hizbullah yeniden ortaya çıktı | |
|
| Hizbullah yeniden ortaya çıktı! | Samanyolu Haber | 18.01.2012 10:28 |  | | İran, Suriye ve Irak ile ilişkilerin gerginleştiği bugünlerde, örgütün yeniden... 1990?lı yıllarda Güneydoğu?da PKK ile giriştiği kanlı mücadeleyle gündeme gelen ve vahşi cinayetleriyle hafızalara kazınan Hizbullah, internet sitesinden yayınladığı 17 sayfalık bir manifestoyla geri döndüğünü duyurdu.
Bu bildirinin ayrıntılarına... | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.01.2012 | | | HizbullahyenidenortayaçıktıHizbullah yeniden ortaya çıktı |
|
| Hizbullahçı Tamaç yakalandı | Samanyolu Haber | 02.05.2011 12:25 |  | | Hizbullahın askeri kanat sorumlularından Aydın Tamaç Sırbistan-Macaristan sınırında yakalandı. Yargıtay kararı ile tahliye edilen ve sonra hakkında yeniden tutuklama kararı çıkınca kayıplara karışan Hizbullahın askeri kanat sorumlularından Aydın Tamaç, bir TIRla Almanyaya kaçarken Sırbistan-Macaristan sınırında yakalandı.
Ceza Muhakemesi Kanununun uzun tutukluluk sürelerini sınırlayan 102. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından Yargıtay tarafından Ocak ayında tahliye edilen ve daha sonra kayıplara karışan Hizbullah üyelerinden Aydın Tamaç, bir TIRla Almanyaya kaçmaya çalışırken, Sırbistan-Macaristan sınırında yakalandı.
Üzerinden sahte kimlik çıkan ve önce gerçek kimliğini reddeden Tamaç, Türkiyeden gönderilen parmak izinin karşılaştırılmasından sonra Türkiyeye iade edilmek üzere tutuklandı. Hizbullahın askeri kanat sorumlularından olan Tamaçın Almanyaya kadar geçeceği bütün güzergahlardaki ülkelerin, Türk İnterpolü tarafından bilgilendirildiği açığa çıktı.
2000 yılında yargılanmalarına başlanan ve davaları 10 yıldır bitirilemeyen 150ye yakın kişinin ölümünden, yüzlerce kişinin yaralanmasından sorumlu gösterilen Hizbullah üyelerinin dosyaları CMK 102nin yürürlüğe gireceği bilinmesine rağmen karara bağlanmamıştı. Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 102. madde yürürlüğe girdikten sonra aralarında Edip Gümüş ve Cemal Tutar gibi örgüt liderlerinin de bulunduğu 23 ismi tahliye etti.
Daire, bu tahliyelerden 20 gün sonra, dosyayı karara bağladı ve Hizbullah sanıklarını müebbet hapse mahkum etti. Ancak, yeniden tutuklanmaları için aranan Hizbullahçıların hiçbirine ulaşılamadı. Firari Hizbullahçıların tamamı için arama kararı çıkartıldı. Milliyetten Tolga Şardanın haberine göre, polisin, bu konudaki operasyonları ilk sonucunu verdi ve firari Hizbullahçılardan, müebbet hapis hükümlüsü, askeri kanat sorumlusu Aydın Tamaç, uluslararası bir operasyon sonucunda yakalandı.
İLK YAKALAMA
Alınan bilgiye göre, Tamaç şöyle ele geçirildi:
Emniyet, Tamaçın Almanyaya kaçacağını tespit etti. Emniyet Genel Müdürlüğü İstihbarat Dairesi Başkanlığı, teknik takipler sonucunda izi İstanbulda bulunan Tamaçın, İstanbulda faaliyet gösteren bir göçmen kaçakçılığı şebekesinden aldığı yardımla 28 Nisanda yurtdışına kaçacağını belirledi. Polis, Tamaçın İstanbuldan yola çıkan bir TIRa gizlendiğini tespit etti. TIRın marka model ve plakasını belirleyen ancak, yurtdışına çıkmadan önce ele geçiremeyen İstihbarat Dairesi Başkanlığı, Interpolün devreye girmesini sağladı. Türkiye-Almanya güzergahındaki tüm ülkelere araçla ilgili bilgiler acil koduyla gönderildi.
Tamaçı taşıyan TIRın izi Sırbistanda bulundu. Türkiyeden gönderilen özel notu alan Sırbistan polisi, TIRı takibe aldı. Sırp polisi, Macaristana giriş yapmadan kısa süre önce sınırda araca operasyon düzenledi. 29 Nisanda gece yarısı yapılan operasyonda SWAT timleri TIRda gizlenen ve eşgali verilen Tamaçı yakaladı.
KİMLİĞİNİ REDDETTİ
Sırp polisini karşısında görünce şaşkına dönen Tamaçın üzerinde yapılan aramada bir Türk vatandaşına ait kimlik çıktı. Gerçek kimliğini kabul etmeyen Tamaçın parmak izleri alındı. Bu sırada Türk Interpol Dairesi aracılığıyla Tamaça ait parmak izleri Belgrada acil koduyla gönderildi. Gözaltına alınan kişinin Tamaç olduğu kesinleşti. Tamaç, bunun üzerine ilk sorgusunda gerçek kimliğini kabul etti. Tamaç, Türkiyeye iade amacıyla tutuklandı. Sorgulanması amacıyla özel bir ekibin Sırbistana gideceği öğrenildi.
ASKERİ KANAT SORUMLUSUYDU
Aydın Tamaç Temmuz 1997de Bingölde tutuklandı. İstanbulda ele geçirilen örgüt arşivi, Mayıs 2000de tahliye edilen Tamaçın, örgütün askeri kanat sorumlularından olduğunu ortaya koydu. Bunun üzerine yeniden yakalanarak tutuklanan Tamaçın dosyası tam 10 yıl boyunca karara bağlanmadı. CMK 102ye göre tahliye olan ilk Hizbullah grubundan bir hafta sonra sessiz sedasız tahliye edilen Tamaçın ismi, diğer gruptan sonra bırakılması nedeniyle kamuoyuna fazla yansımadı. Tahliye olduktan sonra kayıplara karışan Tamaç hakkındaki müebbet hapis cezası, firarından kısa süre sonra 15 Mart 2011de onandı. Ancak, o tarihten bu yana Tamaça ulaşılamadı. | | Samanyolu Haber Son Dakika 02.05.2011 | | | HizbullahçıTamaçyakalandıHizbullahçı Tamaç yakalandı |
|
| Hizbullah sanıkları kaçmaya hazırlanıyormuş | CNN Türk | 20.01.2011 13:38 |  | | | CMKnın 102. maddesi uyarınca tahliye edildikten sonra, önceki gün başka bir soruşturmada yeniden gözaltına alınan Hizbullah liderlerinin firara hazırlandığı ortaya çıktı. Adli kontrol kapsamında imzaya gitmesi gereken askeri kanat sorumlusu Hacı İnanla İstanbuldaki patronu İlyas Kutlumanın yurtdışına kaçış planı yaptığı belirlendi. | | CNN Türk Güncel 20.01.2011 | | | HizbullahsanıklarıkaçmayahazırlanıyormuşHizbullah sanıkları kaçmaya hazırlanıyormuş |
|
| Hizbullah sanıkları kaçmaya hazırlanıyormuş | CNN Türk | 20.01.2011 13:32 |  | | | CMKnın 102. maddesi uyarınca tahliye edildikten sonra, önceki gün başka bir soruşturmada yeniden gözaltına alınan Hizbullah liderlerinin firara hazırlandığı ortaya çıktı. Adli kontrol kapsamında imzaya gitmesi gereken askeri kanat sorumlusu Hacı İnanla İstanbuldaki patronu İlyas Kutlumanın yurtdışına kaçış planı yaptığı belirlendi. | | CNN Türk Ana Sayfa 20.01.2011 | | | HizbullahsanıklarıkaçmayahazırlanıyormuşHizbullah sanıkları kaçmaya hazırlanıyormuş |
|
| Hizbullah sanıkları Bingöl'e bilet almış | CNN Türk | 20.01.2011 13:28 |  | | | CMKnın 102. maddesi uyarınca tahliye edildikten sonra, önceki gün başka bir soruşturmada yeniden gözaltına alınan Hizbullah liderlerinin firara hazırlandığı ortaya çıktı. Adli kontrol kapsamında imzaya gitmesi gereken askeri kanat sorumlusu Hacı İnanla İstanbuldaki patronu İlyas Kutlumanın yurtdışına kaçış planı yaptığı belirlendi. | | CNN Türk Güncel 20.01.2011 | | | HizbullahsanıklarıBingölebiletalmışHizbullah sanıkları Bingöle bilet almış |
|
| Hizbullah sanıkları Bingöl'e bilet almış | CNN Türk | 20.01.2011 13:27 |  | | | CMKnın 102. maddesi uyarınca tahliye edildikten sonra, önceki gün başka bir soruşturmada yeniden gözaltına alınan Hizbullah liderlerinin firara hazırlandığı ortaya çıktı. Adli kontrol kapsamında imzaya gitmesi gereken askeri kanat sorumlusu Hacı İnanla İstanbuldaki patronu İlyas Kutlumanın yurtdışına kaçış planı yaptığı belirlendi. | | CNN Türk Ana Sayfa 20.01.2011 | | | HizbullahsanıklarıBingölebiletalmışHizbullah sanıkları Bingöle bilet almış |
|
| Hizbullah tahliyelerindeki ilginç ayrıntı | Samanyolu Haber | 18.01.2011 08:40 |  | | Yargıtay 9. Ceza Dairesinin tutukluk süresiyle ilgili olarak AİHMin kararlarına aykırı bir uygulama yaptığı ortaya çıktı. CMKnın 102. maddesi kapsamında Hizbullah sanıklarını tahliye eden Yargıtay 9. Ceza Dairesinin Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin tutululuk süresiyle ilgili kararlarına aykırı davrandığı ortaya çıktı...
Hizbullah sanıklarını tahliye eden Yargıtay 9. Ceza Dairesinin tutukluk süresiyle ilgili olarak Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) kararlarına aykırı bir uygulama yaptığı ortaya çıktı. Dairenin AİHMin tutuk luluk süresinin hesabında temyizde ge çen süreyi dikkate almadığı kaydedildi.
Ceza Muhakemeleri Kanununun 102. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından Hizbullah dosyasını ele alan daire, 10 yıllık tutukluluk sürelerini doldurdukları gerekçesiyle Hizbullah sanıklarını tahliye etti. İlk derece mahkemesinin verdiği kararı mahkumiyet için yeterli gören AİHM, önümüzdeki aylarda Türkiyede de uygulamaya geçmesi beklenen istinaf mahkemeleri ve Yargıtaydaki temyiz süresini hükümlü statüsünde görüyor. Yerel mahkemenin verdiği mahkumiyet kararıyla kuvvetli şüphe daha da kuvvetlenmiş, sanığın ceza alması kuvvetle muhtemel diye yorumlanıyor. Anaya-saya göre Türk mahkemelerinin hüküm oluştururken Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve sözleşmenin yorumlanmasına ilişkin AİHM kararlarını resen dikkate almalarının yükümlülük olduğuna dikkat çekiliyor.
Cahit Solmaz kararı
AİHM örnek kararını Cahit Solmaz davasında verdi. AİHMin Solmaz kararında AİHM, AİHSnin 5/3. maddesinde belirtilen sürenin bitiş tarihinin ilk derece mahkemelerinde suçlamanın esası hakkında karar verildiği gün olduğunu hatırlatmaktadır denildi. Solmaz davasında AİHM, yargılamanın 3 Ekim 1995te başladığını ve 25 Mart 2002de mahkum edilmesiyle sona erdiğine dikkat çekti. Yargıtayın 15 Ekim 20002de kararı bozması nedeniyle yeniden yargılama başlarken AİHM, Yargıtayda geçen süreyi tutukluluk süresine katmadı.
Karmaşık davalarda süre uzar
AİHM, Chraidi / Almanya davasında ise karmaşık davalarda tutukluluk süresinin uzun olabileceğine karar verdi. AİHM kararında AİHM, önceki davalarda, 5 yılı geçen tutuklu yargılamanın, AİHSnin 5/3. maddesinin ihlaline neden olduğu kanaatine varmıştır. Mevcut dava, oldukça karmaşık bir soruşturmayı ve 3 kurbanın ölümü ile yüzden fazla kişinin acı çekmesine neden olan ciddi nitelikte uluslararası terörizm suçlarına ilişkin yargılamayı kapsamaktadır.
1996da Lübnandan iadesini müteakiben başvuranın, Almanyada bulunmasının tek nedeni, söz konusu suçlamalar için mahkeme önüne çıkmaktı. Bu istisnai koşullar altında AİHM, başvuranın tutukluluk süresinin, halen makul olduğunun kabul edilebileceği sonucuna varmıştır. Dolayısıyla, AİHSnin 5/3. maddesi ihlâl edilmemişti kararını verdi. Ankara 11. Ağır Ceza Mahke-meside geçtiğimiz hafta Yargıtay 9. Ceza Dairesinin aksine AİHM kararları doğrultusunda karar vermişti.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 18.01.2011 | | | HizbullahtahliyelerindekiilginçayrıntıHizbullah tahliyelerindeki ilginç ayrıntı |
|
| Kılıçdaroğlu: Kültür Bakanı'nın artık o koltukta oturmaması gerekir | Samanyolu Haber | 15.01.2011 13:54 |  | | Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Ucube heykel tartışmalarına değinerek, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günayın istifa etmesi gerektiğini savundu. Kılıçdaroğlu, Eğer bir kişi oy kazandırmak için vitrine alınıyor ve kendisine artık vitrinde olmaması gerektiği dolaylı yoldan aktarılıyorsa bu partinin ikinci adamı da bunun arkasında duruyorsa artık onun o koltukta oturmaması gerekiyor. Olay açıktır, nettir. Kültür bakanı gözden çıkarılmıştır.
Kemal Kılıçdaroğlu, İstanbulda partisinin Bayrampaşa ilçe teşkilatını ziyaret etti. Burada bir gazetecinin 8 yıl önce yolsuzluk yaptı yargılansın dediğiniz kişi Nebil İlseven şuan il başkanı, geçmişte yolsuzluk yaptı yargılansın dediğiniz kişiyi il başkanı yaptınız bir çelişki değil mi? şeklindeki soruya Kılıçdaroğlu, Hakkında herhangi bir şey olmadığına dair savcılık kararı çıktı. Savcılık kişileri yargılar aklanırsa bir sorun yoktur. diye karşılık verdi.
Yolsuzluk yaptığına dair nasıl bir karar aldınız? Yönündeki soruya Kemal Kılıçdaroğlu, Meclis yolsuzlukları araştırma komisyonu kurulmuştu. Orada pek çok bilgi dökümün vardı. Bu karar verildi. Herkesin yargılanmasını istedik. Bir kişi hakkında iddia varsa iddianın soruşturulması gerekiyor. İddiaların üzerine gidildi arkadaşımız hakkında herhangi bir şaibenin olmadığı ortaya çıktı. Biz bunla gurur duyarız. Keşke kayseriyle ilgili bizim gösterdiğimiz duyarlılığı AKP Hükümeti de gösterseydi. Kim yolsuzluk yapıyorsa şaibeliyle hakkında iddia varsa soruşturulsun. şeklinde konuştu.
Ertuğrul Günayla ilgili ise Kılıçdaroğlu şu yorumu yaptı: Ertuğrul Günay AKP vitrinine konulan bir kişidir. Geçmişteki sosyal demokrat kimlikle sosyal demokratların oylarını almak için konulmuş bir kişidir. Eğer bir kişi oy kazandırmak için vitrine alınıyor ve kendisine artık vitrinde olmaması gerektiği dolaylı yoldan aktarılıyorsa bu partinin ikinci adamı da bunun arkasında duruyorsa artık onun o koltukta oturmaması gerekiyor. Olay açıktır, nettir. Kültür Bakanı gözden çıkarılmıştır. Kültür Bakanı eğer kültürlü birisiyle Başbakanın da Bülent Arınçın da ne dediğini çok iyi biliyoruz.
Serbest bırakılan Hizbullah örgütünün üyeleri kayıplara karıştı bu konuda neler söyleyeceksiniz? Diye sorduğu soruya Kılıçdaroğlu, Hizbullah olayında toplum rahatsız bu konuda izlenen politika onun çıkardığı yasa bu sonucu ortaya çıkarmış, yargıyı suçluyorlardı şimdi serbest bırakıldılar. Sizin istihbarat örgütünüz güvenlik güçleriniz yok mu? bu insanlar imza vermeye gelmediler onları siz izlemediniz mi onlar yurt dışına kaçtıysa bu olayın sorumlusu adalet ve kalkınma partisidir. Hiç kimse yargı görevini yerine getirmedi diye bir şey ortaya çıkarmasın. Ortaya çıkan tablo nettir. Sorumlusu Adalet ve Kalkınma Partisidir. diye konuştu.
TEK BAŞINA İKTİDAR OLMAK İSTİYORUZ
Kılıçdaroğlu, MHP ile koalisyon yapacakları yönündeki iddiaların hatırlatılması üzerine, Tek başımıza iktidar olmak istiyoruz. Bunun için sokak sokak yapılanıyoruz. Türkiyenin içinde bulunduğu koşullar CHPnin tek başına iktidar olmasını zorunlu kıldı. Türkiyede ekonomi bozuk, işsizlik oranı yüksek, sanayide beklenen atılım yok. Türkiyede yeniden ulusal kurtuluş hareketini başlatmamız gerekiyor. O nedenle CHPnin tek başına iktidar olması gerekiyor. Yeni CHPyi denemesi ve CHPnin Türkiye neler kazandırdığını görmesi gerekiyor. şeklinde konuştu.
Sarıyer Belediyesinde yapılan yolsuzluk iddialarında CHPli birinin de olduğunun hatırlatılması üzerine Kılıçdaroğlu şöyle karşılık verdi: Yolsuzluğu kim yaparsa yapsın herkesin yakasına yapışılması lazım, hiçbir zaman yolsuzluk yapanları savunmadım. Uğur Mumcunun katili katildi. katilin sağcısı solcusu olmaz kim yapıyorsa yakasına yapışılsın. Bu konuda kararlıyız.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 15.01.2011 | | | KılıçdaroğluKültürBakanınınartıkokoltuktaoturmamasıgerekirKılıçdaroğlu Kültür Bakanının artık o koltukta oturmaması gerekir |
|
| Erdoğan'dan çok tartışılacak sözler | Samanyolu Haber | 13.01.2011 09:26 |  | | İşte heykel tartışmalarından yeni anayasaya, tahliyelerden seçimlere kadar Başbakanın açıklamaları Körfez turunun son gününde Katara geçen Başbakan Tayyip Erdoğan, heykel tartışmalarından yeni anayasaya, tahliyelerden seçimlere kadar birçok konuda önemli açıklamalarda bulundu.
Toplumun tepkisini çeken Hizbullah tahliyelerini iktidarın değil, yargının tasarrufu olarak değerlendiren Erdoğan, asıl sorunun İlk mahkeme ve Yargıtay neden 10 yıldır karar veremiyor? olması gerektiğini söyledi. Çözüm için Yargıtay ile Danıştaydaki daire ve üye sayısının artırılacağını belirten Başbakan, Geçmişte talepleri vardı, onları yerine getireceğiz. Yargıtayı rahatlatacağız. dedi. Seçimlerin haziranda yapılacağını yineleyen Erdoğan, seçim güvenliği konusunda özellikle YSKya önemli görevler düştüğünün altını çizdi. Seçimlerin ardından yeni anayasayı gündemlerine alacaklarını vurgulayan Başbakan, toplumun bütün kesimlerinden katkı beklediklerini kaydetti. Karstaki insanlık anıtı için kullandığı ucube ifadesinin arkasında duran Erdoğan, Kültür Bakanı Ertuğrul Günayın dile getirdiği Bunu heykel için değil, çevredeki gecekondular için kullandı. sözlerine de karşı çıktı: Sağa sola çekmeye gerek yok. Heykel için kullandım.
Başbakan Tayyip Erdoğan, Ortadoğu gezisinin son ayağı Katardan dönmeden önce Türkiyenin gündemindeki konuları değerlendirdi. Kendisine eşlik eden gazetecilerin sorularını cevaplandıran Erdoğan, genel seçimlerin ne zaman yapılacağından ucube heykel tartışmasına, yargıdaki son tahliyelerden kamudaki başörtüsü yasağına, yeni anayasa çalışmalarından Kürt sorununa kadar birçok konuda önemli mesajlar verdi. Erdoğanın açıklamaları özetle şöyle:
Asla. Hiç öyle bir planımız yok. Haziranda yapmayı planlıyoruz. Arkadaşlarımız çalışıyor. Şubat sonu ya da mart başında kararı alacağız.
Sağa sola çekmeye gerek yok. Heykel için kullandım. Oradaki olayı değerlendirenler, TVlere çıkanlar, o heykeli ve yeri gidip görmemişler. Heykelin olduğu yerde tarihî eserler var. Heykelin içeriği ile ilgilenmiyorum. Heykelin ne olduğunu az çok bilirim. Heykel ile ilgili takdir yetkisi kullanmak için illa güzel sanatlar mezunu olmak şart değil.
Şarkı türkü için yoldan geçen vatandaşa Beğendin mi? diye soruyorlar. Konservatuar mezunu musun? diye sormuyorlar. O heykelin bulunduğu yeri biz iktidara geldiğimizde temizlemeye başladık. Kamulaştırmalarla Seyyit Hassan el Harkani Türbesi ve Camii ortaya çıkarıldı. Caminin kubbesi ile heykelin bulunduğu tepenin yüksekliği adeta eşit. Üzerine bir de 48 metrelik heykel var. Tarihî eseri gölgeleyecek bir inşaata izin veremezsiniz. O heykel yapılmaya başlandığında belediye başkanını uyardım. Nitekim Tabiat ve Kültür Varlıklarını Koruma Kurulu yıkılsın kararı verdi. Belediye başkanı uygulamakla sorumlu.
Bugün konuşanların tarihe, sanata saygıları yok. Bize sanat dersi vermeye kalkıyorlar. Ama ben belediye başkanıyken Karacaahmette 106 tarihi mezar ve mezar taşı söküldü. Ben yapılmak istenen cemevi için 46 ayrı yer gösterdim. Ama dediler ki, Bizi mezara gömersiniz, ama engelleyemezsiniz. İnşaatı dozerlerle yıkmaya başladık. O dönemin başbakanı İstanbul Valisini aradı ve durdurdu. Allahtan resimleri çekmiştik. Başkanlıktan sonra cezaevindeyken, tarihi eserleri yıktırmaktan hakkımda dava açıldı. Avukatım resimleri dosyaya koydu, beraat ettim.
Hedef saptırmaya hiç gerek yok. Ben 4 buçuk yıl İstanbul Belediye başkanlığı ve 7 buçuk yıl da başbakanlık yaptım. Bir tane ne heykel ne de eser yıktım. Yasaya uygun olduğu sürece bir eseri yıkma gayretine girmem. Birileriyle yakıştırma gayretine girmesinler. Ayrıca kendileri de söylüyorlar. Binlerce Atatürk heykeli var. Sanat değeri olan 5i 10u geçmez. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu... Kaldı ki Kars halkı da hizmet bekliyor. Altyapı üstyapı bekliyor. 1 milyon 200 bini o heykele harcadı. Halk onu yeniden başkan seçmedi.
Neden hep Hizbullaha takılıp kaldık?
Bazen halaylı olur bazen alaylı olur. Bu iktidarın değil yargının tasarrufudur. Bu bizden, o değil, mantığı ile olaya yaklaşmak yanlış. Asıl soru, 10 yıldır bunlar neden orada duruyor? İster ilk mahkeme ister Yargıtay olsun, karar neden sonuçlandırılamıyor?
Yargıtayda ve Danıştayda daire ve üye sayısını artırmak için çalışmalar sürüyor. Geçmişte talepleri vardı, onları yerine getireceğiz. Ayrıca İstinaf Mahkemelerini devreye soktuğumuzda, Yargıtayı rahatlatacağız. Aşağıdan gelen dosya sayısı azalacak. Seçime kadar ilerleme olacak.
Ben öyle düşünmek istemiyorum ama bu dediğinizden öyle anlaşılıyor. Mecellede var Ehemm mühimme tercih olunmalı... Neden önemli dosyaları öne almıyorlar? Ben bizzat yaşadım. Benim dosyamı bir günde Diyarbakırdan getirtip, karar alıp, beni seçime sokmadılar. Madem o kadar mahirdiniz, neden şimdi yapmıyorsunuz?
İleri demokrasi, özgürlük diyorsak, bu sorunu ele almalıyız. Batıda hak ise biz de bu hakkı vermek zorundayız. ABDde, Japonyada, Avrupada var. Türkiyede yok. Ç | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.01.2011 | | | ErdoğandançoktartışılacaksözlerErdoğandan çok tartışılacak sözler |
|
| AK Parti'nin kalesine gol üstüne gol ! | Samanyolu Haber | 10.01.2011 09:54 |  | | Seçime giden bir iktidar partisine verilebilecek en büyük zararı HÜKÜMETİN BAKANI verdi.
Türkiye yargıdaki ağır iş yükü sebebiyle yıllardır görülemeyen davaları ve bu yüzden tutukluların tahliyesini tartışıyor.
Adi suçlarda en fazla 5, örgütlü ve terör suçlarında ise 10 yıldır cezaevinde bulunan ancak henüz davaları karara bağlanmamış olan tutuklular salıverildi.
Aslında bu kanun 2004 yılında çıkmıştı. Fakat yargıdaki hantallık sebebiyle o tarihte uygulanabilmesinin imkanı yoktu.
Türkiye; Avrupa Birliği normları gereği, hakkında hüküm verilmediği halde yıllarca cezaevinde yatmaya karşı bir kanuni düzenleme yapmak zorunda kaldı.
Aslında o yıllarda tutukluluk süresi toplum gündemini bu kadar meşgul eden bir konu değildi. Ergenekon tutuklamaları başladıktan sonra belli bir kesimin Türkiyedeki tutukluluk sürelerini tartışmak akıllarına geldi.
Ergenekon sanıklarının cezaevinde geçirdikleri günlere itiraz edenler, tutukluluk sürelerinin uzunluğundan yakınmaya başladılar.
2004 yılında çıkan ve tutukluluk süresini düzenleyen kanunun uygulanması, yargıdaki iş yükü gözönüne alınarak önce 2008e daha sonra da 2011e kadar uzatıldı.
Bugün gelinen noktada uzatma süreleri de doldu ve davaları karara bağlanmamış tutuklular, tutuksuz yargılanmak üzere cezaevlerinden çıktı.
Tutukluluk süresi düzenlenmeden önce bunun bir üst sınırı yoktu. Hakkında hüküm verilmemiş bir kişi 20 yıl da tutuklu kalabilirdi.
Yasanın şimdi uygulanması iki farklı durumu ortaya çıkardı.
Bir yandan 10 yıl tutukluluk süresinin çok uzun olduğu savunuluyor, diğer yandan cezaevlerinden serbest bırakılanlar için katiller aramızda deniliyor.
Üstelik bu iki tezat durumu dillendirenler de aynı kesimler.
Yasayla birlikte Ergenekon zanlılarının daha uzun zaman cezaevinden çıkamayacağından endişe edenler, tutukluluk süresinin kısaltılmasını isteyerek katliam zanlılarının 10 yıldan daha da erken salıverilmesini hiç umursamıyor görünüyor.
Sırf Ergenekocular çıksın diye tutukluluk kısalsın demek, toplumu tedirgin eden Hizbullah ya da Pkk sanıklarının daha kısa cezaevinde kalmalarını savunmak anlamına gelmiyor mu ?
Mevcut yargı yapımızda bir ceza dosyasının bütün aşamalardan geçip normal bir şekilde sonuca bağlanması en iyimser hesapla yaklaşık 1000 gün sürüyor. Bu da 3 yıl yapar.
Konu adli tıbba gider ya da dosyadaki eksikler yüzünden git-gel yaparsa bu süre 2-3 katını bulabiliyor.
Şimdi gelinen noktada sorunun çözümü için bazı önemli adımlar atılacak. Ara kademe olarak istinaf mahkemeleri ve Yargıtay ile Danıştayın daire sayısının artırılması öne çıkan başlıklar.
Bütün bu tabloyu çıkardıktan sonra suçluların salıverilmesi meselesi toplum vicdanını gerçekten yaralayan çok ciddi bir handikap oluşturdu.
Bunun hükümet açısından ikinci Habur vakası olduğu bile dillendiriliyor.
Hatta demokratik açılımla Haburdan yurda giren teröristler suça karışmamış olanlardı. Tutukluluk süresi düzenlemesiyle salıverilenlerin tamamı, cinayet sanığı kişiler.
İçlerinde Hizbullah gibi onlarca insanın vahşice katledilmesinden yargılananlar var.
Dolayısıyla tutukluluk süresi düzenlemesi için Haburdan çok daha ürkütücü bir icraat olduğu yönünde yorumlar yapılıyor.
31 Aralık 2010 tarihi itibariyle bu yasanın uygulanacak olması yıllar önceden bilinen bir gerçekti. Dolayısıyla bu tarihte salıverilecek tutukluların durumları da aynı şekilde önceden biliniyordu.
Yargıdaki tıkanıklık ve toplumda infial oluşturacak bu kritik dosyaların 1 Ocak 2011e yetişmeyeceği de çok net ortadaydı.
Yasayı yapan siyasi irade yani hükümet, yani hükümetin bu konudaki yetkili ismi Adalet Bakanı, Yargıtayı bu konuda uyarıp bu dosyaların durumunu istişare etmedi mi ?
Adalet Bakanı, Yargıtay Başkanına gidip salıverilecek kişilerle ilgili görüştü mü ?
Adalet Bakanı eğer böyle bir girişimde bulunduysa bunu gelip bakanlar kuruluyla ve dolayısıyla Başbakanla paylaştı mı ?
Bakan; Türkiyeyi böyle bir durumun beklediğiyle ilgili, gerekli yerleri gerektiği şekilde bilgilendirdi mi ?
Tutukluluk süresiyle ilgili kanunu yapan hükümet olduğuna göre, bunun siyasi faturasının hükümete kesileceği gerçeğinden hareketle, bunun takibini yapması gereken kurum da Adalet Bakanlığı değil mi ?
2010 sonunda bu kanunun uygulaması teknik olarak imkansızsa; ki imkansız olduğu görüldü, bununla ilgili niçin yeni bir süre uzatımı yapılmadı ?
Tam da bir genel seçime gidilirken Haburdakinden çok daha ürkütücü bir tablonun ortaya çıkmasına niçin sebep olundu ?
Doğru; Yargıtay dosyaları öne almalıydı, kritik davaları önce görmeliydi. Ama yapmadı. Şimdi ortada bir gerçek var ve binden fazla cinayet sanığı şu anda serbest. Üstelik serbest kalanların sayısı her geçen gün de artıyor.
Adalet bakanı kamuoyunu bu kaçınılmaz sonla ilgili niçin bilgilendirmedi ? Niçin çıkıp kamuoyuna; Yargıtayın durumu belli bu iş yetişmeyecek, katliam sanıkları serbest kalacak, tutukluluk süresini yeniden uzatmak zorundayız diye niye demedi ?
Tek sebe | | Samanyolu Haber Son Dakika 10.01.2011 | | | AKPartininkalesinegolüstünegolAK Partinin kalesine gol üstüne gol |
|
| AK Parti'nin kalesine gol üstüne gol ! | Samanyolu Haber | 10.01.2011 09:48 |  | | Seçime giden bir iktidar partisine verilebilecek en büyük zararı HÜKÜMETİN BAKANI verdi.
Türkiye yargıdaki ağır iş yükü sebebiyle yıllardır görülemeyen davaları ve bu yüzden tutukluların tahliyesini tartışıyor.
Adi suçlarda en fazla 5, örgütlü ve terör suçlarında ise 10 yıldır cezaevinde bulunan ancak henüz davaları karara bağlanmamış olan tutuklular salıverildi.
Aslında bu kanun 2004 yılında çıkmıştı. Fakat yargıdaki hantallık sebebiyle o tarihte uygulanabilmesinin imkanı yoktu.
Türkiye; Avrupa Birliği normları gereği, hakkında hüküm verilmediği halde yıllarca cezaevinde yatmaya karşı bir kanuni düzenleme yapmak zorunda kaldı.
Aslında o yıllarda tutukluluk süresi toplum gündemini bu kadar meşgul eden bir konu değildi. Ergenekon tutuklamaları başladıktan sonra belli bir kesimin Türkiyedeki tutukluluk sürelerini tartışmak akıllarına geldi.
Ergenekon sanıklarının cezaevinde geçirdikleri günlere itiraz edenler, tutukluluk sürelerinin uzunluğundan yakınmaya başladılar.
2004 yılında çıkan ve tutukluluk süresini düzenleyen kanunun uygulanması, yargıdaki iş yükü gözönüne alınarak önce 2008e daha sonra da 2011e kadar uzatıldı.
Bugün gelinen noktada uzatma süreleri de doldu ve davaları karara bağlanmamış tutuklular, tutuksuz yargılanmak üzere cezaevlerinden çıktı.
Tutukluluk süresi düzenlenmeden önce bunun bir üst sınırı yoktu. Hakkında hüküm verilmemiş bir kişi 20 yıl da tutuklu kalabilirdi.
Yasanın şimdi uygulanması iki farklı durumu ortaya çıkardı.
Bir yandan 10 yıl tutukluluk süresinin çok uzun olduğu savunuluyor, diğer yandan cezaevlerinden serbest bırakılanlar için katiller aramızda deniliyor.
Üstelik bu iki tezat durumu dillendirenler de aynı kesimler.
Yasayla birlikte Ergenekon zanlılarının daha uzun zaman cezaevinden çıkamayacağından endişe edenler, tutukluluk süresinin kısaltılmasını isteyerek katliam zanlılarının 10 yıldan daha da erken salıverilmesini hiç umursamıyor görünüyor.
Sırf Ergenekocular çıksın diye tutukluluk kısalsın demek, toplumu tedirgin eden Hizbullah ya da Pkk sanıklarının daha kısa cezaevinde kalmalarını savunmak anlamına gelmiyor mu ?
Mevcut yargı yapımızda bir ceza dosyasının bütün aşamalardan geçip normal bir şekilde sonuca bağlanması en iyimser hesapla yaklaşık 1000 gün sürüyor. Bu da 3 yıl yapar.
Konu adli tıbba gider ya da dosyadaki eksikler yüzünden git-gel yaparsa bu süre 2-3 katını bulabiliyor.
Şimdi gelinen noktada sorunun çözümü için bazı önemli adımlar atılacak. Ara kademe olarak istinaf mahkemeleri ve Yargıtay ile Danıştayın daire sayısının artırılması öne çıkan başlıklar.
Bütün bu tabloyu çıkardıktan sonra suçluların salıverilmesi meselesi toplum vicdanını gerçekten yaralayan çok ciddi bir handikap oluşturdu.
Bunun hükümet açısından ikinci Habur vakası olduğu bile dillendiriliyor.
Hatta demokratik açılımla Haburdan yurda giren teröristler suça karışmamış olanlardı. Tutukluluk süresi düzenlemesiyle salıverilenlerin tamamı, cinayet sanığı kişiler.
İçlerinde Hizbullah gibi onlarca insanın vahşice katledilmesinden yargılananlar var.
Dolayısıyla tutukluluk süresi düzenlemesi için Haburdan çok daha ürkütücü bir icraat olduğu yönünde yorumlar yapılıyor.
31 Aralık 2010 tarihi itibariyle bu yasanın uygulanacak olması yıllar önceden bilinen bir gerçekti. Dolayısıyla bu tarihte salıverilecek tutukluların durumları da aynı şekilde önceden biliniyordu.
Yargıdaki tıkanıklık ve toplumda infial oluşturacak bu kritik dosyaların 1 Ocak 2011e yetişmeyeceği de çok net ortadaydı.
Yasayı yapan siyasi irade yani hükümet, yani hükümetin bu konudaki yetkili ismi Adalet Bakanı, Yargıtayı bu konuda uyarıp bu dosyaların durumunu istişare etmedi mi ?
Adalet Bakanı, Yargıtay Başkanına gidip salıverilecek kişilerle ilgili görüştü mü ?
Adalet Bakanı eğer böyle bir girişimde bulunduysa bunu gelip bakanlar kuruluyla ve dolayısıyla Başbakanla paylaştı mı ?
Bakan; Türkiyeyi böyle bir durumun beklediğiyle ilgili, gerekli yerleri gerektiği şekilde bilgilendirdi mi ?
Tutukluluk süresiyle ilgili kanunu yapan hükümet olduğuna göre, bunun siyasi faturasının hükümete kesileceği gerçeğinden hareketle, bunun takibini yapması gereken kurum da Adalet Bakanlığı değil mi ?
2010 sonunda bu kanunun uygulaması teknik olarak imkansızsa; ki imkansız olduğu görüldü, bununla ilgili niçin yeni bir süre uzatımı yapılmadı ?
Tam da bir genel seçime gidilirken Haburdakinden çok daha ürkütücü bir tablonun ortaya çıkmasına niçin sebep olundu ?
Doğru; Yargıtay dosyaları öne almalıydı, kritik davaları önce görmeliydi. Ama yapmadı. Şimdi ortada bir gerçek var ve binden fazla cinayet sanığı şu anda serbest. Üstelik serbest kalanların sayısı her geçen gün de artıyor.
Adalet bakanı kamuoyunu bu kaçınılmaz sonla ilgili niçin bilgilendirmedi ? Niçin çıkıp kamuoyuna; Yargıtayın durumu belli bu iş yetişmeyecek, katliam sanıkları serbest kalacak, tutukluluk süresini yeniden uzatmak zorundayız diye niye demedi ?
Tek sebe | | Samanyolu Haber Son Dakika 10.01.2011 | | | AKPartininkalesinegolüstünegolAK Partinin kalesine gol üstüne gol |
|
| O 2 haberde kafa karıştıran detay - Video | Samanyolu Haber | 21.10.2010 18:38 |  | | Siyaset başörtüsüne kilitlendi, üniversite kapısında yıllardır mağdur olan gençler yeniden ümitlendi. Ancak onların ümidini yarım bırakan olaylar da gecikmedi. Korku senaryoları medyada körüklenmeye zaten başlanmıştı. Bu sırada Adana ve Mersinden gelen benzer iki haber basında kendisine yer bulmakta zorlanmadı. İki olayda da başörtüsüyle okula girmek isteyen ilköğretim öğrencileri vardı.
Adanadaki T.Ynin bu güne kadar okula başörtüyle girme gibi bir talebi olmamıştı. Mersindeki M.G için de durum aynıydı.
Olayların bir başka ortak noktası da çocukların babalarının bağlantıları... Mersindeki çocuğun babasının Hizbullah Terör Örgütü Üyesi olmaktan 6 yıl hapis yattığı ortaya çıktı. Adanadaki T.Ynin babası ise Mustazaf-Der Adana Şubesi Başkanı. Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 9 Şubat 2010da Mustazaf Derin Hizbullahın amacı doğrultusunda faaliyet yürütmekten feshine karar vermişti.
Aileler aksini savunuyor ancak son gelişmelerin 13 Ekimde Hizbullaha bağlı dernekler tarafından gönderildiği öne sürülen çocuklarınızı okula başörtüyle gönderin şeklindeki açıklamayla ilgili olduğu iddia ediliyor.
Hizbullahın yan kuruluşları, AK Partinin kapatılması için verilen 27 Nisan E-Muhtırasına da konu olmuştu. Ergenekon sürecinde ise Albay Arif Doğan, Hizbullahın JİTEM tarafından kurulduğunu itiraf etmişti.
Hal böyle olunca, başörtüsüne özgürlük getirecek adımları yavaşlatan bu çıkışlarla ilgili kafalar karışık... Birileri sorunu kördüğüm haline getirmek için tersinden senaryolar mı kuruyor sorusu cevap bekleyen en önemli soru şimdi... | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.10.2010 | | | O2haberdekafakarıştırandetay-VideoO 2 haberde kafa karıştıran detay - Video |
|
| 'Kördüğüm' olsun diye mi? - Video | Samanyolu Haber | 21.10.2010 18:14 |  | | Siyaset başörtüsüne kilitlendi, üniversite kapısında yıllardır mağdur olan gençler yeniden ümitlendi. Ancak onların ümidini yarım bırakan olaylar da gecikmedi. Korku senaryoları medyada körüklenmeye zaten başlanmıştı. Bu sırada Adana ve Mersinden gelen benzer iki haber basında kendisine yer bulmakta zorlanmadı. İki olayda da başörtüsüyle okula girmek isteyen ilköğretim öğrencileri vardı.
Adanadaki T.Ynin bu güne kadar okula başörtüyle girme gibi bir talebi olmamıştı. Mersindeki M.G için de durum aynıydı.
Olayların bir başka ortak noktası da çocukların babalarının bağlantıları... Mersindeki çocuğun babasının Hizbullah Terör Örgütü Üyesi olmaktan 6 yıl hapis yattığı ortaya çıktı. Adanadaki T.Ynin babası ise Mustazaf-Der Adana Şubesi Başkanı. Adana 2. Asliye Hukuk Mahkemesi, 9 Şubat 2010da Mustazaf Derin Hizbullahın amacı doğrultusunda faaliyet yürütmekten feshine karar vermişti.
Aileler aksini savunuyor ancak son gelişmelerin 13 Ekimde Hizbullaha bağlı dernekler tarafından gönderildiği öne sürülen çocuklarınızı okula başörtüyle gönderin şeklindeki açıklamayla ilgili olduğu iddia ediliyor.
Hizbullahın yan kuruluşları, AK Partinin kapatılması için verilen 27 Nisan E-Muhtırasına da konu olmuştu. Ergenekon sürecinde ise Albay Arif Doğan, Hizbullahın JİTEM tarafından kurulduğunu itiraf etmişti.
Hal böyle olunca, başörtüsüne özgürlük getirecek adımları yavaşlatan bu çıkışlarla ilgili kafalar karışık... Birileri sorunu kördüğüm haline getirmek için tersinden senaryolar mı kuruyor sorusu cevap bekleyen en önemli soru şimdi... | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.10.2010 | | | Kördüğümolsundiyemi?-VideoKördüğüm olsun diye mi? - Video |
|
| 17 yıldır çözülemeyen büyük sır | Samanyolu Haber | 20.10.2010 17:04 |  | | Orgeneral Eşref Bitlis?in ölümü ile ilgili yeni bilgiler ortaya çıkıyor. Jandarma Genel Komutanı Orgeneral Eşref Bitlis?in Ankara Güvercinlik Havaalanı?ndan Diyarbakır?a gitmek üzere havalanan uçağı, kalkıştan 5 dakika sonra Yenimahalle Postanesi?nin yakınlarına düştü (17 Şubat 1993). Orgeneral Bitlis ile beraberindeki emir subayı Albay Fahir Işık, uçağı kullanan Binbaşı Fahir Eliyar, Yüzbaşı Tuğrul Sezginler ve teknisyen Astsubay Başçavuş Emin Öner şehit oldu.
17 yıl önce meydana gelen bu elim vaka gündemden hiç düşmedi. ?Eşref Paşa?nın uçağı teknik bir arıza sonucu kazayla mı yoksa sabotaja maruz kaldığı için mi düştü?? sorusu her daim soruldu. Hem toplumun hem de uzmanların ekserinde ?uçak teknik bir arıza sonucu düşmedi? kanısı hâkim.
Eşref Paşa sıra dışı bir askerdi. Özellikle Kürt meselesinde hazırladığı rapor ve planları bugün yapılmak istenenin daha ötesindeydi. Çünkü sorunun çözümü ve Kürt hareketinin bağlantıları konularında ciddi bilgilere sahipti ve Kuzey Irak?taki Kürt liderleriyle sık sık görüşmeler yapıyordu. Örneğin Eşref Bitlis?in ileri sürdüğü ?komşu ülkelerle işbirliği ile Kürt meselesi çözülür? tezi şimdi AK Parti hükümeti tarafından gündeme alınmış durumda. O dönem Paşa?nın ?Çekiç Güç?ün PKK?lılara yardım ettiği ve varlığının tehlikeli olduğu yönündeki raporları birilerini kızdırmıştı. ?Çekiç Güç?, ?Kürt meselesi?, ?PKK?nın tasfiyesi?, ?Komşu ülkelerle işbirliği?, ?Türkiye?nin bölgedeki (Ortadoğu) geleceği? gibi konularda raporlar hazırlayan, hem Genelkurmay?ı hem de Cumhurbaşkanı Turgut Özal?ı gerek rapor gerekse mektuplarla bilgilendiren Bitlis, ülkede kaos isteyen güçlerin başlıca hedefiydi zaten.
Diğer taraftan ortaya atılan yeni iddialar ve konuşmaya başlayan tanıklar kazaya dair çarpıcı bilgiler vermeye devam ediyor. Bunun üzerine askerî savcılık artık tozlanmış olan Eşref Bitlis dosyasını raftan indirmek zorunda kaldı. Daha önce hakkında ?takipsizlik? kararı verilen uçak kazası ile ilgili Kara Kuvvetleri Askerî Savcılığı yeniden soruşturma açtı. Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner?in de ?Akıllarda şüphe kalmamalı.? dediği ve soruşturmanın bir an önce tamamlanmasını istediği belirtiliyor. Öte yandan Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da Turgut Özal ve Eşref Bitlis?in şüpheli ölümleri üzerine kısa süre önce soruşturma başlatmıştı.
Eşref Bitlis?in ölümünde etkili olduğu belirtilen raporların çoğu gün yüzüne çıktı. Ancak Hizbullah?a dair rapor pek gündeme gelmedi. Hatta iddiaya göre Paşa o gün Diyarbakır?a PKK ve Hizbullah meselelerini çözmenin yollarını bulmak, ilgili makamlarla toplantılar yapmak için gidiyordu. Evraklar arasında Hizbullah?ı tamamen deşifre edip çökertmeye yetecek bir isim listesi olduğu ileri sürülüyor. Bu iddianın sahibi kazadan hemen sonra olay yerine ilk ulaşan terör uzmanı Tuncer Günay. Savcılıklara ifade vermek istediğini anlatan Günay olay mahalline vardığında henüz hiçbir resmî görevlinin gelmediğini aktarıyor. Olay yerindeki belgeleri toplayan Günay, Paşa?nın parçalanmış çantasında çok sayıda evrak olduğunu söylüyor. Bakın Günay kaza mahallini nasıl anlatıyor: ?PTT binasında o saatte bir telefon sorununu çözmek için bulunuyordum. Tam bir tesadüftü. Büyük bir gürültü duyunca şaşkınlıkla postaneden çıktım. ?Binanın arkasına uçak düştü? diye bağrışan vatandaşlar var. ?Birilerini kurtarabilir miyim?? diye ben de sevk-i tabii ile olay mahalline koştum. Düşenin askerî uçak olduğundan hele hele Eşref Paşa?nın uçağı olduğundan haberim yok. Olay mahallinde, kafası olmayan askerî pilot üniformalı birini ve bir tarafa savrulmuş Paşa şapkasını görünce o zaman uyandım ve mühim bir askerî VIP uçağının düştüğünü anladım. Ortalıkta henüz gazeteci, subay, polis yok? Dehşet içinde dolaşıyor, rastgele bir şeyler yapmaya çalışıyoruz. ?Canlı var mı?? diye bakınıyoruz, bulamıyoruz. Tecrübelerim bu uçağın çok önemli bir kuvvet komutanının uçağı olabileceğini düşündürüyor. Aklıma Eşref Paşa geliyor; ama bunun mümkün olamayacağını düşünüyorum. Şapkadaki renkten bir ipucu çıkaramıyorum. Tüm paşa şapkaları aynı çünkü. Etrafta evraklar, dosyalar var. Karlı zemine saçılmış? Bir dosyayı eğilip alıyorum. Batman İl Jandarma Komutanı?na ve alt birimlerin bilgisine yazılmış? Sayı numarası var ve çok gizli ibareli? Kozmik bir belge. Kapsamlı bir operasyon hazırlığıyla ilişkili. Ekinde operasyon adresleri ve uzun bir isim listesi? Bilgi notları, mesajlar, faks yazışmaları var. Dosya kalınca ve Hizbullah örgütü ile ilgili? Dehşete kapılıyorum. Çevreye saçılan tüm evrak ve dosyaların kozmik ve çok önemli olduğunu anlıyorum. Gazeteciler gelmeden tüm evrakları çabucak toplayıp emniyete almaya çalıştım. Toplayabildiğim kadarını topladım. 15 dakika sonra evraklar için geldiklerini anladığım bir askerî heyet olay yerini araştırıyor. Kaza kırım mahalline benden sonra ilk gelenler, Genelkurmay askerî istihbarat heyeti ile yakınlardaki GATA ve İl Jandarma askerî ekipleriydi. Kaza mahalline gelen askerî istihbarat heyetindekiler, ilk anda Eşref Paşa?nın kozmik çantasını ara | | Samanyolu Haber Son Dakika 20.10.2010 | | | 17yıldırçözülemeyenbüyüksır17 yıldır çözülemeyen büyük sır |
|
| İsrail-PKK bağlantısı mı var? - Video | Samanyolu Haber | 23.09.2010 20:26 |  | | Bölücü Terör örgütünün liderlerinden Murat Karayılan, kandil dağında İsrail televizyonuna konuştu. Karayılan, İsraile işbirliği teklif etti, Türkiyeye silah satmamasını istedi.
Türkiyenin sıcak ilişkiler geliştirdiği İran ve Suriyenin hem PKKnın hem de İsrailin düşmanı olduğunu savunan Karayılan, Bölgedeki her ülke -Suriye, Türkiye ve İran - bizi yok etmek istiyor. Siz de bizi yok etmeleri için Türkiyeye silah veriyorsunuz. dedi.
Mavi Marmara olayının ardından yaşanan krizde bile İsrailin hâlâ Başbakan Recep Tayyip Erdoğanla yakınlaşma çabalarını hayret verici olarak nitelendiren Karayılan, Erdoğan; alenen Hizbullah ve Suriyeyle ilişkileri güçlendiriyor. Ahmedinejadı kucaklıyor ve Haması övüyor. Sizin dostunuz olduğuna emin misiniz? diye konuştu.
Karayılanın bu açıklamasından sonra PKK ile İsrail arasında ilişki olduğu iddiaları yeniden gündeme geldi.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Sedat Laçinere göre PKK ile İsrail arasındaki bağlantı net bir şekilde ortaya çıktı. Laçiner, Mavi Marmara krizinden birkaç gün önce İskenderunda askerî birliğe düzenlenen ve 7 askerin şehit olduğu olayda İsrailin PKKya yardım ettiğini de ileri sürmüştü. | | Samanyolu Haber Son Dakika 23.09.2010 | | | İsrail-PKKbağlantısımıvar?-Videoİsrail-PKK bağlantısı mı var? - Video |
|
| İsrail-PKK arasında bağlantı mı var? - Video | Samanyolu Haber | 23.09.2010 20:08 |  | | Bölücü Terör örgütünün liderlerinden Murat Karayılan, kandil dağında İsrail televizyonuna konuştu. Karayılan, İsraile işbirliği teklif etti, Türkiyeye silah satmamasını istedi.
Türkiyenin sıcak ilişkiler geliştirdiği İran ve Suriyenin hem PKKnın hem de İsrailin düşmanı olduğunu savunan Karayılan, Bölgedeki her ülke -Suriye, Türkiye ve İran - bizi yok etmek istiyor. Siz de bizi yok etmeleri için Türkiyeye silah veriyorsunuz. dedi.
Mavi Marmara olayının ardından yaşanan krizde bile İsrailin hâlâ Başbakan Recep Tayyip Erdoğanla yakınlaşma çabalarını hayret verici olarak nitelendiren Karayılan, Erdoğan; alenen Hizbullah ve Suriyeyle ilişkileri güçlendiriyor. Ahmedinejadı kucaklıyor ve Haması övüyor. Sizin dostunuz olduğuna emin misiniz? diye konuştu.
Karayılanın bu açıklamasından sonra PKK ile İsrail arasında ilişki olduğu iddiaları yeniden gündeme geldi.
Uluslararası Stratejik Araştırmalar Kurumu Genel Koordinatörü Doç. Dr. Sedat Laçinere göre PKK ile İsrail arasındaki bağlantı net bir şekilde ortaya çıktı. Laçiner, Mavi Marmara krizinden birkaç gün önce İskenderunda askerî birliğe düzenlenen ve 7 askerin şehit olduğu olayda İsrailin PKKya yardım ettiğini de ileri sürmüştü. | | Samanyolu Haber Son Dakika 23.09.2010 | | | İsrail-PKKarasındabağlantımıvar?-Videoİsrail-PKK arasında bağlantı mı var? - Video |
|
| Bombalı kamyonda CAN ALICI SORU | Samanyolu Haber | 12.03.2010 09:54 |  | | Sivil kamyonda hiçbir güvenlik önlemi alınmadan 900 el bombasının patlamaya hazır şekilde yola çıkarılması akıllara birçok soru getirdi. Sivil bir kamyon kasasında taşınan 900 el bombasının bazısının seri numarası olmadığı, bazısının seri numaralarının silindiği ortaya çıktı. Bombalar yeniden numaralandırılmak için gönderilmiş.
Ankara?da önceki gün hareketli saatler yaşanmasına neden olan 980 el bombası yüklü sivil kamyon ile ilgili tartışma sürüyor. Marmaris?teki Özel Kuvvetler Komutanlığı?na bağlı birlikten yola çıkan kamyonla ilgili olarak güzergahtaki 3 ilin Jandarma Komutanlığı?na bilgi verildiği, ancak faksla bildirilen nakil belgesinde mühimmatın miktarı ile cinsinin bildirilmediği öğrenildi. Güzergahtaki yerleşim yerlerinde güvenlikle sorumlu polise ise bilgi verilmediği belirlendi.
Ankara Emniyet Müdürlüğü?ne gelen bir mail ihbarı üzerine durdurulan 900 el bombası yüklü sivil kamyonla ilgili sis perdesi aralandı. Olaya el koyan Ankara Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgili, kamyonun Emniyet?e çekilmesi talimatını verdikten sonra Merkez Komutanlığı?ndan yetkililerin de bulunduğu heyet huzurunda içerisinde 25 adet bomba bulunan 20 sandığı tek tek açarak tutanak altına aldı.
Yapılan incelemede, el bombalarının pimlerinin takılı vaziyette kullanmaya hazır olduğu belirlenirken, bir kısım bombanın seri numaralarının tahrip olduğunun görüldüğü ifade edildi. Ayrıca bombalardan bir kısmının seri numarası olmayıp sadece kafile numaralarının olduğu da tespit edildi. Askeri yetkililer, bu tür el bombalarının Oğulbey?deki Özel Kuvvetler Komutanlığı tesislerinde yeniden numaralandırılacağını ifade etti.
Soruşturma kapsamında bilgisine başvurulan Marmaris?teki Özel Kuvvetler Komutanlığı?na bağlı birimin komutanı, nakille ilgili güzergahtaki 3 ilin jandarma komutanlıklarına yazılı bilgi verdiklerini aktardı. Komutan, faks mesajlarının bir örneğini de Savcı Bilgili?ye gönderdi. Ancak bildirim mesajında kamyondaki mühimmatın miktarı ve içeriği ile ilgili olarak herhangi bir bilgiye yer verilmediği öğrenildi. Kamyonun geçiş yaptığı Denizli, Afyon ve Ankara il jandarma komutanlıklarının ise kamyonun güvenliğini sağlamak amacıyla bir görevlendirme yapmadığı belirlendi.
Altında Özel Kuvvetler Komutanı Korgeneral Servet Yörük?ün imzası bulunan ve Destek Grup Komutanlığı?na hitaben yazılan 4 Mart 2010 tarihli sevkiyat belgesinde ?Seri numarasız el bombalarına seri numarası verilmesi faaliyeti kapsamında Mühimmat Ana Depo Komutanlığı/Kırıkkale?ye tesliminin sağlanması maksadıyla Milas?taki Özel Kuvvetler envanterindeki el bombalarının tümü Oğulbey Kışlası?na nakledilecektir? deniliyor.
Bomba yüklü kamyon ihbarı ?Mehmet Ali? rumuzunu kullanan bir kişi tarafından e-mail yoluyla Ankara Emniyeti?ne yapıldı. 10 Mart günü saat 15.57.17?de Ankara Emniyet Müdürlüğü Muhabere Elektronik Şube Müdürlüğü?ne gönderilen e-mailin ?konu? bölümündeki ?çok önemli lütfen bakınız? ibaresi dikkat çekiyor. İşte o mail: ?06 BJ 9915 plakalı MAN kamyona dikkat!!! Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu ve ?Kozmik Oda?da yapılan aramalardan sonra seferberlik üyeleri telaşa düştü.
Ankara Seferberlik Tetkik Kurulu kullanmış olduğu sivil personelden bütün kirli silahları birer birer toplayarak Ankara?ya getirtiyor. Az önce Afyon?dan yola çıkan ve Ankara?ya gelecek olan 06 BJ 9915 plakalı MAN kamyona uzun namlulu silahları olan şahıslar nezaret ediyor. Polis uygulamasından kurtulmak için araca subay kimliği taşıyan silahlı bir kişi bindirildi. Bu aracı mutlaka kontrol edin ama dikkatli olmalısınız. Çünkü silahlara nezaret eden uzun namlulu silah taşıyan kişi gerekirse çatışmaya girmeye de hazır olacak. Sevkiyatın ilk durağı Ankara, silahlar burada elden geçirildikten sonra namluları temizlenecek, seri numaraları değiştirilecek.?
Sivil kamyonda hiçbir güvenlik önlemi alınmadan 900 el bombasının patlamaya hazır şekilde yola çıkarılması akıllara birçok soru getirdi.
? İhbarcı, kamyonu polise değil de PKK, El Kaide ve Hizbullah gibi terör örgütlerine ihbar etseydi, terör örgütleri bu bombaları ele geçirebilir miydi? Teröristlerin eline geçmemesi için nasıl önlem alındı?
? Kamyona yüklenen mühimmatın içeriği ve miktarı ile ilgili herhangi bir yazılı belge yokken, varış yeri olan Oğulbey?e teslimatın tam ve eksiksiz yapılıp yapılamadığı nasıl kontrol edilecekti?
? TSK daha tehlikeli mühimmatları prosedüre uygun olarak taşırken, bu bombaları sivil araçla, eskortsuz, emniyet birimlerine bildirmeden taşımasının nedeni ne?
? Sevkiyatta neden Ankara?da konuşlu olan ve Türkiye?nin her köşesine malzeme taşıyan Ulaştırma Taburu kullanılmadı?
? Kamyon meskun mahallerden geçmesine rağmen güzergahtaki hiçbir Emniyet Birimi?ne neden bilgi verilmedi?
? Eskortlar eşliğinde götürülmesi gereken patlayıcılar neden gizlice ve kağıt kolileri arasında özensizce taşındı?
? Bu nakliyatın eski ÖKK komutanı emekli Korgeneral Engin Alan?ın Balyoz?dan tutuklanmasının ardından yapılması tesadü | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.03.2010 | | | BombalıkamyondaCANALICISORUBombalı kamyonda CAN ALICI SORU |
|
| AK Parti'li alevi vekilden sert tepki | Samanyolu Haber | 13.05.2009 15:32 |  | | AK Parti İstanbul Milletvekili İbrahim Yiğit, Ergenekon iddianamesinde Veli Küçükün bilgisayarından çıkan Alevi raporuna sert çıktı. Hazırlanan raporu deli saçması olarak nitelendiren Yiğit, Alevilerin Yahudilerin kayıp kabilesi olduğunu ortaya sürülmesinin tarihi bilmemenin ve inançlara saygısızlığın göstergesi olduğunu söyledi. Yiğit, Alevilerin, milletin arasına fitne sokanlara prim vermeyeceğini ifade etti.
AK Partinin Alevi milletvekillerinden Yiğit , TBMMde düzenlediği basın toplantısında Ergenekon iddianamesinde geçen ve Veli Küçükün bilgisayarından çıkan Ergenekon sanığı Ümit Oğuztanın 29 Mayıs 2000 tarihli Alevi raporunu eleştirdi.
Raporda hem Alevilere yönelik akla hayale sığmayacak hem de Türk milletinin birlik ve beraberliğini hedef alan ifadeler bulunduğuna dikkat çeken Yiğit, şöyle konuştu: Alevi toplumunun kökeninden başlayan iftira silsilesi en son Mustafa Kemal Atatürkün hayatına kastedilmesine kadar sürdürülmüştür.
Yiğit, Aleviliğin kökenleri hakkında çeşitli iddialarda bulunulduğunu hatırlatırken, Ehl-i Beyt soyundan gelen Aleviliğin Tevratta Kayıp Kabile olarak da anılan 13. Kabile olarak tanımlanmasının hiçbir hangi mantıkla bağdaşmadığını ifade etti.
İbrahim Yiğit, Bin 400 yıllık geçmişi olan Alevilik, Tevratta Kayıp Kabile olarak da anılan 13. Kabile olarak tanımlanmıştır. 13. kabileye bağlanmış anlamak mümkün değil. Musevi inancına saygımız sonsuz ancak Alevi inancıyla Musevi inancını birbirine benzetmek için gösterilen çaba boştur. Alevileri, dedelerinin kıyafetiyle, saç ve sakal şekilleriyle, ahlaki değerleriyle Musevileri benzeştirmek tamamen mantık dışıdır. şeklinde konuştu.
ALEVİLER HZ. PEYGAMBERİN SOYUNDAN GELİR
Yiğit, Aleviliğin Hazreti Muhammedin amcasının oğlu ve damadı Hazreti Alinin soyundan geldiğini belirtirken, Bunu bilmek için sadece okumak yeterli. Anadoluda Alevi-Sünni ayrımı olmaksızın tüm insanların kalbine taht kuran iki gönül insanı Mevlana ve Hacı Bektaş Veliyi mason olmakla suçlayacak kadar gözleri dönmüş bu insanların neye hizmet ettikleri açıkça görülmektedir. Bu belgede atılan itiraflar ve ayna dava sürecinde daha önce Alevi Bektaşi Federasyonu Başkanı Ali Balkız ve Alevi Bektaşi Federasyonu Genel Sekreteri Kazım Gençe yönelik suikast planlarının yine aynı davanın bir sanığının evinden çıkması, bu konunun üzerinde derin düşünülmesi gerektiğinin göstergesidir. Maraş, Çorum ve Gazi olaylarını gerçekleştiren eller yeni planlarını bu belge ile yazıya dökmüşlerdir. şeklinde konuştu.
Yiğit, birilerinin Aleviliği İslam dışı gösterip, tarihteki kötü olayları Alevilere mal ederek nifak tohumlarının yeniden Türkiyeye ekilmeye çalışıldığına dikkat çekti.
TÜRKİYENİN GENETİK YAPISAN SIZMIŞ ERGENEKON TEMİZLENİYOR
Raporda Alevilere, Hizbullah gibi bir terör örgütünün militanları, terörün ana aktörü ve Ortadoğuda Amerikanın maşası olmak gibi bir çok iftira atıldığına dikkat çeken Yiğit, şunları söyledi: Gerek tarih bilgisinden, gerekse kültür birikiminden nasibini almamış bir kişinin aklına geleni yazmasında tek bir amaç vardır. Bu amaç ülkemizi kaosa sürüklemektir. Ergenekon çetesinin kirli ilişkileri, karanlık planları Susurluk sürecinde ve daha önceki yıllarda da biliyordu. Önemli olan Türkiyenin genetik yapısına sızmış çeteleşme fikrinin temizlenmesi ve beslenme kaynaklarının kesilmesidir. Herkesin bağımsız yargıya intikal etmiş konulara saygı göstermesi ve sonucu beklemesi gerekir. İddianamede 13. Kabile dosyasında ifade edilen Alevilerin Yahudilerin kayıp kabilesi olduğunu ortaya sürenler ve tarihi okumaktan yoksun; inançlara saygısı olmayanlardır. Ergenekon çetesinin avukatlığına soyunanlara şunu hatırlatmak isterim; lütfen iddianamenin 13. kabile dosyasını okusunlar ki nasıl bir savunma yapacaklarını ona göre saptasınlar.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 13.05.2009 | | | AKPartilialevivekildenserttepkiAK Partili alevi vekilden sert tepki |
|
| Bu karanlık ve kanlı el kimin? | Samanyolu Haber | 04.05.2009 07:49 |  | | Haftalık haber dergisi aksiyon bu hafta yine çarpıcı bir kapak dosyası ile okurlarıyla buluşuyor. Devrimci Karargâh adındaki örgütün İstanbulun göbeğinde terör estirmesinden sonra Türkiye yine bunalımlı günlere mi götürülmek isteniyor? sorusu gündeme geldi. İstihbarat kaynaklarına göre, uyuyan terör hücreleri uyandırıldı. İrili ufaklı 50 kadar örgüt, kaos eylemleri peşinde.
UYANDIRILAN TERÖR HÜCRELERİ
Dev-Genç (Devrimci Gençlik), 1956dan sonra kurulan Fikir Kulüpleri Federasyonundaki (FKF) bir ayrışmayla ortaya çıktı. Bu grup 1969un sonbaharında çizgisini sertleştirmeye başladı. Mahir Çayan, Yusuf Küpeli, Hüseyin Cevahir, İlhami Aras, Ulaş Bardakçı gibi isimlerden oluşan gençler illegal bir örgüt kurmak için bir araya geldi. İki yıl içinde de Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C) ortaya çıktı. Bu yapı, Türkiyenin o güne kadarki en şiddetli illegal örgütü olmaya adaydı. Zaten kısa süre sonra eylemleriyle bunu gösterdi. THKP-Cnin peşi sıra Acilciler, Dev-Savaş, Dev-Sol gibi 10 kadar yeni örgüt türedi. Dursun Karataşın (kanserden öldü) liderliğindeki THKP/C-Dev-Solun (adı daha sonra Devrimci Halk Kurtuluş Partisi Cephesi, DHKP-C olarak değiştirildi; 30 Mart 1994) yaptığı eylemler ve işlediği cinayetler ülkede bir kaos havası oluşturmaya yetti.
Türkiyede sol fraksiyonla başlayan terör hadiselerine, daha sonra sağ olarak tabir edilen bazı örgütler de katıldı. Sağ ve sol terör örgütleri haricinde, her ne kadar temellerini Marksizme dayandırmış olsa da Kürt milliyetçiliği yapan bir başka terör örgütünün (PKKnın) ortaya çıkması ise (27 Nisan 1978) Türkiyenin teröre bakışını tümden değiştirdi. Sol, etnik ve İslamcı gruplar Türkiyede özellikle 12 Eylül darbesi öncesinden başlayarak aynı anda zaman ayarlı eylemlere imza attı. Bu örgütler giderek bir güç hâlini almaya ve büyük kitleleri peşinde sürüklemeye başladı.
Fakat, her geçen gün Türkiye terör örgütleriyle yeniden yüzleşmek zorunda kaldı. Bugün PKK, Hizbullah, DHKP-C gibi kitle gücü ve militan sayısı yüksek örgütler dışında irili ufaklı çok sayıda örgüt, geçmişte olduğu gibi yeniden ortaya çıkıyor. Daha düne kadar nasıl bir yapılanmaya sahip olduğu bile bilinmeyen Devrimci Karargâh örgütünün son bir yılda yaptığı üç eylem hafızalara kazındı. Birinci Orduya havan saldırısı ve AK Parti İstanbul İl Başkanlığına bombalı paket gönderme eylemleri akim kalsa da Bostancıda polisle çatışan terörist ve elindeki mühimmat, örgütün tek başına hareket etmediğini ortaya koydu. Aynı şekilde, eylem yapmalarına izin verilmeden ani baskınlarla güçten düşürülmeye çalışılan Vasat, El Kaide gibi örgütler Devrimci Karargâhtan farklı değil.
Peki, Türkiyede terör neden tekrar hortlamaya başladı? Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğun geçen hafta basını bilgilendirme toplantısındaki Türkiye aslında terörle yaşayan bir ülke sözü ne anlama geliyor? İstihbarat kaynaklarına göre, Türkiyede uyuyan terör hücreleri yeniden uyandırıldı. 50 (dünyanın hiçbir ülkesinde bu kadar örgüt yok) kadar terör örgütü aktif hâle geldi. Güvenlik güçlerinin önemli operasyonları ve takibatı sonucunda terör grupları etkisizleştirilmeye çalışılıyor. Terör uzmanları ise yeniden yapılanma yoluna giden örgütlerin önümüzdeki günlerde eylemleriyle tekrar ortaya çıkabileceğini belirtiyor.
Bu süreçte, Ergenekon Silahlı Terör Örgütü olarak iddia edilen Ergenekon yapılanmasının geliştirdiği naylon terör örgütleri stratejisi önemli rol oynuyor. Zira, Devrimci Karargâh örgütünün Ergenekonla bağı dava için hazırlanan ikinci iddianamede geçiyor. Aynı şekilde Hizbullah, PKK ve DHKP-C ile Ergenekon ilişkisi de iddianamelerde yer alıyor. Marksist Leninist Komünist Partinin (MLKP) Ergenekon tarafından yönlendirildiği iddialar arasında. Aslında bu örgüt üç yıl önce aldığı darbelerle bitme noktasına getirilmişti. Ancak yeniden büyüyen gruplar arasında yer aldı.
Uyandırılmaya çalışılan terör hücreleri, sanki birbirinin devamı ve birlikte hareket ediyor. Devrimci Karargâh militanı Orhan Yılmazkayanın Kuzey Iraktaki PKK kamplarında eğitim gördüğünün ortaya çıkması bu birlikteliği destekliyor. Devrimci Karargâh, sol jargon kullanan ve Hikmet Kıvılcımlının felsefesinde hareket eden bir örgüt. PKK kamplarında sadece Devrimci Karargâh militanları eğitim görmüyor. Aynı zamanda PKK ile hiçbir görüş ve ideolojik bağı olmayan örgütler de kamplarda silah ve bomba eğitimi alıyor. İddiaya göre, din eksenli Vasat örgütü militanları PKK kamplarında eğitiliyor ve yer yer PKKnın eylemlerine destek veriyor. Aslında bu durum geçmişte biraz ortaya çıkmıştı. 2008de Kuzey Iraka yönelik kara harekâtını protesto eden Demokratik Toplum Partisi (DTP) mitinginde elinde Kuran-ı Kerim ile halka seslenen Muhittin Eryılmaz Vasat üyesiydi.
Aynı şekilde sol örgütlerin de özellikle Tunceli kırsalında eylem için eğitim aldıkları ileri sürülüyor. Türkiye İşçi Köylü Kurtuluş Ordusu (TİK | | Samanyolu Haber Son Dakika 04.05.2009 | | | Bukaranlıkvekanlıelkimin?Bu karanlık ve kanlı el kimin? |
|
|
| |