Habergec.Com Aranan Kelimeler:kamudan Değerlendirme: 10 / 10 989600
habergec.com
26.10.2014 Pazar
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

kamudan

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Işık, Kocaeli'nde
Haber3
18.10.2014
01:45
Bilim,Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Işık, Kocaelinde
Bakan Işık: (2) En önemli ilkemiz dürüstlüktür. İktidarlarda bazen teşkilatlar kamudan pay kapmak için araç olarak görülür. Hiç kimse teşkilatlar aracılığıyla hak etmediği bir şeyi talep etmeyecek
Haber3
Son Dakika
18.10.2014
BilimSanayiveTeknolojiBakanıIşıkKocaelindeBilim Sanayi ve Teknoloji Bakanı Işık Kocaelinde
Sevgi Akarçeşme - Manşetlerle savaşa savaşa gelince...
Zaman
03.10.2014
02:18
Erdoğan, her fırsatta ‘manşetlerle savaşa savaşa geldik’ dese de aslında bugünkü konumunu biraz da kendisine en baştan ideolojik olarak karşı olan medyaya borçlu.Eğer müesses nizamın Erdoğan’ı durdurmak için siyasi hayatını engellemek, hapse atmak, partisini kapatmak dâhil her türlü yola başvurmasına medya omuz vermeseydi belki siyasal İslam geniş bir taban bulmayacak, doğal mecrasında ilerleyecekti. ‘Muhtar bile olamaz’ türü manşetlerin toplum vicdanında tepki bulması Erdoğan’ı adeta inadına iktidara taşıdı. Toplumun azınlığın dayatmasına tepkisini iyi ölçen Erdoğan da çoğunluk iktidarına sahip olmasına ve daha önemlisi kendisine biat etmeyen herkesi düşmanlaştırmasına ve mazlumdan zalime dönüşmesine rağmen bu mağduriyet edebiyatının ekmeğini yemeye devam ediyor. Toplum, demokrasi için çoğunluğun iradesinin önemli ama azınlığın haklarının da vazgeçilmez olduğunu içselleştirene kadar da bu kartı kullanmaya devam edecek.Manşetlerin gücünü mağdurken çok iyi fark eden Erdoğan belli ki biz intikam peşinde değil, herkesin anayasal haklarının garanti altında olacağı bir sisteme geçmek istiyor sanarken medyayı nasıl kontrolü altına alacağının hesaplarını yapıyormuş. Doğrusu medya patronları ağlatan, Alo Fatihlerle altyazıdan hangi haberin gireceğine detayları bile kontrol eden ve bunu olağan gören, patronlara bazen meydanlardan bazen kapalı kapılar ardında yazarların kovulmasını söyletebilen ‘havuz medyası sistemi’ne bugün baktığımızda tabloyu net olarak görebiliyoruz. Toplumun çoğu haber seyrederken hangi kanalın kimin olduğunu ve hangi hesapla hareket ettiğini hâlâ bilmiyor. Kabul etmeliyiz ki manşetlerle savaşmak yerine manşetleri kontrol altına almanın daha kolay bir çözüm olacağını keşfeden akıl, ilmek ilmek kullanışlı bir sistem oluşturmuş.Medyaya kamudan geçiş yapmış ve öncesinde de zaten yurtdışında olan biri olarak medyanın susturulma tehlikesini geç fark ettiğimi itiraf etmeliyim. Öyle ki Türkiye’nin sorunlu bir demokrasi olduğunu kabul eder ama çoğu zaman hapiste en çok gazetecisi olan ülke olarak lanse edilmesini kasıtlı bir çarpıtma olarak görürdüm. Gerçekten de hâlâ silahlı banka soygununa karışan suçlular bile tutuklu gazeteci listesinde gözükebiliyor. Yani aslında hükümetin bu konuda haklılık payı vardı. Bu nedenle devletten yeni ayrıldığım bir dönemde Brüksel’de Türkiye’yi biraz da tepeden bakan bir tavırla eleştiren bir Avrupa Parlamentosu vekili Marietje Schaake ile tartışmış, durumun anlattığı kadar kötü olmadığını savunmuştum. Her ne kadar o vekilin küstah olduğuna hâlâ inansam da şimdi kendisine kısmen özür borçlu olduğumu düşünüyorum. Gerçi Schaake’nin Türkiye hassasiyeti seçici, sadece Şık ve Şener vakalarına odaklanıp son dönemde mesela Zaman’ı hedef alan saldırılara sesini çıkarmadı ama haklı çıkan o oldu, zira medyaya baskının örneklerini iliklerimize kadar hissediyoruz. (İskender Pala’nın aksine haksız olanın özür dilemesi gerektiğini düşündüğümü anlamışsınızdır).Keyfi akreditasyon zaten medyanın bir parçası oldu ‘yeni Türkiye’de ama gazetecilerin artık fiziken de tehlike altında olduğunun göstergesi New York’ta Erdoğan’ın danışmanının talimatıyla yeğen-korumasının adeta mafyatik bir tavırla Adem Yavuz Arslan’ı küfürler ve tekmeler eşliğinde otelden atmasıydı. Davutoğlu ‘soru soran gazeteci eve sağ salim gidebiliyorsa’ şeklinde bir medya özgürlüğü kriteri getirince eleştirmiştik ama demek ki gelecek daha kötü günleri öngörmüş sofistike tarafıyla. Acı olan ne bu vakaların ne de Bülent Keneş, Emre Uslu gibi gazetecilerin IŞİD’den ilham alınarak kellesinin kesildiği esprilerin (!)medyada dehşete sebep olmaması ve hatta hepimizin vergileriyle TRT’den maaş alan havuzcular tarafından paylaşılması. Karşı’nın sırf yolsuzluk haberi yaptığı için basılması da haber değeri taşımadı çoğuna göre.Hadi ben bu medya mühendisliği modelini geç öğrendim, peki ya baştan beri bilenler neden konuşmadı? Susmanın vebali ve faturası da çok ağır değil mi?
Zaman
Köşe Yazıları
03.10.2014
SevgiAkarçeşme-ManşetlerlesavaşasavaşagelinceSevgi Akarçeşme - Manşetlerle savaşa savaşa gelince
Sevgi Akarçeşme - Manşetlerle savaşa savaşa gelince...
Zaman
03.10.2014
02:09
Erdoğan, her fırsatta ‘manşetlerle savaşa savaşa geldik’ dese de aslında bugünkü konumunu biraz da kendisine en baştan ideolojik olarak karşı olan medyaya borçlu.Eğer müesses nizamın Erdoğan’ı durdurmak için siyasi hayatını engellemek, hapse atmak, partisini kapatmak dâhil her türlü yola başvurmasına medya omuz vermeseydi belki siyasal İslam geniş bir taban bulmayacak, doğal mecrasında ilerleyecekti. ‘Muhtar bile olamaz’ türü manşetlerin toplum vicdanında tepki bulması Erdoğan’ı adeta inadına iktidara taşıdı. Toplumun azınlığın dayatmasına tepkisini iyi ölçen Erdoğan da çoğunluk iktidarına sahip olmasına ve daha önemlisi kendisine biat etmeyen herkesi düşmanlaştırmasına ve mazlumdan zalime dönüşmesine rağmen bu mağduriyet edebiyatının ekmeğini yemeye devam ediyor. Toplum, demokrasi için çoğunluğun iradesinin önemli ama azınlığın haklarının da vazgeçilmez olduğunu içselleştirene kadar da bu kartı kullanmaya devam edecek.Manşetlerin gücünü mağdurken çok iyi fark eden Erdoğan belli ki biz intikam peşinde değil, herkesin anayasal haklarının garanti altında olacağı bir sisteme geçmek istiyor sanarken medyayı nasıl kontrolü altına alacağının hesaplarını yapıyormuş. Doğrusu medya patronları ağlatan, Alo Fatihlerle altyazıdan hangi haberin gireceğine detayları bile kontrol eden ve bunu olağan gören, patronlara bazen meydanlardan bazen kapalı kapılar ardında yazarların kovulmasını söyletebilen ‘havuz medyası sistemi’ne bugün baktığımızda tabloyu net olarak görebiliyoruz. Toplumun çoğu haber seyrederken hangi kanalın kimin olduğunu ve hangi hesapla hareket ettiğini hâlâ bilmiyor. Kabul etmeliyiz ki manşetlerle savaşmak yerine manşetleri kontrol altına almanın daha kolay bir çözüm olacağını keşfeden akıl, ilmek ilmek kullanışlı bir sistem oluşturmuş.Medyaya kamudan geçiş yapmış ve öncesinde de zaten yurtdışında olan biri olarak medyanın susturulma tehlikesini geç fark ettiğimi itiraf etmeliyim. Öyle ki Türkiye’nin sorunlu bir demokrasi olduğunu kabul eder ama çoğu zaman hapiste en çok gazetecisi olan ülke olarak lanse edilmesini kasıtlı bir çarpıtma olarak görürdüm. Gerçekten de hâlâ silahlı banka soygununa karışan suçlular bile tutuklu gazeteci listesinde gözükebiliyor. Yani aslında hükümetin bu konuda haklılık payı vardı. Bu nedenle devletten yeni ayrıldığım bir dönemde Brüksel’de Türkiye’yi biraz da tepeden bakan bir tavırla eleştiren bir Avrupa Parlamentosu vekili Marietje Schaake ile tartışmış, durumun anlattığı kadar kötü olmadığını savunmuştum. Her ne kadar o vekilin küstah olduğuna hâlâ inansam da şimdi kendisine kısmen özür borçlu olduğumu düşünüyorum. Gerçi Schaake’nin Türkiye hassasiyeti seçici, sadece Şık ve Şener vakalarına odaklanıp son dönemde mesela Zaman’ı hedef alan saldırılara sesini çıkarmadı ama haklı çıkan o oldu, zira medyaya baskının örneklerini iliklerimize kadar hissediyoruz. (İskender Pala’nın aksine haksız olanın özür dilemesi gerektiğini düşündüğümü anlamışsınızdır).Keyfi akreditasyon zaten medyanın bir parçası oldu ‘yeni Türkiye’de ama gazetecilerin artık fiziken de tehlike altında olduğunun göstergesi New York’ta Erdoğan’ın danışmanının talimatıyla yeğen-korumasının adeta mafyatik bir tavırla Adem Yavuz Arslan’ı küfürler ve tekmeler eşliğinde otelden atmasıydı. Davutoğlu ‘soru soran gazeteci eve sağ salim gidebiliyorsa’ şeklinde bir medya özgürlüğü kriteri getirince eleştirmiştik ama demek ki gelecek daha kötü günleri öngörmüş sofistike tarafıyla. Acı olan ne bu vakaların ne de Bülent Keneş, Emre Uslu gibi gazetecilerin IŞİD’den ilham alınarak kellesinin kesildiği esprilerin (!)medyada dehşete sebep olmaması ve hatta hepimizin vergileriyle TRT’den maaş alan havuzcular tarafından paylaşılması. Karşı’nın sırf yolsuzluk haberi yaptığı için basılması da haber değeri taşımadı çoğuna göre.Hadi ben bu medya mühendisliği modelini geç öğrendim, peki ya baştan beri bilenler neden konuşmadı? Susmanın vebali ve faturası da çok ağır değil mi?
Zaman
Ana Sayfa
03.10.2014
SevgiAkarçeşme-ManşetlerlesavaşasavaşagelinceSevgi Akarçeşme - Manşetlerle savaşa savaşa gelince
MÜSİAD Başkanı: 'TOBB, DEİK yönetiminde bulunacak' diye ifade edildi bize
Zaman
30.09.2014
14:10
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Başkanı Nail Olpak, Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlunun Dış Ekonomik İlişkiler Kurulu (DEİK) Yönetim Kurulu üyeliğinden istifasıyla ilgili, TOBB, Rifat Hisarcıklıoğlu şahsen bulunmasa da yine DEİK içerisinde, yönetimde bulunacaktır. diye ifade edildi bize. Önümüzdeki günlerde kimle temsil edileceğini elbette hep birlikte göreceğiz. dedi. Sakaryanın Erenler ilçesindeki bir otelde düzenlenen toplantıda Eylül ayı Satınalma Müdürleri Endeksi Verilerini (SAMEKS) açıklayan MÜSİAD Başkanı Nail Olpak, gündeme ilişkin soruları da cevapladı. Olpak, TOBB Başkanı Hisarcıklıoğlunun, 28 yıldır TOBBa bağlı olarak faaliyet gösterirken torba yasa ile feshedilen ve Ekonomi Bakanlığına bağlı olarak oluşturulan yeni DEİK yönetiminde yer almaması ile ilgili soru üzerine, istifa ile ilgili süreci basından öğrendiğini söyledi. Olpak, Sayın bakanımızın da o toplantının sonrasında basına yapmış olduğu açıklamaların benzerini bizde içeride toplantıda yaptığı kadarıyla biliyorum. İki kişinin arasında geçen konuşmanın daha detaylarını sizin bildiğinizden bir adım ileriye bilmiyoruz. Ama bir husus orada ifade edildi bize TOBB, Rifat Hisarcıklıoğlu şahsen bulunmasa da yine DEİK içerisinde yönetimde bulunacaktır diye ifade edildi. Önüzmüdeki günlerde kimle temsil edileceğini elbette hep birlikte göreceğiz. Birlikte çalışmaya da devam edeceğiz. şeklinde konuştu.DEİKin yeni yönetim kurulu toplantısının geçen Pazar günü gerçekleştirildiğini, 35 kişilik yönetim kurulunun içerisinde çok büyük bir kısmının, yarıdan fazlasının bir önceki yönetim kurulunun da üyeleri olduğunu dile getiren Olpak, şöyle devam etti: İlave olarak gelenler de yine iş aleminin temsilcileri. Kamuoyunda şöyle bir algıda var. DEİKin yönetim kurulu üyelerinden birisiyim. MÜSİADı temsilen orada bulunuyorum. DEİKin Ekonomi Bakanlığına bağlandıktan sonraki süreci diye bir algı kullanılıyor. 25 tane DEİK yönetim kurulu üyesinin hiç birisi kamudan gelmiş kişiler değil. Bunu çok net bir şekilde söyliyeyim. Kamudan gelmiş değil derken yarı kamu durumunda olan TOBBun temsilcileri 3 tane değerli oda başkanımız var. Ya da TİMin temsilcilerini kamu diye düşünüyorsak onlar dünde vardı, bugünde varlar. Ama onlarda yarı kamuyu temsil eder gibi gelselerde neticede iş aleminin temsilcileri. Kendi işletmelerinin sahibi kişiler. Kamuda çalışan her hangi bir görevli değiller. Bu gözle bakıldığında yönetim kurulunun bütün üyeleri bugüne kadar olduğu gibi dün neyse bugünde iş aleminin temsilcileri. Değişen şu oldu belki. Bu algı nasıl oluştu. Onu da bilmiyorum. Ekonomi Bakanlığı bu 35 kişinin içerisinden, yönetim kurulunun içerisinden kimin başkan olacağını belirleme yetkisine sahip oldu. Bu da sonucu çok fazla etkileyecek bir unsurdur diye düşünmüyoruz. Biz pazar günü yaptığımız toplantının içerisinde başkanın seçilmesinden sonraki başkan yardımcıları, icra kurulunun seçimlerini tamamen kendi içimizde bir süreliğine bize katılan sayın Cumhurbaşkanımız ve iki sayın bakanımızın ayrılmasından sonra kendi içimizde gerçekleştirdik. Bundan sonra da aynı şekilde devam edecektir. SATINALMA MÜDÜRLERİ ENDEKSİ VERİLERİNail Olpak, sanayi ve hizmet sektörlerini içeren SAMEKS bileşik endeksiyle ilgili olarak da endeksin eylül ayı içerisinde 52,39 puan değerinde olduğunu ifade etti. Endeksin 50 puan çizgisinin üzerinde olduğu süre içerisinde pozitif değerlendirdiklerini vurgulayan Olpak, şu bilgileri verdi: Bileşik endeksimiz eylül ayı içerisinde de 52.39 değerindedir. Ancak ağustosdaki 54 değeriyle bakıldığında bileşik endekste aşağı yönlü bir hareketlenme var. Sanayi ve hizmet endeksini ayrı ayrı değerlendirdiğimizde ise hizmet endeksinde bir düşme sanayi endeksinde ise bir artma görüyoruz. Hizmet endeksi ağustos ayında 53,75 değerindeydi. Bu ay 50,69a inmiş. Hizmet endeksinde yaklaşık 3 puanlık, hala 50nin üzerinde kalmakla birlikte bir düşüş var. Sanayi endeksi ise 54,93den 56,54e geçmiş. Sanayi endeksinde ise yaklaşık 1,5 puanın üzerinde bir artış olduğunu gözlemliyoruz. Sanayi endeksinde ki bu artışın satın alma tarafında 3,56, tedarikçilerin teslim süresinde 1,90 ve istihdam da ise yaklaşık 1,6 puanlık artışlardan kaynaklandığını görüyoruz. Hizmet endeksinde 50nin üzerinde olmakla birlikte bir düşme var. Peki bu düşme nerelerden kaynaklanmış. Satınalmaya baktığımızda yaklaşık 6 puan hizmet sektörünün satın almalarında bir gerileme olmuş. Tedarikçilerin teslim sürelerinde de 3,7 puanlık bir gerileme var. İstihdamda da 3,7 puanlık bir gerileme olduğunu görebiliyoruz.Olpakon ; Çokça konuşulan küresel likititenin azalması önemli faktörlerden birisi. Bunu enflasyonun etkisi de faizler üzerinde ki baskısıyla birlikte değerlendirdiğimizde temel itibariyle yatırım kararlarının belli bir ölçüde ertelenmesi şeklinde söyleyebiliriz. Ama bütün bunl
Zaman
Son Dakika
30.09.2014
MÜSİADBaşkanıTOBBDEİKyönetimindebulunacakdiyeifadeedildibizeMÜSİAD Başkanı TOBB DEİK yönetiminde bulunacak diye ifade edildi bize
Sevgi Akarçeşme - PKK'nın vaat ettiğinden daha iyisini veremezseniz…
Zaman
23.09.2014
02:08
Musul Başkonsolosluğu’nun rehin verilmesindeki ihmallerin tartışılamaması, Davutoğlu’nun başbakan yapılarak adeta ödüllendirilmesi ve yayın yasağı konulması nedeniyle rehine krizinde hükümetin tutumunu defalarca eleştirdim.Neyse ki 101 günden sonra bu travmayı hayatları boyunca kendileriyle birlikte taşıyacak olsalar da 46 vatandaşımız fiziken sağ salim eve döndü. Sevinmekten hükümet övgüsü anlayanlara göre devletin sorumluluk alarak hesap vermesi gerektiğini savunanlar, bu milli sevinci paylaşmadı. Ne yazık ki en temel sorgulamalar yine hainlikle eş tutuldu. Davutoğlu, hepimizin duygulanarak izlediği ailelerin kavuşma anlarını medyayı ve muhalefeti eleştirerek kullanmayı tercih etti. Bol hamaset dolu, teatral olma çabası içeren konuşmanın, defalarca alından öpmelerin falan iğreti durması bir yana birilerinin “İyi de 102 günlük bu esaretin ihmali kime ait?” diye sormasına izin verecek bir ortamdan kaçınıldı. Uslu gazeteciler Başbakan’a eşlik etme onuruyla taltif edilirken, sakıncalı soru sorma ihtimali olanların özenle ayıklanması çoktan bir yeni Türkiye geleneği olmuştu zaten.Rehinelerin serbest bırakılmasını Erdoğan sanki karşıdaki muhatap meşruymuş gibi diplomatik pazarlık diye tanımlarken havuz medyası özellikle kamudan aldıkları orantısız reklamların hakkını verircesine bir Hakan Fidan güzellemesi yaptı. Görünen o ki, zekâsıyla dalga geçilen toplumdan beklenen, rehine krizindeki ihmalleri unutup hayata MİT’e hatta ülkeyi istihbarat devletine çevirecek MİT yasasına müteşekkir halde devam etmesi.Dünya artık rehine bahanesi ortadan kalktı, Türkiye bakalım IŞİD’le mücadeleye katılacak mı derken geçen hafta Avrupa’nın geleceğini etkileme ihtimali nedeniyle gündemde olan referandumda İskoçlar, Birleşik Krallık’ta kalma kararı verdi. Belli ki İskoçlar, bir kâr-zarar hesabı yapıp güçlü ve demokratik bir ülkenin parçası olarak kalmakta bir beis görmediler. Sadece bu sonuç bile evinde ve bölgesinde Kürt meselesiyle daha uzun süre muhatap olacak bizler için önemli bir mesaj.Her açıdan ağır bedeller ödediğimiz Kürt sorunu konusuna kendi açımızdan ve duygusal baksak da Kürtlerin bağımsızlığı bölgede dört ülkeyi ilgilendiren tarihi bir emel. Zamanın ruhu, sınırlarımızda, Irak ve Suriye’de yaşananlar, Irak’ta zaten otonom bir varlığı olan Kürdistan’ın bağımsızlığının er ya da geç kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Bölge ve dünya IŞİD gibi psikopat bir örgütle karşı karşıya kalmışken bu sürecin hızlanacağını tahmin etmek zor olmaz. PKK’nın IŞİD tehlikesi karşısında silah bırakmaması gerek argümanları da bu sürecin bir sonucu.Peki, Türkiye ne yapmalı? Hiç şüphesiz ki Türkiye’nin IŞİD vahşetinden kaçan Kürtlere kapı açması yerinde bir karar, ama bizim devletimiz belli ki stratejik bir planlamayla adımlar atmaktansa gelişmeler ne gösterirse ona göre karar veriyor, yani o şartları değil, şartlar onu kontrol ediyor.PKK’nın bir sivil toplum örgütü olmadığı malum. Ne var ki yıllarca devlet tarafından ezilen Kürtlerin en azından örgütlü ve siyasi kesiminde bir karşılığı olduğu kesin. Paralel bir devlet varsa aslında bölgede PKK’nın kurduğu yapıdan başkası değil, ama eğri oturup doğru konuşalım: Eğer siz devlet olarak PKK’nın vaat ettiğinden daha iyisini vatandaşınıza sunamamışsanız, anadilde eğitim gibi insani bir hakkı bile ancak silahlı mücadeleden sonra, o da yarım ağız konuşmaya başladıysanız sonuçlarına katlanmanız gerekir.Keşke Türkiye, İskoçya örneğinde olduğu gibi, Kürtlere tercih hakkı verilse de Türkiye’nin parçası olmayı tercih edecekleri bir ülke inşa edebilseydi. Gönül elbette ülkemizin sadece toprak değil, zihni ve kalbi bütünlüğünün de gönüllü olarak korunmasından yana. Türkiye’nin yapması gereken, herkesin vatandaşı olmaktan gurur duyacağı bir ülke haline gelmek, ama cemaate açılan savaşa ve bu uğurda gerekirse seçim sonuçlarını bile geçersiz sayarız söylemi bile bu rotadan çıktığımızın göstergesi.
Zaman
Köşe Yazıları
23.09.2014
SevgiAkarçeşme-PKKnınvaatettiğindendahaiyisiniveremezseniz…Sevgi Akarçeşme - PKKnın vaat ettiğinden daha iyisini veremezseniz…
Sevgi Akarçeşme - PKK'nın vaat ettiğinden daha iyisini veremezseniz…
Zaman
23.09.2014
02:08
Musul Başkonsolosluğu’nun rehin verilmesindeki ihmallerin tartışılamaması, Davutoğlu’nun başbakan yapılarak adeta ödüllendirilmesi ve yayın yasağı konulması nedeniyle rehine krizinde hükümetin tutumunu defalarca eleştirdim.Neyse ki 101 günden sonra bu travmayı hayatları boyunca kendileriyle birlikte taşıyacak olsalar da 46 vatandaşımız fiziken sağ salim eve döndü. Sevinmekten hükümet övgüsü anlayanlara göre devletin sorumluluk alarak hesap vermesi gerektiğini savunanlar, bu milli sevinci paylaşmadı. Ne yazık ki en temel sorgulamalar yine hainlikle eş tutuldu. Davutoğlu, hepimizin duygulanarak izlediği ailelerin kavuşma anlarını medyayı ve muhalefeti eleştirerek kullanmayı tercih etti. Bol hamaset dolu, teatral olma çabası içeren konuşmanın, defalarca alından öpmelerin falan iğreti durması bir yana birilerinin “İyi de 102 günlük bu esaretin ihmali kime ait?” diye sormasına izin verecek bir ortamdan kaçınıldı. Uslu gazeteciler Başbakan’a eşlik etme onuruyla taltif edilirken, sakıncalı soru sorma ihtimali olanların özenle ayıklanması çoktan bir yeni Türkiye geleneği olmuştu zaten.Rehinelerin serbest bırakılmasını Erdoğan sanki karşıdaki muhatap meşruymuş gibi diplomatik pazarlık diye tanımlarken havuz medyası özellikle kamudan aldıkları orantısız reklamların hakkını verircesine bir Hakan Fidan güzellemesi yaptı. Görünen o ki, zekâsıyla dalga geçilen toplumdan beklenen, rehine krizindeki ihmalleri unutup hayata MİT’e hatta ülkeyi istihbarat devletine çevirecek MİT yasasına müteşekkir halde devam etmesi.Dünya artık rehine bahanesi ortadan kalktı, Türkiye bakalım IŞİD’le mücadeleye katılacak mı derken geçen hafta Avrupa’nın geleceğini etkileme ihtimali nedeniyle gündemde olan referandumda İskoçlar, Birleşik Krallık’ta kalma kararı verdi. Belli ki İskoçlar, bir kâr-zarar hesabı yapıp güçlü ve demokratik bir ülkenin parçası olarak kalmakta bir beis görmediler. Sadece bu sonuç bile evinde ve bölgesinde Kürt meselesiyle daha uzun süre muhatap olacak bizler için önemli bir mesaj.Her açıdan ağır bedeller ödediğimiz Kürt sorunu konusuna kendi açımızdan ve duygusal baksak da Kürtlerin bağımsızlığı bölgede dört ülkeyi ilgilendiren tarihi bir emel. Zamanın ruhu, sınırlarımızda, Irak ve Suriye’de yaşananlar, Irak’ta zaten otonom bir varlığı olan Kürdistan’ın bağımsızlığının er ya da geç kaçınılmaz olduğunu gösteriyor. Bölge ve dünya IŞİD gibi psikopat bir örgütle karşı karşıya kalmışken bu sürecin hızlanacağını tahmin etmek zor olmaz. PKK’nın IŞİD tehlikesi karşısında silah bırakmaması gerek argümanları da bu sürecin bir sonucu.Peki, Türkiye ne yapmalı? Hiç şüphesiz ki Türkiye’nin IŞİD vahşetinden kaçan Kürtlere kapı açması yerinde bir karar, ama bizim devletimiz belli ki stratejik bir planlamayla adımlar atmaktansa gelişmeler ne gösterirse ona göre karar veriyor, yani o şartları değil, şartlar onu kontrol ediyor.PKK’nın bir sivil toplum örgütü olmadığı malum. Ne var ki yıllarca devlet tarafından ezilen Kürtlerin en azından örgütlü ve siyasi kesiminde bir karşılığı olduğu kesin. Paralel bir devlet varsa aslında bölgede PKK’nın kurduğu yapıdan başkası değil, ama eğri oturup doğru konuşalım: Eğer siz devlet olarak PKK’nın vaat ettiğinden daha iyisini vatandaşınıza sunamamışsanız, anadilde eğitim gibi insani bir hakkı bile ancak silahlı mücadeleden sonra, o da yarım ağız konuşmaya başladıysanız sonuçlarına katlanmanız gerekir.Keşke Türkiye, İskoçya örneğinde olduğu gibi, Kürtlere tercih hakkı verilse de Türkiye’nin parçası olmayı tercih edecekleri bir ülke inşa edebilseydi. Gönül elbette ülkemizin sadece toprak değil, zihni ve kalbi bütünlüğünün de gönüllü olarak korunmasından yana. Türkiye’nin yapması gereken, herkesin vatandaşı olmaktan gurur duyacağı bir ülke haline gelmek, ama cemaate açılan savaşa ve bu uğurda gerekirse seçim sonuçlarını bile geçersiz sayarız söylemi bile bu rotadan çıktığımızın göstergesi.
Zaman
Ana Sayfa
23.09.2014
SevgiAkarçeşme-PKKnınvaatettiğindendahaiyisiniveremezseniz…Sevgi Akarçeşme - PKKnın vaat ettiğinden daha iyisini veremezseniz…
Kadın dolandırıcının mağdurları artıyor
Haber3
19.09.2014
12:29
Kadın

Adapazarı Belediyesi’nde çalıştıktan sonra Ankara’ya yerleşen M.S. adlı kadın, kendini bakan danışmanı olarak tanıtarak kamudan ihale almak ve iş bulma vaadiyle bir çok kişiyi daha dolandırdığı ortaya çıktı. Daha önce Sakarya Büyükşehir...

Haber3
Son Dakika
19.09.2014
KadındolandırıcınınmağdurlarıartıyorKadın dolandırıcının mağdurları artıyor
Kadın Dolandırıcının Mağdurları Artıyor
Haberler.com
19.09.2014
12:28
Adapazarı Belediyesi?nde çalıştıktan sonra Ankara?ya yerleşen M.S. adlı kadın, kendini bakan danışmanı olarak tanıtarak kamudan ihale almak ve iş bulma vaadiyle bir çok kişiyi daha dolandırdığı ortaya çıktı.
Haberler.com
Güncel
19.09.2014
KadınDolandırıcınınMağdurlarıArtıyorKadın Dolandırıcının Mağdurları Artıyor
Kadın Dolandırıcının Mağdurları Artıyor
Haberler.com
19.09.2014
12:28
Adapazarı Belediyesi?nde çalıştıktan sonra Ankara?ya yerleşen M.S. adlı kadın, kendini bakan danışmanı olarak tanıtarak kamudan ihale almak ve iş bulma vaadiyle bir çok kişiyi daha dolandırdığı ortaya çıktı.
Haberler.com
Son Dakika
19.09.2014
KadınDolandırıcınınMağdurlarıArtıyorKadın Dolandırıcının Mağdurları Artıyor
Toyota, dizel fiyatına hibrit araç satacak
Zaman
15.09.2014
02:17
Japon üretici Toyota, elektrikli otomobilleri bir geçiş teknolojisi ürünü olarak görüyor.Önümüzdeki 15-20 yıl için en verimli çözümün yarı benzinli yarı elektrikli olan hibrit teknolojisi olduğunu düşünüyor. Aracın yaygınlaşmasında en büyük engel, fiyatı. Her modelinin hibritini çıkarmayı amaçlayan Toyota, ekimde yeni Yaris’in hibrit seçeneğini dizel araç fiyatına satmaya hazırlanıyor. Toyota Pazarlama ve Satış AŞ Genel Müdürü Ali Haydar Bozkurt, eylülde Türk tüketicisinin beğenisine sunulan yeni Yaris’in hibrit versiyonunun 58 bin 500 liradan başlayan fiyatla satışa çıkacağını duyurdu. Bozkurt, aracın şehir içi 100 kilometrede ortalama 3,3 litrelik yakıt tüketimine rağmen aracın tercih sebepleri arasında ilk sırayı kullanım keyfinin aldığına dikkat çekti. Yaris’in 2015’te Avrupa satış hedefi 200 bin adet. Şirket, bu rakamın yüzde 37’sini hibrit seçeneğinin oluşturacağını tahmin ediyor. Türkiye’de satış hedefi ise yıllık 500 adet seviyesinde. Avrupa’da vergi indirimi, nakdi teşvik, tercihli yol ve ücretsiz otopark kullanımı gibi bir dizi teşvik bulunduğunun altını çizen genel müdür, benzer teşviklerin uygulanması durumunda 5 yıl içinde hibritin model içindeki payının yüzde 40-50 arasında oluşacağını ileri sürdü. Diğer taraftan cari açık tedbirlerinin geçici olmasını beklediklerini aktaran Bozkurt, mevcut satış rakamlarının yatırımları desteklemediğine işaret ederek “İçeride otomobil için yeni yatırım konusunda çekimserlik oluşuyor.” diye konuştu.COROLLA’NIN ‘MAKAM ARACI’ ALGISI VARDünyada bugüne kadar en çok satılan model olma özelliğine sahip Corolla, yılın ilk 7 ayında 7 bin 332 adet ile Türkiye’de en çok satılan model oldu. Markanın tüm satışlarının yüzde 55-60’ını Corolla oluşturuyor. Ali Haydar Bozkurt, bu başarıda Corolla’nın C-D sınıfı arasına konumlanan algısı olduğunun altını çizerek “Kamudan ilgi bekliyoruz. Çünkü modelin orta sınıf makam aracı algısı var.” dedi. Corolla’nın satış başarısına ilave olarak filoya satışlarının da yüzde 8’den 20’ye çıkması ile Toyota’nın yıllık satış hedefini 28 binlerden 34 binlere çıkardığını da sözlerine ekledi.Oto markalarının gözü FED’deAmerikan Merkez Bankası FED, tahvil alımlarını azaltarak faiz oranlarını artırabileceği sinyalini verince gelişmekte olan pazarlarda kur artışına yol açtı. Otomotiv sektöründe doğrudan kur artışının fiyatlara yansıdığını belirten Toyota Pazarlama ve Satış AŞ Genel Müdürü Ali Haydar Bozkurt, dolayısıyla ekim ve kasım aylarında FED’in alacağı kararların oto fiyatlarını belirleyeceğinin altını çizdi. İkinci çeyrekteki filoya satışların ve yerel seçimlerden sonra istikrarlı görünümün olumlu etkisi ile daralmanın hızı yavaşlamasını ‘kötünün iyisi’ olarak tanımlayan Bozkurt, FED’den kuru olumsuz etkileyen bir karar çıkmadığı sürece pazarın 700 binler seviyesine oluşabileceğini aktardı.
Zaman
Ekonomi
15.09.2014
ToyotadizelfiyatınahibritaraçsatacakToyota dizel fiyatına hibrit araç satacak
Toyota, dizel fiyatına hibrit araç satacak
Zaman
15.09.2014
02:07
Japon üretici Toyota, elektrikli otomobilleri bir geçiş teknolojisi ürünü olarak görüyor.Önümüzdeki 15-20 yıl için en verimli çözümün yarı benzinli yarı elektrikli olan hibrit teknolojisi olduğunu düşünüyor. Aracın yaygınlaşmasında en büyük engel, fiyatı. Her modelinin hibritini çıkarmayı amaçlayan Toyota, ekimde yeni Yaris’in hibrit seçeneğini dizel araç fiyatına satmaya hazırlanıyor. Toyota Pazarlama ve Satış AŞ Genel Müdürü Ali Haydar Bozkurt, eylülde Türk tüketicisinin beğenisine sunulan yeni Yaris’in hibrit versiyonunun 58 bin 500 liradan başlayan fiyatla satışa çıkacağını duyurdu. Bozkurt, aracın şehir içi 100 kilometrede ortalama 3,3 litrelik yakıt tüketimine rağmen aracın tercih sebepleri arasında ilk sırayı kullanım keyfinin aldığına dikkat çekti. Yaris’in 2015’te Avrupa satış hedefi 200 bin adet. Şirket, bu rakamın yüzde 37’sini hibrit seçeneğinin oluşturacağını tahmin ediyor. Türkiye’de satış hedefi ise yıllık 500 adet seviyesinde. Avrupa’da vergi indirimi, nakdi teşvik, tercihli yol ve ücretsiz otopark kullanımı gibi bir dizi teşvik bulunduğunun altını çizen genel müdür, benzer teşviklerin uygulanması durumunda 5 yıl içinde hibritin model içindeki payının yüzde 40-50 arasında oluşacağını ileri sürdü. Diğer taraftan cari açık tedbirlerinin geçici olmasını beklediklerini aktaran Bozkurt, mevcut satış rakamlarının yatırımları desteklemediğine işaret ederek “İçeride otomobil için yeni yatırım konusunda çekimserlik oluşuyor.” diye konuştu.COROLLA’NIN ‘MAKAM ARACI’ ALGISI VARDünyada bugüne kadar en çok satılan model olma özelliğine sahip Corolla, yılın ilk 7 ayında 7 bin 332 adet ile Türkiye’de en çok satılan model oldu. Markanın tüm satışlarının yüzde 55-60’ını Corolla oluşturuyor. Ali Haydar Bozkurt, bu başarıda Corolla’nın C-D sınıfı arasına konumlanan algısı olduğunun altını çizerek “Kamudan ilgi bekliyoruz. Çünkü modelin orta sınıf makam aracı algısı var.” dedi. Corolla’nın satış başarısına ilave olarak filoya satışlarının da yüzde 8’den 20’ye çıkması ile Toyota’nın yıllık satış hedefini 28 binlerden 34 binlere çıkardığını da sözlerine ekledi.Oto markalarının gözü FED’deAmerikan Merkez Bankası FED, tahvil alımlarını azaltarak faiz oranlarını artırabileceği sinyalini verince gelişmekte olan pazarlarda kur artışına yol açtı. Otomotiv sektöründe doğrudan kur artışının fiyatlara yansıdığını belirten Toyota Pazarlama ve Satış AŞ Genel Müdürü Ali Haydar Bozkurt, dolayısıyla ekim ve kasım aylarında FED’in alacağı kararların oto fiyatlarını belirleyeceğinin altını çizdi. İkinci çeyrekteki filoya satışların ve yerel seçimlerden sonra istikrarlı görünümün olumlu etkisi ile daralmanın hızı yavaşlamasını ‘kötünün iyisi’ olarak tanımlayan Bozkurt, FED’den kuru olumsuz etkileyen bir karar çıkmadığı sürece pazarın 700 binler seviyesine oluşabileceğini aktardı.
Zaman
Otomobil
15.09.2014
ToyotadizelfiyatınahibritaraçsatacakToyota dizel fiyatına hibrit araç satacak
EPDK'da skandal: Önce lisansları iptal edildi sonra hukuki görüş alındı
Zaman
11.09.2014
02:56
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nda (EPDK) lisans iptalleriyle ilgili büyük bir skandala imza atıldığı ortaya çıktı. Kurum, ağustos başında ‘2 Mayıs itibarıyla belgelerini sunmadıkları gerekçesiyle’ bazı şirketlerin lisanslarını iptal etti. Ancak mütalaası sorulan EPDK Hukuk Dairesi, 22 Ağustos tarihli yazısında ‘idareden kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması’ yönünde görüş bildirdi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nda (EPDK) yatırımcıların lisanslarının önce iptal edilip sonra Hukuk Dairesi’nden görüş alındığı ortaya çıktı. Elektrik piyasası mevzuatı gereği yatırımcıların 2 Mayıs 2014 tarihine kadar üretim lisansı aldıkları santral inşaatına başlamaları ve gerekli belgeleri EPDK’ya sunmaları gerekiyordu. Ancak kapsama giren 600 civarı lisansın önemli bir bölümü için bürokratik işlemler nedeniyle evrakları Kurul’a sunulamadı. EPDK, süre dolmasına rağmen 3 aylık dönemde lisans iptal işlemi yapmazken, ağustos ayı ilk haftasında ise yaklaşık 10 civarı şirketin lisansı iptal etti. Ancak 19 Ağustos 2014’te EPDK Elektrik Piyasası Dairesi, Hukuk Dairesi’ne ‘yatırımcılar için idareden kaynaklanan gecikmenin mücbir sebep sayılıp sayılmayacağı’ görüşünü sordu. Hukuk Dairesi de 22 Ağustos tarihli yazısında ‘idareden kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması’ kararını ilgili daireye bildirdi. Adını açıklamak istemeyen sektör kaynakları, Hukuk Dairesi’nin görüşünün çok önemli olduğunu söyleyerek ‘Ancak lisansı iptal edilenler mağdur. Diğerleri ise haklı durumda. Büyük ihtimal lisansları iptal olmayacak’ değerlendirmesi yaptı. Lisansları önceden iptal edilen yatırımcılar, mağduriyetlerinin giderilmesi için mahkeme sürecini başlatırken EPDK, ‘2 Mayıs süreciyle ilgili iptal edilen lisansların hangi kriter ve sıralamaya göre yapıldığı, Hukuk Dairesi’nin ‘mücbir sebep sayılabileceği görüşü ve lisansı iptal edilen yatırımcıların ne yapması gerektiği’ içerikli soruları cevapsız bıraktı.EPDK son dönemde, sektör dışı konularla gündeme geldi. Başkan Mustafa Yılmaz, sık sık hükümete yakın medyada ‘paralel yapı’ açıklamalarıyla yer aldı. Ayrıca Yılmaz’ın 2 Mayıs lisans iptalleriyle ilgili yaptığı ‘Sektörde gerçek yatırımcılar kalacak’ içerikli açıklamaları da, ‘santral inşaatlarındaki gecikmelerin kendilerinden değil, bürokratik işlemlerden kaynaklandığı’ gerekçesiyle sektörden tepki aldı. Yılmaz’ın açıklamaları, sektörde ‘Lisans iptallerinde ayrımcılık yapılıyor’ tartışmalarına neden oldu. Son olarak işadamı Ali Ağaoğlu, önceki gün, 2 Mayıs lisans iptalleriyle ilgili “EPDK, ‘enerji piyasası dinamitleme kurumu’na dönüştü.” diyerek sert bir eleştiri yapmış ve kurumu mahkemeye verdiğini açıklamıştı.HUKUK DAİRESİ: MÜCBİR SEBEP EPDK’nın 2 Mayıs süreciyle ilgili iptal ettiği lisanslar için Hukuk Dairesi Başkanlığı ‘mücbir sebep sayılması’ kararı verdi. Daire, 19 Ağustos sayılı Elektrik Piyasası Dairesi Başkanlığı’nın ‘4646 sayılı kanunun geçici 9’uncu maddesi hakkında kararı (kamudan kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılıp sayılmayacağı) konulu yazısına Hukuk Dairesi ‘idareden kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması’ cevabını verdi. Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 22 Ağustos 2014 tarihli yazısının son bölümü şöyle: ‘Kamu hukukunun koyduğu tahditler ile olaydan etkilenen tarafın ilgili mevzuat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyen ve etkilenen tarafın gerekli, özen ve dikkati göstermiş ve tüm önlemleri almış olmasına karşın önlenemeyecek, kaçınılamayacak ve öngörülemeyecek nitelikteki diğer durumların ‘mücbir sebep’ hali olduğu görülmekte olup, ‘idarelerden kaynaklanan gecikmeler’ de ilgili tüzel kişinin gereken özen ve dikkati göstermiş ve tüm önlemleri almış olmasına rağmen önleyemeyeceği, kaçınamayacağı bir şekilde idareden kaynaklanmış ise bu gecikmelerin de mücbir sebep sayılması gerektiği’. Daire mücbir sebep görüşünde, her olayın da ayrı ayrı değerlendirilmesine de vurgu yaptı.
Zaman
En Çok Okunan
11.09.2014
EPDKdaskandalÖncelisanslarıiptaledildisonrahukukigörüşalındıEPDKda skandal Önce lisansları iptal edildi sonra hukuki görüş alındı
EPDK'da skandal: Önce lisansları iptal edildi sonra hukuki görüş alındı
Zaman
11.09.2014
02:03
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nda (EPDK) lisans iptalleriyle ilgili büyük bir skandala imza atıldığı ortaya çıktı. Kurum, ağustos başında ‘2 Mayıs itibarıyla belgelerini sunmadıkları gerekçesiyle’ bazı şirketlerin lisanslarını iptal etti. Ancak mütalaası sorulan EPDK Hukuk Dairesi, 22 Ağustos tarihli yazısında ‘idareden kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması’ yönünde görüş bildirdi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nda (EPDK) yatırımcıların lisanslarının önce iptal edilip sonra Hukuk Dairesi’nden görüş alındığı ortaya çıktı. Elektrik piyasası mevzuatı gereği yatırımcıların 2 Mayıs 2014 tarihine kadar üretim lisansı aldıkları santral inşaatına başlamaları ve gerekli belgeleri EPDK’ya sunmaları gerekiyordu. Ancak kapsama giren 600 civarı lisansın önemli bir bölümü için bürokratik işlemler nedeniyle evrakları Kurul’a sunulamadı. EPDK, süre dolmasına rağmen 3 aylık dönemde lisans iptal işlemi yapmazken, ağustos ayı ilk haftasında ise yaklaşık 10 civarı şirketin lisansı iptal etti. Ancak 19 Ağustos 2014’te EPDK Elektrik Piyasası Dairesi, Hukuk Dairesi’ne ‘yatırımcılar için idareden kaynaklanan gecikmenin mücbir sebep sayılıp sayılmayacağı’ görüşünü sordu. Hukuk Dairesi de 22 Ağustos tarihli yazısında ‘idareden kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması’ kararını ilgili daireye bildirdi. Adını açıklamak istemeyen sektör kaynakları, Hukuk Dairesi’nin görüşünün çok önemli olduğunu söyleyerek ‘Ancak lisansı iptal edilenler mağdur. Diğerleri ise haklı durumda. Büyük ihtimal lisansları iptal olmayacak’ değerlendirmesi yaptı. Lisansları önceden iptal edilen yatırımcılar, mağduriyetlerinin giderilmesi için mahkeme sürecini başlatırken EPDK, ‘2 Mayıs süreciyle ilgili iptal edilen lisansların hangi kriter ve sıralamaya göre yapıldığı, Hukuk Dairesi’nin ‘mücbir sebep sayılabileceği görüşü ve lisansı iptal edilen yatırımcıların ne yapması gerektiği’ içerikli soruları cevapsız bıraktı.EPDK son dönemde, sektör dışı konularla gündeme geldi. Başkan Mustafa Yılmaz, sık sık hükümete yakın medyada ‘paralel yapı’ açıklamalarıyla yer aldı. Ayrıca Yılmaz’ın 2 Mayıs lisans iptalleriyle ilgili yaptığı ‘Sektörde gerçek yatırımcılar kalacak’ içerikli açıklamaları da, ‘santral inşaatlarındaki gecikmelerin kendilerinden değil, bürokratik işlemlerden kaynaklandığı’ gerekçesiyle sektörden tepki aldı. Yılmaz’ın açıklamaları, sektörde ‘Lisans iptallerinde ayrımcılık yapılıyor’ tartışmalarına neden oldu. Son olarak işadamı Ali Ağaoğlu, önceki gün, 2 Mayıs lisans iptalleriyle ilgili “EPDK, ‘enerji piyasası dinamitleme kurumu’na dönüştü.” diyerek sert bir eleştiri yapmış ve kurumu mahkemeye verdiğini açıklamıştı.HUKUK DAİRESİ: MÜCBİR SEBEP EPDK’nın 2 Mayıs süreciyle ilgili iptal ettiği lisanslar için Hukuk Dairesi Başkanlığı ‘mücbir sebep sayılması’ kararı verdi. Daire, 19 Ağustos sayılı Elektrik Piyasası Dairesi Başkanlığı’nın ‘4646 sayılı kanunun geçici 9’uncu maddesi hakkında kararı (kamudan kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılıp sayılmayacağı) konulu yazısına Hukuk Dairesi ‘idareden kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması’ cevabını verdi. Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 22 Ağustos 2014 tarihli yazısının son bölümü şöyle: ‘Kamu hukukunun koyduğu tahditler ile olaydan etkilenen tarafın ilgili mevzuat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyen ve etkilenen tarafın gerekli, özen ve dikkati göstermiş ve tüm önlemleri almış olmasına karşın önlenemeyecek, kaçınılamayacak ve öngörülemeyecek nitelikteki diğer durumların ‘mücbir sebep’ hali olduğu görülmekte olup, ‘idarelerden kaynaklanan gecikmeler’ de ilgili tüzel kişinin gereken özen ve dikkati göstermiş ve tüm önlemleri almış olmasına rağmen önleyemeyeceği, kaçınamayacağı bir şekilde idareden kaynaklanmış ise bu gecikmelerin de mücbir sebep sayılması gerektiği’. Daire mücbir sebep görüşünde, her olayın da ayrı ayrı değerlendirilmesine de vurgu yaptı.
Zaman
Ekonomi
11.09.2014
EPDKdaskandalÖncelisanslarıiptaledildisonrahukukigörüşalındıEPDKda skandal Önce lisansları iptal edildi sonra hukuki görüş alındı
EPDK'da skandal: Önce lisansları iptal edildi sonra hukuki görüş alındı
Zaman
11.09.2014
02:03
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nda (EPDK) lisans iptalleriyle ilgili büyük bir skandala imza atıldığı ortaya çıktı. Kurum, ağustos başında ‘2 Mayıs itibarıyla belgelerini sunmadıkları gerekçesiyle’ bazı şirketlerin lisanslarını iptal etti. Ancak mütalaası sorulan EPDK Hukuk Dairesi, 22 Ağustos tarihli yazısında ‘idareden kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması’ yönünde görüş bildirdi. Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’nda (EPDK) yatırımcıların lisanslarının önce iptal edilip sonra Hukuk Dairesi’nden görüş alındığı ortaya çıktı. Elektrik piyasası mevzuatı gereği yatırımcıların 2 Mayıs 2014 tarihine kadar üretim lisansı aldıkları santral inşaatına başlamaları ve gerekli belgeleri EPDK’ya sunmaları gerekiyordu. Ancak kapsama giren 600 civarı lisansın önemli bir bölümü için bürokratik işlemler nedeniyle evrakları Kurul’a sunulamadı. EPDK, süre dolmasına rağmen 3 aylık dönemde lisans iptal işlemi yapmazken, ağustos ayı ilk haftasında ise yaklaşık 10 civarı şirketin lisansı iptal etti. Ancak 19 Ağustos 2014’te EPDK Elektrik Piyasası Dairesi, Hukuk Dairesi’ne ‘yatırımcılar için idareden kaynaklanan gecikmenin mücbir sebep sayılıp sayılmayacağı’ görüşünü sordu. Hukuk Dairesi de 22 Ağustos tarihli yazısında ‘idareden kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması’ kararını ilgili daireye bildirdi. Adını açıklamak istemeyen sektör kaynakları, Hukuk Dairesi’nin görüşünün çok önemli olduğunu söyleyerek ‘Ancak lisansı iptal edilenler mağdur. Diğerleri ise haklı durumda. Büyük ihtimal lisansları iptal olmayacak’ değerlendirmesi yaptı. Lisansları önceden iptal edilen yatırımcılar, mağduriyetlerinin giderilmesi için mahkeme sürecini başlatırken EPDK, ‘2 Mayıs süreciyle ilgili iptal edilen lisansların hangi kriter ve sıralamaya göre yapıldığı, Hukuk Dairesi’nin ‘mücbir sebep sayılabileceği görüşü ve lisansı iptal edilen yatırımcıların ne yapması gerektiği’ içerikli soruları cevapsız bıraktı.EPDK son dönemde, sektör dışı konularla gündeme geldi. Başkan Mustafa Yılmaz, sık sık hükümete yakın medyada ‘paralel yapı’ açıklamalarıyla yer aldı. Ayrıca Yılmaz’ın 2 Mayıs lisans iptalleriyle ilgili yaptığı ‘Sektörde gerçek yatırımcılar kalacak’ içerikli açıklamaları da, ‘santral inşaatlarındaki gecikmelerin kendilerinden değil, bürokratik işlemlerden kaynaklandığı’ gerekçesiyle sektörden tepki aldı. Yılmaz’ın açıklamaları, sektörde ‘Lisans iptallerinde ayrımcılık yapılıyor’ tartışmalarına neden oldu. Son olarak işadamı Ali Ağaoğlu, önceki gün, 2 Mayıs lisans iptalleriyle ilgili “EPDK, ‘enerji piyasası dinamitleme kurumu’na dönüştü.” diyerek sert bir eleştiri yapmış ve kurumu mahkemeye verdiğini açıklamıştı.HUKUK DAİRESİ: MÜCBİR SEBEP EPDK’nın 2 Mayıs süreciyle ilgili iptal ettiği lisanslar için Hukuk Dairesi Başkanlığı ‘mücbir sebep sayılması’ kararı verdi. Daire, 19 Ağustos sayılı Elektrik Piyasası Dairesi Başkanlığı’nın ‘4646 sayılı kanunun geçici 9’uncu maddesi hakkında kararı (kamudan kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılıp sayılmayacağı) konulu yazısına Hukuk Dairesi ‘idareden kaynaklanan gecikmelerin mücbir sebep sayılması’ cevabını verdi. Hukuk Dairesi Başkanlığı’nın 22 Ağustos 2014 tarihli yazısının son bölümü şöyle: ‘Kamu hukukunun koyduğu tahditler ile olaydan etkilenen tarafın ilgili mevzuat kapsamındaki yükümlülüklerini yerine getirmesini engelleyen ve etkilenen tarafın gerekli, özen ve dikkati göstermiş ve tüm önlemleri almış olmasına karşın önlenemeyecek, kaçınılamayacak ve öngörülemeyecek nitelikteki diğer durumların ‘mücbir sebep’ hali olduğu görülmekte olup, ‘idarelerden kaynaklanan gecikmeler’ de ilgili tüzel kişinin gereken özen ve dikkati göstermiş ve tüm önlemleri almış olmasına rağmen önleyemeyeceği, kaçınamayacağı bir şekilde idareden kaynaklanmış ise bu gecikmelerin de mücbir sebep sayılması gerektiği’. Daire mücbir sebep görüşünde, her olayın da ayrı ayrı değerlendirilmesine de vurgu yaptı.
Zaman
Ana Sayfa
11.09.2014
EPDKdaskandalÖncelisanslarıiptaledildisonrahukukigörüşalındıEPDKda skandal Önce lisansları iptal edildi sonra hukuki görüş alındı
Mustafa Yılmaz: Enerji sektöründe artık sadece gerçek yatırımcılar olacak!
Emlak Kulisi
24.08.2014
10:56
Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu (EPDK) Başkanı Mustafa Yılmaz, enerji sektöründe yatırımların önünü açmak istediklerini ve bu kapsamda kamudan lisans alarak lisansların üzerine yatan çantacılara göz açtırmayacaklarını vurguladı...
Emlak Kulisi
Emlak
24.08.2014
MustafaYılmazEnerjisektöründeartıksadecegerçekyatırımcılarolacak Mustafa Yılmaz Enerji sektöründe artık sadece gerçek yatırımcılar olacak
Ali Bulaç - Cemaatlerin devletle ilişkileri
Zaman
21.08.2014
03:24
Bundan önceki üç yazıda cemaatlerle devlet arasındaki tarihsel ve aktüel zorunlu ilişkiyi anlatmaya çalıştık.Buna eğitim ve bürokrasinin tabiatından kaynaklanan bir faktörü daha eklemek lazım. Şöyle ki: Modern devlet aydınlanmacı aklın organizasyonu demek olan bürokrasi demektir. Eğitim özü itibarıyla bir propaganda ve işlemden geçirme ameliyesi olarak iktidara eleman tedarik eder. Bütün bir toplumu eğitim denen işkence süreçlerinden geçiriyorsanız, belli aşamaları kaydedip diploma alanlar bürokratik yapı içinde yer almak isteyeceklerdir. Bunlardan birilerinin sivil (dini, mezhebi, etnik, cemaat, tarikat, fikri vs.) mensubiyete sahip olması ve üstlendikleri görevleri adaletsiz kullanmıyorlarsa aralarında bir network oluşturmaları onların bürokratik aygıtı işletme haklarının ellerinden alınmasının gerekçesi değildir.Mevcut durumda devletin ve iktidarın yapısı değişmedikçe cemaatleri kamudan uzak tutmak mümkün değildir. Nihayet bugün Hizmet’in eğitimli elemanları bürokratik jenoside tabi tutulurken boşalttıkları yerlere “diğer cemaat ve tarikat” üyeleri doldurulmaktadır. Özellikle “tarikat-cemaat karışımı iki grup” neredeyse bütün mekanizmaları ele geçirmektedirler. Hiç şüpheniz olmasın, devlet birkaç sene sonra kendini bir kere daha restore etmeye kalkıştığında bunlara karşı aynı acımasız operasyonları yürütecektir.Mevcut cemaatler-devlet ilişkisi sağlıklı değildir. Altını çizmemiz gereken husus şudur: Devlet kendini bir cemaatmiş gibi davranma alışkanlığından kurtarmalı, cemaat bilincini üzerinden atmalı; bir cemaate karşı başka cemaatleri ikame etme düşüncesinden vazgeçmelidir. Hele kendisinin cemaat oluşturmaya veya birilerinin kamunun imkanları ve avantajlarıyla cemaat oluşturmaya kalkışması hepten yanlıştır.Zorunlu ilişkiye rağmen bugün koruduğu yapısıyla devlet, cemaat ve tarikatları kirletmekte, misyon ve sahih fonksiyonlarını suistimal etmektedir. Şu veya bu cemaat devletle böylesine içli dışlı olunca devletin tarafgir, eşitsiz, suistimale açık teamüllerinden etkilenmekte ve fakat bu zaten öyle olan devlete değil, cemaate fatura edilmektedir.Devlet sadece kendini düşünür, narsisttir, iktidar algısıyla ilahi kudrete rakiptir, modern zihniyeti itibarıyla iktidarı kendine indirgemiştir, halktan veya milli irade üzerinden yetki alsa da erkin kullanımında şerik kabul etmez. Böylesine kışkırtıcı bir güç, devasa mekanizma içinde ancak “grup dayanışması” ile kontrol edilebileceği düşünülür, ister istemez gruplar devlet içinde yer almak ister. Ancak deneysel olarak biliyoruz ki iktidar çerçevesinde grup dayanışmasının olduğu her yerde ve her düzeyde adaletsizlikler olur, hakkaniyet zedelenir, diğer gruplar bundan mutazarrır olur. Bir cemaatin grup dayanışması tabiidir ve zaruridir ama bu, cemaati var eden misyonu takviye edici sosyal ve ahlaki motivasyonları aşmadığı sürece öyledir. Kararında tutulmadığında grup dayanışması asabiyete dönüşür, her asabiyet aşırılıktır, haksızlığı intaç eder.Çoğu zaman cemaat veya tarikat ava giderken avlandığının farkına varmaz. Kendinden başka ortak tanımayan devlet, her cemaat ve grubu araçsallaştırır, işi bitince de kullanılmış peçete gibi atar; devlet gayrı şahsidir, ne vicdanı vardır ne vefası. Kendini devlete kaptıran Müslüman da vicdanını ve vefa duygusunu kaybeder.Devlet, bir cemaatin yanlış yaptığını iddia ettiği birkaç sempatizanı değil, ruhundaki korku ve güvensizlik dolayısıyla cemaatin tamamını hedef alır, kolektif ceza vermeye kalkışır, medyadan eğitime, finanstan fişlenmiş özel şahıslara kadar cemaatin ve ilişkili olduğu herkesin mal varlığını kanun hileleriyle müsadereye tabi tutar. Bu süreçte devleti ele geçirdiğini zannedenler, iktidar refleksiyle “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin” ilkesini çiğner, bir dershanede veya Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında hizmet veren bir öğretmeni cezalandırmaya kalkışır. Hani “ispatsız itham” olmazdı; mukabele-i bilmisli zalimane uygulamamak ve “haddi aşmamak” esastı?Bu gidiş çatıştırıcı ve tahrip edicidir. İslami gruplar toplum, cemaat, devlet, siyaset ve iktidar gibi temel sorunlar üzerinde yeniden düşünmek durumundadırlar.
Zaman
En Çok Okunan
21.08.2014
AliBulaç-CemaatlerindevletleilişkileriAli Bulaç - Cemaatlerin devletle ilişkileri
Ali Bulaç - Cemaatlerin devletle ilişkileri
Zaman
21.08.2014
02:12
Bundan önceki üç yazıda cemaatlerle devlet arasındaki tarihsel ve aktüel zorunlu ilişkiyi anlatmaya çalıştık.Buna eğitim ve bürokrasinin tabiatından kaynaklanan bir faktörü daha eklemek lazım. Şöyle ki: Modern devlet aydınlanmacı aklın organizasyonu demek olan bürokrasi demektir. Eğitim özü itibarıyla bir propaganda ve işlemden geçirme ameliyesi olarak iktidara eleman tedarik eder. Bütün bir toplumu eğitim denen işkence süreçlerinden geçiriyorsanız, belli aşamaları kaydedip diploma alanlar bürokratik yapı içinde yer almak isteyeceklerdir. Bunlardan birilerinin sivil (dini, mezhebi, etnik, cemaat, tarikat, fikri vs.) mensubiyete sahip olması ve üstlendikleri görevleri adaletsiz kullanmıyorlarsa aralarında bir network oluşturmaları onların bürokratik aygıtı işletme haklarının ellerinden alınmasının gerekçesi değildir.Mevcut durumda devletin ve iktidarın yapısı değişmedikçe cemaatleri kamudan uzak tutmak mümkün değildir. Nihayet bugün Hizmet’in eğitimli elemanları bürokratik jenoside tabi tutulurken boşalttıkları yerlere “diğer cemaat ve tarikat” üyeleri doldurulmaktadır. Özellikle “tarikat-cemaat karışımı iki grup” neredeyse bütün mekanizmaları ele geçirmektedirler. Hiç şüpheniz olmasın, devlet birkaç sene sonra kendini bir kere daha restore etmeye kalkıştığında bunlara karşı aynı acımasız operasyonları yürütecektir.Mevcut cemaatler-devlet ilişkisi sağlıklı değildir. Altını çizmemiz gereken husus şudur: Devlet kendini bir cemaatmiş gibi davranma alışkanlığından kurtarmalı, cemaat bilincini üzerinden atmalı; bir cemaate karşı başka cemaatleri ikame etme düşüncesinden vazgeçmelidir. Hele kendisinin cemaat oluşturmaya veya birilerinin kamunun imkanları ve avantajlarıyla cemaat oluşturmaya kalkışması hepten yanlıştır.Zorunlu ilişkiye rağmen bugün koruduğu yapısıyla devlet, cemaat ve tarikatları kirletmekte, misyon ve sahih fonksiyonlarını suistimal etmektedir. Şu veya bu cemaat devletle böylesine içli dışlı olunca devletin tarafgir, eşitsiz, suistimale açık teamüllerinden etkilenmekte ve fakat bu zaten öyle olan devlete değil, cemaate fatura edilmektedir.Devlet sadece kendini düşünür, narsisttir, iktidar algısıyla ilahi kudrete rakiptir, modern zihniyeti itibarıyla iktidarı kendine indirgemiştir, halktan veya milli irade üzerinden yetki alsa da erkin kullanımında şerik kabul etmez. Böylesine kışkırtıcı bir güç, devasa mekanizma içinde ancak “grup dayanışması” ile kontrol edilebileceği düşünülür, ister istemez gruplar devlet içinde yer almak ister. Ancak deneysel olarak biliyoruz ki iktidar çerçevesinde grup dayanışmasının olduğu her yerde ve her düzeyde adaletsizlikler olur, hakkaniyet zedelenir, diğer gruplar bundan mutazarrır olur. Bir cemaatin grup dayanışması tabiidir ve zaruridir ama bu, cemaati var eden misyonu takviye edici sosyal ve ahlaki motivasyonları aşmadığı sürece öyledir. Kararında tutulmadığında grup dayanışması asabiyete dönüşür, her asabiyet aşırılıktır, haksızlığı intaç eder.Çoğu zaman cemaat veya tarikat ava giderken avlandığının farkına varmaz. Kendinden başka ortak tanımayan devlet, her cemaat ve grubu araçsallaştırır, işi bitince de kullanılmış peçete gibi atar; devlet gayrı şahsidir, ne vicdanı vardır ne vefası. Kendini devlete kaptıran Müslüman da vicdanını ve vefa duygusunu kaybeder.Devlet, bir cemaatin yanlış yaptığını iddia ettiği birkaç sempatizanı değil, ruhundaki korku ve güvensizlik dolayısıyla cemaatin tamamını hedef alır, kolektif ceza vermeye kalkışır, medyadan eğitime, finanstan fişlenmiş özel şahıslara kadar cemaatin ve ilişkili olduğu herkesin mal varlığını kanun hileleriyle müsadereye tabi tutar. Bu süreçte devleti ele geçirdiğini zannedenler, iktidar refleksiyle “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin” ilkesini çiğner, bir dershanede veya Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında hizmet veren bir öğretmeni cezalandırmaya kalkışır. Hani “ispatsız itham” olmazdı; mukabele-i bilmisli zalimane uygulamamak ve “haddi aşmamak” esastı?Bu gidiş çatıştırıcı ve tahrip edicidir. İslami gruplar toplum, cemaat, devlet, siyaset ve iktidar gibi temel sorunlar üzerinde yeniden düşünmek durumundadırlar.
Zaman
Ana Sayfa
21.08.2014
AliBulaç-CemaatlerindevletleilişkileriAli Bulaç - Cemaatlerin devletle ilişkileri
Ali Bulaç - Cemaatlerin devletle ilişkileri
Zaman
21.08.2014
02:01
Bundan önceki üç yazıda cemaatlerle devlet arasındaki tarihsel ve aktüel zorunlu ilişkiyi anlatmaya çalıştık.Buna eğitim ve bürokrasinin tabiatından kaynaklanan bir faktörü daha eklemek lazım. Şöyle ki: Modern devlet aydınlanmacı aklın organizasyonu demek olan bürokrasi demektir. Eğitim özü itibarıyla bir propaganda ve işlemden geçirme ameliyesi olarak iktidara eleman tedarik eder. Bütün bir toplumu eğitim denen işkence süreçlerinden geçiriyorsanız, belli aşamaları kaydedip diploma alanlar bürokratik yapı içinde yer almak isteyeceklerdir. Bunlardan birilerinin sivil (dini, mezhebi, etnik, cemaat, tarikat, fikri vs.) mensubiyete sahip olması ve üstlendikleri görevleri adaletsiz kullanmıyorlarsa aralarında bir network oluşturmaları onların bürokratik aygıtı işletme haklarının ellerinden alınmasının gerekçesi değildir.Mevcut durumda devletin ve iktidarın yapısı değişmedikçe cemaatleri kamudan uzak tutmak mümkün değildir. Nihayet bugün Hizmet’in eğitimli elemanları bürokratik jenoside tabi tutulurken boşalttıkları yerlere “diğer cemaat ve tarikat” üyeleri doldurulmaktadır. Özellikle “tarikat-cemaat karışımı iki grup” neredeyse bütün mekanizmaları ele geçirmektedirler. Hiç şüpheniz olmasın, devlet birkaç sene sonra kendini bir kere daha restore etmeye kalkıştığında bunlara karşı aynı acımasız operasyonları yürütecektir.Mevcut cemaatler-devlet ilişkisi sağlıklı değildir. Altını çizmemiz gereken husus şudur: Devlet kendini bir cemaatmiş gibi davranma alışkanlığından kurtarmalı, cemaat bilincini üzerinden atmalı; bir cemaate karşı başka cemaatleri ikame etme düşüncesinden vazgeçmelidir. Hele kendisinin cemaat oluşturmaya veya birilerinin kamunun imkanları ve avantajlarıyla cemaat oluşturmaya kalkışması hepten yanlıştır.Zorunlu ilişkiye rağmen bugün koruduğu yapısıyla devlet, cemaat ve tarikatları kirletmekte, misyon ve sahih fonksiyonlarını suistimal etmektedir. Şu veya bu cemaat devletle böylesine içli dışlı olunca devletin tarafgir, eşitsiz, suistimale açık teamüllerinden etkilenmekte ve fakat bu zaten öyle olan devlete değil, cemaate fatura edilmektedir.Devlet sadece kendini düşünür, narsisttir, iktidar algısıyla ilahi kudrete rakiptir, modern zihniyeti itibarıyla iktidarı kendine indirgemiştir, halktan veya milli irade üzerinden yetki alsa da erkin kullanımında şerik kabul etmez. Böylesine kışkırtıcı bir güç, devasa mekanizma içinde ancak “grup dayanışması” ile kontrol edilebileceği düşünülür, ister istemez gruplar devlet içinde yer almak ister. Ancak deneysel olarak biliyoruz ki iktidar çerçevesinde grup dayanışmasının olduğu her yerde ve her düzeyde adaletsizlikler olur, hakkaniyet zedelenir, diğer gruplar bundan mutazarrır olur. Bir cemaatin grup dayanışması tabiidir ve zaruridir ama bu, cemaati var eden misyonu takviye edici sosyal ve ahlaki motivasyonları aşmadığı sürece öyledir. Kararında tutulmadığında grup dayanışması asabiyete dönüşür, her asabiyet aşırılıktır, haksızlığı intaç eder.Çoğu zaman cemaat veya tarikat ava giderken avlandığının farkına varmaz. Kendinden başka ortak tanımayan devlet, her cemaat ve grubu araçsallaştırır, işi bitince de kullanılmış peçete gibi atar; devlet gayrı şahsidir, ne vicdanı vardır ne vefası. Kendini devlete kaptıran Müslüman da vicdanını ve vefa duygusunu kaybeder.Devlet, bir cemaatin yanlış yaptığını iddia ettiği birkaç sempatizanı değil, ruhundaki korku ve güvensizlik dolayısıyla cemaatin tamamını hedef alır, kolektif ceza vermeye kalkışır, medyadan eğitime, finanstan fişlenmiş özel şahıslara kadar cemaatin ve ilişkili olduğu herkesin mal varlığını kanun hileleriyle müsadereye tabi tutar. Bu süreçte devleti ele geçirdiğini zannedenler, iktidar refleksiyle “Bir topluluğa olan kininiz sizi adaletsizliğe sürüklemesin” ilkesini çiğner, bir dershanede veya Afrika’nın balta girmemiş ormanlarında hizmet veren bir öğretmeni cezalandırmaya kalkışır. Hani “ispatsız itham” olmazdı; mukabele-i bilmisli zalimane uygulamamak ve “haddi aşmamak” esastı?Bu gidiş çatıştırıcı ve tahrip edicidir. İslami gruplar toplum, cemaat, devlet, siyaset ve iktidar gibi temel sorunlar üzerinde yeniden düşünmek durumundadırlar.
Zaman
Köşe Yazıları
21.08.2014
AliBulaç-CemaatlerindevletleilişkileriAli Bulaç - Cemaatlerin devletle ilişkileri
Ekonomik ve Sosyal Konsey’in yetkileri azaltılıyor
Zaman
09.07.2014
02:07
Yargı kurumları başta olmak üzere çok sayıda kurumun yapısında önemli değişiklikler yapan hükümet, Ekonomik ve Sosyal Konsey’in yapısını da değiştiriyor.Meclis’e sunulan kanun tasarısı ile hükümete ‘istişari nitelikte görüş bildirmekle görevli’ konseyin üyelerinin kanun yerine Bakanlar Kurulu’nun çıkaracağı yönetmelikle belirlenmesi öngörülüyor. Konseyin görev ve yetkileri de azaltılırken, mevcut konseyi düzenleyen kanun yürürlükten kaldırılıyor.Mevcut kanunda kamudan gelenlerin dışındaki konseyin üyeleri, ‘Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği, kamu görevlileri adına en çok üyeye sahip konfederasyon, Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu, Türkiye Esnaf ve Sanatkârlar Konfederasyonu, Türkiye Ziraat Odaları Birliği, Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu temsil eden üçer temsilci’ şeklinde sıralanıyor. Tasarı ise hiçbir kurumu saymadan “Kamu kurum ve kuruluşlarından 10; çalışanlardan 8; özel kesimden 12; diğer toplum kesimlerinden 12; yerel yönetimlerden 2; üniversitelerden 2 temsilci olmak üzere toplam 57 üyeden oluşur.” hükmünü getiriyor. Temsilcilerin seçilme usul ve esaslarını ise Bakanlar Kurulu’nca çıkarılacak yönetmeliğe bırakıyor. Kanun tasarısı ile Ekonomik ve Sosyal Konsey’in görev ve yetkileri de sınırlanıyor. Konseyin mevcut 7 görevi 3’e indiriliyor. Tasarı ile Konsey’in görevleri ‘Hükümet ile toplumsal kesimler arasındaki ve toplumsal kesimlerin kendi aralarındaki uzlaşma ve işbirliğini güçlendirecek çalışmalar yapmak. Hükümetin talebi üzerine, ekonomik ve sosyal yaşamı etkileyen kanun tasarıları, plan ve politika belgeleri hakkında görüş bildirmek. Türkiye-Avrupa Birliği Karma İstişari Komitesi tarafından yapılacak çalışmaları izlemek” şeklinde sıralanıyor. Mevcut kanunda yer alan Konsey’in şu görevleri ise tasarı ile kanundan çıkarılıyor: “Toplumdaki ekonomik ve sosyal birimlerin, hükümetin ekonomik ve sosyal politikalarının oluşturulmasına katılımlarını sağlamak. Oluşturduğu görüş, öneri ve raporları hükümete, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne, cumhurbaşkanına ve kamuoyuna sunmak. Amaçları doğrultusunda ulusal ve uluslararası düzeyde seminer ve toplantılar düzenlemek. Ekonomik ve sosyal konularda yayınlar ve araştırmalar yapmak ve yaptırmak.”Konsey Başkanlık Divanı’nın oluşumu da yeniden düzenlenirken, üç başkan yardımcısının TOBB, TİSK, TESK, Ziraat Odaları Birliği, Türk iş, Hak-iş ve DİSK tarafından belirlenmesi kuralı değiştiriliyor. Bunun yerine 4 başkan yardımcısının, ‘kamu’, ‘çalışanlar’, ‘özel kesim’ ve ‘ diğer toplum kesimlerinden’ seçilmesi öngörülüyor. Ayrıca Konsey’in ‘üç ayda bir’ yerine, ‘yılda iki defa’ toplanması kuralı getiriliyor.Tasarının gerekçesinde ise, “Konseyin daha etkin ve fonksiyonel bir yapıya kavuşturulması, mevcut yapısının daha geniş toplum kesimlerini kapsayacak şekilde genişletilmesiyle sosyal diyalog fonksiyonunun güçlendirilmesi ve kamu ağırlığının azaltılarak Konsey’in istişari fonksiyonunun ön plana çıkartılması amaçlanmaktadır.” deniliyor. Gerekçede ayrıca, “Konseyde hükümet temsilcilerinin ağırlığının azaltılması, Konsey’in toplumu temsil kabiliyetinin güçlendirilmesi ve işlerliğinin artırılması amacıyla Konsey yapısında değişiklik yapılmaktadır. Böylece Konsey sadece işçi ve işveren kesimlerinin ağırlıklı bir şekilde temsil edildiği bir yapı olmaktan çıkartılacak, toplumun farklı kesimlerinin de temsil edildiği bir platform haline getirilecektir.” ifadeleri kullanılıyor.
Zaman
Ekonomi
09.07.2014
EkonomikveSosyalKonsey’inyetkileriazaltılıyorEkonomik ve Sosyal Konsey’in yetkileri azaltılıyor
IŞİD Bağdat'a dayandı, Irak fiilen üç parça
Zaman
20.06.2014
02:02
Musul’u ele geçirdikten sonra Bağdat’a doğru ilerleyen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü, Irak’ı geleceği öngörülemeyen bir iç savaşın eşiğine getirdi.Bağdat’a birkaç saatlik mesafede örgüt militanlarıyla Irak ordusu ve Şii gönüllü birlikleri arasındaki çatışmalar sürüyor. Binlerce sivil Bağdat’ı terk ederek güvenli gördükleri kuzeydeki Kürt bölgesine kaçıyor. Ailesiyle birlikte üç günde Bağdat’tan Erbil’e gelebilen Muhammed Süleyman, “Bağdat’ta Şiiler Sünni mahallelerden, Sünniler de Şii mahallelerden ayrılıyor. Kimse kimseden alışveriş yapmıyor. Bölünme an meselesi. Savaş Bağdat’ın kapısına dayandı.” diyor.Musul’u ele geçirmesinin ardından başkent Bağdat’a doğru ilerlemeye çalışan radikal selefi örgüt Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak’ı, geleceğin öngörülemediği büyük bir iç savaşın eşiğine getirdi. Bağdat’a birkaç saatlik mesafedeki yerleşim yerlerinde örgüt militanlarıyla Irak ordusu ve Şii gönüllü birlikleri arasındaki çatışmalar sürüyor. Binlerce sivil ise fırsatını bulur bulmaz can güvenliklerinden emin olmadıkları Bağdat’ı terk ederek güvenli gördükleri kuzeydeki Kürt bölgesinde soluğu alıyor. Süleyman ailesinin Bağdat’tan Erbil’e gelmesinin üstünden daha üç gün geçmiş. Ailenin reisi Muhammed Süleyman, Bağdat’ta yaklaşan felaketi gördükleri için şehirden ayrılmaya karar verdiklerini anlatıyor: “Bağdat’ta artık Şiiler Sünni mahallelerden, Sünniler de Şii mahallelerden ayrılıyor. Kimse kimseden alışveriş yapmıyor. Sünni mahallelerde de gösteriler oluyor. Maliki yönetimi her Sünni aileye bir zarar verdi. İnsanlar artık canından vazgeçti. Böyle yaşamaktansa ölelim diyorlar. Bölünme artık an meselesi. Ama Sünni bölgelerde de Kuzey Irak gibi federal bir yapı kurulsa belki çok kanlı bir savaşın önüne geçilebilir. Savaş artık Bağdat’ın kapısına dayandı.” Kendisi gibi birçok Iraklı ailenin Türkiye, Kuzey Irak ve Ürdün’deki akrabalarının yanına göç ettiğini anlatıyor. Sabahın erken saatlerinde kısa süre önce IŞİD’in eline geçen Telafer’in batısına gitmek için yola koyuluyoruz. 45 dereceyi bulan hava sıcaklığına bir de benzin kıtlığı ekleniyor. Ülkenin en büyük petrol rafinerisinin IŞİD militanlarının saldırısına uğramasının ardından ülkede benzin kıtlığı başladı. Benzin istasyonlarının önünde en az 5 kilometreyi bulunan kuyruklar. Benzinden tasarruf için kimse araç klimalarını kullanmıyor. Serinlemek için açtığımız araç camından bunaltıcı sıcak havadan başka bir şey gelmiyor. Şehirde yol boyunca Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne bağlı peşmerge güçlerinin kontrol noktalarından geçiyoruz. Irak’ta yaşayan bütün Kürtlerde petrol ve doğalgaz zengini Kerkük’ün tek bir kurşun dahi atılmadan kazanılmasının sevinci var. Kısa süre sonra bir peşmerge karargâhına misafir oluyoruz. Bölge cephe noktasında yer aldığı için kışla içinde sürekli hareketlilik var. Birliğin komutanı peşmerge generali odasında misafir ediyor bizi. Hemen önünde televizyonda Baasçıların kanalı açık. Çatışmaları izlerken söze giriyor. Bugün yaşananların, hiçbir Iraklı için asla sürpriz olmadığını ifade ediyor: “Benim şahsi kanaatime göre Bağdat’ın da düşmesi kimseyi şaşırtmamalı. Çünkü o bölgedeki Sünniler rejimden nefret ediyor. Ama orada çok kanlı bir savaşın olacağı kesin.”IŞİDİN ÇOK CİDDİ HALK DESTEĞİ VARMusul’da yaşananların arkasında IŞİD’in öne çıktığını ancak asıl gücün Baasçılar olduğunu anlatan general, “Eğer Baasçılar, IŞİD’e karşı çıksaydı. IŞİD başarılı olamazdı. Musul ve Tikrit’e atanan valiler Saddam Hüseyin döneminin Baasçı komutanları. Dikkat ederseniz Tikrit ve Musul’da ciddi bir kriz yaşanmadı. Çünkü Baasçıların devlet yönetme ve savaş tecrübesi var.” Komutana göre Irak artık bir daha asla tek bir devlet olarak kalamayacak noktaya geliyor. Musul halkının ‘Bizi Şiiler yöneteceğine İsrail yönetsin daha iyi.’ dediğini anlatıyor. “Bu insanların arkasında onlarca milletvekili, en az 7 milyon insanın olduğu halk desteği var. Maliki ordusu Musul’a gelene kadar 400 kilometrelik bir yol var ve Samarra ve Tikrit gibi Sünni ağırlıklı kasabalardan geçmek zorunda, bu da mümkün değil. Çünkü çok ciddi bir halk destekleri var. Maliki döneminde birçok Sünni, terör gerekçesiyle işlerinden edildi, kamudan dışlandı, mallarına el konuldu. Ve birçoğu da idam edildi. Bugün yaşananlar bunların sonucu.” Peşmerge generali, uzun sohbetin ardından askeri araç verip peşmerge güçlerini çekmek için izin veriyor. Yol boyu birçok noktada peşmerge güçleri yer alıyor. Maliki ordusunun kaçarken bıraktığı askeri araçlardan Irak bayrağı ve ordu armaları silinmiş. Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin armaları eklenmiş. Telafer’e gitme isteğimize birkaç sa
Zaman
En Çok Okunan
20.06.2014
IŞİDBağdatadayandıIrakfiilenüçparçaIŞİD Bağdata dayandı Irak fiilen üç parça
IŞİD Bağdat'a dayandı, Irak fiilen üç parça
Zaman
20.06.2014
02:02
Musul’u ele geçirdikten sonra Bağdat’a doğru ilerleyen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü, Irak’ı geleceği öngörülemeyen bir iç savaşın eşiğine getirdi.Bağdat’a birkaç saatlik mesafede örgüt militanlarıyla Irak ordusu ve Şii gönüllü birlikleri arasındaki çatışmalar sürüyor. Binlerce sivil Bağdat’ı terk ederek güvenli gördükleri kuzeydeki Kürt bölgesine kaçıyor. Ailesiyle birlikte üç günde Bağdat’tan Erbil’e gelebilen Muhammed Süleyman, “Bağdat’ta Şiiler Sünni mahallelerden, Sünniler de Şii mahallelerden ayrılıyor. Kimse kimseden alışveriş yapmıyor. Bölünme an meselesi. Savaş Bağdat’ın kapısına dayandı.” diyor.Musul’u ele geçirmesinin ardından başkent Bağdat’a doğru ilerlemeye çalışan radikal selefi örgüt Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak’ı, geleceğin öngörülemediği büyük bir iç savaşın eşiğine getirdi. Bağdat’a birkaç saatlik mesafedeki yerleşim yerlerinde örgüt militanlarıyla Irak ordusu ve Şii gönüllü birlikleri arasındaki çatışmalar sürüyor. Binlerce sivil ise fırsatını bulur bulmaz can güvenliklerinden emin olmadıkları Bağdat’ı terk ederek güvenli gördükleri kuzeydeki Kürt bölgesinde soluğu alıyor. Süleyman ailesinin Bağdat’tan Erbil’e gelmesinin üstünden daha üç gün geçmiş. Ailenin reisi Muhammed Süleyman, Bağdat’ta yaklaşan felaketi gördükleri için şehirden ayrılmaya karar verdiklerini anlatıyor: “Bağdat’ta artık Şiiler Sünni mahallelerden, Sünniler de Şii mahallelerden ayrılıyor. Kimse kimseden alışveriş yapmıyor. Sünni mahallelerde de gösteriler oluyor. Maliki yönetimi her Sünni aileye bir zarar verdi. İnsanlar artık canından vazgeçti. Böyle yaşamaktansa ölelim diyorlar. Bölünme artık an meselesi. Ama Sünni bölgelerde de Kuzey Irak gibi federal bir yapı kurulsa belki çok kanlı bir savaşın önüne geçilebilir. Savaş artık Bağdat’ın kapısına dayandı.” Kendisi gibi birçok Iraklı ailenin Türkiye, Kuzey Irak ve Ürdün’deki akrabalarının yanına göç ettiğini anlatıyor. Sabahın erken saatlerinde kısa süre önce IŞİD’in eline geçen Telafer’in batısına gitmek için yola koyuluyoruz. 45 dereceyi bulan hava sıcaklığına bir de benzin kıtlığı ekleniyor. Ülkenin en büyük petrol rafinerisinin IŞİD militanlarının saldırısına uğramasının ardından ülkede benzin kıtlığı başladı. Benzin istasyonlarının önünde en az 5 kilometreyi bulunan kuyruklar. Benzinden tasarruf için kimse araç klimalarını kullanmıyor. Serinlemek için açtığımız araç camından bunaltıcı sıcak havadan başka bir şey gelmiyor. Şehirde yol boyunca Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne bağlı peşmerge güçlerinin kontrol noktalarından geçiyoruz. Irak’ta yaşayan bütün Kürtlerde petrol ve doğalgaz zengini Kerkük’ün tek bir kurşun dahi atılmadan kazanılmasının sevinci var. Kısa süre sonra bir peşmerge karargâhına misafir oluyoruz. Bölge cephe noktasında yer aldığı için kışla içinde sürekli hareketlilik var. Birliğin komutanı peşmerge generali odasında misafir ediyor bizi. Hemen önünde televizyonda Baasçıların kanalı açık. Çatışmaları izlerken söze giriyor. Bugün yaşananların, hiçbir Iraklı için asla sürpriz olmadığını ifade ediyor: “Benim şahsi kanaatime göre Bağdat’ın da düşmesi kimseyi şaşırtmamalı. Çünkü o bölgedeki Sünniler rejimden nefret ediyor. Ama orada çok kanlı bir savaşın olacağı kesin.”IŞİDİN ÇOK CİDDİ HALK DESTEĞİ VARMusul’da yaşananların arkasında IŞİD’in öne çıktığını ancak asıl gücün Baasçılar olduğunu anlatan general, “Eğer Baasçılar, IŞİD’e karşı çıksaydı. IŞİD başarılı olamazdı. Musul ve Tikrit’e atanan valiler Saddam Hüseyin döneminin Baasçı komutanları. Dikkat ederseniz Tikrit ve Musul’da ciddi bir kriz yaşanmadı. Çünkü Baasçıların devlet yönetme ve savaş tecrübesi var.” Komutana göre Irak artık bir daha asla tek bir devlet olarak kalamayacak noktaya geliyor. Musul halkının ‘Bizi Şiiler yöneteceğine İsrail yönetsin daha iyi.’ dediğini anlatıyor. “Bu insanların arkasında onlarca milletvekili, en az 7 milyon insanın olduğu halk desteği var. Maliki ordusu Musul’a gelene kadar 400 kilometrelik bir yol var ve Samarra ve Tikrit gibi Sünni ağırlıklı kasabalardan geçmek zorunda, bu da mümkün değil. Çünkü çok ciddi bir halk destekleri var. Maliki döneminde birçok Sünni, terör gerekçesiyle işlerinden edildi, kamudan dışlandı, mallarına el konuldu. Ve birçoğu da idam edildi. Bugün yaşananlar bunların sonucu.” Peşmerge generali, uzun sohbetin ardından askeri araç verip peşmerge güçlerini çekmek için izin veriyor. Yol boyu birçok noktada peşmerge güçleri yer alıyor. Maliki ordusunun kaçarken bıraktığı askeri araçlardan Irak bayrağı ve ordu armaları silinmiş. Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin armaları eklenmiş. Telafer’e gitme isteğimize birkaç sa
Zaman
Dünya
20.06.2014
IŞİDBağdatadayandıIrakfiilenüçparçaIŞİD Bağdata dayandı Irak fiilen üç parça
IŞİD Bağdat'a dayandı, Irak fiilen üç parça
Zaman
20.06.2014
02:02
Musul’u ele geçirdikten sonra Bağdat’a doğru ilerleyen Irak Şam İslam Devleti (IŞİD) örgütü, Irak’ı geleceği öngörülemeyen bir iç savaşın eşiğine getirdi.Bağdat’a birkaç saatlik mesafede örgüt militanlarıyla Irak ordusu ve Şii gönüllü birlikleri arasındaki çatışmalar sürüyor. Binlerce sivil Bağdat’ı terk ederek güvenli gördükleri kuzeydeki Kürt bölgesine kaçıyor. Ailesiyle birlikte üç günde Bağdat’tan Erbil’e gelebilen Muhammed Süleyman, “Bağdat’ta Şiiler Sünni mahallelerden, Sünniler de Şii mahallelerden ayrılıyor. Kimse kimseden alışveriş yapmıyor. Bölünme an meselesi. Savaş Bağdat’ın kapısına dayandı.” diyor.Musul’u ele geçirmesinin ardından başkent Bağdat’a doğru ilerlemeye çalışan radikal selefi örgüt Irak Şam İslam Devleti (IŞİD), Irak’ı, geleceğin öngörülemediği büyük bir iç savaşın eşiğine getirdi. Bağdat’a birkaç saatlik mesafedeki yerleşim yerlerinde örgüt militanlarıyla Irak ordusu ve Şii gönüllü birlikleri arasındaki çatışmalar sürüyor. Binlerce sivil ise fırsatını bulur bulmaz can güvenliklerinden emin olmadıkları Bağdat’ı terk ederek güvenli gördükleri kuzeydeki Kürt bölgesinde soluğu alıyor. Süleyman ailesinin Bağdat’tan Erbil’e gelmesinin üstünden daha üç gün geçmiş. Ailenin reisi Muhammed Süleyman, Bağdat’ta yaklaşan felaketi gördükleri için şehirden ayrılmaya karar verdiklerini anlatıyor: “Bağdat’ta artık Şiiler Sünni mahallelerden, Sünniler de Şii mahallelerden ayrılıyor. Kimse kimseden alışveriş yapmıyor. Sünni mahallelerde de gösteriler oluyor. Maliki yönetimi her Sünni aileye bir zarar verdi. İnsanlar artık canından vazgeçti. Böyle yaşamaktansa ölelim diyorlar. Bölünme artık an meselesi. Ama Sünni bölgelerde de Kuzey Irak gibi federal bir yapı kurulsa belki çok kanlı bir savaşın önüne geçilebilir. Savaş artık Bağdat’ın kapısına dayandı.” Kendisi gibi birçok Iraklı ailenin Türkiye, Kuzey Irak ve Ürdün’deki akrabalarının yanına göç ettiğini anlatıyor. Sabahın erken saatlerinde kısa süre önce IŞİD’in eline geçen Telafer’in batısına gitmek için yola koyuluyoruz. 45 dereceyi bulan hava sıcaklığına bir de benzin kıtlığı ekleniyor. Ülkenin en büyük petrol rafinerisinin IŞİD militanlarının saldırısına uğramasının ardından ülkede benzin kıtlığı başladı. Benzin istasyonlarının önünde en az 5 kilometreyi bulunan kuyruklar. Benzinden tasarruf için kimse araç klimalarını kullanmıyor. Serinlemek için açtığımız araç camından bunaltıcı sıcak havadan başka bir şey gelmiyor. Şehirde yol boyunca Kuzey Irak Kürt Bölgesel Yönetimi’ne bağlı peşmerge güçlerinin kontrol noktalarından geçiyoruz. Irak’ta yaşayan bütün Kürtlerde petrol ve doğalgaz zengini Kerkük’ün tek bir kurşun dahi atılmadan kazanılmasının sevinci var. Kısa süre sonra bir peşmerge karargâhına misafir oluyoruz. Bölge cephe noktasında yer aldığı için kışla içinde sürekli hareketlilik var. Birliğin komutanı peşmerge generali odasında misafir ediyor bizi. Hemen önünde televizyonda Baasçıların kanalı açık. Çatışmaları izlerken söze giriyor. Bugün yaşananların, hiçbir Iraklı için asla sürpriz olmadığını ifade ediyor: “Benim şahsi kanaatime göre Bağdat’ın da düşmesi kimseyi şaşırtmamalı. Çünkü o bölgedeki Sünniler rejimden nefret ediyor. Ama orada çok kanlı bir savaşın olacağı kesin.”IŞİDİN ÇOK CİDDİ HALK DESTEĞİ VARMusul’da yaşananların arkasında IŞİD’in öne çıktığını ancak asıl gücün Baasçılar olduğunu anlatan general, “Eğer Baasçılar, IŞİD’e karşı çıksaydı. IŞİD başarılı olamazdı. Musul ve Tikrit’e atanan valiler Saddam Hüseyin döneminin Baasçı komutanları. Dikkat ederseniz Tikrit ve Musul’da ciddi bir kriz yaşanmadı. Çünkü Baasçıların devlet yönetme ve savaş tecrübesi var.” Komutana göre Irak artık bir daha asla tek bir devlet olarak kalamayacak noktaya geliyor. Musul halkının ‘Bizi Şiiler yöneteceğine İsrail yönetsin daha iyi.’ dediğini anlatıyor. “Bu insanların arkasında onlarca milletvekili, en az 7 milyon insanın olduğu halk desteği var. Maliki ordusu Musul’a gelene kadar 400 kilometrelik bir yol var ve Samarra ve Tikrit gibi Sünni ağırlıklı kasabalardan geçmek zorunda, bu da mümkün değil. Çünkü çok ciddi bir halk destekleri var. Maliki döneminde birçok Sünni, terör gerekçesiyle işlerinden edildi, kamudan dışlandı, mallarına el konuldu. Ve birçoğu da idam edildi. Bugün yaşananlar bunların sonucu.” Peşmerge generali, uzun sohbetin ardından askeri araç verip peşmerge güçlerini çekmek için izin veriyor. Yol boyu birçok noktada peşmerge güçleri yer alıyor. Maliki ordusunun kaçarken bıraktığı askeri araçlardan Irak bayrağı ve ordu armaları silinmiş. Kuzey Irak Kürt Yönetimi’nin armaları eklenmiş. Telafer’e gitme isteğimize birkaç sa
Zaman
Ana Sayfa
20.06.2014
IŞİDBağdatadayandıIrakfiilenüçparçaIŞİD Bağdata dayandı Irak fiilen üç parça
Eski müsteşar Metro'ya CEO oldu
Zaman
29.05.2014
16:45
Başbakanlık eski Müsteşar Yardımcısı Abdülkerim Emek, Metro Holdinge CEO olarak atandı. Metro Holdingin yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini de getirilen Emek, SPK Başkan Vekilliği ve İMKB Yönetim Kurulu üyeliği de yapmıştı.Metro Holding, hükümetin ortaya koyduğu 2023 vizyonuna yönelik çalışmalarına hız verirken, bu yolda çok önemli bir adım atarak eski Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı ve SPK Başkan vekili Abdülkerim Emeki, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevine getirdi. Emek aynı zamanda Metro Holdingin CEOluğunu da yürütecek. İştirakleri arasında Türkiyenin en büyük otobüs firması olan Metro Turizmi de barındıran Metro Holding önemli atamayı bugün yaptı. Ulaştırma sektöründe Metro Turizmin yanı sıra Gıda, Tesis işletmeciliği, Turizm, Enerji ve Kargo taşımacılığı gibi gelişmekte olan piyasalarda faaliyet gösteren 14 şirketle ticari faaliyetlerini sürdüren Metro Holding, Emekin atamasıyla hükümetin Türkiye için ortaya koyduğu 2023 hedeflerine ulaşmasında pay sahibi olmayı hedefliyor. -EMEK KİMDİR?- 1966 yılında Erzurumda doğan ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Abdülkerim Emek, Hull Universitesinde İşletme alanında yüksek lisans yaptı. Marmara Üniversitesi, Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsünde doktora eğitimini tez aşamasında sürdüren Emek, Sermaye Piyasasına yön veren önemli isimler arasında yer alırken, yeni SPK kanunun hazırlanmasında sağladığı katkılarla da tanınıyor. İş yaşamına 1987 yılında Sermaye Piyasası Kurulunda uzman yardımcısı olarak başlayan Emek, Sermaye Piyasası Kurulundaki görevini, kurul ikinci başkanı olarak tamamladı. SPKdaki görevini bitirdikten sonra Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevinde bulunan Emek, İMKBnin yeniden yapılandırılmasında, kamudan atanan 3 yönetim kurulu üyesinden biri olmuştu.(ANKA)
Zaman
Son Dakika
29.05.2014
EskimüsteşarMetroyaCEOolduEski müsteşar Metroya CEO oldu
Eski müsteşar Metro'ya CEO oldu
Zaman
29.05.2014
16:45
Başbakanlık eski Müsteşar Yardımcısı Abdülkerim Emek, Metro Holdinge CEO olarak atandı. Metro Holdingin yönetim kurulu başkan yardımcılığı görevini de getirilen Emek, SPK Başkan Vekilliği ve İMKB Yönetim Kurulu üyeliği de yapmıştı.Metro Holding, hükümetin ortaya koyduğu 2023 vizyonuna yönelik çalışmalarına hız verirken, bu yolda çok önemli bir adım atarak eski Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı ve SPK Başkan vekili Abdülkerim Emeki, Yönetim Kurulu Başkan Yardımcılığı görevine getirdi. Emek aynı zamanda Metro Holdingin CEOluğunu da yürütecek. İştirakleri arasında Türkiyenin en büyük otobüs firması olan Metro Turizmi de barındıran Metro Holding önemli atamayı bugün yaptı. Ulaştırma sektöründe Metro Turizmin yanı sıra Gıda, Tesis işletmeciliği, Turizm, Enerji ve Kargo taşımacılığı gibi gelişmekte olan piyasalarda faaliyet gösteren 14 şirketle ticari faaliyetlerini sürdüren Metro Holding, Emekin atamasıyla hükümetin Türkiye için ortaya koyduğu 2023 hedeflerine ulaşmasında pay sahibi olmayı hedefliyor. -EMEK KİMDİR?- 1966 yılında Erzurumda doğan ve İstanbul Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunu olan Abdülkerim Emek, Hull Universitesinde İşletme alanında yüksek lisans yaptı. Marmara Üniversitesi, Bankacılık ve Sigortacılık Enstitüsünde doktora eğitimini tez aşamasında sürdüren Emek, Sermaye Piyasasına yön veren önemli isimler arasında yer alırken, yeni SPK kanunun hazırlanmasında sağladığı katkılarla da tanınıyor. İş yaşamına 1987 yılında Sermaye Piyasası Kurulunda uzman yardımcısı olarak başlayan Emek, Sermaye Piyasası Kurulundaki görevini, kurul ikinci başkanı olarak tamamladı. SPKdaki görevini bitirdikten sonra Başbakanlık Müsteşar Yardımcılığı görevinde bulunan Emek, İMKBnin yeniden yapılandırılmasında, kamudan atanan 3 yönetim kurulu üyesinden biri olmuştu.(ANKA)
Zaman
Ana Sayfa
29.05.2014
EskimüsteşarMetroyaCEOolduEski müsteşar Metroya CEO oldu
Soma Madencilik devletin taşeronu
Zaman
20.05.2014
02:20
Soma’daki maden felaketinin ardından gözler Soma AŞ’nin sahibi Alp Gürkan ile hükümet arasında bulunan karmaşık ilişkilere çevrildi. Şirket, son dokuz yılda devletten toplamda 70 milyar dolarlık maden sahalarını ihalesiz bir şekilde alırken geçen yıl sadece 758 bin TL?vergi ödedi.- Soma’da 301 maden işçisinin hayatına mal olan felaketin 6. gününde olaya ilişkin başlatılan ilk soruşturma kapsamında aralarında Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan’ın oğlu Can Gürkan’ın da olduğu 25 zanlı mahkemeye sevk edildi. Şüphelilerden 5’i tutuklandı. Soruşturma kapsamında en çok merak edilen konuyu ise maden şirketi Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan ve hükümet arasındaki karmaşık ilişkiler oluşturuyor. Felaketin ilk günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Soma ziyaretinde karşılama heyetinde hazır bulunan şirket sahibi Alp Gürkan’ın son 10 yıla yansıyan grift ilişkileri kaza üzerindeki şüpheleri, devlet kurumlarının sorumluluklarının görmezden gelineceği endişelerini artırdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız daha önce ziyaret etmiş olduğu söz konusu madendeki teknolojiyi övmüş, üretimin bu şekilde artırılacağını belirtmişti. Yaşanan facianın ardından hedef tahtasına şirket ve sahibi Gürkan’ın tek başına oturtulması operasyonu bir hükümeti aklama girişimi olarak yorumlandı. Ancak maden işletmesinin özelleştirilmeyle birlikte de sorumlu olarak gösterilmesinden sonra şirketin aslında devletin taşeronluğunu yapan bir maden işletmesi olduğu ortaya çıktı. Maden ocağı şirketinin sahibi Alp Gürkan 2003 yılında AKP tarafından yasalaştırılan ‘hizmet alımı’ yöntemiyle bu madenin işletmesini aldı. Bu yöntem dolayısıyla maden ocağı ruhsatının kamuda kaldığı ve bundan dolayı da yaşanan facianın devleti ve hükümeti de doğrudan sorumlu kıldığı belirtiliyor. Şirketin son dokuz yılda devletten toplamda 70 milyar dolarlık maden sahalarını ihalesiz bir şekilde almış olması da konuşulan hususlar arasında. Soma Grubu’nun patronu Alp Gürkan, “çok değil yüzde 10-12 kâr marjıyla” çalıştırdığını söylediği madenlerinde son 9 yıldır ‘altın’ devrini yaşadığı ortaya çıktı. Gürkan, Türkiye Kömür İşletmeleri’nden 9 yılda ihalesiz devirlerle yaklaşık 70 milyar lira bedelli maden sahası aldığı ileri sürüldü. Buna karşın Soma Holding’in vergi karnesi ise oldukça zayıf çıktı. Gürkan’ın patronu olduğu holding geçen yıl sadece 758 bin TL?vergi ödemiş. 2012 yılında 300 milyon liralık ciro yapan, son sekiz yılda 70 milyar liralık kamudan iş alan Soma Holding, 2013 yılı için 758 bin liralık Kurumlar Vergisi beyanında bulundu. Holding, KDV konusunda ise alacaklı çıktı. Yani, yaklaşık 6 bin çalışanı bulunan holdingin ödediği vergi, şirketin Maslak’ta inşa ettiği Spine Tower isimli gökdelen tarzı binada sattığı bir dairenin yarı parası bile etmiyor. Soma Holding halen 6’sı maden, 1’i inşaat olmak üzere 7 şirketi bünyesinde barındırıyor. Holding, Ciner Grubu’nun ardından Türkiye’nin en büyük ikinci büyük maden üreticisi. Soruşturma kapsamında şüphelere yol açan hükümet ve maden işletmesi arasındaki ilişkiler ağına ilişkin iddialar arasında şirketin son dokuz yılda devletten toplamda 70 milyar dolarlık maden sahalarını ihalesiz bir şekilde almış olması, madeninin idari işler müdürünün AKP Belediye Meclis üyesi olması ve işçilerden iktidar partisi için oy istenmesinin yanı sıra şirketin TÜRGEV’e bağış yapıp yapmadığı bulunuyor.Madenin asıl sahibi devlet, Soma taşeronSoma’da 301 işçinin ölümüne neden olan maden ocağının ruhsat sahibi, halen Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ). Bugüne kadar madenin sahibi olarak görünen Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan, madeni özelleştirmeden aldı ve sadece TKİ’nin taşeronu olarak ocağı işletmeye başladı. Maden ve arazisinde şirketin hiçbir mülkiyet ve sahiplik hakkı yok. Gürkan’a maden ocağını satın alma veya kiralama zorunluluğu olmadan devretme olanağı ise 2003’te AKP tarafından yasalaştırılan ‘hizmet alımı’ yöntemi sayesinde gerçekleştirildi.AKP meclisi üyesi şirketin üst düzey yöneticisiSoma Kömür İşletmeleri AŞ’nin yöneticisi bir ismin eşinin AKP Soma Belediye Meclis üyesi olması da çok tartışmalı bir husus. Şirketin Genel Müdürü Ramazan Doğru’nun eşi Melike Doğru ile ilgili iddia bununla sınırlı değil. Melike Doğru, aynı zamanda idari işler müdürü. Doğru’nun yönlendirmeleriyle şirkette çalışan işçilere çalışanlardan AK Parti’ye oy vermeleri istenirken, AK Parti kazanırsa Türkiye Kömür İşletmeleri’nden yeni saha ruhsatları alınacağı söylenmiş.AK Parti’ye oy verirsek ruhsat alırızSoma Kömür İşletmeleri’nin iktidarla olan ilişkisinde çarpıcı bir başka nokta da AK Parti’ye oy vermeleri istenirken işçilere söylenen bir söz. Madenden
Zaman
Ekonomi
20.05.2014
SomaMadencilikdevletintaşeronuSoma Madencilik devletin taşeronu
Soma Madencilik devletin taşeronu
Zaman
20.05.2014
02:20
Soma’daki maden felaketinin ardından gözler Soma AŞ’nin sahibi Alp Gürkan ile hükümet arasında bulunan karmaşık ilişkilere çevrildi. Şirket, son dokuz yılda devletten toplamda 70 milyar dolarlık maden sahalarını ihalesiz bir şekilde alırken geçen yıl sadece 758 bin TL?vergi ödedi.- Soma’da 301 maden işçisinin hayatına mal olan felaketin 6. gününde olaya ilişkin başlatılan ilk soruşturma kapsamında aralarında Soma Holding Yönetim Kurulu Başkanı Alp Gürkan’ın oğlu Can Gürkan’ın da olduğu 25 zanlı mahkemeye sevk edildi. Şüphelilerden 5’i tutuklandı. Soruşturma kapsamında en çok merak edilen konuyu ise maden şirketi Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan ve hükümet arasındaki karmaşık ilişkiler oluşturuyor. Felaketin ilk günü Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Soma ziyaretinde karşılama heyetinde hazır bulunan şirket sahibi Alp Gürkan’ın son 10 yıla yansıyan grift ilişkileri kaza üzerindeki şüpheleri, devlet kurumlarının sorumluluklarının görmezden gelineceği endişelerini artırdı. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız daha önce ziyaret etmiş olduğu söz konusu madendeki teknolojiyi övmüş, üretimin bu şekilde artırılacağını belirtmişti. Yaşanan facianın ardından hedef tahtasına şirket ve sahibi Gürkan’ın tek başına oturtulması operasyonu bir hükümeti aklama girişimi olarak yorumlandı. Ancak maden işletmesinin özelleştirilmeyle birlikte de sorumlu olarak gösterilmesinden sonra şirketin aslında devletin taşeronluğunu yapan bir maden işletmesi olduğu ortaya çıktı. Maden ocağı şirketinin sahibi Alp Gürkan 2003 yılında AKP tarafından yasalaştırılan ‘hizmet alımı’ yöntemiyle bu madenin işletmesini aldı. Bu yöntem dolayısıyla maden ocağı ruhsatının kamuda kaldığı ve bundan dolayı da yaşanan facianın devleti ve hükümeti de doğrudan sorumlu kıldığı belirtiliyor. Şirketin son dokuz yılda devletten toplamda 70 milyar dolarlık maden sahalarını ihalesiz bir şekilde almış olması da konuşulan hususlar arasında. Soma Grubu’nun patronu Alp Gürkan, “çok değil yüzde 10-12 kâr marjıyla” çalıştırdığını söylediği madenlerinde son 9 yıldır ‘altın’ devrini yaşadığı ortaya çıktı. Gürkan, Türkiye Kömür İşletmeleri’nden 9 yılda ihalesiz devirlerle yaklaşık 70 milyar lira bedelli maden sahası aldığı ileri sürüldü. Buna karşın Soma Holding’in vergi karnesi ise oldukça zayıf çıktı. Gürkan’ın patronu olduğu holding geçen yıl sadece 758 bin TL?vergi ödemiş. 2012 yılında 300 milyon liralık ciro yapan, son sekiz yılda 70 milyar liralık kamudan iş alan Soma Holding, 2013 yılı için 758 bin liralık Kurumlar Vergisi beyanında bulundu. Holding, KDV konusunda ise alacaklı çıktı. Yani, yaklaşık 6 bin çalışanı bulunan holdingin ödediği vergi, şirketin Maslak’ta inşa ettiği Spine Tower isimli gökdelen tarzı binada sattığı bir dairenin yarı parası bile etmiyor. Soma Holding halen 6’sı maden, 1’i inşaat olmak üzere 7 şirketi bünyesinde barındırıyor. Holding, Ciner Grubu’nun ardından Türkiye’nin en büyük ikinci büyük maden üreticisi. Soruşturma kapsamında şüphelere yol açan hükümet ve maden işletmesi arasındaki ilişkiler ağına ilişkin iddialar arasında şirketin son dokuz yılda devletten toplamda 70 milyar dolarlık maden sahalarını ihalesiz bir şekilde almış olması, madeninin idari işler müdürünün AKP Belediye Meclis üyesi olması ve işçilerden iktidar partisi için oy istenmesinin yanı sıra şirketin TÜRGEV’e bağış yapıp yapmadığı bulunuyor.Madenin asıl sahibi devlet, Soma taşeronSoma’da 301 işçinin ölümüne neden olan maden ocağının ruhsat sahibi, halen Türkiye Kömür İşletmeleri (TKİ). Bugüne kadar madenin sahibi olarak görünen Soma Holding’in sahibi Alp Gürkan, madeni özelleştirmeden aldı ve sadece TKİ’nin taşeronu olarak ocağı işletmeye başladı. Maden ve arazisinde şirketin hiçbir mülkiyet ve sahiplik hakkı yok. Gürkan’a maden ocağını satın alma veya kiralama zorunluluğu olmadan devretme olanağı ise 2003’te AKP tarafından yasalaştırılan ‘hizmet alımı’ yöntemi sayesinde gerçekleştirildi.AKP meclisi üyesi şirketin üst düzey yöneticisiSoma Kömür İşletmeleri AŞ’nin yöneticisi bir ismin eşinin AKP Soma Belediye Meclis üyesi olması da çok tartışmalı bir husus. Şirketin Genel Müdürü Ramazan Doğru’nun eşi Melike Doğru ile ilgili iddia bununla sınırlı değil. Melike Doğru, aynı zamanda idari işler müdürü. Doğru’nun yönlendirmeleriyle şirkette çalışan işçilere çalışanlardan AK Parti’ye oy vermeleri istenirken, AK Parti kazanırsa Türkiye Kömür İşletmeleri’nden yeni saha ruhsatları alınacağı söylenmiş.AK Parti’ye oy verirsek ruhsat alırızSoma Kömür İşletmeleri’nin iktidarla olan ilişkisinde çarpıcı bir başka nokta da AK Parti’ye oy vermeleri istenirken işçilere söylenen bir söz. Madenden
Zaman
Ana Sayfa
20.05.2014
SomaMadencilikdevletintaşeronuSoma Madencilik devletin taşeronu
EMO'dan Soma madeni ile ilgili 7 maddelik rapor
Zaman
18.05.2014
13:48
Elektrik Mühendisleri Odası (EMO) İzmir Şubesi, Soma maden faciasıyla ilgili 7 maddelik bir rapor yayınladı. Facia günü yapılan ön incelemelerde şirket yetkililerinin aksine elektrik trafosundan yangının çıkmış olamayacağını belirten EMO, sorumluların hesap vermesi gerektiğini savundu.7 maddelik rapor şöyle: -Öncelikle bir an evvel bu faciada ölen, kurtarılan ve hali hazırda içeride olan isimlerin tek tek kamuoyu ile paylaşılmasının, konuya dair tüm şüphe ve spekülasyonları ortadan kaldıracak yegane yol olduğu açıktır. Tüm yetkilileri zaman geçmeden bu bilgileri paylaşmaya davet ediyoruz.-Maden içerisinde teknik bir tespitin henüz yapılmamış olması nedeniyle belli bir ihtiyat payını taşımakla beraber, gerek şubemizin olay günü olay yerinde yapmış olduğu incelemelerde, gerek Maden Mühendisler Odasının açıklamalarında, gerekse firma yetkililerinin en son beyanatlarında kazanın oluş biçimi ile ilgili yüksek olasılıklı bir senaryo açığa çıkmıştır. Buna göre ölümlerin sebebi kömür yanmasına bağlı karbonmonoksit (CO) zehirlenmesidir.-Havalandırma, erken algılama, kişisel güvenlik donanımları, kaçış yolları, özel yaşam alanları vb. konularda tesisin ciddi eksikler taşıdığı olayın oluş biçimi ile ilgili yapılan tartışmalarda açığa çıkmıştır. Bunlardan meslek alanımızla ilgili olan erken tespit teknolojilerinin kullanımı ile elektrik ve makine tesisatlarının kontrolü ve otomasyonunda eksikler olduğu, ocakların sıcaklıklarının, CO, CO2, O2, CH4(Metan) gibi gazların sürekli izlenebildiği, bu izlemelere bağlı olarak olası tehlikelerin öncesinde tespiti, havalandırma ve yönlendirme sistemlerinin otomasyonu/yönetimi yapılması ve tüm bu işlemlerin kayıt altına alınabilmesi amacıyla gerekli donanımın tesiste olmadığı netleşmiştir.-Merkez ülkeler 1970li yıllardan bu yana, çevre ülkeler ise yaklaşık son 20 yıldır madenleri bu donanımlar yeter düzeyde olmaksızın çalıştırmamaktadırlar. Bu bağlamda 1970 yılından önce yaşanmış kazalara ve istatistiklere bakarak yaşanan bu olayı normal olarak görmek doğru bir yaklaşım değildir ve üstü kapalı olarak bu tesislerin eski teknolojiye sahip ve güvenlik tedbirlerinin yetersiz olduğunu kabul etmek demektir. Dahası bu tür kazaları doğal kabul eden böylesi bir yaklaşım yeni felaketlere davetiye çıkarmak anlamına gelmektedir. Yukarıda sözü edilen ve her biri başlı başına ciddi risk faktörü olan eksiklere rağmen söz konusu tesisin çalışabilmesi, tesisin ruhsatlanması ve denetlenmesinde ciddi ihmal ve eksiklerin olduğunu göstermektedir.-Enerji ve maden başta olmak üzere temel altyapı sektörlerinde gerçekleştirilen özelleştirme ve, taşeronlaştırma faaliyetleri ile aslında bu alanların doğal yapısı gereği teknik olarak yönetilemez, denetlenemez hale geldiğinin, işçi sağlığı ve iş güvenliği açısından yaşamsal risk taşıdığının, kamu yararı gözetmeksizin daha fazla kar hırsı ile yönetilen şirketlere ülke ve kamu kaynaklarının aktarıldığının artık anlaşılması gerekmektedir. Bu tespitten hareketle enerji ve maden başta olmak üzere temel altyapı sektörlerindeki özelleştirme faaliyetleri derhal durdurulmalı ve özelleştirilen tüm şirketler yeniden kamulaştırılmalıdır.-Elektrik Mühendisleri Odası İzmir Şubesi olarak daha önce de belirttiğimiz gibi, yaşanan bu maden ocağı faciası, bilimsel ve teknik yeterliliği olan, nitelikli, güvenilir ve kamudan yana bağımsız denetim kuruluşları tarafından detaylı bir şekilde araştırılmalı, elde edilen bulgular şeffaf bir şekilde kamuoyu ile paylaşılmalı, olayda kusurları bulunan tüm kişi, kurum ve kuruluşlar yargı önünde hesap vermelidir.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
18.05.2014
EMOdanSomamadeniileilgili7maddelikraporEMOdan Soma madeni ile ilgili 7 maddelik rapor
Taner Yıldız: Soma'da ihmali olan varsa gözünün yaşına bakmayız!
Emlak Kulisi
15.05.2014
18:45
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Soma'da 282 işçinin hayatını kaybettiği faciayla ilgili, "İhmali olan varsa ister kamudan ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız" dedi...
Emlak Kulisi
Emlak
15.05.2014
TanerYıldızSomadaihmaliolanvarsagözününyaşınabakmayızTaner Yıldız Somada ihmali olan varsa gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya Gazetesi
15.05.2014
15:50
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya Gazetesi
Dünya
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya Gazetesi
15.05.2014
15:50
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya Gazetesi
Politika
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Yıldız: İhmali olan varsa gözünün yaşına bakmayız
Haber3
15.05.2014
15:47
Yıldız:

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmali olan biri varsa ister kamudan, ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız. Burada hepimizin canı var. Bütün yurttaşlarımızın kalbi burada atıyor....

Haber3
Son Dakika
15.05.2014
YıldızİhmaliolanvarsagözününyaşınabakmayızYıldız İhmali olan varsa gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin Gözünün Yaşına Bakmayız
Haber3
15.05.2014
15:39
Bakan

ENERJİ ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Somadaki maden faciasıyla ilgili yaptığı açıklamada, Eğer ihmali olan birisi varsa, ister kamudan ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız. Kimsenin ihmaline göz yummayız dedi.Enerji...

Haber3
Son Dakika
15.05.2014
BakanYıldızKimseninGözününYaşınaBakmayızBakan Yıldız Kimsenin Gözünün Yaşına Bakmayız
Taner Yıldız: Gözünün yaşına bakmayız
Zaman
15.05.2014
15:38
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmali olan biri varsa ister kamudan, ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız. Burada hepimizin canı var. Bütün yurttaşlarımızın kalbi burada atıyor. O yüzden kimsenin ihmaline göz yummayız. Bu soruşturma sonrasında ortaya çıkacak konudur. dedi.Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu ELİ Müessese Müdürlüğü Eynez Yeraltı Kontrol Şube Müdürlüğünde Cumhurbaşkanı Abdullah Gülden sonra açıklama yapan Yıldız, Malumunuz 282 işçi kardeşimizin cansız bedenlerini ailelerine teslim ediyoruz. Bugün itibariyle yangın noktası, dün geceden bu yana uğraştığımız 250 metrelik konveyör yangınıyla karşı karşıya kaldık. Bu kurtarma çalışmalarını aksatıyor. Hamdolsun konveyördeki söndürme çalışmaları büyük bir artıya doğru gidiyor. Asıl yangın noktasına da inşallah ulaşıyoruz. Bu şu demek; karbondioksit seviyesi maden ocağında düşmeye başladı. Bu yangının küçüldüğü anlamına geliyor. Aldığımız bilgiler bu bilgiyi teyit ediyor. Ama tamamen söndürülmüş değil. İnşallah önümüzde 3-4 içinde söndürülürse kurtarma faaliyetlerine daha hız vermiş olacağız. diye konuştu.Yıldız, şunları söyledi: Adli ve idari soruşturmalar talimatımızla başlamıştı. Adli soruşturma savcılıkça sürdürülüyor. İhmali olan biri varsa ister kamudan, ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız. Burada hepimizin canı var. Bütün yurttaşlarımızın kalbi burada atıyor. O yüzden kimsenin ihmaline göz yummayız. Bu soruşturma sonrasında ortaya çıkacak konudur.Soruları da cevaplayan Yıldız, ölü sayısına ilişkin soru üzerine şunları söyledi; O rakam değişmedi. Konveyör bandından sıçrayan yangın 250 metre mesafede, yanmasına sebep oldu. Kurtarma çalışmalarında kullandığımız da konveyör var. Bir zarar gelmedi, bu kurtarma çalışmalarına kısmen olumlu katkı olacak. Ailelere teslim konusunda, akşama kadar 282 işçi kardeşimizin belki 3 veya 4 tanesinin haricinde ailelere teslim edilmiş olacak.Yıldız, rakamlarla ilgili başka bir soru üzerine de, Özel sektörden aldığımız rakamları çok itinalı kullanmaya çalışıyoruz. Elimizdeki somut net rakamları ancak kamuoyuyla paylaşıyoruz. Haklı olarak tabi ki aşağıda kaç kişi var diye soruluyor. Vereceğim rakamın spekülatif olma ihtimali var. Biz her rakamın teyidini alarak veriyoruz. Başbakanımızın kastettiği içeride kalanlarla alakalı değil. ifadelerini kullandı.Mühendis gözü ile ocağı nasıl gördünüz? sorusunu ise Yıldız, İşçi kardeşlerimize o kadar odaklandık ki... Ben mühendisten ziyade insan yönüyle burada bulunuyorum. İnşallah bütün işçi kardeşlerimizi çıkaralım. Ondan sonra da mühendis gözü ile bakarız. sözleri ile cevap verdi.Madeni daha önce ziyaret ettiğiniz iddia ediliyor. şeklinde bir hatırlatma üzerine de Yıldız, şu cevabı verdi: Ziyaret ettiğimiz iddiaları dolaşıyor cümlesini düzeltmekte fayda var. Biz bütün maden işletmelerini ziyaret ediyoruz. Önemli olan teknolojinin nereden gelirse gelsin yaygınlaştırılmasıdır. İster benim mesai arkadaşım ister özel sektör olsun, burada bir vebal altındayız. O vebali de yerine getirmek zorundayız. Kimsenin tereddüdü olmasın. İftar yemeklerinde ve yılbaşları gecesinde, madende işçi kardeşlerimle beraber iftar yapmışımdır. Özel sektör de var kamu da var. Şimdiye kadar bunu yaptım, bütün görev sürem boyunca da devam edeceğim. Bana çok fazla yürümeyelim diyenlere 1650 metre beraber yürüdük. Samimi ve açık olmamız lazım. Buradaki kardeşlerimiz üzerinden herhangi politika üretmenin doğru olmadığını söylüyorum. Şu kardeşlerimizi bir çıkaralım, teknik boyutunu konuşuruz.Yıldız, madendeki yangının henüz sönmediğini de sözlerine ekledi.(CİHAN)
Zaman
Güncel
15.05.2014
TanerYıldızGözününyaşınabakmayızTaner Yıldız Gözünün yaşına bakmayız
Taner Yıldız: Gözünün yaşına bakmayız
Zaman
15.05.2014
15:38
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmali olan biri varsa ister kamudan, ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız. Burada hepimizin canı var. Bütün yurttaşlarımızın kalbi burada atıyor. O yüzden kimsenin ihmaline göz yummayız. Bu soruşturma sonrasında ortaya çıkacak konudur. dedi.Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu ELİ Müessese Müdürlüğü Eynez Yeraltı Kontrol Şube Müdürlüğünde Cumhurbaşkanı Abdullah Gülden sonra açıklama yapan Yıldız, Malumunuz 282 işçi kardeşimizin cansız bedenlerini ailelerine teslim ediyoruz. Bugün itibariyle yangın noktası, dün geceden bu yana uğraştığımız 250 metrelik konveyör yangınıyla karşı karşıya kaldık. Bu kurtarma çalışmalarını aksatıyor. Hamdolsun konveyördeki söndürme çalışmaları büyük bir artıya doğru gidiyor. Asıl yangın noktasına da inşallah ulaşıyoruz. Bu şu demek; karbondioksit seviyesi maden ocağında düşmeye başladı. Bu yangının küçüldüğü anlamına geliyor. Aldığımız bilgiler bu bilgiyi teyit ediyor. Ama tamamen söndürülmüş değil. İnşallah önümüzde 3-4 içinde söndürülürse kurtarma faaliyetlerine daha hız vermiş olacağız. diye konuştu.Yıldız, şunları söyledi: Adli ve idari soruşturmalar talimatımızla başlamıştı. Adli soruşturma savcılıkça sürdürülüyor. İhmali olan biri varsa ister kamudan, ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız. Burada hepimizin canı var. Bütün yurttaşlarımızın kalbi burada atıyor. O yüzden kimsenin ihmaline göz yummayız. Bu soruşturma sonrasında ortaya çıkacak konudur.Soruları da cevaplayan Yıldız, ölü sayısına ilişkin soru üzerine şunları söyledi; O rakam değişmedi. Konveyör bandından sıçrayan yangın 250 metre mesafede, yanmasına sebep oldu. Kurtarma çalışmalarında kullandığımız da konveyör var. Bir zarar gelmedi, bu kurtarma çalışmalarına kısmen olumlu katkı olacak. Ailelere teslim konusunda, akşama kadar 282 işçi kardeşimizin belki 3 veya 4 tanesinin haricinde ailelere teslim edilmiş olacak.Yıldız, rakamlarla ilgili başka bir soru üzerine de, Özel sektörden aldığımız rakamları çok itinalı kullanmaya çalışıyoruz. Elimizdeki somut net rakamları ancak kamuoyuyla paylaşıyoruz. Haklı olarak tabi ki aşağıda kaç kişi var diye soruluyor. Vereceğim rakamın spekülatif olma ihtimali var. Biz her rakamın teyidini alarak veriyoruz. Başbakanımızın kastettiği içeride kalanlarla alakalı değil. ifadelerini kullandı.Mühendis gözü ile ocağı nasıl gördünüz? sorusunu ise Yıldız, İşçi kardeşlerimize o kadar odaklandık ki... Ben mühendisten ziyade insan yönüyle burada bulunuyorum. İnşallah bütün işçi kardeşlerimizi çıkaralım. Ondan sonra da mühendis gözü ile bakarız. sözleri ile cevap verdi.Madeni daha önce ziyaret ettiğiniz iddia ediliyor. şeklinde bir hatırlatma üzerine de Yıldız, şu cevabı verdi: Ziyaret ettiğimiz iddiaları dolaşıyor cümlesini düzeltmekte fayda var. Biz bütün maden işletmelerini ziyaret ediyoruz. Önemli olan teknolojinin nereden gelirse gelsin yaygınlaştırılmasıdır. İster benim mesai arkadaşım ister özel sektör olsun, burada bir vebal altındayız. O vebali de yerine getirmek zorundayız. Kimsenin tereddüdü olmasın. İftar yemeklerinde ve yılbaşları gecesinde, madende işçi kardeşlerimle beraber iftar yapmışımdır. Özel sektör de var kamu da var. Şimdiye kadar bunu yaptım, bütün görev sürem boyunca da devam edeceğim. Bana çok fazla yürümeyelim diyenlere 1650 metre beraber yürüdük. Samimi ve açık olmamız lazım. Buradaki kardeşlerimiz üzerinden herhangi politika üretmenin doğru olmadığını söylüyorum. Şu kardeşlerimizi bir çıkaralım, teknik boyutunu konuşuruz.Yıldız, madendeki yangının henüz sönmediğini de sözlerine ekledi.(CİHAN)
Zaman
Ana Sayfa
15.05.2014
TanerYıldızGözününyaşınabakmayızTaner Yıldız Gözünün yaşına bakmayız
Soma'daki maden faciası
Haber3
15.05.2014
15:30
Somadaki

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız: Eğer ihmali olan birisi varsa ister kamudan ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız

Haber3
Son Dakika
15.05.2014
SomadakimadenfaciasıSomadaki maden faciası
Soma daki Maden Faciası
Haberler.com
15.05.2014
15:29
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız: Eğer ihmali olan birisi varsa ister kamudan ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız Buradaki kardeşlerimiz üzerinden herhangi bir politika üretmenin doğru olmadığını söylemek istiyorum
Haberler.com
Güncel
15.05.2014
SomadakiMadenFaciasıSoma daki Maden Faciası
Bakan Yıldız: Kimsenin Gözünün Yaşına Bakmayız
Haberler.com
15.05.2014
15:29
Enerji ve Tabi Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, Somadaki maden faciasıyla ilgili yaptığı açıklamada, Eğer ihmali olan birisi varsa, ister kamudan ister özel sektörden gözünün yaşına bakmayız. Kimsenin ihmaline göz yummayız dedi.
Haberler.com
Güncel
15.05.2014
BakanYıldızKimseninGözününYaşınaBakmayızBakan Yıldız Kimsenin Gözünün Yaşına Bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya Gazetesi
15.05.2014
15:29
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya Gazetesi
Finans
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya
15.05.2014
15:26
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya
Toplum Yaşam
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya
15.05.2014
15:26
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya
Dünya
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya
15.05.2014
15:26
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya
Ekonomi
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya
15.05.2014
15:26
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya
Son Dakika
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya
15.05.2014
15:17
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya
Finans
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya
15.05.2014
15:17
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya
Politika
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya
15.05.2014
15:17
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya
Güncel
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya Gazetesi
15.05.2014
15:14
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya Gazetesi
Toplum Yaşam
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya Gazetesi
15.05.2014
15:14
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya Gazetesi
Ekonomi
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya Gazetesi
15.05.2014
15:14
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya Gazetesi
Güncel
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Bakan Yıldız: Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Dünya Gazetesi
15.05.2014
15:14
Bakan

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Yıldız, Somadaki maden faciasına ilişkin, İhmal varsa ister kamudan ister özel sektörden kimsenin gözünün yaşına bakmayız dedi

Dünya Gazetesi
Son Dakika
15.05.2014
BakanYıldızKimseningözününyaşınabakmayızBakan Yıldız Kimsenin gözünün yaşına bakmayız
Özel Hastane Hakedişleri de Torbaya Girdi
Haberler.com
13.05.2014
09:34
Özel hastane ve sağlık merkezlerinin kamudan olan hakedişleri, müfettiş raporuyla 6 ay süreyle durdurulabilecek.
Haberler.com
Ekonomi
13.05.2014
ÖzelHastaneHakedişlerideTorbayaGirdiÖzel Hastane Hakedişleri de Torbaya Girdi
Toplam "579" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti