Habergec.Com Aranan Kelimeler:kim ne kadar alıyor? Değerlendirme: 10 / 10 959880
habergec.com
22.10.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

kim ne kadar alıyor?

Kılıçdaroğlu: Hükümet, 12 Eylül anti demokratik uygulamalarını devreye sokuyor
Zaman
16.10.2014
10:10
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMMye sunulan 35 maddelik yeni yargı paketini eleştirdi.Hükümeti, Kenan Evrenin 12 Eylülde getirdiği anti demokratik uygulamaları yeniden devreye sokmaya çalışmakla suçlayan Kılıçdaroğlu, Eksra bir güvenlik paketi açmaya gerek yok. Sorun onu yakalayamıyorsun sen. Önemli olan bir yerin yakılması, yıkılması, yağmalanması. Suç mudur? Suçtur. Suçluyu yakalayıp adaletin önüne çıkaracaksınız. Hem yakalamıyorsunuz, sonrada, Ben cezaları ağırlaştıracağım. diyorsunuz. Önce bir yakalayın ve yargıya çıkarın. Bakalım orada yeteri kadar ceza alıyor mu almıyor mu? Buna göre gereğini yapın. Devletin eli kolu bağlı. Şimdi gözdağı vermek istiyor. Ben bu yasal düzenlemeyi yapıyorum. diyor ama bu yasal düzenlemeyle şiddet önlenmez. Sen devlet olarak gereğini zamanında yapacaksın. açıklamasında bulundu.CHP Lideri Kılıçdaroğlu, CNN TÜRKde Ahmet Hakanın sunduğu Tarafsız Bölgede gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, hükümetin Meclise sunduğu yeni yargı paketinin Kenan Evrenin 12 Eylülde getirdiği düzenlemelerle aynı olduğunu savundu. Hükümet bazı önlemler getiriyor. Şuan zaten bunlar yasak. Siz bir dükkanı bombalayıp, yağmaladığınız zaman bu yasal mı olacaktı? Hayır. Bu da yasadışı. Ben elimi güçlendireceğim diyor. Makul şüpheyi sadece şüphe varsa gözaltına alacağım diyor. Bunun ölçüsü yok. Biz, AB standartlarıyla karşı çıkmayız. AB standardını yakalamak zorundayız. Almanyadaki yasaları cımbızlarsak bu olmaz. Devletin yasaları vardır. Bunun kuralları vardır. Toplumsal düzenin barış içinde gidecek temel kuralları koyarsınız. Devletin istihbaratı vardır. Bunu öncede bildirir ve gerekli önlemler alınır. İstihbaratını bunu yapamıyorsa burada sıkıntı vardır. Sizin istihbaratınız güçlüyse, bunun önlemini zamanında almışsanız bu olayların çoğunu baştan önlersiniz. dedi.ÖCALANA BİZİ KURTAR DEDİLERHükümetin son olaylara ilişkin Abdullah Öcalandan yardım istediğini kaydeden Kılıçdaroğlu şöyle dedi: Ülke kan gölüne dönüyor, hükümet ne yapacağını bilmiyor. Ama koşa koşa İmralıya gittiler. Apoya gittler, Olaylar boyumuzu aştı, ne olursun bizi kurtar dediler. Gerekli bağlantılar kuruldu ve Öcalan talimatı verdi olaylar kesildi. Bu olay doğru. Biz halkı sükûnete davet ettik. Ancak bir bakan, Şiddet misliyle karşılık bulur dedi. Demokrasilerde bu olmaz. Bunu diyecek batılı bir siyasetçi bulabilecek misiniz? Yok öyle bir şey. Hukuk içinde insanları yakalayıp yargılayacaksınız.BU YASAL DÜZENLEMEYLE ŞİDDET ÖNLENMEZDevletin eksiği önce kendisine araması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, değişiklik yapılan maddelerin daha önce yine kendileri tarafından reform niteliğinde değişime uğradığını savundu. Ceza kanunu ve terör yasalarının yapboza döndüğünü anlatan CHP Lideri, Hükümet etmeyi bilirseniz her sorunu aşabilirsiniz. Bunu yapamazsanız istediğiniz yasayı çıkartın. İngilterede yazılı Anayasa yok ama gerekli önlemleri alıyorlar. Burada olaylar oluyor önlem alan yok. Öyle olunca insanların özgürlüğünü hapsederek tedbir almaya çalışıyorlar. Molotof kokteyli, maske, bomba ne olursa olsun. Eğer şiddete dönüşüyorsa bu suçtur. Eksra bir güvenlik paketi açmaya gerek yok. Sorun onu yakalayamıyorsun sen. Önemli olan bir yerin yakılması, yıkılması, yağmalanması. Suç mudur? Suçtur. Suçluyu yakalayıp adaletin önüne çıkaracaksınız. Hem yakalamıyorsunuz, sonrada, Ben cezaları ağırlaştıracağım.Önce bir yakalayın ve yargıya çıkarın. Bakalım orada yeteri kadar ceza alıyor mu almıyor mu? Buna göre gereğini yapın. Devletin eli kolu bağlı. Şimdi gözdağı vermek istiyor. Ben bu yasal düzenlemeyi yapıyorum. diyor ama bu yasal düzenlemeyle şiddet önlenmez. Sen devlet olarak gereğini zamanında yapacaksın. ifadelerini kullandı.EKMEK ÇALANI BULAN ATATÜRK HEYKELİNİ YAKANI BULAMIYOROkul yakmanın, molotof atmanın, maskeli eylem yapmanın dünyanın her yerinde suç olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, hükümetin olayları sadece seyrettiğine ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, Sen önce okulu yakanı yakala. Bunu yapamıyorlar. Acizliğini yeni yasalar çıkartacağım diyerek geçiştirmeye çalışıyorlar. İstanbul Esenlerde Atatürk heykeli yakıldı. Suçlu kim? Dükkandan ekmek çalan çocuğu buluyorlar. Meydanda Atatürk heykelini yakanı bulamıyorlar. Güneydoğuda araç kontrolü yapıyorlar. Devlet yok mu? dedi.PAKETİ HÜKÜMET DEĞİL ERDOĞAN AÇIKLADIBu düzenlemeyle ilgili açıklamayı Cumhurbaşkanı Erdoğanın yaptığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: Erdoğan, Salı günü Meclise verilecektir. dedi. Burada bakanların imzası yok. Bir grup milletvekilinin imzası var. Davutoğlunun burada dur demesi lazım. Bu hükümetin tasarısı değil. Bir grup Ak Parti milletvekilinin tasarısıdır. Siz devleti yönetiyorsunuz. Aşireti yönetmiyorsunuz. Şiddeti asla savunmadık ve savunamayız. Şiddetin şiddeti getireceğini biliyoruz. Devlet akılla yönetilir. Baskı ve
Zaman
En Çok Okunan
16.10.2014
KılıçdaroğluHükümet12EylülantidemokratikuygulamalarınıdevreyesokuyorKılıçdaroğlu Hükümet 12 Eylül anti demokratik uygulamalarını devreye sokuyor
Kılıçdaroğlu: Hükümet, 12 Eylül anti demokratik uygulamalarını devreye sokuyor
Zaman
16.10.2014
03:41
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMMye sunulan 35 maddelik yeni yargı paketini eleştirdi.Hükümeti, Kenan Evrenin 12 Eylülde getirdiği anti demokratik uygulamaları yeniden devreye sokmaya çalışmakla suçlayan Kılıçdaroğlu, Eksra bir güvenlik paketi açmaya gerek yok. Sorun onu yakalayamıyorsun sen. Önemli olan bir yerin yakılması, yıkılması, yağmalanması. Suç mudur? Suçtur. Suçluyu yakalayıp adaletin önüne çıkaracaksınız. Hem yakalamıyorsunuz, sonrada, Ben cezaları ağırlaştıracağım. diyorsunuz. Önce bir yakalayın ve yargıya çıkarın. Bakalım orada yeteri kadar ceza alıyor mu almıyor mu? Buna göre gereğini yapın. Devletin eli kolu bağlı. Şimdi gözdağı vermek istiyor. Ben bu yasal düzenlemeyi yapıyorum. diyor ama bu yasal düzenlemeyle şiddet önlenmez. Sen devlet olarak gereğini zamanında yapacaksın. açıklamasında bulundu.CHP Lideri Kılıçdaroğlu, CNN TÜRKde Ahmet Hakanın sunduğu Tarafsız Bölgede gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, hükümetin Meclise sunduğu yeni yargı paketinin Kenan Evrenin 12 Eylülde getirdiği düzenlemelerle aynı olduğunu savundu. Hükümet bazı önlemler getiriyor. Şuan zaten bunlar yasak. Siz bir dükkanı bombalayıp, yağmaladığınız zaman bu yasal mı olacaktı? Hayır. Bu da yasadışı. Ben elimi güçlendireceğim diyor. Makul şüpheyi sadece şüphe varsa gözaltına alacağım diyor. Bunun ölçüsü yok. Biz, AB standartlarıyla karşı çıkmayız. AB standardını yakalamak zorundayız. Almanyadaki yasaları cımbızlarsak bu olmaz. Devletin yasaları vardır. Bunun kuralları vardır. Toplumsal düzenin barış içinde gidecek temel kuralları koyarsınız. Devletin istihbaratı vardır. Bunu öncede bildirir ve gerekli önlemler alınır. İstihbaratını bunu yapamıyorsa burada sıkıntı vardır. Sizin istihbaratınız güçlüyse, bunun önlemini zamanında almışsanız bu olayların çoğunu baştan önlersiniz. dedi.ÖCALANA BİZİ KURTAR DEDİLERHükümetin son olaylara ilişkin Abdullah Öcalandan yardım istediğini kaydeden Kılıçdaroğlu şöyle dedi: Ülke kan gölüne dönüyor, hükümet ne yapacağını bilmiyor. Ama koşa koşa İmralıya gittiler. Apoya gittler, Olaylar boyumuzu aştı, ne olursun bizi kurtar dediler. Gerekli bağlantılar kuruldu ve Öcalan talimatı verdi olaylar kesildi. Bu olay doğru. Biz halkı sükûnete davet ettik. Ancak bir bakan, Şiddet misliyle karşılık bulur dedi. Demokrasilerde bu olmaz. Bunu diyecek batılı bir siyasetçi bulabilecek misiniz? Yok öyle bir şey. Hukuk içinde insanları yakalayıp yargılayacaksınız.BU YASAL DÜZENLEMEYLE ŞİDDET ÖNLENMEZDevletin eksiği önce kendisine araması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, değişiklik yapılan maddelerin daha önce yine kendileri tarafından reform niteliğinde değişime uğradığını savundu. Ceza kanunu ve terör yasalarının yapboza döndüğünü anlatan CHP Lideri, Hükümet etmeyi bilirseniz her sorunu aşabilirsiniz. Bunu yapamazsanız istediğiniz yasayı çıkartın. İngilterede yazılı Anayasa yok ama gerekli önlemleri alıyorlar. Burada olaylar oluyor önlem alan yok. Öyle olunca insanların özgürlüğünü hapsederek tedbir almaya çalışıyorlar. Molotof kokteyli, maske, bomba ne olursa olsun. Eğer şiddete dönüşüyorsa bu suçtur. Eksra bir güvenlik paketi açmaya gerek yok. Sorun onu yakalayamıyorsun sen. Önemli olan bir yerin yakılması, yıkılması, yağmalanması. Suç mudur? Suçtur. Suçluyu yakalayıp adaletin önüne çıkaracaksınız. Hem yakalamıyorsunuz, sonrada, Ben cezaları ağırlaştıracağım.Önce bir yakalayın ve yargıya çıkarın. Bakalım orada yeteri kadar ceza alıyor mu almıyor mu? Buna göre gereğini yapın. Devletin eli kolu bağlı. Şimdi gözdağı vermek istiyor. Ben bu yasal düzenlemeyi yapıyorum. diyor ama bu yasal düzenlemeyle şiddet önlenmez. Sen devlet olarak gereğini zamanında yapacaksın. ifadelerini kullandı.EKMEK ÇALANI BULAN ATATÜRK HEYKELİNİ YAKANI BULAMIYOROkul yakmanın, molotof atmanın, maskeli eylem yapmanın dünyanın her yerinde suç olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, hükümetin olayları sadece seyrettiğine ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, Sen önce okulu yakanı yakala. Bunu yapamıyorlar. Acizliğini yeni yasalar çıkartacağım diyerek geçiştirmeye çalışıyorlar. İstanbul Esenlerde Atatürk heykeli yakıldı. Suçlu kim? Dükkandan ekmek çalan çocuğu buluyorlar. Meydanda Atatürk heykelini yakanı bulamıyorlar. Güneydoğuda araç kontrolü yapıyorlar. Devlet yok mu? dedi.PAKETİ HÜKÜMET DEĞİL ERDOĞAN AÇIKLADIBu düzenlemeyle ilgili açıklamayı Cumhurbaşkanı Erdoğanın yaptığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: Erdoğan, Salı günü Meclise verilecektir. dedi. Burada bakanların imzası yok. Bir grup milletvekilinin imzası var. Davutoğlunun burada dur demesi lazım. Bu hükümetin tasarısı değil. Bir grup Ak Parti milletvekilinin tasarısıdır. Siz devleti yönetiyorsunuz. Aşireti yönetmiyorsunuz. Şiddeti asla savunmadık ve savunamayız. Şiddetin şiddeti getireceğini biliyoruz. Devlet akılla yönetilir. Baskı ve
Zaman
Ana Sayfa
16.10.2014
KılıçdaroğluHükümet12EylülantidemokratikuygulamalarınıdevreyesokuyorKılıçdaroğlu Hükümet 12 Eylül anti demokratik uygulamalarını devreye sokuyor
Kılıçdaroğlu: Hükümet, 12 Eylül anti demokratik uygulamalarını devreye sokuyor
Zaman
16.10.2014
02:13
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, TBMMye sunulan 35 maddelik yeni yargı paketini eleştirdi.Hükümeti, Kenan Evrenin 12 Eylülde getirdiği anti demokratik uygulamaları yeniden devreye sokmaya çalışmakla suçlayan Kılıçdaroğlu, Eksra bir güvenlik paketi açmaya gerek yok. Sorun onu yakalayamıyorsun sen. Önemli olan bir yerin yakılması, yıkılması, yağmalanması. Suç mudur? Suçtur. Suçluyu yakalayıp adaletin önüne çıkaracaksınız. Hem yakalamıyorsunuz, sonrada, Ben cezaları ağırlaştıracağım. diyorsunuz. Önce bir yakalayın ve yargıya çıkarın. Bakalım orada yeteri kadar ceza alıyor mu almıyor mu? Buna göre gereğini yapın. Devletin eli kolu bağlı. Şimdi gözdağı vermek istiyor. Ben bu yasal düzenlemeyi yapıyorum. diyor ama bu yasal düzenlemeyle şiddet önlenmez. Sen devlet olarak gereğini zamanında yapacaksın. açıklamasında bulundu. CHP Lideri Kılıçdaroğlu, CNN TÜRKde Ahmet Hakanın sunduğu Tarafsız Bölgede gündemi değerlendirdi. Kılıçdaroğlu, hükümetin Meclise sunduğu yeni yargı paketinin Kenan Evrenin 12 Eylülde getirdiği düzenlemelerle aynı olduğunu savundu. Hükümet bazı önlemler getiriyor. Şuan zaten bunlar yasak. Siz bir dükkanı bombalayıp, yağmaladığınız zaman bu yasal mı olacaktı? Hayır. Bu da yasadışı. Ben elimi güçlendireceğim diyor. Makul şüpheyi sadece şüphe varsa gözaltına alacağım diyor. Bunun ölçüsü yok. Biz, AB standartlarıyla karşı çıkmayız. AB standardını yakalamak zorundayız. Almanyadaki yasaları cımbızlarsak bu olmaz. Devletin yasaları vardır. Bunun kuralları vardır. Toplumsal düzenin barış içinde gidecek temel kuralları koyarsınız. Devletin istihbaratı vardır. Bunu öncede bildirir ve gerekli önlemler alınır. İstihbaratını bunu yapamıyorsa burada sıkıntı vardır. Sizin istihbaratınız güçlüyse, bunun önlemini zamanında almışsanız bu olayların çoğunu baştan önlersiniz. dedi. ÖCALANA BİZİ KURTAR DEDİLERHükümetin son olaylara ilişkin Abdullah Öcalandan yardım istediğini kaydeden Kılıçdaroğlu şöyle dedi: Ülke kan gölüne dönüyor, hükümet ne yapacağını bilmiyor. Ama koşa koşa İmralıya gittiler. Apoya gittler, Olaylar boyumuzu aştı, ne olursun bizi kurtar dediler. Gerekli bağlantılar kuruldu ve Öcalan talimatı verdi olaylar kesildi. Bu olay doğru. Biz halkı sükûnete davet ettik. Ancak bir bakan, Şiddet misliyle karşılık bulur dedi. Demokrasilerde bu olmaz. Bunu diyecek batılı bir siyasetçi bulabilecek misiniz? Yok öyle bir şey. Hukuk içinde insanları yakalayıp yargılayacaksınız.BU YASAL DÜZENLEMEYLE ŞİDDET ÖNLENMEZDevletin eksiği önce kendisine araması gerektiğini belirten Kılıçdaroğlu, değişiklik yapılan maddelerin daha önce yine kendileri tarafından reform niteliğinde değişime uğradığını savundu. Ceza kanunu ve terör yasalarının yapboza döndüğünü anlatan CHP Lideri, Hükümet etmeyi bilirseniz her sorunu aşabilirsiniz. Bunu yapamazsanız istediğiniz yasayı çıkartın. İngilterede yazılı Anayasa yok ama gerekli önlemleri alıyorlar. Burada olaylar oluyor önlem alan yok. Öyle olunca insanların özgürlüğünü hapsederek tedbir almaya çalışıyorlar. Molotof kokteyli, maske, bomba ne olursa olsun. Eğer şiddete dönüşüyorsa bu suçtur. Eksra bir güvenlik paketi açmaya gerek yok. Sorun onu yakalayamıyorsun sen. Önemli olan bir yerin yakılması, yıkılması, yağmalanması. Suç mudur? Suçtur. Suçluyu yakalayıp adaletin önüne çıkaracaksınız. Hem yakalamıyorsunuz, sonrada, Ben cezaları ağırlaştıracağım.Önce bir yakalayın ve yargıya çıkarın. Bakalım orada yeteri kadar ceza alıyor mu almıyor mu? Buna göre gereğini yapın. Devletin eli kolu bağlı. Şimdi gözdağı vermek istiyor. Ben bu yasal düzenlemeyi yapıyorum. diyor ama bu yasal düzenlemeyle şiddet önlenmez. Sen devlet olarak gereğini zamanında yapacaksın. ifadelerini kullandı.EKMEK ÇALANI BULAN ATATÜRK HEYKELİNİ YAKANI BULAMIYOROkul yakmanın, molotof atmanın, maskeli eylem yapmanın dünyanın her yerinde suç olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, hükümetin olayları sadece seyrettiğine ileri sürdü. Kılıçdaroğlu, Sen önce okulu yakanı yakala. Bunu yapamıyorlar. Acizliğini yeni yasalar çıkartacağım diyerek geçiştirmeye çalışıyorlar. İstanbul Esenlerde Atatürk heykeli yakıldı. Suçlu kim? Dükkandan ekmek çalan çocuğu buluyorlar. Meydanda Atatürk heykelini yakanı bulamıyorlar. Güneydoğuda araç kontrolü yapıyorlar. Devlet yok mu? dedi. PAKETİ HÜKÜMET DEĞİL ERDOĞAN AÇIKLADIBu düzenlemeyle ilgili açıklamayı Cumhurbaşkanı Erdoğanın yaptığına dikkat çeken Kılıçdaroğlu şöyle devam etti: Erdoğan, Salı günü Meclise verilecektir. dedi. Burada bakanların imzası yok. Bir grup milletvekilinin imzası var. Davutoğlunun burada dur demesi lazım. Bu hükümetin tasarısı değil. Bir grup Ak Parti milletvekilinin tasarısıdır. Siz devleti yönetiyorsunuz. Aşireti yönetmiyorsunuz. Şiddeti asla savunmadık ve savunamayız. Şiddetin şiddeti getireceğini biliyoruz. Devlet akılla yönetilir. Baskı
Zaman
Son Dakika
16.10.2014
KılıçdaroğluHükümet12EylülantidemokratikuygulamalarınıdevreyesokuyorKılıçdaroğlu Hükümet 12 Eylül anti demokratik uygulamalarını devreye sokuyor
Âşık Veysel ile iki gün…
Zaman
13.10.2014
02:09
Gazeteci ve fotoğraf sanatçısı Ergun Çağatay, 1970te Ümit Yaşar Oğuzcan ile Ankara treninde karşılaşmasaydı ve birlikte Sivasa gitmeselerdi, elma bahçesinde çekilen Aşık Veysele ait yukarıdaki kare bugün olmayacaktı. Âşık Veysel ile iki gün geçiren Çağatay, “Elimde onun bir düzine daha fotoğrafı var.” diyor. Ergun Çağatay arşivinden çıkardığı Aşık Veyselin bu nadide fotoğrafını Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezinde açtığı ‘Merceğimde 50 Yıl sergisinde sergiliyor. 25 Ekime kadar açık kalacak sergide, Çağatayın dünyadan ve Türkiyeden çektiği başka kareleri de var.Ünlü ozanımız Âşık Veysel’e ait o kadar az fotoğraf var ki, Google’a adını yazdığınızda hep elinde sazıyla çekilen bilindik o kare çıkar karşınıza. Oysa Sivas’ın Sivrialan köyünde, evinin yakınlarındaki elma bahçesinde, kız kardeşi ve torunuyla çekilen yandaki mütebessim karesini görmek bugün için ne güzel bir sürpriz. 1968’de fotoğraf çekmeye başlayan ve 1974 yılında Paris’te GAMMA fotoğraf ajansına girerek foto muhabirliğine adım atan Ergun Çağatay imzalı kare, Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezi Sanat Galerisi’nde geçtiğimiz hafta içi açılan “Merceğimde 50 Yıl” adlı fotoğraf sergisinden. Ergun Çağatay, sergi için tüm meslek hayatı boyunca çektiği karelerden bir seçki yapmış. Fakat elinde Âşık Veysel’in daha pek çok fotoğrafının olduğunu söylüyor. 1970’te çektiği bu karenin hikâyesi ise hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bir kez daha gösteriyor.AŞIK VEYSEL: “BEN EDEBİYAT OLUP OLMADIĞIMI DÜŞÜNMEM”1937 doğumlu olan Ergun Çağatay, 1970’te Ankara’daki ailesini ziyaret etmek üzere Haydarpaşa’dan trene biner. Yemekli vagonda seyahat etmektedir. İki masa ötesinde tanıdık bir sima görür. Kim olduğunu hatırlar ve masadan kalkıp yanına gider, “Siz Ümit Yaşar Oğuzcan değil misiniz?” diye sorar. Aldığı cevap evettir. Ümit Yaşar, o yıllarda İş Bankası Kültür Yayınları’nı yönetiyordur ve Ankara treninde bulunmasının nedeni Sivas’a, Âşık Veysel’i ziyarete gidecek olmasıdır. “Çok yaşlandı, ölmeden evvel tüm sözlerini bir kitap halinde toplamak istiyorum.” der Çağatay’a. Nihayetinde birlikte gitmeye karar verirler. Çağatay ve Oğuzcan, ertesi gün Ankara garında buluşur, Şarkışla’nın Sivrialan köyüne varırlar. Hikâyenin gerisini Çağatay’dan dinleyelim: “Köyde iki güne yakın kaldık. Âşık Veysel’in bir düzine fotoğrafını çektim ama bugün o anları tekrar yaşasaydım bu işi başka türlü yapardım. O yıllar Türkiye’de film bulmak bile bir dertti. Eldeki malzemeyi dikkatli hatta pinti kafasıyla kullanıyorduk. O köyde de öyle oldu. Sergideki fotoğrafı Âşık Veysel, beni elma bahçesine götürdüğü zaman çektim. Yanında kız kardeşi ve torunu vardı. Veysel köylülere ‘Burada iyi elma yetişir’ dediği zaman etrafındakiler ‘bu kör adam ne bilir’ demişler. Âşık Veysel’in inatla diktiği fideler boy verip meyveye durunca köylüler bu sefer asıl kör olan bizmişiz itirafında bulunmuş.”Ümit Yaşar Oğuzcan İstanbul’a dönünce Âşık Veysel’in Dostlar Beni Hatırlasın adlı kitabını yayınlar ve birkaç ay sonra onu İstanbul’a getirir. İş Bankası’nın o tarihte Beyoğlu Atlas Sineması’nın yanında bir lokali vardır. Bankanın önde gelen şube müdürleri Âşık Veysel onuruna burada bir akşam yemeği verir. Ergun Çağatay da davetliler arasındadır. Çağatay o anı şöyle anlatıyor: “Hiç unutmam banka müdürlerinin övgü dolu sözlerinden Âşık Veysel çok sıkılmış, buram buram terlemişti. Bir banka müdürünün ‘Türk edebiyatının yücesi, kendinizi edebiyatımızın neresinde görüyorsunuz?’ sorusuna Veysel ‘Ben edebiyat olup olmadığımı düşünmem sadece içimden geldiği gibi söylerim. Edebiyat olup olmadığıma benim dışında başka insanlar karar veriyor. Bu onların işi.’ cevabını vermişti.DİJİTAL ÖNCESİ FOTOĞRAFLAR‘Merceğimde 50 Yıl’ sergisi Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezi’nde 25 Ekim’e kadar devam edecek. Sergide Çağatay’ın Türkiye’den ve dünyadan çektiği, özellikle 1970’li yıllara ait başka kareleri de yer alıyor. Mesela Sultanahmet’in bilindik klasik fotoğraflarından çok farklı bir kare, Hasankeyf, Gümüşlük’ün şimdiki halinden eser olmayan bir görünümü, Küçükçekmece’de muhteşem ahşap mimarisine sahip bir ev, Mersin Aydıncık’ta bir kahve, İsveç’te sonbahar görülmeyi hak eden diğer kareler arasında...Sergi temasını dijital öncesi fotoğraflar olarak tanımlayan Çağatay, dijitalleşmeyle birlikte fotoğraf sanatındaki gelişmelere ilişkin görüşlerini şöyle ifade ediyor: “Bence fotoğrafın ölüm fermanı verileli neredeyse on yılı aşan bir zaman dilimi oldu. Bugü
Zaman
Kültür
13.10.2014
ÂşıkVeyselileikigün…Âşık Veysel ile iki gün…
Âşık Veysel ile iki gün…
Zaman
13.10.2014
02:04
Gazeteci ve fotoğraf sanatçısı Ergun Çağatay, 1970te Ümit Yaşar Oğuzcan ile Ankara treninde karşılaşmasaydı ve birlikte Sivasa gitmeselerdi, elma bahçesinde çekilen Aşık Veysele ait yukarıdaki kare bugün olmayacaktı. Âşık Veysel ile iki gün geçiren Çağatay, “Elimde onun bir düzine daha fotoğrafı var.” diyor. Ergun Çağatay arşivinden çıkardığı Aşık Veyselin bu nadide fotoğrafını Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezinde açtığı ‘Merceğimde 50 Yıl sergisinde sergiliyor. 25 Ekime kadar açık kalacak sergide, Çağatayın dünyadan ve Türkiyeden çektiği başka kareleri de var.Ünlü ozanımız Âşık Veysel’e ait o kadar az fotoğraf var ki, Google’a adını yazdığınızda hep elinde sazıyla çekilen bilindik o kare çıkar karşınıza. Oysa Sivas’ın Sivrialan köyünde, evinin yakınlarındaki elma bahçesinde, kız kardeşi ve torunuyla çekilen yandaki mütebessim karesini görmek bugün için ne güzel bir sürpriz. 1968’de fotoğraf çekmeye başlayan ve 1974 yılında Paris’te GAMMA fotoğraf ajansına girerek foto muhabirliğine adım atan Ergun Çağatay imzalı kare, Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezi Sanat Galerisi’nde geçtiğimiz hafta içi açılan “Merceğimde 50 Yıl” adlı fotoğraf sergisinden. Ergun Çağatay, sergi için tüm meslek hayatı boyunca çektiği karelerden bir seçki yapmış. Fakat elinde Âşık Veysel’in daha pek çok fotoğrafının olduğunu söylüyor. 1970’te çektiği bu karenin hikâyesi ise hayatta hiçbir şeyin tesadüf olmadığını bir kez daha gösteriyor.AŞIK VEYSEL: “BEN EDEBİYAT OLUP OLMADIĞIMI DÜŞÜNMEM”1937 doğumlu olan Ergun Çağatay, 1970’te Ankara’daki ailesini ziyaret etmek üzere Haydarpaşa’dan trene biner. Yemekli vagonda seyahat etmektedir. İki masa ötesinde tanıdık bir sima görür. Kim olduğunu hatırlar ve masadan kalkıp yanına gider, “Siz Ümit Yaşar Oğuzcan değil misiniz?” diye sorar. Aldığı cevap evettir. Ümit Yaşar, o yıllarda İş Bankası Kültür Yayınları’nı yönetiyordur ve Ankara treninde bulunmasının nedeni Sivas’a, Âşık Veysel’i ziyarete gidecek olmasıdır. “Çok yaşlandı, ölmeden evvel tüm sözlerini bir kitap halinde toplamak istiyorum.” der Çağatay’a. Nihayetinde birlikte gitmeye karar verirler. Çağatay ve Oğuzcan, ertesi gün Ankara garında buluşur, Şarkışla’nın Sivrialan köyüne varırlar. Hikâyenin gerisini Çağatay’dan dinleyelim: “Köyde iki güne yakın kaldık. Âşık Veysel’in bir düzine fotoğrafını çektim ama bugün o anları tekrar yaşasaydım bu işi başka türlü yapardım. O yıllar Türkiye’de film bulmak bile bir dertti. Eldeki malzemeyi dikkatli hatta pinti kafasıyla kullanıyorduk. O köyde de öyle oldu. Sergideki fotoğrafı Âşık Veysel, beni elma bahçesine götürdüğü zaman çektim. Yanında kız kardeşi ve torunu vardı. Veysel köylülere ‘Burada iyi elma yetişir’ dediği zaman etrafındakiler ‘bu kör adam ne bilir’ demişler. Âşık Veysel’in inatla diktiği fideler boy verip meyveye durunca köylüler bu sefer asıl kör olan bizmişiz itirafında bulunmuş.”Ümit Yaşar Oğuzcan İstanbul’a dönünce Âşık Veysel’in Dostlar Beni Hatırlasın adlı kitabını yayınlar ve birkaç ay sonra onu İstanbul’a getirir. İş Bankası’nın o tarihte Beyoğlu Atlas Sineması’nın yanında bir lokali vardır. Bankanın önde gelen şube müdürleri Âşık Veysel onuruna burada bir akşam yemeği verir. Ergun Çağatay da davetliler arasındadır. Çağatay o anı şöyle anlatıyor: “Hiç unutmam banka müdürlerinin övgü dolu sözlerinden Âşık Veysel çok sıkılmış, buram buram terlemişti. Bir banka müdürünün ‘Türk edebiyatının yücesi, kendinizi edebiyatımızın neresinde görüyorsunuz?’ sorusuna Veysel ‘Ben edebiyat olup olmadığımı düşünmem sadece içimden geldiği gibi söylerim. Edebiyat olup olmadığıma benim dışında başka insanlar karar veriyor. Bu onların işi.’ cevabını vermişti.DİJİTAL ÖNCESİ FOTOĞRAFLAR‘Merceğimde 50 Yıl’ sergisi Ortaköy Afife Jale Kültür Merkezi’nde 25 Ekim’e kadar devam edecek. Sergide Çağatay’ın Türkiye’den ve dünyadan çektiği, özellikle 1970’li yıllara ait başka kareleri de yer alıyor. Mesela Sultanahmet’in bilindik klasik fotoğraflarından çok farklı bir kare, Hasankeyf, Gümüşlük’ün şimdiki halinden eser olmayan bir görünümü, Küçükçekmece’de muhteşem ahşap mimarisine sahip bir ev, Mersin Aydıncık’ta bir kahve, İsveç’te sonbahar görülmeyi hak eden diğer kareler arasında...Sergi temasını dijital öncesi fotoğraflar olarak tanımlayan Çağatay, dijitalleşmeyle birlikte fotoğraf sanatındaki gelişmelere ilişkin görüşlerini şöyle ifade ediyor: “Bence fotoğrafın ölüm fermanı verileli neredeyse on yılı aşan bir zaman dilimi oldu. Bugü
Zaman
Ana Sayfa
13.10.2014
ÂşıkVeyselileikigün…Âşık Veysel ile iki gün…
Gazeteci-Yazar Zafer Özcan: Bank Asya'ya sahip çıkanlar ekonomik istikrarı korudu
Zaman
12.10.2014
02:02
Gazeteci Zafer Özcan, Emir Büyük Yerden: Paraleli Batırın adlı kitabında Hizmet Hareketine yapılan ekonomik baskıları anlattı. Özcana göre Bank Asyaya sahip çıkanlar ekonomik krizi önledi.17 Aralık yolsuzluk ve rüşvet operasyonları ve gerçekleştirilemeyen 25 Aralık süreci, siyasi ve sosyal sonuçları kadar ekonomik boyutuyla da ülke tarihine geçti. Bugün Gazetesi Ekonomi Müdürü Zafer Özcan sürecin yakın tarihe bir ibret vesikası olarak geçmesi için ‘Emir Büyük Yerden: Paraleli Batırın’ kitabını kaleme aldı. Kitapta sürecin aktörleri denebilecek TUSKON, TÜSİAD, Halk Bankası, Bank Asya ve bazı şirketlerin iktidar ve siyasetle imtihanı konu ediliyor. Kaynak ve Koza İpek Holding’e yapılanların yanı sıra medyada çıkan haberler de kitapta yer alıyor.17 Aralık’tan sonraki süreci ekonomide ‘İkinci 28 Şubat’ şeklinde tanımlıyorsunuz. Neden ikinci 28 Şubat?28 Şubatta her taşın altında aranan ve kötülüklerin müsebbibi görülen irticanın yerini, bugün ‘paralel paranoyası’ almış durumda. 28 Şubat ile 17 Aralık kıyaslandığında, önceki mağdurlar bugünün muktedirleri. Dün irtica paranoyasına kurban edilenler, bugün bu paranoyla kurban avında. İki dönemde de mağdur konumu değişmeyen grup, Hizmet Hareketi veya yaygın adıyla cemaat. Nasıl ki 28 Şubat’ın bazı kesimler için ekonomik bedeli olduysa 17 Aralık süreci de bazı kesimler için ciddi bir ekonomik bedele yol açtı. Üstelik bu sefer daha sistematik ve ağır bir bedelden bahsediyoruz. Öyle ki banka batırmaktan medyaya reklam ambargosu uygulamaya kadar uzanan, bizzat iktidar eliyle uygulanan sistematik bir çalışma bu.Değişen bir şey yok mu peki?28 Şubat uygulamaları nasıl ki bu ülkedeki banka hortumlamalarının perdesi işlevi gördüyse 17 Aralık sonrası uygulamalar da rüşvet, yolsuzluk ve kara para çarkının perdesi hükmünde. Değişen bir şey yok.Sonuçta bu bir yolsuzluk ve rüşvet operasyonu. Bank Asya bu işin neresinde?17 Aralık’ta savcının talimatıyla, hâkimin onayladığı kararlarla kolluk güçleri bir operasyon yaptı. Yolsuzluk operasyonun yapanlar Bank Asya’nın memurları mı? Değil. Yolsuzluk operasyonunu bir darbe olarak görüyorsan bunun gereğini yaparsın ki yaptın. Polisleri tutukladın, meslekten attın, hâkim-savcıların yerini değiştirdin vs. Tüm bunların bankayla ne ilgisi var? Biraz daha genişletelim; bunun anaokuluyla veya Gambiya’daki okulla ne ilgisi var? 17 Aralık’tan sonra toplum cinnet hali yaşıyor. Bunun yansımalarından biri de Bank Asya.Bank Asya ticarî bir faaliyet...Evet. Bank Asya’da 185 girişimcinin kurduğu bir banka. Birtakım insanlar bir araya gelip sermaye koyup banka kurmak istemişlerse, bu insanlar cemaate yakın insanlar da olabilir. Bir atölye bile kuracak olsanız kafanıza uyan insanla kurarsınız değil mi? Herkesin yasal hakkı var. Topbaş cemaatinin de sahip olduğu Albaraka Türk var. Ya da İhlas grubunun bankası yok muydu? Vardı, iyi yönetemediler, bir sürü insan mağdur oldu. Onlar da cemaatti. Bunların hiçbiri sorgulanmadı.Sorgulanması gereken ne?17 Aralık’a kadar Bank Asya’nın bir cemaat bankası olduğu bilinmiyor muydu? Veya öyle olduğu biliniyordu da yaptığı birtakım usulsüzlüklere göz mü yumuluyordu? Hayır. ‘Bu iş yasalara ve ahlâka uygun yapılmış mı?’ bunu sorgulamak gerekiyor. 10 aydır bunca kara propagandaya rağmen bu banka bir tane müşterisini bile mağdur etmemiş. Banka yasal hakkı olduğu halde vadeli mevduat hesaplarındaki vadeler dolmadan talep edenlerin hepsinin parasını ödemiş. Demek ki bu iş standartlara uygun yapılıyor.Bazı çevrelerin iddia ettiği gibi banka, cemaatin para kaynağı mı?Bankacılık Düzenleme ve Denetleme Kurulu (BDDK) bütün bankaların ciğerini bilir. Hatta murakıplarının her bankada kendi odaları vardır, oturur çalışırlar. BDDK’nın bilgisi dışında bir işlem yapılmaz. Para kaynağı dediğimiz zaman yasadışı bir işlemden bahsediyor olmamız lazım. Bunun olmadığı çok açık. Cemaat açısından baktığınızda Bank Asya bir avanta kapısı değil, tam tersine insanların fedakârlık yaparak ayakta tuttuğu bir kuruma dönüştü. Evlerini, arabalarını satıp bankaya yatırıyorlar. Bu durum, dünya tarihinde görülmüş bir şey değil.Bu bankanın batmasına engel olan insanlar aslında neyi kurtardı?Bank Asya’ya sahip çıkanlar, ekonomik istikrarı korumuş oldu. Eğer Bank Asya batmış olsaydı 10. büyük bankanın bu duruma düştüğünü gören bütün mudilerin bankalara hücum edip mevduatlarını çekmeyeceklerini kimse garanti edemezdi ve o işin nerede duracağını da kimse bilemezdi. Bu, büyük bir krizi tetikleyebilirdi. Yıllardır istikrar diyen insanların eliyle çıkarılmak istenen bir kriz, onların düşman ilan ettiği bir grup tarafından önlendi. Toplumun bu bankaya sahip çıkanlara bir teşekkür borcu var.Bankaların batması Türkiye’yi nasıl etkiler?Bu hükümet son 10 yıldır ekonomik is
Zaman
Ana Sayfa
12.10.2014
Gazeteci-YazarZaferÖzcanBankAsyayasahipçıkanlarekonomikistikrarıkoruduGazeteci-Yazar Zafer Özcan Bank Asyaya sahip çıkanlar ekonomik istikrarı korudu
Rüyalar 'hafif' değil
Zaman
11.10.2014
13:44
Uhrevi bir müjde almışçasına gözleri ışıl ışıl başlar güne. İçindeki derin dinginlik, kıpır kıpır sevincine engel olamaz. Gecenin zifiri karanlığını aydınlık bir aleme çeviren rüyasının etkisindedir hâla. Tebessüm bir türlü terk etmez yüzünü. Hemen paylaşmalıdır onunla. Sözüne güvenilir, dediğine itimat edilir, temiz niyetli biridir ne de olsa. Ona anlatmayacak da kime anlatacaktır. Hem herkese söylenmez böyle rüyalar.Çocukken bir keresinde Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi başını okşarken gördüğünü uyanır uyanmaz bağıra bağıra anlatmıştı da; babaannesi sıkı sıkı tembihlemişti onu: “Allah’ın bir hediyesidir bu. Öyle herkesle paylaşılmaz, kıymeti azalır.” Rabbi Rahim’in en naif lütuflarından Rahmânî rüyalar kim bilir nicelerinin sıkıntılarını giderdi, gönüllerine inşirah saldı. Niceleri de “Hayrolsun inşallah.” diyerek başladı hayırlı yorumlarına. Her güzel rüya sahibi, kıymetli kırılgan bir eşyasını saklarcasına sarıp sarmalayıp sıkı sıkı gizledi zihnine. Unutmamak için yineledi de yineledi aynı rüyayı düşlerinde. Rüya en naif lütuftu çünkü. Hem dini değerlerimizde hem kültürel kodlarımızda kıymetlimiz rüyalarımız bugünlerde değer kaybına uğruyor. Birileri muhataplarını küçümsediğini zannederek onların gördüğü Rahmânî rüyaları hafife alıyor. Kimileri başkalarının gecelerini süsleyen kudsi rüyalara haset ediyor. Siyasete malzeme olması, yaftalama ve propaganda aracı olarak kullanılması da cabası. Hatırlayan var mıdır acaba rüya dediğimiz ayrı bir ilim aleminin bu kadar hafife alındığı başka bir zaman dilimini! Gece muştusu rüyalar tarih boyunca kutsal kitaplarda yer almasından peygamberlerin hayatını bizzat şekillendirmesine kadar hep ciddi konuların gündemindeydi. Ya bir beşaret şekliydi, ya bir vahiy yöntemi. Aynı zamanda büyük zatların ilim meclislerini kurdukları bir âlemdi bu efsunlu ortam. Çoğu zaman rüya deyip geçtiğimiz, hafife aldığımız bu gerçeklik hayatı ve ölümü anlama ve anlamlandırmada insanlara çok değerli argümanlar sundu. İnsanları hayrette bırakan değerlendirmelere neden oldu, imani birtakım hakikatlerin kanıtlanması ve anlaşılmasında da çok büyük katkılar sağladı. Gelecekten haber verme ya da gayba muttali olma hususu rüyalar sayesinde açıklığa kavuştu.Rüya deyince ilk aklımıza gelen elbette Hz. Yusuf oluyor. Lakin diğer peygamberlerin de hayatına yön veriyor rüyalar. Çünkü onların uykularında gördükleri uyanıkken kendilerine gelen vahye eşdeğer kabul ediliyor. Örneğin, Hz. İbrahim, Hz. İsmail’i kurban etmesi gerektiğini rüyasıyla anlıyor. İbrahim Aleyhisselam, gördüklerinin gereğini yerine getirecekken gökten bir kurban gönderiliyor. Kuran’ın ifadesiyle “apaçık bir imtihan” böylece kazanılmış oluyor. Risâletin başındaki ilk altı ayda inen vahiylerin, sâdık rüya şeklinde olması rüyaların ehemmiyetini başlı başına anlatmaya yeterli. Çünkü peygamberler için rüyalar vahiy manası taşıyor. Hatta Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabına, peygamberliğinin sona erdiğini ve kendisinden sonra hiçbir peygamberin gelmeyeceğini söylüyor. Ashab bu duruma üzülünce Resûlullah müjdeleyicilerin olacağını belirtiyor. Bunların ne olduğu sorulunca da “Müslüman’ın gördüğü rüya.” cevabını veriyor ve rüyaların önemini vurguluyor. Başka bir zaman yine Peygamberimiz kıymetinden şüphe edilmeyen rüyanın ahir zamandaki kıymeti harbiyesine vurgu yapıyor, günümüze ışık tutarcasına: “Zaman yaklaşınca mü’minin rüyası, neredeyse yalan söylemeyecektir. Esasen mü’minin rüyası nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür.” (Buhari). İbn Haldun meşhur Mukaddime’sinde rüya tabirini şer’î ilimlerden biri olarak görmüş ve ilimlerin tasnifinde ona özel bir yer vermiştir. Hatta bu konuyu selef ve halefin hepsi böyle değerlendirmiştir. Fakat bu ilim kesbî olmaktan çok ilhâma dayalı. İlham ise Allah tarafından bir kulun gönlüne, feyiz yoluyla bir şeyin aktarılması demek. Bu ise rüya tabiri anında gerçekleşiyor. Vehbî olan bu düzey en alt seviyedir ve vasıflarıyla peygamberlere vâris olmayı hak etmiş has kullara aittir. Dolayısıyla rüyanın bu önemi, bilmeyen şahısların o konuda konuşmaması gerektiğini de gösteriyor. Elbette hayat rüyalara göre değil, İslâm’ın genel kurallarına ve bunlarla çelişmeyen alt kıstaslara göre düzenleniyor. Bu sebeple rüya görerek veya benzeri hadiselerden istimdat ederek bütün bir hayatı yönlendirmeye kalkmak yanlış olmanın yanında mümkün de değil. Fakat bu gerçeklik rüyaların özellikle de Rahmânî rüyaların hafife alınmasını ve hasbelkader meclislerin sıradan malzemesi olmasını da meşru kılmıyor.Rahmanî rüyalara örneklerİki Cihan Serveri (sallallahu aleyhi ve sellem) aktarıyor: “Rüyamda Mekke’den hurmalıkları b
Zaman
Ana Sayfa
11.10.2014
RüyalarhafifdeğilRüyalar hafif değil
Rüyalar 'hafif' değil
Zaman
11.10.2014
13:25
Uhrevi bir müjde almışçasına gözleri ışıl ışıl başlar güne. İçindeki derin dinginlik, kıpır kıpır sevincine engel olamaz. Gecenin zifiri karanlığını aydınlık bir aleme çeviren rüyasının etkisindedir hâla. Tebessüm bir türlü terk etmez yüzünü. Hemen paylaşmalıdır onunla. Sözüne güvenilir, dediğine itimat edilir, temiz niyetli biridir ne de olsa. Ona anlatmayacak da kime anlatacaktır. Hem herkese söylenmez böyle rüyalar.Çocukken bir keresinde Efendimiz’i (sallallahu aleyhi ve sellem) kendi başını okşarken gördüğünü uyanır uyanmaz bağıra bağıra anlatmıştı da; babaannesi sıkı sıkı tembihlemişti onu: “Allah’ın bir hediyesidir bu. Öyle herkesle paylaşılmaz, kıymeti azalır.” Rabbi Rahim’in en naif lütuflarından Rahmânî rüyalar kim bilir nicelerinin sıkıntılarını giderdi, gönüllerine inşirah saldı. Niceleri de “Hayrolsun inşallah.” diyerek başladı hayırlı yorumlarına. Her güzel rüya sahibi, kıymetli kırılgan bir eşyasını saklarcasına sarıp sarmalayıp sıkı sıkı gizledi zihnine. Unutmamak için yineledi de yineledi aynı rüyayı düşlerinde. Rüya en naif lütuftu çünkü. Hem dini değerlerimizde hem kültürel kodlarımızda kıymetlimiz rüyalarımız bugünlerde değer kaybına uğruyor. Birileri muhataplarını küçümsediğini zannederek onların gördüğü Rahmânî rüyaları hafife alıyor. Kimileri başkalarının gecelerini süsleyen kudsi rüyalara haset ediyor. Siyasete malzeme olması, yaftalama ve propaganda aracı olarak kullanılması da cabası. Hatırlayan var mıdır acaba rüya dediğimiz ayrı bir ilim aleminin bu kadar hafife alındığı başka bir zaman dilimini! Gece muştusu rüyalar tarih boyunca kutsal kitaplarda yer almasından peygamberlerin hayatını bizzat şekillendirmesine kadar hep ciddi konuların gündemindeydi. Ya bir beşaret şekliydi, ya bir vahiy yöntemi. Aynı zamanda büyük zatların ilim meclislerini kurdukları bir âlemdi bu efsunlu ortam. Çoğu zaman rüya deyip geçtiğimiz, hafife aldığımız bu gerçeklik hayatı ve ölümü anlama ve anlamlandırmada insanlara çok değerli argümanlar sundu. İnsanları hayrette bırakan değerlendirmelere neden oldu, imani birtakım hakikatlerin kanıtlanması ve anlaşılmasında da çok büyük katkılar sağladı. Gelecekten haber verme ya da gayba muttali olma hususu rüyalar sayesinde açıklığa kavuştu.Rüya deyince ilk aklımıza gelen elbette Hz. Yusuf oluyor. Lakin diğer peygamberlerin de hayatına yön veriyor rüyalar. Çünkü onların uykularında gördükleri uyanıkken kendilerine gelen vahye eşdeğer kabul ediliyor. Örneğin, Hz. İbrahim, Hz. İsmail’i kurban etmesi gerektiğini rüyasıyla anlıyor. İbrahim Aleyhisselam, gördüklerinin gereğini yerine getirecekken gökten bir kurban gönderiliyor. Kuran’ın ifadesiyle “apaçık bir imtihan” böylece kazanılmış oluyor. Risâletin başındaki ilk altı ayda inen vahiylerin, sâdık rüya şeklinde olması rüyaların ehemmiyetini başlı başına anlatmaya yeterli. Çünkü peygamberler için rüyalar vahiy manası taşıyor. Hatta Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), ashabına, peygamberliğinin sona erdiğini ve kendisinden sonra hiçbir peygamberin gelmeyeceğini söylüyor. Ashab bu duruma üzülünce Resûlullah müjdeleyicilerin olacağını belirtiyor. Bunların ne olduğu sorulunca da “Müslüman’ın gördüğü rüya.” cevabını veriyor ve rüyaların önemini vurguluyor. Başka bir zaman yine Peygamberimiz kıymetinden şüphe edilmeyen rüyanın ahir zamandaki kıymeti harbiyesine vurgu yapıyor, günümüze ışık tutarcasına: “Zaman yaklaşınca mü’minin rüyası, neredeyse yalan söylemeyecektir. Esasen mü’minin rüyası nübüvvetin kırk altı cüzünden bir cüzdür.” (Buhari). İbn Haldun meşhur Mukaddime’sinde rüya tabirini şer’î ilimlerden biri olarak görmüş ve ilimlerin tasnifinde ona özel bir yer vermiştir. Hatta bu konuyu selef ve halefin hepsi böyle değerlendirmiştir. Fakat bu ilim kesbî olmaktan çok ilhâma dayalı. İlham ise Allah tarafından bir kulun gönlüne, feyiz yoluyla bir şeyin aktarılması demek. Bu ise rüya tabiri anında gerçekleşiyor. Vehbî olan bu düzey en alt seviyedir ve vasıflarıyla peygamberlere vâris olmayı hak etmiş has kullara aittir. Dolayısıyla rüyanın bu önemi, bilmeyen şahısların o konuda konuşmaması gerektiğini de gösteriyor. Elbette hayat rüyalara göre değil, İslâm’ın genel kurallarına ve bunlarla çelişmeyen alt kıstaslara göre düzenleniyor. Bu sebeple rüya görerek veya benzeri hadiselerden istimdat ederek bütün bir hayatı yönlendirmeye kalkmak yanlış olmanın yanında mümkün de değil. Fakat bu gerçeklik rüyaların özellikle de Rahmânî rüyaların hafife alınmasını ve hasbelkader meclislerin sıradan malzemesi olmasını da meşru kılmıyor.Rahmanî rüyalara örneklerİki Cihan Serveri (sallallahu aleyhi ve sellem) aktarıyor: “Rüyamda Mekke’den hurmalıkları b
Zaman
Ana Sayfa
11.10.2014
RüyalarhafifdeğilRüyalar hafif değil
Mümtaz'er Türköne - İş işten geçmeden
Zaman
10.10.2014
02:35
Demirtaş’ın açıklamalarından sonra, ateşin düşeceği anlaşılsa da PKK’nın sürdürdüğü eylemler, bugüne kadar alıştıklarımızdan çok farklı.PKK başka birileriyle değil, bu sefer doğrudan bölge halkıyla savaşıyor; ve savaşın bu sefer hesaplanmış, gözetilmiş bir gayesi yok. PKK HÜDA-PAR’la ve Hizbullah’la çatışıyor; ancak çatışmalar kontrolsüz öfke patlamaları şeklinde sürüyor. Her sakallıyı IŞİD’ci zanneden, her dindarı düşman gören bir cehalet eşlik ediyor bu saldırılara. Bediüzzaman Külliyesi’nden ne istersiniz? PKK’nın örgütsel aklı da, stratejileri de çökmüş ve dağılmış durumda.Türkiye’yi IŞİD’e karşı koalisyona dâhil olmaya zorlamak için Batı medyasında sıkça yer bulan Hükümet’in IŞİD’e yardım ettiği iddialarına hepimiz temkinli yaklaşmalıyız. IŞİD herkesten çok Türkiye için büyük bir bela. Davutoğlu bu durumun hakkıyla farkında. Selefî radikalizmi ile uzlaşacak bir siyasî gelenek Türkiye’de hiçbir zaman mevcut olmadı, bundan sonra da olması mümkün değil. IŞİD bir sonuç ve birçok marazî sonuçtan sadece biri; bu sonucu doğuran şartlar düzeltilmeden ve bir adım sonrasını hesaplamadan bölgedeki terörü durdurmak ve kalıcı bir düzen tesis etmek mümkün değil. PKK’nın, Hükümet’in IŞİD’e yardım ettiği iddiası sadece vaziyeti kurtarmak ve Kobani yenilgisini örtmek için. Kobani’nin IŞİD’in eline geçmesini Hükümet’in memnuniyet verici bir gelişme olarak gördüğü iddiası da öyle. Türkiye ABD değil ki, farklı bir hesabı olsun bir adım sonrasını göremesin. IŞİD, Türkiye için PKK’dan daha büyük ve kalıcı bir tehdit.PKK iki elinde tuttuğu iki ayrı silahtan birini Türkiye’ye, diğerini IŞİD’e çevirmişti. Ya IŞİD’i hafife aldılar; ya da Türkiye’yi tehditle dize getireceklerini düşündüler. Tehditleri devam ederken Kobani için istedikleri silahların ve açılacak koridorun bir süre sonra Türkiye’yi hedef almayacağını kim garanti edebilir? PKK, büyük bir fırsatı elinden kaçırdı ve hâlâ hatasında ısrar ediyor.Artan kitlesel şiddetin üzerine giderken Devlet güçleri bu sefer çok iyi bir sınav veriyor. Mersin’deki emniyet güçleri, bütün Türkiye’ye örnek olmalı. Dikkat edilirse çatışmaların çok azı güvenlik güçleri ile göstericiler arasında; ölüm ve yaralama ile sonuçlanan saldırıların çoğu PKK ile HÜDA-PAR arasında, daha çok PKK saldırısı şeklinde geçiyor. Bu çatışmalar Barış Süreci’nin PKK tarafından yerel ölçekte hâkimiyet kurma fırsatı olarak nasıl kullanılmış olduğunu gösteriyor. Güvenlik güçleri sürece zarar vermemek bahanesiyle toplum için güvenlik zaafı oluşturmuşlar. İlk defa tekrar bu olaylar yüzünden sahaya çıktıklarında, boşalttıkları alanı doldurmakta zorluk çekiyorlar. Yine de birkaç istisna dışında orantısız güç kullanmamaları ve soğukkanlılıkları olayların büyümesini engelliyor.MHP’den gelen ısrarlı sağduyu çağrıları da, provokasyonları önlemek adına altın değerinde. PKK ne kadar zorlarsa zorlasın, toplumda çatışma eğilimi yok. PKK, kitlesel şiddet üretmekte ve ortalığı karıştırmakta başarılı; ama ne için? Kobani’deki yenilginin anlaşılır ve açıklanabilir yönleri var; Türkiye’yi kan gölüne çevirerek kaybettiklerini geri alamazlar.Kobani’nin düşmesi Türkiye’nin “tampon bölge” tezini doğruluyor. IŞİD’i doğrudan Suriye’deki Kürt bölgesinde durduracak tampon bölge önerisine PKK hangi akılla karşı çıkıyor? Öyle anlaşılıyor ki PKK, Kürtleri değil, örgütsel çıkarlarını ve kazanımlarını öne alıyor.Kobani sadece PKK için değil, Türkiye için de bir yenilgi. IŞİD’in Mürşitpınar’a dayanması, Türkiye’nin içinde rol kapması demek. Şehirlerdeki PKK terörü, ilk sonuçlardan biri. Ne PKK, ne de Türkiye IŞİD felaketi ile baş edecek donanıma sahip. IŞİD’in ideolojisini, yıllardır anti Amerikancılıktan geçinenler nasıl çökertecekler? PKK’nın soğuk savaş ideolojisi ile AK Parti’nin içi boşaltılmış İslamcılığı aynı ölçüde, IŞİD ideolojisine karşı bağışıksız. Barış Süreci bahanesiyle devletin inisiyatifsizliği, PKK’nın bölge halkı üzerindeki bıktırıcı hegemonyası muhalif ideolojik eksenli örgütlenmeleri cazip hale getirirken IŞİD’in eli Türkiye’yi daha rahat karıştıracak.Hepimiz bir sınavdan geçiyoruz. Tekrarlayalım: Bu daha bir başlangıç.
Zaman
En Çok Okunan
10.10.2014
MümtazerTürköne-İşiştengeçmedenMümtazer Türköne - İş işten geçmeden
Mümtaz'er Türköne - İş işten geçmeden
Zaman
10.10.2014
02:04
Demirtaş’ın açıklamalarından sonra, ateşin düşeceği anlaşılsa da PKK’nın sürdürdüğü eylemler, bugüne kadar alıştıklarımızdan çok farklı.PKK başka birileriyle değil, bu sefer doğrudan bölge halkıyla savaşıyor; ve savaşın bu sefer hesaplanmış, gözetilmiş bir gayesi yok. PKK HÜDA-PAR’la ve Hizbullah’la çatışıyor; ancak çatışmalar kontrolsüz öfke patlamaları şeklinde sürüyor. Her sakallıyı IŞİD’ci zanneden, her dindarı düşman gören bir cehalet eşlik ediyor bu saldırılara. Bediüzzaman Külliyesi’nden ne istersiniz? PKK’nın örgütsel aklı da, stratejileri de çökmüş ve dağılmış durumda.Türkiye’yi IŞİD’e karşı koalisyona dâhil olmaya zorlamak için Batı medyasında sıkça yer bulan Hükümet’in IŞİD’e yardım ettiği iddialarına hepimiz temkinli yaklaşmalıyız. IŞİD herkesten çok Türkiye için büyük bir bela. Davutoğlu bu durumun hakkıyla farkında. Selefî radikalizmi ile uzlaşacak bir siyasî gelenek Türkiye’de hiçbir zaman mevcut olmadı, bundan sonra da olması mümkün değil. IŞİD bir sonuç ve birçok marazî sonuçtan sadece biri; bu sonucu doğuran şartlar düzeltilmeden ve bir adım sonrasını hesaplamadan bölgedeki terörü durdurmak ve kalıcı bir düzen tesis etmek mümkün değil. PKK’nın, Hükümet’in IŞİD’e yardım ettiği iddiası sadece vaziyeti kurtarmak ve Kobani yenilgisini örtmek için. Kobani’nin IŞİD’in eline geçmesini Hükümet’in memnuniyet verici bir gelişme olarak gördüğü iddiası da öyle. Türkiye ABD değil ki, farklı bir hesabı olsun bir adım sonrasını göremesin. IŞİD, Türkiye için PKK’dan daha büyük ve kalıcı bir tehdit.PKK iki elinde tuttuğu iki ayrı silahtan birini Türkiye’ye, diğerini IŞİD’e çevirmişti. Ya IŞİD’i hafife aldılar; ya da Türkiye’yi tehditle dize getireceklerini düşündüler. Tehditleri devam ederken Kobani için istedikleri silahların ve açılacak koridorun bir süre sonra Türkiye’yi hedef almayacağını kim garanti edebilir? PKK, büyük bir fırsatı elinden kaçırdı ve hâlâ hatasında ısrar ediyor.Artan kitlesel şiddetin üzerine giderken Devlet güçleri bu sefer çok iyi bir sınav veriyor. Mersin’deki emniyet güçleri, bütün Türkiye’ye örnek olmalı. Dikkat edilirse çatışmaların çok azı güvenlik güçleri ile göstericiler arasında; ölüm ve yaralama ile sonuçlanan saldırıların çoğu PKK ile HÜDA-PAR arasında, daha çok PKK saldırısı şeklinde geçiyor. Bu çatışmalar Barış Süreci’nin PKK tarafından yerel ölçekte hâkimiyet kurma fırsatı olarak nasıl kullanılmış olduğunu gösteriyor. Güvenlik güçleri sürece zarar vermemek bahanesiyle toplum için güvenlik zaafı oluşturmuşlar. İlk defa tekrar bu olaylar yüzünden sahaya çıktıklarında, boşalttıkları alanı doldurmakta zorluk çekiyorlar. Yine de birkaç istisna dışında orantısız güç kullanmamaları ve soğukkanlılıkları olayların büyümesini engelliyor.MHP’den gelen ısrarlı sağduyu çağrıları da, provokasyonları önlemek adına altın değerinde. PKK ne kadar zorlarsa zorlasın, toplumda çatışma eğilimi yok. PKK, kitlesel şiddet üretmekte ve ortalığı karıştırmakta başarılı; ama ne için? Kobani’deki yenilginin anlaşılır ve açıklanabilir yönleri var; Türkiye’yi kan gölüne çevirerek kaybettiklerini geri alamazlar.Kobani’nin düşmesi Türkiye’nin “tampon bölge” tezini doğruluyor. IŞİD’i doğrudan Suriye’deki Kürt bölgesinde durduracak tampon bölge önerisine PKK hangi akılla karşı çıkıyor? Öyle anlaşılıyor ki PKK, Kürtleri değil, örgütsel çıkarlarını ve kazanımlarını öne alıyor.Kobani sadece PKK için değil, Türkiye için de bir yenilgi. IŞİD’in Mürşitpınar’a dayanması, Türkiye’nin içinde rol kapması demek. Şehirlerdeki PKK terörü, ilk sonuçlardan biri. Ne PKK, ne de Türkiye IŞİD felaketi ile baş edecek donanıma sahip. IŞİD’in ideolojisini, yıllardır anti Amerikancılıktan geçinenler nasıl çökertecekler? PKK’nın soğuk savaş ideolojisi ile AK Parti’nin içi boşaltılmış İslamcılığı aynı ölçüde, IŞİD ideolojisine karşı bağışıksız. Barış Süreci bahanesiyle devletin inisiyatifsizliği, PKK’nın bölge halkı üzerindeki bıktırıcı hegemonyası muhalif ideolojik eksenli örgütlenmeleri cazip hale getirirken IŞİD’in eli Türkiye’yi daha rahat karıştıracak.Hepimiz bir sınavdan geçiyoruz. Tekrarlayalım: Bu daha bir başlangıç.
Zaman
Köşe Yazıları
10.10.2014
MümtazerTürköne-İşiştengeçmedenMümtazer Türköne - İş işten geçmeden
Mümtaz'er Türköne - İş işten geçmeden
Zaman
10.10.2014
01:58
Demirtaş’ın açıklamalarından sonra, ateşin düşeceği anlaşılsa da PKK’nın sürdürdüğü eylemler, bugüne kadar alıştıklarımızdan çok farklı.PKK başka birileriyle değil, bu sefer doğrudan bölge halkıyla savaşıyor; ve savaşın bu sefer hesaplanmış, gözetilmiş bir gayesi yok. PKK HÜDA-PAR’la ve Hizbullah’la çatışıyor; ancak çatışmalar kontrolsüz öfke patlamaları şeklinde sürüyor. Her sakallıyı IŞİD’ci zanneden, her dindarı düşman gören bir cehalet eşlik ediyor bu saldırılara. Bediüzzaman Külliyesi’nden ne istersiniz? PKK’nın örgütsel aklı da, stratejileri de çökmüş ve dağılmış durumda.Türkiye’yi IŞİD’e karşı koalisyona dâhil olmaya zorlamak için Batı medyasında sıkça yer bulan Hükümet’in IŞİD’e yardım ettiği iddialarına hepimiz temkinli yaklaşmalıyız. IŞİD herkesten çok Türkiye için büyük bir bela. Davutoğlu bu durumun hakkıyla farkında. Selefî radikalizmi ile uzlaşacak bir siyasî gelenek Türkiye’de hiçbir zaman mevcut olmadı, bundan sonra da olması mümkün değil. IŞİD bir sonuç ve birçok marazî sonuçtan sadece biri; bu sonucu doğuran şartlar düzeltilmeden ve bir adım sonrasını hesaplamadan bölgedeki terörü durdurmak ve kalıcı bir düzen tesis etmek mümkün değil. PKK’nın, Hükümet’in IŞİD’e yardım ettiği iddiası sadece vaziyeti kurtarmak ve Kobani yenilgisini örtmek için. Kobani’nin IŞİD’in eline geçmesini Hükümet’in memnuniyet verici bir gelişme olarak gördüğü iddiası da öyle. Türkiye ABD değil ki, farklı bir hesabı olsun bir adım sonrasını göremesin. IŞİD, Türkiye için PKK’dan daha büyük ve kalıcı bir tehdit.PKK iki elinde tuttuğu iki ayrı silahtan birini Türkiye’ye, diğerini IŞİD’e çevirmişti. Ya IŞİD’i hafife aldılar; ya da Türkiye’yi tehditle dize getireceklerini düşündüler. Tehditleri devam ederken Kobani için istedikleri silahların ve açılacak koridorun bir süre sonra Türkiye’yi hedef almayacağını kim garanti edebilir? PKK, büyük bir fırsatı elinden kaçırdı ve hâlâ hatasında ısrar ediyor.Artan kitlesel şiddetin üzerine giderken Devlet güçleri bu sefer çok iyi bir sınav veriyor. Mersin’deki emniyet güçleri, bütün Türkiye’ye örnek olmalı. Dikkat edilirse çatışmaların çok azı güvenlik güçleri ile göstericiler arasında; ölüm ve yaralama ile sonuçlanan saldırıların çoğu PKK ile HÜDA-PAR arasında, daha çok PKK saldırısı şeklinde geçiyor. Bu çatışmalar Barış Süreci’nin PKK tarafından yerel ölçekte hâkimiyet kurma fırsatı olarak nasıl kullanılmış olduğunu gösteriyor. Güvenlik güçleri sürece zarar vermemek bahanesiyle toplum için güvenlik zaafı oluşturmuşlar. İlk defa tekrar bu olaylar yüzünden sahaya çıktıklarında, boşalttıkları alanı doldurmakta zorluk çekiyorlar. Yine de birkaç istisna dışında orantısız güç kullanmamaları ve soğukkanlılıkları olayların büyümesini engelliyor.MHP’den gelen ısrarlı sağduyu çağrıları da, provokasyonları önlemek adına altın değerinde. PKK ne kadar zorlarsa zorlasın, toplumda çatışma eğilimi yok. PKK, kitlesel şiddet üretmekte ve ortalığı karıştırmakta başarılı; ama ne için? Kobani’deki yenilginin anlaşılır ve açıklanabilir yönleri var; Türkiye’yi kan gölüne çevirerek kaybettiklerini geri alamazlar.Kobani’nin düşmesi Türkiye’nin “tampon bölge” tezini doğruluyor. IŞİD’i doğrudan Suriye’deki Kürt bölgesinde durduracak tampon bölge önerisine PKK hangi akılla karşı çıkıyor? Öyle anlaşılıyor ki PKK, Kürtleri değil, örgütsel çıkarlarını ve kazanımlarını öne alıyor.Kobani sadece PKK için değil, Türkiye için de bir yenilgi. IŞİD’in Mürşitpınar’a dayanması, Türkiye’nin içinde rol kapması demek. Şehirlerdeki PKK terörü, ilk sonuçlardan biri. Ne PKK, ne de Türkiye IŞİD felaketi ile baş edecek donanıma sahip. IŞİD’in ideolojisini, yıllardır anti Amerikancılıktan geçinenler nasıl çökertecekler? PKK’nın soğuk savaş ideolojisi ile AK Parti’nin içi boşaltılmış İslamcılığı aynı ölçüde, IŞİD ideolojisine karşı bağışıksız. Barış Süreci bahanesiyle devletin inisiyatifsizliği, PKK’nın bölge halkı üzerindeki bıktırıcı hegemonyası muhalif ideolojik eksenli örgütlenmeleri cazip hale getirirken IŞİD’in eli Türkiye’yi daha rahat karıştıracak.Hepimiz bir sınavdan geçiyoruz. Tekrarlayalım: Bu daha bir başlangıç.
Zaman
Ana Sayfa
10.10.2014
MümtazerTürköne-İşiştengeçmedenMümtazer Türköne - İş işten geçmeden
Kimse Yok mu için ne demişlerdi
Zaman
30.09.2014
12:13
AKP hükümetinin başlattığı cadı avını Kimse Yok muya uzanması, akıllara hükümet yetkililerinin geçmişteki sözlerini getirdi. İşte Kimse Yok mu için yapılan övgü dolu sözlerden bazıları:Başbakan Davutoğlu: Kimse Yok mu milletimizin şefkatinin kurumsallaşmış mücessem halidirBaşbakan Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Kimse Yok Mu Derneği hakkındaki övgü dolu sözler sarf etmiş, Kimse Yok mu milletimizin şefkatinin kurumsallaşmış mücessem bir halidir. Nerede Türkiye varsa, Kimse Yok mu orada olacaktır. ifadelerini kullanmıştı. Şimdiki politika ise hem muhtaç durumda olan yüz binlerce vatandaşı mağdur ederken, toplumun da tepkisini çekiyor.Maliye Bakanı Şimşek: Allah razı olsunMaliye Bakanı Mehmet Şimşek, 9 Mayıs 2011 tarihinde Kimse Yok Mu Derneğince Batmanın Kozluk ilçesi Koçaklar köyünde yaptırılan 4 derslikli ilköğretim okulunun açılış törenine katılmıştı.Bakan Şimşek, törende yaptığı konuşmada, Kimse Yok Mu Derneğine teşekkür ederek, bazı derneklerin slogan attığını bazılarının ise memleketin en ücra köşesine kadar gelip okul yaptığını ifade etmişti.Bakan Şimşek, Kimse Yok Mu Derneğine gerçekten bir teşekkür borçluyuz. Kendilerinden Allah razı olsun. Ta buralara kadar gelmişler, Batmanın Kozluk ilçesi Koçaklar köyüne. Bu güzelim okulumuzu tümden yenilemişler. demişti.Hüseyin Çelik: Kimse Yok munun neferleri her türlü övgüyü hak ediyor AK Parti Genel Başkan Başdanışmanı Hüseyin Çelik, 17 Ekim 2013 tarihinde yaptığı açıklamada; bayramın bir bölümünü evinden uzakta geçiren Kimse Yok Mu Derneğinin neferlerinin her türlü övgüyü hak ettiğini belirterek, Hükümetimiz sosyal devletin bütün uygulamaları ile dar gelirlilerin yanında yer alıyor. Ne mutlu bize ki, aynı zamanda sosyal milletiz ifadelerini kullanmıştı.Çelik, Twitter hesabından yazdığı mesajda, bugünlerde Doğu ve Güneydoğudan büyükşehirlere kalkan uçakların yarısını vazifeden dönen Kimse Yok Mu Derneği gönüllülerinin doldurduğunu kaydederek, şunları söylemişti:Bursadan, Balıkesirden, İstanbuldan, Ankaradan; özetle Batıdan Doğuya gönül köprüsü kuran Kimse Yok Mu Derneğini candan tebrik ederim. Hükümetimiz sosyal devletin bütün uygulamaları ile dar gelirlilerin yanında yer alıyor. Ne mutlu bize ki, aynı zamanda sosyal milletiz. Fakiri, zayıfı, hastayı, engelliyi, kimsesizi vs. görüp gözetmek elbette devletin vazifesidir. Ancak bizim medeniyetimiz alimi cahilden, zengini fakirden, güçlüyü zayıftan sorumlu kılar. Tam da böyle bir misyonla Bayramın en azından bir bölümünü evinden uzakta geçiren Kimse Yok Munun neferleri her türlü övgüyü hak ediyor.Selma Aliye Kavaf: Gerçek Müslüman her zaman başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarına üstün tutabilen kişidirKimse Yok Mu Derneğinin 24 Mayıs 2011 tarihinde düzenlediği akşam yemeğiyle, yurtiçi ve yurtdışında ihtiyaç sahiplerine yaptıkları yardım faaliyetlerini davetlilerle paylaştığı gecede dönemin Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Kimse Yok Mu Derneğinin dünyanın her yerinde muhtaca, yoksula ulaşan, afetlerde gerekli ilk yardımı en kısa sürede gerçekleştiren dev bir dernek haline geldiğini ifade etmişti: Bir ayette mealen şu ifadeler yer alır: ...Ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar dahi, onları kendi nefislerine tercih ederler. Gerçek Müslüman her zaman başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarına üstün tutabilen kişidir. Bizim medeniyetimizde, Komşusu açken, tok yatan bizden değildir anlayışı vardır. Bu öyle bir anlayıştır ki bir kere komşunun kim olduğu, nasıl biri olduğu hiç önemli değildir. Ve komşu tanımı çok geniş bir kavramdır. İşte bu yaklaşım müthiş bir dayanışma gücünü ve toplumun güçlü yapısını oluşturan anlayıştır.
Zaman
Politika
30.09.2014
KimseYokmuiçinnedemişlerdiKimse Yok mu için ne demişlerdi
Kimse Yok mu için ne demişlerdi
Zaman
30.09.2014
12:13
AKP hükümetinin başlattığı cadı avını Kimse Yok muya uzanması, akıllara hükümet yetkililerinin geçmişteki sözlerini getirdi. İşte Kimse Yok mu için yapılan övgü dolu sözlerden bazıları:Başbakan Davutoğlu: Kimse Yok mu milletimizin şefkatinin kurumsallaşmış mücessem halidirBaşbakan Ahmet Davutoğlu, Dışişleri Bakanı olduğu dönemde Kimse Yok Mu Derneği hakkındaki övgü dolu sözler sarf etmiş, Kimse Yok mu milletimizin şefkatinin kurumsallaşmış mücessem bir halidir. Nerede Türkiye varsa, Kimse Yok mu orada olacaktır. ifadelerini kullanmıştı. Şimdiki politika ise hem muhtaç durumda olan yüz binlerce vatandaşı mağdur ederken, toplumun da tepkisini çekiyor.Maliye Bakanı Şimşek: Allah razı olsunMaliye Bakanı Mehmet Şimşek, 9 Mayıs 2011 tarihinde Kimse Yok Mu Derneğince Batmanın Kozluk ilçesi Koçaklar köyünde yaptırılan 4 derslikli ilköğretim okulunun açılış törenine katılmıştı.Bakan Şimşek, törende yaptığı konuşmada, Kimse Yok Mu Derneğine teşekkür ederek, bazı derneklerin slogan attığını bazılarının ise memleketin en ücra köşesine kadar gelip okul yaptığını ifade etmişti.Bakan Şimşek, Kimse Yok Mu Derneğine gerçekten bir teşekkür borçluyuz. Kendilerinden Allah razı olsun. Ta buralara kadar gelmişler, Batmanın Kozluk ilçesi Koçaklar köyüne. Bu güzelim okulumuzu tümden yenilemişler. demişti.Hüseyin Çelik: Kimse Yok munun neferleri her türlü övgüyü hak ediyor AK Parti Genel Başkan Başdanışmanı Hüseyin Çelik, 17 Ekim 2013 tarihinde yaptığı açıklamada; bayramın bir bölümünü evinden uzakta geçiren Kimse Yok Mu Derneğinin neferlerinin her türlü övgüyü hak ettiğini belirterek, Hükümetimiz sosyal devletin bütün uygulamaları ile dar gelirlilerin yanında yer alıyor. Ne mutlu bize ki, aynı zamanda sosyal milletiz ifadelerini kullanmıştı.Çelik, Twitter hesabından yazdığı mesajda, bugünlerde Doğu ve Güneydoğudan büyükşehirlere kalkan uçakların yarısını vazifeden dönen Kimse Yok Mu Derneği gönüllülerinin doldurduğunu kaydederek, şunları söylemişti:Bursadan, Balıkesirden, İstanbuldan, Ankaradan; özetle Batıdan Doğuya gönül köprüsü kuran Kimse Yok Mu Derneğini candan tebrik ederim. Hükümetimiz sosyal devletin bütün uygulamaları ile dar gelirlilerin yanında yer alıyor. Ne mutlu bize ki, aynı zamanda sosyal milletiz. Fakiri, zayıfı, hastayı, engelliyi, kimsesizi vs. görüp gözetmek elbette devletin vazifesidir. Ancak bizim medeniyetimiz alimi cahilden, zengini fakirden, güçlüyü zayıftan sorumlu kılar. Tam da böyle bir misyonla Bayramın en azından bir bölümünü evinden uzakta geçiren Kimse Yok Munun neferleri her türlü övgüyü hak ediyor.Selma Aliye Kavaf: Gerçek Müslüman her zaman başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarına üstün tutabilen kişidirKimse Yok Mu Derneğinin 24 Mayıs 2011 tarihinde düzenlediği akşam yemeğiyle, yurtiçi ve yurtdışında ihtiyaç sahiplerine yaptıkları yardım faaliyetlerini davetlilerle paylaştığı gecede dönemin Devlet Bakanı Selma Aliye Kavaf, Kimse Yok Mu Derneğinin dünyanın her yerinde muhtaca, yoksula ulaşan, afetlerde gerekli ilk yardımı en kısa sürede gerçekleştiren dev bir dernek haline geldiğini ifade etmişti: Bir ayette mealen şu ifadeler yer alır: ...Ve kendileri ihtiyaç içinde olsalar dahi, onları kendi nefislerine tercih ederler. Gerçek Müslüman her zaman başkalarının ihtiyaçlarını kendi ihtiyaçlarına üstün tutabilen kişidir. Bizim medeniyetimizde, Komşusu açken, tok yatan bizden değildir anlayışı vardır. Bu öyle bir anlayıştır ki bir kere komşunun kim olduğu, nasıl biri olduğu hiç önemli değildir. Ve komşu tanımı çok geniş bir kavramdır. İşte bu yaklaşım müthiş bir dayanışma gücünü ve toplumun güçlü yapısını oluşturan anlayıştır.
Zaman
Ana Sayfa
30.09.2014
KimseYokmuiçinnedemişlerdiKimse Yok mu için ne demişlerdi
Okay Karacan - Mucize oluşturan ayaklar
Zaman
28.09.2014
02:10
Futbol oynamak, yaşı ve sosyal pozisyonu kim olursa olsun, herkes için vazgeçilmez bir keyif… Futbol topu bir kez yere değdi mi, etrafında mucizevi bir sihir yaratıyor.Futbolculuk ise dünya üzerinde belki de en fazla imrenilen meslek. Düşünsenize, futbol oynuyorsunuz diye birileri üzerine para veriyor. Para deyip geçiyoruz ama çok fazla sıfırı olan bol basamaklı bir rakamdan bahsediyoruz. Üstüne üstlük çok büyük bir şöhretiniz oluyor, herkes sizi tanıyor. Mega star haline geliyorsunuz…Herkes olmasa da, çoğunluk için peri masalını andıran bu hikâyeyi gerçeğe dönüştürmüş birkaç bin adam var. Biyografilerini ya da röportajlarını okuduğunuzda, içinde bulundukları durumdan şikayet eden yoktur. Öte yandan, birilerinin kahramanı olma duygusu, bu kadar para ve şöhret, insanın omuzlarına tahmin edilemez boyutta bir yük bindiriyor.Gerçek duygularını yansıtamamak, akıllarındakini tam olarak söyleyememek, her hareketlerinin günler ve sayfalarca eleştirilmesine katlanmak, insandan çok bir makine gibi davranmasının beklendiğini hissetmek… Hayatta en fazla sevdiğiniz şeyi iyi, yaptığınız için kazandığınız para ve beraberinde gelen şöhret için ödenmesi gereken bir bedel mi?Her şeyi bırakıp, para ve şöhreti ellerinin tersiyle itip, normal bir insan olmak isterler miydi acaba?Şimdi gidip sorsak, Ronaldo’sundan Rooney’sine, Nasri’sinden Robben’ine, Selçuk’undan Emre’sine, bize içlerinden geldiği gibi, tüm hissettikleriyle cevap verebilirler mi?BİR FAYDAMIZ DOKUNSUNFutbolcuların, ister kendi ülkelerinin sınırlarında, ister kıtasal boyutta, isterse de global ölçekte sahip oldukları şöhret, zorlukları ve keyifli yanları olduğu kadar çok büyük de bir yük aynı zamanda. Atacakları en ufak bir adım, sosyal medyanın nimetleri sayesinde, birkaç dakika içerisinde dünyanın çevresini dönebiliyor.Bazı futbolcular, bu fırsatı değerlendirip, kendileri için basit bir efor sarf ederek, bazı insanların hayatında önemli ölçekte farklılık yaratabiliyorlar.Birkaç örneği hızlı hızlı sıralayalım dilerseniz…Everton’ın İskoç futbolcusu, Steven Naismith, hayır kurumları, barınaklar, gazi destek vakıfları, aşevleri başta olmak üzere bireysel olarak çokça hayır işi yapıyor. 2014’ün Ağustos ayında, Liverpool şehri iş ve işçi bulma kurumu ile iletişime geçti. Düzenli olarak iş arayan, iş bulmak için çaba gösteren ancak işe yerleştirilemeyen işsizlere dağıtılmak üzere, sezon boyunca farklı maçlar için yüklü sayıda bilet alıp kuruma teslim etti. Neden böyle bir hareket yaptığını ise şöyle açıkladı: “Maç bileti alamıyor olmaları onların suçu değil. En azından bir lig maçına gelirler, biraz hayatın stresinden uzaklaşırlar diye düşündüm.”Danimarka Evsizler milli takımı, 2014’ün Ekim ayında Şili’de düzenlenecek olan Evsizler Dünya Futbol Şampiyonası’na gitmek için bir süredir bağış topluyordu. Kapılar çalındı, paralar toplandı ancak hâlâ eksik bir miktar vardı. Takımın gönüllülerinden Frits Ahlstrøm, Danimarka milli takım oyuncularından, eski Liverpool’lu Daniel Agger’i aradı ve 2600 Euro’ya daha ihtiyaçları olduğunu söyledi. Agger’in cevabı kısa ve net oldu; hemen gönderiyorum.İsveç’te ise Öğrenme Güçlüğü Çekenler milli takımı, Brezilya’daki dünya şampiyonasına gitmek için bağış arayışındaydı. Takımın yardımcı antrenörü Stefan Jonsson, Zlatan İbrahimoviç’i arayarak, bir forma bağışlamasını rica etti. Formayı açık artırmada satıp yol parası için kumbaraya koyacaklardı. İbrahimoviç, Jonsson’un sorusuna soru ile karşılık verdi; “O formayı kaç paraya satacaksınız ki? Yol paranız ne kadar?” Öğrenme güçlüğü çekenler milli takımının 37 bin 500 Euro tutan yolculuk bedeli birkaç saat sonra hesaplarındaydı.Reklam filmlerinden kazandığı paranın tamamını ülkesi Fildişi Sahilleri’nde okul, hastane yapımına harcayan Didier Drogba, neredeyse tüm bir ülkeyi sırtına alıyor.Dirk Kuyt ve eşi Gertrude, engelli insanların hayatın içerisine dahil olmaları ve sosyalleşmelerini sağlamak amacıyla 2006’da Dirk Kuyt Vakfı’nı kurdular. Engelli insanların sosyal hayata katılabileceklerini göstermek üzerine çalışma yapıyorlar. Dirk Kuyt’a göre hayat yalnızca sağlıklı insanlar için değil, engelliler için de eşit fırsatlar yaratabilir... Dirk Kuyt Vakfı’nın bir başka çalışma alanı ise kimsesiz çocuklar. Özellikle savaş ve yoksulluk mağduru 3. dünya ülkelerindeki kimsesiz çocuklara dünya çapında farkındalık yaratmak için çalışmalar yapıyorlar, eğitim ve sağlık masraflarını karşılıyorlar.Sahip oldukları futbol yeteneği ile ilgimizi çekiyorlar, devasa bir şöhrete sahip oluyorlar, küçük bir adım atıyorlar ve dünya birden varlığından haberdar olmadığımız milli takımların adlarını öğreniyoruz, işsizlerin, engellilerin, savaş
Zaman
Köşe Yazıları
28.09.2014
OkayKaracan-MucizeoluşturanayaklarOkay Karacan - Mucize oluşturan ayaklar
BÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
Zaman
25.09.2014
02:25
28 Şubat sürecinde illegal Batı Çalışma Grubu’nu deşifre edince casusluk ve vatana ihanetle suçlanmıştı. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi, yağlı kazıkla tehdit edildi. Linçle karşılaştı. ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde casusların peşine düşen polisler, Meral Akşener’in başına gelenlerle karşı karşıya.Doğru Yol Partisi’nden bir milletvekili arkadaş bana dedi ki; çoluğunu çocuğunu ve kocanı yurtdışına çıkar, sen de öldün!” Bu sözler 28 Şubat döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e aitti. Cunta karşısında dik duruşunun bedelini ‘casusluk ve vatana ihanetle’ suçlanarak ödemişti. Batı Çalışma Grubu’nu deşifre etmesi insafsız saldırıların başlangıcı oldu. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi. Ölümle, kazığa oturtulmakla tehdit edildi.17 Aralık büyük yolsuzluk operasyonunu yapan, Tevhid Selam örgütü soruşturmasını yürüten, İzmir’de askerî casusluk şebekesini yargıya teslim eden polis, hâkim ve savcıların başına neredeyse Meral Akşener’in başına gelenler geliyor. Havuz medyasının, ‘paralel operasyon’ adını verdiği ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde, büyük yolsuzlukların ve İran ajanlarının üzerine gidenler, insafsız saldırıların hedefi oluyor. Görevini yapan masum insanlara, hiçbir delil ortaya konmadan, uydurma raporlarla ‘casusluktan vatana ihanete’ kadar çeşitli cürümler atfediliyor. Bu kişiler ayrıca havuz medyasınca itibarsızlaştırılıyor.17 yıl sonra‘ Neo 28 Şubat’ sürecinde bu sefer Recep Tayyip Erdoğan’ın talebi ile MGK’de iç tehdit değerlendirmesi yapılıyor. Batı Çalışma Grubu’nun yerini Başbakanlık’ta kurulan Kozmik Çalışma Grubu alıyor. MİT’in bütün tarikatları fişlediği, Emniyet’in hukuk dışı raporlar hazırladığı ortaya çıkıyor. Havuz medyasının bitmeyen iftira ve yalanları ile birlikte okuduğunuzda sadece aktörlerin değiştiği yeni bir olağanüstü süreç yaşanıyor. “İrtica PKK’dan daha tehlikelidir” diyen 28 Şubat’ın kudretli generallerinden Güven Erkaya’nın yerini, “Kırmızı kitaba ‘paralel yapı’ girecek” diyen Recep Tayyip Erdoğan almış görünüyor.Peki, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, 28 Şubat’ta neden casuslukla suçlanmıştı? Akşener, 2012’de kurulan Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na başından geçenleri bütün ayrıntıları ile anlatmıştı. O gün dikkatlerden kaçan ve bugünkü sürece ışık tutacak bazı ayrıntılar şöyle:İllegal yapı ve fişleme8 Kasım 1996’da Refahyol Hükümeti’nin içişleri bakanı olan Meral Akşener’in görev süresi 30 Haziran 1997’ye kadar sürdü. Akşener, emniyet istihbaratının kendisine getirdiği bir belgeyi başbakana iletince ‘casusluk’ suçlaması ile karşı karşıya kaldı:“Batı Çalışma Grubu gayr-i yasal. Nisan ayında, Emniyet İstihbarat Dairesi bir dosya getirdi. O dosyanın içinde de bir belge vardı, bu belge herkesin fişlendiği bir talimatname, bütün siyasi partilerin il başkanları, ilçe yöneticileri yani ilçeden başlayarak ile kadar bütün sivil toplum örgütlerinin başkanları, yöneticileri, valiler, kaymakamlar… Düşünebiliyor musun? Sonra bunun yanlış olduğunu söyleyince, İller İdaresi Kanunu’na dayandırdılar. İller İdaresi Kanunu’nun yürütücüsü illerde validir, dolayısıyla orası da değil, gayr-i yasal bir oluşumdu. Belgeyi Başbakan’a iletilmek üzere Adalet Bakanı Şevket Kazan’a verdim. 22 Mayıs’ta MGK kuruluş yıl dönümünde baş başa kalınca Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Batı Çalışma Grubu çalışmalarını açtı ve sözü o belgeye şöyle getirdi: ‘İçişleri Bakanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı, dolayısıyla ben ve de Bakan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisayarını boşaltıp casusluk faaliyeti yaptığımıza dair bir suçlamayla karşılaştık. Şimdi, belge verildi, belgeyle ilgili bir prosedür işleyecek, onun dışında herhangi bir şey bilmiyorum.’ Birden böyle bir şeyle karşılaştık. Bu suçlamanın çok ağır bir suçlama olduğunu, bunu kabul etmediğimi, dolayısıyla bu konuda mülkiye müfettişlerini görevlendirip çok derin bir soruşturma yaptıracağımı söyledim.”Bakan Akşener’in geri adım atmaması ve konuyu araştıracağını söylemesi krize sebep oluyor. Belgenin Erkaya’ya nasıl ulaştığını ve süreci onun ağzından dinleyelim:“Rahmetli Hoca (Necmettin Erbakan) bu belgeyi almış, Cumhurbaşkanı’na götürmüş, Cumhurbaşkanı da çağırmış Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ya belgeyi vermiş. Şimdi bu belgeyle ilgili ‘Siz ne yapıyorsunuz kardeşim’i beklerken, birden ben casus oldum, yani hiç beklemediğimiz bir konuşma biçimiyle karşılaştım. Ben, ‘soruşturma açacağımı, bunun çok ağır olduğunu, böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimi’ söyleyince bunun üzerine biraz böyle bir gev
Zaman
Güncel
25.09.2014
BÇG’yideşifreedincecasusluklasuçlanmıştıBÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
BÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
Zaman
25.09.2014
02:25
28 Şubat sürecinde illegal Batı Çalışma Grubu’nu deşifre edince casusluk ve vatana ihanetle suçlanmıştı. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi, yağlı kazıkla tehdit edildi. Linçle karşılaştı. ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde casusların peşine düşen polisler, Meral Akşener’in başına gelenlerle karşı karşıya.Doğru Yol Partisi’nden bir milletvekili arkadaş bana dedi ki; çoluğunu çocuğunu ve kocanı yurtdışına çıkar, sen de öldün!” Bu sözler 28 Şubat döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e aitti. Cunta karşısında dik duruşunun bedelini ‘casusluk ve vatana ihanetle’ suçlanarak ödemişti. Batı Çalışma Grubu’nu deşifre etmesi insafsız saldırıların başlangıcı oldu. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi. Ölümle, kazığa oturtulmakla tehdit edildi.17 Aralık büyük yolsuzluk operasyonunu yapan, Tevhid Selam örgütü soruşturmasını yürüten, İzmir’de askerî casusluk şebekesini yargıya teslim eden polis, hâkim ve savcıların başına neredeyse Meral Akşener’in başına gelenler geliyor. Havuz medyasının, ‘paralel operasyon’ adını verdiği ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde, büyük yolsuzlukların ve İran ajanlarının üzerine gidenler, insafsız saldırıların hedefi oluyor. Görevini yapan masum insanlara, hiçbir delil ortaya konmadan, uydurma raporlarla ‘casusluktan vatana ihanete’ kadar çeşitli cürümler atfediliyor. Bu kişiler ayrıca havuz medyasınca itibarsızlaştırılıyor.17 yıl sonra‘ Neo 28 Şubat’ sürecinde bu sefer Recep Tayyip Erdoğan’ın talebi ile MGK’de iç tehdit değerlendirmesi yapılıyor. Batı Çalışma Grubu’nun yerini Başbakanlık’ta kurulan Kozmik Çalışma Grubu alıyor. MİT’in bütün tarikatları fişlediği, Emniyet’in hukuk dışı raporlar hazırladığı ortaya çıkıyor. Havuz medyasının bitmeyen iftira ve yalanları ile birlikte okuduğunuzda sadece aktörlerin değiştiği yeni bir olağanüstü süreç yaşanıyor. “İrtica PKK’dan daha tehlikelidir” diyen 28 Şubat’ın kudretli generallerinden Güven Erkaya’nın yerini, “Kırmızı kitaba ‘paralel yapı’ girecek” diyen Recep Tayyip Erdoğan almış görünüyor.Peki, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, 28 Şubat’ta neden casuslukla suçlanmıştı? Akşener, 2012’de kurulan Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na başından geçenleri bütün ayrıntıları ile anlatmıştı. O gün dikkatlerden kaçan ve bugünkü sürece ışık tutacak bazı ayrıntılar şöyle:İllegal yapı ve fişleme8 Kasım 1996’da Refahyol Hükümeti’nin içişleri bakanı olan Meral Akşener’in görev süresi 30 Haziran 1997’ye kadar sürdü. Akşener, emniyet istihbaratının kendisine getirdiği bir belgeyi başbakana iletince ‘casusluk’ suçlaması ile karşı karşıya kaldı:“Batı Çalışma Grubu gayr-i yasal. Nisan ayında, Emniyet İstihbarat Dairesi bir dosya getirdi. O dosyanın içinde de bir belge vardı, bu belge herkesin fişlendiği bir talimatname, bütün siyasi partilerin il başkanları, ilçe yöneticileri yani ilçeden başlayarak ile kadar bütün sivil toplum örgütlerinin başkanları, yöneticileri, valiler, kaymakamlar… Düşünebiliyor musun? Sonra bunun yanlış olduğunu söyleyince, İller İdaresi Kanunu’na dayandırdılar. İller İdaresi Kanunu’nun yürütücüsü illerde validir, dolayısıyla orası da değil, gayr-i yasal bir oluşumdu. Belgeyi Başbakan’a iletilmek üzere Adalet Bakanı Şevket Kazan’a verdim. 22 Mayıs’ta MGK kuruluş yıl dönümünde baş başa kalınca Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Batı Çalışma Grubu çalışmalarını açtı ve sözü o belgeye şöyle getirdi: ‘İçişleri Bakanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı, dolayısıyla ben ve de Bakan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisayarını boşaltıp casusluk faaliyeti yaptığımıza dair bir suçlamayla karşılaştık. Şimdi, belge verildi, belgeyle ilgili bir prosedür işleyecek, onun dışında herhangi bir şey bilmiyorum.’ Birden böyle bir şeyle karşılaştık. Bu suçlamanın çok ağır bir suçlama olduğunu, bunu kabul etmediğimi, dolayısıyla bu konuda mülkiye müfettişlerini görevlendirip çok derin bir soruşturma yaptıracağımı söyledim.”Bakan Akşener’in geri adım atmaması ve konuyu araştıracağını söylemesi krize sebep oluyor. Belgenin Erkaya’ya nasıl ulaştığını ve süreci onun ağzından dinleyelim:“Rahmetli Hoca (Necmettin Erbakan) bu belgeyi almış, Cumhurbaşkanı’na götürmüş, Cumhurbaşkanı da çağırmış Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ya belgeyi vermiş. Şimdi bu belgeyle ilgili ‘Siz ne yapıyorsunuz kardeşim’i beklerken, birden ben casus oldum, yani hiç beklemediğimiz bir konuşma biçimiyle karşılaştım. Ben, ‘soruşturma açacağımı, bunun çok ağır olduğunu, böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimi’ söyleyince bunun üzerine biraz böyle bir gev
Zaman
Ana Sayfa
25.09.2014
BÇG’yideşifreedincecasusluklasuçlanmıştıBÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
BÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
Zaman
25.09.2014
02:05
28 Şubat sürecinde illegal Batı Çalışma Grubu’nu deşifre edince casusluk ve vatana ihanetle suçlanmıştı. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi, yağlı kazıkla tehdit edildi. Linçle karşılaştı. ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde casusların peşine düşen polisler, Meral Akşener’in başına gelenlerle karşı karşıya.Doğru Yol Partisi’nden bir milletvekili arkadaş bana dedi ki; çoluğunu çocuğunu ve kocanı yurtdışına çıkar, sen de öldün!” Bu sözler 28 Şubat döneminin İçişleri Bakanı Meral Akşener’e aitti. Cunta karşısında dik duruşunun bedelini ‘casusluk ve vatana ihanetle’ suçlanarak ödemişti. Batı Çalışma Grubu’nu deşifre etmesi insafsız saldırıların başlangıcı oldu. ‘Ahlaklı kız’ diye fişlendi. Ölümle, kazığa oturtulmakla tehdit edildi.17 Aralık büyük yolsuzluk operasyonunu yapan, Tevhid Selam örgütü soruşturmasını yürüten, İzmir’de askerî casusluk şebekesini yargıya teslim eden polis, hâkim ve savcıların başına neredeyse Meral Akşener’in başına gelenler geliyor. Havuz medyasının, ‘paralel operasyon’ adını verdiği ‘Neo 28 Şubat’ sürecinde, büyük yolsuzlukların ve İran ajanlarının üzerine gidenler, insafsız saldırıların hedefi oluyor. Görevini yapan masum insanlara, hiçbir delil ortaya konmadan, uydurma raporlarla ‘casusluktan vatana ihanete’ kadar çeşitli cürümler atfediliyor. Bu kişiler ayrıca havuz medyasınca itibarsızlaştırılıyor.17 yıl sonra‘ Neo 28 Şubat’ sürecinde bu sefer Recep Tayyip Erdoğan’ın talebi ile MGK’de iç tehdit değerlendirmesi yapılıyor. Batı Çalışma Grubu’nun yerini Başbakanlık’ta kurulan Kozmik Çalışma Grubu alıyor. MİT’in bütün tarikatları fişlediği, Emniyet’in hukuk dışı raporlar hazırladığı ortaya çıkıyor. Havuz medyasının bitmeyen iftira ve yalanları ile birlikte okuduğunuzda sadece aktörlerin değiştiği yeni bir olağanüstü süreç yaşanıyor. “İrtica PKK’dan daha tehlikelidir” diyen 28 Şubat’ın kudretli generallerinden Güven Erkaya’nın yerini, “Kırmızı kitaba ‘paralel yapı’ girecek” diyen Recep Tayyip Erdoğan almış görünüyor.Peki, TBMM Başkanvekili Meral Akşener, 28 Şubat’ta neden casuslukla suçlanmıştı? Akşener, 2012’de kurulan Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na başından geçenleri bütün ayrıntıları ile anlatmıştı. O gün dikkatlerden kaçan ve bugünkü sürece ışık tutacak bazı ayrıntılar şöyle:İllegal yapı ve fişleme8 Kasım 1996’da Refahyol Hükümeti’nin içişleri bakanı olan Meral Akşener’in görev süresi 30 Haziran 1997’ye kadar sürdü. Akşener, emniyet istihbaratının kendisine getirdiği bir belgeyi başbakana iletince ‘casusluk’ suçlaması ile karşı karşıya kaldı:“Batı Çalışma Grubu gayr-i yasal. Nisan ayında, Emniyet İstihbarat Dairesi bir dosya getirdi. O dosyanın içinde de bir belge vardı, bu belge herkesin fişlendiği bir talimatname, bütün siyasi partilerin il başkanları, ilçe yöneticileri yani ilçeden başlayarak ile kadar bütün sivil toplum örgütlerinin başkanları, yöneticileri, valiler, kaymakamlar… Düşünebiliyor musun? Sonra bunun yanlış olduğunu söyleyince, İller İdaresi Kanunu’na dayandırdılar. İller İdaresi Kanunu’nun yürütücüsü illerde validir, dolayısıyla orası da değil, gayr-i yasal bir oluşumdu. Belgeyi Başbakan’a iletilmek üzere Adalet Bakanı Şevket Kazan’a verdim. 22 Mayıs’ta MGK kuruluş yıl dönümünde baş başa kalınca Deniz Kuvvetleri Komutanı Güven Erkaya, Batı Çalışma Grubu çalışmalarını açtı ve sözü o belgeye şöyle getirdi: ‘İçişleri Bakanlığı İstihbarat Daire Başkanlığı, dolayısıyla ben ve de Bakan, Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’nın bilgisayarını boşaltıp casusluk faaliyeti yaptığımıza dair bir suçlamayla karşılaştık. Şimdi, belge verildi, belgeyle ilgili bir prosedür işleyecek, onun dışında herhangi bir şey bilmiyorum.’ Birden böyle bir şeyle karşılaştık. Bu suçlamanın çok ağır bir suçlama olduğunu, bunu kabul etmediğimi, dolayısıyla bu konuda mülkiye müfettişlerini görevlendirip çok derin bir soruşturma yaptıracağımı söyledim.”Bakan Akşener’in geri adım atmaması ve konuyu araştıracağını söylemesi krize sebep oluyor. Belgenin Erkaya’ya nasıl ulaştığını ve süreci onun ağzından dinleyelim:“Rahmetli Hoca (Necmettin Erbakan) bu belgeyi almış, Cumhurbaşkanı’na götürmüş, Cumhurbaşkanı da çağırmış Genel Kurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı’ya belgeyi vermiş. Şimdi bu belgeyle ilgili ‘Siz ne yapıyorsunuz kardeşim’i beklerken, birden ben casus oldum, yani hiç beklemediğimiz bir konuşma biçimiyle karşılaştım. Ben, ‘soruşturma açacağımı, bunun çok ağır olduğunu, böyle bir şeyi asla kabul etmeyeceğimi’ söyleyince bunun üzerine biraz böyle bir gev
Zaman
Güncel
25.09.2014
BÇG’yideşifreedincecasusluklasuçlanmıştıBÇG’yi deşifre edince casuslukla suçlanmıştı
Toplam "17" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti