Habergec.Com Aranan Kelimeler:kalan izler Değerlendirme: 10 / 10 400043
habergec.com
25.04.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

kalan izler

Şahin Alpay - Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olmalı
Zaman
17.04.2014
14:38
Tayyip Erdoğan, ağustos ayında yapılacak seçimde cumhurbaşkanlığına aday olacak mı? Olursa seçilebilir mi? Seçilmesi halinde Abdullah Gül’ün önce AKP’nin, sonra hükümetin başına geçmesine yeşil ışık yakar mı? Türkiye şimdi bu soruları tartışıyor.Erdoğan’a en bağlı isimlerden biri olmakla temayüz eden AB Bakanı Mevlut Çavuşoğlu’nun açıkça beyan ettiğine bakılırsa, “Sayın Başbakanımız kendini güvende hissetmiyor. Zaten kendisi de söylüyor…” Erdoğan’ın niçin kendini güvende hissetmediğine dair farklı fikirler olabilir, ama bunların herhalde en baskın olanı, büyük rüşvet ve yolsuzluk soruşturması sonucunda bir gün yargılanmak zorunda kalabileceği ihtimali.Bu ihtimali esas alanlar, önümüzdeki dönemde Erdoğan’ın oyun planına dair başlıca iki teori ileri sürüyorlar. Birinci teoriye göre: Her ne kadar yerel seçimlerde (büyükşehir belediyeleri ve il genel meclisine verilen oylar temelinde) alınan % 43,5 oyun cumhurbaşkanı seçilmesine fersah fersah yeteceğine dair, kendi kendilerini kandırmaya çalışan AKP’liler varsa da, Erdoğan bunun kolay olmayabileceğini hesap edecek kadar akıllı bir insan.Üstelik Erdoğan’ın, seçilmeyi başarsa bile, Çankaya’dan partisini ve hükümeti kontrol altında tutmasının fevkalade güç olacağını, en az Tarhan Erdem kadar bileceği de muhakkak. Bu nedenlerle Erdoğan, başbakan kalmayı, parti tüzüğünü değiştirip, dördüncü dönem (ve belki devamında da) başbakanlığı sürdürmeyi tercih edecektir. Bu takdirde, Gül’ün cumhurbaşkanlığına yeniden aday olmasını ve seçilmesini kuvvetle destekleyebilir. Zira AKP’nin daha güçlü bir aday çıkarması söz konusu olamaz.İkinci teori ise şu: Erdoğan, ancak “vatana ihanetten dolayı, Türkiye Büyük Millet Meclisi üye tamsayısının en az üçte birinin teklifi üzerine, üye tamsayısının en az dörtte üçünün vereceği kararla” yargılanabileceği cumhurbaşkanlığı koltuğunda kendini çok daha güvende hissedecektir. Bunun için cumhurbaşkanlığına aday olacaktır. Ne var ki seçilebilmesi için, AKP’nin oylarına başka bir partinin oylarını da katabilmesi gerekir.Bunlar da ancak BDP-HDP’nin oyları olabilir. Bu oyların koşulsuz olarak Erdoğan’a verilmesi söz konusu olamaz. Pazarlıkta ileri sürülecek (Öcalan’ın serbest bırakılması gibi) şartlar ağır olabilir. Bu şartların AKP’nin kendi seçmeninden ne kadarının kaybına yol açabileceği, BDP-HDP oylarının toptan Erdoğan lehine kullanılıp kullanılmayacağı da herhalde hesaba katılmalıdır. Diyelim ki Erdoğan cumhurbaşkanı seçilemedi. Aday olmak için başbakanlıktan istifasını gerektiren bir kural olmadığına göre, pekala başbakan olarak göreve devam eder; parti tüzüğünü değiştirip 2015 yazındaki genel seçimlerde dördüncü dönem için başbakan adayı olur.Teoriler bunlar. Tartıp biçtiğimde yukarıdaki teorilerden birincisinin daha akılcı olduğu sonucuna varıyorum. Ne var ki, ikinci teorinin gerçekleşmesi, yani Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına aday olması ülkenin daha hayrına olur diye düşünüyorum. Tercihim Erdoğan’ın, cumhurbaşkanı adaylığına destek olması karşılığında (ve tabii seçilmesi halinde) Gül’ün AKP’nin, giderek hükümetin başına geçmesine yeşil ışık yakması olur.Ama elbette ki bu hiçbir şekilde, geçmişteki hizmetleri ne olursa olsun, bugün toplumu “vatanseverler” ve “vatan hainleri” diye ikiye bölen, topluma nefret aşılayan Erdoğan gibi bir politikacıyı cumhurbaşkanlığına layık gördüğüm anlamına gelmiyor. Tabii ki Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olsun ve seçimi kaybetsin isterim. O zaman belki başbakanlıkta kalan (muhalif bir cumhurbaşkanı ile geçireceği) günlerde daha makul bir yol izler.
Zaman
Köşe Yazıları
17.04.2014
ŞahinAlpay-ErdoğancumhurbaşkanlığınaadayolmalıŞahin Alpay - Erdoğan cumhurbaşkanlığına aday olmalı
Real Madrid Finale Göz Kırptı
Haberler.com
06.02.2014
11:15
İspanya Kral Kupasında yoluna devam eden Real Madrid, Atletico Madridi 3 golle geçip finale göz kırparken, derbiden kalan izler kayıtlara geçti.
Haberler.com
Spor
06.02.2014
RealMadridFinaleGözKırptıReal Madrid Finale Göz Kırptı
Derbiden Kalan İzler...
Haberler.com
06.02.2014
11:06
İspanya Kral Kupasında gol yemeden yoluna devam eden Real Madrid, Atletico Madridi 3 golle geçip finale göz kırparken, derbiden kalan izler kayıtlara geçti.
Haberler.com
Spor
06.02.2014
DerbidenKalanİzlerDerbiden Kalan İzler
DİYANET'İN ALANI YENİDEN BELİRLENMELİ
Zaman
04.02.2014
02:07
Türkiyenin siyasal gündemi 17 Aralık tarihinde başlayan ve halihazırda devam eden yolsuzluk operasyonları ve sonrası yaşananlar ile birlikte iyiden iyiye insan aklının sınırlarını zorlayacak derecede yoğunluğa ve karmaşıklığa bürünmüş durumdadır.Mevcut bu yoğun ve karmaşık ortam, başta ekonomik göstergelerin kötüye gitmesi gibi birçok reel durumu olumsuz etkilemekte ve bunların yanı sıra siyasetin doğasında normatif tahribatlara neden olmaktadır. Siyaset kurumunun mevcut aktörlerine toplumun azalan güveninin yanı sıra kurumun kendisine olan güvensizlik, toplumun hem şimdiki zamanını hem de geleceğini tehdit etmektedir. Ne yazık ki gündemin kaotik olan bu yapısı, siyasi ikbal iddiasında olan aktörleri rasyonel düşünmek yerine faydacı ve çıkarcı düşünmeye itmekte, girilen tehlikeli yolun neden olduğu ve olacağı tahribatı görmelerini engellemektedir. Daha açık söylemek gerekir ise başbakan, hükümet üyeleri ve iktidar partisi mensupları kaos ortamını, gerek sergiledikleri davranışlar gerekse kullandıkları özensiz dil nedeniyle katastrofik bir hale dönüştürme tehlikesi ile karşı karşıyadırlar. Hiç kuşkusuz, yukarıda da değinildiği üzere, Türkiyede yaşanan bu kriz ortamı birçok bireyin vicdanında geri dönüşü zor yaralar açmaktadır. Bireysel problemlerin ortaya çıkmasının yanı sıra siyaset ve ona bağlı olan bürokratik yapının aksaklıkları da bu süreç sayesinde gün ışığına çıkmaktadır. Hükümet mekanizmasında toplanan ve Lord Actonun çok önceleri de ifade ettiği yozlaştırıcı mutlak güç isteği ise çatışmaların çözülme alanı olması gereken siyasetin çatışmaları üretme alanı haline dönüştürmektedir. Bu noktada, hatırı sayılır bir kısmını tenzih etmek gerekse bile, yaşanan gerginlik içerisinde kendisine durumdan vazife çıkaran bir bürokratik yapı ile de karşı karşıyayız. Yürütme organının verdiği gücün daim olacağının düşünülmesi, icra edilen görevin toplum için yapıldığının unutulması, oldukça önemli kurumları idare ile görevlendirilen kişiler üzerinde çeşitli yanılsamalar doğurduğu bir süreci hep beraber yaşamaktayız. Hiç tartışmasız, bu denli bir yanılsama ile olaylara yaklaşmak problemli bir davranış kalıbını göstergesidir. Bununla beraber, Türkiyede bürokratik ve görece bağımsız olması gereken yapıların da, tarihsel olarak kendileri ile beraber taşıdıkları sorunlar süreç içerisinde onların irrasyonel ve konuların geneli ile uyuşmayan beyanlarda bulunmalarına sebebiyet vermektedir. Zamanın değiştirici ve dönüştürücü etkisi olduğu ve bunun insan eli ile olumlu bir yöne çekilebilinmesinin mümkün olduğu görüşünü taşıyarak şunu dile getirmenin yerinde olacağı kanısındayım: Türkiyenin yaşadığı bu sorunlu süreçler elbette geçicidir. Bu süreçlerden uzun vadeli olumlu sonuçlar almak için ise aksayan, görev alanı dışına çıkan ve kendisine yüklediği misyonu yapısal ve tarihsel olarak sorunsallar barındıran kurumlar tespit edilmelidir ki, gelecek dönemler için Türkiyenin daha da büyük sorunlar ile karşı karşıya kalması engellenebilsin. Elbette bu noktada birçok kurum ve kuruluş değerlendirilmeye tabi tutulabilir ve fakat son dönemlerde yaşanan süreçlerde Diyanet İşleri Başkanlığının kendine belirlediği yol onu bu noktada öne çıkarmaktadır. Bu bağlamda, ilgili kişilerin, akademisyenlerin, aydınların Diyanet ile ilgili düşünmesi ve bu düşünmeleri sırasında günümüzde yaşanan hadiseleri de göz önüne almaları gerekmektedir. Diyanet kurumu, kendi görev tanımı dışında başka bir araçsallaştırmanın aktörü yapılmamalıdır. Bu önlemin alınabilmesi için ise hem Türkiyede din devlet ilişkileri iyi bilinmeli hem de Diyanetin tarihsel olarak ne anlamlar taşıdığı ortaya açıkça konulmalıdır. Türkiyede din ve devlet ilişkileri hem iç içe geçmiş yapısı nedeniyle hem de tarihsel olarak geçmişten günümüze taşıdığı problematik izler nedeniyle karmaşık ve sorunlu bir alandır. Bu alanın en başat ve önemli aktörlerinden birisi ise hiç kuşkusuz Diyanettir. Diyanetin din ve devlet işleri konusundaki hem tarihsel hem de güncel önemine karşın, işlevsel ve anlamsal olarak diğer din ve devlet işleri konularına ya da aktörlerine göre akademi içerisinde daha az çalışılan bir alandır. Bu noktada, Prof. Dr. İştar Gözaydına ait Diyanet: Türkiye Cumhuriyetinde Dinin Tanzimi adlı oldukça ciddi, derin ve kapsamlı çalışma dışında literatür içerisinde kaynak olarak gösterilebilecek çalışma sayısı oldukça azdır. Bu kaynak eser Diyanetin tarihsel önemini, hukuksal yerini ve din devlet ilişkileri içerisindeki yerini oldukça kapsamlı olarak incelemektedir. Bu ana kaynağın dışında kalan çalışmaların büyük çoğunluğu ise Gözaydının çalışmasını kaynak olarak kullanmış ve bu noktada da onun devamı sayılacak denemelerdir. Türkiyede, kökleri oldukça derinde olan, kalıplaşmış ve bu bağlamda da iktidar partilerinin düşün dünyası ne olursa olsun, onu belirli zaman sonra kendi lehine dönüştürmeyi başaran bir devlet aklı (rai
Zaman
Yorum
04.02.2014
DİYANETİNALANIYENİDENBELİRLENMELİDİYANETİN ALANI YENİDEN BELİRLENMELİ
Orhan Kemal 100 yaşında
Zaman
20.01.2014
02:03
Çukurova özelinde Anadolu insanını bütün doğallığıyla eserlerine taşıyan, Türk edebiyatının özgün kalemlerinden Orhan Kemal (1914-1970), 100 yaşında. Orhan Kemal, doğumunun 100. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor. Baba Evi, Avare Yıllar, Murtaza, Cemile ve Bereketli Topraklar Üzerinde gibi unutulmaz romanlara imza atan yazar için Hece dergisi de özel bir sayı yayımladı.Oyuz yıllık yazarlık hayatına on iki öykü kitabı, yirmi yedi roman ve iki tiyatro oyunu sığdıran Orhan Kemal, 55 yaşında ve hastalıkların pençesindedir. Son yılları ameliyatlar, krizler, kanamalarla geçen yazar; dinlenmesi gerektiğini söyleyen doktorlara rağmen kalemi elinden bırakmaz. Bir zamanlar ekmek parasını çıkardığı “yazmak” artık onun için tutkudur. Güç bela aldığı pasaportla önce bir davet üzerine Moskova’ya uçar. Yeni ameliyat olan yazar, rahatsızlanınca hastaneye kaldırılır. Yıl 1969… O yıl ödüllerine bir yenisi eklenir. “Önce Ekmek” adlı kitabı Türk Dil Kurumu 1969 Hikâye Ödülü’ne değer görülür. Asıl adı Mehmet Raşit olan Orhan Kemal, Bulgaristan göçmeni ailesinin hikâyesini yazmak için eşi Nuriye Hanım’la Mayıs 1970’te Sofya’ya gider. Ama kalbi onu rahat bırakmaz. Kaldırıldığı hastanede vefat eder. Cenazesi konvoy eşliğinde karayoluyla Türkiye’ye getirilir. Orhan Kemal’i taşıyan arabanın üzerinde şöyle yazıyordur: “Biz işçiler senin hatıran önünde saygıyla eğiliriz.” Çukurova’da pamuk tarlalarında, çırçır fabrikalarında çalışan işçileri anlatan, ezilen ırgatların, yoksul köylünün, taşradan geçim derdiyle şehre göçüp hakir görülen Anadolu insanının hikâyesini tüm gerçekliğiyle eserlerine taşıyan Türk edebiyatının usta ismi Orhan Kemal, 100 yaşında. Devlete sadık bir memur babanın oğlu olarak 1914’te doğar. Zamanla devlete muhalif bir tavır alan baba Abdülkadir Kemalî Bey ülkeyi terk etmek zorunda kalınca, ailesiyle Suriye’ye kaçar. Elde avuçta kalan altınlarla açtıkları lokanta iflas edince önce Orhan Kemal, sonra anne ve kardeşleri bir bir Adana’ya dönerler.‘AVARE YILLAR’ BAŞLIYOROrhan Kemal, okul yıllarında edebiyattan adeta nefret etmektedir. Kitapla tanışması da hayatın içinde olur. O yıllar, onun için “varsa futbol, yoksa futbol”dur. İstanbul’a eğitimini tamamlamak için gitmiş ancak bir kız uğruna Adana’ya geri gelmiştir. Artık ‘Avare Yıllar’ başlamıştır. İşsiz güçsüz dolaşırken sıkça uğradığı kahvede İsmail Usta adında bir adamın hediye ettiği birkaç kitap sayesinde edebiyatın dünyasına girer. Yıllar geçer ve bu kitap sevgisi onu romancılığının vesilesi olacak olaya sürükler. Daha ilk çocuğu doğalı yirmi gün olmuştur. Fakat askere çağrılır. Tezkere almasına kırk gün kala bir ihbara uğrar. “Nazım Hikmet ve Maksim Gorki okuduğu için” mahkemeye çıkarılır ve beş yıl hapse mahkûm edilir. Orhan Kemal’in hapishanede yazdığı şiirler, dergilerde yayımlanır. Babası bu sırada ülkeye dönmüş ve oğlunun başına gelenleri öğrenmiştir. Onu önce Adana, sonra da Bursa Cezaevi’ne naklettirir. O yıllarda Nazım Hikmet de hapistedir ve Çankırı Cezaevi’nden Bursa’ya nakledilmiştir. Birkaç gün sonra Orhan Kemal’le kalmak isteyen Nazım Hikmet’in bu isteği kabul edilir. Orhan Kemal de ilk iş olarak şaire kendi şiirlerini okur. Nazım Hikmet beğenmediği gibi sert bir şekilde eleştirir. Nazım Hikmet, “Sizde, sanat için iyi bir kumaş var.” diyerek onunla ilgilenmeye devam eder. Şiir yazmaya devam eden Orhan Kemal, bir de roman kaleme almaya başlar. Bu çalışma Nazım Hikmet’in eline geçer ve şair metne hayran kalır. Orhan Kemal’e şiiri bırakmasını ve roman yazmasını salık verir. O güne kadar Mehmet Raşit olarak çok şey görüp geçiren, fabrikada çalışan, tarlada ırgat olan, mahpus yatan genç adam, o günden sonra kendine has kurduğu ve zamanla geliştirdiği dili ve üslubu ile “Orhan Kemal” olmuştur. Baba Evi, Avare Yıllar, Murtaza, Cemile, Bereketli Topraklar Üzerinde romanları birbirini izler. Ardından Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğulları, Gurbet Kuşları, Evlerden Biri, Kötü Yol, Kaçak ve Tersine Dünya gibi pek çok roman... İlk öyküsünü 1941’de kaleme alan usta romancı, öyküden hiçbir zaman vazgeçmez ve Ekmek Kavgası, 72. Koğuş, Babil Kulesi, Önce Ekmek gibi öykü kitapları da yayımlar. Yazarın, yayımlandığı yıllarda sinemaya ve tiyatroya uyarlanan birçok eseri, son yıllarda adeta yeniden keşfedilerek çeşitli televizyon dizilerini beslemeye devam ediyor.Hece’den Orhan Kemal özel sayısı2010 yılında ölümünün 40. yılında andığımız Orhan Kemal’in 100. doğum yılında da etkinlikler yapılıyor. Usta yazarın doğduğu topraklarda gerçekleşen “Çukurova 7. Kitap Fuarı”nda (4-19 Ocak) ana tema “Orhan Kemal 100 Yaşında” ola
Zaman
Ana Sayfa
20.01.2014
OrhanKemal100yaşındaOrhan Kemal 100 yaşında
Orhan Kemal 100 yaşında
Zaman
19.01.2014
21:30
Çukurova özelinde Anadolu insanını bütün doğallığıyla eserlerine taşıyan, Türk edebiyatının özgün kalemlerinden Orhan Kemal (1914-1970), 100 yaşında. Orhan Kemal, doğumunun 100. yılında çeşitli etkinliklerle anılıyor. Baba Evi, Avare Yıllar, Murtaza, Cemile ve Bereketli Topraklar Üzerinde gibi unutulmaz romanlara imza atan yazar için Hece dergisi de özel bir sayı yayımladı.Oyuz yıllık yazarlık hayatına on iki öykü kitabı, yirmi yedi roman ve iki tiyatro oyunu sığdıran Orhan Kemal, 55 yaşında ve hastalıkların pençesindedir. Son yılları ameliyatlar, krizler, kanamalarla geçen yazar; dinlenmesi gerektiğini söyleyen doktorlara rağmen kalemi elinden bırakmaz. Bir zamanlar ekmek parasını çıkardığı “yazmak” artık onun için tutkudur. Güç bela aldığı pasaportla önce bir davet üzerine Moskova’ya uçar. Yeni ameliyat olan yazar, rahatsızlanınca hastaneye kaldırılır. Yıl 1969… O yıl ödüllerine bir yenisi eklenir. “Önce Ekmek” adlı kitabı Türk Dil Kurumu 1969 Hikâye Ödülü’ne değer görülür. Asıl adı Mehmet Raşit olan Orhan Kemal, Bulgaristan göçmeni ailesinin hikâyesini yazmak için eşi Nuriye Hanım’la Mayıs 1970’te Sofya’ya gider. Ama kalbi onu rahat bırakmaz. Kaldırıldığı hastanede vefat eder. Cenazesi konvoy eşliğinde karayoluyla Türkiye’ye getirilir. Orhan Kemal’i taşıyan arabanın üzerinde şöyle yazıyordur: “Biz işçiler senin hatıran önünde saygıyla eğiliriz.” Çukurova’da pamuk tarlalarında, çırçır fabrikalarında çalışan işçileri anlatan, ezilen ırgatların, yoksul köylünün, taşradan geçim derdiyle şehre göçüp hakir görülen Anadolu insanının hikâyesini tüm gerçekliğiyle eserlerine taşıyan Türk edebiyatının usta ismi Orhan Kemal, 100 yaşında. Devlete sadık bir memur babanın oğlu olarak 1914’te doğar. Zamanla devlete muhalif bir tavır alan baba Abdülkadir Kemalî Bey ülkeyi terk etmek zorunda kalınca, ailesiyle Suriye’ye kaçar. Elde avuçta kalan altınlarla açtıkları lokanta iflas edince önce Orhan Kemal, sonra anne ve kardeşleri bir bir Adana’ya dönerler.‘AVARE YILLAR’ BAŞLIYOROrhan Kemal, okul yıllarında edebiyattan adeta nefret etmektedir. Kitapla tanışması da hayatın içinde olur. O yıllar, onun için “varsa futbol, yoksa futbol”dur. İstanbul’a eğitimini tamamlamak için gitmiş ancak bir kız uğruna Adana’ya geri gelmiştir. Artık ‘Avare Yıllar’ başlamıştır. İşsiz güçsüz dolaşırken sıkça uğradığı kahvede İsmail Usta adında bir adamın hediye ettiği birkaç kitap sayesinde edebiyatın dünyasına girer. Yıllar geçer ve bu kitap sevgisi onu romancılığının vesilesi olacak olaya sürükler. Daha ilk çocuğu doğalı yirmi gün olmuştur. Fakat askere çağrılır. Tezkere almasına kırk gün kala bir ihbara uğrar. “Nazım Hikmet ve Maksim Gorki okuduğu için” mahkemeye çıkarılır ve beş yıl hapse mahkûm edilir. Orhan Kemal’in hapishanede yazdığı şiirler, dergilerde yayımlanır. Babası bu sırada ülkeye dönmüş ve oğlunun başına gelenleri öğrenmiştir. Onu önce Adana, sonra da Bursa Cezaevi’ne naklettirir. O yıllarda Nazım Hikmet de hapistedir ve Çankırı Cezaevi’nden Bursa’ya nakledilmiştir. Birkaç gün sonra Orhan Kemal’le kalmak isteyen Nazım Hikmet’in bu isteği kabul edilir. Orhan Kemal de ilk iş olarak şaire kendi şiirlerini okur. Nazım Hikmet beğenmediği gibi sert bir şekilde eleştirir. Nazım Hikmet, “Sizde, sanat için iyi bir kumaş var.” diyerek onunla ilgilenmeye devam eder. Şiir yazmaya devam eden Orhan Kemal, bir de roman kaleme almaya başlar. Bu çalışma Nazım Hikmet’in eline geçer ve şair metne hayran kalır. Orhan Kemal’e şiiri bırakmasını ve roman yazmasını salık verir. O güne kadar Mehmet Raşit olarak çok şey görüp geçiren, fabrikada çalışan, tarlada ırgat olan, mahpus yatan genç adam, o günden sonra kendine has kurduğu ve zamanla geliştirdiği dili ve üslubu ile “Orhan Kemal” olmuştur. Baba Evi, Avare Yıllar, Murtaza, Cemile, Bereketli Topraklar Üzerinde romanları birbirini izler. Ardından Hanımın Çiftliği, Eskici ve Oğulları, Gurbet Kuşları, Evlerden Biri, Kötü Yol, Kaçak ve Tersine Dünya gibi pek çok roman... İlk öyküsünü 1941’de kaleme alan usta romancı, öyküden hiçbir zaman vazgeçmez ve Ekmek Kavgası, 72. Koğuş, Babil Kulesi, Önce Ekmek gibi öykü kitapları da yayımlar. Yazarın, yayımlandığı yıllarda sinemaya ve tiyatroya uyarlanan birçok eseri, son yıllarda adeta yeniden keşfedilerek çeşitli televizyon dizilerini beslemeye devam ediyor.Hece’den Orhan Kemal özel sayısı2010 yılında ölümünün 40. yılında andığımız Orhan Kemal’in 100. doğum yılında da etkinlikler yapılıyor. Usta yazarın doğduğu topraklarda gerçekleşen “Çukurova 7. Kitap Fuarı”nda (4-19 Ocak) ana tema “Orhan Kemal 100 Yaşında” ola
Zaman
Kültür
19.01.2014
OrhanKemal100yaşındaOrhan Kemal 100 yaşında
Evlerin 'sahipsiz' işçileri
Zaman
29.12.2013
01:50
Eski ismiyle gündelikçi, yeni ismiyle ev işçilerine yönelik, toplumda olumsuz bir bakış olduğu aşikar. Zaman zaman farklı ithamlara maruz kalan ev işçilerinin en son yaşadığı hadise ise lüks bir sitenin sakinleriyle aynı servisi kullanmamaları ricası!Müşterilerini ‘her şeyin en iyisine layık’ olduklarına inandırarak daire satan lüks sitelerden birinde, geçtiğimiz hafta tatsız bir duyuru asıldı. İlan, ‘ulu’ site sakinlerinin rahatı için evlere temizliğe gelen kadınlardan servisleri belli saatlerde kullanmamalarını ‘rica ediyordu’. Bir başka ülkede olsa belki nefret suçu sayılacak bu hadise, yoğun gündemin de etkisiyle sosyal medya üzerinden açığa çıkan 1-2 saatlik bir öfkeye sebep oldu sadece. Ve ‘bir sonraki’ vakaya dek unutulmak üzere zihnimizin en kullanmadığımız yerlerinden birine kaldırıldı. Dışarıdan bakıldığında ‘basit bir uyarı’ gibi görünen, ayrıntıya girilince ise derin bir ayrımcılığa işaret eden bu ilanı, öyle bizler gibi bir iki saatte unutamayan birileri var. Ayrımcılığa bizzat maruz kalan ‘ev işçileri’.İlanın sosyal medyada paylaşılmasının ertesi günü konuyu konuşmak üzere, kendisi de uzun yıllar ev işçisi olarak çalışan Ev İşçileri Dayanışma Sendikası (EVİD-SEN) Başkanı Gülhan Benli ile buluşuyoruz. Gülhan Hanım, görüşmeye bir başka ev işçisi Ş.K. ile geliyor. Ş.K.’nın ilandan henüz haberi olmuş ve haliyle çok öfkeli. Neredeyse her soruma ‘Ben daha ne diyeyim ki, bunlar insan değil. Bunun üzerine söyleyecek şey bulamıyorum’ sözleriyle cevap veriyor. Zor da olsa birkaç şey alıyoruz ağzından. Ş.K. eşinden ayrıldıktan sonra ev işçiliğine başlamış. Zaten ona göre bu iş o kadar yıpratıcı ki, insanın evli kalmasını bile zorlaştırıyor: “Bütün enerjini çalıştığın evin düzenine, çocuklarına harcıyorsun. Aileyi ayakta tutmaya enerjin kalmıyor.” diyor. Tam bu sırada birçok ailenin dağıldığını gözlemlediklerini söyleyen Sendika Başkanı Gülhan Benli, “Hem fiziksel hem psikolojik olarak yıpranan kadın, ne ailesiyle ne de çevresiyle bağ kurabiliyor. Çocuğuna gereken ilgiyi gösteremiyor.” diyor.PARDÖSÜNÜN ALTINDA NE SAKLIYORSUN?Ş.K. bu işe ilk çocuk bakarak başlamış. Daha sonra hastabakıcılıktan temizliğe kadar bir dizi işte çalışmış. Boyun ve bel fıtığı, alerji gibi mesleğe bağlı birçok hastalığa sahip. Psikolojik etkilerini hiç saymıyor bile. ‘Neler yaşadınız?’ sorusuna ‘aklına gelebilecek her türlü aşağılamayla karşılaştım’ diyerek cevap veriyor. Mesela bu işlere başladığında tesettürlüymüş. Bir gün çalıştığı yerden çıkarken işvereni hırsızlık imasıyla ‘pardösünün altında ne saklıyorsun’ diye sormuş. Örtüsünden dolayı defalarca imalara ve ithamlara maruz kalan kadın, bunaldığı bir dönemde başörtüsünü çıkardığını anlatıyor.Gülhan Benli’ye göre sendikaya ayrımcılıkla ilgili gelen şikayetler arasında dış görünüş ve giyim kuşam da büyük yer tutuyor. Ş.K.’nın anlattığı türde vakaların yanı sıra bazı ailelerin de evlerinde özellikle başörtülü kişiler çalıştırmak istediğini, bunun da ayrımcılığın bir başka türü olduğunu vurguluyor.BİR ‘OLAĞAN ŞÜPHELİ’ OLARAK EV İŞÇİSİEv işçilerinin birçok sorunu olmakla birlikte en çok muzdarip oldukları konu, evde herhangi bir sorun olduğunda ilk hedefe konulan kişi olmaları. Bir başka deyişle ‘olağan şüpheli’ ya da ‘potansiyel suçlu’ olma durumu. Bu konuda sayısız şikayet aldıklarını belirten Benli, örnek vaka dinlemek istediğimizi söyleyince kendi tecrübesini anlatıyor. İşe ilk başladığı yıllarda Benli’nin baktığı bir çocuğun vücudunda antibiyotiğin yan etkisiyle kızarıklıklar oluşmuş. Anne, çocuğun vücudunun diğer yerlerindeki lekeleri görmeyip gözünün altındaki kızarıklığı görünce ‘çocuğuna zarar verdiği zannıyla’ Gülhan Hanım’a şiddet uygulamış.55 yaşındaki G.K. 30 yıldan fazla bir süredir evlerde çalışıyor. Hafızasını biraz zorlayınca bir kez tacizle, iki kez de hırsızlıkla suçlandığını hatırlıyor. Uzun yıllar yanında çalıştığı bir kadın, bir türlü bulamadığı zümrüt küpelerinden, bir başka kadın da evde kaybolan iki çarşaftan kendisini sorumlu tutmuş onu. Çarşaflar da zümrüt küpeler de sonunda bulunmuş bulunmasına da G.K.’da derin izler bırakmış. Sitede asılan ayrımcı ilanı hatırlattığımda bir of çekip anlatıyor: “Ne yapsınlar, onlar da kendilerince varlıklarını birilerine kanıtlamaya çalışıyorlar. Kibir böyle bir şey işte. Açığa çıkmak istediğinde yöneldiği ilk kesim temizlikçiler, kapıcılar oluyor.” G.K., ilerleyen yaşına rağmen hâlâ haftanın iki günü işe gidiyor. Evin hanımının kendisine en gizli sırlarını anlatacak kadar yakın davranmakla birlikte eve bir arkadaşı ya da akrabası geldiğinde normalde yapmadığı şekilde ‘emir cümleleri’ kurduğunu söylüyor. Görüştüğ
Zaman
Ana Sayfa
29.12.2013
EvlerinsahipsizişçileriEvlerin sahipsiz işçileri
Dergicilikte bir Aksiyon öyküsü
Zaman
15.12.2013
10:42
10 Aralık 1994’te Aliya İzzetbegoviç kapağıyla yayın hayatına başlayan Aksiyon, geçen hafta 20. yaşını kutladı. Eski ve yeni çalışanların aynı sofra etrafında toplandığı aile buluşmasına herkes habere koşarcasına heyecanla geldi.1990’lı yılların başı… Su tankerlerinin işgal ettiği, asfalttan eser olmayan, çamur deryasını andıran, çıkanın giremediği, girenin çıkamadığı Kalender Sokak… İstanbul Çobançeşme’deki bu sokaktan, siyah-beyaz basılan ‘Zaman’ isimli bir gazete, amatör bir ruhla her gün çıkmayı başarıyor. Gel zaman git zaman, sokağın 21 numaralı binasında haftalık bir haber dergisinin fikirleri oluşmaya başlıyor. Bir taraftan dergi için isimler telaffuz edilirken bir taraftan da oluşturulan çekirdek kadro tarafından çıkarılıp çıkarılamayacağı tartışılıyor. Nihayet isimler arasından biri öne çıkıyor ve 10 Aralık 1994’te ‘Aksiyon’ dergisi çamurlu Kalender Sokak’tan çıkıp “Bosna-Hersek’in ‘Bilge Kral’ı Aliya İzzetbegoviç” kapağıyla ‘Vira bismillah’ diyerek binlerce okura ulaşmayı başarıyor. Şüpheyle bakılan genç, idealist ve amatör kadro dergiyi çıkarmakla kalmıyor, üzerlerine hiç çamur bulaştırmadan arka arkaya ses getiren haberler, kapaklar yaparak herkesi şaşırtıyor. Ve aradan tam 19 yıl geçiyor... Habercilik ve yayıncılık anlayışından taviz vermeden yoluna devam eden, rakiplerinin kapanması ya da kulvar değiştirmesiyle sektörde yalnız kalan Aksiyon, 56 bin net satışıyla 20. yaşına basıyor.Ve 7 Aralık 2013 Cumartesi… Yolu Aksiyon’dan geçen, az ya da çok Aksiyon’un ekmeğini yiyip suyunu içen, Aksiyon’a aksiyon katan eski ve yeni isimler, yazarlar dergi tarihinde ilk kez buluşuyor. Zaman Gazetesi’nin Yenibosna’daki binasında gerçekleştirilen aile buluşmasına, habere koşar gibi geliniyor. Herkes heyecanlı, herkes birbirini özlemiş. Salona girenler birbirlerine uzun uzun sarılırken, ‘Şu da geliyor mu, bu da geliyor mu?’ diye soruyor. Geceye katılım neredeyse yüzde 100’e yakın. Amerika, Kanada, Almanya ve Danimarka gibi ülkelerdeki eski ve yeni Aksiyoncular bile salonda. Ayrıca, 17 yıl önce ailece geçirdikleri trafik kazasında vefat eden derginin haber müdürü rahmetli Ömer Erturgut’un eşi Ayşe Hanım, kızı Betül ve oğlu Celil Yıldırım ile 19 yıldır Aksiyon’un hiçbir sayısını kaçırmayan, satır satır okuyup arşivleyen Niğdeli okur Habip Yüksel de orada.Hasret gidermelerin ardından yemeğe geçiliyor. Kaşıklar sanki çorbaya değil, maziye sallanıyor. Sohbetin konusunu eski günler, hatıralar oluşturuyor. Aksiyon Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Bülent Korucu ve Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı birer konuşma yapıyor. Korucu, Cemil Meriç’in “Dergi, hür tefekkürün kalesidir. Bizde hazin bir kaderi var dergilerin; çoğu bir mevsim yaşar, çiçekler gibi. En talihlileri bir nesle seslenir.” sözünü hatırlatıp “Meriç’in bu sözünü üzerimize alıyor, önümüze hedef olarak koymaya çalışıyoruz. Arşiv değeri olan kalıcı izler bırakma peşindeyiz.” diyor. Türkiye’de dergiciliğin zor ve cesaret isteyen bir iş olduğunu da vurguluyor Korucu.Ekrem Dumanlı da haber dergiciliğinin zorluğuna değiniyor. Türkiye’de insanların okuma derinliğinin azlığı sebebiyle, düşünmeye sevk etmeyen çerez gibi haber modelinin çok yaygın olduğunu anlatan Dumanlı, Aksiyon örneğinin bir başarı öyküsü olduğuna dikkat çekiyor: “Bir yıl, iki yıl değil, tam 20 yıl dergicilik yapmak, hele hele Türkiye’de çok kolay bir iş değil, arkadaşlarımızla gurur duyuyoruz.”20 yılı görenlere plaketKonuşmaların ardından, çok istemelerine rağmen geceye katılamayan Mustafa Sungur (Derginin ilk genel yayın yönetmeni, şu an Amerika’da), Hamdullah Öztürk (yayın danışmanıydı, şu an Brezilya’da), Sezai Kalaycı (Ankara muhabiriydi, şu an Amerika’da) ve Yasin Yağcı’nın (muhabirdi, şu an Hollanda’da) görüntülü mesajları perdeye yansıtılıyor. Gecede Habip Yüksel ve rahmetli Ömer Erturgut’un ailesinin yanı sıra, derginin ilk sayısında da son sayısında da bulunan üç isme plaket verildi: Özellikle portre çalışmalarıyla tanınan Cemal Azmi Kalyoncu, Yazı İşleri Müdürü Necati Kola ve sinema yazarı Mahmut Nedim Hazar…Feza Yayın Grubu İmtiyaz Sahibi Ali Akbulut, Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Ekrem Dumanlı, Zaman Gazetesi Genel Yayın Müdürü Yardımcısı Mehmet Kamış, Cihan Haber Ajansı Genel Müdürü Abdülhamit Bilici, Today’s Zaman Genel Yayın Müdürü Bülent Keneş, Bugün Gazetesi Genel Yayın Müdürü Yardımcısı Mehmet Yılmaz, Medya Etik Konseyi Derneği Başkanı Halit Esendir, bir dönem Aksiyon’da haber müdürlüğü yapan Mahmut Çebi, derginin danışmanlığını yapan Yalçın Çetinkaya, yazar Ahmet Turan Alkan ile çok sayıda davetlinin katıldığı program, 20
Zaman
Ana Sayfa
15.12.2013
DergiciliktebirAksiyonöyküsüDergicilikte bir Aksiyon öyküsü
‘Koca Sinan’ın küçük hayratı
Zaman
06.12.2013
01:56
Osmanlı coğrafyasını dehası ile süsleyen Mimar Sinan’ın Fatih’te kendi adına yaptığı küçük mescidi biliyor musunuz? Metafizik bir sessizlik içinde cemaatini ağırlayan bu camide ilginç detaylar da mevcut…Osmanlı’nın son başkenti İstanbul’u tezyin eden ve onu ‘estetik bir payitaht’ haline getiren sanatkâr kimdir diye bir soru tevcih edilse, herkesin dilinde ‘Mimar Sinan’ isminin terennüm edildiğine şahit oluruz. Bugün Manhattan’a öykünen ‘Aziz İstanbul’un ustası Koca Sinan’ın dört bir tarafı güzelleştiren eserleri ile övünüyoruz. Kaldı ki yaşadığı 16. yüzyıla damgasını vuran bu eşsiz deha, sadece İstanbul’a değil, Osmanlı coğrafyasının muhtelif yerlerine bir gül inceliğinde kondurduğu eserlerle de adını ölümsüz kılmıştır. Yavuz Sultan Selim, Kanunî Sultan Süleyman, II. Selim ve III. Murad dönemlerini idrak etmiş olan Mimar Sinan, 99 sene yaşadığı fani hayata baki izler bırakmıştır. Haberimizin konusu bir Sinan güzellemesi değil… Onun yaşarken kendi adına yaptırdığı hayratı… Gözler, Sinan gibi bir mimarın hayratını görünür bir yerde (Mesela Çamlıca) ve devasa bir eser olarak görmek istiyor. Ancak, biyografisi Tezkiretü’l Bünyan’da da yazdığı gibi, ‘Bu fakirin mescidi’ diye zikrettiği küçücük mescid, kendini çok da belli etmeyen bir yerde bulunuyor. Açık adresini hemen söyleyelim: Fatih’te Vatan Caddesi’nden Fevzipaşa Caddesi’ne çıkarken Hoca Üveyz Mahallesi’nde. Daha açık bir ifadeyle Ali Emiri Kültür Merkezi’nin karşısındaki parkın hemen alt tarafında…Hem yazlık hem kışlık mescidMescidin yapılış tarihi hakkında elimizde net bir bilgi yok maalesef. 1566’dan önce yapıldığı serdediliyor. 1918’de Fatih yangınında sadece minaresi ve duvarları ayakta kalan mescit, daha sonra yıkılarak temel hizasına kadar inmiş. İstanbul’un betonlaşmaya başladığı 1950’li yıllarda bu küçük caminin kaderi de gri tona bulanmaya başlar. Semavi Eyice’nin gayretleriyle mescit ve arazisi kurtarılır. Bu arada yeri gelmişken hatırlatalım: Cami 1938 ve 1962 yıllarında onarım görür. Sinan’ın kendi adına yaptırdığı caminin nevi şahsına münhasır özellikleri var. Dikdörtgen planlı, vaaz kürsüsü ve minberi ahşaptan… Mescit, yazlık ve kışlık bölümlerden oluşuyor. Yazlık bölüm, içerisinde mihrabı bulunan ve mescidi kısmen L şeklinde kuşatan, oldukça geniş bir son cemaat yeri olarak nitelendirilebilir. Ki burasının da üstü kapatılarak daha fazla insanın rahatça ibadet etmesine yardımcı olunmuş. Lakin belirtildiği gibi minberi kışlık olanda… Bu arada yazlık kısmı son zamana kadar kapalı duruyordu… Ama son zamanlarda burası da ibadete açık… Umarız kapılarını yine kapatmaz.Minarenin gizemi Bir silindir baca şeklinde inşa edilmiş minarede, Sinan’ın dehasının parıltıları görülüyor. Mescidin avlu girişinde ve kufekî taşlarla, yani çoğunlukla küçük istiridye kabuklarının oluşturduğu kalkerle örülü… Sekiz köşeli, şerefesiz, 10 metre yüksekliğindeki taş minare, yatay bilezikle üçe bölünmüş. Sanat tarihçileri, mermer ezan okuma yerini, taşçılık sanatının güzel bir örneği olarak değerlendiriyor. Yine Osmanlı mimarîsinin klasik çağındaki bu şerefesiz minare, bir Mimar Sinan buluşu… Koca mimar, bu estetik yönü, kendi adına yaptığı küçük mescitte denemiş. Minareyi farklı kılan özelliği, şerefe vazifesi gören ve 26 basamaklı taş merdivenle çıkılan ezan köşkü. Burada sekiz adet küçük pencere bulunuyor. Böylece ezanı okuyan müezzinin sesi her yöne ulaşıyor(muş). Ancak bugün burada bir hoparlör takılı, ezan elektrikle yayılıyor. Sinan’ın kendi imkânlarıyla yaptığı mescidin evkafına kendisinden sonra başmimar olacakların nezaret etmesini şart koşmuş. Bir de ‘kıyamete kadar’ yaşatılmasını…
Zaman
En Çok Okunan
06.12.2013
‘KocaSinan’ınküçükhayratı‘Koca Sinan’ın küçük hayratı
Türkiye'nin ilk 'Göç Tarihi Müzesi' kuruluyor
Zaman
06.11.2013
13:27
Balkan ve Kafkas göçmenlerinin yoğun olduğu Bursa’da Göç Tarihi Müzesi kurulacak. Büyükşehir Belediyesi tarafında Merinos’ta kurulacak müzede, göç objeleri, resimler, eşyalar, fotoğraflar, göçe maruz kalan insanların hikayelerinin kulaklıklarla dinlenebileceği bölümler yer alacak. Büyükşehir Belediyesi tarafından kent belleğine kazandırılan Balkanlar ve Göç kitabı İncirli Kültür Merkezi’nde tanıtıldı. Kitap hakkında bilgi veren Büyükşehir Belediye Başkanı Recep Altepe, kitapta Balkanları ele aldıklarını dile getirdi. “GÖÇLERİ, FOTOĞRAFLARLA, EŞYALARLA ANLATACAĞIZAltepe, “Tarihimizde önemli bir yeri olan Balkanlar. Çok etnikli, çok dinli, çok kültürlü, üzerinde herkesin hesaplarının olduğu, kavgaların yapıldığı stratejik topraklar. Balkanlar ve Balkan göçleri, sebepleri, bıraktığı izler, yaşananlar, sonuçları her açıdan ele alındığı, Balkan savaşlarının 100. Yılı nedeniyle gerçekleştirdiğimiz sempozyumun ardından bu güzel eseri kazandırdık.” diye konuştu. Kısa bir sürede Bursa’ya “Göç Tarihi Müzesi’ kuracaklarının bilgisini veren Altepe, şöyle konuştu: “Daha sonra 7 müze daha açacağız. Ama önceliğimiz şuan Göç Müzesi’nde olacak. En yoğun çalıştığımız müze bu. Bu göçleri en iyi şekilde, fotoğraflar, belgeler, malzemeler, eşyalarla anlatacağız. Güzel bir merkez olacak. Son müze çalışmamız ise Tarih Müzesi olacak. Osmanlı Tarihi ve Türk Tarihini ortaya koyacak. Dünyanın gözünü Bursa’ya çevirecek bir müze üniversitemiz bünyesinde kurulacak. Şuan Kent Müzemiz var ama onun onlarca kat büyüklüğünde bir müze olacak.” ERDÖNMEZ: TÜRKİYE’YE ÖRNEK OLACAKKent Müzesi Koordinatörü Ahmet Erdönmez ise müzenin Merinos’ta yapılacağını belirterek, şu bilgileri verdi: “Balkanlar, Kafkaslar ve Kırım’dan Bursa’ya önemli göçler oldu. Bunlarla ilgili bilgiler topluyoruz. En büyük avantajımız, koleksiyon sıkıntısı da çekmiyoruz. Elimizde iyi koleksiyonlar var. O bölgelerden gelen insanlarla ilgili hem koleksiyonlar, hem objeler, hem bilgiler var. Sanıyorum kısa zamanda toparlarız. Türkiye’nin ilginç müzelerinden birisi olacak. Aynı zamanda bazı bölümlerinde göç hikayelerini kulaklıklarla dinleyebileceğiz. Şuanda sözlü tarih topluyoruz, köylere gidiyoruz, göçmen ailelerle görüşüyoruz, hatıraları alıyoruz. Yani güçlü bir alt yapı ile hazırlanıyoruz. Sanıyorum kısa zamanda iyi bir Göç Tarihi Müzesi ortaya çıkacak. Hem de görselliği en güçlü müzelerden bir tanesi olacak. 2 bin 700 metrekareye yakın bir sahada kurulacak. Türkiye’ye örnek olacağını düşünüyorum.” Rumeli Balkan Federasyonu Genel Başkanı Ayhan Bölükbaşı ise hazırlanan Balkanlar ve Göç kitabının önemine dikkat çekti. Bölükbaşı, “Balkanlarla ve Balkan göç tarihi ile alakalı çok fazla bilgi sahibi olmadığımızı gördük. Ben de o coğrafyadan gelmiş ikinci kuşak bir ailenin çocuğu olarak, şu yaptığımız çalışma ile birlikte hiçbir şey bilmediğimi fark ettim.” şeklinde konuştu. Yıldırım Belediye Başkanı Özgen Keskin de Balkan ve Kafkas göçlerinin benzerliğine dikkat çekerek ikisini de 100 yıl sürdüğünü ve Bursa’nın bir Balkan ve Kafkas platformu haline geldiğini kaydetti. CİHAN
Zaman
Son Dakika
06.11.2013
TürkiyeninilkGöçTarihiMüzesikuruluyorTürkiyenin ilk Göç Tarihi Müzesi kuruluyor
Mustafa Ünal - Dün ağlayan, bugün güldüren adam
Zaman
13.10.2013
02:02
İsmini vermeyeceğim. Onu yakından tanıyorsunuz. Ya ekranda ya salonda onun esprisiyle kahkahalara boğuldunuz. Salonlara sığmıyor artık. Adı Türkiye sathına yayıldı.Yıllar önce bir futbol turnuvasının haberi için geldiğinde dokunaklı hikâyesinin ipuçlarını verdi. Turnuva, yetiştirme yurtlarında kalan çocuklar arasındaydı. O da onlardan biri. Konuşmak istemedi, aslında. Çok zorladım. Bugün öğrenebildiklerimi sizinle paylaşacağım. Çok güldüren, çok oynayan insanlar göründükleri gibi değildir. Geçmişleri, iç dünyaları travmalarla doludur. Düz yolda değil, inişli çıkışlı patikalarda yürürler. Bugün duruşuyla, şakalarıyla çok güldüren biri. Ama ağlayarak başladı hayata.Babası maden ocağında göçükte kaldığında henüz 3 yaşındaydı. Tek başınaydı. Amcası sahip çıktı. Roller bile yerli yerinde değildi. Amcasına ‘amca’, yengesine ‘anne’ diyordu. 7 çocuklu kalabalık bir aile. Çaresiz sığındı. Okula başlarken “Annesinin kendisini bırakıp gittiğini” söylediler. Hem yetim hem öksüzdü. Çocukluğunu yaşayamadı. Mutsuzdu. Horlandı. Ne aile sıcaklığını ne de anne-baba sevgisi biliyordu. Amcası bir gün çantasını topladı, elinden tuttu, “Haydi gidiyoruz.” dedi. Yetiştirme yurduydu gittikleri yer. Ve bir daha amcasını hiç görmedi. Kolay değildi yurt hayatı. Arkadaşları, kendi gibi terk edilmiş çocuklardı. Hayata karşı çocukça öfkesi ve isyanı vardı. O içine kapandı, öfkesini de isyanını da iç dünyasında yaşadı.Futbol oynamayı çok seviyordu. Yurtlar arası turnuvada ‘en iyiler’ arasına girmeyi başardı. Bu bir Anadolu şehrinden Başkent’e, Ankara’ya göçmek demekti. Yeni yurda yerleşti. Ticaret lisesine kaydını yaptırdı. Çocukluk geride kalmış, gençliğe adım atıyordu. Gençlik buhranları, platonik aşklar... Ankara zor geldi ona. 18 yaşını doldurduğunda, “Artık reşitsin” diyerek kapının önüne koydular. O günü hiç unutmadı. Doğum günüydü. “Gidecek yerin var mı?” diye sormadılar. Devlet, “benden buraya kadar, başının çaresine bak” dedi. Şu koca şehirde başını sokacak bir yer yoktu. Sokaktaydı. Kimi zaman bir parkın bankında sabahladı. Kimi zaman sabah çorbasını polis amcalarıyla içti. Tutunmalıydı hayata. Bir pastanede iş buldu. Parası azdı. Tutunduğu bir daldı. Gün geldi, ‘Devlet Baba’ hatırladı. Bir bakanlığa memur olarak girdi. Futbolu hiç bırakmadı. Bakanlığın takımında oynadı.Tam düzlüğe çıkarken kanserin soğuk yüzüyle tanıştı. Teşhisi koyan doktor, “Oğlum ne atıyorsun içine bu kadar, tüketmiş seni. Konuş insanlarla...” diye fırçaladı. Hikâyesinden habersizdi tabii. İlk ameliyata sabah girdi, akşam çıktı. Uyandığına pişman oldu. Ağrılar şelale gibi akıyordu bedeninden. Ameliyat çare olmadı. Karnını bir daha açtılar. İlkini arattı. Kemoterapi faslı başladı. Çok kere ölüm ona daha sempatik göründü. İnancı vardı. Dua etti. Sabahlar olmadı. Gece uzadıkça uzadı. Ama bahtı güldü bu kez. Erken teşhis, doğru doktor ve sabır. Kanser hücreleri yok oldu gitti. Doktorun “Oğlum anlat, atma içine.” fırçasını unutamadı. Hayat düsturu edindi kendine. Anlattıkça açıldı, konuştukça güldürdü. Zekiydi. Mizah yönünü geliştirdi. Bir gün bir gösteriye gitti. “Ben de yapabilirim!” dedi. 1999’da sahneye çıktı. Salon doluydu. Güldürmeyi başardı. Arkası geldi.Sonra radyocu oldu. Tam 7 yıl program yaptı. Onunla ilk kez orada karşılaştım. Bahtı açıldı. Turneler birbirini kovaladı. Memleketi gezdi. Memurluğu bıraktı tabii. 2 evlilik sığdırdı, 2 de evladı oldu. Henüz 40’ında bile değil. Yaşadıklarından 10 film çıkar. Hayat onun için bol engelli koşu gibi. Neylersin ki kader. En alttan başladı, en üste doğru yürüyor. Annesi mi? Ne siz sorun ne o anlatsın... Evet, onu tanıyorsunuz, bugün ağlamıyor ama yüzüne dikkatlice bakınca hayatından izler görebilirsiniz. Yolu açık olsun.
Zaman
Köşe Yazıları
13.10.2013
MustafaÜnal-DünağlayanbugüngüldürenadamMustafa Ünal - Dün ağlayan bugün güldüren adam
Şanlıurfa’yı yeniden keşfetme zamanı
Zaman
27.09.2013
06:20
Şanlıurfa, tarihin en kadim şehirlerinden. Bugüne kadar sadece Balıklıgöl ve Eyüp Nebi köyü ile bilinen bu kentte keşfedilmeyi bekleyen birçok tarihî ve turistik mekân mevcut. Önceden gidip de buraları göremeyenler ya da hiç gitmeyenler için bir Urfa rehberi hazırladık.Şanlıurfa son günlerde hep Suriye’deki olaylarla gündeme geliyor. Tarihin en kadim kentlerinden olan bu şehir, bugünlerde yüz binlerce Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Peygamber şehri Şanlıurfa sadece Suriyelileri değil, son yıllarda yerli ve yabancı birçok turisti de ağırlıyor. Bir zamanlar sadece tarım ile anılan kentin son yıllarda turizmle de yıldızı parlıyor. Önceleri sadece Balıklıgöl turist çekerken, bugün şehrin birçok bölgesi ziyaretçilerin ilgi odağı. Türkiye’nin en genç nüfusa sahip illerinden biri olan Şanlıurfa, geleceği turizmde görüyor. Yapılan çalışmalar da bu yönde. İlin yöneticileri bu konuda birçok proje üretmiş, üretmeye de devam ediliyor. Tarihin üstündeki kötü izler yavaş yavaş temizleniyor. Şanlıurfa turizm konusunda neredeyse her beklentiye cevap veren bir şehir. Kent, hem inanç hem tarih hem kültür hem de doğa turizmi için adeta biçilmiş kaftan. Bu yönüyle de dünyanın sayılı şehirlerinden.Dünyanın ilk tapınağının bulunduğu ve yaklaşık 12 bin yıllık tarihe sahip Göbeklitepe, Eyyüp Peygamber’in mezarının bulunduğu Eyüp Nebi köyü ve Peygamberler köyü, adını verdiği ovası ile meşhur tarihi kent Harran, Amazon kadınları mozaiklerinin bulunduğu Haleplibahçe ve bunun gibi birçok görülecek yer var Şanlıurfa’da. Atatürk Barajı’nın yapılması ile sular altında kalan Halfeti, muhteşem manzarası ile görenleri büyüleyen bir mekân. Ayrıca tarihî hanları, camileri, tarihî evleri, sokakları ile keşfedilmeyi bekliyor. Müzesi ise ülkemizin sayılı arkeoloji müzelerinden. Urfa’nın mutfağı da birçok tadı ile ziyaretçilerin hizmetinde. Tüm bunların dışında Şanlıurfa tam bir kültür mozaiği. Türk, Kürt ve Arap nüfusun iç içe yaşadığı bu şehrin bu yönünü de keşfetmenizi öneririz. Özellikle köylere giderek bu kültür dokusunu keşfedebilirsiniz. Şanlıurfa daha buna benzer birçok yönü ile keşfedilmeyi bekliyor. Hâlâ bu şehre gitmediyseniz havaların biraz serinlediği bugünler en uygun zaman. Elbette bir iki günde keşfedilebilecek bir yer değil ama en azından bir hafta sonunu ayırıp bu şehri tanıyabilirsiniz. Eğer beş-on yıl önce gelmişseniz yeniden gelmenizi öneririz zira, o zamanlar pek uğrak yeri olmayan birçok mekân ziyarete açılmış durumda. İşte Şanlıurfa’yı yeniden keşfetmek için birkaç öneri.Peygamber türbelerini ziyaretŞanlıurfa peygamberler şehri. Eyyüp Nebi beldesi ve Eyyüp Peygamber’in türbesi mutlaka keşfedilmesi gereken bir mekân. Viranşehir’in kuzeybatısında yer alan mekânda Hz. Eyyüp Peygamber’in, Hz. Rahime’nin ve Hz. Elyasa peygamberin türbeleri bulunuyor. Türbeler bakımsız ve harap halde iken 1992 yılında valilik tarafından başlatılan restorasyon çalışmaları ile orijinalliği korunarak yeniden inşa edilmiş. Bu türbeler geçmişte karayolu ile Hicaz’a giden hacıların mutlaka ziyaret ettiği mekânlar. Ayrıca çevre il ve ilçelerden her gün, özellikle cuma günleri ve bayram arefelerinde ziyaretçi akınına uğruyor. Hz. Eyyüp’ün hastalık çektiği mağara ve kutsal suyundan yıkanarak şifa bulduğu kuyu da burada bulunuyor.Hanlarda dingin bir yolculukŞanlıurfa’da görülecek en güzel yerler arasında şüphesiz tarihî hanlar var. Şehirde Osmanlı döneminden kalma çok sayıdaki hanın en güzel örnekleri Gümrük Hanı, Hacı Kamil Hanı, Mençek Hanı, Topçu Hanı, Millet Hanı ve Barutçu Hanla­rı. Evliya Çelebi Seyahatname’sinde “Yetmiş Hanı” adıyla, bazı kaynaklarda ise iki renkli taşlarından dolayı “Alaca” han adıyla geçen Gümrük Hanı şehirdeki en güzel ve anıtsal örneklerinden. Sadece hanlar değil çarşıları da çok meşhur Urfa’nın. Hanlar ve çarşılardan alışveriş yapabilirsiniz. Özellikle isot, yaş fıstık bu mevsimde revaçta. Bu han ve çarşıların etrafında bulunan lokantalarda da Urfa yemeklerinin tadına bakabilirsiniz.Dünyanın en eski tapınağıŞanlıurfa’da turistlerin en önemli uğrak noktalarından biri de Göbeklitepe. Özellikle yabancı turistlerin ve arkeologların uğrak yerlerinden olan mekânı mutlaka keşfetmelisiniz. Şehir merkezine 20 km’lik bir mesafede, Örencik köyü yakınlarında bulunan Göbeklitepe, arkeoloji dünyasının en büyük keşiflerinden biri. İnsanlık tarihinin en eski tapınaklarının bulunduğu bölge, geç keşfedilmiş olmasına rağmen bugün dünyanın en merak edilen yerlerinden biri.Balıklıgöl’e uğramadan olmazŞanlıurfa denince ilk akla gelen yer Balıklıgöl. Aynzeliha ve Halilürrahman Gölleri’nden oluşan Hz. İbrahim’in Nemrut tarafından ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu ik
Zaman
Ana Sayfa
27.09.2013
Şanlıurfa’yıyenidenkeşfetmezamanıŞanlıurfa’yı yeniden keşfetme zamanı
Şanlıurfa’yı yeniden keşfetme zamanı
Zaman
27.09.2013
02:10
Şanlıurfa, tarihin en kadim şehirlerinden. Bugüne kadar sadece Balıklıgöl ve Eyüp Nebi köyü ile bilinen bu kentte keşfedilmeyi bekleyen birçok tarihî ve turistik mekân mevcut. Önceden gidip de buraları göremeyenler ya da hiç gitmeyenler için bir Urfa rehberi hazırladık.Şanlıurfa son günlerde hep Suriye’deki olaylarla gündeme geliyor. Tarihin en kadim kentlerinden olan bu şehir, bugünlerde yüz binlerce Suriyeliye ev sahipliği yapıyor. Peygamber şehri Şanlıurfa sadece Suriyelileri değil, son yıllarda yerli ve yabancı birçok turisti de ağırlıyor. Bir zamanlar sadece tarım ile anılan kentin son yıllarda turizmle de yıldızı parlıyor. Önceleri sadece Balıklıgöl turist çekerken, bugün şehrin birçok bölgesi ziyaretçilerin ilgi odağı. Türkiye’nin en genç nüfusa sahip illerinden biri olan Şanlıurfa, geleceği turizmde görüyor. Yapılan çalışmalar da bu yönde. İlin yöneticileri bu konuda birçok proje üretmiş, üretmeye de devam ediliyor. Tarihin üstündeki kötü izler yavaş yavaş temizleniyor. Şanlıurfa turizm konusunda neredeyse her beklentiye cevap veren bir şehir. Kent, hem inanç hem tarih hem kültür hem de doğa turizmi için adeta biçilmiş kaftan. Bu yönüyle de dünyanın sayılı şehirlerinden.Dünyanın ilk tapınağının bulunduğu ve yaklaşık 12 bin yıllık tarihe sahip Göbeklitepe, Eyyüp Peygamber’in mezarının bulunduğu Eyüp Nebi köyü ve Peygamberler köyü, adını verdiği ovası ile meşhur tarihi kent Harran, Amazon kadınları mozaiklerinin bulunduğu Haleplibahçe ve bunun gibi birçok görülecek yer var Şanlıurfa’da. Atatürk Barajı’nın yapılması ile sular altında kalan Halfeti, muhteşem manzarası ile görenleri büyüleyen bir mekân. Ayrıca tarihî hanları, camileri, tarihî evleri, sokakları ile keşfedilmeyi bekliyor. Müzesi ise ülkemizin sayılı arkeoloji müzelerinden. Urfa’nın mutfağı da birçok tadı ile ziyaretçilerin hizmetinde. Tüm bunların dışında Şanlıurfa tam bir kültür mozaiği. Türk, Kürt ve Arap nüfusun iç içe yaşadığı bu şehrin bu yönünü de keşfetmenizi öneririz. Özellikle köylere giderek bu kültür dokusunu keşfedebilirsiniz. Şanlıurfa daha buna benzer birçok yönü ile keşfedilmeyi bekliyor. Hâlâ bu şehre gitmediyseniz havaların biraz serinlediği bugünler en uygun zaman. Elbette bir iki günde keşfedilebilecek bir yer değil ama en azından bir hafta sonunu ayırıp bu şehri tanıyabilirsiniz. Eğer beş-on yıl önce gelmişseniz yeniden gelmenizi öneririz zira, o zamanlar pek uğrak yeri olmayan birçok mekân ziyarete açılmış durumda. İşte Şanlıurfa’yı yeniden keşfetmek için birkaç öneri.Peygamber türbelerini ziyaretŞanlıurfa peygamberler şehri. Eyyüp Nebi beldesi ve Eyyüp Peygamber’in türbesi mutlaka keşfedilmesi gereken bir mekân. Viranşehir’in kuzeybatısında yer alan mekânda Hz. Eyyüp Peygamber’in, Hz. Rahime’nin ve Hz. Elyasa peygamberin türbeleri bulunuyor. Türbeler bakımsız ve harap halde iken 1992 yılında valilik tarafından başlatılan restorasyon çalışmaları ile orijinalliği korunarak yeniden inşa edilmiş. Bu türbeler geçmişte karayolu ile Hicaz’a giden hacıların mutlaka ziyaret ettiği mekânlar. Ayrıca çevre il ve ilçelerden her gün, özellikle cuma günleri ve bayram arefelerinde ziyaretçi akınına uğruyor. Hz. Eyyüp’ün hastalık çektiği mağara ve kutsal suyundan yıkanarak şifa bulduğu kuyu da burada bulunuyor.Hanlarda dingin bir yolculukŞanlıurfa’da görülecek en güzel yerler arasında şüphesiz tarihî hanlar var. Şehirde Osmanlı döneminden kalma çok sayıdaki hanın en güzel örnekleri Gümrük Hanı, Hacı Kamil Hanı, Mençek Hanı, Topçu Hanı, Millet Hanı ve Barutçu Hanla­rı. Evliya Çelebi Seyahatname’sinde “Yetmiş Hanı” adıyla, bazı kaynaklarda ise iki renkli taşlarından dolayı “Alaca” han adıyla geçen Gümrük Hanı şehirdeki en güzel ve anıtsal örneklerinden. Sadece hanlar değil çarşıları da çok meşhur Urfa’nın. Hanlar ve çarşılardan alışveriş yapabilirsiniz. Özellikle isot, yaş fıstık bu mevsimde revaçta. Bu han ve çarşıların etrafında bulunan lokantalarda da Urfa yemeklerinin tadına bakabilirsiniz.Dünyanın en eski tapınağıŞanlıurfa’da turistlerin en önemli uğrak noktalarından biri de Göbeklitepe. Özellikle yabancı turistlerin ve arkeologların uğrak yerlerinden olan mekânı mutlaka keşfetmelisiniz. Şehir merkezine 20 km’lik bir mesafede, Örencik köyü yakınlarında bulunan Göbeklitepe, arkeoloji dünyasının en büyük keşiflerinden biri. İnsanlık tarihinin en eski tapınaklarının bulunduğu bölge, geç keşfedilmiş olmasına rağmen bugün dünyanın en merak edilen yerlerinden biri.Balıklıgöl’e uğramadan olmazŞanlıurfa denince ilk akla gelen yer Balıklıgöl. Aynzeliha ve Halilürrahman Gölleri’nden oluşan Hz. İbrahim’in Nemrut tarafından ateşe atıldığında düştüğü yer olarak bilinen bu ik
Zaman
En Çok Okunan
27.09.2013
Şanlıurfa’yıyenidenkeşfetmezamanıŞanlıurfa’yı yeniden keşfetme zamanı
Rus akademisyenden Gezi Parkı ve Arap Baharı değerlendirmesi
Zaman
31.07.2013
14:34
St. Petersburg Orta Doğu Araştırmalar Merkezi Başkanı Gumer İsayev, Türkiyede Gezi Parkı olayları ve Mısırdaki askeri darbe ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu.Cihan Haber Ajansına(Cihan) konuşan İsayev gelişmelerin Rusyadan nasıl okunduğuna dair önemli ipuçları verdi.Türkiyede yaşanan gelişmelerin benzerlerinin Yunanistan, Brezilya ve Rusya gibi ülkelerde de yaşandığını, iktidar üzerinde baskı oluşturmak isteyen grupların toplumsal olayları kullandığını kaydeden İsayev, Türkiyede Ak Parti ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğana karşı olan belirli bir çevre var. Protestolar demokratik bir araç olsa da, burada radikal unsurlar öne çıkıyor. Şiddet kullanıyorlar ve polisi de şiddet kullanmaya zorluyorlar. Böylece toplum şiddet sarmalına sürükleniyor. Gazi Parkında her kesim vardı. Ben bazılarının dediği gibi ülkenin İslamlaşmasına karşı olan grupların hükümete tepki gösterdiği yorumuna katılmıyorum. dedi.MEDYA KASITLI YAYIN YAPIYORArap ülkelerinde yaşanan olaylarda medyanın aktif bir tavır aldığı ve kasıtlı olarak olayları çarpıtarak verdiğini kaydeden Rus akademisyen, Libya olaylarını televizyondan izliyordum. Sürekli bombalama ve çatışma gösteriliyordu. Bölgede bulunan arkadaşımla görüştüğümde olayların çok farklı olduğunu anlattı. Yani medya kendisine göre bir resim çiziyor. İçini istediği gibi doldurarak, küresel anlamda kamuoyunu yönlendiriyor. eleştirisi getirdi.Yerel basının yanı sıra CNN, BBC, El Cezire gibi uluslar arası yayın yapan medya kuruluşlarının farklı olaylardaki görüntüleri katıp karıştırarak toplumda istediği algıyı oluşturmak için çalıştığını kaydeden İsayev, Muhalefetin mitingi olduğu zaman kameraya çekiyorlar, ancak Erdoğan daha fazla sayıda insanla miting yaptığı zaman orada gazeteci göremiyorsunuz. Onlar sadece muhalefeti çekiyorlar. Aynı şey Libyada da oldu. Televizyonda Kaddafi muhalifi mitingi gösterdikleri zaman, aslında bu Hindistandaki bir mitingdi. Ve orda da Hintlilerin olduğu belirgin bir şekilde görülüyordu. Ancak bu önemli değil, insanlar bakıyorlar ve inanıyorlar. Bu yüzden şu anlaşılmalı ki, savaş bilgi ve iletişim alanında sürüyor. Bence bunu hem Türkiye hem de Rusya anlamalı. Zor olsa da, dünyaca etkili bir medya kuruluşu oluşturulmalı. Şu an sadece birkaç kanalın bilgi verdiği bir dünyada yaşıyoruz. Bu gün sizi iyi gösterirler, yarın ise kötü. Ve bunun karşısında bir şey yapamazsınız. değerlendirmesinde bulundu.GEZİ OLAYLARININ ARKASINDA KÖPRÜ, HAVAALANI İSTEMEYENLER DE OLABİLİRGezi olaylarının ilk başladığı zaman doğa koruma güdüsü taşıyan insanların orada olduğunu, ancak daha sonra iktidarın her türlü zayıflığını kullanmayı mazur gören ve iktidarı iyice zayıflatmak isteyen siyasi figürlerin de işin içine girdiğini vurgulayan Rus uzman, Erdoğanın başlangıçtaki tavrını da doğru bulmadım. Bence buradaki olayları kullanmak isteyen farklı güçler var. Mesela üçüncü köprü, üçüncü havaalanı gibi projelere karşı olan lobiciler olabilir. O yüzden iktidar sahiplerinin aklıselim ile hareket etmesi ve zayıflıklarını kullanacak güçlerin her an hazır beklediğini unutmaması lazım. tavsiyesinde bulundu.MISIR NEREYE DÖNERSE ARAP DÜNYASI ORAYA BAKARMısır kafasını nereye çevirirse, Arap dünyası oraya döner. sözünü hatırlatan İsayev, Arap ülkelerinde herkes Mısır dizileri izler, Mısır müziği dinler ve Mısır haberlerini takip eder. Mısır adeta ideolojik bir merkezdir. Afrika ve Asya arasında, Mağrip ve Maşriki birleştirir. Son 10 yılda Mısır bazı tuzaklara düştü. Hayat şartlarının zorlaşması, ekonomik problemler ve diğer sorunlar bunu tetikledi. Tüm bu olanlar adım adım ülkeyi devrime götürdü. İç ve dış faktörlere çok fazla değinmemize gerek yok. Çünkü biliyoruz ki, her devrimin kendine has ekonomik, politik sebepleri vardır. Sonuçta her şey zorlaştı ve patlama ortaya çıktı. Tabi ekonomik zorluk, Mübarekin çok yaşlı olması, oğlunun halk nazarında çok popüler olmaması, ordunun iktidarı liberallere bırakmak istememesi gibi birçok sebep de sayılabilir. dedi.MURSİ, ERDOĞAN OLAMADIMübarekin devrilmesinden sonra Mısırlıların hedefine ulaştığını, tarihlerinde ilk kez seçim yaptıklarını, Cumhurbaşkanını Muhammed Mursiyi seçtiklerini hatırlatan Rus akademisyen şu tespitlerde bulundu: Ancak Mursi, Erdoğanın yaptığını başaramadı. Erdoğan 2002 yılında iktidara geldiği zaman ülke zor bir süreçten geçiyordu. Erdoğan ülkenin en önemli problemi olan ekonomik krizi aşıp ülkenin borç batağından çıkardı ve Türkiyeyi bölgesel lider haline dönüştürdü. Erdoğan ülkenin gayri safi milli hasılasını petrol ve doğalgaz olmaksızın yükseltme başarısı gösterdi ve ekonomik bir model haline geldi.Mısırdaki Müslüman kardeşlerin ise, bunları yapmak için vakti yoktu. Ancak bazı öncelikleri yerine getirmedi. Öncelikle söz verdiği şeyleri yapamadı. İkinci bir hatası da devrimden sonra insanları yönlendiremedi. Çünkü devrimden sonra kalan bütün kaynaklar b
Zaman
Son Dakika
31.07.2013
RusakademisyendenGeziParkıveArapBaharıdeğerlendirmesiRus akademisyenden Gezi Parkı ve Arap Baharı değerlendirmesi
8 film vizyona giriyor
Zaman
25.07.2013
17:13
Sinemaseverler bu hafta dram, romantik, komedi, fantastik türlerinden oluşan seçkiler ile buluşuyor.8 yeni filmin vizyona gireceği 26 Temmuz haftasının öne çıkan yapımı, İspanya Ajantin ortak yapımı Cinayet Terzi.CAMILLE CLAUDEL 19151915 yılının kış ayazında, Camille Claudel eğilip yerdeki bir taşı alır ve dikkatle inceler. Sanki işine yoğunlaşmış bir heykeltıraştır izlediğimiz. Zihninde basit bir taşı yepyeni bir şeye dönüştürüyor gibidir. Ama sonra taşı atar, bir daha da sanata dönmez. Ailesi akıl hastanesine kapatılmasının hayrına olacağına karar kılmıştır. Bruno Dumontun yönettiği ve Juliette Binoche, Jean Luc Vincent, Robert Leroy ile Emmanuel Kauffmanın oynadığı Camille Claudel 1915, Berlinde prömiyerini yapmıştı.SON KONSERDünyaca ünlü yaylı çalgılar dörtlüsünün viyolonsel sanatçısı acımasız bir hastalığa yakalanınca grup dengesini kaybeder. Bastırılmış duygular, yıllardır süren dostluk ve uyumu tehdit etmeye başlar. 25. yıldönümleri için verecekleri konser yaklaştığından, müzisyenler, birlikteliklerini korumak ile sonsuza dek ayrılmak arasında seçim yapmak zorundadır. Philip Seymour Hoffman, Christopher Walken, Catherine Keener oynadığı Son Konseri Yaron Zilberman yönetti.CİNAYET TEZİRoberto Bermudez bir hukuk fakültesinde profesörlük yapan eski bir ceza avukatıdır. Bir gün ders verdiği fakültenin önünde bir cinayet işlenir. Katil, Robertoyu bu tehlikeli oyuna çekmek istercesine bazı izler ve ipuçları bırakmıştır. Roberto Bermudez, cinayet üzerine kendisiyle sürekli teorik tartışmalar yapan zeki öğrencisi Gonzalodan şüphelenmeye başlar. Hernan Goldfridin yönettiği ve Ricardo Darin, Alberto Ammann, Calu Rivero ile Arturo Puigin oynadığı Cinayet Tezi İspanya, Arjantin ortak yapımı.AŞKIN 10 KURALIRenato, kadınları baştan çıkarma konusunda oldukça başarılıdır. Oğlu Marco ise tam tersidir. Çekingen bir karaktere sahip olan Marco, kadınlar konusunda doğuştan şanssız olan bir gençtir. Stefania isimli güzel bir genç kadına aşık olduğunda, Renato oğluna yardım ederek sevdiği kızı kazanmasını sağlayacaktır. Başrollerini Guglielmo Scilla ve Enrika Pintorenin oynadığı, Cristiano Bortonenin yazıp yönettiği Aşkın 10 Kuralı, romantik komedi türünde.KARANLIK CİNAYETLERDedektif Jack son iki yılda 8 kadının benzer şekilde ortadan kaybolmasının ardında bir seri katil olduğundan şüphelenmektedir. Ancak ortada tek sağlam bir ipucu bile yoktur. Fakat bir gün Cindy isimli genç bir kız katilin elinden son anda kurtulmayı başarır. Dedektif Jack, Cindy ile görüşüp kanıt toplamaya çalışırken katil Cindynin peşindedir. Karanlık Cinayetlerin başrollerinde ünlü aktörler Nicolas Cage ve John Cusacke Hollywoodun yeni gözdesi Vanessa Hudgens eşlik ediyor. Filmin yönetmeni ise Scott Walker.SÜPER İNCİRİntihar etmeden önce öldürdüğü aşkı Euterpe ve kendi cesedini mumyalatan Seikilos, 2 bin yıl sonra bir çobanın yanlışlıkla mezarını açması sonucu gözlerini bir Ege köyünde açar. Sevgilisi Euterpeyi mezarında bulamayınca onu aramaya koyulan Seikilos, efe dedesinin kahramanlık hikâyelerinin etkisi altında kalan Mustafa adlı genç ile köyün kızlarından Hatice için mücadeleye girişir. Kerem Sarının yönettiği ve Hasan Aşıcı, Volkan Baş, Coşkun Kemer ile Gülnihal Demirin oynadığı Süper İncir, komedi türünde.SANAL HAYATLARRich Boyd, elinden cep telefonunu düşürmeyen bir avukattır. Eşini kaybetmiş, tek çocuk babası polis, ergenlik dönemindeki oğluyla başa çıkmayan bir babadır. Hırslı bir kadın gazeteci ise keşfettiği bir porno sitede çocuk yaştaki fahişelerin peşine düşmüştür. Gerçeklerden kaçmak için sığındıkları yalan dünyaları, hepsinin tek ortak noktalarıdır. Henry Alex Rubinin yönettiği ve Jason Bateman, Hope Davis, Frank Grillonun oynadığı Sanal Hayatlar, gerilim dram sevenler için.WOLVERINEÇok beğenilen çizgi roman serisinden uyarlanan Wolverine de, aykırı bir tip olan, ezeli savaşçı Loganı Japonyada buluruz. Burada samuray çeliği, adamantium alaşımlı pençe ile birleşecek ve Logan, kendisini ömür boyu değiştirecek efsanevi bir dövüşte geçmişinden gelen gizemli bir kişi ile karşı karşıya gelecektir. Başrollerini Hugh Jackman, Will Yun Lee ve Tao Okamoto oynadığı Wolverinenin yönetmenliğini James Mangold üstlendi. Film 3D seçeneği ile vizyona giriyor.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
25.07.2013
8filmvizyonagiriyor8 film vizyona giriyor
Anadolu'da verdiğim konferanslar beni dinç tutuyor
Zaman
28.06.2013
02:01
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanışmasını, “Hayatımdaki en önemli dönüm noktalarından biridir.” diyerek özetliyor. İlerleyen yaşına rağmen konferanslar vererek hizmet etmeye devam ediyor. Bu sayede hem zihnen hem de bedenen sağlığını koruduğunu söylüyor.İlerleyen yaşına rağmen Anadolu’nun farklı illerini dolaşıyor, konferanslar vermeye devam ediyor. Sadece Türkiye ile de sınırlamıyor kendini. Kâh Senegal’de alıyor soluğu kâh İtalya’da… Emekli olduktan sonra bir köşeye çekilmeyi tercih etmiyor. Zaten böyle bir pencereden de bakmıyor hayata. “Konferanslar hem zihnimi hem bedenimi dinç tutuyor.” diyor. Neyse ki, Berat Kandili sonrasında birkaç gün ara verdi yoğun temposuna ve bizleri kabul etti. Maltepe’deki evinin kapısında güler bir yüzle karşıladı bizi.Fethullah Gülen (bereli), Suat Yıldırım (Hocaefendi’nin önünde oturan) ve Edirne’deki diğer arkadaşlarıyla. (1964)Prof. Dr. Suat Yıldırım, bugüne kadar sadece Türkiye’de değil, uluslararası alanda, İspanya’dan İngiltere’ye, Ukrayna’dan Avustralya’ya, Kırgızistan’dan Özbekistan ve Malezya’ya uzanan geniş bir coğrafyada tebliğler sundu. Tefsir ve hadis alanında yaptığı önemli çalışmalar onun dünyaca tanınan bir âlim olmasına vesile oldu. Yıldırım’ın hayat yolculuğu Diyarbakır’ın o dönemdeki en gelişmiş ilçelerinden biri olan Ergani’de 1941 yılında başlıyor. O yıllarda Şeyh Said isyanının aile üzerinde bıraktığı izler hâlâ tazeliğini korumaktadır. İsyana karıştığı gerekçesiyle dedesi Müftü Hacı Hüsnü Bey, hapis cezası alır, çocukları ise Menemen’e sürgün edilir. Sonraları Ergani’de müftülük yapacak olan Suat Yıldırım’ın babası Mehmet Zeki, daha 16 yaşındadır. Aile, parasız pulsuz, zorlu bir tren yolculuğu sonrasında önce Adana’ya daha sonra Mersin’e varır. Buradan da bir vapurla İzmir’e ulaşırlar. Menemen’de üç yıl kalan Yıldırım ailesi, çıkan afla birlikte memleketlerine döner. Aslında dede Hacı Hüsnü Bey’in, Şeyh Said isyanıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Hatta Şeyh Said ile görüştüğü bir esnada şu telkinde bulunur: “Böyle bir ortamda devlete başkaldırmak doğru olmaz.”Suat Yıldırım, ortaokulu bitirdikten sonra liseyi okumak için Mardin’e gider. Yokluk günleridir. Diyarbakır’dan komşu Mardin’e gitmek bile bir hayaldir çokları için. Babası, oğlu Suat’ı, Mardin’de öğretmenlik yapan bir ahbabına teslim ettikten sonra Ergani’ye geri döner. Bu arada, üzücü bir hadiseyle sarsılır. Suat Hoca’nın çok sevdiği annesi, 1955 yılında, yakalandığı kanser hastalığı sonucunda Hakk’ın rahmetine kavuşur.Hastalık, dine yönelmesine vesile olurDaha lisede okurken hedefi bellidir Suat Yıldırım’ın. Ankara’ya gidip hukuk sınavlarına girecek, iyi bir avukat olacaktır. 27 Mayıs darbesinin hemen öncesinde imtihanları kazanır ama hem kendisinin hem de ailesinin aklında bazı soru işaretleri vardır. Çünkü 1960’lı yılların ilk aylarıyla birlikte siyaset yavaş yavaş üniversitelere sirayet etmeye başlamış, öğrenciler sokağa dökülmüştür. Birinci sınıfı okuduğu yıl, kendisinin de şu an tam olarak teşhis koyamadığı ama verem başlangıcından şüphelendiği bir hastalığa yakalanır.Hocaefendi, Suat Yıldırım’ı, İstanbul’daki evinde ziyaret ediyor.Hastalıkla birlikte içine kapanır, okulu bırakıp memlekete gitme kararı alır. Yine hastalığın verdiği halet-i ruhiye ile birlikte dine yönelir. O güne kadar beş vakit namaz kılmıyor, oruçlarına da tam anlamıyla özen göstermiyordur. Hem ruhen hem de bedenen kendine gelip hastalıktan kaynaklanan vehimleri üzerinden atar atmaz yine Ankara’nın yolunu tutar. Hukuk hayallerinin yerini bu kez bambaşka bir gaye almıştır. Allah’ın rızasına nail olmak için ilahiyat okuyacak, ömrü yettiği sürece hak bildiği doğruları başkalarına anlatacaktır.Özel yurt yerine Nur dershanesini tercih ederAnkara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne başladığı ilk günlerdir. Şiddetli bir öğrenme isteğiyle kitaplara yönelir. İşte tam da böyle bir anda yeni tanıştığı Faik Sönmez isimli arkadaşı imdadına yetişir. Sönmez’in, “Müsaitsen medreseye gidelim mi?” teklifine bir anlam veremez ilkin. Kimseyle paylaşamadığı şöyle bir soru takılır zihnine, “Yahu medreseler yıllar önce kapanmamış mıydı?” İki arkadaş, biraz daha samimi olduktan sonra Cebeci’deki Nur dershanesinin yolunu tutar. Burası, o yıllarda Nur talebelerinin kaldığı tek evdir. Suat Yıldırım, yedi kişinin ihlas ve samimiyetle bir arada yaşadığı, kavga ve gürültünün olmadığı bu ev ortamını görünce çok etkilenir.Suat Yıldırım, eşi Yıldız Hanım, torunları İsmail Erkam ve Mehmet Ali ile birlikte.Daha sonra anlar ki bu evlerde,
Zaman
En Çok Okunan
28.06.2013
AnadoludaverdiğimkonferanslarbenidinçtutuyorAnadoluda verdiğim konferanslar beni dinç tutuyor
Anadolu'da verdiğim konferanslar beni dinç tutuyor
Zaman
28.06.2013
01:54
Prof. Dr. Suat Yıldırım, Fethullah Gülen Hocaefendi ile tanışmasını, “Hayatımdaki en önemli dönüm noktalarından biridir.” diyerek özetliyor. İlerleyen yaşına rağmen konferanslar vererek hizmet etmeye devam ediyor. Bu sayede hem zihnen hem de bedenen sağlığını koruduğunu söylüyor.İlerleyen yaşına rağmen Anadolu’nun farklı illerini dolaşıyor, konferanslar vermeye devam ediyor. Sadece Türkiye ile de sınırlamıyor kendini. Kâh Senegal’de alıyor soluğu kâh İtalya’da… Emekli olduktan sonra bir köşeye çekilmeyi tercih etmiyor. Zaten böyle bir pencereden de bakmıyor hayata. “Konferanslar hem zihnimi hem bedenimi dinç tutuyor.” diyor. Neyse ki, Berat Kandili sonrasında birkaç gün ara verdi yoğun temposuna ve bizleri kabul etti. Maltepe’deki evinin kapısında güler bir yüzle karşıladı bizi.Fethullah Gülen (bereli), Suat Yıldırım (Hocaefendi’nin önünde oturan) ve Edirne’deki diğer arkadaşlarıyla. (1964)Prof. Dr. Suat Yıldırım, bugüne kadar sadece Türkiye’de değil, uluslararası alanda, İspanya’dan İngiltere’ye, Ukrayna’dan Avustralya’ya, Kırgızistan’dan Özbekistan ve Malezya’ya uzanan geniş bir coğrafyada tebliğler sundu. Tefsir ve hadis alanında yaptığı önemli çalışmalar onun dünyaca tanınan bir âlim olmasına vesile oldu. Yıldırım’ın hayat yolculuğu Diyarbakır’ın o dönemdeki en gelişmiş ilçelerinden biri olan Ergani’de 1941 yılında başlıyor. O yıllarda Şeyh Said isyanının aile üzerinde bıraktığı izler hâlâ tazeliğini korumaktadır. İsyana karıştığı gerekçesiyle dedesi Müftü Hacı Hüsnü Bey, hapis cezası alır, çocukları ise Menemen’e sürgün edilir. Sonraları Ergani’de müftülük yapacak olan Suat Yıldırım’ın babası Mehmet Zeki, daha 16 yaşındadır. Aile, parasız pulsuz, zorlu bir tren yolculuğu sonrasında önce Adana’ya daha sonra Mersin’e varır. Buradan da bir vapurla İzmir’e ulaşırlar. Menemen’de üç yıl kalan Yıldırım ailesi, çıkan afla birlikte memleketlerine döner. Aslında dede Hacı Hüsnü Bey’in, Şeyh Said isyanıyla uzaktan yakından ilgisi yoktur. Hatta Şeyh Said ile görüştüğü bir esnada şu telkinde bulunur: “Böyle bir ortamda devlete başkaldırmak doğru olmaz.”Suat Yıldırım, ortaokulu bitirdikten sonra liseyi okumak için Mardin’e gider. Yokluk günleridir. Diyarbakır’dan komşu Mardin’e gitmek bile bir hayaldir çokları için. Babası, oğlu Suat’ı, Mardin’de öğretmenlik yapan bir ahbabına teslim ettikten sonra Ergani’ye geri döner. Bu arada, üzücü bir hadiseyle sarsılır. Suat Hoca’nın çok sevdiği annesi, 1955 yılında, yakalandığı kanser hastalığı sonucunda Hakk’ın rahmetine kavuşur.Hastalık, dine yönelmesine vesile olurDaha lisede okurken hedefi bellidir Suat Yıldırım’ın. Ankara’ya gidip hukuk sınavlarına girecek, iyi bir avukat olacaktır. 27 Mayıs darbesinin hemen öncesinde imtihanları kazanır ama hem kendisinin hem de ailesinin aklında bazı soru işaretleri vardır. Çünkü 1960’lı yılların ilk aylarıyla birlikte siyaset yavaş yavaş üniversitelere sirayet etmeye başlamış, öğrenciler sokağa dökülmüştür. Birinci sınıfı okuduğu yıl, kendisinin de şu an tam olarak teşhis koyamadığı ama verem başlangıcından şüphelendiği bir hastalığa yakalanır.Hocaefendi, Suat Yıldırım’ı, İstanbul’daki evinde ziyaret ediyor.Hastalıkla birlikte içine kapanır, okulu bırakıp memlekete gitme kararı alır. Yine hastalığın verdiği halet-i ruhiye ile birlikte dine yönelir. O güne kadar beş vakit namaz kılmıyor, oruçlarına da tam anlamıyla özen göstermiyordur. Hem ruhen hem de bedenen kendine gelip hastalıktan kaynaklanan vehimleri üzerinden atar atmaz yine Ankara’nın yolunu tutar. Hukuk hayallerinin yerini bu kez bambaşka bir gaye almıştır. Allah’ın rızasına nail olmak için ilahiyat okuyacak, ömrü yettiği sürece hak bildiği doğruları başkalarına anlatacaktır.Özel yurt yerine Nur dershanesini tercih ederAnkara Üniversitesi İlahiyat Fakültesi’ne başladığı ilk günlerdir. Şiddetli bir öğrenme isteğiyle kitaplara yönelir. İşte tam da böyle bir anda yeni tanıştığı Faik Sönmez isimli arkadaşı imdadına yetişir. Sönmez’in, “Müsaitsen medreseye gidelim mi?” teklifine bir anlam veremez ilkin. Kimseyle paylaşamadığı şöyle bir soru takılır zihnine, “Yahu medreseler yıllar önce kapanmamış mıydı?” İki arkadaş, biraz daha samimi olduktan sonra Cebeci’deki Nur dershanesinin yolunu tutar. Burası, o yıllarda Nur talebelerinin kaldığı tek evdir. Suat Yıldırım, yedi kişinin ihlas ve samimiyetle bir arada yaşadığı, kavga ve gürültünün olmadığı bu ev ortamını görünce çok etkilenir.Suat Yıldırım, eşi Yıldız Hanım, torunları İsmail Erkam ve Mehmet Ali ile birlikte.Daha sonra anlar ki bu evlerde,
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2013
AnadoludaverdiğimkonferanslarbenidinçtutuyorAnadoluda verdiğim konferanslar beni dinç tutuyor
Göz kapağında şekil bozukluğu körlük nedeni
Zaman
29.05.2013
17:47
Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ferdağ Sakioğlu, Göz kapağındaki şekil bozuklukları ilerleyen yaşın etkisiyle ya da yaralanma, yüz felci sonrası ve doğuştan olabilir. Göz kapağının uzun süreli içe dönmesi, ileri dönemde kornea bozukluğuna bağlı körlüklere neden olabilir dedi.Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümünden Op. Dr. Ferdağ Sakioğlu, ileri yaşlarda göz kapaklarında şekil bozuklukları oluşabildiğini, yaşlanmayla birlikte alt göz kapağında meydana gelen gevşekliğin, yer çekiminin etkisiyle alt göz kapağının dışa ya da içe dönmesine yol açabildiğini bildirdi.Göz kapağında uzun süreli içe dönüklüğün, kirpiklerin sürekli korneaya teması nedeniyle gözün saydam tabakasında tahribata ve doku kaybına neden olduğunu kaydeden Dr. Ferdağ Sakioğlu, devam eden bu durum sonrası hastalarda kornea bozukluğuna bağlı körlüğün de ortaya çıkabildiğini vurguladı.Göz kapağı şekil bozukluklarının ilerleyen yaşın etkisinin yanı sıra yaralanma, yüz felci sonrası ve doğuştan oluşabildiğinin altını çizen Dr. Sakioğlu, Kimyasal yaralanmalar, iz bırakan enfeksiyonlar, travma gibi nedenlerle meydana gelen yara dokusu, göz kapağının iç yüzünün kısalmasına ve buna bağlı olarak göz kapağının içe dönmesine yol açar. Göz kapağının uzun süreli olarak içe dönmesi, gözün saydam tabakasında tahribata ve ileri dönemde de kornea bozukluğuna bağlı körlüklere neden olmaktadır diye konuştu.Dr. Ferdağ Sakioğlu, yüz felci geçiren hastalarda da alt göz kapağının göz küresinden uzaklaşıp dışa doğru dönebildiğini, gözlerin kapanmasını sağlayan kasın felç olup gözün açıkta kaldığını belirtti. Dr. Sakioğlu, Kendiliğinden ya da beyin ve tükürük bezi ameliyatlarından sonra oluşabilir. Gözyaşının buruna aktığı deliklerden uzaklaştırılamaması ve korneanın açıkta kalması nedeniyle gözyaşı üretiminde artışa bağlı olarak, gözlerde sulanma ve gözün saydam kısmında yaralar meydana gelir. Tedavisi yüz felcinin kalıcı olup olmamasına göre değişir. Öncelikle suni gözyaşı ilavesi yapılır. Daha sonra geçici olarak botoks, bantlama ve alt üst göz kapaklarının yan taraflarından birbirine dikilmesi işlemi yapılır. 6 ay süresince iyileşmeyen yüz felci kalıcı olarak kabul edilir ve tedavisi cerrahidir. Kalıcı tedavide amaç; alt ve üst kapak arası açıklığın azaltılması ve korneanın açıkta kalmasının önlenmesidir. Cerrahide; gevşeyen bağların onarılması, üst göz kapağının içine altın ağırlık yerleştirilmesi, üst kapağın kapanmasına yardımcı olmaktadır. Altın vücutta en az reaksiyon yaratan madde olduğu için tercih edilmektedir ifadelerini kullandı.Cilt ve cilt altı dokularda yaralanma ya da geçirilmiş cerrahi nedeni ile meydana gelen büzüşmenin, göz kapağının göz küresinden uzaklaşmasına ve dışa dönmesine neden olduğunu vurgulayan Dr. Sakioğlu, şunları kaydetti:Hastalar gözlerinde sürekli sulanma, enfeksiyon, ağrı, ışığa duyarlılık, gözün açıkta olması nedeniyle batma ve kızarma gibi kuru göz şikayetleriyle doktora başvurur. Hastalığın çok ileri dönemlerinde görme kaybı meydana gelmektedir. Tedavide geçici olarak; bantlama, yumuşak kontak lens veya gözyaşı damlaları kullanılabilir ancak göz kapağı şekil bozukluklarının kesin tedavisi cerrahidir. Kapaktaki şekil bozukluğu dokularda gevşekliğe bağlı oluşmuşsa kapak sıkılaştırma ameliyatları tercih edilir. Kapaklar ciltteki büzüşme nedeniyle dışa dönmüşse, bu bölgenin temizlenmesi ve kulak arkası ya da üst göz kapağı gibi vücudun diğer yerlerinden cilt nakli ameliyatı gerekebilir.Dr. Sakioğlu, Halk arasında göz kapağı sarkması ve torbalanması denilen blefaroşalazis, üst ve alt kapak derisinin fazlalığı, göz çukurundaki yağ dokusunun fıtıklaşması ile karakterizedir. Bu durum, yalancı kapak düşüklüğü olan torbalı gözlere neden olmaktadır. Göz çevresinde ağırlık hissi, kaş ağrısı ve ileri vakalarda üst görme alanında bozukluk meydana gelebilir. Hastalar yaşlı ve yorgun görünmektedir. Tedavide blefaroplasti adı verilen göz kapağı estetik operasyonu uygulanmaktadır. Göz kapağı ameliyatları sonrası iz kalma oranı çok düşüktür. Kalan izler de göz kapağı kıvrımına gizlenmektedir dedi.(İHA)
Zaman
Sağlık
29.05.2013
GözkapağındaşekilbozukluğukörlüknedeniGöz kapağında şekil bozukluğu körlük nedeni
Göz kapağında şekil bozukluğu körlük nedeni
Zaman
29.05.2013
16:55
Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Uzmanı Op. Dr. Ferdağ Sakioğlu, Göz kapağındaki şekil bozuklukları ilerleyen yaşın etkisiyle ya da yaralanma, yüz felci sonrası ve doğuştan olabilir. Göz kapağının uzun süreli içe dönmesi, ileri dönemde kornea bozukluğuna bağlı körlüklere neden olabilir dedi.Memorial Kayseri Hastanesi Göz Hastalıkları Bölümünden Op. Dr. Ferdağ Sakioğlu, ileri yaşlarda göz kapaklarında şekil bozuklukları oluşabildiğini, yaşlanmayla birlikte alt göz kapağında meydana gelen gevşekliğin, yer çekiminin etkisiyle alt göz kapağının dışa ya da içe dönmesine yol açabildiğini bildirdi.Göz kapağında uzun süreli içe dönüklüğün, kirpiklerin sürekli korneaya teması nedeniyle gözün saydam tabakasında tahribata ve doku kaybına neden olduğunu kaydeden Dr. Ferdağ Sakioğlu, devam eden bu durum sonrası hastalarda kornea bozukluğuna bağlı körlüğün de ortaya çıkabildiğini vurguladı.Göz kapağı şekil bozukluklarının ilerleyen yaşın etkisinin yanı sıra yaralanma, yüz felci sonrası ve doğuştan oluşabildiğinin altını çizen Dr. Sakioğlu, Kimyasal yaralanmalar, iz bırakan enfeksiyonlar, travma gibi nedenlerle meydana gelen yara dokusu, göz kapağının iç yüzünün kısalmasına ve buna bağlı olarak göz kapağının içe dönmesine yol açar. Göz kapağının uzun süreli olarak içe dönmesi, gözün saydam tabakasında tahribata ve ileri dönemde de kornea bozukluğuna bağlı körlüklere neden olmaktadır diye konuştu.Dr. Ferdağ Sakioğlu, yüz felci geçiren hastalarda da alt göz kapağının göz küresinden uzaklaşıp dışa doğru dönebildiğini, gözlerin kapanmasını sağlayan kasın felç olup gözün açıkta kaldığını belirtti. Dr. Sakioğlu, Kendiliğinden ya da beyin ve tükürük bezi ameliyatlarından sonra oluşabilir. Gözyaşının buruna aktığı deliklerden uzaklaştırılamaması ve korneanın açıkta kalması nedeniyle gözyaşı üretiminde artışa bağlı olarak, gözlerde sulanma ve gözün saydam kısmında yaralar meydana gelir. Tedavisi yüz felcinin kalıcı olup olmamasına göre değişir. Öncelikle suni gözyaşı ilavesi yapılır. Daha sonra geçici olarak botoks, bantlama ve alt üst göz kapaklarının yan taraflarından birbirine dikilmesi işlemi yapılır. 6 ay süresince iyileşmeyen yüz felci kalıcı olarak kabul edilir ve tedavisi cerrahidir. Kalıcı tedavide amaç; alt ve üst kapak arası açıklığın azaltılması ve korneanın açıkta kalmasının önlenmesidir. Cerrahide; gevşeyen bağların onarılması, üst göz kapağının içine altın ağırlık yerleştirilmesi, üst kapağın kapanmasına yardımcı olmaktadır. Altın vücutta en az reaksiyon yaratan madde olduğu için tercih edilmektedir ifadelerini kullandı.Cilt ve cilt altı dokularda yaralanma ya da geçirilmiş cerrahi nedeni ile meydana gelen büzüşmenin, göz kapağının göz küresinden uzaklaşmasına ve dışa dönmesine neden olduğunu vurgulayan Dr. Sakioğlu, şunları kaydetti:Hastalar gözlerinde sürekli sulanma, enfeksiyon, ağrı, ışığa duyarlılık, gözün açıkta olması nedeniyle batma ve kızarma gibi kuru göz şikayetleriyle doktora başvurur. Hastalığın çok ileri dönemlerinde görme kaybı meydana gelmektedir. Tedavide geçici olarak; bantlama, yumuşak kontak lens veya gözyaşı damlaları kullanılabilir ancak göz kapağı şekil bozukluklarının kesin tedavisi cerrahidir. Kapaktaki şekil bozukluğu dokularda gevşekliğe bağlı oluşmuşsa kapak sıkılaştırma ameliyatları tercih edilir. Kapaklar ciltteki büzüşme nedeniyle dışa dönmüşse, bu bölgenin temizlenmesi ve kulak arkası ya da üst göz kapağı gibi vücudun diğer yerlerinden cilt nakli ameliyatı gerekebilir.Dr. Sakioğlu, Halk arasında göz kapağı sarkması ve torbalanması denilen blefaroşalazis, üst ve alt kapak derisinin fazlalığı, göz çukurundaki yağ dokusunun fıtıklaşması ile karakterizedir. Bu durum, yalancı kapak düşüklüğü olan torbalı gözlere neden olmaktadır. Göz çevresinde ağırlık hissi, kaş ağrısı ve ileri vakalarda üst görme alanında bozukluk meydana gelebilir. Hastalar yaşlı ve yorgun görünmektedir. Tedavide blefaroplasti adı verilen göz kapağı estetik operasyonu uygulanmaktadır. Göz kapağı ameliyatları sonrası iz kalma oranı çok düşüktür. Kalan izler de göz kapağı kıvrımına gizlenmektedir dedi.(İHA)
Zaman
Son Dakika
29.05.2013
GözkapağındaşekilbozukluğukörlüknedeniGöz kapağında şekil bozukluğu körlük nedeni
Solingen faciasının yıldönümünde Genç ailesine övgü
Zaman
29.05.2013
12:18
Solingen Faciası 20. yıldönümünde üst düzey katılımla anıldı. Törene katılan dönemin Federal Meclis Başkanı Prof. Dr. Rita Süssmuth saldırıya maruz kalan Genç ailesinin sağduyusunun Hıristiyanları ve Müslümanları sevgi ve sağduyuyla birbirine bağladığını söyledi. Törende siyaset ve medyaya hassasiyet çağrısında bulunuldu.29 Mayıs 1993te Genç ailesinden üçü çocuk beş Türkün feci şekilde can verdiği Solingen Faciası, eski başkent Bonndaki dönemin Federal Meclis binasında düzenlenen bir törenle anıldı. Solingen Yangınının 20. yılında neredeyiz? konulu etkinlikte uzmanlar ırkçı saldırıların arttığı o dönemdeki siyasi ve toplumsal atmosfere ve bugün gelinen noktaya mercek tuttu. Saygı duruşu ile başlayan törende konuşan dönemin Federal Meclis Başkanı Prof. Dr. Rita Süssmuth, 20 yıl sonra daha iyi bir noktaya gelindiğini, ancak Thilo Sarrazinin duruşunun entelektüeller arasında sanıldığından daha yaygın kabul gördüğünü söyledi. Süssmuth, Geleceğimizi kaybetmek istemiyorsak okul ve AB kitaplarına yeni sayfalar koymalıyız. dedi. Genç ailesinin sağduyulu tutumunu takdir ettiğini belirten dönemin Federal Meclis Başkanı Prof. Dr. Rita Süssmuth, Müslümanları ve Hıristiyanları sevgi ve sağduyu birbirine bağlıyorlar. dedi. Irkçılık zehirinin toplumun merkezinde bulunduğuna dikkat çeken Süssmuth, İnsan hoşlanmadığı şeye gözünü kapatır, yokmuş gibi yapar, dikkatli olmalıyız. dedi.Kuzey Ren Vestfalya (KRV) Eyalet Uyum Meclisi, Türkiye ve Uyum Araştırmaları Vakfı (TAM) ve Düsseldorf Yüksekokulu Irçılık Araştırma Enstitüsünün (FORENA) düzenlediği etkinliğe KRV Uyum Bakanlığı, Federal Politik Eğitim Merkezi gibi kurumlar destek verdi. Moderatörlüğünü Helga Kirchnerin yaptığı etkinlikte konuşan Bonn Büyükşehir Belediye Başkanı Jürgen Nimptsch, Rheinland bölgesinin göçle şekillendiği için Goethe, Beethoven, Gutenberg gibi değerler çıkarabildiğini söyledi. Etkinliğe katılamayan Berlin Büyükelçisi adına konuşan Köln Başkonsolosu Mustafa Kemal Basa da, Solingen saldırısının sadece Genç ailesine değil, Alman demokrasisine karşı olduğuna dikkat çekti. Basa şöyle devam etti: Solingen Faciası Türk toplumunda derin izler bırakmış, eylemciler yakalansa da oluşan travma giderilememiştir. NSU skandalı; Türklere, ırkçılıkla ciddi şekilde mücadele edildiğini göstermek için Almanyaya önemli bir imkan vermiştir. Kameralara gülümseyen bir kadının yargılanması bu travmanın iyileştirilmesine yetmeyecektir.Facianın 20. yıl dönümü vesilesiyle 38 kentte etkinlik düzenleyeceklerini söyleyen KRV Uyum Meclisi Başkanı Tayfun Keltek, 20 yıl önce yaşadıklarını anlatırken duygulandı. Keltek şöyle konuştu: Bu mekanı rastgele seçmedik. 90lı yıllardaki gelişmelerde politikanın da sorumluluğu vardır. Çünkü o sırada politika iltica ve kim bize ait, kim değil tartışması yürütüyordu. Mülteci problemi hızla yabancı problemine dönüştü, Spiegelin kapağı gemi doldu (Das Boot ist voll) şeklindeydi. Roland Kochun Hessende göçmenlere karşı yürüttüğü kampanyada 5 milyon imza toplandı ki, çifte vatandaşlığa karşı bu kampanya uyum politikalarında geriye gidişini en kötüsüydü. 20 yıl sonra da bazı iyileşmelerin yanı sıra Çok kültürlülük öldü, paralel toplum, uyumu red edenler gibi söylemlere devam edildiğini belirten Keltek, İslam Konferansında Müslümanların güvenlik problemi muamelesi gördüğünü hatırlattı.KRV İçişleri Bakanı Ralf Jäger ise ırkçılık ve yabancı düşmanlığını her ülke için sonunda öldüren bir zehir olarak değerlendirdi. Gizli-açık çok çeşidi olan ırkçılığa karşı mücadelenin çeşitli olması gerektiğini vurgulayan Bakan, Aşırı sağcılık hiç bir zaman küçümsememeli, Weimar Cumhuriyetinin yaptığı yanlışa düşüp sadece aldıkları oy ve üyelerine bakarak hareket etmemeliyiz. dedi. (CİHAN)
Zaman
Son Dakika
29.05.2013
SolingenfaciasınınyıldönümündeGençailesineövgüSolingen faciasının yıldönümünde Genç ailesine övgü
Sivilce izlerini gideren maske
En Son Haber
10.02.2013
09:43
Sivilcelerinizden kurtuldunuz. Peki geriye kalan izler ne olacak?
En Son Haber
Son Dakika
10.02.2013
SivilceizlerinigiderenmaskeSivilce izlerini gideren maske
Çocuk masumiyeti
Evrensel
15.01.2013
07:13
Okula başlarken bilmediğim bir dilde ilkin yemin içirdiler ve sonra sınıfa aldılar. Öğretmenin konuştuklarını yabancı bir film izler gibi izlerdim. Birinci sınıftaki bir akrabam, birileri tarafından dövülmüştü. Ağlayarak bana sığındı ve Kürtçe konuşmak zorunda kaldım. Muhbir öğrenci beni öğretmene şikâyet edince, öğretmenden hiç unutamayacağım bir dayak yedim. Çocukluk masumiyetiyle her sabah okuduğumuz o yemin, bir gölge gibi hep beni takip etti ve hiçbir zaman bana rahat vermedi.   Nihayet öğretmen oldum. Bu kez aynı yemini biz içirdik Kürt-Arap-Çerkez ve baki kalan Ermeni çocuklarına. Anc
Evrensel
Mektup
15.01.2013
ÇocukmasumiyetiÇocuk masumiyeti
BM'nin Büyük Ayıbı
Milli Gazete
01.12.2012
21:21
Arşivlerdeki tarihimizi belgeleyen dokümanları ve belgelerini incelediğiniz vakit Kıbrıs adasına Türklerin, Osmanlı Devletinin 1571de adayı fethetmesinden sonra geldiğini değil, fetih tarihinden asırlar önce adada bulunduklarını ve adanın kaderi üzerinde rol oynadıklarını görürsünüz. Kıbrıs adasının ise 1571 yılından 1878 yılına kadar, toplamda 317 yıl fiilen Türk idaresi altında kaldığını, hem tarih yazmakta, hem de bu dönemden günümüze kalan Osmanlı tarih mirasında bu izler görülmekte. Tabii en kalıcı ve devam edici miras da biz Kıbrıslı Türkleriz. Bazıları ısrarla reddetse de hepimizin ataları Anadoludan gelme.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
01.12.2012
BMninBüyükAyıbıBMnin Büyük Ayıbı
Futbolun Ordinaryüsünün Kitabı UPM nin Kağıt Desteğiyle ...
Haberler.com
16.07.2012
21:16
Türk futbolunda unutulmayacak izler bırakan Lefter Küçükandonyanisin hayatının geçtiği Büyükada şimdi futbolcunun geride kalan değerli anılarına ev sahipliği yapıyor.
Haberler.com
Güncel
16.07.2012
FutbolunOrdinaryüsününKitabıUPMninKağıtDesteğiyleFutbolun Ordinaryüsünün Kitabı UPM nin Kağıt Desteğiyle
Futbolun Ordinaryüsünün Kitabı UPM nin Kağıt Desteğiyle ...
Haberler.com
16.07.2012
21:16
Türk futbolunda unutulmayacak izler bırakan Lefter Küçükandonyanisin hayatının geçtiği Büyükada şimdi futbolcunun geride kalan değerli anılarına ev sahipliği yapıyor.
Haberler.com
Son Dakika
16.07.2012
FutbolunOrdinaryüsününKitabıUPMninKağıtDesteğiyleFutbolun Ordinaryüsünün Kitabı UPM nin Kağıt Desteğiyle
O anlardan geriye kalan...
Cumhuriyet Gazetesi
07.07.2012
22:02
Samsundaki TOKİ konutlarında yaşayan Selma Yazıcı, sel felaketinde sular altında kalan zemin kattaki dairede, eşini ve iki çocuğunu kaybetti. Genç annenin ailesini kurtarmak için attığı çığlıklar ve son çabası yürekleri dağladı. Acı anları, sadece objektiflere değil yüreklere, zihinlere kazındı. İşte o anlardan geriye kalan izler bugün su üstüne çıktı.
Cumhuriyet Gazetesi
Son Dakika
07.07.2012
OanlardangeriyekalanO anlardan geriye kalan
İtiraz
Milli Gazete
26.05.2012
22:48
Kabirler Üzerine türbe meselesiyle ilgili yazıma gelen okuyucu itirazının/sorusunun kalan kısmı şöyle: Şu ifadeleriniz de, ulemanın türbemsi yapılara cevaz verirken gözettikleri gayelerin (gölgelenmeyi, rahat Kuran okumayı sağlama) dışında yer alıyor: Öyleyse Allah ve Resulünün sevdiği, tarihimize silinmez izler bırakmış,İslamlığa ve insanlığa utulmaz hizmetler yapmış büyük zatların kabirlerinin kaybolması onlar için değil, ama bizim için büyük kayıp olacaktır. Kabirlerinin üzerine türbe yaparak onları öldükten sonra dahi hayatımıza aktif olarak katmanın, öldükten sonra dahi onların örnekliğinden, önderliğinden istifade etmenin, özellikle bizi sürekli ahireti olmayan bir dünya gayyasına çeken bu modern tuğyan ortamında çok farklı bir önem arz ettiği izahtan varestedir.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
26.05.2012
İtirazİtiraz
Müslümanların çektiği Endülüs acısı
Milli Gazete
07.05.2012
07:52
İslam tarihi konusundaki çalışmalarıyla tanınan ve bu güne kadar binlerce okuyucuya tarihi sevdiren Prof. Dr. İhsan Süreyya Sırma, Beyan Yayınlarından yayımlanan eserinde, Endülüs Emevilerini konu ediniyor. Ah Endülüs adıyla yayımlanan kitap, okuyucuyu hem İspanyada hem de Endülüs tarihinde gezintiye çıkararak, bu günkü Endülüsle tarihi arasında bağlantı kurulmasını sağlıyor. İlk dönem Müslümanlarının fethettikleri en önemli yerler arasında kalan Endülüs, İberia yarım adasının, yani bugünkü İspanya ve Portekiz devletlerinin bulunduğu coğrafyanın güney bölgesine verilen isim. Endülüs, Akdenizin Atlas Okyanusuna açılan stratejik bölgesinde bulunduğu için, tarih boyunca pek çok kavmin uğrak yeri olmuş ve bu yerleşmenin tabii neticesinde kültürünü, medeniyetini, dinini, geleneklerini de oraya taşımıştır. Bu nedenle tarihi çok eski asırlara kadar uzanmakta olan Endülüs, bugün hâlâ eski medeniyetlerden izler taşımakta, bu izler günlük yaşam tarzından, sokakta konuşulan dile kadar her alanda görülmektedir.... devamı
Milli Gazete
Son Dakika
07.05.2012
MüslümanlarınçektiğiEndülüsacısıMüslümanların çektiği Endülüs acısı
"Darbeciler annemi, 'oğlun işkence görüyor' haberi ile öldürdü"
Milli Gazete
02.02.2012
14:28
ANKARA - 12 Eylül 1980 askeri darbesinde yapılan işkencelerin cezaevleriyle sınırlı kalmadığı ortaya çıktı. Darbeciler, bir yandan cezaevindekilere işkence yaparken, bir yandan da ailelere yönelik psikolojik işkence uygulamış. Ailesi psikolojik işkenceye maruz kalanlardan biri de Diyarbakır Cezaevinde üç yıl kalan Ömer Ulak. Darbeciler tarafından annesine Oğlun işkence görüyor diye haberler gönderildiğini anlatan Ulak, görüşe gelen annesinin ise oğlum seni dövüyorlar mı? diye sürekli soru sorduğunu belirtiyor. Annesi üzülmesin diye bu soruya hayır karşılığını verdiğini aktaran Ulak, o dönem annesinin üzüntüden rahmetli olduğunu ifade ediyor.İşkencelerden dolayı kulağının hala çınladığını ve tedavisinin artık mümkün olmadığını anlatan Ulak, Kenan Evren radyodan konuştuğu zaman da işkenceye ara verildiğini, konuşma bitince kaldığı yerden devam ettiğini söylüyor.Ömer Ulakın darbeden önce Şanlıurfa-Hilvan arasında birisi aracına çarpmış, ancak kimin çarptığını fark etmemiş. Birkaç ay sonra aracı çalınan Ulak bu konuda ifade vermiş. 12 Eylül 1980 askeri darbesi olduğunda ise Ulak, senin bir dilekçen var denerek jandarma karakoluna götürülür. Burada tam 20 gün boyunca işkence görür. Yasadışı PKK örgütüne üye olmak suçundan mahkumiyetine yeterli delil elde edilemediğinden beraat kararı verilen Ulak, şimdi Ankarada o dönem yaşadığı acıları çiğ köfte ile yoğuruyor. Cihan Haber Ajansı muhabirine konuşan Ulak, darbeden çok önce taksicilik yaptığını dile getiriyor. Ulak, Karakolda askerler beni araya alıyorlardı, sanki top oynar gibi benimle karete yapıyorlardı. Mahkum götürmüşsün, bizden para almışsın, bizden niye para alıyorsun deyip işkence yapıyorlardı. Ama ben o zaman taksicilik yapmıyordum. İşkence yapmak için her türlü bahaneyi buluyorlardı. diyor. İŞKENCE İZLERİNİ TAŞIYORUM İşkence yaparken rahmetli annesine de Oğlun işkence görüyor diye haber gönderildiğini anlatan Ulak şöyle devam ediyor: Annem ziyarete geldiğinde oğlum seni dövüyorlar mı? diye soruyordu. Ben de üzülmesin diye dövmediklerini söylüyordum. Annem üzüntüden rahmetli oldu. Kendisine adam getir seni bırakalım, isim ver bırakalım dendiğini dile getiren Ulak, olaylarla ilgisi bulunmadığı için isim veremediğini kaydediyor. Hilvanda konuşmadın, o zaman seni Şanlıurfaya götürüp işkence yapsınlar, aklın başına gelsin denerek gönderildiğini ifade eden Ulak, Suçsuz olduğumu bildiğim için anneme de beni yüzde yüz bırakırlar diyordum. Kış günüydü, ayaklarım şişmişti, gözümü bağladılar, büyük bir salona koydular. İşkence için 20 gün beklemem gerekiyordu. Sen bunu yapmışsın deyip insanlara psikolojik işkence yapıyorlardı. 2 ay boyunca işkence gördüm, elektrik verdiler. Hala çenemin altında işkenceden kalma izler var. diye konuşuyor.Daha sonra Diyarbakıra götürüldüğünü belirten Ulak, şunları söylüyor: Burada da konuşmadım. Çünkü konuşacak bir şeyim yoktu. PKKya üye olmakla suçlanıyordum ancak bir delil yoktu. Mahkemeye çıkardılar, iki kişi yaralanmış, güya ben onları hastaneye götürmüşüm. diyorlardı. Sonra beni tutukladılar. Bir hücrede 20 kişi kalıyordu. Orada Şanlıurfa milletvekilini de gördüm. Pisliğin içinde banyo yaptırıyorlardı. Havalandırmalardan işkenceden dolayı bağırmalar çağırmalar geliyordu.... devamı
Milli Gazete
Son Dakika
02.02.2012
DarbecilerannemioğlunişkencegörüyorhaberiileöldürdüDarbeciler annemi oğlun işkence görüyor haberi ile öldürdü
Kanıt
Sinemaloji
20.01.2012
16:52
Gecenin bir yarısı otobanda yalnız bir genç kız! Sarhoş bir sürücü! Ve esrarengiz bir kaza! Motor tutkunu Bahar Taşkışla, otobanda yaşanan bir vur kaç olayında hayatını kaybetti. Ancak olayda akıllara takılan birçok soru vardı. Yaya olarak kazaya maruz kalan maktulün, gecenin o saatinde otobanda ne işi vardı? Telefonda saatlerce konuştuğu kişi kimdi? Göğsündeki izler ne [...]
Sinemaloji
Sinema
20.01.2012
KanıtKanıt
Düşlerimin Toprağı albümü çıktı
Evrensel
06.12.2011
07:00
Selva Erdener’in “Düşlerimin Toprağı” ismini taşıyan ikinci albümü Kalan Müzik’ten çıktı. 10 yıl aradan sonra dinleyicileriyle tekrar buluşan Erdener, Piyanist İbrahim Yazıcı’nın eşliğinde Türk bestecilerin şarkılarını seslendirdi. 15 parçanın yer aldığı albümde Muammer Sun’dan Yalçın Tura’ya, Hasan Uçarsu’dan Cem Ediz’e kadar çağdaş Türk bestecilerin eserleri yer alıyor. “Gün Eksilmesin Penceremden”, “Ada Sahilleri”, “Karahisar Kalesi” gibi Türk müziğinde derin izler bırakmış parçalar Erdener’in yorumuyla tekrar hayat buluyor. Selma Ada’nın “Endülüs”, “Uyguristan”, “Anadolu” üçlemesi albümde
Evrensel
Kültür
06.12.2011
DüşleriminToprağıalbümüçıktıDüşlerimin Toprağı albümü çıktı
Son 20 yıldan kalan film yok
Milliyet
28.11.2011
21:43
Spielberg, “Bir filme başlamadan önce birer klasik haline gelmiş Yedi Samuray, Çöl Aslanı, Arabistanlı Lawrence ve Şahane Hayat filmlerini izler...


Milliyet
Toplum Yaşam
28.11.2011
Son20yıldankalanfilmyokSon 20 yıldan kalan film yok
Ne güzel komşumuzsun sen ey okul!
Zaman
09.10.2011
01:56
Büyük şehirlerde mahalle arasında kalan okullar komşu apartmanlarda oturanlar tarafından gözetim altında. Sadece okul bahçesinde koşturan çocuklar değil, dersler de televizyon izler gibi izleniyor. Hal böyle olunca mahallede en büyük dedikodu malzemesi okul oluyor. Öğrenciler, öğretmenler, sınıflar, dersler...
Zaman
En Çok Okunan
09.10.2011
NegüzelkomşumuzsunseneyokulNe güzel komşumuzsun sen ey okul
Yargıtay kararıyla estetik olacak!..
CNN Türk
31.07.2011
15:28
İzmir’de kırmızı ışıkta geçen bir taksinin, içinde bulunduğu araca çarpması sonucu yaralanan, toplam 42 dikiş atılan yüzünde kalıcı izler kalan 25 yaşındaki Fatma Önkahraman, estetik ameliyatlarını mahkeme kararıyla yaptıracak.
CNN Türk
Güncel
31.07.2011
YargıtaykararıylaestetikolacakYargıtay kararıyla estetik olacak
Yargıtay kararıyla estetik olacak!..
CNN Türk
31.07.2011
15:28
İzmir’de kırmızı ışıkta geçen bir taksinin, içinde bulunduğu araca çarpması sonucu yaralanan, toplam 42 dikiş atılan yüzünde kalıcı izler kalan 25 yaşındaki Fatma Önkahraman, estetik ameliyatlarını mahkeme kararıyla yaptıracak.
CNN Türk
Ana Sayfa
31.07.2011
YargıtaykararıylaestetikolacakYargıtay kararıyla estetik olacak
Ermenistan’daki bütün yollar Anadolu’ya çıkıyor
Star
25.05.2011
01:55
Erivan’ın dışında kalan Ermenistan için hayat SSCB’nin çöktüğü 1991’de durmuş. Hayatın her alanında Anadolu’dan o kadar izler var ki kendinizi Anadolu’da bir kasabada hissedebilirsiniz.
Star
Son Dakika
25.05.2011
Ermenistan’dakibütünyollarAnadolu’yaçıkıyorErmenistan’daki bütün yollar Anadolu’ya çıkıyor
Ermenistan’daki bütün yollar Anadolu’ya çıkıyor
Star
25.05.2011
01:54
Erivan’ın dışında kalan Ermenistan için hayat SSCB’nin çöktüğü 1991’de durmuş. Hayatın her alanında Anadolu’dan o kadar izler var ki kendinizi Anadolu’da bir kasabada hissedebilirsiniz.
Star
Politika
25.05.2011
Ermenistan’dakibütünyollarAnadolu’yaçıkıyorErmenistan’daki bütün yollar Anadolu’ya çıkıyor
Çocukta yalan davranışı
Milli Gazete
28.04.2011
17:17
Çocukta üç dört yaşına kadar özel mülkiyet kavramı yoktur. Sahiplik kavramı olmayan çocuk çevresinde gördüğü, beğendiği şeyleri alabilir ve kendine ait bir şeymiş gibi sahiplenebilir. Zamanla çocuk kendine ait olanla olmayanı ayırt etmeye başlar ve bu konuda çevresindeki insanları izler. Bu nedenle bu yaş dönemindeki çocukların aldığı şeyleri hırsızlık olarak tanımlayamayız. Çocuk büyüdükçe, kendine ait olanla başkalarına ait olanı ayırt etmeye başlar. Bu süreçte yavaş yavaş izin almayı öğrenir ve kendine ait eşyaları korumak isterken başkalarına ait olanlara dokunmaz. Bunun bir sorumluluk olduğunu öğrenir ve kabul eder. Bu konuda aile kendi hayat tarzıyla çocuğa doğru davranış modelini öğretir. Çocuk, özel mülkiyet kavramı geliştikten sonra da başkalarının eşyalarını izinsiz almaya devam ediyorsa bu bir patalojidir ve ailenin gerekli önlemleri almaları gerekir. Burada çalma davranışı eksik kalan bir şeyi yerine koymak, telafi etmek gibi bir işlev görmektedir. Yani aile bu durumda çocuğun davranışına odaklanmak yerine onu bu davranışa sürükleyen etkiler üzerinde durmalıdır.... devamı
Milli Gazete
Toplum Yaşam
28.04.2011
ÇocuktayalandavranışıÇocukta yalan davranışı
Cavcav'dan hakeme tepki
Samanyolu Haber
16.04.2011
15:28
Süper Ligde Beşiktaş ile deplasmanda 2-2 berabere kalan Gençlerbirliğinde kulüp başkanı İlhan Cavcav, karşılaşmanın hakemi İlker Merale tepki gösterdi.

İlhan Cavcav, karşılaşmanın ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Hakem İlker Meralin iyi bir yönetim göstermediğini öne süren Cavcav, şunları söyledi: Burada bütün seyirciler de gördü, zannediyorum yorumcular da gördü. Büyük Beşiktaşın bana göre hakeme ihtiyacı yok. Ne diyeyim? Allaha sığınıyoruz. Kime şikayet edeceğiz, bilemiyorum. Murata yapılan faul kesin penaltıydı. Mustafanın kesilmesi, bana göre kırmızı kartlık bir olaydı, ancak bu hakemler bizim hakemlerimiz. Bunlara sahip çıkacağız. İnşallah bu değerli hakemimiz de televizyondan idare ettiği müsabakayı izler, vicdan azabı çekmez diye düşünüyorum. Beşiktaşın güçlü bir ekip olduğunu belirten Cavcav, 2-0 geriye düştükten sonra beraberliği yakalamamız küçümsenecek olay değil. Önümüzde kritik maçlarımız var, bizim için çok önemli kupa maçımız var. Önümüze bakacağız. Bu değerli hakem kardeşlerimiz de bundan böyle daha dikkatli, daha özverili maç idare ederler diye düşünüyorum diye konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
16.04.2011
CavcavdanhakemetepkiCavcavdan hakeme tepki
Eğitimci Yazar Arif Kapar, Vakfıkebir'de Çanakkale Savaşı'nı anlattı
Samanyolu Haber
20.03.2011
15:17


Çanakkale Haftası münasebeti ile Trabzonun Vakfıkebir ilçesinde Eğitimci Yazar Arif Kapar, Destanlaşan Çanakkale Zaferi konulu konferans verdi. Vakfıkebir Zafer Fen Dershanesi tarafından Sabri Bahadır Kültür Merkezi salonunda düzenlenen konferansta Kapar, İngilizler kendi şehitliklerini 1926da, Fransızlar kendi şehitliklerini 1930da, biz kendi ülkemizde kendi şehitliklerimizi 1960 yılında yapmışızdır. Bu ne kadar üzücü bir olaydır. Daha üzücü bir olay ise Çanakkalede savunma yapan toplarımızı o dönemin Maliye Bakanlığı paraya ihtiyacımız var diyerek hurda niyetine satmıştı. Çanakkalede tarihi toplar kalmamıştır. Sonra da biz kalkacağız tarih konularından bahsedeceğiz. dedi. Çanakkalede şehit düşenlerin yaş ortalamasının 14 olduğuna vurgu yapan Kapar, O dönemde en küçük cepheye giden asker Afyonun Emirdağ ilçesinin İkizce köyünden Sofuoğullarından Mustafa diye biriydi. Yani bugünkü 7. sınıf öğrencilerinin yaşındaydı. Böyle bir savaş yaşanmış ve orada şehit düşmüşler diye anlattı. Çanakkalede 1 metrekareye düşen mermi sayısının 6 bin olduğunu söyleyen Kapar, Çanakkalede hurdacılık yapanların mermi sayesinde zengin olduklarını söyledi. Çanakkalede 18 milyarda bir ihtimali olan mermilerin havada çarpıştığını ifade eden Kapar, bu mermileri müzelerde görmenin mümkün olduğunu kaydetti. Çanakkalede metrekareye düşen ölü sayısının 8 olduğunu söyleyen Kapar, Çanakkale Savaşı komiktir ama soba boruları ile kazanıldı. Nasıl olur? Soba borusu ile savaş mı kazanılır derseniz. Siper alınan tepelere 2 bin tane soba borusu yerleştirilir. Düşman ordusu dürbünlerle cephelerimizi izler ve yerleştirilen soba borularını görünce ürperir. Daha sonra kıyımıza yaklaşınca gerçek topların hedefine maruz kalan düşman ordusu yenilgiye uğrar. diye konuştu. Törene Zafer Özel Eğitim AŞ Müdürü Salim Özaydın, Milli Eğitim Şube Müdürü Tahsin Çoban, Zafer Fen Dershanesi Müdürü Ömer Fethullah Ünür ve İlim Yayma Cemiyeti Vakfıkebir Şube Başkanı Mehmet Alp ile çok sayıda vatandaş katıldı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
20.03.2011
EğitimciYazarArifKaparVakfıkebirdeÇanakkaleSavaşınıanlattıEğitimci Yazar Arif Kapar Vakfıkebirde Çanakkale Savaşını anlattı
Japon Başbakan'dan Özal'a:Çocuklarınıza Çanakkale'yi hakkı ile anlatın bu sizi süper güç yapmaya yeter
Samanyolu Haber
19.03.2011
17:17


Eğitimci-yazar Arif Kapar, Çanakkale Haftası münasebeti ile Erzincan Özel Otlukbeli Eğitim Kurumları, öğrenci ve velilerine konuştu. Arif Kapar, bilim ve teknolojide süper güç olmayı başaran Japonyanın Başbakanının Merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özala Gençlerinize Çanakkaleyi hakkı ile anlatırsanız bu sizi süper güç yapmaya yeter de artar bile dediğini söyledi, Müftülük Salonundaki konferanstaki konuşmasına merhum Cumhurbaşkanı Turgut Özalın bir anısını anlatarak başlayan Kapar, Özal başbakan iken, Japonyaya gider. Japonya başbakanı ile görüşmesinde onlara başarılarının bu sırrının ne olduğunu sorar. Japonya başbakanı; Biz çocuklarımızı ilkokul döneminde iken Hiroşimaya götürürüz. Oraya yıllar önce atılan atom bombasının tesirini gösteririz. Sonra alıp saatte 400 bin kilometre hız yapan trene bindirip hayrete uğratırız. Eğer hayatınızda başarılı olmazsanız, sonunuz Hiroşima gibi olur deriz. der. Merhum Turgut Özal ise Ne güzel sizin onlara ömür boyu ders verecek bir anınız var. Bizim yok ki. diye cevap verir. Japonya başbakanı ise Olur mu sizin anınız bizden de fazla. Sizin de Çanakkaleniz var. Siz çocuklarınıza Çanakkaleyi hakkı ile anlatırsanız bu yeter de artar bile der. dedi. Çanakkalede 18 milyarda bir ihtimali olan mermilerin havada çarpıştığını ifade eden Kapar, bu mermileri müzelerde görmenin mümkün olduğunu ifade etti. Çanakkalede metrekareye düşen ölü sayısının 8 olduğunu söyleyen Kapar, Çanakkale Savaşı komiktir ama soba boruları ile kazanıldı. Nasıl olur? Soba borusu ile savaş mı kazanılır derseniz. Siper alınan tepelere 2 bin tane soba borusu yerleştirilir. Düşman ordusu dürbünlerle cephelerimizi izler ve yerleştirilen soba borularını görünce ürperir. Daha sonra kıyımıza yaklaşınca gerçek topların hedefine maruz kalan düşman ordusu yenilgiye uğrar. diye konuştu. ÇANAKKALEDE ŞEHİT DÜŞENLERİN YAŞ ORTALAMASI 13 Çanakkalede şehit düşenlerin yaş ortalamasının 13 olduğuna vurgu yapan Kapar, Yani bugünkü 7. sınıf öğrencilerinin yaşı. Çanakkale Savaşı çoluk çocuk, yaşlı kadın demeden eli silah tutan herkesin fedakar yardımlaşması ile tarihe imza atılmış büyük bir zaferdir. şeklinde konuştu. Kapar, Çanakkale Savaşının son gazisi Halil Koçu ziyaret ettiğini ifade ederek, Ziyaret esnasında üzerindeki elbisenin en az 20 adet yamalı olduğunu gördür. Nasılsın iyi misin? diye halini hatırını sordum. O durumdaki insan Çok şükür Allaha iyiyim. Bundan iyisi olmaz diye cevap verdi. Biz ise bırak yamalı elbise giymeyi bıktık diye giymiyoruz. dedi. Çanakkale Zaferinin maneviyatla da kazanıldığının altını çizen Kapar, Peygamber Efendimizi haftada bir rüyasında gören bir grup veli, her gün göreyim diye efendimizin kabrine yakın yere gider. Orada efendimizi iki ay boyunca göremezler. Haftada bir görüyorduk ama artık hiç göremiyoruz derler. Bunu duyanlar şaşırır. Bu nasıl olur, efendimiz nasıl mekanında olmaz? diye şaşırırlar. Sonra tekrar rüya görürler ve Ya Resulellah sizi göremez olduk neredeydiniz? diye sorunca Evet mekanımda yoktum. Çanakkalede evlatlarımla beraber omuz omuza savaştım der. diye sözlerini tamamladı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.03.2011
JaponBaşbakandanÖzalaÇocuklarınızaÇanakkaleyihakkıileanlatınbusizisüpergüçyapmayayeterJapon Başbakandan ÖzalaÇocuklarınıza Çanakkaleyi hakkı ile anlatın bu sizi süper güç yapmaya yeter
Tatlıses'e yönelik saldırıda kullanılan otomobil 11 Mart'ta kiralanmış
Zaman
17.03.2011
12:42
Sanatçı İbrahim Tatlısese silahlı saldırıda kullanılan otomobilin Abdullah Uçmak tarafından 11 Martta Pendikten kiralandığı öğrenildi. Uçmakın Pendikte kaldığı dairenin giriş kapısında yapılan parmak izi incelemesinden kalan izler dikkat çekti.
Zaman
Son Dakika
17.03.2011
Tatlıseseyöneliksaldırıdakullanılanotomobil11MarttakiralanmışTatlısese yönelik saldırıda kullanılan otomobil 11 Martta kiralanmış
Hayırsever işadamı Karamanlıoğlu, eğitime 1 milyon lira bağışladı
Samanyolu Haber
25.02.2011
16:07


Denizlide özellikle turizm sektöründeki yatırımlarıyla tanınan hayırsever işadamı Abdurrahman Karamanlıoğlu, İl Milli Eğitim Müdürlüğüne 1 milyon lira bağışlayarak, Akköy Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesinin isim hakkını aldı. Bununla ilgili protokol törenine Vali Yavuz Erkmen, işadamı Karamanlıoğlu, İl Özel İdaresi Genel Sekreteri Adem Oklu, İl Milli Eğitim Müdür Vekili Reşat Erdoğan, Colessea Termal Otel Genel Müdürü Şeref Karakan ve Genel Müdür Yardımcısı Metin Paç katıldı. Vali Erkmen, Karamanlıoğlunun Colessea Termal Oteli satın aldıktan sonra çok önemli yatırımlar yaptığını, bundan sonra da bölgede önemli yatırımları olacağını ifade etti. Ekonomik anlamda Denizlinin ileri gitmesi için önemli yatırımlar yapıldığını vurgulayan Erkmen, eğitime verdiği destekten Abdurrahman Karamanlıoğluna teşekkür etti. Desteklerin devam etmesi temennisinde bulunarak, Biz bu dünyada hep gelip geçiciyiz. Geriye iyi izler, kalıcı eserler bırakmak önemli. Bu anlamda Abdurrahman Karamanlıoğlu ve eşinin isminin geçecek olması, çok güzel ve takdir edilmesi gereken bir düşünce. Denizlide hayırseverlerimizle her zaman övünüyoruz ve sayılarının artmasını istiyoruz. dedi. İşadamı Karamanlıoğlu ise Denizliye gösterdiği ilgide en büyük payın, Vali Yavuz Erkmenden aldığı destek olduğunu söyledi. Daha önce Akköy Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesine yardımda bulunduğunu hatırlatarak, isim hakkını aldıkları bu okulu Türkiyede örnek hale getireceğini belirtti. Karamanlıoğlu, gerek yurtiçi gerek yurtdışından okulu ziyaret için gelecek öğretmen ve öğrencilerin de çok iyi izlenimlerle ayrılacağını savundu. Konuşmaların ardından Akköy Sema-Abdurrahman Karamanlıoğlu Otelcilik ve Turizm Meslek Lisesinin protokolü Vali Erkmen, işadamı Karamanlıoğlu ile diğer protokol üyeleri tarafından imzalandı. Söz konusu 1 milyon liralık bağışın 250 bin lirası okul, kalan 750 bin lirası İl Milli Eğitim Müdürlüğünün diğer yatırımları için harcanacak. Akköy ilçesinde 1996 yılında eğitim öğretime açılan okul, iki kattan oluşuyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
25.02.2011
HayırseverişadamıKaramanlıoğlueğitime1milyonlirabağışladıHayırsever işadamı Karamanlıoğlu eğitime 1 milyon lira bağışladı
Gaziantep, Evliye Çelebi'nin 'Seyehatname' sergisine evsahipliği yapıyor
Samanyolu Haber
17.02.2011
18:40


Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezinde Evliya Çelebinin Seyahatname sergisi açıldı.Serginin açılışına Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de katıldı. Serginin açılışı sonrasında, Geçmişte ve Günümüzde Türkiye Avrupa İlişkileri konulu bir panel düzenlendi. Panelde konuşan Hacettepe Üniversitesi Avrupa Birliği (AB) Merkezi Müdürü Prof. Dr. Selda Önderoğlu, bu projenin somut olarak birbirimizi daha iyi anlamamıza, anlayışlı olmamıza büyük katkı sağlayacağını ifade etti. Önderoğlu, bunun sonucunda daha huzurlu bir Avrupaya ulaşılacağını sözlerine ekledi. Tarihçi, Yazar ve Edinburg Üniversitesi ve Exeter Üniversitesi Onursal Akademisyeni Dr. Caroline Finkel ise Geçmişte Avrupanın sınırları çok belli olmazken, şuan sınırlar çok net. Geçmiş, silinmez izler bırakıyor. Geçmişi anlamadan şimdiyi anlamamız çok zor. Osmanlı Devletinin sınırları çok genişti. Şu ana Avrupa Birliği üyesi olan beş ülke Osmanlının topraklarıydı. Avrupa Birliği üyesi olan birçok ülke Osmanlı Devleti ile iç içeydi. Bu nedenle bu ülkelerde Osmanlı Devletinden kalan birçok ize rastlayabiliriz. şeklinde konuştu. Avrupa adına ilk kez milattan önce 8inci ve 9uncu yüzyıllarda rastlandığını söyleyen Hacettepe Üniversitesi AB İlişkileri Merkezi Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. M. Murat Erdoğan, Avrupanın güneşin battığı yer anlamına geldiğini ifade etti. Türkiyenin her yönüyle Avrupayla ilişkisi olan bir ülke olduğuna vurgu yapan Erdoğan, Avrupa Birliği toplam nüfusu 5 yüz milyon civarında olan, altı ülkenin kurduğu bir birlik. Türkiye, iddialı bir ülke. Bu nedenle kolay kolay hazmedilecek bir ülke değil. Geçmişte Osmanlı Devletinin Avrupa içinde bu kadar rahat yürüyebilmesinde Avrupanın kendi içersinde yaşadığı çatışmaların büyük rolü olmuştur. diye konuştu. Gaziantep Üniversitesi Atatürk Kültür Merkezi Fuayesinde sergilenen Evliya Çelebinin Seyahatname sergisinin açılışı, Maliye Bakanı Mehmet Şimşek, Rektör Prof. Dr. M. Yavuz Coşkun, Büyükşehir Belediye Başkanı Dr. Asım Güzelbey, British Council Karadeniz ve Türkiye Direktörü Rosemary Arnott, Hacettepe Üniversitesi AB Merkezi Müdürü Prof. Dr. Selda Önderoğlu, Tarihçi, Yazar ve Edinburg Üniversitesi ve Exeter Üniversitesi Onursal Akademisyeni Dr. Caroline Fınkel, Hacettepe Üniversitesi AB İlişkileri Merkezi Müdür Yardımcısı Yrd. Doç. Dr. M. Murat Erdoğan, Yazar Buket Uzuner ve çok sayıda davetlinin katılımıyla gerçekleştirildi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
17.02.2011
GaziantepEvliyeÇelebininSeyehatnamesergisineevsahipliğiyapıyorGaziantep Evliye Çelebinin Seyehatname sergisine evsahipliği yapıyor
Nihat: Beşiktaş'ın geleceği çok parlak
Samanyolu Haber
11.02.2011
13:03
Sakatlığı nedeniyle takımdan uzak kalan Nihat Kahveci, taraftarlardan sabır isteyerek, Beşiktaşın geleceğinin parlak olduğunu söyledi..

Nihat, Lig TVye verdiği röportajda, bundan 5 sene önce gelmez denilen oyuncuların şu an Türkiyede futbol oynadığına işaret ederek, Beşiktaş belki ligde başarısız olabilir ama bu oyuncular sayesinde Türk futbolu ve Beşiktaş yurt dışında tanınıyor. Herkes bana Beşiktaşı artık isim olarak söylüyor. Bu oyuncular sayesinde İspanyada Türkiye Ligini takip ediyorlar. Zaten Gutinin olması demek, çok önemli bir faktör. Gutinin yaptığı reklam inanılmaz. Fernandes ve Simaonun da tanıtımda katkısı oldu diye konuştu. İnsanların böyle şeylere önem vermediğini çünkü herkesin takımın başarısını daha çok önemsediğini dile getiren Nihat, sözlerini şöyle sürdürdü: Bu sezon ligde istediğimiz sonuçları maalesef alamadık. Bunun adına şanssızlık, yaşanan sakatlıklar diyebiliyoruz. Muhteşem bir kadro kuruldu. Artık herkes Beşiktaşın maçını bekliyor. İnsanlar zevk alarak izliyorlar Beşiktaşı. Çok gol atmayı, güzel oynamayı isteyen bir Beşiktaş var. Bence çok çok daha iyi duruma gelebiliriz. Gelmiş geçmiş en iyi kadrolardan biri kuruldu. Belli bir zamana da ihtiyaç var. Arkadaşlarımızın da Türk kültürüne, Türk futboluna alışmaları lazım. Ben de yurt dışına ilk başlarda alışamadım. Bence geleceğimiz çok parlak. Taraftarlarımızın ligdeki duruma göre karamsar olmamaları lazım. Şu kadronun çok çok daha iyi olacağından eminim. -LİGDE ÇOK ŞEYLER DEĞİŞECEK- Nihat, çok güzel bir kadroya sahip olmalarına rağmen, ligde beklentileri karşılayamadıklarını ve bayağı geriye düştüklerini vurgulayarak, Ligde daha çok şeylerin değişeceğine inanıyorum. 14 hafta daha var ve bu çok uzun bir süre. Takımlar birbiriyle oynayacak, derbi maçlar yapılacak. Gönül isterdi ki mutlak galip gelmemiz gereken maçları kazanalım. İlk yarıda bu kayıpları yaşadık. Trabzonspor maçı dışında derbi kaybetmedik. Bizim problemimiz, bu maçı kazanırız dediğimiz maçlarda kaybettiğimiz puanlar oldu. Bu nedenle geride kaldık. Bu sezonki en önemli eksik, bir galibiyet serisi yakalayamamamız oldu. Takımı havaya sokacak, motivasyonu sağlayacak güzel bir seri yakalayamadık. Bu haftadan itibaren inşallah bunu başarırız diye konuştu. Teknik direktör Bernd Schusterin göze hoş gelen futbolun oynandığı, izleyen insanların keyif alacağı bir yapı oluşturmaya çalıştığını anlatan Nihat, Türkiyede kötü oynayıp yenen başarılı, iyi oynayıp yenilen başarısız gözüküyor. Ancak bu bizim için mazeret değil. Biz hem iyi oynayıp, hem kazanmalıyız. Çünkü öyle bir kadromuz var. Hocamızın ilk senesi ve başarılı olmak istiyor dedi. Nihat, Beşiktaşın 3 kulvarda birden yoluna devam ettiğine dikkati çekerek, Belki ligde geride kaldık ama yurt dışında Türkiyeyi temsil ediyoruz. Her şey çok kötü de gözükmüyor. Türkiyede şampiyon olursunuz, olmazsınız ama yurt dışında iyi temsil etmek, şampiyonluğun verdiği hazdan çok daha önemlidir. Çünkü bu Türkiye için yapılan bir şeydir. Biz de bu yolda ilerliyoruz ifadesini kullandı. Nihat, UEFA Avrupa Liginde final yolunun yakın gözüktüğünü belirterek, Dinamo Kiev maçını geçtikten sonra kısa ama çok önemli adımlar gözüküyor. Ama ayaklarımız yere basacak, ciddi, konsantre ve motive olmuş bir şekilde, ülkemizi de temsil ettiğimizi bilinciyle o maçları oynayacağız diye konuştu. -İYİ OLDUĞUM ZAMAN HER TAKIMDA OYNADIM- Nihat, iyileşerek en kısa sürede sahalara dönmek istediğini vurgulayarak, İyi bir Nihatın bir takıma neler verebileceğini herkes biliyor. İyi olduğum takdirde bulunduğum takımlarda 11de oynadım. Sonuçta üç kulvarda mücadele ediyoruz, bana da şans gelecektir. O zaman da oynarım diye düşünüyorum. Neden olmasın? dedi. İyileştikten sonra forvette Bobo, Almeida veya Nobre ile birlikte oynama ihtimalinin olduğunu anlatan Nihat, Şu an oynayan Almeida gibi gözüküyor. Hocamız görev verirse neden olmasın. Sonuçta Almeida da İspanyanın Real Sociedad takımında birlikte oynadığımız ve başarılı olduğumuz Kovacevice benzer bir futbolcu. İyi top tutuyor, indiriyor ve iyi şut atıyor. Son maçta da bunu gösterdi. Benim için önemli olan kendimi fizik ve mental olarak toparlamak. İnşallah ondan sonra da insanlar bizi birlikte izler diye konuştu. Nihat Kahveci, Porto maçındaki golünden iki hafta sonra sakatlandığını anımsatarak, şöyle devam etti: Kariyerime baktığımda her zaman güzel işler yaptıktan sonra başıma talihsiz sakatlıklar geldi. Bu ilk defa olmadı. Avrupa Şampiyonasından sonra da bu başıma geldi ama hep geri dönüşler oldu. Belli bir zamandan sonra geri dönüşler daha da zor oluyor. Sakatlıklar insanı ister istemez mental olarak yoruyor. Ben hep güçlü olup dönmeyi bildim. Takımın ligde kötü gitmesi de insanı üzüyor. Genç olduğunuzda belli şeyleri daha çabuk toparlıyorsunuz. İyi bir dönüş için uğraşıyorum. Dizimde 4 ameliyat var. Sakatlıklardan sonra hep döndüm ve oynadım. İnşallah şimdi de öyle olacak. -YENİ YILDIZLARI ANLATTI- Takıma bu
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.02.2011
NihatBeşiktaşıngeleceğiçokparlakNihat Beşiktaşın geleceği çok parlak
Pera’nın penceresinden bir Beyoğlu hikâyesi
Türkiye Gazetesi
02.12.2010
02:38
İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültür A.Ş.’nin ilk belgesel kitap çalışması olan ve Osmanlı’dan Cumhuriyet’e 200 Yıllık “batılılaşma” serüvenimizi anlatan “Pera Palas Beyoğlu’nun Batılılaşma Hikâyesi” isimli kitap okuyucuyla buluştu. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Basın Danışmanı Kemal Öztürk tarafından, Pera Palas Oteli’ni merkez alan bir anlatımla kaleme alınan eser, kimi dramatik, kimi hazin, kimi sevimli, kimi komik, kimi başarılı pek çok hayattan izler taşıyor. İstanbul ve özellikle de Beyoğlu’nun daha önce hiç yayınlanmamış fotoğraf kareleri eşliğinde görsel bir şölenle sunulan Pera Palas, “Öteki İstanbul”, “Beyoğlu’nun adı Pera iken” ve “Beyoğlu’ndan Arta Kalan” başlıklarıyla üç bölüm halinde hazırlanmış. Bir cadde üzerinden 200 y ...
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
02.12.2010
Pera’nınpenceresindenbirBeyoğluhikâyesiPera’nın penceresinden bir Beyoğlu hikâyesi
Yunanistan'dan Sümela'ya karşı jest
Samanyolu Haber
04.10.2010
16:42
Türkiyede hükümetin dini grup ve azınlıklara yönelik gerçekleştirdiği açılımlar, farklı ülkelerde de olumlu gelişmelere vesile oluyor.

Sümela Manastırında düzenlenen ayinin ardından Yunanistan yönetimi de Fethiye Camiinin restorasyonunu gündemine aldı. Yunan basınında bugün yer alan haberlere göre caminin restorasyonuna kısa zaman içinde başlanması planlanıyor. Yunan basın-yayın organları, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Yunan Başbakan Yorgo Papandreudan restore edilmesini istediği Atina Fethiye Camiinde restore çalışmalarının kısa süre sonra başlanmasının planladığını yazdı. Erdoğanın Sümela Manastırında ayin iznine karşılık, Papandreunun Fethiye hediyesi ile cevap verdiği değerlendirmesi yapıldı. Elefterotipia gazetesi, arkeolojik eserler deposu olarak kullanılan Fethiye Camiinin çok kısa bir süre sonra boşaltılarak, restorasyon için Turizm ve Kültür Bakanlığına teslim edilmesinin beklendiğini yazdı. Gazete, Herkesin şüphe ile baktığı ibadet yapılacak bir mekân için değil, restore edilerek ziyaret edilecek bir anıt için. vurgusunda bulunmayı da ihmâl etmedi. Konuya ilişkin bir açıklama yapan Turizm ve Kültür Bakanlığı Genel Sekreteri Lina Mendoni, Arkeolojik Eserlerin Birleştirilmesi çalışmaları kapsamında antik Atina eserlerinin restorasyonu ile bakımını finanse eden Avrupa Birliğine karşı sorumluluğumuz var. Bu bağlamda Osmanlı dönemine ait Fethiye Camiinin de bakımı yapmak zorundayız. dedi. Mendoni, Erdoğanın talebine kadar unutulan ancak 1998de gündeme gelen harap durumdaki Fethiye Camiinin niçin restore edilmediğini ise cevaplandırmadı. Uzun yıllardan bu yana çok ciddi yapısal problemlerle karşı karşı bulunan Fethiye Camiinin 12 yıl önce restorasyon programı içerisine dahil edildiği ortaya çıktı. Ancak, Osmanlı döneminden kalan en eski eser olma ayrıcalığına sahip Fethiye Camii de, Yunan yetkililerin ihmalkârlığından nasibini almış. Erdoğanın baskıları ve Türkiyenin Sümela ve Ruhban Okulunda yaptığı dini açılımlar, Yunan Kültür Bakanlığını hem de ekonomik krizin etkili olduğu bir dönemde adım atmak zorunda bıraktı. Gazeteler, Kültür Bakanlığı yetkililerinin bile ABden değil de, kamu kaynaklarından Fethiye Camii içerisinde tutulan ve arkeolojik eserlerin bulunduğu 500 kasanın boşaltılması için kaynak ayrılmasına çok şaşırdıklarını yazdı. Cami boşaltıldıktan sonra restorasyon için çalışma yapılması öngörülüyor. Ancak restorasyonun ne zaman başlayacağı tam olarak bilinmiyor. Kültür Bakanlığının restorasyon işini, 2013 yılına kadar ABden Yunanistana gelecek yardım programı içerisine dahil etmek istediği ifade ediliyor. Bu, restorasyonun bir süre daha gecikeceği endişelerine de yol açıyor. Elefterotipia gazetesi, Fethiye Camiinin restorasyonuna karar verilmesini, Erdoğanın Ağustos ayında Sümelada ayin yapılmasına izin vermesine karşılık Papandreunun bir hediyesi olarak yorumladı. Fethiye Camiinin restorasyon hikayesinin geçmişi 1998e dayanıyor. O dönemde Roma Agorasının içerisinde kalan caminin restore edilerek ziyarete açılacağı duyurulmuştu. Dosya olduğu gibi kaldı. Buna en çok sevinenler ise Fethiye Cami girişine masalarını yığan restoran sahipleri ile lokantalardan kaptıkları yemekleri son cemaat mahallinde yiyen kediler oldu. Son 3-4 haftadan bu yana Fethiye Caminde kasalar içinde muhafaza edilen çok önemli arkeolojik eserler, bir başka depoya taşınıyor. Bu çalışmaların 15 Ekime kadar tamamlanması planlanıyor. Yunanistan, son dönemde AB fonlarından sağlanan kaynaklarla yaklaşık 40 cami, 17 hamam ve 4 bedestenin bakımını yaptı. Daha başka Osmanlı eserleri de elden geçirildi. Atina Fethiye Camii, 1458 yılında Fatih Sultan Mehmetin şehri fethetmesinin anısına inşa edilmiş. Fethiye, Akropolis eteklerindeki eski şehir diye anılan Plaka mahallesinde bulunuyor. Fethiye Camiine yaklaşık 300 metre uzaklıkta bulunan diğer Osmanlı camii Mustafa Ağa (Voyvoda) ise seramik müzesi olarak hizmet veriyor. Atinanın Osmanlıların elinden çıkmasından sonra Fethiye Camii, önce okul olmak üzere değişik amaçlar için kullanılmış. Bir dönem şehrin hapishanesi olarak hizmet veren cami, kışla mekânı da olmuş. 1890 yılından önce un anbarı, 1935 yılına kadar ise uzun yıllar ordu ekmek fırını olarak hizmet vermiş. Dış duvarları sağlam görünen Fethiye Camiinin 5 kubbeden oluşan son cemaat yeri için aynı şeyi söylemek mümkün değil. Depremler ve bakımsızlık nedeniyle son cemaat yerindeki kubbe ve duvarlarda büyük çatlaklar oluşmuş. Son cemaat yeri, yıkılmaması için çelik konstrüksiyonlarla ayakta tutulmaya çalışıyor. Kubbelerinin çökmemesi için de ahşap dayanaklar koyulduğu dikkat çekiyor. Son cemaat yerinin sağ ve solunda bulunan mihraplar da çatlaklardan nasibini almış. Kilitli olduğu için tespit edilemese bile, benzer çatlakların ana kubbe ve onu destekleyen 4 yarım kubbede de bulunduğu tahmin ediliyor. Nitekim çatısından yağmur sularının sızması nedeniyle yer yer yosunlar ve izler oluşmuş. Kiremitle örtülü çatısı ve kubbelerinde
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.10.2010
YunanistandanSümelayakarşıjestYunanistandan Sümelaya karşı jest
İnsanın kanı donuyor - İzle
Samanyolu Haber
02.08.2010
20:02
Heronlar, hain saldırıyı saniye saniye kaydetti. Taraf Gazetesinde yer alan habere göre, Karargah 7 Mehmetçiğin ölümünü canlı yayında seyretti...

Saat 02:30: Askerlerin nöbet tuttuğu mevzilere, adım adım yaklaşıyorlar. Vakit gece yarısı ancak görüntü çok net. Teröristlerin her hareketi rahatlıkla görülebiliyor. Tepelere mevzilenmiş hainlerin görüntüleri, aynı anda 30 merkeze aktarılıyor. 02:32... Heron askerlerin nöbet tuttuğu mevzileri gösteriyor. İçeride altı civarında asker var. Sadece bir dakika sonra insansız hava aracı iki tepeyi odaklıyor. Tepelerdeki PKKlılar net bir şekilde görünüyor. Helikopter geleceğini düşünen Heron operatörü, koordinatlara odaklanarak bölgeyi kayıt altına alıyor. Saat 02:34... Saldırı geliyorum diyor. Heron bölgede mevzilenen PKKlıları bir kez daha görüntülüyor. Kamera tepeler arasında gidip geliyor. İşte bu sırada Hantepe Karakolundan, ilk topçu atışı yapılıyor. 02:35... PKKlılar yer değiştirerek kulübelere doğru ilerlerken bir yandan da askerlerin mevzilerine bomba atıyorlar. Görüntüde yedi PKKlı var. Koordinatlardan Heronun, Hantepe Üs Bölgesinin hemen üzerinde olduğu anlaşılıyor. 4 dakika sonrası... İnsansız hava aracı birazdan çapraz ateş altında kalacak mevzideki askerleri gösteriyor. Askerler üstü açık bir mevzideler. Hainlerin adım adım yaklaştığı net bir şekilde görünüyor. Mevziye sadece bir kaç metre var. Askerler beklerken sağdan soldan ateş açılmaya başlanıyor. Mehmetçik yoğun ateş altında kalıyor. Bu arada teröristlerden biri yavaş yavaş askerlerin bulunduğu mevziye sokuluyor. 02:40... Teröristler, ateşe devam ederken, onlardan biri, el bombasının pimini çekip askerlerin üzerine atıyor. 02:42. Baskın tam 12 dakikadır canlı izleniyor. Siperlerde bombalar patlıyor. Tepelerdeki teröristler kurşun yağdırmaya devam ediyor. İddiaya göre, askerler, açık hedef olmalarına rağmen ortada ne topçu ateşi ne de yardıma gelen taarruz helikopteri var... 02:44: Şehit sayısı her geçen dakika artıyor. İki PKKlı, siperde yer değiştiren askerlerin üzerine ateş ederek yaklaşıyor. Çok geçmeden de askerleri vuruyorlar. İki dakika sonra sipere yaklaşan teröristler teker teker kalan askerlere ateş ediyor. Ardından bir bomba daha patlıyor. Hainler öyle kolaylıkla hareket ediyorlar ki. Mevzi etrafında dolaşıp, sağ kalan Mehmetçikleri vuruyorlar. 02:49: Kulübedeki askerler, karşılık veriyorlar. O anda, diğer kulübede patlama meydana geliyor. Kulübelerin yakınına iki bomba düşüyor. Dördüncü bombayla, kulübe tamamen hava uçuyor. Ardından Heron Hantepenin en acı görüntülerini kaydediyor. Bombadan kurtulmayı başarıp, siperin dışına kendini atan iki askerin üzerine üç farklı noktadan ateş açılıyor. Teröristlerden biri çok net. Öyle ki silahı dahi seçilebiliyor. Pusuda bekleyen terörist askerlerin ikisini de vuruyor. Sığınağa saklanmak isteyen askerlerin yere düşme anı da kayıtta... 02:55. Heron kayda gireli neredeyse yarım saat baskın başlayalı ise bir saat geçti... İddiaya göre, 15 dakikada bölgede olması gereken helikopter hala yok. Bomba yüklü uçaklar da görünmüyor... 02:54: Artık PKKlılarla askerler arasındaki mesafe 10 metre. Kahraman Mehmetçik göğüs göğse teröristlerle çarpışıyor. Bir dakika sonra, askerlerin bulunduğu sığınağa bir başka el bombası atıyorlar. Ama hala yardıma gelen yok. Genelkurmay Karargahı dahil 30 noktada canlı izlenen görüntülerde, hainler, mevzilerde sağ asker kalıp kalmadığını kontrol ediyorlar. Son derece soğukkanlılar. 03:02... 7 Mehmetçiği şehit eden PKKlılar etrafa tuzaklama yaparak, kurşun sıkarak toplanmaya başlıyorlar. İddiaya göre, askerlere yardım gelmemesinin rahatlığı içindeler. Yavaş yavaş dönüşe geçiyorlar. Beş dakika sonra tepede buluşup bir süre dinleniyorlar. Heron PKKlılar dönüş yolundayken bir kez daha karakolu gösteriyor. Her yer sessiz. 03:20... PKKlılar geldikleri gibi hiç zorlanmadan dönüyorlar. Kimse müdahale etmiyor. Bu ise herşeyi özetleyen görüntüler. Saat 03:29... Karakol basan PKKlılar bir tepede dinleniyor. Ne bir helikopter, ne bir uçak, ne de peşlerinden giden bir asker var. İddiaya göre, Genelkurmay, görüntüleri BBG evini izler gibi izlemesine rağmen olan bitene müdahale etmedi. PKKlılar da yavaş yavaş bölgeden uzaklaştı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.08.2010
İnsanınkanıdonuyor-İzleİnsanın kanı donuyor - İzle
30 yıldır hâlâ soğuk sudan korkan var
Samanyolu Haber
31.07.2010
10:39
12 Eylül 1980 darbesi sonrasında cezaevine giren ve türlü işkenceler gören kişiler arasında yapılan bir araştırma, aradan geçen 30 yıla rağmen acıların tazeliğini nasıl koruduğunu ortaya koydu.

Darbe travması yüzünden, kimi hâlâ soğuk suyla duş alamıyor, kimi de karanlık olduğu için sinemaya gidemiyor. Kocaeli Üniversitesi Sağlık Bilimleri Enstitüsü araştırma görevlisi psikolog Nesligül Nihal Olgun, 2 yıllık bir çalışmayla 12 Eylül darbesinden sonra 1 ile 120 ay arasında cezaevinde kalan ve işkence gören kişilerde travmatik stres belirtilerini ve depresif tavırları araştırdı. Araştırma kapsamında İstanbul, Ankara ve İzmitte yaşayan 6sı kadın toplam 32 kişiyle görüşüldü. Araştırmaya katılanlar, cezaevlerinde falaka, elektrik verme, ölüm tehdidi, gürültülü müzik ve marş dinletme, dayak, askı, basınçlı su gibi işkence yöntemlerine maruz kaldıklarını anlattı. Hatta bir katılımcı, yıllar sonra işkencecisini sesinden tanımış. Kimisi de ilk kez paylaşmış yaşadıklarını. Araştırmanın sonunda 2 kişiye travma sonrası stres bozukluğu, iki kişiye de depresyon tanısı konuldu. 12 kişide de travma sonrası stres bozukluğunun ve depresyonun güçlü belirtileri tespit edildi. Araştırmada, 12 Eylülün insanlar üzerinde bıraktığı izler ise şöyle sıralandı: -Yaşadıkları işkencelerden yıllar sonra bile haki renk (asker yeşili) kıyafet giyemiyorlar. -Arabesk müziğe tahammül edemiyorlar. -Soğuk suyla duş alamıyorlar. -Sinema gibi karanlık yerlere giremiyorlar. -Bazı katılımcılarda, yıllar sonra bile elektrik fobisi sürüyor. -Sık sık rüyalarında tutuklandıklarını veya işkenceye uğradıklarını görüyorlar. Ruhsal travma alanında uzman olan Nesligül Nihal Olgun sonuçları şöyle yorumladı: Kayıplar, deprem, tecavüz gibi pek çok öykü dinliyoruz. Ama dinlediğimiz bu işkence öyküleri insan aklının sınırlarını zorlayacak cinsten. Ne kadar uzman olursanız olun, etkilenmemek mümkün değil. O dönem yaşadıkları olaylar bugünkü yaşam kalitelerini olumsuz etkilemeye devam ediyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
31.07.2010
30yıldırhâlâsoğuksudankorkanvar30 yıldır hâlâ soğuk sudan korkan var
İşte yerin dibindeki o cehennem
İnternet Haber
16.07.2010
12:15
Zonguldakda 28 işçinin mezarı olan o maden ocağı ilk kez görüntülendi. Patlamadan kalan izler ürpertti.

Devamı İçin Tıklayınız...
İnternet Haber
Son Dakika
16.07.2010
İşteyerindibindekiocehennemİşte yerin dibindeki o cehennem
Toplam "67" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti