Habergec.Com Aranan Kelimeler:emniyet müdürü teslim oldu Değerlendirme: 10 / 10 959874
habergec.com
22.10.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

emniyet müdürü teslim oldu

Mustafa Ünal - Türkiye nereye?
Zaman
12.10.2014
03:44
Kâbus dolu gecenin sabahına uyandık. Her tarafımız yara bere içinde. Bilanço çok ağır. Hali tercümeye rakamlar kifayetsiz, kavramlar yetersiz. 2 şehit, 40’a yakın can. Yakılan binalar, yağmalanan alışveriş merkezleri.Memleketin ahvali perişan. Memleketin üzerindeki kara bulutlar dağılmış değil. Hava puslu, sokaklar sisli hâlâ.Bakan Ala, olayların dökümünü verdi sadece. Oysa ondan beklenen ‘Devlet neredeydi?’ sorusunun cevabıydı. Olayların sosyal ve siyasi analiziydi. Bir daha tekrarlanmaması için ne tedbir alındığıydı.Bunun adı ‘vandalizm’ değil. Sırf ‘terör örgütü PKK’ dememek için başka kavramlara sığınanlar oldu. Olup bitenler hiç ‘terör örgütü PKK’ demeden açıklanabilir mi? Olay faili meçhul değil. Faili malum. ‘Bir avuç kendini bilmez’ gibi ifadelerle geçiştirilemez.‘Ajan provokatörler sahnede’. Doğru. Buna kim itiraz edebilir? Onlar her yerde zaten. Peki, karanlık ellerin hedefine ulaşmasını engelleyecek ‘Devlet nerede?’. Niye meydanı ajan provokatörlere bıraktı? Örgüt, sokağı bu kadar kısa sürede nasıl teslim aldı?Bu sorulara şu ana kadar tatmin edici cevap veren çıkmadı. Devlet neden hazırlıksız yakalandı? Neden? PKK’dan böyle eylemler beklenmiyor muydu? Aylardır bölgeden gelen haberler işaret fişeği değil miydi? Yakılan okullar, kesilen yollar, indirilen bayrak, dikilen heykel...Olaylar karşısında şaşkınlık yaşayana şaşmak lazım. İlginç bir haber: Gaziantep’te mühimmat deposu ortaya çıktı. Emniyet Müdürü ‘Açıklarsam dudağınız uçuklar’ dedi. O kadar çok yani. Onca silah o depoya gelirken neredeydi devlet? Dudak uçuklatan mühimmatlar Gaziantep gibi bir şehrin merkezine nasıl taşındı?Ayrıca niye uçuklasın ki dudaklar? Terör örgütünün günü geldiğinde kullanmak için yığınak yaptığını bilmeyen mi var? KCK Başkanı Bayık, daha dün Alman televizyonuna ‘Silahlı militanları Türkiye’ye gönderdik’ dedi. Niye gönderdiğini sormaya gerek var mı? Oysa tersi olacaktı.Çözüm süreci, silahlı militanların ülke topraklarını terk etmesini öngörüyordu. Ancak çok azı gitti. Silahlı gruplara yenileri eklendi. Çoluk çocuk dağa taşındı. Annelerin isyanı da işe yaramadı. Bugün bırakın kırsalı, eli silahlı teröristler şehirlere indi.Bingöl’de iki polisi kim şehit etti? Bu şehrin acı hatıraları var. Bingöl, kritik süreçlerdeki eylemleriyle öne çıktı. 1993’te hain pusu sonucu 33 askere mezar olmuştu, Bingöl-Elazığ karayolu. Bu kez PKK polise kurdu kanlı pusuyu. Uçuk paralel yapı iddiaları mı?.. Onun cevabını doktorlar versin. Onların sahasına giriyor çünkü.Yakıcı gerçek şu: İmralı devreye girdi, sokağın ateşi düştü. Devlet sırrı değil bu. Demirtaş kendisi açıkladı. Öcalan’la gece yarısı mesaj trafiği yaşadığını. İmralı bayramdan önce ‘Son tarih 15 Ekim’ dedi. Ne bekliyor Ankara’dan? Sözlerin yerine getirilmesini mi? 15 Ekim’le olayların ilgisi var mı?Bundan sonra ne olacak? Her şey eskisi gibi devam mı edecek? Bu yangını kim, nasıl soğutacak? Yeni sayfa açmak mümkün mü? Ankara’da söz çok. Ülkenin nutuklara karnı tok. Bu kez gündem değiştirme manevraları sonuç vermez. Paralel söylevlerle dikkatleri başka yöne çekme çabaları yersiz. Durumun vahameti hokus pokuslarla gözden kaçırılamaz.‘Çözüm süreci’ ne olacak? Aynen yol alabilir mi? Devam etmeli elbette. Ama nasıl? Kritik bir haftaya giriyoruz. Hükümet İmralı’nın beklentilerini mi karşılayacak, yoksa güvenlik kuvvetlerinin elini mi güçlendirecek?Evet, kâbus gecenin sabahındayız. Herkeste ‘güvercin tedirginliği’... Önümüz gece yine.
Zaman
En Çok Okunan
12.10.2014
MustafaÜnal-Türkiyenereye?Mustafa Ünal - Türkiye nereye?
Mustafa Ünal - Türkiye nereye?
Zaman
12.10.2014
02:03
Kâbus dolu gecenin sabahına uyandık. Her tarafımız yara bere içinde. Bilanço çok ağır. Hali tercümeye rakamlar kifayetsiz, kavramlar yetersiz. 2 şehit, 40’a yakın can. Yakılan binalar, yağmalanan alışveriş merkezleri.Memleketin ahvali perişan. Memleketin üzerindeki kara bulutlar dağılmış değil. Hava puslu, sokaklar sisli hâlâ.Bakan Ala, olayların dökümünü verdi sadece. Oysa ondan beklenen ‘Devlet neredeydi?’ sorusunun cevabıydı. Olayların sosyal ve siyasi analiziydi. Bir daha tekrarlanmaması için ne tedbir alındığıydı.Bunun adı ‘vandalizm’ değil. Sırf ‘terör örgütü PKK’ dememek için başka kavramlara sığınanlar oldu. Olup bitenler hiç ‘terör örgütü PKK’ demeden açıklanabilir mi? Olay faili meçhul değil. Faili malum. ‘Bir avuç kendini bilmez’ gibi ifadelerle geçiştirilemez.‘Ajan provokatörler sahnede’. Doğru. Buna kim itiraz edebilir? Onlar her yerde zaten. Peki, karanlık ellerin hedefine ulaşmasını engelleyecek ‘Devlet nerede?’. Niye meydanı ajan provokatörlere bıraktı? Örgüt, sokağı bu kadar kısa sürede nasıl teslim aldı?Bu sorulara şu ana kadar tatmin edici cevap veren çıkmadı. Devlet neden hazırlıksız yakalandı? Neden? PKK’dan böyle eylemler beklenmiyor muydu? Aylardır bölgeden gelen haberler işaret fişeği değil miydi? Yakılan okullar, kesilen yollar, indirilen bayrak, dikilen heykel...Olaylar karşısında şaşkınlık yaşayana şaşmak lazım. İlginç bir haber: Gaziantep’te mühimmat deposu ortaya çıktı. Emniyet Müdürü ‘Açıklarsam dudağınız uçuklar’ dedi. O kadar çok yani. Onca silah o depoya gelirken neredeydi devlet? Dudak uçuklatan mühimmatlar Gaziantep gibi bir şehrin merkezine nasıl taşındı?Ayrıca niye uçuklasın ki dudaklar? Terör örgütünün günü geldiğinde kullanmak için yığınak yaptığını bilmeyen mi var? KCK Başkanı Bayık, daha dün Alman televizyonuna ‘Silahlı militanları Türkiye’ye gönderdik’ dedi. Niye gönderdiğini sormaya gerek var mı? Oysa tersi olacaktı.Çözüm süreci, silahlı militanların ülke topraklarını terk etmesini öngörüyordu. Ancak çok azı gitti. Silahlı gruplara yenileri eklendi. Çoluk çocuk dağa taşındı. Annelerin isyanı da işe yaramadı. Bugün bırakın kırsalı, eli silahlı teröristler şehirlere indi.Bingöl’de iki polisi kim şehit etti? Bu şehrin acı hatıraları var. Bingöl, kritik süreçlerdeki eylemleriyle öne çıktı. 1993’te hain pusu sonucu 33 askere mezar olmuştu, Bingöl-Elazığ karayolu. Bu kez PKK polise kurdu kanlı pusuyu. Uçuk paralel yapı iddiaları mı?.. Onun cevabını doktorlar versin. Onların sahasına giriyor çünkü.Yakıcı gerçek şu: İmralı devreye girdi, sokağın ateşi düştü. Devlet sırrı değil bu. Demirtaş kendisi açıkladı. Öcalan’la gece yarısı mesaj trafiği yaşadığını. İmralı bayramdan önce ‘Son tarih 15 Ekim’ dedi. Ne bekliyor Ankara’dan? Sözlerin yerine getirilmesini mi? 15 Ekim’le olayların ilgisi var mı?Bundan sonra ne olacak? Her şey eskisi gibi devam mı edecek? Bu yangını kim, nasıl soğutacak? Yeni sayfa açmak mümkün mü? Ankara’da söz çok. Ülkenin nutuklara karnı tok. Bu kez gündem değiştirme manevraları sonuç vermez. Paralel söylevlerle dikkatleri başka yöne çekme çabaları yersiz. Durumun vahameti hokus pokuslarla gözden kaçırılamaz.‘Çözüm süreci’ ne olacak? Aynen yol alabilir mi? Devam etmeli elbette. Ama nasıl? Kritik bir haftaya giriyoruz. Hükümet İmralı’nın beklentilerini mi karşılayacak, yoksa güvenlik kuvvetlerinin elini mi güçlendirecek?Evet, kâbus gecenin sabahındayız. Herkeste ‘güvercin tedirginliği’... Önümüz gece yine.
Zaman
Köşe Yazıları
12.10.2014
MustafaÜnal-Türkiyenereye?Mustafa Ünal - Türkiye nereye?
Mustafa Ünal - Türkiye nereye?
Zaman
12.10.2014
02:02
Kâbus dolu gecenin sabahına uyandık. Her tarafımız yara bere içinde. Bilanço çok ağır. Hali tercümeye rakamlar kifayetsiz, kavramlar yetersiz. 2 şehit, 40’a yakın can. Yakılan binalar, yağmalanan alışveriş merkezleri.Memleketin ahvali perişan. Memleketin üzerindeki kara bulutlar dağılmış değil. Hava puslu, sokaklar sisli hâlâ.Bakan Ala, olayların dökümünü verdi sadece. Oysa ondan beklenen ‘Devlet neredeydi?’ sorusunun cevabıydı. Olayların sosyal ve siyasi analiziydi. Bir daha tekrarlanmaması için ne tedbir alındığıydı.Bunun adı ‘vandalizm’ değil. Sırf ‘terör örgütü PKK’ dememek için başka kavramlara sığınanlar oldu. Olup bitenler hiç ‘terör örgütü PKK’ demeden açıklanabilir mi? Olay faili meçhul değil. Faili malum. ‘Bir avuç kendini bilmez’ gibi ifadelerle geçiştirilemez.‘Ajan provokatörler sahnede’. Doğru. Buna kim itiraz edebilir? Onlar her yerde zaten. Peki, karanlık ellerin hedefine ulaşmasını engelleyecek ‘Devlet nerede?’. Niye meydanı ajan provokatörlere bıraktı? Örgüt, sokağı bu kadar kısa sürede nasıl teslim aldı?Bu sorulara şu ana kadar tatmin edici cevap veren çıkmadı. Devlet neden hazırlıksız yakalandı? Neden? PKK’dan böyle eylemler beklenmiyor muydu? Aylardır bölgeden gelen haberler işaret fişeği değil miydi? Yakılan okullar, kesilen yollar, indirilen bayrak, dikilen heykel...Olaylar karşısında şaşkınlık yaşayana şaşmak lazım. İlginç bir haber: Gaziantep’te mühimmat deposu ortaya çıktı. Emniyet Müdürü ‘Açıklarsam dudağınız uçuklar’ dedi. O kadar çok yani. Onca silah o depoya gelirken neredeydi devlet? Dudak uçuklatan mühimmatlar Gaziantep gibi bir şehrin merkezine nasıl taşındı?Ayrıca niye uçuklasın ki dudaklar? Terör örgütünün günü geldiğinde kullanmak için yığınak yaptığını bilmeyen mi var? KCK Başkanı Bayık, daha dün Alman televizyonuna ‘Silahlı militanları Türkiye’ye gönderdik’ dedi. Niye gönderdiğini sormaya gerek var mı? Oysa tersi olacaktı.Çözüm süreci, silahlı militanların ülke topraklarını terk etmesini öngörüyordu. Ancak çok azı gitti. Silahlı gruplara yenileri eklendi. Çoluk çocuk dağa taşındı. Annelerin isyanı da işe yaramadı. Bugün bırakın kırsalı, eli silahlı teröristler şehirlere indi.Bingöl’de iki polisi kim şehit etti? Bu şehrin acı hatıraları var. Bingöl, kritik süreçlerdeki eylemleriyle öne çıktı. 1993’te hain pusu sonucu 33 askere mezar olmuştu, Bingöl-Elazığ karayolu. Bu kez PKK polise kurdu kanlı pusuyu. Uçuk paralel yapı iddiaları mı?.. Onun cevabını doktorlar versin. Onların sahasına giriyor çünkü.Yakıcı gerçek şu: İmralı devreye girdi, sokağın ateşi düştü. Devlet sırrı değil bu. Demirtaş kendisi açıkladı. Öcalan’la gece yarısı mesaj trafiği yaşadığını. İmralı bayramdan önce ‘Son tarih 15 Ekim’ dedi. Ne bekliyor Ankara’dan? Sözlerin yerine getirilmesini mi? 15 Ekim’le olayların ilgisi var mı?Bundan sonra ne olacak? Her şey eskisi gibi devam mı edecek? Bu yangını kim, nasıl soğutacak? Yeni sayfa açmak mümkün mü? Ankara’da söz çok. Ülkenin nutuklara karnı tok. Bu kez gündem değiştirme manevraları sonuç vermez. Paralel söylevlerle dikkatleri başka yöne çekme çabaları yersiz. Durumun vahameti hokus pokuslarla gözden kaçırılamaz.‘Çözüm süreci’ ne olacak? Aynen yol alabilir mi? Devam etmeli elbette. Ama nasıl? Kritik bir haftaya giriyoruz. Hükümet İmralı’nın beklentilerini mi karşılayacak, yoksa güvenlik kuvvetlerinin elini mi güçlendirecek?Evet, kâbus gecenin sabahındayız. Herkeste ‘güvercin tedirginliği’... Önümüz gece yine.
Zaman
Ana Sayfa
12.10.2014
MustafaÜnal-Türkiyenereye?Mustafa Ünal - Türkiye nereye?
Siyasiler rehinelerin kurtarılmasını böyle yorumladı
Zaman
20.09.2014
14:14
Irakta rehin alınmalarının ardından Suriyeye geçirildiği bildirilen 49 rehineden 46sı bu sabah Akçakale Sınır Kapısına giden Şanlıurfa Emniyet Müdürü Eyüp Pınarbaşı, MİT Bölge Başkanının da aralarında bulunduğu görevliler tarafından teslim alındı. Konsolosluk çalışanlarının dönüşü tüm yurtta sevinçle karşılandı. Siyasiler de konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulundu. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: VATANDAŞLARIMIZ OPERASYONLA KURTARILMIŞTIRIrakta bir süredir alıkonulan Musul Başkonsolosumuz, ailesi ve Başkonsolosluğumuzda bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, yapılan başarılı bir operasyonla kurtarılmıştır. Öncelikle, uzun süredir özgürlüklerinden mahrum kalmış olan Başkonsolosumuz ve ailesine, çalışma arkadaşlarına, Türkiye Cumhuriyetinin tüm aziz vatandaşlarına geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, milletimizin gözü aydın diyorum.BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU: GELİN BARİ BUGÜN BU SEVİNCİ PAYLAŞINBugün bir bayram günüdür. Gelin bari bugün bu sevinci paylaşın. Bir kere de bu millet ne hissediyorsa onu hissedin. Bu milletle sevinin, bu milletle ağlayın. Sadece Musuldan gelenler değerli kardeşlerimiz ve onların aileleri için değil Hakkariden Edirneye, Artvinden Muğlaya bütün bir millet için bir bayram günüdür. 3 ayı aşkın bir zamandır, gece gündüz onları hayal ettik, rüyalarımıza girdiler. Gözümüzün önünden hiç gitmediler. Hep onlarla düşündük, onlarla uyuduk ve onlarla kalktık. Çocuklarımızı okşadığımızda, Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte onları düşündük, torunlarımızı okşadığımızda buradaki Denizi Elayı düşündük. Hep bir aile gibi tek bir yürekle, dualar ettik. Şimdi bayram, şimdi şükür zamanı. Her şeyden önce, değerli başkonsolosumuz ve tüm ekibine teşekkür ediyorum.CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU: ÖZGÜRLÜĞE VE ÜLKENİZE HOŞ GELDİNİZ IŞİD terör örgütü elinde 101 gün rehin kaldıktan sonra kurtarılan kardeşlerimize, vatandaşlarımıza ‘özgürlüğe, vatanınıza hoş geldiniz diyorum. Rehinelerimizin kayıpsız ve sağlıklı kurtarılmış olmalarınndan büyük bir mutluluk duydum. Vatanımızın özgür topraklarına, ailelerine, yakınlarına ve özgürlüklerine kavuşan vatandaşlarımıza geçmiş olsun, aileleriyle milletimize de gözünüz aydın diyor, kurtarma operasyonunun düşünülmesi, planlanması, uygulanması ve tam istediğimiz gibi sonuçlandırılmasında payı, katkısı, emeği olan herkese teşekkür ediyor, sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.Davutoğlunu kutladıCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlunu aradı, rehinelerin kurtarılması nedeniyle kutladı. Davutoğlunu telefonla arayan Kemal Kılıçdaroğlu, 49 vatandaşımızın IŞİD terör örgütünün elinden sağ salim kurtarılmasından büyük memnuniyet duydum, geçmiş olsun ve kutlarım. dedi. Davutoğlu da, böyle zamanlarda gösterilen birlik ve duyarlılığın önemine dikkat çekerek Kılıçdaroğluna teşekkür etti.11. CUMHURBAŞKANI GÜL: TEREYAĞINDAN KIL ÇEKER GİBİ ÇALIŞILDI Zor bir süreçti, bu süreçte tereyağından kıl çeker gibi çalışıldı dedi. Gül şunları söyledi: Bu işler sürecin sıkıntılı olması nedeneniyle hassasiyet ve gizlilik içerisinde yapılıyor. Yapılanlar kamuoyuna açık anlatılsaydı, rehineler için zordu. Kaygı duyularak her şey açık açık anlatılmadı. Zor bir süreçti, niye anlatılmıyor diyenler de oldu. İşte bu iki çelişki içinde kalındı. Çalışmalar çok gizli ve örtülü yürütüldü. Hepimizi büyük sevince sokan, mutlu eden bir gelişmeyle karşı karşıya kaldık. Ben de buraya gelmeden önce sabah bilgiyi aldım. Özgürlüğüne kavuşan vatandaşlarımıza ve ailelerine Geçmiş olsun diyorum. Çok dikkatli olmak zorundayız. Çünkü elimizde olmayan nedenlerden dolayı zor olaylarla karşılaşıyoruz.BAŞBAKAN YARDIMCISI ARINÇ: EN BÜYÜK BAŞARI MİTİN Bu kardeşlerimizin kurtulmuş olduğu haberini aldık, büyük bir sevinç duyduk, hepimiz bayram ettik. Çünkü maalesef 3 aydan bu yana her geç en gün hepimizi üzen, alacağımız haberlerin endişesi ile gerçekten uykularımızın kaçtığı günleri yaşadık. Kadını, çocuğu, erkeği, görevlisi ve siviliyle kurtulmuş olan o yurttaşlarımızı can yüreğimden tebrik ediyor, selamlıyorum, bağrıma basıyorum. Başta Başbakanımız olmak üzere hükümetimize teşekkür ediyorum. Şüphesiz en büyük başarı Milli İstihbarat Teşkilatımızın. O günden bu yana yerel bütün unsurları işin içersine koymak suretiyle kazasız-, belasız yurttaşlarımızın Türkiyeye getirilmesiydi. Bu görevi alnımızın akıyla İstihbarat Teşkilatımız ifa etmiştir.BAŞBAKAN YARDIMCISI KURTULMUŞ: REHİNELERİN KURTARILMASI, TÜRKİYENİN GÜCÜNÜ GÖSTERİYOR49 rehinenin kurtarılması, kardeşlerimizin salimen Türkiyeye gelmiş olması Türkiyenin gücünü göstermesi bakımından da fevkalade önemlidir. Burada biz Suruçta başlayan yeni göç dalgası ortaya çıkar çıkmaz bu konuyla ilgili göçmenlere yardım konusunu koordine etmek için İstanbulda sivil toplum kuruluşları ile hızlı bir şekilde toplantı yapmak için bu organizasyonu gerçekleştirmiştik. Bu nedenle bugün iki konumuz
Zaman
Ana Sayfa
20.09.2014
SiyasilerrehinelerinkurtarılmasınıböyleyorumladıSiyasiler rehinelerin kurtarılmasını böyle yorumladı
Siyasiler rehinelerin kurtarılmasını böyle yorumladı
Zaman
20.09.2014
14:05
Irakta rehin alınmalarının ardından Suriyeye geçirildiği bildirilen 49 rehineden 46sı bu sabah Akçakale Sınır Kapısına giden Şanlıurfa Emniyet Müdürü Eyüp Pınarbaşı, MİT Bölge Başkanının da aralarında bulunduğu görevliler tarafından teslim alındı. Konsolosluk çalışanlarının dönüşü tüm yurtta sevinçle karşılandı. Siyasiler de konuyla ilgili olarak açıklamalarda bulundu. CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN: VATANDAŞLARIMIZ OPERASYONLA KURTARILMIŞTIRIrakta bir süredir alıkonulan Musul Başkonsolosumuz, ailesi ve Başkonsolosluğumuzda bulunan Türkiye Cumhuriyeti vatandaşları, yapılan başarılı bir operasyonla kurtarılmıştır. Öncelikle, uzun süredir özgürlüklerinden mahrum kalmış olan Başkonsolosumuz ve ailesine, çalışma arkadaşlarına, Türkiye Cumhuriyetinin tüm aziz vatandaşlarına geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, milletimizin gözü aydın diyorum.BAŞBAKAN AHMET DAVUTOĞLU: GELİN BARİ BUGÜN BU SEVİNCİ PAYLAŞINBugün bir bayram günüdür. Gelin bari bugün bu sevinci paylaşın. Bir kere de bu millet ne hissediyorsa onu hissedin. Bu milletle sevinin, bu milletle ağlayın. Sadece Musuldan gelenler değerli kardeşlerimiz ve onların aileleri için değil Hakkariden Edirneye, Artvinden Muğlaya bütün bir millet için bir bayram günüdür. 3 ayı aşkın bir zamandır, gece gündüz onları hayal ettik, rüyalarımıza girdiler. Gözümüzün önünden hiç gitmediler. Hep onlarla düşündük, onlarla uyuduk ve onlarla kalktık. Çocuklarımızı okşadığımızda, Sayın Cumhurbaşkanımızla birlikte onları düşündük, torunlarımızı okşadığımızda buradaki Denizi Elayı düşündük. Hep bir aile gibi tek bir yürekle, dualar ettik. Şimdi bayram, şimdi şükür zamanı. Her şeyden önce, değerli başkonsolosumuz ve tüm ekibine teşekkür ediyorum.CHP GENEL BAŞKANI KEMAL KILIÇDAROĞLU: ÖZGÜRLÜĞE VE ÜLKENİZE HOŞ GELDİNİZ IŞİD terör örgütü elinde 101 gün rehin kaldıktan sonra kurtarılan kardeşlerimize, vatandaşlarımıza ‘özgürlüğe, vatanınıza hoş geldiniz diyorum. Rehinelerimizin kayıpsız ve sağlıklı kurtarılmış olmalarınndan büyük bir mutluluk duydum. Vatanımızın özgür topraklarına, ailelerine, yakınlarına ve özgürlüklerine kavuşan vatandaşlarımıza geçmiş olsun, aileleriyle milletimize de gözünüz aydın diyor, kurtarma operasyonunun düşünülmesi, planlanması, uygulanması ve tam istediğimiz gibi sonuçlandırılmasında payı, katkısı, emeği olan herkese teşekkür ediyor, sevgilerimi, saygılarımı sunuyorum.Davutoğlunu kutladıCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Ahmet Davutoğlunu aradı, rehinelerin kurtarılması nedeniyle kutladı. Davutoğlunu telefonla arayan Kemal Kılıçdaroğlu, 49 vatandaşımızın IŞİD terör örgütünün elinden sağ salim kurtarılmasından büyük memnuniyet duydum, geçmiş olsun ve kutlarım. dedi. Davutoğlu da, böyle zamanlarda gösterilen birlik ve duyarlılığın önemine dikkat çekerek Kılıçdaroğluna teşekkür etti.11. CUMHURBAŞKANI GÜL: TEREYAĞINDAN KIL ÇEKER GİBİ ÇALIŞILDI Zor bir süreçti, bu süreçte tereyağından kıl çeker gibi çalışıldı dedi. Gül şunları söyledi: Bu işler sürecin sıkıntılı olması nedeneniyle hassasiyet ve gizlilik içerisinde yapılıyor. Yapılanlar kamuoyuna açık anlatılsaydı, rehineler için zordu. Kaygı duyularak her şey açık açık anlatılmadı. Zor bir süreçti, niye anlatılmıyor diyenler de oldu. İşte bu iki çelişki içinde kalındı. Çalışmalar çok gizli ve örtülü yürütüldü. Hepimizi büyük sevince sokan, mutlu eden bir gelişmeyle karşı karşıya kaldık. Ben de buraya gelmeden önce sabah bilgiyi aldım. Özgürlüğüne kavuşan vatandaşlarımıza ve ailelerine Geçmiş olsun diyorum. Çok dikkatli olmak zorundayız. Çünkü elimizde olmayan nedenlerden dolayı zor olaylarla karşılaşıyoruz.BAŞBAKAN YARDIMCISI ARINÇ: EN BÜYÜK BAŞARI MİTİN Bu kardeşlerimizin kurtulmuş olduğu haberini aldık, büyük bir sevinç duyduk, hepimiz bayram ettik. Çünkü maalesef 3 aydan bu yana her geç en gün hepimizi üzen, alacağımız haberlerin endişesi ile gerçekten uykularımızın kaçtığı günleri yaşadık. Kadını, çocuğu, erkeği, görevlisi ve siviliyle kurtulmuş olan o yurttaşlarımızı can yüreğimden tebrik ediyor, selamlıyorum, bağrıma basıyorum. Başta Başbakanımız olmak üzere hükümetimize teşekkür ediyorum. Şüphesiz en büyük başarı Milli İstihbarat Teşkilatımızın. O günden bu yana yerel bütün unsurları işin içersine koymak suretiyle kazasız-, belasız yurttaşlarımızın Türkiyeye getirilmesiydi. Bu görevi alnımızın akıyla İstihbarat Teşkilatımız ifa etmiştir.BAŞBAKAN YARDIMCISI KURTULMUŞ: REHİNELERİN KURTARILMASI, TÜRKİYENİN GÜCÜNÜ GÖSTERİYOR49 rehinenin kurtarılması, kardeşlerimizin salimen Türkiyeye gelmiş olması Türkiyenin gücünü göstermesi bakımından da fevkalade önemlidir. Burada biz Suruçta başlayan yeni göç dalgası ortaya çıkar çıkmaz bu konuyla ilgili göçmenlere yardım konusunu koordine etmek için İstanbulda sivil toplum kuruluşları ile hızlı bir şekilde toplantı yapmak için bu organizasyonu gerçekleştirmiştik. Bu nedenle bugün iki konumuz
Zaman
Politika
20.09.2014
SiyasilerrehinelerinkurtarılmasınıböyleyorumladıSiyasiler rehinelerin kurtarılmasını böyle yorumladı
Veda şehrâyîni
Zaman
10.09.2014
03:02
Dürüstlük ve doğruluğun prim değil ‘darbe’ sayıldığı günler yaşıyoruz. Gözlerini kin ve intikam bürüyenlerin Bitlis’e tayin edilen bir Emniyet Müdürü’ne yaptığı zulme şahitlik ediyoruz. Hakkında gözaltı kararı verilip günlerce haksız ve hukuksuz biçimde tutulan bir polisin dramına ağlıyoruz. Hiçbir suçla itham edilememiş, serbest bırakılmıştı. Ama önemli olan algı cambazlarının ‘yolsuzlukları darbe diye sunma’ telaşıydı.İşte tüm olanlar, sonunda serbest kalacağı dört günün içinde oldu. Hükümet medyası yargısız infaza başladı. Emniyet Müdürü Ahmet Öztürk için ‘kaçtı’ dediler. Oysa o sırada Bitlis’ten teslim olmak için yola çıkmıştı. Ardından 22 Temmuz sahur operasyonunda Adapazarı’nda kayınpederinin evini bastılar. Evin altını üstüne getirdiler. O sırada orada bulunan ve hamile olan eşi Ayşegül Öztürk, hamileliğin psikolojik baskısı altında olanlardan etkilenmiş, aşırı strese girmişti. Daha bunu atlatamadan kocasının Çağlayan’da teslim olduğunu öğrendi. 6 yaşındaki küçük oğlu Hikmet’in elinden tutup adliye önüne geldi. Eşinden gelecek iyi bir haberi beklemeye başladı. 4,5 aylık hamilelik yüküne medyanın kara propagandayla infazı eklenince sancıları arttı. Hastaneye kaldırıldı. Evet maalesef bebeği anne karnında ölmüştü. Bebek ameliyatla alınırken, anne enfeksiyon kaptı.Eşi Ahmet Öztürk, dört günün sonunda ilk sorguda serbest kaldı. Teslim olan diğer arkadaşlarının da suçu yoktu ama demek ki ‘kaç İsmail’e liste verenler her neyse onun adını listeye koymamıştı. Arkadaşları içerde kalırken serbest kalmanın sevinci onu buruklaştırmıştı. Buna bir de eşinin yoğun bakımda olduğu haberi eklendi. Rahmet bu mevsimde hep hüzün yağıyordu. Olsun Allah’a binlerce defa hamd ederiz. Fakat asıl hüznü oğlu Hikmet’in annesiz kalması, öksüzlüğü endişesiydi. Uzun geceler boyu o ve arkadaşları durmaksızın dua ettiler. Kendisi her şeye katlanırdı ama bu yük altı yaş için çoktu. Anne, 16 gün yoğun bakımda kaldı ve önceki gece 33 yaşında Rahmet-i Rahman’a kavuştu.Dün bu mağdure ve mazlume kadının cenazesindeydik. Fatih Camii avlusu tıka basa doluydu. İnsanlar mağmum ve mükedder dua mırıldanıyordu. Binlerce kadın kenardan bu ‘veda şehrâyîni’ne gözyaşıyla iştirak ediyordu. Baba ve küçük Hikmet olanlardan habersiz sanki başka bir âlemdeydi. Allah’tan sabır ve sekine dilemiş, bu dua hüsn-ü kabul görmüştü. Sabır, sükun ve teslimiyet akıl alır gibi değildi. Allah inayeti adeta onları kuşatmıştı.Hikmet’in ‘Baba beni annemin yanına götür’ cümlesi bizi ağlatsa da onları bağrına alan ‘sükunet’in metafizik ifadesiydi. Evet, zulüm zirveye vurdu, dudaklar duaya kilitlendi. Baharın yağmura ihtiyacı olduğu kadar yeryüzü de şehadete susamış demek ki. Gök kapılarının gıcırdamasını duymamak için sağır olmak gerekirdi. Gözlerimiz kapalı olmasa bu muhteşem hoşâmedîye biz de şahit olacaktık.Fatih Sultan Mehmet Camii avlusunda O’nun refakatiyle başlayan ‘veda şehrâyîni’ Ebu Eyyub el Ensari Hazretleri himayesinde, O’nun haziresinde son buldu. Ve bu azize kadının naaşı toprağa tevdi edildi ama Ayşegül Öztürk adı, zulmün idam yaftası olarak artık zalimlerin boynunda asılı.
Zaman
En Çok Okunan
10.09.2014
VedaşehrâyîniVeda şehrâyîni
Cadı avına kurban giden polis eşini on binler uğurladı
Zaman
10.09.2014
02:06
İstanbul’da polislere yönelik sahur baskınında gözaltına alınan eski İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Öztürk’ün önceki gün vefat eden eşi Ayşegül Öztürk (34) son yolculuğuna uğurlandı.Gözaltı ve sorgu sürecinde yaşadığı stres yüzünden karnındaki 4,5 aylık bebeğini kaybeden, 16 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra da hayata gözlerini yuman Öztürk’ün cenaze namazında on binlerce insan saf tuttu. Öztürk’ün cenazesi vasiyeti üzerine Fatih Camii’nde kılınan namazın ardından Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnedildi.Polis eşi Ayşegül Öztürk’ün cenaze namazına milletvekilleri İlhan İşbilen, Muhammed Çetin, CHP’li Mahmut Tanal, Prof. Dr. Osman Özsoy, Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Savaş Genç, gazeteci Rasih Yılmaz ile Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil de katıldı. Cenazeye ayrıca, Hakan Şükür’ün eşi Beyza Şükür ve Bitlis Emniyet Müdürü Saim İşlek de çelenk gönderdi. Bitlis İstihbarat Şube müdür yardımcısı iken 22 Temmuz operasyonunda gözaltına alınan Ahmet Öztürk’ün eşi Ayşegül Öztürk’ün cenaze törenine emniyet ve siyaset camiasından hiçbir yetkilinin katılmaması dikkat çekti.Polislere yönelik 22 Temmuz’da sahur vakti yapılan ilk operasyon, hukuksuzluk, işkence, tehdit ve baskı iddialarına sahne olmuştu. Gözaltına alınan isimlerden eski İstanbul İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Öztürk için operasyon sırasında kaçtığı iftirası atıldı. Ancak o kendi imkânlarıyla Bitlis’ten İstanbul’a gelip teslim oldu. Bu süreçte eşi Ayşegül Öztürk’ün Adapazarı’nda kaldığı kayınpederine ait eve ‘sahur vakti’ baskın yapıldı. Baskına gelen polisler evin altını üstüne getirdi. 4,5 aylık hamile olan Öztürk, bu sırada büyük korku ve stres yaşadı. Eşinin teslim olmasından sonra da İstanbul’un yolunu tuttu. Emniyet Müdürlüğü ve Çağlayan Adliyesi’nin önünde eşinden ve diğer polislerden haber alabilmek için günlerce nöbet tuttu. Hemen ardından yaşadığı rahatsızlık sebebiyle karnındaki bebeğini kaybetti. İddiaya göre bebek, anne karnından alınırken enfeksiyon kaptı. Ayşegül Öztürk’ün bilinci kapandı ve yoğun bakıma alındı. Tedaviye cevap vermeyen anne, 16’ncı günün sonunda hayatını kaybetti.Kızına son görevini yerine getiren anne Semiha Dikmen, “Allah verdi, Allah aldı. Bize bir şey demek düşmez.” diyebildi. Dikmen, kızının vefatı üzerine Medical Park Hastanesi’ndeki doktoruna, “Vicdanınız rahat mı, diye sordum. Eğer rahatsa diyecek bir şeyim yok.” dediğini söyledi. Altı yaşındaki Hikmet ise annesinin tabutunu öptü. Küçük Hikmet’in, babası Ahmet Öztürk’e, “Baba burada ne oluyor, sen annemi merak etmiyor musun, annem beni nasıl görüyor, beni yukardan nasıl izliyor? Beni annemin yanına götür.” şeklindeki sözleri, cenazeye katılanların yüreklerini burktu. Liseden bu yana yakın arkadaşı olduğunu söyleyen Asuman Akarsu Doğan, Öztürk’ün annesine bir ay önce “Ben ölürsem sakın ağlamayın, çocuğum size emanet.” dediğini anlattı. Ayşegül Öztürk’ün, kendi arabası ile yoksullara yemek dağıttığını ifade etti. İkinci annesi sayılan Arife Eser ise, “Melek gibi bir insandı. Herkese iyilik yapmak için uğraşırdı.” diye konuştu.Abisi Mehmet Öztürk, “Bizi bu hale getirenler inşallah Allah’tan cezalarını bulur. Kardeşimin bu hale gelmesinin tek sebebi çekmiş oldukları dert, sıkıntı. Stresten bu hale geldi. Önce sevinmiştik bir yeğenimiz daha olacaktı, ama olmadı.” ifadelerini kullandı. Arkadaşı Zehra Can ise şunları söyledi: “Çok maneviyatlı, ağzı dualı, hep vatana hizmet duygu ve düşüncesi olan bir arkadaştı. Çok cömert, eli açıktı, gıybeti yoktu. Hep şehit olmak isterdi. Eşinin başına gelenleri çok metin karşıladı. ‘Mağdur olacak biri varsa biz olalım ama Türkiye’nin önü hep açık olsun.’ dediler. O adliye önünde bekledikleri 3-4 gün mutlaka çok etkiledi. Rabb’im her şeyi biliyor. O bir şehit.” Babası Mehmet Eser’in ağzından da şu sözler döküldü: “Ayşegül hakkında manevi yönden de hoşnutluğumuz, itminanımız var. Ben ona dedim ki; senin şehadetini gördüm. Hastalık esnasında gördüğüm çok enteresan şeyler var. Biz ehl-i hikmet değiliz ama standardın dışında şeylere şahit oldum, dedim. Allah ondan razı olsun. Bin defa razı olsun.”Bu ölümden kanun-hukuk tanımayanlar sorumluMahmut Tanal (CHP Milletvekili): Kardeşimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Uzun ve hukuksuz gözaltı sürecine rağmen bu insanlar hem adliyenin hem de emniyetin önünde hep ayakta kaldılar. Hanımefendinin yaşadıklarının sorumluları, kanun tanımayan, hukuksuz şekilde uzun süreli gözaltı süresini uygulayanlardır. Cumhuriyet başsavcılıkları, bu ölümün üzerinden sebebiyet verenler hakkında derhal, resen soruşturma başlatmalı.
Zaman
Güncel
10.09.2014
CadıavınakurbangidenpoliseşinionbinleruğurladıCadı avına kurban giden polis eşini on binler uğurladı
Veda şehrâyîni
Zaman
10.09.2014
02:06
Dürüstlük ve doğruluğun prim değil ‘darbe’ sayıldığı günler yaşıyoruz. Gözlerini kin ve intikam bürüyenlerin Bitlis’e tayin edilen bir Emniyet Müdürü’ne yaptığı zulme şahitlik ediyoruz. Hakkında gözaltı kararı verilip günlerce haksız ve hukuksuz biçimde tutulan bir polisin dramına ağlıyoruz. Hiçbir suçla itham edilememiş, serbest bırakılmıştı. Ama önemli olan algı cambazlarının ‘yolsuzlukları darbe diye sunma’ telaşıydı.İşte tüm olanlar, sonunda serbest kalacağı dört günün içinde oldu. Hükümet medyası yargısız infaza başladı. Emniyet Müdürü Ahmet Öztürk için ‘kaçtı’ dediler. Oysa o sırada Bitlis’ten teslim olmak için yola çıkmıştı. Ardından 22 Temmuz sahur operasyonunda Adapazarı’nda kayınpederinin evini bastılar. Evin altını üstüne getirdiler. O sırada orada bulunan ve hamile olan eşi Ayşegül Öztürk, hamileliğin psikolojik baskısı altında olanlardan etkilenmiş, aşırı strese girmişti. Daha bunu atlatamadan kocasının Çağlayan’da teslim olduğunu öğrendi. 6 yaşındaki küçük oğlu Hikmet’in elinden tutup adliye önüne geldi. Eşinden gelecek iyi bir haberi beklemeye başladı. 4,5 aylık hamilelik yüküne medyanın kara propagandayla infazı eklenince sancıları arttı. Hastaneye kaldırıldı. Evet maalesef bebeği anne karnında ölmüştü. Bebek ameliyatla alınırken, anne enfeksiyon kaptı.Eşi Ahmet Öztürk, dört günün sonunda ilk sorguda serbest kaldı. Teslim olan diğer arkadaşlarının da suçu yoktu ama demek ki ‘kaç İsmail’e liste verenler her neyse onun adını listeye koymamıştı. Arkadaşları içerde kalırken serbest kalmanın sevinci onu buruklaştırmıştı. Buna bir de eşinin yoğun bakımda olduğu haberi eklendi. Rahmet bu mevsimde hep hüzün yağıyordu. Olsun Allah’a binlerce defa hamd ederiz. Fakat asıl hüznü oğlu Hikmet’in annesiz kalması, öksüzlüğü endişesiydi. Uzun geceler boyu o ve arkadaşları durmaksızın dua ettiler. Kendisi her şeye katlanırdı ama bu yük altı yaş için çoktu. Anne, 16 gün yoğun bakımda kaldı ve önceki gece 33 yaşında Rahmet-i Rahman’a kavuştu.Dün bu mağdure ve mazlume kadının cenazesindeydik. Fatih Camii avlusu tıka basa doluydu. İnsanlar mağmum ve mükedder dua mırıldanıyordu. Binlerce kadın kenardan bu ‘veda şehrâyîni’ne gözyaşıyla iştirak ediyordu. Baba ve küçük Hikmet olanlardan habersiz sanki başka bir âlemdeydi. Allah’tan sabır ve sekine dilemiş, bu dua hüsn-ü kabul görmüştü. Sabır, sükun ve teslimiyet akıl alır gibi değildi. Allah inayeti adeta onları kuşatmıştı.Hikmet’in ‘Baba beni annemin yanına götür’ cümlesi bizi ağlatsa da onları bağrına alan ‘sükunet’in metafizik ifadesiydi. Evet, zulüm zirveye vurdu, dudaklar duaya kilitlendi. Baharın yağmura ihtiyacı olduğu kadar yeryüzü de şehadete susamış demek ki. Gök kapılarının gıcırdamasını duymamak için sağır olmak gerekirdi. Gözlerimiz kapalı olmasa bu muhteşem hoşâmedîye biz de şahit olacaktık.Fatih Sultan Mehmet Camii avlusunda O’nun refakatiyle başlayan ‘veda şehrâyîni’ Ebu Eyyub el Ensari Hazretleri himayesinde, O’nun haziresinde son buldu. Ve bu azize kadının naaşı toprağa tevdi edildi ama Ayşegül Öztürk adı, zulmün idam yaftası olarak artık zalimlerin boynunda asılı.
Zaman
Güncel
10.09.2014
VedaşehrâyîniVeda şehrâyîni
Cadı avına kurban giden polis eşini on binler uğurladı
Zaman
10.09.2014
02:06
İstanbul’da polislere yönelik sahur baskınında gözaltına alınan eski İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Öztürk’ün önceki gün vefat eden eşi Ayşegül Öztürk (34) son yolculuğuna uğurlandı.Gözaltı ve sorgu sürecinde yaşadığı stres yüzünden karnındaki 4,5 aylık bebeğini kaybeden, 16 gün yoğun bakımda kaldıktan sonra da hayata gözlerini yuman Öztürk’ün cenaze namazında on binlerce insan saf tuttu. Öztürk’ün cenazesi vasiyeti üzerine Fatih Camii’nde kılınan namazın ardından Eyüp Sultan Mezarlığı’na defnedildi.Polis eşi Ayşegül Öztürk’ün cenaze namazına milletvekilleri İlhan İşbilen, Muhammed Çetin, CHP’li Mahmut Tanal, Prof. Dr. Osman Özsoy, Fatih Üniversitesi Öğretim Üyesi Savaş Genç, gazeteci Rasih Yılmaz ile Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil de katıldı. Cenazeye ayrıca, Hakan Şükür’ün eşi Beyza Şükür ve Bitlis Emniyet Müdürü Saim İşlek de çelenk gönderdi. Bitlis İstihbarat Şube müdür yardımcısı iken 22 Temmuz operasyonunda gözaltına alınan Ahmet Öztürk’ün eşi Ayşegül Öztürk’ün cenaze törenine emniyet ve siyaset camiasından hiçbir yetkilinin katılmaması dikkat çekti.Polislere yönelik 22 Temmuz’da sahur vakti yapılan ilk operasyon, hukuksuzluk, işkence, tehdit ve baskı iddialarına sahne olmuştu. Gözaltına alınan isimlerden eski İstanbul İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Öztürk için operasyon sırasında kaçtığı iftirası atıldı. Ancak o kendi imkânlarıyla Bitlis’ten İstanbul’a gelip teslim oldu. Bu süreçte eşi Ayşegül Öztürk’ün Adapazarı’nda kaldığı kayınpederine ait eve ‘sahur vakti’ baskın yapıldı. Baskına gelen polisler evin altını üstüne getirdi. 4,5 aylık hamile olan Öztürk, bu sırada büyük korku ve stres yaşadı. Eşinin teslim olmasından sonra da İstanbul’un yolunu tuttu. Emniyet Müdürlüğü ve Çağlayan Adliyesi’nin önünde eşinden ve diğer polislerden haber alabilmek için günlerce nöbet tuttu. Hemen ardından yaşadığı rahatsızlık sebebiyle karnındaki bebeğini kaybetti. İddiaya göre bebek, anne karnından alınırken enfeksiyon kaptı. Ayşegül Öztürk’ün bilinci kapandı ve yoğun bakıma alındı. Tedaviye cevap vermeyen anne, 16’ncı günün sonunda hayatını kaybetti.Kızına son görevini yerine getiren anne Semiha Dikmen, “Allah verdi, Allah aldı. Bize bir şey demek düşmez.” diyebildi. Dikmen, kızının vefatı üzerine Medical Park Hastanesi’ndeki doktoruna, “Vicdanınız rahat mı, diye sordum. Eğer rahatsa diyecek bir şeyim yok.” dediğini söyledi. Altı yaşındaki Hikmet ise annesinin tabutunu öptü. Küçük Hikmet’in, babası Ahmet Öztürk’e, “Baba burada ne oluyor, sen annemi merak etmiyor musun, annem beni nasıl görüyor, beni yukardan nasıl izliyor? Beni annemin yanına götür.” şeklindeki sözleri, cenazeye katılanların yüreklerini burktu. Liseden bu yana yakın arkadaşı olduğunu söyleyen Asuman Akarsu Doğan, Öztürk’ün annesine bir ay önce “Ben ölürsem sakın ağlamayın, çocuğum size emanet.” dediğini anlattı. Ayşegül Öztürk’ün, kendi arabası ile yoksullara yemek dağıttığını ifade etti. İkinci annesi sayılan Arife Eser ise, “Melek gibi bir insandı. Herkese iyilik yapmak için uğraşırdı.” diye konuştu.Abisi Mehmet Öztürk, “Bizi bu hale getirenler inşallah Allah’tan cezalarını bulur. Kardeşimin bu hale gelmesinin tek sebebi çekmiş oldukları dert, sıkıntı. Stresten bu hale geldi. Önce sevinmiştik bir yeğenimiz daha olacaktı, ama olmadı.” ifadelerini kullandı. Arkadaşı Zehra Can ise şunları söyledi: “Çok maneviyatlı, ağzı dualı, hep vatana hizmet duygu ve düşüncesi olan bir arkadaştı. Çok cömert, eli açıktı, gıybeti yoktu. Hep şehit olmak isterdi. Eşinin başına gelenleri çok metin karşıladı. ‘Mağdur olacak biri varsa biz olalım ama Türkiye’nin önü hep açık olsun.’ dediler. O adliye önünde bekledikleri 3-4 gün mutlaka çok etkiledi. Rabb’im her şeyi biliyor. O bir şehit.” Babası Mehmet Eser’in ağzından da şu sözler döküldü: “Ayşegül hakkında manevi yönden de hoşnutluğumuz, itminanımız var. Ben ona dedim ki; senin şehadetini gördüm. Hastalık esnasında gördüğüm çok enteresan şeyler var. Biz ehl-i hikmet değiliz ama standardın dışında şeylere şahit oldum, dedim. Allah ondan razı olsun. Bin defa razı olsun.”Bu ölümden kanun-hukuk tanımayanlar sorumluMahmut Tanal (CHP Milletvekili): Kardeşimize Allah’tan rahmet, yakınlarına sabır diliyorum. Uzun ve hukuksuz gözaltı sürecine rağmen bu insanlar hem adliyenin hem de emniyetin önünde hep ayakta kaldılar. Hanımefendinin yaşadıklarının sorumluları, kanun tanımayan, hukuksuz şekilde uzun süreli gözaltı süresini uygulayanlardır. Cumhuriyet başsavcılıkları, bu ölümün üzerinden sebebiyet verenler hakkında derhal, resen soruşturma başlatmalı.
Zaman
Ana Sayfa
10.09.2014
CadıavınakurbangidenpoliseşinionbinleruğurladıCadı avına kurban giden polis eşini on binler uğurladı
Veda şehrâyîni
Zaman
10.09.2014
02:06
Dürüstlük ve doğruluğun prim değil ‘darbe’ sayıldığı günler yaşıyoruz. Gözlerini kin ve intikam bürüyenlerin Bitlis’e tayin edilen bir Emniyet Müdürü’ne yaptığı zulme şahitlik ediyoruz. Hakkında gözaltı kararı verilip günlerce haksız ve hukuksuz biçimde tutulan bir polisin dramına ağlıyoruz. Hiçbir suçla itham edilememiş, serbest bırakılmıştı. Ama önemli olan algı cambazlarının ‘yolsuzlukları darbe diye sunma’ telaşıydı.İşte tüm olanlar, sonunda serbest kalacağı dört günün içinde oldu. Hükümet medyası yargısız infaza başladı. Emniyet Müdürü Ahmet Öztürk için ‘kaçtı’ dediler. Oysa o sırada Bitlis’ten teslim olmak için yola çıkmıştı. Ardından 22 Temmuz sahur operasyonunda Adapazarı’nda kayınpederinin evini bastılar. Evin altını üstüne getirdiler. O sırada orada bulunan ve hamile olan eşi Ayşegül Öztürk, hamileliğin psikolojik baskısı altında olanlardan etkilenmiş, aşırı strese girmişti. Daha bunu atlatamadan kocasının Çağlayan’da teslim olduğunu öğrendi. 6 yaşındaki küçük oğlu Hikmet’in elinden tutup adliye önüne geldi. Eşinden gelecek iyi bir haberi beklemeye başladı. 4,5 aylık hamilelik yüküne medyanın kara propagandayla infazı eklenince sancıları arttı. Hastaneye kaldırıldı. Evet maalesef bebeği anne karnında ölmüştü. Bebek ameliyatla alınırken, anne enfeksiyon kaptı.Eşi Ahmet Öztürk, dört günün sonunda ilk sorguda serbest kaldı. Teslim olan diğer arkadaşlarının da suçu yoktu ama demek ki ‘kaç İsmail’e liste verenler her neyse onun adını listeye koymamıştı. Arkadaşları içerde kalırken serbest kalmanın sevinci onu buruklaştırmıştı. Buna bir de eşinin yoğun bakımda olduğu haberi eklendi. Rahmet bu mevsimde hep hüzün yağıyordu. Olsun Allah’a binlerce defa hamd ederiz. Fakat asıl hüznü oğlu Hikmet’in annesiz kalması, öksüzlüğü endişesiydi. Uzun geceler boyu o ve arkadaşları durmaksızın dua ettiler. Kendisi her şeye katlanırdı ama bu yük altı yaş için çoktu. Anne, 16 gün yoğun bakımda kaldı ve önceki gece 33 yaşında Rahmet-i Rahman’a kavuştu.Dün bu mağdure ve mazlume kadının cenazesindeydik. Fatih Camii avlusu tıka basa doluydu. İnsanlar mağmum ve mükedder dua mırıldanıyordu. Binlerce kadın kenardan bu ‘veda şehrâyîni’ne gözyaşıyla iştirak ediyordu. Baba ve küçük Hikmet olanlardan habersiz sanki başka bir âlemdeydi. Allah’tan sabır ve sekine dilemiş, bu dua hüsn-ü kabul görmüştü. Sabır, sükun ve teslimiyet akıl alır gibi değildi. Allah inayeti adeta onları kuşatmıştı.Hikmet’in ‘Baba beni annemin yanına götür’ cümlesi bizi ağlatsa da onları bağrına alan ‘sükunet’in metafizik ifadesiydi. Evet, zulüm zirveye vurdu, dudaklar duaya kilitlendi. Baharın yağmura ihtiyacı olduğu kadar yeryüzü de şehadete susamış demek ki. Gök kapılarının gıcırdamasını duymamak için sağır olmak gerekirdi. Gözlerimiz kapalı olmasa bu muhteşem hoşâmedîye biz de şahit olacaktık.Fatih Sultan Mehmet Camii avlusunda O’nun refakatiyle başlayan ‘veda şehrâyîni’ Ebu Eyyub el Ensari Hazretleri himayesinde, O’nun haziresinde son buldu. Ve bu azize kadının naaşı toprağa tevdi edildi ama Ayşegül Öztürk adı, zulmün idam yaftası olarak artık zalimlerin boynunda asılı.
Zaman
Ana Sayfa
10.09.2014
VedaşehrâyîniVeda şehrâyîni
Cadı avı aile dramı getirdi
Zaman
09.09.2014
02:06
Cadı avı, sahur operasyonunda gözaltına alınıp serbest bırakılan eski Emniyet Müdürü Ahmet Öztürk için aile dramına dönüştü. Önce hamile eşi, gözaltı ve sorgu sürecinde yaşadığı stres yüzünden 4,5 aylık bebeğini kaybetti. Ardından 16 gündür yoğun bakımda tedavi gören eşinin vefatıyla sarsıldı.17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra başlatılan cadı avı bir aile dramına yol açtı. 22 Temmuz’daki sahur operasyonunda gözaltına alınan polislerden Ahmet Öztürk, önce bebeğini sonra eşini kaybetti. Eski İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Öztürk, geçen yıl Bitlis’e tayin edilmişti. Ancak cadı avından o da nasibini aldı ve gözaltı listesine eklendi. Hakkında ‘kaçtı’ diye haberler yapılan Öztürk, Bitlis’ten İstanbul’a gelerek teslim oldu. 4,5 aylık hamile eşi Ayşegül Hanım da temmuz sıcağında emniyet ve adliye önünde nöbet tuttu. 4 gün süren hukuksuz sorgu süreci sonunda Ahmet Öztürk serbest kaldı ama stresli bekleyiş Ayşegül Hanım için acıya dönüştü. Hastaneye kaldırıldığında doğum sancılarının başladığı tespit edildi. Müdahale ile sancı durduruldu ama ilerleyen günlerde hayatını kaybeden bebek, annenin zehirlenmesine sebep oldu. Ayşegül Öztürk, tekrar hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alındı. 16 gün süren hayat mücadelesini ise önceki gece kaybetti.Polislere yönelik, 22 Temmuz’da sahur vakti yapılan ilk operasyon, hukuksuzluk, işkence, tehdit ve baskı iddialarına sahne olmuştu. Sahur operasyonu beraberinde büyük bir dram getirdi. Gözaltına alınan isimlerden eski İstanbul İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Öztürk, peş peşe yürek yakan acılar yaşadı. 2013’te Bitlis’e tayini çıkan Öztürk için sahur operasyonundan ‘kaçtı’ denilmişti ancak o, kendi imkanlarıyla İstanbul’a gelip teslim oldu. Bu süreçte Emniyet Müdürü Ahmet Öztürk’ün eşi Ayşegül Öztürk’ün Adapazarı’nda kaldığı kayınpederine ait eve ‘sahur vakti’ baskın yapıldı. Baskına gelen polisler, evin altını üstüne getirdi. Hamile olan Ayşegül Öztürk, bu sırada büyük korku ve stres yaşadı. Eşinin teslim olmasından sonra Ayşegül Öztürk de İstanbul’un yolunu tuttu. Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü önünde ardından Çağlayan Adliyesi’nde eşinden ve diğer polislerden haber bekledi. Ahmet Öztürk, 4 gün hukuksuz bir şekilde gözaltında tutulduktan sonra 26 Temmuz’da savcılık tarafından serbest bırakıldı. Böylece hakkında ciddi bir suçlama olmadığı ortaya çıktı. 4 buçuk aylık hamile olan Ayşegül Öztürk ise stres nedeniyle doğum sancıları yaşamaya başladı. Hastaneye gittiğinde düşük riski ile karşı karşıya olduğunu öğrendi. Bir süre sonra ise karnındaki bebeğini kaybetti. İddiaya göre bebek, anne karnından alınırken enfeksiyon kaptı. Ayşegül Öztürk’ün bilinci kapandı ve yoğun bakıma alındı. Yoğun bakımda kaldığı sürede kan takviyesi yapıldı, nefes alması güçleşmiş, el ve ayakları şişmişti. Tedaviye cevap vermeyen anne, 16’ncı günün sonunda önceki gece hayatını kaybetti. İki kez operasyon geçiren Ayşegül Hanım, bilinci kapalı biçimde yaşam destek ünitesine bağlı tutuluyordu.Tahliyeye sevinemiyoruz26 Temmuz’da serbest bırakılan Ahmet Öztürk tahliyeye sevinemediğini aklının ve kalbinin arkadaşlarıyla olduğunu söylemişti. Öztürk, “Burada beşimizin değil hepimizin olmasını isterdim. Biraz trajikomik olacak ama biz adil yargılamanın olmasını istiyoruz. Bizi en çok İsrail ajanlığıyla itham edilmemiz kahretti. Diğer arkadaşlarımı da ciddi rencide eden şey bu oldu.” demişti.
Zaman
Güncel
09.09.2014
CadıavıailedramıgetirdiCadı avı aile dramı getirdi
Cadı avı aile dramı getirdi
Zaman
09.09.2014
02:02
Cadı avı, sahur operasyonunda gözaltına alınıp serbest bırakılan eski Emniyet Müdürü Ahmet Öztürk için aile dramına dönüştü. Önce hamile eşi, gözaltı ve sorgu sürecinde yaşadığı stres yüzünden 4,5 aylık bebeğini kaybetti. Ardından 16 gündür yoğun bakımda tedavi gören eşinin vefatıyla sarsıldı.17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra başlatılan cadı avı bir aile dramına yol açtı. 22 Temmuz’daki sahur operasyonunda gözaltına alınan polislerden Ahmet Öztürk, önce bebeğini sonra eşini kaybetti. Eski İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Öztürk, geçen yıl Bitlis’e tayin edilmişti. Ancak cadı avından o da nasibini aldı ve gözaltı listesine eklendi. Hakkında ‘kaçtı’ diye haberler yapılan Öztürk, Bitlis’ten İstanbul’a gelerek teslim oldu. 4,5 aylık hamile eşi Ayşegül Hanım da temmuz sıcağında emniyet ve adliye önünde nöbet tuttu. 4 gün süren hukuksuz sorgu süreci sonunda Ahmet Öztürk serbest kaldı ama stresli bekleyiş Ayşegül Hanım için acıya dönüştü. Hastaneye kaldırıldığında doğum sancılarının başladığı tespit edildi. Müdahale ile sancı durduruldu ama ilerleyen günlerde hayatını kaybeden bebek, annenin zehirlenmesine sebep oldu. Ayşegül Öztürk, tekrar hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alındı. 16 gün süren hayat mücadelesini ise önceki gece kaybetti.Polislere yönelik, 22 Temmuz’da sahur vakti yapılan ilk operasyon, hukuksuzluk, işkence, tehdit ve baskı iddialarına sahne olmuştu. Sahur operasyonu beraberinde büyük bir dram getirdi. Gözaltına alınan isimlerden eski İstanbul İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Öztürk, peş peşe yürek yakan acılar yaşadı. 2013’te Bitlis’e tayini çıkan Öztürk için sahur operasyonundan ‘kaçtı’ denilmişti ancak o, kendi imkanlarıyla İstanbul’a gelip teslim oldu. Bu süreçte Emniyet Müdürü Ahmet Öztürk’ün eşi Ayşegül Öztürk’ün Adapazarı’nda kaldığı kayınpederine ait eve ‘sahur vakti’ baskın yapıldı. Baskına gelen polisler, evin altını üstüne getirdi. Hamile olan Ayşegül Öztürk, bu sırada büyük korku ve stres yaşadı. Eşinin teslim olmasından sonra Ayşegül Öztürk de İstanbul’un yolunu tuttu. Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü önünde ardından Çağlayan Adliyesi’nde eşinden ve diğer polislerden haber bekledi. Ahmet Öztürk, 4 gün hukuksuz bir şekilde gözaltında tutulduktan sonra 26 Temmuz’da savcılık tarafından serbest bırakıldı. Böylece hakkında ciddi bir suçlama olmadığı ortaya çıktı. 4 buçuk aylık hamile olan Ayşegül Öztürk ise stres nedeniyle doğum sancıları yaşamaya başladı. Hastaneye gittiğinde düşük riski ile karşı karşıya olduğunu öğrendi. Bir süre sonra ise karnındaki bebeğini kaybetti. İddiaya göre bebek, anne karnından alınırken enfeksiyon kaptı. Ayşegül Öztürk’ün bilinci kapandı ve yoğun bakıma alındı. Yoğun bakımda kaldığı sürede kan takviyesi yapıldı, nefes alması güçleşmiş, el ve ayakları şişmişti. Tedaviye cevap vermeyen anne, 16’ncı günün sonunda önceki gece hayatını kaybetti. İki kez operasyon geçiren Ayşegül Hanım, bilinci kapalı biçimde yaşam destek ünitesine bağlı tutuluyordu.Tahliyeye sevinemiyoruz26 Temmuz’da serbest bırakılan Ahmet Öztürk tahliyeye sevinemediğini aklının ve kalbinin arkadaşlarıyla olduğunu söylemişti. Öztürk, “Burada beşimizin değil hepimizin olmasını isterdim. Biraz trajikomik olacak ama biz adil yargılamanın olmasını istiyoruz. Bizi en çok İsrail ajanlığıyla itham edilmemiz kahretti. Diğer arkadaşlarımı da ciddi rencide eden şey bu oldu.” demişti.
Zaman
Ana Sayfa
09.09.2014
CadıavıailedramıgetirdiCadı avı aile dramı getirdi
Cadı avı aile dramı getirdi
Zaman
09.09.2014
01:37
Cadı avı, sahur operasyonunda gözaltına alınıp serbest bırakılan eski Emniyet Müdürü Ahmet Öztürk için aile dramına dönüştü. Önce hamile eşi, gözaltı ve sorgu sürecinde yaşadığı stres yüzünden 4,5 aylık bebeğini kaybetti. Ardından 16 gündür yoğun bakımda tedavi gören eşinin vefatıyla sarsıldı.17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra başlatılan cadı avı bir aile dramına yol açtı. 22 Temmuz’daki sahur operasyonunda gözaltına alınan polislerden Ahmet Öztürk, önce bebeğini sonra eşini kaybetti. Eski İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Öztürk, geçen yıl Bitlis’e tayin edilmişti. Ancak cadı avından o da nasibini aldı ve gözaltı listesine eklendi. Hakkında ‘kaçtı’ diye haberler yapılan Öztürk, Bitlis’ten İstanbul’a gelerek teslim oldu. 4,5 aylık hamile eşi Ayşegül Hanım da temmuz sıcağında emniyet ve adliye önünde nöbet tuttu. 4 gün süren hukuksuz sorgu süreci sonunda Ahmet Öztürk serbest kaldı ama stresli bekleyiş Ayşegül Hanım için acıya dönüştü. Hastaneye kaldırıldığında doğum sancılarının başladığı tespit edildi. Müdahale ile sancı durduruldu ama ilerleyen günlerde hayatını kaybeden bebek, annenin zehirlenmesine sebep oldu. Ayşegül Öztürk, tekrar hastaneye kaldırılarak yoğun bakıma alındı. 16 gün süren hayat mücadelesini ise önceki gece kaybetti.Polislere yönelik, 22 Temmuz’da sahur vakti yapılan ilk operasyon, hukuksuzluk, işkence, tehdit ve baskı iddialarına sahne olmuştu. Sahur operasyonu beraberinde büyük bir dram getirdi. Gözaltına alınan isimlerden eski İstanbul İstihbarat Şube Müdür Yardımcısı Ahmet Öztürk, peş peşe yürek yakan acılar yaşadı. 2013’te Bitlis’e tayini çıkan Öztürk için sahur operasyonundan ‘kaçtı’ denilmişti ancak o, kendi imkanlarıyla İstanbul’a gelip teslim oldu. Bu süreçte Emniyet Müdürü Ahmet Öztürk’ün eşi Ayşegül Öztürk’ün Adapazarı’nda kaldığı kayınpederine ait eve ‘sahur vakti’ baskın yapıldı. Baskına gelen polisler, evin altını üstüne getirdi. Hamile olan Ayşegül Öztürk, bu sırada büyük korku ve stres yaşadı. Eşinin teslim olmasından sonra Ayşegül Öztürk de İstanbul’un yolunu tuttu. Vatan Caddesi’ndeki Emniyet Müdürlüğü önünde ardından Çağlayan Adliyesi’nde eşinden ve diğer polislerden haber bekledi. Ahmet Öztürk, 4 gün hukuksuz bir şekilde gözaltında tutulduktan sonra 26 Temmuz’da savcılık tarafından serbest bırakıldı. Böylece hakkında ciddi bir suçlama olmadığı ortaya çıktı. 4 buçuk aylık hamile olan Ayşegül Öztürk ise stres nedeniyle doğum sancıları yaşamaya başladı. Hastaneye gittiğinde düşük riski ile karşı karşıya olduğunu öğrendi. Bir süre sonra ise karnındaki bebeğini kaybetti. İddiaya göre bebek, anne karnından alınırken enfeksiyon kaptı. Ayşegül Öztürk’ün bilinci kapandı ve yoğun bakıma alındı. Yoğun bakımda kaldığı sürede kan takviyesi yapıldı, nefes alması güçleşmiş, el ve ayakları şişmişti. Tedaviye cevap vermeyen anne, 16’ncı günün sonunda önceki gece hayatını kaybetti. İki kez operasyon geçiren Ayşegül Hanım, bilinci kapalı biçimde yaşam destek ünitesine bağlı tutuluyordu.Tahliyeye sevinemiyoruz26 Temmuz’da serbest bırakılan Ahmet Öztürk tahliyeye sevinemediğini aklının ve kalbinin arkadaşlarıyla olduğunu söylemişti. Öztürk, “Burada beşimizin değil hepimizin olmasını isterdim. Biraz trajikomik olacak ama biz adil yargılamanın olmasını istiyoruz. Bizi en çok İsrail ajanlığıyla itham edilmemiz kahretti. Diğer arkadaşlarımı da ciddi rencide eden şey bu oldu.” demişti.
Zaman
En Çok Okunan
09.09.2014
CadıavıailedramıgetirdiCadı avı aile dramı getirdi
Saygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Zaman
04.09.2014
11:30
Yolsuzluğu soruşturan emniyet personeline yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilen 12 polisten 5i tutuklandı. Tutuklananlar arasında eski Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı da bulunuyor.Polislere yönelik operasyonda Saygılı ile birlikte 12 kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. 1. Nolu Sulh Ceza Hakimiliği tarafından sorgulanan polislerden 5i tutuklandı. Eski Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı, Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbişin darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmasına karar verildi.7 polis ise serbest bırakıldı. Serbest kalanlardan 6sı hakkında yurtdışına çıkış yasağı kondu.Polislerden tutuklanma talep edilen 8 kişinin hakim karşısına çıkması bekleniyor.SAYGILIDAN TWEET: BÖYLE KAHRAMAN ARKADAŞLARI NASİP ETTİĞİ İÇİN ALLAHIMA ŞÜKÜRLER OLSUNTutuklama kararını twitter hesabından duyuran Yakub Saygılı, 7 kişi serbest, 5 kişi tutuklu... Ben mi? Tabii ki tutuklu... Farklı bir karar mı? Bir başka bahara inşallah dedi.Saygılı, mesajında, Allahım bana tutuklanırmen ELHAMDÜLİLLAH diyen, içinde zerre endişe olmayan KAHRAMAN çalışma arkadaşları nasip ettiği için şükürler olsun! diye yazdı. İranlı bir şarlatan ayakkabı kutusuyla kimilerini satın alıyor8 polis daha savcılıktan serbestEmniyet mensuplarına yönelik operasyonda gözaltına alınan polislerden savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, Soruşturma savcısına göre gözaltına alınma sebebim, yolsuzluk operasyonu sırasında soruşturmayı yürüten savcı Muammer Akkaş tarafından verilen gözaltı ve arama kararlarını içeren kapalı zarfı mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına iletmektir dedi.17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında görevli olan gözaltındaki emniyet mensuplarından adliyeye sevk edilen 16 polisin sorgu süreci gece saatlerinde tamamlandı. Savcılık sorgusunun ardından 8 kişi serbest bırakıldı, 8 kişi ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Serbest kalan 8 emniyet mensubu adliye çıkışında kendilerini bekleyen yakınları tarafından alkışlarla karşılandı.Adliye çıkışında basın mensuplarına açıklama yapan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, “Kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen Rıza Sarraf, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış.. Bu dosyayı yürüten büronun büro amiri olarak görev yaptım. O zaman başkomiserdim. Ama ne hikmetse bu operasyonda hükümeti yıkmaya darbe yapmaya casusluktan gözaltına alındım. Ve 3 gündür gözaltında tutuldum. Ve bugün yağan rahmetle beraber serbest kaldım. Darısı içerideki arkadaşlarımızın başına. Gözaltına alındığım ilk günden beridir gerek mali şubedeki görevlilere gerekse ifademi alan İsmail Uçar savcıya şununla alakalı istinat edilen eylemin gerçekten doğru olup olmadığını, hakkımda en ufak bir delil olup olmadığını sordum, somut hiçbir cevap alamadım. Gözaltına alınmamın tek sebebi soruşturma savcısı Muammer Akkaş’ın beni Çağlayan Adliyesi’ne çağırıp kapalı zarf içinde vermiş olduğu gözaltı ve arama kararlarının mali şubedeki sorumlu müdür yardımcısına teslim etmemdir. Benim suçum buymuş ve iddia edilen İsmail Uçar savcı da söylediği cümle şu: ‘Sen darbe zarfını alarak mali şubeye götürdün ve senin eylemin burada tamamlanmış oldu.’ İddia edilen güya gerçekleştirmiş olduğum tek şey savcı beyin bana vermiş olduğu kapalı zarfı açmadan mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına teslim etmem. Bunun suçu darbe oldu, casusluk oldu. Bu soruşturmanın ne kadar boş olduğu benim gözaltına alınmam kadar açık ve net. İçerideki arkadaşlara aynı şekilde içi boş gerçekten tamamen boş algı yaratmak için oluşturulan bir dosya. Allah bu kadar boş bir dosyayı şu anda mali şube müdürlüğü yapan Hakan Sıralı’ya nasip etti. Dolu dosyayı da bizim gibi vatan evlatlarına nasip etti. Bu ayıp Hakan Sıralı’ya ömür boyu yeter. Bu gurur da bize ömür boyu yeter. İçerideki serbest hiçbir arkadaşımız utanılacak hiçbirşey yapmadı. İçerideki tüm arkadaşlarımın keyfi yerinde hiçbir sıkıntıları yok. Aileleri bu konuda rahat olabilirler” diye konuştu.İRANLI BİR ŞARLATAN KİMİNİ AYAKKABI KUTUSUYLA, KİMİNİ BİRKAÇ KUTU ÇİKOLATAYLA SATIN ALIYORYapılan yolsuzlukları görüp operasyon yaptıklarını, bu nedenle darbeyle suçlandıklarını belirten Mehmet Akif Üner, “Biz bu devletin namusunu kurtardık. Neden diyecekseniz, İranlı bir şarlatan kimini iki ayakkabı kutusuyla, kimisini beş ayakkabı kutusuyla, kimini birkaç tane çikolata kutusuyla satın alıyor arkadaşlar. Bunu görüyoruz operasyon yapıyoruz. Bunun adı darbe oluyor. Bu kadar açık ve net, devletin namusunu kurtardığımıza inanıyorum. Ve şu anda intikam amacıyla gözaltına alındım serbest bırakıldım. Savcı beye dedim ki beni serbest bırakma eğer ben darbe yaptıysam bırakma. Ama tekrar söylüyorum kimsenin başını öne eğdirecek bir şey yapmadım. Yine olsa yine yaparız. Bir beş sene
Zaman
En Çok Okunan
04.09.2014
Saygılıve4emniyetmensubututuklandıSaygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Saygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Zaman
04.09.2014
10:33
Yolsuzluğu soruşturan emniyet personeline yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilen 12 polisten 5i tutuklandı. Tutuklananlar arasında eski Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı da bulunuyor.Polislere yönelik operasyonda Saygılı ile birlikte 12 kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. 1. Nolu Sulh Ceza Hakimiliği tarafından sorgulanan polislerden 5i tutuklandı. Eski Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı, Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbişin darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmasına karar verildi.7 polis ise serbest bırakıldı. Serbest kalanlardan 6sı hakkında yurtdışına çıkış yasağı kondu.Polislerden tutuklanma talep edilen 8 kişinin hakim karşısına çıkması bekleniyor.İranlı bir şarlatan ayakkabı kutusuyla kimilerini satın alıyor8 polis daha savcılıktan serbestEmniyet mensuplarına yönelik operasyonda gözaltına alınan polislerden savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, Soruşturma savcısına göre gözaltına alınma sebebim, yolsuzluk operasyonu sırasında soruşturmayı yürüten savcı Muammer Akkaş tarafından verilen gözaltı ve arama kararlarını içeren kapalı zarfı mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına iletmektir dedi.17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında görevli olan gözaltındaki emniyet mensuplarından adliyeye sevk edilen 16 polisin sorgu süreci gece saatlerinde tamamlandı. Savcılık sorgusunun ardından 8 kişi serbest bırakıldı, 8 kişi ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Serbest kalan 8 emniyet mensubu adliye çıkışında kendilerini bekleyen yakınları tarafından alkışlarla karşılandı.Adliye çıkışında basın mensuplarına açıklama yapan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, “Kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen Rıza Sarraf, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış.. Bu dosyayı yürüten büronun büro amiri olarak görev yaptım. O zaman başkomiserdim. Ama ne hikmetse bu operasyonda hükümeti yıkmaya darbe yapmaya casusluktan gözaltına alındım. Ve 3 gündür gözaltında tutuldum. Ve bugün yağan rahmetle beraber serbest kaldım. Darısı içerideki arkadaşlarımızın başına. Gözaltına alındığım ilk günden beridir gerek mali şubedeki görevlilere gerekse ifademi alan İsmail Uçar savcıya şununla alakalı istinat edilen eylemin gerçekten doğru olup olmadığını, hakkımda en ufak bir delil olup olmadığını sordum, somut hiçbir cevap alamadım. Gözaltına alınmamın tek sebebi soruşturma savcısı Muammer Akkaş’ın beni Çağlayan Adliyesi’ne çağırıp kapalı zarf içinde vermiş olduğu gözaltı ve arama kararlarının mali şubedeki sorumlu müdür yardımcısına teslim etmemdir. Benim suçum buymuş ve iddia edilen İsmail Uçar savcı da söylediği cümle şu: ‘Sen darbe zarfını alarak mali şubeye götürdün ve senin eylemin burada tamamlanmış oldu.’ İddia edilen güya gerçekleştirmiş olduğum tek şey savcı beyin bana vermiş olduğu kapalı zarfı açmadan mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına teslim etmem. Bunun suçu darbe oldu, casusluk oldu. Bu soruşturmanın ne kadar boş olduğu benim gözaltına alınmam kadar açık ve net. İçerideki arkadaşlara aynı şekilde içi boş gerçekten tamamen boş algı yaratmak için oluşturulan bir dosya. Allah bu kadar boş bir dosyayı şu anda mali şube müdürlüğü yapan Hakan Sıralı’ya nasip etti. Dolu dosyayı da bizim gibi vatan evlatlarına nasip etti. Bu ayıp Hakan Sıralı’ya ömür boyu yeter. Bu gurur da bize ömür boyu yeter. İçerideki serbest hiçbir arkadaşımız utanılacak hiçbirşey yapmadı. İçerideki tüm arkadaşlarımın keyfi yerinde hiçbir sıkıntıları yok. Aileleri bu konuda rahat olabilirler” diye konuştu.İRANLI BİR ŞARLATAN KİMİNİ AYAKKABI KUTUSUYLA, KİMİNİ BİRKAÇ KUTU ÇİKOLATAYLA SATIN ALIYORYapılan yolsuzlukları görüp operasyon yaptıklarını, bu nedenle darbeyle suçlandıklarını belirten Mehmet Akif Üner, “Biz bu devletin namusunu kurtardık. Neden diyecekseniz, İranlı bir şarlatan kimini iki ayakkabı kutusuyla, kimisini beş ayakkabı kutusuyla, kimini birkaç tane çikolata kutusuyla satın alıyor arkadaşlar. Bunu görüyoruz operasyon yapıyoruz. Bunun adı darbe oluyor. Bu kadar açık ve net, devletin namusunu kurtardığımıza inanıyorum. Ve şu anda intikam amacıyla gözaltına alındım serbest bırakıldım. Savcı beye dedim ki beni serbest bırakma eğer ben darbe yaptıysam bırakma. Ama tekrar söylüyorum kimsenin başını öne eğdirecek bir şey yapmadım. Yine olsa yine yaparız. Bir beş sene on sene sonra bugünün tetikçileri bunların arkasındaki güçlerin bu arkamızdaki adalet sarayında yargılanacaklarına hep beraber şahit olacağız” şeklinde konuştu.Serbest bırakılan polis Mehmet Sait Sevinç, “İçeri girerken üzülmedim dışarı çıkarken de sevinmiyorum. Halkımdan 18 Aralık’ta sıfırlanan paraları yakalayamadığım için özür diliyorum. Ayrıca şu saatten sonra casuslar, vatan hainleri, hırsızlar tir tir titres
Zaman
Son Dakika
04.09.2014
Saygılıve4emniyetmensubututuklandıSaygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Saygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Zaman
04.09.2014
10:33
Yolsuzluğu soruşturan emniyet personeline yönelik operasyon kapsamında gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilen 12 polisten 5i tutuklandı. Tutuklananlar arasında eski Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı da bulunuyor.Polislere yönelik operasyonda Saygılı ile birlikte 12 kişi tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edilmişti. 1. Nolu Sulh Ceza Hakimiliği tarafından sorgulanan polislerden 5i tutuklandı. Eski Mali Şube Müdürü Yakup Saygılı, Kazım Aksoy, Hüseyin Korkmaz, Mustafa Demirhan ve Arif İbişin darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmasına karar verildi.7 polis ise serbest bırakıldı. Serbest kalanlardan 6sı hakkında yurtdışına çıkış yasağı kondu.Polislerden tutuklanma talep edilen 8 kişinin hakim karşısına çıkması bekleniyor.İranlı bir şarlatan ayakkabı kutusuyla kimilerini satın alıyor8 polis daha savcılıktan serbestEmniyet mensuplarına yönelik operasyonda gözaltına alınan polislerden savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, Soruşturma savcısına göre gözaltına alınma sebebim, yolsuzluk operasyonu sırasında soruşturmayı yürüten savcı Muammer Akkaş tarafından verilen gözaltı ve arama kararlarını içeren kapalı zarfı mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına iletmektir dedi.17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında görevli olan gözaltındaki emniyet mensuplarından adliyeye sevk edilen 16 polisin sorgu süreci gece saatlerinde tamamlandı. Savcılık sorgusunun ardından 8 kişi serbest bırakıldı, 8 kişi ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Serbest kalan 8 emniyet mensubu adliye çıkışında kendilerini bekleyen yakınları tarafından alkışlarla karşılandı.Adliye çıkışında basın mensuplarına açıklama yapan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, “Kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen Rıza Sarraf, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış.. Bu dosyayı yürüten büronun büro amiri olarak görev yaptım. O zaman başkomiserdim. Ama ne hikmetse bu operasyonda hükümeti yıkmaya darbe yapmaya casusluktan gözaltına alındım. Ve 3 gündür gözaltında tutuldum. Ve bugün yağan rahmetle beraber serbest kaldım. Darısı içerideki arkadaşlarımızın başına. Gözaltına alındığım ilk günden beridir gerek mali şubedeki görevlilere gerekse ifademi alan İsmail Uçar savcıya şununla alakalı istinat edilen eylemin gerçekten doğru olup olmadığını, hakkımda en ufak bir delil olup olmadığını sordum, somut hiçbir cevap alamadım. Gözaltına alınmamın tek sebebi soruşturma savcısı Muammer Akkaş’ın beni Çağlayan Adliyesi’ne çağırıp kapalı zarf içinde vermiş olduğu gözaltı ve arama kararlarının mali şubedeki sorumlu müdür yardımcısına teslim etmemdir. Benim suçum buymuş ve iddia edilen İsmail Uçar savcı da söylediği cümle şu: ‘Sen darbe zarfını alarak mali şubeye götürdün ve senin eylemin burada tamamlanmış oldu.’ İddia edilen güya gerçekleştirmiş olduğum tek şey savcı beyin bana vermiş olduğu kapalı zarfı açmadan mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına teslim etmem. Bunun suçu darbe oldu, casusluk oldu. Bu soruşturmanın ne kadar boş olduğu benim gözaltına alınmam kadar açık ve net. İçerideki arkadaşlara aynı şekilde içi boş gerçekten tamamen boş algı yaratmak için oluşturulan bir dosya. Allah bu kadar boş bir dosyayı şu anda mali şube müdürlüğü yapan Hakan Sıralı’ya nasip etti. Dolu dosyayı da bizim gibi vatan evlatlarına nasip etti. Bu ayıp Hakan Sıralı’ya ömür boyu yeter. Bu gurur da bize ömür boyu yeter. İçerideki serbest hiçbir arkadaşımız utanılacak hiçbirşey yapmadı. İçerideki tüm arkadaşlarımın keyfi yerinde hiçbir sıkıntıları yok. Aileleri bu konuda rahat olabilirler” diye konuştu.İRANLI BİR ŞARLATAN KİMİNİ AYAKKABI KUTUSUYLA, KİMİNİ BİRKAÇ KUTU ÇİKOLATAYLA SATIN ALIYORYapılan yolsuzlukları görüp operasyon yaptıklarını, bu nedenle darbeyle suçlandıklarını belirten Mehmet Akif Üner, “Biz bu devletin namusunu kurtardık. Neden diyecekseniz, İranlı bir şarlatan kimini iki ayakkabı kutusuyla, kimisini beş ayakkabı kutusuyla, kimini birkaç tane çikolata kutusuyla satın alıyor arkadaşlar. Bunu görüyoruz operasyon yapıyoruz. Bunun adı darbe oluyor. Bu kadar açık ve net, devletin namusunu kurtardığımıza inanıyorum. Ve şu anda intikam amacıyla gözaltına alındım serbest bırakıldım. Savcı beye dedim ki beni serbest bırakma eğer ben darbe yaptıysam bırakma. Ama tekrar söylüyorum kimsenin başını öne eğdirecek bir şey yapmadım. Yine olsa yine yaparız. Bir beş sene on sene sonra bugünün tetikçileri bunların arkasındaki güçlerin bu arkamızdaki adalet sarayında yargılanacaklarına hep beraber şahit olacağız” şeklinde konuştu.Serbest bırakılan polis Mehmet Sait Sevinç, “İçeri girerken üzülmedim dışarı çıkarken de sevinmiyorum. Halkımdan 18 Aralık’ta sıfırlanan paraları yakalayamadığım için özür diliyorum. Ayrıca şu saatten sonra casuslar, vatan hainleri, hırsızlar tir tir titres
Zaman
Ana Sayfa
04.09.2014
Saygılıve4emniyetmensubututuklandıSaygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Yakub Saygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Zaman
04.09.2014
10:10
Bakan çocukları ile Bilal Erdoğanın da şüphelileri arasında yer aldığı yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını yürüten eski İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yakub Saygılı ile birlikte; emniyet mensupları Kazım Aksoy, Arif İbiş, Mustafa Demirhan ve Hüseyin Korkmaz tutuklandı.İranlı bir şarlatan ayakkabı kutusuyla kimilerini satın alıyor8 polis daha savcılıktan serbestEmniyet mensuplarına yönelik operasyonda gözaltına alınan polislerden savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, Soruşturma savcısına göre gözaltına alınma sebebim, yolsuzluk operasyonu sırasında soruşturmayı yürüten savcı Muammer Akkaş tarafından verilen gözaltı ve arama kararlarını içeren kapalı zarfı mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına iletmektir dedi.17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında görevli olan gözaltındaki emniyet mensuplarından adliyeye sevk edilen 16 polisin sorgu süreci gece saatlerinde tamamlandı. Savcılık sorgusunun ardından 8 kişi serbest bırakıldı, 8 kişi ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Serbest kalan 8 emniyet mensubu adliye çıkışında kendilerini bekleyen yakınları tarafından alkışlarla karşılandı.Adliye çıkışında basın mensuplarına açıklama yapan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, “Kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen Rıza Sarraf, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış.. Bu dosyayı yürüten büronun büro amiri olarak görev yaptım. O zaman başkomiserdim. Ama ne hikmetse bu operasyonda hükümeti yıkmaya darbe yapmaya casusluktan gözaltına alındım. Ve 3 gündür gözaltında tutuldum. Ve bugün yağan rahmetle beraber serbest kaldım. Darısı içerideki arkadaşlarımızın başına. Gözaltına alındığım ilk günden beridir gerek mali şubedeki görevlilere gerekse ifademi alan İsmail Uçar savcıya şununla alakalı istinat edilen eylemin gerçekten doğru olup olmadığını, hakkımda en ufak bir delil olup olmadığını sordum, somut hiçbir cevap alamadım. Gözaltına alınmamın tek sebebi soruşturma savcısı Muammer Akkaş’ın beni Çağlayan Adliyesi’ne çağırıp kapalı zarf içinde vermiş olduğu gözaltı ve arama kararlarının mali şubedeki sorumlu müdür yardımcısına teslim etmemdir. Benim suçum buymuş ve iddia edilen İsmail Uçar savcı da söylediği cümle şu: ‘Sen darbe zarfını alarak mali şubeye götürdün ve senin eylemin burada tamamlanmış oldu.’ İddia edilen güya gerçekleştirmiş olduğum tek şey savcı beyin bana vermiş olduğu kapalı zarfı açmadan mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına teslim etmem. Bunun suçu darbe oldu, casusluk oldu. Bu soruşturmanın ne kadar boş olduğu benim gözaltına alınmam kadar açık ve net. İçerideki arkadaşlara aynı şekilde içi boş gerçekten tamamen boş algı yaratmak için oluşturulan bir dosya. Allah bu kadar boş bir dosyayı şu anda mali şube müdürlüğü yapan Hakan Sıralı’ya nasip etti. Dolu dosyayı da bizim gibi vatan evlatlarına nasip etti. Bu ayıp Hakan Sıralı’ya ömür boyu yeter. Bu gurur da bize ömür boyu yeter. İçerideki serbest hiçbir arkadaşımız utanılacak hiçbirşey yapmadı. İçerideki tüm arkadaşlarımın keyfi yerinde hiçbir sıkıntıları yok. Aileleri bu konuda rahat olabilirler” diye konuştu.İRANLI BİR ŞARLATAN KİMİNİ AYAKKABI KUTUSUYLA, KİMİNİ BİRKAÇ KUTU ÇİKOLATAYLA SATIN ALIYORYapılan yolsuzlukları görüp operasyon yaptıklarını, bu nedenle darbeyle suçlandıklarını belirten Mehmet Akif Üner, “Biz bu devletin namusunu kurtardık. Neden diyecekseniz, İranlı bir şarlatan kimini iki ayakkabı kutusuyla, kimisini beş ayakkabı kutusuyla, kimini birkaç tane çikolata kutusuyla satın alıyor arkadaşlar. Bunu görüyoruz operasyon yapıyoruz. Bunun adı darbe oluyor. Bu kadar açık ve net, devletin namusunu kurtardığımıza inanıyorum. Ve şu anda intikam amacıyla gözaltına alındım serbest bırakıldım. Savcı beye dedim ki beni serbest bırakma eğer ben darbe yaptıysam bırakma. Ama tekrar söylüyorum kimsenin başını öne eğdirecek bir şey yapmadım. Yine olsa yine yaparız. Bir beş sene on sene sonra bugünün tetikçileri bunların arkasındaki güçlerin bu arkamızdaki adalet sarayında yargılanacaklarına hep beraber şahit olacağız” şeklinde konuştu.Serbest bırakılan polis Mehmet Sait Sevinç, “İçeri girerken üzülmedim dışarı çıkarken de sevinmiyorum. Halkımdan 18 Aralık’ta sıfırlanan paraları yakalayamadığım için özür diliyorum. Ayrıca şu saatten sonra casuslar, vatan hainleri, hırsızlar tir tir titresinler” ifadelerini kullandı. Polis memuru Turan Güler ise, “Buraya şerefimizle geldik, buradan şerefimizle ayrılıyoruz. Çok şükür buraya hırsız olarak gelmedik, hırsızları yakalayan olarak geldik” dedi
Zaman
Ana Sayfa
04.09.2014
YakubSaygılıve4emniyetmensubututuklandıYakub Saygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Yakub Saygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Zaman
04.09.2014
09:56
Bakan çocukları ile Bilal Erdoğanın da şüphelileri arasında yer aldığı yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasını yürüten eski İstanbul Mali Suçlarla Mücadele Şube Müdürü Yakub Saygılı ile birlikte; emniyet mensupları Kazım Aksoy, Arif İbiş, Mustafa Demirhan ve Hüseyin Korkmaz tutuklandı.İranlı bir şarlatan ayakkabı kutusuyla kimilerini satın alıyor8 polis daha savcılıktan serbestEmniyet mensuplarına yönelik operasyonda gözaltına alınan polislerden savcılık sorgusunun ardından serbest bırakılan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, Soruşturma savcısına göre gözaltına alınma sebebim, yolsuzluk operasyonu sırasında soruşturmayı yürüten savcı Muammer Akkaş tarafından verilen gözaltı ve arama kararlarını içeren kapalı zarfı mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına iletmektir dedi.17 ve 25 Aralık yolsuzluk operasyonlarında görevli olan gözaltındaki emniyet mensuplarından adliyeye sevk edilen 16 polisin sorgu süreci gece saatlerinde tamamlandı. Savcılık sorgusunun ardından 8 kişi serbest bırakıldı, 8 kişi ise tutuklama talebiyle mahkemeye sevk edildi. Serbest kalan 8 emniyet mensubu adliye çıkışında kendilerini bekleyen yakınları tarafından alkışlarla karşılandı.Adliye çıkışında basın mensuplarına açıklama yapan Mali Şube eski başkomiseri Mehmet Akif Üner, “Kamuoyunda 17 Aralık operasyonu olarak bilinen Rıza Sarraf, Muammer Güler, Zafer Çağlayan, Egemen Bağış.. Bu dosyayı yürüten büronun büro amiri olarak görev yaptım. O zaman başkomiserdim. Ama ne hikmetse bu operasyonda hükümeti yıkmaya darbe yapmaya casusluktan gözaltına alındım. Ve 3 gündür gözaltında tutuldum. Ve bugün yağan rahmetle beraber serbest kaldım. Darısı içerideki arkadaşlarımızın başına. Gözaltına alındığım ilk günden beridir gerek mali şubedeki görevlilere gerekse ifademi alan İsmail Uçar savcıya şununla alakalı istinat edilen eylemin gerçekten doğru olup olmadığını, hakkımda en ufak bir delil olup olmadığını sordum, somut hiçbir cevap alamadım. Gözaltına alınmamın tek sebebi soruşturma savcısı Muammer Akkaş’ın beni Çağlayan Adliyesi’ne çağırıp kapalı zarf içinde vermiş olduğu gözaltı ve arama kararlarının mali şubedeki sorumlu müdür yardımcısına teslim etmemdir. Benim suçum buymuş ve iddia edilen İsmail Uçar savcı da söylediği cümle şu: ‘Sen darbe zarfını alarak mali şubeye götürdün ve senin eylemin burada tamamlanmış oldu.’ İddia edilen güya gerçekleştirmiş olduğum tek şey savcı beyin bana vermiş olduğu kapalı zarfı açmadan mali şubedeki ilgili müdür yardımcısına teslim etmem. Bunun suçu darbe oldu, casusluk oldu. Bu soruşturmanın ne kadar boş olduğu benim gözaltına alınmam kadar açık ve net. İçerideki arkadaşlara aynı şekilde içi boş gerçekten tamamen boş algı yaratmak için oluşturulan bir dosya. Allah bu kadar boş bir dosyayı şu anda mali şube müdürlüğü yapan Hakan Sıralı’ya nasip etti. Dolu dosyayı da bizim gibi vatan evlatlarına nasip etti. Bu ayıp Hakan Sıralı’ya ömür boyu yeter. Bu gurur da bize ömür boyu yeter. İçerideki serbest hiçbir arkadaşımız utanılacak hiçbirşey yapmadı. İçerideki tüm arkadaşlarımın keyfi yerinde hiçbir sıkıntıları yok. Aileleri bu konuda rahat olabilirler” diye konuştu.İRANLI BİR ŞARLATAN KİMİNİ AYAKKABI KUTUSUYLA, KİMİNİ BİRKAÇ KUTU ÇİKOLATAYLA SATIN ALIYORYapılan yolsuzlukları görüp operasyon yaptıklarını, bu nedenle darbeyle suçlandıklarını belirten Mehmet Akif Üner, “Biz bu devletin namusunu kurtardık. Neden diyecekseniz, İranlı bir şarlatan kimini iki ayakkabı kutusuyla, kimisini beş ayakkabı kutusuyla, kimini birkaç tane çikolata kutusuyla satın alıyor arkadaşlar. Bunu görüyoruz operasyon yapıyoruz. Bunun adı darbe oluyor. Bu kadar açık ve net, devletin namusunu kurtardığımıza inanıyorum. Ve şu anda intikam amacıyla gözaltına alındım serbest bırakıldım. Savcı beye dedim ki beni serbest bırakma eğer ben darbe yaptıysam bırakma. Ama tekrar söylüyorum kimsenin başını öne eğdirecek bir şey yapmadım. Yine olsa yine yaparız. Bir beş sene on sene sonra bugünün tetikçileri bunların arkasındaki güçlerin bu arkamızdaki adalet sarayında yargılanacaklarına hep beraber şahit olacağız” şeklinde konuştu.Serbest bırakılan polis Mehmet Sait Sevinç, “İçeri girerken üzülmedim dışarı çıkarken de sevinmiyorum. Halkımdan 18 Aralık’ta sıfırlanan paraları yakalayamadığım için özür diliyorum. Ayrıca şu saatten sonra casuslar, vatan hainleri, hırsızlar tir tir titresinler” ifadelerini kullandı. Polis memuru Turan Güler ise, “Buraya şerefimizle geldik, buradan şerefimizle ayrılıyoruz. Çok şükür buraya hırsız olarak gelmedik, hırsızları yakalayan olarak geldik” dedi
Zaman
Son Dakika
04.09.2014
YakubSaygılıve4emniyetmensubututuklandıYakub Saygılı ve 4 emniyet mensubu tutuklandı
Adana'da 3 ay önce ifadeleri alınıp bırakılan 13 polise gözaltı
Zaman
28.08.2014
02:11
Yasa dışı dinleme iddiasıyla polislere yönelik başlatılan operasyonlar Adana’ya da sıçradı. Akşam saatlerinde 13 polis hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Polislerden 11’i, kendileri Emniyet Müdürlüğü’ne gelerek teslim oldu. Polislerin, usulsüz verileri ele geçirme, özel hayatın gizliliğini ihlal ve resmî belgede sahtecilikle suçlandıkları öğrenildi. Polislerin avukatı İsa Ayanoğlu, hukukun ayaklar altına alındığını ifade ederek, “Bir savcı, TEM şube müdürünün getirdiği dosyayı hiçbir sorgulamaya tabi tutmadan imzalayamaz. Özellikle saat 19.00’da mesai bitiminde imzalanmış. İtiraz dilekçesi vermeye gittim, adliyede kimse yok. Amaç, müvekkilleri bir gün de olsa gözaltında tutmak.” dedi.Yasa dışı dinleme iddiasıyla polislere yönelik başlatılan operasyonlar Adana’ya da sıçradı. Akşam saatlerinde 13 polis memuru hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Polislerden 11’i, kendileri gelerek teslim oldu. İstanbul ve Konya’da da birer polisin gözaltına alındığı öğrenildi. Adana TEM Şube Müdürü Murat Zeren imzasıyla savcılığa sevk edilen polislerin, usulsüz verileri ele geçirme, verileri yok etmeme, özel hayatın gizliliğini ihlal ve resmi belgede sahtecilikle suçlandıkları öğrenildi.Edinilen bilgiye göre, emniyet personelinin kendi içinde haberleşmek amacıyla kullandığı Pol-Net üzerinde çalışan bir yazılım bulunuyor. Bu program, emniyetin görevlendirdiği teknik elemanlar tarafından bilgisayarlara kuruluyor. İnternete kapalı olan, veri depolama ve aktarma imkânı tanımayan program, sadece iletişim amacıyla kullanılıyor. Mayıs ayında, Adana emniyetinde yapılan bir incelemede, bilgisayarlarına yasa dışı yollarla bu programın kurulduğu iddiasıyla bazı emniyet mensupları hakkında inceleme başlatılmıştı. 10 Haziran’da da bilgisayarlarında bu program bulunan polisler, savcılığa ifade verdikten sonra serbest bırakıldı. Kapanması gereken dosya, dün TEM şube müdürü tarafından yeniden ele alındı. Dosyanın altına 13 polisin ismini yazan TEM şube müdürü, Savcı İsmet Avşar’dan bu polislerin gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilmesini istedi. Avşar’ın da ortada yeni deliller olmadan ve sorgulamaya gerek duymadan dosyayı imzaladığı öğrenildi.Polislerin avukatı İsa Ayanoğlu, hukukun ayaklar altına alındığını ifade ederek, “Bir savcı, TEM şube müdürünün getirdiği dosyayı hiçbir sorgulamaya tabi tutmadan imzalayamaz. Özellikle saat 19.00’da mesai bitiminde imzalanmış. İtiraz dilekçesi vermeye gittim, adliyede kimse yok. Ortada ne bir nöbetçi hakim ne de savcı var. Amaç, müvekkilleri bir gün de olsa gözaltında tutmak.“ dedi. Gözaltına alınan polislerin isimleri şöyle: Erhan Yıldırım, Serdar Koç, Mehmet Remzi Köpüklüoğlu, Ahmet Özkan, Halil Dağ, İbrahim Sağır, Yusuf Erdoğan, Neşet Arslan, Yusuf Ziya Toprak, Mehmet Karabörk, Ferhat İçöz, Süleyman Aslan, Cemil Baki.
Zaman
Güncel
28.08.2014
Adanada/">Adanada3ayönceifadelerialınıpbırakılan13polisegözaltıAdanada-3-ay-önce-ifadeleri-alınıp-bırakılan-13-polise-gözaltı/">Adanada 3 ay önce ifadeleri alınıp bırakılan 13 polise gözaltı
Adana'da 3 ay önce ifadeleri alınıp bırakılan 13 polise gözaltı
Zaman
28.08.2014
02:03
Yasa dışı dinleme iddiasıyla polislere yönelik başlatılan operasyonlar Adana’ya da sıçradı. Akşam saatlerinde 13 polis hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Polislerden 11’i, kendileri Emniyet Müdürlüğü’ne gelerek teslim oldu. Polislerin, usulsüz verileri ele geçirme, özel hayatın gizliliğini ihlal ve resmî belgede sahtecilikle suçlandıkları öğrenildi. Polislerin avukatı İsa Ayanoğlu, hukukun ayaklar altına alındığını ifade ederek, “Bir savcı, TEM şube müdürünün getirdiği dosyayı hiçbir sorgulamaya tabi tutmadan imzalayamaz. Özellikle saat 19.00’da mesai bitiminde imzalanmış. İtiraz dilekçesi vermeye gittim, adliyede kimse yok. Amaç, müvekkilleri bir gün de olsa gözaltında tutmak.” dedi.Yasa dışı dinleme iddiasıyla polislere yönelik başlatılan operasyonlar Adana’ya da sıçradı. Akşam saatlerinde 13 polis memuru hakkında yakalama kararı çıkarıldı. Polislerden 11’i, kendileri gelerek teslim oldu. İstanbul ve Konya’da da birer polisin gözaltına alındığı öğrenildi. Adana TEM Şube Müdürü Murat Zeren imzasıyla savcılığa sevk edilen polislerin, usulsüz verileri ele geçirme, verileri yok etmeme, özel hayatın gizliliğini ihlal ve resmi belgede sahtecilikle suçlandıkları öğrenildi.Edinilen bilgiye göre, emniyet personelinin kendi içinde haberleşmek amacıyla kullandığı Pol-Net üzerinde çalışan bir yazılım bulunuyor. Bu program, emniyetin görevlendirdiği teknik elemanlar tarafından bilgisayarlara kuruluyor. İnternete kapalı olan, veri depolama ve aktarma imkânı tanımayan program, sadece iletişim amacıyla kullanılıyor. Mayıs ayında, Adana emniyetinde yapılan bir incelemede, bilgisayarlarına yasa dışı yollarla bu programın kurulduğu iddiasıyla bazı emniyet mensupları hakkında inceleme başlatılmıştı. 10 Haziran’da da bilgisayarlarında bu program bulunan polisler, savcılığa ifade verdikten sonra serbest bırakıldı. Kapanması gereken dosya, dün TEM şube müdürü tarafından yeniden ele alındı. Dosyanın altına 13 polisin ismini yazan TEM şube müdürü, Savcı İsmet Avşar’dan bu polislerin gözaltına alınarak mahkemeye sevk edilmesini istedi. Avşar’ın da ortada yeni deliller olmadan ve sorgulamaya gerek duymadan dosyayı imzaladığı öğrenildi.Polislerin avukatı İsa Ayanoğlu, hukukun ayaklar altına alındığını ifade ederek, “Bir savcı, TEM şube müdürünün getirdiği dosyayı hiçbir sorgulamaya tabi tutmadan imzalayamaz. Özellikle saat 19.00’da mesai bitiminde imzalanmış. İtiraz dilekçesi vermeye gittim, adliyede kimse yok. Ortada ne bir nöbetçi hakim ne de savcı var. Amaç, müvekkilleri bir gün de olsa gözaltında tutmak.“ dedi. Gözaltına alınan polislerin isimleri şöyle: Erhan Yıldırım, Serdar Koç, Mehmet Remzi Köpüklüoğlu, Ahmet Özkan, Halil Dağ, İbrahim Sağır, Yusuf Erdoğan, Neşet Arslan, Yusuf Ziya Toprak, Mehmet Karabörk, Ferhat İçöz, Süleyman Aslan, Cemil Baki.
Zaman
Ana Sayfa
28.08.2014
Adanada/">Adanada3ayönceifadelerialınıpbırakılan13polisegözaltıAdanada-3-ay-önce-ifadeleri-alınıp-bırakılan-13-polise-gözaltı/">Adanada 3 ay önce ifadeleri alınıp bırakılan 13 polise gözaltı
Savcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Zaman
21.08.2014
03:24
Terör ve yolsuzlukla mücadele eden polislere yönelik operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 17 polisten eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, 4,5 saatlik sorgusunun ardından tutuklandı.Tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ‘casusluk’ suçuna dair hiçbir somut delil ortaya konulmadı. Gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında tekrar yakalama çıkanlardan eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse dün adliyeye gelerek teslim oldu. Yakalama kararından sonra ifade için 12 gün sonra kendisine sıra gelen Köse, adliye önünde kısa bir basın açıklaması yaptı. Ömer Köse, Savcı İrfan Fidan tarafından alelacele kapatılan Selam-Tevhid terör örgütü dosyası ile alakalı olarak, “Devletin kılcallarına sızmış bir casusluk şebekesini mevcut yasalarımız çerçevesinde 3 yıl boyunca 2 cumhuriyet savcısı ve 20’ye yakın hâkimin kararlarıyla takip ettik. Soruşturmayı operasyona çeviremeden 17 Aralık sürecinde görevden alındık.” dedi. Köse, görevden alınmalarından yaklaşık 3 ay sonra derin yapının soruşturmayı fark ederek profesyonel bir psikolojik harekât planıyla kamuoyundan dosyayı kaçırdığına dikkat çekti. Havuz medyasının ‘binlerce kişi dinlendi’ yalanlarıyla soruşturmayı sulandırmaya çalıştığını ifade eden Köse, daha sonra dosya içerisinde mevcut 193 şüphelinin sıradan bir soruşturma gibi adliyeye çağırılıp ifadeleri alınarak takipsizlik verildiğini anlattı. Ömer Köse, “En sonunda da bir intikam hissiyle, bu dosyayı çalışan vatanseverlere operasyon yapıldı.” diyerek emniyet mensuplarına bir karşı operasyon yapıldığını dile getirdi. Köse, savcılık sorgusu sırasında yaşadığı bir hukuk garabetini ise şu şekilde anlattı: “Operasyonu yürüten cumhuriyet savcısı, ‘İfadeyi bitirdim. Söyleyecek bir sözünüz var mı?’ diye sorduğunda, ben de ‘İfadeyi bitirdiniz ama hâlâ casusluk sorusunu sormadınız. Delilini gösterin ve casusluk sorusunu sorun’ dedim. Savcı, ‘Size gösterecek herhangi bir delilim yok, bu soruyu size sormuyorum.’ diyerek ifadeyi kapattı. Buna avukatım şahittir.”
Zaman
En Çok Okunan
21.08.2014
SavcıdelilgösteremediamatutuklandıSavcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Polisler, hırsızlardan özür dilemezler
Zaman
21.08.2014
03:24
Gazete kupürlerini ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın polislere yönelik operasyonunda eski İzmir KOM Şube Müdürü Taner Aydın dün teslim oldu. Operasyondaki çarpıklığa dikkat çeken Aydın, “Uyuşturucu operasyonu yapmak, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim. 400 çocuğun PKK’ya katılımını önledim.” dedi.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, gazete kupürlerini ihbar kabul ederek başlattığı operasyonda haklarında gözaltı kararı çıkarılan 32 kişi teslim oldu. Gözaltına alınan polislerle ilgili sorgu aşamasında yine skandallar yaşandı. Polislerin sorgusu yaklaşık 30 saat bekletildikten sonra başladı. Bu duruma tepki gösteren polislerin avukatı İsmail Hakkı Küçük, “Sorguya başlamamaları, niyetlerinin kesinlikle usulüne göre operasyon olmadığını gösteren delillerden biri. Bu insanların ivedi şekilde ifadelerini alıp savcılığa götürmeleri lazım fakat hiç öyle bir dertleri yok.” dedi.Dün teslim olanlar arasında 7 Ocak 2014’te, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bacanağı C.H.’nin de şüphelileri arasında bulunduğu, limanda rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görev alan polislerden eski KOM Şube Müdürü Taner Aydın da yer aldı. Binaya girmeden önce basın mensuplarına konuşan Aydın, 1996 yılında İstanbul’da göreve başladığını, 10 yıl istihbaratta çalıştıktan sonra gönüllü olarak Hakkâri’ye gittiğini, iki yıl istihbarat müdürlüğü yaptıktan sonra 2010 yılında İzmir’e istihbarat müdür yardımcısı olarak atandığını belirtti. Aydın, “7 Ocak günü limanda yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra öğle saatlerinde görevden alındım. Müdüriyet emrine çektiler, iki ay herhangi bir görev vermediler, oradan polis okuluna sürgün gönderdiler. Orada bir ay çalıştım, daha sonra çok basit mevzudan açığa alındım, dört aydır açıktayım.” diye konuştu. Hakkında yakalama kararının çıkarıldığı operasyonla ilgili de bilgi veren Aydın, şunları söyledi: “Mart ayında Star Gazetesi’nde bir telefon dinleme listesi yayımlandı. Bunun basında başka bir yerde çıkması, TCK 258. maddeye göre suçtur. Bu konuda defaatle suç duyurusunda bulunmamıza, müfettişlere belirtmemize rağmen her ne hikmetse buradaki her şey doğru kabul edilerek birçok polis suçlu ilan edilmesine rağmen bu belgenin yayımlanmış olmasından dolayı henüz bir dava açılmış değil, kimse suçlanmıyor.” Bu belgeler yayımlandıktan sonra haberlerin yapıldığını, son bir aydır Twitter adreslerinde, internet adreslerinde gözaltına alınacağı, tutuklanacağı şeklinde yazılar yazıldığını söyleyen Taner Aydın, bunların hepsinin bir algı operasyonu olduğunu çok net şekilde gösterdiğini belirtti. Dosyayı inceledikten sonra her zaman içinde olmaktan gurur duyduğu emniyet teşkilatından ilk defa dün utandığını dile getiren Aydın, şöyle konuştu: “Mahkeme kararı alarak uyuşturucu kaçakçılarını, terör örgütlerini dinledik. Niye? Bir çocuk sokakta uyuşturucudan ölmesin diye dinledik. Biz teröre operasyon yaptık. Ne yaptık? Bir bomba yüklü aracı patlamasın diye çalıştık, bulduk, patlamasını önledik. Benim arkadaşlarım iki sene dağ başında yattı, terörist geçecek diye bunları yakalamaya çalıştı. Uyuşturucu operasyonu yapmak, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim.”Karşıyakalıyız, kimsenin önüne yatmayızHakkında gözaltı çıkarılan eski Batman il Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan da dün teslim oldu. Emniyete girmeden konuşan Okan, “Dünün kahramanları hemen hain ilan edildi, günün hainleri baştacı edildi. Kıskanıyorsam yalan söylemiş olurum, gurur duyuyorum bu dönemde görevden alınmaktan, açığa alınmaktan.” dedi. Müslüman-Türk ve hasta Karşıyakalı olduğunu belirten Okan, şöyle konuştu: “Polisiz biz, hatamız da olabilir, günahımız da. Eğilir özür dileriz, hakkın ve haklının karşısında. Ama kimsenin önüne yatmaz, takla da atmayız ne makam ne de para uğruna. Cenab-ı Allah’tan gelenler her şey hoş gelmiş sefa gelmiş. Onun izni olmadan hiçbir şey olmaz, yaprak kıpırdamaz.”
Zaman
En Çok Okunan
21.08.2014
PolislerhırsızlardanözürdilemezlerPolisler hırsızlardan özür dilemezler
Savcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Zaman
21.08.2014
02:12
Terör ve yolsuzlukla mücadele eden polislere yönelik operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 17 polisten eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, 4,5 saatlik sorgusunun ardından tutuklandı.Tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ‘casusluk’ suçuna dair hiçbir somut delil ortaya konulmadı. Gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında tekrar yakalama çıkanlardan eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse dün adliyeye gelerek teslim oldu. Yakalama kararından sonra ifade için 12 gün sonra kendisine sıra gelen Köse, adliye önünde kısa bir basın açıklaması yaptı. Ömer Köse, Savcı İrfan Fidan tarafından alelacele kapatılan Selam-Tevhid terör örgütü dosyası ile alakalı olarak, “Devletin kılcallarına sızmış bir casusluk şebekesini mevcut yasalarımız çerçevesinde 3 yıl boyunca 2 cumhuriyet savcısı ve 20’ye yakın hâkimin kararlarıyla takip ettik. Soruşturmayı operasyona çeviremeden 17 Aralık sürecinde görevden alındık.” dedi. Köse, görevden alınmalarından yaklaşık 3 ay sonra derin yapının soruşturmayı fark ederek profesyonel bir psikolojik harekât planıyla kamuoyundan dosyayı kaçırdığına dikkat çekti. Havuz medyasının ‘binlerce kişi dinlendi’ yalanlarıyla soruşturmayı sulandırmaya çalıştığını ifade eden Köse, daha sonra dosya içerisinde mevcut 193 şüphelinin sıradan bir soruşturma gibi adliyeye çağırılıp ifadeleri alınarak takipsizlik verildiğini anlattı. Ömer Köse, “En sonunda da bir intikam hissiyle, bu dosyayı çalışan vatanseverlere operasyon yapıldı.” diyerek emniyet mensuplarına bir karşı operasyon yapıldığını dile getirdi. Köse, savcılık sorgusu sırasında yaşadığı bir hukuk garabetini ise şu şekilde anlattı: “Operasyonu yürüten cumhuriyet savcısı, ‘İfadeyi bitirdim. Söyleyecek bir sözünüz var mı?’ diye sorduğunda, ben de ‘İfadeyi bitirdiniz ama hâlâ casusluk sorusunu sormadınız. Delilini gösterin ve casusluk sorusunu sorun’ dedim. Savcı, ‘Size gösterecek herhangi bir delilim yok, bu soruyu size sormuyorum.’ diyerek ifadeyi kapattı. Buna avukatım şahittir.”
Zaman
Güncel
21.08.2014
SavcıdelilgösteremediamatutuklandıSavcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Polisler, hırsızlardan özür dilemezler
Zaman
21.08.2014
02:12
Gazete kupürlerini ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın polislere yönelik operasyonunda eski İzmir KOM Şube Müdürü Taner Aydın dün teslim oldu. Operasyondaki çarpıklığa dikkat çeken Aydın, “Uyuşturucu operasyonu yapmak, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim. 400 çocuğun PKK’ya katılımını önledim.” dedi.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, gazete kupürlerini ihbar kabul ederek başlattığı operasyonda haklarında gözaltı kararı çıkarılan 32 kişi teslim oldu. Gözaltına alınan polislerle ilgili sorgu aşamasında yine skandallar yaşandı. Polislerin sorgusu yaklaşık 30 saat bekletildikten sonra başladı. Bu duruma tepki gösteren polislerin avukatı İsmail Hakkı Küçük, “Sorguya başlamamaları, niyetlerinin kesinlikle usulüne göre operasyon olmadığını gösteren delillerden biri. Bu insanların ivedi şekilde ifadelerini alıp savcılığa götürmeleri lazım fakat hiç öyle bir dertleri yok.” dedi.Dün teslim olanlar arasında 7 Ocak 2014’te, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bacanağı C.H.’nin de şüphelileri arasında bulunduğu, limanda rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görev alan polislerden eski KOM Şube Müdürü Taner Aydın da yer aldı. Binaya girmeden önce basın mensuplarına konuşan Aydın, 1996 yılında İstanbul’da göreve başladığını, 10 yıl istihbaratta çalıştıktan sonra gönüllü olarak Hakkâri’ye gittiğini, iki yıl istihbarat müdürlüğü yaptıktan sonra 2010 yılında İzmir’e istihbarat müdür yardımcısı olarak atandığını belirtti. Aydın, “7 Ocak günü limanda yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra öğle saatlerinde görevden alındım. Müdüriyet emrine çektiler, iki ay herhangi bir görev vermediler, oradan polis okuluna sürgün gönderdiler. Orada bir ay çalıştım, daha sonra çok basit mevzudan açığa alındım, dört aydır açıktayım.” diye konuştu. Hakkında yakalama kararının çıkarıldığı operasyonla ilgili de bilgi veren Aydın, şunları söyledi: “Mart ayında Star Gazetesi’nde bir telefon dinleme listesi yayımlandı. Bunun basında başka bir yerde çıkması, TCK 258. maddeye göre suçtur. Bu konuda defaatle suç duyurusunda bulunmamıza, müfettişlere belirtmemize rağmen her ne hikmetse buradaki her şey doğru kabul edilerek birçok polis suçlu ilan edilmesine rağmen bu belgenin yayımlanmış olmasından dolayı henüz bir dava açılmış değil, kimse suçlanmıyor.” Bu belgeler yayımlandıktan sonra haberlerin yapıldığını, son bir aydır Twitter adreslerinde, internet adreslerinde gözaltına alınacağı, tutuklanacağı şeklinde yazılar yazıldığını söyleyen Taner Aydın, bunların hepsinin bir algı operasyonu olduğunu çok net şekilde gösterdiğini belirtti. Dosyayı inceledikten sonra her zaman içinde olmaktan gurur duyduğu emniyet teşkilatından ilk defa dün utandığını dile getiren Aydın, şöyle konuştu: “Mahkeme kararı alarak uyuşturucu kaçakçılarını, terör örgütlerini dinledik. Niye? Bir çocuk sokakta uyuşturucudan ölmesin diye dinledik. Biz teröre operasyon yaptık. Ne yaptık? Bir bomba yüklü aracı patlamasın diye çalıştık, bulduk, patlamasını önledik. Benim arkadaşlarım iki sene dağ başında yattı, terörist geçecek diye bunları yakalamaya çalıştı. Uyuşturucu operasyonu yapmak, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim.”Karşıyakalıyız, kimsenin önüne yatmayızHakkında gözaltı çıkarılan eski Batman il Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan da dün teslim oldu. Emniyete girmeden konuşan Okan, “Dünün kahramanları hemen hain ilan edildi, günün hainleri baştacı edildi. Kıskanıyorsam yalan söylemiş olurum, gurur duyuyorum bu dönemde görevden alınmaktan, açığa alınmaktan.” dedi. Müslüman-Türk ve hasta Karşıyakalı olduğunu belirten Okan, şöyle konuştu: “Polisiz biz, hatamız da olabilir, günahımız da. Eğilir özür dileriz, hakkın ve haklının karşısında. Ama kimsenin önüne yatmaz, takla da atmayız ne makam ne de para uğruna. Cenab-ı Allah’tan gelenler her şey hoş gelmiş sefa gelmiş. Onun izni olmadan hiçbir şey olmaz, yaprak kıpırdamaz.”
Zaman
Güncel
21.08.2014
PolislerhırsızlardanözürdilemezlerPolisler hırsızlardan özür dilemezler
Polisler, hırsızlardan özür dilemezler
Zaman
21.08.2014
02:12
Gazete kupürlerini ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın polislere yönelik operasyonunda eski İzmir KOM Şube Müdürü Taner Aydın dün teslim oldu. Operasyondaki çarpıklığa dikkat çeken Aydın, “Uyuşturucu operasyonu yapmak, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim. 400 çocuğun PKK’ya katılımını önledim.” dedi.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı’nın, gazete kupürlerini ihbar kabul ederek başlattığı operasyonda haklarında gözaltı kararı çıkarılan 32 kişi teslim oldu. Gözaltına alınan polislerle ilgili sorgu aşamasında yine skandallar yaşandı. Polislerin sorgusu yaklaşık 30 saat bekletildikten sonra başladı. Bu duruma tepki gösteren polislerin avukatı İsmail Hakkı Küçük, “Sorguya başlamamaları, niyetlerinin kesinlikle usulüne göre operasyon olmadığını gösteren delillerden biri. Bu insanların ivedi şekilde ifadelerini alıp savcılığa götürmeleri lazım fakat hiç öyle bir dertleri yok.” dedi.Dün teslim olanlar arasında 7 Ocak 2014’te, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırım’ın bacanağı C.H.’nin de şüphelileri arasında bulunduğu, limanda rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görev alan polislerden eski KOM Şube Müdürü Taner Aydın da yer aldı. Binaya girmeden önce basın mensuplarına konuşan Aydın, 1996 yılında İstanbul’da göreve başladığını, 10 yıl istihbaratta çalıştıktan sonra gönüllü olarak Hakkâri’ye gittiğini, iki yıl istihbarat müdürlüğü yaptıktan sonra 2010 yılında İzmir’e istihbarat müdür yardımcısı olarak atandığını belirtti. Aydın, “7 Ocak günü limanda yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra öğle saatlerinde görevden alındım. Müdüriyet emrine çektiler, iki ay herhangi bir görev vermediler, oradan polis okuluna sürgün gönderdiler. Orada bir ay çalıştım, daha sonra çok basit mevzudan açığa alındım, dört aydır açıktayım.” diye konuştu. Hakkında yakalama kararının çıkarıldığı operasyonla ilgili de bilgi veren Aydın, şunları söyledi: “Mart ayında Star Gazetesi’nde bir telefon dinleme listesi yayımlandı. Bunun basında başka bir yerde çıkması, TCK 258. maddeye göre suçtur. Bu konuda defaatle suç duyurusunda bulunmamıza, müfettişlere belirtmemize rağmen her ne hikmetse buradaki her şey doğru kabul edilerek birçok polis suçlu ilan edilmesine rağmen bu belgenin yayımlanmış olmasından dolayı henüz bir dava açılmış değil, kimse suçlanmıyor.” Bu belgeler yayımlandıktan sonra haberlerin yapıldığını, son bir aydır Twitter adreslerinde, internet adreslerinde gözaltına alınacağı, tutuklanacağı şeklinde yazılar yazıldığını söyleyen Taner Aydın, bunların hepsinin bir algı operasyonu olduğunu çok net şekilde gösterdiğini belirtti. Dosyayı inceledikten sonra her zaman içinde olmaktan gurur duyduğu emniyet teşkilatından ilk defa dün utandığını dile getiren Aydın, şöyle konuştu: “Mahkeme kararı alarak uyuşturucu kaçakçılarını, terör örgütlerini dinledik. Niye? Bir çocuk sokakta uyuşturucudan ölmesin diye dinledik. Biz teröre operasyon yaptık. Ne yaptık? Bir bomba yüklü aracı patlamasın diye çalıştık, bulduk, patlamasını önledik. Benim arkadaşlarım iki sene dağ başında yattı, terörist geçecek diye bunları yakalamaya çalıştı. Uyuşturucu operasyonu yapmak, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim.”Karşıyakalıyız, kimsenin önüne yatmayızHakkında gözaltı çıkarılan eski Batman il Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan da dün teslim oldu. Emniyete girmeden konuşan Okan, “Dünün kahramanları hemen hain ilan edildi, günün hainleri baştacı edildi. Kıskanıyorsam yalan söylemiş olurum, gurur duyuyorum bu dönemde görevden alınmaktan, açığa alınmaktan.” dedi. Müslüman-Türk ve hasta Karşıyakalı olduğunu belirten Okan, şöyle konuştu: “Polisiz biz, hatamız da olabilir, günahımız da. Eğilir özür dileriz, hakkın ve haklının karşısında. Ama kimsenin önüne yatmaz, takla da atmayız ne makam ne de para uğruna. Cenab-ı Allah’tan gelenler her şey hoş gelmiş sefa gelmiş. Onun izni olmadan hiçbir şey olmaz, yaprak kıpırdamaz.”
Zaman
Ana Sayfa
21.08.2014
PolislerhırsızlardanözürdilemezlerPolisler hırsızlardan özür dilemezler
Savcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Zaman
21.08.2014
02:12
Terör ve yolsuzlukla mücadele eden polislere yönelik operasyon kapsamında haklarında yakalama kararı çıkarılan 17 polisten eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse, 4,5 saatlik sorgusunun ardından tutuklandı.Tutuklanma gerekçesi olarak gösterilen ‘casusluk’ suçuna dair hiçbir somut delil ortaya konulmadı. Gözaltına alınıp serbest bırakıldıktan sonra hakkında tekrar yakalama çıkanlardan eski İstanbul Terörle Mücadele Şube Müdürü Ömer Köse dün adliyeye gelerek teslim oldu. Yakalama kararından sonra ifade için 12 gün sonra kendisine sıra gelen Köse, adliye önünde kısa bir basın açıklaması yaptı. Ömer Köse, Savcı İrfan Fidan tarafından alelacele kapatılan Selam-Tevhid terör örgütü dosyası ile alakalı olarak, “Devletin kılcallarına sızmış bir casusluk şebekesini mevcut yasalarımız çerçevesinde 3 yıl boyunca 2 cumhuriyet savcısı ve 20’ye yakın hâkimin kararlarıyla takip ettik. Soruşturmayı operasyona çeviremeden 17 Aralık sürecinde görevden alındık.” dedi. Köse, görevden alınmalarından yaklaşık 3 ay sonra derin yapının soruşturmayı fark ederek profesyonel bir psikolojik harekât planıyla kamuoyundan dosyayı kaçırdığına dikkat çekti. Havuz medyasının ‘binlerce kişi dinlendi’ yalanlarıyla soruşturmayı sulandırmaya çalıştığını ifade eden Köse, daha sonra dosya içerisinde mevcut 193 şüphelinin sıradan bir soruşturma gibi adliyeye çağırılıp ifadeleri alınarak takipsizlik verildiğini anlattı. Ömer Köse, “En sonunda da bir intikam hissiyle, bu dosyayı çalışan vatanseverlere operasyon yapıldı.” diyerek emniyet mensuplarına bir karşı operasyon yapıldığını dile getirdi. Köse, savcılık sorgusu sırasında yaşadığı bir hukuk garabetini ise şu şekilde anlattı: “Operasyonu yürüten cumhuriyet savcısı, ‘İfadeyi bitirdim. Söyleyecek bir sözünüz var mı?’ diye sorduğunda, ben de ‘İfadeyi bitirdiniz ama hâlâ casusluk sorusunu sormadınız. Delilini gösterin ve casusluk sorusunu sorun’ dedim. Savcı, ‘Size gösterecek herhangi bir delilim yok, bu soruyu size sormuyorum.’ diyerek ifadeyi kapattı. Buna avukatım şahittir.”
Zaman
Ana Sayfa
21.08.2014
SavcıdelilgösteremediamatutuklandıSavcı delil gösteremedi ama tutuklandı
Emniyette "paralel yapı" operasyonu - Hasan Ali Okan ...
Haberler.com
20.08.2014
19:10
İzmir merkezli 13 ilde yasa dışı dinleme iddialarına ilişkin soruşturma kapsamında hakkında yakalama kararı bulunan eski Batman Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan ile polis memuru Osman Karakuzu da İzmirde teslim oldu.
Haberler.com
Güncel
20.08.2014
Emniyetteparalelyapıoperasyonu-HasanAliOkanEmniyette paralel yapı operasyonu - Hasan Ali Okan
'Paralel operasyonu'nda yeni gelişme
Haber Türk
20.08.2014
18:57
Hakkındaİzmirde teslim oldu align=left style=padding-right:5px; border=0 width=97 height=100 />Hakkında yakalama kararı bulunan eski Batman Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan ile polis memuru Osman Karakuzu da İzmirde teslim oldu
Haber Türk
Son Dakika
20.08.2014
ParaleloperasyonundayenigelişmeParalel operasyonunda yeni gelişme
Okan: Dünün Kahramanları Hain, Günün Hainleri Baştacı ...
Haberler.com
20.08.2014
18:25
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının gazete kupürlerini ihbar kabul ederek önleme dinlemesi yapan polislere yönelik başlattığı operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı bulunan Batman eski İl Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan teslim oldu.
Haberler.com
Güncel
20.08.2014
OkanDününKahramanlarıHainGününHainleriBaştacıOkan Dünün Kahramanları Hain Günün Hainleri Baştacı
Okan: Dünün kahramanları hain, günün hainleri baştacı edildi
Haber3
20.08.2014
18:02
Okan:

İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının gazete kupürlerini ihbar kabul ederek önleme dinlemesi yapan polislere yönelik başlattığı operasyon kapsamında hakkında gözaltı kararı bulunan Batman eski İl Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan teslim oldu....

Haber3
Son Dakika
20.08.2014
OkanDününkahramanlarıhaingününhainleribaştacıedildiOkan Dünün kahramanları hain günün hainleri baştacı edildi
Emniyet müdürü teslim oldu !
Haber3
20.08.2014
17:28
Emniyet

Birinci sınıf emniyet müdürü Hasan Ali Okan da teslim oldu

Haber3
Son Dakika
20.08.2014
EmniyetmüdürüteslimolduEmniyet müdürü teslim oldu
Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan da teslim oldu
En Son Haber
20.08.2014
17:07
İzmir merkezli yasa dışı operasyonunda Ömer Köseden sonra Emniyet Müdürü Hasan Ali Okan da teslim oldu.
En Son Haber
Son Dakika
20.08.2014
EmniyetMüdürüHasanAliOkandateslimolduEmniyet Müdürü Hasan Ali Okan da teslim oldu
O emniyet müdürü de teslim oldu
Türkiye Gazetesi
20.08.2014
15:35
22 Temmuz operasyonu kapsamında serbest kaldıktan sonra hakkında yakalama kararı çıkarılan Ö.K. teslim oldu.
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
20.08.2014
OemniyetmüdürüdeteslimolduO emniyet müdürü de teslim oldu
'Uyuşturucuyla, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim'
Zaman
20.08.2014
14:04
Gazete kupürlerini ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının emniyet mensuplarına yönelik operasyonunda hakkında arama kararı çıkarılanlar arasında bulunan eski İzmir KOM Şube Müdürü Taner Aydın, avukatlarıyla birlikte emniyete gitti.Aydın, teslim olmadan önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Uyuşturucu operasyonu yapmak suçsa, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim. Bunların bombalarını yakaladım, teröristleri yakaladım. Hakkaride ben iki yıl görev yaptım. Benden önce Hakkaride kırsala beş tane katılım yakalanırken ben 400 tane çocuğun kırsala katılımını önledim. Eğer bu suçsa ben bu suçu işledim. dedi. Aydının teslim olmasıyla birlikte operasyon kapsamında hakkında arama kararı bulunan üç emniyet mensubu kaldı.7 Ocak tarihinde, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırımın bacanağı C.H.nin de şüphelileri arasında bulunduğu, limanda rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görev alan polislerden olan eski KOM Şube Müdürü Taner Aydın, hakkında yakalama kararı bulunduğu dinleme operasyonuyla ilgili emniyete giderek teslim oldu. Emniyete girmeden önce basın mensuplarına konuşan Aydın, meslek geçmişi hakkında bilgi verdi. 1996 yılında İstanbulda göreve başladığını, 10 yıl istihbaratta çalıştıktan sonra gönüllü olarak Hakkariye gittiğini, iki yıl istihbarat müdürlüğü yaptıktan sonra 2010 yılında İzmire istihbarat müdür yardımcısı olarak atandığını belirten Aydın, 2013 yılında istihbahattan ayrılarak kaçakçılık birimine verildim. 17 Aralıktan sonra müdürlerimiz görevden alındı. 7 Ocak günü liman yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra öğle saatlerinde görevden alındım. Müdüriyet emrine çektiler, iki ay herhangi bir görev vermediler, oradan polis okuluna sürgün olarak gönderdiler. Ben bunu sürgün olarak görmüyorum, bu görevdir. Orada bir ay çalıştım, daha sonra çok basit mevzudan açığa alındım, dört aydır açıktayım. dedi. Son operasyon kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarıldığını öğrenerek emniyete geldiğini ifade eden Aydın, kaçmasını gerektiren bir durumun olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve mahkemelerin vermiş olduğu kararlara uygun hareket ettiklerini söyledi. Aydın, O yüzden burada suç oluşacak bir durum olmadığını bildiğimizden, hattâ ola ki bir suç işlesek bile biz bu devletten kaçmayız, her zaman gelir devletimize teslim oluruz, çünkü biz devletimize, hukuka güveniyoruz. Her ne kadar şu anda yaşanan süreç hukuki olmasa da yine de devletimize güveniyoruz. Hukuk topal da kör de olabilir ama sonuçta doğruyu bulacaktır. şeklinde konuştu.İSTİHBARAT BELGELERİ DEVLETİN NAMUSUDURHakkında yakalama kararının çıkarıldığı operasyonla ilgili de bilgi veren Aydın, şunları söyledi: Mart ayında Star Gazetesinde bir telefon dinleme listesi yayımlandı. Bu liste gazetecilik açısından başarıdır, gazetecilere diyecek bir şey yok ancak bu liste, İstihbarat Daire Başkanlığının yaptığı çalışmalarda denetleme raporlarından çıkmış bir listedir, birebir kopyasıdır. Bunun basında başka bir yerde çıkması, TCK 258. maddeye göre suçtur. Bu konuda defaatle suç duyusunda bulunmamıza, müfettişlere belirtmemize rağmen her ne hikmetse buradaki her şey doğru kabul edilerek birçok polis suçlu ilan edilmesine rağmen bu belgenin yayımlanmış olmasından dolayı henüz bir dava açılmış değil, kimse suçlanmıyor. Müfettişlerimize ben bu konuda bu evrakların yayınlanmasıyla ilgili kimlerin yapabileceğiyle ilgili bilgiler verdim. Bu kurumun başındaki insan, bu belgeleri korumakla görevli insan İstihbarat Daire Başkanımızdır. Eğer o belgeyi korumuyorsa, istihbarat belgeleri devletin namusudur, biz namusumuzu korumak zorundayız.Bu belgeler yayımlandıktan sonra haberlerin yapıldığını, son bir aydır Twitter adreslerinde, internet adreslerinde gözaltına alınacağı, tutuklanacağı şeklinde yazılar yazıldığını söyleyen Taner Aydın, bunların hepsinin bir algı operasyonu olduğunu çok net şekilde gösterdiğini belirtti. Bu operasyon olmadan önce bir gazetede operasyon olacağı, üçüncü dalgada gözaltına alınacakların olacağı yazıldığına dikkat çeken Aydın, Görülüyor ki bir algı operasyonu yapılmak isteniyor ki başından haber yapılıyor. Siz hiç polis operasyonlarını bir iki ay önceden medyada dinlediniz mi? Bunlar örnek operasyonlardır. Polis akademisi, hukuk fakültelerinde önümüzdeki dönemde bir operasyon nasıl yapılmaz, hukuk nasıl ayaklar altına alınmaz, bunları insanlar ileride buradan göreceklerdir. şeklinde konuştu. Yapılan operasyonda çarpık durumlar olduğunu dikkat çeken Aydın, Mesela o listelerde görev almış personelin listesi çıkartılıyor, bunlardan bir kısmı benim de içinde olduğum bir kısmı örgüt kurmak, örgüte üye olmak, yönetmekle suçlanırken bir kısmına hiçbir işlem yapılmıyor. Burada bir çarpıklık var. İşlediğimizin suç olmadığını biliyorum, suç olsaydı diğerlerini de kayıramazlardı. Oradaki listeden isimler çıkarılabiliyorsa demek ki ortada suç yok. İs
Zaman
Son Dakika
20.08.2014
UyuşturucuylaPKKilemücadeleetmeksuçsabenbusuçuişledimUyuşturucuyla PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim
'Uyuşturucuyla, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim'
Zaman
20.08.2014
14:04
Gazete kupürlerini ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının emniyet mensuplarına yönelik operasyonunda hakkında arama kararı çıkarılanlar arasında bulunan eski İzmir KOM Şube Müdürü Taner Aydın, avukatlarıyla birlikte emniyete gitti.Aydın, teslim olmadan önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Uyuşturucu operasyonu yapmak suçsa, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim. Bunların bombalarını yakaladım, teröristleri yakaladım. Hakkaride ben iki yıl görev yaptım. Benden önce Hakkaride kırsala beş tane katılım yakalanırken ben 400 tane çocuğun kırsala katılımını önledim. Eğer bu suçsa ben bu suçu işledim. dedi. Aydının teslim olmasıyla birlikte operasyon kapsamında hakkında arama kararı bulunan üç emniyet mensubu kaldı.7 Ocak tarihinde, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırımın bacanağı C.H.nin de şüphelileri arasında bulunduğu, limanda rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görev alan polislerden olan eski KOM Şube Müdürü Taner Aydın, hakkında yakalama kararı bulunduğu dinleme operasyonuyla ilgili emniyete giderek teslim oldu. Emniyete girmeden önce basın mensuplarına konuşan Aydın, meslek geçmişi hakkında bilgi verdi. 1996 yılında İstanbulda göreve başladığını, 10 yıl istihbaratta çalıştıktan sonra gönüllü olarak Hakkariye gittiğini, iki yıl istihbarat müdürlüğü yaptıktan sonra 2010 yılında İzmire istihbarat müdür yardımcısı olarak atandığını belirten Aydın, 2013 yılında istihbahattan ayrılarak kaçakçılık birimine verildim. 17 Aralıktan sonra müdürlerimiz görevden alındı. 7 Ocak günü liman yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra öğle saatlerinde görevden alındım. Müdüriyet emrine çektiler, iki ay herhangi bir görev vermediler, oradan polis okuluna sürgün olarak gönderdiler. Ben bunu sürgün olarak görmüyorum, bu görevdir. Orada bir ay çalıştım, daha sonra çok basit mevzudan açığa alındım, dört aydır açıktayım. dedi. Son operasyon kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarıldığını öğrenerek emniyete geldiğini ifade eden Aydın, kaçmasını gerektiren bir durumun olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve mahkemelerin vermiş olduğu kararlara uygun hareket ettiklerini söyledi. Aydın, O yüzden burada suç oluşacak bir durum olmadığını bildiğimizden, hattâ ola ki bir suç işlesek bile biz bu devletten kaçmayız, her zaman gelir devletimize teslim oluruz, çünkü biz devletimize, hukuka güveniyoruz. Her ne kadar şu anda yaşanan süreç hukuki olmasa da yine de devletimize güveniyoruz. Hukuk topal da kör de olabilir ama sonuçta doğruyu bulacaktır. şeklinde konuştu.İSTİHBARAT BELGELERİ DEVLETİN NAMUSUDURHakkında yakalama kararının çıkarıldığı operasyonla ilgili de bilgi veren Aydın, şunları söyledi: Mart ayında Star Gazetesinde bir telefon dinleme listesi yayımlandı. Bu liste gazetecilik açısından başarıdır, gazetecilere diyecek bir şey yok ancak bu liste, İstihbarat Daire Başkanlığının yaptığı çalışmalarda denetleme raporlarından çıkmış bir listedir, birebir kopyasıdır. Bunun basında başka bir yerde çıkması, TCK 258. maddeye göre suçtur. Bu konuda defaatle suç duyusunda bulunmamıza, müfettişlere belirtmemize rağmen her ne hikmetse buradaki her şey doğru kabul edilerek birçok polis suçlu ilan edilmesine rağmen bu belgenin yayımlanmış olmasından dolayı henüz bir dava açılmış değil, kimse suçlanmıyor. Müfettişlerimize ben bu konuda bu evrakların yayınlanmasıyla ilgili kimlerin yapabileceğiyle ilgili bilgiler verdim. Bu kurumun başındaki insan, bu belgeleri korumakla görevli insan İstihbarat Daire Başkanımızdır. Eğer o belgeyi korumuyorsa, istihbarat belgeleri devletin namusudur, biz namusumuzu korumak zorundayız.Bu belgeler yayımlandıktan sonra haberlerin yapıldığını, son bir aydır Twitter adreslerinde, internet adreslerinde gözaltına alınacağı, tutuklanacağı şeklinde yazılar yazıldığını söyleyen Taner Aydın, bunların hepsinin bir algı operasyonu olduğunu çok net şekilde gösterdiğini belirtti. Bu operasyon olmadan önce bir gazetede operasyon olacağı, üçüncü dalgada gözaltına alınacakların olacağı yazıldığına dikkat çeken Aydın, Görülüyor ki bir algı operasyonu yapılmak isteniyor ki başından haber yapılıyor. Siz hiç polis operasyonlarını bir iki ay önceden medyada dinlediniz mi? Bunlar örnek operasyonlardır. Polis akademisi, hukuk fakültelerinde önümüzdeki dönemde bir operasyon nasıl yapılmaz, hukuk nasıl ayaklar altına alınmaz, bunları insanlar ileride buradan göreceklerdir. şeklinde konuştu. Yapılan operasyonda çarpık durumlar olduğunu dikkat çeken Aydın, Mesela o listelerde görev almış personelin listesi çıkartılıyor, bunlardan bir kısmı benim de içinde olduğum bir kısmı örgüt kurmak, örgüte üye olmak, yönetmekle suçlanırken bir kısmına hiçbir işlem yapılmıyor. Burada bir çarpıklık var. İşlediğimizin suç olmadığını biliyorum, suç olsaydı diğerlerini de kayıramazlardı. Oradaki listeden isimler çıkarılabiliyorsa demek ki ortada suç yok. İs
Zaman
Ana Sayfa
20.08.2014
UyuşturucuylaPKKilemücadeleetmeksuçsabenbusuçuişledimUyuşturucuyla PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim
'Uyuşturucuyla, PKK ile mücadele etmek suçsa bu suçu işledim'
Zaman
20.08.2014
13:30
Gazete kupürlerini ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının emniyet mensuplarına yönelik operasyonunda hakkında arama kararı çıkarılanlar arasında bulunan eski İzmir KOM Şube Müdürü Taner Aydın, avukatlarıyla birlikte emniyete gitti.Aydın, teslim olmadan önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Uyuşturucu operasyonu yapmak suçsa, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim. Bunların bombalarını yakaladım, teröristleri yakaladım. Hakkaride ben iki yıl görev yaptım. Benden önce Hakkaride kırsala beş tane katılım yakalanırken ben 400 tane çocuğun kırsala katılımını önledim. Eğer bu suçsa ben bu suçu işledim. dedi. Aydının teslim olmasıyla birlikte operasyon kapsamında hakkında arama kararı bulunan üç emniyet mensubu kaldı.7 Ocak tarihinde, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırımın bacanağı C.H.nin de şüphelileri arasında bulunduğu, limanda rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görev alan polislerden olan eski KOM Şube Müdürü Taner Aydın, hakkında yakalama kararı bulunduğu dinleme operasyonuyla ilgili emniyete giderek teslim oldu. Emniyete girmeden önce basın mensuplarına konuşan Aydın, meslek geçmişi hakkında bilgi verdi. 1996 yılında İstanbulda göreve başladığını, 10 yıl istihbaratta çalıştıktan sonra gönüllü olarak Hakkariye gittiğini, iki yıl istihbarat müdürlüğü yaptıktan sonra 2010 yılında İzmire istihbarat müdür yardımcısı olarak atandığını belirten Aydın, 2013 yılında istihbahattan ayrılarak kaçakçılık birimine verildim. 17 Aralıktan sonra müdürlerimiz görevden alındı. 7 Ocak günü liman yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra öğle saatlerinde görevden alındım. Müdüriyet emrine çektiler, iki ay herhangi bir görev vermediler, oradan polis okuluna sürgün olarak gönderdiler. Ben bunu sürgün olarak görmüyorum, bu görevdir. Orada bir ay çalıştım, daha sonra çok basit mevzudan açığa alındım, dört aydır açıktayım. dedi. Son operasyon kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarıldığını öğrenerek emniyete geldiğini ifade eden Aydın, kaçmasını gerektiren bir durumun olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve mahkemelerin vermiş olduğu kararlara uygun hareket ettiklerini söyledi. Aydın, O yüzden burada suç oluşacak bir durum olmadığını bildiğimizden, hattâ ola ki bir suç işlesek bile biz bu devletten kaçmayız, her zaman gelir devletimize teslim oluruz, çünkü biz devletimize, hukuka güveniyoruz. Her ne kadar şu anda yaşanan süreç hukuki olmasa da yine de devletimize güveniyoruz. Hukuk topal da kör de olabilir ama sonuçta doğruyu bulacaktır. şeklinde konuştu.İSTİHBARAT BELGELERİ DEVLETİN NAMUSUDURHakkında yakalama kararının çıkarıldığı operasyonla ilgili de bilgi veren Aydın, şunları söyledi: Mart ayında Star Gazetesinde bir telefon dinleme listesi yayımlandı. Bu liste gazetecilik açısından başarıdır, gazetecilere diyecek bir şey yok ancak bu liste, İstihbarat Daire Başkanlığının yaptığı çalışmalarda denetleme raporlarından çıkmış bir listedir, birebir kopyasıdır. Bunun basında başka bir yerde çıkması, TCK 258. maddeye göre suçtur. Bu konuda defaatle suç duyusunda bulunmamıza, müfettişlere belirtmemize rağmen her ne hikmetse buradaki her şey doğru kabul edilerek birçok polis suçlu ilan edilmesine rağmen bu belgenin yayımlanmış olmasından dolayı henüz bir dava açılmış değil, kimse suçlanmıyor. Müfettişlerimize ben bu konuda bu evrakların yayınlanmasıyla ilgili kimlerin yapabileceğiyle ilgili bilgiler verdim. Bu kurumun başındaki insan, bu belgeleri korumakla görevli insan İstihbarat Daire Başkanımızdır. Eğer o belgeyi korumuyorsa, istihbarat belgeleri devletin namusudur, biz namusumuzu korumak zorundayız.Bu belgeler yayımlandıktan sonra haberlerin yapıldığını, son bir aydır Twitter adreslerinde, internet adreslerinde gözaltına alınacağı, tutuklanacağı şeklinde yazılar yazıldığını söyleyen Taner Aydın, bunların hepsinin bir algı operasyonu olduğunu çok net şekilde gösterdiğini belirtti. Bu operasyon olmadan önce bir gazetede operasyon olacağı, üçüncü dalgada gözaltına alınacakların olacağı yazıldığına dikkat çeken Aydın, Görülüyor ki bir algı operasyonu yapılmak isteniyor ki başından haber yapılıyor. Siz hiç polis operasyonlarını bir iki ay önceden medyada dinlediniz mi? Bunlar örnek operasyonlardır. Polis akademisi, hukuk fakültelerinde önümüzdeki dönemde bir operasyon nasıl yapılmaz, hukuk nasıl ayaklar altına alınmaz, bunları insanlar ileride buradan göreceklerdir. şeklinde konuştu. Yapılan operasyonda çarpık durumlar olduğunu dikkat çeken Aydın, Mesela o listelerde görev almış personelin listesi çıkartılıyor, bunlardan bir kısmı benim de içinde olduğum bir kısmı örgüt kurmak, örgüte üye olmak, yönetmekle suçlanırken bir kısmına hiçbir işlem yapılmıyor. Burada bir çarpıklık var. İşlediğimizin suç olmadığını biliyorum, suç olsaydı diğerlerini de kayıramazlardı. Oradaki listeden isimler çıkarılabiliyorsa demek ki ortada suç yok. İsi
Zaman
Son Dakika
20.08.2014
UyuşturucuylaPKKilemücadeleetmeksuçsabusuçuişledimUyuşturucuyla PKK ile mücadele etmek suçsa bu suçu işledim
'Uyuşturucuyla, PKK ile mücadele etmek suçsa bu suçu işledim'
Zaman
20.08.2014
13:24
Gazete kupürlerini ihbar kabul eden İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının emniyet mensuplarına yönelik operasyonunda hakkında arama kararı çıkarılanlar arasında bulunan eski İzmir KOM Şube Müdürü Taner Aydın, avukatlarıyla birlikte emniyete gitti.Aydın, teslim olmadan önce basın mensuplarına yaptığı açıklamada, Uyuşturucu operasyonu yapmak suçsa, PKK ile mücadele etmek suçsa ben bu suçu işledim. Bunların bombalarını yakaladım, teröristleri yakaladım. Hakkaride ben iki yıl görev yaptım. Benden önce Hakkaride kırsala beş tane katılım yakalanırken ben 400 tane çocuğun kırsala katılımını önledim. Eğer bu suçsa ben bu suçu işledim. dedi. Aydının teslim olmasıyla birlikte operasyon kapsamında hakkında arama kararı bulunan üç emniyet mensubu kaldı.7 Ocak tarihinde, eski Ulaştırma Bakanı Binali Yıldırımın bacanağı C.H.nin de şüphelileri arasında bulunduğu, limanda rüşvet ve yolsuzluk operasyonunda görev alan polislerden olan eski KOM Şube Müdürü Taner Aydın, hakkında yakalama kararı bulunduğu dinleme operasyonuyla ilgili emniyete giderek teslim oldu. Emniyete girmeden önce basın mensuplarına konuşan Aydın, meslek geçmişi hakkında bilgi verdi. 1996 yılında İstanbulda göreve başladığını, 10 yıl istihbaratta çalıştıktan sonra gönüllü olarak Hakkariye gittiğini, iki yıl istihbarat müdürlüğü yaptıktan sonra 2010 yılında İzmire istihbarat müdür yardımcısı olarak atandığını belirten Aydın, 2013 yılında istihbahattan ayrılarak kaçakçılık birimine verildim. 17 Aralıktan sonra müdürlerimiz görevden alındı. 7 Ocak günü liman yolsuzluk operasyonu yapıldıktan sonra öğle saatlerinde görevden alındım. Müdüriyet emrine çektiler, iki ay herhangi bir görev vermediler, oradan polis okuluna sürgün olarak gönderdiler. Ben bunu sürgün olarak görmüyorum, bu görevdir. Orada bir ay çalıştım, daha sonra çok basit mevzudan açığa alındım, dört aydır açıktayım. dedi. Son operasyon kapsamında hakkında yakalama kararı çıkarıldığını öğrenerek emniyete geldiğini ifade eden Aydın, kaçmasını gerektiren bir durumun olmadığını, Türkiye Cumhuriyeti kanunları ve mahkemelerin vermiş olduğu kararlara uygun hareket ettiklerini söyledi. Aydın, O yüzden burada suç oluşacak bir durum olmadığını bildiğimizden, hattâ ola ki bir suç işlesek bile biz bu devletten kaçmayız, her zaman gelir devletimize teslim oluruz, çünkü biz devletimize, hukuka güveniyoruz. Her ne kadar şu anda yaşanan süreç hukuki olmasa da yine de devletimize güveniyoruz. Hukuk topal da kör de olabilir ama sonuçta doğruyu bulacaktır. şeklinde konuştu.İSTİHBARAT BELGELERİ DEVLETİN NAMUSUDURHakkında yakalama kararının çıkarıldığı operasyonla ilgili de bilgi veren Aydın, şunları söyledi: Mart ayında Star Gazetesinde bir telefon dinleme listesi yayımlandı. Bu liste gazetecilik açısından başarıdır, gazetecilere diyecek bir şey yok ancak bu liste, İstihbarat Daire Başkanlığının yaptığı çalışmalarda denetleme raporlarından çıkmış bir listedir, birebir kopyasıdır. Bunun basında başka bir yerde çıkması, TCK 258. maddeye göre suçtur. Bu konuda defaatle suç duyusunda bulunmamıza, müfettişlere belirtmemize rağmen her ne hikmetse buradaki her şey doğru kabul edilerek birçok polis suçlu ilan edilmesine rağmen bu belgenin yayımlanmış olmasından dolayı henüz bir dava açılmış değil, kimse suçlanmıyor. Müfettişlerimize ben bu konuda bu evrakların yayınlanmasıyla ilgili kimlerin yapabileceğiyle ilgili bilgiler verdim. Bu kurumun başındaki insan, bu belgeleri korumakla görevli insan İstihbarat Daire Başkanımızdır. Eğer o belgeyi korumuyorsa, istihbarat belgeleri devletin namusudur, biz namusumuzu korumak zorundayız.Bu belgeler yayımlandıktan sonra haberlerin yapıldığını, son bir aydır Twitter adreslerinde, internet adreslerinde gözaltına alınacağı, tutuklanacağı şeklinde yazılar yazıldığını söyleyen Taner Aydın, bunların hepsinin bir algı operasyonu olduğunu çok net şekilde gösterdiğini belirtti. Bu operasyon olmadan önce bir gazetede operasyon olacağı, üçüncü dalgada gözaltına alınacakların olacağı yazıldığına dikkat çeken Aydın, Görülüyor ki bir algı operasyonu yapılmak isteniyor ki başından haber yapılıyor. Siz hiç polis operasyonlarını bir iki ay önceden medyada dinlediniz mi? Bunlar örnek operasyonlardır. Polis akademisi, hukuk fakültelerinde önümüzdeki dönemde bir operasyon nasıl yapılmaz, hukuk nasıl ayaklar altına alınmaz, bunları insanlar ileride buradan göreceklerdir. şeklinde konuştu. Yapılan operasyonda çarpık durumlar olduğunu dikkat çeken Aydın, Mesela o listelerde görev almış personelin listesi çıkartılıyor, bunlardan bir kısmı benim de içinde olduğum bir kısmı örgüt kurmak, örgüte üye olmak, yönetmekle suçlanırken bir kısmına hiçbir işlem yapılmıyor. Burada bir çarpıklık var. İşlediğimizin suç olmadığını biliyorum, suç olsaydı diğerlerini de kayıramazlardı. Oradaki listeden isimler çıkarılabiliyorsa demek ki ortada suç yok. İsi
Zaman
Ana Sayfa
20.08.2014
UyuşturucuylaPKKilemücadeleetmeksuçsabusuçuişledimUyuşturucuyla PKK ile mücadele etmek suçsa bu suçu işledim
İzmir Emniyet Müdürü Taner Aydın Emniyete Giderek ...
Haberler.com
20.08.2014
12:13
İzmir Emniyet Müdürü Taner Aydın Emniyete Giderek Teslim Oldu.
Haberler.com
Güncel
20.08.2014
İzmir/">İzmirEmniyetMüdürüTanerAydınEmniyeteGiderekİzmir-Emniyet-Müdürü-Taner-Aydın-Emniyete-Giderek-/">İzmir Emniyet Müdürü Taner Aydın Emniyete Giderek
Emniyet, operasyonda kalp krizi geçiren müdüre ağlıyor
Zaman
15.04.2014
02:05
Edirne’de iki polis memurunun silahla yaralanması olayının yaşandığı yere giden 45 yaşındaki İl Emniyet Müdür Yardımcısı Ertan Nezihi Turan burada geçirdiği kalp krizi sonucu şehit oldu.Emniyet ekiplerine önceki gece saat 02.00 sularında bir ihbar geldi. Mehzilahir Mahallesi Taşköprü Sokak’ta 2 kadının yaşadığı eve kimliği belirsiz bir kişi tarafından tabancayla ateş edildiği bilgisi verildi. Gece ekiplerinde görevli polis memuru Özcan Karakaşoğlu ve Mehmet Ali Uzun olay yerine geçti. İki polis, saldırıyı gerçekleştiren Ö.Ç. isimli şahsı gözaltına almak istedi. Ancak saldırgan polise silahla karşılık verdi. 7-8 el ateş eden şahıs, iki polis memurunu bacaklarından yaraladı. Yaralı polisler telsizle merkezden yardım istedi. Bunun üzerine iki ambulans ve çok sayıda ekip bölgeye sevk edildi. Polis memurları ambulansla Edirne Devlet Hastanesi’ne kaldırılırken emniyet güçleri de şahsın yakalanması için geniş çaplı operasyon başlattı. Edirne Emniyet Müdürü Rahmi Baştuğ başta olmak üzere müdür yardımcıları, şube müdürleri gece boyunca mesai yaptı. Ö.Ç.’nin saklandığı ev tespit edildi. Ardından Emniyet Müdür Yardımcısı Ertan Nezihi Turan koordinatörlüğündeki ekip Su Terazisi Sokak’taki eve saat 05.00 sularında operasyon için gitti. Polisler evde saklanan saldırgana teslim olması yönünde çağrıda bulundu ancak karşılık alamadı. Bunun üzerine koçbaşı ile evin kapısı kırıldı. Bu sırada kalp hastası olduğu belirtilen müdür yardımcısı Turan fenalaşarak yere yığıldı. Meslektaşları tarafından Edirne Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Turan’ı hayata döndürmek mümkün olmadı. Silahlı saldırıdan 4 saat sonra Ö.Ç., kapıyı koçbaşı ile kırarak içeri giren polisler tarafından gözaltına alındı. Ertan Nezihi Turan’ın şehit olduğu haberini alan meslektaşları hastaneye akın etti. İl Emniyet Müdürü Rahmi Baştuğ başta olmak üzere emniyet yetkilileri ve çok sayıda polis hastane bahçesini doldurdu. Bu arada Edirne Valisi Hasan Duruer de hastaneye gelerek yetkililerden bilgi aldı. Edirne Emniyet Müdür Yardımcılığı görevine geçtiğimiz yıl ağustos ayında Erzurum’dan atanan, eşi de polis olan 2 çocuk babası 23 yıllık polis Ertan Nezihi Turan’ın ölüm haberi ailesi ve akrabalarını yasa boğdu. Acı haberi alan polis memuru Velda Turan da hastaneye geldi. Ayakta durmakta güçlük çeken kadını meslektaşları sakinleştirmeye çalıştı.
Zaman
Güncel
15.04.2014
EmniyetoperasyondakalpkrizigeçirenmüdüreağlıyorEmniyet operasyonda kalp krizi geçiren müdüre ağlıyor
Bülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Zaman
28.02.2014
02:10
Hukuksuz dinleme ve takip, Türkiyenin önemli sorunlarından biri. Teknolojinin ilerlemesinin beraberinde getirdiği önemli riskler arasında, telekulağı kolaylaştırması var.Dinleme ve fizikî takipten, suçun önlenmesindeki faydasından dolayı vazgeçmek zor. Hele terör belasıyla mücadele eden bir ülke iseniz fazla seçeneğiniz kalmıyor. Bir anlık gözden kaçırmanın Ankara Anafartalar, İstanbul Güngören patlamaları gibi ağır faturaları oldu. Dinlemeleri sıfırlamayı talep etmek gerçekçi değil. Fakat bütün bütün teslim olmamız da gerekmiyor. Özgürlük esas, kısıtlama istisnadır. İstisnayı kaide haline getirecek yolları tıkamak ve kötüye kullanımı ortaya çıkarıp cezalandırmak caydırıcı olacaktır. Her kamu yetkisi beraberinde denetleme mekanizması ve istismarı cezalandıracak mevzuatla birlikte var olmalı.Bugünlerde yine telekulak haberleri havada uçuşuyor. Star ve Yeni Şafak gazeteleri hafta başında ortak manşetle çıkıp yedi bin kişinin tek bir dosya üzerinden dinlendiğini ileri sürdü. Sonra bu rakam 2.280e indi. Başsavcılığın açıklamasında dikkatli gözlerin yakalayabileceği ‘doğrudan ve dolaylı ifadesi yer aldı. Radikal bir terör örgütü iddiasıyla yapılan soruşturmada Ertuğrul Özkök, Defne Samyeli ve Metin Şentürk gibi isimlerin yer almasının tuhaflığı henüz izah edilmedi. Hayalet, pardon paralel avcısı gazeteler gelen tepkilere göre haberi güncellemeye devam ediyor. Önce iki savcının inisiyatifi olarak sunulan haberi Star, ‘240 mahkeme kararı var şeklinde dönüştürdü. Dosyaların Terörle Mücadele Şubesine teslim edildiğini ve başsavcılığın hâkimler ve savcılar hakkında işlem başlattığını yazdı. Hâkimleri ne zamandan beri başsavcılık, hatta polisler denetliyor! Denetim, itiraz açısından üst mahkeme ve temyiz yönünden Yargıtay tarafından yapılır. İdarî denetim ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkisinde. Dosyalar birine teslim edilecekse ancak müfettişler olabilir. En komik haberi ise Sabah Gazetesi yaptı. ‘Paralel yapının arşivi yeraltından çıktı başlıklı haber basın tarihine geçebilecek nitelikte. LAW silahları gibi ormanlık bir arazide toprağın altına gömülmüş dosyalar hayal ediyorsunuz değil mi? Haberin içini okuduğunuzda Çağlayan Adliyesinin arşive ve adlî emanetinin eksi 6. katta bulunduğunu ve klasörlerin orada muhafaza edildiğini öğreniyorsunuz. Muhabir müthiş bir ayrıntı da yakalamış: Çuvalların ağzı mühürlüymüş! ‘Başka nerede ve hangi halde bulunması gerekiyordu ki? diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Bu algı mühendisleri kendilerini çok zeki, milleti ise aptal sanıyor.Başından beri söylüyorum bu tür haber ve yaklaşımlar telekulakla mücadeleye en büyük zararı veriyor. Özel hayatın mahremiyeti mücadelesini fertlerin, sivil toplumun ve biraz da mağdurların yapması kaçınılmaz. Devlet ricali yani siyaset ve bürokrasi havanda su dövmekten öteye geçmiyor. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibine suçüstü yapıldığı halde zamanaşımından ceza almaktan kurtuldular. 8. Kat Çetesi diye ünlenen ekibin icraatlarından dolayı devlet, Yargıtay Daire Başkanı Naci Ünvere ve başka mağdurlara tazminat ödedi. İşte o kadar. Deniz Baykal kendisine kurulan kumpasla ilgili “Artık somut gelişme ve belge istiyorum.” diyor. Başbakan Erdoğan “Yarım saat içinde o görüntüyü kaldırttım.” demekle yetiniyor. Siyasetçiler belirsizlikten haz ve siyasî rant alıyor. Ne MHP ve ne de Baykalı hedef alan çirkin kasetler konusunda ilerleme var. Belirsizlik mağduru daha mağdur ediyor, siyasî iradenin ise seçim malzemesi olarak işine yarıyor. Şimdi ortaya çıkan dinleme iddialarıyla ilgili de mağdurlar harekete geçmezse aynısı olacak. Akabe Vakfı çok doğru tavırla suç duyurusunda bulundu. Bütün mağdurlar aynı yolu takip etmeli. Gerçekten kanunsuz bir dinleme varsa ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalı. Yok, bir algı mühendisliği yapıp kamuoyunu yönlendirmek üzere operasyon çekiliyorsa o da ortaya çıksın. Mağdurların girişimi iki açıdan da önemli sonuçlar doğurur. Hem kendi adlarına hem de bundan sonraki istismarların önüne geçmek üzere lütfen mücadeleden vazgeçmesinler.
Zaman
En Çok Okunan
28.02.2014
BülentKorucu-TelekulakmağdurlarınaçağrıBülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Bülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Zaman
28.02.2014
02:10
Hukuksuz dinleme ve takip, Türkiyenin önemli sorunlarından biri. Teknolojinin ilerlemesinin beraberinde getirdiği önemli riskler arasında, telekulağı kolaylaştırması var.Dinleme ve fizikî takipten, suçun önlenmesindeki faydasından dolayı vazgeçmek zor. Hele terör belasıyla mücadele eden bir ülke iseniz fazla seçeneğiniz kalmıyor. Bir anlık gözden kaçırmanın Ankara Anafartalar, İstanbul Güngören patlamaları gibi ağır faturaları oldu. Dinlemeleri sıfırlamayı talep etmek gerçekçi değil. Fakat bütün bütün teslim olmamız da gerekmiyor. Özgürlük esas, kısıtlama istisnadır. İstisnayı kaide haline getirecek yolları tıkamak ve kötüye kullanımı ortaya çıkarıp cezalandırmak caydırıcı olacaktır. Her kamu yetkisi beraberinde denetleme mekanizması ve istismarı cezalandıracak mevzuatla birlikte var olmalı.Bugünlerde yine telekulak haberleri havada uçuşuyor. Star ve Yeni Şafak gazeteleri hafta başında ortak manşetle çıkıp yedi bin kişinin tek bir dosya üzerinden dinlendiğini ileri sürdü. Sonra bu rakam 2.280e indi. Başsavcılığın açıklamasında dikkatli gözlerin yakalayabileceği ‘doğrudan ve dolaylı ifadesi yer aldı. Radikal bir terör örgütü iddiasıyla yapılan soruşturmada Ertuğrul Özkök, Defne Samyeli ve Metin Şentürk gibi isimlerin yer almasının tuhaflığı henüz izah edilmedi. Hayalet, pardon paralel avcısı gazeteler gelen tepkilere göre haberi güncellemeye devam ediyor. Önce iki savcının inisiyatifi olarak sunulan haberi Star, ‘240 mahkeme kararı var şeklinde dönüştürdü. Dosyaların Terörle Mücadele Şubesine teslim edildiğini ve başsavcılığın hâkimler ve savcılar hakkında işlem başlattığını yazdı. Hâkimleri ne zamandan beri başsavcılık, hatta polisler denetliyor! Denetim, itiraz açısından üst mahkeme ve temyiz yönünden Yargıtay tarafından yapılır. İdarî denetim ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkisinde. Dosyalar birine teslim edilecekse ancak müfettişler olabilir. En komik haberi ise Sabah Gazetesi yaptı. ‘Paralel yapının arşivi yeraltından çıktı başlıklı haber basın tarihine geçebilecek nitelikte. LAW silahları gibi ormanlık bir arazide toprağın altına gömülmüş dosyalar hayal ediyorsunuz değil mi? Haberin içini okuduğunuzda Çağlayan Adliyesinin arşive ve adlî emanetinin eksi 6. katta bulunduğunu ve klasörlerin orada muhafaza edildiğini öğreniyorsunuz. Muhabir müthiş bir ayrıntı da yakalamış: Çuvalların ağzı mühürlüymüş! ‘Başka nerede ve hangi halde bulunması gerekiyordu ki? diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Bu algı mühendisleri kendilerini çok zeki, milleti ise aptal sanıyor.Başından beri söylüyorum bu tür haber ve yaklaşımlar telekulakla mücadeleye en büyük zararı veriyor. Özel hayatın mahremiyeti mücadelesini fertlerin, sivil toplumun ve biraz da mağdurların yapması kaçınılmaz. Devlet ricali yani siyaset ve bürokrasi havanda su dövmekten öteye geçmiyor. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibine suçüstü yapıldığı halde zamanaşımından ceza almaktan kurtuldular. 8. Kat Çetesi diye ünlenen ekibin icraatlarından dolayı devlet, Yargıtay Daire Başkanı Naci Ünvere ve başka mağdurlara tazminat ödedi. İşte o kadar. Deniz Baykal kendisine kurulan kumpasla ilgili “Artık somut gelişme ve belge istiyorum.” diyor. Başbakan Erdoğan “Yarım saat içinde o görüntüyü kaldırttım.” demekle yetiniyor. Siyasetçiler belirsizlikten haz ve siyasî rant alıyor. Ne MHP ve ne de Baykalı hedef alan çirkin kasetler konusunda ilerleme var. Belirsizlik mağduru daha mağdur ediyor, siyasî iradenin ise seçim malzemesi olarak işine yarıyor. Şimdi ortaya çıkan dinleme iddialarıyla ilgili de mağdurlar harekete geçmezse aynısı olacak. Akabe Vakfı çok doğru tavırla suç duyurusunda bulundu. Bütün mağdurlar aynı yolu takip etmeli. Gerçekten kanunsuz bir dinleme varsa ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalı. Yok, bir algı mühendisliği yapıp kamuoyunu yönlendirmek üzere operasyon çekiliyorsa o da ortaya çıksın. Mağdurların girişimi iki açıdan da önemli sonuçlar doğurur. Hem kendi adlarına hem de bundan sonraki istismarların önüne geçmek üzere lütfen mücadeleden vazgeçmesinler.
Zaman
Köşe Yazıları
28.02.2014
BülentKorucu-TelekulakmağdurlarınaçağrıBülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Bülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Zaman
28.02.2014
02:09
Hukuksuz dinleme ve takip, Türkiyenin önemli sorunlarından biri. Teknolojinin ilerlemesinin beraberinde getirdiği önemli riskler arasında, telekulağı kolaylaştırması var.Dinleme ve fizikî takipten, suçun önlenmesindeki faydasından dolayı vazgeçmek zor. Hele terör belasıyla mücadele eden bir ülke iseniz fazla seçeneğiniz kalmıyor. Bir anlık gözden kaçırmanın Ankara Anafartalar, İstanbul Güngören patlamaları gibi ağır faturaları oldu. Dinlemeleri sıfırlamayı talep etmek gerçekçi değil. Fakat bütün bütün teslim olmamız da gerekmiyor. Özgürlük esas, kısıtlama istisnadır. İstisnayı kaide haline getirecek yolları tıkamak ve kötüye kullanımı ortaya çıkarıp cezalandırmak caydırıcı olacaktır. Her kamu yetkisi beraberinde denetleme mekanizması ve istismarı cezalandıracak mevzuatla birlikte var olmalı.Bugünlerde yine telekulak haberleri havada uçuşuyor. Star ve Yeni Şafak gazeteleri hafta başında ortak manşetle çıkıp yedi bin kişinin tek bir dosya üzerinden dinlendiğini ileri sürdü. Sonra bu rakam 2.280e indi. Başsavcılığın açıklamasında dikkatli gözlerin yakalayabileceği ‘doğrudan ve dolaylı ifadesi yer aldı. Radikal bir terör örgütü iddiasıyla yapılan soruşturmada Ertuğrul Özkök, Defne Samyeli ve Metin Şentürk gibi isimlerin yer almasının tuhaflığı henüz izah edilmedi. Hayalet, pardon paralel avcısı gazeteler gelen tepkilere göre haberi güncellemeye devam ediyor. Önce iki savcının inisiyatifi olarak sunulan haberi Star, ‘240 mahkeme kararı var şeklinde dönüştürdü. Dosyaların Terörle Mücadele Şubesine teslim edildiğini ve başsavcılığın hâkimler ve savcılar hakkında işlem başlattığını yazdı. Hâkimleri ne zamandan beri başsavcılık, hatta polisler denetliyor! Denetim, itiraz açısından üst mahkeme ve temyiz yönünden Yargıtay tarafından yapılır. İdarî denetim ise Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun yetkisinde. Dosyalar birine teslim edilecekse ancak müfettişler olabilir. En komik haberi ise Sabah Gazetesi yaptı. ‘Paralel yapının arşivi yeraltından çıktı başlıklı haber basın tarihine geçebilecek nitelikte. LAW silahları gibi ormanlık bir arazide toprağın altına gömülmüş dosyalar hayal ediyorsunuz değil mi? Haberin içini okuduğunuzda Çağlayan Adliyesinin arşive ve adlî emanetinin eksi 6. katta bulunduğunu ve klasörlerin orada muhafaza edildiğini öğreniyorsunuz. Muhabir müthiş bir ayrıntı da yakalamış: Çuvalların ağzı mühürlüymüş! ‘Başka nerede ve hangi halde bulunması gerekiyordu ki? diye sorduğunuzu duyar gibi oluyorum. Bu algı mühendisleri kendilerini çok zeki, milleti ise aptal sanıyor.Başından beri söylüyorum bu tür haber ve yaklaşımlar telekulakla mücadeleye en büyük zararı veriyor. Özel hayatın mahremiyeti mücadelesini fertlerin, sivil toplumun ve biraz da mağdurların yapması kaçınılmaz. Devlet ricali yani siyaset ve bürokrasi havanda su dövmekten öteye geçmiyor. Ankara Emniyet Müdürü Cevdet Saral ve ekibine suçüstü yapıldığı halde zamanaşımından ceza almaktan kurtuldular. 8. Kat Çetesi diye ünlenen ekibin icraatlarından dolayı devlet, Yargıtay Daire Başkanı Naci Ünvere ve başka mağdurlara tazminat ödedi. İşte o kadar. Deniz Baykal kendisine kurulan kumpasla ilgili “Artık somut gelişme ve belge istiyorum.” diyor. Başbakan Erdoğan “Yarım saat içinde o görüntüyü kaldırttım.” demekle yetiniyor. Siyasetçiler belirsizlikten haz ve siyasî rant alıyor. Ne MHP ve ne de Baykalı hedef alan çirkin kasetler konusunda ilerleme var. Belirsizlik mağduru daha mağdur ediyor, siyasî iradenin ise seçim malzemesi olarak işine yarıyor. Şimdi ortaya çıkan dinleme iddialarıyla ilgili de mağdurlar harekete geçmezse aynısı olacak. Akabe Vakfı çok doğru tavırla suç duyurusunda bulundu. Bütün mağdurlar aynı yolu takip etmeli. Gerçekten kanunsuz bir dinleme varsa ortaya çıkarılmalı ve hesabı sorulmalı. Yok, bir algı mühendisliği yapıp kamuoyunu yönlendirmek üzere operasyon çekiliyorsa o da ortaya çıksın. Mağdurların girişimi iki açıdan da önemli sonuçlar doğurur. Hem kendi adlarına hem de bundan sonraki istismarların önüne geçmek üzere lütfen mücadeleden vazgeçmesinler.
Zaman
Ana Sayfa
28.02.2014
BülentKorucu-TelekulakmağdurlarınaçağrıBülent Korucu - Telekulak mağdurlarına çağrı
Utanç davasında polis müdürüne 28 yıl hapis
Zaman
24.02.2014
14:59
Utanç davası olarak adlandırılan 14 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismar davasında eski polis müdürü 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bir polis müdürünün beraat ettiği davada istismar suçundan 5 yıla kadar ceza alan yaşı küçük çocuklar için hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına karar verildi.Utanç davası olarak adlandırılan 14 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismar davasında eski polis müdürü 28 yıl 4 ay hapis cezasına çarptırıldı. Bir polis müdürünün beraat ettiği davada, aralarında 18 yaşından küçüklerin de bulunduğu sanıklara cinsel istismar suçundan 3 ile 5 yıl arasında değişen cezalar verildi. Bazı yaşı küçük çocuklara verilen cezalar hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına çevrildi.14 yaşındaki lise öğrencisi Ö.Çye cinsel istismarda bulunulduğu, hürriyetten yoksun bırakıldığı ve istismar suçuna yer temin edildiği iddialarına ilişkin aralarında eski polis müdürü N.Ş.nin de bulunduğu 27si çocuk 34 kişinin yargılanmasına Sakarya 2. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Gizlilik kararı bulunan davanın karar duruşmasına tutuklu N.Ş. ile sanık avukatları katıldı. Davayı karara bağlayan mahkeme heyeti, eski polis müdürü N.Ş.ye cinsel istismar suçundan 19 yıl 4 ay, hürriyetten yoksun kılma suçundan ise 9 yıl olmak üzere toplam 28 yıl 4 ay hapis cezası verdi. N.Ş.ye yer temininde bulunduğu iddiasıyla yargılanan bir polis müdürü ise beraat etti. Aralarında 18 yaşından küçük çocukların da bulunduğu bazı sanıklara cinsel istismar suçundan 3 ile 5 yıl arasında değişen cezalar verildi. Bazı yaşı küçük sanıkların cezası hükmün açıklanmasının geri bırakılmasına çevrildi.TEMYİZE GİDECEĞİZKarar sonrası adliye çıkışında açıklama yapan Ö.Ç.nin avukatı Harika Günay Karataş, karardan dolayı üzgün olduklarını, temyize gideceklerini söyledi. Utanç davası olarak bilinen 34 sanıklı davada verilen kararı yeterli bulmadıklarını savunan Karataş, Utanç davası olarak biliniyordu ve utanç kararı verildi. Sadece yaşı büyük olarak yargılanan emniyet müdürü ceza aldı. Bu cezayı da yeterli bulmuyoruz. Diğer yargılanan çocuklar hükmün açıklanmasının geri bırakılması uygulamasıyla hayatlarına devam edecekler. dedi.Yapılan savunmaların duruşmanın ilk gününden itibaren can acıtıcı, vahim ve trajik olduğunu belirten Karataş, şunları söyledi: Bugün de bu tür savunmalara devam edildi. Suç işlendiği tarihte 15 yaşından küçük olmasına rağmen müvekkilim yapılan savunmalar rızaya dayandırıldı. Devlet eliyle tecavüz bir daha aklandı. Aklanmaya da devam edecek. Öyle görünüyor. Tarihin mahkemelerinde yargılanacaktır bu zihniyet. Öyle tahmin ediyoruz. Fethiye davası, N.Ç. davası ve diğer tecavüz davaları böyle oldu, çünkü şimdiye kadar. Mahkeme eliyle desteklenen, meşrulaştırılan erkek egemen ahlakın bugün de burada tecelli ettiğini yine görüyoruz. Suçlar devlet eliyle savunuldu. Hukuk bunu meşrulaştırdı.İki yıl önce 14 yaşındaki Ö.C.ye cinsel istismarda bulunduğu iddiasıyla gözaltına alınan N.Ş., nöbetçi mahkemece tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. İtiraz üzerine hakkında tutuklama kararı çıkartılan N.Ş.nin yurt dışına çıktığı belirlenmişti. Hakkında kırmızı bültenle yakalama kararı çıkartılan N.Ş., geçen yıl 13 Haziranda teslim olmak üzere Türkiyeye gelmek isterken Saraybosna Havaalanında, emniyet birimlerince gözaltına alınmıştı. Bosnada tutulan N.Ş., ilgili bakanlıklar arasındaki yazışmaların ardından 29 Haziranda uçakla İstanbula getirilmişti.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
24.02.2014
Utançdavasındapolismüdürüne28yılhapisUtanç davasında polis müdürüne 28 yıl hapis
Savcılar işleme almak istemedi
Zaman
28.01.2014
18:22
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bazı bakanların da aralarında bulunduğu isimler hakkında suç duyurusunda bulunan avukatların, dilekçeyi kabul ettirmek için saatlerce uğraştığı ortaya çıktı.Dilekçe için 6 savcıya gittiklerini ve her savcının, Bu benim görevim değil. dediğini belirten Avukat Süleyman Taşbaş, İsmi güçlü kişiler olduğunda hukukun meseleye tereddütle yaklaştığını görüyoruz. dedi.Geçtiğimiz günlerde bir grup avukat ve hukuk dernekleri temsilcileri, Çağlayandaki İstanbul Adalet Sarayında rüşvet ve yolsuzluk iddialarına karşı suç duyurusunda bulundu. Şikayet edilenler arasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek, Düzce Milletvekili Fevai Arslan, savcılık ve ilgili mahkemeler tarafından verilen gözaltı, arama kararlarını yerine getirmeyen sıralı kolluk görevlilerinin tamamı ve Yeni Akit, Star, Akşam, Sabah, Yeni Şafak, Takvim, Milad gazetelerinin sorumlu genel yayın yönetmenleri bulunuyor.Hukukçular, suç duyurusu dilekçelerinin ise zor bir süreçten sonra kabul edildiğini anlattı. Adalet ve Hukuk Derneği adına dilekçe veren Avukat Süleyman Taşbaş, yaklaşık 1 aylık bir süreçte hukuksuzlukların artarak devam ettiğini ve bunun için bir suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti. Taşbaş, Dilekçemizi ilgili savcıya götürdük. Savcı suç duyurusunda bulunduğumuz isimleri görünce bakmak durumunda kaldı. Suç duyurusunda bulunduğumuz isimler arasında Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanımız Efkan Ala, Adalet Bakanımız Bekir Bozdağ gibi isimler var. Dilekçemizi götürdük, ilgili savcıya teslim ettik. Savcı bey suç duyurusunda bulunduğumuz isimleri görünce benim görev alanıma girmiyor dedi. şeklinde konuştu.Dilekçeyi kabul etmeyen savcıya, Dilekçenin içeriğinde kanun maddeleri açıkça bu suçun sizin görev alanınızda olduğunu belirtiyor. dediğini söyleyen Taşbaş, yaşadıkları sürecini şöyle anlattı: Tabi orada bir mahkeme kuruldu. Sayın savcım biz burada yargılama makamı değiliz. Siz iddia makamı biz de savunma makamıyız. Dilekçemizi takdim ediyoruz dedik, ben alamam dedi. Telefonla Başsavcı ile görüştü. Sayın Başsavcı o zaman müracaat savcısına gidilsin demiş. Bunun üzerine müracaat savcısına gittik. Müracaat savcısı benim görev alanıma girmiyor dedi. Sayın savcım nereye gideceğiz? dedim. Özel suçlara bakan savcıya gideceksiniz dedi. Özel suçlara bakan savcının yanına gittik o da benim görev alanıma girmiyor dedi. Başsavcı vekiline gideceksiniz dedi. Başsavcıvekili benimle alakalı değil, TMK ile alakalı savcıya gideceksiniz dedi. O savcıya gittik, beni ne ilgilendiriyor bu? dedi. Artık biz tekrar başsavcının yanına gittik. Durumu izah ettik, bu şekilde giderse yargılama yapacak mahkeme bulamayacağız dedik. Siz dilekçeyi almak durumundasınız dedim. Yaklaşık 5-10 dakika bir görüşme oldu. Akabinde de mevcut suç duyuruları olan dilekçelerden bir tanesinin dosya numarası verilerek bizim dilekçemiz alındı. Süreç bu şekilde oldu.Adliyede 3 saat süren bir uğraş sonrasında dilekçelerinin kabul edildiğini söyleyen Taşbaş, İsmi güçlü kişiler olduğunda hukukun meseleye tereddütle yaklaştığını görüyoruz. Bu da bir hukukçu olarak bizleri düşündürüyor. değerlendirmesinde bulundu. (CİHAN)
Zaman
Son Dakika
28.01.2014
SavcılarişlemealmakistemediSavcılar işleme almak istemedi
Savcılar işleme almak istemedi
Zaman
28.01.2014
18:22
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve bazı bakanların da aralarında bulunduğu isimler hakkında suç duyurusunda bulunan avukatların, dilekçeyi kabul ettirmek için saatlerce uğraştığı ortaya çıktı.Dilekçe için 6 savcıya gittiklerini ve her savcının, Bu benim görevim değil. dediğini belirten Avukat Süleyman Taşbaş, İsmi güçlü kişiler olduğunda hukukun meseleye tereddütle yaklaştığını görüyoruz. dedi.Geçtiğimiz günlerde bir grup avukat ve hukuk dernekleri temsilcileri, Çağlayandaki İstanbul Adalet Sarayında rüşvet ve yolsuzluk iddialarına karşı suç duyurusunda bulundu. Şikayet edilenler arasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı Efkan Ala, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, eski İçişleri Bakanı Muammer Güler, eski Ekonomi Bakanı Zafer Çağlayan, eski Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, İstanbul Emniyet Müdürü Selami Altınok, eski İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Turan Çolakkadı, Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek, Düzce Milletvekili Fevai Arslan, savcılık ve ilgili mahkemeler tarafından verilen gözaltı, arama kararlarını yerine getirmeyen sıralı kolluk görevlilerinin tamamı ve Yeni Akit, Star, Akşam, Sabah, Yeni Şafak, Takvim, Milad gazetelerinin sorumlu genel yayın yönetmenleri bulunuyor.Hukukçular, suç duyurusu dilekçelerinin ise zor bir süreçten sonra kabul edildiğini anlattı. Adalet ve Hukuk Derneği adına dilekçe veren Avukat Süleyman Taşbaş, yaklaşık 1 aylık bir süreçte hukuksuzlukların artarak devam ettiğini ve bunun için bir suç duyurusunda bulunduklarını kaydetti. Taşbaş, Dilekçemizi ilgili savcıya götürdük. Savcı suç duyurusunda bulunduğumuz isimleri görünce bakmak durumunda kaldı. Suç duyurusunda bulunduğumuz isimler arasında Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanımız Efkan Ala, Adalet Bakanımız Bekir Bozdağ gibi isimler var. Dilekçemizi götürdük, ilgili savcıya teslim ettik. Savcı bey suç duyurusunda bulunduğumuz isimleri görünce benim görev alanıma girmiyor dedi. şeklinde konuştu.Dilekçeyi kabul etmeyen savcıya, Dilekçenin içeriğinde kanun maddeleri açıkça bu suçun sizin görev alanınızda olduğunu belirtiyor. dediğini söyleyen Taşbaş, yaşadıkları sürecini şöyle anlattı: Tabi orada bir mahkeme kuruldu. Sayın savcım biz burada yargılama makamı değiliz. Siz iddia makamı biz de savunma makamıyız. Dilekçemizi takdim ediyoruz dedik, ben alamam dedi. Telefonla Başsavcı ile görüştü. Sayın Başsavcı o zaman müracaat savcısına gidilsin demiş. Bunun üzerine müracaat savcısına gittik. Müracaat savcısı benim görev alanıma girmiyor dedi. Sayın savcım nereye gideceğiz? dedim. Özel suçlara bakan savcıya gideceksiniz dedi. Özel suçlara bakan savcının yanına gittik o da benim görev alanıma girmiyor dedi. Başsavcı vekiline gideceksiniz dedi. Başsavcıvekili benimle alakalı değil, TMK ile alakalı savcıya gideceksiniz dedi. O savcıya gittik, beni ne ilgilendiriyor bu? dedi. Artık biz tekrar başsavcının yanına gittik. Durumu izah ettik, bu şekilde giderse yargılama yapacak mahkeme bulamayacağız dedik. Siz dilekçeyi almak durumundasınız dedim. Yaklaşık 5-10 dakika bir görüşme oldu. Akabinde de mevcut suç duyuruları olan dilekçelerden bir tanesinin dosya numarası verilerek bizim dilekçemiz alındı. Süreç bu şekilde oldu.Adliyede 3 saat süren bir uğraş sonrasında dilekçelerinin kabul edildiğini söyleyen Taşbaş, İsmi güçlü kişiler olduğunda hukukun meseleye tereddütle yaklaştığını görüyoruz. Bu da bir hukukçu olarak bizleri düşündürüyor. değerlendirmesinde bulundu. (CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
28.01.2014
SavcılarişlemealmakistemediSavcılar işleme almak istemedi
Adalet Bakanı hakkında ‘yargıya baskı’ fezlekesi
Zaman
25.01.2014
02:06
İzmirdeki yolsuzluk operasyonunun ardından soruşturmanın kapatılması için yargıya baskı yaptığı gerekçesiyle Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında fezleke hazırlandığı ortaya çıktı.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 14 Ocakta hazırladığı fezleke, Meclise gönderilmek üzere Bakanlığa iletildi. 14 sayfalık fezlekenin eklerinde, 7 Ocakta başlatılan soruşturmaya ait 32 klasör evrak da bulunuyor.İzmir’deki yolsuzluk operasyonunun ardından soruşturmanın kapatılması için yargıya baskı yaptığı gerekçesiyle Adalet Bakanı Bozdağ hakkında hazırlanan 14 sayfalık fezlekenin eklerinde, 7 Ocak tarihinde başlatılan soruşturmaya ait 32 klasör evrak da bulunuyor. Fezlekede, Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek’in İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş’ı telefonla arayarak soruşturmayı durdurması ve savcıyı görevden alması yönündeki baskının da Bozdağ’ın talimatıyla yapıldığı belirtiliyor. Önceki gün AK Parti İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın yumruğuyla hastanelik olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, dün Meclis’te düzenlediği basın toplantısında İzmir’deki yolsuzluk operasyonuna ilişkin önemli ayrıntıları kamuoyuna duyurdu. Tezcan’ın açıkladığı fezlekede yer alan iddialara göre, 7 Ocak’ta başlayan operasyona sırasıyla Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek, İzmir Valisi Mustafa Toprak, İzmir İl Emniyet Müdürü Ali Bilkay ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ soruşturmaya müdahale etti. Müdahalelerin tamamının tutanağa bağlandığı ve konuşmaların bir kısmının kayda alındığı vurgulandı. Bozdağ’ın kısa süre önce görevden alınan eski İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş’ı telefonla arayarak “Soruşturmayı savcıdan al, sen takip et” dediği, bu sebeple yargı görevini etkilemeye teşebbüs suçunu işlediği vurgulanıyor. Fezleke metninde, “3 yıldan bu tarafa devam eden, 32 klasör eki olan bir soruşturmayı tam operasyon arifesinde o güne kadar o soruşturmayı yürüten savcının elinden almak, doğrudan doğruya soruşturmayı etkilemek, başarısız olmasını sağlamak içindir. Bu müdahaleler bakan ve müsteşar tarafından yapılmıştır. Müsteşarın müdahalesinin, bakanın bilgi ve talimatı doğrultusunda olduğu kanaatine ulaşılmıştır.” denildi.Emniyet müdürü ve validen talimat: Savcıyı oyalayın, operasyon yapmayınFezlekede İzmir Emniyet Müdürü Ali Bilkay ile Vali Mustafa Toprak hakkında da vahim suçlamalar yer alıyor. Emniyet Müdürü Bilkay’ın Mali Şube Müdürü Bora Köklü’yü telefonla arayarak savcının operasyon talebinin yerine getirilmemesi talimatını verdiği anlatılıyor. Köklü’nün kendi cep telefonuyla kaydettiği ve savcılığa teslim ettiği ses kayıtlarına göre, İzmir İl Emniyet Müdürü Bilkay, Köklü’ye “Savcı size operasyon dediğinde ‘çalışacağız’ diye oyalayın ama herhangi bir operasyon yapmıyorsunuz. ‘Tamam çalışıyoruz’ diyoruz, gereğini yapmıyoruz tamam mı? Operasyona adam çıkartmıyoruz, adam göndermiyoruz tamam mı?” diyor. Ardından telefonu Emniyet Müdürü’nün elinden alan İzmir Valisi Mustafa Toprak ise “Şimdi bu iş artık ülke meselesi haline geldi, İstanbul’da da aynı şeyler oldu. Diyeceksiniz ki ‘talimatınız ulaştı, üzerine çalışıyoruz’. Kendisi takip yaparsa yapsın, kapınız açık, gelir çayını içer ve gider kardeşim. Ankara’nın çok net tavrı bu, anlatabildim mi?” şeklinde konuşuyor.
Zaman
Politika
25.01.2014
AdaletBakanıhakkında‘yargıyabaskı’fezlekesiAdalet Bakanı hakkında ‘yargıya baskı’ fezlekesi
Adalet Bakanı hakkında ‘yargıya baskı’ fezlekesi
Zaman
25.01.2014
02:06
İzmirdeki yolsuzluk operasyonunun ardından soruşturmanın kapatılması için yargıya baskı yaptığı gerekçesiyle Adalet Bakanı Bekir Bozdağ hakkında fezleke hazırlandığı ortaya çıktı.İzmir Cumhuriyet Başsavcılığının 14 Ocakta hazırladığı fezleke, Meclise gönderilmek üzere Bakanlığa iletildi. 14 sayfalık fezlekenin eklerinde, 7 Ocakta başlatılan soruşturmaya ait 32 klasör evrak da bulunuyor.İzmir’deki yolsuzluk operasyonunun ardından soruşturmanın kapatılması için yargıya baskı yaptığı gerekçesiyle Adalet Bakanı Bozdağ hakkında hazırlanan 14 sayfalık fezlekenin eklerinde, 7 Ocak tarihinde başlatılan soruşturmaya ait 32 klasör evrak da bulunuyor. Fezlekede, Adalet Bakanı Müsteşarı Kenan İpek’in İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş’ı telefonla arayarak soruşturmayı durdurması ve savcıyı görevden alması yönündeki baskının da Bozdağ’ın talimatıyla yapıldığı belirtiliyor. Önceki gün AK Parti İstanbul Milletvekili Oktay Saral’ın yumruğuyla hastanelik olan CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan, dün Meclis’te düzenlediği basın toplantısında İzmir’deki yolsuzluk operasyonuna ilişkin önemli ayrıntıları kamuoyuna duyurdu. Tezcan’ın açıkladığı fezlekede yer alan iddialara göre, 7 Ocak’ta başlayan operasyona sırasıyla Adalet Bakanlığı Müsteşarı Kenan İpek, İzmir Valisi Mustafa Toprak, İzmir İl Emniyet Müdürü Ali Bilkay ve Adalet Bakanı Bekir Bozdağ soruşturmaya müdahale etti. Müdahalelerin tamamının tutanağa bağlandığı ve konuşmaların bir kısmının kayda alındığı vurgulandı. Bozdağ’ın kısa süre önce görevden alınan eski İzmir Cumhuriyet Başsavcısı Hüseyin Baş’ı telefonla arayarak “Soruşturmayı savcıdan al, sen takip et” dediği, bu sebeple yargı görevini etkilemeye teşebbüs suçunu işlediği vurgulanıyor. Fezleke metninde, “3 yıldan bu tarafa devam eden, 32 klasör eki olan bir soruşturmayı tam operasyon arifesinde o güne kadar o soruşturmayı yürüten savcının elinden almak, doğrudan doğruya soruşturmayı etkilemek, başarısız olmasını sağlamak içindir. Bu müdahaleler bakan ve müsteşar tarafından yapılmıştır. Müsteşarın müdahalesinin, bakanın bilgi ve talimatı doğrultusunda olduğu kanaatine ulaşılmıştır.” denildi.Emniyet müdürü ve validen talimat: Savcıyı oyalayın, operasyon yapmayınFezlekede İzmir Emniyet Müdürü Ali Bilkay ile Vali Mustafa Toprak hakkında da vahim suçlamalar yer alıyor. Emniyet Müdürü Bilkay’ın Mali Şube Müdürü Bora Köklü’yü telefonla arayarak savcının operasyon talebinin yerine getirilmemesi talimatını verdiği anlatılıyor. Köklü’nün kendi cep telefonuyla kaydettiği ve savcılığa teslim ettiği ses kayıtlarına göre, İzmir İl Emniyet Müdürü Bilkay, Köklü’ye “Savcı size operasyon dediğinde ‘çalışacağız’ diye oyalayın ama herhangi bir operasyon yapmıyorsunuz. ‘Tamam çalışıyoruz’ diyoruz, gereğini yapmıyoruz tamam mı? Operasyona adam çıkartmıyoruz, adam göndermiyoruz tamam mı?” diyor. Ardından telefonu Emniyet Müdürü’nün elinden alan İzmir Valisi Mustafa Toprak ise “Şimdi bu iş artık ülke meselesi haline geldi, İstanbul’da da aynı şeyler oldu. Diyeceksiniz ki ‘talimatınız ulaştı, üzerine çalışıyoruz’. Kendisi takip yaparsa yapsın, kapınız açık, gelir çayını içer ve gider kardeşim. Ankara’nın çok net tavrı bu, anlatabildim mi?” şeklinde konuşuyor.
Zaman
Ana Sayfa
25.01.2014
AdaletBakanıhakkında‘yargıyabaskı’fezlekesiAdalet Bakanı hakkında ‘yargıya baskı’ fezlekesi
Rüşvetten bıkan işadamı: Bana para demeyin
Zaman
11.01.2014
02:01
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beş ilde düzenlenen rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kapsamında adliyeye sevk edilen 23 kişiden 14’ü, tutuklanmaları talebiyle mahkemeye çıkarıldı.Soruşturma kapsamında teknik takibe ilginç konuşmalar da takıldı. İzmir Liman İşletme Müdürlüğü ile iş yapan iki işadamı arasında 6 Şubat 2012’de yapılan konuşmada, vermek zorunda kaldıkları rüşvetlerle ilgili birbirlerine dert yandıkları tespit edildi.İşadamı İ.Ç., konuştuğu diğer işadamı arkadaşı İ.K.’ye, “Ya şimdi abi bunlar biliyorsun bunların derdi bitmiyor. Hüseyin’in derdi bitmiyor. Dün de Şentürk bi gel konuşalım dedi. Konuştuk, ......... benim sıkıntım var nedir sıkıntın abi dokuz milyar bak sanki şey istiyor.” dediği kayıtlara girdi. Konuşma, İ.Ç.’nin, “Ben artık sıyırdım ben biraz sıyırdım. Kendine dedim ya artık yeter yemek yiyecekseniz rakı içecekseniz. Her zaman misafirim olun arkadaşım bana para demeyin artık param yok. Benim işim de kalmadı dedim kapattım.” sözleriyle devam etti. İ.K.’nin, “Abi yok ki bunlar doymuyor ki bunlar.” demesi üzerine İ.Ç. de, “Doymuyor, doymuyor abiciğim valla Allah yardımcımız olsun.” dediği takibe takıldı.Telefon dinlemelerinde başka ilginç ayrıntılar da ortaya çıktı. Gözaltındaki zanlılardan T.Ç.A.’nın Van Gölü’nde ulaşımı sağlamak için kullanılacak olan deniz araçlarının pazarlığı sırasında Van Gölü Feribot İşletme Müdürü Ş.Ç.’ye rüşvet pazarlığı içeren “Ş. ağabey, Nasılsınız, Size telefonda bahsettiğim gibi, Yenican sallarının tanesini 5.850 TL’ye verebiliriz, Sal başına 565 TL size yazarım yani 565 x 28 = 15.820 lira size takdim ederim.” diye mail attığı belirlendi.Yıldırım’ın bacanağı teslim olduBu arada geçtiğimiz salı gününden beri aranan 10 kişi arasında yer alan ve eski Ulaştırma Bakanı, AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım’ın bacanağı olan C.H. de dün yanında avukatıyla İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne gelerek teslim oldu. Daha sonra adliyeye sevk edilen C.H., tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Önceki gün internet sitelerine düşen ve polisin gizli takip görüntüleri olduğu anlaşılan kayıt, rüşvetin nasıl verildiğini ortaya koymuştu. Kayıtta, Ankara’daki bir parkta işadamı M.C.B. ile buluşan C.H.’nin para alışverişi yaptığı görülüyor.Adliyeye çıkarılan 14 zanlı tutuklandıİzmir’de Liman İşletmesi’ne yönelik yolsuzluk operasyonunda gözaltında bulunan 24 zanlıdan 1’i polis ifadesinin ardından serbest kaldı. Adliyeye gönderilen 23 zanlıdan 14’ü ise mahkeme tarafından tutuklandı. Bir ihbar mektubunun ardından başlatılan soruşturmanın tamamlanmasıyla, 5 ilde 27 kişi gözaltına alınmıştı. Zanlılardan 4’ü ifadeleri alındıktan sonra savcının talimatıyla emniyetten serbest bırakılmıştı. İzmir’deki operasyonu gerçekleştiren birimlerin başındaki Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Şevik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Taner Aydın ve Narkotik Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürü Behzat Tuzcu ise aynı gün öğleden sonra görevlerinden alınmıştı.
Zaman
Güncel
11.01.2014
RüşvettenbıkanişadamıBanaparademeyinRüşvetten bıkan işadamı Bana para demeyin
Rüşvetten bıkan işadamı: Bana para demeyin
Zaman
11.01.2014
02:01
İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından beş ilde düzenlenen rüşvet ve yolsuzluk operasyonu kapsamında adliyeye sevk edilen 23 kişiden 14’ü, tutuklanmaları talebiyle mahkemeye çıkarıldı.Soruşturma kapsamında teknik takibe ilginç konuşmalar da takıldı. İzmir Liman İşletme Müdürlüğü ile iş yapan iki işadamı arasında 6 Şubat 2012’de yapılan konuşmada, vermek zorunda kaldıkları rüşvetlerle ilgili birbirlerine dert yandıkları tespit edildi.İşadamı İ.Ç., konuştuğu diğer işadamı arkadaşı İ.K.’ye, “Ya şimdi abi bunlar biliyorsun bunların derdi bitmiyor. Hüseyin’in derdi bitmiyor. Dün de Şentürk bi gel konuşalım dedi. Konuştuk, ......... benim sıkıntım var nedir sıkıntın abi dokuz milyar bak sanki şey istiyor.” dediği kayıtlara girdi. Konuşma, İ.Ç.’nin, “Ben artık sıyırdım ben biraz sıyırdım. Kendine dedim ya artık yeter yemek yiyecekseniz rakı içecekseniz. Her zaman misafirim olun arkadaşım bana para demeyin artık param yok. Benim işim de kalmadı dedim kapattım.” sözleriyle devam etti. İ.K.’nin, “Abi yok ki bunlar doymuyor ki bunlar.” demesi üzerine İ.Ç. de, “Doymuyor, doymuyor abiciğim valla Allah yardımcımız olsun.” dediği takibe takıldı.Telefon dinlemelerinde başka ilginç ayrıntılar da ortaya çıktı. Gözaltındaki zanlılardan T.Ç.A.’nın Van Gölü’nde ulaşımı sağlamak için kullanılacak olan deniz araçlarının pazarlığı sırasında Van Gölü Feribot İşletme Müdürü Ş.Ç.’ye rüşvet pazarlığı içeren “Ş. ağabey, Nasılsınız, Size telefonda bahsettiğim gibi, Yenican sallarının tanesini 5.850 TL’ye verebiliriz, Sal başına 565 TL size yazarım yani 565 x 28 = 15.820 lira size takdim ederim.” diye mail attığı belirlendi.Yıldırım’ın bacanağı teslim olduBu arada geçtiğimiz salı gününden beri aranan 10 kişi arasında yer alan ve eski Ulaştırma Bakanı, AK Parti İzmir Büyükşehir Belediye Başkan adayı Binali Yıldırım’ın bacanağı olan C.H. de dün yanında avukatıyla İzmir Emniyet Müdürlüğü’ne gelerek teslim oldu. Daha sonra adliyeye sevk edilen C.H., tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı. Önceki gün internet sitelerine düşen ve polisin gizli takip görüntüleri olduğu anlaşılan kayıt, rüşvetin nasıl verildiğini ortaya koymuştu. Kayıtta, Ankara’daki bir parkta işadamı M.C.B. ile buluşan C.H.’nin para alışverişi yaptığı görülüyor.Adliyeye çıkarılan 14 zanlı tutuklandıİzmir’de Liman İşletmesi’ne yönelik yolsuzluk operasyonunda gözaltında bulunan 24 zanlıdan 1’i polis ifadesinin ardından serbest kaldı. Adliyeye gönderilen 23 zanlıdan 14’ü ise mahkeme tarafından tutuklandı. Bir ihbar mektubunun ardından başlatılan soruşturmanın tamamlanmasıyla, 5 ilde 27 kişi gözaltına alınmıştı. Zanlılardan 4’ü ifadeleri alındıktan sonra savcının talimatıyla emniyetten serbest bırakılmıştı. İzmir’deki operasyonu gerçekleştiren birimlerin başındaki Emniyet Müdür Yardımcısı Mehmet Ali Şevik, Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdür Yardımcısı Taner Aydın ve Narkotik Suçlarıyla Mücadele Şube Müdürü Behzat Tuzcu ise aynı gün öğleden sonra görevlerinden alınmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
11.01.2014
RüşvettenbıkanişadamıBanaparademeyinRüşvetten bıkan işadamı Bana para demeyin
Emniyet'teki kıyım zirveye çıktı
Zaman
09.01.2014
02:36
Yolsuzluk, rüşvet ve karapara operasyonunun ardından Emniyet’te başlatılan büyük tasfiye operasyonu sürüyor.Türkiye genelindeki yaklaşık 50 ilin kaçakçılık, organize suçlar, mali, istihbarat, terörle mücadele ve asayiş şubeleri ile Emniyet Genel Müdürlüğü merkezindeki 14 daire başkanının tasfiye edilmesinin ardından ‘cadı avı’ il emniyet müdürlerine uzandı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün onayının ardından 15 ilin emniyet müdürü ile emniyet genel müdür yardımcılarından Muammer Bucak merkeze çekildi. 9 ilin emniyet müdürü ise başka illere atandı. Kararname ile merkeze alınan emniyet müdürleri şöyle: Ahmet Zeki Gürkan (Adana), Kadir Ay (Ankara), Mustafa Sağlam (Antalya), Ali Osman Kahya (Bursa), Recep Güven (Diyarbakır), Turgut Yıldız (Erzurum), Ömer Aydın (Gaziantep), Ragıp Kılıç (Hatay), Ali Bilkay (İzmir), Hulusi Çelik (Kocaeli), Mustafa Aygün (Malatya), Arif Öksüz (Mersin), Mustafa Aktaş (Sakarya), İsmail Türkmenli (Samsun) ve Ertan Yavaş (Trabzon). Dış İlişkiler, Yabancılar Hudut İltica, İnterpol-Europol Sirene ve Pasaport Dairesi Başkanlığı’ndan sorumlu Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Muammer Bucak da görevden el çektirildi. Ayrıca Aksaray, Bayburt, Bolu, Düzce, Elazığ, Eskişehir, Kastamonu, Kırıkkale ve Niğde Emniyet müdürleri de başka illere atandı. Görevden alınanlar listesinde en dikkat çeken isim, eski İstihbarat Dairesi Başkan Yardımcısı ve Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven. 2007 öncesinde istihbarat dairesinde Ergenekon ile ilgili ilk çalışmayı yapan kişi olarak bilinen Güven, hazırladığı Ergenekon şemasını dönemin İstihbarat Dairesi Başkanı Sabri Uzun’a teslim etmişti. Güven’in çalışması ile başlatılan Ergenekon soruşturmasını yürüten dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Mustafa Aktaş da Sakarya Emniyet Müdürlüğü’nden alındı. Görevden alınan bir diğer isim ise Hatay Emniyet Müdürü Ragıp Kılıç oldu. Kılıç’ın adı son olarak Hatay’daki TIR operasyonunda gündeme gelmişti. MİT’çilerin refakat ettiği TIR, Suriye’ye silah taşıdığı gerekçesiyle iki kez durdurulmuş ancak aranamamıştı.YOLSUZLUK SORUŞTURMASINA ONAY VERDİ, GÖREVİNDEN ALINDIEdinilen bilgilere göre, İzmir Emniyet Müdürü Ali Bilkay’ın görevden alınmasında İzmir merkezli TCDD’nin Liman İşletmeleri’ne yönelik yolsuzluk ve rüşvet soruşturmasının etkili olduğu belirtiliyor. Kaynaklara göre soruşturmanın ardından Bilkay’ın ismi de hemen listeye eklendi. Sakarya İl Emniyet Müdürlüğü görevindeyken Kasım 2011’de İzmir’e atanan Bilkay, “Gelirken sevinmedim, giderken de üzülmedim. Karar büyüklerin takdiridir. Yaptıklarımızı millet takdir edecektir.” dedi.
Zaman
En Çok Okunan
09.01.2014
EmniyettekikıyımzirveyeçıktıEmniyetteki kıyım zirveye çıktı
Toplam "117" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti