kardeşi değil annesi | |
|
| Şehidin kardeşi: Sorun Kürt Türk sorunundan öte rant sorunu | Zaman | 13.04.2013 15:50 |  | | Bingölün Adaklı ilçesinde 1995 yılında şehit olan Abdulvahap Çokurun kardeşi Ömer Çokur, şehit ailesi olarak çözüm sürecinin arkasında olduklarını söyledi. Sorunun Kürt-Türk sorunundan öte rant olduğunu ifade eden Çokur, annesinin de bir Kürt olduğunu ifade ederek, İşte annem Kürt. Türkçe bilmiyor. Suçu ne? Bu Kürt-Türk sorunu değil. Bu bir film. Oynanıldı. Tabi burada bizde nasibimizi aldık. Kürt meselesi olsa bunun çocuğu ne diye şehit edildi. Kürt meselesi olmuş olsaydı herkesten önce biz savunurduk. dedi.Akil İnsanlar Grubu Cigerxwin Kültür Merkezindeki programın ardından 31 Mayıs 1995 tarihinde vatani görevini yerine getirirken Bingölün Adaklı ilçesinde şehit düşen Abdulvahap Çokurun annesi Hatun Çokuru ziyaret etti. Şehit annesi olarak çözüm sürecini desteklediğini ifade eden Hatun Çokur, Biz»» | | Zaman Son Dakika 13.04.2013 | | | ŞehidinkardeşiSorunKürtTürksorunundanöterantsorunuŞehidin kardeşi Sorun Kürt Türk sorunundan öte rant sorunu |
|
| Çifte cinayetten "töre" çıktı | CNN Türk | 15.02.2013 17:35 |  | | | Mersinde 4 gün önce işlenen çifte cinayetin ardından töre çıktı. Ailesinin rızası olmadan evlenen Güler ve Ferdi Azrakın genç kadının annesi tarafından değil, kardeşi tarafından öldürüldüğü iddia edildi. Annenin suçu üstlendiği öne sürüldü. | | CNN Türk Ana Sayfa 15.02.2013 | | | ÇiftecinayettentöreçıktıÇifte cinayetten töre çıktı |
|
| Katliam medeniyeti | Milli Gazete | 16.12.2012 12:40 |  | | | Önceki gün ABDnin Connecticut eyaletinde 20 yaşındaki bir gencin yaptığı katliam dünya gündemine bomba gibi düştü. Annesi ve kardeşi başta olmak üzere 26 kişiyi öldüren genç aslında yalnız değil. Kartvizitlerine Medeniyetin beşiği ya da Özgürlükler ülkesi yazsalar da tarihlerinde benzer birçok kanlı saldırı var. Yani sözde medeniyetlerinin harcındaki kan ve gözyaşı yakalarını bırakmıyor. Başı ABD çekse de birçok Avrupa ülkesinin tarihi benzer katliamlarla dolu. Kimi ülkesinde okul basıp el kadar çocukları öldürüyor kimisi de Afganistanda eline silah alıp ev ev dolaşıp masum sivilleri katlediyor. Hepsi de aynı zihniyetin ürünü.
Kan kardeşleri
Wade Michael Page, James Holmes, Robert Bales, Anders Behring Breivik, Jared Lee Loughner, Michael McLendon, Pekka-Eric Auvinen, Robert Steinhaeuser, Eric Haris, Dylan Klebold, Martin Bryant, George Hennard, James Edward Pough, Michael Ryan, Edward Charles Allaway, Pat Sherrill, James Oliver Huberty, Charles Whitman... Bu isimlerin büyük bir çoğunu, belki de hiç birini tanımıyorsunuz. Kimisi Alman, kimisi İngiliz... Hatta aralarında Finlandiyalı, Avustralyalı, İskoçyalı ve hatta Kanada uyruklu olanları da var. Ama çoğu ABDli. Ortak yönleri ise yok yere bir çırpıda onlarca masum sivili katletmiş olmaları. Yani Kan kardeşleri.... devamı | | Milli Gazete Güncel 16.12.2012 | | | KatliammedeniyetiKatliam medeniyeti |
|
| Nasıl kıydınız! | Türkiye Gazetesi | 22.08.2012 08:56 |  | | | 8 yıl önce babasını kaybetmişti Piyade Er Onur Fikret Aker... Çeşitli işlerde çalışarak biri görme özürlü 3 kardeşi ile annesine bakıyordu. Sonra onu askere çağırdılar. Koşa koşa vatani vazifesini yapmaya gitti. Sonra kötü bir haber aldı memleketten. Annesi kalp kriz geçirmişti. Birliğinden izin alıp Gaziantep’e geldi. Bayramda eşi Duygu, 1 yaşındaki kızı Almina Melisa ve yeğeni Sevgi Gülperi ile bayram ziyaretine çıktı. Ancak terör onu ve ailesini askerde değil otobüste yakaladı. Gaziantep’teki bombalı saldırıda ele ele ebediyete göçtüler. | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 22.08.2012 | | | NasılkıydınızNasıl kıydınız |
|
Kardeşi, Knut’u aratmayacak | Türkiye Gazetesi | 01.04.2012 02:42 |  | | | Doğduktan sonra annesi tarafından terk edilen ve bütün dünyanın sevgisini kazanan kutup ayısı Knut’un gönüllerdeki yeri boş kalmayacak. 4 Ocak’ta dünyaya gelen Anori isimli şirin yavrunun babası, Knut’un da babasıydı. Anneler ise farklı. Anori’nin annesi de Knut’un annesi gibi yavrusunu terk etmiş değil. Knut, büyüdükçe eski sevimliliğini kaybetmiş, geçen yıl da daha 4 yaşındayken beynindeki tümörden dolayı düşerek ölmüştü. Anori de Knut gibi Almanya’daki Wuppertal Hayvanat Bahçesi’nde görücüye çıktı. Üyev kardeşi Anori sevimliliğiyle Knut’u aratmadığı gibi oldukça hareketli olmasıyla onu geride bırakacak gibi görünüyor. | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 01.04.2012 | | KardeşiKnut’u aratmayacakKardeşi Knut’u aratmayacak |
|
| AB, Esad ailesini kıskaca aldı | Türkiye Gazetesi | 24.03.2012 02:16 |  | | | Brüksel’de bir araya gelen Avrupa Birliği’ne üye ülkelerin dışişleri bakanları, Suriye’ye uygulanan yaptırımları bir defa daha sertleştirme kararı aldı. Beşar Esad’ın, annesi, kız kardeşi ve yengesinin de dahil olduğu 12 kişiye AB’ye seyahat yasağı getirildi. Esad ailesi üyelerine seyahat yasağı yanında AB ülkelerindeki mal ve banka hesaplarına da el konulacak. Bununla beraber İngiltere Sınır İdaresi, AB yasağına rağmen, Esma Esad’ın İngiltere’ye girişinin reddedilemeyeceğini bildirdi. Seyahat yasağı getirilen ve hesapları bloke edilenler arasında, Esad’a yakınlığı ile bilinen iki petrol şirketi de yer alıyor. Konu ile ilgili açıklama yapan Almanya Dışişleri Bakanı Westerwelle, “Burada, sadece işletmelerin değil aynı zamanda tüm Esad ailesi ... | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 24.03.2012 | | | ABEsadailesinikıskacaaldıAB Esad ailesini kıskaca aldı |
|
| Kıyaslama, derin yaralar açabilir | Zaman | 14.07.2011 02:23 |  | | | Sadece çocuklar ve gençler değil yetişkinler de başkalarıyla kıyaslandıklarında kendilerini kötü hisseder. Babası-kardeşi de olsa başka eşlerle kıyaslanan erkek, annesi-kız kardeşi de olsa başka hanımlarla kıyas edilen kadın mutsuz olur. | | Zaman Sağlık 14.07.2011 | | | KıyaslamaderinyaralaraçabilirKıyaslama derin yaralar açabilir |
|
| Komşuları, saldırgan Mehmet Ç.'yi anlattı (Özel) | Samanyolu Haber | 19.04.2011 14:23 |  | | Ressam Bedri Baykama düzenlenen bıçaklı saldırının zanlısı Mehmet Ç.nin ailesi, olayın şokunu yaşıyor. Zanlının babası Ahmet Ç. kameraya konuşmak istemedi. Komşuları ise Mehmet Ç.nin psikolojik sorunlarının olduğunu sağlam bir ayakkabı olmadığını öne sürdü.
Akatlar Kültür Merkezinde katıldığı bir program sonrası aynı programa katılan Mehmet Ç.nin bıçaklı saldırısında yaralanan Ressam Bedri Baykamın hastanedeki tedavisi devam ediyor. Saldırgan şahısın Eminönündeki evinde ise sessiz bekleyiş sürüyor. Zanlının babası Ahmet Ç. rahatsız olduğunu gerekçe göstererek gazetecilerin sorularını yanıtlamak istemedi. Polise ve savcılığa ifade verdiklerini anlatan Ahmet Ç. olayın savcılık takibinde olduğunu belirterek gazetecilere kapısını kapattı.
Zanlının komşuları ise Mehmet Ç.nin mahallede pek görünmediğini taşkınlık yapan ya da daha önce herhangi bir olayda adını duymadıklarını belirtti. Zanlının evinin karşısındaki otelde görevli bir vatandaş, Annesi çok iyi bir insandı. 5 yıldır burada oturuyorum ya bir sefer ya iki sefer gördüm. Biz geldiğimizde onlar çıkardı evden. Biz buradan ayrıldığımızda da onlar evine gelirdi. Şahısla ne oturduk, ne konuştuk. Burada kimseye bir zararı olduğunu da görmedim. diye konuştu. Zanlının yan apartmandaki komşusu ise, Biz buraya taşınmadan önce burada oturuyorlardı. Yavaş kendi halinde gelip giden bir insandı. dedi.
Zanlının psikolojik sorunları olduğunu anlatan kafeterya işletmecisi bir vatandaş, Kardeşlerini tanırım. Annesi sıradan bir ev kadını. Babası da mazlumun tekiydi. Benim tanıdığım 4 kardeşler. Mahalleden tanıyoruz kendilerini. Buraya pek uğramazlardı. Bildiğim kadarıyla pek sağlam bir ayakkabı değilmiş. Sinirli bir tipmiş. Sinirleri sağlam bir çocuk değil. Mahallede herhangi bir taşkınlığı birilerine saldırısı falan olmadı. Kardeşinin bir iki kere oldu. Kardeşi de şizofren tedavisi görüyordu zaten. Onun küçüğü de çok sağlam değil. Onda da böyle bir rahatsızlık var diyorlar. Onunla diyaloğum olmadığı için günahını alamam. Ama ne yaptıysa psikolojinden dolayı yaptı. Bu çevrede bir parti ya da tarikatla falan alakası olduğunu düşünmüyorum. Siyasete düşkün ve takıntılı biriydi. şeklinde konuştu. Camiye giden, dindar bir insan mıydı? Sorusunu ise Zannetmiyorum. Bu olayın da dinle falan alakası yok. Kafasına takmış gitmiş yapmış. şeklinde yanıtladı.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 19.04.2011 | | | KomşularısaldırganMehmetÇyianlattı(Özel)Komşuları saldırgan Mehmet Çyi anlattı (Özel) |
|
| İşyerinin bahçesinde öldürülen genç kız toprağa verildi | Samanyolu Haber | 15.04.2011 15:55 |  | | Balıkesirin Burhaniye ilçesinde, çalıştığı işyerinin bahçesinde erkek arkadaşı olduğu ileri sürülen kişi tarafından öldüren genç kızın annesi, cenaze töreninde gözyaşlarına boğuldu. Mevlüdiye Deniz, Gamzenin anasının yüreği yandı. Başka anaların yüreği yanmasın. dedi. Dün (14 Nisan) sabah saatlerinde öldürülen 21 yaşındaki Gamze Tanırkurt, bugün Ayvalık ilçesi Altınova beldesinde son yolculuğuna uğurlandı.
Burhaniye İlçe Halk Eğitim Müdürlüğünde 6 ay önce işe başlayan Tanırkurt, dün saat 07.30 sıralarında Hürriyet Caddesindeki işyerinin bahçesine gittiğinde, kendisini bekleyen erkek arkadaşı V.A. (30)nın kurşunlarına hedef oldu. Olay yerinde can veren Tanrıkurtun cenazesi, bu sabah Bursa Adli Tıp Kurumundan alınarak Altınovadaki Hacı Bayram Veli Camisine götürüldü. Cenaze namazına Burhaniye Kaymakamı Ali Uslanmaz, Altınova Belediye Başkanı Asım Sürer, daire müdürleri ve akrabaları katıldı.
İsmini vermek istemeyen bir kız arkadaşı, Gamzenin son günlerde telefon ve internetten sıkça tehdit mesajları aldığını belirterek, Gamzeyi tanıdık bir avukat aracılığıyla savcılığa gitmesi konusunda ikna ettik. İfadesi alındı. Ardından V.A. çağrılmış. Bir gün sonra da Gamze öldürüldü. Onu Devlet koruyamadı. Bu aşk cinayeti değil. V.A. onunla birlikte olmak istiyordu, Gamze karşı çıkınca canından oldu. dedi.
Gamze Tanırkurt, 18 yıl önce baba Kemal Tanırkurt ile annesi Mevlüdiye ayrılınca, kardeşi Gökhan (23) ile beraber Alibey Adasındaki çocuk yetiştirme yurduna verildi. İki kardeş, burada uzun yıllar kaldıktan sonra Balıkesir Yetiştirme Yurduna gönderildi. Altınovada kaldıkları 10 yıllık sürede Gamze ve ağabeyini büyüten Tomris Erdemin kızı Aliye Uysal, annesinin ona nasıl baktığını anlattı. Gamzenin 4 yaşında evlerine geldiğini belirten Uysal, okulu bitirdikten sonra çocuk yetiştirme yurduna gönderildiğini söyledi.
Gamzenin halası Aysel Tanırkurt ise, Ne diyebilirim, çocuğumuza yazık oldu. Parçalanmış ailelere ibret olsun bu. Kadın cinayetlerinden bıktık artık. Biz savcılardan şikayetçiyiz. Bu çocuğumuz savcıya şikayette bulunuyor, ifadesi alındıktan sonra vuruluyor. Yeter artık. Öldüren kişi, kızı taciz ediyordu. şeklinde konuştu.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 15.04.2011 | | | İşyerininbahçesindeöldürülengençkıztoprağaverildiİşyerinin bahçesinde öldürülen genç kız toprağa verildi |
|
| Latife Hanım ile Mustafa Kemal'in sırrı | Samanyolu Haber | 29.03.2011 17:25 |  | | Latife Hanım-Mustafa Kemal evliliğinin gergin anlarından biri... Sinirini yelpazesini avucuna vurarak gidermeye çalışan Latife Hanım, elini kanatır. Atatürk, tokat atmaya yeltenir. Fakat Latife Hanım kendini müdafaa için elini siper etmeye kalkınca kanlı parmaklar Atatürk?ün yüzüne isabet eder...
Mustafa Kemal Atatürk?ün hayatına giren bütün kadınlar üzerinden hep bir tartışma yaşanmıştır. Annesi, kardeşi, dinî nikâhlı eşi olduğu söylenen Fikriye ile resmî eşi Latife Hanım?ın Atatürk ile ilişkisi hep merak konusu oldu. Özellikle Latife Hanım konusunda sayısız kitap ve makale yazıldı. Doğrusu birbiriyle çelişen bilgiler meraklıların kafasını iyice karıştırdı. Latife konusunda çalışma yapan önemli isimlerden biri de genç araştırmacı Fatih Bayhan. Araştırmacı bu kez kaynakları tarayıp bir de aile fertlerinden Mehmet Sadık Öke ile teyzesi Latife Hanım?ı konuşmuş. Geniş kapsamlı söyleşi önümüzdeki günlerde kitap hâlinde piyasada olacak. Bu söyleşide Latife Hanım?ın hayatına dair yeni bilgiler öğreniyoruz. Sır gibi saklanan Latife?nin özel hayatına dair 85 yıl aradan sonra ilk kez aileden birinin konuşuyor olması tarihe not düşülmesi açısında çok manidar.
Latife Hanım ile Mustafa Kemal 1923?te evlenip 1925?te boşanıyor. Atatürk, 1938 yılında, Latife Hanım ise 1975?te vefat ediyor. Aralarında 20 yaş fark var. Ancak Latife ile Atatürk arasındaki ?konuşmama? ahdi hâlen geçerliliğini koruyor. Çünkü Latife, Atatürk ile ilişkisine dair neredeyse hiç konuşmamış. İlk kez yeğeni teyzesini, annesinden ve büyüklerinden dinlediği bilgiler ve ailedeki evraklardan yola çıkarak kısmen anlatıyor. Uşşakizadelerden Latife Hanım aynı zamanda Aşkı- Memnu romanının yazarı Halit Ziya Uşaklıgil ile akraba. İngilizce, Fransızca, Almanca, Farsça, Arapça ve Rumcayı iyi biliyor. Usta bir piyanist olduğunu da yeğeninden öğreniyoruz. Atatürk ile olan resmî ilişkisi kısa sürse de aslında ölümüne kadar devam ediyor? İşte yeğeninin anlatımlarıyla Latife?nin hayatından ve Atatürk ile olan ilişkisinden yeni ve çarpıcı bilgiler.
Latife, 17 Haziran 1899 (1900 doğumlu olarak bilinir) yılında dünyaya geliyor. Doğmadan önce onun erkek olacağına o kadar inanmış ki ailesi, kız doğunca bunu zarif bir şaka olarak görmüş. Zira Latif, zarif olan demek; Latife de zarif bir şaka. Bunun için Latife adını vermişler. Ama asıl ismi Fatıma-tüz Zehra Latife. Doğarken Fatıma-tüz Zehra ismi kayıtlara giriyor. Boşandıktan sonra yurt dışına çıktığında, bir fenalık ile karşılaşmamak için Fatma Sadık adını kullanıyor. Ancak Latife onun üzerine yapışan tek isim oluyor zamanla. Babası Muammer Bey masondur. Ancak iddia edildiği gibi Sabetayist değil. Mehmet Sadık Öke bu konuda Soner Yalçın?a kızıyor: ?Kitabını tekzip edebilirdik. Öyle büyük bir hata var ki, Serasker Rıza Paşa?nın karısının adının da Adeviye olmasından dolayı yazarın kafası karışmış. Kitabın içinde aynen şu cümle geçiyor: Vecihe Hanım ile Hayri Bey kuzendi. Bu çok yanlış, yok böyle bir şey.?
Latife Hanım, Fransa?da eğitim aldıktan sonra İzmir?e dönmüştür. Atatürk İzmir?e girince kalacak bir yer arar. Latifelerin evi en uygun mekân seçilir. Göztepe?deki bu evden bütün İzmir görünür. Atatürk burayı karargâha dönüştürürken Latife evde yoktur. Eve dönen Latife?yi muhafızlar durdurur. Ancak orada oturduğunu söyleyince içeri alınır. Atatürk ile ilk kez burada karşılaşırlar. Mustafa Kemal köşkte 16 gün kalır. Ancak burada hem Latife ile aralarında bir aşk başlar hem de ilk kalp spazmını geçirir. Hemen Muammer Bey?in doktoru getirtilir. Mustafa Kemal muayeneden geçirilir. Doktor kahve, sigara ve içkinin azaltılması hatta kesilmesi gerektiğini söyler. Bunun üzerine Latife Hanım içkileri dolaba kaldırıp kilitler.
Latife ile Mustafa Kemal 4 gece boyunca baş başa kalarak saatlerce konuşur. Olayın detayını Mehmet Sadık Öke şöyle anlatıyor: ?Gerek Lord Kinross?un, gerek daha başka yazarların belirttiği gibi; Mustafa Kemal, Beyaz Köşk?te Latife Hanım?dan o kadar etkileniyor ki, beraber olmak istiyor. Ancak Latife Hanım tabii ki asla kabul edebilecek yapıda biri değil. Hikâyeyi geniş anlatmak gerekirse; bu konuşmalar esnasında bir gece birbirlerine ilgilerini ifade ediyorlar. İlk önce Latife Hanım ilgisini söylüyor. Paşa?nın, yaveri Salih Bey?e ertesi sabah ifade ettiği gibi, ?Devir değişti Salih. Artık kadınlar aşklarını önce söylüyor.? Ancak Armstrong?un ve Lord Kinross?un da kitaplarında belirttiği gibi, Latife Hanım onunla evlenebilirdi ama metresi olamazdı. Anneannemin 1984 yılında Yalçın Pekşen?e verdiği röportajda, ?Bizim aile öyle bir aileydi ki evlilik bağı dışında hiçbir şekilde birlikte olamazlardı.? şeklinde anlattığı üzere başka türlü bir birliktelik imkânsızdı. Mustafa Kemal Paşa birliktelik teklifini bir adım ileri götürmeye karar vererek, gece vakti İzmir sokaklarına çıkıp bir müftü bularak imam nikâhı ile evlenmeyi teklif etmiş. Ancak Latife teyzem babası olmadığı bir ortamda gerek kendisinin, gerekse Paşa?nın onuru açısından bunu kabul etmemiş. İzmirliler, Türkiye ve dünyanın gözü | | Samanyolu Haber Son Dakika 29.03.2011 | | | LatifeHanımileMustafaKemalinsırrıLatife Hanım ile Mustafa Kemalin sırrı |
|
| Kazada ölen liseli kızların aileleri, imza kampanyası başlattı: Sanık adam öldürmekten yargılansın | Samanyolu Haber | 10.03.2011 13:36 |  | | Bursada, geçtiğimiz sene okul yolunda hayatını kaybeden 2 liseli kızın aileleri, ölümlü kazaya karışan sürücülerin taksirle adam öldürmek suçundan değil, kasten adam öldürmek suçundan yargılanmaları amacıyla imza kampanyası başlattı.
Geçtiğimiz Kasım ayında meydana gelen trafik kazasında lise öğrencileri Didem Zeynep Çakar (15) ve Ezgi Nil Topuzun ölümüne sebep olan minibüs sürücüsü G.Ç.nin yargılanmasına Bursa 1. Ağır Ceza Mahkemesinde devam edildi. Taksirle birden fazla kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan 15 yıla kadar hapsi istenen 2 çocuk babası G.Ç., kaza anında belediye otobüsünün kendisini sıkıştırdığını söyledi.
Duruşmaya Ezgi Nil Topuzun annesi Zeynep ve babası Saffet Topuz ile Didem Zeynep Çakarın annesi Ümmügülsüm, babası Sinan ve kız kardeşi Sinem Fatma Çakar da ifade verdi. Müdahil avukatı Seffan Kılınç, sanık hakkında taksirle ölüme sebebiyet vermek suçundan dava açıldığını hatırlattı.
Avukat Kılınç, Sanığın olay sırasında kaza tutanağında belirtilenden çok daha hızlı gittiği açıktır. 1998 yılında müvekkilim Saffet Topuzun bir çocuğu da Denizlide trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Bu yüzden müvekkillerim Denizliye gitmek istememektedir. Verilecek kararın, trafik terörü açısından emsal niteliğinde olmasını talep ediyoruz. diye konuştu. Tutuklu sanık G.Ç.nin tahliye istemini reddeden mahkeme heyeti, davayı ileri bir tarihe erteledi. Adliye çıkışında gazetecilere açıklamalarda bulunan Nil Ezgi Topuzun annesi Zeynep Topuz, devletin tüm çocukların yaşama hakkını teminat altına almasını istedi. Topuz, şöyle konuştu: Biz Türkiye Cumhuriyeti olarak Çocuk Hakları Sözleşmesini imzalamış bir ülkeyiz. Buna göre devlet tüm çocukların yaşam hakkını güvence altına almak zorundadır. Kurallara herkesin uymasını istiyorum. Bu herkes için çok gerekli. Özellikle özgüveni yoksun olan insanların direksiyon başına geçince o özgüvenini nasıl yükselttiklerini çok iyi biliyorum. Saatte 120, 130, 140 kilometre hız yapan biri kaza geçirince buna taksirli suç deniyor. Bir yolda kilometrelerce hızla giderken yaya geçidinde bekleyen birine çarptığınızda ne olacağını herkes bilir. Bu taksir değildir, bile bile yapılmış bir şeydir.
Didem Zeynep Çakarın annesi Ümmügülsüm ve babası Sinan Çakar da herkesin yaptığı hatanın bedelini ödemesi gerektiğini açıkladı. Liseli kızların ailelerin ölümlü kazalarda davaların taksirle adam öldürmek değil kasten adam öldürmek suçundan açılmasını öngören yasa tasarısı hazırlanması için imza kampanyası başlattıkları belirtildi.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 10.03.2011 | | | KazadaölenliselikızlarınaileleriimzakampanyasıbaşlattıSanıkadamöldürmektenyargılansınKazada ölen liseli kızların aileleri imza kampanyası başlattı Sanık adam öldürmekten yargılansın |
|
| Asker arkadaşından ürperten mektup ! | Samanyolu Haber | 06.03.2011 07:20 |  | | İntihar etti denilen oğlunun otopsi raporu 1 yıldır gelmedi, gemide bulunan asker arkadaşından şok eden mektup geldi. 28 Şubat 2010da, Muğla Aksazdaki TCG Çandarlı gemisinde askerlik yapan oğlu Taner Deşin intihar ettiğini söylediler. Acılı baba Metin Deş, oğlunun intihar edecek biri olmadığını düşünerek, ölüm sebebini tam olarak öğrenmek istedi. Olayın üzerinden bir yıl geçmesine rağmen aileye İzmir Adli Tıp Kurumundan rapor gönderilmedi. Metin Deş, Sonuç alamazsam Ankaraya yürüyeceğim. diyor.
Muğla Aksaz Deniz Üs Komutanlığı TCG Çandarlı gemisinde vatanî görevini yaparken 28 Şubat 2010 tarihinde hayatını kaybeden Taner Deşin otopsi sonucu aradan bir yıl geçmesine rağmen İzmir Adli Tıp Kurumundan aileye henüz gönderilmedi. Çocuklarının ölümünün şüpheli olduğunu düşünen ve ölüm sebebini tam olarak öğrenemeyen aile, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülden yardım istiyor.
Askerî yetkililer tarafından oğlunun kendisini asarak intihar ettiği yönünde rapor hazırlandığını belirten baba Metin Deş, bu rapora itiraz ettiğini; ancak ilk otopsi sonucunu İzmir Adli Tıp Kurumundan alamadığı için yeni bir otopsi yaptıramadıklarını söyledi. İki kez karara itiraz etmesine rağmen kovuşturmaya gerek olmadığı yönünde rapor gönderildiğini belirten baba Deş, oğlunun ölümüyle ilgili şüphelerini şu sözlerle dile getirdi: Otopsi sonucu 3 ile 6 ay arasında elinizde olur denmesine rağmen oğlumun ölümünün üzerinden tam bir yıl geçti, sonuç hâlâ bize gelmedi. Hem avukatımız hem biz sonucu bekliyoruz. Çünkü oğlumun intihar ettiğine kesinlikle ihtimal vermiyorum. Zaten arkadaşlarının hem bana hem de askerî savcıya verdiği ifadelerinde olayın intihar değil cinayet olabileceği yönünde şüpheler var. Oğlumun ölümüyle ilgili gelecek otopsi sonucunun intihar ettiği yönünde olması halinde yeni bir otopsi isteyeceğiz.
1 MAYISTA ANKARAYA YÜRÜYECEĞİM
Oğlunun cenazesini aldıklarında otopsi yaptırmadan defnetmek istemediğini anlatan baba Deş, Avanos Savcılığının daha önce yapılmış otopsi sonucu gelmeden ikinci bir otopsi yapılamayacağını söylemesi üzerine otopsi yaptıramadıklarını belirtti. Israrla kendilerine otopsi sonucunun verilmediğini anlatan baba Deş, tepkisini şöyle dile getiriyor: Artık oğlumun hangi sebepten dolayı öldüğünü öğrenmek istiyorum. Otopsi sonucu verilmezse 1 Mayısta Çankaya Köşküne yürüyerek Cumhurbaşkanımız Abdullah Gülden yardım isteyeceğim. 1 yıldır hem annesi, hem kardeşi hem de ben üzüntümüzden uyuyamıyoruz. Oğlumuzun neden öldüğünü dahi bilmiyoruz. Eğer oğlum öldürüldüyse sorumluların bulunup bir an önce cezasının verilmesini istiyorum. Elimden başka bir şey gelmiyor.
Baba Metin Deş, oğlu Tanerle birlikte askerlik yapan ve kendisine daha önce mektup veren arkadaşının Gölcüke giderek bu olayla ilgili askerî savcıya ifade verdiğini anlattı. Baba Deş, yeniden dava açılmasına rağmen kendisine herhangi bir bilgi verilmemesinden ve bu zamana kadar da ifadesine başvurulmamasından yakındı.
MUSA ÖZYÜREK | | Samanyolu Haber Son Dakika 06.03.2011 | | | AskerarkadaşındanürpertenmektupAsker arkadaşından ürperten mektup |
|
| Parçalanmış cesedi anne teşhis etti | Türkiye Gazetesi | 03.03.2011 02:24 |  | | | Refik Fidan - Osman Akın BURSA İHA
Bursa’da gölet kenarında bulunan parçalanan cesetle ilgili DNA sonucunu beklenirken, kayıp üniversiteli Sema Karakoca’nın (23) annesinin cesedi teşhis ettiği öğrenildi. 16 Şubattan bu yana kayıp olan Karakoca’nın annesi Emine ile baba Mehmet Ali Karakoca, önceki gün Bursa’ya gelerek morgda teşhis yaptı. Cesedin kızına ait olmadığını söyleyen baba, anne ve kardeşi yeniden morga girdi. Ailenin morg çıkışında, “Bu cenaze kızımıza ait değil” yönündeki açıklamalarının soruşturmanın gizliliği gerekçesiyle hedef şaşırtmak için verdiği öne sürüldü. Karakoca ailesinden alınan DNA örnekleri ile cesetten alınan kan örneği detaylı araştırma için İstanbul’a gönderildi.
| | Türkiye Gazetesi Son Dakika 03.03.2011 | | | ParçalanmışcesedianneteşhisettiParçalanmış cesedi anne teşhis etti |
|
| Gölette bulunan cesedin kimliği belirlenemedi | Samanyolu Haber | 02.03.2011 17:17 |  | | Bursanın Nilüfer ilçesinde önceki gün bulunan kadın cesedinin kimliğini belirleme çalışmaları sürüyor.
16 Şubatta kayıp olan Uludağ Üniversitesi öğrencisi Sema Karakocanın (23) Ankarada oturan annesi Emine, babası Mehmet Ali ile amcası Menderes Karakoca, teşhis için Bursaya geldi. Bir süre jandarmaya bilgi veren Karakoca çifti ile amca, daha sonra cesedi teşhis için Bursa Adli Tıp Kurumu morguna götürüldü.
Adli Tıp Kurumu morgunda teşhis yapan baba Mehmet Ali Karakoca ile eşi Emine ve kardeşi Menderes Karakoca, cesedin kızlarına ait olmadığını söyledi. Bu kişiler, cesedin kendilerine gösterilmesinin ardından morgdan ayrıldı.
Çıkışta gazetecilerin soruları üzerine anne Emine Karakoca, Cenaze bizim değil. dedi.
Cesedin kime ait olduğunun belirlenmesi için DNA testi yapılacak.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 02.03.2011 | | | GölettebulunancesedinkimliğibelirlenemediGölette bulunan cesedin kimliği belirlenemedi |
|
| Baba vasiyeti başlarına dert oldu | Samanyolu Haber | 22.02.2011 13:39 |  | | Elazığın Keban ilçesinde babasının vasiyeti nedeniyle köylerindeki yaşlı eşeği de taşındıkları ilçeye getiren Abbas Ertürk (52), kömürlükte baktıkları hayvanın masraflarıyla baş edemiyor. Ertürk AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2008 yılında Denizli köyüne bağlı Yahyalı mezraasında yaşadıklarını, hasta olan babasının Oğlum ben ölürsem bizim eşeğimizi azat etmeyin. Emektar bir hayvandır. Bize emeği var dediğini söyledi.
Babasının aynı yıl vefat ettiğini ve ölümünün ardından köyde kışın kimsenin kalmaması nedeniyle annesi ve kız kardeşi ile ilçe merkezine taşındıklarını anlatan Ertürk, baba vasiyeti nedeniyle bırakamadıkları eşeği de yanlarında getirdiklerini, taşındıkları evde eşeği koyacak yer bulamadıklarını ve evin kömürlüğünde bir yer düzenlediklerini ifade etti.
Abbas Ertürk, Annem ve kız kardeşimi ilçeye getirdim. Ev kiraladık. Evin ahırı yok. Zorunlu olarak eşeğe kömürlükte bir yer ayarladık. Aslında yeri iyi değil. Normal arpa yemiyor. Dişleri yok. Kepek ve fenni yemi biraz ıslatıp samanla birlikte veriyoruz. Bundan başka bir şey yiyemiyor. Kışın bunu yiyor, yazın da annemler köye taşındığı zaman oraya götürüyoruz. Köye götürürken de araba tutuyorum. Köyde yazın kendi başının çaresine bakıyor. Yazın iyi de kışın problem... dedi.
-BABAM BİZE DE BİR ŞAKA YAPTI-
Eşeği parasız olarak vermeyi teklif ettiklerini, ancak hayvan yaşlı diye kimsenin almadığını dile getiren Ertürk, şunları söyledi:
Bir kaç kişiye teklif ettik. Merkebimizin çulu var, yeni yuları var, iki üç torba yemi var. Alın götürün para istemiyoruz dedik, ama yaşlı diye kimse almak istemiyor. Zorunlu olarak yine bizde kaldı. Babam rahmetli çok şakacı biriydi. Herhalde giderken bize de bir şaka yaptı. Yani Bu merkep yaşlı, emektar buna bakın dedi. Ama biz düşündük ki bir kaç yıl sonra ölür. 3 senedir ölmedi. Bakmak zorundayız. Belki 10 yıl daha yaşarsa biz ne yapacağız? Yer yok.
Ertürk, annesi ve kız kardeşinin eşeğe önem verdiklerini belirterek, Bazen götüreyim azat edeyim diyorum. (Aman günahtır, babanın vasiyeti var) diyorlar. Burada bakmak zorundayız diye konuştu.
Bu durumun sonunun ne olacağına dair ise gülerek, İnşallah Allah vadesini tamamlar da ölürse biz de kurtulacağız. Yapacak başka bir şey yok. Mecbur bakıyoruz dedi.
Yörede yük hayvanı olarak kullanılan eşeklerin yaşlandıklarında kırsal alanda kendi başlarına bırakılması azat etme olarak adlandırılıyor. | | Samanyolu Haber Son Dakika 22.02.2011 | | | BabavasiyetibaşlarınadertolduBaba vasiyeti başlarına dert oldu |
|
| Baba vasiyeti eşek başlarına dert oldu | Samanyolu Haber | 22.02.2011 10:58 |  | | Elazığın Keban ilçesinde babasının vasiyeti nedeniyle köylerindeki yaşlı eşeği de taşındıkları ilçeye getiren Abbas Ertürk (52), kömürlükte baktıkları hayvanın masraflarıyla baş edemiyor. Ertürk AA muhabirine yaptığı açıklamada, 2008 yılında Denizli köyüne bağlı Yahyalı mezraasında yaşadıklarını, hasta olan babasının Oğlum ben ölürsem bizim eşeğimizi azat etmeyin. Emektar bir hayvandır. Bize emeği var dediğini söyledi.
Babasının aynı yıl vefat ettiğini ve ölümünün ardından köyde kışın kimsenin kalmaması nedeniyle annesi ve kız kardeşi ile ilçe merkezine taşındıklarını anlatan Ertürk, baba vasiyeti nedeniyle bırakamadıkları eşeği de yanlarında getirdiklerini, taşındıkları evde eşeği koyacak yer bulamadıklarını ve evin kömürlüğünde bir yer düzenlediklerini ifade etti.
Abbas Ertürk, Annem ve kız kardeşimi ilçeye getirdim. Ev kiraladık. Evin ahırı yok. Zorunlu olarak eşeğe kömürlükte bir yer ayarladık. Aslında yeri iyi değil. Normal arpa yemiyor. Dişleri yok. Kepek ve fenni yemi biraz ıslatıp samanla birlikte veriyoruz. Bundan başka bir şey yiyemiyor. Kışın bunu yiyor, yazın da annemler köye taşındığı zaman oraya götürüyoruz. Köye götürürken de araba tutuyorum. Köyde yazın kendi başının çaresine bakıyor. Yazın iyi de kışın problem... dedi.
-BABAM BİZE DE BİR ŞAKA YAPTI-
Eşeği parasız olarak vermeyi teklif ettiklerini, ancak hayvan yaşlı diye kimsenin almadığını dile getiren Ertürk, şunları söyledi:
Bir kaç kişiye teklif ettik. Merkebimizin çulu var, yeni yuları var, iki üç torba yemi var. Alın götürün para istemiyoruz dedik, ama yaşlı diye kimse almak istemiyor. Zorunlu olarak yine bizde kaldı. Babam rahmetli çok şakacı biriydi. Herhalde giderken bize de bir şaka yaptı. Yani Bu merkep yaşlı, emektar buna bakın dedi. Ama biz düşündük ki bir kaç yıl sonra ölür. 3 senedir ölmedi. Bakmak zorundayız. Belki 10 yıl daha yaşarsa biz ne yapacağız? Yer yok.
Ertürk, annesi ve kız kardeşinin eşeğe önem verdiklerini belirterek, Bazen götüreyim azat edeyim diyorum. (Aman günahtır, babanın vasiyeti var) diyorlar. Burada bakmak zorundayız diye konuştu.
Bu durumun sonunun ne olacağına dair ise gülerek, İnşallah Allah vadesini tamamlar da ölürse biz de kurtulacağız. Yapacak başka bir şey yok. Mecbur bakıyoruz dedi.
Yörede yük hayvanı olarak kullanılan eşeklerin yaşlandıklarında kırsal alanda kendi başlarına bırakılması azat etme olarak adlandırılıyor.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 22.02.2011 | | | BabavasiyetieşekbaşlarınadertolduBaba vasiyeti eşek başlarına dert oldu |
|
| ÇYDD'nin dikkat çeken burs kriteri | Samanyolu Haber | 16.12.2010 08:42 |  | | Mahkeme tarafından kabul edilen ÇYDD ve ÇEV iddianamesinde, terör örgütleriyle bağlantılı oldukları tespit edilen onlarca öğrenciye burs verildiği aktarılıyor. İddianameye giren belgelerde, PKKlıların burslarının kesilmemesi gerektiği yönünde notlar bulunuyor. Bursiyerleri ve yakınlarını fişlediği belirlenen ÇYDDnin Beyoğlu şubesinde el konulan dokümanlarda ise babası imam, kardeşi imam hatipli, ailesi MHPli, annesi başörtülü denilerek çok sayıda öğrencinin bursunun kesildiği belirtiliyor. Gerekçe olarak da öğrencilerin Çağdaş Yaşam kurallarına uymaması gösteriliyor.
ÇYDDnin ayrıca burs verdiği çok sayıda öğrenciyi ve yakınlarını fişlediği belirlendi. ÇYDDnin Beyoğlu şubesinde el konulan dokümanlarda burs müracaatında bulunanların dinî inançları, siyasî görüşü, giyim tarzı, yaptığı işi, okuduğu gazete veya dergi, gittiği kurs ve dershane hakkında kayıtlar tutulduğu tespit edildi. Dernek yöneticileri, toplanan bu verilerden hareketle öğrenciler hakkında işlem yapıyor. Başörtülü öğrencilerin bursları kesiliyor.
İddianamenin 261. ve 262. sayfalarında fişlemelerle ilgili not şöyle: E.T. ailesi MHPli kardeşi ... yurdunda kalıyor. Bursa Şb. iptal edildi. Kardeş, anne ve abi Arapça öğr., abla ilahiyat, ağbi elektrik MYO mezunu, ret. Dinci olarak bilinen dershanelere devam etmeleri nedeniyle burslarının kesilmesine karar verilmiştir. Mülakatımız olumsuz ayrıca türbanlıdır, babası memur (imam) diye burs vermemiştik. A. Hanıma bildirildi. Başörtü kullanıyor, verilmesin, babasının mesleği imam, uygun değil.
ÇYDDye mensup bir öğrencinin dernek yönetimine yazdığı 2 sayfalık mektup da iddianamede yer alıyor. İsmi belli olmayan bir öğrencinin yazdığı, 329 ve 330 sayıları ile numaralandırılmış mektup, Alev Hanımın dikkatine ibaresi ile başlıyor. Mektupta şu ifadeler kullanılıyor: ... Artık adalet kavramı adını ya da anlamını ya yanlış öğrettiler ya da bu kavram artık yok. Bu akşam çağdaş yaşamdan elendiğimi söylediler. Boğazım düğüm düğüm oldu çünki adalet beni bulmadı. Okulda bütün derslerim 5. Beni değil de 3lük öğrenciyi bedava dershaneye gönderiyorlar. Bu sadece bir örnekti. Daha ... biliyor musunuz?...
Gülseven Yaşerin Sarıyerdeki ikametinde el konulan dokümanlarda da burs mülakatı yapılan öğrenciler için ayrımcı ifadeler yer alıyor. Burs verilmeyecek öğrenciler için Hayır ibaresine yer verilirken, ilginç açıklamalara da yer verilmiş; Tarikatlara inanıyor, Nurculuğu beğeniyor, FEM Dershanelerinde okumuş, Fethullah hoca hayranı, resmen takiye yapıyor, imam-hatipli, kapalı, özel bir yurtta kalıyormuş; Fethullah Gülenin olabilir, Fethullahın okulunda okumuş, Fethullahın kurslarında ücretsiz kurs görmüş. Bir öğrenci için düşülen şu not ise şaşırtıcı: İmam hatip lisesinden geliyor, çok ihtiyacı var ama bana biraz gerici bir genç göründü. Hayır. | | Samanyolu Haber Son Dakika 16.12.2010 | | | ÇYDDnindikkatçekenburskriteriÇYDDnin dikkat çeken burs kriteri |
|
30 saat kâbus gibiydi | Türkiye Gazetesi | 19.11.2010 02:06 |  | | | “YARAMAZ DEĞİL, TİTİZ BİR ÇOCUKTUR”
Babası, annesi ve kardeşi, Berat’a kavuştukları için çok mutlu olduklarını söyledi. Anne Emiş Coşkun, “Yaramaz bir çocuk diyemeyiz, ama yürümeyi seven bir çocuktur. Titiz bir çocuktur. Muhtemelen ormanda üstü ıslanmış o nedenle kıyafetlerini çıkarmış. Çünkü ayaklarında ve bacaklarında çizikler vardı. Neden gittiğine ilişkin hiçbir şey de anlatamıyor. Zaten o yaşta değil” dedi. (Foto:AA)
Şile’de kaybolduktan sonra bulunan 3 yaşındaki Berat Coşkun’un annesi Emiş Coşkun, “Annelere söylüyorum; Çocuklarınıza dikkat edin. Anlık bir olay, anlık bir boşluk, çocuklarının ölümüne sebep olabilir” dedi. Coşkun ailesi, oğulları küçük Berat’ın bulunmasının ardından Sultanbeyli Abdurrahmangazi Mahallesi’ndeki evlerinin ... | | Türkiye Gazetesi Son Dakika 19.11.2010 | | 30saat kâbusgibiydi30 saat kâbus gibiydi |
|
| Kılıçdaroğlu, Hatice Nine'yi şok etti | Samanyolu Haber | 18.11.2010 11:52 |  | | Yılmaz Güneyin mezarını ziyaret eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğluna çok sert tepki geldi. Güneyin 1974te silahla vurarak öldürdüğü Hakim Sefa Mutlunun 95 yaşındaki annesi Hatice Mutlu Yeni Akite konuştu. Yaşlı kadın, ?36 yıldır içim yanıyor. Katil için Parise gidiyorlar, bizi gören yok. Mağdur Pariste değil, Nevşehirde Suvermezde? dedi.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve beraberindeki heyet, dün Pariste Yılmaz Güneyin mezarını ziyaret etti. Sosyalist Enternasyonal Konseyi toplantısı için Parise giden ve burada Hakim Sefa Mutlunun katili film yönetmeni Yılmaz Güneyin mezarını ziyaret eden CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğluna, Mutlu ailesinden sert tepki geldi. Güneyin 1974te silahla vurarak öldürdüğü Hakim Sefa Mutlunun 95 yaşındaki annesi Hatice Mutlu Yeni Akite konuştu.
Yaşlı kadın, ?Oğlum öldürüldüğünde o zamanki gazeteler Yılmaz Güneyi aklamak, haklı göstermek için yapmadıklarını bırakmadılar. Haberlerde görünce o günler yeniden gözümün önüne geldi. 36 yıldır içim yanıyor. Katil için Parise gidiyorlar, bizi gören yok? diyerek Kılıçdaroğlunun tavrına isyan etti. Yeni Akite oğlunun ölümü ile ilgili gerçekleri yazdığı için teşekkür eden yaşlı kadın, Kılıçdaroğlunu, oğlunun mezarının bulunduğu Nevşehir Suvermeze çağırarak ?Mağdur Pariste değil, Nevşehirde Suvermezde? dedi.
Sefa Mutlunun kardeşi Oktay Mutlu da Yılmaz Güneyin bir ?adi katil? olduğunu dile getirerek, Kılıçdaroğluna sert tepki gösterdi. Kılıçdaroğlunu, 3-5 oy uğruna ağabeyinin katilinin mezarını ziyaret ettiği için kınadığını ifade eden Oktay Mutlu, ?Güney madem o kadar vatanını seven biriydi, neden kaçtı? Sağdan da soldan da idealleri uğruna hapis yatıp çıkmış yüzlerce insan var, bunlar neden kaçmadı, kaçamadı da Yılmaz Güney hapisten kaçtı? Güney adi bir katilden başka bir şey değildi? diye konuştu.
13 Eylül 1974te Adananın Yumurtalık ilçesinde işlenen cinayetle ilgili bilgi veren Mutlu şunları kaydetti: ?Güney cinayetin ardından 19 yıl hapse mahkûm edildi. Ancak 3 yıl hapis yattı, 1981de de 12 Eylül cuntası tarafından yurtdışına kaçırıldı. O dönemin medyası da hep belli ellerde olduğu için ağabeyimin hakkını arıyoruz diye adeta bizi suçlu gösterdi. Hürriyet gazetesi olayın tümüyle çarpıtıldığı romanını yayınladı. Ben tekzip ettim, bize, ?Medyayı karşınıza alırsanız sizin için daha kötü olur. Biz bu roman için 5 milyar lira ödedik dediler. Devlet de o dönem hakimine savcısına sahip çıkmadı.?
Güneyin yakın çevresinde silah düşkünlüğü ile tanındığını kaydeden Oktay Mutlu, ?Yılmaz Güney ile çalışan sinema oyuncusu İhsan Gedik bizzat bana anlattı, Güneyin eski karısı Nebahat Çelebinin başına nasıl silah dayadığını. Ağabeyimin olay anında alkollü olduğunu iddia ettiler, tümüyle yalan, paralı şahitlerin iftirası? dedi. Oktay Mutlu, ağabeyinin öldürülmesi ile ilgili olay günü Yumurtalıkta bulunan yengesi Nuran Mutlunun ifadelerine dayandırarak şunları kaydetti:
?Güney Yumurtalıkta Endişe filminin çekimlerini yapıyor. Akşam olur, ekip arkadaşlarıyla olayın yaşandığı Plaj Gazinoya gelirler. Güney gazinoda, filmde kullanılacak silah sesleri için silahla atış yapmaya kalkar. Gazino sahibi buna karşı çıkar. Ancak engel olamaz, ağabeyimin yanına gelerek şikayetçi olur. Ağabeyim ?Burası meskun yer, film için silah atmak istiyorlarsa savcılığa dilekçe versinler der.?
?Gazino sahibi Güneyin yanına gelerek ?Hakim bey başrol oyuncusunu istiyor der. Güney, ?Ben böyle hakimin diyerek ağabeyim hakkında küfürler savurur. Uyarıyı umursamayarak atış yapar, hatta yanındakilerden Şerif Gören elinden yaralanır. Bunun üzerine ağabeyim gazinoya gider, tartışma çıkar. Tartışma sonucu ağabeyim, Güney tarafından 1 metreden başına ateş edilerek öldürülür. Maalesef görgü tanıklarından hiçbiri mahkemede olayları olduğu gibi anlatmadı. Medya da olayı manipüle etti, Yılmaz Güney göklere çıkarıldı. Güneyin hapisten kaçışında Ermeni asıllı Ataol Behramoğlu ve Elia Kazanın rolünün olduğunu da öğrendik. Ataol Behramoğlunun kardeşi Namık Kemal Behramoğlu o sıra Yumurtalık savcısı olarak görev yapıyordu.?
Öte yandan cinayetin soruşturması ile ilgili 1974te Yumurtalıka giden eski Savcı Yalçın Öğütcan, cinayetle ilgili bir röportajda şu bilgileri veriyor: ?Ben olay yerine gittiğimde herkes tanık olmamak için gitmişti. Daha sonra orada olduğu tespit edilen kime sorulduysa, tuvalette olduğunu söyledi. Hatta zamanın Adana Belediye Başkanı merhum Ege Bağatur bile olay anında tuvalette olduğu şeklinde ifade verdi. Gazinonun yalnızca iki tuvaleti vardı ve aynı anda onlarca kişinin buraya sığmış olması espri konusu bile olmuştu.
Yılmaz Güney ise kaçmamıştı. Kendisini jandarma karakoluna davet ettik. Hiç itiraz etmeden geldi. Bana, ?Ben hümanist bir insanım. Kimseyi öldürmedim dedi. Soruşturma için gözaltına alındı. Ancak suç aleti tabanca ortada yoktu. Sabaha kadar nezarethanede kaldı. Bu arada ertesi gün yeğeni Abdullah Pütün tabanca ile gelip, Sefa Mutluyu kendisini | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.11.2010 | | | KılıçdaroğluHaticeNineyişokettiKılıçdaroğlu Hatice Nineyi şok etti |
|
| Kardeşi değil, annesi! | Milliyet | 20.09.2010 00:23 |  | | Kathleen Moss, İngilterenin en genç annesi olduğunda henüz 12 yaşındaydı. Haziran 1998de kızı Georgiayı dünyaya getirdiğinde henüz küçük bir ç... | | Milliyet Dünya 20.09.2010 | | | KardeşideğilannesiKardeşi değil annesi |
|
| Kardeşi değil, annesi! | Vatan Gazetesi | 19.09.2010 12:49 |  | | |
| Kardeşi değil, annesi! | Milliyet | 19.09.2010 12:30 |  | | Kathleen Moss, İngilterenin en genç annesi olduğunda henüz 12 yaşındaydı. Haziran 1998de kızı Georgiayı dünyaya getirdiğinde henüz küçük bir ç...
 | | Milliyet Dünya 19.09.2010 | | | KardeşideğilannesiKardeşi değil annesi |
|
| 12:08 Kardeşi değil, annesi! | Milliyet | 19.09.2010 12:19 |  | | |
| Kardeşi değil, annesi! | GazetePort | 19.09.2010 00:16 |  | | |
| Şehit polislere rahmet | Milli Gazete | 28.07.2010 11:14 |  | | | Adana Valiliği önünde düzenlenen törene İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, Adana Valisi İlhan Atış, Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah ve Mersin Valisi Hasan Güzeloğlunun yanı sıra Balyoz Eylem Planı suçlamasıyla hakkında tutuklama kararı bulunan Korgeneral Nejat Bek de katıldı.
Hatayın Dörtyol ilçesi Payas beldesinde devriye görevi yapan polis otosuna, teröristler tarafından uzun namlulu silahlarla açılan ateş sonucu şehit olan 4 polis memuru, Adanada düzenlenen törenle gözyaşları arasında memleketlerine uğurlandı. Adana Valiliği önünde düzenlenen törene İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Emniyet Genel müdürü Oğuz kağan Köksal, Adana Valisi İlhan Atış, Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah ve Mersin Valisi Hasan Güzeloğlunun yanı sıra Balyoz Eylem Planı suçlamasıyla hakkında tutuklama kararı bulunan 6. Kolordu Komutanı Korgeneral Nejat Bek de katıldı. Sabah saatlerinde Adana Adli Tıp morgundan alınan şehit polis memurları Emre Yalçın (38), Ali Hacıarap(41), Hasan Aslan (34) ve Fatih Yıldız (33)ın naaşı Adana Valiliği bahçesine getirildi. Cenazelerin gelmesiyle birlikte şehit yakınları gözyaşlarına boğuldu. Fatih Yıldızın annesi 65 yaşındaki Sultan Yıldız, Oğlum oruçluydu. Oruç oruç şehit oldu. O Cennete gitti diye ağıtlar yakarken kız kardeşi ise fenalık geçirdi. Hasan Aslanın eşi Nurcan Aslan, tören alanına kızıyla birlikte geldi. 11 Yaşındaki kızı Ela babasının kepini giydi. Şehit eşi Eşimi kalleşçe öldürdüler. Erkek olsalardı karşıma çıkarlardı diyerek gözyaşları içinde tabutu asker selamı karşıladı. Şehit kızı Ela Aslan ise Anne ağlama. Babam şehit oldu cennete gitti. Onlar cehennemde yanacaklar dedi. Şehit polis Emre Yalçının annesi Zübeyde Yalçın da gözyaşlarına boğuldu. Ali Hacıarapın annesi ise oğlunun şehit olmasına tepki göstererek Oğlumun katillerini bulun. Onu göz göre göre öldürdüler diye bağırdı. Törende bir konuşma yapan Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, 4 polisin de çok mübarek bir gecede şehit edildiğini, meslek mensuplarının gece gündüz demeden çalıştıklarını ve bu görevde gazi yada şehit olmanın da bulunduğunu dile getirerek, şehit ailelerinin üzüntülerini derinden hissettiklerini söyleyerek baş sağlığı diledi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay ise ülkede son zamanlarda artan provakasyonlara karşı herkesi dikkatli ve sağduyulu olmaya çağırdı. Atalay, Şehitlere ben de ağlıyorum. Burada yatmak kolay değil. Ama bu yüce bir görev şehitlerimiz büyük bir mertebeye ulaştı dedi.... devamı | | Milli Gazete Güncel 28.07.2010 | | | ŞehitpolislererahmetŞehit polislere rahmet |
|
| Şehit polislere rahmet | Milli Gazete | 28.07.2010 08:51 |  | | | Adana Valiliği önünde düzenlenen törene İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, Adana Valisi İlhan Atış, Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah ve Mersin Valisi Hasan Güzeloğlunun yanı sıra Balyoz Eylem Planı suçlamasıyla hakkında tutuklama kararı bulunan Korgeneral Nejat Bek de katıldı.
Hatayın Dörtyol ilçesi Payas beldesinde devriye görevi yapan polis otosuna, teröristler tarafından uzun namlulu silahlarla açılan ateş sonucu şehit olan 4 polis memuru, Adanada düzenlenen törenle gözyaşları arasında memleketlerine uğurlandı. Adana Valiliği önünde düzenlenen törene İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Emniyet Genel müdürü Oğuz kağan Köksal, Adana Valisi İlhan Atış, Osmaniye Valisi Celalettin Cerrah ve Mersin Valisi Hasan Güzeloğlunun yanı sıra Balyoz Eylem Planı suçlamasıyla hakkında tutuklama kararı bulunan 6. Kolordu Komutanı Korgeneral Nejat Bek de katıldı. Sabah saatlerinde Adana Adli Tıp morgundan alınan şehit polis memurları Emre Yalçın (38), Ali Hacıarap(41), Hasan Aslan (34) ve Fatih Yıldız (33)ın naaşı Adana Valiliği bahçesine getirildi. Cenazelerin gelmesiyle birlikte şehit yakınları gözyaşlarına boğuldu. Fatih Yıldızın annesi 65 yaşındaki Sultan Yıldız, Oğlum oruçluydu. Oruç oruç şehit oldu. O Cennete gitti diye ağıtlar yakarken kız kardeşi ise fenalık geçirdi. Hasan Aslanın eşi Nurcan Aslan, tören alanına kızıyla birlikte geldi. 11 Yaşındaki kızı Ela babasının kepini giydi. Şehit eşi Eşimi kalleşçe öldürdüler. Erkek olsalardı karşıma çıkarlardı diyerek gözyaşları içinde tabutu asker selamı karşıladı. Şehit kızı Ela Aslan ise Anne ağlama. Babam şehit oldu cennete gitti. Onlar cehennemde yanacaklar dedi. Şehit polis Emre Yalçının annesi Zübeyde Yalçın da gözyaşlarına boğuldu. Ali Hacıarapın annesi ise oğlunun şehit olmasına tepki göstererek Oğlumun katillerini bulun. Onu göz göre göre öldürdüler diye bağırdı. Törende bir konuşma yapan Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal, 4 polisin de çok mübarek bir gecede şehit edildiğini, meslek mensuplarının gece gündüz demeden çalıştıklarını ve bu görevde gazi yada şehit olmanın da bulunduğunu dile getirerek, şehit ailelerinin üzüntülerini derinden hissettiklerini söyleyerek baş sağlığı diledi. İçişleri Bakanı Beşir Atalay ise ülkede son zamanlarda artan provakasyonlara karşı herkesi dikkatli ve sağduyulu olmaya çağırdı. Atalay, Şehitlere ben de ağlıyorum. Burada yatmak kolay değil. Ama bu yüce bir görev şehitlerimiz büyük bir mertebeye ulaştı dedi.... devamı | | Milli Gazete Son Dakika 28.07.2010 | | | ŞehitpolislererahmetŞehit polislere rahmet |
|
| Sivil savcılar devreye girmeli | Samanyolu Haber | 28.07.2010 08:38 |  | | İnsansız hava aracı Heronlardan görüntü alınmasına rağmen Hantepe baskını öncesi önlem alınmaması ve Dağlıcada iki subay arasında geçen skandal konuşma, şehit ailelerini ayağa kaldırdı. MİTin ses kayıtlarında tespit edilen Çok PKKlı ölüyor, düşürün şu Heronları konuşması karşısında hayrete düşen aileler, hukuk mücadelesine hazırlanıyor. Şehit er Vedat Kutlucanın babası Abidin Kutluca, konuşmayı ihanet olarak nitelerken, şehit Onbaşı Hakan Yutkunun annesi Gülfiye Yutkun ise Genelkurmaydan tatmin edici açıklama bekliyor.
Hakkârinin Yüksekova ilçesine bağlı Dağlıca köyüne 4 Ekim 2007de terör örgütü PKKnın yaptığı baskında şehit düşen 12 askerin aileleri, üç komutanın Heronların düşürülmesi yönündeki konuşmaları karşısında hayrete düştüklerini söylüyor. Şehit Uzman Çavuş Selçuk Gürdalın ikiz kardeşi Celalettin Gürdal, uzun zamandır Dağlıca baskınının aydınlatılması için askerî savcılığa başvurduğunu fakat bir sonuç alamadığını belirtiyor. Başvuruda bulunduğu dilekçelere cevap vermeyen askerî savcılığa güveninin kalmadığını ifade eden Gürdal, sivil savcıların soruşturma için devreye girmesini istiyor: Heronlarla ilgili ortaya çıkan ses kayıtları hakkında sivil savcılık kanalıyla suç duyurusunda bulunacağım.
Aynı baskında şehit düşen er Vedat Kutlucanın babası Abidin Kutluca, ortaya çıkan ihmaller ve hainlikler üzerine kahrolduklarını dile getiriyor. Ses kaydı belli olan komutanlar hakkında 3 yıldır işlem yapmayan ve faillerin bulunmasında ciddi bir soruşturma gerçekleştirmeyen Genelkurmay Başkanlığının kendilerine karşı sorumlu olduğunu vurgulayan Kutluca, Oğlumu toprağa gömerken baskınla ilgili içimde kuşku oluşmuştu. Türkiyenin parasıyla alınan Heronların kendi askerimiz tarafından vurulmak istenmesi, bu vatana en büyük hainliktir. Askerî savcılık bu kadar zaman içerisinde bir sonuç alamadıysa, bundan sonra da alamaz. Benim hesabım ahirette görülecek. diyor. Hakkarinin Çukurca ilçesine bağlı Hantepe mevkiinde konuşlu askerî birliğe 20 Temmuzda teröristlerce düzenlenen saldırıda şehit düşen 6 askerden Komando Onbaşı Hakan Yutkunun ailesi de ihmal iddialarıyla ilgili Genelkurmaydan tatmin edici bir açıklama istiyor. Acılarının çok taze olduğunu belirten anne Gülfiye Yutkun, Gül gibi yavrumu gönderdim, tabutla geldi. Niye o tepeye götürmüş bırakmışlar yavrumu? Haberleri dinliyoruz, ihmal olduğu söyleniyor. Yok elektrikler kesikmiş, yok kameralar çalışmıyormuş. Oğlumuz nasıl öldü bilmiyoruz. Bize kimse doğru dürüst bilgi vermiyor. diye konuşuyor. Hakan Yutkunun teyze oğlu Gökhan Sevim ise şunları söylüyor: Teyzem ve eniştem, Oğlumuz boşuna mı öldü, ihmal sonucunda mı öldü? diyorlar. Ama yetkililer açıklama yapmıyor. Gençler olarak artık tedirginiz. Okumuyor olsaydım şimdi askere gidecektim. Şehit olmak sorun değil ama, kim için ne için ya da nasıl? Biz masa başında birilerinin kurduğu tezgâhlara göre mi şehit olacağız, yoksa vatan savunması için mi? Benim yaşımda olan her gencin kafasında bu soru var.
Askerî savcıların disiplin suçlarında soruşturma açmaya yetkileri olduğunu kaydeden Avukat Cüneyt Toraman ise Heronlarla ilgili soruşturmalarda askerî savcıların yetkisiz olduğunu savunuyor: Örgütsel suçlarda soruşturma açma yetkisi sivil savcılarındır. Sivil savcılar sorumluluklarını askerî savcılığa devredemez. Aksi durumda suç işlemiş olur. Toraman, Heronlarla ilgili ağır ceza mahkemesi savcısının hemen soruşturma başlatması gerektiğini vurguluyor.
| | Samanyolu Haber Son Dakika 28.07.2010 | | | SivilsavcılardevreyegirmeliSivil savcılar devreye girmeli |
|
| Türkiye şehitlerine ağlıyor | Samanyolu Haber | 20.07.2010 18:50 |  | | Hakkarinin Çukurca ilçesinde terör örgütü üyeleri ile Güvenlik Güçleri arasında çıkan çatışmada 6 askerimiz şehit oldu.
Hakkarinin Çukurca ilçesindeki terör saldırısında şehit olan askerlerden biri olan Piyade Üsteğmen Çetin Ayların Tokatın Turhal ilçesi Güneş mahallesindeki evinde gözyaşı dinmiyor.
Acı haberi alan şehidin babaannesi Gönül Aylar, kız kardeşi Pınar Anlat, dayıları Süleyman Çakı, Sefer Çakı ve yakınlarıyla birlikte çok sayıda mahalleli ve vatandaşlar şehidin evinin önünde toplandı.
Baba İbrahim Aylar ile şehidin annesi Yeter Ayların şu an Edirnede ve yarın Turhalda olacağı öğrenildi. Şehidin evinin önü Türk bayraklarıyla donatıldı.
Hakkarinin Çukurca ilçesinde teröristlerin saldırısında şehit düşen Komando er Hakan Yutkunun (21) ailesi acı haberi tatilde öğrendi.
Bursanın Mudanya ilçesine bağlı Eşkil beldesinde tatil yapan baba Zafer (47), anne Gülsiye (45) ve tek kardeşi Özlem (15) Yutkuna acı haberi askerler verdi. Aile haberi alınca Hamitler Mahallesindeki evine döndü.
Yakan Yutkunun şehitlik haberinin mahalleye ulaşmasının ardından yakınları ve arkadaşları da eve akın etti. Şehidin evini ve sokağını bayraklarla donatan arkadaşları teröre lanet yağdırdı. Bu arada şehit Yutkunun askere giderken pencereye astığı Türk Bayrağının da solmuş hali dikkatlerden kaçmadı.
Ispartada acemi eğitimini alan Yutkunun, ardından Hakkariye gittiği öğrenildi. 7 aylık asker olan Yutkunun meslek yüksekokulu mezunu olduğu belirtildi. Bursanın Yenişehir ilçesinden olan anne ve babanın Nergis Fabrikasında tekstilci olarak çalıştığı, fabrika kapanınca da işsiz kaldığı ifade edildi.
Saldırıda şehit olan Piyade Uzman Çavuş Ayhan Say (23)ın Hatayın Dörtyol ilçesindeki baba evine ateş düştü.
Şehidin, bir hafta önce söz kestiği, önümüzdeki günlerde de nişanlanacağı öğrenildi.
Şehit askerin ailesine acı haberi Dörtyol Kaymakam Vekili Erzin Kaymakamı İlhan Abay, Dörtyol Garnizon Komutanı J. Yrb. Hakkı Çetin, İlçe Jandarma Komutanı J. Yzb. Mustafa Çömez, Dörtyol Emniyet Müdürü Mustafa Yavuzyolcu ve Dörtyol Belediye Başkanı Fadıl Keskin verdi.
Şehidin evinde sağlık ekipleri de hazır bulundu.
Dörtyol Belediyesinde işçi olarak çalışan baba Hasan Saya acı haber ilk önce çalıştığı deniz sahiline giden Belediye Başkanı Fadıl Keskin verdi.
Başkanla birlikte eve gelen babayı diğer askeri yetkililer karşıladı.
Baba Hasan Say, Oğlumun şehit olması önemli değil ama bu vatan hainleri sizin içinizde. Bunları temizlemeden bu feryatlar bitmez. Önemli olan bunun temizlenmesi. dedi.
Bir aile ziyareti için İskenderuna giden anne Ayşe Say ise acı haberi komşularından duyduktan sonra evine döndü. Şehidin kızkardeşlerinin sinir krizleri geçirerek ağladıkları evde annenin gelmesiyle feryatlar koptu. Anne Ayşe Say, Bir hafta önce söz kestik. Önümüzdeki günlerde tatlısını yiyecektik. Vatan sağ olsun. diyerek ağladı.
5 kardeşi bulunan Uzman Çavuş Ayhan Say, yarın Dörtyol Ocaklı mezarlığında toprağa verilecek.
Saldırıda şehit düşen Uzman Çavuş Turgay Yılmazın baba ocağına ateş düştü.
Şehit haberini alan Nevşehir Jandarma Kıdemlı Albay Turgay Aras, Avanos Kaymakamı Aylin Kırcı Duman ile birlikte Avanos ilçesi Mahmatlar kasabasında bulunan şehidin babasının yaşadığı eve gitti. Baba Abdulkadir Yılmaza acı haberi Kıdemli Albay Turgay Aras verdi. Fenalaşan baba Abdulküdir Yılmaz evin içerisine taşınırken, komşuda bulunan anne Gülsüm Yılmaz, evin önündeki kalabalığı görünce oğlunun şehit olduğunu anladı. Evin önünde 112 Acil Servis ambulansı ve sağlık ekipleri hazır tutuldu.
Şehit ailesini Kaymakam Aylin Kırcı Duman ile Kıdemli Albay Turgay Aras sakinleştirmeye çalıştı. İki gün önce baba Abdulkadiri aradığı öğrenilen Şehit Yılmazın meraklanmamasını istediği, kendisinin iyi olduğunu söylediği öğrenildi.
Önümüzdeki hafta içerisinde izine gelmeyi planladığını söyleyen baba Abdulkadir Yılmaz, evladının fotoğraflarına bakınarak avunmaya çalıştı. 2 kardeşi bulunan ve bekar olduğu öğrenilen şehit Yılmazın cenazesinin yarın Avanos ilçesine bağlı Karacauşağı köyünde toprağa verileceği bildirildi.
Şehit olan Gaziantepli Jandarma Komando Uzman Çavuş Mesut Keklikçinin bir yıl önce uzman çavuşluğa başladığı öğrenildi.Eylül ayında izne gelmeyi planlayan Keklikçinin babasının, 3 yıl önce bir trafik kazasında hayatını kaybettiği öğrenildi.
Oğlunun şehit olduğu haberini 106. Topçu Alayından Topçu Yarbay Haydar Erdoğandan alan anne Gülşen Kaklikçi, gözyaşlarına boğuldu. Annesiyle bir gün önce telefon görüşmesi yapan şehit Keklikçinin, eylül ayında izne gelmeyi planladığı kaydedildi. Anne Gülşen Keklikçi, oğlu ile en son dün telefonda konuştuğunu belirterek, Kız kardeşini istiyorlar, tatlısını yiyeceğiz dedim. Ağabeyinin de düğününü yapacağız dedim. O da Eylül ayında izne geleceğim, kardeşimi o zaman verin. Ağabeyimle de benim düğünümü birlikte yaparsınız.? dedi.? diyerek ağladı.
Acılı Anne Keklikçi, teröre lanet okudu. Öte yandan | | Samanyolu Haber Son Dakika 20.07.2010 | | | TürkiyeşehitlerineağlıyorTürkiye şehitlerine ağlıyor |
|
| Oğluma değil, piskoposun ölmesine üzüldüm | Zaman | 05.06.2010 02:04 |  | | Katil zanlısı Murat Altunun annesi Sultan Altun, Oğlumun cezaevine girmesi değil, piskoposun ölümü beni üzdü. dedi. Murat Altunun avukatı Cihan Önal, İskenderundaki bürosunda, zanlının annesi Sultan, kardeşi İbrahim Altun, eniştesi ve aynı zamanda akrabası olan Kubbettin Altun ile basın toplantısı düzenledi. | | Zaman Güncel 05.06.2010 | | | OğlumadeğilpiskoposunölmesineüzüldümOğluma değil piskoposun ölmesine üzüldüm |
|
| ŞEHİT AİLELERİ AYAĞA KALKTI | Samanyolu Haber | 21.04.2010 08:21 |  | | 27 Mayıs 2009da, 7 Mehmetçikin şehit olmasına yol açan Çukurcadaki mayın patlamasıyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Evlatlarını TSK mayınıyla şehit veren 3 aile daha sorumlular hakkında Genelkurmay Askerî Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Şehit Deniz Demircinin ailesi ise Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde manevi tazminat davası açtı. Dava dilekçesinde evlatlarını TSKnın döşediği mayın yüzünden kaybetmenin acılarını katladığını belirten şehit aileleri, ihmali olanların cezasız bırakılmamasını istedi. Hakkâri Tümen Komutanı Tümgeneral G.K. ile Çukurca Tugay Komutanı Tuğgeneral Z.E. arasındaki ses kaydının internette yayınlanmasının ardından şikâyetçi olan iki şehit ailesiyle birlikte 5 aile şikayette bulunmuş oldu.
Mayınların MKE yapımı olduğunu belirleyen Van Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı Genelkurmay Askerî Savcılığına göndermişti. Savcılık şüpheli generallerin taksirle ölüme sebebiyet suçundan yargılanmasını talep etti.
Hakkârinin Çukurca ilçesinde 27 Mayıs 2009da TSK tarafından döşenen mayınlara basarak şehit olan askerlerin aileleri, sorumluların peşini bırakmıyor. Van Cumhuriyet Başsavcılığının Mayınlar TSKnın tespitiyle görevsizlik kararı vermesinin ardından şehitler Kemal Özevin, Cafer Çelik ve Adil Yıldızın babaları Genelkurmaya, sorumluların cezalandırılması için şikâyetçi oldu. Olayın ardından şehit Uzman Çavuş Ziya Benerin kardeşi Refik Bener ile şehit Deniz Demircinin annesi Raziye Demirci, Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu.
Milli Savunma Bakanlığına karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) dava açan şehit Demircinin babası Halil, annesi Raziye Demirci ve üç kardeş adına dava açan avukat İsmail Kılıç dava dilekçesinde, Ailesine evlatlarının terör örgütünün döşediği mayınlarla şehit olduğu bilgisi verilmiştir. Ancak Deniz Demircinin TSK tarafından döşenen mayınlarla şehit olması, ailesinin acısının katlanmasına neden olmuştur. dedi. AYİMe açılan davada şehit ailesi, üç kardeş için 75 bin, anne ve baba için 100 bin TLlik manevi tazminat talep etti.
Van Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheliler Tümgeneral G.K. ile Tuğgeneral Z.E. ile askeri birliğin sevk ve idaresinden sorumlu asker kişiler hakkında bilinçli taksirle birden çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan dava açılması talebiyle dosyayı Genelkurmay Askerî Savcılığına göndermişti. Dosyayı inceleyen askerî savcılık, hızla kısıtlılık kararı aldırdı. Şehit ailelerinin avukatları, sivillerin dosyanın içeriğini görmesini engelleyen Genelkurmay Askerî Mahkemesinin kısıtlılık kararına da itiraz etti. Hakkârinin Çukurca ilçesi kırsalında askerî aracın geçişi sırasında patlayan mayınla 6 asker şehit olmuştu. Olayda yaralanan 8 askerden biri de tedavi sırasında hayatını kaybetmişti. Genelkurmay, olayın terör örgütü PKKnın yola döşediği mayının uzaktan patlatılması sonucu gerçekleştiği yönünde açıklama yapmıştı.
Ses kaydı dehşete düşürmüştü
Demokratik açılım sürecini başlatan Başbakan Tayyip Erdoğanın kapatılan DTPnin Genel Başkanı Ahmet Türke verdiği randevuyu ertelemesine sebep olan mayın olayı, internette yayınlanan ses kaydı sonrası aydınlandı. Söz konusu kayıtlarda, Tuğgeneral Z.E., mayınları bizzat kendisinin yerleştirdiğini söylüyor ve Tümgeneral G.K.ye Komutanım sizi böyle sıkıntıya soktuğum için kahroluyorum. diyordu. Tümgeneral K. ise Hiçbir sıkıntı yok bak, hiçbir sıkıntı yok. Biz aynen planladığımızı uygularız. Hiç önemli değil. Kahrolacak bir şey yok. cevabını vererek Z.E.yi teselli ediyordu. ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.04.2010 | | | ŞEHİTAİLELERİAYAĞAKALKTIŞEHİT AİLELERİ AYAĞA KALKTI |
|
| Şehit ailelerinden suç duyurusu | Samanyolu Haber | 21.04.2010 07:19 |  | | 27 Mayıs 2009da, 7 Mehmetçikin şehit olmasına yol açan Çukurcadaki mayın patlamasıyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Evlatlarını TSK mayınıyla şehit veren 3 aile daha sorumlular hakkında Genelkurmay Askerî Savcılığına suç duyurusunda bulundu. Şehit Deniz Demircinin ailesi ise Askerî Yüksek İdare Mahkemesinde manevi tazminat davası açtı. Dava dilekçesinde evlatlarını TSKnın döşediği mayın yüzünden kaybetmenin acılarını katladığını belirten şehit aileleri, ihmali olanların cezasız bırakılmamasını istedi. Hakkâri Tümen Komutanı Tümgeneral G.K. ile Çukurca Tugay Komutanı Tuğgeneral Z.E. arasındaki ses kaydının internette yayınlanmasının ardından şikâyetçi olan iki şehit ailesiyle birlikte 5 aile şikayette bulunmuş oldu.
Mayınların MKE yapımı olduğunu belirleyen Van Cumhuriyet Başsavcılığı, dosyayı Genelkurmay Askerî Savcılığına göndermişti. Savcılık şüpheli generallerin taksirle ölüme sebebiyet suçundan yargılanmasını talep etti.
Hakkârinin Çukurca ilçesinde 27 Mayıs 2009da TSK tarafından döşenen mayınlara basarak şehit olan askerlerin aileleri, sorumluların peşini bırakmıyor. Van Cumhuriyet Başsavcılığının Mayınlar TSKnın tespitiyle görevsizlik kararı vermesinin ardından şehitler Kemal Özevin, Cafer Çelik ve Adil Yıldızın babaları Genelkurmaya, sorumluların cezalandırılması için şikâyetçi oldu. Olayın ardından şehit Uzman Çavuş Ziya Benerin kardeşi Refik Bener ile şehit Deniz Demircinin annesi Raziye Demirci, Hakkari Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunmuştu.
Milli Savunma Bakanlığına karşı Askeri Yüksek İdare Mahkemesine (AYİM) dava açan şehit Demircinin babası Halil, annesi Raziye Demirci ve üç kardeş adına dava açan avukat İsmail Kılıç dava dilekçesinde, Ailesine evlatlarının terör örgütünün döşediği mayınlarla şehit olduğu bilgisi verilmiştir. Ancak Deniz Demircinin TSK tarafından döşenen mayınlarla şehit olması, ailesinin acısının katlanmasına neden olmuştur. dedi. AYİMe açılan davada şehit ailesi, üç kardeş için 75 bin, anne ve baba için 100 bin TLlik manevi tazminat talep etti.
Van Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheliler Tümgeneral G.K. ile Tuğgeneral Z.E. ile askeri birliğin sevk ve idaresinden sorumlu asker kişiler hakkında bilinçli taksirle birden çok kişinin ölümüne sebebiyet vermek suçundan dava açılması talebiyle dosyayı Genelkurmay Askerî Savcılığına göndermişti. Dosyayı inceleyen askerî savcılık, hızla kısıtlılık kararı aldırdı. Şehit ailelerinin avukatları, sivillerin dosyanın içeriğini görmesini engelleyen Genelkurmay Askerî Mahkemesinin kısıtlılık kararına da itiraz etti. Hakkârinin Çukurca ilçesi kırsalında askerî aracın geçişi sırasında patlayan mayınla 6 asker şehit olmuştu. Olayda yaralanan 8 askerden biri de tedavi sırasında hayatını kaybetmişti. Genelkurmay, olayın terör örgütü PKKnın yola döşediği mayının uzaktan patlatılması sonucu gerçekleştiği yönünde açıklama yapmıştı.
Ses kaydı dehşete düşürmüştü
Demokratik açılım sürecini başlatan Başbakan Tayyip Erdoğanın kapatılan DTPnin Genel Başkanı Ahmet Türke verdiği randevuyu ertelemesine sebep olan mayın olayı, internette yayınlanan ses kaydı sonrası aydınlandı. Söz konusu kayıtlarda, Tuğgeneral Z.E., mayınları bizzat kendisinin yerleştirdiğini söylüyor ve Tümgeneral G.K.ye Komutanım sizi böyle sıkıntıya soktuğum için kahroluyorum. diyordu. Tümgeneral K. ise Hiçbir sıkıntı yok bak, hiçbir sıkıntı yok. Biz aynen planladığımızı uygularız. Hiç önemli değil. Kahrolacak bir şey yok. cevabını vererek Z.E.yi teselli ediyordu. ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.04.2010 | | | ŞehitailelerindensuçduyurusuŞehit ailelerinden suç duyurusu |
|
| 'Yargılandıklarını görmeden ölmeyeceğim' | Samanyolu Haber | 11.04.2010 12:32 |  | | 12 Eylüle yargı yolunu açacak anayasa değişikliği, darbe mağdurlarının ümidi oldu. Yakınları idam edilen, işkence gören ya da uzun yıllar cezaevinde yatan pek çok isim mahkemeye gitmek için gün sayıyor.
23 yaşında idam edilen sol görüşlü Ramazan Yukarıgözün annesi Aysel Yukarıgöz de bunlardan biri. Oğlunun idamdan 10 dakika önce yazdığı mektubu 26 yıl sonra uzun uğraşlar sonucu alabilen anne, Mektubu okumadan ölmedim. İnat ettim; oğlumu idam edenlerin yargılanmasını görmeden de ölmeyeceğim. diyor.
12 Eylül darbesi, toplumda pek çok kişiyi mağdur etti. On binlerce kişi tutuklandı, cezaevlerine konuldu ve işkence gördü. 50 kişi ise askerî mahkemelerdeki jet yargılamalar sonucu idam edildi. Bunlardan biri de 17 Ocak 1981de Akyazıda banka baskınına katıldıktan sonra yaralı olarak yakalanan Ramazan Yukarıgöz. Burada yaralı olarak yakalanan Yukarıgöz, aynı eyleme katılan Türkiye Halk Kurtuluş Partisi/Cephesi (THKP/C) Üçüncü Yol üyesi Ömer Yazgan, Mehmet Kanbur ve Erdoğan Yazganla birlikte, 15 gün içinde yargılanmış ve 28 Ocak 1983te İzmitte idam edilmişti. Darbe anayasasının koruyucu şemsiyesi nedeniyle, mağdurların hak talebi imkanı olmamıştı. Şimdi ise bir umut ışığı doğdu. Aileler, hesap sormak için hazırlık yapıyor. Çok mutluyum, sanık sandalyesinde oturduklarını görmek bile bana yeter. diyen anne Aysel Yukarıgöz, darbenin başındaki isim Kenan Evren hasta iken Allaha şifa vermesi için dua etmiş. Aysel Yukarıgöz, bu davranışının nedenini, Allah ona normal bir ölüm nasip etmesin. Vicdan azabından kıvransın. sözleriyle aktarıyor. Aile sadece Evrenin değil, darbeye karışan tüm cuntacıların, 160 kişilik danışma meclisi üyelerinin ve işkenceye karışanların da yargılanmasını istiyor. Kardeşi Yılmaz Yukarıgöz ise diğer mağdurlarla birleşerek ortak şikâyet dilekçeleri hazırlamış. Yılmaz Yukarıgöz, Anayasa paketi Meclisten geçsin veya halkoylamasından çıksın, hemen ertesi günü savcılığın kapısında olacağız. ifadesini kullanıyor.
Ramazan Yukarıgöz, idamından 10 dakika önce ailesine mektup yazmış ancak bu mektup sakıncalı bulunarak sevenlerine teslim edilmemişti. Ailenin ısrarlı mücadelesi sonucu Genelkurmay Başkanlığı 26 yıl sonra mektupları teslim etti. Geçtiğimiz yıl sakıncalı listesinden çıkarılan son mektuba ulaşan anne Aysel Yukarıgöz, darbecilerin yargılanmasını istemiş, Babası bu mektubu göremeden öldü. İnat ettim ölmeyeceğim, onların yargılanmasını görmek istiyorum. demişti.
ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 11.04.2010 | | | YargılandıklarınıgörmedenölmeyeceğimYargılandıklarını görmeden ölmeyeceğim |
|
| 7 ŞEHİT OLAYINDA ŞOK GELİŞME | Samanyolu Haber | 08.04.2010 07:16 |  | | 27 Mayıs 2009da 7 Mehmetçikin şehit olmasına yol açan Çukurcadaki mayın patlamasıyla ilgili önemli bir gelişme yaşandı. Soruşturmayı yürüten savcılık, mayınların MKE yapımı olduğu ve komutanın emriyle döşendiği sonucuna vardı. Taksirle birden çok kişinin ölümüne sebep olmak suçundan sorumluların cezalandırılması istenirken, dosya Genelkurmaya gönderildi.
Hakkarinin Çukurca ilçesinde, 7 Mehmet-çikin şehit olmasına yol açan mayın patlaması (27 Mayıs 2009) ile ilgili sivil savcılığın soruşturması sonuçlandı. Mayınların askeriyeye ait olduğu ortaya çıktı. Alınan bilgilere göre Van Cumhuriyet Başsavcılığı, şüpheli Tuğgeneral Z.E., Tümgeneral G.K. ve diğer sorumluların taksirle birden çok kişinin ölümüne sebep olmak suçundan cezalandırılmasını istedi.
Suç askerî yargı kapsamında değerlendirildiği için görevsizlik kararı verilerek, dosya Genelkurmay Askerî Savcılığına gönderildi. Jandarma Kriminalin raporuna yer verilen kararda, mayının hazırlanmasında MKEnin ürettiği 120 mmlik havan mühimmatı ve askerî telsiz pillerinin kullanıldığı kaydedildi.
Tugay Komutanı Z.E. ile Tümen Komutanı G.K. arasında mayının askerî birliğin sevk ve idaresinden sorumlu kişilerce güvenliği sağlamak amacıyla döşendiğine dair telefon görüşmesine de atıf yapıldı. Ayrıca Kara Kuvvetlerinin idarî soruşturmasına dikkat çekilerek, Özel Alarm İkaz Sistemi olarak nitelendirilen el yapımı patlayıcıların, komutanların emri ile yerleştirildiği vurgulandı. Türkiyeyi yasa boğan olaydan sonra mayının terör örgütü tarafından yerleştirildiği açıklanmıştı. Genelkurmayın basın bilgilendirme toplantısında da, teröristlerin Irakın kuzeyinden sızdığı belirtilmişti. Ancak bir süre sonra internete düşen iki komutanın ses kaydıyla, mayınların 20. Jandarma Tugay Komutanı Tuğgeneral Z.E.nin emriyle döşendiği gündeme gelmişti. Şehit ailelerinin savcılığa suç duyurusu üzerine de soruşturma başlatılmıştı.
Türkiye, 27 Mayıs 2009 günü Güneydoğudan gelen patlama haberiyle yasa boğuldu. Hakkârinin Çukurca ilçesindeki 20. Jandarma Tugay Komutanlığına bağlı askerî birlik, Hantepeye intikal ederken araziye döşenmiş mayın patladı. Askerler Ziya Bener, Deniz Demirci, Özkan Dumlu, Cafer Çelik, Kemal Özer, Adil Yılmaz ve Oğuz Kırın şehit olduğu patlamada, 7 asker yaralandı. Olayın yaşandığı ilk günlerde mayının PKK terör örgütü tarafından yerleştirildiği öne sürüldü. Bir süre sonra internete iki komutanın ses kayıtları düştü. Buna göre mayınlar PKK tarafından değil, bizzat 20. Jandarma Tugay Komutanı Tuğgeneral Z.E. tarafından döşendi.
Olayın ardından şehit Uzman Çavuş Ziya Benerin kardeşi Refik Bener ile şehit Deniz Demircinin annesi Raziye Demirci, Hakkâri Cumhuriyet Başsavcılığına suç duyurusunda bulunarak ihmali görülen komutanların cezalandırılmasını istedi. Suç duyurusunda internette yayınlanan ses kayıtları delil olarak kullanıldı.
Patlamayla ilgili soruşturmayı yürüten Van Cumhuriyet Başsavcılığı, Jardarma Van Bölge Kriminal Laboratuvarının 2.7.2009 tarihli uzman raporuna göre, olayda patlayan mayının hazırlanmasında MKEK tarafından üretilen 120 mlik MOD 209 havan mühimmatı kullanıldığı tespit edildi. Kara Kuvvetleri Komutanlığınca yapılan idarî soruşturma evrakına da yer verilen görevsizlik kararında şöyle denildi: Olay günü intikali gerçekleştirilen askerî birliğin güvenliğini sağlamak amacıyla, geçiş güzergâhı ve konuşlanacak üs bölgesi çevresine ilgili komutanların emri ile özel alarm ikaz sistemi olarak nitelendirilen el yapımı patlayıcı maddeler yerleştirildiğine, bu patlayıcı maddelerin içerisinde genellikle 50-1500 gram arasında TNT ve C4 tipi patlayıcılar bulunduğuna, yine bu tip patlayıcı madde düzeneklerinde 3-4 adet pil kullanıldığına, söz konusu patlamanın da askerî birliğin sevkinin sağlandığı güzergahtan sapıldığı noktada gerçekleştiğine dair bilgiler bulunduğu anlaşılmıştır.
Savcılık kararında, olayın askerî birliği sevk ve idareden sorumlu komutanların TCKnın bilinçli taksirle birden çok kişinin ölümüne ve yaralanmasına neden olmak suçundan yargılanması gerektiğini vurguladı. Savcı, bu suçun CMK 250. maddede sayılan suçlardan olmadığını, bu sebeple soruşturmanın askerî savcılarla yürütülmesi gerektiğini belirtilerek görevsizlik kararı verdiğini ifade etti. 4 Mart tarihinde verilen görevsizlik kararı Genelkurmaya gönderildi.
Genelkurmay Askerî Savcılığı, sanıklara TCKnın 85. maddesindeki taksirle öldürme suçundan dava açabilir. TCKnın 85. maddesi şöyle: Taksirle bir insanın ölümüne neden olan kişi, üç yıldan altı yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. Fiil, birden fazla insanın ölümüne ya da bir veya birden fazla kişinin ölümü ile birlikte bir veya birden fazla kişinin yaralanmasına neden olmuş ise, kişi üç yıldan on beş yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır. ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 08.04.2010 | | | 7ŞEHİTOLAYINDAŞOKGELİŞME7 ŞEHİT OLAYINDA ŞOK GELİŞME |
|
| Poljac: Herkesten dua bekliyorum | Samanyolu Haber | 06.04.2010 16:19 |  | | Konyada 2 Nisanda kardeşi Mario ile geçirdiği trafik kazasında boyun kemiği kırılarak ağır yaralanan Konyasporun Norveçli oyuncusu Poljacın hayati tehlikeyi atlattığı bildirildi. Selçuk Üniversitesi Meram Tıp Fakültesi Hastanesi Reanimasyon Ünitesi Sorumlusu Doç. Dr. Alper Yosunkaya, Norveçli futbolcunun hayati tehlikeyi atlattığını, ancak bacaklarında ve kollarındaki felç durumunun sürdüğünü bildirdi.
Yosunkaya, Yaşamsal açıdan bundan sonra bir tehlike söz konusu değil. Artık rehabilitasyon süreci başlayacak. Poljacın şu an itibariyle bilinci açık ve çevresindekilerde konuşabiliyor. Kardeşi Marionun sağlık durumu da ameliyatın ardından daha da iyiye gitmeye başladı. diye konuştu.
Genç futbolcunun annesi Ljubica ve babası Branimi Poljacın oğullarının başından bir an olsun ayrılmadıkları öğrenildi.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 06.04.2010 | | | PoljacHerkestenduabekliyorumPoljac Herkesten dua bekliyorum |
|
| Aktütün şehidinin ailesine madalya | Samanyolu Haber | 05.04.2010 13:00 |  | | Hakkârinin Şemdinli ilçesindeki Aktütün Karakoluna 9 Mayıs 2008de düzenlenen baskında şehit olan Jandarma Er Serhat Gençin ailesine Devlet Övünç Madalyası verildi. Muratpaşa Kaymakamlığı tarafından Antalya Müzesinde gerçekleştirilen törende duygu dolu anlar yaşanırken, gaziler ve şehit yakınları gözyaşlarına engel olamadı.
Saygı duruşu ve İstiklal Marşı ile başlayan ödül töreninde konuşan Muratpaşa Kaymakamı Fatih Kocabaş, Şehitler ve gaziler bizim başımızın üstündedir. Şehit ailelerini hep beraber sahiplenmek gerekir. Onlar birer emanet. Bugün vatanı için canını veren şehitlerin ve ailelerinin gurur günü. Şehitlik ve gazilik Türk milleti için ulaşılabilecek en yüce makamdır. Zaten bunun bilinci içinde olunmasa bu acıya kimse dayanamaz. Ama ne mutlu ki sizler bu bilinç ve şuur içerisindesiniz. Ve onun için acılarınızı içerinize gömüyor ve buna dayanabiliyorsunuz. ifadesini kullandı.
Şehit ailesinin bugün gururu ve hüznü aynı anda yaşadığını belirten Kaymakam Kocabaş, şehit ailelerinin en acı gününde bile vatan sağ olsun diyerek bu ülke için en büyük fedakârlığı yaptığını söyledi.
Kocabaş, Vatan sağ olsun sözünü söyleyebilmek kolay değil ama sizler bunu gözünüzü kırpmadan ilk defa acı haberler alınca da söylüyorsunuz. O yüzden sizlere bizim şükran duygularımız gerçekten sonsuz. Zaman geldi gözyaşlarınızı içinize attınız, sabrınızla metanetinizle örnek oldunuz. Başı dik bir şekilde durmasını bildiniz. Bu asil davranışınızla milletimizin büyüklüğünü değerini sağlamlığını daima gösterdiniz ve kimseye fırsat vermediniz. Millet olarak sizlerle aynı duyguyu yaşıyor üzüntünüzü paylaşıp ortak oluyoruz. şeklinde konuştu.
TÜRK MİLLETİ ŞEHİTLERİNİN VE GAZİLERİNİN DEĞERİNİ BİLİR
Türk milletinin şehitlerinin ve gazilerinin değerini asla unutmayacağını vurgulayan Kocabaş, ateş düştüğü yeri yakar anlayışının Türkiye için geçerli olmadığına işaret etti.
Şehit Jandarma Er Serhat Gençin ailesine seslenen Kocabaş, verecekleri madalyanın sembolik olduğunu ancak madalyanın devletin ve Türk milletinin şehit ailelerine sahiplenme duygusu olarak kabul edilmesi gerektiğini ifade etti.
Türkiye Cumhuriyeti devletinin terörü bitirene karar kararlılık içinde olacağının altını çizen Kocabaş, sözlerini şu şekilde tamamladı: Bu konuda devletimize güveniniz. Kesinlikle bu güveniniz sarsılmasın. Devletin terörü yok etme iradesinde hiçbir tereddüt söz konusu değildir. İnanıyoruz ki gün gelecek Türkiye bu beladan kurtulacak, Türkiyenin geleceği çok daha parlak olacaktır.
ŞEHİDE GÖZYAŞI
Aktütün baskınında 9 Mayıs 2008de 6 şehitten biri olan Antalyalı Jandarma Er Serhat Gençin özgeçmişinin okunması, askerde çekildiği resimlerin slayt olarak gösterilmesi ve ailesine yazdığı mektubun okunması sırasında törene katılan Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK) mensupları, gaziler ve şehit yakınları göz yaşlarını tutamadı.
Şehidin annesi Gönül Gençi şehidin kardeşi Serhan Genç teselli etmeye çalıştı.
Kaymakam Fatih Kocabaş ve Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen de uzun süre göz yaşlarına hakim olamadı.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 05.04.2010 | | | AktütünşehidininailesinemadalyaAktütün şehidinin ailesine madalya |
|
| Fadime Şahin böyle yaşıyor - Foto | Samanyolu Haber | 21.03.2010 10:33 |  | | 28 Şubat sürecinde meşhur olduktan sonra adını ve soyadını mahkeme kararıyla değiştiren Fadime Şahin, 13 yıl boyunca devlet desteği olmadan kendi imkânlarıyla gizlendi. SABAHın yaptığı araştırmalara göre Fadime Şahin, tarihi 28 Şubat kararlarının alındığı 1997 senesinin sonunda ismini ve soyadını değiştirdikten sonra 2002 yılında Konyalı Mehmet Yiğiter ile evlendi. Ancak çift, 2006 yılında bir boşanma protokolü imzalayarak ayrıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtları, Fadime Şahinin 2000 yılından bu yana düzenli bir çalışma hayatı olduğunu gösteriyor. Kayıtlara göre Fadime Şahin, sık sık iş değiştirse de 10 yıldır neredeyse aralıksız çalışıyor. Ancak kayıtlardaki işyerleri ile Şahinin gerçekte çalıştığı işyerleri aynı değil. Mesela Şahin, 2009 yılında üç ay süreyle Diyarbakırda bir elektrik firmasında çalışmış görünüyor. Ancak gerçekten oraya gittiğine dair bir bilgi yok.
Şu anda adını ve adresini gizli tuttuğumuz bir fabrikada çalışan Fadime Şahinin halihazırdaki işinden kazandığı para aylık 1000 TL. Şahin, Cumartesi de dâhil haftanın altı günü çalışıyor. Güvenlik gerekçesiyle yalnızca ilk üç rakamını verdiğimiz 340.......... sigorta sicil numaralı Fadime Şahin, sık sık iş değiştiriyor. Pek de uzun sayılmayacak çalışma hayatına karşın Şahinin toplam ödenen prim sayısının 2205 güne ulaştığı görülüyor.
Fadime Şahinin alışverişlerinde nadiren kullandığı kredi kartı var. Bununla birlikte Şahin, küçük harcamalar başta olmak üzere alışverişlerinin çoğunu nakitle yapıyor. 2002 yılının17 Martında kendinden dört yaş küçük olan Mehmet Yiğiter ile evlenen Şahin, evlilikten sonra T. A. Yiğiter adını aldı. Fadime Şahinin evlenme akdinde anne ve babasının soyadının da Y. olarak değiştirildiği görülüyor. Baba Hasan Şahin ve anne G. Şahinin soyadlarının evlenme kütüğüne doğru geçirilmemiş olması da Şahinin kimliğini gizlemeye yönelik bir önlem olarak dikkat çekiyor.
Nüfus kayıtlarına göre Fadime Şahin, eski eşinden Zeytinburnu 2. Aile Mahkemesinin 2006/395 Nolu kararıyla 29 Haziran 2006 tarihinde boşandı. Şahinin, Yiğiterle evliliğinden çocuğu olmadı. 38 yaşında olan Şahin, çocuk özlemini ikiz yeğenleri Yavuz Selim ve Azra ile gideriyor. Fadime Şahin ile Mehmet Yiğiterin boşanma gerekçesi resmi kayıtlara şiddetli geçimsizlik olarak girdi. Taraflar, ayrılırken bir boşanma protokolü yaptılar. Buna göre Fadime Şahin, Mehmet Yiğiterin açtığı davayı kabul etti ve bunun karşılığından Yiğiterden maddi-manevi tazminat olarak 4 bin TL aldı. T., ismiyle imzaladığı 29 Haziran 2006 tarihli protokol şartları gereğince Şahin, bu para dışında eski eşinden nafaka da istemedi. Protokolde, evdeki bilgisayarın ve bulaşık makinesinin Fadime Şahine verileceğine dek en ince ayrıntılar bile hükme bağlandı. Bu nüans da, Şahinin maddi durumunun pek iyi olmadığını gösteriyor. Şahin varlıklı değil. Bununla birlikte malvarlığı kayıtlarına göre Fadime Şahinin Malatyanın Arguvan ilçesi Yazıbaşı köyünde, hisseli dört adet tarlası ve bir kargir evi var. Bu gayrimenkuller de Şahine ailesinden kalmış.
Fadime Şahin, Mehmet Yiğiterle evlenirken T. A. Y. ismi ile uyuşacak şekilde nikâh defterine T harfiyle başlayan yeni bir imza attı. Ancak o, annesi G. Şahin için halen Fadime. SABAH Özel İstihbarat ekibinin tespitlerine göre anne Şahin, adını soyadını değiştiren kızına günlük hayatta Fadime diye hitap ediyor. Anne Şahin, bir alışveriş merkezinin oyun bölümünde iki yeğeniyle ilgilenen kızına, defalarca Fadime diye seslendi. Belli ki, T. adı, ailenin literatürüne hiç girmemiş.
Ayda bir de olsa ailesiyle bir araya gelen Fadime Şahin, yaşadığı şehirden denizyoluyla İstanbula gelip annesi, kardeşi ve yeğenleriyle vakit geçiriyor. Bir pazar günü yeğenleriyle alışveriş merkezine gitti ve yeğenleri alışveriş merkezinin oyun kısmında oynarken cep telefonu ile onların görüntülerini çekti. Bu arada kendisinin de görüntülendiğinin farkında değildi.
Anne G. Şahin, adını soyadını değiştiren kızına Fadime diye hitap ediyor. Belli ki, T. adı, ailenin literatürüne hiç girmemiş. Resmi kayıtlara göre Fadime Şahinin, Malatyanın Arguvan ilçesi Yazıbaşı köyünde, hisseli dört adet tarlası ve bir kâgir evi var. SGK kayıtlarına göre, sık sık iş değiştirse de 10 yıldır neredeyse aralıksız çalışıyor.
Aczmendi Lideri Gündüzle basıldıktan sonra, Gündüz ve sahte şeyh Ali Kalkancı aleyhine açıklamaları ile reyting rekorları kıran Şahin, postmodern darbenin ardından mahkeme kararıyla yeni bir isim alınca imzasını da değiştirdi. Bu, Mehmet Yiğiterle evlenirken nikâh defterine attığı T harfiyle başlayan imzadan da anlaşılıyor.
Fadime Şahin 13 yıl boyunca kendini gizlemek için büyük çaba sarfetti. Meşhur olduktan sonra Şahinin ilk işi, tarihi 28 Şubat kararlarının alındığı 1997 yılının sonunda ismini ve soyadını değiştirmek oldu. Şahin, 2002 yılında Konyalı Mehmet Yiğiter ile evlendi. Çift, 2006 yılında bir boşanma protokolü imzalayarak ayrıldı.
Fadime Şahin, 1997 yılında gazetecilere verdiği demeçl | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.03.2010 | | | FadimeŞahinböyleyaşıyor-FotoFadime Şahin böyle yaşıyor - Foto |
|
| Fadime Şahin böyle yaşıyor | Samanyolu Haber | 21.03.2010 08:36 |  | | 28 Şubat sürecinde meşhur olduktan sonra adını ve soyadını mahkeme kararıyla değiştiren Fadime Şahin, 13 yıl boyunca devlet desteği olmadan kendi imkânlarıyla gizlendi. SABAHın yaptığı araştırmalara göre Fadime Şahin, tarihi 28 Şubat kararlarının alındığı 1997 senesinin sonunda ismini ve soyadını değiştirdikten sonra 2002 yılında Konyalı Mehmet Yiğiter ile evlendi. Ancak çift, 2006 yılında bir boşanma protokolü imzalayarak ayrıldı. Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) kayıtları, Fadime Şahinin 2000 yılından bu yana düzenli bir çalışma hayatı olduğunu gösteriyor. Kayıtlara göre Fadime Şahin, sık sık iş değiştirse de 10 yıldır neredeyse aralıksız çalışıyor. Ancak kayıtlardaki işyerleri ile Şahinin gerçekte çalıştığı işyerleri aynı değil. Mesela Şahin, 2009 yılında üç ay süreyle Diyarbakırda bir elektrik firmasında çalışmış görünüyor. Ancak gerçekten oraya gittiğine dair bir bilgi yok.
Şu anda adını ve adresini gizli tuttuğumuz bir fabrikada çalışan Fadime Şahinin halihazırdaki işinden kazandığı para aylık 1000 TL. Şahin, Cumartesi de dâhil haftanın altı günü çalışıyor. Güvenlik gerekçesiyle yalnızca ilk üç rakamını verdiğimiz 340.......... sigorta sicil numaralı Fadime Şahin, sık sık iş değiştiriyor. Pek de uzun sayılmayacak çalışma hayatına karşın Şahinin toplam ödenen prim sayısının 2205 güne ulaştığı görülüyor.
Fadime Şahinin alışverişlerinde nadiren kullandığı kredi kartı var. Bununla birlikte Şahin, küçük harcamalar başta olmak üzere alışverişlerinin çoğunu nakitle yapıyor. 2002 yılının17 Martında kendinden dört yaş küçük olan Mehmet Yiğiter ile evlenen Şahin, evlilikten sonra T. A. Yiğiter adını aldı. Fadime Şahinin evlenme akdinde anne ve babasının soyadının da Y. olarak değiştirildiği görülüyor. Baba Hasan Şahin ve anne G. Şahinin soyadlarının evlenme kütüğüne doğru geçirilmemiş olması da Şahinin kimliğini gizlemeye yönelik bir önlem olarak dikkat çekiyor.
Nüfus kayıtlarına göre Fadime Şahin, eski eşinden Zeytinburnu 2. Aile Mahkemesinin 2006/395 Nolu kararıyla 29 Haziran 2006 tarihinde boşandı. Şahinin, Yiğiterle evliliğinden çocuğu olmadı. 38 yaşında olan Şahin, çocuk özlemini ikiz yeğenleri Yavuz Selim ve Azra ile gideriyor. Fadime Şahin ile Mehmet Yiğiterin boşanma gerekçesi resmi kayıtlara şiddetli geçimsizlik olarak girdi. Taraflar, ayrılırken bir boşanma protokolü yaptılar. Buna göre Fadime Şahin, Mehmet Yiğiterin açtığı davayı kabul etti ve bunun karşılığından Yiğiterden maddi-manevi tazminat olarak 4 bin TL aldı. T., ismiyle imzaladığı 29 Haziran 2006 tarihli protokol şartları gereğince Şahin, bu para dışında eski eşinden nafaka da istemedi. Protokolde, evdeki bilgisayarın ve bulaşık makinesinin Fadime Şahine verileceğine dek en ince ayrıntılar bile hükme bağlandı. Bu nüans da, Şahinin maddi durumunun pek iyi olmadığını gösteriyor. Şahin varlıklı değil. Bununla birlikte malvarlığı kayıtlarına göre Fadime Şahinin Malatyanın Arguvan ilçesi Yazıbaşı köyünde, hisseli dört adet tarlası ve bir kargir evi var. Bu gayrimenkuller de Şahine ailesinden kalmış.
Fadime Şahin, Mehmet Yiğiterle evlenirken T. A. Y. ismi ile uyuşacak şekilde nikâh defterine T harfiyle başlayan yeni bir imza attı. Ancak o, annesi G. Şahin için halen Fadime. SABAH Özel İstihbarat ekibinin tespitlerine göre anne Şahin, adını soyadını değiştiren kızına günlük hayatta Fadime diye hitap ediyor. Anne Şahin, bir alışveriş merkezinin oyun bölümünde iki yeğeniyle ilgilenen kızına, defalarca Fadime diye seslendi. Belli ki, T. adı, ailenin literatürüne hiç girmemiş.
Ayda bir de olsa ailesiyle bir araya gelen Fadime Şahin, yaşadığı şehirden denizyoluyla İstanbula gelip annesi, kardeşi ve yeğenleriyle vakit geçiriyor. Bir pazar günü yeğenleriyle alışveriş merkezine gitti ve yeğenleri alışveriş merkezinin oyun kısmında oynarken cep telefonu ile onların görüntülerini çekti. Bu arada kendisinin de görüntülendiğinin farkında değildi.
Anne G. Şahin, adını soyadını değiştiren kızına Fadime diye hitap ediyor. Belli ki, T. adı, ailenin literatürüne hiç girmemiş. Resmi kayıtlara göre Fadime Şahinin, Malatyanın Arguvan ilçesi Yazıbaşı köyünde, hisseli dört adet tarlası ve bir kâgir evi var. SGK kayıtlarına göre, sık sık iş değiştirse de 10 yıldır neredeyse aralıksız çalışıyor.
Aczmendi Lideri Gündüzle basıldıktan sonra, Gündüz ve sahte şeyh Ali Kalkancı aleyhine açıklamaları ile reyting rekorları kıran Şahin, postmodern darbenin ardından mahkeme kararıyla yeni bir isim alınca imzasını da değiştirdi. Bu, Mehmet Yiğiterle evlenirken nikâh defterine attığı T harfiyle başlayan imzadan da anlaşılıyor.
Fadime Şahin 13 yıl boyunca kendini gizlemek için büyük çaba sarfetti. Meşhur olduktan sonra Şahinin ilk işi, tarihi 28 Şubat kararlarının alındığı 1997 yılının sonunda ismini ve soyadını değiştirmek oldu. Şahin, 2002 yılında Konyalı Mehmet Yiğiter ile evlendi. Çift, 2006 yılında bir boşanma protokolü imzalayarak ayrıldı.
Fadime Şahin, 1997 yılında gazetecilere verdiğ | | Samanyolu Haber Son Dakika 21.03.2010 | | | FadimeŞahinböyleyaşıyorFadime Şahin böyle yaşıyor |
|
| Önce tehdit etmiş, sonra kurşun yağdırmış | Samanyolu Haber | 18.03.2010 15:44 |  | | Eyüpte, 2 kişinin öldürüp bir kişiyi de yaralayan silahlı saldırgan Mustafa Y.nin, dün, aşkına karşılık vermeyen Dilek File tehdit mesajı çektiği, yine cevap alamayınca saldırıyı gerçekleştirdiği iddia edildi. Dilek Filin akrabaları, Mustafa Y.yi ve ailesini tanıdıklarını ancak kız isteme ve vermeme gibi bir durum olmadığını söyledi. Fil ailesinin akrabası olduğu öğrenilen eski Galatasaray Kulübü yöneticisi Abdürrahim Albayrak da, olay yerine gelerek aileye başsağlığı diledi.
Eyüpte, Mustafa Y. isimli şahıs, evlerinde bulunan Dilek Fil, kardeşi Zeynep Fil ve annesi Sevim File kurşun yağdırdı. Dilek ve Sevim Fil olay yerinde hayatını kaybetti. Olayın ardından akrabaları ve yakınları cinayetin işlendiği eve akın etti. Saldırıda hayatını kaybeden anne Sevim Filin ağabeyi İsmail Başçil, Mustafa Y.nin yeğeni Dilek Fili gizlice sevdiğini kendilerinin ise bir şeyden haberi olmadığını söyledi. Yeğeninin Cumartesi günü sözleneceğini de belirten dayı İsmail Başçil, Tehdit etmiş ben bu sabah duydum. Daha önce haberimiz olsa müdahale ederdik. İş bu safhaya gelmezdi. Haberimiz yoktu biz olay olduktan sonra duyduk. Telefonla tehdit etmiş. Başkasına gidemezsin. Ben sizi vururum demiş. Bu sabah duyuyorum. Ben kızın dayısıyım. Haberimiz olsaydı bu işi önlerdik. Bu insanın yapacağı bir şey değil. İnsanlık dışı bir olay. ifadelerini kullandı.
Mustafa Y.nin köylüleri olduğunu anlatan Başçil, Babası benim arkadaşım, ağabeyi benim tanıdığım. Biz köylüyüz. Neden böyle oldu anlayamadım. diye konuştu.
SALDIRGAN ZİLİ ÇALINCA AİLE KİM OLDUĞUNU SORMADAN KAPIYI AÇMIŞ
Saldırıda hayatını kaybedenlerin akrabası olduğunu belirten Zafer Bakan da, olayın sabah 09.15 civarında gerçekleştiğini aktardı. Saldırganın zili çaldığını ve ailenin kim olduğun sormadan kapıyı açtığını anlatan Bakan, Anneyi vurmuş, ardından kızı ve küçük kızı vurmuş. Anne ile kızı kaybettik. Küçük kız da hayati tehlikesini atlattı. ifadesini kullandı.
Mustafa Y. ve Dilek Filin bir süre arkadaşlık yaptıktan sonra medeni bir şekilde ayrıldığını anlatan Zafer Bakan şöyle konuştu: Seviyormuş, ayrılmışlar medeni bir şekilde. Vermemek, kovmak falan yok. Kendi aralarındaki bir mesele. 20 yaşın üzerindeki insanlar. Kız ondan ayrıldıktan sonra ikinci bir kişiyle sözlendi. Yakında bir nişanı olacaktı. Cumartesi günü. O da ona kızarak cinnet getirdi diyelim. Normal bir insanın yapacağı bir şey değil. Yapan kişi de burada yaşayan bir insan tanıyoruz onu da. Başka bir şey yok. Şeklinde konuştu.
Dilek Filin mahalleden arkadaşı olduğunu ve birlikte nakış kursuna gittiklerine belirten bir mahalleli ise, Daha önce isteyeni varmış kabul etmemiş kız. Yarın da nişanları vardı. Dün akşam kıza mesaj çekmiş. Bu gün de kapıya dayanmış. Hepsine kıymış. Küçük kız iyiymiş.
Bu arada Galatasarayın eski yöneticisi Abdurrahim Albayarakın da ailenin akrabası olduğu öğrenildi. Albayrak acılı ailenin evine gelerek taziyelerini iletti.(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.03.2010 | | | ÖncetehditetmişsonrakurşunyağdırmışÖnce tehdit etmiş sonra kurşun yağdırmış |
|
| 10 yıldır boş mezarda dua ediyor | Samanyolu Haber | 18.03.2010 13:09 |  | | Ege Denizindeki Deniz-Kurdu-85 şehit olan 39 askerden birisi olan Bekar Aktunçun annesi Şevkiye Aktunç, 10 yıldır oğlu için hazırlanan boş mezarın başına gidip geliyor. Oğlunun tatbikatta fırtına nedeniyle batan tank çıkarma gemisinde şehit olduğunu ve cenazesinin bulunamadığı belirten anne Şevkiye Aktunç, Oğluma cenaze töreni düzenlenmedi, mezarı bile olmadı.10 yıl önce Şehit Alileri Derneğinin girişimi sonucu cenazesinin bulunmadığı mezar yapılarak ismi mermer taşına yazıldı.10 yıldır boş mezara gidip oğlum için dua ediyorum dedi.
18 Mart Şehitleri Anma Gününde şehit yakınlarının acıları bir kez daha tazelendi. Ellerine şehit çocuklarının fotoğraflarını alan anneler Kartal Şehitliğinde düzenlenen törene geldi. Şehit annesi Şevkiye Aktunç da tören sonrası, cesedine ulaşılamadığı için cenaze töreni bile düzenlenemeyen şehit oğlu adına yaptırılan mezarın başına gitti.
Anne Aktunç, 1985 yılındaki Ege Denizinde yapılan tatbikatta batan gemide oğlunun da bulunduğunu ve onun da şehit olduğunu söyledi. Anne, şehit oğlunun cansız bedeninin bulunamadığını ve halen Ege Denizinde olduğunu anlatarak, Artık oğlumu kalbimde saklıyorum ve onun anılarıyla yaşamaya çalışıyorum. 25 yıldır kendisine ulaşılamadı ve onun adına şehitlikte mezar yaptırıldı. Boş mezarına geliyor ve onun için burada dua ediyoruz. diye konuştu.
Anne Şevkiye Aktunç, bir yandan şehit oğlunun acısıyla yaşamaya alıştığını bir yandan da kendisiyle birlikte yaşayan 2 oğluna iş bulma derdine düştüğünü belirtti. Anne, iki oğlunu da evlendirmek istediğini ama maddi anlamda sıkıntı yüzünden bunu yapamadığını belirtti. Şehit Bekar Aktunçun kardeşi Bayram Aktunç, kardeşinin terör şehidi değil görev şehidi olarak kabul görmesinden dolayı annesinin birçok imkanlardan yararlanamadığını ifade etti.
Bayram Aktunç, Vali Mevlüt Biliciden kardeşinin şehit olarak kabul edilip annelerine madalya verilmesini isteyerek, Annem, ağabeyim şehit olarak değerlendirilmediği için birçok imkanlardan faydalanamıyor. Sadece aldığı düşük miktarda maaş. Onunla da geçinmesi çok zor oluyor. Bu konuda devlet yetkililerinden yardım istiyoruz. En azından anneme de şehit oğlu için madalya verilmesi gerektiğini düşünüyoruz. şeklinde konuştu.
1963 yılında Kayserinin Talas ilçesinde dünyaya gelen Şehit Topçu Er Bekar Aktunç, 1985 yılında vatani görevini yapmak için İzmire gitti. İzmir Bergamada 19. Topçu Alayı 1. Topçu Tabur Komutanlığında vatani görevini yaparken, 30 Ocak 1985 tarihindeki tatbikat sırasında tank çıkarma gemisinin batması sonucunda şehit oldu. Cesedi Ege Denizinde bulunamayan Bekar Aktunç için Kartal Şehitliğinde mezar yapıldı. Aktunçun mezar taşında ismi ve fotoğrafı bulunuyor.(CİHAN)
| | Samanyolu Haber Son Dakika 18.03.2010 | | | 10yıldırboşmezardaduaediyor10 yıldır boş mezarda dua ediyor |
|
| Film gerçek oldu ! | Samanyolu Haber | 09.03.2010 23:43 |  | | İzmirde meydana gelen olayda cinayet zanlısı olarak yakalanan ve 34 ay cezaevinde yattıktan sonra suçsuzluğu anlaşılan Oktay Konaksever isimli gence Ferhan Şensoy ve Rasim Öztekinin başrollerini üstlendiği Pardon filminde olduğu gibi Pardon dendi. Edinilen bilgiye göre Oktay Konaksever isimli genç, 2006 yılında otellerde animatörlük yapan Tolga Özserbesti öldürdüğü iddiasıyla yakalanarak tutuklandı. 34 ay cezaevinde kalan genç 27,5 yıl hapis istemiyle yargılandığı davadan suçsuz olduğu gerekçesiyle beraat etti. Cinayete adının karıştırılmasına anlam veremediğini belirten Konaksever, dava açacağını belirtirken, öldürülen gencin annesi Hülya Özserbest ise gerçek katilin bulunmasını istedi.
Olay, 2006 yılında meydana geldi. Otellerde animatörlük yapan Tolga Özserbestin (31), Güzelyalı semtindeki evinin önünde cesedi bulundu. Olayla ilgili soruşturmayı yürüten polis, Tolga Özserbeste ait cep telefonunun, ikinci el telefon ticareti yapan bir mağazaya satıldığını tespit etti. Mağaza sahibinin Telefonu aldığım kişinin cep telefonu hattıyla GSM firmasının kontör yükleme numarasını, telefonun çalışıp çalışmadığını kontrol etmek üzere aramıştım şeklindeki ifadesinden yola çıkan polis, Oktay Konakseveri gözaltına aldı.
Gözaltına alındıktan sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklanan Oktay Konaksever hakkında adam öldürmek suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesinde dava açıldı. Dava süresince suçsuz olduğunu belirten Konaksever, öldürülen kişiyi tanımadığını belirterek beraatini istedi.
Duruşma devam ederken ifadesi alınan mağaza sahibi de cep telefonunu satan kişinin Oktay Konaksever olmadığını ifade etti. Cumhuriyet Savcısı da esas hakkındaki mütalaasında Konakseverin beraatını istedi. Yargılama sonunda mahkeme heyeti, sanığı cinayet ve hırsızlık suçlarından toplam 27.5 yıl hapis cezasıyla cezalandırdı.
Müvekkilinin bu olayda olduğunu gösterecek dosyada hiç bir delil olmadığını öne sürerek, kararı temyiz ettiren Avukat Yalçın Yılmaz; İlk dosya geldiğinde Oktay suçluymuş gibi görünüyordu. fakat dosyayı deştikçe soruşturmanın ne kadar eksik yapıldığı ortaya çıktı. Eksiklikleri ortaya koyduk, anlatmaya çalıştık. Dosyanın Oktayın bu cinayeti işlediğini ispatlamadığını ortaya koyduk. O baz istasyonundan 8090ı arayan 128 kişi var ama öle bir dosya hazırlanmış ki sadece müvekkilimin kardeşi 8090 aramış gibi göstermişler. Resmen suç yıkılmak istenmiş dedi
Dosyayı inceleyen Yargıtay da sanığa beraat kararı verilmesi görüşünü bildirerek kararı bozdu. Yargıtayın kararına uyan İzmir 3. Ağır Ceza Mahkemesi sanık Konakseveri sanığı beraat ettirdi.
34 ay boşu boşuna hapis yatan Oktay Konaksever, cinayetten yargılanıp 34 ay cezaevinde kalmasına neden olan kişiler hakkında maddi manevi tazminat davası açacağını belirterek; Bu olaya nasıl ismim karıştırıldı anlam veremedim. Hayatım karardı. İşimden oldum. Normal hayata nasıl döneceğimi bilmiyorum. Suçum günahım yokken bu işe bulaştırıldım. Cezaevinde olmak çok kötü. Bir de suçun yokken daha da kötü. 50-100 bin liralık bir tazminatla ödenecek bir şey değil. İnsan hayatı bu kadar ucuz olmamalı. Hep haksız yere orda olduğumu düşünüyordum ama adaletin yerini bulacağına inanıyordum. Her ne kadar ben aklansam da gerçek failler bulunmadığı sürece aklanmış değilim kendimi öyle saymıyorum. Bu olaydan dolayı sadece 2 saat ifade vermen gerekiyor dediler, şubeye götürdüler yani 34 ayda zor geri döndük şeklinde konuştu.
2006 yılında öldürülen Tolga Özserbestin annesi Hülya Özserbest ise, Oktay Konakseverin cinayeti işlemediğine inanıyorum. Gerçek katillerin bulunmasını istiyorum dedi.
İHA | | Samanyolu Haber Son Dakika 09.03.2010 | | | FilmgerçekolduFilm gerçek oldu |
|
| 09:50 Ailenin ölümü, yangından değil, kendi oğullarından | Net Gazete | 22.02.2010 09:55 |  | | | Eskişehirde dün sabaha karşı çıkan yangında evde ölü bulunan baba, anne ve kızının; yangından değil ailenin üniversite öğrencisi erkek çocuğu tarafından öldürüldüğü iddia edildi. Soruşturmayı derinleştiren cinayet şubesi ekipleri, şüpheli oğul Balabanın, gece saatlerinde eve geldiğini ve burada çıkan tartışma sonucu ilk önce şırıngaya tuz ruhu doldurup uyuyan babası Ali İhsan Balabanın boğazına sapladığını, annesi Nuray ile kız kardeşi Melike Balabanı da boğarak öldürdüğünü belirledi. | | Net Gazete Son Dakika 22.02.2010 | | | 0950Aileninölümüyangındandeğilkendioğullarından0950 Ailenin ölümü yangından değil kendi oğullarından |
|
| Akif'in hiçbir yerde yayınlanmamış şiiri | Samanyolu Haber | 28.12.2009 07:19 |  | | İstiklal Şairimiz Mehmet Akif Ersoyun daha önce hiç yayınlanmamış ve duyulmamış şiirini Aksiyon Dergisi ortaya çıkardı. Adı, soyadı / Açılır parantez / Doğduğu yıl, çizgi, öldüğü yıl, bitti / Kapanır, parantez. Parantezin içindeki çizgi / Ne varsa orda / Ümidi, korkusu, gözyaşı, sevinci / Ne varsa orda... İnsanların daha kadirşinas olduğu yıllarda yaşamıştı Behçet Necatigil. Buna rağmen hayatın iki parantez arasına alındığını hissediyor, bunu yediremiyordu kendine. Yine de biliyordu haklı olduğunu, tıpkı bizim bildiğimiz ve yaşadığımız gibi...
Ispartalı Hakkı; aç parantez, 1867 tire 1923, kapa parantez. Burada bitmesi mümkün değil elbette. Hele de vefat yıldönümünde gönlümüze düşen ortak dostumuz Mehmet Akif, neredeyse yüz yıl önceden tutup getirdiyse onu, bir bildiği vardır. Dönüp bakmak, anlamak, tanımak için gayret etmek gerekir. Akif vesilesiyle parantezleri birbirinden uzaklaştırmaya kastettik. O, ne kadarına delalet ederse artık...
Lakabından da anlaşılacağı gibi Ağlarcı(ca)zâde Mustafa Hakkı, Isparta doğumlu. Kayıtlara göre babasını 4 yaşında kaybediyor. Sıbyan Mektebinin ardından 13 yaşında hafızlığını tamamlıyor. O tarihten sonra adı annesi ve yakın akrabaları için Hakkı değil, Hafız. Rüştiyeden mezun olduktan sonra çalışmaya başladığı Menâfi Sandığı Katipliği Ziraat Bankasına dönüştürülünce bir nevi onun da talihi değişiyor. Daha çocukluğunda okumaya, öğrenmeye duyduğu merakla yaşıtlarından ayrılan Ispartalı Hakkı, Ticaret ve Nafia Nezareti tarafından Nisan 1896da Suriye, Beyrut vilayetleriyle Kudüs Sancağı Ziraat Bankası müfettişi olarak atanıyor. Aynı tarihlerde Orman Nezareti Heyeti Fenniyesinde Beşinci Şube Muavini Baytar Mehmet Akif Efendi de ordunun ihtiyacını karşılamak için gerekli alımları yapmak üzere Şamda. Henüz 20li yaşlarının başlarındaki Akif, kendisinden 6 yaş büyük Hakkı Beyin adını Ispartalı bir dostundan duymuş ama hiç karşılaşmamışlar.
Hakkı Beyin vefatından sonra oğlu tarafından elden çıkarılan evrak arasındaki mektuplara göre tanışıklık için ilk adımı Mehmet Akif atıyor. 17 Teşrinievvel 1312 (29 Ekim 1896) tarihinde yazdığı mektuba Azizim diye giriyor Akif. Acizinize karşı alel gıyab bir hüsn-ü teveccüh göstermekte olduğunuzu ziraat talebesi Şevki Efendiden istişbar eylemiş idim girizgâhının ardından Burayı ne vakit teşrif edeceğinizden kulunuzu haberdar buyurursanız cidden minnettar olurum efendim diyerek bağlıyor kelâmı. İmza; Şamda hayvan mübayeasına memur Baytar Mehmet Akif.
Şamda başlayan tanışıklık, ikilinin İstanbula dönmesiyle yerini dostluğa bırakıyor. Hakkı Bey İstanbulda devrin önemli mütefekkirleriyle aynı ortamlarda bulunuyor. Kimi sohbet meclislerinin aşina siması, kimi derin fikir teatilerinin aranan muhatabı. İttihad ve Terakki Cemiyetiyle faaliyet göstermeye başlayan Ispartalıya Şûrayı Ümmette seçim makaleleri yazma vazifesi veriliyor. Yapması gereken, seçimi halkın anlayacağı biçimde anlatmak. Ahmet Ağaoğlu başkanlığında kurulan propaganda ekibinde de görev alıyor Hakkı Bey. Ona ayrılan güzergâh Şehzadebaşı ve Vezneciler. Geceleri kahve ve gazinoları dolaşıyor. Mehmet Akif henüz İttihatçılarla yolunu ayırmamış, bazı gecelerde o da eşlik ediyor Hakkı Beye. İkinci Meşrutiyetten sonra iki dönem Isparta mebusluğu yapan Hakkı Bey, kiradan kurtulup Haseki Caddesindeki 40 numaralı evine taşındığında Akifin kız kardeşi Nuriye Hanım ve eşi Arif Hikmet Çobanoğluna komşu oluyor. Bu yakınlık vesilesiyle aileler de katılıyor halkaya.
Hakkı Bey için en önemli sorunlardan biri dilin sadeleşmesi. Türkçülük, halka inmeyen, halkı beslemeyen yazarlar ona ters düşüyor. Türk edebiyatının büyük isimlerinden Abdülhak Hamid için başkaları En büyük şair, dâhi. Öyle bir zaman gelecek ki Sultan Abdülhamid için Hamidin saltanat-ı edebiyyesi devrinde icra-i saltanat etti denecek derken o eleştiri oklarını pervasızca savuruyor: Bizden çok uzaklarda, daima bulutlarda, bulutların üstünde... Lakin gölgesi üstümüze düşmüyor ki... Acaba Eşber şairi, Dühter-i Hindu müellifi, göklerde dolaşırken yerlerde kıvranan bizleri görmez mi? Bizim yerlerde kopan figanlarımızı işitmez mi?
Safahatın ilk cildi neşredildikten sonra Sırat-ı Müstakimde Hakkı Beyin Akif ve Safahat adlı makalesi yayımlanıyor. Önce Akife ve şiirine aşinalığından bahis açıyor. Bunların pek çoğuna benim ruhum ilk makes olmuştur. Bunları ben kâh bir ırmak gibi çağlayarak, kâh bağrından pınarlar kaynayan bir kaya gibi inleyerek dinledim. Hususa, insan aşka liyakati olmasa da hüsnün cazibesine kapılabilir. Musikiden çok anlamamak bülbül terennümati ile mütehassis olmaya mani değildir. Akif yakın dosttu, hatta sırdaşı. Lakin o da alıyor Hakkı Beyin Türkçe konusundaki hassasiyetinden nasibini. Henüz 30larında olan genç Akifin dilini de ağır ve anlaşılmaz buluyor ve bunu ifade etmekten sakınmıyor Hakkı Bey. Safahat ister bir deste gül olsun, ister bir bahçe gülistan olsun bunun bana ziyade dokunan bir ciheti vardır. Bir cihet ki beni bir diken kadar kuşkulan | | Samanyolu Haber Son Dakika 28.12.2009 | | | AkifinhiçbiryerdeyayınlanmamışşiiriAkifin hiçbir yerde yayınlanmamış şiiri |
|
| Köylüleri Osman Yıldırım'ı anlattı | Samanyolu Haber | 12.11.2009 16:25 |  | | Danıştay saldırısı hükümlülerinden Osman Yıldırımın, ilerleyen zamanlarda köyüne dönmek istediği belirtildi. Karsın Kağızman ilçesi Çayarası köyünde dünyaya gelen Danıştay saldırısı hükümlülerinden ve Ergenekon davasının hem tanığı hem sanığı Osman Yıldırımı köylüleri ve akrabaları anlattı.
Osman Yıldırımın 1980 yılında anne ve babasını kaybettikten sonra kardeşi ile beraber bir süre amcasının evinde kaldığını belirten köylüleri, sonra da 15 yaşında kardeşi Ömer Yıldırım ile beraber 1983 yılında köyden ayrıldığını söyledi.
Yıldırımın kardeşinin eğitimini İstanbulda tamamlamasını sağlamak için de inşaatlarda çalıştığını ifade eden köylüleri, kardeşinin öğretmen olmasında büyük bir rol oynadığını vurguladı.
Köylüleri, Yıldırımın sonra olarak vatani görevini tamamladıktan sonra köye gelerek akrabalarını ziyaret ettiğini belirtti.
Osman Yıldırımın süt annesi Neriman Yıldırım, Yıldırımı küçükken kendisinin emzirdiğini, küçük yaşta da kendisine Kuran-ı Kerim öğrettiğini ifade etti.
Neriman Yıldırım, Babası öldükten sonra annesiyle birlikte benimle yaşadı. Annesi öldükten sonra da İstanbula giderek ablalarının yanında kaldı. Osman terbiyeli, namuslu ve şerefli bir çocuktur. Osman benim elimde büyüdü, benim çocuğumdur, kendisini çok severim. Osmanı ben çok iyi tanırım kimsenin çocuğu Osman gibi olamaz. Şimdi de Osmanı sadece televizyonlarda görüyorum. Osmana bize sattığı arazileri geri sattık. Gelip burada ev yapacak. Evinin temelini bile burada attı. şeklinde konuştu.
DEVLET YARDIM ETMELİ
Osman Yıldırımın yeğenlerinden Yavuz Hacıoğlu ise, Bir ara ziyaretimize gelmişti. O gelişinden sonra bir daha da köye gelmedi. Danıştay olayı çıktığı zaman da her şeyi televizyonlardan öğrendik. Kendisi dürüst ve mert bir insan. Haksızlığı asla kabul etmiyor. Her zaman haklının yanında olur, haksızın karşısında dururdu. Ben devletten ona yardım etmesini istiyorum. O asla kötü bir şey yapmaz. 1983 yılında arazilerini sattıktan sonra köyden ayrıldı. Çocukken de öyle sorunlu biri değildi, oldukça mülayim ama disiplinliydi. Çocukken bile öyle kötü alışkanlıkları yoktu. Osman ne yaptıysa devlet için, millet için yaptı. Başbakana sesleniyorum, Osmana sahip çıksınlar, Osman kötü biri değil. Küçük kardeşi okudu öğretmen oldu; ama Osman okuluna devam etmedi. İstanbulda serbest çalıştı. diye konuştu.
(CİHAN) | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.11.2009 | | | KöylüleriOsmanYıldırımıanlattıKöylüleri Osman Yıldırımı anlattı |
|
| Adana'da çocuk kaçırma olayı | Samanyolu Haber | 03.11.2009 14:08 |  | | Adanada komşusunun 4 yaşındaki kızını kaçırtıp 200 bin TL fidye istediği öne sürülen kadın ile olaya karışan iki sanığın yargılanmalarına başlandı.
Adana 5. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen duruşmada, tutuklu sanıklar Gülşen Tüzer (40) ile suç ortakları Hilmi Köse (23), Emre Kavlak (23) ve kaçırılan Ceren Akyelin (4) annesi müşteki Dürdane Ümmühan Akyel (41) hazır bulundu.
Sanık Gülşen Tüzer, nitelikli yağmaya teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlamasını kabul etmeyerek, amacının fidye istemek değil yaklaşık 6 ay önce arkadaşlık yapmaya başladığı Dürdane Ümmühan Akyele şaka yapmak olduğunu söyledi.
Anne Akyeli kardeşi kadar sevdiğini belirten sanık Gülşen Tüzer, Benim kendisine zarar vermem kesinlikle söz konusu olamaz. Çocuğuna da zarar verme gibi bir niyetim yoktu. Sadece kendisine şaka yapmak amacıyla hareket ettim dedi.
Dürdane Ümmühan Akyelin evini boyatmak istediğini anlatan sanık Tüzer, ifadesini şöyle sürdürdü:
Dürdane Ümmühan Akyelin evini boyatacağını bildiğim için diğer tutuklu sanıklara söyleyip gelmelerini sağladım. Akyel de gelenlerin beklediği boyacılar olduğunu sandı. Bu arkadaşlar evde kullanılacak malzemelerle ilgili inceleme yaparken Ceren Akyel de marketten ekmek almak amacıyla evden ayrıldı. Kısa bir süre diğer sanıklar ve ardından ben evden ayrıldım. Çocuğu alıp bir kişinin yanına bırakmışlar. Dürdane Ümmühan Akyel beni bir süre sonra telefonla arayıp kızını görüp görmediğimi sordu. Ben de bir kişinin şaka yapmış olabileceğini ve çocuğunun yakında çıkıp geleceğini söyledim. Daha sonra tekrar telefonla konuştuk ve kendisine şaka yaptığımızı söyleyecektim. Ancak bunu söylemeye fırsat vermeden telefonu kapattı. Bir süre sonra da polis bizi gözaltına aldı.
Sanık Hilmi Köse de sanık Gülşen Tüzeri mahalleden tanıdığını ve samimi olduklarını iddia etti.
Tüzerin bir arkadaşına şaka yapmak amacıyla kendisinden yardım istediğini öne süren sanık Köse, Bana, arkadaşının çocuğunu şaka amacıyla kaçırıp biraz korkutmak istediğini söyledi. Ben de bu teklifini kabul ettim. Boyacı bekliyormuş ve evlerine gittik. Kızını dışarı çıktıktan sonra alıp götürdük. Fidyeye ihtiyacım yok ve böyle bir olaya karıştığım için pişmanım ifadelerini kullandı.
Sanık Emre Kavlak da kaçırma olayıyla ilgisinin bulunmadığını belirterek, Sanık Hilmi Köse, evden ayrıldığımızda küçük kızı görüp yanına gitti ve arabaya alıp bir akrabalarının yanına götüreceğini söyledi. Benim bu olaylardan hiç haberim yoktu. Kaçırılma olayını da polisin söylemesi üzerine öğrendim. Sanık Gülşeni ise tanımıyorum diye konuştu.
Müşteki Dürdane Ümmühan Akyel ise sanıklardan şikayetçi olmadığını söyledi.
Sanık Gülşen Tüzerin olay günü kahvaltı yapmak amacıyla evlerine geldiğini belirten Akyel, ifadesinde şunları anlattı:
Eve boyacılar geldi. Ben de bir tanıdığıma haber bırakmıştım ve boyacı gönderecekti. Boyacılar evden ayrıldıktan sonra kızım kayboldu. Bir süre sonra telefona kızımın kaçırıldığını belirten mesaj geldi. Daha sonra beni bir kişi arayıp kızımın ellerinde olduğunu söyleyip, karşılığında 200 bin TL fidye istedi. Sanık Gülşen Tüzer de telefonla konuştuğumuz sırada merak etmememi, geleceğini, belki bir kişinin şaka yapmış olabileceğini söyledi.
İddia makamı, mütalaasında, sanıkların tahliye taleplerinin reddedilmesi, nitelikli yağmaya teşebbüs ve kişiyi hürriyetinden yoksun bırakma suçlarından cezalandırılmalarını talep etti.
Mahkeme heyeti, sanıkların tutukluluk hallerinin devamına karar vererek duruşmayı erteledi.
Sanıklarla ilgili olarak, 28 Ağustosta Mahfesığmaz Mahallesinde kredi kartı ve kira borcu ödemek için 4 yaşındaki kızı Ceren Akyeli kaçırtıp 200 bin TL fidye istedikleri iddiasıyla 29ar yıl hapis istemiyle dava açılmıştı.
AA | | Samanyolu Haber Son Dakika 03.11.2009 | | | Adanada/">AdanadaçocukkaçırmaolayıAdanada-çocuk-kaçırma-olayı/">Adanada çocuk kaçırma olayı |
|
| Bir oğlu şehit oldu, diğeri dağda !.. | Samanyolu Haber | 25.10.2009 10:44 |  | | Bitlisli Güngör ailesi iki acıyı birden yaşıyor. Bir evlatları vatani görevini yaparken şehit düştü. Diğeri ise PKKya katılarak dağa çıktı. Ailenin yüreği paramparça. Anne Melike Güngör, şehit oğlu Fevzinin ardından gözyaşı dökerken, Ferdinin sağ olarak eve dönmesi için dua ediyor.
Melike anne, Ferdinin hayatta kalabilmesi için demokratik açılım sürecinin baltalanmaması gerektiğine inanıyor. Yeter artık gözyaşımız dinsin. diyen Melike Güngör, birilerinin barışa karşı çıkıp daha fazla kan akmasını istemesine isyan ediyor: Ciğerim kanıyor, yaram derindir. Oğlum şehit düştüğünden beri bir gün yüzüm gülmedi. Benim gibi anneler acı çekince bu barışı istemeyen insanlar rahat mı yatacak? Barışa herkes el uzatsın. Fevzi şehit oldu, oğlum Ferdi kayıp. Ben hangisine yanayım? Yeter, başka anneler ağlamasın.
Er Fevzi Güngör, 20 Kasım 2008 tarihinde Diyarbakırın Lice ilçesinde çıkan çatışmada şehit oldu. Oğlunun, aile bütçesine katkı için 4 yıl İstanbulda çalıştığını anlatan şehit annesi, döner dönmez askere giden ve hayatını kaybeden evladı için her gün gözyaşı döküyor. Doya doya öpemeden askere gönderdiği oğlunun cenazesinin geri geldiğini belirten anne Güngörün diğer oğlu Ferdinin ise 2007 yılında PKKya katıldığı ve Van Ağır Ceza Mahkemesinin kararıyla arandığı belirtiliyor. Melike Güngör, herkese çağrı yapıyor: Ciğerim kanıyor, yaram derindir. Oğlum şehit düştüğünden beri bir gün yüzüm gülmedi. Benim gibi anneler acı çekince bu barışı istemeyen insanlar rahat mı yatacak? Barışa herkes el uzatsın. Fevzi şehit oldu, oğlum Ferdi kayıp. Ben hangisine yanayım? Yeter, başka anneler ağlamasın. Bitlisin Güroymak ilçesinde ikamet eden Güngör, Bazı insanlar neden barış istemez, neden yaranın üzerine tuz serperler anlamıyorum. Yazık değil mi? Barış sürecinde gereken neyse yapılsın. Gözyaşlarımız dinsin. Artık ne askerin annesi ağlasın ne de diğerlerinin. diye yakarıyor.
Baba Ekrem Güngör de, kardeşin kardeşi vurduğu günlerin son bulmasını diliyor. Benim oğlum şehit oldu, devlet için canını verdi. Bizim devlete bağlılığımızdan kimsenin şüphesi olmasın. Benim bir oğlum da kayıp. Her ikisinin de acısını çekiyoruz. Dayanacak gücümüz kalmadı, barış sağlansın. ifadesini kullanıyor.
Karakolu korurken şehadete erişti
Fevzi Güngör, Diyarbakırın Lice ilçesinde jandarma karakolunda vatani görevini yapıyordu. Teröristler, karakola yönelik bomba yüklü araçla intihar saldırısına giriştiği sırada nöbetteydi. Güngör ve silah arkadaşları bu saldırıyı önlemeye çalıştı. PKKlı gruplarla çıkan çatışmada er Fevzi Güngör şehit oldu.
ZAMAN | | Samanyolu Haber Son Dakika 25.10.2009 | | | BiroğluşehitoldudiğeridağdaBir oğlu şehit oldu diğeri dağda |
|
| Canlı yayında reyting rezaleti! | Samanyolu Haber | 24.10.2009 12:20 |  | | Hemen her kanalda farklı bir versiyonu yayınlanan kuşak programlardan birinde dün skandal bir olay yaşandı. ATVde yayınlanan Müge Anlı ile Tatlı Sert programında 11 yaşındaki bir kız çocuğu reytinge malzeme edildi.
Prof. Sevil Atasoy canlı yayında DNA testini açıklayıp Çocuğun babası başka biri dedi. Küçük kız o sırada programı izliyordu Müge Anlının, ATV kanalında sunduğu Müge Anlı ile Tatlı Sert programında dün büyük bir skandala imza atıldı.
Akşam Gazetesinin haberine göre, Prof. Dr. Arif Verimli ve Avukat Rahmi Özkanın danışman olarak katıldığı canlı yayında 11 yaşındaki kız çocuğu E.S.Tinin babasının Mustafa S.T. olmadığı, Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından DNA raporuyla açıklandı. Gelişme ekranda Son Dakika! DNA testinin sonucu çocuğun babası Mustafa değil anonslarıyla veridi.
GERÇEĞİ TVDEN ÖĞRENDİ
Çocuğun annesinin avukatı Kemal Akyan, 11 yaşındaki E.S.T.nin programın yayınlandığı gün okula gitmediğini ve programı başından sonuna izlediğini söyledi. Küçük E.S.T., 11 yıldır baba bildiği adamın, gerçek babası olmadığını canlı yayında öğrenmiş oldu. Akyan, çocuğun büyük bir şok yaşadığını belirtti.
BABAANNE MÜRACAAT ETTİ
Programın yapımcısı Reyhan Şan, Müge Anlının ekranda 3 haftadır işlediği konunun hikayesini şöyle anlattı: Anne ile baba ayrılmış. Çocuğa babaanne bakıyor. Geçen sene bir tartışma sırasında oğlu, çocuk benden değil deyince babaanne, Ankara Üniversitesi Adli Tıp Bilimlerinde DNA testi yaptırıyor ve torunu bildiği çocuğun babası oğlu çıkmıyor. Çocuğun annesi Nereden bileyim başka bir çocuğunun kanını almadığınızı deyince babaanne 2 ay önce bize müracaat etti. Almanyadan babanın hastane raporuyla yeni DNA örneği temin edildi. Prof.Dr. Atasoyun gözetiminde yeni bir DNA testi yapıldı. Bu testte de Mustafa Beyin çocuğun babası olmadığı ispatlanmış oldu. Mustafa Bey Almanyada yaşıyor. Evli ve çocukları var. Babaanne Zekiye S.T., ise annenin çocuğun sorumluluğunu almak istemediği için gerçeği sakladığını öne sürdü. Zekiye S.T., Çocuğun ailesi çocuğa bakmayı kabul etmiyor. DNA raporu olmasına rağmen canlı yayına bağlanan annenin erkek kardeşi, benim yalan söylediğimi iddia etti. DNA için başka çocuk getirdiğini söyledi dedi.
AKŞAM | | Samanyolu Haber Son Dakika 24.10.2009 | | | CanlıyayındareytingrezaletiCanlı yayında reyting rezaleti |
|
| Canlı yayında reytig rezaleti! | Samanyolu Haber | 24.10.2009 11:14 |  | | Hemen her kanalda farklı bir versiyonu yayınlanan kuşak programlardan birinde dün skandal bir olay yaşandı. ATVde yayınlanan Müge Anlı ile Tatlı Sert programında 11 yaşındaki bir kız çocuğu reytinge malzeme edildi.
Prof. Sevil Atasoy canlı yayında DNA testini açıklayıp Çocuğun babası başka biri dedi. Küçük kız o sırada programı izliyordu Müge Anlının, ATV kanalında sunduğu Müge Anlı ile Tatlı Sert programında dün büyük bir skandala imza atıldı.
Akşam Gazetesinin haberine göre, Prof. Dr. Arif Verimli ve Avukat Rahmi Özkanın danışman olarak katıldığı canlı yayında 11 yaşındaki kız çocuğu E.S.Tinin babasının Mustafa S.T. olmadığı, Prof. Dr. Sevil Atasoy tarafından DNA raporuyla açıklandı. Gelişme ekranda Son Dakika! DNA testinin sonucu çocuğun babası Mustafa değil anonslarıyla veridi.
GERÇEĞİ TVDEN ÖĞRENDİ
Çocuğun annesinin avukatı Kemal Akyan, 11 yaşındaki E.S.T.nin programın yayınlandığı gün okula gitmediğini ve programı başından sonuna izlediğini söyledi. Küçük E.S.T., 11 yıldır baba bildiği adamın, gerçek babası olmadığını canlı yayında öğrenmiş oldu. Akyan, çocuğun büyük bir şok yaşadığını belirtti.
BABAANNE MÜRACAAT ETTİ
Programın yapımcısı Reyhan Şan, Müge Anlının ekranda 3 haftadır işlediği konunun hikayesini şöyle anlattı: Anne ile baba ayrılmış. Çocuğa babaanne bakıyor. Geçen sene bir tartışma sırasında oğlu, çocuk benden değil deyince babaanne, Ankara Üniversitesi Adli Tıp Bilimlerinde DNA testi yaptırıyor ve torunu bildiği çocuğun babası oğlu çıkmıyor. Çocuğun annesi Nereden bileyim başka bir çocuğunun kanını almadığınızı deyince babaanne 2 ay önce bize müracaat etti. Almanyadan babanın hastane raporuyla yeni DNA örneği temin edildi. Prof.Dr. Atasoyun gözetiminde yeni bir DNA testi yapıldı. Bu testte de Mustafa Beyin çocuğun babası olmadığı ispatlanmış oldu. Mustafa Bey Almanyada yaşıyor. Evli ve çocukları var. Babaanne Zekiye S.T., ise annenin çocuğun sorumluluğunu almak istemediği için gerçeği sakladığını öne sürdü. Zekiye S.T., Çocuğun ailesi çocuğa bakmayı kabul etmiyor. DNA raporu olmasına rağmen canlı yayına bağlanan annenin erkek kardeşi, benim yalan söylediğimi iddia etti. DNA için başka çocuk getirdiğini söyledi dedi.
AKŞAM | | Samanyolu Haber Son Dakika 24.10.2009 | | | CanlıyayındareytigrezaletiCanlı yayında reytig rezaleti |
|
| Cumhuriyet'in 'öteki' kadınları | Samanyolu Haber | 18.10.2009 16:23 |  | | Fatma K. Barbarosoğlu, dindar ve sessiz kadınları konuşturmasaydı ne Nusret Safa-hiden haberimiz olurdu, ne Atiye Akyıldan... İsmet İnönünün son derece dindar kardeşi Ahmet Mithat Temellinin ehl-i tarik hanımı Behiye Temelliyi tanıyan var mı mesela? 1914 ile 1945 yılları arasında doğan bu hanımların hikâyesi ilk üniversiteli ve çalışan hanımların hikâyesi aynı zamanda. 2 Kasımda piyasaya çıkacak Cumhuriyetin Dindar Kadınları, tevazuyla susan on altı kadını ve onların etrafında dönen muazzam dünyayı görünür kılacak.
Fatma K. Barbarosoğlu, Hayatınızın hikâyesine talibim diye yola çıkmasaydı, biz Cumhuriyetin dindar kadınlarının incelikle, emekle, bereketle, inançla ve mücadeleyle örülü hayatlarından bîhaber olacaktık. Yedi yıl dinlenip demlendikten sonra kitap raflarında yerini almaya hazırlanan Cumhuriyetin Dindar Kadınları için Beni terbiye etti. diyor yazar; biz de diyoruz ki, daha önce hiç bilmediğimiz bu hayatlar hepimizi terbiye edecek, inceltecek. Bu kadınlar, başka bir boyutta yaşamışlar canım, dünyanın kendileri için ayrılmış başka bir tarafında... deyip işin içinden sıyrılmak da mümkün; ama siz zora talip olun, kitaptaki her satır, kendi hikâyenizdeki bir satıra denk düşsün, hatalarınız, zaaflarınız kelimeler arasından önünüze dökülsün. Başkalarının hikâyesi bunun için okunmaz mı zaten?
Geçmişin kadınlarını bilmiyorduk. diyor Barbarosoğlu, Onlar bizim için toplu bir resimden ibaretti. Toplu resmin bir adım önüne çıkabilenler, muhakkak mesleklerinin önünde ilk sıfatını taşımak zorundaydılar. İlk kadın yazar, ilk kadın ressam, ilk kadın hemşire... Barbarosoğlunun Cumhuriyetin öteki kadınları diye tanımladığı dindar kadınların da ilkleri var elbet; ama seküler dünyanın başarı hanesine kaydedilecek ilkler değil bunlar; İlk başörtülü doktor, bir ilahiyat fakültesinden başörtü taktığı için atılan ilk öğrenci... Kitap, 1960ların ilk üniversiteli kuşağını ve 1970lerin alt kamusallıklarda hizmet veren doktor ve öğretmen hanımlarının kurmuş olduğu muhiti ortaya koymayı amaçladığı için, çalışmayı birbiriyle yakın temas halinde olan on altı isimle sınırlandırmış yazar.
En yaşlısı 1914, en genci 1945 doğumlu olan hanımları görüşmeye daha doğrusu hikâyesini anlatmaya ikna etmek o kadar da kolay olmamış. Hemen hepsi, tevazu ile geri çekilmiş: Kayda değer bir hayat yaşamadım ki! Kahramanlarının her birini hayatlarının başkalarına anlatılacak kadar değerli olduğuna ikna eden Barbarosoğlu, hazırlanışı bunca meşakkatli olan bir çalışmada okurun bazı noktalara dikkat buyurmasını istiyor. Bir; neredeyse tamamına yakını ehl-i tarik olan hanımların hayatında rüya ile amel etmek yaygın bir davranış biçimidir. İki; hanımlar, şehirli bir kimliğe sahiptir. Üç; tesettürde Cumhuriyet kamusunu üzmeyecek bir şıklığı benimsedikleri için muhit biçki dikiş kursları etrafında inşa edilmiştir. Ve son olarak, tahsil ettikleri ilim ne olursa olsun her biri öncelikle muallimdir ve gelir seviyesi ne olursa olsun, her biri kendini yoksulların ve düşkünlerin velisi olarak görmektedir. u.akagunduz@zaman.com.tr
***
1915 Edirne doğumlu Behiye Hanım, teknolojik gelişmeleri yakından takip eden imam İsmail Hamdi Beyin kızı ve İsmet Paşanın kardeşi Doktor Yarbay Ahmet Mithat Temellinin eşi. Son derece dindar olan Ahmet Bey, hem eski hem yeni yazı bilen, dindar, güzel ve sabırlı bir eş talebiyle yola çıkmış ve kendisinden 33 yaş küçük Behiye ile evlenmiştir. Ailesiyle ilişkileri kopuk olan Ahmet Beyi, İsmet Paşanın Adadaki yemek davetine gitmeye ikna etmek Behiyenin görevidir. Başörtüsü, paşayı rahatsız etmemektedir. Küçük kardeş Hasan Rıza Beyin örtü antipatisi de manasızdır, zira paşanın ailesindeki hanımların çoğunun başı örtülüdür ve bir düğüne gittiklerinde salondaki başı kapalıların en yoğun olduğu masa İsmet Paşanın masasıdır. 1960 yılında Mehmet Zahid Kotku Efendiye intisap eden Behiye Hanım, görüşme yapıldığında yazarın ifadesiyle 82 yaşında bir genç kızmış adeta. İyi Müslüman, iyi eş, iyi anne ve cemaat bilincine sahip iyi arkadaş olma gayreti bu hanımları yorulmaz, yaşlanmaz, yıpranmaz kılıyormuş çünkü...
***
Mahmut Celaleddin Efendiyle Emine Mahmudiye Hanımın ilk evlatları olarak 1925 yılında Atikalide doğan Hümeyra Hanım, tıp fakültesi mezunu. Namaz kıldığını üniversiteyi bitirinceye kadar bütün arkadaşlarından saklayan Hümeyranın sırrından sadece Ermeni kütüphane memuru haberdardır; çünkü okulda bulunan iki kütüphaneden birinin anahtarını Hümeyraya vererek namaz kılmasına yardımcı olmuştur. Doktor olduktan sonra kendisini hastalarına vakfeden bu hanımın hayatını tek kelimeyle özetliyor yazar: sevgiye doymuş bir hayat...
***
MÜSİADın kurucu başkanı Erol Yararın annesi Münire Yararın hayatında çok hoş bir babaanne modeli var. Osmanlı kültürüne bağlılığını Latin harflerini protesto ederek gösteren, gazete okumayı çok sevdiği halde yeni alfabeyi öğrenmemek için direnen babaanne Adile Hanım, bir yandan torunlarına makale okutu | | Samanyolu Haber Son Dakika 18.10.2009 | | | CumhuriyetinötekikadınlarıCumhuriyetin öteki kadınları |
|
| Darağacında son vasiyet | Samanyolu Haber | 12.09.2009 05:21 |  | | Takvim yaprakları 12 Eylül 1980i gösterirken, tank paletleri Türk demokrasisini silindir gibi ezdi. Geride kan, gözyaşı ve bugüne dek çözülemeyen pek çok sorun kaldı. Hem milliyetçi camia hem sol kesim darbeden büyük yaralar alarak çıktı.
Darbe öncesi sokaklarda yaşanan ve kardeşin kardeşi vurduğu çatışmaları, askerî müdahale sonrası bu kez de idamlar izledi.
Darbeyle birlikte 18 yaşında cezaevine giren ülkücü Halil Esendağ bu isimlerden biriydi. Adı bazı cinayetlere karışmış ve 1983te cunta yönetimi tarafından idam edilmişti. Kardeşi Arif Esendağ, yıllar sonra ağabeyinin ölmeden önceki son vasiyetini Zamana açıkladı. Ağabeyinin, cezaevine girdikten sonra büyük bir olgunlaşma dönemi geçirdiğini anlatan Arif Esendağ, Bize son vasiyeti, Okuyun, eliniz silah değil kalem tutsun oldu. diyor. Bu vasiyeti yerine getiren Esendağ, üniversiteyi bitirdi ve şu anda büyük bir bankada çalışıyor.
12 Eylül öncesi ölen karşıt görüşlü gençlerin hepsi için üzüldüğünü ve onları kayıp kuşak olarak değerlendirdiğini belirten Arif Esendağ, ağabeyi Halil Esendağın infazından önce solcu gardiyanlarla da helalleştiğini anlatıyor. Darbeyi Türk halkına oynanan bir oyun olarak nitelendirerek, Akan kan bir günde bıçak gibi kesildi. Darbe ortamını hazırlayanlar darbeyi yapanlar aynı kişilerdi. görüşünü dile getiriyor. 18 yaşında yakalanan ve 21 yaşında Buca Cezaevinde idam edilen ağabeyinin yaşadığı değişimi, Hapiste bütün kaza namazlarını kıldı. Şiddetin çözüm olmadığını anlamıştı. Her gün Kuran okuyordu. Ziyaretine gittiğimizde de bizi ölümüne alıştırıyordu. sözleriyle anlatıyor. Annesi Mürüvvet Hanımın üzüntüden birçok hastalığa yakalandığını söyleyen Esendağ, Sıkıntısı en son bacağına vurdu. Ameliyat oldu ama fayda etmedi. Bacağının üzerine basamıyor. diyor. Esendağ, 12 Eylül analizi yaparken Ergenekon örgütünün bugünlerde ortaya çıkan gizli faaliyetlerine dikkat çekiyor. Ergenekon soruşturmasını AK Parti hükümetinin yaptığı en büyük icraat olarak değerlendiren Arif Esendağ, ilginç bir de tespit yapıyor: Ergenekon 30 yıl önce açığa çıkarılsaydı, 12 Eylül 1980 darbesi olmazdı. Yarının gençlerine temiz ve aydınlık bir Türkiye bırakacağız, buna çok seviniyorum. | | Samanyolu Haber Son Dakika 12.09.2009 | | | DarağacındasonvasiyetDarağacında son vasiyet |
|
| Atalay, şehit aileleriyle görüştü | Samanyolu Haber | 16.08.2009 14:35 |  | | İçişleri Bakanı Atalay, demokratik açılımlar çerçevesinde şehit aileleri derneklerinin temsilcileri ile görüştü. Buluşmada neler konuşuldu? İçişleri Bakanı Beşir Atalay, çeşitli illerdeki şehit ve gazi aileleri derneklerinin temsilcileriyle öğle yemeğinde bir araya geldi.
Polis Moral Eğitim Merkezinde gerçekleşen yemeğe Atalayın yanı sıra İçişleri Bakanlığı Müsteşarı Osman Güneş ve Emniyet Genel Müdürü Oğuz Kağan Köksal ile Manisa Yurt Savunması Gazileri ve Şehit Aileleri, İzmir Şehit Asker Şehit Polis Aileleri, Kırşehir Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma, Adana Emniyet Teşkilatı Şehit Aileleri, Adana Şehit Aileleri, Kayseri Türkiye Harp Malulü Gaziler Şehit Dul ve Yetimler, Gaziantep Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma, Rize Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Dayanışma, Sivas Şehit Aileleri ve Gazileri Yardımlaşma, Aksaray Şehit Aileleri, Türkiye Muharip Gaziler Derneği Aksaray Temsilciliği, İstanbul Şehit Aileleri Yardımlaşma ve Ankara Emniyet Mensupları ve Şehit Aileleri ve Vazife Malulleri dernekleri temsilcileri katıldı.
Görüşmenin başlangıcında basın mensuplarının görüntü aldığı sırada, bir şehit yakınının şehit düşen oğlunun fotoğrafını elinde tuttuğu görüldü.
Saat 12.05de başlayan görüşme, basına kapalı gerçekleşti. Görüşme dolayısıyla Polis Moral Eğitim Merkezi önünde bekleyen basın mensuplarına çay ve kek ikram edildi.
Bakan Atalay, şehit aileleriyle görüşmesinin ardından bir açıklama yaptı. Atalay şunları söyledi:
Görüşme zincirimizin bu halkasınmda şehit ailelerimizin dernekleri vardı. 265 adet şehit ailesi derneği var Türkiyede. Bunların hepsini birden toplayamıyoruz. Ama bu defa 10 ayrı ilimizden dernek başkanları geldiler. Ankaradan Emniyet Mensubu Şehitleri derneği vardı. Benim bu süreçte yaptığım dinlemek. Gelenler şehit annesi, babası, eşi, kardeşi ve bunların dernekleri. Toplantının bu nedenle ne kadar hassas olduğunu tahmin edersiniz. Ben bütün şehit cenazelerine gitmişimdir. Her yerde hele Ankarada çokca şehit cenazesine katıldım. Şehit ailelerinin o duygularını, acılarını çok iyi biliyorum.
Başbakanımız daima şehit ailelerinin evini ziyaret eder. Şehit analarının elini öpüp onun duasını almayı çok önemser. Bu kolay değil ve bu kişilerle yürütülen süreci konuşuyoruz. Beklentileri var, hassasiyetleri var, haklılar. Hepsini not aldık. Onların hassasiyetleri bizim hassasiyetleridir. Önümüzdeki günlerde mümkün olduğunda şehit aileleri ve dernekleri ile görüşeceğim.
AYRINTILAR GELECEK
| | Samanyolu Haber Son Dakika 16.08.2009 | | | AtalayşehitaileleriylegörüştüAtalay şehit aileleriyle görüştü |
|
|
| |