Habergec.Com Aranan Kelimeler:kim ne kadar alıyor? Değerlendirme: 10 / 10 386317
habergec.com
23.04.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

kim ne kadar alıyor?

Nuriye Akman - Dombra dombra
Zaman
22.04.2014
07:55
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Bu şartlarda gelecek için siyaset planım yok” sözleri üzerine yapılmadık yorum kalmadı.Gül, bu gerilim filminin önceki karelerinde “Şahsımla ilgili konularda benim ne düşündüğüm ve ne söyleyeceğim önemli olacak tabii ki” ve “Şüphesiz ki başka adaylar da söz konusu olacaktır ve neticede Türk halkı karar verecektir. Hiç kimse şimdiden ‘Bu benim cebimde’ dememektedir” gibi cümlelerle yorumculara geniş bir yelpaze sunmuştu. Siyaset bizde “yarı açık-yarı kapalı” üslupla yapılıyor. Aktörler pozisyonlarını doğrudan ifade etmek yerine, dolaylı yollardan açıklıyor. Çok isabetli bir seçim. Cümlelerinin her yere çekilebilmesi sayesinde başkalarını test etme imkanına kavuşuyor, biri “aslında şunu demek istedi” dediğinde onun ne düşündüğünü öğrenmiş oluyorlar. Açıklığın getireceği risklere karşı korunaklı kalmak, kendini hedef haline getirmemek, bazı kesimleri ürkütmemek, manevra alanını geniş tutarak sonraki adımlarını daha güvenli bir şekilde atabilmek varken neden camın şeffaflığına özensinler ki! Bu dışarıya karşı böyle de, acaba iç diyaloglarda nasıl davranıyorlar? İnsan merak ediyor. Cumhurbaşkanı ile Başbakan baş başa kaldıklarında yine çifter, üçer, beşer anlamlara gelen cümleler kurup, birbirlerinin bilmece çözmesini mi istiyorlar yoksa iç seslerini olanca açıklığıyla dışlarına mı veriyorlar? Tarafların hoşgörüsüne sığınarak hayal etmeye çalışalım:-Kardeşim lafı dolandırmayalım, şurada biz bizeyiz. Köşk’e çıkmaya kararlı mısın?-Hem de nasıl! Yoksa hakkım olmadığını mı düşünüyorsun?-Alınganlık yapma. Tabii ki dükkan senin de benim durum ne olacak?-Dile benden ne dilersen!-Bir yıl önce ben yeniden cumhurbaşkanı olmayayım diye epey uğraştın ama hesapların AYM’den döndü. Şimdi ne dileyeceğim belli değil mi?-Şu AYM’yi ağzına alma. Bak kahvem bile acılaştı birden.-AYM’ye bireysel başvuru yapan sanki benim, di mi?-Ne yani, ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?-Mevzuyu dağıtmayalım. Sen cumhurbaşkanı değil, başkan olmak istiyorsun.-Elim mahkum kardeş. Halkım seçiyor beni. Bu yarı başkanlık zaten.-Ve sen hiçbir şeyin yarımını sevmezsin.-Valla yetkilerimin hepsini sonuna kadar kullanırım. Şartlar müsait olunca da yasaları değiştirir, tam başkanlığa geçeriz.-Seni yolundan çeviremem, karşına da çıkmam. Ama...-Kardeşlik hukuku zaten bunu gerektirir, aması maması olmaz bu işin.-Aması şu kardeşim. Sen başkan olacaksan ben senin başbakanın olamam.-O nedenmiş?-Neden olacak? Ben de hiçbir şeyin yarımını sevmem!-Seçimlerine her zaman saygı duymuşumdur. Hem bu kararın kardeşliğimizin bekasını da garantiye alıyor.-Ülkemizin bekası bizden daha önemli değil mi?-Biz ülkesiyle bütünleşmiş insanlarız. Ayrı gayrı yok aramızda.-Öyle olsun.-Pek onaylamıyorsun beni galiba?-Boş ver! Başbakanlığa kimi düşünüyorsun?-Var birkaç isim kafamda ama karar veremiyorum.-Kim seni mutlu ederse onu seçersin artık.-Bakarız artık. Peki seni ne mutlu eder? Çekinme söyle, bak darılırım sonra.-Ben ne istediğimi biliyorum da, senin ne düşündüğünü bilmek isterim önce.-Üst düzey uluslararası bir görev yakışır kardeşime. Bu yılın sonunda Rassmussen NATO Genel sekreterliğinden ayrılıyor. BM genel sekreterliğinde ikinci dönemi yaşayan Ban ki Moon’un görev süresi de 2016 sonunda bitiyor. Bütün gücümüzle çalışırız, her şeyimizi seferber ederiz. Biri olmazsa diğeri olur. Dünya senden âlâsını mı bulacak?-Teveccüh gösteriyorsun da bu hiç kolay değil. Biliyorsun Türkiye’nin imajı son yıllarda epey zarar gördü. Korkarım senin de payın var bunda.-“Sen de mi Brütüs!” dememi bekliyorsun sanırım. Ancak sırası değil. Onu dersem başka şeyleri de gündeme getirmem lazım.-Ne gibi?-Bana yeterince destek vermediğini mesela. Ama geçelim. Geçmişe mazi derler. Biz geleceğe odaklanalım. NATO veya BM olmazsa Türkiye’nin özel yetkilerle donatılmış barış elçisi yaparız seni. Bozulan imajımızı düzeltmek için koşar terlersin biraz. Dil sende, tecrübe sende, tebessümün etkileyici, üslubun yumuşak. Hem beni de dengelemiş olursun böylece. Ayrıca ekonomi bilirsin, diplomasi bilirsin... Sen bizim her şeyimizsin.-...-Neden susuyorsun? Ne yani sen bizim her şeyimiz değil misin? -Dış imajı düzeltmenin ilk şartı, içeriyi derleyip toparlamak ama.-O işi sen bana bırak.-Sana!?-Ne diyorsun sen şimdi? Dombra dombra konuş kardeşim!-Dobra dobra demek istedin sanırım.-Neyse ne! Güzel şarkı valla, etkisinden kurtulamıyorum bir türlü.-...-Bak şimdi de kaşlarını çattın. Yoksa senin başka bir planın mı var?-Şimdilik bende kalsın Sayın Başbakan. Görüşmemiz bitmiştir.
Zaman
En Çok Okunan
22.04.2014
NuriyeAkman-DombradombraNuriye Akman - Dombra dombra
Nuriye Akman - Dombra dombra
Zaman
22.04.2014
02:09
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Bu şartlarda gelecek için siyaset planım yok” sözleri üzerine yapılmadık yorum kalmadı.Gül, bu gerilim filminin önceki karelerinde “Şahsımla ilgili konularda benim ne düşündüğüm ve ne söyleyeceğim önemli olacak tabii ki” ve “Şüphesiz ki başka adaylar da söz konusu olacaktır ve neticede Türk halkı karar verecektir. Hiç kimse şimdiden ‘Bu benim cebimde’ dememektedir” gibi cümlelerle yorumculara geniş bir yelpaze sunmuştu. Siyaset bizde “yarı açık-yarı kapalı” üslupla yapılıyor. Aktörler pozisyonlarını doğrudan ifade etmek yerine, dolaylı yollardan açıklıyor. Çok isabetli bir seçim. Cümlelerinin her yere çekilebilmesi sayesinde başkalarını test etme imkanına kavuşuyor, biri “aslında şunu demek istedi” dediğinde onun ne düşündüğünü öğrenmiş oluyorlar. Açıklığın getireceği risklere karşı korunaklı kalmak, kendini hedef haline getirmemek, bazı kesimleri ürkütmemek, manevra alanını geniş tutarak sonraki adımlarını daha güvenli bir şekilde atabilmek varken neden camın şeffaflığına özensinler ki! Bu dışarıya karşı böyle de, acaba iç diyaloglarda nasıl davranıyorlar? İnsan merak ediyor. Cumhurbaşkanı ile Başbakan baş başa kaldıklarında yine çifter, üçer, beşer anlamlara gelen cümleler kurup, birbirlerinin bilmece çözmesini mi istiyorlar yoksa iç seslerini olanca açıklığıyla dışlarına mı veriyorlar? Tarafların hoşgörüsüne sığınarak hayal etmeye çalışalım:-Kardeşim lafı dolandırmayalım, şurada biz bizeyiz. Köşk’e çıkmaya kararlı mısın?-Hem de nasıl! Yoksa hakkım olmadığını mı düşünüyorsun?-Alınganlık yapma. Tabii ki dükkan senin de benim durum ne olacak?-Dile benden ne dilersen!-Bir yıl önce ben yeniden cumhurbaşkanı olmayayım diye epey uğraştın ama hesapların AYM’den döndü. Şimdi ne dileyeceğim belli değil mi?-Şu AYM’yi ağzına alma. Bak kahvem bile acılaştı birden.-AYM’ye bireysel başvuru yapan sanki benim, di mi?-Ne yani, ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?-Mevzuyu dağıtmayalım. Sen cumhurbaşkanı değil, başkan olmak istiyorsun.-Elim mahkum kardeş. Halkım seçiyor beni. Bu yarı başkanlık zaten.-Ve sen hiçbir şeyin yarımını sevmezsin.-Valla yetkilerimin hepsini sonuna kadar kullanırım. Şartlar müsait olunca da yasaları değiştirir, tam başkanlığa geçeriz.-Seni yolundan çeviremem, karşına da çıkmam. Ama...-Kardeşlik hukuku zaten bunu gerektirir, aması maması olmaz bu işin.-Aması şu kardeşim. Sen başkan olacaksan ben senin başbakanın olamam.-O nedenmiş?-Neden olacak? Ben de hiçbir şeyin yarımını sevmem!-Seçimlerine her zaman saygı duymuşumdur. Hem bu kararın kardeşliğimizin bekasını da garantiye alıyor.-Ülkemizin bekası bizden daha önemli değil mi?-Biz ülkesiyle bütünleşmiş insanlarız. Ayrı gayrı yok aramızda.-Öyle olsun.-Pek onaylamıyorsun beni galiba?-Boş ver! Başbakanlığa kimi düşünüyorsun?-Var birkaç isim kafamda ama karar veremiyorum.-Kim seni mutlu ederse onu seçersin artık.-Bakarız artık. Peki seni ne mutlu eder? Çekinme söyle, bak darılırım sonra.-Ben ne istediğimi biliyorum da, senin ne düşündüğünü bilmek isterim önce.-Üst düzey uluslararası bir görev yakışır kardeşime. Bu yılın sonunda Rassmussen NATO Genel sekreterliğinden ayrılıyor. BM genel sekreterliğinde ikinci dönemi yaşayan Ban ki Moon’un görev süresi de 2016 sonunda bitiyor. Bütün gücümüzle çalışırız, her şeyimizi seferber ederiz. Biri olmazsa diğeri olur. Dünya senden âlâsını mı bulacak?-Teveccüh gösteriyorsun da bu hiç kolay değil. Biliyorsun Türkiye’nin imajı son yıllarda epey zarar gördü. Korkarım senin de payın var bunda.-“Sen de mi Brütüs!” dememi bekliyorsun sanırım. Ancak sırası değil. Onu dersem başka şeyleri de gündeme getirmem lazım.-Ne gibi?-Bana yeterince destek vermediğini mesela. Ama geçelim. Geçmişe mazi derler. Biz geleceğe odaklanalım. NATO veya BM olmazsa Türkiye’nin özel yetkilerle donatılmış barış elçisi yaparız seni. Bozulan imajımızı düzeltmek için koşar terlersin biraz. Dil sende, tecrübe sende, tebessümün etkileyici, üslubun yumuşak. Hem beni de dengelemiş olursun böylece. Ayrıca ekonomi bilirsin, diplomasi bilirsin... Sen bizim her şeyimizsin.-...-Neden susuyorsun? Ne yani sen bizim her şeyimiz değil misin? -Dış imajı düzeltmenin ilk şartı, içeriyi derleyip toparlamak ama.-O işi sen bana bırak.-Sana!?-Ne diyorsun sen şimdi? Dombra dombra konuş kardeşim!-Dobra dobra demek istedin sanırım.-Neyse ne! Güzel şarkı valla, etkisinden kurtulamıyorum bir türlü.-...-Bak şimdi de kaşlarını çattın. Yoksa senin başka bir planın mı var?-Şimdilik bende kalsın Sayın Başbakan. Görüşmemiz bitmiştir.
Zaman
Köşe Yazıları
22.04.2014
NuriyeAkman-DombradombraNuriye Akman - Dombra dombra
Nuriye Akman - Dombra dombra
Zaman
22.04.2014
02:00
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “Bu şartlarda gelecek için siyaset planım yok” sözleri üzerine yapılmadık yorum kalmadı.Gül, bu gerilim filminin önceki karelerinde “Şahsımla ilgili konularda benim ne düşündüğüm ve ne söyleyeceğim önemli olacak tabii ki” ve “Şüphesiz ki başka adaylar da söz konusu olacaktır ve neticede Türk halkı karar verecektir. Hiç kimse şimdiden ‘Bu benim cebimde’ dememektedir” gibi cümlelerle yorumculara geniş bir yelpaze sunmuştu. Siyaset bizde “yarı açık-yarı kapalı” üslupla yapılıyor. Aktörler pozisyonlarını doğrudan ifade etmek yerine, dolaylı yollardan açıklıyor. Çok isabetli bir seçim. Cümlelerinin her yere çekilebilmesi sayesinde başkalarını test etme imkanına kavuşuyor, biri “aslında şunu demek istedi” dediğinde onun ne düşündüğünü öğrenmiş oluyorlar. Açıklığın getireceği risklere karşı korunaklı kalmak, kendini hedef haline getirmemek, bazı kesimleri ürkütmemek, manevra alanını geniş tutarak sonraki adımlarını daha güvenli bir şekilde atabilmek varken neden camın şeffaflığına özensinler ki! Bu dışarıya karşı böyle de, acaba iç diyaloglarda nasıl davranıyorlar? İnsan merak ediyor. Cumhurbaşkanı ile Başbakan baş başa kaldıklarında yine çifter, üçer, beşer anlamlara gelen cümleler kurup, birbirlerinin bilmece çözmesini mi istiyorlar yoksa iç seslerini olanca açıklığıyla dışlarına mı veriyorlar? Tarafların hoşgörüsüne sığınarak hayal etmeye çalışalım:-Kardeşim lafı dolandırmayalım, şurada biz bizeyiz. Köşk’e çıkmaya kararlı mısın?-Hem de nasıl! Yoksa hakkım olmadığını mı düşünüyorsun?-Alınganlık yapma. Tabii ki dükkan senin de benim durum ne olacak?-Dile benden ne dilersen!-Bir yıl önce ben yeniden cumhurbaşkanı olmayayım diye epey uğraştın ama hesapların AYM’den döndü. Şimdi ne dileyeceğim belli değil mi?-Şu AYM’yi ağzına alma. Bak kahvem bile acılaştı birden.-AYM’ye bireysel başvuru yapan sanki benim, di mi?-Ne yani, ben bu ülkenin vatandaşı değil miyim?-Mevzuyu dağıtmayalım. Sen cumhurbaşkanı değil, başkan olmak istiyorsun.-Elim mahkum kardeş. Halkım seçiyor beni. Bu yarı başkanlık zaten.-Ve sen hiçbir şeyin yarımını sevmezsin.-Valla yetkilerimin hepsini sonuna kadar kullanırım. Şartlar müsait olunca da yasaları değiştirir, tam başkanlığa geçeriz.-Seni yolundan çeviremem, karşına da çıkmam. Ama...-Kardeşlik hukuku zaten bunu gerektirir, aması maması olmaz bu işin.-Aması şu kardeşim. Sen başkan olacaksan ben senin başbakanın olamam.-O nedenmiş?-Neden olacak? Ben de hiçbir şeyin yarımını sevmem!-Seçimlerine her zaman saygı duymuşumdur. Hem bu kararın kardeşliğimizin bekasını da garantiye alıyor.-Ülkemizin bekası bizden daha önemli değil mi?-Biz ülkesiyle bütünleşmiş insanlarız. Ayrı gayrı yok aramızda.-Öyle olsun.-Pek onaylamıyorsun beni galiba?-Boş ver! Başbakanlığa kimi düşünüyorsun?-Var birkaç isim kafamda ama karar veremiyorum.-Kim seni mutlu ederse onu seçersin artık.-Bakarız artık. Peki seni ne mutlu eder? Çekinme söyle, bak darılırım sonra.-Ben ne istediğimi biliyorum da, senin ne düşündüğünü bilmek isterim önce.-Üst düzey uluslararası bir görev yakışır kardeşime. Bu yılın sonunda Rassmussen NATO Genel sekreterliğinden ayrılıyor. BM genel sekreterliğinde ikinci dönemi yaşayan Ban ki Moon’un görev süresi de 2016 sonunda bitiyor. Bütün gücümüzle çalışırız, her şeyimizi seferber ederiz. Biri olmazsa diğeri olur. Dünya senden âlâsını mı bulacak?-Teveccüh gösteriyorsun da bu hiç kolay değil. Biliyorsun Türkiye’nin imajı son yıllarda epey zarar gördü. Korkarım senin de payın var bunda.-“Sen de mi Brütüs!” dememi bekliyorsun sanırım. Ancak sırası değil. Onu dersem başka şeyleri de gündeme getirmem lazım.-Ne gibi?-Bana yeterince destek vermediğini mesela. Ama geçelim. Geçmişe mazi derler. Biz geleceğe odaklanalım. NATO veya BM olmazsa Türkiye’nin özel yetkilerle donatılmış barış elçisi yaparız seni. Bozulan imajımızı düzeltmek için koşar terlersin biraz. Dil sende, tecrübe sende, tebessümün etkileyici, üslubun yumuşak. Hem beni de dengelemiş olursun böylece. Ayrıca ekonomi bilirsin, diplomasi bilirsin... Sen bizim her şeyimizsin.-...-Neden susuyorsun? Ne yani sen bizim her şeyimiz değil misin? -Dış imajı düzeltmenin ilk şartı, içeriyi derleyip toparlamak ama.-O işi sen bana bırak.-Sana!?-Ne diyorsun sen şimdi? Dombra dombra konuş kardeşim!-Dobra dobra demek istedin sanırım.-Neyse ne! Güzel şarkı valla, etkisinden kurtulamıyorum bir türlü.-...-Bak şimdi de kaşlarını çattın. Yoksa senin başka bir planın mı var?-Şimdilik bende kalsın Sayın Başbakan. Görüşmemiz bitmiştir.
Zaman
Ana Sayfa
22.04.2014
NuriyeAkman-DombradombraNuriye Akman - Dombra dombra
‘Emanetçi başbakan’ olmayacak ama torun sevmek için evine de çekilmeyecek
Zaman
20.04.2014
02:13
Cumhurbaşkanı Gül, Erdoğan’ın karşısına cumhurbaşkanı adayı olarak çıkmayacak. Siyasete de ‘bugünkü şartlarda’ geri dönmeyecek. Peki torun sevmek için evine mi dönecek? Bu beklentide olanlar hayal kırıklığı yaşayabilir. Öyle anlışılıyor ki Gül önce ‘şartların değişmesini’ bekleyecek. İstediği konjonktür oluşmazsa yeni bir stratejiyle yola devam edecek.Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, önceki gün Kütahya’da yaptığı “Bugünkü şartlarda gelecekle ilgili bir siyaset planımın olmadığını paylaşmak isterim.” çıkışıyla herkesi şaşırttı. Gül’ün yaptığı bu sürpriz açıklamanın şifrelerini çözmek için daha çok şey yazılıp çizilecek. Biz öncelikle iki gün geriye gidelim. Kütahya Valiliği’nde Gül’e, Köşk adaylığıyla ilgili soru sormak için beklerken Cumhurbaşkanı’nın en yakınındaki isimlerden biri yanıma geldi ve “Birazdan bomba geliyor, hazır ol.” dedi. Bir olağanüstülük olduğu belliydi. Cumhurbaşkanı, kimileri tarafından ‘siyasete veda’ kimileri tarafından ise ‘Başbakan Erdoğan’a bayrak açmak’ olarak yorumlanan sözleri üzerine çok düşünmüştü. En yakın arkadaşlarıyla istişare etti. Ve sonunda beklenmedik bir hamle yaptı. Peki aslında ne demek istedi? Başbakan Erdoğan’ın Köşk’e çıktığı takdirde Anayasa’nın verdiği bütün yetkileri kullanacağına dair açıklaması ve sonrasında koltuğuna ‘emanetçi bir isim’ bırakmak istemesi Gül’ü rahatsız etti. “Kukla başbakan olmam” resti çekti. Zaten başından beri hem başkanlık hem de Erdoğan’ın kafasındaki fiili yarı başkanlık sistemine karşı çıkıyordu. Parlamenter sistemden yana olduğunu hemen her fırsatta dile getirmekten çekinmiyordu. Cumhurbaşkanı’nı en çok sinirlendiren bir diğer konu ise bazı milletvekillerinin “Gül partiye dönmesin” yönündeki ifadeleri oldu. Hem bakan hem milletvekili seviyesinde bu ve buna benzer birçok açıklamayı Gül sürekli not alıyor. Eğer bir gün siyaset arenasına geri dönerse, söz konusu isimlerin kendisiyle yürüme şansı bulamayacağını şimdiden söylemek mümkün.Tayyip Erdoğan, Köşk’e adaylığını koyarsa, Gül kesinlikle aday olmayı düşünmüyor. Siyaset planı yapmadığını da söylediğine göre, ilk akla gelen kısa bir ara vermesi. Belki şartları gözleyecek, belki başka bir hazırlık içinde olacak. Bunu şimdiden kestirmek güç. Fakat Gül’ün şu anda en çok istediği şey, 5 yıl daha devletin zirvesindeki isim olarak yola devam etmek. Erdoğan 3 dönem kuralını kaldırmaya karar verir ve başbakanlığa devam etme noktasında bir irade ortaya koyarsa cumhurbaşkanlığı için ilk aday, Abdullah Gül olacaktır. Sürekli gözden kaçan bir noktayı da açıklığa kavuşturmak gerekiyor. Özellikle Başbakan’a yakın isimler, “Gül’ü Erdoğan cumhurbaşkanı yaptı. O yüzden Erdoğan’a karşı vefa borcu var” tezini hem medyada hem de partide işliyor. Fakat bu argüman gerçeği yansıtmıyor ve Gül tarafından da paylaşılmıyor.Hatırlanacağı gibi Gül’ün aday gösterilme süreci çok sancılı geçti. Son dakikaya kadar AK Parti’nin adayının kim olacağı netleşmedi. Asker, Gül’ü istemiyordu. Cumhuriyet mitingleriyle de Erdoğan’ın yanı sıra Gül ile ilgili de menfi bir psikolojik ortam hazırlanmaya çalışıldı. Darbe söylentileri kulaktan kulağa yayıldı. Nihayetinde Köşk seçiminin ilk günü Genelkurmay’ın muhtırası geldi. Gül’e yakın isimler, Erdoğan’ın kafasında o günlerde daha düşük profilli bir aday olduğu kanaatinde. Hatta Erdoğan’ın bunu dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt’la paylaştığını ve askerin de rahatladığını dile getiriyor. Fakat sonrasında Bülent Arınç ve Gül’ün baskısıyla bu fikrini değiştirdiği kanaatindeler. Köşk seçimlerinin kilitlenmesiyle birlikte erken seçime gidilmesinin ardından da Gül’ün Erdoğan’a rağmen “Adaylığım devam ediyor” açıklamasını yaptığını dile getiriyorlar. O günlerde Gül’e gelip “Sakın aday olmayın, asker darbe yapacak.” diyen isimler ise bir başka yazının konusu.Toparlamak gerekirse Gül, Erdoğan’ın karşısına cumhurbaşkanı adayı olarak çıkmayacak. Siyasete de ‘bugünkü şartlarda’ geri dönmeyecek. Peki torun sevmek için evine mi dönecek? Bu beklentide olanlar hayal kırıklığı yaşayabilir. Cumhurbaşkanı önce ‘şartların değişmesini’ bekleyecek. İstediği konjonktür oluşmazsa da yeni bir stratejiyle yola devam edecek. Çünkü daha uzun yıllar siyaset denkleminin içinde kalmaya kararlı.
Zaman
Politika
20.04.2014
‘Emanetçibaşbakan’olmayacakamatorunsevmekiçinevinedeçekilmeyecek‘Emanetçi başbakan’ olmayacak ama torun sevmek için evine de çekilmeyecek
Mümtaz'er Türköne - Aşk ve nefret
Zaman
17.04.2014
14:38
“Düşman gelse böyle namertçe davranmazdı” sözü bir savcı için söyleniyor. Başbakan’a göre demek ki “düşmandan bile namert” savcılarımız var.Grup toplantısında öfke oklarının hedefinde Adana’daki TIR’lara operasyon yapan jandarma mensupları ve onları serbest bırakan yargıçlar da yer alıyor. Serbest bırakılan askerler “casuslar ve hainler” oluyor; serbest bırakanlar da “tehdide boyun eğenler veya haşhaşı fazla kaçıranlar”. Bu nefret yüklü söylemin içine “yargıya müdahale” suçunu yerleştirmeyi boşuna denemeyin. Gerçi Anayasa’nın 138. maddesi “Hiçbir organ, makam, merci veya kişi, yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve hakimlere emir ve talimat veremez; genelge gönderemez; tavsiye ve telkinde bulunamaz.” diyor. Başbakan bunlardan hiçbiri ile meşgul değil ki; o doğrudan hakaret ve tehdit ediyor. Savcıya “namert”, yargıca “haşhaşı fazla kaçıran” denmesini engelleyen bir anayasa hükmü var mı? Ayrıca Başbakan’ın “MİT’e ait TIR’ların hukuksuzca durdurulması” lafına karşı, “o TIR’lar hangi hukukla yola çıkmıştı?” diye bir suale yeltenmeniz ne haddinize?Yürütme erki ile yargı arasında yetki çatışmasını çoktan geride bıraktık. Burada bir siyasî strateji olarak ısrarla tekrarlanan “nefret suçu” var. Bu yüzden hukuk katliamına takılarak bir neticeye varamayız. Başbakan’ın grup toplantısında vurucu bölüm, “ağzından salyalar akıyor” dediği Bahçeli’ye “gerilimi kim yapıyorsa onu düşürecek olan da odur” ithamında bulunması. Başbakan ne yapsın: Gerilim peşinde koşan bir muhalefetle baş etmek zorunda.Dünya çapında meşhur Amerikan konfeksiyon markalarından birinin, bidayetinde pazarlama taktiği “nefret” duygusuna hitap etmek idi. Irkçılığın yoğun olduğu günler ve şirkete adını veren patron kalkıp, “Ürünlerimin zenciler tarafından giyilmesini istemiyorum” diyor. Tabii fırtınalar kopuyor. Sonuç, satış patlaması. Sebep: Beyazlar çoğunluk ve bu pahalı ürünleri alacak para sadece onlarda mevcut.Başbakanımızın nefret söyleminin, bir siyasî iletişim ve pazarlama tekniği olduğunu unutmayalım. Güç arayışı meşrû sınırların dışına çıktığı zaman nefrete yaslanmak zorundadır. Yahudi düşmanlığı olmasaydı, Hitler bu kadar kestirmeden diktatörlük kurabilir miydi? “Kültürlü” Almanlar, bu nefret duygusu ile kaderlerini tek kişiye teslim ettiler. Atalarımızın “öfkede akıl olmaz” sözünü, Erdoğan’ın “öfke bir hitabet sanatıdır” vecizesi ile değiştirmeliyiz. Belgesellerde karşınıza çıkar: Hitler’in ayak parmakları üzerinde yükselip, parmağını tehditle sallarken yüzüne hakim olan öfke yüklü ifade gerçekten etkileyicidir.Şablon, propaganda yüklü Amerikan filmlerinin bayat repliğine uyuyor. Başkan, ülkesine zarar vermek için kendisini hedef alan kötü adamlarla zorlu mücadeleyi bir yığın badireyi atlatarak kazanır. Yorgun, bitkin ve öfkelidir. Eşi, toparlanmak için biraz dinlenmesini ister. Klişe cevap: “Olmaz, yöneteceğim koskoca bir ülke beni bekliyor.” Ne aşk değil mi? Bulutların nefret yüklü olmasını anlamalı ve anlayışla karşılamalısınız. Aşk ve nefret ikiz kardeştir ve her biri yekdiğerine anlam kazandırır. Kuvvetli bir aşk için, Kaf Dağı’nda kellesi alınacak kötü bir canavar titreyerek beklemeli. Nefretin koyulaşması için, aşkın delice ve çok kuvvetli olması gerekli. Nefretin kolay kolay aşka dönüşmesi mümkün değil ama aşktan her zaman büyük bir nefret çıkabilir. Yani? Yanisi şu: Başbakanımız ülkesini çok seviyor. Kural olarak aşk ve nefret günden güne arttığına göre, bir çare bulmamız lazım?Kılıçdaroğlu’na yapılan saldırının psiko-analizine dair elimizde bir bulgu yok. Başbakan’ın grup konuşmasını dinledikten sonra yumruklayacak MHP’li veya CHP’li arayanların ruh sağlığı üzerine eğilmemiz lâzım. MHP’liler bu işe pek müsaade etmezler, sıkıntıda olan daha çok CHP’liler. Hukuk ve adalet arayışı, Başbakan’ın yargıyı itibarsızlaştırması ile anlamını kaybederken nefret dili farklı meşrepteki insanların tek iletişim aracına dönüşüyor.Nefret bu kadar hükümferma iken, aşk kime sığınsın?
Zaman
Köşe Yazıları
17.04.2014
MümtazerTürköne-AşkvenefretMümtazer Türköne - Aşk ve nefret
Sevgi Akarçeşme - Keyfî idare sorunu
Zaman
05.04.2014
17:42
Daha 30 Mart seçimleri doğru düzgün sayılamamış, şaibe iddiaları devam ederken cumhurbaşkanlığı tartışmaları başladı bile. Hâlbuki sadece Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın 41 ildeki eşzamanlı elektrik kesintisini trafoya kedi girmesi ile açıklaması bile günlerce analiz edilmeyi hak ediyordu! Millet olarak montajı hisleriyle tespit eden, elektrik kesintisini kedilerle açıklayan bakanlarımız olmasının hikmetlerini daha uzun düşünmemize izin verilse fena mı olurdu?Karşımızda resmen zulüm tanımına uyan uygulamalar olmasa ve gerçek bir ‘popülist otoriterlik’ kurulmasa halkla adeta dalga geçen bu açıklamalara gülüp geçebilirdik. Ne var ki tablo ciddi. Mesela seçim gününden bu yana Zaman, Today’s Zaman ve son günlerde de Samanyolu TV siber saldırılar altında. Bir gazeteci arkadaşımız ülkeden atıldı, diğeri sadece danışman fotoğrafı çektiği için gözaltına alındı. Bu kurumları çalışmaz hale getirmenin polis gönderip basmaktan ne farkı var? Demokratik bir ülkede hükümet kaynaklı olduğu bariz olan bu eylemler bile normal bir ülke olduğumuzu iddia edenler açısından utanç kaynağı olmaya yeterdi.Hükümet muhiplerinin emeklerinin karşılığını aldıklarını düşündükleri seçim zaferi ülkede yapılan tüm haksızlıkları örtmeye yetermiş gibi bir hava yaratılıyor. Ne yolsuzluklar, ne internet yasakları ne de Hizmet’e yakın olduğu düşünülen kurum ve kişilere yapılan haksızlıklar ortadan kalkmayacak. Bu gidişata dur demeyi görev bilip hükümete seçmenin daha güçlü bir mesaj vereceğini umarak yanılmış olabiliriz. Hükümet muhipleri bu halimizden keyif alıyor da olabilir. Varsın alsınlar. Zira, yorumcu ve aydınların toplumu doğru okumak kadar, toplumu uyarma görevi de vardır. Hele o toplum büyük bir hızla çoğunlukçu otoriterliğe ve daha keyfî bir idareye doğru yol alıyorsa. Bazen sokaktaki insanın tepkisini almak pahasına ses çıkarmanız, kendi kısa vadeli çıkarlarınızı zedelese de, ileride daha yaşanabilir bir topluma sahip olmak için üzerinize düşen zorunlu bir vazifedir.Halkın ciddi bir kısmı yolsuzlukların zararsız olduğuna ve hatta Başbakan’ın onlarca kanaldan sürekli tekrarladığı darbe ve komplo teorisine inanmış olabilir. Ne de olsa Cumhurbaşkanı’nın “dış mihrak yoktur” sözleri bile Başbakan’ın güçlü propaganda makinesi karşısında duyulmadı (ya da yeterince güçlü çıkmadı). Ne var ki, sadece seçimlerden sonraki birkaç vaka ve demeç bile karşımızdaki en büyük tehlikenin ‘keyfî idare’ olduğunu ispatlıyor.Daha dün Başbakan, Twitter yasağını kaldıran Anayasa Mahkemesi kararına saygı duymadığını söylemekten çekinmiyordu. Dâhiyane zekâsıyla Başbakan’a bunlar özel şirket, yasaklanabilir fikrini kim fısıldadıysa demokrat bir ülkede kabul edilemeyecek ifade özgürlüğü sınırlama girişimini hâlâ savunuyordu (bu mantıkla mesela hükümetle anlaşmazlığı olan elektrik şirketleri de kapatılabilir). Mahkeme kararları hoşa gitmeyebilir ama ülkenin kabile devletine dönmemesi için herkesin hukuk sistemine saygı duyması gerekir. Tabii en önce toplumun güven duyduğu ve politize olmamış bir hukuk sistemini sağlamak şartıyla. Yoksa biri Twitter, diğeri İlker Başbuğ gibi Ergenekon kararını tanımaz. İkincisinde ‘Ergenekon orduya kumpastır’ diyen hükümetin payını da unutmamak gerekir.Keyfî idare kadar tehlikeli ve onun sonuçlarından biri olan diğer sorunsa iktidarın hoşuna gitmeyen her karar, kurum ve kişiyi ‘gayrimilli’ ve hatta gayrimeşru ilan etmek. 10 yıl önce hayal ettiğimiz Türkiye bu değildi.Egemen Bağış’ın Kur’an’la dalga geçmesini soran Zaman muhabirine yer değiştirmesini öneren bir Başbakan varken normal olduğumuzu iddia etmeye devam edelim bakalım nereye varacağız. Hoş, ülkenin kaderinin sanki birilerinin şahsi mülkü gibi tayin edilmeye çalışıldığı bir ülkede bir muhabire karışılmış çok mu?
Zaman
Köşe Yazıları
05.04.2014
SevgiAkarçeşme-KeyfîidaresorunuSevgi Akarçeşme - Keyfî idare sorunu
Amerika’ya nereden bakarsan orasını görürsün!
Zaman
29.03.2014
02:08
Amerika, son dönemlerde iç siyasî gerginliklerle anılır oldu. Öte taraftan yaşamayı hak bilen, ince düşünmeyi öğrenmiş özgürlükler ülkesi aynı zamanda.İçinde bulunduğumuz kargaşa ortamından uzaklaşıp yurtdışına gidince, ne büyük bir psikolojik travma ortamında yaşadığımız daha iyi anlaşılıyor. İlk kertede, sessiz ve sükûnet ortamı şaşırtıcı derecede dikkat çekiyor. Caddelerde dolaşırken şu hislere kapılmanız işten bile değil. “Niçin ses çıkarmıyor bu insanlar, ortalıkta dolaşan gürültü kutularını kim susturmuş? İnsanlar niçin boşu boşuna teşekkür ediyor? Bu memlekette kimse kimsenin tavuğuna neden kış demiyor? Sonra anladık ki, normal olmayan orası değil, yüksek tansiyona alışmış bizleriz. Hayatın sansüre uğramadan farklı boyutlarıyla da yaşandığı Amerika’da, toplumdaki saygı ve anlayışa örnek teşkil edecek bazı ipuçlarını bir araya getirdik. Survivor Tree2001’de meydana gelen 11 Eylül olayları, üzerinden 13 yıl geçse de sıcaklığını yitirmişe benzemiyor. Amerika’nın gökdelenlerle kurulu şehri New York’ta gezerken gözümüze çarpan tabelalarda ‘O günü asla unutmayacağız’ yazılarına rastlamak mümkün. Uçakların çarptığı ikiz kulelerin yerinde bugün anıt bölge bulunuyor ve yakında bir müze de ziyaretçilere açılacak. Yıkılan iki binanın yerinde yaşamını yitirenlerin anısına yapılan iki büyük anıt ve ağaçlandırılmış bölge var. Fakat ağaçların arasında bir tanesi, bizim gibi yeşilin kıymeti harbiyesini bilmeyen bir toplum için ibretlik manzaralar sunuyor. ‘Survivor Tree’ denilen bu ağaç, tıpkı insanlar gibi saldırıdan nasibini almış. Yıkılan dev beton blokların altında ona rastlayan Amerikalılar, onu kurtarabilmek için hummalı bir çalışmaya başvurmuş. Dümdüz olan ağaç, yerinden alınarak tedavi edileceği yere taşınmış. Burada yapılan tedaviye cevap vererek, tekrar kök salıp, çiçek açmaya başlamış. İsmi ‘Hayatta kalan, kurtulan ağaç’ manasına gelen Survivor Tree, bugün anıt parkın içinde terör saldırılarında kurtulabilenlerin anısını yaşatıyor.Bir çocuk için değer mi, değer!ABD’nin tarihî sayılabilecek şehirlerinden belki de birincisi Philadelphia. Ülkenin temellerinin atıldığı, yeni kıtanın bir koloni olmaktan çıkıp bağımsızlık deklarasyonunun yayınlandığı yer burası. İşte bugün bir portre ve sanat müzesi olarak kullanılan The Second Bank of US’de gezerken ülkemizde sıra dışı sayılacak bir manzaraya daha şahit oluyoruz. Ülkenin tarihî simalarının tabloları önünde bir çocuk ile müzenin güvenlik ve rehberliğinden sorumlu görevlisi beraberce dolaşıyor. Rehber, etrafa uyarılarda bulunurken genç tarih meraklısına da anlatmaya devam ediyor. Kendisini dikkatlice dinlediğinden gayet eminiz, zira ufaklık dakikalardır beraberce turluyor ve sorular soruyor. Uzun lafın kısası, ilgili kimse bir kişi de olsa ve hatta muhatabımız bir çocuk dahi olsa müzeye gelen kimse faydalanarak buradan ayrılıyor. Belki de bu durum, o kişi ve müzeye münhasır bir şey de olsa, insana verilen kıymet itibarıyla büyük önem arz ediyor.Bu restoranda israf yok kardeşim...Dünyayı fast food ile tanıştıran bu ülkede birbirinden ilginç, dünya mutfağını ülke insanına sunan binlerce restoran var. Helal damgalı birçok yerle beraber, israfın önüne geçmek için basit ama etkili bir tedbir alan restoran zinciri dikkatimizden kaçmıyor. Pret-a-Manger isimli mağazada yemek yerken, peçete üzerindeki not gözümüze takılıyor. İsrafın önüne geçmek için nasıl bir yol izledikleri şöyle anlatılmış: “Mağazamızda tüketilen tüm yiyecekler günlük olarak hazırlanmakta, talebe göre üretilip gün sonunda atılmak yerine evsiz ve fakirlere dağıtılmaktadır.” Bunu görünce, “Demek ki israfın da haram olduğuna helal gıda kadar dikkat ediyorlar.” demeden edemedik.Aşkımı böyle de yazarımParklarda bulunan oturakların olmazsa olmazıdır sevgili isimleri. Bir zamanlar şehirde ağaçlar olduğu vakit, ağaçlara da kazınıyordu, hepimiz biliriz. Aşkını yahut sitemini bu yolla dile getirir o mecnun. Sevdiğim bir gün geçerken bu yazıyı okur, işte o gün hatırına düşerim… Fakat sonunda ahşap bankın tıpkı bir tahta kurusu gibi kemirildiği ve nihayetinde bir karalama tahtasına döndüğünü de biliriz. New York’un meşhur Central Park denilen mesire ve dinlenme alanını gezerken sevgiliyi banklara yazmanın evrensel bir mefhum olduğunu anladık. Ne var ki, işler burada biraz medenice işliyor. Belediyeye uygun bir fiyat mukabilinde bankı kiralayan vatandaşlar, ufak bir levha üzerine mesajını yazıyor. Oturakların üzerine çakılan metal levhalar geçici bir süre burada yer alıyor. Birkaç tanesini okuduğumuzda sadece sevgili değil, annesine sevgi mesajı yollayan, çocuklarını tebrik eden, yeni evli çiftleri unutmayan arkadaşları da gördük.Aman çeşme, canım çeşmeEskiler demiş “bu çeşme ne güzel çeşme, su içecek tası yok, kırma insan kalbi
Zaman
En Çok Okunan
29.03.2014
Amerika’yaneredenbakarsanorasınıgörürsünAmerika’ya nereden bakarsan orasını görürsün
Mümtaz'er Türköne - Hangi Erdoğan?
Zaman
27.03.2014
02:20
2011 öncesi veya daha bariz görünen 3,5 ay önceki Erdoğan ile bugünkü Erdoğan’ı yan yana koymayı deneyin; çelişkileri bir kenara bırakın, bir benzerlik bulmanız mümkün mü? Sadece şu soruyu sorabilirsiniz: Bizler mi yanıldık; yoksa o mu çok değişti?Bağıran, çağıran, tehdit eden, iftira atan, hakaret eden, yalan söyleyen, herkesi düşman ilan eden, çevresine zulmeden, sadece güce iman eden, kumpaslar peşinde koşan bir politikacı mı? Yoksa zalimler tarafından mağdur edilmiş, ezilen kimsesizlerin sesi olmuş, topluma huzur ve istikrar vaat etmiş, dirayet ve basiret göstermiş eski Erdoğan mı? Gücün hukukuna, hepimiz adına itiraz eden bir adam ile bugün elindeki gücü hukuk olarak topluma dayatan adam aynı kişi olabilir mi?“Dün desteklediğiniz Erdoğan’a bugün neden muhalefet ediyorsunuz” diyenler; bugünkü Erdoğan ile eskisi arasında bir ilişki kurabiliyorlar mı? Bu hırçın ve saldırgan adamı, yolsuzlukların üstünü kapatmak için her şeyi yerle bir etmeye ve ülkeyi ateşe vermeye hazır bu politikacıyı tanıyan, bilen var mı?Demek ki yanılmışız. Parça parça tamamlanan resim, karşımıza eksiksiz bir karakter yapısı çıkartıyor. Sadece gücün peşinde koşan, amaca varmak için her aracı kullanan, hiçbir ahlakî prensip ile kendisini bağlamayan bir lider. Makyavel yaşasaydı, kendisine haksızlık yapıldığını Erdoğan’ı göstererek kanıtlardı. Demek gücü ele geçirmek için hiçbir sınır tanımayan bu adam, dün ikna ederek sağladığı araçları, bu sefer zorbalıkla elinde tutmaya çalışıyor. Zorbalık, hakka ve hukuka dayanmayan güç demektir. Devreye entrikalar, kumpaslar girince karşımıza, amaca varmak için her şeyi mubah gören bir Erdoğan portresi çıkıyor.Hangimiz Baykal’ın görüntülerinin Başbakan tarafından servis edildiğini hatırına getirebilirdi? Soruyu şöyle sormak da mantıksız değil: Erdoğan’ın ses kaydı medyaya düşer düşmez neden hepimiz kolayca bu servisi onun yaptığına ikna olduk. Bir yandan “Görüntüleri internetten yarım saat içinde ben kaldırttım.” diyen, öbür taraftan aynı görüntüler için “Ne özeli genel bunlar, genel...” diye bağıran adamın aynı kişi olması yüzünden mi? Eğer iddialar doğruysa, karşımızda duran politikacı, ancak Bizans saraylarında rastlayabileceğiniz çapta bir entrika ustası olmalı.Demek ki Erdoğan eskiden de böyleydi. Yolsuzluk dosyaları ile foyası ortaya çıkmaya başladı. Dökülen foyasının üstünü kapatmak için hırçın, saldırgan ve zorba politikalara ihtiyacı var. Nasıl olsa amaca varmak için her şey mubah.Halkı küçümseyenler, kitlelerin peşine takılacak zorbalar aradığını düşünür. Kimse zorbalara pabuç bırakmaz. Sadece toplum geniş çapta hâlâ eski Erdoğan’ı tanıyor; yenisini keşfedecek araçlara ulaşması zaman alıyor. Havuz medyası yatsıya kadar yanacak mumlar yakıyor. Seçim Kanunu’na aykırı bir şekilde bir miting aynı anda birçok televizyon kanalında yayınlanıyor! Haksız rekabet sürüyor. İnternet yavaşlıyor, sosyal medya kapatılıyor. Erdoğan sanki hiç yolsuzluk soruşturması yokmuş, hukuk askıya alınmamış gibi miting meydanlarında bağırıyor. Zorbalığın, entrikaların, hak ve hukuk gasbının, medya tahakkümünün tam gaz devrede olduğu seçim öncesinde gerçek Erdoğan’ın kendini saklaması mümkün. Peki ne zamana kadar?Eski Erdoğan, ülkeyi istikrar içinde bir arada tutacak araçlara sahipti. Şimdiki gücünü sadece kendisini kurtaracak araçlara teksif ediyor. Bugünün Erdoğan’ının amacına ulaşmak için başvurduğu araçlar, ülke için tehlikeler taşıyor. Entrikacı ve zorba Erdoğan, eski Erdoğan’a karşı açık bir savaş yürütüyor.Eski Erdoğan’ın özlemini duyanların, onu bulmaları ve eski günlere dönmeleri artık mümkün değil. 12 yılın muhasebesini yapanlar bugün yanlış bir sonuca varmamak için “Hangi Erdoğan?” sorusunun peşine düşmeli. Artık Erdoğan, bu ülkede başbakan kalamaz. Kalırsa Başbakanlık makamını sadece kendisini kurtarmak için kullanır. Ülke sorunlarını kim çözecek? Şu entrikacı, kavgacı, ayrıştırıcı, yolsuzluk batağında kaybolmuş zorba adam mı?
Zaman
En Çok Okunan
27.03.2014
MümtazerTürköne-HangiErdoğan?Mümtazer Türköne - Hangi Erdoğan?
Mümtaz'er Türköne - Hangi Erdoğan?
Zaman
27.03.2014
02:19
2011 öncesi veya daha bariz görünen 3,5 ay önceki Erdoğan ile bugünkü Erdoğan’ı yan yana koymayı deneyin; çelişkileri bir kenara bırakın, bir benzerlik bulmanız mümkün mü? Sadece şu soruyu sorabilirsiniz: Bizler mi yanıldık; yoksa o mu çok değişti?Bağıran, çağıran, tehdit eden, iftira atan, hakaret eden, yalan söyleyen, herkesi düşman ilan eden, çevresine zulmeden, sadece güce iman eden, kumpaslar peşinde koşan bir politikacı mı? Yoksa zalimler tarafından mağdur edilmiş, ezilen kimsesizlerin sesi olmuş, topluma huzur ve istikrar vaat etmiş, dirayet ve basiret göstermiş eski Erdoğan mı? Gücün hukukuna, hepimiz adına itiraz eden bir adam ile bugün elindeki gücü hukuk olarak topluma dayatan adam aynı kişi olabilir mi?“Dün desteklediğiniz Erdoğan’a bugün neden muhalefet ediyorsunuz” diyenler; bugünkü Erdoğan ile eskisi arasında bir ilişki kurabiliyorlar mı? Bu hırçın ve saldırgan adamı, yolsuzlukların üstünü kapatmak için her şeyi yerle bir etmeye ve ülkeyi ateşe vermeye hazır bu politikacıyı tanıyan, bilen var mı?Demek ki yanılmışız. Parça parça tamamlanan resim, karşımıza eksiksiz bir karakter yapısı çıkartıyor. Sadece gücün peşinde koşan, amaca varmak için her aracı kullanan, hiçbir ahlakî prensip ile kendisini bağlamayan bir lider. Makyavel yaşasaydı, kendisine haksızlık yapıldığını Erdoğan’ı göstererek kanıtlardı. Demek gücü ele geçirmek için hiçbir sınır tanımayan bu adam, dün ikna ederek sağladığı araçları, bu sefer zorbalıkla elinde tutmaya çalışıyor. Zorbalık, hakka ve hukuka dayanmayan güç demektir. Devreye entrikalar, kumpaslar girince karşımıza, amaca varmak için her şeyi mubah gören bir Erdoğan portresi çıkıyor.Hangimiz Baykal’ın görüntülerinin Başbakan tarafından servis edildiğini hatırına getirebilirdi? Soruyu şöyle sormak da mantıksız değil: Erdoğan’ın ses kaydı medyaya düşer düşmez neden hepimiz kolayca bu servisi onun yaptığına ikna olduk. Bir yandan “Görüntüleri internetten yarım saat içinde ben kaldırttım.” diyen, öbür taraftan aynı görüntüler için “Ne özeli genel bunlar, genel...” diye bağıran adamın aynı kişi olması yüzünden mi? Eğer iddialar doğruysa, karşımızda duran politikacı, ancak Bizans saraylarında rastlayabileceğiniz çapta bir entrika ustası olmalı.Demek ki Erdoğan eskiden de böyleydi. Yolsuzluk dosyaları ile foyası ortaya çıkmaya başladı. Dökülen foyasının üstünü kapatmak için hırçın, saldırgan ve zorba politikalara ihtiyacı var. Nasıl olsa amaca varmak için her şey mubah.Halkı küçümseyenler, kitlelerin peşine takılacak zorbalar aradığını düşünür. Kimse zorbalara pabuç bırakmaz. Sadece toplum geniş çapta hâlâ eski Erdoğan’ı tanıyor; yenisini keşfedecek araçlara ulaşması zaman alıyor. Havuz medyası yatsıya kadar yanacak mumlar yakıyor. Seçim Kanunu’na aykırı bir şekilde bir miting aynı anda birçok televizyon kanalında yayınlanıyor! Haksız rekabet sürüyor. İnternet yavaşlıyor, sosyal medya kapatılıyor. Erdoğan sanki hiç yolsuzluk soruşturması yokmuş, hukuk askıya alınmamış gibi miting meydanlarında bağırıyor. Zorbalığın, entrikaların, hak ve hukuk gasbının, medya tahakkümünün tam gaz devrede olduğu seçim öncesinde gerçek Erdoğan’ın kendini saklaması mümkün. Peki ne zamana kadar?Eski Erdoğan, ülkeyi istikrar içinde bir arada tutacak araçlara sahipti. Şimdiki gücünü sadece kendisini kurtaracak araçlara teksif ediyor. Bugünün Erdoğan’ının amacına ulaşmak için başvurduğu araçlar, ülke için tehlikeler taşıyor. Entrikacı ve zorba Erdoğan, eski Erdoğan’a karşı açık bir savaş yürütüyor.Eski Erdoğan’ın özlemini duyanların, onu bulmaları ve eski günlere dönmeleri artık mümkün değil. 12 yılın muhasebesini yapanlar bugün yanlış bir sonuca varmamak için “Hangi Erdoğan?” sorusunun peşine düşmeli. Artık Erdoğan, bu ülkede başbakan kalamaz. Kalırsa Başbakanlık makamını sadece kendisini kurtarmak için kullanır. Ülke sorunlarını kim çözecek? Şu entrikacı, kavgacı, ayrıştırıcı, yolsuzluk batağında kaybolmuş zorba adam mı?
Zaman
Köşe Yazıları
27.03.2014
MümtazerTürköne-HangiErdoğan?Mümtazer Türköne - Hangi Erdoğan?
Mümtaz'er Türköne - Hangi Erdoğan?
Zaman
27.03.2014
02:07
2011 öncesi veya daha bariz görünen 3,5 ay önceki Erdoğan ile bugünkü Erdoğan’ı yan yana koymayı deneyin; çelişkileri bir kenara bırakın, bir benzerlik bulmanız mümkün mü? Sadece şu soruyu sorabilirsiniz: Bizler mi yanıldık; yoksa o mu çok değişti?Bağıran, çağıran, tehdit eden, iftira atan, hakaret eden, yalan söyleyen, herkesi düşman ilan eden, çevresine zulmeden, sadece güce iman eden, kumpaslar peşinde koşan bir politikacı mı? Yoksa zalimler tarafından mağdur edilmiş, ezilen kimsesizlerin sesi olmuş, topluma huzur ve istikrar vaat etmiş, dirayet ve basiret göstermiş eski Erdoğan mı? Gücün hukukuna, hepimiz adına itiraz eden bir adam ile bugün elindeki gücü hukuk olarak topluma dayatan adam aynı kişi olabilir mi?“Dün desteklediğiniz Erdoğan’a bugün neden muhalefet ediyorsunuz” diyenler; bugünkü Erdoğan ile eskisi arasında bir ilişki kurabiliyorlar mı? Bu hırçın ve saldırgan adamı, yolsuzlukların üstünü kapatmak için her şeyi yerle bir etmeye ve ülkeyi ateşe vermeye hazır bu politikacıyı tanıyan, bilen var mı?Demek ki yanılmışız. Parça parça tamamlanan resim, karşımıza eksiksiz bir karakter yapısı çıkartıyor. Sadece gücün peşinde koşan, amaca varmak için her aracı kullanan, hiçbir ahlakî prensip ile kendisini bağlamayan bir lider. Makyavel yaşasaydı, kendisine haksızlık yapıldığını Erdoğan’ı göstererek kanıtlardı. Demek gücü ele geçirmek için hiçbir sınır tanımayan bu adam, dün ikna ederek sağladığı araçları, bu sefer zorbalıkla elinde tutmaya çalışıyor. Zorbalık, hakka ve hukuka dayanmayan güç demektir. Devreye entrikalar, kumpaslar girince karşımıza, amaca varmak için her şeyi mubah gören bir Erdoğan portresi çıkıyor.Hangimiz Baykal’ın görüntülerinin Başbakan tarafından servis edildiğini hatırına getirebilirdi? Soruyu şöyle sormak da mantıksız değil: Erdoğan’ın ses kaydı medyaya düşer düşmez neden hepimiz kolayca bu servisi onun yaptığına ikna olduk. Bir yandan “Görüntüleri internetten yarım saat içinde ben kaldırttım.” diyen, öbür taraftan aynı görüntüler için “Ne özeli genel bunlar, genel...” diye bağıran adamın aynı kişi olması yüzünden mi? Eğer iddialar doğruysa, karşımızda duran politikacı, ancak Bizans saraylarında rastlayabileceğiniz çapta bir entrika ustası olmalı.Demek ki Erdoğan eskiden de böyleydi. Yolsuzluk dosyaları ile foyası ortaya çıkmaya başladı. Dökülen foyasının üstünü kapatmak için hırçın, saldırgan ve zorba politikalara ihtiyacı var. Nasıl olsa amaca varmak için her şey mubah.Halkı küçümseyenler, kitlelerin peşine takılacak zorbalar aradığını düşünür. Kimse zorbalara pabuç bırakmaz. Sadece toplum geniş çapta hâlâ eski Erdoğan’ı tanıyor; yenisini keşfedecek araçlara ulaşması zaman alıyor. Havuz medyası yatsıya kadar yanacak mumlar yakıyor. Seçim Kanunu’na aykırı bir şekilde bir miting aynı anda birçok televizyon kanalında yayınlanıyor! Haksız rekabet sürüyor. İnternet yavaşlıyor, sosyal medya kapatılıyor. Erdoğan sanki hiç yolsuzluk soruşturması yokmuş, hukuk askıya alınmamış gibi miting meydanlarında bağırıyor. Zorbalığın, entrikaların, hak ve hukuk gasbının, medya tahakkümünün tam gaz devrede olduğu seçim öncesinde gerçek Erdoğan’ın kendini saklaması mümkün. Peki ne zamana kadar?Eski Erdoğan, ülkeyi istikrar içinde bir arada tutacak araçlara sahipti. Şimdiki gücünü sadece kendisini kurtaracak araçlara teksif ediyor. Bugünün Erdoğan’ının amacına ulaşmak için başvurduğu araçlar, ülke için tehlikeler taşıyor. Entrikacı ve zorba Erdoğan, eski Erdoğan’a karşı açık bir savaş yürütüyor.Eski Erdoğan’ın özlemini duyanların, onu bulmaları ve eski günlere dönmeleri artık mümkün değil. 12 yılın muhasebesini yapanlar bugün yanlış bir sonuca varmamak için “Hangi Erdoğan?” sorusunun peşine düşmeli. Artık Erdoğan, bu ülkede başbakan kalamaz. Kalırsa Başbakanlık makamını sadece kendisini kurtarmak için kullanır. Ülke sorunlarını kim çözecek? Şu entrikacı, kavgacı, ayrıştırıcı, yolsuzluk batağında kaybolmuş zorba adam mı?
Zaman
Ana Sayfa
27.03.2014
MümtazerTürköne-HangiErdoğan?Mümtazer Türköne - Hangi Erdoğan?
Toplam "10" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti