Habergec.Com Aranan Kelimeler:emniyet istedi ama Değerlendirme: 10 / 10 169452
habergec.com
23.07.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

emniyet istedi ama

25 Aralık’ta hukuk bitti
Zaman
29.06.2014
02:08
Emekli hâkim albay kimliğini sivil hayata taşıyan hukukçu Ümit Kardaş ile Balyoz’dan Ergenekon’a dava süreçlerini konuştuk. Kardaş, “25 Aralık ile beraber görünürdeki yargı da ortadan kalktı.” deyip ekliyor: “Yalnız yargı süreçlerini düzeltmek yetmez, artık yeni bir sayfa açmak gerekiyor.”Türkiye’de yapısal tartışmalar sürüyor. Anayasa, yargı ve adalet de bu tartışmaların odak noktasında. Gelinen süreci nasıl değerlendirirsiniz?Tarihsel ele almak gerekiyor. Cumhuriyet’in kurulmasından bu yana Türkiye’de hukuk gerçek anlamda bir hukuk değil, kurmaca... 1950’ye kadar zaten tek partili rejimle demokrasi yoktu. Bu döneme kadar hukuk zaten kabul edilemez. Öncesinde İstiklal Mahkemeleri’ni görüyoruz, ondan sonra sıkıyönetim mahkemeleri, devlet güvenlik Mahkemeleri, Özel yetkili mahkemeler... Hepsi olağanüstü mahkemeler. Bu mahkemelerin gerçek manada bir hukuk üretmesi mümkün olmadığı gibi, uyguladıkları mevzuatın da demokratik bir içeriğe sahip olması mümkün değil.AK Parti en azından ilk yıllarında olağanlaşan, normalleşen bir hukuk iddiasını sürdürüyordu. Ne değişti?2006’dan önce de Terörle Mücadele Kanunu vardı, o da terör ve terörist üretirdi. Ceza hukuku mevzuatımız demokratik değil, özgürlükleri güvence altına almıyor. Böyle bir mevzuat varken mahkemeleriniz de tabii hakim ilkesine aykırı mahkemeler. Burada bir hukuk tasavvurunda bulunmak mümkün değil. Hukukun askıya alındığı istisna hali bizde süreklilik gösteriyor. Biz ne kadar olağan dönem yaşadık, ona bakmak lazım. 27 Mayıs, arkasından 12 Mart, arkasından 12 Eylül, arkasından 27 Nisan. Darbelerle kesilmemiş bir dönemimiz yok.Arada yaşanan dönemler vaha gibi...Olağanüstülük, olağan hale geliyor. ‘Biz hep olağanüstü şartlar yaşıyoruz.’ diye bakılıyor ve bu da olağanüstü uygulamalarla ortadan kaldırılmaya çalışılıyor. Yargıya geldiğimizde bu zihniyetin sürdüğü bir yerde gerçek anlamda bir hukuk olabilir mi? Olmaz. Olağan olan ilkeler ve özgürlüktür çünkü. ‘Biz devrim yapacağız, hukuku da araçsallaştıracağız’ düşüncesi var. Bakın İstiklal Mahkemeleri’ne, adam şapka mı giymemiş, ‘Gel, iki dakika savunma yap asalım’ deniyor.Demokrasi adına umut veren adımlardan biri 12 Eylül, Balyoz ve Ergenekon davalarıydı. Bu davaların da meşruiyeti tartışılır oldu.Geçmişle yüzleşmek sadece yargıyla olmaz, bunun için hakikat ve yüzleşme komisyonları da kurulur. Bakın enteresan olan şu, yargı bizim ‘bir daha asla’ demememiz için uygulanması gereken bir boyut. Bunun yapısal bir boyutu da var, o da kurumların demokratikleşmesi. Silahlı Kuvvetler açısından bakalım, burada bir değişiklik var mı? Yok. İki general yargılandı, güzel sembolik. Peki bu yol açıldı, kademe kademe 12 Eylül uygulamalarını yapan bir sürü sorumlu da vardı, onlar ne oldu? Burada hakikaten kapsamlı bir soruşturma yapılamadı. Hakikat ve yüzleşme komisyonları kurulabilirdi. En azından orada bir yüzleşme sağlanabilirdi. Bu sadece 12 Eylül açısından değil, bütün hakikatler için de geçerli. Bu ikisi, paralel işlemesi gereken süreçler. Bir de tabii önemli bir eleştiri var bu konuda: 12 Eylül Anayasası, siyasî partiler kanunu, seçim kanunu tüm zihniyetiyle beraber duruyor. Yargılama yaparken bunları değiştirebildiniz mi? Halen 12 Eylül anayasasıyla yönetiliyoruz.Peki Balyoz ve Ergenekon davaları...Balyoz ve Ergenekon’a geldiğimizde, savunmalar hep ret ve inkâr üzerine kuruldu. Mahkemenin gerekçeli bir kararı var. Sadece dijital verilerden de ibaret değil. Bu bir kanun yolundan da, temyizden de geçti. Kişiler hükümlü hale geldi. O zaman yargılamanın yenilenmesi konusunda da yeni bir delil söz konusu değil. Burada adil yargılanma hakkına uymayan noktalar var. Bunlar da Yargıtay’ın temyiz aşamasında incelenmiş. Anayasa Mahkemesi’nde bireysel başvuru düzenlemesi şunu söylüyor: ‘Kanun yolundan geçmiş hususlar hakkında inceleme yapamaz.’ Bu konular temyiz aşamasında değerlendirildiği için oraya girmemesi lazım. Tahmin ediyorum, bu biraz siyasî bir angajman. Hakikaten beraat edecek kişiler de olabilir ama bizim yargılamamızın hali bütün yargılanan insanlar açısından eksiklikler içeriyor. Bu askerî yargılama olduğunda siyaset devreye girip orada bir müdahale söz konusu oluyor. Yargıtay’ın üstünden bir işlev görüyor Anayasa Mahkemesi.Türkiye’de yargı görünürde var diyorsunuz, öyle mi?Aslında artık o da yok. Görünürde olan yargının ortadan kalkması 25 Aralık. Polis, mahkeme kararını uygulardı öncesinde. 25 Aralık’ta mahkeme karar verdi, savcı uygulatmak istedi, emniyet dedi ki, ‘uygulamıyorum.’ Bu ilktir. O noktada görünürdeki yargı da ortadan kalktı. Güç artık at oynatır hale geldi. Bu olanları hukuken de açıklayamıyorsunuz. Hukuk yok, mahkeme yok, yargı yok. 25 Aralık
Zaman
Ana Sayfa
29.06.2014
25Aralık’tahukukbitti25 Aralık’ta hukuk bitti
TOBB'a TÜBİTAK raporunun raporu yazdırılmış
Zaman
26.06.2014
21:08
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın çalışma ofisinde ve Keçiörendeki konutunda bulunduğu iddia edilen dinleme cihazı (böcek) ile ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu (BTK) raporunda ilginç bilgiler yer alıyor. Cihazı suçlanan emniyet mensuplarının koyduğunun delili olacak rapor verilmesi için TÜBİTAKa baskı yapıldığı açıklamalarla ortaya çıkmıştı. TÜBİTAKın cihazı inceleyerek hazırladığı raporun ise TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesine ayrıca gönderilip değerlendirme istendiği anlaşıldı. Cihaz olmadan hazırlandığı belirtilen TOBB raporunun polislerin tutuklama talebi gerekçeleri arasında arasında gösterilmesi dikkat çekti.BTK raporunda yer alan bilgiye göre, bulunduğu öne sürülen dinleme cihazları, soruşturmaya gerekçe olarak kullanılmak üzere önce MİT tarafından TÜBİTAKa gönderildi. Cihazın ömür tespiti, işlemci üzerindeki yazılım ve silinmiş malzemelerin isimlerinin belirlenmesi istendi. TÜBİTAK, söz konusu cihazlar üzerinde inceleme yaparak, cihazın beyaz renkli dolgu malzemeden yapıldığı ve 4-5 Aralık 2011 tarihlerinde katılaştığını bildirdi. TÜBİTAK (BİLGEM) Başkanlığı ancak maksimum 3 günlük bir yanılma payı olacağını belirtti. Fakat raporda belirtilen tarihler MİT mensuplarını tatmin etmedi. Çünkü, emniyet mensupları hakkında Başbakanlık çalışma ofisi ve Konutunda arama-tarama gerçekleştirdikleri 24 Kasım 2011 tarihinde böcek koydukları suçlaması vardı. TÜBİTAK raporu ise bu tezi çürütüyordu. Bunun ardından kurum, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Yıldız Teknik Üniversitesinde (YTÜ) ek bir rapor talebinde bulundu. TÜBİTAK raporuna rağmen, ‘konunun netleştirilmesi gerektiği gerekçe gösterilerek 10 ve 13 Şubat 2012 tarihlerinde İTÜ Fen Edebiyat Fakültesi POLİMER Kimyası Laboratuvarına ve YTÜ Elektrik Elektronik Fakültesine iki yazı yollandı. Bu iki üniversiteden de, malzemelerin (PCB, silikon, dolgu malzemesi) özelliklerinin ve ömür sürelerinin (malzemenin üretim veya katılaşma zamanı) belirlenmesi talep edildi. 16 Şubat 2012 tarihinde MİTe yazı yollayan İTÜ, gönderilen malzemelerin tespiti ve ömür sürelerinin analizinin yapılmadığını belirtti. 17 Şubat 2012 tarihinde YTÜ gönderilen malzemelerin tespiti ve ömür sürelerinin belirlenmesini sağlayacak analiz ve test düzeneklerinin fakülte bünyesinde bulunmadığını bildirdi. İki yıl sonra TOBBCihazın bulunmasının üzerinden iki yıl geçtikten sonra, TOBB Üniversitesinden rapor alma yoluna gidildi. “Böcek soruşturması ile ilgili sahte delillerin üretilmesi” iddialarının gündeme taşındığı sırada, 06 Ocak 2014 tarihinde BTK, TOBB Üniversitesine yazı yazarak bir öğretim üyesinin görüşünü istedi. TOBB Üniversitesi de bunun için Doç. Dr. Teyfik Demiri görevlendirdi. TÜBİTAK raporu doğru ama 10-20 gün arası sapma var Demir hazırladığı raporda, TÜBİTAKın malzemelerin tespiti için kullandığı yöntem için, ‘doğruluğu kabul edilmiş/ispatlanmış bir yöntemdir tespitini yaptı. Ancak, sürenin tahmini olarak 10-20 gün arasında yanlış tahmin edildiğini öne sürdü. Demirin, söz konusu cihazı incelemediği, görüşünü TÜBİTAK raporunun kritiği şeklinde bir yazı şeklinde ilettiği belirtiliyor. TÜBİTAK raporuna rağmen TOBB raporu dikkate alındı BTK, TÜBİTAKtaki uzmanlar tarafından belirlenen 4-5 Aralık 2011 tarihine rağmen, TOBB öğretim üyesinin raporunun dikkate alınması gerektiğini raporunda belirtti. 4-5 Aralık 2011 tarihinden 10-20 gün daha geriye gelinerek, cihazın faaliyete geçmeyle ilgili 14-24 Kasım tarihlerinin baz alınacağı ifade edildi. Bu sayede arama yapılan 24 Kasım 2011 tarihine ulaşılarak soruşturma emniyet mensupları üzerinde derinleştirilmeye başlandı.
Zaman
Son Dakika
26.06.2014
TOBBaTÜBİTAKraporununraporuyazdırılmışTOBBa TÜBİTAK raporunun raporu yazdırılmış
TOBB'a TÜBİTAK raporunun raporu yazdırılmış
Zaman
26.06.2014
21:08
Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın çalışma ofisinde ve Keçiörendeki konutunda bulunduğu iddia edilen dinleme cihazı (böcek) ile ilgili Başbakanlık Teftiş Kurulu (BTK) raporunda ilginç bilgiler yer alıyor. Cihazı suçlanan emniyet mensuplarının koyduğunun delili olacak rapor verilmesi için TÜBİTAKa baskı yapıldığı açıklamalarla ortaya çıkmıştı. TÜBİTAKın cihazı inceleyerek hazırladığı raporun ise TOBB Ekonomi ve Teknoloji Üniversitesine ayrıca gönderilip değerlendirme istendiği anlaşıldı. Cihaz olmadan hazırlandığı belirtilen TOBB raporunun polislerin tutuklama talebi gerekçeleri arasında arasında gösterilmesi dikkat çekti.BTK raporunda yer alan bilgiye göre, bulunduğu öne sürülen dinleme cihazları, soruşturmaya gerekçe olarak kullanılmak üzere önce MİT tarafından TÜBİTAKa gönderildi. Cihazın ömür tespiti, işlemci üzerindeki yazılım ve silinmiş malzemelerin isimlerinin belirlenmesi istendi. TÜBİTAK, söz konusu cihazlar üzerinde inceleme yaparak, cihazın beyaz renkli dolgu malzemeden yapıldığı ve 4-5 Aralık 2011 tarihlerinde katılaştığını bildirdi. TÜBİTAK (BİLGEM) Başkanlığı ancak maksimum 3 günlük bir yanılma payı olacağını belirtti. Fakat raporda belirtilen tarihler MİT mensuplarını tatmin etmedi. Çünkü, emniyet mensupları hakkında Başbakanlık çalışma ofisi ve Konutunda arama-tarama gerçekleştirdikleri 24 Kasım 2011 tarihinde böcek koydukları suçlaması vardı. TÜBİTAK raporu ise bu tezi çürütüyordu. Bunun ardından kurum, İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) ve Yıldız Teknik Üniversitesinde (YTÜ) ek bir rapor talebinde bulundu. TÜBİTAK raporuna rağmen, ‘konunun netleştirilmesi gerektiği gerekçe gösterilerek 10 ve 13 Şubat 2012 tarihlerinde İTÜ Fen Edebiyat Fakültesi POLİMER Kimyası Laboratuvarına ve YTÜ Elektrik Elektronik Fakültesine iki yazı yollandı. Bu iki üniversiteden de, malzemelerin (PCB, silikon, dolgu malzemesi) özelliklerinin ve ömür sürelerinin (malzemenin üretim veya katılaşma zamanı) belirlenmesi talep edildi. 16 Şubat 2012 tarihinde MİTe yazı yollayan İTÜ, gönderilen malzemelerin tespiti ve ömür sürelerinin analizinin yapılmadığını belirtti. 17 Şubat 2012 tarihinde YTÜ gönderilen malzemelerin tespiti ve ömür sürelerinin belirlenmesini sağlayacak analiz ve test düzeneklerinin fakülte bünyesinde bulunmadığını bildirdi. İki yıl sonra TOBBCihazın bulunmasının üzerinden iki yıl geçtikten sonra, TOBB Üniversitesinden rapor alma yoluna gidildi. “Böcek soruşturması ile ilgili sahte delillerin üretilmesi” iddialarının gündeme taşındığı sırada, 06 Ocak 2014 tarihinde BTK, TOBB Üniversitesine yazı yazarak bir öğretim üyesinin görüşünü istedi. TOBB Üniversitesi de bunun için Doç. Dr. Teyfik Demiri görevlendirdi. TÜBİTAK raporu doğru ama 10-20 gün arası sapma var Demir hazırladığı raporda, TÜBİTAKın malzemelerin tespiti için kullandığı yöntem için, ‘doğruluğu kabul edilmiş/ispatlanmış bir yöntemdir tespitini yaptı. Ancak, sürenin tahmini olarak 10-20 gün arasında yanlış tahmin edildiğini öne sürdü. Demirin, söz konusu cihazı incelemediği, görüşünü TÜBİTAK raporunun kritiği şeklinde bir yazı şeklinde ilettiği belirtiliyor. TÜBİTAK raporuna rağmen TOBB raporu dikkate alındı BTK, TÜBİTAKtaki uzmanlar tarafından belirlenen 4-5 Aralık 2011 tarihine rağmen, TOBB öğretim üyesinin raporunun dikkate alınması gerektiğini raporunda belirtti. 4-5 Aralık 2011 tarihinden 10-20 gün daha geriye gelinerek, cihazın faaliyete geçmeyle ilgili 14-24 Kasım tarihlerinin baz alınacağı ifade edildi. Bu sayede arama yapılan 24 Kasım 2011 tarihine ulaşılarak soruşturma emniyet mensupları üzerinde derinleştirilmeye başlandı.
Zaman
Ana Sayfa
26.06.2014
TOBBaTÜBİTAKraporununraporuyazdırılmışTOBBa TÜBİTAK raporunun raporu yazdırılmış
Karne hediyesi kırmızı bisikletten geriye acı kaldı
Zaman
09.06.2014
02:07
Tekirdağ’da gezmek için gittikleri Ergene Deresi kenarında bisikletlerini yıkamak isterken suya düşerek kaybolan 3 çocuktan Efe Can Baybüre’nin cansız bedeni, düştüğü noktadan bir kilometre uzaklıkta bulundu. Kayıp çocuklardan Bahadır Sarı’nın iki gün önce babasından karne hediyesi kırmızı bisiklet istediği, alınan bisikletle dere kenarına gittiği öğrenildi.-Bahadır, 11 yaşındaydı ve üst sınıfa geçmeyi garantilemişti. Yaşıtları gibi en büyük hayali kırmızı bisiklete kavuşmayı iple çekiyordu. Babası söz vermişti; sınıfı geçer geçmez kırmızı bisiklet alınacaktı. Tekirdağ, Muratlı’da yaşayan baba Ferit Sarı, karneyi beklemeden Bahadır’a sürpriz yaptı. Okulların kapanmasına daha bir hafta olmasına rağmen, kırmızı bisikleti kapıya çekti. İki gün önce Aşağısevindik Mahallesi’ndeki arkadaşlarına haber veren Bahadır, bisiklet turuna Umut Buğra’yı (Yanat-12), Serhat’ı (Kayabaş-12), Aydın’ı (Kayabaş-11), Efe Can’ı (Baybüre-11) ve Mehmet’i (Ura-11) çağırdı. Bir gün önce sağanak vardı ama o gün hava güzeldi. 6 çocuk gönüllerince gezdiler. Ancak yağmurlu havadan kalma çamur, bisikletleri kirletmişti. Bahadır’ın yeni alınan kırmızı bisikleti de çamur içindeydi. Karar verdiler, Ergene Deresi’nde bisikletleri bir güzel yıkayıp evin yolunu tutacaklardı. Ancak korkunç bir şey oldu. Umut Buğra, Bahadır ve Efe Can dereye düştü. Diğer 3 çocuk çaresizlik içinde ailelere haber vermek için mahalleye koştu. Neye uğradığını şaşıran aileler ve komşuları derede çocukları aramaya başladı. Hava kararıncaya kadar süren çalışmalar netice vermedi. Bu arada Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü’nden yardım istendi. Deniz Şubesi dalgıçları ve AFAD ekiplerinin dün sabah erken saatlerde başlattığı çalışmalara İstanbul’dan gelen Jandarma arama ve kurtarma ekipleri de katıldı. Çalışmalara çocukların dereye düştüğü yerden başlandı. Derenin su seviyesi önceki güne göre biraz daha düşmesine rağmen hızlı akıntı, arama çalışmalarını yapan ekibin işini zorlaştırdı. Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanlığı itfaiye ekipleri, aramaların yoğunlaştırıldığı köprü ayağındaki borulara takılınca boğulma tehlikesi geçirdi. 3 itfaiye eri iplerle çekilerek kıyıya çıkarıldı. Saat 12.00 sularında dereye düşen 3 çocuktan Şehit Erdoğan Erişik Ortaokulu öğrencisi 11 yaşındaki Efe Can Baybüre’nin cansız bedeni, düştüğü noktadan bir kilometre uzaklıkta bulundu. Balçığa saplanmış halde bulunan çocuğunun cesedini teşhis eden baba Murat Baybüre sinir krizi geçirdi. Oğlunun, izin vermediği halde çok sevdiği arkadaşlarıyla birlikte dere kenarına gittiğini söyleyen Baybüre, “Her zaman izin veririm ama dün izin vermemiştim. 1989 yılında buraya geldim. O dönem bu derede millet balık tutuyordu. Bugünkü durumun sorumluları kimse Allah benim yaşadığım acıyı onlara da tattırsın.” dedi. Dün akşam saatlerine kadar diğer iki çocuktan hâlâ haber yoktu. Ekipler, nehrin yaklaşık 6 kilometrelik kısmında dipten tarama yaparken, endişe içindeki aileler bir an olsun nehir kenarından ayrılmıyor. Bahadır’ını kırmızı bisikletle sevince boğan babası Ferit Sarı’nın feryatları ise herkesin yüreğini dağladı: “Oğlum, Bahadır’ım nerdesin?”Bir acı haber de İstanbul’danTürkiye’yi üzen boğulma olayları dün İstanbul’da da yaşandı. Pendik’te eski bir taşocağı için kazılan çukurda biriken suya giren 3 çocuktan biri boğularak hayatını kaybetti. Olay, saat 16.00 sularında Kurnaköy Taşocakları mevkiinde meydana geldi. İddialara göre, bölgedeki gölete gelen 3 çocuk, yüzmek için suya girdi. Bir süre yüzen çocuklardan biri gözden kaybolunca diğer arkadaşları bağırarak yardım istedi. Bu sırada gölet çevresinde piknik yapan vatandaşlar imdat çağrıları üzerine olay yerine koştu. Çocuk bulunamayınca ekiplere haber verildi. Yarım saat sonra çocuğun cansız bedenine ulaşıldı. Hastaneye kaldırılan çocuğun kimliği henüz bilinmiyor. NURİ SOYLU İSTANBUL, CİHAN
Zaman
En Çok Okunan
09.06.2014
KarnehediyesikırmızıbisiklettengeriyeacıkaldıKarne hediyesi kırmızı bisikletten geriye acı kaldı
Karne hediyesi kırmızı bisikletten geriye acı kaldı
Zaman
09.06.2014
02:02
Tekirdağ’da gezmek için gittikleri Ergene Deresi kenarında bisikletlerini yıkamak isterken suya düşerek kaybolan 3 çocuktan Efe Can Baybüre’nin cansız bedeni, düştüğü noktadan bir kilometre uzaklıkta bulundu. Kayıp çocuklardan Bahadır Sarı’nın iki gün önce babasından karne hediyesi kırmızı bisiklet istediği, alınan bisikletle dere kenarına gittiği öğrenildi.-Bahadır, 11 yaşındaydı ve üst sınıfa geçmeyi garantilemişti. Yaşıtları gibi en büyük hayali kırmızı bisiklete kavuşmayı iple çekiyordu. Babası söz vermişti; sınıfı geçer geçmez kırmızı bisiklet alınacaktı. Tekirdağ, Muratlı’da yaşayan baba Ferit Sarı, karneyi beklemeden Bahadır’a sürpriz yaptı. Okulların kapanmasına daha bir hafta olmasına rağmen, kırmızı bisikleti kapıya çekti. İki gün önce Aşağısevindik Mahallesi’ndeki arkadaşlarına haber veren Bahadır, bisiklet turuna Umut Buğra’yı (Yanat-12), Serhat’ı (Kayabaş-12), Aydın’ı (Kayabaş-11), Efe Can’ı (Baybüre-11) ve Mehmet’i (Ura-11) çağırdı. Bir gün önce sağanak vardı ama o gün hava güzeldi. 6 çocuk gönüllerince gezdiler. Ancak yağmurlu havadan kalma çamur, bisikletleri kirletmişti. Bahadır’ın yeni alınan kırmızı bisikleti de çamur içindeydi. Karar verdiler, Ergene Deresi’nde bisikletleri bir güzel yıkayıp evin yolunu tutacaklardı. Ancak korkunç bir şey oldu. Umut Buğra, Bahadır ve Efe Can dereye düştü. Diğer 3 çocuk çaresizlik içinde ailelere haber vermek için mahalleye koştu. Neye uğradığını şaşıran aileler ve komşuları derede çocukları aramaya başladı. Hava kararıncaya kadar süren çalışmalar netice vermedi. Bu arada Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü’nden yardım istendi. Deniz Şubesi dalgıçları ve AFAD ekiplerinin dün sabah erken saatlerde başlattığı çalışmalara İstanbul’dan gelen Jandarma arama ve kurtarma ekipleri de katıldı. Çalışmalara çocukların dereye düştüğü yerden başlandı. Derenin su seviyesi önceki güne göre biraz daha düşmesine rağmen hızlı akıntı, arama çalışmalarını yapan ekibin işini zorlaştırdı. Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanlığı itfaiye ekipleri, aramaların yoğunlaştırıldığı köprü ayağındaki borulara takılınca boğulma tehlikesi geçirdi. 3 itfaiye eri iplerle çekilerek kıyıya çıkarıldı. Saat 12.00 sularında dereye düşen 3 çocuktan Şehit Erdoğan Erişik Ortaokulu öğrencisi 11 yaşındaki Efe Can Baybüre’nin cansız bedeni, düştüğü noktadan bir kilometre uzaklıkta bulundu. Balçığa saplanmış halde bulunan çocuğunun cesedini teşhis eden baba Murat Baybüre sinir krizi geçirdi. Oğlunun, izin vermediği halde çok sevdiği arkadaşlarıyla birlikte dere kenarına gittiğini söyleyen Baybüre, “Her zaman izin veririm ama dün izin vermemiştim. 1989 yılında buraya geldim. O dönem bu derede millet balık tutuyordu. Bugünkü durumun sorumluları kimse Allah benim yaşadığım acıyı onlara da tattırsın.” dedi. Dün akşam saatlerine kadar diğer iki çocuktan hâlâ haber yoktu. Ekipler, nehrin yaklaşık 6 kilometrelik kısmında dipten tarama yaparken, endişe içindeki aileler bir an olsun nehir kenarından ayrılmıyor. Bahadır’ını kırmızı bisikletle sevince boğan babası Ferit Sarı’nın feryatları ise herkesin yüreğini dağladı: “Oğlum, Bahadır’ım nerdesin?”Bir acı haber de İstanbul’danTürkiye’yi üzen boğulma olayları dün İstanbul’da da yaşandı. Pendik’te eski bir taşocağı için kazılan çukurda biriken suya giren 3 çocuktan biri boğularak hayatını kaybetti. Olay, saat 16.00 sularında Kurnaköy Taşocakları mevkiinde meydana geldi. İddialara göre, bölgedeki gölete gelen 3 çocuk, yüzmek için suya girdi. Bir süre yüzen çocuklardan biri gözden kaybolunca diğer arkadaşları bağırarak yardım istedi. Bu sırada gölet çevresinde piknik yapan vatandaşlar imdat çağrıları üzerine olay yerine koştu. Çocuk bulunamayınca ekiplere haber verildi. Yarım saat sonra çocuğun cansız bedenine ulaşıldı. Hastaneye kaldırılan çocuğun kimliği henüz bilinmiyor. NURİ SOYLU İSTANBUL, CİHAN
Zaman
Güncel
09.06.2014
KarnehediyesikırmızıbisiklettengeriyeacıkaldıKarne hediyesi kırmızı bisikletten geriye acı kaldı
Karne hediyesi kırmızı bisikletten geriye acı kaldı
Zaman
09.06.2014
02:02
Tekirdağ’da gezmek için gittikleri Ergene Deresi kenarında bisikletlerini yıkamak isterken suya düşerek kaybolan 3 çocuktan Efe Can Baybüre’nin cansız bedeni, düştüğü noktadan bir kilometre uzaklıkta bulundu. Kayıp çocuklardan Bahadır Sarı’nın iki gün önce babasından karne hediyesi kırmızı bisiklet istediği, alınan bisikletle dere kenarına gittiği öğrenildi.-Bahadır, 11 yaşındaydı ve üst sınıfa geçmeyi garantilemişti. Yaşıtları gibi en büyük hayali kırmızı bisiklete kavuşmayı iple çekiyordu. Babası söz vermişti; sınıfı geçer geçmez kırmızı bisiklet alınacaktı. Tekirdağ, Muratlı’da yaşayan baba Ferit Sarı, karneyi beklemeden Bahadır’a sürpriz yaptı. Okulların kapanmasına daha bir hafta olmasına rağmen, kırmızı bisikleti kapıya çekti. İki gün önce Aşağısevindik Mahallesi’ndeki arkadaşlarına haber veren Bahadır, bisiklet turuna Umut Buğra’yı (Yanat-12), Serhat’ı (Kayabaş-12), Aydın’ı (Kayabaş-11), Efe Can’ı (Baybüre-11) ve Mehmet’i (Ura-11) çağırdı. Bir gün önce sağanak vardı ama o gün hava güzeldi. 6 çocuk gönüllerince gezdiler. Ancak yağmurlu havadan kalma çamur, bisikletleri kirletmişti. Bahadır’ın yeni alınan kırmızı bisikleti de çamur içindeydi. Karar verdiler, Ergene Deresi’nde bisikletleri bir güzel yıkayıp evin yolunu tutacaklardı. Ancak korkunç bir şey oldu. Umut Buğra, Bahadır ve Efe Can dereye düştü. Diğer 3 çocuk çaresizlik içinde ailelere haber vermek için mahalleye koştu. Neye uğradığını şaşıran aileler ve komşuları derede çocukları aramaya başladı. Hava kararıncaya kadar süren çalışmalar netice vermedi. Bu arada Tekirdağ Emniyet Müdürlüğü’nden yardım istendi. Deniz Şubesi dalgıçları ve AFAD ekiplerinin dün sabah erken saatlerde başlattığı çalışmalara İstanbul’dan gelen Jandarma arama ve kurtarma ekipleri de katıldı. Çalışmalara çocukların dereye düştüğü yerden başlandı. Derenin su seviyesi önceki güne göre biraz daha düşmesine rağmen hızlı akıntı, arama çalışmalarını yapan ekibin işini zorlaştırdı. Tekirdağ Büyükşehir Belediye Başkanlığı itfaiye ekipleri, aramaların yoğunlaştırıldığı köprü ayağındaki borulara takılınca boğulma tehlikesi geçirdi. 3 itfaiye eri iplerle çekilerek kıyıya çıkarıldı. Saat 12.00 sularında dereye düşen 3 çocuktan Şehit Erdoğan Erişik Ortaokulu öğrencisi 11 yaşındaki Efe Can Baybüre’nin cansız bedeni, düştüğü noktadan bir kilometre uzaklıkta bulundu. Balçığa saplanmış halde bulunan çocuğunun cesedini teşhis eden baba Murat Baybüre sinir krizi geçirdi. Oğlunun, izin vermediği halde çok sevdiği arkadaşlarıyla birlikte dere kenarına gittiğini söyleyen Baybüre, “Her zaman izin veririm ama dün izin vermemiştim. 1989 yılında buraya geldim. O dönem bu derede millet balık tutuyordu. Bugünkü durumun sorumluları kimse Allah benim yaşadığım acıyı onlara da tattırsın.” dedi. Dün akşam saatlerine kadar diğer iki çocuktan hâlâ haber yoktu. Ekipler, nehrin yaklaşık 6 kilometrelik kısmında dipten tarama yaparken, endişe içindeki aileler bir an olsun nehir kenarından ayrılmıyor. Bahadır’ını kırmızı bisikletle sevince boğan babası Ferit Sarı’nın feryatları ise herkesin yüreğini dağladı: “Oğlum, Bahadır’ım nerdesin?”Bir acı haber de İstanbul’danTürkiye’yi üzen boğulma olayları dün İstanbul’da da yaşandı. Pendik’te eski bir taşocağı için kazılan çukurda biriken suya giren 3 çocuktan biri boğularak hayatını kaybetti. Olay, saat 16.00 sularında Kurnaköy Taşocakları mevkiinde meydana geldi. İddialara göre, bölgedeki gölete gelen 3 çocuk, yüzmek için suya girdi. Bir süre yüzen çocuklardan biri gözden kaybolunca diğer arkadaşları bağırarak yardım istedi. Bu sırada gölet çevresinde piknik yapan vatandaşlar imdat çağrıları üzerine olay yerine koştu. Çocuk bulunamayınca ekiplere haber verildi. Yarım saat sonra çocuğun cansız bedenine ulaşıldı. Hastaneye kaldırılan çocuğun kimliği henüz bilinmiyor. NURİ SOYLU İSTANBUL, CİHAN
Zaman
Ana Sayfa
09.06.2014
KarnehediyesikırmızıbisiklettengeriyeacıkaldıKarne hediyesi kırmızı bisikletten geriye acı kaldı
İşkence yapan polislere 1 yıl dayak yiyen kadına 8 yıl istendi
Zaman
07.06.2014
02:02
Polis Merkezi’ndeki işkence nedeniyle yargılanan polisler hakkında savcı, 1 yıl 1 aya kadar hapis cezası istedi. 2011 yılında yaşanan olayın mağduru Fevziye Cengiz için ise aynı savcı emniyet güçlerine direndiği için 8 yıl 9 ay hapis talep etti. Cengiz’in avukatından itiraz geldi: İşkence ödüllendiriliyor.İzmir’de Karabağlar Polis Merkezi’nde, gözaltına alınan Fevziye Cengiz’i dövdükleri gerekçesiyle, işkence suçundan yargılanan polis memurlarının davasında, savcının 1,5 aydan 1 yıl 1 aya kadar hapis cezası istemesi tartışma meydana getirdi. Cengiz’in avukatı Hanefi Yıldırım, insanlarla dalga geçildiğini, işkencenin adeta ödüllendirildiğini öne sürdü. Polislere direndiği için hakkında dava açılan Fevziye Cengiz için ise savcı, 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep etti.Karabağlar’da 2011 yılının Temmuz ayında meydana gelen olayda, eğlence yerlerine yönelik uygulama sonrasında, üzerinde kimliği bulunmadığı gerekçesiyle karakola götürülen Fevziye Cengiz, burada iki polis memurunca dövüldü. Dayak anlarının güvenlik kameralarınca kaydedilmesinin ardından polis memurları H.Y. ve B.Y., 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı. Karar aşamasına gelen davada mütalaasını veren savcı Göksel Er, işkenceyle suçlanan 3 polis memurundan H.Y. ve B.S.’ye, 1,5 aydan 1 yıl 1 aya kadar hapis cezası istedi. Fevziye Cengiz dövüldüğü sırada perdeleri kapatan polis memuru N.A. için de, 3 aydan 9 aya kadar hapis cezası verilmesini talep etti. Buna karşılık Fevziye Cengiz hakkında ise polislere hakaret ettiği ve direndiği gerekçesiyle 2 yıl 1 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası istendi. Savcı, polis merkezinde iki polis tarafından yere yatırılıp kelepçelendikten sonra dakikalarca dövülen Cengiz’in ‘gözaltına alınırken hakaret ettiği, tırmaladığı ve ittiğini’ ileri sürdü. Savcı Er, görüntülere yansıyan dayağı işkence saymama gerekçesini ise, “Sanık polisler işkence kastı ile değil, kendilerine hakaret edilmesinden duydukları kızgınlıkla bu suçu işlemişlerdir.” sözleriyle açıkladı. Cumhuriyet savcısının mütalaasına tepki gösteren Fevziye Cengiz’in avukatı Hanefi Yıldırım, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu tüm Türkiye’nin izlediği, artık kafasına kazınan 5 dakikalık bir işkencedir. 18 yaşından küçüklerin izlememesi gereken görüntülerdir. Şimdi bu görüntüler için savcı kalkmış ‘işkence değildi’ diyor. Eğer bu işkence değilse nedir? Burada insanlarla dalga geçiliyor. İşkence adeta ödüllendiriliyor. Ama biz gerekli savunmalarımızı hazırlayıp ona göre son duruşmaya çıkacağız. İstenen bu cezalar kabul edilemez. Kaldı ki Yargıtay’ın da işkence konusunda önemli kararları var.” İZMİR cihan
Zaman
Güncel
07.06.2014
İşkenceyapanpolislere1yıldayakyiyenkadına8yılistendiİşkence yapan polislere 1 yıl dayak yiyen kadına 8 yıl istendi
İşkence yapan polislere 1 yıl dayak yiyen kadına 8 yıl istendi
Zaman
07.06.2014
02:02
Polis Merkezi’ndeki işkence nedeniyle yargılanan polisler hakkında savcı, 1 yıl 1 aya kadar hapis cezası istedi. 2011 yılında yaşanan olayın mağduru Fevziye Cengiz için ise aynı savcı emniyet güçlerine direndiği için 8 yıl 9 ay hapis talep etti. Cengiz’in avukatından itiraz geldi: İşkence ödüllendiriliyor.İzmir’de Karabağlar Polis Merkezi’nde, gözaltına alınan Fevziye Cengiz’i dövdükleri gerekçesiyle, işkence suçundan yargılanan polis memurlarının davasında, savcının 1,5 aydan 1 yıl 1 aya kadar hapis cezası istemesi tartışma meydana getirdi. Cengiz’in avukatı Hanefi Yıldırım, insanlarla dalga geçildiğini, işkencenin adeta ödüllendirildiğini öne sürdü. Polislere direndiği için hakkında dava açılan Fevziye Cengiz için ise savcı, 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası talep etti.Karabağlar’da 2011 yılının Temmuz ayında meydana gelen olayda, eğlence yerlerine yönelik uygulama sonrasında, üzerinde kimliği bulunmadığı gerekçesiyle karakola götürülen Fevziye Cengiz, burada iki polis memurunca dövüldü. Dayak anlarının güvenlik kameralarınca kaydedilmesinin ardından polis memurları H.Y. ve B.Y., 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılanmaya başladı. Karar aşamasına gelen davada mütalaasını veren savcı Göksel Er, işkenceyle suçlanan 3 polis memurundan H.Y. ve B.S.’ye, 1,5 aydan 1 yıl 1 aya kadar hapis cezası istedi. Fevziye Cengiz dövüldüğü sırada perdeleri kapatan polis memuru N.A. için de, 3 aydan 9 aya kadar hapis cezası verilmesini talep etti. Buna karşılık Fevziye Cengiz hakkında ise polislere hakaret ettiği ve direndiği gerekçesiyle 2 yıl 1 aydan 8 yıl 9 aya kadar hapis cezası istendi. Savcı, polis merkezinde iki polis tarafından yere yatırılıp kelepçelendikten sonra dakikalarca dövülen Cengiz’in ‘gözaltına alınırken hakaret ettiği, tırmaladığı ve ittiğini’ ileri sürdü. Savcı Er, görüntülere yansıyan dayağı işkence saymama gerekçesini ise, “Sanık polisler işkence kastı ile değil, kendilerine hakaret edilmesinden duydukları kızgınlıkla bu suçu işlemişlerdir.” sözleriyle açıkladı. Cumhuriyet savcısının mütalaasına tepki gösteren Fevziye Cengiz’in avukatı Hanefi Yıldırım, şu değerlendirmeyi yaptı: “Bu tüm Türkiye’nin izlediği, artık kafasına kazınan 5 dakikalık bir işkencedir. 18 yaşından küçüklerin izlememesi gereken görüntülerdir. Şimdi bu görüntüler için savcı kalkmış ‘işkence değildi’ diyor. Eğer bu işkence değilse nedir? Burada insanlarla dalga geçiliyor. İşkence adeta ödüllendiriliyor. Ama biz gerekli savunmalarımızı hazırlayıp ona göre son duruşmaya çıkacağız. İstenen bu cezalar kabul edilemez. Kaldı ki Yargıtay’ın da işkence konusunda önemli kararları var.” İZMİR cihan
Zaman
Ana Sayfa
07.06.2014
İşkenceyapanpolislere1yıldayakyiyenkadına8yılistendiİşkence yapan polislere 1 yıl dayak yiyen kadına 8 yıl istendi
16 yaşındaki oğlu dağa kaçırılan annenin feryadı: Çocuğumu istiyorum
Zaman
29.05.2014
02:42
İstanbul Esenyurt’ta yaşayan Yılmaz ailesi, PKK tarafından dağa kaçırılan 16 yaşındaki oğulları G.’den 3 Nisan’dan beri haber alamıyor. Anne Sevda Yılmaz, “Esenyurt’ta çocukları kaçırılan 15-20 aile daha var. Başlarına bir şey gelmesinden endişe ettikleri için ortaya çıkamıyorlar.” dedi ve çocuğunu geri almak için yetkililerden yardım istedi.Türkiye, dağa kaçırılan çocukları kimin getireceğini tartışırken anneler bir an önce evlatlarına kavuşabilmek için gözyaşı döküyor. Diyarbakır ve İzmir’de sesini duyurmaya çalışan acılı annelere İstanbul’un Esenyurt ilçesinden Sevda Yılmaz da eklendi. 16 yaşındaki oğlu G.’den 3 Nisan’dan beri haber alamayan Sevda Hanım, oğlunun PKK tarafından dağa kaçırıldığını söylüyor. Yılmaz’a göre oğlu G., ‘Uyuşturucuya, Alkole ve Fuhşa Hayır’ çadırında, örgüt propagandası yapılarak kandırıldı. Sonra da burada tanıştığı kişiler tarafından dağa çıkarıldı. Oğlunun astım hastası olduğunu belirten Yılmaz şöyle konuşuyor: “Kürt-Türk ayrımını dahi yapamayan, bu tür işlerle ilgisi olmayan bir çocuktu. Benden habersiz hiçbir yere gitmezdi. PKK, Esenyurt’ta 15-20 çocuğu daha kaçırmış. Ailelere ulaşmaya çalışıyorum ama başlarına bir şey gelmesinden endişelendikleri için ortaya çıkamıyorlar. Ben çocuğumu istiyorum. Yetkililere sesleniyorum: Lütfen çocuğumu almama yardım edin.”Esenyurt’ta oturan Yılmaz ailesi, 3 Nisan’dan beri 16 yaşındaki oğulları G. Yılmaz’dan haber alamıyor. Gözü yaşlı anne Sevda Yılmaz, oğlunun PKK tarafından alıkonulduğunu düşünüyor. 30 Mart yerel seçimlerinden önce ilçede kurulan ‘Uyuşturucuya, Alkole ve Fuhşa Hayır’ çadırında tanıştığı kişilerin oğlunun beynini yıkadığını iddia eden acılı anne, burada örgüt propagandası yapıldığını, çocuklara uyuşturucu hap verildiğini öne sürüyor. Çadırda, dağdan indiği söylenen PKK’lılar tarafından çocuklara ve gençlere örgüt propagandası yapıldığını dile getiriyor. Oğlunun, burada tanıştığı kişilerce Abdullah Öcalan’ın doğum gününü kutlamak için nisan ayı başında Şanlıurfa’ya götürüldüğünü ve daha sonra kendisinden haber alamadıklarını aktarıyor. Oğlunu arayan anne, dağdan dönen F. adlı bir çocuğun ise kendisine, “İstanbul’dan beyaz bir arabayla Diyarbakır’a, oradan da Adana’ya eğitim için götürdüler. Astım hastası olduğum için beni geri gönderdiler, başka da bir şey hatırlamıyorum.” cevabını verdiğini ifade ediyor.Kendi oğlunun da astım hastası olduğunu ve kolunda platinle dolaştığını anlatan anne Sevda Yılmaz şunları dile getiriyor: “Esenyurt’ta kime sorsak tek benim değil, benim gibi onlarca ailenin aynı durumu yaşadığını söylüyorlar. PKK burada 15-20 çocuğu daha kaçırmış. Diğer ailelere ulaşmaya çalışıyorum ama herkes başına bir şey gelmesinden endişelendiği için ortaya çıkamıyorlar.” Yılmaz, çocuğu hakkında bilgi almak için BDP Beylikdüzü ilçe başkanı ile görüşmeye gitmiş. Ancak “Biz size çocuğunuzu geri getireceğimize dair söz veremeyiz. Çocuğunuz savaşa gitmiş olabilir ya da şehir içinde bir görevde de kullanılabilir.” cevabını aldığını söylüyor. BDP ilçe başkanı ise kendisine böyle bir başvuru gelmediğini açıkladı. Sevda Yılmaz, “Hiç kimseden korkumuz ya da çekincemiz yok. Ben çocuğumu geri istiyorum. Buradan bütün devlet yetkililerine sesleniyorum, lütfen çocuğumu geri almama yardım edin. Beni oğluma kavuşturun.” ifadelerini kullanıyor. Emniyet’in raporuna göre PKK, son 6 ayda 317 çocuğu dağa çıkardı. PKK gençlik yapılanması olan Devrimci Yurtsever Lise Gençliği’nin Diyarbakır Lice’de 23 Nisan’da düzenlediği ‘Bahar Şenliği’ne katılan 14 öğrencinin de dağa kaçırıldığı belirlenmişti.
Zaman
En Çok Okunan
29.05.2014
16yaşındakioğludağakaçırılananneninferyadıÇocuğumuistiyorum16 yaşındaki oğlu dağa kaçırılan annenin feryadı Çocuğumu istiyorum
16 yaşındaki oğlu dağa kaçırılan annenin feryadı: Çocuğumu istiyorum
Zaman
29.05.2014
02:00
İstanbul Esenyurt’ta yaşayan Yılmaz ailesi, PKK tarafından dağa kaçırılan 16 yaşındaki oğulları G.’den 3 Nisan’dan beri haber alamıyor. Anne Sevda Yılmaz, “Esenyurt’ta çocukları kaçırılan 15-20 aile daha var. Başlarına bir şey gelmesinden endişe ettikleri için ortaya çıkamıyorlar.” dedi ve çocuğunu geri almak için yetkililerden yardım istedi.Türkiye, dağa kaçırılan çocukları kimin getireceğini tartışırken anneler bir an önce evlatlarına kavuşabilmek için gözyaşı döküyor. Diyarbakır ve İzmir’de sesini duyurmaya çalışan acılı annelere İstanbul’un Esenyurt ilçesinden Sevda Yılmaz da eklendi. 16 yaşındaki oğlu G.’den 3 Nisan’dan beri haber alamayan Sevda Hanım, oğlunun PKK tarafından dağa kaçırıldığını söylüyor. Yılmaz’a göre oğlu G., ‘Uyuşturucuya, Alkole ve Fuhşa Hayır’ çadırında, örgüt propagandası yapılarak kandırıldı. Sonra da burada tanıştığı kişiler tarafından dağa çıkarıldı. Oğlunun astım hastası olduğunu belirten Yılmaz şöyle konuşuyor: “Kürt-Türk ayrımını dahi yapamayan, bu tür işlerle ilgisi olmayan bir çocuktu. Benden habersiz hiçbir yere gitmezdi. PKK, Esenyurt’ta 15-20 çocuğu daha kaçırmış. Ailelere ulaşmaya çalışıyorum ama başlarına bir şey gelmesinden endişelendikleri için ortaya çıkamıyorlar. Ben çocuğumu istiyorum. Yetkililere sesleniyorum: Lütfen çocuğumu almama yardım edin.”Esenyurt’ta oturan Yılmaz ailesi, 3 Nisan’dan beri 16 yaşındaki oğulları G. Yılmaz’dan haber alamıyor. Gözü yaşlı anne Sevda Yılmaz, oğlunun PKK tarafından alıkonulduğunu düşünüyor. 30 Mart yerel seçimlerinden önce ilçede kurulan ‘Uyuşturucuya, Alkole ve Fuhşa Hayır’ çadırında tanıştığı kişilerin oğlunun beynini yıkadığını iddia eden acılı anne, burada örgüt propagandası yapıldığını, çocuklara uyuşturucu hap verildiğini öne sürüyor. Çadırda, dağdan indiği söylenen PKK’lılar tarafından çocuklara ve gençlere örgüt propagandası yapıldığını dile getiriyor. Oğlunun, burada tanıştığı kişilerce Abdullah Öcalan’ın doğum gününü kutlamak için nisan ayı başında Şanlıurfa’ya götürüldüğünü ve daha sonra kendisinden haber alamadıklarını aktarıyor. Oğlunu arayan anne, dağdan dönen F. adlı bir çocuğun ise kendisine, “İstanbul’dan beyaz bir arabayla Diyarbakır’a, oradan da Adana’ya eğitim için götürdüler. Astım hastası olduğum için beni geri gönderdiler, başka da bir şey hatırlamıyorum.” cevabını verdiğini ifade ediyor.Kendi oğlunun da astım hastası olduğunu ve kolunda platinle dolaştığını anlatan anne Sevda Yılmaz şunları dile getiriyor: “Esenyurt’ta kime sorsak tek benim değil, benim gibi onlarca ailenin aynı durumu yaşadığını söylüyorlar. PKK burada 15-20 çocuğu daha kaçırmış. Diğer ailelere ulaşmaya çalışıyorum ama herkes başına bir şey gelmesinden endişelendiği için ortaya çıkamıyorlar.” Yılmaz, çocuğu hakkında bilgi almak için BDP Beylikdüzü ilçe başkanı ile görüşmeye gitmiş. Ancak “Biz size çocuğunuzu geri getireceğimize dair söz veremeyiz. Çocuğunuz savaşa gitmiş olabilir ya da şehir içinde bir görevde de kullanılabilir.” cevabını aldığını söylüyor. BDP ilçe başkanı ise kendisine böyle bir başvuru gelmediğini açıkladı. Sevda Yılmaz, “Hiç kimseden korkumuz ya da çekincemiz yok. Ben çocuğumu geri istiyorum. Buradan bütün devlet yetkililerine sesleniyorum, lütfen çocuğumu geri almama yardım edin. Beni oğluma kavuşturun.” ifadelerini kullanıyor. Emniyet’in raporuna göre PKK, son 6 ayda 317 çocuğu dağa çıkardı. PKK gençlik yapılanması olan Devrimci Yurtsever Lise Gençliği’nin Diyarbakır Lice’de 23 Nisan’da düzenlediği ‘Bahar Şenliği’ne katılan 14 öğrencinin de dağa kaçırıldığı belirlenmişti.
Zaman
Güncel
29.05.2014
16yaşındakioğludağakaçırılananneninferyadıÇocuğumuistiyorum16 yaşındaki oğlu dağa kaçırılan annenin feryadı Çocuğumu istiyorum
16 yaşındaki oğlu dağa kaçırılan annenin feryadı: Çocuğumu istiyorum
Zaman
29.05.2014
02:00
İstanbul Esenyurt’ta yaşayan Yılmaz ailesi, PKK tarafından dağa kaçırılan 16 yaşındaki oğulları G.’den 3 Nisan’dan beri haber alamıyor. Anne Sevda Yılmaz, “Esenyurt’ta çocukları kaçırılan 15-20 aile daha var. Başlarına bir şey gelmesinden endişe ettikleri için ortaya çıkamıyorlar.” dedi ve çocuğunu geri almak için yetkililerden yardım istedi.Türkiye, dağa kaçırılan çocukları kimin getireceğini tartışırken anneler bir an önce evlatlarına kavuşabilmek için gözyaşı döküyor. Diyarbakır ve İzmir’de sesini duyurmaya çalışan acılı annelere İstanbul’un Esenyurt ilçesinden Sevda Yılmaz da eklendi. 16 yaşındaki oğlu G.’den 3 Nisan’dan beri haber alamayan Sevda Hanım, oğlunun PKK tarafından dağa kaçırıldığını söylüyor. Yılmaz’a göre oğlu G., ‘Uyuşturucuya, Alkole ve Fuhşa Hayır’ çadırında, örgüt propagandası yapılarak kandırıldı. Sonra da burada tanıştığı kişiler tarafından dağa çıkarıldı. Oğlunun astım hastası olduğunu belirten Yılmaz şöyle konuşuyor: “Kürt-Türk ayrımını dahi yapamayan, bu tür işlerle ilgisi olmayan bir çocuktu. Benden habersiz hiçbir yere gitmezdi. PKK, Esenyurt’ta 15-20 çocuğu daha kaçırmış. Ailelere ulaşmaya çalışıyorum ama başlarına bir şey gelmesinden endişelendikleri için ortaya çıkamıyorlar. Ben çocuğumu istiyorum. Yetkililere sesleniyorum: Lütfen çocuğumu almama yardım edin.”Esenyurt’ta oturan Yılmaz ailesi, 3 Nisan’dan beri 16 yaşındaki oğulları G. Yılmaz’dan haber alamıyor. Gözü yaşlı anne Sevda Yılmaz, oğlunun PKK tarafından alıkonulduğunu düşünüyor. 30 Mart yerel seçimlerinden önce ilçede kurulan ‘Uyuşturucuya, Alkole ve Fuhşa Hayır’ çadırında tanıştığı kişilerin oğlunun beynini yıkadığını iddia eden acılı anne, burada örgüt propagandası yapıldığını, çocuklara uyuşturucu hap verildiğini öne sürüyor. Çadırda, dağdan indiği söylenen PKK’lılar tarafından çocuklara ve gençlere örgüt propagandası yapıldığını dile getiriyor. Oğlunun, burada tanıştığı kişilerce Abdullah Öcalan’ın doğum gününü kutlamak için nisan ayı başında Şanlıurfa’ya götürüldüğünü ve daha sonra kendisinden haber alamadıklarını aktarıyor. Oğlunu arayan anne, dağdan dönen F. adlı bir çocuğun ise kendisine, “İstanbul’dan beyaz bir arabayla Diyarbakır’a, oradan da Adana’ya eğitim için götürdüler. Astım hastası olduğum için beni geri gönderdiler, başka da bir şey hatırlamıyorum.” cevabını verdiğini ifade ediyor.Kendi oğlunun da astım hastası olduğunu ve kolunda platinle dolaştığını anlatan anne Sevda Yılmaz şunları dile getiriyor: “Esenyurt’ta kime sorsak tek benim değil, benim gibi onlarca ailenin aynı durumu yaşadığını söylüyorlar. PKK burada 15-20 çocuğu daha kaçırmış. Diğer ailelere ulaşmaya çalışıyorum ama herkes başına bir şey gelmesinden endişelendiği için ortaya çıkamıyorlar.” Yılmaz, çocuğu hakkında bilgi almak için BDP Beylikdüzü ilçe başkanı ile görüşmeye gitmiş. Ancak “Biz size çocuğunuzu geri getireceğimize dair söz veremeyiz. Çocuğunuz savaşa gitmiş olabilir ya da şehir içinde bir görevde de kullanılabilir.” cevabını aldığını söylüyor. BDP ilçe başkanı ise kendisine böyle bir başvuru gelmediğini açıkladı. Sevda Yılmaz, “Hiç kimseden korkumuz ya da çekincemiz yok. Ben çocuğumu geri istiyorum. Buradan bütün devlet yetkililerine sesleniyorum, lütfen çocuğumu geri almama yardım edin. Beni oğluma kavuşturun.” ifadelerini kullanıyor. Emniyet’in raporuna göre PKK, son 6 ayda 317 çocuğu dağa çıkardı. PKK gençlik yapılanması olan Devrimci Yurtsever Lise Gençliği’nin Diyarbakır Lice’de 23 Nisan’da düzenlediği ‘Bahar Şenliği’ne katılan 14 öğrencinin de dağa kaçırıldığı belirlenmişti.
Zaman
Ana Sayfa
29.05.2014
16yaşındakioğludağakaçırılananneninferyadıÇocuğumuistiyorum16 yaşındaki oğlu dağa kaçırılan annenin feryadı Çocuğumu istiyorum
Göçükte can pazarı
Zaman
25.05.2014
13:07
Bursanın Orhangazi İlçesinde, içme suyu şebekesinin boru değiştirme çalışmaları sırasında kepçeyle kazı yapılırken göçük meydana geldi. Toprak altında kalan işçi 24 yaşındaki Emin Tutuk 35 dakika süren çalışma sonucu yaralı kurtarılarak hastaneye kaldırıldı.Olay, dün akşam saatlerinde Muradiye Mahallesi Değirmen Sokak Turist Yolu yanında meydana geldi. Yapımı devam eden içme suyu çalışmalarında asbestli boruları değiştirerek yerine yeni su boruları koyan ekibin kepçe operatörü 25 yaşındaki Yüksel Şahin, kazı çalışmalarını yaptığı sırada göçük meydana geldi. Yeni içme suyu borularını düzenleyen işçi Emin Tutuk yolun göçmesiyle beraber toprak altında kaldı.Göçük altında kalan Emin Tutukun feryatlarını duyan iş arkadaşları durumu, 112 Acil Servisi ve itfaiye ekiplerine bildirdi. Yolun tam ortasında yaşanan göçük nedeniyle meraklıları uzaklaştıran işçiler olay yerine gelen itfaiye ve sağlık ekibine arkadaşlarının kurtulması için çalışma yeri sağladı.Göçük olan yerde çalışmalarını hemen başlatan acil 112 servisi ve itfaiye ekipleri, göçük anında kırılan eski bir beton borunun, toprak altında kalan işçi Tutuka zarar vermemesi için makine ile kesmeyi denedi ama kayan toprak buna izin vermedi. Operatörü olduğu kepçenin bir an bile kıpırdamasını sağlayan Yüksel Şahin, olay yerine bir kepçenin daha gelmesini istedi. Olay yerine gelen bir başka kepçe ise kopan beton boruyu kaymayacak şekilde toprağa sıkıştırdı. Kazı çalışması yapan operatör Yüksel Şahin, kepçesiyle işçiyi kurtarmak isteyen itfaiye ekiplerine yardım ederek, kepçeyle beton parçalarını Tutukun üzerinden aldı.İtfaiye ekipleri göçük altından kurtarılan Emin Tutuku sedyeye bağlı iple yukarıya çekmek istedi. Devamlı kayan toprak buna izin vermeyince kepçenin içine konulan Emin Tutuk 35 dakikalık çalışmalar sonucu yukarıya çıkartıldı. Emin Tutuku Gemlik Devlet Hastanesine kaldırdı. Acil servis bölümünde yapılan ilk müdahalenin ardından Bursa Muradiye Devlet Hastanesine sevk edilen Emin Tutukun vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar olduğu öğrenildi.Olay ile ilgili soruşturma başlatan polis ekipleri, kepçe operatörü Yüksel Şahini ifadesi alınması üzere Orhangazi Emniyet Müdürlüğüne sevk etti.Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.(DHA)
Zaman
Güncel
25.05.2014
GöçüktecanpazarıGöçükte can pazarı
Göçükte can pazarı
Zaman
25.05.2014
13:07
Bursanın Orhangazi İlçesinde, içme suyu şebekesinin boru değiştirme çalışmaları sırasında kepçeyle kazı yapılırken göçük meydana geldi. Toprak altında kalan işçi 24 yaşındaki Emin Tutuk 35 dakika süren çalışma sonucu yaralı kurtarılarak hastaneye kaldırıldı.Olay, dün akşam saatlerinde Muradiye Mahallesi Değirmen Sokak Turist Yolu yanında meydana geldi. Yapımı devam eden içme suyu çalışmalarında asbestli boruları değiştirerek yerine yeni su boruları koyan ekibin kepçe operatörü 25 yaşındaki Yüksel Şahin, kazı çalışmalarını yaptığı sırada göçük meydana geldi. Yeni içme suyu borularını düzenleyen işçi Emin Tutuk yolun göçmesiyle beraber toprak altında kaldı.Göçük altında kalan Emin Tutukun feryatlarını duyan iş arkadaşları durumu, 112 Acil Servisi ve itfaiye ekiplerine bildirdi. Yolun tam ortasında yaşanan göçük nedeniyle meraklıları uzaklaştıran işçiler olay yerine gelen itfaiye ve sağlık ekibine arkadaşlarının kurtulması için çalışma yeri sağladı.Göçük olan yerde çalışmalarını hemen başlatan acil 112 servisi ve itfaiye ekipleri, göçük anında kırılan eski bir beton borunun, toprak altında kalan işçi Tutuka zarar vermemesi için makine ile kesmeyi denedi ama kayan toprak buna izin vermedi. Operatörü olduğu kepçenin bir an bile kıpırdamasını sağlayan Yüksel Şahin, olay yerine bir kepçenin daha gelmesini istedi. Olay yerine gelen bir başka kepçe ise kopan beton boruyu kaymayacak şekilde toprağa sıkıştırdı. Kazı çalışması yapan operatör Yüksel Şahin, kepçesiyle işçiyi kurtarmak isteyen itfaiye ekiplerine yardım ederek, kepçeyle beton parçalarını Tutukun üzerinden aldı.İtfaiye ekipleri göçük altından kurtarılan Emin Tutuku sedyeye bağlı iple yukarıya çekmek istedi. Devamlı kayan toprak buna izin vermeyince kepçenin içine konulan Emin Tutuk 35 dakikalık çalışmalar sonucu yukarıya çıkartıldı. Emin Tutuku Gemlik Devlet Hastanesine kaldırdı. Acil servis bölümünde yapılan ilk müdahalenin ardından Bursa Muradiye Devlet Hastanesine sevk edilen Emin Tutukun vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar olduğu öğrenildi.Olay ile ilgili soruşturma başlatan polis ekipleri, kepçe operatörü Yüksel Şahini ifadesi alınması üzere Orhangazi Emniyet Müdürlüğüne sevk etti.Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.(DHA)
Zaman
Ana Sayfa
25.05.2014
GöçüktecanpazarıGöçükte can pazarı
Bursa'da göçük: 1 yaralı
Zaman
25.05.2014
12:12
Bursanın Orhangazi İlçesinde, içme suyu şebekesinin boru değiştirme çalışmaları sırasında kepçeyle kazı yapılırken göçük meydana geldi. Toprak altında kalan işçi 24 yaşındaki Emin Tutuk 35 dakika süren çalışma sonucu yaralı kurtarılarak hastaneye kaldırıldı.Olay, dün akşam saatlerinde Muradiye Mahallesi Değirmen Sokak Turist Yolu yanında meydana geldi. Yapımı devam eden içme suyu çalışmalarında asbestli boruları değiştirerek yerine yeni su boruları koyan ekibin kepçe operatörü 25 yaşındaki Yüksel Şahin, kazı çalışmalarını yaptığı sırada göçük meydana geldi. Yeni içme suyu borularını düzenleyen işçi Emin Tutuk yolun göçmesiyle beraber toprak altında kaldı.Göçük altında kalan Emin Tutukun feryatlarını duyan iş arkadaşları durumu, 112 Acil Servisi ve itfaiye ekiplerine bildirdi. Yolun tam ortasında yaşanan göçük nedeniyle meraklıları uzaklaştıran işçiler olay yerine gelen itfaiye ve sağlık ekibine arkadaşlarının kurtulması için çalışma yeri sağladı.Göçük olan yerde çalışmalarını hemen başlatan acil 112 servisi ve itfaiye ekipleri, göçük anında kırılan eski bir beton borunun, toprak altında kalan işçi Tutuka zarar vermemesi için makine ile kesmeyi denedi ama kayan toprak buna izin vermedi. Operatörü olduğu kepçenin bir an bile kıpırdamasını sağlayan Yüksel Şahin, olay yerine bir kepçenin daha gelmesini istedi. Olay yerine gelen bir başka kepçe ise kopan beton boruyu kaymayacak şekilde toprağa sıkıştırdı. Kazı çalışması yapan operatör Yüksel Şahin, kepçesiyle işçiyi kurtarmak isteyen itfaiye ekiplerine yardım ederek, kepçeyle beton parçalarını Tutukun üzerinden aldı.İtfaiye ekipleri göçük altından kurtarılan Emin Tutuku sedyeye bağlı iple yukarıya çekmek istedi. Devamlı kayan toprak buna izin vermeyince kepçenin içine konulan Emin Tutuk 35 dakikalık çalışmalar sonucu yukarıya çıkartıldı. Emin Tutuku Gemlik Devlet Hastanesine kaldırdı. Acil servis bölümünde yapılan ilk müdahalenin ardından Bursa Muradiye Devlet Hastanesine sevk edilen Emin Tutukun vücudunun çeşitli yerlerinde kırıklar olduğu öğrenildi.Olay ile ilgili soruşturma başlatan polis ekipleri, kepçe operatörü Yüksel Şahini ifadesi alınması üzere Orhangazi Emniyet Müdürlüğüne sevk etti.Olayla ilgili soruşturma sürdürülüyor.(DHA)
Zaman
Son Dakika
25.05.2014
Bursada/">Bursadagöçük1yaralıBursada-göçük-1-yaralı/">Bursada göçük 1 yaralı
Trajikomik bir ‘paralel dinleme’ hikâyesi
Zaman
20.05.2014
03:40
Diyarbakır’da yasa dışı dinlemelerin sözde paralel yapı tarafından silindiği iddia edilmişti. Gerçek, bir davada yasal dinleme kayıtlarına ihtiyaç duyulunca ortaya çıktı: Kayıtlar, yeni atanan emniyet müdürünün emriyle silinmiş.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gölgelemek amacıyla ortaya atılan ‘paralel yapı’ iddiasını ispatlamak için girişilen delil üretme çabaları komediye dönüştü. Aksiyon dergisinin haberine göre, hükümet medyası bir süre önce, ‘Paralel yapının inine girildi’ manşetleriyle Diyarbakır’da yapılan yasa dışı dinlemelerin sözde paralel yapı tarafından silindiğini iddia etti. Gerçek, bir davada yasal dinleme kayıtlarına ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıktı. Savcının araştırması sonucu, tapelerin, Diyarbakır emniyet müdürünün emriyle teknik büroya yeni atanan bir polis tarafından silindiği anlaşıldı.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gölgelemek amacıyla ortaya atılan ‘paralel yapı’ iddiası ve bunu ispatlamak için girişilen delil üretme çabaları komediye dönüştü. Diyarbakır’da yaşanan bir hadise, Türkiye’nin içine düştüğü hali gözler önüne serdi. Aksiyon Dergisi’nin haberine göre olay şöyle gelişti: Havuz medyası bir süre önce, ‘paralel yapının Diyarbakır’daki inine girildi’ manşetleri atıp ‘bomba’ bir gelişmeyi haber verdi. 2008 yılından bu yana yasa dışı dinleme yapıldığı, ortaya çıkacağı anlaşılınca da bütün kayıtların gizlice silindiği ileri sürülüyordu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. ‘Paralel yapı’nın faaliyetleri gün yüzüne çıkarılacak, hükümetin ne kadar haklı olduğu gözler önüne serilecekti. Onlarca müfettiş Diyarbakır’a geldi, hem emniyette hem de adliyede paralel yapının peşine düştü. Bu sırada ilginç bir gelişme oldu. Yargılaması devam eden davalardan birinde ‘mahkeme kararıyla elde edilmiş’ bir tape’ye ihtiyaç duyuldu. İlgili savcı, polis tarafından yapılan dinlemenin kayıtlarını istedi. Ancak, kayıtlar silinmişti, durum savcıya iletildi. Küplere binen savcı, sorumluların peşine düştü. ‘Paralel yapıya mensup polisler sildi’ cevabı verildi. Soruşturma hızlandırıldı. Ancak, Diyarbakır’a yeni atanan emniyet müdürü, dinlemelerin yapıldığı ve kayıtların tutulduğu teknik büroyu dağıtmıştı. Hepsi tek tek bulunup ifadeleri alındı. ‘Biz silmedik, görevden alındığımız için konuyla ilgili bilgimiz yok.’ dediler. Ama inandıramadılar. Bu kez teknik büroya yeni atanan polis ifadeye çağrıldı. “Müdür bey, geçmişe dair bütün kayıtların silinmesini istedi, ben de sildim. Yürüyen davalarla ilgili tape’lerin silinmemesi gerektiğini bilmiyordum. Emirleri uyguladım.” dedi. Şimdi, kayıtları savcının bilgisi olmadan silenler ve emir verenler soruşturma kapsamında ter döküyor.Türkiye’nin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra emniyet teşkilatında adeta cadı avı başlatıldı. Bu kapsamda görevden alınan Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in yerine Aksaray Emniyet Müdürü Halis Böğürcü getirildi. Diyarbakır emniyetinde de bin 500’e yakın kişinin yeri değiştirildi. TEM, İstihbarat ve Özel Harekât şubeleri dağıtıldı. Bölgedeki soruşturmalarla ilgili tüm dinleme ve takiplerin yapıldığı teknik bürolar boşaltıldı. Burada yıllardır görev yapan ve alanında uzman olan polisler, karakollara gönderildi. Karakollarda görev yapan bazı polis memurları teknik büroya atandı. Havuz medyasında, ‘’paralel yapının Diyarbakır’daki inine girildi’’ şeklinde haberler birbirini izlemeye başladı. Haberlerde, “Cumhuriyet başsavcılığı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi’nin 2008 yılından bu yana yaptığı dinleme ve ses kayıtlarının silindiğini tespit etti.” bilgisine yer verildi. Teknik bürolardaki bilgisayarda yer alan kayıtların, görevden alınan polisler tarafından silindiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Ancak bu soruşturmanın altından büyük bir skandal çıktı. Birçok soruşturmayla ilgili kayıtların Diyarbakır Emniyet Müdürü Halis Böğürcü’nün tasfiyeler kapsamında teknik büroya atadığı polis memuruna verdiği talimatla silindiği anlaşıldı. İlgili polis memurları da kayıtları kendilerinin sildiğini itiraf etti. Silinen kayıtların Diyarbakır polisinin yıllardır üzerinde çalıştığı ve aralarında bölgedeki ajanlık faaliyetlerinin yanı sıra yurtdışı bağlantılı radikal dini gruplar ve uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğu öne sürülüyor.SAHTE DELİL UYDURMA GİRİŞİMİ AÇIĞA ÇIKTIBu arada İçişleri Bakanlığı’nın görevlendirdiği bir ekip, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün bazı birimlerindeki bilgisayarlarda incelemelerde bulundu. Hizmet Hareketine yönelik düzenlenecek operasyonlar için delil uydurma amacıyla hareket ettikleri iddia edilen ekip, teknik büro, TEM ve İstihbarat şubelerind
Zaman
En Çok Okunan
20.05.2014
Trajikomikbir‘paraleldinleme’hikâyesiTrajikomik bir ‘paralel dinleme’ hikâyesi
Trajikomik bir ‘paralel dinleme’ hikâyesi
Zaman
20.05.2014
02:20
Diyarbakır’da yasa dışı dinlemelerin sözde paralel yapı tarafından silindiği iddia edilmişti. Gerçek, bir davada yasal dinleme kayıtlarına ihtiyaç duyulunca ortaya çıktı: Kayıtlar, yeni atanan emniyet müdürünün emriyle silinmiş.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gölgelemek amacıyla ortaya atılan ‘paralel yapı’ iddiasını ispatlamak için girişilen delil üretme çabaları komediye dönüştü. Aksiyon dergisinin haberine göre, hükümet medyası bir süre önce, ‘Paralel yapının inine girildi’ manşetleriyle Diyarbakır’da yapılan yasa dışı dinlemelerin sözde paralel yapı tarafından silindiğini iddia etti. Gerçek, bir davada yasal dinleme kayıtlarına ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıktı. Savcının araştırması sonucu, tapelerin, Diyarbakır emniyet müdürünün emriyle teknik büroya yeni atanan bir polis tarafından silindiği anlaşıldı.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gölgelemek amacıyla ortaya atılan ‘paralel yapı’ iddiası ve bunu ispatlamak için girişilen delil üretme çabaları komediye dönüştü. Diyarbakır’da yaşanan bir hadise, Türkiye’nin içine düştüğü hali gözler önüne serdi. Aksiyon Dergisi’nin haberine göre olay şöyle gelişti: Havuz medyası bir süre önce, ‘paralel yapının Diyarbakır’daki inine girildi’ manşetleri atıp ‘bomba’ bir gelişmeyi haber verdi. 2008 yılından bu yana yasa dışı dinleme yapıldığı, ortaya çıkacağı anlaşılınca da bütün kayıtların gizlice silindiği ileri sürülüyordu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. ‘Paralel yapı’nın faaliyetleri gün yüzüne çıkarılacak, hükümetin ne kadar haklı olduğu gözler önüne serilecekti. Onlarca müfettiş Diyarbakır’a geldi, hem emniyette hem de adliyede paralel yapının peşine düştü. Bu sırada ilginç bir gelişme oldu. Yargılaması devam eden davalardan birinde ‘mahkeme kararıyla elde edilmiş’ bir tape’ye ihtiyaç duyuldu. İlgili savcı, polis tarafından yapılan dinlemenin kayıtlarını istedi. Ancak, kayıtlar silinmişti, durum savcıya iletildi. Küplere binen savcı, sorumluların peşine düştü. ‘Paralel yapıya mensup polisler sildi’ cevabı verildi. Soruşturma hızlandırıldı. Ancak, Diyarbakır’a yeni atanan emniyet müdürü, dinlemelerin yapıldığı ve kayıtların tutulduğu teknik büroyu dağıtmıştı. Hepsi tek tek bulunup ifadeleri alındı. ‘Biz silmedik, görevden alındığımız için konuyla ilgili bilgimiz yok.’ dediler. Ama inandıramadılar. Bu kez teknik büroya yeni atanan polis ifadeye çağrıldı. “Müdür bey, geçmişe dair bütün kayıtların silinmesini istedi, ben de sildim. Yürüyen davalarla ilgili tape’lerin silinmemesi gerektiğini bilmiyordum. Emirleri uyguladım.” dedi. Şimdi, kayıtları savcının bilgisi olmadan silenler ve emir verenler soruşturma kapsamında ter döküyor.Türkiye’nin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra emniyet teşkilatında adeta cadı avı başlatıldı. Bu kapsamda görevden alınan Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in yerine Aksaray Emniyet Müdürü Halis Böğürcü getirildi. Diyarbakır emniyetinde de bin 500’e yakın kişinin yeri değiştirildi. TEM, İstihbarat ve Özel Harekât şubeleri dağıtıldı. Bölgedeki soruşturmalarla ilgili tüm dinleme ve takiplerin yapıldığı teknik bürolar boşaltıldı. Burada yıllardır görev yapan ve alanında uzman olan polisler, karakollara gönderildi. Karakollarda görev yapan bazı polis memurları teknik büroya atandı. Havuz medyasında, ‘’paralel yapının Diyarbakır’daki inine girildi’’ şeklinde haberler birbirini izlemeye başladı. Haberlerde, “Cumhuriyet başsavcılığı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi’nin 2008 yılından bu yana yaptığı dinleme ve ses kayıtlarının silindiğini tespit etti.” bilgisine yer verildi. Teknik bürolardaki bilgisayarda yer alan kayıtların, görevden alınan polisler tarafından silindiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Ancak bu soruşturmanın altından büyük bir skandal çıktı. Birçok soruşturmayla ilgili kayıtların Diyarbakır Emniyet Müdürü Halis Böğürcü’nün tasfiyeler kapsamında teknik büroya atadığı polis memuruna verdiği talimatla silindiği anlaşıldı. İlgili polis memurları da kayıtları kendilerinin sildiğini itiraf etti. Silinen kayıtların Diyarbakır polisinin yıllardır üzerinde çalıştığı ve aralarında bölgedeki ajanlık faaliyetlerinin yanı sıra yurtdışı bağlantılı radikal dini gruplar ve uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğu öne sürülüyor.SAHTE DELİL UYDURMA GİRİŞİMİ AÇIĞA ÇIKTIBu arada İçişleri Bakanlığı’nın görevlendirdiği bir ekip, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün bazı birimlerindeki bilgisayarlarda incelemelerde bulundu. Hizmet Hareketine yönelik düzenlenecek operasyonlar için delil uydurma amacıyla hareket ettikleri iddia edilen ekip, teknik büro, TEM ve İstihbarat şubelerind
Zaman
Ana Sayfa
20.05.2014
Trajikomikbir‘paraleldinleme’hikâyesiTrajikomik bir ‘paralel dinleme’ hikâyesi
Trajikomik bir ‘paralel dinleme’ hikâyesi
Zaman
20.05.2014
02:07
Diyarbakır’da yasa dışı dinlemelerin sözde paralel yapı tarafından silindiği iddia edilmişti. Gerçek, bir davada yasal dinleme kayıtlarına ihtiyaç duyulunca ortaya çıktı: Kayıtlar, yeni atanan emniyet müdürünün emriyle silinmiş.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gölgelemek amacıyla ortaya atılan ‘paralel yapı’ iddiasını ispatlamak için girişilen delil üretme çabaları komediye dönüştü. Aksiyon dergisinin haberine göre, hükümet medyası bir süre önce, ‘Paralel yapının inine girildi’ manşetleriyle Diyarbakır’da yapılan yasa dışı dinlemelerin sözde paralel yapı tarafından silindiğini iddia etti. Gerçek, bir davada yasal dinleme kayıtlarına ihtiyaç duyulduğunda ortaya çıktı. Savcının araştırması sonucu, tapelerin, Diyarbakır emniyet müdürünün emriyle teknik büroya yeni atanan bir polis tarafından silindiği anlaşıldı.Yolsuzluk ve rüşvet operasyonunu gölgelemek amacıyla ortaya atılan ‘paralel yapı’ iddiası ve bunu ispatlamak için girişilen delil üretme çabaları komediye dönüştü. Diyarbakır’da yaşanan bir hadise, Türkiye’nin içine düştüğü hali gözler önüne serdi. Aksiyon Dergisi’nin haberine göre olay şöyle gelişti: Havuz medyası bir süre önce, ‘paralel yapının Diyarbakır’daki inine girildi’ manşetleri atıp ‘bomba’ bir gelişmeyi haber verdi. 2008 yılından bu yana yasa dışı dinleme yapıldığı, ortaya çıkacağı anlaşılınca da bütün kayıtların gizlice silindiği ileri sürülüyordu. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı olayla ilgili soruşturma başlattı. ‘Paralel yapı’nın faaliyetleri gün yüzüne çıkarılacak, hükümetin ne kadar haklı olduğu gözler önüne serilecekti. Onlarca müfettiş Diyarbakır’a geldi, hem emniyette hem de adliyede paralel yapının peşine düştü. Bu sırada ilginç bir gelişme oldu. Yargılaması devam eden davalardan birinde ‘mahkeme kararıyla elde edilmiş’ bir tape’ye ihtiyaç duyuldu. İlgili savcı, polis tarafından yapılan dinlemenin kayıtlarını istedi. Ancak, kayıtlar silinmişti, durum savcıya iletildi. Küplere binen savcı, sorumluların peşine düştü. ‘Paralel yapıya mensup polisler sildi’ cevabı verildi. Soruşturma hızlandırıldı. Ancak, Diyarbakır’a yeni atanan emniyet müdürü, dinlemelerin yapıldığı ve kayıtların tutulduğu teknik büroyu dağıtmıştı. Hepsi tek tek bulunup ifadeleri alındı. ‘Biz silmedik, görevden alındığımız için konuyla ilgili bilgimiz yok.’ dediler. Ama inandıramadılar. Bu kez teknik büroya yeni atanan polis ifadeye çağrıldı. “Müdür bey, geçmişe dair bütün kayıtların silinmesini istedi, ben de sildim. Yürüyen davalarla ilgili tape’lerin silinmemesi gerektiğini bilmiyordum. Emirleri uyguladım.” dedi. Şimdi, kayıtları savcının bilgisi olmadan silenler ve emir verenler soruşturma kapsamında ter döküyor.Türkiye’nin en büyük yolsuzluk ve rüşvet operasyonundan sonra emniyet teşkilatında adeta cadı avı başlatıldı. Bu kapsamda görevden alınan Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in yerine Aksaray Emniyet Müdürü Halis Böğürcü getirildi. Diyarbakır emniyetinde de bin 500’e yakın kişinin yeri değiştirildi. TEM, İstihbarat ve Özel Harekât şubeleri dağıtıldı. Bölgedeki soruşturmalarla ilgili tüm dinleme ve takiplerin yapıldığı teknik bürolar boşaltıldı. Burada yıllardır görev yapan ve alanında uzman olan polisler, karakollara gönderildi. Karakollarda görev yapan bazı polis memurları teknik büroya atandı. Havuz medyasında, ‘’paralel yapının Diyarbakır’daki inine girildi’’ şeklinde haberler birbirini izlemeye başladı. Haberlerde, “Cumhuriyet başsavcılığı, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü TEM Şubesi’nin 2008 yılından bu yana yaptığı dinleme ve ses kayıtlarının silindiğini tespit etti.” bilgisine yer verildi. Teknik bürolardaki bilgisayarda yer alan kayıtların, görevden alınan polisler tarafından silindiği iddiasıyla soruşturma başlatıldı. Ancak bu soruşturmanın altından büyük bir skandal çıktı. Birçok soruşturmayla ilgili kayıtların Diyarbakır Emniyet Müdürü Halis Böğürcü’nün tasfiyeler kapsamında teknik büroya atadığı polis memuruna verdiği talimatla silindiği anlaşıldı. İlgili polis memurları da kayıtları kendilerinin sildiğini itiraf etti. Silinen kayıtların Diyarbakır polisinin yıllardır üzerinde çalıştığı ve aralarında bölgedeki ajanlık faaliyetlerinin yanı sıra yurtdışı bağlantılı radikal dini gruplar ve uyuşturucu kaçakçılığıyla ilgili olduğu öne sürülüyor.SAHTE DELİL UYDURMA GİRİŞİMİ AÇIĞA ÇIKTIBu arada İçişleri Bakanlığı’nın görevlendirdiği bir ekip, Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü’nün bazı birimlerindeki bilgisayarlarda incelemelerde bulundu. Hizmet Hareketine yönelik düzenlenecek operasyonlar için delil uydurma amacıyla hareket ettikleri iddia edilen ekip, teknik büro, TEM ve İstihbarat şubelerind
Zaman
Güncel
20.05.2014
Trajikomikbir‘paraleldinleme’hikâyesiTrajikomik bir ‘paralel dinleme’ hikâyesi
'Acıyı paylaşırken yeni acılara neden olunmasın'
Zaman
15.05.2014
16:27
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, maden faciasının yaşandığı Somadaki temasları sırasında olayın meydana geldiği alanı ziyarete gelenleri soğukkanlı olmaları konusunda uyararak, yeni acılara neden olunmamasını istedi.Bahçeli, Olayların ilk gününden itibaren devlet erkanını buraya yardımcı olmak, taziyelerde bulunmak amacıyla gelişleri ve gelen devlet büyüklerini karşılama için başta Emniyet mensupları ve devlet yönetiminin, ilçe yönetiminin bunlarla meşgul olması, hizmetlerin aksamasına koordinasyonunun zayıflamasına sebebiyet vermektedir. Buraya gelen her kimse sakin olmalı, soğukkanlı olmalı, toplumun acısını paylaşırken yeni acılara sebebiyet verebilecek kargaşalardan da uzak durmalıdır dedi.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Manisanın Soma İlçesinde meydana gelen maden faciasının ardından bölgeye incelemelerde bulunmak üzere geldi. Facianın meydana geldiği maden ocağına gitmeden önce açıklamalarda bulunan Bahçeli, acının çok büyük olduğunu, yaşanan facianın herkesi derinden vurduğunu, çok sayıda emek şehidinin hayatını kaybettiğini, devletin elindeki imkanlarla olayın baş gösterdiği andan itibaren gayret gösterdiğini anlattı. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldızın olayın başından itibaren Somada bulunarak, kriz yönetimini üstlenmesinin devletin her şart altında milletin yanında olduğunun güzel bir işareti olarak kabul edilmesi gerektiğini belirten Bahçeli, şu ifadelerle uyarılarda bulundu:Üzüntümüz büyüktür, yaralar mutlaka sarılacaktır, hayatlarını kaybetmiş olan aziz şehitlerimizin ailesi, evlatları yalnız bırakılmayacaktır. Ülkemizde zaman zaman çok büyük facialara neden olan olaylar yaşanmaktadır. Bu olayların ilk gününden itibaren devlet erkanın buraya yardımcı olmak, taziyelerde bulunmak amacıyla gelişleri ve gelen devlet büyüklerini karşılama için başta Emniyet mensupları ve devlet yönetiminin, ilçe yönetiminin bunlarla meşgul olması, hizmetlerin aksamasına koordinasyonunun zayıflamasına sebebiyet vermektedir. Buraya gelen her kimse sakin olmalı, soğukkanlı olmalı, toplumun acısını paylaşırken yeni acılara sebebiyet verebilecek kargaşalardan da uzat durmalıdır.ANLAYIŞLI TEDBİRLİ OLMAKTA YARAR VARBaşsağlığı dileğinde bulunan Bahçeli, acılı günlerin aşılacağını belirterek, gelecekte daha mutlu bir hayatın kuruluşu için gayret gösterilmesini istedi. Acılı günde her türlü gayreti ortaya koyan herkese teşekkür eden Bahçeli, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Madende hala kaç işçinin bulunduğunun bilinmemesinin anımsatılması üzerine Bahçeli, Çok değişik rakamlar ifade ediliyor. Hangisi ne kadar doğrudur bunu bilmek mümkün gözükmüyor. Onun için facia sonrası arama ve kurtarma işlemlerinin sağlıklı ve etkin bir biçimde yapılması, yangına sebep olan unsurların ortadan kaldırılması, içeride mahsur kalmış olan kardeşlerimize ulaşılabilmesi açısından alınmış olan tedbirleri beklemek, onları desteklemek ve çıkan sonuçlar üzerinde de ona göre bir değerlendirme yapmakta yarar vardır. Evlatlarından kocalarından vatandaşlarımızın da sabır ile beklemelerinde inşallah hayırlı haberler ulaşabilir. Onlara karşı da çok anlayışlı tedbirli olmakta yarar vardır. Bu hepimizin acısıdır Allah kimsenin başına vermesin ama bunun altından da kalkacağız inşallah dedi.-SADE BİR ŞEKİLDE GİDİP-Gazetecilerin soruları üzerine facianın yaşandığı maden ocağını ziyaret edeceğini belirten Bahçeli, Yalnız emniyet mensupları ile kalabalıklarla değil, sade bir şekilde gidip orada çalışmalarını yürüten devlet görevlilerinden, sivil toplum örgütlerinden ve sendikalardan bilgi alma, kendilerine manevi bir destek verme arzusundayız diye konuştu. Faciadan sağ olarak kurtulan bir işçi ve olayı teknik yönden bilen mühendisten bilgi aldığını ancak, geçerli olanın kriz yönetiminin sorumlusu olan devlet görevlilerinin vereceği bilgiler olduğunu anlatan Bahçeli, Nasıl oldu neden oldu bu sorular hem TBMMde hem de bu konuları bilen uzmanlar tarafından iyice araştırılıp incelenmesinde bundan böyle bir faciaya tekrar yaşamamak için gerekli tedbirlerin alınmasında çok büyük fayda olacaktır diye konuştu. (ANKA)
Zaman
Son Dakika
15.05.2014
AcıyıpaylaşırkenyeniacılaranedenolunmasınAcıyı paylaşırken yeni acılara neden olunmasın
'Acıyı paylaşırken yeni acılara neden olunmasın'
Zaman
15.05.2014
16:27
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, maden faciasının yaşandığı Somadaki temasları sırasında olayın meydana geldiği alanı ziyarete gelenleri soğukkanlı olmaları konusunda uyararak, yeni acılara neden olunmamasını istedi.Bahçeli, Olayların ilk gününden itibaren devlet erkanını buraya yardımcı olmak, taziyelerde bulunmak amacıyla gelişleri ve gelen devlet büyüklerini karşılama için başta Emniyet mensupları ve devlet yönetiminin, ilçe yönetiminin bunlarla meşgul olması, hizmetlerin aksamasına koordinasyonunun zayıflamasına sebebiyet vermektedir. Buraya gelen her kimse sakin olmalı, soğukkanlı olmalı, toplumun acısını paylaşırken yeni acılara sebebiyet verebilecek kargaşalardan da uzak durmalıdır dedi.MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Manisanın Soma İlçesinde meydana gelen maden faciasının ardından bölgeye incelemelerde bulunmak üzere geldi. Facianın meydana geldiği maden ocağına gitmeden önce açıklamalarda bulunan Bahçeli, acının çok büyük olduğunu, yaşanan facianın herkesi derinden vurduğunu, çok sayıda emek şehidinin hayatını kaybettiğini, devletin elindeki imkanlarla olayın baş gösterdiği andan itibaren gayret gösterdiğini anlattı. Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldızın olayın başından itibaren Somada bulunarak, kriz yönetimini üstlenmesinin devletin her şart altında milletin yanında olduğunun güzel bir işareti olarak kabul edilmesi gerektiğini belirten Bahçeli, şu ifadelerle uyarılarda bulundu:Üzüntümüz büyüktür, yaralar mutlaka sarılacaktır, hayatlarını kaybetmiş olan aziz şehitlerimizin ailesi, evlatları yalnız bırakılmayacaktır. Ülkemizde zaman zaman çok büyük facialara neden olan olaylar yaşanmaktadır. Bu olayların ilk gününden itibaren devlet erkanın buraya yardımcı olmak, taziyelerde bulunmak amacıyla gelişleri ve gelen devlet büyüklerini karşılama için başta Emniyet mensupları ve devlet yönetiminin, ilçe yönetiminin bunlarla meşgul olması, hizmetlerin aksamasına koordinasyonunun zayıflamasına sebebiyet vermektedir. Buraya gelen her kimse sakin olmalı, soğukkanlı olmalı, toplumun acısını paylaşırken yeni acılara sebebiyet verebilecek kargaşalardan da uzat durmalıdır.ANLAYIŞLI TEDBİRLİ OLMAKTA YARAR VARBaşsağlığı dileğinde bulunan Bahçeli, acılı günlerin aşılacağını belirterek, gelecekte daha mutlu bir hayatın kuruluşu için gayret gösterilmesini istedi. Acılı günde her türlü gayreti ortaya koyan herkese teşekkür eden Bahçeli, gazetecilerin sorularını da yanıtladı. Madende hala kaç işçinin bulunduğunun bilinmemesinin anımsatılması üzerine Bahçeli, Çok değişik rakamlar ifade ediliyor. Hangisi ne kadar doğrudur bunu bilmek mümkün gözükmüyor. Onun için facia sonrası arama ve kurtarma işlemlerinin sağlıklı ve etkin bir biçimde yapılması, yangına sebep olan unsurların ortadan kaldırılması, içeride mahsur kalmış olan kardeşlerimize ulaşılabilmesi açısından alınmış olan tedbirleri beklemek, onları desteklemek ve çıkan sonuçlar üzerinde de ona göre bir değerlendirme yapmakta yarar vardır. Evlatlarından kocalarından vatandaşlarımızın da sabır ile beklemelerinde inşallah hayırlı haberler ulaşabilir. Onlara karşı da çok anlayışlı tedbirli olmakta yarar vardır. Bu hepimizin acısıdır Allah kimsenin başına vermesin ama bunun altından da kalkacağız inşallah dedi.-SADE BİR ŞEKİLDE GİDİP-Gazetecilerin soruları üzerine facianın yaşandığı maden ocağını ziyaret edeceğini belirten Bahçeli, Yalnız emniyet mensupları ile kalabalıklarla değil, sade bir şekilde gidip orada çalışmalarını yürüten devlet görevlilerinden, sivil toplum örgütlerinden ve sendikalardan bilgi alma, kendilerine manevi bir destek verme arzusundayız diye konuştu. Faciadan sağ olarak kurtulan bir işçi ve olayı teknik yönden bilen mühendisten bilgi aldığını ancak, geçerli olanın kriz yönetiminin sorumlusu olan devlet görevlilerinin vereceği bilgiler olduğunu anlatan Bahçeli, Nasıl oldu neden oldu bu sorular hem TBMMde hem de bu konuları bilen uzmanlar tarafından iyice araştırılıp incelenmesinde bundan böyle bir faciaya tekrar yaşamamak için gerekli tedbirlerin alınmasında çok büyük fayda olacaktır diye konuştu. (ANKA)
Zaman
Ana Sayfa
15.05.2014
AcıyıpaylaşırkenyeniacılaranedenolunmasınAcıyı paylaşırken yeni acılara neden olunmasın
Sevgi Akarçeşme - Gül ne demek istedi?
Zaman
22.04.2014
02:09
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün gündeme bomba gibi düşen açıklamasını yazı günüm bugün olduğundan ancak değerlendirebiliyorum. İlk anda emekli olacağına ihtimal vermediğimden acaba Gül, Erdoğan’a karşı aday mı olacak diye düşünsem de Köşk’ten gelen açıklamalarla Başbakan’la aynı yarışa girmeyeceğine, hele Erdoğan’ın Köşk hevesi vazgeçilemez hale gelmişken ikna oldum.Peki Gül ne demek istedi? Verdiği en önemli mesaj “emanetçi” ya da “kukla” başbakan olmamdı bir kere. Enfes bir karikatürde bir koltuğa oturmuş diğerine de ayaklarını uzatmış biçimde resmedilen Erdoğan’a, “madem kuralların hepsini kendin koymak istiyorsun, ben bu oyunda yokum” mesajıydı iletilen. Gül, kendisinden beklenen mesajı tahminlerden önce vererek Türkiye’yi ve AK Parti’yi erken bir seçim atmosferine soktu. Parti içindeki rekabet tahmin edilenden daha uzun süreli ve çekişmeli olacak demektir bu.Demokratik değerlere söylemlerinde çok yer veren, kişilik olarak da uzlaşmacı olan Gül, internet ve HSYK yasaları konusunda ve 17 Aralık sürecinde kamuoyunun beklentilerinin altında bir performans sergilediği için eleştirildi. Sonuçta sistemin emniyet supabı görevi görmesi bekleniyordu, ama belki AK Parti tabanını hepten kaybetmemek belki de bilemediğimiz başka bir sebeple Gül bir “denge siyaseti” yapmayı seçti. 30 Mart’ta Başbakan’ın %45 destek alması ve “buyur kardeşim sen tekrar aday ol” demeyecek olması Gül’ü bir karar verme noktasına getirmiş olmalı. Mevcut şartlarda siyaset yapmam çıkışını bu şekilde okumalı. Yani Gül, emekli olmuyor, siyaseti bırakacağım da demiyor, kendisine açık bir kapı bırakıyor. Kim bilir belki de her tarafı yolsuzluk iddialarına bulaşmış bu hükümetin ve düzenin parçası olarak yıllar içinde içeride ve dışarıda biriktirdiği kredibilitesini bir çırpıda harcamak istemedi. Ne var ki, 17 Aralık’tan itibaren daha “net” konuşan bir Gül olsaydı tekrar adaylık için halk nezdinde şansı daha yüksek olabilirdi. Yine de Gül’ün siyasetteki geleceğini ya da tarihteki yerini, ülkeyi muhaberat devletine dönüştürecek olan MİT yasası konusundaki tavrı belirleyecek.Gül’ün bir anlamda geçici olarak geri çekilmesini etkileyen faktörlerden biri de eski “dava” arkadaşlarının kendisini devre dışı bırakmaya yönelik açıklamalarına kırgınlığı olabilir. AK Parti’nin Gül’ün tekrar seçilmesine yönelik engelleme çabası CHP’nin itirazı ile durdurulabilmişti. Her ne kadar “partisiz” olsa da gönül olarak kurduğu partiyle bağlarının hemen kesilmesi mümkün olmayan bir cumhurbaşkanının yerinde kim olsa bu vefasızlığa gönül koyardı.Başbakan’ın özenle medyaya sızdırılan cumhurbaşkanı olursam “tüm yetkilerimi kullanırım “ açıklaması da belli ki hangi konumda olursa olsun Gül’ün prensiplerine ters. İstisnai hallerde kullanılabilecek Bakanlar Kurulu’nu toplama yetkisini Gül, cumhurbaşkanı iken hiç kullanmadı, başbakan olacağı bir formülde de hoşuna gidecek bir yöntem olmazdı. Gül’ün açıklamasında en önemli kısımlardan biri, prensip olarak Putin-Medvedev modelini reddetmiş olmasıdır. Allah’a şükür üst düzey biri çıkıp bu model Türkiye’ye uygun değil dedi! Birileri için evcilik oynar gibi bir sen bir ben, ya da istediğimi atanmış başbakan seçeyim demek cazip gelebilir, ama Türkiye’nin kendine seçmesi gereken model Rusya olamaz, olmamalı. Bunca yolu otoriter bir demokrasiyi yerleştirmek için gelmiş olma ihtimali tüyleri diken diken edecek cinsten. Gül, açıklamalarıyla meydanı açtığına göre bundan sonra ipleri Erdoğan’ın elinde olacak olsa da başbakanlık için hevesli olabilecek isimlerin artacağını göreceğiz. Onların göze girme kriteri de belli: Hizmet’e en çok saldıran en muteber olacaktır. Bu tabloda kimin başbakanlığı en çok istediği net değil mi sizce de?
Zaman
Köşe Yazıları
22.04.2014
SevgiAkarçeşme-Gülnedemekistedi?Sevgi Akarçeşme - Gül ne demek istedi?
Kutlu Doğum'a valilik soruşturması
Zaman
21.04.2014
15:51
Peygamberimiz’in doğumunun kutlandığı haftaya gölge düştü. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin düzenlediği etkinlik 2 saat kala engellenmeye çalışıldı. Tüm yasal izinlerin alınmasına rağmen valilik, programdan sonra Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten soruşturma başlattı. Burdur Milletvekili Yıldırım, bu bahaneyle bazı memurların görevden alınmak istendiğini söyledi.Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin geçen cuma Hüsnü Bayer Spor Salonu’nda düzenlediği Kutlu Doğum programı iki saat kala devlet eliyle engellenmek istendi. Tüm resmî izinlerin gösterilmesi ve davetlilerin salonu doldurması üzerine yapılabilen programın ardından Valilik soruşturma açtı. Valiliğin internet sitesine de konulan soruşturma emrinde, “Kutlu Doğum Haftası etkinliği ile ilgili herhangi bir izin söz konusu olmamıştır. İhmali ve kusuru bulunan personeller hakkında idarî soruşturma, etkinliği gerçekleştiren kişi ve kuruluşlar hakkında da Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre yasal işlem başlatılmıştır.” denildi. Dernek Başkanı Necip Bedur, yetkili mercilerden gerekli izinleri almalarına rağmen bürokrasinin anlaşılmaz tavırla progremı engellemeye çalıştığını ifade etti. Organizasyona katılan Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz “Böyle güzel ve hayırlı bir program siyasete malzeme edilmemeli.” dedi.Burdur, Genelkurmay Başkanlığı’nın 2007’de hükümete karşı verdiği 27 Nisan bildirisini gölgede bırakan bir skandalla sarsıldı. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından geçtiğimiz cuma düzenlenen Kutlu Doğum Haftası etkinliği, programın başlamasına 2 saat kala iptal edilmek istendi. Hüsnü Bayer Kapalı Spor Salonu’ndaki sorumlu yetkililer, kendilerine amirlerinden telefonlar geldiğini belirterek programı engellemek istedi. Ancak davetlilerin salonu doldurmuş olması sebebiyle program devam etti. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Necip Bedur, programın neden iptal edilmek istendiği konusunda bilgisi bulunmadığını belirtti. Bedur, başta Burdur Valiliği olmak üzere Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nden gerekli yazılı izinleri aldıklarını ama buna rağmen bürokrasinin anlaşılmaz bir tavırla etkinliği engellemeye çalıştığını ifade etti. İlgili makamlara izinlerinin olduğunu anlatmaya çalışan dernek yetkilileri, programı güçlükle gerçekleştirebildi. Ancak programın ertesi gününde Burdur Valisi Nurettin Yılmaz, programın yapılmasına izin veren yetkililer ve programı organize eden dernek hakkında soruşturma emri verdi. Valilikten yapılan açıklamada, “18 Nisan 2014 tarihinde Hüsnü Bayer Spor Salonu’nda Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından yapılan Kutlu Doğum Haftası etkinliği ile ilgili Valiliğimizin sözlü ya da yazılı herhangi bir izni söz konusu olmamıştır.” denildi. Ardından konuyla ilgili olarak ihmali ve kusuru bulunan personeller hakkında idari soruşturma başlatıldığı dile getirilerek, “Devlete ait bir salon kullanılarak etkinliği gerçekleştiren kişi ve kuruluşlar hakkında da 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre yasal işlem başlatılmıştır.” ifadeleri kullanıldı. Bunun üzerine Milli Eğitim’de görevli dernek yetkilileri dün müdürlüğe çağrıldı. Burada ifade veren Necip Bedur, gerekli izinler alındıktan sonra devlete bin 500 TL ücret yatırdıklarını söyledi. “Bu nasıl bir çelişkidir ki son dakikada oraya gelen insanların gözü önünde böyle bir program iptal edilmeye çalışılıyor.” dedi. Bedur, cuma günü asayişin sağlanması için Valilik üzerinden Emniyet’e yazı yazıldığını ve polisin programda görev aldığını da sözlerine ekledi. Soruşturma, büyük tepki çekti. Kutlu Doğum programına katılan Burdur Bağımsız Milletvekili Hasan Hami Yıldırım, yaşanan sürece şahit olduğunu belirterek bahanelerle etkinliğin iptal edilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Yıldırım, o geceyi şöyle anlattı: “Bazı kişiler, programı engellemek için birilerine şikâyette bulunmuş. Programı gerekçe gösterip, birtakım kamu görevlilerini görevden almak istiyorlar. Bu yanlış. Ben olay yaşandığında oradaydım. Yetkilileri aradım. Bilgi aldım. Programı düzenleyen dernek yetkilileri programla ilgili Burdur Milli Eğitim Müdürlüğü’ne müracaat etmiş. Milli Eğitim de, yetkinin Gençlik Spor İl Müdürlüğü’ne ait olduğunu, izni oradan almaları gerektiğini belirtmiş. Dernek sorumluları da resmi yazıyı Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne yazmışlar. İl Müdürlüğü de belirtilen gün ve saatlerde herhangi bir programın olmadığını belirtmiş. Salonun ücreti de dernek yetkililerinin anlaştığı sponsorlar tarafından banka yolu ile Spor Lisesi Okul Aile Birliği hesabına yatırılmış. Yani gerekli bütün işlemler yapılmış. Konu bahane edilip program engellenmek istendi. Bu kutlama Türkiye’nin her yerin
Zaman
En Çok Okunan
21.04.2014
KutluDoğumavaliliksoruşturmasıKutlu Doğuma valilik soruşturması
Kutlu Doğum'a valilik soruşturması
Zaman
21.04.2014
15:51
Peygamberimiz’in doğumunun kutlandığı haftaya gölge düştü. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin düzenlediği etkinlik 2 saat kala engellenmeye çalışıldı. Tüm yasal izinlerin alınmasına rağmen valilik, programdan sonra Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten soruşturma başlattı. Burdur Milletvekili Yıldırım, bu bahaneyle bazı memurların görevden alınmak istendiğini söyledi.Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin geçen cuma Hüsnü Bayer Spor Salonu’nda düzenlediği Kutlu Doğum programı iki saat kala devlet eliyle engellenmek istendi. Tüm resmî izinlerin gösterilmesi ve davetlilerin salonu doldurması üzerine yapılabilen programın ardından Valilik soruşturma açtı. Valiliğin internet sitesine de konulan soruşturma emrinde, “Kutlu Doğum Haftası etkinliği ile ilgili herhangi bir izin söz konusu olmamıştır. İhmali ve kusuru bulunan personeller hakkında idarî soruşturma, etkinliği gerçekleştiren kişi ve kuruluşlar hakkında da Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre yasal işlem başlatılmıştır.” denildi. Dernek Başkanı Necip Bedur, yetkili mercilerden gerekli izinleri almalarına rağmen bürokrasinin anlaşılmaz tavırla progremı engellemeye çalıştığını ifade etti. Organizasyona katılan Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz “Böyle güzel ve hayırlı bir program siyasete malzeme edilmemeli.” dedi.Burdur, Genelkurmay Başkanlığı’nın 2007’de hükümete karşı verdiği 27 Nisan bildirisini gölgede bırakan bir skandalla sarsıldı. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından geçtiğimiz cuma düzenlenen Kutlu Doğum Haftası etkinliği, programın başlamasına 2 saat kala iptal edilmek istendi. Hüsnü Bayer Kapalı Spor Salonu’ndaki sorumlu yetkililer, kendilerine amirlerinden telefonlar geldiğini belirterek programı engellemek istedi. Ancak davetlilerin salonu doldurmuş olması sebebiyle program devam etti. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Necip Bedur, programın neden iptal edilmek istendiği konusunda bilgisi bulunmadığını belirtti. Bedur, başta Burdur Valiliği olmak üzere Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nden gerekli yazılı izinleri aldıklarını ama buna rağmen bürokrasinin anlaşılmaz bir tavırla etkinliği engellemeye çalıştığını ifade etti. İlgili makamlara izinlerinin olduğunu anlatmaya çalışan dernek yetkilileri, programı güçlükle gerçekleştirebildi. Ancak programın ertesi gününde Burdur Valisi Nurettin Yılmaz, programın yapılmasına izin veren yetkililer ve programı organize eden dernek hakkında soruşturma emri verdi. Valilikten yapılan açıklamada, “18 Nisan 2014 tarihinde Hüsnü Bayer Spor Salonu’nda Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından yapılan Kutlu Doğum Haftası etkinliği ile ilgili Valiliğimizin sözlü ya da yazılı herhangi bir izni söz konusu olmamıştır.” denildi. Ardından konuyla ilgili olarak ihmali ve kusuru bulunan personeller hakkında idari soruşturma başlatıldığı dile getirilerek, “Devlete ait bir salon kullanılarak etkinliği gerçekleştiren kişi ve kuruluşlar hakkında da 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre yasal işlem başlatılmıştır.” ifadeleri kullanıldı. Bunun üzerine Milli Eğitim’de görevli dernek yetkilileri dün müdürlüğe çağrıldı. Burada ifade veren Necip Bedur, gerekli izinler alındıktan sonra devlete bin 500 TL ücret yatırdıklarını söyledi. “Bu nasıl bir çelişkidir ki son dakikada oraya gelen insanların gözü önünde böyle bir program iptal edilmeye çalışılıyor.” dedi. Bedur, cuma günü asayişin sağlanması için Valilik üzerinden Emniyet’e yazı yazıldığını ve polisin programda görev aldığını da sözlerine ekledi. Soruşturma, büyük tepki çekti. Kutlu Doğum programına katılan Burdur Bağımsız Milletvekili Hasan Hami Yıldırım, yaşanan sürece şahit olduğunu belirterek bahanelerle etkinliğin iptal edilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Yıldırım, o geceyi şöyle anlattı: “Bazı kişiler, programı engellemek için birilerine şikâyette bulunmuş. Programı gerekçe gösterip, birtakım kamu görevlilerini görevden almak istiyorlar. Bu yanlış. Ben olay yaşandığında oradaydım. Yetkilileri aradım. Bilgi aldım. Programı düzenleyen dernek yetkilileri programla ilgili Burdur Milli Eğitim Müdürlüğü’ne müracaat etmiş. Milli Eğitim de, yetkinin Gençlik Spor İl Müdürlüğü’ne ait olduğunu, izni oradan almaları gerektiğini belirtmiş. Dernek sorumluları da resmi yazıyı Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne yazmışlar. İl Müdürlüğü de belirtilen gün ve saatlerde herhangi bir programın olmadığını belirtmiş. Salonun ücreti de dernek yetkililerinin anlaştığı sponsorlar tarafından banka yolu ile Spor Lisesi Okul Aile Birliği hesabına yatırılmış. Yani gerekli bütün işlemler yapılmış. Konu bahane edilip program engellenmek istendi. Bu kutlama Türkiye’nin her yerin
Zaman
Ana Sayfa
21.04.2014
KutluDoğumavaliliksoruşturmasıKutlu Doğuma valilik soruşturması
Kutlu Doğum'a valilik soruşturması
Zaman
21.04.2014
02:01
Peygamberimiz’in doğumunun kutlandığı haftaya gölge düştü. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin düzenlediği etkinlik 2 saat kala engellenmeye çalışıldı. Tüm yasal izinlerin alınmasına rağmen valilik, programdan sonra Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefetten soruşturma başlattı. Burdur Milletvekili Yıldırım, bu bahaneyle bazı memurların görevden alınmak istendiğini söyledi.Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği’nin geçen cuma Hüsnü Bayer Spor Salonu’nda düzenlediği Kutlu Doğum programı iki saat kala devlet eliyle engellenmek istendi. Tüm resmî izinlerin gösterilmesi ve davetlilerin salonu doldurması üzerine yapılabilen programın ardından Valilik soruşturma açtı. Valiliğin internet sitesine de konulan soruşturma emrinde, “Kutlu Doğum Haftası etkinliği ile ilgili herhangi bir izin söz konusu olmamıştır. İhmali ve kusuru bulunan personeller hakkında idarî soruşturma, etkinliği gerçekleştiren kişi ve kuruluşlar hakkında da Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre yasal işlem başlatılmıştır.” denildi. Dernek Başkanı Necip Bedur, yetkili mercilerden gerekli izinleri almalarına rağmen bürokrasinin anlaşılmaz tavırla progremı engellemeye çalıştığını ifade etti. Organizasyona katılan Burdur Belediye Başkanı Ali Orkun Ercengiz “Böyle güzel ve hayırlı bir program siyasete malzeme edilmemeli.” dedi.Burdur, Genelkurmay Başkanlığı’nın 2007’de hükümete karşı verdiği 27 Nisan bildirisini gölgede bırakan bir skandalla sarsıldı. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından geçtiğimiz cuma düzenlenen Kutlu Doğum Haftası etkinliği, programın başlamasına 2 saat kala iptal edilmek istendi. Hüsnü Bayer Kapalı Spor Salonu’ndaki sorumlu yetkililer, kendilerine amirlerinden telefonlar geldiğini belirterek programı engellemek istedi. Ancak davetlilerin salonu doldurmuş olması sebebiyle program devam etti. Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği Başkanı Necip Bedur, programın neden iptal edilmek istendiği konusunda bilgisi bulunmadığını belirtti. Bedur, başta Burdur Valiliği olmak üzere Milli Eğitim Müdürlüğü, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’nden gerekli yazılı izinleri aldıklarını ama buna rağmen bürokrasinin anlaşılmaz bir tavırla etkinliği engellemeye çalıştığını ifade etti. İlgili makamlara izinlerinin olduğunu anlatmaya çalışan dernek yetkilileri, programı güçlükle gerçekleştirebildi. Ancak programın ertesi gününde Burdur Valisi Nurettin Yılmaz, programın yapılmasına izin veren yetkililer ve programı organize eden dernek hakkında soruşturma emri verdi. Valilikten yapılan açıklamada, “18 Nisan 2014 tarihinde Hüsnü Bayer Spor Salonu’nda Burdur Eğitim Gönüllüleri Derneği tarafından yapılan Kutlu Doğum Haftası etkinliği ile ilgili Valiliğimizin sözlü ya da yazılı herhangi bir izni söz konusu olmamıştır.” denildi. Ardından konuyla ilgili olarak ihmali ve kusuru bulunan personeller hakkında idari soruşturma başlatıldığı dile getirilerek, “Devlete ait bir salon kullanılarak etkinliği gerçekleştiren kişi ve kuruluşlar hakkında da 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na göre yasal işlem başlatılmıştır.” ifadeleri kullanıldı. Bunun üzerine Milli Eğitim’de görevli dernek yetkilileri dün müdürlüğe çağrıldı. Burada ifade veren Necip Bedur, gerekli izinler alındıktan sonra devlete bin 500 TL ücret yatırdıklarını söyledi. “Bu nasıl bir çelişkidir ki son dakikada oraya gelen insanların gözü önünde böyle bir program iptal edilmeye çalışılıyor.” dedi. Bedur, cuma günü asayişin sağlanması için Valilik üzerinden Emniyet’e yazı yazıldığını ve polisin programda görev aldığını da sözlerine ekledi. Soruşturma, büyük tepki çekti. Kutlu Doğum programına katılan Burdur Bağımsız Milletvekili Hasan Hami Yıldırım, yaşanan sürece şahit olduğunu belirterek bahanelerle etkinliğin iptal edilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Yıldırım, o geceyi şöyle anlattı: “Bazı kişiler, programı engellemek için birilerine şikâyette bulunmuş. Programı gerekçe gösterip, birtakım kamu görevlilerini görevden almak istiyorlar. Bu yanlış. Ben olay yaşandığında oradaydım. Yetkilileri aradım. Bilgi aldım. Programı düzenleyen dernek yetkilileri programla ilgili Burdur Milli Eğitim Müdürlüğü’ne müracaat etmiş. Milli Eğitim de, yetkinin Gençlik Spor İl Müdürlüğü’ne ait olduğunu, izni oradan almaları gerektiğini belirtmiş. Dernek sorumluları da resmi yazıyı Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü’ne yazmışlar. İl Müdürlüğü de belirtilen gün ve saatlerde herhangi bir programın olmadığını belirtmiş. Salonun ücreti de dernek yetkililerinin anlaştığı sponsorlar tarafından banka yolu ile Spor Lisesi Okul Aile Birliği hesabına yatırılmış. Yani gerekli bütün işlemler yapılmış. Konu bahane edilip program engellenmek istendi. Bu kutlama Türkiye’nin her yerin
Zaman
Güncel
21.04.2014
KutluDoğumavaliliksoruşturmasıKutlu Doğuma valilik soruşturması
Yol verme kavgasında polisi öldürdü
Zaman
20.04.2014
16:04
Düzcede, trafikte yol verme yüzünden çıkan tartışmada, memleketi Düzceye ailesiyle tatile gelen polis memuru Cevdet Ataseven tabancayla ayağından yaraladığı sürücü Aytekin Poyraz tarafından tabancayla göğsünden vurularak öldürüldü.Olay bugün saat 11.00 sıralarında, D- 655 Karayolu Beyciler kavşağı mevkisinde meydana geldi. Memleketi Düzceye ailesiyle tatile gelen Sakarya Emniyet Müdürlüğünde görevli polis memuru Cevdet Ataseven, kendisi gibi polis memuru olan eşi ve çocuğunun da bulunduğu 81 DZ 870 plakalı otomobiliyle giderken, 81 DT 111 plakalı otomobilin sürücüsü Aytekin Poyrazdan yol vermesini istedi. Poyraz da yol vermeyince tartışma çıktı.Araçlarını yol kenarına park edip tartışan sürücüler arasında kavga çıkınca polis Cevdet Ataseven, iddiaya göre üzerine balta ile yürüyen Aytekin Poyrazın ayağına tabancasıyla bir el ateş etti. Ayağından yaralanan Aytekin Poyraz da üzerindeki tabancasını çıkartarak ateş etmeye başladı. Cevdet Ataseven eşinin ve çocuğunun gözleri önünde göğsünden vuruldu.HASTANEYE KALDIRILDI AMA KURTARILAMADIOlay yerine çağrılan 112 Acil Servis ekipleri göğsünden yaralanan polis memuru Cevdet Atasevene müdahalede bulunarak Düzce Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesine kaldırdı. Ancak Ataseven yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Aytekin Poyraz ise olayın ardından otomobiliyle özel bir hastaneye gitti. Polisler de özel hastaneye giderek, tedavi gören Aytekin Poyrazın ifadesini aldı.EMNİYET MÜDÜRÜ OLAY YERİNDEDüzce Emniyet Müdürü Ayhan Buran olay yerine gelerek incelemelerde bulundu. Ayhan Buran yaptığı açıklamada, Trafikteki bir sürtüşmeden kaynaklı bir olay. Burada durmuşlar. Karşı taraf baltayla gelince arkadaşımız silah kullanmış. Ondan sonrasını da şu an araştırıyoruz. İstenmeyen bir olay. Arkadaşımız rahmetli oldu. Teşkilatımızın başı sağolsun. Çok yönlü bir şekilde olayı soruşturuyoruz dedi.Sakaryada görev yapan polis memuru Cevdet Atasevenin, izne ayrılarak ailesiyle birlikte memleketi Düzceye geldiği, eşinin de polis olduğu belirtildi.Olayla ilgili soruşturma devam ediyor.
Zaman
Güncel
20.04.2014
YolvermekavgasındapolisiöldürdüYol verme kavgasında polisi öldürdü
İşte Mert’in kaçırılma görüntüleri
Zaman
12.04.2014
16:12
Karsta kaçırılıp tecavüz ettiği ilkokul üçüncü sınıf öğrencisi 9 yaşındaki Mert Aydını öldüren şüpheli Aykut B. dün akşam yakalandı ve sabaha karşı tutuklanarak, güvenlik gerekçesiyle Karsta tutulmayıp Erzurum H Tipi Cezaevine gönderildi.Şüpheli Aykut B., emniyetin basına verdiği yanlış kamera görüntülerinde aranan kişinin kendisi olmadığını görüp rahatladı ve saklanmaktan vazgeçip işinin başına dönünce yakalandı.Kars Valisi Eyüp Tepe, Emniyet Müdürü Ercan Çakmak ile birlikte düzenledikleri ortak basın toplantısında, Karsta günlerdir infiale neden olan olayın failinin nasıl yakalandığını anlattı.Yakalanan kişinin pedofili olamayacağına işaret eden Vali Eyüp Tepe, Ciddi anlamda sapkınlık bu dedi. Emniyet Müdürü Ercan Çakmak ise Mertin öldürülme olayını alçakça ve vahşice yapılmış bir cinayet olarak nitelendirdi.23 YAŞINDA, SABIKALIVali Eyüp Tepe, Emniyet Müdürü Ercan Çakmak ile birlikte bugün saat 10.30da Kars Valiliğinde basın toplantısı düzenledi. Sözlerine Mertin anne ve babasına, Kars halkına tekrar başsağlığı dilerim diye başlayan Vali Eyüp Tepe, şunları söyledi:Failin yakalanması bizim için teselli oldu. Yoksa Mertimizi geri getirecek değiliz. Ama hakikaten bu zorlu sürecin mutlu sonla neticelenmesi bizi çok mutlu etti. Öncelikle polisimize teşekkür etmek istiyorum. Özverili 24 saate varan çalışmayla bu neticeyi aldık. Kars nüfusuna bağlı, 1991 doğumlu Aykut B. bekar, oto alım satımı yapıyor. Kız kaçırma ve hırsızlıktan sabıkası var. Kaçırıldığı 6 Nisan Pazar günü olayı saat 14.10 ile 16.30 arasında gerçekleştiriyor. Dün öğle saatlerinden itibaren bütün deliller elde edildi, şahıs saat 20.00de işyerinden alındı. Adli süreç, tutuklama ve sevk süreci gece 03.00e kadar sürdü. Hassasiyet nedeniyle şahsı il dışına gönderdik. Başlangıç itibariyle elimizde güçlü veriler yoktu. Kentteki 25 mobese ve 20 civarında işyeri kamerası tek tek incelendi. Her birine 25-30 saat zaman harcanarak incelendi ve neticeye ulaşıldı. Diğer materyallerle güçlendirildikten sonra fail suçu itiraf etti. Bu şahsın Mertin babasıyla tanışıklığı var. Pedofili olayı neden olmaz? Ciddi anlamda sapkınlık bu.Vali Tepe, basına verilen ilk mobese görüntülerindeki yanlışlığın, ailenin görüntüdeki çocuğun Merte benzediğini söylemesinden kaynaklandığını söyledi.EMNİYET MÜDÜRÜ ÇAKMAK: 2 SAAT 40 DAKİKADA BU İŞİ YAPIYOREmniyet Müdürü Ercan Çakmak ise Mertin kaçırılma ve öldürülmesini alçakça bir bir saldırı olarak nitelendirdi. Mert ile cinayet zanlısı Aykut B.nin birbirleriyle tanıştıklarına işaret eden Emniyet Müdürü Çakmak, şunları söyledi:Bu vahşeti, alçakça olayı Kars Emniyet Müdürlüğü de kınıyor. Bunda en çok üzülen aileden sonra biziz. Mert ile bu çocuk tanışıyor. Şahıs, Mertin babası ve amcasının dükkanından telefon alıyor. Onlar da bundan araba alıyorlar. Bu ticaretten dolayı da Mertle dükkanda tanışıyor. Mert o gün dükkandan çiğ köfte almak için 3.5 lira alarak çıkıyor. Bu şahısla Digor Pazarında karşılaşıyor.CİNAYETTEN SONRA OTOMOBİLİNİ YIKIYORDiger pazarından bulunan ilk görüntülerle bu olayın ilgisinin olmadığı anlaşıldı. Şahısın ifadesine göre, Mert otomobille eve bırakılmayı istiyor. Şahıs Merti otomobile aldıktan sonra kent merkezine 5 kilometre uzaklıktaki olay yerine götürüyor. Aradan geçen 2 saat 40 dakika içinde bu işi yapıyor. Daha sonra gelip olayda kullandığı kırmızı renkli ticari aracı yıkıyor ve daha sonra Erzuruma kaçıyor. Şahsın amcası polise giderek yeğeninin kayıp olduğu başvurusunu yapıyor. Ertesi gün, şahıs Erzurumdan tekrar Karsa geliyor.İLK GÜVENLİK KAMERA GÖRÜNTÜSÜ ONU RAHATLATMIŞTIMertin kaçırılmasından sonra bulunan, televizyonlarda ve gazetelerde yer alan ilk güvenlik kamerası görüntüsündeki kişinin kendisi olmadığını bilen şüpheli Aykut B.nin, artık rahat hareket etmeye başladığını ve Karsa işinin başına döndüğünü anlatan Emniyet Müdürü Çakmak, bu durumun polisin işine yaradığını söyledi.Ancak, Aykut B.nin amcasının kayıp başvurusunda bulunmasının şüphe uyandırdığını vurgulayan Emniyet Müdürü Çakmak, bu kişi üzerinde yoğunlaştıklarını anlattı. Aykut B.nin işyerindeki eşyadan DNA örnekleri alıp çarşamba günü tahlile gönderdiklerini belirten Çakmak, mobese görüntüleri ile DNA testinin de olayın failini tespitte önemli rol oynadığını söyledi.Emniyet Müdürü Ercan Çakmak, gerekli delilleri elde ettikten sonra şüpheli Aykut B.yi dün saat 20.00de işyerinden aldıklarını anlattı. Başka bir gözaltı bulunmadığını kaydeden Çakmak, halkın çocuklarını önümüzdeki pazartesi gününden itibaren huzur içinde okullarına göndermelerini istedi.Öte yandan Aykut B.nin sosyal medyada 8 ayrı hesabı bulunduğu, tümünde de çok sayıda fotoğrafları bulunduğu anlaşıldı.MERT KOŞARAK ÖLÜME GİTTİMert Aydının katilini bulmak için Emniyet Müdürlüğünün incelediği 25 mobese ve 20 işyerinin güvenlik kamerası görüntüleri basına dağıtıldı. Olayın meydana geldiği 6 Nisan
Zaman
Güncel
12.04.2014
İşteMert’inkaçırılmagörüntüleriİşte Mert’in kaçırılma görüntüleri
İstatistikler Fener diyor
Zaman
19.03.2014
02:08
Süper Lig’de 25. hafta geride kalırken Fenerbahçe, 54 puanla ilk sırada. Sarı-Lacivertliler, tamamlanmayan Trabzonspor maçı kendi lehine tescil edildiğinde en yakın rakibi Galatasaray’la farkı 8’e çıkartıyor. 20 yılın istatistiklerine göre son 9 maça böyle bir avantajla giren hiçbir takım şampiyonluğu kaybetmedi.Süper Lig’in lideri Fenerbahçe, şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerliyor. Geçtiğimiz hafta sonu takipçileri Galatasaray ile Beşiktaş’ın rakipleriyle berabere kalması, Sarı-Lacivertlileri zirvede adeta tek başına bıraktı. Yarıda kalan Trabzonspor maçı 3-0 lehine tescil edildiğinde puanını 57’ye yükseltecek olan Kanarya, böylece Galatasaray’la farkı 8’e çıkartacak.25’inci haftası tamamlanan ligin son 9 maçına oldukça avantajlı giren Fenerbahçe, bu sezon mutlu sona ulaşacağından emin. Sadece 10 yılın istatistiklerine bakıldığında dahi Sarı-Lacivertlilerin artık kupayı kaçırması büyük sürpriz sayılacak. Zaten 10 sezonda 25. haftayı önde kapatan takımlar 7 kez şampiyonluk yaşamış, 3 defa da ikinci sıradaki ekip zafere ulaşmış. Ama bunların birinde puanlar eşit, diğer ikisinde ilk sıradaki ile ikinci arasında bir puan var. Fenerbahçe ise 10 yılın 5’inde 25. haftayı lider geçmiş. 4’ünde şampiyonluk kutlarken, ‘Denizlispor faciası’nın yaşandığı 2005-06’da kupayı Galatasaray’a kaptırmış.Fenerbahçe’nin 8 puanlık üstünlüğü göz önüne alındığında farkın kolay kolay kapanmayacağı çok açık. Zira son 20 yılda zirve mücadelesi takip edildiğinde 25. hafta itibarıyla bir takımın en yakın rakibine 8 fark atma durumu yalnızca 1999-2000’de görülmüş. Avrupa’da fırtına gibi esen, UEFA Kupası’nı müzesine götüren Galatasaray’ı, o yıl ligde de durdurmak pek mümkün olmamış. Sarı-Kırmızılılar, peş peşe 4. şampiyonluğu yaşadığı sezon, son 9 haftaya Beşiktaş’ın tam 11 puan önünde girmiş.Tabii Fenerbahçe şu an rahatlamış olsa da işi pek kolay değil. Tatil edilen Trabzonspor müsabakası hesaba katılmazsa Sarı-Lacivertlilerin, ligin ikinci devresinde özellikle deplasmanlarda kazanmakta zorlanması dikkat çekiyor. Kanarya’nın hâlâ, Gaziantepspor, Galatasaray, Beşiktaş, Akhisar Belediyespor ile Kayserispor olmak üzere birbirinden zorlu dış saha maçları var.Alex’ten Çanakkale Zaferi kutlamasıF.Bahçe’nin eski kaptanı Alex de Souza, sosyal medya aracılığıyla Çanakkale Zaferi’ni kutladı. Twitter hesabında, “Bir yabancı olarak, Türkiye’nin şanlı tarihine büyük saygı duyuyorum.” yazan Brezilyalı yıldız, Instagram’dan da Çanakkale Zaferi’ni anlatan bir resim paylaştı. Öte yandan, efsanevi oyuncu 1907 Fenerbahçeliler Derneği’nin düzenlediği “Adalete Fener Yak” kampanyasına destek oldu.Kanarya’da Musa Sow’a yoğun terapiErciyesspor maçının ikinci yarısında kaçırdığı goller sonrası duygusal anlar yaşayan Fenerbahçeli Musa Sow’a takım arkadaşları moral veriyor. Başta kaptanlar olmak üzere tüm oyuncuların Senegalli forveti teselli ettiği öğrenildi. Teknik Direktör Ersun Yanal’ın da başarılı golcünün pazartesi günü oynanacak Gaziantepspor karşılaşmasına konsantre olması adına özel bir görüşme yapacağı bildirildi.‘Başbakan, şike operasyonunun seçim sonrasına bırakılmasını istedi’Emekli İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Bugün TV’de şike operasyonu hakkında açıklamalar yaptı. Başbakan Erdoğan’ın şike soruşturması konusunda her şeyi bildiğini belirten Yılmazer, “Bu sürecin tüm safhalarından Başbakan’ın haberi vardı. Önüne dosya konuldu. Çok memnun olmuş.” dedi. Başbakan Erdoğan’ın 3 Temmuz’daki operasyonun 12 Haziran 2011’de yapılan genel seçimler sonrasına bırakılması yönünde talimat verdiğini de kaydetti. Emekli emniyet mensubu, F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın ‘Cemaat’ iddiasına nasıl inandırıldığını anlamakta güçlük çektiğini, F.Bahçe’yi hedef almak gibi bir şeyin söz konusu olmadığını dile getirdi.
Zaman
Spor
19.03.2014
İstatistiklerFenerdiyorİstatistikler Fener diyor
Etyen Mahçupyan - Gözleri bağlı olanlar
Zaman
16.03.2014
02:01
Farz edin ki yazarlarından gayet memnun olduğunuz bir gazetenin takipçisisiniz. Doğruları ve gerçekleri gören bir muharrir kadrosuna muhatap olduğunuzu düşünüyorsunuz. Ama bunların arasında nereden gelmişse biri daha var.‘Sadece muhayyilesini çalıştıran ve her şeyi vehimler üzerinde kuran birisi… Oturup da sırf bu adam için bir makale yazar mısınız? Ben olsam yazmam… Ama Uğur Kömeçoğlu adlı akademisyen yazdı (12 Mart, Yorum). Benim konumumu yukarıdaki cümlelerle ifade etmesine rağmen, görüşlerimin ne denli yanlış ve (bence) arkaik olduğunu sergilemek istedi. Düşündüm de belki sandığımdan daha etkili olduğum için bu tepkiye mazhar olmuşumdur. Yoksa insan bu enerjiyi muhakkak ki daha işlevsel amaçlar için harcamalı.Söz konusu yazının ciddiye alabileceğim yönleri maalesef çok az. Ama Türkiyede liberallerin içinde dolandıkları bir çukura dönüşen ‘hukuk meselesi üzerinde durmakta yarar var. Kömeçoğluna göre benim yaklaşımım “hukukun üstünlüğüne inanmayan bir siyaset” içeriyor. Açıklama ise şöyle: “Çünkü Mahçupyan, TV kanallarında ‘Türkiyede zaten hukuk diye bir şey yoktu ki diyerek son yapılanları meşrulaştırmış oldu.” Normatif kanaati anlamak için bir kişinin gerçekliğe ilişkin tespitine bakmak genelde kendisine ‘liberal diyenlerde sıkça rastlanan bir olgu haline geldi. Nasıl ki bir ülkede hukuk var diye ‘hukukun üstünlüğü kendiliğinden geçerli olmuyorsa, hukukun ilkesizliği de ‘hukukun üstünlüğünün inşa edilmesi gerekliliğini ortadan kaldırmıyor. Ama son dönemde bazı yazarlar sırf ‘hukukun üstünlüğünü bir ilke olarak savunma sayesinde halen var olan hukuku meşrulaştırmanın mümkün olduğunu sanmaya başladılar.Türkiye bir hukuk devleti değil ve hiçbir zaman da olmadı. Hukuk, devlet ideolojisine payanda işlevi görmek üzere tasarlandı ve esas olarak devleti koruma altına aldı. Dolayısıyla iktidarı denetleyen ve dizginleyen bir disiplin olarak görülmek bir yana, doğrudan iktidarın paydaşı olarak gelişti. Bu durumdan yararlanan ve iktidar olanağını kullanan ise doğal olarak soyut ‘hukuk değil, yargı oldu. Batılıların bugün Türkiyede olan biteni anlamamasının temel nedenlerinden biri de bu. Modern siyasî sistemlerde yargı, kuvvetler ayrılığının ayaklarından biri. Yani yasama ve yürütmenin yanında demokratik sistemin çalışması için elzem bir erk. O nedenle yargı bağımsızlığına halel gelmemesini önemsiyorlar ve tabii ki bu anlamlı bir kaygı. Ne var ki Türkiyede yargı, kuvvetler ayrılığının parçası olmanın çok ötesinde bir konumda… Bizde yargı devlet bürokrasisinin yapısal ayaklarından biri… Yani aynen ordu, Emniyet ve istihbarat gibi, devlet misyonunu taşıyan bir organ. O nedenle de birincil kaygısı adalet olmayan, siyasî değerlendirmeyi doğal sayan bir yapılanmadan söz ediyoruz. Dolayısıyla Cumhuriyetin başından bugünlere dek yargı gerçekte bir hukuk denetimi yapmak bir yana, devletin siyaset üzerindeki vesayetinin istekli ve iştahlı aracı olarak çalıştı. Kömeçoğlu benim “hukukun niyetini okumak” gibi bir yaklaşımım olduğunu söylemiş. Böylesine akıl dışı bir önerme yapacağına hukuk kelimesi yerine yargıyı koyup biraz çevresine bakmayı deneyebilirdi. Çünkü bu ülkede yargı, elinde siyaset yapma gücü bulunan ve bunu kullanma geleneğine sahip bir kurum. Dolayısıyla siyasî iradesi ve niyeti var.Son on yıl söz konusu yapıyı alabora etti. Askerî vesayet gerilerken, Emniyet ve yargıda kadro boşalmaları yaşandı. Böylece iktidar alanı ‘çoğullaştı ama iktidar olanakları ortadan kalkmadı. Hatta askerin baskısından kurtulduğu ölçüde ‘yeni yargı daha da meşru hale geldi. Ama hiçbir zaman sembolik olarak gösterildiği gibi elinde terazi tutan gözü bağlı bir kadın olmadı. Aksine gözleri açık, elindeki teraziyi sallayan bir yargı ile karşılaştık. 17 Aralık dosyasının hükümet içindeki yolsuzlukları ve usulsüzlükleri ortaya çıkarmış olması son derece muhtemel. Ama bu girişimin sadece ‘hukuk olduğunu düşünmek için siyasetten hiç anlamamak gerekiyor. Velev ki bizzat sizin gözleriniz bağlı olsun…Kömeçoğlu, Halk Bankası olayı için de “küresel sistemde bulunan hiçbir demokratik hukuk devletinin dünyanın bilgisi dışında böyle finansal işlemler yapamayacağını veya yapmaması gerektiğini her aklı başında yazarın bildiğinden” dem vuruyor. Ama yaptığı için de hükümeti suçluyor… Demek ki yapmak ile ‘yapmamak gerektiği birbirinden farklı şeyler. Ve yine demek ki Türkiye bir hukuk devleti değil. Üstelik, kabullenilmesi bazılarına zor gelse de, sadece hükümetin yanlışını düzelterek de hukuk devleti olunamaz. Bunun asgari ve zorunlu koşulu (maalesef) yargının düzeltilmesi.
Zaman
Köşe Yazıları
16.03.2014
EtyenMahçupyan-GözleribağlıolanlarEtyen Mahçupyan - Gözleri bağlı olanlar
Polis istedi, şalter indirdim
Zaman
01.03.2014
02:09
Eskişehir’deki Gezi Parkı eylemleri sırasında eli sopalı kişilerce dövüldükten 38 gün sonra hayatını kaybeden üniversiteli Ali İsmail Korkmaz’la ilgili davaya tanık ifadesi damga vurdu.Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada Beşik Otel sahibi Erdoğan Gözseçen, otelin elektrik şalterini kendisinin kapattığını belirtti. Müdahil avukatlarından biri, tanık Gözseçen’e, daha önce polislik yapıp yapmadığını ve bir başka sopalı saldırgan Serkan Kavak’ı görüp görmediğini sorması üzerine, Gözseçen, şöyle dedi: “Bu kişi, elinde sopayla gençlere saldırdı. Kafalarına sopayla vurdu. İsminin Serkan olduğunu sonradan öğrendim. Bir polisin ‘Göstericiler tarafından otel yakılabilir.’ demesi üzerine şalteri indirdim. Otelin elektrikleri bunun üzerine kesildi. Göstericiler koşmaya başlayınca zaten şalteri kapatacaktım. Çünkü oteldeki müşterilerin olaylardan zarar görmesini istemiyordum. Zira eylemciler otele gelebilirdi, müşterilere zarar verebilirdi. Daha sonra Ercan Bilir geldi, Doğukan Bilir’in babası olduğunu söyledi, kayıtları görmek istedi. Ona görüntüleri izlettim. Yedek istedi ama emniyet kanalıyla isterse verebileceğini söyledim. Polisler geldi daha sonra, harddiski onlara verdim.”
Zaman
Ana Sayfa
01.03.2014
PolisistedişalterindirdimPolis istedi şalter indirdim
Polis istedi, şalter indirdim
Zaman
01.03.2014
02:00
Eskişehir’deki Gezi Parkı eylemleri sırasında eli sopalı kişilerce dövüldükten 38 gün sonra hayatını kaybeden üniversiteli Ali İsmail Korkmaz’la ilgili davaya tanık ifadesi damga vurdu.Eskişehir 1. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada Beşik Otel sahibi Erdoğan Gözseçen, otelin elektrik şalterini kendisinin kapattığını belirtti. Müdahil avukatlarından biri, tanık Gözseçen’e, daha önce polislik yapıp yapmadığını ve bir başka sopalı saldırgan Serkan Kavak’ı görüp görmediğini sorması üzerine, Gözseçen, şöyle dedi: “Bu kişi, elinde sopayla gençlere saldırdı. Kafalarına sopayla vurdu. İsminin Serkan olduğunu sonradan öğrendim. Bir polisin ‘Göstericiler tarafından otel yakılabilir.’ demesi üzerine şalteri indirdim. Otelin elektrikleri bunun üzerine kesildi. Göstericiler koşmaya başlayınca zaten şalteri kapatacaktım. Çünkü oteldeki müşterilerin olaylardan zarar görmesini istemiyordum. Zira eylemciler otele gelebilirdi, müşterilere zarar verebilirdi. Daha sonra Ercan Bilir geldi, Doğukan Bilir’in babası olduğunu söyledi, kayıtları görmek istedi. Ona görüntüleri izlettim. Yedek istedi ama emniyet kanalıyla isterse verebileceğini söyledim. Polisler geldi daha sonra, harddiski onlara verdim.”
Zaman
Güncel
01.03.2014
PolisistedişalterindirdimPolis istedi şalter indirdim
K.Maraş Valisi: Emniyet’e baskın iddiası doğru değil
Zaman
24.02.2014
16:36
Kahramanmaraş Emniyet Müdürlüğü’ne bağlı Kaçakçılık ve Organize suçlarla Mücadele Şubesine (KOM) baskın yapıldığı iddiasını, Vali Şükrü Kocatepe doğrulamadı.Kahramanmaraş Valisi Şükrü Kocatepe, MİT görevlilerinin, Emniyet Müdürlüğü Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesini bastığı iddialarını yalanladı.Vali Kocatepe, bir gazetenin internet sitesinde yer alan MİT görevlilerinin Kahramanmaraş Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne baskın yaptığı iddiasını yalanladı. DHAya konuşan Vali Kocateape, MİT görevlilerinin ziyaretinin bile söz konusu olmadığını ifade ederek, şunları söyledi:Bugün bir gazetenin internet sayfasında ‘Kahramanmaraşta Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğüne 4 MİT mensubunun baskın yaparak birimde çalışan tüm ekibi zorla dışarı çıkarmak istedi şeklinde iddianın olduğu ifadesi var. Böyle bir şey kesinlikle söz konusu değil. Ne MİT mensuplarının emniyete ait bir şube müdürlüğünün ziyareti söz konusu, ne de böyle bir olay söz konusu. Bu haberin kaynağının ne olduğunu bilemiyoruz ama tamamen asılsız ve gerçek dışı bir haberdir. Böyle bir uygulamanın ne hukukta, ne de teamülde yeri vardır. Dolayısıyla kamuoyunu bilgilendirme zorunluluğu hissettik ama üzüntümüz şudur ki; bu olayla ilgili olarak böyle bir emare, yani MİT mensuplarının Kaçakçılık ve Organize Suçlarla Mücadele Şubesini ziyareti bile söz konusu değildir. Bu nedenle üzüntülerimizi ifade etmek istiyorum. Söz konusu gazeteyi şimdi arıyorum. Böyle bir haberin kaynağının ne olduğunu soruyoruz. Bizden teyit almadan yayınlanmasının doğru ve etik olmadığını habercilikle bağdaşmayan bir durum olduğunu da kendilerine de ifade edeceğiz.
Zaman
En Çok Okunan
24.02.2014
KMaraşValisiEmniyet’ebaskıniddiasıdoğrudeğilKMaraş Valisi Emniyet’e baskın iddiası doğru değil
Taş ocağındaki patlamada köyün evleri hasar gördü
Zaman
24.02.2014
02:07
Geyve’ye bağlı Akıncı köyü Beşiktaş Şelalesi civarındaki taş ocağında meydana gelen devasa patlama, köy sakinlerinin yüreğini ağzına getirdi. Evlerin cam ve çerçevelerinin kırıldığı olayda, birçok insan fenalık geçirdi. Daha önceki bir patlamada oluşan göçükte bir işçinin öldüğünü hatırlatan köylüler tedbir alınmasını istedi.Sakarya’nın Geyve ilçesinde bir taş ocağında yapılan patlatma sonrası evler hasar görürken, cam ve çerçeveler kırıldı. Büyük korku yaşayan köylüler ise can güvenlikleri kalmadığı gerekçesiyle ocak yetkililerinden şikayetçi oldu. Akıncı köyü Beşiktaş Şelalesi mevkiindeki taş ocağında malzeme çıkarmak için yapılan patlatma, köyde oturan ev sahiplerini korkuttu. Patlamayı köy sakinlerinden Kamuran Tan görüntüledi. Ocak, büyük bir gürültü ile patlarken, patlama sonrasında etrafı toz bulutu kaplıyor. Patlamanın şiddetiyle evlerin camları kırılırken, bazı evlerde de hasar meydana geldi.Köy sakinlerinden Tahir Aktürk, patlamanın çok şiddetli olduğunu söyledi. Gece vardiyasından çıktığını ve evde uyuduğunu belirten Aktürk, patlama anını şöyle anlattı: “Patlama, öyle şiddetliydi ki uykumdan zıplayarak uyandım, deprem oluyor sandım. Ev yıkıldı zannettim, eşimin yanına koştum. Hamile olan eşim korkudan bayılmış gibiydi. Böyle bir patlama yok. Yer yerinden oynadı. Elim ayağım titriyor hâlâ korkudan.”Kudret Gül ise patlama sırasında evin önünde olduğunu belirterek, “Bir patlama oldu, hemen eve koştum, baktım çocuklar ağlıyor. Onları dışarıya çıkardım. Bugüne kadar patlama oluyordu; ama bu kadar kuvvetli değildi. Allah korudu, can kaybımız yok. Ne zaman can kaybı olacak merak ediyorum.” diye tepki gösterdi.Köy sakinlerinden Ferdiye Ertürk de amcasının kızı ile bahçede fındık temizlediğini belirterek, “Patlama sonrasında kendimden geçtim. Amcamın kızı su verince kendime geldim. Sanki yer yerinden oynadı.” dedi. Köy sakinlerinden emniyet teşkilatından emekli patlayıcı uzmanı Kamuran Tan ise “Patlama anını canlı çektim, böyle vahşi, böyle ilkel bir patlama olmaz. Bu patlamaya izin verenler, göz yumanlar da suçludur.” diye konuştu. Daha önce yine malzeme çıkarmak için patlama sırasında oluşan göçük sebebiyle bir işçinin hayatını kaybettiği ocak bir süre kapalı kalmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
24.02.2014
TaşocağındakipatlamadaköyünevlerihasargördüTaş ocağındaki patlamada köyün evleri hasar gördü
Ukraynalı hava korsanı, Türk uçağını kaçırdı
Zaman
08.02.2014
02:04
Kharkov-İstanbul seferini gerçekleştiren Pegasus Hava Yolları’na ait uçak, Ukraynalı bir yolcu tarafından ‘bomba tehdidi’ ile kaçırılmak istendi. Sabiha Gökçen Havalimanı’na inen uçak, güvenli bölgeye çekildi. Ardından güvenlik birimleri olaya müdahale etti. ‘Ukrayna’daki hükümet karşıtı gösterilerdeki tutuklamaları protesto etmek amacıyla’ uçağı kaçırmak istediğini söyleyen hava korsanı, ikna edilerek etkisiz hale getirildi.110 yolcusuyla Kharkov-İstanbul seferini gerçekleştiren Pegasus Hava Yolları’na ait uçakta dün korku dolu anlar yaşandı. 2F numaralı koltukta oturan ve alkollü olduğu iddia edilen Ukraynalı yolcu, uçağı kaçırmaya çalıştı. Yetkililerden alınan bilgiye göre, Kharkov’dan dün saat 16.35’te kalkan uçaktaki Ukraynalı yolcu, Karadeniz semalarında yerinden kalkarak ‘üzerinde bomba’ bulunduğunu ve rotanın İstanbul yerine eylemin daha çok ses getirmesi için Kış Olimpiyatları’nın düzenlendiği Soçi’ye çevrilmesini istedi. Bombayı patlatma tehdidiyle kokpite girmek isteyen ancak bunu başaramayan hava korsanı, uçaktaki Rusça bilen kabin memuru ve teknisyen tarafından Soçi’ye gidileceği sözü verilerek sakinleştirilmeye çalışıldı. Bu sırada, uçaktaki eğlence sistemleri de kapatılarak, uçuş rotası hakkındaki bilgi akışı engellendi. Uçağın kaptan pilotu İlyas Karagülle de kaçırılma sinyali verdi. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile koordineli şekilde krizi yönetmeye çalışan Pegasus yönetimi, rotayı İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı olarak belirledi. Uçak, İstanbul’a yaklaşırken, Balıkesir 9. Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan kalkan F-16 uçakları eşlik etti. Hava korsanının uçuş sırasında herhangi bir taşkınlık yapmadığı uçak, saat 18.02’de Sabiha Gökçen Havalimanı’na indi. Uçak, teknik hangarların önüne çekilerek güvenlik çemberine alındı. Yaşanan kaçırılma olayı sebebiyle havalimanı bir süre uçuş trafiğine kapatıldı. Yapılan görüşmelerin ardından uçağa düzenlenen operasyonla Ukraynalı hava korsanı etkisiz hale getirildi. Olayda hiçbir zarar görmeyen yolcular tahliye edilirken, hava korsanı, sorgulanmak üzere Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Operasyonun ardından İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, şu açıklamayı yaptı: “Önce yolcuları tahliye ettik. Uçakta yalnız kalan korsanın elindeki çantada birtakım elektronik şeyler vardı. Sinyalle bir şeyler patlatacağını söyledi. Bizim de kendi dilinden konuşan etkili bir müzakerecimiz vardı. İkna olmayınca silah kullanmadan etkisiz hale getirdik. Yarası var ama ağır değil. Bir boğuşma sonucunda arkadaşlar etkili müdahaleyi yaptı.”
Zaman
Güncel
08.02.2014
UkraynalıhavakorsanıTürkuçağınıkaçırdıUkraynalı hava korsanı Türk uçağını kaçırdı
Ukraynalı hava korsanı, Türk uçağını kaçırdı
Zaman
08.02.2014
02:04
Kharkov-İstanbul seferini gerçekleştiren Pegasus Hava Yolları’na ait uçak, Ukraynalı bir yolcu tarafından ‘bomba tehdidi’ ile kaçırılmak istendi. Sabiha Gökçen Havalimanı’na inen uçak, güvenli bölgeye çekildi. Ardından güvenlik birimleri olaya müdahale etti. ‘Ukrayna’daki hükümet karşıtı gösterilerdeki tutuklamaları protesto etmek amacıyla’ uçağı kaçırmak istediğini söyleyen hava korsanı, ikna edilerek etkisiz hale getirildi.110 yolcusuyla Kharkov-İstanbul seferini gerçekleştiren Pegasus Hava Yolları’na ait uçakta dün korku dolu anlar yaşandı. 2F numaralı koltukta oturan ve alkollü olduğu iddia edilen Ukraynalı yolcu, uçağı kaçırmaya çalıştı. Yetkililerden alınan bilgiye göre, Kharkov’dan dün saat 16.35’te kalkan uçaktaki Ukraynalı yolcu, Karadeniz semalarında yerinden kalkarak ‘üzerinde bomba’ bulunduğunu ve rotanın İstanbul yerine eylemin daha çok ses getirmesi için Kış Olimpiyatları’nın düzenlendiği Soçi’ye çevrilmesini istedi. Bombayı patlatma tehdidiyle kokpite girmek isteyen ancak bunu başaramayan hava korsanı, uçaktaki Rusça bilen kabin memuru ve teknisyen tarafından Soçi’ye gidileceği sözü verilerek sakinleştirilmeye çalışıldı. Bu sırada, uçaktaki eğlence sistemleri de kapatılarak, uçuş rotası hakkındaki bilgi akışı engellendi. Uçağın kaptan pilotu İlyas Karagülle de kaçırılma sinyali verdi. Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü ile koordineli şekilde krizi yönetmeye çalışan Pegasus yönetimi, rotayı İstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı olarak belirledi. Uçak, İstanbul’a yaklaşırken, Balıkesir 9. Ana Jet Üs Komutanlığı’ndan kalkan F-16 uçakları eşlik etti. Hava korsanının uçuş sırasında herhangi bir taşkınlık yapmadığı uçak, saat 18.02’de Sabiha Gökçen Havalimanı’na indi. Uçak, teknik hangarların önüne çekilerek güvenlik çemberine alındı. Yaşanan kaçırılma olayı sebebiyle havalimanı bir süre uçuş trafiğine kapatıldı. Yapılan görüşmelerin ardından uçağa düzenlenen operasyonla Ukraynalı hava korsanı etkisiz hale getirildi. Olayda hiçbir zarar görmeyen yolcular tahliye edilirken, hava korsanı, sorgulanmak üzere Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Operasyonun ardından İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, şu açıklamayı yaptı: “Önce yolcuları tahliye ettik. Uçakta yalnız kalan korsanın elindeki çantada birtakım elektronik şeyler vardı. Sinyalle bir şeyler patlatacağını söyledi. Bizim de kendi dilinden konuşan etkili bir müzakerecimiz vardı. İkna olmayınca silah kullanmadan etkisiz hale getirdik. Yarası var ama ağır değil. Bir boğuşma sonucunda arkadaşlar etkili müdahaleyi yaptı.”
Zaman
Ana Sayfa
08.02.2014
UkraynalıhavakorsanıTürkuçağınıkaçırdıUkraynalı hava korsanı Türk uçağını kaçırdı
"Ali'yi getirdim size, nasıl kıydınız ona?"
Zaman
04.02.2014
02:15
Eskişehir’deki Gezi Parkı olayları sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın davası başladı. 4’ü polis 8 sanığın yargılandığı ilk duruşmada anne Emel Korkmaz’ın feryadı yürekleri dağladı. Oğlunun fotoğrafıyla duruşmaya gelen acılı annenin “Ali’yi getirdim size. Nasıl kıydınız o çocuğa?” sözleri salondakileri ağlattı.Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüyle ilgili olarak 5’i tutuklu 8 sanığın davası, güvenlik açısından Kayseri 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. İlk duruşma, yeni adliye binasındaki salonların küçük olması sebebiyle valiliğin yanındaki eski adliye binasında gerçekleşti. Adliye çevresinde 2 TOMA, 1 polis helikopteri ve bin 900 polis devriye görevi yaptı. Davayla ilgili olarak Kayseri’ye çeşitli illerden 40’a yakın otobüs ile özel araçlarla 5 bine yakın kişi geldi. Grup, adliye kapısı girişinden 300 metre uzaklıkta belirlenen alana alındı. Ancak gruptakiler, polisin çektiği demir bariyerlere yüklenerek yıkmak istedi. Çevik Kuvvet polisi ise kalabalığın adliye binasına gitmesini önledi. Arbede sırasında 4 polis yaralandı.Milletvekilleri, avukatlar ve sivil toplum örgütü yöneticileri de duruşmaya girecekler listesine bakılarak tek tek adliye binasına kabul edildi. Davayı izlemek üzere gelenler arasında CHP’li milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, İlhan Cihaner, Şevki Kulkuloğlu, Süheyl Batum, Melda Onur, Mahmut Tanal, HDP milletvekili Levent Tüzel, MHP milletvekili Mümin İnan, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da yer aldı. Ali İsmail Korkmaz’ın babası Şahap, annesi Emel, ağabeyi Gürkan Korkmaz ile kız kardeşleri Melika Çakırkaya ve Aylin Taktuk, adliye binasına kimliklerini göstererek girdi. Kayseri Kapalı Cezaevi’nden getirilen tutuklu polis memuru M.S., fırın sahibi İ.K. ve akrabaları R.K., M.V. ile E.H., yüzlerini ellerindeki dosya ve atkılarla kapatarak duruşma salonuna götürüldü. Tutuksuz yargılanan polis memurları Ş.G., H.E. ve Y.A. da yan kapıdan adliyeye girdi. Duruşma öncesi 300 avukat ortak açıklama yaptı. Avukat Ali Özgür tarafından okunan bildiride şöyle denildi: “Korkmaz’ın davası, Eskişehir’den kaçırılarak, Kayseri’ye getirildi. Yolları kesseniz de Kayseri’deyiz. Siz haksızlığı büyüttükçe, biz bu davanın daha kalabalık takipçisi olacağız. Ali’yi aramızdan aldılar ama adaleti hangi delikte saklanırsa saklansın çıkaracağız.”Acılı anne Emel Korkmaz’ın duruşma salonuna girmesiyle duygu dolu anlar yaşandı. Elinde oğlunun fotoğraflarını taşıyan Korkmaz, “Ali’yi getirdim size.” dedi. Sanıkların etrafına adeta etten duvar ören polis ve jandarmalara, “Koruyun arkadaşlarınızı. Bizi görmesinler, yüzümüze bakmasınlar.” diye seslenen Emel Korkmaz, “Ben, Ali’mi bu temiz ellerle büyüttüm. Bu temiz ellerle onlara asla dokunmam, vurmam o kanlı ellere. Nasıl kıydınız o çocuğa? Ne yaptı size? Çıkarın bunları buradan. Bunlar annelerinin yüzlerine nasıl bakıyorlar?” diye konuştu. Bu sözler üzerine bazı dinleyiciler gözyaşlarını tutamadı.Mahkeme heyetinin yerini almasıyla duruşma saat 09.20’de başladı. Duruşmanın başında ‘silah’ gerginliği yaşandı. 2 avukatın salonda silahlı bir kişinin bulunduğu ihbarı üzerine duruşmaya ara verildi. Tutuklu polis memuru M.S.’nin teyzesinin oğlu olduğu bildirilen sivil kıyafetli Uzman Çavuş İ.K., polisler tarafından salondan çıkarılarak arşiv odasına alındı. Polis tarafından yapılan aramada, İ.K.’nin üzerinden silah çıkmadı. Emniyet Müdürü Mustafa Aydın da İ.K.’da silah olmadığını ve bu durumun tutanakla tespit edildiğini belirtti. İ.K.’ye ait silah, yapılan aramada Burdur’daki evinden çıktı. Uzman çavuş, ifadesinin ardından adliyeden uzaklaştırıldı.Gerginliğin bitmesi üzerine talepleri dinleyen mahkeme heyeti, Korkmaz ailesi dışındaki bütün müdahillik taleplerini reddetti. Korkmaz’ı savunan avukatların, 8 sanığın birbirinden etkilenmemesi için polislerin ayrı, sivillerin ayrı mahkeme karşısına çıkarılması isteği de kabul edilmedi.Duruşmanın ardından gazetecilere açıklama yapan Emel Korkmaz, sanıkların, çocuğunun fotoğrafına bile bakmaya cesaret edemediklerini söyledi. Acılı anne, “Katiller bu fotoğrafa bakmaya bile korktu. Ali İsmail ama onlardan çok güzel hesap soracak. Utanmadan evladımız var diyorlar. O çocukların katil babaları var. Böyle bir damgayla yaşayacaklar ömür boyunca. Biz ise Ali İsmail’in gururuyla yaşayacağız. Tekmelerle, tokatlarla oğluma nasıl kıyabildiniz? Yürekleriniz sızlamadı mı?” diyerek gözyaşı döktü.Moladan sonra sanıkların beyanları alındı. Sanıklar tahliyelerini talep ederken mahkeme heyeti verdiği kararda, duruşmada çekilen ses ve görüntülerin çözüldükten sonra zapta geçirilmesine, sanıkların kullandıkları cep telefonlar
Zaman
En Çok Okunan
04.02.2014
Aliyigetirdimsizenasılkıydınızona?Aliyi getirdim size nasıl kıydınız ona?
"Ali'yi getirdim size, nasıl kıydınız ona?"
Zaman
04.02.2014
02:06
Eskişehir’deki Gezi Parkı olayları sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın davası başladı. 4’ü polis 8 sanığın yargılandığı ilk duruşmada anne Emel Korkmaz’ın feryadı yürekleri dağladı. Oğlunun fotoğrafıyla duruşmaya gelen acılı annenin “Ali’yi getirdim size. Nasıl kıydınız o çocuğa?” sözleri salondakileri ağlattı.Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüyle ilgili olarak 5’i tutuklu 8 sanığın davası, güvenlik açısından Kayseri 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. İlk duruşma, yeni adliye binasındaki salonların küçük olması sebebiyle valiliğin yanındaki eski adliye binasında gerçekleşti. Adliye çevresinde 2 TOMA, 1 polis helikopteri ve bin 900 polis devriye görevi yaptı. Davayla ilgili olarak Kayseri’ye çeşitli illerden 40’a yakın otobüs ile özel araçlarla 5 bine yakın kişi geldi. Grup, adliye kapısı girişinden 300 metre uzaklıkta belirlenen alana alındı. Ancak gruptakiler, polisin çektiği demir bariyerlere yüklenerek yıkmak istedi. Çevik Kuvvet polisi ise kalabalığın adliye binasına gitmesini önledi. Arbede sırasında 4 polis yaralandı.Milletvekilleri, avukatlar ve sivil toplum örgütü yöneticileri de duruşmaya girecekler listesine bakılarak tek tek adliye binasına kabul edildi. Davayı izlemek üzere gelenler arasında CHP’li milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, İlhan Cihaner, Şevki Kulkuloğlu, Süheyl Batum, Melda Onur, Mahmut Tanal, HDP milletvekili Levent Tüzel, MHP milletvekili Mümin İnan, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da yer aldı. Ali İsmail Korkmaz’ın babası Şahap, annesi Emel, ağabeyi Gürkan Korkmaz ile kız kardeşleri Melika Çakırkaya ve Aylin Taktuk, adliye binasına kimliklerini göstererek girdi. Kayseri Kapalı Cezaevi’nden getirilen tutuklu polis memuru M.S., fırın sahibi İ.K. ve akrabaları R.K., M.V. ile E.H., yüzlerini ellerindeki dosya ve atkılarla kapatarak duruşma salonuna götürüldü. Tutuksuz yargılanan polis memurları Ş.G., H.E. ve Y.A. da yan kapıdan adliyeye girdi. Duruşma öncesi 300 avukat ortak açıklama yaptı. Avukat Ali Özgür tarafından okunan bildiride şöyle denildi: “Korkmaz’ın davası, Eskişehir’den kaçırılarak, Kayseri’ye getirildi. Yolları kesseniz de Kayseri’deyiz. Siz haksızlığı büyüttükçe, biz bu davanın daha kalabalık takipçisi olacağız. Ali’yi aramızdan aldılar ama adaleti hangi delikte saklanırsa saklansın çıkaracağız.”Acılı anne Emel Korkmaz’ın duruşma salonuna girmesiyle duygu dolu anlar yaşandı. Elinde oğlunun fotoğraflarını taşıyan Korkmaz, “Ali’yi getirdim size.” dedi. Sanıkların etrafına adeta etten duvar ören polis ve jandarmalara, “Koruyun arkadaşlarınızı. Bizi görmesinler, yüzümüze bakmasınlar.” diye seslenen Emel Korkmaz, “Ben, Ali’mi bu temiz ellerle büyüttüm. Bu temiz ellerle onlara asla dokunmam, vurmam o kanlı ellere. Nasıl kıydınız o çocuğa? Ne yaptı size? Çıkarın bunları buradan. Bunlar annelerinin yüzlerine nasıl bakıyorlar?” diye konuştu. Bu sözler üzerine bazı dinleyiciler gözyaşlarını tutamadı.Mahkeme heyetinin yerini almasıyla duruşma saat 09.20’de başladı. Duruşmanın başında ‘silah’ gerginliği yaşandı. 2 avukatın salonda silahlı bir kişinin bulunduğu ihbarı üzerine duruşmaya ara verildi. Tutuklu polis memuru M.S.’nin teyzesinin oğlu olduğu bildirilen sivil kıyafetli Uzman Çavuş İ.K., polisler tarafından salondan çıkarılarak arşiv odasına alındı. Polis tarafından yapılan aramada, İ.K.’nin üzerinden silah çıkmadı. Emniyet Müdürü Mustafa Aydın da İ.K.’da silah olmadığını ve bu durumun tutanakla tespit edildiğini belirtti. İ.K.’ye ait silah, yapılan aramada Burdur’daki evinden çıktı. Uzman çavuş, ifadesinin ardından adliyeden uzaklaştırıldı.Gerginliğin bitmesi üzerine talepleri dinleyen mahkeme heyeti, Korkmaz ailesi dışındaki bütün müdahillik taleplerini reddetti. Korkmaz’ı savunan avukatların, 8 sanığın birbirinden etkilenmemesi için polislerin ayrı, sivillerin ayrı mahkeme karşısına çıkarılması isteği de kabul edilmedi.Duruşmanın ardından gazetecilere açıklama yapan Emel Korkmaz, sanıkların, çocuğunun fotoğrafına bile bakmaya cesaret edemediklerini söyledi. Acılı anne, “Katiller bu fotoğrafa bakmaya bile korktu. Ali İsmail ama onlardan çok güzel hesap soracak. Utanmadan evladımız var diyorlar. O çocukların katil babaları var. Böyle bir damgayla yaşayacaklar ömür boyunca. Biz ise Ali İsmail’in gururuyla yaşayacağız. Tekmelerle, tokatlarla oğluma nasıl kıyabildiniz? Yürekleriniz sızlamadı mı?” diyerek gözyaşı döktü.Moladan sonra sanıkların beyanları alındı. Sanıklar tahliyelerini talep ederken mahkeme heyeti verdiği kararda, duruşmada çekilen ses ve görüntülerin çözüldükten sonra zapta geçirilmesine, sanıkların kullandıkları cep telefonlar
Zaman
Güncel
04.02.2014
Aliyigetirdimsizenasılkıydınızona?Aliyi getirdim size nasıl kıydınız ona?
"Ali'yi getirdim size, nasıl kıydınız ona?"
Zaman
04.02.2014
02:06
Eskişehir’deki Gezi Parkı olayları sırasında dövülerek öldürülen Ali İsmail Korkmaz’ın davası başladı. 4’ü polis 8 sanığın yargılandığı ilk duruşmada anne Emel Korkmaz’ın feryadı yürekleri dağladı. Oğlunun fotoğrafıyla duruşmaya gelen acılı annenin “Ali’yi getirdim size. Nasıl kıydınız o çocuğa?” sözleri salondakileri ağlattı.Ali İsmail Korkmaz’ın ölümüyle ilgili olarak 5’i tutuklu 8 sanığın davası, güvenlik açısından Kayseri 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlandı. İlk duruşma, yeni adliye binasındaki salonların küçük olması sebebiyle valiliğin yanındaki eski adliye binasında gerçekleşti. Adliye çevresinde 2 TOMA, 1 polis helikopteri ve bin 900 polis devriye görevi yaptı. Davayla ilgili olarak Kayseri’ye çeşitli illerden 40’a yakın otobüs ile özel araçlarla 5 bine yakın kişi geldi. Grup, adliye kapısı girişinden 300 metre uzaklıkta belirlenen alana alındı. Ancak gruptakiler, polisin çektiği demir bariyerlere yüklenerek yıkmak istedi. Çevik Kuvvet polisi ise kalabalığın adliye binasına gitmesini önledi. Arbede sırasında 4 polis yaralandı.Milletvekilleri, avukatlar ve sivil toplum örgütü yöneticileri de duruşmaya girecekler listesine bakılarak tek tek adliye binasına kabul edildi. Davayı izlemek üzere gelenler arasında CHP’li milletvekilleri Sezgin Tanrıkulu, İlhan Cihaner, Şevki Kulkuloğlu, Süheyl Batum, Melda Onur, Mahmut Tanal, HDP milletvekili Levent Tüzel, MHP milletvekili Mümin İnan, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Metin Feyzioğlu da yer aldı. Ali İsmail Korkmaz’ın babası Şahap, annesi Emel, ağabeyi Gürkan Korkmaz ile kız kardeşleri Melika Çakırkaya ve Aylin Taktuk, adliye binasına kimliklerini göstererek girdi. Kayseri Kapalı Cezaevi’nden getirilen tutuklu polis memuru M.S., fırın sahibi İ.K. ve akrabaları R.K., M.V. ile E.H., yüzlerini ellerindeki dosya ve atkılarla kapatarak duruşma salonuna götürüldü. Tutuksuz yargılanan polis memurları Ş.G., H.E. ve Y.A. da yan kapıdan adliyeye girdi. Duruşma öncesi 300 avukat ortak açıklama yaptı. Avukat Ali Özgür tarafından okunan bildiride şöyle denildi: “Korkmaz’ın davası, Eskişehir’den kaçırılarak, Kayseri’ye getirildi. Yolları kesseniz de Kayseri’deyiz. Siz haksızlığı büyüttükçe, biz bu davanın daha kalabalık takipçisi olacağız. Ali’yi aramızdan aldılar ama adaleti hangi delikte saklanırsa saklansın çıkaracağız.”Acılı anne Emel Korkmaz’ın duruşma salonuna girmesiyle duygu dolu anlar yaşandı. Elinde oğlunun fotoğraflarını taşıyan Korkmaz, “Ali’yi getirdim size.” dedi. Sanıkların etrafına adeta etten duvar ören polis ve jandarmalara, “Koruyun arkadaşlarınızı. Bizi görmesinler, yüzümüze bakmasınlar.” diye seslenen Emel Korkmaz, “Ben, Ali’mi bu temiz ellerle büyüttüm. Bu temiz ellerle onlara asla dokunmam, vurmam o kanlı ellere. Nasıl kıydınız o çocuğa? Ne yaptı size? Çıkarın bunları buradan. Bunlar annelerinin yüzlerine nasıl bakıyorlar?” diye konuştu. Bu sözler üzerine bazı dinleyiciler gözyaşlarını tutamadı.Mahkeme heyetinin yerini almasıyla duruşma saat 09.20’de başladı. Duruşmanın başında ‘silah’ gerginliği yaşandı. 2 avukatın salonda silahlı bir kişinin bulunduğu ihbarı üzerine duruşmaya ara verildi. Tutuklu polis memuru M.S.’nin teyzesinin oğlu olduğu bildirilen sivil kıyafetli Uzman Çavuş İ.K., polisler tarafından salondan çıkarılarak arşiv odasına alındı. Polis tarafından yapılan aramada, İ.K.’nin üzerinden silah çıkmadı. Emniyet Müdürü Mustafa Aydın da İ.K.’da silah olmadığını ve bu durumun tutanakla tespit edildiğini belirtti. İ.K.’ye ait silah, yapılan aramada Burdur’daki evinden çıktı. Uzman çavuş, ifadesinin ardından adliyeden uzaklaştırıldı.Gerginliğin bitmesi üzerine talepleri dinleyen mahkeme heyeti, Korkmaz ailesi dışındaki bütün müdahillik taleplerini reddetti. Korkmaz’ı savunan avukatların, 8 sanığın birbirinden etkilenmemesi için polislerin ayrı, sivillerin ayrı mahkeme karşısına çıkarılması isteği de kabul edilmedi.Duruşmanın ardından gazetecilere açıklama yapan Emel Korkmaz, sanıkların, çocuğunun fotoğrafına bile bakmaya cesaret edemediklerini söyledi. Acılı anne, “Katiller bu fotoğrafa bakmaya bile korktu. Ali İsmail ama onlardan çok güzel hesap soracak. Utanmadan evladımız var diyorlar. O çocukların katil babaları var. Böyle bir damgayla yaşayacaklar ömür boyunca. Biz ise Ali İsmail’in gururuyla yaşayacağız. Tekmelerle, tokatlarla oğluma nasıl kıyabildiniz? Yürekleriniz sızlamadı mı?” diyerek gözyaşı döktü.Moladan sonra sanıkların beyanları alındı. Sanıklar tahliyelerini talep ederken mahkeme heyeti verdiği kararda, duruşmada çekilen ses ve görüntülerin çözüldükten sonra zapta geçirilmesine, sanıkların kullandıkları cep telefonlar
Zaman
Ana Sayfa
04.02.2014
Aliyigetirdimsizenasılkıydınızona?Aliyi getirdim size nasıl kıydınız ona?
Rize'de fıkra gibi tahliye olayı
Zaman
31.01.2014
13:35
Rize´de İl Özel İdaresi ile 2.5 yıldır tahliye edemediği kiracısı arasındaki anlaşmazlıkta ilginç bir gelişme oldu. Mahkemenin tahliye konusunda `yürütmeyi durdurma´ kararı almasına rağmen Valilik İl İdare Kurulu´nun reskli yapı gerekçesiyle tahliye kararı alması üzerine, 60 polis işyerine geldi. 155 Polis İmdat hattını arayarak işyerinin kanunsuz şekilde boşaltıldığını söyleyerek yardım isteyen ancak olumlu bir yanıt alamayan kiracı Fahri Ekşioğlunun kamyona yüklenen eşyaları, valilikten son anda gelen bir talimat üzerine indirilerek yine işyerine konuldu.Müftü Mahallesi´nde Tekel ve İl Özel İdaresi´ne ait arazi üzerinde Emniyet Müdürlüğü yeni hizmet binası yapımı için 3 yıl önce proje hazırlandı. Arazi üzerindeki Tekel ve İl Özel İdaresi´ne ait lojman ve ek hizmet binalarının yıkımına karar verildi. Binalardaki dernek, vakıf ve işyerlerine tahliye yazıları yazıldı. İlk aşamada Tekel binasının yıkımı gerçekleştirildi. İl Özel İdaresi hizmet binası boşaltıldı, katlardaki pencere ve kapılar sökülerek bina yıkıma hazır hale getirildi. İl Özel İdaresi ile 2010 yılının Ocak ayında 3 yıllık sözleşme imzalayarak tadilat yaptığı işyerinde kafeterya açan Fahri Ekşioğlu´nun sözleşmesi de 2011 yılının ortalarında tek taraflı fesih edilerek tahliyesi istendi. YIKIK DÖKÜK HALDEKİ BİNADA KAFETERYA İŞLETMEYE DEVAM ETTİ İl Özel İdaresi´nden kendisine yer göstermesini ve tadilat masraflarının karşılanmasını isteyen Fahri Ekşioğlu, buna yanıt alamayınca dava açtı. Mahkeme Yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu arada arsanın devredildiği Milli Emlak Müdürlüğü de, Fahri Ekşioğlu´nun işgalci olduğunu öne sürerek ayrı bir tahliye davası açtı. Fahri Ekşioğlu da bunun üzerine karşı dava açarak tazminat talebinde bulundu. 2.5 yıldır süren karşılıklı davalar nedeniyle işyeri tahliye edilemeyince, binanın yıkımı gerçekleştirilemedi ve Emniyet Müdürlüğü binasının yapımına başlanamadı. Ekşioğlu, suyu kesilen, yıkık dökük haldeki binanın zemin katında kafeteryasını işletmeye devam etti. 60A YAKIN POLİS TAHLİYE İÇİN GELDİ, O DA POLİSİ ARADI Bu arada Rize Valiliği İl İdare Kurulu binalar için, `Riskli yapı´ kararı aldı, yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceğini belirterek iş yerinin tahliyesine karar verdi. Bunun üzerine aralarında Çevik Kuvvet ekiplerinin de yer aldığı 60´a yakın polis, işyerinin tahliyesi için kapıya dayandı. Polis ekiplerine mahkemenin yürütmeyi durdurma kararını hatırlan Ekşioğlu, `Suç işliyorsunuz´ dedi ancak dinletemedi. Ekşioğlu, 155 polis imdat hattını arayarak iş yerinin kanunsuz şekilde boşaltılmaya çalışıldığını söyleyerek yardım istedi. Ancak polis gelmedi. Yaklaşık 2 saat süren tahliye ile işyerindeki eşyalar İl Özel İdare çalışanları tarafından kamyona yüklendi. KAMYONA YÜKLENEN EŞYALAR GERİ TAŞINDI Kamyon hareket edeceği sırada Rize Valiliği´nden tahliyenin durdurulduğu haberi geldi. Bunun üzerine kamyona yüklenen eşyalar yeniden indirilerek işyerine taşındı. Olup biteni polis nezaretinde izleyen Fahri Ekşioğlu, mahkemenin yürütmeyi durdurma karanına rağmen işyerinin boşaltıldığını söyledi. Ekşioğlu, Dükkanı mahvettiler, sonra da gelen bir emirle eşyaları geriye taşıdılar. Polisi aramıştım ama gelen olmamıştı. Savcılığa suç duyurusunda bulundum. Şimdi niye böyle bir şey yaptılar bunu araştıracağım ve hasar gören eşyalarım için şikayetçi olacağım dedi. (DHA)
Zaman
Güncel
31.01.2014
Rizede/">RizedefıkragibitahliyeolayıRizede-fıkra-gibi-tahliye-olayı/">Rizede fıkra gibi tahliye olayı
Rize'de fıkra gibi tahliye olayı
Zaman
31.01.2014
13:35
Rize´de İl Özel İdaresi ile 2.5 yıldır tahliye edemediği kiracısı arasındaki anlaşmazlıkta ilginç bir gelişme oldu. Mahkemenin tahliye konusunda `yürütmeyi durdurma´ kararı almasına rağmen Valilik İl İdare Kurulu´nun reskli yapı gerekçesiyle tahliye kararı alması üzerine, 60 polis işyerine geldi. 155 Polis İmdat hattını arayarak işyerinin kanunsuz şekilde boşaltıldığını söyleyerek yardım isteyen ancak olumlu bir yanıt alamayan kiracı Fahri Ekşioğlunun kamyona yüklenen eşyaları, valilikten son anda gelen bir talimat üzerine indirilerek yine işyerine konuldu.Müftü Mahallesi´nde Tekel ve İl Özel İdaresi´ne ait arazi üzerinde Emniyet Müdürlüğü yeni hizmet binası yapımı için 3 yıl önce proje hazırlandı. Arazi üzerindeki Tekel ve İl Özel İdaresi´ne ait lojman ve ek hizmet binalarının yıkımına karar verildi. Binalardaki dernek, vakıf ve işyerlerine tahliye yazıları yazıldı. İlk aşamada Tekel binasının yıkımı gerçekleştirildi. İl Özel İdaresi hizmet binası boşaltıldı, katlardaki pencere ve kapılar sökülerek bina yıkıma hazır hale getirildi. İl Özel İdaresi ile 2010 yılının Ocak ayında 3 yıllık sözleşme imzalayarak tadilat yaptığı işyerinde kafeterya açan Fahri Ekşioğlu´nun sözleşmesi de 2011 yılının ortalarında tek taraflı fesih edilerek tahliyesi istendi. YIKIK DÖKÜK HALDEKİ BİNADA KAFETERYA İŞLETMEYE DEVAM ETTİ İl Özel İdaresi´nden kendisine yer göstermesini ve tadilat masraflarının karşılanmasını isteyen Fahri Ekşioğlu, buna yanıt alamayınca dava açtı. Mahkeme Yürütmeyi durdurma kararı verdi. Bu arada arsanın devredildiği Milli Emlak Müdürlüğü de, Fahri Ekşioğlu´nun işgalci olduğunu öne sürerek ayrı bir tahliye davası açtı. Fahri Ekşioğlu da bunun üzerine karşı dava açarak tazminat talebinde bulundu. 2.5 yıldır süren karşılıklı davalar nedeniyle işyeri tahliye edilemeyince, binanın yıkımı gerçekleştirilemedi ve Emniyet Müdürlüğü binasının yapımına başlanamadı. Ekşioğlu, suyu kesilen, yıkık dökük haldeki binanın zemin katında kafeteryasını işletmeye devam etti. 60A YAKIN POLİS TAHLİYE İÇİN GELDİ, O DA POLİSİ ARADI Bu arada Rize Valiliği İl İdare Kurulu binalar için, `Riskli yapı´ kararı aldı, yürütmeyi durdurma kararı verilemeyeceğini belirterek iş yerinin tahliyesine karar verdi. Bunun üzerine aralarında Çevik Kuvvet ekiplerinin de yer aldığı 60´a yakın polis, işyerinin tahliyesi için kapıya dayandı. Polis ekiplerine mahkemenin yürütmeyi durdurma kararını hatırlan Ekşioğlu, `Suç işliyorsunuz´ dedi ancak dinletemedi. Ekşioğlu, 155 polis imdat hattını arayarak iş yerinin kanunsuz şekilde boşaltılmaya çalışıldığını söyleyerek yardım istedi. Ancak polis gelmedi. Yaklaşık 2 saat süren tahliye ile işyerindeki eşyalar İl Özel İdare çalışanları tarafından kamyona yüklendi. KAMYONA YÜKLENEN EŞYALAR GERİ TAŞINDI Kamyon hareket edeceği sırada Rize Valiliği´nden tahliyenin durdurulduğu haberi geldi. Bunun üzerine kamyona yüklenen eşyalar yeniden indirilerek işyerine taşındı. Olup biteni polis nezaretinde izleyen Fahri Ekşioğlu, mahkemenin yürütmeyi durdurma karanına rağmen işyerinin boşaltıldığını söyledi. Ekşioğlu, Dükkanı mahvettiler, sonra da gelen bir emirle eşyaları geriye taşıdılar. Polisi aramıştım ama gelen olmamıştı. Savcılığa suç duyurusunda bulundum. Şimdi niye böyle bir şey yaptılar bunu araştıracağım ve hasar gören eşyalarım için şikayetçi olacağım dedi. (DHA)
Zaman
Ana Sayfa
31.01.2014
Rizede/">RizedefıkragibitahliyeolayıRizede-fıkra-gibi-tahliye-olayı/">Rizede fıkra gibi tahliye olayı
Katliam gibi kazada 21 kişi öldü
Zaman
24.01.2014
02:09
İstanbul’dan Muş’a gitmek üzere yola çıkan otobüsün şoförü Kayseri’de sis ve buzlanma nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybetti. Şarampole yuvarlanan araçtan fırlayan yolcuların üstüne otobüs düşünce büyük bir felaket yaşandı. Türkiye’yi yasa boğan kazada 21 kişi hayatını kaybetti, 29 yolcu da yaralandı.İstanbuldan Muşa giden bir yolcu otobüsü, Kayserinin Pınarbaşı ilçesinin Olukkaya mevkiinde şarampole uçtu. Yolculardan bir kısmı camdan fırladıktan sonra, yuvarlanan otobüsün altında kaldı. Feci kazada 13ü erkek, 7si kadın, 1i çocuk 21 kişi hayatını kaybetti. Kaza, sürücü Ertuğrul K.nın, kar yağışı ve buzlanma sebebiyle direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu meydana geldi.Dün Kayseri’den gelen kaza haberi Türkiye’yi yasa boğdu. Karlar üzerinde yatan cesetlerin görüntüsü yürekleri dağladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, Kayseri valisini arayarak başsağlığı dileğinde bulundu ve kazazedelere gerekli yardımın yapılmasını istedi. İstanbul’dan dün öğlen saatlerinde Muş’a gitmek üzere yola çıkan Ertuğrul K. yönetimindeki 34 DG 5950 plakalı yolcu otobüsü gece 02.30’da Pınarbaşı ilçesinin Olukkaya mevkiine geldiğinde, kar yağışı, buzlanma ve sisin de etkisiyle hakimiyetini yitirerek önce karşı şeride geçti. Daha sonra orta refüjdeki boşluk nedeniyle otobüs takla atarak şarampole uçtu. Yolcuların çoğunluğunun uyuduğu sırada meydana gelen kazada 21 kişi hayatını kaybetti. Aralarında otobüs şoförünün de bulunduğu 29 kişi yaralandı. Olay yerine çok sayıda ambulans ve sağlık ekibiyle kurtarma ekibi sevk edildi. Yaralılar, Kayseri ve Pınarbaşı’ndaki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı.Kazada ölenlerin cesetleri otopsi için Pınarbaşı Devlet Hastanesi ile Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı. Ölenlerden Ömer Abanoz (20), Nevzat Cemiloğlu (39), Mervan Karaman (19), Tekin Karasu, Uğur Gökhan Akdeniz, Hüseyin Çıplak, Naim Demir, Mikail Yeler, İzzet Karahan’ın kimliği belirlendi. Acıbadem Kayseri Hastanesi’nde tedavi altına alınan otobüs şoförü Ertuğrul K.’nın, gizli buzlanma ve otobüsün kayması sonucu direksiyon hakimiyetini kaybettiği yönünde bilgi verdiği öğrenildi. Vücudunun çeşitli bölgelerinde kırık olduğu belirlenen ve kafasına aldığı darbeler nedeniyle yüzünde şişlik oluşan sürücünün hastanede uyutulduğu ve tedavisinin devam ettiği öğrenildi. Öte yandan Ertuğrul K.’nın Kırşehir yakınlarında verilen molanın ardından direksiyon başına geçtiği ifade ediliyor.sadece arka lastikler kışlıkKaza yerinde yapılan incelemede, yolcu otobüsünün arka lastiklerinin kar tipi olduğu ancak ön tekerlerinin mevsimlik olduğu belirlendi. Olay yerine gelen Kayseri Valisi Orhan Düzgün, kazanın meydana geldiği noktanın 1900 metre rakımlı yükseklikte olduğunu vurgulayarak, yolda gece saatlerinden itibaren yol açma ve tuzlama çalışması yapıldığına dikkat çekti. Daha sonra yaralıları hastanede ziyaret eden Düzgün şu açıklamalarda bulundu: “Araç, yolcuların ifadesine göre kuru yolda belki de aşırı hız sayılmaz ama 90-100 kilometre hızla giderken sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yaşanıyor. Kazanın olduğu yer virajı olmayan ve duble yol. Otobüs, karşı şeride geçerek oradan yaklaşık 5-6 metre şarampole yuvarlanıyor. Yuvarlanırken de emniyet kemeri takılı olmayan yolculardan büyük bir kısmı araçtan fırlıyor. Yuvarlanan otobüs araçtan fırlayanların üzerine düşüyor. Teknik inceleme ve soruşturma tamamlandıktan sonra kaza tam anlamıyla aydınlatılacak.” Kazanın yaşandığı güzergâhta hafif kar yağışı olduğunu belirten Düzgün, “Ama kaza esnasında yaklaşık 40-45 dakika öncesinde karayolları tuzlama çalışması yapmış. Eriyen karların ve buzların oluşturduğu bir kayganlaşma mevcut. Aslında yol güvenliği bakımından çok riskli bir durum yok.” diye konuştu. Taburcu edilen yaralıların ve cenazelerin memleketlerine ulaştırılmasıyla ilgili çalışmaların yürütüldüğünü anlatan Düzgün, vefat edenlerin büyük çoğunluğunun Muş’ta ikamet edenler olduğunu vurguladı.Olay yerinde 20, hastanede 1 olmak üzere 21 kişinin öldüğünü belirten Düzgün, yaralı sayısının ise 7’si ağır 29 kişi olduğunu kaydetti. Kayseri’deki çeşitli hastaneler ile Pınarbaşı Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınan yaralıların isimleri ise şöyle: Otobüs şoförü Ertuğrul K., Zeki Üzüm, Yunus Önegel, Muhammed Fatih Tunç, Bahattin Kıyak, Tahsin Akkaya, Serhat Özer, Yasin Becerikli, Çetin Becerikli, Atilla Koca, Zeynep Karahan, Yusuf Karahan, Sevgül Karahan, Gülhayat Karahan, Kadir Karahan, Fuat Bakın, Salih Saygılı, Uygar Aydın, Sibel Aydın, Necdet Bakın, Serkan Karasu, Asım Aydil, Sercan Aydil, Faruk Aydın, İrhan Karabeyeseroğlu, Deniz Ergül, Hamit Barık, Ömer Koca, Serkan Bayraktaroğlu. Yaralılardan 72 yaşındaki Yasin Becerikli, kaza sırasında uyuduğunu belirterek, kendisini
Zaman
Güncel
24.01.2014
Katliamgibikazada21kişiöldüKatliam gibi kazada 21 kişi öldü
Katliam gibi kazada 21 kişi öldü
Zaman
24.01.2014
02:09
İstanbul’dan Muş’a gitmek üzere yola çıkan otobüsün şoförü Kayseri’de sis ve buzlanma nedeniyle direksiyon hakimiyetini kaybetti. Şarampole yuvarlanan araçtan fırlayan yolcuların üstüne otobüs düşünce büyük bir felaket yaşandı. Türkiye’yi yasa boğan kazada 21 kişi hayatını kaybetti, 29 yolcu da yaralandı.İstanbuldan Muşa giden bir yolcu otobüsü, Kayserinin Pınarbaşı ilçesinin Olukkaya mevkiinde şarampole uçtu. Yolculardan bir kısmı camdan fırladıktan sonra, yuvarlanan otobüsün altında kaldı. Feci kazada 13ü erkek, 7si kadın, 1i çocuk 21 kişi hayatını kaybetti. Kaza, sürücü Ertuğrul K.nın, kar yağışı ve buzlanma sebebiyle direksiyon hâkimiyetini kaybetmesi sonucu meydana geldi.Dün Kayseri’den gelen kaza haberi Türkiye’yi yasa boğdu. Karlar üzerinde yatan cesetlerin görüntüsü yürekleri dağladı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül de, Kayseri valisini arayarak başsağlığı dileğinde bulundu ve kazazedelere gerekli yardımın yapılmasını istedi. İstanbul’dan dün öğlen saatlerinde Muş’a gitmek üzere yola çıkan Ertuğrul K. yönetimindeki 34 DG 5950 plakalı yolcu otobüsü gece 02.30’da Pınarbaşı ilçesinin Olukkaya mevkiine geldiğinde, kar yağışı, buzlanma ve sisin de etkisiyle hakimiyetini yitirerek önce karşı şeride geçti. Daha sonra orta refüjdeki boşluk nedeniyle otobüs takla atarak şarampole uçtu. Yolcuların çoğunluğunun uyuduğu sırada meydana gelen kazada 21 kişi hayatını kaybetti. Aralarında otobüs şoförünün de bulunduğu 29 kişi yaralandı. Olay yerine çok sayıda ambulans ve sağlık ekibiyle kurtarma ekibi sevk edildi. Yaralılar, Kayseri ve Pınarbaşı’ndaki hastanelere kaldırılarak tedavi altına alındı.Kazada ölenlerin cesetleri otopsi için Pınarbaşı Devlet Hastanesi ile Kayseri Eğitim ve Araştırma Hastanesi morguna kaldırıldı. Ölenlerden Ömer Abanoz (20), Nevzat Cemiloğlu (39), Mervan Karaman (19), Tekin Karasu, Uğur Gökhan Akdeniz, Hüseyin Çıplak, Naim Demir, Mikail Yeler, İzzet Karahan’ın kimliği belirlendi. Acıbadem Kayseri Hastanesi’nde tedavi altına alınan otobüs şoförü Ertuğrul K.’nın, gizli buzlanma ve otobüsün kayması sonucu direksiyon hakimiyetini kaybettiği yönünde bilgi verdiği öğrenildi. Vücudunun çeşitli bölgelerinde kırık olduğu belirlenen ve kafasına aldığı darbeler nedeniyle yüzünde şişlik oluşan sürücünün hastanede uyutulduğu ve tedavisinin devam ettiği öğrenildi. Öte yandan Ertuğrul K.’nın Kırşehir yakınlarında verilen molanın ardından direksiyon başına geçtiği ifade ediliyor.sadece arka lastikler kışlıkKaza yerinde yapılan incelemede, yolcu otobüsünün arka lastiklerinin kar tipi olduğu ancak ön tekerlerinin mevsimlik olduğu belirlendi. Olay yerine gelen Kayseri Valisi Orhan Düzgün, kazanın meydana geldiği noktanın 1900 metre rakımlı yükseklikte olduğunu vurgulayarak, yolda gece saatlerinden itibaren yol açma ve tuzlama çalışması yapıldığına dikkat çekti. Daha sonra yaralıları hastanede ziyaret eden Düzgün şu açıklamalarda bulundu: “Araç, yolcuların ifadesine göre kuru yolda belki de aşırı hız sayılmaz ama 90-100 kilometre hızla giderken sürücünün direksiyon hakimiyetini kaybetmesi sonucu yaşanıyor. Kazanın olduğu yer virajı olmayan ve duble yol. Otobüs, karşı şeride geçerek oradan yaklaşık 5-6 metre şarampole yuvarlanıyor. Yuvarlanırken de emniyet kemeri takılı olmayan yolculardan büyük bir kısmı araçtan fırlıyor. Yuvarlanan otobüs araçtan fırlayanların üzerine düşüyor. Teknik inceleme ve soruşturma tamamlandıktan sonra kaza tam anlamıyla aydınlatılacak.” Kazanın yaşandığı güzergâhta hafif kar yağışı olduğunu belirten Düzgün, “Ama kaza esnasında yaklaşık 40-45 dakika öncesinde karayolları tuzlama çalışması yapmış. Eriyen karların ve buzların oluşturduğu bir kayganlaşma mevcut. Aslında yol güvenliği bakımından çok riskli bir durum yok.” diye konuştu. Taburcu edilen yaralıların ve cenazelerin memleketlerine ulaştırılmasıyla ilgili çalışmaların yürütüldüğünü anlatan Düzgün, vefat edenlerin büyük çoğunluğunun Muş’ta ikamet edenler olduğunu vurguladı.Olay yerinde 20, hastanede 1 olmak üzere 21 kişinin öldüğünü belirten Düzgün, yaralı sayısının ise 7’si ağır 29 kişi olduğunu kaydetti. Kayseri’deki çeşitli hastaneler ile Pınarbaşı Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alınan yaralıların isimleri ise şöyle: Otobüs şoförü Ertuğrul K., Zeki Üzüm, Yunus Önegel, Muhammed Fatih Tunç, Bahattin Kıyak, Tahsin Akkaya, Serhat Özer, Yasin Becerikli, Çetin Becerikli, Atilla Koca, Zeynep Karahan, Yusuf Karahan, Sevgül Karahan, Gülhayat Karahan, Kadir Karahan, Fuat Bakın, Salih Saygılı, Uygar Aydın, Sibel Aydın, Necdet Bakın, Serkan Karasu, Asım Aydil, Sercan Aydil, Faruk Aydın, İrhan Karabeyeseroğlu, Deniz Ergül, Hamit Barık, Ömer Koca, Serkan Bayraktaroğlu. Yaralılardan 72 yaşındaki Yasin Becerikli, kaza sırasında uyuduğunu belirterek, kendisini
Zaman
Ana Sayfa
24.01.2014
Katliamgibikazada21kişiöldüKatliam gibi kazada 21 kişi öldü
Kılıçdaroğlu'ndan 'dehşet verici belge' açıklaması
Zaman
21.01.2014
18:49
CHP Genel Başkanı Kemel Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu. Kılıçdaroğlu, AK Partiye oy veren seçmene seslenerek 3Y ile mücadele edeceğinin söylendiğini ancak tarihin en büyük yolsuzluk ve rüşvetinin yaşandığını belirtti.İzmirdeki yolsuzluk operasyonundan sonra savcının dosyayı kapatması için arandığı iddiasını yineleyen Kılıçdaroğlu, dehşet verici olarak değerlendirdiği belgeyi kamuoyu ile paylaştı.İZMİRDEKİ SORUŞTURMANIN DURDURULMASI İSTENDİPartisinin grup toplantısında konuşan Kılıçdaroğlu, konuşmasının başlarında dehşet verici bir belge açıklayacağım dedi.Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: Bu grup toplantısında size dehşet verici bir belge açıklayacağım. Yolsuzluğun boyutu o kadar büyük ki insanın aklı hafsalası almıyor. Bu ülke sömürülmeye layık bir ülke mi? Yazık günah değil mi? Siz sabah akşam kul hakkı yemek haramdır diye söylüyorsunuz. Tüyü bitmemiş yetimin hakkını savunacağız diye söylüyorsunuz. Nedir bu paralar? Öyle bir noktaya geldik ki; yolsuzluğu savunan bir başbakan portresi çıktı karşımıza... Bunu anlamak mümkün değil. Bu olay nedir biliyor musunuz? Türkiye Cumhuriyeti hükümetinin, Türkiye Cumhuriyeti devletini soymasıdır. Olayın boyutu budur.Konuşmasının sonunda İzmirdeki operasyona değinen Kılıçdaroğlu, dehşet verici dediği tutanağı açıkladı.İzmirde de bir operasyon yapıldı. Operasyon çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüte üye olmak, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, irtikap, nitelikli dolandırıcılık. Deliller, bilgiler toplanıyor. Önce bilirkişiye gönderiliyor, bilirkişi raporunu veriyor. Bunun üzerine savcılık 6 Ocak 2014te yetkili mahkemeden bir karar alıyor, arama yapılacak yerler belirleniyor, şüphelilerin de yakalanması isteniyor. Aynı tarihte bu mahkeme kararı gereği yapılmak üzere emniyete gönderiliyor. Çünkü emniyet bu işi yapacak. diyen Kılıçdaroğlu, daha sonra başsavcının tuttuğu tutanaktaki ifadeleri okudu.Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: Mahkeme tarafından verilen kararlar mesai sonrasına kalmış, kararların emniyete icra için gönderilmesinden sonra 6 Ocak 2014 tarihinde saat 19.38de evimde bulunduğum sırada müsteşarlık makamından -Adalet Bakanlığı Müsteşarlığından- telefonu veriyor. Arayan sekreter; sayın Müsteşar Kenan İpekin benimle görüşmek istediğini iletti. Sayın Müsteşar, hal hatır sorduktan sonra sözü, yürütülen evraka getirip içeriğini sordu. Kendisine kısaca soruşturmayla ilgili bilgi verdim. Bunun üzerine, bu soruşturmanın derhal durdurulmasını, ilgili cumhuriyet savcısının değiştirilmesini istedi. Makamda beklediğini, sonucun kendisine bildirilmesini istedi. Cevaben kendisine, hukuk ve yasalara aykırı bir işlem olmadığını izah etmeme rağmen ısrarcı oldu. Dört dakika süren görüşme sonrası tekrar soruşturmayı durdurmamı, mahkeme kararlarını kolluktan geri istememi ve cumhuriyet savcısını değiştirmemi ısrarla istedi. Ve cevap beklediğini belirterek telefonu kapattı.Daha sonra beni tekrar 22:31de aynı şekilde Müsteşar bey arayarak ne yaptığımı sordu. Ben de yapılan işlemin hukuk kuralları çerçevesinde olduğunu, herhangi bir müdahaleyi gerektirir, hukuka ya da usule aykırı bir durumun bulunmadığını nezaketle izah etmeye çalışmama rağmen bana hitaben; Bu saatte git, cumhuriyet savcısını değiştir, tüm kararları iptal et, bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız diyerek telefonu kapattı.Kılıçdaroğlu, Tutanağın son bölümünde şöyle diyor: Cumhuriyet başsavcılığımızca yapılan işlemlerde hukuka aykırı bir işlem görmediğimden bu taleplerine yeri getirmedim. diyerek tutanağı tamamladı.Kılıçdaroğlu, daha sonra tutanağı salondakilere göstererek, sözlerini şöyle tamamladı: Tutanak bu arkadaşlar. HSYKya gitti. Şimdi Adalet ve Kalkınma Partisine oy veren bütün yurttaşlarıma sesleniyorum: Sizin vicdanınız el veriyorsa, bir yolsuzluk davasının soruşturmasının kapatılmasına evet kapatılsın, varsın kul hakkı da yensin diyorsanız söyleyecek bir lafım yok. Ama demiyorsanız 30 Martta sandık önünüze gelecek. Elinize vicdanınıza koyun, hırsızlığa, yolsuzluğa, kul hakkı yiyenlere hep beraber dur diyelim. Diyorlar ki biz yolsuzlukla mücadele ediyoruz. İşte böyle mücadele ediyorlar.Şimdi bu Adalet Bakanına sesleniyorum: Sen o müsteşarı yerinde tutacak mısın? Yerinde tutuyorsan o işin sorumlusu sensin. Zaten bir müsteşar, bakandan talimat almadan böyle bir konuşma yapmaz. Mümkün değil. 22,5 yılını devlete vermiş eski bir bürokrat olarak söylüyorum. Böyle bir talimat siyasi otoriteden gelmezse müsteşar kendiliğinden telefon açıp dosyayı kapat, savcıyı al, sonuçtan bana bilgi ver, yoksa sonucuna katlanırsın diyemez. Şimdi HSYKnın kanun teklifi görüşülüyor. O geçerse, bunların tamamı gerçek olacak. Bir talimatla yargı şekillendirilmiş olacak. Onlar da ellerini vicdanlarına koyup kararlarını versinler.YASA AÇIK, MİTİN BÖYLE BİR GÖREVİ YOKKılıçdaroğlu, savcıların ihbar üze
Zaman
En Çok Okunan
21.01.2014
KılıçdaroğlundandehşetvericibelgeaçıklamasıKılıçdaroğlundan dehşet verici belge açıklaması
Kılıçdaroğlu'ndan 'Dehşet verici belge' açıklaması
Zaman
21.01.2014
14:52
CHP Genelbaşkanı Kemel Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu.Kılıçdaroğlunun konuşmasından notlar:- Adana’da TIR’lar habire yakalanıyor, silah yüklü tırlar. Diyorlardı ki, bunlar insani yardım malzemesi götürüyor. Yahu bir devlet düşünün, bunu saklar mı? Sen Somali’ye yardım götürürken gazetecileri götürmedin mi? Aç kapısını, makarna elbise çıkacak. Dünyaya da gösterirsin. Ama olay o olay da değil. TIR’lar silah yüklü, mühimmat yüklü. Bunu eleştirdiğimde, doğru değil dediğimde, benim vatanseverliğimden şüphe ettiğini söylemiş. Edebilir, kimin vatansever olup olmadığına bu millet karar verir.- Ben bir gün cebimi doldurup Amerika’ya falan kaçmayacağım, ama senden şüpheleniyorum. Ayrıca senin yatacak yerin de yok. Onun için söyledim, vatandaş elini cebine atarken başka bir el görürse, o el Recep’in elidir. MİT’in böyle bir görevi yok, silah kaçakçılığı yapma görevi yok. MİTin silah kaçakçılığı yapma görevi yok. Beni eleştirirken MİT kanunu 26. maddeyi okusun demiş.- MİT Kanunu’nun 4’ncü maddesine geçiyoruz, görevleri nedir? Okuyalım: MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır. Silah kaçakçılığı yapmak var mı? Yok.- MİT Kanununda MİTin görevleri arasında silah kaçakçılığı yapmak var mı? Yok. Ama bir madde daha var: Milli İstihbarat Teşkilatına bu görevler dışında görev verilemez ve bu teşkilat Devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez. diyor.- Buradaki olay şudur. Savcıya ihbar geldiğinde, savcı gider, belgelendirir, bir suç varsa, dosyasını hazırlar başbakana gönderir. Sen o zaman izin verip vermemekte serbestsin. İnsan kaçırsalar, eroin kaçırsalar ne olacak. Sen ülkenin saygınlığını, meşruiyetini uluslararası alanda tartışmaya açtın.İZMİRDEKİ SORUŞTURMANIN DURDURULMASI İSTENDİ- İzmir’de de bir operasyon yapıldı. Operasyon çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüte üye olmak, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık. Deliller toplanıyor, önce bilirkişiye gönderiliyor, raporunu veriyor. Bunun üzerine savcılık 6 Ocak 2014’te bir karar alıyor, arama yapılacak yerler belirleniyor, şüphelilerin de yakalanması isteniyor. Aynı tarihte, bu mahkeme kararı gereği yapılmak üzere emniyete gönderiliyor. Çünkü emniyet bu işi yapacak.Tutanaktan okuyorum, başsavcının tuttuğu tutanaktan okuyorum size: “Mahkeme tarafından verilen kararlar mesai sonrasına karmış, emniyete gönderilmesinden sonra 6 Ocak 2014 tarihinde saat 19:38’de evimde bulunduğum sırada, müsteşarlık makamından, adalet bakanlığı, telefonu veriyor, arayan sekreter, sayın müsteşar Kenan İpek’in benimle görüşmek istediğini iletti. Sayın müsteşar, hal hatır sorduktan sonra, sözü yürütülen evraka getirip içeriğini sordu. Kendisine kısaca soruşturmayla ilgil bilgi verdim. Bunun üzerine, soruşturmanın derhal durdurulmasını, cumhuriyet savcısının değiştirilmesini istedi. Makamda beklediğini, sonucun kendisine bildirilmesini istedi. Cevaben kendisine, hukuk ve aykırı bir işlem olmadığını izah etmeme rağmen ısrarcı oldu. dört dakika süren görüşme sonrası, tekrar soruşturmayı durdurmamı, mahkeme kararlarını kolluktan geri istememi ve savcıyı değiştirmemi ısrarla istedi. Cevap beklediğini belirterek telefonu kapattı”Bitmiyor: “Daha sonra beni tekrar 22:31’de. Aynı şekilde müsteşar bey arayarak ne yaptığımı sordu. Ben de yapılan işlemin hukuk içinde olduğunu, herhangi bir müdahaleyi gerektirir bir durumu nezaketle anlatmama rağmen, bana hitaben, su saatte git cumhuriyet savcısını değiştir, bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız diyerek telefonu kapattı”Tutanağın son bölümünde şöyle diyor:“Cumhuriyet başsavcılığımızca yapılan işlemlerde hukuka aykırı bir işlem görmediğimden bu taleplerine yeri getirmedim”Bu adalet bakanına sesleniyorum. Sen o müsteşarı yerinde tutacak mısın? Yerinde tutuyorsan o işin sorumlusu sensin. Zaten bir müsteşar bakandan talimat almadan bir dosyayı kapat savcıyı al sonuçtan bana bilgi ver, sonucuna katlanırsın diyemez zaten. Şimdi HSYK’nın kanun teklifi görüşülüyor. O geçerse, bunların tamamı gerçek olacak. Bir talimatla yargı şekillendirilmiş olacak. Hepinize saygılar sunuyorum.
Zaman
Politika
21.01.2014
KılıçdaroğlundanDehşetvericibelgeaçıklamasıKılıçdaroğlundan Dehşet verici belge açıklaması
Kılıçdaroğlu'ndan 'Dehşet verici belge' açıklaması
Zaman
21.01.2014
14:52
CHP Genelbaşkanı Kemel Kılıçdaroğlu partisinin grup toplantısında konuştu.Kılıçdaroğlunun konuşmasından notlar:- Adana’da TIR’lar habire yakalanıyor, silah yüklü tırlar. Diyorlardı ki, bunlar insani yardım malzemesi götürüyor. Yahu bir devlet düşünün, bunu saklar mı? Sen Somali’ye yardım götürürken gazetecileri götürmedin mi? Aç kapısını, makarna elbise çıkacak. Dünyaya da gösterirsin. Ama olay o olay da değil. TIR’lar silah yüklü, mühimmat yüklü. Bunu eleştirdiğimde, doğru değil dediğimde, benim vatanseverliğimden şüphe ettiğini söylemiş. Edebilir, kimin vatansever olup olmadığına bu millet karar verir.- Ben bir gün cebimi doldurup Amerika’ya falan kaçmayacağım, ama senden şüpheleniyorum. Ayrıca senin yatacak yerin de yok. Onun için söyledim, vatandaş elini cebine atarken başka bir el görürse, o el Recep’in elidir. MİT’in böyle bir görevi yok, silah kaçakçılığı yapma görevi yok. MİTin silah kaçakçılığı yapma görevi yok. Beni eleştirirken MİT kanunu 26. maddeyi okusun demiş.- MİT Kanunu’nun 4’ncü maddesine geçiyoruz, görevleri nedir? Okuyalım: MİT mensuplarının veya belirli bir görevi ifa etmek üzere kamu görevlileri arasından Başbakan tarafından görevlendirilenlerin; görevlerini yerine getirirken, görevin niteliğinden doğan veya görevin ifası sırasında işledikleri iddia olunan suçlardan dolayı ya da 5271 sayılı Kanunun 250 nci maddesinin birinci fıkrasına göre kurulan ağır ceza mahkemelerinin görev alanına giren suçları işledikleri iddiasıyla haklarında soruşturma yapılması Başbakanın iznine bağlıdır. Silah kaçakçılığı yapmak var mı? Yok.- MİT Kanununda MİTin görevleri arasında silah kaçakçılığı yapmak var mı? Yok. Ama bir madde daha var: Milli İstihbarat Teşkilatına bu görevler dışında görev verilemez ve bu teşkilat Devletin güvenliği ile ilgili istihbarat hizmetlerinden başka hizmet istikametlerine yöneltilemez. diyor.- Buradaki olay şudur. Savcıya ihbar geldiğinde, savcı gider, belgelendirir, bir suç varsa, dosyasını hazırlar başbakana gönderir. Sen o zaman izin verip vermemekte serbestsin. İnsan kaçırsalar, eroin kaçırsalar ne olacak. Sen ülkenin saygınlığını, meşruiyetini uluslararası alanda tartışmaya açtın.İZMİRDEKİ SORUŞTURMANIN DURDURULMASI İSTENDİ- İzmir’de de bir operasyon yapıldı. Operasyon çıkar amaçlı suç örgütü kurmak, yönetmek, örgüte üye olmak, rüşvet, ihaleye fesat karıştırma, nitelikli dolandırıcılık. Deliller toplanıyor, önce bilirkişiye gönderiliyor, raporunu veriyor. Bunun üzerine savcılık 6 Ocak 2014’te bir karar alıyor, arama yapılacak yerler belirleniyor, şüphelilerin de yakalanması isteniyor. Aynı tarihte, bu mahkeme kararı gereği yapılmak üzere emniyete gönderiliyor. Çünkü emniyet bu işi yapacak.Tutanaktan okuyorum, başsavcının tuttuğu tutanaktan okuyorum size: “Mahkeme tarafından verilen kararlar mesai sonrasına karmış, emniyete gönderilmesinden sonra 6 Ocak 2014 tarihinde saat 19:38’de evimde bulunduğum sırada, müsteşarlık makamından, adalet bakanlığı, telefonu veriyor, arayan sekreter, sayın müsteşar Kenan İpek’in benimle görüşmek istediğini iletti. Sayın müsteşar, hal hatır sorduktan sonra, sözü yürütülen evraka getirip içeriğini sordu. Kendisine kısaca soruşturmayla ilgil bilgi verdim. Bunun üzerine, soruşturmanın derhal durdurulmasını, cumhuriyet savcısının değiştirilmesini istedi. Makamda beklediğini, sonucun kendisine bildirilmesini istedi. Cevaben kendisine, hukuk ve aykırı bir işlem olmadığını izah etmeme rağmen ısrarcı oldu. dört dakika süren görüşme sonrası, tekrar soruşturmayı durdurmamı, mahkeme kararlarını kolluktan geri istememi ve savcıyı değiştirmemi ısrarla istedi. Cevap beklediğini belirterek telefonu kapattı”Bitmiyor: “Daha sonra beni tekrar 22:31’de. Aynı şekilde müsteşar bey arayarak ne yaptığımı sordu. Ben de yapılan işlemin hukuk içinde olduğunu, herhangi bir müdahaleyi gerektirir bir durumu nezaketle anlatmama rağmen, bana hitaben, su saatte git cumhuriyet savcısını değiştir, bu soruşturmayı durdur. Bunu yapmazsanız sonuçlarına katlanırsınız diyerek telefonu kapattı”Tutanağın son bölümünde şöyle diyor:“Cumhuriyet başsavcılığımızca yapılan işlemlerde hukuka aykırı bir işlem görmediğimden bu taleplerine yeri getirmedim”Bu adalet bakanına sesleniyorum. Sen o müsteşarı yerinde tutacak mısın? Yerinde tutuyorsan o işin sorumlusu sensin. Zaten bir müsteşar bakandan talimat almadan bir dosyayı kapat savcıyı al sonuçtan bana bilgi ver, sonucuna katlanırsın diyemez zaten. Şimdi HSYK’nın kanun teklifi görüşülüyor. O geçerse, bunların tamamı gerçek olacak. Bir talimatla yargı şekillendirilmiş olacak. Hepinize saygılar sunuyorum.
Zaman
Ana Sayfa
21.01.2014
KılıçdaroğlundanDehşetvericibelgeaçıklamasıKılıçdaroğlundan Dehşet verici belge açıklaması
Mustafa Ünal - Ne 17 Aralık'mış be...
Zaman
17.01.2014
03:36
Tarih bugün yaşananları nasıl adlandıracak? ‘Tasfiye’ hafif kalır herhalde. Belki ‘zulüm’. Neden? Bir izahı olmalı.Ama yok. Tarih bugünleri yazacak. Sadece bir gecede görev yeri değişen polis sayısı 500. Bu satırlar yazılırken İstanbul’da 34 polis ve amir sürüldü. Emniyet’te ne gelen belli ne giden. Her şey birbirine karışmış durumda. Bu aynı zamanda güvenlik zaafı. Bir devlet sorunu. Böylesi herhalde darbe dönemlerinde veya rejim değişikliklerinde yaşanır.Yer değiştirme İstanbul’da görev yapan savcılara da sıçradı. Sürpriz değil, bekleniyordu. Eli kulağındaydı. HSYK’nın Birinci Dairesi’nin üyeleri o yüzden değişti. 20 savcı yerinden oldu. Başka iller de var. Kararname dönemi değil. O kadar yargı mensubunun yeri neden değişti? Sebebi belli. Gerçeğin herkes farkında. Bazı komplo teorilerinin arkasına sığınmak, akla ziyan senaryolar yazmak, gerçeği değiştirmiyor. Bütün bunların müsebbibi 17 Aralık operasyonu. Dosyalar yürüseydi, ucu siyasetten bazı isimlere de uzansa bile bu denli yıpratıcı olmazdı. Yargıya, operasyonlara göstere göstere müdahale. Eskiden biraz daha örtülü olurdu. Şimdi herkesin gözü önünde. Açık ve aleni. Ankara’nın yargının kıpırdamasına bile tahammülü kalmadı. Hemen karşı operasyonla cevap verilmekte. Manzara ibretlik.Ne 17 Aralık’mış be. Mahiyeti tam anlaşılamadı ama yaşananlar dosyaların boş olmadığının işareti. Yoksa 4 bakan koltuğunu kaybeder miydi? Bilmem farkındalar mı tasfiyelerin, yer değiştirmelerin kısaca karşı operasyonların oluşturduğu hasar 17 Aralık’tan daha ağır. Daha tarih hükmünü vermedi. Oraya müdahale imkânı da yok. Yaşananlar ipuçları verse de 17 Aralık korkusunun nelere yol açacağını kestirmek gerçekten güç. Nasıl bir savrulmadır bu. Parti içinde ‘Yok, kesinlikle olmaz’ diyenler çıktı ama Adalet Bakanı Bozdağ ‘yeniden yargılama’ konusunda çalışmalara başladıklarını söyledi dün. Hedef Balyoz ve Ergenekoncuları kurtarmak olsa da bu kapı açılmaya görsün, işin ucu Öcalan’a kadar uzanır. Avukatlar fırsat kolluyor zaten. 17 Aralık konusunda Öcalan’ın görüşü de pek farklı değil.HSYK Birinci Dairesi üyelerinin değişmesi ve anında görüntü vermesi acaba AK Parti’yi keser mi? Yasal düzenlemeden geri adım atar mı? Anayasa değişikliği olmayacağı ortaya çıktı. CHP’nin cevabı olumsuz oldu. RTÜK modelinin kabul edilebilir olmadığı ortadaydı. AK Parti de umutsuzdu. Yoksa komisyondaki görüşmeleri durdurur, anayasa paketi üzerine yoğunlaşırdı. Tam tersini yaptı, kaldığı yerden görüşmeleri sürdürdü.Cumhurbaşkanı Gül’ün rahatsızlığına, muhalefetin tepkisine, hukukçuların itirazına, AB’nin ikazına rağmen geri adım beklenmemeli. Yüzde 58 halkın desteğiyle oluşan HSYK’yı kanunla Adalet Bakanlığı’na bağlamayı amaçlayan yasal düzenlemenin komisyon aşaması dün tamamlandı, önümüzdeki hafta Genel Kurul’a gelmesi öngörülüyor. Son yaşananların parti içinde huzursuzluğa yol açtığı sır değil. Bu rahatsızlığın tavra, hele hatırı sayılır oranda karşı oya dönüşmesi beklenmemeli. Muhalefetin direncinin de yetersiz kalacağı ortada.Cumhurbaşkanı Gül ne yapar? Veto eder mi? En zor kararlardan birini vereceği kesin. Çünkü ortada Anayasa’ya aykırı bir yasa var. O yüzden muhalefet liderlerini Çankaya’ya çağırdı ve anayasa değişikliği istedi. Öte yandan da içinden çıktığı partisi var. Ve tabii 2014 senaryoları. Doğrusu, Anayasa’ya aykırı maddeleri tespit ederek geri göndermesi. HSYK sadece siyasetin değil, Türkiye’nin de kaderi olacak. Cumhurbaşkanı Gül’ün bunun farkında olmaması mümkün değil.Ne 17 Aralık’mış be. Sessiz devrimlerin partisi AK Parti’yi ne hale getirdi. Korku bakalım daha nelere yol açacak...
Zaman
En Çok Okunan
17.01.2014
MustafaÜnal-Ne17AralıkmışbeMustafa Ünal - Ne 17 Aralıkmış be
Mustafa Ünal - Ne 17 Aralık'mış be...
Zaman
17.01.2014
02:17
Tarih bugün yaşananları nasıl adlandıracak? ‘Tasfiye’ hafif kalır herhalde. Belki ‘zulüm’. Neden? Bir izahı olmalı.Ama yok. Tarih bugünleri yazacak. Sadece bir gecede görev yeri değişen polis sayısı 500. Bu satırlar yazılırken İstanbul’da 34 polis ve amir sürüldü. Emniyet’te ne gelen belli ne giden. Her şey birbirine karışmış durumda. Bu aynı zamanda güvenlik zaafı. Bir devlet sorunu. Böylesi herhalde darbe dönemlerinde veya rejim değişikliklerinde yaşanır.Yer değiştirme İstanbul’da görev yapan savcılara da sıçradı. Sürpriz değil, bekleniyordu. Eli kulağındaydı. HSYK’nın Birinci Dairesi’nin üyeleri o yüzden değişti. 20 savcı yerinden oldu. Başka iller de var. Kararname dönemi değil. O kadar yargı mensubunun yeri neden değişti? Sebebi belli. Gerçeğin herkes farkında. Bazı komplo teorilerinin arkasına sığınmak, akla ziyan senaryolar yazmak, gerçeği değiştirmiyor. Bütün bunların müsebbibi 17 Aralık operasyonu. Dosyalar yürüseydi, ucu siyasetten bazı isimlere de uzansa bile bu denli yıpratıcı olmazdı. Yargıya, operasyonlara göstere göstere müdahale. Eskiden biraz daha örtülü olurdu. Şimdi herkesin gözü önünde. Açık ve aleni. Ankara’nın yargının kıpırdamasına bile tahammülü kalmadı. Hemen karşı operasyonla cevap verilmekte. Manzara ibretlik.Ne 17 Aralık’mış be. Mahiyeti tam anlaşılamadı ama yaşananlar dosyaların boş olmadığının işareti. Yoksa 4 bakan koltuğunu kaybeder miydi? Bilmem farkındalar mı tasfiyelerin, yer değiştirmelerin kısaca karşı operasyonların oluşturduğu hasar 17 Aralık’tan daha ağır. Daha tarih hükmünü vermedi. Oraya müdahale imkânı da yok. Yaşananlar ipuçları verse de 17 Aralık korkusunun nelere yol açacağını kestirmek gerçekten güç. Nasıl bir savrulmadır bu. Parti içinde ‘Yok, kesinlikle olmaz’ diyenler çıktı ama Adalet Bakanı Bozdağ ‘yeniden yargılama’ konusunda çalışmalara başladıklarını söyledi dün. Hedef Balyoz ve Ergenekoncuları kurtarmak olsa da bu kapı açılmaya görsün, işin ucu Öcalan’a kadar uzanır. Avukatlar fırsat kolluyor zaten. 17 Aralık konusunda Öcalan’ın görüşü de pek farklı değil.HSYK Birinci Dairesi üyelerinin değişmesi ve anında görüntü vermesi acaba AK Parti’yi keser mi? Yasal düzenlemeden geri adım atar mı? Anayasa değişikliği olmayacağı ortaya çıktı. CHP’nin cevabı olumsuz oldu. RTÜK modelinin kabul edilebilir olmadığı ortadaydı. AK Parti de umutsuzdu. Yoksa komisyondaki görüşmeleri durdurur, anayasa paketi üzerine yoğunlaşırdı. Tam tersini yaptı, kaldığı yerden görüşmeleri sürdürdü.Cumhurbaşkanı Gül’ün rahatsızlığına, muhalefetin tepkisine, hukukçuların itirazına, AB’nin ikazına rağmen geri adım beklenmemeli. Yüzde 58 halkın desteğiyle oluşan HSYK’yı kanunla Adalet Bakanlığı’na bağlamayı amaçlayan yasal düzenlemenin komisyon aşaması dün tamamlandı, önümüzdeki hafta Genel Kurul’a gelmesi öngörülüyor. Son yaşananların parti içinde huzursuzluğa yol açtığı sır değil. Bu rahatsızlığın tavra, hele hatırı sayılır oranda karşı oya dönüşmesi beklenmemeli. Muhalefetin direncinin de yetersiz kalacağı ortada.Cumhurbaşkanı Gül ne yapar? Veto eder mi? En zor kararlardan birini vereceği kesin. Çünkü ortada Anayasa’ya aykırı bir yasa var. O yüzden muhalefet liderlerini Çankaya’ya çağırdı ve anayasa değişikliği istedi. Öte yandan da içinden çıktığı partisi var. Ve tabii 2014 senaryoları. Doğrusu, Anayasa’ya aykırı maddeleri tespit ederek geri göndermesi. HSYK sadece siyasetin değil, Türkiye’nin de kaderi olacak. Cumhurbaşkanı Gül’ün bunun farkında olmaması mümkün değil.Ne 17 Aralık’mış be. Sessiz devrimlerin partisi AK Parti’yi ne hale getirdi. Korku bakalım daha nelere yol açacak...
Zaman
Ana Sayfa
17.01.2014
MustafaÜnal-Ne17AralıkmışbeMustafa Ünal - Ne 17 Aralıkmış be
Mustafa Ünal - Ne 17 Aralık'mış be...
Zaman
17.01.2014
02:04
Tarih bugün yaşananları nasıl adlandıracak? ‘Tasfiye’ hafif kalır herhalde. Belki ‘zulüm’. Neden? Bir izahı olmalı.Ama yok. Tarih bugünleri yazacak. Sadece bir gecede görev yeri değişen polis sayısı 500. Bu satırlar yazılırken İstanbul’da 34 polis ve amir sürüldü. Emniyet’te ne gelen belli ne giden. Her şey birbirine karışmış durumda. Bu aynı zamanda güvenlik zaafı. Bir devlet sorunu. Böylesi herhalde darbe dönemlerinde veya rejim değişikliklerinde yaşanır.Yer değiştirme İstanbul’da görev yapan savcılara da sıçradı. Sürpriz değil, bekleniyordu. Eli kulağındaydı. HSYK’nın Birinci Dairesi’nin üyeleri o yüzden değişti. 20 savcı yerinden oldu. Başka iller de var. Kararname dönemi değil. O kadar yargı mensubunun yeri neden değişti? Sebebi belli. Gerçeğin herkes farkında. Bazı komplo teorilerinin arkasına sığınmak, akla ziyan senaryolar yazmak, gerçeği değiştirmiyor. Bütün bunların müsebbibi 17 Aralık operasyonu. Dosyalar yürüseydi, ucu siyasetten bazı isimlere de uzansa bile bu denli yıpratıcı olmazdı. Yargıya, operasyonlara göstere göstere müdahale. Eskiden biraz daha örtülü olurdu. Şimdi herkesin gözü önünde. Açık ve aleni. Ankara’nın yargının kıpırdamasına bile tahammülü kalmadı. Hemen karşı operasyonla cevap verilmekte. Manzara ibretlik.Ne 17 Aralık’mış be. Mahiyeti tam anlaşılamadı ama yaşananlar dosyaların boş olmadığının işareti. Yoksa 4 bakan koltuğunu kaybeder miydi? Bilmem farkındalar mı tasfiyelerin, yer değiştirmelerin kısaca karşı operasyonların oluşturduğu hasar 17 Aralık’tan daha ağır. Daha tarih hükmünü vermedi. Oraya müdahale imkânı da yok. Yaşananlar ipuçları verse de 17 Aralık korkusunun nelere yol açacağını kestirmek gerçekten güç. Nasıl bir savrulmadır bu. Parti içinde ‘Yok, kesinlikle olmaz’ diyenler çıktı ama Adalet Bakanı Bozdağ ‘yeniden yargılama’ konusunda çalışmalara başladıklarını söyledi dün. Hedef Balyoz ve Ergenekoncuları kurtarmak olsa da bu kapı açılmaya görsün, işin ucu Öcalan’a kadar uzanır. Avukatlar fırsat kolluyor zaten. 17 Aralık konusunda Öcalan’ın görüşü de pek farklı değil.HSYK Birinci Dairesi üyelerinin değişmesi ve anında görüntü vermesi acaba AK Parti’yi keser mi? Yasal düzenlemeden geri adım atar mı? Anayasa değişikliği olmayacağı ortaya çıktı. CHP’nin cevabı olumsuz oldu. RTÜK modelinin kabul edilebilir olmadığı ortadaydı. AK Parti de umutsuzdu. Yoksa komisyondaki görüşmeleri durdurur, anayasa paketi üzerine yoğunlaşırdı. Tam tersini yaptı, kaldığı yerden görüşmeleri sürdürdü.Cumhurbaşkanı Gül’ün rahatsızlığına, muhalefetin tepkisine, hukukçuların itirazına, AB’nin ikazına rağmen geri adım beklenmemeli. Yüzde 58 halkın desteğiyle oluşan HSYK’yı kanunla Adalet Bakanlığı’na bağlamayı amaçlayan yasal düzenlemenin komisyon aşaması dün tamamlandı, önümüzdeki hafta Genel Kurul’a gelmesi öngörülüyor. Son yaşananların parti içinde huzursuzluğa yol açtığı sır değil. Bu rahatsızlığın tavra, hele hatırı sayılır oranda karşı oya dönüşmesi beklenmemeli. Muhalefetin direncinin de yetersiz kalacağı ortada.Cumhurbaşkanı Gül ne yapar? Veto eder mi? En zor kararlardan birini vereceği kesin. Çünkü ortada Anayasa’ya aykırı bir yasa var. O yüzden muhalefet liderlerini Çankaya’ya çağırdı ve anayasa değişikliği istedi. Öte yandan da içinden çıktığı partisi var. Ve tabii 2014 senaryoları. Doğrusu, Anayasa’ya aykırı maddeleri tespit ederek geri göndermesi. HSYK sadece siyasetin değil, Türkiye’nin de kaderi olacak. Cumhurbaşkanı Gül’ün bunun farkında olmaması mümkün değil.Ne 17 Aralık’mış be. Sessiz devrimlerin partisi AK Parti’yi ne hale getirdi. Korku bakalım daha nelere yol açacak...
Zaman
Köşe Yazıları
17.01.2014
MustafaÜnal-Ne17AralıkmışbeMustafa Ünal - Ne 17 Aralıkmış be
'Şiddet eylemleri yolsuzlukları gölgeler'
Zaman
29.12.2013
04:58
Türkiye’yi sarsan yolsuzluk operasyonunun ardından ülke genelinde eylemler düzenleniyor. Kimi yerlerde ayakkabı kutularıyla mizahî protestolar yapılırken, bazılarında marjinal gruplar polisle çatışıyor. Özellikle Taksim Meydanı’ndaki gösterilerde grupların arasına karışan provokatörlerin ve polisin sert müdahalesinin, masum eylemleri şiddet olaylarına çevirerek yolsuzluk skandalını gölgelemesinden endişe ediliyor. Taksim Platformu üyesi Tayfun Kahraman, gösterilerin şiddet ortamına çekilmesinden rahatsız olduklarını belirterek, “İddiaların üzeri kapatılmak isteniyor. Herkesin sakin olması gerek.” diyor.17 Aralık 2013 tarihinde 3 bakan çocuğu, bürokratlar ve ünlü işadamlarının gözaltına alınmasıyla başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu toplumda infiale yol açarken ülke genelinde protesto mitingleri düzenleniyor. Ancak eylemler son günlerde provokatif grupların devreye girmesi ve emniyet güçlerinin de sert müdahalesi sebebiyle şiddet ve çatışma ortamına çekilmeye başlandı. Önceki akşam Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanan 60 kişilik grup, açtıkları pankartlarla yolsuzluk skandalını ve hükümeti protesto etti. Uyarılara rağmen İstiklal Caddesi’ne yönelen eylemcilere TOMA aracından tazyikli suyla müdahale edildi. İstiklal Caddesi’nde göstericilerin attığı havai fişek bir binanın 2. katında yangına yol açtı. Yangını söndürmek için gelen itfaiye ekipleri, göstericiler ve polis arasında yaşanan olaylar nedeniyle zor anlar yaşadı. Olaylar sırasında göstericilerin polise attığı havai fişeklerden biri, bir binanın 2. katına isabet etti. Havai fişek nedeniyle binada yangın çıktı. Gece boyunca süren olaylarda 38 kişi, Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı.Taksim’de basın açıklaması yapmak isteyen Taksim Platformu üyeleri, yargının yolsuzluk iddialarını bağımsız bir şekilde incelemesinin engellenmemesini istedi. Platform üyelerinden şehir plancısı Tayfun Kahraman ise gösterilerin şiddet ortamına çekilmesinden rahatsız olduklarını ifade etti. İddiaların üzerinin, eylemleri şiddete çekerek kapatılmak istenildiğini söyleyen Kahraman, herkese sakin olmaları çağrısında bulundu. Kahraman şu açıklamalarda bulundu: “Ortada bir iddia var ve bu iddianın üzeri kapatılmak isteniyor. İnsanlar da bu iddianın üzeri kapatılmasın diye sokağa çıkıyor. Buna karşılık ise şiddet görüyor. Anayasa’ya göre herkes toplanma hakkına sahip. Yargının bağımsız ve işler bir şekilde çalışmasının sağlanması gerekir.”Taksim Platformu üyelerinden Mimar Korhan Gümüş ise şöyle konuştu: “Demokratik haklarını kullanarak yapılan yürüyüşlerde şiddete bulaşmadan ısrarla sistemin değişimi talep edilmeli. Açıkça bir siyaset boşluğu var. Hangi parti gelirse gelsin bu siyasetin yenilenmesi istenmeli. Sadece Başbakan gitsin söylemi iktidarın da istediği bir kutuplaşma zemini oluşturuyor. Ama bunun ötesinde ısrar edilmesi gereken sistemin değişimi olmalı. Açığa çıkarılması istenecek bir yolsuzluk iddiası var. Bazı aktörleri bir çatışma içinde gösterip meseleyi basitçe bir iktidar problemi haline getirmek mevcut iktidarın işine yarıyor. Ancak özellikle Gezi sürecinden sonra insanların daha akıllıca davranacağını düşünüyorum. İstenen kutuplaşmayı ortaya çıkaracak davranışlar sergilemeyeceklerini düşünüyorum. Gösteri hakkı kullanılırken polisin plastik mermi ile karşılık vermesi gibi durumları da tasvip etmek mümkün değil.”
Zaman
En Çok Okunan
29.12.2013
ŞiddeteylemleriyolsuzluklarıgölgelerŞiddet eylemleri yolsuzlukları gölgeler
'Şiddet eylemleri yolsuzlukları gölgeler'
Zaman
29.12.2013
01:59
Türkiye’yi sarsan yolsuzluk operasyonunun ardından ülke genelinde eylemler düzenleniyor. Kimi yerlerde ayakkabı kutularıyla mizahî protestolar yapılırken, bazılarında marjinal gruplar polisle çatışıyor. Özellikle Taksim Meydanı’ndaki gösterilerde grupların arasına karışan provokatörlerin ve polisin sert müdahalesinin, masum eylemleri şiddet olaylarına çevirerek yolsuzluk skandalını gölgelemesinden endişe ediliyor. Taksim Platformu üyesi Tayfun Kahraman, gösterilerin şiddet ortamına çekilmesinden rahatsız olduklarını belirterek, “İddiaların üzeri kapatılmak isteniyor. Herkesin sakin olması gerek.” diyor.17 Aralık 2013 tarihinde 3 bakan çocuğu, bürokratlar ve ünlü işadamlarının gözaltına alınmasıyla başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu toplumda infiale yol açarken ülke genelinde protesto mitingleri düzenleniyor. Ancak eylemler son günlerde provokatif grupların devreye girmesi ve emniyet güçlerinin de sert müdahalesi sebebiyle şiddet ve çatışma ortamına çekilmeye başlandı. Önceki akşam Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanan 60 kişilik grup, açtıkları pankartlarla yolsuzluk skandalını ve hükümeti protesto etti. Uyarılara rağmen İstiklal Caddesi’ne yönelen eylemcilere TOMA aracından tazyikli suyla müdahale edildi. İstiklal Caddesi’nde göstericilerin attığı havai fişek bir binanın 2. katında yangına yol açtı. Yangını söndürmek için gelen itfaiye ekipleri, göstericiler ve polis arasında yaşanan olaylar nedeniyle zor anlar yaşadı. Olaylar sırasında göstericilerin polise attığı havai fişeklerden biri, bir binanın 2. katına isabet etti. Havai fişek nedeniyle binada yangın çıktı. Gece boyunca süren olaylarda 38 kişi, Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı.Taksim’de basın açıklaması yapmak isteyen Taksim Platformu üyeleri, yargının yolsuzluk iddialarını bağımsız bir şekilde incelemesinin engellenmemesini istedi. Platform üyelerinden şehir plancısı Tayfun Kahraman ise gösterilerin şiddet ortamına çekilmesinden rahatsız olduklarını ifade etti. İddiaların üzerinin, eylemleri şiddete çekerek kapatılmak istenildiğini söyleyen Kahraman, herkese sakin olmaları çağrısında bulundu. Kahraman şu açıklamalarda bulundu: “Ortada bir iddia var ve bu iddianın üzeri kapatılmak isteniyor. İnsanlar da bu iddianın üzeri kapatılmasın diye sokağa çıkıyor. Buna karşılık ise şiddet görüyor. Anayasa’ya göre herkes toplanma hakkına sahip. Yargının bağımsız ve işler bir şekilde çalışmasının sağlanması gerekir.”Taksim Platformu üyelerinden Mimar Korhan Gümüş ise şöyle konuştu: “Demokratik haklarını kullanarak yapılan yürüyüşlerde şiddete bulaşmadan ısrarla sistemin değişimi talep edilmeli. Açıkça bir siyaset boşluğu var. Hangi parti gelirse gelsin bu siyasetin yenilenmesi istenmeli. Sadece Başbakan gitsin söylemi iktidarın da istediği bir kutuplaşma zemini oluşturuyor. Ama bunun ötesinde ısrar edilmesi gereken sistemin değişimi olmalı. Açığa çıkarılması istenecek bir yolsuzluk iddiası var. Bazı aktörleri bir çatışma içinde gösterip meseleyi basitçe bir iktidar problemi haline getirmek mevcut iktidarın işine yarıyor. Ancak özellikle Gezi sürecinden sonra insanların daha akıllıca davranacağını düşünüyorum. İstenen kutuplaşmayı ortaya çıkaracak davranışlar sergilemeyeceklerini düşünüyorum. Gösteri hakkı kullanılırken polisin plastik mermi ile karşılık vermesi gibi durumları da tasvip etmek mümkün değil.”
Zaman
Güncel
29.12.2013
ŞiddeteylemleriyolsuzluklarıgölgelerŞiddet eylemleri yolsuzlukları gölgeler
'Şiddet eylemleri yolsuzlukları gölgeler'
Zaman
29.12.2013
01:50
Türkiye’yi sarsan yolsuzluk operasyonunun ardından ülke genelinde eylemler düzenleniyor. Kimi yerlerde ayakkabı kutularıyla mizahî protestolar yapılırken, bazılarında marjinal gruplar polisle çatışıyor. Özellikle Taksim Meydanı’ndaki gösterilerde grupların arasına karışan provokatörlerin ve polisin sert müdahalesinin, masum eylemleri şiddet olaylarına çevirerek yolsuzluk skandalını gölgelemesinden endişe ediliyor. Taksim Platformu üyesi Tayfun Kahraman, gösterilerin şiddet ortamına çekilmesinden rahatsız olduklarını belirterek, “İddiaların üzeri kapatılmak isteniyor. Herkesin sakin olması gerek.” diyor.17 Aralık 2013 tarihinde 3 bakan çocuğu, bürokratlar ve ünlü işadamlarının gözaltına alınmasıyla başlayan yolsuzluk ve rüşvet operasyonu toplumda infiale yol açarken ülke genelinde protesto mitingleri düzenleniyor. Ancak eylemler son günlerde provokatif grupların devreye girmesi ve emniyet güçlerinin de sert müdahalesi sebebiyle şiddet ve çatışma ortamına çekilmeye başlandı. Önceki akşam Taksim Cumhuriyet Anıtı önünde toplanan 60 kişilik grup, açtıkları pankartlarla yolsuzluk skandalını ve hükümeti protesto etti. Uyarılara rağmen İstiklal Caddesi’ne yönelen eylemcilere TOMA aracından tazyikli suyla müdahale edildi. İstiklal Caddesi’nde göstericilerin attığı havai fişek bir binanın 2. katında yangına yol açtı. Yangını söndürmek için gelen itfaiye ekipleri, göstericiler ve polis arasında yaşanan olaylar nedeniyle zor anlar yaşadı. Olaylar sırasında göstericilerin polise attığı havai fişeklerden biri, bir binanın 2. katına isabet etti. Havai fişek nedeniyle binada yangın çıktı. Gece boyunca süren olaylarda 38 kişi, Güvenlik Şube Müdürlüğü ekipleri tarafından gözaltına alındı.Taksim’de basın açıklaması yapmak isteyen Taksim Platformu üyeleri, yargının yolsuzluk iddialarını bağımsız bir şekilde incelemesinin engellenmemesini istedi. Platform üyelerinden şehir plancısı Tayfun Kahraman ise gösterilerin şiddet ortamına çekilmesinden rahatsız olduklarını ifade etti. İddiaların üzerinin, eylemleri şiddete çekerek kapatılmak istenildiğini söyleyen Kahraman, herkese sakin olmaları çağrısında bulundu. Kahraman şu açıklamalarda bulundu: “Ortada bir iddia var ve bu iddianın üzeri kapatılmak isteniyor. İnsanlar da bu iddianın üzeri kapatılmasın diye sokağa çıkıyor. Buna karşılık ise şiddet görüyor. Anayasa’ya göre herkes toplanma hakkına sahip. Yargının bağımsız ve işler bir şekilde çalışmasının sağlanması gerekir.”Taksim Platformu üyelerinden Mimar Korhan Gümüş ise şöyle konuştu: “Demokratik haklarını kullanarak yapılan yürüyüşlerde şiddete bulaşmadan ısrarla sistemin değişimi talep edilmeli. Açıkça bir siyaset boşluğu var. Hangi parti gelirse gelsin bu siyasetin yenilenmesi istenmeli. Sadece Başbakan gitsin söylemi iktidarın da istediği bir kutuplaşma zemini oluşturuyor. Ama bunun ötesinde ısrar edilmesi gereken sistemin değişimi olmalı. Açığa çıkarılması istenecek bir yolsuzluk iddiası var. Bazı aktörleri bir çatışma içinde gösterip meseleyi basitçe bir iktidar problemi haline getirmek mevcut iktidarın işine yarıyor. Ancak özellikle Gezi sürecinden sonra insanların daha akıllıca davranacağını düşünüyorum. İstenen kutuplaşmayı ortaya çıkaracak davranışlar sergilemeyeceklerini düşünüyorum. Gösteri hakkı kullanılırken polisin plastik mermi ile karşılık vermesi gibi durumları da tasvip etmek mümkün değil.”
Zaman
Ana Sayfa
29.12.2013
ŞiddeteylemleriyolsuzluklarıgölgelerŞiddet eylemleri yolsuzlukları gölgeler
Savcı Öz'den Selvi'ye cevap: Yazdıkların yalan, iftira ve hayal mahsulü
Zaman
25.12.2013
17:48
Zekeriya Öz Abdulkadir Selvinin kendisi hakkında yazdıklarını Twitter adresinde yalanladı.Abdulkadir Selvi yazısında “Erdoğan Pakistan gezisinde ‘Bu adamın bizden talepleri oldu. Ergenekonla mücadeledeki çabası nedeniyle 2 kez terfi ettirdik. Ama memnun kalmadı. Bizden bölgeyi istedi. Vermedik. O zaman siz görürsünüz diyor.” şeklinde yazısında Zekeriya Özü hedef gösterdi. Ayrıca Selvi, Savcı Özün Emniyet Müdürlüğüne gelişine ise “Zekeriya Özün orada polislere, örgüt şeması çizdirmek için talimat verdiği söyleniyor. Örgütün tepesine de bir bakanı yerleştirmek suretiyle. Zekeriya Öze göre bir örgüt var bu örgütün lideri de kabinenin bir bakanı” şeklinde yorumladı. Savcı Özde Selviye, Twitter adresinden “Abdülkadir Selvinin köşesinde hakkımda yazdıklarının tamamı yalan, iftira ve hayal mahsulüdür. Bu yazıların amacı, soruşturmanın yönünü değiştirmeye ve kamuoyunu gerçeğe aykırı yönlendirmeye matuftur.” şeklinde açıklamada bulundu.
Zaman
Güncel
25.12.2013
SavcıÖzdenSelviyecevapYazdıklarınyalaniftiravehayalmahsulüSavcı Özden Selviye cevap Yazdıkların yalan iftira ve hayal mahsulü
Toplam "255" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti