Habergec.Com Aranan Kelimeler:kim ne kadar alıyor? Değerlendirme: 10 / 10 441491
habergec.com
23.08.2014 Cumartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

kim ne kadar alıyor?

Mümtaz'er Türköne - Tiranlar ve ispiyoncuları
Zaman
19.08.2014
03:27
Güç ve iktidar, bal kâsesi gibi dalkavukları, kifayetsiz muhterisleri ve ispiyoncuları kendisine çeker. Meslekî olarak rekabet halinde olan birinin daha yetenekli kişileri alt edip öne geçmesinin en kestirme yolu ispiyonculuktur.Liyakat ve ehliyet değil sadece ispiyonculuk adamın önünü açıyorsa, ilerlemesi için ahlaksız olması yeterli. Totaliter toplumlar aynı zamanda ispiyonculuğun ortak karaktere dönüştüğü toplumlardır. İktidar toplum hayatını düzenlemeye kalkıyorsa, inançlarına ve özel hayatlarına müdahale ediyorsa ispiyonlayacak bir sürü ayrıntı çıkar. Komşusunun tavuğunda gözü olan ispiyonculuk yapıp kümese dalar, beriki derdini anlatana kadar öbürü suyuna pilavı bile pişirmiş olur. Rakibinizi, hasmınızı, kıskandığınız, çekemediğiniz komşunuzu uygun bir lisanla iktidar muhalifi olarak takdim edebilirseniz bütün devlet gücü arkanızdadır, sırtınızı kimse yere getiremez.İşte bu yüzden dikta yönetimleri aynı zamanda ahlaksız yönetimlerdir. Başınıza her şey gelebilir. Namusunuz, dürüstlüğünüz, ehliyet ve liyakatiniz hayatınızı emniyete almanız için yeterli olmaz. Arkanızı kollamanız, etrafınızda çevrilen dolaplara kulaklarınızı açmanız icap eder. En doğrusu güçle aranızı iyi tutmanız, başkalarına fırsat vermeden ispiyoncu olmanızdır. İşte bu yüzden totaliter toplumlarda haysiyet ve ahlak sahibi insanlar yaşama imkanı bulamaz. Denetimsiz ve kontrolsüz iktidar, sahibine sizin hayatınızın her alanına nüfuz edecek ahlaksız bir güç verir. Ahlaksızlık yukarıdan geliyorsa bulaşıcıdır, toplumu toptan ifsat eder. Açık toplum, demokratik düzen, hukuk kurallarının egemenliği işte bu yüzden sadece siyasî bir sorun değil, aynı zamanda bir ahlâk sorunudur. Ahlâk kaybolur, insanlar birbirine güvenmez. Yetenek kural olarak cezalandırılır.Otokrasi ne düzeyde? Dikta rejimi altında mı yaşıyorsunuz? Her şeyi bir tiran mı belirliyor? Siyasal düzene değil, kendi bireysel hayatınıza ve çevrenize bakmanız yeterli. Güce ve iktidara yakın olmak dışında bir meziyeti olmayanlara göz atın. Çevrenize ne ölçüde güveniyorsunuz? Hakkınızı aradığınız zaman alabileceğinizden ne ölçüde eminsiniz?Eğer gazeteci iseniz ve yeteneğiniz varsa işinizi kaybedebilirsiniz. Tersine iktidara yakın iseniz, yeteneğe ihtiyacınız yok. Türkiye’nin iyi gazetecileri birdenbire nereye kayboldular? Zorbalığa methiyeler düzerken bile iki kelimeyi bir araya getiremeyenler neden makbul görülüyor? Büyük işler başarmış işadamları neredeler? İktidarla arası iyi olmadan okuyucusuna, izleyicisine ulaşma şansı olan aydın ve sanatçı kaldı mı? Bu kadar yetenek ve birikim sahibi gadre uğradıktan sonra, dalkavukluğun ve ispiyonculuğun müşterisi çoğalmaz mı?Hafta sonu Star Açık Görüş’te yer alan, “Paralel akademisyenlik ve 17 Aralık...” başlıklı yazı, yozlaşmanın ve teneffüs ettiğimiz dikta atmosferinin derecesi hakkında açık bir fikir veriyor. Bir akademisyen, “paralel” sıfatıyla meslektaşlarını jurnalliyor. Kime? Hükümete. “Paralel akademisyenler” üniversitelerden hemen tasfiye edilmeli. Yazının başlığında geçen “17 Aralık” tarihi, gerekçenin siyasî temeline işaret ediyor. Peki kim bu paraleller? Kanunlarda, yönetmeliklerde yer almayan ve politikacıların yürüttüğü bir cadı avının malzemesi olan bu niteleme hangi akademik ölçünün konusu? Ben de bir akademisyenim. 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı yaşadım. Bir akademik kadro için iki aday varsa, her ikisinin de karşılıklı olarak “mürteci” ilan edildiği çok örnek yaşadım. İnanın rakibi için dün “irticacı” diyen kişi ile bugün “paralel” diyen aynı kişidir. Bu kişilerin ortak özelliği ise hiçbir zaman değişmez: Akademisyen olarak tartıya çıkamazlar. Bugün üniversitelere egemen olan genel yetersizlik ve yeteneksizlik, doğrudan bu jurnallerin ve ispiyonların eseri.Nitekim “paralel tasfiyesi” için Açık Görüş’e yazan ilahiyat hocasının bulduğu çözüm, Türkiye’nin dikta hevesleri yüzünden ne tür bir belayla karşı karşıya olduğunu ifşa ediyor. Üniversiteler uzun zamandan beri ehliyet ve liyakati gözetmek için ÖYP adı verilen merkezî sınavlarla eleman alıyor. İlahiyat hocası, bu sınavın kaldırılmasını çünkü bu sınavın “paralel”lere yaradığını söylüyor. Demek ki “paralel”ler yeteneğe, ispiyoncular ise tiranlara ihtiyaç duyuyor.
Zaman
En Çok Okunan
19.08.2014
MümtazerTürköne-TiranlarveispiyoncularıMümtazer Türköne - Tiranlar ve ispiyoncuları
Paraleli konuşamamak
Zaman
19.08.2014
02:29
“Paralel devlete” karşı olanların görüşlerini dikkatle izliyor, ne savunduklarını anlamaya çalışıyorum.Çünkü bu tezi savunanlar arasında düne kadar çok saydığım ve görüşlerine katıldığım kimseler de bulunmakta. Özet olarak söylenen şunlardır: Örgütlü bir grup insan, yasa dışı girişimlerle hükümete ve topluma karşı çalışmış ve sonunda bir de darbe teşebbüsünde bulunmuştur (17/25 Aralık operasyonları). Bu grup (veya çete vb.) adalet ve polis mekanizmaları içinde etkin olmuş ve son yıllarda adalet alanında hukuk dışı kararların çıkmasına da neden olmuştur (Balyoz, Ergenekon davaları örneğin). Bu “çetenin” dış mihraklarla da ilişkili olduğu, ABD, İsrail ve Vatikan hesabına çalıştığı savunulmaktadır. Yani casusluk ve vatana ihanet de söz konusu. Bu çok ciddi bir iddia; ve bir hipotez. Kanıtlanması gerekiyor. Bunun yolu da tabii ki yargı yoludur. Ama bu noktada kısır döngü başlıyor. Önce, yargı “paralelindi”, yani taraflıydı dendi, güvenilemezdi. Değiştirildi! Şimdi “bu yargı sizin oluşturduğunuzdur, taraftır, güvenilemezdir” denmekte. Sonunda yargının hükmüne saygı duyulmayacak. İstiklal Mahkemelerine, Adnan Menderes’in ve arkadaşlarının asılması kararına, 12 Eylül yargı kararlarına ve yakın zamanda Ergenekon/Balyoz mahkeme kararlarına toplumun önemli bir kesimi nasıl saygı duymadıysa, bundan sonraki siyasi çekişmelerle ilgili adalet hükümleri de şaibeli sayılacak. Yalnız son dönem mahkeme kararlarının bir farkı var. Son sözü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi söyleyecek. Uzun bir süre beklememiz gerekecek ama son güvenli merci olarak o kaldı. Yani “paralel” hipotezi yıllarca açıklığa kavuşturulamayacak. Ama biz bu arada anlamak, bilmek ve olaylara bir anlam vermek ihtiyacındayız. En azından aklı başında saydığım kimselerle bu konuları tartışabilmeyi isterdim; ama olmuyor. Nedenini anlar gibi oluyorum. Taraflar bu konuda farklı şeyler söylemekten çok, farklı konuları ele alıyor. Birileri sürekli “paralel bir yapının” ne kadar kötü bir şey olduğunu söylerken – kabul, ben de her türlü hukuk dışı girişimleri yeriyorum – başkaları böyle bir çeteleşmenin önce kanıtlanması gerektiğini savunuyor. Bunlar farklı konular. Eskiden kendime yakın gördüğüm ama bugün uzak hissettiğim kimselerin söylemine eğildiğimde, söylediklerinden çok suskunlukla geçiştirdikleri dikkatimi çekiyor. Bunları hatırlatmak istiyorum. Masumiyet karinesinin lafını ağızlarına almıyorlar. Elinde kanlı bıçakla öldürülenin üstünde yakalanana bile “şüpheli” denirken, bütün bir cemaatin aylarca hain (ve daha pek çok şey) denmesi yorumlanmıyor. Bu “eksiklikle” ilişkili unutulan bir durum da, devletin en üstünde bulunanların yargıyı etkileyecek biçimde masumiyet karinesini çiğnemeleridir. Bu konuda da suskunluk var. Böyle bir paralel yapı varsa, bu alanda hükümetin sorumluluğundan hiç söz edilmiyor. Devletin sağlıklı çalışmasından sorumlu olan hükümettir. Eğer yıllarca bir “çete” yargıyı yönlendirmişse, ordunun en üst kademesini haksız hapis cezalarına mahkûm etmişse, bunun hesabını “paralel” kadar devlet sorumluları da vermeli. Yöneticiler “saflıklarını” ilan ederek bu sorumluluktan kurtulamaz. Çünkü saflıktan doğan suç, yine suçtur. (Aslında bütün suçlar saflıktan doğar!) Ayrıca yıllarca haksız yargılama var diye bağıran bir muhalefet hep var olmuştur. Bilmiyorduk mazereti geçerli olamaz. Bu konu da es geçilmekte. “Gözden kaçan” başka bir konu da düne kadar AKP yandaşı olan bazı kişi ve kurumların “paralel” açıklamasını hiç inandırıcı bulmamaları. Bunlar iki grup: Birincisi yurtdışında “batılı” (eski) AKP dostlarıdır: AB ve ABD örneğin. Buralardan “paralele” eleştiri gelmiyor, Türkiye’deki yönetim otoriterleşiyor tespiti geliyor. Sürekli “haklı yargının gereği” hatırlatılmakta. Yurtiçinde de düne kadar AKP’yi desteklemiş olanlardan pek çok kimse “paralel” tezine sıcak bakmıyor ve bu iddianın “yolsuzlukları” bir toz duman içinde saklamak için yapıldığını savunuyor. Eskiden beri AKP hasmı olanlardan değil, dünkü dostlardan ve “cemaatle” ilişkili olmayanlardan söz ediyorum. Bunlara ne oldu böyle birden? Bu durum da yorumlanmıyor. “Paralelin” ajan ve hain olarak nitelemesi de pek konu edilmiyor. Kim kimin hesabına ajanlık yaptı? Hele belli bir haysiyet düzeyini koruyanlar bu konuyu hepten unutuyorlar. Oysa bu suskunlukları bu iddianın gerçekliğine inanmadıklarını gösteriyor. Hainlik inandırıcı değilse bu söylemin eleştirilmesi gerekmez mi? Bu aşırılığın nedeni ne? İddiaya göre devleti, ülkeyi, hepimizi tehdit eden “paralel devlet” konusunda muhalefetin neden ilgilenmediği, neden hükümete destek vermediği de hiç tartışılmıyor. Tabii aşırılı
Zaman
Yorum
19.08.2014
ParalelikonuşamamakParaleli konuşamamak
Mümtaz'er Türköne - Tiranlar ve ispiyoncuları
Zaman
19.08.2014
02:29
Güç ve iktidar, bal kâsesi gibi dalkavukları, kifayetsiz muhterisleri ve ispiyoncuları kendisine çeker. Meslekî olarak rekabet halinde olan birinin daha yetenekli kişileri alt edip öne geçmesinin en kestirme yolu ispiyonculuktur.Liyakat ve ehliyet değil sadece ispiyonculuk adamın önünü açıyorsa, ilerlemesi için ahlaksız olması yeterli. Totaliter toplumlar aynı zamanda ispiyonculuğun ortak karaktere dönüştüğü toplumlardır. İktidar toplum hayatını düzenlemeye kalkıyorsa, inançlarına ve özel hayatlarına müdahale ediyorsa ispiyonlayacak bir sürü ayrıntı çıkar. Komşusunun tavuğunda gözü olan ispiyonculuk yapıp kümese dalar, beriki derdini anlatana kadar öbürü suyuna pilavı bile pişirmiş olur. Rakibinizi, hasmınızı, kıskandığınız, çekemediğiniz komşunuzu uygun bir lisanla iktidar muhalifi olarak takdim edebilirseniz bütün devlet gücü arkanızdadır, sırtınızı kimse yere getiremez.İşte bu yüzden dikta yönetimleri aynı zamanda ahlaksız yönetimlerdir. Başınıza her şey gelebilir. Namusunuz, dürüstlüğünüz, ehliyet ve liyakatiniz hayatınızı emniyete almanız için yeterli olmaz. Arkanızı kollamanız, etrafınızda çevrilen dolaplara kulaklarınızı açmanız icap eder. En doğrusu güçle aranızı iyi tutmanız, başkalarına fırsat vermeden ispiyoncu olmanızdır. İşte bu yüzden totaliter toplumlarda haysiyet ve ahlak sahibi insanlar yaşama imkanı bulamaz. Denetimsiz ve kontrolsüz iktidar, sahibine sizin hayatınızın her alanına nüfuz edecek ahlaksız bir güç verir. Ahlaksızlık yukarıdan geliyorsa bulaşıcıdır, toplumu toptan ifsat eder. Açık toplum, demokratik düzen, hukuk kurallarının egemenliği işte bu yüzden sadece siyasî bir sorun değil, aynı zamanda bir ahlâk sorunudur. Ahlâk kaybolur, insanlar birbirine güvenmez. Yetenek kural olarak cezalandırılır.Otokrasi ne düzeyde? Dikta rejimi altında mı yaşıyorsunuz? Her şeyi bir tiran mı belirliyor? Siyasal düzene değil, kendi bireysel hayatınıza ve çevrenize bakmanız yeterli. Güce ve iktidara yakın olmak dışında bir meziyeti olmayanlara göz atın. Çevrenize ne ölçüde güveniyorsunuz? Hakkınızı aradığınız zaman alabileceğinizden ne ölçüde eminsiniz?Eğer gazeteci iseniz ve yeteneğiniz varsa işinizi kaybedebilirsiniz. Tersine iktidara yakın iseniz, yeteneğe ihtiyacınız yok. Türkiye’nin iyi gazetecileri birdenbire nereye kayboldular? Zorbalığa methiyeler düzerken bile iki kelimeyi bir araya getiremeyenler neden makbul görülüyor? Büyük işler başarmış işadamları neredeler? İktidarla arası iyi olmadan okuyucusuna, izleyicisine ulaşma şansı olan aydın ve sanatçı kaldı mı? Bu kadar yetenek ve birikim sahibi gadre uğradıktan sonra, dalkavukluğun ve ispiyonculuğun müşterisi çoğalmaz mı?Hafta sonu Star Açık Görüş’te yer alan, “Paralel akademisyenlik ve 17 Aralık...” başlıklı yazı, yozlaşmanın ve teneffüs ettiğimiz dikta atmosferinin derecesi hakkında açık bir fikir veriyor. Bir akademisyen, “paralel” sıfatıyla meslektaşlarını jurnalliyor. Kime? Hükümete. “Paralel akademisyenler” üniversitelerden hemen tasfiye edilmeli. Yazının başlığında geçen “17 Aralık” tarihi, gerekçenin siyasî temeline işaret ediyor. Peki kim bu paraleller? Kanunlarda, yönetmeliklerde yer almayan ve politikacıların yürüttüğü bir cadı avının malzemesi olan bu niteleme hangi akademik ölçünün konusu? Ben de bir akademisyenim. 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı yaşadım. Bir akademik kadro için iki aday varsa, her ikisinin de karşılıklı olarak “mürteci” ilan edildiği çok örnek yaşadım. İnanın rakibi için dün “irticacı” diyen kişi ile bugün “paralel” diyen aynı kişidir. Bu kişilerin ortak özelliği ise hiçbir zaman değişmez: Akademisyen olarak tartıya çıkamazlar. Bugün üniversitelere egemen olan genel yetersizlik ve yeteneksizlik, doğrudan bu jurnallerin ve ispiyonların eseri.Nitekim “paralel tasfiyesi” için Açık Görüş’e yazan ilahiyat hocasının bulduğu çözüm, Türkiye’nin dikta hevesleri yüzünden ne tür bir belayla karşı karşıya olduğunu ifşa ediyor. Üniversiteler uzun zamandan beri ehliyet ve liyakati gözetmek için ÖYP adı verilen merkezî sınavlarla eleman alıyor. İlahiyat hocası, bu sınavın kaldırılmasını çünkü bu sınavın “paralel”lere yaradığını söylüyor. Demek ki “paralel”ler yeteneğe, ispiyoncular ise tiranlara ihtiyaç duyuyor.
Zaman
Köşe Yazıları
19.08.2014
MümtazerTürköne-TiranlarveispiyoncularıMümtazer Türköne - Tiranlar ve ispiyoncuları
Mümtaz'er Türköne - Tiranlar ve ispiyoncuları
Zaman
19.08.2014
02:29
Güç ve iktidar, bal kâsesi gibi dalkavukları, kifayetsiz muhterisleri ve ispiyoncuları kendisine çeker. Meslekî olarak rekabet halinde olan birinin daha yetenekli kişileri alt edip öne geçmesinin en kestirme yolu ispiyonculuktur.Liyakat ve ehliyet değil sadece ispiyonculuk adamın önünü açıyorsa, ilerlemesi için ahlaksız olması yeterli. Totaliter toplumlar aynı zamanda ispiyonculuğun ortak karaktere dönüştüğü toplumlardır. İktidar toplum hayatını düzenlemeye kalkıyorsa, inançlarına ve özel hayatlarına müdahale ediyorsa ispiyonlayacak bir sürü ayrıntı çıkar. Komşusunun tavuğunda gözü olan ispiyonculuk yapıp kümese dalar, beriki derdini anlatana kadar öbürü suyuna pilavı bile pişirmiş olur. Rakibinizi, hasmınızı, kıskandığınız, çekemediğiniz komşunuzu uygun bir lisanla iktidar muhalifi olarak takdim edebilirseniz bütün devlet gücü arkanızdadır, sırtınızı kimse yere getiremez.İşte bu yüzden dikta yönetimleri aynı zamanda ahlaksız yönetimlerdir. Başınıza her şey gelebilir. Namusunuz, dürüstlüğünüz, ehliyet ve liyakatiniz hayatınızı emniyete almanız için yeterli olmaz. Arkanızı kollamanız, etrafınızda çevrilen dolaplara kulaklarınızı açmanız icap eder. En doğrusu güçle aranızı iyi tutmanız, başkalarına fırsat vermeden ispiyoncu olmanızdır. İşte bu yüzden totaliter toplumlarda haysiyet ve ahlak sahibi insanlar yaşama imkanı bulamaz. Denetimsiz ve kontrolsüz iktidar, sahibine sizin hayatınızın her alanına nüfuz edecek ahlaksız bir güç verir. Ahlaksızlık yukarıdan geliyorsa bulaşıcıdır, toplumu toptan ifsat eder. Açık toplum, demokratik düzen, hukuk kurallarının egemenliği işte bu yüzden sadece siyasî bir sorun değil, aynı zamanda bir ahlâk sorunudur. Ahlâk kaybolur, insanlar birbirine güvenmez. Yetenek kural olarak cezalandırılır.Otokrasi ne düzeyde? Dikta rejimi altında mı yaşıyorsunuz? Her şeyi bir tiran mı belirliyor? Siyasal düzene değil, kendi bireysel hayatınıza ve çevrenize bakmanız yeterli. Güce ve iktidara yakın olmak dışında bir meziyeti olmayanlara göz atın. Çevrenize ne ölçüde güveniyorsunuz? Hakkınızı aradığınız zaman alabileceğinizden ne ölçüde eminsiniz?Eğer gazeteci iseniz ve yeteneğiniz varsa işinizi kaybedebilirsiniz. Tersine iktidara yakın iseniz, yeteneğe ihtiyacınız yok. Türkiye’nin iyi gazetecileri birdenbire nereye kayboldular? Zorbalığa methiyeler düzerken bile iki kelimeyi bir araya getiremeyenler neden makbul görülüyor? Büyük işler başarmış işadamları neredeler? İktidarla arası iyi olmadan okuyucusuna, izleyicisine ulaşma şansı olan aydın ve sanatçı kaldı mı? Bu kadar yetenek ve birikim sahibi gadre uğradıktan sonra, dalkavukluğun ve ispiyonculuğun müşterisi çoğalmaz mı?Hafta sonu Star Açık Görüş’te yer alan, “Paralel akademisyenlik ve 17 Aralık...” başlıklı yazı, yozlaşmanın ve teneffüs ettiğimiz dikta atmosferinin derecesi hakkında açık bir fikir veriyor. Bir akademisyen, “paralel” sıfatıyla meslektaşlarını jurnalliyor. Kime? Hükümete. “Paralel akademisyenler” üniversitelerden hemen tasfiye edilmeli. Yazının başlığında geçen “17 Aralık” tarihi, gerekçenin siyasî temeline işaret ediyor. Peki kim bu paraleller? Kanunlarda, yönetmeliklerde yer almayan ve politikacıların yürüttüğü bir cadı avının malzemesi olan bu niteleme hangi akademik ölçünün konusu? Ben de bir akademisyenim. 12 Eylül’ü, 28 Şubat’ı yaşadım. Bir akademik kadro için iki aday varsa, her ikisinin de karşılıklı olarak “mürteci” ilan edildiği çok örnek yaşadım. İnanın rakibi için dün “irticacı” diyen kişi ile bugün “paralel” diyen aynı kişidir. Bu kişilerin ortak özelliği ise hiçbir zaman değişmez: Akademisyen olarak tartıya çıkamazlar. Bugün üniversitelere egemen olan genel yetersizlik ve yeteneksizlik, doğrudan bu jurnallerin ve ispiyonların eseri.Nitekim “paralel tasfiyesi” için Açık Görüş’e yazan ilahiyat hocasının bulduğu çözüm, Türkiye’nin dikta hevesleri yüzünden ne tür bir belayla karşı karşıya olduğunu ifşa ediyor. Üniversiteler uzun zamandan beri ehliyet ve liyakati gözetmek için ÖYP adı verilen merkezî sınavlarla eleman alıyor. İlahiyat hocası, bu sınavın kaldırılmasını çünkü bu sınavın “paralel”lere yaradığını söylüyor. Demek ki “paralel”ler yeteneğe, ispiyoncular ise tiranlara ihtiyaç duyuyor.
Zaman
Ana Sayfa
19.08.2014
MümtazerTürköne-TiranlarveispiyoncularıMümtazer Türköne - Tiranlar ve ispiyoncuları
Toplam "4" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti