Habergec.Com Aranan Kelimeler:en ilginç çalışmalar Değerlendirme: 10 / 10 165760
habergec.com
22.07.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

en ilginç çalışmalar

Türkçe Olimpiyatları üzerine olmayan akademik çalışmalar...
Zaman
28.06.2014
14:06
Ünlü şair Abdülhak Hamit, eşi Fatma Hanımla Hindistana gider. Fatma Hanım, Hindistanda hastalanır. İstanbula dönmeye karar verirler. Fatma Hanım gemide fenalaşır.Hamit, “Eyvah ne yer, ne yâr kaldı / Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı” mısralarıyla başlayan Makber adlı eserinde, bu durumdaki eşini şöyle anlatır: “Kaldım mı demişti yolda bir gün / Hindistanın denizlerinde.” Birkaç haftadır Türkçe Olimpiyatlarıyla ilgili yazılanlara, söylenenlere bakıyorum. Cesur bir avuç insanın dışında kimsecikler yok. Olimpiyat törenlerinde sahneye çıkmak için sıraya girenler ortalarda görünmüyor. İnsan, “kaldık mı şimdi siyasetin vahşi denizlerinde” demek istiyor. Ancak İbrahim Hakkının yürek ferahlatıcı “Hak şerleri hayreyler”i imdada yetişiyor.Türkçe Olimpiyatları, ülkemizde olmasa da yapıldı. Çoğunun ütopyasında bile olmayan bir kardeşlik mikro planda ve kısa süreliğine de olsa Olimpiyatlarda gerçekleşiyor. İşin duygusal tarafı bir yana, sadece aklımızla baktığımız zaman bile devasa şeyler oluyor. Binlerce aile, uzaktan bir felaketler ülkesi gibi görünen Türkiyeden insanlara çocuklarını teslim ediyor, bu çocuklar başka ülkelere gidiyor ve günlerce kalıyor.Normal bir ülkede Olimpiyatlar üzerine onlarca akademik çalışma yapılır. Nasıl başladığı, organizasyon süreci, ülkelerdeki algı, seçilen eserler, öğrencilerin birbirine bakışı gibi konularda pek çok yazı yayımlanır. Olimpiyatlarla ilgili tezler, antitezler ortaya konur. Bu çalışmaların, Olimpiyatları öven, olumlayan çalışmalar olması şart değil. Olimpiyatlar ve Olimpiyatların gerçekleşmesini sağlayan Türk okulları beş-on yıldır Türkiyenin dünyadaki markalarından biri. Ancak bilebildiğim kadarıyla Olimpiyatlar üzerine yapılmış tek bir çalışma yok. Sevenler sadece sevmekle kalıyor, yerenler de sadece yermekle. Oysa aklın, bilimin önde olduğu söylenen üniversitelerde bu konuda en az birkaç akademik çalışma yapılmalı değil mi? İşte Türkçe Olimpiyatlarını anlamak için yapılacak çalışmalardan sadece birkaçı:Dünyanın pek çok yerindeki insanların neden Türkçe öğrendiği, çalışılabilecek bir konu. Dilleri, dinleri, ekonomik arka planları, Türkiyeyle bağları hiçbir şekilde birbirine benzemeyen pek çok ülkede öğrenciler, Türk okulları aracılığıyla Türkçe öğreniyor. İnsanlar hangi beklentilerle, hangi motivasyonlarla Türkçe öğreniyor, öğrenme süreçleri hangi aşamalarla ve materyallerle olgunlaşıyor?Türkçe Olimpiyatları sadece Türk olmayanlar için değil, belki de onlardan daha fazla Türkler için bir fenomendir. Türkler, Türkçe Olimpiyatları aracılığıyla yeni ufuklar keşfediyor, bazı konulardaki duruşlarını sorguluyor. Pek çok insan Olimpiyatlar aracılığıyla toplumsal arkaplanı ya da eğitim seviyesi yönüyle dinlemeyeceği şiiri ya da şarkıyı dinliyor. Acaba geniş kitleler Olimpiyatlar aracılığıyla Nazım Hikmetten Mehmet Akife kadar pek çok ismin bu toprakların ortak değerleri olduğunu mu fark ediyor?Türkçe Olimpiyatları kanon oluşturuyor. Sanat ya da edebiyat sosyolojisi açısından mutlaka çalışılması gereken bir konu bu. Daha önce kıyıda köşede kalmış, meraklısının dışında çok kimsenin bilmediği pek çok şarkı, türkü veya şiir, Olimpiyatlar sayesinde geniş kitlelerce tanınıyor, seviliyor. Bu konuda herhangi bir veriye dayanmadan söylenebilecek iki örnek Osman Sarının Önden Giden Atlılar ve Bahattin Karakoçun Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman adlı şiirleri. Her iki şiir de Olimpiyatlarla geniş kitlelerce tanındı ve sevildi. Bu sürecin nasıl işlediği, hangi saiklerle kitlenin bu şiirleri benimsediği ilginç bir çalışma konusu olabilir.Olimpiyatların kanon oluşturma süreci sadece şarkı, türkü ve şiirler için geçerli değil. Aynı süreç estetik, yerellik ve şive gibi konularda da geçerli. Türkçe Olimpiyatları bize güzelliğe sadece Batı patikalarından gidilmeyeceğini, bizim kendi yollarımızdan da güzelliğe ulaşılabileceğini gösterdi. Karadeniz kıyafetlerinin insana bu kadar yakıştığını, efe kıyafetlerinin gücü ve zerafeti bu kadar güzel birleştirdiğini ve temsil ettiğini Olimpiyatlarda gördük. Kadın ve erkek kıyafetlerinin işlevsel ve estetik olabileceğini Olimpiyatlardaki halk oyunları ekiplerinin kıyafetleri bize gösterdi. Olimpiyatların estetik algılarımızı nasıl etkilediği ya da değiştirdiği ilginç bir çalışma konusu olabilir.Togolu bir öğrenciden Urfa türküsü dinlerken ağlayan, Brezilyalı çocuktan Ordunun Derelerini dinlerken kendinden geçen Türk insanı acaba nasıl bir psikolojiyi yaşıyor? Bu psikoloji yıllardır ezilmişliğin, bu halktan ve değerlerinden bir şey olamayacağı duygusunun sembolik de olsa yok oluşunun psikolojisi midir? İnsanların kendilerinin bile dinlemekten, söylemekten utandığı ama aslında toplumsal bilinçaltının bir parçası olan ürünler bir başkasının ağzında bizi şaşırtıyor ve sevindiriyor mu?Olimpiyatlarda gözden kaçan ama kitleyi ciddi anlamda etkileyen bi
Zaman
Yorum
28.06.2014
TürkçeOlimpiyatlarıüzerineolmayanakademikçalışmalarTürkçe Olimpiyatları üzerine olmayan akademik çalışmalar
Türkçe Olimpiyatları üzerine olmayan akademik çalışmalar...
Zaman
22.06.2014
02:06
Ünlü şair Abdülhak Hamit, eşi Fatma Hanımla Hindistana gider. Fatma Hanım, Hindistanda hastalanır. İstanbula dönmeye karar verirler. Fatma Hanım gemide fenalaşır.Hamit, “Eyvah ne yer, ne yâr kaldı / Gönlüm dolu âh ü zâr kaldı” mısralarıyla başlayan Makber adlı eserinde, bu durumdaki eşini şöyle anlatır: “Kaldım mı demişti yolda bir gün / Hindistanın denizlerinde.” Birkaç haftadır Türkçe Olimpiyatlarıyla ilgili yazılanlara, söylenenlere bakıyorum. Cesur bir avuç insanın dışında kimsecikler yok. Olimpiyat törenlerinde sahneye çıkmak için sıraya girenler ortalarda görünmüyor. İnsan, “kaldık mı şimdi siyasetin vahşi denizlerinde” demek istiyor. Ancak İbrahim Hakkının yürek ferahlatıcı “Hak şerleri hayreyler”i imdada yetişiyor.Türkçe Olimpiyatları, ülkemizde olmasa da yapıldı. Çoğunun ütopyasında bile olmayan bir kardeşlik mikro planda ve kısa süreliğine de olsa Olimpiyatlarda gerçekleşiyor. İşin duygusal tarafı bir yana, sadece aklımızla baktığımız zaman bile devasa şeyler oluyor. Binlerce aile, uzaktan bir felaketler ülkesi gibi görünen Türkiyeden insanlara çocuklarını teslim ediyor, bu çocuklar başka ülkelere gidiyor ve günlerce kalıyor.Normal bir ülkede Olimpiyatlar üzerine onlarca akademik çalışma yapılır. Nasıl başladığı, organizasyon süreci, ülkelerdeki algı, seçilen eserler, öğrencilerin birbirine bakışı gibi konularda pek çok yazı yayımlanır. Olimpiyatlarla ilgili tezler, antitezler ortaya konur. Bu çalışmaların, Olimpiyatları öven, olumlayan çalışmalar olması şart değil. Olimpiyatlar ve Olimpiyatların gerçekleşmesini sağlayan Türk okulları beş-on yıldır Türkiyenin dünyadaki markalarından biri. Ancak bilebildiğim kadarıyla Olimpiyatlar üzerine yapılmış tek bir çalışma yok. Sevenler sadece sevmekle kalıyor, yerenler de sadece yermekle. Oysa aklın, bilimin önde olduğu söylenen üniversitelerde bu konuda en az birkaç akademik çalışma yapılmalı değil mi? İşte Türkçe Olimpiyatlarını anlamak için yapılacak çalışmalardan sadece birkaçı:Dünyanın pek çok yerindeki insanların neden Türkçe öğrendiği, çalışılabilecek bir konu. Dilleri, dinleri, ekonomik arka planları, Türkiyeyle bağları hiçbir şekilde birbirine benzemeyen pek çok ülkede öğrenciler, Türk okulları aracılığıyla Türkçe öğreniyor. İnsanlar hangi beklentilerle, hangi motivasyonlarla Türkçe öğreniyor, öğrenme süreçleri hangi aşamalarla ve materyallerle olgunlaşıyor?Türkçe Olimpiyatları sadece Türk olmayanlar için değil, belki de onlardan daha fazla Türkler için bir fenomendir. Türkler, Türkçe Olimpiyatları aracılığıyla yeni ufuklar keşfediyor, bazı konulardaki duruşlarını sorguluyor. Pek çok insan Olimpiyatlar aracılığıyla toplumsal arkaplanı ya da eğitim seviyesi yönüyle dinlemeyeceği şiiri ya da şarkıyı dinliyor. Acaba geniş kitleler Olimpiyatlar aracılığıyla Nazım Hikmetten Mehmet Akife kadar pek çok ismin bu toprakların ortak değerleri olduğunu mu fark ediyor?Türkçe Olimpiyatları kanon oluşturuyor. Sanat ya da edebiyat sosyolojisi açısından mutlaka çalışılması gereken bir konu bu. Daha önce kıyıda köşede kalmış, meraklısının dışında çok kimsenin bilmediği pek çok şarkı, türkü veya şiir, Olimpiyatlar sayesinde geniş kitlelerce tanınıyor, seviliyor. Bu konuda herhangi bir veriye dayanmadan söylenebilecek iki örnek Osman Sarının Önden Giden Atlılar ve Bahattin Karakoçun Ihlamurlar Çiçek Açtığı Zaman adlı şiirleri. Her iki şiir de Olimpiyatlarla geniş kitlelerce tanındı ve sevildi. Bu sürecin nasıl işlediği, hangi saiklerle kitlenin bu şiirleri benimsediği ilginç bir çalışma konusu olabilir.Olimpiyatların kanon oluşturma süreci sadece şarkı, türkü ve şiirler için geçerli değil. Aynı süreç estetik, yerellik ve şive gibi konularda da geçerli. Türkçe Olimpiyatları bize güzelliğe sadece Batı patikalarından gidilmeyeceğini, bizim kendi yollarımızdan da güzelliğe ulaşılabileceğini gösterdi. Karadeniz kıyafetlerinin insana bu kadar yakıştığını, efe kıyafetlerinin gücü ve zerafeti bu kadar güzel birleştirdiğini ve temsil ettiğini Olimpiyatlarda gördük. Kadın ve erkek kıyafetlerinin işlevsel ve estetik olabileceğini Olimpiyatlardaki halk oyunları ekiplerinin kıyafetleri bize gösterdi. Olimpiyatların estetik algılarımızı nasıl etkilediği ya da değiştirdiği ilginç bir çalışma konusu olabilir.Togolu bir öğrenciden Urfa türküsü dinlerken ağlayan, Brezilyalı çocuktan Ordunun Derelerini dinlerken kendinden geçen Türk insanı acaba nasıl bir psikolojiyi yaşıyor? Bu psikoloji yıllardır ezilmişliğin, bu halktan ve değerlerinden bir şey olamayacağı duygusunun sembolik de olsa yok oluşunun psikolojisi midir? İnsanların kendilerinin bile dinlemekten, söylemekten utandığı ama aslında toplumsal bilinçaltının bir parçası olan ürünler bir başkasının ağzında bizi şaşırtıyor ve sevindiriyor mu?Olimpiyatlarda gözden kaçan ama kitleyi ciddi anlamda etkileyen bi
Zaman
Yorum
22.06.2014
TürkçeOlimpiyatlarıüzerineolmayanakademikçalışmalarTürkçe Olimpiyatları üzerine olmayan akademik çalışmalar
The Telegraph Direktörü, +1T'de: İngiliz basını Lady Diana'nın ölümünde suçluluk duyuyor
Zaman
18.06.2014
02:02
Artı 1T Tasarım Günleri’nin konuklarından The Telegraph Gazetesi Kreatif Direktörü Jon Hill, İngiliz basınına dair tespitlerde bulundu. Basının Lady Diana’nın yaşadıklarından zarar gördüğüne değinen Hill, “Editörler onun ölümünde rol oynadıklarını düşündükleri için suçluluk hissediyorlar.” dedi.Zaman Gazetesi’nin geleneksel hale getirdiği Artı 1T Gazete Tasarım Günleri, bu yıl da kapılarını genç tasarımcılara açtı. Dünyadan ve Türkiye’den birçok ünlü tasarımcı, fotoğrafçı ve gazetecinin eğitim vereceği 450 genç dün dersbaşı yaptı. Tasarım Günleri’nin ilk gün konukları arasında yer alan The Telegraph Gazetesi Kreatif Direktörü Jon Hill, İngiliz basınına dair ilginç tespitlerde bulundu. Basılı gazetelerin artık hediyelik eşya gibi değeri olduğunu söyleyen Hill, “İnsanlar bunları saklamak istiyorlar. The Times dergisinin 2012 eki ve Prens William’ın Kraliyet düğününü anlatmak için hazırladığımız bütün ekleri satın almışlardı. Çünkü ilerde bunları çocukları ve torunları için saklamak istiyorlar.” dedi. Hill, Prenses Diana’nın ölümüyle ilgili de bir itirafta bulundu: “İngiliz basını Lady Diana’nın yaşadıklarından çok zarar gördü. Editörler onun ölümünde bir rol oynadıklarını düşündükleri için suçluluk hissediyorlar.”Artı 1T Tasarım Günleri’nin açılış konuşmasını Zaman Gazetesi Görsel Sanatlar Yayın Yönetmeni Fevzi Yazıcı yaptı. Türkiye’nin geleceğini inşa eden insanların işini iyi yapıp katma değer üretebilmesi gerektiğinin altını çizen Yazıcı, “Bu nedenle genç beyinlerin söyledikleri bizim için önemli.” ifadelerini kullandı. Sunumunda gazete tasarımının sayfa düzeninin ötesinde olduğunu vurgulayan Yazıcı, tasarım için fotoğraf, infografik ve tipografi gibi farklı öğelerin sayfada kullanımından örnekler sundu. Ardından ünlü belgesel fotoğrafçısı Andrea Bruce gençlerle buluştu. Irak, Afganistan ve Kırgızistan gibi dünyanın farklı yerlerinde görev yapan başarılı fotoğrafçı, özellikle savaş bölgelerinde tanık olduğu hikayeleri anlattı. Yakın zamanda Suriye’de de çalışmalar yapan Bruce, önemli olanın denizaşırı ülkelerde yaşananlara ayna tutmak olduğunu söyleyen Bruce, “Irak savaşındaki askerlerin, halkın düşüncelerini hissettirmeye çalıştım. Amerika’daki insanların Iraklıları anlaması için günlük hayattan benzer fotoğraflar çektim.” diye konuştu. The Telegraph Gazetesi Kreatif Direktörü Jon Hill, Basılı Gazete ve Dijital Gazete başlıklı konuşmasında genç tasarımcılara yol gösterdi. Tasarıma nasıl başladığını anlatan Hill, “Haber tasarımcısı olmak için harika bir zamandayız.” yorumunu yaptı. Gelişen teknoloji ile birlikte yayın dünyasının olanaklarının genişlediğini ifade eden Hill, ayrıca tasarımcı olmak isteyenlere risk almalarını ve cesur olmalarını önerdi. Tasarıma verdiği öncelik nedeniyle Zaman Gazetesi’ni tebrik eden Hill ayrıca, “Zaman Gazetesi çok dinamik bir gazete. Dünya genelinde başarılı isimleri getirip sizlerle buluşturmaları çok önemli. Onların yaptığını İngiltere’deki gazeteler bile yapmadı.” diye konuştu.Atölye çalışmaları, yarışmalar vebelgesellerle dolu bir haftaDünyaca ünlü tasarımcıların ve Türkiye’nin önde gelen gazetecilerinin seminerleri ile 8 gün boyunca devam edecek program, bu yıl yaklaşık 450 tasarımcı adayını ustalarla buluşturuyor. Tasarım Günleri’nde derslerin yanı sıra atölye çalışmaları, söyleşiler, portfolyo değerlendirme ve belgeseller de yer alacak. Ayrıca tasarıma gönül veren katılımcıları 3 farklı yarışma bekliyor. Atölye çalışmalarının sonucunda yapılan en iyi 3 tasarım ödüllendirilecek. +1T’ye dair en iyi fotoğrafı ve şehrin farklı yerlerinde gençlerin özgürlük anlarını yansıtan en iyi fotoğraf sahiplerine ödülleri verilecek. 24 Haziran günü düzenlenecek ödül töreninde katılımcılara sertifikaları ve ödülleri takdim edilecek.
Zaman
Güncel
18.06.2014
TheTelegraphDirektörü+1TdeİngilizbasınıLadyDiananınölümündesuçlulukduyuyorThe Telegraph Direktörü +1Tde İngiliz basını Lady Diananın ölümünde suçluluk duyuyor
The Telegraph Direktörü, +1T'de: İngiliz basını Lady Diana'nın ölümünde suçluluk duyuyor
Zaman
18.06.2014
02:02
Artı 1T Tasarım Günleri’nin konuklarından The Telegraph Gazetesi Kreatif Direktörü Jon Hill, İngiliz basınına dair tespitlerde bulundu. Basının Lady Diana’nın yaşadıklarından zarar gördüğüne değinen Hill, “Editörler onun ölümünde rol oynadıklarını düşündükleri için suçluluk hissediyorlar.” dedi.Zaman Gazetesi’nin geleneksel hale getirdiği Artı 1T Gazete Tasarım Günleri, bu yıl da kapılarını genç tasarımcılara açtı. Dünyadan ve Türkiye’den birçok ünlü tasarımcı, fotoğrafçı ve gazetecinin eğitim vereceği 450 genç dün dersbaşı yaptı. Tasarım Günleri’nin ilk gün konukları arasında yer alan The Telegraph Gazetesi Kreatif Direktörü Jon Hill, İngiliz basınına dair ilginç tespitlerde bulundu. Basılı gazetelerin artık hediyelik eşya gibi değeri olduğunu söyleyen Hill, “İnsanlar bunları saklamak istiyorlar. The Times dergisinin 2012 eki ve Prens William’ın Kraliyet düğününü anlatmak için hazırladığımız bütün ekleri satın almışlardı. Çünkü ilerde bunları çocukları ve torunları için saklamak istiyorlar.” dedi. Hill, Prenses Diana’nın ölümüyle ilgili de bir itirafta bulundu: “İngiliz basını Lady Diana’nın yaşadıklarından çok zarar gördü. Editörler onun ölümünde bir rol oynadıklarını düşündükleri için suçluluk hissediyorlar.”Artı 1T Tasarım Günleri’nin açılış konuşmasını Zaman Gazetesi Görsel Sanatlar Yayın Yönetmeni Fevzi Yazıcı yaptı. Türkiye’nin geleceğini inşa eden insanların işini iyi yapıp katma değer üretebilmesi gerektiğinin altını çizen Yazıcı, “Bu nedenle genç beyinlerin söyledikleri bizim için önemli.” ifadelerini kullandı. Sunumunda gazete tasarımının sayfa düzeninin ötesinde olduğunu vurgulayan Yazıcı, tasarım için fotoğraf, infografik ve tipografi gibi farklı öğelerin sayfada kullanımından örnekler sundu. Ardından ünlü belgesel fotoğrafçısı Andrea Bruce gençlerle buluştu. Irak, Afganistan ve Kırgızistan gibi dünyanın farklı yerlerinde görev yapan başarılı fotoğrafçı, özellikle savaş bölgelerinde tanık olduğu hikayeleri anlattı. Yakın zamanda Suriye’de de çalışmalar yapan Bruce, önemli olanın denizaşırı ülkelerde yaşananlara ayna tutmak olduğunu söyleyen Bruce, “Irak savaşındaki askerlerin, halkın düşüncelerini hissettirmeye çalıştım. Amerika’daki insanların Iraklıları anlaması için günlük hayattan benzer fotoğraflar çektim.” diye konuştu. The Telegraph Gazetesi Kreatif Direktörü Jon Hill, Basılı Gazete ve Dijital Gazete başlıklı konuşmasında genç tasarımcılara yol gösterdi. Tasarıma nasıl başladığını anlatan Hill, “Haber tasarımcısı olmak için harika bir zamandayız.” yorumunu yaptı. Gelişen teknoloji ile birlikte yayın dünyasının olanaklarının genişlediğini ifade eden Hill, ayrıca tasarımcı olmak isteyenlere risk almalarını ve cesur olmalarını önerdi. Tasarıma verdiği öncelik nedeniyle Zaman Gazetesi’ni tebrik eden Hill ayrıca, “Zaman Gazetesi çok dinamik bir gazete. Dünya genelinde başarılı isimleri getirip sizlerle buluşturmaları çok önemli. Onların yaptığını İngiltere’deki gazeteler bile yapmadı.” diye konuştu.Atölye çalışmaları, yarışmalar vebelgesellerle dolu bir haftaDünyaca ünlü tasarımcıların ve Türkiye’nin önde gelen gazetecilerinin seminerleri ile 8 gün boyunca devam edecek program, bu yıl yaklaşık 450 tasarımcı adayını ustalarla buluşturuyor. Tasarım Günleri’nde derslerin yanı sıra atölye çalışmaları, söyleşiler, portfolyo değerlendirme ve belgeseller de yer alacak. Ayrıca tasarıma gönül veren katılımcıları 3 farklı yarışma bekliyor. Atölye çalışmalarının sonucunda yapılan en iyi 3 tasarım ödüllendirilecek. +1T’ye dair en iyi fotoğrafı ve şehrin farklı yerlerinde gençlerin özgürlük anlarını yansıtan en iyi fotoğraf sahiplerine ödülleri verilecek. 24 Haziran günü düzenlenecek ödül töreninde katılımcılara sertifikaları ve ödülleri takdim edilecek.
Zaman
Ana Sayfa
18.06.2014
TheTelegraphDirektörü+1TdeİngilizbasınıLadyDiananınölümündesuçlulukduyuyorThe Telegraph Direktörü +1Tde İngiliz basını Lady Diananın ölümünde suçluluk duyuyor
Uçarken fişleneceğiz!
Zaman
08.06.2014
03:58
Havalimanları 24 saat denetim altında. Güvenliğin yetersiz kalacağı düşünüldü ki, şimdi ‘fişleme modeli’ geliştirildi.Uçuş emniyetinin en üst seviyeye çıkarılması amacıyla yürütülen çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Bu kapsamda terör saldırılarının engellenmesine yönelik uygulamalarla havalimanları ve uçaklar da, son teknolojik güvenlik sistemleriyle donatılıyor. Özellikle uçağa bininceye kadar geçen sürede, havalimanlarının hemen her yeri, polis ve özel güvenlik birimlerinin yanı sıra kameralarla da, 24 saat süreyle izleniyor. Ancak tüm bunlara rağmen güvenlik konusunda yaşanabilecek zafiyetin en aza indirilmesi düşünülüyor olacak ki, şimdi de ‘fişleme modeli’ geliştiriliyor. İşin ilginç tarafı, kısa süre sonra havayolu şirketleri aracılığıyla yapılacak fişlemeler resmi anlaşmaya dayandırılarak uygulanacak.İlk aşama Smart SecurityUçak yolcularının fişlenmesiyle ilgili çalışma, iki koldan yürütülüyor. Hollanda’da yaklaşık iki ay önce bir araya gelen sektör temsilcileri, güvenlik zafiyetinin en aza indirilmesi amacıyla çeşitli öneriler sunmuştu. Teklifler arasından ‘Smart Security’ adı verilen ‘Akıllı Güvenlik’ sistemine geçilmesi benimsendi. İlk uygulamanın bu ay Hollanda ve İngiltere’de başlatılması kararı alınırken, yolcuların ‘3 kategoriye’ ayrılarak uçağa bininceye kadar izlenmesi istendi.Uygulamayla başlayacak havalimanlarındaki takibat, check-in yani bilet ve bagaj işlemi yapılırken verilen boarding kartındaki barkod sistemiyle gerçekleştirilecek. Bilgisayar destekli dijital verilerle çalışacak sistem, akıllı telefonlarla entegre edilerek yolcuların her anını izlemeye alacak. Check-in kontuarındaki görevliler, bagajını teslim eden yolculara 20’ye yakın özel soru yöneltecek. Böylece profil çalışması yapacak görevliler, yolcuları verdiği cevaplara göre, ‘Normal, Şüpheli ve Riskli’ kategorisine ayıracak. Yolcular, check-in sırasında bording kartlarına işlenen bilgi notuna göre, pasaport kontrolünde, x-ray güvenlik geçişlerinde ve uçağa son biniş noktalarında daha titiz şekilde aranacak. Hakkında, ‘şüpheli ve riskli’ bilgisi verilenler başta pasaport kontrolü olmak üzere tüm güvenlik noktalarında detaylı şekilde denetlenecek.Fişlemeye yasal kılıf bulunduProjenin ikinci ve en önemli aşamasıyla yapılacak fişlemeye, yasal zemin oluşturulacak. Bu amaçla ABD ve Avrupa Komisyonu’na üye ülkeler, konuyu karara bağlamak üzere toplanacak. Türkiye’nin de yer alacağı ve bu ay gerçekleşecek görüşmelerde proje benimsenirse, anlaşma imzalanacak. Böylece yolcuların, uçuş öncesi özel hazırlanan sorulara vereceği cevaplarla kişisel bilgileri anlaşmaya imza atan ülkelere gönderilecek. Araştırma sonucu riskli görülen yolcular uçağa alınmayacak. Şu anda ABD, Kanada, İngiltere ve İsrail gibi ülkelerin ‘isteği üzerine gerçekleştirilen’ ekstra özel güvenlik uygulaması, anlaşmaya varılması halinde resmiyete kavuşarak en kısa sürede tüm uçuşlarda gerçekleştirilecek.Qatar, uçuş merkezini değiştirdiİstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı ile Doha arasında haftanın dört günü seferlere başlayan Qatar Airways, tüm uçuşlarını Hamad Uluslararası Havalimanı’na taşıdı. Bu değişiklik, yolcuların dünyanın en yeni uluslararası geçiş noktasında sunduğu beş yıldızlı hizmetin tadını çıkarmasını sağlayacak. Şirket CEO’su Akbar Al Baker, uzun süredir hazırlandıkları değişikliğin yeni bir başlangıcı müjdelediğine dikkat çekerek, “Burası, yolcuların ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılayabileceğimiz, her yönüyle yepyeni bir tasarıma sahip birinci sınıf merkezimiz olacak.” dedi.Delta, İstanbul uçuşlarına başladıAmerikan havayolu şirketi Delta, İstanbul ile New York arasında direkt uçuşlara başladı. İstanbul Atatürk Havalimanı ile New York JFK Havalimanı arasında gerçekleşecek seferler her gün düzenlenecek. Uçuşlar, business-elite sınıfında tam yatan ve öne bakan koltuklu uçaklarla yapılacak.
Zaman
En Çok Okunan
08.06.2014
UçarkenfişleneceğizUçarken fişleneceğiz
Uçarken fişleneceğiz!
Zaman
08.06.2014
02:02
Havalimanları 24 saat denetim altında. Güvenliğin yetersiz kalacağı düşünüldü ki, şimdi ‘fişleme modeli’ geliştirildi.Uçuş emniyetinin en üst seviyeye çıkarılması amacıyla yürütülen çalışmalar tüm hızıyla devam ediyor. Bu kapsamda terör saldırılarının engellenmesine yönelik uygulamalarla havalimanları ve uçaklar da, son teknolojik güvenlik sistemleriyle donatılıyor. Özellikle uçağa bininceye kadar geçen sürede, havalimanlarının hemen her yeri, polis ve özel güvenlik birimlerinin yanı sıra kameralarla da, 24 saat süreyle izleniyor. Ancak tüm bunlara rağmen güvenlik konusunda yaşanabilecek zafiyetin en aza indirilmesi düşünülüyor olacak ki, şimdi de ‘fişleme modeli’ geliştiriliyor. İşin ilginç tarafı, kısa süre sonra havayolu şirketleri aracılığıyla yapılacak fişlemeler resmi anlaşmaya dayandırılarak uygulanacak.İlk aşama Smart SecurityUçak yolcularının fişlenmesiyle ilgili çalışma, iki koldan yürütülüyor. Hollanda’da yaklaşık iki ay önce bir araya gelen sektör temsilcileri, güvenlik zafiyetinin en aza indirilmesi amacıyla çeşitli öneriler sunmuştu. Teklifler arasından ‘Smart Security’ adı verilen ‘Akıllı Güvenlik’ sistemine geçilmesi benimsendi. İlk uygulamanın bu ay Hollanda ve İngiltere’de başlatılması kararı alınırken, yolcuların ‘3 kategoriye’ ayrılarak uçağa bininceye kadar izlenmesi istendi.Uygulamayla başlayacak havalimanlarındaki takibat, check-in yani bilet ve bagaj işlemi yapılırken verilen boarding kartındaki barkod sistemiyle gerçekleştirilecek. Bilgisayar destekli dijital verilerle çalışacak sistem, akıllı telefonlarla entegre edilerek yolcuların her anını izlemeye alacak. Check-in kontuarındaki görevliler, bagajını teslim eden yolculara 20’ye yakın özel soru yöneltecek. Böylece profil çalışması yapacak görevliler, yolcuları verdiği cevaplara göre, ‘Normal, Şüpheli ve Riskli’ kategorisine ayıracak. Yolcular, check-in sırasında bording kartlarına işlenen bilgi notuna göre, pasaport kontrolünde, x-ray güvenlik geçişlerinde ve uçağa son biniş noktalarında daha titiz şekilde aranacak. Hakkında, ‘şüpheli ve riskli’ bilgisi verilenler başta pasaport kontrolü olmak üzere tüm güvenlik noktalarında detaylı şekilde denetlenecek.Fişlemeye yasal kılıf bulunduProjenin ikinci ve en önemli aşamasıyla yapılacak fişlemeye, yasal zemin oluşturulacak. Bu amaçla ABD ve Avrupa Komisyonu’na üye ülkeler, konuyu karara bağlamak üzere toplanacak. Türkiye’nin de yer alacağı ve bu ay gerçekleşecek görüşmelerde proje benimsenirse, anlaşma imzalanacak. Böylece yolcuların, uçuş öncesi özel hazırlanan sorulara vereceği cevaplarla kişisel bilgileri anlaşmaya imza atan ülkelere gönderilecek. Araştırma sonucu riskli görülen yolcular uçağa alınmayacak. Şu anda ABD, Kanada, İngiltere ve İsrail gibi ülkelerin ‘isteği üzerine gerçekleştirilen’ ekstra özel güvenlik uygulaması, anlaşmaya varılması halinde resmiyete kavuşarak en kısa sürede tüm uçuşlarda gerçekleştirilecek.Qatar, uçuş merkezini değiştirdiİstanbul Sabiha Gökçen Havalimanı ile Doha arasında haftanın dört günü seferlere başlayan Qatar Airways, tüm uçuşlarını Hamad Uluslararası Havalimanı’na taşıdı. Bu değişiklik, yolcuların dünyanın en yeni uluslararası geçiş noktasında sunduğu beş yıldızlı hizmetin tadını çıkarmasını sağlayacak. Şirket CEO’su Akbar Al Baker, uzun süredir hazırlandıkları değişikliğin yeni bir başlangıcı müjdelediğine dikkat çekerek, “Burası, yolcuların ihtiyaçlarını ve beklentilerini karşılayabileceğimiz, her yönüyle yepyeni bir tasarıma sahip birinci sınıf merkezimiz olacak.” dedi.Delta, İstanbul uçuşlarına başladıAmerikan havayolu şirketi Delta, İstanbul ile New York arasında direkt uçuşlara başladı. İstanbul Atatürk Havalimanı ile New York JFK Havalimanı arasında gerçekleşecek seferler her gün düzenlenecek. Uçuşlar, business-elite sınıfında tam yatan ve öne bakan koltuklu uçaklarla yapılacak.
Zaman
Ana Sayfa
08.06.2014
UçarkenfişleneceğizUçarken fişleneceğiz
THY’de skandal; yakıt yok diye CHP liderini 3 saat beklettiler
Zaman
30.05.2014
02:01
THY’nin İstanbul-Ankara seferini yapacak uçağının önce hava trafiği, ardından da ‘yakıt yok’ iddiasıyla yaklaşık 3 saat rötar yapması siyasî krize neden oldu. Uçakta bulunan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve parti yöneticileri, olayda kasıt olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, rötar nedeniyle bütün programlarını iptal etmek zorunda kaldı.HABİB GÜLER ANKARA-İstanbul Atatürk Havalimanı, dün ilginç bir siyasi krize ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanlığı seçimi için sivil toplum kuruluşlarıyla görüşme turları çerçevesinde İstanbul’daki temaslarını tamamlayarak Ankara’ya dönüşe geçen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 13.50’de hareket etmesi gereken THY uçağında yaklaşık 3 saat mahsur kaldı. THY yetkilileri, Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyete uçağın kalkmamasıyla ilgili önce ‘trafik yoğunluğu var’, daha sonra da ‘yakıtımız bitti’ şeklinde savunma yaptı. Uçakta bulunan CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, “Önce hava trafiğini gerekçe göstererek bizi beklettiler. Daha sonra uçak personeli ‘yakıtımız bitti’ dedi. Yaşananlar tam bir rezalet. Bu olayda kasıt arıyoruz. Son derece ciddiyetsiz bir tavır var. Vatandaşlar muhatap bulamadıkları için bizden bilgi almaya çalışıyorlar. Gecikme nedeniyle Finlandiya meclis başkanı ile randevumuzu iki kez ertelemek zorunda kaldık. MYK toplantısını iptal ettik.” dedi. THY: RÖTARIN SEBEBİ TERS RÜZGâRTHY yetkilileri de gecikmeyi doğruladı. Rötarın sebebinin ‘ters rüzgar’ olduğu açıklandı. Yetkililer, “TK-2154 sefer sayılı İstanbul’dan Ankara’ya gidecek olan uçak saat tam 14.10’da kapısını kapatarak pist başına hareket etti. Burada sırada beklerken, çıkan ters rüzgar nedeniyle uçak diğer piste yöneldi. Bu arada geçen süre içinde uçağın yakıtı da azalınca, bu kez uçak park sahasına geçerek yakıt ikmali yaptı. Tekrar sıraya giren Ankara uçağının yaklaşık bu hareketin ve beklemenin süresi 2 saat kadar devam etti.” ifadelerini kullandı. Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) yetkilileri ise, olayla ilgili olarak, “THY uçağı pist başına gitmek için bekleme süresinde, pilot kendi isteği ile geri dönmek istedi. Bu sırada yerde çok trafik vardı. Kalkış ve iniş pistleri açıktı, ancak bir ara pist değişimi yapıldı.” açıklamasında bulundu.Abdullah Gül, gündemimizde yokCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘tarafsızlığını büyük ölçüde yitirdiğini’ belirttiği Cumhurbaşkanı Abbullah Gül’ün ‘çatı aday’ olarak gündemlerinde olmadığını söyledi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı turları çerçevesinde dün önce Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’ni (MÜSİAD) ardından da Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nu (TUSKON) ziyaret etti. İlk görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, Köşk adaylarını belirlerken sivil toplum kuruluşlarının düşüncelerini öğrenmek istediklerini anlattı. CHP lideri, “Onlar nasıl bir cumhurbaşkanı profili görmek istiyor, düşüncelerini almak istedik. Bu vesile ile geldik.” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı adayları konusunda da konuşan Kılıçdaroğlu, “Birden fazla aday var. Daha doğrusu aday olmak isteyenler var. Toplumun her kesiminin onay verebileceği bir cumhurbaşkanı adayı belirlemek istiyoruz. İsimler bazında herhangi bir tartışma yapmadık. Yapmayı da doğru bulmuyoruz.” dedi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sonraki durağı TUSKON oldu. Basına kapalı görüşmenin ardından Kılıçdaroğlu’na, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çatı aday konusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ismini gündeme getirdiği yönündeki iddialar soruldu. Gazetecilerin, “CHP, Abdullah Gül’ün çatı adaylığı konusuna nasıl bakıyor?” sorusu üzerine, “Sayın Bahçeli, bu konuda böyle bir düşüncesinin olmadığını, böyle bir konuşmasının olmadığını ifade etti. Dolayısıyla yorum yapmak söz konusu değil. Ayrıca Sayın Gül, Danıştay toplantısından sonra tarafsızlığını büyük ölçüde yitirdiğini ortaya koydu. Bizim gündemimizde Sayın Gül yok, bunu da açık yüreklilikle ifade ederim.” dedi. Bu arada, ilk turu 10 Ağus-tos’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminin aday belirleme çalışmaları için muhalefet cephesinde çalışmalar devam ederken, bu konudaki en kritik randevulardan biri bugün gerçekleşecek. ‘Çatı aday’ formülünü ortaya attıktan sonra siyasi tura çıkan MHP lideri Devlet Bahçeli, bugün Kılıçdaroğlu’nun kapısını çalacak. İki partinin kurmaylarının da katılması beklenen görüşmede, cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili değerlendirmeler yapılacak; seçim stratejisi ve adaylık konusunda görüş alışverişinde bulunulacak. ÖNER YİĞİT İSTANBUL
Zaman
Politika
30.05.2014
THY’de/">THY’deskandal;yakıtyokdiyeCHPliderini3saatbeklettilerTHY’de-skandal;-yakıt-yok-diye-CHP-liderini-3-saat-beklettiler/">THY’de skandal; yakıt yok diye CHP liderini 3 saat beklettiler
THY’de skandal; yakıt yok diye CHP liderini 3 saat beklettiler
Zaman
30.05.2014
02:01
THY’nin İstanbul-Ankara seferini yapacak uçağının önce hava trafiği, ardından da ‘yakıt yok’ iddiasıyla yaklaşık 3 saat rötar yapması siyasî krize neden oldu. Uçakta bulunan CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu ve parti yöneticileri, olayda kasıt olduğunu savundu. Kılıçdaroğlu, rötar nedeniyle bütün programlarını iptal etmek zorunda kaldı.HABİB GÜLER ANKARA-İstanbul Atatürk Havalimanı, dün ilginç bir siyasi krize ev sahipliği yaptı. Cumhurbaşkanlığı seçimi için sivil toplum kuruluşlarıyla görüşme turları çerçevesinde İstanbul’daki temaslarını tamamlayarak Ankara’ya dönüşe geçen CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, 13.50’de hareket etmesi gereken THY uçağında yaklaşık 3 saat mahsur kaldı. THY yetkilileri, Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyete uçağın kalkmamasıyla ilgili önce ‘trafik yoğunluğu var’, daha sonra da ‘yakıtımız bitti’ şeklinde savunma yaptı. Uçakta bulunan CHP Genel Sekreteri Gürsel Tekin, “Önce hava trafiğini gerekçe göstererek bizi beklettiler. Daha sonra uçak personeli ‘yakıtımız bitti’ dedi. Yaşananlar tam bir rezalet. Bu olayda kasıt arıyoruz. Son derece ciddiyetsiz bir tavır var. Vatandaşlar muhatap bulamadıkları için bizden bilgi almaya çalışıyorlar. Gecikme nedeniyle Finlandiya meclis başkanı ile randevumuzu iki kez ertelemek zorunda kaldık. MYK toplantısını iptal ettik.” dedi. THY: RÖTARIN SEBEBİ TERS RÜZGâRTHY yetkilileri de gecikmeyi doğruladı. Rötarın sebebinin ‘ters rüzgar’ olduğu açıklandı. Yetkililer, “TK-2154 sefer sayılı İstanbul’dan Ankara’ya gidecek olan uçak saat tam 14.10’da kapısını kapatarak pist başına hareket etti. Burada sırada beklerken, çıkan ters rüzgar nedeniyle uçak diğer piste yöneldi. Bu arada geçen süre içinde uçağın yakıtı da azalınca, bu kez uçak park sahasına geçerek yakıt ikmali yaptı. Tekrar sıraya giren Ankara uçağının yaklaşık bu hareketin ve beklemenin süresi 2 saat kadar devam etti.” ifadelerini kullandı. Devlet Hava Meydanları İşletmesi (DHMİ) yetkilileri ise, olayla ilgili olarak, “THY uçağı pist başına gitmek için bekleme süresinde, pilot kendi isteği ile geri dönmek istedi. Bu sırada yerde çok trafik vardı. Kalkış ve iniş pistleri açıktı, ancak bir ara pist değişimi yapıldı.” açıklamasında bulundu.Abdullah Gül, gündemimizde yokCHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ‘tarafsızlığını büyük ölçüde yitirdiğini’ belirttiği Cumhurbaşkanı Abbullah Gül’ün ‘çatı aday’ olarak gündemlerinde olmadığını söyledi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, cumhurbaşkanlığı turları çerçevesinde dün önce Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği’ni (MÜSİAD) ardından da Türkiye İşadamları ve Sanayiciler Konfederasyonu’nu (TUSKON) ziyaret etti. İlk görüşmenin ardından açıklamalarda bulunan Kılıçdaroğlu, Köşk adaylarını belirlerken sivil toplum kuruluşlarının düşüncelerini öğrenmek istediklerini anlattı. CHP lideri, “Onlar nasıl bir cumhurbaşkanı profili görmek istiyor, düşüncelerini almak istedik. Bu vesile ile geldik.” ifadelerini kullandı. Cumhurbaşkanı adayları konusunda da konuşan Kılıçdaroğlu, “Birden fazla aday var. Daha doğrusu aday olmak isteyenler var. Toplumun her kesiminin onay verebileceği bir cumhurbaşkanı adayı belirlemek istiyoruz. İsimler bazında herhangi bir tartışma yapmadık. Yapmayı da doğru bulmuyoruz.” dedi. Kemal Kılıçdaroğlu’nun sonraki durağı TUSKON oldu. Basına kapalı görüşmenin ardından Kılıçdaroğlu’na, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin çatı aday konusunda Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün ismini gündeme getirdiği yönündeki iddialar soruldu. Gazetecilerin, “CHP, Abdullah Gül’ün çatı adaylığı konusuna nasıl bakıyor?” sorusu üzerine, “Sayın Bahçeli, bu konuda böyle bir düşüncesinin olmadığını, böyle bir konuşmasının olmadığını ifade etti. Dolayısıyla yorum yapmak söz konusu değil. Ayrıca Sayın Gül, Danıştay toplantısından sonra tarafsızlığını büyük ölçüde yitirdiğini ortaya koydu. Bizim gündemimizde Sayın Gül yok, bunu da açık yüreklilikle ifade ederim.” dedi. Bu arada, ilk turu 10 Ağus-tos’ta yapılacak olan cumhurbaşkanlığı seçiminin aday belirleme çalışmaları için muhalefet cephesinde çalışmalar devam ederken, bu konudaki en kritik randevulardan biri bugün gerçekleşecek. ‘Çatı aday’ formülünü ortaya attıktan sonra siyasi tura çıkan MHP lideri Devlet Bahçeli, bugün Kılıçdaroğlu’nun kapısını çalacak. İki partinin kurmaylarının da katılması beklenen görüşmede, cumhurbaşkanlığı seçimleriyle ilgili değerlendirmeler yapılacak; seçim stratejisi ve adaylık konusunda görüş alışverişinde bulunulacak. ÖNER YİĞİT İSTANBUL
Zaman
Ana Sayfa
30.05.2014
THY’de/">THY’deskandal;yakıtyokdiyeCHPliderini3saatbeklettilerTHY’de-skandal;-yakıt-yok-diye-CHP-liderini-3-saat-beklettiler/">THY’de skandal; yakıt yok diye CHP liderini 3 saat beklettiler
Yeşilçam’ın yaşayan portreleri
Zaman
27.04.2014
02:04
Unutamadığımız filmler, efsane oyuncular ve onların hafızalarda iz bırakan karakterleri. Her biri şu günlerde beyazperdeden sıyrılıp tasarımcıların çalışmalarıyla yeniden hayata dönüyor. Tıpkı illüstratör Görkem Gül’ün çizdiği Yeşilçam ustalarının portre çalışmasındaki gibi.Bugünlerde sinemaseverlerin ilgisi farklı tasarımlarıyla dikkat çeken illüstrasyonların üzerinde. Tişörtlerden duvar posterlerine kadar geniş bir kullanım alanına yayılan çizimler, titiz çalışmalar sonrasında ortaya çıkıyor. Aralarında dünyaca ün yapmış isimlerin de bulunduğu tasarımcılar, avuçlarının içine aldıkları sinemayı bakış açılarıyla yeniden harmanlıyor.Filmlerin üzerinden uzun zaman geçmiş olmasına pek de aldırış etmiyorlar. Onlarınki biraz da hayran kaldıkları sinemaya bir vefa gösterisi. Sonuçta ise filmler, karakterler, oyuncular hatta kimi zaman yönetmenler birbirinden ilginç illüstrasyonlarla hayata dönüş yapıyor.Neredeyse birçoğumuzun adını söylediğimizde ‘Onun filmleriyle büyüdüm’ dediği Yeşilçam oyuncuları muhakkak vardır. Bazıları hayata gözlerini yummuş olsa da ne onları ne de tanındıkları rolleri unutmak mümkün. Buradan yola çıkan illüstratör Görkem Gül, Yeşilçam’ın gönüllere kazınmış efsane isimlerini çizimleriyle bir araya getiriyor. “Neden Yeşilçam ustaları?” diye sorduğumuzdaysa Gül, “Hepimiz gibi ben de onların filmlerini severek izleyenlerdenim. İzlerken keyif alıp mutlu olduğum bu değerli insanların hatırlanması için kendimce onları simgeleştirmeyi istedim.” diyor. İllüstrasyon çalışmasının beklediğinden daha çok ilgi gördüğünü söyleyen Gül, ekliyor: “Çalışmalarımı biraz daha genişletmek istiyorum. Portrelere farklı karakter oyuncularını ve tiplemeleri de eklemek istediğim için artık çizimlerimi kategorize ederek devam edeceğim.”Kimler yok ki bu çalışmanın içinde. Günümüzün büyük çocuklarının Masalcı Teyze’si, Hababam Sınıfı’nın göbeğini hoplata hoplata gülen şefkatli annesi Adile Naşit, sinemamızın ‘baba’sı Münir Özkul, komediden dramaya her rolün adamı, sinemamızın en büyük oyuncularından Şener Şen, komedinin üstadı Kemal Sunal, tatlı sert tavırlı baba rolleriyle hatırladığımız Hulusi Kentmen, Ertem Eğilmez, Türkan Şoray, Filiz Akın, Hülya Koçyiğit, Gülşen Bubikoğlu, Yılmaz Güney… Yeşilçam’a her biri birbirinden renkli karakterlerle katkı sağlayan usta oyuncular, böylelikle bir kez daha hatırlanmış oluyor.Sponsor bulursam portrelerimi sergilemek isterimAdana’da yaşayan Görkem Gül resme olan ilgisinin oldukça eski olduğunu söylüyor. İlk olarak Erzurum Atatürk Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Resim bölümünde öğrenim gören Gül, çizdiği resimleri bir süre sonra dijital ortama taşımaya karar verir. Daha sonra Çukurova Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Grafik Bölümünü kazanarak, çizimlerine burada devam eder. Şu anda blogları aracılığıyla serbest olarak illüstratörlük yapan Gül, özellikle portre çalışmalarına önem veriyor. Sergi teklifleri almasına rağmen portrelerin sergilenemeyişinin temel sebebi gerekli sponsor desteğinin olmaması.
Zaman
Ana Sayfa
27.04.2014
Yeşilçam’ınyaşayanportreleriYeşilçam’ın yaşayan portreleri
Kendi kendine giden arabalar şehirleri değiştirecek
Zaman
23.02.2014
02:09
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke sanayileşmenin sonucu olarak, şehirlerdeki hızlı nüfus artışı sorunlarıyla karşı karşıya. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) kurulan bir laboratuvar hem bu sorunlara çözüm arıyor hem de gelecekte bizi nasıl bir şehir yaşamının beklediğini araştırıyor.İtalyan mimar Carlo Ratti tarafından kurulan laboratuvarın adı SENSEable City Lab (Duyarlı Şehir Laboratuvarı). 2004 yılında açılan laboratuvarda Ratti, yeni teknolojilerin şehir hayatını, tasarımını ve anlayışını nasıl etkilediğine ilişkin çalışmalar yapıyor. Bu ilginç araştırmanın detaylarını konuştuğumuz Ratti’ye göre geleceğin şehirleri teknoloji sayesinde hem daha akıllı olacak hem de yepyeni veriler sağlayarak vatandaşlarla daha kolay iletişim kuracak.Carlo Ratti’nin odaklandığı sorunlar arasında enerji atıkları, sağlık hizmetleri, gıda dağıtımı, eğitim ve trafik var. Ratti’ye göre İstanbul’un en önemli sorunlarından birisi olan trafik sorunu da teknoloji yardımıyla çözülebilir. “Şehirlerden topladığımız gerçek zamanlı veriler yolların altyapısı hakkında bize önemli bilgiler veriyor. Örneğin Singapur’da bulunan çok sayıdaki sensörden, iletişim araçlarından ve mikro kumandalardan gelen verileri analiz eden bir laboratuvarımız var. Böylece şehrin nabzını ölçebiliyor ve elde ettiğimiz sonuçları vatandaşlarla paylaşabiliyoruz. Bunun yanında, kendi kendine giden araba teknolojisinin tüm dengeleri değiştireceğini düşünüyorum. Bu akıllı araçlar tıpkı insan gözü gibi sokakları üç boyutlu olarak algılayabilecek. Akıllı aracınız sabah sizi işe bıraktıktan sonra otoparkınızda boş yere durmak yerine, ailenizin bir üyesi veya civardaki bir başka kişi tarafından kullanılabilecek.”Peki bundan yüz yıl sonra şehirlerimiz nasıl görünecek, sorusuna ise Ratti biraz temkinli bir cevap veriyor, “Geleceği tahmin etmek hiç kolay değil. Thomas F. Anderson 1900 yılında Boston Globe gazetesinde yazdığı makalede 2000 yılında şehrin nasıl görüneceğini hayal etmişti. Onun hayalinde yürüyen merdivenli kaldırımlar, hava basınçlı tüplerle teslimatı yapılan gıda maddeleri ve şehrin üzerinde uçan zeplinler vardı. Bu hayallerin hiçbiri gerçek olmadı. Muhtemelen geleceğin şehirleri bugünkünden çok farklı görünmeyecek ama bilgisayar bilimcisi Alan Kay’in söylediği gibi hayatımızdaki önemli değişiklikler yeni bilgi paylaşım yöntemlerinden doğacak, yaşam tarzlarımız inanılmaz derecede farklı olacak.”Nokia’dan 6 inçlik akıllı telefonNokia Lumia 1320, 6 inçlik geniş ekranı ve renkli tasarımıyla dikkat çeken bir akıllı telefon. Windows Phone 8 işletim sistemine sahip olan telefonda Nokia Kamera, Nokia Storyteller ve Sinemagraf gibi ilgi çekici uygulamalar var. SkyDrive’da 7 GB’lık ücretsiz depolama alanı da sağlayan cihazın satış fiyatı 999 TL.Adrenalin tutkunları için kameraNext&NextStar’ın yeni aksiyon kamerası Next SD21 PRO hareketli alanlarda ve su altında çekim yapabiliyor. Saniyede 120 kareye kadar görüntü alabilen bu kamera 1080p HD çözünürlüğe sahip. Ayrıca 170 derece açılı F3.0 cam lensi ile 3,5 veya 8 MP çözünürlük seçenekleri de sunuyor.Google Bilim Fuarı’na başvurular başladıDünyanın dört bir yanındaki parlak beyinleri, dünyayı değiştirecek fikirlerini paylaşmaya davet eden Google Bilim Fuarı 2014 için başvurular başladı. Virgin Galactic, Scientific American, LEGO Education ve National Geographic işbirliğiyle düzenlenen bu yılki fuarı kazanan kişi New Mexico’daki Spaceport America’da uzay uçuşu hazırlığı yapan Virgin Galactic ekibine katılacak. Yarışmaya katılmak için www.googlesciencefair.com/tr adresini ziyaret edebilirsiniz.Haftanın uygulamalarıHaiku deckİlgi çekici sunum yapmak isteyenler için geliştirilmiş ücretsiz bir uygulama. Hem kullanımı kolay hem de milyonlarca resimden oluşan çok geniş bir fotoğraf arşivi var. Ayrıca hem ücretli hem de ücretsiz olmak üzere, birçok farklı sunum teması da bulunuyor. iPad ve iPhone için geliştirilmiş olan bu uygulamaya artık web üzerinden de ulaşabiliyorsunuz. http://www.haikudeck.comIssuuBir dijital yayıncılık platformu olan ISSUU’da dünya üzerindeki sayısız dergi içeriğine ulaşmanız mümkün. Bu platform üzerinde sanat, moda, tasarım ve kültür üzerine hazırlanmış birçok dergi paylaşılmakta. Dünya üzerinde milyonlarca kullanıcısı olan ISSUU’nun Android için geliştirmiş olduğu ücretsiz uygulamayı Google Play Store’dan indirebilirsiniz.
Zaman
Ekonomi
23.02.2014
KendikendinegidenarabalarşehirlerideğiştirecekKendi kendine giden arabalar şehirleri değiştirecek
Kendi kendine giden arabalar şehirleri değiştirecek
Zaman
23.02.2014
02:09
Aralarında Türkiye’nin de bulunduğu birçok ülke sanayileşmenin sonucu olarak, şehirlerdeki hızlı nüfus artışı sorunlarıyla karşı karşıya. Massachusetts Teknoloji Enstitüsü’nde (MIT) kurulan bir laboratuvar hem bu sorunlara çözüm arıyor hem de gelecekte bizi nasıl bir şehir yaşamının beklediğini araştırıyor.İtalyan mimar Carlo Ratti tarafından kurulan laboratuvarın adı SENSEable City Lab (Duyarlı Şehir Laboratuvarı). 2004 yılında açılan laboratuvarda Ratti, yeni teknolojilerin şehir hayatını, tasarımını ve anlayışını nasıl etkilediğine ilişkin çalışmalar yapıyor. Bu ilginç araştırmanın detaylarını konuştuğumuz Ratti’ye göre geleceğin şehirleri teknoloji sayesinde hem daha akıllı olacak hem de yepyeni veriler sağlayarak vatandaşlarla daha kolay iletişim kuracak.Carlo Ratti’nin odaklandığı sorunlar arasında enerji atıkları, sağlık hizmetleri, gıda dağıtımı, eğitim ve trafik var. Ratti’ye göre İstanbul’un en önemli sorunlarından birisi olan trafik sorunu da teknoloji yardımıyla çözülebilir. “Şehirlerden topladığımız gerçek zamanlı veriler yolların altyapısı hakkında bize önemli bilgiler veriyor. Örneğin Singapur’da bulunan çok sayıdaki sensörden, iletişim araçlarından ve mikro kumandalardan gelen verileri analiz eden bir laboratuvarımız var. Böylece şehrin nabzını ölçebiliyor ve elde ettiğimiz sonuçları vatandaşlarla paylaşabiliyoruz. Bunun yanında, kendi kendine giden araba teknolojisinin tüm dengeleri değiştireceğini düşünüyorum. Bu akıllı araçlar tıpkı insan gözü gibi sokakları üç boyutlu olarak algılayabilecek. Akıllı aracınız sabah sizi işe bıraktıktan sonra otoparkınızda boş yere durmak yerine, ailenizin bir üyesi veya civardaki bir başka kişi tarafından kullanılabilecek.”Peki bundan yüz yıl sonra şehirlerimiz nasıl görünecek, sorusuna ise Ratti biraz temkinli bir cevap veriyor, “Geleceği tahmin etmek hiç kolay değil. Thomas F. Anderson 1900 yılında Boston Globe gazetesinde yazdığı makalede 2000 yılında şehrin nasıl görüneceğini hayal etmişti. Onun hayalinde yürüyen merdivenli kaldırımlar, hava basınçlı tüplerle teslimatı yapılan gıda maddeleri ve şehrin üzerinde uçan zeplinler vardı. Bu hayallerin hiçbiri gerçek olmadı. Muhtemelen geleceğin şehirleri bugünkünden çok farklı görünmeyecek ama bilgisayar bilimcisi Alan Kay’in söylediği gibi hayatımızdaki önemli değişiklikler yeni bilgi paylaşım yöntemlerinden doğacak, yaşam tarzlarımız inanılmaz derecede farklı olacak.”Nokia’dan 6 inçlik akıllı telefonNokia Lumia 1320, 6 inçlik geniş ekranı ve renkli tasarımıyla dikkat çeken bir akıllı telefon. Windows Phone 8 işletim sistemine sahip olan telefonda Nokia Kamera, Nokia Storyteller ve Sinemagraf gibi ilgi çekici uygulamalar var. SkyDrive’da 7 GB’lık ücretsiz depolama alanı da sağlayan cihazın satış fiyatı 999 TL.Adrenalin tutkunları için kameraNext&NextStar’ın yeni aksiyon kamerası Next SD21 PRO hareketli alanlarda ve su altında çekim yapabiliyor. Saniyede 120 kareye kadar görüntü alabilen bu kamera 1080p HD çözünürlüğe sahip. Ayrıca 170 derece açılı F3.0 cam lensi ile 3,5 veya 8 MP çözünürlük seçenekleri de sunuyor.Google Bilim Fuarı’na başvurular başladıDünyanın dört bir yanındaki parlak beyinleri, dünyayı değiştirecek fikirlerini paylaşmaya davet eden Google Bilim Fuarı 2014 için başvurular başladı. Virgin Galactic, Scientific American, LEGO Education ve National Geographic işbirliğiyle düzenlenen bu yılki fuarı kazanan kişi New Mexico’daki Spaceport America’da uzay uçuşu hazırlığı yapan Virgin Galactic ekibine katılacak. Yarışmaya katılmak için www.googlesciencefair.com/tr adresini ziyaret edebilirsiniz.Haftanın uygulamalarıHaiku deckİlgi çekici sunum yapmak isteyenler için geliştirilmiş ücretsiz bir uygulama. Hem kullanımı kolay hem de milyonlarca resimden oluşan çok geniş bir fotoğraf arşivi var. Ayrıca hem ücretli hem de ücretsiz olmak üzere, birçok farklı sunum teması da bulunuyor. iPad ve iPhone için geliştirilmiş olan bu uygulamaya artık web üzerinden de ulaşabiliyorsunuz. http://www.haikudeck.comIssuuBir dijital yayıncılık platformu olan ISSUU’da dünya üzerindeki sayısız dergi içeriğine ulaşmanız mümkün. Bu platform üzerinde sanat, moda, tasarım ve kültür üzerine hazırlanmış birçok dergi paylaşılmakta. Dünya üzerinde milyonlarca kullanıcısı olan ISSUU’nun Android için geliştirmiş olduğu ücretsiz uygulamayı Google Play Store’dan indirebilirsiniz.
Zaman
Ana Sayfa
23.02.2014
KendikendinegidenarabalarşehirlerideğiştirecekKendi kendine giden arabalar şehirleri değiştirecek
Kara kazan, sen nelere kadirsin!
Zaman
02.02.2014
02:14
Galeri Apel’de açılan ‘Mutfak Üzerine’ sergisinin filizleri, 17 yıl önce Hacı Bektaş Veli dergâhına yapılan bir ziyarette atılmış. Sergide, bir mutfağı sembolize eden ne varsa, o mutfakla ilgili sembollerin çağrıştırdığı metaforlar da var.Galeri Apel’de iki hafta önce ilginç olduğu kadar samimi ve çarpıcı bir sergi açıldı. Serginin odağında, yüzyıllardır kadının ‘görev alanı’ olarak kabul edilen, evin en cümbüşlü yeri mutfak var. “Mutfak Üzerine” adıyla 18 Ocak’ta açılan serginin kökleri ise eskiye dayanıyor. Galeri Apel’in kurucusu Nuran Terzioğlu’ndan dinleyelim: 17 yıl önce Kapadokya’da Hacı Bektaş-ı Veli Dergâhı’nı ziyareti sırasında aşevinde orta yerde duran kara kazanı görünce, “İşte bu kavramsal sanat! Keşke ocak üzerine bir sergi yapabilsem.” diye geçirdim aklımdan. Ocak ayı yaklaşırken de yeniden bu hatıra canlanmış ve sergi için çalışmalar başlamış. Mutfak konulu çalışması olduğu bilinen bazı sanatçılardan eserleri istenmiş, bazı sanatçılardan da eser sipariş edilmiş. Böylece ortaya çok şenlikli, çok ‘kadın’ bir sergi çıkmış. Sözgelimi, portakal kabukları Aslımay Altay Gönen’in ellerinde ‘Portakal Kamyonu’ tablosuna dönüşmüş, Yıldız Şermet ise bir bulaşık telini iki cam arasında şekil ve anlamını değiştirerek sanat eserine dönüştürmüş. Balerin tavuklar, zeytin ağaçlarının kesile biçile kalan kökleri, kevgirler, çatallar, kaşıklar, bıçaklar, piknik tüpleri ve yumurtalar… Bir mutfağı sembolize eden ne varsa, o mutfakla ilgili sembollerin çağrıştırdığı metaforlar da var ‘Mutfak Üzerine’de. 25 Şubat’a kadar görülebilir sergide eserleri olan diğer sanatçılar ise Şebnem Arıkan, Aydan Baktır, Zeynep Birced, Bayram Candan, Özden Erdem, Şakir Gökçebağ, Can Göknil, Raziye Kubat, Kurucu Koçanoğlu, Nermin Kura, Suzy Hug Levy, Lerzan Özer ve Gamze Taşdan.
Zaman
Kültür
02.02.2014
KarakazansennelerekadirsinKara kazan sen nelere kadirsin
Tüketiyor muyuz tükeniyor muyuz?
Zaman
19.01.2014
00:20
İnsanoğlunun ilk imtihanı gıdayla oldu. Cennette Hz. Adem ve Hz. Havva ‘her şeyden yiyebilirsiniz ama şu meyveden değil’ diye uyarılmışlardı. Ne var ki baş döndürücü vesvese ve hilelerle şeytan boş durmamıştı.Kur’an-ı Kerim’de yaşananlar şöyle anlatılıyor: “Şeytan onların ayaklarını kaydırıp haddi tecavüz ettirdi ve içinde bulundukları yerden onları çıkardı.” Helal gıda ve helal kesim uzmanı Doç. Dr. Serkan Çakır, bu hadiseyi anlatıp, “İnsanı cennetten çıkaran durumun Allah’ın yasakladığı yani helal kılmadığı bir gıdanın tadılması neticesi olduğu düşünülürse, helal tüketimin önemi anlaşılacaktır. Buradan anlıyoruz ki mideye giren haram gıda, bir insanın cennete girmesine de mani olacaktır. Tabii her şeyin en doğrusunu Allah bilir.” diyor.Abant İzzet Baysal Üniversitesi öğretim görevlisi Serkan Çakır, hem gıda sektörüne dair gözlemlerini hem Hz. Muhammed’in (sas) yeme adabını, hem de helal-haram kıstasının ne olduğunu anlatan bir kitap kaleme aldı. Yediklerimiz Helal Olsun (Işık Yayınları), tüketicinin ve gıda üreticilerinin kaynak kitabı olacak nitelikte. Çakır da helal gıda konusunda asılsız ve çelişkili bilgilerin çokluğundan rahatsızlığını anlatıyor. İnternette hiçbir denetimden geçmeden, sağlam bilgilere dayanmadan kaleme alınan metinlerin tüketiciyi yanılttığını, firmaları mağdur ettiğini söylüyor. Çakır, dünyada bu konuda yapılmış çalışmaları, doktora tezlerini incelemiş ve hem dini literatürü hem de teknik ve bilimsel yönünü herkesin anlayacağı kolaylıkta kaleme almış. Bu konuda kendi gözlem ve tecrübelerini de anlatıyor. Özellikle kasaplarla yaptıkları görüşmelerde helal kesim hakkındaki bilgi eksikliği şaşırtıcı nitelikte. Bu sebeple iki yıllık bir kasaplık enstitüsü kurulması gerektiğini söylüyor. Üniversitede hayvan yetiştiriciliği, besleme ve helal kesim üzerine dersler veren Çakır, helal gıda ve kesim hakkında bir araştırma heyeti kurduklarını ve akademik çalışmalar yaptıklarını anlatıyor: “Neredeyse her üniversitede bir Helal Araştırma Enstitüsü’nün bulunduğu Malezya örneği var önümüzde.”Dışarıda yemek yiyorum ama...Çakır’ın helal gıda üzerine uzmanlaşmasının ilginç bir hikâyesi var. Bir yakınının, şekerlemelerde domuzdan elde edilme ihtimali olan jelatin bulunabileceğini söylemesi üzerine araştırmaya başlamış. Jelatin o dönemde Türkiye’de üretilmiyormuş. Şimdi ise yıllık ihtiyaç 5 bin ton iken üretilen takriben 500 ton. Gerisini Çakır anlatıyor: “Dünya Jelâtin Üreticileri Birliği’nin verilerine göre 2007 yılında dünyada üretilen jelâtinin yüzde 46’sının domuz derilerinden üretildiği, Avrupa’da üretilen jelâtinin ise yüzde 70,5’inin domuz derisinden imal edildiği belirtiliyor.” Sonrası malum eğitimler, kongreler, saha araştırmaları... Çakır, helal gıda ve kesim üzerine uzmanlaşmış. Tüketicilere şu tavsiyede bulunuyor: “İnsan öğrendikçe hassaslaşıyor. Bu bakımdan kişi bilmediğinin cahilidir diyor ve katkı maddeleri hususunda insanları öğrenmeye teşvik ediyoruz. Müslüman, araştıran ve doğru olanı tatbik eden insandır.” Çakır’a dışarıda yemek yiyebiliyor musunuz, diye soruyoruz. Cevabı evet ama… “Dışarıda yemek yiyor ama zorlanıyoruz. Genel manada helal sertifikası olan veya helal sertifikası olmasa da bu hususta güvenli olduğunu bildiğim ürünleri tercih ediyorum. Bu mevzuyu açacak olursak bir lokantada karşınıza neler çıkar neler. Çorba?... Hazır çorba ise monosodyum glutamat. Ekmek?... Mayasındaki emülgatör olan lesitin, mono ve digliserid. Üstelik unun beyazlatılması için kullanılan kanserojen olduğu belirtilen potasyum bromat. Et?... İslami usulle kesilmiş hayvandan mı? Meyve suları?... Renklendirici, aroma verici, suni tatlandırıcı ve jelatin. Hülasa katkıların bazıları sağlık cihetinde şüpheliyken, elde edildiği kaynaklar itibarıyla da helal kesilmemiş hayvandan veya domuzdan elde edilme ihtimali olabiliyor. Aynı durum işlenmiş gıdalar için de söz konusu.”Daha az yemek için...Kitap şu soruları cevaplıyor: Efendimiz’in yeme içme adabı, hangi tavuğun yenilebileceği, bayıltılarak hayvan kesmenin sakıncaları, haram veya şüpheli olan gıda katkı maddeleri, gıda katkı maddelerinin E kodları listesi, sağlıksız, haram veya şüpheli gıdalar neler, helal gıda eğitimi nasıl olmalı, kurbana vahşet diyenlere verilen cevap, çok yemenin sakıncaları ve çok yemeyi nasıl frenleyebiliriz? Hangisi temizse onu alAshab-ı Kehf, uzun uykusundan uyandığında aralarından birini yiyecek için şehre gönderir. Kur’an-ı Kerim’de o kişiye arkadaşlarının şu ikazda bulunduğu anlatılır: “Bak, hangisi daha temizse, o yiyecekten al getir.” Çok aç olmalarına rağmen ne bulursan getir değil, temiz olanı getir diyorlar. Temiz sadece maddi değil, manevi temizliği de kapsıyor.Hayvana mu
Zaman
En Çok Okunan
19.01.2014
Tüketiyormuyuztükeniyormuyuz?Tüketiyor muyuz tükeniyor muyuz?
2 sürücüden 1’i emniyet kemeri takmıyor
Zaman
11.01.2014
11:35
Trafik kazalarında meydana gelen ölüm ve ağır yaralanmaları önlemede emniyet kemeri büyük rol oynuyor.Yapılan bir araştırma da ülkemizdeki sürücülerin emniyet kemeri takma konusuna dikkat etmedikleri ortaya çıktı. ODTÜlü öğretim üyelerinin 2 bin 11 sürücü ile yaptığı çalışmada emniyet kemeri kullanımı konusunda önemli sonuçlar elde edildi. Araştırmaya katılan sürücüler emniyet kemeri takmama sebeplerine bakıldığında ilginç sonuçlar ortaya çıktı. Görüşülen sürücülerin yüzde 48i yani 2 sürücüden 1i kendini rahat hissetmediği için emniyet kemeri takmıyor. Dünyada her yıl 1 milyon 300 bin kişinin trafik kazalarında hayatını kaybediyor. Türkiyede ise her yıl 4 bin 500-5 bin kişinin kaza sonucu ölüyor. Her yıl yaşanan 1 milyonun üzerinde trafik kazasında ise yaklaşık 200 bin kişi de yaralanıyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri araç sürücülerinin emniyet kemeri kullanımı ile ilgili önemli bir araştırma yaptı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Ulaşım Araştırma Merkezinden Dr. Hediye Tüydeş Yaman ve Sinem Aydın, Güvenli Trafik Kampanyası Ankara İli Sürücü Bilgi, Tutum ve Davranış başlıklı bir araştırma gerçekleştirdi. EMNİYET KEMERİNİN FAYDASI BİLİNİYOR VE ARAÇ KULLANIRKEN TAKILMIYORAraştırma kapsamında Ankara il merkezinde 2011 sürücü ile görüşüldü. Görüşülen sürücülerin yüzde 10,7si genç sürücüler 18–24 yaş aralığında, yüzde 32si 24-34 yaş aralığında yer aldı. Sürücülerin emniyet kemerinin trafik kazalarının sonucundaki kayıpları azaltan etkisini bilip bilmediklerini ölçmek üzere sorulan sorulara verilen cevapların analizi sonucunda emniyet kemerinin faydaları ve zorunluluğu konusunda bilgi sorunu olmadığı ortaya çıktı. Emniyet kemeri takmamanın kazalarda meydana getirdiği riskler yüzde 97 veya daha fazla oranda biliniyor. Sürücülerin yüzde 31.8i her zaman emniyet kemeri taktığını belirtirken; buna karşılık yüzde 29,6sı hiç bir zaman, kalan yüzde 38,6sı duruma göre (şehir içinde ve yakın mesafe yolculuklarda) emniyet kemeri takmadıklarını dile getirdi. Hiçbir zaman ya da bazen emniyet kemeri takmadığını belirten sürücülerin takmama nedenini tespit için açık uçlu 4 cevap şıkkı hazırlandı. Emniyet kemeri takmayan sürücülere Çoğunlukla unuttuğum için takmıyorum (unutkanlık), Araç kullanırken kendimi rahat hissetmiyorum (rahat hissetmeme), Kazalarda işe yaradığını düşünmüyorum (işe yaramıyor), Diğer (lütfen belirtiniz) cevap şıkları sunuldu. Görüşülen sürücülerin yüzde 48i yani 2 sürücüden 1i rahat hissetmemeyi sebep gösterirken, unuttuğu için takmama şıkkı yüzde 10,8i tarafından belirtilen ikinci ana sebep oldu. Sürücülerin yüzde 46,7si her durumda araçtaki yolculardan kemer takmalarını istediklerini ifade ederken, hiçbir durumda yolculardan emniyet kemeri takmasını istemediğini belirtenler yüzde 16,2 iken sadece ön koltukta oturanlardan isteyenler yüzde 16,3ü olarak gözlemlendi. Hız sınırlamalarına her zaman uyduklarını söyleyen sürücülerin farklı yollardaki oranları yüzde 65,1 ile yüzde 71,9 arasında değişti. Yüzde 71,9 ile en çok şehirler arası yollarda sınırlamalara riayet edildiği görüldü. Otobanlarda ise bu oran yüzde 65,1e geriliyor. PLANLI BİR EMNİYET KEMERİ DENETİM PROGRAMI UYGULANMALIAraştırmanın sonuç bölümünde genel olarak bakıldığında sürücü bilgi, tutum ve davranışları (hem emniyet kemeri hem de hız sınırları konusunda) her zaman paralellik gösterdiği belirlendi. Sürücülerin özellikle hız konusundaki sınırlamalarda bilgi eksikliği olduğu gözlemlendiği belirtilirken, hız sınırlamalarının yol kategorilerine göre değiştiği için bu konuda bilgi düzeyini artıracak kampanyaların düşünülmesi gerektiği dile getirildi. Özellikle ülkemizdeki hızla artan duble yollardaki hız sınırları fazla bilinmediği ifade edilen bölümde şu ifadeler yer aldı; Yolun yapısından hangi tip yolda ve hız limiti sınırları içinde olduğunu rahat anlayabileceği bir alt yapı düzenlemesi yapılması yönünde çalışmalar ilgili kuruluşlarla başlatılmalı. Sürücülerin bazı tehlikeleri ve bunlara karşı korunma yöntemlerini bilmelerine rağmen (emniyet kemeri gibi) tutumlarında aynı önceliği göstermedikleri ortadır. Emniyet kemeri takmama konusundaki en belirgin sebep araç kullanırken yarattığı rahatsızlık ve alışkanlık olmaması (ve bunun sonucu unutkanlık) dile getirilirken ek olarak kısa mesafede gidilmesi (indi-bindi durumları da dahil olmak üzere) emniyet kemeri takılmasını azaltan bir sebeptir. Özellikle şehiriçi ve kısa mesafelerde bile emniyet kemeri takmanın öneminin vurgulanacağı bir farkındalık çalışması yapılmalı. Emniyet kemeri konusunda ceza alan ve denetim geçiren oran düşük olup bu konuda yoğun bir denetim hissi ya da ceza riski görmedikleri ortaya çıkmıştır. Bu konuda psikoloji literatüründeki çalışmalar haftanın belli günlerinde ya da belli bir zaman dilimi içinde aynı yerde aynı zamanda yapılan denetimlerin insanda bir
Zaman
Son Dakika
11.01.2014
2sürücüden1’iemniyetkemeritakmıyor2 sürücüden 1’i emniyet kemeri takmıyor
Akçay'dan Yunanistan'lı savunma
Zaman
03.12.2013
01:51
Süper Lig ve UEFA Avrupa Ligi’nde başarılı sonuçlar almasına rağmen oynadığı futbol eleştirilen Trabzonspor’da, Teknik Direktör Mustafa Akçay ilginç bir benzetmeyle kendilerini savundu. Deneyimli taktisyen, “Bir dönem Yunanistan, Avrupa şampiyonu oldu ama hiç kimse onların oyununu beğenmedi. Bizim misyonumuz sonuç üretmek.” dedi.Avrupa Ligi’nde fırtına gibi esen Trabzonspor, Süper Lig’de de tırmanışını sürdürüyor. Ancak aldığı tüm galibiyetlere rağmen Bordo-Mavili ekibin ortaya koyduğu futbol kimseyi tatmin etmiyor. Trabzonspor Teknik Direktörü Mustafa Reşit Akçay bu eleştirilere ilginç bir benzetmeyle cevap verdi. Asıl hedefin sonuç üretmek ve puan almak olduğunu belirten Akçay, “Yunanistan, Avrupa şampiyonu oldu ama hiç kimse oyununu beğenmedi.” dedi.Disiplinli oyunlarını kompakt bir yapıda devam ettirdiklerini anlatan Trab-zonspor’un teknik direktörü, kazanıyorlar ama iyi oynamıyorlar eleştirilerine şöyle cevap verdi: “Unutulmasın, bir dönem Yunanistan Avrupa şampiyonu oldu ama hiç kimse Yunanistan’ın oyununu beğenmedi. Biz yarışmacı bir alanda hareket eden bir takımız. Sonuç üretmek ve puan almak gibi şeyimiz var. Mümkün olduğu kadar da oyunu kaliteli hale getirmek de görevlerimiz arasında. Ama önceliklerimiz puan almak, şehri ve kulübü iyi temsil etmek. Dolayısıyla bu tip ifadeleri saygıyla karşılıyorum. Biz yolumuza devam edeceğiz.”Ara transferde takıma yapılacak takviyeler ve gönderilecek oyuncularla ilgili çalışmalar yaptıkları bilgisini veren başarılı hoca, önümüzdeki haftalarda bunun kulüp yetkililerince açıklanacağı bilgisini verdi. Bordo-Mavililerin teknik patronu, “Sanıyorum birkaç hafta sonra katılanlar ve gideceklerle alakalı kulüp yetkilileri tarafından açıklama yapılacaktır. Trabzonspor’un şu anki yapısına farklı karakterde 3 tane oyuncu katıldığı zaman takımın da sahada duruş yapısı, işleyişi değişebilir. Bugün Ronaldo tek başına Real Madrid’in işleyişini değiştirebiliyor. Messi, Barcelona’nın oyun yapısını, kaleye gidişini değiştiriyor.” diye konuştu.Ziraat Türkiye Kupa-sı’nda yarın PTT 1. Lig takımlarından Balıkesirspor ile deplasmanda oynayacakları maçı da değerlendiren Akçay, karşılaşmanın kendileri açısından çok kolay geçmeyeceğini vurguladı. Balıkesirspor’un kendi liginin flaş takımı olduğuna dikkat çeken Akçay, “Çok hızlı oyunculara sahip. Bizim açımızdan çok kolay olmayacak. Ancak biz de bu müsabakada bazı oyuncularımız dinlendirmek, bazı oyuncularımıza rotasyonla şanslar vermek isteğimiz bir müsabaka.” ifadelerini kullandı.Mescit ve şapel inşaatı bitmek üzereTrabzonspor Mehmet Ali Yılmaz Tesisleri’nde yapımına başlanan mescit ve şapelin inşaatı bitme noktasına geldi. Yan yana inşa edilen ve başta futbolcular olmak üzere, tesis çalışanlarının hizmetine sunulacak mescit ve şapelin açılışının bir süre sonra yapılacağı belirtildi. Yerli oyuncuların mescidi, yabancıların ise sürekli şapel inşaatını kontrol ettiği öğrenildi. Özellikle yabancıların, kendilerini unutmayan yönetime her fırsatta teşekkür ettikleri bildirildi. Yönetim kurulu üyesi Köksal Sadıklar, bu projeyle Türkiye’deki tüm takımlara örnek olduklarını söyledi.Kasım ayının futbolcusu OlcanTrabzonspor’da “TrabzonCell Ayın Futbolcusu” yarışmasında kasım ayının kazananı belli oldu. Bordo-Mavili takımın başarılı yıldızı Olcan Adın, TrabzonCell abonelerinin gönderdiği SMS’ler ve Facebook kullanıcılarının oylarıyla kasım ayının en iyi futbolcusu seçildi. Daha önce 3 defa ayın futbolcusu seçilen yetenekli isim, böylelikle 4. kez bu ödüle layık görüldü. Olcan, ödülünü Avni Aker’de oynanacak Bursa maçından önce alacak. Bu arada Ziraat Türkiye Kupası’nda yarın saat 13.00’te Balıkesir ile karşılaşacak Trabzon’un maçını Özgüç Türkalp yönetecek.
Zaman
Spor
03.12.2013
AkçaydanYunanistanlısavunmaAkçaydan Yunanistanlı savunma
MEB'in paylaştığı taslakta, etüt merkezleri de kapanıyor
Zaman
20.11.2013
18:20
Milli Eğim Bakanlığı Müşteşarı Yusuf Tekinin son Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde dershane sahipleriyle paylaştığı taslak ortaya çıktı.Sınırlı zaman aralığında verilen bu taslak dershane ve etüt merkezlerini kapatırken, izinsiz eğitim kurumu açılmasına yasak getiriliyor. Hem Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı hem MEB Müsteşarı Yusuf Tekin, farklı tv kanallarında katıldıkları programlarda Zamanın yayınladığı taslağı yalanlanmış, Biz dershaneleri özgürleştiriyoruz, teftiş yok kontrol yok! demişti. Ancak bakanlığın sektör temsilcileriyle paylaştığıtaslaktapara cezası dışındaki her madde tek tek sıralanıyor.Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) dershanelerin kapatılmasıyla ilgili taslağı, sektör temsilcilerine son anda gönderdiği ortaya çıktı. Geçen hafta Zaman Gazetesinin Eğitime Büyük Darbe manşetiyle duyurduğu kanun zoruyla dershaneler ve etüt merkezlerinin kapatılması girişiminden sonra MEB bürokratları ve müsteşarlığın ilginç bir yol izlediği ortayı çıktı. Haberlerden sonra kamuoyunda büyük bir tartışma başlarken, bakanlık yetkililerinin ÖZDEBİR, TÖDER ve GÜVENDER gibi dershanecilik sektörünün en büyük temsilcilerinin yer aldığı toplantıda Pazartesi günü yapılan Bakanlar Kurulu sunumundan önce sektör yetkilileriyle paylaştığı ortaya çıktı. Bu taslağa göre, günlerce televizyonlarda etüt merkezleri kapatılmıyor açıklamaları yapılmasına rağmen etüt merkezlerinin dershanelerle birlikte çok net şekilde kapatılacağı görülüyor.Dershane birlik ve temsilcilerinden oluşan paydaşlar, herkese danışıldı denmesine karşılık bakanlık taslağını Bakanlar Kurulu toplantısından sadece bir gün önce (Pazar) görebilmelerini de eleştiriyor. Bu taslak metinde, dershanelerin yan ısıra etüt eğitim merkezlerinin de kapatılmasını öngören bir madde bulunuyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bakanlar kurulu sonrasında yaptığı açıklamada Bizden süre beklemeyin. Etüt merkezleri ve okuma salonlarıyla ilgili bir durum yok. Dershanelerle ilgili düşündüğümüzü ne etüt merkezleri ne de okuma salonları için düşünmüyoruz. ifadelerini kullanmıştı. Milli Eğitim Bakanı Bakan Nabi Avcı ve Bakanlık Müsteşarı Yusuf Tekin de katıldıkları televizyon programlarında okuma salonlarının kapatılmayacağını duyurmuştu. Ancak, Müsteşar Yusuf Tekinin dershane temsilcilerine gönderdiği taslağın 31. maddede yer alan hüküm bunun aksi yönde. Bununla ilgili Geçici Madde 5te, Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeni dershane ve öğrenci etüt merkezi kurulmasına izin verilmez deniliyor. Madde, aynı zamanda bazı bölgelerde etüt eğitim merkezi adı altında faaliyet yürüten okuma salonlarının da kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Dershane birlikleri, aynı gün görüştükleri Müsteşar Tekine etüt eğitim merkezlerinintaslaktan çıkarılması önerisini sundu. Bakanlık kanadının önerinin değerlendirileceğini belirttiği öğrenildi.Dershanelerle birlikte bu eğitim merkezlerinin de kapatılmasının gündeme gelmesi her kesimden ciddi tepkiler almıştı. Özellikle bazı bölgelerde okuma salonlarının etüt eğitim merkezi adı altında hizmet vermesi acaba onlar da kapatılacak mı? sorusunu akıllara getirdi. Bakan Yardımcısı Orhan Erdem ve Müsteşar Yusuf Tekin ile bir araya gelen dershaneciler kuşkuya yer bırakılmaması için bu maddede düzenleme yapılmasını istedi. Dershanecilerin ayrıca birçok maddenin ayrıntılarının belli olmamasını eleştirildikleri belirtiliyor.Taslakta dikkat çeken hususlar şöyle:Dershane ve etüt merkezleri 2013-2014te kapatılacakYeni taslağa göre para cezasını içeren hükümler kaldırılmış. Ancak bu hükümler yönetmelikle yeniden gündeme getirilebilir. Ayrıcataslaktatüm ayrıntıların mevzuatla belirleneceği ifade ediliyor. Dolayısıyla yapılacak çalışmalar ile ilgili detaylar belirtilmiyor. Buna teşvik tedbirleri de dâhil. Çalışma bu haliyle ilk zikredilen Sadece tabela değişecek ve dershaneler MEBin çatısı altından çıkarılacak fikrini anımsatıyor. Fakat müsteşarın gönderdiği taslağa göre MEB, hem kanundaki dershane ve etüt merkezi maddelerini çıkarıyor. Hem de yine bu alana müdahale edebileceği bir alan bırakıyor. Eğitimciler mevzuatla belirlenecek ifadelerinin, para ya da hapis cezası olmayacağın anlamına gelmediğine dikkat çekiyor.Yine aynı şekilde geçici madde 5teki bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte halen faaliyetlerine devam etmekte olan dershaneler ile öğrenci etüt eğitim merkezlerinin faaliyetleri 2013-2014 eğitim öğretim yılı bitiminde sona erer ifadesiyle dershanelerin kapanacağı tarih net bir şekilde belirtiliyor. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeni dershane ve öğrenci etüt merkezi kurulmasına izin verilmeyecek.Dönüşülecek okul türleri belirtilmiyorAynı maddede Dönüşüm kapsamına alınan kurumların 3 yıl içerisinde mevzuatta öngörülen şartları karşılamaları kaydıyla geçici izinle dönüşebilecekleri okul türleri ile dönüşüm esas ve usulleri Bakanlık
Zaman
Ana Sayfa
20.11.2013
MEBinpaylaştığıtaslaktaetütmerkezleridekapanıyorMEBin paylaştığı taslakta etüt merkezleri de kapanıyor
MEB'in dershane sahipleriyle paylaştığı taslakta, etüt merkezleri de kapanıyor
Zaman
20.11.2013
17:37
Milli Eğim Bakanlığı Müşteşarı Yusuf Tekinin son Bakanlar Kurulu toplantısı öncesinde dershane sahipleriyle paylaştığı taslak ortaya çıktı. Sınırlı zaman aralığında verilen bu taslak dershane ve etüt merkezlerini kapatırken, izinsiz eğitim kurumu açılmasına yasak getiriliyor. Hem Milli Eğitim Bakanı Nabi Avcı hem MEB Müsteşarı Yusuf Tekin, farklı tv kanallarında katıldıkları programlarda Zamanın yayınladığı taslağı yalanlanmış, Biz dershaneleri özgürleştiriyoruz, teftiş yok kontrol yok! demişti. Ancak bakanlığın sektör temsilcileriyle paylaştığı taslakta para cezası dışındaki her madde tek tek sıralanıyor.Milli Eğitim Bakanlığının (MEB) dershanelerin kapatılmasıyla ilgili taslağı, sektör temsilcilerine son anda gönderdiği ortaya çıktı. Geçen hafta Zaman Gazetesinin Eğitime Büyük Darbe manşetiyle duyurduğu kanun zoruyla dershaneler ve etüt merkezlerinin kapatılması girişiminden sonra MEB bürokratları ve müsteşarlığın ilginç bir yol izlediği ortayı çıktı. Haberlerden sonra kamuoyunda büyük bir tartışma başlarken, bakanlık yetkililerinin ÖZDEBİR, TÖDER ve GÜVENDER gibi dershanecilik sektörünün en büyük temsilcilerinin yer aldığı toplantıda Pazartesi günü yapılan Bakanlar Kurulu sunumundan önce sektör yetkilileriyle paylaştığı ortaya çıktı. Bu taslağa göre, günlerce televizyonlarda etüt merkezleri kapatılmıyor açıklamaları yapılmasına rağmen etüt merkezlerinin dershanelerle birlikte çok net şekilde kapatılacağı görülüyor.Dershane birlik ve temsilcilerinden oluşan paydaşlar, herkese danışıldı denmesine karşılık bakanlık taslağını Bakanlar Kurulu toplantısından sadece bir gün önce (Pazar) görebilmelerini de eleştiriyor. Bu taslak metinde, dershanelerin yan ısıra etüt eğitim merkezlerinin de kapatılmasını öngören bir madde bulunuyor. Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, bakanlar kurulu sonrasında yaptığı açıklamada Bizden süre beklemeyin. Etüt merkezleri ve okuma salonlarıyla ilgili bir durum yok. Dershanelerle ilgili düşündüğümüzü ne etüt merkezleri ne de okuma salonları için düşünmüyoruz.” ifadelerini kullanmıştı. Milli Eğitim Bakanı Bakan Nabi Avcı ve Bakanlık Müsteşarı Yusuf Tekin de katıldıkları televizyon programlarında okuma salonlarının kapatılmayacağını duyurmuştu. Ancak, Müsteşar Yusuf Tekinin dershane temsilcilerine gönderdiği taslağın 31. maddede yer alan hüküm bunun aksi yönde. Bununla ilgili Geçici Madde 5te, “Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeni dershane ve öğrenci etüt merkezi kurulmasına izin verilmez” deniliyor. Madde, aynı zamanda bazı bölgelerde ‘etüt eğitim merkezi adı altında faaliyet yürüten okuma salonlarının da kapatılma tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koyuyor. Dershane birlikleri, aynı gün görüştükleri Müsteşar Tekine etüt eğitim merkezlerinin taslaktan çıkarılması önerisini sundu. Bakanlık kanadının önerinin değerlendirileceğini belirttiği öğrenildi. Dershanelerle birlikte bu eğitim merkezlerinin de kapatılmasının gündeme gelmesi her kesimden ciddi tepkiler almıştı. Özellikle bazı bölgelerde okuma salonlarının etüt eğitim merkezi adı altında hizmet vermesi ‘acaba onlar da kapatılacak mı? sorusunu akıllara getirdi. Bakan Yardımcısı Orhan Erdem ve Müsteşar Yusuf Tekin ile bir araya gelen dershaneciler kuşkuya yer bırakılmaması için bu maddede düzenleme yapılmasını istedi. Dershanecilerin ayrıca birçok maddenin ayrıntılarının belli olmamasını eleştirildikleri belirtiliyor.Taslakta dikkat çeken hususlar şöyle: Dershane ve etüt merkezleri 2013-2014te kapatılacak Yeni taslağa göre para cezasını içeren hükümler kaldırılmış. Ancak bu hükümler yönetmelikle yeniden gündeme getirilebilir. Ayrıca taslakta tüm ayrıntıların mevzuatla belirleneceği ifade ediliyor. Dolayısıyla yapılacak çalışmalar ile ilgili detaylar belirtilmiyor. Buna teşvik tedbirleri de dâhil. Çalışma bu haliyle ilk zikredilen “Sadece tabela değişecek” ve dershaneler MEBin çatısı altından çıkarılacak fikrini anımsatıyor. Fakat müsteşarın gönderdiği taslağa göre MEB, hem kanundaki ‘dershane ve ‘etüt merkezi maddelerini çıkarıyor. Hem de yine bu alana müdahale edebileceği bir alan bırakıyor. Eğitimciler mevzuatla belirlenecek ifadelerinin, para ya da hapis cezası olmayacağın anlamına gelmediğine dikkat çekiyor.Yine aynı şekilde geçici madde 5teki “bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihte halen faaliyetlerine devam etmekte olan dershaneler ile öğrenci etüt eğitim merkezlerinin faaliyetleri 2013-2014 eğitim öğretim yılı bitiminde sona erer” ifadesiyle dershanelerin kapanacağı tarih net bir şekilde belirtiliyor. Bu maddenin yürürlüğe girdiği tarihten itibaren yeni dershane ve öğrenci etüt merkezi kurulmasına izin verilmeyecek.Dönüşülecek okul türleri belirtilmiyor Aynı maddede “Dönüşüm kapsamına alınan kurumların 3 yıl içerisinde mevzuatta öngörülen şartları karşılamaları kaydıyla geçici izinle dönüşebilecekleri okul türleri ile dönüşüm esas ve usuller
Zaman
Son Dakika
20.11.2013
MEBindershanesahipleriylepaylaştığıtaslaktaetütmerkezleridekapanıyorMEBin dershane sahipleriyle paylaştığı taslakta etüt merkezleri de kapanıyor
Başkent'te 'İşte Güneş' sergisi açıldı
Zaman
05.11.2013
18:00
İşte Güneş (Here Comes The Sun) adlı sergi, ANFA Altınpark Feza Gürsey Bilim Merkezi’nde açıldı. Berlin Humboldt Üniversitesi Fizik Eğitim Bölümü ve Neues Universum Çocuk Müzesi’nin bir projesi olan serginin açılışını Büyükşehir Belediyesi Genel Sekreter Yardımcısı Mustafa Sarıgül, ANFA Genel Müdürü Ferhat Ertürk, Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Eberhardt Pohl, Goethe-Institut’den Prof. Dr. Lutz-Helmut Schön ile katılımcılar gerçekleştirdi. ERTÜRK: SERGİYE EV SAHİPLİĞİ YAPMAKTAN MUTLUYUZ Ankara Büyükşehir Belediyesi ile Federal Almanya Eğitim ve Araştırma Bakanlığı, Goethe-Institut HÜ Yeni ve Temiz Enerji Araştırma ve Uygulama Merkezi ile HÜ Eğitim Fakültesi’nin iş birliğinde düzenlenen serginin açılışında konuşan ANFA Genel Müdürü Ferhat Ertürk, “Büyükşehir Belediyesi olarak Türkiye’nin ilk ve en büyük bilim merkezinde ‘İşte Güneş’ adlı sergiye ev sahipliği yapmanın gururunu yaşıyoruz.” dedi. Feza Gürsey Bilim Merkezi’nde 50 deney birimi ile 9 farklı gösteri yapıldığını belirten Ertürk, şunları söyledi: “Büyükşehir Belediye Başkanımız Sayın Melih Gökçek liderliğinde hizmette zaman mevhumunu ortadan kaldıran anlayışı kendine amaç edinmiş deneyimli kadrolarla gelecek nesillerin bilinçli yetişmesi konusundaki hassasiyetimiz bilinmelidir. Evlatlarımızın özünde ‘Güneşi gölgeye delil kılmışızdır’ ve ‘İlim Çin’de bile olsa gidip alınız’ düsturunun birleşmesi vardır. Bu bakış açısı ile yaklaştığımız bilimsel çalışmalar Sayın Melih Gökçek öncülüğünde yarın daha iyi noktalara ulaşacaktır.” Sergiye tüm çocukları ve öğrencileri davet ederek konuşmasını sürdüren Ertürk, “Ankara’da ilk defa düzenlenen ‘İşte Güneş’ sergisi ile geleceğimizin teminatı çocuklarımız güneşi daha yakından tanıyacaklar. Sergi sayesinde çocuklar hem öğrenecek hem de eğlenecekler.” diye konuştu. ALMANYA BÜYÜKELÇİSİ: ANKARA’DA GÖSTERİLMESİNDEN DOLAYI ÇOK MUTLUYUM Almanya’nın Ankara Büyükelçisi Eberthardt Pohl ise böylesine güzel bir organizasyona ev sahipliği yaptığı için Büyükşehir Belediyesi’ne teşekkür etti. Pohl, şunları söyledi: “Herkes ışığı ve enerji potansiyeli nedeniyle güneşi sonsuz gibi algılamaktadır. Oysa enerji kaynağı güneş olmasa, dünyada renklerin, mevsimlerin ve yaşamın olmayacağını çocuklarımıza anlatamayız. İşte bu tarz sorulara cevap verecek olan bu sergi, geçen yıl İstanbul’da açılmıştı. Bu yıl da serginin Ankara’da gösterilmesinden dolayı çok mutluyum.” Konuşmaların ardından ANFA Genel Müdürü Ertürk, Büyükelçiye, Türk geleneğinde yer alan yer sofrası sinisi ile tahtası hediye etti. Güneşin sonsuz enerji potansiyelini ve geleceğin enerji kaynağı olarak kullanımının tanıtıldığı İşte Güneş sergisinde ilginç deneyler, interaktif enstalasyonlar, bilgi oyunları ve bilgisayar animasyonları yoluyla hem çocuklar hem de yetişkinler güneşin içine doğru bir yolculuğa çıkarılıyor. Sergi, 31 Ocak 2014 tarihine kadar Feza Gürsey Bilim Merkezi’nde görülebilecek. CİHAN
Zaman
Son Dakika
05.11.2013
BaşkentteİşteGüneşsergisiaçıldıBaşkentte İşte Güneş sergisi açıldı
Dünyadan örneklerle fakirler için özel okullar
Zaman
31.10.2013
10:27
Demokratikleşme Paketi’nden özel okullarda, farklı dil ve lehçelerde eğitimin önünü açacak bir uygulama çıktı. 2923 sayılı kanuna yapılacak bir ek ile Özel Eğitim Kurumları Kanunu hükümlerine tabi olmak üzere, farklı dil ve lehçelerde özel öğretim kurumu açılabilecek.Bu kurumlarda eğitim ve öğretimin yapılacağı dil ve lehçeler Bakanlar Kurulu’nca tespit edilecek. MEB, bu tür kurumların açılmasına ve denetimine ilişkin esasları, çıkaracağı bir yönetmelikle düzenleyecek. Programlar, kanunda yer aldığı gibi, Milli Eğitim Bakanlığı tarafından belirlenecek. Yine mevcut kanunda yer aldığı gibi, bu okullarda da belli dersler Türkçe olacak. Anadilde eğitimin önünü açacak olan bu uygulama, epeydir kamuoyunda tartışılmaktadır. Tartışmalar, özel okulların zamanla zengin ailelere dönük ayrıcalıklı okullar haline geleceği düşüncesiyle anadilde eğitimin kamu okullarında da verilmesi yönünde. Bu tür tartışmalar sadece paketten çıkan bu uygulamaya dönük olarak değil, genelde özel okulların yoksullar aleyhine olacağı düşüncesiyle özel okulculuğa karşı ciddi bir tepki duyulmaktadır. Buna mukabil, ücretsiz eğitimin yoksullar yararına olduğu ve eğitimde fırsat eşitliği sağladığı yönünde bir kanaat hakimdir.Bu bakımdan eğitimde özelleştirme fikri, orta sınıf ve zengin ülkelerdeki fakirleri mağdur edeceği düşüncesiyle sıklıkla eleştiri konusu edilir. Bu yaygın kanaati Newcastle Üniversitesi’nde eğitim profesörü olan James Tooley, dünyanın en fakir ülkelerindeki özel okullar üzerinde yaptığı kapsamlı bir araştırmayla büyük ölçüde çürütmüştür. Tooley ve ekibi, Somali, Sierra Leone, Nijerya, Kenya, Gana, Hindistan ve Çin’in bazı bölgelerinde hemen her sokak başında bulunan özel okullar üzerinde titiz çalışmalar yapmıştır. İleri istatistik teknikleri kullanılarak yaptıkları sayımlardan birçoklarını şaşırtacak ilginç sonuçlar çıkmıştır. Rapordan çıkan bazı sonuçlar şu şekildedir; fakir yöre ve semtlerin her birinde fakirlere hizmet veren okulların kahir ekseriyetinin özel olduklarını ve fakir velilerin ya kahir ekseriyetinin ya da hatırı sayılır bir ekalliyetinin özel okulları tercih ettikleri görülüyor. Bu özel okullar, mahalle müteşebbisleri tarafından kurulan ve velilerin ödedikleri ücretlerden temin edilen kârlı işletmeler. Özel okul öğretmenleri, kamuya ait okulların merkezden gönderilen öğretmenlerin aksine zaten hizmet veriyor oldukları yerel muhitten devşiriliyor. Özel okullarda çalışan öğretmenler arasında işe devamsızlık, kamuya ait okullarda çalışan öğretmenlere kıyasla çok daha az. Özel okullarda ders veren öğretmenler, kamuya ait okullarda ders veren öğretmenlere kıyasla vakitlerinin büyük bir bölümünü öğrencilere ayırmaktadır. Özel okullarda öğretmen başına düşen öğrenci sayısı, kamu okullarına göre daha düşük sayıda. Ayrıca kütüphane, tuvaletler ve içme suyu gibi bazı okul ihtiyaçları, kamuya ait okullara kıyasla daha iyi temin ediliyor. Kamu ve özel okulculuğun nispi maliyetlerinde ülkeler arasında farklılıklar olduğu görülüyor. Kamuya ait okulların tamamen bedava olduğu Hindistan gibi ülkelerde özel okullar velilere daha pahalıya mal olmakta ancak kamuya ait okulların az bir ücret aldıkları Çin ve Gana gibi başka ülkelerde özel okulların bazen kamudaki fiyatın bile altına indikleri görülüyor. Bunun sebebi de gerçekten fakir olanların, kamuya ait okul ücretlerini karşılayamamalarıydı. Özel okulları cazip kılan ise velilerden sömestr başına değil, gündelik ücret, örneğin 10 cent alıyor olmalarıydı.ÖZEL SEKTÖRÜ EĞİTİME DÂHİL ETMELİÖzel okullar, gerçekten fakir olanları ya bedava ya da burslu okutuyorlar. Eğitim kalitesi açısından da özel okullarda okuyan öğrencilerin matematik ve İngilizce derslerinde daha başarılı oldukları ve kendilerini daha özgür ve rahat hissettikleri görülüyor. Tooley’e göre herkes için bedava eğitim nakaratı aynı zamanda kamunun müdahalesine maruz kalmak demek. Tooley, aynı zamanda çoğu kalkınma iktisatçının neredeyse kutsal kitabı sayılan Oxfam Eğitim Raporu’nun özel okulların sadece mutlu azınlığa hizmet ettikleri safsatasını yerle bir ettiğini ifade eder. Örneğin bu rapora göre Kuzey Hindistan eyaleti köylerindeki fakir aileler içinde bile kamu okullarının çok kalitesiz olduklarını idrak edenlerin sayılarının çok fazla olduğu ve bu yüzden çocuklarını özel okullarda okutmak için büyük fedakârlıklar yaptıkları ifade edilmiştir. Ailelerin çocuklarını özel okullara gönderme nedenlerinin en başında kamu okullarının yetersizliği ve birçok dersin öğretmen yetersizliğinden boş geçmesi gelmektedir. Raporu hazırlayan takım, rastgele seçtikleri ve önceden haber vermeden ziyaret ettikleri devlet okullarının ancak yüzde 53’ünde eğitim faaliyetlerinin sürdüğünü gördüklerini bildirmektedir. Yüzde 33’ünde ise başöğretmenin işinin başında olmadığı görülmüştür. Köylerde yapılan ziyaretlerde tam tersi bir
Zaman
Yorum
31.10.2013
DünyadanörneklerlefakirleriçinözelokullarDünyadan örneklerle fakirler için özel okullar
‘Nihayet Higgs!’
Zaman
13.10.2013
10:33
8 Ekim 2013 Salı günü İsveç Kraliyet Akademisi toplantı salonunda (ve eşzamanlı olarak tüm dünyada sosyal medyada) bu sene Fizik dalında Nobel ödülünün kime layık görüldüğünün duyurulmasını heyecanla bekleyenler alışılmadık bir durumla karşılaştı.Yerel saatle 11.45te yapılması beklenen basın toplantısının önce 30 dakika ertelendiği duyuruldu daha sonra bu sürenin sonunda duyurunun bir 30 dakika kadar daha ertelendiği açıklandı. Nihayet saat 12.46da ödülün “atomaltı parçacıkların kütlesinin anlaşılmasına katkı sağlayan bir mekanizmayı teorik olarak ortaya atmalarından ve bu mekanizma için öngördükleri parçacığın son yıllarda CERNde büyük hadron çarpıştırıcısında çalışan CMS ve ATLAS deneysel ekipleri tarafından keşfedilerek doğrulanmasından ötürü” İngiliz ve Belçikalı bilim adamları Peter W. Higgs ve François Englert’e eşit olarak paylaştırıldığı duyuruldu. Komite, ödülün açıklanmasındaki bu gecikmenin sebebi olarak kararın ve duyurunun aynı gün içerisinde yapıldığını ve içeride “güzel bir tartışma” geçtiğini söylemekle yetindi.daylık, inceleme ve karar aşamalarının büyük bir kısmı hâlâ muamma olan dünyanın bu en prestijli bilim ödülünün duyurulması sırasında yaşanan bu ilginç olay esasında ödülün verildiği buluşun kendisinin uzun ve çetrefilli hikâyesinin de kısacık bir özeti gibi... Zira kimilerinin tarihteki “en çok kestirilebilen” Fizik Nobeli olarak nitelendirdikleri bu ödülü Higgs ve Englert, ha bu sene ha ertesi sene derken, tam 50 senedir sabırla (!) bekliyorlardı. Bu beklentinin gerçekleşmesi için ise dünyanın en büyük, en karmaşık ve en üst teknolojiye sahip tesisi olan -büyük hadron çarpıştırıcısının (LHC)- inşa edilip işletilmesi gerekiyordu çünkü Nobel komitesi özellikle teorik çalışmalar söz konusu olduğunda kesin olarak doğrulanmadan ödül vermek konusunda çok eli sıkı davranması ile bilinmektedir.izikte parçacıkların “standart modeli” olarak isimlendirilen teori bugün pozitif bilimler bağlamında bakıldığında deneylerle uyuşması bakımından elimizdeki en hassas ve doğru kainat tasviridir. Standart model 1950-1970 yılları arasında birçok bilim adamının ortak çalışması ile geliştirilip tamamlanmıştır. Yine 1950lerden itibaren günümüze kadar devam eden bir süreçte bu model tarafından öngörülen (farklı özellikli kuarklar ve nötrinolar gibi) parçacıkların birbirleri ile yarışır bir biçimde deneylerde ardı ardına gözlemlenmesi modelin sağlamlığını ve güvenilirliğini günden güne artırmıştır. Bu motivasyon ile yıllar içinde daha da geliştirilen parçacık hızlandırıcıların tabiri caizse en yeni modeli olan ve 2008 yılında CERNde devreye giren büyük hadron çarpıştırıcısının 2011-2012 yıllarında gözlemlediği (ve bu senenin mart ayında bu gözlemi tekrar doğruladığı) “Higgs bozonu” ismi verilen parçacık 1964 yılında Higgs ve Englert tarafından bağımsız olarak yazılan makalelerde fevkalade isabetli olarak öngörülmüştür. İşte bu iki bilim adamına ödülü kazandıran çalışma budur.Standart modelde öngörülen 61 parçacık arasından özellikle bu parçacık modelin kendi içinde tutarlılığı açısından çok önemli bir yere sahiptir. Modelin varlığı doğrulanmış parçacıklar vasıtasıyla açıklayamadığı temel parçacıkların “kütleye sahip olmaları” özelliği Higgs bozonunun yer aldığı bir mekanizma ile açıklanmaktadır. Popüler olarak “Tanrı parçacığı” diye anılmasının başlıca sebeplerinden biri de budur. Bu takma ad ilk defa bir diğer Nobel ödüllü fizikçi olan Leon Ledermanın kitabının isminde geçmektedir. Lederman, kitabının ismini tamamı ile değişik bir bağlamda “Tanrının cezası” (Goddamn) parçacık olarak koymak istemiş ancak yayımcısı buna izin vermemiş ve bu isim daha sonra bir şekilde parçacığa yapışmış kalmış. Konunun popülerliğini artırmasına rağmen Higgsin bizzat kendisi bu ismi “çoğu insanı gücendirebilecek türden” bir yanlış kullanım olarak görmekte ve bilimsel açıdan diğer birçok bilim meslektaşı gibi “bağlam dışı” bulmaktadır. Bunun yanında Higgs ateist olmasına rağmen çalıştığı daldaki bir meslektaşının dini bir görüşe sahip olmasını yadırgamayacağını söylemiş ve hatta daha “ileri giderek” mesela Richard Dawkinsin ateist olmayanlara karşı tutumunu “köktenci” sayılabileceğini de belirterek eleştirmiş bir isim. Higgsin bu tutumu hemen akla doktora hocası olan Charles Coulsonu getiriyor. Kendisi dini ve bilimsel görüşlerini birleştirip açıklamakta bir beis görmeyen ve kuantum kimyası dalında çalışmış prestijli bir bilim insanı. Hazır konu açılmışken Higgs ile aynı dalda çalışan, teorik parçacık fiziğinin öncülerinden ve şüphesiz en önemli isimlerinden 1979 Fizik Nobel Ödülü sahibi büyük Müslüman alimi (öyle ki Nobel konuşmasında Kurandan ayet okumuştur) Pakistanlı Abdüs Selamı da rahmetle muhakkak yâd
Zaman
Yorum
13.10.2013
‘NihayetHiggs’‘Nihayet Higgs’
‘Nihayet HIggs!’
Zaman
13.10.2013
01:59
8 Ekim 2013 Salı günü İsveç Kraliyet Akademisi toplantı salonunda (ve eşzamanlı olarak tüm dünyada sosyal medyada) bu sene Fizik dalında Nobel ödülünün kime layık görüldüğünün duyurulmasını heyecanla bekleyenler alışılmadık bir durumla karşılaştı.Yerel saatle 11.45te yapılması beklenen basın toplantısının önce 30 dakika ertelendiği duyuruldu daha sonra bu sürenin sonunda duyurunun bir 30 dakika kadar daha ertelendiği açıklandı. Nihayet saat 12.46da ödülün “atomaltı parçacıkların kütlesinin anlaşılmasına katkı sağlayan bir mekanizmayı teorik olarak ortaya atmalarından ve bu mekanizma için öngördükleri parçacığın son yıllarda CERNde büyük hadron çarpıştırıcısında çalışan CMS ve ATLAS deneysel ekipleri tarafından keşfedilerek doğrulanmasından ötürü” İngiliz ve Belçikalı bilim adamları Peter W. Higgs ve François Englert’e eşit olarak paylaştırıldığı duyuruldu. Komite, ödülün açıklanmasındaki bu gecikmenin sebebi olarak kararın ve duyurunun aynı gün içerisinde yapıldığını ve içeride “güzel bir tartışma” geçtiğini söylemekle yetindi.daylık, inceleme ve karar aşamalarının büyük bir kısmı hâlâ muamma olan dünyanın bu en prestijli bilim ödülünün duyurulması sırasında yaşanan bu ilginç olay esasında ödülün verildiği buluşun kendisinin uzun ve çetrefilli hikâyesinin de kısacık bir özeti gibi... Zira kimilerinin tarihteki “en çok kestirilebilen” Fizik Nobeli olarak nitelendirdikleri bu ödülü Higgs ve Englert, ha bu sene ha ertesi sene derken, tam 50 senedir sabırla (!) bekliyorlardı. Bu beklentinin gerçekleşmesi için ise dünyanın en büyük, en karmaşık ve en üst teknolojiye sahip tesisi olan -büyük hadron çarpıştırıcısının (LHC)- inşa edilip işletilmesi gerekiyordu çünkü Nobel komitesi özellikle teorik çalışmalar söz konusu olduğunda kesin olarak doğrulanmadan ödül vermek konusunda çok eli sıkı davranması ile bilinmektedir.izikte parçacıkların “standart modeli” olarak isimlendirilen teori bugün pozitif bilimler bağlamında bakıldığında deneylerle uyuşması bakımından elimizdeki en hassas ve doğru kainat tasviridir. Standart model 1950-1970 yılları arasında birçok bilim adamının ortak çalışması ile geliştirilip tamamlanmıştır. Yine 1950lerden itibaren günümüze kadar devam eden bir süreçte bu model tarafından öngörülen (farklı özellikli kuarklar ve nötrinolar gibi) parçacıkların birbirleri ile yarışır bir biçimde deneylerde ardı ardına gözlemlenmesi modelin sağlamlığını ve güvenilirliğini günden güne artırmıştır. Bu motivasyon ile yıllar içinde daha da geliştirilen parçacık hızlandırıcıların tabiri caizse en yeni modeli olan ve 2008 yılında CERNde devreye giren büyük hadron çarpıştırıcısının 2011-2012 yıllarında gözlemlediği (ve bu senenin mart ayında bu gözlemi tekrar doğruladığı) “Higgs bozonu” ismi verilen parçacık 1964 yılında Higgs ve Englert tarafından bağımsız olarak yazılan makalelerde fevkalade isabetli olarak öngörülmüştür. İşte bu iki bilim adamına ödülü kazandıran çalışma budur.Standart modelde öngörülen 61 parçacık arasından özellikle bu parçacık modelin kendi içinde tutarlılığı açısından çok önemli bir yere sahiptir. Modelin varlığı doğrulanmış parçacıklar vasıtasıyla açıklayamadığı temel parçacıkların “kütleye sahip olmaları” özelliği Higgs bozonunun yer aldığı bir mekanizma ile açıklanmaktadır. Popüler olarak “Tanrı parçacığı” diye anılmasının başlıca sebeplerinden biri de budur. Bu takma ad ilk defa bir diğer Nobel ödüllü fizikçi olan Leon Ledermanın kitabının isminde geçmektedir. Lederman, kitabının ismini tamamı ile değişik bir bağlamda “Tanrının cezası” (Goddamn) parçacık olarak koymak istemiş ancak yayımcısı buna izin vermemiş ve bu isim daha sonra bir şekilde parçacığa yapışmış kalmış. Konunun popülerliğini artırmasına rağmen Higgsin bizzat kendisi bu ismi “çoğu insanı gücendirebilecek türden” bir yanlış kullanım olarak görmekte ve bilimsel açıdan diğer birçok bilim meslektaşı gibi “bağlam dışı” bulmaktadır. Bunun yanında Higgs ateist olmasına rağmen çalıştığı daldaki bir meslektaşının dini bir görüşe sahip olmasını yadırgamayacağını söylemiş ve hatta daha “ileri giderek” mesela Richard Dawkinsin ateist olmayanlara karşı tutumunu “köktenci” sayılabileceğini de belirterek eleştirmiş bir isim. Higgsin bu tutumu hemen akla doktora hocası olan Charles Coulsonu getiriyor. Kendisi dini ve bilimsel görüşlerini birleştirip açıklamakta bir beis görmeyen ve kuantum kimyası dalında çalışmış prestijli bir bilim insanı. Hazır konu açılmışken Higgs ile aynı dalda çalışan, teorik parçacık fiziğinin öncülerinden ve şüphesiz en önemli isimlerinden 1979 Fizik Nobel Ödülü sahibi büyük Müslüman alimi (öyle ki Nobel konuşmasında Kurandan ayet okumuştur) Pakistanlı Abdüs Selamı da rahmetle muhakkak yâd
Zaman
Yorum
13.10.2013
‘NihayetHIggs’‘Nihayet HIggs’
'Su sıkıntısı, su kaynaklarının azlığına değil adaletsiz dağılımına bağlı'
Zaman
08.10.2013
11:25
Prof. Dr. Afşin, su sıkıntısının nedeninin su kaynaklarının azlığına değil, suyun adaletsiz dağılımına bağlı olduğuna dikkati çekerek, Her yıl 250 milyon kişi kirli sularla bulaşan hastalıklara yakalanıyor ve yaklaşık 5 milyonu hayatını kaybediyor. dedi. Aksaray Üniversitesi (ASÜ) Mühendislik Fakültesi Jeoloji Mühendisliği Bölümü’nün düzenlediği ‘Baki Canik Su Medeniyeti Sempozyumu’ başladı. Sempozyum; su, enerji, sağlık ve sürdürülebilir kullanım arasındaki ilişkinin Türkiye’ye sağlayacağı faydaları, eski çağlardan bu yana yapılmış olan su yapılarının tarihsel gelişimini bilimsel verilerle ortaya koymayı amaçlıyor. Sempozyum Düzenleme Kurulu Başkanı Prof. Dr. Mustafa Afşin “Su, hayatın özü ve vazgeçilmez öğesidir” diyerek giriş yaparak, insanların geleceğinin suda olduğunu, kalkınma ve barış için su kaynaklarının eşit biçimde kullanılması gerektiğini söyledi. Dünyada milyonlarca kadının günün neredeyse 4 saatini su taşıyarak geçirdiğini ifade eden Prof. Dr. Afşin, “İşin ilginç yönü su sıkıntısının nedeninin su kaynakların azlığına değil, suyun adaletsiz dağılımına bağlı olması ve şimdilik bu sorunun sadece yoksulları ilgilendirmesidir. Her yıl 250 milyon kişi kirli sularla bulaşan hastalıklara yakalanıyor ve yaklaşık 5 milyonu hayatını kaybediyor. Oysa kürsel bir eylem planı ile milyonlarca insanın hayatı kurtarılabilir” dedi. Yakın tarihte yapılan bir sempozyumda Türkiye’nin 2030’da su fakiri ülkeler arasında olacağına işaret edildiğini dile getiren Afşin, sözlerini, “Suyu aziz bilip, onu verene saygı duyacak biçimde tasarruflu kullanmazsak, bu acı gerçekle belki de 2030 yılından önce karşılaşacağız” diye konuştu. ASÜ Rektörü Prof. Dr. Mustafa Acar ise hayatın kaynağının su olduğunu söyledi. ‘Su gibi aziz ol’ sözünü anımsatan Rektör Acar, bir kişiye yapılacak hayır dualardan birisinin bu söz olduğunu ifade etti. “Su, çok kıymetli bir nimet ve onsuz üç günden fazla yaşamaya imkân yok” diyen Acar, şöyle devam etti: “Kur’an-ı Kerim’de ‘Biz her canlı şeyi sudan yarattık’ diyor. Dolayısıyla yeryüzünde gördüğümüz her canlı nesnenin hayat kaynağında su var. Ama modern dünyada, - özellikle sanayileşme sürecinden bugüne - insanın doğayla olan mücadelesinde ölçüyü kaçırması ve doğayı adeta düşman gibi algılayıp, ona karşı mücadelede her aracı meşru görme anlayışından kaynaklı olarak, bugün ciddi bir hava kirliliği, çevre kirliliği, su kirliliği sorunuyla karşı karşıyayız. Bugün artık dünyanın gündemindeki en önemli sorunlardan birisi iklim değişikliği, küresel ısınma ve buna bağlı olarak ortaya çıkan sorunlardır. Bunlardan birisi de su kirlenmesi ve su kıtlığıdır. Yeryüzünde yağışların dengesiz dağılımı bazı bölgelerimizde afetler, seller ve doğal felaketlere yol açarken, bazı bölgelerimizde çölleşme ve kuraklaşma tehlikesi doğurmaktadır” dedi. ASÜ Rektörü Acar, bilim insanlarının ‘Bugün yeryüzünde ne kadar su kaynağımız var? Yıllık ne kadar yağış alıyoruz? Kürsel ısınma ve iklim değişikliğinin neticesinde yeryüzünün nerelerini, yakın gelecekte nasıl bir akıbet bekliyor?’ sorularına kafa yorması gerektiğinin altını çizdi. Aksaray Belediye Başkanı Nevzat Palta’nın, Aksaray’da yapılan su çalışmalarına dair bilgiler vermesinin ardından kürsüye gelen İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) Öğretim Üyesi Prof. Dr. Erdoğan Yüzer, İstanbul özelinde Türkiye’nin su hususunda yaşadığı sorunları anlattı. Ailelerin, önünü görebilmek için gelir gider dengelerini hesap ettiğini, plan yaptığını, aynen bunun gibi şehirlerin önünü görebilmesi için de planlara ihtiyaç olduğunu söyleyen Erdoğan Yüzer, “İllerin geleceğini hesaplarken bir plana bunu dayandıramazsak başarılı olmamız mümkün değil” dedi. Yaşamın özünün su olduğunu kaydeden Yüzer, “Türklerin yaradılış ve türeyiş destanlarında su için ‘Yer yer değil iken, su su idi’ denmektedir. Bunlar bize suyun önemini belirten öz ve akılda kalıcı sözlerdir.” şeklinde konuştu. Kısa süre önce vefat eden ve Türkiye’nin Jeoloji alanında en saygın isimlerinden olan Prof. Dr. Baki Canik anısına gerçekleştirilen sempozyumda ‘Su ve Medeniyet’, ‘Türkiye’deki Su Yapılarının Tarihsel Gelişimi’, ‘Su Yapılarında Jeoteknik Çalışmalar’, ‘Su Tutma Yapılarının Su Kaynaklarına Etkileri’, ‘Restorasyon Çalışmaları’, ‘Aşırı Su Tüketimi’, ‘Türkiye’nin Su Potansiyeli’ gibi konular konuşuldu. Sempozyuma Türkiye’nin çeşitli üniversitelerinden çok sayıda akademisyen iştirak etti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
08.10.2013
SusıkıntısısukaynaklarınınazlığınadeğiladaletsizdağılımınabağlıSu sıkıntısı su kaynaklarının azlığına değil adaletsiz dağılımına bağlı
İnsana dokunan hikâyeler
Zaman
05.10.2013
01:57
13. İstanbul Bienali, birçok insan hikâyesine ev sahipliği yapıyor: Mah-kûmlarla zaman takasında bulunan, Brezilya ormanlarında bir yıl yaşayıp her şeyi kayıt altına alan, Paris’i iki yabancının gözünden takip eden sanatçıların eserlerine ve hikâyelerine...İstanbul Kültür Sanat Vakfı’nın düzenlediği 13. İstanbul Bienali dünyanın farklı ülkelerinden farklı sanatçıların eserlerine ev sahipliği yapıyor. Herkes büyük fotoğrafa odaklandığı için göz ardı edilen birçok çalışma var. Arka planı insan hikâyeleriyle dolu çalışmalar...Yan tarafta sigara izmaritlerinden oluşan projenin adı Zaman Takası. Kimine izmarit yığını gibi gelebilir, kimine farklı farklı sorular sordurabilir: Acaba hangi düşüncelerde boğulurken ateşe verildi sigaralar, hangi günahkâr dudaklara dokundu, hangi duvar kenarlarından toplanıp birbirine iliştirildi? Tek bir cevabı yok, ancak naif bir hikâyenin eseri. Meksikalı sanatçı Josê Antonio Vega Macotela, 2006 yılında ülkesindeki Santa Marta Acatitlan Hapishanesi’nin erkek koğuşlarını ziyarete gider. Kapasitesinin çok çok üstünde tutuklu barındıran cezaevinin sakinlerinin hikâyelerine kulak verir, dertlerine ortak olur. Sonrasında bir proje geliştirir. Tutukluların hapishane koşullarında gerçekleştiremeyeceği bazı işleri onlar adına gerçekleştirecek, karşılığında tutuklular da kendi malzemelerini ve sosyal çevrelerini kullanarak bir şeyler yapacaktır. Bu fikri hayata da geçirir.Temel şartı şu: İki eylemin süresi de aynı uzunlukta olacak, aynı gün, aynı saatte yapılacak. Sanatçı, kader mahkûmlarıyla zaman takasında anlaşır. Farklı dileklerde bulunur mahkûmlar. Mesela Süper-fare adlı tutuklu Macotela’dan oğlunun ilk atacağı adımlara tanıklık etmesini ister; eşinin tepkilerini, çocuğun yüzündeki gülümseyişi görmesini... Macotela, dilediği şeyleri yapar, gözlemlerini en ince ayrıntısına kadar mahkûmla paylaşır. Süper-fare ise karşılığında (aynı üç saat boyunca) hücresinde bulduğu sigara izmaritlerini toplayıp onlarla bir kompozisyon oluşturur. Başka bir tutuklu eski sevgisini gözetlemesini ister, şimdiki sevgilisinin ve kendisinin saçlarını kullanarak hapishanenin masa oyunu biçiminde bir maketini yapar.Dışarıdaki hayat ile demir parmaklıkların arkasındaki hikâye taşıyıcılığı yaklaşık beş yıl sürer. 365 defa gerçekleşen bu takaslar, sanatçı ve tutuklular arasında samimi bir bağ kurarken oluşturulan nesneler, çizimler, biriktirilen malzemeler hapishanenin dikenli duvarlarını aşarak uluslararası bienallerde, müzelerde sergilenir.İki yabancının gözünden Paris‘Bienal’deki ilginç çalışmalardan biri Nil Yalter ile Judy Blum’a ait. Uzun yıllardır Fransa’da yaşayan Mısırlı sanatçı Yalter, 1973’te tanıştığı kendisi gibi göçmen Amerikalı sanatçı Blum ile Paris’i iki yabancı gözüyle yorumlamaya girişir. Şehrin yirmi bölgesini fotoğraflar, notlar çıkarır, bölgeyi anlatan desenler çizer. Sonuçta ortaya bölgenin kültür hayatı, kronik sorunları, mimari ve şehircilik anlayışını kayda geçirir: Montparnasse’nin konut krizini, Pigalle’de kadın bedeninin cinsel bir obje olarak sömürülüşünü, Louvre bölgesinin sanat tarihini… Fotoğrafları, notları bölge bölge ayıran ‘iki yabancı’ bunları kumaşlara dikip önemli sanat galerilerinde görücüye çıkarır. Paris Işık Şehri adlı çalışma, şimdi Antrepo’da.Doğayla baş başa bir yılBrezilyalı sanatçı Cadu, Kış Geçidi çalışmasıyla doğa-insan ilişkisini masaya yatırıyor. Cadu, gözlem yapmak için Rio de Janerio’nun yeşilliklerle kuşatılmış dağlık bir arazisine küçük bir kulübe kurar. Bir yıl boyunca burada yaşar, görüntü kayıtları alır, fotoğraflar çekip günlükler tutar. Mevsim değişimini ve günlük hava durumunu fiziksel olarak kayda geçiren sanatçı, yaşadığı kulübenin minyatürünü yapıp izlenimleriyle dolu dokümanları, kayıtları Sao Paulo’daki bienalde sergiler. Şimdiki durağı Antrepo. Cadu’nun çalışması, kentsel dönüşümle beraber kimliksizleştirilen İstanbul için bir hayli şey söylüyor.‘Sanatçılar öğretmen oldu’Arjantin’de 2001 yılında gerçekleşen şiddetli halk isyanının ardından bir grup sanatçı, sosyo-ekonomik açıdan sorunlu Fiorito mahallesindeki Liliana Maresca Ortaokulu için bir proje geliştirir. Ayrımcılık, aile içi şiddet, çocuk işçiler vb. aciliyet içeren sorunlardan ve mahallenin kimliğinden yola çıkan kolektif, güncel sanat stratejilerini kullanan bir eğitim planıyla mahalle sakinlerini güçlendirmeye çalışır. Okulun idarecilerine psikolojik danışmanlık verilir, sanatçılarla dersler düzenlenir, okulda tanınmış sanatçıların yapıtlarının yer aldığı ve dersler için pedagojik malzeme olarak kullanılan sergiler açılır. Sosyal sorumluluk projesinin fikir ve uygulama sürecini anlatan iki bölümlük video, Galata Rum İlköğretim Okulu’n
Zaman
En Çok Okunan
05.10.2013
İnsanadokunanhikâyelerİnsana dokunan hikâyeler
İSTOK: Bingöl'de tünel kazan mahkumlar İzmir Metrosu'nda çalışsın
Zaman
28.09.2013
12:40
Bingöl M Tipi Cezaevi’nden bir yılda 80 metre tünel kazarak kaçan mahkumlar için ilginç bir teklif getirildi. İzmir Sivil Toplum Kuruluşları Platformu (İSTOK), İzmir Metrosu’nun daha kısa sürede tamamlanması için burada çalıştırılmalarını önerdi.Üçyol–Üçkuyular hattı çalışmaların devam ettiği Üçkuyular şantiyesi önünde bir basın açıklaması yapan İSTOK, metronun daha kısa sürede bitirilmesi için kaşık ve çatalla tünel kazan mahkumların, zorunlu kamu hizmeti kapsamında istihdam edilmesi teklifini ortaya attı. Platform sözcüsü Av. Halit Çelik, temeli 2005 yılında atılan ve bugüne kadar iki müteahhide iş bıraktırılan Üçyol–Üçkuyular metro hattının hâlâ bitirilememesinin fazlasıyla can sıkıcı bir boyut aldığını söyledi. Çalışmalar sebebiyle güzergâhta bulunan esnafın işlerinin tamamen bozulduğunu, bazılarının kapatmak zorunda kaldığını, bu kişilerin zararlarını telafi edici bir girişimde bulunulmadığını belirten Çelik, “Bu büyük bir haksızlıktır. Yine çalışmaların yürütüldüğü güzergâhta ikamet eden insanlar, büyük bir gürültü ve tozdan çevre kirliliğine maruz kalmaktadır. Hükümetin metroyu bitirme teklifini geri çeviren belediye yetkilileri, ne zaman bitirileceğine dair süre vermeyip, ‘Bir sabah biner gideriz.’ demektedir. Beceriksizliğin faturası halka çıkmaktadır.” şeklinde konuştu. Bu durum karşısında İSTOK olarak ironik bir önerileri olduğunu ifade eden Av. Çelik, Bingöl M Tipi Cezaevindeki bazı mahkumların, bir yıl içinde 80 metre tünel kazdığını hatırlatarak, “Bu tüneli kazmak için ellerinde sadece kaşık ve çataldan oluşan iptidai aletler bulunmaktadır. Ellerindeki bu imkanlarla dahi İzmir Metrosu’nun bugüne kadarki sekiz yıl içinde beşte birini kazmış olurlardı. Demek ki ellerine kazmak için teknik alet ve makineler verilse İzmir Metrosu’nu en geç bir yıl içinde kazar bitirirlerdi.” dedi. Zararın neresinden dönülürse dönülsün kâr olduğunu dile getiren Çelik, tünel kazarak kaçan mahkumların zorunlu kamu hizmeti kapsamında İzmir Metrosu inşaatında istihdam edilmesi teklifinde bulunarak, “İzmir Büyükşehir Belediyesi’nin, bu fırsatı kaçırmamasını diliyoruz.” diye konuştu. Platform üyesi başka bir kişi de belediyenin bu teklifi kabul etmesi halinde hükümetin yardımcı olmasını istedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
28.09.2013
İSTOKBingöldetünelkazanmahkumlarİzmir/">İzmirMetrosundaçalışsınİzmir-Metrosunda-çalışsın/">İSTOK Bingölde tünel kazan mahkumlar İzmir Metrosunda çalışsın
Akdeniz Akademisi start verdi
Zaman
24.09.2013
18:31
İzmir Büyükşehir Belediyesi öncülüğünde kurulan Akdeniz Akademisi, düzenlenen tören ve konferansla çalışmalarına başladı. Ahmed Adnan Saygun Sanat Merkezi’ndeki açılış törenine siyasetçiler, belediye başkanları, sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri, sanatçılar, akademisyenler ve kentin kanaat önderlerinden oluşan çok sayıda davetli katıldı. Açılış töreni dolayısıyla düzenlenen konferansta ise Prof. Dr. İlhan Tekeli ve Arkas Holding Yönetim Kurulu Başkanı Lucien Arkas birer sunum yaptı. İzmir Akdeniz Akademisi’nin açılış töreninde konuşan Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu, “Ülkemizin en çağdaş, en aydınlık kentinden tüm Türkiye’ye bir katkıda bulunmak, demokrasi anlayışına bir ivme kazandırmak istiyoruz” dedi. Lucien Arkas’ın, İzmir’in en büyük sermayesi hoşgörü kültürüdür. Onu kaybetmemek lazım” sözleri büyük alkış aldı.Bir düşünce kuruluşu ve demokrasi platformu olarak faaliyet göstermesi planlanan ve Türkiye’de ilk kez bir belediye bünyesinde kurulan Akdeniz Akademisi’nin açılış töreninde konuşan Başkan Aziz Kocaoğlu, Akdeniz’de lider kent olmayı hedeflediklerini söyledi. Akademinin amacının katılımcı demokrasi anlayışını yaşama geçirmek olduğunu dile getiren Başkan Aziz Kocaoğlu “İzmir’in tüm dinamiklerini harekete geçirip İzmir için üretmek, demokrasi ve katılımcı demokrasi anlayışını oluşturmak, Türkiye’nin en aydınlık kentinden tüm ülkemize katkıda bulunmak ve demokrasi anlayışına ivme kazandırmak istiyoruz. Akademinin temelleri 2009 yılında atıldı. Bu kent çevre yatırımlarıyla suyu, havayı koruyarak bir yerlere gelmek, kalkınırken korumak üzerine bir politika izliyor. Kent tasarımı ve eko sistemle ilgili çalışmalarımızı sürdürüyoruz. Altyapı yatırımlarını yüzde 90 tamamladık. İzmir’i Akdeniz’e ve dünyaya sunmak için ev ödevlerimizi iyi yapıyoruz.” dedi. İzmir’in ekonomik gücünün her geçen gün arttığına dikkat çeken Başkan Aziz Kocaoğlu, “2004 yılında göreve geldiğimdeki rakamlarla bugünkü rakamlar, büyümedeki iddiamı kanıtlıyor. EXPO 2020’ye yürüyoruz. EXPO 2020’nin İzmir’de yapılması, İzmir’in hedeflerinden biri olan hizmet ve turizm sektöründe çeşitlenerek büyümesini sağlayacak bir pik noktası. Akdeniz’in lider kentlerinden bir tanesi olmak istiyoruz. Yönümüzü Avrupa’ya, batıya, Akdeniz’e dönerek ileriye, çağdaşlığa dönerek İzmir’i aydınlatmak istiyoruz. Bunun yanında tüm komşularımızla iyi olacağız. Bu akademi umuyorum, giderek bir sivil inisiyatif olur. Hepimiz İzmir için bir şeyler üretirsek kazanacağımıza inanıyorum. ‘İzmir’e İz Bırak’ projesiyle 10 yıllık stratejik planımızı tüm İzmirli hemşehrilerimizle birlikte yapmaya çalışıyoruz. 10 yıllık yol haritamızı belirleyecek stratejilerimizi katılımcı bir anlayışla ortaya çıkarıp tekrar katılımcılarımızla paylaşacağız. Başarıp kentimizi bir dünya kenti hedefine sürdürülebilir anlayışla taşımak istiyoruz.” diye konuştu. Açılış töreninin diğer konuşmacısı İzmir Akdeniz Akademisi Kurucu Onursal Başkanı Prof. Dr. İlhan Tekeli ise bir düşünce kuruluşu olan Akdeniz Akademisi’nin gücünü demokratik platformdan aldığını belirterek şöyle konuştu: “Bu kurum ilginç bir kurum. Bu kuruluşta hem bir düşünce hem bir demokrasi platformunu bir arada gerçekleştirmeye çalışacağız. Akademi yeni bir kamusallık getiriyor. Günümüzde kamusallığın çöktüğü ortamda yeni kamusallıklar aranıyor. Bu kurumun bir özelliği var: İzmir Büyükşehir Belediyesi bünyesinde bir yeri var ama bürokratik bir kurum değil. İzmir’in potansiyellerini harekete geçirerek demokrasi kalitesini artıracak bir kuruluş. Şimdiden 4 konu üzerinde çalışmaya başladık. Ulaşılması gereken bir ideal var. Zaman içince belediye katkısı azalıp sivil kuruluşların katkısının artacağı bir kuruluş olacak.”Akdeniz Akademisi’nin Kanadalı onur konuğu Doç. Dr. Shane Hawkins ise yenilikçi çalışmalarından dolayı İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni kutladı. Kanada Akdeniz Çalışmaları Enstitüsü’nde 25 yıldır görev yaptığını ifade eden Hawkins, “İtalya, Mısır ve Yunanistan üzerine arkeoloji alanında odaklanmış durumdayız. Kültür üzerine de çalışmalar yapıyoruz. İzmir Akdeniz Akademisi ile ilgili de çalışmalara başladık. Akademi çalışmalarıyla ilgilenen bu kadar kalabalık bir topluğu görmek çok büyük mutluluk.” diye konuştu. İzmir Akdeniz Akademisi ile ilgili çalışmaların tohumları, İzmir Büyükşehir Belediyesi tarafından düzenlenen Kültür Çalıştayında, Ekim 2009’da atıldı. Akademi’nin çalışmaları için 4 ana başlık belirlendi: Tarih, tasarım, kültür-sanat ve ekoloji. Akademide Tasarım Koordinatörü olarak Yaşar Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Tevfik Balcıoğlu, Ekoloji Koordinatörü olarak Dokuz Eylül Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ayşe Filibeli, Kültür Sanat Koordinatörü olarak Bilgi Üniversitesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Serhan Ada görev yapıyor. Akademi’nin Danışma Kurulu’nda ise Ali Nail Kubalı, Ayhan Baran, Aytül Büyüksaraç, Deniz Taner, Ender Yorgancılar, Ertuğ
Zaman
Son Dakika
24.09.2013
AkdenizAkademisistartverdiAkdeniz Akademisi start verdi
Tarihî yarımadayı kurtarma adımı
Zaman
11.09.2013
02:02
Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından 2012’nin başında kurulan İstanbul Tarihi Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSTYAM), ekimde uluslararası bir sempozyuma hazırlanıyor. Merkezi Yedikule surlarının içinde olan İSTYAM’ın üzerinde durduğu en önemli konu, bölgede yaşayanlarda tarihî yarımada bilinci oluşturmak.Sur içi diye tabir edilen tarihi yarımada hepimizin bildiği gibi çok önemli bir bölge. İlk İstanbul bu bölgede kuruldu, imparatorlukların merkezi oldu, yüzlerce tarihi yapı ve kültürel zenginlikler yine burada. Fakat tarihi yarımada bir o kadar da ilgiye ve sahiplenilmeye muhtaç. Yıldız Teknik Üniversitesi, bölgenin geleceğini teminat altına almak için 2012 yılının başında İstanbul Tarihi Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSTYAM) kurdu. Fatih Belediyesi, Yedikule Mahallesi’nde 5 bin 400 metrekarelik arazi içinde 2 bin metrekare kapalı alanı olan bir binayı 20 yıl boyunca İSTYAM’a tahsis etti.İSTYAM, bir yıldır hem sur içinde oturanlarda ‘nerede yaşadıklarına’ dair bir bilinç oluşturmak, hem de ‘tarihi yarımada uzmanları’ yetiştirmek için çalışmalar yapıyor. “Cankurtaran’da Dönüşüm ve Cankurtaran’da Yaşayanlar” ya da “İstanbul’un İlk Kadısı Tarafından Yaptırılan Hızır Bey Camii’nin Restorasyon Süreci” gibi seminerlerin yanı sıra Osmanlı Türkçesi atölyeleri açarak, evlerinin yanı başındaki mezar kitabesini okumayı bilmeyen ama öğrenmek isteyen tarihi yarımadalılarla akademisyenleri bir araya getiriyor. YTÜ Mimarlık Bölümü Bina Bilgisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferah Akıncı’nın öncülüğünde kurulan İSTYAM, ekimde önemli bir sempozyuma hazırlanıyor. İran, İtalya, Azerbaycan, Hollanda gibi ülkelerden katılımcıların bildirilerini sunacağı Uluslararası Tarihi Yarımada Sempozyumu 3-5 Ekim 2013’te gerçekleş-tirilecek. Sempozyumda ‘Tarihi yarımadanın sınırları genişliyor mu? Silüeti bozan Zeytinburnu’ndaki ikiz kulelerin akıbeti ne olacak? Bu konuda akademisyenler ne diyor? Tarihi yarımada nefes almakta zorlanırken akademinin bu emeği yeterli mi?’ gibi konular tartışılacak. Akıncı, “Ben Fatih Malta’da büyüdüm. Tarihi yarımadanın yitip giden değerlerini gözümüzle gördük. Bu merkez, bölgedeki tarihsel dokunun en iyi şekilde korunması ve kültürel sürekliliğin sağlanmasına büyük katkı yapacak.” diyor.ÜÇ KOMİSYON KURULDUİSTYAM kapsamında kurulan üç önemli komisyon bulunuyor. Op. Dr. Mehmet Görgülü ve ekibinin oluşturduğu Biyolojik Materyal İnceleme Komisyonu, tarihi yarımadada yapılan kazılardan elde edilen yeni ve eski insan, hayvan ve bitkilere ait biyolojik materyallerin analizini yapıyor. Buradaki amaç; örneğin insan iskeletlerinde yaş, boy, cinsiyet, hastalık gibi özelliklerin saptanması yoluyla tarihi yarımadanın geçmişteki sakinlerini kimliklendirmek.‘Tarihi Yapılarda Deformasyon Ölçmeleri’ adını taşıyan ikinci komisyon, tarihi yapılarda oluşan ya da oluşabilecek deformasyonları saptıyor. Doç. Dr. Atınç Pırtı, Yrd. Doç. Dr. R. Gürsel Hoşbaş, Uzman Taylan Öcalan’dan oluşan komisyonun tecrübeleri arasında sur içinde Fatih Camii deformasyon ölçme ve değerlendirme çalışması yer alıyor. Konservatör Uğur Genç yönetimindeki Tarihi Yarımada Deneysel Araştırma Komisyonu ise sokak sokak gezerek cam, taş, ahşap, fosil toplayıp binaları ve eserleri korumak için malzeme analizi yapıyor, ayakta kalan yapıların ömürlerini ve dayanıklılıklarını ölçüyor.Sempozyumdan bazı etkinlikler“Tezhip ve Minyatür Sanatıyla İstanbul Tarihi Yarımada-sı” ve “İstanbul Tarihi Yarımada Resim Sergisi”, 3 Ekim 2013.Tarih ve ‘şehirli’ arasındaki ilişkinin çeşitli yönleriyle ele alınacağı tarihçi Teyfur Erdoğdu yönetiminde gerçekleştirilecek Şehirli Atölyesi, 2 Ekim 2013.Doç. Dr. Ercan Karakoç, “Osmanlı Devleti’nin Son Dönemlerinde İstanbul’da Toplu Ulaşım”, 4 Ekim 2013.“Tarihi Yarımadada Küçük Bir Çocuk Olmak” acaba nasıl bir duygu? Bölgede büyüyen Yrd. Doç. Dr. Şule Özkeçeci izlenimlerini aktaracak, 4 Ekim 2013. Program çerçevesindeki ilginç atölyelerden biri kesme şekerden Ayasofya Müzesi’nin yapılacağı Sugar Sophia Maket Atölyesi olacak, 1-2 Ekim 2013. Sempozyum oturumları ve etkinliklerin hepsi İSTYAM’ın Yedikule’deki merkezinde yapılacak. Katılmak isterseniz: www.istyam.yildiz.edu.tr, 0212 588 21 14
Zaman
Kültür
11.09.2013
TarihîyarımadayıkurtarmaadımıTarihî yarımadayı kurtarma adımı
Tarihî yarımadayı kurtarma adımı
Zaman
11.09.2013
01:59
Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından 2012’nin başında kurulan İstanbul Tarihi Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSTYAM), ekimde uluslararası bir sempozyuma hazırlanıyor. Merkezi Yedikule surlarının içinde olan İSTYAM’ın üzerinde durduğu en önemli konu, bölgede yaşayanlarda tarihî yarımada bilinci oluşturmak.Sur içi diye tabir edilen tarihi yarımada hepimizin bildiği gibi çok önemli bir bölge. İlk İstanbul bu bölgede kuruldu, imparatorlukların merkezi oldu, yüzlerce tarihi yapı ve kültürel zenginlikler yine burada. Fakat tarihi yarımada bir o kadar da ilgiye ve sahiplenilmeye muhtaç. Yıldız Teknik Üniversitesi, bölgenin geleceğini teminat altına almak için 2012 yılının başında İstanbul Tarihi Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSTYAM) kurdu. Fatih Belediyesi, Yedikule Mahallesi’nde 5 bin 400 metrekarelik arazi içinde 2 bin metrekare kapalı alanı olan bir binayı 20 yıl boyunca İSTYAM’a tahsis etti.İSTYAM, bir yıldır hem sur içinde oturanlarda ‘nerede yaşadıklarına’ dair bir bilinç oluşturmak, hem de ‘tarihi yarımada uzmanları’ yetiştirmek için çalışmalar yapıyor. “Cankurtaran’da Dönüşüm ve Cankurtaran’da Yaşayanlar” ya da “İstanbul’un İlk Kadısı Tarafından Yaptırılan Hızır Bey Camii’nin Restorasyon Süreci” gibi seminerlerin yanı sıra Osmanlı Türkçesi atölyeleri açarak, evlerinin yanı başındaki mezar kitabesini okumayı bilmeyen ama öğrenmek isteyen tarihi yarımadalılarla akademisyenleri bir araya getiriyor. YTÜ Mimarlık Bölümü Bina Bilgisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferah Akıncı’nın öncülüğünde kurulan İSTYAM, ekimde önemli bir sempozyuma hazırlanıyor. İran, İtalya, Azerbaycan, Hollanda gibi ülkelerden katılımcıların bildirilerini sunacağı Uluslararası Tarihi Yarımada Sempozyumu 3-5 Ekim 2013’te gerçekleş-tirilecek. Sempozyumda ‘Tarihi yarımadanın sınırları genişliyor mu? Silüeti bozan Zeytinburnu’ndaki ikiz kulelerin akıbeti ne olacak? Bu konuda akademisyenler ne diyor? Tarihi yarımada nefes almakta zorlanırken akademinin bu emeği yeterli mi?’ gibi konular tartışılacak. Akıncı, “Ben Fatih Malta’da büyüdüm. Tarihi yarımadanın yitip giden değerlerini gözümüzle gördük. Bu merkez, bölgedeki tarihsel dokunun en iyi şekilde korunması ve kültürel sürekliliğin sağlanmasına büyük katkı yapacak.” diyor.ÜÇ KOMİSYON KURULDUİSTYAM kapsamında kurulan üç önemli komisyon bulunuyor. Op. Dr. Mehmet Görgülü ve ekibinin oluşturduğu Biyolojik Materyal İnceleme Komisyonu, tarihi yarımadada yapılan kazılardan elde edilen yeni ve eski insan, hayvan ve bitkilere ait biyolojik materyallerin analizini yapıyor. Buradaki amaç; örneğin insan iskeletlerinde yaş, boy, cinsiyet, hastalık gibi özelliklerin saptanması yoluyla tarihi yarımadanın geçmişteki sakinlerini kimliklendirmek.‘Tarihi Yapılarda Deformasyon Ölçmeleri’ adını taşıyan ikinci komisyon, tarihi yapılarda oluşan ya da oluşabilecek deformasyonları saptıyor. Doç. Dr. Atınç Pırtı, Yrd. Doç. Dr. R. Gürsel Hoşbaş, Uzman Taylan Öcalan’dan oluşan komisyonun tecrübeleri arasında sur içinde Fatih Camii deformasyon ölçme ve değerlendirme çalışması yer alıyor. Konservatör Uğur Genç yönetimindeki Tarihi Yarımada Deneysel Araştırma Komisyonu ise sokak sokak gezerek cam, taş, ahşap, fosil toplayıp binaları ve eserleri korumak için malzeme analizi yapıyor, ayakta kalan yapıların ömürlerini ve dayanıklılıklarını ölçüyor.Sempozyumdan bazı etkinlikler“Tezhip ve Minyatür Sanatıyla İstanbul Tarihi Yarımada-sı” ve “İstanbul Tarihi Yarımada Resim Sergisi”, 3 Ekim 2013.Tarih ve ‘şehirli’ arasındaki ilişkinin çeşitli yönleriyle ele alınacağı tarihçi Teyfur Erdoğdu yönetiminde gerçekleştirilecek Şehirli Atölyesi, 2 Ekim 2013.Doç. Dr. Ercan Karakoç, “Osmanlı Devleti’nin Son Dönemlerinde İstanbul’da Toplu Ulaşım”, 4 Ekim 2013.“Tarihi Yarımadada Küçük Bir Çocuk Olmak” acaba nasıl bir duygu? Bölgede büyüyen Yrd. Doç. Dr. Şule Özkeçeci izlenimlerini aktaracak, 4 Ekim 2013. Program çerçevesindeki ilginç atölyelerden biri kesme şekerden Ayasofya Müzesi’nin yapılacağı Sugar Sophia Maket Atölyesi olacak, 1-2 Ekim 2013. Sempozyum oturumları ve etkinliklerin hepsi İSTYAM’ın Yedikule’deki merkezinde yapılacak. Katılmak isterseniz: www.istyam.yildiz.edu.tr, 0212 588 21 14
Zaman
En Çok Okunan
11.09.2013
TarihîyarımadayıkurtarmaadımıTarihî yarımadayı kurtarma adımı
Tarihî yarımadayı kurtarma adımı
Zaman
11.09.2013
01:54
Yıldız Teknik Üniversitesi tarafından 2012’nin başında kurulan İstanbul Tarihi Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSTYAM), ekimde uluslararası bir sempozyuma hazırlanıyor. Merkezi Yedikule surlarının içinde olan İSTYAM’ın üzerinde durduğu en önemli konu, bölgede yaşayanlarda tarihî yarımada bilinci oluşturmak.Sur içi diye tabir edilen tarihi yarımada hepimizin bildiği gibi çok önemli bir bölge. İlk İstanbul bu bölgede kuruldu, imparatorlukların merkezi oldu, yüzlerce tarihi yapı ve kültürel zenginlikler yine burada. Fakat tarihi yarımada bir o kadar da ilgiye ve sahiplenilmeye muhtaç. Yıldız Teknik Üniversitesi, bölgenin geleceğini teminat altına almak için 2012 yılının başında İstanbul Tarihi Yarımada Uygulama ve Araştırma Merkezi (İSTYAM) kurdu. Fatih Belediyesi, Yedikule Mahallesi’nde 5 bin 400 metrekarelik arazi içinde 2 bin metrekare kapalı alanı olan bir binayı 20 yıl boyunca İSTYAM’a tahsis etti.İSTYAM, bir yıldır hem sur içinde oturanlarda ‘nerede yaşadıklarına’ dair bir bilinç oluşturmak, hem de ‘tarihi yarımada uzmanları’ yetiştirmek için çalışmalar yapıyor. “Cankurtaran’da Dönüşüm ve Cankurtaran’da Yaşayanlar” ya da “İstanbul’un İlk Kadısı Tarafından Yaptırılan Hızır Bey Camii’nin Restorasyon Süreci” gibi seminerlerin yanı sıra Osmanlı Türkçesi atölyeleri açarak, evlerinin yanı başındaki mezar kitabesini okumayı bilmeyen ama öğrenmek isteyen tarihi yarımadalılarla akademisyenleri bir araya getiriyor. YTÜ Mimarlık Bölümü Bina Bilgisi Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Doç. Dr. Ferah Akıncı’nın öncülüğünde kurulan İSTYAM, ekimde önemli bir sempozyuma hazırlanıyor. İran, İtalya, Azerbaycan, Hollanda gibi ülkelerden katılımcıların bildirilerini sunacağı Uluslararası Tarihi Yarımada Sempozyumu 3-5 Ekim 2013’te gerçekleş-tirilecek. Sempozyumda ‘Tarihi yarımadanın sınırları genişliyor mu? Silüeti bozan Zeytinburnu’ndaki ikiz kulelerin akıbeti ne olacak? Bu konuda akademisyenler ne diyor? Tarihi yarımada nefes almakta zorlanırken akademinin bu emeği yeterli mi?’ gibi konular tartışılacak. Akıncı, “Ben Fatih Malta’da büyüdüm. Tarihi yarımadanın yitip giden değerlerini gözümüzle gördük. Bu merkez, bölgedeki tarihsel dokunun en iyi şekilde korunması ve kültürel sürekliliğin sağlanmasına büyük katkı yapacak.” diyor.ÜÇ KOMİSYON KURULDUİSTYAM kapsamında kurulan üç önemli komisyon bulunuyor. Op. Dr. Mehmet Görgülü ve ekibinin oluşturduğu Biyolojik Materyal İnceleme Komisyonu, tarihi yarımadada yapılan kazılardan elde edilen yeni ve eski insan, hayvan ve bitkilere ait biyolojik materyallerin analizini yapıyor. Buradaki amaç; örneğin insan iskeletlerinde yaş, boy, cinsiyet, hastalık gibi özelliklerin saptanması yoluyla tarihi yarımadanın geçmişteki sakinlerini kimliklendirmek.‘Tarihi Yapılarda Deformasyon Ölçmeleri’ adını taşıyan ikinci komisyon, tarihi yapılarda oluşan ya da oluşabilecek deformasyonları saptıyor. Doç. Dr. Atınç Pırtı, Yrd. Doç. Dr. R. Gürsel Hoşbaş, Uzman Taylan Öcalan’dan oluşan komisyonun tecrübeleri arasında sur içinde Fatih Camii deformasyon ölçme ve değerlendirme çalışması yer alıyor. Konservatör Uğur Genç yönetimindeki Tarihi Yarımada Deneysel Araştırma Komisyonu ise sokak sokak gezerek cam, taş, ahşap, fosil toplayıp binaları ve eserleri korumak için malzeme analizi yapıyor, ayakta kalan yapıların ömürlerini ve dayanıklılıklarını ölçüyor.Sempozyumdan bazı etkinlikler“Tezhip ve Minyatür Sanatıyla İstanbul Tarihi Yarımada-sı” ve “İstanbul Tarihi Yarımada Resim Sergisi”, 3 Ekim 2013.Tarih ve ‘şehirli’ arasındaki ilişkinin çeşitli yönleriyle ele alınacağı tarihçi Teyfur Erdoğdu yönetiminde gerçekleştirilecek Şehirli Atölyesi, 2 Ekim 2013.Doç. Dr. Ercan Karakoç, “Osmanlı Devleti’nin Son Dönemlerinde İstanbul’da Toplu Ulaşım”, 4 Ekim 2013.“Tarihi Yarımadada Küçük Bir Çocuk Olmak” acaba nasıl bir duygu? Bölgede büyüyen Yrd. Doç. Dr. Şule Özkeçeci izlenimlerini aktaracak, 4 Ekim 2013. Program çerçevesindeki ilginç atölyelerden biri kesme şekerden Ayasofya Müzesi’nin yapılacağı Sugar Sophia Maket Atölyesi olacak, 1-2 Ekim 2013. Sempozyum oturumları ve etkinliklerin hepsi İSTYAM’ın Yedikule’deki merkezinde yapılacak. Katılmak isterseniz: www.istyam.yildiz.edu.tr, 0212 588 21 14
Zaman
Ana Sayfa
11.09.2013
TarihîyarımadayıkurtarmaadımıTarihî yarımadayı kurtarma adımı
Kansere karşı günde 3 fincan kahve
Zaman
04.09.2013
12:28
Gastroenteroloji uzmanı Prof. Dr. Ethem Tankurt, kahvenin, insan sağlığına olumlu etkisinin Güney Korede yaklaşık 8 yıllık bir çalışmanın sonuçlarıyla ortaya konulduğunu söyledi.Gastroenteroloji profesörü Ethem Tankurt, sosyolojik faydası 40 yıl hatırı vardır sözcükleriyle dillendirilen kahvenin, insan sağlığına olumlu etkisinin Güney Korede yaklaşık 8 yıllık bir çalışmanın sonuçlarıyla ortaya konulduğunu belirtti. Kahve tüketiminin, en tehlikeli hastalıklardan karaciğer kanserinden korunmada önemli rolü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tankurt, Kahve tüketenlerin karaciğer testlerinin tüketmeyenlere göre daha iyi çıktığı biliniyor. Zaman zaman kahvenin olumlu etkilerine yönelik gözlemlere dayanan, çok küçük hasta gruplarından elde edilen verilen gündeme getiriliyor. Ancak bu kez kahvenin karaciğer kanserinden koruduğu Güney Korede gerçekleştirilen bir çalışmayla ortaya konuldu dedi.KAHVE KARACİĞER KANSERİ OLUŞMASINI ENGELLİYORÇalışmanın uluslararası tıp dergisinde yayımlandığını, bilim adamlarının ve kamuoyunun bilgisine sunulduğu ifade eden Prof. Dr. Tankurt şunları söyledi:Daha önce batı ülkelerinde tek tük kahvenin karaciğer kanseri ile ilişkisini gösteren çalışmalar vardı. İlk kez bu kadar geniş bir hasta grubunda kontrollü bir çalışma olması önemli. 1364 hastayı kapsayan bir çalışma yapılmış. Çalışmanın bizim de içinde olduğumuz coğrafi bölgeden çıkması da önemli. Bu araştırmada karaciğer kanseri, kronik karaciğer hastalığı (sirozu) olan hem de hastaneye kontrol (check-up) için başvurmuş kişiler baz alınmış. Karaciğer kanseri olma sıklığına bakılmış. Karaciğer kanseri olan kişilerde risk ve koruyucu faktörler sorgulanmış. Alkol kullanımı, obezite ve yağlı karaciğer hastalığı, sigara içme, kronik hepatit B ve kronik hepatit C, buna bağlı siroz incelenmiş. Bunlar zaten bizim bildiğimiz karaciğer kanseri oluşumuna yol açan risk faktörleri. Bu araştırmada da bunlar doğrulanmış. Bunlar karaciğer kanseri oluşmasını sıklaştırıyor ve artırıyor. Yeni olansa bu kişilerin ne kadar kahve tükettikleri. Öncelikle tüketip tüketmedikleri, tüketiyorlarsa günde kaç fincan içtikleri, ne sürede tükettikleri sorulmuş. Örneğin 20 bin gün sınır olarak alınmış. Günde 3 fincan baz alınmış. Çok belirgin olarak yüzde 44-45 oranında normal ve sirozlu olan kişilerde karaciğer kanseri oluşmasını önlüyor. Kahveyi uzun süre ve günde 3 fincan ve üstü tüketenlerde karaciğer kanseri öbür risk faktörleri olsa dahi belirgin olarak daha az görülüyor. Burada yalnız hepatit B biraz ilginç. Hepatit Bye bağlı bir karaciğer kanserinde ise kahve korumuyor. Ama bunun dışındaki sebeplerde, örneğin alkol, yağlı karaciğer, obeziteye bağlı sirozda, bu sebeplerin oluşturduğu karaciğer kanserinde kahve tüketimi ve özellikle gençlikten beri kahve tüketimi varsa, üç fincan ve üzeri ise bu grupta karaciğer kanseri oluşmasını engelliyor.KAHVENİN SAKINCALI OLDUĞU DURUMLAR VARProf. Dr. Ethem Tankurt, kahve tüketiminin sakıncalı olduğu durumlarla ilgili de uyarıda bulundu. Reflüsü olanların kahve tüketimi konusunda dikkatli olması gerektiğini kaydeden Tankurt, Kahve kafein içerdiği için kalp hastalıkları, ritm bozuklukları, hipertansiyonu olan kişilerin ölçülü ve dikkatli tüketmesi lazım. Öyle sorunları yoksa karaciğer kanserine karşı kahve faydalı. 20 bin gün, günde 3 fincan denilmesi, gençlikten beri kahve tüketimi ile ilgili. Siroz olduktan sonra kahve tüketmeye başlamanın bir etkisi olacağını sanmıyorum. Sağlıklı genç kişilerin kahve tüketmekten kaçınmamalarını öneririz dedi.(DHA)
Zaman
Sağlık
04.09.2013
Kanserekarşıgünde3fincankahveKansere karşı günde 3 fincan kahve
Kansere karşı günde 3 fincan kahve
Zaman
04.09.2013
11:32
Gastroenteroloji uzmanı Prof. Dr. Ethem Tankurt, kahvenin, insan sağlığına olumlu etkisinin Güney Korede yaklaşık 8 yıllık bir çalışmanın sonuçlarıyla ortaya konulduğunu söyledi.Gastroenteroloji profesörü Ethem Tankurt, sosyolojik faydası 40 yıl hatırı vardır sözcükleriyle dillendirilen kahvenin, insan sağlığına olumlu etkisinin Güney Korede yaklaşık 8 yıllık bir çalışmanın sonuçlarıyla ortaya konulduğunu belirtti. Kahve tüketiminin, en tehlikeli hastalıklardan karaciğer kanserinden korunmada önemli rolü olduğunu kaydeden Prof. Dr. Tankurt, Kahve tüketenlerin karaciğer testlerinin tüketmeyenlere göre daha iyi çıktığı biliniyor. Zaman zaman kahvenin olumlu etkilerine yönelik gözlemlere dayanan, çok küçük hasta gruplarından elde edilen verilen gündeme getiriliyor. Ancak bu kez kahvenin karaciğer kanserinden koruduğu Güney Korede gerçekleştirilen bir çalışmayla ortaya konuldu dedi.KAHVE KARACİĞER KANSERİ OLUŞMASINI ENGELLİYORÇalışmanın uluslararası tıp dergisinde yayımlandığını, bilim adamlarının ve kamuoyunun bilgisine sunulduğu ifade eden Prof. Dr. Tankurt şunları söyledi:Daha önce batı ülkelerinde tek tük kahvenin karaciğer kanseri ile ilişkisini gösteren çalışmalar vardı. İlk kez bu kadar geniş bir hasta grubunda kontrollü bir çalışma olması önemli. 1364 hastayı kapsayan bir çalışma yapılmış. Çalışmanın bizim de içinde olduğumuz coğrafi bölgeden çıkması da önemli. Bu araştırmada karaciğer kanseri, kronik karaciğer hastalığı (sirozu) olan hem de hastaneye kontrol (check-up) için başvurmuş kişiler baz alınmış. Karaciğer kanseri olma sıklığına bakılmış. Karaciğer kanseri olan kişilerde risk ve koruyucu faktörler sorgulanmış. Alkol kullanımı, obezite ve yağlı karaciğer hastalığı, sigara içme, kronik hepatit B ve kronik hepatit C, buna bağlı siroz incelenmiş. Bunlar zaten bizim bildiğimiz karaciğer kanseri oluşumuna yol açan risk faktörleri. Bu araştırmada da bunlar doğrulanmış. Bunlar karaciğer kanseri oluşmasını sıklaştırıyor ve artırıyor. Yeni olansa bu kişilerin ne kadar kahve tükettikleri. Öncelikle tüketip tüketmedikleri, tüketiyorlarsa günde kaç fincan içtikleri, ne sürede tükettikleri sorulmuş. Örneğin 20 bin gün sınır olarak alınmış. Günde 3 fincan baz alınmış. Çok belirgin olarak yüzde 44-45 oranında normal ve sirozlu olan kişilerde karaciğer kanseri oluşmasını önlüyor. Kahveyi uzun süre ve günde 3 fincan ve üstü tüketenlerde karaciğer kanseri öbür risk faktörleri olsa dahi belirgin olarak daha az görülüyor. Burada yalnız hepatit B biraz ilginç. Hepatit Bye bağlı bir karaciğer kanserinde ise kahve korumuyor. Ama bunun dışındaki sebeplerde, örneğin alkol, yağlı karaciğer, obeziteye bağlı sirozda, bu sebeplerin oluşturduğu karaciğer kanserinde kahve tüketimi ve özellikle gençlikten beri kahve tüketimi varsa, üç fincan ve üzeri ise bu grupta karaciğer kanseri oluşmasını engelliyor.KAHVENİN SAKINCALI OLDUĞU DURUMLAR VARProf. Dr. Ethem Tankurt, kahve tüketiminin sakıncalı olduğu durumlarla ilgili de uyarıda bulundu. Reflüsü olanların kahve tüketimi konusunda dikkatli olması gerektiğini kaydeden Tankurt, Kahve kafein içerdiği için kalp hastalıkları, ritm bozuklukları, hipertansiyonu olan kişilerin ölçülü ve dikkatli tüketmesi lazım. Öyle sorunları yoksa karaciğer kanserine karşı kahve faydalı. 20 bin gün, günde 3 fincan denilmesi, gençlikten beri kahve tüketimi ile ilgili. Siroz olduktan sonra kahve tüketmeye başlamanın bir etkisi olacağını sanmıyorum. Sağlıklı genç kişilerin kahve tüketmekten kaçınmamalarını öneririz dedi.(DHA)
Zaman
Son Dakika
04.09.2013
Kanserekarşıgünde3fincankahveKansere karşı günde 3 fincan kahve
Kadına yönelik projeler Türkiye’yi Vodafone’un yıldızı yaptı
Zaman
25.08.2013
01:52
Son yıllardaki kârlılık ve abone sayısındaki artış ile Vodafone Grubu’nun takdirini toplayan Türkiye ekibi, sosyal sorumluluk projeleri ile de adından söz ettiriyor. Vodafone Kurumsal Çeşitlilik Direktörü Gizem Keçeci, “Kadın istihdamına yönelik çalışmalar dünyada örnek gösteriliyor.” dedi.İngilizlerin dünyaca ünlü GSM şirketi Vodafone Grup içerisinde Türkiye’nin yeri farklı. Serpil Timuray’ın dümene geçmesiyle hem gelirlerdeki artış hem de kullanıcılar tarafından tercih edilme konusundaki başarılı yükselişi gözlerden kaçmadı. Ancak Türkiye’yi devler ligine çıkaran ve Timuray’a mevcut sorumluluğuna ek olarak, Vodafone Grubu Afrika, ortadoğu ve Asya Pasifik (AMAP) bölge direktörü unvanını kazandıran çalışmanın perde arkasında Türkiye’deki ekibin sosyal sorumluluk projeleri var. Özellikle kadın istihdamına yönelik yapılan projeler geçtiğimiz aylarda Birleşmiş Milletler’in de gündemindeydi. Şirketin çalışmaları örnek projeler arasında gösterilirken, birçok ülkeden ‘Uygulamaları bize de öğretir misiniz?’ şeklinde teklifler gelmeye başladı. Bunu nasıl başardıkları sorusunun cevabını, şirketin Pazarlama İletişimi Kurumsal Çeşitlilik Direktörü Gizem Keçeci verdi. Keçeci, yapılan araştırmalar neticesinde bir cep telefonunun kadınların hayatını büyük oranda değiştirebileceğini gördüklerini belirterek, teknolojiyi kullanarak iş kurmak isteyenlerin elinden tuttuklarını söyledi. Kadının teknolojiyle güçlenmesini hedefleyen proje, teknoloji eğitimlerinin verildiği ve akabinde yapılan yarışma sonucu kadınların teknolojik iş fikirlerini hayata geçirmeleri için can suyu sermayesinin sağlandığı ilk sosyal sorumluluk projesi olarak dikkat çekiyor. Yarışmayı kazananların hikâyeleri de birbirinden ilginç. Teknolojide Kadın Hareketi Yarışması’nın birincisi Azize Karataş, “Sürücüleri Takip Projesi” ile 15 bin TL’lik cansuyu sermayesinin sahibi oldu. 1983, Mersin doğumlu olan Karataş, lise mezunu. 4 yıldır araç kiralama ve transfer işi yapan Karataş, geliştirdiği sistemle araç kiralama sektöründe, internet üzerinden merkezî kara liste ve ortak araç havuzu kullanım platformu oluşturmayı planlıyor. Böylece sektördeki firmaların zarar görmesini engellemeyi hedefliyor.Yarışmada ikinci seçilen Ceren Çubukçu, “Etkinlik Fabrikam Projesi”yle 10 bin TL’lik cansuyu sermayesi kazandı. Proje fikri olan, EtkinlikFabrikam.com web sitesi ile herkesin kendi etkinliklerini/organizasyonlarını internet üzerinden tanıtabilmesini ve etkinlik biletlerini organizasyonun büyüklüğü veya küçüklüğü fark etmeksizin internetten satabilmesini sağlayacak bir platform kurmayı planlıyor. Yarışmanın üçüncüsü Esra Canpolat, “Güneş Enerjisi Projesi”yle 7.500 TL cansuyu sermayesi kazandı. Canpolat’ın proje fikri, güneş enerjisi kullanan merkezî enerji ünitesi kurmaya dayanıyor. “Mobil Solar Acil Destek Ünitesi” üzerinde çalışan Canpolat, şehir içinde belirli bölgelerdeki acil çıkış, park, sığınak, konteyner, toplu konut yaşam alanı gibi yerler için aydınlatma ve elektrik enerjisi ihtiyacının güneş enerjisini kullanılarak karşılanmasını hedefliyor. Jüri Özel Ödülü’nün sahibi ise Sibel Kanat’ın “İnternet Cafe Projesi” oldu. Kanat’ın en büyük hayali, evde hazırlanmış kahvaltı ve yemek servisi hizmetini internet cafe ortamıyla birleştirmek. Özellikle mahallesindeki evden çıkamayan kadınların hem bilgisayar öğrenmesini hem de sosyalleşmesini, evde interneti olmayan çocukların ise dersini burada çalışmasını amaçlıyor.
Zaman
Ekonomi
25.08.2013
KadınayönelikprojelerTürkiye’yiVodafone’unyıldızıyaptıKadına yönelik projeler Türkiye’yi Vodafone’un yıldızı yaptı
Kadına yönelik projeler Türkiye’yi Vodafone’un yıldızı yaptı
Zaman
25.08.2013
01:51
Son yıllardaki kârlılık ve abone sayısındaki artış ile Vodafone Grubu’nun takdirini toplayan Türkiye ekibi, sosyal sorumluluk projeleri ile de adından söz ettiriyor. Vodafone Kurumsal Çeşitlilik Direktörü Gizem Keçeci, “Kadın istihdamına yönelik çalışmalar dünyada örnek gösteriliyor.” dedi.İngilizlerin dünyaca ünlü GSM şirketi Vodafone Grup içerisinde Türkiye’nin yeri farklı. Serpil Timuray’ın dümene geçmesiyle hem gelirlerdeki artış hem de kullanıcılar tarafından tercih edilme konusundaki başarılı yükselişi gözlerden kaçmadı. Ancak Türkiye’yi devler ligine çıkaran ve Timuray’a mevcut sorumluluğuna ek olarak, Vodafone Grubu Afrika, ortadoğu ve Asya Pasifik (AMAP) bölge direktörü unvanını kazandıran çalışmanın perde arkasında Türkiye’deki ekibin sosyal sorumluluk projeleri var. Özellikle kadın istihdamına yönelik yapılan projeler geçtiğimiz aylarda Birleşmiş Milletler’in de gündemindeydi. Şirketin çalışmaları örnek projeler arasında gösterilirken, birçok ülkeden ‘Uygulamaları bize de öğretir misiniz?’ şeklinde teklifler gelmeye başladı. Bunu nasıl başardıkları sorusunun cevabını, şirketin Pazarlama İletişimi Kurumsal Çeşitlilik Direktörü Gizem Keçeci verdi. Keçeci, yapılan araştırmalar neticesinde bir cep telefonunun kadınların hayatını büyük oranda değiştirebileceğini gördüklerini belirterek, teknolojiyi kullanarak iş kurmak isteyenlerin elinden tuttuklarını söyledi. Kadının teknolojiyle güçlenmesini hedefleyen proje, teknoloji eğitimlerinin verildiği ve akabinde yapılan yarışma sonucu kadınların teknolojik iş fikirlerini hayata geçirmeleri için can suyu sermayesinin sağlandığı ilk sosyal sorumluluk projesi olarak dikkat çekiyor. Yarışmayı kazananların hikâyeleri de birbirinden ilginç. Teknolojide Kadın Hareketi Yarışması’nın birincisi Azize Karataş, “Sürücüleri Takip Projesi” ile 15 bin TL’lik cansuyu sermayesinin sahibi oldu. 1983, Mersin doğumlu olan Karataş, lise mezunu. 4 yıldır araç kiralama ve transfer işi yapan Karataş, geliştirdiği sistemle araç kiralama sektöründe, internet üzerinden merkezî kara liste ve ortak araç havuzu kullanım platformu oluşturmayı planlıyor. Böylece sektördeki firmaların zarar görmesini engellemeyi hedefliyor.Yarışmada ikinci seçilen Ceren Çubukçu, “Etkinlik Fabrikam Projesi”yle 10 bin TL’lik cansuyu sermayesi kazandı. Proje fikri olan, EtkinlikFabrikam.com web sitesi ile herkesin kendi etkinliklerini/organizasyonlarını internet üzerinden tanıtabilmesini ve etkinlik biletlerini organizasyonun büyüklüğü veya küçüklüğü fark etmeksizin internetten satabilmesini sağlayacak bir platform kurmayı planlıyor. Yarışmanın üçüncüsü Esra Canpolat, “Güneş Enerjisi Projesi”yle 7.500 TL cansuyu sermayesi kazandı. Canpolat’ın proje fikri, güneş enerjisi kullanan merkezî enerji ünitesi kurmaya dayanıyor. “Mobil Solar Acil Destek Ünitesi” üzerinde çalışan Canpolat, şehir içinde belirli bölgelerdeki acil çıkış, park, sığınak, konteyner, toplu konut yaşam alanı gibi yerler için aydınlatma ve elektrik enerjisi ihtiyacının güneş enerjisini kullanılarak karşılanmasını hedefliyor. Jüri Özel Ödülü’nün sahibi ise Sibel Kanat’ın “İnternet Cafe Projesi” oldu. Kanat’ın en büyük hayali, evde hazırlanmış kahvaltı ve yemek servisi hizmetini internet cafe ortamıyla birleştirmek. Özellikle mahallesindeki evden çıkamayan kadınların hem bilgisayar öğrenmesini hem de sosyalleşmesini, evde interneti olmayan çocukların ise dersini burada çalışmasını amaçlıyor.
Zaman
Ana Sayfa
25.08.2013
KadınayönelikprojelerTürkiye’yiVodafone’unyıldızıyaptıKadına yönelik projeler Türkiye’yi Vodafone’un yıldızı yaptı
Antik kentte ikinci toplu mezar ortaya çıkarıldı
Zaman
15.08.2013
09:59
Roma ve Bizans uygarlıklarına ev sahipliği yapan Pisidia Antiocheia antik kentinde devam eden kazılarda, öldürülüp rastgele gömülmüş 6 cesedin bulunduğu ikinci bir kuyu ortaya çıkarıldı.Ispartanın Yalvaç İlçesinde bulunan Pisidia Antiocheia antik kentinde 4 yıldan beri devam eden kazı çalışmalarında, bu yıl ilginç bulgular ortaya çıkarıldı. Geçen ay Cardo Maximus Caddesi Batı Portikosunda içinde 5 insan iskeletinin olduğu kuyu biçiminde bir toplu mezar keşfeden kazı ekibi, aynı cadde üzerinde ikinci bir toplu mezar daha buldu. Bahçesinde havuzu bulunan bir Roma villası olduğu belirlenen yapı içerisine inşa edilmiş kuyu biçimindeki bir çukurda, 6 insan iskeleti ile bir domuz çenesi rastlandı.Kazı çalışmalarını yürüten Süleyman Demirel Üniversitesi Fen Edebiyat Fakültesi Arkeoloji Bölüm Başkanı Doç. Dr Mehmet Özhanlı, bir yılda antik kentte 2 toplu mezarın birden çıkmasının kendilerini şaşırttığını, arkeolojik çalışmalar sırasında bu tür buluntuların sık rastlanılan bir durum olmadığını söyledi.GELİŞİGÜZEL ATILMIŞ CESETLERDoç. Dr. Mehmet Özhanlı, şu bilgileri verdi:Bu yılki kazı çalışmalarımızda, Cardo Maksimus Caddesi Batı Portikosunda çalışmalar devam ederken, bir süre önce bir dükkan içerisindeki kuyuda 5 iskelet bulmuştuk. Yine bugünkü çalışmalarımızda bir Roma villası olarak inşa edilmiş, dışarısında havuz bulunan evin iç bölümünde kuyu görünümünde bir yapıya rastladık. İçinde 6 kafatası ve bir domuz çenesinin olduğu toplu mezar buluntusuna rastladık. Öldürülen insanların gelişigüzel biçimde bu çukura atıldığını ve üzerlerinin taşla kapatıldığını tespit ettik. Bu kez şanslıydık, zira toprağın yaklaşık 60 santim altında 2 adet sikke bulduk. Bu sikkeler bize hangi dönemde olduğunu gösteren en önemli bulgulardı. Tahminimiz 9. yüzyıl sonları ile 10. yüzyıla ait bir olayla karşı karşıyayız.Kazı Başkanı Doç. Dr. Özhanlı, bulunan iskeletlerin geçmişte yaşanan olaya ışık tutması amacıyla antropolojik inceleme yapılması için ilgili kurumlara gönderileceğini ve çıkacak sonucun her iki toplu mezarda bulunan kemiklerin sahiplerinin, nasıl ve hangi dönemde öldüklerinin tespit edileceğini bildirdi. İnsan iskeletleri ile domuz çenesinin aynı yerde çıkmasını da değerlendiren Doç. Dr. Özhanlı, Muhtemelen kurban edilmiş olabilirler dedi.(DHA)
Zaman
Son Dakika
15.08.2013
AntikkentteikincitoplumezarortayaçıkarıldıAntik kentte ikinci toplu mezar ortaya çıkarıldı
Rusya’nın yeni Büyükelçisi Karlov: Ticaret üçe katlanacak
Zaman
12.08.2013
11:47
Rusyanın Ankara Büyükelçisi Andrey Karlov, Moskovada faaliyette bulunan Türk -Rus Kültür Merkezini ziyaret etti ve çalışmalar hakkında bilgi aldı. İki ülke arasında kültürel ilişkilerin gelişimine sağladığı katkı nedeni ile teşekkür eden Karlov, Türk çayını çok sevdiğini, eşinin şimdiden Türkçe öğrenmeye başladığını söyledi. Türk- Rus Kültür Merkezi Başkanı Mihail Meyer, Genel Müdür Yardımcısı Cüneyt Güçtekin, iş adamları ve diğer katılımcıların eşlik ettiği ziyarette Rus Büyükelçiye Türkçe dil bilgisi kitabı ve semaver hediye edildi.Türk basınından ilk kez Cihan Haber Ajansına (Cihan) özel açıklamada bulunan Karlov, Rusyadan Türkiyeye yılda 3,6 milyon Rus turist gittiğini, benzer bir ivmeyi de Türkiye tarafından beklediklerini söyledi. Karlovun en büyük hedefi iki ülke arasında 34 milyar dolar olan toplam ticaret hacmini 3 kat artırarak 100 milyar dolara ulaştırmak. Rusyanın ilk kültür merkezi ise Ankarada yıl sonuna kadar açılacak ve İstanbulda şubesi olacak. Hedef ise Türklere Rus kültürünü tanıtmak.ANKARA GÖREVİ GURURLANDIRDIRusyanın Ankara Büyükelçisi olarak görevlendirilmesinin ardından kendisine duyulan güven dolayısı ile gururlandığını ifade eden Karlov, Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin 12 Temmuzda görevlendirme ile ilgili mektubu imzaladı. Bu kararın bana duyulan yüksek güvenin bir göstergesi olarak düşünüyorum. dedi. Türkiyenin Rusyanın önemli partnerlerinden biri olduğunu ve iki ülke arasında ilişkilerin aktif bir şekilde ilerlediğini kaydeden Karlov, Rusya-Türkiye ilişkileri ekonomi, siyaset, turizm ve kültür gibi bir çok alanda gelişiyor. Birkaç gün önce de Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan, Devlet Başkanı Putinle bir telefon görüşmesi gerçekleştirdi. Bu temponun korunması ve hızlandırılmasını hedefliyoruz. değerlendirmesinde bulundu.TÜRKİYE, RUSYANIN ÖNEMLİ BİR ORTAĞIRusya ve Türkiye arasında toplam ticaret hacminin en az 3 kat artırılarak 100 milyar dolara ulaştırılması gibi bir hedefleri olduğunu vurgulayan Rus Büyükelçi, Ticari ve ekonomik ilişkiler kendiliğinden gelişmiyor. Bildiğiniz üzere ticaret hacmimizi 34 milyardan 100 milyar dolara ulaştırmamız gerekiyor. Bunun için bölgesel işbirliklerini geliştirmemiz lazım. Ben özellikle görevim boyunca bu konuda yapılacak çalışmalarda yoğunlaşmak istiyorum. Son iki haftadır yöneticilerle ve bölge temsilcileriyle görüşmelerim oldu. Hepsi de Türkiye ile ticari, ekonomik ve yatırım işbirliği ile ilgilendiklerini söylediler. Bizim görevimiz; bu tür bağlantıları kurarak bölgelerimize yardımda bulunmak.Türkiye, Rusyanın önemli bir siyasi ortağı. Türkiye, Rusların ziyaret ettiği ülkeler arasında ilk sırada. Geçen yıl Türkiyeyi 3,6 milyon Rusya vatandaşı ziyaret etti. Maalesef Rusyaya gelen Türk vatandaşlarının sayısı çok az. Rusyanın Türkiyeden daha az güzelliklere sahip bir ülke olduğunu düşünmüyorum. Bu nedenle Türk vatandaşların Rusyayı daha sık ziyaret etmelerinden memnun oluruz. Rusya doğudan batıya, güneyden kuzeye dünyanın en büyük ülkesi. Her türlü seçime uygun gezip görmeye değer yerlerin olduğunu düşünüyorum. Ülkemiz komşu ülkelerin kültürleriyle de memnuniyetle tanışır. Rus sanatçıların Türkiyede büyük ilgi gördüğünü, aynı şekilde Türkiyenin kültür temsilcilerinin de Rusyada aynı derecede ilgi gördüğünü biliyorum. ifadelerini kullandı.Rusya ve Türkiye arasında büyük planların gerçekleştirilmesi için çalışacaklarını kaydeden Karlov, kendisinden önce görev yapan eski Büyükelçi Vladimir İvanovskinin Rusyayı çok güzel temsil ettiğini, kendisinin de bu geleneği sürdüreceğini söyledi.TÜRKİYENİN GERÇEK DOSTU OLACAKAilesi ile birlikte Ankaraya giderek göreve başlayacağı günün kendisini heyecanlandırdığını belirten Karlov, Görevde bulunduğun yeri sevmezsen işini sevmen de oldukça zor olur. Umarız Türkiye çok hoşumuza gider. Umarız Türk kültürü bize çok yakın gelir. Ülkenizin güzelliğini görmek isteriz. Kesinlikle tarihinizi öğreneceğiz. Ülkenizi gözlemleyerek biraz izlenim sahibi olacağız. Türkiyenin gerçek dostu olacağımızı umut ediyorum. dedi.İstanbulda önemli Rus sanatçıların katılımı ile büyük bir festival düzenlendiğini hatırlatan Karlov şu tespitlerde bulundu: Kültürel bağlantılar hiçbir zaman çok olmaz, hep az olur. Ne kadar çok kültürel değişim olursa o kadar yeni bir şeyler görmek istenir. Türkiye kültürünün güzel ve ilginç olduğunu biliyorum, ama şunu da söylemek isterim ki Rus kültürü de yüzlerce yıllık bir tarihe sahip. En önemlisi de Rus kültürü oldukça çeşitli. Rusyanın Avrupa kısmının kültürü var, Rusyanın orta kısmının kültürü var. Farklılıklara bakacak olursak önemli olan Türkiyeye sadece Moskova ve St. Petersburgdan değil, Kazan, Novosibirsk, uzak doğu bölgesinden ve Sibiryadan sanatçılar geldiği zaman Tük vatandaşları Rusyayı ve kültürünü tam anlayabilecek. Mersin Akkuyu Nükleer Santralin Rusyanın en büyük yatırımlarından biri olduğu
Zaman
Son Dakika
12.08.2013
Rusya’nınyeniBüyükelçisiKarlovTicaretüçekatlanacakRusya’nın yeni Büyükelçisi Karlov Ticaret üçe katlanacak
HTC’nin yeni gözdesi: Desire 500
Zaman
08.08.2013
11:02
HTC, gücünü dört çekirdekli işlemciden alan HTC Desire 500’de Video Önizlemeleri ile olağanüstü kamerayı bir araya getiriyorHTC, üstün mobil deneyimi Desire 500, 1,2 GHz dört çekirdekli işlemci, HTC BlinkFeed ve Video Önizleme özelliklerini içeriyor. Kullanıcılar, Desire 500 ile, otomatik olarak üretilen nefes kesici görsellikteki 30 saniyelik gösteriler oluşturabiliyor ve bu özel anlarını da paylaşarak unutulmaz kılıyor. Sunulduğu Siyah ve Buz Mavisi renkleri de HTC Desire 500’e şık ve sofistike bir görünüm kazandırıyor.HTC Corporation CEO’su Peter Chou: “Desire ürün yelpazesi, adını üst düzey mobil deneyimini kitle pazarına taşıması ile duyurdu. Desire 500 de farklı değil. HTC Desire 500 daima hareket halinde olan insanlar için mükemmel bir mobil telefon. Cihaz, güçlü çoklu görevleriyle, önemli ve ilginç bilgilerin canlı olarak aktarımına imkan veriyor ve cihazın bu önemli anlara hayat veren mükemmel bir kamerası da bulunuyor.” dedi.Cep telefonu merceğinden hayatınızı yakalayın Desire 500’ün HTC ImageChip işlemcisi ile birlikte göz kamaştırıcı fotoğraflar ve HD videolar çekerek, 8MP kamerası ile her anı çekin ve paylaşın. 1,6 MP ön kamerası ile de yüksek kaliteli otoportrelerin oluşturulmasını kolaylaştırın. Yüz ve gülüş tanıma ile mükemmel gülümsemeyi yakalayın. Çektiklerinizi yaratıcı filtreler ile değiştirin ve onları favori sosyal paylaşım sitelerinde aileniz, arkadaşlarınız ve takipçileriniz ile hemen paylaşın – üstelik bunların hiçbiri için bilgisayarınıza bağlanmanıza gerek yok.Özel anları paylaşma şeklinizi sonsuza dek değiştiren, yaşayan, nefes alan galeride fotoğraflarınıza hayat vererek hiçbir profesyonel düzenleme yazılımı veya becerisine gerek olmaksızın Video Önizlemeleri ile otomatik olarak üretilen nefes kesici görsellikteki 30 saniyelik gösteriler ile özel anlarınızı paylaşın. Videolarınızı herkesin tadını çıkarması için çevrimiçinde paylaşmadan önce tek yapmanız gereken, önceden yüklenmiş temalar veya kendi kişisel müzik kütüphanenizden kendi şarkınızı seçmek. Hiç çaba harcamaksızın mükemmel bir sonuç almanızı sağlamak için, profesyonel müzik editörleri ile birlikte yapılan çalışmalar sayesinde her temada görüntüler arasındaki geçişleri tempoya göre özel olarak zamanlandırın.En sevdiğiniz içeriklerin tümü tek bir ekran üzerindeHTC Desire 500, HTC’nin büyük beğeni toplayan BlinkFeed özelliğini Desire ürün yelpazesine de taşıyor. Ana ekranı kişiselleştirilebilen bir canlı bilgi akışına dönüştüren HTC BlinkFeed, nefes kesen 4,3 inç ekran üzerinde gösteriliyor. BlinkFeed, sosyal bilgi ve haber akışlarını bir araya toplayarak tek bir ana ekranda size sunuyor.Yerel ve küresel içerikten faydalanan BlinkFeed, aralarında AOL, ESPN, MTV, The Financial Times ve Reuters’in de bulunduğu dünyanın önde gelen medya şirketlerinden günde 10.000’i aşkın yayın ile en güncel içerikleri bir araya getiriyor.En yoğun yaşam tarzlarına ayak uyduran akıllı telefon performansı Sahip olduğu dört çekirdekli 1,2 GHz işlemci ile yüksek hızlı çoklu görev, internette süper hızlı gezinme ve hareket halindeyken grafik yoğunluklu oyun imkanı sunan HTC Desire 500, 64GB’ye kadar microSD kart desteğiyle de en önemli fotoğraf, video, uygulama ve oyunlarınız için gerekli alana her zaman sahip olmanızı sağlıyor.HTC Desire 500 Eylul 2013 tarihi itibariyla Turkiye’de operator ve tum diger HTC satis noktalarinda satışa sunulacak.
Zaman
Ana Sayfa
08.08.2013
HTC’ninyenigözdesiDesire500HTC’nin yeni gözdesi Desire 500
Antik tiyatroya ilk kazma definecilerden!
Zaman
02.08.2013
02:09
İzmir Kadifekale eteklerindeki Roma döneminden kalma 16 bin kişilik amfi tiyatroyu ortaya çıkarmak için, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan çalışmalar devam ederken ilginç bir gelişme yaşandı. Sürecin uzamasından faydalanan defineciler, tarihî alana ilk kazmayı vurdu.İzmirde, Kadifekale eteklerinde olduğu belirlenen Roma döneminden kalma 16 bin kişilik amfi tiyatroyu ortaya çıkarmak için Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırma çalışmaları ve yıkımlar sürerken, arkeologlardan önce davranan define avcıları kaçak kazılara başladı.İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale eteklerindeki, Roma dönemine ait antik tiyatronun gün ışığına çıkarılması için kazı yapılabilmesini sağlamak amacıyla bölgedeki gecekonduları kamulaştırıp, büyük bölümünü yıktı. Yargı süreci devam eden bazı evlerin yıkımı için karar beklenirken, arkeologlardan önce davranan define avcıları bölgede kaçak kazılara başladı. Hazine arayan define avcılarının çıkardığı hafriyat, dikkat çekmemesi için henüz tam olarak yıkılmayan evlerin içlerine döküldü. Bölgede yaşayanlar, tarihî eser kaçakçılarının yaptığı bu tahribattan endişe duyduklarını dile getirdi. Mahalle sakinlerinden Orhan Bıçakkaya, bu durumdan son derece rahatsız olduklarını belirterek, 74 yaşındayım, bu semtte doğup büyüdüm. Yıkılan evlerin altında altın olduğu hiçbirimizin aklına gelmedi. Hazine arayanlar yaklaşık 2 aydır geceleri gelip, evlerin altından geçen tünellerin içine girerek, buradaki hafriyat ve taşları çıkartarak kazıyorlar. dedi. Durumu önce Büyükşehir Belediyesine daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirip önlem alınmasını istediğini aktaran Bıçakkaya sözlerini şöyle sürdürdü: Antik tiyatro alanının içinde yer alan, anahtarı da bende bulunan, bir yakınımın evinin içinde de kazı yaptılar. Kamulaştırılan evlerin yıkılmasından sonra ortaya çıkan Roma duvarının altındaki tünelde ise lahit aradılar, ancak amaçlarına ulaşamadılar. Arkeologlar gelip inceleme yaptı. Kazılan yerin antik tiyatronun girişi olduğunu söylediler. Semt tarihi araştırmacısı ve yazar Orhan Beşikçi, Kültür ve Turizm Bakanlığının antik tiyatro alanında gerekli güvenlik önlemi alması gerektiğini söyledi. Beşikçi, Bu alan mutlaka güvenlik görevlileri tarafından 24 saat korunmalı. Bölge arkeolojik yönden çok zengin. Antik tiyatro alanı ve eski ören yerleri dışında, türbeleri de altın ve tarihî eser bulmak amacıyla kazdılar, tahrip ettiler. En son bölgedeki İplikçi Dede mezarına zarar verildi. diye konuştu. İZMİR DHA
Zaman
Ana Sayfa
02.08.2013
AntiktiyatroyailkkazmadefinecilerdenAntik tiyatroya ilk kazma definecilerden
Antik tiyatroya ilk kazma definecilerden!
Zaman
02.08.2013
02:08
İzmir Kadifekale eteklerindeki Roma döneminden kalma 16 bin kişilik amfi tiyatroyu ortaya çıkarmak için, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan çalışmalar devam ederken ilginç bir gelişme yaşandı. Sürecin uzamasından faydalanan defineciler, tarihî alana ilk kazmayı vurdu.İzmirde, Kadifekale eteklerinde olduğu belirlenen Roma döneminden kalma 16 bin kişilik amfi tiyatroyu ortaya çıkarmak için Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırma çalışmaları ve yıkımlar sürerken, arkeologlardan önce davranan define avcıları kaçak kazılara başladı.İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale eteklerindeki, Roma dönemine ait antik tiyatronun gün ışığına çıkarılması için kazı yapılabilmesini sağlamak amacıyla bölgedeki gecekonduları kamulaştırıp, büyük bölümünü yıktı. Yargı süreci devam eden bazı evlerin yıkımı için karar beklenirken, arkeologlardan önce davranan define avcıları bölgede kaçak kazılara başladı. Hazine arayan define avcılarının çıkardığı hafriyat, dikkat çekmemesi için henüz tam olarak yıkılmayan evlerin içlerine döküldü. Bölgede yaşayanlar, tarihî eser kaçakçılarının yaptığı bu tahribattan endişe duyduklarını dile getirdi. Mahalle sakinlerinden Orhan Bıçakkaya, bu durumdan son derece rahatsız olduklarını belirterek, 74 yaşındayım, bu semtte doğup büyüdüm. Yıkılan evlerin altında altın olduğu hiçbirimizin aklına gelmedi. Hazine arayanlar yaklaşık 2 aydır geceleri gelip, evlerin altından geçen tünellerin içine girerek, buradaki hafriyat ve taşları çıkartarak kazıyorlar. dedi. Durumu önce Büyükşehir Belediyesine daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirip önlem alınmasını istediğini aktaran Bıçakkaya sözlerini şöyle sürdürdü: Antik tiyatro alanının içinde yer alan, anahtarı da bende bulunan, bir yakınımın evinin içinde de kazı yaptılar. Kamulaştırılan evlerin yıkılmasından sonra ortaya çıkan Roma duvarının altındaki tünelde ise lahit aradılar, ancak amaçlarına ulaşamadılar. Arkeologlar gelip inceleme yaptı. Kazılan yerin antik tiyatronun girişi olduğunu söylediler. Semt tarihi araştırmacısı ve yazar Orhan Beşikçi, Kültür ve Turizm Bakanlığının antik tiyatro alanında gerekli güvenlik önlemi alması gerektiğini söyledi. Beşikçi, Bu alan mutlaka güvenlik görevlileri tarafından 24 saat korunmalı. Bölge arkeolojik yönden çok zengin. Antik tiyatro alanı ve eski ören yerleri dışında, türbeleri de altın ve tarihî eser bulmak amacıyla kazdılar, tahrip ettiler. En son bölgedeki İplikçi Dede mezarına zarar verildi. diye konuştu. İZMİR DHA
Zaman
Güncel
02.08.2013
AntiktiyatroyailkkazmadefinecilerdenAntik tiyatroya ilk kazma definecilerden
Antik tiyatroya ilk kazma definecilerden
Zaman
02.08.2013
01:52
İzmir Kadifekale eteklerindeki Roma döneminden kalma 16 bin kişilik amfi tiyatroyu ortaya çıkarmak için, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan çalışmalar devam ederken ilginç bir gelişme yaşandı. Sürecin uzamasından faydalanan defineciler, tarihî alana ilk kazmayı vurdu.İzmirde, Kadifekale eteklerinde olduğu belirlenen Roma döneminden kalma 16 bin kişilik amfi tiyatroyu ortaya çıkarmak için Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırma çalışmaları ve yıkımlar sürerken, arkeologlardan önce davranan define avcıları kaçak kazılara başladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale eteklerindeki, Roma dönemine ait antik tiyatronun gün ışığına çıkarılması için kazı yapılabilmesini sağlamak amacıyla bölgedeki gecekonduları kamulaştırıp, büyük bölümünü yıktı. Yargı süreci devam eden bazı evlerin yıkımı için karar beklenirken, arkeologlardan önce davranan define avcıları bölgede kaçak kazılara başladı. Hazine arayan define avcılarının çıkardığı hafriyat, dikkat çekmemesi için henüz tam olarak yıkılmayan evlerin içlerine döküldü. Bölgede yaşayanlar, tarihî eser kaçakçılarının yaptığı bu tahribattan endişe duyduklarını dile getirdi. Mahalle sakinlerinden Orhan Bıçakkaya, bu durumdan son derece rahatsız olduklarını belirterek, 74 yaşındayım, bu semtte doğup büyüdüm. Yıkılan evlerin altında altın olduğu hiçbirimizin aklına gelmedi. Hazine arayanlar yaklaşık 2 aydır geceleri gelip, evlerin altından geçen tünellerin içine girerek, buradaki hafriyat ve taşları çıkartarak kazıyorlar. dedi. Durumu önce Büyükşehir Belediyesine daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirip önlem alınmasını istediğini aktaran Bıçakkaya sözlerini şöyle sürdürdü: Antik tiyatro alanının içinde yer alan, anahtarı da bende bulunan, bir yakınımın evinin içinde de kazı yaptılar. Kamulaştırılan evlerin yıkılmasından sonra ortaya çıkan Roma duvarının altındaki tünelde ise lahit aradılar, ancak amaçlarına ulaşamadılar. Arkeologlar gelip inceleme yaptı. Kazılan yerin antik tiyatronun girişi olduğunu söylediler. Semt tarihi araştırmacısı ve yazar Orhan Beşikçi, Kültür ve Turizm Bakanlığının antik tiyatro alanında gerekli güvenlik önlemi alması gerektiğini söyledi. Beşikçi, Bu alan mutlaka güvenlik görevlileri tarafından 24 saat korunmalı. Bölge arkeolojik yönden çok zengin. Antik tiyatro alanı ve eski ören yerleri dışında, türbeleri de altın ve tarihî eser bulmak amacıyla kazdılar, tahrip ettiler. En son bölgedeki İplikçi Dede mezarına zarar verildi. diye konuştu. İZMİR DHA
Zaman
Güncel
02.08.2013
AntiktiyatroyailkkazmadefinecilerdenAntik tiyatroya ilk kazma definecilerden
Antik tiyatroya ilk kazma definecilerden
Zaman
02.08.2013
01:52
İzmir Kadifekale eteklerindeki Roma döneminden kalma 16 bin kişilik amfi tiyatroyu ortaya çıkarmak için, Büyükşehir Belediyesi tarafından yapılan çalışmalar devam ederken ilginç bir gelişme yaşandı. Sürecin uzamasından faydalanan defineciler, tarihî alana ilk kazmayı vurdu.İzmirde, Kadifekale eteklerinde olduğu belirlenen Roma döneminden kalma 16 bin kişilik amfi tiyatroyu ortaya çıkarmak için Büyükşehir Belediyesi tarafından kamulaştırma çalışmaları ve yıkımlar sürerken, arkeologlardan önce davranan define avcıları kaçak kazılara başladı. İzmir Büyükşehir Belediyesi, Kadifekale eteklerindeki, Roma dönemine ait antik tiyatronun gün ışığına çıkarılması için kazı yapılabilmesini sağlamak amacıyla bölgedeki gecekonduları kamulaştırıp, büyük bölümünü yıktı. Yargı süreci devam eden bazı evlerin yıkımı için karar beklenirken, arkeologlardan önce davranan define avcıları bölgede kaçak kazılara başladı. Hazine arayan define avcılarının çıkardığı hafriyat, dikkat çekmemesi için henüz tam olarak yıkılmayan evlerin içlerine döküldü. Bölgede yaşayanlar, tarihî eser kaçakçılarının yaptığı bu tahribattan endişe duyduklarını dile getirdi. Mahalle sakinlerinden Orhan Bıçakkaya, bu durumdan son derece rahatsız olduklarını belirterek, 74 yaşındayım, bu semtte doğup büyüdüm. Yıkılan evlerin altında altın olduğu hiçbirimizin aklına gelmedi. Hazine arayanlar yaklaşık 2 aydır geceleri gelip, evlerin altından geçen tünellerin içine girerek, buradaki hafriyat ve taşları çıkartarak kazıyorlar. dedi. Durumu önce Büyükşehir Belediyesine daha sonra Kültür ve Turizm Bakanlığına bildirip önlem alınmasını istediğini aktaran Bıçakkaya sözlerini şöyle sürdürdü: Antik tiyatro alanının içinde yer alan, anahtarı da bende bulunan, bir yakınımın evinin içinde de kazı yaptılar. Kamulaştırılan evlerin yıkılmasından sonra ortaya çıkan Roma duvarının altındaki tünelde ise lahit aradılar, ancak amaçlarına ulaşamadılar. Arkeologlar gelip inceleme yaptı. Kazılan yerin antik tiyatronun girişi olduğunu söylediler. Semt tarihi araştırmacısı ve yazar Orhan Beşikçi, Kültür ve Turizm Bakanlığının antik tiyatro alanında gerekli güvenlik önlemi alması gerektiğini söyledi. Beşikçi, Bu alan mutlaka güvenlik görevlileri tarafından 24 saat korunmalı. Bölge arkeolojik yönden çok zengin. Antik tiyatro alanı ve eski ören yerleri dışında, türbeleri de altın ve tarihî eser bulmak amacıyla kazdılar, tahrip ettiler. En son bölgedeki İplikçi Dede mezarına zarar verildi. diye konuştu. İZMİR DHA
Zaman
Ana Sayfa
02.08.2013
AntiktiyatroyailkkazmadefinecilerdenAntik tiyatroya ilk kazma definecilerden
İmar hakkının paylaşımı
Zaman
19.07.2013
02:00
Gelişen ülkelerde imar faaliyetlerinin gündemi işgal etmesi olağandır. Ülkemizde yıllardır gündemden hiç düşmemesi ise ilginç ve hatta garip sayılabilir.Lokomotif sektör olduğu kabul edilen inşaat sektöründe, kamunun plan ve projeleri kamuoyuyla paylaşmadan, getirisini ve götürüsünü hesap etmeden, aceleyle ve TOKİ vasıtası ile gün ve gün önümüze sunduğunu görüyoruz. Sonra samimiyetle yaptığımız“Bir durun, soluklanın” diye itidal çağrısına tepki çok sert geliyor.Bu sorun “kontratsızlık” (sözleşme eksikliği) olarak tanımlanan alt yordamla açıklanabilir. Hükümet ekonominin çarkının inşaatla döndüğüne ve döneceğine inanmış durumda. Fakat Gezi Parkı’ndaki geri adım, gerçekten çok etkili oldu. Planları, projeleri kamuoyuna şeffafça sunulmamış, “Biz karar verdik ve olacak” yaklaşımıyla gelişen tüm inşaatlar daha çok göze batar duruma geldi. Açıkçası üç ay önce bu tür bir eleştiri yazısı yazmak büyük tepki toplardı. Devamlı İstanbul’u yazıyoruz. Dekan yardımcılığı görevini sürdürdüğüm Zirve Üniversitesi’nin bulunduğu güzide şehrimiz Gaziantep’in durumunu örnek verelim bu sefer. Şehrin adıyla özdeşleşmiş, Kamil Ocak Stadyumu’nun ne olacağı soru işareti. Bu stadyum’un yıkılması ile şehrin tam ortasında yani Valilik Binası’nın tam karşısında büyük bir alan ortaya çıkacak. Buranın Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Kararı ile “3 emsal” inşaat değeri ile (Diyelim yıkım sonrası çıkacak alan 40.000 m2 ise toplamda en az 120.000m2 kullanım alanı yapılacak demektir) rezidans, AVM (ticari alanlar) gibi işlevlerde yapılaşması düşünülüyor. Özel olarak resmi görüş alınmasa bile biliniyor ki, Valilik, Büyükşehir Belediyesi, Şehit Kamil Belediyesi, Mimarlar Odası ve diğer sivil toplum kuruluşları, şehirdeki üç üniversitenin mimarlık bölümü öğretim görevlileri ve öğrencileri, uzmanlar ve halk “çoğunlukla” şehrin nefes alması için gerekli alanın bu şekilde ciddi bir yapılaşmaya maruz kalmasını istemiyor. Kendi aralarındaki toplantılarda dile getiriyorlar. Şehrin milletvekillerine baskı yapıyorlar. Fakat hala bir korku var. Plan, proje yok. Bakanlık çok güçlü, TOKİ çok hızlı. Kimsenin gözünün yaşına bakmaz yani 3-4 ay içerisinde (proje sonra gelebilir, sorun yok) kaba inşaatı yani beton yığınını oraya gömebilecek güçte. Halk bir endişe içerisinde sonucun açıklanmasını bekliyor. Hep dediğimiz gibi, koca bir şehir, koca bir halk Türkiye’nin en üretken şehirlerinden biri böyle bir sonucu hiç istemediği halde kabullenmek zorunda. Buraya inşaat yapılmaya başlandığında, Gaziantep halkı İstanbul Taksim’de olduğu gibi TOMA’ların önünde durmayabilir, olay çıkarmayabilir. Ancak çok önem verdiği bu alan için fikrinin sorulmasını bekler. Bu alan tarihi Gaziantep Kalesi’nin hemen batısında, İpekyolu’nun, tren hattının ve şehrin önemli bir simge yapısı Zeugma Müzesi’nin de güneyinde, Valilik ve Belediye Binalarının hemen yanıbaşında, göbekte bulunmaktadır. Bu merkezlerin birleştirilmesinde önemli bir rol oynayabilir ve şehrin orta yerinde bir park olarak kullanılması doğru seçimdir. Zaten şehirde birden fazla AVM vardır ayrıca iki tane oldukça büyük AVM çok gerekli olmadığı halde yapılmaktadır. Şehrin dışında çok büyük bir rezidans projesi yapılmıştır. Şehrin göbeğinde ihtiyaç duyulacak tek şey, yeşildir. Bırakınız bu alanın nasıl değerlendirileceği Bakanlığın iki dudağının arasında, TOKİ’nin hesap kitap tablolarındaki rakamlarda şekillenmesin yani gizemli bir kararla belirlenmesin. Bırakınız Belediye bir yarışma düzenlesin, tüm Türkiye’deki plancı ve mimarlara sorulsun. Bırakınız üniversitelerimizdeki akademisyenler bilimsel sebep-sonuçlara dayalı sosyal araştırmalar yapsınlar, halka sorsunlar. Bırakınız Kent Konseyi’nde bu karar masaya yatırılsın. Bırakınız, Belediye çalışanları ile işbirliği ile en iyisi bulunsun.Arkasından bir açıklama gelebilir “Bunlar söylenti, Bakanlığımızın böyle bir isteği yok”. Temennimiz böyle bir açıklama gelmesi tabii. Fakat Gezi Parkı’nda bu kadar kıyamet kopmasa AVM olacaktı. Sonra “AVM olmayacak” dendi, sonra “Şehir Müzesi” kararı meydana çıktı. AKM tartışmaları araya girdi “Cami olacak” dendi sonra “Barok Opera binası lazım, yapacağız” dendi en sonunda ise “AVM nereden çıktı, daha proje yok ortalıkta” dendi. Peki, böyle her gün değişen kararlar yüzünden elinden yeşil alanı gidecek halkın ne suçu var. Sandık ile yönetime gelenler böyle kararları proje başladığında, yani iş makineleri alana girdiğinde mi yani iş işten geçtikten sonra mı söylemek durumundalar? Önceden plan proje açıklanamaz mı, yukarıda bahsedilen bilimsel ve sosyal çalışmalar yapılamaz mı? Şu anda bakanlığın “Böyle bir yapılaşma olmayacak” demesini ummaktan ve dua etmekten b
Zaman
Yorum
19.07.2013
İmarhakkınınpaylaşımıİmar hakkının paylaşımı
Mustafa Ünal - 'Üç kıta tek yürek'
Zaman
21.06.2013
01:59
Akdeniz Oyunları’nın sloganı bu. Akdeniz, coğrafî olarak küçük bir havza ancak üç büyük kara parçasında kıyısı var: Asya, Avrupa ve Afrika. ‘Yarım olimpiyat’ sayılır.Organizasyonun ev sahibi Türkiye. Bayrağı komşudan aldı. Hikâyesi ilginç. Önce Yunanistan sahiplendi. Fakat altından kalkamadı. Ekonomik çalkantılar ve siyasi istikrarsızlık yüzünden çekildi. Türkiye, ‘Ben varım’ dedi. Şehir olarak Mersin seçildi. Riskliydi. Takvim daralmıştı çünkü. İki yılda binlerce sporcuyu ağırlayacak tesisleri yapmak kolay değildi. Bu ağır yük Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç’ın omuzlarına bindi. Bakanlık koltuğuna yeni oturmuştu ve sorumluluk bütünüyle onundu. Akdeniz Oyunları, bakanlıktaki en büyük sınavlarından biriydi. Bir buçuk yıl önce Mersin’deydik. Proje safhası uygulamaya yeni yeni geçiyordu. Kılıç, elinde çizimler, yapılacak tesisleri anlatmıştı. Ancak hemen herkeste ‘Acaba yetişir mi?’ kuşkusu vardı. Kılıç da rahat değildi. Bir iki değil söz konusu olan, onlarca tesis... Yapılacaklar listesi o kadar uzun ki. Büyük bir stadyum, kapalı spor salonu, yüzme havuzları, tenis kortları... Sporcuların ağırlanacağı olimpiyat köyü dahil. 18 ay ne çabuk geçmiş. Dün Mersin’deydim. Akdeniz Oyunları’nın açılışı için. Tesisler tamamlanmış. 24 ülkeden 3000’in üzerinde sporcu yerleşmiş. Zor günler geçiren Suriye dahil. Mersin, şehir olarak işin içinde. Organizasyonda görev alan yüzlerce gönüllü var. Logo harika. Sudan çıkmakta olan caretta caretta, Akdeniz’i, turunçgilleri temsilen portakal güneş formuyla birlikte Mersin’in iklimini yansıtıyor. Bakan Kılıç rahatlamış. Olimpiyat yetkililerinden tam puan aldı. Her karşılaştığı takdir etti, tebriklerini iletti. Kılıç, süreci yakından takip ettiğini anlattı. Mersin’e çok sık geldiğini söyledi. Ekibinin motivasyonunu hep diri tuttu. Türkiye’nin başarısı bu. Ve şu açıdan çok önemli: İstanbul, 2020 Olimpiyatları’na talip. En ciddi adaylardan. Bugüne kadar hiçbir İslam ülkesinde olimpiyat meşalesi yanmadı. Bir başarı örneği olarak ‘2013 Mersin’, ‘İstanbul 2020’nin şansını artıracak. Kılıç, umutlu. ‘Şansımız çok yüksek.’ dedi. Gezi Parkı olayları yaşanırken bazı çevrelerin uluslararası camiaya ‘İstanbul’a olimpiyat vermeyin’ mesajları göndermesinden üzgün. ‘Maalesef eylemciler 2020 vizyonuna zarar verdi.’ dedi. Bunu anlamak gerçekten zor. Bakan Kılıç’la spor gündemini konuştuk. Türk sporunun çok sıcak konuları var. UEFA’dan ceza alması gündemde olan Fenerbahçe ve Beşiktaş konusuna girmek istemedi. Taraftar gruplarının, Gezi Parkı eylemlerinde yer almasından rahatsız. ‘Sporun ruhuyla bağdaşmaz.’ dedi. Türk sporunun dopingle başı belada. Bazı branşlar bu yüzden çöktü. Dopingle sonuç alacak şekilde mücadele edeceklerini anlattı. Bunun için ‘eylem planları’ hazırlanmış. Tribünlerin harareti çok yüksek. Yaşamını yitirenler oldu. Kılıç, ‘Başta medya ve kulüp yöneticileri olmak üzere herkese düşen sorumluluklar var.’ dedi. Yeni sezonda tedbirler alacaklarını söyledi. Elektronik biletten kameralı güvenliğe kadar. Sahalardaki bu yüksek tansiyon sürdürülebilir değil. Ek önlemler şart. 10 gün sürecek Akdeniz Oyunları, görkemli seremoniyle dün start aldı. Açılışı Başbakan Erdoğan yaptı. Kılıç, organizasyonun başarıyla tamamlanacağından emin. Güvenlikten düzene, programların akışına kadar çalışmalar ona göre yapıldı. Türkiye, 400’ün üzerindeki sporcusuyla yarışacak. İspanya ve İtalya gibi ciddi rakipleri var. Kılıç, madalya konusunda rakam vermekten kaçındı. Ancak ‘En fazla madalya alacağımız Akdeniz Oyunları bu olacak.’ dedi. Milli Takım, basketbolda iyi başladı. Finale çok yakın. Tribünde futbol takımının Arnavutluk’la maçını izledim. Kolay kazandı. Madalya şansı yüksek. Mersin 2013 Akdeniz Oyunları, Türkiye’nin Gezi Parkı eylemleriyle zedelenen dış itibarını bir nebze de olsa giderecek.
Zaman
Köşe Yazıları
21.06.2013
MustafaÜnal-ÜçkıtatekyürekMustafa Ünal - Üç kıta tek yürek
Şiddetin temelinde alkol ve uyuşturucu var
Zaman
29.05.2013
02:01
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 16 Ekim 2012 tarihinde aile içi şiddet vakalarıyla mücadele etmek için kurulan büroya yapılan başvurular meselenin vahametini ortaya koyuyor. Savcılığa bugüne kadar 4 bin 739 dosya intikal etti.Bunların yarısı alkol ve uyuşturucuyla ilgili. Beş savcı tarafından soruşturulan şiddet dosyalarından 3 bin 424’ü tamamlandı. Bin 315 dosyayla ilgili soruşturma ise devam ediyor. Günde ortalama 23 dosyanın geldiği büronun bağlı olduğu İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fehmi Tosun, HSYK’dan alınan özel izinle Zaman’a değerlendirmelerde bulundu. Aile içi şiddetin temelinde alkol ve uyuşturucunun yattığını vurgulayan Fehmi Tosun, çocuklara yönelik şiddetin de yüksek olduğunu belirtiyor. Ancak bu durumun gözden kaçtığını ifade ediyor. Ayrıca kadınların haklarını bilmediklerini, kendilerine başvuruda bulunan şiddet mağduru her kadına anında koruma verildiğini dile getiriyor.Başsavcıvekili, ellerindeki dosyaların yüzde 20’sinin eğitimli insanlarla ilgili olduğuna dikkat çekiyor: “Şiddeti sadece eğitimsiz insanlar uygulamıyor. Bize şiddet mağduru olduğu için başvuran çok sayıda akademisyen kadın var. Bunlar içinde profesör unvanlı olanlar bile mevcut.”Kadına şiddetin önlenmesine dair yürürlüğe giren yasadan sonra şiddet olaylarının en çok yaşandığı İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirler başta olmak üzere başsavcılıklar bünyesinde ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için bürolar kuruldu. Bu bürolarda görevli savcıların uzmanlaşması ve kısa sürede etkili soruşturmaların yapılması amaçlanıyor. Aile içi şiddetin temelinde alkol ve uyuşturucunun olduğuna dikkat çeken İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fehmi Tosun, aile içi ve kadına şiddetle mücadelenin son 2 yılda devlet politikası haline getirildiğini söylüyor. Tosun, açıldığından bu yana sadece İstanbul’da 60 kişinin tedbire muhalefet gerekçesiyle cezaevine gönderildiğini belirtiyor.‘Cezalar caydırıcı değil’ eleştirisini kabul eden Başsavcı vekili, “Türkiye’de adam öldürmeden daha ağır bir ceza yok. Ama insanlar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına rağmen bilerek adam öldürüyor.” şeklinde konuşuyor. Kadına şiddeti engellemek için ağırlaştırılmış cezaların yanı sıra kültürel çalışmalar da yapılması gerektiğini anlatan Tosun, “Çok şiddetli cezalar da koysanız bu ana kültürün önüne birden geçilemez. Ne yaparsanız yapın, bıçakla keser gibi kesemezsiniz.” diyor.Bazen aile içinde yaşanan tokat atma gibi olayların savcılığa intikal ettiğini belirtiyor. Bu tür olaylarda hapis cezası gibi bir yaptırımın kanunen mümkün olmadığını belirten Tosun, cezalara ilişkin “Aile mahkemesinde de tedbir kararları veriliyor. Mesela, tokat atan kocaya 3 ay ya da 5 ay süreyle eve yaklaşmama cezası veriliyor. Yaklaşırsa bu sefer tekrar kadın şikâyet ettiği anda bir hafta 10 gün zorlama hapis cezası veriliyor.” ifadelerini kullanıyor. Mahkemelerin ilginç cezalar verebildiğini aktaran Başsavcı vekili, “Eşinden özür dileme, onu bir daha incitmeme, eve yaklaşmama gibi cezalar vermek hakîmin takdirinde.” diyerek ilginç örnekler veriyor: “Mesela bir mahkeme şiddet uygulayan kişiye elinde ‘Ben eşimi çok seviyorum’ yazan pankartla şehrin içinde 10 tur atma cezası vermiş. Anadolu’da bir ilçede yaşanmış bu olay. Küçük bir kasabada öyle bir yazı ile dolaştırmak erkeğin karizmasını bitirir. Hâkim bunu bildiği için öyle bir ceza vermiş.”Savcılığa başvuran her kadına anında koruma verildiğini açıklayan Başsavcı vekili, “Yeni yasaya göre şikâyet için savcılığa gelen birisi hiç beklemeden dilekçeyi verdiği gün tedbir kararı sonucu koruma alabiliyor. Yani suçun sabitlenmesi beklenmiyor. Hatta bu sistemde bir adım daha ileri gidilmiş ve kadın, savcılığa başvurmadan aile mahkemesine verdiği dilekçeyle o gün koruma tahsis edebilecek. Sonra mesela eve yaklaşmama kararına muhalefet etti, diğer taraftan cezai yargılama devam etse bile tedbir uygulanıyor.” diyor.
Zaman
Sağlık
29.05.2013
ŞiddetintemelindealkolveuyuşturucuvarŞiddetin temelinde alkol ve uyuşturucu var
Şiddetin temelinde alkol ve uyuşturucu var
Zaman
29.05.2013
01:58
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 16 Ekim 2012 tarihinde aile içi şiddet vakalarıyla mücadele etmek için kurulan büroya yapılan başvurular meselenin vahametini ortaya koyuyor. Savcılığa bugüne kadar 4 bin 739 dosya intikal etti.Bunların yarısı alkol ve uyuşturucuyla ilgili. Beş savcı tarafından soruşturulan şiddet dosyalarından 3 bin 424’ü tamamlandı. Bin 315 dosyayla ilgili soruşturma ise devam ediyor. Günde ortalama 23 dosyanın geldiği büronun bağlı olduğu İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fehmi Tosun, HSYK’dan alınan özel izinle Zaman’a değerlendirmelerde bulundu. Aile içi şiddetin temelinde alkol ve uyuşturucunun yattığını vurgulayan Fehmi Tosun, çocuklara yönelik şiddetin de yüksek olduğunu belirtiyor. Ancak bu durumun gözden kaçtığını ifade ediyor. Ayrıca kadınların haklarını bilmediklerini, kendilerine başvuruda bulunan şiddet mağduru her kadına anında koruma verildiğini dile getiriyor.Başsavcıvekili, ellerindeki dosyaların yüzde 20’sinin eğitimli insanlarla ilgili olduğuna dikkat çekiyor: “Şiddeti sadece eğitimsiz insanlar uygulamıyor. Bize şiddet mağduru olduğu için başvuran çok sayıda akademisyen kadın var. Bunlar içinde profesör unvanlı olanlar bile mevcut.”Kadına şiddetin önlenmesine dair yürürlüğe giren yasadan sonra şiddet olaylarının en çok yaşandığı İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirler başta olmak üzere başsavcılıklar bünyesinde ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için bürolar kuruldu. Bu bürolarda görevli savcıların uzmanlaşması ve kısa sürede etkili soruşturmaların yapılması amaçlanıyor. Aile içi şiddetin temelinde alkol ve uyuşturucunun olduğuna dikkat çeken İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fehmi Tosun, aile içi ve kadına şiddetle mücadelenin son 2 yılda devlet politikası haline getirildiğini söylüyor. Tosun, açıldığından bu yana sadece İstanbul’da 60 kişinin tedbire muhalefet gerekçesiyle cezaevine gönderildiğini belirtiyor.‘Cezalar caydırıcı değil’ eleştirisini kabul eden Başsavcı vekili, “Türkiye’de adam öldürmeden daha ağır bir ceza yok. Ama insanlar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına rağmen bilerek adam öldürüyor.” şeklinde konuşuyor. Kadına şiddeti engellemek için ağırlaştırılmış cezaların yanı sıra kültürel çalışmalar da yapılması gerektiğini anlatan Tosun, “Çok şiddetli cezalar da koysanız bu ana kültürün önüne birden geçilemez. Ne yaparsanız yapın, bıçakla keser gibi kesemezsiniz.” diyor.Bazen aile içinde yaşanan tokat atma gibi olayların savcılığa intikal ettiğini belirtiyor. Bu tür olaylarda hapis cezası gibi bir yaptırımın kanunen mümkün olmadığını belirten Tosun, cezalara ilişkin “Aile mahkemesinde de tedbir kararları veriliyor. Mesela, tokat atan kocaya 3 ay ya da 5 ay süreyle eve yaklaşmama cezası veriliyor. Yaklaşırsa bu sefer tekrar kadın şikâyet ettiği anda bir hafta 10 gün zorlama hapis cezası veriliyor.” ifadelerini kullanıyor. Mahkemelerin ilginç cezalar verebildiğini aktaran Başsavcı vekili, “Eşinden özür dileme, onu bir daha incitmeme, eve yaklaşmama gibi cezalar vermek hakîmin takdirinde.” diyerek ilginç örnekler veriyor: “Mesela bir mahkeme şiddet uygulayan kişiye elinde ‘Ben eşimi çok seviyorum’ yazan pankartla şehrin içinde 10 tur atma cezası vermiş. Anadolu’da bir ilçede yaşanmış bu olay. Küçük bir kasabada öyle bir yazı ile dolaştırmak erkeğin karizmasını bitirir. Hâkim bunu bildiği için öyle bir ceza vermiş.”Savcılığa başvuran her kadına anında koruma verildiğini açıklayan Başsavcı vekili, “Yeni yasaya göre şikâyet için savcılığa gelen birisi hiç beklemeden dilekçeyi verdiği gün tedbir kararı sonucu koruma alabiliyor. Yani suçun sabitlenmesi beklenmiyor. Hatta bu sistemde bir adım daha ileri gidilmiş ve kadın, savcılığa başvurmadan aile mahkemesine verdiği dilekçeyle o gün koruma tahsis edebilecek. Sonra mesela eve yaklaşmama kararına muhalefet etti, diğer taraftan cezai yargılama devam etse bile tedbir uygulanıyor.” diyor.
Zaman
En Çok Okunan
29.05.2013
ŞiddetintemelindealkolveuyuşturucuvarŞiddetin temelinde alkol ve uyuşturucu var
Şiddetin temelinde alkol ve uyuşturucu var
Zaman
29.05.2013
01:52
İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından 16 Ekim 2012 tarihinde aile içi şiddet vakalarıyla mücadele etmek için kurulan büroya yapılan başvurular meselenin vahametini ortaya koyuyor. Savcılığa bugüne kadar 4 bin 739 dosya intikal etti.Bunların yarısı alkol ve uyuşturucuyla ilgili. Beş savcı tarafından soruşturulan şiddet dosyalarından 3 bin 424’ü tamamlandı. Bin 315 dosyayla ilgili soruşturma ise devam ediyor. Günde ortalama 23 dosyanın geldiği büronun bağlı olduğu İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fehmi Tosun, HSYK’dan alınan özel izinle Zaman’a değerlendirmelerde bulundu. Aile içi şiddetin temelinde alkol ve uyuşturucunun yattığını vurgulayan Fehmi Tosun, çocuklara yönelik şiddetin de yüksek olduğunu belirtiyor. Ancak bu durumun gözden kaçtığını ifade ediyor. Ayrıca kadınların haklarını bilmediklerini, kendilerine başvuruda bulunan şiddet mağduru her kadına anında koruma verildiğini dile getiriyor.Başsavcıvekili, ellerindeki dosyaların yüzde 20’sinin eğitimli insanlarla ilgili olduğuna dikkat çekiyor: “Şiddeti sadece eğitimsiz insanlar uygulamıyor. Bize şiddet mağduru olduğu için başvuran çok sayıda akademisyen kadın var. Bunlar içinde profesör unvanlı olanlar bile mevcut.”Kadına şiddetin önlenmesine dair yürürlüğe giren yasadan sonra şiddet olaylarının en çok yaşandığı İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirler başta olmak üzere başsavcılıklar bünyesinde ailenin korunması ve kadına karşı şiddetin önlenmesi için bürolar kuruldu. Bu bürolarda görevli savcıların uzmanlaşması ve kısa sürede etkili soruşturmaların yapılması amaçlanıyor. Aile içi şiddetin temelinde alkol ve uyuşturucunun olduğuna dikkat çeken İstanbul Cumhuriyet Başsavcıvekili Fehmi Tosun, aile içi ve kadına şiddetle mücadelenin son 2 yılda devlet politikası haline getirildiğini söylüyor. Tosun, açıldığından bu yana sadece İstanbul’da 60 kişinin tedbire muhalefet gerekçesiyle cezaevine gönderildiğini belirtiyor.‘Cezalar caydırıcı değil’ eleştirisini kabul eden Başsavcı vekili, “Türkiye’de adam öldürmeden daha ağır bir ceza yok. Ama insanlar ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına rağmen bilerek adam öldürüyor.” şeklinde konuşuyor. Kadına şiddeti engellemek için ağırlaştırılmış cezaların yanı sıra kültürel çalışmalar da yapılması gerektiğini anlatan Tosun, “Çok şiddetli cezalar da koysanız bu ana kültürün önüne birden geçilemez. Ne yaparsanız yapın, bıçakla keser gibi kesemezsiniz.” diyor.Bazen aile içinde yaşanan tokat atma gibi olayların savcılığa intikal ettiğini belirtiyor. Bu tür olaylarda hapis cezası gibi bir yaptırımın kanunen mümkün olmadığını belirten Tosun, cezalara ilişkin “Aile mahkemesinde de tedbir kararları veriliyor. Mesela, tokat atan kocaya 3 ay ya da 5 ay süreyle eve yaklaşmama cezası veriliyor. Yaklaşırsa bu sefer tekrar kadın şikâyet ettiği anda bir hafta 10 gün zorlama hapis cezası veriliyor.” ifadelerini kullanıyor. Mahkemelerin ilginç cezalar verebildiğini aktaran Başsavcı vekili, “Eşinden özür dileme, onu bir daha incitmeme, eve yaklaşmama gibi cezalar vermek hakîmin takdirinde.” diyerek ilginç örnekler veriyor: “Mesela bir mahkeme şiddet uygulayan kişiye elinde ‘Ben eşimi çok seviyorum’ yazan pankartla şehrin içinde 10 tur atma cezası vermiş. Anadolu’da bir ilçede yaşanmış bu olay. Küçük bir kasabada öyle bir yazı ile dolaştırmak erkeğin karizmasını bitirir. Hâkim bunu bildiği için öyle bir ceza vermiş.”Savcılığa başvuran her kadına anında koruma verildiğini açıklayan Başsavcı vekili, “Yeni yasaya göre şikâyet için savcılığa gelen birisi hiç beklemeden dilekçeyi verdiği gün tedbir kararı sonucu koruma alabiliyor. Yani suçun sabitlenmesi beklenmiyor. Hatta bu sistemde bir adım daha ileri gidilmiş ve kadın, savcılığa başvurmadan aile mahkemesine verdiği dilekçeyle o gün koruma tahsis edebilecek. Sonra mesela eve yaklaşmama kararına muhalefet etti, diğer taraftan cezai yargılama devam etse bile tedbir uygulanıyor.” diyor.
Zaman
Ana Sayfa
29.05.2013
ŞiddetintemelindealkolveuyuşturucuvarŞiddetin temelinde alkol ve uyuşturucu var
G.Saray notları
Türkiye Gazetesi
26.01.2013
12:39
Derbi taktiği hazırG.Saray, Beşiktaş derbisinin hazırlıklarını taktik ağırlıklı antrenmanla sürdürdü. Dünkü antrenmanın ilk bölümünde ısınma ve açma-germe hareketleri yapan sarı-kırmızılı futbolcular, ana bölümde ise taktik çalışmalar üzerinde durdu. Sarı-kırmızılılar, derbi hazırlıklarını bugün saat 18.00’de Florya’da yapacağı idmanla tamamlayarak kampa girecek.Pitbull’a dikkatG.Saray ile Beşiktaş arasında oynanan derbilerde ilk golü atan takımın kaybetmediği göze çarparken, son 3 maçta ilk golü Felipe Melo’nun atması ise ilginç bir istatistik oluşturdu. İki takım arasındaki en az 1 golün atıldığı son 14 lig maçında taraflar 2 defa ilk golleri kendi futbolcularından yedi. Arena’da 0-0 yok!G.Saray ile Beşiktaş arasında 2013’ün ...
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
26.01.2013
GSaraynotlarıGSaray notları
Yeter! Ağladığım, aldatıldığım!
Milli Gazete
12.06.2012
11:36
İdeolojisi yüzünden bir insanın kalbinin kararması kadar kötü bir şey olabilir mi? Bu ne menem bir ideolojidir ki, insana görevini unutturur? 19 Mayısta düzenlenen koşu yarışmasında 3. olan başörtülü öğrencinin ödülü, başörtülü olduğu için arkadaşına verildi. Adanada İhsan Sabancı Teknik Meslek Lisesi mezuniyet töreninde okul birincisine başörtülü olduğu için ödülü verilmedi. Ege Üniversitesi Fen Fakültesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi bir profesör okulun giriş kapısında nöbet tutarak başörtülü öğrencileri içeriye almıyor. Bunlara basına yansıyanlar, biliyorum ki, buna benzer bir sürü örnek daha vardır. Dikkat ederseniz bu insanlar eğitimci ve öğrenci psikolojisine en çok dikkat etmesi gereken kişilerdir. Başörtüyle ilgili hiçbir kanun olmamasına rağmen, sadece kararmış kalpler yüzünden bu uygulamalar yapılmaktadır. Öğrencinin vermiş olduğu mücadele ve emeği hiçe sayacak kadar pervasızca hareket etmektedirler. Görevleri sadece eğitimcilik ve idarecilik olan bu insanlar, öğrencilerin psikolojilerinin etkileneceğini ve gelecekte bir takım sorunlar yaşayacaklarını düşünemeyecek kadar ideoloji hastalığına yakalanmışlardır. Peki, siyasetçilere ne demeli! Bu başörtü mağdurlarının gözyaşları üzerine siyaset yapanları, üç dönemdir iktidar olanların elini ayağını bağlayan mı var? Neden bu mağduriyeti giderecek bir yasa çıkarmazlar? Yasa yapamıyorsan referanduma git, halk kendi yasasını kendi yapsın. Bunu da mı yapamıyorsunuz? Pansuman tedbirlerle nereye varacağınızı düşünüyorsunuz? Kesin ve net bir şekilde bu başörtüsü probleminin çözülmesi gerekmiyor muydu? Hükümet kürtajla alakalı bir yasa çıkarılması için çalışmalar yapmaktadır. Partili cumhurbaşkanı konuşuluyor. Başörtüsü ne siyasetin nede kamuoyunun gündeminde. Bunca kızımızın mağduriyeti, psikolojisinin bozulması, yasa çıkarılmayacak kadar önemsiz midir? Yüzlerce başörtüsü mağduru, siz bu problemi çözesiniz diye oy vermedi mi? Çözemeyecekseniz açıkça bunu ifade ediniz. Yeter!! Kızlarımızın gözyaşlarının aktığı/akıtıldığı. Başörtüsünü daha ne kadar daha siyasi malzeme yapacaksınız? Yoksa seçimlerde başörtüsünü siyasi malzeme yapmak için mi çözmüyorsunuz? Sorun hükümet olup muktedir olamamakla mı alakalı? Benim bedenim, benim kararım diyenlerin çoğunun başörtüsü için, onun bedeni, benim devletimin kararı demiş olması da size de ilginç geliyor mu?... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
12.06.2012
YeterAğladığımaldatıldığımYeter Ağladığım aldatıldığım
Yargıtay Ceza Daireleri'nde iş yükü yüzde 32 arttı
Milli Gazete
03.05.2012
11:18
ANKARA - Yargıtay Birinci Başkanı Nazım Kaynakın 5 Mayıs 2012 tarihinde yaş haddinden emekliye ayrılacağı Yargıtayın 2011 faaliyet raporunda ilginç veriler yer alıyor. İş yükünün yıldan yıla artış gösterdiği kurumun 2011 yılında devreden dosya sayısının 2010 yılına göre hukuk dairelerinde yüzde 11, ceza dairelerinde yüzde 32 ve Cumhuriyet Başsavcılığında yüzde 16 oranında arttığı belirtildi. Raporda yapılan değerlendirmede, Bu durum Yargıtayın çözüme kavuşturulması gereken en büyük sorunudur. Bu temel sorunun çözümü için yapısal değişiklerin yanında, fiziki, mali ve insan kaynaklarının yetersizliklerinin giderilmesi konusunda yapılan çalışmalar sürmektedir. Bunun sonucunda Yargıtayın kapalı alanı, üye hakim, savcı ve personel sayısı da yüzde 50den fazla artırılmıştır. Gelecek dönemde stratejik planda yer alan sorun ve yetersizliklere ilişkin amaç ve hedeflerin gerçekleştirilmesine çalışılacaktır. deniyor.... devamı
Milli Gazete
Son Dakika
03.05.2012
YargıtayCezaDairelerindeyüküyüzde32arttıYargıtay Ceza Dairelerinde iş yükü yüzde 32 arttı
Milas’taki lahit dünya çapında merkez olacak
Milliyet
31.03.2012
23:34
Mezar odasına özel kıyafetler giyerek giren Günay, şöyle konuştu: “Bölgede 1.5 yılı aşkın süredir çalışmalar devam ediyor. Dünyanın en ilginç,...
Milliyet
Güncel
31.03.2012
Milas’takilahitdünyaçapındamerkezolacak Milas’taki lahit dünya çapında merkez olacak
Obama'nın dörtlü 'lobişör'leri...
Milli Gazete
06.01.2012
20:00
ABD için 2012 seçim yılı. Yeni başkan 6 Kasımda seçilecek. Cumhuriyetçiler Obamanın karşısına çıkaracağı başkan adayı için ön seçim maratonuna başladı bile. Başkan yeniden Obama mı olacak, yoksa Cumhuriyetçilerin belirleyeceği aday mı Oval Ofise yerleşecek?Cumhuriyetçiler ve Demokratlarla birlikte New York lobileri de kolları sıvadı. Malum, New Yorkun elitleri işlerini seçmene bırakmıyor. Amerikan seçmeninin seçmesi için önce onlar bir seçim yapıyor. Seçilecekleri seçiyorlar yani. Sadece Başkan adaylarını değil, en yakınındakileri de seçiyorlar, seçtiriyorlar. Demokratlar da, Cumhuriyetçiler de onların kapısını çalmadan, seçmenin kapısını çalamıyor. New York üzerinden İsraile selam çakmadan seçime gitmeyi de kimse göze alamıyor.Seçim süreci başlar başlamaz lobiler kim daha fazla İsrail yanlısı tartışmalarını da başlattı. Lobilere göre Başkan Obamanın bu dönemde İsraile olan yakınlığını daha etkin bir şekilde göstermesi gerekiyor. Bu süreçte Obamanın da yalnız bırakılmaması gerekiyor. Görevlendirmeler yapıldı bile. Lobişörler ilginç bir dörtlüden oluşuyor. Grubun başını eski Kongre üyesi ve Musevi cemaatinin çok önemli isimlerden birisi olan Mel Levine geliyor. İsrail yanlısı fikirleriyle ön plana çıkan Levine, Cumhuriyetçilerin Obamayı İsrail konusunda saflıkla suçlamasına karşı Obamanın duruşunu, İsrailin Başkan Obamadan daha yakın dostu yoktur söylemiyle destekliyor.Obama ile Yahudi cemaati arasında köprü olacak isim ise yakın dönemde bölgemize ilgisini yoğunlaştıran Başkan Yardımcısı Joe Biden. Hani şu, kippasıyla ağlama duvarında dua ederken görüntülenen meşhur Biden. Dennis Ross ise karşımıza çıkan bir başka önemli lobişör. Dindar bir Musevi olan Ross ismini daha ilginç kılan ise Obamanın Ortadoğu danışmanı olması. Ross aslında sadece Obamanın Ortadoğu danışmanı da değil. Obamadan Reagana kadar uzanan Demokrat ve Cumhuriyetçi bütün ABD Başkanlarının Ortadoğu Danışmanlığını yapmış biri. Başkanlık Cumhuriyetçilerden Demokratlara, Demokratlardan Cumhuriyetçilere geçmiş; Başkanların biri gelmiş diğeri gitmiş ama Dennis Ross hep Ortadoğu Danışmanı olarak kalmış. ABDnin yeni Tel-Aviv Büyükelçisi Daniel Shapiro da atandığı Temmuz ayından beri aktif olarak Obama için aynı grupla birlikte çalışma yürütüyor. Barack Obamanın Kahirede tehlikede kalan İsrailli diplomatların Mısır ordusu tarafından kurtarılmasını şahsen ilgilenerek sağlaması, Bush yönetimince bile 2005de reddedilen Bunker Buster adlı sığınakların içine girip ondan sonra patlayan ve nükleer silah olarak tanımlanan bombalardan İsraile gizlice 55 adet satılmasına onay vermesi ve BMde Filistin yönetiminin tek yanlı devlet ilanına karşı çıkması bu ekibin işini kolaylaştıran son gelişmeler olarak gösteriliyor.New York lobileri Obama için Mel Levine, Joe Biden, Dennis Ross ve Daniel Shapirodan oluşan güçlü bir kadro kurmuş görünüyor. Soru şu: Bakalım aynı lobiler Cumhuriyetçilerin adayı için nasıl bir kadro kuracak? Cumhuriyetçilerin lobişörleri kim olacak. Obamanın lobişörleri mi kazanacak, Cumhuriyetçilerinkiler mi?Cevap için 2012 Kasımını beklemeye gerek yok. Cevap belli: Kim kazanırsa kazansın; İsrail kazanacak!Unutturulan diktatör!Tunusta Bin Ali gitti. Mısırda Mübarek gitti.Libyada Kaddafi gitti.Beşar Esadın gitmesi için çalışmalar sürüyor.Arap dünyasının diktatörler haritasında unutulmuş bir isim yok mu peki sizce?Hatırlayamadınız sanırım! İp ucu vereyim: Bir Eş Başkan kendisi. Hatırlayamadıysanız işte ikinci bir ipucu daha size: Eş Başkanlıktaki ortağı Tayyip Bey.Hayır hayır! Karıştırmayalım lütfen. İspanyol Zapatero diyor gibisiniz. Zapatero Tayyip Beyin Medeniyetler İttifakındaki Eş Başkanlıktaki ortağıydı. Dedik ya hani; bir Arap ülkesinin diktatörü bu.Evet tabi ya; Yemenin diktatörü Ali Abdullah Salihten bahsediyorum. Tayyip Beyle birlikte BOP Eş Başkanı olan Ali Abdullah Salih!...Domino etkisinin ilk sarstığı diktatörlerdendi!. Gitti gidiyordu. Pes ettiği haberleri kimbilir kaç kez servis edildi. ABDye gitme taahhütlerinde bulundu. Sarayı basılmıştı. Öyle bir dayak yemişti ki, tanınmaz hale gelmişti. Hatta bir ara öldü iddiaları bile haberleştirilmişti. Ne olduysa oldu adam yeniden diriltildi haşa. ABD Büyükelçisi Gerald Feiersteinla görüşüp bağlılığını bildirdiği için mi, yoksa BOP Eş Başkanı olduğu için midir bilinmez; adam hâlâ Yemenin başında.Sahi BOP bitmişti değil mi?... Gülmeyin canım, öyle diyorlar işte!... Bakmayın siz BOPun diktatörü Salihin adeta diriltilip tahtına yeniden oturtulduğuna. Latife yapıyorum. Gülün bence de. Çünkü BOP bitti söylemlerine ben de gülüyorum. THY ve havadaki satranç... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
06.01.2012
ObamanındörtlülobişörleriObamanın dörtlü lobişörleri
Azadiya Welat okumak suç sayıldı
Evrensel
07.04.2011
07:03
“KCK davası” adı altında yargılanan Iğdır Belediye Başkanı Mehmet Nuri Güneş ile BDP il yöneticileri ve belediye meclis üyelerinin de aralarında bulunduğu 14 kişiye verilen 149 yıl 9 ay hapis cezasının gerekçeli kararı açıklandı. Kararda en ilginç değerlendirme M. Nuri Güneş hakkındaki iddialar oldu. Azadiya Welat Gazetesi’ne aboneliğin bile suç unsuru olarak kabul edildiği gerekçeli kararda, Güneş’in Avrupa ülkelerine yaptığı ziyaretler de “örgütsel çalışmalar” olarak değerlendirildi. Iğdır Belediye Başkanı Mehmet Nuri Güneş ile BDP il yöneticileri ve belediye meclis üyelerinin de araları
Evrensel
Bölge
07.04.2011
AzadiyaWelatokumaksuçsayıldıAzadiya Welat okumak suç sayıldı
Toplam "95" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti