Habergec.Com Aranan Kelimeler:edilecekse Değerlendirme: 10 / 10 984572
habergec.com
25.10.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

edilecekse

Ali İsmail Korkmaz'ın babası: Adalet yerini bulacak
Zaman
09.10.2014
17:30
Eskişehirdeki Gezi eylemlerinde hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmazın babası Şahap Korkmaz, Kayseri 3. Ağır Ceza Mahkemesindeki duruşma sonrasında açıklama yaptı. Baba Korkmaz, sanıkların kendilerini kurtarmak için yalan söylediklerini ifade ederek, Adalet yerini bulacaktır dedi.2 Haziran 2013de Eskişehirdeki gezi olaylarında yaralandıktan sonra tedavi gördüğü hastanede hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmazın Kayseride görülen 4üncü duruşması sonuçlandı. Duruşma çıkışında açıklama yapan Ali İsmail Korkmazın annesi Emel Korkmaz, İnşallah en ağır bir şekilde yargılanacaklar ve ceza alacaklar. 26 Kasım da duruşma olacak. Yanımızda olduğunuz için herkese teşekkür ediyorum dedi. Baba Şahap Korkmaz, sanıkların delillere rağmen kendilerini kurtarmak için yalan söylediklerini belirterek, şunları söyledi; Katiller ve onları savunanlar her biri ayrı yalan söyledi. Yalan söylüyorlar. Bile bile. Sadece kendilerini haklı bulmak için yalan söylüyorlar. Davadan kurtulmak için yalan söylüyorlar. Her şey apaçık. Raporlar çıktı ve her şey açık. Sadece Türkiye değil bütün dünya oradaki olayı ve oradakinin Ali İsmail olduğunu biliyor. Yalan söylüyorlar ve söylesinler. Adalet yerini bulur ve sonuçlanır. Korkmaz ailesinin avukatı Ayhan Erdoğan, iki duruşma sonrasında kararın çıkacağını dile getirerek, davada gelinen nokta hakkında şu bilgileri verdi; Davanın sonuna gidiyoruz. Dosya savcıya mütalaa için tevdi edildi. Sanık avukatlarının bütün talepleri kabul edilmedi. Bize de esasa ilişkin mütalaamızı için süre verildi. Gelecek celse savcı ve bizim tarafımızdan sanıklar için neler talep edilecekse onları söyleyeceğiz. Sonraki celse onlarda savunmalarını yapacak. 2 celse sonrasında duruşma sonuçlanacak. Hak edecekleri cezayı alacaklar. Bizim talebimiz kasten adam öldürmekten ağırlaştırılmış müebbet ceza istiyoruz. Eskişehirde Gezi olayları sırasında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmazın adı, avukat olan ağabeyi Gürkanın 1 yaşındaki oğlu Ali Yusuf da yaşıyor. Duruşmaya Ali Yusufu da getiren baba Gürkan Korkmaz, duruşma bitiminde dışardakilere bilgi verdi. Gelecek duruşmada beyanların alınacağını ve sonraki celsede kararın çıkabileceğini söyledi. Gürkan Korkmazın oğlu Ali Yusuf kendisini çeken kamerayı almak istedi. (CİHAN)
Zaman
Son Dakika
09.10.2014
AliİsmailKorkmazınbabasıAdaletyerinibulacakAli İsmail Korkmazın babası Adalet yerini bulacak
İdris Bal'dan Kobani açıklaması
Zaman
08.10.2014
14:55
Bağımsız Kütahya Milletvekili İdris Bal, PKKnın karargahı düşecek diye Türkiyenin sokaklarının cehenneme çevrildiğini söyledi. Bal, insanı dramsa zaten Türkiyenin kapılarını açtığını vurguladı.TBMMde basın toplantısı düzenleyen Bal, sokaklara bakıldığında hala dersler alınmadığını, büyük bedeller ödenmeye devam edildiğinin görüldüğünü ifade etti. Akıllı insan aynı delikten iki kere ısırılmaz. diyen Bal, ama defalarca ısırılmaya devam edildiğini kaydetti. Ortadoğuda etnik milliyetçilikle, eğitimle, ekonomiyle mücadele edilmesi gerektiğini belirten Bal, bölgenin Avrupada olduğu gibi insan hakları, refah, çocuk hakları, kadın hakları demeye ihtiyacı olduğunu ifade etti. Kimse Türkiyenin gidip PKKyı kurtarmasını beklemesin. diyen Bal, bunun ihanet olacağına dikkat çekti. Tüm illegal yapılanmaları karşı mücadele edilecekse buna destek verilebileceğini belirten Bal, ama IŞİD yok edilecek diye PKKnın güçlendirilmemesi gerektiğini söyledi. PKKnın karargahı düşecek diye Türkiyenin sokaklarının cehenneme çevrildiğini anlatan Bal, insanı dramsa zaten Türkiyenin kapılarını açtığını vurguladı. Adı konulmamış olağanüstü dönem başlatmak istiyorlar. Kısmen başlattılar. diyen Bal, meydanların, sokakların örgüte bıkarıldığını ifade etti. Bölgede birliği bütünlüğü temsil eden gönüllü kuruluşların, stkların cezalandırıldığını dile getiren Bal, okulların, dershanelerin, okuma salonlarının yakıldığını söyledi. Birleşik Kürdistanın önünün açılmasına göz yumulmamasını isteyen Bağımsız Kütahya Milletvekili İdris Bal, bölgede mezhepcilik, etnik milliyetçiliğin devam etmesi halinde IŞİDin yerini başkalarının dolduracağına dikkat çekti. Türkiyenin tek taraflı, sadece IŞİDe karşı, NATO ile istişare yapmadan bir kara harekatına girişmesinin doğru olmayacağının altını çizen Bal, Esadın indirilmesinin artık hayal olduğunu ifade etti. Bu hayalden vazgeçip ilişkilerin nasıl düzeltileceğinin düşünülmesi gerektiğini anlatan Bal, siyasilerin sağduyulu hareket etmesi gerektiğini belirterek HDPyi uyardı. Durmadan kırmızı çizgi çizerseniz hiçkimse sizin kırmızı çizgilerine önem vermez. diyen Bal, büyük laflar etmeyi bırakıp yapılacak sözlerin söylenmesini istedi. Sokağa çıkma yasağıyla ilgili Bal, fiili bir olağanüstü halin varolmayı gösterdiğini ifade etti. Olağanüstünün kaldırıldığını ama gereğinin yapılmadığını belirten Bal, şiddet, terör kullananlara karşı devletin vatandaşlarını ve toprağını korumak zorunda olduğunu söyledi. Devlet ve hükümetin bölgede boşluk bıraktığını dile getiren Bal, çözüm süreci adı altında polis ve askerin elinin bağlandığına dikkat çekti. Bölgede fiili bir devlet kurma çalışması yapıldığını anlatan Bal, PKKnın vatandaşı şekillendirdiğini ve propagandaya hız verdiğini vurguladı. Net bir şekilde çözüm sürecinin sonucunun ortaya çıktığını belirten Bal, dünyaya ve Türkiyeye sokak olaylarıyla mesaj verilmeye çalışıldığını kaydetti. Sokakların tahrik edilmemesi gerektiğinin altını çizen Bal, Türkiyede gerçek paralel devletin ne kadar başarılı olduğunun gösterildiğini ifade etti.
Zaman
Son Dakika
08.10.2014
İdrisBaldanKobaniaçıklamasıİdris Baldan Kobani açıklaması
İdris Bal'dan Kobani açıklaması
Zaman
08.10.2014
14:55
Bağımsız Kütahya Milletvekili İdris Bal, PKKnın karargahı düşecek diye Türkiyenin sokaklarının cehenneme çevrildiğini söyledi. Bal, insanı dramsa zaten Türkiyenin kapılarını açtığını vurguladı.TBMMde basın toplantısı düzenleyen Bal, sokaklara bakıldığında hala dersler alınmadığını, büyük bedeller ödenmeye devam edildiğinin görüldüğünü ifade etti. Akıllı insan aynı delikten iki kere ısırılmaz. diyen Bal, ama defalarca ısırılmaya devam edildiğini kaydetti. Ortadoğuda etnik milliyetçilikle, eğitimle, ekonomiyle mücadele edilmesi gerektiğini belirten Bal, bölgenin Avrupada olduğu gibi insan hakları, refah, çocuk hakları, kadın hakları demeye ihtiyacı olduğunu ifade etti. Kimse Türkiyenin gidip PKKyı kurtarmasını beklemesin. diyen Bal, bunun ihanet olacağına dikkat çekti. Tüm illegal yapılanmaları karşı mücadele edilecekse buna destek verilebileceğini belirten Bal, ama IŞİD yok edilecek diye PKKnın güçlendirilmemesi gerektiğini söyledi. PKKnın karargahı düşecek diye Türkiyenin sokaklarının cehenneme çevrildiğini anlatan Bal, insanı dramsa zaten Türkiyenin kapılarını açtığını vurguladı. Adı konulmamış olağanüstü dönem başlatmak istiyorlar. Kısmen başlattılar. diyen Bal, meydanların, sokakların örgüte bıkarıldığını ifade etti. Bölgede birliği bütünlüğü temsil eden gönüllü kuruluşların, stkların cezalandırıldığını dile getiren Bal, okulların, dershanelerin, okuma salonlarının yakıldığını söyledi. Birleşik Kürdistanın önünün açılmasına göz yumulmamasını isteyen Bağımsız Kütahya Milletvekili İdris Bal, bölgede mezhepcilik, etnik milliyetçiliğin devam etmesi halinde IŞİDin yerini başkalarının dolduracağına dikkat çekti. Türkiyenin tek taraflı, sadece IŞİDe karşı, NATO ile istişare yapmadan bir kara harekatına girişmesinin doğru olmayacağının altını çizen Bal, Esadın indirilmesinin artık hayal olduğunu ifade etti. Bu hayalden vazgeçip ilişkilerin nasıl düzeltileceğinin düşünülmesi gerektiğini anlatan Bal, siyasilerin sağduyulu hareket etmesi gerektiğini belirterek HDPyi uyardı. Durmadan kırmızı çizgi çizerseniz hiçkimse sizin kırmızı çizgilerine önem vermez. diyen Bal, büyük laflar etmeyi bırakıp yapılacak sözlerin söylenmesini istedi. Sokağa çıkma yasağıyla ilgili Bal, fiili bir olağanüstü halin varolmayı gösterdiğini ifade etti. Olağanüstünün kaldırıldığını ama gereğinin yapılmadığını belirten Bal, şiddet, terör kullananlara karşı devletin vatandaşlarını ve toprağını korumak zorunda olduğunu söyledi. Devlet ve hükümetin bölgede boşluk bıraktığını dile getiren Bal, çözüm süreci adı altında polis ve askerin elinin bağlandığına dikkat çekti. Bölgede fiili bir devlet kurma çalışması yapıldığını anlatan Bal, PKKnın vatandaşı şekillendirdiğini ve propagandaya hız verdiğini vurguladı. Net bir şekilde çözüm sürecinin sonucunun ortaya çıktığını belirten Bal, dünyaya ve Türkiyeye sokak olaylarıyla mesaj verilmeye çalışıldığını kaydetti. Sokakların tahrik edilmemesi gerektiğinin altını çizen Bal, Türkiyede gerçek paralel devletin ne kadar başarılı olduğunun gösterildiğini ifade etti.
Zaman
Ana Sayfa
08.10.2014
İdrisBaldanKobaniaçıklamasıİdris Baldan Kobani açıklaması
Ne olacak bu gündüz kuşaklarının hali?
Zaman
14.09.2014
02:08
Geçtiğimiz haftalarda gündüz kuşağı programlarında yaşananlar hepimizin malumu. Gerçekleşen olaylar bu kuşaktaki yapımların sürdürülebilirliğini yeniden tartışmaya açtı. Peki yurtdışındaki gündüz kuşağı programlarının işleyiş ve içerik bakımından Türkiye’dekinden farkı ne?Gündüz kuşağı, televizyon sektörü için önemli ve geniş bir vakit aralığını kapsıyor. Resmi bir sınırlama olmasa da 10.00-18.00 arasındaki yayınlara gündüz kuşağı deniyor. Bu yayın diliminin ana hedef kitlesini ise sabah eşini işe, çocuklarını da okula gönderen ev hanımları oluşturuyor. Programların çeşitliliği bakımından epey geniş bir yelpaze çıkıyor karşımıza. Reality şovlardan tutun da evlilik programlarına, televizyonu adeta bir mahkemeye çeviren “suçlu kim?” yapımlarından yemek programlarına kadar birçok izlenceyle karşılaşmak mümkün. Özellikle reality şovlar ve suçluyu aramaya yönelik programlarda sıradan insanların hayatları en ince ayrıntısına kadar ekranlardan evlerimize konuk oluyor. Gayri meşru ilişkiler, cinayetler ve aile içinde yaşanan sorunların bini bir para. Bu tür içerikler, artık farkındalık oluşturmaktan ziyade, gittikçe normalleşiyor ve sadece bir şov unsuru haline geliyor.Gündüz kuşağı yayınlarının içeriğini sorgulatan son olay ise, geçtiğimiz haftalarda iki karısını öldürmüş bir adamı canlı yayında programına konuk eden Seda Sayan oldu. Yıllar boyunca yapılan anketlerde Türkiye’deki en güvenilir kişi çıkan Seda Sayan’dan bahsediyoruz. Hâlâ öyle midir bilinmez fakat halk nezdinde böyle bir güvenilirliğe sahip olmasında uzun zamandır yapmakta olduğu gündüz kuşağı programlarının önemli bir payı var. Bu da bizlere bu programların insanlar üzerinde ne derece etkili olduğunu gösteriyor aslında. Peki yurtdışındaki gündüz programlarının Türkiye’dekinden bir farkı var mı? İşleyiş ve içerik Türkiye’dekine benziyor mu? ABD ile Türkiye’deki gündüz kuşağı programları arasında bir kıyas yaparak bu duruma bir göz atalım.Türkiye’de yapımcılara az sunuculara çok iş düşüyorTürkiye’deki gündüz kuşağı programı sunucularının elinde oldukça fazla güç var. ‘Güç’ derken ne demek istediğimizi açıklayalım. Türkiye’deki sunucular, yapımcılar gibi programın içeriği üzerinde fazla etkiye sahip. Sadece sunmuyor, içerikte ne olacak, ne söylenecek, tüm bunlar onların kontrolü altında. Dolayısıyla yapım ekibi sunucuya ne yapacağını söylemek yerine hizmet eder bir konumda bulunuyor. Kısacası bir nevi yapım ekibinin zayıflığı, sunucu üzerinden kapatılmaya çalışılıyor. Yurtdışında ise durum çok farklı. ABD ve İngiltere’deki gündüz kuşağı programlarında kurgu unsuru ön plana çıkıyor. Programın başından sonuna kadar ne konuşulacak ve hangi noktalara temas edilecekse bütün bunlar önceden kurgulanıyor. Doğal olarak da bu şekilde herhangi sürprize mahal verilmemiş oluyor.Yurtdışında filtreleme daha kuvvetli, çünkü canlı yayın yokGündüz kuşağı programlarında üzerinde durulması gereken bir diğer farklılık da canlı yayın meselesi. ABD ve İngiltere’de gündüz kuşağında canlı yayınlanan programlara rastlamak pek mümkün değil. Şehir Üniversitesi Sinema ve Televizyon Bölümü öğretim görevlisi Feyza Akınerdem’e göre, canlı yayın Türkiye’ye has bir durum Sebebi, banttan yayın maliyetinin çok daha yüksek olması: “Bu sebeple Türkiye’de daha çok canlı yayın yapılır. İngiltere ve ABD’de canlı yayın programlara pek şahit olmayız. Dolayısıyla bu ülkelerde filtre mekanizması otomatik olarak daha kuvvetli oluyor. Canlı olsa bile yayın arkadan geliyor. Bizdeki gündüz kuşağının neredeyse hepsi canlı. Anlık sansasyon ile krizlere açık ve bunun üzerinden programlar reyting alıyor.”Türkiye’de bir RTÜK kanunu var ve bu kanuna göre suçu ve suçluyu övmek yasak. Fakat geçen hafta yapılan toplantılarda RTÜK, çekimser kaldığı için Seda Sayan’ın programına herhangi bir ceza vermedi. Akınerdem, suçu ve suçluyu öven yayın yapılamayacağını fakat bu kanunların ne kadar uygulanacağının ise RTÜK’ün inisiyatifine bağlı olduğunu belirtiyor. Bunun yanında aslında esas kontrol mekanizmasının da yapımcılarda bittiğinin altını çiziyor: “Programlarda ağırlanacak kişilerin geçmişlerini doğru şekilde araştıran programcılar var. Fakat buna dikkat etmeyen ve sansasyon ortaya çıkartmak isteyen isimler de çok. Seda Sayan örneği üzerinden gidecek olursak, o kişinin ekrana çıkması Seda Sayan ve yapım ekibinin inisiyatifinde. Yayından önce bunu denetleyecek bir kurum yok. Dolayısıyla iki kadını öldürdüğü bilinen birisi o yayına bilinçli bir şekilde çıkartıldı.”ABD’de kadın programlarının niteliği ise çok farklı. ‘The Oprah Winfrey Show’ örneği üzerinden giden Akınerdem’e göre bu programlara şiddet gören, ayrımcılığa uğramış kadınlar çıkarıldığında, yaşadıklarının üstesinden gelebi
Zaman
Ana Sayfa
14.09.2014
Neolacakbugündüzkuşaklarınınhali?Ne olacak bu gündüz kuşaklarının hali?
Turhan Bozkurt - Bir tweet'lik ekonomi
Zaman
10.09.2014
03:02
‘Ekonomi kırılgan, risklerin arttığı bir güzergâhta şoförün hata lüksü yok. Reel sektöre ve bankalara ilişmeyin’ desek de hükümet ikazlara kulak asmıyor.Güç zehirlenmesi ya da iktidar yorgunluğu böyle bir şey olmalı. 12 yılın ilk 4 yılı reformlarla dolu dizgin geçti. İkinci 4 yılı tarif eden en isabetli kavram idare-i maslahat: Heyecansız, yarından çok dünü konuşan siyah takım elbiseli adamların dönemi. Son 4 yıl ise batan geminin direklerinin boyandığı kayıp yıllar olarak hatırlanacak. Kim olduğu bile bilinmeyen biri önceki gece birkaç tweet attı, piyasa sallandı. Dün Amerikan Doları 2,20 TL’yi aştı ki, bu 2,17’den sonraki yeni bir psikolojik eşiktir. Yakın vadedeki ilk hedef fiyat 2,25 ve üzeri olacaktır. Borsa’da koca koca bankaların hisselerinin yüzde 4’e yakın düşmesi, gırtlağına kadar borçlu Türkiye ekonomisinin bağışıklık sisteminin zannedildiği kadar kuvvetli olmadığını gösteriyor. Aylardır kredi derecelendirme kuruluşlarından bankalarımızla alakalı ikazları, not indirimlerini görmezden gelen hükümet medyası kime hizmet etmiş oldu? Sanki sadece Bank Asya’nın notu indirilmiş gibi hava estirenler kimin kasalarını şişirdi, kimin ceplerini boşalttı? Bank Asya’yı iftiraların girdabında boğmaya çalışanların oyununu kadirşinas insanımız eşine az rastlanır bir fedakârlık ve civanmertlikle bozmasaydı acımasız saldırılara değil Bank Asya, dünyanın en büyük bankaları bile iki, bilemediniz üç ay direnemez, batardı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile BDDK, @fuatavnifuat’ın iddialarına şu ana dek cevap vermedi. Sükut ikrardan gelir. Fuat Avni’nin verdiği bilgiler tekzip edilmediğine göre kral çıplak! 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının intikamını Hizmet Hareketi’ne yakın müesseselerden almaya ant içen AKP hükümeti, Bank Asya’yı zor duruma düşürmek adına aylardır yürüttüğü organize işlerin bankacılık sisteminde nasıl bir tahribata sebebiyet verdiği hakikati ile yüzleşmeye başladı. Bank Asya’dan daha kötü durumda olan 10 bankanın karantinaya alındığı hangi mecrada dile getirilirse getirilsin böyle bir karar yoksa derhal tekzip edilmeliydi. Bu yapılmıyorsa önümüzde iki problem var demektir? Madem bu bankaların durumu Bank Asya’dan daha kötüydü, niye halının altına süpürüldü. Mali açıdan zayıflama emaresi gösteren bankalar varken Bank Asya’ya saldırmak hangi aklı evvelin eseri? Ötekileri ıslah etmek için elinizdeki araçları sessiz sedasız niye harekete geçirmediniz? Bu bankaların mali yapısı zayıf duruma düşerken önleyici tedbirler alınmadığı gibi yalan haberlerle boğuşan Bank Asya’yı yalnız bırakan BDDK, dolaylı olarak sistemik bir krizin başlamasına mı göz yumdu? Aylardır söylüyoruz, bankaları bu kadar tartışır, günlük siyasetin malzemesi haline getirirseniz bu müesseselerin itibarı sarsılır. Bedelini ise hep beraber öderiz. Devlet banka batırmaz, batıramaz. Aksine erken müdahale ederek zor durumdaki bankayı kurtarır, kurtarmalıdır. 2008 krizinde ABD, Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ekonomiler bankalarını kurtardı ve krizin etkilerini hafifletti. Öldüren adalet anlayışı bu olmalı. ‘Bank Asya’ya kastımız yok, ötekileri de batırdık’ demek için mi ötelendi birikmiş problemler? 11 bankaya ya da içlerinden birkaçına el konulması halinde bir tweet’le böylesine çatırdayan ekonominin hali nice olur? Cevap vermek için azıcık hesap bilmek kâfi. Dün küçük bir provaydı. Hükümet, hükümet içinde Babacan ve kurmayları ile BDDK ibret aldı ise tehlike geçti. Yok aynı hatada ısrar edilecekse hepimizi zor günler bekliyor. Demedi demeyin!
Zaman
En Çok Okunan
10.09.2014
TurhanBozkurt-BirtweetlikekonomiTurhan Bozkurt - Bir tweetlik ekonomi
Turhan Bozkurt - Bir tweet'lik ekonomi
Zaman
10.09.2014
02:12
‘Ekonomi kırılgan, risklerin arttığı bir güzergâhta şoförün hata lüksü yok. Reel sektöre ve bankalara ilişmeyin’ desek de hükümet ikazlara kulak asmıyor.Güç zehirlenmesi ya da iktidar yorgunluğu böyle bir şey olmalı. 12 yılın ilk 4 yılı reformlarla dolu dizgin geçti. İkinci 4 yılı tarif eden en isabetli kavram idare-i maslahat: Heyecansız, yarından çok dünü konuşan siyah takım elbiseli adamların dönemi. Son 4 yıl ise batan geminin direklerinin boyandığı kayıp yıllar olarak hatırlanacak. Kim olduğu bile bilinmeyen biri önceki gece birkaç tweet attı, piyasa sallandı. Dün Amerikan Doları 2,20 TL’yi aştı ki, bu 2,17’den sonraki yeni bir psikolojik eşiktir. Yakın vadedeki ilk hedef fiyat 2,25 ve üzeri olacaktır. Borsa’da koca koca bankaların hisselerinin yüzde 4’e yakın düşmesi, gırtlağına kadar borçlu Türkiye ekonomisinin bağışıklık sisteminin zannedildiği kadar kuvvetli olmadığını gösteriyor. Aylardır kredi derecelendirme kuruluşlarından bankalarımızla alakalı ikazları, not indirimlerini görmezden gelen hükümet medyası kime hizmet etmiş oldu? Sanki sadece Bank Asya’nın notu indirilmiş gibi hava estirenler kimin kasalarını şişirdi, kimin ceplerini boşalttı? Bank Asya’yı iftiraların girdabında boğmaya çalışanların oyununu kadirşinas insanımız eşine az rastlanır bir fedakârlık ve civanmertlikle bozmasaydı acımasız saldırılara değil Bank Asya, dünyanın en büyük bankaları bile iki, bilemediniz üç ay direnemez, batardı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile BDDK, @fuatavnifuat’ın iddialarına şu ana dek cevap vermedi. Sükut ikrardan gelir. Fuat Avni’nin verdiği bilgiler tekzip edilmediğine göre kral çıplak! 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının intikamını Hizmet Hareketi’ne yakın müesseselerden almaya ant içen AKP hükümeti, Bank Asya’yı zor duruma düşürmek adına aylardır yürüttüğü organize işlerin bankacılık sisteminde nasıl bir tahribata sebebiyet verdiği hakikati ile yüzleşmeye başladı. Bank Asya’dan daha kötü durumda olan 10 bankanın karantinaya alındığı hangi mecrada dile getirilirse getirilsin böyle bir karar yoksa derhal tekzip edilmeliydi. Bu yapılmıyorsa önümüzde iki problem var demektir? Madem bu bankaların durumu Bank Asya’dan daha kötüydü, niye halının altına süpürüldü. Mali açıdan zayıflama emaresi gösteren bankalar varken Bank Asya’ya saldırmak hangi aklı evvelin eseri? Ötekileri ıslah etmek için elinizdeki araçları sessiz sedasız niye harekete geçirmediniz? Bu bankaların mali yapısı zayıf duruma düşerken önleyici tedbirler alınmadığı gibi yalan haberlerle boğuşan Bank Asya’yı yalnız bırakan BDDK, dolaylı olarak sistemik bir krizin başlamasına mı göz yumdu? Aylardır söylüyoruz, bankaları bu kadar tartışır, günlük siyasetin malzemesi haline getirirseniz bu müesseselerin itibarı sarsılır. Bedelini ise hep beraber öderiz. Devlet banka batırmaz, batıramaz. Aksine erken müdahale ederek zor durumdaki bankayı kurtarır, kurtarmalıdır. 2008 krizinde ABD, Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ekonomiler bankalarını kurtardı ve krizin etkilerini hafifletti. Öldüren adalet anlayışı bu olmalı. ‘Bank Asya’ya kastımız yok, ötekileri de batırdık’ demek için mi ötelendi birikmiş problemler? 11 bankaya ya da içlerinden birkaçına el konulması halinde bir tweet’le böylesine çatırdayan ekonominin hali nice olur? Cevap vermek için azıcık hesap bilmek kâfi. Dün küçük bir provaydı. Hükümet, hükümet içinde Babacan ve kurmayları ile BDDK ibret aldı ise tehlike geçti. Yok aynı hatada ısrar edilecekse hepimizi zor günler bekliyor. Demedi demeyin!
Zaman
Köşe Yazıları
10.09.2014
TurhanBozkurt-BirtweetlikekonomiTurhan Bozkurt - Bir tweetlik ekonomi
Turhan Bozkurt - Bir tweet'lik ekonomi
Zaman
10.09.2014
02:06
‘Ekonomi kırılgan, risklerin arttığı bir güzergâhta şoförün hata lüksü yok. Reel sektöre ve bankalara ilişmeyin’ desek de hükümet ikazlara kulak asmıyor.Güç zehirlenmesi ya da iktidar yorgunluğu böyle bir şey olmalı. 12 yılın ilk 4 yılı reformlarla dolu dizgin geçti. İkinci 4 yılı tarif eden en isabetli kavram idare-i maslahat: Heyecansız, yarından çok dünü konuşan siyah takım elbiseli adamların dönemi. Son 4 yıl ise batan geminin direklerinin boyandığı kayıp yıllar olarak hatırlanacak. Kim olduğu bile bilinmeyen biri önceki gece birkaç tweet attı, piyasa sallandı. Dün Amerikan Doları 2,20 TL’yi aştı ki, bu 2,17’den sonraki yeni bir psikolojik eşiktir. Yakın vadedeki ilk hedef fiyat 2,25 ve üzeri olacaktır. Borsa’da koca koca bankaların hisselerinin yüzde 4’e yakın düşmesi, gırtlağına kadar borçlu Türkiye ekonomisinin bağışıklık sisteminin zannedildiği kadar kuvvetli olmadığını gösteriyor. Aylardır kredi derecelendirme kuruluşlarından bankalarımızla alakalı ikazları, not indirimlerini görmezden gelen hükümet medyası kime hizmet etmiş oldu? Sanki sadece Bank Asya’nın notu indirilmiş gibi hava estirenler kimin kasalarını şişirdi, kimin ceplerini boşalttı? Bank Asya’yı iftiraların girdabında boğmaya çalışanların oyununu kadirşinas insanımız eşine az rastlanır bir fedakârlık ve civanmertlikle bozmasaydı acımasız saldırılara değil Bank Asya, dünyanın en büyük bankaları bile iki, bilemediniz üç ay direnemez, batardı. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan ile BDDK, @fuatavnifuat’ın iddialarına şu ana dek cevap vermedi. Sükut ikrardan gelir. Fuat Avni’nin verdiği bilgiler tekzip edilmediğine göre kral çıplak! 17/25 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının intikamını Hizmet Hareketi’ne yakın müesseselerden almaya ant içen AKP hükümeti, Bank Asya’yı zor duruma düşürmek adına aylardır yürüttüğü organize işlerin bankacılık sisteminde nasıl bir tahribata sebebiyet verdiği hakikati ile yüzleşmeye başladı. Bank Asya’dan daha kötü durumda olan 10 bankanın karantinaya alındığı hangi mecrada dile getirilirse getirilsin böyle bir karar yoksa derhal tekzip edilmeliydi. Bu yapılmıyorsa önümüzde iki problem var demektir? Madem bu bankaların durumu Bank Asya’dan daha kötüydü, niye halının altına süpürüldü. Mali açıdan zayıflama emaresi gösteren bankalar varken Bank Asya’ya saldırmak hangi aklı evvelin eseri? Ötekileri ıslah etmek için elinizdeki araçları sessiz sedasız niye harekete geçirmediniz? Bu bankaların mali yapısı zayıf duruma düşerken önleyici tedbirler alınmadığı gibi yalan haberlerle boğuşan Bank Asya’yı yalnız bırakan BDDK, dolaylı olarak sistemik bir krizin başlamasına mı göz yumdu? Aylardır söylüyoruz, bankaları bu kadar tartışır, günlük siyasetin malzemesi haline getirirseniz bu müesseselerin itibarı sarsılır. Bedelini ise hep beraber öderiz. Devlet banka batırmaz, batıramaz. Aksine erken müdahale ederek zor durumdaki bankayı kurtarır, kurtarmalıdır. 2008 krizinde ABD, Almanya ve Fransa gibi gelişmiş ekonomiler bankalarını kurtardı ve krizin etkilerini hafifletti. Öldüren adalet anlayışı bu olmalı. ‘Bank Asya’ya kastımız yok, ötekileri de batırdık’ demek için mi ötelendi birikmiş problemler? 11 bankaya ya da içlerinden birkaçına el konulması halinde bir tweet’le böylesine çatırdayan ekonominin hali nice olur? Cevap vermek için azıcık hesap bilmek kâfi. Dün küçük bir provaydı. Hükümet, hükümet içinde Babacan ve kurmayları ile BDDK ibret aldı ise tehlike geçti. Yok aynı hatada ısrar edilecekse hepimizi zor günler bekliyor. Demedi demeyin!
Zaman
Ana Sayfa
10.09.2014
TurhanBozkurt-BirtweetlikekonomiTurhan Bozkurt - Bir tweetlik ekonomi
‘O zat iade edilecekse ABD belge bilgi sorar’
Milliyet
09.09.2014
00:20
“Başkan Obama ile Sayın Cumhurbaşkanımızın görüşmelerinde özel ve heyetler halindeki görüşmelerde neler konuşulduğu hakkında birebir bilgimiz yo...
Milliyet
Politika
09.09.2014
‘OzatiadeedilecekseABDbelgebilgisorar’ ‘O zat iade edilecekse ABD belge bilgi sorar’
Tanrıkulu: Gezi olaylarında darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır
Zaman
08.09.2014
16:55
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Gezi olayları sırasında gözaltına alınan ve aralarında Çarşı Grubu üyelerinin de bulunduğu 35 kişinin Hükümeti yıkmaya teşebbüsle yargılanacak olmasının tam anlamıyla bir algı operasyonu olduğunu söyledi. Yazılı açıklama yapan Sezgin Tanrıkulu, sanıklarla ilgili hazırlanan iddianamenin, meşru gösteri hakkının zorlama delillerle darbe teşebbüsü olarak yansıtılması çabasının bir ürünü olduğunu ifade etti.Eğer Gezi olaylarında bir darbeden söz edilecekse, bu darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır. diyen Tanrıkulu, şunları kaydetti: Sivil yurttaşların öldürüldüğü, linç ettirildiği, 8 bini aşkın kişinin yaralandığı, yüzlerce kişinin gözaltına alındığı, tüm Türkiyede olağanüstü hal uygulamalarının devreye sokulduğu Gezi süreci, tam anlamıyla temel haklara yönelik bir darbeydi. Dolayısıyla Gezi olayları konusunda yargılanması gereken Çarşı Grubu üyeleri veya gösteri hakkını kullanan yurttaşlar değil, onların anayasal haklarını ihlal eden AKP hükümetinin ilgili sorumluları olmalıdır! Söz konusu iddianamenin, hükümetin Gezi sürecinde yaptığı darbenin üstünün örtülmesi için işleme konduğu çok açıktır. Ancak bu algı operasyonu hiçbir biçimde hedefine ulaşmayacaktır. Yargılama süreci boyunca Çarşı Grubu üyeleri ve sırf gösteri hakkın kullandığı için yargılanan tüm yurttaşlarımızın yanında olacağımızın kamuoyunca bilinmesini isterim.(CİHAN)
Zaman
Politika
08.09.2014
TanrıkuluGeziolaylarındadarbeyidoğrudanAKPhükümetiyapmıştırTanrıkulu Gezi olaylarında darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır
Tanrıkulu: Gezi olaylarında darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır
Zaman
08.09.2014
16:55
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Gezi olayları sırasında gözaltına alınan ve aralarında Çarşı Grubu üyelerinin de bulunduğu 35 kişinin Hükümeti yıkmaya teşebbüsle yargılanacak olmasının tam anlamıyla bir algı operasyonu olduğunu söyledi. Yazılı açıklama yapan Sezgin Tanrıkulu, sanıklarla ilgili hazırlanan iddianamenin, meşru gösteri hakkının zorlama delillerle darbe teşebbüsü olarak yansıtılması çabasının bir ürünü olduğunu ifade etti.Eğer Gezi olaylarında bir darbeden söz edilecekse, bu darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır. diyen Tanrıkulu, şunları kaydetti: Sivil yurttaşların öldürüldüğü, linç ettirildiği, 8 bini aşkın kişinin yaralandığı, yüzlerce kişinin gözaltına alındığı, tüm Türkiyede olağanüstü hal uygulamalarının devreye sokulduğu Gezi süreci, tam anlamıyla temel haklara yönelik bir darbeydi. Dolayısıyla Gezi olayları konusunda yargılanması gereken Çarşı Grubu üyeleri veya gösteri hakkını kullanan yurttaşlar değil, onların anayasal haklarını ihlal eden AKP hükümetinin ilgili sorumluları olmalıdır! Söz konusu iddianamenin, hükümetin Gezi sürecinde yaptığı darbenin üstünün örtülmesi için işleme konduğu çok açıktır. Ancak bu algı operasyonu hiçbir biçimde hedefine ulaşmayacaktır. Yargılama süreci boyunca Çarşı Grubu üyeleri ve sırf gösteri hakkın kullandığı için yargılanan tüm yurttaşlarımızın yanında olacağımızın kamuoyunca bilinmesini isterim.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
08.09.2014
TanrıkuluGeziolaylarındadarbeyidoğrudanAKPhükümetiyapmıştırTanrıkulu Gezi olaylarında darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır
CHP li Tanrıkulu: Gezi Olaylarında Bir Darbeden Söz ...
Haberler.com
08.09.2014
15:01
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, geçtiğimiz yıl yaşanan Gezi olayları sırasında gözaltına alınan ve aralarında Çarşı Grubu üyelerinin de bulunduğu 35 kişinin Hükümeti yıkmaya teşebbüs suçuyla yargılanacak olmasının tam anlamıyla algı operasyonu olduğunu belirterek, Eğer Gezi olaylarında bir darbeden söz edilecekse, bu darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır dedi.
Haberler.com
Güncel
08.09.2014
CHPliTanrıkuluGeziOlaylarındaBirDarbedenSözCHP li Tanrıkulu Gezi Olaylarında Bir Darbeden Söz
CHP li Tanrıkulu: Gezi Olaylarında Bir Darbeden Söz ...
Haberler.com
08.09.2014
14:53
CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, geçtiğimiz yıl yaşanan Gezi olayları sırasında gözaltına alınan ve aralarında Çarşı Grubu üyelerinin de bulunduğu 35 kişinin Hükümeti yıkmaya teşebbüs suçuyla yargılanacak olmasının tam anlamıyla algı operasyonu olduğunu belirterek, Eğer Gezi olaylarında bir darbeden söz edilecekse, bu darbeyi doğrudan AKP hükümeti yapmıştır dedi.
Haberler.com
Son Dakika
08.09.2014
CHPliTanrıkuluGeziOlaylarındaBirDarbedenSözCHP li Tanrıkulu Gezi Olaylarında Bir Darbeden Söz
Özal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Zaman
25.08.2014
03:01
Ergenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının da öfkesiyle Emniyet İstihbarat Dairesi’ni hedefe koydu. Polisler, şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyor, Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelerce tutuklanıyorlar.Emniyet İstihbarat Dairesi, uzun süredir hedef tahtasında. Bütün sivil iktidarlar darbelere hazırlıksız yakalanmak ve haber alamamaktan şikâyet ederken, rahmetli Turgut Özal sıra dışı bir iş yaptı: Emniyet’e yurtiçinde istihbarat toplama yetkisi verdi. Böylece hem çağdaş dünyadaki iç-dış istihbarat ayrımını sağladı hem de darbeci askerlerin arka bahçesi olan MİT’in alternatifini üretti. Kurulduğu günden itibaren vesayetçi yapıların hazzetmediği ve yok etmeye çalıştığı bir kurum oldu, İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB). Özal döneminde henüz emekleme aşamasında olan Daire, caydırıcılık ve bazı girişimleri önceden haber alma konusunda iyi sınav verdi. Sonraki yıllarda darbeci gelenekle kavga kızışarak devam etti. 28 Şubat’ta illegal Batı Çalışma Grubu’nun belgelerini ele geçirerek deşifre etmesiyle dikkat çekti. Başkan Vekili Bülent Orakoğlu ve polis memuru Kadir Sarmusak, casusluk suçlamasıyla tutuklanarak askerî mahkemede yargılandı. Beraatlerine karar veren askerî yargıçlar, Yüksek Askerî Şûra kararıyla ordudan ihraç edildi. Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in dik durması, darbecilerin kapısına kilit vurma girişimlerini önledi. AK Parti döneminde ise hayati bir misyon ifa etti İDB. Bütün Emniyet Teşkilatı’yla birlikte, darbe için şartları olgunlaştırma girişimlerine direndi. Onlarca sansasyonel eylem engellendi, gerçekleşenlerin zanlıları kısa sürede ele geçirildi. Metropolleri ateşe vermek isteyen PKK’nın canlı bombaları etkisiz hale getirildi. ‘Ülke elden gidiyor’ mazereti darbecilerin elinden alındı.Darbecilerin belalısıErgenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının da öfkesiyle İDB’yi hedefe koydu. Terörle Mücadele birimiyle birlikte şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyorlar. İftira, suç uydurma, evrakta sahtecilik, özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal gibi suçlamalara muhatap oluyorlar. Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelere çıkarılıyor ve tutuklanıyorlar. İstanbul’daki hukuk skandallarına İzmir Adliyesi de iştirak etti. Ortada bir suç varsa elbette yargılanacaklar, gerekirse ceza alacaklar. Ancak çok açık hukuk ihlallerini görmezden gelmek mümkün değil; doğru da olmaz. Avukatlara kulak verdiğinizde anlattıkları, hukuk adına ürkütücü ve üzüntü verici şeyler.KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK NEREDE?Suç ve cezanın önceden belirli ve tanımlı olması aynı zamanda herkese eşit uygulanması hukukun temel prensiplerinden. Örnek vakalarda bu prensiplerin yerle bir edildiği görülüyor. Kanunların verdiği ve ancak hâkim kararıyla uygulanabilen bir yetkinin kullanımından suç üretiliyor. Hâkim kararı ile TİB denetiminden geçen dinlemelere ‘usulsüz’ demek için kelimenin hukukta ve lügatteki karşılığını bilmemek gerekiyor. Kanun, dinleme talebinin denetimini yargıca ve TİB’e veriyor. Yargıçtan ya da TİB’den dönmüş binlerce dinleme talebinin arşivlerde durduğu söyleniyor. Yargıç imzalamış, TİB denetiminden geçmiş dinleme usulüne uygundur, öyleyse suç değildir. Bu kadar basit aslında. Aksi iddia edilecekse polis, hâkim ve TİB’in birlikte işlediği ‘iştirak halinde’ bir suçtan bahsedebiliriz. Yargıca ve TİB’e dayatma yetkisi olmayan polis suçun en hafifi ile itham edilebilir. Yargıçların verdiği bir kararın usulüne uygun temyiz dışında denetime tabi tutulması imkânsız. Hele bunu idarenin müfettişleri eliyle yapmak fecaat. Şu anda yapılan tam da bu. Mülkiye müfettişleri geriye doğru dinleme kararlarını denetliyor ve hâkimin imzasına rağmen suç isnadında bulunuyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ayaklar altında. Ayrıca rutin ve doğal denetimlerde çıkmayan ihlalin, özel ve yönlendirilmiş müfettişler eliyle bulunması şaibeye çok açık. Kanunun aramadığı ve mecbur tutmadığı unsurların eksikliğini müfettişler eksik olarak kayda geçiriyor.Önleme dinlemesinin zorluğunu bilen kanun koyucu “hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısının tespitine imkan veren kodundan belirlenebilenler yazılır” diyor. Müfettiş ve onu hüccet kabul eden savcı, adamın filan bilgi niye eksik diye soruyor. Sahte kimlikle alınan telefon için kimliğin gerçek sahibi müşteki yapılıyor. Aynı kanuna dayanarak aynı işlemleri yapan birine suç isnat edilirken başkası mua
Zaman
En Çok Okunan
25.08.2014
Özal’ınkurduğusistemyokediliyorÖzal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Özal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Zaman
25.08.2014
02:08
Ergenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının da öfkesiyle Emniyet İstihbarat Dairesi’ni hedefe koydu. Polisler, şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyor, Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelerce tutuklanıyorlar.Emniyet İstihbarat Dairesi, uzun süredir hedef tahtasında. Bütün sivil iktidarlar darbelere hazırlıksız yakalanmak ve haber alamamaktan şikâyet ederken, rahmetli Turgut Özal sıra dışı bir iş yaptı: Emniyet’e yurtiçinde istihbarat toplama yetkisi verdi. Böylece hem çağdaş dünyadaki iç-dış istihbarat ayrımını sağladı hem de darbeci askerlerin arka bahçesi olan MİT’in alternatifini üretti. Kurulduğu günden itibaren vesayetçi yapıların hazzetmediği ve yok etmeye çalıştığı bir kurum oldu, İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB). Özal döneminde henüz emekleme aşamasında olan Daire, caydırıcılık ve bazı girişimleri önceden haber alma konusunda iyi sınav verdi. Sonraki yıllarda darbeci gelenekle kavga kızışarak devam etti. 28 Şubat’ta illegal Batı Çalışma Grubu’nun belgelerini ele geçirerek deşifre etmesiyle dikkat çekti. Başkan Vekili Bülent Orakoğlu ve polis memuru Kadir Sarmusak, casusluk suçlamasıyla tutuklanarak askerî mahkemede yargılandı. Beraatlerine karar veren askerî yargıçlar, Yüksek Askerî Şûra kararıyla ordudan ihraç edildi. Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in dik durması, darbecilerin kapısına kilit vurma girişimlerini önledi. AK Parti döneminde ise hayati bir misyon ifa etti İDB. Bütün Emniyet Teşkilatı’yla birlikte, darbe için şartları olgunlaştırma girişimlerine direndi. Onlarca sansasyonel eylem engellendi, gerçekleşenlerin zanlıları kısa sürede ele geçirildi. Metropolleri ateşe vermek isteyen PKK’nın canlı bombaları etkisiz hale getirildi. ‘Ülke elden gidiyor’ mazereti darbecilerin elinden alındı.Darbecilerin belalısıErgenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının da öfkesiyle İDB’yi hedefe koydu. Terörle Mücadele birimiyle birlikte şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyorlar. İftira, suç uydurma, evrakta sahtecilik, özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal gibi suçlamalara muhatap oluyorlar. Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelere çıkarılıyor ve tutuklanıyorlar. İstanbul’daki hukuk skandallarına İzmir Adliyesi de iştirak etti. Ortada bir suç varsa elbette yargılanacaklar, gerekirse ceza alacaklar. Ancak çok açık hukuk ihlallerini görmezden gelmek mümkün değil; doğru da olmaz. Avukatlara kulak verdiğinizde anlattıkları, hukuk adına ürkütücü ve üzüntü verici şeyler.KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK NEREDE?Suç ve cezanın önceden belirli ve tanımlı olması aynı zamanda herkese eşit uygulanması hukukun temel prensiplerinden. Örnek vakalarda bu prensiplerin yerle bir edildiği görülüyor. Kanunların verdiği ve ancak hâkim kararıyla uygulanabilen bir yetkinin kullanımından suç üretiliyor. Hâkim kararı ile TİB denetiminden geçen dinlemelere ‘usulsüz’ demek için kelimenin hukukta ve lügatteki karşılığını bilmemek gerekiyor. Kanun, dinleme talebinin denetimini yargıca ve TİB’e veriyor. Yargıçtan ya da TİB’den dönmüş binlerce dinleme talebinin arşivlerde durduğu söyleniyor. Yargıç imzalamış, TİB denetiminden geçmiş dinleme usulüne uygundur, öyleyse suç değildir. Bu kadar basit aslında. Aksi iddia edilecekse polis, hâkim ve TİB’in birlikte işlediği ‘iştirak halinde’ bir suçtan bahsedebiliriz. Yargıca ve TİB’e dayatma yetkisi olmayan polis suçun en hafifi ile itham edilebilir. Yargıçların verdiği bir kararın usulüne uygun temyiz dışında denetime tabi tutulması imkânsız. Hele bunu idarenin müfettişleri eliyle yapmak fecaat. Şu anda yapılan tam da bu. Mülkiye müfettişleri geriye doğru dinleme kararlarını denetliyor ve hâkimin imzasına rağmen suç isnadında bulunuyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ayaklar altında. Ayrıca rutin ve doğal denetimlerde çıkmayan ihlalin, özel ve yönlendirilmiş müfettişler eliyle bulunması şaibeye çok açık. Kanunun aramadığı ve mecbur tutmadığı unsurların eksikliğini müfettişler eksik olarak kayda geçiriyor.Önleme dinlemesinin zorluğunu bilen kanun koyucu “hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısının tespitine imkan veren kodundan belirlenebilenler yazılır” diyor. Müfettiş ve onu hüccet kabul eden savcı, adamın filan bilgi niye eksik diye soruyor. Sahte kimlikle alınan telefon için kimliğin gerçek sahibi müşteki yapılıyor. Aynı kanuna dayanarak aynı işlemleri yapan birine suç isnat edilirken başkası mua
Zaman
Güncel
25.08.2014
Özal’ınkurduğusistemyokediliyorÖzal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Özal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Zaman
25.08.2014
02:08
Ergenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmasının da öfkesiyle Emniyet İstihbarat Dairesi’ni hedefe koydu. Polisler, şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyor, Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelerce tutuklanıyorlar.Emniyet İstihbarat Dairesi, uzun süredir hedef tahtasında. Bütün sivil iktidarlar darbelere hazırlıksız yakalanmak ve haber alamamaktan şikâyet ederken, rahmetli Turgut Özal sıra dışı bir iş yaptı: Emniyet’e yurtiçinde istihbarat toplama yetkisi verdi. Böylece hem çağdaş dünyadaki iç-dış istihbarat ayrımını sağladı hem de darbeci askerlerin arka bahçesi olan MİT’in alternatifini üretti. Kurulduğu günden itibaren vesayetçi yapıların hazzetmediği ve yok etmeye çalıştığı bir kurum oldu, İstihbarat Daire Başkanlığı (İDB). Özal döneminde henüz emekleme aşamasında olan Daire, caydırıcılık ve bazı girişimleri önceden haber alma konusunda iyi sınav verdi. Sonraki yıllarda darbeci gelenekle kavga kızışarak devam etti. 28 Şubat’ta illegal Batı Çalışma Grubu’nun belgelerini ele geçirerek deşifre etmesiyle dikkat çekti. Başkan Vekili Bülent Orakoğlu ve polis memuru Kadir Sarmusak, casusluk suçlamasıyla tutuklanarak askerî mahkemede yargılandı. Beraatlerine karar veren askerî yargıçlar, Yüksek Askerî Şûra kararıyla ordudan ihraç edildi. Dönemin İçişleri Bakanı Meral Akşener’in dik durması, darbecilerin kapısına kilit vurma girişimlerini önledi. AK Parti döneminde ise hayati bir misyon ifa etti İDB. Bütün Emniyet Teşkilatı’yla birlikte, darbe için şartları olgunlaştırma girişimlerine direndi. Onlarca sansasyonel eylem engellendi, gerçekleşenlerin zanlıları kısa sürede ele geçirildi. Metropolleri ateşe vermek isteyen PKK’nın canlı bombaları etkisiz hale getirildi. ‘Ülke elden gidiyor’ mazereti darbecilerin elinden alındı.Darbecilerin belalısıErgenekon ve Balyoz davalarıyla darbecileri etkisiz hale getirdiğine inanan Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, 17 Aralık yolsuzluk soruşturmalarının da öfkesiyle İDB’yi hedefe koydu. Terörle Mücadele birimiyle birlikte şu an 28 Şubat’ta bile karşılaşmadıkları muameleye maruz kalıyorlar. İftira, suç uydurma, evrakta sahtecilik, özel hayatın ve haberleşmenin gizliliğini ihlal gibi suçlamalara muhatap oluyorlar. Erdoğan’ın ‘proje’ olarak nitelediği mahkemelere çıkarılıyor ve tutuklanıyorlar. İstanbul’daki hukuk skandallarına İzmir Adliyesi de iştirak etti. Ortada bir suç varsa elbette yargılanacaklar, gerekirse ceza alacaklar. Ancak çok açık hukuk ihlallerini görmezden gelmek mümkün değil; doğru da olmaz. Avukatlara kulak verdiğinizde anlattıkları, hukuk adına ürkütücü ve üzüntü verici şeyler.KANUN ÖNÜNDE EŞİTLİK NEREDE?Suç ve cezanın önceden belirli ve tanımlı olması aynı zamanda herkese eşit uygulanması hukukun temel prensiplerinden. Örnek vakalarda bu prensiplerin yerle bir edildiği görülüyor. Kanunların verdiği ve ancak hâkim kararıyla uygulanabilen bir yetkinin kullanımından suç üretiliyor. Hâkim kararı ile TİB denetiminden geçen dinlemelere ‘usulsüz’ demek için kelimenin hukukta ve lügatteki karşılığını bilmemek gerekiyor. Kanun, dinleme talebinin denetimini yargıca ve TİB’e veriyor. Yargıçtan ya da TİB’den dönmüş binlerce dinleme talebinin arşivlerde durduğu söyleniyor. Yargıç imzalamış, TİB denetiminden geçmiş dinleme usulüne uygundur, öyleyse suç değildir. Bu kadar basit aslında. Aksi iddia edilecekse polis, hâkim ve TİB’in birlikte işlediği ‘iştirak halinde’ bir suçtan bahsedebiliriz. Yargıca ve TİB’e dayatma yetkisi olmayan polis suçun en hafifi ile itham edilebilir. Yargıçların verdiği bir kararın usulüne uygun temyiz dışında denetime tabi tutulması imkânsız. Hele bunu idarenin müfettişleri eliyle yapmak fecaat. Şu anda yapılan tam da bu. Mülkiye müfettişleri geriye doğru dinleme kararlarını denetliyor ve hâkimin imzasına rağmen suç isnadında bulunuyor. Kuvvetler ayrılığı ilkesi ayaklar altında. Ayrıca rutin ve doğal denetimlerde çıkmayan ihlalin, özel ve yönlendirilmiş müfettişler eliyle bulunması şaibeye çok açık. Kanunun aramadığı ve mecbur tutmadığı unsurların eksikliğini müfettişler eksik olarak kayda geçiriyor.Önleme dinlemesinin zorluğunu bilen kanun koyucu “hakkında tedbir uygulanacak kişinin kimliği, iletişim aracının türü, kullandığı telefon numaraları veya iletişim bağlantısının tespitine imkan veren kodundan belirlenebilenler yazılır” diyor. Müfettiş ve onu hüccet kabul eden savcı, adamın filan bilgi niye eksik diye soruyor. Sahte kimlikle alınan telefon için kimliğin gerçek sahibi müşteki yapılıyor. Aynı kanuna dayanarak aynı işlemleri yapan birine suç isnat edilirken başkası mua
Zaman
Ana Sayfa
25.08.2014
Özal’ınkurduğusistemyokediliyorÖzal’ın kurduğu sistem yok ediliyor
Liseyi Kim Okuyacak?..
Zaman
19.08.2014
02:29
Ortaöğretime geçiş için tercih yapacak olan öğrencilerin yaş ortalaması düşünüldüğünde tercihlerden resmi olarak velilerin sorumlu olduğu ve oluşabilecek sorunlardan da velilerin sorumlu tutulduğu görülmektedir. Ancak tercihlerden velinin sorumlu olması, tüm tercihlerin, öğrencinin hiç fikrini almadan ve görüşlerini önemsemeden yapılacağı anlamına gelmez.Tercih edilecek okul açısından anne-babanın isteği tabii ki çok önemlidir. Ancak sonuç itibarıyla gidilecek okulda okuyacak olan öğrencinin kendisidir. Hayatının 4 yılını o okulda geçirecektir. Hayal ettiği ve kendisinin istediği bir okulda okuması öğrencinin kendine güveni ve başarısı açısından çok önemlidir. Bu nedenle veli kendi isteklerini dayatan, baskı yapan konumda değil, öğrenciyi yönlendiren ve ona kararlarında yardımcı olan konumda olmalıdır.Her öğrenci kendine has bir potansiyelle sahiptir. Bu potansiyel olumlu ya da olumsuz yaşantılarla sürekli gelişir. Tercih yapılırken bu potansiyel göz ardı edilmeden orta bir yol bulmaya dikkat edilmelidir. Her öğrencinin sahip olduğu potansiyele uygun bir tercih mutlaka vardır. Öğrencinin okuldaki başarı düzeyi, deneme sınavlarından elde ettiği sonuçlar, başarı grafiği, ders çalışma alışkanlığı, sahip olduğu potansiyel hakkında önemli veriler sağlayacaktır. Ayrıca öğrencinin yapmaktan hoşlandığı işler, ilgi alanları, yaşam öncelikleri mutlaka dikkate alınmalıdır.Her anne-baba çocuğu için elbette en iyisini istemektedir ve hedeflemektedir. Anne-babalar açısından çocuğunu hedeflediği yerde görmek her şeyin önündedir. Ancak çoğu zaman anne-babalar kendi isteyip de ulaşamadıkları hedeflerini çocukları aracılığıyla gerçekleştirmek isterler. Aslında bu son derece doğal bir istektir ancak bir yönüyle de çok tehlikeli bir istektir. Çünkü çocuk, her ne kadar birçok yönden anne ve babasına benzese bile bambaşka bir bireydir. Parmak izleri bile birbirine benzemeyen insanların, hiç kişilikleri, ilgileri ve isteklerinin birbirine benzemesi düşünülebilir mi? Elbette ki hayır. O halde aile çocuğunun geleceği ya da okuyacağı okul ile ilgili hedeflere tabii ki sahip olmalı ancak “mutlaka bizim isteklerimiz olacak” şeklinde bir yaklaşımdan kaçınmalıdır. Ailenin hedefleri ile çocuğun beklentileri ve hedefleri uyuşmalıdır. Ailenin istekleri ve çocuğun hedefleri değerlendirilip ortak bir tercih yapılmalıdır.Tercih yapılırken dikkat edilecek en önemli noktalardan birisi de tercih edilecek okulun avantaj ya da dezavantajlarıdır. Bu nedenle okul hakkında mümkün olduğunca çok bilgi sahibi olmak ve tercih yapılırken bu bilgileri dikkate almak gerekir. Tercih edilecek okulun oturduğumuz yere yakınlığı ve ulaşım şartları mutlaka göz önünde tutulmalıdır. Tercih edilecek okul eğer mümkünse oturduğumuz bölgeden çok uzakta olmamalıdır. Öğrenci okula rahatça ulaşabilmeli, her sabah ve akşam uzun bir yol ve yoğun bir trafiği çekmek zorunda kalmamalıdır. Bu öğrencinin hem fiziksel hem de zihinsel olarak yorulmasına neden olacak ve okul başarısına yansıyacaktır.Bunun yanında okulun; eğitim kalitesi, yabancı dil durumu, mezuniyet sonrası öğrenciye neler kazandırdığı, üniversite başarısı, varsa diğer alanlardaki başarıları, sosyal aktivitelere ne derece önem verdiği, çağın gereklerini ve teknolojiyi ne derece kullandığı vb. durumlar da tercih döneminde değerlendirilmelidir. Özel okul tercih edilecekse okulun ücreti mutlaka dikkate alınmalıdır. Okulun, burs imkânları değerlendirilmeli, yıllık ortalama maliyetinin ailenin sosyo-ekonomik seviyesine uygun olup olmadığı bilinmeli ve buna göre tercih yapılmalıdır.
Zaman
Eğitim
19.08.2014
LiseyiKimOkuyacak?Liseyi Kim Okuyacak?
ŞİMDİ TERCİH ZAMANI
Zaman
05.07.2014
02:08
Sevgili üniversite adayları, yapacağınız tercihlerdeki ayrıntılar, size yeni ufuklar açabileceği gibi hiç beklemediğiniz bir ortamla karşı karşıya kalmanıza da sebep olabilir. “Üniversite olsun da, neresi olursa olsun!” düşüncesi yanlış adımların atılmasını doğurur. Kaybedilen yıllar, sonradan gitmeyi arzuladığınız bölümleri kazanamama, sevilemeyen meslekler, önünüze çıkan maddî sıkıntılar üniversite hayatınızın da sonu olur. Bu nedenle tercih yapmadan önce kendinize bazı sorular sormalı ve bunların cevaplarını vermelisiniz. Üniversite seçimi özellikle iş hayatının ilk yıllarında fazlasıyla gerekli olabilir.Tercih öncesi hazırlık yapın Bilinçli tercih yapmak için tercih öncesi mutlaka ön hazırlık yapmak gerekiyor. Her sene tercih döneminde ön hazırlığı olmayan öğrenciler zaman darlığının da etkisi ile yanlış tercihlerde bulunabiliyorlar. Adayların, tercihlerini belirlemeden önce tercih etmek istediği programların bulunduğu üniversitelerin internet sayfasında yer alan bilgileri dikkatle incelemeleri, ilgili üniversitelerden ayrıntılı bilgi almaları yararlarına olacaktır. Bu konuda üniversitelerin broşürlerinden, daha önce yerleşmiş tanıdık öğrencilerden tavsiye alınarak, bilgi sahibi olunabilir. Başarı sıralamasını göz önünde tutun Tercih sıralaması önce isteklere, sonra da bölümlerin 2013 yılındaki başarı sıralamasına göre yapılmalıdır. Ancak 2014 ÖSYS’de üniversite toplam kontenjanları yüzde 9,7 artış olmasına rağmen 4 yıllık lisans programlarında kontenjan sınırlamasına gidildi. Bu yüzden adayların, tercih listesini belirlerken geniş bir yelpaze oluşturmalarında fayda var. “Alışırım” düşüncesi yanlış Üniversite tercihlerinin oluşturulmasında birinci belirleyici etken istekler olmalıdır. İsteklerin belirlenmesinde adayın kendini tanıması, yeteneklerini keşfetmesi, çalışmak istediği mesleğin özelliklerini bilmesi önemli olmaktadır. Örneğin öğrenci mimar olmayı çok istiyor olabilir. Ama puanı endüstri mühendisliğine de yetmektedir. Çevrenin de etkisiyle öğrenci ilk tercihine çok istediği mimarlığı değil, endüstri mühendisliğini yazıyor. Sonuçta aday, endüstri mühendisliğine yerleşiyor ama daha birinci sınıfın sonuna gelmeden çok büyük bir hata yaptığını anlıyor. Bazıları ise ‘alışırım’ diye işi mezun olmaya kadar götürüyor ve ömür boyu süren bir mutsuzluk girdabına kapılıyor. Bundan dolayı aday, istemediği, çevresinden etkilenerek tercih listesine koyduğu bölümleri çıkarmalıdır. Tercihte şehir mi üniversite mi önemli? Adaylar çoğu zaman yaşadığı ildeki üniversiteleri tercih etme eğiliminde. Öğrencinin kapasitesi ve yeteneği daha kaliteli bir üniversiteyi kazanmaya elverişli ise ailesi veya arkadaşları öğrenciyi bu seçiminden alıkoymamalı. Bu gibi durumlarda öğrenci, aile ve rehber öğretmen ortak bir anlayışla karar vermeli. Bazı meslekler vardır ki, mezun olunan üniversitenin ismi, iş yaşamına geçildiğinde bir referans oluşturmaktadır. Fakat bu durum her meslek için geçerli değildir. Örneğin, ilaç ihtiyacı olan bir müşteriyi eczacının diploma notu veya mezun olduğu üniversite pek ilgilendirmemektedir. Bu yüzden öğrencinin, bulunduğu ilde okuma fikri, eğer çok özel bir neden yoksa vazgeçilmez bir amaç haline gelmemelidir. Anne-babalar yol gösterici olmalı Gençlerimiz tercih yaparken başta aileleri olmak üzere çevrelerindeki insanların etkisi altında kalabiliyorlar. Bazen anne-babalar, yapamadıkları meslekleri, çocuklarında görmek için, çocuklarına baskı yapabiliyorlar. Gençlerimiz de okumaları için hiçbir fedakârlıktan kaçınmayan ailelerini mutlu etmek için onların tercihlerini dikkate alıyorlar. Sonuç olarak, okulu bitirip mesleğe atıldıktan sonra ailelerinin isteğiyle yapılan meslek seçiminin hatalı olduğunun farkına varıyorlar. Çünkü o mesleği yapmaktan zevk alamıyorlar. Tercih yapma konusunda ailelere düşen görev sadece yol gösterici olmalarıdır. *FEM Yayınları Rehberlik KoordinatörüBir üniversite değerlendirilirken şu soruların cevaplarını aramalısınız: Bölüm bitirildiğinde istihdam imkânı nelerdir? İl içi tercih yapılacaksa, seçilecek bölümler hangi ilçede öğrenim veriyor? Üniversiteye ulaşım imkânları nasıl? Öğretim kadrosu nasıl? Yatay geçiş (bölümler arası geçiş) ya da çift anadal (2 bölümü aynı anda okumak) programları var mı? Yabancı dile hazırlık programları var mı? Vakıf üniversitesi tercih edilecekse (ücretli ise) ücretleri ne kadar? Burslu programını seçecekseniz bursların devam koşulları neler? Barınma ve burs imkânı sağlanabiliyor mu? Mezunlarına iş imkânı sağlamada ne derece etkili? Teorik eğitimle hayatındaki pratiği birleştirebilmiş mi? gibi soruların cevabını öğrenmeye çalışıp ondan sonra tercihler şekillendirilmelidir. Aksi takdirde kazanılan ve bitiri- len bölüm, üniversite adaylarını hayal kırıklığına uğratabilir.
Zaman
Eğitim
05.07.2014
ŞİMDİTERCİHZAMANIŞİMDİ TERCİH ZAMANI
Okay Karacan - ÇALAKALEM SON BAKIŞ
Zaman
20.05.2014
02:14
Ne yazık ki Soma’da kardeşlerimizi kaybettiğimiz bir haftanın ardından futbol yazmak, konuşmak kolay değil..Oturup tahlil yapmak hiç değil.. O kahraman çocuklara Allah’tan rahmet diliyorum.Keşke bugün gökyüzünü görebiliyor, yavrularının kokusunu alabiliyor olsalardı.Futbol dünyasının duyarlılığı tek tesellimiz oldu..Tatsız geçen son haftaya değil de kısaca genel olarak lige bakalım..İ.B.B ve Balıkesir’den sonra Mersin’e de ‘hoş geldin’ diyelim. Akdeniz Oyunları nedeniyle inşa edilen yeni stadyum umarım Mersin futbolunda yeni bir dönemin açılmasına neden olur. Gelecek yıl Süper Lig’in portföyüne yepyeni bir stadyum daha katılmış olacağı için sevinirken son maçta kaybeden Samsunspor’a da ‘geçmiş olsun’ diyelim. Umarım bu köklü üst lig tecrübesi yüksek kulübümüz kısa süre içinde yeniden hak ettiği yere geri döner.Birkaç aydır sürekli dile getirdiğimiz gibi ‘ligden düşecek takımlar hangileri olursa olsun üzüleceğiz’ demiştik. Zira hepsi potansiyel olarak ligde kalabilecek kapasitede kadrolara sahiptiler. Antalya, Kayseri ve Elazığ’a geçmiş olsun. Futbol potansiyelinizi değil potansiyel enerjinizi hareket enerjisine nasıl geçirdiğinize göre ödül veriyor. Sergen Yalçın’ın yaptıkları buna bir örnektir. Takıma gelip düşme potasından yukarı taşıyan Yalçın ayrıldıktan sonra sadece iki puan alabilmiş olmalarının bir anlamı olsa gerek.İzlenmeye değer bir yeni sezona geri sayıma şimdiden başladık. Geri dönüp neler olduğuna bakmanın tam zamanı.Öncelikle şampiyonluk yarışı takımlarının Avrupa ile ligi beraber götürme konusundaki sıkıntılarına yine tanık olduk. Galatasaray Avrupa ve Kupa derken ligi alabileceği en iyi derece ile bitiremedi. Teknik adam tercihinin hatalı olduğunu düşünmeyi şimdilik bırakalım. Takım deplasmanlarda tel tel dökülürken Mancini tercihini acımasızca eleştirmiştik. Bir kupa kazanıp lig ikinciliği ile Avrupa’ya gittiklerine göre Mancini değerlendirmesi için gelecek sezon performansına da bakmak gerekecek. Tabii sürpriz bir kararla gönderilmezse..Fenerbahçe Avrupa seyahatleri olmadan dingin bir sezonu geniş bir kadroyla götürmenin rahatlığıyla şampiyonluğa ulaştı. Gelecek yıl aynı şekilde kadroyu koruyup takviye ederse başarıyı tekrar etme şansı çok yüksek. Bu durumda gelecek yılın hesapları yapılırken şampiyon adaylarının Fenerbahçe’nin bu durumuna göre pozisyon alması şart hale geliyor.Beşiktaş bir önceki yılın takımını takviyelerle geliştirmişti. İyi başlayıp kötü bitirdi. Üçüncü sıra başarı olarak kabul edilemeyeceği gibi stadyum sorunlarıyla boğuşuyor olmasına rağmen üçüncü olmasını başarı kabul edenlere de itiraz etmem. Ne var ki gelecek yılın planlamasında bir iki takviye ötesinde köklü bir zihinsel değişime gitmeleri gerekecek.Önder Özen’in sezon başında teknik direktörlük yapacağım ama bu Beşiktaş olmayacak, sözleri bir kez daha gözden geçirilmelidir. En azından Bilic ile devam edilecekse Özen’in aktif ikinci adamlığa soyunması için yönetimin telkini yerinde olur. Beşiktaş bu yıl birçok maçı Bilic’in oyuna müdahale eksiklikleri nedeniyle kaybetti. Hatta Fernandes’e gereksiz yere uzun süre tahammül etmesini bile onun gereksiz iyi niyetiyle açıklayabiliriz.Trabzonspor’un da Beşiktaş’tan farkı yok. Son üç yılın hatalarıyla yoğrulan takımın kendine gelme süreci başladı. Yepyeni genç adamların oluşturduğu ideal yolu kaybetmeden harika bir gelecek sezon çıkartabilirler. Birbirinden istekli ve yetenekli bir genç takım oldular. Bu ivmeyi üzerlerine şampiyonluk baskısı yüklemeden cesaretlendirip kullanmak Trabzonspor’un geleceği olacaktır.Carlos’un Sivas’ta kalması Türk futbolu için harika olur. Pozitif oyunu, cesur ofansif futbolu bir başka yorumladı Carlos. Şota’nın kendini bir parça geliştirmesi gerekiyor. Elindeki yetenekli kadroyu daha iyi kullanmalıydı. Belki iyi bir yardımcı hocaya ihtiyacı var. Kasımpaşa, Gençlerbirliği, Akhisar, Karabük bu ligin ekonomik sorunları olmayan kulüpleri olarak görülüyor ve onların büyümesine Türk futbolunun ihtiyacı var.Hamza Hamzaoğlu sonrası dönemin Akhisar’ın bu ligin gediklisi olup olmayacağını belirleyeceği açıkça ortada. Rasyonel yönetim devam ettiği sürece takımın başına kim gelirse gelsin denk bütçe ve haddini bilen karakterleriyle örnek kulüp olmaya devam edeceklerdir.Karabükspor adım adım ilerliyor. Kafkas hoca için gelecek harika şeyler getirebilir. Onun da işini iyi yapan bir yönetim ile çalışması büyük avantajı. Sakin Karabük’ün biraz daha agresif olmaya daha fazla istemeye ihtiyacı var. Bu yıl sakatlıkların üstesinden gelmiş olsalar Avrupa biletini rahatlıkla alabilirlerdi.Kısa kısa akılda kalanları yazdım. Daha detaylı tahlillerle buluşmak dileğiyle tüm takımlara ve hakemlere geçmiş olsun iyi tatiller dileyelim..
Zaman
Köşe Yazıları
20.05.2014
OkayKaracan-ÇALAKALEMSONBAKIŞOkay Karacan - ÇALAKALEM SON BAKIŞ
Bartın Ulus Belediyesi otel inşaatı sürüyor!
Emlak Kulisi
30.04.2014
02:59
AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, Ulus Belediyesi’ne ait otel inşaatında incelemelerde bulunarak, otelin eksikliklerinin biran an önce giderilip hangi hizmete tahsis edilecekse ona göre hizmete açılması gerektiğini söyledi...
Emlak Kulisi
Emlak
30.04.2014
BartınUlusBelediyesiotelinşaatısürüyorBartın Ulus Belediyesi otel inşaatı sürüyor
Turhan Bozkurt - 10 Yuvacık'a bedel kefalet
Zaman
25.04.2014
02:10
İhalesi aylar evvel yapılmış projelere getirilen Hazine garantisi, hepimizi alınacak kredilerin tabii kefili yapacak.Hani kanunlar geriye doğru işletilmezdi? 3. havalimanı, 3, köprü, Gebze-İzmir otoyolu (Körfez geçişi dahil), Avrasya tüneli, şehir hastaneleri gibi toplamda 50 milyar doları bulan projelerin kredi sözleşmesinde 77 milyon kefil olacak. Ufukta beliren Kanal İstanbul ve diğer ihaleleri alanlar da aynı garantiyi seve seve kullanacaktır. Yönetmelikte, tamamlanmış ihaleler istisna tutulmalıydı. İlle de tatbik edilecekse ihalelerin yenilenmesi lazım. Böyle bir garanti söz konusu olsaydı verilecek fiyat çok farklı olacaktı. Kamunun asgari maliyetle azami fayda sağlaması adına yönetmelikteki bu çarpıklık giderilmeli.Bu arada hangi projeye kefil olduğumuzu bilmeden bu kefalete imza atacağız. Zira hangi firmanın garanti aldığı Resmi Gazete’de yayımlanmayacak. Anlayacağınız büyük bir gizlilik içinde yürütülecek milyar dolarlık kredilere kefalet işlemleri. İster ferdî ister umumî kefalet müessesesinde böyle ucube bir emsal yok. Buna da itirazımız var. Hükümetin son adımı için ‘adrese teslim kıyak’ tespitinde ısrar ediyorum. Hazine’nin satın alma garantisi zaten bahse konu ihalelerde ziyadesiyle mevcut. Mesela 3. havalimanında ‘25 yıllık işletme süresince her yolcu başına 20 Euro tarife garantisi verildi. 12 yıl boyunca 6,3 milyar Euro gelir taahhüt edildi. Yıllık tahminî gelir garanti edilenin altında kalırsa farkı devlet işletmeciye ödeyecek. Bir başka ifadeyle, ‘Tesisi tamamla, hizmete aç. İşletme risklerini devlete bırak.’ Özel sektörü teşvik açısından makul karşılanan uygulamada çok radikal değişikliğe gidiliyor. Son değişiklikle büyük ihale alan firmalara satın almanın yanında finansmanı geri ödeme garantisi verildi. Krediyi bu şartlarda alan bir şirket farklı sebeplerle battığında borcu Hazine ödeyecek. Hazine piyasadan borçlanarak olmayan tesise para yatıracak.Faiz lobisinden müşteki olanlar nasıl karşılar bilemem, ancak özel sektöre verilecek garantinin faturası çok ağır olacak. KİT’ler ya da belediyeler kredi batırdığında Hazine onların vergi gelirleri gibi birtakım kalemlerine el koyarak amme alacağını tahsil ediyordu. Şirket battığında, patronun kalan son varlıklarını çaycısına, yeğenine devrettiği anlaşıldığında çok geç olmayacak mı? Nasıl tahsil edeceksiniz milyarlarca doları? Hazine muhtemel batıkların tahsili için ‘Uzan Yasası’ diye bilinen ve fona devredilen bankaların sahiplerinden alacakların tahsilinde TMSF’ye fevkalade yetkiler tanıyan düzenlemenin benzerini şimdiden hazırlasın. Hatta başlamışken özel kesimin yurtdışından borçlanmasına da garanti verilsin.1988’de inşasına başlanan ve 10 yılda tamamlanabilen İzmit Yuvacık Barajı’nın Hazine’ye maliyeti 4,7 milyar doları buldu. Temel atarken maliyet satırında 864 milyon dolar yazıyordu. Ankara’daki hesap nehirde kayboldu. Fatura kabardı. Hazine garantör olduğu için kullanılamayan suya hâlâ para ödeniyor. En az 10 Yuvacık faturasına hazır olalım. Tekrar düşünün: 50 milyar dolara kefil olur musunuz? İmtiyazlı şirketler üzerinden yeni bir sermaye grubu tesis edilirken ülkenin istikbali ipotek altına alınıyor. Derenin taşı ile derenin kuşunu vuranlar; hani bu projeler yapılırken devletin kasasından tek bir kuruş çıkmayacaktı? Ekonominin, kuralsızlığa, adaletsizliğe tahammülü yoktur. Çetrefilli yönetmeliği çıkardığınıza, bizleri de kefil yazdığınıza göre şu kadarcık söze müsaade buyurun: Madem kefalet bizden yap-işlet-devret modelini yap-işlet-devlet modeli diye değiştirin. Hiç olmazsa namımız yürüsün.
Zaman
En Çok Okunan
25.04.2014
TurhanBozkurt-10YuvacıkabedelkefaletTurhan Bozkurt - 10 Yuvacıka bedel kefalet
Turhan Bozkurt - 10 Yuvacık'a bedel kefalet
Zaman
25.04.2014
02:10
İhalesi aylar evvel yapılmış projelere getirilen Hazine garantisi, hepimizi alınacak kredilerin tabii kefili yapacak.Hani kanunlar geriye doğru işletilmezdi? 3. havalimanı, 3, köprü, Gebze-İzmir otoyolu (Körfez geçişi dahil), Avrasya tüneli, şehir hastaneleri gibi toplamda 50 milyar doları bulan projelerin kredi sözleşmesinde 77 milyon kefil olacak. Ufukta beliren Kanal İstanbul ve diğer ihaleleri alanlar da aynı garantiyi seve seve kullanacaktır. Yönetmelikte, tamamlanmış ihaleler istisna tutulmalıydı. İlle de tatbik edilecekse ihalelerin yenilenmesi lazım. Böyle bir garanti söz konusu olsaydı verilecek fiyat çok farklı olacaktı. Kamunun asgari maliyetle azami fayda sağlaması adına yönetmelikteki bu çarpıklık giderilmeli.Bu arada hangi projeye kefil olduğumuzu bilmeden bu kefalete imza atacağız. Zira hangi firmanın garanti aldığı Resmi Gazete’de yayımlanmayacak. Anlayacağınız büyük bir gizlilik içinde yürütülecek milyar dolarlık kredilere kefalet işlemleri. İster ferdî ister umumî kefalet müessesesinde böyle ucube bir emsal yok. Buna da itirazımız var. Hükümetin son adımı için ‘adrese teslim kıyak’ tespitinde ısrar ediyorum. Hazine’nin satın alma garantisi zaten bahse konu ihalelerde ziyadesiyle mevcut. Mesela 3. havalimanında ‘25 yıllık işletme süresince her yolcu başına 20 Euro tarife garantisi verildi. 12 yıl boyunca 6,3 milyar Euro gelir taahhüt edildi. Yıllık tahminî gelir garanti edilenin altında kalırsa farkı devlet işletmeciye ödeyecek. Bir başka ifadeyle, ‘Tesisi tamamla, hizmete aç. İşletme risklerini devlete bırak.’ Özel sektörü teşvik açısından makul karşılanan uygulamada çok radikal değişikliğe gidiliyor. Son değişiklikle büyük ihale alan firmalara satın almanın yanında finansmanı geri ödeme garantisi verildi. Krediyi bu şartlarda alan bir şirket farklı sebeplerle battığında borcu Hazine ödeyecek. Hazine piyasadan borçlanarak olmayan tesise para yatıracak.Faiz lobisinden müşteki olanlar nasıl karşılar bilemem, ancak özel sektöre verilecek garantinin faturası çok ağır olacak. KİT’ler ya da belediyeler kredi batırdığında Hazine onların vergi gelirleri gibi birtakım kalemlerine el koyarak amme alacağını tahsil ediyordu. Şirket battığında, patronun kalan son varlıklarını çaycısına, yeğenine devrettiği anlaşıldığında çok geç olmayacak mı? Nasıl tahsil edeceksiniz milyarlarca doları? Hazine muhtemel batıkların tahsili için ‘Uzan Yasası’ diye bilinen ve fona devredilen bankaların sahiplerinden alacakların tahsilinde TMSF’ye fevkalade yetkiler tanıyan düzenlemenin benzerini şimdiden hazırlasın. Hatta başlamışken özel kesimin yurtdışından borçlanmasına da garanti verilsin.1988’de inşasına başlanan ve 10 yılda tamamlanabilen İzmit Yuvacık Barajı’nın Hazine’ye maliyeti 4,7 milyar doları buldu. Temel atarken maliyet satırında 864 milyon dolar yazıyordu. Ankara’daki hesap nehirde kayboldu. Fatura kabardı. Hazine garantör olduğu için kullanılamayan suya hâlâ para ödeniyor. En az 10 Yuvacık faturasına hazır olalım. Tekrar düşünün: 50 milyar dolara kefil olur musunuz? İmtiyazlı şirketler üzerinden yeni bir sermaye grubu tesis edilirken ülkenin istikbali ipotek altına alınıyor. Derenin taşı ile derenin kuşunu vuranlar; hani bu projeler yapılırken devletin kasasından tek bir kuruş çıkmayacaktı? Ekonominin, kuralsızlığa, adaletsizliğe tahammülü yoktur. Çetrefilli yönetmeliği çıkardığınıza, bizleri de kefil yazdığınıza göre şu kadarcık söze müsaade buyurun: Madem kefalet bizden yap-işlet-devret modelini yap-işlet-devlet modeli diye değiştirin. Hiç olmazsa namımız yürüsün.
Zaman
Köşe Yazıları
25.04.2014
TurhanBozkurt-10YuvacıkabedelkefaletTurhan Bozkurt - 10 Yuvacıka bedel kefalet
Turhan Bozkurt - 10 Yuvacık'a bedel kefalet
Zaman
25.04.2014
02:10
İhalesi aylar evvel yapılmış projelere getirilen Hazine garantisi, hepimizi alınacak kredilerin tabii kefili yapacak.Hani kanunlar geriye doğru işletilmezdi? 3. havalimanı, 3, köprü, Gebze-İzmir otoyolu (Körfez geçişi dahil), Avrasya tüneli, şehir hastaneleri gibi toplamda 50 milyar doları bulan projelerin kredi sözleşmesinde 77 milyon kefil olacak. Ufukta beliren Kanal İstanbul ve diğer ihaleleri alanlar da aynı garantiyi seve seve kullanacaktır. Yönetmelikte, tamamlanmış ihaleler istisna tutulmalıydı. İlle de tatbik edilecekse ihalelerin yenilenmesi lazım. Böyle bir garanti söz konusu olsaydı verilecek fiyat çok farklı olacaktı. Kamunun asgari maliyetle azami fayda sağlaması adına yönetmelikteki bu çarpıklık giderilmeli.Bu arada hangi projeye kefil olduğumuzu bilmeden bu kefalete imza atacağız. Zira hangi firmanın garanti aldığı Resmi Gazete’de yayımlanmayacak. Anlayacağınız büyük bir gizlilik içinde yürütülecek milyar dolarlık kredilere kefalet işlemleri. İster ferdî ister umumî kefalet müessesesinde böyle ucube bir emsal yok. Buna da itirazımız var. Hükümetin son adımı için ‘adrese teslim kıyak’ tespitinde ısrar ediyorum. Hazine’nin satın alma garantisi zaten bahse konu ihalelerde ziyadesiyle mevcut. Mesela 3. havalimanında ‘25 yıllık işletme süresince her yolcu başına 20 Euro tarife garantisi verildi. 12 yıl boyunca 6,3 milyar Euro gelir taahhüt edildi. Yıllık tahminî gelir garanti edilenin altında kalırsa farkı devlet işletmeciye ödeyecek. Bir başka ifadeyle, ‘Tesisi tamamla, hizmete aç. İşletme risklerini devlete bırak.’ Özel sektörü teşvik açısından makul karşılanan uygulamada çok radikal değişikliğe gidiliyor. Son değişiklikle büyük ihale alan firmalara satın almanın yanında finansmanı geri ödeme garantisi verildi. Krediyi bu şartlarda alan bir şirket farklı sebeplerle battığında borcu Hazine ödeyecek. Hazine piyasadan borçlanarak olmayan tesise para yatıracak.Faiz lobisinden müşteki olanlar nasıl karşılar bilemem, ancak özel sektöre verilecek garantinin faturası çok ağır olacak. KİT’ler ya da belediyeler kredi batırdığında Hazine onların vergi gelirleri gibi birtakım kalemlerine el koyarak amme alacağını tahsil ediyordu. Şirket battığında, patronun kalan son varlıklarını çaycısına, yeğenine devrettiği anlaşıldığında çok geç olmayacak mı? Nasıl tahsil edeceksiniz milyarlarca doları? Hazine muhtemel batıkların tahsili için ‘Uzan Yasası’ diye bilinen ve fona devredilen bankaların sahiplerinden alacakların tahsilinde TMSF’ye fevkalade yetkiler tanıyan düzenlemenin benzerini şimdiden hazırlasın. Hatta başlamışken özel kesimin yurtdışından borçlanmasına da garanti verilsin.1988’de inşasına başlanan ve 10 yılda tamamlanabilen İzmit Yuvacık Barajı’nın Hazine’ye maliyeti 4,7 milyar doları buldu. Temel atarken maliyet satırında 864 milyon dolar yazıyordu. Ankara’daki hesap nehirde kayboldu. Fatura kabardı. Hazine garantör olduğu için kullanılamayan suya hâlâ para ödeniyor. En az 10 Yuvacık faturasına hazır olalım. Tekrar düşünün: 50 milyar dolara kefil olur musunuz? İmtiyazlı şirketler üzerinden yeni bir sermaye grubu tesis edilirken ülkenin istikbali ipotek altına alınıyor. Derenin taşı ile derenin kuşunu vuranlar; hani bu projeler yapılırken devletin kasasından tek bir kuruş çıkmayacaktı? Ekonominin, kuralsızlığa, adaletsizliğe tahammülü yoktur. Çetrefilli yönetmeliği çıkardığınıza, bizleri de kefil yazdığınıza göre şu kadarcık söze müsaade buyurun: Madem kefalet bizden yap-işlet-devret modelini yap-işlet-devlet modeli diye değiştirin. Hiç olmazsa namımız yürüsün.
Zaman
Ana Sayfa
25.04.2014
TurhanBozkurt-10YuvacıkabedelkefaletTurhan Bozkurt - 10 Yuvacıka bedel kefalet
Muhafazakâr kesim mitosu
Zaman
22.04.2014
02:09
Zaman zaman Etyen Mahçupyan’la sürdürdüğümüz yorum çekişmeleri kimileri tarafından “Tezini tek bir cümle ile çürüttü” gibi gerçekten eğlenceli bulduğum ifadelerle alıntılanıyor.Onlar ad ve soyadını yazmaktan çekinen, beni gülümseten ve tribün seyircilerini andıran bir grup. Mahçupyan ise perdeyi tümüyle yırtmadan ve kabalaşmadan tartışmayı sürdürebilen bir yazar. Hakarete varmayan üslup devam ettirildiği müddetçe fikirlerin çatışmasından ancak hakikat doğar diye düşünmekteyim. Yine de bir çekince belirtmekte fayda mülahaza ediyorum. Mahçupyan, yazılarımdaki yorumları çarpıtmadan kullansa kendi konumuna daha uygun bir nezakette davranmış olur. Çünkü çarpıtmak kendisi için olumsuz bir mana üretiyor, adeta çaresizlik izlenimine yol açıyor. Örneğin 13 Nisan tarihli yazımda son seçimler için “aslında AKP kaybetti” diye yazmadığım hatta o yazıda “aslında” kelimesini bile kullanmadığım halde, bu değiştirilmiş yorumu tırnak içine alarak, üçüncü şahıslara “parti seçimi kaybetti aslında” demişim gibi sunmak entelektüel etiğe uygun bir tutum değil. Kazanmak başkadır, kendi içinde hedeflediğin başarıyı tutturmak başka. AK Parti 17 Aralık’tan önce çıtayı % 53-55’e kadar yükseltmişti, hatta bunu doğrulayan anket sonuçları vardı. Üç ay gibi kısa bir sürede % 43,3’e düşerek 10 puana yakın oy yitirmek seçim kazanma halini ortadan kaldırmaz, sadece partinin hedefleri bakımından istediği başarıyı elde edemediğini gösterir demiştim. İktidar partisi seçimi kazandı ama 3 ayda 3 milyona yakın AK Parti seçmeninin tercihini değiştirmesi, düşünülmesi gereken bir husustur diyorum. Mahçupyan’ın bu kadar basit bir tespiti anlama(mış) gibi yapması kaçak güreşmeye benzer ve bu durum yakışık almaz. Bu yoruma katılmıyorsanız yapacağınız şey bellidir: AKP’nin bu kadar oy yitirmediğine hatta oylarını artırdığına dair bir iddia geliştirirsiniz. Fakat Mahçupyan, bana cevaben kaleme aldığı yazıda tartışmayı “kazananlar-kaybedenler” basitliği veya bayağılığı içinde bütünüyle karşıtlık çifti yaklaşımına indirgiyor ve “aslında AKP kaybetti” demişim gibi muhayyel iddiayı iki defa aksettirerek oyunu kurallarına göre oynamıyor. Böylece dikkati başka yöne çekerek yazıdaki temel iddiaya cevap vermekten kaçınıyor. Fikir üretmek yerine şahsımla ilgili yakıştırma ve tavsiyede bulunuyor ki, bunun tartışmayı kişiselleştirici bir sapma (yan yola sapma) olduğunu düşünüyorum. Hatta bu kişiselleştirmenin pek asil bir tavır olmadığı kanaatindeyim. Sayın Mahçupyan’ın kim ve ne olduğunu irdelemeksizin doğrudan yazdıklarını ele almaya gayret ediyorum. Buna karşılık kendisi sadece yazımın muhtevasına cevap vermek yerine “Polemik arayışlarında bu sayfada karşımıza çıkan Uğur Kömeçoğlu söz konusu ihtiyacın akademik alanda tetiklediği bir kaleme benziyor” diye yazınca, ben de kendisinin milletvekilliği ya da başka bir konumun peşinde olduğuna dair söylentilerin etrafta dolaştığına ve acaba kendisini neyin tetiklediği sorusuna binaen başka türlü saptamalar yapabilirim. Ancak bunlara inanmak istemiyorum, zira bu kadar menfaat eksenli olabileceğini sanmıyorum. Fakat şahsi sataşmalara kapı aralamaya devam edilecekse bu hakkımı saklı tuttuğumu belirtmeliyim. Bu nedenle sadece yazdıklarım üzerinden yazı geliştirilmesi herkesi memnun edecektir. Şimdi gelelim asıl konumuza. Temelde sorun şu ki Gezi’den beri Mahçupyan’dan beklenen tarafsız, objektif ve daha soğukkanlı analizlerle karşılaşmak mümkün olmuyor. Sebebi belirsiz bazı heyecanlarına gem vuramayan bir yazar izlenimi bırakıyor okuyucu üstünde. Çünkü iktidar partisinin seçim başarısını “halk ihtilali” diye anlatmak gerçekten en coşkulu, en tarafgir bir AK Parti yazarının bile aklına gelmemiş bir kurgudur (fiction). Hatta onların bile yok artık, abartmayalım arkadaşlar diyebileceği hissi bir yorum iken Mahçupyan’ın bu “halk ihtilali” fikrinde ısrar etmesi coşku derecesine işaret ediyor. Gördüğüm kadarıyla evet bu bir “halk ihtilali” diyerek bu vecd-efzâ retoriği sahiplenen AKP’li bir yazar olmadı şu ana kadar. Eninde sonunda o çevre bile akla ve mantığa uygun bir yorum bekliyor. Sürrealizm (gerçeküstücülük) beklemiyor. Ama Mahçupyan’da bu yakınlık o kadar dizginlenemez “ekstatik” bir duruma dönüşüyor ki en nihayetinde “Bir gün herkes AKP’li olur mu?” sorusuyla başlayan ve “…bir gün herkes AKP’li olursa şaşırmamak lazım.” diyerek biten olağan bir Mahçupyan yazısına dönüşüyor. Sayın Mahçupyan elbette mübalağanın bir söz sanatı olduğunu düşünebilir, meramını daha iyi ifade etmek, tespitlerindeki vurguyu artırmak adına kullandığı bir sanat olduğunu söyleyebilir, çünkü bu irrasyonel tabirlere daha başka bir açıklama getirmek mümkün değil
Zaman
Yorum
22.04.2014
MuhafazakârkesimmitosuMuhafazakâr kesim mitosu
Haklarını savunmam için başörtülü olmam gerekmez
Zaman
15.04.2014
17:49
Arka Sıradakiler, Tozlu Yollar, El Yazısı gibi projelerde rol alan Ergül Miray Şahin, ‘Ötesiz İnsanlar’la ilk kez bir başrolde izleyici karşısına çıkıyor.Şahin, Samanyolu TV’de pazartesi günleri ekrana gelen dizide, tarihe ‘postmodern darbe’ olarak geçen 28 Şubat sürecinde başörtüsü mağduru Elif’i oynuyor. Gerçek hayatında başörtüsü takmayan Şahin ile 28 Şubat zulmü ile ilgili düşüncelerini, insanların nasıl ötekileştirildiğini ve sürecin kendisinde bıraktığı etkileri konuştuk.Elif’i oynamak nasıl bir sorumluluk yüklüyor size?Kesinlikle büyük bir sorumluluk. Sosyal medyada bir şey paylaşırken bile dikkat ediyorum. Elif’in sorumluluğu demek o dönemi yaşamış bütün genç kızların sorumluluğu. Ben oyuncu olarak elimden gelenin en iyisini samimi bir şekilde yapmaya çalışıyorum. Takdir izleyicinin. Bir de; sadece kapalılar, kapalıların hakkını savunmamalı.Siz normalde başörtüsü takmıyorsunuz. ‘Sadece kapalılar, kapalıların hakkını savunmamalı.’ derken bunu mu söylüyorsunuz?Kesinlikle. Ayrıca bu benim için büyük bir zevk. Haksızlığa kimse katlanamaz. Çok sesi yüksek biri değilim. Konuşarak anlatırım derdimi. Bazıları tepki için yaptığımız şeye ‘intikam’ diyebilirler. Birileri böyle tanımlamak istiyorsa tanımlar. Şu unutulmamalı; bazı şeylere itiraz edilecekse, ortada bir mağduriyet varsa bunu tiyatro ile, şiir ile ve edebiyat ile anlatmak lazım. Diziyle filmle yapmak lazım. Biz de öyle yapıyoruz.Başörtüsü takmayan biri olarak, dizi vesilesiyle başörtülüleri daha iyi anladığınızı düşünüyor musunuz?Doğal olarak sahneleri çekerken yaşanıyor. Aslında 28 Şubat sürecine tam olarak girmedik daha. Bu dönemde bile fazlasıyla genç kızlar hasar alıyor zaten. Okulda, dışarıda. Günümüzde hâlâ var. İşlettiği bir kafeye gelen başörtülülere hizmet etmekten rahatsız olanlar var. Ancak toplum bunları dışlıyor artık. Halkımız genel olarak bu vicdana sahip oldu. Sadece kapalı insanlara, dinine bağlı olan insanlara yapılmış zulüm değil bu. Her konuda bu ülkede çok haksızlıklar yaşandı zamanında. Yanlışlar yapıldı. Herkesi ilgilendiren bir şey olmalı bu.Ötekileştirmenin sadece başörtüsü eksenli olmadığını mı söylemeye çalışıyorsunuz?Öyle tabii. Böyle bir şeylerin yıkıldığı bir başlangıç olsa keşke. İzlediğimiz diziler insanlarımızı bilinçlendirmek için iyi bir fırsat olsa. Ben dizi olarak objektif olduğumuzu düşünüyorum. Eleştirenler bizi izlesin, ne denli objektif olduğumuzu görecekler.Çevrenizde 28 Şubat’ı yaşayan ya da başörtüsü mağduru olmuş insanlar var mı?Biz köyde yaşadığımız için sıkıntı olmadı. En azından ben duymadım. Haberlerde duyduğum şeyleri hatırlıyorum. Ne olduğunu anlamlandıramadığım, yorum yapamadığım şeyler. Annemden dinledim bazı şeyleri. Bir de senaryo elime geldikten sonra belgeseller izledim. Dönemi anlatan kitaplar okudum. Bu sayede Türkiye’nin geçmişini de öğrenmiş oluyorsunuz. Bu açıdan dizinin katkısı büyük.Mağduriyetler, ötekileştirmeler tam olarak bitti denilebilir mi?O zamana göre iyiyiz. Ancak ötekileştirme zihniyeti hâlâ devam ediyor. İnsanların zihninde olan bir şey. Zihinde bunu yaşayanlar var bazen kendi içimizde de önyargılarımızı görüyoruz. Önemli olan onu fark edip o yanlıştan dönmeyi bilmek lazım.Size ne tür geri dönüşler oluyor sosyal çevrenizden?İlk zamanlar tepkiler çok olmuştu. Şimdi daha iyi. Hatta ‘Başı açık biri nasıl olur da kapalıların hakkını savunur?’ dediler. Ama benim vicdanım rahat. Kapalı da açık da benim kardeşim. Aynı şeyleri yaşıyoruz. Ben yorumlara üzülmedim. Kötü yorum da olacak ama iyi yorumlar da çok. Elif abla diyorlar artık...Okuduğunuz, öğrendiğiniz 28 Şubat, sizde nasıl bir etki bıraktı?Birisi sizin başörtünüzü neden çekip alsın? Bu bile çok üzüyor insanı. Bir de oynarken de etkilendiğim sahne çok. Mesela Kudret Komutan’ın başörtüsünü çekip aldığı sahne mesela. Üstümden tişörtümü alsalar ne hissedersem, başörtülü bir kardeşim de onu hissetmiştir.28 Şubat’ı bugünkü gençler biliyor mu, öğreniyor mu?Sanmıyorum. Ben ondan sonra okumam araştırmam gerekiyor dedim; farklı kaynaklardan öğrendim bazı şeyleri. Yakın tarihimizi bilmiyoruz. Ben arkadaşımla konuşurken bunu fark ediyorum. Söylenen şeyler garip geliyor.
Zaman
Ana Sayfa
15.04.2014
HaklarınısavunmamiçinbaşörtülüolmamgerekmezHaklarını savunmam için başörtülü olmam gerekmez
MHP li Vural Bırak, Yargı Çalışsın. Bırak Hesap Versinler, ...
Haberler.com
16.03.2014
22:44
Partisinin Kestel İlçesinde düzenlediği mitingde konuşan Oktay Vural, bu seçimlerde milli devlete, üniter devletine sahip çıkmak gerektiğini vurgulayarak, Eğer vatan coğrafyasının bir tarafını birilerine özerklik verirsek, Türkiye federasyona doğru giderse, eğer bu topraklarda Büyük Kürdistan inşa edilecekse, Kurtuluş Savaşında Sevri neden yırtıp attık, neden Kurtuluş Savaşı yaptık dedi.
Haberler.com
Güncel
16.03.2014
MHPliVuralBırakYargıÇalışsınBırakHesapVersinlerMHP li Vural Bırak Yargı Çalışsın Bırak Hesap Versinler
MHP li Vural Bırak, Yargı Çalışsın. Bırak Hesap Versinler, ...
Haberler.com
16.03.2014
22:44
Partisinin Kestel İlçesinde düzenlediği mitingde konuşan Oktay Vural, bu seçimlerde milli devlete, üniter devletine sahip çıkmak gerektiğini vurgulayarak, Eğer vatan coğrafyasının bir tarafını birilerine özerklik verirsek, Türkiye federasyona doğru giderse, eğer bu topraklarda Büyük Kürdistan inşa edilecekse, Kurtuluş Savaşında Sevri neden yırtıp attık, neden Kurtuluş Savaşı yaptık dedi.
Haberler.com
Son Dakika
16.03.2014
MHPliVuralBırakYargıÇalışsınBırakHesapVersinlerMHP li Vural Bırak Yargı Çalışsın Bırak Hesap Versinler
MHP Grup Başkanvekili Vural -
Haberler.com
16.03.2014
19:23
MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, Eğer vatan coğrafyasının bir tarafını birilerine özerklik verirsek, Türkiye federasyona doğru giderse, eğer bu topraklarda Büyük Kürdistan inşa edilecekse, Kurtuluş Savaşında Sevri neden yırtıp attık, neden Kurtuluş Savaşı yaptık? dedi.
Haberler.com
Güncel
16.03.2014
MHPGrupBaşkanvekiliVural-MHP Grup Başkanvekili Vural -
MHP Grup Başkanvekili Vural Açıklaması
Haberler.com
16.03.2014
18:17
Eğer vatan coğrafyasının bir tarafını birilerine özerklik verirsek, Türkiye federasyona doğru giderse, eğer bu topraklarda Büyük Kürdistan inşa edilecekse, Kurtuluş Savaşında Sevri neden yırtıp attık, neden Kurtuluş Savaşı yaptık?
Haberler.com
Politika
16.03.2014
MHPGrupBaşkanvekiliVuralAçıklamasıMHP Grup Başkanvekili Vural Açıklaması
İpekyolu şehirleri, bayrağı Bursa’da dalgalanacak
Zaman
03.03.2014
02:07
İpekyolu Belediye Başkanları Forumu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kwaak Young Hoon, önümüzdeki yıl Bursa’nın ev sahipliğinde yapılacak 10. İpekyolu Belediye Başkanları Forumu öncesinde Bursa’yı ziyaret etti. Şehrin tarihî birikimine hayran kaldığını belirten Hoon, “Nasıl oldu da dünya bugüne kadar Bursa’yı tanımadı?” dedi.Dünyanın en eski ticaret yollarından biri olan ve uzunluğu 7 bin kilometreyi bulan İpekyolu’na yeni işlevler eklemek amacıyla Güney Kore’nin Yeosu kentinde geçtiğimiz yıl gerçekleştirilen Dünya 8. İpekyolu Şehirleri Belediye Başkanları Forumu’nda, Bursa önemli bir görev üstlendi. 2015 yılında yapılacak Belediye Başkanları Forumu’na ev sahipliği için aday olan ve aralarında Budapeşte (Macaristan), Kotor (Karadağ), Bişkek (Kırgızistan) ve Semerkant (Özbekistan) gibi tarihî kentlerin de bulunduğu şehirler arasından ev sahipliği görevi Bursa’ya verildi. Bursa’da 2015 yılında 30 kadar ülkeden 120 İpekyolu şehrinin belediye başkanları ve yöneticilerine ev sahipliği yapmaya yönelik hazırlıklarını sürdürürken, İpekyolu Belediye Başkanları Forumu Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Kwaak Young Hoon, eşi ve beraberindeki heyetle forum öncesi ön görüşmelerde bulunmak üzere Bursa’yı ziyaret etti.Aynı zamanda Dünya Vatandaşları Örgütü başkanı da olan Dr. Kwaak Young Hoon, Gaziantep’te düzenlenen İpekyolu Üniversiteleri İşbirliği Sözleşmesi ve İpekyolu Otelleri işbirliği sözleşmesi imza törenine katılmak amacıyla Türkiye’ye geldiğini belirterek, önümüzdeki yıl Belediye Başkanları Forumu’nun yapılacağı Bursa’yı da görmek istediğini kaydetti. Büyükşehir Belediyesi’nin Kent Müzesi, Tekstil Sanayi Müzesi, Enerji Müzesi ve İpek Müzesi’ni inceleme fırsatı bulduğunu kaydeden Hoon, şöyle konuştu: “Bursa’ya ilk defa geliyorum. 8 bin 500 yıllık tarihî birikiminiz var. Osmanlı’nın 6 sultanına ev sahipliği yapıyorsunuz. Nasıl oldu da dünya bugüne kadar Bursa’yı tanımadı. Yaptığınız çalışmaları takdirle karşılıyorum. 2015 yılındaki İpekyolu Belediye Başkanları Forumu, yeni bilgi kesitlerine sahip olmalı. Özellikle Uzakdoğu’dan gelecek şehirlerin belediye başkanları, Bursa’da yaptığınız örnek çalışmalara hayran kalacaklardır. Bursa’da yapılacak buluşma; hem bu şehrin dünyaya tanıtımı anlamında hem de İpekyolu üzerindeki şehirler arasında sosyal ve kültürel ilişkilerin kurulması noktasında önemli bir işlev üstlenecektir.” Bursa’nın tarihi İpek ve Baharat Yolu üzerine önemli bir nokta olduğunu dile getiren Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe de Osmanlı’yı kuran ve 130 yıl başkentlik eden Bursa’nın bu kimliğini öne çıkarmak için yoğun bir çaba içinde olduklarını söyledi. Hayata geçirdikleri tarihi çarşı düzenlemeleri ve restorasyon çalışmalarıyla Türkiye’nin birçok kentine danışmanlık yapar hale geldiklerinin altını çizen Altepe, “Hangi kentimizde bir tarihî eser restore edilecekse ya da bir müze kurulacaksa bizim ekiplerimiz danışmanlık yapıyor. Tarihî miras çalışmalarımız kapsamında 2015 yılında ev sahipliği yapacağımız İpekyolu Belediye Başkanları Forumu’nu da bu bağlamda önemsiyoruz.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
03.03.2014
İpekyoluşehirleribayrağıBursa’da/">Bursa’dadalgalanacakBursa’da-dalgalanacak/">İpekyolu şehirleri bayrağı Bursa’da dalgalanacak
Bülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Zaman
28.02.2014
02:10
Hukuksuz dinleme ve takip, Türkiyenin önemli sorunlarından biri. Teknolojinin ilerlemesinin beraberinde getirdiği önemli riskler arasında, telekulağı kolaylaştırması var.Dinleme ve fizikî takipten, suçun önlenmesindeki faydasından dolayı vazgeçmek zor. Hele terör belasıyla mücadele eden bir ülke iseniz fazla seçeneğiniz kalmıyor. Bir anlık gözden kaçırmanın Ankara Anafartalar, İstanbul Güngören patlamaları gibi ağır faturaları oldu. Dinlemeleri sıfırlamayı talep etmek gerçekçi değil. Fakat bütün bütün teslim olmamız da gerekmiyor. Özgürlük esas, kısıtlama istisnadır. İstisnayı kaide haline getirecek yolları tıkamak ve kötüye kullanımı ortaya çıkarıp cezalandırmak caydırıcı olacaktır. Her kamu yetkisi beraberinde denetleme mekanizması ve istismarı cezalandıracak mevzuatla birlikte var olmalı.Bugünlerde yine telekulak haberleri havada uçuşuyor. Star ve Yeni Şafak gazeteleri hafta başında ortak manşetle çıkıp yedi bin kişinin tek bir dosya üzerinden dinlendiğini ileri sürdü. Sonra bu rakam 2.280e indi. Başsavcılığın açıklamasında dikkatli gözlerin yakalayabileceği ‘doğrudan ve dolaylı ifadesi yer aldı. Radikal bir terör örgütü iddiasıyla yapılan soruşturmada Ertuğrul Özkök, Defne Samyeli ve Metin Şentürk gibi isimlerin yer almasının tuhaflığı henüz izah edilmedi. Hayalet, pardon paralel avcısı gazeteler gelen tepkilere göre haberi güncellemeye devam ediyor. Önce iki savcının inisiyatifi olarak sunulan haberi Star, ‘240 mahkeme kararı var şeklinde dönüştürdü. Dosyaların Terörle Mücadele Şubesine teslim edildiğini ve başsavcılığın hâkimler ve savcılar hakkında işlem başlattığını yazdı. Hâkimleri ne zamandan beri başsavcılık, hatta polisler denetliyor! Denetim, itiraz açısından üst mahkeme ve temyiz yönünden Yargıtay tarafından yapılır. İdarî denetim ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkisinde. Dosyalar birine teslim edilecekse ancak müfettişler olabilir. En komik haberi ise Sabah Gazetesi yaptı. ‘Paralel yapının arşivi yeraltından çıktı başlıklı haber basın tarihine geçebilecek nitelikte. LAW silahları gibi ormanlık bir arazide toprağın altına gömülmüş dosyalar hayal ediyorsunuz değil mi? Haberin içini okuduğunuzda Çağlayan Adliyesinin arşive ve adlî emanetinin eksi 6. katta bulunduğunu ve klasörlerin orada muhafaza edildiğini öğreniyorsunuz. Muhabir müthiş bir ayrıntı da yakalamış: Çuvalların ağzı mühürlüymüş! ‘Başka nerede ve hangi halde bulunması gerekiyordu ki? diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Bu algı mühendisleri kendilerini çok zeki, milleti ise aptal sanıyor.Başından beri söylüyorum bu tür haber ve yaklaşımlar telekulakla mücadeleye en büyük zararı veriyor. Özel hayatın mahremiyeti mücadelesini fertlerin, sivil toplumun ve biraz da mağdurların yapması kaçınılmaz. Devlet ricali yani siyaset ve bürokrasi havanda su dövmekten öteye geçmiyor. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibine suçüstü yapıldığı halde zamanaşımından ceza almaktan kurtuldular. 8. Kat Çetesi diye ünlenen ekibin icraatlarından dolayı devlet, Yargıtay Daire Başkanı Naci Ünvere ve başka mağdurlara tazminat ödedi. İşte o kadar. Deniz Baykal kendisine kurulan kumpasla ilgili “Artık somut gelişme ve belge istiyorum.” diyor. Başbakan Erdoğan “Yarım saat içinde o görüntüyü kaldırttım.” demekle yetiniyor. Siyasetçiler belirsizlikten haz ve siyasî rant alıyor. Ne MHP ve ne de Baykalı hedef alan çirkin kasetler konusunda ilerleme var. Belirsizlik mağduru daha mağdur ediyor, siyasî iradenin ise seçim malzemesi olarak işine yarıyor. Şimdi ortaya çıkan dinleme iddialarıyla ilgili de mağdurlar harekete geçmezse aynısı olacak. Akabe Vakfı çok doğru tavırla suç duyurusunda bulundu. Bütün mağdurlar aynı yolu takip etmeli. Gerçekten kanunsuz bir dinleme varsa ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalı. Yok, bir algı mühendisliği yapıp kamuoyunu yönlendirmek üzere operasyon çekiliyorsa o da ortaya çıksın. Mağdurların girişimi iki açıdan da önemli sonuçlar doğurur. Hem kendi adlarına hem de bundan sonraki istismarların önüne geçmek üzere lütfen mücadeleden vazgeçmesinler.
Zaman
En Çok Okunan
28.02.2014
BülentKorucu-TelekulakmağdurlarınaçağrıBülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Bülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Zaman
28.02.2014
02:10
Hukuksuz dinleme ve takip, Türkiyenin önemli sorunlarından biri. Teknolojinin ilerlemesinin beraberinde getirdiği önemli riskler arasında, telekulağı kolaylaştırması var.Dinleme ve fizikî takipten, suçun önlenmesindeki faydasından dolayı vazgeçmek zor. Hele terör belasıyla mücadele eden bir ülke iseniz fazla seçeneğiniz kalmıyor. Bir anlık gözden kaçırmanın Ankara Anafartalar, İstanbul Güngören patlamaları gibi ağır faturaları oldu. Dinlemeleri sıfırlamayı talep etmek gerçekçi değil. Fakat bütün bütün teslim olmamız da gerekmiyor. Özgürlük esas, kısıtlama istisnadır. İstisnayı kaide haline getirecek yolları tıkamak ve kötüye kullanımı ortaya çıkarıp cezalandırmak caydırıcı olacaktır. Her kamu yetkisi beraberinde denetleme mekanizması ve istismarı cezalandıracak mevzuatla birlikte var olmalı.Bugünlerde yine telekulak haberleri havada uçuşuyor. Star ve Yeni Şafak gazeteleri hafta başında ortak manşetle çıkıp yedi bin kişinin tek bir dosya üzerinden dinlendiğini ileri sürdü. Sonra bu rakam 2.280e indi. Başsavcılığın açıklamasında dikkatli gözlerin yakalayabileceği ‘doğrudan ve dolaylı ifadesi yer aldı. Radikal bir terör örgütü iddiasıyla yapılan soruşturmada Ertuğrul Özkök, Defne Samyeli ve Metin Şentürk gibi isimlerin yer almasının tuhaflığı henüz izah edilmedi. Hayalet, pardon paralel avcısı gazeteler gelen tepkilere göre haberi güncellemeye devam ediyor. Önce iki savcının inisiyatifi olarak sunulan haberi Star, ‘240 mahkeme kararı var şeklinde dönüştürdü. Dosyaların Terörle Mücadele Şubesine teslim edildiğini ve başsavcılığın hâkimler ve savcılar hakkında işlem başlattığını yazdı. Hâkimleri ne zamandan beri başsavcılık, hatta polisler denetliyor! Denetim, itiraz açısından üst mahkeme ve temyiz yönünden Yargıtay tarafından yapılır. İdarî denetim ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkisinde. Dosyalar birine teslim edilecekse ancak müfettişler olabilir. En komik haberi ise Sabah Gazetesi yaptı. ‘Paralel yapının arşivi yeraltından çıktı başlıklı haber basın tarihine geçebilecek nitelikte. LAW silahları gibi ormanlık bir arazide toprağın altına gömülmüş dosyalar hayal ediyorsunuz değil mi? Haberin içini okuduğunuzda Çağlayan Adliyesinin arşive ve adlî emanetinin eksi 6. katta bulunduğunu ve klasörlerin orada muhafaza edildiğini öğreniyorsunuz. Muhabir müthiş bir ayrıntı da yakalamış: Çuvalların ağzı mühürlüymüş! ‘Başka nerede ve hangi halde bulunması gerekiyordu ki? diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Bu algı mühendisleri kendilerini çok zeki, milleti ise aptal sanıyor.Başından beri söylüyorum bu tür haber ve yaklaşımlar telekulakla mücadeleye en büyük zararı veriyor. Özel hayatın mahremiyeti mücadelesini fertlerin, sivil toplumun ve biraz da mağdurların yapması kaçınılmaz. Devlet ricali yani siyaset ve bürokrasi havanda su dövmekten öteye geçmiyor. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibine suçüstü yapıldığı halde zamanaşımından ceza almaktan kurtuldular. 8. Kat Çetesi diye ünlenen ekibin icraatlarından dolayı devlet, Yargıtay Daire Başkanı Naci Ünvere ve başka mağdurlara tazminat ödedi. İşte o kadar. Deniz Baykal kendisine kurulan kumpasla ilgili “Artık somut gelişme ve belge istiyorum.” diyor. Başbakan Erdoğan “Yarım saat içinde o görüntüyü kaldırttım.” demekle yetiniyor. Siyasetçiler belirsizlikten haz ve siyasî rant alıyor. Ne MHP ve ne de Baykalı hedef alan çirkin kasetler konusunda ilerleme var. Belirsizlik mağduru daha mağdur ediyor, siyasî iradenin ise seçim malzemesi olarak işine yarıyor. Şimdi ortaya çıkan dinleme iddialarıyla ilgili de mağdurlar harekete geçmezse aynısı olacak. Akabe Vakfı çok doğru tavırla suç duyurusunda bulundu. Bütün mağdurlar aynı yolu takip etmeli. Gerçekten kanunsuz bir dinleme varsa ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalı. Yok, bir algı mühendisliği yapıp kamuoyunu yönlendirmek üzere operasyon çekiliyorsa o da ortaya çıksın. Mağdurların girişimi iki açıdan da önemli sonuçlar doğurur. Hem kendi adlarına hem de bundan sonraki istismarların önüne geçmek üzere lütfen mücadeleden vazgeçmesinler.
Zaman
Köşe Yazıları
28.02.2014
BülentKorucu-TelekulakmağdurlarınaçağrıBülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Bülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Zaman
28.02.2014
02:09
Hukuksuz dinleme ve takip, Türkiyenin önemli sorunlarından biri. Teknolojinin ilerlemesinin beraberinde getirdiği önemli riskler arasında, telekulağı kolaylaştırması var.Dinleme ve fizikî takipten, suçun önlenmesindeki faydasından dolayı vazgeçmek zor. Hele terör belasıyla mücadele eden bir ülke iseniz fazla seçeneğiniz kalmıyor. Bir anlık gözden kaçırmanın Ankara Anafartalar, İstanbul Güngören patlamaları gibi ağır faturaları oldu. Dinlemeleri sıfırlamayı talep etmek gerçekçi değil. Fakat bütün bütün teslim olmamız da gerekmiyor. Özgürlük esas, kısıtlama istisnadır. İstisnayı kaide haline getirecek yolları tıkamak ve kötüye kullanımı ortaya çıkarıp cezalandırmak caydırıcı olacaktır. Her kamu yetkisi beraberinde denetleme mekanizması ve istismarı cezalandıracak mevzuatla birlikte var olmalı.Bugünlerde yine telekulak haberleri havada uçuşuyor. Star ve Yeni Şafak gazeteleri hafta başında ortak manşetle çıkıp yedi bin kişinin tek bir dosya üzerinden dinlendiğini ileri sürdü. Sonra bu rakam 2.280e indi. Başsavcılığın açıklamasında dikkatli gözlerin yakalayabileceği ‘doğrudan ve dolaylı ifadesi yer aldı. Radikal bir terör örgütü iddiasıyla yapılan soruşturmada Ertuğrul Özkök, Defne Samyeli ve Metin Şentürk gibi isimlerin yer almasının tuhaflığı henüz izah edilmedi. Hayalet, pardon paralel avcısı gazeteler gelen tepkilere göre haberi güncellemeye devam ediyor. Önce iki savcının inisiyatifi olarak sunulan haberi Star, ‘240 mahkeme kararı var şeklinde dönüştürdü. Dosyaların Terörle Mücadele Şubesine teslim edildiğini ve başsavcılığın hâkimler ve savcılar hakkında işlem başlattığını yazdı. Hâkimleri ne zamandan beri başsavcılık, hatta polisler denetliyor! Denetim, itiraz açısından üst mahkeme ve temyiz yönünden Yargıtay tarafından yapılır. İdarî denetim ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkisinde. Dosyalar birine teslim edilecekse ancak müfettişler olabilir. En komik haberi ise Sabah Gazetesi yaptı. ‘Paralel yapının arşivi yeraltından çıktı başlıklı haber basın tarihine geçebilecek nitelikte. LAW silahları gibi ormanlık bir arazide toprağın altına gömülmüş dosyalar hayal ediyorsunuz değil mi? Haberin içini okuduğunuzda Çağlayan Adliyesinin arşive ve adlî emanetinin eksi 6. katta bulunduğunu ve klasörlerin orada muhafaza edildiğini öğreniyorsunuz. Muhabir müthiş bir ayrıntı da yakalamış: Çuvalların ağzı mühürlüymüş! ‘Başka nerede ve hangi halde bulunması gerekiyordu ki? diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Bu algı mühendisleri kendilerini çok zeki, milleti ise aptal sanıyor.Başından beri söylüyorum bu tür haber ve yaklaşımlar telekulakla mücadeleye en büyük zararı veriyor. Özel hayatın mahremiyeti mücadelesini fertlerin, sivil toplumun ve biraz da mağdurların yapması kaçınılmaz. Devlet ricali yani siyaset ve bürokrasi havanda su dövmekten öteye geçmiyor. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibine suçüstü yapıldığı halde zamanaşımından ceza almaktan kurtuldular. 8. Kat Çetesi diye ünlenen ekibin icraatlarından dolayı devlet, Yargıtay Daire Başkanı Naci Ünvere ve başka mağdurlara tazminat ödedi. İşte o kadar. Deniz Baykal kendisine kurulan kumpasla ilgili “Artık somut gelişme ve belge istiyorum.” diyor. Başbakan Erdoğan “Yarım saat içinde o görüntüyü kaldırttım.” demekle yetiniyor. Siyasetçiler belirsizlikten haz ve siyasî rant alıyor. Ne MHP ve ne de Baykalı hedef alan çirkin kasetler konusunda ilerleme var. Belirsizlik mağduru daha mağdur ediyor, siyasî iradenin ise seçim malzemesi olarak işine yarıyor. Şimdi ortaya çıkan dinleme iddialarıyla ilgili de mağdurlar harekete geçmezse aynısı olacak. Akabe Vakfı çok doğru tavırla suç duyurusunda bulundu. Bütün mağdurlar aynı yolu takip etmeli. Gerçekten kanunsuz bir dinleme varsa ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalı. Yok, bir algı mühendisliği yapıp kamuoyunu yönlendirmek üzere operasyon çekiliyorsa o da ortaya çıksın. Mağdurların girişimi iki açıdan da önemli sonuçlar doğurur. Hem kendi adlarına hem de bundan sonraki istismarların önüne geçmek üzere lütfen mücadeleden vazgeçmesinler.
Zaman
Ana Sayfa
28.02.2014
BülentKorucu-TelekulakmağdurlarınaçağrıBülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
TBMM Başkanı Cemil Çiçek Açıklaması
Haberler.com
25.02.2014
21:17
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, dinleme iddialarıyla ilgili, Bu ülkede huzur olacaksa, barış olacaksa, kamu düzeni tesis edilecekse ve sürdürülecekse herkesin kanunlara uygun hareket etmesi lazım. Bu dinlemeleri yapanlar hem kanunsuz hem de çok ahlaksız bir iş yapıyorlar dedi.
Haberler.com
Politika
25.02.2014
TBMMBaşkanıCemilÇiçekAçıklamasıTBMM Başkanı Cemil Çiçek Açıklaması
Tbmm Başkanı Cemil Çiçek:
Haber3
25.02.2014
21:06
Tbmm

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, dinleme iddialarıyla ilgili, Bu ülkede huzur olacaksa, barış olacaksa, kamu düzeni tesis edilecekse ve sürdürülecekse herkesin kanunlara uygun hareket etmesi lazım. Bu dinlemeleri yapanlar hem kanunsuz hem de çok ahlaksız bir iş

Haber3
Son Dakika
25.02.2014
TbmmBaşkanıCemilÇiçekTbmm Başkanı Cemil Çiçek
Anadilde eğitimi savunan Hocaefendi, çözüme nasıl karşı olabilir?
Zaman
23.02.2014
17:17
Akil İnsanlar Heyeti ile 2,5 ay İç Anadolu’yu gezip, çözüm sürecinin önemini anlattı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkan Yardımcısı Cemal Uşşak. Çözüm sürecinin ilk adımı olarak gördüğü çatışmasızlık sürecini ve bölgedeki izlenimlerini dinlediğimiz Uşşak, son zamanlarda dillere pelesenk olan ‘Hizmet Hareketi çözüm sürecine karşı’ iddialarını eleştiriyor.Son zamanlardaki “Hizmet Hareket’inin çözüm sürecine karşı olduğu” argümanını nasıl yorumluyorsunuz?Hizmet, hiçbir zaman hiçbir yerde, herhangi bir çözüm sürecine karşı olmadı ve olamaz. 30 yıldır akmakta olan kanın durmasına vesile olacak bir çözüme karşı olamaz. Hizmet çözüme karşı değildir. Öte yandan genel olarak Hizmet, çözüm sürecini desteklemekle beraber gayet doğal olarak bazı konularda türlü eleştirilerini, çekincelerini ifade edebilir. Buna dikkat etmek gerekiyor. Türkiye’de yanlış bir algı ile çözüm süreci hakkında bir tavsiye bile neredeyse çözüm karşıtlığı gibi görülüyor. Sorunun çözümü için atılması gereken başkaca adımlar vardır. Bunlar da sır değildir.Ne gibi adımlar?Herkesin bildiği adımlar aslında. Nihai çözümden söz edilecekse, önce ülkemizin her tarafında yaşayan tüm Kürt kardeşlerimizin insani, yasal ve temel taleplerini karşılamak gerekiyor. Sadece örgüt üzerinden götürülen çatışmasızlık süreci çözüme giden önemli bir adım ama yeterli değil. Dağlardan cenaze gelmemesi şüphesiz anlamlıdır. Azami hassasiyetle bu çizginin korunması lazım. Ama AK Parti’nin Kürtler için umut olarak verdiği adımlar atılmadıkça, nihai bir çözüm sürecinden bahsedilemez. Kısacası bunu dile getirmek de çözüme karşı olmak demek değil. Tartışmaya kültürel haklar gibi faktörleri geciktirmeden katmak gerekiyor.Öyleyse, neye dayanarak Camia’nın çözüm sürecine karşı olduğu argümanı çıkarılıyor?Buna delil olarak Samanyolu Televizyonu’ndaki (STV) bazı diziler gösteriliyor. Şefkat Tepe ve benzeri dizilerde yer alan unsurlar. STV’deki dizileri ya da üslubu eleştirebiliriz elbet. Benim de eleştirilerim var. Ama bunu delil olarak gösterenler, benzer bir dizinin devlet televizyonu TRT’de yayınlandığını neden nazara almazlar. TRT’de bir dizi vardı kaldırıldı, şimdi yerine getirilen dizide de benzer unsurlar var. ‘Dağlarda çatışma durdu ama STV’de devam ediyor.’ Demek ki hizmet çözüme karşı deniyor. Oysa ben nasıl ‘Dağlarda çatışma durdu, TRT’de hâlâ çatışma devam ediyor. O zaman hükümet çözüme karşı.’ diyemezsem, bunun üzerinden bir samimiyet sorgulaması yapamazsam, sadece STV’deki bir dizi üzerinden Hizmet’in çözüm sürecine bakışına dair bir okuma yapmak da doğru, insaflı ve gerçekçi olmaz.Fethullah Gülen Hocefendi’nin çözüm süreci ile ilgili düşüncesi nedir?En son BBC’ye verdiği röportajda da açıkça görüşünü beyan etti. Örgütle de müzakere yapılabileceğini ifade etmiştir. Kendisinin gerek BBC röportajında ve gerekse daha önce Erbil’de yayınlanan Rudaw gazetesine verdiği röportajda dile getirdiği hususlar ortada iken çözüme karşı olduğu argümanını ileri sürmek insafsızlıktır ve hatta kimileri açısından art niyetli bir tavırdır. ‘Devletin itibarını koruyarak elbette görüşmeler yapılabilir.’ diyor. Hocaefendi’nin rezervi bu olabilir. 160 küsur ülkede faaliyet yapan bir hareketin, yegâne muhtaç olduğu şey huzur, barış, istikrar ve güvenliktir. Bu dört unsuru hizmetlerinin yürümesinde olmazsa olmaz olarak gören bir inisiyatifin, herhangi bir ülkede ve Türkiye’de çözüme karşı olması eşyanın tabiatına aykırı, akla ziyan bir husustur. Ama birileri ısrarla çözümden kastedilen PKK ile müzakerelerdir diyorsa buna dair, birtakım rezervlerin olması da doğaldır. Kaldı ki rezervleri var demiyorum, olabilir diyorum. Hocaefendi Kürt sorununun çözümünde Kürt kardeşlerimizin diline ve kimliğine dair ne söylüyor ona bakılmalı. Bu ülkede Kürtlerin kendi anadilleriyle eğitim yapabilmesini doğru buluyor ve destekliyor. Bunu da adil olmanın gereği olarak belirtiyor. Anadilde eğitimi savunan Hocaefendi, çözüme nasıl karşı olabilir?Neden ‘Camia çözüm sürecine karşı’ argümanı oluşturuluyor?Bu hususta spekülasyon yapmak istemem ama şunu ifade etmeliyim. Hizmet Hareket’ini itibarsızlaştırmak isteyenlerin kullandığı bir argüman bu. Bunu da nice zamandan beri hassas ve kırılgan hale gelmiş Kürt kardeşlerimizin duygularını istismar etmek suretiyle yapıyorlar. Ayrıca çözümün muhatabı olarak iktidarı gören örgüt yöneticileri ve Kürt siyasal hareketi (BDP) iktidarın eleştirilmesini ve zaafa düşmesini çözümün bitmesi veya zarar görmesi olarak algılıyor. ‘Her ne olursa olsun, iktidar eleştirilmemeli, eleştirilecekse de biz eleştiririz.’ diyorlar adeta. Mesela Gezi Parkı olaylarında Kürtlerin aktif olarak yer almadığını söylüyorlar. Ama ben Gezi olaylarında kuru
Zaman
Ana Sayfa
23.02.2014
AnadildeeğitimisavunanHocaefendiçözümenasılkarşıolabilir?Anadilde eğitimi savunan Hocaefendi çözüme nasıl karşı olabilir?
Çağlayan 17 Aralık'ı Değerlendirdi
Haber3
15.02.2014
15:39
Eski Ekonomi Bakanı, AK Parti Mersin Milletvekili Zafer Çağlayan, 17 Aralık’ta düzenlenen operasyonlarla ilgili değerlendirmelerde bulundu. Çağlayan, “Eğer bu ülkenin kurtuluşu için Zafer Çağlayan kurban edilecekse, varsın Zafer Çağlayan sizin için kurban
Haber3
Son Dakika
15.02.2014
Çağlayan17AralıkıDeğerlendirdiÇağlayan 17 Aralıkı Değerlendirdi
Adnan Evsen: Yüksek yapılar zemine uygun yapılmalı!
Emlak Kulisi
15.02.2014
15:20
Jeoloji Mühendisleri Odası Kayseri II Temsilcisi Adnan Evsen, "Kayseri'ye yüksek katlı yapılar inşa edilecekse zemine uygun bir şekilde planlanmalıdır Olası bir depremde meydana gelen yıkımlar için eyvah! deriz " dedi.
Emlak Kulisi
Emlak
15.02.2014
AdnanEvsenYüksekyapılarzemineuygunyapılmalıAdnan Evsen Yüksek yapılar zemine uygun yapılmalı
Başbakanı yanıltıyorlar, yalakalık yapıyorlar
Zaman
13.02.2014
20:43
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, dava adamı olduğunu ve cezevine girdiği takdirde 2 sene 4 ay daha hapis yatacağını söyledi. CNN Türk’te katıldığı programda, yeniden yargılanmanın önemine değinen tecrübeli yönetici, kulübün padişahlıkla yönetilmediğini, veliahtının da bulunmadığını dile getirdi.Fenerbahçe Kulubü Başkanı Aziz Yıldırım dün akşam Ahmet Hakanın moderatörlüğünü yaptığı Tarafsız Bölge programına katılarak şike sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. CAS davasından Başbakanın talebiyle çekildiklerini söyleyen Aziz Yıldırım, Başbakanın etrafındakilerin Başbakana kendilerini yanlış anlattığını söyledi. Başbakana Fenerbank gibi projeleriyle ilgili yanlış bilgiler verildiğini söyledi. Spor yorumcusu Rıdvan Dilmenin Başbakan Fenerbahçeye çok iyilik yaptı. Bu konuda Aziz Yıldırım konuşabilir. sorusun ise Rıdvan çok biliyorsa kendisi anlatsın cevabını verdi. Mehmet Ali Aydınları kendisine karşı Başbakanın destekleyip desteklemediği sorusuna ise Bilemiyorum diyerek kısa bir cevap verdi. Başbakanın yeniden Aziz Yıldırımın başkan seçilmesinden hoşnut olup olmadığı sorusuna da önemsemedim dedi. Stadda siyasi slogan atılmasına karşı olup olmadığı sorusuna ise karşı olmadığını hakaret ve küfüre karşı çıktığı belirten Aziz Yıldırım, Stadda bir küfür, hakaret edilecekse buna karşıyım. Gezi parkı ile ilgili 34. dakikada tezahürat yapıyor, bunlar doğal hakları. Yapabilir. Bunlar olağan şeyler. Sayın başbakanı yanıltıyorlar. İnsanları AK Parti ile karşı karşıya getiriyorlar. diyerek Başbakanı bu konuda yanılttığını açıkladı. Yıldırım, görevden alınan Spor Bakanına işaret ederek, amigolara bedava bilet dağıttığını da açıkladı: Nasıl getiriyorlar? Vali geliyor, müdahale ediyor çocuklara. Amigolarla toplantı yapıyor. Giden bakan alıyor toplantı yapıyor amigolarla, onlara biletler dağıtıyorlar, bu yanlış. Bu kurumların bir başı var, bir yönetimi var. Sizin muhatabınız bunlardır. Siz staddaki ancak küfür ve hakaret içerenlere karşı çıkarsınız. Hükümet istifa diyebilir. Polisle müdahale edersiniz bu artar, bir şey yapmazsanız gol atınca bırakır. Ali İsmail marşını taraftan söyler. Federasyonun yanlışlıkları bunlar. 4 tane kişi yukarıdaki sayın başbakan ve hükümeti zor durumda bırakmak için onlara çok affedersiniz yalakalık yapmak için işlem çıkartıyorlar. Bırakın bunlarla bir şey olmaz, bunlardan bir zarar gelmez. Ama siz baskıyı artırırsanız baskı yapmaya kalkarsanız insanlar da isyan eder. Bunun sonu iyi olmaz. O yüzden lütfen insanlar aklıselim olsun.CAS DAVASININ ÇEKİLMESİNİ BAŞBAKAN İSTEDİSoru: Fenerbahçenin Şampiyonlar Ligine gitmesinde CASa dava açtınız, niye çektiniz?Ben hapisteydim, geldiler. Açıkça şunu söylediler. Türkiye menfaatleri için bunu çekeceğiz. Mehmet Ali Bey yoktu, ben hapisteyim, hayır dedim. Yönetim olarak siz idare ediyorsunuz, saygı gösteririm dedim. Çekmeyin dedim ama kararı siz verin, dedim. CAS davasıyla ilgili olarak Şenez Erzikle Yıldırım Bey bu konuları konuştular. Gittiler Sayın Başbakana anlattılar. Ne anlattılarsa konuşmaları neyse gitti anlattılar. Sayın Başbakan da bunun çekilmesi gerektiği yönünde düşüncesini söyledi. Bizim arkadaşlar da bunu uyguladılar. Bu kadar basit. Çok uzatmışızBAŞBAKANIN ETRAFINDAKİLER BİZİ YANLIŞ ANLATIYORSoru: Başbakan ne yaptı, size ne mesaj gönderdi. Duyarlı mı davrandı, size karşı nasıl bir tutum izlediBiz Metriste hapisteyken, şike yasası Nisanda çıktıktan sonra 3 Temmuzda bizi aldılar, 10 Temmuzda da Metrise gittim. O zamanki yargılamalara göre yanlış hatırlamıyorsam, 160 seneyle yargılanıyordum o kanuna göre. Türkiye de adam vursanız 3-5 sene yargılanır çıkarsınız. Ama 160 sene.. O dönemde Sayın Başbakan bize çok destek oldu. Ama demin atladığımız bir konu oldu, biz iki iddianameyle yargılandık. Bu iki iddianamenin birincisi bizim için hazırlanmıştı, 19 Kasımda Göksel Gümüşdağın, bizle beraber yaşadığı için, o günlerde bunların yanış olduğunu düşündüğü için, bu kanunun çıkması için federasyonla, bizim arkadaşlarla çalışmalar yaptılar. Sayın Başbakana gittiler. O gün ki şartlarda siyasi olanlar da destek verdiler. Hem CHP hem MHP, onlarda destek oldu. Sayın Başbakan da destek oldu ve bir oluşum olarak Mecliste yeni bir yasa çıkartılmak üzere çalıştılar. Ve sonunda bunu çıkardılar. Buradan hem Sayın Başbakana ve diğer katkısı olan herkese teşekkür ediyorum. En azından bu bir buçuk senedir hür olmamı bu yasadaki değişikliklere bağlıyorum. Bu iddianamenin ikinci kısmında, Göksel beyi ilave ederek, bir ay arayla iki iddianameyle bizi yargıladılar. Sırf Göksel beyin bu yaptığı çalışmalardan dolayı, bu ikinci iddianame çıktı. Söylüyorsunuz ya kanun, hukuk... Bunların hiç birinin olmadığını şu basit hadise bile gösteririr. Silivride ilk yargılama yaparken, hâkim, heyet başkanı okurken bizim avukat arkadaşlar itiraz etti. Hangi iddianameyi okuyorsunuz diye? Ondan sonra hemen
Zaman
Spor
13.02.2014
BaşbakanıyanıltıyorlaryalakalıkyapıyorlarBaşbakanı yanıltıyorlar yalakalık yapıyorlar
Başbakanı yanıltıyorlar, yalakalık yapıyorlar
Zaman
13.02.2014
20:43
Fenerbahçe Başkanı Aziz Yıldırım, dava adamı olduğunu ve cezevine girdiği takdirde 2 sene 4 ay daha hapis yatacağını söyledi. CNN Türk’te katıldığı programda, yeniden yargılanmanın önemine değinen tecrübeli yönetici, kulübün padişahlıkla yönetilmediğini, veliahtının da bulunmadığını dile getirdi.Fenerbahçe Kulubü Başkanı Aziz Yıldırım dün akşam Ahmet Hakanın moderatörlüğünü yaptığı Tarafsız Bölge programına katılarak şike sürecine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. CAS davasından Başbakanın talebiyle çekildiklerini söyleyen Aziz Yıldırım, Başbakanın etrafındakilerin Başbakana kendilerini yanlış anlattığını söyledi. Başbakana Fenerbank gibi projeleriyle ilgili yanlış bilgiler verildiğini söyledi. Spor yorumcusu Rıdvan Dilmenin Başbakan Fenerbahçeye çok iyilik yaptı. Bu konuda Aziz Yıldırım konuşabilir. sorusun ise Rıdvan çok biliyorsa kendisi anlatsın cevabını verdi. Mehmet Ali Aydınları kendisine karşı Başbakanın destekleyip desteklemediği sorusuna ise Bilemiyorum diyerek kısa bir cevap verdi. Başbakanın yeniden Aziz Yıldırımın başkan seçilmesinden hoşnut olup olmadığı sorusuna da önemsemedim dedi. Stadda siyasi slogan atılmasına karşı olup olmadığı sorusuna ise karşı olmadığını hakaret ve küfüre karşı çıktığı belirten Aziz Yıldırım, Stadda bir küfür, hakaret edilecekse buna karşıyım. Gezi parkı ile ilgili 34. dakikada tezahürat yapıyor, bunlar doğal hakları. Yapabilir. Bunlar olağan şeyler. Sayın başbakanı yanıltıyorlar. İnsanları AK Parti ile karşı karşıya getiriyorlar. diyerek Başbakanı bu konuda yanılttığını açıkladı. Yıldırım, görevden alınan Spor Bakanına işaret ederek, amigolara bedava bilet dağıttığını da açıkladı: Nasıl getiriyorlar? Vali geliyor, müdahale ediyor çocuklara. Amigolarla toplantı yapıyor. Giden bakan alıyor toplantı yapıyor amigolarla, onlara biletler dağıtıyorlar, bu yanlış. Bu kurumların bir başı var, bir yönetimi var. Sizin muhatabınız bunlardır. Siz staddaki ancak küfür ve hakaret içerenlere karşı çıkarsınız. Hükümet istifa diyebilir. Polisle müdahale edersiniz bu artar, bir şey yapmazsanız gol atınca bırakır. Ali İsmail marşını taraftan söyler. Federasyonun yanlışlıkları bunlar. 4 tane kişi yukarıdaki sayın başbakan ve hükümeti zor durumda bırakmak için onlara çok affedersiniz yalakalık yapmak için işlem çıkartıyorlar. Bırakın bunlarla bir şey olmaz, bunlardan bir zarar gelmez. Ama siz baskıyı artırırsanız baskı yapmaya kalkarsanız insanlar da isyan eder. Bunun sonu iyi olmaz. O yüzden lütfen insanlar aklıselim olsun.CAS DAVASININ ÇEKİLMESİNİ BAŞBAKAN İSTEDİSoru: Fenerbahçenin Şampiyonlar Ligine gitmesinde CASa dava açtınız, niye çektiniz?Ben hapisteydim, geldiler. Açıkça şunu söylediler. Türkiye menfaatleri için bunu çekeceğiz. Mehmet Ali Bey yoktu, ben hapisteyim, hayır dedim. Yönetim olarak siz idare ediyorsunuz, saygı gösteririm dedim. Çekmeyin dedim ama kararı siz verin, dedim. CAS davasıyla ilgili olarak Şenez Erzikle Yıldırım Bey bu konuları konuştular. Gittiler Sayın Başbakana anlattılar. Ne anlattılarsa konuşmaları neyse gitti anlattılar. Sayın Başbakan da bunun çekilmesi gerektiği yönünde düşüncesini söyledi. Bizim arkadaşlar da bunu uyguladılar. Bu kadar basit. Çok uzatmışızBAŞBAKANIN ETRAFINDAKİLER BİZİ YANLIŞ ANLATIYORSoru: Başbakan ne yaptı, size ne mesaj gönderdi. Duyarlı mı davrandı, size karşı nasıl bir tutum izlediBiz Metriste hapisteyken, şike yasası Nisanda çıktıktan sonra 3 Temmuzda bizi aldılar, 10 Temmuzda da Metrise gittim. O zamanki yargılamalara göre yanlış hatırlamıyorsam, 160 seneyle yargılanıyordum o kanuna göre. Türkiye de adam vursanız 3-5 sene yargılanır çıkarsınız. Ama 160 sene.. O dönemde Sayın Başbakan bize çok destek oldu. Ama demin atladığımız bir konu oldu, biz iki iddianameyle yargılandık. Bu iki iddianamenin birincisi bizim için hazırlanmıştı, 19 Kasımda Göksel Gümüşdağın, bizle beraber yaşadığı için, o günlerde bunların yanış olduğunu düşündüğü için, bu kanunun çıkması için federasyonla, bizim arkadaşlarla çalışmalar yaptılar. Sayın Başbakana gittiler. O gün ki şartlarda siyasi olanlar da destek verdiler. Hem CHP hem MHP, onlarda destek oldu. Sayın Başbakan da destek oldu ve bir oluşum olarak Mecliste yeni bir yasa çıkartılmak üzere çalıştılar. Ve sonunda bunu çıkardılar. Buradan hem Sayın Başbakana ve diğer katkısı olan herkese teşekkür ediyorum. En azından bu bir buçuk senedir hür olmamı bu yasadaki değişikliklere bağlıyorum. Bu iddianamenin ikinci kısmında, Göksel beyi ilave ederek, bir ay arayla iki iddianameyle bizi yargıladılar. Sırf Göksel beyin bu yaptığı çalışmalardan dolayı, bu ikinci iddianame çıktı. Söylüyorsunuz ya kanun, hukuk... Bunların hiç birinin olmadığını şu basit hadise bile gösteririr. Silivride ilk yargılama yaparken, hâkim, heyet başkanı okurken bizim avukat arkadaşlar itiraz etti. Hangi iddianameyi okuyorsunuz diye? Ondan sonra hemen
Zaman
Ana Sayfa
13.02.2014
BaşbakanıyanıltıyorlaryalakalıkyapıyorlarBaşbakanı yanıltıyorlar yalakalık yapıyorlar
Kamalak: Bizi kendi günahına alet edemezsin
Zaman
02.02.2014
14:46
Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Başbakan Erdoğanın küresel güçlerle işbirliğine giderek Milli Görüşü böldüğünü iddia etti.Kamalak, Şimdi mecbur kaldığınız için Yolumuz Erbakanın yolu diyorsunuz. Ey AK Parti, kusura bakma. Bizi de kendi günahına alet edemezsin. şeklinde konuştu. Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Ankarada partisinin aday tanıtım şöleninde yaptığı konuşmada hükümete yüklendi. Geçmişte kurdukları partilerin dört kez kapatıldığına dikkat çeken Kamalak, Ülke evlatlarını birbirine düşürmemek için tek bir kem söz söylemedik derken, son dönemde artan incitici üslubu eleştirdi. 30 Marttaki mahalli seçimlerin tarihi önemde olduğunu kaydeden Mustafa Kamalak, Seçimlerde sadece belediye başkanlarına oy vermeyeceksiniz. Vereceğiniz oyla Türkiyenin hem yolunu hem de yönünü belirleyeceksiniz. Sadece şehirlerinize değil, bir bütün olarak ülkenin geleceğine karar vereceksiniz. şeklinde konuştu. Oy vermenin onay vermek olduğunu vurgulayan Kamalak, mevcut hükümetin bir bataklığa saplandığını iddia etti. Kendilerinin iktidarda oldukları dönemde belediyelerin kapılarına Rüşvet alan da veren de melundur yazısı astıklarını ifade eden SP Genel Başkanı Kamalak, gerçeklere rağmen AK Partinin küresel güçlerin operasyonundan bahsettiğinden söz ederek Adama sormazlar mı, 12 yıldır küresel güçlerle iş tutan siz değil misiniz? diye sordu. BİZİ KENDİ GÜNAHINA ALET EDEMEZSİNBaşbakan Erdoğanın başdanışmanı Yalçın Akdoğanın Orduya kumpas kuruldu sözüne de değinen SP Genel Başkanı Kamalak, Ey AK Parti, ey Sayın Başbakanım. Milli Görüşü bölen siz değil misiniz? Bu kafayla iktidar olunmuyor deyip, küresel egemenlerle işbirliği yapan siz değil misiniz? Biz uzlaşarak, anlaşarak yürüyeceğiz diyen siz değil misiniz? Şimdi mecbur kaldığınız için yolumuz Erbakanın yolu diyorsunuz. Erbakanla olmuyor diyen siz değil misiniz? Ey AK Parti, kusura bakma. Kendi acizliğini, mağduriyet edebiyatıyla örtemezsin. Bizi de kendi günahına alet edemezsin. şeklinde konuştu. MİLLİ GÖRÜŞE SİZ KUMPAS KURDUNUZİlla kumpastan söz edilecekse, bunu bugün dillendirenlere bakılması gerektiğini kaydeden Mustafa Kamalak, Şuan, kumpastan bahsedenler, dün Milli Görüşe kumpas kuranlardır. Zira, son 50 yılın en büyük kumpasını bugün kumpastan bahsedenler kurmuştur. dedi. (CİHAN)
Zaman
Son Dakika
02.02.2014
KamalakBizikendigünahınaaletedemezsinKamalak Bizi kendi günahına alet edemezsin
Kamalak: Bizi kendi günahına alet edemezsin
Zaman
02.02.2014
14:46
Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Başbakan Erdoğanın küresel güçlerle işbirliğine giderek Milli Görüşü böldüğünü iddia etti.Kamalak, Şimdi mecbur kaldığınız için Yolumuz Erbakanın yolu diyorsunuz. Ey AK Parti, kusura bakma. Bizi de kendi günahına alet edemezsin. şeklinde konuştu. Genel Başkanı Mustafa Kamalak, Ankarada partisinin aday tanıtım şöleninde yaptığı konuşmada hükümete yüklendi. Geçmişte kurdukları partilerin dört kez kapatıldığına dikkat çeken Kamalak, Ülke evlatlarını birbirine düşürmemek için tek bir kem söz söylemedik derken, son dönemde artan incitici üslubu eleştirdi. 30 Marttaki mahalli seçimlerin tarihi önemde olduğunu kaydeden Mustafa Kamalak, Seçimlerde sadece belediye başkanlarına oy vermeyeceksiniz. Vereceğiniz oyla Türkiyenin hem yolunu hem de yönünü belirleyeceksiniz. Sadece şehirlerinize değil, bir bütün olarak ülkenin geleceğine karar vereceksiniz. şeklinde konuştu. Oy vermenin onay vermek olduğunu vurgulayan Kamalak, mevcut hükümetin bir bataklığa saplandığını iddia etti. Kendilerinin iktidarda oldukları dönemde belediyelerin kapılarına Rüşvet alan da veren de melundur yazısı astıklarını ifade eden SP Genel Başkanı Kamalak, gerçeklere rağmen AK Partinin küresel güçlerin operasyonundan bahsettiğinden söz ederek Adama sormazlar mı, 12 yıldır küresel güçlerle iş tutan siz değil misiniz? diye sordu. BİZİ KENDİ GÜNAHINA ALET EDEMEZSİNBaşbakan Erdoğanın başdanışmanı Yalçın Akdoğanın Orduya kumpas kuruldu sözüne de değinen SP Genel Başkanı Kamalak, Ey AK Parti, ey Sayın Başbakanım. Milli Görüşü bölen siz değil misiniz? Bu kafayla iktidar olunmuyor deyip, küresel egemenlerle işbirliği yapan siz değil misiniz? Biz uzlaşarak, anlaşarak yürüyeceğiz diyen siz değil misiniz? Şimdi mecbur kaldığınız için yolumuz Erbakanın yolu diyorsunuz. Erbakanla olmuyor diyen siz değil misiniz? Ey AK Parti, kusura bakma. Kendi acizliğini, mağduriyet edebiyatıyla örtemezsin. Bizi de kendi günahına alet edemezsin. şeklinde konuştu. MİLLİ GÖRÜŞE SİZ KUMPAS KURDUNUZİlla kumpastan söz edilecekse, bunu bugün dillendirenlere bakılması gerektiğini kaydeden Mustafa Kamalak, Şuan, kumpastan bahsedenler, dün Milli Görüşe kumpas kuranlardır. Zira, son 50 yılın en büyük kumpasını bugün kumpastan bahsedenler kurmuştur. dedi. (CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
02.02.2014
KamalakBizikendigünahınaaletedemezsinKamalak Bizi kendi günahına alet edemezsin
Mustafa Armağan - Tarihimize atılan iftirayı ABD'li tarihçi temizledi
Zaman
02.02.2014
02:14
Tarihlerimizin hangi diyarlardan ithal edildiğine dair en çarpıcı misallerden biri, son günlerde Ukrayna’daki siyasî krizin derinleşmesiyle birlikte yeniden gündeme gelen Ruslarla imzaladığımız Küçük Kaynarca Antlaşması’nın (Temmuz 1774) bazı maddelerinde karşımıza çıkar. Özellikle de bir maddesi kafaları epeyce karıştırmış görünüyor.Ortalıkta dolaşan ‘makbul’ yoruma göre, Rusya 7. maddeyle Osmanlı Devleti’nde yaşayan Rum-Ortodoks teb’anın hukukunu himaye yetkisini kazanmıştır. Nitekim “Türk-Rus İlişkileri” üzerine kaleme alınan bir kitapta bu antlaşma için “Osmanlı’yı yıkıma götüren en büyük Rus başarısı” denilmektedir. Ne yazık ki, bu haksız yargı, ders kitaplarımıza kadar girmiş durumda.Oysa Roderic H. Davison, yaptığı geniş kaynak taramasında Küçük Kaynarca Antlaşması’ndaki 7. maddeyi derinliğine sorgulayarak yepyeni bir bakış açısı getiriyor. Bildiğimiz haliyle bu madde ne antlaşma metninde, ne de antlaşmayı imzalayan Osmanlı diplomatlarının zihinlerinde mevcuttu ona göre. Yapılan yorumlar tamamen Avusturya’nın İstanbul Elçisi Thugut ile Avusturyalı tarihçi Hammer’in el ele vererek gerçekleştirdikleri tarihi yanıltma operasyonunun bir parçasıydı.Avusturya “Sefir-i kebiri” Thugut cenapları, Osmanlıların Ruslarla uzlaşmasını katiyen istemediğinden antlaşmanın kendisine rağmen imzalanması üzerine gazaba gelip şu boyundan büyük lafı gediğine oturtmuştur: “Antlaşma Rus becerisinin ve Türk aptallığının eşine ender rastlanan bir örneğidir.”Avrupalı tarihçilerin bir diplomatın kızgınlıkla söylenmiş lakırdısının üzerine balıklama atlamalarını anlayabiliriz belki. Peki ya bizimkilere ne oluyor? Avrupa’ya kiralanmış akıl, bir sel gibi basmıştır “aydınistanımız”ı.Aslında Küçük Kaynarca Antlaşması metninin Rusçasında ve dahi Rusların hazırladığı Fransızca nüshasında bahse konu 7. madde mahsus muğlak bırakılmış, ileride başka müdahalelere kapı açacak şekilde kurnazca düzenlenmişti. Lakin ayrıca bir Türkçe metin de hazırlanmıştı ve Türkçesi gayet sarihti. Hele ‘hakem metin’ olarak düzenlenen İtalyancasıyla yapılacak bir karşılaştırma, Rusların nasıl bir uyanıklık yaptıklarını ifşaya yetecektir.Tarihçi Davison, alelacele hüküm vermek yerine zora soyunuyor, aslında bizim yapmamız gerekeni yapıyor ve tam dört dilde (Fransızca, Türkçe, Rusça ve hakem metin olarak İtalyanca) yazılan antlaşma metinlerini madde madde karşılaştırmalı olarak inceliyor, böylece tarihî bir yanlış anlamayı deşifre ediyor.“Türk aptallığı”sözü kimin icadı?Küçük Kaynarca Antlaşması’nın 7. maddesinin ‘hakem’ metni olan İtalyancasına baktığımızda mesele gayet nettir. Burada Rusya’nın Osmanlı Devleti’nde yaşayan Rum Ortodoks teb’ayı “himayesine aldığı”ndan tek kelimeyle olsun bahis yoktur. Peki ne vardır? Şaşıracaksınız belki ama Davison’a göre tam tersine, Babıali’nin Hıristiyanları ve kiliseleri “kendisinin” korumaya söz verdiği yazılıdır! Yani Osmanlı yönetimi ‘Bunlar benim teb’am, size ne oluyor? Korumak gerekiyorsa ben korurum’ mesajını vermektedir Rusya’ya.Dolayısıyla bir “Türk aptallığı”ndan söz edilecekse eğer bu, kesinlikle antlaşma masasında oturanlarda değil, daha 1771’de çok daha elverişli şartlarda bir akit yapılabilecekken savaşa devam kararını alan Osmanlı yöneticilerinde aranmalıdır. Davison’a göre, “Türk aptallığı” Kaynarca’daki diplomatlarımızda değil, savaşı açanlarda, hadi açıldı diyelim, vaktiyle zararın neresinden dönersek kârdır diye düşünmeyenlerde aranmalıdır. (“Osmanlı-Türk Tarihi”, Alkım: 2004, s. 61-86.)Ruslarla bu savaşa görünüşte kendimiz için değil, Polonya’yı (Lehistan’ı) bölünmekten kurtarmak için girmiştik! Gariptir, antlaşmada Polonya sorunundan hiç bahsedilmemiştir. Tabii asıl gerekçe Rus Çarlığı’nın ikide bir Osmanlı Devleti’ne bağlı olan Kırım Hanlığı’nın içişlerine karışmasına tahammül edemeyişimiz ve bu gidişata bir son vermek isteyişimizdir.Küçük Kaynarca Antlaşması’nın bir de 3. maddesi vardı ki, Osmanlı Padişah-Halifesine, kaybedilen ilk İslam toprağı (Dârülislam) olan Kırım’da yaşayan Müslüman teba üzerinde dinî bir himaye hakkını tanıyordu. Anlayacağınız, antlaşmada asıl himaye hakkı, iddia olunduğu gibi Ruslara değil, Osmanlılara verilmişti. Biz ise yıllardır olguyu tersine çevirip anlatmayı tercih etmişiz.Hilafete yönelik saygı arttıOsmanlı Padişah-Halifesi ilk defa Küçük Kaynarca ile fiilen veya hukuken egemenliği altında bulunmayan Müslüman tebanın da koruyucusu olduğunu tescillemiş oluyordu. Bu maddeyle halifelik, Osmanlılar tarafından kendi toprakları haricindeki Müslümanlar üz
Zaman
Köşe Yazıları
02.02.2014
MustafaArmağan-TarihimizeatılaniftirayıABDlitarihçitemizlediMustafa Armağan - Tarihimize atılan iftirayı ABDli tarihçi temizledi
Hocaefendi Wsj ye Konuştu: Değerlerimiz ve Duruşumuz ...
Haberler.com
21.01.2014
14:20
The Wall Street Journala özel açıklamalarda bulunan Fethullah Gülen Hocaefendi, değer ve duruşlarının değişmediğini belirterek eğer bir ittifaktan söz edilecekse bunun ?demokrasi, insan hakları ve özgürlükler? etrafında olabileceğini söyledi.
Haberler.com
Dünya
21.01.2014
HocaefendiWsjyeKonuştuDeğerlerimizveDuruşumuzHocaefendi Wsj ye Konuştu Değerlerimiz ve Duruşumuz
Hocaefendi, The Wall Street Journal'a konuştu
Zaman
21.01.2014
14:01
The Wall Street Journala özel açıklamalarda bulunan Fethullah Gülen Hocaefendi, değer ve duruşlarının değişmediğini belirterek eğer bir ittifaktan söz edilecekse bunun ‘demokrasi, insan hakları ve özgürlükler’ etrafında olabileceğini söyledi.Hocaefendi, “Değerlerimiz veya duruşumuz değişmedi. Siyasi aktörlerin duruşunun veya hareketlerinin eski hareketlerine uyup uymadığına Türk insanı karar vermeli” ifadesini kullandı. Türk halkının, son iki yıldır demokratik sürecin tersine dönmüş olmasından dolayı üzüntülü olduğunu vurgulayan Gülen, koplo ve paralel devlet iddialarını ise reddetti. Hocaefendi, ideoloji, sempati, dünya görüşüne göre yapılan tasfiyelerin, şimdiki hükümetin sonlandırmaya söz verdiği geçmişin uygulamaları olduğuna dikkat çekti.İşte WSJde yayımlanan röportaj:1. Başbakan son zamanlarda size ve Hizmet oluşumuna sık sık saldırdı. Artık AKP ile ittifakınızın tamamen bittiğine inanıyor musunuz?Eğer bir ittifaktan bahsedilecekse bu demokrasi, insan hakları ve özgürlükler etrafında olur -siyasi partiler ya da adaylar için olmaz. 2010 yılındaki Anayasa referandumunda Avrupa Birliğine üyelik şartlarına paralel yapılan demokratik reformları daha önce CHP yapmış olsaydı, onları destekleyeceğimi söylemiştim.Hizmet üyeleri de dahil Türk halkının büyük kesimi demokratikleştirme reformları yaptığı, ordunun siyasiler üzerindeki vesayetine son verdiği ve Türkiyeyi ABye giriş sürecinde ileriye götürdüğü için AKPyi destekledi. Doğru olduğuna inandığımız ve demokratik ilkeler ile aynı paralelde olan şeyleri her zaman destekledik. Ancak aynı zamanda yanlış olarak gördüğümüz ve bu ilkelere ters olan şeyleri de eleştirdik.Değerlerimiz ve duruşumuz değişmedi. Demokrasinin savunucuları olmaya devam edeceğiz. Siyasi aktörlerin önceki sicillerine uyumlu duruşu ve icraatları ile ilgili karar Türk halkı ve tarafsız gözlemciler tarafından verilmeli.2. Erdoğan ile bir on yıllık bir ittifak kurdunuz – liderliği döneminde sizi en çok üzen şey ne oldu?Tekrar netleştirelim, ittifaktan bahsedilecekse bu değerler ve ilkeler etrafında olur. AKP dönemi boyunca demokratikleşme reformlarını destekledik ve anti-demokratik hareketleri eleştirdik ve bunlara karşı çıktık. Örneğin 2005 yılında terör suçlarını oldukça geniş tanımladığı ve özgürlükleri riske sokacağı için anti-terör taslağını eleştirdik.2003 ve 2010 döneminde genel trend demokratik reformlara yönelik oldu ve Türk halkının büyük kesimi bu reformları destekledi. 2010 yılındaki Anayasa referandumunun yüzde 58 oranında kabul oyu alması bunun bir kanıtıdır. Ayrıca Türkiye geçen 15 yılda ekonomik ve demokratik ilerleme de kaydetti.Bu demokratikleşme reformlarının devam etmesini isterdik. 2010 yılındaki anayasa değişikliklerini iyi ancak yeterli değil sloganı ile destekleyen Türk halkı geçen son iki yıl içerisinde demokratik ilerlemenin tersine dönmüş olmasından üzüntü duyuyor. Yeni, sivil ve demokratik bir anayasa demokratik kazanımları sağlamlaştıracak ve Türkiyeyi ABnin demokratik değerlerine bağlayacaktır. Maalesef bu çaba şu an terk edilmiş durumda.3. Başbakanın polis gücünün lider kadrosunda yaptığı değişiklikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?Polis gücünün üyeleri veya hükümetin diğer üyeleri ülkenin kanunlarını ya da kurumların kurallarını ihlal ederse kimse bu tarz hareketleri savunmaz ve bu hareketler yasal ve kurumsal soruşturmaya tabi tutulmalı. Ancak bu kişiler yasadışı bir şey yapmamışsa ve kurumların kurallarını ihlal etmemişse ve sadece sahip oldukları dünya görüşleri veya eğilimleri nedeniyle fişlenmiş ve ayrımcılığa tabi tutulmuşlarsa bu tarz muameleler demokrasi, yasal kurallar ve insan hakları ile örtüşmez.Sahip oldukları ideoloji ve dünya görüşleri, duydukları sempati nedeniyle kişilerin yerlerini değiştirmek ve tasfiyeler yapmak şu anki iktidar partisinin geçmişte seçimler öncesinde bitirmeyi vaat ettiği bir şeydi. Daha birkaç ay öncesine kadar kahraman olarak alkışlanan yargı ve polis gücü üyelerinin soruşturma yapılmaksızın kışın ortasında görev yerlerinin değiştirilmesi de ironik bir durum.4. Hizmet oluşumunun öğrencilerini polis ve yargıda kariyer yapmaları için cesaretlendirmesinin sebebi nedir?Öncelikle soruda bir düzeltme yapalım. Yalnızca kişisel savunmam ile ilgili konuşma yapabilirim ve bu savunmam genel olarak tüm Türk halkını kapsıyor. Toplum için sağlam temeller oluşturmak ve bireyleri yetiştirmek için en iyi yolun her zaman eğitim olduğuna inandım. Her sosyal sorun bireyden başlar ve uzun vadede birey seviyesinde çözülebilir. Birey ihmal edildiğinde sistemik, kurumsal veya siyasi çözümler başarısız olmaya mahkumdur. Bu nedenle benim ilk ve en öncelikli taraftarlığım eğitim içindir.Bu nedenledir ki benimle aynı düşünceleri paylaşanlar yurtlar, sınava hazırlık merkezleri, özel okullar ve ücretsiz özel eğitim merkezleri kuruyor. Bu kurumlar toplumun geniş kesiminin kalite
Zaman
En Çok Okunan
21.01.2014
HocaefendiTheWallStreetJournalakonuştuHocaefendi The Wall Street Journala konuştu
Fethullah Gülen Hocaefendi The Wall Street Journal'a konuştu
Bugün
21.01.2014
13:07
The Wall Street Journala özel açıklamalarda bulunan Fethullah Gülen Hocaefendi, değer ve duruşlarının değişmediğini belirterek eğer bir ittifaktan söz edilecekse bunun ‘demokrasi, insan hakları ve özgürlükler’ etrafında olabileceğini söyledi.
Bugün
Son Dakika
21.01.2014
FethullahGülenHocaefendiTheWallStreetJournalakonuştuFethullah Gülen Hocaefendi The Wall Street Journala konuştu
Hocaefendi, The Wall Street Journal'a konuştu
Samanyolu Haber
21.01.2014
12:43
The Wall Street Journala özel açıklamalarda bulunan Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, değer ve duruşlarının değişmediğini belirterek eğer bir ittifaktan söz edilecekse bunun ‘demokrasi, insan hakları ve özgürlükler’ etrafında olabileceğini söyledi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.01.2014
HocaefendiTheWallStreetJournalakonuştuHocaefendi The Wall Street Journala konuştu
Hocaefendi, The Wall Street Journal'a konuştu
Zaman
21.01.2014
11:14
The Wall Street Journala özel açıklamalarda bulunan Fethullah Gülen Hocaefendi, değer ve duruşlarının değişmediğini belirterek eğer bir ittifaktan söz edilecekse bunun ‘demokrasi, insan hakları ve özgürlükler’ etrafında olabileceğini söyledi.Hocaefendi, “Değerlerimiz veya duruşumuz değişmedi. Siyasi aktörlerin duruşunun veya hareketlerinin eski hareketlerine uyup uymadığına Türk insanı karar vermeli” ifadesini kullandı. Türk halkının, son iki yıldır demokratik sürecin tersine dönmüş olmasından dolayı üzüntülü olduğunu vurgulayan Gülen, koplo ve paralel devlet iddialarını ise reddetti. Hocaefendi, ideoloji, sempati, dünya görüşüne göre yapılan tasfiyelerin, şimdiki hükümetin sonlandırmaya söz verdiği geçmişin uygulamaları olduğuna dikkat çekti.İşte WSJde yayımlanan röportaj:1. Başbakan son zamanlarda size ve Hizmet oluşumuna sık sık saldırdı. Artık AKP ile ittifakınızın tamamen bittiğine inanıyor musunuz?Eğer bir ittifaktan bahsedilecekse bu demokrasi, insan hakları ve özgürlükler etrafında olur -siyasi partiler ya da adaylar için olmaz. 2010 yılındaki Anayasa referandumunda Avrupa Birliğine üyelik şartlarına paralel yapılan demokratik reformları daha önce CHP yapmış olsaydı, onları destekleyeceğimi söylemiştim.Hizmet üyeleri de dahil Türk halkının büyük kesimi demokratikleştirme reformları yaptığı, ordunun siyasiler üzerindeki vesayetine son verdiği ve Türkiyeyi ABye giriş sürecinde ileriye götürdüğü için AKPyi destekledi. Doğru olduğuna inandığımız ve demokratik ilkeler ile aynı paralelde olan şeyleri her zaman destekledik. Ancak aynı zamanda yanlış olarak gördüğümüz ve bu ilkelere ters olan şeyleri de eleştirdik.Değerlerimiz ve duruşumuz değişmedi. Demokrasinin savunucuları olmaya devam edeceğiz. Siyasi aktörlerin önceki sicillerine uyumlu duruşu ve icraatları ile ilgili karar Türk halkı ve tarafsız gözlemciler tarafından verilmeli.2. Erdoğan ile bir on yıllık bir ittifak kurdunuz – liderliği döneminde sizi en çok üzen şey ne oldu?Tekrar netleştirelim, ittifaktan bahsedilecekse bu değerler ve ilkeler etrafında olur. AKP dönemi boyunca demokratikleşme reformlarını destekledik ve anti-demokratik hareketleri eleştirdik ve bunlara karşı çıktık. Örneğin 2005 yılında terör suçlarını oldukça geniş tanımladığı ve özgürlükleri riske sokacağı için anti-terör taslağını eleştirdik.2003 ve 2010 döneminde genel trend demokratik reformlara yönelik oldu ve Türk halkının büyük kesimi bu reformları destekledi. 2010 yılındaki Anayasa referandumunun yüzde 58 oranında kabul oyu alması bunun bir kanıtıdır. Ayrıca Türkiye geçen 15 yılda ekonomik ve demokratik ilerleme de kaydetti.Bu demokratikleşme reformlarının devam etmesini isterdik. 2010 yılındaki anayasa değişikliklerini iyi ancak yeterli değil sloganı ile destekleyen Türk halkı geçen son iki yıl içerisinde demokratik ilerlemenin tersine dönmüş olmasından üzüntü duyuyor. Yeni, sivil ve demokratik bir anayasa demokratik kazanımları sağlamlaştıracak ve Türkiyeyi ABnin demokratik değerlerine bağlayacaktır. Maalesef bu çaba şu an terk edilmiş durumda.3. Başbakanın polis gücünün lider kadrosunda yaptığı değişiklikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?Polis gücünün üyeleri veya hükümetin diğer üyeleri ülkenin kanunlarını ya da kurumların kurallarını ihlal ederse kimse bu tarz hareketleri savunmaz ve bu hareketler yasal ve kurumsal soruşturmaya tabi tutulmalı. Ancak bu kişiler yasadışı bir şey yapmamışsa ve kurumların kurallarını ihlal etmemişse ve sadece sahip oldukları dünya görüşleri veya eğilimleri nedeniyle fişlenmiş ve ayrımcılığa tabi tutulmuşlarsa bu tarz muameleler demokrasi, yasal kurallar ve insan hakları ile örtüşmez.Sahip oldukları ideoloji ve dünya görüşleri, duydukları sempati nedeniyle kişilerin yerlerini değiştirmek ve tasfiyeler yapmak şu anki iktidar partisinin geçmişte seçimler öncesinde bitirmeyi vaat ettiği bir şeydi. Daha birkaç ay öncesine kadar kahraman olarak alkışlanan yargı ve polis gücü üyelerinin soruşturma yapılmaksızın kışın ortasında görev yerlerinin değiştirilmesi de ironik bir durum.4. Hizmet oluşumunun öğrencilerini polis ve yargıda kariyer yapmaları için cesaretlendirmesinin sebebi nedir?Öncelikle soruda bir düzeltme yapalım. Yalnızca kişisel savunmam ile ilgili konuşma yapabilirim ve bu savunmam genel olarak tüm Türk halkını kapsıyor. Toplum için sağlam temeller oluşturmak ve bireyleri yetiştirmek için en iyi yolun her zaman eğitim olduğuna inandım. Her sosyal sorun bireyden başlar ve uzun vadede birey seviyesinde çözülebilir. Birey ihmal edildiğinde sistemik, kurumsal veya siyasi çözümler başarısız olmaya mahkumdur. Bu nedenle benim ilk ve en öncelikli taraftarlığım eğitim içindir.Bu nedenledir ki benimle aynı düşünceleri paylaşanlar yurtlar, sınava hazırlık merkezleri, özel okullar ve ücretsiz özel eğitim merkezleri kuruyor. Bu kurumlar toplumun geniş kesiminin kalite
Zaman
Güncel
21.01.2014
HocaefendiTheWallStreetJournalakonuştuHocaefendi The Wall Street Journala konuştu
Hocaefendi, The Wall Street Journal'a konuştu
Zaman
21.01.2014
11:14
The Wall Street Journala özel açıklamalarda bulunan Fethullah Gülen Hocaefendi, değer ve duruşlarının değişmediğini belirterek eğer bir ittifaktan söz edilecekse bunun ‘demokrasi, insan hakları ve özgürlükler’ etrafında olabileceğini söyledi.Hocaefendi, “Değerlerimiz veya duruşumuz değişmedi. Siyasi aktörlerin duruşunun veya hareketlerinin eski hareketlerine uyup uymadığına Türk insanı karar vermeli” ifadesini kullandı. Türk halkının, son iki yıldır demokratik sürecin tersine dönmüş olmasından dolayı üzüntülü olduğunu vurgulayan Gülen, koplo ve paralel devlet iddialarını ise reddetti. Hocaefendi, ideoloji, sempati, dünya görüşüne göre yapılan tasfiyelerin, şimdiki hükümetin sonlandırmaya söz verdiği geçmişin uygulamaları olduğuna dikkat çekti.İşte WSJde yayımlanan röportaj:1. Başbakan son zamanlarda size ve Hizmet oluşumuna sık sık saldırdı. Artık AKP ile ittifakınızın tamamen bittiğine inanıyor musunuz?Eğer bir ittifaktan bahsedilecekse bu demokrasi, insan hakları ve özgürlükler etrafında olur -siyasi partiler ya da adaylar için olmaz. 2010 yılındaki Anayasa referandumunda Avrupa Birliğine üyelik şartlarına paralel yapılan demokratik reformları daha önce CHP yapmış olsaydı, onları destekleyeceğimi söylemiştim.Hizmet üyeleri de dahil Türk halkının büyük kesimi demokratikleştirme reformları yaptığı, ordunun siyasiler üzerindeki vesayetine son verdiği ve Türkiyeyi ABye giriş sürecinde ileriye götürdüğü için AKPyi destekledi. Doğru olduğuna inandığımız ve demokratik ilkeler ile aynı paralelde olan şeyleri her zaman destekledik. Ancak aynı zamanda yanlış olarak gördüğümüz ve bu ilkelere ters olan şeyleri de eleştirdik.Değerlerimiz ve duruşumuz değişmedi. Demokrasinin savunucuları olmaya devam edeceğiz. Siyasi aktörlerin önceki sicillerine uyumlu duruşu ve icraatları ile ilgili karar Türk halkı ve tarafsız gözlemciler tarafından verilmeli.2. Erdoğan ile bir on yıllık bir ittifak kurdunuz – liderliği döneminde sizi en çok üzen şey ne oldu?Tekrar netleştirelim, ittifaktan bahsedilecekse bu değerler ve ilkeler etrafında olur. AKP dönemi boyunca demokratikleşme reformlarını destekledik ve anti-demokratik hareketleri eleştirdik ve bunlara karşı çıktık. Örneğin 2005 yılında terör suçlarını oldukça geniş tanımladığı ve özgürlükleri riske sokacağı için anti-terör taslağını eleştirdik.2003 ve 2010 döneminde genel trend demokratik reformlara yönelik oldu ve Türk halkının büyük kesimi bu reformları destekledi. 2010 yılındaki Anayasa referandumunun yüzde 58 oranında kabul oyu alması bunun bir kanıtıdır. Ayrıca Türkiye geçen 15 yılda ekonomik ve demokratik ilerleme de kaydetti.Bu demokratikleşme reformlarının devam etmesini isterdik. 2010 yılındaki anayasa değişikliklerini iyi ancak yeterli değil sloganı ile destekleyen Türk halkı geçen son iki yıl içerisinde demokratik ilerlemenin tersine dönmüş olmasından üzüntü duyuyor. Yeni, sivil ve demokratik bir anayasa demokratik kazanımları sağlamlaştıracak ve Türkiyeyi ABnin demokratik değerlerine bağlayacaktır. Maalesef bu çaba şu an terk edilmiş durumda.3. Başbakanın polis gücünün lider kadrosunda yaptığı değişiklikleri nasıl değerlendiriyorsunuz?Polis gücünün üyeleri veya hükümetin diğer üyeleri ülkenin kanunlarını ya da kurumların kurallarını ihlal ederse kimse bu tarz hareketleri savunmaz ve bu hareketler yasal ve kurumsal soruşturmaya tabi tutulmalı. Ancak bu kişiler yasadışı bir şey yapmamışsa ve kurumların kurallarını ihlal etmemişse ve sadece sahip oldukları dünya görüşleri veya eğilimleri nedeniyle fişlenmiş ve ayrımcılığa tabi tutulmuşlarsa bu tarz muameleler demokrasi, yasal kurallar ve insan hakları ile örtüşmez.Sahip oldukları ideoloji ve dünya görüşleri, duydukları sempati nedeniyle kişilerin yerlerini değiştirmek ve tasfiyeler yapmak şu anki iktidar partisinin geçmişte seçimler öncesinde bitirmeyi vaat ettiği bir şeydi. Daha birkaç ay öncesine kadar kahraman olarak alkışlanan yargı ve polis gücü üyelerinin soruşturma yapılmaksızın kışın ortasında görev yerlerinin değiştirilmesi de ironik bir durum.4. Hizmet oluşumunun öğrencilerini polis ve yargıda kariyer yapmaları için cesaretlendirmesinin sebebi nedir?Öncelikle soruda bir düzeltme yapalım. Yalnızca kişisel savunmam ile ilgili konuşma yapabilirim ve bu savunmam genel olarak tüm Türk halkını kapsıyor. Toplum için sağlam temeller oluşturmak ve bireyleri yetiştirmek için en iyi yolun her zaman eğitim olduğuna inandım. Her sosyal sorun bireyden başlar ve uzun vadede birey seviyesinde çözülebilir. Birey ihmal edildiğinde sistemik, kurumsal veya siyasi çözümler başarısız olmaya mahkumdur. Bu nedenle benim ilk ve en öncelikli taraftarlığım eğitim içindir.Bu nedenledir ki benimle aynı düşünceleri paylaşanlar yurtlar, sınava hazırlık merkezleri, özel okullar ve ücretsiz özel eğitim merkezleri kuruyor. Bu kurumlar toplumun geniş kesiminin kalite
Zaman
Ana Sayfa
21.01.2014
HocaefendiTheWallStreetJournalakonuştuHocaefendi The Wall Street Journala konuştu
M.Nedim Hazar - Küçük enişteler
Zaman
06.01.2014
13:35
“Savaşacaksan öfken ile savaş” buyuruyor cennetmekân Edebali. “Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir.” diyor Osman Gazi’ye.Öfkenin insanı ve toplumları düşürdüğü dehşetli durumlarla ilgili tablolarla doludur tarih galerisi.Ve aynı zamanda bir yönüyle -tabiri caizse- ciddiyeti bertaraf edip, mizahın acıklı yönünü de sergiler öfkenin akla hakimiyeti.Bugün yaşanan tartışmalara bakıldığında çok şey mümkün ama ıskalanmaması gereken en önemli yüzü de bu kanaatimce.İnsanlar neredeyse gazete okumayacak, TV izlemeyecek duruma geldi. Nefret bültenlerine dönüştü medya. Şahit olduğumuz şeyler komik ama gülmek gelmiyor içimizden. Ortalık ‘nişanı atılmış damat’ psikozuyla yaşanan savrulmalarla dolu. Adına siyaset deniyor, habercilik deniyor, yazarlık vesaire deniyor…Bu gündelik öfke hakimiyetinin anlık alıcıları vardır şüphesiz. İtiraf etmek lazım ki, normal zamanlarda bir kıymet taşımayan zırvalar, saçmalıklar, boşboğazlıklar bu anlarda başköşeye konuluyor, adam muamelesi yapılıyor. Merhum Cemil Meriç, “düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı” diye tasvir edip kaht-ı ricalden bahsettiği devirlerden olsa gerek bu zamanlar.Yıllardır yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen dostum, kafası epey karışık halde, ‘Bu ülkeyi bu hale sen getirdin.’ diye takıldı espri yollu. “Sen”den kastının ne olduğunu biliyorsunuz. ‘Ben de tam tersini düşünüyorum.’ dedim. Güldük içimiz acıyarak. Başta sosyal medya olmak üzere bir dolu haber ve yorum sıraladı. Kesinlikle haklı olduğu yönler vardı. Öfkesinin esiri insanların günlük nefret hezeyanlarını zihninin en ön kısmına yerleştirmiş, misliyle mukabelede bulunanları, her türlü tezvirat, çamur, karalamayı görmezden gelmeyi beis görmüyordu nedense.Kavramlar ortalık malı olunca, insafı ara ki bulasın!“Siyaset mühendisliği”nden bahsetti mesela. Ben de “cemaat mühendisliği”ni anlattım sabırla. “Küresel tuzak” tek yönlü bir şey değil. Mefhum-u muhalifi ve simetrisi var. Her gelişmeyi siyasî iktidara tuzak olarak yorumlamaya başlamışsak, şiraze kaçmış demektir. Eğer bir dizayndan söz edilecekse, camiaya yapılmak istenen dizaynı da göz ardı etmemek gerektiğini söyledim. Pekâla, camianın fazla büyüdüğünü düşünen birtakım mihraklar da ‘paralel yapı’lar kurarak tezgâh peşinde olabilir mesela. Çete iddiasıyla çeteleşenleri görmezden gelirsek dönüp bizi vurur bu idrak kilitlenmesi.Devlet aklının, yukarıda bahsettiğim komplocu zihniyetin tesirine girmesi mevcut resmi net olarak görebilmeyi engeller. Bunun için gazetelere bakmak yeterli. Neredeyse “Cemaatten falanca kişi alışveriş yapıp fiş almadı” manşetlerine düşecek kadar vahimleşmişken durum, hizmetin yeniden dizayn edilmek istemediğini kim iddia edebilir?Rota, Müslüman bir sivil yapının Müslüman bir resmi yapı tarafından tasfiyesine doğru yol alırken, önce kuşanılan öfkeden sıyrılmak gerektiğine inandığımı söyledim dostuma. Başbakan ile medya mensuplarının yaptığı görüşmenin yansımalarını okurken, bazı gazetecilerin kullandığı şahin ve öfkeli dil endişelerimizi artırıyor şüphesiz.İşi “Seferoğulları-Tellioğulları” kavgasına çevirip, meseleyi “Yeşil Vadi” boyutuna indirgeyen ‘Küçük enişteler’in bu kadar prim yapması, şüphesiz komik ama korkutucu da…Kabul; belki tutamayız bu küçük enişteleri ama öfke konusunda herkesin aynaya bakıp, önce elindeki taşı yere bırakmasını, sıkılı yumruğunu gevşetmesini salık vermeliyiz.“Küçük enişteler” hariç herkeste bunu yapacak kadar vicdan ve akıl olduğuna hâlâ inananlardanım.
Zaman
En Çok Okunan
06.01.2014
MNedimHazar-KüçükeniştelerMNedim Hazar - Küçük enişteler
M.Nedim Hazar - Küçük enişteler
Zaman
06.01.2014
02:06
“Savaşacaksan öfken ile savaş” buyuruyor cennetmekân Edebali. “Öfke ateş, öfke afet, öfke şeytandır oğul. İnsanoğlu dağları devirir; ama öfkesine mağlup olabilir.” diyor Osman Gazi’ye.Öfkenin insanı ve toplumları düşürdüğü dehşetli durumlarla ilgili tablolarla doludur tarih galerisi.Ve aynı zamanda bir yönüyle -tabiri caizse- ciddiyeti bertaraf edip, mizahın acıklı yönünü de sergiler öfkenin akla hakimiyeti.Bugün yaşanan tartışmalara bakıldığında çok şey mümkün ama ıskalanmaması gereken en önemli yüzü de bu kanaatimce.İnsanlar neredeyse gazete okumayacak, TV izlemeyecek duruma geldi. Nefret bültenlerine dönüştü medya. Şahit olduğumuz şeyler komik ama gülmek gelmiyor içimizden. Ortalık ‘nişanı atılmış damat’ psikozuyla yaşanan savrulmalarla dolu. Adına siyaset deniyor, habercilik deniyor, yazarlık vesaire deniyor…Bu gündelik öfke hakimiyetinin anlık alıcıları vardır şüphesiz. İtiraf etmek lazım ki, normal zamanlarda bir kıymet taşımayan zırvalar, saçmalıklar, boşboğazlıklar bu anlarda başköşeye konuluyor, adam muamelesi yapılıyor. Merhum Cemil Meriç, “düşüncenin kuduz köpek gibi kovalandığı” diye tasvir edip kaht-ı ricalden bahsettiği devirlerden olsa gerek bu zamanlar.Yıllardır yediğimiz içtiğimiz ayrı gitmeyen dostum, kafası epey karışık halde, ‘Bu ülkeyi bu hale sen getirdin.’ diye takıldı espri yollu. “Sen”den kastının ne olduğunu biliyorsunuz. ‘Ben de tam tersini düşünüyorum.’ dedim. Güldük içimiz acıyarak. Başta sosyal medya olmak üzere bir dolu haber ve yorum sıraladı. Kesinlikle haklı olduğu yönler vardı. Öfkesinin esiri insanların günlük nefret hezeyanlarını zihninin en ön kısmına yerleştirmiş, misliyle mukabelede bulunanları, her türlü tezvirat, çamur, karalamayı görmezden gelmeyi beis görmüyordu nedense.Kavramlar ortalık malı olunca, insafı ara ki bulasın!“Siyaset mühendisliği”nden bahsetti mesela. Ben de “cemaat mühendisliği”ni anlattım sabırla. “Küresel tuzak” tek yönlü bir şey değil. Mefhum-u muhalifi ve simetrisi var. Her gelişmeyi siyasî iktidara tuzak olarak yorumlamaya başlamışsak, şiraze kaçmış demektir. Eğer bir dizayndan söz edilecekse, camiaya yapılmak istenen dizaynı da göz ardı etmemek gerektiğini söyledim. Pekâla, camianın fazla büyüdüğünü düşünen birtakım mihraklar da ‘paralel yapı’lar kurarak tezgâh peşinde olabilir mesela. Çete iddiasıyla çeteleşenleri görmezden gelirsek dönüp bizi vurur bu idrak kilitlenmesi.Devlet aklının, yukarıda bahsettiğim komplocu zihniyetin tesirine girmesi mevcut resmi net olarak görebilmeyi engeller. Bunun için gazetelere bakmak yeterli. Neredeyse “Cemaatten falanca kişi alışveriş yapıp fiş almadı” manşetlerine düşecek kadar vahimleşmişken durum, hizmetin yeniden dizayn edilmek istemediğini kim iddia edebilir?Rota, Müslüman bir sivil yapının Müslüman bir resmi yapı tarafından tasfiyesine doğru yol alırken, önce kuşanılan öfkeden sıyrılmak gerektiğine inandığımı söyledim dostuma. Başbakan ile medya mensuplarının yaptığı görüşmenin yansımalarını okurken, bazı gazetecilerin kullandığı şahin ve öfkeli dil endişelerimizi artırıyor şüphesiz.İşi “Seferoğulları-Tellioğulları” kavgasına çevirip, meseleyi “Yeşil Vadi” boyutuna indirgeyen ‘Küçük enişteler’in bu kadar prim yapması, şüphesiz komik ama korkutucu da…Kabul; belki tutamayız bu küçük enişteleri ama öfke konusunda herkesin aynaya bakıp, önce elindeki taşı yere bırakmasını, sıkılı yumruğunu gevşetmesini salık vermeliyiz.“Küçük enişteler” hariç herkeste bunu yapacak kadar vicdan ve akıl olduğuna hâlâ inananlardanım.
Zaman
Köşe Yazıları
06.01.2014
MNedimHazar-KüçükeniştelerMNedim Hazar - Küçük enişteler
Toplam "161" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti