Habergec.Com Aranan Kelimeler:en ilginç kaza Değerlendirme: 10 / 10 392310
habergec.com
24.04.2014 Perşembe
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

en ilginç kaza

Aşırı Hız Yapan Genç Ölümden Kıl Payı Kurtuldu
Haberler.com
11.04.2014
13:55
Bol ve keskin virajlara sahip Avrupanın en zor yollarından biri olan ve halk arasında A537 Cat olarak bilinen bu yolda çok ilginç bir kaza gerçekleşti.
Haberler.com
Dünya
11.04.2014
AşırıHızYapanGençÖlümdenKılPayıKurtulduAşırı Hız Yapan Genç Ölümden Kıl Payı Kurtuldu
Dünyanın en yüksek noktasına bisikletle çıktı
Zaman
16.03.2014
02:01
Dünyada Evereste bisikletle tırmanan ilk kişi olma unvanı bir Türke ait: Muharrem Aydın Irmak. Şimdi yeni bir yolculuğa daha hazırlanıyor.Irmak, 13 Nisanda dünyanın ikinci yüksek dağı olan İslamabaddaki K2ye tırmanmak için bisikletiyle İstanbul Taksimden yola çıkacak. İran ve Afganistandan geçip Pakistanın başkenti İslamabada ulaşacak.Muharrem Aydın Irmakı ilginç bir hayat hikayesi var. Evereste siyasi sebeplerle çıkmış. 1980li yıllarda Amerikaya giden Irmak, orada finans eğitiminin yanı sıra felsefe, psikoloji, bilim ve endüstriyel tasarım üzerine de eğitim alımış. Eğitiminin ardından çeşitli işlerde çalışıyor sonra kendi işini kuruyor. Çok başarılı oluyor. İkinci işyerini de açıyor. Fakat 11 Eylül saldırısından dolayı işyerlerini kapatmak zorunda kalıyor. Yeni bir bakış açısına ihtiyacım var. diyerek, Everest serüvenine başlıyor.1 Mayıs 2010 tarihinde New Yorktan uçak ile Amsterdama giden Irmak, Hollanda, Danimarka, Norveç, İsveç, Finlandiya, Estonya, Rusya, Kazakistan, Kırgızistan, Tacikistan, Doğu Türkistan, Çin, Vietnam, Kamboçya, Tayland, Malezya, Endonezya, Laos ve Tibet olmak üzere toplamda 34 bin kilometre pedal çevirerek Nepalin başkenti Katmanduya 1946 İsviçre yapımı bisikletiyle ulaşıyor. Nepalde Himalayaları görüp etkilenen Irmak, kendine soruyor: Bisikletle Evereste çıkar mısın? Ardından gerekli bütün bürokratik izinleri alarak 19 Mayıs günü 8 bin 848 metreye ilk denemesinde zirve yapıyor. Everest Dağından dönerken yaralılar gören Irmak, onlara insani yardım yaparken geçirdiği kaza sonucu dört parmağını kaybediyor. Parmaklarının kesilmesini bir kayıp olarak görmediğini ifade eden Irmak, Bu benim Evereste çıkışımın kanıtı. diyor.Asla karamsarlığa düşmedimMuammer Aydın Irmak, ardından bir yıl geçmeden 10 Mayıs 2013te ikinci Everest zirvesini gerçekleştiriyor, Evereste çıktığında yaşadığı duyguyu ise şu şekilde tarif ediyor: Bu maça çıkmak gibi bir şey. Mücadele ediyorsunuz, maçı kazanıyorsunuz ve en sonunda kupayı kaldırıyorsunuz. Müthiş bir duygu. Irmak, yaşadığı Evereste tırmanma tecrübesinden sonra yaşadıklarını şu şekilde ifade ediyor: Her insan Evereste çıkabilir, benim mesela Evereste çıkacak gücüm, kapasitem varmış, bunu gördüm. Benim gibi birkaç çılgın çıkıp insanlara misal olmalı. Hiçbir zaman karamsarlığa düşmedim ki, karamsarlığı ancak siyasi bir fikrin altında olanlar hisseder. diyor. Bu hayat hikayesini Tek Başına Zirve Bisikletle Evereste kitabında anlatan Irmak, satışından elde edilecek gelirle dağ köylerinde bisikleti olmayan çocukların rüyalarını gerçekleştireceğini söylüyor.
Zaman
Ana Sayfa
16.03.2014
DünyanınenyükseknoktasınabisikletleçıktıDünyanın en yüksek noktasına bisikletle çıktı
İşte günün en ilginç görüntüleri
Haber7
15.01.2014
14:11
Kaza yapan havai fişek, köpek balığından kılpayı kurtular Avustralyalı genç ve ormandan kaçarak markete sığınan bir kaplan İşte günün en ilginç görüntüleri
Haber7
Son Dakika
15.01.2014
İştegününenilginçgörüntüleriİşte günün en ilginç görüntüleri
2 sürücüden 1’i emniyet kemeri takmıyor
Zaman
11.01.2014
11:35
Trafik kazalarında meydana gelen ölüm ve ağır yaralanmaları önlemede emniyet kemeri büyük rol oynuyor.Yapılan bir araştırma da ülkemizdeki sürücülerin emniyet kemeri takma konusuna dikkat etmedikleri ortaya çıktı. ODTÜlü öğretim üyelerinin 2 bin 11 sürücü ile yaptığı çalışmada emniyet kemeri kullanımı konusunda önemli sonuçlar elde edildi. Araştırmaya katılan sürücüler emniyet kemeri takmama sebeplerine bakıldığında ilginç sonuçlar ortaya çıktı. Görüşülen sürücülerin yüzde 48i yani 2 sürücüden 1i kendini rahat hissetmediği için emniyet kemeri takmıyor. Dünyada her yıl 1 milyon 300 bin kişinin trafik kazalarında hayatını kaybediyor. Türkiyede ise her yıl 4 bin 500-5 bin kişinin kaza sonucu ölüyor. Her yıl yaşanan 1 milyonun üzerinde trafik kazasında ise yaklaşık 200 bin kişi de yaralanıyor. Orta Doğu Teknik Üniversitesi öğretim üyeleri araç sürücülerinin emniyet kemeri kullanımı ile ilgili önemli bir araştırma yaptı. Orta Doğu Teknik Üniversitesi İnşaat Mühendisliği Bölümü Ulaşım Araştırma Merkezinden Dr. Hediye Tüydeş Yaman ve Sinem Aydın, Güvenli Trafik Kampanyası Ankara İli Sürücü Bilgi, Tutum ve Davranış başlıklı bir araştırma gerçekleştirdi. EMNİYET KEMERİNİN FAYDASI BİLİNİYOR VE ARAÇ KULLANIRKEN TAKILMIYORAraştırma kapsamında Ankara il merkezinde 2011 sürücü ile görüşüldü. Görüşülen sürücülerin yüzde 10,7si genç sürücüler 18–24 yaş aralığında, yüzde 32si 24-34 yaş aralığında yer aldı. Sürücülerin emniyet kemerinin trafik kazalarının sonucundaki kayıpları azaltan etkisini bilip bilmediklerini ölçmek üzere sorulan sorulara verilen cevapların analizi sonucunda emniyet kemerinin faydaları ve zorunluluğu konusunda bilgi sorunu olmadığı ortaya çıktı. Emniyet kemeri takmamanın kazalarda meydana getirdiği riskler yüzde 97 veya daha fazla oranda biliniyor. Sürücülerin yüzde 31.8i her zaman emniyet kemeri taktığını belirtirken; buna karşılık yüzde 29,6sı hiç bir zaman, kalan yüzde 38,6sı duruma göre (şehir içinde ve yakın mesafe yolculuklarda) emniyet kemeri takmadıklarını dile getirdi. Hiçbir zaman ya da bazen emniyet kemeri takmadığını belirten sürücülerin takmama nedenini tespit için açık uçlu 4 cevap şıkkı hazırlandı. Emniyet kemeri takmayan sürücülere Çoğunlukla unuttuğum için takmıyorum (unutkanlık), Araç kullanırken kendimi rahat hissetmiyorum (rahat hissetmeme), Kazalarda işe yaradığını düşünmüyorum (işe yaramıyor), Diğer (lütfen belirtiniz) cevap şıkları sunuldu. Görüşülen sürücülerin yüzde 48i yani 2 sürücüden 1i rahat hissetmemeyi sebep gösterirken, unuttuğu için takmama şıkkı yüzde 10,8i tarafından belirtilen ikinci ana sebep oldu. Sürücülerin yüzde 46,7si her durumda araçtaki yolculardan kemer takmalarını istediklerini ifade ederken, hiçbir durumda yolculardan emniyet kemeri takmasını istemediğini belirtenler yüzde 16,2 iken sadece ön koltukta oturanlardan isteyenler yüzde 16,3ü olarak gözlemlendi. Hız sınırlamalarına her zaman uyduklarını söyleyen sürücülerin farklı yollardaki oranları yüzde 65,1 ile yüzde 71,9 arasında değişti. Yüzde 71,9 ile en çok şehirler arası yollarda sınırlamalara riayet edildiği görüldü. Otobanlarda ise bu oran yüzde 65,1e geriliyor. PLANLI BİR EMNİYET KEMERİ DENETİM PROGRAMI UYGULANMALIAraştırmanın sonuç bölümünde genel olarak bakıldığında sürücü bilgi, tutum ve davranışları (hem emniyet kemeri hem de hız sınırları konusunda) her zaman paralellik gösterdiği belirlendi. Sürücülerin özellikle hız konusundaki sınırlamalarda bilgi eksikliği olduğu gözlemlendiği belirtilirken, hız sınırlamalarının yol kategorilerine göre değiştiği için bu konuda bilgi düzeyini artıracak kampanyaların düşünülmesi gerektiği dile getirildi. Özellikle ülkemizdeki hızla artan duble yollardaki hız sınırları fazla bilinmediği ifade edilen bölümde şu ifadeler yer aldı; Yolun yapısından hangi tip yolda ve hız limiti sınırları içinde olduğunu rahat anlayabileceği bir alt yapı düzenlemesi yapılması yönünde çalışmalar ilgili kuruluşlarla başlatılmalı. Sürücülerin bazı tehlikeleri ve bunlara karşı korunma yöntemlerini bilmelerine rağmen (emniyet kemeri gibi) tutumlarında aynı önceliği göstermedikleri ortadır. Emniyet kemeri takmama konusundaki en belirgin sebep araç kullanırken yarattığı rahatsızlık ve alışkanlık olmaması (ve bunun sonucu unutkanlık) dile getirilirken ek olarak kısa mesafede gidilmesi (indi-bindi durumları da dahil olmak üzere) emniyet kemeri takılmasını azaltan bir sebeptir. Özellikle şehiriçi ve kısa mesafelerde bile emniyet kemeri takmanın öneminin vurgulanacağı bir farkındalık çalışması yapılmalı. Emniyet kemeri konusunda ceza alan ve denetim geçiren oran düşük olup bu konuda yoğun bir denetim hissi ya da ceza riski görmedikleri ortaya çıkmıştır. Bu konuda psikoloji literatüründeki çalışmalar haftanın belli günlerinde ya da belli bir zaman dilimi içinde aynı yerde aynı zamanda yapılan denetimlerin insanda bir
Zaman
Son Dakika
11.01.2014
2sürücüden1’iemniyetkemeritakmıyor2 sürücüden 1’i emniyet kemeri takmıyor
Bedeni engelli ama ruhundaki coşku onu müzisyen yaptı
Zaman
10.12.2013
09:12
Hayatlarının başında bedensel engelleri nedeniyle yaşama geriden başlayanlar, ilerleyen yaşlarda verdikleri mücadele ile fiziki engelleri ortadan kaldırabiliyor. Azimli olanlar yaşama sevincini evde oturmaya tercih ediyor. 4 yaşında geçirdiği kazada ortopedik engelli haline gelen Şebnem ile doğuştan görme engelli Mehmet Alinin hikayesi, bu azmin nasıl sonuçları olabileceğini gözler önüne serdi. Sahnede arkadaşları ile şarkılara eşlik eden Şebnem Kayanın Bizler bedenlerinde engel olan insanlarız ama müzikle ruhumuzu sapasağlam yapmayı başarıyoruz. ifadesi engellilere güzel bir örnek niteliğinde. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Engelliler Müdürlüğü, Dünya Engelliler Haftası ile Mevlana Haftasını birleştirerek ilginç bir etkinlik düzenledi. Kuruma bağlı İstanbuldaki 26 merkezde bulunan engelliler, ailelerinin de katıldığı organizasyonla keyifli vakit geçirdi. Mehter takımı üyesi, tiyatro oyuncusu, semazen ve hatta sufi müzikleri seslendiren şarkıcı olan engelliler ailelerini duygulandırdı. Gruplar halinde sahneye çıkan engelliler arasında down sendromlu olanlar da vardı, ortopedik engelli de. Ancak aldıkları eğitimle evde hapsolmaktan kurtulan engelliler, bunları yapamayan arkadaşlarına örnek oldu. 4 yaşında geçirdiği kaza sonucu hayatının geri kalanını ortopedik engelli olarak yaşamak durumunda kalan Şenay Kaya da bu örneklerden biri. Sahnede arkadaşları ile şarkılara eşlik eden Kaya, işsiz kaldıktan sonra kapandığı evde vakit geçirmeyi reddederek topluma karışmayı başarmış. Engel durumunu tarif edilemez olarak niteleyen Kaya, buna rağmen ötekileştirilmekten duyduğu üzüntüyü dile getirerek, engellilere kolaylıklar sağlanmasının önemli olduğunu vurguluyor. Kendisi gibi arkadaşlarının engellerden kurtulup sosyalleşmeye çalıştıklarını belirten Kaya, Bizler aslında engelli insanlar değiliz, engellenen insanlarız. Engeller ortadan kalkarsa bütün arkadaşlarımın bu tür faaliyetler içine girip mutlu olacaklarını düşünüyorum. dedi. Ortopedik engelli olarak sadece ev içinde iş imkanları sağlandığını ve kendisinin bunu reddettiğini söyleyen Kaya, Bizler bedenlerinde engel olan insanlarız ama müzikle ruhumuzu sapasağlam yapmayı başarıyoruz. diyerek iradeli davranmaya dikkat çekti. KUCAKTA TAŞINMAK ONUR KIRICIUlaşım imkanlarının engelliler için en büyük problem olduğunun altını çizen Kaya, kendisi gibi ortopedik engellilerin ailelerinin yardımıyla hareket edebildiklerini belirtti. Kaya, Kucaklarda taşınmayı, ya da muhtaç duruma düşüp de bu şekilde karşılandıklarında evde kalmayı tercih ediyorlar. Eğer daha güleryüzlü olursak ve ulaşım engellini de kaldırırsak bir çok engelliyi dışarı çıkarabiliriz. diyerek çözüm önerisinde bulundu. BUGÜN YAPTIK, YARIN DA YAPACAĞIZBir yıldır grupla birlikte şarkı söyleyen Mehmet Ali Türk de Kaya gibi azimli davranarak kendini ifade etmeyi başaranlardan. Doğuştan görme engelli olan Türk, arkadaşları ile birlikte olmanın azmin önünde engel olmadığı hissini uyandırdığını belirtti. İnsan istediği zaman her şeyi başarabilir, bu açık ve net. Bunu bugün yaptık, yarın da Allahın izniyle yapacağız. dedi. Büyükşehir Belediye Başkanlığı Sosyal Hizmetler Daire Başkanlığı yetkilisi Bekir Köksal da engellilere yönelik farkındalık oluşturma düşüncesine katkı sağlandığının altını çizdi. Özellikle ailelerin bu faaliyetlerle engellilerin neler yapabildiğini görme imkanı bulduğunu belirten Köksal, Engellilere fırsat verirseniz, çocuklarınızı eğitim kurumlarına getirirseniz, gereken desteği sağlarsanız onlar da toplumsal hayatta yerini alabilir. dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
10.12.2013
BedeniengelliamaruhundakicoşkuonumüzisyenyaptıBedeni engelli ama ruhundaki coşku onu müzisyen yaptı
Leoparları havadan çekecek! - [Kuş Bakışı]
Zaman
08.12.2013
14:49
Genç işadamı Emin Deha Orhan, 10 yıl önce kendi firmasının katalog çekimleri ile başladığı fotoğrafçılık tutkusunu gökyüzüne taşımaya hazırlanıyor.Yılda ortalama 2 ay katalog çekimleri gerçekleştiren Orhan, diğer zamanlarda aslan, kaplan, jaguar, puma, çita ve leopar gibi büyük kedilerin fotoğrafını çekmek için kıtalar arası seyahatlere çıkıyor. Orhan’ın şimdiki hayali ise yeni aldığı uzaktan kumandalı ‘DJI Phantom II tipi model helikopterine monte ettiği kamera ile büyük kedilerin en ilginç anlarını yakalayabilmek. Fotoğrafçılığa olan kabiliyetini, özel derslerle geliştiren Ten İç Giyim Yönetim Kurulu Başkanı Deha Orhan, daha sonra yakın arkadaşı Vahşi Doğa Fotoğrafçısı Süha Derbent ile özel çekimler yapmaya başlamış. Genç işadamının, ABDnin Montana kentindeki vahşi hayvan çekimleri ise adeta bir dönüm noktası olmuş. Özellikle büyük kedi çekimlerinde yaşadığı heyecanı tutkuya dönüşen Orhan, tüm büyük kedileri çekebilmek için Afrika, Kuzey Kutbu, Brezilya ve Hindistana gitmiş. Sonuçta, ‘aslan, kaplan, jaguar, leopar, kar leoparı, puma ve çita gibi büyük kedileri çeken dünyadaki 12 kişi arasına girmeyi başarmış.ÖLÜMLE BURUN BURUNA...Deha Orhan, çekimler sırasında ciddi tehlikeler de atlatmış. Bir keresinde araçtan inip karın üzerine uzanarak kar leoparını çekmeye başlayan Orhan, kısa süre sonra fotoğraf makinesinin netlemediğini fark etmiş ama çok geç kalmış: “Karın üzerine yatarak leoparı çekmeye başladım. Kar leoparı koşarak geliyordu ve ben de çok güzel kareler yakaladım. Ancak bir anda fotoğraf makinesi netlemeyince deklanşöre basamadım. Ne olduğunu anlamaya çalışırken, ‘küt diye bir ses geldi. Leopar, gelip fotoğraf makineme kafa atmıştı. Refleksle fotoğraf makinesini leoparın kafasına vurdum. Sersemleyen leopar, geri çekildi. Güvenlik görevlileri beni oradan uzaklaştırdı.”Deha Orhan, yaklaşık 10 yılda 10 binin üzerinde çekim gerçekleştirmiş. Koleksiyonunda 900 vahşi hayvan fotoğrafı bulunuyor. Çok zor şartlar altında ve kendi doğal ortamında çekilen fotoğrafların daha geniş kitleler tarafından da görülmesini isteyen Orhan, bunun için gelecek yıl açacağı sergi için hazırlıklarını sürdürüyor.Orhan, daha orijinal fotoğraflar çekebilmek için 4 pervaneli model helikopter de almış. 300 metre çapında çekim yapabilen helikopteriyle yeni bir dünya turuna çıkmaya hazırlanan Orhan, büyük kedilerin alt türlerini çekmeyi planlıyor. Monte edilen GPS ve özel sistemler ile görüntüleri naklen izleyebildiği helikoptere, kaza anında kolayca ulaşabildiğini anlatan Orhan, özellikle aslan ailesinin fotoğraflarını çekebilmek için sabırsızlanıyor.ANADOLU LEOPARININ PEŞİNDEDeha Orhan, Diyarbakırın Çınar ilçesi yakınlarındaki Solmaz köyünde geçen ay çobanlar tarafından silahla öldürülen Anadolu leoparı ile ilgili özel çekim yapmayı planlıyor. Bununla ilgili özel bir ekip kuran Orhan, çalışmalara şimdiden başlamış. Siirt, Şırnak ve Diyarbakır merkezli bir alanda kuracağı 200e yakın ‘tuzak kamera ile Anadolu leoparını görüntülemeyi arzuluyor.
Zaman
Ana Sayfa
08.12.2013
Leoparlarıhavadançekecek-[KuşBakışı]Leoparları havadan çekecek - [Kuş Bakışı]
112 Acil'i bıktıran telefon görüşmeleri
Zaman
01.12.2013
15:25
112 Komuta Kontrol Merkezlerine yapılan asılsız ihbarlar ve cevapsız çağrılar, görevlileri zor durumda bırakıyor. Cevapsız çağrılarının zaman kaybına neden olduğunu belirten yetkililer, bu nedenle gerçek vakaları değerlendirmede sıkıntı çektiklerini dile getiriyor. 112 Acil Servisi en çok çocuklar ile telefonlarını denemek için arayan kişiler meşgul ediyor. Komuta merkezindeki görevliler birbirinden ilginç ve bir o kadar da düşündürücü çağrılarla karşılaşabiliyor. Gereksiz arayanlar arasında kendi araçlarıyla yarıştırmak için ambulans isteyen, Gönlüm yanıyor. Ambulans gönderin. diyen kişiler de bulunuyor. Hatta belediye başkanlığı için seçim propagandası yapan kişiler bile 112 komuta merkezini arayıp destek istiyor. Sakarya Sağlık Müdürü Murat Alemdar, 112 Komuta Merkezinde görev yapan 1 hekim ve 7 sağlık personelinin günde 2 bin 450 çağrıya cevap verdiğini söyledi. Bu çağrıların ancak ortalama 137sinin vaka çıkışı yapılabilecek nitelikte ki acil çağrılar olduğunu kaydeden Alemdar, şunları söyledi: Yaklaşık 2 bin 300ü ise tamamen asılsız çağrıları içeriyor. Kimileri telefon deneme amaçlı arıyor. Kimileri başka bir telefon numarasını sorma amaçlı arıyor. Bu çağrı karşılayıcı arkadaşların performansını ve konsantrasyonunu düşürüyor. Gerçekten 112 Acile ihtiyacı olan hastaların bu telefona ulaşma sürelerini uzatıyor. Arkadaşlarımız saniyelerin çok önemli olduğu bir iş yapıyor. Vakaya ulaşma sürelerini en kısa sürede tutmaya çalışıyorlar. Ama maalesef bu asılsız çağrılar nedeniyle bu süreler uzuyor. Çağrıların kayıt altına alındığını vurgulayan Alemdar, Bu çağrılar kayıt altında olduğundan dolayı hakikaten işimizi ciddi anlamda geciktiren, bir takım ahlak dışı kabul edeceğimiz nedenlerle 112yi arayan insanlar hakkında adli mercilere başvurma noktasındayız. diye konuştu. Sakarya 112 Acil Komuta Merkezi Sorumlu Başhekimi Neslihan Karadeniz ise meşguliyet veren aramaların en çok çocuklardan geldiğini ifade ediyor. Bu konuda anne ve babalara önemli görevler düştüğünü anlatan Karadeniz, şunları dedi: Anne, babaların çocukların 112yi gereksiz yere aramasını engellemesi gerekiyor. Burada gereksiz yere meşgul edilen her an muhtaç olan birine ulaşmayı geciktiren an olarak düşünülüp buna göre hassasiyet gösterilmeli. İhtiyacımız olduğunda biz nasıl bekliyorsak bunu düşünüp buna göre elimizden gelen her şeyi yapmalıyız. Alışkanlık haline getirip belirli saatler arayıp konuşmaya, derdini anlatmaya çalışan, sağlıkla ilgisi olmayan konularda konuşmaya çalışan, hattımızın ücretsiz olmasından kaynaklanan bir yerden bir yere ulaşmaya çalışan kişilerle çok karşılaşıyoruz.ALO, MEZARLIKTAN ARIYORUM BURADA ÇOK ÖLÜ VAR Komuta merkezinde görevli kadın acil tıp teknisyeni de yaptığı ilginç bir görüşmeyi şöyle anlattı: Bir nöbetimde birisi aradı. Çok telaşlı konuşarak burada çok ölü var dedi. Neresi? diye sorduğumuzda mezarlıktan arıyorum diyerek kapattı. Komuta merkezinde çağrılara cevap veren bir başka acil tıp teknisyeni de başından geçen bir görüşmeyi şöyle ifade etti: Dün başıma geldi böyle bir olay. Çağrıyı alıp telefonu açtığımda. Bir sessizlik? Sonrasında ambulansınız var mı? Ambulansınız varsa bende de araba var. Yarıştıralım mı? tarzında arama oldu. Bu şekilde istemiyoruz. Gereksiz aramalar olmasın.GÖNLÜMDE YANGIN VAR GELİN SÖNDÜRÜN Bir başka görevlisi de yaşadığı ilginç telefon görüşmesiyle ilgili şunları söylüyor: Bir görüşmemde karşı taraf ısrarla yangın olduğunu belirtiyor. Adres sorulduğunda Gönlümde yangın var, gelin söndürün şeklinde bir cevap aldık. Biz her nöbette gün içerisinde yüzlerce boş çağrılara cevap vermek zorunda kalıyoruz. Bu sebeple gerçek ihtiyaç sahiplerine ulaşamıyoruz. Bu bizi sıkıntıya sokuyor. Bu şekilde olaylar yaşamak istemiyoruz.İLGİNÇ TELEFON GÖRÜŞMELERİGörevli: 112, aloArayan kişi (kadın): Erkek güzelse aşktan bayılır mısınız?---------Görevli: AloArayan kişi (çocuk):Alo, abla bize bir taksi yollasana oradan?----------Görevli:112Arayan kişi: Hello, What is your name?----------Arayan kişi: (sesini değiştiriyor) Korucukun orada kaza olmuş. Görevli: Sen güzel ara. Ben senin numaranı ben kaydediyorum. Savcılığa bildirilecek. Sen aramaya devam et. Artık hapishanede uğraşır durursun. Artık oradan ararsın. Aynı kişi bir süre sonra yeniden arıyor.Görevli:112Arayan kişi: (sesini değiştiriyor) Pamukova köyde kaza olmuş. Görevli: Telefon numarası alayım mı sizden. Arayan kişi: He? Telefon numarası mı? diyerek kapatıyor.Aynı kişi bir süre sonra tekrar arıyorGörevli:112Arayan kişi: (sesini değiştiriyor) Karşı köyde kaza olmuş. Alo, alo?-------Görevli:112Arayan kişi: Alo Görevli: 112 buyurun Arayan kişi: Ambulans istiyorum.Görevli: Niçin istiyorsunuz?Arayan kişi: Sevdiğimizin kalbi sıkıştı. Görevli: Tamam, bana telefon numaranı verir misin?Arayan kişi: 0547Görevli: Ben bu numarayı polise bildireceğim. Arayan kişi: Alo? kapatı
Zaman
Son Dakika
01.12.2013
112Acilibıktırantelefongörüşmeleri112 Acili bıktıran telefon görüşmeleri
Enduro Şampiyonası, motor sovlarla başladı, kazalar beraberinde geldi
Zaman
30.11.2013
14:48
Türkiye Enduro Şampiyonası’nın 6. ayak yarışı Gemlikte ısınma turlarıyla başladı. Start öncesi Trabzonda motor tamirciliği yapan İslam Yıldızın motor şovu büyük beğeni topladı. Isınma turu atan bir motorsikletçinin de düşmesi kameralara yansıdı. Türkiye Motosiklet Federasyonu (TMF) yarış takviminde yer alan Türkiye Enduro Şampiyonası’nın 6. ayak yarışı, Gemlik’te törenle başladı. İskele Meydanındaki serominide Türkiyenin dört birs yanından gelen 84 motosikletçi, son hazırlıklarını yaptı. Yarışmanın magazin startı öncesi motorcular, şov yaptı. İskele Meydanındaki törene Trabzonda motosiklet tamirciliği yapan İslam Yıldız damgasını vurdu. Tamircilik yaparken yarışlara katılan ve birçok derece alan İslam Yıldız, İstanbul Ayazağa Kulübü adına Gemlikteki finallere katıldı. İskele Meydanındaki şovu nefes kesen Yıldız, motosikletiyle iki metre yükseklikteki platformun merdivenlerine çıkarken, platformdan aşağıya motosikletiyle atlaması da ilginç görüntülere sahne oldu. Motosiklet tutkunu olmasının aileden geldiğini belirten 23 yaşındaki Yıldız, Trabzondan Türkiye şampiyonasına geldim. Motor tamirciliği yapıyorum. Yavaş yavaş kendimizi geliştirmek için çalışıyorum. Tamircilikle başladık, yarışmalara doğru ilerledik. İlk katıldığım yarışta 86 kişide 10uncu oldum, kendi grubumda ikinci oldum. Kemer endura yarışmasında kendi grubumda ikinci oldum, genel klasmanda dokuzuncu oldum. diye konuştu.Bir motosikletçi ise ısınma turu atarken kendini bir anda yerde buldu. Küçük kaza, kameralara saniye saniye yansıdı. Meydanda toplanan vatandaşlar, şov yapan motosikletçilere alkışlarla destek verip, cep telefonu kemaralarıyla yaşanılanları kayda aldı. Yarın sabah başlayacak yarışlar öncesi yarışmanın magazin startını gemlik Belediye Başkanvekili Refik Yılmaz ve TMF Asbaşkanı Ogün Baysan tarafından verildi. Motosiklet tutkunları, önce Gemlikte şehir turu attı. Ardından yarınki yarışların yapılacağı Şahintepe bölgesine giden motorcular, parkurları gezdi.TMF Asbaşkanı Ogün Baysan ise yaptığı açıklamada, Şahin Tepesi eski Radar Yolu üzerinde ekstrem, motokros ve enduro parkurları Gemlik Belediyesi tarafından yapıldı. Coğrafi yapısı ile motor sporları merkezlerinden olma yolunda ilk adımı atan Gemlik’te Enduro Motosiklet yarışları bölgenin tanıtılmasına da büyük destek sağlayacak. Sancaktepe Motosiklet Kulübü ile Gemlik Doğa ve Motor Sporları Kulübünün organizasyonuyla yapılan yarışlara 84 motosikletçi katılıyor. Türkiye’nin en iyi motosiklet yarışçılarını bir araya getirecek organizasyonda sporcular, izleyenlere ekstrem parkurunda adrenalin dolu bir gün yaşatacak. Sınıflarında 2013 sezonunun şampiyonları da Gemlik’te belli olacak. dedi. Gemlik Enduro Parkuru zeytin ağaçlarıyla çevrili, atlama rampaları, kaya geçişlerinin yer aldığı bir yarış parkuru olarak dikkat çekiyor. İzleyenlere ulaşım imkânı sağlayan ve özel seyirci etaplarının da bulunduğu yarış parkurunda Türkiyenin dört bir yanından gelen yarışçılar, Gemlik’in muhteşem doğasının içinde kıyasıya mücadele edecek. Motor sporlarının yeni parkuru yarışçılara ve seyircilere doyumsuz bir Enduro heyecanı yaşatacak. E1, E2, E3 ve EH sınıflarında yarışçılar parkurda tecrübe ve becerilerini ortaya koyacak. CİHAN
Zaman
Son Dakika
30.11.2013
EnduroŞampiyonasımotorsovlarlabaşladıkazalarberaberindegeldiEnduro Şampiyonası motor sovlarla başladı kazalar beraberinde geldi
Maceracı ben değilim, o bir televizyon kahramanı
Zaman
30.11.2013
02:00
Uzun yıllar boyunca Maceracı ile evlerimize konuk olan Murat Yeni, yaptığı programın aksine oldukça sakin biri. Maceracı kimliğiyle tanıdığımız Yeni, sekiz yıldır sahnelerde kendisine ait bir gösteri sergiliyor. Ayrıca albüm çalışmaları da var.Murat Yeni, Maceracı programıyla Anadolu kültürünü yıllardır evimize taşıyan bir isim. Türkiye’de nereler gezilir, hangi şehirde ne yenilmelidir hep onun rehberliğinde öğrendik. Kimi zaman eğlendik keyifli sunumuyla, kimi zaman da ‘Bu kadar da yenir mi?’ sözleriyle serzenişte bulunduk. Kendisi de bu şikâyetlere kulak vermiş olacak ki, artık programda yemek yememeye karar vermiş. Sahur programı ile Samanyolu TV’de yayın hayatına başlayan Murat Yeni, 15 yıl önce ‘Kervan’ programıyla Anadolu maratonuna çıkar. Yine bir gün, programa giderken ekipçe geçirdikleri kaza programın adını Maceracı olarak değiştirmelerine vesile olur: “Kervan ekibi olarak geçirdiğimiz kazada yönetmenimizi kaybettik. Bir arkadaşımız hâlâ yürüyemiyor. Benimse ayağım kırılmıştı. Programa devam edebilmek için beni Anadolu’da bir yerden bir yere taşıyacak bir araca ihtiyaç vardı. Bir arkadaşımızın aklına yandan sepetli motorlar geldi. Murat’ı sepete oturtalım, yanına da motoru kullanacak birini verelim dediler. Motorlu Maceracı’nın çıkış noktası bu olay olmuştur.”Maceracı, gezmeyi hiç de sevmezmişMurat Yeni, böyle bir programa başlayana kadar gezmeyi hiç de sevmeyen, kendi halinde biridir. O yüzden televizyondaki Maceracı ile Murat Yeni’nin karıştırılmamasını istiyor: “Ekranda ne kadar susmayan biri gibi görünsem de evde sessiz, sakin, konuşmayı pek sevmeyen bir insanım. Yönetmenimiz de bana hep, ‘Sen kameralar çalışmaya başlayana kadar uyuşuk, gözleri kapalı, kendi halinde bir adamsın. Ne zaman ki çekime başlıyoruz, o zaman Maceracı ortaya çıkıyor.’ der. Aynen de öyle. Maceracı ben değilim, o bir televizyon kahramanı.”Murat Yeni’nin programı ile ilgili aldığı en fazla eleştiri yemek konusunda. Kendisinin sürekli et yiyen, eti çok seven bir insan gibi algılanmasından rahatsız olan Yeni, aile hayatında eti çok fazla kullanmadıklarını ve sebze ağırlıklı beslendiklerini söylüyor. Programın bir kültür programı olduğunu, bunun içinde yemek de olması gerektiğini vurgulayan Murat Yeni, gelen şikâyetler üzerine ekran karşısında artık yemek yememe karar almış: “Biz bu programı insanlar rahatsız olsun diye yapmıyoruz. Biz onlara şuranın tatlısı, buranın kebabı meşhur diyerek aslında işlerini kolaylaştırıyoruz. Yurtdışındaki insanların Anadolu programlarından gördükleri lezzetleri telefonlarının bir köşesine not edip, haftalık program yaptıklarına şahit oldum. Maceracı böyle bir program ama ‘et’ tüm yapılanların, emeğin önüne geçiyor. Ben de o yüzden artık yememe kararı aldım.” Murat Yeni’nin bu konuda ekran karşısındaki seyirciye de tavsiyeleri var: “Madem insanlar ‘Bu kadar fakir fukara varken neden sürekli et yiyorsun?’ diye beni eleştiriyor, ben de onlara diyorum ki bu program vesilesiyle fakirin halinden anlasınlar, ertesi gün gidip birkaç ihtiyaç sahibini doyursunlar. Böylece program iyi bir şeye vesile olsun.”Murat Yeni eşi Reyhan Yeni ileMurat Yeni, sürekli yolda olmasından ve farklı tatlar denemek zorunda kalmasından kaynaklı bir rahatsızlık da yaşıyor. 14 aydır ürtiker yani halk arasında kurdeşen olarak bilinen hastalık için tedavi gören Yeni, yoğun bir şekilde kortizon kullandığını anlatıyor. Fazla kiloları da yemekten değil kortizon kullanmaktan. Hatta bu sebeple geçtiğimiz nisan ayında programa 6 ay ara vermek zorunda kalmış.‘Sekiz yıldır sahnelediğim gösterim ve albüm çalışmalarım var’Murat Yeni, sadece televizyon programı yapmıyor. Haftanın üç günü program için şehir şehir dolaşıyorsa dört günü de albüm ve sahne işleriyle uğraşıyor. Yeni, sekiz yıldır ‘Geziyorum’ adında bir gösteri sahneliyor. Anadolu’da gezip gördüğü, tanıdığı hayatları bu gösteride izleyiciye anlatıyor. Yeni, bu gösteri için de geziyor. Türkiye’nin hatta dünyanın dört bir tarafında binden fazla sergileme fırsatı bulmuş. İki saatlik gösteride sadece gördüklerini anlatmıyor, “İlk yarım saatinde Anadolu’da karşılaştığımız ilginç, kamera arkası olayları sunarak insanları güldürüyoruz. Ardından Peygamber Efendimiz’e (sas) hitaben hazırladığımız ‘Cennet Gelini’ albümünden eserler sunduğumuz bir bölüm var. En sonunda da benim hayatımın değişmesine vesile olan üç olayı sinevizyon eşliğinde insanlara anlatıyoruz.” diyor.Murat Yeni’nin bir buçuk yıl önce çıkan ‘Cennet Gelini’ albümünde, Efendimiz’e hitaben yazılan eserler bulunuyor. Yeni, bu eserleri Anadolu’da gezdiği sırada tanıştığı insanlardan almış. Hatta albüme ism
Zaman
En Çok Okunan
30.11.2013
MaceracıbendeğilimobirtelevizyonkahramanıMaceracı ben değilim o bir televizyon kahramanı
Maceracı ben değilim, o bir televizyon kahramanı
Zaman
30.11.2013
01:51
Uzun yıllar boyunca Maceracı ile evlerimize konuk olan Murat Yeni, yaptığı programın aksine oldukça sakin biri. Maceracı kimliğiyle tanıdığımız Yeni, sekiz yıldır sahnelerde kendisine ait bir gösteri sergiliyor. Ayrıca albüm çalışmaları da var.Murat Yeni, Maceracı programıyla Anadolu kültürünü yıllardır evimize taşıyan bir isim. Türkiye’de nereler gezilir, hangi şehirde ne yenilmelidir hep onun rehberliğinde öğrendik. Kimi zaman eğlendik keyifli sunumuyla, kimi zaman da ‘Bu kadar da yenir mi?’ sözleriyle serzenişte bulunduk. Kendisi de bu şikâyetlere kulak vermiş olacak ki, artık programda yemek yememeye karar vermiş. Sahur programı ile Samanyolu TV’de yayın hayatına başlayan Murat Yeni, 15 yıl önce ‘Kervan’ programıyla Anadolu maratonuna çıkar. Yine bir gün, programa giderken ekipçe geçirdikleri kaza programın adını Maceracı olarak değiştirmelerine vesile olur: “Kervan ekibi olarak geçirdiğimiz kazada yönetmenimizi kaybettik. Bir arkadaşımız hâlâ yürüyemiyor. Benimse ayağım kırılmıştı. Programa devam edebilmek için beni Anadolu’da bir yerden bir yere taşıyacak bir araca ihtiyaç vardı. Bir arkadaşımızın aklına yandan sepetli motorlar geldi. Murat’ı sepete oturtalım, yanına da motoru kullanacak birini verelim dediler. Motorlu Maceracı’nın çıkış noktası bu olay olmuştur.”Maceracı, gezmeyi hiç de sevmezmişMurat Yeni, böyle bir programa başlayana kadar gezmeyi hiç de sevmeyen, kendi halinde biridir. O yüzden televizyondaki Maceracı ile Murat Yeni’nin karıştırılmamasını istiyor: “Ekranda ne kadar susmayan biri gibi görünsem de evde sessiz, sakin, konuşmayı pek sevmeyen bir insanım. Yönetmenimiz de bana hep, ‘Sen kameralar çalışmaya başlayana kadar uyuşuk, gözleri kapalı, kendi halinde bir adamsın. Ne zaman ki çekime başlıyoruz, o zaman Maceracı ortaya çıkıyor.’ der. Aynen de öyle. Maceracı ben değilim, o bir televizyon kahramanı.”Murat Yeni’nin programı ile ilgili aldığı en fazla eleştiri yemek konusunda. Kendisinin sürekli et yiyen, eti çok seven bir insan gibi algılanmasından rahatsız olan Yeni, aile hayatında eti çok fazla kullanmadıklarını ve sebze ağırlıklı beslendiklerini söylüyor. Programın bir kültür programı olduğunu, bunun içinde yemek de olması gerektiğini vurgulayan Murat Yeni, gelen şikâyetler üzerine ekran karşısında artık yemek yememe karar almış: “Biz bu programı insanlar rahatsız olsun diye yapmıyoruz. Biz onlara şuranın tatlısı, buranın kebabı meşhur diyerek aslında işlerini kolaylaştırıyoruz. Yurtdışındaki insanların Anadolu programlarından gördükleri lezzetleri telefonlarının bir köşesine not edip, haftalık program yaptıklarına şahit oldum. Maceracı böyle bir program ama ‘et’ tüm yapılanların, emeğin önüne geçiyor. Ben de o yüzden artık yememe kararı aldım.” Murat Yeni’nin bu konuda ekran karşısındaki seyirciye de tavsiyeleri var: “Madem insanlar ‘Bu kadar fakir fukara varken neden sürekli et yiyorsun?’ diye beni eleştiriyor, ben de onlara diyorum ki bu program vesilesiyle fakirin halinden anlasınlar, ertesi gün gidip birkaç ihtiyaç sahibini doyursunlar. Böylece program iyi bir şeye vesile olsun.”Murat Yeni eşi Reyhan Yeni ileMurat Yeni, sürekli yolda olmasından ve farklı tatlar denemek zorunda kalmasından kaynaklı bir rahatsızlık da yaşıyor. 14 aydır ürtiker yani halk arasında kurdeşen olarak bilinen hastalık için tedavi gören Yeni, yoğun bir şekilde kortizon kullandığını anlatıyor. Fazla kiloları da yemekten değil kortizon kullanmaktan. Hatta bu sebeple geçtiğimiz nisan ayında programa 6 ay ara vermek zorunda kalmış.‘Sekiz yıldır sahnelediğim gösterim ve albüm çalışmalarım var’Murat Yeni, sadece televizyon programı yapmıyor. Haftanın üç günü program için şehir şehir dolaşıyorsa dört günü de albüm ve sahne işleriyle uğraşıyor. Yeni, sekiz yıldır ‘Geziyorum’ adında bir gösteri sahneliyor. Anadolu’da gezip gördüğü, tanıdığı hayatları bu gösteride izleyiciye anlatıyor. Yeni, bu gösteri için de geziyor. Türkiye’nin hatta dünyanın dört bir tarafında binden fazla sergileme fırsatı bulmuş. İki saatlik gösteride sadece gördüklerini anlatmıyor, “İlk yarım saatinde Anadolu’da karşılaştığımız ilginç, kamera arkası olayları sunarak insanları güldürüyoruz. Ardından Peygamber Efendimiz’e (sas) hitaben hazırladığımız ‘Cennet Gelini’ albümünden eserler sunduğumuz bir bölüm var. En sonunda da benim hayatımın değişmesine vesile olan üç olayı sinevizyon eşliğinde insanlara anlatıyoruz.” diyor.Murat Yeni’nin bir buçuk yıl önce çıkan ‘Cennet Gelini’ albümünde, Efendimiz’e hitaben yazılan eserler bulunuyor. Yeni, bu eserleri Anadolu’da gezdiği sırada tanıştığı insanlardan almış. Hatta albüme ism
Zaman
Ana Sayfa
30.11.2013
MaceracıbendeğilimobirtelevizyonkahramanıMaceracı ben değilim o bir televizyon kahramanı
Ambulans Kaza Yaptı: 1 Ölü
Haberler.com
26.11.2013
10:43
Yurt genelinde dün yine bir çok kaza meydana geldi.2 kişinin öldüğü 9 kişinin yaralandığı kazalarda en ilginç ve acı olanı Balıkesirde yaşandı.
Haberler.com
Son Dakika
26.11.2013
AmbulansKazaYaptı1ÖlüAmbulans Kaza Yaptı 1 Ölü
Hamilelikte uçmak sakıncalı mı?
Zaman
20.10.2013
01:52
Uçaklardaki ileri teknoloji ve pilot eğitimlerindeki standardın yükselmesi kaza sayısında düşüşe neden olsa da uçuş korkusunu engelleyemiyor. İstatistiklere göre yolcular özellikle kalkış ve sonrasındaki 3 dakika ile inişteki son 8 dakikada korku yaşıyor.Uçakla seyahat etmeyi çok seviyoruz. Son yıllarda artan yolcu sayısı bunun en güzel göstergesi. Neden sevmeyelim ki? Hem istediğimiz yere, ‘en hızlı ve en havalı’ şekilde gidiyor, hem de uçan restoranlarda en güzel şekilde ağırlanıyoruz. Ancak ileri teknoloji ürünü uçaklar, bazıları için hâlâ büyük bir ‘korku kaynağı’. Bu düşünceyi taşıyanlar, genelde ayaklarının yerden kesilmesinden veya kapalı alanda bulunmaktan korktukları için uçaklara binmek istemez. Ürettikleri felaket senaryolarına da herkesin inanmasını bekler. Bu yüzden kronik hale dönüşen uçuş korkusu, uçakları, ve uçuş ekibini hedef tahtasına koymaktadır. Uçakları temiz bulmadığı için binmeyenler, pilotların yorgun olmasından dolayı kaza riskinin çok yüksek olduğunu iddia etmekte de sakınca görmez.ABD’de yayın yapan ‘Huffington Post’ adlı web sitesi bu konuda ilginç araştırma gerçekleştirmiş. Neden uçakları sevmedikleri sorulan yolcular, özellikle, uçuşlardaki 11 dakikaya dikkat çekiyor. İstatistiklere göre, uçuşlardaki en tehlikeli anlar, kalkış ve sonrasındaki 3 dakika ile inişteki son 8 dakika. Bu sürelerde yolculardaki korku daha da artıyor. Bir başka konu ise hava hareketleri yani küresel ısınma nedeniyle türbülans olaylarındaki artış. Türbülans olayları, uçuş korkusunu artıran en büyük nedenlerden biri. Bu yüzden çok şiddetli sarsıntıların yaşandığı türbülans olayları dikkate alınarak yaralanmalara karşı kemerlerinizin mutlaka bağlı olması isteniyor.Uçaklar temiz değil!Yolcuların bir bölümü ise özellikle düşük maliyetli havayollarının uçakların temizliğine daha az önem verdiğinden şikayet ediyor. Bu yüzden uçakların temiz olmamasının birçok hastalığa davetiye çıkardığına dikkat çekiliyor. Daha çok koltuk ceplerinin, koltukların ve ikram tepsilerinin kirli olmasından şikayet eden yolcular, ağır yaptırımlar uygulanmasını istiyor. Yolcuların en çok şikayet ettiği diğer bir konu ise ‘pilotların yorgun olduğu’ şeklindeki iddialar. Pilotların daha fazla uçuş yapmaları nedeniyle kokpitte uyuyakaldıkları yönünde çıkan haberleri gerekçe gösteren yolcular, bu nedenle kokpit ekibinin mutsuz olduğunu ve bunun da kazalara davetiye çıkarabileceğini dile getiriyor.Uçuş korkusunu yenmek mümkün mü?Uçaklardaki ileri teknoloji, pilot eğitimlerindeki standardın yükselmesi ve havalimanlarındaki altyapıların iyileştirilmesi son yıllardaki kaza sayısında düşüşe neden oldu. Ancak kazaların azalmasının uçuş korkusu konusunda ne kadar olumlu etki oluşturduğu hâlâ çok tartışılır. Çünkü uçuş korkusu yaşayanlar, kendilerini haklı çıkaracak bahaneler bulma konusunda oldukça inatçı bir tavır sergiler. Bu alanda hizmet sunan birimlerin geliştirdiği yeni ve etkileyici metotlar, ne yazık ki her zaman istenen başarıyı da sağlamaz.Aile hekimi Dr. Eren Erenoğlu, uçakta sinir krizi geçirip ‘kontrolünü kaybetme’ endişesini, uçuş korkusunu artıran en büyük nedenler arasında gösteriyor. Kapalı alan, yükseklik, uçağın kaçırılması ve terör saldırısı, türbülans, gece veya deniz üzerinde uçmanın yanı sıra kazada sakat kalma ya da hayatını kaybetme düşüncesi de uçuş korkusunu artıran nedenler arasında gösteriliyor. Ancak Erenoğlu, uçaklar ve uçuş hakkında eksik ve yanlış bilgilerin de uçuş korkusuna neden olan sebepler arasında sayıldığına dikkat çekiyor. Bir uçuşta, pozitif düşünmek, aşırı çalışan hayal gücünüzün sesini kısmak, rahatlama egzersizleri yapmak ve en önemlisi de yüksek teknolojili, sağlam ve güvenilir uçakların çok iyi pilotlar tarafından yönetildiğini aklınızdan çıkarmamak uçuş korkunuzun ciddi oranda azalmasına yardımcı olacaktır.Hamilelikte uçmak sakıncalı mı?Uçak yolculuğu, hamilelikle birlikte kanama, şeker hastalığı, yüksek tansiyon, çoğul gebelik veya erken doğum gibi risk faktörlerinin olmadığı durumlarda, 36. gebelik haftasına kadar derece güvenli kabul edilmektedir. Havayolu şirketlerine göre değişse de, tek bebeğe hamile yolcular, 28. haftanın başından 35. haftanın sonuna kadar doktorlarından aldıkları raporla seyahat edebilir. 36. hafta ve sonrasında ise rapor olsa dahi hamile yolcuların seyahatine izin verilmez. İki veya daha fazla bebeğe hamile yolcular ise 28. haftanın başından 31. haftanın sonuna kadar kendi doktorlarından aldıkları raporla seyahat edebilir. Otuz iki hafta ve sonrasında ise seyahate müsaade edilmez. Bunun nedeni, anne ya da bebek açısından ortaya çıkabilecek riskler değil, olası bir doğum durumunda havadayken risk alınmak istenmemesinden kaynaklanmaktadır. Yolcuların, aldıkları raporu ise check-in işlemi sırasında ve uçağın biniş kapısındaki görevlilere gösterme zor
Zaman
Ana Sayfa
20.10.2013
Hamilelikteuçmaksakıncalımı?Hamilelikte uçmak sakıncalı mı?
Trafik kazaları mobese kamerasında
Zaman
14.10.2013
15:19
Mersinde meydana gelen trafik kazaları mobese kameraları tarafından saniye saniye görüntülendi. Mobese kameralarını yansıyan kazalarda aşırı hız ve dikkatsizliğin ön planda olması dikkat çekti. At arabasının karıştığı kaza ise ilginç görüntülerin oluşmasına neden oldu. Hızla gelen at arabası önce sürücüsünü üzerinden attı. Daha sonra arabadan kurtulan atın dört nala koşarak kaçtı. Mersin Emniyet Müdürlüğü tarafından Kurban Bayramı öncesi trafik kazalarına dikkat çekilmek ve trafik kazalarının nedenlerinin daha iyi bilinmesi için mobese kayıtlarına yansıyan trafik kazaları basın mensuplarına dağıtıldı. Kazaların aşırı hız, hatalı sollama, trafik işaretlerine uyulmama ve alkollü iken araç kullanmanın etkili olduğu görüldü. Kazalarda motosiklet kazalarının yoğun olması dikkat çekti. Park kavşağında meydana gelen kazada dikkatsiz bisiklet sürücüsü arkasındaki şahısla birlikte hızla gelen aracın çarpması ile kendilerini yerde bulurken Özgür Çocuk Parkı kavşağında ise anne ve babasının geçmesini beklediği çocuğa bir anda araç çarpıyor. Eski Soğuksu Polis Merkezi önünde ise hızla gelen motosikletteki 2 kişi bir aracın çarpması ile havada uçarak yere düşüyor. Yağmurlu hava nedeniyle bir minibüs ise kontrolden çıkarak ters dönerken Adnan Menderes Bulvarındaki kazada ise hızlı gelen bir motosiklet karşıya geçmeye çalışan çocuğu hızla çarpıyor, korkan çocuk ise hızla orta refüje çıkıyor. Görüntülere kavşaklarda yaşanan bir çok kaza yansırken en ilginci ise bir arabasının karıştığı trafik kazası oluyor. Portakal Telekom kavşağındaki kazada araçlar kırmızı ışıkta beklerken at arabası son sürat araçların arasına giriyor. At arabasının üzerindeki sürücü kendini yerde bulurken arabadan kurtulan at dört nala koşarak kaçıyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
14.10.2013
TrafikkazalarımobesekamerasındaTrafik kazaları mobese kamerasında
Emniyetten sürücülere sloganlı uyarı: Hızını azalt, ömrünü uzat
Zaman
24.09.2013
10:02
Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı, trafik kurallarıyla ilgili geçmiş yıllardaki yarışmalarda belirlenen 250 sloganı kamuoyu ile paylaştı. Kamyon arkası yazıları andıran Atalarına kavuşmak istiyorsan hızlı, çocuklarına kavuşmak istiyorsan yavaş, Hızını azalt, ömrünü uzat, Güzelliğin on para etmez, trafik canavarı affetmez gibi onlarca slogan, kazaların önlenmesi amacıyla polis tarafından kullanılacak.Trafik Hizmetleri Başkanlığı resmi internet sitesinden yapılan açıklamada, Projelerin en önemli hedef kitlesi olan yol kullanıcılarının (sürücü, yolcu ve yayaların) trafik bilgi ve bilincinin artırılması, vatandaşlarımızın ilgisinin trafik güvenliğine yöneltilmesi, trafiğin bir kültür, bir yaşam biçimi olarak benimsetilmesi ve elde edilecek tüm materyallerin eğitim ve bilgilendirme çalışmalarında kullanılması amacıyla Trafik Güvenliğine Yönelik Ödüllü Slogan, Kısa Metrajlı (Spot) Film, Logo ve Afiş Tasarımı Yarışması sonucu jüri tarafından belirlenen ilk 250 slogan kamuoyu ile paylaşılmıştır. denildi. KAMYON YAZILARI DEĞİL, KURALLARI HATIRLATMA SLOGANLARI BUNLARGenel trafik kurallarıyla ilgili, Aracınızı kaderiniz değil, bilginiz yönetsin. Kafan varsa kask kullanırsın. Kazalar, çiğnenmiş kuralların intikamıdır. Kaza geliyorum der, kulak verin yeter. Direksiyon başındayız kapsama alanı dışındayız. şeklinde sloganların açıklandığı sitede, birbirinden ilginç sözler dikkat çekiyor. Trafik polisinin, sürücülerin dikkatini çekmek için belirlediği sloganlardan bazıları şöyle: Kurallar sizi korkutmak için değil korumak içindir. Kaskınız kaskonuzdur. Unutmayın; uyulan her trafik kuralının bir nedeni, uyulmayanın da bir bedeli vardır. Trafik kurallarını yabana, yaşamı riske atma. Yorgun çıkma yola, dinlen ver bir mola. İster sürücü ol ister yaya, aksatmadan uy kurala. Trafikte bir hata yüz doğru götürür. Çok yakın takip etme, canını riske etme. Kazasız belasız güvenli sürüşler, sevdiklerinize mutlu gülüşler. Üst geçit, alt geçit, kolay olur karşıya geçiş. Her ihtimale karşı, kaskını başında taşı. Önemli olan ceza değil candır. HIRSIZ MALIMIZI, HIZ CANIMIZI ALIRTrafik Hizmetleri Başkanlığı tarafından belirlenen sloganlarda hız konusu da işlendi. İşte hızla ilgili bazı sloganlar: Atalarına kavuşmak itiyorsan hızlı, çocuklarına kavuşmak istiyorsan yavaş. Hızını azalt, ömrünü uzat. Yavaş git hız yapma, ecel kavşağına sapma. Hırsız malımızı, hız canımızı alır. Ne hızlı ne yavaş, her an dikkat vatandaş. Arabana güvenip hızınla övünme, hatalı sollayıp sonradan dövünme. Bazıları hızı seçer, siz yaşamayı seçin. İlkesi hız olanın, ömrü az olur. Aşırı hıza ret, yaşama evet. Şaşırıyorum birbiriyle yarış edene, madalya mı veriyorlar hızlı gidene. Hızınla değil, dikkatinle övün. Geç kaldı desinler, geçmiş olsun demesinler. Emniyet Genel Müdürlüğü Trafik Hizmetleri Başkanlığı, emniyet kemeriyle ilgili sloganları da sanal alemden duyurdu. Emniyet kemeriyle ilgili belirlenen bazı sloganlar şöyle sıralandı: Emniyet kemerini bağla, hayat güvencesini sağla. Emniyet kemeri deyip geçme, ölümünü kendi elinle seçme. Emniyet kemeri bizleri koruyan ücretsiz sigortadır. İki siyah bant, ne canlar kurtarır dene bak. Binayı ayakta tutan sağlam temeli, sürücüyü hayatta tutan emniyet kemeri. Adı üstünde emniyet kemeri, bunu anlamayan zihniyete ne demeli. Emniyet kemeri değil ki paralı, takmayan ya ölü ya da yaralı. Takmazsan emniyet kemerini, hayatınla ödersin bedelini. Atasözlerini aratmayan sloganlarda hatalı sollama da unutulmadı. Bazı sloganlar şöyle: Hatalı geçme, ölümü seçme. Hatalı sollama, hayatınla oynama. Şansa bel bağlama, yersiz sollama. Hatalı sollama, ölümle oynama. Çocukları da unutmayan Emniyet Genel Müdürlüğü, minikler için şu uyarılarda bulundu: Size yeşil ışık yanıyor olsa bile araçlar tamamen durmadan karşıdan karşıya geçmeyiniz. Park etmiş araçların önünden ve arkasından geçmeyiniz. Sevgili çocuklar, hareket halindeki araçların arkasına kesinlikle asılmayınız. Araçlardan dışarıya kesinlikle sarkmayınız. Araç içerisinde mutlaka oturun ve sürücünün dikkatini dağıtmayın. Sürücüler dikkatsiz olsa da siz mutlaka dikkatli olun. Kaldırımsız yolda şoförlerin yüzünü görerek yürüyün. CİHAN
Zaman
Son Dakika
24.09.2013
EmniyettensürücüleresloganlıuyarıHızınıazaltömrünüuzatEmniyetten sürücülere sloganlı uyarı Hızını azalt ömrünü uzat
Ya olursa-1
Zaman
13.09.2013
02:09
Ya kanser olursam, -daha fenası ya içimde sessiz ve sinsice büyüyen bir ur varsa- günlerim yatakta geçer ve ölürsem. Ya çocuğumun başına bir şey gelirse. Ya kaza yaparsam.Ya eşim yolda gelirken araba çarparsa. Ya işimi kaybedersem. Ya okulu bitiremezsem. Ya bir hata yaparsam. Ya nişanlım beni terk ederse? Ya karşıya geçerken vapur batarsa. Ya köprünün üzerindeyken deprem olursa. Ya göçük altında kalırsam.Bunlar zihnin uydurduğu kaygılar değil. Kelam ilminde ‘’İmkân-ı zâtî’’ denilen durumlar. Yani bir şeyin aslında (zatında) mümkün olma hali, başka bir deyişle olabilirlik halidir.İnsan yolda kaza yapabilir, mümkündür. Sevdiklerinin başına bir şey gelme ihtimali her zaman vardır. İşini kaybetmesi olabilir. Kimse deprem olmayacağının garantisini veremez. Vapur bir deniz kazası sonucu batabilir ya da sert bir fırtınaya kurban gidebilir. Hepsi hepsi mümkündür.Zihin, mümkünatı olan şeylerle ilgilenir. İnsanların hiç olmayacak şeylerle kaygılandığı pek vaki değildir. Mesela kimse, ya aydan düşersem, diye bir kaygı taşımaz. Çünkü ayda insan yaşamaz ve aydan insan düştüğü de vaki değildir, imkân-ı muhaldir. Ama, dünyaya ya bir meteor çarparsa, diye kaygılanabilir çünkü bu mümkündür. İnsanın dert ettiği şey bu alemde olan, olabilecek şeylerdir. İnsanın kaygılandığı şeylere inanarak kaygı duymasının bir nedeni de olabilirlik ihtimali taşıması yani imkân-ı zâtî olmasıdır.İşin ilginç yönü, kaygının gerçek nedeninin “ya olursa” olmamasıdır. Çünkü kaygı, endişe, vehim ve vesveseler imkân-ı zihni olarak yaşanmaktadır.Zatında olması mümkün olan bir şeyin, ama henüz olmamış, vücuda gelmemiş, henüz gerçekleşmemiş olan bir şeyin “gerçekleşmiş gibi” yaşanmasıdır. Peki bu nasıl oluyor, nasıl oluyor da olmamış bir şey olmuş kadar sarsıyor?Çocuğunun başına bir şey geleceğini vehmeden kişi, henüz imkân-ı zati düzeyinde olan bu olabilirlik halini muhayyilesinde, hayal dünyasında kurgulamaya başlar. Canlı canlı imgeler, resimler belirir zihninde, tasavvurunda. Mesela, çocuğu kanser olmakta, hasta yatağında yatmakta, hali perişan, kendisi mutsuz ve umutsuzdur. Ya da vapurun batacağından korkan insan, kendisinin de akıl dışı bulduğu bu kaygıdan kendini kurtaramamasının nedeni; olabilirlik halinden çıkarıp imkân-ı zihni dünyasında olmuş gibi tasavvur etmesidir. Zihninin sinema perdesine capcanlı bir batma sahnesi gelir. Yavaş yavaş denize gark olan vapurda, insanlar kaçışmakta, neredeyse birbirini ezmekte, kendisi de denizin dibini boylamakta, nefes alamamakta, boğulup ölmektedir.İmkân-ı zihniyi ben en iyi rüya analojisiyle anlayabiliyorum. Son derece güvenli bir yerde uyuyan ve maddi manevi hiçbir dünyevi sıkıntısı olmayan bir insan düşünelim. Dışarıdan baktığımızda bu insan bir tehlike altında mı? Hayır. Başına bir iş mi geldi? Hayır. Kaygı, endişe edecek bir halde mi? Hayır. Bu insanın o an için oldukça mutlu mesut olmasını bekleriz çünkü kaygı, korku, endişe hissedecek bir durumun içinde değildir. Ancak bu insan o an çok büyük kaygı ve korku yaşamakta, kalbi deli gibi atmakta, kesik kesik nefes almaktadır. Çünkü bu insan o an rüya görmektedir.İnsan rüya görürken, o an yaşadıklarını gerçekten yaşamadığı halde neden korku, heyecan, panik duymaktadır peki? Bu bir rüya canım, diye geçip gidememektedir? Çünkü, kişi rüya görürken rüya gördüğünün idrakinde değildir. Rüyasını canlı canlı, o olayları gerçekten yaşıyormuş gibi yaşar.İşte, ya şu olay başıma gelirse diye kaygı yaşayan bir insanın sorunu da rüya gören ve o an gerçekten vuku bulmayan şeyden vuku bulmuşçasına korkan insanın hali gibidir. İnsan zihni, rüyada olduğu gibi, olabilirlik dahilinde olan bir olayı olabilirlikten çıkarmış, o olayı sanki o an yaşıyormuş gibi tasavvur ve tahayyül etmektedir.Kişinin kendine soracağı soru şu kanaatimce: Kaygılandığım şey, şimdi, şu an vücut buldu mu, gerçekten başıma geldi mi? Başıma gelmesinden endişelendiğim olayın gerçekten olduğuna dair elimde bir delil, kanıt, emare var mı, yoksa ihtimallere göre mi hüküm veriyorum?Hayatta birçok şey olabilir, birçok şey başımıza gelebilir, birçok şeyi yaşayabiliriz. Başımıza gelmeyen şeylerin o an gerçekten vuku bulmadığını unutup gaflete düşmek, en büyük gafletlerden biri olsa gerek.Aşk nedir?İstanbul Tıp Fakültesi’ndeyken, rahmetli anatomi hocamız Sami Zan, her derste bize öğütler verir, hikâyeler, fıkralar anlatırdı. Daha önceki dönemlerde yaşanan şöyle bir hikâye anlatılır.Bir öğrenci bir kâğıda “Aşk nedir?” diye yazarak cevaplaması için Sami hocamıza vermiş. Sami hoca sınıfa dönerek, “Çocuklar aşk nedir?” diye sormuşsunuz, bu çok zor bir soru, bana bir hafta mühlet verin,” demiş. Ertesi hafta, derse Sami hoca elinde bir horoz şekeriyle gelmiş. Kürsüde, sınıfa dönerek, “Bunu kim yemek i
Zaman
En Çok Okunan
13.09.2013
Yaolursa-1Ya olursa-1
Mustafa Ulusoy - Ya olursa-1
Zaman
13.09.2013
01:58
Ya kanser olursam, -daha fenası ya içimde sessiz ve sinsice büyüyen bir ur varsa- günlerim yatakta geçer ve ölürsem. Ya çocuğumun başına bir şey gelirse. Ya kaza yaparsam.Ya eşim yolda gelirken araba çarparsa. Ya işimi kaybedersem. Ya okulu bitiremezsem. Ya bir hata yaparsam. Ya nişanlım beni terk ederse? Ya karşıya geçerken vapur batarsa. Ya köprünün üzerindeyken deprem olursa. Ya göçük altında kalırsam.Bunlar zihnin uydurduğu kaygılar değil. Kelam ilminde ‘’İmkân-ı zâtî’’ denilen durumlar. Yani bir şeyin aslında (zatında) mümkün olma hali, başka bir deyişle olabilirlik halidir.İnsan yolda kaza yapabilir, mümkündür. Sevdiklerinin başına bir şey gelme ihtimali her zaman vardır. İşini kaybetmesi olabilir. Kimse deprem olmayacağının garantisini veremez. Vapur bir deniz kazası sonucu batabilir ya da sert bir fırtınaya kurban gidebilir. Hepsi hepsi mümkündür.Zihin, mümkünatı olan şeylerle ilgilenir. İnsanların hiç olmayacak şeylerle kaygılandığı pek vaki değildir. Mesela kimse, ya aydan düşersem, diye bir kaygı taşımaz. Çünkü ayda insan yaşamaz ve aydan insan düştüğü de vaki değildir, imkân-ı muhaldir. Ama, dünyaya ya bir meteor çarparsa, diye kaygılanabilir çünkü bu mümkündür. İnsanın dert ettiği şey bu alemde olan, olabilecek şeylerdir. İnsanın kaygılandığı şeylere inanarak kaygı duymasının bir nedeni de olabilirlik ihtimali taşıması yani imkân-ı zâtî olmasıdır.İşin ilginç yönü, kaygının gerçek nedeninin “ya olursa” olmamasıdır. Çünkü kaygı, endişe, vehim ve vesveseler imkân-ı zihni olarak yaşanmaktadır.Zatında olması mümkün olan bir şeyin, ama henüz olmamış, vücuda gelmemiş, henüz gerçekleşmemiş olan bir şeyin “gerçekleşmiş gibi” yaşanmasıdır. Peki bu nasıl oluyor, nasıl oluyor da olmamış bir şey olmuş kadar sarsıyor?Çocuğunun başına bir şey geleceğini vehmeden kişi, henüz imkân-ı zati düzeyinde olan bu olabilirlik halini muhayyilesinde, hayal dünyasında kurgulamaya başlar. Canlı canlı imgeler, resimler belirir zihninde, tasavvurunda. Mesela, çocuğu kanser olmakta, hasta yatağında yatmakta, hali perişan, kendisi mutsuz ve umutsuzdur. Ya da vapurun batacağından korkan insan, kendisinin de akıl dışı bulduğu bu kaygıdan kendini kurtaramamasının nedeni; olabilirlik halinden çıkarıp imkân-ı zihni dünyasında olmuş gibi tasavvur etmesidir. Zihninin sinema perdesine capcanlı bir batma sahnesi gelir. Yavaş yavaş denize gark olan vapurda, insanlar kaçışmakta, neredeyse birbirini ezmekte, kendisi de denizin dibini boylamakta, nefes alamamakta, boğulup ölmektedir.İmkân-ı zihniyi ben en iyi rüya analojisiyle anlayabiliyorum. Son derece güvenli bir yerde uyuyan ve maddi manevi hiçbir dünyevi sıkıntısı olmayan bir insan düşünelim. Dışarıdan baktığımızda bu insan bir tehlike altında mı? Hayır. Başına bir iş mi geldi? Hayır. Kaygı, endişe edecek bir halde mi? Hayır. Bu insanın o an için oldukça mutlu mesut olmasını bekleriz çünkü kaygı, korku, endişe hissedecek bir durumun içinde değildir. Ancak bu insan o an çok büyük kaygı ve korku yaşamakta, kalbi deli gibi atmakta, kesik kesik nefes almaktadır. Çünkü bu insan o an rüya görmektedir.İnsan rüya görürken, o an yaşadıklarını gerçekten yaşamadığı halde neden korku, heyecan, panik duymaktadır peki? Bu bir rüya canım, diye geçip gidememektedir? Çünkü, kişi rüya görürken rüya gördüğünün idrakinde değildir. Rüyasını canlı canlı, o olayları gerçekten yaşıyormuş gibi yaşar.İşte, ya şu olay başıma gelirse diye kaygı yaşayan bir insanın sorunu da rüya gören ve o an gerçekten vuku bulmayan şeyden vuku bulmuşçasına korkan insanın hali gibidir. İnsan zihni, rüyada olduğu gibi, olabilirlik dahilinde olan bir olayı olabilirlikten çıkarmış, o olayı sanki o an yaşıyormuş gibi tasavvur ve tahayyül etmektedir.Kişinin kendine soracağı soru şu kanaatimce: Kaygılandığım şey, şimdi, şu an vücut buldu mu, gerçekten başıma geldi mi? Başıma gelmesinden endişelendiğim olayın gerçekten olduğuna dair elimde bir delil, kanıt, emare var mı, yoksa ihtimallere göre mi hüküm veriyorum?Hayatta birçok şey olabilir, birçok şey başımıza gelebilir, birçok şeyi yaşayabiliriz. Başımıza gelmeyen şeylerin o an gerçekten vuku bulmadığını unutup gaflete düşmek, en büyük gafletlerden biri olsa gerek.Aşk nedir?İstanbul Tıp Fakültesi’ndeyken, rahmetli anatomi hocamız Sami Zan, her derste bize öğütler verir, hikâyeler, fıkralar anlatırdı. Daha önceki dönemlerde yaşanan şöyle bir hikâye anlatılır.Bir öğrenci bir kâğıda “Aşk nedir?” diye yazarak cevaplaması için Sami hocamıza vermiş. Sami hoca sınıfa dönerek, “Çocuklar aşk nedir?” diye sormuşsunuz, bu çok zor bir soru, bana bir hafta mühlet verin,” demiş. Ertesi hafta, derse Sami hoca elinde bir horoz şekeriyle gelmiş. Kürsüde, sınıfa dönerek, “B
Zaman
Köşe Yazıları
13.09.2013
MustafaUlusoy-Yaolursa-1Mustafa Ulusoy - Ya olursa-1
İnanılmaz ama bu kazalar gerçek!
Haber7
05.09.2013
09:38
Dünyada her geçen dakikada bir kaza yaşanıyor Ama öyleleri var ki insan inanmakta güçlük çekiyor İşte dünyanın en ilginç kazaları
Haber7
Son Dakika
05.09.2013
İnanılmazamabukazalargerçekİnanılmaz ama bu kazalar gerçek
Mustafa Armağan - Bu hastanenin adı Hamidiye Etfal; Şişli nereden çıktı?
Zaman
04.08.2013
01:52
Şişli Etfal Hastanesi’nin ismi aslına dönerek Hamidiye Etfal olmuş. ‘Efendim nasıl olur?’ diyenler mi istersiniz, ‘Osmanlı’yı geri getirmek istiyorlar’ diyenler mi. Hakkı sahibinden çalmak ne zamandan beri adalet oldu? Birinin malını çalmak ile yaptırdığı eserin ismini çalmak arasında ne fark var?‘Hamidiye’ ismi bir su markasında ve Çanakkale’deki tabya ile bazı köy isimlerinde kaldı galiba. Diğerleri itinayla temizlendi. Mesela Ordu’nun Mesudiye ilçesinin adı, Abdülhamid’in cömert yardımlarından dolayı ilçe halkının arzusu üzerine Hamidiye yapılmıştı. Meşrutiyet’ten sonra ‘mesud’ bir devreye girildiğini müjdelemek üzere değiştirildi.Maalesef ülkemizde bir dönemin marazı olan Abdülhamid düşmanlığı yüzünden Sultan’ın kataloğu bile ciltler tutabilecek eserleri gözlerden saklanmış veya ismi kazınmıştır. Hastanedeki Hamidiye ismi de tahttan indirilir indirilmez Osmanlı Etfal Hastanesi yapılmış, Cumhuriyet dönemindeyse Şişli denilmişti. Her ne kadar orijinal binadan geriye sadece mescidi ve ilginç minaresi kalmışsa da, 104 yıl sonra asıl ismine geri dönmüş olmasını hakkın iadesi bakımından önemli bir adım sayıyorum.O herkesin imrenerek baktığı sarayların bazen dışı yanar, bazen de içi. Lakin bu yanıklardan başka türlü bereketleri fışkırtma becerisi de aynı sarayın hayır çetelesine mutlaka eklenmelidir.Sultan II. Abdülhamid’in tam dört evlat acısını yaşadığını ve bu ölümlerden birinin ülkemizdeki ilk “etfal”, yani çocuk hastanesinin kurulmasına vesile olduğunu biliyor muydunuz?Yanık Saraylılarİlk evlat acısını henüz şehzadeliğinde yaşamıştır Abdülhamid. 1875 yılında 7 yaşında olan kızı Ulviye Sultan feci bir kaza sonucunda yanarak ölmüş. Sarayı yasa boğan bu feci olay şöyle cereyan etmiş:Bir gün Ulviye Sultan annesinin odasına girmiş, “şem’alı” denilen muma yatırılmış fitilden mamul kibritle oynarken üstündeki tül elbise ve saçları tutuşmuş. Annenin bütün çırpınmaları çocuğun ölümcül yanıklar içinde kalmasına engel olamamış. Babası yetiştiğindeyse gözünü açıp sadece “Baba!” diyebilmiş, sonra ruhunu teslim etmiş.Abdülhamid’in vefatına tanık olduğu çocuklarından Mehmed Bedreddin 2,5 yaşında menenjitten, Samiye Sultan da 1 yaşında zatürreden ölmüş. Ancak Hatice Sultan’ın ölümü ismini tartıştığımız bir hayır kurumunun tesisine vesile olması bakımından anlatılmaya değer.Ayşe Osmanoğlu’nun hatıratına göre Hatice Sultan, sadece 8 aylıkken hastalanmış. Hastalığı bir türlü teşhis edilememiş. Devrin önde gelen doktorları seferber olmasına rağmen kurtarmak mümkün olmamış. Abdülhamid üzüntüsünden secdeye kapanarak “Allah’ım, evladımı bana bağışla!” diye dualar etmişse de takdir yerini bulmuş.İşte Abdülhamid’in aklına tam tekmil bir anne ve çocuk hastanesi yaptırma fikri bu üzücü vesileyle gelmiş. Yanık bir babanın yüreğinden taşan şu sözlere kulak kesilelim:“Benim çocuğum kurtulmadı. Kim bilir fakir fukaranın çocukları nasıl bakılıyor? Hiç olmazsa bir hastane yaptıralım da benim gibi birçok babaların kalbi yanmasın.”Ardından inşa emrini vermiş. Kızını tedavi etmeye uğraşan Dr. İbrahim Paşa’yı hastanenin başhekimi yapmış. Son sistem ve Alman usulü hastanenin alet edevatı, hatta hemşireleri dahi Almanya’dan getirilmiş. En önemlisi, hastaneyi Abdülhamid’in kendi tahsisatından (Hazine-i Hassa’dan) yaptırmış ve tahttan indirilinceye kadar da bütün masrafını karşılamış olması.Hastane pek çok ilklere imza atmış. Bunlardan biri, ülkemizde kalorifer tesisatı kurulan ilk hastane olması. 1903 yılında o zamanın doğalgazı diyebileceğimiz havagazı bağlatılmış, şehirde elektrik yaygın olmadığı halde jeneratörü olduğu için hastanede röntgen ve fiziko-terapi işlemleri başarıyla yapılabilmiş. Öyle ki, 1,5 yaşındaki bir çocuğun yuttuğu para röntgende tespit edilmiş (bu görüntü günümüze kadar gelmiştir). Bir de hem açılışında (19 Ağustos 1899), hem de yıldönümlerinde –ki, özellikle Sultanın cülus yıldönümüne rastlatılmıştır- yüzlerce fakir çocuğun sünnet töreninin bedava ve üste hediye verilerek yaptırıldığını biliyoruz.Lüks özelliklere sahip2 Haziran 1898’de temeli atılan hastane, Hamidiye Etfâl Hastahane-i Âlisi adıyla açılmış. Berlin’deki Kaiserund Kaiserin Friedrich Kinderkrankenhaus Hastanesi’nin planlarına göre inşa edilmiş olan Hamidiye Etfal’in hızla geliştiğini, bünyesine Nisaiye (Kadın Hastalıkları) bölümünün eklendiğini biliyoruz.Hamidiye Etfal’in 20-30 yıl önceki hastanelerimize kıyasla bile son derece modern, hatta lüks özelliklere sahip olduğunu eklemek lazım. Mesela her kata ayrı bir banyo yapılmış, hastaların hava alması için yine her kata birer balkon konulmuştur. Bodrum katı ile birinci kat arasında bir hizme
Zaman
Köşe Yazıları
04.08.2013
MustafaArmağan-BuhastaneninadıHamidiyeEtfal;Şişlineredençıktı?Mustafa Armağan - Bu hastanenin adı Hamidiye Etfal; Şişli nereden çıktı?
Danıştay başkan seçemezse sözleşmeli olarak dönerim!
Zaman
17.07.2013
01:53
Yaş haddinden emekliye ayrılan eski Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukcu, özel hayatı ve emeklilik günleri hakkında çarpıcı açıklamalar yaptı.Farklı bir Danıştay başkanı portresi çizen Karakullukcu, görevi süresince sempatik tavırları, kendine has üslubu, giyim tarzıyla dikkat çekti. İki yıl gibi kısa bir süre onun için yeterli olmasa da başında bulunduğu kurumu başka bir konuma taşıdı. Danıştay’da ondan boşalan başkanlık koltuğu için yapılan seçim turlarından henüz sonuç çıkmadı. Karakullukcu bu durumu da kendine has esprili üslubuyla değerlendirdi. Danıştay’daki mesai arkadaşlarına, “Ayrıldım ama anlaşamazsanız sözleşmeli olarak gelirim.” diyerek takıldığını anlattı. Emeklilik planıyla ilgili bir soruya ise şu karşılığı verdi: “İnsan anılarını yazsa çok ilginç bir şey olur. İmkânım olursa niye yazmayayım ama kim okur ki? ‘Senle mi uğraşacağız kardeşim’ derler. Hayatımın hiçbir aşamasında aşağılık duygum olmadı, yukarılık duygum da olmadı. Ben sıfırdaki adamım. Giderim köyde otururum.”Hüseyin Hüsnü Karakullukcu, Giresun-Görele doğumlu. Çocukluğu yeşilliklerin arasında, fındık bahçelerinde geçmiş. Beş kardeşten sondan ikinci. Babası berber. İlk ve ortaokulu Görele’de okumuş. Köyden okula giden 1,5 kilometrelik yol, çocukluk yıllarının en önemli hatıralarını oluşturuyor. Diğer kardeşleri gibi dükkâna gidip gelse de kimse heves etmemiş baba mesleğine. Ailenin teşviki sayesinde bütün çocuklar okumuş. Ancak berberliğe babadan kalma göz aşinalığının olduğunu söylüyor. İlçede lise olmadığı için abisinin yanına Yozgat’a gider okumaya. Lise ikinci sınıfa geçtiğinde abisinin tayiniyle Ankara’da devam eder eğitim hayatına. Girdiği sınavda Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazanır. Danıştay yardımcısı unvanıyla mesleğe başlayan Karakullukcu, askerlik dönüşü 1981’de Danıştay tetkik hâkimi olarak göreve devam eder. 1979 yılında aynı okuldan mezun olan Nur Hanım’la evlenen Karakullukcu, “Ben bir ölçeğe sahipsem o on ölçeğe sahipti. Kimse kusursuz değil ama kusursuza yakın biriydi. Bir oğlumuz oldu. Mutlu bir hayatımız vardı. Ancak kısa sürdü.” diyor. 18 yıllık hayat arkadaşını erken yaşta kaybeder. Ailecek geçirdikleri kazada eşi vefat eder. Kaza sonrası dünyası yıkılan Karakullukcu, olayın şokunu uzun yıllar atlatamaz. Bir daha evlenmeyi düşünmeyen hukukçu, “Çamaşır, ütü dâhil evdeki bütün işleri kendim yaparım. Bunlar beni eğlendiriyor.” diye konuşuyor. Yüzük ve kol düğmelerine bakışını da şöyle aktarıyor: “Erkeğin çok aksesuarı yok ki bir saat, kravat. Buna bir de yüzük ekledim ben. İri taşlı yüzük seviyorum. 40’a yakın yüzüğüm, 60’a yakın da kol düğmem var. Kıyafetlerimle uyumlu olmasına dikkat ediyorum.”Eski Danıştay Başkanı, görev süresinde kendisini en çok neyin yorduğuna yönelik soruya ise ilginç bir benzetmeyle karşılık verdi: Adaletsizliğe tahammül edemediğini belirterek cevap veriyor: “Adaletsizliğe tahammül edemiyorum. Adaletin bazen yerini bulmaması, davaların uzun sürmesi, sürüncemede kalması manen beni yordu. Ancak ne yaptığımızı herkes görsün dedik. Bizim orası Gezi Parkı gibi oldu. Gelenden başımızı alamadık.”
Zaman
Güncel
17.07.2013
DanıştaybaşkanseçemezsesözleşmeliolarakdönerimDanıştay başkan seçemezse sözleşmeli olarak dönerim
Danıştay başkan seçemezse sözleşmeli olarak dönerim!
Zaman
17.07.2013
01:51
Yaş haddinden emekliye ayrılan eski Danıştay Başkanı Hüseyin Karakullukcu, özel hayatı ve emeklilik günleri hakkında çarpıcı açıklamalar yaptı.Farklı bir Danıştay başkanı portresi çizen Karakullukcu, görevi süresince sempatik tavırları, kendine has üslubu, giyim tarzıyla dikkat çekti. İki yıl gibi kısa bir süre onun için yeterli olmasa da başında bulunduğu kurumu başka bir konuma taşıdı. Danıştay’da ondan boşalan başkanlık koltuğu için yapılan seçim turlarından henüz sonuç çıkmadı. Karakullukcu bu durumu da kendine has esprili üslubuyla değerlendirdi. Danıştay’daki mesai arkadaşlarına, “Ayrıldım ama anlaşamazsanız sözleşmeli olarak gelirim.” diyerek takıldığını anlattı. Emeklilik planıyla ilgili bir soruya ise şu karşılığı verdi: “İnsan anılarını yazsa çok ilginç bir şey olur. İmkânım olursa niye yazmayayım ama kim okur ki? ‘Senle mi uğraşacağız kardeşim’ derler. Hayatımın hiçbir aşamasında aşağılık duygum olmadı, yukarılık duygum da olmadı. Ben sıfırdaki adamım. Giderim köyde otururum.”Hüseyin Hüsnü Karakullukcu, Giresun-Görele doğumlu. Çocukluğu yeşilliklerin arasında, fındık bahçelerinde geçmiş. Beş kardeşten sondan ikinci. Babası berber. İlk ve ortaokulu Görele’de okumuş. Köyden okula giden 1,5 kilometrelik yol, çocukluk yıllarının en önemli hatıralarını oluşturuyor. Diğer kardeşleri gibi dükkâna gidip gelse de kimse heves etmemiş baba mesleğine. Ailenin teşviki sayesinde bütün çocuklar okumuş. Ancak berberliğe babadan kalma göz aşinalığının olduğunu söylüyor. İlçede lise olmadığı için abisinin yanına Yozgat’a gider okumaya. Lise ikinci sınıfa geçtiğinde abisinin tayiniyle Ankara’da devam eder eğitim hayatına. Girdiği sınavda Ankara Hukuk Fakültesi’ni kazanır. Danıştay yardımcısı unvanıyla mesleğe başlayan Karakullukcu, askerlik dönüşü 1981’de Danıştay tetkik hâkimi olarak göreve devam eder. 1979 yılında aynı okuldan mezun olan Nur Hanım’la evlenen Karakullukcu, “Ben bir ölçeğe sahipsem o on ölçeğe sahipti. Kimse kusursuz değil ama kusursuza yakın biriydi. Bir oğlumuz oldu. Mutlu bir hayatımız vardı. Ancak kısa sürdü.” diyor. 18 yıllık hayat arkadaşını erken yaşta kaybeder. Ailecek geçirdikleri kazada eşi vefat eder. Kaza sonrası dünyası yıkılan Karakullukcu, olayın şokunu uzun yıllar atlatamaz. Bir daha evlenmeyi düşünmeyen hukukçu, “Çamaşır, ütü dâhil evdeki bütün işleri kendim yaparım. Bunlar beni eğlendiriyor.” diye konuşuyor. Yüzük ve kol düğmelerine bakışını da şöyle aktarıyor: “Erkeğin çok aksesuarı yok ki bir saat, kravat. Buna bir de yüzük ekledim ben. İri taşlı yüzük seviyorum. 40’a yakın yüzüğüm, 60’a yakın da kol düğmem var. Kıyafetlerimle uyumlu olmasına dikkat ediyorum.”Eski Danıştay Başkanı, görev süresinde kendisini en çok neyin yorduğuna yönelik soruya ise ilginç bir benzetmeyle karşılık verdi: Adaletsizliğe tahammül edemediğini belirterek cevap veriyor: “Adaletsizliğe tahammül edemiyorum. Adaletin bazen yerini bulmaması, davaların uzun sürmesi, sürüncemede kalması manen beni yordu. Ancak ne yaptığımızı herkes görsün dedik. Bizim orası Gezi Parkı gibi oldu. Gelenden başımızı alamadık.”
Zaman
Ana Sayfa
17.07.2013
DanıştaybaşkanseçemezsesözleşmeliolarakdönerimDanıştay başkan seçemezse sözleşmeli olarak dönerim
Yüzünüz şifreniz olacak
Zaman
29.06.2013
17:53
Dünyanın en büyük çip üreticisi Intel, San Francisco’da düzenlediği özel etkinlikte en yeni Ar-Ge projelerini dünya basınına tanıttı. Intel Bilgi Sistemleri Grup Başkanı Justin Rattner’in açılışını yaptığı etkinlikte ilginç teknolojik yenilikler vardı.Beyin dalgalarını analiz ederek daha güvenli araç sürmeye yardımcı olan sensörler, kaza yapmayı engelleyen akıllı park lambaları, sabah alarmı çaldığında otomatik açılan perdeler, yüzünüzü tanıyarak açılan online banka hesabı ve daha nice yenilikler...Tüm bunlar bir bilimkurgu filminden sahneler değil, Intel’in düzenlediği Research@Intel 2013 etkinliğinde tanıtımı yapılan yeni teknolojilerden sadece birkaçı. San Francisco’nun merkezinde düzenlenen etkinlikte, Intel’in ondan fazla araştırma merkezinde çalışan binlerce bilim insanının geliştirdiği yeni teknolojiler dünya basınına tanıtıldı. Bu yıl 11.si düzenlenen etkinlikte, internet bağlantılı sensörler sayesinde birbiriyle iletişim kurabilen nesneler, milyonlarca insanın dijital araçları kullanmasıyla oluşan ‘büyük veri’nin toplum yararına kullanılması ve teknolojinin günlük hayatı kolaylaştırması gibi temalar üzerinde yoğunlaşmıştı. Yaklaşık 700 metrekarelik bir alanda 20 ayrı bölümde sergilenen teknolojilerden dikkatimi çekenler ise şunlardı:Raf teknolojisi:Bu teknoloji sayesinde süpermarket rafındaki ürünler cep telefonunuzdan gelen verileri alıyor ve size raftaki ekrandan uyarılar yapıyor. Eğer bir gıda türüne alerjiniz varsa, bir ürün buzdolabınızda azalmışsa veya akşam yemeğinde yapacağınız yemeğe uygun bir malzemenin yanından geçiyorsanız dijital ekrandan bir uyarı yapılıyor. Hatta aradığınız ürünün marketin hangi bölümünde olduğunu görmeniz de mümkün.Veri güvenliği:E-posta, sosyal medya, dijital servisler vs. derken artık onlarca şifremiz var. Intel bu yükü üzerimizden almak için gelişmiş yüz tanıma teknolojisi geliştirmiş. Böylece her yere ayrı bir şifre girme derdi kalmayacak ve yüzümüz bir şifreye dönüşecek. Bu sistemi kişinin yüz fotoğrafıyla kandırmak da mümkün değil çünkü derinlik algılayan kameralar üç boyutlu görüntüyü fotoğraftan ayırabiliyor.Akıllı nesneler:Ev eşyalarınız internet ve sensörler yardımıyla birbiriyle iletişim kurabiliyor. Böylece sabah alarm çaldığında odanızın perdeleri otomatik olarak açılıyor, yüz hareketlerini algılayan sensörler bebeğiniz ağladığında onu neşelendirecek oyuncakları hareket ettiriyor, iş dönüşü eve yaklaştığınızda fırınınız yemeği pişirmeye başlıyor.Dikkat ölçen sensörler:Göz hareketleri ve beyin sinyallerini takip eden sensörler sayesinde bir araba sürücünün dikkatini ölçebiliyor. Böylece yorulduğunuzda veya dikkatiniz dağıldığında arabanız sizi uyarabilecek.Hayat kurtaran arka lambalar: Araçlara takılacak özel sensörler ve arka LED lambaları sayesinde kazaları azaltmak mümkün. Öndeki aracın lambasından gelen sinyalleri algılayan sensörler, sürücüyü uyarıp muhtemel bir çarpışmayı önlüyor.Robotlar: Intel’in Berkeley Üniversitesi’ndeki laboratuvarında geliştirdiği prototip robotlar, basit ev işlerini yapabiliyor. Birkaç yıl önce yüz binlerce dolara mal olan bu robotların fiyatı bugün 20 bin dolara gerilemiş durumda. Intel yetkililerinin verdiği bilgiye göre bundan birkaç yıl sonra ev işi yapabilen bir robotu 2 bin dolara satın almak mümkün olacak.Akıllı sensörlerle her şey birbirine bağlanacakÇevremizdeki nesnelerin internetle birbirine bağlandığı ‘Akıllı Nesneler’ konseptini, Intel teknoloji elçisi Divya Kolar ile görüştük.‘Akıllı Nesneler’ (Intelligent Everything) konsepti nedir?Evinizdeki tüm eşyaların birbirine bağlı olduğunu ve birbiriyle iletişim kurduğunu hayal edin. Böyle bir evde yatağınız ne zaman uyanacağınızı bilerek, çay veya kahve makinenizi çalıştırır. Banyonuzdaki su tercih ettiğiniz sıcaklıkta akar, yatak odanızdaki aynanız dışarıdaki sıcaklığa ve o günkü programınıza göre size kıyafet önerisi yapabilir. Nasıl ki sinir sistemimiz deneme yanılma yöntemiyle öğrenme özelliğine sahipse, birbirine internet üzerinden bağlanacak olan sayısız eşya da yaşam alışkanlıklarımıza göre bize hizmet etmeyi öğrenecekler.Ne zaman gerçekleşir bu konsept?Aslında bu teknolojilerin bir kısmı çoktan hayatımıza girdi bile ama yaptığımız öngörülere göre bu konseptin beş yıl içinde birçok ülkede yaygınlaşmasını bekliyoruz. Tahminlere göre 2020 yılına geldiğimizde dünya üzerinde internete bağlı 50 milyardan fazla eşya olacak. Geliştirmekte olduğumuz özel sensörler sayesinde bu eşyalar birbiriyle iletişim kurabilecek.Büyük veri, petrol ve altın kadar değerliIntel teknoloji laboratuvarında teknoloji elçisi olarak görev yapan Sean Koehl ile son yılların en popüler kavramlarından ‘büyük veri’yi konuştuk.Intel’deki görevinizden bahseder misiniz?Bir teknoloji elçisi olarak görevim, tüketicilerin eğilimlerine ve Intel’in misyonuna gö
Zaman
Ana Sayfa
29.06.2013
YüzünüzşifrenizolacakYüzünüz şifreniz olacak
Benim de teklifim bu deyin o zaman!
Zaman
02.06.2013
02:28
Hülya Koçyiğit geçtiğimiz günlerde bir hayli yoğundu. İki aydır Akîl Adamlar Heyeti’yle Marmara Bölgesi’ni köy kasaba gezip açılım sürecini halka anlattı.Usta oyuncu sanatçı dostlarından destek görmemekten şikâyetçi: “Bir tek eşimden destek gördüm. Beklentim de yok. Biliyorum ki onlar da barış istiyor. Bizde böyledir. Biri çıksın, yürüsün, biz de arkalarından gidelim. Olumluysa gelecekler.”Çözüm sürecinde hükümetin direksiyonda olduğu bir araçta bulunmak, halka mal olmuş sanatçı olarak kaygı oluşturdu mu sizde?Yo, hayır öyle bakmıyorum. Beni davet eden, bu ülkenin başbakanı. Zaten konjonktür gereği içinde bulunmadığın müzakereler yapılmış. Bugünün işi de değil. Senelerce süren görüşmenin neticesinde bir noktaya gelinmiş. Adam öldürmekle, bombalamakla, koskoca bir orduyla mücadele ederek varabilecekleri hiçbir nokta yok. Ancak can acıtırlar, nitekim 30 yıldır çok canımız acıdı. Bu şekilde istekleri hiçbir şekilde gerçekleşmez. Siyasetle varlığımızı, tekliflerimizi götürebiliriz, dediler. Silahı bırakma fikri zaten PKK’dan kaynaklanıyor. Bu durum bir umut. Evet, terör bitiyor. Bitti de nitekim. İnşallah bir daha asla olmayacak.Bitti demek için erken değil mi?Bu demek değildir ki Türkiye bahar dalları içinde yaşayan bir ülke oldu. Çevremizde neler oluyor, bize de sıçratmak için her türlü oyunları deniyorlar. Bu sorun gerçekten bıçak sırtı bir mevzu. Bir kaza kurşunuyla her şey değişebilir. Umarız böyle bir şey olmaz.Süreçte en çok tartışılan konu PKK’nın samimiyeti. Sizce ne kadar samimi?Umutlu olmak, inanmak zorundayım. Başka türlü yürüyemem, dik duramam, yaşayamam. Umut olması gerekiyor. 1999’da da denendi. Bugünkü gibi silahları bıraktılar, giderken dört yüz küsur kişi öldürüldü. Onlar da devlete güven konusunda sarsıldılar, daha çok korkuyorlar. Devlet bizi yolda yeniden öldürecek mi korkusu yaşıyorlar. Her iki tarafta da o kuşku var. Dileğimiz herhangi bir provokasyonun olmaması, temizlenmesi.Orhan Gencebay, Akil Adamlar Heyeti’ne dâhil olduğu için üzerine çok gidildi, rahatsızlandı. Sizde durum nasıl?Bahçeli’nin çok şiddetle yaptığı hakaretler vardı. Psikolojik olarak etkileniyor insan. Şahsıma yönelik hakaretler olarak görmüyorum. Kendi tabanına sesleniyor, onun için hoş görmeye çalışıyorum. Gayet nazik biçimde Hülya Koçyiğit Hanımefendi’yi sen alet mi ediyorsun, kendi ideolojine, fikrine, tarzında söyledi. 63 kişiyi kastederek ‘Akıllarını kiraya vermişler.’ dedi. Kırılıyorsunuz, o kadar..CHP ve MHP, sürece tamamen karşı...Kendi siyasetlerini korumak için böyle davranıyorlar. Sorduğunuz zaman onlar da barış istiyorlar. O zaman sürece neden itiraz ediyorsunuz? Tayyip Erdoğan’ın girişimi diye. Başarı AK Parti’ye mal olacak. Sadece onu görüyorsunuz. Hükümetin çözüm yoluna karşı ben de bunu teklif ediyorum, deyin o zaman. İnsanlar ona göre düşünsün, diğeri daha akla yakın desin. Bir şeye bu kadar itiraz edersen alternatif sunmak zorundasın ama yok. Bu AK Parti’nin meselesi değil ki, şu an belki tesadüfen AK Parti yönetiyor bizi. Başka partinin yönetimi ve projesi de olabilirdi. Bu belli bir grubun değil, Türkiye’nin meselesi.Size en büyük desteği hangi sanatçı verdi?Yanımda olup bana destek veren kimse olmadı. Öyle bir beklentim de yok. Biliyorum ki onlar da barış istiyorlar. Bizde böyledir. Biri çıksın, yürüsün, biz de arkalarından gidelim. Olumluysa gelecekler, bozulursa onun için biz katılmadık diyecekler. Kendilerini korumaya alıyorlar.Dostlar böyle yapınca üzülür insan...Kendim için yaptığım bir şey olsa üzülürüm. Ülkemin geleceği için yapıyorum. Böyle büyük bir cesaret göstermek herhalde her babayiğidin harcı değil.Eşiniz ne diyor bu işe?Her zaman olduğu gibi en büyük destekçim o. Beni çok saydığını, bu süreç içinde saygısının çok daha arttığını söyledi. “Gözümde büyüdün. Sadece sinemanın değil, bu ülkenin kahramanısın.” dedi. Kaç haftadır evde yokum, buna katlanıyor.Gördüğünüz en ilginç tepki neydi?Bursa’da bir anne söz almak istedi. “Ben Türkçe bilmiyorum.” dedi. Kızı ya da gelini onun yerine tercüme etti. Ağlayarak anlatmaya başladı: “Üç evladımı şehit verdim. Bir tanesi askerdi, ikisi dağda kayboldu, cenazeleri gelmedi. Kocam emniyet müdürlüğünün dördüncü katından atlayıp intihar etti. Atladı mı, attılar mı onu da bilmiyorum. Bu terör yüzünden dört erkek verdim; ben affediyorum, helal ediyorum, benim gibi başka analar ağlamasın, barış istiyorum.” Sırf bunu söylemek için gelmiş. Bu ne yüce bir gönüllülük, nasıl bir düşünce. Çok çarpıcı, etkileyici.Şehit aileleri nasıl karşılıyorlar?Acılarınızı yalnızca paylaşabilirim, teselli edemem diyorum: Bilin ki ben de büyük acı duyuyorum. Evladınız boş yere ölmedi. Bir kere şehit. Ulaşılabilecek en kutsal mertebeye erişmiş. Onun yeri cennet. O Kürt anne gibi, o da
Zaman
Ana Sayfa
02.06.2013
BenimdeteklifimbudeyinozamanBenim de teklifim bu deyin o zaman
Melih Arat - Çocukları özgür bırakırsak ne olur?
Zaman
01.06.2013
01:53
Hawai’nin Maui adasında 12 yaşında bir çocuk Dusty Payne (Dasti Peyn) sörf yapmayı çok seviyordu. Yakın arkadaşlarıyla birlikte sörf tahtasının üstünden hiç inmiyordu. Yaşı biraz ilerlediğinde babası, Dusty’ye ne meslek seçeceğini sordu.Dusty “Profesyonel bir sörfçü olacağım.” diye cevap verdi. Babası “Sörf bir meslek değil.” deyince, “Hayır baba, bu profesyonel bir meslek ve ben profesyonel bir sörfçü olacağım.” diye kararlı bir cevap verdi. Babası çok gönüllü olmasa da Dusty’nin bu tercihine saygı gösterdi. Dusty ve arkadaşları, kendilerini sörf üstünde geliştirebilmek için ellerinden geleni yaptılar. Bu tür sporlarda defalarca düşersiniz ve her şeye baştan başlarsınız. Belirli bir harekette ustalaşmak, başarısızlık ve hatayla dost olmayı gerektirir. Dusty ve arkadaşları bir taraftan idman yapıyor, bir taraftan da dünya şampiyonlarının videolarını kare kare inceleyip analiz ediyorlardı. Bununla kalmıyor, kendi performanslarını da videoya çekiyor, sörf tahtasının üstündeyken hangi hareketlerin işe yaradığını, hangilerinin yaramadığını keşfediyorlardı. Saatler, günler ve yıllar alan çalışmaya bambaşka bir yaklaşım getirmek için farklı spor dallarındaki sporcuları da incelediler. Rüzgar sörfçülerinden, kaykaycılardan, dağ bisikletçilerinden ve moto-crossçulardan neler öğrenebileceklerine baktılar. Moto-crossçuların “Süpermen hareketi” dedikleri, tamamen havadayken sürücünün sadece motorun gidonlarını tuttuğu bir hareketi, sörf tahtasına uyarladılar. Böylece sörf sporuna “hava sörfü” diye bir teknik kattılar. Dusty ve arkadaşları daha iyi sörf yapmak için ölürken, aileleri de endişeden ölüyorlardı. Bir tarafta ya bütün bu çabalar hiçbir yere varmazsa endişesi diğer tarafta da denizde bir kaza olur çocuklarını kaybederlerse endişesi… Sörf bireysel bir spor olduğu için bu çocuklardan bir tanesi şampiyon olacaktı. Bu çocuklar yardımlaşmalarına rağmen bir taraftan da rekabet ediyordu. Sonunda en önce Dusty, ardından da her bir arkadaşı dünya sörf şampiyonu oldular. Dusty Payne kendisine ne iş yapıyorsun, diye soranlara emlakçıyım, diyor; çünkü yer satıyor, ama sattığı yer Hawai adasından arsa değil, sörf tahtasının üstünden santimetrekareler… Dusty ve arkadaşları aldıkları sponsorluklarla milyoner olmuş durumda. Bu ilginç hikayeyi video görüntüler eşliğinde Amerikan Eğitimciler Derneği’nin 2013 Mayıs’ındaki Dallas’taki toplantısında ikinci günün baş konuşmacısı John Seely Brown anlattı. Xerox firmasının uzun yıllar araştırma-geliştirme merkezinin beyni olmuş olan John Seely Brown yukarıdaki gençlerin öyküsünü şu şekilde analiz etti. Bu çocuklar sürekli olarak sorguluyordu; ama bu sorgulama sadece zihinsel değil, eylem dolu bir sorgulamaydı. Brown buna eylem olarak merak diye niteliyor. Bu çocuklar sürekli olarak birbirleriyle derin bir bağlantı içindeydi. Birbirlerini kalben dinliyor ve yaptıklarına birlikte tam bir katılım gösteriyorlardı. Kendi performanslarını arkadaşlarından aldıkları geribildirimle geliştiriyorlardı. Üstün performans “pohpohlamayla değil,” acıtan eleştirileri dikkatle dinleyip onları geliştirerek elde edilir. Dolayısıyla bu grubun özelliği hem olanı iyisiyle kötüsüyle eleştirmeleri, hem de gelen eleştirileri düşmanlık olarak değil, iyileştirme önerisi olarak algılamalarıydı. Dördüncü önemli özellikleri ise sörfü bir deneme yanılma tahtası olarak müthiş zevk aldıkları bir oyuna dönüştürmüşlerdi. John Seely Brown, “Mentorluk-Birebir öğretmenlik”,“Tersine mentorluk”, “Akran mentorluğu” ve klasik “Usta mentorluğu” kavramlarının 21. yüzyılda devrede olduğu ve performansı değiştirdiğinin altını çizdi. Gençler, kendilerinden yaşlılara bilgisayar ve internet gibi konularda mentorluk yapıyor. Yukarıdaki hikayede sörfçü gençler, kendi akranlarına mentorluk yapıyor ve elbette daha tecrübeliler daha acemi olanlara da klasik mentorluk yapıyorlar. Tabii burada dikkati çeken, özellikle yeni ortaya çıkan alanlarda “yeni bin yıl çocukları” denilen 2000 sonrası doğan çocukların biz yetişkinlere mentorluk yapacak bir noktaya gelmesi. Konuşmasında sıra dışı bir soru sordu: Google’ın kurucuları Larry Page and Sergey Brin, Amazon’un kurucusu Jeff Bezos, Wikipedia’nın kurucusu Jimmy Wales, Microsoft’un kurucusu Bill Gates ve ünlü aşçılık öğretmeni Julia Child’ın ortak noktası nedir? Bu insanların hepsi kutunun dışında düşünen, sıra dışı ve yenilikçi insanlardı. Ama bunları diğer insanlardan ayıran başlıca bir ortak özellikleri vardı. Bu ne olabilirdi. Okumaya devam etmeden cevabı biraz daha düşünün. Bu insanların hepsi Montesori okullarına gitmişlerdi. Çocukların özgür seçim yaptıkları, özgür faaliyetlere, keşfetmeye dayalı, üretkenliğin serbest bırakı
Zaman
Köşe Yazıları
01.06.2013
MelihArat-Çocuklarıözgür bırakırsakneolur?Melih Arat - Çocukları özgür bırakırsak ne olur?
Erdoğan: Alkol yasaklandı diyenler yalancı
Zaman
28.05.2013
16:49
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, TBMMdeki AK Parti Haftalık Grup Toplantısında geçen hafta Meclisten geçen alkol düzenlemesine yönelik eleştirilere cevap verdi. İki tane ayyaşın yaptığı yasa, sizin için muteber oluyor da inancın emrettiği bir gerçek, bir vakıa, niçin sizler için reddedilmesi gereken bir olay haline geliyor diyerek CHPyi eleştiren Erdoğan, bugün birçok hastalığın anasının alkol olduğunu vurguladı.AK Parti Haftalık Grup Toplantısında konuşan Erdoğan, alkol düzenlemesinin inancı nedeniyle yapıyor. İslam böyle emrettiği için yapıyor. şeklinde başka yerlere çekilmeye çalışıldığına dikkat çekti. Erdoğan, Bir defa secaat arz ederken sirkatin söylüyor. Yani hangi din olursa olsun, bir din yanlışı değil doğruyu emrediyor. Doğruyu emrediyorsa bunu din emrediyor diye karşısında mı duracaksın? İki tane ayyaşın yaptığı yasa, sizin için muteber oluyor da inancın emrettiği bir gerçek, bir vakıa, niçin sizler için reddedilmesi gereken bir olay haline geliyor? diye sordu.Düzenlemeyle hükümetin ortaya tercihler koyduğunu, alkolü veya sigarayı kökünden yasaklama gibi bir şeyin söz konusu olmadığını vurgulayan Erdoğan, Anayasamızın 58. maddesi, gençliğin korunması ile ilgili madde bizden önceki iktidarlar tarafından yapılmış ve bu maddenin uygulanmasına yönelik eksikleri giderecek bir adım atıyoruz. 2023, 2053 ve 2071 nesline böyle önemli bir zemini, böyle bir adımı atmak suretiyle iklim, atmosfer kazandırdığınız için ben burada emeği geçen tüm milletvekili arkadaşlarıma teşekkür ediyorum ifadelerini kullandı.ALKOL YASAKLANDI DİYENLER YALANCIAlkol düzenlemesini, çocuklar, gençler, sağlıklı nesiller yetiştirmek için yaptıklarını dile getiren Başbakan Erdoğan, Biz bu düzenlemeyi milli ve manevi değerleriyle huzur ve güvenlik içinde insanımızı geleceğe baksın diye yaptık. Bunların yanında biz bu düzenlemeyi Anayasanın bize yüklediği, gençleri zararlı alışkanlıklardan koruma vazifesinin bir gereği olarak yaptık. Hiç kimse bunu farklı yerlere çekmesin. dedi. Günlerdir yurt içinde ve dışında Türkiyede alkol yasaklandı diye propaganda yapıldığını vurgulayan Başbakan Erdoğan, Bir kere bunu söyleyenler en hafif tabiriyle yalancıdır. Biz hiçbir şeyi yasaklamadık, 10 buçuk yıldır hiç kimsenin yediğine içtiğine karışmadık. Bundan sonra da karışmayız, karışana da müsemma göstermeyiz. Bizim yaptığımız sadece ve sadece düzenlemedir. Üstelik bu düzenleme gelişmiş demokratik ülkelerdeki düzenlemelerin benzeri, hatta oradaki kısıtlamaların dahi gerisinde bir düzenlemedir. Bunlar hangi dünyada yaşıyorlar. Biz uzayda yaşamıyoruz, dünyada yaşıyoruz ve bu dünyada hangi ülkede ne oluyor ne bitiyor bunların hepsini yakından biliyoruz. değerlendirmesinde bulundu.Alkolün özendirilmesine tepki gösteren Erdoğan, bu konuda ilginç de bir örnek verdi: Arkadaşlarım aktardılar; daha bu hafta sonu bir piknik yerinde, baba çocuğunu parka getiriyor, salıncağa bindiriyor, elinde de bira şişesi. Senin çocukların önünde bunu yapmaya ne hakkın var? Hadi kendi çocuğuna karşı acımasız davranıyorsun da başka çocuklara bunu göstermeye, özendirmeye ne hakkın var? Aynı şekilde trafikte bu sebeple yaşadığımız acının haddi hesabı yok. Ölüm gelmeden önce tedbirimizi almaya mecburuz. Trafikte kazalar olduğu zaman şoför koltuğunun altında veya yanında şişeleri polislerimiz bulur. Evde anne feryat eder. Ama anne sen daha önce çocuğunun ne yaptığına hiç bakıyor muydun? Çocuk, genç kafayı buluyor, bu şekilde yola çıkıyor. Peki bir başka arabayla çarpıştığında o arabayı kullanan insan alkolik değil. Ama bu alkolik. Bu kaza neticesinde alkolik olmayan insanın ne günahı var. Bir devlet olarak biz buna karşı bir tedbir almak zorunda değil miyiz? Bu ülkede trafik terörü denilen bir vahşet var. Bu trafik terörüne karşı tedbirimizi almamız lazım. Trafik terörünün de en önemli sebeplerinden bir tanesi alkollü olarak araç kullanmaktır. Bunlara biz seyirci mi kalalım tedbirlerimizi almayalım mı? Bu tarihi bir adımdır. İnanıyorum trafik kazalarını da ciddi manada azaltacaktır. Hastalıklarda ciddi bir düşüş kaydedilecektir. Bunları da zaman zaman açıklama imkanını bulacağız. NE OLDU BİTTİSİ, KAÇ YILDIR BUNUN ÜZERİNDE ÇALIŞIYORUZBazı sokaklarda, caddelerde belli bir saatten sonra çocukların, kadınların dolaşma imkanının olmadığını anlatan Erdoğan, bu konuda kendi yaşantısından örnek verdi: Ben İstanbulda büyüdüm. Üstelik Kasımpaşada doğdum, büyüdüm. Beyoğlunu çok iyi bilirim, caddelerini, ara sokaklarını çok iyi bilirim. Oralarda nelerin olup bittiğini çok iyi bilirim. Dolayısıyla bu konularda deneyimim iyidir. Tüm bunlara karşı ne gibi tedbirler alınması gerekir? Bu konuda bazı köşe yazarları onu yazıyor, bu bir oldu bittiye getirilmemeliydi diyor. Ne oldu bittisi ya? Biz kaç yıldır bunun üzerinde çalışıyoruz ve bütün bu çalışmalardan sonra biz bu noktaya geldik. İşlerine geld
Zaman
Son Dakika
28.05.2013
ErdoğanAlkolyasaklandıdiyenleryalancıErdoğan Alkol yasaklandı diyenler yalancı
Dünyanın en ilginç kaza görüntüleri
Haber7
30.04.2013
18:06
Dünyadan yok artık dedirten ilginç trafik kazalarının şaşırtan kareleri
Haber7
Son Dakika
30.04.2013
DünyanınenilginçkazagörüntüleriDünyanın en ilginç kaza görüntüleri
Rusya’da kaporta tamirinde ilginç metod
Zaman
27.02.2013
12:14
Rusyada en ilginç araba tamiri amatör kameraya yansıdı.Kaza sonucunda sağ tarafı içeri çöken bir aracı tamir etmek için Rus usta ilginç bir yöntem buldu. Usta hurdaya dönen aracın yan tarafını düzeltmek için halatla kendi aracına bağlayarak çekiyor. Ülkede internete düşen görüntü büyük ilgi çekti. (CİHAN)»»
Zaman
Son Dakika
27.02.2013
Rusya’dakaportatamirindeilginçmetodRusya’da kaporta tamirinde ilginç metod
Rusya’da kaporta tamirinde ilginç metod
Haber3
27.02.2013
12:06
Rusya’da en ilginç araba tamiri amatör kameraya yansıdı. Kaza sonucunda sağ tarafı içeri çöken bir aracı tamir etmek için Rus usta ilginç bir yöntem buldu.
Haber3
Son Dakika
27.02.2013
Rusya’dakaportatamirindeilginçmetodRusya’da kaporta tamirinde ilginç metod
Mahremiyet algısı
Milli Gazete
31.10.2012
11:52
Türkiye televizyonlarının en önemli hastalığı format kısırlığı problemiyle baş başa olmasıdır. Birçok program ya yabancı formatlardan devşirilmiştir ya da devşirilen bu programın taklit versiyonudur. Türk insanının kendi örfüne, ananesine ve kültürel kodlarına yönelik bir program üretebilen program yapımcısı hemen hemen yok gibidir. Es kaza üretilen programların da örfümüze, ananemize ve mahremiyet anlayışlarımıza tamamen ters unsurları, bu programın bütünlüğüne gölge düşürmesi kaçınılmaz bir son olarak karşımıza çıkmaktadır. Kanal D ekranlarında uzunca süredir oyuncu İlker Ayrıkın sunduğu bir program yayınlanıyor: Ben Bilmem Eşim Bilir. Program format olarak çok basit ama izlenebilir bir nitelik taşıyor. Dört eşin bir arabayı kazanabilmek için verdiği mücadelede, ilginç oyunlar kurgulanıyor, bu oyunların eşler tarafından yerine getirilmesi çabası izleniyor. Ama programın çok büyük bir kusuru var. Programın sonunda finale kalan iki aile, stüdyoya doluşturulan kadın-erkek mankenlerin içinden seçerek, arabayı tıka basa doldurmaya çalışıyorlar. Diyeceksiniz ki, Ne var bunda?... Hiç de öyle değil! Dışardan bakıldığında arabayı kazanabilmek için yapılan bu oyun çok masum görünebilir. Hiç düşünüyor musunuz, 20 tane kadın erkek bir arabanın içine hangi şartlarda doluşurlar? Hiçbir mahremiyet anlayışı olmaksızın, bir arabanın içinde nasıl tıkış tıkış olabilirler? Diyelim ki, hepsi de bayan ve bu bayanları arabanın içine doluşturdular. Olabilir! Ya da hepsi de erkek bir arabanın içine doluşturdular. Bu da olabilir! İyi de kardeşim, bayan erkek karışık 20 tane vatandaşı hangi akla hizmet ederek bu arabanın içine doluşturabilirsiniz? Siz de hiç mahremiyet algısı yok mu?... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
31.10.2012
MahremiyetalgısıMahremiyet algısı
2012'nin en ilginç videoları
Samanyolu Haber
02.08.2012
11:33
Kimi zaman bir kaza, kimi zaman çılgınca bir gösteri......

İşte son dönemlerde internette en çok izlenen ve beğenilen ilginç bir o kadar da aksiyon dolu o görüntüler... ...
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.08.2012
2012ninenilginçvideoları2012nin en ilginç videoları
Sivas Emniyet Müdürü'nden '1 Nisan' uygulaması
Zaman
01.04.2012
17:34
Sivas Emniyet Müdürü Ahmet Kemal Seyhanın, trafik kazasında ekiplerin kaza yerine en kısa sürede ulaşmasını sağlamak amacıyla yaptırdığı uygulama, polisler ve basın mensuplarınca gerçek zannedilince ilginç görüntüler ortaya çıktı.
Zaman
Son Dakika
01.04.2012
Sivas/">SivasEmniyetMüdüründen1NisanuygulamasıSivas-Emniyet-Müdüründen-1-Nisan-uygulaması/">Sivas Emniyet Müdüründen 1 Nisan uygulaması
Halatla çekilen otomobil MOBESE'ye takıldı
Samanyolu Haber
09.03.2012
23:26
Burdurda meydana gelen trafik kazaları MOBESE kameralarına saniye saniye yansı...

Kameraların kaydettiği en ilginç olay ise bir kişinin halatla otomobilini çekmesi oldu. Burdur kent merkezine yerleştiren kameraların kaydettiği kaza anları pes dedirtti. Son bir ay içerisinde meydana gelen onlarca kaza, saniye saniye MOBESE...
Samanyolu Haber
Son Dakika
09.03.2012
HalatlaçekilenotomobilMOBESEyetakıldıHalatla çekilen otomobil MOBESEye takıldı
En ilginç fotoğraf kazaları!
İnternet Haber
17.01.2012
03:04
İnternetteki en ilginç fotoğraf kazalarını sizler için derledik

Devamı İçin Tıklayınız...
İnternet Haber
Son Dakika
17.01.2012
EnilginçfotoğrafkazalarıEn ilginç fotoğraf kazaları
Kaptan geminin battığından habersiz
Milliyet
16.01.2012
14:09
İtalya gazeteleri, Toscana açığında kaza yapan Costa Concordia adlı kruvaziyer gemisinde yaşanan ilginç ayrıntıları aktarmaya devam ediyor. ...


Milliyet
Dünya
16.01.2012
KaptangemininbattığındanhabersizKaptan geminin battığından habersiz
14:01 Kaptan geminin battığından habersiz
Milliyet
16.01.2012
14:09
İtalya gazeteleri, Toscana açığında kaza yapan Costa Concordia adlı kruvaziyer gemisinde yaşanan ilginç ayrıntıları aktarmaya devam ediyor. ...


Milliyet
Son Dakika
16.01.2012
1401Kaptangemininbattığındanhabersiz1401 Kaptan geminin battığından habersiz
Sabri, Recep İvedik'e karşı!
Milliyet
11.01.2012
12:55
Galatasaraylı Sabri ile komedyen Şahan Gökbakar arasında ilginç diyaloglar yaşandı Sabri Sarıoğlu, Galatasarayın 2-0 geriden gelip 4-2 kaza...


Milliyet
Spor
11.01.2012
SabriRecepİvedikekarşıSabri Recep İvedike karşı
12:47 Sabri, Recep İvedik'e karşı!
Milliyet
11.01.2012
12:54
Galatasaraylı Sabri ile komedyen Şahan Gökbakar arasında ilginç diyaloglar yaşandı Sabri Sarıoğlu, Galatasarayın 2-0 geriden gelip 4-2 kaza...


Milliyet
Son Dakika
11.01.2012
1247SabriRecepİvedikekarşı1247 Sabri Recep İvedike karşı
En güzel bowling kazaları
İnternet Haber
02.01.2012
14:16
Talihsiz, komik, birbirinden ilginç kaza görüntüleri...

Devamı İçin Tıklayınız...
İnternet Haber
Son Dakika
02.01.2012
EngüzelbowlingkazalarıEn güzel bowling kazaları
Atatürk Havalimanı’nda kuş zirvesi
Türkiye Gazetesi
05.08.2011
02:41
> Havalimanı etrafında bulunan kuşlar, çarptıkları kokpit camını parçaladılar.> Cemil Yıldız İSTANBUL Kuşların göç yolu üzerinde bulunan Atatürk Havalimanı’nda, havayolu şirketleri ve idari birim yetkilileriyle Havayolu Operatörleri Komitesi Acil Durum toplantısı yapıldı. Atatürk Havalimanı İtfaiye Müdürü Hacı Yusuf Akbaş katılımcılara, terminaller, apron ve pistlerde yaşanabilecek kaza ve tehlikelere karşı müdahale şekillerini anlattı. Toplantının en ilginç konusu ise pilotların korkulu rüyası kuşlardı. Akbaş, uçakların Atatürk Havalimanı’nda özellikle iniş ve kalkışlarda meydana gelen kuş çarpmalarından doğan hasarları slaytlarla gösterirken mücadeleye ilişkin bilgiler de verdi. Akbaş “Yolcular güvende olsun diye 24 saat kuşlarla ...
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
05.08.2011
AtatürkHavalimanı’nda/">Havalimanı’ndakuşzirvesiHavalimanı’nda-kuş-zirvesi/">Atatürk Havalimanı’nda kuş zirvesi
Dünyanın en garip trafik kazaları!
Haber7
04.08.2011
13:42
En ilginç trafik kazaları! Her sürücünün en korktuğu şeydir kaza yapmak. Ancak bu fotoğraflar Hadi canım böyle kaza olur mu? dedirtiyor. İşte muhtelif noktalarda meydana gelen trafik kazaları
Haber7
Son Dakika
04.08.2011
DünyanınengariptrafikkazalarıDünyanın en garip trafik kazaları
Dünya'nın en garip trafik kazaları!
Haber7
04.08.2011
13:33
En ilginç trafik kazaları! Her sürücünün en korktuğu şeydir kaza yapmak. Ancak bu fotoğraflar Hadi canım böyle kaza olur mu? dedirtiyor. İşte muhtelif noktalarda meydana gelen trafik kazaları
Haber7
Son Dakika
04.08.2011
DünyanınengariptrafikkazalarıDünyanın en garip trafik kazaları
En çok trafik kazasını onlar yapıyor!
İnternet Haber
03.07.2011
12:04
Emniyet Genel Müdürlüğünün Trafik Kaza İstatistiklerinde çok ilginç bilgiler ortaya çıktı.

Devamı İçin Tıklayınız...
İnternet Haber
Son Dakika
03.07.2011
EnçoktrafikkazasınıonlaryapıyorEn çok trafik kazasını onlar yapıyor
En çok trafik kazasını kimler yapıyor!
İnternet Haber
03.07.2011
10:39
Emniyet Genel Müdürlüğünün Trafik Kaza İstatistiklerinde çok ilginç bilgiler ortaya çıktı.

Devamı İçin Tıklayınız...
İnternet Haber
Son Dakika
03.07.2011
EnçoktrafikkazasınıkimleryapıyorEn çok trafik kazasını kimler yapıyor
En İlginç Kaza Anları
Haber3
29.06.2011
16:45
İşte Haziran ayından video paylaşım sitelerinde izleyicilerle paylaşılan en ilginç kaza videoları.
Haber3
Son Dakika
29.06.2011
EnİlginçKazaAnlarıEn İlginç Kaza Anları
‘Bana bakarken kaza yaptılar’
Gazete Şok
14.06.2011
03:16
Küçük Sırlar dizisiyle gündemde olan Burak Özçivit, hayranlarıyla yaşadığı en ilginç anısı anlattı.. Özçivit, “Hayranlarım bana bakarken 2-3 kez kaza yaptılar. Trafikte bana bakarken öndeki a...
Gazete Şok
Son Dakika
14.06.2011
‘Banabakarkenkazayaptılar’‘Bana bakarken kaza yaptılar’
Obama'ya bariyer sürprizi
NTV
24.05.2011
12:38
Dünyanın en iyi korunan devlet lideri Obamanın güvenlik önlemleriyle ünlü makam aracı ilginç bir kaza atlattı.
NTV
Dünya
24.05.2011
ObamayabariyersürpriziObamaya bariyer sürprizi
En çok kaza hangi gün ve saatte oluyor?
İnternet Haber
16.05.2011
15:52
Uzmanlar, kazaları meydana geldiği zamana göre sınflandırarak Trafik Kaza İstatistiklerini raporlaştırdı İşte o raporlardan çıkan ilginç sonuç

Devamı İçin Tıklayınız...
İnternet Haber
Son Dakika
16.05.2011
Ençokkazahangigünvesaatteoluyor?En çok kaza hangi gün ve saatte oluyor?
Cenazeleri köylülerin bulması ilginç
Samanyolu Haber
02.04.2011
14:47
Muhsin Yazıcıoğlunun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, helikopter kazasıyla ilgili hukuk içerisinde kalarak hakkını arayacağını söyledi.

Kahramanmaraşta 2 yıl önce geçirdiği helikopter kazasında yaşamını yitiren Büyük Birlik Partisinin (BBP) kurucu lideri merhum Muhsin Yazıcıoğlunun eşi Gülefer Yazıcıoğlu, helikopter kazasıyla ilgili hukuk içerisinde kalarak hakkını arayacağını söyledi. Muhsin Yazıcıoğlunun memleketi Şarkışlaya gelen Gülefer Yazıcıoğlu, burada AA muhabirine açıklamada bulundu. Eşi ile kazadan 15-20 dakika önce telefonla görüştüğünü, kaza haberini de televizyondan öğrendiğini belirten Gülefer Yazıcıoğlu, Bana hiçbir şeyi yok, sadece kırıkları var denildi. Oysa hayatta olsaydı, iki eli kanda da olsa, yaptığı her kazada olduğu gibi yine beni arar, mutlaka bilgi verirdi dedi. Olayın ardından endişe duyduğu için memleketi Kahramanmaraşa kızıyla birlikte gittiğini, ancak fiyaskoyla karşılaştığını ifade eden Yazıcıoğlu, Oluşturulan kriz masası bir fiyasko, başı boşluk lakaytlık, insanlar oradan oraya koşuyor, ben de onlarla birlikte gidiyorum. Orada diyorlar, oraya şurada diyorlar, şuraya gidiyordum diye konuştu. Yazıcıoğlu, aramalar sırasında polislerin Göksunda durması üzerine ne oluyor? diye sorduğunu belirterek, şunları anlattı: Köksal Toptan bey gelecek dediler. Onların yolunu kestim, onlara, hani bizim devletimizin teröristleri biri bizi gözetliyor evinde olduğu gibi, bizi takip ediyordu, onları takip ediyordu, ısıya duyarlı termal kameralı helikopterlerimiz, onlarımız, şunlarımız vardı. Bütün bunlar vardı, niye yok? dedim. KÖKSAL TOPTAN GENELKURMAY BAŞKANIYLA GÖRÜŞTÜ Yazıcıoğlu, yanındayken Köksal Toptanın Genelkurmay Başkanını aradığını ancak yapılan görüşmeyi kendisinin aktarmak istemediğini belirterek, Çünkü kendisinin aksettirmesini isterim. Genelkurmay Başkanı ile konuşan kendisi, kendi de bana arabanın içerisinde aktardı dedi. Konuşması halinde bazı insanların galeyana gelebileceğini, Muhsin Yazıcıoğlunun da hayatta olması halinde bunu istemeyeceğini dile getiren Yazıcıoğlu, şöyle dedi: Hukuk içerisinde kalarak, hukuk çerçevesinde işi götürmek istedim. Çünkü başkan ülkesinde kavgadan, gürültüden hoşlanmayan bir insandı. Nihayetinde ben de başkan olsa ne yapardı? diyerek başkan gibi düşündüm, başkan gibi davrandım. Uzun süren arama çalışmaları sonucunda helikopterin enkazına ve cenazelere ulaşıldığını anlatan Yazıcıoğlu, enkazı ve cenazeleri köylülerin bulmasını ilginç karşıladığını söyledi. Çişni ve Kızılöz köylerinin enkazın olduğu bölgeye çok yakın olduğunu ifade eden Yazıcıoğlu, şunları söyledi: Oraya en yakın mıntıka. Döngel köyü çok çok uzak bir köy, oraları siz bilmezsiniz, ben çok iyi biliyorum. Çok uzak bir nokta. Oradan köylüler, 4-5 saat diyeyim en fazla, kış şartlarında o gittikleri yere Kızılöz gibi en yakın noktadan Türkiyenin özel kuvvetleri 24 saate yakın bir süreçte ulaşamadı. Bu nasıl bir işti anlayamadım. Nasıl gidemediler, onu da anlayamadım. Bana soracak olursanız, aramadılar ve kurtarmadılar. Arama-kurtarma çalışmalarını yeterli bulmayan Yazıcıoğlu, şunları söyledi: Antalyada bir dağcı kayboldu, ne oldu? Bir tane telefonla tak diye buldular. İsteyince buluyorlar. Ama bize gelince, bu ülkede her şey Muhsin Yazıcıoğluna gelince, her şey kurudu, bitti, yok oldu. Bütün imkanlar, onlar, bunlar yok oldu. Dolayısıyla hukuk içerisinde kalarak hakkımı arıyorum. Hukuku çiğnememi mi istiyorlar. Ben çiğnemek istemiyorum, çiğnemeyeceğim de. Bunu kimse başaramayacak, çünkü ben kimsenin çoluğunu çocuğunu sokağa dökemem. Hepsi ana kuzusu, onların iyi bir eğitim alması lazım, okuması lazım, onlar bizim geleceğimiz. Geleceğimiz olan çocukların sokaklara dökülüp kavga, gürültü içerisinde olmasını asla istemem ve izin vermem. Kazanın ardından olayı takip sürecinin başladığını, aradan iki yıl geçtiğini hatırlatan Yazıcıoğlu, Önemli bir anekdot düşeyim. Biz Türkiyede bir ilki başardık. Çünkü bu ülkede Cumhurbaşkanları öldü şaibeli, komutanlar öldü şaibeli ve hiçbir şey yapılmadı. Biz iki kere Meclis Araştırma Komisyonunu kurdurduk. Devlet Denetleme Kurulunu göreve çağırdık diye konuştu. Yazıcıoğlu, bütün bunları hükümetin kendiliğinden yapmadığını ifade ederek, Allah razı olsun Yalçın başkandan da Mustafa Destici beyden. Çünkü elim ve ayağım oldular. Ben onlar olmadan bu süreci de tek başıma götüremezdim. Çünkü tek başımaydım. Bu süreci o ikisiyle takip ettim. Partideki arkadaşlarla takip ettim. Onun dışında takip ettim, bilmem ne diyen olursa yalan söyler. dedi. Meclis Araştırma Komisyonu ve Devlet Denetleme Kurulunun (DDK) kazayla ilgili araştırmalar yapması konusunu ısrarlı bir şekilde talep ettiklerini belirten Yazıcıoğlu, İyi ki talep ettik, sonucunu da görüyoruz işte. Tatmin ediyor mu? Beni çok tatmin etmiyor. Nedenini de söyleyeyim, çünkü bu 800 sayfalık DDKnın raporunda muallakta bırakılmış maddeler de var, işte daha sonucu alınmamış, bir takım şeyler açıklığa kavuşturulmamı
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.04.2011
CenazeleriköylülerinbulmasıilginçCenazeleri köylülerin bulması ilginç
Jandarma karakolunun güvenliği alt geçit kapattırdı, yayalar karayoluna çıktı
Samanyolu Haber
29.03.2011
12:51


Samsunun Çarşamba ilçesine bağlı Dikbıyık beldesinde, olası bir terör saldırısına karşı ilginç bir tedbir alındı. Kuruluşundan bu güne kadar hiçbir terörist eylemin yaşanmadığı beldenin tek alt geçidi, güvenlik gerekçesiyle yayaların kullanımına kapatıldı. Giriş ve çıkışlarına demir parmaklıklar örülen alt geçit, kullanılamaz hale gelince yayalar karayolunu kullanmaya başladı. Can güvenliklerinin tehlikeye düştüğünü ifade eden vatandaşlar alt geçitlerinin tekrar açılmasını istiyor. Asayiş olayları bakımından ilin en sakin beldelerinden biri olan Dikbıyık beldesi, Samsuna 27. kilometre uzaklıkta bulunuyor. Samsun-Ordu karayolunun, beldenin ortasından geçmesi sebebiyle yaklaşık 15 yıl önce insanların karşıdan karşıya geçişlerinde can güvenliğinin sağlanması amacıyla 300 bin TL harcanarak alt geçit yaptırıldı. Çoğu vatandaş tarafından kullanılan alt geçit, yanında bulunan Dikbıyık Jandarma Karakol Komutanlığının güvenliği gerekçe gösterilerek yayaların kullanımına kapattırıldı. Alt geçidin kapattırılmasında, bir süre önce Samsun İl Trafik Komisyonuna dilekçe ile başvuruda bulunan karakol komutanlığı yetkililerinin, alt geçidin karakolun yanında bulunması ve askerlerin güvenliklerini tehlikeye düşürebileceğini gerekçe göstermesinin etkili olduğu öğrenildi. Başvuruyu değerlendiren komisyonun da geçidin demir parmaklıklarla geçişe kapatılmasına karar verdiği belirtildi. Kapatılma kararı sebebiyle Karayolları 7. Bölge Müdürlüğü alt geçidi rehabilite etmek ve fiziki şartlarını iyileştirmek amacıyla yapacağı ihaleyi askıya aldı. Alt geçidin güvenlik sebebiyle kapatılmasına bir anlam veremeyen belde halkı, uygulamayı garip buldu. Bu yüzden karşıdan karşıya geçmek için karayolunu kullanmak zorunda kaldıklarını ifade eden vatandaşlardan emekli Sedat Aras, Devamlı burayı kullanıyordum. Bundan bir kaç gün evvel girdim ve diğer taraftan çıkarken baktım ki ağzı kapanmış. Geri dönmek de işime gelmedi. Bu kez eğilerek zorla çıktım. Ben üzeri sağlam ve güzel bir şekilde dizayn edilecek sandım. Meğersem öyle değilmiş, kapatılıyormuş. Bu kadar masraf edilmiş, insanların faydasına sunulmuş bir eser. Öyle oldu bitti ile kapatılmasına üzüldüm. Başka bir alternatif düşünülse daha iyi olurdu. Şu an karşıya geçişte can güvenliğimiz yok. Yaşlı insanlar, çocuklar, kadınlar var. Burasının uygun bir şekilde hizmete açılmasını istiyorum. Yarın kaza olursa ne olacak. dedi. Beldede terör eylemlerinin olma ihtimalinin bulunmadığını ifade eden esnaf İsmail Ok, Bu alt geçit yapılalı 15 sene oldu. Hiçbir şey olmadı, olma şansı da yok. Neymiş karakolun güvenliği gerekçesiyle alt geçit kapatılıyormuş. Yani buraya dünyanın yatırımı yapıldı. Zamanında alt geçit yapılacak diye iş yerlerimizi yıkıp yeniden yaptık. Halk bütün fedakarlığını yaptı. Şimdi bir karakolun güvenliği diye kapatılıyor. Yapacak olan adam yoldan geçerken de yapar. Buna bir anlam veremedik. diye konuştu. Dikbıyık Belediye Başkanı Kemal Ayan ise alt geçidin kapatıldığını sonradan öğrendiğini belirterek, kapatılmasını yanlış olduğunu kaydetti. Başkan Ayan, Merkez mahallemizin camisi karşıda olduğu için halkımızın alt geçide ihtiyacı olduğunu biliyoruz. Seçilmiş belde halkının belediye başkanından habersiz, jandarmanın talebiyle buranın kapatıldığını gördüm. Bu güvenlik gerekçesiyle değil, karakol komutanımızın işgüzarlığından. Ben burada doğdum, büyüdüm, alt geçit epey zamandan beri vardı, böyle aksi bir şey yaşanmamıştır. Bizim buralarda terörist olmamıştır, olamaz zaten. Bu da nereden çıktı bilemiyorum. Yani insanlar tutup oradan geçmemiş olsa, araçların önünden geçecekler. Bu da tehlike arz edecektir. Onun için bir terörist lafıdır, gelir bizi burada tarar, şunu bunu yapar diye gelip geçenlere konuşuyor. Ama ben bunu asla kabul etmiyorum. Konuyu Sayın Valimizle görüşeceğim. ifadelerini kullandı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
29.03.2011
JandarmakarakolunungüvenliğialtgeçitkapattırdıyayalarkarayolunaçıktıJandarma karakolunun güvenliği alt geçit kapattırdı yayalar karayoluna çıktı
'Komutan süs kabağı değildir'
Samanyolu Haber
24.03.2011
06:41
Tuğgeneral Orhan Çınar, komutanı olduğu tugaydaki askeri araçların sık sık kaza yapması sonrası ilginç bir uyarı yöntemi geliştirdi.

KAMİL MAMAN - YENİ ŞAFAK Araçların ön camlarının kenarına süs kabağı fotoğrafıyla birlikte Araç komutanı süs kabağı değildir yazısı asma talimatı verdi. Askeri araçların yolcu koltuğunun sağ ön kısmına süs kabağı fotoğrafı bulunan talimat yerleştirildi. Bu uygulamaya neden olan olayın, askeri bir aracın ineğe çarpması olduğu iddia ediliyor. Buna göre, tugaya ait bir askeri araç, 21 Eylül 2010da, Sakaryanın Taşkısığı bölgesinde bir ineğe çarparak maddi hasarlı trafik kazasına neden oldu. Kazayı öğrenen Sakarya 1. Motor Piyade Tugay Komutanı Tuğgeneral Orhan Çınar, kızgınlığını gizleyemedi. Personele sözlü emir vererek karargahtaki bütün askeri araçların ön camlarına, süs kabağı resmi ile birlikte Araç komutanı süs kabağı değildir yazısının asılmasını istedi. Tugay komutanının kararını ilk önce şaşkınlıkla karşılayan askeri personel, daha sonra süs kabağı fotoğrafını PVC yaparak bütün araçlara yapıştırdı. Sadece ön yolcu koltuğunda oturan araç komutanının göreceği şekilde yerleştirilen uyarı yazısı, dışarıdan bakıldığında fark edilemiyor. Kazalara karşı dikkat! Askeri araçların sık sık kaza yapması sonrası böylesine ilginç bir yönteme başvuran Tugay Komutanı Tuğgeneral Orhan Çınar, uyarıyla birlikte kaza sayısının azalacağını umuyor. Çınarı, en son bir aracın ineğe çarpması çileden çıkarmış.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.03.2011
KomutansüskabağıdeğildirKomutan süs kabağı değildir
Dehşete düşüren itiraf: Yazıcıoğlu...
Samanyolu Haber
06.02.2011
12:45
Ölümü kaza değildir, sabotaj olduğunu kesin olarak bilmekteyim Bu şok sözler kime ait derseniz...

Muhsin Yazıcıoğlunun hayatını kaybettiği helikopter kazasının Ergenekon Terör Örgütü ile bağlantısı araştırılıyor. Silivri Cumhuriyet Savcısı Nejat Çakırın, Ergenekon sanığı Erol Ölmezin, Muhsin Yazıcıoğlunun suikast sonucu hayatını kaybettiği yönündeki iddialarına yönelik açıklamalarının ardından tanık sıfatıyla ifadesini aldığı ortaya çıktı. Silivri Cumhuriyet Başsavcılığı; Erol Ölmezin tanık ifadesini, Muhsin Yazıcıoğlunun ölümüyle ilgili soruşturmayı yürüten Kahramanmaraş Cumhuriyet Başsavcılığına gönderdi. Erol Ölmezin, Silivri Cezaevinde tutuklu iken Savcı Nejat Çakır tarafından ifadesi alınmış. Erol Ölmez; Muhsin Yazıcıoğluna sabatojın kimin tarafından nasıl ve ne şekilde işlendiği konusunda bilgi vermesinin mümkün olmadığını belirterek, ?Muhsin Yazıcıoğlunun ölümü kaza değildir, sabotaj olduğunu kesin olarak bilmekteyim ve bundan da eminim. 2007 yılının sonlarında Çerkez Ali kod adlı kişi ile ben ve siyasi bir milletvekili olan aynı zamanda bu kişi MİTle bağlantılı ve Amerikan bağlantılı olan şahısla, Muhsin Yazıcıoğlunun susturulması için Çerkez Ali isimli kişiye 10 milyon dolar para teklif edildiğini biliyorum çünkü ben toplantı olduğunda ordayım. Bu sabotaj olayı aslında 2008 yılında planlanmıştı? dedi. 2008 yılında Ergenekon furyası patlayınca 2009 yılında Muhsin Yazıcıoğluna sabotajın gerçekleştirildiğini iddia eden Erol Ölmez, ?Bu anlamda söyleyeceğim tek söz arkasında olan güçlerin kimliği ve bilgileri devlet konumuna sahip kişilerdir. Ancak bu şahısların isimlerini açıklamak istemiyorum çünkü şu an gizli kalmasından yanayım. Muhsin Yazıcıoğlunun helikopter kazası çok iyi planlanmış sabotajdan ibarettir. Kesinlikle ölümünün arkasındaki gerçekler kaza değildir ancak ben sabotajın hangi araçlar kullanılmak suretiyle gerçekleştirildiğini bilmiyorum? diye konuştu. Erol Ölmez, 1990 yılından 2007 yılının sonuna kadar Türkiye Cumhuriyeti Devletinde yaşanan bir çok üstü örtülmüş olaylar dahil olmak üzere kapanmış tüm konulara bire bir şahit olduğunu belirterek, ?Bunlar da yaşantımın gerçeğidir. Aslında 1998 yılından beri Ergenekon adlı bir oluşumun var olduğu doğrudur. Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu Ergenekonun sağ kanadını oluşturmaktadır. Bu özel birimin içinde istihbarat ve silahlı eğitim görmüş tetikçiler mevcuttur. Ben Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu liderliğini yaptım. Bu da tutuklandığım ana kadar devam etmekte idi. Bundan dolayı Türkiyede yaşanmış bir çok gerçekleri ve üstü örtülü dosyalara bire bir şahidim. Bunlarında en önemlisi 1992 yılında ben Bosna-Hersekten özel görev aldım. Ben Erol Ölmez olarak Bosna-Hersekte savaştım ve Bosna-Hersekten tutuklandığım ana kadar birçok aydınlanmayan, karanlıkta kalan tüm olayların birebir yaşamış şahidim. Bu da benim ifade vicdanen rahatsız olduğum konudur. Bunlar hakkında da geçici bir süre bilgi vermek istemiyorum? şeklinde konuştu. Erol Ölmez, Ergenekon Terör Örgütü soruşturması kapsamında 26 Ocak 2008 tarihinde tutuklanmış, 19 Ekim 2009 tarihinde tahliye olmuştu. Erol Ölmez, tanık ifadesinde ismi geçen ve Muhsin Yazıcıoğlunun susturulmasına yönelik toplantıya katıldığını iddia ettiği ?Çerkez Ali? hakkında ilginç bilgiler veriyor. Ölmez, 1990da askerken hayatının tamamen değiştiğini, usta birliğinde tanıştığı ?Çerkez Ali kod adlı kişi tarafından askerliğinin sonlandırılarak özel bir birimin içine aldığını iddia etmişti. Asıl adı ?Atakurlar olan birlikteki istihbarat ve silahlı kanatta yetiştirildiğini, ?İstanbul Avrupa yakası ve tüm Trakyanın başkanı olduğunu öne süren Ölmez, daha sonra 1998 yılında kurulan ?Ergenekon yapılanmasında görev aldığını ifade etti. Ölmez, dilekçesinde, ?Atakurlar ismine ekleme yapılarak ?Atakurtlar Cumhuriyet Ordusu. Ergenekonun sağ kolu olmuş, istihbarat ve silahlı kanadı oluşturulup Ergenekona dahil edilmiştir. Bu birim, şu anda olduğu gibi halen aktif haldedir. Ben çok özel olarak eğitim almış, en iyi şekilde yetiştirilmiş bir kişiyim. Atakurtlar Cumhuriyet Ordusunun bir askeriyim demişti. Ergenekon sanığı Erol Ölmez, Kahramanmaraştan Yozgata gitmek üzere havalanan helikopterin Kaş dağına çarparak düşmesi sonucu ölen Muhsin Yazıcıoğlunun suikasta kurban gittiğine yönelik Silivri Cumhuriyet Savcısı Nejat Çakıra tanık sıfatıyla ifade verdi. KENAN KIRAN / YENİAKİT
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.02.2011
DehşetedüşürenitirafYazıcıoğluDehşete düşüren itiraf Yazıcıoğlu
Toplam "99" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti