Habergec.Com Aranan Kelimeler:kız çocukları dikkat Değerlendirme: 10 / 10 496535
habergec.com
30.08.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

kız çocukları dikkat

Adalete riayet gerek
Zaman
10.06.2014
15:25
Ailede, iş hayatımızda, her türlü ast-üst ilişkisinde adaletin tesisi, kaliteli ve hakkaniyetli bir yaşam için zorunluluk. Biz de gündelik yaşamda adaletin yerini sorgulamak istedik.Hayatımızdaki pek çok şeyi siyasete endeksli bir halde tefekkür ettiğimiz için bazı kavramların gerçek anlamını ıskalıyoruz. Adalet mevzuu da bundan payını alıyor hiç şüphesiz. Devletin adaletle yönetilmesi gerektiğini söylüyoruz, lakin sosyal ve gündelik hayatın en ince noktalarında kendini göstermesi gereken adalet duygusunu es geçiyoruz, görmezden geliyoruz. Oysa yönetim deyince akla sadece devlet yönetimi gelmemeli. Patronun işçisiyle, öğretmenin öğrencisiyle, müdürün çalışanıyla ya da babanın evladıyla ilişkisinin de bir yönetim şekli olduğunu unutuyoruz. Hâlbuki ailede, iş hayatımızda, dostlarımız arasında ve her türlü ast-üst ilişkisinde adaletin tesisi, kaliteli ve hakkaniyetli bir yaşam için zorunluluk. Yüce Mevla, “Nice kasabaların halkını haksızlık yaparlarken yok ettik. Artık damları çökmüş, kuyuları terk edilmiş, sarayları bomboş kalmıştır.” (Hacc, 45) ayet-i kerimelerinde hak ve hukuka riayet etmenin altını önemle çiziyor. Peki sosyal yaşam içerisinde nasıl ve neden adil olmamız gerekiyor?Aile içinde adil olmakBeşerin yaşamında hayati işleve sahip olan kurumlardan biri aile. Bir insanın eşine ilgi göstermesi, ona karşı davranışlarının hakkaniyet çerçevesi içinde olması, birbirlerinin her türlü ihtiyaçlarını gidermeleri ve çocuklarına zaman ayırıp onlar arasında hakkı ve adaleti tesis etmesi, bir mü’minin en büyük görevlerinden biri. Bunlardan biri aksatıldığı zaman hem aile içerisindeki bağlar zayıflıyor hem de görevlerini aksatan kişi, ailesine karşı adaletsizlik yapmış oluyor.Bir gün sahabi efendilerimizden Osman bin Maz’un’un hanımı, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) eşi Hz. Aişe’ye (r.anha) uğrar. Kadın genelde güzel giyiniyor, ellerine kına yakıyordur fakat o gün o halinden eser yoktur. Hz. Aişe bu halinin sebebini sorar. O da kocasının dünyayı ve kadınları arzulamadığını belirterek ilgisizliğinden yakınır. Hz. Aişe bu durumu Resul-i Zişan Efendimiz’e bildirir. Bunun üzerine İnsanlığın İftihar Tablosu, Osman b. Maz’un’u yanına çağırır ve “Ey Osman! Benim Sünnet’imden yüz mü çevirdin?” diye sorar. Sahabi, “Hayır, ya Resûlallah! Benim tek isteğim Senin yolundur.” der. Ardından Efendimiz şöyle buyurur: “O hâlde dikkat et, Ben hem uyurum, hem namaz kılarım, bazen oruç tutarım, bazen tutmam. Hanımlarımla da beraber olurum. Allah’a karşı takva sahibi ol ey Osman! Bilesin ki ailenin senin üzerinde hakkı var, misafirinin üzerinde hakkı var, vücudunun senin üzerinde hakkı var. Oruç tut, ama bazen tutma; namaz kıl, uykunu da al!” (Ebu Dâvud)Dinimiz evlatlarımıza karşı muamelelerde de adaletli davranmayı emrediyor bizlere. Ekseriyette çocukların ihtiyaçlarını gidermek ve onların terbiye edilmesinde önemli bir rol üstlenmek, her ebeveynin adaletli olmasının gereklerinden biri. Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhit Mert’e göre erkek ve kız çocuklarına fıtratlarına uygun muamelede bulunmak veya yaşlarını dikkate almak da adaletin muktezası. Nitekim insan bu gibi hususları dikkate aldığında bir hakkı yerine koymuş, adaleti gerçekleştirmiş olur: “Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) çocuklara hediye verirken dahi müsavi davranmayı emreder. Ancak bu eşitlik emri, onların cinsiyet ve yaş farklılıklarını göz önüne almadan hepsine aynı muamelenin yapılmasını istemek anlamında değil. Aksine her birine uygun olan muameleyi istemektir. Hikmete uygun olan da budur. Eğer bu ayrımlara dikkat edilmezse, onların ruh dünyalarında ciddi yaralar meydana getirir.” Peki aile içinde adaletin ikame edilmesinde sadece anne ve babanın mı sorumluluğu var? Çocukların da yapması gerekenler var. Zira, aile içinde ebeveynlerin de hakları mevcut. Yaşlandıklarında onlara bakmak ve ihtiyaçlarını gidermek, onları ziyaret etmek ve saygıda kusur etmemek, anne-babanın çocukları üzerindeki hakları arasında.Yönetici neden adaletli olmak zorunda?Dinimiz ölçüsünde yöneticilik, beşere emanet bırakılmış önemli görevlerden biri. Bu, ağır bir mesuliyeti de getiriyor beraberinde. İki Cihan Serveri Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), devlet başkanından evdeki hizmetçiye kadar her seviyedeki yöneticinin idare ettiklerinden mesul olduğunu buyuruyor. Yüce Kitabımızda, “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hükmetmenizi emreder. Allah bununla, size ne de güzel öğüt verir!” (Nisa, 4/58) diye buyrularak yönetimde adaletin ikamesi hususunun altı çiziliyor.Müslüman bir idarecinin en temel göreviyse, hiç şüphesiz sürekli adalet kaygısıyla hareket etmesi
Zaman
Ana Sayfa
10.06.2014
AdaleteriayetgerekAdalete riayet gerek
Adalete riayet gerek
Zaman
10.06.2014
15:09
Ailede, iş hayatımızda, her türlü ast-üst ilişkisinde adaletin tesisi, kaliteli ve hakkaniyetli bir yaşam için zorunluluk. Biz de gündelik yaşamda adaletin yerini sorgulamak istedik.Hayatımızdaki pek çok şeyi siyasete endeksli bir halde tefekkür ettiğimiz için bazı kavramların gerçek anlamını ıskalıyoruz. Adalet mevzuu da bundan payını alıyor hiç şüphesiz. Devletin adaletle yönetilmesi gerektiğini söylüyoruz, lakin sosyal ve gündelik hayatın en ince noktalarında kendini göstermesi gereken adalet duygusunu es geçiyoruz, görmezden geliyoruz. Oysa yönetim deyince akla sadece devlet yönetimi gelmemeli. Patronun işçisiyle, öğretmenin öğrencisiyle, müdürün çalışanıyla ya da babanın evladıyla ilişkisinin de bir yönetim şekli olduğunu unutuyoruz. Hâlbuki ailede, iş hayatımızda, dostlarımız arasında ve her türlü ast-üst ilişkisinde adaletin tesisi, kaliteli ve hakkaniyetli bir yaşam için zorunluluk. Yüce Mevla, “Nice kasabaların halkını haksızlık yaparlarken yok ettik. Artık damları çökmüş, kuyuları terk edilmiş, sarayları bomboş kalmıştır.” (Hacc, 45) ayet-i kerimelerinde hak ve hukuka riayet etmenin altını önemle çiziyor. Peki sosyal yaşam içerisinde nasıl ve neden adil olmamız gerekiyor?Aile içinde adil olmakBeşerin yaşamında hayati işleve sahip olan kurumlardan biri aile. Bir insanın eşine ilgi göstermesi, ona karşı davranışlarının hakkaniyet çerçevesi içinde olması, birbirlerinin her türlü ihtiyaçlarını gidermeleri ve çocuklarına zaman ayırıp onlar arasında hakkı ve adaleti tesis etmesi, bir mü’minin en büyük görevlerinden biri. Bunlardan biri aksatıldığı zaman hem aile içerisindeki bağlar zayıflıyor hem de görevlerini aksatan kişi, ailesine karşı adaletsizlik yapmış oluyor.Bir gün sahabi efendilerimizden Osman bin Maz’un’un hanımı, Peygamber Efendimiz’in (sallallahu aleyhi ve sellem) eşi Hz. Aişe’ye (r.anha) uğrar. Kadın genelde güzel giyiniyor, ellerine kına yakıyordur fakat o gün o halinden eser yoktur. Hz. Aişe bu halinin sebebini sorar. O da kocasının dünyayı ve kadınları arzulamadığını belirterek ilgisizliğinden yakınır. Hz. Aişe bu durumu Resul-i Zişan Efendimiz’e bildirir. Bunun üzerine İnsanlığın İftihar Tablosu, Osman b. Maz’un’u yanına çağırır ve “Ey Osman! Benim Sünnet’imden yüz mü çevirdin?” diye sorar. Sahabi, “Hayır, ya Resûlallah! Benim tek isteğim Senin yolundur.” der. Ardından Efendimiz şöyle buyurur: “O hâlde dikkat et, Ben hem uyurum, hem namaz kılarım, bazen oruç tutarım, bazen tutmam. Hanımlarımla da beraber olurum. Allah’a karşı takva sahibi ol ey Osman! Bilesin ki ailenin senin üzerinde hakkı var, misafirinin üzerinde hakkı var, vücudunun senin üzerinde hakkı var. Oruç tut, ama bazen tutma; namaz kıl, uykunu da al!” (Ebu Dâvud)Dinimiz evlatlarımıza karşı muamelelerde de adaletli davranmayı emrediyor bizlere. Ekseriyette çocukların ihtiyaçlarını gidermek ve onların terbiye edilmesinde önemli bir rol üstlenmek, her ebeveynin adaletli olmasının gereklerinden biri. Fatih Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Muhit Mert’e göre erkek ve kız çocuklarına fıtratlarına uygun muamelede bulunmak veya yaşlarını dikkate almak da adaletin muktezası. Nitekim insan bu gibi hususları dikkate aldığında bir hakkı yerine koymuş, adaleti gerçekleştirmiş olur: “Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) çocuklara hediye verirken dahi müsavi davranmayı emreder. Ancak bu eşitlik emri, onların cinsiyet ve yaş farklılıklarını göz önüne almadan hepsine aynı muamelenin yapılmasını istemek anlamında değil. Aksine her birine uygun olan muameleyi istemektir. Hikmete uygun olan da budur. Eğer bu ayrımlara dikkat edilmezse, onların ruh dünyalarında ciddi yaralar meydana getirir.” Peki aile içinde adaletin ikame edilmesinde sadece anne ve babanın mı sorumluluğu var? Çocukların da yapması gerekenler var. Zira, aile içinde ebeveynlerin de hakları mevcut. Yaşlandıklarında onlara bakmak ve ihtiyaçlarını gidermek, onları ziyaret etmek ve saygıda kusur etmemek, anne-babanın çocukları üzerindeki hakları arasında.Yönetici neden adaletli olmak zorunda?Dinimiz ölçüsünde yöneticilik, beşere emanet bırakılmış önemli görevlerden biri. Bu, ağır bir mesuliyeti de getiriyor beraberinde. İki Cihan Serveri Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), devlet başkanından evdeki hizmetçiye kadar her seviyedeki yöneticinin idare ettiklerinden mesul olduğunu buyuruyor. Yüce Kitabımızda, “Allah size, emanetleri ehline vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğinizde adalete uygun tarzda hükmetmenizi emreder. Allah bununla, size ne de güzel öğüt verir!” (Nisa, 4/58) diye buyrularak yönetimde adaletin ikamesi hususunun altı çiziliyor.Müslüman bir idarecinin en temel göreviyse, hiç şüphesiz sürekli adalet kaygısıyla hareket etmesi
Zaman
Ana Sayfa
10.06.2014
AdaleteriayetgerekAdalete riayet gerek
Haber Turu
Zaman
05.06.2014
02:20
Ölüm ‘aşırı dozla’ geldiKocaeli’nin Körfez ilçesinde bir liman işletmesine ait inşaatın tuvaletinde uyuşturucu bağımlısı olduğu iddia edilen Uğur Avcı’nın (22) cesedi bulundu. Yarımca sahilinde inşaatı devam eden liman inşaatında işçi olarak çalışan Avcı’yı tuvalette hareketsiz bulan iş arkadaşları, durumu polis ve 112’ye bildirdi. Sağlık ekibi, Avcı’nın olay yerinde öldüğünü belirledi. Avcı’nın aşırı dozda uyuşturucu kullandığı iddia edildi.Alkollü doğum günü kutlaması canından ettiKocaeli’nde şoförlük yapan Uğur O. (30), Gölcük Halıdere’de arkadaşlarıyla doğum gününü kutlamak için bir araya geldi. Kutlama sırasında alkol aldığı ileri sürülen Uğur O. fenalaştı. Hastaneye kaldırılan genç, yapılan tüm müdahaleye rağmen kurtarılamadı. İlk incelemede alkol zehirlenmesi nedeniyle hayatını kaybettiği belirlendi. Kesin ölüm sebebi otopsi raporuyla tespit edilecek olan Uğur O., 17 Ağustos Mezarlığı’nda toprağa verildi.Çocukların kavgası az kalsın etnik çatışmaya dönüyorduBursa’nın Osmangazi ilçesi Elmasbahçeler Mahallesi’ne geçen ay taşınan Batmanlı ailenin çocukları, önceki akşam iki arkadaşıyla kavga etti. İddiaya göre Batmanlı çocuklar, diğer çocukları dövdü. Çocukları darp edilen aile fertleri ile mahallede toplanan yaklaşık 200 kişi, “Sizi burada istemiyoruz.” diyerek Batmanlıların evine yürüdü. Mahallede tırmanan gerginliğe önce polis sonra Çevik Kuvvet müdahale etti. Evin önünde önlem alan polis, 1 saat süren çabanın ardından kalabalığın dağılmasını sağladı.Vahim iddia: Eşini, kız doğurduğu için öldürdüDiyarbakır’da 5 ay önce eşi Mübarek Turan’ı (33) şakaklarına elektrik vererek öldürdüğü iddiasıyla tutuklanan Veysi Turan’ın (29) ağırlaştırılmış ömür boyu hapis istemiyle yargılanmasına başlandı. 2’nci Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın ilk duruşmasında söz alan avukatlar, Mübarek Turan’ın ikinci doğumda da kız çocuk dünyaya getirdiği için öldürüldüğünü iddia etti. Sanığın, ikinci kız çocuğu doğduğu gün cinayeti işlediğine dikkat çekti. Mahkeme, sanığın akli dengesinin yerinde olup olmadığının belirlenmesine karar vererek duruşmayı erteledi.‘Sahte reçeteye’ 19 gözaltıBatman’da doktorlar adına sahte reçete düzenlendiği ve bunlarla ilaç alınarak haksız kazanç elde edildiği ihbarı üzerine yapılan baskınlarda 19 şüpheli gözaltına alındı. Emniyetin dün sabah ev ve işyerlerine eşzamanlı düzenlediği operasyonlarda yakaladığı zanlılar, adliyeye sevk edildi. Yolsuzlukla ilgili Batman Valiliği’nden yapılan açıklamada, “Üçüncü şahıslar usulsüz olarak yazılan e-reçetelerin çoğunlukla eczaneler aracılığıyla ilgili kuruma fatura edildiği anlaşılmıştır.” denildi.
Zaman
Güncel
05.06.2014
HaberTuruHaber Turu
Akoder ile Aileder, televizyondaki aile programlarını uyaracak
Zaman
26.05.2014
09:02
Aileyi Koruma ve Destekleme Derneği (Akoder) ile Aile Araştırmaları, Eğitimi ve Danışmanlığı Derneği (Aileder), televizyonlarda yayınlanan aile programlarında belirlenen eksiklikleri gidermek için kolları sıvadı.Medyanın aile kurumu üzerindeki etkilerine dikkat çeken sivil toplum kuruluşu Akoder ve aile danışmanı Fatih Kılıçarslanın başkanlığını yaptığı Aileder, evlilik, aile içi iletişim sorunları, eşler arası çatışmalar, ayrılmalar, evden kaçan kız çocukları, anne-baba çocuk sorunları, kadına yönelik şiddet sorunları gibi çok farklı konu ve konuklarla birlikte düzenlenen programları uyarma kararı aldı. Aileder Başkanı Fatih Kılıçarslan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, Bu programlar ele alış yönüyle aile sorunlarını çözmeye yönelik, ailelere danışmanlık yapmayı hedefliyor. Ancak en önemli gizlilik ilkesini ihlal ediyor. Programlar başlı başına katılımcı aileler için sorun kaynağı oluşturabiliyor. Gizlilik içinde, uzmanlar, aile danışmanı ve ilgili kurumlar tarafından ele alınıp ailelere danışmanlık hizmetleri verilmesi gereken kurumsal hizmetler, televizyon programları aracılığı ile sunucuların yönetiminde, yalan yanlış yorumlarıyla ve yönlendirmeleriyle temel insan haklarının ihlal edildiğini görüyorum. Bu programlar beraberinde aile içinde, ailenin yaşadığı toplum kesiminde şiddete varan sorunlara neden olduğu görüldü, hatta yıllar önce bu program sonrası bir kadın oğlu tarafından hastanede öldürülmüştü dedi. İki dernekten yetkililer, insan hakları temelli aileyi savunuculuk ilkesi gereği, ilgili televizyon kanal yöneticilerinin uyarılması ve toplumsal farkındalığının oluşturulması yönünde harekete geçmenin sosyal sorumluluklarının gereği olduğunu bildirdi. İşbirliği halinde basın ve yayın kanallarının bilinçlendirilmesi faaliyetlerinin yapılacağı belirtildi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
26.05.2014
AkoderileAiledertelevizyondakiaileprogramlarınıuyaracakAkoder ile Aileder televizyondaki aile programlarını uyaracak
Ankara ‘toplu çocuk kaçırma’yı 24 günde gördü
Zaman
09.05.2014
02:10
Nijerya’da terör örgütü El Kaide bağlantılı Boko Haram örgütünün 270’ten fazla kız öğrenciyi kaçırarak alıkoymasına Ankara ilk tepkiyi 24 gün sonra gösterdi.Dışişleri Bakanlığı’ndan konu hakkında dün yapılan yazılı açıklamada, “Ülkemizde ve uluslararası camiada büyük infial yaratan bu menfur eylemi gerçekleştirenleri lanetliyoruz. Kaçırılan öğrencilerin derhal serbest bırakılmaları çağrısında bulunuyoruz.” ifadelerine yer verildi. Bu denli büyük bir hadiseye Ankara’nın tepkisinin neden geciktiği bilinmiyor. ‘Modern eğitimin dinen haram olduğu’ propagandası yapan radikal Boko Haram militanları, sık sık okullara silahlı saldırılar düzenliyor. Bunların sonuncusu 14 Nisan’da Borno eyaletine bağlı Chibok köyünde gerçekleşmişti. Üç haftayı aşkın süredir ellerinde tuttukları çocukları serbest bırakmayan örgütün, üç gün önce ‘köleleri’ olduğunu savunduğu kızları ‘satma’ tehdidinde bulunması ise infiale yol açtı. ABD Başkanı Barack Obama eylemleri kınarken, Washington’un yanı sıra Paris’ten de çocukların kurtarılması için askerî yardım teklifi geldi. Fransız Hükümet Sözcüsü Stephane Le Foll, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın “Fransa, Nijerya’ya Boko Haram’la mücadelesinde yardımcı olmak ve kaçırılan kızları bulmak için her şeyi yapmaya hazırdır.” dediğini kaydetti. Toplu kaçırma olayı karşısında İslam dünyasının tepkisizliği de dikkat çekiyordu. Suudi Arabistan merkezli İslami Fıkıh Akademisi’nden dün yapılan bir açıklama bu suskunluğu bozdu. Açıklamada örgüt kınanırken, eylemlerin “bütün insani prensiplerle ve ahlaki değerlerle çeliştiği, Kur’an ve sünnetin hükümlerini ihlâl ettiği” belirtildi.
Zaman
Dünya
09.05.2014
Ankara/">Ankara‘topluçocukkaçırma’yı24gündegördüAnkara-‘toplu-çocuk-kaçırma’yı-24-günde-gördü/">Ankara ‘toplu çocuk kaçırma’yı 24 günde gördü
Ankara ‘toplu çocuk kaçırma’yı 24 günde gördü
Zaman
09.05.2014
02:10
Nijerya’da terör örgütü El Kaide bağlantılı Boko Haram örgütünün 270’ten fazla kız öğrenciyi kaçırarak alıkoymasına Ankara ilk tepkiyi 24 gün sonra gösterdi.Dışişleri Bakanlığı’ndan konu hakkında dün yapılan yazılı açıklamada, “Ülkemizde ve uluslararası camiada büyük infial yaratan bu menfur eylemi gerçekleştirenleri lanetliyoruz. Kaçırılan öğrencilerin derhal serbest bırakılmaları çağrısında bulunuyoruz.” ifadelerine yer verildi. Bu denli büyük bir hadiseye Ankara’nın tepkisinin neden geciktiği bilinmiyor. ‘Modern eğitimin dinen haram olduğu’ propagandası yapan radikal Boko Haram militanları, sık sık okullara silahlı saldırılar düzenliyor. Bunların sonuncusu 14 Nisan’da Borno eyaletine bağlı Chibok köyünde gerçekleşmişti. Üç haftayı aşkın süredir ellerinde tuttukları çocukları serbest bırakmayan örgütün, üç gün önce ‘köleleri’ olduğunu savunduğu kızları ‘satma’ tehdidinde bulunması ise infiale yol açtı. ABD Başkanı Barack Obama eylemleri kınarken, Washington’un yanı sıra Paris’ten de çocukların kurtarılması için askerî yardım teklifi geldi. Fransız Hükümet Sözcüsü Stephane Le Foll, Cumhurbaşkanı François Hollande’ın “Fransa, Nijerya’ya Boko Haram’la mücadelesinde yardımcı olmak ve kaçırılan kızları bulmak için her şeyi yapmaya hazırdır.” dediğini kaydetti. Toplu kaçırma olayı karşısında İslam dünyasının tepkisizliği de dikkat çekiyordu. Suudi Arabistan merkezli İslami Fıkıh Akademisi’nden dün yapılan bir açıklama bu suskunluğu bozdu. Açıklamada örgüt kınanırken, eylemlerin “bütün insani prensiplerle ve ahlaki değerlerle çeliştiği, Kur’an ve sünnetin hükümlerini ihlâl ettiği” belirtildi.
Zaman
Ana Sayfa
09.05.2014
Ankara/">Ankara‘topluçocukkaçırma’yı24gündegördüAnkara-‘toplu-çocuk-kaçırma’yı-24-günde-gördü/">Ankara ‘toplu çocuk kaçırma’yı 24 günde gördü
Türkiye’de 5,5 milyon çocuk gelin var
Zaman
28.04.2014
14:29
İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Çocuk İstismarıyla Mücadele Derneği (ÇİMDER)nin birlikte düzenlediği panelde konuşan uzmanlar, Türkiyenin çocuk evliliklerinde dünyada yedinci sırada olduğunu ve 5,5 milyon çocuk gelin bulunduğunu belirtti. Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesine imza koyan Türkiyede, 18 yaş altındaki evlilik oranının yüzde 30-35 arasında seyrettiği bildirildi. Panel, okur yazar olmayan kadınların yüzde 48inin çocuk yaşta evlendiği gerçeğini de gözler önüne serdi.İzmir Sanatta düzenlenen Çocuk Evliliklerini Önlemek Lazım adlı panelin moderatörlüğünü, ÇİMDER Başkanı Canan Arıtman yaptı. Panele Ege Üniversitesi Psikoloji Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Şeyda Aksel, Marmara Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Oğuz Polat, Ankara Barosu Çocuk Hakları Komisyonu eski Başkanı ve Çocuk İstismarı ve İhmali Önleme Derneği Başkanı Türkay Asma ile Dokuz Eylül Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Doç Dr. Özlem Gencer Kıdak konuşmacı olarak katıldı. Türkiyedeki ataerkil yapının çocuk evliliklerini meşrulaştırdığını söyleyen Arıtman, Ne yazık ki ülkemizde çok yaygın. Birleşmiş Milletler (BM)in yaptığı araştırmaya göre ülkemizde 5,5 milyon çocuk gelin var. 2 milyon çocuk, başlık parası için küçük yaşta evlendirilmiş. Çocuk evliliklerinde dünyada yedinci sıradayız. BM, çocuk evliliklerini köleliğin günümüze vuran biçimi olarak nitelendiriyor. dedi.Doç. Dr. Kıdak ise 18 yaşın altında yapılan evliliklerin istismar olarak kabul edilmesi gerektiğini savundu. Erken evliliklerin az gelişmiş ülkelerin temel meselelerinden olduğunu ifade ederek, Yoksulluk ve eğitimsizlik nedeniyle çocuk evliliklerinin oranı artıyor. Türkiyede çocuk evliliklerinin kayıtdışı olması nedeniyle gerçek verilere ulaşmak çok zor. Yapılan araştırmalar, Türkiyede çocuk evliliklerinin yüzde 30-35 oranında olduğu ortaya çıkarmıştır. Yine yapılan araştırmalara göre okur yazar olmayan kadınların yüzde 48i, 18 yaşının altında evleniyor. şeklinde konuştu.18 yaşın altındaki fertlerin, çocuk sayıldığı için ehliyet alamadığına ve oy kullanamadığına dikkat çeken Prof. Dr. Aksel de, Yasalarda çocuk sayılmalarına rağmen ya dinî nikahla ya da ebeveynin verdiği onayla mahkeme kararıyla evlendiriyoruz. 18 yaşın altında evlenenlerin hepsi kız çocukları değil, az da olsa erkek çocuğu da var. Beşik kertmesi, kan davasını sonlandırmak, berdel gibi nedenlerle erken yaşta evlilikler olabiliyor. Erken yaşta evlilikle çocukların yaşam hakkı ihlâl ediliyor. Aynı zamanda çocuk yaşta yapılan evlilikler sonucu meydana gelen gebeliklerde ölüm oranı da yüksek. dedi.Uluslararası Çocuk Hakları Sözleşmesinin koruma, yaşatma, geliştirme ve katılım olmak üzere dört temel prensibinin, erken yaşta yapılan evliliklerle çiğnendiğini kaydeden Prof. Dr. Polat, Ülkemizde kız çocuklarının eğitimi yarım kalıyor. O çocuklar evlendiği zaman onların çocuklarının da eğitimi tam olmuyor. Vanda yaptığımız çalışmada bin kadında sorduk. Yüzde 74ü görücü usulüyle evlenmiş, yüzde 48i 18 yaşın altında evlenmiş. 11 yaşında bile evlenenler var. Çocuk yaşta evliliklerin meydana gelmesi ve bunların annelikle sonuçlanması, her aşamada kayıp kuşağa işaret ediyor. diye konuştu.Çocuk evliliklerinin tek çözümünün eğitimden geçtiğini belirten Av. Asma ise 4+4+4 eğitim sisteminin aldatmaca olduğunu, kız çocuklarına 8. sınıftan sonra, Evine git ve evlen dendiğini iddia etti. Çocuk Hakları Sözleşmesinin tek amacının çocukları birey yapmak olduğunu söyleyen Asma, Evlilik bir akittir. Çocuklarımız, 18 yaşından önce herhangi bir akit yapamıyorlar, bir şey satın alamıyorlar, pekiyi o zaman nasıl evlenebiliyorlar? Evlilik, toplumun en temel kurumudur. Bu kurumdan sağlıklı çocuklar yetişmesi için çocuk evliliklerinin önüne geçilmesi gerekiyor. Henüz kendi çocukluğunu yaşayamadan evlenmiş çocuktan, nasıl sağlıklı çocuk yetişecek? Erken yaşta evlilik, çocuk istismarıdır. Ne yazık ki çocuklarımızı istismardan koruyamıyoruz. dedi.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
28.04.2014
Türkiye’de55milyonçocukgelinvarTürkiye’de 55 milyon çocuk gelin var
İnsan hayatı bu kadar ucuz mu?
Zaman
14.04.2014
02:06
Türkiye’nin dört bir tarafından gelen ölüm haberleri dehşet verici boyutlara ulaştı. Vahşet, cinnet, katliam kelimeleriyle anlatılan olayların yanı sıra trafikteki ölümler de acıları katladı.Son 10 günde kamuoyunu derinden sarsan gelişmeler yaşandı. İstanbul’da villanın havuzunda ölü bulunan 3,5 yaşındaki Pamir Dikdik’in acısı dinmeden Kars’ta 9 yaşındaki Mert Aydın’ın vahşice öldürülmesi Türkiye’yi yasa boğdu. Zonguldak’ın Ereğli ilçesinde cinnet getiren bir kişinin eşi, çocuğu ve kayınvalidesini av tüfeği ile vurması şoke edici gelişmelerden biri olarak kayıtlara geçti. Peş peşe yaşanan hadiseler sıcaklığını korurken dün Türkiye’nin farklı illerinden ölüm haberleri gelmeye devam etti. Kimi trafikte can verdi, kimi yok yere çıkan bir kavgada. ‘İnsan hayatı bu kadar ucuz mu?’ sorusunu akıllara getiren hadiselerden en dikkat çekici olanı Gaziantep’te meydana geldi. Komşusuyla arazi anlaşmazlığına düşen bir kişi mahkemede hak kazandıktan sonra bahçesine duvar örmeye başlayınca katliam yaşandı. Mahkemede davayı kaybetmesini hazmedemeyen vatandaş, komşu aileye kurşun yağdırdı. Baba, anne ve iki çocuğu öldü. İşte dün Türkiye’yi dehşete düşüren ölüm haberlerinden bazıları:KOMŞU AİLEYİ KATLETTİGaziantep’in Yavuzeli ilçesine bağlı Bakırcan köyünde komşu olan Özdemir ve Çelik aileleri arasında bahçe duvarı örülmesi sebebiyle anlaşmazlık yaşandı. Yaklaşık 4 yıl süren yargı süreci sonrası mahkeme, Özdemir ailesini haklı buldu ve yaklaşık 200 metrekarelik alanın bu ailede kalmasına hükmetti. Özdemir ailesi, bunun üzerine araya bahçe duvarı örmek için kepçeyle kanal açtırdı. Arazinin kendilerine ait olduğu iddiasında ısrar eden Cemal Çelik (48), bahçede çalışan Ali Özdemir (85), eşi Zeynep (80), oğulları Hacı (35) ile Cebrail’e (25) rastgele peş peşe ateş etti. Hacı ve Cebrail Özdemir kardeşler olay yerinde hayatlarını kaybetti. Köylülerin çağırdığı ambulansla Şehitkâmil Devlet Hastanesi’ne kaldırılan Ali ve Zeynep Özdemir de yapılan tüm müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Özdemir ailesini katleden 8 çocuk babası Cemal Çelik, olay sonrası 8 aylık hamile olduğu öğrenilen eşi Meryem’i de yanına alarak kendisine ait otomobille kaçtı. İZMİR VE KONYA’DA İKİ AYRI KAZA: 9 ÖLÜİzmir’in Bergama ilçesinde önceki gece şarampole yuvarlanan araçtaki 4 kişi hayatını kaybetti. Kaza sonrası hastaneye gelen ölenlerden birinin yakını da kalp krizi geçirerek can verdi. Bergama’da yaşayan kamyon şoförleri Süleyman Ünal (29), Gökhan Ergin (28), Murat Özgün ve Dikili’de oturan tekniker İbrahim Yeni (31), eğlenmek amacıyla buluştu. İddiaya göre Bergama’da bir gece kulübünde içki içip eğlenen 4 arkadaş, mekânın saat 02.00’de kapanması üzerine buradan ayrıldı. Eğlenceye başka bir mekânda devam etmek isteyen 4 arkadaş, Gökhan Ergin’in yönetimindeki otomobille Kınık’a doğru hareket etti. Aşırı hızlı olduğu ileri sürülen otomobil, kontrolden çıkarak şarampole uçtu. İhbar üzerine gelen acil yardım ekiplerinin yaptığı kontrolde, araçtaki 4 kişinin öldüğü belirlendi. Kazada hayatını kaybedenlerden Süleyman Ünal’ın akrabası olduğu öğrenilen Yeliz Ünal (33), ölüm haberini aldıktan sonra üzüntüden kalp krizi geçirdi. Ünal, müdahalelere rağmen kurtarılamadı. Konya’nın Karatay ilçesi Bakırtolu ile Hayıroğlu Mahallesi arasındaki kanal boyunda Selçuk Kara (30) idaresindeki otomobil ile Cafer A. yönetimindeki kamyonet, kafa kafaya çarpıştı. Otomobilin sürücüsü Selçuk Kara, Fırat Özçınar (24), Murat Özçınar (33) ve Hüseyin Avcı (29) olay yerinde hayatını kaybetti. Kazada otomobildeki Tuğrab Özçınar (22) ile kamyonetteki 4 kişi yaralandı. Özçınar hastanede hayatını kaybetti.KAZADA ÖLDÜLER, 1 HAFTA SONRA CESETLERİ BULUNDUİzmir’in Karabağlar ilçesine bağlı Tırazlı köyü yakınlarındaki toprak yolda şarampole yuvarlanmış bir otomobil gören köylüler, durumu jandarmaya bildirdi. Ekiplerin yaptığı incelemede, 30 metrelik şarampole yuvarlanan 35 AT 3648 plakalı otomobilin sağ ön koltuğunda çürümeye yüz tutmuş kadın cesedi olduğu görüldü. Bölgede inceleme yapan ekipler, otomobilin yakınlarında yine çürümeye başlamış bir erkek cesedi buldu. Yapılan incelemede, ölen erkeğin, geçen 5 Nisan’da ailesinin kayıp başvurusunda bulunduğu Ramazan Gültekin, yanındaki kadının da tanıdıkları Gülşah Kapar olduğu belirlendi.HİLVAN’DA AKRABALARIN KIZ ALIP-VERME KAVGASI: 1 ÖLÜ, 3 YARALIŞanlıurfa’nın Hilvan ilçesinde, amca çocukları arasında kız alıp-verme sebebiyle çıkan kavgada 1 kişi öldü, 3 kişi yaralandı. Olay, Bağlar Mahallesi’nde öğle saatlerinde meydana geldi. Tartışmada, taraflar birbirlerine tüfeklerle ateş açtı. Saçmalara hedef olan 26 yaşındaki Nesih Kurumlu olay yerinde ölürken Osman, Hadi ve Osman Kurumlu yaralandı. Olayın duyulmasının ar
Zaman
Güncel
14.04.2014
İnsanhayatıbukadarucuzmu?İnsan hayatı bu kadar ucuz mu?
Bizim huzurlu evimiz!
Zaman
01.03.2014
02:19
BuluTiyatro’nun sahnelediği ‘Evim! Güzel Evim!’ oyunu, gücün altında ezilen kadına vurgu yapıyor. Usta oyuncu Füsun Demirel’le 22 sene sonra tiyatroya döndüğü Melek karakteri üzerinden aile kavramındaki kadını konuştuk.BuluTiyatro (BuluT), 2012 yılında kurulan henüz çok genç bir tiyatro olmasına rağmen toplumsal konuları ele aldığı oyunlarıyla dikkat çekiyor. Metinleri Ebru Nihan Celkan tarafından yazılan BuluT’un son oyunu; Füsun Demirel, Fatih Özkan, Burcu Çelik ve Özlem Karadağ’ın rol aldığı bir aile hikâyesi: “Evim! Güzel Evim!” Oyun, aile kavramını ele alış şekliyle önemli soruları da beraberinde getiriyor; “Aile nedir? Aileyi bir arada tutan dinamikler nelerdir? Babanın ailedeki görevi, fonksiyonu nedir? Korkuyla işlenmiş bir aile, ne kadar ailedir?” Melek, Caner, Umut ve Yasemin’in hikâyesi çok tanıdık bir hikâye… Erkek egemen toplumda yetişen baskıcı, eşini komşularıyla bile görüştürmeyecek kadar kıskanç babalar ile onların eşlerinin ve kızlarının hikâyesini irdeliyor yazar. Öfkeli, huzur kaçıran, ailesine güvenmeyen ve onlarla hiç de ilgilenmeyen baba figürünün nasıl bu hale geldiğini 22 yıl sonra yeniden sahnelere dönen Füsun Demirel’e soruyoruz. Usta oyuncu, “İnsanlık tarihi açısından eşitlik ne zaman vardı da ne zaman bozuldu, tam bilemiyorum. Sanırım erkek, fiziksel gücü nedeniyle avlanmaya ve yiyecek bulmaya gittiğinde, dişi de üreme işiyle ilgili olarak korumasızca kovuklarında, inlerinde beklemeye başladığında roller de belirlenmiş oldu...” diyor ve ekliyor: “İyi de, uygarlıkla birlikte insanoğlunun beyni de devreye girdi. Peki, 2000’li yıllarda hâlâ o beyin nerede? Ailede babayı öfkeli, şiddete yönelik, saldırgan, güvensiz yapan dinamiklerden mi söz etmeliyiz. Böyle bir şey yok ki... Baba bunları iktidarını koruma içgüdüsüyle kendi yaratıyor.”‘AİLEDE DEMOKRASİ YOKSA AİLE KURUMU İKİYÜZLÜDÜR’ Oyunda yer alan sert baba figürü aynı zamanda hükmeden ve gözünü dikip devamlı halkını gözetleyen ‘devlet baba’ ile de benzerlikler taşıyor. Birbiriyle bu denli örtüşen bu ‘baba’ların neden bu kadar huzursuz ve otoriter olduklarıyla ilgili de Demirel şu yorumda bulunuyor: “Erk kişide ego çok yüksektir. İster çocukları ve eşi olsun, ister toplumu temsil eden yurttaşlar olsun, kendisine körü körüne bağlı olmasını ister. Tartışmayı, düşünce üretmeyi sevmez. Hep kendisine secde edilsin ister. Yani demokrasinin olmadığı yerde erk’in kuralları geçerlidir ve tektir. Huzursuz ve otoriterlerdir çünkü en küçük bir karşı ses kendi otoritesini, iktidarını yerinden oynatacağından panik halindedir. Bu da kendisinin daha çok sertlik ve şiddet yanlısı olmasını doğurur.” Melek ve kızları oyun boyunca, ara ara sahnede konumlandırılmış aynada kendilerine bakıyorlar. Her biri ama özellikle Melek, aynada sadece kendini görüyor. Demirel’e aynanın Melek için ne zaman kendisini değil de gerçeğini yansıtacağını soruyoruz. Demirel, şöyle bir cevap veriyor: “Aynaya bakmasını bildiğinde!” Meleklerin aynada gördüğünü değil, aynanın arkasında olan biten yaşam gerçeğini kabullendiğinde sorunlar hafifleyecektir Demirel’e göre. Bunların dışında Melek’in anneliği, eşliği üzerinden şiddet ve türlü hakaret görmesine karşın ailesini ayakta tutma çabasına değiniyoruz. Demirel, çoğunlukla kadınların bu duruma çocukları için katlandığını dile getiriyor: “Kendi acı çeker, şiddet görür, kadınlık onuru zedelenir ama çocukları için buna katlanır. Ailede demokrasi olmazsa aile kurumu ikiyüzlüdür. Tam da ülke yönetimi gibi. İktidarlar demokrasi kültürünü benimsemez ve otoriter bir anlayışla yönetmeye kalkarsa bu ikiyüzlü yönetim anlayışında ülkede kriz olur, isyan çıkar...” Kadınların kendi kararları, kendi hayatları üzerindeki haklarına gelince, Demirel, bu konudaki düşüncelerini şöyle anlatıyor: “Beni hiç kimse bu ülkede çoğunluk kadınların özgür iradeleriyle oy kullandıklarına, giyim kuşamına karar verdiklerine, meslek seçimlerine, çalışma hayatlarına karar verdiklerine inandıramaz. Mutlaka ailedeki baba, abi, amca, dayı, eş, aile dışında çeşitli eğitim kurum hocaları, çalışma hayatındaki amirleri, vb. erk kişilerin kız çocuğu ve kadın üzerinde bir hâkimiyeti söz konusudur. Bizim amacımız bu baskıcı örtüyü kaldırmak. Başımız açık ya da kapalı, önemli olan üzerimizdeki bu baskıcı, despot örtüyü kaldırmak ve soluk almak.” “Evim! Güzel Evim!” bugün Taksim’deki “sekizin-cikat’’ta, 4 Mart Salı günü Sabancı Üniversitesi’nde, 15 Mart’ta ise Bursa’da izleyiciyle buluşacak.
Zaman
Kültür
01.03.2014
BizimhuzurluevimizBizim huzurlu evimiz
Bizim huzurlu evimiz!
Zaman
01.03.2014
02:09
BuluTiyatro’nun sahnelediği ‘Evim! Güzel Evim!’ oyunu, gücün altında ezilen kadına vurgu yapıyor. Usta oyuncu Füsun Demirel’le 22 sene sonra tiyatroya döndüğü Melek karakteri üzerinden aile kavramındaki kadını konuştuk.BuluTiyatro (BuluT), 2012 yılında kurulan henüz çok genç bir tiyatro olmasına rağmen toplumsal konuları ele aldığı oyunlarıyla dikkat çekiyor. Metinleri Ebru Nihan Celkan tarafından yazılan BuluT’un son oyunu; Füsun Demirel, Fatih Özkan, Burcu Çelik ve Özlem Karadağ’ın rol aldığı bir aile hikâyesi: “Evim! Güzel Evim!” Oyun, aile kavramını ele alış şekliyle önemli soruları da beraberinde getiriyor; “Aile nedir? Aileyi bir arada tutan dinamikler nelerdir? Babanın ailedeki görevi, fonksiyonu nedir? Korkuyla işlenmiş bir aile, ne kadar ailedir?” Melek, Caner, Umut ve Yasemin’in hikâyesi çok tanıdık bir hikâye… Erkek egemen toplumda yetişen baskıcı, eşini komşularıyla bile görüştürmeyecek kadar kıskanç babalar ile onların eşlerinin ve kızlarının hikâyesini irdeliyor yazar. Öfkeli, huzur kaçıran, ailesine güvenmeyen ve onlarla hiç de ilgilenmeyen baba figürünün nasıl bu hale geldiğini 22 yıl sonra yeniden sahnelere dönen Füsun Demirel’e soruyoruz. Usta oyuncu, “İnsanlık tarihi açısından eşitlik ne zaman vardı da ne zaman bozuldu, tam bilemiyorum. Sanırım erkek, fiziksel gücü nedeniyle avlanmaya ve yiyecek bulmaya gittiğinde, dişi de üreme işiyle ilgili olarak korumasızca kovuklarında, inlerinde beklemeye başladığında roller de belirlenmiş oldu...” diyor ve ekliyor: “İyi de, uygarlıkla birlikte insanoğlunun beyni de devreye girdi. Peki, 2000’li yıllarda hâlâ o beyin nerede? Ailede babayı öfkeli, şiddete yönelik, saldırgan, güvensiz yapan dinamiklerden mi söz etmeliyiz. Böyle bir şey yok ki... Baba bunları iktidarını koruma içgüdüsüyle kendi yaratıyor.”‘AİLEDE DEMOKRASİ YOKSA AİLE KURUMU İKİYÜZLÜDÜR’ Oyunda yer alan sert baba figürü aynı zamanda hükmeden ve gözünü dikip devamlı halkını gözetleyen ‘devlet baba’ ile de benzerlikler taşıyor. Birbiriyle bu denli örtüşen bu ‘baba’ların neden bu kadar huzursuz ve otoriter olduklarıyla ilgili de Demirel şu yorumda bulunuyor: “Erk kişide ego çok yüksektir. İster çocukları ve eşi olsun, ister toplumu temsil eden yurttaşlar olsun, kendisine körü körüne bağlı olmasını ister. Tartışmayı, düşünce üretmeyi sevmez. Hep kendisine secde edilsin ister. Yani demokrasinin olmadığı yerde erk’in kuralları geçerlidir ve tektir. Huzursuz ve otoriterlerdir çünkü en küçük bir karşı ses kendi otoritesini, iktidarını yerinden oynatacağından panik halindedir. Bu da kendisinin daha çok sertlik ve şiddet yanlısı olmasını doğurur.” Melek ve kızları oyun boyunca, ara ara sahnede konumlandırılmış aynada kendilerine bakıyorlar. Her biri ama özellikle Melek, aynada sadece kendini görüyor. Demirel’e aynanın Melek için ne zaman kendisini değil de gerçeğini yansıtacağını soruyoruz. Demirel, şöyle bir cevap veriyor: “Aynaya bakmasını bildiğinde!” Meleklerin aynada gördüğünü değil, aynanın arkasında olan biten yaşam gerçeğini kabullendiğinde sorunlar hafifleyecektir Demirel’e göre. Bunların dışında Melek’in anneliği, eşliği üzerinden şiddet ve türlü hakaret görmesine karşın ailesini ayakta tutma çabasına değiniyoruz. Demirel, çoğunlukla kadınların bu duruma çocukları için katlandığını dile getiriyor: “Kendi acı çeker, şiddet görür, kadınlık onuru zedelenir ama çocukları için buna katlanır. Ailede demokrasi olmazsa aile kurumu ikiyüzlüdür. Tam da ülke yönetimi gibi. İktidarlar demokrasi kültürünü benimsemez ve otoriter bir anlayışla yönetmeye kalkarsa bu ikiyüzlü yönetim anlayışında ülkede kriz olur, isyan çıkar...” Kadınların kendi kararları, kendi hayatları üzerindeki haklarına gelince, Demirel, bu konudaki düşüncelerini şöyle anlatıyor: “Beni hiç kimse bu ülkede çoğunluk kadınların özgür iradeleriyle oy kullandıklarına, giyim kuşamına karar verdiklerine, meslek seçimlerine, çalışma hayatlarına karar verdiklerine inandıramaz. Mutlaka ailedeki baba, abi, amca, dayı, eş, aile dışında çeşitli eğitim kurum hocaları, çalışma hayatındaki amirleri, vb. erk kişilerin kız çocuğu ve kadın üzerinde bir hâkimiyeti söz konusudur. Bizim amacımız bu baskıcı örtüyü kaldırmak. Başımız açık ya da kapalı, önemli olan üzerimizdeki bu baskıcı, despot örtüyü kaldırmak ve soluk almak.” “Evim! Güzel Evim!” bugün Taksim’deki “sekizin-cikat’’ta, 4 Mart Salı günü Sabancı Üniversitesi’nde, 15 Mart’ta ise Bursa’da izleyiciyle buluşacak.
Zaman
Ana Sayfa
01.03.2014
BizimhuzurluevimizBizim huzurlu evimiz
Çocuğunuza sosyal medyanın nazarı değmesin
Zaman
27.02.2014
11:32
Sosyal medyada artan fotoğraf paylaşımı, mahremiyet sınırlarını zorlayabiliyor. Annelerin özenle giydirdiği çocuklarının fotoğraflarını internette paylaşması, çocuk istismarı ve pedofiliye davetiye çıkarıyor.Sosyal medyanın yaygın olarak kullanılması, aile içi birçok problemi de beraberinde getiriyor. Gençler gittiği mekanı, yediği yemeği, giydiği kıyafeti fotoğraflayarak anında paylaşmaya çalışırken, aileler de bu durumdan geri kalmıyor. Sosyal medya akımına kapılarak çocuğunu en çok beğenilenler arasına sokmak için aileler, çocuklarının en güzel halini fotoğraflayıp yayınlama yarışına giriyor. Uzmanlar, sosyal medyada sürekli olarak çocuklarının en güzel halini fotoğraflayıp paylaşan ailelere işin bir de pedofili boyutunu hatırlatıyor. Pedagog Mehmet Teber, “Çocuklardan tahrik olan pedofili hastaları var ve bu ne yazık ki oldukça yaygın. Paylaşılan fotoğraflar bu insanların eline geçebilir. Bizim bunları çocuklara yapmaya hakkımız var mı?” diyerek konunun ciddiyetine dikkat çekiyor.Psikolojik bir hastalık olan pedofili, çocuk bedenine cinsel istek duyma olarak tanımlanıyor. Türkiye’nin pedofili açısından çok üzücü yerlerde olduğuna vurgu yapan Teber, şöyle devam ediyor: “Öncelikle Google’da ‘çocuk pornosu’ aramasında baş sıralarda yer alıyoruz. Ülkemizde en çok arama Diyarbakır, Urfa, Adana, Samsun, Ankara ve Antalya illerinden yapılmış. Yani bu konudaki karnemiz iç açıcı değil. Çocuğa karşı cinsel istismar tamamen pedofili ile açıklanamaz ama bir ülkedeki pedofili eğiliminin artması ya da azalması hakkında bilgi verebilir. 2002 yılında ülkemizde çocuğa karşı cinsel istismarla ilgili 4 bin 500 dava açılmışken, bu sayı 2012 yılı itibarıyla 17 bin 500 olmuştur. Bu olayın mahkemelere yansıyan kısmıdır ki, mahkemelere yansımayan çok daha fazla cinsel istismar ve pedofili suçu vardır.”Çocuk istismarınakarşı bunlara dikkat!Uzman pedagog Mehmet Teber, ebeveynlere çocuklarını istismar ve pedofili vakalarına karşı koruyabilmeleri için şu önemli uyarılarda bulunuyor:Çocuklara, doğru bir mahremiyet eğitimi verilmeli. Eğitim anne-babanın çocuğun mahremiyetine saygı duyması ile başlıyor.Çocukların kıyafet seçimine dikkat edilmeli. Günümüzde çocuk modacıları çocukları genç kız gibi gösteren çoraplar, topuklu ayakkabılar, elbiseler, takılar üretiyor. Aileler de çocuklarının daha güzel görünmesi adına bunları tercih edebiliyor. Çocuk için en uygun kıyafet kendi giyip çıkarabildiği, sade, basit, vücudunun rahat edeceği kıyafetlerdir.Çocuklarımızın fotoğraflarını internete koymaktan olabildiğince kaçınmak gerekiyor. Onların mahremiyetini korumak adına çok az paylaşım yapılmalı ya da mümkünse hiç fotoğraf paylaşmamalı.Çocuklara bir sosyal medya hesabı kazandırmada acele edilmemeli. Sosyal medyayı kullanacak yaşa geldiklerinde -ki bu yaş 16 olmalı- o zaman da bu mecrayı kişisel güvenliğini koruyacak şekilde nasıl kullanması gerektiği konusunda bilgilendirmekte fayda var. Her arkadaşlık isteğine “Evet” dememek, tanıdıkları kişiler ile yalnızca takipleşmeleri pedofiliden korunmak adına çok önemli.
Zaman
Ana Sayfa
27.02.2014
ÇocuğunuzasosyalmedyanınnazarıdeğmesinÇocuğunuza sosyal medyanın nazarı değmesin
Çocuğunuza sosyal medyanın nazarı değmesin
Zaman
27.02.2014
02:21
Sosyal medyada artan fotoğraf paylaşımı, mahremiyet sınırlarını zorlayabiliyor. Annelerin özenle giydirdiği çocuklarının fotoğraflarını internette paylaşması, çocuk istismarı ve pedofiliye davetiye çıkarıyor.Sosyal medyanın yaygın olarak kullanılması, aile içi birçok problemi de beraberinde getiriyor. Gençler gittiği mekanı, yediği yemeği, giydiği kıyafeti fotoğraflayarak anında paylaşmaya çalışırken, aileler de bu durumdan geri kalmıyor. Sosyal medya akımına kapılarak çocuğunu en çok beğenilenler arasına sokmak için aileler, çocuklarının en güzel halini fotoğraflayıp yayınlama yarışına giriyor. Uzmanlar, sosyal medyada sürekli olarak çocuklarının en güzel halini fotoğraflayıp paylaşan ailelere işin bir de pedofili boyutunu hatırlatıyor. Pedagog Mehmet Teber, “Çocuklardan tahrik olan pedofili hastaları var ve bu ne yazık ki oldukça yaygın. Paylaşılan fotoğraflar bu insanların eline geçebilir. Bizim bunları çocuklara yapmaya hakkımız var mı?” diyerek konunun ciddiyetine dikkat çekiyor.Psikolojik bir hastalık olan pedofili, çocuk bedenine cinsel istek duyma olarak tanımlanıyor. Türkiye’nin pedofili açısından çok üzücü yerlerde olduğuna vurgu yapan Teber, şöyle devam ediyor: “Öncelikle Google’da ‘çocuk pornosu’ aramasında baş sıralarda yer alıyoruz. Ülkemizde en çok arama Diyarbakır, Urfa, Adana, Samsun, Ankara ve Antalya illerinden yapılmış. Yani bu konudaki karnemiz iç açıcı değil. Çocuğa karşı cinsel istismar tamamen pedofili ile açıklanamaz ama bir ülkedeki pedofili eğiliminin artması ya da azalması hakkında bilgi verebilir. 2002 yılında ülkemizde çocuğa karşı cinsel istismarla ilgili 4 bin 500 dava açılmışken, bu sayı 2012 yılı itibarıyla 17 bin 500 olmuştur. Bu olayın mahkemelere yansıyan kısmıdır ki, mahkemelere yansımayan çok daha fazla cinsel istismar ve pedofili suçu vardır.”Çocuk istismarınakarşı bunlara dikkat!Uzman pedagog Mehmet Teber, ebeveynlere çocuklarını istismar ve pedofili vakalarına karşı koruyabilmeleri için şu önemli uyarılarda bulunuyor:Çocuklara, doğru bir mahremiyet eğitimi verilmeli. Eğitim anne-babanın çocuğun mahremiyetine saygı duyması ile başlıyor.Çocukların kıyafet seçimine dikkat edilmeli. Günümüzde çocuk modacıları çocukları genç kız gibi gösteren çoraplar, topuklu ayakkabılar, elbiseler, takılar üretiyor. Aileler de çocuklarının daha güzel görünmesi adına bunları tercih edebiliyor. Çocuk için en uygun kıyafet kendi giyip çıkarabildiği, sade, basit, vücudunun rahat edeceği kıyafetlerdir.Çocuklarımızın fotoğraflarını internete koymaktan olabildiğince kaçınmak gerekiyor. Onların mahremiyetini korumak adına çok az paylaşım yapılmalı ya da mümkünse hiç fotoğraf paylaşmamalı.Çocuklara bir sosyal medya hesabı kazandırmada acele edilmemeli. Sosyal medyayı kullanacak yaşa geldiklerinde -ki bu yaş 16 olmalı- o zaman da bu mecrayı kişisel güvenliğini koruyacak şekilde nasıl kullanması gerektiği konusunda bilgilendirmekte fayda var. Her arkadaşlık isteğine “Evet” dememek, tanıdıkları kişiler ile yalnızca takipleşmeleri pedofiliden korunmak adına çok önemli.
Zaman
Sağlık
27.02.2014
ÇocuğunuzasosyalmedyanınnazarıdeğmesinÇocuğunuza sosyal medyanın nazarı değmesin
Stres 7 yaşına kadar düştü
Zaman
23.01.2014
12:42
Uzman Psikolojik Danışman Sait Özdemir, stresin 7 yaşına kadar düştüğünü belirterek, Bunun nedeni çocuklar için katı ve acımasız bir hayat sunan şehir hayatıdır dedi.Özdemir, yaptığı açıklamada, kendilerinin tarlalarda büyüdüğünü, doya doya toprakla oynama zevkini tattıklarını ifade ederek, Bizden sonraki nesil seralarda büyüdü. Yeni yetişen nesil ise cam fanuslarda büyümek zorunda bırakılıyor. Her yer taş yığını, ayaklarımız toprağa değmiyor. Vücudumuzdaki elektriği alacak, tabiri caizse topraklama yapacak kadar toprak bile yok. Modern toplumun büyük açmazlarından biri de insanların ve çocukların topraktan uzaklaşmaları ve toprağa yabancı kalmalarıdır. Oysa çocuk eğitiminde toprağın büyük bir yeri vardır. Çocuklar toprakla oynamalı, toprağı sevmeli, kısacası çocukların eli ayağı toprağa temas etmelidir. Beton binaların içinde iyice sıkılmış, bunalmış çocuğunuzu eş-dost, akraba ziyareti adına götürüp başka beton binalara uzun uzadıya hapsederseniz onlara haksızlık edersiniz. Bu durum çocuk için adı konmamış bir şiddettir. Eziyet ve şiddet ise çocukta saldırganlık duygularını besler, şiddet eğilimlerini körükler diye konuştu.Özdemir, toprakla oynayan çocuğun hem bedensel hem de ruhsal gelişiminin yaşıtlarından hızlı olduğuna dikkat çekerek, şunları kaydetti:Çocukların gelişiminde sosyal hayat önemlidir. Çocuklar gelişme döneminde kumda ve toprakta yürütülmelidir. Kum veya toprakta yürümek çocukların yürüme becerilerini desteklemektedir. Toprak ve kum çocuğun denge mekanizmasının gelişimize katkı sağlıyor. Serbest bir arazide koşan, hareket eden, oynayan çocuğun kendine olan özgüveni de artıyor. Çocuk bir şeyler yapabildiğini görünce mutlu oluyor. Çocuğun enerjisini dışarı atmasını kolaylaştırıyor. Çocukların toprakla oynamaları, hem bedensel hem de ruhsal gelişimlerinin yaşıtlarına göre daha hızlı olmasını sağlıyor. Özellikle öğle saatlerinden önce çocuk güneş ışığından faydalandırılarak, kemik yapısının güçlendirilmesine yardımcı olunmalıdır.Stres, gerginlik ve katılığın, çağdaş insanların ciddi kişilik problemi haline geldiğini vurgulayan Özdemir, Yedi yaşındaki çocuklarda bile stres belirtileri baş göstermeye başladı. Bunun en büyük sebeplerinden biri çocuklar için katı, acımasız ortamlar sunan şehir hayatıdır. 3-7 yaşlarında bulunan çocuklarımızı sık sık açık alanlara götürmek bence bir doğa tedavi sürecidir. Aileler eğer şehir ortamlarında yaşamak zorunda ise her mevsim elden geldiğince çocuklarını açık alanlara orman ve benzeri yerlere götürüp baş başa olacakları geziler yapılmalıdır. Çocukların toprakla, ağaçlarla, hayvanlarla, su ile teması sağlanmalıdır. Çocuklarla ormanlık alanlara gidilmelidir. Ormanlar çocuklar için hem eğlendirici hem dinlendirici ortamlar sağlar. Deniz, göl, nehir kenarları da çocukları dinlendiren ve eğlendiren alanlardır. Çocuklarımız için her zorluğa rağmen doğa terapi yollarına mutlaka başvurmalıyız dedi.Özdemir, aslında tabiatta gezinirken çocuklarla iletişim kurmanın çok daha kolay olduğunun altını çizerek şöyle devam etti:Onları anlamak için anne-babalar böyle ortamlardan yararlanmayı bilmelidirler. Rutin hayatımızda birçok günü çocuğumuzun yüzüne, gözlerine doğru dürüst bakmadan geçiririz. Bu durumu çocuk kendine önem verilmiyor şeklinde algılar. İntihar girişiminde bulunan bir genç kız, annem babam beni fark etmiyordu bile. Konuşma, iletişim kurma, onlarla bakışma fırsatı vermediler bana gibi çarpıcı ifadeler kullanmıştı. Üniversite kazandığı için kızın biri başka bir şehre gider. Anne sık sık telefonla aramakta, kızına hasretini, üzüntüsünü ifade etmektedir. Genç kızın soğuk bir sesle telefonda annesine karşılığı ise; anne, ben zaten öbür odada tek başına otururdum hep. Beni yine orada say ve üzülmene gerek olmasın. Ayrıca duvardaki resmime de bakabilirsin. Çağdaş hayatın karmaşası içinde kendimizden uzaklaşıyoruz, yakınımızdakilerden uzaklaşıyoruz. Her uzaklaşma hayatın bir anlamının kaybı oluyor ve büyük bedeli de en çok çocuklar ödüyor.(İHA)
Zaman
Sağlık
23.01.2014
Stres7yaşınakadardüştüStres 7 yaşına kadar düştü
Bebekle birlikte annelik görevi de bakıcıya teslim ediliyor
Zaman
09.01.2014
02:26
Çalışan anne ve babalar için çocuklarını emanet edecek birilerini bulamamak, yaşadıkları en büyük sıkıntılardan biridir. Aile büyükleri yakınında olanlar daha şanslı fakat alternatifi olmayan ya da daha iyi bir eğitim verebileceğini düşünenler, bakıcı arayışına giriyor.Kadınların iş ve sosyal hayatta daha aktif hale gelmeleriyle bakıcılık mesleği de son dönemin popüler meslekleri arasında yerini almaya başladı. Aile büyüklerinden birine emanet edenler olduğu gibi yabancı bir bakıcıya bırakmak zorunda olan birçok ebeveyn var. Anneler ise kariyer ve annelik arasında dengeyi kurmaya çalışıyor. Kimi anneler aradaki dengeyi kurmayı başarsa da birçok anne çocukların tüm sorumluluklarını bakıcılara yüklüyor. Öyle ki çocuk bakıcıyı kendi annesi yerine koyuyor ve annesinden alamadığı güveni bakıcısından bekliyor. Bu noktada İslâm Hukuku Profesörü Hamdi Döndüren, Asr-ı Saadet’e çevirerek Peygamber Efendimiz’in (sas) sütanneye verilmesini hatırlatıyor. Bunun da bir nevi kreş olduğunu kaydeden Döndüren, günümüzde kreş alanında yapılacak iyi bir yatırım ve çalışmanın gelecek nesiller için de faydalı olacağı kanaatinde.0-3 yaş arasındaki çocuğun karakter gelişiminde annenin rolünün büyüklüğüne dikkat çeken aile danışmanı Efkan Yeşildağ, 3-6 yaş aralığındaki çocuğun ise sosyalleşme döneminde olduğunu, çocukların ise yarım gün kreşe veya yuvalara gitmeleri gerektiğini ifade ediyor. Özellikle babanın çocuklar için sosyalleşme figürü olduğunu belirtiyor. Candan bağlanan bakıcılar olsa da bunun bir iş olduğunu ailelerin unutmaması gerektiğini ifade eden Yeşildağ, bu dönemlerde bakıcı yerine çocuğun kan bağının olduğu anneanne ya da babaanneye teslim edilmesi gerektiğini ifade ediyor.ERKEK BAKICILAR DA TALEP GÖRÜYORBakıcılık sektörü de arz-talep dengesiyle günden güne büyüyor. Birçok bakıcı firması yurtdışında uygulanan sistemden esinlenerek gündüzlü ve yatılı olanların yanı sıra saatlik bakıcı imkânı sunuyor. Tam-yarım gün uygulamasının yanı sıra sinema, düğün ya da özel yemekler için birkaç saatlik bakıcı temin edebiliyor. Bakıcıların aylık fiyatı ise ortalama en düşük bin liradan başlıyor, ailenin istediği kriterlere göre de fiyatı artıyor. Günlük bakıcı fiyatı ise yüz liradan başlıyor. Bakıcılar sadece bayanlardan da oluşmuyor, birçok aile erkek çocukları için tercihini erkek bakıcıdan yana kullanıyor. Daha çok babanın yoğun iş hayatında çocuğuyla fazla aktivite yapamamasından da kaynaklanan bu durumda devreye erkek bakıcılar giriyor. Çocukla birlikte maça giden, birlikte sosyal aktivite yapması için çalışan bakıcıların da oranı gözle görülür bir şekilde artıyor.‘Bakıcı değişikliği nedeniyle çocuğun saçları döküldü’Pedagog Ali Çankırılı, gözlemlediği bir vakayı şöyle anlatıyor: “Bir aile, saçları dökülen 4 yaşında bir kız çocuğu getirdi. Çocuk doktoru fiziksel bir rahatsızlığa rastlamayınca psikolog tavsiye etmiş. Aileyi incelediğimizde karşımıza çalışan bir anne ve kavgalı bir kayınvalide ortaya çıktı. Anne çocuğunu kayınvalidesine vermek istemiyor ve bakıcıya teslim ediyor. Fakat bakıcının da çocuğunu kendinden uzaklaştırdığı düşüncesiyle başka bakıcı arıyor ve yeni bakıcıyı da beğenmiyor. Üç ay içinde dört bakıcı değiştiriyor. Çocuk ne bakıcılara ne de anneye bağlanabiliyor, güven bunalımı yaşıyor. Depresyon yüzünden saçları dökülüyor.”
Zaman
Sağlık
09.01.2014
BebeklebirlikteannelikgörevidebakıcıyateslimediliyorBebekle birlikte annelik görevi de bakıcıya teslim ediliyor
Bebekle birlikte annelik görevi de bakıcıya teslim ediliyor
Zaman
09.01.2014
02:08
Çalışan anne ve babalar için çocuklarını emanet edecek birilerini bulamamak, yaşadıkları en büyük sıkıntılardan biridir. Aile büyükleri yakınında olanlar daha şanslı fakat alternatifi olmayan ya da daha iyi bir eğitim verebileceğini düşünenler, bakıcı arayışına giriyor.Kadınların iş ve sosyal hayatta daha aktif hale gelmeleriyle bakıcılık mesleği de son dönemin popüler meslekleri arasında yerini almaya başladı. Aile büyüklerinden birine emanet edenler olduğu gibi yabancı bir bakıcıya bırakmak zorunda olan birçok ebeveyn var. Anneler ise kariyer ve annelik arasında dengeyi kurmaya çalışıyor. Kimi anneler aradaki dengeyi kurmayı başarsa da birçok anne çocukların tüm sorumluluklarını bakıcılara yüklüyor. Öyle ki çocuk bakıcıyı kendi annesi yerine koyuyor ve annesinden alamadığı güveni bakıcısından bekliyor. Bu noktada İslâm Hukuku Profesörü Hamdi Döndüren, Asr-ı Saadet’e çevirerek Peygamber Efendimiz’in (sas) sütanneye verilmesini hatırlatıyor. Bunun da bir nevi kreş olduğunu kaydeden Döndüren, günümüzde kreş alanında yapılacak iyi bir yatırım ve çalışmanın gelecek nesiller için de faydalı olacağı kanaatinde.0-3 yaş arasındaki çocuğun karakter gelişiminde annenin rolünün büyüklüğüne dikkat çeken aile danışmanı Efkan Yeşildağ, 3-6 yaş aralığındaki çocuğun ise sosyalleşme döneminde olduğunu, çocukların ise yarım gün kreşe veya yuvalara gitmeleri gerektiğini ifade ediyor. Özellikle babanın çocuklar için sosyalleşme figürü olduğunu belirtiyor. Candan bağlanan bakıcılar olsa da bunun bir iş olduğunu ailelerin unutmaması gerektiğini ifade eden Yeşildağ, bu dönemlerde bakıcı yerine çocuğun kan bağının olduğu anneanne ya da babaanneye teslim edilmesi gerektiğini ifade ediyor.ERKEK BAKICILAR DA TALEP GÖRÜYORBakıcılık sektörü de arz-talep dengesiyle günden güne büyüyor. Birçok bakıcı firması yurtdışında uygulanan sistemden esinlenerek gündüzlü ve yatılı olanların yanı sıra saatlik bakıcı imkânı sunuyor. Tam-yarım gün uygulamasının yanı sıra sinema, düğün ya da özel yemekler için birkaç saatlik bakıcı temin edebiliyor. Bakıcıların aylık fiyatı ise ortalama en düşük bin liradan başlıyor, ailenin istediği kriterlere göre de fiyatı artıyor. Günlük bakıcı fiyatı ise yüz liradan başlıyor. Bakıcılar sadece bayanlardan da oluşmuyor, birçok aile erkek çocukları için tercihini erkek bakıcıdan yana kullanıyor. Daha çok babanın yoğun iş hayatında çocuğuyla fazla aktivite yapamamasından da kaynaklanan bu durumda devreye erkek bakıcılar giriyor. Çocukla birlikte maça giden, birlikte sosyal aktivite yapması için çalışan bakıcıların da oranı gözle görülür bir şekilde artıyor.‘Bakıcı değişikliği nedeniyle çocuğun saçları döküldü’Pedagog Ali Çankırılı, gözlemlediği bir vakayı şöyle anlatıyor: “Bir aile, saçları dökülen 4 yaşında bir kız çocuğu getirdi. Çocuk doktoru fiziksel bir rahatsızlığa rastlamayınca psikolog tavsiye etmiş. Aileyi incelediğimizde karşımıza çalışan bir anne ve kavgalı bir kayınvalide ortaya çıktı. Anne çocuğunu kayınvalidesine vermek istemiyor ve bakıcıya teslim ediyor. Fakat bakıcının da çocuğunu kendinden uzaklaştırdığı düşüncesiyle başka bakıcı arıyor ve yeni bakıcıyı da beğenmiyor. Üç ay içinde dört bakıcı değiştiriyor. Çocuk ne bakıcılara ne de anneye bağlanabiliyor, güven bunalımı yaşıyor. Depresyon yüzünden saçları dökülüyor.”
Zaman
Ana Sayfa
09.01.2014
BebeklebirlikteannelikgörevidebakıcıyateslimediliyorBebekle birlikte annelik görevi de bakıcıya teslim ediliyor
1,5 yaşındaki kızını ağlıyor döye öldürdü
Zaman
01.01.2014
10:22
Konyada 4,5 ay önce merdivenlerden düştü diyerek kaldırıldığı hastanede 6 gün sonra hayatını kaybeden 1,5 yaşındaki Medinenin babası tarafından ağlıyor diye dövülmesi sonucu öldüğü ortaya çıktı. İlk başta İşten geldim ateşlenince hastaneye götürmüştüm diyen baba, polisin ifadelerden elde ettiği çelişkiler sonucu suçunu itiraf ederek, Tokat attım yere çakıldı, sonra da öldü dedi. Olay, merkez Meram ilçesi Çaybaşı Mahallesi Şeyh Galip Sokakta bir evde meydana geldi. İddiaya göre, 12 Temmuz 2013 tarihinde İsmet ve Nermin H. çiftinin ikinci çocukları 1,5 yaşındaki Medine Halıcıoğlu, merdivenlerden düştüğü iddia edilerek Konya Eğitim ve Araştırma Hastanesine götürüldü. Küçük Medinenin hastanede 6 gün sonra hayatını kaybetmesi üzerine otopsi yapıldı. Bu arada polis, baba İsmet H.nin ihmalden dolayı ifadesini aldı. Baba ilk ifadesinde, Kızıma kardeşimin eşi bakıyordu. O gün işten geldim, yemek yedirdim, yatırdım tekrar işe gittim. Geldiğimde ateşi vardı, suyun altına tuttum. Burnundan kan gelip, kusmaya başlayınca hastaneye götürdüm dedi.Otopsi raporu ise 20 gün önce Konya Asayiş Şube Müdürlüğü Cinayet Büro Amirliğine geldi. 1,5 yaşındaki Medinenin otopsisinde Küt kafa travmasına bağlı beyin kanaması sonucu öldüğü belirlendi. Bunun üzerine Cinayet Büroya bağlı ekipler, Medinenin düşme mi yoksa başka bir olay sonrası mı öldüğünü belirlemek için çalışmalara başladı. Babanın ilk ifadesine bakan ekipler, düşmeden bahsedilmediğini görünce şüphelenerek olayın yaşandığı yere gitti. Ekipler, aynı yerde oturan Medinenin amcası Mehmet H. (25) ile yengesi Ayşe S. (21) ile görüştü. Ayşe S. ifadesinde, Medinenin annesi kız kardeşine gitmişti, çocuklar oynuyordu ağlama sesi duydum. Sonra gittim, merdivende Medineyi ağlarken buldum, düşmüştü. Kusmaya başlayınca eşimle hastaneye götürdük dedi. Amca Mehmet H. De, kendi aracıyla yeğenini hastaneye götürdüğünü söyledi.Polis, baba ile amca ve yengenin ifadelerinin birbiriyle çelişmesi üzerine olayın cinayet olabileceğini düşünerek hareket etti. İfadelerdeki çelişkilerden yola çıkan polis, amca ile yengeyle tekrar görüştü. Görüşmelerde amca Mehmet H., Ağabeyimin eşi Nermin 2 çocuğunu bırakıp evi terk etmişti. Medine sürekli ağlıyordu, bu yüzden de ağabeyim ara sıra dövüyordu. Olay günü de ağabeyim dövmüş, baygın şekilde araca alıp hemen hastaneye götürdüm diye konuştu.Yenge Ayşe S. ise korktuğu için ilk başta doğruları söylemediğini belirterek, Ben o sırada pencereden bakıyordum. İsmet kucağında Medineyi getirdi ve sonra hızlıca yere çarptı. Medine kafasından yaralandı. Bizde eşimle hastaneye götürdük diyerek gerçekleri anlattı. Bu ifadeler doğrultusunda daha fazla dayanamayan baba da suçunu itiraf etti. Baba İsmet H., Medine sürekli ağlıyordu. O gün bende alkollüydüm, tokadı vurunca yere çakıldı, hastanede de öldü dedi.Olay anında eşini terk edip memleketi Sakaryaya giden ve Medinenin ölüm haberini alınca kocasının yanına dönen Nermin H., kızının düşerek öldüğünü bildiğini ifade etti. Gerçeği öğrenen annenin kocasından şikayetçi olmadığı öğrenildi. Konya Asayiş Şube Müdürlüğünde gözaltına bulunan İsmet H., kasten öldürmek suçundan adliyeye sevk edildi. Mahkemeye ifade veren baba, tutuklanarak cezaevine gönderildi.Küçük Medineden geriye ise mutluluklarını anlatan video görüntüleri kaldı. Baba görüntülerde kızına seslenirken, kızı Medinede ona el sallayıp, eliyle öpücük gönderdikten sonra kahkahalar atması dikkat çekiyor. Görüntülerde babanın kızıyla poz verdikten sonra onu öpmesi de yar alıyor.(İHA)
Zaman
Son Dakika
01.01.2014
15yaşındakikızınıağlıyordöyeöldürdü15 yaşındaki kızını ağlıyor döye öldürdü
Diyarbakırlı 200 gencin elinden tuttular
Zaman
27.12.2013
10:47
Diyarbakır Gülnihal Derneği ve Dicle Üniversitesi, Bağlar ilçesinde bulunan ve bir çok imkan bakımından dezavantajlı durumda bulunan 200 öğrenciye yardım eli uzattı. ‘Bağlarda Sağlıklı Gençler Eğitimli Anneler’ isimli proje ile yola çıkan Gülnihal Derneği ve Dicle Üniversitesi, maddi ve sosyal aktivite bazında kısıtlı imkanlara sahip 200 öğrenci ve velisine ulaşarak yardım elini uzattı. Voleybol, masa tenisi ve futbol gibi branşlarda eğitilen çocuklar hem sosyal aktivitelerin içerisinde bulunuyor hem de rehberlik imkanına sahip oluyor. ‘Bağlarda Sağlıklı Gençler Eğitimli Anneler’ Proje Koordinatörü Zeycan Oruç Bozkurt, seçilen öğrencilerin genelde ders devamsızlığı fazla olan öğrenciler olduğunu belirterek, projenin başlamasının üzerinden 2 ay gibi kısa bir süre geçmesine rağmen çocukların devamsızlıklarının sıfıra yaklaştığını ve ders başarılarında ciddi artış olduğunu söyledi. Gülnihal Derneği Başkanı Emine Bulut ise amaçlarının her anlamda çocuklara bir şeyler katmak olduğunu kaydetti. Bulut, çocuklara bir ideal vermek istediklerini aktardı. Projenin toplamda 8 ay süreceğini ancak henüz 2 ay geçmesine rağmen öğrenci ve ailelerden çok olumlu geri dönüşler aldıklarını ifade eden Bulut, “Biz neresindeyiz şu anda projenin diye baktığımızda, 2 ay kadar bir zaman oldu. Velilerimizle de görüşüyoruz projenin eğitimli anneler ayağında. Bu manada annelerden geri dönüşler çok güzel. Bir anne dedi ki 15 gün içinde çocuğunda ve kendisinde çok güzel gelişmelerin olduğunu söyledi. Anneler de evde daha farkında artık işin. Çocuklar temizliğe daha çok önem vermeye başlamışlar mesela. Biz burada çocuklara ellerini yıkayıp öyle yemek yemelerini anlatıyoruz. Şimdi artık çocuklar evde de aynı şeyi uyguluyorlarmış. Bunun yanında kardeşlerine de bu konuda yardımcı oluyorlarmış. Kısaca söylemek gerekirsek biz iki ayda çok güzel geri dönüşler aldığımızı söyleyebiliriz.” diye konuştu.Projenin en büyük ikinci ayağının Dicle Üniversitesinde gerçekleştiğini aktaran Bulut, bu anlamda Dicle Üniversitesi’ne desteklerinden dolayı teşekkür etti. Bulut, “Bize bu kadar büyük bir spor salonunu açtı. Bütün spor salonlarını kullanmamıza izin verdi. Bunun yanında çocuklarımıza ders veren eğitimciler yine Dicle Üniversitesi’nden. Bu manada destekleri çok büyük. Kendilerine teşekkür ediyoruz.” ifadelerini kullandı. Proje sayesinde çocukların farklı ufukları gördüğünü dile getiren Bulut, projenin sürdürülebilir olmasını çok istediklerini kaydetti. Bulut şunları söyledi: “Projenin sürdürülebilir bir proje olmasını çok istiyoruz. Bu çocuklarımıza eğitimi verdikten sonra bırakıp gitmek istemiyoruz. Bu konuda eğitimcilerimiz de bizden destek istiyorlar. Çünkü öğrencilerimiz arasında da gerçekten gerek kız-erkek futbol, masa tenisi, voleybol olsun amacımız zaten oydu. Yani bu öğrencilerin bir yeteneği var mı? Biz çocukları bir elmas olarak görüyoruz ve bu elması işlemek istiyoruz. Biz bu sene 2 yüz öğrenciye sahip çıktık. Eğer bunlara bir şey verebilirsek önümüzdeki yıl yeni öğrencilerle birlikte bu yola devam etmek istiyoruz.” Kız futbol takımında bulunan 5. sınıf öğrencisi Rojda Göçtürk, buraya gelmeyen arkadaşlarıyla ile kendisi arasında çok ciddi farklar oluştuğuna dikkat çekerek, ailesinin de projeyi çok beğendiğini kısa sürede çok avantajlı hale geldiğini dile getirdi. Göçtürk, “Burası çok iyi çünkü burada eğitim alıyoruz bir şeyler öğreniyoruz. Annem de burayı çok seviyor. Benim bir kursum daha var ama ben oraya gitmiyorum buraya gelmeyi seviyorum. Benim okulda bulunan arkadaşlarım da buraya gelmeyi çok istiyorlar ama kontenjan dolduğu için gelemiyorlar. Ben onların da buraya gelmesini istiyorum. Buraya gelmeyen arkadaşlarım ile benim aramda 2 ayda çok fark olmaya başladı. Gerek derslerimde, gerek sosyal hayatımda onlardan çok daha avantajlı hale geldim kısa sürede. Geçen sene derslerime hiç çalışmıyorum ama bu sene burası sayesinde derslerime çok çalışıyorum.” diye konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
27.12.2013
Diyarbakırlı/">Diyarbakır200gencinelindentuttularDiyarbakırlı-200-gencin-elinden-tuttular/">Diyarbakırlı 200 gencin elinden tuttular
Süryaniler Doğuş Bayramı'nı kutladı
Zaman
25.12.2013
16:58
Mardin ve çevresinde yaşayan Süryaniler, Doğuş Bayramını kutluyor. Süryaniler sabahın erken saatlerinde bin 400 yıllık tarihi Kırklar Kilisesine eşleri ve çocukları ile geldi. Ayini Oxford Üniversitesi mezunu Deyrulzafaran Manastırı Metropoliti Nuri Saliba Özmen ve Kırklar Kilisesi Baş Rahibi Gabriyel Akyüz birlikte yönetti. Kilisede kız ve erkek koroları ayin boyunca Süryanice, Arapça ve Türkçe ilahiler okuyarak ruhani liderlere destek verdi. Ayine katılanlar ruhani liderler tarafından özel olarak hazırlanan çeşitli baharatlardan oluşan tütsüler, gümüş tütsülükler içinde yakılarak kutsandı. Kilise ortasında yakılan ateşle devam eden ayinde Metropolit Özmen ve Başrahip Akyüz, Türkçe, Arapça ve Süryanice konuşma ve dua yaptı. Ayinin sonunda ayine katılanlar kilisede bulunan dua mumluğunda mum yakıp dua etti. Süryani vatandaşların bayramını kutlamak için Mardin Valisi Dr. Ahmet Cengiz, Emniyet Müdürü Derviş Kara, İl Müftü vekili Masum Taşçı, İl özel İdaresi Genel Sekreteri Halil Homan, ve daire amirleri de kiliseye geldi. Deyrulzafaran Manastırı Metropoliti Salibe Özmen ve Süryani vatandaşlar misafirlerini kapıda karşıladı. Kiliseye gelen davetlilere mırra ve Süryani çöreği ikramında bulunuldu. Bayramların milli birlik ve bütünlüğü simgelediğini, kırgınlığın ortadan kalkmasına vesile olduğunu belirten Mardin Valisi Dr. Ahmet Cengiz, şehrin farklı din ve dillerini, kültürlerini herkesin örnek alması gerektiğini belirttiBu kutsal günde Süryani kardeşlerimizin Noel bayram sevincini paylaşmak için burada bulunduk diyen Vali Ahmet Cengiz, “Hepimiz bu kutsal bir çok medeniyete ev sahipliği yapmış güzel toprakların evladıyız. Biz diyoruz en yüce makam insanlık makamıdır. Dili, dini, düşüncesi, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun insan olduğu için değer görmeye layıktır. İnsan aziz bir varlıktır. Allah insanı mükemmel bir şekilde yaratmıştır. Bizler şuna inanıyoruz Mardin tüm düşüncelerin bir arada bugüne kadar yaşadığı bir il olduğu gibi bundan sonra da bölgenin ülkemizin ve dünyanın barış merkezi olmaya devam edecektir.“ dedi Birlik ve beraberlik adına herkesin olumlu adımlar atması gerektiğini ifade eden Vali Cengiz, şöyle konuştu: ”Bu topraklar hepimizindir. Hepimizin olmaya devam edecektir. Hepimize ekmek vermeye su vermeye hepimizin karnını doyurmaya bu güne kadar olduğu gibi devam edecektir. Yeter ki birliğimiz, dirliğimize huzurumuza, beraberliğimize kardeşliğimize ve barışımıza sahip çıkalım. Yanlış yapan kim olursa olsun ona dur deyin. Yanlışlara itiraz edin. Huzurumuzu bozmaya çalışanlara fırsat vermeyin. Memleketimize sahip çıkalım. Tekrar Süryani kardeşlerimizin Noel bayramını yürekten kutluyorum. Onlarla bu sevinci paylaşmaktan mutlu olduğumu ifade etmek istiyorum. Bizi coşkulu bir şekilde karşıladıkları için tekrar yürekten teşekkür ediyorum. Hepinizi saygıyla ve sevgiyle selamlıyorum. “ Mardin Deyrulzafaran Manastırı Metropoliti Saliba Özmen ise Mardinde dillerin, dillerin farklı kültürlerin beraber yaşadığı hoşgörü kenti olduğuna dikkat çekti. Mardin tarihçesine bakıldığında değişik toplumların etnisitelerin, dinlerin kültürlerin beraber yaşadığı birbirini benimsediği bir atmosfer olduğunu kaydeden Özmen konuşmasına şöyle devam etti: Bu bayramın özellikle Türkiye’de birkaç gündür karışıklığa neden olan durumların bir an önce taşların yerine oturması barışın ve selametin vuku bulması için özellikle kilisede dualar ettik ve dua etmekteyiz. Ülkemiz çok kıymetli kutsal ve çok değerli bir ülke. Etnik ve dini, kültürel unsurlarıyla bir bütün olarak ülkemizin ayakta zinde, barış içinde, sulh içinde olması için bildiğiniz gibi bu mevsimlerde çok önemlidir. Bu mevsimlerde birbirimize olan sevgimizi, saygımızı, anlayışımızı birbirimize karşı uyguluyoruz, gösteriyoruz. Bu gün bu güzel günde sayın valimizin bütün Mardin ileri gelenlerin aramızda olması zaten bizi çok ama çok mutlu etmiştir ve bayram sevincimize sevinç katmıştır. Bu meyanda tabiki akla her zaman özellikle Ortadoğu’da, bütün dünyada barışın sağlanması geliyor. Biz dualarımızda dediğimiz gibi özellikle Ortadoğu’da barışın huzurun ve sükûnetin hüküm sürmesi için dualarımızı hep onlarla uğraşıyoruz. Allaha özellikle Türkiyemize Ortadoğu’ya ve bütün dünyada barışın ve huzurun hüküm sürmesi için yakarıyoruz. CİHAN
Zaman
Son Dakika
25.12.2013
SüryanilerDoğuşBayramınıkutladıSüryaniler Doğuş Bayramını kutladı
Erzurum'da Gönül Elçileri Kadın Mesleki Eğitim toplantısı yapıldı
Zaman
24.12.2013
15:19
Aile ve Sosyal Politikalar Erzurum İl Müdürlüğü tarafından yürütülen Gönül Elçileri Projesi kapsamında Kadının Mesleki Eğitimi Projesi tanıtım toplantısı İl Sağlık Müdürlüğünde gerçekleştirildi. Erzurum Valisi Ahmet Altıparmakın eşi Özden Altıparmakın himayesinde düzenlenen tanıtım toplantısına kadın meslek örgüt temsilcileri, bürokratlar ile kadınlar katıldı. Özden Altıparmak, Aralık 2012de Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından başlatılan Toplum Kalkınmasında Gönül Elçileri Projesinin 2 yıl süreceğini ifade etti. Söz konusu proje ile başta kadınlar olmak üzere toplumun dezavantajlı kesimlerinin korunmasının amaçlandığına vurgu yaptı. Erzurumluların da Gönül Elçileri Projesine destek verdiğine değinen Özden Altıparmak, Gönül Elçileri Projesinin birinci aşamasında koruyucu aile konusu işlenmiş ve Cumhuriyeti kuran şehrin koca yürekli insanları dün olduğu gibi bugün de yanımızda olmuştur. Halkımızın bu desteği ile Erzurumda 4 bin 404 kişi gönül elçisi olmuş ve koruyucu aile sayısı yüzde 300 artmıştır. dedi.KADIN VE KIZLARIN EĞİTİMİ ÖNEMLİ Özden Altıparmak, Gönül Elçileri projesinin ikinci ayağını oluşturan kadınlar için mesleki eğitim projesinin geliştirilerek ülke geneline yaygınlaştırıldığını kaydetti. Altıparmak, kadın ve kızların eğitimine önem verdiklerine işaret ederek,Kadın ve kızlarımızın mesleki açıköğretim liselerinde eğitimlerini tamamlayarak iş yaşamına dahil olmalarını istiyoruz.Bu konuda siz gönül elçilerine büyük görevler düşüyor. Unutulmamalıdır ki kız çocukları ve kadınlar ne kadar uzun süre eğitim alabiliyorsa, bir ulusun insanı, sosyal, kültürel sermayesi ve ekonomik gelişme göstergeleri bir o kadardaha yükselmektedir.EMPATİ YAPACAĞIZ Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürü Abdullah Yurt, kurum ve gönül elçileri olarak, yaşlının, yetimin ve yoksulun yanında olacaklarına dikkat çekerek,Bizler dezavantajlı kesimlerin yanında olacağız. Toplumun huzuru, güveni ve barışı için, empati yaparak, yaşlılarımızın, yetimlerimizin ve yoksul vatandaşlarımızın yanında olacağız. diye konuştu. Yurt, ayrıca koruyucu aile uygulaması ile 24 koruyucu aile yanına 26 çocuğun yerleştirildiğini de sözlerine ekledi. Program, koruyucu aileler adına Zafer Zilin konuşması ve koruyucu ailelere plaket taktimi ile sona erdi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
24.12.2013
Erzurumda/">ErzurumdaGönülElçileriKadınMeslekiEğitimtoplantısıyapıldıErzurumda-Gönül-Elçileri-Kadın-Mesleki-Eğitim-toplantısı-yapıldı/">Erzurumda Gönül Elçileri Kadın Mesleki Eğitim toplantısı yapıldı
Gençler, eğitimde ahlakın önemini konuştu
Zaman
19.12.2013
11:52
Bağcılar Belediyesi Gençlik Meclisi 12. Gençlik Şurası’nda sunum yapan öğrenciler, ilçedeki eğitim sistemi, dezavantajlı çocukların durumu, eğitimde ahlakın önemi ve tarihi değiştiren liderlerle ilgili önemli tespitlerde bulundu.Şura’nın açılışında konuşan Bağcılar İlçe Kaymakamı Erdal Çakır, Bağcılar’ın eğitimde diğer ilçelerden çok ileri seviyeye geldiğini kaydetti. Çakır, Sizin yaptığınız Şura’dan çıkan sonuçlar Bağcılar’ın diğer ilçelerden çok farklı yerde olduğunu göstermektedir. dedi. Bağcılar Belediye Başkanı Lokman Çağırıcı da Bu ülkenin 40 milyon nüfusu 30 yaşın altındadır. Dünyanın belli bölgelerinde petrol, altın gibi değerli rezervler var. Bizim en önemli zenginlik kaynağımız ise yeraltında değildir; yer üstündedir. Hiç şüphesiz, siz gençlerimizin varlığı, milletimizin en büyük zenginliğidir. ifadelerini kullandı. Bağcılar AK Parti İlçe Başkanı İsmet Öztürk öğrencilere tavsiyede bulunarak, Size sunulan imkânlardan ve oluşturulan zeminden iyi faydalanın. dedi. Bağcılar Belediyesi Gençlik Meclisi Başkanı Ömer Faruk Taş ise üniversiteleri gezdiklerini, sohbet programları, kitap okuma günleri ve kan bağışı kampanyası düzenlediklerini anlattı. Şura’da sunum yapan Otocenter Ticaret Meslek Lisesi öğrencileri fiziki olarak yaşayan gençliğin aynı zamanda edep, haya, ahlak ve iman gibi duyguları taşıması gerektiğini belirtti. Öğrenciler, acettepe Tıp Fakültesi’ni kazanan Hakkarili çoban İrfan Töreci’nin gösterdiği başarı ve azmi anlattı. Bağcılar Kız Teknik ve Meslek Lisesi öğrencileri de ‘Dezavantajlı Gençler ve Topluma Uyumu’ konusunda sunum yaptı. Bağcılar Belediyesi Engelliler Sarayı’nın da zihinsel ve fiziksel engellilere hizmet verdiğini anlatan öğrenciler, devletin sokak çocukları ile engellilerin yanı sıra mültecilere de sahip çıktığını belirtti. Öğrenciler, Güneydoğu’daki şiddet ortamlarında yetişen çocukların da risk altında olduklarına dikkat çekti. Dr. Kemal Naci Anadolu Lisesi öğrencileri de ‘Genç Yeteneklerin Keşfedilmesi ve Doğru Yönlendirilmesi’ konulu sunum gerçekleştirdi. Bağcılar Belediyesi Gençlik Meclisi adına katılan öğrenciler ise Fatih Sultan Mehmet’in hayatını anlattı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
19.12.2013
GençlereğitimdeahlakınöneminikonuştuGençler eğitimde ahlakın önemini konuştu
Kardeşlerin 75 yıl sonra göz yaşartan buluşması
Zaman
08.12.2013
01:53
Babalarının vasiyeti üzerine ablaları Naciye Örşan’ı bulmak isteyen kardeşlerin hikâyesi mutlu sonla bitti. Örşan kardeşler, bir ay önce ulaştıkları ablalarına Manisa’da otobüs terminalinde kavuştu. Ablasına sarılırken gözyaşlarına hâkim olamayan Saadet Örşan Elek, “Çok heyecanlıyım. Kalp krizi geçirmek üzereyim.” dedi.Ali Örşan, 1940’lı yıllarda askerliğini Balıkesir’in Bandırma ilçesinde yapar. Burada ilk eşi Ayşe Dönmez’le tanışır ve evlenirler. Naciye Örşan isimli bir kız çocukları dünyaya gelir. 3 yıl evli kalan çift, Ali Örşan’ın Manisa’ya gelmek istemesi ve eşi Ayşe Dönmez’in kabul etmemesi üzerine ayrılır. Örşan Manisa’ya dönerken, Dönmez ise çocuğu Naciye Örşan ve kardeşleriyle birlikte Ankara’ya taşınır. Manisa’da da bir evlilik yapan Ali Örşan, ikinci eşinden olan çocuklarına, ilk eşinden olan kardeşlerini anlatır ve onları bulmalarını ister. Örşan’ın ikinci eşinden olan kardeşler ise uzun uğraşlar sonucunda ablaları Naciye Örşan’ın dayısına ulaşır. Ancak dayıları onu evlatlık verdiklerini, ulaşamayacaklarını söyler. Aradan 75 yıl geçmesine rağmen kardeşlerini bulma umudunu yitirmeyen aile, bir ay önce Naciye Örşan’ı bulur.Bir ay önce telefonla görüşen Saadet Örşan Elek, Mehmet Ali Örşan ve Adnan Örşan, 75 yaşındaki ablaları Naciye Örşan Erdem’e Manisa Otobüs Terminali’nde kavuştu. Örşan ailesinden yaklaşık 20 kişi, ilk defa görecekleri ablaları ve teyzeleri Naciye Örşan’ı büyük bir coşkuyla Manisa Otobüs Terminali’nde karşıladı.Otobüsten iner inmez ablası Naciye Örşan’ı büyük bir sevgiyle kucaklayan Saadet Örşan Elek, gözyaşlarına hakim olamadı. Dakikalarca birbirini kucaklayan kardeşlerin birbirine olan benzerlikleri ise dikkat çekti. . Saadet Örşan Elek, “Ablam babamın ilk eşinden. O iki yaşındayken babam eşinden ayrılmış. Senelerdir onu bulmak için uğraşıyoruz. Çok heyecanlıyım. Kalp krizi geçirmek üzereyim.” dedi. Mehmet Ali Örşan da, “Bize dayısı ‘biz onu başkasına evlatlık verdik, bulamazsınız’ dedi. Biz de soyağacından girerek oradan öğrendik. Bu sırada bir polis arkadaşımız da bize yardımcı oldu. 64 yaşındayım. Bir ablam vardı, 2 ablam oldu. Çok mutluyum.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
08.12.2013
Kardeşlerin75yılsonragözyaşartanbuluşmasıKardeşlerin 75 yıl sonra göz yaşartan buluşması
Çocuk gelinlerin dili oldu
Zaman
03.12.2013
01:51
Türk halk müziği sanatçısı Sevim Seçkin, çocuk yaşta gelin olan annesi için türkü besteledi. ‘Edalı Gelin’ albümünde bu türküye yer veren Seçkin, toplumun kanayan yarası olan çocuk gelinlere dikkat çekmek istiyor ve “Gelin imece yapalım, bu sorunu aşalım.” diyor.Klişe bir laf vardır: “Hayatımı yazsan roman olur.” Pek çok kişinin diline pelesenk olan bu tabirin altını dolduran o kadar çok hayat vardır ki… TRT Türk halk müziği sanatçısı Sevim Seçkin’in annesi de onlardan biri. Henüz 12 yaşındayken evlendirilen ve “Hayatımı yazsan roman olur.” diyen annesinin hayatını kitaplaştıran Seçkin, şimdi de ‘Edalı Gelin’ adlı albümünde annesi ve diğer çocuk gelinler için bestelediği türküye yer verdi. Albümünde toplam 4 adet gelin türküsü olduğuna değinen Seçkin, “Annemin ve diğer kadınların, çocukluklarının elinden alınışı bir sanatçı olarak beni daima rahatsız etti.” diyor. Annesinin yanı sıra anneannesinin de çocuk gelin olduğunu söyleyen Seçkin, masum çocukların hayatının elinden alındığı bu geleneği, ‘cinsel istismar’ ve ‘kadına şiddet zihniyetinin bir ürünü’ olarak değerlendiriyor. “Benim elimden bu geldi, bunu yaptım. Gelin imece yapalım.” diyen sanatçı, herkesin elini taşın altına koyması gerektiği kanaatinde. Yaralara merhem olmamız gerektiğinin altını çizen Gaziantep doğumlu sanatçı, aksi halde bu sorunun çözülemeyeceğini düşünüyor.Müzik eğitiminin yanı sıra hukuk fakültesinden mezun olan Sevim Seçkin, yaklaşık iki sene önce vefat eden annesinin son nefesini verdiği güne kadar bu acıyı yaşadığını belirtiyor. Annesinin, ilk çocuğunu 14 yaşındayken kucağına aldığını dile getiren sanatçı, o zamanlara dair şu anekdotu paylaşıyor bizimle: “Annem çocuğunu emzirirken, komşunun çocukları okuldan geliyormuş. Hep onlara heveslendiğini anlatırdı. İstemediği bir hayat dayatılmış. Onlarınkisi çalınmış hayatlar değil de nedir?” Seçkin’in annesi, hep hüzünlüymüş. Sürekli türkü mırıldanırmış. Hayatından çok şikâyet etmezmiş. Ama “Ah keşke okul okuyabilseydim.” dermiş. Bu yüzden Seçkin, “Bir evlada bir şey olsa benim canım yanar. Lütfen kızlarımıza sahip çıkalım.” diye sesleniyor. Ona göre kız çocukları eğitimden mahrum bırakılmamalı.‘Kınalı Üzüm Taneleri’ adını verdiği kitabında çocuk gelin annesi ve anneannesinin hayatını anlatan sanatçı, yaklaşık 5 senede eserini tamamlayabildiğini söylüyor. Bu kadar uzun sürmesinin sebebi; annesinin anlattığı hikâyeleri kaleme dökerken çokça gözyaşı dökmesi ve kendini toparlayamaması imiş. Seçkin, çocuk gelin sorununun eskide kaldığını düşünen bazı kişilerin kendisini eleştirdiğini kaydediyor. Yaklaşık 2 ay önce TÜYAP Kitap Fuarı’nda yanına iki kız geldiğine dikkat çeken sanatçı, kızların “Sevim abla, aynı bizim hayatımızı anlatmışsınız.” dediğine işaret ederek, bu sorunun hâlâ toplumun kanayan yarası olduğunu aktarıyor.
Zaman
Ana Sayfa
03.12.2013
ÇocukgelinlerindiliolduÇocuk gelinlerin dili oldu
Mahremiyet bebeklerin de hakkı
Zaman
30.11.2013
03:01
Çocuklar için özel hayat kavramı, yenidünya toplumlarının tartıştığı bir sorun. Yeni nesil, hayatının ne kadarı özel bilmiyor. Bunun sebebi de sosyal medya. Peki, ailelerin henüz birey sayılmayan bebeklerinin özel fotoğraflarını, görüntülerini sosyal medyadan herkesin göreceği şekilde paylaşması ne kadar doğru?Özel hayatınıza dair bir sırrınızı kâğıda yazar, onu da boynunuza asar ve şehrin caddelerinde dolaşır mısınız? Bu soru soruluyor ilkokul öğrencilerine İngiltere’de. Çocuklar gülüyorlar önce, “O kadar da aptal değiliz.” diyorlar. Sonra 10 yaşında bir kız çocuğu evinin kapısını açıyor, kocaman bir fotoğrafını, yatağının üzerinde pijamalarıyla çekilmiş, bahçesine asıyor. Fotoğrafın yanında sevdiği şeyler ve birkaç sırrı yazılı. Kapıyı açık bırakıp odasına gidiyor. Duvarlarda kendi fotoğrafları... İngiltere’de 8-10 yaş grubu çocuklarına ‘özel hayat gizliliği’ eğitimi vermek amacıyla hazırlanmış bir video bu. Gerçek hikâyeden yola çıkılarak hazırlanan videoda kızımız odasında kitap okurken, okul arkadaşları bu fotoğraflarını birbirine gösteriyor, aralarında gülüşüyor. Sonra bir adam geliyor, fotoğrafa bakıyor, açık kapıdan içeri giriyor, küçük kızın duvarlardaki fotoğraflarından birini çantasına koyuyor, onunla sohbet ediyor. Kızımız pek yüz vermiyor ama adam hiç de hoş olmayan gözlerle kızı ve odasını, duvardaki fotoğraflarını inceleyip gidiyor. Filmin mesajı şu: Çocuklar ‘aptalca’ dedikleri fiili sanal âlemde yapıyor, fakat farkında değiller. Yani sosyalleşmek için paylaştığınız özel fotoğraflarınız, arkadaşlarınızla yaptığınız özel yazışmalar size özel kalmıyor. Kötü niyetli insanların da eline geçebiliyor. Amaç, bu yaş grubu çocuklara ‘özel hayat, mahremiyet’ eğitimi vermek.Yeni dünya düzeninin, yeni toplumsal problemi bu... Yeni dünyanın çocukları, hayatının ne kadarı özel, sosyalleşmenin sınırı ve sır nedir, kamusal hayat ne gerektirir bilmiyor. Üstelik bu yeni neslin büyük bir kısmının şöyle bir özelliği var; doğumlarından itibaren anne ve babaları tarafından sanal âlemde fotoğrafları, özel anları (sevinçleri, hüzünleri) yayınlanmaya başlıyor. Yeni nesil annelerin masumane bir hevesle yaptığı bu yayınlar (bebeğim ve ben blogları, Instagram fotoğrafları, Facebook paylaşımları) henüz kendi hakkında karar veremeyecek durumdaki bir bireyin (bebeğin-çocuğun) özeline, mahremine müdahale anlamına geliyor. Bu çocuklar, yukarıdaki örnekte olduğu gibi bundan etkileniyor ve mahremlerini ifşa ediyor. Çünkü özel hayat kavramı onlarda oluşmuyor. Doç. Dr. Artun Avcı buna dair, “Çocukların her anının ebeveynler tarafından ayrıntılı olarak sosyal ağlarda paylaşımı, hukuki açıdan olmasa dahi etik açıdan (teşhir etme arzusunu kışkırtması ve tüketim kültürünün parçası olması anlamında) sakınca oluşturabilir. Ebeveynler, çocuklarını yeterince büyümemiş, korunmaya muhtaç varlıklar olarak görmek yerine onların ötekiliğine/farklılığına, öznelliğine ve kişiliğine saygı duymalı. Her çocuk, temel haklara sahip potansiyel bir birey.” tespitlerinde bulunuyor.Yeni nesilde özel hayat algısı aşınıyorİşin bir de şu boyutu var ki, büyük bir muamma; bu çocuklar yetişkin bir birey olduklarında dijital geçmişlerinin onlara ne gibi bir etkisi olacak? Artun Avcı, Kanadalı bilim adamı Marshall Mcluhan’ın 1960’larda yaptığı bir tespiti hatırlatıyor; sosyal ağların ‘görmek ve görünmek’ üzerine işlemesi. Avcı’nın bunu hatırlattıktan sonra yaptığı tespitler, yeni dünyanın yeni bireyleri ve psikolojik yapıları hakkında da ipuçları verir nitelikte ve biraz da korkutan bir dikkat çekiciliğe sahip: “Facebook, Twitter, Instagram vb. sosyal ağlarda bireylerin özel (ve kısmen mahrem) hayatları giderek kamusallaşırken mahremiyet algısı da giderek aşınıyor. Bu olgunun mahremiyet hakları/mahremiyetin korunması ilkesi açısından sakıncalı olabilecek sonucu, sosyal ağları kullanan bireylerin aynı anda ‘hem röntgenci hem de teşhirci’ bir konuma doğru savrulması. İnternet kullanıcıları eskiden olduğu gibi ‘anonimlik zırhına’ bürünmüyor. Kendini ‘teşhir etme arzusunun’ başkasını ‘röntgenleme arzusu’ ile birleşmesi, görmeyi ve görülmeyi doğal, meşru hale getirme tehlikesini de beraberinde getiriyor. Bireyler, kendi özel ya da mahrem hayatlarını teşhir ederek gözetimin ‘gönüllü kölesi’ haline geliyor. Gözetim ve denetim, neredeyse her yerde. Bu olgunun birey olmayı, farklı olabilme ve farklı düşünebilme hakkını, bireyselleşmeyi engelleyeceği açık. 1984 gibi kara-ütopik romanların ana teması olan ‘iktidarın her an her yerde her şeyi denetlemek ve gözetlemek arzusu’nun ‘teşhir etme’ ya da ‘kendini metaya dönüştürme’ arzusu ile birleşmesi, kültürel alanı sömürgeleştirme tehlikesi içerdiği açık. &l
Zaman
En Çok Okunan
30.11.2013
MahremiyetbebeklerindehakkıMahremiyet bebeklerin de hakkı
Mahremiyet bebeklerin de hakkı
Zaman
30.11.2013
02:51
Çocuklar için özel hayat kavramı, yenidünya toplumlarının tartıştığı bir sorun. Yeni nesil, hayatının ne kadarı özel bilmiyor. Bunun sebebi de sosyal medya. Peki, ailelerin henüz birey sayılmayan bebeklerinin özel fotoğraflarını, görüntülerini sosyal medyadan herkesin göreceği şekilde paylaşması ne kadar doğru?Özel hayatınıza dair bir sırrınızı kâğıda yazar, onu da boynunuza asar ve şehrin caddelerinde dolaşır mısınız? Bu soru soruluyor ilkokul öğrencilerine İngiltere’de. Çocuklar gülüyorlar önce, “O kadar da aptal değiliz.” diyorlar. Sonra 10 yaşında bir kız çocuğu evinin kapısını açıyor, kocaman bir fotoğrafını, yatağının üzerinde pijamalarıyla çekilmiş, bahçesine asıyor. Fotoğrafın yanında sevdiği şeyler ve birkaç sırrı yazılı. Kapıyı açık bırakıp odasına gidiyor. Duvarlarda kendi fotoğrafları... İngiltere’de 8-10 yaş grubu çocuklarına ‘özel hayat gizliliği’ eğitimi vermek amacıyla hazırlanmış bir video bu. Gerçek hikâyeden yola çıkılarak hazırlanan videoda kızımız odasında kitap okurken, okul arkadaşları bu fotoğraflarını birbirine gösteriyor, aralarında gülüşüyor. Sonra bir adam geliyor, fotoğrafa bakıyor, açık kapıdan içeri giriyor, küçük kızın duvarlardaki fotoğraflarından birini çantasına koyuyor, onunla sohbet ediyor. Kızımız pek yüz vermiyor ama adam hiç de hoş olmayan gözlerle kızı ve odasını, duvardaki fotoğraflarını inceleyip gidiyor. Filmin mesajı şu: Çocuklar ‘aptalca’ dedikleri fiili sanal âlemde yapıyor, fakat farkında değiller. Yani sosyalleşmek için paylaştığınız özel fotoğraflarınız, arkadaşlarınızla yaptığınız özel yazışmalar size özel kalmıyor. Kötü niyetli insanların da eline geçebiliyor. Amaç, bu yaş grubu çocuklara ‘özel hayat, mahremiyet’ eğitimi vermek.Yeni dünya düzeninin, yeni toplumsal problemi bu... Yeni dünyanın çocukları, hayatının ne kadarı özel, sosyalleşmenin sınırı ve sır nedir, kamusal hayat ne gerektirir bilmiyor. Üstelik bu yeni neslin büyük bir kısmının şöyle bir özelliği var; doğumlarından itibaren anne ve babaları tarafından sanal âlemde fotoğrafları, özel anları (sevinçleri, hüzünleri) yayınlanmaya başlıyor. Yeni nesil annelerin masumane bir hevesle yaptığı bu yayınlar (bebeğim ve ben blogları, Instagram fotoğrafları, Facebook paylaşımları) henüz kendi hakkında karar veremeyecek durumdaki bir bireyin (bebeğin-çocuğun) özeline, mahremine müdahale anlamına geliyor. Bu çocuklar, yukarıdaki örnekte olduğu gibi bundan etkileniyor ve mahremlerini ifşa ediyor. Çünkü özel hayat kavramı onlarda oluşmuyor. Doç. Dr. Artun Avcı buna dair, “Çocukların her anının ebeveynler tarafından ayrıntılı olarak sosyal ağlarda paylaşımı, hukuki açıdan olmasa dahi etik açıdan (teşhir etme arzusunu kışkırtması ve tüketim kültürünün parçası olması anlamında) sakınca oluşturabilir. Ebeveynler, çocuklarını yeterince büyümemiş, korunmaya muhtaç varlıklar olarak görmek yerine onların ötekiliğine/farklılığına, öznelliğine ve kişiliğine saygı duymalı. Her çocuk, temel haklara sahip potansiyel bir birey.” tespitlerinde bulunuyor.Yeni nesilde özel hayat algısı aşınıyorİşin bir de şu boyutu var ki, büyük bir muamma; bu çocuklar yetişkin bir birey olduklarında dijital geçmişlerinin onlara ne gibi bir etkisi olacak? Artun Avcı, Kanadalı bilim adamı Marshall Mcluhan’ın 1960’larda yaptığı bir tespiti hatırlatıyor; sosyal ağların ‘görmek ve görünmek’ üzerine işlemesi. Avcı’nın bunu hatırlattıktan sonra yaptığı tespitler, yeni dünyanın yeni bireyleri ve psikolojik yapıları hakkında da ipuçları verir nitelikte ve biraz da korkutan bir dikkat çekiciliğe sahip: “Facebook, Twitter, Instagram vb. sosyal ağlarda bireylerin özel (ve kısmen mahrem) hayatları giderek kamusallaşırken mahremiyet algısı da giderek aşınıyor. Bu olgunun mahremiyet hakları/mahremiyetin korunması ilkesi açısından sakıncalı olabilecek sonucu, sosyal ağları kullanan bireylerin aynı anda ‘hem röntgenci hem de teşhirci’ bir konuma doğru savrulması. İnternet kullanıcıları eskiden olduğu gibi ‘anonimlik zırhına’ bürünmüyor. Kendini ‘teşhir etme arzusunun’ başkasını ‘röntgenleme arzusu’ ile birleşmesi, görmeyi ve görülmeyi doğal, meşru hale getirme tehlikesini de beraberinde getiriyor. Bireyler, kendi özel ya da mahrem hayatlarını teşhir ederek gözetimin ‘gönüllü kölesi’ haline geliyor. Gözetim ve denetim, neredeyse her yerde. Bu olgunun birey olmayı, farklı olabilme ve farklı düşünebilme hakkını, bireyselleşmeyi engelleyeceği açık. 1984 gibi kara-ütopik romanların ana teması olan ‘iktidarın her an her yerde her şeyi denetlemek ve gözetlemek arzusu’nun ‘teşhir etme’ ya da ‘kendini metaya dönüştürme’ arzusu ile birleşmesi, kültürel alanı sömürgeleştirme tehlikesi içerdiği açık. &l
Zaman
Ana Sayfa
30.11.2013
MahremiyetbebeklerindehakkıMahremiyet bebeklerin de hakkı
Benim de özelim var!
Zaman
30.11.2013
02:00
Çocuklar için özel hayat kavramı, yenidünya toplumlarının tartıştığı bir sorun. Yeni nesil, hayatının ne kadarı özel bilmiyor. Bunun sebebi de sosyal medya. Peki, ailelerin henüz birey sayılmayan bebeklerinin özel fotoğraflarını, görüntülerini sosyal medyadan herkesin göreceği şekilde paylaşması ne kadar doğru?Özel hayatınıza dair bir sırrınızı kâğıda yazar, onu da boynunuza asar ve şehrin caddelerinde dolaşır mısınız? Bu soru soruluyor ilkokul öğrencilerine İngiltere’de. Çocuklar gülüyorlar önce, “O kadar da aptal değiliz.” diyorlar. Sonra 10 yaşında bir kız çocuğu evinin kapısını açıyor, kocaman bir fotoğrafını, yatağının üzerinde pijamalarıyla çekilmiş, bahçesine asıyor. Fotoğrafın yanında sevdiği şeyler ve birkaç sırrı yazılı. Kapıyı açık bırakıp odasına gidiyor. Duvarlarda kendi fotoğrafları... İngiltere’de 8-10 yaş grubu çocuklarına ‘özel hayat gizliliği’ eğitimi vermek amacıyla hazırlanmış bir video bu. Gerçek hikâyeden yola çıkılarak hazırlanan videoda kızımız odasında kitap okurken, okul arkadaşları bu fotoğraflarını birbirine gösteriyor, aralarında gülüşüyor. Sonra bir adam geliyor, fotoğrafa bakıyor, açık kapıdan içeri giriyor, küçük kızın duvarlardaki fotoğraflarından birini çantasına koyuyor, onunla sohbet ediyor. Kızımız pek yüz vermiyor ama adam hiç de hoş olmayan gözlerle kızı ve odasını, duvardaki fotoğraflarını inceleyip gidiyor. Filmin mesajı şu: Çocuklar ‘aptalca’ dedikleri fiili sanal âlemde yapıyor, fakat farkında değiller. Yani sosyalleşmek için paylaştığınız özel fotoğraflarınız, arkadaşlarınızla yaptığınız özel yazışmalar size özel kalmıyor. Kötü niyetli insanların da eline geçebiliyor. Amaç, bu yaş grubu çocuklara ‘özel hayat, mahremiyet’ eğitimi vermek.Yeni dünya düzeninin, yeni toplumsal problemi bu... Yeni dünyanın çocukları, hayatının ne kadarı özel, sosyalleşmenin sınırı ve sır nedir, kamusal hayat ne gerektirir bilmiyor. Üstelik bu yeni neslin büyük bir kısmının şöyle bir özelliği var; doğumlarından itibaren anne ve babaları tarafından sanal âlemde fotoğrafları, özel anları (sevinçleri, hüzünleri) yayınlanmaya başlıyor. Yeni nesil annelerin masumane bir hevesle yaptığı bu yayınlar (bebeğim ve ben blogları, Instagram fotoğrafları, Facebook paylaşımları) henüz kendi hakkında karar veremeyecek durumdaki bir bireyin (bebeğin-çocuğun) özeline, mahremine müdahale anlamına geliyor. Bu çocuklar, yukarıdaki örnekte olduğu gibi bundan etkileniyor ve mahremlerini ifşa ediyor. Çünkü özel hayat kavramı onlarda oluşmuyor. Doç. Dr. Artun Avcı buna dair, “Çocukların her anının ebeveynler tarafından ayrıntılı olarak sosyal ağlarda paylaşımı, hukuki açıdan olmasa dahi etik açıdan (teşhir etme arzusunu kışkırtması ve tüketim kültürünün parçası olması anlamında) sakınca oluşturabilir. Ebeveynler, çocuklarını yeterince büyümemiş, korunmaya muhtaç varlıklar olarak görmek yerine onların ötekiliğine/farklılığına, öznelliğine ve kişiliğine saygı duymalı. Her çocuk, temel haklara sahip potansiyel bir birey.” tespitlerinde bulunuyor.Yeni nesilde özel hayat algısı aşınıyorİşin bir de şu boyutu var ki, büyük bir muamma; bu çocuklar yetişkin bir birey olduklarında dijital geçmişlerinin onlara ne gibi bir etkisi olacak? Artun Avcı, Kanadalı bilim adamı Marshall Mcluhan’ın 1960’larda yaptığı bir tespiti hatırlatıyor; sosyal ağların ‘görmek ve görünmek’ üzerine işlemesi. Avcı’nın bunu hatırlattıktan sonra yaptığı tespitler, yeni dünyanın yeni bireyleri ve psikolojik yapıları hakkında da ipuçları verir nitelikte ve biraz da korkutan bir dikkat çekiciliğe sahip: “Facebook, Twitter, Instagram vb. sosyal ağlarda bireylerin özel (ve kısmen mahrem) hayatları giderek kamusallaşırken mahremiyet algısı da giderek aşınıyor. Bu olgunun mahremiyet hakları/mahremiyetin korunması ilkesi açısından sakıncalı olabilecek sonucu, sosyal ağları kullanan bireylerin aynı anda ‘hem röntgenci hem de teşhirci’ bir konuma doğru savrulması. İnternet kullanıcıları eskiden olduğu gibi ‘anonimlik zırhına’ bürünmüyor. Kendini ‘teşhir etme arzusunun’ başkasını ‘röntgenleme arzusu’ ile birleşmesi, görmeyi ve görülmeyi doğal, meşru hale getirme tehlikesini de beraberinde getiriyor. Bireyler, kendi özel ya da mahrem hayatlarını teşhir ederek gözetimin ‘gönüllü kölesi’ haline geliyor. Gözetim ve denetim, neredeyse her yerde. Bu olgunun birey olmayı, farklı olabilme ve farklı düşünebilme hakkını, bireyselleşmeyi engelleyeceği açık. 1984 gibi kara-ütopik romanların ana teması olan ‘iktidarın her an her yerde her şeyi denetlemek ve gözetlemek arzusu’nun ‘teşhir etme’ ya da ‘kendini metaya dönüştürme’ arzusu ile birleşmesi, kültürel alanı sömürgeleştirme tehlikesi içerdiği açık. &l
Zaman
En Çok Okunan
30.11.2013
BenimdeözelimvarBenim de özelim var
Benim de özelim var!
Zaman
30.11.2013
01:51
Çocuklar için özel hayat kavramı, yenidünya toplumlarının tartıştığı bir sorun. Yeni nesil, hayatının ne kadarı özel bilmiyor. Bunun sebebi de sosyal medya. Peki, ailelerin henüz birey sayılmayan bebeklerinin özel fotoğraflarını, görüntülerini sosyal medyadan herkesin göreceği şekilde paylaşması ne kadar doğru?Özel hayatınıza dair bir sırrınızı kâğıda yazar, onu da boynunuza asar ve şehrin caddelerinde dolaşır mısınız? Bu soru soruluyor ilkokul öğrencilerine İngiltere’de. Çocuklar gülüyorlar önce, “O kadar da aptal değiliz.” diyorlar. Sonra 10 yaşında bir kız çocuğu evinin kapısını açıyor, kocaman bir fotoğrafını, yatağının üzerinde pijamalarıyla çekilmiş, bahçesine asıyor. Fotoğrafın yanında sevdiği şeyler ve birkaç sırrı yazılı. Kapıyı açık bırakıp odasına gidiyor. Duvarlarda kendi fotoğrafları... İngiltere’de 8-10 yaş grubu çocuklarına ‘özel hayat gizliliği’ eğitimi vermek amacıyla hazırlanmış bir video bu. Gerçek hikâyeden yola çıkılarak hazırlanan videoda kızımız odasında kitap okurken, okul arkadaşları bu fotoğraflarını birbirine gösteriyor, aralarında gülüşüyor. Sonra bir adam geliyor, fotoğrafa bakıyor, açık kapıdan içeri giriyor, küçük kızın duvarlardaki fotoğraflarından birini çantasına koyuyor, onunla sohbet ediyor. Kızımız pek yüz vermiyor ama adam hiç de hoş olmayan gözlerle kızı ve odasını, duvardaki fotoğraflarını inceleyip gidiyor. Filmin mesajı şu: Çocuklar ‘aptalca’ dedikleri fiili sanal âlemde yapıyor, fakat farkında değiller. Yani sosyalleşmek için paylaştığınız özel fotoğraflarınız, arkadaşlarınızla yaptığınız özel yazışmalar size özel kalmıyor. Kötü niyetli insanların da eline geçebiliyor. Amaç, bu yaş grubu çocuklara ‘özel hayat, mahremiyet’ eğitimi vermek.Yeni dünya düzeninin, yeni toplumsal problemi bu... Yeni dünyanın çocukları, hayatının ne kadarı özel, sosyalleşmenin sınırı ve sır nedir, kamusal hayat ne gerektirir bilmiyor. Üstelik bu yeni neslin büyük bir kısmının şöyle bir özelliği var; doğumlarından itibaren anne ve babaları tarafından sanal âlemde fotoğrafları, özel anları (sevinçleri, hüzünleri) yayınlanmaya başlıyor. Yeni nesil annelerin masumane bir hevesle yaptığı bu yayınlar (bebeğim ve ben blogları, Instagram fotoğrafları, Facebook paylaşımları) henüz kendi hakkında karar veremeyecek durumdaki bir bireyin (bebeğin-çocuğun) özeline, mahremine müdahale anlamına geliyor. Bu çocuklar, yukarıdaki örnekte olduğu gibi bundan etkileniyor ve mahremlerini ifşa ediyor. Çünkü özel hayat kavramı onlarda oluşmuyor. Doç. Dr. Artun Avcı buna dair, “Çocukların her anının ebeveynler tarafından ayrıntılı olarak sosyal ağlarda paylaşımı, hukuki açıdan olmasa dahi etik açıdan (teşhir etme arzusunu kışkırtması ve tüketim kültürünün parçası olması anlamında) sakınca oluşturabilir. Ebeveynler, çocuklarını yeterince büyümemiş, korunmaya muhtaç varlıklar olarak görmek yerine onların ötekiliğine/farklılığına, öznelliğine ve kişiliğine saygı duymalı. Her çocuk, temel haklara sahip potansiyel bir birey.” tespitlerinde bulunuyor.Yeni nesilde özel hayat algısı aşınıyorİşin bir de şu boyutu var ki, büyük bir muamma; bu çocuklar yetişkin bir birey olduklarında dijital geçmişlerinin onlara ne gibi bir etkisi olacak? Artun Avcı, Kanadalı bilim adamı Marshall Mcluhan’ın 1960’larda yaptığı bir tespiti hatırlatıyor; sosyal ağların ‘görmek ve görünmek’ üzerine işlemesi. Avcı’nın bunu hatırlattıktan sonra yaptığı tespitler, yeni dünyanın yeni bireyleri ve psikolojik yapıları hakkında da ipuçları verir nitelikte ve biraz da korkutan bir dikkat çekiciliğe sahip: “Facebook, Twitter, Instagram vb. sosyal ağlarda bireylerin özel (ve kısmen mahrem) hayatları giderek kamusallaşırken mahremiyet algısı da giderek aşınıyor. Bu olgunun mahremiyet hakları/mahremiyetin korunması ilkesi açısından sakıncalı olabilecek sonucu, sosyal ağları kullanan bireylerin aynı anda ‘hem röntgenci hem de teşhirci’ bir konuma doğru savrulması. İnternet kullanıcıları eskiden olduğu gibi ‘anonimlik zırhına’ bürünmüyor. Kendini ‘teşhir etme arzusunun’ başkasını ‘röntgenleme arzusu’ ile birleşmesi, görmeyi ve görülmeyi doğal, meşru hale getirme tehlikesini de beraberinde getiriyor. Bireyler, kendi özel ya da mahrem hayatlarını teşhir ederek gözetimin ‘gönüllü kölesi’ haline geliyor. Gözetim ve denetim, neredeyse her yerde. Bu olgunun birey olmayı, farklı olabilme ve farklı düşünebilme hakkını, bireyselleşmeyi engelleyeceği açık. 1984 gibi kara-ütopik romanların ana teması olan ‘iktidarın her an her yerde her şeyi denetlemek ve gözetlemek arzusu’nun ‘teşhir etme’ ya da ‘kendini metaya dönüştürme’ arzusu ile birleşmesi, kültürel alanı sömürgeleştirme tehlikesi içerdiği açık. &l
Zaman
Ana Sayfa
30.11.2013
BenimdeözelimvarBenim de özelim var
Kağızmanlı kız öğrenciler: Kız çocukları küçük yaşta gelin olmasın
Zaman
29.11.2013
17:23
Dershanelerin kapatılmasına yönelik işletilen sürece toplumun her kesiminden tepkiler yağıyor. Karsın Kağızman ilçesinde bir araya gelen mezun öğrenciler ve veliler, dershanelerin kapanmasıyla eğitim desteği alamayan kızların, en geç lise sonunda genç yaşta gelin edileceklerine dikkat çekiyor. Özellikle Doğuda küçük yaşta kız çocuklarının lise sonrası küçük gelin yapılmasının önünde dershanelerin önemli bir etken olduğunu ifade eden meslek lisesi mezunu Kağızmanlı Yasemin Kurt, Başbakanımızın bu imkanı elimizden alması kız çocukları için çok kötü olacak. Küçük yaşta gelin olacaklar. Başbakanımıza soruyorum, buna razı mısınız? Kız arkadaşlarımın küçük yaşta gelin olmasına razı olacaksa dershaneleri kapatsınlar. Biz de okumayalım o zaman. dedi.Kendisinin ise dershaneye, tek başına bilgilerini taze tutamayacağını görmesiyle kayıt yaptırdığını aktaran Kurt, 3. defa sınava gireceğini ifade ederek, İlk zamanlar evde kendim çalıştım ve baktım ki olmuyor. Daha sonra dershaneye kaydolmaya karar verdim. Şunu belirtmek istiyorum, ben meslek lisesi çıkışlıyım ve meslek lisesi bilindiği üzere sadece meslek derslerine ağırlık veriyor. Pozitif bilimlere pek ağırlık vermiyorlar. Dershaneye geldikten sonra öğretmenlerin desteğiyle bilmediğim konuları çabucak öğrendim.” diye konuştu.İkinci kez sınava girecek olan Ayşe Polat ise mezun olduğunu belirterek, dershanelerin kapatılması taraftarı olmadığını, eğitimde eşitlik isteyenlerin Doğu illerine düzgün öğretmen göndermesi gerektiğini söyledi. Polat, Ben Karsın en iyi okulundan mezun oldum. Ama 4 yıl fizik görmedim. O 4 yılda göremediğimi şu an 1 yıl içerisinde kapatmaya çalışıyorum. Yeni mezun öğretmenler geliyorlar, üzerimizden deneyim kazanıyorlar ve büyük şehirlere gidiyorlar. Oranın eğitimi ile tabi buranın eğitimi bir olmuyor. şeklinde konuştu.Dershanelerin kapanmasıyla başarı elde edemeyecek kız çocuklarının ise erken yaşta evlendirileceklerine değinen Polat, Okumuyorsun, o zaman kocaya vereceğiz. Bu da bizim için hiç iyi olmayacak. O yüzden dershaneler kapatılırsa Doğudaki kız çocuklarının halini düşünemiyorum. diye ifade etti.Bir diğer mezun öğrenci Derya Sencer de dershanelerin her şeyden önce öğrenciyi motive ettiğini ve dershanelere ihtiyaçları olduğunu hatırlattı. Sencer, şöyle dedi: Her şey bir döngü içerisindedir. Hastanın doktora ihtiyacı var. Öğrencinin öğretmene ihtiyacı var. Bir öğrenci gerçekten evde çalışarak başarılı oluyorsa, o zaman herkes evde çalışsın, hukuk ve tıp kazansın.DERSHANELERİ KAPATMAK HANGİ AKLA MANTIĞA UYGUNEsnaflık yapan velilerden Ömer Aktaş, Kağızmanda talebelerin çok mağdur olduklarını görüp, arkadaşlarıyla göstermiş oldukları emekle FEM dershanesinin faaliyete geçmesini sağladıklarını söyledi. Aktaş, Eskiden beri eğitim sıkıntılıydı ama şu an eğitime bir darbe vuruluyor. Bu niye yapılıyor? Yanlış olan bir şey mi var? Bu hangi akla mantığa uygun? Bunu anlamış değiliz. Devlet büyüklerimiz bir daha düşünsünler. dedi.İşini gücünü bırakıp çocuklarının geleceği için dershanenin yolunu aşındırdığını söyleyen Abdurrahman Polat ise 17 yıldır ticaretle uğraştığını, bir veli ve vatandaş olarak dershanelerin kapatılmasına karşı olduğunu ifade etti. Polat, şunları ifade etti: Şu an benim çocuğum Iğdır Fen Lisesinde okuyorsa, önce Allahın sonra ise dershanelerin sayesindedir. Bir Kağızmanlı olarak Kağızman’da dershane yokken kaç öğrenci üniversitede okuyordu? Dershaneler sayesinde şu an Kağızman’da il dışında 750 öğrencimiz okuyor. Belki bu rakam daha fazladır. Burada devlet büyüklerinin bir yanlış anlaması, bilgilendirilmesi olabilir. Bu konunun tekrar istişare edilmesini istiyoruz. Kardeşlerinin hayatlarını kazanmalarında en büyük eğitim cihetiyle desteği dershanelerden aldığını aktaran Mehmet Bilgi de 10 yıllık esnaf olduğunu belirterek, 3 kardeşim de öğretmen oldu. Dershanelerin kapatılmasını istemiyorum. Böyle bir şeyin gerçekleşmesi ile doğuda erkek çocukların inşaatçı, kız çocukların liseden sonra gelin olma durumu olacak. diye konuştu.BİR ANNE, DERSHANE EVDE ÇOCUĞUMUN ÇALIŞMASINI TAKİP ETTİEv hanımı Gamze Çiftçi de 6. sınıfta okuyan bir öğrencisi olduğunu belirterek, Daha önce de kızım dershaneye geldi. Buralar sayesinde Sağlık Meslek Lisesini kazandı. Şu an Hemşirelik Bölümünü okuyor. Dershanemiz sayesinde çocuğumun özgüveni geldi. Dershanede şunu da gördük, durumu iyi olmayanlara destek oluyorlar. Çocukların hayatlarının kurtulması için çalışıyorlar. Ben bu desteği hep gördüm. Dershane dışında evde de takip ediyorlar. Eve gelip çalışma ortamını kontrol ettiler. Çocuğumun psikolojisine eğildiler, problemlerini çözdüler. şeklinde konuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
29.11.2013
KağızmanlıkızöğrencilerKızçocuklarıküçükyaştagelinolmasınKağızmanlı kız öğrenciler Kız çocukları küçük yaşta gelin olmasın
Muhtar Durdu:Köyümüzde kız çocukları okutulmuyor haberleri gerçek değil
Zaman
29.11.2013
16:43
Antalyanın Manavgat ilçesi Sağirin Köyü Muhtarı Nurettin Durdu, Göç Yolu Yolcuları Doğa Yürüyüş Grubu Lideri Ali Çetinin Sağirinin Zahmadın Mahallesinde kız çocukları ilkokuldan sonra okutulmuyor sözünün gerçeği yansıtmadığını söyledi. Muhtar Durdu, Manavgat Cumhuriyet Meydanında yaptığı basın açıklamasında, bu tür gerçek dışı açıklamada bulunan Ali Çetinı kınadıklarını kaydetti. Grubun, köyleri Sağirinin Zahmadın Mahallesine yürüyüş düzenledikten sonra kız çocuklarına çanta hediye ettiklerini bilgisini veren Durdu, Çetinin köy gezisi, yaptıkları yardımlar ve mahallede kız çocukları hiç okutulmuyor sözleriyle yazılı ve görsel basın mensuplarının e - posta adreslerine mail atarak yanlış bilgilendirmeye bağlı karalama yapıldığını savundu. Köylerinde 13 yıldır taşımalı eğitim yapıldığını ve bugüne kadar bahse konu olan mahallede bütün kız çocuklarının okula gittiğini belirten Durdu, halihazırda Sağirin Ortaokulunda okuyan 49 öğrencinin 28nin kız öğrenci olduğunu söyledi. Bu tür asılsız ve gerçek dışı sözlerin bazı gazetelerde yer almasının köydeki kız çocukları, öğretmen ve velilerini derinden üzdüğünü belirten Durdu, köylerinin ismini kızlarını okutmayan köy diyerek lanse eden ve kamuoyunu yanıltan Göç Yolu Yolcuları Doğa Yürüyüşü Grubu Başkanı Ali Çetin ve yanlış bilgi verenler hakkında suç duyurusunda bulunarak hukuki yoldan haklarını arayacaklarını kaydetti. Durdu, sözlerini şöyle sürdürdü:Bu tür asılsız bir açıklamada bulunan doğa yürüyüşü grubunun temsilcisi Ali Çetin ve Aytan Doğanı kınıyoruz. Zahmadın Mahallesindeki bütün kızların okumadığı sözü külliyen yalan. Mahallede oturan 9 kız çocuğumuz Sağirin Ortaokulunu bitirdikten sonra Manavgatta başta Kemer Fatma-Turgut Şen Anadolu Lisesi olmak üzere değişik liselerde okuyor. İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü verilerine göre köyümüz mahallesinde okumayan kız çocuğu yok. Bu tür asılsız söz ve açıklamalar köyümüzü üzdü. Muhtar, 30 Mart 2014 mahalli seçimlerine sayılı günler kala köydeki çocuklara çanta ve içinde bir takım eşyalar konularak hediye edilmesini etik bulmadığını bu konuda bir açıklama yapmasının doğru olmayacağını kaydetti. Göç Yolu Yolcuları Doğa Yürüyüş Grubu Başkanı Ali Çetinin görsel ve yazılı basının elektronik posta adresilerine attığı e-mailde şu ifadelerin yer aldığı öne sürüldü: Yardımlar, CHPli Büyükşehir ve Manavgat Belediyesinin katkılarıyla sahiplerine ulaştırıldı. Grup üyesi olan doktorlar da sağlık sorunu yaşayan köylüleri muayene ederek ücretsiz ilaç dağıtımı yaptı. Göç Yolu Yolcuları Grubu Lideri Ali Çetin, idari olarak yaklaşık 30 kilometre uzaklığında bulunan Sağirin köyünün mahallesi olan Zahmadının bir dağ köyü olduğu köyde kız çocuklarının ilkokuldan sonra okutulmaması dikkat çekti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
29.11.2013
MuhtarDurduKöyümüzdekızçocuklarıokutulmuyorhaberlerigerçekdeğilMuhtar DurduKöyümüzde kız çocukları okutulmuyor haberleri gerçek değil
'Kadına yönelik şiddet için çıkarılan kanunlardan dolayı eleştiri alıyoruz'
Zaman
23.11.2013
14:12
Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Müsteşarı Ahmet Zahteroğulları, kadına yönelik şiddetin değil, görünürlüğünün arttığını ifade ederek, Bize aile ve kadının korunması için çıkarılan yasadaki evden uzaklaştırma kararlarından dolayı aileyi yıktınız eleştirileri yapılıyor. Hayır aileyi dağıtmadık. Şiddet vardı sayısı artmadı. Boşanmalarda artış yok. Varsa bir algı ise biz yine düzenlemeler yaparız.” dedi. Kayseri Barosu ile Erciyes Üniversitesi işbirliğince Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesinde Hukuki ve Toplumsal Çözümler Sempozyumu yapıldı. Sempozyuma Müsteşar Ahmet Zahteroğulları, Erciyes Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fahrettin Keleştemur, Kayseri Barosu Başkanı Avukat Fevzi Konaç, akademisyenler, hakimler, savcılar, avukatlar ve kadın dernekleri temsilcileri katıldı. Sempozyumun açılış konuşmasını Baro Başkanı Fevzi Konaç yaptı ve artık kadına şiddetin durması gerektiğini, medeni toplamlarda bu sorunun yaşanmadığını ifade etti. Rektör Prof. Dr. Keleştemur, kadına şiddet konusunda sorun yaşandığını ama kadına değer verme noktasında ülke olarak çok iyi olduğumuzu söyledi. Müsteşar Ahmet Zahteroğulları’da, bakanlık olarak kadına şiddetin önlenmesiyle ilgili yapılan çalışmalar hakkında bilgi verdi. Yasaların uygulanmasında uygulayıcının çok önemli olduğuna işaret eden Zahteroğulları, “6284 yasadan hem rahatsız olan hem pozitif yönde eleştiriler var. Bunları duyuyoruz. Ama uygulamadan kaynaklanan sorunlar ve farklıların olduğunu görüyoruz. Eğer yasada yada yönetmeliklerde hukuku düzenlemelerde eksiklik varsa yapılan sempozyum sonucunda bunlara dikkat çekilmelidir. Hazırlanacak ifadeler dikkate alınarak bunu yasaya dönüştürerek şiddetin önlenmesinde değerlendirmeye hazırız” dedi. “Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı olarak 4 yasa çıkarttık” diyen Müsteşar Zahteroğulları, konuşmasını şöyle sürdürdü; “Muhalefetinde desteği ile bu yasaları çıkarttık. Bakanlığımız sorunları ve yasaları gündeme getirirken siyaset üstü yapıyor. Yine şiddetin önlenmesi adına yapılacak bir düşünce var ve oluşursa bununla ilgili de bakanlık olarak hazırlık yaparak yasalar çıkartabiliriz. Çok rahat çıkartabiliriz çünkü muhalefette bu konuda destek veriyor. Yine yasa çıkar ve yönetmelikler suratla hazırlanır. Uygulayıcılar, sonuçları ile birlikte değerlendirdiklerini de bil hassa evden uzaklaştırma kararlarından dolayı bakanlık çok sayıda tenkitler alıyor. Bu yasayı çıkartınızda aileyi dağıttınız diye. Hayır aileyi dağıtmadık. Şiddet vardı sayısı artmadı. Boşanmalarda artış yok. Varsa bir algı ise biz yine düzenlemeler yaparız.”-ŞİDDETTE ARTIŞ SÖZ KONUSU DEĞİLMüsteşar Ahmet Zahteroğulları, şiddetin arttığı yönündeki açıklamaların doğru olmadığına dikkat çekerek, şiddetin aynı ve görünürlük olarak arttığına işaret etti. Zahteroğulları, “Kol kırılır yen içinde kalır. Artık kalmıyor. Biz kol kırılmaması için uğraşıyoruz. Bunun için çalışıyoruz. Kadına şiddetli ilgili bir başka boyutta bu işin medya tarafından duyurulmasıdır. Bu işin medya tarafından üçüncü sayfa haberleriydi şimdi birinci sayfa haberleri oldu. Tabirimi bağışlayın. Bu haberler eşeğin aklına karpuz kabuğu düşürmek gibi bir etkisi oluyorsa, (bunun bir süre ihtiyaç olacak) bu işin bilinirliliğini, tanınırlığının ve korkusunu yenmek için belki buna ihtiyaç vardır. Sansür uygulama gibi düşünce yok ama zaman içinde medya ve toplum kendi süzgecinden geçirecektir.”-BAKANLIK İSMİNDEN KADININ ÇIKARTILMASIYLA İLGİLİ ELEŞTİRİ ALIYORUZİki konuda çok eleştiri aldıklarını dile getiren Müsteşar Ahmet Zahteroğulları, kadın konusunu çok gündeme getirdikleri ve aileyi dağıttıkları yönde eleştirilere maruz kaldıklarını aktardı. Zahteroğulları, diğer bir eleştirinin de, “Kadın zaten bakanlığın adından çıkartıldı aile öncelikli dediniz, kadının unuttunuz” şeklinde olduğunu belirterek, konuşmasını şöyle devam ettirdi; “Aynı hizmet devam ediyor. Bakanlığın adında olup olmaması bir şey değiştirmiyor. Düne göre bugün daha çok kadınla ilgili haklar konusunda çalışmalar yapılıyor. Son 10 yıldı kız çocuklarının okullaşmasında erkek çocukları ile eşitlendi. Kadın istihdam yüzde 30’lara ulaştı. Hedef yüzde 38 olacaktır. Çok ciddi teşvikler veriliyor. Çalışma bakanlığımız verdiği bir katkıda ilave kadın istihdamında devlet sigorta primini ödüyor.”-TÜRKİYE’DE BOŞANMALAR ACELEYE GETİRİLİYORMüsteşar Ahmet Zahteroğulları, şimdi boşanma sürecinde danışmanlık hizmeti verileceğini anlatarak, bu konunun çok tartışıldığını anlatarak, şunları söyledi; “Danışmanlık hizmeti verilirken bunu kadına 90 dakikalık işkence olarak nitelendiriliyor. Böyle bir şey yok. Yapmak istediğimiz şu. Türkiye’de boşanmalar aceleye getiriliyor. Bu kanaat var. Elimizdeki verilere göre boşanmalarda yüzde 80’in yeniden evleniyor olması önemlidir. Ayrılanların büyük bir kısmı da daha sonra eski eşleriyle evleniyor. Burada boşanma yada boşanmamaya müdahale değil. İnsanlarımız boşanma aşamasında
Zaman
Son Dakika
23.11.2013
KadınayönelikşiddetiçinçıkarılankanunlardandolayıeleştirialıyoruzKadına yönelik şiddet için çıkarılan kanunlardan dolayı eleştiri alıyoruz
Her animasyon çocuk filmi değildir
Zaman
12.11.2013
08:08
Animasyon filmler çocuklar kadar yetişkinlerin de dikkatini çekiyor. Hal böyle olunca bazı animasyonların her dört sahnesinden üçünde çocuklara uygun olmayan içerik karşımıza çıkıyor.Sinemanın bütün koltuklarını afacanlar doldurmuş. Cıvıltıları iyi hoş da tekrar biletinizi kontrol etme gereği duyuyor, “Acaba çocuk filmine mi geldim?” tereddüdü yaşıyorsunuz. Eğlence garantili, şöyle neşeli bir saat için animasyon film tercih etmiştiniz. Filmin on dakikasına geldiğinizde başınızı geriye çevirip çocuklarla birlikte kahkahalar atan birkaç ebeveyn fark ediyorsunuz. Küfür, şiddet ve çarpık ilişkilerin uçuştuğu filmin yarısına geldiğinizde ise animasyonun, değil çocuklara size bile uygun olmadığını fark ediyorsunuz. Hayal kırıklığıyla salonu terk ediyorsunuz ama çocuklar halinden memnun, seyri sürdürüyor. Aileler de bu coşkuya eşlik ediyor tabii. Çoğumuzun başından geçen bu deneyimi yaşayanlardan biri de psikolog Mücahit Gültekin olacak ki “Animasyonlar çocuk filmi midir?” diye bir soru atıyor ortaya. Sorusuna ebeveynlerden cılız cevaplar geldiğinden, animasyonlarla ilgili akademik bir çalışma kaleme almış. Gişe rekorları kıran ve ailece izlenen filmler maalesef sınıfı geçememiş. Çünkü Gültekin, izleyiciyle buluşan örneklerin her dört sahnesinden birinde olumsuz içerik ve görüntü fark etmiş.Kabul edelim, çocukları susturmak için imdada koşuyor çizgi filmler. Her ne kadar hoşumuza gitmese de televizyonun açma düğmesine basıp yavrucağı sakinleştirmek kolayımıza gelebiliyor. Çizgi filmlerin masumiyeti ayrı bir tartışma konusu. Lakin animasyonla çizgi filmin aynı kefeye konması başka tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Çünkü cinsellik ve şiddetin yoğun bir şekilde karşımıza çıktığı animasyonlar en fazla çocukların ilgisine mazhar oluyor. Çocuk filmiymiş gibi sunulan yapımların bir diğer sorunuysa ailelerin de hoşlanacağı biçimde çekilmesi. Böylece anne-baba zevkle evladına eşlik ediyor. Fare ve kedi kavgasını izlemekten daha eğlenceli çünkü yeşil bir devin dünyalar güzeli prensese olan aşkını izlemek. Psikolog Mücahit Gültekin, animasyon filmlerin genelinde yetişkinlerin ilişkilerini konu aldığını nazara veriyor.Tam da bu sebeple masum görülen yapımlarda, kaba kuvvet, vandalizm hatta eşcinsellik bile yer bulabiliyor. Gültekin, aileleri bu tür filmlerin çocuklarda oluşturduğu olumsuzluklara karşı uyarıyor: “Animasyon filmler çocuk filmi değildir, onlara izletmeden önce mutlaka siz seyredin. Özellikle ilişkilerin onları nasıl etkileyeceğine odaklanmakta fayda var. Renkler, metinler, kahramanlar çocukları cezbedebilir, çok da sevebilirler. Fakat bu, o yapımları aklamaya yetmez.” Çocukların hayal dünyasına hitap eden bu kurguların temasını ise şöyle özetliyor: “Saygısız ol, kaba davran ve kazan!”Masum karakterden şeytanî işlerAilesini arayan bir balık, kovandan kaçan arı, atari oyunundan sıkılan bir kahraman ya da kötü bir dadıya bırakılmış bir minik… Hepsi ne kadar da sevimli geliyor kulağımıza. “Hikâyeler ne kadar kötü olabilir?” demek geliyor içimizden. Lakin senaryoların bizim hoşumuza gitmesi çocuklara iyi örnek olacağı manasına gelmiyor. Zaten Mücahit Gültekin, yapımların şirinlikleri sebebiyle eleştirel bir gözle izlenmediğini de itiraf ediyor. Sinema filmlerinde otokontrol devreye giriyor fakat burada ona gerek duymuyoruz bile. Psikolog Elif Sultan Demirhan, çocuklara olumsuz örnek olabilecek her türlü davranıştan uzak durduğumuz gibi ses ve görüntüden dahi kaçınmamız gerektiğini izah ediyor. Bazı animasyon kahramanların uygunsuz davranışlarının çocukların psikolojisine zarar verdiğine dikkat çekiyor: “Saldırgan, sınır tanımaz davranışlar sergileyen karakterler çocuğun değer yargılarını alt üst ediyor. Şiddete ve küfre gülen bir ebeveyn profili zihinlerine kazınıyor. Bazı olumsuz davranışlar meşrulaşıyor. Çocuk bu tür davranışları sergilemekte sakınca görmez hale gelebiliyor. Agresif davranışlar edinebiliyor.” Bazense çocuk şiddet ve cinsellik karşısında içe kapanabiliyor. Ailesinin öğrettikleri ile izledikleri arasında sıkışıp kalıyor. Dolaylı yollardan pasif, edilgen bir karaktere bürünüyor.Pırıl pırıl parlayan uydumuz ayı çalmaya kalkışan karakteri izleyen miniği düşünelim. O hayal dünyası, şirin çizgiler, yüzlerdeki tatlılık, şeker kızlar hepsi masalın içine çekip alıyor zavallıyı. Fakat hırsızlığın, insanları aldatmanın kötü bir davranış olduğu gerçeği gözden kaçıyor. Başka bir filmde sevimli kız çocuğunun anne-babası çok yemek yediği için domuza dönüşüyor. Alt metinlerinde iyinin kötüyle mücadelesini konu alan animasyon, bu ve benzeri birçok sahneyle çocuklar için sakıncalılar listesine giriyor. Bu tür yapımların her biriyle ilgili değerlendirmede bulunmamız imkânsız. Her yıl yenileri sinemaseverlerle buluşuyor. İlginç evrenler resmeden animasyonların çekiciliğine kapılıyoru
Zaman
En Çok Okunan
12.11.2013
HeranimasyonçocukfilmideğildirHer animasyon çocuk filmi değildir
Her animasyon çocuk filmi değildir
Zaman
12.11.2013
06:53
Animasyon filmler çocuklar kadar yetişkinlerin de dikkatini çekiyor. Hal böyle olunca bazı animasyonların her dört sahnesinden üçünde çocuklara uygun olmayan içerik karşımıza çıkıyor.Sinemanın bütün koltuklarını afacanlar doldurmuş. Cıvıltıları iyi hoş da tekrar biletinizi kontrol etme gereği duyuyor, “Acaba çocuk filmine mi geldim?” tereddüdü yaşıyorsunuz. Eğlence garantili, şöyle neşeli bir saat için animasyon film tercih etmiştiniz. Filmin on dakikasına geldiğinizde başınızı geriye çevirip çocuklarla birlikte kahkahalar atan birkaç ebeveyn fark ediyorsunuz. Küfür, şiddet ve çarpık ilişkilerin uçuştuğu filmin yarısına geldiğinizde ise animasyonun, değil çocuklara size bile uygun olmadığını fark ediyorsunuz. Hayal kırıklığıyla salonu terk ediyorsunuz ama çocuklar halinden memnun, seyri sürdürüyor. Aileler de bu coşkuya eşlik ediyor tabii. Çoğumuzun başından geçen bu deneyimi yaşayanlardan biri de psikolog Mücahit Gültekin olacak ki “Animasyonlar çocuk filmi midir?” diye bir soru atıyor ortaya. Sorusuna ebeveynlerden cılız cevaplar geldiğinden, animasyonlarla ilgili akademik bir çalışma kaleme almış. Gişe rekorları kıran ve ailece izlenen filmler maalesef sınıfı geçememiş. Çünkü Gültekin, izleyiciyle buluşan örneklerin her dört sahnesinden birinde olumsuz içerik ve görüntü fark etmiş.Kabul edelim, çocukları susturmak için imdada koşuyor çizgi filmler. Her ne kadar hoşumuza gitmese de televizyonun açma düğmesine basıp yavrucağı sakinleştirmek kolayımıza gelebiliyor. Çizgi filmlerin masumiyeti ayrı bir tartışma konusu. Lakin animasyonla çizgi filmin aynı kefeye konması başka tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Çünkü cinsellik ve şiddetin yoğun bir şekilde karşımıza çıktığı animasyonlar en fazla çocukların ilgisine mazhar oluyor. Çocuk filmiymiş gibi sunulan yapımların bir diğer sorunuysa ailelerin de hoşlanacağı biçimde çekilmesi. Böylece anne-baba zevkle evladına eşlik ediyor. Fare ve kedi kavgasını izlemekten daha eğlenceli çünkü yeşil bir devin dünyalar güzeli prensese olan aşkını izlemek. Psikolog Mücahit Gültekin, animasyon filmlerin genelinde yetişkinlerin ilişkilerini konu aldığını nazara veriyor.Tam da bu sebeple masum görülen yapımlarda, kaba kuvvet, vandalizm hatta eşcinsellik bile yer bulabiliyor. Gültekin, aileleri bu tür filmlerin çocuklarda oluşturduğu olumsuzluklara karşı uyarıyor: “Animasyon filmler çocuk filmi değildir, onlara izletmeden önce mutlaka siz seyredin. Özellikle ilişkilerin onları nasıl etkileyeceğine odaklanmakta fayda var. Renkler, metinler, kahramanlar çocukları cezbedebilir, çok da sevebilirler. Fakat bu, o yapımları aklamaya yetmez.” Çocukların hayal dünyasına hitap eden bu kurguların temasını ise şöyle özetliyor: “Saygısız ol, kaba davran ve kazan!”Masum karakterden şeytanî işlerAilesini arayan bir balık, kovandan kaçan arı, atari oyunundan sıkılan bir kahraman ya da kötü bir dadıya bırakılmış bir minik… Hepsi ne kadar da sevimli geliyor kulağımıza. “Hikâyeler ne kadar kötü olabilir?” demek geliyor içimizden. Lakin senaryoların bizim hoşumuza gitmesi çocuklara iyi örnek olacağı manasına gelmiyor. Zaten Mücahit Gültekin, yapımların şirinlikleri sebebiyle eleştirel bir gözle izlenmediğini de itiraf ediyor. Sinema filmlerinde otokontrol devreye giriyor fakat burada ona gerek duymuyoruz bile. Psikolog Elif Sultan Demirhan, çocuklara olumsuz örnek olabilecek her türlü davranıştan uzak durduğumuz gibi ses ve görüntüden dahi kaçınmamız gerektiğini izah ediyor. Bazı animasyon kahramanların uygunsuz davranışlarının çocukların psikolojisine zarar verdiğine dikkat çekiyor: “Saldırgan, sınır tanımaz davranışlar sergileyen karakterler çocuğun değer yargılarını alt üst ediyor. Şiddete ve küfre gülen bir ebeveyn profili zihinlerine kazınıyor. Bazı olumsuz davranışlar meşrulaşıyor. Çocuk bu tür davranışları sergilemekte sakınca görmez hale gelebiliyor. Agresif davranışlar edinebiliyor.” Bazense çocuk şiddet ve cinsellik karşısında içe kapanabiliyor. Ailesinin öğrettikleri ile izledikleri arasında sıkışıp kalıyor. Dolaylı yollardan pasif, edilgen bir karaktere bürünüyor.Pırıl pırıl parlayan uydumuz ayı çalmaya kalkışan karakteri izleyen miniği düşünelim. O hayal dünyası, şirin çizgiler, yüzlerdeki tatlılık, şeker kızlar hepsi masalın içine çekip alıyor zavallıyı. Fakat hırsızlığın, insanları aldatmanın kötü bir davranış olduğu gerçeği gözden kaçıyor. Başka bir filmde sevimli kız çocuğunun anne-babası çok yemek yediği için domuza dönüşüyor. Alt metinlerinde iyinin kötüyle mücadelesini konu alan animasyon, bu ve benzeri birçok sahneyle çocuklar için sakıncalılar listesine giriyor. Bu tür yapımların her biriyle ilgili değerlendirmede bulunmamız imkânsız. Her yıl yenileri sinemaseverlerle buluşuyor. İlginç evrenler resmeden animasyonların çekiciliğine kapılıyoru
Zaman
Ana Sayfa
12.11.2013
HeranimasyonçocukfilmideğildirHer animasyon çocuk filmi değildir
Yenibahar / Her animasyon çocuk filmi değildir
Zaman
12.11.2013
02:30
Animasyon filmler çocuklar kadar yetişkinlerin de dikkatini çekiyor. Hal böyle olunca bazı animasyonların her dört sahnesinden üçünde çocuklara uygun olmayan içerik karşımıza çıkıyor.Sinemanın bütün koltuklarını afacanlar doldurmuş. Cıvıltıları iyi hoş da tekrar biletinizi kontrol etme gereği duyuyor, “Acaba çocuk filmine mi geldim?” tereddüdü yaşıyorsunuz. Eğlence garantili, şöyle neşeli bir saat için animasyon film tercih etmiştiniz. Filmin on dakikasına geldiğinizde başınızı geriye çevirip çocuklarla birlikte kahkahalar atan birkaç ebeveyn fark ediyorsunuz. Küfür, şiddet ve çarpık ilişkilerin uçuştuğu filmin yarısına geldiğinizde ise animasyonun, değil çocuklara size bile uygun olmadığını fark ediyorsunuz. Hayal kırıklığıyla salonu terk ediyorsunuz ama çocuklar halinden memnun, seyri sürdürüyor. Aileler de bu coşkuya eşlik ediyor tabii. Çoğumuzun başından geçen bu deneyimi yaşayanlardan biri de psikolog Mücahit Gültekin olacak ki “Animasyonlar çocuk filmi midir?” diye bir soru atıyor ortaya. Sorusuna ebeveynlerden cılız cevaplar geldiğinden, animasyonlarla ilgili akademik bir çalışma kaleme almış. Gişe rekorları kıran ve ailece izlenen filmler maalesef sınıfı geçememiş. Çünkü Gültekin, izleyiciyle buluşan örneklerin her dört sahnesinden birinde olumsuz içerik ve görüntü fark etmiş.Kabul edelim, çocukları susturmak için imdada koşuyor çizgi filmler. Her ne kadar hoşumuza gitmese de televizyonun açma düğmesine basıp yavrucağı sakinleştirmek kolayımıza gelebiliyor. Çizgi filmlerin masumiyeti ayrı bir tartışma konusu. Lakin animasyonla çizgi filmin aynı kefeye konması başka tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Çünkü cinsellik ve şiddetin yoğun bir şekilde karşımıza çıktığı animasyonlar en fazla çocukların ilgisine mazhar oluyor. Çocuk filmiymiş gibi sunulan yapımların bir diğer sorunuysa ailelerin de hoşlanacağı biçimde çekilmesi. Böylece anne-baba zevkle evladına eşlik ediyor. Fare ve kedi kavgasını izlemekten daha eğlenceli çünkü yeşil bir devin dünyalar güzeli prensese olan aşkını izlemek. Psikolog Mücahit Gültekin, animasyon filmlerin genelinde yetişkinlerin ilişkilerini konu aldığını nazara veriyor.Tam da bu sebeple masum görülen yapımlarda, kaba kuvvet, vandalizm hatta eşcinsellik bile yer bulabiliyor. Gültekin, aileleri bu tür filmlerin çocuklarda oluşturduğu olumsuzluklara karşı uyarıyor: “Animasyon filmler çocuk filmi değildir, onlara izletmeden önce mutlaka siz seyredin. Özellikle ilişkilerin onları nasıl etkileyeceğine odaklanmakta fayda var. Renkler, metinler, kahramanlar çocukları cezbedebilir, çok da sevebilirler. Fakat bu, o yapımları aklamaya yetmez.” Çocukların hayal dünyasına hitap eden bu kurguların temasını ise şöyle özetliyor: “Saygısız ol, kaba davran ve kazan!”Masum karakterden şeytanî işlerAilesini arayan bir balık, kovandan kaçan arı, atari oyunundan sıkılan bir kahraman ya da kötü bir dadıya bırakılmış bir minik… Hepsi ne kadar da sevimli geliyor kulağımıza. “Hikâyeler ne kadar kötü olabilir?” demek geliyor içimizden. Lakin senaryoların bizim hoşumuza gitmesi çocuklara iyi örnek olacağı manasına gelmiyor. Zaten Mücahit Gültekin, yapımların şirinlikleri sebebiyle eleştirel bir gözle izlenmediğini de itiraf ediyor. Sinema filmlerinde otokontrol devreye giriyor fakat burada ona gerek duymuyoruz bile. Psikolog Elif Sultan Demirhan, çocuklara olumsuz örnek olabilecek her türlü davranıştan uzak durduğumuz gibi ses ve görüntüden dahi kaçınmamız gerektiğini izah ediyor. Bazı animasyon kahramanların uygunsuz davranışlarının çocukların psikolojisine zarar verdiğine dikkat çekiyor: “Saldırgan, sınır tanımaz davranışlar sergileyen karakterler çocuğun değer yargılarını alt üst ediyor. Şiddete ve küfre gülen bir ebeveyn profili zihinlerine kazınıyor. Bazı olumsuz davranışlar meşrulaşıyor. Çocuk bu tür davranışları sergilemekte sakınca görmez hale gelebiliyor. Agresif davranışlar edinebiliyor.” Bazense çocuk şiddet ve cinsellik karşısında içe kapanabiliyor. Ailesinin öğrettikleri ile izledikleri arasında sıkışıp kalıyor. Dolaylı yollardan pasif, edilgen bir karaktere bürünüyor.Pırıl pırıl parlayan uydumuz ayı çalmaya kalkışan karakteri izleyen miniği düşünelim. O hayal dünyası, şirin çizgiler, yüzlerdeki tatlılık, şeker kızlar hepsi masalın içine çekip alıyor zavallıyı. Fakat hırsızlığın, insanları aldatmanın kötü bir davranış olduğu gerçeği gözden kaçıyor. Başka bir filmde sevimli kız çocuğunun anne-babası çok yemek yediği için domuza dönüşüyor. Alt metinlerinde iyinin kötüyle mücadelesini konu alan animasyon, bu ve benzeri birçok sahneyle çocuklar için sakıncalılar listesine giriyor. Bu tür yapımların her biriyle ilgili değerlendirmede bulunmamız imkânsız. Her yıl yenileri sinemaseverlerle buluşuyor. İlginç evrenler resmeden animasyonların çekiciliğine kapılıyoru
Zaman
Ana Sayfa
12.11.2013
Yenibahar/HeranimasyonçocukfilmideğildirYenibahar / Her animasyon çocuk filmi değildir
Her animasyon çocuk filmi değildir
Zaman
12.11.2013
01:53
Animasyon filmler çocuklar kadar yetişkinlerin de dikkatini çekiyor. Hal böyle olunca bazı animasyonların her dört sahnesinden üçünde çocuklara uygun olmayan içerik karşımıza çıkıyor.Sinemanın bütün koltuklarını afacanlar doldurmuş. Cıvıltıları iyi hoş da tekrar biletinizi kontrol etme gereği duyuyor, “Acaba çocuk filmine mi geldim?” tereddüdü yaşıyorsunuz. Eğlence garantili, şöyle neşeli bir saat için animasyon film tercih etmiştiniz. Filmin on dakikasına geldiğinizde başınızı geriye çevirip çocuklarla birlikte kahkahalar atan birkaç ebeveyn fark ediyorsunuz. Küfür, şiddet ve çarpık ilişkilerin uçuştuğu filmin yarısına geldiğinizde ise animasyonun, değil çocuklara size bile uygun olmadığını fark ediyorsunuz. Hayal kırıklığıyla salonu terk ediyorsunuz ama çocuklar halinden memnun, seyri sürdürüyor. Aileler de bu coşkuya eşlik ediyor tabii. Çoğumuzun başından geçen bu deneyimi yaşayanlardan biri de psikolog Mücahit Gültekin olacak ki “Animasyonlar çocuk filmi midir?” diye bir soru atıyor ortaya. Sorusuna ebeveynlerden cılız cevaplar geldiğinden, animasyonlarla ilgili akademik bir çalışma kaleme almış. Gişe rekorları kıran ve ailece izlenen filmler maalesef sınıfı geçememiş. Çünkü Gültekin, izleyiciyle buluşan örneklerin her dört sahnesinden birinde olumsuz içerik ve görüntü fark etmiş.Kabul edelim, çocukları susturmak için imdada koşuyor çizgi filmler. Her ne kadar hoşumuza gitmese de televizyonun açma düğmesine basıp yavrucağı sakinleştirmek kolayımıza gelebiliyor. Çizgi filmlerin masumiyeti ayrı bir tartışma konusu. Lakin animasyonla çizgi filmin aynı kefeye konması başka tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Çünkü cinsellik ve şiddetin yoğun bir şekilde karşımıza çıktığı animasyonlar en fazla çocukların ilgisine mazhar oluyor. Çocuk filmiymiş gibi sunulan yapımların bir diğer sorunuysa ailelerin de hoşlanacağı biçimde çekilmesi. Böylece anne-baba zevkle evladına eşlik ediyor. Fare ve kedi kavgasını izlemekten daha eğlenceli çünkü yeşil bir devin dünyalar güzeli prensese olan aşkını izlemek. Psikolog Mücahit Gültekin, animasyon filmlerin genelinde yetişkinlerin ilişkilerini konu aldığını nazara veriyor.Tam da bu sebeple masum görülen yapımlarda, kaba kuvvet, vandalizm hatta eşcinsellik bile yer bulabiliyor. Gültekin, aileleri bu tür filmlerin çocuklarda oluşturduğu olumsuzluklara karşı uyarıyor: “Animasyon filmler çocuk filmi değildir, onlara izletmeden önce mutlaka siz seyredin. Özellikle ilişkilerin onları nasıl etkileyeceğine odaklanmakta fayda var. Renkler, metinler, kahramanlar çocukları cezbedebilir, çok da sevebilirler. Fakat bu, o yapımları aklamaya yetmez.” Çocukların hayal dünyasına hitap eden bu kurguların temasını ise şöyle özetliyor: “Saygısız ol, kaba davran ve kazan!”Masum karakterden şeytanî işlerAilesini arayan bir balık, kovandan kaçan arı, atari oyunundan sıkılan bir kahraman ya da kötü bir dadıya bırakılmış bir minik… Hepsi ne kadar da sevimli geliyor kulağımıza. “Hikâyeler ne kadar kötü olabilir?” demek geliyor içimizden. Lakin senaryoların bizim hoşumuza gitmesi çocuklara iyi örnek olacağı manasına gelmiyor. Zaten Mücahit Gültekin, yapımların şirinlikleri sebebiyle eleştirel bir gözle izlenmediğini de itiraf ediyor. Sinema filmlerinde otokontrol devreye giriyor fakat burada ona gerek duymuyoruz bile. Psikolog Elif Sultan Demirhan, çocuklara olumsuz örnek olabilecek her türlü davranıştan uzak durduğumuz gibi ses ve görüntüden dahi kaçınmamız gerektiğini izah ediyor. Bazı animasyon kahramanların uygunsuz davranışlarının çocukların psikolojisine zarar verdiğine dikkat çekiyor: “Saldırgan, sınır tanımaz davranışlar sergileyen karakterler çocuğun değer yargılarını alt üst ediyor. Şiddete ve küfre gülen bir ebeveyn profili zihinlerine kazınıyor. Bazı olumsuz davranışlar meşrulaşıyor. Çocuk bu tür davranışları sergilemekte sakınca görmez hale gelebiliyor. Agresif davranışlar edinebiliyor.” Bazense çocuk şiddet ve cinsellik karşısında içe kapanabiliyor. Ailesinin öğrettikleri ile izledikleri arasında sıkışıp kalıyor. Dolaylı yollardan pasif, edilgen bir karaktere bürünüyor.Pırıl pırıl parlayan uydumuz ayı çalmaya kalkışan karakteri izleyen miniği düşünelim. O hayal dünyası, şirin çizgiler, yüzlerdeki tatlılık, şeker kızlar hepsi masalın içine çekip alıyor zavallıyı. Fakat hırsızlığın, insanları aldatmanın kötü bir davranış olduğu gerçeği gözden kaçıyor. Başka bir filmde sevimli kız çocuğunun anne-babası çok yemek yediği için domuza dönüşüyor. Alt metinlerinde iyinin kötüyle mücadelesini konu alan animasyon, bu ve benzeri birçok sahneyle çocuklar için sakıncalılar listesine giriyor. Bu tür yapımların her biriyle ilgili değerlendirmede bulunmamız imkânsız. Her yıl yenileri sinemaseverlerle buluşuyor. İlginç evrenler resmeden animasyonların çekiciliğine kapılıyoru
Zaman
Güncel
12.11.2013
HeranimasyonçocukfilmideğildirHer animasyon çocuk filmi değildir
Her animasyon çocuk filmi değildir
Zaman
12.11.2013
01:52
Animasyon filmler çocuklar kadar yetişkinlerin de dikkatini çekiyor. Hal böyle olunca bazı animasyonların her dört sahnesinden üçünde çocuklara uygun olmayan içerik karşımıza çıkıyor.Sinemanın bütün koltuklarını afacanlar doldurmuş. Cıvıltıları iyi hoş da tekrar biletinizi kontrol etme gereği duyuyor, “Acaba çocuk filmine mi geldim?” tereddüdü yaşıyorsunuz. Eğlence garantili, şöyle neşeli bir saat için animasyon film tercih etmiştiniz. Filmin on dakikasına geldiğinizde başınızı geriye çevirip çocuklarla birlikte kahkahalar atan birkaç ebeveyn fark ediyorsunuz. Küfür, şiddet ve çarpık ilişkilerin uçuştuğu filmin yarısına geldiğinizde ise animasyonun, değil çocuklara size bile uygun olmadığını fark ediyorsunuz. Hayal kırıklığıyla salonu terk ediyorsunuz ama çocuklar halinden memnun, seyri sürdürüyor. Aileler de bu coşkuya eşlik ediyor tabii. Çoğumuzun başından geçen bu deneyimi yaşayanlardan biri de psikolog Mücahit Gültekin olacak ki “Animasyonlar çocuk filmi midir?” diye bir soru atıyor ortaya. Sorusuna ebeveynlerden cılız cevaplar geldiğinden, animasyonlarla ilgili akademik bir çalışma kaleme almış. Gişe rekorları kıran ve ailece izlenen filmler maalesef sınıfı geçememiş. Çünkü Gültekin, izleyiciyle buluşan örneklerin her dört sahnesinden birinde olumsuz içerik ve görüntü fark etmiş.Kabul edelim, çocukları susturmak için imdada koşuyor çizgi filmler. Her ne kadar hoşumuza gitmese de televizyonun açma düğmesine basıp yavrucağı sakinleştirmek kolayımıza gelebiliyor. Çizgi filmlerin masumiyeti ayrı bir tartışma konusu. Lakin animasyonla çizgi filmin aynı kefeye konması başka tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Çünkü cinsellik ve şiddetin yoğun bir şekilde karşımıza çıktığı animasyonlar en fazla çocukların ilgisine mazhar oluyor. Çocuk filmiymiş gibi sunulan yapımların bir diğer sorunuysa ailelerin de hoşlanacağı biçimde çekilmesi. Böylece anne-baba zevkle evladına eşlik ediyor. Fare ve kedi kavgasını izlemekten daha eğlenceli çünkü yeşil bir devin dünyalar güzeli prensese olan aşkını izlemek. Psikolog Mücahit Gültekin, animasyon filmlerin genelinde yetişkinlerin ilişkilerini konu aldığını nazara veriyor.Tam da bu sebeple masum görülen yapımlarda, kaba kuvvet, vandalizm hatta eşcinsellik bile yer bulabiliyor. Gültekin, aileleri bu tür filmlerin çocuklarda oluşturduğu olumsuzluklara karşı uyarıyor: “Animasyon filmler çocuk filmi değildir, onlara izletmeden önce mutlaka siz seyredin. Özellikle ilişkilerin onları nasıl etkileyeceğine odaklanmakta fayda var. Renkler, metinler, kahramanlar çocukları cezbedebilir, çok da sevebilirler. Fakat bu, o yapımları aklamaya yetmez.” Çocukların hayal dünyasına hitap eden bu kurguların temasını ise şöyle özetliyor: “Saygısız ol, kaba davran ve kazan!”Masum karakterden şeytanî işlerAilesini arayan bir balık, kovandan kaçan arı, atari oyunundan sıkılan bir kahraman ya da kötü bir dadıya bırakılmış bir minik… Hepsi ne kadar da sevimli geliyor kulağımıza. “Hikâyeler ne kadar kötü olabilir?” demek geliyor içimizden. Lakin senaryoların bizim hoşumuza gitmesi çocuklara iyi örnek olacağı manasına gelmiyor. Zaten Mücahit Gültekin, yapımların şirinlikleri sebebiyle eleştirel bir gözle izlenmediğini de itiraf ediyor. Sinema filmlerinde otokontrol devreye giriyor fakat burada ona gerek duymuyoruz bile. Psikolog Elif Sultan Demirhan, çocuklara olumsuz örnek olabilecek her türlü davranıştan uzak durduğumuz gibi ses ve görüntüden dahi kaçınmamız gerektiğini izah ediyor. Bazı animasyon kahramanların uygunsuz davranışlarının çocukların psikolojisine zarar verdiğine dikkat çekiyor: “Saldırgan, sınır tanımaz davranışlar sergileyen karakterler çocuğun değer yargılarını alt üst ediyor. Şiddete ve küfre gülen bir ebeveyn profili zihinlerine kazınıyor. Bazı olumsuz davranışlar meşrulaşıyor. Çocuk bu tür davranışları sergilemekte sakınca görmez hale gelebiliyor. Agresif davranışlar edinebiliyor.” Bazense çocuk şiddet ve cinsellik karşısında içe kapanabiliyor. Ailesinin öğrettikleri ile izledikleri arasında sıkışıp kalıyor. Dolaylı yollardan pasif, edilgen bir karaktere bürünüyor.Pırıl pırıl parlayan uydumuz ayı çalmaya kalkışan karakteri izleyen miniği düşünelim. O hayal dünyası, şirin çizgiler, yüzlerdeki tatlılık, şeker kızlar hepsi masalın içine çekip alıyor zavallıyı. Fakat hırsızlığın, insanları aldatmanın kötü bir davranış olduğu gerçeği gözden kaçıyor. Başka bir filmde sevimli kız çocuğunun anne-babası çok yemek yediği için domuza dönüşüyor. Alt metinlerinde iyinin kötüyle mücadelesini konu alan animasyon, bu ve benzeri birçok sahneyle çocuklar için sakıncalılar listesine giriyor. Bu tür yapımların her biriyle ilgili değerlendirmede bulunmamız imkânsız. Her yıl yenileri sinemaseverlerle buluşuyor. İlginç evrenler resmeden animasyonların çekiciliğine kapılıyoru
Zaman
Ana Sayfa
12.11.2013
HeranimasyonçocukfilmideğildirHer animasyon çocuk filmi değildir
Ankara ve Tarsus'ta kazalar: 1 ölü, 10 yaralı
Zaman
02.11.2013
03:28
Başkentte, yol ortasında duran araç zincirleme kazaya sebep oldu. Kazada, ikisi çocuk olmak üzere 6 kişi yaralandı.Kaza, akşam saatlerinde Kuzey Çevreyolu Samsun istikametinde meydana geldi. İddiaya göre, yol ortasında duran ve hiçbir aydınlatması bulunmayan, içinde 4 kişilik ailenin bulunduğu Sedat B. idaresindeki 06 ELS 79 plakalı araca, aynı yönde seyreden Hüseyin Tamer yönetimindeki boya ve tiner yüklü 76 AN 614 plakalı TIR arkadan çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil kenara savrulurken, aynı şeritte gelmekte olan Tuncay Öztürkün kullandığı 06 DY 2625 plakalı bir başka araç da TIRa çarptı.Kazada, 2si çocuk olmak üzere 4 kişi yaralandı. Kaza sonrası Sedat B.nin kullandığı araçta bulunan alkol şişeleri dikkat çekti.İhbar üzerine olay yerine sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Yaralılardan sürücü Sedat B. ve eşi olay yerine gelen ilk ambulansa alınırken, çocuklar diğer ambulansların gelmesini bekledi.Ambulansların kaza yerini bulamaması nedeniyle yaralı çocuklar uzun süre yerde bekledi. Yerdeki kız çocuğuna, çevreden getirilen battaniye verilirken, erkek çocuk üstü açık halde soğukta bekledi.Kazazedelere yardım için gelen vatandaşlar, çocukların ellerinden tutarak teselli etmeye çalıştı.Kazayı duyarak olay yerine gelen yaralı yakınları, hurdaya dönen otomobili ve yerde yatan çocukları görünce feryat etti. Vatandaşlar ve itfaiye görevlilerinin sakinleştirmeye çalıştığı yaralı yakınları, ambulansın gelmemesine isyan etti.Çocukları götürmesi için gelmesi beklenen ambulanslar kaza yerini bulamayınca, devreye olay yerindeki sağlık ekipleri girdi. Bir sağlık görevlisi, kazayı ve kaza yerini 112 komuta merkezine şöyle anlattı: Nereden geliyor ekibimiz? Hayır, havaalanına doğru gitmeyecek. Abi yanlış geliyor. Pursaklara kadar inecek. Ben söyledim telefonda, özellikle dedim Pursakları. Yani, Esenboğa ekibini veya Akyurt ekibini çıkarmış olsaydın, bize bunlardan daha hızlı gelirdi.Kazaya karışan TIRın sürücüsü Hüseyin Tamer kazayı şu şekilde anlattı: Hızım 70 ile 80 arasındaydı. Kendi şeridimde gidiyordum. Arabanın park lambaları yanmıyordu. 5 veya 10 metre kala fark ettim. Hareket mi ediyordu? Yoksa duruyor muydu? Bilmiyorum. Arabada hiçbir şey yoktu. Far olayı, ışık, aydınlatma yoktu. Zaten arabada bira şişeleri var.Tarsusta kaza: 1 ölü, 4 yaralıMersinin Tarsus ilçesinde meydana gelen trafik kazasında 1 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.Olay, Gazipaşa Mahallesi hemzemin geçitte meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Gazipaşa Bulvarı üzerinde aşırı süratlı olduğu iddia edilen Metin Elbasan (23) yönetimindeki 01 CHH 42 plakalı otomobil, bariyerlere girdi. Hız kesemeyen otomobil daha sonra refüje, ardından elektrik direğine çarptı.Hurdaya dönen araç içerisinde bulunan 5 kişiden Metin Elbasan olay yerinde can verirken, Murat Gönen, Sedat Turan, Türker Tunç ve Ayhan Parlak da ağır yaralandı. Yaralılar çevredeki vatandaşlar ve olay yerine gelen TAR-KUR ekipleri tarafından araçtan çıkarılarak, ambulanslar ile Tarsustaki hastanelere kaldırıldı.Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.
Zaman
Son Dakika
02.11.2013
Ankara/">AnkaraveTarsustakazalar1ölü10yaralıAnkara-ve-Tarsusta-kazalar-1-ölü-10-yaralı/">Ankara ve Tarsusta kazalar 1 ölü 10 yaralı
Ankara ve Tarsus'ta kazalar: 1 ölü, 10 yaralı
Zaman
02.11.2013
03:28
Başkentte, yol ortasında duran araç zincirleme kazaya sebep oldu. Kazada, ikisi çocuk olmak üzere 6 kişi yaralandı.Kaza, akşam saatlerinde Kuzey Çevreyolu Samsun istikametinde meydana geldi. İddiaya göre, yol ortasında duran ve hiçbir aydınlatması bulunmayan, içinde 4 kişilik ailenin bulunduğu Sedat B. idaresindeki 06 ELS 79 plakalı araca, aynı yönde seyreden Hüseyin Tamer yönetimindeki boya ve tiner yüklü 76 AN 614 plakalı TIR arkadan çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil kenara savrulurken, aynı şeritte gelmekte olan Tuncay Öztürkün kullandığı 06 DY 2625 plakalı bir başka araç da TIRa çarptı.Kazada, 2si çocuk olmak üzere 4 kişi yaralandı. Kaza sonrası Sedat B.nin kullandığı araçta bulunan alkol şişeleri dikkat çekti.İhbar üzerine olay yerine sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Yaralılardan sürücü Sedat B. ve eşi olay yerine gelen ilk ambulansa alınırken, çocuklar diğer ambulansların gelmesini bekledi.Ambulansların kaza yerini bulamaması nedeniyle yaralı çocuklar uzun süre yerde bekledi. Yerdeki kız çocuğuna, çevreden getirilen battaniye verilirken, erkek çocuk üstü açık halde soğukta bekledi.Kazazedelere yardım için gelen vatandaşlar, çocukların ellerinden tutarak teselli etmeye çalıştı.Kazayı duyarak olay yerine gelen yaralı yakınları, hurdaya dönen otomobili ve yerde yatan çocukları görünce feryat etti. Vatandaşlar ve itfaiye görevlilerinin sakinleştirmeye çalıştığı yaralı yakınları, ambulansın gelmemesine isyan etti.Çocukları götürmesi için gelmesi beklenen ambulanslar kaza yerini bulamayınca, devreye olay yerindeki sağlık ekipleri girdi. Bir sağlık görevlisi, kazayı ve kaza yerini 112 komuta merkezine şöyle anlattı: Nereden geliyor ekibimiz? Hayır, havaalanına doğru gitmeyecek. Abi yanlış geliyor. Pursaklara kadar inecek. Ben söyledim telefonda, özellikle dedim Pursakları. Yani, Esenboğa ekibini veya Akyurt ekibini çıkarmış olsaydın, bize bunlardan daha hızlı gelirdi.Kazaya karışan TIRın sürücüsü Hüseyin Tamer kazayı şu şekilde anlattı: Hızım 70 ile 80 arasındaydı. Kendi şeridimde gidiyordum. Arabanın park lambaları yanmıyordu. 5 veya 10 metre kala fark ettim. Hareket mi ediyordu? Yoksa duruyor muydu? Bilmiyorum. Arabada hiçbir şey yoktu. Far olayı, ışık, aydınlatma yoktu. Zaten arabada bira şişeleri var.Tarsusta kaza: 1 ölü, 4 yaralıMersinin Tarsus ilçesinde meydana gelen trafik kazasında 1 kişi öldü, 4 kişi yaralandı.Olay, Gazipaşa Mahallesi hemzemin geçitte meydana geldi. Edinilen bilgilere göre, Gazipaşa Bulvarı üzerinde aşırı süratlı olduğu iddia edilen Metin Elbasan (23) yönetimindeki 01 CHH 42 plakalı otomobil, bariyerlere girdi. Hız kesemeyen otomobil daha sonra refüje, ardından elektrik direğine çarptı.Hurdaya dönen araç içerisinde bulunan 5 kişiden Metin Elbasan olay yerinde can verirken, Murat Gönen, Sedat Turan, Türker Tunç ve Ayhan Parlak da ağır yaralandı. Yaralılar çevredeki vatandaşlar ve olay yerine gelen TAR-KUR ekipleri tarafından araçtan çıkarılarak, ambulanslar ile Tarsustaki hastanelere kaldırıldı.Kazayla ilgili inceleme başlatıldı.
Zaman
Ana Sayfa
02.11.2013
Ankara/">AnkaraveTarsustakazalar1ölü10yaralıAnkara-ve-Tarsusta-kazalar-1-ölü-10-yaralı/">Ankara ve Tarsusta kazalar 1 ölü 10 yaralı
Ankara'da zincirleme kaza: 6 yaralı
Zaman
02.11.2013
02:45
Başkentte, yol ortasında duran araç zincirleme kazaya sebep oldu. Kazada, ikisi çocuk olmak üzere 6 kişi yaralandı.Kaza, akşam saatlerinde Kuzey Çevreyolu Samsun istikametinde meydana geldi. İddiaya göre, yol ortasında duran ve hiçbir aydınlatması bulunmayan, içinde 4 kişilik ailenin bulunduğu Sedat B. idaresindeki 06 ELS 79 plakalı araca, aynı yönde seyreden Hüseyin Tamer yönetimindeki boya ve tiner yüklü 76 AN 614 plakalı TIR arkadan çarptı. Çarpmanın etkisiyle otomobil kenara savrulurken, aynı şeritte gelmekte olan Tuncay Öztürkün kullandığı 06 DY 2625 plakalı bir başka araç da TIRa çarptı.Kazada, 2si çocuk olmak üzere 4 kişi yaralandı. Kaza sonrası Sedat B.nin kullandığı araçta bulunan alkol şişeleri dikkat çekti. İhbar üzerine olay yerine sağlık ve itfaiye ekipleri sevk edildi. Yaralılardan sürücü Sedat B. ve eşi olay yerine gelen ilk ambulansa alınırken, çocuklar diğer ambulansların gelmesini bekledi.Ambulansların kaza yerini bulamaması nedeniyle yaralı çocuklar uzun süre yerde bekledi. Yerdeki kız çocuğuna, çevreden getirilen battaniye verilirken, erkek çocuk üstü açık halde soğukta bekledi. Kazazedelere yardım için gelen vatandaşlar, çocukların ellerinden tutarak teselli etmeye çalıştı.Kazayı duyarak olay yerine gelen yaralı yakınları, hurdaya dönen otomobili ve yerde yatan çocukları görünce feryat etti. Vatandaşlar ve itfaiye görevlilerinin sakinleştirmeye çalıştığı yaralı yakınları, ambulansın gelmemesine isyan etti.Çocukları götürmesi için gelmesi beklenen ambulanslar kaza yerini bulamayınca, devreye olay yerindeki sağlık ekipleri girdi. Bir sağlık görevlisi, kazayı ve kaza yerini 112 komuta merkezine şöyle anlattı: Nereden geliyor ekibimiz? Hayır, havaalanına doğru gitmeyecek. Abi yanlış geliyor. Pursaklara kadar inecek. Ben söyledim telefonda, özellikle dedim Pursakları. Yani, Esenboğa ekibini veya Akyurt ekibini çıkarmış olsaydın, bize bunlardan daha hızlı gelirdi. Kazaya karışan TIRın sürücüsü Hüseyin Tamer kazayı şu şekilde anlattı: Hızım 70 ile 80 arasındaydı. Kendi şeridimde gidiyordum. Arabanın park lambaları yanmıyordu. 5 veya 10 metre kala fark ettim. Hareket mi ediyordu? Yoksa duruyor muydu? Bilmiyorum. Arabada hiçbir şey yoktu. Far olayı, ışık, aydınlatma yoktu. Zaten arabada bira şişeleri var.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
02.11.2013
Ankarada/">Ankaradazincirlemekaza6yaralıAnkarada-zincirleme-kaza-6-yaralı/">Ankarada zincirleme kaza 6 yaralı
Oyun oynarken ne mesaj veriyor?
Zaman
28.09.2013
01:58
Oyun ve oyuncaklar, çocuk için yalnızca eğlence değil aynı zamanda kendini ifade etme aracı. Bu fikirden yola çıkan oyun terapistleri, çocuklarla oyun oynayarak hem problemlerini tespit ediyor hem de çözüme kavuşturuyor.Oyunun çocukların zihinsel, fiziksel ve sosyal gelişiminde oynadığı büyük rol hepimizin malumu. Ancak yakın zaman önce geliştirilen ve ülkemizde yıldan yıla yaygınlık kazanan bir yöntem, bunlara bir yenisini daha ekledi. Sözlü ifade güçleri yeterince gelişemediği için çocukların kendilerini oyuncaklarıyla ifade ettiğini keşfeden oyun terapistleri, 3 ile 12 yaş arasındaki çocuklarla yalnızca oyun oynayarak hem sorunlarının kaynağını tespit ediyor hem de bu sorunlara çözüm sunuyorlar. Çocuğun ne derdi olur ki demeyin… Aile içi şiddetten kardeş kıskançlığına, okul, karanlık ya da yalnız kalma korkusuna, ölüm ve boşanmaların neden olduğu travmalara, anne-baba bağımlılığına varıncaya değin pek çok probleme oyun terapisiyle çözüm getiriliyor. Yetişkin terapisinin bazı türlerinde kişinin sorunlarını anlatmasına benzer olarak, oyun terapisinde de çocuğa sorunlarını ve duygularını oynayarak dışa vurma fırsatı tanıyor. Seans sayısı ise vakaya ve terapi şekline göre çeşitlilik gösteriyor.Sorunları oyunla aşmak mümkün...Çocuğun gündelik hayatında karşılaştığı güçlükler, çatışmalar oyun terapi seanslarında ortaya çıkıyor. Terapist bu sayede çocuğun ailesiyle, kardeş ve arkadaşlarıyla ilişkileri gibi daha birçok konu hakkında bilgiye ulaşabiliyor. Çocuğun içinde bulunduğu duygu durumunu gözlemleyebiliyor. Örneğin kardeş kıskançlığı yaşayan bir çocuk, oyununda bir oyuncak bebeğe vurabiliyor. Kolunu, başını, bacağını çıkartabiliyor. Terapi odasındaki oyuncaklar ise bu amaç için özel olarak seçilmiş. Çocukların günlük hayattaki yaşantılarını aktarabilecekleri, iç dünyalarını dışa vurmaya yardımcı, özel olarak seçilmiş oyuncaklardan oluşuyor. Hangi oyuncakla ne şekilde oynandığına bakılarak genellemelere varmak ise pek mümkün değil. Yetişkin terapisinde olduğu gibi teşhiste belirleyici pek çok etken bulunuyor. Mesela kız çocuğunun top oynuyor ya da arabalarla oynamayı seviyor olması ya da bebeklerle oynayan erkek çocuklar, cinsel bir bozukluğun sinyallerini verebildikleri gibi, bu tercihler çocuğun oyunu araç olarak kullanıp anneyle ya da babayla birlikte zaman geçirmek istemesinden de ileri geliyor. Ya da tercihlerini annenin ya da babanın yapmayı sevdiği şeyler de belirleyebiliyor. Çocuk oyun oynayarak, bu duygularını açığa vuruyor, onlarla yüzleşiyor ve nasıl kontrol edeceğini ya da engelleyeceğini öğreniyor. Duygusal olarak rahatlamayı başardığında, birey olma, kendi kendine düşünme, kendi kararlarını verme, psikolojik açıdan olgunlaşma gücünün içinde olduğunu fark etmeye başlıyor. Diğer taraftan, oyun terapisinde kullanılan birçok teknik mevcut. Terapist, çocuk için uygun olan yöntemi seçerek yine oyun içinde çocuğun yaşadığı sıkıntıları, güçlükleri, çatışmaları çözümlemesine yardımcı oluyor.Aileler, oyun terapisini öğrenebilir mi?Oyun Terapileri Derneği Başkanı Birgül Emiroğlu, dileyen ailelere çocuklarıyla ne şekilde vakit geçirmeleri gerektiğini de öğrettiklerini söyleyerek, “Biz ailelere çocukları ile nasıl oyun oynayabileceklerini öğretiyoruz. Böylelikle aileler hem çocukları ile ilişkilerini geliştirebiliyor, çocuklarının duygusal ihtiyaçlarını fark edebiliyor hem de yaşantılarını gözlemleme fırsatı yakalayabiliyorlar.” diyor. Terapi düzeyinde olmasa da, anne-babaların çocuklarıyla oynarken dikkat etmeleri gereken noktalarla ilgili ailenin yapısına ve çocuğun genel karakterine göre eğitim almaları da mümkün. Ailelerin oyun sırasında yaptıkları en yaygın hata ise çocuklarının kurdukları oyunlarda genellikle yönlendirici, kural belirleyici rol oynamak.
Zaman
En Çok Okunan
28.09.2013
Oyunoynarkennemesajveriyor?Oyun oynarken ne mesaj veriyor?
Çalıkuşu'nun köyü Zeyniler'e yaş günü pastası
Zaman
23.09.2013
12:09
Reşat Nuri Güntekin’in ‘Çalıkuşu’ isimli romanıyla adını dünyaya duyuran Bursa’nın Zeyniler köyü, yeniden köy statüsüne kavuşmasının birinci yılını kutluyor.Kurtuluş Savaşı yıllarında ulaşımın güçlükle sağlandığı Zeyniler köyüne giden bir bayan öğretmenin başından geçenleri anlatan ‘Çalıkuşu’ kız çocuklarının yaşadığı negatif ayrımcılığa dikkat çekiyor. Kız ve erkek çocukları arasında süregelen ayrımcılığın ortadan kaldırılması amacıyla dünya genelinde her yıl 11 Ekim’de kutlanan Dünya Kız Çocuklar Günü için birçok etkinlikler düzenlenecek. Bu kapsamda ‘Bursa’nın Çalıkuşları Bursa’yı Keşfediyor Projesi hayata geçirilecek.Zeyniler’in köy statüsüne yeniden kavuşmasının birinci yıl dönümü pastasını Büyükşehir Belediye Meclis Üyesi Şevki Çelik, İl Genel Meclis üyesi Celal Yıldırır, Zeyniler Muhtarı Mahmut Yıldırır ve Cumhuriyet İlköğretim Okulunun çalıkuşları kesti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
23.09.2013
ÇalıkuşununköyüZeynilereyaşgünüpastasıÇalıkuşunun köyü Zeynilere yaş günü pastası
Türkiye’nin kapısını çalacağı bir komşusu kalmadı
Zaman
21.09.2013
01:58
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hükümetin hatalı dış politikası sebebiyle Türkiye’nin bölgeden soyutlandığını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Recep Tayyip Erdoğan’ın kapısını çalıp ‘merhaba’ diyeceği bir komşusu kalmadı. Irak, Suriye, Mısır, İran… Hiçbiri kalmadı.” diye konuştu.CHP, Suriye’deki gelişmelere dikkat çekmek ve olası bir savaşa tepki göstermek amacıyla Adana’da ‘Savaşa Hayır Mitingi’ düzenledi. Konuşmasına “Merhaba Adana, Allah’ına kurban Adana” sözleriyle başlayan CHP lideri Kılıçdaroğlu, hükümetin Suriye politikasını sert sözlerle eleştirdi. Dış politikanın iflas ettiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Başbakan’ı ‘milletin sırtından savaş çığırtkanlığı yapmakla’ suçladı. Dış politikanın duygularla, kin ve nefretle değil, akıl ve mantıkla yürütülmesi gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı: “Sor bakalım bu millete, Müslüman kanının dökülmesine ‘evet’ diyor mu? El Kaide’nin insanlarını getiriyor, Hatay’da silahlı eğitim yaptırıyor. Cebine para koyuyor, gönderiyor Suriye’ye. ‘Gidin kardeşinizi öldürün’ diyor. Böyle komşuluk mu olur? ‘Ben her türlü koalisyonun içinde yer alırım’ demek, ‘Ben Suriye’deki Ayşe’leri, Fatma’ları, Ali’leri, Hasan’ları, 5 yaşındaki çocukları öldürürüm’ demektir. Buna kim razı olacak? Dış politika iç politikaya benzemez. Bağırmakla, çağırmakla olmaz. Mezhep endeksli dış politika olmaz.” Suriye’nin Mısır gibi olacağının zannedildiğini ifade eden CHP lideri, “Vefa denen bir duygu vardır. Kıbrıs çıkarması yapıldığında rahmetli Bülent Ecevit uçak benzini bulamadı. Kaddafi dedi ki ‘sınırlarımı, cephaneliğimi açıyorum, benzini veriyorum’, Kaddafi böyle birisiydi. Bunlar gittiler, Kaddafi’yi arkadan hançerlediler. Asarım keserim edebiyatıyla dış politika olmaz.” dedi. ‘ÇANAKKALE İLE SURİYE’Yİ AYNI KEFEYE KOYUYOR, ALLAH AKIL FİKİR VERSİN’Kılıçdaroğlu, kendi tarihini ve dünya tarihini bilmeyenlerin doğru dış politika üretemeyeceğini belirterek, Başbakan Erdoğan’ın CHP’ye yönelik Çanakkale Savaşları’yla ilgili sözlerine de yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “Sen Çanakkale’nin ne olduğunu biliyor musun? Yedi düvele karşı göğsü iman dolu o şehitlerin nasıl mücadele ettiklerini bilmiyor musun? Çanakkale ile Suriye’yi aynı kefeye koyuyor. Buna ne denir, Allah akıl fikir versin.” şeklinde konuştu. CHP lideri, Erdoğan’ın bir televizyon programında Mısır’da öldürülen Esma adlı kız için gözyaşı dökmesini eleştirirken gaf yaparak, “Rabia ölmüş, bizimkisi çocuk gibi ağlıyor.” ifadelerini kullandı. Konuşmasında iç politikaya da değinen Kılıçdaroğlu, Tunceli’nin adının Dersim olarak değiştirilmesine destek verdi. “Dersim olabilir, bizce bir sakıncası yok.” derken, CHP milletvekillerinin Dersim’le ilgili kanun teklifi verdiğini hatırlattı.
Zaman
Politika
21.09.2013
Türkiye’ninkapısınıçalacağıbirkomşusukalmadıTürkiye’nin kapısını çalacağı bir komşusu kalmadı
Türkiye’nin kapısını çalacağı bir komşusu kalmadı
Zaman
21.09.2013
01:52
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, hükümetin hatalı dış politikası sebebiyle Türkiye’nin bölgeden soyutlandığını söyledi. Kılıçdaroğlu, “Recep Tayyip Erdoğan’ın kapısını çalıp ‘merhaba’ diyeceği bir komşusu kalmadı. Irak, Suriye, Mısır, İran… Hiçbiri kalmadı.” diye konuştu.CHP, Suriye’deki gelişmelere dikkat çekmek ve olası bir savaşa tepki göstermek amacıyla Adana’da ‘Savaşa Hayır Mitingi’ düzenledi. Konuşmasına “Merhaba Adana, Allah’ına kurban Adana” sözleriyle başlayan CHP lideri Kılıçdaroğlu, hükümetin Suriye politikasını sert sözlerle eleştirdi. Dış politikanın iflas ettiğini söyleyen Kılıçdaroğlu, Başbakan’ı ‘milletin sırtından savaş çığırtkanlığı yapmakla’ suçladı. Dış politikanın duygularla, kin ve nefretle değil, akıl ve mantıkla yürütülmesi gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, şu ifadeleri kullandı: “Sor bakalım bu millete, Müslüman kanının dökülmesine ‘evet’ diyor mu? El Kaide’nin insanlarını getiriyor, Hatay’da silahlı eğitim yaptırıyor. Cebine para koyuyor, gönderiyor Suriye’ye. ‘Gidin kardeşinizi öldürün’ diyor. Böyle komşuluk mu olur? ‘Ben her türlü koalisyonun içinde yer alırım’ demek, ‘Ben Suriye’deki Ayşe’leri, Fatma’ları, Ali’leri, Hasan’ları, 5 yaşındaki çocukları öldürürüm’ demektir. Buna kim razı olacak? Dış politika iç politikaya benzemez. Bağırmakla, çağırmakla olmaz. Mezhep endeksli dış politika olmaz.” Suriye’nin Mısır gibi olacağının zannedildiğini ifade eden CHP lideri, “Vefa denen bir duygu vardır. Kıbrıs çıkarması yapıldığında rahmetli Bülent Ecevit uçak benzini bulamadı. Kaddafi dedi ki ‘sınırlarımı, cephaneliğimi açıyorum, benzini veriyorum’, Kaddafi böyle birisiydi. Bunlar gittiler, Kaddafi’yi arkadan hançerlediler. Asarım keserim edebiyatıyla dış politika olmaz.” dedi. ‘ÇANAKKALE İLE SURİYE’Yİ AYNI KEFEYE KOYUYOR, ALLAH AKIL FİKİR VERSİN’Kılıçdaroğlu, kendi tarihini ve dünya tarihini bilmeyenlerin doğru dış politika üretemeyeceğini belirterek, Başbakan Erdoğan’ın CHP’ye yönelik Çanakkale Savaşları’yla ilgili sözlerine de yanıt verdi. Kılıçdaroğlu, “Sen Çanakkale’nin ne olduğunu biliyor musun? Yedi düvele karşı göğsü iman dolu o şehitlerin nasıl mücadele ettiklerini bilmiyor musun? Çanakkale ile Suriye’yi aynı kefeye koyuyor. Buna ne denir, Allah akıl fikir versin.” şeklinde konuştu. CHP lideri, Erdoğan’ın bir televizyon programında Mısır’da öldürülen Esma adlı kız için gözyaşı dökmesini eleştirirken gaf yaparak, “Rabia ölmüş, bizimkisi çocuk gibi ağlıyor.” ifadelerini kullandı. Konuşmasında iç politikaya da değinen Kılıçdaroğlu, Tunceli’nin adının Dersim olarak değiştirilmesine destek verdi. “Dersim olabilir, bizce bir sakıncası yok.” derken, CHP milletvekillerinin Dersim’le ilgili kanun teklifi verdiğini hatırlattı.
Zaman
Ana Sayfa
21.09.2013
Türkiye’ninkapısınıçalacağıbirkomşusukalmadıTürkiye’nin kapısını çalacağı bir komşusu kalmadı
Gençlik Daireleri'nin koruma altına aldığı çocuk sayısı arttı
Zaman
16.09.2013
10:15
Almanyanın BadenWürttemberg eyaletinde koruma altına aldığı çocuk sayısı tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Eyalet genelinde 2012 yılı içerisinde 3 bin 617 çocuk korumaya alındı.Çocukların koruma altına alınma nedenleri arasında ebeveynler arasında geçimsizlik ve boşanmalar ilk sıralarda yer alıyor. Bunları şiddet, yetersiz beslenme ve ihmaller takip ediyor.Koruma altına alınan çocukların yaklaşık yüzde 60’ı 14-18 yaşlarında. Bu çocukların çoğunluğu ise kız. Uzmanlar son yıllarda gençlik dairelerinin bu kadar çocuğu koruma altında almasını halkın artan duyarlılığına da bağlıyor.Eyalet Gençlik Daireleri Başkanı Jürgen Strohmaier konuyla ilgili yaptığı açıklamada, son yıllarda koruma altında alınan çocuk sayısındaki artışın toplumun bu konuda bilinçlenmesiyle ilgili olduğunu söyledi. Strohmaier, aileleri tarafından şiddete maruz kalan çocukların çevredekilerin eskisi gibi duyarsız kalmak yerine şikayet etmeleri sonucu koruma altına alındığını hatırlattı.Koruma altına alınan çocukların daha çok sosyal yönden zayıf ailelerden olduğuna dikkat çeken Strohmaier, ‘gençlik daireleri daha çok fakir ve işsiz ailelerin çocuklarına el koyuyor’ kanaatinin yanlış olduğunu söyledi. Strohmaier bu durumun varlıklı ailelerin çocukları için de söz konusu olabileceğini, ancak fakir ailelerin çocuklarına gerektiği gibi sahip çıkmamalarına daha sık rastlandığını ifade etti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
16.09.2013
GençlikDairelerininkorumaaltınaaldığıçocuksayısıarttıGençlik Dairelerinin koruma altına aldığı çocuk sayısı arttı
Koruma altına alınan çocuk sayısı arttı
Zaman
13.09.2013
18:25
AlmanyanınBaden Württemberg Eyaletinde gençlik dairelerinin koruma altına aldığı çocuk sayısı tarihinin en yüksek seviyesine ulaştı. Eylalet genelinde 2012 yılı içerisinde, 3 bin 617 çocuk korumaya alındı. Çocukların koruma altına alınma nedenleri arasında ebeveynler arasında geçimsizlik ve boşanmalar ilk sıralarda yer alıyor. Bunları şiddet, yetersiz beslenme ve ihmaller takip ediyor. Koruma altına alınan çocukların yaklaşık yüzde 60’ı 14-18 yaşları arasında. Bu çocukların çoğunluğu ise kız. Uzmanlar son yıllarda gençlik dairelerinin bu kadar çocuğu koruma altında almasını, halkın artan duyarlılığına da bağlıyor. Eyalet Gençlik Daireleri Başkanı Jürgen Strohmaier konuyla ilgili yaptığı açıklamada, son yıllarda koruma altında alınan çocuk sayısındaki artışın toplumun bu konuda bilinçlenmesiyle ilgili olduğunu söyledi. Strohmaier, aileleri tarafından şiddete maruz kalan çocukların, çevredekilerin eskisi gibi duyarsız kalmak yerine şikayet etmeleri sonucu koruma altına alındığını hatırlattı. İstatistiklere yansıyan koruma altına alınan çocukların daha çok sosyal yönden zayıf ailelerden olduğuna dikkat çeken Strohmaier, tek taraflı düşünerek ‘gençlik dairelerinin daha çok fakir ve işsiz ailelerin çocuklarına el koyuyor’ kanaatinin yanlış olduğunu söyledi. Strohmaier bu durumun varlıklı ailelerin çocukları için de söz konusu olabileceğini, ancak fakir ailelerin çocuklarına gerektiği gibi sahip çıkmadıklarına daha sık rastlandığını ifade etti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
13.09.2013
KorumaaltınaalınançocuksayısıarttıKoruma altına alınan çocuk sayısı arttı
Yine mi okul var anne!
Zaman
10.09.2013
01:56
Hepimiz için aşina bir görüntü: Sınıf kapısında canhıraş bağıran çiçeği burnunda bir öğrenci, etrafında onun için seferber olan öğretmenleri ve ebeveyni. Herkeste küçüğü teselli etme, gözyaşlarını dindirme çabası.Diğer yandan okulu sevdirme uğraşı. Her çocuk okula başladığında böyle adaptasyon problemleri yaşamıyor elbet. Ancak yaşayanlar hem ailelerini hem de öğretmenlerini hayli zor durumlara düşürüyor. Eğitim döneminin başlamasıyla okullardan benzer manzaraların yansıdığı bu günlerde “Yok mudur bunun hâl çaresi?” dedik ve uzmanlara kulak verdik. Çocukların bu hâli pür melali ‘okul fobisi’ olarak çıktı karşımıza. Tanımıysa şöyle dile geldi: Hem kız hem de erkek çocuklarda görülebilen okula isteksizlik, okul korkusu. Bu fobinin üstesinden gelmek için öncelikle her iki cinsin de ruhsal ve sosyal özelliklerinin bilinmesi gerektiği açıklamasını yapıyor Psikolog Aykut Akova. Okula isteksizliğin derecesi de çok önemli. Zira ileri boyuta ulaşması çocuğun okumaktan tamamen soğumasına kadar varabiliyor. Bunlar da zamanla bireyin kendine güveninin azalmasına, mutsuzluk ve başarısızlığına yol açıyor. Mesele böylesi can alıcı bir noktaya gelince temelinde ne gibi dikkatsizliklerin yattığını anlamak daha da önem kazanıyor.Okul korkusunun kaynağında çocuğun anne-babaya, çoğunlukla da anneye aşırı bağımlı olması ve onlardan ayrılma korkusu var. Diğer ihtimalleri ise şöyle sıralıyor Aykut Akova: “Çocuk anne-babası olmadığında kendisine veya anne-babasına bir şey olacağından korkuyor olabilir. Yeni bir kardeşin doğumuyla kardeş kıskançlığının ortaya çıktığı durumlarda bu sorun görülebilir. Çocuk sorumluluk almaktan korkabilir. Anne-babanın çocuğun okula başlamasıyla geliştirdikleri endişe ve kaygıları çocuğa yansıtmaları sonucu fobi gelişebilir. Annenin çocuğa bağımlı olması okul korkusunu tetikleyebilir. Performans kaygısı yaşayan çocuklar başarısız olma endişesiyle okula gitmek istemeyebilirler. Öğretmenin ilgi ve sevgisi diğer çocuklara da yöneleceğinden çocuk kendisine gösterilen ilgi ve sevgiden tatmin olmayabilir.”O halde, problemin çözümü için çocuğu, anne-babayı, öğretmeni ayrı ayrı anlamaya çalışmak gerekiyor. Öncelikle çocukların psikolojisini ele alalım. Pedagog Adem Güneş, okula yeni başlayan çocukları iki gruba ayırıyor. Birincisi hiç eğitim almamış, okulla ilk kez tanışanlar, ikincisi okulöncesi eğitim almış olanlar.Eğitim alanlar çoğunlukla okul, sınıf ve arkadaş ortamını daha önceden tanımış olduklarından okula pozitif başlangıç yapıyor. (Tabii okul öncesinde negatif tecrübesi olan, bu sebeple okula gitmek istemeyen çocuklar da var.) İlk defa okulla tanışanların uyum süreci ise biraz daha zaman alıyor. İşte bu noktada öğretmen-veli iletişimi çok önemli. Güneş, eğitimcilerin veliye bazen “Siz gidin, biz hallederiz.” dediğini hatırlatıyor ve bunu kesinlikle tavsiye etmediklerini vurguluyor. Çünkü çocuğun okula bir uyum süreci olması lazım. Pedagojide buna ‘sosyal refakatçilik’ deniyor. Çocuğun, kendisine yabancı gelen okul binasına, öğretmenine, eşyalara annesiyle birlikte bakması lazım ki ona duyduğu güveni yavaşça yeni ortamı ve arkadaşlarına aktarabilsin.Çocuğun okula adaptasyonu noktasında en büyük sorumluluğun veliye düştüğünü söyleyebiliriz. Aile danışmanı Nimet Kirişçi, anne-babaların okula başlayan evlatlarının üzerine titremelerinin normal olduğunu ancak yeni bir başlangıç yapan çocuğa ‘ayrışma ve bireyselleşme’ fırsatı verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Çocuk aslında 18-24 ayda mesafeli olarak anneden ayrışmaya çalışıyor. Ancak bazı anneler kendi patolojileri yüzünden buna izin vermiyor ve çocuğun kendisi olmasını sürekli engelliyor. Kirişçi, böyle çocukların sürekli korunan, kollanan, hiç kendisi olamayan bireyler olacağı uyarısında bulunuyor: “Annelerin bu süreçte kademeli olarak çocuklarını rahat bırakmaları gerekir. Okula başlayan çocuk tuvalet ihtiyacını giderebilir, yemeğini kendisi yiyebilir. Bu dönemde bunlar yapılmazsa çocuk bu haftadan sonra yalnızlığa düşebilir. Bu da çocuğun bağımlı kişiliğe sahip olmasına zemin hazırlar.”Anne-babaların olumlu düşünmesi gerekiyorOkul sürecine girildiğinde ailelere düşen, öncelikle çocuğun yanında sürekli bu konuyu konuşmamak. Çünkü çocuk zaten okulu yeterince düşünüyor. “Artık büyüdün, sorumlulukların var ağlamanı beklemiyorum.” tarzı yaklaşımlardan da uzak durmak gerekiyor. Anne-baba her zaman doğal davranıp evladına net bilgiler vermeli. Çocuk ancak bu şekilde kendini rahat ve güvende hissediyor. Psikolog Gülden Esat’a göre okula hazırlık sürecinde anne ve babaların kendi yaşadıkları duyguları iyi tahlil etmeleri ve olumsuz düşünceleri bilinçli bir şekilde zihinlerinden uzaklaştırmaları çok önemli. Esat, dikkat edilmesi gereken diğer hususları ise şöyle sıralıyor:Kayıt için okula giderken çocuğunuzu da
Zaman
Güncel
10.09.2013
YinemiokulvaranneYine mi okul var anne
Yine mi okul var anne!
Zaman
10.09.2013
01:53
Hepimiz için aşina bir görüntü: Sınıf kapısında canhıraş bağıran çiçeği burnunda bir öğrenci, etrafında onun için seferber olan öğretmenleri ve ebeveyni. Herkeste küçüğü teselli etme, gözyaşlarını dindirme çabası.Diğer yandan okulu sevdirme uğraşı. Her çocuk okula başladığında böyle adaptasyon problemleri yaşamıyor elbet. Ancak yaşayanlar hem ailelerini hem de öğretmenlerini hayli zor durumlara düşürüyor. Eğitim döneminin başlamasıyla okullardan benzer manzaraların yansıdığı bu günlerde “Yok mudur bunun hâl çaresi?” dedik ve uzmanlara kulak verdik. Çocukların bu hâli pür melali ‘okul fobisi’ olarak çıktı karşımıza. Tanımıysa şöyle dile geldi: Hem kız hem de erkek çocuklarda görülebilen okula isteksizlik, okul korkusu. Bu fobinin üstesinden gelmek için öncelikle her iki cinsin de ruhsal ve sosyal özelliklerinin bilinmesi gerektiği açıklamasını yapıyor Psikolog Aykut Akova. Okula isteksizliğin derecesi de çok önemli. Zira ileri boyuta ulaşması çocuğun okumaktan tamamen soğumasına kadar varabiliyor. Bunlar da zamanla bireyin kendine güveninin azalmasına, mutsuzluk ve başarısızlığına yol açıyor. Mesele böylesi can alıcı bir noktaya gelince temelinde ne gibi dikkatsizliklerin yattığını anlamak daha da önem kazanıyor.Okul korkusunun kaynağında çocuğun anne-babaya, çoğunlukla da anneye aşırı bağımlı olması ve onlardan ayrılma korkusu var. Diğer ihtimalleri ise şöyle sıralıyor Aykut Akova: “Çocuk anne-babası olmadığında kendisine veya anne-babasına bir şey olacağından korkuyor olabilir. Yeni bir kardeşin doğumuyla kardeş kıskançlığının ortaya çıktığı durumlarda bu sorun görülebilir. Çocuk sorumluluk almaktan korkabilir. Anne-babanın çocuğun okula başlamasıyla geliştirdikleri endişe ve kaygıları çocuğa yansıtmaları sonucu fobi gelişebilir. Annenin çocuğa bağımlı olması okul korkusunu tetikleyebilir. Performans kaygısı yaşayan çocuklar başarısız olma endişesiyle okula gitmek istemeyebilirler. Öğretmenin ilgi ve sevgisi diğer çocuklara da yöneleceğinden çocuk kendisine gösterilen ilgi ve sevgiden tatmin olmayabilir.”O halde, problemin çözümü için çocuğu, anne-babayı, öğretmeni ayrı ayrı anlamaya çalışmak gerekiyor. Öncelikle çocukların psikolojisini ele alalım. Pedagog Adem Güneş, okula yeni başlayan çocukları iki gruba ayırıyor. Birincisi hiç eğitim almamış, okulla ilk kez tanışanlar, ikincisi okulöncesi eğitim almış olanlar.Eğitim alanlar çoğunlukla okul, sınıf ve arkadaş ortamını daha önceden tanımış olduklarından okula pozitif başlangıç yapıyor. (Tabii okul öncesinde negatif tecrübesi olan, bu sebeple okula gitmek istemeyen çocuklar da var.) İlk defa okulla tanışanların uyum süreci ise biraz daha zaman alıyor. İşte bu noktada öğretmen-veli iletişimi çok önemli. Güneş, eğitimcilerin veliye bazen “Siz gidin, biz hallederiz.” dediğini hatırlatıyor ve bunu kesinlikle tavsiye etmediklerini vurguluyor. Çünkü çocuğun okula bir uyum süreci olması lazım. Pedagojide buna ‘sosyal refakatçilik’ deniyor. Çocuğun, kendisine yabancı gelen okul binasına, öğretmenine, eşyalara annesiyle birlikte bakması lazım ki ona duyduğu güveni yavaşça yeni ortamı ve arkadaşlarına aktarabilsin.Çocuğun okula adaptasyonu noktasında en büyük sorumluluğun veliye düştüğünü söyleyebiliriz. Aile danışmanı Nimet Kirişçi, anne-babaların okula başlayan evlatlarının üzerine titremelerinin normal olduğunu ancak yeni bir başlangıç yapan çocuğa ‘ayrışma ve bireyselleşme’ fırsatı verilmesi gerektiğini ifade ediyor. Çocuk aslında 18-24 ayda mesafeli olarak anneden ayrışmaya çalışıyor. Ancak bazı anneler kendi patolojileri yüzünden buna izin vermiyor ve çocuğun kendisi olmasını sürekli engelliyor. Kirişçi, böyle çocukların sürekli korunan, kollanan, hiç kendisi olamayan bireyler olacağı uyarısında bulunuyor: “Annelerin bu süreçte kademeli olarak çocuklarını rahat bırakmaları gerekir. Okula başlayan çocuk tuvalet ihtiyacını giderebilir, yemeğini kendisi yiyebilir. Bu dönemde bunlar yapılmazsa çocuk bu haftadan sonra yalnızlığa düşebilir. Bu da çocuğun bağımlı kişiliğe sahip olmasına zemin hazırlar.”Anne-babaların olumlu düşünmesi gerekiyorOkul sürecine girildiğinde ailelere düşen, öncelikle çocuğun yanında sürekli bu konuyu konuşmamak. Çünkü çocuk zaten okulu yeterince düşünüyor. “Artık büyüdün, sorumlulukların var ağlamanı beklemiyorum.” tarzı yaklaşımlardan da uzak durmak gerekiyor. Anne-baba her zaman doğal davranıp evladına net bilgiler vermeli. Çocuk ancak bu şekilde kendini rahat ve güvende hissediyor. Psikolog Gülden Esat’a göre okula hazırlık sürecinde anne ve babaların kendi yaşadıkları duyguları iyi tahlil etmeleri ve olumsuz düşünceleri bilinçli bir şekilde zihinlerinden uzaklaştırmaları çok önemli. Esat, dikkat edilmesi gereken diğer hususları ise şöyle sıralıyor:Kayıt için okula giderken çocuğunuzu da
Zaman
Ana Sayfa
10.09.2013
YinemiokulvaranneYine mi okul var anne
AFAD ile BM'den uluslararası camiaya çağrı
Zaman
23.08.2013
14:23
Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanı Fuat Oktay, kimyasal silah kullanımına yönelik, Çözümün adresi Birleşmiş Milletlerdir, tabi ki diğer ülkelerle birlikte uluslar arası camiadır dedi.Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı ile Birlemiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği AFAD Genel Merkezinde ortak basın toplantısı yaparak tüm dünyaya çağrıda bulundu. Toplantıya AFAD Başkanı Fuat Oktay, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Temsilcisi Carol Batchelor ve UNICEF Türkiye Temsilcisi Ayman Abulaban katıldı.AFAD Başkanı Oktay, kampların dışındaki Suriyelileri de kayıt altına almaya başladıklarını belirterek, kampların dışında kayıt altına alının 170 bin Suriyelinin olduğunu ifade etti. Türkiyede yüzde 51.8nin 18 yaş altı olduğunu kaydeden Oktay, 0-1 yaş arası yaklaşık 22 bin 500 çocuğumuzun olduğunu görüyoruz. 2-5 yaşa arası 65 bin çocuğumuzun olduğunu görüyoruz. 6-11 yaş arası 70 bin, 12-18 yaş arası 92 bin 500 çocuğumuzun olduğunu görüyoruz. Yani 250 bine yakın Türkiyede çocuk var. Bunların yarısının kız çocuğu, yarısının erkek çocuğu olduğunu görüyoruz ifadelerini kullandı.Oktay, Birkaç gün öncesinde hepimizin şahit olduğu resimler, bir yaşında, 3 aylık, 5 aylık, 5 yaşındaki, 10 yaşındaki çocukların hunharca katledilmesi hiçbir şekilde izah edilemez ifadesini kullandı. Çözümün siyasi olduğuna dikkat çeken Oktay, Çözümün adresi Birleşmiş Milletlerdir, tabi ki diğer ülkelerle birlikte uluslararası camiadır diye konuştu.Uluslararası camianın sessizliğinin altını çizen Oktay, Bu sessizlik anlamlıdır. Bu sessizliğin anlamlılığını her fırsatta, her ortamda haykırdık ve uluslar arası camia bunun vebalini taşıyor olmalı, vicdanında hissediyor olmalı. Bugün hissetmiyor olsalar bile, tarih bunu yazacaktır, çocukları bunu hissedeceklerdir. Çocukları yapmaları gerekenleri nasıl yapılmadığı ile ilgili kendi ebeveynlerine hesap soracaklardır diye ümit ediyoruz şeklinde konuştu.Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Türkiye Temsilciliği Carol Batchelor, kabul edilemez bir durumdan geçildiğini kaydederek, eğitim alamayan, eve dönme şansları olmayan, gelecekleri donmuş birmilyon çocuğun Suriyeyi terk ettiğini ifade etti.Batchelor, şunları dedi:Yapacağımız çağrı, bir milyon çocuk için daha fazla destek ve koruma çağrısı olacak. Bir milyon çocuğun yarısından fazlası 11 yaşının altında. Bu insanlar masum, iç savaşta rolü olmayan, hayatlarına ümitle başlamış. Onların her çocuk gibi güvenli yaşama şansına ihtiyaçları var.Bir milyon çocuk Suriye dışında, Suriye içinde ise 2 milyon çocuk evlerinden uzakta. Mülteci olarak bugün yerlerinden edilmiş Suriye nüfusuna baktığımızda, Suriye halkının yarısının Suriye içinde veya dışında yerlerinden edilecek olduğu görülüyor. Bugün karşılaştığımız tablo kayıp bir gelecek. Çocukların normal bir yaşamları, eğitim şansları yok.CEF Türkiye Temsilcisi Abulaban, uluslararası toplumun dikkatine çekmeye işaret ederek, insani yardımlar için Türk hükümetine ve halkına teşekkür etti. Abulaban, Biz, uluslar arası camianın aslında sadece Türkiyeye sözler olarak teşekkürlerini iletip, takdirinden ziyade, artık daha fazla desteğinin artmasını bekliyoruz. Söylemek istediğimiz, artık bu trajedinin sonlanması. Bu trajediyi durdurun diyoruz. Biz çocuklara yardım etmek istemiyoruz, çünkü hiçbir çocuğun bu durumda olmasını görmek istemiyoruz şeklinde konuştu.Başbakan Erdoğanın açıklamasında Suriyedeki durumdan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin sorumlu olduğu ve Birleşmiş Milletlerin yerine ayrı bir kuruluş kurulması düşüncesini soran gazeteciye Abulaban, Birleşmiş Milletler üyelerinin bir an önce çözüme varmalarını diliyoruz ifadelerini kullandı.Batchelor ise, Birleşmiş milletler en büyük insani yardım talebini yaptığını söyleyerek, BMnin Suriyelilere yardım etmek için elimizden geleni yapıyoruz, asıl istenen bir çözüm. Bu çözüm politik bir çözüm olacak diye konuştu.Suriyelilerin sayısının artması durumunda alınacak önlemler hakkında soru soran gazeteciye Oktay, Türkiye olarak her türlü hazırlığımızı yaparız. Bugünden sonra da hazırlıklarımız var diye cevap verdi.Oktay, kamplarla ilgili olarak, Suriyelilerin kamp dışında normal şekilde sürdürülebilmesine ilişkin çalışmamız var. Uluslar arası kurum ve kuruluşları ellerini taşın altına koymaya davet ettik şeklinde konuştu.Oktay, kampların Suriye sınırı tarafında yapılmasını uygun buldukların belirterek, bunun için Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyinin kararının gerekiyor diye düşünüyoruz ifadelerini kullandı.AFAD olarak kimyasal silah kullanımını öngördüklerini söyleyen Oktay, gerekli tedbirleri aldıklarını açıkladı.Oktay, Sınır girişlerinde, sınır yakınları veya içinde kimyasalları tespit edebilecek, gerekli tedbirleri alabilecek çalışmamız vardır. Türkiyeye gelenlerde, geçenlerde önlemler alınmıştır ve bu tarama yapılmaktadır
Zaman
Son Dakika
23.08.2013
AFADileBMdenuluslararasıcamiayaçağrıAFAD ile BMden uluslararası camiaya çağrı
AFAD ve BM'den uluslararası camiaya çağrı
Zaman
23.08.2013
14:21
Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanı Fuat Oktay, kimyasal silah kullanımına yönelik, Çözümün adresi Birleşmiş Milletlerdir, tabi ki diğer ülkelerle birlikte uluslar arası camiadır dedi.Afet ve Acil Durum Yönetim Başkanlığı ile Birlemiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği AFAD Genel Merkezinde ortak basın toplantısı yaparak tüm dünyaya çağrıda bulundu. Toplantıya AFAD Başkanı Fuat Oktay, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği (UNHCR) Türkiye Temsilcisi Carol Batchelor ve UNICEF Türkiye Temsilcisi Ayman Abulaban katıldı.AFAD Başkanı Oktay, kampların dışındaki Suriyelileri de kayıt altına almaya başladıklarını belirterek, kampların dışında kayıt altına alının 170 bin Suriyelinin olduğunu ifade etti. Türkiyede yüzde 51.8nin 18 yaş altı olduğunu kaydeden Oktay, 0-1 yaş arası yaklaşık 22 bin 500 çocuğumuzun olduğunu görüyoruz. 2-5 yaşa arası 65 bin çocuğumuzun olduğunu görüyoruz. 6-11 yaş arası 70 bin, 12-18 yaş arası 92 bin 500 çocuğumuzun olduğunu görüyoruz. Yani 250 bine yakın Türkiyede çocuk var. Bunların yarısının kız çocuğu, yarısının erkek çocuğu olduğunu görüyoruz ifadelerini kullandı.Oktay, Birkaç gün öncesinde hepimizin şahit olduğu resimler, bir yaşında, 3 aylık, 5 aylık, 5 yaşındaki, 10 yaşındaki çocukların hunharca katledilmesi hiçbir şekilde izah edilemez ifadesini kullandı. Çözümün siyasi olduğuna dikkat çeken Oktay, Çözümün adresi Birleşmiş Milletlerdir, tabi ki diğer ülkelerle birlikte uluslararası camiadır diye konuştu.Uluslararası camianın sessizliğinin altını çizen Oktay, Bu sessizlik anlamlıdır. Bu sessizliğin anlamlılığını her fırsatta, her ortamda haykırdık ve uluslar arası camia bunun vebalini taşıyor olmalı, vicdanında hissediyor olmalı. Bugün hissetmiyor olsalar bile, tarih bunu yazacaktır, çocukları bunu hissedeceklerdir. Çocukları yapmaları gerekenleri nasıl yapılmadığı ile ilgili kendi ebeveynlerine hesap soracaklardır diye ümit ediyoruz şeklinde konuştu.Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği Türkiye Temsilciliği Carol Batchelor, kabul edilemez bir durumdan geçildiğini kaydederek, eğitim alamayan, eve dönme şansları olmayan, gelecekleri donmuş birmilyon çocuğun Suriyeyi terk ettiğini ifade etti.Batchelor, şunları dedi:Yapacağımız çağrı, bir milyon çocuk için daha fazla destek ve koruma çağrısı olacak. Bir milyon çocuğun yarısından fazlası 11 yaşının altında. Bu insanlar masum, iç savaşta rolü olmayan, hayatlarına ümitle başlamış. Onların her çocuk gibi güvenli yaşama şansına ihtiyaçları var.Bir milyon çocuk Suriye dışında, Suriye içinde ise 2 milyon çocuk evlerinden uzakta. Mülteci olarak bugün yerlerinden edilmiş Suriye nüfusuna baktığımızda, Suriye halkının yarısının Suriye içinde veya dışında yerlerinden edilecek olduğu görülüyor. Bugün karşılaştığımız tablo kayıp bir gelecek. Çocukların normal bir yaşamları, eğitim şansları yok.CEF Türkiye Temsilcisi Abulaban, uluslararası toplumun dikkatine çekmeye işaret ederek, insani yardımlar için Türk hükümetine ve halkına teşekkür etti. Abulaban, Biz, uluslar arası camianın aslında sadece Türkiyeye sözler olarak teşekkürlerini iletip, takdirinden ziyade, artık daha fazla desteğinin artmasını bekliyoruz. Söylemek istediğimiz, artık bu trajedinin sonlanması. Bu trajediyi durdurun diyoruz. Biz çocuklara yardım etmek istemiyoruz, çünkü hiçbir çocuğun bu durumda olmasını görmek istemiyoruz şeklinde konuştu.Başbakan Erdoğanın açıklamasında Suriyedeki durumdan Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi üyelerinin sorumlu olduğu ve Birleşmiş Milletlerin yerine ayrı bir kuruluş kurulması düşüncesini soran gazeteciye Abulaban, Birleşmiş Milletler üyelerinin bir an önce çözüme varmalarını diliyoruz ifadelerini kullandı.Batchelor ise, Birleşmiş milletler en büyük insani yardım talebini yaptığını söyleyerek, BMnin Suriyelilere yardım etmek için elimizden geleni yapıyoruz, asıl istenen bir çözüm. Bu çözüm politik bir çözüm olacak diye konuştu.Suriyelilerin sayısının artması durumunda alınacak önlemler hakkında soru soran gazeteciye Oktay, Türkiye olarak her türlü hazırlığımızı yaparız. Bugünden sonra da hazırlıklarımız var diye cevap verdi.Oktay, kamplarla ilgili olarak, Suriyelilerin kamp dışında normal şekilde sürdürülebilmesine ilişkin çalışmamız var. Uluslar arası kurum ve kuruluşları ellerini taşın altına koymaya davet ettik şeklinde konuştu.Oktay, kampların Suriye sınırı tarafında yapılmasını uygun buldukların belirterek, bunun için Birleşmiş Milletlerin Güvenlik Konseyinin kararının gerekiyor diye düşünüyoruz ifadelerini kullandı.AFAD olarak kimyasal silah kullanımını öngördüklerini söyleyen Oktay, gerekli tedbirleri aldıklarını açıkladı.Oktay, Sınır girişlerinde, sınır yakınları veya içinde kimyasalları tespit edebilecek, gerekli tedbirleri alabilecek çalışmamız vardır. Türkiyeye gelenlerde, geçenlerde önlemler alınmıştır ve bu tarama yapılmaktadır
Zaman
Son Dakika
23.08.2013
AFADveBMdenuluslararasıcamiayaçağrıAFAD ve BMden uluslararası camiaya çağrı
Çocukları obeziteden ‘Nasreddin Hoca’ ve ‘Keloğlan’ koruyacak
Zaman
22.08.2013
01:55
Her yaştan insanın sağlığını tehdit eden obezite, Sağlık Bakanlığı verilerine göre çocuklarda da yüzde 10’a ulaştı. Buna önlem almak için çalışma yapan Gediz Üniversitesi ve İzmir Halk Sağlığı Müdürlüğü, hareketli yaşam ve sağlıklı beslenmenin önemini Nasreddin Hoca ve Keloğlan ile çocuklara anlatacak.Gediz Üniversitesi ve İzmir Halk Sağlığı Müdürlüğü, çocukları obeziteden korumak, küçük yaşta sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmak için örnek bir projeye imza atıyor. Çocukları şişmanlıktan, Nasred-din Hoca ve Keloğlan karikatürlü hikâyeler kurtaracak. Gediz Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zülfükar Bayraktar ile 10 öğrencisi, bu amaçla hikâyeler yazacak. Bu öyküler, daha sonra karikatürleştirilecek, İzmir Valiliği tarafından da kitaplaştırılarak ilkokullarda dağıtılacak. Çocukların hayal dünyalarını süsleyen milli kahramanlar Nasreddin Hoca ve Keloğlan, dengeli beslenme ve hareketli yaşamla zayıflamayı öğütleyecek, ellerin sık sık yıkanmasını, dişlerin düzenli olarak fırçalanmasını isteyecek. Sevimli ve neşeli eğitimle küçüklerin obeziteden kurtulmaları, sağlıklı yaşamaları sağlanacak. Gediz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyfullah Çevik, başarılı bir geleceğin sağlıklı nesillerle mümkün olacağına dikkat çekerek, “Her şeyin başı sağlık. Sağlıklıysak verimli ve üretken olabiliriz. Bir ülkenin başarılı olabilmesi de sağlıklı bireyler yetiştirmesine bağlı. Bu bilinci daha küçük yaşlarda çocuklarımıza aşılamamız, onlara sağlıklı yaşamın kapılarını açmamız gerekiyor. Milli kahramanlarımız aracılığıyla işte bunu sağlayacağız. Gediz Üniversitesi olarak toplumumuza ve yarınlarımıza böyle bir katkıda bulunacağımız için mutluyuz.” dedi.HER 10 ÇOCUKTAN BİRİ OBEZObezitenin çocukluk çağında önlenmesinin önemine vurgu yapan Halk Sağlığı İl Müdürü Doç. Dr. Mustafa Tözün ise çocukların yüzde 10’unun obez olduğuna dikkat çekti. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir araştırmaya göre, 5-14 yaş arasındaki çocuklarda obezitenin yüzde 10’lara ulaştığı bilgisini veren Tözün, şunları kaydetti: “Bir başka ifadeyle 10 çocuktan biri aşırı kilolu. Oldukça yüksek olan bu oranı Gediz Üniversitesi’yle birlikte İzmir’de aşağıya çekmek istiyoruz. Çünkü çocukluk çağında alınan kilolar kolay kolay verilmiyor ve pek çok kronik hastalığı da beraberinde getiriyor. Bunu önlemek için çocuklarımızın hareket etmesini ve sağlıklı beslenmesini sağlamalıyız. Nasreddin Hoca ve Keloğlan’ın öğütlerinin etkili olacağına inanıyoruz.” Gediz Üniversitesi, obeziteye karşı geçtiğimiz yıl da İzmir Kız Lisesi’yle el ele vermişti. Fazla kiloları yüzünden psikolojileri bozulan, derslerinde başarısız olan kız öğrencilere yönelik ‘Sağlıklı Beslenme Hareketli Yaşam’ projesi başlatılmıştı. Dengeli beslenme ile sağlıklı yaşam bilinci kazandırılan gençlerin, diyet ve sporla zayıflamaları sağlanmıştı.
Zaman
Sağlık
22.08.2013
Çocuklarıobeziteden‘NasreddinHoca’ve‘Keloğlan’koruyacakÇocukları obeziteden ‘Nasreddin Hoca’ ve ‘Keloğlan’ koruyacak
Çocukları obeziteden ‘Nasreddin Hoca’ ve ‘Keloğlan’ koruyacak
Zaman
22.08.2013
01:53
Her yaştan insanın sağlığını tehdit eden obezite, Sağlık Bakanlığı verilerine göre çocuklarda da yüzde 10’a ulaştı. Buna önlem almak için çalışma yapan Gediz Üniversitesi ve İzmir Halk Sağlığı Müdürlüğü, hareketli yaşam ve sağlıklı beslenmenin önemini Nasreddin Hoca ve Keloğlan ile çocuklara anlatacak.Gediz Üniversitesi ve İzmir Halk Sağlığı Müdürlüğü, çocukları obeziteden korumak, küçük yaşta sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmak için örnek bir projeye imza atıyor. Çocukları şişmanlıktan, Nasred-din Hoca ve Keloğlan karikatürlü hikâyeler kurtaracak. Gediz Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zülfükar Bayraktar ile 10 öğrencisi, bu amaçla hikâyeler yazacak. Bu öyküler, daha sonra karikatürleştirilecek, İzmir Valiliği tarafından da kitaplaştırılarak ilkokullarda dağıtılacak. Çocukların hayal dünyalarını süsleyen milli kahramanlar Nasreddin Hoca ve Keloğlan, dengeli beslenme ve hareketli yaşamla zayıflamayı öğütleyecek, ellerin sık sık yıkanmasını, dişlerin düzenli olarak fırçalanmasını isteyecek. Sevimli ve neşeli eğitimle küçüklerin obeziteden kurtulmaları, sağlıklı yaşamaları sağlanacak. Gediz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyfullah Çevik, başarılı bir geleceğin sağlıklı nesillerle mümkün olacağına dikkat çekerek, “Her şeyin başı sağlık. Sağlıklıysak verimli ve üretken olabiliriz. Bir ülkenin başarılı olabilmesi de sağlıklı bireyler yetiştirmesine bağlı. Bu bilinci daha küçük yaşlarda çocuklarımıza aşılamamız, onlara sağlıklı yaşamın kapılarını açmamız gerekiyor. Milli kahramanlarımız aracılığıyla işte bunu sağlayacağız. Gediz Üniversitesi olarak toplumumuza ve yarınlarımıza böyle bir katkıda bulunacağımız için mutluyuz.” dedi.HER 10 ÇOCUKTAN BİRİ OBEZObezitenin çocukluk çağında önlenmesinin önemine vurgu yapan Halk Sağlığı İl Müdürü Doç. Dr. Mustafa Tözün ise çocukların yüzde 10’unun obez olduğuna dikkat çekti. Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı bir araştırmaya göre, 5-14 yaş arasındaki çocuklarda obezitenin yüzde 10’lara ulaştığı bilgisini veren Tözün, şunları kaydetti: “Bir başka ifadeyle 10 çocuktan biri aşırı kilolu. Oldukça yüksek olan bu oranı Gediz Üniversitesi’yle birlikte İzmir’de aşağıya çekmek istiyoruz. Çünkü çocukluk çağında alınan kilolar kolay kolay verilmiyor ve pek çok kronik hastalığı da beraberinde getiriyor. Bunu önlemek için çocuklarımızın hareket etmesini ve sağlıklı beslenmesini sağlamalıyız. Nasreddin Hoca ve Keloğlan’ın öğütlerinin etkili olacağına inanıyoruz.” Gediz Üniversitesi, obeziteye karşı geçtiğimiz yıl da İzmir Kız Lisesi’yle el ele vermişti. Fazla kiloları yüzünden psikolojileri bozulan, derslerinde başarısız olan kız öğrencilere yönelik ‘Sağlıklı Beslenme Hareketli Yaşam’ projesi başlatılmıştı. Dengeli beslenme ile sağlıklı yaşam bilinci kazandırılan gençlerin, diyet ve sporla zayıflamaları sağlanmıştı.
Zaman
Ana Sayfa
22.08.2013
Çocuklarıobeziteden‘NasreddinHoca’ve‘Keloğlan’koruyacakÇocukları obeziteden ‘Nasreddin Hoca’ ve ‘Keloğlan’ koruyacak
Çocukları obeziteden 'Nasreddin Hoca' ve 'Keloğlan' koruyacak
Zaman
21.08.2013
11:03
Gediz Üniversitesi ve İzmir Halk Sağlığı Müdürlüğü, çocukları obeziteden korumak, küçük yaşta sağlıklı yaşam alışkanlıkları kazandırmak için örnek bir projeye imza atıyor. Çocukları şişmanlıktan, Nasreddin Hoca ve Keloğlan karikatürlü hikayeler kurtaracak. Günümüzün en büyük sorunlarından obezite ve sağlıksız yaşama karşı İzmir’de örnek olacak bir proje başlatıldı. Sağlıklı nesiller yetiştirmek için el ele veren Gediz Üniversitesi ile İzmir İl Halk Sağlık Müdürlüğü, öğrencilere sağlığın önemini Nasreddin Hoca ve Keloğlan’la anlatacak. Gediz Üniversitesi Türk Dili ve Edebiyatı Bölümü Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Zülfükar Bayraktar ile 10 öğrencisi, bu amaçla hikayeler yazacak. Bu öyküler, daha sonra karikatürleştirilecek, İzmir Valiliği tarafından da kitaplaştırılarak ilkokullarda dağıtılacak. Çocukların hayal dünyalarını süsleyen milli kahramanlar Nasreddin Hoca ve Keloğlan, dengeli beslenme ve hareketli yaşamla zayıflamayı öğütleyecek, ellerin sık sık yıkanmasını, dişlerin düzenli olarak fırçalanmasını isteyecek. Sevimli ve neşeli eğitimle küçüklerin obeziten kurtulmaları, sağlıklı yaşamaları sağlanacak.Gediz Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Seyfullah Çevik, başarılı bir geleceğin sağlıklı nesillerle mümkün olacağına dikkat çekerek, “Her şeyin başı sağlık. Sağlıklıysak verimli ve üretken olabiliriz. Bir ülkenin başarılı olabilmesi de sağlıklı bireyler yetiştirmesine bağlı. Bu bilinci daha küçük yaşlarda çocuklarımıza aşılamamız, onlara sağlıklı yaşamın kapılarını açmamız gerekiyor. Milli kahramanlarımız aracılığıyla işte bunu sağlayacağız. Gediz Üniversitesi olarak toplumumuza ve yarınlarımıza böyle bir katkıda bulunacağımız için mutluyuz.” dedi.ÇOCUKLARIN YÜZDE 10’U OBEZObezitenin çocukluk çağında önlenmesinin önemine vurgu yapan Halk Sağlığı İl Müdürü Doç. Dr. Mustafa Tözün, çocukların yüzde 10’unun obez olduğuna dikkat çekti. Sağlık Bakanlığının yaptığı bir araştırmaya göre, 5-14 yaş arasındaki çocuklarda obezitenin yüzde 10lara ulaştığı bilgisini veren Tözün, şunları kaydetti: “Bir başka ifadeyle 10 çocuktan biri aşırı kilolu. Oldukça yüksek olan bu oranı Gediz Üniversitesi’yle birlikte İzmir’de aşağıya çekmek istiyoruz. Çünkü çocukluk çağında alınan kilolar kolay kolay verilmiyor ve pek çok kronik hastalığı da beraberinde getiriyor. Bunu önlemek için çocuklarımızın hareket etmesini ve sağlıklı beslenmesini sağlamalıyız. Nasreddin Hoca ve Keloğlan’ın öğütlerinin etkili olacağına inanıyoruz.”LİSELİ KIZLAR DA ZAYIFLATILMIŞTIGediz Üniversitesi, obeziteye karşı geçtiğimiz yıl da İzmir Kız Lisesi’yle el ele vermişti. Fazla kiloları yüzünden psikolojileri bozulan, derslerinde başarısız olan kız öğrencilere yönelik Sağlıklı Beslenme Hareketli Yaşam projesi başlatılmıştı. Dengeli beslenme ile sağlıklı yaşam bilinci kazandırılan gençlerin, diyet ve sporla zayıflamaları sağlanmıştı. CİHAN
Zaman
Son Dakika
21.08.2013
ÇocuklarıobezitedenNasreddinHocaveKeloğlankoruyacakÇocukları obeziteden Nasreddin Hoca ve Keloğlan koruyacak
Toplam "118" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti