Habergec.Com Aranan Kelimeler:edilecekse Değerlendirme: 10 / 10 400036
habergec.com
25.04.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

edilecekse

Turhan Bozkurt - 10 Yuvacık'a bedel kefalet
Zaman
25.04.2014
02:10
İhalesi aylar evvel yapılmış projelere getirilen Hazine garantisi, hepimizi alınacak kredilerin tabii kefili yapacak.Hani kanunlar geriye doğru işletilmezdi? 3. havalimanı, 3, köprü, Gebze-İzmir otoyolu (Körfez geçişi dahil), Avrasya tüneli, şehir hastaneleri gibi toplamda 50 milyar doları bulan projelerin kredi sözleşmesinde 77 milyon kefil olacak. Ufukta beliren Kanal İstanbul ve diğer ihaleleri alanlar da aynı garantiyi seve seve kullanacaktır. Yönetmelikte, tamamlanmış ihaleler istisna tutulmalıydı. İlle de tatbik edilecekse ihalelerin yenilenmesi lazım. Böyle bir garanti söz konusu olsaydı verilecek fiyat çok farklı olacaktı. Kamunun asgari maliyetle azami fayda sağlaması adına yönetmelikteki bu çarpıklık giderilmeli.Bu arada hangi projeye kefil olduğumuzu bilmeden bu kefalete imza atacağız. Zira hangi firmanın garanti aldığı Resmi Gazete’de yayımlanmayacak. Anlayacağınız büyük bir gizlilik içinde yürütülecek milyar dolarlık kredilere kefalet işlemleri. İster ferdî ister umumî kefalet müessesesinde böyle ucube bir emsal yok. Buna da itirazımız var. Hükümetin son adımı için ‘adrese teslim kıyak’ tespitinde ısrar ediyorum. Hazine’nin satın alma garantisi zaten bahse konu ihalelerde ziyadesiyle mevcut. Mesela 3. havalimanında ‘25 yıllık işletme süresince her yolcu başına 20 Euro tarife garantisi verildi. 12 yıl boyunca 6,3 milyar Euro gelir taahhüt edildi. Yıllık tahminî gelir garanti edilenin altında kalırsa farkı devlet işletmeciye ödeyecek. Bir başka ifadeyle, ‘Tesisi tamamla, hizmete aç. İşletme risklerini devlete bırak.’ Özel sektörü teşvik açısından makul karşılanan uygulamada çok radikal değişikliğe gidiliyor. Son değişiklikle büyük ihale alan firmalara satın almanın yanında finansmanı geri ödeme garantisi verildi. Krediyi bu şartlarda alan bir şirket farklı sebeplerle battığında borcu Hazine ödeyecek. Hazine piyasadan borçlanarak olmayan tesise para yatıracak.Faiz lobisinden müşteki olanlar nasıl karşılar bilemem, ancak özel sektöre verilecek garantinin faturası çok ağır olacak. KİT’ler ya da belediyeler kredi batırdığında Hazine onların vergi gelirleri gibi birtakım kalemlerine el koyarak amme alacağını tahsil ediyordu. Şirket battığında, patronun kalan son varlıklarını çaycısına, yeğenine devrettiği anlaşıldığında çok geç olmayacak mı? Nasıl tahsil edeceksiniz milyarlarca doları? Hazine muhtemel batıkların tahsili için ‘Uzan Yasası’ diye bilinen ve fona devredilen bankaların sahiplerinden alacakların tahsilinde TMSF’ye fevkalade yetkiler tanıyan düzenlemenin benzerini şimdiden hazırlasın. Hatta başlamışken özel kesimin yurtdışından borçlanmasına da garanti verilsin.1988’de inşasına başlanan ve 10 yılda tamamlanabilen İzmit Yuvacık Barajı’nın Hazine’ye maliyeti 4,7 milyar doları buldu. Temel atarken maliyet satırında 864 milyon dolar yazıyordu. Ankara’daki hesap nehirde kayboldu. Fatura kabardı. Hazine garantör olduğu için kullanılamayan suya hâlâ para ödeniyor. En az 10 Yuvacık faturasına hazır olalım. Tekrar düşünün: 50 milyar dolara kefil olur musunuz? İmtiyazlı şirketler üzerinden yeni bir sermaye grubu tesis edilirken ülkenin istikbali ipotek altına alınıyor. Derenin taşı ile derenin kuşunu vuranlar; hani bu projeler yapılırken devletin kasasından tek bir kuruş çıkmayacaktı? Ekonominin, kuralsızlığa, adaletsizliğe tahammülü yoktur. Çetrefilli yönetmeliği çıkardığınıza, bizleri de kefil yazdığınıza göre şu kadarcık söze müsaade buyurun: Madem kefalet bizden yap-işlet-devret modelini yap-işlet-devlet modeli diye değiştirin. Hiç olmazsa namımız yürüsün.
Zaman
En Çok Okunan
25.04.2014
TurhanBozkurt-10YuvacıkabedelkefaletTurhan Bozkurt - 10 Yuvacıka bedel kefalet
Turhan Bozkurt - 10 Yuvacık'a bedel kefalet
Zaman
25.04.2014
02:10
İhalesi aylar evvel yapılmış projelere getirilen Hazine garantisi, hepimizi alınacak kredilerin tabii kefili yapacak.Hani kanunlar geriye doğru işletilmezdi? 3. havalimanı, 3, köprü, Gebze-İzmir otoyolu (Körfez geçişi dahil), Avrasya tüneli, şehir hastaneleri gibi toplamda 50 milyar doları bulan projelerin kredi sözleşmesinde 77 milyon kefil olacak. Ufukta beliren Kanal İstanbul ve diğer ihaleleri alanlar da aynı garantiyi seve seve kullanacaktır. Yönetmelikte, tamamlanmış ihaleler istisna tutulmalıydı. İlle de tatbik edilecekse ihalelerin yenilenmesi lazım. Böyle bir garanti söz konusu olsaydı verilecek fiyat çok farklı olacaktı. Kamunun asgari maliyetle azami fayda sağlaması adına yönetmelikteki bu çarpıklık giderilmeli.Bu arada hangi projeye kefil olduğumuzu bilmeden bu kefalete imza atacağız. Zira hangi firmanın garanti aldığı Resmi Gazete’de yayımlanmayacak. Anlayacağınız büyük bir gizlilik içinde yürütülecek milyar dolarlık kredilere kefalet işlemleri. İster ferdî ister umumî kefalet müessesesinde böyle ucube bir emsal yok. Buna da itirazımız var. Hükümetin son adımı için ‘adrese teslim kıyak’ tespitinde ısrar ediyorum. Hazine’nin satın alma garantisi zaten bahse konu ihalelerde ziyadesiyle mevcut. Mesela 3. havalimanında ‘25 yıllık işletme süresince her yolcu başına 20 Euro tarife garantisi verildi. 12 yıl boyunca 6,3 milyar Euro gelir taahhüt edildi. Yıllık tahminî gelir garanti edilenin altında kalırsa farkı devlet işletmeciye ödeyecek. Bir başka ifadeyle, ‘Tesisi tamamla, hizmete aç. İşletme risklerini devlete bırak.’ Özel sektörü teşvik açısından makul karşılanan uygulamada çok radikal değişikliğe gidiliyor. Son değişiklikle büyük ihale alan firmalara satın almanın yanında finansmanı geri ödeme garantisi verildi. Krediyi bu şartlarda alan bir şirket farklı sebeplerle battığında borcu Hazine ödeyecek. Hazine piyasadan borçlanarak olmayan tesise para yatıracak.Faiz lobisinden müşteki olanlar nasıl karşılar bilemem, ancak özel sektöre verilecek garantinin faturası çok ağır olacak. KİT’ler ya da belediyeler kredi batırdığında Hazine onların vergi gelirleri gibi birtakım kalemlerine el koyarak amme alacağını tahsil ediyordu. Şirket battığında, patronun kalan son varlıklarını çaycısına, yeğenine devrettiği anlaşıldığında çok geç olmayacak mı? Nasıl tahsil edeceksiniz milyarlarca doları? Hazine muhtemel batıkların tahsili için ‘Uzan Yasası’ diye bilinen ve fona devredilen bankaların sahiplerinden alacakların tahsilinde TMSF’ye fevkalade yetkiler tanıyan düzenlemenin benzerini şimdiden hazırlasın. Hatta başlamışken özel kesimin yurtdışından borçlanmasına da garanti verilsin.1988’de inşasına başlanan ve 10 yılda tamamlanabilen İzmit Yuvacık Barajı’nın Hazine’ye maliyeti 4,7 milyar doları buldu. Temel atarken maliyet satırında 864 milyon dolar yazıyordu. Ankara’daki hesap nehirde kayboldu. Fatura kabardı. Hazine garantör olduğu için kullanılamayan suya hâlâ para ödeniyor. En az 10 Yuvacık faturasına hazır olalım. Tekrar düşünün: 50 milyar dolara kefil olur musunuz? İmtiyazlı şirketler üzerinden yeni bir sermaye grubu tesis edilirken ülkenin istikbali ipotek altına alınıyor. Derenin taşı ile derenin kuşunu vuranlar; hani bu projeler yapılırken devletin kasasından tek bir kuruş çıkmayacaktı? Ekonominin, kuralsızlığa, adaletsizliğe tahammülü yoktur. Çetrefilli yönetmeliği çıkardığınıza, bizleri de kefil yazdığınıza göre şu kadarcık söze müsaade buyurun: Madem kefalet bizden yap-işlet-devret modelini yap-işlet-devlet modeli diye değiştirin. Hiç olmazsa namımız yürüsün.
Zaman
Köşe Yazıları
25.04.2014
TurhanBozkurt-10YuvacıkabedelkefaletTurhan Bozkurt - 10 Yuvacıka bedel kefalet
Turhan Bozkurt - 10 Yuvacık'a bedel kefalet
Zaman
25.04.2014
02:10
İhalesi aylar evvel yapılmış projelere getirilen Hazine garantisi, hepimizi alınacak kredilerin tabii kefili yapacak.Hani kanunlar geriye doğru işletilmezdi? 3. havalimanı, 3, köprü, Gebze-İzmir otoyolu (Körfez geçişi dahil), Avrasya tüneli, şehir hastaneleri gibi toplamda 50 milyar doları bulan projelerin kredi sözleşmesinde 77 milyon kefil olacak. Ufukta beliren Kanal İstanbul ve diğer ihaleleri alanlar da aynı garantiyi seve seve kullanacaktır. Yönetmelikte, tamamlanmış ihaleler istisna tutulmalıydı. İlle de tatbik edilecekse ihalelerin yenilenmesi lazım. Böyle bir garanti söz konusu olsaydı verilecek fiyat çok farklı olacaktı. Kamunun asgari maliyetle azami fayda sağlaması adına yönetmelikteki bu çarpıklık giderilmeli.Bu arada hangi projeye kefil olduğumuzu bilmeden bu kefalete imza atacağız. Zira hangi firmanın garanti aldığı Resmi Gazete’de yayımlanmayacak. Anlayacağınız büyük bir gizlilik içinde yürütülecek milyar dolarlık kredilere kefalet işlemleri. İster ferdî ister umumî kefalet müessesesinde böyle ucube bir emsal yok. Buna da itirazımız var. Hükümetin son adımı için ‘adrese teslim kıyak’ tespitinde ısrar ediyorum. Hazine’nin satın alma garantisi zaten bahse konu ihalelerde ziyadesiyle mevcut. Mesela 3. havalimanında ‘25 yıllık işletme süresince her yolcu başına 20 Euro tarife garantisi verildi. 12 yıl boyunca 6,3 milyar Euro gelir taahhüt edildi. Yıllık tahminî gelir garanti edilenin altında kalırsa farkı devlet işletmeciye ödeyecek. Bir başka ifadeyle, ‘Tesisi tamamla, hizmete aç. İşletme risklerini devlete bırak.’ Özel sektörü teşvik açısından makul karşılanan uygulamada çok radikal değişikliğe gidiliyor. Son değişiklikle büyük ihale alan firmalara satın almanın yanında finansmanı geri ödeme garantisi verildi. Krediyi bu şartlarda alan bir şirket farklı sebeplerle battığında borcu Hazine ödeyecek. Hazine piyasadan borçlanarak olmayan tesise para yatıracak.Faiz lobisinden müşteki olanlar nasıl karşılar bilemem, ancak özel sektöre verilecek garantinin faturası çok ağır olacak. KİT’ler ya da belediyeler kredi batırdığında Hazine onların vergi gelirleri gibi birtakım kalemlerine el koyarak amme alacağını tahsil ediyordu. Şirket battığında, patronun kalan son varlıklarını çaycısına, yeğenine devrettiği anlaşıldığında çok geç olmayacak mı? Nasıl tahsil edeceksiniz milyarlarca doları? Hazine muhtemel batıkların tahsili için ‘Uzan Yasası’ diye bilinen ve fona devredilen bankaların sahiplerinden alacakların tahsilinde TMSF’ye fevkalade yetkiler tanıyan düzenlemenin benzerini şimdiden hazırlasın. Hatta başlamışken özel kesimin yurtdışından borçlanmasına da garanti verilsin.1988’de inşasına başlanan ve 10 yılda tamamlanabilen İzmit Yuvacık Barajı’nın Hazine’ye maliyeti 4,7 milyar doları buldu. Temel atarken maliyet satırında 864 milyon dolar yazıyordu. Ankara’daki hesap nehirde kayboldu. Fatura kabardı. Hazine garantör olduğu için kullanılamayan suya hâlâ para ödeniyor. En az 10 Yuvacık faturasına hazır olalım. Tekrar düşünün: 50 milyar dolara kefil olur musunuz? İmtiyazlı şirketler üzerinden yeni bir sermaye grubu tesis edilirken ülkenin istikbali ipotek altına alınıyor. Derenin taşı ile derenin kuşunu vuranlar; hani bu projeler yapılırken devletin kasasından tek bir kuruş çıkmayacaktı? Ekonominin, kuralsızlığa, adaletsizliğe tahammülü yoktur. Çetrefilli yönetmeliği çıkardığınıza, bizleri de kefil yazdığınıza göre şu kadarcık söze müsaade buyurun: Madem kefalet bizden yap-işlet-devret modelini yap-işlet-devlet modeli diye değiştirin. Hiç olmazsa namımız yürüsün.
Zaman
Ana Sayfa
25.04.2014
TurhanBozkurt-10YuvacıkabedelkefaletTurhan Bozkurt - 10 Yuvacıka bedel kefalet
Muhafazakâr kesim mitosu
Zaman
22.04.2014
02:09
Zaman zaman Etyen Mahçupyan’la sürdürdüğümüz yorum çekişmeleri kimileri tarafından “Tezini tek bir cümle ile çürüttü” gibi gerçekten eğlenceli bulduğum ifadelerle alıntılanıyor.Onlar ad ve soyadını yazmaktan çekinen, beni gülümseten ve tribün seyircilerini andıran bir grup. Mahçupyan ise perdeyi tümüyle yırtmadan ve kabalaşmadan tartışmayı sürdürebilen bir yazar. Hakarete varmayan üslup devam ettirildiği müddetçe fikirlerin çatışmasından ancak hakikat doğar diye düşünmekteyim. Yine de bir çekince belirtmekte fayda mülahaza ediyorum. Mahçupyan, yazılarımdaki yorumları çarpıtmadan kullansa kendi konumuna daha uygun bir nezakette davranmış olur. Çünkü çarpıtmak kendisi için olumsuz bir mana üretiyor, adeta çaresizlik izlenimine yol açıyor. Örneğin 13 Nisan tarihli yazımda son seçimler için “aslında AKP kaybetti” diye yazmadığım hatta o yazıda “aslında” kelimesini bile kullanmadığım halde, bu değiştirilmiş yorumu tırnak içine alarak, üçüncü şahıslara “parti seçimi kaybetti aslında” demişim gibi sunmak entelektüel etiğe uygun bir tutum değil. Kazanmak başkadır, kendi içinde hedeflediğin başarıyı tutturmak başka. AK Parti 17 Aralık’tan önce çıtayı % 53-55’e kadar yükseltmişti, hatta bunu doğrulayan anket sonuçları vardı. Üç ay gibi kısa bir sürede % 43,3’e düşerek 10 puana yakın oy yitirmek seçim kazanma halini ortadan kaldırmaz, sadece partinin hedefleri bakımından istediği başarıyı elde edemediğini gösterir demiştim. İktidar partisi seçimi kazandı ama 3 ayda 3 milyona yakın AK Parti seçmeninin tercihini değiştirmesi, düşünülmesi gereken bir husustur diyorum. Mahçupyan’ın bu kadar basit bir tespiti anlama(mış) gibi yapması kaçak güreşmeye benzer ve bu durum yakışık almaz. Bu yoruma katılmıyorsanız yapacağınız şey bellidir: AKP’nin bu kadar oy yitirmediğine hatta oylarını artırdığına dair bir iddia geliştirirsiniz. Fakat Mahçupyan, bana cevaben kaleme aldığı yazıda tartışmayı “kazananlar-kaybedenler” basitliği veya bayağılığı içinde bütünüyle karşıtlık çifti yaklaşımına indirgiyor ve “aslında AKP kaybetti” demişim gibi muhayyel iddiayı iki defa aksettirerek oyunu kurallarına göre oynamıyor. Böylece dikkati başka yöne çekerek yazıdaki temel iddiaya cevap vermekten kaçınıyor. Fikir üretmek yerine şahsımla ilgili yakıştırma ve tavsiyede bulunuyor ki, bunun tartışmayı kişiselleştirici bir sapma (yan yola sapma) olduğunu düşünüyorum. Hatta bu kişiselleştirmenin pek asil bir tavır olmadığı kanaatindeyim. Sayın Mahçupyan’ın kim ve ne olduğunu irdelemeksizin doğrudan yazdıklarını ele almaya gayret ediyorum. Buna karşılık kendisi sadece yazımın muhtevasına cevap vermek yerine “Polemik arayışlarında bu sayfada karşımıza çıkan Uğur Kömeçoğlu söz konusu ihtiyacın akademik alanda tetiklediği bir kaleme benziyor” diye yazınca, ben de kendisinin milletvekilliği ya da başka bir konumun peşinde olduğuna dair söylentilerin etrafta dolaştığına ve acaba kendisini neyin tetiklediği sorusuna binaen başka türlü saptamalar yapabilirim. Ancak bunlara inanmak istemiyorum, zira bu kadar menfaat eksenli olabileceğini sanmıyorum. Fakat şahsi sataşmalara kapı aralamaya devam edilecekse bu hakkımı saklı tuttuğumu belirtmeliyim. Bu nedenle sadece yazdıklarım üzerinden yazı geliştirilmesi herkesi memnun edecektir. Şimdi gelelim asıl konumuza. Temelde sorun şu ki Gezi’den beri Mahçupyan’dan beklenen tarafsız, objektif ve daha soğukkanlı analizlerle karşılaşmak mümkün olmuyor. Sebebi belirsiz bazı heyecanlarına gem vuramayan bir yazar izlenimi bırakıyor okuyucu üstünde. Çünkü iktidar partisinin seçim başarısını “halk ihtilali” diye anlatmak gerçekten en coşkulu, en tarafgir bir AK Parti yazarının bile aklına gelmemiş bir kurgudur (fiction). Hatta onların bile yok artık, abartmayalım arkadaşlar diyebileceği hissi bir yorum iken Mahçupyan’ın bu “halk ihtilali” fikrinde ısrar etmesi coşku derecesine işaret ediyor. Gördüğüm kadarıyla evet bu bir “halk ihtilali” diyerek bu vecd-efzâ retoriği sahiplenen AKP’li bir yazar olmadı şu ana kadar. Eninde sonunda o çevre bile akla ve mantığa uygun bir yorum bekliyor. Sürrealizm (gerçeküstücülük) beklemiyor. Ama Mahçupyan’da bu yakınlık o kadar dizginlenemez “ekstatik” bir duruma dönüşüyor ki en nihayetinde “Bir gün herkes AKP’li olur mu?” sorusuyla başlayan ve “…bir gün herkes AKP’li olursa şaşırmamak lazım.” diyerek biten olağan bir Mahçupyan yazısına dönüşüyor. Sayın Mahçupyan elbette mübalağanın bir söz sanatı olduğunu düşünebilir, meramını daha iyi ifade etmek, tespitlerindeki vurguyu artırmak adına kullandığı bir sanat olduğunu söyleyebilir, çünkü bu irrasyonel tabirlere daha başka bir açıklama getirmek mümkün değil
Zaman
Yorum
22.04.2014
MuhafazakârkesimmitosuMuhafazakâr kesim mitosu
Haklarını savunmam için başörtülü olmam gerekmez
Zaman
15.04.2014
17:49
Arka Sıradakiler, Tozlu Yollar, El Yazısı gibi projelerde rol alan Ergül Miray Şahin, ‘Ötesiz İnsanlar’la ilk kez bir başrolde izleyici karşısına çıkıyor.Şahin, Samanyolu TV’de pazartesi günleri ekrana gelen dizide, tarihe ‘postmodern darbe’ olarak geçen 28 Şubat sürecinde başörtüsü mağduru Elif’i oynuyor. Gerçek hayatında başörtüsü takmayan Şahin ile 28 Şubat zulmü ile ilgili düşüncelerini, insanların nasıl ötekileştirildiğini ve sürecin kendisinde bıraktığı etkileri konuştuk.Elif’i oynamak nasıl bir sorumluluk yüklüyor size?Kesinlikle büyük bir sorumluluk. Sosyal medyada bir şey paylaşırken bile dikkat ediyorum. Elif’in sorumluluğu demek o dönemi yaşamış bütün genç kızların sorumluluğu. Ben oyuncu olarak elimden gelenin en iyisini samimi bir şekilde yapmaya çalışıyorum. Takdir izleyicinin. Bir de; sadece kapalılar, kapalıların hakkını savunmamalı.Siz normalde başörtüsü takmıyorsunuz. ‘Sadece kapalılar, kapalıların hakkını savunmamalı.’ derken bunu mu söylüyorsunuz?Kesinlikle. Ayrıca bu benim için büyük bir zevk. Haksızlığa kimse katlanamaz. Çok sesi yüksek biri değilim. Konuşarak anlatırım derdimi. Bazıları tepki için yaptığımız şeye ‘intikam’ diyebilirler. Birileri böyle tanımlamak istiyorsa tanımlar. Şu unutulmamalı; bazı şeylere itiraz edilecekse, ortada bir mağduriyet varsa bunu tiyatro ile, şiir ile ve edebiyat ile anlatmak lazım. Diziyle filmle yapmak lazım. Biz de öyle yapıyoruz.Başörtüsü takmayan biri olarak, dizi vesilesiyle başörtülüleri daha iyi anladığınızı düşünüyor musunuz?Doğal olarak sahneleri çekerken yaşanıyor. Aslında 28 Şubat sürecine tam olarak girmedik daha. Bu dönemde bile fazlasıyla genç kızlar hasar alıyor zaten. Okulda, dışarıda. Günümüzde hâlâ var. İşlettiği bir kafeye gelen başörtülülere hizmet etmekten rahatsız olanlar var. Ancak toplum bunları dışlıyor artık. Halkımız genel olarak bu vicdana sahip oldu. Sadece kapalı insanlara, dinine bağlı olan insanlara yapılmış zulüm değil bu. Her konuda bu ülkede çok haksızlıklar yaşandı zamanında. Yanlışlar yapıldı. Herkesi ilgilendiren bir şey olmalı bu.Ötekileştirmenin sadece başörtüsü eksenli olmadığını mı söylemeye çalışıyorsunuz?Öyle tabii. Böyle bir şeylerin yıkıldığı bir başlangıç olsa keşke. İzlediğimiz diziler insanlarımızı bilinçlendirmek için iyi bir fırsat olsa. Ben dizi olarak objektif olduğumuzu düşünüyorum. Eleştirenler bizi izlesin, ne denli objektif olduğumuzu görecekler.Çevrenizde 28 Şubat’ı yaşayan ya da başörtüsü mağduru olmuş insanlar var mı?Biz köyde yaşadığımız için sıkıntı olmadı. En azından ben duymadım. Haberlerde duyduğum şeyleri hatırlıyorum. Ne olduğunu anlamlandıramadığım, yorum yapamadığım şeyler. Annemden dinledim bazı şeyleri. Bir de senaryo elime geldikten sonra belgeseller izledim. Dönemi anlatan kitaplar okudum. Bu sayede Türkiye’nin geçmişini de öğrenmiş oluyorsunuz. Bu açıdan dizinin katkısı büyük.Mağduriyetler, ötekileştirmeler tam olarak bitti denilebilir mi?O zamana göre iyiyiz. Ancak ötekileştirme zihniyeti hâlâ devam ediyor. İnsanların zihninde olan bir şey. Zihinde bunu yaşayanlar var bazen kendi içimizde de önyargılarımızı görüyoruz. Önemli olan onu fark edip o yanlıştan dönmeyi bilmek lazım.Size ne tür geri dönüşler oluyor sosyal çevrenizden?İlk zamanlar tepkiler çok olmuştu. Şimdi daha iyi. Hatta ‘Başı açık biri nasıl olur da kapalıların hakkını savunur?’ dediler. Ama benim vicdanım rahat. Kapalı da açık da benim kardeşim. Aynı şeyleri yaşıyoruz. Ben yorumlara üzülmedim. Kötü yorum da olacak ama iyi yorumlar da çok. Elif abla diyorlar artık...Okuduğunuz, öğrendiğiniz 28 Şubat, sizde nasıl bir etki bıraktı?Birisi sizin başörtünüzü neden çekip alsın? Bu bile çok üzüyor insanı. Bir de oynarken de etkilendiğim sahne çok. Mesela Kudret Komutan’ın başörtüsünü çekip aldığı sahne mesela. Üstümden tişörtümü alsalar ne hissedersem, başörtülü bir kardeşim de onu hissetmiştir.28 Şubat’ı bugünkü gençler biliyor mu, öğreniyor mu?Sanmıyorum. Ben ondan sonra okumam araştırmam gerekiyor dedim; farklı kaynaklardan öğrendim bazı şeyleri. Yakın tarihimizi bilmiyoruz. Ben arkadaşımla konuşurken bunu fark ediyorum. Söylenen şeyler garip geliyor.
Zaman
Ana Sayfa
15.04.2014
HaklarınısavunmamiçinbaşörtülüolmamgerekmezHaklarını savunmam için başörtülü olmam gerekmez
Toplam "5" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti