Habergec.Com Aranan Kelimeler:komik insanlar Değerlendirme: 10 / 10 787495
habergec.com
02.10.2014 Perşembe
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

komik insanlar

Hala en çok ona gülüyoruz
Zaman
27.09.2014
13:57
Yeşilçamın komik karakterlerinden Kemal Sunal, vefatının üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen Türk halkını hala en çok güldüren isim oldu. Onu Cem Yılmaz ve Tolga Çevik takip etti.Ağız bakım markası Signalin 3 Ekim Dünya Gülümseme Günü dolayısıyla 12 şehirde yaşları 18 ile 65 yaş arasında değişen, farklı sosyo ekonomik gruplardaki kişilerle görüşerek Türkiye’nin Gülümseme Haritası’nı çıkardı. İlgi çekici sonuçlar elde edilen çalışmaya göre her 3 kişiden 1’i gülüşüne güvenmiyor. Gülüşüne güvenmeyenlerin yüzde 63’ü dişlerini beğenmediği için gülümsemenin kendisine yakışmadığını düşünüyor. Bu arada her 3 kişiden birinin de günde en az 1 kez bile dişlerini fırçalamadığı ortaya çıktı.Araştırmaya göre günümüzde 80’li ve 90’lı yıllara göre daha az gülümseyip daha az gülümsetiyoruz. Dijital çağa rağmen insanlar aile ve arkadaş ortamlarında kendini daha mutlu hissediyor. Türk insanının aileye olan bağı ve sevgisi yüzde 59. Araştırmaya katılanların yüzde 61’i daha çok televizyon programlarına güldüğünü söylüyor. Sempatik gülümsemesiyle Türk insanının kalbinde taht kuran Kemal Sunal, her dönemin en çok gülümseten ismi ve gülümsemesi unutulmuyor. Hababam Sınıfı yüzde 67 ile hala en çok güldürenler arasında. Kemal Sunal yüzde 49 ile hala en çok gülünen komedyen olurken onu Cem Yılmaz ve Tolga Çevik takip ediyor.1980’li yıllardan bugüne televizyon tarihine bakıldığında güldüren ve gülümseten programlar arasında nesilden nesile halen gülmeye devam edilen Hababam Sınıfı dikkat çekiyor. 80’lerde Kemal Sunal, Hababam Sınıfı, Zeki ve Metin, Adile Naşit, Nejat Uygur, Devekuşu Kabare, Cenk Koray yer alırken, 90’larda Bir Demek Tiyatro ile Mükremin Abi, Barış Manço ile Adam Olacak Çocuk, Olacak O Kadar ile Levent Kırca en çok gülünen programlar oldu. 2000’lerde Cem Yılmaz, Ata Demirer, Beyaz Show, Avrupa Yakası, GORA, Çocuklar Duymasın, günümüzde ise Cem Yılmaz, Yalan Dünya, Recep İvedik, Güldür Güldür, Arkadaşım Hoşgeldin ve Hababam Sınıfı en çok gülünenler arasında.EN ÇOK KOMİK VİDEOLAR PAYLAŞILIYORAraştırmaya katılan her 10 kişiden 4’ü internet tabanlı içerik paylaşım sitelerinde kısa video izlediğini söylüyor. Güldüren içerikleri daha çok 25-44 yaş grubu yetişkinler yüzde 80 paylaşıyor. İnternet kullananların yüzde 70’i düşündüren değil, komik videolar, karikatürler ve fotoğraflar gibi güldüren içerikler paylaşarak karşısındakini güldürmeyi sevdiğini söylüyor.
Zaman
Güncel
27.09.2014
HalaençokonagülüyoruzHala en çok ona gülüyoruz
Hala en çok ona gülüyoruz
Zaman
27.09.2014
13:57
Yeşilçamın komik karakterlerinden Kemal Sunal, vefatının üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen Türk halkını hala en çok güldüren isim oldu. Onu Cem Yılmaz ve Tolga Çevik takip etti.Ağız bakım markası Signalin 3 Ekim Dünya Gülümseme Günü dolayısıyla 12 şehirde yaşları 18 ile 65 yaş arasında değişen, farklı sosyo ekonomik gruplardaki kişilerle görüşerek Türkiye’nin Gülümseme Haritası’nı çıkardı. İlgi çekici sonuçlar elde edilen çalışmaya göre her 3 kişiden 1’i gülüşüne güvenmiyor. Gülüşüne güvenmeyenlerin yüzde 63’ü dişlerini beğenmediği için gülümsemenin kendisine yakışmadığını düşünüyor. Bu arada her 3 kişiden birinin de günde en az 1 kez bile dişlerini fırçalamadığı ortaya çıktı.Araştırmaya göre günümüzde 80’li ve 90’lı yıllara göre daha az gülümseyip daha az gülümsetiyoruz. Dijital çağa rağmen insanlar aile ve arkadaş ortamlarında kendini daha mutlu hissediyor. Türk insanının aileye olan bağı ve sevgisi yüzde 59. Araştırmaya katılanların yüzde 61’i daha çok televizyon programlarına güldüğünü söylüyor. Sempatik gülümsemesiyle Türk insanının kalbinde taht kuran Kemal Sunal, her dönemin en çok gülümseten ismi ve gülümsemesi unutulmuyor. Hababam Sınıfı yüzde 67 ile hala en çok güldürenler arasında. Kemal Sunal yüzde 49 ile hala en çok gülünen komedyen olurken onu Cem Yılmaz ve Tolga Çevik takip ediyor.1980’li yıllardan bugüne televizyon tarihine bakıldığında güldüren ve gülümseten programlar arasında nesilden nesile halen gülmeye devam edilen Hababam Sınıfı dikkat çekiyor. 80’lerde Kemal Sunal, Hababam Sınıfı, Zeki ve Metin, Adile Naşit, Nejat Uygur, Devekuşu Kabare, Cenk Koray yer alırken, 90’larda Bir Demek Tiyatro ile Mükremin Abi, Barış Manço ile Adam Olacak Çocuk, Olacak O Kadar ile Levent Kırca en çok gülünen programlar oldu. 2000’lerde Cem Yılmaz, Ata Demirer, Beyaz Show, Avrupa Yakası, GORA, Çocuklar Duymasın, günümüzde ise Cem Yılmaz, Yalan Dünya, Recep İvedik, Güldür Güldür, Arkadaşım Hoşgeldin ve Hababam Sınıfı en çok gülünenler arasında.EN ÇOK KOMİK VİDEOLAR PAYLAŞILIYORAraştırmaya katılan her 10 kişiden 4’ü internet tabanlı içerik paylaşım sitelerinde kısa video izlediğini söylüyor. Güldüren içerikleri daha çok 25-44 yaş grubu yetişkinler yüzde 80 paylaşıyor. İnternet kullananların yüzde 70’i düşündüren değil, komik videolar, karikatürler ve fotoğraflar gibi güldüren içerikler paylaşarak karşısındakini güldürmeyi sevdiğini söylüyor.
Zaman
Ana Sayfa
27.09.2014
HalaençokonagülüyoruzHala en çok ona gülüyoruz
Günseli Ö. Ocakoğlu - Eğlendiren reklamlar giderek azalıyor
Zaman
15.09.2014
02:07
Millward Brown, ülkemizde bin kadar markanın iletişim çalışmalarını analiz eden küresel bir araştırma şirketi. ‘Türkiye’de son on yılda reklamlarda ne değişti?’ konusuna da bütüncül olarak bakmış. On yıl önce ilk sıralarda yer alan 300 ile son 300 reklamı kıyaslanmış ve bir nevi toplumsal halet-i ruhiyemizi tahlil etmiş.Araştırmada ilginç veriler var:1- Reklamlar artık eğlendirmek yerine daha çok bilgi veriyor.2- Mizah kullanımı yüzde 45’ten yüzde 41’e düşmüş.3- Müzik her zaman tercih edilen bir seslenme aracı ancak giderek şiddeti ve kullanımı artıyor yani vur patlasın çal oynasın! Ritim tuttu mu reklam da tutuyor inancı yükseliyor. Kampanyalardaki müzik kullanımı on yıl önceye göre yüzde 75’ten yüzde 88’e çıkmış. 4- Duygusal mesajlar azalmış.5- Ünlü kullanımı yüzde 2’den yüzde 11’e çıkmış. Her 10 reklamın 4’ünde film yıldızı, 3’ünde şarkıcı, 2’sinde sporcu, 1’inde TV yıldızı kullanılmış.Bir araştırmanın bana düşündürdükleriBiraz felaket tellallığı yapayım! Çok kısa bir ömrü kalan hasta doktoruna, “Neleri yiyebilirim?” diye sormuş. Doktor sakince, “Ne istiyorsanız onu yiyebilirsiniz!” dediğinde hasta iyileştiğini düşünerek sevinmiş.Ortam fıkradaki gibi vahim değil ama içinden geçtiğimiz döneme ilişkin yaşadıklarımız gerçek olmayacak kadar tuhaf. Kafası memleket meselelerine takılanların algıladığı; etrafımızda ateşten bir çember, içerde kızgın, patlamaya hazır bir toplum ve ikinci çeyrekte umulanın altında bir büyüme gözüküyor. Halkımızın mutluluk katsayısının azaldığını gösteren devlet istatistiklerini de dikkate alarak böyle yazsam da, “Abarttın! Bir araştırmadan bu sonuç çıkar mı? Biz öyle düşünmüyoruz.” diyenleriniz olabilir. İnanın çok sevinirim. Hele bana katılmayanların sayısının yüksekliği beni daha da memnun eder. Ancak markaların yaptığı iletişim üzerinden halkımızın pürmelalini okumaya çalışan Millward Brown araştırmasında da görülüyor ki reklamlarda eğlencenin dozu giderek azalırken halkımızı etkileyen ve reklamcıların en etkili silahı duygusal dokunuşlar da tükeniyor. Tercih kolaycı ve pırıltılı dünyadan popülaritesi yüksek ünlülerden seçiliyor.Bilindiği üzere reklamın amacı üreten ile tüketen arasında etkileşim sağlamaktır. Araştırmada ortaya çıkan etkileme tonuna bakınca milletçe eğlenmekten giderek vazgeçiyoruz mesajı çıkıyor. En büyük tehlike milli karamsarlıktır. Kapılmayalım, gülmekten geri kalmayalım!Son dönemde epeydir sessiz kalarak bir gerekçeyle iletişim yapmadan bekleyen markaların iletişim çalışmalarına memnuniyetle hız verdiğine şahit oluyorum. Bunu iyimser olmamız için iyi bir neden olarak görüyorum. Bir kere reklam yapılıyorsa ekonomik hayat canlıdır ya da canlandırılmak isteniyor demektir. İletişime yatırım yapan markalar para kazanıyor, kazanmayı umuyor demektir. Ve reklamlar içimizdeki yaşama motivasyonunu artırır, satın almayı tetikler yani nerede hareket orada bereket demektir.Giderek azalıyor ama bu dönem eğlendiren reklamların sayısı arttı. Fırsatı kaçırmayalım ve son dönemin iletişim çalışmalarının birkaçına ortaya karışık bakalım;Vodafone kesintisiz internet paketine ilişkin uzun zamandan bu yana tutarlı kampanyalar yapıyor. Online mülakat kampanyasında da mesaj aynı netlikle veriliyor. Anneyi ve genci oynayan oyuncuların başarılı performansının yanı sıra çekim de izleyeni yakalıyor. Şahsen kesintisiz mobil internet iletişimi fikrinden ziyade, işe alımda online mülakat fikrini insan kaynakları departmanlarında bu yöntemin daha çok kullanılmasına neden olacağı varsayımıyla daha çok beğendim. Düşünsenize teknolojinin nimetlerinden faydalanarak zaman ve hızın yanı sıra tasarruf da edilmiş olacak.Turkcell’in Turbo 4 GB internet paketini tanıttığı kampanya sahiden eğlenceli. Fikri zekice, uygulamayı ise başarılı buldum çünkü en ciddi ve kanlı filmlerden biri olan 300 Spartalı’yla eğlenen kampanya bu çelişkiyle daha da çok dikkat çekiyor. İddialı olmak iyidir hele GSM ve telekomünikasyonda böylesine rekabet varken. Reklamı dikkatlice izleyin sahiden komik.Vitra’nın doğasında iyilik var. İletişiminde yıllardır aynı iyilik tonunu tercih ediyor. Son kampanyasında da mesaj, komşularının Vitra’nın zemin, duvar, banyo ve mutfak ürünleriyle bezenmiş evlerini haset etmeden beğeniyle gezen genç insanlar üzerinden verilmiş. İnsanın reklamdaki Vitra’lı evde yaşayası geliyor. Reklam eğlenceli mi hayır ama reklamdaki evde yaşamak epey eğlenceli olabilir.Nestle 1927 Özel Seri bir reklam kampanyası değil, PR çalışması ama bu yazıda yer almayı hak ediyor. Neden, lezzeti eğlendirici de ondan. Çikolata sevenler neyi kastettiğimi anlayacaktır. Nestle’nin 1927 özel seri çikolatasının ambalajı her zamanki kurumsal renklerinde değil ve ayrıca PR kampanyasının mecrası olarak da kullanılmı
Zaman
Köşe Yazıları
15.09.2014
GünseliÖOcakoğlu-EğlendirenreklamlargiderekazalıyorGünseli Ö Ocakoğlu - Eğlendiren reklamlar giderek azalıyor
Sevgi Akarçeşme - Cemaat, İran düşmanı mı?
Zaman
12.09.2014
11:18
Cemaatle yatıp cemaatle kalkıyorsunuz şeklinde eleştiriler var. Belki insanlar aynı konunun gündemde olmasından bıktı. Ne var ki cemaat konusunu gündemde tutan Zaman ya da yazarları değil.‘Yeni Türkiye’nin, NATO zirvesinde bile, bir numaralı düşmanı, gündemi, hedefi cemaat. Haliyle biz de bu gündemden kaçamıyoruz. Peki cemaatin düşman ilan edilme gerekçesi ne? En çok dile dolanan ve kulağa korkunç gelenlerden biri ‘vatan hainliği’ ve ABD-İsrail işbirlikçiliği. ABD’nin piyonu olmakla suçlanan cemaatle mücadele konusunda ABD’den yardım istenmesi çelişkisi de ayrı konu ya neyse…Öncelikle net bir şekilde belirteyim. Vatan hainliği suçlamalarını genellikle komik ve abartılı bulurum. Zira, otoriter rejimlerin muhalifleri susturma yöntemlerinden biridir vatan hainliği suçlaması. Ne hikmetse cemaat 17 Aralık’tan itibaren casuslukla suçlanıyorken diğer tarafta büyüyen başka bir algı var. Hakan Fidan dâhil olmak üzere bazı isimlerin İran’la açıklanmaya muhtaç ilişkileri ve Selam Tevhid terör örgütünün Türkiye’nin hassas noktalarında yuvalanmış olması. Kimisi tarafsız görünme endişesiyle “cemaat ne kadar İsrail ajanıysa Fidan da o kadar İran’a çalışıyordur” derken kimisi de cemaati İran konusunda paranoyak olmakla suçluyor. Peki cemaat gerçekten İran düşmanı mı?Uluslararası ilişkilerin temel varsayımlarından biri ülkelerin doğal olarak güç maksimizasyonu amaçlı hareket ettiğidir. Her biri birer aktör olan ülkelerin bu amaçla başka ülkelerde istihbarat çalışması yapması da son dinleme skandalında Erdoğan’ın da dediği gibi gücü yetiyorsa olağandır. Ülkelerin kimliği ve dini de birbirini dinlemesine engel değildir. ABD, İkinci Dünya Savaşı’nda kurtardığı, müttefik saydığı Almanya’yı bile dinledi malum. Elbette ülkeler arasında dostluk ve tehdit sıralaması değişir, ama sırf ortak din nedeniyle bir ülkeyi doğal dost ya da kardeş saymak uluslararası ilişkilerde saflıktan başka bir şey sayılmaz. Bunları İran bağlamında söylediğimi tahmin etmeniz zor değil. Türkiye yıllarca abartılan bir irtica tehdidiyle otoriterlik altında yaşatılınca, haliyle rejim ihraç eden İran algısı da çarpıklaştı. Bir kısım İran’ı mutlak tehdit olarak görürken diğer bir kesim de mutlak kardeş saydı. Halbuki mesela Yunanistan ne kadar tehdit sayılmalıysa, İran da o kadar, hatta derin tarihsel angajman nedeniyle daha büyük bir risk sayılmalı.Cemaat ya da cemaate yakın isimler hakkında tek bir somut casusluk delili, örneği gösterilemezken Selam Tevhid, 55 bin sayfalık kapatılan bir dosya olarak önümüzde duruyor. S Haber’in hazırladığı belgeli dosya kafa karışıklığını giderecek cinsten. Küre TV’de bulup izlemenizi tavsiye ederim. Soruşturma dosyasındaki belgelere göre, İranlı Mir Vekili, Taner Yıldız’ın Maliki tarafından engellenişine bile vâkıf. Peki ama nasıl? Konuşmalara göre Emin kod adlı isim sayesinde. Ülkemizin istihbaratının başı neden Selam Tevhidciler tarafından bir kod adıyla (Emin) anılıyor? Örgüt üyelerinden ve 28 Şubat’a yol açan Kudüs gecesini düzenleyen H. Avni Yazıcıoğlu’nun belgelerinde bürokratların özel bilgileri ve tarifi Hakan Fidan’a uyan Metin Fidan ismi geçiyor. Mir Vekili, Arınç’ın bakanlar kurulu toplantısından atıldığını Emin’den öğrendiğini söylüyor. Tüm bu sorular araştırılmaya değmez mi? En azından bu şüphelerin giderilmesi gerekmez mi? Eğer bu iddialar deli saçmalığı ise neden polislerin operasyon bilgilerini video kaydına alma isteği göz ardı edildi? Peki onun yerine ne oluyor?Eski emniyet müdürü Tufan Ergüder’in “yüzyılın operasyonu” dediği Selam Tevhid dosyasının üstü örtülüyor, bu soruşturmada görev alan ve Selam Tevhid’in devlet kurumlarındaki bağlantılarını tespit eden polisler cezalandırılıyor.Yani aslında, Selam Tevhid’e dokunan yanıyor. s.akarcesme@zaman.com.tr
Zaman
En Çok Okunan
12.09.2014
SevgiAkarçeşme-Cemaatİrandüşmanımı?Sevgi Akarçeşme - Cemaat İran düşmanı mı?
Sevgi Akarçeşme - Cemaat, İran düşmanı mı?
Zaman
12.09.2014
02:10
Cemaatle yatıp cemaatle kalkıyorsunuz şeklinde eleştiriler var. Belki insanlar aynı konunun gündemde olmasından bıktı. Ne var ki cemaat konusunu gündemde tutan Zaman ya da yazarları değil.‘Yeni Türkiye’nin, NATO zirvesinde bile, bir numaralı düşmanı, gündemi, hedefi cemaat. Haliyle biz de bu gündemden kaçamıyoruz. Peki cemaatin düşman ilan edilme gerekçesi ne? En çok dile dolanan ve kulağa korkunç gelenlerden biri ‘vatan hainliği’ ve ABD-İsrail işbirlikçiliği. ABD’nin piyonu olmakla suçlanan cemaatle mücadele konusunda ABD’den yardım istenmesi çelişkisi de ayrı konu ya neyse…Öncelikle net bir şekilde belirteyim. Vatan hainliği suçlamalarını genellikle komik ve abartılı bulurum. Zira, otoriter rejimlerin muhalifleri susturma yöntemlerinden biridir vatan hainliği suçlaması. Ne hikmetse cemaat 17 Aralık’tan itibaren casuslukla suçlanıyorken diğer tarafta büyüyen başka bir algı var. Hakan Fidan dâhil olmak üzere bazı isimlerin İran’la açıklanmaya muhtaç ilişkileri ve Selam Tevhid terör örgütünün Türkiye’nin hassas noktalarında yuvalanmış olması. Kimisi tarafsız görünme endişesiyle “cemaat ne kadar İsrail ajanıysa Fidan da o kadar İran’a çalışıyordur” derken kimisi de cemaati İran konusunda paranoyak olmakla suçluyor. Peki cemaat gerçekten İran düşmanı mı?Uluslararası ilişkilerin temel varsayımlarından biri ülkelerin doğal olarak güç maksimizasyonu amaçlı hareket ettiğidir. Her biri birer aktör olan ülkelerin bu amaçla başka ülkelerde istihbarat çalışması yapması da son dinleme skandalında Erdoğan’ın da dediği gibi gücü yetiyorsa olağandır. Ülkelerin kimliği ve dini de birbirini dinlemesine engel değildir. ABD, İkinci Dünya Savaşı’nda kurtardığı, müttefik saydığı Almanya’yı bile dinledi malum. Elbette ülkeler arasında dostluk ve tehdit sıralaması değişir, ama sırf ortak din nedeniyle bir ülkeyi doğal dost ya da kardeş saymak uluslararası ilişkilerde saflıktan başka bir şey sayılmaz. Bunları İran bağlamında söylediğimi tahmin etmeniz zor değil. Türkiye yıllarca abartılan bir irtica tehdidiyle otoriterlik altında yaşatılınca, haliyle rejim ihraç eden İran algısı da çarpıklaştı. Bir kısım İran’ı mutlak tehdit olarak görürken diğer bir kesim de mutlak kardeş saydı. Halbuki mesela Yunanistan ne kadar tehdit sayılmalıysa, İran da o kadar, hatta derin tarihsel angajman nedeniyle daha büyük bir risk sayılmalı.Cemaat ya da cemaate yakın isimler hakkında tek bir somut casusluk delili, örneği gösterilemezken Selam Tevhid, 55 bin sayfalık kapatılan bir dosya olarak önümüzde duruyor. S Haber’in hazırladığı belgeli dosya kafa karışıklığını giderecek cinsten. Küre TV’de bulup izlemenizi tavsiye ederim. Soruşturma dosyasındaki belgelere göre, İranlı Mir Vekili, Taner Yıldız’ın Maliki tarafından engellenişine bile vâkıf. Peki ama nasıl? Konuşmalara göre Emin kod adlı isim sayesinde. Ülkemizin istihbaratının başı neden Selam Tevhidciler tarafından bir kod adıyla (Emin) anılıyor? Örgüt üyelerinden ve 28 Şubat’a yol açan Kudüs gecesini düzenleyen H. Avni Yazıcıoğlu’nun belgelerinde bürokratların özel bilgileri ve tarifi Hakan Fidan’a uyan Metin Fidan ismi geçiyor. Mir Vekili, Arınç’ın bakanlar kurulu toplantısından atıldığını Emin’den öğrendiğini söylüyor. Tüm bu sorular araştırılmaya değmez mi? En azından bu şüphelerin giderilmesi gerekmez mi? Eğer bu iddialar deli saçmalığı ise neden polislerin operasyon bilgilerini video kaydına alma isteği göz ardı edildi? Peki onun yerine ne oluyor?Eski emniyet müdürü Tufan Ergüder’in “yüzyılın operasyonu” dediği Selam Tevhid dosyasının üstü örtülüyor, bu soruşturmada görev alan ve Selam Tevhid’in devlet kurumlarındaki bağlantılarını tespit eden polisler cezalandırılıyor.Yani aslında, Selam Tevhid’e dokunan yanıyor. s.akarcesme@zaman.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
12.09.2014
SevgiAkarçeşme-Cemaatİrandüşmanımı?Sevgi Akarçeşme - Cemaat İran düşmanı mı?
Sevgi Akarçeşme - Cemaat, İran düşmanı mı?
Zaman
12.09.2014
02:01
Cemaatle yatıp cemaatle kalkıyorsunuz şeklinde eleştiriler var. Belki insanlar aynı konunun gündemde olmasından bıktı. Ne var ki cemaat konusunu gündemde tutan Zaman ya da yazarları değil.‘Yeni Türkiye’nin, NATO zirvesinde bile, bir numaralı düşmanı, gündemi, hedefi cemaat. Haliyle biz de bu gündemden kaçamıyoruz. Peki cemaatin düşman ilan edilme gerekçesi ne? En çok dile dolanan ve kulağa korkunç gelenlerden biri ‘vatan hainliği’ ve ABD-İsrail işbirlikçiliği. ABD’nin piyonu olmakla suçlanan cemaatle mücadele konusunda ABD’den yardım istenmesi çelişkisi de ayrı konu ya neyse…Öncelikle net bir şekilde belirteyim. Vatan hainliği suçlamalarını genellikle komik ve abartılı bulurum. Zira, otoriter rejimlerin muhalifleri susturma yöntemlerinden biridir vatan hainliği suçlaması. Ne hikmetse cemaat 17 Aralık’tan itibaren casuslukla suçlanıyorken diğer tarafta büyüyen başka bir algı var. Hakan Fidan dâhil olmak üzere bazı isimlerin İran’la açıklanmaya muhtaç ilişkileri ve Selam Tevhid terör örgütünün Türkiye’nin hassas noktalarında yuvalanmış olması. Kimisi tarafsız görünme endişesiyle “cemaat ne kadar İsrail ajanıysa Fidan da o kadar İran’a çalışıyordur” derken kimisi de cemaati İran konusunda paranoyak olmakla suçluyor. Peki cemaat gerçekten İran düşmanı mı?Uluslararası ilişkilerin temel varsayımlarından biri ülkelerin doğal olarak güç maksimizasyonu amaçlı hareket ettiğidir. Her biri birer aktör olan ülkelerin bu amaçla başka ülkelerde istihbarat çalışması yapması da son dinleme skandalında Erdoğan’ın da dediği gibi gücü yetiyorsa olağandır. Ülkelerin kimliği ve dini de birbirini dinlemesine engel değildir. ABD, İkinci Dünya Savaşı’nda kurtardığı, müttefik saydığı Almanya’yı bile dinledi malum. Elbette ülkeler arasında dostluk ve tehdit sıralaması değişir, ama sırf ortak din nedeniyle bir ülkeyi doğal dost ya da kardeş saymak uluslararası ilişkilerde saflıktan başka bir şey sayılmaz. Bunları İran bağlamında söylediğimi tahmin etmeniz zor değil. Türkiye yıllarca abartılan bir irtica tehdidiyle otoriterlik altında yaşatılınca, haliyle rejim ihraç eden İran algısı da çarpıklaştı. Bir kısım İran’ı mutlak tehdit olarak görürken diğer bir kesim de mutlak kardeş saydı. Halbuki mesela Yunanistan ne kadar tehdit sayılmalıysa, İran da o kadar, hatta derin tarihsel angajman nedeniyle daha büyük bir risk sayılmalı.Cemaat ya da cemaate yakın isimler hakkında tek bir somut casusluk delili, örneği gösterilemezken Selam Tevhid, 55 bin sayfalık kapatılan bir dosya olarak önümüzde duruyor. S Haber’in hazırladığı belgeli dosya kafa karışıklığını giderecek cinsten. Küre TV’de bulup izlemenizi tavsiye ederim. Soruşturma dosyasındaki belgelere göre, İranlı Mir Vekili, Taner Yıldız’ın Maliki tarafından engellenişine bile vâkıf. Peki ama nasıl? Konuşmalara göre Emin kod adlı isim sayesinde. Ülkemizin istihbaratının başı neden Selam Tevhidciler tarafından bir kod adıyla (Emin) anılıyor? Örgüt üyelerinden ve 28 Şubat’a yol açan Kudüs gecesini düzenleyen H. Avni Yazıcıoğlu’nun belgelerinde bürokratların özel bilgileri ve tarifi Hakan Fidan’a uyan Metin Fidan ismi geçiyor. Mir Vekili, Arınç’ın bakanlar kurulu toplantısından atıldığını Emin’den öğrendiğini söylüyor. Tüm bu sorular araştırılmaya değmez mi? En azından bu şüphelerin giderilmesi gerekmez mi? Eğer bu iddialar deli saçmalığı ise neden polislerin operasyon bilgilerini video kaydına alma isteği göz ardı edildi? Peki onun yerine ne oluyor?Eski emniyet müdürü Tufan Ergüder’in “yüzyılın operasyonu” dediği Selam Tevhid dosyasının üstü örtülüyor, bu soruşturmada görev alan ve Selam Tevhid’in devlet kurumlarındaki bağlantılarını tespit eden polisler cezalandırılıyor.Yani aslında, Selam Tevhid’e dokunan yanıyor. s.akarcesme@zaman.com.tr
Zaman
Ana Sayfa
12.09.2014
SevgiAkarçeşme-Cemaatİrandüşmanımı?Sevgi Akarçeşme - Cemaat İran düşmanı mı?
Toplam "6" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti