Habergec.Com Aranan Kelimeler:edilecekse Değerlendirme: 10 / 10 648151
habergec.com
16.09.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

edilecekse

Ne olacak bu gündüz kuşaklarının hali?
Zaman
14.09.2014
02:08
Geçtiğimiz haftalarda gündüz kuşağı programlarında yaşananlar hepimizin malumu. Gerçekleşen olaylar bu kuşaktaki yapımların sürdürülebilirliğini yeniden tartışmaya açtı. Peki yurtdışındaki gündüz kuşağı programlarının işleyiş ve içerik bakımından Türkiye’dekinden farkı ne?Gündüz kuşağı, televizyon sektörü için önemli ve geniş bir vakit aralığını kapsıyor. Resmi bir sınırlama olmasa da 10.00-18.00 arasındaki yayınlara gündüz kuşağı deniyor. Bu yayın diliminin ana hedef kitlesini ise sabah eşini işe, çocuklarını da okula gönderen ev hanımları oluşturuyor. Programların çeşitliliği bakımından epey geniş bir yelpaze çıkıyor karşımıza. Reality şovlardan tutun da evlilik programlarına, televizyonu adeta bir mahkemeye çeviren “suçlu kim?” yapımlarından yemek programlarına kadar birçok izlenceyle karşılaşmak mümkün. Özellikle reality şovlar ve suçluyu aramaya yönelik programlarda sıradan insanların hayatları en ince ayrıntısına kadar ekranlardan evlerimize konuk oluyor. Gayri meşru ilişkiler, cinayetler ve aile içinde yaşanan sorunların bini bir para. Bu tür içerikler, artık farkındalık oluşturmaktan ziyade, gittikçe normalleşiyor ve sadece bir şov unsuru haline geliyor.Gündüz kuşağı yayınlarının içeriğini sorgulatan son olay ise, geçtiğimiz haftalarda iki karısını öldürmüş bir adamı canlı yayında programına konuk eden Seda Sayan oldu. Yıllar boyunca yapılan anketlerde Türkiye’deki en güvenilir kişi çıkan Seda Sayan’dan bahsediyoruz. Hâlâ öyle midir bilinmez fakat halk nezdinde böyle bir güvenilirliğe sahip olmasında uzun zamandır yapmakta olduğu gündüz kuşağı programlarının önemli bir payı var. Bu da bizlere bu programların insanlar üzerinde ne derece etkili olduğunu gösteriyor aslında. Peki yurtdışındaki gündüz programlarının Türkiye’dekinden bir farkı var mı? İşleyiş ve içerik Türkiye’dekine benziyor mu? ABD ile Türkiye’deki gündüz kuşağı programları arasında bir kıyas yaparak bu duruma bir göz atalım.Türkiye’de yapımcılara az sunuculara çok iş düşüyorTürkiye’deki gündüz kuşağı programı sunucularının elinde oldukça fazla güç var. ‘Güç’ derken ne demek istediğimizi açıklayalım. Türkiye’deki sunucular, yapımcılar gibi programın içeriği üzerinde fazla etkiye sahip. Sadece sunmuyor, içerikte ne olacak, ne söylenecek, tüm bunlar onların kontrolü altında. Dolayısıyla yapım ekibi sunucuya ne yapacağını söylemek yerine hizmet eder bir konumda bulunuyor. Kısacası bir nevi yapım ekibinin zayıflığı, sunucu üzerinden kapatılmaya çalışılıyor. Yurtdışında ise durum çok farklı. ABD ve İngiltere’deki gündüz kuşağı programlarında kurgu unsuru ön plana çıkıyor. Programın başından sonuna kadar ne konuşulacak ve hangi noktalara temas edilecekse bütün bunlar önceden kurgulanıyor. Doğal olarak da bu şekilde herhangi sürprize mahal verilmemiş oluyor.Yurtdışında filtreleme daha kuvvetli, çünkü canlı yayın yokGündüz kuşağı programlarında üzerinde durulması gereken bir diğer farklılık da canlı yayın meselesi. ABD ve İngiltere’de gündüz kuşağında canlı yayınlanan programlara rastlamak pek mümkün değil. Şehir Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü öğretim görevlisi Feyza Akınerdem’e göre, canlı yayın Türkiye’ye has bir durum Sebebi, banttan yayın maliyetinin çok daha yüksek olması: “Bu sebeple Türkiye’de daha çok canlı yayın yapılır. İngiltere ve ABD’de canlı yayın programlara pek şahit olmayız. Dolayısıyla bu ülkelerde filtre mekanizması otomatik olarak daha kuvvetli oluyor. Canlı olsa bile yayın arkadan geliyor. Bizdeki gündüz kuşağının neredeyse hepsi canlı. Anlık sansasyon ile krizlere açık ve bunun üzerinden programlar reyting alıyor.”Türkiye’de bir RTÜK kanunu var ve bu kanuna göre suçu ve suçluyu övmek yasak. Fakat geçen hafta yapılan toplantılarda RTÜK, çekimser kaldığı için Seda Sayan’ın programına herhangi bir ceza vermedi. Akınerdem, suçu ve suçluyu öven yayın yapılamayacağını fakat bu kanunların ne kadar uygulanacağının ise RTÜK’ün inisiyatifine bağlı olduğunu belirtiyor. Bunun yanında aslında esas kontrol mekanizmasının da yapımcılarda bittiğinin altını çiziyor: “Programlarda ağırlanacak kişilerin geçmişlerini doğru şekilde araştıran programcılar var. Fakat buna dikkat etmeyen ve sansasyon ortaya çıkartmak isteyen isimler de çok. Seda Sayan örneği üzerinden gidecek olursak, o kişinin ekrana çıkması Seda Sayan ve yapım ekibinin inisiyatifinde. Yayından önce bunu denetleyecek bir kurum yok. Dolayısıyla iki kadını öldürdüğü bilinen birisi o yayına bilinçli bir şekilde çıkartıldı.”ABD’de kadın programlarının niteliği ise çok farklı. ‘The Oprah Winfrey Show’ örneği üzerinden giden Akınerdem’e göre bu programlara şiddet gören, ayrımcılığa uğramış kadınlar çıkarıldığında, yaşadıklarının üstesinden gelebi
Zaman
Ana Sayfa
14.09.2014
Neolacakbugündüzkuşaklarınınhali?Ne olacak bu gündüz kuşaklarının hali?
Turhan Bozkurt - Bir tweet'lik ekonomi
Zaman
10.09.2014
03:02
‘Ekonomi kırılgan, risklerin arttığı bir güzergâhta şoförün hata lüksü yok. Reel sektöre ve bankalara ilişmeyin’ desek de hükümet ikazlara kulak asmıyor.Güç zehirlenmesi ya da iktidar yorgunluğu böyle bir şey olmalı. 12 yılın ilk 4 yılı reformlarla dolu dizgin geçti. İkinci 4 yılı tarif eden en isabetli kavram idare-i maslahat: Heyecansız, yarından çok dünü konuşan siyah takım elbiseli adamların dönemi. Son 4 yıl ise batan geminin direklerinin boyandığı kayıp yıllar olarak hatırlanacak. Kim olduğu bile bilinmeyen biri önceki gece birkaç tweet attı, piyasa sallandı. Dün Amerikan Doları 2,20 TL’yi aştı ki, bu 2,17’den sonraki yeni bir psikolojik eşiktir. Yakın vadedeki ilk hedef fiyat 2,25 ve üzeri olacaktır. Borsa’da koca koca bankaların hisselerinin yüzde 4’e yakın düşmesi, gırtlağına kadar borçlu Türkiye ekonomisinin bağışıklık sisteminin zannedildiği kadar kuvvetli olmadığını gösteriyor. Aylardır kredi derecelendirme kuruluşlarından bankalarımızla alakalı ikazları, not indirimlerini görmezden gelen hükümet medyası kime hizmet etmiş oldu? Sanki sadece Bank Asya’nın notu indirilmiş gibi hava estirenler kimin kasalarını şişirdi, kimin ceplerini boşalttı? Bank Asya’yı iftiraların girdabında boğmaya çalışanların oyununu kadirşinas insanımız eşine az rastlanır bir fedakârlık ve civanmertlikle bozmasaydı acımasız saldırılara değil Bank Asya, dünyanın en büyük bankaları bile iki, bilemediniz üç ay direnemez, batardı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile BDDK, @fuatavnifuat’ın iddialarına şu ana dek cevap vermedi. Sükut ikrardan gelir. Fuat Avni’nin verdiği bilgiler tekzip edilmediğine göre kral çıplak! 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının intikamını Hizmet Hareketi’ne yakın müesseselerden almaya ant içen AKP hükümeti, Bank Asya’yı zor duruma düşürmek adına aylardır yürüttüğü organize işlerin bankacılık sisteminde nasıl bir tahribata sebebiyet verdiği hakikati ile yüzleşmeye başladı. Bank Asya’dan daha kötü durumda olan 10 bankanın karantinaya alındığı hangi mecrada dile getirilirse getirilsin böyle bir karar yoksa derhal tekzip edilmeliydi. Bu yapılmıyorsa önümüzde iki problem var demektir? Madem bu bankaların durumu Bank Asya’dan daha kötüydü, niye halının altına süpürüldü. Mali açıdan zayıflama emaresi gösteren bankalar varken Bank Asya’ya saldırmak hangi aklı evvelin eseri? Ötekileri ıslah etmek için elinizdeki araçları sessiz sedasız niye harekete geçirmediniz? Bu bankaların mali yapısı zayıf duruma düşerken önleyici tedbirler alınmadığı gibi yalan haberlerle boğuşan Bank Asya’yı yalnız bırakan BDDK, dolaylı olarak sistemik bir krizin başlamasına mı göz yumdu? Aylardır söylüyoruz, bankaları bu kadar tartışır, günlük siyasetin malzemesi haline getirirseniz bu müesseselerin itibarı sarsılır. Bedelini ise hep beraber öderiz. Devlet banka batırmaz, batıramaz. Aksine erken müdahale ederek zor durumdaki bankayı kurtarır, kurtarmalıdır. 2008 krizinde ABD, Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ekonomiler bankalarını kurtardı ve krizin etkilerini hafifletti. Öldüren adalet anlayışı bu olmalı. ‘Bank Asya’ya kastımız yok, ötekileri de batırdık’ demek için mi ötelendi birikmiş problemler? 11 bankaya ya da içlerinden birkaçına el konulması halinde bir tweet’le böylesine çatırdayan ekonominin hali nice olur? Cevap vermek için azıcık hesap bilmek kâfi. Dün küçük bir provaydı. Hükümet, hükümet içinde Babacan ve kurmayları ile BDDK ibret aldı ise tehlike geçti. Yok aynı hatada ısrar edilecekse hepimizi zor günler bekliyor. Demedi demeyin!
Zaman
En Çok Okunan
10.09.2014
TurhanBozkurt-BirtweetlikekonomiTurhan Bozkurt - Bir tweetlik ekonomi
Turhan Bozkurt - Bir tweet'lik ekonomi
Zaman
10.09.2014
02:12
‘Ekonomi kırılgan, risklerin arttığı bir güzergâhta şoförün hata lüksü yok. Reel sektöre ve bankalara ilişmeyin’ desek de hükümet ikazlara kulak asmıyor.Güç zehirlenmesi ya da iktidar yorgunluğu böyle bir şey olmalı. 12 yılın ilk 4 yılı reformlarla dolu dizgin geçti. İkinci 4 yılı tarif eden en isabetli kavram idare-i maslahat: Heyecansız, yarından çok dünü konuşan siyah takım elbiseli adamların dönemi. Son 4 yıl ise batan geminin direklerinin boyandığı kayıp yıllar olarak hatırlanacak. Kim olduğu bile bilinmeyen biri önceki gece birkaç tweet attı, piyasa sallandı. Dün Amerikan Doları 2,20 TL’yi aştı ki, bu 2,17’den sonraki yeni bir psikolojik eşiktir. Yakın vadedeki ilk hedef fiyat 2,25 ve üzeri olacaktır. Borsa’da koca koca bankaların hisselerinin yüzde 4’e yakın düşmesi, gırtlağına kadar borçlu Türkiye ekonomisinin bağışıklık sisteminin zannedildiği kadar kuvvetli olmadığını gösteriyor. Aylardır kredi derecelendirme kuruluşlarından bankalarımızla alakalı ikazları, not indirimlerini görmezden gelen hükümet medyası kime hizmet etmiş oldu? Sanki sadece Bank Asya’nın notu indirilmiş gibi hava estirenler kimin kasalarını şişirdi, kimin ceplerini boşalttı? Bank Asya’yı iftiraların girdabında boğmaya çalışanların oyununu kadirşinas insanımız eşine az rastlanır bir fedakârlık ve civanmertlikle bozmasaydı acımasız saldırılara değil Bank Asya, dünyanın en büyük bankaları bile iki, bilemediniz üç ay direnemez, batardı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile BDDK, @fuatavnifuat’ın iddialarına şu ana dek cevap vermedi. Sükut ikrardan gelir. Fuat Avni’nin verdiği bilgiler tekzip edilmediğine göre kral çıplak! 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının intikamını Hizmet Hareketi’ne yakın müesseselerden almaya ant içen AKP hükümeti, Bank Asya’yı zor duruma düşürmek adına aylardır yürüttüğü organize işlerin bankacılık sisteminde nasıl bir tahribata sebebiyet verdiği hakikati ile yüzleşmeye başladı. Bank Asya’dan daha kötü durumda olan 10 bankanın karantinaya alındığı hangi mecrada dile getirilirse getirilsin böyle bir karar yoksa derhal tekzip edilmeliydi. Bu yapılmıyorsa önümüzde iki problem var demektir? Madem bu bankaların durumu Bank Asya’dan daha kötüydü, niye halının altına süpürüldü. Mali açıdan zayıflama emaresi gösteren bankalar varken Bank Asya’ya saldırmak hangi aklı evvelin eseri? Ötekileri ıslah etmek için elinizdeki araçları sessiz sedasız niye harekete geçirmediniz? Bu bankaların mali yapısı zayıf duruma düşerken önleyici tedbirler alınmadığı gibi yalan haberlerle boğuşan Bank Asya’yı yalnız bırakan BDDK, dolaylı olarak sistemik bir krizin başlamasına mı göz yumdu? Aylardır söylüyoruz, bankaları bu kadar tartışır, günlük siyasetin malzemesi haline getirirseniz bu müesseselerin itibarı sarsılır. Bedelini ise hep beraber öderiz. Devlet banka batırmaz, batıramaz. Aksine erken müdahale ederek zor durumdaki bankayı kurtarır, kurtarmalıdır. 2008 krizinde ABD, Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ekonomiler bankalarını kurtardı ve krizin etkilerini hafifletti. Öldüren adalet anlayışı bu olmalı. ‘Bank Asya’ya kastımız yok, ötekileri de batırdık’ demek için mi ötelendi birikmiş problemler? 11 bankaya ya da içlerinden birkaçına el konulması halinde bir tweet’le böylesine çatırdayan ekonominin hali nice olur? Cevap vermek için azıcık hesap bilmek kâfi. Dün küçük bir provaydı. Hükümet, hükümet içinde Babacan ve kurmayları ile BDDK ibret aldı ise tehlike geçti. Yok aynı hatada ısrar edilecekse hepimizi zor günler bekliyor. Demedi demeyin!
Zaman
Köşe Yazıları
10.09.2014
TurhanBozkurt-BirtweetlikekonomiTurhan Bozkurt - Bir tweetlik ekonomi
Turhan Bozkurt - Bir tweet'lik ekonomi
Zaman
10.09.2014
02:06
‘Ekonomi kırılgan, risklerin arttığı bir güzergâhta şoförün hata lüksü yok. Reel sektöre ve bankalara ilişmeyin’ desek de hükümet ikazlara kulak asmıyor.Güç zehirlenmesi ya da iktidar yorgunluğu böyle bir şey olmalı. 12 yılın ilk 4 yılı reformlarla dolu dizgin geçti. İkinci 4 yılı tarif eden en isabetli kavram idare-i maslahat: Heyecansız, yarından çok dünü konuşan siyah takım elbiseli adamların dönemi. Son 4 yıl ise batan geminin direklerinin boyandığı kayıp yıllar olarak hatırlanacak. Kim olduğu bile bilinmeyen biri önceki gece birkaç tweet attı, piyasa sallandı. Dün Amerikan Doları 2,20 TL’yi aştı ki, bu 2,17’den sonraki yeni bir psikolojik eşiktir. Yakın vadedeki ilk hedef fiyat 2,25 ve üzeri olacaktır. Borsa’da koca koca bankaların hisselerinin yüzde 4’e yakın düşmesi, gırtlağına kadar borçlu Türkiye ekonomisinin bağışıklık sisteminin zannedildiği kadar kuvvetli olmadığını gösteriyor. Aylardır kredi derecelendirme kuruluşlarından bankalarımızla alakalı ikazları, not indirimlerini görmezden gelen hükümet medyası kime hizmet etmiş oldu? Sanki sadece Bank Asya’nın notu indirilmiş gibi hava estirenler kimin kasalarını şişirdi, kimin ceplerini boşalttı? Bank Asya’yı iftiraların girdabında boğmaya çalışanların oyununu kadirşinas insanımız eşine az rastlanır bir fedakârlık ve civanmertlikle bozmasaydı acımasız saldırılara değil Bank Asya, dünyanın en büyük bankaları bile iki, bilemediniz üç ay direnemez, batardı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile BDDK, @fuatavnifuat’ın iddialarına şu ana dek cevap vermedi. Sükut ikrardan gelir. Fuat Avni’nin verdiği bilgiler tekzip edilmediğine göre kral çıplak! 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının intikamını Hizmet Hareketi’ne yakın müesseselerden almaya ant içen AKP hükümeti, Bank Asya’yı zor duruma düşürmek adına aylardır yürüttüğü organize işlerin bankacılık sisteminde nasıl bir tahribata sebebiyet verdiği hakikati ile yüzleşmeye başladı. Bank Asya’dan daha kötü durumda olan 10 bankanın karantinaya alındığı hangi mecrada dile getirilirse getirilsin böyle bir karar yoksa derhal tekzip edilmeliydi. Bu yapılmıyorsa önümüzde iki problem var demektir? Madem bu bankaların durumu Bank Asya’dan daha kötüydü, niye halının altına süpürüldü. Mali açıdan zayıflama emaresi gösteren bankalar varken Bank Asya’ya saldırmak hangi aklı evvelin eseri? Ötekileri ıslah etmek için elinizdeki araçları sessiz sedasız niye harekete geçirmediniz? Bu bankaların mali yapısı zayıf duruma düşerken önleyici tedbirler alınmadığı gibi yalan haberlerle boğuşan Bank Asya’yı yalnız bırakan BDDK, dolaylı olarak sistemik bir krizin başlamasına mı göz yumdu? Aylardır söylüyoruz, bankaları bu kadar tartışır, günlük siyasetin malzemesi haline getirirseniz bu müesseselerin itibarı sarsılır. Bedelini ise hep beraber öderiz. Devlet banka batırmaz, batıramaz. Aksine erken müdahale ederek zor durumdaki bankayı kurtarır, kurtarmalıdır. 2008 krizinde ABD, Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ekonomiler bankalarını kurtardı ve krizin etkilerini hafifletti. Öldüren adalet anlayışı bu olmalı. ‘Bank Asya’ya kastımız yok, ötekileri de batırdık’ demek için mi ötelendi birikmiş problemler? 11 bankaya ya da içlerinden birkaçına el konulması halinde bir tweet’le böylesine çatırdayan ekonominin hali nice olur? Cevap vermek için azıcık hesap bilmek kâfi. Dün küçük bir provaydı. Hükümet, hükümet içinde Babacan ve kurmayları ile BDDK ibret aldı ise tehlike geçti. Yok aynı hatada ısrar edilecekse hepimizi zor günler bekliyor. Demedi demeyin!
Zaman
Ana Sayfa
10.09.2014
TurhanBozkurt-BirtweetlikekonomiTurhan Bozkurt - Bir tweetlik ekonomi
‘O zat iade edilecekse ABD belge bilgi sorar’
Milliyet
09.09.2014
00:20
“Başkan Obama ile Sayın Cumhurbaşkanımızın görüşmelerinde özel ve heyetler halindeki görüşmelerde neler konuşulduğu hakkında birebir bilgimiz yo...
Milliyet
Politika
09.09.2014
‘OzatiadeedilecekseABDbelgebilgisorar’ ‘O zat iade edilecekse ABD belge bilgi sorar’
Tanrıkulu: Gezi olaylarında darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır
Zaman
08.09.2014
16:55
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Gezi olayları sırasında gözaltına alınan ve aralarında Çarşı Grubu üyelerinin de bulunduğu 35 kişinin Hükümeti yıkmaya teşebbüsle yargılanacak olmasının tam anlamıyla bir algı operasyonu olduğunu söyledi. Yazılı açıklama yapan Sezgin Tanrıkulu, sanıklarla ilgili hazırlanan iddianamenin, meşru gösteri hakkının zorlama delillerle darbe teşebbüsü olarak yansıtılması çabasının bir ürünü olduğunu ifade etti.Eğer Gezi olaylarında bir darbeden söz edilecekse, bu darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır. diyen Tanrıkulu, şunları kaydetti: Sivil yurttaşların öldürüldüğü, linç ettirildiği, 8 bini aşkın kişinin yaralandığı, yüzlerce kişinin gözaltına alındığı, tüm Türkiyede olağanüstü hal uygulamalarının devreye sokulduğu Gezi süreci, tam anlamıyla temel haklara yönelik bir darbeydi. Dolayısıyla Gezi olayları konusunda yargılanması gereken Çarşı Grubu üyeleri veya gösteri hakkını kullanan yurttaşlar değil, onların anayasal haklarını ihlal eden AKP hükümetinin ilgili sorumluları olmalıdır! Söz konusu iddianamenin, hükümetin Gezi sürecinde yaptığı darbenin üstünün örtülmesi için işleme konduğu çok açıktır. Ancak bu algı operasyonu hiçbir biçimde hedefine ulaşmayacaktır. Yargılama süreci boyunca Çarşı Grubu üyeleri ve sırf gösteri hakkın kullandığı için yargılanan tüm yurttaşlarımızın yanında olacağımızın kamuoyunca bilinmesini isterim.(CİHAN)
Zaman
Politika
08.09.2014
TanrıkuluGeziolaylarındadarbeyidoğrudanAKPhükümetiyapmıştırTanrıkulu Gezi olaylarında darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır
Tanrıkulu: Gezi olaylarında darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır
Zaman
08.09.2014
16:55
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Gezi olayları sırasında gözaltına alınan ve aralarında Çarşı Grubu üyelerinin de bulunduğu 35 kişinin Hükümeti yıkmaya teşebbüsle yargılanacak olmasının tam anlamıyla bir algı operasyonu olduğunu söyledi. Yazılı açıklama yapan Sezgin Tanrıkulu, sanıklarla ilgili hazırlanan iddianamenin, meşru gösteri hakkının zorlama delillerle darbe teşebbüsü olarak yansıtılması çabasının bir ürünü olduğunu ifade etti.Eğer Gezi olaylarında bir darbeden söz edilecekse, bu darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır. diyen Tanrıkulu, şunları kaydetti: Sivil yurttaşların öldürüldüğü, linç ettirildiği, 8 bini aşkın kişinin yaralandığı, yüzlerce kişinin gözaltına alındığı, tüm Türkiyede olağanüstü hal uygulamalarının devreye sokulduğu Gezi süreci, tam anlamıyla temel haklara yönelik bir darbeydi. Dolayısıyla Gezi olayları konusunda yargılanması gereken Çarşı Grubu üyeleri veya gösteri hakkını kullanan yurttaşlar değil, onların anayasal haklarını ihlal eden AKP hükümetinin ilgili sorumluları olmalıdır! Söz konusu iddianamenin, hükümetin Gezi sürecinde yaptığı darbenin üstünün örtülmesi için işleme konduğu çok açıktır. Ancak bu algı operasyonu hiçbir biçimde hedefine ulaşmayacaktır. Yargılama süreci boyunca Çarşı Grubu üyeleri ve sırf gösteri hakkın kullandığı için yargılanan tüm yurttaşlarımızın yanında olacağımızın kamuoyunca bilinmesini isterim.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
08.09.2014
TanrıkuluGeziolaylarındadarbeyidoğrudanAKPhükümetiyapmıştırTanrıkulu Gezi olaylarında darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır
CHP li Tanrıkulu: Gezi Olaylarında Bir Darbeden Söz ...
Haberler.com
08.09.2014
15:01
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, geçtiğimiz yıl yaşanan Gezi olayları sırasında gözaltına alınan ve aralarında Çarşı Grubu üyelerinin de bulunduğu 35 kişinin Hükümeti yıkmaya teşebbüs suçuyla yargılanacak olmasının tam anlamıyla algı operasyonu olduğunu belirterek, Eğer Gezi olaylarında bir darbeden söz edilecekse, bu darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır dedi.
Haberler.com
Güncel
08.09.2014
CHPliTanrıkuluGeziOlaylarındaBirDarbedenSözCHP li Tanrıkulu Gezi Olaylarında Bir Darbeden Söz
CHP li Tanrıkulu: Gezi Olaylarında Bir Darbeden Söz ...
Haberler.com
08.09.2014
14:53
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, geçtiğimiz yıl yaşanan Gezi olayları sırasında gözaltına alınan ve aralarında Çarşı Grubu üyelerinin de bulunduğu 35 kişinin Hükümeti yıkmaya teşebbüs suçuyla yargılanacak olmasının tam anlamıyla algı operasyonu olduğunu belirterek, Eğer Gezi olaylarında bir darbeden söz edilecekse, bu darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır dedi.
Haberler.com
Son Dakika
08.09.2014
CHPliTanrıkuluGeziOlaylarındaBirDarbedenSözCHP li Tanrıkulu Gezi Olaylarında Bir Darbeden Söz
Özal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Zaman
25.08.2014
03:01
Ergenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının da öfkesiyle Emniyet İstihbarat Dairesi’ni hedefe koydu. Polisler, şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyor, Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelerce tutuklanıyorlar.Emniyet İstihbarat Dairesi, uzun süredir hedef tahtasında. Bütün sivil iktidarlar darbelere hazırlıksız yakalanmak ve haber alamamaktan şikâyet ederken, rahmetli Turgut Özal sıra dışı bir iş yaptı: Emniyet’e yurtiçinde istihbarat toplama yetkisi verdi. Böylece hem çağdaş dünyadaki iç-dış istihbarat ayrımını sağladı hem de darbeci askerlerin arka bahçesi olan MİT’in alternatifini üretti. Kurulduğu günden itibaren vesayetçi yapıların hazzetmediği ve yok etmeye çalıştığı bir kurum oldu, İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB). Özal döneminde henüz emekleme aşamasında olan Daire, caydırıcılık ve bazı girişimleri önceden haber alma konusunda iyi sınav verdi. Sonraki yıllarda darbeci gelenekle kavga kızışarak devam etti. 28 Şubat’ta illegal Batı Çalışma Grubu’nun belgelerini ele geçirerek deşifre etmesiyle dikkat çekti. Başkan Vekili Bülent Orakoğlu ve polis memuru Kadir Sarmusak, casusluk suçlamasıyla tutuklanarak askerî mahkemede yargılandı. Beraatlerine karar veren askerî yargıçlar, Yüksek Askerî Şûra kararıyla ordudan ihraç edildi. Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in dik durması, darbecilerin kapısına kilit vurma girişimlerini önledi. AK Parti döneminde ise hayati bir misyon ifa etti İDB. Bütün Emniyet Teşkilatı’yla birlikte, darbe için şartları olgunlaştırma girişimlerine direndi. Onlarca sansasyonel eylem engellendi, gerçekleşenlerin zanlıları kısa sürede ele geçirildi. Metropolleri ateşe vermek isteyen PKK’nın canlı bombaları etkisiz hale getirildi. ‘Ülke elden gidiyor’ mazereti darbecilerin elinden alındı.Darbecilerin belalısıErgenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının da öfkesiyle İDB’yi hedefe koydu. Terörle Mücadele birimiyle birlikte şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyorlar. İftira, suç uydurma, evrakta sahtecilik, özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal gibi suçlamalara muhatap oluyorlar. Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelere çıkarılıyor ve tutuklanıyorlar. İstanbul’daki hukuk skandallarına İzmir Adliyesi de iştirak etti. Ortada bir suç varsa elbette yargılanacaklar, gerekirse ceza alacaklar. Ancak çok açık hukuk ihlallerini görmezden gelmek mümkün değil; doğru da olmaz. Avukatlara kulak verdiğinizde anlattıkları, hukuk adına ürkütücü ve üzüntü verici şeyler.KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK NEREDE?Suç ve cezanın önceden belirli ve tanımlı olması aynı zamanda herkese eşit uygulanması hukukun temel prensiplerinden. Örnek vakalarda bu prensiplerin yerle bir edildiği görülüyor. Kanunların verdiği ve ancak hâkim kararıyla uygulanabilen bir yetkinin kullanımından suç üretiliyor. Hâkim kararı ile TİB denetiminden geçen dinlemelere ‘usulsüz’ demek için kelimenin hukukta ve lügatteki karşılığını bilmemek gerekiyor. Kanun, dinleme talebinin denetimini yargıca ve TİB’e veriyor. Yargıçtan ya da TİB’den dönmüş binlerce dinleme talebinin arşivlerde durduğu söyleniyor. Yargıç imzalamış, TİB denetiminden geçmiş dinleme usulüne uygundur, öyleyse suç değildir. Bu kadar basit aslında. Aksi iddia edilecekse polis, hâkim ve TİB’in birlikte işlediği ‘iştirak halinde’ bir suçtan bahsedebiliriz. Yargıca ve TİB’e dayatma yetkisi olmayan polis suçun en hafifi ile itham edilebilir. Yargıçların verdiği bir kararın usulüne uygun temyiz dışında denetime tabi tutulması imkânsız. Hele bunu idarenin müfettişleri eliyle yapmak fecaat. Şu anda yapılan tam da bu. Mülkiye müfettişleri geriye doğru dinleme kararlarını denetliyor ve hâkimin imzasına rağmen suç isnadında bulunuyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ayaklar altında. Ayrıca rutin ve doğal denetimlerde çıkmayan ihlalin, özel ve yönlendirilmiş müfettişler eliyle bulunması şaibeye çok açık. Kanunun aramadığı ve mecbur tutmadığı unsurların eksikliğini müfettişler eksik olarak kayda geçiriyor.Önleme dinlemesinin zorluğunu bilen kanun koyucu “hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısının tespitine imkan veren kodundan belirlenebilenler yazılır” diyor. Müfettiş ve onu hüccet kabul eden savcı, adamın filan bilgi niye eksik diye soruyor. Sahte kimlikle alınan telefon için kimliğin gerçek sahibi müşteki yapılıyor. Aynı kanuna dayanarak aynı işlemleri yapan birine suç isnat edilirken başkası mua
Zaman
En Çok Okunan
25.08.2014
Özal’ınkurduğusistemyokediliyorÖzal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Özal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Zaman
25.08.2014
02:08
Ergenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının da öfkesiyle Emniyet İstihbarat Dairesi’ni hedefe koydu. Polisler, şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyor, Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelerce tutuklanıyorlar.Emniyet İstihbarat Dairesi, uzun süredir hedef tahtasında. Bütün sivil iktidarlar darbelere hazırlıksız yakalanmak ve haber alamamaktan şikâyet ederken, rahmetli Turgut Özal sıra dışı bir iş yaptı: Emniyet’e yurtiçinde istihbarat toplama yetkisi verdi. Böylece hem çağdaş dünyadaki iç-dış istihbarat ayrımını sağladı hem de darbeci askerlerin arka bahçesi olan MİT’in alternatifini üretti. Kurulduğu günden itibaren vesayetçi yapıların hazzetmediği ve yok etmeye çalıştığı bir kurum oldu, İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB). Özal döneminde henüz emekleme aşamasında olan Daire, caydırıcılık ve bazı girişimleri önceden haber alma konusunda iyi sınav verdi. Sonraki yıllarda darbeci gelenekle kavga kızışarak devam etti. 28 Şubat’ta illegal Batı Çalışma Grubu’nun belgelerini ele geçirerek deşifre etmesiyle dikkat çekti. Başkan Vekili Bülent Orakoğlu ve polis memuru Kadir Sarmusak, casusluk suçlamasıyla tutuklanarak askerî mahkemede yargılandı. Beraatlerine karar veren askerî yargıçlar, Yüksek Askerî Şûra kararıyla ordudan ihraç edildi. Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in dik durması, darbecilerin kapısına kilit vurma girişimlerini önledi. AK Parti döneminde ise hayati bir misyon ifa etti İDB. Bütün Emniyet Teşkilatı’yla birlikte, darbe için şartları olgunlaştırma girişimlerine direndi. Onlarca sansasyonel eylem engellendi, gerçekleşenlerin zanlıları kısa sürede ele geçirildi. Metropolleri ateşe vermek isteyen PKK’nın canlı bombaları etkisiz hale getirildi. ‘Ülke elden gidiyor’ mazereti darbecilerin elinden alındı.Darbecilerin belalısıErgenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının da öfkesiyle İDB’yi hedefe koydu. Terörle Mücadele birimiyle birlikte şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyorlar. İftira, suç uydurma, evrakta sahtecilik, özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal gibi suçlamalara muhatap oluyorlar. Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelere çıkarılıyor ve tutuklanıyorlar. İstanbul’daki hukuk skandallarına İzmir Adliyesi de iştirak etti. Ortada bir suç varsa elbette yargılanacaklar, gerekirse ceza alacaklar. Ancak çok açık hukuk ihlallerini görmezden gelmek mümkün değil; doğru da olmaz. Avukatlara kulak verdiğinizde anlattıkları, hukuk adına ürkütücü ve üzüntü verici şeyler.KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK NEREDE?Suç ve cezanın önceden belirli ve tanımlı olması aynı zamanda herkese eşit uygulanması hukukun temel prensiplerinden. Örnek vakalarda bu prensiplerin yerle bir edildiği görülüyor. Kanunların verdiği ve ancak hâkim kararıyla uygulanabilen bir yetkinin kullanımından suç üretiliyor. Hâkim kararı ile TİB denetiminden geçen dinlemelere ‘usulsüz’ demek için kelimenin hukukta ve lügatteki karşılığını bilmemek gerekiyor. Kanun, dinleme talebinin denetimini yargıca ve TİB’e veriyor. Yargıçtan ya da TİB’den dönmüş binlerce dinleme talebinin arşivlerde durduğu söyleniyor. Yargıç imzalamış, TİB denetiminden geçmiş dinleme usulüne uygundur, öyleyse suç değildir. Bu kadar basit aslında. Aksi iddia edilecekse polis, hâkim ve TİB’in birlikte işlediği ‘iştirak halinde’ bir suçtan bahsedebiliriz. Yargıca ve TİB’e dayatma yetkisi olmayan polis suçun en hafifi ile itham edilebilir. Yargıçların verdiği bir kararın usulüne uygun temyiz dışında denetime tabi tutulması imkânsız. Hele bunu idarenin müfettişleri eliyle yapmak fecaat. Şu anda yapılan tam da bu. Mülkiye müfettişleri geriye doğru dinleme kararlarını denetliyor ve hâkimin imzasına rağmen suç isnadında bulunuyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ayaklar altında. Ayrıca rutin ve doğal denetimlerde çıkmayan ihlalin, özel ve yönlendirilmiş müfettişler eliyle bulunması şaibeye çok açık. Kanunun aramadığı ve mecbur tutmadığı unsurların eksikliğini müfettişler eksik olarak kayda geçiriyor.Önleme dinlemesinin zorluğunu bilen kanun koyucu “hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısının tespitine imkan veren kodundan belirlenebilenler yazılır” diyor. Müfettiş ve onu hüccet kabul eden savcı, adamın filan bilgi niye eksik diye soruyor. Sahte kimlikle alınan telefon için kimliğin gerçek sahibi müşteki yapılıyor. Aynı kanuna dayanarak aynı işlemleri yapan birine suç isnat edilirken başkası mua
Zaman
Güncel
25.08.2014
Özal’ınkurduğusistemyokediliyorÖzal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Özal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Zaman
25.08.2014
02:08
Ergenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının da öfkesiyle Emniyet İstihbarat Dairesi’ni hedefe koydu. Polisler, şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyor, Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelerce tutuklanıyorlar.Emniyet İstihbarat Dairesi, uzun süredir hedef tahtasında. Bütün sivil iktidarlar darbelere hazırlıksız yakalanmak ve haber alamamaktan şikâyet ederken, rahmetli Turgut Özal sıra dışı bir iş yaptı: Emniyet’e yurtiçinde istihbarat toplama yetkisi verdi. Böylece hem çağdaş dünyadaki iç-dış istihbarat ayrımını sağladı hem de darbeci askerlerin arka bahçesi olan MİT’in alternatifini üretti. Kurulduğu günden itibaren vesayetçi yapıların hazzetmediği ve yok etmeye çalıştığı bir kurum oldu, İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB). Özal döneminde henüz emekleme aşamasında olan Daire, caydırıcılık ve bazı girişimleri önceden haber alma konusunda iyi sınav verdi. Sonraki yıllarda darbeci gelenekle kavga kızışarak devam etti. 28 Şubat’ta illegal Batı Çalışma Grubu’nun belgelerini ele geçirerek deşifre etmesiyle dikkat çekti. Başkan Vekili Bülent Orakoğlu ve polis memuru Kadir Sarmusak, casusluk suçlamasıyla tutuklanarak askerî mahkemede yargılandı. Beraatlerine karar veren askerî yargıçlar, Yüksek Askerî Şûra kararıyla ordudan ihraç edildi. Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in dik durması, darbecilerin kapısına kilit vurma girişimlerini önledi. AK Parti döneminde ise hayati bir misyon ifa etti İDB. Bütün Emniyet Teşkilatı’yla birlikte, darbe için şartları olgunlaştırma girişimlerine direndi. Onlarca sansasyonel eylem engellendi, gerçekleşenlerin zanlıları kısa sürede ele geçirildi. Metropolleri ateşe vermek isteyen PKK’nın canlı bombaları etkisiz hale getirildi. ‘Ülke elden gidiyor’ mazereti darbecilerin elinden alındı.Darbecilerin belalısıErgenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının da öfkesiyle İDB’yi hedefe koydu. Terörle Mücadele birimiyle birlikte şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyorlar. İftira, suç uydurma, evrakta sahtecilik, özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal gibi suçlamalara muhatap oluyorlar. Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelere çıkarılıyor ve tutuklanıyorlar. İstanbul’daki hukuk skandallarına İzmir Adliyesi de iştirak etti. Ortada bir suç varsa elbette yargılanacaklar, gerekirse ceza alacaklar. Ancak çok açık hukuk ihlallerini görmezden gelmek mümkün değil; doğru da olmaz. Avukatlara kulak verdiğinizde anlattıkları, hukuk adına ürkütücü ve üzüntü verici şeyler.KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK NEREDE?Suç ve cezanın önceden belirli ve tanımlı olması aynı zamanda herkese eşit uygulanması hukukun temel prensiplerinden. Örnek vakalarda bu prensiplerin yerle bir edildiği görülüyor. Kanunların verdiği ve ancak hâkim kararıyla uygulanabilen bir yetkinin kullanımından suç üretiliyor. Hâkim kararı ile TİB denetiminden geçen dinlemelere ‘usulsüz’ demek için kelimenin hukukta ve lügatteki karşılığını bilmemek gerekiyor. Kanun, dinleme talebinin denetimini yargıca ve TİB’e veriyor. Yargıçtan ya da TİB’den dönmüş binlerce dinleme talebinin arşivlerde durduğu söyleniyor. Yargıç imzalamış, TİB denetiminden geçmiş dinleme usulüne uygundur, öyleyse suç değildir. Bu kadar basit aslında. Aksi iddia edilecekse polis, hâkim ve TİB’in birlikte işlediği ‘iştirak halinde’ bir suçtan bahsedebiliriz. Yargıca ve TİB’e dayatma yetkisi olmayan polis suçun en hafifi ile itham edilebilir. Yargıçların verdiği bir kararın usulüne uygun temyiz dışında denetime tabi tutulması imkânsız. Hele bunu idarenin müfettişleri eliyle yapmak fecaat. Şu anda yapılan tam da bu. Mülkiye müfettişleri geriye doğru dinleme kararlarını denetliyor ve hâkimin imzasına rağmen suç isnadında bulunuyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ayaklar altında. Ayrıca rutin ve doğal denetimlerde çıkmayan ihlalin, özel ve yönlendirilmiş müfettişler eliyle bulunması şaibeye çok açık. Kanunun aramadığı ve mecbur tutmadığı unsurların eksikliğini müfettişler eksik olarak kayda geçiriyor.Önleme dinlemesinin zorluğunu bilen kanun koyucu “hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısının tespitine imkan veren kodundan belirlenebilenler yazılır” diyor. Müfettiş ve onu hüccet kabul eden savcı, adamın filan bilgi niye eksik diye soruyor. Sahte kimlikle alınan telefon için kimliğin gerçek sahibi müşteki yapılıyor. Aynı kanuna dayanarak aynı işlemleri yapan birine suç isnat edilirken başkası mua
Zaman
Ana Sayfa
25.08.2014
Özal’ınkurduğusistemyokediliyorÖzal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Liseyi Kim Okuyacak?..
Zaman
19.08.2014
02:29
Ortaöğretime geçiş için tercih yapacak olan öğrencilerin yaş ortalaması düşünüldüğünde tercihlerden resmi olarak velilerin sorumlu olduğu ve oluşabilecek sorunlardan da velilerin sorumlu tutulduğu görülmektedir. Ancak tercihlerden velinin sorumlu olması, tüm tercihlerin, öğrencinin hiç fikrini almadan ve görüşlerini önemsemeden yapılacağı anlamına gelmez.Tercih edilecek okul açısından anne-babanın isteği tabii ki çok önemlidir. Ancak sonuç itibarıyla gidilecek okulda okuyacak olan öğrencinin kendisidir. Hayatının 4 yılını o okulda geçirecektir. Hayal ettiği ve kendisinin istediği bir okulda okuması öğrencinin kendine güveni ve başarısı açısından çok önemlidir. Bu nedenle veli kendi isteklerini dayatan, baskı yapan konumda değil, öğrenciyi yönlendiren ve ona kararlarında yardımcı olan konumda olmalıdır.Her öğrenci kendine has bir potansiyelle sahiptir. Bu potansiyel olumlu ya da olumsuz yaşantılarla sürekli gelişir. Tercih yapılırken bu potansiyel göz ardı edilmeden orta bir yol bulmaya dikkat edilmelidir. Her öğrencinin sahip olduğu potansiyele uygun bir tercih mutlaka vardır. Öğrencinin okuldaki başarı düzeyi, deneme sınavlarından elde ettiği sonuçlar, başarı grafiği, ders çalışma alışkanlığı, sahip olduğu potansiyel hakkında önemli veriler sağlayacaktır. Ayrıca öğrencinin yapmaktan hoşlandığı işler, ilgi alanları, yaşam öncelikleri mutlaka dikkate alınmalıdır.Her anne-baba çocuğu için elbette en iyisini istemektedir ve hedeflemektedir. Anne-babalar açısından çocuğunu hedeflediği yerde görmek her şeyin önündedir. Ancak çoğu zaman anne-babalar kendi isteyip de ulaşamadıkları hedeflerini çocukları aracılığıyla gerçekleştirmek isterler. Aslında bu son derece doğal bir istektir ancak bir yönüyle de çok tehlikeli bir istektir. Çünkü çocuk, her ne kadar birçok yönden anne ve babasına benzese bile bambaşka bir bireydir. Parmak izleri bile birbirine benzemeyen insanların, hiç kişilikleri, ilgileri ve isteklerinin birbirine benzemesi düşünülebilir mi? Elbette ki hayır. O halde aile çocuğunun geleceği ya da okuyacağı okul ile ilgili hedeflere tabii ki sahip olmalı ancak “mutlaka bizim isteklerimiz olacak” şeklinde bir yaklaşımdan kaçınmalıdır. Ailenin hedefleri ile çocuğun beklentileri ve hedefleri uyuşmalıdır. Ailenin istekleri ve çocuğun hedefleri değerlendirilip ortak bir tercih yapılmalıdır.Tercih yapılırken dikkat edilecek en önemli noktalardan birisi de tercih edilecek okulun avantaj ya da dezavantajlarıdır. Bu nedenle okul hakkında mümkün olduğunca çok bilgi sahibi olmak ve tercih yapılırken bu bilgileri dikkate almak gerekir. Tercih edilecek okulun oturduğumuz yere yakınlığı ve ulaşım şartları mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Tercih edilecek okul eğer mümkünse oturduğumuz bölgeden çok uzakta olmamalıdır. Öğrenci okula rahatça ulaşabilmeli, her sabah ve akşam uzun bir yol ve yoğun bir trafiği çekmek zorunda kalmamalıdır. Bu öğrencinin hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorulmasına neden olacak ve okul başarısına yansıyacaktır.Bunun yanında okulun; eğitim kalitesi, yabancı dil durumu, mezuniyet sonrası öğrenciye neler kazandırdığı, üniversite başarısı, varsa diğer alanlardaki başarıları, sosyal aktivitelere ne derece önem verdiği, çağın gereklerini ve teknolojiyi ne derece kullandığı vb. durumlar da tercih döneminde değerlendirilmelidir. Özel okul tercih edilecekse okulun ücreti mutlaka dikkate alınmalıdır. Okulun, burs imkânları değerlendirilmeli, yıllık ortalama maliyetinin ailenin sosyo-ekonomik seviyesine uygun olup olmadığı bilinmeli ve buna göre tercih yapılmalıdır.
Zaman
Eğitim
19.08.2014
LiseyiKimOkuyacak?Liseyi Kim Okuyacak?
Toplam "13" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti