Habergec.Com Aranan Kelimeler:en mutlu emekli Değerlendirme: 10 / 10 347304
habergec.com
19.04.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

en mutlu emekli

Başbuğ, "Suçlamalara Karşı Gerçekler Kitabını İmzaladı
Haberler.com
05.04.2014
16:15
Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral Başbuğ: Son yıllarda yargı alanında yaşanan çirkinliklerin ortaya çıkmasında, bu kitabın en ufak bir katkısı olduysa eğer kendimi çok mutlu adledeceğim
Haberler.com
Güncel
05.04.2014
BaşbuğSuçlamalaraKarşıGerçeklerKitabınıİmzaladıBaşbuğ Suçlamalara Karşı Gerçekler Kitabını İmzaladı
İstatistikler Fener diyor
Zaman
19.03.2014
02:08
Süper Lig’de 25. hafta geride kalırken Fenerbahçe, 54 puanla ilk sırada. Sarı-Lacivertliler, tamamlanmayan Trabzonspor maçı kendi lehine tescil edildiğinde en yakın rakibi Galatasaray’la farkı 8’e çıkartıyor. 20 yılın istatistiklerine göre son 9 maça böyle bir avantajla giren hiçbir takım şampiyonluğu kaybetmedi.Süper Lig’in lideri Fenerbahçe, şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerliyor. Geçtiğimiz hafta sonu takipçileri Galatasaray ile Beşiktaş’ın rakipleriyle berabere kalması, Sarı-Lacivertlileri zirvede adeta tek başına bıraktı. Yarıda kalan Trabzonspor maçı 3-0 lehine tescil edildiğinde puanını 57’ye yükseltecek olan Kanarya, böylece Galatasaray’la farkı 8’e çıkartacak.25’inci haftası tamamlanan ligin son 9 maçına oldukça avantajlı giren Fenerbahçe, bu sezon mutlu sona ulaşacağından emin. Sadece 10 yılın istatistiklerine bakıldığında dahi Sarı-Lacivertlilerin artık kupayı kaçırması büyük sürpriz sayılacak. Zaten 10 sezonda 25. haftayı önde kapatan takımlar 7 kez şampiyonluk yaşamış, 3 defa da ikinci sıradaki ekip zafere ulaşmış. Ama bunların birinde puanlar eşit, diğer ikisinde ilk sıradaki ile ikinci arasında bir puan var. Fenerbahçe ise 10 yılın 5’inde 25. haftayı lider geçmiş. 4’ünde şampiyonluk kutlarken, ‘Denizlispor faciası’nın yaşandığı 2005-06’da kupayı Galatasaray’a kaptırmış.Fenerbahçe’nin 8 puanlık üstünlüğü göz önüne alındığında farkın kolay kolay kapanmayacağı çok açık. Zira son 20 yılda zirve mücadelesi takip edildiğinde 25. hafta itibarıyla bir takımın en yakın rakibine 8 fark atma durumu yalnızca 1999-2000’de görülmüş. Avrupa’da fırtına gibi esen, UEFA Kupası’nı müzesine götüren Galatasaray’ı, o yıl ligde de durdurmak pek mümkün olmamış. Sarı-Kırmızılılar, peş peşe 4. şampiyonluğu yaşadığı sezon, son 9 haftaya Beşiktaş’ın tam 11 puan önünde girmiş.Tabii Fenerbahçe şu an rahatlamış olsa da işi pek kolay değil. Tatil edilen Trabzonspor müsabakası hesaba katılmazsa Sarı-Lacivertlilerin, ligin ikinci devresinde özellikle deplasmanlarda kazanmakta zorlanması dikkat çekiyor. Kanarya’nın hâlâ, Gaziantepspor, Galatasaray, Beşiktaş, Akhisar Belediyespor ile Kayserispor olmak üzere birbirinden zorlu dış saha maçları var.Alex’ten Çanakkale Zaferi kutlamasıF.Bahçe’nin eski kaptanı Alex de Souza, sosyal medya aracılığıyla Çanakkale Zaferi’ni kutladı. Twitter hesabında, “Bir yabancı olarak, Türkiye’nin şanlı tarihine büyük saygı duyuyorum.” yazan Brezilyalı yıldız, Instagram’dan da Çanakkale Zaferi’ni anlatan bir resim paylaştı. Öte yandan, efsanevi oyuncu 1907 Fenerbahçeliler Derneği’nin düzenlediği “Adalete Fener Yak” kampanyasına destek oldu.Kanarya’da Musa Sow’a yoğun terapiErciyesspor maçının ikinci yarısında kaçırdığı goller sonrası duygusal anlar yaşayan Fenerbahçeli Musa Sow’a takım arkadaşları moral veriyor. Başta kaptanlar olmak üzere tüm oyuncuların Senegalli forveti teselli ettiği öğrenildi. Teknik Direktör Ersun Yanal’ın da başarılı golcünün pazartesi günü oynanacak Gaziantepspor karşılaşmasına konsantre olması adına özel bir görüşme yapacağı bildirildi.‘Başbakan, şike operasyonunun seçim sonrasına bırakılmasını istedi’Emekli İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, Bugün TV’de şike operasyonu hakkında açıklamalar yaptı. Başbakan Erdoğan’ın şike soruşturması konusunda her şeyi bildiğini belirten Yılmazer, “Bu sürecin tüm safhalarından Başbakan’ın haberi vardı. Önüne dosya konuldu. Çok memnun olmuş.” dedi. Başbakan Erdoğan’ın 3 Temmuz’daki operasyonun 12 Haziran 2011’de yapılan genel seçimler sonrasına bırakılması yönünde talimat verdiğini de kaydetti. Emekli emniyet mensubu, F.Bahçe Başkanı Aziz Yıldırım’ın ‘Cemaat’ iddiasına nasıl inandırıldığını anlamakta güçlük çektiğini, F.Bahçe’yi hedef almak gibi bir şeyin söz konusu olmadığını dile getirdi.
Zaman
Spor
19.03.2014
İstatistiklerFenerdiyorİstatistikler Fener diyor
Türkçe Olimpiyatları ABD'yi salladı
Zaman
10.03.2014
12:32
Uluslararası Türkçe Olimpiyatları için Amerikadan Türkiyeye gidecek Doğu Yakası finalistleri, muhteşem bir şölenle belirlendi. New Jerseydeki Felician College Auditoriumda gerçekleşen organizasyonda, yüzlerce öğrenci birinci olmak için kıyasıya yarıştı. Katılımın fazla olmasında dolayı çok sayıda davetli salona alınamazken, programı seyreden yüzlerce insan Türkçe yeteneklerini sergileyen öğrencileri ayakta alkışladı.Final programını Nurefşan Eygören ve 2011de yapılan 9ncu Türkçe Olimpiyatlarının şiir dalı birincisi Gürcistanlı Leila Kurbanovanın sundu.New Jersey Türk Kültür Merkezi (TCC) tarafından düzenlenen elemeler kapsamında, New York, New Jersey, Massachusetts, Connecticut, Pennsylvania gibi eyaletlerden gelen onlarca öğrenci, şarkı, şiir ve halk oyunları kategorilerinde gösteriler performanları ile seyircilere unutulmaz anlar yaşattı. Programın açılış konuşması yapan TCC New Jersey Başkanı Oğuzhan Şentürk, Türk dilini dünya geneline yaymak adına özveri ile çalışan tüm öğretmenleri tebrik etti. Öğrencilerde çok tatlı bir heyecan gördüğünü belirten Şentürk, organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür etti.TÜRKÇE OLİMPİYATLARI, İNSANLIĞI İSLAMA, MUHABBETE ISINDIRMA FAALİYETİDİRFinale katılan hocaların hocası olarak bilinin, tefsir uzmanı emekli Müftü Yahya Alkın ise Türkçe Olimpiyatlarının çok geniş dairede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Alkın, Dünya çapında yapılan bu hizmetlere, İslamın içinde ve dışında olan birçok yavrumuzu, evladımızı İslami ve insani değerlere alıştırma, sevdirme ve ısındırma faaliyeti olarak bakıyorum.dedi. İslamiyette müellefe-i kulübün (kalpleri İslama ısındıranlar) olduğunu ve bunun Resulallah (SAV) tarafından da tatbik edildiğini hatırlatan Yahya Alkın Hocaefendi, ayrıca bugün dünyanın farklı yerlerinde yapılan bu hareketlerin, birçok kabiliyetin ortaya çıkmasına, İslama ve insanlığa bir hizmet vesilesi olduğuna inandığını ifade etti.Şölene South Jerseyden izleyici olarak katılan Uğur Özdemir ise bir milleti millet yapan en iyi unsurlardan birinin dil olduğunu ifade ederek, Türkçemiz çok önemli. Türkçeyi ABDde öğretmeye çalışan fedakâr öğretmenlere çok teşekkür ediyoruz. Çok güzel bir gün yaşadık. dedi.Halk dansları dalında New Jerseyin Passaic şehri Yeşil Ördek oyunu ile birinci olurken, anadilde şiir kategorisinde birinci olan Brooklyn Amity School öğrencisi Zeynep Akpınar, Can Dündarın Bir Dostu Olmalı İnsanın adlı şiiri ise dinleyenlerin büyük beğenisini kazandı.Türkçe şiir kategorisinde de Osman Sarının Önde giden atlılar şiiriyle Pioneer Academy öğrencisi Mannela Iparragirre birinci oldu. Iparraguirre, dereceye girdiği için çok mutlu ve heyecanlı olduğunu söyledi. Yıllar önce öğrenci değişim programı ile Türkiyeye giden anne Ann Iparraguirre ise kızının 43 yıl sonra Türkçe şiir yarışmasında birinci olmasının kendisini çok sevindirdiğini belirtti. Amerikadaki en önemli toplumsal öğelerden birinin insanların birarada yaşayarak, kültürlerini paylaşabilmesi olduğunu söyleyen Iparraguirre, Türkçe Olimpiyatları da bunu yapıyor. Şiir, dans, şarkı aracılığı ile kalpler biraraya geliyor. şeklinde konuştu.Türkçe şarkı kategorisinde Pioneer Academy öğrencisi Meryem Konhodzic Kalp kalbe karşı derler adlı şarkıyla birinci olurken, İngilizce şarkı kategorisinde New Yorktan Tunasia Hurt, Rusça şarkı kategorisinde Brooklyn Amity Schooldan Ogulshat Amanova, Çince şarkı kategorisinde Pennsylvania dan Madeline Miller, İspanyolca şarkı kategorisinde New Jerseyden Alexander Harris birinci oldu.Dereceye giren öğrenciler, 10 Nisanda New Yorkta yapılacak olan tören ile ödüllerini alacak.(CİHAN)
Zaman
Dünya
10.03.2014
TürkçeOlimpiyatlarıABDyisalladıTürkçe Olimpiyatları ABDyi salladı
Türkçe Olimpiyatları ABD'yi salladı
Zaman
10.03.2014
12:32
Uluslararası Türkçe Olimpiyatları için Amerikadan Türkiyeye gidecek Doğu Yakası finalistleri, muhteşem bir şölenle belirlendi. New Jerseydeki Felician College Auditoriumda gerçekleşen organizasyonda, yüzlerce öğrenci birinci olmak için kıyasıya yarıştı. Katılımın fazla olmasında dolayı çok sayıda davetli salona alınamazken, programı seyreden yüzlerce insan Türkçe yeteneklerini sergileyen öğrencileri ayakta alkışladı.Final programını Nurefşan Eygören ve 2011de yapılan 9ncu Türkçe Olimpiyatlarının şiir dalı birincisi Gürcistanlı Leila Kurbanovanın sundu.New Jersey Türk Kültür Merkezi (TCC) tarafından düzenlenen elemeler kapsamında, New York, New Jersey, Massachusetts, Connecticut, Pennsylvania gibi eyaletlerden gelen onlarca öğrenci, şarkı, şiir ve halk oyunları kategorilerinde gösteriler performanları ile seyircilere unutulmaz anlar yaşattı. Programın açılış konuşması yapan TCC New Jersey Başkanı Oğuzhan Şentürk, Türk dilini dünya geneline yaymak adına özveri ile çalışan tüm öğretmenleri tebrik etti. Öğrencilerde çok tatlı bir heyecan gördüğünü belirten Şentürk, organizasyonda emeği geçen herkese teşekkür etti.TÜRKÇE OLİMPİYATLARI, İNSANLIĞI İSLAMA, MUHABBETE ISINDIRMA FAALİYETİDİRFinale katılan hocaların hocası olarak bilinin, tefsir uzmanı emekli Müftü Yahya Alkın ise Türkçe Olimpiyatlarının çok geniş dairede değerlendirilmesi gerektiğini ifade etti. Alkın, Dünya çapında yapılan bu hizmetlere, İslamın içinde ve dışında olan birçok yavrumuzu, evladımızı İslami ve insani değerlere alıştırma, sevdirme ve ısındırma faaliyeti olarak bakıyorum.dedi. İslamiyette müellefe-i kulübün (kalpleri İslama ısındıranlar) olduğunu ve bunun Resulallah (SAV) tarafından da tatbik edildiğini hatırlatan Yahya Alkın Hocaefendi, ayrıca bugün dünyanın farklı yerlerinde yapılan bu hareketlerin, birçok kabiliyetin ortaya çıkmasına, İslama ve insanlığa bir hizmet vesilesi olduğuna inandığını ifade etti.Şölene South Jerseyden izleyici olarak katılan Uğur Özdemir ise bir milleti millet yapan en iyi unsurlardan birinin dil olduğunu ifade ederek, Türkçemiz çok önemli. Türkçeyi ABDde öğretmeye çalışan fedakâr öğretmenlere çok teşekkür ediyoruz. Çok güzel bir gün yaşadık. dedi.Halk dansları dalında New Jerseyin Passaic şehri Yeşil Ördek oyunu ile birinci olurken, anadilde şiir kategorisinde birinci olan Brooklyn Amity School öğrencisi Zeynep Akpınar, Can Dündarın Bir Dostu Olmalı İnsanın adlı şiiri ise dinleyenlerin büyük beğenisini kazandı.Türkçe şiir kategorisinde de Osman Sarının Önde giden atlılar şiiriyle Pioneer Academy öğrencisi Mannela Iparragirre birinci oldu. Iparraguirre, dereceye girdiği için çok mutlu ve heyecanlı olduğunu söyledi. Yıllar önce öğrenci değişim programı ile Türkiyeye giden anne Ann Iparraguirre ise kızının 43 yıl sonra Türkçe şiir yarışmasında birinci olmasının kendisini çok sevindirdiğini belirtti. Amerikadaki en önemli toplumsal öğelerden birinin insanların birarada yaşayarak, kültürlerini paylaşabilmesi olduğunu söyleyen Iparraguirre, Türkçe Olimpiyatları da bunu yapıyor. Şiir, dans, şarkı aracılığı ile kalpler biraraya geliyor. şeklinde konuştu.Türkçe şarkı kategorisinde Pioneer Academy öğrencisi Meryem Konhodzic Kalp kalbe karşı derler adlı şarkıyla birinci olurken, İngilizce şarkı kategorisinde New Yorktan Tunasia Hurt, Rusça şarkı kategorisinde Brooklyn Amity Schooldan Ogulshat Amanova, Çince şarkı kategorisinde Pennsylvania dan Madeline Miller, İspanyolca şarkı kategorisinde New Jerseyden Alexander Harris birinci oldu.Dereceye giren öğrenciler, 10 Nisanda New Yorkta yapılacak olan tören ile ödüllerini alacak.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
10.03.2014
TürkçeOlimpiyatlarıABDyisalladıTürkçe Olimpiyatları ABDyi salladı
Kılıçdaroğlu: Başbakan pırlanta değerinde araziyi Ağaoğlu’ndan istedi
Zaman
18.01.2014
15:17
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Benim oğlumdan şüphem yoktur dediğini hatırlatarak, Zaten çete başı sensin kardeşim. Sen ne söylediysen oğlun onu yapmış. Senin oğlunun ne ayrıcalığı var. Senin oğlunun ayrıcalığı rüşvetleri toplama merkezinin başkanı olması iddiasında bulundu.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Taşova mitinginde yaptığı konuşmada Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, Evlatlıktan reddederim sözlerini değerlendirdi.-HİÇBİR BABANIN ÇOCUĞUNU EVLATLIKTAN REDDETMESİNİ İSTEMEM-CHP Genel Başkanı konuşmasında özetle şöyle dedi: Çocuklarım yolsuzluk yapmaz, diyor; yolsuzluk yaparsa evlatlıktan reddederim, diyor. Hiçbir babanın çocuğunu evlatlıktan reddetmesini istemem. Her baba için çocukları değerlidir, her anne için çocukları değerlidir.Taşovadan Recep Tayyip Erdoğana sormak isterim, senin oğlunun bir vakfı var, adı TÜRGEV. Bu vakıf ne iş yapıyor? İki bu vakfa gelen paralar nereden geliyor?-BU RÜŞVET DEĞİL Mİ?-Şu soruyu soruyorum: Ağaoğlu diye bir firma var, inşaat firması. Bakırköyde İstanbulda pırlanta değerinde bir arsa var. Arsanın imar durumu yapılacak, gidiyor Başbakana, bu arsanın imar durumunu düzeltin. O da Bakana telefon ediyor ve imar durumunu onun istediği şekilde yapıyorlar. Karşılığında ne istiyor. Senin diyor İstanbul Ataşehirde 20 dönüm arazin var, benim oğlumun vakfına ver, bu rüşvet değil mi? 20 dönümlük bir araziyi neden versinler Başbakanın oğluna? Bunun adı nüfus ticaretidir ceza kanununda.Siyaseti kirlilikten arındırmamız lazım. Benim oğlum o arsayı parasıyla aldı desin. Ama sen bu müteahhide belli ayrıcalıklar sağlayacak, karşılığında o da benim oğluma arsa verecek, rüşvet budur.Ben sandıkta hesap veririm diyor, demokrasilerde sandıkta hesap verilmez. Yolsuzluk yaptıysan adam gibi gidersin, hesabını verirsin.-SENİN OĞLUNUN NE AYRICALIĞI VAR-Benim oğlumdan şüphem yoktur diyor. Zaten çete başı sensin kardeşim. Sen ne söylediysen oğlun onu yapmış. Senin oğlunun ne ayrıcalığı var. Taşovadaki Mehmet Efendiden senin oğlunun ne ayrıcalığı var. O da Allahın kulu, o da Allahın kulu. Senin oğlunun ayrıcalığı rüşvetleri toplama merkezinin başkanı olması. O vakıf rüşvetlerin toplandığı yerdir. Yolsuzlukların toplandığı yerdir.Milleti kandırıyorsun, bize darbe yapıldı diye. Sen millete darbe yaptın. Çıkmış hala mağdurları oynuyor. İnsaf ya ne mağduru, dünyanın en zengin başbakanlarından birisisin sen, hala ben mağdurum diyor.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın mağdurum dediğini hatırlatırken, Başbakanlık maaşım yetmiyor, diyor. Hala ben mağdurum, diyor. Buradan bir teklifte bulunuyorum. Sayın Recep Tayyip Erdoğan sen kaç lira ile mağdur olmaktan çıkacaksın, Allah aşkına şu rakamı söyle, ben Kemal Kılıçdaroğlu olarak bir bağış kampanyası açacağım. Sana bu parayı verelim, sen de bu milletin yakasından düş dedi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Taşova mitinginde konuştu. CHP Genel Başkanı konuşmasında özetle şöyle dedi: -ÇİFTÇİYE VERİLEN MAZOTUN ÖTVSİNİ VE KDVSİNİ KALDIRACAĞIM- Siyaset bakanların çocuklarının yatak odalarına kasaları koymak değildir. Siyaset bakanların çocukların odalarına dolarları, Euroları istif etmek değildir. Çiftçi perişan, üretici perişan. Size sözüm var, çiftçiye verilen mazotun ÖTVsini ve KDVsini kaldıracağım, çiftçi düşük bedelle mazotunu alacak. Diyor ki Recep Tayyip Erdoğan, bize karşı darbe yapıldı. Allah aşkına ben kendisine makul bir insanın anlayacağı bir soru sordum. Ben sana dünyanın en basit sorusunu soruyorum, o bakanların çocuklarının yatak odalarına bir değil, iki değil, üç değil, dört değil, 7 tane para kasasını darbeciler mi koydu, niye bundan söz etmiyorsun? Bir soru daha sordum, darbeciler mi Bakana 700 bin liralık kol saatini veriyor. Darbeciler mi taktı senin bakanın o koluna o saati? Mamakta Ankarada 10 tane daire fiyatıdır. -SEN BU MİLLETE YOLSUZLUK DARBESİ YAPTIN- İnanıyor musunuz bu masallara. Milleti enayi yerine koyuyor. Sen bu millete yolsuzluk darbesi yaptın. Sen köşeyi döndün, oğlun köşeyi döndü, yandaşların köşeyi döndü. Kimler kaybetti, esnaf kaybetti, çiftçi kaybetti. İşsizlik var. Önde analar var, kadınlarımız var, çocuğunuz işsizse sebebi bunlardır. Biz huzurlu Türkiye, mutlu Türkiye, barış içinde yaşayan bir Türkiye isteriz. Biz vatandaşın cebini düşünüyoruz. Vatandaşın cebi para görsün isteriz. 2004te Schrödere gitti, bu maaşla geçinemiyorum. O dönem grup başkanvekiliydim, hemen bir önerge verdim, dedim ki Başbakanın maaşını artırsınlar. Bu Başbakan taksi parası veriyor mu? Taksi parası vermez, dolmuş parası vermez, uçak parası vermez. Bütün bunlar var, 10 bin lirayla geçinemiyorum diyor, sen 10 bin lirayla geçinemiyorsan emekli ne yapacak? Şikâyet makamı değildir başbakanlık. Bunların bir sözcüsü var, adı Hüseyin Çelik. Çıktı televizyonların karşısına, genel başkan 247
Zaman
Politika
18.01.2014
KılıçdaroğluBaşbakanpırlantadeğerindearaziyiAğaoğlu’ndanistediKılıçdaroğlu Başbakan pırlanta değerinde araziyi Ağaoğlu’ndan istedi
Kılıçdaroğlu: Başbakan pırlanta değerinde araziyi Ağaoğlu’ndan istedi
Zaman
18.01.2014
15:17
CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Benim oğlumdan şüphem yoktur dediğini hatırlatarak, Zaten çete başı sensin kardeşim. Sen ne söylediysen oğlun onu yapmış. Senin oğlunun ne ayrıcalığı var. Senin oğlunun ayrıcalığı rüşvetleri toplama merkezinin başkanı olması iddiasında bulundu.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Taşova mitinginde yaptığı konuşmada Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, Evlatlıktan reddederim sözlerini değerlendirdi.-HİÇBİR BABANIN ÇOCUĞUNU EVLATLIKTAN REDDETMESİNİ İSTEMEM-CHP Genel Başkanı konuşmasında özetle şöyle dedi: Çocuklarım yolsuzluk yapmaz, diyor; yolsuzluk yaparsa evlatlıktan reddederim, diyor. Hiçbir babanın çocuğunu evlatlıktan reddetmesini istemem. Her baba için çocukları değerlidir, her anne için çocukları değerlidir.Taşovadan Recep Tayyip Erdoğana sormak isterim, senin oğlunun bir vakfı var, adı TÜRGEV. Bu vakıf ne iş yapıyor? İki bu vakfa gelen paralar nereden geliyor?-BU RÜŞVET DEĞİL Mİ?-Şu soruyu soruyorum: Ağaoğlu diye bir firma var, inşaat firması. Bakırköyde İstanbulda pırlanta değerinde bir arsa var. Arsanın imar durumu yapılacak, gidiyor Başbakana, bu arsanın imar durumunu düzeltin. O da Bakana telefon ediyor ve imar durumunu onun istediği şekilde yapıyorlar. Karşılığında ne istiyor. Senin diyor İstanbul Ataşehirde 20 dönüm arazin var, benim oğlumun vakfına ver, bu rüşvet değil mi? 20 dönümlük bir araziyi neden versinler Başbakanın oğluna? Bunun adı nüfus ticaretidir ceza kanununda.Siyaseti kirlilikten arındırmamız lazım. Benim oğlum o arsayı parasıyla aldı desin. Ama sen bu müteahhide belli ayrıcalıklar sağlayacak, karşılığında o da benim oğluma arsa verecek, rüşvet budur.Ben sandıkta hesap veririm diyor, demokrasilerde sandıkta hesap verilmez. Yolsuzluk yaptıysan adam gibi gidersin, hesabını verirsin.-SENİN OĞLUNUN NE AYRICALIĞI VAR-Benim oğlumdan şüphem yoktur diyor. Zaten çete başı sensin kardeşim. Sen ne söylediysen oğlun onu yapmış. Senin oğlunun ne ayrıcalığı var. Taşovadaki Mehmet Efendiden senin oğlunun ne ayrıcalığı var. O da Allahın kulu, o da Allahın kulu. Senin oğlunun ayrıcalığı rüşvetleri toplama merkezinin başkanı olması. O vakıf rüşvetlerin toplandığı yerdir. Yolsuzlukların toplandığı yerdir.Milleti kandırıyorsun, bize darbe yapıldı diye. Sen millete darbe yaptın. Çıkmış hala mağdurları oynuyor. İnsaf ya ne mağduru, dünyanın en zengin başbakanlarından birisisin sen, hala ben mağdurum diyor.CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın mağdurum dediğini hatırlatırken, Başbakanlık maaşım yetmiyor, diyor. Hala ben mağdurum, diyor. Buradan bir teklifte bulunuyorum. Sayın Recep Tayyip Erdoğan sen kaç lira ile mağdur olmaktan çıkacaksın, Allah aşkına şu rakamı söyle, ben Kemal Kılıçdaroğlu olarak bir bağış kampanyası açacağım. Sana bu parayı verelim, sen de bu milletin yakasından düş dedi. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Taşova mitinginde konuştu. CHP Genel Başkanı konuşmasında özetle şöyle dedi: -ÇİFTÇİYE VERİLEN MAZOTUN ÖTVSİNİ VE KDVSİNİ KALDIRACAĞIM- Siyaset bakanların çocuklarının yatak odalarına kasaları koymak değildir. Siyaset bakanların çocukların odalarına dolarları, Euroları istif etmek değildir. Çiftçi perişan, üretici perişan. Size sözüm var, çiftçiye verilen mazotun ÖTVsini ve KDVsini kaldıracağım, çiftçi düşük bedelle mazotunu alacak. Diyor ki Recep Tayyip Erdoğan, bize karşı darbe yapıldı. Allah aşkına ben kendisine makul bir insanın anlayacağı bir soru sordum. Ben sana dünyanın en basit sorusunu soruyorum, o bakanların çocuklarının yatak odalarına bir değil, iki değil, üç değil, dört değil, 7 tane para kasasını darbeciler mi koydu, niye bundan söz etmiyorsun? Bir soru daha sordum, darbeciler mi Bakana 700 bin liralık kol saatini veriyor. Darbeciler mi taktı senin bakanın o koluna o saati? Mamakta Ankarada 10 tane daire fiyatıdır. -SEN BU MİLLETE YOLSUZLUK DARBESİ YAPTIN- İnanıyor musunuz bu masallara. Milleti enayi yerine koyuyor. Sen bu millete yolsuzluk darbesi yaptın. Sen köşeyi döndün, oğlun köşeyi döndü, yandaşların köşeyi döndü. Kimler kaybetti, esnaf kaybetti, çiftçi kaybetti. İşsizlik var. Önde analar var, kadınlarımız var, çocuğunuz işsizse sebebi bunlardır. Biz huzurlu Türkiye, mutlu Türkiye, barış içinde yaşayan bir Türkiye isteriz. Biz vatandaşın cebini düşünüyoruz. Vatandaşın cebi para görsün isteriz. 2004te Schrödere gitti, bu maaşla geçinemiyorum. O dönem grup başkanvekiliydim, hemen bir önerge verdim, dedim ki Başbakanın maaşını artırsınlar. Bu Başbakan taksi parası veriyor mu? Taksi parası vermez, dolmuş parası vermez, uçak parası vermez. Bütün bunlar var, 10 bin lirayla geçinemiyorum diyor, sen 10 bin lirayla geçinemiyorsan emekli ne yapacak? Şikâyet makamı değildir başbakanlık. Bunların bir sözcüsü var, adı Hüseyin Çelik. Çıktı televizyonların karşısına, genel başkan 247
Zaman
Ana Sayfa
18.01.2014
KılıçdaroğluBaşbakanpırlantadeğerindearaziyiAğaoğlu’ndanistediKılıçdaroğlu Başbakan pırlanta değerinde araziyi Ağaoğlu’ndan istedi
ASADER 3. kuruluş yıl dönümünü kutladı
Zaman
26.12.2013
15:54
Artvin Sağlık Gönüllüleri Derneği (ASADER) kuruluşunun 3. yıl dönümünü kutladı. Artvindeki Nihat Gökyiğit Kongre ve Kültür Merkezinde gerçekleştirilen programa iletişim uzmanı Canten Kaya katıldı. Kaya, 20 yaşına kadar kekemelikten kurtulamadım. En büyük hayalim kitlelere hitap etmekti. Bunu söylediğimde babam bile bana inanmadı. Ama ilk alkışlayanlar arasında babamda vardı. Beni ayakta alkışlıyordu. Kişi kendine inancını yitirmemeli. Korkularını yenmeli. Ben korkularımı yenerek kekemelikten kurtuldum. diye konuştu. Konuşmacı Canten Kaya, Evlilikte mutlu olmak için, eşler birbirlerine zaman vermeli. Karşısındakini anlamaya çalışmalıdır. Farklı ailelerden, farklı yapılardan veya farklı kültürlerden bir araya gelinmektedir. Evlilik paylaşmaktır, evlilik mutluluktur, evlilik birbirini tanımak ve anlamaktır. Evlilik ayrıştırmak değil, bütünleştirmektir. dedi. Canten Kaya kadınların günlük 24 bin, erkeklerin ise 12 bin kelime konuştuklarını ifade ederek, Erkekler bu kelimelerin tamamını akşam evlerine gelene kadar iş hayatında tükettiklerinden evde konuşma ihtiyacı duymazlar. Kadınlar, eşleri eve gelene kadar sadece 4 binini kullanırlar. Geri kalan 20 bin kelime için eşlerini beklerler. Evde çatışma genelde buradan çıkar. Kadın konuşmak ister ama erkek 12 bin kelimeyi gün içinde tükettiği için konuşmaz. Burada yapılacak en güzel şey eşinizin bu ihtiyacını karşılama adına konuşmaktır. Çünkü konuşmakta bir ihtiyaçtır. Eşleri çalışan erkekler eşleri çalışmayan erkeklere göre biraz daha şanslıdır. ifadelerini kullandı. Programda çeşitli kurum ve kuruluşlara plaket verildi. Devlet Hastanesi adına Başhekim Mesut Demir Beye, Diş Hastanesi adına Başhekim Ömür Yıldırıma, Toplum Sağlığı Merkezi adına Sorumlu Hekim Bahar İnanç Hanıma, Aile Hekimleri adına Uzman Doktor Mehmet Şevket Beye ve Sağlıktan Emekli Personeller adına Vefa Ödülü de Seracettin Aksoya verildi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
26.12.2013
ASADER3kuruluşyıldönümünükutladıASADER 3 kuruluş yıl dönümünü kutladı
Diyarbakır'ın fedakâr öğretmenleri unutulmadı
Zaman
27.11.2013
13:23
Diyarbakır Eğitimciler Derneği (DEĞİDER) fedakar öğretmenleri unutmadı. Derneğin Öğretmenler Günü nedeniyle düzenlediği programda ‘fedakar’ öğretmenler ödüllendirildi. Programa katılan ünlü komedyen Atalay Demirci, eğitimciler ile seçkin davetlileri uzun süre güldürürken, okuduğu şiirle de duygulu anlar yaşattı. DEĞİDER’in geleneksel hale getirdiği Öğretmenler Günü etkinliği, Dicle Üniversitesi Kongre Merkezi’nde yapıldı. Programa Diyarbakır Vali Vekili Mehmet Demir, Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven, Dicle Üniversitesi (DÜ) Rektör Yardımcısı Aslan Bilici, DÜ Genel Sekreteri Sabri Eyigün, Eğitim-Bir-Sen Diyarbakır Şube Başkanı Yunus Memiş’in yanı sıra bölge müdürleri, sivil toplum kuruluşlarının başkanları ile eğitimciler katıldı. Program, DEĞİDER’in tanıtım videosuyla başladı. Daha sonra açılış konuşmasını yapan DEĞİDER Başkanı Mehmet Emin Özgültekin, öğretmenliğin insanlık tarihinin, en anlamlı ve ölümsüz mesleği olduğunu belirterek, “Ürünü insan olan ve başlı başına bir amaç olmaktan öte, bizleri yüce gayemize ulaştıran bir vasıta olarak görüyoruz, öğretmenlik mesleğini. ‘Bir insanı, kötülüklerden alıkoyup, iyiliğe sevk etmek, üzerine güneşin doğduğu her şeyden daha hayırlıdır’ kudsi beyanı, icra ettiğimiz mesleğin ne kadar onurlu ve yüce bir gayeye hizmet ettiğini göstermesi bakımından anlamlıdır.” dedi.Öğretmenliğin peygamberlik vazifesi olduğunu belirten Özgültekin, sözlerine şöyle bir misalle devam etti: “Necip Fazıl Kısakürek, vapurla Karaköy’e geçerken, yanına biri yaklaşıp: Üstad, diye sormuş. Peygamberlere ne diye gerek duyuldu, biz kendimiz yolumuzu bulabilirdik. Necip Fazıl, okuduğu kitaptan başını kaldırmadan: Ne diye vapura bindin ki yüzerek geçsene karşıya. diye cevaplamış. Bu nedenle öğretmenlik peygamberlik vazifesidir. İşini ve yolunu bilen, iyi bir kılavuzla yolculuk, mutlaka insanı mutlu sona götürür.” ÖĞRETMEN, TOPRAĞA ATILAN BİR TOHUM GİBİ KENDİNİ FEDA ETMESİNİ BİLENDİR Öğretmenlik mesleğinin her şeyden önce bir ideal, gaye ve bir hizmet mesleği olduğunu vurgulayan Özgültekin, toprağa atılan bir tohumun, onlarca başak verebilmesi için kendisini feda etmesi gibi bir öğretmenin de hayatını, bu anlamlı ve şerefli meslek uğruna adayabilmesi gerektiğini kaydetti. Özgültekin, “Merhum Mehmet Akif’in ifadesi ile Asım’ın Neslini yetiştirmek ve evrensel medeniyet kulesine yükseltmek, hiç şüphesiz, bu onuru taşıyan fedakâr ve cefakâr siz öğretmenlerimiz sayesinde mümkün olacaktır.” diye ifade etti. Bu yıl Öğretmenler Günü kapsamında yaptıkları çalışmalara değinen Özgültekin, “Yönetim kurulu ve üyelerimizle birlikte ilimizde bulunan ‘Çocuk Yuvası ve Kız Yetiştirme Yurdu’nda kalmakta olan çocuklarımızı ‘Açık Ceza İnfaz Kurumu’nda hüküm giymiş tutuklular ile ‘Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi’nde tedavi gören hasta ve yaşlıları ziyaret ettik. Toplumda, dezavantajlı bir konuma sahip olan bu insanları, milli ve manevi yönden desteklemek, moral bulmalarını ve bu önemli günde eğitim camiası tarafından unutulmadıklarına dair sıcaklığı hissettirmek ve kendilerinde bir farkındalık oluşturmak amaç ve gayesi ile çeşitli hediyelerle ziyaret ettik ve kısa da olsa hoşça vakit geçirme fırsatımız oldu. Tabi ki bu ziyaretler esnasında duygusal anlarda yaşandı.“ diye konuştu. EK DERS ÜCRETİYLE ÖĞRENCİLERİNE ÇEŞME YAPAN KAMÇI YILIN ÖĞRETMENİKonuşmaların ardından yapılan ödül töreninde fedakar öğretmenlere plaket verildi. 6 aylık ek ders ücretlerini biriktirerek görev yaptığı Bağlar İMKB Karacadağ Ortaokulu’na mermer çeşme yapan ve çeşmenin inşaatında çalışan sosyal bilgiler öğretmeni Yahya Kamçı, yılın öğretmeni seçildi. Kamçı, plaketini Diyarbakır Emniyet Müdürü Recep Güven’in elinden aldı. Köprübaşı İlkokulu Müdürü Tezer Güner ise okula yaptığı çalışmalar ve öğrencileri internetle buluşturmasından dolayı yılın idarecisi seçildi. Tezer, ödülünü, Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Aslan Bilici’nin elinden aldı. Yılın vefa ödülü ise emekli parasıyla aldığı evi eğitime himmet eden emekli öğretmen Hakeri’ne verildi. Hakeri, plaketini, Diyarbakır Vali Vekili Mehmet Demir’in elinden aldı. Programın ana sponsoru FEM Akademi Diyarbakır Müdürü Mehmet Ali Kuş ise ödülünü yine Vali Vekili Demir’den aldı. ATALAY DEMİRCİ: DERSHANELERİ KAPATALIM ÜNİVERSİTE KAZANANLARIN SAYISI AZALSIN Programda alkışlar eşliğinde sahneye çıkan Atalay Demirci, Kel Alaka adlı gösterisi ile eğitimcilere unutulmaz gece yaşattı. Ankara’da yaşanan dolmuş maceralarından, günlük yaşamdan ve kadın-erkek ilişkileri üzerinden yaptığı seviyeli esprileriyle salondakileri hem eğlendiren hem de düşündüren Demirci, seslendirdiği Boyacı şiiri ile de duygusal anlar yaşattı. Anılarını ve güncel konularını ele alarak yaptığı gösteriyle yaklaşık iki saat sahnede kalan Demirci, öğretmenlik mesleğinin çok değerli olduğunu anlattı. Demirci, son günlerde kapatılmaları gündeme gelen dershane konusuna da değindi. Demirci, “Bi
Zaman
Son Dakika
27.11.2013
Diyarbakırın/">DiyarbakırınfedakâröğretmenleriunutulmadıDiyarbakırın-fedakâr-öğretmenleri-unutulmadı/">Diyarbakırın fedakâr öğretmenleri unutulmadı
Haber Turu
Zaman
23.11.2013
01:55
PTT. 1. Lig’de 3 maç varPTT 1. Lig’in 14. haftası bugün başlıyor. Program şu şekilde: Bugün: 14.00 1461 Trabzon-Orduspor, 19.00 Adana Demirspor-Kahramanmaraşspor, Denizlispor-İstanbul BBSK. Yarın: 14.00 Balıkesirspor-Mersin İdmanyurdu, 16.30 Fethiyespor-TKİ Tavşanlı Linyitspor, 19.00 Bucaspor-Şanlıurfaspor, Boluspor-Manisaspor. Pazartesi: 20.00 Gaziantep Büyükşehir Belediyespor-Karşıyaka, Samsunspor-Adanaspor: Özkan Çeliker.Potada 5 karşılaşma oynanacakBeko Basketbol Ligi’ne 7. hafta maçlarıyla devam edilecek. Program şöyle: Bugün: 14.00 Beşiktaş İntegral Forex-Aykon TED Ankara Kolejliler, 16.00 Türk Telekom-Pınar Karşıyaka, Royal Halı Gaziantep-Mersin Büyükşehir Belediyesi, Torku Konya Selçuk Üniversitesi-Galatasaray Liv Hospital, 17.00 TOFAŞ-Trabzonspor Medical Park. Yarın: 16.00 Banvit-Fenerbahçe Ülker, 17.00 Aliağa Petkim-Uşak Sportif, 20.15 Anadolu Efes-Olin Edirne.İbrahimoviç: Ronaldo’yu alkışlamadımİsveç ile Portekiz arasında oynanan 2014 Dünya Kupası play-off rövanş maçında yıldızlaşan Cristiano Ronaldo’yu alkışladığı ileri sürülen Zlatan Ibrahimovic, böyle bir şeyin gerçekleşmediğini söyledi. 3-2 yenildikleri karşılaşmada arkadaşlarını motive etmeye çalıştığını belirten yetenekli forvet, Ronaldo’nun dünyanın en iyisi olmadığını belirtti: “Müthiş bir oyuncu, ancak ona çok fazla boşluk verdik. Benden sadece 1 gol fazla attı.”Antalya, Diarra’yla nikâh tazelediM.P. Antalyaspor, Lamine Diarra’yla 3 yıllık sözleşme yeniledi. Kaldığı için mutlu olduğunu belirten 30 yaşındaki tecrübeli forvet, “Takım arkadaşlarımla beraber Antalyaspor’u üst sıralara taşıyacağız.” dedi. Geçen sezon Süper Lig’de 13, Türkiye Kupası’nda 5 gol atan Senegalli, bu yıl 11. hafta itibarıyla rakip ağları 5 kez sarstı. Başkan Gültekin Gencer ise devre arasına kadar iç transferi bitireceklerini dile getirdi.ABD’li Gaines Beşiktaş’taBeko Basketbol Ligi takımlarından Beşiktaş İntegral Forex, Sundiata Gaines’i kadrosuna kattı. ABD’li yetenek, teknik heyetin uygun görmesi halinde bugünkü Aykon-TED Ankara Kolejliler maçında forma giyebilecek. 18 Nisan 1986 doğumlu olan 1.85 cm boyundaki oyun kurucu, NBA’de Utah, Minnesota, Toronto ve New Jersey’de ter döktü. 2011 yılında Gürcistan’ın Armia ekibine geçen Gaines, son olarak Çin Ligi’ndeki Fujian Xunxing’de mücadele etti.Malili Kanoute futbolu bıraktıMalili yıldız Frederic Kanoute, 36 yaşında futbolu bıraktığını açıkladı. Fransa doğumlu forvet, son olarak Çin Ligi’ni üçüncü sırada tamamlayan Beijing Guoan’da forma giyiyordu. Tecrübeli hücumcu, kulübüyle sözleşmesini yenilemeyeceğini ve emekli olduğunu belirtti. Kariyeri: Lyon-63 maç- 12 gol, West Ham-93 maç-33 gol, Tottenham-73 maç-21 gol, Sevilla-290 maç-136 gol, Beijing Guoan-19 maç-3 gol, Mali-39 maç-23 gol.
Zaman
Spor
23.11.2013
HaberTuruHaber Turu
Bakan Güler'den İstanbul emniyetine ziyaret
Zaman
22.11.2013
18:20
İçişleri Bakanı Muammer Güler, İstanbulda Emniyet Müdürlüğüne ilk resmi ziyaretini gerçekleştirdi. Bakan Güler, bugün yayınlanan bir genelge nedeniyle kırmızı halı ve polis mangası olmaksızın karşılandığını, bu genelgenin İstanbul Emniyet Müdürlüğünde ilk kez kendisine uygulandığını söyledi.Ziyarette Bakan Güleri, İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu, İstanbul Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın ve İstanbul Jandarma Komutanı Kurmay Albay Hüseyin Kurtoğlu karşıladı.Bakan Güler, kendisine yöneltilen bir soru üzerine polis memurlarının ek gösterge konusunun öteden beri gündemde olan bir konu olduğunu söyledi. Polis memurlarının emekli olduklarında maaşlarının çok düşmesinin, hayat seviyesinin, taleplerin çok arttığı bir dönemde hoş karşılanacak bir durum olmadığını belirtti. Güler, Başbakanımız, polis memurlarının hayat şartlarının daha iyileştirilmesi konusunda hükümetimizin imkanları dahilinde her türlü çalışmayı yapacağını ifade etmiştir. Reel olarak 2002 ile 2013 yılları arasında arkadaşlarımızı hiçbir zaman enflasyonun altında bırakmadık. Hatta daha da iyileştirilmiş imkanlar var ama biz bunları yeterli görmüyoruz. dedi. Umutlu olduğunu belirten Güler, İnşallah devletimizin imkanları çerçevesinde polis memurlarımıza gerekli katkıyı sağlayacağız. dedi.Güler, basın mensuplarının dikkatinden kaçan bir konu olduğunu belirterek, bugün yayınlanan bir genelge nedeniyle kırmızı halı ve polis mangası olmaksızın karşılandığını söyledi. Bakan Güler, Genelgede sayın cumhurbaşkanımızın, sayın TBMM Başkanımızın ve sayın başbakanımızın ziyaretleri dışında polis tören mangasının artık çıkarılmayacağı öngörüldü. Bu nedenle ilk uygulamayı da bana yapmış oldular. Bugün İçişleri Bakanı olarak polis mangası olarak karşılanmama gerekiyordu. Ancak bu genelge gereğince sadece saydığım devlet büyükleri karşılanacak. Genelgede ayrıca temel atma törenlerinde kırmızı halı uygulamasına da son verilmiş oldu. açıklamasını yaptı.Bakan Güler, ziyaretle ilgili de Sayın Valimiz ve Emniyet Müdürümüz ile İstanbul emniyet teşkilatımızın ihtiyaçları, mevcut asayiş durumu ve yeni tespitleri konuştuk. İstanbul Emniyet Müdürlüğümüzün özellikle fiziki imkan ve kabiliyetlerinin geliştirilmesi anlamında önemli bir çalışmamız var. Şu an üzerinde durduğumuz, hem polislerimizin lojman ihtiyaçlarının karşılanması için bir çalışmamız var. Bir de çevik kuvvet polislerinin binası ile ilgili çalışmamız var. diye konuştu.Mobese uygulamasının ilk olarak İstanbulda hayata geçirildiğini belirten Güler, bu uygulamanın tüm yurda yayılmasının en kısa sürede sağlanacağını söyledi.Bakan Güler, Redhack grubuna yönelik soruşturma ile ilgili bir soruyu da cevapladı. Emniyet Müdürlüğüne gelen CHP Genel Başkan Yardımcısı Mustafa Sezgin Tanrıkulunun, Gezi ile bağlantılı olduğunu düşünüyoruz. şeklinde açıklama yaptığı hatırlatılan Güler, soruşturmanın Gezi soruşturması ya da olayları ile bir ilgisi olmadığını söyledi. Gezi olayları sırasında da bu grubun yaptığı siber suçlar bulunduğunu hatırlatan Güler, Redhack grubuna yönelik Gezi olaylarından öncesine dayanan ve yurt dışında da takibi sürdürülen bir soruşturma bulunduğunu kaydetti.Bakan Güler, Bilişim konusunda da herkesin hak ve hukukunun korunması önemlidir. Hep ifade ettik, sosyal medya suç işlemek için, başkalarına hakaret etmek için sorumsuz bir alan olarak düşünülemez. Normal hukuktaki insanların hak ve sorumlulukları sosyal medya için de geçerlidir. Bu nedenle önemli bir operasyon olarak değerlendiriyorum. Tabii ki bundan sonraki aşamayı adli işlem olarak takip edeceğiz. diye konuştu.İçlerinde bu işin liderliğini yapan ve takibi de yapılan kişiler de bulunduğunu belirten Bakan Güler, 12 kişinin gözaltında olduğunu söyledi. Suriyeden Türkiyeye bomba yüklü araçlar girdiğine ilişkin medyada haberler yayınlandığı hatırlatılan Bakan Güler, bu tip söylentilerin her zaman yaşandığını anlattı. Bakan Güler, Suriyede yaşanan gerilimli olaylar bu tip ihbarları artırdı. Bu riskleri de artırmış olabilir. Bu konuda polisimiz, jandarmamız ile beraber, TSK kuvvetleri unsurları da istihbarat birimleri ile birlikte teyakkuz halinde her türlü çalışmayı yapıyorlar. dedi.Açıklamanın ardından Ahıska Türkü olduğunu belirten bir kişi, çalışma izni konusunda Bakan Gülerden yardım istedi. Bakan Gülerin isteği ile Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, bu kişinin kimlik bilgilerinin alınması yönünde görevli emniyet yetkililerine talimat verdi. Ardından da Bakan Güler, Emniyet Müdürlüğünden ayrıldı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
22.11.2013
BakanGülerdenİstanbul/">İstanbulemniyetineziyaretİstanbul-emniyetine-ziyaret/">Bakan Gülerden İstanbul emniyetine ziyaret
Engelli turist Türkiye'yi tercih ediyor
Zaman
09.11.2013
12:46
Belçikalı 30 yaş üstü 40 otistik, zihinsel ve yürüme engelli Engelsiz Kent/Gezmeye ve Görmeye Engel Yok projesi kapsamında tatil yapıyor. 12 günlüğüne Antalyanın Manavgat ilçesine bağlı Side beldesine gelen 40 engelli turist, proje kapsamında tarihi ören yerleri ve şehiriçinde gezerek şehir hakkında bilgi sahibi oluyor. Dört yıldır Manavgata tatile gelen Belçikalı engelli turistlerin, tatil masraflarının yüzde 80nin devlet tarafından yüzde 20nin ise sivil toplum kuruluşları tarafından karşılanıyor. Gezi kapsamında engelli turistlere, bir doktor, 2 hemşire, 2 hizmetli ve 2 yönetici eşlik ediyor. Belçikalı engelli turistlerin 4 yıldır tatil yapmada bölgeyi tercih etmesinde Side-Manavgat destinayonundaki otellerin engelli turistlerin Adan Zye engelli turist ağırlamaya yönelik tasarlanması olduğu gösteriliyor. Belçikalı engelli turistlerin, yılda 2 defa sağlıklı yaşam programları ve proje kapsamında yılda defa tatil haklarının bulunduğu, bununda 4 yıldır Türkiye, Yunanistan, İspanya, İtalya ve Hindistanda değerlendirildiği bildirildi. Belçikanın Flaman Bölgesi Antwerpen şehrin Uzw Deu Rehabilitasyon Merkezinde kalan 40 engelli proje kapsamında Side Antik Kenti gezdi. Tarihi çarşı içinde gezen engelli turistler yardımcıları eşliğinde esnafla sohbet ederek alış veriş yaptı. Uzw Deu Rehabilitasyon Sorumlusu Dr. Krista San Eyvole, proje kapsamında her yıl farklı bir ülkede tatil yaptıklarını söyledi. Eyvole, tatil yapmada Türkiyeyi gtercih etmelerinde kaldıkları otelin asansöründen, tuvaletine, tuvaletinden banyosuna, banyosundan yatak odasına ve yatak odasından yapabilecekleri sportif etkinlik alanlarına kadar engellilere göre dizayn edilmesi olduğunu kaydetti. Antalya bölgesindeki otellerin önemli bir çoğunluğunun başta yürüme engellilere göre tasarlanmasının tatillerinin 4 yıldır Türkiyeye yönlendirdiğini aktaran Eyvole, Manavgatta her farklı otellerde tatil yapıyoruz, hemside bizim istediğimiz standartlarda. Yine tarihi ören yerlerine ulaşmada önemli ölçüde bir engelin olmaması bir avantaj. Proje kapsamında Belçika genelinde 4 yıl içinde 220 engelli turist getirdik. Engelli turist ağırlamada birinci sıra tercihimiz Türkiyede Antalya. Genelde tatillerimizi ilkbahar, sonbahar ve kış ayında yapıyoruz. Kışın Antalya bölgesinde tatil yapmak engellilere iyi geliyor. Bunda konaklama kalitesi yanı sıra ikliminin ılıman olması etkili. ifadesini kullandı. Yürüme engelli mimar Sabine Peters, 6 yıl önce Belçika Brükselde geçirdiği trafik kazası sonrası yürüme engelli kaldığını ve 4 yıldırda proje kapsamında Antalyaya tatile gelmekten mutlu olduğunu söyledi. Titreyengöl-Sorgun Turizm Yatırımcıları Birliği(TİSOYAB) Başkanı Hüseyin Aydoğan, bölge destinmasyonundaki bütün konaklama tesislerinin engelli turistlerin tatip yapmasına yönelik dizayn edildiğini söyledi. Destinayon bölgesindeki otellerin hepsinin engelli turistlerin tatil yapmasında Avrupa Birliği(AB) standartlarında olduğunun altını çizen Aydoğan, Avrupalı emekli ve engelli turistlerin bölgeyi tercih etmesindeki en önemli etkenin otellerin A kalite olması ve konforunun mükemmel olması olduğunu kaydetti. Bölge destinasyonunda Almanya, Hollanda, İngiliz, Avusturya, Norveç, İsveç, Finlandiya, Çek Cumhuriyeti, Fransa ve Belçikalılar olmak üzere yıllık ortalama 12 bin engelli turistin tatil yaptığı belirtildi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
09.11.2013
EngellituristTürkiyeyitercihediyorEngelli turist Türkiyeyi tercih ediyor
Emekli öğretim üyesi ilahiyat fakültesine 3 bin kitap bağışladı
Zaman
31.10.2013
10:27
Balıkesirde yaşayan emekli öğretim üyesi Prof. Dr. Mehmet Şener, bu yıl öğretime başlayan Balıkesir Üniversitesi (BAÜ) İlahiyat Fakültesine, kütüphanesindeki alanla ilgili 3 bin adet kitabı bağışladı.İzmir Dokuz Eylül Üniversitesi İlahiyat Fakültesinden emekli olan Prof. Dr. Şener, tamamı ilahiyat branşıyla ilgili olan ve temel kaynaklardan oluşan kitapların, ihtiyacı olan bir fakülteye ulaşması ve bilgi yayma hizmetlerinin ebediyen devam edecek olması dolayısıyla mutlu olduğunu belirtti. Kitapları teslim almak üzere İzmire giden Yrd. Doç.Dr. Abdülmecit Mutaf, başka bir öğretim üyesinin de kitaplarını bağışlamak istediğini bildirdi. Yeni bağışçıyla da yakın zamanda temasa geçerek gerekli işlemleri yapacaklarını dile getirdi. BAÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Mehmet Bayyiğit ise Mehmet Şenere teşekkür ederek, bağışın kendilerini çok memnun ettiğini ve yeni kurulan bir fakülte oldukları için büyük bir eksikliği giderdiğini vurguladı. Dekan Bayyiğit, farklı kişilerden de yeni kitap bağışları beklediklerini, kitapların en kısa sürede tasnif edilerek araştırma hizmetine sunulacağını söyledi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
31.10.2013
Emekliöğretimüyesiilahiyatfakültesine3binkitapbağışladıEmekli öğretim üyesi ilahiyat fakültesine 3 bin kitap bağışladı
Ali Çolak - Bayram gezmesindeki çocuklar
Zaman
19.10.2013
11:58
Anne-babaya yapışık, kimi de sürüklenerek gittikleri uzak-yakın akraba evlerinde el öper, bir köşeye iğreti ilişirler. O saat unutulmuşlardır artık… Orada bir çantadan yahut şemsiyeden farksızdırlar. Zaten öyle olmaları istenir, ne kadar sessiz dururlarsa o kadar iyi. Kıpırtısız, zararsız, efendicik, hanım hanımcık!Bayram gezmeleri iyidir, hoştur ama sohbetlerin kadastrosu yoktur. Kurbanlık koyunun etinden memleket meselesine, hava ve yol durumundan eş-dost çekiştirmesine, emekli maaşlarından düğün dernek işlerine bütün ahval ve şeraite dokunulup geçilirken, sıkıntının basamaklarında bekleşen çocuklara ne hissettikleri, hangi âlemde oldukları sorulmaz. Ne sorulması, ‘yok’ hükmündedir çocuklar! Ara sıra hatırlanıp gözlerine bakılır, ‘aferin’! Öylece durmaları tembihlenir, manasızca gülümsenir, devam edilir. Sonra başka evler, başka akrabalar fakat aynı konular, aynı cümlelerle… Çocuklar, yine aynı köşelerde sessiz, kıpırtısız öylece duruyorlar, ne uslu çocuklar!Uzun bayram gezmelerinde bu eşya muamelesinin çocukları nasıl yaraladığını bilemezsiniz. Her şeyin kendileri orada yokmuş gibi yürümesi, bir türlü söz hakkı tanınmaması, konunun hiç mi hiç kendilerine gelmemesi katlanılmaz bir azap olur ve o anda hiçbir şey onları teselli edecek gibi görünmüyordur. Şuradan bir çıksalar, kendilerini kapıdan bir atsalar… Sokaklarda çığlık çığlığa, bir aşağı bir yukarı, alı al, moru mor, kan ter içinde! Bir çocuğa yakışır gibi bütün oyunların altından girip üstünden çıksalar… En azından yaşıtlarıyla bir arada, “dur, kıpırdama, sakın, aman!” duymadan ve zamanı unutarak, oyunlara dalıp gitseler!Hayır, kimseler farkında değil, bir çocuğun nasıl bunaldığının. O köşede bir dünya kıvranıyor, bir volkan patlamak üzere, bir sabrın bütün yayları fırlayacak… kimin umurunda! Öyledir, bayram günü sokakları zaptetmesi gereken çocukların, bütün silahları elinden alınmış olarak bir kapana kıstırılması, kimsenin umurunda değildir. Çocukların sıkılabileceği, bazı bıktırıcı sohbetleri dinlemek zorunda olmadığı, aynı mekânda uzun süre kıpırdamadan oturmanın onların tabiatına uymadığı akla gelmez, gelse de önemsenmez; çocukturlar!Doğru, çocukturlar ama neden sizin gibi saatlerce odalara tıkılıp kalsınlar, neden sizin sohbet konularınıza mahkûm olsunlar ve neden bir çanta yahut şemsiye gibi elinizde o evden bu eve taşınıp dursunlar? Madem zoraki sürüklüyorsunuz, ne olur onları da insanlardan bir insan sayıp söze dahil ediverseniz! Onların da birkaç cümle konuşmak, gülüvermek, bir soru sormak, bir soruya cevap vermek gibi hakları olsa… Belki bayram ziyaretleri hiç yaşamadığınız bir neşe kazanırdı. Belki çocuklar o gezmeleri ıstıraptan, sıkıntıdan ibaret saymaz, komşu ve akraba evlerine sevinçle gitmek isterlerdi.Çocuklar, çoğu haklarından mahrum edildiği gibi çocukça bir bayram kutlama hakkına da sahip değiller. Hayır, hayır!.. Çocukça bayram kutlamak fazla, yaşama hakkı diyelim biz buna. Çocukça ve özgürce yaşamak hakkı… Bu bile onlara çok görüldü. Doğal oyun alanları işgal edildi; sokak, çocuklardan çalındı. Modern şehirler, bütün bütün çocuksuz insanlar için tasarlandı. Çocuklara sun’i teneffüs alanı olarak parklar yapıldı. Oysa park, dünyanın en büyük aldatmacasıydı. Şehirlerin ormanları, akarsuları, ağaçları ve o ağaçlarla birlikte yaşayan bin türlü hayvancık yok edilerek, bütün bunların karşılığında şehirlilere parklar bahşedildi! Şimdi anneler, büyükanneler, çocukları ellerinden tutup plastik oyuncaklı çocuk parklarına götürdüklerinde, kendilerini bahtiyar sayıyorlar. Bu büyük kandırmacayı, bu benzersiz yağmayı akıllarına bile getirmeden… Çocukların o plastiklerden kayarak, bir avuç kumda oynayarak mutlu olduğunu sanıyorlar.Ve bütün bunlardan sonra dostlarım… Evlerde bilgisayar, cep telefonu ve tablet ekranına gömülmüş çocukları ayıplıyor, onlardan şikâyet ediyorsunuz. Buna hakkınız var mı? Çocukları doğal alanlardan, sokaklardan koparan, oyunlarını unutturup ev içlerine mahkûm eden siz değil misiniz? Ne yapmalarını istiyorsunuz? Mütemadiyen sussun ve elleri kolları bağlı, öylece kıpırtısız mı yaşasınlar? Söyleyin, çocuklar, oyun çağında nasıl eğlensin, nasıl vakit geçirsin? Bunu mahallenizi, şehrinizi, ülkenizi yönetenlere sordunuz mu hiç?Bayram gezmesinde çocuk olmak tarifsiz bir ıstıraptır, doğru! Fakat aslında bütün bir çocukluk ıstıraptır artık. Sizin elinizle sevgili büyükler; sizin o muhteşem modern şehircilik anlayışınızla!
Zaman
Köşe Yazıları
19.10.2013
AliÇolak-Bayram gezmesindeki çocuklarAli Çolak - Bayram gezmesindeki çocuklar
Ali Çolak - Bayram gezmesindeki çocuklar
Zaman
19.10.2013
01:57
Anne-babaya yapışık, kimi de sürüklenerek gittikleri uzak-yakın akraba evlerinde el öper, bir köşeye iğreti ilişirler. O saat unutulmuşlardır artık… Orada bir çantadan yahut şemsiyeden farksızdırlar. Zaten öyle olmaları istenir, ne kadar sessiz dururlarsa o kadar iyi. Kıpırtısız, zararsız, efendicik, hanım hanımcık!Bayram gezmeleri iyidir, hoştur ama sohbetlerin kadastrosu yoktur. Kurbanlık koyunun etinden memleket meselesine, hava ve yol durumundan eş-dost çekiştirmesine, emekli maaşlarından düğün dernek işlerine bütün ahval ve şeraite dokunulup geçilirken, sıkıntının basamaklarında bekleşen çocuklara ne hissettikleri, hangi âlemde oldukları sorulmaz. Ne sorulması, ‘yok’ hükmündedir çocuklar! Ara sıra hatırlanıp gözlerine bakılır, ‘aferin’! Öylece durmaları tembihlenir, manasızca gülümsenir, devam edilir. Sonra başka evler, başka akrabalar fakat aynı konular, aynı cümlelerle… Çocuklar, yine aynı köşelerde sessiz, kıpırtısız öylece duruyorlar, ne uslu çocuklar!Uzun bayram gezmelerinde bu eşya muamelesinin çocukları nasıl yaraladığını bilemezsiniz. Her şeyin kendileri orada yokmuş gibi yürümesi, bir türlü söz hakkı tanınmaması, konunun hiç mi hiç kendilerine gelmemesi katlanılmaz bir azap olur ve o anda hiçbir şey onları teselli edecek gibi görünmüyordur. Şuradan bir çıksalar, kendilerini kapıdan bir atsalar… Sokaklarda çığlık çığlığa, bir aşağı bir yukarı, alı al, moru mor, kan ter içinde! Bir çocuğa yakışır gibi bütün oyunların altından girip üstünden çıksalar… En azından yaşıtlarıyla bir arada, “dur, kıpırdama, sakın, aman!” duymadan ve zamanı unutarak, oyunlara dalıp gitseler!Hayır, kimseler farkında değil, bir çocuğun nasıl bunaldığının. O köşede bir dünya kıvranıyor, bir volkan patlamak üzere, bir sabrın bütün yayları fırlayacak… kimin umurunda! Öyledir, bayram günü sokakları zaptetmesi gereken çocukların, bütün silahları elinden alınmış olarak bir kapana kıstırılması, kimsenin umurunda değildir. Çocukların sıkılabileceği, bazı bıktırıcı sohbetleri dinlemek zorunda olmadığı, aynı mekânda uzun süre kıpırdamadan oturmanın onların tabiatına uymadığı akla gelmez, gelse de önemsenmez; çocukturlar!Doğru, çocukturlar ama neden sizin gibi saatlerce odalara tıkılıp kalsınlar, neden sizin sohbet konularınıza mahkûm olsunlar ve neden bir çanta yahut şemsiye gibi elinizde o evden bu eve taşınıp dursunlar? Madem zoraki sürüklüyorsunuz, ne olur onları da insanlardan bir insan sayıp söze dahil ediverseniz! Onların da birkaç cümle konuşmak, gülüvermek, bir soru sormak, bir soruya cevap vermek gibi hakları olsa… Belki bayram ziyaretleri hiç yaşamadığınız bir neşe kazanırdı. Belki çocuklar o gezmeleri ıstıraptan, sıkıntıdan ibaret saymaz, komşu ve akraba evlerine sevinçle gitmek isterlerdi.Çocuklar, çoğu haklarından mahrum edildiği gibi çocukça bir bayram kutlama hakkına da sahip değiller. Hayır, hayır!.. Çocukça bayram kutlamak fazla, yaşama hakkı diyelim biz buna. Çocukça ve özgürce yaşamak hakkı… Bu bile onlara çok görüldü. Doğal oyun alanları işgal edildi; sokak, çocuklardan çalındı. Modern şehirler, bütün bütün çocuksuz insanlar için tasarlandı. Çocuklara sun’i teneffüs alanı olarak parklar yapıldı. Oysa park, dünyanın en büyük aldatmacasıydı. Şehirlerin ormanları, akarsuları, ağaçları ve o ağaçlarla birlikte yaşayan bin türlü hayvancık yok edilerek, bütün bunların karşılığında şehirlilere parklar bahşedildi! Şimdi anneler, büyükanneler, çocukları ellerinden tutup plastik oyuncaklı çocuk parklarına götürdüklerinde, kendilerini bahtiyar sayıyorlar. Bu büyük kandırmacayı, bu benzersiz yağmayı akıllarına bile getirmeden… Çocukların o plastiklerden kayarak, bir avuç kumda oynayarak mutlu olduğunu sanıyorlar.Ve bütün bunlardan sonra dostlarım… Evlerde bilgisayar, cep telefonu ve tablet ekranına gömülmüş çocukları ayıplıyor, onlardan şikâyet ediyorsunuz. Buna hakkınız var mı? Çocukları doğal alanlardan, sokaklardan koparan, oyunlarını unutturup ev içlerine mahkûm eden siz değil misiniz? Ne yapmalarını istiyorsunuz? Mütemadiyen sussun ve elleri kolları bağlı, öylece kıpırtısız mı yaşasınlar? Söyleyin, çocuklar, oyun çağında nasıl eğlensin, nasıl vakit geçirsin? Bunu mahallenizi, şehrinizi, ülkenizi yönetenlere sordunuz mu hiç?Bayram gezmesinde çocuk olmak tarifsiz bir ıstıraptır, doğru! Fakat aslında bütün bir çocukluk ıstıraptır artık. Sizin elinizle sevgili büyükler; sizin o muhteşem modern şehircilik anlayışınızla!
Zaman
Köşe Yazıları
19.10.2013
AliÇolak-Bayram gezmesindeki çocuklarAli Çolak - Bayram gezmesindeki çocuklar
Bakan Çelik, gençliğinin geçtiği Mahfel'i açtı, çay içip keyif çıkardı
Zaman
14.10.2013
14:43
Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne devredilen Mahfel törenle hizmet açıldı. Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik, gençliğinin geçtiği Mahfel’in yeniden açılmasının önemli olduğunu belirterek, “Hizmette çorbada tuzumuz olduğu için kendimizi mutlu addediyoruz.” dedi. Bursa İl Özel İdaresi bünyesindeyken Bursa Büyükşehir Belediyesi’ne devredilen tarihi Mahfel, törenle hizmete açıldı. Törende konuşan Yıldırım Belediye Başkanı Özgen Keskin, “Belediyecilik salt asfalt yol kaldırımdan olmayıp, şehrin maneviyatına dokunmak gibi hasletleri de taşıyor. Mağaza vitrinlerindeki cansız mankenleri biliriz. Çok güzel dizayn edilmiştir, manevi yönleri olmadığı için soğuk dururlar. Şehri de istediğiniz gibi imar edin uhrevi yönüne eğilmedikçe fiziki projeler cansız kalır. Yerel, genel el ele gönül gönüle yaptığımız çalışmalarda toplu konutlar, cazibe merkezleriyle şehri imar ederken manevi yöne hatıralara el atmakta başımızın tacı gibi bakmaktayız. Mahallenin çocukluğunda hatıraları vardır. Bizim delikanlı çağımızda buralardan geçerken volta atarken mırıldandıklarımızı hatırlıyorum. Yaad etmemek mümkün değil. Buranın hatırasına hep beraber sahip çıkmamız gerekiyordu.” diye konuştu. Kentin kalbindeki Bursa’nın kent ziynetlerinden Mahfel’in önemli bir buluşma merkezi olduğuna dikkat çeken Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe ise Mahfel’in 1800’lü yıllardan beri Bursalıların güzel hatıralarının yaşandığı merkez olduğunu dile getirdi. Mahfel’in yeni düzenlenmiş haliyle Büyükşehir Belediyesi Sosyal Tesisi olarak açtıklarını anlatan Altepe şunları söyledi: Bursa’ya her alanda hizmeti sürdürüyoruz. Karada, havada, denizde hizmetlerimizi sürdürüyoruz. En önemli konu da Bursa’nın tarihi kimlik ve kültürel mirasının ortaya çıkarılmasıdır. Bu eserlerin ortaya çıkarılması ve örnek çalışmaların sergilenmesidir. Bursa’nın surlarından, çarşılarından, mahallelerinden tarihi eserlerine, han, hamam tekkeleri, şifahaneleri her şeyiyle birlikte yaşayan tarih kenti Bursa’nın ortaya çıkarılması hızla sürüyor. Dünyaya örnek çalışmalara imza attık. Unesco bizi takip ediyor. Mahfel 1800’lü yıllardan beri, Bursa’ya hitap eden Bursalıların gözde mekanı. Bursa’nın tarihi toplantıları yapıldı. Kurtuluş Savaşı’yla ilgili Celal Bayar, Bursa’nın ileri gelenlerini burada topladı. Bursa’nın nabzı hep Mahfel’de attı. Mahfel sonunda Özel İdare’nin kapanma durumuyla ilgili olarak son günlerde satışı gündeme gelmişti. Mahfel’i en güzel şekilde işleteceğiz. Orijinal kimliğine uygun olarak buluşma noktası olacak.Devrin ardından 15 gün içinde Mahfel’de geceli gündüzlü çalışma yapıldığını belirten Altepe, Ne kadar fazlalık varsa söküldü. Orijinal özgün haliyle Mahfel ortaya çıktı. Şimdiden sonra da aynı şekilde hizmete devam edecek. En uygun fiyatla en kalitelisini vermeye çalışıyoruz. 4,5 yılda açtığımız tesis 27’ye çıktı. Bursalıların buluşma, huzur noktası. Güven içinde yiyebilecekleri merkezler oluyor. Mahfel de buna katılmış oldu dedi. GENÇLİĞİMİZ BURALARDA GEÇTİÇalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik de gençliğinin Mahfel’de geçtiğini söyledi. Bakan Faruk Çelik şunları kaydetti: 2 önemli nokta vardır Bursa’da gençliğini geçirenler için. Mahfel’den postaneye giderdik. Gün boyu gençlik yıllarınızın dakikaları bu güzergahta geçerdi. Tarihi derinlikleri olan bu sosyal alanın, korunması geliştirilmesi önemliydi. Bursa’da bildiğiniz gibi sosyal güvenlikle ilgili hizmetleri Altıparmak Caddesi’ndeki binada alırdık. Bağkur mensupları Fevzi Çakmak Caddesi’nde, Emekli Sandığı mensupları da Santral Garajdaki binada alırlardı. Bu üç parçalı durum birbirine ihtiyaç duyulması halinde vatandaşlar güzergahta koştururlardı. Kuyrukların haddi hesabı yoktu. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) ile birlikte 3 kurumu bir araya getirdik. 1 milyon liraya tekel binasını Bursa İl Özel İdaresine kazandırdık. Türkiye’nin en büyük SGK binası Bursa’ya aittir. Tekel binasını özel idareye verirken ‘bedava olmaz’ dedik. Tekel binasını sosyal güvenliğe, karşılığında mahfeli aldık. Sümerbank binasını aldık. Emekli Sandığı binasını aldık. Fevzi Çakmak Caddesi üzerindeki binayı da aldık. 4 yeri tekel binası karşılığında aldık. Sümerbank satıldı. Mahfel üzerinde tartışmalar oldu. En doğru karar verildi. Hizmette çorbada tuzumuz olduğu için kendimizi mutlu adlediyoruz.onuşmaların ardından Bakan Çelik ve beraberindeki heyet, Mahfel’de çaylarını yudumlayıp, eski günleri yaadetti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
14.10.2013
BakanÇelikgençliğiningeçtiğiMahfeliaçtıçayiçipkeyifçıkardıBakan Çelik gençliğinin geçtiği Mahfeli açtı çay içip keyif çıkardı
Bir maniniz yoksa İlhan Berk’e bekleriz!
Zaman
12.10.2013
01:58
Usta şair İlhan Berkin şiirleri, resimleri, kitapları, defterleri, çalışma odası, fotoğrafları, giysileri ve özel eşyaları ilk kez Bodrum dışına çıktı. Bursa Nilüfer Belediyesi Nazım Hikmet Kültürevinde açılan “İlhan Berke Ev Ziyareti” adlı sergi, Necatigilin deyişiyle şiirimizin ‘uç beyi İlhan Berkin dünyasına bir kapı aralıyor.Yazmayı kendisi için bir cehennem olarak tanımlayan usta şair İlhan Berk (1918–2008) şöyle devam eder: “Yeryüzü, bu en büyük kitap, hep yazılmalıdır. Sözcükler, sevgili sözcükler yerlerinden oynatılmalıdır, yeni bir yaşam adına.” Necatigilin deyişiyle şiirimizin ‘uç beyi Berkin şiirleri, resimleri, kitapları, defterleri, çalışma odası, fotoğrafları, giysileri ve özel eşyaları ilk kez Bodrum dışına bir sergiyle çıktı. Bursa Nilüfer Belediyesi Nazım Hikmet Kültürevinde açılan ve küratörlüğünü şairin oğlu Ahmet Berk ve Gonca Özmenin üstlendiği “İlhan Berke Ev Ziyareti” adlı sergi önceki akşam şairin dostları ve sevenlerinin katılımıyla açıldı. İlhan Berkin edebi mirasını paylaşmak için bu sergiyi Bodrumdan getirdiklerini söyleyen Ahmet Berk, “Babam yaklaşık kırk yıl önce Bursaya gelmişti. Buraya seneler sonra tekrar geldiğinde eviyle, barkıyla, külliyatıyla gelmiş oldu. Sizler için geldi, tekrar berabersiniz.” dedi. Gonca Özmen ise usta şairi “Yetinmeyen biri oldu hep İlhan Berk. Sadece şiir yazmakla, sözün betimlediğiyle, göstermeye çalıştığıyla yetinmedi; imgeyi sözden çizgiye de taşıdı. Şiirde nasıl verili olanı, gerçekliği kendince görüp, bozup, isteyince yeniden yazdıysa, resimlerinde de aynı şeyi yaptı.” cümleleriyle anlattı. İlhan Berkin serginin en çok ilgi gören yazı masasını ziyaret edenler tıpkı Ahmet Haşimin “Faustun Mürekkep Lekeleri” yazısında “Goethe, Faustu bu masa üzerinde yazdı. Bu lekeler Faustun lekeleridir.” dediği gibi Güzel Irmaktan, Deltadan, Atlastan ve Galatadan lekeler aramanın derdindeydi. Kalemlikler, masa lambası, daktilo, kamışlar, yağlıboyalar, fırçalar ile kâğıtlar, asılı duran ceket ile pantolon, beyaz şapkas ve terlikler… Bu bölüm İlhan Berk’in sanki bir yerlerden çıkıp o boş koltuğa oturacamış gibi duruyor “Bu yeryüzünde, mutlu olduğum bir tek şey var: Resim yapmak.” diyen İlhan Berkin sergide değişik boyutlarda kâğıtlara, kartonlara, zarflara, kitap kapaklarına, sayfalara ve ambalaj kâğıtlarına yaptığı resimler, yazdığı şiirler de yer alıyor. Sergide yaklaşık kırk resim ve desende özellikle çarpıtılmış kadın figürlerine anlam vermenin zorluğuna şairin “Ben resme çocuk gözüyle baktığım için, yanlışları da bu yüzden seviyorum. Yanlışlarla doludur benim yaptığım resim. Yanlışları düzeltmek ise aklımdan geçmez.” sözleri yetişiyor. Sergi mekânının tam ortasında yer alan camekanda ise İlhan Berkin telefon defterleri (Orhan Duru, Ahmet Oktay ve Onat Kutlar gibi dostlarının telefon numaralarını okumak mümkün), pasaportu (Emrullah İlhan Berk adıyla), emekli aylığı kartı (şairin 1 Nisan 1969da emekli olmuş), yazarlık kartı, telefonu, iki kol saati (Zenith ve Quartz), gözlüğü, saç tellerinin hâlâ üzerinde olduğu fırçası, diş macunu, tıraş bıçağı ve aynası yer alıyor. Diğer camekanda ise şairin Delta ve Çocuk, Güzel Irmak, Çiğnenmiş Gül ve Otağ gibi şiir kitaplarının karalamaları sergileniyor. Mektupların, fotoğrafların, el yazısı şiir kitaplarının olduğu kısımda ise ziyaretçiler dikkatle şairin izini arıyor ve bir yandan İlhan Berkin el yazısını okumanın zorluğunu dile getiriyor. 20 Kasıma kadar gezilebilecek sergide, Berkin ardında bıraktığı notlar, defterler, desenler titiz bir çalışmayla sergilenirken, bu koca mirasın bir şairin elinden çıktığını da hemen ele veriyor.İlhan Berk’in doğumunun 100. yılında yeni şiirler geliyorİlhan Berk, vefatının ardından geride onlarca defter bıraktı. Babasının yayımlanmamış yaklaşık beş kitabını elden geçirdiklerini, pek çoğunu dijital ortama aktardıklarını söyleyen Ahmet Berk, babasının 100. doğum yıldönümünde bu şiirleri yayımlayacaklarını dile getirdi. Babasının tüm terekesini toplu halde tuttuğunu ve asla satmayı düşünmediğini söyleyen şairin oğlu, bu mirası herkesin istifadesine sunmak istediklerini ifade etti.Usta şairin evi, sanatçılara ve yazarlara açılacakAhmet Berk, usta şairin Bodrum’daki üç katlı evinin, dünyanın dört bir yanından gelecek sanatçılara ve yazarlara açılacağı haberini de verdi. Babasının çalışma odasının ve kitaplarının aynen durduğunu söyleyen Ahmet Berk, “Babamın yaşadığı ev şu an kullanılabilir durumda, üç katlı binanın diğer bölümlerinin restorasyonları devam ediyor. Babamın senelerce yaşadığı bu mekânı, bir kültürevine dönüştürmeyi planlıyoruz, ondan kalan edebi mirasın sadece albümlerde ve anılarda saklı kalmasını istemiyoruz.&rd
Zaman
Kültür
12.10.2013
BirmaninizyoksaİlhanBerk’ebeklerizBir maniniz yoksa İlhan Berk’e bekleriz
11 Türk milletvekili Alman Meclisi’nde
Zaman
24.09.2013
01:58
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in zaferiyle sonuçlanan federal seçimde biri Merkel’in listesinden olmak üzere 11 Türk kökenli aday da milletvekili seçildi.Ailesi yıllar önce Batı Trakya’dan Almanya’ya yerleşen Cemile Yusuf, iktidardaki Hıristiyan Birlik Partisi’nden (CDU) meclise giren ilk Müslüman ve Türk federal milletvekili oldu. 1978 doğumlu Yusuf, 2012 yılından bugüne CDU’nun Kuzey Ren Vestfalya Teşkilatı Yönetim Kurulu üyeliği yapıyordu. Önceki gün yapılan seçimlerde Merkel rakiplerini imrendiren bir başarıya imza atarken, Türk kökenli adaylar da aldıkları sonuçlarla dikkat çekti. CDU’yu uzaktan takiple ikinci çıkan Sosyal Demokrat Parti (SPD) listesinden aday gösterilen Mahmut Özdemir (26) parti tarihinin en genç milletvekili olmayı başardı. SPD’nin Genel Başkan Yardımcısı ve Hamburg Milletvekili Aydan Özoğuz da tekrar seçilerek federal meclise girdi. Uyum konularında çalışan Özoğuz’un parti içinde ağırlığının artması bekleniyor. Sosyal demokratlardan bölgesinde seçimi kazanan diğer isimler ise 2008 yılından beri Hamburg Eyalet Meclisi’nde görev yapan Metin Hakverdi, Cansel Kızıltepe ve uyum çalışmalarıyla Federal Liyakat Nişanı alan Gülistan Yüksel oldu. 2009 yılında delegelerin eyalet listesinde yer vermediği için milletvekili olmadan Yeşiller Partisi eşbaşkanlığını yürüten Cem Özdemir Stuttgart bölgesinden seçilmeyi başardı. Yeşiller’den meclise giren diğer adaylar ise Bavyera’dan Ekin Deligöz ve Berlin’den Özcan Mutlu. Yeşiller’de kadın ve çocuk konularında uzman olarak öne çıkan Deligöz 1998 yılından beri Federal Meclis’te görev yapıyor. Aynı zamanda Berlin eyalet milletvekili olan Mutlu ise eğitim konularında çalışmalar yapıyor. Pazar günkü seçimleri Yeşiller’in burun farkıyla önünde bitirerek parlamentoya giren Sol Parti’den Sevim Dağdelen de bu göreve üçüncü kez seçildi. Sol Parti Meclis Grubu Uyum ve Göç Politikaları Sözcüsü olan Dağdelen aynı zamanda Türk-Alman Parlamentolararası Dostluk Grubu başkan vekili. Sol Parti’den meclise giren diğer Türk kökenli isim 2009’da Berlin Charlottenburg-Wilmersdorf ilçe belediyesi yabancılar sorumluluğundan emekli olan Azize Tank. ‘Büyük Koalisyon’ olabilirKesinleşen sonuçlara göre Başbakan Merkel’in partisi CDU yüzde 41,5 oy oranı ve Alman Federal Meclisi’nde 311 milletvekili ile son 23 yılın en yüksek halk desteğini elde etti. Alman lider yalnızca 5 milletvekiliyle tek başına iktidar olma şansını kaçırdı. En büyük rakibi SPD ise yüzde 25,7 oy ve 192 milletvekiliyle beklentilerin oldukça gerisinde kaldı. Eski komünist Doğu Almanya kökenli Sol Parti yüzde 8,6 oy oranı ve 64 milletvekiliyle üçüncü parti olarak mecliste yerini aldı. Yeşiller Partisi de yüzde 8,4 ile 63 milletvekili çıkarabildi. Seçime katılan diğer partiler yüzde 5’lik barajın altında kaldılar. Merkel’in önünde sadece SPD ile büyük koalisyon ya da Yeşiller Partisi’yle küçük ortaklı koalisyon hükümeti seçeneği bulunuyor. CDU’nun Federal Meclis’te aldığı kararları uygulayabilmesi için Eyalet Temsilciler Meclisi’nden geçirmesi gerekiyor. Yeşiller’in CDU ile koalisyona sıcak bakmaması ve SPD ile Eyalet Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elinde bulundurması büyük koalisyon ihtimalini artırıyor.
Zaman
Dünya
24.09.2013
11TürkmilletvekiliAlmanMeclisi’nde11 Türk milletvekili Alman Meclisi’nde
11 Türk milletvekili Alman Meclisi’nde
Zaman
24.09.2013
01:51
Almanya Başbakanı Angela Merkel’in zaferiyle sonuçlanan federal seçimde biri Merkel’in listesinden olmak üzere 11 Türk kökenli aday da milletvekili seçildi.Ailesi yıllar önce Batı Trakya’dan Almanya’ya yerleşen Cemile Yusuf, iktidardaki Hıristiyan Birlik Partisi’nden (CDU) meclise giren ilk Müslüman ve Türk federal milletvekili oldu. 1978 doğumlu Yusuf, 2012 yılından bugüne CDU’nun Kuzey Ren Vestfalya Teşkilatı Yönetim Kurulu üyeliği yapıyordu. Önceki gün yapılan seçimlerde Merkel rakiplerini imrendiren bir başarıya imza atarken, Türk kökenli adaylar da aldıkları sonuçlarla dikkat çekti. CDU’yu uzaktan takiple ikinci çıkan Sosyal Demokrat Parti (SPD) listesinden aday gösterilen Mahmut Özdemir (26) parti tarihinin en genç milletvekili olmayı başardı. SPD’nin Genel Başkan Yardımcısı ve Hamburg Milletvekili Aydan Özoğuz da tekrar seçilerek federal meclise girdi. Uyum konularında çalışan Özoğuz’un parti içinde ağırlığının artması bekleniyor. Sosyal demokratlardan bölgesinde seçimi kazanan diğer isimler ise 2008 yılından beri Hamburg Eyalet Meclisi’nde görev yapan Metin Hakverdi, Cansel Kızıltepe ve uyum çalışmalarıyla Federal Liyakat Nişanı alan Gülistan Yüksel oldu. 2009 yılında delegelerin eyalet listesinde yer vermediği için milletvekili olmadan Yeşiller Partisi eşbaşkanlığını yürüten Cem Özdemir Stuttgart bölgesinden seçilmeyi başardı. Yeşiller’den meclise giren diğer adaylar ise Bavyera’dan Ekin Deligöz ve Berlin’den Özcan Mutlu. Yeşiller’de kadın ve çocuk konularında uzman olarak öne çıkan Deligöz 1998 yılından beri Federal Meclis’te görev yapıyor. Aynı zamanda Berlin eyalet milletvekili olan Mutlu ise eğitim konularında çalışmalar yapıyor. Pazar günkü seçimleri Yeşiller’in burun farkıyla önünde bitirerek parlamentoya giren Sol Parti’den Sevim Dağdelen de bu göreve üçüncü kez seçildi. Sol Parti Meclis Grubu Uyum ve Göç Politikaları Sözcüsü olan Dağdelen aynı zamanda Türk-Alman Parlamentolararası Dostluk Grubu başkan vekili. Sol Parti’den meclise giren diğer Türk kökenli isim 2009’da Berlin Charlottenburg-Wilmersdorf ilçe belediyesi yabancılar sorumluluğundan emekli olan Azize Tank. ‘Büyük Koalisyon’ olabilirKesinleşen sonuçlara göre Başbakan Merkel’in partisi CDU yüzde 41,5 oy oranı ve Alman Federal Meclisi’nde 311 milletvekili ile son 23 yılın en yüksek halk desteğini elde etti. Alman lider yalnızca 5 milletvekiliyle tek başına iktidar olma şansını kaçırdı. En büyük rakibi SPD ise yüzde 25,7 oy ve 192 milletvekiliyle beklentilerin oldukça gerisinde kaldı. Eski komünist Doğu Almanya kökenli Sol Parti yüzde 8,6 oy oranı ve 64 milletvekiliyle üçüncü parti olarak mecliste yerini aldı. Yeşiller Partisi de yüzde 8,4 ile 63 milletvekili çıkarabildi. Seçime katılan diğer partiler yüzde 5’lik barajın altında kaldılar. Merkel’in önünde sadece SPD ile büyük koalisyon ya da Yeşiller Partisi’yle küçük ortaklı koalisyon hükümeti seçeneği bulunuyor. CDU’nun Federal Meclis’te aldığı kararları uygulayabilmesi için Eyalet Temsilciler Meclisi’nden geçirmesi gerekiyor. Yeşiller’in CDU ile koalisyona sıcak bakmaması ve SPD ile Eyalet Temsilciler Meclisi’nde çoğunluğu elinde bulundurması büyük koalisyon ihtimalini artırıyor.
Zaman
Ana Sayfa
24.09.2013
11TürkmilletvekiliAlmanMeclisi’nde11 Türk milletvekili Alman Meclisi’nde
Sevilay Öğretmen artık sivil şehit
Zaman
23.09.2013
16:29
İzmirde, sınıfa geç giren öğrencisine Git geç kağıdı getir dediği için öğrencisi H.K tarafından bıçakla öldürülen Rabia Sevilay Durukan, ölümünün ardından geçen on ay sonra Milli Eğitim Bakanlığı tarafından görev şehidi sayıldı.Sevilay Durukanın ailesinin ilk başvurusunun reddinin ardından yeniden yapılan başvuruyu dikkate alan Milli Eğitim Bakanlığının girişimleriyle Sevilay Öğretmen görev şehidi kabul edildi.BAKANLIK GÖREV ŞEHİDİ SAYILMASI KARARI VERDİEmekli Sandığı Kanununun Vazife Malüllüğü başlıklı maddesi Bakanlığın talebi üzerine devreye sokuldu ve Çalışma ve Soysal Güvenlik Bakanlığı Rabia Sevilay Durukanın görev şehidi sayılması kararını verdi.Olayı duyduğu andan itibaren gözyaşları hiç dinmeyen Sevilay öğretmenin acılı annesi Pembe İlkgülün karara ilk tepkisi, Allah razı olsun Bakandan da. Verdiği sözü tuttu, söz verdi bana. Bir isteğin var mı dedilerdi. Hiçbir şey istemiyorum demiştim. Kampanya yaptılar. Allah razı olsun. Benim çocuğumun kanı yerine geldi, şimdi memnun oldum. Devletimize Allah zeval vermesin. Allah razı olsun şeklinde oldu.Kızının evinde torunları Hasan Mert ve İlkgüle bakan ve gözyaşları içinde Kuran okuyan acılı anne Pembe İlkgül, kızının mezarına şehit yazılmasının kendisini mutlu edeceğini, bu hakkın verilmesini özellikle torunlarının geleceği için istediğini söyledi.ALLAHIM DA ŞEHİT KABUL ETSİN İNŞALLAHAcılı yaşlı anne, kızının Allah katında da şehit sayılacağını düşündüğünü dile getirerek şöyle konuştu: Kıstırmış kızımı. Ama ben ona dedim, gitme annem dedim. Anne dedi, Ben öğretmenim, gitmemezlik olmaz, ben kimseye bir şey yapmadım, dövmedim, notunu kırmadım, bir şey yapmadım. Varsa suçum devlet suçumu verir dedi. Gitti kızım. Sabahın altısında kalkıp, topuklarını vura vura güzelce gitti okuluna. Çok sevindim karara. Para pul için değil. Benim çocuğum onu hak etti, o orada durdu, kanını döktü oraya. Ama hakkını versinler. Kabrinin oraya hiç olmazsa şehit diyebileyim. Yazsınlar çocuğumu oraya, ben bunu istiyorum, şehit yazılsın. Anne olarak buna hakkım var. Çocuklar için bekliyorum. Ben ne yapacağım parayı, evim var, barkım var benim. Ben Ispartanın yerlisiyim. Bu çocuklar için bekliyorum. Benim hiçbir şeye ihtiyacım yok Allaha bin şükür. Çocuğumun döktüğü kanı istiyorum ben başka bir şey değil. Ben onu dulluğumla okuttum. Ama o etiketi istiyorum. İnşallah Allah katında da şehittir. Okuduklarımıza göre, hoca değilim ama, iyi kötü okurum, inşallah Allahım öyle etsin, öyle kabul etsin.HASANIM ÇOK ÇALIŞKAN ÇOCUK AMA ŞİMDİ YEMEK BİLE YEDİREMİYORUZRöportaj boyunca gözyaşları biran olsun dinmeyen anne Pembe İlkgül, olayı yaşayan torunu Hasan Mert ve İlkgülün psikolojisinin hâla düzelemediğini ve kendilerini toparlayamadıklarını anlattı.İlkgül, sözlerini şöyle sürdürdü:Evimde çocuğumla ben ikimiz gördük, en kötüsünü yaşadık. O çocuğuma kimse bir şey sormasın. Hasan Mert, torunum. Televizyonları kapattılar, elektrik yok dediler. Meğer çocuk seyretmesin diye. Çok kötüler torunlarım. Hasanım çok çalışkan çocuk idi. Şimdi zor çalıştırıyoruz, yemek yediremiyoruz. Biz çok kötü durumdayız. Öldürenin kardeşini o okula vermişler, onu da duyduk, çok üzüldük ama.AİLEYE 30 YIL ÇALIŞMIŞ GİBİ EMEKLİ MAAŞI BAĞLANACAKHasan Mert adlı bir oğlu ve İlkgül adlı bir kızı bulunan 13 yıllık öğretmen Sevilay öğretmenin sivil görev şehidi sayılmasıyla birlikte, ailesi 30 yıl çalışmış gibi maaş alabilecek. Durukanın eşi ve çocukları şehit ve gazilere tanınan haklardan yararlanabilecek. Aileye 30 yıl çalışmış gibi emekli maaşı bağlanacak. Bir konut ile sınırlı olmak kaydıyla Toplu Konut İdaresince faizsiz kredi verilebilecek. Demiryolları ve denizyollarının şehir içi ve şehirlerarası hatlarından, belediyelere ait şehir içi toplu taşıma hizmetlerinden ücretsiz yararlanacak.(İHA)
Zaman
Son Dakika
23.09.2013
SevilayÖğretmenartıksivilşehitSevilay Öğretmen artık sivil şehit
Belçikalı gelin, annesinin şiirlerini kitaplaştırarak sürpriz yaptı
Zaman
22.09.2013
09:38
Belçikalı gelin, Türk eşinin kitap tanıtımında, annesinin şiirlerini bir kitapta toplayarak sürpriz yaptı. Turizmci Halil Yıldırım (Neptün Halil), Nar Tanem Side, Silik Işıklı Seslerden sonra anı-deneme türündeki üçüncü kitabı Tepedeki Adam kitabının tanıtımı için Sidede kokteyl düzenledi. Belçikadan Türkiyeye gelen 75 yaşındaki kayın valide Nora Lieckens, kokteylde kızı Liva Yıldırımın sürprizi ile karşılaştı. Belçikalı Liva, eşinin mutlu gününde, annesinin bir türlü bastırmadığı 80 şiirini Waar De Hemel De ismi ile Felemenkçe dilinde kitaplaştırarak hediye etti. Anne Lieckens, kızının bastırdığı şiir kitabını elinde görünce gözyaşlarını tutamadı. Belçikalı Liva, Annem emekli öğretmen. Uzun yıllar defterine yazdığı şiirleri hep gözü gibi koruyordu. Ben de 75nci doğum yıl dönümünde şiirlerini Felemenkçe dilinde bastırarak sevindirmek istedim. Bugün ailecek hepimizin en mutlu günü. Annemin şiirlerini bir kitapta topladığım için çok mutluyum. diye konuştu.Anne Nora Lieckens, kızı ve damadının, şiirlerini kitapta toplama sürprizinin kendisini mutlu ettiğini söyledi.Turizmci-yazar Halil Yıldırımın, Neptün Otelde düzenlediği kokteyle, Manavgat Belediye Başkanı Şükrü Sözen, Manavgat Halk Eğitim Merkezi (HEM) Müdürü Hüseyin Geyikoğlu, tiyatro oyuncusu Müfid Kayacan, yakın arkadaşları, turizmciler ve turistler katıldı.Kokteylde bir konuşma yapan tiyatro oyuncusu Müfid Kayacan, turizmci-yazar Yıldırımla uzun yıllara dayanan bir dostluklarının bulunduğunu söyledi. Yıldırımın Side aşığı bir turizmci ve yazar olduğunu belirten Kayacan, Halil Yıldırım gibi sıra dışı insanlar az bulur. Yıldırım, turizmci olmasının yanında yazar ve folklorcudur. Zaten geçmişte de günümüzde de değişimleri hep sıra dışı insanlar yapmıştır. diye konuştu.Yıldırım ise yaptığı konuşmada, üçüncü kitabını eline aldığında bir çocuk kadar sevindiğini söyledi. Kitabını satır satır okuduktan sonra sevinçten gözyaşlarını tutamadığını belirten Yıldırım, üç kitabının hazırlanmasında kendisini hiç bir zaman yalnız bırakmayan ve hep destekleyen Belçika asıllı eşi Liva Yıldırıma teşekkür borçlu olduğunu vurguladı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
22.09.2013
BelçikalıgelinannesininşiirlerinikitaplaştıraraksürprizyaptıBelçikalı gelin annesinin şiirlerini kitaplaştırarak sürpriz yaptı
Emekli öğretmenin yaptırdığı Fatma Kutlu Köksal Ayvacı Anaokulu açıldı
Zaman
18.09.2013
12:41
Osmaniye’nin Kadirli ilçesinde hayırsever bir emekli öğretmen tarafından yaptırılan Fatma Kutlu Köksal Ayvacı Anaokulu’nun açılışı yapıldı. Halk oyunları gösterileriyle başlayan açılış töreni, saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile devam etti. Törende konuşan İlçe Milli Eğitim Müdürü Mutlu Canbolat, Hayırsever Fatma Kutlu Köksal Ayvacı tarafından yaptırılan anaokulunun 6 ay gibi kısa bir sürede tamamlandığını söyleyerek Ayvacı’ya eğitime katkıları dolayısıyla teşekkür etti. Çok mutlu ve heyecanlı olduğunu belirten Fatma Kutlu Köksal Ayvacı ise Doğma büyüme Kadirliliyim. Başka illerde öğretmenlik yapmama rağmen Kadirli’den hiç kopmadım. Bütün arzum Kadirli’ye bir okul yaptırmaktı. Bugün bunun mutluluğunu yaşıyorum. Kaymakamımız Necip Çakmak bu konuda bana çok destek oldu. Kendisine çok teşekkür ediyorum. Ayrıca okulumuzun protokolünü birlikte imzaladığımız eski Valimiz Celalettin Cerrah Beyefendiye de çok teşekkür ediyorum. Okulumuz memleketimize hayırlı olur inşallah.” diye konuştu. Kadirli Kaymakamı Necip Çakmak ise yaptığı konuşmada, hayırsever Fatma Kutlu Köksal’ın tüm parasını okul yapımı için Kaymakamlığa verdiğini kaydetti. Çakmak, “Bugün, hayırseverimiz Fatma Kutlu Köksal Ayvacı Hanımefendi tarafından yaptırılan anaokulumuzun açılışını yapıyoruz. Öncelikle kendisine eğitime verdiği destek için teşekkür ediyorum. Bu vesile ile tüm Kadirlililere seslenmek istiyorum, Kadirlili işadamlarımız tek başına güçleri yetmiyorsa birleşerek bir okul yapabilirler. Eğitim çok önemli. Bugün öne çıkan bütün medeniyetlerde eğitimli insan gücü vardır. Bu yüzden Kadirli’de ticaret yapan arkadaşlarımıza rica ediyorum, lütfen eğitim yuvalarımızı çoğaltalım.” dedi. Vali Mehmet Oduncu ise dünyada olduğu gibi Türkiyede de bilim, teknoloji ve eğitim alanında çok önemli gelişmeler yaşanmakta olduğunu belirterek, “Ülke olarak yarınlarımıza daha umutlu bakıyor, ülkemizin her alanda büyük başarılara imza atıyor. Tüm dünya ile birlikte müşahede ediyoruz. Yarınlarımıza güvenle bakabilmek dünyada hak ettiğimiz yeri alabilmek için eğitimin çok önemli olduğunun bilincindeyiz. Eğitim ışığının, memleketin en derin köşelerine kadar yayılmasına millet olarak gayret göstermekteyiz.” şeklinde konuştu. Oduncu, Osmaniye’nin eğitim alanındaki verilerini de paylaşarak, “Ülkemizde okul öncesinde eğitim gören öğrencilerin derslik başına düşen ortalaması 22 öğrenci, bu sayı ilimizde 28’dir. Ülkemizde ilkokulda derslik başına düşen öğrenci sayısı 30’dur, ilimizde ise 32’dir. Ülkemizde lise eğitiminde derslik başına düşen öğrenci sayısı ise 31 iken ilimizde 38’dir. Devletimizin en fazla ödeneği eğitime ayırmasına ve hayırseverlerin bu konuda önemli destekler sağlamalarına rağmen yine de arzulanan seviyeye gelebilmiş değiliz. Bu nedenle, Osmaniye’de öncelikle Türkiye ortalamasını yakalamak, daha sonra da Türkiye ortalamasından daha iyi hale gelebilmek için kat etmemiz gereken çok mesafe var. Bu mesafeyi kat etme noktasında Sayın Fatma Kutlu Köksal Ayvacı Hanımefendi 250 bin TL ile eğitime destek olmuş ve önemli bir hayra vesile olmuştur. Kendisine şükranlarımı sunuyorum.” dedi. Vali Oduncu, sözlerinin devamında Osmaniye’nin eğitim konusunda kat ettiği yolda önemli katkısı ve emeği bulunan Osmaniye eski Valisi Celalettin Cerrah’a da teşekkür etti. Konuşmaların ardından, Vali Dr. Mehmet Oduncu ve Kadirli Kaymakamı Necip Çakmak tarafından Hayırsever Fatma Kutlu Köksal Ayvacı’ya eğitime katkıları nedeniyle teşekkür plaketi verildi. Daha sonra Anaokulu’nun açılışı Vali Dr. Mehmet Oduncu, Hayırsever Fatma Kutlu Köksal Ayvacı ve protokol mensupları tarafından yapıldı. Vali Oduncu, beraberindekiler ile birlikte, okulun sınıflarını ziyaret ederek, sınıflardaki öğrencilerle sohbet etti. Açılışın ardından, Kadirli Fen Lisesinde incelemelerde bulunan Vali Oduncu, okul hakkında Kadirli Kaymakamı Necip Çakmak’tan bilgi aldı. Vali Dr. Mehmet Oduncu incelemelerinin ardından Kadirli’den ayrıldı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
18.09.2013
EmekliöğretmeninyaptırdığıFatmaKutluKöksalAyvacıAnaokuluaçıldıEmekli öğretmenin yaptırdığı Fatma Kutlu Köksal Ayvacı Anaokulu açıldı
Joost Lagendijk - Gökkuşağı merdivenleri ve daha derindeki anlamı
Zaman
08.09.2013
02:02
Türkiye’deki parlak renklerde boyanmış merdivenler ve diğer yolların fotoğrafları geçen hafta küresel çapta ilgi odağı oldu. New York Times, en popüler bloglarından birini kendi deyimiyle bu ‘renk patlamasına’ ayırdı ve gökkuşağının tüm renklerine boyanmış kamusal alanların bir dizi fotoğrafını web sitesine koydu.Hollanda’nın önde gelen gazetelerinden biri olan De Volkskrant, güzel tasarımlanmış iki sayfayı, yeni boyanmış merdivenlerde ya da yanı başında poz veren, mutlu ve gülümseyen insanların enstantaneleriyle kapladı. Sosyal medya, Türkiye’nin her yerinden aynı gökkuşağı tasarımına dayalı fotoğrafların gerçek bir infilakına tanık oldu.Türk olmayanların çoğu için, bunlar, iktidar partisinin ve özellikle de Başbakan Erdoğan’ın politikalarına yönelik kızgınlık ve hayal kırıklığını göstermek için birkaç ay önce sokaklara dökülen Taksim ve diğer yerlerdeki protestoculara göz yaşartıcı gaz sıkılmasının iç karartıcı görüntülerinden sonra, Türkiye’den gelen ilk fotoğraflardı. Polis şiddeti ve her türden temel hak ihlalleri hakkında sinir bozucu haberlerle geçen haftaların ardından, dünya medyasının kameraları başka yerler ve olaylara yönelmişti. Geriye kalan; kötü anılar ve demokrasinin durumundan mutsuz insanlarla dolu, hükümetin yurttaşların çoğuyla irtibatı kaybettiği ve sözcülerinin protestolara getirdiği tuhaf açıklamalarla dünya kamuoyunu ikna edemediği bir ülke olarak Türkiye’nin imajıydı. Sonra gökkuşağı merdivenler çıkageldi.Bu kez gözyaşı, keder, karamsarlık yok. Onun yerine neşeli yüzler, parlak renkler ve bir nevi umut ve iyimserlik hissi. Bu kendiliğinden gelişen etkinliklerin anlamı hakkında düşününce, insan iki önemli siyasi mesaj çıkarabiliyor.İlki, anlaşılan, pek çok Türk, İstanbul’un emekli sakinlerinden Hüseyin Çetinel’in oluşturduğu emsali taklit etmek için hazır bekliyormuş. Çetinel, mahallesindeki merdivenleri niye boyamış? “İnsanları mutlu etmek için.’’ diye açıklıyor kendisi. Onun siyasi olmayan girişiminin öngörülemeyen başarısı, muhtemelen, çeşitli etkenlerin bileşimiyle açıklanabilir: Çetinel’in eylemi, son ayların tüm sıkıntı ve ihtilafının ardından, olumlu bir mesaj verme arzusunun geniş kesimlerce paylaşıldığının göstergesi. Aynı zamanda, pek çok Türk’ün protestolarını devam ettirmek için yeni, barışçı yollar bulma arzusuna temas ediyor. Çok sayıda toplumsal hareketin benimsediği gökkuşağının simgeselliğinden daha etkili ne olabilir? Onu sokaklara yansıtmaktan daha görünür ne yapılabilir ve bunu yetkililerden izin istemeden yapmaktan daha iyi sivil itaatsizlik işareti olur mu?Son olaydan alınacak ikinci mesaj, şaşırtıcı şekilde, yerel yetkililerin esnek tepkisi. İlk tepkileri, eski tarz bastırmanın bir örneğiydi: Merdivenleri orijinal, koyu gri rengine alelacele yeniden boyadılar. Ama Çetinel’in merdivenlerinin ne kadar popüler olduğunu keşfedince, kısa sürede olumlu potansiyeli gördüler, yakın geçmişte sivil girişimleri yanlış okuduklarını hatırladılar ve taktik değiştirdiler. Belediye, Çetinel’in merdivenlerine gökkuşağının renklerini bizzat geri getirdi ve benzeri planları sıcak biçimde kucaklayacağını belli etti.Hem gökkuşağı merdivenlerinin popülerliği hem de yetkililerin verdiği münasip tepki, bence, Türkiye’nin içinden geçtiği sağlıklı ama çoğu zaman sancılı demokratikleşme sürecinin örnekleri. Britanya merkezli bir Türk araştırmacı ve yazar olan Ziya Meral, geçen hafta, The Cairo Review of Global Affairs’te yayımlanan iyi yazılmış ve olgularla desteklenmiş makalesinde, Türkiye’nin kendi kafa karışıklığından ötürü kavramakta zihin karışıklığı yaşadığı savı ortaya koydu. İsabetle dile getirdiği üzere: “Türkiye, ele alınmamış meseleleri halının altına süpürmekle geçen on yıllardan sonra, demokrasinin meydan okumasıyla karşı karşıya (…) Bu yaz sadece Erdoğan veya AKP değil, Türkiye devleti ve Türk kamuoyu da üzerlerinden esrar perdesi çekilerek bütünüyle gözler önüne serildi. ‘Babamız’ olmayı ve bizim yerimize devlet işlerini yönetmeyi vaat eden modern ulus devletin, bizi, demokratik ‘yetişkinler’ olma yolunda yeterli donanımdan mahrum bıraktığı net biçimde ortaya çıktı.’’Gelecek yıl için öngörüm şöyle: Daha da renkli yurttaş girişimleri ve buna ayak uydurmakta zorlanan daha da fazla yetkili.
Zaman
Köşe Yazıları
08.09.2013
JoostLagendijk-Gökkuşağımerdivenleri vedahaderindekianlamıJoost Lagendijk - Gökkuşağı merdivenleri ve daha derindeki anlamı
Suriyeli aileler: Yurdumuza geri dönmek istiyoruz (Özel)
Zaman
06.09.2013
13:06
Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Kurulu verilerine göre, Ürdün topraklarında kurulan kamplarda 500 binin üzerinde Suriyeli mülteci bulunuyor. Bazı kaynaklar bir milyonun üzerinde Suriyeli mültecinin Ürdün’de yaşadığını belirtiyor. Mülteciler, bir an önce Suriye’deki olayların bitmesini ve yurtlarına dönmeyi istiyor.Kamplar dışında yaşayan mülteciler genelde zor şartlar altında hayatını devam ettirmeye çalışıyor. Suriye Özgür Ordusu’nda asker olarak görev yapan Ebu Muhammed Zoubi, 3 çocuğu ile birlikte Ürdün’de hayatını sürdürüyor. Görev verildikçe belirli aralıkla Suriye’de görev yapıyor. Ürdün’deki mülteci kampı dışında zor şartlarda yaşayan Ebu Muhammed Zoubi, Cihan Haber Ajansı’na yaptığı açıklamada, Esed yönetimi, cezaevlerindeki tutuklu sivilleri, vurulması muhtemel askeri bölgelere yerleştirdi. Batının operasyonu başlayınca bu saldırının kurbanı Esed’in elindeki esir halk olacak. Esed, kendi güçlerini ise şehirlerin içine okullara ve devlet dairelerine dağıttı. dedi.Zoubi, ayıca Suriyeye askeri operasyon başlaması ile birlikte Esed yönetiminin bir çılgınlık yaparak kimyasal silah kullanabileceğini de savundu. Ebu Muhammed, Batılıların askeri operasyon yapacağı bölgeyi Esed kimyasal füze ile vurabilir. Bu şekilde Batının kimyasal silahla vurduğunu iddia edecek. iddiasında bulundu.Suriye’de Beşşar Esed’in kendi halkına kimyasal silah kullandığını, saldırının muhalifler ve Suriye’ye müdahale eden güçlerin yaptığını ilan etmeye hazırlandığını anlatan Ebu Muhammed Zoubi, “Şeytanın aklına gelmez şeyler yapıyorlar.” dedi. Suriye’de elektrik idaresinden emekli olan 11 çocuk babası Ebu Muntasır Cemus ise “Türkiye’de ve Suriye’de çocuklarım var. Bir oğlum savaşta yaralandı. Ona yaşamaz dediler ama Allah’a şükür iyileşti. Tekrar cepheye geri dönüp Özgür Suriye Ordusu’na katıldı. Bir oğlum Türkiye’de üniversite okuyor. Ben geleli 5-6 ay oldu. Ailemi bir yıl önce göndermiştim. Çok ciddi maddi imkânsızlık yaşıyoruz. Kiralar çok arttı. Her şeye ihtiyaç var. Kalabalık bir aileyiz. En son Suriye’ye 5 ay önce gittiğimde emekli maaşımı almıştım. Şimdi bankalar çalışıyor mu onu bile bilmiyorum. Ordayken bombardıman oluyordu.” dedi. Cemus son anda nasıl ölümden döndüklerini şöyle anlatıyor: “Ailemi buraya çok zor şartlarda getirdim. Bir hava saldırısından son anda kurtulduk. Bir yöne doğru ailemi yönlendirdim. Eğer ters yöne gitselerdi, bekli de şu anda hepimiz ölmüş olacaktık. Helikopterlerden yapılan hava saldırısında basınçtan 50-60 senelik zeytin ağaçları kökünden söküldüğünü gördüm. Ben de bir ağaca çarpma neticesinde ön dişlerimi kaybettim. Bu kadar yaşadığımız sıkıntılara rağmen hep birlikte dua ediyoruz. Bu durumlar düzelsin hemen yurdumuza topraklarımıza geri dönelim, bunu bütün ailem istiyor.” şeklinde konuştu. Cemus’un eşi, cep telefonunda kayıtlı abisinin yaralandığında çekilen görüntüyü seyrediyor ve bize de gösteriyor. Cemus’un eşi, Cihan’a yaptığı açıklamada, “Burada hayatın her anı çok zorlu ve sıkıntılı. Bir taraftan da çok ciddi hasret var. Her şeyi özlüyorum. Evimi arkadaşlarımı, yaptığım mutlu sohbetleri. Çocuklarım da her fırsatta özlemlerini dile getiriyorlar.” diye konuşuyor.Cemus ailesi, çocuklarının ise memleketlerini, okulundan sokağına, arkadaşlarından oyun oynadıkları yerlere kadar her yerin özlemini duyduklarını dile getiriyor. Birleşmiş Milletlerin 2012 verilerine göre Suriyede 21,1 milyon kişi yaşıyor. Suriyedeki iç savaş sırasında en az 7 milyon kişinin, yani ülke nüfusunun üçte birinin yaşadığı yerleri terk etmek durumunda kaldığı tahmin ediliyor. UNHCR, bunun 4 milyon kadarının ülke sınırları içinde göç ettiğini belirtiyor.Son 20 yılın en büyük mülteci krizlerinden birinin yaşandığını söyleyen BM, 1994teki Ruanda soykırımından bu yana bu denli sayıda insanın göç ettiğine tanık olunmadığını vurguluyor. CİHAN
Zaman
Son Dakika
06.09.2013
SuriyeliailelerYurdumuzageridönmekistiyoruz(Özel)Suriyeli aileler Yurdumuza geri dönmek istiyoruz (Özel)
8 ay önce listeye girdi, güzel haber üçüncü aramada geldi
Zaman
23.08.2013
10:56
Türkiye’nin altıncı yüz nakli yapılan kişisi olan Salih Üslün’ün 8 ay önce nakil listesine girdiği, doktorların üçüncü aramada sevinçli haberi verdiği ortaya çıktı. Salih Üslün, Türkiyenin yüz nakli yapılan en yaşlı kişisi olacak. Türkiye’nin altıncı yüz nakli Akdeniz Üniversitesi (AÜ) Hastanesi’nde devam ediyor. 5 yıl önce ateşli silahla yaralanan Salih Üslün’e (54) yeni yüzü naklediliyor. Hastanede gazetecilerin sorularını cevaplayan Salih Üslün’ün oğlu Sedat Üslün (26) babasının çok mutlu olduğunu söyledi. Türk Telekom’dan emekli olan babasının 5 yıl önce evlerinin garajında fareleri kovalarken av tüfeğinin üstüne düştüğünü, silahın ateş alması üzerine de yaralandığını anlattı. Babasının şu ana kadar iki ameliyat geçirdiğini belirten Üslün, sevinçle ve umutla Antalya’ya geldiklerini ifade ederek, Uzun koşuşturmacalarımız sonucunda şuan bizim için her şey iyi yürüyor. dedi. Babasının 8 ay önce yüz nakli için Akdeniz Üniversitesi Hastanesi’ne başvurduğunu anlatan Sedat Üslün, İki kere tetkik yaptırdık burada. Üçüncüde ‘yüz bulundu’ diye haber geldi. Babamın buraya gelirken ‘artık bu yüzden kurtulacağım’ diye çok güzel düşünceleri vardı. diye konuştu. Babasının zor bir hayatı olduğunu dile getiren oğul Üslün şöyle konuştu: Yemesi, içmesi sorunluydu. Yemek yemesi zor olduğu için enjektörle besleniyordu. Sıvı yiyecekler tüketiyordu.ÖMER HOCAYA MEKTUP YAZMIŞAÜ Hastanesi’nde yapılan yüz nakli televizyondan gördüklerini aktaran Sedat Üslün, Buraya gelmeden önce bizi kabul etsinler diye Ömer Özkan’a mektup yazdık. Bizi kabul ettiler. Umudumuzu hiç yitirmedik. Üniversite ara ara bizi arıyor, ‘bekleyin’ diyorlardı. Biz hep çağrılmayı bekliyorduk. Üniversitenin yüz nakli bekleyen hastaları arasında ilk 5 içindeydik. Bizi iki kez aradılar. Üçüncüde yüz çıktı. Çok mutluyuz. şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
23.08.2013
8ayöncelisteyegirdigüzelhaberüçüncüaramadageldi8 ay önce listeye girdi güzel haber üçüncü aramada geldi
Anadili İngilizceydi, komadan İsveççe konuşarak uyandı
Zaman
23.08.2013
01:53
Michael Boatwright, deniz kuvvetlerinden emekli bir Amerikalı. Herkes gibi sıradan bir hayatı olan Boatwright, geçtiğimiz şubat ayında ilginç bir olay yaşadı.Kaliforniya’daki bir otelde bilinci kapalı şekilde bulunan 61 yaşındaki emekli denizci, uyandığında eski hayatına dair hiçbir şey hatırlamıyordu. Daha da ilginci anadili İngilizce’yi tamamen unutmuş, sadece İsveççe konuşabiliyordu. Doktorların teşhisi Boatwright’ın “çözülmeli amnezi” olarak bilinen bir çeşit hafıza kaybı geçirdiği yönünde. ABD’li adamın İngilizceyi unutup, sadece İsveççe konuşabilmesini ise hayatının en güzel yıllarını İsveç’te geçirmiş olmasına bağlıyorlar. Zira Boatwright, 20 yıl önce kısa bir dönem İsveç’te yaşamış ancak dilini öğrenememiş. Ona İsveç’le ilgili anılarını hatırlatacak bir kişi var. O da 30 yıldır görmediği kız arkadaşı Ewa Espling. ABD’de mutlu olmayan eski denizci, anılarını hatırlamak için Gothenburg’a gitti. Boatwright’ı havaalanında karşılayan Espling, arkadaşına yardımcı olmak için elinden geleni yapacağını söylüyor. Eski eşi, oğlu ve annesini fotoğraflarda gördüğünü ancak onlarla ilgili hiçbir şeyi hatırlamadığını söyleyen Boatwright, “Normal bir hayat yaşamak ve belleğimi geri kazanmak istiyorum.” diyor. Bu arada Boatwright, 15 yıl boyunca Çin ve Japonya’da İngilizce öğretmenliği yapmış.Magazin Servisi
Zaman
Güncel
23.08.2013
AnadiliİngilizceydikomadanİsveççekonuşarakuyandıAnadili İngilizceydi komadan İsveççe konuşarak uyandı
Şampiyon, Şifa Üniversitesi’nde
Zaman
27.07.2013
01:51
LYS sonuçlarına göre Y-MF-1 ve Y-MF-2 puan türünde Türkiye birincisi olan Burak Şahinoğlu, İzmir Şifa Üniversitesi Tıp Fakültesi’ne yerleşmeyi başardı.Burslu olarak kazandığı üniversiteyi tercih etme sebebini anlatan Özel Altınbaşak Anadolu Lisesi öğrencisi, “En önemli neden özel bir üniversite ve kontenjan sayısı az. Çünkü birçok tıp fakültesinde amfiler çok kalabalık. Şifa’da böyle bir problem yaşamayacağımı düşünüyorum. Ayrıca burada bize kazandırılacak klinik tecrübe çok ayrıcalıklı.” dedi. Derece yapan öğrencilerin genellikle tıp fakültelerini tercih ettiklerinin hatırlatılması üzerine Şahinoğlu şunları söyledi: “Tıp geniş bir alan. İnsanlar bu alanda kendilerini geliştirme fırsatı bulabiliyor. Buna alternatif elektrik elektronik mühendisliği olabiliyor. Kazandığımız deneyimi üniversitede kullanmak ve bunu daha çok geliştirmek istiyoruz. Bu nedenle öncelikli olarak tıbbın seçilmesi gayet doğal.”Emekli öğretmen Şevki Şahinoğlu da bir babanın en büyük arzusunun evladını en iyi yerde görmek olduğunu söyledi. Oğlunun SBS’de de Türkiye ikincisi olduğunu belirten baba, “Artık hedefimiz birincilik olmalıydı ve tüm çalışmalarımızı buna yönelik gerçekleştirdik. Dört yıl boyunca her fırsatı değerlendirdik ve mutlu sona ulaştık.” dedi.Bu yıl tıp ve diş hekimliği başta olmak üzere tüm sağlık alanları için toplam 555 kontenjan ayıran Şifa Üniversitesi, beklenenin üzerinde talep gördü ve bölümlerini doldurdu. Şifa’nın kurulduğu yıldan beri zirvede yer aldığını ifade eden Rektör Yusuf Erdoğan, “LYS sonuçlarına baktığımızda bu yıl da Şifa Üniversitesi’ni gururlandıran birçok konu görüyoruz.” diye konuştu.
Zaman
Güncel
27.07.2013
ŞampiyonŞifaÜniversitesi’ndeŞampiyon Şifa Üniversitesi’nde
Mustafa Ulusoy - Şehri uyandıran kadınlar
Zaman
26.07.2013
01:51
Ay, dolunay safhasında; mevsim, güneşin dünyaya ışınlarını dik yollama safhasında; gün, gündüzün batnının yarılıp içinden çıkarılan gecenin yarısını iki buçuk saat geçme safhasındaydı.Temmuzun ağır havasından eser yoktu, baharın ılık ve ferah havasını yüklenmişti her zerre. Kim bilir nerelerden kopup gelen rüzgâr, şehrin sokaklarına ılık nefesini üfürüyor, açık pencerelerden evlere giriyor, perdeleri, tülleri havalandırıp odaları taze hışırtıyla dolduruyordu. Püfür püfür esen rüzgâr, birbirini tanımayan bilmeyen yüz binlerce evin, yüz binlerce odasını görünmez bir iple birbirine bağlıyor, onları aynı havayı soluma duygusuyla, aynı şehirde yaşama duygusuna ortak ediyordu.Birazdan önemli bir olay olacakmışçasına bir bekleyiş sessizliği vardı. Dünyada bir hal vardı. Kanat çırpmaya hazır bir gülümseme vardı.Bir kâseyi andıran gökyüzü envaiçeşit yıldızla doluydu. Yıldızlar, sayısız meleğin bineğiydi ve melekler nazarlarını yeryüzüne çevirmiş, nefisleriyle çetin bir mücadeleye girişecek insanları seyretmenin tenezzühüyle dolup taşmışlardı.Çoğunluğu kadındı...Uyanmayı ölüme bırakmayanlar, göz kapaklarının büyük ağırlığını sırtlamış yavaş yavaş açıyorlardı gözlerini. Şehre yüksekten bakan biri, evlerin yavaş yavaş uyandığını, birer birer yanan ışıklardan görebilirdi. Fark edebilirdi, her an yeni bir aydınlığın bir eve dolduğunu.Bu vakitte uyanık olanların çoğunluğu kadındı.Uyanır uyanmaz önce ellerini yüzlerini yıkıyorlar, sonra mutfağa seğirtip hummalı bir faaliyete girişiyorlardı. Harlı ateşin üzerine suyla dolu demlikleri, kızartma tavalarını koyuyorlar, çorbaları ısıtıyorlar, hamur işlerine koyuluyorlar, peyniri, zeytini, uyku mahmurluğuyla karışık tatlı bir telaşla sofralara diziyorlardı. Uyanık olan erkekler de yok değildi. Sigara tiryakisi olanlar, ciğerlerine tütün depolamak için pencere kenarlarına, balkonlara tünemiş vaziyette, dudaklarından kurtulan aheste dumanları seyre dalıp yükselen kıvrımlara umutlarını yükleyip göğe salıyorlardı.Yarım saat bilemedin bir saat sonra şehrin önemli bir kısmı kadınlar tarafından uyandırılmış olacaktı. Çoluğu çocuğu, genci ihtiyarı, kadını erkeği, zengini fakiri sinilerin, masaların etrafına dizilecekler, uzun sürecek çetin bir açlığa karşı önlerindekilerle şükre duracaklardı. Çay bardaklarıyla kaşık tıkırtıları, ağız şapırtıları birbirine karışacak, açlıktan korkanlar yiyeceklere, susuzluktan korkanlarsa suya abanacaklardı. Çorbaların, çayların, yeni pişirilmiş lokmaların, çöreklerin buğularıyla kokuları birbirine karışacak; şehrin yüz binlerce mutfağından yayılan yemek kokuları saracaktı etrafı.Sanırsınız bir şölen vardı şehirde. Bir gece şöleni.Benlikler, nefisler kendini oruca teslim edecek ve dinlenmeye çekilecekti. Zaman, sanki sonsuzluğun içerisinden çıkagelmiş, şehri büyüsüyle kaplamış, yumuşak dalgalar halinde şehrin kıyısına vararak en huzur verici şarkısını mırıldanıyordu.Hayat, huzura kavuşmuş seyrini sürdürüyordu on beş gündür. Hiç okunmadığı kadar Kur’an okunmuş, camiler hiç olmadığı kadar dolup taşmış, insanlar adeta birer meleğe dönmüştü on beş gündür. Nefislerinin isteklerine koca bir set çekip, ona teslim olmamayı tecrübe eden insanları ağırlamaktan sonsuz bir haz alıyordu o vakit şehir.Şehir duyarlı bir huzurla yıkanıp sırılsıklam olmuş, serinleyip hafiflemişti.Şehri mutlu eden başka bir şey daha vardı: Melekler. Şehrin üstünü ve çevresini saran sayısız melek de hiç olmadığı kadar neşeliydiler. Gizli ya da aşikar, O’na yapılan her duayı, O’nu anan her sesi, O’ndan talep edilen her isteği, O’ndan duyulan her memnuniyeti hummalı bir gayret ve şevkle, yorulmak nedir bilmeden arşa taşıyorlardı.Derken, ezanlar yükseldiŞehir kadar mutlu olan ve şehri daha da mutlu kılan biri daha vardı. Sedefli bir istiridye kabuğu gibi şehrin üzerine açılan ay, gümüşi ışıkları gecenin içinden serin bir yel gibi akarak, şehrin üzerine ağıyordu. Şehrin nuruydu ay.Derken, ezanlar göğün kubbesine doğru yükseldi, bini bir yerden. Mahalleleri, semtleri, cadde ve sokakları, sonra da şehirleri, ülkeleri birbirine bağladı, bir ve tek kıldı.Bir çay bardağının dibinde üç beş yudumluk çay vardı, içilmeyen. Meleklerin gözünde yaşlar vardı. Kiramen Kâtibin bir hatıra gibi yazdı bu anı. Bir hatıra gibi sakladı, kaydını tuttu defterinde.Bir gün hatırlanacaktı bu an. Belki de o kişiyi, sonsuzluğun kapısından içeriye buyur edecekti.‘Bakırköy Akıl Hastanesi’nden Anılar’Bakırköy Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nden emekli, sevgili ağabeyimiz, gönül ve irfan insanı Dr. Latif Ruhşat Alpkan’ın, Okuyan Us tarafından “Bakırköy Akıl Hastanesinden Anılar” isminde bir kitabı yayınlandı. Hastanedeki anılarını anlatan Dr. Alpkan, hastanedeki ünlü düşünen adam heykelinin (ki, Rodi’nin düşünen adam heykelinin kopyasıdır) yapım hikâyesiyl
Zaman
Köşe Yazıları
26.07.2013
MustafaUlusoy-ŞehriuyandırankadınlarMustafa Ulusoy - Şehri uyandıran kadınlar
Hatice tek ayak parmağıyla iki üniversite okuyor
Zaman
24.07.2013
22:10
İzmirde 10 aylıkken SMA teşhisi konulan, doktorların iki yıl ömür biçtiği 32 yaşındaki Hatice Özkan, kol ve bacak kasları her geçen gün güçsüzleşip erimesine rağmen yaşam azmiyle herkesi şaşırtıyor. Başı ve tek ayak parmağı dışında hiçbir organını kullanamayan Hatice, önce liseyi bitirdi, şimdi de iki üniversite birden okuyor.Emekli asker Murat Özkan ile Döndü Özkanın ikinci çocukları olan Haticeye, 10 aylıkken vücudundaki istemli kasların günden güne kuvvetsizleşerek erimesine yol açan ve ALS hastalığının benzeri olan spinal müsküler atrofi (SMA) teşhisi koyuldu. Doktor, en fazla iki yıl yaşayacağını söyledi. Ailesinin sevgisi ve yaşama azmiyle hayata tutunan Hatice, bacaklarında başlayan kas erimesinin boynuna ve kollarına yayılması sebebiyle tekerlekli sandalyede yaşamını sürdürmeye başladı. Öğrenim çağı gelince yürüyemediği için kızını her gün okula götürüp getiren annesi, sınıfta da yanında bulunarak ihtiyaçlarını karşıladı. Örnek bir azim sergileyen Hatice, okuma yazmayı diğer çocuklardan önce öğrendi ancak öğretmeni bir gün annesine, Diğer çocuklar da annelerini yanlarında istiyor, kötü örnek oluyorsun. diyerek, Haticeyi bir daha okula getirmemesini söyledi. Bu duruma üzülen Hatice, bir daha okula gitmek istemedi. Ağabeyi ve kardeşi eğitimlerini sürdürünce heveslenerek, 20 yaşında tekrar eğitime başladı. İlkokul, ortaokul ve liseyi dışarıdan bitiren Hatice Özkanın imdadına, hastalığı ilerlediği için ellerini kullanamaz hale gelince yine annesi yetişti. Annesinin tuttuğu ve yapraklarını çevirdiği kitaplarla sınava hazırlanan Hatice, 2009da Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü kazandı. Aile dostları olan ve kendisi de ALSye yakalanan göz doktoru Alper Kayanın hazırladığı programla bilgisayar kullanmaya başlayan Hatice, eğitimine devam etti. Şu anda bu bölümde 4. sınıf, Erzurum Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulunda ise 1. sınıf öğrencisi olan Özkan, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümünü de kazandığını ancak orada örgün eğitim yapıldığı için kaydını sildirmek zorunda kaldığını anlattı. Okulu bitirdikten sonra hedefinin adalet dağıtmak olduğunu söyleyen Hatice, eğitimini Dr. Kayanın hazırladığı program sayesinde evden devam ettiriyor. Vizelere internetten, finallere ise üniversitelerin belirlediği merkezlerde giriyor. Zaman zaman engellilerle ilgili köşe yazıları yazdığını da ifade eden Hatice, bir sayfalık yazıyı iki günde bitirdiğini, duygularını aracısız paylaşmanın her şeye değdiğini ifade ediyor.AYAĞIYLA TUŞLARA BASIYORSadece konuşabilen ve hareket ettirebildiği tek ayak parmağıyla yattığı yerden bilgisayar kullanabilen Hatice Özkan, İnsanlar isterlerse her engeli aşabilir. Yüreğinde engel olmayan herkese, engellilerle ilgili bir internet sitesinden kaleme aldığım yazılarla sesleniyorum ve engellilerin sorunlarını anlatmaya çalışıyorum. dedi. Çalışmak istediğini söyleyen genç kız, Bazı iş başvurularım oldu ancak olumlu ya da olumsuz kimse bana geri dönmedi. Engelliler olarak günlük hayatta iş bulmamız gerçekten çok zor. Nereye gitsek bizi kapıdan çeviriyorlar ancak engelli olmak başarıya engel değil, yeter ki içinizde yaşama ve çalışma azmi olsun. Orucumu tutabiliyorum. İbadetlerimi yapmaya çalışıyorum. Kurân–ı Kerîm okuyorum. şeklinde konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın engelliler adına çok güzel hizmetlerin altına imza attığını ancak bürokratların olaya onun kadar hassas yaklaşmadığını söyleyen Hatice, engellilerin sıkıntılarını iletmek için birebir görüşmesinin kendisini mutlu edeceğini belirtti.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
24.07.2013
HaticetekayakparmağıylaikiüniversiteokuyorHatice tek ayak parmağıyla iki üniversite okuyor
Hatice tek ayak parmağıyla iki üniversite okuyor
Zaman
24.07.2013
17:44
İzmirde 10 aylıkken SMA teşhisi konulan, doktorların iki yıl ömür biçtiği 32 yaşındaki Hatice Özkan, kol ve bacak kasları her geçen gün güçsüzleşip erimesine rağmen yaşam azmiyle herkesi şaşırtıyor. Başı ve tek ayak parmağı dışında hiçbir organını kullanamayan Hatice, önce liseyi bitirdi, şimdi de iki üniversite birden okuyor.Emekli asker Murat Özkan ile Döndü Özkanın ikinci çocukları olan Haticeye, 10 aylıkken vücudundaki istemli kasların günden güne kuvvetsizleşerek erimesine yol açan ve ALS hastalığının benzeri olan spinal müsküler atrofi (SMA) teşhisi koyuldu. Doktor, en fazla iki yıl yaşayacağını söyledi. Ailesinin sevgisi ve yaşama azmiyle hayata tutunan Hatice, bacaklarında başlayan kas erimesinin boynuna ve kollarına yayılması sebebiyle tekerlekli sandalyede yaşamını sürdürmeye başladı. Öğrenim çağı gelince yürüyemediği için kızını her gün okula götürüp getiren annesi, sınıfta da yanında bulunarak ihtiyaçlarını karşıladı. Örnek bir azim sergileyen Hatice, okuma yazmayı diğer çocuklardan önce öğrendi ancak öğretmeni bir gün annesine, Diğer çocuklar da annelerini yanlarında istiyor, kötü örnek oluyorsun. diyerek, Haticeyi bir daha okula getirmemesini söyledi. Bu duruma üzülen Hatice, bir daha okula gitmek istemedi. Ağabeyi ve kardeşi eğitimlerini sürdürünce heveslenerek, 20 yaşında tekrar eğitime başladı. İlkokul, ortaokul ve liseyi dışarıdan bitiren Hatice Özkanın imdadına, hastalığı ilerlediği için ellerini kullanamaz hale gelince yine annesi yetişti. Annesinin tuttuğu ve yapraklarını çevirdiği kitaplarla sınava hazırlanan Hatice, 2009da Anadolu Üniversitesi İktisat Fakültesi Kamu Yönetimi Bölümünü kazandı. Aile dostları olan ve kendisi de ALSye yakalanan göz doktoru Alper Kayanın hazırladığı programla bilgisayar kullanmaya başlayan Hatice, eğitimine devam etti. Şu anda bu bölümde 4. sınıf, Erzurum Atatürk Üniversitesi Adalet Meslek Yüksekokulunda ise 1. sınıf öğrencisi olan Özkan, Manisa Celal Bayar Üniversitesi Bankacılık ve Sigortacılık Bölümünü de kazandığını ancak orada örgün eğitim yapıldığı için kaydını sildirmek zorunda kaldığını anlattı. Okulu bitirdikten sonra hedefinin adalet dağıtmak olduğunu söyleyen Hatice, eğitimini Dr. Kayanın hazırladığı program sayesinde evden devam ettiriyor. Vizelere internetten, finallere ise üniversitelerin belirlediği merkezlerde giriyor. Zaman zaman engellilerle ilgili köşe yazıları yazdığını da ifade eden Hatice, bir sayfalık yazıyı iki günde bitirdiğini, duygularını aracısız paylaşmanın her şeye değdiğini ifade ediyor.AYAĞIYLA TUŞLARA BASIYORSadece konuşabilen ve hareket ettirebildiği tek ayak parmağıyla yattığı yerden bilgisayar kullanabilen Hatice Özkan, İnsanlar isterlerse her engeli aşabilir. Yüreğinde engel olmayan herkese, engellilerle ilgili bir internet sitesinden kaleme aldığım yazılarla sesleniyorum ve engellilerin sorunlarını anlatmaya çalışıyorum. dedi. Çalışmak istediğini söyleyen genç kız, Bazı iş başvurularım oldu ancak olumlu ya da olumsuz kimse bana geri dönmedi. Engelliler olarak günlük hayatta iş bulmamız gerçekten çok zor. Nereye gitsek bizi kapıdan çeviriyorlar ancak engelli olmak başarıya engel değil, yeter ki içinizde yaşama ve çalışma azmi olsun. Orucumu tutabiliyorum. İbadetlerimi yapmaya çalışıyorum. Kurân–ı Kerîm okuyorum. şeklinde konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın engelliler adına çok güzel hizmetlerin altına imza attığını ancak bürokratların olaya onun kadar hassas yaklaşmadığını söyleyen Hatice, engellilerin sıkıntılarını iletmek için birebir görüşmesinin kendisini mutlu edeceğini belirtti.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
24.07.2013
HaticetekayakparmağıylaikiüniversiteokuyorHatice tek ayak parmağıyla iki üniversite okuyor
116 yıllık sağlıklı yaşamını çalışmaya borçlu
Zaman
24.07.2013
11:23
Trabzonun Çarşıbaşı ilçesine bağlı Gülbahçe köyünde yaşayan 7 çocuk ve 20 torun sahibi 116 yaşındaki Kaptan Bektaş, uzun ve sağlıklı yaşamanın sırrını çalışmaya borçlu olduğunu söyledi.Çarşıbaşı ilçesine bağlı Gülbahçe köyünde çocukları ve torunları ile mutlu bir yaşam sürdüren Kaptan Bektaşın her günü belli bir program dahilinde geçiyor. Eşini 9 yıl önce kaybeden Kaptan Bektaş çalışmayı çok seviyor. Çarşıbaşı ilçesinin en eski şoförlerinden olan Kaptan Bektaş nakliyecilik yaptığı zamanlarda bile aldığı malzemeleri saatinde yerine ulaştırmak için uyku uyumadığını anlatıyor. Emekli olduktan sonra kendisini bağ ve bahçe işlerine adayan Bektaşın günlük yaşantısı ise şöyle geçiyor: Sabah erkenden kalkıp namazımı kılar ve kahvaltımı yaptıktan sonra bahçeye çıkarım. Eğer sebzelerin otu büyümüşse onları kazmayla alırım. Bazen de meyvelerin budanacak dalları varsa onları keserim. Çalışırken kendimi yormamaya dikkat ederim. Öğle üzeri birkaç saat dinlendikten sonra günlük rutin işlerime devam ederim. Köyde kaynak işleri olan da bana gelir. Kaynak yapar, ufak tefek demir eşyaları tamir ederim. Havanın yağışlı olduğu günlerde kitap okuyarak vakit geçiririm. Eğer okuduğum kitabın yazıları çok küçükse büyüteç kullanırım.Hayatı boyunca boş duran ve çalışmayan insanlarla dostluk kurmadığını ifade eden Bektaş, Uzun yaşamanın sırrını düzenli ve planlı çalışmaya borçluyum. Boş durmayı büyük bir eksiklik olarak görüyorum. Tembel insan erken yaşlanır ve melekelerini kaybeder. dedi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
24.07.2013
116yıllıksağlıklıyaşamınıçalışmayaborçlu116 yıllık sağlıklı yaşamını çalışmaya borçlu
Yalçın Küçük'ten basın mensuplarına eleştiri: Hiç biriniz gazeteci değilsiniz
Zaman
21.06.2013
12:07
Ergenekon davasının tutuklu sanığı CHP milletvekili Mustafa Balbay ile tutuklu sanık Gazeteci Tuncay Özkanın çağrısı üzerine bugünkü duruşmaya CHP milletvekilleri ve basın mensupları yoğun ilgi gösterdi. Balbay, gazetecilere hitaben Lütfen bugün gerçek gazetecilik yapalım diye seslendi. Yalçın Küçük ise daha sert konuştu: Mustafanın sözü fazla kibar bence hiçbiriniz gazeteci değilsiniz. Hiçbiriniz gazetecilik yapmıyorsunuz. dedi.İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen Ergenekon davasının 320nci duruşmasında CHP milletvekilleri Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay, Hurşit Tolon, Hasan Iğsız, Veli Küçük, Doğu Perinçek ve Tuncay Özkanın da aralarında bulunduğu 52 tutuklu sanık hazır bulundu. Duruşmaya ayrıca Yalçın Küçükün de aralarında bulunduğu 9 tutuksuz sanık geldi. Küçük, başka suçtan tutuklu olduğu için tutuklu sanık bölümünde yer aldı.Eski Genelkurmay Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ, YAŞ üyesi Orgeneral Nusret Taşdeler ve Levent Ersözün de aralarında bulunduğu 14 tutuklu sanık ise duruşmaya katılmadı.Öte yandan, Balbay ve Haberalın da aralarında bulunduğu bazı sanıkların daveti üzerine duruşmaya izleyiciler, CHP milletvekilleri ve basın kuruluşu temsilcileri yoğun ilgi gösterdi.Duruşmaya, CHP Genel Başkan Yardımcısı Bülent Tezcan ile Mahmut Tanal, Haluk Eyidoğan, Sencer Ayata, Muharrem Işık, Gürkut Acar, Namık Havutça, Tufan Köse, Kemal Ekinci ve Ali Sarıbaş ile Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertel; Cumhuriyet Gazetesi İmtiyaz Sahibi Orhan Erinç, Cumhuriyet Gazetesi yazarları Şükran Soner, Güray Öz ve Meriç Velidedeoğlu ile Yalçın Bayar, Bedri Baykam ve Mustafa Mutlu katıldı.İzleyicilere seslenen Mustafa Balbay, Biz yıllardır hukuku halkla arayacağız dedik. Yanılmadığımızı gördük. Bir kez daha anladık ki halktan büyük iktidar yok. Mehmet Haberalın dediği gibi haklı olmak kadar halklı kalmak da önemlidir. Biz haklıyız ve hep haklı kalacağız. Bu davada hukuk olmadığını size bugün bir kaz daha anlatacağız dedi. Türkiye Gazeteciler Federasyonu Genel Başkanı Atilla Sertelin de en ön sırada oturduğu basın mensuplarının bulunduğu bölüme yönelen Balbay, Lütfen bugün gerçek gazetecilik yapalım. diye seslendi.Prof. Dr. Yalçın Küçükün ise ,Boşuna hukuk aramayın çünkü hukuk yok. Hukuk aramayın, gerçekleştirin. çıkışı dikkat çekti. Küçük, Mustafanın sözü fazla kibar bence hiçbiriniz gazeteci değilsiniz. Hiçbiriniz gazetecilik yapmıyorsunuz. şeklinde konuştu.Balbay izleyici sıralarına tekrar dönerek, Gezi olaylarının darbe girişimi olduğunu iddia edenler darbe yalanıyla yıllarca sizi kandırdı. Ancak siz kanmadığınızı gösterdiniz. dedi.Duruşmanın başlamasıyla birlikte tutuksuz sanıkların esas hakkındaki savunmalarının alınmasına başlandı. Hakkında yapılan suçlamaları kabul etmediğini belirten Gazi Güder, Hayatımı, ülkemin ve insanların ekonomik ve teknik anlamda kalkınması için adadım. diye konuştu.Sanık Hayri Bildik ise Ben savunmamı daha önce yapacaktım ancak yolculuğum sırasında çantam çalındı. Daha önceden hazırladığım ve burada yapacağım savunmam da içindeydi. Bu nedenle 10 sayfa olarak savunma yapacağım açıklamasında bulundu. Bildikin, kendisine verilen sürenin 4 dakikasını sanıkların isimlerini tek tek sayarak ve selamlayarak kullanması dikkat çekti. Bildik, sanıklara seslenerek İzninizle sizlere dava arkadaşlarım diyorum. Bu kadar insanın bir araya gelmesine imkan yoktu. Bu dava nedeniyle bir araya geldik. Ağabey, kardeş, dost, arkadaş olduk. Bu dava beni zenginleştirdi ve çoğalttı. diye konuştu.Dava konusu Ergenekon örgütünün varlığını kabul etmediğini belirten Bildik, Böyle bir örgütün varlığını bilsem asla üyesi olmazdım. Üyeliğine değil, yöneticiliğine talip olurdum. dedi.Toplumsal Dönüşüm Yayınevinin kurucusu olduğunu belirten Bildik, 2005 yılında dargın olarak yayın evinden tüm haklarımı devrederek ayrıldım. Ancak oradan ayrılırken üzerime kayıtlı olan ve yayınevi görüşmelerinde kullanılan cep telefonunu almadım. 2008 yılında çıkarılan dinleme kararı ile dinlenen bütün konuşmaları benim yaptığım şeklinde kayıtlara geçirilmiş. Hatta Gazetelerde Hablemitoğlunun yayıncısı olarak geçti ismim. Oysa ölümünden sonra kitabını yayınlayacak yayınevi bulunamadığı söylenince Verin ben yayınlayacağım dedim. Ölmeden önce bir tane bile eserini yayınlamadım ben. ifadesini kullandı.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
21.06.2013
YalçınKüçüktenbasınmensuplarınaeleştiriHiçbirinizgazetecideğilsinizYalçın Küçükten basın mensuplarına eleştiri Hiç biriniz gazeteci değilsiniz
Chp’li Yenipazarlı’dan Çarpıcı Açıklamalar
Haber3
11.04.2013
12:28
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Nazilli İlçe Başkanı Cavit Yenipazarlı, Nazilli’nin iyi yönetilmediğini iddia ederek, “Nazilli’nin emekli kenti olması, insanların mutlu ve huzurlu yaşadığı anlamına gelmez. Çünkü her emeklinin evinde en az bir tane işsiz bul
Haber3
Son Dakika
11.04.2013
Chp’liYenipazarlı’danÇarpıcıAçıklamalarChp’li Yenipazarlı’dan Çarpıcı Açıklamalar
Terör, hırsızlık varsa hepimiz vebal altındayız
Milli Gazete
21.11.2011
11:44
BURSA - Bursa Valisi Şahabettin Harput, ülkede yaşanan her türlü olumsuzlukta öğretmenlerin vebali bulunduğunu söyledi. Bursa İrfan Eğitimciler Derneğinin 24 Kasım Öğretmenler Günü sebebiyle düzenlediği programda konuşan Vali Harput, Eğer ülkede terör, hırsızlık gibi olumsuzluklar oluyorsa hepimiz vebal altındayız. dedi. Programda Vali Harput, dernek tarafından vefa ödülüne layık görülen eşi, emekli öğretmen Funda Harputa plaket takdim etti. Merinos Atatürk Kongre ve Kültür Merkezinde düzenlenen özel programın açılış konuşmasını yapan İrfan Eğitimciler Derneği Başkanı Bülent Göysaya, daha mutlu daha huzurlu bir dünya rüyasının ancak sabır ve fedakarlıkla mümkün olabileceğini söyledi. Göysaya, şöyle konuştu: Her zerresine yürekten sevdalı olduğumuz bu toprakların selameti yolunda en hayati misyon hiç şüphesiz öğretmenlerindir. Ağır mesuliyeti ve bu ölçüdeki zorluğu tartışılmayacak olan öğretmenliği o mesleklerden ayıran önemli bir fark vardır. Biz hayatın her zaman içinde yer alan, görev icabı insanlarla en çok ilişki kuran hemhal ve hemdert olan bir vazifenin temsilcileriyiz. Eğitim paydaşlarımız olan öğrenci ve velilerimizi etkileyip de bizi etkilemeyecek bir olay yoktur. Vanda yaşadığımız deprem hadisesi bunun en iyi kanıtı olmuştur. Depremde en fazla kayıp veren meslek grubu öğretmenler olmuştur.... devamı
Milli Gazete
Son Dakika
21.11.2011
TerörhırsızlıkvarsahepimizvebalaltındayızTerör hırsızlık varsa hepimiz vebal altındayız
96 yaşında
emekli oldu
Türkiye Gazetesi
11.11.2011
02:18
İngiltere’nin en yaşlı çalışanı olan Syd Prior, 97. yaşına girmesine günler kala emekli oldu. 20 senedir Avrupa’nın lider ev geliştirme perakendecisi B Q’da müşteri karşılayıcısı olarak çalışan Prior, çalışmanın kendisini gençleştirdiğini söyledi. Prior, arkadaşlarıyla yemeğe çıkma ve tiyatroya gitmeye daha fazla zaman ayırmak için emekli olmaya karar vermiş. B Q’da çalışmaya 76 yaşındayken başlayan Prior, 14 yaşından bu yana hep çalıştığını, hiç işsiz kalmadığını söyledi. Prior, mutlu olması ve çok yaşamasının sırrının çok çalışmak olduğunu ifade etti. Yeni emekli, “Gençlerle birlikte çalışmak beni gençleştirdi” dedi.
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
11.11.2011
96yaşında
emeklioldu96 yaşında
emekli oldu
Kılıçdaroğlu: Recep Bey'in kimyasını bozdum şifresini çözdüm
Samanyolu Haber
15.05.2011
13:48


Cumhuriyet Halk Partisi Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Mersin mitinginde Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı eleştirdi. Kılıçdaroğlu, Onun maskesini indirmeye kararlıyım. Kimyasını bozdum, şifresini çözdüm. Şimdi itiraf dönemi başladı. Bakanlarının yolsuzluğunu itiraf etti. Çıkıp neler yaptıklarını anlatsın. Kendisi anlatmıyorsa o dönemin bakanları çıkıp anlatsın. Yoksa halk bunun hesabını soracaktır. dedi. CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Mersinde vatandaşların sevgi gösterileri ile karşılandı. Başbakan Kemal sloganları ile karşılanan Kılıçdaroğlu, iktidara geldikleri taktirde yapacakları hizmetleri anlattı. Mersinin önemli değişimlere imza attığını vurgulayan Kılıçdaroğlu, 28 yıl sonra Mersin İdman Yurdu şampiyon oldu. Şimdi sıra Mersinde CHPnin şampiyonluğuna geldi. 12 Haziranda sandık başına gideceğiz. 12 Haziranda haramilerin iktidarına son verip halkın iktidarını kuracağız. Bu ülkenin pek çok sorunu var ama sevgili Mersinliler Türkiyenin sorunu varsa çözümü CHPdir, çözüm halkın partisidir. dedi. Kılıçdaroğlu, Hükümetin gündemi ile bizim gündemimiz çok farklı. Onların gündeminde rant var, yandaş var. Bizim gündemimizde hizmet var, vatandaş var. Onların gündeminde nasıl zengin oluruz var. Bizim gündemimizde değerlerimizi nasıl hakça bölüşürüz var. Dünya görüşümüz ve düşüncemiz çok farklı. diye konuştu. HERKESİN DERDİNE ÇÖZÜM ÜRETİYORUZ Türkiyede herkesin derdine çözüm üreten tek partinin CHP olduğunu dile getiren Kılıçdaroğlu, Geçmişte CHP hep eleştirir derlerdi. Yeni CHPde bu yok. Şimdi halkın sorunlarına kilitlenen, halkla birlikte yürüyen CHP var. Bütün dertlerinize çözüm üreten CHP var. Herkesin derdine çözüm üreten bir CHP var. Herkesin derdine çözüm üretiyoruz. Üretmeye devam edeceğiz. İşçinin, memurun, çiftçinin köylünün, gençlerin ve herkesin mutluluğu için üretmeye devam edeceğiz. şeklinde konuştu. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: Arkadaşlar söylediler. Ama ben daha önceden de biliyorum. Portakal dalda kaldı, limon dalda kaldı. Teşviği ne zaman veriyorlar. Zamanında vermiyorlar. Halkın iktidarında teşvikler zamanında verilecek. Vatandaş neyi ektiğini bilecek. Biz üreten Türkiyeden yanayız. Türkiye kazanmalı insanımız kazanmalı. Mersinde her konuya değineceğim. Gençlerden başlayalım. Gençlere özgür bir Türkiye vaad ediyoruz. Kimsenin kimseyi kırmadığı, düşüncelerinin dile getirirken kimsenin incinmediği bir Türkiye vaad ediyoruz. Gençlerin askerliğin önce 9 sonra 6 aya indireceğiz diyoruz. Üniversitelilere sözümüz var. Üniversiteniz bittiğinde askerliğiniz de bitecek. Buna itiraz ettiler ama baktılar ki dünyada var örnekleri. Üniversiteliler böyle askerlik yaparsa ülkeyi kim savunacak dediler. Biz savunacağız. Gerekirse 9 ay değil 9 yıl askerlik de yaparız bu ülkede. Vatandaşın oğluna gelince konuşuyor kendi oğluna gelince susuyor. 21 gün askerlik yaptı sesin çıktı mı. Ne dersen de Recep Bey, senin maskeni indirmek Kemal Kılıçdaroğlunun boynunun borcudur. BU DÜZENİ TERSİNE ÇEVİRECEĞİZ Türkiyede halkın iktidarına talip olduklarını ifade eden Kemal Kılıçdaroğlu, 12 Haziranda bunu halkla başaracaklarını vurguladı. Kılıçdaroğlu, Bu düzenden kim kazanıyor. Siz biliyorsunuz. Sanayici değil, esnaf değil, emekçi değil, işçi değil, çiftçi değil, emekli değil. Bu düzenden kim memnun. Recep Bey memnun. Bu düzeni değiştireceğiz. Tersine çevireceğiz. Yandaşlar kaybedecek, vatandaşlar kazanacak. Bunlar, istikrar sürsün, yandaş büyüsün, hak sürünsün diyor. Biz bunun tersini yapacağız. Kimin istikrarı var Recebin istikrarı var. Onun durumu yerinde. Diğerlerinin durumu kötü. Diyor ki Recep Bey, emekliye zam yaptık. Yaz tatillerini Kanarya adalarında geçiriyorlar. Sizi gidi emekliler sizi. Emekli kardeşlerime sesleniyorum. Şaka bir tarafa. Emeklinin hakkını en çok savunan genel başkan benim. Başka emeklilerin hakkını savunan genel başkan var mı?. 9 milyon emeklinin 9 milyonunun da oyunu istiyorum. ifadesini kullandı. Kadınlara seçme ve seçilme hakkını CHPnin verdiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Geliyorum kadınlara. Annelere geliyorum. Eli öpülesi annelere geliyorum. Size seçme ve seçilme hakkını veren CHPdir. 12 Hazirandan sonra kadınlara ekonomik özgürlük sağlayacağız. Kadının banka hesabına 600 lira yatıracağız. Onu namerde muhtaç etmeyeceğiz. Bu ülkede yaşanan yoksulluğu tarihe gömeceğiz. Bu ülkede herkesin karnı doyacak. Bunun için, önce parayı nereden bulacaksınız diyorlardı. Sonra biz kadınlara hakkını verdik dediler. Fakire para veriyorsanız Türkiyedeki bu yoksulluk neden. Ahdim var bu ülkede bir çocuk bile yatağa aç girmeyecek. Aileler çocuklarını dershaneye gönderiyorlardı. Ne oldu. Bunlar ne yaptı. 1 milyon 700 bin çocuğun umuduyla oynadılar. Sizin çocuğunuzun umutlarıyla oynayan AK Partiye oy verecek misiniz. Vermeyeceksiniz. dedi. BAKANLAR ÇIKIP AÇIKLASIN Türkiyede önemli projeler gerçekleştireceklerini açıklayan Kemal Kılıçdaroğlu, Bizim bütün projelerimiz insan üzerine. İnsanlarımız mutlu olsun, huzurlu olsun. Biz çat
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.05.2011
KılıçdaroğluRecepBeyinkimyasınıbozdumşifresiniçözdümKılıçdaroğlu Recep Beyin kimyasını bozdum şifresini çözdüm
Liderlere kılıç çeken adamın sırrı
Samanyolu Haber
15.05.2011
13:12
CHP lideri Kılıçdaroğlu ve Başbakan Erdoğanla kılıç pozu veren kişi kim?

Balıkesir mitingi öncesinde, Halhalca Köyünde elinde kılıçla Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın yanına yaklaşıp fotoğraf çektiren ve korumaları panikleten Zağnospaşa Mehteranı Çorbacıbaşı Atilla Erşanalın, emekli polis olduğu ve bir dönem Cumhurbaşkanları Cevdet Sunay ile Fahri Korutürke korumalık yaptığı ortaya çıktı. Türkiye Zağnospaşa Mehter Takımının başında bulunan Çorbacıbaşı 66 yaşındaki Atilla Erşanalı, 18 Mart 2011 günü Çanakkale Kahramanı Seyit Onbaşının Havrandaki babaocağı Kocaseyit Köyüne gösteri yapmak için gittiklerinde CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu ile çektirdiği fotoğrafla tanıdı. Bir elini Kılıçdaroğlunun omuzuna atıp bir eliyle kılıç çeken pala bıyıklı Erşanalın fotoğrafları basında yayınlanınca popüleritesi de arttı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, 12 Mayıs Perşembe günü miting ve toplu açılışlar için uçakla geldiği Balıkesir Havaalanı çıkışında, Halhalca Köyünde hoş bir sürprizle karşılaştı. Zağnospaşa Mehteranı Başbakanı marşlarla karşıladı. Mehter Takımının başında bulunan Çorbacıbaşı Atilla Erşanal, Başbakanla da elinde kılıçla fotoğraf çektirmek istedi. Başbakan Erdoğan Erşanalın teklifini geri çevirmedi. Başbakan, Çorbacıbaşı ile objektiflere poz verirken, korumaları müdahaleye hazır bekledi. Atilla Erşanal bir elinde kılıç bir eli Başbakanın omuzunda olan fotoğrafla kendi çapındaki şöhretini perçinledi. Atilla Erşanal önce ana muhalefet lideri, ardından Başbakanla yaşadıklarını DHA muhabirine anlattı. Çorbacıbaşı Atilla Erşanal emekli polis olduğunu, Ankarada görev yaptığı yıllarda Cumhurbaşkanları Cevdet Sunay ve Fahri Korutürkü koruyan ekibin arasında yer aldığını söyledi. Erşanal şöyle dedi: Gösteri esnasında marşlar çalarken Kemal Kılıçdaroğlu geldi, tam karşıma oturdu. Program gereği Çırpınırdı Karadeniz marşına sıra gelmişti. Mehteran onu çaldı onu söyledi. Kılıçdaroğlunun kızacağını sandım ama marş bittiğinde alkışladı. Hemen yanına gittim fotoğraf çektirmek istediğimi söyledim. Ayağa kalkıp bizimle birlikte poz verdi, jest yaptı, çok hoşuma gitti. Ben de kılıcımı çekip çorbacı selamı verdim. Dünyanın en mutlu insanı ben oldum. Atilla Erşanal, AK Parti il yönetim kurulu üyelerinin Zağnospaşa Mehteranını 12 Mayıs günü Halhalca Köyünde programa çağırdıklarını ve Başbakanın geleceğini söylediklerinde büyük bir heyecan duyduğunu belirtti. Erşanal, Başbakanı gördüklerinde tüm ekibi heyecan sardığını kaydederek şunları anlattı: Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan karşımızdaydı. Çok heyecanlandım. Çorbacı selamı vermek istediğimi kendisine söylemeye karar verdim. Bu fırsat kaçmazdı. Yanına giderken heyecandan ayaklarım titriyordu. İsteğimi kendisine ilettim, kabul etti. Kılıcımı çıkardığım anda, Başbakanın korumaları çok tedirgin oldu. Ben de daha önce cumhurbaşkanlarımızı koruyan ekipte görev aldığım için, tedirginliklerini farkettim. Ben de çok heyecanlıydım. Ellerim titrediği için kılıcı kınına zor yerleştirdim. Ben 66 yaşındayım. Reklama ya da şöhret olmaya ihtiyacım yok. Çektirdiğim fotoğraflar, çocuklarıma torunlarıma bırakacağım en güzel hatıralar olacaktır. Benim siyasetle işim olmaz. İktidar partisi genel başkanıyla da muhalefet partileri genel başkanlarıyla da fotoğraf çektiririm. Zağnospaşa Mehteranına tesadüfen girdiğini, ilk günlerde çok acemilik çektiğini yürümesini bile beceremediğini belirten Çorbacıbaşı Erşanal, Savaştepe Emniyet Müdürlüğünde görev yaptıktan sonra emekli oldum ve Balıkesire yerleştim. Bir arkadaşım, Gel seni Mehter takımına alalım dedi. Nasıl zaman geçireceğimi bilemiyordum, kabul ettim diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.05.2011
LiderlerekılıççekenadamınsırrıLiderlere kılıç çeken adamın sırrı
Kocabıyık: Gitmediğiniz ülke yoksa, söz hakkınız da yoktur
Samanyolu Haber
12.05.2011
14:04


Hizmet yapmak için dünyada bulunan bütün ülkelere gidilmesi gerektiğini ifade eden Televizyon Programcısı Eğitimci-Yazar İbrahim Kocabıyık, Gitmediğiniz bir ülke yoksa, o ülkede söz hakkınızda olmayacaktır. dedi. Kutlu Doğum Haftası dolaysıyla Kırıkkaleye gelen Yazar Kocabıyık, Özel Kızılırmak Anadolu Lisesinde okurlarıyla buluştu. Programa AK Parti milletvekili adayları eski Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, Ramazan Can, AK Parti İl Başkanı Mehmet Demir, İlçe Başkanı Mustafa Babayiğit, Gençlik Kolları Başkanı Fatih Çiğdem ve çok sayıda vatandaş katıldı. İslam Peygamber(sav)ini tanımak ve tanıtmanın insanlık görevi olduğunu belirten Kocabıyık, Altının kıymetini sarraf bilir. Öğrenciler, şu anda 140 ülkeden Türkiyeye yarışmak için geliyorlar. Bu durum hepimizi mutlu ediyor. Emekli olduktan sonra oturalım demeyin. Peygamber Efendimizin (sav), şefkat ve merhamet Peygamberi olduğunu herkese anlatalım. dedi. Hizmet etmenin gence ve ihtiyarı olmadığını ifade eden Kocabıyık, Efendimizin emanetini omuzlarımızda hissetmek gerekir. Efendimizin bize verdiği aşk ve şevki hiçbir zaman kaybetmemek gerekir. Sevgiyle açılmayacak hiçbir paslı kilit yoktur. Dünyada 7 milyon insan var. Bunlara tek tek ulaşmak gerekir. Buda hizmet erlerinin gayretleriyle olacaktır. diye konuştu. Ülkede en önemli konunun birlik, kardeşlik ve hoşgörü olması gerektiğini söyleyen eski Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, Ülkemizde ve dünyada bunu gerçekleştiren hizmet erlerine teşekkür ediyorum. dedi. 21 sene Türkiyenin çeşitli yerlerinde valilik yaptığını açıklayan Köksal, Yapılan hizmetleri birebir şahit oldum ve destek verdim. Bu destekten dolayı ben kendimi mutlu hissediyorum. Sadece yurt içinde değil yurt dışında da birçok hizmetlere şahitlik ettim. Hangi ülkeyi gezdimse, orada cesaret ve fedakarlık destanları yazıldığını gözlerimle izledim. Bu insanlar sadece kendilerine değil, bölgede bulunan insanlara da faydaları dokunuyor. Bu hizmet sonsuza kadar devam edecek. Bazen önüne setler yapılacak. Fakat o set yıkılacak ve yapanlar o suda boğulup gidecekler. şeklinde konuştu. Dünyadaki bütün anayasaların Hz. Muhammedin Veda Hutbesinden kaynaklandığını ifade eden AK Parti Milletvekili Adayı Ramazan Can da, Türkiyede yapılan anayasalarda temel hak ve hürriyetinde sıkıntılar yaşandı. Bu sıkıntıları aşma zamanı geldi. Bunun için de herkes elini taşın altına koyması gerekir. Bu dava öksüz kalmamalıdır. diye konuştu. Özel Kızılırmak Eğitim Kurumları Genel Müdürü Mustafa Aydın ise ülkenin zengin olmasının önemli olmadığını belirterek, Önemli olanın insana verilen eğitimidir. Kızılırmak Eğitim Kurumları olarak, önümüzdeki dönemde fen lisesi bölümü açacağız. şeklinde konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
12.05.2011
KocabıyıkGitmediğinizülkeyoksasözhakkınızdayokturKocabıyık Gitmediğiniz ülke yoksa söz hakkınız da yoktur
İngiliz vatandaşın şaşırtan vasiyeti!
Samanyolu Haber
28.03.2011
11:21
Muğlanın Fethiye ilçesinde yaşayan İngilizlerin sayısı her geçen gün artarken, bölgeye yerleşen ailelerin sayısı 8 bini geçti.

Fethiyede yaşayan İngiliz vatandaşlarının Türkiye sevgisi ilk olarak Ölüdenizde yaşamını yitiren bir İngiliz vatandaşının vasiyeti doğrultusunda cenaze namazına imam ve rahibin birlikte katılması ile gündeme geldi. Bu sıra dışı olayı, mezar taşlarına Türk bayrağı motifi yaptıran, evlerinin duvarlarını Atatürk posterleriyle süsleyen ve hatta halk oyunları ekibi kuran İngilizlerin haberleri izledi. Bu arada Türk kültürünü yakından tanımak ve komşuluları ile daha iyi anlaşabilmek için Türkçe öğrenen İngiliz vatandaşlarının, Türkiye sevgisi de dikkat çekiyor. Kurslarda ilk olarak sokakta sık sık duydukları İnşallah, maşallah, Allah analı babalı büyütsün, nasılsın, iyiyim, memleketin neresi, geçmiş olsun, Allah kabul etsin gibi kelimeleri öğrenen İngilizler, kendi aralarında sık sık pratik yaparak hafızalarına tazeliyor. Ölüdeniz Belediyesi Sanat Evindeki dil kurslarına katılan Mays Smilth, Türkçe yaptığı konuşmasında bir yıldır Fethiyede yaşadığını ifade ederek, İngilterede gazetecilik yapıyordum. Emekli olunca Fethiyeye yerleştim. Burada İngilizce yayınlanan bir yerel gazetede köşe yazarlığı yapıyorum. Ölüdenizi ve insanlarını çok seviyorum. Türk yemeklerine ve aile yapısına hayranım. Fethiyede yaşayan İngilizlerin büyük bir bölümü Türkçe konuşmayı ve ölünce de burada toprağa verilmeyi çok istiyor dedi. Tracy Wayte ise komşuları ile anlaşabilmek için Türkçe kursuna katıldığına işaret ederek, İlk olarak 4 yıl önce Fethiyeye tatile geldim. 2 yıldır ise burada yaşıyorum. Türkçe şarkıları dinlemeyi çok seviyorum. Türk toplumunun aile yapısı beni çok etkiledi. Aile değerleri ve arkadaşlık yaklaşımları bizi en çok şaşırtan şey oldu diye konuştu. Sanat Evi bünyesindeki Türk Kültürü Müzesindeki maketlerle anlatılan kültürel değerlerden de çok etkilendiğini anlatan Yvowne Darvıll de Fethiyede katıldığı bir kına gecesinde ellerine yakılan kınadan dolayı çok mutlu olduğunu söyledi. Dil kurslarının ardından pratik yapmak için sokağa çıkan İngiliz vatandaşları Susan Lucas ile Jill Patienceın bir tüpçü ile pazarlık yaptı. Tüpün fiyatını pahalı bulduklarını belirten İngilizlerin, Tüp pahalı pazarlık yapalım. Yoksa başka dükkana bakacağız sözleri dikkat çekti. İngiliz müşterilerinden övgüyle söz eden iş yeri sahibi Şükran Güven ise Fethiyede yaşayan İngiliz vatandaşlarının kısa sürede bölgeye uyum sağladığını anlatarak, İngiliz misafirlerin bir bölümü aşure tarifi alıp yapmayı öğrendi. Yöre halkıyla çok iyi anlaşıyorlar diye konuştu. 8 yıldır Ölüdenizde yaşayan ve İngilizlerin cenaze törenlerinde gönüllü olarak rahiplik yapan 59 yaşındaki Dinler Tarihi Uzmanı David Groom, İngilterede 30 yıl boyunca tarihi eğitimi verdiğini anlatarak, Evimin duvarlarını Atatürkün fotoğrafları süslüyor. Atatürk çok saygın bir lider. Atatürkü Türkiyeye yerleşmeden önce tanıyordum ve büyük saygı duyuyordum. Modern Türkiyenin bugünkü noktaya gelmesinde Atatürkün katkısı unutulamaz dedi. Groom, ilçede ve Ölüdenizde yaşayan İngilizlerin Müslüman mezarlığında ayrılan bölümlerde toprağa verildiğine işaret ederek, şunları söyledi: Fethiyede yaşayan İngilizler Türkiyeyi ikinci vatanları olarak görüyorlar. O yüzden de burada toprağa verilmeyi vasiyet ediyorlar. Mezarlarında Türk bayrağı motifi bulunan İngilizler, Türk bayrağının altında uyumayı vasiyet ediyorlar. Onlar bu bayrak altında burada yatmaktan mutlular. Onlar bu ülkeyi seviyorlar. Onların ülkeleri İngiltere olsa da Türkiye onlar için çok önemli ve yeni evleri. Türk insanları sayesinde hoşgörü kavramının yaşamlarına girdiğini anlatan Groom, sözlerine şöyle devam etti: Ölüdenizde düzenlediğimiz cenaze törenlerinde imam ve ben birlikte dua ediyoruz. İngiltereden farklı olarak insanlar sizin acınıza ortak olduklarını gösteriyor ve sizin acınızı içten bir şekilde paylaşıyorlar. Fethiyedeki insanlar sayesinde ülkemizde yaşadığımız farklılıkları ortadan kaldırdık. Farklı düşüncelere sahip olan insanlar farklı spor kulüplerinin taraftarları, Ölüdenizdeki mezarlıkta yan yana yatabiliyorlar. Bunun en güzel örneği Everton takımının ünlü futbolcularından Ralph Molyneux ile Spurs Tottenham Hotspur taraftarı olan Delin mezarları. Bu iki mezarın yan yana olmasını aileleri istedi. Türkiye onlar için sonsuza kadar evleri olacak bir ülke. İngilizce öğretmeni Füsun Karabulut ise İngilizlerin Türkçe kursuna 20şer kişilik gruplar halinde katıldığını ifade ederek, Kursa ilk başlayanlar ve biraz bilenler olarak 2 grup halinde yapıyoruz. Kursta özellikle günlük hayatta kullanılan cümleleri öğrenmek istiyorlar. Türk vatandaşları için özel bir anlam
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.03.2011
İngilizvatandaşınşaşırtanvasiyetiİngiliz vatandaşın şaşırtan vasiyeti
Abdülkadir Konukoğlu: Hastanemizden para kazanmıyoruz, aldığımız dualar bize yetiyor
Samanyolu Haber
19.03.2011
15:22


Sanko Holding Yönetim Kurulu Başkanı Abdülkadir Konukoğlu, doktorların Hipokrat yemini, Konukoğlu ailesinin de sosyal sorumluluk yemini olduğunu belirtti. Konukoğlu, holdinge bağlı birçok kurumun varlığına dikkat çekerek, en çok haz aldığı kuruluşların ise hastane ve vakıf olduğunu ifade etti. Abdülkadir Konukoğlu, Güneydoğu Anadolu ve Organ Nakli konulu sempozyumun açılışında konuştu. En çok duayı hastane vakfın yaptığı faaliyetler dolayısıyla aldığını kaydeden Konukoğlu, hastane ve vakıf faaliyetlerinden aldığı hazzı, holdingin para kazandıran diğer alanlardaki çalışmalarından alamadığı dile getirdi. Gayelerinin para kazanmak olmadığına vurgu yapan Konukoğlu, Bizim bu bölgeye karşı sosyal sorumluluğumuz var. Herkes bölgesine yatırım yapsaydı, şimdi Türkiye daha iyi olurdu. Biz bu bölgenin insanıyız, her şey para değil. Doktorların Hipokrat yemini var; bizim de sosyal sorumluluk yeminiz var. diye konuştu. HASTANE KAPISINDA BEKLEMEYEN KIYMETİNİ ANLAMAZ Babasının rahatsızlığı dolayısıyla hastane yollarını arşınladıklarını anımsatan Konukoğlu, hastanenin kapısında beklemeyenin, kıymetini anlamayacağını dile getirdi. Sani Konukoğlu Hastanesinin yapılış hikayesine de değinen Konukoğlu, Gaziantep Üniversitesi Tıp Fakültesinin bloklarının yapımına karar almıştık. 8 milyon dolar destek verme kararı verilmişti. Ancak görüşmeler netice vermedi, parayı kendilerine vermemizi istediler, biz bu teklifi kabul etmedik. Daha sonra şimdi Gaziantep Büyükşehir Belediye Başkanı olan Asım Güzelbey, bizim hastane yapmamızı teklif ettiler. Görüşmeler yaptık ve hastane yapımına karar verdik. Hastaneyi yaptık, şu an önemli hizmetler yapıyor. Biz hastaneden para kazanmıyoruz. Hastaneye gelenlerden aldığımız dua bizi mutlu ediyor. dedi. Türkiye Organ Nakli Kuruluşları Koordinasyon Derneği Genel Başkanı Prof. Dr. Uluğ Eldegez ise Geçmişten Geleceğe Organ Nakli konulu sunum yaptı. 1987 yılında ilk kadavradan nakli yaptıklarında Ankara, İstanbul, Antalya ve İzmirde birer organ nakil merkezleri olduğunu anımsattı. Dernek çalışmalarıyla bu sayıları artırmayı amaçladıklarını söyleyen Eldegez, Burada gördüğünüz gibi çok değişik şehirlerde ama Kayserini batısı ağırlıklı olmak üzere çok değişik organ merkezleri var. Bir tanesi de Gaziantep organ nakli merkezi biliyorsunuz. Şimdi Gaziantepin iki merkezi birden var. Bu da zannediyorum bizlere mutluluk veriyor. Türkiye gittikçe yayılmaya başlayan bir olay. Şu anda 59 merkez var. Türkiyede 59 merkezde de böbrek nakli yapılabiliyor. ifadelerini kullandı. Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Organ Nakli Merkezi Başkanı Doç. Dr. Necmettin Güvence de Bölgemizde ve Ülkemizde Neden Organ Nakli konulu sunum yaptı. Organ naklinin insanlığın tarihi kadar eski olduğunu belirten Güvence, ilk organ naklinin de Cosmos ve Danien kardeşler tarafından yapıldığını anımsattı. İlk canlıdan nakilin ise 1947de Amerikada yapıldığını belirten Güvence, Organ nakli; hastanın yaşam sürecini ve kalitesinin artırır. Ülke ekonomisine katkı sağlar. Organ naklinden böbrek hastaları diğerlerine göre daha şanslı. Diyalize girdikleri için yaşamlarını devam ettirebiliyor. Diğer hastalar böbrek hastaları kadar şanslı değil. dedi. Hastaların çoğunun rahatsızlığı sebebiyle malulen emekli olduğunu vurgulayan Güvence, bu sebeple organ nakli için listeye isimlerini yazdırmadıklarını ileri sürdü. Hastalıklarının geçmesi halinde emekliliklerinin de sona ermesinden korkan hastaların bu yolu tercih ettiğini kaydeden Güvence, uzun süre diyalize giren hastalarda da farklı rahatsızlıkların baş gösterdiğini dile getirdi. Özel Sani Konukoğlu Hastanesi Başhekimi Yusuf Ziya Yıldırım da 611 yatakla Türkiyenin en büyük özel hastanesi olarak hizmet verdiklerini ifade etti. 660 personelin çalıştığı hastanede 1996 yılından beri Gaziantep ve çevre illerden gelen hastaları kabul ettiğini anlatan Yıldırım, organ nakil merkezinin yeni açılmasına rağmen kısa sürede 6 adet böbrek nakli yaptıklarını sözlerine ekledi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.03.2011
AbdülkadirKonukoğluHastanemizdenparakazanmıyoruzaldığımızdualarbizeyetiyorAbdülkadir Konukoğlu Hastanemizden para kazanmıyoruz aldığımız dualar bize yetiyor
Geçim derdiyle 50 yaşında simitçi oldu
Samanyolu Haber
15.03.2011
14:51


Sakaryanın Adapazarı ilçesinde eşi, kayınpederi, kayınvalidesi, oğlu, gelini ve 3 torunu ile aynı evde yaşayan Emine Acun (50), evinin ihtiyaçları için simit satıyor. Oğlu şoförlük yapan, eşi emekli olan yaşlı kadın, yemek ve temizlik işinde çalıştığı fabrikadan ayrıldıktan sonra, ekonomik sıkıntılar yüzünden simit satmaya başladı. Eşinin maaşından emekli olması için çektiği kredi nedeniyle kesinti yapılan, oğlunun maaşıda eve yeterli gelmeyince yaşlı kadın, aile bütçesine katkıda bulunmak için hergün sokak sokak dolaşarak simit satıyor. Sabah saatlerinden evden çıkan Acun, fırından aldığı sıcak simitleri, tepsiye koyarak satmaya çalışıyor. Kar kış demeden akşam saatlerine kadar çalışan yaşlı kadın, simitlerin tamamını sattığında evine mutlu dönüyor. Günde 100 civarında simit sattığını söyleyen Acun, ekonomik sıkıntılar yüzünden bu işi yaptığını, kendisine uygun bir iş aradığını belirtti. Kendimi bildim bileli çalışıyorum diyen Acun, Yıllarca tarla işlerinde çalıştım. Fabrikada yemek ve temizlik işi yaptım. En son çalıştığım fabrikadan ayrıldım. Gece saatlerine kadar çalışıyorduk. Gidip gelmek zor oluyordu, bıraktım. Eşimin emekli maaşı banka kredisine gidiyor. Oğlumun maaşı yeterli olmuyor. Bende iki aydır simit satıyorum. dedi. En büyük stresinin simitlerini satamadan eve dönmek olduğunu dile getiren fedakar kadın, kendisini simit satarken görenlerin şaşırdığını söylüyor. Yaptığı işin kendi yaşındaki bir kişi için zor olduğunu vurgulayan Emine Acun, kendisine uygun bir iş bulması halinde simit satmayacağını ifade etti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.03.2011
Geçimderdiyle50yaşındasimitçiolduGeçim derdiyle 50 yaşında simitçi oldu
40 yaşına kadar oynamak istiyorum!
Samanyolu Haber
06.03.2011
14:44
Galatasarayın Avustralyalı futbolcusu Harry Kewell futbol yaşantısına 40 yaşına kadar devam etmek istediğini söyledi.

Galatasarayın Avustralyalı futbolcusu Harry Kewell, futbol kariyerini 40 yaşına kadar sürdürmek istediğini söyledi. İngiliz basınında yer alan açıklamasında Kewell, Galatasarayda mutlu olduğunu belirtti ve Eskiden futbolcular 32, 33 yaşında emekli olurdu. Şimdi 38 yaşına kadar oynayanlar var. Bu, insanların kendilerine nasıl baktıklarıyla bağlantılı. Ben 40 yaşıma kadar oynamak istiyorum diye konuştu. Kewell, Galatasaraydaki geleceğiyle ilgili olarak, Birçok genç ve yetenekli oyuncu var. Kulüpler artık genç oyuncuları tercih ediyor. Ancak bunları elde edemediklerinde alternatiflerine dönüyorlar demekle yetindi. Futbolcu, Bu bir sabır oyunu. Bir hafta oynarsınız, bir hafta oynamazsınız. Oturup beklemeniz gerekiyor. Yapabileceğiniz en iyi şey, işinize konsantre olmak ve iyi futbol oynamak ifadelerini de kullandı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.03.2011
40yaşınakadaroynamakistiyorum40 yaşına kadar oynamak istiyorum
Harry Kewell, 40 yaşına kadar oynamak istiyor
Samanyolu Haber
06.03.2011
12:25
Galatasarayın Avustralyalı futbolcusu Harry Kewell, futbol kariyerini 40 yaşına kadar sürdürmek istediğini söyledi.

İngiliz basınında yer alan açıklamasında Kewell, Galatasarayda mutlu olduğunu belirtti ve Eskiden futbolcular 32, 33 yaşında emekli olurdu. Şimdi 38 yaşına kadar oynayanlar var. Bu, insanların kendilerine nasıl baktıklarıyla bağlantılı. Ben 40 yaşıma kadar oynamak istiyorum diye konuştu. Kewell, Galatasaraydaki geleceğiyle ilgili olarak, Birçok genç ve yetenekli oyuncu var. Kulüpler artık genç oyuncuları tercih ediyor. Ancak bunları elde edemediklerinde alternatiflerine dönüyorlar demekle yetindi. Futbolcu, Bu bir sabır oyunu. Bir hafta oynarsınız, bir hafta oynamazsınız. Oturup beklemeniz gerekiyor. Yapabileceğiniz en iyi şey, işinize konsantre olmak ve iyi futbol oynamak ifadelerini de kullandı. AA
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.03.2011
HarryKewell40yaşınakadaroynamakistiyorHarry Kewell 40 yaşına kadar oynamak istiyor
Nesil Yayın Grubu Bursa fuarında
Samanyolu Haber
03.03.2011
17:12
Okuyucuları kitapla buluşturan Tüyap Bursada 9. kez kapılarını açıyor.

Marmaranın yeşil kenti Bursada düzenlenen fuar bir çok yayınevinin katılımıyla 5-13 Mart tarihlerinde gerçekleşen fuarda Nesil yayın Grubu 4. salonda yer alacak. Fuarda okuyucular bir çok kitaba indirimli olarak ulaşma imkanı bulurken sevdikleri yazarların konferanslarına katılma ve kitaplarını imzalatma imkanı bulacaklar. Nesil Yayın Grubundan çok yeni çıkan ve ilk kez Bursa Tüyap fuarı ile okuyucusu ile buluşacak olan kitaplar şu şekilde; Emekli Askerî Hâkim Yusuf Çağlayanın, Nesil Yayınlarından okurla buluşan ?Orduda ve Yargıda Darbeci Kuşatma? isimli eserinde 28 Şubat sürecinde orduda ve yargıda yaşanan sıkıntıları yazdı. Kitap, içerisinde zihniyet tahlillerinin yanı sıra, mağdurların dilinden anlatılmış anekdotlarla da okurunu şaşırtacak gibi... YAŞ kararlarıyla görevinden binbaşı rütbesiyle emekli olmak zorunda bırakılan Yusuf Çağlayan, özellikle son yıllarda yaşanan olayları, yapılan hukuksuzlukları, haksızlıkları, içeriden birinin gözlemleriyle okurlarına aktarıyor. Dünya üzerinde, çocuk eğitiminde birçok yol ve yöntem bulunuyor. Bu yöntemlerin birçoğu, doğal olarak ülkemizi de tesir altına alıyor. Çocuk eğitiminde özellikle Batı kaynaklı modeller, kitaplar ve uzman görüşleri oldukça yaygın. Yine de anne-babalar çocuklarıyla sorun yaşamaktan kurtulamıyor! Etrafımız kardeşini kıskanan, derslerini yapmak istemeyen, yalan söyleyen, anne-babasına bağıran çocuklarla dolu... Anne-babalar dikkat dağınıklığından tutun da depresyona kadar pek çok sorunla karşı karşıya. Neden bu sorunlar yaşanıyor? Neden huzurlu ve mutlu anne-babalık yapılamıyor? Bu soruların cevabı, Fatih Üniversitesi Öğretim Görevlisi, Uzman Pedagog Adem Güneşten geliyor. Nesil Yayınlarından çıkan son kitabı, Kişilik ve Karakter Gelişiminde Çocukluk Sırrında insanın kişilik ve karakter gelişim sürecini anlatıyor. İnsan ruhunun hassas olduğunu ve bu hassas ruha göre bir terbiye uygulanmadığı takdirde, sorunlar yaşanacağını söylüyor. Ve yaşanan sıkıntıların sebeplerini ve çözümlerini örneklerle açıklıyor. Geçmiş, kalır. Kişiler kadar, toplumların hayatlarında da, dün yaşananlar bugünü etkiler ve bugün onları nasıl yorumladığımıza göre yarını da belirler. Dolayısıyla, bugünümüz ve yarınımız için, dünü de doğru bir şekilde bilip anlamaya ihtiyacımız var. Tarihin ?olduğu gibi? değil, ?olması istendiği gibi? anlatılıp sunulduğu bir toplum için, bu bilhassa gerekli. Gayri Resmi Yakın Tarih, işte bu ihtiyaca cevap veren bir kitap. Gazeteci-yazar Mustafa Akyol, bugünün problem alanlarını tarihsel arka planı içinde irdelerken, resmî tarih algısındaki eksiklere ve yanlışlara cesaretlere işaret ediyor ve düne dair ezberleri bozuyor? Gayri Resmi Yakın Tarihin sayfaları arasında ilerlerken, şu gerçeği göreceksiniz: Doğru bilgi, çözümün en yakın arkadaşıdır! Nesil Çocuk Yayınlarından çıkan ?Peygamberlerden Mesajınız Var? isimli kitap; peygamberlerin hem yaşadıklarıyla verdikleri mesajı hem de iletmekle görevli oldukları ilahi mesajı, çocukların dünyasına taşımayı amaçlıyor. Peygamberlerin hayat hikâyelerinin çocuklara vereceği pek çok ders olduğunu düşünen Nesil Çocuk Yayınları, okurlarını yeni bir kitapla buluşturuyor ve onlara ?Peygamberlerden Mesajınız Var? diyor. Çocuklar için kaleme alınmış peygamber kıssalarından oluşan kitap, Yılmaz Yenidinç imzasını taşıyor. Kitapta; Kuran-ı Kerimde adı geçen on üç peygamberin hikâyesi bulunuyor. Hz. Âdem, Hz. Nuh, Hz. Salih, Hz. İbrahim, Hz. İsmail, Hz. Yusuf, Hz. Eyyüp, Hz. Musa, Hz. Davut, Hz. Süleyman, Hz. Yunus, Hz. İsa ve son olarak da Peygamber Efendimiz Hz. Muhammedin hayat hikâyesi ve kıssaları anlatılıyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
03.03.2011
NesilYayınGrubuBursa/">BursafuarındaBursa-fuarında/">Nesil Yayın Grubu Bursa fuarında
Arınç: Halkımız 28 Şubat'ı tarihe gömdü
Samanyolu Haber
27.02.2011
07:22
Hükümetin baskı altına alındığı o karanlık günlerde milletvekilleri de tehdit edildi.

Dönemin aktörlerinin Bin yıl sürecek. dediği 28 Şubat, Başbakan Yardımcısı Bülent Arınça göre; AK Parti iktidarı, demokratikleşme hamleleri ve 27 Nisan bildirisine verilen cevapla sona erdi. Arınç, hükümetin baskı altına alındığı o karanlık günlerde milletvekillerinin de tehdit edildiğini söylüyor. Siyasi tarihe postmodern darbe olarak geçen 28 Şubat sürecinin üzerinden tam 14 yıl geçti. 28 Şubat, meşru hükümetin, psikolojik savaş teknikleriyle alaşağı edildiği, hak ve özgürlüklerin ayaklar altına alındığı bir dönem olarak zihinlere kazındı. O karanlık dönemin yakın tanıklarından Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, yaşananları Zamana değerlendirdi. Arınç, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlunun bin yıl sürer dediği 28 Şubat sürecinin tarihe gömüldüğü kanaatinde. AK Partinin iktidara gelişinin, 27 Nisan bildirisine karşı yapılan açıklamanın ve cumhurbaşkanlığı seçiminin postmodern darbeye verilen en iyi cevap olduğunu düşünüyor. Ayrıca 28 Şubatı destekleyen partilerin tasfiye edildiğini ve dönemin aktörlerinin de kaybettiğini hatırlatıyor. Başbakan Yardımcısı, o gergin günleri anlatırken baskı ve korku ortamına dikkat çekiyor. Yüksek yargı, medya ve askerin elbirliğiyle yürüttüğü psikolojik savaşın milletvekilleri üzerindeki etkisini ise şu çarpıcı örnekle anlatıyor: Başbakan Yardımcısı Arınç, eski Genelkurmay Başkanı Hüseyin Kıvrıkoğlunun bin yıl sürer dediği 28 Şubat sürecinin 10 yıl bile sürmediği kanaatinde. AK Partinin iktidara gelişinin, demokratikleşme hamlelerinin ve hükümetin 27 Nisan bildirisi karşısındaki duruşunun 28 Şubata cevap olduğunu ifade ediyor: 1 Mart tezkeresi aslında 28 Şubat için verilen önemli bir cevaptır. Parlamento halktan aldığı yetkiyi halkın yararına kullandı. Cumhurbaşkanlığı seçimi 28 Şubata en iyi cevaptır, 28 Şubatın karşılığı 28 Nisanda yayınlanan bildiridir. Meclisin çatısının üzerinden uçakların uçtuğu, her türlü baskı ve hukuk hilesinin olduğu dönemde milletin temsilcileri cumhurbaşkanını seçmişlerdir. Bülent Arınç, 28 Şubat sürecine destek veren partilerin tasfiye olduğunu, sürece destek veren bütün aktörlerin de kaybettiğini hatırlatıyor. Bütün bunlara rağmen medya ve diğer alanlarda 28 Şubat özlemi içinde olanların halen bulunduğunun altını çiziyor: Sayıları, etkileri azalmakla birlikte hâlâ o günleri özleyen, hükümetlerin hep başarısız olmasını arzu eden bir kesim var. Medyada da var. Ama 28 Şubattaki etkilerinin yüzde 1ine bile sahip değiller. Ergenekon ve Balyoz davası sanıkları yargılanırken 28 Şubat sürecinin aktörleri hakkında herhangi bir işlem yapılmaması muhalefet partileri tarafından eleştiriliyor. Arınç, 28 Şubatçılara niye dokunulmuyor? sorusuna şu cevabı veriyor: 28 Şubat siyasi bir olaydır. Siyasi olaylarda çözümü de, hakemliği de, kararlılığı da halka bırakmak lazım. Halk bunu siyasi karar ve tercihlerle çözdü. 28 Şubatı bir daha dirilmemek üzere gömdü. Bu süreçte yanlış yapan asker kişilerden görevine devam edenler yok. Önde gelenlerin pek çoğu emekliye sevk edildi veya emekli oldu. O süreç içinde yargı temsilcilerini çağırıp brifing adıyla yön verenler, ayakta alkışlatanlar artık konuşamaz, sokağa çıkamaz hale geldiler. O brifinglere katılanların çoğu büyük utanç içinde. 12 Eylül referandumuyla kabul edilen anayasa değişikliği, 28 Şubata vurulan büyük bir şamardır. Bu değişiklikten sonra artık hiç kimse sivil, asker millet iradesine karşı gelemez; aklından bile geçiremez. Dolayısıyla 28 Şubat yargılansaydı bundan daha büyük sonuç ortaya çıkmazdı. 28 Şubatçılar vicdanlarda yargılandı ve mahkum oldular. -28 Şubatın izlerinin tamamen silinmesi yönünde net bir tavır ortaya koyan Arınç, bu yüzden 27 Nisan e-muhtırasının hâlâ Genelkurmay Başkanlığının internet sitesinde yer almasına tepkili: Bildiriyi bizzat kaleme aldığını söyleyen Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıta gereken cevap fazlasıyla verilmişti. Ben şahsen öyle bir bildirinin ne maksatla, kime karşı yapıldığını iyi bildiğime göre gelinen asker-sivil konumlanmasında muhafaza ediliyor olmasını doğrusu üzüntüyle karşılıyorum. Güçlü Ordu, Güçlü Türkiye sloganının değiştirilmesinden mutlu olduğunu ifade eden Arınç, TSKdan bir beklentisi daha olduğunu söylüyor: Mustafa Muğlalı Kışlası Vanın bir kasabasında, facianın yaşandığı yerde tabela olarak duruyor. Sanırım yeni komuta kademesi halkın bu konudaki hissiyatını da dikkate alacaktır. ÖMER ŞAHİN
Samanyolu Haber
Son Dakika
27.02.2011
ArınçHalkımız28ŞubatıtarihegömdüArınç Halkımız 28 Şubatı tarihe gömdü
Son seçim anketinde ilginç sonuç
Samanyolu Haber
24.02.2011
15:15
Uluslararası Stratejik Araştırma Eğitim ve Danışma Merkezi (USADEM), 11 ilde 2 bin 160 denek üzerinde örnekleme yöntemiyle bir anket yaptı.

12 Haziran 2011deki genel seçime yönelik anket, 1 Aralık 2010 ile 15 Ocak 2011 arasında yapıldı. En dikkat çekici sonuç, Seçmenin partilere oy verme eğilimi sorusuna verilen cevaplarda çıktı. Buna göre oy dağılımı AK Parti yüzde 46,70, CHP yüzde 27,40, MHP yüzde 11,21 ve BDP yüzde 7,12 oldu. Anket çalışmasının diğer dikkat çekici bir bölümü, CHPnin yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlunun, oy oranını arttıramamasıydı. Bu kısımda 2 bin 36 deneğe, CHPnin başarılı olduğuna inanıyor musunuz? sorusu yöneltildi. Yüzde 25i Evet inanıyorum, yüzde 60ı Hayır inanmıyorum derken yüzde 15i kararsız kaldı. Aynı bölümün, AK partinin başarılı olduğuna inanıyor musunuz? sorusuna ise 2 bin 12 denekten yüzde 52si Evet başarılı, yüzde 38i Hayır başarısız derken yüzde 9u kararsız olduğunu belirtti. Tamamen bilimsel bir çalışma ortaya koyduklarını belirten USADEM Başkanı Prof. Dr. İbrahim Armağan, yüzde 5 kararsız bulunduğunu, bu oyların büyük bölümünün de AK Partiye gidebileceğini, böylece oranın yüzde 52lere çıkabileceğini söyledi. Türkiyede ve dünyada olağanüstü bir gelişme olmaması halinde AK Partinin birinci olacağını kaydeden Armağan, Benim sol görüşlü biri olduğumu herkes bilir ama sonuçta bilimadamıyım. Görevim, gerçekleri söylemek. Bu şartlarda kayıtsız şartsız AK Parti birinci. Demokrasinin gelişmesi adına çok istememe rağmen Sayın Kılıçdaroğlu, CHPnin oylarını arttıramadı. şeklinde konuştu. USADEM olarak iki yılda bir bilimsel araştırma yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Armağan, akademik araştırmanın hiçbir şekilde ticari amaç taşımadığını, katılan öğrenci ve öğretim üyelerinin parasını ise üç aylık emekli maaşı ve bir bankadan 45 bin lira kredi çekerek ödediğini anlattı. İzmirin Karşıyaka ilçesi Bostanlı semtindeki bir kafeteryada basın toplantısı düzenleyen Armağan ve USADEM üyeleri, söz konusu anket hakkında bilgi verdi. Mide ve karaciğer kanseri olduğu için onkoloji tedavisi gördüğünü belirten İbrahim Armağan, 40 kişilik akademik heyetle birlikte geceyarılarına kadar çalışarak anketi tamamlayabildiklerini söyledi. Anketteki, Baykal ve Kılıçdaroğlu dönemlerinde CHPnin performansı sorusunda ise Deniz Baykal CHPsinin başarılı olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 9,5 oldu, CHPli denekler arasında yüzde 12,2, Kılıçdaroğlunun CHPsini başarılı bulanların oranı yüzde 38,6, CHPli denekler arasında yüzde 55,35 olarak tespit edildi. CHPde değişen bir şey yok diyenlerin oranı ise bütün denekler içinde yüzde 24,1, CHPli denekler içinde yüzde 15,25 oldu. Anket çalışmasındaki diğer bir konunun, Toplumsal Kurumların ve Kuruluşların Güvenilirliği olduğunu aktaran USADEM Başkanı İbrahim Armağan, 2 bin 163 kişiyle görüşüldüğünü söyledi. En güvenilir kurumların başında yine Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)nin geldiğini belirten Prof. Dr. Armağan, geçen yılların aksine bir miktar güven kaybı yaşandığını da vurguladı. Buna göre TSKnin yüzde 72, Cumhurbaşkanlığının yüzde 69, sivil toplum kuruluşlarının yüzde 48 güvenilirlik oranına sahip olduğunu ifade eden Armağan, ilaveten bu yıl cemaatleri de ankete dahil ettiklerini, bu sayede onların da güvenilirliğini bilimsel olarak ortaya koyduklarını söyledi. Güvenirlik sıralaması şöyle devam etti: Diyanet İşleri Başkanlığı yüzde 32, cemaatler yüzde 37, TBMM yüzde 62, siyasi partiler yüzde 58, hükümet yüzde 52, yargı yüzde 48, üniversiteler yüzde 67, sendikalar yüzde 32, emniyet yüzde 38. Yargı reformunun halk tarafında da desteklendiğini belirten Prof. Dr. İbrahim Armağan, Yargının siyasallaştığına inanıyor musunuz? sorusuna deneklerin yüzde 68,2sinin Evet, yüzde 25inin Hayır dediğini, yüzde 6,4ününde kararsız kaldığını anlattı. Halkın son derece sağduyulu davrandığına ve yaşananları birebir gördüğüne dikkat çeken Armağan, bu şartlarda çok mutlu olmadıklarını ifade etti. Türkiyenin bugünkü koşullarında kendinizi mutlu hisediyor musunuz? sorusuna yüzde 32 Evet, yüzde 51 Hayır, yüzde 17 Kararsız cevabı verildiğini aktardı . Halkın memnun olmadığı başka bir konu olan Türkiyenin En Önemli Sorunları kısmında isesarılıma işsizlik, yoksulluk, sefalet ve açlık yüzde 86, terör yüzde 32, Kürt sorunu yüzde 41, Anayasa yüzde 59, siyasal İslâm tehlikesi yüzde 35, gelir dağılımı dengesizliği yüzde 48, eğitim ve sağlık yüzde 52, diğerleri 28 şeklinde oldu. Anket çalışması Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Kayseri, İstanbul, İzmir, Malatya ve Trabzonda yapıldı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.02.2011
SonseçimanketindeilginçsonuçSon seçim anketinde ilginç sonuç
USADEM'in genel seçim anketine göre AK Parti yüzde 46,70'le birinci
Samanyolu Haber
24.02.2011
13:49


Uluslararası Stratejik Araştırma Eğitim ve Danışma Merkezi (USADEM), 11 ilde 2 bin 160 denek üzerinde örnekleme yöntemiyle bir anket yaptı. 12 Haziran 2011deki genel seçime yönelik anket, 1 Aralık 2010 ile 15 Ocak 2011 arasında yapıldı. En dikkat çekici sonuç, Seçmenin partilere oy verme eğilimi sorusuna verilen cevaplarda çıktı. Buna göre oy dağılımı AK Parti yüzde 46,70, CHP yüzde 27,40, MHP yüzde 11,21 ve BDP yüzde 7,12 oldu. HALKIN YÜZDE 60I CHPYİ BAŞARISIZ BULUYOR Anket çalışmasının diğer dikkat çekici bir bölümü, CHPnin yeni genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlunun, oy oranını arttıramamasıydı. Bu kısımda 2 bin 36 deneğe, CHPnin başarılı olduğuna inanıyor musunuz? sorusu yöneltildi. Yüzde 25i Evet inanıyorum, yüzde 60ı Hayır inanmıyorum derken yüzde 15i kararsız kaldı. Aynı bölümün, AK partinin başarılı olduğuna inanıyor musunuz? sorusuna ise 2 bin 12 denekten yüzde 52si Evet başarılı, yüzde 38i Hayır başarısız derken yüzde 9u kararsız olduğunu belirtti. Tamamen bilimsel bir çalışma ortaya koyduklarını belirten USADEM Başkanı Prof. Dr. İbrahim Armağan, yüzde 5 kararsız bulunduğunu, bu oyların büyük bölümünün de AK Partiye gidebileceğini, böylece oranın yüzde 52lere çıkabileceğini söyledi. Türkiyede ve dünyada olağanüstü bir gelişme olmaması halinde AK Partinin birinci olacağını kaydeden Armağan, Benim sol görüşlü biri olduğumu herkes bilir ama sonuçta bilimadamıyım. Görevim, gerçekleri söylemek. Bu şartlarda kayıtsız şartsız AK Parti birinci. Demokrasinin gelişmesi adına çok istememe rağmen Sayın Kılıçdaroğlu, CHPnin oylarını arttıramadı. şeklinde konuştu. 45 BİN LİRA KREDİ ÇEKEREK ANKET YAPTIM USADEM olarak iki yılda bir bilimsel araştırma yaptıklarını anlatan Prof. Dr. Armağan, akademik araştırmanın hiçbir şekilde ticari amaç taşımadığını, katılan öğrenci ve öğretim üyelerinin parasını ise üç aylık emekli maaşı ve bir bankadan 45 bin lira kredi çekerek ödediğini anlattı. İzmirin Karşıyaka ilçesi Bostanlı semtindeki bir kafeteryada basın toplantısı düzenleyen Armağan ve USADEM üyeleri, söz konusu anket hakkında bilgi verdi. Mide ve karaciğer kanseri olduğu için onkoloji tedavisi gördüğünü belirten İbrahim Armağan, 40 kişilik akademik heyetle birlikte geceyarılarına kadar çalışarak anketi tamamlayabildiklerini söyledi. CHPDE DEĞİŞEN BİR ŞEY YOK DİYENLERİN ORANI YÜZDE 24,1 Anketteki, Baykal ve Kılıçdaroğlu dönemlerinde CHPnin performansı sorusunda ise Deniz Baykal CHPsinin başarılı olduğunu söyleyenlerin oranı yüzde 9,5 oldu, CHPli denekler arasında yüzde 12,2, Kılıçdaroğlunun CHPsini başarılı bulanların oranı yüzde 38,6, CHPli denekler arasında yüzde 55,35 olarak tespit edildi. CHPde değişen bir şey yok diyenlerin oranı ise bütün denekler içinde yüzde 24,1, CHPli denekler içinde yüzde 15,25 oldu. CEMAATLER DE ANKETE DAHİL EDİLDİ Anket çalışmasındaki diğer bir konunun, Toplumsal Kurumların ve Kuruluşların Güvenilirliği olduğunu aktaran USADEM Başkanı İbrahim Armağan, 2 bin 163 kişiyle görüşüldüğünü söyledi. En güvenilir kurumların başında yine Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK)nin geldiğini belirten Prof. Dr. Armağan, geçen yılların aksine bir miktar güven kaybı yaşandığını da vurguladı. Buna göre TSKnin yüzde 72, Cumhurbaşkanlığının yüzde 69, sivil toplum kuruluşlarının yüzde 48 güvenilirlik oranına sahip olduğunu ifade eden Armağan, ilaveten bu yıl cemaatleri de ankete dahil ettiklerini, bu sayede onların da güvenilirliğini bilimsel olarak ortaya koyduklarını söyledi. Güvenirlik sıralaması şöyle devam etti: Diyanet İşleri Başkanlığı yüzde 32, cemaatler yüzde 37, TBMM yüzde 62, siyasi partiler yüzde 58, hükümet yüzde 52, yargı yüzde 48, üniversiteler yüzde 67, sendikalar yüzde 32, emniyet yüzde 38. HALKIN YÜZDE 68İ YARGININ SİYASİLEŞTİĞİNE İNANIYOR Yargı reformunun halk tarafında da desteklendiğini belirten Prof. Dr. İbrahim Armağan, Yargının siyasallaştığına inanıyor musunuz? sorusuna deneklerin yüzde 68,2sinin Evet, yüzde 25inin Hayır dediğini, yüzde 6,4ününde kararsız kaldığını anlattı. Halkın son derece sağduyulu davrandığına ve yaşananları birebir gördüğüne dikkat çeken Armağan, bu şartlarda çok mutlu olmadıklarını ifade etti. Türkiyenin bugünkü koşullarında kendinizi mutlu hisediyor musunuz? sorusuna yüzde 32 Evet, yüzde 51 Hayır, yüzde 17 Kararsız cevabı verildiğini aktardı . Halkın memnun olmadığı başka bir konu olan Türkiyenin En Önemli Sorunları kısmında isesarılıma işsizlik, yoksulluk, sefalet ve açlık yüzde 86, terör yüzde 32, Kürt sorunu yüzde 41, Anayasa yüzde 59, siyasal İslâm tehlikesi yüzde 35, gelir dağılımı dengesizliği yüzde 48, eğitim ve sağlık yüzde 52, diğerleri 28 şeklinde oldu. Anket çalışması Afyonkarahisar, Ankara, Antalya, Bursa, Diyarbakır, Kahramanmaraş, Kayseri, İstanbul, İzmir, Malatya ve Trabzonda yapıldı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.02.2011
USADEMingenelseçimanketinegöreAKPartiyüzde4670lebirinciUSADEMin genel seçim anketine göre AK Parti yüzde 4670le birinci
Posbıyık: Alın teri bizim için kutsaldır
Samanyolu Haber
16.02.2011
16:24


Zonguldak Ereğli Belediyesi ile Tüm-Bel-Sen arasında belediyede çalışan memurları kapsayan ve 1 yıl süreyle geçerli olacak toplu sözleşmenin resmi imzaları atıldı. Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık törende yaptığı konuşmada, Bugüne kadar memurlarımın alın terlerinin karşılığını verememenin aczi içerisindeydim. İmzaladığımız sözleşme ile memurlarımızın da haklarını vermekten büyük haz duyuyorum. dedi. Ereğli Belediyesi ile, Tüm Belediye ve Yerel Yönetim Emekçileri Sendikası (Tüm-Bel-Sen) arasında belediyede çalışan memurları ilgilendiren ve bir süre önce anlaşmayla sonuçlanan sözleşmenin resmi imzaları düzenlenen törenle atıldı. Belediye Nikâh Salonundaki törene Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık, Tüm-Bel-Sen Genel Başkanı Vicdan Baykara, belediye meclis üyeleri, sendika yöneticileri ve belediye personeli katıldı. POSBIYIK, BÜYÜK BİR AÇILIM YAPTI Toplu Sözleşme imza töreninde konuşan Tüm-Bel-Sen Genel Başkanı Vicdan Baykara sözlerine,Ereğli Belediyesi binlerce ilçe belediyesinden biri gibi görünse de hem Türkiyede hem de adını duyurmuş ve yerel yönetimler konusunda önemli çalışmalar, işler yapmış bir belediye.diyerek başladı. Böyle bir Belediye ile sözleşme imzalamaktan dolayı mutlu olduklarına sürekli vurgu yapan Baykara, Bu sözleşme Ereğli Belediyesinde çalışan arkadaşlarımızın cebine giren bir miktar olarak algılanmamalıdır. Bu sözleşme, ülkedeki genel demokrasi mücadelesine de önemli bir katkıdır. dedi. Baykara, Sayın Belediye Başkanı yerel yönetimler konusunda Türkiyede çok önemli adımlar atmış ve açılımlar yapmış bir belediye başkanıdır. Bu katkıyı bugün imzalayacağı sözleşmeyle de kamu çalışanları ve ülkedeki demokrasi mücadelesi alanına önemli katkı sunmuş olacak. ifadelerine de yer verdi. ÖNCE ALIN TERİ SONRA ASFALT Ereğli Belediye Başkanı Halil Posbıyık da sözleşme imza töreninde yaptığı konuşmasında, yıllardır işçilerine alın terinin karşılığını veren belediyenin, memurlarına yasalar olanak sağlamadığı için gerekli olanakları sağlayamadığını ve bu nedenle kendisini mahcup hissettiğini söyledi. Posbıyık, Benim anlayışıma göre bir belediye başkanı veya yönetici öncelikle, yanında alın teri dökenlerin emeğinin karşılığını vermeli. Ereğli Belediyesinin işçisine, memuruna borcu yoktur, gecikmesi yoktur, maaş ve ikramiyelerini zamanından önce öder. İşçinin, memurun parasını hapsedip asfalt, parke istinat duvarı yapan belediye başkanı olmayayım diye dua ettim olmadım olmayacağım da. Yanımda çalışanın, alın teri döken insanın emeğinin karşılığını vermeyip asfalt dökmek, parke yapmak, yol açmak bana göre liderlik değildir, belediye başkanlığı da değildir önce emeğin karşılığını vermek gerekir. dedi. Posbıyık, Bu bir başlangıç. İlerleyen zamanda bu protokolü daha da genişleteceğimizden kimsenin şüphesi olmasın. Belediye olarak bundan sonra da elimizden geleni yapacağımızın sözünü veriyoruz. Emekli olan personel için de bazı düşüncelerimiz var. Ama bizim önümüzü açın, sadece toplu sözleşme yapmak istemiyoruz. Grev ve lokavt haklarımızı da istiyoruz,. Bunun alınması için sendikanın biraz daha fazla mücadele etmesini bekliyoruz. görüşlerine yer verdi. KİM NE KADAR MAAŞ ALACAK? 15.02 2011-15.02.2012 dönemlerini kapsayan sözleşmeye göre Belediyede çalışan en düşük dereceli memurun maaşı bin 430 liradan 2 bin 163 liraya, Kıdemli memurun bin 460 lira olan maaşı 2 bin 193 liraya yükseldi. Sözleşme gereği Belediyede çalışan Mühendisin maaşı yüzde 30luk artışla 3 bin 123, müdür maaşı yüzde 33lük artışla 2 bin 933, teknik başkan yardımcısının maaşı yüzde 30luk artışla 3 bin 123, idari başkan yardımcısının ise yüzde 33lük artışla 2 bin 941 lira oldu. Belediyede çalışan memurlar ayrıca yılda 2 kez bayram harçlığı, 2 kez de ikramiye alacak.
Samanyolu Haber
Son Dakika
16.02.2011
PosbıyıkAlınteribizimiçinkutsaldırPosbıyık Alın teri bizim için kutsaldır
AYM üç yılda biriken dosyaları bitirdi, yüksek yargı dosya biriktirdi (Özel)
Samanyolu Haber
15.02.2011
11:45


Anayasa Mahkemesi (AYM), üç yıl içinde biriken dosyaları bitirme noktasına getirdi. Mart 2011 sonu itibariyle AYMde 2010 yılı dışında bekleyen dosya kalmayacak. Yargıtay ve Danıştayda ise biriken dosyaların sayısı yüz binleri aştı. Anayasa Mahkemesinde 2010 yılı sonu itibarıyla incelemesi devam eden, karara bağlanmayan Yüce Divan, Yüce Divan Değişik İşler, Siyasi Parti Kapatma, Siyasi Parti İhtar, Değişik İşler, İptal Davası ve İtiraz Başvurusu olmak üzere 265 dava bulunuyor. 2007 yılında toplam dosya sayısı 385 iken bu sayı 2010 yılı sonunda 265e düştü. 2007 yılında devreden dosya sayısı 268 iken, 2008 yılında 278, 2009 yılında 207, 2010 yılında ise 143 dosya devretti. Yetkisiz kişilerce yapılan başvurular, 1993 yılına kadar esas numarası verildikten sonra verilen gerekçeli kararlarla görevsizlikten reddedildi. Anılan tarihte bu uygulamadan vazgeçilerek bireysel başvurular esas defterine kaydedilmeksizin reddedildi. Anayasa Mahkemesinin iş yükünü ise özellikle CHPnin açtığı davaların oluşturması dikkat çekiyor. Kendisinin 2007de göreve geldikten sonra, AYM üyelerinin de desteğiyle birikmiş dosyaları karara bağlamayı iş edindiğini dile getiren Başkan Haşim Haşim Kılıç, Mart 2011 sonu itibariyle AYM elinde 2010 yılı dışında bekleyen dosya kalmayacağını söyledi. SİYASİ SORUNLARA ODAKLANDILAR Anayasa Mahkemesi (AYM) Başkanı Haşim Kılıçın Yargıtay ve Danıştay başkanlarının bugüne kadar üyeleriyle yargıdaki birikmeyi nasıl çözebileceklerine dair bir toplantı dahi yapmadıklarını belirterek, Üzülerek söyleyeyim, yüksek yargı bugüne dek uyumaktan başka bir şey yapmadı. Belli günlerde konuşma yapıp mesaj vererek sorun çözülmüyor. açıklamasına yargı çevrelerinden destek geldi. Hukukçular Birliği Vakfı Başkanı Sinan Kılıçkaya, Kılıçın açıklamalarının çok doğru ve yerinde olduğunu söyledi. Şuana kadar yüksek yargı başkanlarının son 10 yılda adli yıl açılışlarında yaptığı binlerce sayfalık konuşma dokümanlarına bakıldığında yargının gerçek sorunlarıyla ilgili on sayfa yazının dahi bulunamayacağını savunan Kılıçkaya, yüksek yargının yöneticilerinin sorunlardan çok siyasi sorunlara odaklandığını belirtti. İşini yapmayanların, başka işlerle meşgul olanların işlerinin birikmesinin doğal bir süreç olduğunu vurgulayan Kılıçkaya, yeterli hâkim ve savcının olmamasının ise dosyaların birikmesinin mazereti olamayacağını ifade etti. Yüksek yargı mensuplarının şimdiye kadar yaptığı tek teklifin daire sayılarının artırılması olduğunu hatırlatan Kılıçkaya, daire sayıları artınca buna karşı çıktıklarını ve kendileriyle çeliştiklerini kaydetti. Yargı reformlarına karşı çıkılmasının sebebinin Yargının elden gitmesi ve bağımsızlaşması olduğunu dile getiren Kılıçkaya, yargının tıkanması pahasına değişiklikleri engelleme içine girdiklerini ifade etti. Yargının kendine çeki düzen vereceğini belirten Kılıçkaya, 10 yıl önce bir Anayasa Mahkemesi başkanının bu tür açıklamalar yapamayacağını, bugün yargının bağımsız hale geldiğinin bir göstergesi olduğunu söyledi. MAKAM KAPMA PEŞİNE DÜŞTÜLER Emekli Yargıtay savcısı Ahmet Gündel de Kılıçın açıklamalarının son derece yerinde olduğunu ifade etti. Başkanın sözlerini kendilerinin yıllardan beri söylediklerini dile getiren Gündel, iş yoğunluğu, dosyaların sağlıklı bir şekilde karara bağlanamama probleminin bugün çıkmadığını, yıllardan beri varolduğunu söyledi. Dosyaların tutukluluk durumları incelenmeksizin beklediğini dile getiren Gündel, insanların cezaevinde perişan olduğunu vurguladı. Kılıçın dediği gibi Yargıtay ve Danıştay Başkanları ve üyelerinin oturup nasıl bu dosyaları sağlıklı bir şekilde bitirebilecek sistem geliştirebiliriz, siyasi otorite ile paylaşalım, ortadan kaldıralım gibi bir düşünceye sahip olmadıklarının altını çizen Gündel, sadece önlerine gelen dosyalara baktıklarını, ağırlıklı bir şekilde makam kapmanın peşine düştüklerini belirtti. Yargıtayda her zaman mutlaka bir seçim olduğuna dikkat çeken Gündel, Yargıtay Başkanlığı, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı Başkanlığı, daire başkanlığı, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu üyelik seçimi, Yüksek Seçim Kurulu Başkanlığı ve üyeliği gibi birçok seçimin yapıldığını hatırlattı. İşin tetkik hâkimlerine yıkıldığını dile getiren Gündel, bu fedakâr insanların dosyaları inceleyerek hazırladıklarını ifade etti. Nasıl çözelim? diye bir zahmete kendilerini sokmadıklarını anlatan Gündel, Konumlar, statü oluşturmuşlar. Bir yaşam düzeni, tatlı hayat diyebileceğim, yıllardır devam ettirdiler, devamından yana oldular. En çok sıkıntıyı, Yargıtayda işi olan vatandaş gördü. Bu düzenin değişmesinden son derece mutlu olmaları gerekir. Yüksek yargıda bir devrim yapılmıştır. Bu devrimin yararlarını önümüzdeki süreçte göreceğiz. diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.02.2011
AYMüçyıldabirikendosyalarıbitirdiyüksekyargıdosyabiriktirdi(Özel)AYM üç yılda biriken dosyaları bitirdi yüksek yargı dosya biriktirdi (Özel)
Tatlı ile hayata tutundu (Özel)
Samanyolu Haber
13.02.2011
10:41


Karabükün Eskipazar ilçesinde emekli polis memuru bayan Deniz Özdemir(43), unutulmuş Miyane helvasını tekrar gün yüzüne çıkardı. Eskipazar ilçesinde yüzyıllar önce bayram, arife günleri ve düğün gibi özel günlerde dağıtılan, daha sonra çeşitli nedenlerle unutulup giden Miyane helvasının seri üretimini yapan Deniz Özdemirin bundan sonraki hedefi 200 bayanın çalışabileceği bir Miyane helva fabrikasını faaliyete geçirmek. ZORLUKLAR YILDIRMADI 1968 yılında Zonguldakda doğan Deniz Özdemir ailevi sebeplerden dolayı 1 yaşında baba memleketi olan Karabükün Eskipazar ilçesine geldi. İlk-orta ve liseyi Eskipazarda okuduktan sonra çocukluktan beri hayali olan polislik mesleğini seçti. 1986 yılında Ankara Trafik Şubesinde trafik polis memuru olarak göreve başladı. 1999 yılında Düzce depreminde evi yıkıldı. 2000 yılında Boludaki evi eşyaları ile birlikte yandı, canlarını zor kurtardılar. Felaketler bununla da bitmedi, 2006 yılında kocası terk etti ve 2 çocuğu ile yalnız kaldı. Aynı yıl polis mesleğinden emekli olup baba ocağı Eskipazar ilçesine yerleşti. İlçede şifalı bitkilerin satıldığı ve ismini Derman Abıla koyduğu bir işyeri açarak ticarete başladı. Yöre şivesi ise ile ablaya abıla, babaya bıba deniyor. Tüm zorluklara rağmen hayatın ve yaşamanın güzel olduğunu belirten Özdemir, İnsanoğlunun başına yaşadıkça her şey gelebilir, önemli olan bu engebeli yolda hayata sıkı sıkıya tutunabilmektir. Ben de öyle yaptım. Hayat devam ediyordu ve 2 çocuğum vardı. Hedefim onları en iyi şekilde vatana millete hayırlı birer evlat olarak yetişmelerini sağlamaktı. Bunun için mücadele ediyorum. Çalıştıktan sonra aç kalma diye bir korku yok. İnsanlar asalakça yaşamak yerine çalışsınlar. Bu ülkede herkesin yapabileceği bir iş imkanı var. Yeter ki insanlar çalışmayı istesinler. sözleriyle hayata bakış açısını ortaya koyuyor. İlçesinde yok olmuş bir yemek kültürünü tekrar gün ışığına çıkardığı için mutlu olduğunu belirten Özdemir, şunları söylüyor: Bir gün dükkanda otururken Eskipazar Belediye Başkanı Dursun Baş ile konuşurken yöremizde bir Miyane helvasının olduğunu, artık bunun unutulduğunu ve kimsenin yapmadığını öğrendim. Başkana bu helvayı yapmaya talip olduğumu söyledim. Hemen ilçenin en yaşlı kadınını bulup nasıl yapıldığını öğrendim. Böylece Miyane helvası yeniden doğdu. Benim 21 yaşında Ahmet Emre ve 11 yaşında İkranur isimli 2 çocuğum var, bu Miyane helvası ise 3. çocuğum, onu en iyi şekilde büyütmek için tüm gücümle çalışacağım EN BÜYÜK İSTEĞİ BAŞBAKANA İKRAM ETMEK 13 bayanla belediye tarafından sağlanan imalathanede günlük 150 kutu Miyane helvası imal ettiklerini anlatan emekli polis memuru Deniz Özdemir, Bu helvayı imal etmeye karar verdikten sonra Belediye Başkanımız tarafından tahsis edilen bir imalathanede 13 bayan ile birlikte imal etmeye başladık. İlk ürünümüzü geçtiğimiz Ramazan Bayramında yaptık ve Arife günü mezarlıkta dağıttık. Günlük 150 kutu imal ediyoruz, sipariş olduğunda bu sayı 300 kutuyu buluyor. Helvamızı genelde Türkiyenin büyük kentlerine gönderiyoruz. Kutumuzun üzerinde Anıtkabire döşenen ve ilçemizden giden mermer taşlarının resmi ve rengi ile Hadrianapoliste bulunan 5 bin yıllık mozaiğin resmi bulunuyor. Böylece kutumuz da yöremize ait. Dediğim gibi hedefim bu imalathaneyi 200 bayanın çalıştığı bir fabrika haline dönüştürüp tüm dünyaya ihraç etmek. Başta Meclis Başkanımız Mehmet Ali Şahin olmak üzere bazı bürokratlarımızın beğenisine sunduk ve olumlu not aldık. İki hedefim var, birincisi 200 bayanın çalıştığı bir fabrika kurup seri üretim, ikincisi ise elimle sayın Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ile Başbakanımız Recep Tayyip Erdoğana ikram etmek. sözleriyle bu konudaki kararlılığını ortaya koydu. DÜNYADA BİR BAŞKA BİR ÖRNEĞİ YOK Lokum ve baklavanın çeşitli yerlerde üretimi yapıldığını belirten Özdemir, Bu helva yaptığım araştırmalar sonucu sadece yöremize has, yüzyıllar öncesi bizlerin nineler tarafından üretilmeye başlanılmış. Bakın bir lokumun çeşitli yerlerde üretimi oluyor, Afyon lokumu, Safranbolu lokumu gibi baklavanın da öyle. Gaziantep baklavası, Safranbolu baklavası gibi. Ama Miyane helvası sadece Eskipazarda üretiliyor. Belki dünyada da tek. ifadesini kullanıyor. ŞEKER HASTALARI BİLE YİYEBİLİR Miyanenin enerji verdiğini belirten Özdemir Tam bir enerji deposu, eskiden hamile ve yeni doğum yapmış bayanlara yedirirlermiş süt yapsın diye. Annelere de sesleniyorum, çocuklarına bol bol yedirsinler, çünkü tam bir enerji deposu. Ayrıca şeker oranı çok az olduğu için şeker hastaları bile gönül rahatlığı ile yiyebilirler. Kışın insana enerji yazın ise vücuda dinçlik veriyor. diye belirtiyor. MİYANE HELVASININ FORMÜLÜ DE ÖZEL Miyane helvasının formülünün özel olduğunu belirten Özdemir, Yöremizde yetişen buğdaylardan yapılan un, yöremizde üretilen köy tereyağı ve sütün özel bir formül ile bakır kazanlarda kavrulup kalıplara dökülür. Daha sonra kalıp
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.02.2011
Tatlıilehayatatutundu(Özel)Tatlı ile hayata tutundu (Özel)
Rizeli mucitten yerli otomobil - Foto
Samanyolu Haber
31.01.2011
19:02
Rizenin Ardeşen ilçesinde yaşayan emekli işçi Hayrullah Koçoğlu, Atmaca 53 adını verdiği otomobil üretti.

İlçe halkı arasında Ardeşenli mucit olarak tanınan Koçoğlu, kendi tasarımı olan Atmaca 53 adlı otomobilinin yapımını, yaklaşık 2 ayda tamamlayarak kullanılır hale getirdi. Koçoğlu yaptığı açıklamada, hiçbir otomobil ya da taşıtı örnek almadan bir otomobil tasarladığını ve kendisine ait küçük bir atölyede çalışmalarına başladığını belirtti. Motor aksamını, hurdadan temin ettiği otomobilinin yapımında tamamen kendisine ait alet ve malzemeleri kullandığını, kendi aletlerinin yetersiz kaldığı ender durumlarda, sanayi sitesindeki arkadaşlarının iş makinelerini kullandığını anlatan Koçoğlu, sürücü ile birlikte 3 kişi taşıma kapasitesine sahip olan otomobiline, Ardeşen yöresinde tutku haline gelen atmaca yetiştiriciliğinden ötürü Atmaca 53 adını verdiğini söyledi. Ekonomik olması açısından LPG ile çalışmak üzere tasarladığı otomobilin 10 bin liraya mal olduğunu ifade eden Koçoğlu, otomobilini denemek amacıyla kullandığını, çay bahçeleri arasında dolaşıp köyünün yüksek tepelerine çıkabildiğini kaydetti. Bugüne kadar yüze yakın icadı olduğunu belirten Koçoğlu, İcatlarımın arasında beni en çok mutlu eden, otomobilimdir. Teknolojiye olan sevgim ve merakım beni bu tür çalışmalara yönlendiriyor. Doğa ile başbaşa kaldığım zamanlarda hem dinleniyor hem de yapacağım işleri tasarlıyorum. Eğer elimdeki teknolojik imkanlar daha geniş olsa, iyi bir ekibim olsa çok daha güzel buluşlarım olurdu dedi. Koçoğlu, gençlerin teknolojik çalışmalara yönlendirmesi gerektiğini ifade ederek, Ben çalışmalarımı yaparken bir yandan da çevremdeki gençlerde merak uyandırmayı amaçlıyorum. Sanırım çalışmalarım amacına ulaşıyor, gençler etrafımda toplanarak arabamı inceliyor, nasıl yaptığım hakkında bilgi alıyorlar. Avrupa ülkelerinde bu tür çalışmalar devlet tarafından destekleniyor. Çalışmalar teşvik ediliyor. Ülkemizde de böyle uygulamalara yer verilmesi gerekir diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
31.01.2011
Rizeli/">Rizelimucittenyerliotomobil-FotoRizeli-mucitten-yerli-otomobil---Foto/">Rizeli mucitten yerli otomobil - Foto
Toplam "101" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti