Habergec.Com Aranan Kelimeler:hasan abi Değerlendirme: 10 / 10 707515
habergec.com
23.09.2014 Salı
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

hasan abi

Kerim Balcı - İntizar
Zaman
05.09.2014
02:16
Ne zaman hicret diyarından âlem-i bekaya bir gönül erinin irtihal haberini duysam içim cız eder… Bana nasip olmadı. Aynıyla kabul olmamış samimi bir dua, saklanmaya değer bir hatıradır.Kudüs’e yerleştiğimde yeni bir günlük tutmaya başlamış ve ilk satırlarına şunları yazmıştım: “Kudüs, Medine’m benim… Burada ölecek, burada gömüleceğim…” Sonra ülfet, sonra ünsiyet… Sonra, geri dönmemek üzere gitmenin heyecanını, daha uzağa gitmek heyecanı yenmiş ve Londra’ya göç etmiştim. Hicret benim için ağır söz! Hakkı tahaccür olanın muhaceretten dem tutması ne komik! Sonra döndüm… Vatanıma sürgün etti beni kader… Ömer Kaya’yı tanıyamadım. Texas’ta öğretmenlik yapan üç evlat sahibi, eğitim gönüllüsü, on yaş benden genç, on kat benden büyük Ömer Abi’nin bekâ yürüyüşü, aldı savurdu beni nedamet köşesine. Köşemde imrene imrene ağladım… Otuz üç yaşındayken arza sığmayacak kadar büyüyebiliyormuş insan… Ben küçük kaldım! Gitti biri biri, uçtu biri biri, gitti de bomboş döndü biri… “Niye gelmiyor?” diye soranlar, “Ah niye döndüm?” diye ağlayanları nasıl anlasın? Gurbet toprağına cemre olup düşmek hayali kuran gönül erlerini nasıl anlasınlar? Nam-ı Celil-i Muhammedî hamallarını, “Gittiğim yere kadar gider, düştüğüm yere Sancağ-ı Muhammedî’yi dikerim” kararlılığıyla gidenleri nasıl anlasınlar? Öyle olmak, öyle ölmek vardı… Olmadı… Gün geldi, vatan sürgününde fırsatlar sürgün verdi… Şimdilerde gözaltına alınan, tutuklanan civanmert polislerin arkasından bakıyorum imrenerek… Adaletin altın bileziğini gülümseyerek takan fetâlara, fütüvvet ruhunun temsilcisi genç simalara, isimleri Yurt, Ali Fuat, Yakup, Hasan iken Yusuflaşan kahramanlara bakıyorum imrenerek. İran’ın Rıza’sını Allah’ın rızasına tercih etmeyen yiğitlere bakıyorum… Hapse girerken, zalimen iktidarda olmaktansa mazlumen mahpus damında kalmayı nimet bilen adam gibi adamlara, dik yürüyen civanlara bakıyorum… Adları okullara, yurtlara, etüt merkezlerine verilesi, cebinde yirmi beş lirası varken villasındaki yirmi beş milyonu bir türlü sıfırlayamayan muktedir hırsızların peşine takılıp kendilerini sıfırlayan fedakârlara bakıyorum… Kendilerine sı-fır derken büyüklüğün sınırlarını zorlayanlara hayran hayran bakıyorum… Baktıkça aklıma “Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler… Kimi söz verdiğini gerçekleştirdi, kimi de sırasını intizar etmekte. Onlar sözlerini hiçbir şekilde değiştirmediler.” ayeti geliyor. Geliyor ve yine geride kalmış olmanın inhisarıyla intizar ediyorum… Duruşları, Kur’an’ın bir ezeli iltifatını hatırlatanlara ne mutlu! Böyle erkek-adamların eşlerine, analarına, evlatlarına ne mutlu! Salıverildiğinde “keşke ben de arkadaşlarımla içerde kalsaydım” diyen erkek oğlu erkeklere ne mutlu! Evinde bavulunu hazırlayıp bekleyenlere ne mutlu! Evlatlarıyla “Arkamdan ağlamayın, suçlu olarak gitmemi mi isterdiniz?” sözleriyle vedalaşan medrese-i Yusufiye muhacirlerine ne mutlu! Onlarla olamadım, ama onlardanım… Onlarla olmayı intizar eden sı-fır-lar-da-nım…
Zaman
En Çok Okunan
05.09.2014
KerimBalcı-İntizarKerim Balcı - İntizar
Kerim Balcı - İntizar
Zaman
05.09.2014
02:16
Ne zaman hicret diyarından âlem-i bekaya bir gönül erinin irtihal haberini duysam içim cız eder… Bana nasip olmadı. Aynıyla kabul olmamış samimi bir dua, saklanmaya değer bir hatıradır.Kudüs’e yerleştiğimde yeni bir günlük tutmaya başlamış ve ilk satırlarına şunları yazmıştım: “Kudüs, Medine’m benim… Burada ölecek, burada gömüleceğim…” Sonra ülfet, sonra ünsiyet… Sonra, geri dönmemek üzere gitmenin heyecanını, daha uzağa gitmek heyecanı yenmiş ve Londra’ya göç etmiştim. Hicret benim için ağır söz! Hakkı tahaccür olanın muhaceretten dem tutması ne komik! Sonra döndüm… Vatanıma sürgün etti beni kader… Ömer Kaya’yı tanıyamadım. Texas’ta öğretmenlik yapan üç evlat sahibi, eğitim gönüllüsü, on yaş benden genç, on kat benden büyük Ömer Abi’nin bekâ yürüyüşü, aldı savurdu beni nedamet köşesine. Köşemde imrene imrene ağladım… Otuz üç yaşındayken arza sığmayacak kadar büyüyebiliyormuş insan… Ben küçük kaldım! Gitti biri biri, uçtu biri biri, gitti de bomboş döndü biri… “Niye gelmiyor?” diye soranlar, “Ah niye döndüm?” diye ağlayanları nasıl anlasın? Gurbet toprağına cemre olup düşmek hayali kuran gönül erlerini nasıl anlasınlar? Nam-ı Celil-i Muhammedî hamallarını, “Gittiğim yere kadar gider, düştüğüm yere Sancağ-ı Muhammedî’yi dikerim” kararlılığıyla gidenleri nasıl anlasınlar? Öyle olmak, öyle ölmek vardı… Olmadı… Gün geldi, vatan sürgününde fırsatlar sürgün verdi… Şimdilerde gözaltına alınan, tutuklanan civanmert polislerin arkasından bakıyorum imrenerek… Adaletin altın bileziğini gülümseyerek takan fetâlara, fütüvvet ruhunun temsilcisi genç simalara, isimleri Yurt, Ali Fuat, Yakup, Hasan iken Yusuflaşan kahramanlara bakıyorum imrenerek. İran’ın Rıza’sını Allah’ın rızasına tercih etmeyen yiğitlere bakıyorum… Hapse girerken, zalimen iktidarda olmaktansa mazlumen mahpus damında kalmayı nimet bilen adam gibi adamlara, dik yürüyen civanlara bakıyorum… Adları okullara, yurtlara, etüt merkezlerine verilesi, cebinde yirmi beş lirası varken villasındaki yirmi beş milyonu bir türlü sıfırlayamayan muktedir hırsızların peşine takılıp kendilerini sıfırlayan fedakârlara bakıyorum… Kendilerine sı-fır derken büyüklüğün sınırlarını zorlayanlara hayran hayran bakıyorum… Baktıkça aklıma “Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler… Kimi söz verdiğini gerçekleştirdi, kimi de sırasını intizar etmekte. Onlar sözlerini hiçbir şekilde değiştirmediler.” ayeti geliyor. Geliyor ve yine geride kalmış olmanın inhisarıyla intizar ediyorum… Duruşları, Kur’an’ın bir ezeli iltifatını hatırlatanlara ne mutlu! Böyle erkek-adamların eşlerine, analarına, evlatlarına ne mutlu! Salıverildiğinde “keşke ben de arkadaşlarımla içerde kalsaydım” diyen erkek oğlu erkeklere ne mutlu! Evinde bavulunu hazırlayıp bekleyenlere ne mutlu! Evlatlarıyla “Arkamdan ağlamayın, suçlu olarak gitmemi mi isterdiniz?” sözleriyle vedalaşan medrese-i Yusufiye muhacirlerine ne mutlu! Onlarla olamadım, ama onlardanım… Onlarla olmayı intizar eden sı-fır-lar-da-nım…
Zaman
Köşe Yazıları
05.09.2014
KerimBalcı-İntizarKerim Balcı - İntizar
Kerim Balcı - İntizar
Zaman
05.09.2014
02:09
Ne zaman hicret diyarından âlem-i bekaya bir gönül erinin irtihal haberini duysam içim cız eder… Bana nasip olmadı. Aynıyla kabul olmamış samimi bir dua, saklanmaya değer bir hatıradır.Kudüs’e yerleştiğimde yeni bir günlük tutmaya başlamış ve ilk satırlarına şunları yazmıştım: “Kudüs, Medine’m benim… Burada ölecek, burada gömüleceğim…” Sonra ülfet, sonra ünsiyet… Sonra, geri dönmemek üzere gitmenin heyecanını, daha uzağa gitmek heyecanı yenmiş ve Londra’ya göç etmiştim. Hicret benim için ağır söz! Hakkı tahaccür olanın muhaceretten dem tutması ne komik! Sonra döndüm… Vatanıma sürgün etti beni kader… Ömer Kaya’yı tanıyamadım. Texas’ta öğretmenlik yapan üç evlat sahibi, eğitim gönüllüsü, on yaş benden genç, on kat benden büyük Ömer Abi’nin bekâ yürüyüşü, aldı savurdu beni nedamet köşesine. Köşemde imrene imrene ağladım… Otuz üç yaşındayken arza sığmayacak kadar büyüyebiliyormuş insan… Ben küçük kaldım! Gitti biri biri, uçtu biri biri, gitti de bomboş döndü biri… “Niye gelmiyor?” diye soranlar, “Ah niye döndüm?” diye ağlayanları nasıl anlasın? Gurbet toprağına cemre olup düşmek hayali kuran gönül erlerini nasıl anlasınlar? Nam-ı Celil-i Muhammedî hamallarını, “Gittiğim yere kadar gider, düştüğüm yere Sancağ-ı Muhammedî’yi dikerim” kararlılığıyla gidenleri nasıl anlasınlar? Öyle olmak, öyle ölmek vardı… Olmadı… Gün geldi, vatan sürgününde fırsatlar sürgün verdi… Şimdilerde gözaltına alınan, tutuklanan civanmert polislerin arkasından bakıyorum imrenerek… Adaletin altın bileziğini gülümseyerek takan fetâlara, fütüvvet ruhunun temsilcisi genç simalara, isimleri Yurt, Ali Fuat, Yakup, Hasan iken Yusuflaşan kahramanlara bakıyorum imrenerek. İran’ın Rıza’sını Allah’ın rızasına tercih etmeyen yiğitlere bakıyorum… Hapse girerken, zalimen iktidarda olmaktansa mazlumen mahpus damında kalmayı nimet bilen adam gibi adamlara, dik yürüyen civanlara bakıyorum… Adları okullara, yurtlara, etüt merkezlerine verilesi, cebinde yirmi beş lirası varken villasındaki yirmi beş milyonu bir türlü sıfırlayamayan muktedir hırsızların peşine takılıp kendilerini sıfırlayan fedakârlara bakıyorum… Kendilerine sı-fır derken büyüklüğün sınırlarını zorlayanlara hayran hayran bakıyorum… Baktıkça aklıma “Müminlerden öyle erkek-adamlar vardır ki Allah ile yaptıkları ahde sadakat gösterdiler… Kimi söz verdiğini gerçekleştirdi, kimi de sırasını intizar etmekte. Onlar sözlerini hiçbir şekilde değiştirmediler.” ayeti geliyor. Geliyor ve yine geride kalmış olmanın inhisarıyla intizar ediyorum… Duruşları, Kur’an’ın bir ezeli iltifatını hatırlatanlara ne mutlu! Böyle erkek-adamların eşlerine, analarına, evlatlarına ne mutlu! Salıverildiğinde “keşke ben de arkadaşlarımla içerde kalsaydım” diyen erkek oğlu erkeklere ne mutlu! Evinde bavulunu hazırlayıp bekleyenlere ne mutlu! Evlatlarıyla “Arkamdan ağlamayın, suçlu olarak gitmemi mi isterdiniz?” sözleriyle vedalaşan medrese-i Yusufiye muhacirlerine ne mutlu! Onlarla olamadım, ama onlardanım… Onlarla olmayı intizar eden sı-fır-lar-da-nım…
Zaman
Ana Sayfa
05.09.2014
KerimBalcı-İntizarKerim Balcı - İntizar
Mustafa Ünal - Neden Gül değil, Davutoğlu?
Zaman
24.08.2014
03:06
Sürpriz yok. Şaşırtma, ters köşe yok. Cumhurbaşkanı Gül Ankara’nın havasını cümleye döktü. ‘Göründüğü kadarıyla’ diye başladı söze, ‘Görevi devralacak arkadaşımız Ahmet Bey’ tespitiyle noktayı koydu. Sadece yüksek rakımlı Çankaya’dan değil, siyasetin bütün mekânlarından görünüyordu Ahmet Davutoğlu’nun ismi ve cismi.Erdoğan da ‘kardeşim’ dediği Davutoğlu’nun elini kaldırarak ‘başbakanlığını’ resmen ilan etti. Adaylığı demek lazım aslında. Genel başkanlar ‘atama’ değil, ‘seçimle’ göreve başlar. Nihai kararı delege verecek çünkü. Çarşamba günkü olağanüstü kongrede. Davutoğlu ‘tek aday’. Rakipsiz. Yarış olmayacak. Kongre formalite, karar onaylanacak sadece. Erdoğan’ı uğurlama daha öne çıkacak.Türk siyasetinin yaşadığı ilk örnek değil bu. Turgut Özal ve Süleyman Demirel partilerini bırakarak Çankaya’ya çıktı. Özal da Demirel de sadece genel başkan değil, Erdoğan gibi liderdi. Her ikisi de arkasına bakmadan gitmedi, partilerini şekillendirmek istedi. Yerine bırakacakları ismi işaret etti. Kongreleri çok adaylı oldu.Yıldırım Akbulut’un karşısına Hasan Celal Güzel, İsmet Abi’ye (Sezgin) karşı Tansu Çiller ve Köksal Toptan çıktı. Demirel, Özal’a göre daha esnek davrandı. Çiller’i engelleyebilirdi. Ağırlığını koymadı. Olağanüstü kongrede hem ANAP hem DYP heyecanlı yarışa sahne oldu.Mevcut şartlarda AK Parti’de ‘aday olmak’ cesaret ister. Adaylık başvurusunu divana ulaştırmak bile kolay değil. Oysa koltuğun cazibesi çok yüksek. Kazanan hem genel başkan hem de başbakan olacak. Normal şartlarda kim şansını denemek istemez. Bünyesinde AK Parti’nin iddialı isimleri barındırdığı muhakkak. Birçoğunun içinde o aslanın yattığı da inkar edilemez.Çoklu yarış her ne kadar ana gövdeden kopanlar tarafından kurulmuş olsa da AK Parti’nin geleneğine yabancı. Bir de buna Erdoğan’ın disiplinli parti yönetimi eklendiğinde asla ‘aykırı ses’ beklenmemeli. Parti içinde mevcut halden hoşnut olmayanlar yok mu? Var elbette. Ancak hoşnutsuzluğu yakın gelecekte söze ve eyleme dökmeleri mümkün değil. Beki ileride...Düne kadar Abdullah Gül en güçlü senaryolardan biriydi. Rusya’dan, Putin-Medvedev örneği veriliyordu. Dışarıdan değil bizzat parti içinden seslendiriliyordu. Gül’ün partiye dönmek istediği sır değil. Önce dolaylı sonra doğrudan mesaj verdi. Ancak mesajı karşılık bulmadı. Gül gücünü Çankaya’dan alan bir siyasetçi değil.AK Parti hikâyesinin en güçlü aktörlerinden... Kişiliği makul, üslubu mutedil diye bilinir. Yeri geldiğinde cesur ve köşeli tavır almaktan çekinmedi. 15 yıl önce Millî Görüş hareketinin doğal lideri merhum Necmettin Erbakan’ın karşısına çıkmak her babayiğidin harcı değildi. Her türlü riske ve rencide edici ağır ithamlara rağmen aday oldu. 2 yıl sonra kurulacak olan AK Parti’nin yolunu o ilk adım açtı.2007’deki cumhurbaşkanlığı adaylığı da aynı şekilde... O günler çabuk unutuldu. Rüzgâr karşıdan esiyordu. Ankara’nın havası puslu, AK Parti’nin üzerinde kara bulutlar dolaşıyordu. Kapatma davasının açılacağından söz ediliyordu. 367 kararını, 27 Nisan bildirisini göğüsledi. 28 Nisan karşı bildiride aslan payı Gül’ündür. Parti yönetiminden gelen ‘esneme’ tavsiyelerini elinin tersiyle itti. Uzaktan değil çok yakından gelen çekilmesi yönündeki telkinlere kulaklarını tıkadı. Erdoğan’a da Çankaya’nın kapılarını açan isim oldu. Bugün Gül siyasete göz kırpmasına rağmen ‘oyun dışı’ kaldı. Partiye dönme isteğine lisan-ı halle ‘hayır’ cevabı verildi. Genç isimlerin hırpalamasına da göz yumuldu. ‘Saygısızlık gördüm’ cümlesinin altı boş değil.Gül için hiç mi ihtimal yok? Bütün yollar tutuldu. Şartlar değişmediği sürece kendisine yeni yol açabilmesi pek mümkün değil. İleride belki... Yakın tarih siyasette vefaya yer olmadığının çarpıcı örnekleriyle dolu. AK Parti’nin, ‘vefa’ karnesi en zayıf partilerden biri olarak tarihe geçeceği kesin. Birlikte yola çıktığı kimleri terk etmedi ki. Saymakla bitmez.Neden Gül değil Davutoğlu? Bundan sonra bu soruya cevap arayacağız. Gerçek şu ki ‘tek aday’ olarak gireceği kongreden Ahmet Davutoğlu ‘başbakan’ olarak çıkacak. Siyasetin ve toplumun fay hatlarında çok enerji birikti. Hem Davutoğlu’nu hem Türkiye’yi zor günlerin beklediğini bilmem söylemeye gerek var mı?
Zaman
En Çok Okunan
24.08.2014
MustafaÜnal-NedenGüldeğilDavutoğlu?Mustafa Ünal - Neden Gül değil Davutoğlu?
Mustafa Ünal - Neden Gül değil, Davutoğlu?
Zaman
24.08.2014
02:13
Sürpriz yok. Şaşırtma, ters köşe yok. Cumhurbaşkanı Gül Ankara’nın havasını cümleye döktü. ‘Göründüğü kadarıyla’ diye başladı söze, ‘Görevi devralacak arkadaşımız Ahmet Bey’ tespitiyle noktayı koydu. Sadece yüksek rakımlı Çankaya’dan değil, siyasetin bütün mekânlarından görünüyordu Ahmet Davutoğlu’nun ismi ve cismi.Erdoğan da ‘kardeşim’ dediği Davutoğlu’nun elini kaldırarak ‘başbakanlığını’ resmen ilan etti. Adaylığı demek lazım aslında. Genel başkanlar ‘atama’ değil, ‘seçimle’ göreve başlar. Nihai kararı delege verecek çünkü. Çarşamba günkü olağanüstü kongrede. Davutoğlu ‘tek aday’. Rakipsiz. Yarış olmayacak. Kongre formalite, karar onaylanacak sadece. Erdoğan’ı uğurlama daha öne çıkacak.Türk siyasetinin yaşadığı ilk örnek değil bu. Turgut Özal ve Süleyman Demirel partilerini bırakarak Çankaya’ya çıktı. Özal da Demirel de sadece genel başkan değil, Erdoğan gibi liderdi. Her ikisi de arkasına bakmadan gitmedi, partilerini şekillendirmek istedi. Yerine bırakacakları ismi işaret etti. Kongreleri çok adaylı oldu.Yıldırım Akbulut’un karşısına Hasan Celal Güzel, İsmet Abi’ye (Sezgin) karşı Tansu Çiller ve Köksal Toptan çıktı. Demirel, Özal’a göre daha esnek davrandı. Çiller’i engelleyebilirdi. Ağırlığını koymadı. Olağanüstü kongrede hem ANAP hem DYP heyecanlı yarışa sahne oldu.Mevcut şartlarda AK Parti’de ‘aday olmak’ cesaret ister. Adaylık başvurusunu divana ulaştırmak bile kolay değil. Oysa koltuğun cazibesi çok yüksek. Kazanan hem genel başkan hem de başbakan olacak. Normal şartlarda kim şansını denemek istemez. Bünyesinde AK Parti’nin iddialı isimleri barındırdığı muhakkak. Birçoğunun içinde o aslanın yattığı da inkar edilemez.Çoklu yarış her ne kadar ana gövdeden kopanlar tarafından kurulmuş olsa da AK Parti’nin geleneğine yabancı. Bir de buna Erdoğan’ın disiplinli parti yönetimi eklendiğinde asla ‘aykırı ses’ beklenmemeli. Parti içinde mevcut halden hoşnut olmayanlar yok mu? Var elbette. Ancak hoşnutsuzluğu yakın gelecekte söze ve eyleme dökmeleri mümkün değil. Beki ileride...Düne kadar Abdullah Gül en güçlü senaryolardan biriydi. Rusya’dan, Putin-Medvedev örneği veriliyordu. Dışarıdan değil bizzat parti içinden seslendiriliyordu. Gül’ün partiye dönmek istediği sır değil. Önce dolaylı sonra doğrudan mesaj verdi. Ancak mesajı karşılık bulmadı. Gül gücünü Çankaya’dan alan bir siyasetçi değil.AK Parti hikâyesinin en güçlü aktörlerinden... Kişiliği makul, üslubu mutedil diye bilinir. Yeri geldiğinde cesur ve köşeli tavır almaktan çekinmedi. 15 yıl önce Millî Görüş hareketinin doğal lideri merhum Necmettin Erbakan’ın karşısına çıkmak her babayiğidin harcı değildi. Her türlü riske ve rencide edici ağır ithamlara rağmen aday oldu. 2 yıl sonra kurulacak olan AK Parti’nin yolunu o ilk adım açtı.2007’deki cumhurbaşkanlığı adaylığı da aynı şekilde... O günler çabuk unutuldu. Rüzgâr karşıdan esiyordu. Ankara’nın havası puslu, AK Parti’nin üzerinde kara bulutlar dolaşıyordu. Kapatma davasının açılacağından söz ediliyordu. 367 kararını, 27 Nisan bildirisini göğüsledi. 28 Nisan karşı bildiride aslan payı Gül’ündür. Parti yönetiminden gelen ‘esneme’ tavsiyelerini elinin tersiyle itti. Uzaktan değil çok yakından gelen çekilmesi yönündeki telkinlere kulaklarını tıkadı. Erdoğan’a da Çankaya’nın kapılarını açan isim oldu. Bugün Gül siyasete göz kırpmasına rağmen ‘oyun dışı’ kaldı. Partiye dönme isteğine lisan-ı halle ‘hayır’ cevabı verildi. Genç isimlerin hırpalamasına da göz yumuldu. ‘Saygısızlık gördüm’ cümlesinin altı boş değil.Gül için hiç mi ihtimal yok? Bütün yollar tutuldu. Şartlar değişmediği sürece kendisine yeni yol açabilmesi pek mümkün değil. İleride belki... Yakın tarih siyasette vefaya yer olmadığının çarpıcı örnekleriyle dolu. AK Parti’nin, ‘vefa’ karnesi en zayıf partilerden biri olarak tarihe geçeceği kesin. Birlikte yola çıktığı kimleri terk etmedi ki. Saymakla bitmez.Neden Gül değil Davutoğlu? Bundan sonra bu soruya cevap arayacağız. Gerçek şu ki ‘tek aday’ olarak gireceği kongreden Ahmet Davutoğlu ‘başbakan’ olarak çıkacak. Siyasetin ve toplumun fay hatlarında çok enerji birikti. Hem Davutoğlu’nu hem Türkiye’yi zor günlerin beklediğini bilmem söylemeye gerek var mı?
Zaman
Köşe Yazıları
24.08.2014
MustafaÜnal-NedenGüldeğilDavutoğlu?Mustafa Ünal - Neden Gül değil Davutoğlu?
Mustafa Ünal - Neden Gül değil, Davutoğlu?
Zaman
24.08.2014
02:08
Sürpriz yok. Şaşırtma, ters köşe yok. Cumhurbaşkanı Gül Ankara’nın havasını cümleye döktü. ‘Göründüğü kadarıyla’ diye başladı söze, ‘Görevi devralacak arkadaşımız Ahmet Bey’ tespitiyle noktayı koydu. Sadece yüksek rakımlı Çankaya’dan değil, siyasetin bütün mekânlarından görünüyordu Ahmet Davutoğlu’nun ismi ve cismi.Erdoğan da ‘kardeşim’ dediği Davutoğlu’nun elini kaldırarak ‘başbakanlığını’ resmen ilan etti. Adaylığı demek lazım aslında. Genel başkanlar ‘atama’ değil, ‘seçimle’ göreve başlar. Nihai kararı delege verecek çünkü. Çarşamba günkü olağanüstü kongrede. Davutoğlu ‘tek aday’. Rakipsiz. Yarış olmayacak. Kongre formalite, karar onaylanacak sadece. Erdoğan’ı uğurlama daha öne çıkacak.Türk siyasetinin yaşadığı ilk örnek değil bu. Turgut Özal ve Süleyman Demirel partilerini bırakarak Çankaya’ya çıktı. Özal da Demirel de sadece genel başkan değil, Erdoğan gibi liderdi. Her ikisi de arkasına bakmadan gitmedi, partilerini şekillendirmek istedi. Yerine bırakacakları ismi işaret etti. Kongreleri çok adaylı oldu.Yıldırım Akbulut’un karşısına Hasan Celal Güzel, İsmet Abi’ye (Sezgin) karşı Tansu Çiller ve Köksal Toptan çıktı. Demirel, Özal’a göre daha esnek davrandı. Çiller’i engelleyebilirdi. Ağırlığını koymadı. Olağanüstü kongrede hem ANAP hem DYP heyecanlı yarışa sahne oldu.Mevcut şartlarda AK Parti’de ‘aday olmak’ cesaret ister. Adaylık başvurusunu divana ulaştırmak bile kolay değil. Oysa koltuğun cazibesi çok yüksek. Kazanan hem genel başkan hem de başbakan olacak. Normal şartlarda kim şansını denemek istemez. Bünyesinde AK Parti’nin iddialı isimleri barındırdığı muhakkak. Birçoğunun içinde o aslanın yattığı da inkar edilemez.Çoklu yarış her ne kadar ana gövdeden kopanlar tarafından kurulmuş olsa da AK Parti’nin geleneğine yabancı. Bir de buna Erdoğan’ın disiplinli parti yönetimi eklendiğinde asla ‘aykırı ses’ beklenmemeli. Parti içinde mevcut halden hoşnut olmayanlar yok mu? Var elbette. Ancak hoşnutsuzluğu yakın gelecekte söze ve eyleme dökmeleri mümkün değil. Beki ileride...Düne kadar Abdullah Gül en güçlü senaryolardan biriydi. Rusya’dan, Putin-Medvedev örneği veriliyordu. Dışarıdan değil bizzat parti içinden seslendiriliyordu. Gül’ün partiye dönmek istediği sır değil. Önce dolaylı sonra doğrudan mesaj verdi. Ancak mesajı karşılık bulmadı. Gül gücünü Çankaya’dan alan bir siyasetçi değil.AK Parti hikâyesinin en güçlü aktörlerinden... Kişiliği makul, üslubu mutedil diye bilinir. Yeri geldiğinde cesur ve köşeli tavır almaktan çekinmedi. 15 yıl önce Millî Görüş hareketinin doğal lideri merhum Necmettin Erbakan’ın karşısına çıkmak her babayiğidin harcı değildi. Her türlü riske ve rencide edici ağır ithamlara rağmen aday oldu. 2 yıl sonra kurulacak olan AK Parti’nin yolunu o ilk adım açtı.2007’deki cumhurbaşkanlığı adaylığı da aynı şekilde... O günler çabuk unutuldu. Rüzgâr karşıdan esiyordu. Ankara’nın havası puslu, AK Parti’nin üzerinde kara bulutlar dolaşıyordu. Kapatma davasının açılacağından söz ediliyordu. 367 kararını, 27 Nisan bildirisini göğüsledi. 28 Nisan karşı bildiride aslan payı Gül’ündür. Parti yönetiminden gelen ‘esneme’ tavsiyelerini elinin tersiyle itti. Uzaktan değil çok yakından gelen çekilmesi yönündeki telkinlere kulaklarını tıkadı. Erdoğan’a da Çankaya’nın kapılarını açan isim oldu. Bugün Gül siyasete göz kırpmasına rağmen ‘oyun dışı’ kaldı. Partiye dönme isteğine lisan-ı halle ‘hayır’ cevabı verildi. Genç isimlerin hırpalamasına da göz yumuldu. ‘Saygısızlık gördüm’ cümlesinin altı boş değil.Gül için hiç mi ihtimal yok? Bütün yollar tutuldu. Şartlar değişmediği sürece kendisine yeni yol açabilmesi pek mümkün değil. İleride belki... Yakın tarih siyasette vefaya yer olmadığının çarpıcı örnekleriyle dolu. AK Parti’nin, ‘vefa’ karnesi en zayıf partilerden biri olarak tarihe geçeceği kesin. Birlikte yola çıktığı kimleri terk etmedi ki. Saymakla bitmez.Neden Gül değil Davutoğlu? Bundan sonra bu soruya cevap arayacağız. Gerçek şu ki ‘tek aday’ olarak gireceği kongreden Ahmet Davutoğlu ‘başbakan’ olarak çıkacak. Siyasetin ve toplumun fay hatlarında çok enerji birikti. Hem Davutoğlu’nu hem Türkiye’yi zor günlerin beklediğini bilmem söylemeye gerek var mı?
Zaman
Ana Sayfa
24.08.2014
MustafaÜnal-NedenGüldeğilDavutoğlu?Mustafa Ünal - Neden Gül değil Davutoğlu?
Deli deyip geçmeyin!
Zaman
21.03.2014
02:15
Geçtiğimiz haftalarda gazetelere Mardin’den yansıyan küçük bir haberdi. Derik ilçesinde akıl hastası vatandaşın cenaze törenine binlerce insan katıldı. 81 yaşındaki Hatip Önen’in ilçede heykeli de var. Bu kimsesiz delinin cenazesine niye on binler katıldı?Mardin Derik’te epey meşhur olan Hatip Önen’in nam-ı diğer Hato’nun, 15 yıl önce vefat eden abisi, kendisi gibi zihinsel engelliydi. Derik ilçe meydanında abi kardeşin heykelleri var. Küfretmediği, peşinde kovalamadığı kimse kalmamış. Esprileri dilden dile dolaşıyor, videoları sosyal medyada izleniyor. Evinde çıkan yangınla vefat eden Hato’nun cenazesine binlerce insan katıldı. Cenaze sırasında ilçe esnafı kepenk kapadı.Yoğun gündemin gerisinde kalan bu vaka, değişen toplum dinamiklerinden biriydi, belki de son iziydi. Henüz bu kadar modern olmadığı dönemlerde toplum, delilerine böyle sahip çıkardı. Daha doğrusu deliler hastanelerde veya ev hapsinde değil, sokaklarda olurdu. Bulunduğu mahalle, belde, ilçenin sakinleri ona sahip çıkardı. Büyük hoşgörüyle bakar, geçimlerini ve bakımlarını üstlenirlerdi. Deli veya zihinsel engelli değil mecnun, iyi saatte olsunların ziyaret ettiği kişi, veli zat diye bilinir, söylenirdi. Eski İstanbul’un Delileri adında bir inceleme kitabı yazan tarihçi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Selim Karakışla, “İyi sıhhatte olsunlar’a karışmış olduklarını düşündükleri bu kişilerin sözl ve tavırlarına kerametler aramak, çeşitli dinlere mensup bütün İstanbullular arasında oldukça yaygın görülen davranışlardandı.” diyor.Pazarola, Hasan Bey!Eski toplumlar, delileri soyutlamadığı, zarar vermediği meczuplardan medet bile ummuş. Hallerinde, sözlerinde keramet arar, veli zat bildikleri delilerin gönlünü hoş tutarak hayır dua ettirirlermiş. Hakkında kitaplar yazılan şanlı deliler var, Pazarola Hasan Bey gibi. Belki de delilerin en meşhuru... Uğruna gazetelerde makaleler yayımlanmış, tiyatro oyunları yapılmış, pek sevilen makbul bir meczupmuş. Esnaf onun ‘pazarola’ selamının bereket getirdiğine inanır, kahve içirmeden göndermek istemezmiş. Hasan Bey ise herkesin davetine icabet etmezmiş. Pazarola Hasan Bey’in Devlet-i Âliye’nin başkentinde payitahtta olması, imparatorluğun ekonomisinin can damarı Eminönü’nde yaşaması ününün en büyük etkisi. Ama tarihin tozlu rafları karıştırılsa Anadolu’da Mardin Derikli Hato gibi meşhur çok deli bulunabilir. Onları meşhur eden toplumda gördükleri hüsnü kabul.Deliler neden hastanelerde?Delilik, Siyaset ve Toplum; Toptaşı Bimarhanesi kitabının yazarı Fatih Artvinli, genel olarak Müslüman toplumlarda ve Osmanlı’da delilerin gündelik hayatta diğer insanlarla iç içe yaşam sürdüklerini, sosyal alanda dışlanmadıklarını söylüyor. Delilerin toplum hayatındaki bu yeri Hz. Peygamber’in (sas) hadislerine göre şekillenmiş. Tabii her aklını yitiren veli mertebesine çıkarılmıyormuş. Toplumsal yaşamda zararsız olanlara bu muamele yapılıyormuş. Şiddete eğilimli ve düzeni bozacak derecede etkili olanlara muamele başka olurmuş.Bugünün, bırakın mahallesindeki deliye tahammül etmeyi kendi yaşlı anne babasına ve hatta evladına, kendine bile tahammül edemeyen bireyleri için uzak bir kavram ama eski toplumlar zihinsel ve bedensel engelli vatandaşları sosyal hayatın içinde tutuyor, gündüz bakımını üstleniyordu.19. yüzyıl tımarhaneler çağı!Acıbadem Üniversitesi’nden Fatih Artvinli’nin İstanbul’daki bir akıl hastanesi üzerine yaptığı akademik çalışması ilginç bir veri sunuyor. Akıl hastanesi sayısında 19. yüzyılda dünya genelinde adeta bir patlama yaşanmış. Osmanlı’da ise bu süreçten sonra toplumun akıl hastalarıyla ilişkisi değişmeye başlamış.Fatih Artvinli, 19. yy’ın, ‘tımarhaneler çağı’ olarak adlandırılmasına sebep olacak kadar çok akıl hastanesinin açılmasının epey sebebi olduğunu söylüyor. Hatta bu konuda tarihçiler arasında anlaşmazlık da varmış. Modernleşmenin neden olduğu akıl hastalıklarındaki bir artış mı, yoksa zararlı davranışlar karşısında daha hoşgörüsüz hale gelen devletlerin bir işi miydi? Doktorların giderek gelişen profesyonel güçleriyle ilgili olabilir miydi? Nüfusun artması; ailelerin akıl hastalarına değişen yaklaşımı, insanlar artık bimarhaneyi (akıl hastanesi) uzak, acımasız, merhametsiz bir yer olarak düşünmemesi, ailelerin başa çıkması zor ve yorucu olan hastaların bakımı konusunda daha az sorumluluk duymaya başlaması dile getirilen diğer sebepler. Artvinli; “Şehirleşme yani tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş de aile desteğini zayıflatmış olabilir.” diyor.Bugün gelinen nokta sokakta, mahallede yani günlük hayatın içinde akıl hastaları yok. Olanlara da hiç hoşgörüyle bakmıyoruz, bakamıyoruz. Mardinli Hatip Önen, belki de son nesil meczuplardan.İstanbul’un koca kafalısıKoca kafalı Pazarola Hasan Bey, 1927&
Zaman
En Çok Okunan
21.03.2014
DelideyipgeçmeyinDeli deyip geçmeyin
Deli deyip geçmeyin!
Zaman
21.03.2014
02:14
Geçtiğimiz haftalarda gazetelere Mardin’den yansıyan küçük bir haberdi. Derik ilçesinde akıl hastası vatandaşın cenaze törenine binlerce insan katıldı. 81 yaşındaki Hatip Önen’in ilçede heykeli de var. Bu kimsesiz delinin cenazesine niye on binler katıldı?Mardin Derik’te epey meşhur olan Hatip Önen’in nam-ı diğer Hato’nun, 15 yıl önce vefat eden abisi, kendisi gibi zihinsel engelliydi. Derik ilçe meydanında abi kardeşin heykelleri var. Küfretmediği, peşinde kovalamadığı kimse kalmamış. Esprileri dilden dile dolaşıyor, videoları sosyal medyada izleniyor. Evinde çıkan yangınla vefat eden Hato’nun cenazesine binlerce insan katıldı. Cenaze sırasında ilçe esnafı kepenk kapadı.Yoğun gündemin gerisinde kalan bu vaka, değişen toplum dinamiklerinden biriydi, belki de son iziydi. Henüz bu kadar modern olmadığı dönemlerde toplum, delilerine böyle sahip çıkardı. Daha doğrusu deliler hastanelerde veya ev hapsinde değil, sokaklarda olurdu. Bulunduğu mahalle, belde, ilçenin sakinleri ona sahip çıkardı. Büyük hoşgörüyle bakar, geçimlerini ve bakımlarını üstlenirlerdi. Deli veya zihinsel engelli değil mecnun, iyi saatte olsunların ziyaret ettiği kişi, veli zat diye bilinir, söylenirdi. Eski İstanbul’un Delileri adında bir inceleme kitabı yazan tarihçi Yrd. Doç. Dr. Yavuz Selim Karakışla, “İyi sıhhatte olsunlar’a karışmış olduklarını düşündükleri bu kişilerin sözl ve tavırlarına kerametler aramak, çeşitli dinlere mensup bütün İstanbullular arasında oldukça yaygın görülen davranışlardandı.” diyor.Pazarola, Hasan Bey!Eski toplumlar, delileri soyutlamadığı, zarar vermediği meczuplardan medet bile ummuş. Hallerinde, sözlerinde keramet arar, veli zat bildikleri delilerin gönlünü hoş tutarak hayır dua ettirirlermiş. Hakkında kitaplar yazılan şanlı deliler var, Pazarola Hasan Bey gibi. Belki de delilerin en meşhuru... Uğruna gazetelerde makaleler yayımlanmış, tiyatro oyunları yapılmış, pek sevilen makbul bir meczupmuş. Esnaf onun ‘pazarola’ selamının bereket getirdiğine inanır, kahve içirmeden göndermek istemezmiş. Hasan Bey ise herkesin davetine icabet etmezmiş. Pazarola Hasan Bey’in Devlet-i Âliye’nin başkentinde payitahtta olması, imparatorluğun ekonomisinin can damarı Eminönü’nde yaşaması ününün en büyük etkisi. Ama tarihin tozlu rafları karıştırılsa Anadolu’da Mardin Derikli Hato gibi meşhur çok deli bulunabilir. Onları meşhur eden toplumda gördükleri hüsnü kabul.Deliler neden hastanelerde?Delilik, Siyaset ve Toplum; Toptaşı Bimarhanesi kitabının yazarı Fatih Artvinli, genel olarak Müslüman toplumlarda ve Osmanlı’da delilerin gündelik hayatta diğer insanlarla iç içe yaşam sürdüklerini, sosyal alanda dışlanmadıklarını söylüyor. Delilerin toplum hayatındaki bu yeri Hz. Peygamber’in (sas) hadislerine göre şekillenmiş. Tabii her aklını yitiren veli mertebesine çıkarılmıyormuş. Toplumsal yaşamda zararsız olanlara bu muamele yapılıyormuş. Şiddete eğilimli ve düzeni bozacak derecede etkili olanlara muamele başka olurmuş.Bugünün, bırakın mahallesindeki deliye tahammül etmeyi kendi yaşlı anne babasına ve hatta evladına, kendine bile tahammül edemeyen bireyleri için uzak bir kavram ama eski toplumlar zihinsel ve bedensel engelli vatandaşları sosyal hayatın içinde tutuyor, gündüz bakımını üstleniyordu.19. yüzyıl tımarhaneler çağı!Acıbadem Üniversitesi’nden Fatih Artvinli’nin İstanbul’daki bir akıl hastanesi üzerine yaptığı akademik çalışması ilginç bir veri sunuyor. Akıl hastanesi sayısında 19. yüzyılda dünya genelinde adeta bir patlama yaşanmış. Osmanlı’da ise bu süreçten sonra toplumun akıl hastalarıyla ilişkisi değişmeye başlamış.Fatih Artvinli, 19. yy’ın, ‘tımarhaneler çağı’ olarak adlandırılmasına sebep olacak kadar çok akıl hastanesinin açılmasının epey sebebi olduğunu söylüyor. Hatta bu konuda tarihçiler arasında anlaşmazlık da varmış. Modernleşmenin neden olduğu akıl hastalıklarındaki bir artış mı, yoksa zararlı davranışlar karşısında daha hoşgörüsüz hale gelen devletlerin bir işi miydi? Doktorların giderek gelişen profesyonel güçleriyle ilgili olabilir miydi? Nüfusun artması; ailelerin akıl hastalarına değişen yaklaşımı, insanlar artık bimarhaneyi (akıl hastanesi) uzak, acımasız, merhametsiz bir yer olarak düşünmemesi, ailelerin başa çıkması zor ve yorucu olan hastaların bakımı konusunda daha az sorumluluk duymaya başlaması dile getirilen diğer sebepler. Artvinli; “Şehirleşme yani tarım toplumundan endüstri toplumuna geçiş de aile desteğini zayıflatmış olabilir.” diyor.Bugün gelinen nokta sokakta, mahallede yani günlük hayatın içinde akıl hastaları yok. Olanlara da hiç hoşgörüyle bakmıyoruz, bakamıyoruz. Mardinli Hatip Önen, belki de son nesil meczuplardan.İstanbul’un koca kafalısıKoca kafalı Pazarola Hasan Bey, 1927&
Zaman
Ana Sayfa
21.03.2014
DelideyipgeçmeyinDeli deyip geçmeyin
Sen bizi birleştiriyorsun
Zaman
13.03.2014
11:54
Aralarında Sezen Aksu, Tarkan, Gülben Ergen gibi isimlerin bulunduğu ünlü sanatçılar, Gezi Parkı eylemleri sırasında yaralanan ve 269 gün sonra vefat eden Berkin Elvan’ın ardından tek yürek oldu. Elvan’ın ardından bir yazı kaleme alan Aksu, “Oğulcuğum, güzel çocuğum…” diye hitap etti. Aksu, “Görüyorsun değil mi, sen bizi birleştiriyorsun şu anda…” dedi.Türkiye’yi yasa boğan 15 yaşındaki Berkin Elvan’ın ölümü sanat dünyasını da ağlattı. Ünlü sanatçılar Sezen Aksu, Tarkan, Gülben Ergen Elvan’la ilgili üzüntülerini paylaştı. Sezen Aksu, Berkin Elvan için kişisel internet sitesinde yazı kaleme aldı. Elvan’a, “Oğulcuğum, güzel çocuğum… Kavrulan kalbim, sızlayan ciğerim...” diye hitap eden Aksu, yazısını “Görüyorsun değil mi, sen bizi birleştiriyorsun şu anda…” ifadeleriyle tamamladı.Tarkan’ın Twitter hesabından paylaştığı grafikte, Berkin Elvan’ın yanı sıra Gezi olaylarında hayatını kaybeden Ali İsmail Korkmaz, Abdullah Cömert, Mehmet Ayvalıtaş, Ahmet Atakan, Hasan Ferit Gedik, Medeni Yıldırım, Ethem Sarısülük’ün isimleri yer aldı. Mahmut Tuncer’le yapacağı programı iptal eden Gülben Ergen, Tuncer’in kulisten döndüğünü söyledi. Simge Fıstıkoğlu ile sohbet havasında bir yayın yapan Ergen, programın bir an önce bitmesini istedi. Ergen, “Bugün konuğumuz Mahmut Tuncer’di. Mahmut abi kulisten geri döndü. Ona hazırlanmış bir dekor ve eğlenceli bir programımız vardı. Onu bu hafta içi başka bir güne erteledik. Biz programa Simge ile devam edeceğiz. Çünkü üzgünüz, çünkü kırgınız, çünkü ülkemiz üzgün, gencecik bir ölüm sebebiyle. Biz yayındayız, sadece vazifemiz gereği yayının bitmesi için yayındayız.” ifadelerini kullandı. Adana’da çekilen Dila Hanım dizisinin set ekibi de açtıkları ‘Berkin Elvan ölümsüzdür’ pankartıyla fotoğraf çektirdi. Fotoğraf birçok Twitter kullanıcısı tarafından paylaşıldı. Yalan Dünya dizisi oyuncuları ve set ekibi, dizi çekimleri sırasında üzerinde, ‘Çocuklar uyurken susulur, öldürülürken değil.. Berkin Elvan ölümsüzdür’ yazan pankart açtı. Yalan Dünya ekibi çektikleri fotoğrafı Twitter’dan paylaştı. Twitter’da Fuat Güner, “Gönlümüzde yaşayacaksın.” Mert Fırat, “Allah şahidim olsun çocuk, unutmayacağız.” Burcu Kara, “Ah Berkin ah kuzum, melek olup gittin bütün çocuklar gibi...” yazdı.Berkin’e...Soğukkanlılığını, muhakeme yetisini kaybetmiş bir kibir, iktidar ve güç zehirlenmesinden doğan bir vicdan tutulması Berkin’i de aldı… Küçücük Berkin’i. Gülüşünü, çocukluğunu, gençliğini, hayallerini, hayata katacağı artıları, değerleri…Berkin, oğulcuğum, güzel çocuğum… Kavrulan kalbim, sızlayan ciğerim...Akılla açıklamam mümkün değil, sadece hissim o ki senin kaybının yarattığı dönüştürücü güç, biz yaşayanlara hiç nasip olamayacak belki de…Bizi duyduğuna inanarak söylüyorum, sen de senden önce giden abilerine söyle; iyi ve namuslu insanlar var bu dünyada, hem de çok! Ve kazanacaklar sonunda; bilmiyorum nasıl, ne zaman ama illa ki…Hayat ileriye akar. Bazen 16 kilogramlık bir çocuk bedeninin üzerinden yükselerek, yeniden anlamlanır.Görüyorsun değil mi, sen bizi birleştiriyorsun şu anda…Sezen Aksu
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
SenbizibirleştiriyorsunSen bizi birleştiriyorsun
"Adi, kepaze, namussuz herif!"
Zaman
07.03.2014
11:28
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile Milliyet gazetesinin patronu Erdoğan Demirören arasında geçen ses kaydı Türkiye gündemine bomba gibi düştü.İmralı zabıtlarını haber yapan Milliyete kızan Başbakan Erdoğanın Demiröreni rezillik, alçaklık, kepazelik, adilik gibi ifadelerle azarlaması medya dünyasında büyük tepki gördü. Ses kaydı ile ilgili bir yazı kaleme alan T24 yazarı Hasan Akay, Sadece içim acıdı... 1954 doğumlu bir adam, 1938 doğumlu, yani babası yaşında bir ihtiyarı sözleriyle acımasızca dövüyordu. İçimde bir isyan dalgası kıpırdadı. İnsan babası yaşında birini ağlatacak kadar hırpalar mı! Ayıp değil mi! ifadelerini kullandı.İşte Atayın o yazısı:Adi, kepaze, namussuz herif!Hiçbir yazımda bu kelimeleri kullanmamıştım.Bugün kullanıyorum.Ama sahiplenerek değil.Kınayarak.Kendi ağzımdan değil.Alıntı yaparak.Kim mi bu sözleri söyleyen?Dün yayımlanan skandal ses kayıtları doğruysa eğer...Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan.Ne denebilir?Şaşırtıcı... Ürkütücü... Korkunç...Bir başbakan böyle sözler söyleyebilir mi?* * *Evet, bence söyleyebilir.Yani bizim Başbakanımız pekâlâ söyleyebilir.Dün akşam sakin sakin oturup (böyle günlerde sakin oturulur mu hiç!) ikinci Ukrayna yazımı bitirmeye çalışıyordum.Televizyon açıktı.Her zamanki rezalet haberleri birbirini izliyordu. (Dün Aydın Abi [Engin], tüm iyimserliğiyle ses kaydı tsunamisi... korkarım bir gün yalama olacak diyerek rezilliklerin kanıksaması tehlikesine dikkat çekiyordu. Bence milyonlarca insan açısından daha şimdiden yalama oldu, kanıksandı bile.)Birdenbire malum bağıran ses odamda patladı:- Adi, terbiyesiz herif!..Kafamı ve kaşlarımı kaldırıp baktım.Erdoğan, Malatyadaki konuşmasında, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğluna hitap ediyordu:- Bu kadar adilik, alçaklık olamaz! Sen aynaya bak! Benim rahmetli anneme hakaret edecek kadar adisin! Terbiyesiz herif!..Galiba bir parti liderine yönelik olarak ilk kez alenen böyle kelimeler kullanılıyordu.Önceki gün o konuşmayı izlediğim için söz konusu sahneyi çok iyi hatırlıyorum: Kılıçdaroğlu Başbakana yönelik aile boyu yolsuzluk tezini dile getirirken, yalnışlıkla annesinden de bahsetmiş, ama devirdiği çamı hemen anlayıp mahcup bir yüz ifadesi ve el hareketiyle alelacele özür dilemişti.* * * Özür...Bu kelime Erdoğanın lügatinde yok.O alışık olduğu iki pozisyonu - mağdur olma ve delikanlılık-kavgacılık - aynı anda yakaladığını düşünerek coştu ve bu durumu oya çevirme gayretine girdi.Kendisini daha önce Türk ve Müslüman toplumunun geleneksel kutsal değerlerinin savunulması kapsamında, annelerin ayağı öpülür türü bir konuşma yaparken dinlediğimi hatırlıyorum. (Ananı al da git sözü de hafızamda; o da ayrı konu.)Şimdi ölmüş annesine yanlışlıkla da olsa dil uzatmış olan muhalefet liderine adi, terbiyesiz herif derken, kutsal değerleri ve toplumu (seçmeni) arkasına alarak, Kılıçdaroğluna - eline geçirse hemen oracıkta - bir temiz dayak atmakta kararlı olduğu izlenimini veriyordu.Bir ara Başbakanın bazı bakanlara fiziksel şiddet uyguladığı (örneğin, eski Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıçı tokatladığı) yolunda haberler çıktığı aklıma geldi.Başbakanın gözü dönmüş yüz ifadesine ve bu gerginliğin yükünü kaldırmakta iyice zorlanarak boynundan taşmaya çalışan damarlarına bakmak için televizyona yaklaştım...Ne günlere kaldık gibi anlamsız bir cümle telaffuz ederek sakinleşmeye çalıştım.* * *Ardından son ayların tartışılmaz temel haber kaynaklarından biri olan Artı Bir TVnin ana haber bülteni Canlı Gastede yeni ses kayıtları müjdelendi:Başbakan, Milliyet Gazetesinin sahibi, işadamı Erdoğan Demirören ile konuşuyordu.Pardon. Konuşmuyordu.Azarlıyordu. Aşağılıyordu. Korkutuyordu.Telefonun öbür ucundaki muhatabının üzerinden tank gibi geçiyordu.Demirören, önce - herhalde eski ilişkilerine dayanarak eleştiriyi geçiştirebileceği tahminiyle - sen ve patron diye hitap ettiği Erdoğanı yatıştırmaya çalıştı:- Üzdüm mü seni patron?Ama karşısındaki adam geri adım atmak şöyle dursun, yüklendikçe yükleniyor, sağlı sollu sözel yumruklarla onu köşeye sıkıştırıyordu.Daha sonra Demirörenin sesi kısıldı. Üslubu değişti. Sayın Başbakanım demeye başladı.Bir yerde iyice tıkandı...Ve ağladı...Doğrusu tüylerim diken diken oldu.Biliyorum, Demirören de dahil bu medya düzeninin patronlarına da söylenecek çok söz var.Ama o an...Sadece içim acıdı...1954 doğumlu bir adam, 1938 doğumlu, yani babası yaşında bir ihtiyarı sözleriyle acımasızca dövüyordu.İçimde bir isyan dalgası kıpırdadı.Hani Türk ve Müslüman toplumunun geleneksel kutsal değerlerinin savunulması?İnsan babası yaşında birini ağlatacak kadar hırpalar mı!Ayıp değil mi!* * *Ayıp mı?..Neler söylüyorum ben!Ne kadar da safım!Türkiye bu kavramları çoktan geçti, değil mi?Sadece kavga var ortada. Ölümüne mücadele. Hatta savaş!..Elinde koskoca bir pala varmış gibi sağa sola saldıran,
Zaman
Ana Sayfa
07.03.2014
AdikepazenamussuzherifAdi kepaze namussuz herif
Üniversite öğrenci yurdunu basan AK Parti il başkanı hakkında suç duyurusu
Zaman
06.03.2014
14:27
Düzcede önceki akşam üniversiteli öğrencilerin kaldığı yurdu basan AK Parti il başkanı ve belediye meclis üyeleri hakkında, iş yeri ve konut dokunulmazlığını ihlalden suç duyurusunda bulunuldu.Yurtta kalan iki öğrenci arasındaki tartışmayı fırsat bilen AK Parti Düzce İl Başkanı Metin Kaşıkoğlu, meclis üyesi Cahit Aydın ve Hasan Küçük Öze, önceki gece Zirve Erkek Öğrenci Yurdunu basarak bazı öğrencilere eylem yaptırdı. AK Partililer, ayrıca iki öğrenciyi yurttan beraberinde götürdü. Yurt yetkilileri, il başkanı ve meclis üyeleri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.İL BAŞKANI YURDA İZİNSİZ GİREREK ÖĞRENCİLERİ KIŞKIRTTIAlınan bilgiye göre, bir grup öğrenci Fethullah Gülen Hocaefendinin sohbet videosunu izlerken, yurtta kalan ve o esnada dışarıdan gelen İ.S isimli öğrenci hakaret ederek videoyu kapattı. Diğer öğrenciler tarafından uyarılan İ.S., olayı daha önce irtibatlı olduğu AK Partililere bildirdi. Bunun üzerine İl Başkanı Metin Kaşıkoğlu ve beraberindekiler yurda izinsiz girerek, öğrencileri kışkırttı. Bir grup öğrenciyi yurdun önünde toplayan il başkanı Kaşıkoğlu, AK Parti lehine slogan attırıp, aç kaldıkları, Tayyip Erdoğanı kötüleyici videolar seyrettirildikleri, gece sokağa atıldıkları gibi konularda öğrencileri konuşturarak video kaydı yaptırdı.Kaşıkoğlu, daha sonra İ.S ve H.O.U isimli öğrencileri yanına alıp, diğer öğrencilere de yurttan ayrılmaları halinde devletin kendilerine sahip çıkacağını söyleyerek yurdun önünden ayrıldı.GECENİN BİR YARISI ÖĞRENCİLERİ DIŞARI ÇAĞIRDILARYurtta 2 yıldır kalan öğrencilerden M.A.K, hiç bir şekilde öğrencilere zorla video izlettirilmediğini ve bir parti aleyhine propaganda yapılmadığını söyledi. M.A.K olayı şöyle anlattı: Akşam bazı öğrenci arkadaşlarla toplanıp video izliyorduk. Zorlama yoktu. Video izlerken ikinci öğretimlerden bir kişi geldi, kapıyı açtı, Bu videoyu izlemek istemiyorum. Bu televizyonu bunun için mi koyduk dedi, sonra bilgisayarı kapattı. Ondan sonra kapıyı çekip gitti. Arkasından ben gittim. Arkadaşla konuştum. Niye, böyle bir şey yaptın dedim. Abi ben bu videoyu izlemek istemiyorum. dedi. Galiba bunun babasının yakını bir milletvekiliymiş. Onunla görüşmüşler. Sonra hemen AK Partililer geldi. İ.S. Burada mı kalıyor dedi. Evet dedim. Tanıdığı akrabası falan mısınız? dedim. O da, bir şey söylemedi. İzin almadı, zaten. Öğrencileri camdan çağırmışlar, inin aşağı diye. Sonra röportaj yaptılar, slogan attılar. Gecenin bir yarısında, camdan çağırdılar. Bazı öğrenciler dışarıya çıktı. Biz çıkmadık. diye konuştu.İKİ YILDIR KALIYORUM BEN YURTTAN MEMNUNUMİki yıldır yurtta kalan B.K isimli öğrenci, ise yurttan memnun olduklarını ve bir sıkıntılarının bulunmadığını belirtti. B.K Ben iki senedir bu yurtta kalıyorum. Bir sıkıntım olmadı şu ana kadar. Bir grup arkadaşımız yurdun önüne çıktı. Bas bas, bağırdılar. Neyin ne olduğunu anlamış değiliz. Şu anda gerçekten sinirlerimiz çok bozuk. Moralimizi bozdular. Sonradan gelenler ne yapmaya çalıştılar anlayamadık. açıklamasında bulundu.Yurt Yönetim Memuru Mehmet Biroğlu ise AK Parti teşkilatından bir grubun yurda izinsiz girdiğini belirterek, Burada size yanlış şeyler öğretiliyor mu? Bununla alakalı bir şeyler var mı? diye soruyorlar. Burada arkadaşlara dik dur eğilme, başbakan seninle şeklinde slogan attırmaya çalışıyorlar. Yerel basını çağırmışlar. Burada olay çıkartmaya çalıştılar. Haberimiz olmadan, iki öğrenciyi götürmüşler. Biz kimseyi dışarı atmadık. Öğrencinin ailesi o gece yurtta kalmasını istemesine rağmen İ.S., AK Partililerle yurttan ayrılmıştır. Kimseyi gece vakti sokağa atmadık. dedi.YURDU BASANLAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDUYurt yetkilileri, yurdu basan AK Partililer hakkında Düzce Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Dilekçeyi veren Avukat Teoman Yaman, Dün gece saat 24 sularında müvekkil şirkete ait Zirve Erkek Öğrenci Yurduna baskın yapmak suretiyle korku ve panik yaratan ve kendilerini AK Partili olarak tanıtan şahıslar hakkında Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunuyoruz. Böyle olayların tekrarlanmamasını temenni ediyoruz. diye konuştu.SUÇ DUYURUSU METNİSavcılığa verilen suç duyurusunda şu ifadeler kullanıldı: 03.03.2014 günü gece vakti 24.00 sularında müvekkil Eda Eğitim Dersanecilik Araştırma Ticaret Anonim Şirketine ait Özel Zirve Erkek Öğrenci Yurduna gelen şüpheliler izinsiz olarak yurda girmişler ve İ.S. burada mı? diye öğrencilere sormak suretiyle İ.S. adlı öğrencinin odasına girmek istemişlerdir. Bunun üzerine yurtta bulunan görevliler kim olduklarını sorunca AK Partili olduklarını söylemişlerdir. Görevlilerce kendilerine kimle görüşmek istiyorlarsa çağırabileceklerini söyleyip bekleme salonuna geçmeleri istenmiştir. Daha sonra yurt sakini öğrencilerden olan İ.S. çağrılmıştır. Gelen şüpheliler İ. Sye ve H. O. Uya Burada neler oluyor? diye sorduktan sonra yurtta
Zaman
En Çok Okunan
06.03.2014
ÜniversiteöğrenciyurdunubasanAKPartiilbaşkanıhakkındasuçduyurusuÜniversite öğrenci yurdunu basan AK Parti il başkanı hakkında suç duyurusu
Üniversite öğrenci yurdunu basan AK Parti il başkanı hakkında suç duyurusu
Zaman
06.03.2014
10:41
Düzcede önceki akşam üniversiteli öğrencilerin kaldığı yurdu basan AK Parti il başkanı ve belediye meclis üyeleri hakkında, iş yeri ve konut dokunulmazlığını ihlalden suç duyurusunda bulunuldu.Yurtta kalan iki öğrenci arasındaki tartışmayı fırsat bilen AK Parti Düzce İl Başkanı Metin Kaşıkoğlu, meclis üyesi Cahit Aydın ve Hasan Küçük Öze, önceki gece Zirve Erkek Öğrenci Yurdunu basarak bazı öğrencilere eylem yaptırdı. AK Partililer, ayrıca iki öğrenciyi yurttan beraberinde götürdü. Yurt yetkilileri, il başkanı ve meclis üyeleri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.İL BAŞKANI YURDA İZİNSİZ GİREREK ÖĞRENCİLERİ KIŞKIRTTIAlınan bilgiye göre, bir grup öğrenci Fethullah Gülen Hocaefendinin sohbet videosunu izlerken, yurtta kalan ve o esnada dışarıdan gelen İ.S isimli öğrenci hakaret ederek videoyu kapattı. Diğer öğrenciler tarafından uyarılan İ.S., olayı daha önce irtibatlı olduğu AK Partililere bildirdi. Bunun üzerine İl Başkanı Metin Kaşıkoğlu ve beraberindekiler yurda izinsiz girerek, öğrencileri kışkırttı. Bir grup öğrenciyi yurdun önünde toplayan il başkanı Kaşıkoğlu, AK Parti lehine slogan attırıp, aç kaldıkları, Tayyip Erdoğanı kötüleyici videolar seyrettirildikleri, gece sokağa atıldıkları gibi konularda öğrencileri konuşturarak video kaydı yaptırdı.Kaşıkoğlu, daha sonra İ.S ve H.O.U isimli öğrencileri yanına alıp, diğer öğrencilere de yurttan ayrılmaları halinde devletin kendilerine sahip çıkacağını söyleyerek yurdun önünden ayrıldı.GECENİN BİR YARISI ÖĞRENCİLERİ DIŞARI ÇAĞIRDILARYurtta 2 yıldır kalan öğrencilerden M.A.K, hiç bir şekilde öğrencilere zorla video izlettirilmediğini ve bir parti aleyhine propaganda yapılmadığını söyledi. M.A.K olayı şöyle anlattı: Akşam bazı öğrenci arkadaşlarla toplanıp video izliyorduk. Zorlama yoktu. Video izlerken ikinci öğretimlerden bir kişi geldi, kapıyı açtı, Bu videoyu izlemek istemiyorum. Bu televizyonu bunun için mi koyduk dedi, sonra bilgisayarı kapattı. Ondan sonra kapıyı çekip gitti. Arkasından ben gittim. Arkadaşla konuştum. Niye, böyle bir şey yaptın dedim. Abi ben bu videoyu izlemek istemiyorum. dedi. Galiba bunun babasının yakını bir milletvekiliymiş. Onunla görüşmüşler. Sonra hemen AK Partililer geldi. İ.S. Burada mı kalıyor dedi. Evet dedim. Tanıdığı akrabası falan mısınız? dedim. O da, bir şey söylemedi. İzin almadı, zaten. Öğrencileri camdan çağırmışlar, inin aşağı diye. Sonra röportaj yaptılar, slogan attılar. Gecenin bir yarısında, camdan çağırdılar. Bazı öğrenciler dışarıya çıktı. Biz çıkmadık. diye konuştu.İKİ YILDIR KALIYORUM BEN YURTTAN MEMNUNUMİki yıldır yurtta kalan B.K isimli öğrenci, ise yurttan memnun olduklarını ve bir sıkıntılarının bulunmadığını belirtti. B.K Ben iki senedir bu yurtta kalıyorum. Bir sıkıntım olmadı şu ana kadar. Bir grup arkadaşımız yurdun önüne çıktı. Bas bas, bağırdılar. Neyin ne olduğunu anlamış değiliz. Şu anda gerçekten sinirlerimiz çok bozuk. Moralimizi bozdular. Sonradan gelenler ne yapmaya çalıştılar anlayamadık. açıklamasında bulundu.Yurt Yönetim Memuru Mehmet Biroğlu ise AK Parti teşkilatından bir grubun yurda izinsiz girdiğini belirterek, Burada size yanlış şeyler öğretiliyor mu? Bununla alakalı bir şeyler var mı? diye soruyorlar. Burada arkadaşlara dik dur eğilme, başbakan seninle şeklinde slogan attırmaya çalışıyorlar. Yerel basını çağırmışlar. Burada olay çıkartmaya çalıştılar. Haberimiz olmadan, iki öğrenciyi götürmüşler. Biz kimseyi dışarı atmadık. Öğrencinin ailesi o gece yurtta kalmasını istemesine rağmen İ.S., AK Partililerle yurttan ayrılmıştır. Kimseyi gece vakti sokağa atmadık. dedi.YURDU BASANLAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDUYurt yetkilileri, yurdu basan AK Partililer hakkında Düzce Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Dilekçeyi veren Avukat Teoman Yaman, Dün gece saat 24 sularında müvekkil şirkete ait Zirve Erkek Öğrenci Yurduna baskın yapmak suretiyle korku ve panik yaratan ve kendilerini AK Partili olarak tanıtan şahıslar hakkında Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunuyoruz. Böyle olayların tekrarlanmamasını temenni ediyoruz. diye konuştu.SUÇ DUYURUSU METNİSavcılığa verilen suç duyurusunda şu ifadeler kullanıldı: 03.03.2014 günü gece vakti 24.00 sularında müvekkil Eda Eğitim Dersanecilik Araştırma Ticaret Anonim Şirketine ait Özel Zirve Erkek Öğrenci Yurduna gelen şüpheliler izinsiz olarak yurda girmişler ve İ.S. burada mı? diye öğrencilere sormak suretiyle İ.S. adlı öğrencinin odasına girmek istemişlerdir. Bunun üzerine yurtta bulunan görevliler kim olduklarını sorunca AK Partili olduklarını söylemişlerdir. Görevlilerce kendilerine kimle görüşmek istiyorlarsa çağırabileceklerini söyleyip bekleme salonuna geçmeleri istenmiştir. Daha sonra yurt sakini öğrencilerden olan İ.S. çağrılmıştır. Gelen şüpheliler İ. Sye ve H. O. Uya Burada neler oluyor? diye sorduktan sonra yurtta
Zaman
Güncel
06.03.2014
ÜniversiteöğrenciyurdunubasanAKPartiilbaşkanıhakkındasuçduyurusuÜniversite öğrenci yurdunu basan AK Parti il başkanı hakkında suç duyurusu
Üniversite öğrenci yurdunu basan AK Parti il başkanı hakkında suç duyurusu
Zaman
06.03.2014
10:41
Düzcede önceki akşam üniversiteli öğrencilerin kaldığı yurdu basan AK Parti il başkanı ve belediye meclis üyeleri hakkında, iş yeri ve konut dokunulmazlığını ihlalden suç duyurusunda bulunuldu.Yurtta kalan iki öğrenci arasındaki tartışmayı fırsat bilen AK Parti Düzce İl Başkanı Metin Kaşıkoğlu, meclis üyesi Cahit Aydın ve Hasan Küçük Öze, önceki gece Zirve Erkek Öğrenci Yurdunu basarak bazı öğrencilere eylem yaptırdı. AK Partililer, ayrıca iki öğrenciyi yurttan beraberinde götürdü. Yurt yetkilileri, il başkanı ve meclis üyeleri hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.İL BAŞKANI YURDA İZİNSİZ GİREREK ÖĞRENCİLERİ KIŞKIRTTIAlınan bilgiye göre, bir grup öğrenci Fethullah Gülen Hocaefendinin sohbet videosunu izlerken, yurtta kalan ve o esnada dışarıdan gelen İ.S isimli öğrenci hakaret ederek videoyu kapattı. Diğer öğrenciler tarafından uyarılan İ.S., olayı daha önce irtibatlı olduğu AK Partililere bildirdi. Bunun üzerine İl Başkanı Metin Kaşıkoğlu ve beraberindekiler yurda izinsiz girerek, öğrencileri kışkırttı. Bir grup öğrenciyi yurdun önünde toplayan il başkanı Kaşıkoğlu, AK Parti lehine slogan attırıp, aç kaldıkları, Tayyip Erdoğanı kötüleyici videolar seyrettirildikleri, gece sokağa atıldıkları gibi konularda öğrencileri konuşturarak video kaydı yaptırdı.Kaşıkoğlu, daha sonra İ.S ve H.O.U isimli öğrencileri yanına alıp, diğer öğrencilere de yurttan ayrılmaları halinde devletin kendilerine sahip çıkacağını söyleyerek yurdun önünden ayrıldı.GECENİN BİR YARISI ÖĞRENCİLERİ DIŞARI ÇAĞIRDILARYurtta 2 yıldır kalan öğrencilerden M.A.K, hiç bir şekilde öğrencilere zorla video izlettirilmediğini ve bir parti aleyhine propaganda yapılmadığını söyledi. M.A.K olayı şöyle anlattı: Akşam bazı öğrenci arkadaşlarla toplanıp video izliyorduk. Zorlama yoktu. Video izlerken ikinci öğretimlerden bir kişi geldi, kapıyı açtı, Bu videoyu izlemek istemiyorum. Bu televizyonu bunun için mi koyduk dedi, sonra bilgisayarı kapattı. Ondan sonra kapıyı çekip gitti. Arkasından ben gittim. Arkadaşla konuştum. Niye, böyle bir şey yaptın dedim. Abi ben bu videoyu izlemek istemiyorum. dedi. Galiba bunun babasının yakını bir milletvekiliymiş. Onunla görüşmüşler. Sonra hemen AK Partililer geldi. İ.S. Burada mı kalıyor dedi. Evet dedim. Tanıdığı akrabası falan mısınız? dedim. O da, bir şey söylemedi. İzin almadı, zaten. Öğrencileri camdan çağırmışlar, inin aşağı diye. Sonra röportaj yaptılar, slogan attılar. Gecenin bir yarısında, camdan çağırdılar. Bazı öğrenciler dışarıya çıktı. Biz çıkmadık. diye konuştu.İKİ YILDIR KALIYORUM BEN YURTTAN MEMNUNUMİki yıldır yurtta kalan B.K isimli öğrenci, ise yurttan memnun olduklarını ve bir sıkıntılarının bulunmadığını belirtti. B.K Ben iki senedir bu yurtta kalıyorum. Bir sıkıntım olmadı şu ana kadar. Bir grup arkadaşımız yurdun önüne çıktı. Bas bas, bağırdılar. Neyin ne olduğunu anlamış değiliz. Şu anda gerçekten sinirlerimiz çok bozuk. Moralimizi bozdular. Sonradan gelenler ne yapmaya çalıştılar anlayamadık. açıklamasında bulundu.Yurt Yönetim Memuru Mehmet Biroğlu ise AK Parti teşkilatından bir grubun yurda izinsiz girdiğini belirterek, Burada size yanlış şeyler öğretiliyor mu? Bununla alakalı bir şeyler var mı? diye soruyorlar. Burada arkadaşlara dik dur eğilme, başbakan seninle şeklinde slogan attırmaya çalışıyorlar. Yerel basını çağırmışlar. Burada olay çıkartmaya çalıştılar. Haberimiz olmadan, iki öğrenciyi götürmüşler. Biz kimseyi dışarı atmadık. Öğrencinin ailesi o gece yurtta kalmasını istemesine rağmen İ.S., AK Partililerle yurttan ayrılmıştır. Kimseyi gece vakti sokağa atmadık. dedi.YURDU BASANLAR HAKKINDA SUÇ DUYURUSUNDA BULUNULDUYurt yetkilileri, yurdu basan AK Partililer hakkında Düzce Cumhuriyet Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Dilekçeyi veren Avukat Teoman Yaman, Dün gece saat 24 sularında müvekkil şirkete ait Zirve Erkek Öğrenci Yurduna baskın yapmak suretiyle korku ve panik yaratan ve kendilerini AK Partili olarak tanıtan şahıslar hakkında Düzce Cumhuriyet Başsavcılığına şikâyette bulunuyoruz. Böyle olayların tekrarlanmamasını temenni ediyoruz. diye konuştu.SUÇ DUYURUSU METNİSavcılığa verilen suç duyurusunda şu ifadeler kullanıldı: 03.03.2014 günü gece vakti 24.00 sularında müvekkil Eda Eğitim Dersanecilik Araştırma Ticaret Anonim Şirketine ait Özel Zirve Erkek Öğrenci Yurduna gelen şüpheliler izinsiz olarak yurda girmişler ve İ.S. burada mı? diye öğrencilere sormak suretiyle İ.S. adlı öğrencinin odasına girmek istemişlerdir. Bunun üzerine yurtta bulunan görevliler kim olduklarını sorunca AK Partili olduklarını söylemişlerdir. Görevlilerce kendilerine kimle görüşmek istiyorlarsa çağırabileceklerini söyleyip bekleme salonuna geçmeleri istenmiştir. Daha sonra yurt sakini öğrencilerden olan İ.S. çağrılmıştır. Gelen şüpheliler İ. Sye ve H. O. Uya Burada neler oluyor? diye sorduktan sonra yurtta
Zaman
Ana Sayfa
06.03.2014
ÜniversiteöğrenciyurdunubasanAKPartiilbaşkanıhakkındasuçduyurusuÜniversite öğrenci yurdunu basan AK Parti il başkanı hakkında suç duyurusu
Denge Hukukçular Derneği’nden Akit’e suç duyurusu
Zaman
04.03.2014
02:11
Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya’nın 1 Mart’ta kaleme aldığı ‘Bir eski ‘abi’ ve ‘abla’dan çok çok ilginç iki mektup’ başlıklı yazısında dile getirdiği iddialar, Denge Hukukçular Derneği tarafından yalanladı.Dernek Başkanı İbrahim Bakım, sözde isimsiz bir mektuba dayanarak hâkim ve savcılığı kazanmak için derneğe üye olmanın yeterli görüldüğünü ileri süren Karakaya hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.Konya merkezli derneğin başkanı İbrahim Bakım, Karakaya’nın derneği suç örgütü gibi gösterdiğini belirtti. Yazarın, kasıtlı olarak kin ve nefret uyandırmaya çalıştığını ifade eden Bakım, “Karakaya hem iftira atmış hem suç isnadında bulunmuş ve hem de fütursuzca insanları zan ve töhmet altında bırakmaya çalışmıştır. ‘Hücre’, ‘paralel yapı’, ‘aforoz’, ‘takiyye’, ‘sızma’, ‘şaki’ gibi ifadelerle derneğimizin isminin bir araya getirilmesi kabul edilemez.” dedi. İddialar hakkında ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Üyelerimizin büyük kısmı avukatlardan müteşekkildir. Bu isimlerden sınavı kazananlar olduğu gibi sınava birkaç kez girdikten sonra kazanabilenler de vardır. Bunun yanında hâlâ üyemiz olup da avukatlıktan hakim ve savcılığa geçemeyenler de bulunmaktadır. Bu sebeple iddia edildiği gibi ‘dernek üyesi olmak, kazanmak için yeterlidir’ ifadesi doğru değildir.”
Zaman
Ana Sayfa
04.03.2014
DengeHukukçularDerneği’ndenAkit’esuçduyurusuDenge Hukukçular Derneği’nden Akit’e suç duyurusu
Denge Hukukçular Derneği’nden Akit’e suç duyurusu
Zaman
04.03.2014
02:01
Akit Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hasan Karakaya’nın 1 Mart’ta kaleme aldığı ‘Bir eski ‘abi’ ve ‘abla’dan çok çok ilginç iki mektup’ başlıklı yazısında dile getirdiği iddialar, Denge Hukukçular Derneği tarafından yalanladı.Dernek Başkanı İbrahim Bakım, sözde isimsiz bir mektuba dayanarak hâkim ve savcılığı kazanmak için derneğe üye olmanın yeterli görüldüğünü ileri süren Karakaya hakkında savcılığa suç duyurusunda bulundu.Konya merkezli derneğin başkanı İbrahim Bakım, Karakaya’nın derneği suç örgütü gibi gösterdiğini belirtti. Yazarın, kasıtlı olarak kin ve nefret uyandırmaya çalıştığını ifade eden Bakım, “Karakaya hem iftira atmış hem suç isnadında bulunmuş ve hem de fütursuzca insanları zan ve töhmet altında bırakmaya çalışmıştır. ‘Hücre’, ‘paralel yapı’, ‘aforoz’, ‘takiyye’, ‘sızma’, ‘şaki’ gibi ifadelerle derneğimizin isminin bir araya getirilmesi kabul edilemez.” dedi. İddialar hakkında ise şu değerlendirmeyi yaptı: “Üyelerimizin büyük kısmı avukatlardan müteşekkildir. Bu isimlerden sınavı kazananlar olduğu gibi sınava birkaç kez girdikten sonra kazanabilenler de vardır. Bunun yanında hâlâ üyemiz olup da avukatlıktan hakim ve savcılığa geçemeyenler de bulunmaktadır. Bu sebeple iddia edildiği gibi ‘dernek üyesi olmak, kazanmak için yeterlidir’ ifadesi doğru değildir.”
Zaman
Güncel
04.03.2014
DengeHukukçularDerneği’ndenAkit’esuçduyurusuDenge Hukukçular Derneği’nden Akit’e suç duyurusu
Belki de ‘Meftun’dan farkım yok
Zaman
14.01.2014
02:08
Gönül Hırsızı dizisinde Meftun rolünde izlediğimiz oyuncu Sadettin Tolan, Halveti Cerrahi dervişlerinden Hafız Nezih Tolan’ın oğlu. Babasının kendine ‘Neslimden gelmen, evladım olmanı göstermez, mühim olan yolumdan gitmek.’ dediğini söyleyen Tolan, en büyük duasının bu olduğunu ifade ediyor.“Zikir, fikir, şükür ve dinleyin dogru süyler” Gönül Hırsızı dizisindeki ‘Meftun’ karakterinin sürekli söylediği cümlelerden. Meftun, dizinin Nadir Abi’si usta oyuncu Hasan Kaçan’ın yanından ayrılmıyor. Konuşmasındaki aksan ve başındaki arakıyesi ise onun Balkanlar’la olan bağının göstergesi. Karakteri oynayan ise çiçeği burnundaki oyuncu Sadettin Tolan. Meftun’u ‘en büyük bilginin bilgisizlik olduğunu fark etmiş’ diye tarif eden Tolan, ailesinin de Balkanlar’dan gelmiş olması sebebiyle bu rolü oynadığını söylüyor. Bestekar, güftekar Hafız Hüseyin Tolan’ın torunu ve Halveti cerrahi şeyhi Muzaffer Ozak’ın dervişlerinden Hafız Nezih Tolan’ın oğlu olan Tolan, “Karakterin ana kaynağı Hasan Kaçan. Ailemin Balkanlar’dan gelmesi sebebiyle dilim yatkın. Oradaki hareketleri, duruşları da kendi ailemden gördüğümden dolayı biraz daha konuya hakimim diyebilirim. Denk geldi, onun kafasıyla ben uyuştum. Hasan Abi, ‘sen bunu yaparsın’ dedi ve başladık.” diyor. Dizide eski pilot Nadir’in yolculuklarından birinde Meftun’u bulduğunu belirten Tolan, “Onu bazı şeylerden çekip çıkartan ona analık babalık yapan Nadir. Bir anlamda meftun ona teslim olmuş. Sadettin Tolan’ın belki de Meftun’dan çok fazla bir farkı yok. Ya da onun gibi olmaya çalışıyor.” ifadelerini kullanıyor.Hasan Kaçan ile 20 sene eskiye dayanan tanışıklıkları olduğunu dile getiren Tolan, aslında set ortamına aşina, çünkü yıllardır Hasan Kaçan’ın yardımcılığını yapıyor. Son olarak Sürgün İnek filminde Kaçan’ın yardımcılığını yaptığını söyleyen Tolan, “Rejiyle koordinasyonu, sahne numarası nedir, set saati ne zaman, kaçta çekilecek. Bunlarla ilgilendi. Senaryo ile alakalı çalışması gerekiyorsa yardımcı olmaya çalıştım.” diye anlatıyor. Setin içinden kamera önüne gelmesi ise onu heyecanlandırmış: “Hasan Kaçan’ın yanındayım. Yönetmenimiz “Evet Sadettin” dedi. Kafam titremeye başladı. Onu durduramıyorum. Onu durdurdum, bu kez hareket ettirmem gerekiyor ama yapamıyorum. ‘Evet Sadettin’ diyor. O ses geliyor ve beynimin içinde dolaşıyor. Kaskatı kaldım ama… Hasan Abi ‘Hadi Sadettin’ diyormuş ama ben onu duymuyorum. Kaskatı kesilmişim, kendime geldim. “Taş yaptın kendini dedi, evet öyle… Bu aslında hâlâ devam ediyor ama ilk günkü gibi değil.” Oyunculuk tecrübesi olarak dizinin en acemilerinden olduğunu belirten Tolan, dizide ışıkçıdan çay veren ablaya, en küçükleri Mesut Can Tomay dahil herkesten bir şeyler öğrendiğini kaydediyor. Setteki ortamla ilgili Tuğçe Kazaz’ın, ‘Biz bu sene Hasan Kaçan okulunda okuyoruz.’ dediğini söyleyen Tolan, “Hasan Kaçan hem iş hem işteki pratiklik, hem insanlarla iletişimi noktasında çok şey öğreniyoruz. İnsanın egosu lamba cini gibi, biraz okşadığımızda çıkar. Hasan Abi, ona müsaade etmiyor.” ifadelerini kullanıyor.Şirketi arayıp arakıyeyi istiyorlarMeftun karakterinin kendisi kadar başındaki arakıyesi de izleyicilerin dikkatini çekmiş. Öyle ki film şirketini arayıp, “Arnavut’um, arakıyeyi bulamıyorum. Nereden buldunuz?” diye soranlardan. “Lütfen nereden alıyorsanız benim için de getirtin!” isteğinde bulunanlar da olmuş. Arakıyenin Balkanlar’a has bir kıyafet olduğunu söyleyen Tolan, Meftun için Üsküp’ten özel getirildiğini ifade ediyor. Tekke geleneğinde olduğunu kaydeden Tolan, “Bildiğim kadarıyla. Hz. Peygamber’in (sas) ayaklarına giydiği ve Veysel Karani’ye gönderdiği bir eşya. Veysel Karani ben kimim ki onu ayağıma giyeyim deyip, bir parçasını başına taç ettiği söylenir. Kaynağı orası. Tarikatlarda, tekkelerde kullanılıyor. Semazenlerde de var.” diyor. Ailesinin tekke geleneğinden bahseden Tolan, şöyle devam ediyor: “Babam, Sarı Hoca ve Mustafa Efendi ve Muzaffer Ozak’tan öğrenim görmüş. Hasan Akkuş’un en son öğrencilerinden. Muzaffer Efendi’nin son hutbesinde ‘Nezih ben gidiyorum. Burayı sen devral’ emriyle haftada bir cuma günü sohbet ettiği Beyazıt’taki camiye geçti. Uzun yıllar sohbetler verdi. Sakalının olmayışı, bıyık yapısı, konuşma tavrı ile herkesin kafasında çizilen hoca karakterinden farklıydı. 92’de rahmetli oldu babam.” Babasının kendine ‘Neslimden gelmen, evladım olmanı göstermez, mühim olan yolumdan gitmek.’ dediğini dile getiren Tolan, en büyük duasının, onun yolu
Zaman
Ana Sayfa
14.01.2014
Belkide‘Meftun’danfarkımyokBelki de ‘Meftun’dan farkım yok
17 yerinden bıçaklanan genç kadın hayatını kaybetti
Zaman
01.12.2013
10:14
Ümraniye’de evli ve bir çocuk annesi genç bir kadın, kayınvalidesi ve kayınpederiyle birlikte yaşadığı evde 17 yerinden bıçaklanarak ağır yaralandı. Kaldırıldığı hastanede hayatını kaybeden genç kadını kimin bıçakladığı ise henüz belirlenemedi.Olay geçtiğimiz Cuma günü saat 13.00 sıralarında Elmalıkent Mahallesi’nde meydana geldi. Evli ve 3 yaşında bir çocuk annesi olan Ebru B. (26), eşinin ailesiyle birlikte yaşadığı evde henüz bilinmeyen bir sebeple vücudunun çeşitli yerlerinden 17 kez bıçaklanarak yaralandı. Ağır yaralanan genç kadın, eşinin yakınları tarafından Ümraniye Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne kaldırıldı. Genç kadın, hastanede yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Genç kadının cenazesi otopsi yapılmak üzere Adli Tıp Kurumu Morgu’na kaldırıldı. Bu arada Ebru B.’nin kaçarak evlendiği eşi Hasan B.’nin çeşitli suçlardan 2 aydır cezaevinde olduğu öğrenildi. Olayı haber alan ve hastaneye koşan Ebru B.’nin babası Ayhan T., kızının ölümünden damadının babasından şüphelendiğini iddia etti. Kızının daha önce damadının ailesi tarafından sürekli tehdit edildiğini iddia eden baba T., “Cuma günü öğleden sonra telefon geldi. Kızınız acil hastanede ameliyata alındı. Bende apar topar hemen hastaneye gittim. Hastanenin önü kalabalıktı orada duruyorlardı. Yanlarına koştum durum vaziyet nedir dedim. Abi sorma kardeşim bıçak atmış dedi. Öyle deyince ameliyathaneye koştum. Müdahale ediyoruz bıçak darbesi bayağı ağır. Kalbini zedelemiş kalbi durmuş dediler yolda. Şu anda müdahale ediliyor dediler. 1 saat kadar geçti sonra beni çağırdılar. Doktor bana hastanızın durumu vahim. Çok ağır darbe almış. 17 bıçak darbesi var. Bıçak kalbini parçalamış. Bizi bir odaya aldılar sakinleştirmek için iğne yaptılar. Bu esnada damadın ailesi kaçtılar tabi. 1 saat sonra doktor geldi ve kızınızı kaybettik dedi. Bugünde ali tıp kurumuna gönderdiler. 2 saat sonra beni içeri aldılar kızımı gösterdiler. Nasıldı kızım biliyor musunuz? Harita gibiydi. Kimin yaptığına gelirsek ben başta babasından şüpheleniyorum. Zaten baş mimarı o. Aileyi yönlendiren o. Ondan sonra onun oğlu var Selim. Ondan sonra bu çocuk. O çocuğu neden öne atıyorlar? Çünkü bu çocuk askerden hava değişimine geldi. Psikolojik sorunları var çocuğun. Hani ne kadar az ceza alırsak hani bunlar daha hala bunun peşindeler. Olayı tamamen çocuğa endekslediler. Ama asıl sonuç başındaki oğlu Mehmet. Benim kızımın başını yakan bunlar. Kızımı ben vermedim. Zaten kızım kaçtı. Ve kızımı tehdit ettiler ailene zarar veririz, kardeşine, annene zarar veririz. Bu gibi tehditlerle kızımı hep korkuttular. Kızım korkudan bize hep şirin gözüktü. Zaten iki ayda bir üç ayda bir geliyordu. Sık sık getirmiyorlardı. Zaten kocası şu an içerde kocasının da bu olaydan haberi yok.” dedi.Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin’e seslenen baba Ayhan T., “Bakanımız var sayın Fatma Şahin’e sesleniyorum. Yani üstüne gidilsin. Cezaların en ağırı verilsin. Göstermelik değil ön kapıdan girilip arka kapıdan çıkılmasın. Başka ocaklar sönmesin. Başka çocuklar yetim kalmasın. Analar babalar ağlamasın. Başka insanların canı yanmasın. Bakanımızdan, başbakanımızdan rica ediyorum.” dedi.Öte yandan zanlı ya da zanlıların yakalanıp yakalanmadığı konusunda bilgi verilmedi. Olay yerinde inceleme yapan polis ekipleri konuyla ilgili geniş çaplı soruşturma başlattı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
01.12.2013
17yerindenbıçaklanangençkadınhayatınıkaybetti17 yerinden bıçaklanan genç kadın hayatını kaybetti
İyi ki Türk doğmuşum
Zaman
17.11.2013
14:01
Geçtiğimiz günlerde bir milletvekili “Atatürk olmasaydı gene olurduk ama isimlerimiz Dimitri olurdu, Yorgo olurdu.” dedi.Konu tartışılırken bir arkadaşım gözyaşları içerisinde benim fakirhaneyi ziyaret etti. Aklına takılan bir şey varmış ve onu çok üzüyormuş. “Söyle sevgili arkadaşım, nedir senin sorunun?” dedim. Arkadaşlarımın sorunlarıyla ilgilenmeye bayılırım.“Benim ismim, biliyorsun, Dimitri.” dedi. “Atatürk olmasaydı herkesin ismi Dimitri, Yorgo olacaktı ama Atatürk vardı ve buna rağmen benim ismim neden Dimitri? Ben neden faydalanamadım?” dedi ve gözyaşlarına boğuldu.Ona bir çay getirdim ve teskin etmeye uğraştım. “Bak” dedim, “herkes Türk olamaz, bu bize doğuştan verilmiş bir hediye, sen Türk değilsin ve buna üzülmeni anlayabiliyorum, senin yerinde olsam ben de üzülürdüm, insan içine çıkmazdım, talihime saydırırdım, belki hayatıma son vermek isterdim. Ama Türk değilsin diye hepten koyverme. Hayata 1-0 yenik başlamışsın, daha çok çalış, ne bileyim çok iyi bir curling oyuncusu ol, hayatına bir anlam kat. Benim herhangi bir başarıya ihtiyacım yok, Türk doğmuşum zaten, anlatabiliyor muyum ama senin çılgınlar gibi çalışman lazım.”Birbirine yapışmış ıslak kirpiklerinin altından utanç dolu bir bakış attı. Devam ettim. “İnan ki seni anlıyorum. Denize dökülmüşsünüz mesela, bu bir travmadır. Denize dökülmek ne abi ya? Ahahaha. Özür dilerim, sinirlerim bozuldu. Ama Tanrı aşkına, denize dökülmek ne abi? Nasıl başardınız bunu? Ahahaha. Ay devam edemeyeceğim.”Gülme krizini atlatmak için elimi yüzümü yıkayıp döndüğümde Dimitri’yi salondaki Türk bayrağını koklayıp yüzüne sürerken buldum. Beni görünce aniden bayrağı elinden bıraktı. Fena yakalanmıştı. Yanına gidip omzundan tuttum.“Gizli gizli Türk bayrağını öpmen kesinlikle ayıplanacak bir şey değil.” dedim. “Muhtemelen kendi kendine Onuncu Yıl Marşı’nı da mırıldanıyorsundur. İnan ki imkân olsa ben de senin Türk olmanı isterdim. Ama bu mümkün değil, anlıyor musun? Mendel kanunları diye bir şey var. Kanuna karşı gelinmez.”Çayları tazeledim. İçim bir tuhaf olmuştu. Dimitri’yi hâlâ teselli edememiştim. “Bak” dedim, çayımdan bir yudum alarak, “O olmasaydı benim de ismim bugün Dimitri olacaktı. Sen Dimitri, ben Dimitri, herkes Dimitri, müthiş bir kaos, düşünsene. Allah korumuş. Ayrıca ben annemden yine doğardım ama babam kimdi bilemezdim. Kaştan gözden az çok tahmin ederdim ama kesin şudur diyemezdim. Çünkü Soyadı Kanunu diye bir şey olmazdı. Elli tane Mehmet var, hangisi babam nereden bileceğim?”Bir nebze sakinleşmişti. Kalktı ve gitmeye koyuldu. Türk bayrağını katlayıp Dimitri’nin cebine sıkıştırdım. İtiraz edecek oldu ama üsteledim. “Genç adamsın, yanında dursun.” dedim. Ellerime sarıldı, öptürmedim. Hıçkıra hıçkıra gitti. Dimitri, ismini kesinlikle yazmamamı rica etmişti. Ama ismini yazmadan çok anlamsız olacağı için yazdım. İsmi Dimitri. Üsküdar’da oturuyor, gözlüklü, saçları önden hafif dökülmüş, görseniz hemen tanırsınız.Tarihimizi biliyor muyuz?Vezir Tonyukuk olmasaydı bugün ismimiz Luo-Jin, Yang-Hai, Feng-Sushi idi.Alaaddin Keykubat olmasaydı bugün ismimiz Refik Jebbour, Aatif Chachehou, Salma Hayek idi.Barbaros Hayrettin Paşa olmasaydı yüzmeye Yunan adalarına gitmek zorunda kalırdık.Cengiz Han olmasaydı ne iyi olurdu.Baltacı Hasan Paşa olmasaydı Köprülüzade Damat Numan Paşa vardı, o da düzgün bir insandı.Aslan Yürekli Richard olmasaydı bugün ismimiz Tony, Scott, Michael idi. Adam Haçlı seferlerini eline yüzüne bulaştırdı.
Zaman
Ana Sayfa
17.11.2013
İyikiTürkdoğmuşumİyi ki Türk doğmuşum
Beyinsiz Adam - İyi ki Türk doğmuşum
Zaman
17.11.2013
11:16
Geçtiğimiz günlerde bir milletvekili “Atatürk olmasaydı gene olurduk ama isimlerimiz Dimitri olurdu, Yorgo olurdu.” dedi.Konu tartışılırken bir arkadaşım gözyaşları içerisinde benim fakirhaneyi ziyaret etti. Aklına takılan bir şey varmış ve onu çok üzüyormuş. “Söyle sevgili arkadaşım, nedir senin sorunun?” dedim. Arkadaşlarımın sorunlarıyla ilgilenmeye bayılırım.“Benim ismim, biliyorsun, Dimitri.” dedi. “Atatürk olmasaydı herkesin ismi Dimitri, Yorgo olacaktı ama Atatürk vardı ve buna rağmen benim ismim neden Dimitri? Ben neden faydalanamadım?” dedi ve gözyaşlarına boğuldu.Ona bir çay getirdim ve teskin etmeye uğraştım. “Bak” dedim, “herkes Türk olamaz, bu bize doğuştan verilmiş bir hediye, sen Türk değilsin ve buna üzülmeni anlayabiliyorum, senin yerinde olsam ben de üzülürdüm, insan içine çıkmazdım, talihime saydırırdım, belki hayatıma son vermek isterdim. Ama Türk değilsin diye hepten koyverme. Hayata 1-0 yenik başlamışsın, daha çok çalış, ne bileyim çok iyi bir curling oyuncusu ol, hayatına bir anlam kat. Benim herhangi bir başarıya ihtiyacım yok, Türk doğmuşum zaten, anlatabiliyor muyum ama senin çılgınlar gibi çalışman lazım.”Birbirine yapışmış ıslak kirpiklerinin altından utanç dolu bir bakış attı. Devam ettim. “İnan ki seni anlıyorum. Denize dökülmüşsünüz mesela, bu bir travmadır. Denize dökülmek ne abi ya? Ahahaha. Özür dilerim, sinirlerim bozuldu. Ama Tanrı aşkına, denize dökülmek ne abi? Nasıl başardınız bunu? Ahahaha. Ay devam edemeyeceğim.”Gülme krizini atlatmak için elimi yüzümü yıkayıp döndüğümde Dimitri’yi salondaki Türk bayrağını koklayıp yüzüne sürerken buldum. Beni görünce aniden bayrağı elinden bıraktı. Fena yakalanmıştı. Yanına gidip omzundan tuttum.“Gizli gizli Türk bayrağını öpmen kesinlikle ayıplanacak bir şey değil.” dedim. “Muhtemelen kendi kendine Onuncu Yıl Marşı’nı da mırıldanıyorsundur. İnan ki imkân olsa ben de senin Türk olmanı isterdim. Ama bu mümkün değil, anlıyor musun? Mendel kanunları diye bir şey var. Kanuna karşı gelinmez.”Çayları tazeledim. İçim bir tuhaf olmuştu. Dimitri’yi hâlâ teselli edememiştim. “Bak” dedim, çayımdan bir yudum alarak, “O olmasaydı benim de ismim bugün Dimitri olacaktı. Sen Dimitri, ben Dimitri, herkes Dimitri, müthiş bir kaos, düşünsene. Allah korumuş. Ayrıca ben annemden yine doğardım ama babam kimdi bilemezdim. Kaştan gözden az çok tahmin ederdim ama kesin şudur diyemezdim. Çünkü Soyadı Kanunu diye bir şey olmazdı. Elli tane Mehmet var, hangisi babam nereden bileceğim?”Bir nebze sakinleşmişti. Kalktı ve gitmeye koyuldu. Türk bayrağını katlayıp Dimitri’nin cebine sıkıştırdım. İtiraz edecek oldu ama üsteledim. “Genç adamsın, yanında dursun.” dedim. Ellerime sarıldı, öptürmedim. Hıçkıra hıçkıra gitti. Dimitri, ismini kesinlikle yazmamamı rica etmişti. Ama ismini yazmadan çok anlamsız olacağı için yazdım. İsmi Dimitri. Üsküdar’da oturuyor, gözlüklü, saçları önden hafif dökülmüş, görseniz hemen tanırsınız.Tarihimizi biliyor muyuz?Vezir Tonyukuk olmasaydı bugün ismimiz Luo-Jin, Yang-Hai, Feng-Sushi idi.Alaaddin Keykubat olmasaydı bugün ismimiz Refik Jebbour, Aatif Chachehou, Salma Hayek idi.Barbaros Hayrettin Paşa olmasaydı yüzmeye Yunan adalarına gitmek zorunda kalırdık.Cengiz Han olmasaydı ne iyi olurdu.Baltacı Hasan Paşa olmasaydı Köprülüzade Damat Numan Paşa vardı, o da düzgün bir insandı.Aslan Yürekli Richard olmasaydı bugün ismimiz Tony, Scott, Michael idi. Adam Haçlı seferlerini eline yüzüne bulaştırdı.
Zaman
Köşe Yazıları
17.11.2013
BeyinsizAdam-İyikiTürkdoğmuşumBeyinsiz Adam - İyi ki Türk doğmuşum
Beyinsiz Adam - İyi ki Türk doğmuşum
Zaman
17.11.2013
02:02
Geçtiğimiz günlerde bir milletvekili “Atatürk olmasaydı gene olurduk ama isimlerimiz Dimitri olurdu, Yorgo olurdu.” dedi.Konu tartışılırken bir arkadaşım gözyaşları içerisinde benim fakirhaneyi ziyaret etti. Aklına takılan bir şey varmış ve onu çok üzüyormuş. “Söyle sevgili arkadaşım, nedir senin sorunun?” dedim. Arkadaşlarımın sorunlarıyla ilgilenmeye bayılırım.“Benim ismim, biliyorsun, Dimitri.” dedi. “Atatürk olmasaydı herkesin ismi Dimitri, Yorgo olacaktı ama Atatürk vardı ve buna rağmen benim ismim neden Dimitri? Ben neden faydalanamadım?” dedi ve gözyaşlarına boğuldu. Ona bir çay getirdim ve teskin etmeye uğraştım. “Bak” dedim, “herkes Türk olamaz, bu bize doğuştan verilmiş bir hediye, sen Türk değilsin ve buna üzülmeni anlayabiliyorum, senin yerinde olsam ben de üzülürdüm, insan içine çıkmazdım, talihime saydırırdım, belki hayatıma son vermek isterdim. Ama Türk değilsin diye hepten koyverme. Hayata 1-0 yenik başlamışsın, daha çok çalış, ne bileyim çok iyi bir curling oyuncusu ol, hayatına bir anlam kat. Benim herhangi bir başarıya ihtiyacım yok, Türk doğmuşum zaten, anlatabiliyor muyum ama senin çılgınlar gibi çalışman lazım.”Birbirine yapışmış ıslak kirpiklerinin altından utanç dolu bir bakış attı. Devam ettim. “İnan ki seni anlıyorum. Denize dökülmüşsünüz mesela, bu bir travmadır. Denize dökülmek ne abi ya? Ahahaha. Özür dilerim, sinirlerim bozuldu. Ama Tanrı aşkına, denize dökülmek ne abi? Nasıl başardınız bunu? Ahahaha. Ay devam edemeyeceğim.”Gülme krizini atlatmak için elimi yüzümü yıkayıp döndüğümde Dimitri’yi salondaki Türk bayrağını koklayıp yüzüne sürerken buldum. Beni görünce aniden bayrağı elinden bıraktı. Fena yakalanmıştı. Yanına gidip omzundan tuttum.“Gizli gizli Türk bayrağını öpmen kesinlikle ayıplanacak bir şey değil.” dedim. “Muhtemelen kendi kendine Onuncu Yıl Marşı’nı da mırıldanıyorsundur. İnan ki imkân olsa ben de senin Türk olmanı isterdim. Ama bu mümkün değil, anlıyor musun? Mendel kanunları diye bir şey var. Kanuna karşı gelinmez.”Çayları tazeledim. İçim bir tuhaf olmuştu. Dimitri’yi hâlâ teselli edememiştim. “Bak” dedim, çayımdan bir yudum alarak, “O olmasaydı benim de ismim bugün Dimitri olacaktı. Sen Dimitri, ben Dimitri, herkes Dimitri, müthiş bir kaos, düşünsene. Allah korumuş. Ayrıca ben annemden yine doğardım ama babam kimdi bilemezdim. Kaştan gözden az çok tahmin ederdim ama kesin şudur diyemezdim. Çünkü Soyadı Kanunu diye bir şey olmazdı. Elli tane Mehmet var, hangisi babam nereden bileceğim?”Bir nebze sakinleşmişti. Kalktı ve gitmeye koyuldu. Türk bayrağını katlayıp Dimitri’nin cebine sıkıştırdım. İtiraz edecek oldu ama üsteledim. “Genç adamsın, yanında dursun.” dedim. Ellerime sarıldı, öptürmedim. Hıçkıra hıçkıra gitti. Dimitri, ismini kesinlikle yazmamamı rica etmişti. Ama ismini yazmadan çok anlamsız olacağı için yazdım. İsmi Dimitri. Üsküdar’da oturuyor, gözlüklü, saçları önden hafif dökülmüş, görseniz hemen tanırsınız.Tarihimizi biliyor muyuz?Vezir Tonyukuk olmasaydı bugün ismimiz Luo-Jin, Yang-Hai, Feng-Sushi idi.Alaaddin Keykubat olmasaydı bugün ismimiz Refik Jebbour, Aatif Chachehou, Salma Hayek idi.Barbaros Hayrettin Paşa olmasaydı yüzmeye Yunan adalarına gitmek zorunda kalırdık.Cengiz Han olmasaydı ne iyi olurdu.Baltacı Hasan Paşa olmasaydı Köprülüzade Damat Numan Paşa vardı, o da düzgün bir insandı.Aslan Yürekli Richard olmasaydı bugün ismimiz Tony, Scott, Michael idi. Adam Haçlı seferlerini eline yüzüne bulaştırdı.
Zaman
En Çok Okunan
17.11.2013
BeyinsizAdam-İyikiTürkdoğmuşumBeyinsiz Adam - İyi ki Türk doğmuşum
Beyinsiz Adam - İyi ki Türk doğmuşum
Zaman
17.11.2013
02:02
Geçtiğimiz günlerde bir milletvekili “Atatürk olmasaydı gene olurduk ama isimlerimiz Dimitri olurdu, Yorgo olurdu.” dedi.Konu tartışılırken bir arkadaşım gözyaşları içerisinde benim fakirhaneyi ziyaret etti. Aklına takılan bir şey varmış ve onu çok üzüyormuş. “Söyle sevgili arkadaşım, nedir senin sorunun?” dedim. Arkadaşlarımın sorunlarıyla ilgilenmeye bayılırım.“Benim ismim, biliyorsun, Dimitri.” dedi. “Atatürk olmasaydı herkesin ismi Dimitri, Yorgo olacaktı ama Atatürk vardı ve buna rağmen benim ismim neden Dimitri? Ben neden faydalanamadım?” dedi ve gözyaşlarına boğuldu. Ona bir çay getirdim ve teskin etmeye uğraştım. “Bak” dedim, “herkes Türk olamaz, bu bize doğuştan verilmiş bir hediye, sen Türk değilsin ve buna üzülmeni anlayabiliyorum, senin yerinde olsam ben de üzülürdüm, insan içine çıkmazdım, talihime saydırırdım, belki hayatıma son vermek isterdim. Ama Türk değilsin diye hepten koyverme. Hayata 1-0 yenik başlamışsın, daha çok çalış, ne bileyim çok iyi bir curling oyuncusu ol, hayatına bir anlam kat. Benim herhangi bir başarıya ihtiyacım yok, Türk doğmuşum zaten, anlatabiliyor muyum ama senin çılgınlar gibi çalışman lazım.”Birbirine yapışmış ıslak kirpiklerinin altından utanç dolu bir bakış attı. Devam ettim. “İnan ki seni anlıyorum. Denize dökülmüşsünüz mesela, bu bir travmadır. Denize dökülmek ne abi ya? Ahahaha. Özür dilerim, sinirlerim bozuldu. Ama Tanrı aşkına, denize dökülmek ne abi? Nasıl başardınız bunu? Ahahaha. Ay devam edemeyeceğim.”Gülme krizini atlatmak için elimi yüzümü yıkayıp döndüğümde Dimitri’yi salondaki Türk bayrağını koklayıp yüzüne sürerken buldum. Beni görünce aniden bayrağı elinden bıraktı. Fena yakalanmıştı. Yanına gidip omzundan tuttum.“Gizli gizli Türk bayrağını öpmen kesinlikle ayıplanacak bir şey değil.” dedim. “Muhtemelen kendi kendine Onuncu Yıl Marşı’nı da mırıldanıyorsundur. İnan ki imkân olsa ben de senin Türk olmanı isterdim. Ama bu mümkün değil, anlıyor musun? Mendel kanunları diye bir şey var. Kanuna karşı gelinmez.”Çayları tazeledim. İçim bir tuhaf olmuştu. Dimitri’yi hâlâ teselli edememiştim. “Bak” dedim, çayımdan bir yudum alarak, “O olmasaydı benim de ismim bugün Dimitri olacaktı. Sen Dimitri, ben Dimitri, herkes Dimitri, müthiş bir kaos, düşünsene. Allah korumuş. Ayrıca ben annemden yine doğardım ama babam kimdi bilemezdim. Kaştan gözden az çok tahmin ederdim ama kesin şudur diyemezdim. Çünkü Soyadı Kanunu diye bir şey olmazdı. Elli tane Mehmet var, hangisi babam nereden bileceğim?”Bir nebze sakinleşmişti. Kalktı ve gitmeye koyuldu. Türk bayrağını katlayıp Dimitri’nin cebine sıkıştırdım. İtiraz edecek oldu ama üsteledim. “Genç adamsın, yanında dursun.” dedim. Ellerime sarıldı, öptürmedim. Hıçkıra hıçkıra gitti. Dimitri, ismini kesinlikle yazmamamı rica etmişti. Ama ismini yazmadan çok anlamsız olacağı için yazdım. İsmi Dimitri. Üsküdar’da oturuyor, gözlüklü, saçları önden hafif dökülmüş, görseniz hemen tanırsınız.Tarihimizi biliyor muyuz?Vezir Tonyukuk olmasaydı bugün ismimiz Luo-Jin, Yang-Hai, Feng-Sushi idi.Alaaddin Keykubat olmasaydı bugün ismimiz Refik Jebbour, Aatif Chachehou, Salma Hayek idi.Barbaros Hayrettin Paşa olmasaydı yüzmeye Yunan adalarına gitmek zorunda kalırdık.Cengiz Han olmasaydı ne iyi olurdu.Baltacı Hasan Paşa olmasaydı Köprülüzade Damat Numan Paşa vardı, o da düzgün bir insandı.Aslan Yürekli Richard olmasaydı bugün ismimiz Tony, Scott, Michael idi. Adam Haçlı seferlerini eline yüzüne bulaştırdı.
Zaman
Köşe Yazıları
17.11.2013
BeyinsizAdam-İyikiTürkdoğmuşumBeyinsiz Adam - İyi ki Türk doğmuşum
Enes Ünal: Galatasaray'a attığım gol sonrası uyuyamadım
Zaman
01.10.2013
13:54
Bursasporun genç futbolcusu Enes Ünal, Galatasaraya attığı gol ile tarihe geçtiği gece uyuyamadığını söyledi.Galatasaraya attığı golle Süper Ligde gol atan en genç oyuncu olarak tarihe geçen Bursasporun genç yıldız adayı, Enes Ünal TamSaha dergisinin 107. sayısına açıklamalarda bulundu. Soru-cevap olarak gerçekleşen röportajın tamamı şöyle:Futbolcu bir babanın oğlu olarak doğduğun günden beri futbolun içinde olduğunu zannediyorum. Bize futbol topuyla ilk tanıştığın günleri anlatır mısın?Her çocuk gibi ben de sokakta oynayarak başladım futbola. 6 yaşından itibaren ise Sakaryasporun futbol okuluna girdim. O dönemde babam Mesut Ünal, Sakaryasporda oynuyordu. Hatta bugün takım arkadaşım olan Tuncay abi de o yıllarda Sakaryaspordaydı. Ben de antrenmanlara gider, Tuncay abiyle futbol oynardım. O günlerden buraya geldim.Babanın ve ailenin bugünlere gelmendeki katkısından söz eder misin? Çoğu genç futbolcunun da söyleyeceği gibi ailem bana çok destek oldu. Sadece babamın değil, annemin de büyük desteğini gördüm bu süreçte. Zaman zaman Oğlum derslerine biraz daha önem ver dese de hep arkamda durdu. Keza amcalarımın desteğini de hep arkamda hissettim. Hâlâ her maçtan önce arayıp bana moral verirler.Babanın futbolcu olmasının avantajları var mı? Kesinlikle var. Sonuçta bu işi biliyor. Benim yaşadıklarımı o da yaşamış. Özellikle saha dışı olaylarına çok vurgu yapıyor. Kendi döneminden bir çok genç futbolcuyu örnek gösteriyor ve Çok yetenekli olmalarına rağmen futbol için yaşamadıklarından kaybolup gittiler diyor.Bursaspor altyapısına 9 yaşında girdiğini biliyoruz. Altyapılarda yetenekli oyunculara özel bir ihtimam gösterilir. Senin için de böyle bir durum söz konusu muydu? Kendini o yaşlarda da ayrıcalıklı bir oyuncu olarak hissettin mi?Dediğiniz gibi babam Bursaspora transfer olunca ben de Sakaryaspordan Bursaspora geçtim. Kendimi ayrıcalıklı bir oyuncu olarak hissetmeye gelince, ben zaten futbolcuların bir ayrıcalığının olmadığını düşünüyorum. Sonuçta herkes gibi biz de bir iş yapıyoruz. Bursasporun altyapısındaki oyuncuların bir çoğu özel yetenek. Ben de kendimi sadece onlardan biri olarak görüyorum.Seninle ilgili istatistik kayıtları ilk olarak 2009-10 sezonunda ortaya çıkıyor. O sezon U14 takımında yer almış ve 21 maçta 8 gol atmışsın. Hemen ardından gelen sezonların istatistiklerine bakıldığında oldukça düşük bir rakam. O sezon ne olmuştu da kendi ölçeğinde düşük bir grafik çizmiştin?U14te oynamıştım ama benim bir üst yaş grubumdu. O dönemde oldukça küçüktüm. Zaten takımın yedek oyuncusuydum. Oyuna sonradan giriyordum. Yine de attığım gollerle takıma katkı yapan puanların alınmasını sağlamıştım.2010-11 sezonundan itibaren gol rakamlarında inanılmaz bir yükseliş göze çarpıyor. 50nin hatta son sezonda 60ın üzerine çıkan gol sayıları son derecede çarpıcı. Senin için gol makinesi demek bile az kalabilir. Bu çıkışı nasıl sağladın?Sözünü ettiğiniz dönemin başında Bursasporla uluslararası bir turnuvaya gitmiştik. Orada takım olarak çok iyi anlaşmaya başladık. Çok uyumlu bir ekip haline geldik. Ben de turnuvada 20nin üzerinde gol atmıştım. Özgüvenimi orada kazandım diyebilirim. Öyle ki, artık gol atamadığım maçlarda üzülmeye başladım. Özgüvenim o kadar yükselmişti ki, A takıma ilk çıktığım zaman bile, Gol atamadığım maçta üzülürüm diyebilmiştim.Bu kadar fazla gol atabilmek için nasıl çalışmalar yapıyorsun? Özellikle son iki-üç sezondur Yılmaz Burul Hocamla ekstra çalışmalar yapıyordum. Bu çalışmaların dışında yine sahada kalıp gol vuruşları üzerinde çalışıyordum. A takıma çıktıktan sonra da bu çalışmalar devam etti. Hikmet Karaman döneminde eski bir santrfor olan antrenörümüz Hasan Özer benim üzerimde çok durdu. Onunla yaptığım çalışmalarda çok ekstra şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim. Bir forvetin yapması gereken her şeyi öğretti bana. Daum geldikten sonra da Almanyada bu çalışmayı yapmayan forvet yok diyerek ban a çabukluğa dayalı özel antrenmanlar yaptırdı. Bir yandan çabukluk bir yandan da gol vuruşu üzerine hazırladığı özel antrenmanları hâlâ sürdürüyorum.Bugün seninle birlikte futbola başlayan arkadaşların henüz U17 takımında oynarken sen Ümit Millî Takım kampındasın ve Süper Ligin de gol atan en genç oyuncusu olarak tarihe geçtin. Üstelik bunu bir Galatasaray maçında başardın. Seni yaşıtlarından ayıran temel farklar neler? Bu kadar erken gelişim göstermeni neye borçlusun?Her zaman hedefleri ve hayalleri olan bir oyuncuydum. Mesela iki-üç sene önce altyapıdan bir hocamızla konuşmuştum. O sırada yine bir yurtdışı turnuvasındaydık ve benden bir-iki yaş büyüklerin olduğu takımda yedek kalıyordum. Bu duruma da çok üzülüyordum. Hocam bana Neden böyle yapıyorsun? diye sorduğunda, Hocam oynamak, yukarıya çıkmak istiyorum. Dünyada 16 yaşında oynayan futbolcu örnekleri var karşılığını vermiştim. Hocam da bana,
Zaman
Ana Sayfa
01.10.2013
EnesÜnalGalatasarayaattığımgolsonrasıuyuyamadımEnes Ünal Galatasaraya attığım gol sonrası uyuyamadım
Enes Ünal: Galatasaray'a attığım gol sonrası uyuyamadım
Zaman
01.10.2013
12:28
Bursasporun genç futbolcusu Enes Ünal, Galatasaraya attığı gol ile tarihe geçtiği gece uyuyamadığını söyledi.Galatasaraya attığı golle Süper Ligde gol atan en genç oyuncu olarak tarihe geçen Bursasporun genç yıldız adayı, Enes Ünal TamSaha dergisinin 107. sayısına açıklamalarda bulundu. Soru-cevap olarak gerçekleşen röportajın tamamı şöyle:Futbolcu bir babanın oğlu olarak doğduğun günden beri futbolun içinde olduğunu zannediyorum. Bize futbol topuyla ilk tanıştığın günleri anlatır mısın?Her çocuk gibi ben de sokakta oynayarak başladım futbola. 6 yaşından itibaren ise Sakaryasporun futbol okuluna girdim. O dönemde babam Mesut Ünal, Sakaryasporda oynuyordu. Hatta bugün takım arkadaşım olan Tuncay abi de o yıllarda Sakaryaspordaydı. Ben de antrenmanlara gider, Tuncay abiyle futbol oynardım. O günlerden buraya geldim.Babanın ve ailenin bugünlere gelmendeki katkısından söz eder misin? Çoğu genç futbolcunun da söyleyeceği gibi ailem bana çok destek oldu. Sadece babamın değil, annemin de büyük desteğini gördüm bu süreçte. Zaman zaman Oğlum derslerine biraz daha önem ver dese de hep arkamda durdu. Keza amcalarımın desteğini de hep arkamda hissettim. Hâlâ her maçtan önce arayıp bana moral verirler.Babanın futbolcu olmasının avantajları var mı? Kesinlikle var. Sonuçta bu işi biliyor. Benim yaşadıklarımı o da yaşamış. Özellikle saha dışı olaylarına çok vurgu yapıyor. Kendi döneminden bir çok genç futbolcuyu örnek gösteriyor ve Çok yetenekli olmalarına rağmen futbol için yaşamadıklarından kaybolup gittiler diyor.Bursaspor altyapısına 9 yaşında girdiğini biliyoruz. Altyapılarda yetenekli oyunculara özel bir ihtimam gösterilir. Senin için de böyle bir durum söz konusu muydu? Kendini o yaşlarda da ayrıcalıklı bir oyuncu olarak hissettin mi?Dediğiniz gibi babam Bursaspora transfer olunca ben de Sakaryaspordan Bursaspora geçtim. Kendimi ayrıcalıklı bir oyuncu olarak hissetmeye gelince, ben zaten futbolcuların bir ayrıcalığının olmadığını düşünüyorum. Sonuçta herkes gibi biz de bir iş yapıyoruz. Bursasporun altyapısındaki oyuncuların bir çoğu özel yetenek. Ben de kendimi sadece onlardan biri olarak görüyorum.Seninle ilgili istatistik kayıtları ilk olarak 2009-10 sezonunda ortaya çıkıyor. O sezon U14 takımında yer almış ve 21 maçta 8 gol atmışsın. Hemen ardından gelen sezonların istatistiklerine bakıldığında oldukça düşük bir rakam. O sezon ne olmuştu da kendi ölçeğinde düşük bir grafik çizmiştin?U14te oynamıştım ama benim bir üst yaş grubumdu. O dönemde oldukça küçüktüm. Zaten takımın yedek oyuncusuydum. Oyuna sonradan giriyordum. Yine de attığım gollerle takıma katkı yapan puanların alınmasını sağlamıştım.2010-11 sezonundan itibaren gol rakamlarında inanılmaz bir yükseliş göze çarpıyor. 50nin hatta son sezonda 60ın üzerine çıkan gol sayıları son derecede çarpıcı. Senin için gol makinesi demek bile az kalabilir. Bu çıkışı nasıl sağladın?Sözünü ettiğiniz dönemin başında Bursasporla uluslararası bir turnuvaya gitmiştik. Orada takım olarak çok iyi anlaşmaya başladık. Çok uyumlu bir ekip haline geldik. Ben de turnuvada 20nin üzerinde gol atmıştım. Özgüvenimi orada kazandım diyebilirim. Öyle ki, artık gol atamadığım maçlarda üzülmeye başladım. Özgüvenim o kadar yükselmişti ki, A takıma ilk çıktığım zaman bile, Gol atamadığım maçta üzülürüm diyebilmiştim.Bu kadar fazla gol atabilmek için nasıl çalışmalar yapıyorsun? Özellikle son iki-üç sezondur Yılmaz Burul Hocamla ekstra çalışmalar yapıyordum. Bu çalışmaların dışında yine sahada kalıp gol vuruşları üzerinde çalışıyordum. A takıma çıktıktan sonra da bu çalışmalar devam etti. Hikmet Karaman döneminde eski bir santrfor olan antrenörümüz Hasan Özer benim üzerimde çok durdu. Onunla yaptığım çalışmalarda çok ekstra şeyler öğrendiğimi söyleyebilirim. Bir forvetin yapması gereken her şeyi öğretti bana. Daum geldikten sonra da Almanyada bu çalışmayı yapmayan forvet yok diyerek ban a çabukluğa dayalı özel antrenmanlar yaptırdı. Bir yandan çabukluk bir yandan da gol vuruşu üzerine hazırladığı özel antrenmanları hâlâ sürdürüyorum.Bugün seninle birlikte futbola başlayan arkadaşların henüz U17 takımında oynarken sen Ümit Millî Takım kampındasın ve Süper Ligin de gol atan en genç oyuncusu olarak tarihe geçtin. Üstelik bunu bir Galatasaray maçında başardın. Seni yaşıtlarından ayıran temel farklar neler? Bu kadar erken gelişim göstermeni neye borçlusun?Her zaman hedefleri ve hayalleri olan bir oyuncuydum. Mesela iki-üç sene önce altyapıdan bir hocamızla konuşmuştum. O sırada yine bir yurtdışı turnuvasındaydık ve benden bir-iki yaş büyüklerin olduğu takımda yedek kalıyordum. Bu duruma da çok üzülüyordum. Hocam bana Neden böyle yapıyorsun? diye sorduğunda, Hocam oynamak, yukarıya çıkmak istiyorum. Dünyada 16 yaşında oynayan futbolcu örnekleri var karşılığını vermiştim. Hocam da bana, Türkiyede böyle bir şeyi
Zaman
Son Dakika
01.10.2013
EnesÜnalGalatasarayaattığımgolsonrasıuyuyamadımEnes Ünal Galatasaraya attığım gol sonrası uyuyamadım
Ağrı Belediyesi dershanesi yeni döneme başladı
Zaman
29.09.2013
16:16
Ağrı Belediyesi dershanesi, 200 öğrencisiyle yeni eğitim yılına başladı. Ağrı Belediye Başkanı Hasan Arslan, belediye dershanesinin maddi imkanları yetersiz ailelerin çocuklarının dershane ihtiyaçlarını gidermek ve üniversitelere yerleştirmek için açıldığını söyledi. Belediyeciliğin sadece alt ve üst yapı gibi fiziki çalışmalar olmadığı belirten Arslan, Ben ve ekip arkadaşlarım 5 yıldır eğitim çalışmaları için elimizden gelenin fazlasını yapmaya çalışıyoruz. Belediye dershanemize gelen öğrencilerimizden herhangi bir ücret talep etmiyoruz. Kitap, deneme gibi tüm masraflarını belediyemiz karşılıyor. Belediye dershanemiz geçen yıl yüzde 96 başarı sağladı. Siz gençlerimizde, geçen yılki abi ve ablalarınız gibi başarılı olacağınızdan eminim. Bu sözü sizden istiyorum. Kapım açık ve her konuda destek vermeye hazırım. Eğitim bu işin en önemli işidir. Hepinize başarılar diliyorum. dedi CİHAN
Zaman
Son Dakika
29.09.2013
AğrıBelediyesidershanesiyenidönemebaşladıAğrı Belediyesi dershanesi yeni döneme başladı
Hasan abi Öcalan'dan randevu talep etti
Oda TV
22.07.2013
18:01
Hasan Cemal süreci
Evrensel
20.03.2013
07:30
Başbakan Erdoğan, 10 yıl önce ‘Hasan abi’ diyordu. Milliyet Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Derya Sazak da, 4 Mart 2013 tarihli köşe yazısında, ondan aynı biçimde söz ediyordu: “Yayın politikamızı Abdi İpekçi’den bu yana, ‘Doğru haber, nesnellik ve dengeli gazetecilik’ oluşturur. Kürt sorununun barışçı çözümünden yanayız. Milliyet’ten köşesinde bu konuda ‘taraf olduğumuzu’ açıklamıştım. Tereddüdü olanlar ‘Siyaset Günlüğü’ köşesinde 20 yıldır yazdıklarıma baksınlar. Hasan Ağabey’in (Cemal) ömrü de bu sevdayla geçti.” Ve önceki gün gözler İmralı’da BDP heyetinin yaptığı görüşmeden g
Evrensel
Köşe Yazıları
20.03.2013
HasanCemalsüreciHasan Cemal süreci
Hasan Cemal: Başbakan eskiden bana abi derdi
En Son Haber
06.12.2012
11:12
Milliyet yazarı Hasan Cemal Erdoğan ile arasının neden açıldığını ve neden artık kendisine abi demediğini anlattı.
En Son Haber
Son Dakika
06.12.2012
HasanCemalBaşbakaneskidenbanaabiderdiHasan Cemal Başbakan eskiden bana abi derdi
İdare Et Abi Yöntemi
Haberler.com
05.11.2012
11:08
ARO Başkanı Hasan Uysal, turistik gezilerde yaşanan sorunların, idare et abi yöntemiyle çözüldüğünü söyledi.
Haberler.com
Güncel
05.11.2012
İdareEtAbiYöntemiİdare Et Abi Yöntemi
Turistik Gezideki Aksaklığa İdare Et Abi Yöntemi
Haberler.com
05.11.2012
11:01
ARO Başkanı Hasan Uysal, yeterli denetim olmayışı ve yetkililerin ilgisizliği yüzünden turistik gezilerde yaşanan sorunların, idare et abi yöntemiyle çözüldüğünü söyledi.
Haberler.com
Güncel
05.11.2012
TuristikGezidekiAksaklığaİdareEtAbiYöntemiTuristik Gezideki Aksaklığa İdare Et Abi Yöntemi
Turistik Gezideki Aksaklığa İdare Et Abi Yöntemi
Haberler.com
05.11.2012
10:47
Antalya Rehberler Odası (ARO) Başkanı Hasan Uysal, yeterli denetim olmayışı ve yetkililerin ilgisizliği yüzünden turistik gezilerde yaşanan sorunların, idare et abi yöntemiyle çözüldüğünü söyledi.
Haberler.com
Güncel
05.11.2012
TuristikGezidekiAksaklığaİdareEtAbiYöntemiTuristik Gezideki Aksaklığa İdare Et Abi Yöntemi
Hasan Vasfi Altay: Ne güzel komşumuzdun sen beşar abi
Oda TV
03.09.2012
01:31
Ah benim çiçek kızım
Türkiye Gazetesi
18.08.2012
08:48
Hasan Abimizin bir yeğeni doğmuştu.Kardeşinin erkek çocuğu sayesinde ilk kez amca oluyordu...Ziyaret için Okmeydanı’ndaki hastaneye gitmeden önce, hanımı ve kızıyla birlikte Avcılar’da bir çiçekçiye girdiler. Çiçekçi aranjmanı yaparken kız babasını kolundan çekiştirdi:- Ayy şu zambaklar çok güzel baba! Hiç çiçeğim olmadı. Doğum günümde bunlardan isterim!Hasan Abi güldü:- Ben sana cep telefonu alacaktım. Masraftan kurtardın. Bunlar telefonun dörtte bir fiyatı bile tutmaz. - Olsun... Fiyatı değil, fiyakası önemli... Baksana ne güzeeeell... Çiçek isterim!“Kızı olmayan babayım demesin” derdi Hasan Abi... Zambak neydi ki, bahçeler dolusu çiçek feda olsun diye geçirdi içinden...Güzel kızının sağ yanağından makas aldı:-Peki... ...
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
18.08.2012
AhbenimçiçekkızımAh benim çiçek kızım
Erdoğan a Ağabey den İkinci Uyarı
Haberler.com
09.06.2012
17:03
Başbakan Erdoğanın Hasan Abi dediği Hasan Cemal, desteğini hiç esirgemediği Erdoğanı yine uyardı.
Haberler.com
Güncel
09.06.2012
ErdoğanaAğabeydenİkinciUyarıErdoğan a Ağabey den İkinci Uyarı
"Erdoğan Maşallah, Zaloğlu Rüstem Gibi!"
Haberler.com
05.06.2012
10:45
Başbakan Erdoğana Hasan Abi dediği yazar Hasan Cemalden öyle sert bir eleştiri geldi ki...
Haberler.com
Güncel
05.06.2012
ErdoğanMaşallahZaloğluRüstemGibiErdoğan Maşallah Zaloğlu Rüstem Gibi
Hasan abi bir bütündür, parçalanamaz! Ahmet KEKEÇ
Star
05.01.2012
01:44
Mahallenin “Ayşenur ablası” da Taraf’a destek çıkmış... Gözlerini belertmiş mi, bilemedim.
Star
Köşe Yazıları
05.01.2012
HasanabibirbütündürparçalanamazAhmetKEKEÇHasan abi bir bütündür parçalanamaz Ahmet KEKEÇ
Bakanım değil
Suat Abi deyin
Türkiye Gazetesi
15.10.2011
02:29
> Mersin Valisi, Bakan Kılıç’a yöresel kilim hediye etti.Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, yurtlarda kalan öğrencilerin Twitter’dan attığı “Üşüyoruz Suat abi!” mesajının ardından Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrak’ı arayarak “Derhal, kaloriferleri yakın” talimatını vermişti. Öğrencileri üşümekten kurtaran Kılıç, “Bizim açımızdan rutin bir durum” dedi. Kendisine ‘Suat Abi’ denilmesini isteyen Bakan Kılıç, “Protokol gereği, kamu görevlileri’sayın bakanım’ deme ihtiyacı duyabilir ama diğerleri ‘sayın bakan’ derse?üzülürüm” diye konuştu. Kılıç, bir basın mensubunun “sayın bakanım” diye hitap etmesine de “Suat abi” diye müdahale etti. ADANA İHA
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
15.10.2011
Bakanımdeğil
SuatAbideyinBakanım değil
Suat Abi deyin
81 ili ısıtan twitter mesajı
Star
13.10.2011
09:51
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, twitterdan aldığı "Üşüyoruz Suat abi" mesajı üzerine Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı arayarak kaloriferlerin yakılması talimatını verdi.
Star
Güncel
13.10.2011
81iliısıtantwittermesajı81 ili ısıtan twitter mesajı
81 ili ısıtan twitter mesajı
Star
13.10.2011
09:51
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, twitterdan aldığı "Üşüyoruz Suat abi" mesajı üzerine Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı arayarak kaloriferlerin yakılması talimatını verdi.
Star
Son Dakika
13.10.2011
81iliısıtantwittermesajı81 ili ısıtan twitter mesajı
08:11 Bakan Kılıç'a bir twit atarak 81 ili ısıttı
Milliyet
13.10.2011
08:22
 Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, twitterdan aldığı Üşüyoruz Suat abi mesajı üzerine Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı ara...


Milliyet
Son Dakika
13.10.2011
0811BakanKılıçabirtwitatarak81iliısıttı0811 Bakan Kılıça bir twit atarak 81 ili ısıttı
Bakan Kılıç'a bir twit atarak 81 ili ısıttı
Milliyet
13.10.2011
08:15
 Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, twitterdan aldığı Üşüyoruz Suat abi mesajı üzerine Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı ara...


Milliyet
Politika
13.10.2011
BakanKılıçabirtwitatarak81iliısıttıBakan Kılıça bir twit atarak 81 ili ısıttı
Bakan Kılıç'a bir twit atarak 81 ili ısıttı
Haber7
13.10.2011
07:36
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, twitterdan aldığı Üşüyoruz Suat abi mesajı üzerine Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı arayarak kaloriferlerin yakılması talimatını verdi.
Haber7
Son Dakika
13.10.2011
BakanKılıçabirtwitatarak81iliısıttıBakan Kılıça bir twit atarak 81 ili ısıttı
Bakan Kılıç bir twit atarak 81 ili ısıttı
Haber7
13.10.2011
07:09
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, twitterdan aldığı Üşüyoruz Suat abi mesajı üzerine Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı arayarak kaloriferlerin yakılması talimatını verdi.
Haber7
Son Dakika
13.10.2011
BakanKılıçbirtwitatarak81iliısıttıBakan Kılıç bir twit atarak 81 ili ısıttı
"Üşüyoruz Suat Abi!"
Star
12.10.2011
16:36
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Twitterdan aldığı "Üşüyoruz Suat Abi!" mesajına yanıt olarak, Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı aradı ve "Derhal, kaloriferleri yakın" talimatını verdi.
Star
Güncel
12.10.2011
ÜşüyoruzSuatAbi Üşüyoruz Suat Abi
"Üşüyoruz Suat Abi!"
Star
12.10.2011
16:28
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Twitterdan aldığı "Üşüyoruz Suat Abi!" mesajına yanıt olarak, Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı aradı ve "Derhal, kaloriferleri yakın" talimatını verdi.
Star
Son Dakika
12.10.2011
ÜşüyoruzSuatAbi Üşüyoruz Suat Abi
Gençlik Ve Spor Bakanı Kılıç'a, Twitter'dan "Üşüyoruz Suat Abi!" Mesajı
Haber3
12.10.2011
16:10
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, Twitterdan aldığı Üşüyoruz Suat Abi! mesajına yanıt olarak, Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı aradı ve Derhal, kaloriferleri yakın talimatını verdi.
Haber3
Son Dakika
12.10.2011
GençlikVeSporBakanıKılıçaTwitterdanÜşüyoruzSuatAbiMesajıGençlik Ve Spor Bakanı Kılıça Twitterdan Üşüyoruz Suat Abi Mesajı
Gençlik Ve Spor Bakanı Kılıç'a Twitter'dan "Üşüyoruz Suat Abi" Mesajı
Haber3
12.10.2011
13:16
Gençlik ve Spor Bakanı Suat Kılıç, twitterdan aldığı Üşüyoruz Suat abi mesajı üzerine Kredi Yurtlar Kurumu Genel Müdürü Hasan Albayrakı arayarak kaloriferlerin yakılması talimatını verdi.
Haber3
Son Dakika
12.10.2011
GençlikVeSporBakanıKılıçaTwitterdanÜşüyoruzSuatAbiMesajıGençlik Ve Spor Bakanı Kılıça Twitterdan Üşüyoruz Suat Abi Mesajı
Van’da 8 tutuklu öğrenciye tahliye
Evrensel
19.08.2011
16:17
VAN’da 12’si tutuklu 18 öğrenci hakkında “Örgüt üyesi olmak” iddiasıyla açılan davanın duruşmasında 8 kişi tahliye edildi. Yüzüncü Yıl Üniversitesi Öğrenci Derneği (YÖDER) üyeleri Adar Yıldırım, Azat Abi, Delil Akbalık, Deniz Bülbül, Emrah Abi, Erdi Çakar, Ferhat Kaya, Feyzullah Tüzün, Korkmaz Erdoğan, Mehmet Emin Kurğa, Mehmet Sait Ulus, Müjdat Yıldırımcı, Orhan İpek, Hasan Ülkü, Özcan Şimşek, Serhat Atabay, Şahip Olcay ve dönemin BDP Yöneticisi Egit Demiröz hakkında “örgüt üyesi olmak” iddiası ile açılan davanın üçüncü duruşması görüldü. Van 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmaya tutuk
Evrensel
Bölge
19.08.2011
Van’da/">Van’da8tutukluöğrenciyetahliyeVan’da-8-tutuklu-öğrenciye-tahliye/">Van’da 8 tutuklu öğrenciye tahliye
Sır MİT'çinin şüpheli ölümü
Samanyolu Haber
03.04.2011
07:32
Görev yaptığı dönemde Rusya için de çalıştığı iddia edilen emekli MİT mensubu Tahsin Haluk Akterin evinde ölü bulunması kafalarda soru işaretleri bıraktı.

Görev yaptığı dönemde Rusya için de çalıştığı iddia edilen emekli MİT mensubu Tahsin Haluk Akterin evinde ölü bulunması kafalarda soru işaretleri bıraktı. Çift taraflı ajan Akter, bir dönem ajan gazeteci olarak da boy göstermiş. Emekli MİTçi Tahsin Haluk Akterin ensesinden 3 kurşun yemiş vaziyette evinde ölü bulunması dikkatleri şüpheli bir şekilde ölen MİTçilere yöneltti. Akter ile birlikte son 5 ayda 6 MİT mensubunun şüpheli ölümü kafalarda soru işareti oluşturdu. Esrarlı bir şekilde hayatlarını kaybeden istihbarat elemanlarının görev yaptıkları dönemlerde önemli birimlerde bulunmaları bu şüpheyi daha da artırıyor. Akterin, bir dönem Türkiyenin tehdit algılamasında ilk sıralarda yer alan Rusyaya da ajanlık yaptığı iddia edildi. Çift taraflı ajan olduğu ileri sürülen Akterin emekli olduktan sonra da Rusya ile ilişkilerini devam ettirdiği öne sürüldü. Evinde ensesine yediği üç kurşunla yaşamanı yitiren Akterin, MİT mensubu gazeteci ajanlardan olduğu ortaya çıktı. Basın kartlı ajan Akterin, Ergenekonun tutuklu sanığı İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından çıkarılan 2000e Doğru dergisine dosya sızdırdığı, eski eşi Seyhun Güleç tarafından da dile getirildi. ADI MİT RAPORUYLA DUYULDU Banker Bako Olayı, Polis İçindeki Çekişme ve Yeraltı, Polis, Kamu Görevlileri İlişkileri isimli 1987 yılındaki MİT Raporunu kamuoyuna 2000e Doğru dergisi duyurmuştu. Raporu 2000e Doğruya getiren bu haberden sonra derginin istihbarat şefliğini yapacak olan İrfan Taştemur, eski bir Akdeniz Dev - Genç üyesiydi. Dönemin Başbakanı merhum Turgut Özal ve yine dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evreni oldukça zor durumda bırakan rapor, o dönemde Kuzey Iraka yapılan operasyonları 2000e Doğru dergisinde sık sık haber yaptıran Doğu Perinçek için büyük bir fırsat sunmuştu. Bu sırada 2000e Doğrunun İstanbul bürosunda, olayların merkezindeki isim olan eski MİTçi Ferdi Tamer ile yine eski MİT görevlisi Haluk Akterin telefon konuşmaları dergi tarafından kaydedilmiş ve bu konuşmalar daha sonra aynı dergide yayımlanmıştı. MİTTE EKİPLER SAVAŞI O dönemde Haluk Akter ve Ferdi Tamer tarafından basına sızdırılan MİT Raporu, MİT ve Emniyet teşkilatında tasfiyelerin başlamasına neden oldu. Silahlı saldırı sonucu hayatını kaybeden MİTçi Hiram Abas ve kurumda efsane bir isim olarak anılan Mehmet Eymür bunların başında geldi. Eymür ve Abasın dışında Korkut Eken de görevden uzaklaştırılan isimlerden biriydi. Rapora katkı verdiği öne sürülen Emniyet Genel Müdürlüğü Kaçakçılık Daire Başkanı Atilla Aytek de Türkiyede kaçakçılık olaylarının en az görüldüğü il olan Eskişehire tayin edilmişti. TAMER DE İNFAZ EDİLDİ MİTde Arşiv-Sorgu Müdürü olarak görev yapan Ferdi Tamer emekli olduktan sonra önce manav ardından da tüp bayii işine girdi. Perinçek tarafından çıkarılan 2000e Doğru dergisi ile yakın ilişkiler kuran Tamer ile Haluk Akterin derginin İstanbul bürosunda yaptığı telefon konuşması kaydedilip 2000e Doğruda yayımlandı. Bu telefon görüşmesinde Akterin Tamere, Abi raporu kimin hazırladığını senin daha iyi bilmen lazım. 2000e Doğru ile senin temasın var demesi dikkat çekti. Söz gazetesinin muhabirliğini de yapan Tamer, Perinçekin 2000e Doğru dergisiyle çok yakın ilişkiler kurdu. Tamer, 18 Aralık 1990da tüpçü dükkanında uğradığı silahlı saldırıda hayatını kaybetti. İP, Tamere sahip çıkmıştı İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek tarafından çıkarılan 2000e Doğru dergisinin o dönem yayın kurulunda görevli olan ve 2002 yılında geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitiren Hasan Yalçın, ajan gazeteci Ferdi Tamerin, dergilerine yaptığı açıklamalardan dolayı öldürüldüğünü iddia etmişti. Yalçın, bir dönem İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcılığı da yapmıştı. Tahsin Haluk Akterin basın camiasının içine sızdırılmasını aynı zamanda eski bir gazeteci de olan eski eşi Seyhun Güleç şöyle anlatıyor: Haluk çok şey yaşamış ve çok şey biliyordu. Polis kolejini bitirdikten sonra yeteneklerini keşfeden bazı yöneticiler onu MİTe alıp çok özel ajan olarak yetiştirdi. 1974de Hergün gazetesi polis muhabiri olarak basın dünyasının içine sızdı. Ünlü MİT Raporunun sızdırılması ve bunun yanında Tahsin Şahinkaya, Dündar Kılıç, Asil Nadir dosyaları gibi önemli pek çok konunun baş aktörlerindendi. Susurluk çetesini de kazadan bir yıl önce bir dergiye sızdırmıştı. Nokta, Aydınlık ve 2000e Doğru dergilerine haber sızdırır, Danışman olarak görev yaptığı Söz gazetesine de sahte isimlerle dosya haberler hazırlardı. Katil zanlısı çocukluk arkadaşı mı? Tahsin Haluk Akter, geçen pazartesi günü Bodrum Yalıkavak beldesindeki Gerişaltı mevkisi 23. Sokaktaki evinin banyo küvetinde ölü bulundu. Otopsi sonucu üç kurşunla ensesinden vurularak öldüğü belirlenen Akterin katil zanlılarının bulunması için jandarma bölgede çalışma başlat
Samanyolu Haber
Son Dakika
03.04.2011
SırMİTçininşüpheliölümüSır MİTçinin şüpheli ölümü
Bugün sonuç ne olursa olsun kaybedeceksin Hasan Abi!
Vatan Gazetesi
18.03.2011
05:00
Patlamanın ardından acı ve gözyaşı kaldı
Samanyolu Haber
18.02.2011
17:15


Batmanda Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı (TPAO) Bölge Müdürlüğü Güney Şelmo 1 Doğalgaz Üretim Tesisinde meydana gelen patlamada yaşamını yitiren 3 kişi toprağa verildi. Gece saat 03.00te toprağa verilen cenazelerin ardından gözü yaşlı aileler kaldı. KALBİ TORUNUNUN ÖLÜMÜNE DAYANAMADI Batmanda TPAOya Ait Güney Şelmo Doğal Sahasında yaşanan patlamada yaşamını yitiren işçilerden İbrahim Çelikin babaannesi Sacide Çelikin (78) kalbi torunun ölümüne dayanamadı. Önceki gün TPAOya ait ve Güney Şelmo 1 Doğalgaz dolum tesisinde yaşanan patlamada yaşamını yitiren İbrahim Çelikin babaannesi Sacide Çelik, torunun ölüm haberini duyunca fenalaştı. Sacide Çelik, sabah saatlerinde Batman Merkez Bayındır Mahallesinde bulunan evinde geçirdiği kalp krizi sonucu yaşamını yitirdi. TORUNUNUN YANINA DEFNEDİLDİ Babaanne Sacide Çelikin cenazesi Batman merkeze bağlı Akça köyü mezarlığında torunu İbrahim Çelikin mezarının yanı başına gözyaşları arasında toprağa verildi. Gaz patlaması sonucu yaşamını yitiren İbrahim Çelik adlı işçi ile babaannesinin taziyesi aynı yerde kabul ediliyor. Patlamada yaşamını yitiren İbrahim çelikin bekar olduğu ve yaklaşık bir buçuk ay önce işe girdiği belirtildi. KARDEŞİNİN DÜĞÜNÜ İÇİN GELMİŞTİ Sekiz kardeşin ortancası olan İbrahim çelikin Ağabeyi İlyas Çelik; Kardeşim 1.5 ay önce Güney Şelmo Doğalgaz tesislerinde müteahhit elemanı olarak işe başlamıştı. Kardeşim 3 ay öncesine kadar Ankarada benzin istasyonunda pompa görevlisi olarak çalışıyordu. Benim için geldi ve bir daha geri dönmedi, burada işe başladı. dedi DENİZ 2 AYLIK MÜTEAHHİT ELEMANIYDI İki ay önce büyük umutlarla işe başlayan Hasan Hüseyin Denizin taziyesi ise Kültür Mahallesindeki evinde kabul edildi. Bekar olan 22 yaşındaki Batmanlı Hasan Hüseyin Deniz, 2 ay önce müteahhit elemanı olarak işe başlamıştı. Van 100 Yıl Üniversitesine bağlı Erçiş Yüksek Meslek Okulu Makine Teknisyenliği bölümünü bitirmişti. Yaklaşık 2 ay önce Güney Şelmo sahasında vardiya sistemiyle çalışıyordu. Ağabeyi Mahmut Can Deniz, Kardeşim çevresinde sayılan ve sevilen kendi halinde olan bir insandı. dedi. Yıllar önce babasını kaybeden Deniz geride bir acılı anne ve ile abi abla bıraktı. Patlamada yaşamını yitiren Sabahattin Sönük ise tesisin hemen yakınında bulunan Kozluka bağlı Eskice köyü Sate mezrasında toprağa verildi. Biri kız biri erkek iki çocuk babası olan Sönük de geride gözü yaşlı bir aile bıraktı. Taziyeleri kabul eden ağabeyi Mustafa Sönük, olayda ihmal olduğunu ileri sürerek, işin peşini bırakmayacaklarını ifade etti. Ateş düştüğü yeri yakar diyen ağabey sönük, TPAO sorumluluğu firmaya atıyor. Bu işte herkes sorumludur. Sonuçta onayı TPAO veriyor. Kardeşim hem işçi hem bekçi olarak çalıştırılıyordu. Allah kimseye böyle acı göstermesin. diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.02.2011
PatlamanınardındanacıvegözyaşıkaldıPatlamanın ardından acı ve gözyaşı kaldı
Toplam "102" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti