ilkel bir doğu anlayışıdır.”dedi. Selçuk, yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığını kaybettiğinin bu süreçte kesin olduğunu kaydetti.Selçuk, son günlerde internete düşen ses kayıtlarının ceza yargılamalarında hüküm kurmada geçerli olmayacağını, siyasette, toplumsal yaşamda bunun inkâr edilmeyeceğini kaydetti. Selçuk, şöyle devam etti: “Yargı kararı olmadan yapılan bu dinlemeler hukuka aykırıdır deniliyor. Bu doğru. Bu ceza yargılaması yaparken kuracağınız hükümde geçerli. Bunun tersi olsaydı işkencenin önünü açmış olursanız. Siyasette, ahlakta, doğal yaşamda o olguları inkâr edemezsiniz. Hükümde bunlar kanıt olarak kullanılmaz. Siyasette, ahlakta onu inkâr etmek mümkün mü? Bir olay var elbette hukuk kanıt olarak kullansa yanlış olur. Bu siyasette sonuç doğurur.”BU İDDİALARIN KANITLAMA YERİ HALK DEĞİLKendisinin masum olduğuna inanların yargıya başvurmasının gerekli olduğunu vurgulayan Selçuk, Ben masumum diyorsanız yargıya başvurursunuz. Buradaki çarpıklık yargıya başvurmuyorsunuz, halka yalan bunlar diyorsunuz. Bu iddianın kanıtlama yeri halk değildir. Yüzde 99 oy aldığınızda aklanmış mı olacak? Bu işler yargının önünde olur. Yargının önünde olaylar, iddialar tartılır, sayılmaz. Halka başvurduğunuz zaman oylar sayılır, tartılmaz. Yargılamaya gölge düştüğü muhakkak.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
GelecekteyargılanacaklarhepsidemahkûmolacakGelecekte yargılanacaklar hepsi de mahkûm olacak
SKANDAL! Yeni savcılar, iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
Zaman
27.02.2014
22:34
Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu soruşturmaya sonradan atanan 3 Cumhuriyet Savcısının, yasaya rağmen 15 Aralık 2013 tarihinden sonraki iletişim tespit tutanaklarının imhasını Emniyete emrettikleri ortaya çıktı. Ceza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayı gerekiyor.Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu 25 Aralık soruşturmasına bakan savcı Muammer Akkaşın görevden alınmasından sonra dosyaya atanan 3 yeni soruşturma savcısı, emniyete 8 Ocak 2014 tarihinde yazılı bir talimat gönderdi. Talimat yazısının altında Cumhuriyet Savcıları İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların imzası bulunuyor.Yazıda, Emniyet Müdürlüğünün soruşturmaya ilişkin 15 Aralık 2013te fezleke hazırlandığı ve savcılığa teslim ettiği belirtildi. Ardından da fezlekenin hazırlandığı tarihten sonraki telefon dinleme, iletişimin tespiti ve fiziki takip işlemlerinin sonlandırılması ve savcılık nezaretinde imha işlemi uygulanması istendi.Soruşturmayı yürüten savcılardan İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların gönderdiği yazıda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu 2012/656 soruşturma nolu suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarıyla ilgili dosya evrakı, 15 Aralık 2013 tarihinde emniyet müdürlüğünüz tarafından fezlekeye rapten (bağlı olarak) gönderilmiş olmakla, daha önce Başsavcılığımızın talebi ile mahkeme kararlarına istinaden yapılan telefon dinleme, iletişim tespiti ve fiziki takip işlemlerinin 15 Aralık 2013 tarihi itibariyle sonlandırılarak imha işlemlerinin Başsavcılığımız nezaretinde yapılması, müteakip evrakın Başsavcılığımıza gönderilmesi rica olunur. ifadelerine yer verildi.YASADA, İMHA İŞLEMİNİN ŞARTLARICeza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde İletişim içeriklerinin yok edilmesi başlığı altında bu konuya ilişkin yasal şartlar yer alıyor. Maddenin 3üncü bendinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayının olması gerektiği bildiriliyor.KARARLARIN YERİNE GETİRİLMESİ, İLETİŞİM İÇERİKLERİNİN YOK EDİLMESİ(1) 135 inci Maddeye göre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkililerinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak istediğinde, bu istem derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor kullanılabilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.(2) 135 inci Maddeye göre verilen karar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca görevlendirilen kişiler tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçeye çevrilir.(3) 135 inci Maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı Maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir.(4) Tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, en geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
27.02.2014
SKANDALYenisavcılariletişimiçeriklerininyokedilmesiniemretmişSKANDAL Yeni savcılar iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
SKANDAL! Yeni savcılar, iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
Zaman
27.02.2014
22:34
Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu soruşturmaya sonradan atanan 3 Cumhuriyet Savcısının, yasaya rağmen 15 Aralık 2013 tarihinden sonraki iletişim tespit tutanaklarının imhasını Emniyete emrettikleri ortaya çıktı. Ceza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayı gerekiyor.Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu 25 Aralık soruşturmasına bakan savcı Muammer Akkaşın görevden alınmasından sonra dosyaya atanan 3 yeni soruşturma savcısı, emniyete 8 Ocak 2014 tarihinde yazılı bir talimat gönderdi. Talimat yazısının altında Cumhuriyet Savcıları İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların imzası bulunuyor.Yazıda, Emniyet Müdürlüğünün soruşturmaya ilişkin 15 Aralık 2013te fezleke hazırlandığı ve savcılığa teslim ettiği belirtildi. Ardından da fezlekenin hazırlandığı tarihten sonraki telefon dinleme, iletişimin tespiti ve fiziki takip işlemlerinin sonlandırılması ve savcılık nezaretinde imha işlemi uygulanması istendi.Soruşturmayı yürüten savcılardan İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların gönderdiği yazıda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu 2012/656 soruşturma nolu suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarıyla ilgili dosya evrakı, 15 Aralık 2013 tarihinde emniyet müdürlüğünüz tarafından fezlekeye rapten (bağlı olarak) gönderilmiş olmakla, daha önce Başsavcılığımızın talebi ile mahkeme kararlarına istinaden yapılan telefon dinleme, iletişim tespiti ve fiziki takip işlemlerinin 15 Aralık 2013 tarihi itibariyle sonlandırılarak imha işlemlerinin Başsavcılığımız nezaretinde yapılması, müteakip evrakın Başsavcılığımıza gönderilmesi rica olunur. ifadelerine yer verildi.YASADA, İMHA İŞLEMİNİN ŞARTLARICeza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde İletişim içeriklerinin yok edilmesi başlığı altında bu konuya ilişkin yasal şartlar yer alıyor. Maddenin 3üncü bendinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayının olması gerektiği bildiriliyor.KARARLARIN YERİNE GETİRİLMESİ, İLETİŞİM İÇERİKLERİNİN YOK EDİLMESİ(1) 135 inci Maddeye göre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkililerinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak istediğinde, bu istem derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor kullanılabilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır.(2) 135 inci Maddeye göre verilen karar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca görevlendirilen kişiler tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçeye çevrilir.(3) 135 inci Maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı Maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir.(4) Tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, en geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
27.02.2014
SKANDALYenisavcılariletişimiçeriklerininyokedilmesiniemretmişSKANDAL Yeni savcılar iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
Yeni savcılar, iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
Zaman
27.02.2014
21:37
Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu soruşturmaya sonradan atanan 3 Cumhuriyet Savcısının, yasaya rağmen 15 Aralık 2013 tarihinden sonraki iletişim tespit tutanaklarının imhasını Emniyete emrettikleri ortaya çıktı. Ceza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayı gerekiyor.Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu 25 Aralık soruşturmasına bakan savcı Muammer Akkaşın görevden alınmasından sonra dosyaya atanan 3 yeni soruşturma savcısı, emniyete 8 Ocak 2014 tarihinde yazılı bir talimat gönderdi. Talimat yazısının altında Cumhuriyet Savcıları İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların imzası bulunuyor. Yazıda, Emniyet Müdürlüğünün soruşturmaya ilişkin 15 Aralık 2013te fezleke hazırlandığı ve savcılığa teslim ettiği belirtildi. Ardından da fezlekenin hazırlandığı tarihten sonraki telefon dinleme, iletişimin tespiti ve fiziki takip işlemlerinin sonlandırılması ve savcılık nezaretinde imha işlemi uygulanması istendi. Soruşturmayı yürüten savcılardan İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların gönderdiği yazıda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu 2012/656 soruşturma nolu suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarıyla ilgili dosya evrakı, 15 Aralık 2013 tarihinde emniyet müdürlüğünüz tarafından fezlekeye rapten (bağlı olarak) gönderilmiş olmakla, daha önce Başsavcılığımızın talebi ile mahkeme kararlarına istinaden yapılan telefon dinleme, iletişim tespiti ve fiziki takip işlemlerinin 15 Aralık 2013 tarihi itibariyle sonlandırılarak imha işlemlerinin Başsavcılığımız nezaretinde yapılması, müteakip evrakın Başsavcılığımıza gönderilmesi rica olunur. ifadelerine yer verildi. YASADA, İMHA İŞLEMİNİN ŞARTLARI Ceza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde İletişim içeriklerinin yok edilmesi başlığı altında bu konuya ilişkin yasal şartlar yer alıyor. Maddenin 3üncü bendinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayının olması gerektiği bildiriliyor. KARARLARIN YERİNE GETİRİLMESİ, İLETİŞİM İÇERİKLERİNİN YOK EDİLMESİ (1) 135 inci Maddeye göre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkililerinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak istediğinde, bu istem derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor kullanılabilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır. (2) 135 inci Maddeye göre verilen karar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca görevlendirilen kişiler tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçeye çevrilir. (3) 135 inci Maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı Maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir. (4) Tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, en geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
27.02.2014
YenisavcılariletişimiçeriklerininyokedilmesiniemretmişYeni savcılar iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
Yeni savcılar, iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
Zaman
27.02.2014
21:37
Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu soruşturmaya sonradan atanan 3 Cumhuriyet Savcısının, yasaya rağmen 15 Aralık 2013 tarihinden sonraki iletişim tespit tutanaklarının imhasını Emniyete emrettikleri ortaya çıktı. Ceza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayı gerekiyor.Şüphelileri arasında Bilal Erdoğanın da bulunduğu 25 Aralık soruşturmasına bakan savcı Muammer Akkaşın görevden alınmasından sonra dosyaya atanan 3 yeni soruşturma savcısı, emniyete 8 Ocak 2014 tarihinde yazılı bir talimat gönderdi. Talimat yazısının altında Cumhuriyet Savcıları İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların imzası bulunuyor. Yazıda, Emniyet Müdürlüğünün soruşturmaya ilişkin 15 Aralık 2013te fezleke hazırlandığı ve savcılığa teslim ettiği belirtildi. Ardından da fezlekenin hazırlandığı tarihten sonraki telefon dinleme, iletişimin tespiti ve fiziki takip işlemlerinin sonlandırılması ve savcılık nezaretinde imha işlemi uygulanması istendi. Soruşturmayı yürüten savcılardan İsmail Uçar, İrfan Fidan ve Murat Çağların gönderdiği yazıda, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığının yürütmekte olduğu 2012/656 soruşturma nolu suç işlemek amacıyla örgüt kurmak ve ihaleye fesat karıştırmak suçlarıyla ilgili dosya evrakı, 15 Aralık 2013 tarihinde emniyet müdürlüğünüz tarafından fezlekeye rapten (bağlı olarak) gönderilmiş olmakla, daha önce Başsavcılığımızın talebi ile mahkeme kararlarına istinaden yapılan telefon dinleme, iletişim tespiti ve fiziki takip işlemlerinin 15 Aralık 2013 tarihi itibariyle sonlandırılarak imha işlemlerinin Başsavcılığımız nezaretinde yapılması, müteakip evrakın Başsavcılığımıza gönderilmesi rica olunur. ifadelerine yer verildi. YASADA, İMHA İŞLEMİNİN ŞARTLARI Ceza Muhakemesi Kanununda 135inci maddesinde İletişim içeriklerinin yok edilmesi başlığı altında bu konuya ilişkin yasal şartlar yer alıyor. Maddenin 3üncü bendinde iletişim içeriklerinin yok edilebilmesi için kovuşturmaya yer olmadığına dair savcılık kararı veya hakim onayının olması gerektiği bildiriliyor. KARARLARIN YERİNE GETİRİLMESİ, İLETİŞİM İÇERİKLERİNİN YOK EDİLMESİ (1) 135 inci Maddeye göre verilecek karar gereğince Cumhuriyet savcısı veya görevlendireceği adlî kolluk görevlisi, telekomünikasyon hizmeti veren kurum ve kuruluşların yetkililerinden iletişimin tespiti, dinlenmesi veya kayda alınması işlemlerinin yapılmasını ve bu amaçla cihazların yerleştirilmesini yazılı olarak istediğinde, bu istem derhâl yerine getirilir; yerine getirilmemesi hâlinde zor kullanılabilir. İşlemin başladığı ve bitirildiği tarih ve saat ile işlemi yapanın kimliği bir tutanakla saptanır. (2) 135 inci Maddeye göre verilen karar gereğince tutulan kayıtlar, Cumhuriyet Savcılığınca görevlendirilen kişiler tarafından çözülerek metin hâline getirilir. Yabancı dildeki kayıtlar, tercüman aracılığı ile Türkçeye çevrilir. (3) 135 inci Maddeye göre verilen kararın uygulanması sırasında şüpheli hakkında kovuşturmaya yer olmadığına dair karar verilmesi ya da aynı Maddenin birinci fıkrasına göre hâkim onayının alınamaması halinde, bunun uygulanmasına Cumhuriyet savcısı tarafından derhâl son verilir. Bu durumda, yapılan tespit veya dinlemeye ilişkin kayıtlar Cumhuriyet savcısının denetimi altında en geç on gün içinde yok edilerek, durum bir tutanakla tespit edilir. (4) Tespit ve dinlemeye ilişkin kayıtların yok edilmesi halinde soruşturma evresinin bitiminden itibaren, en geç onbeş gün içinde, Cumhuriyet Başsavcılığı, tedbirin nedeni, kapsamı, süresi ve sonucu hakkında ilgilisine yazılı olarak bilgi verir.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
27.02.2014
YenisavcılariletişimiçeriklerininyokedilmesiniemretmişYeni savcılar iletişim içeriklerinin yok edilmesini emretmiş
Türkiye, otoriter bir rejime dönüşüyor
Zaman
21.02.2014
04:26
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Politika
21.02.2014
TürkiyeotoriterbirrejimedönüşüyorTürkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Türkiye, otoriter bir rejime dönüşüyor
Zaman
21.02.2014
04:26
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Ana Sayfa
21.02.2014
TürkiyeotoriterbirrejimedönüşüyorTürkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Türkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Zaman
21.02.2014
04:17
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Politika
21.02.2014
TürkiyeotoriterbirrejimedönüşüyorTürkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Türkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
Zaman
21.02.2014
04:17
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Ana Sayfa
21.02.2014
TürkiyeotoriterbirrejimedönüşüyorTürkiye otoriter bir rejime dönüşüyor
MİT mensubunu soruşturmak neredeyse imkânsız hale geliyor
Zaman
21.02.2014
02:06
Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor.Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. MİT Yasası’nın 26. maddesi şu anda zaten gereğince soruşturmanın önünü tıkayıcı düzenlemeler içeriyor. Şimdi siz bu soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli. Doğrudan doğruya herhangi bir mahkeme kararı olmaksızın bu bilgilere ulaşabilirse gerçekten iktidarın dışında kalan muhalefet partileri, işadamları, muhalif olan sivil toplum örgütleri gibi birtakım kişi ve kuruluşların gizli bilgilerine ulaşmış olursunuz ki bunların da her zaman kötüye kullanılması mümkündür. İsimsiz, adressiz ihbarların dikkate alınmayacağı gibi düzenlemeler getiriliyor. Bunlar doğru şeyler değil.” diyor.
Zaman
Politika
21.02.2014
MİTmensubunusoruşturmakneredeyseimkânsızhalegeliyorMİT mensubunu soruşturmak neredeyse imkânsız hale geliyor
Otoriter bir rejime doğru gidiyoruz
Zaman
21.02.2014
02:06
AK Partili iki vekil tarafından Meclis’e getirilen yeni MİT yasasına hukukçular da tepki gösterdi.Emekli Askeri Hâkim Ümit Kardaş, söz konusu kanun teklifiyle istihbarat örgütüne olağanüstü yetkiler verileceğini belirtiyor. Kardaş, “Her taraftan bilgi, veri alacak, kontrol edilemeyecek, denetlenemeyecek, yargılanamayacak. Başbakanın kontrolünde olacak her şey. Hakikaten muhaberat devletine doğru gidişi gösteriyor. Bu çok korkunç bir şey. Demokrasi açısından müthiş tehlikeli. Bu konunun tartışılması gerekiyor. Oldubittiye getirilmemesi gerekiyor. Bu kanun seçim öncesi pat diye çıkarılırsa Türkiye hakikaten otoriter rejime dönüşecek. İstihbarat örgütünü bu hükümetin siyasî aktör gibi kullandığını görüyoruz her konuda. Bu da çok sakıncalı bir şey. Tek adama bağlı kurumlar ve bu kurumların hepsi kapalı hesap vermiyor. Buradan demokrasi çıkmaz.” ifadelerini kullanıyor. Emekli Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel de teklifteki yanlışlara dikkat çekiyor. Gündel, “MİT müsteşarının Yargıtay’da yargılanmasında bir problem yok. Ancak soruşturma konusunda son derece kısıtlayıcı hükümler getiriyor. Soruşturmayı neredeyse tamamen imkânsız hale getiriyorsunuz. O zaman ne olacak? MİT mensuplarının bazı yasa dışı faaliyetlerini soruşturamaz hale geliyorsunuz. Bu nedenle yargının önünü bu kadar tıkayıcı düzenlemelerin yapılmasını ben doğru bulmuyorum. Öbür taraftan MİT’in doğrudan doğruya bazı bilgilere ulaşma imkânı getiriliyor. Birtakım iletişim bilgilerine ulaşması. Bunlara ulaşabilir. Ama kişilerin özel bilgilerine doğrudan doğruya MİT’in ulaşması bir şekilde de yürütmenin ulaşması doğru değil. Kişilere ait bilgileri almak için mahkeme kararı getirilmeli.” diyor.
Zaman
Politika
21.02.2014
OtoriterbirrejimedoğrugidiyoruzOtoriter bir rejime doğru gidiyoruz
Bozdağ'ın açıklaması Ergenekon davası avukatlarını harekete geçirdi
Zaman
13.02.2014
11:09
Adalet Bakanı Bekir Bozdağın, Ergenekon gerekçeli kararının 15 günde hazırlanması gerekirken 6 ay geçmiş olmasına rağmen halen hazırlanmamasının hak ihlali olduğunu açıklaması, sanık avukatlarını harekete geçirdi.Ergenekon davası tutuklu sanığı Teğmen Mehmet Ali Çelebi, kendilerini yargılayan ve haklarında hapis cezası veren İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti hakkında HSYKya suç duyurusunda bulundu. Çelebinin avukatı Serkan Günelin başvuru dilekçesinde mahkemenin, karar özetini okumasının üstünden 6 ay geçmesine rağmen gerekçeli kararı yazmayarak ya da yazdılarsa dava dosyasına koymayarak suç işledikleri öne sürüldü.Adalet Bakanı Bekir Bozdağın, dün yaptığı açıklamasında Ergenekon davasına ilişkin gerekçeli kararın yazılmamasının hak ihlali olduğunu açıklaması, sanıklar ile avukatlarını harekete geçirdi. Ergenekon davasında 16 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan tutuklu sanık Mehmet Ali Çelebi, karar özetinin ardından 6 ay geçmesine rağmen halen gerekçeli kararın açıklanmayan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese ile üye hakimler Sedat Sami Haşıloğlu, Hüsnü Çalmuk, Mehmet Fatih Uslu ve Ercan Fıratı, avukatı aracılığıyla HSYKya şikayet etti.Avukat Serkan Günelin Hakimler ve Savcılar Yüksek Kuruluna hitaben yazdığı dilekçesinde gerekçeli kararın, yasa gereği 15 günde yazılması gerektiği belirtildi. Dilekçede, kararın 6 ay boyunca yazılmaması ya da yazılmışsa dava dosyasına konulmamasının Ceza Muhakemesi Kanununa aykırı hareket etmek anlamına geldiği belirtildi.Soruşturmayı başlatan İstanbul Cumhuriyet Savcısı Zekeriya Özün, bizzat iktidar tarafından örgüt mensubu şeklinde gösterildiği belirtilen dilekçede, Özün, son olarak Boluya düz savcı olarak atanması ve sözkonusu davanın (Ergenekon davası) iddianamesini kabul eden ve 4 sene boyunca mahkeme başkanı olarak yürüten hakim Köksal Şengünün, İddianameyi okumadan kabul ettik. Şimdi olsa geri çevirirdim. Ergenekon davasında örgüt yok. şeklindeki açıklamaları karşısında halen gerekçeli kararı yazmayan sözkonusu hakimlerin detaylı bir şekilde soruşturulmasını zorunlu kılmaktadır. ifade edildi.Dilekçede Adalet Bakanı Bekir Bozdağın dün yaptığı açıklamada söylediği, Baktığımızda verilmiş kararın gerekçesinin yazılmamış olması yasanın çizdiği sınırın aşılmasıdır, ilgili kanun maddesi bu konuda çok açıktır. Kanun gerekçenin hükümle birlikte açıklanmasını bu yapılmadığı taktirde 15 gün içinde dava dosyasına sunulmasını öngörüyor. Esasında yargılama sonucunda karar çıkmışsa o heyet o gerekçeyi yazmak zorunda. Kararı veren heyet onun gerekçesini de yazmalıdır. Açık yasa hükmüne rağmen gerekçenin yazılmamış olması en azından görevi ihmal, görevi kötüye kullanma kapsamında değerlendirilmelidir. 6 ay geçmesine rağmen gerekçenin yazılmamasını bir hakkın suistimali olarak kabul ediyorum. Bu açık bir hak ihlalidir. şeklindeki sözlerine de yer verildi.Dilekçenin sonunda gerekçeli kararın 15 günde yazılması gerektiği şeklindeki CMKnun 232/3 maddesini ihlal ettiği iddia edilen İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi heyetinin görevi ihmal suçunu işledikleri belirtildi. Heyette yer alan Mahkeme Başkanı Hasan Hüseyin Özese ile üye hakimler, Sedat Sami Haşıloğlu, Hüsnü Çalmuk, Mehmet Fatih Uslu ve Ercan Fırat hakkında idari ve adli soruşturma başlatılması istendi.Ayrıca Mahkemenin Boluya tayin edilen eski Başkanı Köksal Şengün, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağın bilgisine başvurulması talep edildi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
13.02.2014
BozdağınaçıklamasıErgenekondavasıavukatlarınıhareketegeçirdiBozdağın açıklaması Ergenekon davası avukatlarını harekete geçirdi
Savcı Öz, Bolu'ya sürgün edildi
Zaman
12.02.2014
02:53
Hükümetin müdahalesiyle yapısı değiştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1. Dairesi, yargıda yeni bir tasfiye operasyonuna imza attı. Yolsuzluk soruşturması sebebiyle hükümetin tepkisini çeken Zekeriya Öz, yaklaşık 1 ay önce göreve getirildiği Bakırköy Başsavcı Vekilliği’nden tenzil-i rütbe ile Bolu’ya düz savcı olarak atandı.Hükümetin müdahalesiyle yapısı değiştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Dairesi, bir tasfiye furyasına daha imza attı. Yeni kararnameyle, 123 adlî, 43 idarî hâkim ve savcı yer değiştirdi. Ergenekon soruşturmasını başlatan ve yolsuzluk soruşturması sebebiyle hükümetin tepkisini çeken Başsavcı Vekili Zekeriya Öz, Bolu’ya düz savcı olarak atandı. Deniz Feneri soruşturmasını kapattığı gerekçesiyle eleştirilen Ankara Savcısı Veli Dalgalı ile YARSAV kurucularından Zafer Ediş ise başsavcı vekilliğine terfi ettirildi.Emniyet ve bürokrasideki tasfiyeler yargıda da tüm hızıyla sürüyor. HSYK 1. Dairesi, dün 166 hâkim ve savcının yerini değiştirdi. Daire, bakan çocukları ile ünlü işadamlarının şüpheli olarak yer aldığı, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını koordine eden Zekeriya Öz’e tenzil-i rütbe yaptı. İstanbul Başsavcı Vekilliği görevini yürütürken geçtiğimiz ay Bakırköy Başsavcı Vekilliği’ne atanan Öz, aradan 1 aylık bir süre geçmeden bu kez Bolu Adliyesi’nde düz savcı olarak görevlendirildi. Öz, Ergenekon soruşturması ve sonrasındaki kararlı duruşuyla tanınmıştı. 12 Eylül 2010 öncesindeki HSYK tarafından hakkında defalarca soruşturma açılan Öz’ün terfisi 3 yıl durdurulmuştu. Zekeriya Öz, Bolu’ya savcı olarak atandığı yönündeki haberlerle ilgili olarak, “Bilgim yok. Doğruysa da hayırlısı olsun.” dedi. Yeni kararnamede görev değişikliğinin sebebi olarak ‘hizmet gereği’ ifadesi yer aldı. Dün yayınlanan kararnameyle 5 ilin başsavcısı da değiştirildi.Kararnamede İstanbul, Ankara ve İzmir’den 3’er savcı Başsavcı Vekilliği’ne yükseltildi. Islak imzalı ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ soruşturmasını yürüterek takipsizlik kararı veren Faruk Erşen Yılmaz terfi eden isimler arasında yer aldı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yılmaz soruşturma kapsamında yazdığı takipsizlik yazısında planın altında imzası bulunan Dursun Çiçek’in ifadesine yer vermişti. Başsavcı vekilliğine atanan bir diğer isim Selamettin Celep de, Başsavcı Hadi Salihoğlu göreve geldikten sonra adliyede kurulan tüm dinleme ve teknik takip taleplerini değerlendirecek teknik büroda görevlendirilmişti. Deniz Feneri e.V soruşturmasını yürüterek şüpheliler hakkında daha az cezayı gerektiren güveni kötüye kullanma suçlamasıyla dava açan ve KPSS soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Savcısı Veli Dalgalı da başsavcı vekilliğine terfi ettirildi. YAR-SAV kurucusu Zafer Ediş de Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne terfi ettirildi.KIŞ ORTASINDA YER DEĞİŞİKLİĞİ123 adlî, 43 idarî hâkim ve savcının atamalarının gerçekleştiği kararnamede, yer değişikliklerine gerekçe olarak ‘talep’, ‘hizmet gereği’ gibi ifadeler yer aldı. Gerekçe olarak yazılan ‘talep’in kimden geldiği ise açıklanmadı. Bu gerekçeyle atananlardan biri de Mersin’de görevli Savcı Mehmet Yazıcı. Eskişehir’e gönderilen Yazıcı, 16 Şubat 2010’da dönemin özel yetkili savcısı Osman Şanal ile birlikte eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in makamında arama yapmıştı.
Zaman
En Çok Okunan
12.02.2014
SavcıÖzBoluyasürgünedildiSavcı Öz Boluya sürgün edildi
Savcı Öz, Bolu'ya sürgün edildi
Zaman
12.02.2014
02:03
Hükümetin müdahalesiyle yapısı değiştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1. Dairesi, yargıda yeni bir tasfiye operasyonuna imza attı. Yolsuzluk soruşturması sebebiyle hükümetin tepkisini çeken Zekeriya Öz, yaklaşık 1 ay önce göreve getirildiği Bakırköy Başsavcı Vekilliği’nden tenzil-i rütbe ile Bolu’ya düz savcı olarak atandı.Hükümetin müdahalesiyle yapısı değiştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Dairesi, bir tasfiye furyasına daha imza attı. Yeni kararnameyle, 123 adlî, 43 idarî hâkim ve savcı yer değiştirdi. Ergenekon soruşturmasını başlatan ve yolsuzluk soruşturması sebebiyle hükümetin tepkisini çeken Başsavcı Vekili Zekeriya Öz, Bolu’ya düz savcı olarak atandı. Deniz Feneri soruşturmasını kapattığı gerekçesiyle eleştirilen Ankara Savcısı Veli Dalgalı ile YARSAV kurucularından Zafer Ediş ise başsavcı vekilliğine terfi ettirildi.Emniyet ve bürokrasideki tasfiyeler yargıda da tüm hızıyla sürüyor. HSYK 1. Dairesi, dün 166 hâkim ve savcının yerini değiştirdi. Daire, bakan çocukları ile ünlü işadamlarının şüpheli olarak yer aldığı, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını koordine eden Zekeriya Öz’e tenzil-i rütbe yaptı. İstanbul Başsavcı Vekilliği görevini yürütürken geçtiğimiz ay Bakırköy Başsavcı Vekilliği’ne atanan Öz, aradan 1 aylık bir süre geçmeden bu kez Bolu Adliyesi’nde düz savcı olarak görevlendirildi. Öz, Ergenekon soruşturması ve sonrasındaki kararlı duruşuyla tanınmıştı. 12 Eylül 2010 öncesindeki HSYK tarafından hakkında defalarca soruşturma açılan Öz’ün terfisi 3 yıl durdurulmuştu. Zekeriya Öz, Bolu’ya savcı olarak atandığı yönündeki haberlerle ilgili olarak, “Bilgim yok. Doğruysa da hayırlısı olsun.” dedi. Yeni kararnamede görev değişikliğinin sebebi olarak ‘hizmet gereği’ ifadesi yer aldı. Dün yayınlanan kararnameyle 5 ilin başsavcısı da değiştirildi.Kararnamede İstanbul, Ankara ve İzmir’den 3’er savcı Başsavcı Vekilliği’ne yükseltildi. Islak imzalı ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ soruşturmasını yürüterek takipsizlik kararı veren Faruk Erşen Yılmaz terfi eden isimler arasında yer aldı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yılmaz soruşturma kapsamında yazdığı takipsizlik yazısında planın altında imzası bulunan Dursun Çiçek’in ifadesine yer vermişti. Başsavcı vekilliğine atanan bir diğer isim Selamettin Celep de, Başsavcı Hadi Salihoğlu göreve geldikten sonra adliyede kurulan tüm dinleme ve teknik takip taleplerini değerlendirecek teknik büroda görevlendirilmişti. Deniz Feneri e.V soruşturmasını yürüterek şüpheliler hakkında daha az cezayı gerektiren güveni kötüye kullanma suçlamasıyla dava açan ve KPSS soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Savcısı Veli Dalgalı da başsavcı vekilliğine terfi ettirildi. YAR-SAV kurucusu Zafer Ediş de Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne terfi ettirildi.KIŞ ORTASINDA YER DEĞİŞİKLİĞİ123 adlî, 43 idarî hâkim ve savcının atamalarının gerçekleştiği kararnamede, yer değişikliklerine gerekçe olarak ‘talep’, ‘hizmet gereği’ gibi ifadeler yer aldı. Gerekçe olarak yazılan ‘talep’in kimden geldiği ise açıklanmadı. Bu gerekçeyle atananlardan biri de Mersin’de görevli Savcı Mehmet Yazıcı. Eskişehir’e gönderilen Yazıcı, 16 Şubat 2010’da dönemin özel yetkili savcısı Osman Şanal ile birlikte eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in makamında arama yapmıştı.
Zaman
Güncel
12.02.2014
SavcıÖzBoluyasürgünedildiSavcı Öz Boluya sürgün edildi
Savcı Öz, Bolu'ya sürgün edildi
Zaman
12.02.2014
02:02
Hükümetin müdahalesiyle yapısı değiştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu 1. Dairesi, yargıda yeni bir tasfiye operasyonuna imza attı. Yolsuzluk soruşturması sebebiyle hükümetin tepkisini çeken Zekeriya Öz, yaklaşık 1 ay önce göreve getirildiği Bakırköy Başsavcı Vekilliği’nden tenzil-i rütbe ile Bolu’ya düz savcı olarak atandı.Hükümetin müdahalesiyle yapısı değiştirilen Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) 1. Dairesi, bir tasfiye furyasına daha imza attı. Yeni kararnameyle, 123 adlî, 43 idarî hâkim ve savcı yer değiştirdi. Ergenekon soruşturmasını başlatan ve yolsuzluk soruşturması sebebiyle hükümetin tepkisini çeken Başsavcı Vekili Zekeriya Öz, Bolu’ya düz savcı olarak atandı. Deniz Feneri soruşturmasını kapattığı gerekçesiyle eleştirilen Ankara Savcısı Veli Dalgalı ile YARSAV kurucularından Zafer Ediş ise başsavcı vekilliğine terfi ettirildi.Emniyet ve bürokrasideki tasfiyeler yargıda da tüm hızıyla sürüyor. HSYK 1. Dairesi, dün 166 hâkim ve savcının yerini değiştirdi. Daire, bakan çocukları ile ünlü işadamlarının şüpheli olarak yer aldığı, yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını koordine eden Zekeriya Öz’e tenzil-i rütbe yaptı. İstanbul Başsavcı Vekilliği görevini yürütürken geçtiğimiz ay Bakırköy Başsavcı Vekilliği’ne atanan Öz, aradan 1 aylık bir süre geçmeden bu kez Bolu Adliyesi’nde düz savcı olarak görevlendirildi. Öz, Ergenekon soruşturması ve sonrasındaki kararlı duruşuyla tanınmıştı. 12 Eylül 2010 öncesindeki HSYK tarafından hakkında defalarca soruşturma açılan Öz’ün terfisi 3 yıl durdurulmuştu. Zekeriya Öz, Bolu’ya savcı olarak atandığı yönündeki haberlerle ilgili olarak, “Bilgim yok. Doğruysa da hayırlısı olsun.” dedi. Yeni kararnamede görev değişikliğinin sebebi olarak ‘hizmet gereği’ ifadesi yer aldı. Dün yayınlanan kararnameyle 5 ilin başsavcısı da değiştirildi.Kararnamede İstanbul, Ankara ve İzmir’den 3’er savcı Başsavcı Vekilliği’ne yükseltildi. Islak imzalı ‘İrtica ile Mücadele Eylem Planı’ soruşturmasını yürüterek takipsizlik kararı veren Faruk Erşen Yılmaz terfi eden isimler arasında yer aldı. İstanbul Cumhuriyet Savcısı Yılmaz soruşturma kapsamında yazdığı takipsizlik yazısında planın altında imzası bulunan Dursun Çiçek’in ifadesine yer vermişti. Başsavcı vekilliğine atanan bir diğer isim Selamettin Celep de, Başsavcı Hadi Salihoğlu göreve geldikten sonra adliyede kurulan tüm dinleme ve teknik takip taleplerini değerlendirecek teknik büroda görevlendirilmişti. Deniz Feneri e.V soruşturmasını yürüterek şüpheliler hakkında daha az cezayı gerektiren güveni kötüye kullanma suçlamasıyla dava açan ve KPSS soruşturmasını yürüten Ankara Cumhuriyet Savcısı Veli Dalgalı da başsavcı vekilliğine terfi ettirildi. YAR-SAV kurucusu Zafer Ediş de Ankara Cumhuriyet Başsavcı Vekilliği’ne terfi ettirildi.KIŞ ORTASINDA YER DEĞİŞİKLİĞİ123 adlî, 43 idarî hâkim ve savcının atamalarının gerçekleştiği kararnamede, yer değişikliklerine gerekçe olarak ‘talep’, ‘hizmet gereği’ gibi ifadeler yer aldı. Gerekçe olarak yazılan ‘talep’in kimden geldiği ise açıklanmadı. Bu gerekçeyle atananlardan biri de Mersin’de görevli Savcı Mehmet Yazıcı. Eskişehir’e gönderilen Yazıcı, 16 Şubat 2010’da dönemin özel yetkili savcısı Osman Şanal ile birlikte eski Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in makamında arama yapmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
12.02.2014
SavcıÖzBoluyasürgünedildiSavcı Öz Boluya sürgün edildi
YARGIYA SIKIYÖNETİM
Zaman
01.02.2014
02:46
17 Aralık operasyonundan sonra yürütme eliyle yargı bağımsızlığını tehdit eden uygulamalar hız kesmeden devam ediyor.Daha önce, Danıştay tarafından Anayasa’ya ve CMK’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilen adli kollukla ilgili düzenlemeler, bu defa demokratikleşme paketi adı altında yasayla gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Savcıların, adli kolluk birimini doğrudan değil vali ve il emniyet müdürlerinin izniyle kullanabilmesi öngörülüyor. Dinlemeler ve teknik takip işlemleri de ağır ceza hâkimleri tarafından oluşturulacak teknik büronun onayına bağlanıyor. Gizli soruşturma yapmayı engelleyen ve örgütlü suçların da takip edilmesini zorlaştıran bu düzenlemeler, hukukçular tarafından tepkiyle karşılandı.Anayasa Profesörü Ergun Özbudun yapılan hukuk dışı uygulamaların yargı bağımsızlığına aykırı bir durum ortaya çıkardığını söyledi. Prof. Dr. Ersan Şen, yapılacak bu tür yasal değişikliklerin adli kolluk teşkilatını cumhuriyet başsavcılıklarına bağlayacak şekilde yapılması; düzenlemenin yürütme ve idarenin gücünü değil, aksine yargının etkinliğini artırmaya yönelik olması gerektiğini vurguladı. Eski Yargıtay Savcısı Ahmet Gündel ise bu düzenlemelerin Anayasa Mahkemesi’nden döneceğini belirtti.Başbakan Tayyip Erdoğan, İran dönüşü yanındaki gazetecilere adli kolluk düzenlemesinin yeniden ele alınacağını söyledi. “Yetki birinci derecede valide, ikinci derecede emniyet müdüründe olacak.” diyen Erdoğan, yapılması planlanan düzenlemeyi şöyle anlattı: “Savcı, bu tür olaylarda rastgele birkaç tane polisi veya komiseri çağırıp ‘Şuraya baskın yapın.’ diyemeyecek. Savcı polisi valilikten talep edecek. Valiler bu konularla ilgili vali yardımcılarından birisini görevlendirecek. Vali yardımcısı adli kolluk ile ilgili görevli olacak. Onlar da bu konuda emniyet müdürü ile koordine olacak. Emniyet müdürünün altında bir kişi ile bu tür adli kolluk adımı atılamayacak.” Başbakan Erdoğan, adli takip içinde sadece Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar vereceğini dile getirdi: “Bundan sonra adli takibi rastgele herkes yapamayacak. Adli takibe ancak Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek. Ağır Ceza Mahkemesi de bu kararı oyçokluğu ile değil, oybirliği ile verecek. Bundan sonra artık rastgele ‘Dinleyelim şu olsun bu olsun’ yok...” Ancak gizli soruşturma yapmayı engelleyen ve örgütlü suçların takip edilmesini zorlaştıran düzenlemeye hukukçular tepkili:Anayasa Profesörü Ergun Özbudun: Savcıların soruşturma yetkileri kısıtlanmış oluyor. Dolayısıyla yargı bağımsızlığına aykırı bir durum ortaya çıkıyor. Bu doğru değil tabii ki. Çünkü yargısal işlemden bahsediyoruz. Valinin, emniyet müdürünün o işe karışması yürütmenin yargı üzerinde etkili olması demek. Meclis’e sunulan metin ne değildir onu da görmek lazım. Adli kolluktan uzaklaşılacak bir sistem varsa eğer adli kovuşturmalarda vali ile emniyet müdürü bir şekilde etkili olacaksa bu da hukuk devletine ve yargı bağımsızlığına aykırı bir düzenleme olur.Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Donay: Bu düzenleme, Anayasa’ya uygun değil. Kuvvetler ayrılığı ilkesine de adil yargılama düzenine de aykırı. Zaten daha önce Danıştay, adli kolluk yönetmeliği konusundan görüşünü bildirdi. Eğer bu şekilde bir kanun çıkarsa Anayasa Mahkemesi bu değişikliği iptal eder. Ümit ederim bu Meclis’te değişir, bu yasadan vazgeçerler. Kamuoyuna yansıyan şekilde çıkarsa bu düzenleme, Anayasa’ya aykırı bir hükmü yasayla getirmiş olurlar ki, iptali vazgeçilmez bir sonuç olur. Hem niçin dinleme, takip kararını Ağır Ceza Mahkemesi alacak, üstelik oybirliği de aranıyor. Bu durumu anlamak mümkün değil. Bu demektir ki, yargıçların tamamına güvenmiyorlar. Başbakan hukukun her şeyini bilmek zorunda değildir, ancak herhalde bir hukukçu danışmanı vardır, danışmanlarına sorabilir. Netice itibarı ile yanlış yönlendirmişler.Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Aydın: Adli Kolluk Yönetmeliği, AB Venedik Kriterleri kapsamındaki bir düzenlemeydi. Bunun değiştirilerek vali yardımcısına dolayısıyla yürütme organının yerel yönetimine bırakılması yargı bağımsızlığının zedelenmesine yol açacaktır. Yargı-yürütme ilişkilerindeki sürekli oynamalar, hukuk devleti kavramını sarsıcı uygulamalardır. Davalara, olaylara ve kişilere göre yasalar oynatılmamalı. Emniyet biriminin doğrudan yürütmenin emrine verilmesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin terk edildiği ve yasama-yürütme-yargının tek elde toplandığı sonucunu doğurmaktadır. Bu ise Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay gibi yüksek mahkemeler ile hukuk fakülteleri, Barolar Birliği bu düzenlemelere karşı tepkilerini ortaya koymalıdır.Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Zeki Yıldırım: Anayasa’nın en temel ilkesi kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Yargı, yargısal faaliyetleri yürütürken
Zaman
En Çok Okunan
01.02.2014
YARGIYASIKIYÖNETİMYARGIYA SIKIYÖNETİM
Savcılar emir komuta usulü ile çalıştırılamaz
Zaman
01.02.2014
02:01
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nun talimatıyla artık, örgütlü suç kapsamında adliyeye gelen evraklar doğrudan savcıya değil başsavcı vekiline gönderilecek. Bunun için ‘Teknik Büro’ kuruldu.Savcılar, dinleme ve izleme yapabilmek için bu bürodan izin alacak. Büro onay verirse dinleme talebi mahkemeye iletilecek. Böylece, savcıların dinleme taleplerinin kontrol altına alınmış olacağı iddia edilirken hukukçular da uygulamaya tepki gösterdi. Hukukçuların uyarıları ve tespitleri şöyle: Emekli Savcı Mete Göktürk: Bu düzenleme, savcıları baskı altına alıyor. Yargıçların nasıl amiri olmuyorsa, savcıların da olmaması gerekir. Yargı bağımsızlığı bunu gerektirir. Bu uygulamayla birçok savcı gizli yürütülen soruşturmadan haberdar olacak. Yargıya yargı darbesi yapılıyor hem de yürütme eliyle. Yasal değildir demiyorum ama ben öyle bir adliyede çalışmak istemezdim. Savcıları emir-komuta halinde çalıştırılma gibi bir eğilim var. Ben özgürce soruşturmamı yapabilmeliyim. Emekli Hâkim Ümit Kardaş: Teknik Büro kurmak, savcıya dosyayı şeklen vermek, olayları kontrol etmeye çalışmak, olacak şey değildir. Bu, soruşturmanın gizliliğini de bozar. Böyle bir durum hem CMK’ya hem tahammüle hem de hukuk geleneğine aykırı. Bu tür düzenlemelerle her şeye hâkim olmak isteniyor. Oraya bir başsavcı atayalım her şeyi bilelim denmeye çalışılıyor. Bu şekilde giderse Türkiye’de artık soruşturma yapmanın anlamı kalmaz. Dosya, savcının namusudur. Aksi takdirde o savcılar büro memuru haline dönüşür. Amirleri ne derse onu yapacakları duruma getirilir. Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel: Bir dinleme veya izleme kararı alacaksa bunu herhangi bir büroya götürüp de oradan izin alması diye bir şey olamaz. Bu, savcının yetkilerinin fiiliyatta kısıtlanması anlamına gelir. Savcı soruşturmasını yapar, dinleme veya takip kararı alacaksa zaten bu mahkemelerden alınıyor. Mahkeme bunu inceler, savcının talebinin doğru olduğuna karar verirse şayet uygulamaya dökülür. Yoksa bir savcı soruşturma yapacak ama başka birimlerinden izin isteyecek, böyle bir şey ceza yargılama hukukumuzda yok. Emekli Savcı Sacit Kayasu: Teknik Büro’nun kurulması tehlikeli. Hem hâkimin yetkisi gasp ediliyor hem de savcının işlerine müdahale edilmesi söz konusu. Savcıyı kâtip düzeyine indirmemek gerekiyor. Bunu iyi ayırt etmek gerekiyor. Hâkimin yerine başsavcı vekili geçmiş oluyor. Savcılık olarak tahkikata mahkeme ve hâkim karar verir.
Zaman
Güncel
01.02.2014
SavcılaremirkomutausulüileçalıştırılamazSavcılar emir komuta usulü ile çalıştırılamaz
YARGIYA SIKIYÖNETİM
Zaman
01.02.2014
02:01
17 Aralık operasyonundan sonra yürütme eliyle yargı bağımsızlığını tehdit eden uygulamalar hız kesmeden devam ediyor.Daha önce, Danıştay tarafından Anayasa’ya ve CMK’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilen adli kollukla ilgili düzenlemeler, bu defa demokratikleşme paketi adı altında yasayla gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Savcıların, adli kolluk birimini doğrudan değil vali ve il emniyet müdürlerinin izniyle kullanabilmesi öngörülüyor. Dinlemeler ve teknik takip işlemleri de ağır ceza hâkimleri tarafından oluşturulacak teknik büronun onayına bağlanıyor. Gizli soruşturma yapmayı engelleyen ve örgütlü suçların da takip edilmesini zorlaştıran bu düzenlemeler, hukukçular tarafından tepkiyle karşılandı.Anayasa Profesörü Ergun Özbudun yapılan hukuk dışı uygulamaların yargı bağımsızlığına aykırı bir durum ortaya çıkardığını söyledi. Prof. Dr. Ersan Şen, yapılacak bu tür yasal değişikliklerin adli kolluk teşkilatını cumhuriyet başsavcılıklarına bağlayacak şekilde yapılması; düzenlemenin yürütme ve idarenin gücünü değil, aksine yargının etkinliğini artırmaya yönelik olması gerektiğini vurguladı. Eski Yargıtay Savcısı Ahmet Gündel ise bu düzenlemelerin Anayasa Mahkemesi’nden döneceğini belirtti.Başbakan Tayyip Erdoğan, İran dönüşü yanındaki gazetecilere adli kolluk düzenlemesinin yeniden ele alınacağını söyledi. “Yetki birinci derecede valide, ikinci derecede emniyet müdüründe olacak.” diyen Erdoğan, yapılması planlanan düzenlemeyi şöyle anlattı: “Savcı, bu tür olaylarda rastgele birkaç tane polisi veya komiseri çağırıp ‘Şuraya baskın yapın.’ diyemeyecek. Savcı polisi valilikten talep edecek. Valiler bu konularla ilgili vali yardımcılarından birisini görevlendirecek. Vali yardımcısı adli kolluk ile ilgili görevli olacak. Onlar da bu konuda emniyet müdürü ile koordine olacak. Emniyet müdürünün altında bir kişi ile bu tür adli kolluk adımı atılamayacak.” Başbakan Erdoğan, adli takip içinde sadece Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar vereceğini dile getirdi: “Bundan sonra adli takibi rastgele herkes yapamayacak. Adli takibe ancak Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek. Ağır Ceza Mahkemesi de bu kararı oyçokluğu ile değil, oybirliği ile verecek. Bundan sonra artık rastgele ‘Dinleyelim şu olsun bu olsun’ yok...” Ancak gizli soruşturma yapmayı engelleyen ve örgütlü suçların takip edilmesini zorlaştıran düzenlemeye hukukçular tepkili:Anayasa Profesörü Ergun Özbudun: Savcıların soruşturma yetkileri kısıtlanmış oluyor. Dolayısıyla yargı bağımsızlığına aykırı bir durum ortaya çıkıyor. Bu doğru değil tabii ki. Çünkü yargısal işlemden bahsediyoruz. Valinin, emniyet müdürünün o işe karışması yürütmenin yargı üzerinde etkili olması demek. Meclis’e sunulan metin ne değildir onu da görmek lazım. Adli kolluktan uzaklaşılacak bir sistem varsa eğer adli kovuşturmalarda vali ile emniyet müdürü bir şekilde etkili olacaksa bu da hukuk devletine ve yargı bağımsızlığına aykırı bir düzenleme olur.Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Donay: Bu düzenleme, Anayasa’ya uygun değil. Kuvvetler ayrılığı ilkesine de adil yargılama düzenine de aykırı. Zaten daha önce Danıştay, adli kolluk yönetmeliği konusundan görüşünü bildirdi. Eğer bu şekilde bir kanun çıkarsa Anayasa Mahkemesi bu değişikliği iptal eder. Ümit ederim bu Meclis’te değişir, bu yasadan vazgeçerler. Kamuoyuna yansıyan şekilde çıkarsa bu düzenleme, Anayasa’ya aykırı bir hükmü yasayla getirmiş olurlar ki, iptali vazgeçilmez bir sonuç olur. Hem niçin dinleme, takip kararını Ağır Ceza Mahkemesi alacak, üstelik oybirliği de aranıyor. Bu durumu anlamak mümkün değil. Bu demektir ki, yargıçların tamamına güvenmiyorlar. Başbakan hukukun her şeyini bilmek zorunda değildir, ancak herhalde bir hukukçu danışmanı vardır, danışmanlarına sorabilir. Netice itibarı ile yanlış yönlendirmişler.Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Aydın: Adli Kolluk Yönetmeliği, AB Venedik Kriterleri kapsamındaki bir düzenlemeydi. Bunun değiştirilerek vali yardımcısına dolayısıyla yürütme organının yerel yönetimine bırakılması yargı bağımsızlığının zedelenmesine yol açacaktır. Yargı-yürütme ilişkilerindeki sürekli oynamalar, hukuk devleti kavramını sarsıcı uygulamalardır. Davalara, olaylara ve kişilere göre yasalar oynatılmamalı. Emniyet biriminin doğrudan yürütmenin emrine verilmesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin terk edildiği ve yasama-yürütme-yargının tek elde toplandığı sonucunu doğurmaktadır. Bu ise Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay gibi yüksek mahkemeler ile hukuk fakülteleri, Barolar Birliği bu düzenlemelere karşı tepkilerini ortaya koymalıdır.Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Zeki Yıldırım: Anayasa’nın en temel ilkesi kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Yargı, yargısal faaliyetleri yürütürken
Zaman
Güncel
01.02.2014
YARGIYASIKIYÖNETİMYARGIYA SIKIYÖNETİM
Savcılar emir komuta usulü ile çalıştırılamaz
Zaman
01.02.2014
02:01
İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Hadi Salihoğlu’nun talimatıyla artık, örgütlü suç kapsamında adliyeye gelen evraklar doğrudan savcıya değil başsavcı vekiline gönderilecek. Bunun için ‘Teknik Büro’ kuruldu.Savcılar, dinleme ve izleme yapabilmek için bu bürodan izin alacak. Büro onay verirse dinleme talebi mahkemeye iletilecek. Böylece, savcıların dinleme taleplerinin kontrol altına alınmış olacağı iddia edilirken hukukçular da uygulamaya tepki gösterdi. Hukukçuların uyarıları ve tespitleri şöyle: Emekli Savcı Mete Göktürk: Bu düzenleme, savcıları baskı altına alıyor. Yargıçların nasıl amiri olmuyorsa, savcıların da olmaması gerekir. Yargı bağımsızlığı bunu gerektirir. Bu uygulamayla birçok savcı gizli yürütülen soruşturmadan haberdar olacak. Yargıya yargı darbesi yapılıyor hem de yürütme eliyle. Yasal değildir demiyorum ama ben öyle bir adliyede çalışmak istemezdim. Savcıları emir-komuta halinde çalıştırılma gibi bir eğilim var. Ben özgürce soruşturmamı yapabilmeliyim. Emekli Hâkim Ümit Kardaş: Teknik Büro kurmak, savcıya dosyayı şeklen vermek, olayları kontrol etmeye çalışmak, olacak şey değildir. Bu, soruşturmanın gizliliğini de bozar. Böyle bir durum hem CMK’ya hem tahammüle hem de hukuk geleneğine aykırı. Bu tür düzenlemelerle her şeye hâkim olmak isteniyor. Oraya bir başsavcı atayalım her şeyi bilelim denmeye çalışılıyor. Bu şekilde giderse Türkiye’de artık soruşturma yapmanın anlamı kalmaz. Dosya, savcının namusudur. Aksi takdirde o savcılar büro memuru haline dönüşür. Amirleri ne derse onu yapacakları duruma getirilir. Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı Ahmet Gündel: Bir dinleme veya izleme kararı alacaksa bunu herhangi bir büroya götürüp de oradan izin alması diye bir şey olamaz. Bu, savcının yetkilerinin fiiliyatta kısıtlanması anlamına gelir. Savcı soruşturmasını yapar, dinleme veya takip kararı alacaksa zaten bu mahkemelerden alınıyor. Mahkeme bunu inceler, savcının talebinin doğru olduğuna karar verirse şayet uygulamaya dökülür. Yoksa bir savcı soruşturma yapacak ama başka birimlerinden izin isteyecek, böyle bir şey ceza yargılama hukukumuzda yok. Emekli Savcı Sacit Kayasu: Teknik Büro’nun kurulması tehlikeli. Hem hâkimin yetkisi gasp ediliyor hem de savcının işlerine müdahale edilmesi söz konusu. Savcıyı kâtip düzeyine indirmemek gerekiyor. Bunu iyi ayırt etmek gerekiyor. Hâkimin yerine başsavcı vekili geçmiş oluyor. Savcılık olarak tahkikata mahkeme ve hâkim karar verir.
Zaman
Ana Sayfa
01.02.2014
SavcılaremirkomutausulüileçalıştırılamazSavcılar emir komuta usulü ile çalıştırılamaz
YARGIYA SIKIYÖNETİM
Zaman
01.02.2014
02:01
17 Aralık operasyonundan sonra yürütme eliyle yargı bağımsızlığını tehdit eden uygulamalar hız kesmeden devam ediyor.Daha önce, Danıştay tarafından Anayasa’ya ve CMK’ya aykırı olduğu gerekçesiyle iptal edilen adli kollukla ilgili düzenlemeler, bu defa demokratikleşme paketi adı altında yasayla gerçekleştirilmeye çalışılıyor. Savcıların, adli kolluk birimini doğrudan değil vali ve il emniyet müdürlerinin izniyle kullanabilmesi öngörülüyor. Dinlemeler ve teknik takip işlemleri de ağır ceza hâkimleri tarafından oluşturulacak teknik büronun onayına bağlanıyor. Gizli soruşturma yapmayı engelleyen ve örgütlü suçların da takip edilmesini zorlaştıran bu düzenlemeler, hukukçular tarafından tepkiyle karşılandı.Anayasa Profesörü Ergun Özbudun yapılan hukuk dışı uygulamaların yargı bağımsızlığına aykırı bir durum ortaya çıkardığını söyledi. Prof. Dr. Ersan Şen, yapılacak bu tür yasal değişikliklerin adli kolluk teşkilatını cumhuriyet başsavcılıklarına bağlayacak şekilde yapılması; düzenlemenin yürütme ve idarenin gücünü değil, aksine yargının etkinliğini artırmaya yönelik olması gerektiğini vurguladı. Eski Yargıtay Savcısı Ahmet Gündel ise bu düzenlemelerin Anayasa Mahkemesi’nden döneceğini belirtti.Başbakan Tayyip Erdoğan, İran dönüşü yanındaki gazetecilere adli kolluk düzenlemesinin yeniden ele alınacağını söyledi. “Yetki birinci derecede valide, ikinci derecede emniyet müdüründe olacak.” diyen Erdoğan, yapılması planlanan düzenlemeyi şöyle anlattı: “Savcı, bu tür olaylarda rastgele birkaç tane polisi veya komiseri çağırıp ‘Şuraya baskın yapın.’ diyemeyecek. Savcı polisi valilikten talep edecek. Valiler bu konularla ilgili vali yardımcılarından birisini görevlendirecek. Vali yardımcısı adli kolluk ile ilgili görevli olacak. Onlar da bu konuda emniyet müdürü ile koordine olacak. Emniyet müdürünün altında bir kişi ile bu tür adli kolluk adımı atılamayacak.” Başbakan Erdoğan, adli takip içinde sadece Ağır Ceza Mahkemesi’nin karar vereceğini dile getirdi: “Bundan sonra adli takibi rastgele herkes yapamayacak. Adli takibe ancak Ağır Ceza Mahkemesi karar verecek. Ağır Ceza Mahkemesi de bu kararı oyçokluğu ile değil, oybirliği ile verecek. Bundan sonra artık rastgele ‘Dinleyelim şu olsun bu olsun’ yok...” Ancak gizli soruşturma yapmayı engelleyen ve örgütlü suçların takip edilmesini zorlaştıran düzenlemeye hukukçular tepkili:Anayasa Profesörü Ergun Özbudun: Savcıların soruşturma yetkileri kısıtlanmış oluyor. Dolayısıyla yargı bağımsızlığına aykırı bir durum ortaya çıkıyor. Bu doğru değil tabii ki. Çünkü yargısal işlemden bahsediyoruz. Valinin, emniyet müdürünün o işe karışması yürütmenin yargı üzerinde etkili olması demek. Meclis’e sunulan metin ne değildir onu da görmek lazım. Adli kolluktan uzaklaşılacak bir sistem varsa eğer adli kovuşturmalarda vali ile emniyet müdürü bir şekilde etkili olacaksa bu da hukuk devletine ve yargı bağımsızlığına aykırı bir düzenleme olur.Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Süheyl Donay: Bu düzenleme, Anayasa’ya uygun değil. Kuvvetler ayrılığı ilkesine de adil yargılama düzenine de aykırı. Zaten daha önce Danıştay, adli kolluk yönetmeliği konusundan görüşünü bildirdi. Eğer bu şekilde bir kanun çıkarsa Anayasa Mahkemesi bu değişikliği iptal eder. Ümit ederim bu Meclis’te değişir, bu yasadan vazgeçerler. Kamuoyuna yansıyan şekilde çıkarsa bu düzenleme, Anayasa’ya aykırı bir hükmü yasayla getirmiş olurlar ki, iptali vazgeçilmez bir sonuç olur. Hem niçin dinleme, takip kararını Ağır Ceza Mahkemesi alacak, üstelik oybirliği de aranıyor. Bu durumu anlamak mümkün değil. Bu demektir ki, yargıçların tamamına güvenmiyorlar. Başbakan hukukun her şeyini bilmek zorunda değildir, ancak herhalde bir hukukçu danışmanı vardır, danışmanlarına sorabilir. Netice itibarı ile yanlış yönlendirmişler.Gazi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Nurullah Aydın: Adli Kolluk Yönetmeliği, AB Venedik Kriterleri kapsamındaki bir düzenlemeydi. Bunun değiştirilerek vali yardımcısına dolayısıyla yürütme organının yerel yönetimine bırakılması yargı bağımsızlığının zedelenmesine yol açacaktır. Yargı-yürütme ilişkilerindeki sürekli oynamalar, hukuk devleti kavramını sarsıcı uygulamalardır. Davalara, olaylara ve kişilere göre yasalar oynatılmamalı. Emniyet biriminin doğrudan yürütmenin emrine verilmesi, kuvvetler ayrılığı ilkesinin terk edildiği ve yasama-yürütme-yargının tek elde toplandığı sonucunu doğurmaktadır. Bu ise Anayasa’ya aykırıdır. Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay gibi yüksek mahkemeler ile hukuk fakülteleri, Barolar Birliği bu düzenlemelere karşı tepkilerini ortaya koymalıdır.Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Mustafa Zeki Yıldırım: Anayasa’nın en temel ilkesi kuvvetler ayrılığı ilkesidir. Yargı, yargısal faaliyetleri yürütürken
Zaman
Ana Sayfa
01.02.2014
YARGIYASIKIYÖNETİMYARGIYA SIKIYÖNETİM
Fişleyen devlet demokratik olamaz
Zaman
21.01.2014
18:29
Yeni Asya gazetesi, Evrensel Hukukçular Platformu Başkanı Av. Basri Aksoy ile yaptığı röportajı Fişleyen devlet demokratik olamaz başlığı ile manşetine taşıdı. Aksoy röportajda, yolsuzluk ve rüşvetle ilgili soruşturma ve operasyonların engellenmesinin vahametine dikkat çekiyor.FİŞLİYORSA POLİS DEVLETİDİREvrensel Hukukçular Platformu Başkanı Av. Hasan Basri Aksoy: “Batı demokrasilerinde esas olan vatandaşa güvenmektir. Şüphe ile değerlendirme yapılamaz ve hüküm kurulamaz. Devlet, kapalı kapılar ardında kayıtlar tutamaz. Bu kayıtlara dayanarak vatandaşını fişleyen devlete polis devleti denir.” İNSANLARA İFTİRA ATILMAMALI“Suç isnadını haklı kılacak verilere dayanmayıp hukuk kurallarına göre kabul görmeyen, hukukî deliller yerine soyut ve varsayım üzerine kurulu yahut siyasî hırs ve gayzı esas alan, kulaktan dolma iddiaları gerçekte varmış gibi göstererek hüküm kurmak, insanlara iftira atmak anlamına gelir. Yeni Asya Gazetesi’nin HSYK’daki değişiklik, yargıyı yürütmenin güdümüne sokar diyen Evrensel Hukukçular Plâtformu Başkanı Av. Hasan Basri Aksoy ile yaptığı söyleşi: FİŞLEYEN DEVLET, DEMOKRATİK DEVLET OLAMAZ Evvela, yolsuzluk ve rüşvetle ilgili soruşturma ve operasyonların iktidar canibince “kumpas-komplo”, “paralel devlet”, “örgüt” benzeri iddialarla ve suçlamalarla ithama yorumunuz nedir? İktidarın bu yöndeki suçlamalarının öncelikle bir hukukçu olarak değerlendirmesini yaparken dikkat edilmesi gereken ilk husus, bu iddiaların somut verilere dayanıp dayanmadığını araştırmak olmalıdır. Suç isnadını haklı kılacak verilere dayanmayan ve hukuk kuralları gereğince de kabul görmeyen, hukukî deliller yerine soyut ve varsayım üzerine kurulu yahut siyasî hırs ve gayzı esas alan, kulaktan dolma bilgiler ile iddiaları gerçekte varmış gibi göstermek suretiyle hüküm kurmak binlerce insana iftirada bulunmak anlamına gelir. Bu genel bir kuraldır. “Paralel devlet” iddiasını ileri sürüyorsanız bunu ispat ile yükümlüsünüz. Oysa bu zamana kadar varsayım üzerine hareket edilmiş ve tayinler, görevden almalar ve atamalar hep bu soyut ve varsayıma dayalı bilgiler üzerine yapılmıştır. Kaldı ki devlet vatandaşını fişlemez. Kimin neye nasıl inanacağını kontrol edemez.Batı demokrasilerinde esas olan vatandaşa güvenmek esas olmalıdır. Şüphe ile değerlendirme yapılamaz ve hüküm kurulmaz. Devlet, kapalı kapılar ardında kayıtlar tutmaz. Eline silâh almamış, en ufak adlî bir olaya karışmamış insanları topyekûn karalayamaz. Bu kayıtlara dayanarak vatandaşını fişleyen ve kontrol altına alan devlete demokratik, hukuk devleti yerine “polis devleti” denir.Hukukun en temel prensibi olan ve hukuk fakültelerinde daha ilk sene öğretilen “suçluluğu ispat edilene kadar herkes masumdur” ilkesi, yani “masumiyet karinesi” herkes için uygulanmalı ve sırf görevlerini eda eden hâkim - savcı ve diğer emniyet mensupları olan kolluk kuvvetlerimiz de görevlerini yaparken rahat bırakılmalıdır.Bu arada tartışmaların odağına oturtulan şu gerçeği de belirtelim ki, hükûmet her ne kadar “paralel yapı” dese de cemaatler bu ülkenin bir gerçeğidir. Ve Cumhuriyet’ten önce de tıpkı sivil toplum örgütleri gibi toplumun ıslah ve inşası için çalışan insanları ispat edilemeyen iddia ve vakalarla suçlar ve yok etmeye kalkılırsa, bir süre sonra telâfisi imkânsız sonuçların doğmasına sebebiyet verilir.Kabul edin-etmeyin toplumun temel dinamikleri ile oynadığı takdirde bir süre sonra bumerang gibi bozduğunuz o yapının yerini dolduran başka oluşumlar, bir gün gelir “keşke” demek zorunda bırakır. YARGININ TÂLİMATINA UYMAMAK SUÇTUR Özellikle, soruşturma ve operasyonların engellenmesiyle, savcıların talimatlarıyla mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi hakkında neler düşünüyorsunuz? Az önce de ifade ettiğim üzere, bu türden iddialar basit iddialar olmayıp ispat edilmeyi gerektirir. Devletin savcısı ve hâkimi “yargının bağımsızlığı” ilkesi gereğince görevlerini layıkıyla yapıyorlarsa ve bu çerçevede suç işleyen, devletin ve milletin parasına göz koymak suretiyle haksız kazanç sağlayan suçluları yine devletten ve yasalardan aldıkları yetki ile haklarında soruşturma açıyor, yargılama yapıyor ve cezalandırıyorlar ise görevlerini yapan bu yargı mensuplarına “Neden hırsızı yakalıyorsun?” diyerek görevden almaya veya pasif görevlere atamaya kimsenin hakkı yoktur. İşte o zaman millet acaba bu işte bir şey mi var diye düşünecektir.Bu çerçevede yargıyı düzenlemek adı altında siyasileştirirseniz, bir süre sonra devlet kurumları arasında çatışma yaşanmasına sebebiyet verirsiniz. Hâkim ve savcıların verdikleri karar ve emirleri emniyetin yahut kişilerin görmezlikten gelmesi yahut başka b
Zaman
Güncel
21.01.2014
FişleyendevletdemokratikolamazFişleyen devlet demokratik olamaz
Fişleyen devlet demokratik olamaz
Zaman
21.01.2014
18:29
Yeni Asya gazetesi, Evrensel Hukukçular Platformu Başkanı Av. Basri Aksoy ile yaptığı röportajı Fişleyen devlet demokratik olamaz başlığı ile manşetine taşıdı. Aksoy röportajda, yolsuzluk ve rüşvetle ilgili soruşturma ve operasyonların engellenmesinin vahametine dikkat çekiyor.FİŞLİYORSA POLİS DEVLETİDİREvrensel Hukukçular Platformu Başkanı Av. Hasan Basri Aksoy: “Batı demokrasilerinde esas olan vatandaşa güvenmektir. Şüphe ile değerlendirme yapılamaz ve hüküm kurulamaz. Devlet, kapalı kapılar ardında kayıtlar tutamaz. Bu kayıtlara dayanarak vatandaşını fişleyen devlete polis devleti denir.” İNSANLARA İFTİRA ATILMAMALI“Suç isnadını haklı kılacak verilere dayanmayıp hukuk kurallarına göre kabul görmeyen, hukukî deliller yerine soyut ve varsayım üzerine kurulu yahut siyasî hırs ve gayzı esas alan, kulaktan dolma iddiaları gerçekte varmış gibi göstererek hüküm kurmak, insanlara iftira atmak anlamına gelir. Yeni Asya Gazetesi’nin HSYK’daki değişiklik, yargıyı yürütmenin güdümüne sokar diyen Evrensel Hukukçular Plâtformu Başkanı Av. Hasan Basri Aksoy ile yaptığı söyleşi: FİŞLEYEN DEVLET, DEMOKRATİK DEVLET OLAMAZ Evvela, yolsuzluk ve rüşvetle ilgili soruşturma ve operasyonların iktidar canibince “kumpas-komplo”, “paralel devlet”, “örgüt” benzeri iddialarla ve suçlamalarla ithama yorumunuz nedir? İktidarın bu yöndeki suçlamalarının öncelikle bir hukukçu olarak değerlendirmesini yaparken dikkat edilmesi gereken ilk husus, bu iddiaların somut verilere dayanıp dayanmadığını araştırmak olmalıdır. Suç isnadını haklı kılacak verilere dayanmayan ve hukuk kuralları gereğince de kabul görmeyen, hukukî deliller yerine soyut ve varsayım üzerine kurulu yahut siyasî hırs ve gayzı esas alan, kulaktan dolma bilgiler ile iddiaları gerçekte varmış gibi göstermek suretiyle hüküm kurmak binlerce insana iftirada bulunmak anlamına gelir. Bu genel bir kuraldır. “Paralel devlet” iddiasını ileri sürüyorsanız bunu ispat ile yükümlüsünüz. Oysa bu zamana kadar varsayım üzerine hareket edilmiş ve tayinler, görevden almalar ve atamalar hep bu soyut ve varsayıma dayalı bilgiler üzerine yapılmıştır. Kaldı ki devlet vatandaşını fişlemez. Kimin neye nasıl inanacağını kontrol edemez.Batı demokrasilerinde esas olan vatandaşa güvenmek esas olmalıdır. Şüphe ile değerlendirme yapılamaz ve hüküm kurulmaz. Devlet, kapalı kapılar ardında kayıtlar tutmaz. Eline silâh almamış, en ufak adlî bir olaya karışmamış insanları topyekûn karalayamaz. Bu kayıtlara dayanarak vatandaşını fişleyen ve kontrol altına alan devlete demokratik, hukuk devleti yerine “polis devleti” denir.Hukukun en temel prensibi olan ve hukuk fakültelerinde daha ilk sene öğretilen “suçluluğu ispat edilene kadar herkes masumdur” ilkesi, yani “masumiyet karinesi” herkes için uygulanmalı ve sırf görevlerini eda eden hâkim - savcı ve diğer emniyet mensupları olan kolluk kuvvetlerimiz de görevlerini yaparken rahat bırakılmalıdır.Bu arada tartışmaların odağına oturtulan şu gerçeği de belirtelim ki, hükûmet her ne kadar “paralel yapı” dese de cemaatler bu ülkenin bir gerçeğidir. Ve Cumhuriyet’ten önce de tıpkı sivil toplum örgütleri gibi toplumun ıslah ve inşası için çalışan insanları ispat edilemeyen iddia ve vakalarla suçlar ve yok etmeye kalkılırsa, bir süre sonra telâfisi imkânsız sonuçların doğmasına sebebiyet verilir.Kabul edin-etmeyin toplumun temel dinamikleri ile oynadığı takdirde bir süre sonra bumerang gibi bozduğunuz o yapının yerini dolduran başka oluşumlar, bir gün gelir “keşke” demek zorunda bırakır. YARGININ TÂLİMATINA UYMAMAK SUÇTUR Özellikle, soruşturma ve operasyonların engellenmesiyle, savcıların talimatlarıyla mahkeme kararlarının yerine getirilmemesi hakkında neler düşünüyorsunuz? Az önce de ifade ettiğim üzere, bu türden iddialar basit iddialar olmayıp ispat edilmeyi gerektirir. Devletin savcısı ve hâkimi “yargının bağımsızlığı” ilkesi gereğince görevlerini layıkıyla yapıyorlarsa ve bu çerçevede suç işleyen, devletin ve milletin parasına göz koymak suretiyle haksız kazanç sağlayan suçluları yine devletten ve yasalardan aldıkları yetki ile haklarında soruşturma açıyor, yargılama yapıyor ve cezalandırıyorlar ise görevlerini yapan bu yargı mensuplarına “Neden hırsızı yakalıyorsun?” diyerek görevden almaya veya pasif görevlere atamaya kimsenin hakkı yoktur. İşte o zaman millet acaba bu işte bir şey mi var diye düşünecektir.Bu çerçevede yargıyı düzenlemek adı altında siyasileştirirseniz, bir süre sonra devlet kurumları arasında çatışma yaşanmasına sebebiyet verirsiniz. Hâkim ve savcıların verdikleri karar ve emirleri emniyetin yahut kişilerin görmezlikten gelmesi yahut başka b
Zaman
Ana Sayfa
21.01.2014
FişleyendevletdemokratikolamazFişleyen devlet demokratik olamaz
Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ceza hukukuna uygun mu?
Zaman
28.12.2013
01:11
Türkiye’nin neredeyse tamamını meşgul eden, boyutları, ilgilileri açısından, yakın tarihin en önemli adli süreçlerinden biri ile karşı karşıyayız. Bu çerçevede soruşturma işlemleriyle ilgili yürütmenin başı olan Başbakan’dan basına kadar neredeyse herkes bu olgu karşısında tavır belirlemiş durumda.Bir kısmı, hususiyle hükümet, yapılan işlemlere karşı şüphe ve ithamlarını kamuoyuyla paylaştılar. Bu nedenle benzerini hatırlamadığımız, basında furya, kasırga gibi isimlerle anılan görevden el çektirme, tayin, kararlarını bir gece içerisinde uyguladılar. Kendilerine operasyon yapıldığı iddiasıyla Türkiye çapında çok büyük bir operasyonu çok kısa sürede icra ettiler. (Bu konu ayrıca idare hukuku kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.) Görebildiğim kadarıyla ceza usul hukukunu ilgilendiren bu konuda konunun uzmanlarının ne düşündüğü yeterince kamuoyuna yansımadı.Birinci eleştiri; savcı üç farklı davayla ilgili soruşturmanın delil arama veya şüphelileri gözaltına alma işlemine aynı anda karar vermesi, hükümete karşı bir komplo ve operasyon olduğunu gösteriyor.Cumhuriyet savcıları ve bağlı oldukları hukuk kuralları açısından bu iddiayı değerlendirdiğimizde öncelikle savcıların olaya bakışı gazeteci ve siyasilerden farklıdır. Cumhuriyet savcısının meslekî formasyonu ona şöyle bir bakış açısı kazandırmıştır. Görevi gereği nerede suç işlenmişse o suçla ilgili araştırmalar yapmak, delilleri toplamak vazifesidir. Her suç bir haksızlıktır ve zarar göreni vardır. Temelde bütün suçların mağduru ve zarar göreni toplumdur. Savcının memleket sathında suç fiili ile mücadele görevi vardır. Şunun için mücadeledir, hukuk davalarından farklı olarak ceza davalarında suçu işleyenler gizlenirler ve suç delillerini yok ederler. Hâlbuki bu deliller bulunmalı, failler adaletin önüne sağlam delillerle çıkarılmalı ki hak ettikleri cezayı çeksinler. Böylece mülkün yani devletin temeli olan adalet gerçekleşsin, cumhuriyet savcısı da eski tabirle müddei umumide görevini yapmış olsun. Demek ki biraz sonra değineceğimiz savcılarla ilgili hukuk kurallarının özü, savcılarından davranışlarını belirleyen temel ilke suçla mücadeledir, delillerin kaybolmasını önlemektir, onları muhafaza altına alıp mahkemenin önüne çıkarmaktır. Faillerin kaçmasını ve delilleri karartmalarını yani değiştirme veya yok etmelerini önlemektir. Kamu davasının mecburiliği, mağdurun şikâyeti aranmaksızın suçlunun re’sen takibi bunu gerektirmektedir. Suçla mücadele yani maddî gerçeği ortaya çıkarmak için araştırma yapmak savcının varlık nedenidir.Bu yaklaşımın gerçekleşebilmesi için ceza muhakemesinde, soruşturma evresiyle ilgili –ki bu evrenin sahibi cumhuriyet savcısıdır, bütün işlemler onun emir, talimatı ve talebiyle başlar- olarak temel bazı ilkeler kabul edilmiştir. Bu ilkelerden konuyla ilgili olanı soruşturmanın dağınıklığı ve kurala bağlı olmayışı ilkeleridir. Bu ilkeler savcıya soruşturma işlemlerini belirlerken takdir hakkı verir. Kendi kafasında ihbar edilen suçla ilgili delillerin toplanması noktasında öncelik sonralığı belirleme, tanıklara ne zaman başvuracağı, şüpheliyi ne zaman dinleyeceği ve benzeri konularda serbestlik tanır. Konuşturma evresinden farklı olarak kesintisizlik ilkesi soruşturma evresinde yoktur. Önemli olan hukuka uygun bir şekilde delilleri toplayıp bunların gösterdiği kişiyle ilgili yeterli şüpheye ulaştığı kanaati oluşmuşsa, o kişi hakkında iddianamesini hazırlayıp ilgili mahkemeye vermektir. Temel hak ve özgürlükler müdahale özelliği olan işlemlerin dışında herhangi bir süreyle bağlı değildir.Gündemdeki rüşvet ve yolsuzlukla ilgili yürütülen soruşturmaya baktığımızda kendi görevi kapsamında takip ettiği üç ayrı rüşvet dosyasıyla ilgili şüphelilerin aynı anda gözaltına alınması savcının takdir alanı içerisindedir. Mer’i mevzuata aykırı bir fiil yoktur. Aynı zamanda suç delillerinin kaybolması ve faillerin yakalanması açısından savcının takdiri anlaşılabilir bir takdirdir. Yürütmeyi ve kolluğu ilgilendiren böyle bir soruşturmaya müdahaleyi muhtemel görmesi ve buna karşı önlem alması meslekî bilgi ve tecrübenin eseri olarak ondan beklenir. Hangi savcı onun yerinde olsa yürüttüğü dosyaya müdahale edilmeden neticelendirmek için bu tür önlemleri alır. Muhalfarz mesela ilgili dava çerçevesinde bir dosyayla ilgili ilk işlemleri yapsaydı daha sonraki dosyalarla ilgili büyük bir risk yaşayacaktı. Soruşturmanın gizliliği haleldar olacak, şüphelilerin suç delillerini gizleme imkânı olacaktı. Nitekim yürütmenin yani hükümetin ve Başbakan’ın tepkisi savcının ne kadar yerinde bir işlem yaptığını göstermiştir. Şayet ülkeye veya hükümete karşı bir operasyon var ise burada kınanacak olan hukuka uygun şekilde görevini yapanlar değil, hukuka aykırı bir şekilde, bu rüşvet ve suiistimal işlerine bulaşıp hükümetin bu bedeli ödemesine sebep olanl
Zaman
En Çok Okunan
28.12.2013
Yolsuzlukverüşvetsoruşturmasıcezahukukunauygunmu?Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ceza hukukuna uygun mu?
Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ceza hukukuna uygun mu?
Zaman
27.12.2013
21:41
Türkiye’nin neredeyse tamamını meşgul eden, boyutları, ilgilileri açısından, yakın tarihin en önemli adli süreçlerinden biri ile karşı karşıyayız. Bu çerçevede soruşturma işlemleriyle ilgili yürütmenin başı olan Başbakan’dan basına kadar neredeyse herkes bu olgu karşısında tavır belirlemiş durumda.Bir kısmı, hususiyle hükümet, yapılan işlemlere karşı şüphe ve ithamlarını kamuoyuyla paylaştılar. Bu nedenle benzerini hatırlamadığımız, basında furya, kasırga gibi isimlerle anılan görevden el çektirme, tayin, kararlarını bir gece içerisinde uyguladılar. Kendilerine operasyon yapıldığı iddiasıyla Türkiye çapında çok büyük bir operasyonu çok kısa sürede icra ettiler. (Bu konu ayrıca idare hukuku kuralları çerçevesinde değerlendirilmesi gerekir.) Görebildiğim kadarıyla ceza usul hukukunu ilgilendiren bu konuda konunun uzmanlarının ne düşündüğü yeterince kamuoyuna yansımadı.Birinci eleştiri; savcı üç farklı davayla ilgili soruşturmanın delil arama veya şüphelileri gözaltına alma işlemine aynı anda karar vermesi, hükümete karşı bir komplo ve operasyon olduğunu gösteriyor.Cumhuriyet savcıları ve bağlı oldukları hukuk kuralları açısından bu iddiayı değerlendirdiğimizde öncelikle savcıların olaya bakışı gazeteci ve siyasilerden farklıdır. Cumhuriyet savcısının meslekî formasyonu ona şöyle bir bakış açısı kazandırmıştır. Görevi gereği nerede suç işlenmişse o suçla ilgili araştırmalar yapmak, delilleri toplamak vazifesidir. Her suç bir haksızlıktır ve zarar göreni vardır. Temelde bütün suçların mağduru ve zarar göreni toplumdur. Savcının memleket sathında suç fiili ile mücadele görevi vardır. Şunun için mücadeledir, hukuk davalarından farklı olarak ceza davalarında suçu işleyenler gizlenirler ve suç delillerini yok ederler. Hâlbuki bu deliller bulunmalı, failler adaletin önüne sağlam delillerle çıkarılmalı ki hak ettikleri cezayı çeksinler. Böylece mülkün yani devletin temeli olan adalet gerçekleşsin, cumhuriyet savcısı da eski tabirle müddei umumide görevini yapmış olsun. Demek ki biraz sonra değineceğimiz savcılarla ilgili hukuk kurallarının özü, savcılarından davranışlarını belirleyen temel ilke suçla mücadeledir, delillerin kaybolmasını önlemektir, onları muhafaza altına alıp mahkemenin önüne çıkarmaktır. Faillerin kaçmasını ve delilleri karartmalarını yani değiştirme veya yok etmelerini önlemektir. Kamu davasının mecburiliği, mağdurun şikâyeti aranmaksızın suçlunun re’sen takibi bunu gerektirmektedir. Suçla mücadele yani maddî gerçeği ortaya çıkarmak için araştırma yapmak savcının varlık nedenidir.Bu yaklaşımın gerçekleşebilmesi için ceza muhakemesinde, soruşturma evresiyle ilgili –ki bu evrenin sahibi cumhuriyet savcısıdır, bütün işlemler onun emir, talimatı ve talebiyle başlar- olarak temel bazı ilkeler kabul edilmiştir. Bu ilkelerden konuyla ilgili olanı soruşturmanın dağınıklığı ve kurala bağlı olmayışı ilkeleridir. Bu ilkeler savcıya soruşturma işlemlerini belirlerken takdir hakkı verir. Kendi kafasında ihbar edilen suçla ilgili delillerin toplanması noktasında öncelik sonralığı belirleme, tanıklara ne zaman başvuracağı, şüpheliyi ne zaman dinleyeceği ve benzeri konularda serbestlik tanır. Konuşturma evresinden farklı olarak kesintisizlik ilkesi soruşturma evresinde yoktur. Önemli olan hukuka uygun bir şekilde delilleri toplayıp bunların gösterdiği kişiyle ilgili yeterli şüpheye ulaştığı kanaati oluşmuşsa, o kişi hakkında iddianamesini hazırlayıp ilgili mahkemeye vermektir. Temel hak ve özgürlükler müdahale özelliği olan işlemlerin dışında herhangi bir süreyle bağlı değildir.Gündemdeki rüşvet ve yolsuzlukla ilgili yürütülen soruşturmaya baktığımızda kendi görevi kapsamında takip ettiği üç ayrı rüşvet dosyasıyla ilgili şüphelilerin aynı anda gözaltına alınması savcının takdir alanı içerisindedir. Mer’i mevzuata aykırı bir fiil yoktur. Aynı zamanda suç delillerinin kaybolması ve faillerin yakalanması açısından savcının takdiri anlaşılabilir bir takdirdir. Yürütmeyi ve kolluğu ilgilendiren böyle bir soruşturmaya müdahaleyi muhtemel görmesi ve buna karşı önlem alması meslekî bilgi ve tecrübenin eseri olarak ondan beklenir. Hangi savcı onun yerinde olsa yürüttüğü dosyaya müdahale edilmeden neticelendirmek için bu tür önlemleri alır. Muhalfarz mesela ilgili dava çerçevesinde bir dosyayla ilgili ilk işlemleri yapsaydı daha sonraki dosyalarla ilgili büyük bir risk yaşayacaktı. Soruşturmanın gizliliği haleldar olacak, şüphelilerin suç delillerini gizleme imkânı olacaktı. Nitekim yürütmenin yani hükümetin ve Başbakan’ın tepkisi savcının ne kadar yerinde bir işlem yaptığını göstermiştir. Şayet ülkeye veya hükümete karşı bir operasyon var ise burada kınanacak olan hukuka uygun şekilde görevini yapanlar değil, hukuka aykırı bir şekilde, bu rüşvet ve suiistimal işlerine bulaşıp hükümetin bu bedeli ödemesine sebep olanl
Zaman
Yorum
27.12.2013
Yolsuzlukverüşvetsoruşturmasıcezahukukunauygunmu?Yolsuzluk ve rüşvet soruşturması ceza hukukuna uygun mu?
Bülent Korucu - Başsavcı'dan savcıya yargısız infaz
Zaman
27.12.2013
02:12
Tuhaf günler yaşıyoruz. Bir cumhuriyet savcısı, yürüttüğü soruşturmayla ilgili ‘adli kolluk’ birimlerine emir veriyor; ama emir uygulanmıyor.Daha vahimi, nöbetçi hâkimlikten alınan mahkeme kararlarına karşı da direniş sürüyor. Arama, el koyma ve gözaltı içerikli mahkeme kararını uygulaması gereken emniyet teşkilatı, anayasa ve kanunlara aykırı biçimde görevini yapmıyor. Karara konu olan kişi ve kurumlar medyaya sızdırılarak, delil karartma için vakit ve imkân oluşturuluyor. Yazılı emrin uygulanmadığını gören savcı, polis şefleriyle şifahi görüşme yapıyor. Sonuç değişmiyor. Nihayet dosya Savcı Muammer Akkaş’tan alınıyor. Savcı, soruşturma yapmasının engellendiğini ve delil karartıldığını ileri süren bir beyanat veriyor.Başsavcı Turhan Çolakkadı, bir gün önce sekretaryası aracılığı ile ‘soruşturma yok’ diyor. Dün kamera karşısına geçip soruşturma dosyasını görevli savcıdan niye aldığını anlatırken, 24 saat önceki açıklamayı izah etmiyor. Bu arada Cumhuriyet Savcısı Akkaş’ın kendisini bilgilendirdiğini itiraf ediyor. ‘Savcı dosyayı gizlice emniyete intikal ettirdi’ gibi tuhaf bir cümle de kuruyor Çolakkadı. Mahkeme kararına dönüşmüş bir savcılık talebinin gizlice emniyete intikal etmesi ne demek! Çolakkadı, yargısız infaz yaparak bilgileri medyaya savcının sızdırdığını ileri sürüyor. Normalde teftiş mekanizmasının işlemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun devreye girmesi gerekiyor. Siyasiler, yargı mensuplarını ‘beraat-ı zimmet asıldır’ ilkesi dışında tutuyordu, aynı fiili başsavcının işlemesi acıklıdır. Varsa şüphenizi destekleyecek deliliniz, usulüne uygun şekilde denetim mekanizmalarını işletirsiniz, bu kadar basit!Anayasa’nın denetleme görevini kendisine verdiğini hatırlatan HSYK Genel Kurulu, dünkü açıklamada şunları söylüyor: “Anayasa ile HSYK kanunu, hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini… araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri yapma yetkisini HSYK’ya vermiştir.” Başsavcı Çolakkadı’nın dikkat çektiği son yönetmelik, HSYK beyanatında ‘Anayasaya ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’na açıkça aykırı’ cümlesiyle niteleniyor. Hukuk savcıların özerkliği üzerine kuruludur; başsavcıyla ilişkisi gevşek ve dosya tevzii ile sınırlı. Dosyayı alan savcı her adımda dönüp başsavcılıktan izin almaz. Eleştirilen son yönetmelikte bile ‘bilgi verir’ deniliyor. Hukuk çiğnenerek gelinen ‘bilgi verir’ ifadesinden ‘izin alır’ anlamının çıkarılması ‘Yeni Türkiye’de bile mümkün değil.Dosyayı yürüten savcının emrini yerine getirmemek suç. Emir daha sonra kendisi ya da atanan savcı tarafından geri alınsa bile suç ortadan kalkmaz. Savcının daha önemlisi, mahkemenin kararını uygulamayan kolluk mensupları açıkça suç işlemiştir. Tutanakla tespit edilen ihlal, hukuka uygun şekilde sonuçlanana kadar adı geçenleri takip edecektir. Nitekim HSYK, kanundaki hükümlerin altını şöylece çiziyor: “Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk amir ve memurları hakkında da cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılacağı hususları kanunlarda açıkça vurgulanmıştır.” Doğrudan ifadesi, herhangi bir makamdan izin almaya ihtiyaç duymadan demektir. Yani kolluk amirleri başka durumlardaki gibi izin müessesesinden yararlanamayacak.HSYK Genel Kurulu’nun, kuvvetler ayrımı ve kanun önünde eşitlik ilkesine dikkat çekmesi çok önemli. Şu cümle ise hukuk devleti konusundaki umudumuzu yeniledi: “Yasama ve yürütme organlarına karşı bağımsızlığı korunan yargı, yönetenlere karşı yönetilenlerin güvencesidir. Hukuka aykırı eylem ve işlemlerde bulunulması halinde yönetenlerin de herkes gibi yargı tarafından denetlenmesi demokratik hukuk devletinin bir gereğidir.”
Zaman
En Çok Okunan
27.12.2013
BülentKorucu-BaşsavcıdansavcıyayargısızinfazBülent Korucu - Başsavcıdan savcıya yargısız infaz
Bülent Korucu - Başsavcı'dan savcıya yargısız infaz
Zaman
27.12.2013
01:52
Tuhaf günler yaşıyoruz. Bir cumhuriyet savcısı, yürüttüğü soruşturmayla ilgili ‘adli kolluk’ birimlerine emir veriyor; ama emir uygulanmıyor.Daha vahimi, nöbetçi hâkimlikten alınan mahkeme kararlarına karşı da direniş sürüyor. Arama, el koyma ve gözaltı içerikli mahkeme kararını uygulaması gereken emniyet teşkilatı, anayasa ve kanunlara aykırı biçimde görevini yapmıyor. Karara konu olan kişi ve kurumlar medyaya sızdırılarak, delil karartma için vakit ve imkân oluşturuluyor. Yazılı emrin uygulanmadığını gören savcı, polis şefleriyle şifahi görüşme yapıyor. Sonuç değişmiyor. Nihayet dosya Savcı Muammer Akkaş’tan alınıyor. Savcı, soruşturma yapmasının engellendiğini ve delil karartıldığını ileri süren bir beyanat veriyor.Başsavcı Turhan Çolakkadı, bir gün önce sekretaryası aracılığı ile ‘soruşturma yok’ diyor. Dün kamera karşısına geçip soruşturma dosyasını görevli savcıdan niye aldığını anlatırken, 24 saat önceki açıklamayı izah etmiyor. Bu arada Cumhuriyet Savcısı Akkaş’ın kendisini bilgilendirdiğini itiraf ediyor. ‘Savcı dosyayı gizlice emniyete intikal ettirdi’ gibi tuhaf bir cümle de kuruyor Çolakkadı. Mahkeme kararına dönüşmüş bir savcılık talebinin gizlice emniyete intikal etmesi ne demek! Çolakkadı, yargısız infaz yaparak bilgileri medyaya savcının sızdırdığını ileri sürüyor. Normalde teftiş mekanizmasının işlemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun devreye girmesi gerekiyor. Siyasiler, yargı mensuplarını ‘beraat-ı zimmet asıldır’ ilkesi dışında tutuyordu, aynı fiili başsavcının işlemesi acıklıdır. Varsa şüphenizi destekleyecek deliliniz, usulüne uygun şekilde denetim mekanizmalarını işletirsiniz, bu kadar basit!Anayasa’nın denetleme görevini kendisine verdiğini hatırlatan HSYK Genel Kurulu, dünkü açıklamada şunları söylüyor: “Anayasa ile HSYK kanunu, hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini… araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri yapma yetkisini HSYK’ya vermiştir.” Başsavcı Çolakkadı’nın dikkat çektiği son yönetmelik, HSYK beyanatında ‘Anayasaya ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’na açıkça aykırı’ cümlesiyle niteleniyor. Hukuk savcıların özerkliği üzerine kuruludur; başsavcıyla ilişkisi gevşek ve dosya tevzii ile sınırlı. Dosyayı alan savcı her adımda dönüp başsavcılıktan izin almaz. Eleştirilen son yönetmelikte bile ‘bilgi verir’ deniliyor. Hukuk çiğnenerek gelinen ‘bilgi verir’ ifadesinden ‘izin alır’ anlamının çıkarılması ‘Yeni Türkiye’de bile mümkün değil.Dosyayı yürüten savcının emrini yerine getirmemek suç. Emir daha sonra kendisi ya da atanan savcı tarafından geri alınsa bile suç ortadan kalkmaz. Savcının daha önemlisi, mahkemenin kararını uygulamayan kolluk mensupları açıkça suç işlemiştir. Tutanakla tespit edilen ihlal, hukuka uygun şekilde sonuçlanana kadar adı geçenleri takip edecektir. Nitekim HSYK, kanundaki hükümlerin altını şöylece çiziyor: “Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk amir ve memurları hakkında da cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılacağı hususları kanunlarda açıkça vurgulanmıştır.” Doğrudan ifadesi, herhangi bir makamdan izin almaya ihtiyaç duymadan demektir. Yani kolluk amirleri başka durumlardaki gibi izin müessesesinden yararlanamayacak.HSYK Genel Kurulu’nun, kuvvetler ayrımı ve kanun önünde eşitlik ilkesine dikkat çekmesi çok önemli. Şu cümle ise hukuk devleti konusundaki umudumuzu yeniledi: “Yasama ve yürütme organlarına karşı bağımsızlığı korunan yargı, yönetenlere karşı yönetilenlerin güvencesidir. Hukuka aykırı eylem ve işlemlerde bulunulması halinde yönetenlerin de herkes gibi yargı tarafından denetlenmesi demokratik hukuk devletinin bir gereğidir.”
Zaman
Köşe Yazıları
27.12.2013
BülentKorucu-BaşsavcıdansavcıyayargısızinfazBülent Korucu - Başsavcıdan savcıya yargısız infaz
Bülent Korucu - Başsavcı'dan savcıya yargısız infaz
Zaman
27.12.2013
01:52
Tuhaf günler yaşıyoruz. Bir cumhuriyet savcısı, yürüttüğü soruşturmayla ilgili ‘adli kolluk’ birimlerine emir veriyor; ama emir uygulanmıyor.Daha vahimi, nöbetçi hâkimlikten alınan mahkeme kararlarına karşı da direniş sürüyor. Arama, el koyma ve gözaltı içerikli mahkeme kararını uygulaması gereken emniyet teşkilatı, anayasa ve kanunlara aykırı biçimde görevini yapmıyor. Karara konu olan kişi ve kurumlar medyaya sızdırılarak, delil karartma için vakit ve imkân oluşturuluyor. Yazılı emrin uygulanmadığını gören savcı, polis şefleriyle şifahi görüşme yapıyor. Sonuç değişmiyor. Nihayet dosya Savcı Muammer Akkaş’tan alınıyor. Savcı, soruşturma yapmasının engellendiğini ve delil karartıldığını ileri süren bir beyanat veriyor.Başsavcı Turhan Çolakkadı, bir gün önce sekretaryası aracılığı ile ‘soruşturma yok’ diyor. Dün kamera karşısına geçip soruşturma dosyasını görevli savcıdan niye aldığını anlatırken, 24 saat önceki açıklamayı izah etmiyor. Bu arada Cumhuriyet Savcısı Akkaş’ın kendisini bilgilendirdiğini itiraf ediyor. ‘Savcı dosyayı gizlice emniyete intikal ettirdi’ gibi tuhaf bir cümle de kuruyor Çolakkadı. Mahkeme kararına dönüşmüş bir savcılık talebinin gizlice emniyete intikal etmesi ne demek! Çolakkadı, yargısız infaz yaparak bilgileri medyaya savcının sızdırdığını ileri sürüyor. Normalde teftiş mekanizmasının işlemesi ve Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun devreye girmesi gerekiyor. Siyasiler, yargı mensuplarını ‘beraat-ı zimmet asıldır’ ilkesi dışında tutuyordu, aynı fiili başsavcının işlemesi acıklıdır. Varsa şüphenizi destekleyecek deliliniz, usulüne uygun şekilde denetim mekanizmalarını işletirsiniz, bu kadar basit!Anayasa’nın denetleme görevini kendisine verdiğini hatırlatan HSYK Genel Kurulu, dünkü açıklamada şunları söylüyor: “Anayasa ile HSYK kanunu, hâkim ve savcıların görevlerini; kanun, tüzük, yönetmeliklere ve genelgelere uygun olarak yapıp yapmadıklarını denetleme; görevlerinden dolayı veya görevleri sırasında suç işleyip işlemediklerini… araştırma ve gerektiğinde haklarında inceleme ve soruşturma işlemleri yapma yetkisini HSYK’ya vermiştir.” Başsavcı Çolakkadı’nın dikkat çektiği son yönetmelik, HSYK beyanatında ‘Anayasaya ve Ceza Muhakemeleri Kanunu’na açıkça aykırı’ cümlesiyle niteleniyor. Hukuk savcıların özerkliği üzerine kuruludur; başsavcıyla ilişkisi gevşek ve dosya tevzii ile sınırlı. Dosyayı alan savcı her adımda dönüp başsavcılıktan izin almaz. Eleştirilen son yönetmelikte bile ‘bilgi verir’ deniliyor. Hukuk çiğnenerek gelinen ‘bilgi verir’ ifadesinden ‘izin alır’ anlamının çıkarılması ‘Yeni Türkiye’de bile mümkün değil.Dosyayı yürüten savcının emrini yerine getirmemek suç. Emir daha sonra kendisi ya da atanan savcı tarafından geri alınsa bile suç ortadan kalkmaz. Savcının daha önemlisi, mahkemenin kararını uygulamayan kolluk mensupları açıkça suç işlemiştir. Tutanakla tespit edilen ihlal, hukuka uygun şekilde sonuçlanana kadar adı geçenleri takip edecektir. Nitekim HSYK, kanundaki hükümlerin altını şöylece çiziyor: “Cumhuriyet savcılarının sözlü veya yazılı istem ve emirlerini yapmakta kötüye kullanma veya ihmalleri görülen kolluk amir ve memurları hakkında da cumhuriyet savcılarınca doğrudan soruşturma yapılacağı hususları kanunlarda açıkça vurgulanmıştır.” Doğrudan ifadesi, herhangi bir makamdan izin almaya ihtiyaç duymadan demektir. Yani kolluk amirleri başka durumlardaki gibi izin müessesesinden yararlanamayacak.HSYK Genel Kurulu’nun, kuvvetler ayrımı ve kanun önünde eşitlik ilkesine dikkat çekmesi çok önemli. Şu cümle ise hukuk devleti konusundaki umudumuzu yeniledi: “Yasama ve yürütme organlarına karşı bağımsızlığı korunan yargı, yönetenlere karşı yönetilenlerin güvencesidir. Hukuka aykırı eylem ve işlemlerde bulunulması halinde yönetenlerin de herkes gibi yargı tarafından denetlenmesi demokratik hukuk devletinin bir gereğidir.”
Zaman
Ana Sayfa
27.12.2013
BülentKorucu-BaşsavcıdansavcıyayargısızinfazBülent Korucu - Başsavcıdan savcıya yargısız infaz
Yolsuzluk operasyonunda ikinci dalga
Zaman
25.12.2013
15:51
Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunda ikinci dalganın yapıldığı öğrenildi. İkinci dalga operasyonun kara para ve yolsuzluk iddialarını kapsadığı öğrenildi.Soruşturma için operasyon talimatının emniyete ulaştığı ifade ediliyor. Soruşturmayı ise Ergenekon soruşturmasına bakan TMK Savcısı Muammer Akkaşın yürüttüğü belirtiliyor. Soruşturma kapsamında arama ve gözaltı talimatının emniyete ulaştığı ifade edildi. İddiaya göre önümüzdeki saatlerde operasyon başlayacak. Kamuoyunun yakından tanıdığı isimlere yönelik yapılacağı ifade edilen operasyonun yürütülmekte olan soruşturmadan farklı olduğu belirtiliyor.BAŞSAVCI: OPERASYON YOKİstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı: İstanbulda Terörle Mücadele Kanunu (TMK) kapsamında yürütülen bir soruşturma veya operasyon yok
Zaman
En Çok Okunan
25.12.2013
YolsuzlukoperasyonundaikincidalgaYolsuzluk operasyonunda ikinci dalga
Adli Kolluk Yönetmeliği'nde değişikliğe iptal başvurusu
Zaman
23.12.2013
14:46
Malatya’da avukat Bayram Özcan, güvenlik güçlerine her türlü soruşturmada amirlerine bilgi verme zorunluluğu getiren yeni yönetmeliğin iptali için idare mahkemesine başvuru yaptı. Bayram Özcan, Malatya İdare Mahkemesi’ne yaptığı başvuruda İçişleri Bakanlığı ve Adalet Bakanlığınca çıkarılan ‘Adli Kolluk Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair’ yönetmelikle emniyet ve jandarma görevlilerine adli olaylarda amirlerine bilgi verme zorunluluğu getirildiğini belirtti. Yapılan değişikliklerin hukukun evrensel ilkelerine, anayasaya ve yasalara aykırı olduğunu ifade eden Özcan, düzenleme sonucu adli kolluk görevlilerinin pasif hale getirildiğini ifade etti. Her türlü soruşturmanın üst makamlara bildirilmesi ile cumhuriyet savcısı ve adli kolluk görevlilerin bağımsız hareket edemeyeceği gibi delillerin de karartılmasının mümkün hale getirildiğinin altını çizen Özcan, şöyle devam etti: “Söz konusu yönetmelik tam da 17 Aralık günü kamuoyuna duyurulan soruşturma süreci ve aralarında İçİşleri Bakanı Muammer Güler’in oğlunun da bulunduğu bir takım şahısların tutuklanması ile sonuçlanan adli soruşturmaların üzerine kabul ile yayımlanmıştır. Zamanlama itibariyle söz konusu yönetmelik değişikliğinin ucu İçişleri Bakanının oğluna dayanan ve ancak daha ilerisinde nerelere dayanacağı şu anda kestirilemeyen soruşturmaları akamete uğratmaya matuf olduğu kanaati, tüm kamuoyunda olduğu gibi bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak bende de hâsıl olmuştur. Nitekim bu değişiklik ile siyasi iktidar sahibi olan hükümetin atanmalarında birinci derecede etkili olduğu C. Başsavcılığı ve valilik gibi makamlar her türlü soruşturmada karar ve söz sahibi yapılmıştır. Bu durumda bağımsız yargı erkinin en önemli unsurlarından olan cumhuriyet savcılığının ve cumhuriyet savcılarının yerine göre siyasi iktidar sahiplerine karşı etkili soruşturma yapabilme ve hatta belki de soruşturma yapabilme güç ve imkânı tamamen siyasi iktidarın inisiyatifine bırakılmıştır. Değişiklik yapan yönetmelik ile adli kolluk tamamen ortadan kaldırılmıştır. Bu durumda söz gelimi vali, bakan, adalet bakanının ve yahut hepsinin birlikte korumak isteyebileceği kişi ve kurumlara karşı yapılabilecek soruşturmalarda cumhuriyet savcıları ve artık yok edilen adli kolluk bağımsız olarak hareket edemeyecektir. Delillerin karartılabilmesi mümkün olabilecektir. En azından kamuoyu ve bir Türkiye Cumhuriyeti ferdi olarak benim nazarımda bu endişe hep bulunacaktır.” Değişiklikle kuvvetler ayrılığı ilkesinin ortadan kaldırıldığını vurgulayan Özcan, “Söz konusu Adli Kolluk Yönetmeliğinde Değişiklik Yapan Yönetmelik nedeniyle 5271 Sayılı Ceza Muhakemeleri Kanunu’nda (CMK) adli kolluk ile ilgili olarak cumhuriyet savcısının ve hâkimin yetkileri de tamamen ortadan kaldırılmış ve değiştirilmiş olacaktır. Böylelikle bağımsız yargı güçsüz, genel idarenin emir ve denetimindeki kolluk karşısında kararları ile işlevsiz bir hale getirilmiş olacak, bu nedenle de yeterince bağımsız olamayacaktır. Söz konusu değişiklikle nedeniyle yüzyıllardan süzülüp gelen ve demokratik hukuk devletinin onsuz olmazı olduğu ittifakla kabul gören kuvvetler ayrılığı ilkesi büyük bir yara almış ve hatta ortadan kalkmış olacaktır. Seçim yasaları ve bilhassa seçim barajları ile iktidara zaten çok güçlü olarak gelen iktidar yani yürütme erki yasamada zaten ekseriyeti elinde bulundurup çok güçlü olmakla birlikte yargı bakımından da istemediği soruşturmaları yaptırmama yahut delilleri karartmak suretiyle akamete uğratma gücünü de ellerine geçirecektir. Bu nedenle denetlenemez bir güç olarak yürütme tüm kuvvetlerin yegâne sahibi olacaktır. Hiç bir zaman ve hiç bir dönemde Türkiye Cumhuriyeti devletimizin bekası, temel hak ve hürriyetleri, kuvvetler ayrılığı ve yargının bağımsızlığı ilkeleri (üstelik içlerinden birisinin oğlu rüşvete aracılık isnadıyla bağımsız yargı tarafından tutuklanmış olan) iki bakanın imzasına terk edilemez” ifadelerini kullandı. Özcan, “Yukarıda arz ve izah olunan nedenlerle bir Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olarak millet ve vatan bağımın oluşturduğu ilgi ve çıkarlarımın kabulü ile adli kolluk yönetmeliğinde değişiklik yapan yönetmeliğin iptalini dava etmek ve ayrıca 17 Aralık 2013 günü kamuoyuna duyurulan ve içlerinde yürütme organında bir bakan olarak İç İşleri Bakanının oğlunun da yer aldığı bir kısım şüphelilerin bulunduğu soruşturmaların halen devam ettiği ve yolsuzlukların kimlere yahut hangi makamlara gideceği henüz bilinmediğinden yürütmenin durdurulmasını talep etme gereği hâsıl olmuştur. Adli kolluk yönetmeliğinde değişiklik yapan yönetmeliğin hukukun evrensel ilkelerine, anayasamızda yer alan yargının bağımsızlığı, hukuka bağlı devlet (esasen hukukla bağlı devlet), kuvvetler ayrılığı ilkelerine, 5271 s. Ceza Muhakemesi Kanununda Adli Kolluk ile ilgili hükümlerine aykırı olması nedeniyle iptalini talep ediyoruz. 17 Aralık’ta kamuoyuna duyurul
Zaman
Son Dakika
23.12.2013
AdliKollukYönetmeliğindedeğişikliğeiptalbaşvurusuAdli Kolluk Yönetmeliğinde değişikliğe iptal başvurusu
Görevden almalar soruşturmaya gölge düşürdü
Zaman
19.12.2013
02:01
Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yürüten şube müdürlerinin görevden alınması ile soruşturmada iki savcının daha görevlendirilmesi, hukukçular tarafından ‘soruşturmayı sonuçsuz bırakmak için yapılan bir girişim’ olarak yorumlandı.Yasama ve yürütmenin yargısal tasarruflara müdahale etmemesi gerektiğini belirten Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Yazıcı, söz konusu iki gelişmenin soruşturmaya şüphe düşürecek uygulamalar olduğunu söyledi. Daha soruşturmanın başında şube müdürlerinin görevden alınmasının doğru olmadığını dile getiren eski Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcısı Ahmet Gündel de hükümete düşen görevin soruşturmanın önünü açmak olduğunu kaydetti. Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Akpınar da şu uyarıda bulundu: “Görevden almalar, suçu kabullenmedir.” Hukukçuların ve akademisyenlerin görüşleri şöyle:Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Yazıcı:Kamuoyu burada bütün işlemlerin hukuka uygun olarak dürüstçe yürütüldüğünü bilmek ister. Bundan emin olmak ister. Ama bu tür yer değişiklikleri kamuoyunun bu beklentilerine şüphe düşürecek uygulamalar. Bir hukuk devletinde yapılan bütün hukuki işlemlerin hukuki dayanağı olmalı. O hukuki dayanak da kamuoyuna açıklanmalı. Dolayısıyla bu işten el çektirmelerin hukuki gerekçesi varsa onun da kamuoyuna açıklanması gerekir. Olaya kuvvetler ayrılığı ilkesi yönünden bakarsak; ne yasamanın ne yürütmenin yargısal tasarruflara müdahale etmemesi gerekir. Demokratik bir devlet düzeninde kamu işlemlerinin şeffaflığı çok önemli. Kamuoyu da yürütülen bütün işlemlerin hukuka uygun ve şeffaf olmasını bekliyor.Emekli Askerî Hakim Ümit Kardaş: Soruşturmaya 2 yeni savcının atanması bir telaşın göstergesi. Hükümetin panik atak bir şekilde hamleler yapması ciddi soru işaretleri oluşturuyor. Bu kadar çok polis müdürünü görevden almak soruşturmayı akamete uğratmak anlamına geliyor. Halbuki adı geçen bakanların derhal istifa etmesi lazım. Çünkü bu soruşturma bakanlar yerinde otururken yürütülemez. Ayrıca soruşturma eğer savcı tarafından yürütülüyorsa şube müdürlerinin bu soruşturma hakkında il emniyet müdürünü ve valiyi bilgilendirme zorunluluğu yok.Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Akpınar:Şube müdürlerinin görevlerinden alınması ve davaya yeni savcılar eklenmek istenmesi, adli soruşturma sürecine müdahaledir. Eğer soruşturmaya daha keskin müdahale olursa bu, Türkiye’de demokratik yönetim ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin olup olmadığı sorularını beraberinde getirecektir. Bu müdahaleler, suçu sahiplenmek olur. Bu kadar uzun süre iktidarda kalan bir parti için bu iddiaların olması normal ve bu iddialar partinin temizlenmesi için bir fırsat. Yeni savcı atamaları da hukuka aykırıdır. Bu müdahaleler, iyi niyetle bağdaştırılamaz.Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Gündel:Şube müdürlerinin görevden alınmasını doğru bulmuyorum. Yapılmakta olan bir soruşturma var. Daha soruşturmanın başında emniyet müdürlerinin görevden alınması doğru değil. Burada hükümete düşen görev, soruşturmanın önünü açmak. Birilerinin hükümete karşı bir komplo içerisinde olduğu noktasında bir düşünce var. Oysa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ciddi bir soruşturmadan bahsediyor. Bu bakımdan soruşturmanın devamını ve sonucunu görmeden soruşturmaya karşı bir tavır takınmak doğru bir yaklaşım olmaz. Ayrıca İstanbul başsavcı vekilinin gözetiminde yürüyen bir soruşturma var. Aynı kişiler bu soruşturmaya birkaç savcı daha ilave ediyorlar. Soruşturmanın daha sağlıklı ve daha kısa sürede sonuçlandırılması yönünde bir takviyeyi uygun görmüşler. Burada herhangi bir art niyet görmüyorum. Şu ana kadar yargıya bir müdahale söz konusu değil.Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek: Gözaltılar var ve gözaltı süresi dolmadan soruşturmanın tamamlanması elbette ki başsavcının dikkat etmesi gereken konulardan bir tanesi. Bu bağlamda eğer görevli cumhuriyet savcıları, süreci tamamlamada geç kalacaksa takviye etmek bakımından görev verilebilir. Burada görevden alma söz konusu olmadığından hukuka aykırılık yoktur. Bu tür olaylarda soruşturmanın adil yapılması kadar adil yaptığı olgusunun da kamuoyuna verilmesi lazım. Ne yapılıyor, endişeleri toplumda oluşuyor. Soruşturmanın selametine zarar vermeyecek ölçüde bir şeffaflıkla basın sözcüleri veya bizzat başsavcı tarafından bilgilendirme yapılması gerekir.
Zaman
Güncel
19.12.2013
GörevdenalmalarsoruşturmayagölgedüşürdüGörevden almalar soruşturmaya gölge düşürdü
Görevden almalar soruşturmaya gölge düşürdü
Zaman
19.12.2013
02:01
Rüşvet ve yolsuzluk operasyonunu yürüten şube müdürlerinin görevden alınması ile soruşturmada iki savcının daha görevlendirilmesi, hukukçular tarafından ‘soruşturmayı sonuçsuz bırakmak için yapılan bir girişim’ olarak yorumlandı.Yasama ve yürütmenin yargısal tasarruflara müdahale etmemesi gerektiğini belirten Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Yazıcı, söz konusu iki gelişmenin soruşturmaya şüphe düşürecek uygulamalar olduğunu söyledi. Daha soruşturmanın başında şube müdürlerinin görevden alınmasının doğru olmadığını dile getiren eski Yargıtay Cumhuriyet Baş Savcısı Ahmet Gündel de hükümete düşen görevin soruşturmanın önünü açmak olduğunu kaydetti. Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Akpınar da şu uyarıda bulundu: “Görevden almalar, suçu kabullenmedir.” Hukukçuların ve akademisyenlerin görüşleri şöyle:Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Serap Yazıcı:Kamuoyu burada bütün işlemlerin hukuka uygun olarak dürüstçe yürütüldüğünü bilmek ister. Bundan emin olmak ister. Ama bu tür yer değişiklikleri kamuoyunun bu beklentilerine şüphe düşürecek uygulamalar. Bir hukuk devletinde yapılan bütün hukuki işlemlerin hukuki dayanağı olmalı. O hukuki dayanak da kamuoyuna açıklanmalı. Dolayısıyla bu işten el çektirmelerin hukuki gerekçesi varsa onun da kamuoyuna açıklanması gerekir. Olaya kuvvetler ayrılığı ilkesi yönünden bakarsak; ne yasamanın ne yürütmenin yargısal tasarruflara müdahale etmemesi gerekir. Demokratik bir devlet düzeninde kamu işlemlerinin şeffaflığı çok önemli. Kamuoyu da yürütülen bütün işlemlerin hukuka uygun ve şeffaf olmasını bekliyor.Emekli Askerî Hakim Ümit Kardaş: Soruşturmaya 2 yeni savcının atanması bir telaşın göstergesi. Hükümetin panik atak bir şekilde hamleler yapması ciddi soru işaretleri oluşturuyor. Bu kadar çok polis müdürünü görevden almak soruşturmayı akamete uğratmak anlamına geliyor. Halbuki adı geçen bakanların derhal istifa etmesi lazım. Çünkü bu soruşturma bakanlar yerinde otururken yürütülemez. Ayrıca soruşturma eğer savcı tarafından yürütülüyorsa şube müdürlerinin bu soruşturma hakkında il emniyet müdürünü ve valiyi bilgilendirme zorunluluğu yok.Turgut Özal Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Mahmut Akpınar:Şube müdürlerinin görevlerinden alınması ve davaya yeni savcılar eklenmek istenmesi, adli soruşturma sürecine müdahaledir. Eğer soruşturmaya daha keskin müdahale olursa bu, Türkiye’de demokratik yönetim ve kuvvetler ayrılığı ilkelerinin olup olmadığı sorularını beraberinde getirecektir. Bu müdahaleler, suçu sahiplenmek olur. Bu kadar uzun süre iktidarda kalan bir parti için bu iddiaların olması normal ve bu iddialar partinin temizlenmesi için bir fırsat. Yeni savcı atamaları da hukuka aykırıdır. Bu müdahaleler, iyi niyetle bağdaştırılamaz.Eski Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Ahmet Gündel:Şube müdürlerinin görevden alınmasını doğru bulmuyorum. Yapılmakta olan bir soruşturma var. Daha soruşturmanın başında emniyet müdürlerinin görevden alınması doğru değil. Burada hükümete düşen görev, soruşturmanın önünü açmak. Birilerinin hükümete karşı bir komplo içerisinde olduğu noktasında bir düşünce var. Oysa İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, ciddi bir soruşturmadan bahsediyor. Bu bakımdan soruşturmanın devamını ve sonucunu görmeden soruşturmaya karşı bir tavır takınmak doğru bir yaklaşım olmaz. Ayrıca İstanbul başsavcı vekilinin gözetiminde yürüyen bir soruşturma var. Aynı kişiler bu soruşturmaya birkaç savcı daha ilave ediyorlar. Soruşturmanın daha sağlıklı ve daha kısa sürede sonuçlandırılması yönünde bir takviyeyi uygun görmüşler. Burada herhangi bir art niyet görmüyorum. Şu ana kadar yargıya bir müdahale söz konusu değil.Emekli Cumhuriyet Başsavcısı Reşat Petek: Gözaltılar var ve gözaltı süresi dolmadan soruşturmanın tamamlanması elbette ki başsavcının dikkat etmesi gereken konulardan bir tanesi. Bu bağlamda eğer görevli cumhuriyet savcıları, süreci tamamlamada geç kalacaksa takviye etmek bakımından görev verilebilir. Burada görevden alma söz konusu olmadığından hukuka aykırılık yoktur. Bu tür olaylarda soruşturmanın adil yapılması kadar adil yaptığı olgusunun da kamuoyuna verilmesi lazım. Ne yapılıyor, endişeleri toplumda oluşuyor. Soruşturmanın selametine zarar vermeyecek ölçüde bir şeffaflıkla basın sözcüleri veya bizzat başsavcı tarafından bilgilendirme yapılması gerekir.
Zaman
Ana Sayfa
19.12.2013
GörevdenalmalarsoruşturmayagölgedüşürdüGörevden almalar soruşturmaya gölge düşürdü
Reddi hakim talebi reddedildi
Zaman
02.09.2013
19:10
28 Şubat sürecinde, hükümeti devirmeye teşebbüs ettikleri iddiasıyla 103 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması sona erdi. Duruşmanın sona ermesinden sonra tutkulu sanıklar tekrar cezaevine gönderildi. Tutuklu sanıklar adliyeden çıkarılırken geniş güvenlik önlemleri aldı.Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmanın sabahki bölümünde sanık avukatları reddi hakim talebinde bulundu. Mahkeme heyeti, konuya ilişkin bir karar verdi. 28 Şubat davasında üye Hakim Hakan Oruça ilişkin reddi hakim talebi mahkeme heyeti tarafından reddedildi. CMKya göre kanuna aykırı bir durum olmadığı ifade edildi.KİMLİK TESPİTİ YAPILDI28 Şubat dönemine ilişkin 103 sanığın Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini cebren devirmeye, düşürmeye iştirak suçundan yargılanacağı davanın ilk duruşması Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde başladı. Davanın tutulu sanıkları ilk duruşma için yoğun güvenlik önlemleri altında Ankara Adliyesine getirildi. Sanıkların gelişi sırasında adliyeye önünde bekleyen yakınları alkışlarla karşıladı. Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi, başkan, 2 üye hakim ve 2 savcı ile duruşmaya çıktı. Mahkeme başkanı ilk duruşmayı açtı ve sanıkların kimlik tespitine geçti.Bir avukatın Müvekkilimi soruşturmada tutuklayan hâkim heyette olamaz. diye itirazı üzerine mahkeme duruşmaya ara verdi. Mahkeme başkanı, müşteki ve mağdur avukatlarının kimlik tespitine geçti. Saat 15.00e kadar duruşmaya ara verildi. Ankara 11.Ağır Ceza Mahkemesi dava salonunda tutuklu-tutuksuz sanıklar, sanık avukatları ve gazeteciler aynı salonda yer aldı. İzleyiciler ve müştekiler ise birleştirilen yan salonda davayı takip etti.BİR NUMARALI SANIK DURUŞMADA YOK!Davanın bir numaralı sanığı olan dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı, sağlık sorunları nedeniyle duruşmaya katılmadı. Karadayının avukatı müvekkilinin sağlık durumunu gösteren raporu mahkemeye sundu.Sanıklar arasında, Batı Çalışma Grubu’nu kurduğu iddia edilen emekli orgeneraller Çevik Bir, Çetin Doğan ve Erol Özkasnak, eski kuvvet komutanları Ahmet Çörekçi, Hikmet Köksal, Teoman Koman, Fevzi Türkeri, Erdal Ceylanoğlu, eski MGK Genel Sekreteri İlhan Kılıç, MHP milletvekili emekli Korg. Engin Alan gibi isimler yer alıyor. Eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz de tek sivil sanık.TANSU ÇİLLER, ESKİ BAKAN VE VEKİLLER MAĞDUR28 Şubat davası iddianamesinde, dönemin Başbakan Yardımcısı Tansu Çiller başta olmak üzere dönemin İçişleri Bakanı MHP Milletvekili Meral Akşener, eski bakanlar Hasan Celal Güzel, Teoman Rıza Güneri, Şevket Kazan ve milletvekili seçilmesine karşın Mecliste yemin edemeyen Merve Kavakçının da aralarında bulunduğu 481 kişi ise mağdur olarak yer alıyor.DEMİRELİN TANIK OLARAK DİNLENMESİ İSTENDİ6 Eylüle kadar kesintisiz sürecek davada, müşteki avukatları dönemin Cumhurbaşkanı Süleyman Demirelin tanık olarak dinlenmesini talep etti.Cumhuriyet Savcısı Kemal Çetin ise mütalaasında eski Bakan Hasan Celal Güzelin suç duyurusu üzerine açılan soruşturmada Ankara Devlet Güvelik Mahkemesi Başsavcılığı tarafından etkin bir soruşturma yürütülmeden takipsizlik kararı verildiğini söyledi. Yürürlükte olan Ceza Muhakemesi Kanununun (CMK) soruşturma engelinin ortadan kaldırdığını anlatan Çetin, 28 Şubat soruşturması için yüzlerce suç duyurusu bulunduğunu hatırlattı. CMK 173. maddesinin sadece Güzelin suç duyurusu için uygulanabileceğini dile getiren Çetin, 19.07.2013 tarihinde İstanbul 13. Ağır Ceza Mehkemesi tarafından verilen soruşturmanın devam ettirilmesiyle ilgili de kararın doğru olduğunu ve sanık avukatlarının talebinin reddedilmesini istedi. Dönemin Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayının Türkiye Cumhruiyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya ve vazife görmesini kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ettiğine dikkat çekerek bunun görev suçu olmadığını ve Yüce Divanın görev alanına girmediğini vurguladı. Savcı Çetinin mütalaasının ardından sanık avukatları mahkemeye itiraz etti. Mahkeme Başkanı Tayyar Köksal da avukatların taleplerin yarın dinleyeceğini söyleyerek duruşmaya ara verdi. Duruşma yarın saat 10.00da kaldığı yerden devam edecek. 28 Şubat iddianamesinin okunması bekleniyor.TARİHİ DAVA NASIL BAŞLADI?Ankara Cumhuriyet Başsavcılığınca yürütülen soruşturma, avukat Yunus Akyolun suç duyurusu üzerine başlatıldı. Ardından 12 Nisan 2012de ilk dalga operasyon yapıldı. Soruşturma boyunca aralarında emekli orgeneraller Çevik Bir, Erdal Ceylanoğlu, Çetin Doğan, Teoman Koman, Fevzi Türkeri ile emekli tümgeneral Erol Özkasnak, MHP İstanbul Milletvekili emekli Korgeneral Engin Alan ve eski YÖK Başkanı Kemal Gürüzün de bulunduğu 76 kişi tutuklandı.Şüpheli sıfatıyla ifadesi alınan eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı hakkında adli kontrol kararı verilerek serbest bırakıldı.Soruşturma sonunda Cumhuriyet savcıları Mustafa Bilgili ve Kemal Çetin tarafından hazırlanan iddianame, 22 Mayıs 2013 tarihin
Zaman
Son Dakika
02.09.2013
ReddihakimtalebireddedildiReddi hakim talebi reddedildi
28 Şubat davasında ses sorunu çıktı; iddianame okunması öğleden sonraya kaldı
Zaman
02.09.2013
14:01
28 Şubat sürecinde, hükümeti devirmeye teşebbüs ettikleri iddiasıyla 103 kişi hakkında açılan davanın ilk duruşması başladı. Ankara 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen dava, 6 Eylüle kadar kesintisiz sürecek. Duruşmanın başlamasıyla birlikte 103 sanığın kimlik tespiti yapılmaya başladı. Duruşma, Ankara Adliyesinde yan yana bulunan 10. ve 11. Ağır Ceza Mahkemesinin kullandığı salonlar arasındaki duvar yıkılarak oluşturulan salonda görülüyor. Duruşmada sanıklardan Çetin Doğan ile CHP Tunceli Milletvekili Kamer Genç, kucaklaştı. Bir ara eski YÖK Başkanı Kemal Gürüz, oturduğu yerden kalktı ve salonda gözlem yaptı. Daha sonra avukatıyla bir süre konuştu. Rahat tavırlarıyla dikkat çeken sanıkların, zaman zaman yakınlarıyla el işaretiyle selamlaştığı görüldü. Mağdurlardan Şeref Malkoç başta olmak üzere 28 Şubat sürecinde mağdur olanların avukatları da duruşmada hazır bulunuyor. Duruşma salonunda yaşanan ses sistemindeki sıkıntının giderilmesi uzun bir süre sürdü. Daha sonra sorunun giderilmesinin ardından duruşma kaldığı yerden devam etti. Mahkeme heyeti, kimlik tespit işlemini tamamladı. Mahkeme heyeti, Başkan Tayyar Köksal ile üyeler Süleyman Köksaldı ve Hakan Oruçtan oluşuyor. Hakim Kadriye Çatal da yedek üye olarak salonda bulunuyor. Cumhuriyet savcısı ise Kemal Çetin.Yaşanan karışıklar ve ses sistemindeki sorun sebebiyle bazı sanık avukatları, duruşmaya ara verilmesini ve kendilerinin başsavcılığa çıkmak istediklerini ifade ettiler. Ancak Mahkeme Başkanı Köksal, Duyacağınız fazla bir şey yok. karşılığını verdi. Mahkeme Başkanı Tayyar Köksal, MGK Genel Sekreterliği Hukuk Müşavirliğinin, 28 Şubat 1997 tarihindeki tutanakların açıklanmadığına ilişkin cevap verdiğini, 54. hükümetin istifasına ilişkin mektubun ise Başbakanlık tarafından gönderildiğini açıkladı.Bu arada sanık avukatları, soruşturma evresinde olan bir kişinin kovuşturma evresinde olamayacağı gerekçesiyle heyet üyelerinden Hakan Oruçun çıkarılmasını talep etti. Savcının izin almadan soruşturmayı buraya getirdiğini ve savcının görev suçu işlediğini, ileride bundan dolayı ceza alacağını iddia ettiler. Mahkemenin savcının görev suçuna iştirak etmemesini istedi ve yargılamayı hemen durdurmasını talep ettiler. Yargılamanın ise sivil mahkemede değil askeri mahkemede yapılması gerektiğini iddia ettiler.Avukat Celal Ülgen, TRT spikerlerinin mahkeme heyetinin yanında oturmasına itiraz etti. Cumhuriyet savcısının dahi heyet ile aynı yerde oturmasına karşı çıktıklarını hatırlatan Ülgen, savcıyı aşağıya indirmeye çalışırken spikerlerin de oraya oturtulmasının Timurun fillerini hatırlattığını kaydetti. Bu durum salonda gülüşmelere yol açtı. Duruşmaya öğlen arası verildi. Duruşmanın öğleden sonraki bölümünde ise TRT spikerleri Şener Mete ile Fulin Arıkanın iddianameyi okuması bekleniyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
02.09.2013
28Şubatdavasındasessorunuçıktı;iddianameokunmasıöğledensonrayakaldı28 Şubat davasında ses sorunu çıktı; iddianame okunması öğleden sonraya kaldı
Sierra'nın katil zanlısı 'Laz Ziya' hakim karşısına çıkıyor
Zaman
02.09.2013
09:50
Amerikalı turist Sarai Sierranın katil zanlısı Laz Ziya lakaplı Ziya T., yarın ilk kez hakim karşısına çıkıyor. Nitelikli adam öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istenilen zanlının ayrıca, nitelikli cinsel saldırı ve kişinin ölmesinden yararlanarak hırsızlık suçlarından da 10 yıldan 19 yıla kadar hapsi talep ediliyor.Fotoğraf çekmek için Amerikadan İstanbula gelen Sarai Sierra, 21 Ocak 2013te eşi ile görüşmüş daha sonra kayıplara karışmıştı. Emniyetin yoğun çalışması sonucu 2 Şubatta Cankurtarandaki surlarda Sarai Sierranın cansız bedenine ulaşılmıştı. Başlatılan soruşturma kapsamında katil zanlısı Ziya T.nin Suriyeye kaçtığı tespit edilmişti. Ziya T., cesedin bulunmasından 74 gün sonra 17 Mart tarihinde Suriyedeki muhalifler tarafından yakalanarak sınırda emniyet ekiplerine teslim edilmişti.Yakalandıktan sonra cinayeti işlediğini itiraf eden Ziya T. ifadesinde, Sierrayla Sarayburnundaki surlarda karşılaştıklarını kendisini öpmek istediğini fakat Sierranın kendisini engelleyerek cep telefonuyla burnuna vurduğunu, bunun üzerine kendisinin Sierrayı iterek yere düşürdüğünü söylemişti. Sonrasında Sierrayı ayaklarından sürükleyerek mağara gibi bir yere götürdüğünü belirten Ziya T., Bana karşı koydu, taşla başıma vurdu, başım kanadı. Öpmek isteyince kafama yine vurdu, canımın acısıyla ben de taş alıp kafasına vurdum. Sersemledi, bir daha vurdum. Öldü sanıp uzaklaştım ifadelerini kullanmıştı.İfade işlemlerinin ardından tutuklanan Ziya T. hakkında hazırlanan iddianame, mahkemece kabul edilmişti. Cumhuriyet Savcısı Hüseyin Kaplanın hazırladığı iddianamede Adli Tıp Kurumunun tecavüz yok raporuna yer verilerek Sierranın anal bölgesi, göğüs ve boyun bölgesinde şüpheli Ziya T.ye ilişkin vücut doku örneklerinin de bulunduğu ifade edilmişti.İddianameyi kabul eden İstanbul 5.Ağır Ceza Mahkemesi davanın 3 Eylülde görülmesine karar vermişti. Çağlayandaki İstanbul Adalet Sarayında ilk kez hakim karşısına çıkacak katil zanlısı Ziya T. hakkında nitelikli adam öldürme suçundan ağırlaştırılmış müebbet, nitelikli cinsel saldırı ve kişinin ölmesinden yararlanarak hırsızlık suçlarından da 10 yıldan 19 yıla kadar hapis cezası talep ediliyor.(İHA)
Zaman
Son Dakika
02.09.2013
SierranınkatilzanlısıLazZiyahakimkarşısınaçıkıyorSierranın katil zanlısı Laz Ziya hakim karşısına çıkıyor
Ali İsmail’in katil zanlısı 4 kişi tutuklandı
Zaman
08.08.2013
02:07
Gezi Parkı eylemlerinde dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın katil zanlıları yakalandı. Silindiği belirtilen, olay yerindeki bir fırına ait kamera kayıtları, kriminal ekiplerince geri getirildi. Zanlılar tespit edilirken, 1’i kamu görevlisi 4 kişi tutuklandı. Başsavcı, kaydı polisin değil esnafın sildirdiğine dikkat çekti: “İlk görüntülerin olayla ilgisi yok. Oradan yola çıksaydık daha büyük mağduriyetler olurdu. Aleyhimize yapılan yorumlar karşısında soruşturmanın selameti için sustuk.”Eskişehir’deki Gezi Parkı eylemlerinde Ali İsmail Korkmaz’ın hayatını kaybetmesiyle ilgili soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Silindiği ileri sürülen, bir fırına ait güvenlik kamerası görüntüleri jandarma kriminalde geri getirildi. Görüntülerden, Korkmaz’ı dövenler net olarak belirlendi, 8 kişi gözaltına alındı. Biri kamu görevlisi olan 4 kişi tutuklandı. İ.K., M.S., R.K. ve M.V. isimli şahıslar, cezaevine gönderildi. Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüyle ilgili, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın görevlendirdiği savcının konuya ilişkin soruşturması sürüyor. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2013/15656 numaralı dosyası üzerinden devam eden soruşturma kapsamında, 18’den fazla kişinin ifadesine başvuruldu, 50’den fazla kamera görüntüsü incelendi. Ancak olay gününe ait farklı mekanlara ait 3 güvenlik kamerası görüntüsü ise açılamadı, bazılarında ise görüntü olmadığı ortaya çıktı. Bunun üzerine başsavcılık soruşturmayı derinleştirdi. Bu görüntülerden birinin işyeri sahibince o esnada elektrikleri kestiği için kameralarca kaydedilmediği belirlendi. Savcılık 2 kamera görüntüsünün açılması ve görüntülerin geri getirilmesi için Adli Tıp Kurumu ile jandarma kriminale gönderdi. Jandarma kriminal, olay günü bölgedeki bir fırına ait olan ve silindiği ileri sürülen güvenlik kamerası görüntüleriyle ilgili çalışmasını tamamladı ve görüntüleri geri getirdi. Söz konusu CD’deki görüntülerde Korkmaz’ın dövülmesi olayını gerçekleştirenler net olarak belirlendi.‘SORUŞTURMANIN SELAMETİ İÇİN SUSTUK’Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Orhan Çetingül, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hasan Gönen ile birlikte adliyede basın toplantısı düzenledi. Kendilerini baskı altına alan, zan altında bırakan, kamuoyunu yanlış yönlendiren, kafa karışıklığına yol açan haber ve yorumlara rağmen soruşturmanın gizliliği ilkesi ve soruşturmanın selameti açısından bu zamana kadar susmak zorunda kaldıklarını belirten Başsavcı Çetingül, Korkmaz’ın dövüldüğü olay diye basına servis edilen ilk görüntülerin olayla hiç ilgisinin olmadığını söyledi. “Bu görüntülerden hareketle yola çıkmış olsaydık, yanlış kişiler hakkında işlem yapılmış olacak ve çok daha büyük mağduriyetlere yol açacaktı. Bu görüntüler yayınlandıktan sonra aleyhimize yapılan yorumların insaflı olmadığını düşünüyoruz.” diyen Çetingül, jandarma kriminale göndermiş oldukları görüntülerin çözümünü beklediklerini, olayı aydınlatacak en güvenilir delilin bu olduğunu düşündüklerini söyledi. Çetingül, “Buna rağmen olayın tanığı diye getirilen kişilerin ise bilerek veya bilmeyerek bizi yanlış yönlendirdiklerini gördük. Başka dövülme olayının şüphelisi olan şahıs, sanki Korkmaz olayının failiymiş gibi bize sunuldu. Bazı tanıkların da bu yöndeki ifadesi üzerine bu şahıs tutuklandı. Kamera görüntülerinin gelmesi üzerine derhal serbest bırakıldı.” diye konuştu. Çetingül, kameralardaki silme işleminin polis tarafından değil, olaya karıştığı iddia edilen bir esnaf tarafından bir başka kişiye yaptırıldığını belirtti. Başsavcı Çetingül, bazı internet sitelerinde, ‘Korkmaz’ı öldürdü’ diye resimleri yayınlanıp hedef haline getirilip gözaltına alınan polis memuru H.E.’nin ise Korkmaz’ı dövme olayına hiç karışmadığının tespit edildiğini aktardı. Yapılan soruşturmanın basit gerekçelerle gölgelenmek istendiğine dikkat çeken Çetingül, başka bir iddiaya da cevap verdi: “Soruşturma tamamen savcımızın bilgisi, kontrolü ve hakimiyetinde sürdürülmüştür. Bazı konularda emniyet birimlerimizden yardım aldığımız doğrudur. Ancak soruşturmanın emniyete havale edildiği, emniyete yaptırıldığı söylemi gerçeği yansıtmamaktadır.” Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hasan Gönen ise şu ana kadar 400’e yakın kamera görüntüsünün incelendiğini, ancak kendilerinin işine yarayan görüntülerin silinen kamera görüntüleri olduğunu ve geri getirilen bu görüntülerle faillere ulaşıldığını aktardı.
Zaman
En Çok Okunan
08.08.2013
Aliİsmail’inkatilzanlısı4kişitutuklandıAli İsmail’in katil zanlısı 4 kişi tutuklandı
Ali İsmail’in katil zanlısı 4 kişi tutuklandı
Zaman
08.08.2013
01:55
Gezi Parkı eylemlerinde dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın katil zanlıları yakalandı. Silindiği belirtilen, olay yerindeki bir fırına ait kamera kayıtları, kriminal ekiplerince geri getirildi. Zanlılar tespit edilirken, 1’i kamu görevlisi 4 kişi tutuklandı. Başsavcı, kaydı polisin değil esnafın sildirdiğine dikkat çekti: “İlk görüntülerin olayla ilgisi yok. Oradan yola çıksaydık daha büyük mağduriyetler olurdu. Aleyhimize yapılan yorumlar karşısında soruşturmanın selameti için sustuk.”Eskişehir’deki Gezi Parkı eylemlerinde Ali İsmail Korkmaz’ın hayatını kaybetmesiyle ilgili soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Silindiği ileri sürülen, bir fırına ait güvenlik kamerası görüntüleri jandarma kriminalde geri getirildi. Görüntülerden, Korkmaz’ı dövenler net olarak belirlendi, 8 kişi gözaltına alındı. Biri kamu görevlisi olan 4 kişi tutuklandı. İ.K., M.S., R.K. ve M.V. isimli şahıslar, cezaevine gönderildi. Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüyle ilgili, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın görevlendirdiği savcının konuya ilişkin soruşturması sürüyor. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2013/15656 numaralı dosyası üzerinden devam eden soruşturma kapsamında, 18’den fazla kişinin ifadesine başvuruldu, 50’den fazla kamera görüntüsü incelendi. Ancak olay gününe ait farklı mekanlara ait 3 güvenlik kamerası görüntüsü ise açılamadı, bazılarında ise görüntü olmadığı ortaya çıktı. Bunun üzerine başsavcılık soruşturmayı derinleştirdi. Bu görüntülerden birinin işyeri sahibince o esnada elektrikleri kestiği için kameralarca kaydedilmediği belirlendi. Savcılık 2 kamera görüntüsünün açılması ve görüntülerin geri getirilmesi için Adli Tıp Kurumu ile jandarma kriminale gönderdi. Jandarma kriminal, olay günü bölgedeki bir fırına ait olan ve silindiği ileri sürülen güvenlik kamerası görüntüleriyle ilgili çalışmasını tamamladı ve görüntüleri geri getirdi. Söz konusu CD’deki görüntülerde Korkmaz’ın dövülmesi olayını gerçekleştirenler net olarak belirlendi.‘SORUŞTURMANIN SELAMETİ İÇİN SUSTUK’Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Orhan Çetingül, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hasan Gönen ile birlikte adliyede basın toplantısı düzenledi. Kendilerini baskı altına alan, zan altında bırakan, kamuoyunu yanlış yönlendiren, kafa karışıklığına yol açan haber ve yorumlara rağmen soruşturmanın gizliliği ilkesi ve soruşturmanın selameti açısından bu zamana kadar susmak zorunda kaldıklarını belirten Başsavcı Çetingül, Korkmaz’ın dövüldüğü olay diye basına servis edilen ilk görüntülerin olayla hiç ilgisinin olmadığını söyledi. “Bu görüntülerden hareketle yola çıkmış olsaydık, yanlış kişiler hakkında işlem yapılmış olacak ve çok daha büyük mağduriyetlere yol açacaktı. Bu görüntüler yayınlandıktan sonra aleyhimize yapılan yorumların insaflı olmadığını düşünüyoruz.” diyen Çetingül, jandarma kriminale göndermiş oldukları görüntülerin çözümünü beklediklerini, olayı aydınlatacak en güvenilir delilin bu olduğunu düşündüklerini söyledi. Çetingül, “Buna rağmen olayın tanığı diye getirilen kişilerin ise bilerek veya bilmeyerek bizi yanlış yönlendirdiklerini gördük. Başka dövülme olayının şüphelisi olan şahıs, sanki Korkmaz olayının failiymiş gibi bize sunuldu. Bazı tanıkların da bu yöndeki ifadesi üzerine bu şahıs tutuklandı. Kamera görüntülerinin gelmesi üzerine derhal serbest bırakıldı.” diye konuştu. Çetingül, kameralardaki silme işleminin polis tarafından değil, olaya karıştığı iddia edilen bir esnaf tarafından bir başka kişiye yaptırıldığını belirtti. Başsavcı Çetingül, bazı internet sitelerinde, ‘Korkmaz’ı öldürdü’ diye resimleri yayınlanıp hedef haline getirilip gözaltına alınan polis memuru H.E.’nin ise Korkmaz’ı dövme olayına hiç karışmadığının tespit edildiğini aktardı. Yapılan soruşturmanın basit gerekçelerle gölgelenmek istendiğine dikkat çeken Çetingül, başka bir iddiaya da cevap verdi: “Soruşturma tamamen savcımızın bilgisi, kontrolü ve hakimiyetinde sürdürülmüştür. Bazı konularda emniyet birimlerimizden yardım aldığımız doğrudur. Ancak soruşturmanın emniyete havale edildiği, emniyete yaptırıldığı söylemi gerçeği yansıtmamaktadır.” Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hasan Gönen ise şu ana kadar 400’e yakın kamera görüntüsünün incelendiğini, ancak kendilerinin işine yarayan görüntülerin silinen kamera görüntüleri olduğunu ve geri getirilen bu görüntülerle faillere ulaşıldığını aktardı.
Zaman
Güncel
08.08.2013
Aliİsmail’inkatilzanlısı4kişitutuklandıAli İsmail’in katil zanlısı 4 kişi tutuklandı
Ali İsmail’in katil zanlısı 4 kişi tutuklandı
Zaman
08.08.2013
01:52
Gezi Parkı eylemlerinde dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın katil zanlıları yakalandı. Silindiği belirtilen, olay yerindeki bir fırına ait kamera kayıtları, kriminal ekiplerince geri getirildi. Zanlılar tespit edilirken, 1’i kamu görevlisi 4 kişi tutuklandı. Başsavcı, kaydı polisin değil esnafın sildirdiğine dikkat çekti: “İlk görüntülerin olayla ilgisi yok. Oradan yola çıksaydık daha büyük mağduriyetler olurdu. Aleyhimize yapılan yorumlar karşısında soruşturmanın selameti için sustuk.”Eskişehir’deki Gezi Parkı eylemlerinde Ali İsmail Korkmaz’ın hayatını kaybetmesiyle ilgili soruşturmada yeni bir gelişme yaşandı. Silindiği ileri sürülen, bir fırına ait güvenlik kamerası görüntüleri jandarma kriminalde geri getirildi. Görüntülerden, Korkmaz’ı dövenler net olarak belirlendi, 8 kişi gözaltına alındı. Biri kamu görevlisi olan 4 kişi tutuklandı. İ.K., M.S., R.K. ve M.V. isimli şahıslar, cezaevine gönderildi. Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüyle ilgili, Eskişehir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın görevlendirdiği savcının konuya ilişkin soruşturması sürüyor. Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 2013/15656 numaralı dosyası üzerinden devam eden soruşturma kapsamında, 18’den fazla kişinin ifadesine başvuruldu, 50’den fazla kamera görüntüsü incelendi. Ancak olay gününe ait farklı mekanlara ait 3 güvenlik kamerası görüntüsü ise açılamadı, bazılarında ise görüntü olmadığı ortaya çıktı. Bunun üzerine başsavcılık soruşturmayı derinleştirdi. Bu görüntülerden birinin işyeri sahibince o esnada elektrikleri kestiği için kameralarca kaydedilmediği belirlendi. Savcılık 2 kamera görüntüsünün açılması ve görüntülerin geri getirilmesi için Adli Tıp Kurumu ile jandarma kriminale gönderdi. Jandarma kriminal, olay günü bölgedeki bir fırına ait olan ve silindiği ileri sürülen güvenlik kamerası görüntüleriyle ilgili çalışmasını tamamladı ve görüntüleri geri getirdi. Söz konusu CD’deki görüntülerde Korkmaz’ın dövülmesi olayını gerçekleştirenler net olarak belirlendi.‘SORUŞTURMANIN SELAMETİ İÇİN SUSTUK’Eskişehir Cumhuriyet Başsavcısı Orhan Çetingül, soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hasan Gönen ile birlikte adliyede basın toplantısı düzenledi. Kendilerini baskı altına alan, zan altında bırakan, kamuoyunu yanlış yönlendiren, kafa karışıklığına yol açan haber ve yorumlara rağmen soruşturmanın gizliliği ilkesi ve soruşturmanın selameti açısından bu zamana kadar susmak zorunda kaldıklarını belirten Başsavcı Çetingül, Korkmaz’ın dövüldüğü olay diye basına servis edilen ilk görüntülerin olayla hiç ilgisinin olmadığını söyledi. “Bu görüntülerden hareketle yola çıkmış olsaydık, yanlış kişiler hakkında işlem yapılmış olacak ve çok daha büyük mağduriyetlere yol açacaktı. Bu görüntüler yayınlandıktan sonra aleyhimize yapılan yorumların insaflı olmadığını düşünüyoruz.” diyen Çetingül, jandarma kriminale göndermiş oldukları görüntülerin çözümünü beklediklerini, olayı aydınlatacak en güvenilir delilin bu olduğunu düşündüklerini söyledi. Çetingül, “Buna rağmen olayın tanığı diye getirilen kişilerin ise bilerek veya bilmeyerek bizi yanlış yönlendirdiklerini gördük. Başka dövülme olayının şüphelisi olan şahıs, sanki Korkmaz olayının failiymiş gibi bize sunuldu. Bazı tanıkların da bu yöndeki ifadesi üzerine bu şahıs tutuklandı. Kamera görüntülerinin gelmesi üzerine derhal serbest bırakıldı.” diye konuştu. Çetingül, kameralardaki silme işleminin polis tarafından değil, olaya karıştığı iddia edilen bir esnaf tarafından bir başka kişiye yaptırıldığını belirtti. Başsavcı Çetingül, bazı internet sitelerinde, ‘Korkmaz’ı öldürdü’ diye resimleri yayınlanıp hedef haline getirilip gözaltına alınan polis memuru H.E.’nin ise Korkmaz’ı dövme olayına hiç karışmadığının tespit edildiğini aktardı. Yapılan soruşturmanın basit gerekçelerle gölgelenmek istendiğine dikkat çeken Çetingül, başka bir iddiaya da cevap verdi: “Soruşturma tamamen savcımızın bilgisi, kontrolü ve hakimiyetinde sürdürülmüştür. Bazı konularda emniyet birimlerimizden yardım aldığımız doğrudur. Ancak soruşturmanın emniyete havale edildiği, emniyete yaptırıldığı söylemi gerçeği yansıtmamaktadır.” Soruşturmayı yürüten Cumhuriyet Savcısı Hasan Gönen ise şu ana kadar 400’e yakın kamera görüntüsünün incelendiğini, ancak kendilerinin işine yarayan görüntülerin silinen kamera görüntüleri olduğunu ve geri getirilen bu görüntülerle faillere ulaşıldığını aktardı.
Zaman
Ana Sayfa
08.08.2013
Aliİsmail’inkatilzanlısı4kişitutuklandıAli İsmail’in katil zanlısı 4 kişi tutuklandı
Aziz Yıldırım savcıya ifade verdi
Evrensel
16.10.2012
16:27
Futbolda şike soruşturmasını yürüten savcılar aleyhinde konuştuğu iddiasıyla açılan soruşturma kapsamında Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı Aziz Yıldırım, Kadıköy Cumhuriyet Savcısı Ümit Hulusi Koçal’a ifade verdi.    Öğle saatlerinde Kadıköy Adliyesi’ne gelen Aziz Yıldırım, Cumhuriyet Savcısı Ümit Hulusi Koçal’a ifade verdi. Yaklaşık 1,5 saat adliyede kalan Yıldırım, çıkışta gazetecilerin sorusu üzerine, ‘Söyleyecek bir şey yok.’ şeklinde cevap verdi. (HABER MERKEZİ)
Evrensel
Spor
16.10.2012
AzizYıldırımsavcıyaifadeverdiAziz Yıldırım savcıya ifade verdi
Toplam "182" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti