|
|
grup dişli geldi | |
|
| Kılıçdaroğlu gidecek kim gelecek? | Samanyolu Haber | 21.12.2010 10:39 |  | | ... Şimdi Hazirandaki genel seçimin sonrası beklenecek. Peki ya sonra? Bu yazıyı iyi okuyun !
Ergenekon soruşturmaları kapsamında geçen hafta mahkeme tarafından kabul edilen ÇYDD ve ÇEV iddianamelerinde çok ilginç bilgiler var.
Gerek ÇYDD gerekse ÇEVin Ak Parti iktidarını devirmek için büyük mücadele verdiği zaten biliniyor. Cumhuriyet mitinglerinden tutun da, Ergenekon operasyonlarına karşı yürüttükleri anti kampanyalar hala hafızalarda.
Fakat özellikle ÇYDD eski Başkanı Türkan Saylanın CHPyi de yeniden dizayn etmek için yoğun çaba gösterdiği bazı deliller ortaya çıktı.
Kendi istedikleri doğrultuda muhalefet oluşturmak da Ergenekonun amaçlarından biriydi ki; bu ikinci Ergenekon iddianamesinde ayrı bir bölüm olarak yer aldı.
Yeni kabul edilen ÇYDD ve ÇEV iddianamesindeki; teknik takibe takılan telefon görüşmelerinde; Saylanın dönemin CHP Genelbaşkanı Deniz Baykal hakkında, hem Baykala kalp stendi takan doktor, hem de şu anda CHP Genelbaşkan Yardımcısı olan ve aynı zamanda ÇYDD üyesi olan Umut Oran ile aralarında geçen diyaloglar çok önemli.
3 Ağustos 2008 günü Saylan; hem Baykala stent takan profesörle hem de Umut Oran ile telefonda konuşuyor.
Türkan Saylanın konuşmasından; stent takma olayını Baykalın CHPnin başından uzaklaştırılması için fırsat olarak gördüğü anlaşılıyor.
Saylan Baykal için; ?stent takılmış filan. Hani Özal ölmüştü ya pat diye. Bir korku gelirse ölüm korkusu, yani yeter artık bu kadar bana diyebilse, kenara çekilse o zaman Türkiye birden bire rahatlar? diyor.
Saylan; Baykalın kenara çekilmesinden sonra nasıl bir CHP hayal ettiğini de anlatıyor telefonda.
Süheyl Batumu beğendiğini ve Umut Oran ile ikisinin el ele vermeleri gerektiğini söylüyor. Bunun için bir formül bulmaktan bahsediyor.
Umut Oran 26 Nisan 2008deki CHP Kurultayında Deniz Baykala karşı genelbaşkan aday adayı olmuş ancak tüzükteki yeterli çoğunluğu sağlayamamıştı. Ve Oran telefonda Saylana aslında Başkan adaylığının Süheyl Batuma teklif edildiğini ama parti üyesi olmadığı için bunun gerçekleşemediğini anlatıyor.
Bu cümleden; Süheyl Batum Baykalın karşısına rakip olarak çıkamayınca Umut Oranın geçirildiği anlaşılıyor.
Saylan konuşmada; CHP yönetiminin iyi bir beşli veya yedili ekiple gençleşmesi gerektiğinden bahsediyor. Oran ve Batum ikilisini öneriyor.
Türkan Saylanın planı 3 Ağustos 2008deki telefon konuşmasından 2 buçuk sene sonra gerçekleşti.
Bugün ne Baykal CHP yönetiminde, ne de Önder Sav.
Saylanın işaret ettiği iki isimden Süheyl Batum partinin genel sekreteri, Umut Oran ise Genel başkan yardımcısı.
Bugün CHPnin genelbaşkanı Kemal Kılıçdaroğlu.
CHPyi yeniden dizayn etmek isteyenler, partinin geldiği noktada sadece
Ergenekonu ve statükoyu savunan bir imajla toplum karşısında bir yere varamayacaklarını çok iyi biliyorlar.
Dolayısıyla Ergenekonun avukatlığını yapan ama esip gürlemekten başka hiçbir elle tutulur sonuç ortaya koy(a)mayan Baykalın yerine, partiye yapışan Ergenekoncu kimliği; halkçı ve sosyal devlet kimliğine uygun hale getirecek bir geçici döneme ihtiyaç vardı.
CHP halktan oy olmak için göstermelik de olsa işsizlikten, yoksulluktan, yolsuzluktan, vergiden, üniversite harçlarından, kamudan, emekliden bahsetmeliydi.
İşte partide bunları yapabilecek bir isim arandığında adres Kemal
Kılıçdaroğlunu gösteriyordu.
CHPnin Ergenekonu savunmaktan başka bir iş yapmadığı, yüksek bürokrasinin ve vesayetlerin arkasına saklanarak siyaset yaptığı imajını ancak ve ancak Kılıçdaroğlu yıkabilir, partiye halk nezdinde karşılık
kazandırabilirdi.
Kılıçdaroğlu şimdi bunları yapıyor.
Eski müfettiş Kemal Bey; Baykal gönderilene kadar geçecek sürede halkçı kimliğine ısındırıldı.
Ağustos 2008de Kılıçdaroğlu önce dönemin Ak Parti Genelbaşkan yardımcısı Şaban Dişliyle mücadeleye girdi. Kılıçdaroğlu, Dişli ile ilgili yolsuzluk ve iş takipçiliği iddialarında bulundu.
Günlerce süren tartışmalar sonunda 2 Eylül 2008de Dişli, Ak Partideki görevlerinden istifa etti.
Kılıçdaroğlu Ak Parti iktidarına karşı ilk zaferi kazanmakla lanse edildi.
Dişliyi ekarte eden Kılıçdaroğlu hemen aynı günlerde bu kez Ak Parti Grup Başkanvekili Dengir Mir Fırata karşı savaş açtı. Kılıçdaroğlu 25 Eylül 2008de televizyonda canlı yayınlanan düello sonunda Fıratı da devre dışı bıraktı.
İki ay sonra 2008in sonunda bu kez Kılıçdaroğlu Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek ile televizyonda karşı karşıya geldi.
Uğur Dündarın da büyük gayretleriyle Kılıçdaroğlu Gökçeki epey zorladı ve galip gelmekle lanse edildi.
Kılıçdaroğlunun sahaya çıktığı bütün tartışmaların konusu yolsuzluktu.
Arkasına bu kadar büyük basın desteğini ve Ak Parti karşıtı kamuoyunu alan Kılıçdaroğlunu; Genel başkan Deniz Baykalın 2009 yerel seçimleri için İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığına aday göstermekten başka çaresi kalmadı.
Kılıçdaroğlu İstanbulda kaybetti ama aldığı yüzde 34lük oy oranı CHP için baş | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.12.2010 | | | Kılıçdaroğlugidecekkimgelecek?Kılıçdaroğlu gidecek kim gelecek? |
|
| SIRA KİMİN KELLESİNDE ? | Samanyolu Haber | 07.01.2009 11:26 |  | | Bu günlerde bir medya grubunda içten içe zafer çığlıkları yükseliyor. Neden ?? Bir kelle daha aldık diye.
Biraz hafıza tazeleyelim. Çok eskilere gerek yok.
Önce Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişliye diş geçirdiler. Dişli her ne kadar “Yahu yaptığımda bir usulsüzlük yok” dese de istifa etmekten başka çare bulamadı.
Ardından yine Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat’a sıra geldi. Ak Parti’nin korkulu rüyası haline gelen Kemal Kılıçtaroğlu belgelerle beslendi. Malum grubun medyası her gün yayın yaptı ve sonra … Sonrası malum “Yoğun iş temposu beni çok yordu. Biraz dinleneceğim” bahanesi ile istifa etti Fırat.
Melih Gökçek vardı sırada. Uzun süredir sıradaydı ama zor bir lokmaydı. Ankara’yı kurtarmak lazımdı Melih Gökçek ve Ak Parti zihniyetinden. Onu da attılar Kılıçtaroğlu’nun önüne. Epeyce hırpaladılar. Adaylık süreci uzadıkça da hin hin güldüler. Ama şimdilik deviremediler.
Tam bu sırada önlerine bir fırsat çıktı. Yılbaşında doğalgaz zehirlenmesi ile 7 gencin vefat etmesi olayında “Belediyenin bir ihmali söz konusu olamaz mıydı?”. Buradan Gökçek’e yüklenmenin tam zamanıydı şimdi. Zayıf bir halka arandı ve çok ama çok kısa sürede bulundu. Başkent Doğalgaz Dağıtım A.Ş Genel Müdürü Veysel Karani Demir … Demir süper bir fırsat verdi malum gruba. Söylediklerinde haklıydı. Olayda Belediye’nin bir ihmali yoktu. “Ama bir açık bulunmalıydı” diye aranırken Demir kendi ağzıyla düştü grubun eline. Sonradan izah etmeye çalıştıysa da söylediklerinin yenilir yutulur tarafı yoktu. Hemen yüklendi zayıf halkaya grup. Üç büyük gazetenin birden manşetine çekildi. “Çek git” denildi. Gökçek’e vuramadılar ama önemli bir Genel Müdürünü gafil avladılar. Demir’de ertesi gün beklendiği gibi istifa etti.
Başbakanlık sözcüsü Akif Beki malum grubun hiç hoşuna gitmeyen uygulamalarıyla Onların gizli bir hedefi haline gelmişti. Beki, grubun her istediğini Başbakan’ın uçağına almıyordu. Ana uçağında kendilerinden bir temsilci mutlaka bulunsa bile bu Onları tatmin etmiyordu. Bunun üstüne birde uyarılara rağmen yalan yazan muhabirlerin Başbakanlık Kartı iptal edilince iyice hınçları arttı. Sonunda Beki’de istifa etti. Beki’nin istifasında bu grubun etkisinin olduğunu zannetmiyorum. Ama onlar şimdi halay çekip gülüşüyorlar “Bize bulaşan iflah olmuyor” diye.
Şimdi sırada Anayasa Mahkemesi Başkanı var. Daha önce bir hamlede bulunmuşlardı. “Bir sizden bir bizden, Paksüt’de KıIıç’ta istifa etsin” demişlerdi. Ama başaramadılar. Yeni bir fırsat ellerine geçti. “Kılıç’ın damadı Ankara Büyükşehir Belediyesi ile şaibeli bir takasa imza attı” iddiası ile Anayasa Mahkemesi’nin başkanına yüklenmeye başladılar. Başkan Haşim Kılıç çok makul bir açıklama yaptı “Damadım dahil kimsenin ticari faaliyetlerini takip etme zorunda değilim” diye. Olsun önemli olan malum medya grubunun görüşü(!).
Bakalım bu hikayelerin sonu nereye kadar gidecek …
| | Samanyolu Haber Son Dakika 07.01.2009 | | | SIRAKİMİNKELLESİNDE?SIRA KİMİN KELLESİNDE ? |
|
|
| | | |
|