Habergec.Com Aranan Kelimeler:hak başka hukuk başka Değerlendirme: 10 / 10 374467
habergec.com
27.05.2012 Pazar
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler

:: Gruplar
 

hak başka hukuk başka

Hak başka, hukuk başka
Zaman
17.01.2012
01:52
Ayhan Aktarın Taraf gazetesinde yayınladığı yazılarını içeren İlginç Zamanlar kitabını (Kitap Yayınevi) zevkle okurken Gak ve Gukuk yazısına takıldım.
Zaman
Yorum
17.01.2012
HakbaşkahukukbaşkaHak başka hukuk başka
Dokuz masum canın beledi olmaz
Milli Gazete
13.09.2011
10:14
Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şerafettin Kılıç, uluslararası hiçbir hukuk kuralına uymayan, kan ve zulümden başka hiçbir şey bilmeyen İsrailin çok daha ağır yaptırımlar hak ettiğini söyledi.... devamı
Milli Gazete
Güncel
13.09.2011
DokuzmasumcanınbelediolmazDokuz masum canın beledi olmaz
Sp Genel Başkan Yardımcısı Şerafettin Kılıç:
Haber3
12.09.2011
13:35
Saadet Partisi (SP) Genel Başkan Yardımcısı Şerafettin Kılıç, İsrailin uluslararası hiçbir hukuk kuralına uymayan, kan ve zulümden başka hiçbir şey bilmeyen bir ülke olduğunu ve çok daha ağır yaptırımlar hak ettiğini söyledi.
Haber3
Son Dakika
12.09.2011
SpGenelBaşkanYardımcısıŞerafettinKılıçSp Genel Başkan Yardımcısı Şerafettin Kılıç
Kılıçdaroğlu: BM raporuyla Gazze ablukası meşrulaştı
Evrensel
07.09.2011
16:11
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, BM Genel Sektererinin onayıyla resmileşen Mavi Marmara Raporu’nun İsrail’in hak tanımaz ve hukuk dışı tutumlarını meşrulaştırmaktan başka amacı olmadığını söyledi. İsrail’in ortak insanlık değerlerini ve uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan Mavi Marmara katliamının üzerinden 15 aylık bir süre geçtiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, 9 masum sivilin uluslararası sularda katledildiği birçoğunun yaralandığı ve insanlık dışı muameleye maruz kalınan bu saldırının Türk ve dünya kamuoyunun haklı öfkesini çektiğini vurguladı. CHP Genel Başkanı, BM raporunun hak
Evrensel
Politika
07.09.2011
KılıçdaroğluBMraporuylaGazzeablukasımeşrulaştıKılıçdaroğlu BM raporuyla Gazze ablukası meşrulaştı
Kılıçdaroğlu: BM raporuyla Gazze ablukası meşrulaştı
Evrensel
07.09.2011
15:58
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, BM Genel Sektererinin onayıyla resmileşen Mavi Marmara Raporu’nun İsrail’in hak tanımaz ve hukuk dışı tutumlarını meşrulaştırmaktan başka amacı olmadığını söyledi. İsrail’in ortak insanlık değerlerini ve uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan Mavi Marmara katliamının üzerinden 15 aylık bir süre geçtiğini hatırlatan Kılıçdaroğlu, 9 masum sivilin uluslararası sularda katledildiği birçoğunun yaralandığı ve insanlık dışı muameleye maruz kalınan bu saldırının Türk ve dünya kamuoyunun haklı öfkesini çektiğini vurguladı. CHP Genel Başkanı, BM raporunun hak
Evrensel
Ana Sayfa
07.09.2011
KılıçdaroğluBMraporuylaGazzeablukasımeşrulaştıKılıçdaroğlu BM raporuyla Gazze ablukası meşrulaştı
'Dış politikanın en ağır hezimeti'
Posta
07.09.2011
14:02
Kılıçdaroğlu, BMde kabul edilen Mavi Marmara raporunun, Türk dış politikasının en ağır hezimeti olduğunu söyledi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Aydında gazetecilere açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, BMde kabul edilen Mavi Marmara raporunun Türk dış politikasının en ağır hezimeti olduğunu söyledi.Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:     İsrail devletinin ortak insanlık değerlerini ve uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan menfur mavi Marmara katliamının üzerinden 15 ay geçmiştir. 1 Eylül 2011 tarihinde basına sızdırılan Mavi Marmara raporunun İsraili hak tanımaz tutumlarını meşrulaştırmaktan başka bir anlam taşımadığı görülmüştür. Haksız Gazze ablukası için İsrailin arayıp da bulamad...
Posta
Politika
07.09.2011
DışpolitikanınenağırhezimetiDış politikanın en ağır hezimeti
'Dış politikanın en ağır hezimeti'
Posta
07.09.2011
13:50
Kılıçdaroğlu, BMde kabul edilen Mavi Marmara raporunun, Türk dış politikasının en ağır hezimeti olduğunu söyledi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu Aydında gazetecilere açıklamalarda bulundu. Kılıçdaroğlu, BMde kabul edilen Mavi Marmara raporunun Türk dış politikasının en ağır hezimeti olduğunu söyledi.Kılıçdaroğlu şöyle konuştu:     İsrail devletinin ortak insanlık değerlerini ve uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan menfur mavi Marmara katliamının üzerinden 15 ay geçmiştir. 1 Eylül 2011 tarihinde basına sızdırılan Mavi Marmara raporunun İsraili hak tanımaz tutumlarını meşrulaştırmaktan başka bir anlam taşımadığı görülmüştür. Haksız Gazze ablukası için İsrailin arayıp da bulamad...
Posta
Son Dakika
07.09.2011
DışpolitikanınenağırhezimetiDış politikanın en ağır hezimeti
Galatasaray'da değişim zamanı
Samanyolu Haber
14.05.2011
08:03
Galatasaray, büyük değişim sürecini başlatmak için bugün sandık başına gidiyor.

Mevcut başkan Adnan Polat yönetiminde üç yıldır yüzü gülmeyen Sarı-Kırmızılı camia, yeni başkanını bugün belirliyor. Olağanüstü seçimli genel kurulda üç başkan adayı Ünal Aysal, Mehmet Helvacı ve Turgay Kıran, koltuğa oturmak için yarışıyor. Saat 10.00da başlayacak genel kurul, Galatasaray Lisesi Tevfik Fikret Salonunda yapılacak. Kongrede adaylar, kulübün 34. başkanı olabilmek için ter dökecek. Üyeler seçimlerde, Mehmet Helvacı için kırmızı, Ünal Aysal için sarı, Turgay Kıran için ise gri renkli oy pusulalarını kullanacak. Genel kurulda yaklaşık 11 bin üyeden kaydı açık ve aidatlarını ödemiş 6 bin 988 kişi, 24 sandıkta oy kullanabilecek. Oy verme işlemi 15.00te sona erecek. Yaklaşık bir aydır süren yoğun seçim çalışmalarında Aysal, Helvacı ve Kıran, kongre üyelerine uzun uzun hedef ve projelerini anlattı. Ünal Aysal, camianın önde gelen isimlerinden oluşturduğu yönetim kurulu listesiyle başkanlık yarışında Helvacı ve Kıranın önüne geçti. Sarı-Kırmızılı kongre üyelerinin de Aysalın düzenlediği programlara yoğun ilgi göstermesi dikkat çekti. Üç başkan adayının da en önemli vaatleri arasında sportif başarı bulunuyor. Malî ve ekonomik yönden kulubü iyi bir noktaya taşıyan Adnan Polat, sportif başarıyı yakalayamadığı için başkanlık koltuğunu bırakmak zorunda kalmıştı. Bu yüzden üyelerin oylarını alabilmek için adaylar, G.Saray bir şirket değil spor kulübüdür. Bu yüzden önemli olan sahada elde edilen başarıdır. ifadelerini kullanarak, önümüzdeki sezon kaliteli bir takım kurmak için şimdiden çalışmalara başladıklarını özellikle vurguladılar. Ünal Aysalın başkan olması halinde teknik direktör olarak Fatih Terim veya Eric Gerets ikilisinden birini Sarı-Kırmızılı takımın başına getirecek olması kongre üyelerini şimdiden heyecanlandırdı. BAŞKANLARIN ORTAK VAADİ ARDA turan Üç başkan adayı da kaptan Arda Turanı takımda tutacağını açıklarken, şampiyonluğa ulaşmak için yıldız transferi sözü verdi. Ünal Aysal, seçilmesi halinde transfer dönemine hazırlıksız yakalanmamak için sportif direktörlük görevi vermeyi düşündüğü Bülent Tulunu yurtdışına gönderdi. Yaklaşık 15 gündür transfer çalışmaları yapan Tulun, bazı oyuncularla ön görüşmeler yaptı. Boltonda forma giyen İsveçli golcü Johan Elmanderle prensipte anlaşan Tulunun ayrıca Milanın başarılı orta saha oyuncusu Pirlo ile de temasta olduğu ifade edildi. Takımda önemli revizyon gerçekleştirmeyi planlayan Aysalın üç yıldır beklentilere cevap veremeyen birçok yerli ve yabancı oyuncuyla da yolları ayıracağı ifade edildi. adayların LİSTEsi ÜNAL AYSAL: Asil: Semih Haznedaroğlu, Ali Dürüst, Sedat Doğan, Celal Gürcan, Mete Başol, Refik Arkan, Adnan Öztürk, Ali Gürsoy, Aka Gündüz Özdemir, Adnan Nas. Yedek: Ahmet Ocaklı, Abdurrahim Albayrak, Emir Sarıgül, Mehmet Cibara, Necati Demirkol. MEHMET HELVACI: Asil: Münir Hamamcıoğlu, Dursun Buğra, Şerif Kaynar, Ahmet Suat Ertem, M.Nedim Ölçer, Doğan Yalçınkaya, Vedat Eşkinat, Atilla Kınay, Mecit Mert Çetinkaya, Ahmet Işık Aykut. Yedek: Giray Güngör, H.Selim Sanver, İbrahim M. Okumuş, Serdar Ciner, M.Murat Yücaoğlu. TURGAY KIRAN: Asil: Ahmet Özdoğan, Emel Çabukoğlu, Ozan Korkut, Tuncer Hunca, Orhan Sürek, Metin Öztürk, Pelin Atılgan Çobanoğlu, Cenap Yener, Ömer Tümay, Serol Acarkan. Yedek: Gözde Büyükeroğlu, Zeynep Banu Dalaman, Mehmet Emir Oflaz, Murat Bekdik, Cemal Murat Akar. Aysal, asılsız haberlerden şikâyetçi Galatasarayda bugün gerçekleştirilecek olağanüstü seçimli genel kurulda başkan adayı olan Ünal Aysal, Riva ve QVT konusunda yaşanan polemiklere cevap verdi. Aysal, yaptığı açıklamada, QVT adlı kuruluşla uzak yakın hiçbir ilişkisinin olmadığını belirterek, Riva ve çevresinde ne bir arazim, ne de başka bir yatırımım bulunmamaktadır. ifadelerine yer verdi. Aysal, hakkında yazılan haberleri hayretle izlediğini dile getirerek, Bu tür asılsız haberlerin özellikle kongreye birkaç gün kala başlatılmış olması düşündürücü. Galatasaray kongresinin çamur at, izi kalsın politikalarına alet edilmesine en sert tepkiyi üyelerimizin göstereceğinden eminim. görüşüne yer verdi. Çelebiye göre başkanlığı herkes hak ediyor G.Sarayın İkinci Başkanı Işın Çelebi, genel kurul öncesi başkan adayları hakkında değerlendirmelerde bulundu. Çelebi, Başkan Adnan Polatın, Mehmet Helvacıyı ima ederek, O başkan olmayı hak etmiyor açıklamasına karşılık, Yalnız Mehmet Helvacı değil, ben G.Saray Genel Kuruluna üye olan bütün isimlerin başkanlığı hak ettiğini düşünüyorum. diye konuştu. Ünal Aysalın başarılı bir işadamı olduğunun altını çizen Çelebi, Son derece dengeli, dikkatli ve başarılı bir işadamı. Seçilirse G.Saray için kazanç olacağı inancındayım. ifadesini kullandı. Çelebi, Turgay Kıranı beyefendi ve yapıcı bir insan diye nitelerken, Helvacının ise Türkiyenin çok önemli bir hukuk adamı olduğunu dile getirdi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.05.2011
GalatasaraydadeğişimzamanıGalatasarayda değişim zamanı
Sebahat Tuncel: Başbakan?dan bir açıklama bekliyoruz
Samanyolu Haber
22.04.2011
14:32


Yüksek Seçim Kurulunun (YSK) bağımsız 12 milletvekili adayı ile ilgili aldığı karar sonrası ülke genelinde yaşanan olaylar, İstanbuldan seçime giren bağımsız milletvekili adayları tarafından değerlendirildi. BDP il binasında bir araya gelen Sebahat Tuncel, Levent Tüzel, Sırrı Süreyya ve Mustafa Avcı, yaşanan olaylardan YSK ve Hükümeti sorumlu tuttu. Olayların ardından 4 gün geçmesine rağmen Başbakanın açıklama yapmadığını söyleyen Tuncel, çözümün siyasi iradede olduğunu ifade etti. BDPnin desteklediği İstanbul bağımsız Milletvekili adayları Sabahat Tuncel, Levent Tüzel, Sırrı Süreyya ve Mustafa Avcı YSK kararının ardından yaşanan olayları Beyoğlunda bulunan BDP il binasında değerlendirdi. BDP il yönetimi adına yapılan basın açıklamasının ardından söz alan Sebahat Tuncel, bugün burada son dönem yaşananlara dikkat çekmek ve bu yaşananların nedenlerini anlamaya çalışmak için toplandıklarını söyledi. YSK kararıyla daha da derinleşen krizin 3-4 günlük bir kiriz olmadığını ifade eden Tuncel, Nevruzdan beri Türkiyede kriz süreci yaşandığını, bölgede Kürtlere büyük baskıların yaşandığını savundu. Kürtlerin artık çözüm istediğini belirten Tuncel, çözüm için gerekli 4 taleplerini sıraladı. Bu taleplerin Hükümet tarafından görmezden gelindiğini savunan Tuncel, Aslında 4 günlük YSK krizinde biz yüzde 10 oy oranının ne kadar önemli olduğun gördük. Yaşananlar bunun sonucudur. dedi. Başından beri yaşananların siyasi olduğunu savunan Tuncel, Son yaşananlar Türkiyede durumun ne kadar vahim olduğun gösteriyor. Türkiyede artık yüzde 10 seçim barajıyla artık bir yere gidemez.şeklinde konuştu. Son 4 günde çok sayıda yaralanan ve ölenlerden bahseden Tuncel, Bunun hesabını kim verecek? Siyasi iktidara sormak istiyoruz. Siz gerçekten Kürt sorununu çözmek istiyorsanız Kürtler üzerindeki baskılara son verin. KCK yargılamasına son verin ve Kürtlere siyaset yapma hakkı verin, siyasetin önünün açın. Biz bunları derken bunları yapmak yerine başka bir siyasi darbe niteliğinde olan YSK olayı çıktı. Bu bir programıydı, bilmiyoruz. Türkiyeyi bu kadar krize sokacak,kaosa sokacak anlayışı anlayamıyoruz. Bu sadece YSKnın sorunu olmadığını düşünüyoruz. Bu aynı zamanda siyasi iktidarın sorunudur. Henüz Başbakan bir açıklama yapmadı. Başbakandan bir açıklama bekliyoruz. Bugün Başbakan Bayburtta olduğunu söylüyor. Herhalde yaşananlarla ilgili bir açıklama yapacaktır. dedi. Dünyanın hiçbir yerinde sorunlar çözülürken siyasi irade olmadan çözülmediğini söyleyen Tuncel, şöyle konuştu: Siyasi iradenin olmadığı yerde kaos olur, gerginlik olur. Siz topu başka yerlere atabilirsiniz ama asıl çözüm iktidarın kendisidir. Ama iktidar ne yazık ki son dört günde alanda yoktur. Bu ciddi bir problemdir. Bu son 4 günde iktidar neredeydi? Başbakan neredeydi? Ama biz başka bir şeye tanık olduk Diyarbakırda. AKP binalarının bir emniyet bürosu gibi kullanıldığını, gözaltı işleminin yapıldığını, sorgulamanın yapıldığın gördük. Şimdi bu nasıl açıklanabilir. Bir siyasi parti nasıl izin verebilir buna. Bunlar ciddi sorunlar. BDPnin son gelişmelere ilişkin açıklamasını gayet sağduyulu ve bütün Türkiye halkına yapılmış barış ve çözüm açıklaması olarak algıladığını söyleyen Levent Tüzel de, son yaşananlar olayların halkın vicdanında hükümet ve YSKyı mahkum ettiğini söyledi. Yaşanan süreçte çok açık bir siyasi tertip ve müdahale olduğunu savunan Tüzel, Bağımsız adaylara dönük bir müdahaledir. Dünkü açıklamada YSK Başkanı tatmin edeci, anlaşılır cevaplar verememiştir. Bu müdahalenin halkımızın ortak yaşamına, demokratik istemlerine, Kürt halkının özgürlük istemlerine dönük bir müdahale olduğu da hemen hemen herkes tarafından görülmüştür. Görmeyenler, kabul etmeyenler tekçi milliyetçi şoven yaklaşımlardır. dedi. Bugün Türkiyede yaşanan son sürecin tarihsel öneme sahip olduğunu ifade eden Sırrı Süreyya ise Artık siz bu ülkede, egemenler, hak gaspı ve hukuk ihlalleri meselesinde bu bahiste eskisi kadar pervasız olamayacaklardır. Yaşanan gelişmeler bize en başta bize bun göstermiştir. İkinci bir yönüyle de özgürlükten ve barıştan yana olan muazzam bir kamuoyu ilk defa sesini bu kadar müşterek, güçlü çıkarmıştır. şeklinde konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.04.2011
SebahatTuncelBaşbakan?danbiraçıklamabekliyoruzSebahat Tuncel Başbakan?dan bir açıklama bekliyoruz
AK Parti'den YSK kararına tepki
Samanyolu Haber
20.04.2011
20:58
AK Partili Haluk İpek, YSKnın hükümete bağlı, hükümetle irtibatlı, hükümetten emir, talimat vesaire alan bir kurum olmadığını belirtti.

Haluk İpek, , Tam tersine, AK Parti, Yüksek Seçim Kurulunun kararları sebebiyle en fazla mağduriyet yaşamış partidir. YSKnın son kararının ardından, partimizin eleştirilmesi, partimizin sorumlu gibi gösterilmesi, hakkaniyetle asla bağdaşmaz dedi. İpek, AK Parti Genel Merkezinde düzenlediği basın toplantısında YSKnın bağımsız adaylarla ilgili kararını değerlendirdi. İpek, AK Partinin, kurulduğu andan itibaren, ilkeli bir şekilde yasakların karşısında durduğunu belirterek, AK Partinin, sivil siyasete, demokratik haklara, özgürlüklere, milli iradeye yönelik her türlü baskı, sindirme, engelleme ve vesayet çabalarına karşı yürüttüğü kararlı tavır net olarak ortadadır dedi. Parti olarak, söz de, karar da milletindir diyerek bugünlere geldiklerini belirten İpek, yetkinin her zaman millette olduğuna inandıklarını ve 8,5 yıl boyunca eylemleri, reformları ve uygulamalarıyla bu konuda ne kadar samimi olduklarını gösterdiklerini söyledi. İpek, 8,5 yıl boyunca olduğu gibi, bugün de, milli iradeye gölge düşürecek, milli iradenin tecellisini engelleyecek her türlü girişimin karşısında durduklarını vurgulayarak, AK Parti iktidarı, 8,5 yıl boyunca yaptığı Anayasa değişikliklerinde, çıkardığı yasalarda, her zaman özgürlüklerden yana olmuş, Anayasa ve yasa maddelerinin her zaman özgürlükler lehine yorumlanması gerektiğini savunmuştur. Bu kararı asla tasvip etmiyoruz; bu kararın, Türkiyenin ve demokrasimizin lehine bir karar olduğunu asla düşünmüyoruz diye konuştu. YSKNIN EN BÜYÜK MAĞDURU AK PARTİDİR Anayasanın 79uncu maddesinin, YSKnın görev ve yetkilerini, oluşumunu, nasıl çalıştığını açık şekilde ortaya koyduğuna işaret eden İpek, Altını çizerek ifade ediyorum; Yüksek Seçim Kurulu, hükümete bağlı, hükümetle irtibatlı, hükümetten emir, talimat vesaire alan bir kurum değildir dedi. YSKnın, 7 asıl ve 4 yedek üyeden oluştuğunu, üyelerin 6sının Yargıtay, 5inin de Danıştay tarafından seçildiğini hatırlatan İpek, Kurul, kararlarını tamamen hükümetten bağımsız şekilde alır. Tekrar ediyorum: Kurulun ne oluşumunda, ne işleyişinde, Hükümetin hiçbir etkisi yoktur ve olamaz. Tam tersine, AK Parti, Yüksek Seçim Kurulunun kararları sebebiyle en fazla mağduriyet yaşamış partidir dedi. AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğanın, 2002 Genel Seçimlerinde aday olarak listede yer almışken, YSKnın kararıyla adaylığının düşürüldüğünü hatırlatan İpek, Son 8,5 yılda, YSK, demokrasiye, sivil siyasete, seçmen iradesine müdahale sayılabilecek bir çok karara imza attı ve bunların önemli bir kısmı AK Partiyi hedef aldı, tarafımızdan da eleştirildi dedi. YSKnın AK Parti aleyhine aldığı kararlardan örnekler veren İpek, bunlardan birinin, referandum süresinin 60 günden 120 güne çıkartılması olduğunu söyledi. Sandık kurullarında başörtülü aday olamayacağına dair kararın da bir örnek olduğunu belirten İpek, 2004 yerel seçimlerinde de, mazeretleri olmasına rağmen, 5 dakikalık bir gecikme bahane edilerek, Batman, Gümüşhane ve Mardin adaylarının seçimlere sokulmadığını kaydetti. YSKnın son olarak da tüm altyapı hazır olmasına rağmen, yurtdışındaki vatandaşların oy kullanamayacağına dair karar aldığını hatırlatan İpek, şunları kaydetti: YSK kararlarından en fazla mağdur olmuş bir Parti olarak, YSKnın son kararının ardından, partimizin eleştirilmesi, partimizin sorumlu gibi gösterilmesi, hakkaniyetle asla bağdaşmaz. Ayrıca AK Parti, girdiği her seçimde, siyasi rekabeti demokrasi, hukuk ve centilmenlik ilkeleri üzerinden götürmüştür. Biz, başkalarının mağduriyeti üzerinden kendisine imkan ve çıkar sağlayanlardan asla olmadık ve olmayız. Bizim hiç kimseden, hiçbir rakibimizden korkumuz, çekincemiz yok. Biz siyaseti tahriklerle, yalan, iftira, çamurla, istismarla, insanları sokağa dökerek, galeyana getirerek yapmadık ve yapmayız. Biz siyaseti milletle yaparız, millet için yaparız. Millete hizmet için yaparız. CHPNİN YSK TAVRINA ELEŞTİRİ CHPnin, neredeyse tüm tarihi boyunca, demokratik hak ve özgürlükler karşısında, siyasetin vesayetten arındırılması noktasında her zaman engelleyici bir tutum içinde olduğunu iddia eden İpek, son Anayasa değişikliği karşısında, CHPnin takındığı tavrın ortada olduğunu söyledi. İpek, O CHPnin, bugün çıkıp YSK kararını eleştirmesi, YSK kararı karşısında demokrasi havarisi rollerine soyunması, en hafif tabiriyle fırsatçılıktır, ilkesizliktir, tutarsızlıktır. TBMMnin olağanüstü toplanması çağrısı, CHPnin son dönemde içine düştüğü popülist siyaset anlayışının son örneğidir dedi. Seçime sadece 52 gün kalmışken, TBMMyi toplantıya çağırmanın, seçim korkusundan ve seçim tarihini öteleme gayretinden başka hiçbir anlam taşımadığına vurgu yapan İpek, Zira TBMMnin seçime 52 gün kala toplanması, tartışmaya mahal vermeyecek şekilde, seçim tarihinin
Samanyolu Haber
Son Dakika
20.04.2011
AKPartidenYSKkararınatepkiAK Partiden YSK kararına tepki
Yıldız: Dünyanın şefkat ve merhamet peygamberini tanımaya ihtiyacı var
Samanyolu Haber
26.03.2011
13:15


Yazar Vehbi Yıldız, bu gün dünyanın en çok, şefkat ve merhamete ihtiyacı olduğunu belirterek, kurtuluşun da şefkat ve merhamet peygamberini (s.a.v) tanımaktan geçtiğini söyledi. Gökkuşağı Derneğinin Ernaz Otelde düzenlediği konferansta konuşan Vehbi Yıldız, peygamberimiz Hz. Muhammed (s.a.v.)in doğmasıyla birlikte kainatın nura gark olduğunu söyledi. Bu nurun Tevhid nuru olduğunu ifade eden Yıldız, O Nur ebedi Risalet nuru idi. Peygamberimiz evrensel bir peygamberdi. O bir bölgeye yada bir ırka değil, tüm alemlere gönderilen bir peygamberdi. Onun getirdiği kitapta evrenseldi. Kuran-ı Kerim bütün insanlığı kucaklayan evrensel bir kitaptır. Hak, hukuk, adalet, insaf, merhamet, şefkat, kendisi için istediğini başkası için istemek önemli evrensel değerlerdir. Peygamberimiz (s.a.v) ve Onun getirdiği Kuran-ı Kerim dün, bugün ve gelecekte evrensel değerleriyle insanlara ışık olmaya devam edecektir. diye konuştu. Allahın (cc) Hz. Peygamber (s.a.v)i bütün insanlığa rahmet olarak gönderdiğini kaydeden Yıldız, şöyle konuştu: Peygamberimiz (s.a.v) o kadar şefkat ve merhametlidir ki hem dünyada hem de ahirette hep ümettim der. Bugün insanlığın en çok muhtaç olduğu husus şefkat ve merhamettir. Şefkat ve merhametle, gözyaşlarını dindirmekten başka bir şey düşünmeyen topluluklara ihtiyaç vardır. Bu da şefkat peygamberinin tanınmasıyla mümkündür. Bu gözyaşı ancak peygamberimizi tanıyan, onu rehber edinen cemaatler tarafından durdurulabilir. Genç neslin peygamberimizi (sav) tanımadığının altını çizen Yıldız, böylesine şefkat peygamberinin tanınmamasının çok üzücü olduğunu dile getirdi. Yıldız, Bu gün genç nesil peygamberimizi (sav) iyi tanımıyor. Çünkü yeterince anlatamadık, dolayısıyla sevdiremedik. Gençlere peygamberimizi tanıtmak için en güzel metotları uygulamalıyız. dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.03.2011
YıldızDünyanınşefkatvemerhametpeygamberinitanımayaihtiyacıvarYıldız Dünyanın şefkat ve merhamet peygamberini tanımaya ihtiyacı var
Bakan Babacan'dan rahatlatan açıklama
Samanyolu Haber
25.03.2011
17:40
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, Türkiyenin dünyanın zor dönemden geçtiği bu günlerde başarı öyküsü olarak anıldığını söyledi.

Babacan, Batıdan bakanlar bizi ekonomide başarı olarak görüyor. Kuzey Afrika ve Ortadoğudan bakanlar ise demokrasi başarısı olarak görüyor. dedi. Eskişehir Girişimci Sanayici İşadamları Derneği ( EGSİAD )9. Genel Kurul toplantısında konuşan Bakan Babacan, Türkiyenin ekonomik alanda ayağına yere basarak başarılı bir şekilde ileriye yürüdüğünü kaydetti. Dünya genelinde yaşanan ekonomik krizin bir çok ülkeyi çok olumsuz etkilediğini belirten Bakan Babacan, Bu süreçte pek çok ülkede kamu borcu ikinci dünyası savaşındaki o vahim taployu buldu. Bir kısmında bunu bile geçti.Tablo oldukça vahim bir tablo dünya açısından.Bu krizin etkilerinin etkileri yıllarca sürecek. Bazı ülkelerde on yıllarca sürecek. diye konuştu. Tüm bu olumsuz tablo üzerine şimdi de Türkiyenin bölgesinde, Kuzey Afrika ve Ortadoğu da yeni gelişmelerin olduğunu dikkat çeken Bakan Babacan, şöyle konuştu: Bunlar er veya geç olacaktı. Zamanlamasını geciktirmek zordu. Enerji fiyatlarını etkileyen gelişmeler oldu.Bu önümüzdeki birkaç yıl çok zor olacak. Siyasi ve sosyal gelişmelerin riskli çizgide seyrettiği dönem olacak. Bölgemizde değişim, dönüşüm kaçınılmaz oluyor. Topluma kapalı tutayım, onlar dışarı görmesin anlayışı artık yok.30 santimlik kabloyla insanlar artık dünyayı gözlüyor, dinliyor.dolayısıyla bu kadar açık dünyayı takip eden toplumlara baskıcı kapalı rejimlerin, özgürlükleri sınırlayan resimlerini etkilisi olması mümkün değil. Türkiye bu zor dönemde başarı öyküsü olarak anılıyor. Batıdan bakanlar bizi ekonomide başarı olarak görüyor. Kuzey Afrika ve Ortaduğu dan bakanlar demokrasi başarısı olarak görüyor.Demokrasinin ilerlemesi, temel hak ve özgürlükler konusu, hukuk alanındaki atılan yenilikler sadece bizi değil pek çok ülkeyi ilgilendiren bir konu. TÜRKİYE GIPTA EDİLEN BİR ÜLKE KONUMUNA GELDİ Dünyadaki bu sarsıntılara rağmen Türkiyenin ekonomisinin iyi gidiyor olması, istihdamdaki güzel sonuçların olmasının batıdan bakanlar için taktir edilen bir konu olduğunu dile getiren Bakan Babacan, şöyle devam etti: Türkiye gıpta edilen bir ülke konumuna geldi. Bu gelişmelerin arkasındaki sır ülkedeki güvendir. Güveni oluşturduğunuz da herşey oluyor. Güven ortamı sarsılırsa, nereden ne kaynak bulursanız bulun büyüme, gelişme olmaz. Dünyanın karışık olduğu ortamda biz güveni ön plana koyduk. Halkımız, iş dünyası güvenirse bizim önümüz açık. 2010 yılını olumlu şekilde kapattık. Halkın güveni son yılların en yüksek seviyesindeydi. Tüketici içinde aynıydı. Türk iş dünyası geleceği çok güvenle bakıyor. Bu olmazsa zaten yatırımda, gelişmede olmaz. EKONOMİK BÜYÜME İÇİN HUKUK REFORMU ŞART Türkiyenin ekonomik açıdan gelişmesinin önündeki en büyük engellerden birinin hukuk olduğunu dile getiren Bakan Babacan, Bu zamana kadar bunlar hep düzelir diye bekledik.Ekonominin gelişmesi için yargı reformunun yapılması lazım. Bakıyorsunuz, aynı davayı mahkemeler farklı karar veriyor. Alt mahkeme başka, üst mahkeme başka. Ekenominin gelişmesi için yargıda reform mutlaka şart. diye konuştu. 2011 YILI EKONOMİ İÇİN RİSKLİ 2011 yılının ekonomi için risklerin olduğu bir dönem olduğuna dikkat çeken Bakan Babacan, şöyle dedi: Avrupadaki borç krizi , merkez bankalarının karşılıksız bastığı para ve bu paraların bir şekilde geri talep edilmesi. Bir yandan artan emtia ( enerji ) fiyatları. Son dönemlerde son derece ihtiyatlı hareket etmek geriyor.2011 başlarında politikalarımızda yeniden düzenlemeler yapma ihtiyacı duyduk.Bu hızı düşürmede fayda gördük. Yüksek hızla dar ve virajlı yollara girerseniz malum. Bunun için emniyetli girelim dedik.Bu alınan tedbirlerle 2001lerde yüzde 4-5lerde büyüyelim dedik. Bölgemizin daha iyi büyüyen ülkesi olacak. Ayağımızı yere basarak büyüyeceğiz.Riskler önümüzdeki dönemde azalır, sukunete girer. O zaman kuşkusuz kötü bir tablo görmeyiz. KARŞIMIZDA GÜÇLÜ MUHALEFET YOK Konuşmasında muhalefeti de eleştiren Babacan, Ben çok ümitlenmiştim. Kim ne veriyorsa, ben beş fazlasını verenler vardı ya. Artık o dönem kapandı. Fakat yanılmışım. Bir siyasi partinin genel başkanı bizim 2023 hedeflerimizi yazmış ve kimine yüzde 5- kimine yüzde 10 eklemiş. Diyor ki; (Onlar 550 ihracat diyor. Ben ise 650 diyorum.) Yarın bir başkası çıkar 700-750 der. bunun arkasındaki analiz, hesap ne? Bu hesap kitap işi.650 TL le verilecek maaşın hesabını ortaya koyabilmiş değiller. Bende koyamadım. İlkokul üçe giden çocuğu da çarptırıyorum. O da bulamıyor. yaşındaki çocuğu da CHP hala daha hesap koyabilmiş değil.Türkiye de bir muhalefet yok. Biz kendimizi çok yalnız hissediyoruz. Önümüze proje ve öneri koyan yok. ifadesini kullandı. Törende, EGSİAD yönetiminde görev sürelerini doldurmuş olan üyelere birer onur plaketi verildi. Bakan Babacana da EGSİAD yönetimince bir vazo hediye edildi. (CİHAN)
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.03.2011
BakanBabacandanrahatlatanaçıklamaBakan Babacandan rahatlatan açıklama
İnönü Beşiktaş'ta kalmalı
Samanyolu Haber
24.03.2011
12:37
Beşiktaşın eski yöneticilerinden Levent Erdoğan, teknik direktör Bernd Schusterin ayrılışının ardından siyah-beyazlı kulüp için Tayfur Havutçu ile devam etmenin doğru bir tercih olduğunu söyledi.

Levent Erdoğan, yaptığı açıklamada, Tayfur Havutçunun başarılı olacağına inandığını dile getirdi. Süper Ligde şampiyonluğa yakın takımların tümünün başında yerli teknik direktörlerin bulunduğunu ifade eden Erdoğan, Ocağımızdan yetişme, 100üncü yılımızda kupayı kaldıran kaptanımız, kendi çocuğumuzla devam edersek daha faydalı olur diye düşünüyorum dedi. Tayfur Havutçunun kendisini kanıtlaması için önünde bir süreç olduğunu dile getiren Erdoğan, Bu süreci başarılı geçirdiği takdirde, sanıyorum sayın başkanımızın da, Başarını devam ettirirsen seninle devam ederiz gibi bir vaadi var. Benim de gönlümden geçen Tayfurun başarılı olması ve Beşiktaşın teknik direktörü olarak görev yapmasıdır. İnşallah Tayfur başarılı olur ve gelecek sezona onunla devam etmek nasip olur diye konuştu. SCHUSTER Levent Erdoğan, siyah-beyazlıların eski teknik direktörü Bernd Schusterin elindeki iyi kadroya rağmen başarılı olamadığını ve takımdan ayrılmasının doğal olduğunu kaydetti. Söylenildiğinin aksine, Schusterin tazminatından vazgeçerek takımdan ayrıldığına inanmadığını dile getiren Erdoğan, şöyle konuştu: İşin iç yüzünü kesin olarak bilmemekle beraber ben Schusterin elini kolunu sallayarak gittiği kanaatinde değilim. Schusterin gitmesi lazımdı. En çok arzu edenlerden biri bendim. Elindeki kadroyu oynatamadıktan sonra kalmasının zarar olacağı muhakkaktı. Ancak başkanımız bulunduğu 6 senede, 6 tane teknik direktör değiştirmek gibi şanssızlığa sahip oldu. Bunun da mali külfetleri malum. Bu bakımdan bunu el altından idare ettiler gibi geliyor bana. Schuster elini kolunu sallayarak gitmedi, yüklüce bir şeyi de beraberinde götürdü gibi geliyor bana. HATALAR DEVAM EDİYOR Görev yaptığı dönemde sivri dilli, fazla konuşuyor gibi eleştirilere maruz kaldığını ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Yaptığım konuşmalar, muhalefet yapmak için değil, eğrileri doğruları konuşmak adınaydı. Beni, Neden daha fazla konuşmuyorsun diye tenkit etmeliydiler. Çünkü bir çok şey yanlış gidiyordu. Hala da bu yanlışlar devam ediyor. Kulüp fazla borçlandırıldı. Beşiktaşı iyi günler beklemiyor. Bence bu önemli hataydı.Sayın başkan, benim de çok sevdiğim, elimizde büyüdü dediğim bir kişi. Ancak kulüp yönetimine gerekli ehemmiyeti vermiyor, tek başına hareket ediyordu. Hukuk Komitesi Başkanı olmama, kendi firmalarının hukuk müşaviri olmama rağmen, hatta başkanın tek özel vekaleti bende olmasına rağmen hiçbir hukuki anlaşmayı bana danışmıyorlardı. Niye danışmıyorlardı? Çünkü, kabul etmeyeceğim çok noktalar olduğu için danışmıyorlardı. Bu nedenle de çok sayıda cezai yükümlülüklere neden oldu. ÜZÜLMEZE YAZIK OLDU İbrahim Toraman ile soyunma odasındaki kavgası nedeniyle takımla ilişiği kesilen İbrahim Üzülmezin takımdan ayrılışına üzüldüğünü dile getiren Levent Erdoğan, şunları kaydetti: Verilen cezayı ağır buluyorum. Soyunma odasındaki olayı tasvip ediyorum anlaşılmasın ama bu da pek çok konuda da olduğu gibi telaşla verilmiş bir karar. Süresiz kadro dışı bırakılabilirdi. 11 sene Beşiktaşa hizmet etmiş değerli oyuncunun jübilesinin yaklaştığı dönemde bu şekilde gönderilmesini hiç doğru bulmuyorum. STAT BEŞİKTAŞIN ELİNDEN ALINMAMALI Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günayın basına yansıyan, Beşiktaşa Dolmabahçe dışında başka bir yerde stat yapılması önerisine anlam veremediğini dile getiren eski yönetici Levent Erdoğan, şöyle konuştu: Sayın Ertuğrul Günay benim çok sevdiğim, saygı duyduğum bir devlet adamı. Ancak Beşiktaşa bu stadın verilmemesi yönündeki dayatmasına anlam veremiyorum. Evet, bu stat Dolmabahçede ama okyanusların üzerine platformlar, gökdelenler inşa edildiği bir teknoloji varken buraya sağlıklı bir stat yapılamayacağı yönündeki tartışmayı ciddi bulmuyorum. Burası Türk futbolunun ilk doğru düzgün stadıdır. Bu bakımdan da tarihi bir nitelik taşımaktadır. Şehir dışında stat verelim deniyor. Atatürk Olimpiyat Stadının hali ortada. Burası en kısa sürede tahliye olan bir yer. Kültür vadisi. Kongre salonlarıyla, kültür merkezleriyle 200 gün halkımıza, İstanbula hizmet verebilecek bir kültür kompleksi şeklinde düzenlenmiş bir proje. Umuyorum Sayın Bakanımız, bu görüşten vazgeçer, uğurlu elleriyle açılış kurdelesini kesmek ona nasip olur ve Türk futbolunun, Beşiktaşın elinden bu güzel yer alınmaz. GÖNLÜM TRABZONSPORDAN YANA Beşiktaş ve Galatasarayın erken havlu attığı Süper Ligde şampiyonluk mücadelesinin son maça kadar süreceğini dile getiren Levent Erdoğan, Kimin şampiyon olacağını söylemek çok zor. Hak eden kazansın ama benim gönlüm Trabzonspordan yana diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.03.2011
İnönüBeşiktaştakalmalıİnönü Beşiktaşta kalmalı
'Kürt sorunu için barışçı yollar gelecek'
Samanyolu Haber
22.03.2011
11:30
Kürt aydın ve siyasetçisi Kemal Burkay, derin devletin zamanla geriye çekileceğini ve Kürt sorununun çözümü için de barışçı yolların devreye gireceğini söyledi:

Askeri vesayet ortadan kalktığı, militarizm gerilediği, Türkiye şeffaflaştığı, hukuk devleti güçlendiği oranda derin devlet geriler, şiddet de karşılıklı olarak sahneyi terk eder. Şu anda şiddet birbirini besliyor. Bu bakımdan Ergenekona karşı açılan dava son derece önemli, ülkenin normalleşmesi, barış ve demokrasi için bir fırsat. Derin devlet etkisini yitirdikçe, barışçı ve siyasal çözüm yöntemleri devreye girecek, PKK da, bitmese bile dönüşüme uğrayıp siyasallaşacaktır. Mart 1980de yurtdışına çıkan, İsveçte politik iltica hakkı alarak çalışmalarını sürdüren Burkay anı, şiir, roman, dil bilim çalışmaları ve politik yazılardan oluşan pek çok esere sahip. 12 Eylül sonrasında vatandaşlıktan çıkartılan Burkaya 8. Cumhurbaşkanı Turgut Özal döneminde vatandaşlığı iade edilmişti. , Burkaya Başbakan Recep Tayyip Erdoğan yurda dönüş çağrısı yapmıştı. Türkiyeye dönmeyi iki yıl önce düşünmeye başladığını belirten Burkay dönüş kararında pek çok faktörün etkili olduğunu, medyada ve edebiyat çevrelerinde çok dostu olduğunu gördüğünü ve onların varlığının kendisine dönüş için güç verdiğini söyledi. 30 yıldan fazla bir süredir yurt dışında yaşıyorsunuz, hem de Avrupanın en fazla refaha sahip ülkelerinden biri olan İsveçte. Ancak Türkiyeye dönmeyi istediğinizi haberlerden duyuyoruz... Pek çok kişi gibi Avrupaya zorunlu olarak çıktım ve 12 eylül rejiminin yarattığı baskı ortamı uzun sürdüğü için de dönemedim. İsveçi refah düzeyinden çok, temiz havası ve güzel doğası nedeniyle seçtim. Benim ve arkadaşlarımın yurt dışındaki hayatı ise, bazı çevrelerin sık sık yansıtmak istedikleri gibi lüks içinde geçmemiştir. Süregiden siyasi uğraşlar bir iş tutmamıza bile engel oldu. Bu ülkelerin koşullarına göre çok mütevazi bir hayatımız oldu. Türkiyeye dönme düşüncesi nasıl oluştu? Ülkeye dönme düşüncesi bende iki yıl kadar önce oluştu. Ortam, özellikle hükümetin başlattığı açılım süreci nedeniyle yumuşamıştı. Son yıllarda Kürt sorunu ülkede yaygın biçimde tartışılıyor. Benim üzerimdeki medya ambargosu da son iki-üç yılda kalktı sayılır. Pek çok gazete, dergi, TV kanalı benimle söyleşiler yapıp yayınladılar. Yani görüşlerimi artık sansürsüz kamuoyuna ulaştırabiliyorum. Bu elbette oldukça önemli bir gelişme. Ayrıca benim Kürt sorununun çözümü için önerdiklerimi bugün programına almış legal siyasi partiler var. Örneğin Hak ve Özgürlükler Partisi (HAK-PAR) proğramında çözüm olarak federasyon öneriyor. Bütün bunlar Türkiyede önemli bir değişimin işareti. Elbet Kürt sorunu henüz çözüm bulmuş değil ve demokratikleşme yönünde daha epeyce adımlar atılması gerekiyor. Ama ben de buna yönelik mücadelemi yurt içinde sürdürebileceğimi düşünüyorum. Yurda dönersem söz konusu çözüm ve barış sürecine, demokratikleşme çabalarına daha fazla katkı sunabileceğim kanısındayım. Size karşı bazı tehditler söz konusu. Bunlar dönmek için cesaretiniz kırıyor mu? Bana yönelik tehditler yeni bir olay değil. Özellikle son 30 yılda bu tür tehditlerle birçok kez karşılaştım. Ama bunlar asla benim mücadelemi ve çalışmalarımı etkilemedi, aksine belki zaman zaman kamçıladı. Bir ülkede siyasal amaçlara ulaşmak için şiddet varsa ve hele Türkiyedeki gibi yaygınsa orada aydınlara, siyaset adamlarına, her türden demokrat insana, hatta iş adamlarına, bilim adamlarına yönelik tehditler olur. Türkiye de on yıllardır bir şiddet sarmalı içinde. Bu nedenle bu risk pek çok kişi için var ve ben dönmeye karar verirken bunu içerdeki insanlarla paylaşmayı göze aldım. Riski ortadan kaldırmanın yolu, siyasi sorunların çözümünde bir yöntem olarak şiddeti toplum yaşamından çıkarmaktır. Bir başka deyişle, silahları susturmalı, siyasete ve diyaloga yolu açmalıyız. İmralı hala askerlerin denetiminde İmralıda tutuklu bulunan PKK lideri Abdullah Öcalana yönelik yazılı bir açıklama yaptınız ve Öcalana, Kuzey Iraklı Leyla Kasımı örnek gösterdiniz. Leyla Kasımı hatırlatır mısınız bize? Ne açıdan örnek gösterdiniz ve Öcalan ne yaparsa sizce haysiyetli davranmış olur? Leyla Kasım, Iraktaki Baas rejiminin zulmüne karşı Kürt direniş saflarındaki bir genç kızdı. Yakalandı ve idam cezasına çarptırıldı. Kendisinden, eğer devlet başkanı El Bekre bir mektup yazıp özür dilerse idam cezasının kaldırılacağı söylendi. O bunu reddetti ve darağacına başı dik yürüdü. Bence o gerçek bir kahramandı. Haklı bir dava için yola çıkanlar, canlarını kurtarmak için zorbaların önünde dize gelmemeli. Öcalan ise Şam ve Bekaada iken zindandaki yoldaşlarını hep gereği gibi direnmemekle suçladı, dağdakileri ise gereği gibi savaşmamakla. Ama kendisi daha yakalandığı gün, Hizmete hazırım, dedi. Daha sonra pişmanlığını dile getirdi ve mahkemede, Ne istiyorsanız onu yapayım, dedi. Bir lider eğer yaptıklarının doğruluğuna inanıyorsa böyle demez. Bununla Öcalan daha önce iyi etti, şiddeti savunmay
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.03.2011
KürtsorunuiçinbarışçıyollargelecekKürt sorunu için barışçı yollar gelecek
BDP?li Sakık: Kürtler ve Türkler Çanakkale?de yan yana yatıyor
Samanyolu Haber
19.03.2011
18:16


Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Muş Milletvekili Sırrı Sakık, Başbakan Erdoğanı Çanakkale şehitlerine ihanet etmekle suçladı. BDP Muş İl Başkanlığı tarafından Nevruz etkinliği düzenlendi. Etkinlik için sabah erken saatlerde Şehit Stadyumu altındaki boş alana gelen vatandaşlar, Emniyet Müdürlüğü tarafından oluşturulan kontrol noktalarından, üst araması yapıldıktan sonra alana alındı. Etkinliğe katılan vatandaşlar mahalli sanatçıların seslendirdiği müzikler eşliğinde saatlerce halay çekti. Nevruz ateşi BDP Muş Milletvekili Nuri Yaman, BDPli belediye başkanları tarafından yakıldı. Nevruz ateşinin yakılmasının ardından vatandaşlara Kürtçe hitap eden Nuri Yaman, geçmişte Kürt olduğunu söyleyemeyenlerin bugün alanları doldurduğunu söyledi. Her tarafta büyük bir coşku ve büyük bir katılımla nevruzun kutlandığını ifade eden Yaman, Kürtlerin bu iradelerinin devam etmesi halinde onların sesini Ankarada dünyaya duyuracaklarını dile getirdi. BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık ise Başbakan Erdoğanın Çanakkaledeki konuşmasını eleştirdi. Başbakan Erdoğanın Çanakkale şehitlerinin ruhuna ihanet etmeyelim sözünü hatırlatan Sakık; Çanakkale şehitleri Muştan, Hakkariden, Diyarbakırdan, Vartodan gidip ortak vatan için öldüler. Ama Cumhuriyeti kuranlar, Sayın Başbakan siz, Çanakkaledeki şehitlerin ruhuna ihanet ettiniz. Kürtleri yok saydınız, dilini, kimliğini kültürünü yok saydınız. Çanakkalede yan yana yatan Muştan, Diyarbakırdan, İstanbuldan giden o birlik ruhuna siz ihanet ettiniz. Onun içindir ki Cumhuriyetin kuruluşundan bugüne kadar bütün Kürtler bedenlerini ölüme yatırıyorlar. Ben atalarımın mezarını istiyorum. Şeyh Sait efendiden Cibranlı Halite, Bitlisli Said-i Nursiye, Kürt Saitin mezarlarını istiyoruz, mezar taşlarını istiyoruz. Atalarımızın da mezar taşı yok, onların torunlarının torunu olan Kürt çocuklarının da mezar taşı yok. Kürtlerin acıları var. Bugün de 114 tane toplu mezar var ve Kürt çocukları, Kürt anneleri bu mezar taşlarını arıyorlar. Kaybolan çocuklarımızın kemiklerini istiyoruz. Dilimizi, kimliğimizi, barışımızı istiyoruz. Bugün Kürt sorunu bir asayiş, terör sorunu değil. Kürt bir özgürlük, dil, hak, hukuk sorunudur. Herkes böyle bilecek. Kürtleri korkutarak bir yere gidemezsiniz. dedi. Başbakan Erdoğanın Kürtlerden korktuğunu savunan Sakık sözlerini şöyle sürdürdü: Biz seçimlere doğru gidiyoruz. Sayın Başbakan sizden sizin mücadelenizden korkuyor. Halen dünyada olmayan barajla seçimlere gidiyor. Kürtleri baskı altına alarak sonuç alacaklarını sanıyor. Siz olmazsanız biz hiçiz. Eğer sesimiz gür çıkıyorsa, 20 kişi parlamentoda 528 kişiye karşı mücadele ediyorsa o gücü, cesareti de Kürt halkından aldığımız içindir. 2011 yılında siz eğer gücünüzü birleştirirseniz, burada AK Partiye tokat atarsanız sizin mecliste o kadar çok sesiniz çıkar. Korkmayalım, bir can var o da Allaha borçluyuz. Onun için bunların ceberut gücünden korkmayacağız. Birbirinize sahip çıkın. Sizin sizden başka dostunuz yok. Kürt sorunu mecliste gündeme gelince CHP neyse AK Parti de, MHP de odur. Gelip sizlere yalan söyleyebilirler ama biz onların yalanlarını biliyoruz. 2012 yılında nevruz ateşini güvenlik güçleriyle birlikte yakacaklarını vurgulayan Sakık açıklamasında şu ifadelere yer verdi: Biz 2011 yılının barış ve kardeşlik yılı olmasını umut ediyoruz. Dağda, ovada mücadele edenler gerilla ve partililer burada barış, kardeşlik adına, nevruz ateşlerini 2012de birlikte yakarız. Görev yapan güvenlik güçlerinin, askerin, polisin, dağdaki gerillanın elinde meşalelerle nevruz ateşini birlikte yakarlar. Allah bu ateşe su döktürsün. Allah barış ve kardeşlik versin. Yaklaşık 5 saat süren ve binlerce kişinin katıldığı nevruz etkinliği olaysız bir şekilde sona erdi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.03.2011
BDP?liSakıkKürtlerveTürklerÇanakkale?deyanyanayatıyorBDP?li Sakık Kürtler ve Türkler Çanakkale?de yan yana yatıyor
Erdoğan: Son derece faydasız...
Samanyolu Haber
14.03.2011
11:52
Başbakan Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen Değişim Liderleri Zirvesinin açılışında konuştu....

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Libyaya askeri müdahalenin fayda değil zarar vereceğini söyledi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Değişimi arzu eden toplumların çıkış yolu bulmaları için de ortak bir tavır belirlemek durumundayız. Yani dünyayı birlikte değiştirmek, değişimin istikametini hep birlikte, uzlaşmayla, hoşgörüyle, paylaşım ve dayanışma temelinde belirlemek durumundayız. Dışardan yapılacak müdahalelerin, özellikle askeri yöntemlerin, çözüme katkı sağlamadığını, sorunu çok daha derinleştirdiğini ne yazık ki başka örneklerde gördük ve yaşadık. Dolayısıyla, Libyaya veya bir başka ülkeye yapılacak bir NATO müdahalesini, bir askeri operasyonu son derece faydasız görüyor, faydasız olmasının ötesinde tehlikeli sonuçlar doğurabileceği kaygısını taşıyoruz dedi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Türkiye, mevcut rejimiyle, demokrasi tecrübesiyle, bugün ulaştığı ileri demokratik standartlarla, değişimi yöneten iradesiyle, İslam ile demokrasinin yan yana olabileceğini tüm dünyaya başarılı şekilde göstermiştir dedi. Erdoğan, İstanbul Kongre Merkezinde düzenlenen Değişim Liderleri Zirvesinin açılışında yaptığı konuşmada, toplantıya katılanları selamlayarak, değişimin kenti İstanbulda, zirveye katılanları ağırlamaktan çok büyük memnuniyet duyduğunu dile getirdi. Toplantıyı düzenleyen İstanbul Üniversitesi ve Türkiye Gelecek Araştırmaları Vakfı (TÜGAV) ve Başbakanlık Kamu Diplomasisi Koordinatörlüğüne teşekkür eden Erdoğan, Bu vesileyle şu anda aramızda bulunan Bosna-Hersekten Iraka ve Malezyaya, Ukraynadan Kosova ve ABDye kadar sadece kendi ülkelerinde değil, çok daha geniş ölçekte pozitif dönüşüme önderlik eden değerli dost ve mevkidaşlarıma da Türkiyeye, İstanbula hoş geldiniz diyorum şeklinde konuştu. Erdoğan, Japonyada meydana gelen deprem ve tsunamiye işaret ederek, Konuşmamın başında, Japonyada yaşanan deprem ve tsunami faciasından dolayı, dost ülke Japonyaya bir kez daha baş sağlığı ve geçmiş olsun dileklerimi iletiyor, bir an önce felaketin yaralarını sarmalarını temenni ediyorum dedi. Değişim Liderleri Zirvesi toplantısı için daha uygun bir zaman ve İstanbuldan daha uygun bir mekan bulunamayacağını da ifade eden Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Zira, İstanbul, bu geniş coğrafyada merkezi bir konumda bulunduğu gibi, içinden geçtiğimiz değişim sürecini anlamak ve analiz etmek için de adeta bir kılavuz olma özelliğini taşımaktadır. Sadece Ortadoğuyu değil, Balkanları, Kafkasyayı, Kuzey Afrikayı, Akdenizi anlamak için de İstanbula bakılması, İstanbulun iyi anlaşılması gerektiği kanaatindeyim. Şuradan caddeye adımınızı atıp, yarım saat kadar sokaklarda dolaştığınızda, tarih öncesi çağlara, milattan önceki uygarlıklara ait eserleri görürsünüz. Hıristiyanlığın Avrupaya akışına, İslam medeniyetinin şekillenmesine şahitlik etmiş mimari eserlerle karşılaşırsınız. Yurtlarından edilmiş Musevilere kucak açmış olan bu şehrin, her etnik gruba, her inanca, her renge ev sahipliği yaptığını bizzat şehri teneffüs ederek anlayabilirsiniz. Yine bu şehirde, tarihe şahitlik ettiğiniz, zaman içinde yolculuk yaptığınız gibi, bugünü, Avrupayı, demokrasiyi, evrensel değerleri ve geleceği de görebilirsiniz. Yüzyıllar boyunca bu coğrafyada bir başkent olarak merkezi konumda bulunan İstanbul, bugün de dünyanın kültür ve hoşgörü başkenti; değişimin, dönüşümün, demokrasinin ve finansın uluslararası merkezi konumuna yükselmiştir. Şunu burada özellikle vurgulamak istiyorum: Türkiye, halkının büyük çoğunluğu Müslüman olan, demokratik, laik, sosyal bir hukuk devletidir. Bir asırlık parlamenter sistem ve demokrasi deneyimi, bugün Türkiyeyi, İslam ile demokrasi yan yana olabilir mi? tartışmalarının tam da merkezine konumlandırmıştır. Türkiye, mevcut rejimiyle, demokrasi tecrübesiyle, bugün ulaştığı ileri demokratik standartlarla, değişimi yöneten iradesiyle, İslam ile demokrasinin yan yana olabileceğini tüm dünyaya başarılı şekilde göstermiştir. Başbakan Erdoğan, Türkiyenin, Avrupa Birliği ile katılım müzakerelerini kararlı şekilde yürüterek, Avrupada halkı Müslüman bir ülke olabilir mi? sorusunun, bu noktadaki tereddütün ve en önemlisi de önyargının kırılması için çaba sarfettiğini vurguladı. İnsanın her yerde insan olduğunu ifade eden Erdoğan, insan haklarının da evrensel nitelik taşıdığını kaydetti. Erdoğan, şunları dile getirdi: Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, belli bir kesimin, belli bir zümrenin, kavmin, ırkın imtiyazı asla ve asla olamaz. Kuzeyin demokrasiyi hak ettiği, Güneyin henüz demokrasiye hazır olmadığı şeklindeki bir bakış açısı, en az ırkçılık kadar tehlikelidir. Demokrasiyi, bazı toplumlar için hak görüp, diğer bazıl
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.03.2011
ErdoğanSonderecefaydasızErdoğan Son derece faydasız
Şahin Mengü suçluyu buldu ! - Video
Samanyolu Haber
11.03.2011
10:32
Baykalla ilgili taciz iddialarında CHPli Şahin Mengüye göre hançer vuran kim?

Samanyolu Haber Televizyonunda Prof. Dr. Mümtazer Türköne ve Faruk Mercanla Endaze programına CHP Manisa milletvekili Şahin Mengü katıldı. Oda tv muhabiri İklim Bayraktarın Baykalla ilgili taciz iddialarını, Baykal üzerinden Kılıçdaroğluna vurma operasyonu olduğunu, ayrıca Soner Yalçının da İklim Bayraktar tarafından arkadan hançerlendiğini iddia etti. Endazede Ergenekon ve Balyoz davasına dair görüşlerini de açıklayan Şahin Mengü, ideal hukuka varabilmek için kendisinin bir hukukçu olarak mahkeme kararını parça parça edebileceğini söyledi. Mümtazer Türkönenin kendisinin şu anda mahkeme kararını değil yargılama sürecini eleştirdiğini hatırlatınca bakın durumu nasıl kurtarmaya çalıştı? Bu mahkeme sonuç itibariyle çok ciddi suçları soruşturuyor, kovuşturuyor. Ve bunlar Türkiyede yaşayan 72 milyon vatandaşın her birini tek tek ilgilendiriyor. Çünkü bir vatandaş olarak bizim sahip olduğumuz temel hak ve özgürlüklere yönelik çok ciddi tehdit ve tehlike iddiası var. Bizler bu iddianın doğru olup olmadığını mahkeme sonucunda öğreneceğiz. Fakat sizin yürüttüğünüz mantığın bir benzeri ile bakarsak bir savcı iki üç tane hakim, bir milyon mensubu olan koskoca TSKnın içinde, tugay, tümen hatta kolorduyu yöneten kolordusunun başındaki generali tutukluyor içeri koyuyor. Bir tek savcı ve tek dayanağı var o savcının o işi yapmasını mümkün kılan o da yasalar. Gücünü ondan alıyor ve bunu yaparken de benim hukukumu koruyor. Eskiden müdde-i umumi derlerdi yani benim adıma işi yapan kişi savcı. Şimdi burada aynı şekilde gidiyor, 2-3 tane basın mensubunu tutukluyor. Savcı gönderiyor mahkeme tutukluyor ve bütün medya ayağa kalkıyor. Hatta linç ettiler bu savcıyı. Şimdi ben diyorum ki, bu kadar büyük işlere cesaret eden, bu kadar önemli kararlar veren savcı, bir de birikimli insanlar bunlar, bu davanın başından bu yana bir çok şey yaşandı, bunların bilgisi görgüsü de var onlarda. Buna cesaret edebiliyorlarsa, medyayı karşılarına almaya, işte üniformalıyı aldığı zaman silahlı kuvvetlere savaş açtı diye herkes ayağa kalktı, bir sürü yayın yapıldı. Bu yapıldığına göre bizim vatandaş olarak sakin bir şekilde mahkemenin kendi işini görmesini, biraz önce sizin yaptığınız gibi delil kritiğine, tutuklama prosedürü kritiğine girmeden oturup beklememiz gerekmez mi? Anlıyorum ben sizi, demek istiyorsunuz ki, yargının kararlarını eleştirmeyelim, sonucunu bekleyelim diyorsunuz. Çok güzel. Ben de diyorum ki, bütün dünyada kabul bulan görüşe göre, o bizim kendimizi kandırmaya yönelik devam eden mahkeme aşamasında mahkemeyi etki altına alacak beyan ve konuşma yapılamaz. Tabi onun yeri de belitilmiş o söylenmiyor. Bakın sayın Türköne ben her mahkeme kararını hukukçu olarak parça parça ederim. Hukukçu olarak? her mahkeme kararını? çünkü ideal hukuka varabilmek için? Ama mahkeme salonunda değil mi? Hayır hayır her yerde. Hukuk idesine varabilmek için? Ben illa bir davanın tarafı olmak durumunda değilim. Yani bir hoca ders veriyormuş, çocuğa ne anlatıyormuş, hukuk böyle olur, böyle uygulamak gerekir. Böyle uygulanmadığı zaman benim bu kararı alıp elime burada ben dedikodu yapalım demiyorum, sakın yanlış anlamayın, biraz evvel sorduğunuz sorulara da belgeyi görmediğim için bir şey söyleyemiyorum dedim. Ama, belgeyi gördükten sonra ben bunu parça parça ederim. Şunu sorarım hakime: Sizin dediğiniz gibi sonucu tabi ki bekleyeceğiz verdiği karara saygı duyacağız o ayrı, Kararı beğenmeyedebilirsin ama saygı duyman ayrı. Ama kararı eleştirmek hakkım sonuna kadar var bu ideal hukuka varmanın yoludur, başka türlü ideal hukuka varamayız. Kararı eleştirmiyorsunuz ki, yargı sürecini eleştiriyorsunuz şu anda. Tutuklama kararlarını eleştiriyorum. Eleştirirken de hukuki mantık koyuyorum. Delilleri irdeliyorsunuz. Hayır delil irdelemedim daha önce Dediniz ya daha önce Gölcük delillerini sorguladınız. Ve 253. maddeye rağmen sorguladınız. Tabi bakın niçin sorguladım: Tutuklamanın iki tane nedeni var, biri kaçma şüphesi biri delil karartma şüphesi değil mi? Bu delil ne zaman bulundu orda, biraz evvel söylediğim gibi bu tutuklu sanıkların hepsi dışarıdayken, yani görevlerinin başındayken. Ama Şahin bey öyle bir yer ki belki de oraya bir sivil savcının girebileceği hiç düşünülmedi. Gölcük donanma komutanlığında bir istihbarat binbaşısının odası. Yerin altına suntaların altına? Odayı bilmiyorum. Sunta değil bakın. Şimdi bilgisayarın çok olduğu yerlerde yükseltiyorlar nedense onun kendine göre bir tekonolojisi var teknolojiden anlamam.
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.03.2011
ŞahinMengüsuçluyubuldu-VideoŞahin Mengü suçluyu buldu - Video
DİSK Genel Başkanı Çelebi'ye kamu davası açılması istendi
Samanyolu Haber
07.03.2011
12:25


İzmir Cumhuriyet Başsavcılığı, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK) Genel Başkanı Süleyman Çelebi hakkında kamu davası açılmasını talep etti. Konuyla ilgili yazılı bir açıklama yapan Hak-İşe bağlı Türkiye Otel, Lokanta ve Eğlence Yerleri İşçileri Sendikası (OLEYİS) TİS ve Hukuk Genel Sekreteri Mehmet Ali Akpınar, Çelebinin genel başkanlığının tehlikede olduğunu söyledi. Akpınar, hakkında sendikal hakların kullanılmasını engellemekten dava açılan Çelebinin, hüküm giymesi halinde seçme ve seçilme hakkını kaybedeceğini, bö sebeple sendika genel başkanlığının sona ereceğini belirtti. OLEYİS Genel Başkanlığı adına başsavacılığa yapılan suç duyurusu üzerine açılan soruşturma sonucunda Süleyman Çelebi hakkında kamu davası açılmasına karar verildiğini belirten Akpınar, şüpheliler arasında İzmir Grand Plaza işyeri yöneticilerinin de bulunduğunu ifade etti. OLEYİS, 31 Temmuz ve 1 Ağustos 2010 tarihlerinde yapılan 11. olağan genel kurulunda DİSKten ayrılma kararı aldı. Hukuk Genel Sekreteri Akpınar, bunun ardından DİSK Genel Başkanı Çelebinin, kendilerine üye işçileri istifaya çağırdığını, İzmir Grand Plazadaki toplatıda işçileri tehdit ettiğini öne sürdü. Bu hususun CD kayıtlarıyla belgelendiğini savunan Mehmet Ali Akpınar, başsavcılığın kamu davası açılmasını istediğini dile getirdi. Söz konusu kamu davasının iddianamesinde, Grand Plazada çalışan OLEYİS üyesi 314 işçinin, atılacakları tehdidi sebebiyle OLEYİSten istifa etmek zorunda kaldığı, bu toplu istifa sebebiyle sendika faaliyetlerinin engellendiği, şüphelilerin üzerlerine atılı suçu işlediği anlaşıldığından Süleyman Çelebi ve diğer şüphelilerin, TCKnin 118/2 ve 53. maddeleri gereğince cezalandırılması istendi. TCKnin 118/2. maddesi, Cebir veya tehdit kullanarak ya da hukuka aykırı başka bir davranışla bir sendikanın faaliyetlerinin engellenmesi halinde, 1 yıldan 3 yıla kadar hapis cezası hükmolunur., 53. madde ise, Bir kamu görevinin üstlenilmesi, TBMM üyeliği seçilmeye dair görevler, seçme ve seçilme hakkı, sendika dernek, kooperatif ve siyasi parti yöneticisi olamaz. hükmünü taşıyor. Akpınar, dava açılıp Süleyman Çelebinin suçlu bulunması halinde 1 ile 3 yıl arasında hapis cezası alacağı gibi sendikacılık yapamayacağı, bütün seçme ve seçilme haklarını kaybedeceğini söyledi. Akpınar, davaya OLEYİSin müdahil olarak katılacağını sözlerine ekledi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
07.03.2011
DİSKGenelBaşkanıÇelebiyekamudavasıaçılmasıistendiDİSK Genel Başkanı Çelebiye kamu davası açılması istendi
İki buçuk yılda 60 bin içerik kaldırıldı
Samanyolu Haber
02.03.2011
16:11
2,5 yılda internet sitelerindeki zararlı içeriklerin kaldırılmasına yönelik 60 bin işlem yürütüldü ve yüzde 98inin kaldırıldı

Telekomünikasyon İletişim Başkanlığı (TİB) İnternet Daire Başkanı Osman Nihat Şen, Adli Bilişim Uzmanı Çığır İlbaş ile Antalya Gazeteciler Cemiyetinde düzenlediği basın toplantısında, kişi ve kurumlarla ilgili internet üzerinden zararlı içeriklerin arttığını vurguladı. Sosyal ağlar başta olmak üzere çok sık rastlanan bu durumun kullanıcılar yararına çözülebilmesi için önlem aldıklarını dile getiren Şen, TİB ile Emniyet Genel Müdürlüğünün bir ay önce ihbar hattı kurduklarını kaydetti. TİBin Emniyet Genel Müdürlüğü il merkezlerinden gelen kurumsal ihbarları bu web sitesi aracılığıyla değerlendireceğine dikkati çeken Şen, bu sayede kolluk kuvvetleriyle irtibatın daha hızlı sağlanacağını vurguladı. Şen, Site engellemelerine varmadan bir çok olay içerik çıkartmayla sonuçlandırılacak. Söz konusu sistem kullanıcıların zararlı içerikleri bildirecekleri bir mekanizma olacak dedi. Kendilerine en sık sorulan soruların, Hakkımı ihlal eden içerik var ne yapabilirim? Bu içeriği internete koyan kişiyle ilgili nasıl yasal işlem yapabilirim? olduğunu ifade eden Şen, şöyle devam etti: Hak ihlali varsa bu siteyi bulup içerik çıkartma talebinde bulunmanız gerekiyor. Bu, mail ya da posta yoluyla da olabilir. Karşı taraf içeriği çıkartmıyorsa talebi internet sitesini barındıran içerik sağlayıcıya bu talebi göndermeniz gerekiyor. O da çıkartmıyorsa kendinizle ilgili ihlal edilen içeriği götürüp, sulh ceza hakimine götürüp bunun doğru olmadığını beyan ederek başvuru yapıyorsunuz. Mahkemenin verdiği kararı karşı kişiye tebliğ ediyorsunuz. Bu elektronik ortamda da, noter kanalıyla da olabilir. Eğer içeriği yine de çıkartmıyorsa hapis cezasına varan bir süreç var. Yaklaşık 2,5 yıldır bu süreci 60 bin defa işlettik. Yurtiçi ve dışı dahil olmak üzere yüzde 98i işledi. Ankara ve İzmirde iki hastanenin internet bağımlılığı ile internet yoluyla suistimale maruz kalan kişilerin tedavisiyle ilgili klinik çalışmalara başladığını dile getiren Şen, internet büyük bir imkan olmasına karşın olumsuzlukların da yaşanabildiğini söyledi. Çocukların Sosyal Paylaşım Sitelerini Kullanım Alışkanlıkları Araştırmasına göre 9-16 yaş grubu çocukların yüzde 70inin günde en az bir kez internete girdiğini, yüzde 66sının da sosyal ağları kullandığını ve her gün ortalama 72 dakikalarını internet başında geçirdiklerini vurgulayan Şen, internetin güvenlik kullanımı için ebeveynlerin de internet kullanmayı öğrenmek zorunda olduklarını belirtti. Ailelerin internet kullanım saatiyle ilgili kural belirlemesi gerektiğine dikkati çeken Şen, Çocuğunuzla birlikte internet kullanın dedi. İnternet ve bilgisayarın evlerin ortak yaşam alanında bulunması gerektiğini ifade eden Şen, bilgisayarı kendi odasında bulunan çocukların yaşamdan soyutlandığını söyledi. Kişisel bilgilerin sosyal paylaşım sitelerinde paylaşılmaması gerektiğini dile getiren Şen, Araştırma çocukların yarısının kendilerinin ve ailelerinin kişisel bilgilerini sosyal paylaşım sitelerinde arkadaşlarıyla paylaştıklarını gösteriyor. Kişisel bilgilerin paylaşılması suistimale neden oluyor diye konuştu. Şen, kişisel bilgilerin paylaşılmasının hırsızlık gibi olaylara neden olabildiği uyarısında bulundu. Lig TVnin başvurusu üzerine bazı blog sayfalarına erişimin kapatılmasıyla ilgili soru üzerine de Şen, şu bilgileri verdi: Asıl olan site kapatılmaması. Ancak internet hayatın bir parçası. Hayatta geçerli olan hukuk kuralları internette de geçerlidir. Gerçek hayatta birisinin malzemesini aldığınızda bunun adı hırsızlıktır. İnternette bu içeriği alıp kullandığınızda bunun adı telif hakkı ihlalidir. Hırsızlığın gerçek hayatta nasıl cezası varsa, internette de telif hakkı ihlalinin cezası var. Cezaya maruz kalınmaması için içeriğin çıkartılması gerekir. Yani oradan Lig TV yayınları yapılıyorsa içeriğin çıkartılması gerekir. Bu hak ihlali, hırsızlıktır. Kabullenilemez. Belki başka yöntemler bulunması gerekir. İçerik çıkartılmasının sağlanması gerekir. Site kapatılması doğru bir şey değil ama o içeriğin kapatılması dolaylı olarak o sayfaların kapatılması demek. Bir gazetecinin, sanatçı Vildan Ataseverin geçmiş yıllarda çekilmiş fotoğraflarının bin site ve arama motorlarından çıkartılması yönündeki talebini hatırlatarak, Kesinlikle internetten temizlenebilir mi? diye sorması üzerine Şen, Hiç sorun yok, temizlenebilir. Biz ondan çok daha fazlasını sildirdik. Emin olun arama motorundan bile çıkıyor dedi. Bu sürecin çok güzel işlediğini dile getiren Şen, Kişisel olarak siz o süreci takip edebilirsiniz ama bunun daha doğrusu, daha sonradan yüzünüzün kızarmayacağı bir içeriği internete koyma ya da yüzünüzün kızarmay
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.03.2011
İkibuçukyılda60biniçerikkaldırıldıİki buçuk yılda 60 bin içerik kaldırıldı
Başbakan: Halkların ilhamı Türkiye
Samanyolu Haber
01.03.2011
01:27
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Tunus ve Mısırdaki olayları değerlendirerek, Geleceğine umutla bakabilecekleri bir ülke inşa etmek üzere yola çıkan halkların ilham kaynağı Türkiyedir. dedi.

Başbakan Erdoğan, Ulusa Sesleniş konuşmasında, bölgede önemli gelişmelerin ve değişimlerin yaşandığı tarihi bir süreçten geçildiğini belirtti. Tunusta başlayan, ardından Mısırda devam eden ve diğer bölge ülkelerine sirayet eden olayların, bölgede büyük bir değişimin hayata geçtiğini gösterdiğini kaydeden Erdoğan, Bu dost ve kardeş ülkelerde yaşanan olayların ortak noktası, halkın daha fazla özgürlük, daha fazla adalet, daha hakça bir paylaşım talepleridir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bu dost ve kardeş ülkelerde de halk iradesinin gösterdiği istikameti yegane doğru istikamet olarak kabul ediyoruz. diye ifade etti. Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir sözünü kendine şiar etmiş bir millet olarak, bundan başka bir tavır ortaya koymalarının düşünülemeyeceğini ifade eden Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti: O nedenle milletimiz geçmişte yaşanan her kritik dönemde demokrasiyi yeniden güçlendirme, ülkesine ve geleceğine sahip çıkma iradesini en güçlü şekilde ortaya koymuştur. O nedenle Türkiye demokrasisiyle güçlü ekonomisiyle, dünya meseleleri hakkındaki barışçı ve aktif politikalarıyla ülkesine ve geleceğine sahip çıkma azmindeki bütün halklar için bir örnektir. Geleceğine umutla bakabilecekleri bir ülke inşa etmek üzere yola çıkan halkların ilham kaynağı Türkiyedir. Bunu gururla ve mutlulukla ifade ediyorum. HİÇ KİMSENİN İÇİŞLERİNE KARIŞMIYORUZ Hiçbir ülkenin iç işlerine karışmak gibi bir eğilim içinde olmadıklarını kaydeden Erdoğan, Biz milletimiz için ne istiyorsak bütün dünya milletleri için de onu istiyoruz. Halkın iradesi diyorsak, hak ve özgürlükler diyorsak, eşitlik ve adalet diyorsak, ileri demokrasi diyorsak, bunu sadece kendi toplumumuz için değil bütün toplumlar için dile getiriyoruz. Huzur ve istikrarı sadece kendi ülkemiz için değil, bölgemizdeki ve dünyadaki tüm ülkeler için istiyoruz. şeklinde ifade etti. HUKUKSUZLUK UYARISI Hiçbir yönetimin hukuksuzluktan hukuk icat etmek gibi bir lüksü olmaması gerektiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şöyle dedi: Bugün dünyanın çatışma noktalarına bakıldığında, bu acı gerçek bütün çıplaklığıyla görülecektir. Bu bakımdan bölgemizde esen değişim rüzgârlarının, yaşanan bütün sıkıntı ve sancılarına rağmen inşallah hayırlı sonuçlar doğuracağına inanıyor, bunu temenni ediyoruz. Dost ve kardeş ülkelerde demokratik işleyişin sağlanmasını, yönetimlerle halklar arasındaki çatışmaların giderilerek huzur ve istikrarın sağlanmasını isteyen Erdoğan, Bu noktada ülke olarak üstümüze düşecek her türlü katkıyı sağlamaya hazır olduğumuzu da her zeminde ifade ediyoruz. dedi. CİHAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.03.2011
BaşbakanHalklarınilhamıTürkiyeBaşbakan Halkların ilhamı Türkiye
Başbakan ulusa seslendi
Samanyolu Haber
01.03.2011
01:15
Başbakan Erdoğan, televizyonlarda yayınlanan Ulusa Sesleniş konuşmasında Ortadoğuda yaşanan gelişmelere değinirken dost ve kardeş ülkelerde yaşanan olayların ortak noktasını açıkladı.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, dost ve kardeş ülkelerde yaşanan olayların ortak noktası, halkın daha fazla özgürlük, daha fazla adalet, daha hakça bir paylaşım talepleridir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bu dost ve kardeş ülkelerde de halk iradesinin gösterdiği istikameti, yegane doğru istikamet olarak kabul ediyoruz dedi. Yaptığı konuşmada dış politikada yaşanan gelişmeleri değerlendiren Erdoğan, bölgede önemli gelişmeler ve değişimlerin yaşandığı tarihi bir süreçten geçildiğini dile getirdi. Tunusta başlayan, ardından Mısırda devam eden ve diğer bölge ülkelerine sirayet eden olayların bölgede büyük bir değişimin hayata geçtiğini gösterdiğini vurgulayan Başbakan Erdoğan, şunları söyledi: Bu dost ve kardeş ülkelerde yaşanan olayların ortak noktası halkın daha fazla özgürlük, daha fazla adalet, daha hakça bir paylaşım talepleridir. Dünyanın her yerinde olduğu gibi bu dost ve kardeş ülkelerde de halk iradesinin gösterdiği istikameti, yegane doğru istikamet olarak kabul ediyoruz. Hâkimiyet Kayıtsız Şartsız Milletindir sözünü kendine şiar etmiş bir millet olarak bundan başka bir tavır ortaya koymamız zaten düşünülemez. O nedenle milletimiz geçmişte yaşanan her kritik dönemde demokrasiyi yeniden güçlendirme, ülkesine ve geleceğine sahip çıkma iradesini en güçlü şekilde ortaya koymuştur. O nedenle Türkiye, demokrasisiyle, güçlü ekonomisiyle, dünya meseleleri hakkındaki barışçı ve aktif politikalarıyla ülkesine ve geleceğine sahip çıkma azmindeki bütün halklar için bir örnektir. Geleceğine umutla bakabilecekleri bir ülke inşa etmek üzere yola çıkan halkların ilham kaynağı Türkiyedir. Bunu gururla ve mutlulukla ifade ediyorum. Biz hiçbir ülkenin iç işlerine karışmak gibi bir eğilim içinde olmadık, olmayız. Biz milletimiz için ne istiyorsak bütün dünya milletleri için de onu istiyoruz. Halkın iradesi diyorsak, hak ve özgürlükler diyorsak, eşitlik ve adalet diyorsak, ileri demokrasi diyorsak, bunu sadece kendi toplumumuz için değil bütün toplumlar için dile getiriyoruz. Huzur ve istikrarı sadece kendi ülkemiz için değil, bölgemizdeki ve dünyadaki tüm ülkeler için istiyoruz. Çünkü şu gerçeğin farkındayız; dünya artık eski dünya değil... Ülkeler arasında aşılmaz duvarlar yok, toplumlar arasında geçilmez uçurumlar yok. Eğer küresel barıştan söz edeceksek, bütün halkların, bütün toplumların, bütün yönetimlerin bu ideali sahiplenmesi lazım. Hiçbir yönetimin hukuksuzluktan hukuk icat etmek gibi bir lüksü yok, olmamalı. Bugün dünyanın çatışma noktalarına bakıldığında bu acı gerçek bütün çıplaklığıyla görülecektir. Bu bakımdan bölgemizde esen değişim rüzgârlarının, yaşanan bütün sıkıntı ve sancılarına rağmen inşallah hayırlı sonuçlar doğuracağına inanıyor, bunu temenni ediyoruz. -TÜRK SİLAHLI KUVVETLERİNE TEŞEKKÜR- Bütün dost ve kardeş ülkelerde demokratik işleyişin sağlanmasını, yönetimlerle halklar arasındaki çatışmaların giderilerek huzur ve istikrarın sağlanmasını dileyen Başbakan Erdoğan, bu noktada Türkiye olarak her türlü katkıyı sağlamaya hazır olduklarını ifade etti. Çeşitli sebeplerle kamu otoritesinin zaafa uğradığı bu ülkelerde yaşayan Türk vatandaşlarının bulunduğunu hatırlatan Erdoğan, olayların yaşandığı ve yer yer can güvenliğinin kaybolduğu bu bölgelerde bulunan Türk vatandaşlarının Türkiyeye intikali için bütün imkanların seferber edildiğini söyledi. Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu: Devletimiz, ilgili bütün kurumlarıyla konunun takipçisidir, gereken her şey yapılmıştır, yapılmaktadır. Libyada olayların başladığı andan itibaren, Dışişleri Bakanlığımızda bir kriz masası oluşturarak vatandaşlarımızın tahliyesi için çalışmalara başladık. Dışişleri Bakanımız, Ulaştırma Bakanımız, Genelkurmay Başkanlığı, Afet İşleri Genel Müdürlüğü, Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü, Denizcilik Müsteşarlığı, Kızılay hatta İstanbul Büyükşehir Belediyemiz, ilgili tüm kuruluşlarımız, yurt dışındaki bütün büyükelçiliklerimiz, başkonsolosluklarımız şu anda teyakkuz halindeler ve tahliye çalışmalarını yürütüyorlar. Sadece havayolu ile değil, kara ve deniz yoluyla da vatandaşlarımıza ulaştık. Hava meydanlarının hizmet veremiyor olmasından dolayı uçaklarımızın inemediği durumlarda, sahip olduğumuz en hızlı feribotlar olan İstanbul deniz otobüslerinin iki feribotunu devreye soktuk. Deniz Kuvvetlerimize ait firkateynler, özel sektöre ait gemiler de tahliye çalışmalarında görev alıyor. Dışişleri Bakanlığımız, dış ticaretten sorumlu Devlet Bakanlığımız, işadamlarımızla, şantiye sorumlularımızla, mühendislerimizle, işçilerimizle ve onların Türkiyedeki yakınlarıyla sürekli irtibat halinde. Kızılay aynı şekilde gerek Libyada gerek aktarma noktalarında gerekse yolculuk esnasında vatandaşlarımızın bütün acil ihtiyaçlarını karşılıyor. Libyada; Trablustaki Büyükelçiliğimizi ve Bingazidek
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.03.2011
BaşbakanulusaseslendiBaşbakan ulusa seslendi
Memur-Sen 'Son Darbe: Askeri Vesayetin Sonu-28 Şubat' paneli düzenliyor
Samanyolu Haber
24.02.2011
17:50


Memur-Sen İl Başkanı Abdurrahim Şenocak, sendikaların demokrasilerin vazgeçilmez unsurları olduğunu, hak, hukuk ve sosyal adalet mücadelesi verdiklerini söyledi. Şenocak, 27 Şubatta İzmir Kız Lisesinde, Son Darbe: Askeri Vesayetin Sonu-28 Şubat konulu bir panel düzenlediğini açıkladı. Sendikaların, bütün gerçek sivil toplum örgütleri gibi sadece doğrudan ilgili oldukları alanlara ait projeler ve hedefler ortaya koymadığını belirten Şenocak, Memur-Sen olarak, sendikacıyız diyerek başka alanlarda sorumluluk almaktan kaçınamazdık. Ülkenin gündemine sırt dönemezdik. Milletin taleplerini gözardı edemezdik, çünkü bu ülkede yaşıyoruz, bu ülkenin vatandaşıyız. Milletimizi, 10 yılda bir askerî marşlarla uyanmaktan kurtarmak da, 28 Şubat kararlarının karşısına dikilmek de, 27 Nisan e-muhtırasını yazanları ifşa etmek de, milletin iradesine tahammül edemeyenlere haddini bildirmek de bizim görevimiz. dedi. Başörtülü kızları üniversite kapısından döndürenlerin, millet adına karar verme güçlerini özgürlükleri yok etmek için kullandığının altını çizen Şenocak, 367 kararıyla Meclisin iradesini hiçe sayanları, Silivridekilerin avukatlığına soyunanları ıslah etmek de bizim işimiz. Vatandaşından kuşkulanan, özgürlüklerden rahatsız olan, yasaklarla ayakta durmaya çalışan, canı istedikçe derinlere çekilen devleti demokratikleştirmek de, sivilleştirmek de bizim görevimiz. Vesayete kapı aralayan, darbecileri dokunulmaz kılan, darbeye davetiye çıkaran, üstünlerin hukukunu dayatan, özgürlükleri az, yasakları çok darbe ürünü Anayasayı değiştirmeyi de, özü sözü millete ait özgürlükçü, sivil, demokratik yeni bir anayasanın yapılmasını ve yazılmasını istemeyi de hakkımız olarak görüyoruz. şeklinde konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.02.2011
Memur-SenSonDarbeAskeriVesayetinSonu-28ŞubatpanelidüzenliyorMemur-Sen Son Darbe Askeri Vesayetin Sonu-28 Şubat paneli düzenliyor
Laçiner: Menderes'in kefeni ortada durdukça suçlular değil, suçsuzlar korkmaya devam edecek
Samanyolu Haber
22.02.2011
12:04


Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu (USAK) Genel Koordinatörü Sedat Laçiner, 27 Mayıs darbesi sonrası idam edilen Başbakan Adnan Menderesin kefeni ortada durdukça suçluların değil, suçsuzların korkmaya devam edeceğini söyledi. Suç cezasız kaldıkça bazılarının darbeciliği doğal bir hak olarak göreceğini, kendisini durdurmaya çalışanlar yargıç ve savcılar olsa da bunu anlayamayacaklarını vurgulayan Laçiner, mahkemenin sorununun ise hala bu ülkede darbenin suç olduğuna inanmayan pek çok aydının ve siyasetçinin olması, hatta bugüne kadar bir tek darbecinin dahi yargılanamamış olması olduğunun altını çizdi. Sedat Laçiner, Ergenekon ve Balyoz davalarından sonra Türkiyede siyasi cinayetlerin bıçakla kesilmişçesine durmasının suçu doğrulayan bir diğer kanıt olduğunu ifade etti. USAKın internet sitesinde Menderesin Kefeni ve Balyoz başlıklı bir yazı kaleme alan Laçiner, devletlerin kendilerine karşı işlenen suçlarda çok daha acımasız olabileceğini, dünyanın en ağır cezalarının terör suçlularına verildiğini belirtti. Bir hukuk düzeninde işleyebileceğiniz en büyük suç, o hukuk düzenini kısmen veya tamamen ortadan kaldırmaktır. Başka bir deyişle sisteme darbe yapmaktır. diyen Laçiner, şöyle devam etti: Eğer darbe yaparsanız mevcut yasaları çöpe atarsınız, demokrasinin kalbi olan parlamentoya kilit vurursunuz. Böylece hukuka ve demokrasiye karşı toptan savaş açar, işlenebilecek en ağır suçu işlemiş olursunuz. 27 Mayısta tam da böyle olmuştur. Darbeciler Meclisi kapatmış, ülkenin tüm kurumlarını kontrollerine almışlar ve en önemlisi anayasayı ve yasaları çöpe atmışlardır. Milletin seçtiği devlet adamları hapislere tıkılmış, kurulan sözde mahkemelerde üretilmiş delillerle yargılanmışlardır. Ağır insan hakları ihlalleri sonucunda pek çok milletvekili sağlığını ve hatta hayatını kaybetmiştir. Ülkenin Başbakanı ve iki bakanı idam edilmiş, Cumhurbaşkanı ise hayatını zor kurtarmıştır. Sözde davaların devam ettiği Yassıadada aralarında Lütfi Kırdarın da bulunduğu 9 kişi hayatını kaybetmiş, birçok sanık ise hakaretlere dayanamadıklarından intihar teşebbüsünde bulunmuştur. BU ÜLKEDE HUKUKU VE DEMOKRASİYİ KATLETMENİN HİÇBİR CEZASI OLMADI Darbede dayanılan temel gerekçenin ise Anayasayı ihlal olduğunu dile getiren Laçiner, Bugün de darbecilik yapanlar aynı gerekçeye sığınmıyorlar mı? diye sordu. 27 Mayısın ilk olduğunu ama son olmadığını hatırlatan Laçiner, hukuk ve demokrasinin üzerindeki zorbalığın 27 Mayısla kurumsallaştığını ve kalıcı hale geldiğini ifade etti. Ülkenin tüm Başbakanlarının militarist çevrelerle yaşadıkları sorunlarda Menderesin beyazlar içinde idam sehpasında sallanan bedenini hatırladığını anlatan Laçiner, Türk siyasi hayatında höt deseniz korkacak siyasetçiler belirdiğini kaydetti. 12 Mart, 12 Eylül ve 28 Şubatın Anayasa adına hukukun en temel ilkelerini ayaklar altına aldığını vurgulayan Laçiner, Eğer bir elmayı çalarsanız bunun bir cezası vardır. Fakat hukuku ve demokrasiyi katletmenin bu ülkede herhangi bir cezası hiç ama hiç olmadı. Saydığımız tüm zorbalıkları ve hukuk ihlallerini yapanlar bugün devlet tarafından hala suçsuz ve onurlu birer Türk vatandaşı olarak tanınıyorlar. Darbeciler işledikleri bir tek suçtan bile yargılanmadılar, mevcut yasalar önünde onurlarından da bir tek zerre bile kaybetmediler. Hatta bazı siyasiler bu zorbalıkları bugün bile savunabiliyorlar. 27 Mayısı haklı bulan pek çok sözde hukukçu olduğu gibi, yeni 28 Şubatlar isteyenler bile var aramızda. dedi. Sözü Ergenekon ve Balyoz davalarına getiren Laçiner, belge, bilgi ve bulguların yeni darbe girişimlerine işaret ettiğini ifade etti. Bildik senaryonun, Önce tanınmış kişilere suikast düzenlersin, sonra suçu toplumun bir kesimine atarsın. Ardından siyasi kutuplaşma sağlar, insanları sokak çatışmalarına çekersin. Çatışmalar şiddetlenince de arayı bulmak bahanesiyle darbe yaparsın. olduğunu anlatan Laçiner, Balyoz sanıkları suçlu mu, değil mi; bunu zamanla göreceğiz. Diğer taraftan kimin suçlu olduğunu bilemesek de ortada büyük bir suç olduğu muhakkak. diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.02.2011
LaçinerMenderesinkefeniortadadurdukçasuçlulardeğilsuçsuzlarkorkmayadevamedecekLaçiner Menderesin kefeni ortada durdukça suçlular değil suçsuzlar korkmaya devam edecek
Dursun Çiçek'ten gazetecelere not
Samanyolu Haber
18.02.2011
15:35
Çiçek, avukatları aracılığıyla el yazısıyla gazetecilere hukuk ve adalet aradığını söyleyen bir not gönderdi.

Balyoz davası kapsamında hakkında tutuklama kararı verilen Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, karar mahkemece yüzüne okunmasının ardından tutuklandı. Hakkında tutuklama kararı verilmesinin insani ve vicdani olmadığını öne süren Çiçek, tutuklama kararının ardından çıkışta, Dijital bir iftirayla karşı karşıyayız. Hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Hakkımızı her yerde arayacağız dedi. Çiçek, avukatları aracılığıyla el yazısıyla gazetecilere hukuk ve adalet aradığını söyleyen bir not gönderdi. Islak imzalı belge davasının tutuklu sanığı Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, sabah saatlerinde Beşiktaştaki İstanbul Adliyesine getirildi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince, hakkındaki tutuklama kararının yüzüne okunması için duruşmaya alınan Dursun Çiçek, başka bir iftira nedeniyle 10 aydır tutuklu olduğunu söyledi. Hiçbir katılımı ve bilgisi olmadığı halde Balyoz davasına sanık olarak dahil edildiğini öne süren Çiçek, 42 kişinin isminin olduğu listeyi hazırladığım iddia ediliyor. Bu listede adı geçenlerden sadece ikisini tanıyorum. O dönemde İskenderun Deniz eğitim Alay Komutanı olarak görev yapıyordum ve İstanbulda 1. Orduda yapıldığı iddia edilen seminerden haberim olmadı. diye konuştu. Altında isminin yazılı olduğu Akdeniz bölgesi müzahir Subay ve Astsubay listesi adlı belgenin hukuki bir delil olmadığını ifade eden Çiçek, İki sayfalık belgenin altında ismim var diye tutuklama verilmesi ne insanidir ne de vicdanidir. Bu nedenle tutuklama kararının kaldırılmasını talep ediyorum. sözleriyle kendini savundu. Tutuklanma kararının kaldırılmasını isteyen Çiçek, daha fazla mağdur edilmemesini talep etti. Savunmaların ardından Mahkeme Heyeti Çiçek hakkındaki tutuklama kararını verdi. Balyoz davası kapsamında da tutuklanan Çiçek ardından Hasdal Cezaevine götürüldü. Çiçekin adliye çıkışındaki son sözü, Dijital bir iftirayla karşı karşıyayız. Hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Hakkımızı her yerde arayacağız. oldu. Çiçek avukatı aracılığıyla gazetecilere şu notu gönderdi: Masum bir insanın isyanıdır. İkinci kez dijital iftira ve taklit imza yalanları karşısında hak hukuk ve adaleti arıyoruz. Bu kutsal insan değerlerini bulmamıza yardımcı olmanızı bekliyorum. Öte yandan avukatı Hüseyin Ersöz, Çiçekin tutukluluk haline itiraz etti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.02.2011
DursunÇiçektengazetecelerenotDursun Çiçekten gazetecelere not
Dursun Çiçek'ten avukatı aracılığıyla gazetecilere not
Samanyolu Haber
18.02.2011
15:22


Balyoz davası kapsamında hakkında tutuklama kararı verilen Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, karar mahkemece yüzüne okunmasının ardından tutuklandı. Hakkında tutuklama kararı verilmesinin insani ve vicdani olmadığını öne süren Çiçek, tutuklama kararının ardından çıkışta, Dijital bir iftirayla karşı karşıyayız. Hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Hakkımızı her yerde arayacağız dedi. Çiçek, avukatları aracılığıyla el yazısıyla gazetecilere hukuk ve adalet aradığını söyleyen bir not gönderdi. Islak imzalı belge davasının tutuklu sanığı Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek, sabah saatlerinde Beşiktaştaki İstanbul Adliyesine getirildi. İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi heyetince, hakkındaki tutuklama kararının yüzüne okunması için duruşmaya alınan Dursun Çiçek, başka bir iftira nedeniyle 10 aydır tutuklu olduğunu söyledi. Hiçbir katılımı ve bilgisi olmadığı halde Balyoz davasına sanık olarak dahil edildiğini öne süren Çiçek, 42 kişinin isminin olduğu listeyi hazırladığım iddia ediliyor. Bu listede adı geçenlerden sadece ikisini tanıyorum. O dönemde İskenderun Deniz eğitim Alay Komutanı olarak görev yapıyordum ve İstanbulda 1. Orduda yapıldığı iddia edilen seminerden haberim olmadı. diye konuştu. Altında isminin yazılı olduğu Akdeniz bölgesi müzahir Subay ve Astsubay listesi adlı belgenin hukuki bir delil olmadığını ifade eden Çiçek, İki sayfalık belgenin altında ismim var diye tutuklama verilmesi ne insanidir ne de vicdanidir. Bu nedenle tutuklama kararının kaldırılmasını talep ediyorum. sözleriyle kendini savundu. Tutuklanma kararının kaldırılmasını isteyen Çiçek, daha fazla mağdur edilmemesini talep etti. Savunmaların ardından Mahkeme Heyeti Çiçek hakkındaki tutuklama kararını verdi. Balyoz davası kapsamında da tutuklanan Çiçek ardından Hasdal Cezaevine götürüldü. Çiçekin adliye çıkışındaki son sözü, Dijital bir iftirayla karşı karşıyayız. Hukuk mücadelemizi sürdüreceğiz. Hakkımızı her yerde arayacağız. oldu. Çiçek avukatı aracılığıyla gazetecilere şu notu gönderdi: Masum bir insanın isyanıdır. İkinci kez dijital iftira ve taklit imza yalanları karşısında hak hukuk ve adaleti arıyoruz. Bu kutsal insan değerlerini bulmamıza yardımcı olmanızı bekliyorum. Öte yandan avukatı Hüseyin Ersöz, Çiçekin tutukluluk haline itiraz etti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.02.2011
DursunÇiçektenavukatıaracılığıylagazetecilerenotDursun Çiçekten avukatı aracılığıyla gazetecilere not
Hem 'Darbeci' hem 'Balyozcu' BARO
Samanyolu Haber
16.02.2011
08:17
İstanbul Barosu Balyoz Davası sanıkları avukatlarıyla toplantı yaptı

Ergenekon davalarına karşı eylem yaptıkları için ?Darbeci Baro? suçlamasına maruz kalan İstanbul Barosu, Balyoz avukatlarıyla yapılan toplantıdan sonra bir bildiri yayınladı. Balyoz Davası sanıkları avukatlarıyla önceki akşam toplantı yapan İstanbul Barosu, dün bir bildiri yayınlayarak aralarında muvazzaf subayların da olduğu 163 sanığın tutuklanması ve Odatv baskını ile gözaltıları eleştirdi. BİLDİRİDE?HÜKÜMETİ DE SUÇLADILAR ?Hukuka ve ülkeye Balyoz? başlığıyla yapılan bildiride, Özel Yetkili İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi ?keyfi davranmakla? suçlandı. Açıklamada, demokratik bir hukuk devletinde kimsenin sorumsuz olmadığı ifade edildi. Hükümeti yargıyı ele geçirmekli suçlayan baro, HSYK, Yargıtay ve Danıştay?ın yapısı değiştirilmiş ve yürütmeye bağlı bir yargı sistemi oluşturulduğunu öne sürdü. Tutuklamalara ?terör? iddiası!.. ? Aslolan tutuksuz yargılanma olduğu gibi tutuklamada zorunluluk ve somut gerekçe bulunması şarttır. Tutuklama, savcı ve hakimlere verilmiş, içeriğini istedikleri gibi doldurup kullanacakları bir açık çek değildir. ? Gölcük?te bulunan delillerin üretilmiş bir delil olup olmadığı ciddi kuşkusu ortada iken, tutuklama için kuvvetli suç şüphesinin bulunduğunu ileri sürmek ve kaçma ya da delilleri karartma şüphesini gösteren somut olguların varlığı ve bunun somut gerekçelerine dayanmak inandırıcı değildir. ? Tüm belgelerin toplandığı, sanıkların duruşmalara geldiği bir ortamda tutuklama gerekçelerinin tutarsızlığı kendini açıkça ortaya koymaktadır. ? Hukuka uygun olmayan, somut gerekçelere dayanmayan kamu vicdanını tatmin etmeyen tutuklamalar, tutukluları tutsak alma haline dönüştürmekte, tüm toplum yaratılan bu korku ve kaygı ortamı ile esir alınmaktadır. ? Ülkede tam bir gözaltı ve tutuklama terörü estirilerek korku toplumu yaratılmaktadır. ? Davadaki belgelerin çelişkilerini ortaya koyan eleştirel yayınları ile bilinen Odatv?ye karşı gerçekleştirilen arama ve gözaltı kararları bir tesadüf olarak görülemez. Bu yolla muhalif kişi ve kurumlar büyük bir baskı altına alınmaktadır. ? Gerçekten savunmaları önyargısız bir biçimde dinleyecek ve değerlendirecek, gerektiğinde savunmanın taleplerine uygun kararlar verebilecek bir yargı bulunmadığında, savunma yapmanın da bir anlamı ve önemi kalmamaktadır. ? Türkiye?nin en önemli hukuk kurumu olan İstanbul Barosu?nun yaşanan hukuksuzluklara karşı seyirci kalmasının düşünülemez. ? Tüm kuruluşları hukuku savunmaya çağırıyoruz. Kocasakal beni tehdit etti ? İstanbul Barosu Başkanı Ümit Kocasakal?ın Ergenekon, Kafes ve Balyoz davası sanıklarını eleştiren Hukukçular Derneği Başkanı avukat Cahit Özkan?ı tehdit ettiği öne sürüldü. Özkan, geçen Aralık?ta Kocasakal ile televizyon programına katıldığını belirterek şunları söyledi: ?Orada görüşlerimi anlattım. Daha sonra İstanbul Barosu?nda bir toplantımız vardı. Orada çeşitli konular gündeme geldi. Şakalaştık, gülüştük, zaman zaman da tartıştık. Konu televizyon programlarına gelince Başkan, ?Yargıyı etkilemekten disipline sevk edecektim ama yapmadım? dedi. Bunu tehdit olarak algılıyorum. Disiplin kurulunda yargıç da onlar savcı da onlar... Orada ceza alırsam ilerde baro yönetimde yer almak konusunda ciddi sıkıntı oluşur.? DARBECİ SIFATINI HAK EDİYOR Özkan, İstanbul Barosu?nun bildirisini de değerlendirerek şöyle dedi: ?İstanbul Barosu?nun durduğu nokta belli. Şaşırtıcı bir açıklama yapmamış. ?Darbeci Baro? olarak nitelendirilmesine neden olan olaylar zincirinin maalesef bir halkasını görüyoruz. Şu anda İstanbul Barosu maalesef darbe iddialarıyla ilgili soruşturmaları sulandırma, yargıyı etkilemek, yargıyı saptırma amacından başka amacı yok. Bu ithamları yargıya yaparken dosyadan haberi olmadan nasıl yapıyor? Benim de müvekillerim mağdur oluyor. Bununla ilgili açıklama yapmış mı? İstanbul Barosu bu sorunun gerisine çekilmelidir. Cumhuriyet Savcıları böyle davranışlar sürerse baroyla ilgili harekete geçecektir. Baro kendisini muhalif çevrelerin susturmaya çalıştığını söylüyor. Böyle açıklamalar yaparak, üstüne tepki çekip ?Beni susturmak isityorlar? mı demek istiyor. Baro gözaltı kararını taktir edemez, bunu ilgili savcılık ve mahkeme taktir eder.?
Samanyolu Haber
Son Dakika
16.02.2011
HemDarbecihemBalyozcuBAROHem Darbeci hem Balyozcu BARO
Hukukçular: Batum'un sözleri dehşet verici
Samanyolu Haber
09.02.2011
11:00
Hukukçular Birliği Vakfı, CHPli Süheyl Batumun TSKya yönelik sözlerini darbe çağrısı olarak nitelendirdi.

akıftan yapılan yazılı açıklamada, Temel hak ve hürriyetlerin bilimini okumuş ve bu alanda kariyer yapmış bir şahsın, darbe istemesi gerçekten çok düşündürücü ve hatta dehşet vericidir. ifadesine yer verildi. Askerin gerçek bir kaplan olmasını istemenin, kendi düşüncelerini benimsemeyen yurttaşlara karşı kullanılarak, aynı yöntemle ortadan kaldırılmasını arzulamak anlamına geldiği belirtilerek, şöyle devam edildi: Siyasi partiler varlıklarını demokratik rejimlere borçludurlar. Hukuk profesörü Sayın Süheyl Batumu hukukçu kimliği ve hukuk biliminin gereklerine uygun davranmaya davet ediyoruz. Batuma emekli subaylardan da tepki geldi. Emekli Yarbay Şenol Özbek, Ordunun içindeki anti-demokratik unsurları eleştirmek başka, bütünüyle Türk ordusunu suçlamak başka. derken, Batumun adeta TSKnın kalbine ateş ettiğini söyledi. Özbek, Askeri müdahaleden ümitlerini yitirince, bu tür ifadeler kullanmaya başladılar. yorumunu yaptı. Emekli Binbaşı Şahin Akdoğan ise Batumun sözlerini normal karşıladı. Akdoğan, Askerle işbirliği yapıp, AK Parti hükümetini yıkmak istiyorlardı. Amaçları gerçekleşmeyince de hayal kırıklığına uğradılar. Ne yapacaklarını şaşırdılar. Sonunda orduya hakaret etmeye başladılar. şeklinde konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
09.02.2011
HukukçularBatumunsözleridehşetvericiHukukçular Batumun sözleri dehşet verici
Abdullah Gül: Kabul etmiyoruz
Samanyolu Haber
25.01.2011
17:17
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kuruluna hitap etti.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Türkiyenin, tarihinde soykırım yapıldığını kabul etmediğini belirterek, Tarihle beraber yaşarsak Avrupada kimse birbirinin yüzüne bakamaz. Yapacağımız iş şu; hep beraber geleceğe bakmamız lazım dedi. Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi (AKPM) Genel Kuruluna hitap eden Gül, daha sonra parlamenterlerin sorularını yanıtladı. Türkiyede demokratik standartları, hukuk standartlarını yükseltmek için çok köklü reformlar yapıldığını belirten Gül, Şüphesiz ki daha yapacaklarımız var dedi. Hiçbir ülkenin mükemmel olmadığını vurgulayan Gül, Türkiyenin eksikliklerinin farkında olduğunu ve özgüven içinde reformlara devam edeceğini söyledi. Cumhurbaşkanı Gül, mevcut Anayasaya göre seçimlerden önceki bir yıl içinde seçim kurallarına ilişkin değişiklik yapılamayacağını belirterek, seçim barajının önümüzdeki genel seçimlerde düşürülmesinin söz konusu olmadığını söyledi. Anayasada defalarca değişiklik yapıldığını ve sistematiğinin bozulduğunu dile getiren Gül, seçimden sonra en önemli gündem maddesinin yeni anayasa olacağını kaydetti. Seçim barajı konusunun yeni anayasa çalışmalarında ele alınabileceğini anlatan Gül, genel seçimde bağımsız milletvekili adayları için baraj engeli bulunmadığını da belirtti. Türkiyedeki azınlık dinlerinin ibadethanelerindeki tadilat çalışmaları, düzenli ibadet yapılması ve Heybeliada Ruhban Okulu ile ilgili son gelişmelere ilişkin soru üzerine de Gül, Biz insanların dini, inancı ve mezheplerine saygı duymak zorundayız dedi. Din özgürlüğünün temel hak ve özgürlüklerin önemli parçalarından biri olduğunun altını çizen Gül, şöyle konuştu: Türkiyede herkes hangi dinden olursa olsun, inancı ne olursa olsun inançlarını, inançlarının gereğini rahatlıkla yapabilmelidir. Türkiyede bakış açımız bu. Herkesin önündeki engeller kaldırılıyor. Zaman zaman esas büyük çoğunluğun, Müslüman çoğunluğun önündeki engeller de olabilir, din özgürlüğüyle ilgili engeller de olabilir. Bu konularda herkese saygı duymak ve herkesin ibadetini, inançlarını rahat bir şekilde yapmasıdır. Müslüman olur, Müslüman olmaz, başka dinlere mensup olabilir, ne olursa... Ya da hiç dini olmayan insanların da kendi inançları neyse o şekilde özgürce yaşamalarıdır. Bu konularda değişiklikler oluyor. Tamiratlar teknik konu olduğu için her şey söyleyemeyeceğim ama Vanda tarihi Ermeni kilisesinin restorasyonu gayet dikkatli bir şekilde devlet eliyle yaptırıldı. Eski camiler, kiliseler restore ediliyor. Bir ayrım yapmadan ihtiyacı varsa restorasyon yapılacaktır. Avrupaya çoğu Türkiye üzerinden yaşanan kaçak göç olayına karşı Türkiyenin ne yapacağını soran bir parlamentere karşılık Gül, Avrupaya sadece Türkiye üzerinden değil Akdeniz ve başka yollar üzerinden de kaçak göç yaşandığını söyledi. Cumhurbaşkanı Gül, kaçak göçün Türkiyenin de sorunu olduğunu vurgulayarak, Türkiyenin bu konuda tedbirler aldığını, uluslararası organizasyonlarla işbirliği içinde olduğunu kaydetti. Türkiyenin kaçak göçmen almamak için çaba harcadığını dile getiren Gül, Biz de bu işten çok sıkıntılıyız. Türkiye yabancılar için bir depo da olamaz tabii. Bazen bunların sayıları çok büyük boyutlara ulaşıyor. Son sosyal güvenlik yasalarımız Türkiye toprakları üzerinde olan herkese bazı imkanlar tanıyor. Suçlamaktan ziyade sıkı bir işbirliğine girmenin daha doğru olduğu kanaatindeyim diye konuştu. Cumhurbaşkanı Gül, KCK davası ve Kürtçe savunma yapılamamasına ilişkin soruyu şöyle yanıtladı: Demokratik hak ve hukuk ne kadar genişletilirse terör ve teröristler o kadar izole edilir. Türkiye bu politikaya güvendiği için, son yıllarda cesur işler yapıyor. Eğer şiddet, eğer zorlama, devlet gücünün dışında güç gibi faaliyetler içinde olunursa hiçbir demokratik ülke buna müsaade etmez. Bunun olup olmadığına ne siyasetçiler ne devlet adamları karar verebilir; bağımsız mahkemeler karar verebilir. Böyle bir suçlama olduğu için konu mahkemede. Mahkemenin süratli bir şekilde karar vermesini isteriz. İnsanlar gerçekten Türkçe bilmiyorsa, başka dil biliyorsa o dilde savunma yapabilirler. Nitekim, mahkemeler bunu kabul ediyor ve yapılıyor. Gül, başka bir soru üzerine de Türkiye Cumhuriyetinin kuruluşunun temeli olan Lozan Anlaşmasında azınlık konusunun yer aldığını, bütün hak ve hukuklarının garanti altına alındığını söyledi. Azınlıkların, Müslüman Türk vatandaşlarıyla eşit olarak haklarını kullanabildiğini vurgulayan Gül, Herkes vatandaş olarak Türkiye Cumhuriyetinde eşittir ve herkes inancı ne olursa olsun, bunu yaşama ve anlatma hakkına sahiptir dedi. Azınlık mülkiyeti konusunda, kökeni çok eskiye gittiği için bazı anlaşmazlıklar olduğunu dile getiren Gül, bu konuların mahkeme kararlarıyla, olma
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.01.2011
AbdullahGülKabuletmiyoruzAbdullah Gül Kabul etmiyoruz
Şenliler: Yazıcıoğlu?nun helikopter enkazını yanlış yerde arayanlar yargılanmalı
Samanyolu Haber
24.01.2011
20:22


Büyük Birlik Partisi (BBP) Genel Başkan Yardımcısı Selahattin Şenliler, Devlet Denetleme Kurulu (DDK)nun açıkladığı rapora göre, rahmetli Muhsin Yazıcıoğlunun helikopter kazasında enkaz arama kurtarma faaliyetlerinde görevli askeri birlik yetkilileri ve sivil havacılık kurumunun başındaki görevlilerin, hukuk önünde yargılanması gerektiğini savundu. Başkan Şenliler, açıklamasında, BBP ve Alperenler olarak tamamen sağduyulu bir şekilde rahmetli Yazıcıoğlunun helikopter kazasının en ince detayına kadar aydınlatılması gerektiğini vurguladı. Şenliler, Genel başkanımız rahmetli Muhsin Yazıcıoğlunun şahadeti ile alakalı olarak daha önce Meclis Araştırma Komisyonu tarafından hazırlanan rapor ardından, partimizin ve rahmetlinin aile efradının tepkileri üzerine ikinci bir araştırma komisyonu kuruldu. Ayrıca, bizim kaza üzerinde şüphelerimizin açıklığa kavuşturulması amacıyla cumhurbaşkanına yaptığımız ziyaretler ve müracaatlarımız üzerine sayın cumhurbaşkanımızın talimatıyla Devlet Denetleme Kurulu (DDK) bir araştırma başlattı. dedi. DDKnın raporunun açıklanması ile arama kurtarma zaafiyetinin ortaya çıktığını ifade eden Şenliler, DDK, araştırmasını tamamlayarak raporu yayınladı. Bu raporda da görülmektedir ki gerek kaza nedeninin sebebinin belirlenmesi, gerekse arama kurtarma faaliyetlerine ilişkin ülkemizde çok ciddi bir zaafiyetin olduğu büyük bir kamu ihmalinin ve idari bir mevzuat boşluğunun bir keşmekeşliği bütün çıplaklığıyla ortaya çıktı. Yüksek denetleme kurulunun bunu tespit edip ilan etmesini beklemek ve yüksek denetleme kurulu söyleyince bu gerçekmiş ha böyle eksiklikler varmış demek ne kadar acıysa, rahmetli, mekanı cennet olsun Muhsin Yazıcıoğlu ve beraberindeki arkadaşlarımızın şahadeti ile ilgili süreçte, özellikle arama kurtarma faaliyetlerinde aktif olarak görev yapan askeri birliklerin ve sivil kurtarma mensuplarının ne kadar yanlış, hatalı arama yaptıkları ortaya çıkmıştır. Özellikle askeri birliklerin yapmış olduğu aramaların ne kadar amacına aykırı olduğu, bu raporda açıkça ortaya konulduğu görülmektedir. diye konuştu. Askeri birliklerin, amacına uygun olarak arama kurtarma çalışmaları yapmadıklarının raporda açıkça ortaya çıktığını söyleyen Şenliler, şöyle devam etti: DDKnun askeri birliklerin arama kurtarma faaliyetinde amacına uygun olmayan çalışmalar yaptıklarını ifade ederken, Genelkurmaydan veya bilgi işlem merkezi dediğimiz uydu üzerinden haberleşme sisteminin takip edildiği Türkiye iletişim kurumu bildiğimiz merkezden alınan sinyallerde, helikopterin enkazının bulunduğu yerin koordinatları verilerek enkazın yerinin aranması gerekirken, başka bir tarafta arama yapılması, aramanın ne kadar amacına uygun olmadığı açıkça gözler önüne sermiştir. Kaza yerine ilişkin bir takım haritalar, bilgiler çıkarılarak arama kurtarma faaliyetleri, bu tespit edilen yerlerin dışında arama yapıldığı, oradaki görgü tanıklarının ifadelerinden ve oradaki faaliyetlerle anlamak mümkündür. Kaza ile ilgili bir takım şüpheli arama kurtarma çalışması sırasında da ağır bir kamu ihmalinin olduğu bir gerçektir. DDKnun raporu da bunu doğruluyor. Dolayısıyla cumhuriyet savcılıklarının, hukukun, yargının süratle bu olayın üzerine giderek burada ihmali görülen kamu görevlilerinin özellikle arama kurtarmada görevli gerek askeri gerekse diğer görevlilerin yanlış yerlerde arama yapan kişiler hakkında derhal hukukun gereğinin yerine getirilmesini istiyoruz. BBP camiası, Alperenler camiası, Yazıcıoğlunu sevenler caiması olarak bir anarşi, bir kaos istemiyoruz. Biz bütün hak ve hukuk arama anlayışımızı hukuk çerçevesinde çözüme kavuşmasını istiyoruz. Genelkurmayın koordinatları verdiği halde kurtarmanın başında görevli kimse, o kişinin yargılanmasını istiyoruz. Ulaştırma Bakanlığından sivil havacılık kurumunun başındaki görevlinin de yargılanmasını, yani arama kurtarma esnasında ihmali olan kişilerin hukuk önünde hesap vermesini istiyoruz. Bizler bu işin sonuna kadar takipçileri olacağız.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.01.2011
ŞenlilerYazıcıoğlu?nunhelikopterenkazınıyanlışyerdearayanlaryargılanmalıŞenliler Yazıcıoğlu?nun helikopter enkazını yanlış yerde arayanlar yargılanmalı
İHH Başkanı Yıldırım da 'sipariş' dedi
Samanyolu Haber
24.01.2011
15:35


Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın İsrailde Mavi Marmara saldırısı ile ilgili kurulan komisyonun hazırladığı raporu sipariş olarak değerlendirmesinin ardından İnsan Hak ve Hürriyetleri İnsanı Yardım Vakfı (İHH) Genel Başkanı Bülent Yıldırım da benzer bir açıklama yaptı. Raporu, bir dezenformasyon çalışması olarak niteleyen Yıldırım, Sipariş üzerine hazırlanmış, sözde bir rapor, Çok kötü bir çalışma, Yeni hiçbir şey olmayan bir rapor. ifadelerini kullandı. İsrailin, Mavi Marmara gemisi saldırısını soruşturmak üzere kurduğu komisyonun hazırladığı raporu açıklamasının ardından konuyla ilgili bir basın toplantısı düzenleyen İHH Genel Başkanı Bülent Yıldırım, rapora ilişkin değerlendirmelerde bulundu. İHH genel merkezinde basın mensuplarının karşısına geçen Yıldırım, İsrailin yapmış olduğu çalışmaya rapor bile diyemediğini belirterek, Sipariş üzerin yazıldığı çok belli. Zaten bu komisyon oluşturulduğunda Natanyahu, Bu komisyonun görevi İsrail askerlerinin prestijini korumaktır. demişti. Esasen raporun soncunda kendilerinde de belirttiği gibi, Biz bu raporu kendimize yazdık. İsrail askerleri için yazdık. deniliyor. Gerçekten çok kötü bir çalışma yapmışlar. Bir dezenformasyon çalışması olmuş. diye konuştu. Raporu hazırlayan komisyonda yer alan yabancı hukukçuların skandallarıyla bilindiğini aktaran Yıldırım, İsraile hukukçu desteği vermemiz gerekiyormuş, komisyona almış olduğu üyelere baktığımızda tarafsız gözlemci olarak getirdiği İrlandalı ve Kanadalılar, hayatları boyunca hukuk skandallarına imza atmış kişiler. Hep İsrail yanlısı olmuş, İsrail katliamlarını meşrulaştırmış insanlar. İnsan bazen düşünüyor. Bunlar para mı alıyorlar, hukuku mu satıyorlar? dedi. Raporun İsrail halkını kandırmaya yönelik olduğunu vurgulayan Yıldırım, İsrail halkına sesleniyorum. Bu yöneticiler ve bu komisyon size değer vermiyor. Sizi zeka yoksunu kabul ediyorlar. Öyle bir rapor hazırlamışlar ki bu raporda yeni hiçbir şey yok. Bizi açık denizde vurup, teröristçe arkadaşlarımızı vurduktan sonra Türkiye İsrail ilişkilerini hiçe saydıktan sonra Aşdot Limanına götürüp sorgulayıp cezaevine attıktan sonra cezaevinde sorguladıkları sırada bize sordukları şeyleri doküman olarak bir araya getirmişler. dedi. İsrailin, raporla kendi suçunu kabul ettiğini ileri süren Yıldırım şöyle konuştu: İsrail bu sözde raporla suçlu olduğunu kabul etmiştir. İlk defa tarihinde bir komisyona rapor vermek zorunda hissetmiştir kendisini. Birleşmiş Milletlerdeki panele sunulan bir çalışmadır aslında bu. Bir manada demiştir ki Uluslararası hukuk tanımıyorum ama başka da seçeneğim yok. O kadar kötü pis bir şey işledim ki bu panele gitmek zorundayım. Uluslararası hukuku hiçe sayan İsrail kalkmış bu sipariş raporun başında diyor ki Bizim yapmış olduğumuz eylem uluslararası hukuka uygundur. Hani hiçbir uluslararası hukuku kabul etmiyordun. O kadar çocuğu, insanı katlettin. Uluslararası hukuk açısından ele aldığımız zaman elle tutulur bir cümle bulamıyorum. İsraile siz zaten vicdanlarda mahkum oldunuz. diye seslenen Yıldırım, Bu sözde raporu çöp tenekesine atmak lazım. Dünyanın neresine giderseniz gidin siz mahkum oldunuz. şeklinde konuştu. Rapor için tamamen yalan diyen Yıldırım, İnsanların bilgisayarlarını, üzerlerindeki elbiseleri, kredi kartlarını çalan askerleri, Netanyahunun emri ile temizlemeye çalıştınız. Siz kaybettiniz. Biz size kanmıyoruz. Kimse de size kanmıyor. Bu raporun hiçbir anlamı yoktur. Siz ilk defa bir yerlere bir rapor verme ihtiyacı hissettiniz. Sözde de olsa, dezenformasyon da olsa, sipariş de olsa. Şimdi nasıl yaptığınız hatadan dolayı uluslararası hukuka gelmeye başladınız. Bundan sonra sizin yapacağınız her şey sorgulanacaktır. Her şey hukuk çerçevesinde size geri dönecektir. değerlendirmelerinde bulundu. Bir soru üzerine, Türkiyenin saldırı ile ilgili hazırladığı rapor için Gerçekçi bir rapor diyen Yıldırım, İsrailin hazırladığı rapora da Sipariş rapor ifadelerini kullandı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.01.2011
İHHBaşkanıYıldırımdasiparişdediİHH Başkanı Yıldırım da sipariş dedi
Demokrat Yargı: Danıştay'ın kararı, yargıyı ideolojik iktidarın aracı haline getirmekten başka bir sonuç doğurmaz
Samanyolu Haber
21.01.2011
09:45


Demokrasi ve Özgürlük İçin Yargıçlar ve Savcılar Birliği (Demokrat Yargı), Danıştayın Akademik Personel ve Lisans Üstü Eğitim Sınavı (ALES) için getirdiği başörtüsü yasağına sert tepki gösterdi. Demokrat Yargıdan yapılan açıklamada, eğitim sistemine yargı kararlarıyla müdahale edilerek kuruluş ideolojisine uygun geleceğin politik kadroları oluşturma misyonunu geçmişte kararlılıkla yerine getiren Danıştayın, bu misyonunu pekiştiren bir karara daha imza attığı bildirildi. Bu karar ile Danıştayın ALESe girecek adayların fiziksel olarak teşhis edilmesi ve sınav güvenliğinin sağlanmasını da kendi görev ve yetkisi kapsamına aldığı belirtildi. Açıklamada, Danıştayın bu kararında birçok hukuksal hatanın bulunduğu vurgulandı. Kararın yargıya bugüne kadar olduğu üzere ideolojik iktidarın aracı haline getirmekten başka bir sonuç doğurmayacağının dile getirildiği açıklamada, şöyle denildi: Hak, özgürlük ve hak ve özgürlüklerin sınırlandırılması üzerine yürüttüğümüz hukuksal tartışmalarımızın artık hukukun ötesine taşınmaktan vazgeçilmesi zaruridir. Bu çerçevede Atatürk ilkeleri kendi tarihsel prestijine tevdi edilmeli, haklarımızın ve hukukumuzun içeriğini belirleyecek tek boyutlu ve sabit bir hukuksal otoriteye dönüştürülmekten vazgeçilmelidir. Danıştay kararının bir başka hukuki sorunu da öğrenci, kamu görevlisi ile başvuran arasındaki farkı kavrayamamış olmasıdır. ALESe başvuranlar, hukuksal anlamda ne öğrenci ne de kamu görevlisidirler. Sınava başvuranları öğrenci veya kamu görevlisi statüsü ile sınırlamaya tabi tutmak kamu alanı ve kamu otoritesinin yetki sınırlarını da olağanüstü genişletmek anlamına gelir. Bu bakış açısından bütün vatandaşlarımızı kamu görevlisi olarak görmek mümkündür ki bu durum totaliter bir bakış açısını açığa serer. Sınava girenlerin tek bir statüsü olabilir, o da başvuran ya da müracaat sahibidir. Danıştay kararının üçüncü ciddi sorunu geçmişte verdiği kararları sabit bir gerekçe haline getirmeye çalışmasıdır. Bu çerçevede daha önceden verilen kararları için fiilen ve hukuken istikrar kazanmıştır şeklindeki ifadesi hem kararını gerekçelendirecek hukuksal zemine sahip olmadığını ve hem de yargı içtihatlarının farklı tarihi dönemlere bağlı olarak değişime tabii tutabilecek bir hukuksal olgunluğunun olmadığını da itiraf etmiş olmaktadır. KARAR MANTIK İLE İZAH EDİLEMEZ Danıştayın, YÖKü, bireylerin hak ve özgürlüklerini kısıtlamadığı, ek mükellefiyetler getirmediği gerekçesi ile işlemi durdurduğu ve bunu hukuk mantığı ile izah etmenin olanağının bulunmadığının belirtildiği açıklamada, Danıştayın kendisini hem ideolojik hem hukuksal yorum ve metodoloji bakımından tekçi ve özcü bir bakış açısı ile üretmeye devam ettiği, bu anlamda farklı yorumların ve hukuksal metodolojilerin yargıya yansımasının engellendiği, en nihayetinde Danıştayın demokratik bir hukuk devletinin hukuksal zeminin hazırlayabilecek bir hukuki ve metodolojik zenginliğe sahip olmadığı daha da açık biçimde anlaşılmıştır. ifadeleri kullanıldı. Sorunun çözümünün, Danıştayın bir ideolojinin iktidarından bir diğerinin iktidarına aktarılması olmadığı, toplumsal farklılıkların Danıştayda temsili yoluyla mümkün olacağının altının çizildiği açıklamada, yaşanan kısır döngüden ancak bu yolla kurtulabileceği savunuldu. Danıştayın, bu kararı, bizzat Danıştay sorununu demokratik biçimde çözümünü engelleyici ve sorunu aynı bakış açısı ile yaklaşmayı kışkırtıcı bir nitelik de taşımaktadır. denilen açıklamada, Danıştayın bu girişiminin siyasi iktidarlara Danıştayın dönüştürülmesinde toplumdaki ve yargıdaki tüm renkleri hukukun dışına itme ve Danıştayı sadece bir renkten bir başka renge çevirme hakkını vermeyeceği belirtildi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.01.2011
DemokratYargıDanıştayınkararıyargıyıideolojikiktidarınaracıhalinegetirmektenbaşkabirsonuçdoğurmazDemokrat Yargı Danıştayın kararı yargıyı ideolojik iktidarın aracı haline getirmekten başka bir sonuç doğurmaz
SP?li Fırat: Danıştay'ın başörtüsü konusundaki kararı tasvip edilemez
Samanyolu Haber
20.01.2011
18:37


Saadet Partisi (SP) Batman İl Başkanı Mehmet Fırat, başörtüsüyle ilgili Danıştay 8. Dairesinin verdiği kararın tasvip edilemez olduğunu söyledi. Mehmet Fırat, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, karara tepki göstererek, eğitim ve inanç özgürlüğünün insanların en temel ve vazgeçilmez haklarından biri olduğunu belirtti. Danıştayın son kararı ile bu hakkı ortadan kaldırdığına vurgu yapan Fırat, Türkiyede yıllardır bir kangren haline getirilen başörtüsü meselesinin içinden çıkılamaz hale getirildiğini ifade etti. Bir ülkede insanların istediği gibi giyinme, inanma ve istediği dili konuşma hakkına sahip olduğunu ileri süren Fırat, hukuk dışı yasakların Türkiyeye kaostan başka verebileceği hiçbir şeyin olmadığını savundu. Yasağın hukuki bir dayanağı olmadığını ve insan hak ve hürriyetlerine de aykırı olduğunu ileri süren Fırat, İnançlara, dillere, insan temel hak ve hürriyetlerine yapılan baskı ve getirilen yasakların 80 yıldır Türkiyeyi ne hale getirdiği ortadadır. Maalesef böylesine hukuk dışı uygulamalarla yıllardır siyasi iktidarlar tarafından bir polemik malzeme haline getirilerek kullanılmaktadır. Bu sebeple gerek eğitim ve inanç özgürlüğün önündeki engellerde gerekse herkesin ana dilli konuşup eğitim yapması konuları çok acil bir şekilde çözüme kavuşturulmalıdır. dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
20.01.2011
SP?liFıratDanıştayınbaşörtüsükonusundakikararıtasvipedilemezSP?li Fırat Danıştayın başörtüsü konusundaki kararı tasvip edilemez
Yargıtay'dan bir tartışılacak karar daha
Samanyolu Haber
20.01.2011
07:57
Yüksek yargıya yönelik rüşvet soruşturmasıyla gündeme gelen Yargıtaydaki şüpheli kararlar bir bir gün yüzüne çıkıyor.

Mart ayında ölen bir şahsın kasımda ihaleye sokulduğu Bakırköy E-5 karayolu yanındaki 100 milyon dolarlık arazi davası bunun en çarpıcı örneklerinden. İddiaya göre, yüksek ihale bedelinden kurtulmak için ölü üzerine yapılan arazi tescilini icra müdürlüğü görmezden geldi. Bakırköy 1. Sulh Hukuk Mahkemesi hâkimi de davayı bu doğrultuda hükme bağladı. İşadamı Refik Tuncerin, rüşvet dönüyor iddiasıyla Adalet Bakanlığı, HSYK ve Savcı Zekeriya Öze yaptığı şikayetle ortaya çıkan dosya, Yargıtay tarafından da onanmış. Kararların altındaki isimler ise tanıdık: Yargıda rüşvet soruşturmasında adı geçen Yargıtay üyesi Hasan E. ile aynı soruşturma kapsamında tutuklanan 12. Hukuk Dairesi Başkanı Mustafa O. Kat karşılığı inşaat sözleşmesi sebebiyle arazinin hissedarlarından olan özel bir şirkete, R.T. tarafından ödeme yapılıyor. Özel şirketin, arazide hak iddia eden S.C. ile olan arazi davasında Avukat C.T., dava vekâleti olmadığı halde özel şirket adına duruşmaya katılıyor. Avukat C.T. vekaletsiz olarak girdiği duruşmada, şirketin haberi bile olmadan özel şirket aleyhine olan durumları kabul edip, temyiz hakkından da feragat ediyor. Bakırköy 3. Asliye Hukuk Mahkemesi Avukat C.T.nin vekâletsiz avukatlığına göz yumarken, yaptığı ödeme sebebiyle arazi üzerinde R.T.ye ait olan hak, S.C. üzerine geçirilmiş oluyor. Mahkeme dava vekâleti olmadan yapılan temsili görmezden gelerek karar verirken, yargıda rüşvet soruşturmasında adı geçen hâkim H.Enin de üyesi olduğu Yargıtay 6. Hukuk Dairesi de yaklaşık 1 ayda jet kararla hükmü onaylıyor. Bu davalar sebebiyle milyonlarca dolarlık zarara uğrayan işadamı R.T., kararları veren ilk derece mahkemesi hâkimlerini eski HSYK döneminde şikâyet ediyor. Tuncer, kendileri yaptırım beklerken hâkimlerden Ö.K.nin Bakırköy 2. Asliye Ticaret Mahkemesine atanarak adeta terfi ettirilmesi karşısında ise şaşkına döndüklerini anlatıyor. İşadamı, Ö.K.nin yapısı değişen HSYK tarafından ise yeni bir kararla Sakaryaya tayin edildiğini ekliyor. İşadamı R.T., hukuksuz kararlar sebebiyle rant sağlayan S.C.nin, Kasım 2007deki arazi ihalesine katılabilmek için ölü bir şahsı ihale listesine soktuğunu ileri sürüyor. Böylece yüksek olan ihale bedeli, Mart 2007de ölen Hüseyin Mollamehmetoğlu ihaleye girmiş gibi gösterilerek tamamlanıyor. Bu liste icra müdürü tarafından görmezden gelinirken, ölü şahıs üzerine arazi tescili Bakırköy 1. Sulh Hukuk Mahkemesi hâkimi H.Y. tarafından hükme bağlanıyor. Söz konusu karar, yüksek yargıda rüşvet skandalı tutuklusu M.O.nun başkanı olduğu Yargıtay 12. Hukuk Dairesi tarafından yaklaşık 1 haftada bir başka jet kararla onanıyor. Tüm süreçlerde savcılık ve HSYKya şikâyetlerde bulunduklarını anlatan R.T., olaylardan sonra kimseye herhangi bir hukuki yaptırımın uygulanmadığını söylüyor. İstanbul Dünya Ticaret Merkezi (İDTM) ile CNR Fuarcılık arasındaki fuar salonlarının tahliyesi davasında bazı yargı mensuplarına rüşvet verildiği iddia edilmişti. Bakırköy 2. Sulh Hukuk Mahkemesinden çıkan kararın Yargıtayda onanması için 6. Hukuk Dairesi Başkanı H.E. ve 12. Hukuk Dairesi Başkanı M.O.ya 300er bin TL rüşvet verildiği öne sürülmüştü. Soruşturma kapsamında aralarında yargı mensuplarının da olduğu 9 kişi tutuklanmıştı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
20.01.2011
YargıtaydanbirtartışılacakkarardahaYargıtaydan bir tartışılacak karar daha
İş yüküne karşı 'arabuluculuk' geliyor
Samanyolu Haber
18.01.2011
08:28
Kira ve basit konulardaki anlaşmazlıklar sivil arabulucularla çözülecek. Yargı yetkisi olmayacak ve isteyenin vazgeçme hakkı saklı tutulacak Hükümet, yargının ağır iş yükünü hafifletmek için düğmeye bastı.

2008de TBMMye gönderilen ve Adalet Komisyonunun gündeminde bekleyen Arabuluculuk Kanun Tasarısı raftan indirildi. Tasarının Şubatta yasalaşması için hazırlık başlatıldığı öğrenildi. ABD ve Avrupanın 15 ülkesinde uygulanan sisteme göre, arabulucu, özel hukuk uyuşmazlıklarında, uyuşmazlığın taraflarıyla görüşmeler yaparak, sorunun çözümü için uğraş verecek. Taraflar, ikna olmaması durumunda konu, mahkemeye intikal edecek. Hükümet, böylece basit konuların yargıya taşınmadan çözülmesini sağlayacak. Mahkemeler de bu dosyalarla meşgul olmayarak, önemli dosyalara zaman ayırabilecek. Tasarıya göre kurumun özellikleri şöyle: İSTEYEN GİDEBİLECEK: Adalet Bakanlığı bünyesinde Arabuluculuk Daire Başkanlığı kurulacak. Arabuluculuk işleyişini bu daire başkanlığı üstlenecek. Hakim, tarafları arabulucuya yönlendireceği gibi taraflar kendiliğinden de arabulucu yardımı isteyebilecek. BASİT KONULAR: Arabulucular kira, sözleşme gibi basit konulardaki uyuşmazlıkları çözmeye çalışacak. Arabulucu, hukuki bir karar vermeyecek, taraflar arasında iletişimi sağlayarak, uyuşmazlığın çözümünü sağlayacak. TARAFLARIN SEÇME HAKKI VAR: Arabulucu veya arabulucular taraflarca seçilecek. Arabulucu tarafların her biri ile ayrı ayrı veya her ikisiyle aynı anda görüşebilecek veya iletişim kurabilecek. Arabulucu, daha sonra taraflardan birinin avukatı olamayacak. VAZGEÇME HAKKI VAR: Taraflar, arabulucuya başvurmak, süreci devam ettirmek, sonuçlandırmak veya bu süreçten vazgeçmek konusunda serbest olacak. Arabuluculuk süresince taraflarca ileri sürülen öneriler veya bir iddianın kabulü, taraflar aleyhine mahkemede delil olarak kullanılamayacak. DERSHANELER AÇILACAK: Arabulucu, hukuk fakültesi mezunu olmak zorunda olmayacak. 4 yıllık üniversite mezuniyeti arabuluculuk için yeterli olacak. Bunun yanı sıra arabuluculuk eğitimi ve Adalet Bakanlığınca açılan sınavı kazanma şartı aranacak. ARABULUCULAR EĞİTİLECEK: Arabulucu eğitimi için Daire Başkanlığının izniyle özel dershaneler açılacak. Dershanelerde iletişim teknikleri, müzakere ve uyuşmazlık çözüm yöntemleri ve davranış psikolojisi eğitimi verilecek. Hukuk fakültesi mezunları 150, diğer bölüm mezunları 250 saat eğitimden geçecek. YARGI YETKİSİ YOK: Niteliği gereği yargısal bir yetkinin kullanımı olarak sadece hâkim tarafından yapılabilecek işlemler, arabulucu tarafından yapılamayacak. Arabulucular, Adalet Bakanlığınca düzenlenen arabulucular siciline kaydedilecek. Bu sicilde yer alan kişilere ilişkin bilgiler, internetten de duyurulacak. ZAMAN AŞIMINA GEÇİT YOK: Dava açıldıktan sonra tarafların birlikte arabulucuya başvuracaklarını beyan etmeleri halinde, yargılama mahkemece üç ay süre ile ertelenecek. Bu süre, tarafların birlikte başvurusu üzerine üç ay daha uzatılabilecek. Bu süre, zamanaşımı ve hak düşürücü sürelerin hesaplanmasında dikkate alınmayacak. 15 ülkede var Arabuluculuk (Mediation), ABD ve İngiltere başta olmak üzere Avrupanın 15 ülkesinde uygulanıyor. ABDde arabulucular yargının bir parçası olarak kabul ediliyor. ABD ve Avrupa ülkelerinde arabulucular karmaşık sorunlara da el atıyor. Bu konular arasında mali anlaşmazlıklar, boşanma, velayet, aile içi sorunlar, iş yerinde ayrımcılık, çalışanlara yapılan psikolojik baskı ile ilgili şikayetler yer alıyor. Arabuluculuk, ticari sorunların çözümünde de aktif rol oynayabiliyor. Hikmet Sami TÜRK (Eski Adalet Bakanı) Alternatif yollar düşünmek gerek Türkiyede yargının ağır bir yükü olduğu gerçek. Bazı uyuşmazlıkların çözümünde alternatif yollar düşünmek gerekiyor. Hakemlik ve tahkim, Kamu Denetçiliği yani Ombudsmanlık olabilir. Başka türlü iş yükünün altından kalkmak mümkün değil. Arabulucuların hukuk mezunu olmak zorunluluğunun aranmaması da sorun yaratmaz. Önemli olan uyuşmayı sağlayabilmek. Yücel SAYMAN (Eski Baro Başkanı) Son derece ileri bir yöntem Arabuluculuk kurumu ihtilafların çözümü bakımından önemli. Son derece ileri bir teknik yöntem. İş yükünü hafifletebilir fakat gerektiği gibi uygulanmazsa davaları da uzatabilir. Bunu uygulamada göreceğiz. Dünyadaki uygulamalarında olumlu sonuçlar verdiği alanlar da var, olumsuz sonuçlar verdiği de. Arabuluculuk kurumu yargılamaların dışında işletilmesi gereken bir durum. HABER:YAHYA BOSTAN- SABAH
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.01.2011
İşyükünekarşıarabuluculukgeliyorİş yüküne karşı arabuluculuk geliyor
Yargıtay Başkanı Gerçeker: AİHM'in bile böyle bir yetkisi yok
Samanyolu Haber
13.01.2011
11:31


Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yargıtay ve Danıştay kararlarının Anayasa Mahkemesi tarafından iptal etme yetkisini değerlendirdi. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AİHM) bile böyle bir yetkisi bulunmadığını savunan Gerçeker, böyle bir yetkinin verilmesinin bir süper temyiz yetkisi olacağını, bunun ise yargıda kaos yaşanmasına yol açacağını iddia etti. Yargıtaya gelişinde gazetecilerin sorularını cevaplayan Gerçeker, Anayasa Mahkemesinin kuruluş kanununa ilişkin bir soru üzerine tasarıyı incelediklerini ve şu ana kadar kendilerine herhangi bir görüş sorulmadığını ifade etti. Anayasa Mahkemesine bireysel başvuru hakkı verileceği zaman, daha önce konuyla ilgili rapor hazırlayıp kamuoyuna ve ilgili makamlara sunduklarını hatırlatan Gerçeker, ilk etapta detaylı bir şey söylemesinin mümkün olmadığını kaydetti. Yeni bir süper temyiz mahkemesinin geleceğini ileri süren Gerçeker, şöyle devam etti: Hepimiz için hayırlı olsun, bu ülkedeki yargı birliğiyle kesin hüküm kuralıyla ne derece bağdaşır, bunu kamuoyunun takdirine bırakacağız. Yargıda verilen kararın güvenilirliği olması lazım. Danıştay ve Yargıtay yüksek mahkemeler olarak, adli ve idari yargıda son noktayı koyan merciler, bunun üzerine Anayasa Mahkemesine böyle bir yetki verilmesi bir süper temyiz yetkisi oluyor. Bildiğim kadarıyla AİHMin bile böyle bir yetkisi yok. AİHMde yapılan inceleme sonucunda eğer temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşmelere aykırılık, hak ihlali görüyorsa iki türlü yola başvuruyor. AİHM, tazminata hükmediyor ya da ilgili devlete iç hukukunu, mevzuatını buna göre değiştir diyor. Onun dışında hiçbir zaman bir mahkemenin, bir yüksek mahkemenin verdiği kararı iptal etme yetkisi yok. MALİ AÇIDAN YARGI ORGANLARI ARASINDA DENGESİZLİK OLUR Tasarıyla yargı organları arasında mali açıdan bir dengesizliğin de ortaya çıkacağını ileri süren Gerçeker, mali açıdan daha fazlasını almalarında gözlerinin olmadığını, ama hiçbir zaman maddi açıları bugüne kadar konuşmak istemediklerini söyledi. Asli görevini yapan herkese bir ek ödeme verilmesini isteyen Gerçeker, tasarının Yargıtayda hala incelendiğini hatırlatarak bütün detaylarını inceledikten sonra daha sağlıklı bir açıklama yapabileceklerini belirtti. Böyle bir uygulamanın hayata geçmesi halinde yargıda tamamen bir kaos ortamı oluşacağını iddia eden Gerçeker, Yarın İstinaf Mahkemeleri kurulursa, yerel mahkemeler, bölge adliye mahkemeleri, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, AİHM. Yani kaç kademeli bir yargı sistemi olacak. Davaların uzamasını bırakın, sonu gelmeyecek. Bir davanın ne zaman biteceğini bilemeyeceksiniz. diye konuştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın başörtüsüyle ilgili açıklamaları hatırlatılarak bireysel başvuruyla başörtüsünün önünün açılıp açılmayacağına ilişkin bir soruya ise Gerçeker, bu konularda konuşmak istemediğini belirterek, Anayasa Mahkemesine verilen iptal yetkisinin yalnızca yargı kararlarıyla ilgili olmadığını kaydetti. İdari işlemlerle ilgili de Anayasa Mahkemesine iptal yetkisi verildiğini dile getiren Gerçeker, Yani doğrudan doğruya Anayasa Mahkemesi, Danıştayın, Yargıtayın yerine geçerek, bir karar verme durumunda, böyle bir mekanizmaya ulaşmış durumda. Türkiyede 7 -8 milyon civarında dava dosyası, aynı miktarda da idari işlem bulunuyor. Bunun altından nasıl kalkılır bilemiyorum. Herhalde bu yasayı gündeme getirenler düşünmüşlerdir. şeklinde konuştu. Tasarı üzerine hükümet ile bir görüşme yapıp yapmayacaklarının sorulması üzerine Gerçeker, Öyle bir talep gelirse, bizden görüş sorulursa elbette görüşlerimizi bildiririz. Arkadaşlarımızla görüşüyoruz, gerekirse Yargıtay Başkanlar Kurulu toplantısı yapacağız. Orada da kendi görüşlerimizi daha toparlayarak, derli toplu dayanaklarını da göstererek kamuoyuna açıklayacağız. karşılığını verdi. UYGULAMADAKİ ÇELİŞKİLERİ KALDIRMAK İÇİN SAĞLIKLI BİR DÜZENLEME GEREKİYOR Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesinin tahliye süresi dolan sanıklarla ilgili Yargıtayın aksi yönde bir karar verdiğinin hatırlatılması üzerine Gerçeker, şu karar doğrudur, bu karar doğrudur diye bir yargıda bulunmayacağını vurguladı. O daire öyle karar vermiş, başka bir mahkeme, başka türlü bir karar vermiş. İşte bütün bunları ortadan kaldırabilmek için, uygulamadaki çelişkileri ortadan kaldırabilmek için mutlaka sağlıklı bir düzenleme yapmak gerekiyor. diyen Gerçeker, şöyle devam etti: Herkesin farklı yorumlar yapmayacağı sağlıklı bir düzenleme yapılsaydı bu yorum farkları ortaya çıkmayacaktı. Bizim pozitif hukukumuz var, mevcut Ceza Muhakemesi Kanunundaki düzenlemeler var, AİHM kararları var, bütün bunları değerlendirerek, evrensel hukuk kuralları, temel hak ve özgürlüklerle ilgili sözleşme hükümleri nazara alınarak daha sağlıklı bir düzenleme yapılsaydı bu çelişkiler, tartışmalar da belki ortadan kalkardı. SES KAYITLARINI ARAŞTIRIYORUZ Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen ses kayıtları konusunda değerlendirmelerde bulunan Gerçeker, bunların güzel şeyler olmadığını ve hiçbir zaman tasvip
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.01.2011
YargıtayBaşkanıGerçekerAİHMinbileböylebiryetkisiyokYargıtay Başkanı Gerçeker AİHMin bile böyle bir yetkisi yok
Liderler Gazeteciler Günü'nü kutladı
Samanyolu Haber
10.01.2011
16:51
Cumhurbaşkanlığı Basın Merkezinden yapılan açıklamaya göre, Gül, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla mesaj yayımladı.

Basının, önemli ve etkin bir denetim organı olma konumuyla, demokrasinin temel unsurlarından biri olduğunu belirten Gül, demokrasinin ancak, herkesin bilgiye ulaşabildiği, düşüncesini açıklayabildiği bir ortamda olgunlaşabileceğini vurguladı. Gül, özgür bir basının mevcudiyetinin ve basının her türlü yönlendirmeden ve baskıdan uzak bir şekilde görevini yerine getirmesinin, rejimin daha sağlıklı işlemesi, standartların yükselmesi ve kamuoyu duyarlılığının artması bakımından büyük önem taşıdığını ifade etti. Yazılı ve görsel boyutunun yanı sıra, sanal ortamda da ciddi bir ilerleme içinde olan Türk basınının, geçmişten bugüne ülkenin gelişmesine değerli katkılarda bulunduğunu belirten Gül, basının ulaştığı seviyede en büyük payın, görevini, şartlar ne olursa olsun fedakarca yapan basın çalışanlarına ait olduğunu kaydetti. Gazetecilerin çalışmalarının, Türkiyenin şeffaf, demokratik ve hür bir ülke olarak dinamizmini sürdürmesine hizmet ettiğini, basın çalışanlarının sorunlarının çözülmesi, haklarının iyileştirilmesi, hak ettikleri hayat şartlarına ve çalışma ortamlarına kavuşturulmasının basını daha da güçlü kılacağına işaret eden Gül, şöyle devam etti: Basın özgürlüğünün ve ifade hürriyetinin korunması ve geliştirilmesi, demokratik toplum düzeninin en önemli gereklerinden biridir. Bu husus aynı zamanda, ülkemizin itibarının yükselmesiyle de doğrudan ilgilidir. Basının, yaşanan sorunları özgürce ele alabilmesi ve kamuoyunun dikkatine sunabilmesi, yapılan yanlışları azaltacaktır. Basın özgürlüğü ve ifade hürriyeti kapsamında yaşanan bazı aksaklıkların, dile getirilen sıkıntıların demokrasimiz geliştikçe ortadan kalkacağı kanaatindeyim. Ülke olarak temel hedefimizin, en ileri demokratik standartlara ulaşmak olduğunu bir kez daha vurgulamakta yarar görüyorum. Basın özgürlüğünün korunması kadar önemli bir başka husus ise bu özgürlüğün istismar edilmemesi yanında, doğru haber verme, tarafsızlık, özel hayata saygı, toplumun ve bireylerin hakkını gözetme gibi ilkelerin üstün tutulmasıdır. Türk basınının bu anlayışla daima sorumluluklarının bilinciyle hareket edeceğine, ülkemizin demokrasi, hukuk devleti ve insan hakları konusunda en ileri standartlara ulaşması çabalarına katkılarını sürdüreceğine inanıyorum. Değerli basın çalışanlarının Çalışan Gazeteciler Gününü tebrik ediyor, görevlerini yaparken hayatlarını kaybeden basın çalışanlarını rahmetle anıyor, tüm basın çalışanlarına sevgi ve selamlarımı iletiyorum. Başbakanlık Basın Merkezinin açıklamasına göre, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla mesaj yayımlayan Erdoğan, bir ülkede sadece iktidar ve muhalefet partilerinin değil, medya kuruluşlarının da demokratik kültürün ayrılmaz bir parçası olduğunu ifade etti. Medya kuruluşlarının, demokratik süreçlerin sağlıklı işlemesi için sorumluluk ve yükümlülük sahibi olduğunu belirten Erdoğan, şunları kaydetti: Zira medya, demokrasiyle vardır; demokrasi yoksa medyanın özgürlüğü de risk altında, tehdit altında demektir. Onun için medyanın demokrasi kültürümüze, kardeşliğimize, birliğimize zarar verecek yayınlardan kaçınması, aksine Cumhuriyetimizin daha ileri bir demokrasiyle taçlanması için katkı sağlamalıdır. Medya, demokrasinin tarafı olmalıdır; hukukun, insani değerlerin, hak ve özgürlüklerin tarafı olmalıdır. Her geçen gün değişen, dönüşen, temel hak ve özgürlükler başta olmak üzere her alanda büyük ilerlemeler kat eden günümüz Türkiyesinde, medyamız da kendini yenilemeli, çağdaş bir yayıncılık anlayışını benimsemelidir. Bu düşüncelerle basın çalışanlarının haklarını düzenleyen yasanın yürürlüğe girişinin yıl dönümü olan Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyor, bütün basın mensuplarımıza başarılar diliyorum. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, 10 Ocak Çalışan Gazeteciler Günü dolayısıyla yayımladığı mesajda, 10 Ocak 1961 günü 212 Sayılı Yasanın yürürlüğe girmesinin ardından yaşanan olaylarla birlikte Türk basın hayatında önemli gelişmeler olduğunu ifade etti. Bu yasanın, gazetecilerin çalışma mevzuatına ilişkin getirdiği iyileştirmelerle gazetecilik mesleğinde yeni bir dönemin başlangıcı kabul edildiğini anlatan Akdağ, şunları kaydetti: Evrensel gazetecilik değerlerinden kopmadan, zor şartlarda görev yapan ve modern Türkiyenin oluşmasında çok büyük katkı sağlayan tüm gazetecilerimizin Çalışan Gazeteciler Gününü kutluyorum. Basın özgürlüğü, Birleşmiş Milletler tarafından, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesinde ilan edilen bir haktır. Basın özgürlüğü, ülkeden ülkeye daha değişik şekillerde uygulanabiliyor. Özgür basın, demokratik sistemin korunması ve güçlendirilmesinde son derece önemli bir unsur olma özelliği taşıyor. İnsan haklarına dayalı, demokratik bir toplumsal ve siyasal düzen özlemimizin gerçekleşmesi yolunda basın özgürlüğü önemli yapı taşlarından birini oluşturuyor. Zaman zaman yaşanan olumsuzluklara rağmen
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.01.2011
LiderlerGazetecilerGününükutladıLiderler Gazeteciler Gününü kutladı
AK Parti'nin en büyük seçim vaadi
Samanyolu Haber
28.11.2010
12:32
AK Parti seçimler öncesi en büyük taahhütlerinden biri için düğmeye basıyor.

Askerî Yargıtay ve Askerî Yüksek İdare Mahkemesinin lağvedilmesi düşünülüyor. Partinin hukukçu kurmayları da bu konuda kararlılık mesajı verdi. Grup Başkan Vekili Bekir Bozdağ, mevcut durumu hukuk devletinin ihlali olarak görürken, Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, Türkiye, bu bozuk yapıdan kurtulmalı. dedi. Milli Savunma ve İçişleri bakanlarının 3 generali açığa alması sadece haftaya kararını açıklayacak olan Askeri Yüksek İdare Mahkemesini (AYİM) değil, bütün askeri yargıyı gündeme taşıdı. 12 Eylül referandumuyla yapılan değişikliklerden sonra yargıda ikinci köklü adım için seçim bekleniyor. AK Parti, haziranda yapılacak seçimden önce yargıda birlik sağlamayı amaçlayan projesini kamuoyuna açıklayacak. Askeri Yargıtay ve AYİMin lağvedilmesi düşünülüyor. Bu yönde iki koldan çalışma yürütülüyor. AK Partinin hukukçu kurmaylarından Cemil Çiçek, Sadullah Ergin ve Bekir Bozdağdan oluşan heyet düzenleme üzerinde çalışırken, başka bir ekip de mevzuatı tarıyor. Demokratik ülkelerde örneğine rastlanmayan askeri yargının varlığıyla ilgili AK Partiden ilk kez sert eleştiriler gelmeye başladı. Yargıdaki çift başlılığın ortadan kaldırılması konusunda ilk işareti Başbakan Tayyip Erdoğan, Lübnan dönüşü gazetecilere yaptığı açıklamada vermişti. Erdoğan çift başlı yargı sıkıntısını yeni anayasayla çözeceklerini dile getirmişti. Partinin önde gelen isimleri de hukuk devletinde garabet olarak görülen bu durumun düzeltileceğini söyledi. TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, asker ve sivil yargının bir arada olmasının çok hukukluluk olduğunu savundu. Bu durumun vatandaşın adalet duygusunu incittiğini, hak ihlallerine yol açtığını ifade eden İyimaya, Bu bozuk yapıdan kurtulmalıyız. Farklı yargı organlarıyla egemen yargı adacıkları ve kast sistemi oluşuyor. Türkiye, sadece dört tarafı güvenli sınır coğrafyası olan değil, her bir ferdinin hukuk soluduğu vatan olmalı. dedi. Bütün partilerin vatanseverlik duygusuyla bu çalışmayı yapması gerektiğini söyleyen İyimaya, kafasındaki modeli de açıkladı. Anayasa Mahkemesi, Yargıtay, Danıştay, Askeri Yargıtay gibi yüksek yargı organlarının tek çatı altında toplanmasını isterken, Tek mahkeme yeterli olur. ifadelerini kullandı. Bekir Bozdağ da bu konuda net mesaj verdi. AYİMin güncel kararlarını hatırlatarak eleştiride bulunan Bozdağ, Türkiyenin ihtiyacı yargı birliğidir. Bir ülkede tek yargı olur. Hukuk devletinin gereği budur. Askeri yargının varlığı çift başlılığa yol açıyor. Yargı birliğinin sağlanması demokratik hukuk devletinin gereğidir. şeklinde konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.11.2010
AKPartininenbüyükseçimvaadiAK Partinin en büyük seçim vaadi
Üsteğmenin skandal emrine soruşturma
Samanyolu Haber
25.11.2010
15:21
Bu kadar da olmaz dedirten olayla ilgili soruşturma açıldı.

12 Kasım 2010?da sabah içtiması sırasında Cevizli 8. Zırhlı Tugay Komutanlığı?nda bir üsteğmenin bir eri şınavda bacağından destek aldı diye arkadaşlarını önünde çırılçıplak soyunmaya zorlanması olayını yazdığım salı gününden sonra yaşananlarla ilgili fikri takibim sürüyor. Genelkurmay?dan ya da herhangi bir askerî yetkiliden olayla ilgili bir açıklama henüz gelmedi. En önemli gelişme konuyu soruşturmak üzere 1. Ordu Komutanlığı?nın bir savcıyı görevlendirmiş olması. Duyduklarıma göre yazının çıktığı salı sabahından beri Tugay karışmış durumda. Genelkurmay?ın talimatıyla bir kolordu komutanı Tugay?a gelip olan biten hakkında bilgi almış. Bu arada böylesine bir olayla ilgili bile örtbas faaliyetleri sürüyor yine duyduklarıma göre. Ama diğer küçük kötü askerlik hatıralarının soruşturulması için vesile olabilecek bu sembol olayın üzeri bu kez kapatılamayacak... Ben buradan kimse ilgilenmese de bu konuyu yazmayı sürdüreceğim. Ama daha da önemlisi yazının ardından arayan TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Zafer Üskül de bu işin takipçisi. Üskül, Milli Savunma Bakanlığı?na yazıyla bu konuyu sordu, olayın geçtiği Tugay?dan da soruşturma hakkında bilgi aldı. Salı gününden beri aldığım mesajlar ise küçük askerlik sorununun memleketin en büyük sorunlarından biri olduğunun işareti. Onlarca berbat askerlik hatırası maili aldım... Her biri soruşturmayı hak edecek kadar korkunç ve travmatik olay yaşamış insanlar, üzerinden yıllar geçse de büyük bir kinle anlatmışlar bu hiç anlatmadıkları askerlik hatırlarını... Yazıda bahsettiğim http://askerleranlatiyor.blogspot.com internet bloguna da askerlik hatıraları yağmakta... Sitede bir askerî savcının okuyup mutlaka araştırması gereken çok ciddi iddialar içeren askerlik hatıralarından sadece birkaç tanesinin başlığını yazmak nende bahsettiğimiz anlamak için yeterli olacaktır. » Daha fazlasını yazamıyorum sinirlerim bozuluyor » Umarım beni atarlar da kurtulurum » Ovacık?ta likör peşinde » Paşa oğlunun gece yarısı partisi » Burası başka ülke ordusu mu? Aldığım en ilginç mail ise gerçek adını vermeyen bir askerî savcıdan geldi. Muhtemelen bu yazıyı okuyan şu anda askerlik yapmakta olan, ?askerliğimi yakmayayım? diye uğradığı kötü muameleye karşı sesini çıkarmayan askerlere seslenmiş askerî savcı: Sivil savcılardan farklı olarak askerî savcılar yasal olarak sadece ağır ceza mahkemesinin görev alanına giren suçlar veya gecikmesinde sakınca bulunan hallerde soruşturmaya resen başlayabilir. Bunun dışındaki suçlarda soruşturmaya başlamaları nezdinde askerî mahkeme kurulan komutanlığın vereceği soruşturma emri ile mümkündür. 353 sayılı Kanun?da soruşturma kavramı bulunmadığı halde genelgeler ile bu konu bu şekilde düzenlenerek bir anlamda askerî savcıların önü kesilmiştir. Bu mevcut duruma askerimizin bilgisizliği, çekingenliği de eklenince maalesef yazılarınıza konu olaylar meydana gelmekte ve gelmeye de devam etmektedir. Buradan askerde dayak yiyen ya da hakarete uğrayan tüm askerlere sesleniyorum. 1. Size dayak atan ya da hakaret eden kim ise, o kişileri tabi bulundukları en üst makama yani Genelkurmay Başkanı?na ayrıca TBMM İnsan Hakları Komisyonu?na yazılı olarak şikâyet ediniz. Ancak yazılı şikâyetlerinizde olayın tam tarihini, nerede, ne şekilde olduğunu, olaya tanık olanların kimliğini belirtiniz ve olayları ayrıntılı olarak yazınız. 2. Ayrıca size dayak atan kişilere karşı sivil hukuk mahkemelerinde tazminat davası açınız. 3. Dilekçelerinizi ve davalarınızı sonuna kadar takip ediniz. 4. Böyle bir olaya tanık iseniz vicdanınıza göre doğru tanıklık yapınız ki adalet yerini bulsun. YILDIRAY OĞUR - TARAF
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.11.2010
ÜsteğmeninskandalemrinesoruşturmaÜsteğmenin skandal emrine soruşturma
Çarpıklıklar üzerine
Milli Gazete
12.11.2010
12:55
Bilgi, düşünce ve inanç bakımından yetersiz olma yanında kişiliğine güvenemeyen, birtakım psişik ya da ruhsal sorunlar yaşayan kimseler bu yetersizlik ve sorunlarını örtbas etme güdü ya da maksadıyla her türlü mantıksızlığa, mugalata, demogoji veya safsataya başvurmaktan çekinmezler. Bir ihtimal, başvurdukları yöntemi, dıştan bakan ve değerlendirenin aslında böyle davrandığını ve düşündüğünü bile sanabilirler. Birtakım ilke, inanç ve ölçüye dayanmış olduğuna, açıkça dile getirmese de, kuvvetli bir inanç içinde olduğu zehabına sahiptir. Çünkü dayandığını sandığı ilke, inanç ve ölçü onu böyle bir algılamaya sevkedebilir. Bunun temelinde kesin bir inançlılık, eşdeyişle, dogmacılık yatıyor olabilir. Dolayısıyla yanlış, mantıksız bir düzlemde durduğu ihtimalini asla hesaba katmadığından, bilgi, düşünce ve inanç bakımından olduğu kadar kişilik bakımından da tek boyutluluğun verdiği bir sahte güvene dayanır. Bir dereceye kadar bu gözlemi her bir insan için yapmak olasıdır. Ne var ki, bilgi, düşünce ve inanç ile kişiliğin eylem halinde tezahür ettiği yönde, bir başka durum ortaya çıkar. Eylem ve onun doğurduğu sonuç bilgisizlik, düşüncesizlik, inançsızlık ve güvensizlik nitelendirmelerine rahatlıkla konu edilebilirler. Kesin inançlılık, yani dogmacılık ile eylemin tezahür tarzı ve sonuçları birbiriyle uyum içinde gerçekleşmemiştir. Kesin inançlılığı ve kişilik güvenini sorgulama imkansız düzeyde bulunduğu için, eylem ve doğurduğu sonucu da yok hükmünde görmek mümkün olamayacağı için, mantık dışılığa, mugalataya yönelmek tek çıkar yol olarak görülecektir.Eylem ve doğurduğu sonuçlar ya dayandığı nedenlerle çelişki içindedir, ya da, meselâ haksız, insafsız, adaletsiz, zulüm, baskı ve zorbalık tanımlamaları şeklindedir. Kesin inançlı, dogmacı olan bir kimse, özeleştiri yapmayı bir kişilik güvensizliği, zaafı ya da erdemsizlik gibi algılayacağı için, aslında doğal bir insanî durumu bir türlü kabullenemeyecektir. Yanlış düşünebileceğini, eksik bilgiye sahip olabileceğini, kişiliğe güvenin birtakım psişik ya da ruhsal şartlar ile sağlıklı bir ilişki içinde olma anlamına geldiğini kavrayamadığı için, özeleştiriye, mukarabe ve muhasebeye kendini kapatmayı çıkar yol olarak görmekten kurtulamaz. Erdemli olabilmenin, erdemsiz düşünme ve davranmanın bilincinde olmak olduğunun bir türlü ayırdına varamaz. Sanıyorum, yukarıda açıklamaya çalıştığımız durumu örneklendirmede siyaset sayısız verilerle doludur. Basit, mevzi gibi gözüken bazı örnekler üzerinde irdelemede bulunulduğunda konu daha iyi anlaşılacaktır. 28 Ekim tarihinde hükümet bir karar aldı. Özetle bu tarihten önce herhangi bir bankadan kredi kullanan ve bunu o zamana kadar ödemekte olan banka müşterileri, arttırılan kredi kullanma oranını geçmişe yürütülecek miktar üzerinde ödeyeceklerdir. Bu karar iktisat ve hukuk bilgileri bakımından yanlış olduğu gibi mantıksızdır, üstelik haksız ve adaletsizdir de. Son çözümlemede bu basit gibi duran örnek, uygulanan ekonomi-politiğin, yani yeni liberal ekonomi siyasetinin temelinde yatan haksız ve emeksiz kazanan, açıkçası sömürünün acı resmidir.Bu ve benzer uygulamalar, sonuçta sermayenin belli ellerde terakümünü, yoğalmasını, dolayısıyla gelir dağılımı adaletinin yokluğunu, geniş halk kesiminin istismar edilerek sömürülmesi anlamını içerir. Somut göstergesi başta bankalar olmak üzere finans ya da mali oyun içinde rol alan kişi ve kuruluşların yıllardan beri, ekonomik birçok olumsuzluklara rağmen, giderek artan oranda kâr elde etmeleridir. İstatistiki bazı bilgiler bu durumu daha çarpıcı olarak anlatmaktadır.Sözgelimi Türkiye dünyada büyük ekonomi sıralamasında 17.dir. Kuşkuyla karşılanmayı hak etse de makro düzeyde ekonomisi büyümüş gözükmektedir. Buna karşılık gelir dağılımında dünyada 57. sıradadır, yani gelir dağılımında adalet bir türlü gerçekleşmemektedir. Büyüyen ekonomi, toplumun geniş kesimlerinin, özellikle çalışan kesimin gelir düzeyini bir türlü yükseltememektedir.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
12.11.2010
ÇarpıklıklarüzerineÇarpıklıklar üzerine
Çelik: CHP?nin en iyi yaptığı şey...
Samanyolu Haber
28.10.2010
13:02
Erkan Tan?ın hazırlayıp sunduğu, Erkan Tan?la Başkentten programının konuğu olan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, Van Milletvekili, Hüseyin Çelik önemli açıklamalarda bulundu

Çelik; Başbakanı hedef alan ?omurgasız? eleştirilerine ve söylemlerine karşılık, ??Seçmen ve halkı hayal kırıklığına uğratarak, moral bozan muhalefet, eleştirilerini dozunda yapmalı. Küfür etme hakkına kimse sahip değildir. Kendilerini nezakete davet ediyorum. Ne kadar eleştiri yapılırsa yapılsın bu bir hakaret dozunda olmamalı, hele ki göz önünde hizmet ve çözüm için bulunan siyasetçilerin sokak ağzı kullanarak, icraatlara ve şahıslara yönelik yapmış olduğu söylemler doğru değil. ?? diye konuştu. İlk defa bir Cumhuriyet resepsiyonun abartılı tartışmalarla gündemde yer aldığını söyleyen Hüseyin Çelik; ??Resmen Cumhuriyet resepsiyonun, depresyona çevirdiler. Yok, Türkiye Cumhurbaşkanı yerine Türkiye cumhuriyet devleti niye yazılmamış, neden bu şekilde davetiyeler hazırlanmış. ?? diyerek, ??Niye kelimelerden medet umarak, bu şekilde davranıyorlar, anlamıyorum. Yaptıkları resmen şekilcilikten başka bir şey değil. Bunu mesele yapıp da köşke gitmemek kararı almak da kendilerinin tercihidir. ?? açıklamasında bulundu. 2002 yılından bugüne kadar iktidarın yaptıklarının görmezden gelindiğini söyleyen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı; ??Biz de her şey süt liman demiyoruz, ama başarılı icraatların devamı ve çözüm için çalışmaya devam ediyoruz. Bir hükümetin marifeti ve başarısı bir şeyi nereden nereye getirdiği ile ilgilidir. Özellikle sağlık alanında yapılan reformlar ve alınmakta olan sonuçları görmezden gelemeyiz. Bağkur, SSK, ve emekli sandığının, tüm sosyal kurumlarının bir çatı altında toplanması ile, artık vatandaşlarımızın kuyruklarda eziyet çekmesinin önüne geçilmiş, sağlık hizmetlerinde uygulamalar beklentilere karşılık verir bir hal almıştır.?? diyerek,?? Biz holding patronlarının yönettiği bir iktidar olmadık. Dünyada ekonomi sıralamasında 27?den 17?lere kadar çıkan Türkiye için hedef, 2011?de 16. olmak. Yok, mazot %50 ucuzlayacak denmiş de sözler tutulmamış. Eskiden 6 kilo buğday ile 1 litre mazot alınabilirken, şimdi 3.5- 4 kilo buğday ile yine 1 litre mazot alınabiliyor. Neye rağmen, varili 24 dolar olan ham Petrolün, bugün 83 dolar olmasına ve tam % 350 daha artmasına rağmen. Olabildiğince destek verilmiş, zaten?? dedi. Sınav Sayısı 3?e çıktı Diye, Ben de Asılmalıydım! AK Parti olarak rakiplerine hakaret ederek eleştirilerde bulunmadıklarını söyleyen AK Parti Genel Başkan Yardımcısı, ?? Bakanlık dönemimde, eğitim uygulamalarında, sayısı üçe çıkarılan sınav sayısı yüzünden ağır ve abartılı ithamlarla karşılaştım. ?Asılmalı? manşetleri bile atıldı. Muhalefet tarafından gelen eleştirileri kabul etmemiz mümkün değil, bir Başbakan için 180 derece kıvırtıyor, kalpazan şeklinde söylemlerde bulunulması çok yanlıştır. Adabı muaşeretin gereklerini yerine getirmek zorundayız. Herkesin hak ve hukuk teminatı biziz diyen Başbakanın yok ?ben, biz ? şeklinde yer alan söylem tartışmaları bile çok yersiz. Sonuçta, Başbakan zaten ben kelimesini çok fazla kullanmaz. Biz İktidar olarak verdiğimiz sözleri tutmak için çalışmaktayız. Son referandum da bir ibret tabanıdır. Sabahtan akşama kadar, AK Parti için sürekli ağır ithamlarda bulunanların halk tarafından gördüğü karşılıktır. Zaten halk kimi seviyorsa, CHP onu sevmiyor. ?? diyerek, ?? 2002?de Türkiye?de tarımsal değerlerin karşılığı 23 milyar dolar iken, 2009?un sonunda bu rakam 57 milyar dolara kadar çıkmıştır. Fakat muhalefette orkestra şefi, farklı sesleri bir armoni olarak ortaya çıkaramadığı için, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığından gelen bildirilere yönelik yapılan tutarsız açıklamalar gibi yansımalar da söz konusu olabiliyor.?? sözlerini kaydetti.. Her hakimin bir aday için oy kullanmasını ?Çoğulcu? bir yapı oluşması için talep ettiklerini söyleyen Hüseyin Çelik; ?? Anayasa mahkemesi yetkisini aşarak reddetti. Böylece çoğulculuğu ortadan kaldıran, çoğulculukçu bir yapı ortaya çıkmış oldu. ?? diyerek, ?? Kendi düşen ağlamaz, eğer bu talep onaylansa idi, YARSAV?ın gösterdiği adaylardan da seçilenler olabilirdi?? açıklamasında bulundu. MHP?nin başörtüsü konusunda, ?? Gelin yapalım?? taleplerinde samimi oldukların söyleyen Çelik, ??Anayasa değişikliği, ilave 17. Madde ve sonuçsuz kalan CHP ile yaşanan mutabakatsızlık. Balık olmasa bile olta sallamaya çalışıyorlar. CHP?nin en iyi yaptığı şey de Anayasa Mahkemesi?ne gitmek zaten.? ?diye konuştu. Hüseyin Çelik;??CHP zihniyetinde yer alan ötekileştirme anlayışının dışında ister Aleviler olsun ister Kürtler ve diğer azınlıklar, birlik olma yaklaşımı ile samimi bir muhatap olarak ilk AK Parti kendini ortaya koyabilmiştir. Aşılmaya başlayan sorunlar için daha da çözüme yönelik gelişmeler ilişkin çalışmalarımız devam edecektir..Bütün insanların hür ve eşit birer vatandaş olmasını istiyoruz?? sözlerini kaydetti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.10.2010
ÇelikCHP?nineniyiyaptığışeyÇelik CHP?nin en iyi yaptığı şey
Haşim Kılıç'tan özgürlük vurgusu
Samanyolu Haber
18.10.2010
14:01
Anayasa Mahkemesi Haşim Kılıç yeni üyelerin ant içme töreninde önemli mesajlar verdi.

Anayasa Mahkemesi Başkanı Kılıç, devlet yönetiminin toplumun isteklerine kayıtsız kalamayacağını belirterek, Özgürlük ve demokrasinin tadına varmış insanları susturabilmek ancak zorba devletlerin işi olmuştur. dedi. Anayasa Mahkemesi üyeliğine seçilen Hicabi Dursun ve Celal Mümtaz Akıncı için Anayasa Mahkemesinde ant içme töreni düzenlendi. Törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Başbakan Yardımcıları Cemil Çiçek ve Bülent Arınç, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, İçişleri Bakanı Beşir Atalay, yargı üyeleri ve bürokratlar katıldı. Yeni üyelerin ant içmelerinin ardından Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç bir konuşma yaptı. Kılıç, konuşmasında tüm toplumlarda demokrasi, özgürlük daha çok hukuk isteklerine yönelik güçlü sesler yükseldiğini ve buna cevap veremeyenlerin yıkılıp gittiğini belirtti. Kılıç, şunları söyledi: Gelişime karşı çıkan, çağın nabzını tutamayan, statükonun kibirli mensupları artık halkı ikna edememektedir. Anayasaların ve anayasa mahkemesi üyelerinin toplumun istekleri karşısında kayıtsız kalmaları düşünülemez. Bizler vereceğimiz kararlarla bu alanları genişleterek insanca yaşama arzusuna destek vermek zorundayız. Zira özgürlük ve demokrasinin tadına varmış insanları susturabilmek ancak zorba devletlerin işi olmuştur. Devletin asıl görevi yükselen bu sesleri susturmak değil farklı sesleri ahenkli hale getirerek maskeli ve iki yüzlü bir ahlakın oluşmasına engel olmaktır. Irkı, rengi ne olursa olsun, inansın inanmasın, insan onuruna sahip herkesi devlet kucaklamak zorundadır. Hukuk dışı yollarla bu isteklere karşı koyan devletlerin büyük bir itibar kaybından başka bir kazancı olmamıştır. Güçlü devletin kendini koruma anlayışının arkasına gizlenerek, bireylerin hak ve özgürlüklerini yok etme girişimi meşru müdafaa zeminin de oturtulamaz. Zira devlet ile birey arasındaki güç dengesizliğini buna asla izin vermez.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.10.2010
HaşimKılıçtanözgürlükvurgusuHaşim Kılıçtan özgürlük vurgusu
Kılıçdaroğlu: Başbakan doğrusunu yaptı
Samanyolu Haber
09.10.2010
12:46
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, sorunların çözümünde uzlaşmanın önemine işaret etti.

Bu konuda hükümeti eleştiren Kılıçdaroğlu, Uzlaşma kültürünü kendi ülkemizde yerleştirebilirsek, çok şey kazanmış oluruz. dedi. Kılıçdaroğlu, CHP kampının yapıldığı Bolu Abantta, kaldığı otelin bahçesinde karda yürüyüş yaparken gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını cevapladı. Kılıçdaroğlu, kampta söz alan bazı milletvekillerinin başörtüsü konusunda eleştirilerinin olduğu yönündeki iddiaların sorulması üzerine bunun doğal olduğunu ifade etti. Milletvekillerinin bu konuda belli endişelerinin olduğunu bunların giderilmesini istediklerini anlatan Kılıçdaroğlu, üniversitelerde türbanlı öğrencilerin okumasına ilke olarak kimsenin karşı olmadığını ama sonuçta bunun bir mahalle baskısına dönüşerek başı açık kızların baskı altında kalmasını doğuracak bir sürecin endişesini taşıdıklarını dile getirdi. Milletvekillerinden, bu konuda da partinin görüşlerini açıklaması gerektiğini anlattıklarını bildiren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi: Bu konuda daha dikkatli bir tavır takınılmasını isteyen arkadaşlarımız var ve bu sadece milletvekili arkadaşlarımızda değil bu endişe, toplumun değişik kesimlerinde de dile getiriliyor. Oturalım konuşalım bu sorunu çözelim derken, özünde de bu yatıyor. Özgürlük tamam ama özgürlük herkes için olmalı. Özgürlük konusunda, başı açık bir kızla türban örten bir kız arasında bir ayrım yapmamalıyız. Birisinin diğerine baskı kurmaması gerekir. Bunun üzerinde duruldu, bu düşüncelerin hepsini saygıyla karşılayacağız. Bir gazetecinin CHP üniversitede türbana karşı değil, ancak sınırlarının belirlenmesini istiyor şeklinde ifade edilebilir mi? sözleri üzerine, Kılıçdaroğlu, Elbette, zaten görüşmenin, tartışmanın nedenini de bu oluşturuyor. Sayın Başbakanın bu konudaki düşüncelerini daha açık kamuoyuna aktarmasını isteriz. Biz 12 Eylül yasalarının getirdiği kısıtlamaların değiştirilmesini isterken aslında eğitim özgürlüğünün de, diğer özgürlüklerin de kısıtlanmaması gerektiğini söylüyoruz. İktidara yakın olanların yaptıkları bir eylemde hiçbir şey olmaz. Ama parasız eğitim isteyenler coplanır, ağızları kapatılırsa bu doğru olmaz. Çifte standarda siyasilerin karşı çıkması lazım. Bizim istediğimiz bu. Bunu ister türban bağlamında ister başka bir bağlamda ele alın, özgürlükse özgürlük, haklarsa haklar. Oturalım konuşalım, biz uygar insanlarız. Uygar insanların şu veya bu şekilde tartışmaktan, görüşmekten, masaya oturmaktan korkmamaları, çekinmemeleri gerekiyor. Ama benim algıladığım şu, iktidar kanadı sadece kendi karşılaştığı sorunları masaya getiriyor, getirilmesini istiyor. Diğer siyasi partilerin görüşleri varsa hayır bunları getirmeye gerek yok, erteleyelim, uzlaşmaysa buyurun gelin benim istediğim şekilde uzlaşalım... diyor. Bu uzlaşma değil, dayatma mantığıdır. Demokrasilerde dayatma olmaz. Uzlaşma kültürünü kendi ülkemizde yerleştirebilirsek, çok şey kazanmış oluruz. cevabını verdi. Sizin türban konusunda kırmızı çizgileriniz sadece üniversiteyle sınırlı değil, kamuda hizmet verenler veya ilk ve orta öğretim düzeyinde de türbana kesinlikle karşısınız diyebilir miyiz? sorusuna ise Kemal Kılıçdaroğlu, şöyle cevap verdi: Bir hukuk devletinde zorunlu alanlar o alanlarda nelerin olduğu bellidir. İlköğretim, ortaöğretimde türban diye bir şey olmaz zaten. Orada devletin koyduğu kurallar vardır. O kurallara herkes uymak zorundadır. Oralarda zorunlu eğitim var biliyorsunuz. Kamuda da öyle konan kurallar vardır. Bir milletvekili TBMM Genel Kurul Salonuna kravatsız girebiliyor mu? Hayır. Kuralı kim koydu, devlet dediğimiz kurumun kendisi koyuyor bu kuralları. Bu kurallara herkes uyacak. Bu, Papua Yeni Ginede de böyledir, Angolada da böyledir, İngilterede de böyledir. Devlet dediğiniz, bir kurumlar ve kurallar rejimidir, herkes uyacaktır. Buna uyulduğu zaman devlet dediğimiz kurum güçlü olur, saygınlık kazanır. Kılıçdaroğlu, özgürlüğün bir kişinin her istediğini yapması anlamına gelmediğini, bunun devletin koyduğu kurallar, yasalar çerçevesinde insanlara tanınan hak ve yetkilerin kullanılması olduğunu hatırlattı. Kılıçdaroğlu, kampların bundan sonra devam edip etmeyeceği yönündeki bir soru üzerine ise Milletvekilleri Toplantısının geleneksel hale gelmesini istediklerini, bundan sonra toplantıları eşli olarak yapmayı düşündüklerini de söyledi. Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin, Ankarada tek tip, bedelli askerlik tartışması var. Başbakan bu konuda araştırma talimatı verdim demiş, sizin bu konudaki görüşleriniz nedir? sorusunu ise askerliğin Türkiyenin ihtiyaçlarına göre belirlendiğini, bu konudaki çalışmayı Genelkurmay Başkanlığı ve Milli Savunma Bakanlığının yaptığını hatırlattı. Kılıçdaroğlu, Dolayısıyla politikacıların bu kadar teknik bir konuya şöyle olsun veya böyle olsun demesi doğru değil. Bana göre Sayın Başbakan doğrusunu yapmış, konunun araştırılmasını istemiş. Eğer araştırma sonunda ülkenin de ihtiyacına
Samanyolu Haber
Son Dakika
09.10.2010
KılıçdaroğluBaşbakandoğrusunuyaptıKılıçdaroğlu Başbakan doğrusunu yaptı
'YAŞ mağdurları 60 günde başvurmalı'
Samanyolu Haber
16.09.2010
10:10
Av. Evran Kırmızı Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile TSKdan ilişiği kesilenlere yargı yolunun açıldığını hatırlattı.

Anayasa değişikliklerinin kabul edilmesiyle Yüksek Askeri Şura (YAŞ) kararları ile TSKdan ilişiği kesilenlere yargı yolunun açıldığını hatırlatan Av. Evran Kırmızı, geçmişte YAŞ kararlarından mağdur olanlar için de hukuk mücadelesi başlatma imkanı doğduğunu belirtti. Başlatılacak hukuk mücadelesinin ilk adımının bir dava açmak olduğunu ifade eden Avukat Kırmızı, şu anda davanın nerede ve ne zaman açılması gerektiğinin net olmadığını vurguladı. Anayasa değişikliklerine uyum yasaları çıkarıldığında belki YAŞ kararlarına bakmakla görevli mahkemenin de belirleneceğini anlatan Av. Kırmızı, Şu anda Kuvvet Komutanlıklarının disiplinsizlik ve ahlaki nedenlerle uyguladığı ilişik kesme işlemlerine karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesinde (AYİM) açıldığından yorum yoluyla bu davaların da AYİMde açılabileceğini söyleyebiliriz. Çıkarılacak bir yasayla başka bir mahkeme görevlendirilse bile herhangi bir hak kaybı olmayacaktır. diye konuştu. İdarenin işlemlerine karşı normal dava süresinin 60 gün olduğunu hatırlatan Avukat Kırmızı, dava açma hakkı olmayan bir durumda dava süresinin geçmesi mümkün olmadığına dikkat çekti Anayasa değişiklikleri Resmi Gazetede yayınlandıktan sonraki 60 gün içinde dava açmanın yararlı olacağının altını çizen Av, Kırmızı, Bu şekilde davanın süreden reddedilme ihtimali ortadan kalkacaktır. dedi. Davaların, anayasa değişikliklerinin geriye yürümeyeceği veya başka bir nedenle reddedilebileceğinin altını çizen Avukat Kırmızı, bu durumda yine değişiklikler doğrultusunda Anayasa Mahkemesine bireysel olarak başvurulması gerektiğini, buradan da olumlu sonuç alınamaması durumunda davayı AİHMe götürmenin mümkün olacağını açıkladı. Evran Kırmızı, Geçmişte YAŞ kararları ile mağdur olanların haklarını alıp alamayacakları değişikliklere uyum için yapılacak yasal düzenlemeler ve daha önemlisi Anayasa Mahkemesinin bireysel başvurular sonucunda vereceği kararlar ile belli olacaktır. Yine de bu hukuki sürecin başlatılabilmesini kabul edilen Anayasa değişiklerine borçluyuz. dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
16.09.2010
YAŞmağdurları60gündebaşvurmalıYAŞ mağdurları 60 günde başvurmalı
Konya STK'lardan evet
Samanyolu Haber
08.09.2010
17:52
Yaklaşan referandum öncesinde tüm sivil toplum kuruluşları kullanacakları oyun rengini belli etmeye devam ediyor. Bunlardan bir tanesi de Konyada bulunan STKlar. İşte Konya Sivil Toplum Kuruluşları Başkanının referandum açıklaması...

Bugüne kadar gerçekleştirilen en önemli referandumun arifesindeyiz. Umarız, bu referandum ülkemiz için uluslararası standartlarda ön açıcı bireysel hak ve özgürlükleri önceleyen, yeni ve sivil bir anayasaya kapı aralar. Zira darbeler ve darbecilerin hazırlattıkları anayasaların oluşturduğu kurumsal vesayet İktidar olan partilerin muktedir olup olamadığı tartışılır hale getirmiştir. Korku ve baskı imparatorluğunun aktörleriyle toplumsal kimyamız bozulmuştur. Gün ortasında cinayet işleyenleri sorgulayan savcının yaşamı karartılmış, Hükümetlerin kaderi bir Başsavcının iki dudağının arasına hapsedilmiştir. Yürütmenin icraatları partisi olmayan gizli siyasilerce engellenmiştir. Öte yandan darbe yapanlara bir şey sorulamamıştır. Hükümet yıkan güç odaklarına, üniversiteye girişteki katsayı uygulaması ve kılık kıyafet dayatmalarıyla gençlerin hayatını karartanlara bir şey yapılamamıştır. Artık Yeter! Bu oyunlar bozulmalı. Kirli entrika ve krallıklara son vermeliyiz. Gırtlağına kadar siyasetin içine girmiş; hatta partilerden çok siyaset yapan, hukuk bürokrasisini görüyoruz. Bu bizi rahatsız ediyor. Devlet içinde devlet yapılanması istemiyoruz. Korkular endişeler ve mağduriyetler yerine yarına güvenle bakan hukuku yaşamını zorlaştıran değil, koruyup geliştiren bireyler olmak istiyoruz. Uygarca yaşam bizim de hakkımız. Aslında her kesim bundan kurtulmak istediğini belirttiği halde hep kenarından dolaşıldı, temel parametreleri etkileyecek bir girişim oluşturulamadı. Parlamentoda üretilen eleştiriler, öneriler, yapılan çeşitli siyasi partilerin hazırlıkları, hayatiyet kazanamadı. Çözümler hep bir başka bahara kaldı. 65 yıllık demokrasi kazanımlarımızın yeni süreçlere kapı aralayacağı önemli bir fırsat önümüze gelmiş bulunuyor. Vereceğimiz bir ?oy?, üzüntü duyduğumuz bu ve benzeri yaklaşımların halli için, ya yeni bir sayfa açacak veya kirli ve gizemli yapıların devamının güçlenmesini sağlayacaktır. Ülkemizin önünü açacak ve yeni süreçleri başlatacağını düşündüğümüz ve 60 yıllık demokrasi mücadelesinde yeni bir sıçrama dönemi oluşturacak bir dönemin eşiğindeyiz. Farkı oluşturmak milletimizin elindedir. Daha fazla özgürlük için, sorgulanamaz kurumlar, kişiler yerine herkese yargı, herkese adalet için, keyfiliklere son vermek, hakkımızı almak ve korumak için, mağdur oluşturma yerine mağduriyeti sonlandırmak için, daha fazla demokrasi ve taban katılımı için, en önemlisi darbecileri koruyan anayasadaki utanç maddesinden kurtulmak için referandumun EVET tarafındayız. Siyaset tıkandığında seçimler, sistem tıkandığında ise referandum çözümdür. Millet adına yetki kullananlar, yetkisini halka devretmeli, halk tartışmalı kararını vermelidir. Referandumun tarafı halktır. Bugüne kadar halkımız; başbakan asan, ülkenin önünü tıkayan, balans ayarlarıyla milleti tehdit eden, verdiği kararlarla parlamentonun ve yürütmenin yetkisini gasp edenlere hiç pirim vermedi. Milletimizin sağduyusu her zaman galip gelmiş, en doğru kararları vermiştir. 12 Eylül 2010da da sandığa giderek tercihini ortaya koyacaktır.
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.09.2010
KonyaSTKlardanevetKonya STKlardan evet
Gerçeker, adli yıl açılışında konuştu
Samanyolu Haber
06.09.2010
12:01
Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, Yeni düzenlemede Anayasa Mahkemesinin mevcut üye sayısının çoğaltılması yerindeyse de üyelerinin tamamının yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı ve parlamentonun salt çoğunluğuyla seçilmesi beraberinde büyük ölçüde siyasallaşma eleştirilerini getirecektir dedi.

Yargıtayda düzenlenen törene Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Anayasa Mahkemesi Başkanı Haşim Kılıç, Danıştay Başkanı Mustafa Birden, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı Abdurrahman Yalçınkaya, Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Yargıtay üyeleri, Askeri Yargıtay ve Askeri Yüksek İdare Mahkemesi üyeleri ile çok sayıda davetli katıldı. Yargıtay protokol kapısında konukları Başkan Gerçeker, başkanvekilleri İhsan Akşin, Erdal Sanlı ile Yargıtay Genel Sekreteri Salih Kocalar karşıladı. Yargıtay Başkanı Hasan Gerçeker, konuşmasına, ramazan ayının bütün insanlığa barış, sevgi ve mutluluk getirmesini dileyerek başladı. Gerçeker, daha önceki adli yıl açılışlarında dile getirdikleri sorunların büyük ölçüde ve artarak devam ettiğine işaret ederek, en temel görevlerinin bu sorunları kamuoyuna aktarmak ve çözüm aramak olduğunu belirtti. Bu yıl da yargı reformu ve anayasa değişikliği konularının kamuoyu gündemini büyük ölçüde oluşturduğunu kaydeden Gerçeker, Bu değişikliklere gerek yargı bağımsızlığına gerekse kuvvetler ayrılığı ilkesine, dolayısıyla hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ilkelerine aykırı olduğu düşüncesiyle gerek kişisel gerekse kurumsal olarak karşı çıktık dedi. Önemli kurumsal değişikliklerin mutlaka geniş bir toplumsal uzlaşıyla gerçekleşmesi gerektiğini belirten Gerçeker, şöyle konuştu: Adalet bir toplumda en üstün değerdir ve bu nedenle de vicdanlarda en üst düzeyde özümsenmesi gerekir. Adalet toplumların geleceğinin de en önemli güvencesidir. Adil olmayan ve yargısını adil çalıştırmayan bir ülkenin uzun bir süre huzurlu biçimde ayakta duramayacağı bilinmelidir. Bu olgu geçmişte kendisini birçok örnekleriyle göstermiştir. Adaletin kuvvetli, kuvvetlilerin de adaletli olmaları gerekir sözü Pascala aittir ve çok önemli bir gerçeği saptamaktadır. Adaleti sağlayacak olan da yargı olduğuna göre çağdaş demokratik sistemlerde olduğu gibi, özgürlükçü demokrasinin, temel hak ve özgürlüklerin en büyük güvencesi olan, her türlü iç ve dış etkenlerden arınmış, tam bağımsız yargı sistemi oluşturmamız gerekmektedir. Yargının asli unsuru olan tarafsızlık ancak bu şekilde gerçekleşecektir. Bağımsız olmayan bir yargı siyasallaşır ve tarafsızlığını yitirir ki bu da bir toplum için en büyük tehlikedir. Hasan Gerçeker, hukuk ve yargı sisteminde reform yapılabilmesinin yolunun öncelikle sorunun hangi noktalarda yoğunlaştığının çok iyi saptanmasından geçtiğine işaret ederek, Hukuk devleti olmanın, başka bir ifadeyle hukukun üstün tutularak yaşamın her alanında egemen kılınmasının olmazsa olmaz koşulu, yargı erkinin görevini yaparken bağımsız, yansız ve bu işlevi doğrudan yerine getiren hakim ve cumhuriyet savcılarının güvenceli olmalarıdır diye konuştu. Yargı erkinin, yasama ve yürütme erkinin etki alanından uzak tutulması, bu iki erkin alt veya üst derecesinde değil ancak eşit konumda bulunmasıyla mümkün olduğunun net biçimde algılanması gerektiğini ifade eden Gerçeker, şöyle devam etti: Yeni düzenlemede Anayasa Mahkemesinin mevcut üye sayısının çoğaltılması yerindeyse de üyelerinin tamamının yürütmenin başı olan cumhurbaşkanı ve parlamentonun salt çoğunluğuyla seçilmesi, yüksek yargı organlarının çoğaltılan üye sayısına göre etkinliğinin azaltılması, kuvvetler ayrılığı ilkesine aykırı olduğu gibi, bu şekilde bir düzenleme Anayasa Mahkemesinin tamamen yürütmenin etki alanına girmesine neden olacak ve beraberinde de büyük ölçüde siyasallaşma eleştirilerini getirecektir. HSYKnın yapısıyla ilgili olarak da kuvvetler ayrılığı ve yargı bağımsızlığına aykırı bir düzenleme söz konusudur. Yargı bağımsızlığının güçlendirilmesi için HSYKnın objektiflik, tarafsızlık, şeffaflık ve hesap verilebilirlik temelinde geniş tabanlı temsil esasına göre yeniden yapılandırılması ve kararlarına karşı etkin bir itiraz sistemi getirilmesi hemen her adli yıl açış konuşmasında dile getirilmektedir. Kurula yürütmenin temsilcisi olan Adalet Bakanının geniş yetkilerle başkanlık etmesi, her ne kadar hakim sınıfından olsa da konumu itibariyle yürütme erkinin içinde bulunan müsteşarının kurulun doğal üyesi olması kuvvetler ayrılığı ile yargı bağımsızlığı ilkeleri ile bağdaşmamaktadır. Adalet Bakanı ve müsteşarının kurulda yer almasının demokratik meşruiyet ilkesiyle açıklanması gerçeği yansıtmamaktadır. Türk yargısının demokratik meşruiyet sorunu bulunmamaktadır. Kurulun yapısında, oluşumu konusunda ilgili tüm kesimlerin hemen hemen üzerinde birleştiği temel eleştiri, siyasi irade ve yürütmenin temsilcisi olan Adalet Bakanı ve müsteşarının büyük yetkilerle kurulda yer almasıdır. Yargıtay Başkan Gerçeker, Türk milletinin, egeme
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.09.2010
GerçekeradliyılaçılışındakonuştuGerçeker adli yıl açılışında konuştu
13 Eylül'de reform meşguliyetimiz olacak
Samanyolu Haber
04.09.2010
01:42
Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Anayasa değişikliğinin referandumda kabul edilmesinin ardından yeni paketlerin gelmesinin kaçınılmaz olacağını söyledi.

Ergin, 13 Eylül sabahı yeni reformlar hazırlamak için meşguliyet içinde olacağız. dedi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının Rixos Oteldeki iftarı önemli isimleri buluşturdu. Renklerin Ortak Dili temalı iftar yemeğinde konuşan Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Anayasa paketiyle ilgili tartışmamlara değindi. Gelişmiş demokrasilerde devletin insanların mutluluğu için var olduğunu belirten Ergin, az gelişmiş ülkelerde hukuk devleti oturmamış yapılarda insanların devlet için var olduğunu kaydetti. Anayasa değişiklik paketiyle biz devleti insan için hizmet eden yapı haline getirmek için çalışıyoruz. Bu paketi bireyi vatandaşı kamu otoritesine karşı güçlendiren demokrasimizin standartını yükselten paket olarak özetlemek yanlış olmaz. diyen Ergin, paketin referandumda kabul edileceğini umduğunu kaydetti. Paketin hak arama noktasında vatandaşlara birçok kolaylık getirdiğini aktaran Ergin, kişisel verilerin korunmasına yönelik düzenlemenin demokrasiye yakışacak bir düzenleme olduğunun altını çizdi. Barış döneminde hiçbir sivilin askeri mahkemeler önüne çıkarılamayacak olmasının Türk demokrasisi adına son derece önemli bir düzenleme olduğunu dile getiren Ergin, işçilere sendikal hakların genişletilmesi, memurlara toplu sözleşme hakkı verilmesinin çalışanlar için yapıldığını vurguladı. Halk iradesine karşı müdahale ve darbe olmaması için önemli tedbirler getirildiğine dikkat çeken Bakan Ergin, Anayasa Mahkemesinin yapısı ve HSYKnın yapısının değiştirilmesine ilişkin düzenlemelerin AK Partinin yargıyı siyasallaştırmaya çalıştığı yönünde yorumlanmasını eleştirdi. Bu değişikliklerin muhalefet tarafından Anayasa Mahkemesine götürüldüğünü söyleyen Ergin, Yüksek Mahkemenin iki kurumun yapısına dönük düzenlemelere ilişkin yapılan itirazları reddettiğine vurgu yaptı. Türkiyede yürürlükteki Anayasaya göre Anayasa Mahkemesi ve HSYKnın yapısının benzeri ikinci modeli olmadığını söyleyen Ergin, AB müzakereleri çerçevesinde yapılan 23. fasılda gerek Anayasa Mahkemesinin gerek HSYKnın yapısıyla ilgili dar kapsamlı olduğu geniş katılımlı olmadığı Türk yargısını yansıtmadığı şeklinde ciddi eleştiriler var. AB ülkelerinin modellerinin ortalamasını getirdik monte ettik. Sadece bunu yaptık başka bir şey değil. Zaten bu yüzdendir ki Avrupa Konseyi paketteki düzenlemeleri desteklediklerini ifade ettiler. Bu paketin Türkiyeyi ABye yaklaştırdığını ifade ettiler. şeklinde konuştu. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Ankara Temsilcisi Hamdullah Öztürk ise toplumu karıştırmaya yönelik geçmişte yaşanan Uğur Mumcu katliamı, Madımak Oteli yakıldığını Madımaktan 3 gün sonra Başbağlarda 33 insanımız vurulduğunu söyledi. Acılarla toplumun kutuplaştırıldığını aktaran Öztürk, Böyle bir sürece razı olmak sessiz kalmak mümkün değil. Biliyoruz ki toplumun her kesiminde bizimle aynı ızdırabı çekenler var. Biz onlardan habersiz olduğumuz gibi onlardan bizlerden habersiz ayrı ayrı yerlerde aynı ızdırabı çekiyoruz. dedi. Toplumda hoşgörüye ihtiyaç olduğunu kaydeden Öztürk, Bir adım atınca karşı tarafta iki adım atıyor. Yeterki ilk adımı atan çıksın. Böylece farklı fikirlerin mensuplarını Türkiyede dünyanın neresinde olursa olsun demokrasiden geriye dönüş olmayacaktır. Bu toplantıda alınan kararlar toplumun bir kesimini aktarması adına Cumhurbaşkanlığı makamına ulaştırılmaya başlandı. Şiddeti kullananlara inat diyalog kurarak İhtiyaçlar Gazeteciler ve Yazarlar Vakfını Diyalog Vakfı haline getirdi. şeklinde konuştu. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfının iftarına Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Saadet Partisi Genel Başkan Yardımcısı Şeref Malkoç, Gazeteciler Yazarlar Vakfı Başkanı Mustafa Yeşil, AK Parti Milletvekilleri Haluk Özdalga, Zeynep Dağı, Meclis Adalet Komisyonu Başkanı Ahmet İyimaya, Ankara Ticaret Odası Başkanı Sinan Aygün katıldı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.09.2010
13Eylüldereformmeşguliyetimizolacak13 Eylülde reform meşguliyetimiz olacak
Erdoğan: Baltayı taşa vurdu
Samanyolu Haber
03.09.2010
09:22
Genelkurmay dinleme skandalı ve CHPnin başörtüsü tartışmaları konusunda çarpıcı açıklamalar yapan Erdoğan, merak edilen konuşması hakkında da ipuçları verdi.

Başbakan Erdoğan, Ağrı mitingine giderken uçakta gazetecilere gündemdeki konuları değerlendirdi. KPSSde kopya, Genelkurmay dinleme skandalı ve CHPnin başörtüsü tartışmaları konusunda çarpıcı açıklamalar yaptı. Merak edilen Diyarbakır konuşması hakkında da ipuçları verdi. Referandumda hayır çıkması ihtimalini değerlendiren Erdoğan, Ülke demokrasi mücadelesinde kaybeder. Ülke ekonomide güvenini ve istikrarını kaybeder dedikten sonra, özellikle yabancı sermayenin yargının kendi haklarında verdiği kararlardan ürktüğünü hatırlattı. Başbakan, Referandumda evet çıkmaz ise yabancı sermaye gelmez dedi. Erdoğan, yabancı sermaye yatırımlarıyla ilgili kararları alan Danıştay Başkanının kararlarımıza saygı gösterin sözlerini de hatırlatarak, Saygı duymaya mecbur değiliz. Biz sadece uyarız. Saygı duysak da duymasak da uyarız diye konuştu. CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlunun başörtüsü çıkışını da değerlendiren Erdoğan, Başörtüsü sorununda da baltayı taşa vurdu. Tuncelide genel af dedi, ben çözerim dedi, Kayseride inkâr etti; ben öyle söylemek istemedim dedi. Bunların akşam söyledikleri başka, gündüz söyledikleri başka dedi. Bu konuda bir öneri getirmek de gerekmiyor diyen Erdoğan, şunları söyledi: Neyin önerisi? CHP tasarımcılara bir çalışma yaptırıyormuş. Soruyorum aynı şeyi başı açıklar, askılı giyinenler, streç giyenler için de yaptırıyor mu? Başörtülü kişi inancının gereği olarak bunu takıyorsa mesele bitmiştir. İlla fetva arıyorsanız Diyanet İşleri Başkanlığına gidebilirsiniz. Sen kendi istediğin gibi fetva verecek hoca ararsan onu da bulursun. Zaten son günlerde bu tip türedi hocalar da çoğaldı. Burada önemli olan Anayasa ve yasa tasarısıdır. Gerisi hem siyasete, hem kızlarımıza hem de dine saygısızlıktır. Başbakan Erdoğan, Son günlerde Genelkurmay Başkanlığının aldığı dinleme cihazları ile ilgili bazı iddialar var. Cihazların alımında sizin de imzanızın olduğu söyleniyor şeklindeki soruya ise şöyle cevap verdi: Benim imzam ancak Savunma Sanayi İcra Konseyindeki ihalelerle ilgili imzalar olabilir. Bunlar da şeffaftır. Bürokratların parafı, Milli Savunma Bakanı ve Genelkurmay Başkanının imzalarının yanında benim de imzam olabilir. Zaten asıl olan cihazların alımı değil, bu cihazlarla izinsiz dinleme yapılıp yapılmadığıdır. TİB ve Ulaştırma Bakanlığımız konuyu inceliyor. Erdoğan, emekli olan Orgeneral İlker Başbuğa Devlet Şeref Madalyası verilip verilmeyeceği konusunu da değerlendirdi. Verilmesin diye bir çabamız yok. 30 Ağustosa kadar verilir diye bir şey de yok. Hükümetteki arkadaşlar bu dönem referandum dolayısıyla yoğun çalışıyor. Toplanmak için zaman yok. Başbuğa yönelik de bir tavrımız yok. Bakanlar Kurulu toplandığında bakılır dedi. Başbakan, KPSSde kopya iddiaları nedeniyle sınavın iptal edilmesi söz konusu mu sorusuna ise şöyle cevap verdi: Öğretmen atamasında erteleme yapıldı. Çalışmalar devam ediyor. İptal kararı bunlardan sonra belli olacak. 10 binlerce insanın sınav hakkı var. 30 bin öğretmen kazanmış. 350 şaibeli ile 30 binin kaybı söz konusu. Bir kısmının kopyaladığı, rüşvet olayı ortaya çıkmış. YÖK ile çalışıyorlar. Bittikten sonra kopya sabit ise ona göre karar veririz. Diyarbakırda yüksek beklenti oluşturuldu. Bunun nedeni ne? Konuşmanızda ne diyeceksiniz şeklindeki soruya Başbakan Erdoğan, yeni bir söz vermek yerine icraatlarını anlatacağının mesajını verdi. İşte Erdoğanın sözleri: Yüksek beklenti doğurarak kendi minderlerine çekmeye çalışıyorlar. Hedefi biz belirleriz. Öyle teklifler olur ki yapılabilir tekliflerdir. Üzerinde durulur. Bunların teklif diye getirdiği şeyler demokratik hukuk ve laik devlet ile yakından alakalı değiller. Bizim planımıza da aykırı. 2005 Ağustos konuşmasında nelerin yapılabileceğini AK Parti göstermiştir. Bir tek OHAL kalksın yeter demişlerdi, AK parti kaldırdı. Çekiş Gücü yine aynı şekilde bölgeden AK Parti uzaklaştırdı. Yarım saatlik Kürtçe yayın 24 saat yayın haline getirildi. Aynı şekilde 24 saat Arapça yayın da yapılıyor. Bunlar yapılırken lokal zemin planlanarak, düşünülerek adımlar atılmadı. Irakın bütününe ulaşacak bir planlama bölge barışına büyük katkıları olacağı düşünülen bir planlama. Türkiyenin bölgesinde daha etkin olabilmesi oraya bağlı. Bölgedeki sosyo ekonomik yapı bakımından önemli. Doğu Güneydoğu Anadolu Cumhuriyet tarihinde görmediği yatırımları 7.5 yılda gördü. 24 katrilyon yatırım yapmışız. Bugüne kadar duble yol nedir bilmeyen Güneydoğu ve Doğu Anadolu duble yollara kavuştu. Eğitim konusunda da hak ettiği ideal okul ve sınıf sayısına ulaşıyor. Kız öğrencilerimizin ücretsiz taşınması, okullarda yemek verilmesi süreci de başlıyor. Sağlıklı hiçbir dönem görülmeyen yatırımlar artık yapılıyor. Adalet, Emniyet sarayları yapılıyor. Tarımda verilenler kayda değer rakamlar. KÖY
Samanyolu Haber
Son Dakika
03.09.2010
ErdoğanBaltayıtaşavurduErdoğan Baltayı taşa vurdu
Erdoğan'dan ilginç gönderme
Samanyolu Haber
02.09.2010
22:17
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Öyle anlaşılıyor ki bunlar, anayasa yapmak yerine, aşure yapmayı birbirine karıştırıyorlar dedi.

Başbakan Erdoğan, Ankara Platformu ve sivil toplum örgütlerinin Hipodromda düzenlediği iftar yemeğine katıldı. Başbakan Erdoğan, buradaki konuşmasına vatandaşları selamlayarak ve ramazan akşamında Başkentlilerle birarada olmaktan duyduğu memnuniyeti dile getirerek başladı. Ramazan ayının son haftasına girildiğini anımsatan Erdoğan, Bu, bir haftalık sürenin sonunda inşallah hep birlikte Ramazan Bayramını yaşayacağız. Eğer varsa aramızdaki kırgınlıkları, dargınlıkları unutup dostluklarımızı güçlendireceğiz dedi. Bu yılki Ramazan Bayramının, millet açısından öncekilere göre farklı olduğunu ifade eden Erdoğan, Çok önemli bir fark var. Bildiğiniz gibi 12 Eylül 2010 tarihinde düzenlenecek olan halkoylaması, bayramın ertesinde gerçekleşecek. Biz, 12 Eylül 2010 gününü bu bakımdan da milletimiz için fevkalade önemli ve tarihi bir gün olarak görüyoruz. İnşallah o gün, bayram üstüne bayram yapacak, çifte bayram etmiş olacağız diye konuştu. 12 Eylül 2010da birlik ve beraberliğin daha fazla pekişeceğini belirten Erdoğan, bu toprakların tarih boyunca barışın, hoşgörünün, huzurun ve adaletin coğrafyası olarak anıldığını, büyük medeniyetlere ev sahipliği yaptığını, dünyaya yön verdiğini ve dünyanın kaderini belirlediğini söyledi. Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: Aradan geçen son sekiz yılda, Türkiye, kültürel birikimine, tarihi misyonuna, tarihi rolüne ve büyüklüğüne yakışır bir şekilde gelişti, kalkındı. Tüm dünyanın hayranlıkla izlediği, itibar ettiği bir ülke haline geldi. Sekiz yılda büyük işler başardık. Ülkemizin, milletimizin kırılan sarsılan özgüvenini yeniden kazandırdık. Bugün dünyada güçlü ve güçlü olduğu kadar ekonomisiyle örnek aktiflik politikasıyla cesur, reformlarıyla öne çıkan bir Türkiye var. Bugün bölgesinde ve dünyada küresel barışa çok değerli katkılar sunan bir Türkiye var. Bugün Balkanlardan Afrikaya, Ortadoğudan Kafkasyaya kadar dünyanın hemen her bölgesinde kararlı bir şekilde adaleti savunan bir Türkiye var. Ürettiği barışçı politikalarla ve başlattığı barışçıl girişimlerle dünyaya sunduğu barışçıl fikirlerle örnek alınan bir Türkiye var. Yakın tarihimize göz atanlar görecekler ki, Türkiye iktidarımızla yeniden altın çağını yaşıyor ve yeniden büyük Türkiye olma yolunda hızlı adımlarla ilerliyor. Bu, ülkemizin itibarına, ülkemizin onuruna ne kadar yer verdiğimizin göstergesidir. Diplomatik temaslar için gelen yabancı misafirleri Başkentte artık alınları dik bir şekilde, göğüslerini gererek ağırlayabildiklerini belirten Erdoğan, değişen, kalkınan, dışa açılan, aydınlık ve çağdaş bir Türkiyenin haklı gururunu, mutluluğunu yaşadıklarını söyledi. Başlattıkları kalkınma seferberliği ile birlikte yalnızca Ankara değil bütün Türkiyenin çehresini değiştirdiklerini, değiştirmeye devam etiklerini kaydeden Erdoğan, eğitimde, sağlıkta, adalette, emniyette, ekonomide, dış politikada, turizmde, cumhuriyet tarihinin en parlak döneminin yaşandığını ifade etti. Aynı şekilde demokratikleşmede, evrensel standartlarda bir hukuk devleti olma yolunda geçen sekiz yıl içinde çok ciddi adımlar attıklarını anlatan Erdoğan, şöyle konuştu: Şimdi önümüzde yeni bir dönem açılıyor. 12 Eylül 2010. İnşallah Türkiyenin daha demokratik, daha adil, daha özgür bir ülke olması yolunda bir milat olacak. Muhalefet partileri, Türkiyenin aydınlanmasının önüne geçmek için ellerinden geleni yapıyor. Hayır kampanyaları ile Türkiyenin geleceğini karartmak için özel bir gayret sarfediyorlar. Onlar, bu anayasanın içeriği ile hiç ilgilenmiyorlar. Başından beri de hiç ilgilenmediler. Onlar daha önce yakındıkları, kaçtıkları, telin ettikleri darbe anayasasına bugün onlar evet diyorlar. Biz ise milletin anayasasına evet diyoruz. Başbakan Erdoğan, anayasaların bir ülkenin namusu, şerefi olduğunu, bir toplumun, bir milletin ortak değerlerinin yer aldığı temel metinler olduğunu belirterek, Ama bunlar anayasaya, anayasanın mantığına bu kadar uzaklar işte. Maalesef bunların anayasaya verdikleri değer bu kadar işte. Bunlar, bu ülkenin temel hak ve özgürlüklerinden bu kadar uzaklar işte. Türkiyenin büyümesinden, Türkiyenin kalkınmasından, Türkiyenin dünyaya açılmasından korkuyorlar. Statükonun devam etmesi için türlü manevralara, türlü yalanlara başvuruyorlar diye konuştu. Siyaset omurga ister, siyaset samimiyet ister, siyaset dürüstlük ister. Ankarada başka, Vanda başka, Tuncelide başka, İzmirde başka konuşmayacaksın diye konuşan Erdoğan, başkalarının yaptığı gibi meydanlarda seçim rüşveti dağıtmadıklarını, popülizm yapmadıklarını, halkoylaması süreci ile seçim sürecini t
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.09.2010
ErdoğandanilginçgöndermeErdoğandan ilginç gönderme
AK Partili vekilden şok iddia
Samanyolu Haber
02.09.2010
13:34
AK Partili Şahin, TBMMde anayasa değişikliği maddelerinin görüşüldüğü sırada şahit olduğu olayı anlattı: Kendi gözlerimle gördüm, dehşete kapıldım...

AK Parti Genel Merkez Kadın Kolları Başkanı, Gaziantep Milletvekili Fatma Şahin Tv8 Ankara Temsilcisi Erkan Tanın sunduğu, Erkan Tan ile Başkentten programının bu sabahki konuğuydu. Parti kapatmalarla ilgili maddenin TBMMde görüşülürken düşmesi üzerine BDP Milletvekilleri ile MHP Milletvekillerinin elleriyle birbirlerine çak yaptığını ve sarıldıklarını kendi gözleriyle gördüğünü, dehşete kapıldığını vurguladı. Ben milletin sağduyusu olarak konuşuyorum. 8 aydır izliyoruz. Kılıçdaroğlu bir şey söylüyor, parti yöneticileri onun kendi görüşü diyor. Böyle bir şey olabilir mi? Parti içindeki karar herkesin kararıdır. Herkes Sayın Kılıçdaroğlunun sözleri için, onun şahsi görüşüdür diyor. Daha parti yönetiminden acizler dedi. Başörtü sorununu çözeceğini söyleyen CHP Liderinin sözlerini şöyle değerlendirdi: Başörtü konusunda temel hak ve özgürlüklere, özel alana girilmez dedik, isteyen istediği gibi giyinir dedik. O gün Sayın Kılıçdaroğlu, Anayasa Mahkemesine gitmek için imza attı. Bugün, başörtü sorununu çözeceğini söylüyor. Biraz özü sözü bir olsun. Akşam başka, sabah başka... Ağrıda başka, Vanda başka... Lider dediğin mert olacak. Söylediği sözün arkasında duracak. Anayasa Mahkemesine götürdün. Eğer yanlış olduğunu düşünüyorsan özür dileyeceksin. Bir komisyon kurmuşlar. Komisyondaki bilim adamları, saçından yok kaç tel görünecek, yok kulağı görünecek mi... bunları tartışıyorlar. Ne kadar kadını küçültücü Referandumdaki maddelerin tek tek oylanması yönünde muhalefetten gelen tepkileri cevaplayan Şahin, Bu evet dememek için uydurulan bir kılıftır. İnsan 26 maddeyi tek tek oylar mı? Avrupada oturmuş bir hukuk sistemi var. 1-2 madde değiştiriliyor gerektiğinde. Yıllar önce yapılmış ve yerine oturmuş bir sistem onlarınki. Sayın Başbakanın gösterdiği irade 50 yıl önce olmuş olsaydı Rahmetli Menderes idama giderken bir dakika bu doğru değil denilirdi. 50 yıl önce bu duruş sergilenseydi sistem bugün oturmuş olurdu dedi. Deniz Bölükbaşının pozitif ayrımcılık yapmak yeni akıllarına geldi sözlerini, Biz zaten 8 yıldır yapıyoruz. Deniz Bey diplomat olabilir ama kadın politikalarından haberi yok. Erkek bakış açısıyla bakıyor. 13 Eylülde yönetici ile taban arasındaki kaymayı nasıl izah edecekler? O gün, iki elini başlarına götürüp niye hayır dedik diyecekler şeklinde değerlendirdi. Ayrıca Bölükbaşının ülkede bölücülük yapmak gizli niyetleridir açıklamasına Deniz Bey sırça köşklerde yaşadığı için halktan haberi yok. Kendi partisinin geleceğini düşünüyor. Oysa bu ülkenin, 30 sene önce Anayasanın ayağına vurulmuş prangalarından kurtulması lazım. Asıl bölücülük yapanlar şimdiye kadar baskıcı ve yasakçı politikaların aynen devam etmesini isteyenlerdir şeklinde cevap verdi. Sahadan geldiğini, Başbakanın mitinglerini takip ettiğini, 20 gündür dolaştığını ifade eden Şahin MHP ve CHP tabanında kayma var. Vicdanlarının sesini dinleyip evet diyeceklerini söylüyorlar. Darbe Anayasasından kurtulalım istiyorlar. Yöneticiler anlatamıyor, paketin içeriğine girmiyor diyorlar. Neye hayır diyecekler peki? Kadınlara, çocuklara, özürlülere, gazi, şehit yakınlarına pozitif ayrıcalıklar tanınmasına mı? Memurlara toplu sözleşme hakkı tanınmasına mı? Seyahat engelinin kalkmasına mı? dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.09.2010
AKPartilivekildenşokiddiaAK Partili vekilden şok iddia
'MHP-CHP ile eşit ve yandaş'
Samanyolu Haber
25.08.2010
15:48
MHP eski il başkanlarından Avukat Hamdi Coşkun, 12 Eylüldeki Anayasa değişiklik paketi halk oylamasında evet diyecek.

Adana Barosunun en deneyimli avukatlarından Coşkun, 1976?78 yılları arasında MHP Adana İl başkanlığı yapmış. 38 yıldır serbest avukatlık yapan Coşkun, MHPnin dışında başka bir partiye mensubiyetinin bulunmadığını vurguluyor. İstanbul Hukuk Fakültesi mezunu 68 yaşındaki Coşkun, 1980 darbesinde Adanadaki olaylarda Avukat Hülagü Balcılar ile MHPnin avukatlığını yapmış. Değişiklik paketinin mevcut 1982 darbe Anayasasından daha ileri bir metin olduğunu dile getiren Coşkun, MHPnin bu düzenlemeye karşı çıkmasına bir anlam veremiyor. Coşkun tepkisini MHP kendi tabanını kaybettikçe bir feveran ve tedirginlik içerisinde sağa sola saldırıyor. İftira ve hakaretler yağdırıyor. Bunun dışında yaptığı hiçbir şey yok. Yaptıkları politikalar tamamen yanlıştır. Zaten CHP ile eşit ve yandaş; aynı söylemleri paylaştığı sürece iflah olması, Türkiye de büyümesi mümkün değildir. Türkiyede parti olmak demek herkesin oyunu almak demektir. sözleriyle dışa vuruyor. Aklı başındaki ülkücülerin bu Anayasa değişikliğine evet oyu vereceğine inandığının altını çizen Hamdi Coşkun, tüm karşı propagandalara rağmen doğrunun bir olduğunu hatırlatıyor. Türkiyede anayasa değişikliğinin bir ihtiyaç olduğunu ve partiler üstü görülmesi gerektiğini dile getiren Coşkun, diğer partileri de atılan bu adıma destek vermeye çağırıyor. 1960 darbesi sonrasında yapılan seçimlerde basın ve bazı çevrelerin beklentilerinin aksine CHPnin tek başına iktidara gelemediğini ifade eden Coşkun, İsmet İnönünün damadı Metin Tokerin çıkardığı Akis dergisindeki bir yazısına işaret ediyor. Coşkun, şöyle devam ediyor: Toker, köşesinde CHPliler tek başına iktidara gelmedi diye üzülmesinler. Öyle bir Anayasa var ki artık iktidarın Anayasa Mahkemesine, HSYKya hakim olması, dediğini yapması mümkün değildir. Ayrıca TSKda iktidar aşırıya gittiği yerde onlara -dur- diyecektir. Halkın gücünden daha büyük güç olabilir mi? Bu nasıl bir demokrasi anlayışı. Atanmışlar hiçbir zaman milletin seçtiklerinin üstünde olamaz. Milli Savunma Bakanının protokolde Genel Kurmay Başkanından sonra yer alması bir garabettir. Böyle bir şey dünyanın neresinde var. Memurun protokolde senden önce geliyor. Adalet Partisi üniversite hocam Ord. Prof. Dr. Ali Fuat Başgili cumhurbaşkanına aday gösterdi. Millet öyle istiyordu. Ama zorla adamı istifa ettirdiler, iki sene İsviçreden dönemedi. Darbelerin faturası bu ülkeye ağır olmuştur. Darbelerin savunulacak bir yönünün bulunmadığını anlatan Coşkun, kendi kuşağını 1960 Anayasasının mağdurları olarak tanımlıyor. 1960 ihtilalinde Türkiyedeki bir takım profesörlerin yayınladıkları bildiride Bir iktidarın meşru olabilmesi için sadece halk tarafından seçilmiş olması yeterli değildir. Bunun yanında ordunun, gençliğin ve sivil toplum kuruluşlarının ve üniversitelerin de onayı gereklidir. şeklinde açıklamalarda bulunduğunu kaydeden Hamdi Coşkun, bu utanç belgesini hiçbir zaman kabul etmediğini vurguluyor. 1960 ve 1982 Anayasalarını vesayetçi bir zihniyetle hazırlandığının altını çizen Coşkun, hak ve hürriyetleri hiçe sayan ve insana zulmü meşru gören bu metinleri kabul etmediğini söylüyor. Türkiyedeki bütün darbeleri yaşayan Coşkun, her müdahale sonrası yüzlerce aydının işkenceye uğrayıp idama mahkûm edildiğini bildiriyor. 1960dan bu yana ülkede hiçbir zaman hukuk devleti ilkesine bağlı kalınmadığını açıklayan Coşkun, artık bu gidişatın değişmesinin zamanının gelip geçtiğini dile getiriyor. Ne zaman millet hayrına bir değişiklik yapılmsa belli çevrelerin iztemezük diye engellemeye çalıştığını ifade eden Coşkun, şu değerlendirmeyi yapıyor: Öncelikle değişiklik paketi yürürlükteki Anayasadan çok daha ileri ve çağdaş düzenlemedir. Bu bakımdan kabul edilmesi ve evet oyu verilmesi gerekir kanaatindeyim. Üzerinde fırtınalar kopartılan HSYKnın tavanı değişiyor; daha geniş bir katılım sağlanıyor. Üye sayısı 7 kişiden 22ye çıkıyor. Daha adil ve demokratik bir sisteme kavuşuyor. Ama kendi ve yandaşlarının ilerde yetkilerinin alınacağını düşününler şimdi feveranı koparıyor. Zaten yıllardan beri yaptıkları bu. Anayasa Mahkemesindeki değişikler günümüz şartlarına daha uygun ve katılımcı bir yapıyı getiriyor. Özellikle değişiklik paketini, Anayasayı devletçi niteliğinden ferdiyetçi niteliğe götüren bir hareketinin başlangıcı olarak kabul ettiğim için buna evet oyu verilmesi gerektiği düşüncesindeyim. 1960 ve 1982 Anayasalarının 1924 Anayasasından önemli bir noktada ayrıştığını anlatan Avukat Hamdi Coşkun, 1924 Anayasasında hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir Bu yetkiyi millet TBMM vasıtasıyla kullanır. 1960 ve 82 Anayasalarında da yine hâkimiyet kayıtsız şartsız milletindir. Ancak bu yetki anayasada belirtilen organlar eliyle kullanılır demek suretiyle TBMM yetkileri gasp edilmiş. Ve bir takım organlara devir edilmiştir. Bunu kabul etmek mümkün mü? diyor. Tartışmalara neden olan 141,
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.08.2010
MHP-CHPileeşitveyandaşMHP-CHP ile eşit ve yandaş
Toplam "151" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti