Habergec.Com Aranan Kelimeler:kuraklık Değerlendirme: 10 / 10 533517
habergec.com
03.09.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

kuraklık

Yumurtaya bir ayda yüzde 20 zam geldi
Zaman
03.09.2014
02:20
Rusya’nın Avrupa Birliği’ne ambargo uygulamasıyla en yakınındaki Türkiye için önemli bir ihracat fırsatı ortaya çıktı.Ancak ihracatçılar için fırsat olarak gösterilen bu gelişme, vatandaşa pek de olumlu yansımadı. Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (Yum-Bir), eylülün ilk günü itibarıyla ortaya çıkan yumurta fiyatlarını geçtiğimiz gün açıkladı. Buna göre peşin fiyatlarla gerçekleşen yumurta fiyatları bir aylık sürede yüzde 20’lik artış gösterdi. Okulların açılma döneminde meydana gelen bu artışın geçen yılın aynı döneminde yüzde 5’ler seviyesinde kalması ise Rusya etkisini ortaya çıkardı. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “İhracat yapacağız diye, iç pazardaki fiyatları, arz eksikliği nedeniyle yükseltmek kabul edilebilir değil.” yorumunda bulunurken, Yum-Bir Başkanı Hasan Konya, fiyat artışında Rusya’ya ihracat fırsatının ortaya çıkmasından ziyade okul dönemiyle yumurtaya artan talebin etkili olduğunu savundu. Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika’nın ekonomik yaptırımlarına karşı tarım ürünü ve ham madde alımını bir yıllığına yasakladı. Yaklaşık 43 milyar dolarlık gıda ithalatı yapan Rusya’nın ihtiyacını karşılayacağı ülkelerin başında Türkiye’nin yer alması ise fiyatların yukarı yönlü tırmanışa geçmesine neden oldu. Halihazırda kuraklık ve don nedeniyle gıdada yüzde 30’lara varan enflasyonla mücadele eden Türkiye’deki yumurta fiyatları bir ayda yüzde 20 arttı. Yum-Bir verilerine göre geçtiğimiz ağustos ayında 17 kuruş olan beyaz piliç yumurtasının fiyatı bir eylül itibarıyla yüzde 17’lik artışla 20 kuruşa yükseldi. En düşük artışın gözlendiği bu yumurta tipinde gözlenirken artış miktarı en yüksek olan yumurta tipi ise yüzde 22 ile beyaz yarka tipi yumurta oldu. Kahverengi ve beyaz yumurtaların fiyatlarında yaşanan fiyat değişimlerinin ortalaması ise yüzde 20’nin üzerinde gerçekleşti. Ülkenin ihracat yapmasının, cari açığın kapatılması için gerekli olduğunun altını çizen Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “Ancak gıda, enerji ve benzeri stratejik kalemlerde, öncelikle iç pazardaki ihtiyacın karşılanması ve bu sağlanırken de, fiyatların toplumun alım gücüne paralel şekilde olması beklenir.” dedi.
Zaman
Ana Sayfa
03.09.2014
Yumurtayabiraydayüzde20zamgeldiYumurtaya bir ayda yüzde 20 zam geldi
Yumurtaya bir ayda yüzde 20 zam geldi
Zaman
03.09.2014
02:13
Rusya’nın Avrupa Birliği’ne ambargo uygulamasıyla en yakınındaki Türkiye için önemli bir ihracat fırsatı ortaya çıktı.Ancak ihracatçılar için fırsat olarak gösterilen bu gelişme, vatandaşa pek de olumlu yansımadı. Yumurta Üreticileri Merkez Birliği (Yum-Bir), eylülün ilk günü itibarıyla ortaya çıkan yumurta fiyatlarını geçtiğimiz gün açıkladı. Buna göre peşin fiyatlarla gerçekleşen yumurta fiyatları bir aylık sürede yüzde 20’lik artış gösterdi. Okulların açılma döneminde meydana gelen bu artışın geçen yılın aynı döneminde yüzde 5’ler seviyesinde kalması ise Rusya etkisini ortaya çıkardı. Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “İhracat yapacağız diye, iç pazardaki fiyatları, arz eksikliği nedeniyle yükseltmek kabul edilebilir değil.” yorumunda bulunurken, Yum-Bir Başkanı Hasan Konya, fiyat artışında Rusya’ya ihracat fırsatının ortaya çıkmasından ziyade okul dönemiyle yumurtaya artan talebin etkili olduğunu savundu. Rusya, Avrupa Birliği ve Amerika’nın ekonomik yaptırımlarına karşı tarım ürünü ve ham madde alımını bir yıllığına yasakladı. Yaklaşık 43 milyar dolarlık gıda ithalatı yapan Rusya’nın ihtiyacını karşılayacağı ülkelerin başında Türkiye’nin yer alması ise fiyatların yukarı yönlü tırmanışa geçmesine neden oldu. Halihazırda kuraklık ve don nedeniyle gıdada yüzde 30’lara varan enflasyonla mücadele eden Türkiye’deki yumurta fiyatları bir ayda yüzde 20 arttı. Yum-Bir verilerine göre geçtiğimiz ağustos ayında 17 kuruş olan beyaz piliç yumurtasının fiyatı bir eylül itibarıyla yüzde 17’lik artışla 20 kuruşa yükseldi. En düşük artışın gözlendiği bu yumurta tipinde gözlenirken artış miktarı en yüksek olan yumurta tipi ise yüzde 22 ile beyaz yarka tipi yumurta oldu. Kahverengi ve beyaz yumurtaların fiyatlarında yaşanan fiyat değişimlerinin ortalaması ise yüzde 20’nin üzerinde gerçekleşti. Ülkenin ihracat yapmasının, cari açığın kapatılması için gerekli olduğunun altını çizen Tüketici Birliği Federasyonu Genel Başkanı Avukat Bülent Deniz, “Ancak gıda, enerji ve benzeri stratejik kalemlerde, öncelikle iç pazardaki ihtiyacın karşılanması ve bu sağlanırken de, fiyatların toplumun alım gücüne paralel şekilde olması beklenir.” dedi.
Zaman
Ekonomi
03.09.2014
Yumurtayabiraydayüzde20zamgeldiYumurtaya bir ayda yüzde 20 zam geldi
15:00 Babacan'dan enflasyon açıklaması
Milliyet
02.09.2014
16:15
Babacan NTVde katıldığı canlı yayında, Son 14 yıldır böyle bir kuraklık görülmemişti. Bir yandan kuraklık bir yandan da don problemi pek çok ü...


Milliyet
Son Dakika
02.09.2014
1500Babacandanenflasyonaçıklaması1500 Babacandan enflasyon açıklaması
15:00 Babacan'dan enflasyon açıklaması
Milliyet
02.09.2014
16:08
Babacan NTVde katıldığı canlı yayında, Son 14 yıldır böyle bir kuraklık görülmemişti. Bir yandan kuraklık bir yandan da don problemi pek çok ü...
Milliyet
Son Dakika
02.09.2014
1500Babacandanenflasyonaçıklaması 1500 Babacandan enflasyon açıklaması
Babacan'dan enflasyon açıklaması
Milliyet
02.09.2014
16:01
Babacan NTVde katıldığı canlı yayında, Son 14 yıldır böyle bir kuraklık görülmemişti. Bir yandan kuraklık bir yandan da don problemi pek çok ü...
Milliyet
Ekonomi
02.09.2014
Babacandanenflasyonaçıklaması Babacandan enflasyon açıklaması
Doğal Gölette Bir Damla Su Kalmadı
Haber3
02.09.2014
13:35
Doğal

Ülkenin birçok yerinde olduğu gibi Eskişehirin Seyitgazi ilçesinde de kuraklık göletleri olumsuz etkiledi.

Haber3
Son Dakika
02.09.2014
DoğalGöletteBirDamlaSuKalmadıDoğal Gölette Bir Damla Su Kalmadı
Kuraklık Hayvan Üreticilerini de Etkiledi
Haberler.com
02.09.2014
12:51
Malatya?da yaşanan kuraklık, hayvan üreticilerini de olumsuz etkiledi.
Haberler.com
Güncel
02.09.2014
KuraklıkHayvanÜreticilerinideEtkilediKuraklık Hayvan Üreticilerini de Etkiledi
"Yüksek Enflasyonun Nedeni Kuraklık Ve Don"
Haber3
02.09.2014
12:45
Yüksek

Başbakan Yardımcısı Ali Babacan da, Merkez Bankasının zaman zaman gündeme getirdiği gibi, yüksek enflasyonun nedeni olarak gıda fiyatlarını gösterdi.NTV canlı yayına katılan Babacan, Bu yıl hem kuraklık hem de don problemi üretimi düşürdü...

Haber3
Son Dakika
02.09.2014
YüksekEnflasyonunNedeniKuraklıkVeDonYüksek Enflasyonun Nedeni Kuraklık Ve Don
Kuraklık Hayvan Üreticilerini De Etkiledi
Haber3
02.09.2014
11:59
Kuraklık

Malatyada yaşanan kuraklık, hayvan üreticilerini de olumsuz etkiledi.

Haber3
Son Dakika
02.09.2014
KuraklıkHayvanÜreticileriniDeEtkilediKuraklık Hayvan Üreticilerini De Etkiledi
Niğde’de 4 Bin 222 Çiftçinin Kredi Borçları Ertelendi
Haber3
01.09.2014
14:55
Niğde’de

Niğde İl Gıda Tarım ve Hayvancılık Müdürlüğünce 2014 yılı içerisinde meydana gelen kuraklık ve don afeti nedeniyle meydana gelen hasar tespit çalışmaları tamamlanarak karara bağlandı.

Haber3
Son Dakika
01.09.2014
Niğde’de4Bin222ÇiftçininKrediBorçlarıErtelendiNiğde’de 4 Bin 222 Çiftçinin Kredi Borçları Ertelendi
Kuraklık buğday üreticisini vurdu
Haber3
01.09.2014
14:27
Kuraklık

Tarımda korkulan oldu yaşanan kuraklık ve mevsim başında yaşanan don nedeniyle Erzurumda buğday üretimi yüzde 35 azaldı. Çiftçi don ve kuraklık mağduru oldu. Anadolunun hayvancılık ve tahıl merkezlerinden Erzurumda tarımsal üretimi don...

Haber3
Son Dakika
01.09.2014
KuraklıkbuğdayüreticisinivurduKuraklık buğday üreticisini vurdu
Kuraklık Buğday Üreticisini Vurdu
Haberler.com
01.09.2014
14:22
Tarımda korkulan oldu yaşanan kuraklık ve mevsim başında yaşanan don nedeniyle Erzurumda buğday üretimi yüzde 35 azaldı.
Haberler.com
Güncel
01.09.2014
KuraklıkBuğdayÜreticisiniVurduKuraklık Buğday Üreticisini Vurdu
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yeni sohbeti: Sâdıklarla Beraber Olun!..
Zaman
01.09.2014
10:31
Fethullah Gülen Hocaefendinin yeni sohbeti Herkul.org sitesinde yayınlandı. Sâdıklarla Beraber Olun!.. başlıklı yeni Bamteli sohbetinde Fethullah Gülen Hocaefendi, önemli değerlendirmelerde bulundu.SOHBETİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZFethullah Gülen Hocaefendi, Sadâkat, Allah ile bir mukavele, bir sözleşme ve bir iç yemindir. Ona başlangıcı itibarıyla ve bir yönüyle nazârî veya enfüsî sadâkat da denebilir. Neye söz verilmişse onu harfiyen yerine getirmek ise onun amelî yanını teşkil eder. ifadelerini kullandı. Hocaefendi, Bir taraftan Allaha sadâkat beyan ederken, diğer yandan Onun emirlerine muhalif davranan kimse, sâdık davranmıyor ve döneklik yapıyor demektir. dedi.İşte Fethullah Gülen Hocaefendinin sohbetinden satır başları:Sıdk ve Sadâkatİç yemin şeklindeki sadâkati orada bırakıp da amel ve aksiyona taşımamak insanın çelişkisi olur. Bir taraftan Allaha sadâkat beyan ederken, diğer yandan Onun emirlerine muhalif davranan kimse, sâdık davranmıyor ve döneklik yapıyor demektir.Sıdk; doğru sözün yanında doğru davranışı da ihtiva eden, her türlü uydurma beyan ve tavırdan arınmış olmayı da çağrıştıran ve insanın iç-dış, gizli-açık her halini aynı çizgide götürmesi, hilâf-ı vâki her şeye kapanıp, hayatını doğruluğa göre planlaması manalarına gelen daha şümullü bir tabirdir.Sadâkat ise; söz ve tavırlarla beraber duygu, düşünce, tasavvur ve niyetlerde de doğru olma, hak ve hakikate yürekten bağlı kalma, dostlarına karşı hep vefa hisleriyle dolu bulunma, şartlar ne olursa olsun hainlik ve döneklik yapmama, gönül verdiği kapıdan asla ayrılmama ve riya, tasannu, maddî-manevî çıkar hesabı gibi kötülüklerden arınarak hâlis bir niyetle Allah yoluna bağlanma manalarının hepsini ifade eden muallâ bir kelimedir.Tebük SeferiTebük Seferi, Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimizin Şamda toplanan kırk bin kişilik Roma ordusuna karşı yapmış olduğu askerî harekettir. Bu hareket, Arap yarımadasının kuzeyinde, Medine ile Şamın ortasında bulunan, suyu ve hurmalığı bol bir yer olan Tebüke kadar uzanıp orada sona erdiği için bu adı almıştır. Ciddî bir savaş hazırlığı içinde gidilip de, savaş olmadan geriye dönülen Tebük Seferinde, o zamana kadarki en güçlü ve düzenli İslâm ordusu techiz edilmiş; Romalılara karşı sindirme harekâtı ve savaş tatbikatı yapılmış ve neticesi itibarıyla askerî ve siyasî açıdan önemli bir zafer kazanılarak geri dönülmüştür.Sıcaklık, kuraklık, kıtlık, uzaklık ve düşman ordusunun gücü gibi unsurların iyice zorlaştırdığı bu sefere çok çetin bir savaş olacağı mülahazasıyla çıkılmıştı. Allah Rasûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ), güçlüsüyle zayıfıyla bütün müslümanları açıktan cihada davet etmiş ve inananlar arasında umumî seferberlik havasının yayılmasını sağlamıştı.Münafıklar, her meseleye nefsanîlik açısından yaklaşıp her şeyi egoizmaya bağlı değerlendirdikleri için sürekli fesada sebebiyet verdikleri gibi, gerek Tebük gazvesi hazırlıklarında ve gerekse yolculuk sırasında fitne çıkarmaktan geri durmamışlardı. Münafıklardan yaklaşık seksen tanesi Tebük seferine katılmamak için Rasûl-ü Ekreme bir sürü bahane saymış ve izin istemişlerdi. Onlardan bazıları da, ganimet devşirmek ümidiyle orduya katılmış ama yol boyunca bozgunculuk yapmaktan bir an dûr olmamışlardı.Geri Kalanlar, Mazeret Döktürenler ve Doğruluktan AyrılmayanlarMümin olduğu halde küçük bir ihmalden dolayı geride kalıp İslam ordusundan ayrı düşenler de mevcuttu. Kâb b. Mâlik, Mürare b. Rebî ve Hilâl b. Ümeyye de “nasıl olsa yetişirim” deyip ağırdan alan ama Tebük Kervanını kaçırdıktan sonra ona ulaşma fırsatını bir daha da hiç bulamayan ve meşrû bir özrü olmadığı halde sefere katılmayan müminlerdendi.Hazırlıklı, düzenli ve güçlü İslâm ordusunun her çeşit savaş riskini göze alarak Tebüke kadar ulaşması, psikolojik bakımdan güç dengesini Müslümanların lehine çevirmişti. Hicaza saldırıp İslam coğrafyasını yakıp yıkmak üzere yola çıkan Heraklius ve askerleri, müminlerin cesareti karşısında çok korkmuş, dehşete kapılmış ve savaştan vazgeçmişlerdi. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) Tebükte yirmi gün kadar kaldıktan sonra, Ashab-ı kiramın ileri gelenleri ile istişare ederek geri dönmeye karar vermişti.Fahr-i Kainat Efendimiz, seferden döndüğü zaman, Tebük gazvesine katılmayıp Medinede kalanlar tek tek gelip özür dilemişler ve mazeretlerini yeminlerle teyit etmişlerdi. Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz de, onların sözlerini dış görünüşleri itibarıyla kabul edip, işin iç yüzünü ve onların niyetlerini Allaha havale etmiş ve haklarında istiğfarda bulunmuştu. Sadece, Kâb b. Mâlik ve di
Zaman
Güncel
01.09.2014
FethullahGülenHocaefendininyenisohbetiSâdıklarlaBeraberOlunFethullah Gülen Hocaefendinin yeni sohbeti Sâdıklarla Beraber Olun
Fethullah Gülen Hocaefendi'nin yeni sohbeti: Sâdıklarla Beraber Olun!..
Zaman
01.09.2014
10:31
Fethullah Gülen Hocaefendinin yeni sohbeti Herkul.org sitesinde yayınlandı. Sâdıklarla Beraber Olun!.. başlıklı yeni Bamteli sohbetinde Fethullah Gülen Hocaefendi, önemli değerlendirmelerde bulundu.SOHBETİ İZLEMEK İÇİN TIKLAYINIZFethullah Gülen Hocaefendi, Sadâkat, Allah ile bir mukavele, bir sözleşme ve bir iç yemindir. Ona başlangıcı itibarıyla ve bir yönüyle nazârî veya enfüsî sadâkat da denebilir. Neye söz verilmişse onu harfiyen yerine getirmek ise onun amelî yanını teşkil eder. ifadelerini kullandı. Hocaefendi, Bir taraftan Allaha sadâkat beyan ederken, diğer yandan Onun emirlerine muhalif davranan kimse, sâdık davranmıyor ve döneklik yapıyor demektir. dedi.İşte Fethullah Gülen Hocaefendinin sohbetinden satır başları:Sıdk ve Sadâkatİç yemin şeklindeki sadâkati orada bırakıp da amel ve aksiyona taşımamak insanın çelişkisi olur. Bir taraftan Allaha sadâkat beyan ederken, diğer yandan Onun emirlerine muhalif davranan kimse, sâdık davranmıyor ve döneklik yapıyor demektir.Sıdk; doğru sözün yanında doğru davranışı da ihtiva eden, her türlü uydurma beyan ve tavırdan arınmış olmayı da çağrıştıran ve insanın iç-dış, gizli-açık her halini aynı çizgide götürmesi, hilâf-ı vâki her şeye kapanıp, hayatını doğruluğa göre planlaması manalarına gelen daha şümullü bir tabirdir.Sadâkat ise; söz ve tavırlarla beraber duygu, düşünce, tasavvur ve niyetlerde de doğru olma, hak ve hakikate yürekten bağlı kalma, dostlarına karşı hep vefa hisleriyle dolu bulunma, şartlar ne olursa olsun hainlik ve döneklik yapmama, gönül verdiği kapıdan asla ayrılmama ve riya, tasannu, maddî-manevî çıkar hesabı gibi kötülüklerden arınarak hâlis bir niyetle Allah yoluna bağlanma manalarının hepsini ifade eden muallâ bir kelimedir.Tebük SeferiTebük Seferi, Rasûl-ü Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimizin Şamda toplanan kırk bin kişilik Roma ordusuna karşı yapmış olduğu askerî harekettir. Bu hareket, Arap yarımadasının kuzeyinde, Medine ile Şamın ortasında bulunan, suyu ve hurmalığı bol bir yer olan Tebüke kadar uzanıp orada sona erdiği için bu adı almıştır. Ciddî bir savaş hazırlığı içinde gidilip de, savaş olmadan geriye dönülen Tebük Seferinde, o zamana kadarki en güçlü ve düzenli İslâm ordusu techiz edilmiş; Romalılara karşı sindirme harekâtı ve savaş tatbikatı yapılmış ve neticesi itibarıyla askerî ve siyasî açıdan önemli bir zafer kazanılarak geri dönülmüştür.Sıcaklık, kuraklık, kıtlık, uzaklık ve düşman ordusunun gücü gibi unsurların iyice zorlaştırdığı bu sefere çok çetin bir savaş olacağı mülahazasıyla çıkılmıştı. Allah Rasûlü (aleyhi ekmelüttehâyâ), güçlüsüyle zayıfıyla bütün müslümanları açıktan cihada davet etmiş ve inananlar arasında umumî seferberlik havasının yayılmasını sağlamıştı.Münafıklar, her meseleye nefsanîlik açısından yaklaşıp her şeyi egoizmaya bağlı değerlendirdikleri için sürekli fesada sebebiyet verdikleri gibi, gerek Tebük gazvesi hazırlıklarında ve gerekse yolculuk sırasında fitne çıkarmaktan geri durmamışlardı. Münafıklardan yaklaşık seksen tanesi Tebük seferine katılmamak için Rasûl-ü Ekreme bir sürü bahane saymış ve izin istemişlerdi. Onlardan bazıları da, ganimet devşirmek ümidiyle orduya katılmış ama yol boyunca bozgunculuk yapmaktan bir an dûr olmamışlardı.Geri Kalanlar, Mazeret Döktürenler ve Doğruluktan AyrılmayanlarMümin olduğu halde küçük bir ihmalden dolayı geride kalıp İslam ordusundan ayrı düşenler de mevcuttu. Kâb b. Mâlik, Mürare b. Rebî ve Hilâl b. Ümeyye de “nasıl olsa yetişirim” deyip ağırdan alan ama Tebük Kervanını kaçırdıktan sonra ona ulaşma fırsatını bir daha da hiç bulamayan ve meşrû bir özrü olmadığı halde sefere katılmayan müminlerdendi.Hazırlıklı, düzenli ve güçlü İslâm ordusunun her çeşit savaş riskini göze alarak Tebüke kadar ulaşması, psikolojik bakımdan güç dengesini Müslümanların lehine çevirmişti. Hicaza saldırıp İslam coğrafyasını yakıp yıkmak üzere yola çıkan Heraklius ve askerleri, müminlerin cesareti karşısında çok korkmuş, dehşete kapılmış ve savaştan vazgeçmişlerdi. Bunun üzerine, Peygamber Efendimiz (aleyhissalatü vesselam) Tebükte yirmi gün kadar kaldıktan sonra, Ashab-ı kiramın ileri gelenleri ile istişare ederek geri dönmeye karar vermişti.Fahr-i Kainat Efendimiz, seferden döndüğü zaman, Tebük gazvesine katılmayıp Medinede kalanlar tek tek gelip özür dilemişler ve mazeretlerini yeminlerle teyit etmişlerdi. Hazreti Sâdık u Masdûk Efendimiz de, onların sözlerini dış görünüşleri itibarıyla kabul edip, işin iç yüzünü ve onların niyetlerini Allaha havale etmiş ve haklarında istiğfarda bulunmuştu. Sadece, Kâb b. Mâlik ve di
Zaman
Ana Sayfa
01.09.2014
FethullahGülenHocaefendininyenisohbetiSâdıklarlaBeraberOlunFethullah Gülen Hocaefendinin yeni sohbeti Sâdıklarla Beraber Olun
Çiftçinin yüzde 65’i, kazandığıyla geçinemiyor
Zaman
01.09.2014
02:13
Gezici Araştırma Kuruluşu’nun 26 ilde çiftçiler arasında yaptığı anket, tarım sektörünün zor durumda olduğunu ortaya koydu. Çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini belirtirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi.Mazot, gübre, tohum, ilaç ve işçilik başta olmak üzere birçok girdi fiyatı hızla artan tarım sektörü, geçinememekten şikayetçi. Son yedi yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Gezici araştırma kuruluşunun 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan anketine göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 65’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi.Bu yıl meydana gelen kuraklık, don, dolu gibi felaketler de ürününün büyük bölümünün kaybolmasına yol açtı. Son olarak Gezici Araştırma Kuruluşu’nun yaptığı araştırma da, çiftçinin içinde bulunduğu durumu gözler önüne serdi. 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, 646’sı kadın olmak üzere toplam bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan ankete göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi. Çiftçilerin yüzde 87,60’ı, zorunlu harcamalardan sonra ellerinde para kalmadığını belirtiyor. Ankete katılan bin 292 çiftçiye sorulan, “Ahırlarınızda hayvan sayısı artıyor mu, azalıyor mu?” sorusuna yüzde 72,40’ı ‘azalıyor’ cevabı verirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi. Anketi değerlendiren Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, çiftçinin para kazanamamasının sebeplerini, “Maliyetler yüksek. Mazottan gübreye kadar tarımsal girdiler çok yüksek. Bazen ürettiği para etmeyince tarlada kalıyor.” şeklinde açıklıyor. Maliyetlerin yanı sıra ürününü değerine satamamasının da çiftçiyi zorda bıraktığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaymakçı, “Tarım sektöründe çiftçi değil, aracılar daha çok para kazanıyor. Çiftçi, bütün zorluklara rağmen üretime devam ediyor ancak para kazanamıyor.” diyor. Anketten çıkan sonuca göre çiftçilerin üçte birinin tarımı bırakmak zorunda kaldığını aktaran Prof. Dr. Kaymakçı, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Şu anda çiftçide önemli bir erozyon var. Bu yalnız Türkiye’de değil, dünyada böyle. Ancak dünya bunu gördü ve yeni tedbirler almaya başladı. Birleşmiş Milletler, 2014 yılını Aile Çiftçiliği Yılı ilan etti, çünkü çiftçi, dev kapitalist işletmeler karşısında eriyor. Küçük işletmelerin tasfiyesiyle tarım sektöründe istihdam sorunu ortaya çıkıyor. Küçük çiftçiler tarımı bırakırsa ne olacak? Tarımda kim çalışacak? Bu açıdan küçük ve orta ölçekli işletmelerin tasfiyesi doğru değil. Bunların korunması lazım.” Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk da mazot ve gübre fiyatlarının bitkisel ürün fiyatlarındaki artışın çok üstünde olduğuna dikkat çekerek, bu şartlar altında çiftçinin kazanmasının zor olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Gülçubuk, “Tarımda son yedi sekiz yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum, gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Diğer yandan tarımsal ürün fiyatları, değişmekle birlikte bir iki kat artış gösterdi. Bu hem bitkisel hem de hayvansal ürünler için geçerli. Sonuç, çiftçi ürününü ucuza satıyor, kazanamıyor.” diye konuşuyor. Prof. Dr. Gülçubuk’a göre tarım ürünlerinin tarladan ya da çiftlikten sofraya gelinceye kadar çok halkalı bir pazarlama zincirinden geçmesi de çiftçinin gelirinin azalmasında önemli etken. Zararına da olsa küçük ve orta ölçekli çiftçilerin üretimine devam ettiğini aktaran Prof. Dr. Gülçubuk, mevcut durumu şöyle özetliyor: “Çiftçi pazarlamanın, satışın ilk halkası oluyor, son halkada ortaya çıkan fiyattan ise payını alamıyor. Burada temel varsayım, çiftçimiz yüksek maliyetle üretiyor ve pazarlamada örgütlenemiyor. Bunda doğruluk payı elbette var ama üretim maliyetlerinin, yani girdi fiyatlarının istikrarlı yükseldiği, ürün fiyatlarının ise bunun gerisinde kaldığı bir ortamda çiftçi zaten ne kadar ve nasıl kazanabilir?”
Zaman
Ekonomi
01.09.2014
Çiftçininyüzde65’ikazandığıylageçinemiyorÇiftçinin yüzde 65’i kazandığıyla geçinemiyor
Çiftçinin yüzde 65’i, kazandığıyla geçinemiyor
Zaman
01.09.2014
02:13
Gezici Araştırma Kuruluşu’nun 26 ilde çiftçiler arasında yaptığı anket, tarım sektörünün zor durumda olduğunu ortaya koydu. Çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini belirtirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi.Mazot, gübre, tohum, ilaç ve işçilik başta olmak üzere birçok girdi fiyatı hızla artan tarım sektörü, geçinememekten şikayetçi. Son yedi yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Gezici araştırma kuruluşunun 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan anketine göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 65’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi.Bu yıl meydana gelen kuraklık, don, dolu gibi felaketler de ürününün büyük bölümünün kaybolmasına yol açtı. Son olarak Gezici Araştırma Kuruluşu’nun yaptığı araştırma da, çiftçinin içinde bulunduğu durumu gözler önüne serdi. 26 il ve 152 ilçeye bağlı 180 köy ve kasabada, 646’sı kadın olmak üzere toplam bin 292 kişi ile yüz yüze görüşülerek yapılan ankete göre Türkiye’de çiftçilerin yüzde 64,5’i, elde ettiği gelirle geçinemediğini dile getirdi. Çiftçilerin yüzde 87,60’ı, zorunlu harcamalardan sonra ellerinde para kalmadığını belirtiyor. Ankete katılan bin 292 çiftçiye sorulan, “Ahırlarınızda hayvan sayısı artıyor mu, azalıyor mu?” sorusuna yüzde 72,40’ı ‘azalıyor’ cevabı verirken, katılımcıların yüzde 65,9’u, devlet desteklerinin artırılmasını istedi. Anketi değerlendiren Ege Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Mustafa Kaymakçı, çiftçinin para kazanamamasının sebeplerini, “Maliyetler yüksek. Mazottan gübreye kadar tarımsal girdiler çok yüksek. Bazen ürettiği para etmeyince tarlada kalıyor.” şeklinde açıklıyor. Maliyetlerin yanı sıra ürününü değerine satamamasının da çiftçiyi zorda bıraktığına dikkat çeken Prof. Dr. Kaymakçı, “Tarım sektöründe çiftçi değil, aracılar daha çok para kazanıyor. Çiftçi, bütün zorluklara rağmen üretime devam ediyor ancak para kazanamıyor.” diyor. Anketten çıkan sonuca göre çiftçilerin üçte birinin tarımı bırakmak zorunda kaldığını aktaran Prof. Dr. Kaymakçı, şu değerlendirmeyi yapıyor: “Şu anda çiftçide önemli bir erozyon var. Bu yalnız Türkiye’de değil, dünyada böyle. Ancak dünya bunu gördü ve yeni tedbirler almaya başladı. Birleşmiş Milletler, 2014 yılını Aile Çiftçiliği Yılı ilan etti, çünkü çiftçi, dev kapitalist işletmeler karşısında eriyor. Küçük işletmelerin tasfiyesiyle tarım sektöründe istihdam sorunu ortaya çıkıyor. Küçük çiftçiler tarımı bırakırsa ne olacak? Tarımda kim çalışacak? Bu açıdan küçük ve orta ölçekli işletmelerin tasfiyesi doğru değil. Bunların korunması lazım.” Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Bülent Gülçubuk da mazot ve gübre fiyatlarının bitkisel ürün fiyatlarındaki artışın çok üstünde olduğuna dikkat çekerek, bu şartlar altında çiftçinin kazanmasının zor olduğunu söylüyor. Prof. Dr. Gülçubuk, “Tarımda son yedi sekiz yılda mazot maliyeti 3,5-4 kat, tohum, gübre ve yem 3-4 kat, elektrik 2-2,5 kat arttı. Diğer yandan tarımsal ürün fiyatları, değişmekle birlikte bir iki kat artış gösterdi. Bu hem bitkisel hem de hayvansal ürünler için geçerli. Sonuç, çiftçi ürününü ucuza satıyor, kazanamıyor.” diye konuşuyor. Prof. Dr. Gülçubuk’a göre tarım ürünlerinin tarladan ya da çiftlikten sofraya gelinceye kadar çok halkalı bir pazarlama zincirinden geçmesi de çiftçinin gelirinin azalmasında önemli etken. Zararına da olsa küçük ve orta ölçekli çiftçilerin üretimine devam ettiğini aktaran Prof. Dr. Gülçubuk, mevcut durumu şöyle özetliyor: “Çiftçi pazarlamanın, satışın ilk halkası oluyor, son halkada ortaya çıkan fiyattan ise payını alamıyor. Burada temel varsayım, çiftçimiz yüksek maliyetle üretiyor ve pazarlamada örgütlenemiyor. Bunda doğruluk payı elbette var ama üretim maliyetlerinin, yani girdi fiyatlarının istikrarlı yükseldiği, ürün fiyatlarının ise bunun gerisinde kaldığı bir ortamda çiftçi zaten ne kadar ve nasıl kazanabilir?”
Zaman
Ana Sayfa
01.09.2014
Çiftçininyüzde65’ikazandığıylageçinemiyorÇiftçinin yüzde 65’i kazandığıyla geçinemiyor
Çiftçinin son umudu soğan
Haber3
31.08.2014
14:36
Çiftçinin

Türkiyenin kuru soğan ihtiyacının yüzde 20sini karşılayan Ankaranın Polatlı ilçesinde soğan hasadı başladı. Bu yıl kuraklık nedeniyle hasat sezonunda hububattan umduğunu bulamayan çiftçi umudunu kuru soğana bağladı. Kuru soğanda...

Haber3
Son Dakika
31.08.2014
ÇiftçininsonumudusoğanÇiftçinin son umudu soğan
Keban Barajı tehlike veriyor!
Haber7
31.08.2014
13:48
Kuraklık Kebanda elektrik üretimini olumsuz etkiledi
Haber7
Son Dakika
31.08.2014
KebanBarajıtehlikeveriyorKeban Barajı tehlike veriyor
Kuraklık Keprice Köy Çeşmelini Etkilemedi
Haber3
31.08.2014
12:49
Kuraklık

Yozgatın Sorgun ilçesine bağlı Kerpice Köyünden geçen Karadenizi Çukurova bölgesine bağlayan yol kenarında bulunan çeşme suyu yaz-kış demeden yarım asırdan fazla zamandır yolcuların ve köyün su ihtiyacını karşılıyor.

Haber3
Son Dakika
31.08.2014
KuraklıkKepriceKöyÇeşmeliniEtkilemediKuraklık Keprice Köy Çeşmelini Etkilemedi
Kuraklık Keban Barajı'nda elektrik üretimini olumsuz etkiledi!
Emlak Kulisi
31.08.2014
12:48
Keban Barajı ve Hidroelektrik Santrali'nde, havzalardan gelen su miktarının kuraklık nedeniyle azalmasına bağlı olarak, elektrik üretiminin geçen yılın ilk 8 ayına göre yüzde 30 azaldığı bildirildi.
Emlak Kulisi
Emlak
31.08.2014
KuraklıkKebanBarajındaelektriküretiminiolumsuzetkilediKuraklık Keban Barajında elektrik üretimini olumsuz etkiledi
Kuraklık Keban'da elektrik üretimini olumsuz etkiledi
TRT
31.08.2014
12:35
Elektrik üretiminin geçen yılın ilk 8 ayına göre yüzde 30 azaldığı bildirildi.
TRT
Güncel
31.08.2014
KuraklıkKebandaelektriküretiminiolumsuzetkilediKuraklık Kebanda elektrik üretimini olumsuz etkiledi
İstanbul'u zor günler bekliyor
Samanyolu Haber
31.08.2014
10:28
Son yıllarda gündemimizi en çok meşgul eden haberlerin başında, kuraklık ve su kıtlıkları geliyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
31.08.2014
İstanbulu/">İstanbuluzorgünlerbekliyorİstanbulu-zor-günler-bekliyor/">İstanbulu zor günler bekliyor
İstanbul kan ağlıyor
Samanyolu Haber
31.08.2014
10:14
Son yıllarda gündemimizi en çok meşgul eden haberlerin başında, kuraklık ve su kıtlıkları geliyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
31.08.2014
İstanbul/">İstanbulkanağlıyorİstanbul-kan-ağlıyor/">İstanbul kan ağlıyor
İstanbul’un can damarlar kesiliyor
Zaman
31.08.2014
03:10
Son yıllarda gündemimizi en çok meşgul eden haberlerin başında, kuraklık ve su kıtlıkları geliyor. Tahrip olan ekosistem, tamir edilemez bir hal alıyor. Zamanla yağışlar azalıyor ve sulak alanlar bir bir kuruyor.İstanbul’un Avrupa yakasında Karadeniz kıyısında, dozerlerin palet seslerine inat sessiz sedasız bir çalışma yürütülüyor. İstanbul’un “Çılgın Proje”si 3. havalimanı için zemin hazırlanıyor. Ormanlık bölge önce ağaçlardan temizleniyor. İstenilen yükseklikte olmayan çukurluklar çevreden getirilen hafriyatlarla dolduruluyor. Dünyanın en büyükleri arasına girecek yeni havalimanı 7 bin 650 hektarlık bir alanı kapsıyor. İlk yapılan ÇED raporuna göre proje alanının yüzde 72’si orman, yüzde 8’i göl, yüzde 6’sı mera, fundalık, tarım arazisi, yüzde 14’ü de maden sahasından oluşuyor. Haritadan bakıp da burayı Finlandiya sanmayın. İstanbul’un kuzey ormanları adeta bir göl cenneti. Bir çoğu eski maden ve kum ocağı olan bu alanda 200’e yakın irili ufaklı göl bulunuyor. Kazılıp terk edilen maden ocakları zamanla su ile dolmuş. Tahrip olan eko sistem kısmen tamir olmuş. İstanbul’un stresinden uzaklaşmak isteyenler için bu alanlar bir sığınak gibi. Tatil günlerini fırsat bilenler soluğu göller bölgesinde alıyor. Balık avlayıp piknik yapıyor. 3. havalimanı inşaatıyla birlikte bu alanların büyük kısmı yok oluyor. Zemin çalışması yapılan inşaat alanında 66 tane göl dolduruluyor. Kuşların göç yolunda önemli dinlenme alanı olan sulak alanlar yok oluyor. Kulak Çayırı Gölü’yle başlayan doldurma çalışmaları hızla sürüyor. Bu çalışmalar, İstanbul’un içme suyu olan Terkos Gölü’nü de tehdit ediyor. Barajlardaki su seviyeleri de düşünüldüğünde İstanbul gelecekte susuz günler geçirebilir. Yapılan havalimanı ve üçüncü köprü inşaatlarında sadece sulak alanlar değil, ormanlar da tahrip ediliyor. 3. havalimanı arazisinde yeni ÇED raporundan kaldırılan maddeye göre proje alanında bulunan 2 milyon 513 bin 341 adet ağacın 657 bin 950’si kesilecek. 1 milyon 855 bin 391 ağaç ise taşınacak. Yeni başlayan inşaat çalışmalarında bunlara uyulmadığı görülüyor. Dozerlerle düzlenen yeşil alanda, işe yarar düzeydeki meşe ve çam ağaçları da kesilerek taşınıyor.
Zaman
En Çok Okunan
31.08.2014
İstanbul’un/">İstanbul’uncandamarlarkesiliyorİstanbul’un-can-damarlar-kesiliyor/">İstanbul’un can damarlar kesiliyor
Çevrece Âcil durumun farkına varmak
Zaman
31.08.2014
02:11
Dünyayı tüketmenin eşiğindeyiz. Tabiî kaynakların ve hayatın sonuna yaklaştığımız uyarısında bulunan NASAnın yaptığı son hesaplamalara göre dünyanın yüzyıl civarında bir ömrü kalmış durumda.Solunabilir oksijen, içilebilir su, ekilebilir toprak, kullanılabilir fosil yakıtlar açısından sona mı yaklaşıyoruz gerçekten? Bu soruyu koskoca bir yerküre için sorma noktasına gelmiş olmamız bile cevap hakkında bir fikir veriyor aslında. Peki, bu aşamaya nasıl geldik? Ve buradan bir çıkış mümkün mü?Birinci soruyla başlayalım. Problemin temel sebebi enerji ihtiyacımızın çok büyük kısmını fosil yakıtlarla karşılıyor olmamız. Artan dünya nüfusunun giderek daha fazla enerji talep etmesi, durumu güçleştiriyor şüphesiz. Fakat bu talebin en azından büyük kısmı temiz ve yenilenebilir kaynaklarla karşılanıyor olsaydı tablo bugünkü ölçüde korkutucu olmayabilirdi. Evet; petrol, doğalgaz ve kömürün global tüketimi çeyrek yüzyıl öncesiyle karşılaştırılamayacak kadar devasa miktarlarda bugün. Sondaj sistemleri, boru hatları, rafineriler, dolum istasyonları, milyarlarca motorlu araç bize bugün tam bir petrol ekonomisi üstünde oturduğumuzu söylüyor. İstesek ve teknik olarak mümkün olsa bile bu düzenin bugünden yarına değişmesi mümkün gözükmüyor.Fosil yakıt kullanımıyla atmosfere karbondioksit salınıyor. Bu gaz güneş ışık ve ısısının yeryüzünden yansıyıp uzaya kaçmasına bir sera camı gibi engel teşkil ediyor. Böylece, bizim de içinde yaşadığımız aşağı atmosfer (troposfer) ısınıyor (küresel ısınma) ve bu da iklimlerin küresel ölçekte değişmesine sebebiyet veriyor. Mevsimler farklılaşıyor, kışlar yumuşak, yazlar aşırı kurak geçiyor, orman yangınları artıyor, yüzey su kaynakları kuruyor, tüketilen yeraltı suları yerine konamıyor, tarım ve hayvancılık büyük darbe yiyor, yeryüzünde hemen her coğrafya şiddetli kasırgalara açık hale geliyor, buna karşılık kar örtüsü yerde uzun süre kalmıyor, yağışlar zaman ve miktar olarak anormal bir karakter arzetmeye başlıyor, sel, taşkın ve heyelanlara, verimli toprak kayıplarına yol açıyor. Bütün bu anomaliler hemen bütün yeryüzünde sıklık ve yaygınlık arzediyor, fakat ne zaman nerede ne ölçekte meydana geleceği iki hafta öncesinden tahmin edilemiyor. Ayrıca buzullar eriyor ve bu durum hem deniz suyu seviyesinin yükselmesine, dolayısıyla kıyı ovalarının, alçak düzlük ve adaların su altında kalmasına yol açıyor, hem de yeryüzündeki tatlı suyun % 70ini bünyesinde bulunduran Antarktikadan devasa buzul kütlelerinin kopup okyanusta erimesine sebebiyet veriyor.İşin daha can sıkıcı yanı şu: bütün bunlara yol açan fosil yakıt kullanımı uzun süreliğine bugün küresel olarak terk edilse bile iklim dengelerinin eski hâlini alması uzun zaman alacak. Kaldı ki bugün fosil yakıtlardan vazgeçmek mümkün değil. Çünkü en azından ulaştırma sektöründe fosil yakıtların yerini kısa-orta vâdede alacak alternatif bir yakıt henüz ufukta gözükmüş değil. ABD hâlen kullandığı elektriğin yarısını, Çin ise daha fazlasını kömüre dayalı termik santrallerden sağlıyor. Bu iki ülke şu anda atmosferin ısınmasından ve kirlenmesinden sorumlu ülkeler listesinin üst sıralarını paylaşıyor. Kömür yakılması karbondioksit emisyonunun yanısıra atmosferde kükürtoksid, dolayısıyla sülfürik asit oranının artmasına yol açıyor. Asit yağmurlarından dolayı göl ve deniz sularının asitliği artıyor, bu ortamlarda yaşayan canlı türlerin nesilleri tükeniyor, tarım ürünleri ve ormanlar zarar görüyor, toprağın kimyası ve hayatiyeti bozuluyor, yeraltı suları kullanılamaz hâle geliyor, sonuçta deniz ürünleri ve tarım ürünleri azalıyor ve pahalanıyor,Dünya nüfusu 2050de 10 milyara yaklaşacak. Ve bu nüfusun yarıdan fazlası şehirlerde yaşıyor olacak. İnsan ile tabiatın en yoğun şekilde kesiştiği, tabiatın insandan en büyük darbeyi yediği şehirler giderek tarım ve hayvancılığın rağmına büyüyecek. Sonuçta fosil yakıtların başta ulaşım sektörü olmak üzere doğrudan, ayrıca elektrik ihtiyacının karşılanmasında dolaylı kullanımı daha da artacak. Fakat insanlık daha fazla oksijen ve suya ihtiyaç duyacağı bir geleceği enerji açlığı sebebiyle daha kirlenmiş bir atmosfer, ve daha tüketilmiş-kirletilmiş su kaynaklarıyla karşılayacak.Burada bir başka ikilem daha gündeme geliyor: yağlı bitkilerden biyo-yakıt üretmek. Dünya genelinde, bilhassa Güney Amerikada (en başta Brezilyada) mısır, ayçiçeği, kanola (kolza) ve soya gibi yağlı bitkilerden biyo-yakıt üretimi yaygınlaşıyor, artıyor. Avrupa Birliğinin 2020 biyo-yakıt hedefi toplamda % 5 (Türkiyede bu konudaki girişimler on yıl önceki hızını kaybetmiş görünüyor). Fakat bu yöneliş iki problemi daha beraberinde getiriyor. Temel gıda maddesi olarak talep edilen yağlı bitkilerin fiyatı artıyor, açlık tehdidi altında kitle ölümlerinin görüldüğü beşerî coğrafyalarda akut veya kronik kuraklık-kıtlık-açlık sözkonusu olduğunda durum daha da ümitsiz bir hâ
Zaman
Yorum
31.08.2014
ÇevreceÂcildurumunfarkınavarmakÇevrece Âcil durumun farkına varmak
Dicle kurudu, yüzen adalar karaya oturdu
Zaman
31.08.2014
02:05
Şırnak’ın Cizre ilçesinden geçen Dicle Nehri, son 100 yılın en düşük seviyesine indi.Kuraklık sebebiyle nehirdeki canlı hayatı tehlikeye girerken, 3 bin yılda oluştuğu tahmin edilen yüzen adalar da susuzluk sonucu karaya oturdu. Nehirde durumun içler acısı olduğunu belirten ilçe sakinlerinden Zeki Macartay, “Su seviyesi yüzyılın en sığ durumuna gelmiş. Bu durum bize büyük bir tedirginlik vermektedir. Eskiden Dicle denilince, nehir kenarındaki evlerin çoğunda tedirginlik oluyordu. Kıyılarında yaşayanlar sürekli sellerle boğuşuyordu. Ama şu anda durumu görüyorsunuz. 45 yaşındayım ve 5 yaşından beri Dicle kenarında oturuyorum. İlk defa böyle bir durumla karşı karşıyız.” diye konuştu. Zeki Macartay, yetkililerden bu durum karşısında acil tedbir beklediklerini aktardı.Yusuf Ücar isimli vatandaş ise, “Sular çekilince balıklar ve bu su sayesinde hayatını devam ettiren diğer canlılar da tehlikeye girdi. Tabii bölge halkı ve çiftçiler de bu durumdan olumsuz etkileniyor.” dedi. Türkiye’de doğup birçok kolları olan ve Irak topraklarına geçip orada Fırat’la birleşerek Şattülarap’ta Basra Körfezi’ne dökülen Dicle Nehri, ana kaynaklarını Doğu Anadolu dağlarından ve dipten sızma yoluyla Elazığ yakınlarındaki Hazar Gölü’nden alıyor. Türkiye’nin en önemli akarsularından biri olan Dicle’nin toplam uzunluğu 1.900 km. Türkiye topraklarında kalan bölümün uzunluğu ise 523 kilometre.
Zaman
Güncel
31.08.2014
DiclekuruduyüzenadalarkarayaoturduDicle kurudu yüzen adalar karaya oturdu
Dicle kurudu, yüzen adalar karaya oturdu
Zaman
31.08.2014
02:05
Şırnak’ın Cizre ilçesinden geçen Dicle Nehri, son 100 yılın en düşük seviyesine indi.Kuraklık sebebiyle nehirdeki canlı hayatı tehlikeye girerken, 3 bin yılda oluştuğu tahmin edilen yüzen adalar da susuzluk sonucu karaya oturdu. Nehirde durumun içler acısı olduğunu belirten ilçe sakinlerinden Zeki Macartay, “Su seviyesi yüzyılın en sığ durumuna gelmiş. Bu durum bize büyük bir tedirginlik vermektedir. Eskiden Dicle denilince, nehir kenarındaki evlerin çoğunda tedirginlik oluyordu. Kıyılarında yaşayanlar sürekli sellerle boğuşuyordu. Ama şu anda durumu görüyorsunuz. 45 yaşındayım ve 5 yaşından beri Dicle kenarında oturuyorum. İlk defa böyle bir durumla karşı karşıyız.” diye konuştu. Zeki Macartay, yetkililerden bu durum karşısında acil tedbir beklediklerini aktardı.Yusuf Ücar isimli vatandaş ise, “Sular çekilince balıklar ve bu su sayesinde hayatını devam ettiren diğer canlılar da tehlikeye girdi. Tabii bölge halkı ve çiftçiler de bu durumdan olumsuz etkileniyor.” dedi. Türkiye’de doğup birçok kolları olan ve Irak topraklarına geçip orada Fırat’la birleşerek Şattülarap’ta Basra Körfezi’ne dökülen Dicle Nehri, ana kaynaklarını Doğu Anadolu dağlarından ve dipten sızma yoluyla Elazığ yakınlarındaki Hazar Gölü’nden alıyor. Türkiye’nin en önemli akarsularından biri olan Dicle’nin toplam uzunluğu 1.900 km. Türkiye topraklarında kalan bölümün uzunluğu ise 523 kilometre.
Zaman
Ana Sayfa
31.08.2014
DiclekuruduyüzenadalarkarayaoturduDicle kurudu yüzen adalar karaya oturdu
İstanbul’un can damarlar kesiliyor
Zaman
31.08.2014
02:05
Son yıllarda gündemimizi en çok meşgul eden haberlerin başında, kuraklık ve su kıtlıkları geliyor. Tahrip olan ekosistem, tamir edilemez bir hal alıyor. Zamanla yağışlar azalıyor ve sulak alanlar bir bir kuruyor.İstanbul’un Avrupa yakasında Karadeniz kıyısında, dozerlerin palet seslerine inat sessiz sedasız bir çalışma yürütülüyor. İstanbul’un “Çılgın Proje”si 3. havalimanı için zemin hazırlanıyor. Ormanlık bölge önce ağaçlardan temizleniyor. İstenilen yükseklikte olmayan çukurluklar çevreden getirilen hafriyatlarla dolduruluyor. Dünyanın en büyükleri arasına girecek yeni havalimanı 7 bin 650 hektarlık bir alanı kapsıyor. İlk yapılan ÇED raporuna göre proje alanının yüzde 72’si orman, yüzde 8’i göl, yüzde 6’sı mera, fundalık, tarım arazisi, yüzde 14’ü de maden sahasından oluşuyor. Haritadan bakıp da burayı Finlandiya sanmayın. İstanbul’un kuzey ormanları adeta bir göl cenneti. Bir çoğu eski maden ve kum ocağı olan bu alanda 200’e yakın irili ufaklı göl bulunuyor. Kazılıp terk edilen maden ocakları zamanla su ile dolmuş. Tahrip olan eko sistem kısmen tamir olmuş. İstanbul’un stresinden uzaklaşmak isteyenler için bu alanlar bir sığınak gibi. Tatil günlerini fırsat bilenler soluğu göller bölgesinde alıyor. Balık avlayıp piknik yapıyor. 3. havalimanı inşaatıyla birlikte bu alanların büyük kısmı yok oluyor. Zemin çalışması yapılan inşaat alanında 66 tane göl dolduruluyor. Kuşların göç yolunda önemli dinlenme alanı olan sulak alanlar yok oluyor. Kulak Çayırı Gölü’yle başlayan doldurma çalışmaları hızla sürüyor. Bu çalışmalar, İstanbul’un içme suyu olan Terkos Gölü’nü de tehdit ediyor. Barajlardaki su seviyeleri de düşünüldüğünde İstanbul gelecekte susuz günler geçirebilir. Yapılan havalimanı ve üçüncü köprü inşaatlarında sadece sulak alanlar değil, ormanlar da tahrip ediliyor. 3. havalimanı arazisinde yeni ÇED raporundan kaldırılan maddeye göre proje alanında bulunan 2 milyon 513 bin 341 adet ağacın 657 bin 950’si kesilecek. 1 milyon 855 bin 391 ağaç ise taşınacak. Yeni başlayan inşaat çalışmalarında bunlara uyulmadığı görülüyor. Dozerlerle düzlenen yeşil alanda, işe yarar düzeydeki meşe ve çam ağaçları da kesilerek taşınıyor.
Zaman
Ana Sayfa
31.08.2014
İstanbul’un/">İstanbul’uncandamarlarkesiliyorİstanbul’un-can-damarlar-kesiliyor/">İstanbul’un can damarlar kesiliyor
Kuraklık Pazar Fiyatlarını Olumsuz Etkiledi
Haber3
30.08.2014
12:30
Kuraklık

Eskişehirde kuraklık nedeniyle meyve ve sebze üretimi beklenen ölçüde olmayınca fiyatlarda da artış yaşandı.

Haber3
Son Dakika
30.08.2014
KuraklıkPazarFiyatlarınıOlumsuzEtkilediKuraklık Pazar Fiyatlarını Olumsuz Etkiledi
Dicle'deki su seviyesi 100 yılın en düşük seviyesinde
Zaman
30.08.2014
10:04
Şırnakın Cizre ilçesinden geçen Dicle Nehri, son 100 yılın en düşük seviyesine indi. Kuraklık nedeniyle nehirdeki canlı hayatı tehlike altına girerken, 3 bin yılda oluştuğu tahmin edilen yüzen adalarda susuzluk nedeniyle karaya oturdu. Dicle Nehrinin son durumunun içler acısı olduğunu söyleyen Cizre sakinlerinden Zeki Macartay, Dicle Nehrini görüyoruz. İçler acısı bir durum var. 100 yılda göremediğimiz şu anda en sığ duruma gelmiştir, en düşük duruma gelmiş. Bize büyük bir tedirginlik vermektedir. Artık sular gittikçe çekiliyor. İnsanlar suyu ihtiyaçlarından daha fazla kullanıyorlar. Tutumlu olsunlar. Çünkü su hayattır. Su insan için direnç kaynağıdır. Su yaşamanın en büyük olan bir güzelliktir. Su olmadığı zaman insanların yaşamsal ortamları kesilmiş bir anlam teşkil eder. Dicle Nehrinin isminin lanse edildiği zaman bu nehir kenarındaki evlerin çoğunda bir tedirgin oluyordu. Çünkü sellerle boğuşan bir Dicle Nehri vardı. Ama şuanda içler acısı bir durumdadır. Benim yaşım 45, ben 5 yaşından beri Dicle Nehri kenarında yaşayan bir ev sahibiyim. İlk defa böyle içler acısı bir durumla karşı karşıya kaldığını görüyorum. Bu 100 yılın en sığ mevsiminin yaşadığı bir Dicle Nehrini görüyoruz. diye konuştu.Dicle Nehri hakkında yetkililere seslenen Zeki Macartay, Dicle Nehrinin böyle aktığı bir ortamdayken, yetkililer durmasın bu güzel sular bir beri devletin himayesine girmesin. Değerlendirsinler, projeler yapıp ülkemizin vatandaşlarına kazandırsınlar. Bu su bizim için çok aziz ve çok bereketli bir sudur. İnsanların yaşamsal ortamlar üzerine egemen olan güzel bir örnektir. Projelerini yapıp insanları mahzur bırakmamalarını istiyoruz. dedi.Cizre (Dicle) Nehrinin artık iyice çekildiğini söyleyen Yusuf Ücar ise şöyle konuştu: Dicle Nehri son 100 yılın en düşük seviyesine gelmiş durumdadır. Birçok yaşamları tetikliyor. Balıklar veya su da yaşayan diğer canlılar olsun. Bir yandan insanları da tetikliyor. Artık insanların ilerideki yaşantıları tetiklediği gibi çiftçilerin tarlalarını da tetikliyor. Türkiyede doğup birçok kolları olan ve Irak topraklarına geçip orada Fıratla birleşerek Şattülarapta Basra Körfezine dökülen Dicle Nehri, ana kaynaklarını Doğu Anadolu dağlarından ve dipten sızma yoluyla Elazığ yakınlarındaki Hazar Gölünden alıyor. Türkiyenin önemli akarsularından biri olan Dicle Nehrinin, toplam uzunluğu 1900 km. Türkiye topraklarında kalan bölümün uzunluğu ise 523 km.
Zaman
Son Dakika
30.08.2014
Dicledekisuseviyesi100yılınendüşükseviyesindeDicledeki su seviyesi 100 yılın en düşük seviyesinde
Dicle Nehri, Cizre'de son 100 yılın en düşük seviyesine indi
Haber3
30.08.2014
09:58
Dicle

Şırnak’ın Cizre ilçesinden geçen Dicle Nehri, son 100 yılın en düşük seviyesine indi. Kuraklık nedeniyle nehirdeki canlı hayatı tehlike altına girerken, 3 bin yılda oluştuğu tahmin edilen yüzen adalarda susuzluk nedeniyle karaya oturdu....

Haber3
Son Dakika
30.08.2014
DicleNehriCizredeson100yılınendüşükseviyesineindiDicle Nehri Cizrede son 100 yılın en düşük seviyesine indi
Sapanca Gölü’nde son yağışlarla birlikte su miktarı artmaya başladı!
Emlak Kulisi
30.08.2014
09:57
Kuraklık nedeniyle bir süredir S.O.S. veren Sapanca Gölü’nde son yağışlarla birlikte su miktarı artmaya başladı. Tehlike sınırı olan 29.00 koduna inen su seviyesi, 29.60 koduna çıktı...
Emlak Kulisi
Emlak
30.08.2014
SapancaGölü’ndesonyağışlarlabirliktesumiktarıartmayabaşladıSapanca Gölü’nde son yağışlarla birlikte su miktarı artmaya başladı
Elazığ da Alabalık Üretiminde Düşüş
Haberler.com
29.08.2014
17:13
Türkiye?nin alabalık ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan Elazığ, bu yıl kuraklık nedeniyle istenilen oranda balık üretimi gerçekleştiremedi.
Haberler.com
Güncel
29.08.2014
Elazığ/">ElazığdaAlabalıkÜretimindeDüşüşElazığ-da-Alabalık-Üretiminde-Düşüş/">Elazığ da Alabalık Üretiminde Düşüş
Elazığ da Alabalık Üretiminde Düşüş
Haberler.com
29.08.2014
17:05
Türkiye?nin alabalık ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan Elazığ, bu yıl kuraklık nedeniyle istenilen oranda balık üretimi gerçekleştiremedi.
Haberler.com
Son Dakika
29.08.2014
Elazığ/">ElazığdaAlabalıkÜretimindeDüşüşElazığ-da-Alabalık-Üretiminde-Düşüş/">Elazığ da Alabalık Üretiminde Düşüş
Elazığ’da Alabalık Üretiminde Düşüş
Haber3
29.08.2014
16:43
<aElazığ’da Alabalık Üretiminde Düşüş />

Türkiye’nin alabalık ihtiyacının önemli bir bölümünü karşılayan Elazığ, bu yıl kuraklık nedeniyle istenilen oranda balık üretimi gerçekleştiremedi.

Haber3
Son Dakika
29.08.2014
Elazığ’da/">Elazığ’daAlabalıkÜretimindeDüşüşElazığ’da-Alabalık-Üretiminde-Düşüş/">Elazığ’da Alabalık Üretiminde Düşüş
Bayraktar: Aşırı yağış ve sıcaklar incir hasadını olumsuz etkiliyor
Haber3
29.08.2014
13:16
Bayraktar:

Türkiye Ziraat Odaları Birliği (TZOB) Genel Başkanı Şemsi Bayraktar, Türkiye’nin bu yıl kuraklıkla başlayan ardından neredeyse bütün afetleri yaşayan kötü bir üretim sezonu geçirdiğine değindi. Bayraktar, kuraklık, don, dolu, fırtına...

Haber3
Son Dakika
29.08.2014
BayraktarAşırıyağışvesıcaklarincirhasadınıolumsuzetkiliyorBayraktar Aşırı yağış ve sıcaklar incir hasadını olumsuz etkiliyor
Sapanca Gölü'nden iyi haber
Haber7
29.08.2014
11:59
Kuraklık nedeniyle bir süredir SOS veren Sapanca Gölünde son yağışlarla birlikte su miktarı artmaya başladı
Haber7
Son Dakika
29.08.2014
SapancaGölündeniyihaberSapanca Gölünden iyi haber
Sapanca'dan iyi haber !
Haber3
29.08.2014
11:53
Sapancadan

Kuraklık nedeniyle bir süredir alarm veren Sapanca Gölünde son yağışlarla birlikte su miktarı artmaya başladı.

Haber3
Son Dakika
29.08.2014
SapancadaniyihaberSapancadan iyi haber
Sapanca Gölü'nden iyi haber
Türkiye Gazetesi
29.08.2014
11:48
Sapanca Gölünde kuraklık nedeniyle tehlike sınırı olan 29.00 koduna inen su seviyesi, son yağışlarla birlikte 29.60 koduna çıktı.
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
29.08.2014
SapancaGölündeniyihaberSapanca Gölünden iyi haber
Sapanca Gölü'nden iyi haber
Türkiye Gazetesi
29.08.2014
11:48
Sapanca Gölünde kuraklık nedeniyle tehlike sınırı olan 29.00 koduna inen su seviyesi, son yağışlarla birlikte 29.60 koduna çıktı.
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
29.08.2014
SapancaGölündeniyihaberSapanca Gölünden iyi haber
Barajları Su Yerine Koyunlar Doldurdu
Haber3
29.08.2014
10:16
Barajları

Adıyaman’da kuraklık nedeniyle suyun çok az olduğu barajlar küçükbaş hayvanlara kaldı.

Haber3
Son Dakika
29.08.2014
BarajlarıSuYerineKoyunlarDoldurduBarajları Su Yerine Koyunlar Doldurdu
Sapanca Gölü nden İyi Haber Var
Haberler.com
29.08.2014
10:14
Kuraklık nedeniyle bir süredir S.O.S. veren Sapanca Gölünde son yağışlarla birlikte su miktarı artmaya başladı.
Haberler.com
Güncel
29.08.2014
SapancaGölündenİyiHaberVarSapanca Gölü nden İyi Haber Var
Barajları Su Yerine Koyunlar Doldurdu
Haberler.com
29.08.2014
10:14
Adıyaman?da kuraklık nedeniyle suyun çok az olduğu barajlar küçükbaş hayvanlara kaldı.
Haberler.com
Güncel
29.08.2014
BarajlarıSuYerineKoyunlarDoldurduBarajları Su Yerine Koyunlar Doldurdu
İstanbul’un en fazla 50 günlük suyu kaldı!
Emlak Kulisi
29.08.2014
10:03
İstanbul’da kuraklık yüzünden her gün azalan baraj doluluk oranı son 10 yılın en düşük seviyesi olan 16.31’e indi. Bu tabloya göre İstanbul’un en fazla 50 günlük suyu kaldı.
Emlak Kulisi
Emlak
29.08.2014
İstanbul’un/">İstanbul’unenfazla50günlüksuyukaldıİstanbul’un-en-fazla-50-günlük-suyu-kaldı/"> İstanbul’un en fazla 50 günlük suyu kaldı
210 Somalili öğrenci Türkiye'ye geldi
Zaman
29.08.2014
08:56
Dünyanın farklı coğrafyalarındaki 101 ülkede faaliyet gösteren Kimse Yok Mu Derneği, Türkiyede eğitim gören ve yaz tatili için ülkeleri Somalide bulunan 210 öğrenciyi eğitim öğretim yılının başlaması sebebiyle Türkiyeye getirdi. Türkiyenin çeşitli illerinde lise ve üniversite düzeyinde öğrenim gören Somalili gençler, mutlu olduklarını belirtti.Ağustos 2011den bu yana başta Somali olmak üzere Doğu Afrikada yaşanan kuraklık, kıtlık ve çatışmalar ile büyük bir afet yaşayan Afrika insanına kalıcı yardım ve yatırımlarını sürdüren Kimse Yok Mu Derneği, ülkelerinde mağdur olmuş toplam 495 öğrenciyi Türkiyeye getirerek eğitim öğretim hayatlarına devam etmelerini sağladı. Proje kapsamında Türkiyede lise ve üniversite düzeyinde eğitim gören ve yaz tatili için ülkeleri Somalide bulunan 210 öğrenci, eğitim öğretim yılının başlaması nedeniyle Kimse Yok Mu tarafından Türkiyeye getirildi. Özel bir uçakla Sabiha Gökçen Havalimanına inen öğrenciler, Türkiyede okumaktan dolayı çok mutlu olduklarını belirtti. Öğrencilerin eğitimlerini tamamlamalarının ardından ülkelerinde faydalı bireyler olacaklarını söyleyen Kimse Yok Mu Derneği yurtiçi ve eğitim yardımlarından sorumlu yetkilisi Davut Koçak, 2011 yılından beri yürütmüş olduğumuz Doğu Afrika Eğitim Projesi ile toplamda 442 öğrencilerimizden bugün 210 tanesini ülkemize getirmiş durumdayız. 2011de başladığımız projenin şu an üçüncü yılı. Bu sene içerisinde öğrencilerimiz mezun olacak. 259 tanesi lise seviyesinde, 183 tanesi üniversitede okumaktalar zaten. 2011 yılından bu yana Somali genelinde yaptığımız yardımların toplamı 9 milyon TLyi geçmiş durumda. Bu proje bittiğinde toplam 15 milyon TL yardım yapılmış olacak. Böyle bir öngörümüz var. Hayat şartlarının zorluğu nedeniyle Türkiyeye göndermede aşırı bir talep vardı zaten. Bu talepleri karşılama adına seçme sınavları yapıldı. Ve onlarla şöyle bir protokol yaptık. Liselerini, üniversitelerini bitirdikten sonra ülkelerine hizmet etmelerini, ülkelerine faydalı olacaklarına dair öğrencilerle böyle bir protokol çalışması yaptık diye konuştu. Okuyarak ülkesine faydalı bir genç olmak istediğini söyleyen Nassar Muhammed İbrahim, Türkiyeye okumaya geldim. Lise okuyorum inşallah üniversiteyi de okuyacağım. Kimse Yok Munun desteğiyle geldim. Türkçeyi öğretmenlerimden öğrendim Allah razı olsun onlardan dedi. Ailelerinin desteklerinden dolayı Kimse Yok Mu derneğine çok teşekkür ettiğini söyleyen Muhammed Kasım ise, Geçen senelerde burada okudum. Bu akşam Somaliden geliyorum. Bu sene lise dörde geçtim üniversiteye gideceğim ama hangi bölüme gideceğime karar vermedim. Marmara Üniversitesinde okumak istiyorum. Ailem bizi destekleyen Kimse Yok Muya çok teşekkür ettiler. Bizden çok beklenti var inşallah karşılarız onları. İnşallah çalışırız yaparız. Somali bizim ülkemiz bildiğiniz gibi çok sıkıntılı. İnşallah bu sıkıntıdan kurtarırız şeklinde konuştu. Eğitim, ulaşım, barınma ve sağlık giderleri Kimse Yok Mu tarafından karşılanan öğrenciler dernek yetkililerinin refakatiyle eğitimlerini sürdürmek için ülkenin dört bir yanındaki okullarına gönderildi.
Zaman
Son Dakika
29.08.2014
210SomaliliöğrenciTürkiyeyegeldi210 Somalili öğrenci Türkiyeye geldi
Mutfaktaki yangını Merkez Bankası da gördü
Zaman
29.08.2014
03:03
Merkez Bankası’nın enflasyondan beklediği yaz düşüşü gıda zamları yüzünden mümkün olmadı. TCMB gıda kaynaklı enflasyonun tırmanmaması için Türkiye’ye göre ucuz olan ülkelerden ithalat yapılmasını tavsiye etti. Banka ekonomistleri toplantısında kuraklık ve jeopolitik risklere dikkat çekildi.Merkez Bankası, geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği ve siyasi baskılara rağmen politika faizini yüzde 8,25’te sabit tuttuğu Para Politikası Kurulu’nda (PPK) dört önemli maddeyi gündemine aldı. Bunlardan üçü daha önce atılan adımların olumlu yansımalarından oluşurken dördüncüsü, mutfakta gıda fiyatlarından kaynaklanan yangının Kurul kararlarında dahi etkili olacak seviyelere ulaştığını ortaya koydu. Buna göre gıda fiyatlarındaki yüksek seyir, enflasyon görünümündeki iyileşmeyi geciktirdi. Öte yandan Merkez Bankası’nın Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verileriyle karşılaştırdığı grafikler de yurtiçi gıda fiyatlarının uluslararası gıda fiyatlarından daha fazla artış sergilediğini ortaya koydu. Gıda ürünlerinin enflasyon sepetinin neredeyse dörtte birini teşkil ettiğini ve bu nedenle buradaki fiyat artışlarının enflasyon üzerinde ciddi etkisi olduğunu belirten Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit, “Şu ana kadar işlenmemiş gıda ürünlerinde ortaya çıkan fiyat artışı bundan sonra özellikle maliyetlerdeki artış nedeniyle işlenmiş gıda ürünlerine de yansıyabilir. Bu da her ne kadar talep tarafı enflasyonu aşağı çekmeye çalışıyor olsa da enflasyondaki düşüşü sınırlı tutacaktır.” dedi. Zaman’ın, 20 Ağustos’ta yayınlanan ‘mutfakta yangın var’ haberinde son dönemde yükselen enflasyon üzerinde gıda fiyatlarının etkisinin giderek arttığı bir ailenin mutfak masrafının bir önceki yıla göre yüzde 28 artığı görüldü. Fiyat istikrarını koruma görevi kanunlarca kendine verilen Merkez Bankası da son PPK toplantısında ve banka ekonomistleriyle yaptığı toplantıda bunu teyit etti. Faizi sabit tutma kararında enflasyon görünümündeki iyileşmeyi engelleyecek seviyelere ulaşan gıda fiyatlarındaki yükseliş ile kuraklığın ve jeopolitik risklerin enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları etkili oldu. Ayrıca önceki gün yapılan banka ekonomistleri toplantısında da son dönemde yurtiçi gıda fiyatları uluslararası gıda fiyatlarından daha fazla arttığına dikkat çekildi. Ekonomistlere yapılan toplantıda manşet enflasyonun, haziran ayında bir miktar geriledikten sonra temmuzda yeniden yükseldiği belirtildi, 12 ve 24 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentilerinde de bozulma görüldüğünün altı çizildi. Konuyu Zaman’a değerlendiren Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit, “Merkez Bankası’nın açıklamasına bakıldığında aslında önümüzdeki dönemde enflasyonun seyri açısından iki önemli risk ifade ediliyor. Biri kuraklık diğeri ise jeopolitik riskler olarak karşımıza çıkıyor. Gıda ürünleri enflasyonun hesaplandığı sepetin neredeyse dörtte birini teşkil ediyor ve bu nedenle buradaki fiyat artışlarının enflasyon üzerinde ciddi etkisi oluyor.” dedi. Yaşanan kuraklığın gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü etkisinin çok net bir şekilde görüldüğünü belirten Macit, “Bunun yanında ilkbahar başlarında yaşanan don nedeniyle birçok meyve ve fındıkta ciddi kayıplar oldu ve bunlar da enflasyona önemli ölçüde negatif katkı yaptı. Kuraklığın gıda fiyatları üzerindeki etkisi bundan sonraki dönemde de devam edebilir. Şu ana kadar işlenmemiş gıda ürünlerinde ortaya çıkan fiyat artışı bundan sonra özellikle maliyetlerdeki artış nedeniyle işlenmiş gıda ürünlerine de yansıyabilir. Bu da her ne kadar talep tarafı enflasyonu aşağı çekmeye çalışıyor olsa da enflasyondaki düşüşü sınırlı tutacaktır.” ifadelerini kullandı. Merkez Bankası’nın bundan önceki açıklamalarından farklı olarak bu toplantıda jeopolitik riskleri de gündeme getirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Macit, “Hem Ukrayna-Rusya eksenindeki hem de Ortadoğu’daki gelişmeler Türkiye için kısa dönemde jeopolitik risklerin artması anlamına geliyor. Bu durum hem enerji fiyatlarının artması hem de kurda yaşanabilecek yükselişler açısından enflasyon görünümüne zarar verebilir.” şeklinde konuştu.
Zaman
En Çok Okunan
29.08.2014
MutfaktakiyangınıMerkezBankasıdagördüMutfaktaki yangını Merkez Bankası da gördü
Mutfaktaki yangını Merkez Bankası da gördü
Zaman
29.08.2014
02:00
Merkez Bankası’nın enflasyondan beklediği yaz düşüşü gıda zamları yüzünden mümkün olmadı. TCMB gıda kaynaklı enflasyonun tırmanmaması için Türkiye’ye göre ucuz olan ülkelerden ithalat yapılmasını tavsiye etti. Banka ekonomistleri toplantısında kuraklık ve jeopolitik risklere dikkat çekildi.Merkez Bankası, geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği ve siyasi baskılara rağmen politika faizini yüzde 8,25’te sabit tuttuğu Para Politikası Kurulu’nda (PPK) dört önemli maddeyi gündemine aldı. Bunlardan üçü daha önce atılan adımların olumlu yansımalarından oluşurken dördüncüsü, mutfakta gıda fiyatlarından kaynaklanan yangının Kurul kararlarında dahi etkili olacak seviyelere ulaştığını ortaya koydu. Buna göre gıda fiyatlarındaki yüksek seyir, enflasyon görünümündeki iyileşmeyi geciktirdi. Öte yandan Merkez Bankası’nın Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verileriyle karşılaştırdığı grafikler de yurtiçi gıda fiyatlarının uluslararası gıda fiyatlarından daha fazla artış sergilediğini ortaya koydu. Gıda ürünlerinin enflasyon sepetinin neredeyse dörtte birini teşkil ettiğini ve bu nedenle buradaki fiyat artışlarının enflasyon üzerinde ciddi etkisi olduğunu belirten Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit, “Şu ana kadar işlenmemiş gıda ürünlerinde ortaya çıkan fiyat artışı bundan sonra özellikle maliyetlerdeki artış nedeniyle işlenmiş gıda ürünlerine de yansıyabilir. Bu da her ne kadar talep tarafı enflasyonu aşağı çekmeye çalışıyor olsa da enflasyondaki düşüşü sınırlı tutacaktır.” dedi. Zaman’ın, 20 Ağustos’ta yayınlanan ‘mutfakta yangın var’ haberinde son dönemde yükselen enflasyon üzerinde gıda fiyatlarının etkisinin giderek arttığı bir ailenin mutfak masrafının bir önceki yıla göre yüzde 28 artığı görüldü. Fiyat istikrarını koruma görevi kanunlarca kendine verilen Merkez Bankası da son PPK toplantısında ve banka ekonomistleriyle yaptığı toplantıda bunu teyit etti. Faizi sabit tutma kararında enflasyon görünümündeki iyileşmeyi engelleyecek seviyelere ulaşan gıda fiyatlarındaki yükseliş ile kuraklığın ve jeopolitik risklerin enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları etkili oldu. Ayrıca önceki gün yapılan banka ekonomistleri toplantısında da son dönemde yurtiçi gıda fiyatları uluslararası gıda fiyatlarından daha fazla arttığına dikkat çekildi. Ekonomistlere yapılan toplantıda manşet enflasyonun, haziran ayında bir miktar geriledikten sonra temmuzda yeniden yükseldiği belirtildi, 12 ve 24 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentilerinde de bozulma görüldüğünün altı çizildi. Konuyu Zaman’a değerlendiren Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit, “Merkez Bankası’nın açıklamasına bakıldığında aslında önümüzdeki dönemde enflasyonun seyri açısından iki önemli risk ifade ediliyor. Biri kuraklık diğeri ise jeopolitik riskler olarak karşımıza çıkıyor. Gıda ürünleri enflasyonun hesaplandığı sepetin neredeyse dörtte birini teşkil ediyor ve bu nedenle buradaki fiyat artışlarının enflasyon üzerinde ciddi etkisi oluyor.” dedi. Yaşanan kuraklığın gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü etkisinin çok net bir şekilde görüldüğünü belirten Macit, “Bunun yanında ilkbahar başlarında yaşanan don nedeniyle birçok meyve ve fındıkta ciddi kayıplar oldu ve bunlar da enflasyona önemli ölçüde negatif katkı yaptı. Kuraklığın gıda fiyatları üzerindeki etkisi bundan sonraki dönemde de devam edebilir. Şu ana kadar işlenmemiş gıda ürünlerinde ortaya çıkan fiyat artışı bundan sonra özellikle maliyetlerdeki artış nedeniyle işlenmiş gıda ürünlerine de yansıyabilir. Bu da her ne kadar talep tarafı enflasyonu aşağı çekmeye çalışıyor olsa da enflasyondaki düşüşü sınırlı tutacaktır.” ifadelerini kullandı. Merkez Bankası’nın bundan önceki açıklamalarından farklı olarak bu toplantıda jeopolitik riskleri de gündeme getirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Macit, “Hem Ukrayna-Rusya eksenindeki hem de Ortadoğu’daki gelişmeler Türkiye için kısa dönemde jeopolitik risklerin artması anlamına geliyor. Bu durum hem enerji fiyatlarının artması hem de kurda yaşanabilecek yükselişler açısından enflasyon görünümüne zarar verebilir.” şeklinde konuştu.
Zaman
Ekonomi
29.08.2014
MutfaktakiyangınıMerkezBankasıdagördüMutfaktaki yangını Merkez Bankası da gördü
Mutfaktaki yangını Merkez Bankası da gördü
Zaman
29.08.2014
02:00
Merkez Bankası’nın enflasyondan beklediği yaz düşüşü gıda zamları yüzünden mümkün olmadı. TCMB gıda kaynaklı enflasyonun tırmanmaması için Türkiye’ye göre ucuz olan ülkelerden ithalat yapılmasını tavsiye etti. Banka ekonomistleri toplantısında kuraklık ve jeopolitik risklere dikkat çekildi.Merkez Bankası, geçtiğimiz gün gerçekleştirdiği ve siyasi baskılara rağmen politika faizini yüzde 8,25’te sabit tuttuğu Para Politikası Kurulu’nda (PPK) dört önemli maddeyi gündemine aldı. Bunlardan üçü daha önce atılan adımların olumlu yansımalarından oluşurken dördüncüsü, mutfakta gıda fiyatlarından kaynaklanan yangının Kurul kararlarında dahi etkili olacak seviyelere ulaştığını ortaya koydu. Buna göre gıda fiyatlarındaki yüksek seyir, enflasyon görünümündeki iyileşmeyi geciktirdi. Öte yandan Merkez Bankası’nın Gıda ve Tarım Örgütü’nün (FAO) verileriyle karşılaştırdığı grafikler de yurtiçi gıda fiyatlarının uluslararası gıda fiyatlarından daha fazla artış sergilediğini ortaya koydu. Gıda ürünlerinin enflasyon sepetinin neredeyse dörtte birini teşkil ettiğini ve bu nedenle buradaki fiyat artışlarının enflasyon üzerinde ciddi etkisi olduğunu belirten Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit, “Şu ana kadar işlenmemiş gıda ürünlerinde ortaya çıkan fiyat artışı bundan sonra özellikle maliyetlerdeki artış nedeniyle işlenmiş gıda ürünlerine de yansıyabilir. Bu da her ne kadar talep tarafı enflasyonu aşağı çekmeye çalışıyor olsa da enflasyondaki düşüşü sınırlı tutacaktır.” dedi. Zaman’ın, 20 Ağustos’ta yayınlanan ‘mutfakta yangın var’ haberinde son dönemde yükselen enflasyon üzerinde gıda fiyatlarının etkisinin giderek arttığı bir ailenin mutfak masrafının bir önceki yıla göre yüzde 28 artığı görüldü. Fiyat istikrarını koruma görevi kanunlarca kendine verilen Merkez Bankası da son PPK toplantısında ve banka ekonomistleriyle yaptığı toplantıda bunu teyit etti. Faizi sabit tutma kararında enflasyon görünümündeki iyileşmeyi engelleyecek seviyelere ulaşan gıda fiyatlarındaki yükseliş ile kuraklığın ve jeopolitik risklerin enflasyon görünümü üzerindeki yansımaları etkili oldu. Ayrıca önceki gün yapılan banka ekonomistleri toplantısında da son dönemde yurtiçi gıda fiyatları uluslararası gıda fiyatlarından daha fazla arttığına dikkat çekildi. Ekonomistlere yapılan toplantıda manşet enflasyonun, haziran ayında bir miktar geriledikten sonra temmuzda yeniden yükseldiği belirtildi, 12 ve 24 ay sonrasına ilişkin enflasyon beklentilerinde de bozulma görüldüğünün altı çizildi. Konuyu Zaman’a değerlendiren Süleyman Şah Üniversitesi İktisat Bölüm Başkanı Doç. Dr. Fatih Macit, “Merkez Bankası’nın açıklamasına bakıldığında aslında önümüzdeki dönemde enflasyonun seyri açısından iki önemli risk ifade ediliyor. Biri kuraklık diğeri ise jeopolitik riskler olarak karşımıza çıkıyor. Gıda ürünleri enflasyonun hesaplandığı sepetin neredeyse dörtte birini teşkil ediyor ve bu nedenle buradaki fiyat artışlarının enflasyon üzerinde ciddi etkisi oluyor.” dedi. Yaşanan kuraklığın gıda fiyatları üzerinde yukarı yönlü etkisinin çok net bir şekilde görüldüğünü belirten Macit, “Bunun yanında ilkbahar başlarında yaşanan don nedeniyle birçok meyve ve fındıkta ciddi kayıplar oldu ve bunlar da enflasyona önemli ölçüde negatif katkı yaptı. Kuraklığın gıda fiyatları üzerindeki etkisi bundan sonraki dönemde de devam edebilir. Şu ana kadar işlenmemiş gıda ürünlerinde ortaya çıkan fiyat artışı bundan sonra özellikle maliyetlerdeki artış nedeniyle işlenmiş gıda ürünlerine de yansıyabilir. Bu da her ne kadar talep tarafı enflasyonu aşağı çekmeye çalışıyor olsa da enflasyondaki düşüşü sınırlı tutacaktır.” ifadelerini kullandı. Merkez Bankası’nın bundan önceki açıklamalarından farklı olarak bu toplantıda jeopolitik riskleri de gündeme getirdiğine dikkat çeken Doç. Dr. Macit, “Hem Ukrayna-Rusya eksenindeki hem de Ortadoğu’daki gelişmeler Türkiye için kısa dönemde jeopolitik risklerin artması anlamına geliyor. Bu durum hem enerji fiyatlarının artması hem de kurda yaşanabilecek yükselişler açısından enflasyon görünümüne zarar verebilir.” şeklinde konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
29.08.2014
MutfaktakiyangınıMerkezBankasıdagördüMutfaktaki yangını Merkez Bankası da gördü
Sanayide susuzluk korkusu
Milliyet
29.08.2014
00:18
Türkiye’de yaşanan kuraklık sonrasında azalan su seviyeleri sanayiyi de tehdit ediyor. İçme suyundan daha fazla su tarım ve sanayide kullanılıyor. Kuraklık tehlikesi sadece hane tüketicisi için değil genel olarak ekonomi ve üretim için de tehdit oluşturuyor. Kuraklık tehlikesi İstanbul Sanayi ...
Milliyet
Ekonomi
29.08.2014
Sanayidesusuzlukkorkusu Sanayide susuzluk korkusu
Kuraklık Eskişehir’e Beklenenden Önce Geldi
Haber3
28.08.2014
16:15
Kuraklık

Çevre Derneği Başkanı Güner Sümer, Eskişehir’de bir süredir sıcaklığının 30-36 derece arasında seyrettiğini, Beşikdere Şelalesi ve Musa Özü Su Göleti kuruduğunu, Porsuk Barajında, Mamuca Göletinden su seviyesi oldukça düştüğünü belirterekBunlar kuraklık

Haber3
Son Dakika
28.08.2014
KuraklıkEskişehir’eBeklenendenÖnceGeldiKuraklık Eskişehir’e Beklenenden Önce Geldi
Toplam "84" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti