Habergec.Com Aranan Kelimeler:komik insanlar Değerlendirme: 10 / 10 424449
habergec.com
21.08.2014 Perşembe
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

komik insanlar

Tembellikte sınır tanımayanlar
Bugün
04.07.2014
12:07
Tembellik ortaya komik görüntüler çıkarırken, bazen çok ilginç ve yaratıcı buluşlara sebep olabiliyor. Tembellikte maksimum sınır ne olabilir diyorsanız, bu listedeki insanları görmelisiniz! Bu insanlar o kadar tembel ki, yerlerinden kalkmamak için bir o ...
Bugün
Son Dakika
04.07.2014
TembelliktesınırtanımayanlarTembellikte sınır tanımayanlar
Nazan Bekiroğlu - Hayal üzerine
Zaman
29.06.2014
02:08
Hayal ile gerçek arasındaki ilişki her zaman için şaibelidir. Edebiyat ise hayal üzerinden inşa eder kendisini. Hayali en fazla yargıladığı anda bile hayal kurmaktadır o, yeni bir hayal üretmektedir. Edebiyat, olumlasa da olumsuzlasa da hayal ile doludur.Don Kişot bir oda dolusu Amadis’i yani şövalye romanını okuyup benzer maceraları yaşamak üzere yollara düştüğünde hayallerinin kurbanı olmuştu. Madam Bovary’de Emma’nın, Kiralık Konak’ta Seniha’nın, Araba Sevdası’nda Bihruz’un başına gelenler de aynıdır aslında. Tehlikeli biçimde zengin ya da ürkütücü derecede saf bir ruh ırmağının akacağı yönü tespit etmesi.İdealleşmiş hayaller onların ruhunda hazırdır. Yaptıkları, zaten mevcut bir çerçevenin içine uygun resmi yerleştirmekten ibarettir. Olanca saflığıyla Bihruz meselâ. Romantik ruhu, seveceği kadının imgesini onun içine nakşetmiştir çoktan. Romantik romanlarda karşılaştığı kadınlardan gelen sevgili tanımı hazırdır. Kibar, nazik, zarif, eğitimli, zengin vs. Bu yüzden araba, aşkın kışkırtıcısıdır ilk karşılaştıklarında. Bihruz’a bakılırsa Çamlıca’da böyle bir arabanın içinde arzıendam eden bir kız ancak iyi bir ailenin eğitimli kızı olabilir. O yüzden aşk bu kadar kolay gerçekleşir, ilk bakışta. Çerçeve bellidir, resim gelip içini doldurmuştur sadece. Bir başka ifadeyle Periveş, Bihruz’un karşısına o arabada çıkmasaydı o aşk da doğmazdı. Don Kişot’un, Emma’nın, Seniha’nın ve daha pek çok roman kahramanının yaşadığı da benzer bir kurgudur.Bu, işin hayal kısmı. Ama hayat gibi romanlarda da gerçek, hayalin yanı başında, ürkütücü kılıcını onun tepesine asmış bekler. Don Kişot’un Amadis’lerden tanıdığı şövalye, idealize edilmiş, estetize edilmiştir. Oysa tarihçiler gibi Cervantes’e de bakarsak şövalye gerçek hayatta bu kadar özenilesi bir tip değildir. Keza romantik romanlardaki aşkları yaşamaya kalkışan Emma’nın karşısına hayat aşkı uğruna ölümü göze almış erkekler değil üç erkek çıkarır ki her biri Emma’nın intihara giden yolunun taşlarını döşer. Seniha’nın yaşadığı da üç aşağı beş yukarı benzer bir hikâyedir.Bu kahramanların gerçekle yüz yüze geldiği anda takındıkları tavır yazarın duruşuyla ilgilidir. Çoğu gerçekçi yazar, “ölçüsüz” hayalin zararlarını uyarmaktadır bize. Gerçekle yüz yüze geldiği süreçte Bihruz, Periveş’in öldüğüne inanır da onun tifodan öldüğüne inanmak istemez. Çünkü tifo “pis” bir hastalıktır. Oysa onun okuduğu romanlardaki kadınlar veremden ölmektedirler. Recaizade Ekrem bizi güldürürken düşündürmek mi istemektedir? Don Kişot’un, Emma’nın, Seniha’nın kötü kaderleri, yazarın elinden çıkan birer kazadır bu yüzden.Oysa gerçekçi romanlarda kısa yoldan kahramanın infazına giden bu bakış açısı romantik romanlardaki yazar tavrıyla uyuşmaz. Romantik romanlarda hayalleri uğruna mücadeleyi göze almış kahramanlarla karşılaşırız. Bu yüzden gerçekçi yazarlarca eleştirilen hayalci kahramanların bile tersinden bir okunuşu vardır. Cemil Meriç’in Don Kişot’a ve Emma’ya gösterdiği şefkat unutulmamalı. Keza Don Kişot, Dostoyevski’ye göre gelmiş geçmiş en üzücü romandır çünkü Don Kişot mağdur komik değil mağrur trajiktir.Neticede hayal ile gerçek arasındaki ilişki hangi bakış açısıyla ele alınırsa alınsın roman okumak bize hayal kurmayı öğretir. Pek çok kazazedesi olsa da hayalin yolu, gerçeği menzil tutmuş dolambaçlı bir yoldur. Yer altına inse, tepelerin üzerinden aşsa yani yolu uzatsa da gerçeği hedeflemiştir son tahlilde. Kahramanın hatta yazarın kendisi fark ve gaye edinmese bile bu böyledir. Hayal, gerçeğin sınırlarının zorlanması anlamına gelse de onun dışına çıkamaz ama ondan yeni bir terkip üretir çünkü. Kıymetli olan budur.Eğer bütün o romanlar, tiyatro eserleri, şiirler olmasa insanlar her halde oldukları yerde kalırlardı. Ne Ay’a ayak basılırdı ne atom parçalanabilirdi. Bir bakıma Sophokles ile cep telefonu arasındaki mesafe zannettiğimizden daha kısadır. Yenilik, öncü zihinlerde belirir, nesilden nesile benzer zihinler üzerinden atlaya atlaya ilerler, gelişir. Bunlar hayal kurmayı bilen zihinlerdir.
Zaman
Köşe Yazıları
29.06.2014
NazanBekiroğlu-HayalüzerineNazan Bekiroğlu - Hayal üzerine
‘Heceleme raporu’ bilimsel değil, detaylı analiz açıklanmalı
Zaman
08.06.2014
02:08
Kamuoyunda alay konusu olan TÜBİTAK’ın ‘heceleme raporu’ uzmanlar tarafından da inandırıcı bulunmadı. Ses mühendisi Demirhan Baylan, Başbakan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen kayıtlarla ilgili TÜBİTAK’ın detaylı analiz raporu açıklaması gerektiğini söyledi. Erdem Helvacıoğlu ise duygu-tonlama-arka plan bütünlüğüne dikkat çekerek kayıtlara ‘montaj’ demenin mümkün olmadığını ifade etti.17 Aralık’tan sonraki süreçte kapsamlı personel tasfiyesinin yaşandığı TÜBİTAK’ın, Başbakan Tayyip Erdoğan ile eski AB Bakanı Egemen Bağış’a ait olduğu ileri sürülen ses kayıtlarıyla ilgili tartışmalı raporuna tepkiler sürüyor. Raporda, muhataplarının bile kabul ettiği kayıtların, ‘heceler birleştirilmek suretiyle elde edildiği’ savunulmuştu. Daha önce kayıtlarla ilgili açıklama yapan uzmanlar, raporu inandırıcı bulmadı. TÜBİTAK’ın detaylı bir analiz raporu sunması gerektiğini söyleyen ses mühendisi Demirhan Baylan, raporun “Biz şu teknikleri kullanarak şu frekansta şöyle bir müdahale tespit ettik.” şeklinde netlik taşıması gerektiğini söyledi. Erdem Helvacıoğlu da anlam, duygu ve tonlama bütünlüğü ile arka fon seslerinde süreklilik olan böyle bir kaydı oluşturmanın mümkün olmadığını, tek bir cümle kurmanın bile aylar alacağını belirtti. Alp Turaç ise arka plan sesinin değişmemesinin kaydın gerçekliğinin en büyük ispatı olduğunu dile getirdi. Müzisyen ve ses uzmanı Attila Özdemiroğlu, “Bu rapor değil, söylem. Bilim böyle yapılmaz.” dedi. Sosyal medyada ‘heceleme raporu’ denilerek alay konusu edilen raporla ilgili komedyen Cem Yılmaz’dan ‘farklı farklı yerlerden alınmıştır’ notu eşliğinde ilginç bir gönderme geldi: İ....yi...uy..ku...lar! UZMAN GÖRÜŞLERİMüzisyen Atilla Özdemiroğlu: ‘Heceleme yöntemi’ iddiası komik, çocuk bile inanmaz“Bu bir rapor değil, söylem. Bilim böyle bir şey yapmaz. TÜBİTAK bir rapor yayınlamadı. Böyle bir rapor olmaz. Bilimsel yöntemlerle hazırlanan bir ses analizinin nasıl yapılacağı bellidir. Kim tarafından hangi yöntemlerle hazırlandığı, hangi referansların, araçların kullanıldığı bellidir. Bir rapora başlarken bunlar belirtilir. Böyle bir rapor yok. Bunları içeren bir rapor yayınlanmalı. Beyan ile rapor olmaz. TÜBİTAK gibi bir kurumun böyle rapor olmayan bir şey yayınlaması komik. Daha önce yayınlanmış 3 rapor vardı. Onlar bilimseldi. Amerikanın resmi adli raporlarını hazırlayan kurumlardı onlar. Heceleme yöntemi ile böyle bir şeyin yapılması imkansız. Çocuk bile inanmaz. Bu işten az anlayan biri güler.”Ses Mühendisi Erdem Helvacıoğlu: Duygu ve tonlama bütünlüğü olan böyle bir kayıt yapılamazAnlam, duygu, tonlama bütünlüğü olan ve arka seslerinde süreklilik olan böyle bir kayıt, kelime kelime edit ile yaratılamaz. Hece hece de yapılamaz. Stüdyo kaydında tek bir cümleyi hece hece düzgün bir şekilde oluşturmaya çalışmak bile saatler, günler alabilir ki sonuç da tatmin edici olmayacaktır. Tüm bunların dışında zaten konuşmanın olduğunu ‘Kriptolu telefonlarımız dinlendi. diyerek Başbakanın kendisi de kabul etti. Bu sadece seçim öncesi meydanlarda kullanılmak için yaratılan bir propaganda malzemesi.Ses Mühendisi Alp Turaç: Arka plan sesi değişmiyor, en büyük ispat buBu işi hayatında altı ay yapmış insan bile rahatlıkla anlayabilir ki öyle bir ‘editing yok orada. Hece hece ya da kelime kelime diye bir şey de yok, zaten arka plan sesi değişmiyor, en büyük ispat bu. Artı, ‘kelime kelime demek zorundalar bu durumda, konuşurken paralar telaffuz ediliyor. Niye çocuğunla konuşurken 10 milyon Euro desin? Kelime kelime ya da hece hece keserek insanlara bir şeyler söylettirebilirsiniz ama bunun yapılacağını bilerek kayda girildiğinde bile ses, müşteri hizmetleri hatlarında olduğu gibi kesik kesik duyulur. Konuşmayı keserek, bir insanın normal tonlamalarına ulaşılması, kaydın bu hale getirilmesi mümkün değil.”Ses Mühendisi Demirhan Baylan: TÜBİTAK detaylı analiz raporlarını açıklamalı“Bu olaylar ilk patlak verdiğinde bunun yapılabileceğine dair bir açık kapı bırakmıştım. Fakat ondan sonra o kadar çok kayıt çıktı ki montajın o düzeyde yapılamayacağına kani oldum. Analiz yapmadan kesin konuşmak istemem, ama o kadar çok kayıt var ki montajın o düzeyde yapılabilmesi, o kadar malzeme bulunabilmesi çok zor, inandırıcı gelmiyor. Elbette ki montaj diye bir teknik var. Bu belirli limitler içinde eldeki malzemenin izin verdiği ölçüde yapılabilecek bir şey. İş bu durumdayken, TÜBİTAKtan beklediğim benim çok detaylı bir analiz raporu sunmaları, ‘Biz şu şu teknikleri kullanarak işte mili saniyede işte şu frekansta şöyle bir müdahale tespit ettik. falan gibi çok detaylı bir analiz raporu vermeleri lazım ki insanlar da ikna olsun. Tahmin ediyorum çoğu ses mühendisi bunu bekliyor. Yoksa, ‘B
Zaman
En Çok Okunan
08.06.2014
‘Hecelemeraporu’bilimseldeğildetaylıanalizaçıklanmalı‘Heceleme raporu’ bilimsel değil detaylı analiz açıklanmalı
‘Heceleme raporu’ bilimsel değil, detaylı analiz açıklanmalı
Zaman
08.06.2014
02:02
Kamuoyunda alay konusu olan TÜBİTAK’ın ‘heceleme raporu’ uzmanlar tarafından da inandırıcı bulunmadı. Ses mühendisi Demirhan Baylan, Başbakan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen kayıtlarla ilgili TÜBİTAK’ın detaylı analiz raporu açıklaması gerektiğini söyledi. Erdem Helvacıoğlu ise duygu-tonlama-arka plan bütünlüğüne dikkat çekerek kayıtlara ‘montaj’ demenin mümkün olmadığını ifade etti.17 Aralık’tan sonraki süreçte kapsamlı personel tasfiyesinin yaşandığı TÜBİTAK’ın, Başbakan Tayyip Erdoğan ile eski AB Bakanı Egemen Bağış’a ait olduğu ileri sürülen ses kayıtlarıyla ilgili tartışmalı raporuna tepkiler sürüyor. Raporda, muhataplarının bile kabul ettiği kayıtların, ‘heceler birleştirilmek suretiyle elde edildiği’ savunulmuştu. Daha önce kayıtlarla ilgili açıklama yapan uzmanlar, raporu inandırıcı bulmadı. TÜBİTAK’ın detaylı bir analiz raporu sunması gerektiğini söyleyen ses mühendisi Demirhan Baylan, raporun “Biz şu teknikleri kullanarak şu frekansta şöyle bir müdahale tespit ettik.” şeklinde netlik taşıması gerektiğini söyledi. Erdem Helvacıoğlu da anlam, duygu ve tonlama bütünlüğü ile arka fon seslerinde süreklilik olan böyle bir kaydı oluşturmanın mümkün olmadığını, tek bir cümle kurmanın bile aylar alacağını belirtti. Alp Turaç ise arka plan sesinin değişmemesinin kaydın gerçekliğinin en büyük ispatı olduğunu dile getirdi. Müzisyen ve ses uzmanı Attila Özdemiroğlu, “Bu rapor değil, söylem. Bilim böyle yapılmaz.” dedi. Sosyal medyada ‘heceleme raporu’ denilerek alay konusu edilen raporla ilgili komedyen Cem Yılmaz’dan ‘farklı farklı yerlerden alınmıştır’ notu eşliğinde ilginç bir gönderme geldi: İ....yi...uy..ku...lar! UZMAN GÖRÜŞLERİMüzisyen Atilla Özdemiroğlu: ‘Heceleme yöntemi’ iddiası komik, çocuk bile inanmaz“Bu bir rapor değil, söylem. Bilim böyle bir şey yapmaz. TÜBİTAK bir rapor yayınlamadı. Böyle bir rapor olmaz. Bilimsel yöntemlerle hazırlanan bir ses analizinin nasıl yapılacağı bellidir. Kim tarafından hangi yöntemlerle hazırlandığı, hangi referansların, araçların kullanıldığı bellidir. Bir rapora başlarken bunlar belirtilir. Böyle bir rapor yok. Bunları içeren bir rapor yayınlanmalı. Beyan ile rapor olmaz. TÜBİTAK gibi bir kurumun böyle rapor olmayan bir şey yayınlaması komik. Daha önce yayınlanmış 3 rapor vardı. Onlar bilimseldi. Amerikanın resmi adli raporlarını hazırlayan kurumlardı onlar. Heceleme yöntemi ile böyle bir şeyin yapılması imkansız. Çocuk bile inanmaz. Bu işten az anlayan biri güler.”Ses Mühendisi Erdem Helvacıoğlu: Duygu ve tonlama bütünlüğü olan böyle bir kayıt yapılamazAnlam, duygu, tonlama bütünlüğü olan ve arka seslerinde süreklilik olan böyle bir kayıt, kelime kelime edit ile yaratılamaz. Hece hece de yapılamaz. Stüdyo kaydında tek bir cümleyi hece hece düzgün bir şekilde oluşturmaya çalışmak bile saatler, günler alabilir ki sonuç da tatmin edici olmayacaktır. Tüm bunların dışında zaten konuşmanın olduğunu ‘Kriptolu telefonlarımız dinlendi. diyerek Başbakanın kendisi de kabul etti. Bu sadece seçim öncesi meydanlarda kullanılmak için yaratılan bir propaganda malzemesi.Ses Mühendisi Alp Turaç: Arka plan sesi değişmiyor, en büyük ispat buBu işi hayatında altı ay yapmış insan bile rahatlıkla anlayabilir ki öyle bir ‘editing yok orada. Hece hece ya da kelime kelime diye bir şey de yok, zaten arka plan sesi değişmiyor, en büyük ispat bu. Artı, ‘kelime kelime demek zorundalar bu durumda, konuşurken paralar telaffuz ediliyor. Niye çocuğunla konuşurken 10 milyon Euro desin? Kelime kelime ya da hece hece keserek insanlara bir şeyler söylettirebilirsiniz ama bunun yapılacağını bilerek kayda girildiğinde bile ses, müşteri hizmetleri hatlarında olduğu gibi kesik kesik duyulur. Konuşmayı keserek, bir insanın normal tonlamalarına ulaşılması, kaydın bu hale getirilmesi mümkün değil.”Ses Mühendisi Demirhan Baylan: TÜBİTAK detaylı analiz raporlarını açıklamalı“Bu olaylar ilk patlak verdiğinde bunun yapılabileceğine dair bir açık kapı bırakmıştım. Fakat ondan sonra o kadar çok kayıt çıktı ki montajın o düzeyde yapılamayacağına kani oldum. Analiz yapmadan kesin konuşmak istemem, ama o kadar çok kayıt var ki montajın o düzeyde yapılabilmesi, o kadar malzeme bulunabilmesi çok zor, inandırıcı gelmiyor. Elbette ki montaj diye bir teknik var. Bu belirli limitler içinde eldeki malzemenin izin verdiği ölçüde yapılabilecek bir şey. İş bu durumdayken, TÜBİTAKtan beklediğim benim çok detaylı bir analiz raporu sunmaları, ‘Biz şu şu teknikleri kullanarak işte mili saniyede işte şu frekansta şöyle bir müdahale tespit ettik. falan gibi çok detaylı bir analiz raporu vermeleri lazım ki insanlar da ikna olsun. Tahmin ediyorum çoğu ses mühendisi bunu bekliyor. Yoksa, ‘B
Zaman
Politika
08.06.2014
‘Hecelemeraporu’bilimseldeğildetaylıanalizaçıklanmalı‘Heceleme raporu’ bilimsel değil detaylı analiz açıklanmalı
‘Heceleme raporu’ bilimsel değil, detaylı analiz açıklanmalı
Zaman
08.06.2014
02:02
Kamuoyunda alay konusu olan TÜBİTAK’ın ‘heceleme raporu’ uzmanlar tarafından da inandırıcı bulunmadı. Ses mühendisi Demirhan Baylan, Başbakan ile oğlu arasında geçtiği iddia edilen kayıtlarla ilgili TÜBİTAK’ın detaylı analiz raporu açıklaması gerektiğini söyledi. Erdem Helvacıoğlu ise duygu-tonlama-arka plan bütünlüğüne dikkat çekerek kayıtlara ‘montaj’ demenin mümkün olmadığını ifade etti.17 Aralık’tan sonraki süreçte kapsamlı personel tasfiyesinin yaşandığı TÜBİTAK’ın, Başbakan Tayyip Erdoğan ile eski AB Bakanı Egemen Bağış’a ait olduğu ileri sürülen ses kayıtlarıyla ilgili tartışmalı raporuna tepkiler sürüyor. Raporda, muhataplarının bile kabul ettiği kayıtların, ‘heceler birleştirilmek suretiyle elde edildiği’ savunulmuştu. Daha önce kayıtlarla ilgili açıklama yapan uzmanlar, raporu inandırıcı bulmadı. TÜBİTAK’ın detaylı bir analiz raporu sunması gerektiğini söyleyen ses mühendisi Demirhan Baylan, raporun “Biz şu teknikleri kullanarak şu frekansta şöyle bir müdahale tespit ettik.” şeklinde netlik taşıması gerektiğini söyledi. Erdem Helvacıoğlu da anlam, duygu ve tonlama bütünlüğü ile arka fon seslerinde süreklilik olan böyle bir kaydı oluşturmanın mümkün olmadığını, tek bir cümle kurmanın bile aylar alacağını belirtti. Alp Turaç ise arka plan sesinin değişmemesinin kaydın gerçekliğinin en büyük ispatı olduğunu dile getirdi. Müzisyen ve ses uzmanı Attila Özdemiroğlu, “Bu rapor değil, söylem. Bilim böyle yapılmaz.” dedi. Sosyal medyada ‘heceleme raporu’ denilerek alay konusu edilen raporla ilgili komedyen Cem Yılmaz’dan ‘farklı farklı yerlerden alınmıştır’ notu eşliğinde ilginç bir gönderme geldi: İ....yi...uy..ku...lar! UZMAN GÖRÜŞLERİMüzisyen Atilla Özdemiroğlu: ‘Heceleme yöntemi’ iddiası komik, çocuk bile inanmaz“Bu bir rapor değil, söylem. Bilim böyle bir şey yapmaz. TÜBİTAK bir rapor yayınlamadı. Böyle bir rapor olmaz. Bilimsel yöntemlerle hazırlanan bir ses analizinin nasıl yapılacağı bellidir. Kim tarafından hangi yöntemlerle hazırlandığı, hangi referansların, araçların kullanıldığı bellidir. Bir rapora başlarken bunlar belirtilir. Böyle bir rapor yok. Bunları içeren bir rapor yayınlanmalı. Beyan ile rapor olmaz. TÜBİTAK gibi bir kurumun böyle rapor olmayan bir şey yayınlaması komik. Daha önce yayınlanmış 3 rapor vardı. Onlar bilimseldi. Amerikanın resmi adli raporlarını hazırlayan kurumlardı onlar. Heceleme yöntemi ile böyle bir şeyin yapılması imkansız. Çocuk bile inanmaz. Bu işten az anlayan biri güler.”Ses Mühendisi Erdem Helvacıoğlu: Duygu ve tonlama bütünlüğü olan böyle bir kayıt yapılamazAnlam, duygu, tonlama bütünlüğü olan ve arka seslerinde süreklilik olan böyle bir kayıt, kelime kelime edit ile yaratılamaz. Hece hece de yapılamaz. Stüdyo kaydında tek bir cümleyi hece hece düzgün bir şekilde oluşturmaya çalışmak bile saatler, günler alabilir ki sonuç da tatmin edici olmayacaktır. Tüm bunların dışında zaten konuşmanın olduğunu ‘Kriptolu telefonlarımız dinlendi. diyerek Başbakanın kendisi de kabul etti. Bu sadece seçim öncesi meydanlarda kullanılmak için yaratılan bir propaganda malzemesi.Ses Mühendisi Alp Turaç: Arka plan sesi değişmiyor, en büyük ispat buBu işi hayatında altı ay yapmış insan bile rahatlıkla anlayabilir ki öyle bir ‘editing yok orada. Hece hece ya da kelime kelime diye bir şey de yok, zaten arka plan sesi değişmiyor, en büyük ispat bu. Artı, ‘kelime kelime demek zorundalar bu durumda, konuşurken paralar telaffuz ediliyor. Niye çocuğunla konuşurken 10 milyon Euro desin? Kelime kelime ya da hece hece keserek insanlara bir şeyler söylettirebilirsiniz ama bunun yapılacağını bilerek kayda girildiğinde bile ses, müşteri hizmetleri hatlarında olduğu gibi kesik kesik duyulur. Konuşmayı keserek, bir insanın normal tonlamalarına ulaşılması, kaydın bu hale getirilmesi mümkün değil.”Ses Mühendisi Demirhan Baylan: TÜBİTAK detaylı analiz raporlarını açıklamalı“Bu olaylar ilk patlak verdiğinde bunun yapılabileceğine dair bir açık kapı bırakmıştım. Fakat ondan sonra o kadar çok kayıt çıktı ki montajın o düzeyde yapılamayacağına kani oldum. Analiz yapmadan kesin konuşmak istemem, ama o kadar çok kayıt var ki montajın o düzeyde yapılabilmesi, o kadar malzeme bulunabilmesi çok zor, inandırıcı gelmiyor. Elbette ki montaj diye bir teknik var. Bu belirli limitler içinde eldeki malzemenin izin verdiği ölçüde yapılabilecek bir şey. İş bu durumdayken, TÜBİTAKtan beklediğim benim çok detaylı bir analiz raporu sunmaları, ‘Biz şu şu teknikleri kullanarak işte mili saniyede işte şu frekansta şöyle bir müdahale tespit ettik. falan gibi çok detaylı bir analiz raporu vermeleri lazım ki insanlar da ikna olsun. Tahmin ediyorum çoğu ses mühendisi bunu bekliyor. Yoksa, ‘B
Zaman
Ana Sayfa
08.06.2014
‘Hecelemeraporu’bilimseldeğildetaylıanalizaçıklanmalı‘Heceleme raporu’ bilimsel değil detaylı analiz açıklanmalı
Sevgi Akarçeşme - Devletin yumruğunun değişen eli
Zaman
16.05.2014
02:07
Eğri oturup doğru konuşalım. Bizde ölümler, sayı Türkiye koşulları için bile fazla olmadıkça, rakamdan ibarettir.Hemen suçu devlete atıp kenara çekilmeyelim, hepimizin algısı böyle. Sonuçta devlet dediğiniz bize hizmet etsin diye vergi ve yetki verdiğimiz ve insanlardan oluşan bir “araç”. Ne var ki devletin kutsallığı alışkanlığına bir şekilde bu makamlara oturmuş insanlar hemen kapılıveriyor, vatandaşa hizmetçi olmaları gerekirken kendilerini adeta dokunulmaz olarak görme hastalığına yakalanıyorlar. Makam süresi uzadıkça hastalık müzminleşiyor.Soma’da yaşanan ve bu yazının yazıldığı saatlerde resmî rakamlara göre 282 insanımızın hayatına mal olan maden faciası, sicili kabarık ihmaller tarihimize geçip unutulabilirdi. Nasıl 1992’de yaşanan ve 263 kişinin öldüğü kazayı sadece bir benzeri olduğunda hatırlıyorsak, büyük ihtimalle bu kazaya da samimi olarak üzülecek, ama birkaç hafta sonra unutacaktık. Sonuçta, daha geçen sene yaşadığımız ve tarihimizin en büyük terörist saldırısı olan Reyhanlı için ne kadar hesap sorduk? Ya da Afyon’da sebebi hâlâ bilinmeyen biçimde havaya uçan askerlerimiz konusunda ne yaptık? Peki ya hesap sorulması bile istenmeyen ve haklı olarak Kürtlerin devlete güvenini iyice sarsan Uludere? Tüm bu insan yapımı felaketlere bir tek istisna, o da toplumsal hafızada bıraktığı iz yüzünden, 17 Ağustos depremi olabilir. Resmi rakamlara göre 18 bin, tahminlere göre 50 bine yakın kişiyi kaybetmiştik, insan ihmaliyle birleştiğinde korkunç acılar yaşatan o depremde. Tek seferde o kadar kayıp yaşamasak ne kadar hatırlayacaktık 17 Ağustos’u? Ayrıca hatırladık da ne oldu? Göstermelik birkaç müteahhit yargılanması dışında kökten ne değişti? Bugün benzer bir deprem olsa olabilecekleri düşünmek bile istemiyor insan.Soma’da sebepleri hâlâ açıklanmayan, kurban sayısı konusunda bile belirsizliğin olduğu facia bir geri kalmışlık örneği. Öyle olmasa Başbakan, 1862 İngiltere’si ile karşılaştırma yapar mıydı? Maalesef Türkiye, gelişmenin dengesiz gerçekleştiği bir ülke. İnsan hayatı da sadece devletin gözünde değil, vatandaşın gözünde de değersiz olmaya devam ediyor. Başbakan, boşuna ölümlere “olağan” demiyor yani.Bu facianın da diğerleri gibi unutulmasının önüne geçen iki gelişme var. Ne ölü sayısının çok daha artacak olması ne de madendeki ihmallerden bahsediyorum. Bu facia, devlet algısı açısından bir milat olacaksa vatandaş tekmeleyen başbakan danışmanı Yusuf Yerkel ve video görüntülerine dayalı bazı iddialara göre vatandaşı yumruklayan Başbakan sayesinde olacak! Yerkel, vatandaşı tekmelediğini kabul etti (demek ki montaj iddiasının komik olacağının o da farkında). Başbakan’ın yumruklama görüntüsü konusunda ise resmi bir yalanlama yok. İktidarın insanı ne hale düşürebileceğinin delili olarak kan donduran bu görüntüler aslında yola kimsesizlerin kimsesi olarak çıkanların geldiği vahim noktayı göstermesi açısından ibretlik.Bu millet uzun yıllar, birçoğu hâlâ, devlet denince korkar. Jandarma dipçiği nedir görmüştür çünkü. Ama ceberut devleti değiştirmek iddiasıyla yola çıkanların vatandaş tekmelemesi üniformalılarınkinden daha çok acıtıyor insanın canını. Hele hele mağdurken zalime dönüşen bir başbakan görüntüsü artık hükümetin attığı her adımın iktidarını korumaya yönelik refleks olduğunu ispatlıyor. Ne yazık ki artık devlet bir araç değil amaç haline gelmiş AK politbürosu için. Devletin tekme atan ayağı, yumruk atan eli kimlik değiştirmiş sadece.Soma faciası, sadece iş güvenliği konusunda gerçek bir devrim yapmak için değil, otoriter hükümet geleneğinin sonunu, zulmü bitirmek için bir milat olmalıdır. Bari bu kez ölenler bir hiç uğruna ölmemiş olsun…Ölenlere rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum…
Zaman
En Çok Okunan
16.05.2014
SevgiAkarçeşme-DevletinyumruğunundeğişeneliSevgi Akarçeşme - Devletin yumruğunun değişen eli
Sevgi Akarçeşme - Devletin yumruğunun değişen eli
Zaman
16.05.2014
02:07
Eğri oturup doğru konuşalım. Bizde ölümler, sayı Türkiye koşulları için bile fazla olmadıkça, rakamdan ibarettir.Hemen suçu devlete atıp kenara çekilmeyelim, hepimizin algısı böyle. Sonuçta devlet dediğiniz bize hizmet etsin diye vergi ve yetki verdiğimiz ve insanlardan oluşan bir “araç”. Ne var ki devletin kutsallığı alışkanlığına bir şekilde bu makamlara oturmuş insanlar hemen kapılıveriyor, vatandaşa hizmetçi olmaları gerekirken kendilerini adeta dokunulmaz olarak görme hastalığına yakalanıyorlar. Makam süresi uzadıkça hastalık müzminleşiyor.Soma’da yaşanan ve bu yazının yazıldığı saatlerde resmî rakamlara göre 282 insanımızın hayatına mal olan maden faciası, sicili kabarık ihmaller tarihimize geçip unutulabilirdi. Nasıl 1992’de yaşanan ve 263 kişinin öldüğü kazayı sadece bir benzeri olduğunda hatırlıyorsak, büyük ihtimalle bu kazaya da samimi olarak üzülecek, ama birkaç hafta sonra unutacaktık. Sonuçta, daha geçen sene yaşadığımız ve tarihimizin en büyük terörist saldırısı olan Reyhanlı için ne kadar hesap sorduk? Ya da Afyon’da sebebi hâlâ bilinmeyen biçimde havaya uçan askerlerimiz konusunda ne yaptık? Peki ya hesap sorulması bile istenmeyen ve haklı olarak Kürtlerin devlete güvenini iyice sarsan Uludere? Tüm bu insan yapımı felaketlere bir tek istisna, o da toplumsal hafızada bıraktığı iz yüzünden, 17 Ağustos depremi olabilir. Resmi rakamlara göre 18 bin, tahminlere göre 50 bine yakın kişiyi kaybetmiştik, insan ihmaliyle birleştiğinde korkunç acılar yaşatan o depremde. Tek seferde o kadar kayıp yaşamasak ne kadar hatırlayacaktık 17 Ağustos’u? Ayrıca hatırladık da ne oldu? Göstermelik birkaç müteahhit yargılanması dışında kökten ne değişti? Bugün benzer bir deprem olsa olabilecekleri düşünmek bile istemiyor insan.Soma’da sebepleri hâlâ açıklanmayan, kurban sayısı konusunda bile belirsizliğin olduğu facia bir geri kalmışlık örneği. Öyle olmasa Başbakan, 1862 İngiltere’si ile karşılaştırma yapar mıydı? Maalesef Türkiye, gelişmenin dengesiz gerçekleştiği bir ülke. İnsan hayatı da sadece devletin gözünde değil, vatandaşın gözünde de değersiz olmaya devam ediyor. Başbakan, boşuna ölümlere “olağan” demiyor yani.Bu facianın da diğerleri gibi unutulmasının önüne geçen iki gelişme var. Ne ölü sayısının çok daha artacak olması ne de madendeki ihmallerden bahsediyorum. Bu facia, devlet algısı açısından bir milat olacaksa vatandaş tekmeleyen başbakan danışmanı Yusuf Yerkel ve video görüntülerine dayalı bazı iddialara göre vatandaşı yumruklayan Başbakan sayesinde olacak! Yerkel, vatandaşı tekmelediğini kabul etti (demek ki montaj iddiasının komik olacağının o da farkında). Başbakan’ın yumruklama görüntüsü konusunda ise resmi bir yalanlama yok. İktidarın insanı ne hale düşürebileceğinin delili olarak kan donduran bu görüntüler aslında yola kimsesizlerin kimsesi olarak çıkanların geldiği vahim noktayı göstermesi açısından ibretlik.Bu millet uzun yıllar, birçoğu hâlâ, devlet denince korkar. Jandarma dipçiği nedir görmüştür çünkü. Ama ceberut devleti değiştirmek iddiasıyla yola çıkanların vatandaş tekmelemesi üniformalılarınkinden daha çok acıtıyor insanın canını. Hele hele mağdurken zalime dönüşen bir başbakan görüntüsü artık hükümetin attığı her adımın iktidarını korumaya yönelik refleks olduğunu ispatlıyor. Ne yazık ki artık devlet bir araç değil amaç haline gelmiş AK politbürosu için. Devletin tekme atan ayağı, yumruk atan eli kimlik değiştirmiş sadece.Soma faciası, sadece iş güvenliği konusunda gerçek bir devrim yapmak için değil, otoriter hükümet geleneğinin sonunu, zulmü bitirmek için bir milat olmalıdır. Bari bu kez ölenler bir hiç uğruna ölmemiş olsun…Ölenlere rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum…
Zaman
Köşe Yazıları
16.05.2014
SevgiAkarçeşme-DevletinyumruğunundeğişeneliSevgi Akarçeşme - Devletin yumruğunun değişen eli
Sevgi Akarçeşme - Devletin yumruğunun değişen eli
Zaman
16.05.2014
02:07
Eğri oturup doğru konuşalım. Bizde ölümler, sayı Türkiye koşulları için bile fazla olmadıkça, rakamdan ibarettir.Hemen suçu devlete atıp kenara çekilmeyelim, hepimizin algısı böyle. Sonuçta devlet dediğiniz bize hizmet etsin diye vergi ve yetki verdiğimiz ve insanlardan oluşan bir “araç”. Ne var ki devletin kutsallığı alışkanlığına bir şekilde bu makamlara oturmuş insanlar hemen kapılıveriyor, vatandaşa hizmetçi olmaları gerekirken kendilerini adeta dokunulmaz olarak görme hastalığına yakalanıyorlar. Makam süresi uzadıkça hastalık müzminleşiyor.Soma’da yaşanan ve bu yazının yazıldığı saatlerde resmî rakamlara göre 282 insanımızın hayatına mal olan maden faciası, sicili kabarık ihmaller tarihimize geçip unutulabilirdi. Nasıl 1992’de yaşanan ve 263 kişinin öldüğü kazayı sadece bir benzeri olduğunda hatırlıyorsak, büyük ihtimalle bu kazaya da samimi olarak üzülecek, ama birkaç hafta sonra unutacaktık. Sonuçta, daha geçen sene yaşadığımız ve tarihimizin en büyük terörist saldırısı olan Reyhanlı için ne kadar hesap sorduk? Ya da Afyon’da sebebi hâlâ bilinmeyen biçimde havaya uçan askerlerimiz konusunda ne yaptık? Peki ya hesap sorulması bile istenmeyen ve haklı olarak Kürtlerin devlete güvenini iyice sarsan Uludere? Tüm bu insan yapımı felaketlere bir tek istisna, o da toplumsal hafızada bıraktığı iz yüzünden, 17 Ağustos depremi olabilir. Resmi rakamlara göre 18 bin, tahminlere göre 50 bine yakın kişiyi kaybetmiştik, insan ihmaliyle birleştiğinde korkunç acılar yaşatan o depremde. Tek seferde o kadar kayıp yaşamasak ne kadar hatırlayacaktık 17 Ağustos’u? Ayrıca hatırladık da ne oldu? Göstermelik birkaç müteahhit yargılanması dışında kökten ne değişti? Bugün benzer bir deprem olsa olabilecekleri düşünmek bile istemiyor insan.Soma’da sebepleri hâlâ açıklanmayan, kurban sayısı konusunda bile belirsizliğin olduğu facia bir geri kalmışlık örneği. Öyle olmasa Başbakan, 1862 İngiltere’si ile karşılaştırma yapar mıydı? Maalesef Türkiye, gelişmenin dengesiz gerçekleştiği bir ülke. İnsan hayatı da sadece devletin gözünde değil, vatandaşın gözünde de değersiz olmaya devam ediyor. Başbakan, boşuna ölümlere “olağan” demiyor yani.Bu facianın da diğerleri gibi unutulmasının önüne geçen iki gelişme var. Ne ölü sayısının çok daha artacak olması ne de madendeki ihmallerden bahsediyorum. Bu facia, devlet algısı açısından bir milat olacaksa vatandaş tekmeleyen başbakan danışmanı Yusuf Yerkel ve video görüntülerine dayalı bazı iddialara göre vatandaşı yumruklayan Başbakan sayesinde olacak! Yerkel, vatandaşı tekmelediğini kabul etti (demek ki montaj iddiasının komik olacağının o da farkında). Başbakan’ın yumruklama görüntüsü konusunda ise resmi bir yalanlama yok. İktidarın insanı ne hale düşürebileceğinin delili olarak kan donduran bu görüntüler aslında yola kimsesizlerin kimsesi olarak çıkanların geldiği vahim noktayı göstermesi açısından ibretlik.Bu millet uzun yıllar, birçoğu hâlâ, devlet denince korkar. Jandarma dipçiği nedir görmüştür çünkü. Ama ceberut devleti değiştirmek iddiasıyla yola çıkanların vatandaş tekmelemesi üniformalılarınkinden daha çok acıtıyor insanın canını. Hele hele mağdurken zalime dönüşen bir başbakan görüntüsü artık hükümetin attığı her adımın iktidarını korumaya yönelik refleks olduğunu ispatlıyor. Ne yazık ki artık devlet bir araç değil amaç haline gelmiş AK politbürosu için. Devletin tekme atan ayağı, yumruk atan eli kimlik değiştirmiş sadece.Soma faciası, sadece iş güvenliği konusunda gerçek bir devrim yapmak için değil, otoriter hükümet geleneğinin sonunu, zulmü bitirmek için bir milat olmalıdır. Bari bu kez ölenler bir hiç uğruna ölmemiş olsun…Ölenlere rahmet, geride kalanlara sabır diliyorum…
Zaman
Ana Sayfa
16.05.2014
SevgiAkarçeşme-DevletinyumruğunundeğişeneliSevgi Akarçeşme - Devletin yumruğunun değişen eli
İdam kısas, af ve cehalet
Haber7
05.05.2014
09:04
Kısas, diyet ve af gibi konular, İslam Hukukunun (Şeriatının) derin konularındandır ve yüzeysel bilgi sahibi insanlar bu ve benzeri konularda ahkam kesmeye çalıştıkları zaman, en azından komik duruma düşerler
Haber7
Son Dakika
05.05.2014
İdamkısasafvecehaletİdam kısas af ve cehalet
Kardeşliği sosyal medyada feda etmeyin
Zaman
08.04.2014
17:35
Günlük hayatın vazgeçilmezi haline gelen sosyal medya, son günlerde yaşanan siyasî gerilimle birlikte arkadaş ve akrabalar arasında kırgınlıkların artmasına yol açtı. Yazılanların konuşma gibi duyguları yansıtmadığını belirten uzmanlar, sanal âlemde sevdiklerimize karşı daha temkinli olmayı öneriyor.Sosyal medya kullanımı, bilgi paylaşımı ve haberleşmenin yanı sıra insan ilişkilerinde de önemli bir yer tutuyor. Yüz yüze iletişimde insanlar muhatabına karşı daha hassas davranırken, sosyal medyada bu hassasiyet korunamıyor. Yazı dilinin duyguları yansıtmada yeterli olmaması, insanların birbirini daha çok kırmasına sebep oluyor. Son günlerde yaşanan siyasi gerilim ve söylemler, birçok kişinin sosyal medyada arkadaş ve akrabalarıyla ilişkisini koparmasına neden oldu. Bir tarafta ilişkiler kolayca kesilirken diğer tarafta eşini dostunu kaybetmemek için sosyal medya hesapları kapatılıyor. PR ajansında danışmanlık yapan Özlem E., yaşadığı sıkıntıyı şöyle anlatıyor: “30 Mart seçimlerinden sonra sosyal medya üzerinden ‘Halk kararını verdi, siz kaybettiniz’ baskısı arttı. Aynı kaseden çorba içtiğim dostlarım ‘kaybettiniz işte’ diyerek farkında olmadan kutuplaşma siyasetine su taşıyor. Siyasi yarış uğruna dostluklar bitti, aile içinde tartışmalar ve parçalanmalar yaşandı. Birçok arkadaşım, babasıyla konuşmuyor bile. Sırf kavgadan, tartışmadan uzak durmak için sosyal ağlara kısa bir süre ‘mola’ dedim. Yoksa daha fazla kalp kırılacak bu yüzden.” Sosyal medyanın çok derin analizli düşünmeye müsaade etmediğini kaydeden Uzman Psikolojik Danışman Mehmet Akif Aydın, bir düşünceyi 140 karakterle ifade etmenin birçok sınırlama oluşturduğunu ifade ediyor. Kısacık bir yazıdan yola çıkılarak yapılan genellemelerin ise en büyük iletişim hatalarından biri olduğunu vurguluyor. Facebook, Twitter derken sosyal medya günlük hayatın vazgeçilmezi haline geldi. Öyle ki, Türkiye’de Facebook kullanıcı sayısı 32 milyonu aşmış durumda. Facebook’u 6 milyon kullanıcısı ile Twitter takip ediyor. Facebook ve Twitter gibi sosyal ağlarda beğenilmeyen yorumlar, karşıt fikirler ve bu fikirlerin sahibi olan arkadaş ve akrabalar, sosyal medyadan kolayca siliniyor. Sosyal medyada sadece kendi görüşünü ortaya koyma ve aşırı değer verme gibi bir anlayışın hakim olduğunu söyleyen Aydın, kişinin bu düşüncesini karşı tarafa kabul ettiremediği zaman kırılmalara sebep olduğunu belirtiyor. Bu davranışın olgunluk olmadığını vurgulayan uzman, kırılmaların saldırı ya da küsme şeklinde kendini gösterdiğini dile getiriyor. Yüksek lisans öğrencisi Nihal Bayrak da sosyal medya ağlarında paylaştığı haberlerin ya da bilgilerin altına yorum yazan arkadaşlarının artık eleştirilerin boyutunu aştığından yakınıyor. Bayrak, seçim sonrasında da üsluplar bozulunca birçoğunu üzülerek listesinden çıkartmak durumunda kaldığını belirtiyor. Değer verilen şeylerin bundan bir beş yıl sonra bakıldığında kişiye komik geleceğini ifade eden Aydın, “Fakat şu an bize ait düşünceleri, gerçek bir zafer gibi algılıyoruz ama aslında ileride çok yanılsamalar olacak. Değer verdiğimiz şeyler zaman içinde değişebilir. Herkes bu gerçeğin farkında olmalı. Dolayısıyla her an yanılma payım olabilir gibi olgunca bir düşünceyi kendi içimizde barındırarak, karşı tarafla ilgili muamelelerimizi ona göre ayarlamamız gerekir. Temkinli olmak, insanı her zaman daha canlı, daha diri ve güvende tutar.” diyor.
Zaman
Sağlık
08.04.2014
KardeşliğisosyalmedyadafedaetmeyinKardeşliği sosyal medyada feda etmeyin
'Kedi' açıklaması sosyal medyayı patlattı
Zaman
02.04.2014
15:58
Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız, oy sayımı sırasında yurdun değişik yerlerinde meydana gelen elektrik kesintileri konusunda ilgiç bir açıklama yaptı. Yıldız, “Espri gibi anlamayın lütfen. Bir trafoya kedi girdi ve kısa devre yaptı.” dedi.Genç Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) üyelerini kabul eden Taner Yıldız, gazetecilerin soruları üzerine elektrik kesintilerinin genelde muhalefet partilerinin başarılı olduğu bölgede yaşandığını iddia etti. Bunun seçim manipülasyonu ile ilgili olduğunu söylemenin ‘mazeretin arkasına sığınmak’ anlamına geldiğini savundu. Bakan Yıldız, “Gezi parkında, ağaçların arkasına sığınan bir kısım insanlar bugün de elektriğin arkasına, direklerin arkasına sığınmaktır. Seçimde kendilerini başarılı göremeyenlerin elektrik direklerinin arkasına saklanmalarını, zaman zaman dersini yapamayan öğrencilerin durumuna benzetiyorum. Biz vatandaşların tercihine saygılıyız. Biz, bununla alakalı seçim sonuçlarına gölge düşürme çalışmalarını biraz da tebessümle karşılıyoruz. Oy tasnifini, oy pusulasını etkileyecek bir konu söz konusu değildir. Bununla ilgili gerekli açıklamaları yaptık. 10-17 dakikalık kesintiler söz konusudur. Elektrik direklerinin arkasına sığınmayın.” şeklinde konuştu.Kedi açıklaması sosyal medyayı patlattıEnerji Bakanı Taner Yıldız’ın seçimlerde yaşanan elektrik kesintilerinden kedileri sorumlu tutmasının ardından olay sosyal medyada espri konusu oldu. Arkadaşlar bir espri gibi kabul etmeyin lütfen diyerek sözlerine başlayan Taner Yıldız, Bir trafo merkezine bir kedi girdi ve kısa devre yaptı. Yaklaşık 4 metreden atlayan bir kedi bunu yapabiliyor. Komple bunların kafesleri yapılıyor. Bu geçen ayda olmuştu.” sözlerinin ardından bakanın şaka yaptığını sanan gazetecilere yine altını çizerek Espri yapmıyorum arkadaşlar. diye açıklamalarını tekrarladı.Sosyal medyadan Bakan Taner Yıldızın bu sözlerine tepki gecikmedi. Twitter kullanıcıları #direnkedi #kedilobisi... gibi hashtaglerle birbirinden komik capsler hazırladı.‘kedidir kedi’ sözü Zeki Alasya ve Metin Akpınar’ın başrollerinde oynadığı ‘Aslan Bacanak’ filminde geçiyor. Filmde mahallede herkes Kasımpaşa Canavarı’ndan korkuyordu. Metin Akpınar, bir kadının kafasına kiremit düşmesi olayını aydınlatmak için defalarca arka arkaya ‘kedidir kedi’ diyordu.Bakan Yıldız BBCnin şaka listesindeEberji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldızın 30 Mart yerel seçimlerinde yaşanan elektrik kesintisini Trafoya kedi girdi şeklinde açıklaması BBCnin 1 Nisan Şaka listesinde yer aldı.BBCnin sosyal medyada en çok konuşulan olayları paylaştığı BBC Trending sayfasındaki haberde, Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldızın seçim akşamında yaşanan elektrik kesintisi ile ilgili yanıtını 1 Nisan Şaka listesinde, bir kedi fotoğrafı ile birlikte yayınladı. BBC, gazetecilerin sorularını yanıtlayan Bakan Yıldızın, Trafoya kedi girdi. Elektrik kesintisinin nedeni buydu, bu da ilk kez olmuyor açıklamasına yer verdi.(DHA)
Zaman
Ana Sayfa
02.04.2014
KediaçıklamasısosyalmedyayıpatlattıKedi açıklaması sosyal medyayı patlattı
28 Şubat'ta bile öğrencilere böyle sorular sorulmadı
Zaman
25.03.2014
02:20
Özel okul ve dershanelerde öğrencileri sorgu odasına alan Milli Eğitim Bakanlığı’nın çağ dışı uygulamasına Demokrat Eğitimciler Sendikası’ndan (DES) da tepki geldi. Seçmen yaşında olmayan çocuklara siyasî sorular yöneltilmesine karşı çıkan DES Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, 28 Şubat’ta bile öğrencilerin böyle sorularla muhatap olmadığını belirtti.Özel okul, dershane ve yurt öğrencilerini sorgu odalarına alarak insan hakları ihlallerine imza atan Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamasına bir tepki de Demokrat Eğitimciler Sendikası’ndan (DES) geldi. 8-9 yaşındaki çocuklara siyasi sorular yöneltilmesine tepki gösteren DES Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, 28 Şubat döneminde bile öğrencilerin bu tarz sorulara muhatap olmadığını vurguladı. Siyasetin okullara bulaşmasının acısını 70’li yıllarda ciddi şekilde yaşadıklarını belirtti.Eğitim müfettişlerinin okullarda öğrencilere yönelttiği soruların hukukî, vicdanî ve pedagojik açıdan kabul edilemez bir durum olduğuna vurgu yapan Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, okulların politik alan olmaktan çıkarılması gerektiğine dikkat çekiyor. Bakanlığın bu uygulama ile müfettişleri, okul müdürlerini ve velileri sıkıntıya düşürdüğünü belirten Sarıca, “Bunun bakanlık tarafından düşünülmeden hazırlanmış bir emir olduğunu düşünüyoruz. Bu politik sorular hem çocukları hem de vicdanları yaralar.” diyor.Öğrencilerin böylesi bir faaliyette malzeme olarak kullanılmasına karşı çıkan Sarıca, “Bugün bakanın çocuğuna da bu şekilde gidilse, o da tepki gösterir. Çünkü çocuk hakları denilen haklar var. Bunlara nasıl yaklaşılması gerektiği hukuk çerçevesinde belli ve evrensel kurallara göre hareket etmek durumundayız.” cümlelerini kullanıyor. Öğrencilerin, herhangi bir siyasi angajmana tabi tutulmalarını doğru bulmadıklarını dile getiren Sarıca şöyle devam ediyor: “Gençler bu şekilde siyasete çekiliyor. Ancak lise disiplin yönetmeliğinde gençlerin siyasetle uğraşmaları disiplin hükmüne tabidir ve cezai hüküm içerir. Bu nedenle uğraşmamaları gerekir. Netice itibarı ile bu okullar iyi insan yetiştirmek için kurulan kurumlardır. Yasalara göre açılan bu okulları yaftalamak ve insanları başka bir tarafa yönlendirmek hukuk devletinin kurallarına uymaz. Kanun dışına çıkıldığında ve şikâyet konusu olduğunda tabii ki görevliler harekete geçer.”Atamada sendika kayırmak yerine liyakat öne çıkmalıİl ve ilçe milli eğitim müdürleri ile okul müdür ve yardımcılarının görevden alınmalarıyla ilgili de açıklamalarda bulunan DES Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, yeni göreve getirilecek kişilerin sendika kayırmak yerine liyakate dayanarak atanması gerektiğine vurgu yapıyor. Sarıca, “Görevinden alınan arkadaşlar uzun süreler sonunda yetişmiştir. Dinamizm elbette gerekli ama liyakat de esas alınmalı. Yeni göreve gelen idareciler görevin tanımına uygun davranamadıkları zaman komik duruma düşerler. Halkın beklentilerini yerine getiremezler. Adaletli davranılmazsa kanunu yapanlar da yaptıkları kurallardan kendileri şikâyet eder hale gelir.” diye konuşuyor. Sarıca, politikayı saf dışı bırakarak ortaokul ve liselerde okul yöneticilerinin öğrenci ve veliler tarafından seçilebileceğini söylüyor. Mülakat gibi uygulamalarda tarafsız olunamadığına değinen Sarıca şunları ekliyor: “Şu an müdür mülakatlarında bir sürü dedikodu var. İnsanlar güvenmiyor. Çünkü mülakatta bir yerden liste geliyor ve o listeye göre puanlama yapılıyor söylentileri var. Böyle olan bir yerde insanlar bir yere yamanma ihtiyacı hissediyor. Tek tip insan istemiyoruz.”
Zaman
En Çok Okunan
25.03.2014
28Şubattabileöğrencilereböylesorularsorulmadı28 Şubatta bile öğrencilere böyle sorular sorulmadı
28 Şubat'ta bile öğrencilere böyle sorular sorulmadı
Zaman
25.03.2014
02:01
Özel okul ve dershanelerde öğrencileri sorgu odasına alan Milli Eğitim Bakanlığı’nın çağ dışı uygulamasına Demokrat Eğitimciler Sendikası’ndan (DES) da tepki geldi. Seçmen yaşında olmayan çocuklara siyasî sorular yöneltilmesine karşı çıkan DES Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, 28 Şubat’ta bile öğrencilerin böyle sorularla muhatap olmadığını belirtti.-Özel okul, dershane ve yurt öğrencilerini sorgu odalarına alarak insan hakları ihlallerine imza atan Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamasına bir tepki de Demokrat Eğitimciler Sendikası’ndan (DES) geldi. 8-9 yaşındaki çocuklara siyasi sorular yöneltilmesine tepki gösteren DES Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, 28 Şubat döneminde bile öğrencilerin bu tarz sorulara muhatap olmadığını vurguladı. Siyasetin okullara bulaşmasının acısını 70’li yıllarda ciddi şekilde yaşadıklarını belirtti.Eğitim müfettişlerinin okullarda öğrencilere yönelttiği soruların hukukî, vicdanî ve pedagojik açıdan kabul edilemez bir durum olduğuna vurgu yapan Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, okulların politik alan olmaktan çıkarılması gerektiğine dikkat çekiyor. Bakanlığın bu uygulama ile müfettişleri, okul müdürlerini ve velileri sıkıntıya düşürdüğünü belirten Sarıca, “Bunun bakanlık tarafından düşünülmeden hazırlanmış bir emir olduğunu düşünüyoruz. Bu politik sorular hem çocukları hem de vicdanları yaralar.” diyor.Öğrencilerin böylesi bir faaliyette malzeme olarak kullanılmasına karşı çıkan Sarıca, “Bugün bakanın çocuğuna da bu şekilde gidilse, o da tepki gösterir. Çünkü çocuk hakları denilen haklar var. Bunlara nasıl yaklaşılması gerektiği hukuk çerçevesinde belli ve evrensel kurallara göre hareket etmek durumundayız.” cümlelerini kullanıyor. Öğrencilerin, herhangi bir siyasi angajmana tabi tutulmalarını doğru bulmadıklarını dile getiren Sarıca şöyle devam ediyor: “Gençler bu şekilde siyasete çekiliyor. Ancak lise disiplin yönetmeliğinde gençlerin siyasetle uğraşmaları disiplin hükmüne tabidir ve cezai hüküm içerir. Bu nedenle uğraşmamaları gerekir. Netice itibarı ile bu okullar iyi insan yetiştirmek için kurulan kurumlardır. Yasalara göre açılan bu okulları yaftalamak ve insanları başka bir tarafa yönlendirmek hukuk devletinin kurallarına uymaz. Kanun dışına çıkıldığında ve şikâyet konusu olduğunda tabii ki görevliler harekete geçer.”Atamada sendika kayırmak yerine liyakat öne çıkmalıİl ve ilçe milli eğitim müdürleri ile okul müdür ve yardımcılarının görevden alınmalarıyla ilgili de açıklamalarda bulunan DES Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, yeni göreve getirilecek kişilerin sendika kayırmak yerine liyakate dayanarak atanması gerektiğine vurgu yapıyor. Sarıca, “Görevinden alınan arkadaşlar uzun süreler sonunda yetişmiştir. Dinamizm elbette gerekli ama liyakat de esas alınmalı. Yeni göreve gelen idareciler görevin tanımına uygun davranamadıkları zaman komik duruma düşerler. Halkın beklentilerini yerine getiremezler. Adaletli davranılmazsa kanunu yapanlar da yaptıkları kurallardan kendileri şikâyet eder hale gelir.” diye konuşuyor. Sarıca, politikayı saf dışı bırakarak ortaokul ve liselerde okul yöneticilerinin öğrenci ve veliler tarafından seçilebileceğini söylüyor. Mülakat gibi uygulamalarda tarafsız olunamadığına değinen Sarıca şunları ekliyor: “Şu an müdür mülakatlarında bir sürü dedikodu var. İnsanlar güvenmiyor. Çünkü mülakatta bir yerden liste geliyor ve o listeye göre puanlama yapılıyor söylentileri var. Böyle olan bir yerde insanlar bir yere yamanma ihtiyacı hissediyor. Tek tip insan istemiyoruz.”
Zaman
Güncel
25.03.2014
28Şubattabileöğrencilereböylesorularsorulmadı28 Şubatta bile öğrencilere böyle sorular sorulmadı
28 Şubat'ta bile öğrencilere böyle sorular sorulmadı
Zaman
25.03.2014
02:01
Özel okul ve dershanelerde öğrencileri sorgu odasına alan Milli Eğitim Bakanlığı’nın çağ dışı uygulamasına Demokrat Eğitimciler Sendikası’ndan (DES) da tepki geldi. Seçmen yaşında olmayan çocuklara siyasî sorular yöneltilmesine karşı çıkan DES Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, 28 Şubat’ta bile öğrencilerin böyle sorularla muhatap olmadığını belirtti.-Özel okul, dershane ve yurt öğrencilerini sorgu odalarına alarak insan hakları ihlallerine imza atan Milli Eğitim Bakanlığı’nın uygulamasına bir tepki de Demokrat Eğitimciler Sendikası’ndan (DES) geldi. 8-9 yaşındaki çocuklara siyasi sorular yöneltilmesine tepki gösteren DES Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, 28 Şubat döneminde bile öğrencilerin bu tarz sorulara muhatap olmadığını vurguladı. Siyasetin okullara bulaşmasının acısını 70’li yıllarda ciddi şekilde yaşadıklarını belirtti.Eğitim müfettişlerinin okullarda öğrencilere yönelttiği soruların hukukî, vicdanî ve pedagojik açıdan kabul edilemez bir durum olduğuna vurgu yapan Demokrat Eğitimciler Sendikası (DES) Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, okulların politik alan olmaktan çıkarılması gerektiğine dikkat çekiyor. Bakanlığın bu uygulama ile müfettişleri, okul müdürlerini ve velileri sıkıntıya düşürdüğünü belirten Sarıca, “Bunun bakanlık tarafından düşünülmeden hazırlanmış bir emir olduğunu düşünüyoruz. Bu politik sorular hem çocukları hem de vicdanları yaralar.” diyor.Öğrencilerin böylesi bir faaliyette malzeme olarak kullanılmasına karşı çıkan Sarıca, “Bugün bakanın çocuğuna da bu şekilde gidilse, o da tepki gösterir. Çünkü çocuk hakları denilen haklar var. Bunlara nasıl yaklaşılması gerektiği hukuk çerçevesinde belli ve evrensel kurallara göre hareket etmek durumundayız.” cümlelerini kullanıyor. Öğrencilerin, herhangi bir siyasi angajmana tabi tutulmalarını doğru bulmadıklarını dile getiren Sarıca şöyle devam ediyor: “Gençler bu şekilde siyasete çekiliyor. Ancak lise disiplin yönetmeliğinde gençlerin siyasetle uğraşmaları disiplin hükmüne tabidir ve cezai hüküm içerir. Bu nedenle uğraşmamaları gerekir. Netice itibarı ile bu okullar iyi insan yetiştirmek için kurulan kurumlardır. Yasalara göre açılan bu okulları yaftalamak ve insanları başka bir tarafa yönlendirmek hukuk devletinin kurallarına uymaz. Kanun dışına çıkıldığında ve şikâyet konusu olduğunda tabii ki görevliler harekete geçer.”Atamada sendika kayırmak yerine liyakat öne çıkmalıİl ve ilçe milli eğitim müdürleri ile okul müdür ve yardımcılarının görevden alınmalarıyla ilgili de açıklamalarda bulunan DES Disiplin Kurulu Başkanı Mustafa Sarıca, yeni göreve getirilecek kişilerin sendika kayırmak yerine liyakate dayanarak atanması gerektiğine vurgu yapıyor. Sarıca, “Görevinden alınan arkadaşlar uzun süreler sonunda yetişmiştir. Dinamizm elbette gerekli ama liyakat de esas alınmalı. Yeni göreve gelen idareciler görevin tanımına uygun davranamadıkları zaman komik duruma düşerler. Halkın beklentilerini yerine getiremezler. Adaletli davranılmazsa kanunu yapanlar da yaptıkları kurallardan kendileri şikâyet eder hale gelir.” diye konuşuyor. Sarıca, politikayı saf dışı bırakarak ortaokul ve liselerde okul yöneticilerinin öğrenci ve veliler tarafından seçilebileceğini söylüyor. Mülakat gibi uygulamalarda tarafsız olunamadığına değinen Sarıca şunları ekliyor: “Şu an müdür mülakatlarında bir sürü dedikodu var. İnsanlar güvenmiyor. Çünkü mülakatta bir yerden liste geliyor ve o listeye göre puanlama yapılıyor söylentileri var. Böyle olan bir yerde insanlar bir yere yamanma ihtiyacı hissediyor. Tek tip insan istemiyoruz.”
Zaman
Ana Sayfa
25.03.2014
28Şubattabileöğrencilereböylesorularsorulmadı28 Şubatta bile öğrencilere böyle sorular sorulmadı
Rağmen sevebiliyorsanız gerçek aşk odur
Zaman
22.03.2014
02:20
Yeni albümü 12 Ay’da birçok farklı duyguyu işleyen Yonca Lodi, son günlerde ülkemizde yaşanan olaylara hayli üzülmüş. Siyasetçiler başta olmak üzere herkesin sevgi dilini kullanmasını istiyor.Günümüzde birçok isim mevsimlik ya da aylık albümler yaptığı konusunda eleştiriliyor. Yeni albümünüzün adı 12 Ay. Herhangi bir kinayesi var mı?En az on iki ay dinlensin diye. (Gülüyor.)Dileğim tabiî ki uzun yıllar boyu dinlenmesi. Bu çalışmam benim önceki albümümden bu zamana kadarki duygularımın birikimi aslında. Bu kadar zamandır her insan gibi farklı farklı duygu halleri yaşadım. Mutluluk, mutsuzluk, hüsran, başarı gibi birçok duyguyu yaşıyorsun. O sürece ithafen aslında adı 12 Ay oldu. Bir de albümde 12 Ay diye bir şarkı var. Onun da büyük etkisi var.Albümün kartonetinde albümü hangi duygularla hazırladığınıza dair bir yazınız var. Genel olarak bir duygular albümü diyebilir miyiz?Bu bir aşk albümü aslında. Aşkın her hali var. 12 Ay hem bir taraftan yaşananların özetini sunuyor. Diğer taraftan da 12 Ay şarkısı mutlu ve uzun süren bir aşkı anlatıyor. Her aşk mutsuz değildir. Mutlu aşkları da anlatmak gerekiyor. Her şeye rağmen bütün olumsuzluk ve sıkıntılara rağmen, iyi ki benim hayatımda bu insan dersin ya. Aslında sadece aşk için değil, arkadaşlık, dostluk gibi bütün ilişkiler için dersin. Kırılırsın, dökülürsün ama “Ah dediğimde o var.” dediğin insanlar için geçerli. Öyle bir hikâye 12 Ay’ın hikâyesi.Son zamanlarda aşkın içi boşaltılmadı mı? Aşka zulmedilmiyor mu?Zulmedilmez olur mu? Algılama şekilleri çok farklı. Aşkın her türlüsüne, sevene de sevmeyene de selam olsun diye yazdım kartonete. Aşk yüce bir kavram. İnsanların birbirine olan aşkından tutun da, İlahi aşka, anne aşkına, tabiat aşkına kadar… Maalesef bir fast food çağında yaşıyoruz. SMS ve Whats App’larla aşkların yaşandığı bir dönemdeyiz. Aşk aslında öyle bir şey değil. Ben aşkta en çok rağmen kelimesini önemsiyorum. Rağmen sevebiliyorsanız o gerçek aşk oluyor bence. Naif ve derin bir kavram aşk.Sanırım siz aşk konusunda eski kafalısınız…Evet eski kafalıyım. Asla romantik biri değilim aslında. Çiçek, böcek, mumlardan utanırım bile. Onlar bana komik geliyor. Bunlar işin paket tarafı. Hayatımda ve yaşadığım hiçbir duyguda işin o paket kısmına hiç yüz vermedim. İşler paketlenince biraz yapaylaşıyor ve bundan hoşlanmıyorum. Zarfa değil mazrufa bakıyorum. Asla romantik değilim ama duygusal biriyim. Hüznü de mutluluğu da aşkı da farklı köşelerden algılayıp arka yüzlerini görmeye çalışıyorum. O yüzden yazıp, çizdiğim ve söylediklerim biraz farklı oluyor.Genelde siz mi şarkıları seçersiniz yoksa şarkılar mı sizi seçer?Şarkılar beni seçiyor. Bu her zaman böyle oluyor. Onlar beni seçtikten sonra bakıyorum ve ben onlara yakışır mıyım, diye soruyorum kendime. Onların içindeki duyguları gerektiği şekilde insanlara dağıtabilecek miyim, diye bakıyorum. Bu albümdeki şarkılara yakıştığımı düşünüyorum.12 Ay akustik bir albüm. Elektronik altyapılar size samimi geliyor mu?Hepsinin yeri farklı. Akustik çok canlı ve elle tutulur bir şey. Ama hepsinin yeri farklı. Benim bu albümle ilgili senfonik bir konser projem var. Ayrıca gelecek sene tamamen senfonik olan başka bir projem var.Piyasayı iyi bilen bir sanatçısınız. Ama yine de çok piyasa şarkılar duyamıyoruz sizden…Bana gitmez ki. Ben mesaj kaygım var gibi büyük laflar etmeyeceğim. Ama ben ruhumu besleyen işler yapmalıyım ki bu işe devam edebileyim. Yıllar sonra iyi ki bu şarkıyı söylemişim diyebiliyorsam yaptığım işin bir değeri var. Herkes bana “Senin albümlerin arşivlik oluyor.” diyor. Bence bu yüzden öyle oluyor. Hadi şunu atayım ortaya da bir anda patlasın ve üç gün sonra unutulsa da olur diye iş yapmıyorum. Beni vursun dinleyiciyi vursun, insanların hayatında yer etsin istiyorum. Müziğin ve kokunun hafızası vardır. Bir mekanda bir şarkı duyarsın ve bir duyguna eşlik eder. Kırk yıl sonra o şarkıyı yeniden dinlediğinde seni yine o mekana ve o duyguya götürebiliyorsa o şarkı senin hayatında yer etmiştir. Müziğin böyle bir gücü var. Bu gücü neden kullanmayalım.Müzikte hayal ettiğiniz yere ulaşabildiniz mi?Hayal ettiklerimin çeyreğini bile yapmadım. Her şeyi yaptığım dediğiniz anda bir tembellik geliyor insana. Ben ilk günden beri işimi amatör bir ruhla yapıyorum. Biraz da işin samimi olması ondan kaynaklanıyor. Her sahneye çıkışımda yeniden heyecanlanıyorum. Yeni bir şey yaparken uykularım kaçıyor. Bazen yeni bir şey yapmak tam bir işkence haline geliyor. Sürekli düşünme hali işimi daha da sevmeme yarıyor.Sizin için “popüler müzik yaptığı halde alternatif olabilen bir isim” değerlendirmeleri yapılıyor. Bu değerlendirmeleri nasıl buluyorsunuz?Benim bildiğim bu, diğerini yapmak benim için zor. ‘Ben olmayan’ bir şeyi yapmak zor. Yonca Lodi’nin bir müziği var. Bu müzik dinley
Zaman
En Çok Okunan
22.03.2014
RağmensevebiliyorsanızgerçekaşkodurRağmen sevebiliyorsanız gerçek aşk odur
Komedyenler psikotik çıktı
Taraf Gazetesi
17.01.2014
07:22
Komedyenlerin psikotik kişilik özelliklerine sahip olduğu ortaya çıktı. Araştırmaya göre komik insanlar, paranormal aktivitelere inançlı, dikkati dağınık ve asosyal
Taraf Gazetesi
Son Dakika
17.01.2014
KomedyenlerpsikotikçıktıKomedyenler psikotik çıktı
Komplo teorileri
Zaman
31.12.2013
02:08
İtiraf etmeliyim, komplo teorilerine hem kızarım hem de gizliden bir hayranlık duyarım.Komplolar seslendirildikçe, bu hayal gücü bende olsa ne güzel romanlar yazardım, diye içimde bir imrenme, hatta bir kıskançlık duygusu doğar. Bazen de, girift, çok yanlı, başı sonu belli olmayan senaryoları yaratanlar, kendi uydurdukları bu hikâyelere kendileri de inanıyor mu, diye bir de soru belirir aklımda. Sanırım bu sorunun iki cevabı var. Kurguladıklarını gerçeğin kendisiymiş gibi görenler herhalde paranoyaya yakın veya tam içinde olanlardır. Kendi yapıları olan senaryoların gerçeklikle ilişkili olmadığını bilenler ise normal olan insanlardır. Ancak “normal insanlar” derken kastım, ruh sağlığı açısından hasta olmayanlardır; yoksa ahlakları ayrı bir mesele. Yani “normal” olanları da ikiye ayırmamız gerek: birileri hayal yapısı komploları sanat alanında kullanırlar (romancılar, senaristler gibi); başkaları çıkar amacıyla siyaset alanında.Komplo senaryoları sanat alanıyla sınırlı kaldıklarında, yani birileri samimi olarak “senaryo/roman yazdım, bunlar kurgudur” diyorsa, tabii ki onların hikâyelerini yalanlamaya çalışmam. İlgi duyar, sevebilirim de. Polisiye romanları, buna benzer metinlerdir. Gıpta ile baktığım bu hayal gücüdür. Ama bazen sanata mesafeli kalmış insanlar bu edebiyat senaryolarını (romanları örneğin) kurgu olarak algılamazlar, tarih yazımı sanırlar, müdahale eder ve komik olurlar: “O olay tarihte aslında böyle olmadı” derler, “şöyle oldu” diye bir güzel hikâye anlatırlar. Yani komplo senaryoları sanat alanında kabul edilebilir, edilmelidir, demek istiyorum; bunlara karışılmamalı, saygı duyulmalıdır. Tabii, kurgu oldukları açıkça ifade edilmeleri şartıyla.Felsefede çok tartışılmıştır komplolu iddialar. Hayal gücüne dayalı tezlerin kanıtlanmaları olanaksız olduğu için çürütülmeleri de olanaksızdır; çünkü her şey zaten baştan “gizlidir”. Örneğin, ben “şu binanın arkasında görünmeyen iki fil var” dersem, bunun aksini ispatlamanız olanaksızdır. “Bakın yok” derseniz, ben “ama onlar zaten görünmezdir” derim. Paranoyak olana “gizliden” izlenmediğini gösteremezsiniz. Ortaçağda Engizisyon mahkemeleri insanlardan büyücü olmadıklarını, içlerine şeytanın yerleşmediğini göstermelerini istermiş. Nasıl gösterebilirsin bunu? Zavallılara, “şu kızgın demiri al kaldır, masum isen tanrı seni korur” derlermiş. Sonra eli yananlar ateşe verilirmiş!Bu insafsız mirasından dolayı zamanımızda kimseden masum olduğunu ispatlaması istenmiyor; suçluluk iddia edenin bunu kanıtlaması isteniyor. Eğer suçluluğu kesin bir biçimde kanıtlanamıyorsa, suçluluk iddiaları iftira ve geçersiz sayılıyor. Mahkemeler bu durumlarda insanları masum ilan eder veya “şüpheler” yüzünden beraat ettirirler. Bir masum haksız olarak mahkûm edileceğine yüzlerce suçlu kurtulsun ilkesi de bu yüzden dile getirilir. Geçmişinde bir engizisyonu yaşamış olan Batı dünyası bu alanda oldukça duyarlıdır, hukukunu da ona göre geliştirmiştir. Korkarım, “Doğuda” her mümkün olan senaryo muhtemel hatta inandırıcı olarak da görülüyor. Oysa ister mümkün ister muhtemel olsun, suçluluk mutlaka şüpheye yer bırakmayacak biçimde kanıtlanmalıdır. Ama bu da yetmiyor, kanıtların yasal yollardan elde edilmesi de gerekiyor. Bu şart da insanların haklarına halel getirilmemesi için gerekli sayılıyor. Böyle bir süreçte en ufak bir şüphe doğarsa, bu, suçlananın lehine yorumlanmalıdır. Komplo teorileri sonsuz olarak çoğaltılabilir ve çürütülmeleri olanaksızdır. Binbir olay içinde uygun gördüklerimizi seçip, bunlarla bir hikâye uydurup, teorimizi sözde “inandırıcı” kılmak her zaman olanaklıdır. Bu yordamı paranoyaya yakalanmış olan da, sinsi müfteri de izleyebilir. Teorimizin muhtemel çelişkilerini de ek hikâyeler uydurarak haklı gösterebiliriz. Örneğin, son günlerde yaşanan güven krizini düşünün. Kimilerine göre, yabancı odaklar, yurtiçindeki işbirlikçileriyle hükümeti yıpratmak, düşürmek ve Türkiye’nin önünü kesmek istiyorlar. Bu kanıtlanmamış tez çürütülebilir mi? Hayır! Olmayanı “gösteremezsin”. Böyle bir durum mümkün müdür? Mümkündür. Ama hayatta hemen hemen her şey mümkündür. Muhtemel midir? Değildir, ama “katiyen olamaz” da diyemiyoruz. Böyle bir durumda kanıtlanmamış, delilleri elimizde olmayan teorilere inanmamız insanları tam bir kargaşaya, toplumu paralize eden ve ülke temellerini sarsan bir krize götürür. Yaşanan da budur. Komplo isterisi baş göstermesin, hepimizin ruhî dengesi bozulur. Yavaştan başlayıp komplo senaryoları etrafı sarabilir.Bari ben de kendi “yalanlanamaz” komplo senaryomu sunayım: Aslında yolsuzlukla suçlananlar komployu işleme koyanlardır! Bunlar Türkiye’ye kötülük olsun
Zaman
Yorum
31.12.2013
KomploteorileriKomplo teorileri
'Görevden alınan polislere fakirin hakkını savundukları için minnettarız'
Zaman
20.12.2013
12:04
CHP Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yürütülen yolsuzluk ve rüşvet operasyonu sonrası görevden alınan polis müdürlerine partisi ve ülke adına teşekkür ettiğini belirterek, Görevlerini yerine getirdiler. Belki mağdur olacaklar, belki başka bir yere atanacaklar, belki tenzili rütbeye uğrayacaklar ama yetimin hakkını, fakirin fukaranın hakkını, bu ülkenin hakkını savundukları için herkes kendilerine minnet duyacak. şeklinde konuştu. Şeker, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün, Devlet Denetleme Kurulunu (DDK) görevlendirip, hatta devlet bankalarının bütün ilişkilerinin ortaya çıkartması gerektiğini de vurguladı. Cihan Haber Ajansına (Cihan) konuşan Gaziantep Milletvekili Mehmet Şeker, operasyonla ilgili iktidarın polis müdülerini görevden alarak yargıya müdahale ettiğini ifade etti. Türkiye’de hukukun zor işlediğine dikkat çeken Şeker, Türkiye’de bir takım insanlar korunuyor, bir takım insanlar kollanıyor, anormal derecede zengin oluyor. Hiç vergi vermiyorlar. Bunun içinde gemi sahibi olanlar, para sahibi olanlar, güç sahibi olan insanlar var. 3 tane bakanın oğlunun olması, bakanın isminin olması çok kötü bir şey. Çok hızlı bir şekilde, bu bakanların görevinden istifa etmesi lazım. Soruşturmanın selameti açısından, bu çok önemli. diye konuştu. Ortada ciddi bir yolsuzluk varken operasyonu gerçekleştirilen polislerin üstlerine bilgi vermemesinin tartışılmasını çok komik bulduğunu dile getiren Şeker, Televizyondaki tartışmalar çok komik geliyor. İzin aldılar mı, almadılar mı, valinin haberi var mıydı, emniyet müdürünün haberi var mıydı, İçişleri Bakanı’nın haberi var mıydı? Arkadaşlar ortalıkta bir yolsuzluk var. Bunu tartışmamız lazım. Bir bakanın oğlunun evinde para sayma makinesi çıkıyor, kasalar çıkıyor, bir genel müdürün evinde ayakkabı kutularının içinde 4,5 milyon dolar para çıkıyor. Bunları kimse tartışmıyor. Tartışılacak konu bunlar. İzin almış almamış, eksik yapmış yapmamış, işin burasında olmamak lazım. Asıl işin merkezinde yolsuzluk var. Bu yolsuzluğu yapan kim? Efendim Emniyet Müdürü bu işi yaparken amirine bildirmemiş. Bildirse ne olacaktı? Üstünü kapatacaklardı. Ya da bir bakanın haberi olsaydı oğluna operasyon yaptırır mıydı? Hukuk devletinde bunların yeri de yok. açıklamalarına yer verdi. GÖREVDEN ALINMALAR HIRSIZLIĞIN ÜSTÜNÜ KAPATMA YÖNTEMİDİR Görevden alınan polislere herkesin minnet duyacağını vurgulayan Şeker, Bu arkadaşlarımız bu görevleri yapmışlar. Tebrik etmek lazım. Görevlerini yerine getirmişler. Ama ne yaptılar, bu arkadaşları görevlerinden aldılar. Tarih hırsızları hiçbir zaman unutmaz, yargılar. Görevden alınan bu arkadaşlara partim adına, ülkem adına çok teşekkür ederim. Görevlerini yerine getirdiler. Belki mağdur olacaklar, belki başka bir yere atanacaklar, belki tenzili rütbeye uğrayacaklar ama yetimin hakkını, fakirin fukaranın hakkını, bu ülkenin hakkını savundukları için herkes kendilerine minnet duyacak. şeklinde konuştu. Emniyet Müdürü ve şube müdürünün görevden alınması hırsızlığın üstünü kapatma yöntemidir diyen Şeker, Bir Başbakan şeffaf olmak zorundadır. Hırsızlık, yolsuzluk varsa bunları ortaya çıkarma durumundadır. Başbakanın çok acil bu bakanları görevden alıp soruşturmanın selameti için savcılığın olayı sonlandırana kadar beklemesi gerekiyordu. Siz bu yolsuzlukları ortadan kaldırmak için geldiniz, hortumları keseceğiz diye geldiniz. Hortumları kesip başkalarının tarlalarına akıtmışsınız. CHP olarak bu arkadaşlarımızı takip edeceğiz. Oların da savunucusu olacağız. diye konuştu. Gezi Parkı eylemlerinde polisi kahraman gösteren hükümetin şimdi ise polisi ihanetle suçladığına dikkat çeken Şeker şunları kaydetti: Gezi Parkı eylemlerinde talimat vereceksiniz, bu adamların gözünü çıkartın, öldürün diyeceksiniz, alkışlayacaksınız. Gezi parkı olaylarından sonra polis yolsuzlukları ortaya çıkardığında tu kaka olacak. Demokrasilerde bu olmaz. Yarın bir gün bu bakanlar, bu yolsuzluğa bulaşmış bürokratlar tutuklanacaklar ve cezaevlerine girecekler. Biz yine hukuku savunacağız. Dün polisleri kahraman ilan eden, onlara maaş veren iktidar gitti, bütün bu işleri yapan polisler yanlış polis oldu. Böyle bir şey olur mu?GÖREVİNİ YAPANLAR CEMAATÇİ DENİLEREK YAFTALANIYOR Operasyona komplo diyenlere sert çıkışan Şeker, Ya kim yapacak size bu komployu. Ortada bir para var. 4,5 milyon dolar adamın evinde çıkıyor. Elde bilgeler, belgeler var. Ne komplosu arkadaşlar. Bir hırsızlık var ya. dedi. Görevini yapan polislere cemaatçi diyerek yafta yapıştırıldığını söyleyen CHP Milletvekili, Burada görevini yapan insanlar var. Neci olduğu önemli değil. Görevini yapan insanlara siz başka yafta yapıştırmaya çalışıyorsunuz. Ortada bir hırsızlık var mı? Var. Olayı ortaya çıkarmaya çalışan polis, savcı var mı? O da var. Peki neyi tartışıyoruz. Bu soruşturmayı yapan Emniyetçiler ya da savcılar MHP’li olsa ne değişe
Zaman
Son Dakika
20.12.2013
GörevdenalınanpolislerefakirinhakkınısavunduklarıiçinminnettarızGörevden alınan polislere fakirin hakkını savundukları için minnettarız
Baransu'nun evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulundu
Zaman
07.12.2013
16:18
Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransunun evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulundu. Baransu, balkon kapısının üzerinde bulduğu cihazları Twitter hesabından duyurdu. Baransu, inceleme için ekip çağırdığını belirtti.2004 Ağustos ayı MGKsında alınan Gülen Cemaatini Bitirme kararlarını ortaya çıkaran; MİTin 2013 yılında yaptığı fişlemeleri deşifre eden Mehmet Baransu, bu sabah Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulunduğunu duyurdu.Twitter hesabından, Hadi bakalım. Sigara içmek için balkona çıkarken kapı üstünde dinleme cihazı ve gizli kamera buldum. Kim koymuş olabilir ki? diyerek cihazları duyuran Baransu, sırayla şu tweetleri paylaştı:- Kamufle etmeye çalışmışlar ama anten görünüyor. PVC rengini seçip, PVC üzerine koymuşlar ki belli olmasın diye.- Bana MİTçiler seni takip ediyor diyen haber kaynağım; kısa bir zaman önce evine kamera koyacaklar demişti.- Yuh diyorum size. Aşağılık insanlar.- Bu pisliğin arkasından hangi kurumun çıkacağını da biliyorum. Peşime adam taktığınız yetmedi şimdi de gizli kamera, ses kaydı öyle mi?- Bu pisliğinizi size çok ağır ödeteceğim.- Evdeki alarm sistemiyle benzerlik kurmuşlar ki anlaşılmasın.- Evdeki alarm sistemiyle birebir uyumlu, benzer kutu içine kamera koyma. Sadece zeki olduğunuz yön bu ama yine yakalandınız.- Bir hafta önce böcek tarama cihazı sinyal verdi ama yandaki Kuran kursunun kamera sinyali diye düşündüm. Kapı üstüne bakmak aklıma gelmedi.- Dikkatli göz, binlerce lira verilen tarama cihazından daha işlevsel. İğne ucunu bulan cihaz, bu koca şeyi bulamadı.- Evinizde alarm cihazları varsa, sağına soluna bakın. Kamufle edilmiş kamera bulabilirsiniz.- MİTçi kalemler yine başlamış. Evdeki alarm sistemini kamera diye yazıyor, diye. Evdeki sistem ve bu aparata gizlenen kamera çok farklı.- Bilip anlamadan birilerini koruyacağım diye komik olmayın. Bulduğum şey alarm sistemi görünümlü kamera, alıcı.- Detaylar ve kimin koyduğu elbet ortaya çıkar!- Anlamak için dokundum. İçini açınca gerçekle karşılaştım. Alarm sistemine benzer kamera ilk kez gördüm.- Konuyu incelemek üzere bir ekip geliyor. Bakalım ne çıkacak içinden. Bilgileri sabah paylaşacağım.Öte yandan, Baransu hakkında Başbakanlık, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından suç duyurusunda bulunulmuştu.
Zaman
En Çok Okunan
07.12.2013
BaransununevindedinlemecihazıvegizlikamerabulunduBaransunun evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulundu
Baransu'nun evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulundu
Zaman
07.12.2013
12:29
Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransunun evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulundu. Baransu, balkon kapısının üzerinde bulduğu cihazları Twitter hesabından duyurdu. Baransu, inceleme için ekip çağırdığını belirtti.2004 Ağustos ayı MGKsında alınan Gülen Cemaatini Bitirme kararlarını ortaya çıkaran; MİTin 2013 yılında yaptığı fişlemeleri deşifre eden Mehmet Baransu, bu sabah Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulunduğunu duyurdu.Twitter hesabından, Hadi bakalım. Sigara içmek için balkona çıkarken kapı üstünde dinleme cihazı ve gizli kamera buldum. Kim koymuş olabilir ki? diyerek cihazları duyuran Baransu, sırayla şu tweetleri paylaştı:- Kamufle etmeye çalışmışlar ama anten görünüyor. PVC rengini seçip, PVC üzerine koymuşlar ki belli olmasın diye.- Bana MİTçiler seni takip ediyor diyen haber kaynağım; kısa bir zaman önce evine kamera koyacaklar demişti.- Yuh diyorum size. Aşağılık insanlar.- Bu pisliğin arkasından hangi kurumun çıkacağını da biliyorum. Peşime adam taktığınız yetmedi şimdi de gizli kamera, ses kaydı öyle mi?- Bu pisliğinizi size çok ağır ödeteceğim.- Evdeki alarm sistemiyle benzerlik kurmuşlar ki anlaşılmasın.- Evdeki alarm sistemiyle birebir uyumlu, benzer kutu içine kamera koyma. Sadece zeki olduğunuz yön bu ama yine yakalandınız.- Bir hafta önce böcek tarama cihazı sinyal verdi ama yandaki Kuran kursunun kamera sinyali diye düşündüm. Kapı üstüne bakmak aklıma gelmedi.- Dikkatli göz, binlerce lira verilen tarama cihazından daha işlevsel. İğne ucunu bulan cihaz, bu koca şeyi bulamadı.- Evinizde alarm cihazları varsa, sağına soluna bakın. Kamufle edilmiş kamera bulabilirsiniz.- MİTçi kalemler yine başlamış. Evdeki alarm sistemini kamera diye yazıyor, diye. Evdeki sistem ve bu aparata gizlenen kamera çok farklı.- Bilip anlamadan birilerini koruyacağım diye komik olmayın. Bulduğum şey alarm sistemi görünümlü kamera, alıcı.- Detaylar ve kimin koyduğu elbet ortaya çıkar!- Anlamak için dokundum. İçini açınca gerçekle karşılaştım. Alarm sistemine benzer kamera ilk kez gördüm.- Konuyu incelemek üzere bir ekip geliyor. Bakalım ne çıkacak içinden. Bilgileri sabah paylaşacağım.Öte yandan, Baransu hakkında Başbakanlık, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından suç duyurusunda bulunulmuştu.
Zaman
Ana Sayfa
07.12.2013
BaransununevindedinlemecihazıvegizlikamerabulunduBaransunun evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulundu
Baransu'nun evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulundu
Zaman
07.12.2013
11:32
Taraf gazetesi yazarı Mehmet Baransunun evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulundu. Baransu, balkon kapısının üzerinde bulduğu cihazları Twitter hesabından duyurdu. Baransu, inceleme için ekip çağırdığını belirtti. 2004 Ağustos ayı MGKsında alınan Gülen Cemaatini Bitirme kararlarını ortaya çıkaran; MİTin 2013 yılında yaptığı fişlemeleri deşifre eden Mehmet Baransu, bu sabah Twitter hesabı üzerinden yaptığı açıklamada, evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulunduğunu duyurdu. Twitter hesabından, Hadi bakalım. Sigara içmek için balkona çıkarken kapı üstünde dinleme cihazı ve gizli kamera buldum. Kim koymuş olabilir ki? diyerek cihazları duyuran Baransu, sırayla şu tweetleri paylaştı: - Kamufle etmeye çalışmışlar ama anten görünüyor. PVC rengini seçip, PVC üzerine koymuşlar ki belli olmasın diye. - Bana MİTçiler seni takip ediyor diyen haber kaynağım; kısa bir zaman önce evine kamera koyacaklar demişti. - Yuh diyorum size. Aşağılık insanlar. - Bu pisliğin arkasından hangi kurumun çıkacağını da biliyorum. Peşime adam taktığınız yetmedi şimdi de gizli kamera, ses kaydı öyle mi? - Bu pisliğinizi size çok ağır ödeteceğim. - Evdeki alarm sistemiyle benzerlik kurmuşlar ki anlaşılmasın. - Evdeki alarm sistemiyle birebir uyumlu, benzer kutu içine kamera koyma. Sadece zeki olduğunuz yön bu ama yine yakalandınız. - Bir hafta önce böcek tarama cihazı sinyal verdi ama yandaki Kuran kursunun kamera sinyali diye düşündüm. Kapı üstüne bakmak aklıma gelmedi. - Dikkatli göz, binlerce lira verilen tarama cihazından daha işlevsel. İğne ucunu bulan cihaz, bu koca şeyi bulamadı. - Evinizde alarm cihazları varsa, sağına soluna bakın. Kamufle edilmiş kamera bulabilirsiniz. - MİTçi kalemler yine başlamış. Evdeki alarm sistemini kamera diye yazıyor, diye. Evdeki sistem ve bu aparata gizlenen kamera çok farklı. - Bilip anlamadan birilerini koruyacağım diye komik olmayın. Bulduğum şey alarm sistemi görünümlü kamera, alıcı. - Detaylar ve kimin koyduğu elbet ortaya çıkar! - Anlamak için dokundum. İçini açınca gerçekle karşılaştım. Alarm sistemine benzer kamera ilk kez gördüm. - Konuyu incelemek üzere bir ekip geliyor. Bakalım ne çıkacak içinden. Bilgileri sabah paylaşacağım. Öte yandan, Baransu hakkında Başbakanlık, Milli Güvenlik Kurulu (MGK) ve Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) tarafından suç duyurusunda bulunulmuştu. CİHAN
Zaman
Son Dakika
07.12.2013
BaransununevindedinlemecihazıvegizlikamerabulunduBaransunun evinde dinleme cihazı ve gizli kamera bulundu
'Fişleme belgeleri doğru; MİT'ten sızdırıldı'
Zaman
04.12.2013
17:48
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, bir gazetede yer alan ve bazı cemaat mensupları hakkında fişleme yapıldığına dair belgelerin MİTin içinden sızdırıldığını söyledi. Çelik, Hiçbir kurumda ve kişiyle bu bilgiler paylaşılmamıştır. Ve MİTin veri tabanında bir araya getirilen bilgiler, birileri tarafından içerdekiler tarafından, bu adı geçen gazeteye servis edilmiştir. Bu yapılırken de arkadaşlar şu yapılmıştır; özellikle AK Parti ile ve belli konularda tartışmaları olan bazı kesimlere mensup ve yakın kişiler seçilmiştir. dedi.AK Parti Genel Merkezinde basın toplantısı düzenleyen Hüseyin Çelik, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çelik, yine basına sızdırılan MGK bildirisi ile ilgili, Bırakın inancının gereği olarak insanların kılık kıyafetiyle uğraşmayı, 28 Şubat döneminde mesleğinden men edilen 800 öğretmeni ben milli eğitim bakanı sıfatıyla onları görevlerine iade ettim. 800 bayan öğretmeni. Düşülen komik durum şudur; MGK kararını hizmete karşı kullanılan bir şey gibi sundular. Bu asılsız bir iddiadır. Netice itibariyle biz aynı ruh ve mana dünyasına mensup olduğumuz insanlarla dediğim gibi cebelleşmek onları mağdur etmeyi onlara haksızlık etmeyi kendimiz için ayıp sayarız ve böyle bir ayıba da asla düşmeyiz. İşin bir diğer tarafı, bir şey daha söyleyeyim size, bütün bu dönem boyunca biz Türkiyede kendi insanımızı kategorizasyona tabi tutmayı elimizin tersiyle kenara ittik. Hangi sivil toplum örgütü, hangi inanç grubu, hangi cemaat, hangi cemiyet, hangi camia olursa olsun ne zaman Sayın Başbakana hükümet üyelerine makul meşru mantıklı bir taleple geldilerse bunlar iyi karşılanmıştır, bunlara iyi niyetle yaklaşılmıştır ve çoğu zaman da onların arzusu istikametinde istekleri doğrultusunda işlem tesis edilmiştir. diye konuştu.DEVLET OKULLARA SAHİP ÇIKMIŞTIRHizmet kurumunun yurt dışında açtığı okulların, başta Rusya Federasyonu olmak üzere bazı ülkelerde sıkıntılar yaşadığını belirten Çelik, Ben Sayın Başbakanın bizatihi orada devlet ve hükümet başkanlarına bu meseleye doğrudan sahip çıktığının bizatihi şahidi olan insanlardanım. Sayın Cumhurbaşkanımızın, bizim insanımızın oralarda kurduğu ve hepimiz için medarı iftihar olan iftihar vesilesi olan bu okullara sahip çıkma konusunda bütün hükümet üyelerimiz biri biriyle yarışmıştır. Başta Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanımız olmak üzere gittikleri her ülkede bu okulları bizatihi ziyaret etmişlerdir. Ve o ülkelerde bu okulların aleyhinde estirilen bazı dedikoduların da bazı suizanların ve suiniyetlerin de önüne geçmişlerdir. Manevi olarak destek olmuşlardır. şeklinde konuştu.AK PARTİNİN BİZATİHİ KENDİSİNİN MAĞDUR VE MAZLUM OLDUĞUNU NEREYE YERLEŞTİRECEKSİNİZBu açıdan dershane tartışmalarına değinen Çelik, Son dershane tartışmasından yola çıkarak cemaatin cemaatle uzaktan yakından sevgisi sempatisi olmayan hatta tabiri caizse cemaat karnına girecek olsa kendisini denize atacak olan başta MHP, CHP, BDP gibi muhalifimiz olan partiler bir anda cemaati sanki sahiplenen, hamisi olan bir pozisyona geçtiler. Daha önce cemaat aleyhinde TBMM kürsüsünde söyledikleri sanki yokmuş gibi, zabıtlarda yokmuş gibi, sanki cemaatin adeta yok edilmesi için seferber olduklarını unutmuşçasına beyanlarda bulundular. Bu çok sağlıksız bir tartışma zemini. Netice itibariyle şuraya geliyorum değerli arkadaşlar. 27 Nisan bildirisi ile birlikte AK Partinin bizatihi kendisi bir e-muhtıranın hedefi haline getirilmiştir. Tekrar altını çiziyorum. A cemaatine, B cemaatine yönelik devlet içerisinde devlet gücü kullanan bazı unsurların yaptığı olumsuzlukları eğer AK Partiye mal ederseniz, AK Partinin bizatihi kendisinin mağdur ve mazlum olduğunu nereye yerleştireceksiniz. ifadelerini kullandı.MGKnın AK Parti döneminde sivilleştirildiğini kaydeden Çelik, Başka Milli Güvenlik Siyaset Belgesi diye Kırmızı Kitap dediğimiz bir kitap vardı, o kitapta bütün dini hassasiyet taşıyan gruplar vakıflar cemiyetler hepsi hedef seçilmişti. AK Parti buna son vermiştir. AK Parti iktidarı ile birlikte değerli arkadaşlar bu Başbakanlık Takip Kurulu dediğimiz kurul 2010da ortadan kaldırılmıştır. Anayasa değişiklikleri yapıldıktan sonra Türkiye vesayetten kurtulduktan sonra bunlar ortadan kaldırılmıştır. Vesayetin bir uzantısı olan bu kurul ortadan kaldırılmıştır. EMASYA protokolüne son verilmiştir. Bizatihi Hz. Peygamberin kutlu doğumu ile ilgili iddialardan yola çıkan 27 Nisan bildirisi bir paçavraya çevrilip çöpe atılmıştır. Bunu AK Partinin başbakanı ve hükümeti yapmıştır. AK Parti 2008de kapatmayla karşı karşıya kaldı. Adeta kale direğinden döndü. 2010 referandumuna kadar statükonun vesayetçi güçlerin bir numaralı hedefi bugün de o zihniyeti taşıyan insanlar aynı düşüncededirler bir numaralı hedefi AK Parti hükümetidir. AK Parti genel başkanı bu hükümetin başbakanı ve üyeleridir. Bunu görmemiz ge
Zaman
Güncel
04.12.2013
Fişlemebelgeleridoğru;MİTtensızdırıldıFişleme belgeleri doğru; MİTten sızdırıldı
'Fişleme belgeleri doğru; MİT'ten sızdırıldı'
Zaman
04.12.2013
17:47
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, bir gazetede yer alan ve bazı cemaat mensupları hakkında fişleme yapıldığına dair belgelerin MİTin içinden sızdırıldığını söyledi. Çelik, Hiçbir kurumda ve kişiyle bu bilgiler paylaşılmamıştır. Ve MİTin veri tabanında bir araya getirilen bilgiler, birileri tarafından içerdekiler tarafından, bu adı geçen gazeteye servis edilmiştir. Bu yapılırken de arkadaşlar şu yapılmıştır; özellikle AK Parti ile ve belli konularda tartışmaları olan bazı kesimlere mensup ve yakın kişiler seçilmiştir. dedi.AK Parti Genel Merkezinde basın toplantısı düzenleyen Hüseyin Çelik, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çelik, yine basına sızdırılan MGK bildirisi ile ilgili, Bırakın inancının gereği olarak insanların kılık kıyafetiyle uğraşmayı, 28 Şubat döneminde mesleğinden men edilen 800 öğretmeni ben milli eğitim bakanı sıfatıyla onları görevlerine iade ettim. 800 bayan öğretmeni. Düşülen komik durum şudur; MGK kararını hizmete karşı kullanılan bir şey gibi sundular. Bu asılsız bir iddiadır. Netice itibariyle biz aynı ruh ve mana dünyasına mensup olduğumuz insanlarla dediğim gibi cebelleşmek onları mağdur etmeyi onlara haksızlık etmeyi kendimiz için ayıp sayarız ve böyle bir ayıba da asla düşmeyiz. İşin bir diğer tarafı, bir şey daha söyleyeyim size, bütün bu dönem boyunca biz Türkiyede kendi insanımızı kategorizasyona tabi tutmayı elimizin tersiyle kenara ittik. Hangi sivil toplum örgütü, hangi inanç grubu, hangi cemaat, hangi cemiyet, hangi camia olursa olsun ne zaman Sayın Başbakana hükümet üyelerine makul meşru mantıklı bir taleple geldilerse bunlar iyi karşılanmıştır, bunlara iyi niyetle yaklaşılmıştır ve çoğu zaman da onların arzusu istikametinde istekleri doğrultusunda işlem tesis edilmiştir. diye konuştu.DEVLET OKULLARA SAHİP ÇIKMIŞTIRHizmet kurumunun yurt dışında açtığı okulların, başta Rusya Federasyonu olmak üzere bazı ülkelerde sıkıntılar yaşadığını belirten Çelik, Ben Sayın Başbakanın bizatihi orada devlet ve hükümet başkanlarına bu meseleye doğrudan sahip çıktığının bizatihi şahidi olan insanlardanım. Sayın Cumhurbaşkanımızın, bizim insanımızın oralarda kurduğu ve hepimiz için medarı iftihar olan iftihar vesilesi olan bu okullara sahip çıkma konusunda bütün hükümet üyelerimiz biri biriyle yarışmıştır. Başta Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanımız olmak üzere gittikleri her ülkede bu okulları bizatihi ziyaret etmişlerdir. Ve o ülkelerde bu okulların aleyhinde estirilen bazı dedikoduların da bazı suizanların ve suiniyetlerin de önüne geçmişlerdir. Manevi olarak destek olmuşlardır. şeklinde konuştu.AK PARTİNİN BİZATİHİ KENDİSİNİN MAĞDUR VE MAZLUM OLDUĞUNU NEREYE YERLEŞTİRECEKSİNİZBu açıdan dershane tartışmalarına değinen Çelik, Son dershane tartışmasından yola çıkarak cemaatin cemaatle uzaktan yakından sevgisi sempatisi olmayan hatta tabiri caizse cemaat karnına girecek olsa kendisini denize atacak olan başta MHP, CHP, BDP gibi muhalifimiz olan partiler bir anda cemaati sanki sahiplenen, hamisi olan bir pozisyona geçtiler. Daha önce cemaat aleyhinde TBMM kürsüsünde söyledikleri sanki yokmuş gibi, zabıtlarda yokmuş gibi, sanki cemaatin adeta yok edilmesi için seferber olduklarını unutmuşçasına beyanlarda bulundular. Bu çok sağlıksız bir tartışma zemini. Netice itibariyle şuraya geliyorum değerli arkadaşlar. 27 Nisan bildirisi ile birlikte AK Partinin bizatihi kendisi bir e-muhtıranın hedefi haline getirilmiştir. Tekrar altını çiziyorum. A cemaatine, B cemaatine yönelik devlet içerisinde devlet gücü kullanan bazı unsurların yaptığı olumsuzlukları eğer AK Partiye mal ederseniz, AK Partinin bizatihi kendisinin mağdur ve mazlum olduğunu nereye yerleştireceksiniz. ifadelerini kullandı.MGKnın AK Parti döneminde sivilleştirildiğini kaydeden Çelik, Başka Milli Güvenlik Siyaset Belgesi diye Kırmızı Kitap dediğimiz bir kitap vardı, o kitapta bütün dini hassasiyet taşıyan gruplar vakıflar cemiyetler hepsi hedef seçilmişti. AK Parti buna son vermiştir. AK Parti iktidarı ile birlikte değerli arkadaşlar bu Başbakanlık Takip Kurulu dediğimiz kurul 2010da ortadan kaldırılmıştır. Anayasa değişiklikleri yapıldıktan sonra Türkiye vesayetten kurtulduktan sonra bunlar ortadan kaldırılmıştır. Vesayetin bir uzantısı olan bu kurul ortadan kaldırılmıştır. EMASYA protokolüne son verilmiştir. Bizatihi Hz. Peygamberin kutlu doğumu ile ilgili iddialardan yola çıkan 27 Nisan bildirisi bir paçavraya çevrilip çöpe atılmıştır. Bunu AK Partinin başbakanı ve hükümeti yapmıştır. AK Parti 2008de kapatmayla karşı karşıya kaldı. Adeta kale direğinden döndü. 2010 referandumuna kadar statükonun vesayetçi güçlerin bir numaralı hedefi bugün de o zihniyeti taşıyan insanlar aynı düşüncededirler bir numaralı hedefi AK Parti hükümetidir. AK Parti genel başkanı bu hükümetin başbakanı ve üyeleridir. Bunu görmemiz ge
Zaman
Ana Sayfa
04.12.2013
Fişlemebelgeleridoğru;MİTtensızdırıldıFişleme belgeleri doğru; MİTten sızdırıldı
'Fişleme belgeleri doğru, MİT'ten sızdırıldı'
Zaman
04.12.2013
17:45
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, bir gazetede yer alan ve bazı cemaat mensupları hakkında fişleme yapıldığına dair belgelerin MİTin içinden sızdırıldığını söyledi. Çelik, Hiçbir kurumda ve kişiyle bu bilgiler paylaşılmamıştır. Ve MİTin veri tabanında bir araya getirilen bilgiler, birileri tarafından içerdekiler tarafından, bu adı geçen gazeteye servis edilmiştir. Bu yapılırken de arkadaşlar şu yapılmıştır; özellikle AK Parti ile ve belli konularda tartışmaları olan bazı kesimlere mensup ve yakın kişiler seçilmiştir. dedi.AK Parti Genel Merkezinde basın toplantısı düzenleyen Hüseyin Çelik, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çelik, yine basına sızdırılan MGK bildirisi ile ilgili, Bırakın inancının gereği olarak insanların kılık kıyafetiyle uğraşmayı, 28 Şubat döneminde mesleğinden men edilen 800 öğretmeni ben milli eğitim bakanı sıfatıyla onları görevlerine iade ettim. 800 bayan öğretmeni. Düşülen komik durum şudur; MGK kararını hizmete karşı kullanılan bir şey gibi sundular. Bu asılsız bir iddiadır. Netice itibariyle biz aynı ruh ve mana dünyasına mensup olduğumuz insanlarla dediğim gibi cebelleşmek onları mağdur etmeyi onlara haksızlık etmeyi kendimiz için ayıp sayarız ve böyle bir ayıba da asla düşmeyiz. İşin bir diğer tarafı, bir şey daha söyleyeyim size, bütün bu dönem boyunca biz Türkiyede kendi insanımızı kategorizasyona tabi tutmayı elimizin tersiyle kenara ittik. Hangi sivil toplum örgütü, hangi inanç grubu, hangi cemaat, hangi cemiyet, hangi camia olursa olsun ne zaman Sayın Başbakana hükümet üyelerine makul meşru mantıklı bir taleple geldilerse bunlar iyi karşılanmıştır, bunlara iyi niyetle yaklaşılmıştır ve çoğu zaman da onların arzusu istikametinde istekleri doğrultusunda işlem tesis edilmiştir. diye konuştu.DEVLET OKULLARA SAHİP ÇIKMIŞTIRHizmet kurumunun yurt dışında açtığı okulların, başta Rusya Federasyonu olmak üzere bazı ülkelerde sıkıntılar yaşadığını belirten Çelik, Ben Sayın Başbakanın bizatihi orada devlet ve hükümet başkanlarına bu meseleye doğrudan sahip çıktığının bizatihi şahidi olan insanlardanım. Sayın Cumhurbaşkanımızın, bizim insanımızın oralarda kurduğu ve hepimiz için medarı iftihar olan iftihar vesilesi olan bu okullara sahip çıkma konusunda bütün hükümet üyelerimiz biri biriyle yarışmıştır. Başta Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanımız olmak üzere gittikleri her ülkede bu okulları bizatihi ziyaret etmişlerdir. Ve o ülkelerde bu okulların aleyhinde estirilen bazı dedikoduların da bazı suizanların ve suiniyetlerin de önüne geçmişlerdir. Manevi olarak destek olmuşlardır. şeklinde konuştu.AK PARTİNİN BİZATİHİ KENDİSİNİN MAĞDUR VE MAZLUM OLDUĞUNU NEREYE YERLEŞTİRECEKSİNİZBu açıdan dershane tartışmalarına değinen Çelik, Son dershane tartışmasından yola çıkarak cemaatin cemaatle uzaktan yakından sevgisi sempatisi olmayan hatta tabiri caizse cemaat karnına girecek olsa kendisini denize atacak olan başta MHP, CHP, BDP gibi muhalifimiz olan partiler bir anda cemaati sanki sahiplenen, hamisi olan bir pozisyona geçtiler. Daha önce cemaat aleyhinde TBMM kürsüsünde söyledikleri sanki yokmuş gibi, zabıtlarda yokmuş gibi, sanki cemaatin adeta yok edilmesi için seferber olduklarını unutmuşçasına beyanlarda bulundular. Bu çok sağlıksız bir tartışma zemini. Netice itibariyle şuraya geliyorum değerli arkadaşlar. 27 Nisan bildirisi ile birlikte AK Partinin bizatihi kendisi bir e-muhtıranın hedefi haline getirilmiştir. Tekrar altını çiziyorum. A cemaatine, B cemaatine yönelik devlet içerisinde devlet gücü kullanan bazı unsurların yaptığı olumsuzlukları eğer AK Partiye mal ederseniz, AK Partinin bizatihi kendisinin mağdur ve mazlum olduğunu nereye yerleştireceksiniz. ifadelerini kullandı.MGKnın AK Parti döneminde sivilleştirildiğini kaydeden Çelik, Başka Milli Güvenlik Siyaset Belgesi diye Kırmızı Kitap dediğimiz bir kitap vardı, o kitapta bütün dini hassasiyet taşıyan gruplar vakıflar cemiyetler hepsi hedef seçilmişti. AK Parti buna son vermiştir. AK Parti iktidarı ile birlikte değerli arkadaşlar bu Başbakanlık Takip Kurulu dediğimiz kurul 2010da ortadan kaldırılmıştır. Anayasa değişiklikleri yapıldıktan sonra Türkiye vesayetten kurtulduktan sonra bunlar ortadan kaldırılmıştır. Vesayetin bir uzantısı olan bu kurul ortadan kaldırılmıştır. EMASYA protokolüne son verilmiştir. Bizatihi Hz. Peygamberin kutlu doğumu ile ilgili iddialardan yola çıkan 27 Nisan bildirisi bir paçavraya çevrilip çöpe atılmıştır. Bunu AK Partinin başbakanı ve hükümeti yapmıştır. AK Parti 2008de kapatmayla karşı karşıya kaldı. Adeta kale direğinden döndü. 2010 referandumuna kadar statükonun vesayetçi güçlerin bir numaralı hedefi bugün de o zihniyeti taşıyan insanlar aynı düşüncededirler bir numaralı hedefi AK Parti hükümetidir. AK Parti genel başkanı bu hükümetin başbakanı ve üyeleridir. Bunu görmemiz ge
Zaman
Güncel
04.12.2013
FişlemebelgeleridoğruMİTtensızdırıldıFişleme belgeleri doğru MİTten sızdırıldı
'Fişleme belgeleri doğru, MİT'ten sızdırıldı'
Zaman
04.12.2013
17:43
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, bir gazetede yer alan ve bazı cemaat mensupları hakkında fişleme yapıldığına dair belgelerin MİTin içinden sızdırıldığını söyledi. Çelik, Hiçbir kurumda ve kişiyle bu bilgiler paylaşılmamıştır. Ve MİTin veri tabanında bir araya getirilen bilgiler, birileri tarafından içerdekiler tarafından, bu adı geçen gazeteye servis edilmiştir. Bu yapılırken de arkadaşlar şu yapılmıştır; özellikle AK Parti ile ve belli konularda tartışmaları olan bazı kesimlere mensup ve yakın kişiler seçilmiştir. dedi.AK Parti Genel Merkezinde basın toplantısı düzenleyen Hüseyin Çelik, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çelik, yine basına sızdırılan MGK bildirisi ile ilgili, Bırakın inancının gereği olarak insanların kılık kıyafetiyle uğraşmayı, 28 Şubat döneminde mesleğinden men edilen 800 öğretmeni ben milli eğitim bakanı sıfatıyla onları görevlerine iade ettim. 800 bayan öğretmeni. Düşülen komik durum şudur; MGK kararını hizmete karşı kullanılan bir şey gibi sundular. Bu asılsız bir iddiadır. Netice itibariyle biz aynı ruh ve mana dünyasına mensup olduğumuz insanlarla dediğim gibi cebelleşmek onları mağdur etmeyi onlara haksızlık etmeyi kendimiz için ayıp sayarız ve böyle bir ayıba da asla düşmeyiz. İşin bir diğer tarafı, bir şey daha söyleyeyim size, bütün bu dönem boyunca biz Türkiyede kendi insanımızı kategorizasyona tabi tutmayı elimizin tersiyle kenara ittik. Hangi sivil toplum örgütü, hangi inanç grubu, hangi cemaat, hangi cemiyet, hangi camia olursa olsun ne zaman Sayın Başbakana hükümet üyelerine makul meşru mantıklı bir taleple geldilerse bunlar iyi karşılanmıştır, bunlara iyi niyetle yaklaşılmıştır ve çoğu zaman da onların arzusu istikametinde istekleri doğrultusunda işlem tesis edilmiştir. diye konuştu.DEVLET OKULLARA SAHİP ÇIKMIŞTIRHizmet kurumunun yurt dışında açtığı okulların, başta Rusya Federasyonu olmak üzere bazı ülkelerde sıkıntılar yaşadığını belirten Çelik, Ben Sayın Başbakanın bizatihi orada devlet ve hükümet başkanlarına bu meseleye doğrudan sahip çıktığının bizatihi şahidi olan insanlardanım. Sayın Cumhurbaşkanımızın, bizim insanımızın oralarda kurduğu ve hepimiz için medarı iftihar olan iftihar vesilesi olan bu okullara sahip çıkma konusunda bütün hükümet üyelerimiz biri biriyle yarışmıştır. Başta Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanımız olmak üzere gittikleri her ülkede bu okulları bizatihi ziyaret etmişlerdir. Ve o ülkelerde bu okulların aleyhinde estirilen bazı dedikoduların da bazı suizanların ve suiniyetlerin de önüne geçmişlerdir. Manevi olarak destek olmuşlardır. şeklinde konuştu.AK PARTİNİN BİZATİHİ KENDİSİNİN MAĞDUR VE MAZLUM OLDUĞUNU NEREYE YERLEŞTİRECEKSİNİZBu açıdan dershane tartışmalarına değinen Çelik, Son dershane tartışmasından yola çıkarak cemaatin cemaatle uzaktan yakından sevgisi sempatisi olmayan hatta tabiri caizse cemaat karnına girecek olsa kendisini denize atacak olan başta MHP, CHP, BDP gibi muhalifimiz olan partiler bir anda cemaati sanki sahiplenen, hamisi olan bir pozisyona geçtiler. Daha önce cemaat aleyhinde TBMM kürsüsünde söyledikleri sanki yokmuş gibi, zabıtlarda yokmuş gibi, sanki cemaatin adeta yok edilmesi için seferber olduklarını unutmuşçasına beyanlarda bulundular. Bu çok sağlıksız bir tartışma zemini. Netice itibariyle şuraya geliyorum değerli arkadaşlar. 27 Nisan bildirisi ile birlikte AK Partinin bizatihi kendisi bir e-muhtıranın hedefi haline getirilmiştir. Tekrar altını çiziyorum. A cemaatine, B cemaatine yönelik devlet içerisinde devlet gücü kullanan bazı unsurların yaptığı olumsuzlukları eğer AK Partiye mal ederseniz, AK Partinin bizatihi kendisinin mağdur ve mazlum olduğunu nereye yerleştireceksiniz. ifadelerini kullandı.MGKnın AK Parti döneminde sivilleştirildiğini kaydeden Çelik, Başka Milli Güvenlik Siyaset Belgesi diye Kırmızı Kitap dediğimiz bir kitap vardı, o kitapta bütün dini hassasiyet taşıyan gruplar vakıflar cemiyetler hepsi hedef seçilmişti. AK Parti buna son vermiştir. AK Parti iktidarı ile birlikte değerli arkadaşlar bu Başbakanlık Takip Kurulu dediğimiz kurul 2010da ortadan kaldırılmıştır. Anayasa değişiklikleri yapıldıktan sonra Türkiye vesayetten kurtulduktan sonra bunlar ortadan kaldırılmıştır. Vesayetin bir uzantısı olan bu kurul ortadan kaldırılmıştır. EMASYA protokolüne son verilmiştir. Bizatihi Hz. Peygamberin kutlu doğumu ile ilgili iddialardan yola çıkan 27 Nisan bildirisi bir paçavraya çevrilip çöpe atılmıştır. Bunu AK Partinin başbakanı ve hükümeti yapmıştır. AK Parti 2008de kapatmayla karşı karşıya kaldı. Adeta kale direğinden döndü. 2010 referandumuna kadar statükonun vesayetçi güçlerin bir numaralı hedefi bugün de o zihniyeti taşıyan insanlar aynı düşüncededirler bir numaralı hedefi AK Parti hükümetidir. AK Parti genel başkanı bu hükümetin başbakanı ve üyeleridir. Bunu görmemiz ge
Zaman
Ana Sayfa
04.12.2013
FişlemebelgeleridoğruMİTtensızdırıldıFişleme belgeleri doğru MİTten sızdırıldı
Hüseyin Çelik: Fişleme belgeleri doğru, MİT'in içinden sızdırıldı
Zaman
04.12.2013
17:41
AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Sözcüsü Hüseyin Çelik, bir gazetede yer alan ve bazı cemaat mensupları hakkında fişleme yapıldığına dair belgelerin MİTin içinden sızdırıldığını söyledi. Çelik, Hiçbir kurumda ve kişiyle bu bilgiler paylaşılmamıştır. Ve MİT’in veri tabanında bir araya getirilen bilgiler, birileri tarafından içerdekiler tarafından, bu adı geçen gazeteye servis edilmiştir. Bu yapılırken de arkadaşlar şu yapılmıştır; özellikle AK Parti ile ve belli konularda tartışmaları olan bazı kesimlere mensup ve yakın kişiler seçilmiştir. dedi. AK Parti Genel Merkezinde basın toplantısı düzenleyen Hüseyin Çelik, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Çelik, yine basına sızdırılan MGK bildirisi ile ilgili, Bırakın inancının gereği olarak insanların kılık kıyafetiyle uğraşmayı, 28 Şubat döneminde mesleğinden men edilen 800 öğretmeni ben milli eğitim bakanı sıfatıyla onları görevlerine iade ettim. 800 bayan öğretmeni. Düşülen komik durum şudur; MGK kararını hizmete karşı kullanılan bir şey gibi sundular. Bu asılsız bir iddiadır. Netice itibariyle biz aynı ruh ve mana dünyasına mensup olduğumuz insanlarla dediğim gibi cebelleşmek onları mağdur etmeyi onlara haksızlık etmeyi kendimiz için ayıp sayarız ve böyle bir ayıba da asla düşmeyiz. İşin bir diğer tarafı, bir şey daha söyleyeyim size, bütün bu dönem boyunca biz Türkiye’de kendi insanımızı kategorizasyona tabi tutmayı elimizin tersiyle kenara ittik. Hangi sivil toplum örgütü, hangi inanç grubu, hangi cemaat, hangi cemiyet, hangi camia olursa olsun ne zaman Sayın Başbakana hükümet üyelerine makul meşru mantıklı bir taleple geldilerse bunlar iyi karşılanmıştır, bunlara iyi niyetle yaklaşılmıştır ve çoğu zaman da onların arzusu istikametinde istekleri doğrultusunda işlem tesis edilmiştir. diye konuştu.DEVLET OKULLARA SAHİP ÇIKMIŞTIRHizmet kurumunun yurt dışında açtığı okulların, başta Rusya Federasyonu olmak üzere bazı ülkelerde sıkıntılar yaşadığını belirten Çelik, Ben Sayın Başbakanın bizatihi orada devlet ve hükümet başkanlarına bu meseleye doğrudan sahip çıktığının bizatihi şahidi olan insanlardanım. Sayın Cumhurbaşkanımızın, bizim insanımızın oralarda kurduğu ve hepimiz için medarı iftihar olan iftihar vesilesi olan bu okullara sahip çıkma konusunda bütün hükümet üyelerimiz biri biriyle yarışmıştır. Başta Sayın Başbakan ve Cumhurbaşkanımız olmak üzere gittikleri her ülkede bu okulları bizatihi ziyaret etmişlerdir. Ve o ülkelerde bu okulların aleyhinde estirilen bazı dedikoduların da bazı suizanların ve suiniyetlerin de önüne geçmişlerdir. Manevi olarak destek olmuşlardır. şeklinde konuştu.AK PARTİNİN BİZATİHİ KENDİSİNİN MAĞDUR VE MAZLUM OLDUĞUNU NEREYE YERLEŞTİRECEKSİNİZBu açıdan dershane tartışmalarına değinen Çelik, Son dershane tartışmasından yola çıkarak cemaatin cemaatle uzaktan yakından sevgisi sempatisi olmayan hatta tabiri caizse cemaat karnına girecek olsa kendisini denize atacak olan başta MHP, CHP, BDP gibi muhalifimiz olan partiler bir anda cemaati sanki sahiplenen, hamisi olan bir pozisyona geçtiler. Daha önce cemaat aleyhinde TBMM kürsüsünde söyledikleri sanki yokmuş gibi, zabıtlarda yokmuş gibi, sanki cemaatin adeta yok edilmesi için seferber olduklarını unutmuşçasına beyanlarda bulundular. Bu çok sağlıksız bir tartışma zemini. Netice itibariyle şuraya geliyorum değerli arkadaşlar. 27 Nisan bildirisi ile birlikte AK Partinin bizatihi kendisi bir e-muhtıranın hedefi haline getirilmiştir. Tekrar altını çiziyorum. A cemaatine, B cemaatine yönelik devlet içerisinde devlet gücü kullanan bazı unsurların yaptığı olumsuzlukları eğer AK Partiye mal ederseniz, AK Partinin bizatihi kendisinin mağdur ve mazlum olduğunu nereye yerleştireceksiniz. ifadelerini kullandı.MGKnın AK Parti döneminde sivilleştirildiğini kaydeden Çelik, Başka Milli Güvenlik Siyaset Belgesi diye Kırmızı Kitap dediğimiz bir kitap vardı, o kitapta bütün dini hassasiyet taşıyan gruplar vakıflar cemiyetler hepsi hedef seçilmişti. AK Parti buna son vermiştir. AK Parti iktidarı ile birlikte değerli arkadaşlar bu Başbakanlık Takip Kurulu dediğimiz kurul 2010da ortadan kaldırılmıştır. Anayasa değişiklikleri yapıldıktan sonra Türkiye vesayetten kurtulduktan sonra bunlar ortadan kaldırılmıştır. Vesayetin bir uzantısı olan bu kurul ortadan kaldırılmıştır. EMASYA protokolüne son verilmiştir. Bizatihi Hz. Peygamberin kutlu doğumu ile ilgili iddialardan yola çıkan 27 Nisan bildirisi bir paçavraya çevrilip çöpe atılmıştır. Bunu AK Parti’nin başbakanı ve hükümeti yapmıştır. AK Parti 2008’de kapatmayla karşı karşıya kaldı. Adeta kale direğinden döndü. 2010 referandumuna kadar statükonun vesayetçi güçlerin bir numaralı hedefi bugün de o zihniyeti taşıyan insanlar aynı düşüncededirler bir numaralı hedefi AK Parti hükümetidir. AK Parti genel başkanı bu hükümetin başbakanı ve üyeleridir. Bunu görmemiz gerekiyor.
Zaman
Son Dakika
04.12.2013
HüseyinÇelikFişlemebelgeleridoğruMİTiniçindensızdırıldıHüseyin Çelik Fişleme belgeleri doğru MİTin içinden sızdırıldı
Menemen, Nakşileri yok etme operasyonuydu
Zaman
01.12.2013
01:53
Yazdığı yakın tarih romanlarıyla bilinen Zekeriya Yıldız, ‘Gül Ateş, Sine Ateş Menemen’de yakın tarihin en önemli olaylarından birine ışık tutuyor. Yıldız’a göre Menemen olayı, Nakşileri yok etme amacı güden bir derin devlet operasyonu.Menemen romanını yazarken, belgeler ve canlı tanıklardan istifade ettiniz mi?Olaya dair ne kadar kitap, yazı dizisi, hatırat, roman, arşiv, bilgi ve belge, ne varsa okudum. O dönemdeki 6 gazetenin tüm nüshalarını taradım. Şahitlerin hatırat ve akademik çalışmalarını inceledim. Bunların sonucunda kendi zihnimdekilerle bir roman kurguladım. Olayın yaşandığı mevsimdeki gibi Aralık ayında 10 gün Menemen’de kaldım. Menemen Hadisesi’ni gerçekleştirenlerin Manisa’dan Menemen’e uzanan bir güzergâhı var. Onu takip ettim. Gittikleri köylerde kaldım.Romanda anlattıklarınız kurgu mu ?Kurgu ama anlatılanlar bilgiye dayalı gerçekler. 80-90 yıl sonra dönüp baktığımda, Menemen’in devletin derin unsurlarının aktif olarak kullanıldığı bir devlet operasyonu olduğunu görüyorum.Böyle bir operasyon neden yapılmış olabilir?Serbest Cumhuriyet Fırkası’nın irticaya teslim olduğu gerekçesiyle kapatıldığını görüyoruz. Oysa ortada böyle bir hadise yok. Fırkanın kapatılması için bir gerekçe olarak ortaya atılıyor. Ayrıca belediye seçimlerinde Nakşilerin aleni olarak bu partiyi desteklemesiyle Nakşilerden intikam alındı. Her ne kadar fiili bir hareket yoksa da Nakşiler bir engel olarak görüldü. Bir anlamda Nakşileri yok etme operasyonudur. Menemen’in 83 yıl önceki sıradan bir olay olmadığını mı söylüyorsunuz?Evet. Cumhuriyet’in kurucuları, İttihatçı geleneğin temsilcileri. Devleti kaybetme korkusu yaşamış insanlar. O korkunun etkisiyle olsa gerek devletin içinde, kanun dışı işleri devlet adına yapabilecek derin yapıları hep muhafaza ettiler. Bunu kontrolden çıkan kişi ve yapıları ortadan kaldırmak için ustaca kullandılar. Gizli açık darbeler, suikastlar, tertipler, sabotajlar, komplolar her zaman oldu. 27 Mayıs İhtilali, 12 Eylül’e giden süreç, Gazi Olayları, Madımak, 28 Şubat sürecinde yaşananlar, Susurluk ve Ergenekonlar her zaman olageldi. Menemen’e bu gözle bakarsanız tanıdık yöntemler ve simalar görürsünüz…Menemen’deki tanıdık sima kim?Giritli Mehmet. Devletin sadece Menemen’de değil Çerkez Ethem’in tasfiyesinde ve daha birçok operasyonda kullandığı isim. Her dönem itinayla korunup kollandığını görüyoruz. Bu kilit ismi tahlil etmek bile olayın nasıl ustaca düzenlendiğini gösterir.Serbest Fırka kapatılmasaydı, Menemen yine de olur muydu?Bunu ben de çok düşündüm. SCF kapatılmasaydı 1931’de yapılan seçimleri kazanırdı. SCF seçimleri kazanmış olsaydı bile Menemen benzeri bir olay mutlaka yaşanırdı. Ve yaşanacak olayın da kaynağı irtica olurdu. Çünkü irtica, Cumhuriyet’i kuran kadronun hassas noktası. Dolayısıyla Menemen’de olmazdı, başka bir yer olurdu. Hâlâ Menemen’in girişindeki Kubilay anıtının önünde irticadan kaygı duyanlar her 23 Aralık’ta toplanır, irticaya lanet okurlar.Bana göre Esad Erbili de Kubilay da şehittir, mazlumdurMenemen Olayı neden sert ve kanlı bir hadise olarak anılıyor?3’ü çocuk 6 meczubun akıl mantık almayacak, deli divane bir eylemle Menemen meydanına gidip, camiden bayrağı çıkarırken ona engel olmak isteyen bir subayın öldürülmesinden başka bir şey değil bu hadise. Zabıtalık bir vaka aslında. Olay sonrasında ceplerinden esrar çıkan bu meczuplar, kendilerine müdahale eden Kubilay adındaki genç bir subayı öldürüyor. Kafasını bağ bıçağıyla kesip tevhit sancağının başına takıp meydana dikiyorlar. Bu hadise sözde Nakşilik, din ve İslam adına yapılıyor. Haliyle Menemen’de büyük bir irticai kalkışma yapıldığı düşünülüyor. Anlayacağınız bir algı yönetimi olmuş. Esad Erbili, İstiklal Mahkemesi’nde yargılanmadı diyorsunuz…Kubilay olayından sonra kurulan İstiklal Mahkemesi değil. Divan-ı örfi yani sıkıyönetim mahkemesi kuruluyor. Başına olağanüstü yetkilerle atanmış Mustafa Muğlalı Paşa getiriliyor. Esad Efendi’nin tutanaklarına bakınca, ona yükledikleri suçlamalar çok basit ve komik. Suçsuz olduğu bilindiği halde idamla yargılanıyor. Yaş haddinden dolayı idama bedel 46 yıl ceza alıyor. Ama onay kararı çıkmadan vefat ediyor. Üremi hastalığından dolayı vefat ettiği söyleniyor. Bölge halkı ve yazılmış kitaplarda ise zehirlenerek öldürüldüğü bilgisi hâkim. Yani idam edilemeyeceği anlaşılınca zehirleniyor. Oğlu olaylarla çok ilgili bir isim olmadığı halde, sadece babasının ‘Cemaati sana, seni de Allah’a havale ediyorum’ demesi üzerine idam ediliyor. Halifesi diye.Kitap Esad Erbili Hazretleri’nin şiirinden alıyor ismini. Sizin için kim Esad Erbili Hazretleri?Bana göre bir din mazlumu. Bu ülkenin yetiştirdiği önemli bir din âlimi, gön
Zaman
Ana Sayfa
01.12.2013
MenemenNakşileriyoketmeoperasyonuyduMenemen Nakşileri yok etme operasyonuydu
'Şeker pancarı üretimini desteklemek için pamuk üretimi yasaklanır mı?'
Zaman
29.11.2013
17:39
Amasyanın Merzifon İlçesinde Büyük Birlik Partisi (BBP) İlçe Başkanı Kani Karakollukcuoğlu ve parti yetkilileri Merzifon’da Ahi ve Final Dershanesi müdürlerini ziyaret ederek, gündemdeki kapatma konusunda görüşlerini bildirdi. İlçe Başkanı Karakollukcuoğlu, kapatma kararı alan Başbakan Erdoğana Şeker pancarı üretimini desteklemek için pamuk üretimi yasaklanır mı? diye sordu.BBP İlçe Başkanı Karakollukcuoğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, dershane borcunu ödeyemediği için intihar eden bir öğrenciyi örnek vermesine tepki gösterdi. Karakollukcuoğlu, “Sanayicilerden bazıları borcunu ödeyemediği için intihar etti diye Türkiye’de fabrikalar mı kapatıldı? Bu dershaneleri sen mi açtın ki kanunla kapatıyorsun?” diye sordu.Karakollukcuoğlu, hükümetin Anadolu insanının büyük güçlüklerle açtığı dershaneleri kapatmak istemesini yanlış bulduklarını belirterek, “Hükümet kararlı görünüyor fakat, BBP olarak biz yanlış buluyoruz. Diyoruz ki siz mi açtınız ki bu dershaneleri, yasayla kapatıyorsunuz? Gerçek anlamda eğitimin kalitesini yükseltmediğiniz gibi bir de özel sektörle sizin bu eksiliğini tamamlayan dershaneleri kapatmaya çalışıyorsunuz. Bu ileride çok derin yaralar açar, çünkü fırsat eşitliği olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Bu Anadolu çocuklarının devlete uzanan kapısının kapatılacağını düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.Hükümetin, dershaneleri zorunlu olarak özel okullara dönüştürme çalışmasının ekonomi kurallarıyla hiçbir ilgisi olmayacağını savunan Kani Karakolllukcuoğlu şunları kaydetti: “Özel okulu teşvik edeceklerini söylüyorlar ancak bir türlü vatandaşın önünü açacak teşvik nedir, açıklanmıyor. Üstelik teşvik olsa bile kapatmayla, yasaklamayla bir teşvik olmaz. Eğer gerçekten özel okulları destekleyecekse bu, dershane kapatmakla olmamalı. Şeker pancarını desteklemek istiyorsa pamuk üretimi yasaklanamaz. Sen pancarı cazip hale getirecek teşvik verirsin, insanlar doğal olarak pamuktan pancara geçer. Hükümet özel sektör tarafından binbir emeklerle, milletin dişinden arttırarak güçlükle açtığı bu kurumların kapatılmasını Anadolu insanına izah edemeyeceği gibi matematik, fen gibi dersleri yasaklamasını dünyada hiç kimseye açıklayamaz. Dünyaya komik durumuna düşer.” dedi. İYİ OLANI KAPATIP MİLLETİ KÖTÜYE MAHKUM ETMEK İSTENİYORBaşbakan Erdoğan’ın, geçtiğimiz günlerde bir televizyon kanalında, intihar eden öğrencinin haberinin yayımlandığı gazete kupürünü göstermesini, Kötü misal emsal olmaz. diye nitelendiren Karakollukcuoğlu, Ferdi hadiseler yaşanmış bile olsa bunu birbiriyle bağlantılı görmüyoruz. Böyle baktığınızda, birçok fabrika sahibi, küçük esnaf borçlarını ödeyemeyip intihar ettiğinde, siz fabrikaları mı kapattınız? O zaman bu hükümet neredeydi? Böyle bir gerekçeyle dershane kapatılır mı? Böyle bir olay, her sektörde olabilir. Hükümet, kendi okullarının kalitesini yükselterek dershanelere ihtiyaç duymayacak hale getireceğine, iyi olanı kapatıp milleti kötüye mahkûm etmek istiyor. Meşveretle iş yaptıklarını söylüyorlar ancak millet, hükümetin düşündüğü gibi düşünmüyor. dedi. CİHAN
Zaman
Son Dakika
29.11.2013
Şekerpancarıüretiminidesteklemekiçinpamuküretimiyasaklanırmı?Şeker pancarı üretimini desteklemek için pamuk üretimi yasaklanır mı?
Dershaneler kapandığında eğitimdeki hangi sorun çözülmüş olacak?
Zaman
27.11.2013
11:17
Özel Final Okulları ve Final Dergisi Dershanelerinin kurucu ortağı ve Genel Müdürü Şevket Ertem, dershanelerin kapatılmasının kamuya ne faydasının olacağını sordu. Ertem, Dershanelerin ülkeye nasıl bir zararı var da biz bunları kapatıyoruz? İnsanların çocuklarına ekstra matematik, fizik, kimya dersi aldırmasının nasıl bir zararı var? Dershaneleri kapattığınız zaman Türkiyedeki hangi eğitim sorununu çözmüş olacaksınız? Nitelikli öğretmen problemini mi veya okullardaki kaliteyi mi artırmış olacağız, konunun bu olmadığı beli. Üstelik dershaneler ne sertifika, ne diploma veriyor, zorunlu değil. sözleriyle tepki gösterdi.Matematik-geometri alanında 9 kitap yazan ve 21 yıl matematik öğretmenliği yapan Ertem, aynı zamanda Fırat Üniversitesi Makine Yüksek Mühendisliği ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi mezunu. Amacım para kazanmak olsaydı taahhüt hizmetleri daha karlıydı. diyen Ertem, sözlerine şöyle devam etti: Ben eğitimcilik yapmaya karar verdim. Elazığ, Adana, Malatya, Gaziantep İskenderun ve İzmirde 21 yıl tebeşir salladım, binlerce öğrenci yetiştirdim. Deniliyor ki; garibanlar dershaneye gidemiyor. Bu dershanelerin suçu mu? O zaman insanların cebine para koyacak bir politika izleyeceksin. Dünyanın her yerinde zaten toplumun bütün katmanları bütün hizmetlerden aynı oranda faydalanmaz ki… Temel ihtiyaç maddesi ekmeğe milyarlarca para harcanıyor diye özel fırınları kapatacak mıyız ? Devlet bu eğitimi alamayanlar için Halk Eğitim Merkezlerinde kurs açsın. Dershane ihtiyaç değilse niçin bu kursları açıyorsunuz? DERSHANELER FIRSAT EŞİTLİĞİ SAĞLADI30 yıl önce ülkenin en seçkin üniversitelerine ancak özel ders alabilen öğrencilerin gidebildiğini dile getiren Ertem, Anadoluda dershanelerin yaygınlaşması ile Hakkari, Şırnak, Mardin ve Şanlıurfanın ücra köylerindeki adayların buralara gitmeye başladığını vurguladı. Dershanelerin bu zorlu maratonda fırsat eşitliği sağladığına dikkat çeken Ertem, şunları söyledi: Dershaneleri kapatmakla merdiven altını teşvik etmiş olursunuz. Veliler, sınavlar olduğu sürece çocuklarına ek ders aldıracaktır. ÖSYMnin bugün yaptığı yaklaşık 15 sınav var. Yine yarış; dolayısı ile hazırlık olacaktır. TUS sınavına giren doktor yine kursa gidecek. O zaman yine olan garibana olacak. Ülkede hiçbir zaman dershane müfredatı olmadı ki… Budan daha komik bir şey olamaz. Başbakanı nasıl bu kadar yanıltabiliyorlar, anlamış değilim. OKULLARIN HAKKINI HİÇ BİR ZAMAN İNKÂR ETMEDİK Hiçbir dershanecinin okulların hakkını inkâr etmediğini ifade eden Şevket Ertem, derece yapan her adayın ödülünü eğitim gördüğü okul müdürüne verdirdiklerini aktardı. Dershanecileri tuğlayı koyan son kişi olarak değerlendiren Ertem, hiçbir zaman başarıyı sadece kendilerine mal etmediklerini kaydetti. Yaşına rağmen hamal gibi ülke çocukları için koşturduğuna işaret eden Ertem, Ben devletimden tebrik beklerdim. Her gün bir şehirdeyim, bunlar para ile yapılacak işler değil.dedi. BUNDAN DAHA BÜYÜK VEBAL OLUR MU? Yıllarca milletin canını yakan ve intiharlara neden olan kredi kartı borçlarından dolayı O zaman biz memlekette bankaları kapatalım, böyle bir mantık olur mu? eleştirisini getiren Ertem, Başbakanın televizyondaki konuşmasından sonra kızım bana baktı; baba şimdi işsiz mi kalacağız? diye sordu. Müthiş bir travma. Gözlerim doldu ve odadan çıktım. Artık dershaneye gittiğimde çaycı, güvenlik görevlisi gözlerimin içine bakıyor. Hocam ne olacak, bir haber var mı? diyorlar. Her birisinin üç dört çocuğu olan, evlilik hazırlığı yapan var. Bundan daha büyük vebal olur mu? Yaptığınız işin ülkeye nasıl bir faydası var ki böyle bir vebalin altına gireceksin. açıklamasını yaptı.216 DERSHANE, 18 ÖZEL OKUL, 8 BİN ÇALIŞAN Ülke genelinde Finalın 216 dershanesi ve önümüzdeki yıl açılacak olan ile 18 özel okulunda yaklaşık 8 bin kişinin istihdam edildiğinin altını çizen Ertem, şunları kaydetti: Beslendiğimiz pınarlar, kul hakkı diyor; bu adam evine ekmek parası götüremeyecek diyor. Bu vebalin altında kimse kalkamaz. Mecliste buna el kaldıracaklar, insanların ekmeğiyle oynadıkları için büyük bir vebalin altında kalacaklar. Ayrıca çocuklarına ders aldıracak öğretmen bulamayacaklar. Hükümetteki genç bakanların ve milletvekillerin bir bölümü dershanelerden geçmiştir. Parlamentoda başbakandan dolayı bu işin savunuculuğunu yapanların birçoğunun çocukları dershanelere gidiyor. Ben inanıyorum ki yarın başbakanın torunları ya özel öğretmen tutacak ya dershaneye gidecek veya özel bir okula devam edecektir. Yarışın, sınavın olduğu yerde insanlar illaki farklı bir şey yapacaktır. DERSHANECİLER BAŞINI GİYOTİNE UZATACAK DEĞİLDershanelerin kapatılmaması için sonuna kadar mücadele edeceklerine işaret eden Ertem, Dershaneciler her halde boynunu giyotine uzatacak değil. Bir yanlış yaptığımızı düşünmüyoruz. Anayasa Mahkemesi, AİHMe gideriz. Çünkü bu aynı zamanda teşebbüs hürriyetine
Zaman
Son Dakika
27.11.2013
Dershanelerkapandığındaeğitimdekihangisorunçözülmüşolacak?Dershaneler kapandığında eğitimdeki hangi sorun çözülmüş olacak?
BBP: Sanayici intihar etti diye tekstil fabrikaları mı kapatıldı?
Zaman
21.11.2013
14:58
BBP Genel Başkan Yardımcısı Mehmet Efe, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın, dershane borcunu ödeyemediği için intihar eden bir öğrenciyi örnek vermesine tepki gösterdi. Efe, “Denizli’de sanayicilerden bazıları borcunu ödeyemediği için intihar etti diye tekstil fabrikaları mı kapatıldı? Bu dershaneleri sen mi açtın ki kanunla kapatıyorsun?” dedi.Genel Başkan Yardımcısı Efe, hükümetin Anadolu insanının büyük güçlüklerle açtığı dershaneleri kapatmak istemesini yanlış bulduklarını belirterek, “Hükümet kararlı görünüyor fakat BBP olarak biz yanlış buluyoruz. Diyoruz ki siz mi açtınız ki bu dershaneleri, yasayla kapatıyorsunuz? Gerçek anlamda eğitimin kalitesini yükseltmediğiniz gibi bir de özel sektörle sizin bu eksiliğini tamamlayan dershaneleri kapatmaya çalışıyorsunuz. Bu ileride çok derin yaralar açar, çünkü fırsat eşitliği olmayan bir ülkede yaşıyoruz. Bu Anadolu çocuklarının devlete uzanan kapısının kapatılacağını düşünüyoruz.” şeklinde konuştu.İYİ OLANI KAPATIP MİLLETİ KÖTÜYE MAHKÛM ETMEK İSTİYORBaşbakan Erdoğan’ın, dün akşam bir televizyon kanalında, intihar eden öğrencinin haberinin yayımlandığı gazete kupürünü göstermesini, “Kötü, emsal olmaz.” diye nitelendiren Efe, Ferdi hadiseler yaşanmış bile olsa bunu birbiriyle bağlantılı görmüyoruz. Böyle baktığınızda, Denizli’de birçok fabrika sahibi borçlarını ödeyemeyip intihar ettiğinde, siz tekstil fabrikalarını mı kapattınız? O zaman bu hükümet neredeydi ? Böyle bir gerekçeyle dershane kapatılır mı? Böyle bir olay, her sektörde olabilir. Hükümet, kendi okullarının kalitesini yükselterek dershanelere ihtiyaç duymayacak hale getireceğine, iyi olanı kapatıp milleti kötüye mahkûm etmek istiyor. Meşveretle iş yaptıklarını söylüyorlar ancak millet, hükümetin düşündüğü gibi düşünmüyor. dedi.ŞEKER PANCARI ÜRETİMİNİ DESTEKLEMEK İÇİN PAMUK ÜRETİMİ YASAKLANIR MI?Hükümetin, dershaneleri zorunlu olarak özel okullara dönüştürme çalışmasının ekonomi kurallarıyla hiçbir ilgisi olmayacağını savunan Mehmet Efe, şunları kaydetti: “Özel okulu teşvik edeceklerini söylüyorlar ancak bir türlü vatandaşın önünü açacak teşvik nedir, açıklanmıyor. Üstelik teşvik olsa bile kapatmayla, yasaklamayla bir teşvik olmaz. Eğer gerçekten özel okulları destekleyecekse bu, dershane kapatmakla olmamalı. Şeker pancarını desteklemek istiyorsa pamuk üretimi yasaklanamaz. Sen pancarı cazip hale getirecek teşvik verirsin, insanlar doğal olarak pamuktan pancara geçer. Hükümet hele eroin kullanılıyormuş gibi özel sektör tarafından binbir emeklerle, milletin dişinden arttırarak güçlükle açtığı bu kurumların kapatılmasını Anadolu insanına izah edemeyeceği gibi matematik, fen gibi dersleri yasaklamasını dünyada hiç kimseye açıklayamaz. Dünyaya komik durumuna düşer.” CİHAN
Zaman
Son Dakika
21.11.2013
BBPSanayiciintiharettidiyetekstilfabrikalarıkapatıldı?BBP Sanayici intihar etti diye tekstil fabrikaları mı kapatıldı?
'Barış Treni'ne Yunanistan zulmü
Zaman
10.11.2013
14:25
Atatürkün doğduğu evdeki tören için İstanbuldan yola çıkan Barış Treni, Selanike yaklaşık 5 buçuk saat gecikleli olarak ulaştı. Saat 9u 5 geçe treni durdurun yolcular, Atatürkü buruk bir şekilde andı. Yolcular, Yunan basınında gelen Barış Treni heyeti için İşgalci Türk taburu diye adlandırmasına tepki gösterdi. Dün İstanbul Ispartakule Tren Garından saat 17.00de düzenlenen törenle yol çıkan Barış Treni, gümrük işlemleri için Pythion Sınır Garında durdu. Pythionda bir saat olarak planlanan işlemler, 3 saat sürdü. Gecenin geç saatlerinde hareket eden tren, Gümülcine ile İskeçe arasında bu kez raylardaki kırağı ve ağaç yaprakları nedeniyle durmak zorunda kaldı. Önce raylara kum atılarak aşılmaya çalışılan sorun, daha sonra gönderilen ilave 2 lokomotif ile çözülmeye çalışıldı. Yolda yaşanan sıkıntılar sebebiyle yavaş ilerleyen tren, Selanike yaklaşık 5 buçuk saat gecikmeli olarak varabildi. BARIŞ TRENİNDE HAYAT SAAT 09.05TE DURDU Bu arada , Barış Treni saat 09.05te Selanikteki Atatürkün doğduğu evde düzenlenen törene yetişemeyince, yolcuların isteği üzerine durduruldu. Trendeki, iki ayrı yemek vagonunda toplanan yaklaşık 100ü aşkın yolcu, önce Atatürk için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu, ardından Barış Treni yolcuları hep bir ağızdan İstiklal Marşını okudu. Öte yandan, törene yetişememenin üzüntüsünü yaşayan yolcular, tepkilerini dile getirdi. BİZ ONUNLA HER YERDE BERABERİZ Trende bulunan yolculardan AK Parti İstanbul Milletvekili Türkan Dağlı, trende gazetecilere yaptığı açıklamada, bu saatlerde Selanikte olmaları gerekirken, hala yollarda olduklarını söyledi. Dağlı, konuyla ilgili üzüntüsünü dile getirerek, Bu saatlerde Selanikte olmayı çok arzu ederdik. Ancak nedenini bilmediğimiz bazı sebeplerle, hala yolda gidiyoruz, ama yine de atamız bizim her zaman içimizde, kalbimizde. Biz onunla her yerde beraberiz. Ama bizi oraya ulaştırmasalar da biz hep beraber, trenin içinde de atamızı andık dedi. Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Metehan Demir de anlamsız arızalarla dün akşam saat 17.00dan beri, neredeyse 20 saattir Selanike varmaya çalıştıklarını belirtti. Demir, İstanbul-Selanik arasındaki mesafenin aslında çok kısa olduğunu vurgulayarak, Yunanlılar, pasaportlarla ilgili sınırda 3 saat sorun çıkarttılar, bir insan sınırda 3 saat bekletilir mi? Ardından, Tren çekmedi, yollarda kırağı var, bekleyin 1,5 saat dediler, şu an saat 10.00a geliyor, ve biz Selaneke daha 2 saat mesafedeyiz. Hala varamadık görüşünü diye konuştu. BİZ HALA YUNANLILARA AYIP OLMASIN DİYE RUHBAN OKULLARI AÇILSIN DİYORUZ Yunan basınında çıkan haberlere de değinen Demir, sözlerine şöyle devam etti: Son bir yılda 3 kere Mehmet Müezzinoğlunun, eski bir Batı Trakyalı olarak buraya gelmesinden duyulan rahatsızlıklar anlatılıyor, Bu seyahatin İşgalci Türk taburu diye tanımlanması gibi çok komik şeyler var. Buradaki insanlar işgalci Türk taburuna benziyorlar mı? Türkiyede Ruhban Okulları neden açılmıyor? diye eleştiriler var. Bu hükümet ya da şunun bunun meselesi de değil, ben bizzat anlatayım; bakın Batı Trakyalıların ne Türk öğretmen ne din görevlilerini kendilerinin ataması ne de vakıf mallarının iadesiyle ilgili adım atılıyor Yunanlılar tarafından. Biz hala Ruhban Okulu açılsın, Yunanlılara ayıp oluyor diyoruz. Bazen ülkelerin demek ki bu olayları yaşadıktan sonra bazı şeyleri anlaması lazım. Bu, İstanbulda oturduğumuz yerden, Nişantaşındaki barlardan sallamakla olmuyormuş bu iş. Buralara gelip görmek gerekiyormuş. İNŞALLAH İLK VE SON OLUR Türkiye Gazetesi köşe yazarı Rahim Er de Selanike gitmelerinin bir şekilde engellendiğini söyledi. Er, Bizim şu an Selanike gitmemiz, her nedense bir pasif direniş şeklinde engellenmiş bulunuyor. Vaktinde ulaşamamış olduk. Biz buraya tamamen komşuluk duygularıyla aynı kültürün insanları hisleriyle geldik. Fakat böyle bir garip uygulamayla karşılaştık. İlk ve son olsun inşallah diyelim değerlendirmesinde bulundu. BU ENGELLEMELER BU DÖNEMDE ÇOK KOMİK Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Yalçın Bayer de Vallahi bu engellemeler falan bu döneme komik, komik. Burada azılı bir düşmanlık var, kafalarda bir önyargı var, onun izale edilmesi ve daha akılcı olmak lazım. Bu tabii Yunanlı siyasetçler için Türk düşmanlığı önemli bir malzemedir dedi. Bu arada, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu ve Bursanın Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündarın da aralarında bulunduğu protokol, trendeki aksaklıklar sebebiyle Barış Treninden ayrılarak törene özel araçlarla gitmek zorunda kaldı.(İHA)
Zaman
Güncel
10.11.2013
BarışTrenineYunanistanzulmüBarış Trenine Yunanistan zulmü
'Barış Treni'ne Yunanistan zulmü
Zaman
10.11.2013
14:24
Atatürkün doğduğu evdeki tören için İstanbuldan yola çıkan Barış Treni, Selanike yaklaşık 5 buçuk saat gecikleli olarak ulaştı. Saat 9u 5 geçe treni durdurun yolcular, Atatürkü buruk bir şekilde andı. Yolcular, Yunan basınında gelen Barış Treni heyeti için İşgalci Türk taburu diye adlandırmasına tepki gösterdi. Dün İstanbul Ispartakule Tren Garından saat 17.00de düzenlenen törenle yol çıkan Barış Treni, gümrük işlemleri için Pythion Sınır Garında durdu. Pythionda bir saat olarak planlanan işlemler, 3 saat sürdü. Gecenin geç saatlerinde hareket eden tren, Gümülcine ile İskeçe arasında bu kez raylardaki kırağı ve ağaç yaprakları nedeniyle durmak zorunda kaldı. Önce raylara kum atılarak aşılmaya çalışılan sorun, daha sonra gönderilen ilave 2 lokomotif ile çözülmeye çalışıldı. Yolda yaşanan sıkıntılar sebebiyle yavaş ilerleyen tren, Selanike yaklaşık 5 buçuk saat gecikmeli olarak varabildi. BARIŞ TRENİNDE HAYAT SAAT 09.05TE DURDU Bu arada , Barış Treni saat 09.05te Selanikteki Atatürkün doğduğu evde düzenlenen törene yetişemeyince, yolcuların isteği üzerine durduruldu. Trendeki, iki ayrı yemek vagonunda toplanan yaklaşık 100ü aşkın yolcu, önce Atatürk için bir dakikalık saygı duruşunda bulundu, ardından Barış Treni yolcuları hep bir ağızdan İstiklal Marşını okudu. Öte yandan, törene yetişememenin üzüntüsünü yaşayan yolcular, tepkilerini dile getirdi. BİZ ONUNLA HER YERDE BERABERİZ Trende bulunan yolculardan AK Parti İstanbul Milletvekili Türkan Dağlı, trende gazetecilere yaptığı açıklamada, bu saatlerde Selanikte olmaları gerekirken, hala yollarda olduklarını söyledi. Dağlı, konuyla ilgili üzüntüsünü dile getirerek, Bu saatlerde Selanikte olmayı çok arzu ederdik. Ancak nedenini bilmediğimiz bazı sebeplerle, hala yolda gidiyoruz, ama yine de atamız bizim her zaman içimizde, kalbimizde. Biz onunla her yerde beraberiz. Ama bizi oraya ulaştırmasalar da biz hep beraber, trenin içinde de atamızı andık dedi. Hürriyet Gazetesi Ankara Temsilcisi Metehan Demir de anlamsız arızalarla dün akşam saat 17.00dan beri, neredeyse 20 saattir Selanike varmaya çalıştıklarını belirtti. Demir, İstanbul-Selanik arasındaki mesafenin aslında çok kısa olduğunu vurgulayarak, Yunanlılar, pasaportlarla ilgili sınırda 3 saat sorun çıkarttılar, bir insan sınırda 3 saat bekletilir mi? Ardından, Tren çekmedi, yollarda kırağı var, bekleyin 1,5 saat dediler, şu an saat 10.00a geliyor, ve biz Selaneke daha 2 saat mesafedeyiz. Hala varamadık görüşünü diye konuştu. BİZ HALA YUNANLILARA AYIP OLMASIN DİYE RUHBAN OKULLARI AÇILSIN DİYORUZ Yunan basınında çıkan haberlere de değinen Demir, sözlerine şöyle devam etti: Son bir yılda 3 kere Mehmet Müezzinoğlunun, eski bir Batı Trakyalı olarak buraya gelmesinden duyulan rahatsızlıklar anlatılıyor, Bu seyahatin İşgalci Türk taburu diye tanımlanması gibi çok komik şeyler var. Buradaki insanlar işgalci Türk taburuna benziyorlar mı? Türkiyede Ruhban Okulları neden açılmıyor? diye eleştiriler var. Bu hükümet ya da şunun bunun meselesi de değil, ben bizzat anlatayım; bakın Batı Trakyalıların ne Türk öğretmen ne din görevlilerini kendilerinin ataması ne de vakıf mallarının iadesiyle ilgili adım atılıyor Yunanlılar tarafından. Biz hala Ruhban Okulu açılsın, Yunanlılara ayıp oluyor diyoruz. Bazen ülkelerin demek ki bu olayları yaşadıktan sonra bazı şeyleri anlaması lazım. Bu, İstanbulda oturduğumuz yerden, Nişantaşındaki barlardan sallamakla olmuyormuş bu iş. Buralara gelip görmek gerekiyormuş. İNŞALLAH İLK VE SON OLUR Türkiye Gazetesi köşe yazarı Rahim Er de Selanike gitmelerinin bir şekilde engellendiğini söyledi. Er, Bizim şu an Selanike gitmemiz, her nedense bir pasif direniş şeklinde engellenmiş bulunuyor. Vaktinde ulaşamamış olduk. Biz buraya tamamen komşuluk duygularıyla aynı kültürün insanları hisleriyle geldik. Fakat böyle bir garip uygulamayla karşılaştık. İlk ve son olsun inşallah diyelim değerlendirmesinde bulundu. BU ENGELLEMELER BU DÖNEMDE ÇOK KOMİK Hürriyet Gazetesi köşe yazarı Yalçın Bayer de Vallahi bu engellemeler falan bu döneme komik, komik. Burada azılı bir düşmanlık var, kafalarda bir önyargı var, onun izale edilmesi ve daha akılcı olmak lazım. Bu tabii Yunanlı siyasetçler için Türk düşmanlığı önemli bir malzemedir dedi. Bu arada, Sağlık Bakanı Dr. Mehmet Müezzinoğlu ve Bursanın Osmangazi Belediye Başkanı Mustafa Dündarın da aralarında bulunduğu protokol, trendeki aksaklıklar sebebiyle Barış Treninden ayrılarak törene özel araçlarla gitmek zorunda kaldı.(İHA)
Zaman
Ana Sayfa
10.11.2013
BarışTrenineYunanistanzulmüBarış Trenine Yunanistan zulmü
Ünlü oyuncu neye uğradığını şaşırdı
Bugün
06.11.2013
16:11
Fotoğraf karelerine giren davetsizler yüzünden komik duruma düştü.O davetsiz misafirler yüzünden bakın bu insanlar nasıl rezil oldu.İşte o görüntüler..
Bugün
Son Dakika
06.11.2013
ÜnlüoyuncuneyeuğradığınışaşırdıÜnlü oyuncu neye uğradığını şaşırdı
[Yemek Bahane] Fransa'da doğdu, kebapçı oldu
Zaman
05.10.2013
03:15
Pascal Nouma koca günü sadece tek öğünle geçiştiriyor, abur cuburu ağzına sürmüyor, tatlıdan hiç hoşlanmıyor. Üstelik tüm bunları ne kilo vermek için ne de bir sağlık problemi olduğu için yapıyor. Yemek yemeyi bile unutan Nouma, kebap yapacak, hep birlikte yiyecektik. Farklı bir deneyim olacağına şüphe yoktu.Yemek yapmayı bilmiyorsanız pek garipsenmez. Hele ki erkekseniz normal bile karşılanabilir. Ancak hem erkek hem de yemek yemeyi sevmiyorsanız “Bir rahatsızlığın mı var?” derler adama. Aynı soruyu kendisine yönelttiğimde: “Herhangi bir rahatsızlığım yok. Yaşam tarzım böyle.” diye cevaplıyor. Beşiktaş’ın eski ve çılgın futbolcularından Pascal Nouma kahvaltı etmiyor, öğleyi de pas geçiyor, sadece akşam yemeğiyle iktifa ediyor ve ertesi gün aynı vakte kadar bir daha boğazından lokma geçmiyor. Çikolata, tatlı, dondurma gibi şekerli yiyecekleri ise ağzına sürmüyor. Çay ve kahveyle de arası yok. “İnsanlar televizyon izlerken cips, çekirdek yer, benim çocukken bile böyle bir alışkanlığım hiç olmadı.” diyor. Fizik olarak oldukça fit görüntüye sahip birinden böyle şeyler duymayı beklemiyor insan.Son derece pozitif, enerji dolu bedeni, büyük ruhu, hâlâ çocuk Pascal Nouma’yla (gülmekten) gerçekleştir(eme)diğimiz röportajın ayrıntılarına geçmeden neler yaptığına değinelim biraz. 2003’te Beşiktaş ile yolları ayrıldıktan sonra ülkesine geri dönmeyip Türkiye’ye yerleşme kararı aldı. Şimdilerde hem bir internet sitesinin ortaklığını üstlenmiş hem de radyo programı sunuyor.Pascal’ı birkaç hafta önce Worldfood fuarında pilav yaparken görünce komedi filmi, dans yarışması, Survivor derken bir yemek yapmadığı kalmıştı diye düşündüm. Madem yemek yapabiliyordu, bizim için de mutfağa girebilirdi pekâlâ…Görüşmeyi kararlaştırdığımız hafta taşınma telaşı olduğundan evine konuk olamadık ama adını duyduğunda dahi ağzını sulandıran Urfa kebabını yapması için Ramazan Bingöl’ün restoranına davet ettik kendisini. Rutinini bozmamış, o vakte kadar hiçbir şey yemeden gelmişti görüşmeye. İnsan yemek yapmaktan anlamayabilirdi ama yemek yemekten hoşlanmıyorsa yapacağın yemeğin ahvali nice olurdu? Diğerlerinden farklı bir röportaj olacağı kesindi… Mutfakta hazırlıklar devam ederken başlıyoruz konuşmaya.“Ne yer, ne içersiniz Allah aşkına, kapsülle mi besleniyorsunuz?” diye soruyorum. Basıyor kahkahayı ve “Hamsiye bayılıyorum, yardımcıma her gün hamsi yaptırıyorum. Bulgur pilavı, et, tavuk, kebap çok severim.” diyor. Sevdiği yemeklerden bahsederken gözü dönüyor. Koca günü tek öğünle geçiren birinden böyle iştahlı cümleler… Bir derviş kadar az yiyerek beslense de eti duyunca başka birine dönüşüyor resmen.Tek öğün mevzuunu bir psikolog edasıyla biraz daha deşiyorum: “Çocukken de az mı yerdiniz?” Beklenen bir cevap veriyor: “10 sene önce futbolu bıraktım. Gördüğünüz gibi az kilo aldım. Kendimi bildim bileli sadece acıktığımda yemek yerim. Türkiye’de insanlar yemeyi ve yedirmeyi çok seviyor. Yemediğinde ‘Allah aşkına, ölümü gör ye’ diyen başka bir millet var mıdır, bilemiyorum.” Bu konuyla ilgili komik bir anısını paylaşıyor: “Türkiye’ye geldiğim ilk yıllardı, bir organizasyon için Çorum’a gitmiştim. Orduevinde kahvaltı edilecek. Yanımda komutanlardan biri oturuyor. Kahvaltı tabağı geldi. Benim dokunmadığımı görünce ‘Hadi, niye yemiyorsun?’dedi. ‘Teşekkür ederim’ dedim. Elini masaya vurdu ve ‘O tabak bitecek!’ dedi. Korkudan yedim. Meğer beni düşündüğü için öyle demiş.” Pascal, “Çoğu zaman acıktığımı bile hissetmiyorum.” diye havalı havalı konuşunca “O halde Survivor’da açlıktan gözü dönmüş o haliniz de neydi?” diyorum. Bu soruyu duyunca gülmekten kırılıyor ve “İyi de orada hiçbir şey yoktu.” diyor.Sevdiği yemekleri öğrendik. 10 küsur yıldır Türkiye’de yaşıyor, peki neleri hiç ağzına sürmez? Kokoreçmiş, hatta bahsederken bile midesi bulanıyor. “Pastırmayı da ağzıma sürmem, süreni de yanıma yaklaştırmam.” diyor gülerek. Röportajımızın sonuna doğru et hastası Pascal Nouma’ya “Maharetinizi gösterme vakti” diyorum. Usta, Pascal’a her şeyin nasıl yapılacağını gösteriyor. Sonrasında Pascal etin kıyılmasından şişlere dizilmesine, pişirilmesinden sunuma kadar her aşamayla bizzat kendi ilgileniyor. Yemek yaparken neredeyse hiç konuşmuyor. Her şey bitip sıra kebapların pişmesini beklemeye geldiğinde ise biraz önceki o ciddi adam gidiyor, yaramaz çocuk geri geliyor. Türkçe espriler yapıyor, çığlık atıyor, şarkı söylüyor. Her şey sona erdiğinde bahçede bizim için ayrılmış masaya geçiyor ve afiyetle Pascal’ın yaptığı kebapları yiyoruz. İnsan yemeyi sevmese de yedirmeği seviyorsa elinden çıkan
Zaman
En Çok Okunan
05.10.2013
[YemekBahane]Fransadadoğdukebapçıoldu[Yemek Bahane] Fransada doğdu kebapçı oldu
[Yemek Bahane] Fransa'da doğdu, kebapçı oldu
Zaman
05.10.2013
03:11
Pascal Nouma koca günü sadece tek öğünle geçiştiriyor, abur cuburu ağzına sürmüyor, tatlıdan hiç hoşlanmıyor. Üstelik tüm bunları ne kilo vermek için ne de bir sağlık problemi olduğu için yapıyor. Yemek yemeyi bile unutan Nouma, kebap yapacak, hep birlikte yiyecektik. Farklı bir deneyim olacağına şüphe yoktu.Yemek yapmayı bilmiyorsanız pek garipsenmez. Hele ki erkekseniz normal bile karşılanabilir. Ancak hem erkek hem de yemek yemeyi sevmiyorsanız “Bir rahatsızlığın mı var?” derler adama. Aynı soruyu kendisine yönelttiğimde: “Herhangi bir rahatsızlığım yok. Yaşam tarzım böyle.” diye cevaplıyor. Beşiktaş’ın eski ve çılgın futbolcularından Pascal Nouma kahvaltı etmiyor, öğleyi de pas geçiyor, sadece akşam yemeğiyle iktifa ediyor ve ertesi gün aynı vakte kadar bir daha boğazından lokma geçmiyor. Çikolata, tatlı, dondurma gibi şekerli yiyecekleri ise ağzına sürmüyor. Çay ve kahveyle de arası yok. “İnsanlar televizyon izlerken cips, çekirdek yer, benim çocukken bile böyle bir alışkanlığım hiç olmadı.” diyor. Fizik olarak oldukça fit görüntüye sahip birinden böyle şeyler duymayı beklemiyor insan.Son derece pozitif, enerji dolu bedeni, büyük ruhu, hâlâ çocuk Pascal Nouma’yla (gülmekten) gerçekleştir(eme)diğimiz röportajın ayrıntılarına geçmeden neler yaptığına değinelim biraz. 2003’te Beşiktaş ile yolları ayrıldıktan sonra ülkesine geri dönmeyip Türkiye’ye yerleşme kararı aldı. Şimdilerde hem bir internet sitesinin ortaklığını üstlenmiş hem de radyo programı sunuyor.Pascal’ı birkaç hafta önce Worldfood fuarında pilav yaparken görünce komedi filmi, dans yarışması, Survivor derken bir yemek yapmadığı kalmıştı diye düşündüm. Madem yemek yapabiliyordu, bizim için de mutfağa girebilirdi pekâlâ…Görüşmeyi kararlaştırdığımız hafta taşınma telaşı olduğundan evine konuk olamadık ama adını duyduğunda dahi ağzını sulandıran Urfa kebabını yapması için Ramazan Bingöl’ün restoranına davet ettik kendisini. Rutinini bozmamış, o vakte kadar hiçbir şey yemeden gelmişti görüşmeye. İnsan yemek yapmaktan anlamayabilirdi ama yemek yemekten hoşlanmıyorsa yapacağın yemeğin ahvali nice olurdu? Diğerlerinden farklı bir röportaj olacağı kesindi… Mutfakta hazırlıklar devam ederken başlıyoruz konuşmaya.“Ne yer, ne içersiniz Allah aşkına, kapsülle mi besleniyorsunuz?” diye soruyorum. Basıyor kahkahayı ve “Hamsiye bayılıyorum, yardımcıma her gün hamsi yaptırıyorum. Bulgur pilavı, et, tavuk, kebap çok severim.” diyor. Sevdiği yemeklerden bahsederken gözü dönüyor. Koca günü tek öğünle geçiren birinden böyle iştahlı cümleler… Bir derviş kadar az yiyerek beslense de eti duyunca başka birine dönüşüyor resmen.Tek öğün mevzuunu bir psikolog edasıyla biraz daha deşiyorum: “Çocukken de az mı yerdiniz?” Beklenen bir cevap veriyor: “10 sene önce futbolu bıraktım. Gördüğünüz gibi az kilo aldım. Kendimi bildim bileli sadece acıktığımda yemek yerim. Türkiye’de insanlar yemeyi ve yedirmeyi çok seviyor. Yemediğinde ‘Allah aşkına, ölümü gör ye’ diyen başka bir millet var mıdır, bilemiyorum.” Bu konuyla ilgili komik bir anısını paylaşıyor: “Türkiye’ye geldiğim ilk yıllardı, bir organizasyon için Çorum’a gitmiştim. Orduevinde kahvaltı edilecek. Yanımda komutanlardan biri oturuyor. Kahvaltı tabağı geldi. Benim dokunmadığımı görünce ‘Hadi, niye yemiyorsun?’dedi. ‘Teşekkür ederim’ dedim. Elini masaya vurdu ve ‘O tabak bitecek!’ dedi. Korkudan yedim. Meğer beni düşündüğü için öyle demiş.” Pascal, “Çoğu zaman acıktığımı bile hissetmiyorum.” diye havalı havalı konuşunca “O halde Survivor’da açlıktan gözü dönmüş o haliniz de neydi?” diyorum. Bu soruyu duyunca gülmekten kırılıyor ve “İyi de orada hiçbir şey yoktu.” diyor.Sevdiği yemekleri öğrendik. 10 küsur yıldır Türkiye’de yaşıyor, peki neleri hiç ağzına sürmez? Kokoreçmiş, hatta bahsederken bile midesi bulanıyor. “Pastırmayı da ağzıma sürmem, süreni de yanıma yaklaştırmam.” diyor gülerek. Röportajımızın sonuna doğru et hastası Pascal Nouma’ya “Maharetinizi gösterme vakti” diyorum. Usta, Pascal’a her şeyin nasıl yapılacağını gösteriyor. Sonrasında Pascal etin kıyılmasından şişlere dizilmesine, pişirilmesinden sunuma kadar her aşamayla bizzat kendi ilgileniyor. Yemek yaparken neredeyse hiç konuşmuyor. Her şey bitip sıra kebapların pişmesini beklemeye geldiğinde ise biraz önceki o ciddi adam gidiyor, yaramaz çocuk geri geliyor. Türkçe espriler yapıyor, çığlık atıyor, şarkı söylüyor. Her şey sona erdiğinde bahçede bizim için ayrılmış masaya geçiyor ve afiyetle Pascal’ın yaptığı kebapları yiyoruz. İnsan yemeyi sevmese de yedirmeği seviyorsa elinden çıkan
Zaman
Ana Sayfa
05.10.2013
[YemekBahane]Fransadadoğdukebapçıoldu[Yemek Bahane] Fransada doğdu kebapçı oldu
[Yemek Bahane] Pascal bizi yemeğe götür!
Zaman
05.10.2013
01:57
Pascal Nouma koca günü sadece tek öğünle geçiştiriyor, abur cuburu ağzına sürmüyor, tatlıdan hiç hoşlanmıyor. Üstelik tüm bunları ne kilo vermek için ne de bir sağlık problemi olduğu için yapıyor. Yemek yemeyi bile unutan Nouma, kebap yapacak, hep birlikte yiyecektik. Farklı bir deneyim olacağına şüphe yoktu.Yemek yapmayı bilmiyorsanız pek garipsenmez. Hele ki erkekseniz normal bile karşılanabilir. Ancak hem erkek hem de yemek yemeyi sevmiyorsanız “Bir rahatsızlığın mı var?” derler adama. Aynı soruyu kendisine yönelttiğimde: “Herhangi bir rahatsızlığım yok. Yaşam tarzım böyle.” diye cevaplıyor. Beşiktaş’ın eski ve çılgın futbolcularından Pascal Nouma kahvaltı etmiyor, öğleyi de pas geçiyor, sadece akşam yemeğiyle iktifa ediyor ve ertesi gün aynı vakte kadar bir daha boğazından lokma geçmiyor. Çikolata, tatlı, dondurma gibi şekerli yiyecekleri ise ağzına sürmüyor. Çay ve kahveyle de arası yok. “İnsanlar televizyon izlerken cips, çekirdek yer, benim çocukken bile böyle bir alışkanlığım hiç olmadı.” diyor. Fizik olarak oldukça fit görüntüye sahip birinden böyle şeyler duymayı beklemiyor insan.Son derece pozitif, enerji dolu bedeni, büyük ruhu, hâlâ çocuk Pascal Nouma’yla (gülmekten) gerçekleştir(eme)diğimiz röportajın ayrıntılarına geçmeden neler yaptığına değinelim biraz. 2003’te Beşiktaş ile yolları ayrıldıktan sonra ülkesine geri dönmeyip Türkiye’ye yerleşme kararı aldı. Şimdilerde hem bir internet sitesinin ortaklığını üstlenmiş hem de radyo programı sunuyor.Pascal’ı birkaç hafta önce Worldfood fuarında pilav yaparken görünce komedi filmi, dans yarışması, Survivor derken bir yemek yapmadığı kalmıştı diye düşündüm. Madem yemek yapabiliyordu, bizim için de mutfağa girebilirdi pekâlâ…Görüşmeyi kararlaştırdığımız hafta taşınma telaşı olduğundan evine konuk olamadık ama adını duyduğunda dahi ağzını sulandıran Urfa kebabını yapması için Ramazan Bingöl’ün restoranına davet ettik kendisini. Rutinini bozmamış, o vakte kadar hiçbir şey yemeden gelmişti görüşmeye. İnsan yemek yapmaktan anlamayabilirdi ama yemek yemekten hoşlanmıyorsa yapacağın yemeğin ahvali nice olurdu? Diğerlerinden farklı bir röportaj olacağı kesindi… Mutfakta hazırlıklar devam ederken başlıyoruz konuşmaya.“Ne yer, ne içersiniz Allah aşkına, kapsülle mi besleniyorsunuz?” diye soruyorum. Basıyor kahkahayı ve “Hamsiye bayılıyorum, yardımcıma her gün hamsi yaptırıyorum. Bulgur pilavı, et, tavuk, kebap çok severim.” diyor. Sevdiği yemeklerden bahsederken gözü dönüyor. Koca günü tek öğünle geçiren birinden böyle iştahlı cümleler… Bir derviş kadar az yiyerek beslense de eti duyunca başka birine dönüşüyor resmen.Tek öğün mevzuunu bir psikolog edasıyla biraz daha deşiyorum: “Çocukken de az mı yerdiniz?” Beklenen bir cevap veriyor: “10 sene önce futbolu bıraktım. Gördüğünüz gibi az kilo aldım. Kendimi bildim bileli sadece acıktığımda yemek yerim. Türkiye’de insanlar yemeyi ve yedirmeyi çok seviyor. Yemediğinde ‘Allah aşkına, ölümü gör ye’ diyen başka bir millet var mıdır, bilemiyorum.” Bu konuyla ilgili komik bir anısını paylaşıyor: “Türkiye’ye geldiğim ilk yıllardı, bir organizasyon için Çorum’a gitmiştim. Orduevinde kahvaltı edilecek. Yanımda komutanlardan biri oturuyor. Kahvaltı tabağı geldi. Benim dokunmadığımı görünce ‘Hadi, niye yemiyorsun?’dedi. ‘Teşekkür ederim’ dedim. Elini masaya vurdu ve ‘O tabak bitecek!’ dedi. Korkudan yedim. Meğer beni düşündüğü için öyle demiş.” Pascal, “Çoğu zaman acıktığımı bile hissetmiyorum.” diye havalı havalı konuşunca “O halde Survivor’da açlıktan gözü dönmüş o haliniz de neydi?” diyorum. Bu soruyu duyunca gülmekten kırılıyor ve “İyi de orada hiçbir şey yoktu.” diyor.Sevdiği yemekleri öğrendik. 10 küsur yıldır Türkiye’de yaşıyor, peki neleri hiç ağzına sürmez? Kokoreçmiş, hatta bahsederken bile midesi bulanıyor. “Pastırmayı da ağzıma sürmem, süreni de yanıma yaklaştırmam.” diyor gülerek. Röportajımızın sonuna doğru et hastası Pascal Nouma’ya “Maharetinizi gösterme vakti” diyorum. Usta, Pascal’a her şeyin nasıl yapılacağını gösteriyor. Sonrasında Pascal etin kıyılmasından şişlere dizilmesine, pişirilmesinden sunuma kadar her aşamayla bizzat kendi ilgileniyor. Yemek yaparken neredeyse hiç konuşmuyor. Her şey bitip sıra kebapların pişmesini beklemeye geldiğinde ise biraz önceki o ciddi adam gidiyor, yaramaz çocuk geri geliyor. Türkçe espriler yapıyor, çığlık atıyor, şarkı söylüyor. Her şey sona erdiğinde bahçede bizim için ayrılmış masaya geçiyor ve afiyetle Pascal’ın yaptığı kebapları yiyoruz. İnsan yemeyi sevmese de yedirmeği seviyorsa elinden çıkan
Zaman
En Çok Okunan
05.10.2013
[YemekBahane]Pascalbiziyemeğegötür[Yemek Bahane] Pascal bizi yemeğe götür
[Yemek Bahane] Pascal bizi yemeğe götür!
Zaman
05.10.2013
01:57
Pascal Nouma koca günü sadece tek öğünle geçiştiriyor, abur cuburu ağzına sürmüyor, tatlıdan hiç hoşlanmıyor. Üstelik tüm bunları ne kilo vermek için ne de bir sağlık problemi olduğu için yapıyor. Yemek yemeyi bile unutan Nouma, kebap yapacak, hep birlikte yiyecektik. Farklı bir deneyim olacağına şüphe yoktu.Yemek yapmayı bilmiyorsanız pek garipsenmez. Hele ki erkekseniz normal bile karşılanabilir. Ancak hem erkek hem de yemek yemeyi sevmiyorsanız “Bir rahatsızlığın mı var?” derler adama. Aynı soruyu kendisine yönelttiğimde: “Herhangi bir rahatsızlığım yok. Yaşam tarzım böyle.” diye cevaplıyor. Beşiktaş’ın eski ve çılgın futbolcularından Pascal Nouma kahvaltı etmiyor, öğleyi de pas geçiyor, sadece akşam yemeğiyle iktifa ediyor ve ertesi gün aynı vakte kadar bir daha boğazından lokma geçmiyor. Çikolata, tatlı, dondurma gibi şekerli yiyecekleri ise ağzına sürmüyor. Çay ve kahveyle de arası yok. “İnsanlar televizyon izlerken cips, çekirdek yer, benim çocukken bile böyle bir alışkanlığım hiç olmadı.” diyor. Fizik olarak oldukça fit görüntüye sahip birinden böyle şeyler duymayı beklemiyor insan.Son derece pozitif, enerji dolu bedeni, büyük ruhu, hâlâ çocuk Pascal Nouma’yla (gülmekten) gerçekleştir(eme)diğimiz röportajın ayrıntılarına geçmeden neler yaptığına değinelim biraz. 2003’te Beşiktaş ile yolları ayrıldıktan sonra ülkesine geri dönmeyip Türkiye’ye yerleşme kararı aldı. Şimdilerde hem bir internet sitesinin ortaklığını üstlenmiş hem de radyo programı sunuyor.Pascal’ı birkaç hafta önce Worldfood fuarında pilav yaparken görünce komedi filmi, dans yarışması, Survivor derken bir yemek yapmadığı kalmıştı diye düşündüm. Madem yemek yapabiliyordu, bizim için de mutfağa girebilirdi pekâlâ…Görüşmeyi kararlaştırdığımız hafta taşınma telaşı olduğundan evine konuk olamadık ama adını duyduğunda dahi ağzını sulandıran Urfa kebabını yapması için Ramazan Bingöl’ün restoranına davet ettik kendisini. Rutinini bozmamış, o vakte kadar hiçbir şey yemeden gelmişti görüşmeye. İnsan yemek yapmaktan anlamayabilirdi ama yemek yemekten hoşlanmıyorsa yapacağın yemeğin ahvali nice olurdu? Diğerlerinden farklı bir röportaj olacağı kesindi… Mutfakta hazırlıklar devam ederken başlıyoruz konuşmaya.“Ne yer, ne içersiniz Allah aşkına, kapsülle mi besleniyorsunuz?” diye soruyorum. Basıyor kahkahayı ve “Hamsiye bayılıyorum, yardımcıma her gün hamsi yaptırıyorum. Bulgur pilavı, et, tavuk, kebap çok severim.” diyor. Sevdiği yemeklerden bahsederken gözü dönüyor. Koca günü tek öğünle geçiren birinden böyle iştahlı cümleler… Bir derviş kadar az yiyerek beslense de eti duyunca başka birine dönüşüyor resmen.Tek öğün mevzuunu bir psikolog edasıyla biraz daha deşiyorum: “Çocukken de az mı yerdiniz?” Beklenen bir cevap veriyor: “10 sene önce futbolu bıraktım. Gördüğünüz gibi az kilo aldım. Kendimi bildim bileli sadece acıktığımda yemek yerim. Türkiye’de insanlar yemeyi ve yedirmeyi çok seviyor. Yemediğinde ‘Allah aşkına, ölümü gör ye’ diyen başka bir millet var mıdır, bilemiyorum.” Bu konuyla ilgili komik bir anısını paylaşıyor: “Türkiye’ye geldiğim ilk yıllardı, bir organizasyon için Çorum’a gitmiştim. Orduevinde kahvaltı edilecek. Yanımda komutanlardan biri oturuyor. Kahvaltı tabağı geldi. Benim dokunmadığımı görünce ‘Hadi, niye yemiyorsun?’dedi. ‘Teşekkür ederim’ dedim. Elini masaya vurdu ve ‘O tabak bitecek!’ dedi. Korkudan yedim. Meğer beni düşündüğü için öyle demiş.” Pascal, “Çoğu zaman acıktığımı bile hissetmiyorum.” diye havalı havalı konuşunca “O halde Survivor’da açlıktan gözü dönmüş o haliniz de neydi?” diyorum. Bu soruyu duyunca gülmekten kırılıyor ve “İyi de orada hiçbir şey yoktu.” diyor.Sevdiği yemekleri öğrendik. 10 küsur yıldır Türkiye’de yaşıyor, peki neleri hiç ağzına sürmez? Kokoreçmiş, hatta bahsederken bile midesi bulanıyor. “Pastırmayı da ağzıma sürmem, süreni de yanıma yaklaştırmam.” diyor gülerek. Röportajımızın sonuna doğru et hastası Pascal Nouma’ya “Maharetinizi gösterme vakti” diyorum. Usta, Pascal’a her şeyin nasıl yapılacağını gösteriyor. Sonrasında Pascal etin kıyılmasından şişlere dizilmesine, pişirilmesinden sunuma kadar her aşamayla bizzat kendi ilgileniyor. Yemek yaparken neredeyse hiç konuşmuyor. Her şey bitip sıra kebapların pişmesini beklemeye geldiğinde ise biraz önceki o ciddi adam gidiyor, yaramaz çocuk geri geliyor. Türkçe espriler yapıyor, çığlık atıyor, şarkı söylüyor. Her şey sona erdiğinde bahçede bizim için ayrılmış masaya geçiyor ve afiyetle Pascal’ın yaptığı kebapları yiyoruz. İnsan yemeyi sevmese de yedirmeği seviyorsa elinden çıkan
Zaman
Ana Sayfa
05.10.2013
[YemekBahane]Pascalbiziyemeğegötür[Yemek Bahane] Pascal bizi yemeğe götür
Ömer Hayyam
Zaman
18.08.2013
01:54
Bugün insanlar, Ömer Hayyamın 12. asırdan beri İranlılar ve Türkler tarafından bilindiğini zannetmektedirler. Bu tamamen yanlış bir zandır. Zira bugünkü İranlılar ve Türkler, Hayyamla ilgili hemen bütün bilgilerini, 19. ve 20. asır oryantalistlerine borçludurlar.İlginçtir ki Ömer Hayyam, Tanzimatın kudretli edebiyatçıları ve meşhur Osmanlı şairleri tarafından bilinmez veya hatırlanmaz. Daha ilginci ise onun 19. asırda İranlılar tarafından da bilinmemesidir. Abdullah Cevdet, Hayyamın İranda bilinmediğini, meşhur oryantalist Browndan öğrenir ve çok üzülür. Brownun anlattığı bir hatıraya göre, İran Şahı Muzaffereddin Şah Londrada iken, Hayyam hayranları, bu “büyük” şairin Nişaburdaki mezarı üzerine bir “türbe” yaptırmak için Şahtan izin isterler. İran şahı bu isteği anlayamaz, “yanındaki vezir-i azama” döner ve “Bu Ömer Hayyam da ne nesnedir ağa?” diye sorar. Yani İran şahı ve vezirinin Ömer Hayyam adlı bir şairden haberi yoktur.Hayyamın tarih sahnesine çıkış hikâyesinin başkahramanı, İngiliz şair Edward Fitz-Gerald (1809-1883)dır. Hikâye, Fitzgeraldın Oxforddaki Bodleian kütüphanesinde Farsça bir yazmayı bulmasıyla başlar. Batının bütün dinleri birleştirerek yok etmek veya beşerileştirmek istediği bir dönemde, “şans eseri” olarak İngilterede onların istediği türden, yani dini alaya alan güya bir “İslam” şairinin yazma eserine rastlanır. Yazmada 158 rubai vardır ve rubailerin şairi Ömer Hayyam adlı birisidir. Bu şair, şiirlerinde dinsizliği ve ayyaşlığı yüceltmekte, dinleri ve dindarları aşağılamakta, Yaratıcı ile alay etmektedir. Ateizm ve deizmin altın çağını yaşadığı, kendisine tarihi kökler aradığı ve “bulduğu” bir dönemde, bir İngiliz, Hayyamı, yani dinsizliğin veya deizmin tarihi bir “kök”ünü keşfetmiştir.TARİH MÜHENDİSLİĞİ VE BATIFitzgeralddan sonra Hayyamın güya asırlarca “unutulmuş” olan rubaileri, ilginç bir şekilde, birbiri ardınca ortaya çıkmaya başlar. Kısa sürede Hayyamın rubailerinin sayısı bini geçer. Birçok kişinin Hayyam gibi veya Hayyam adına şiirler yazdığı ortaya çıkar. Yahya Kemal bir rubaisinde Hayyama izafe edilen rubailerin farklı yetenekte insanlar tarafından kaleme alındığını ifade eder. Hayyam gibi şiirler yazan ve Edebiyat-ı Ömeriyi teşekkül ettiren kişilerin, ilk defa Oxfordda ortaya çıkan 158 rubaiyi ve diğerlerini yazmadıklarına dair elimizde hiçbir kati delil yoktur.Batılılar, Ömer Hayyamı, Doğululara tanıtmak ve kabul ettirmek için “bilimsel” çalışmaların yanında, komik senaryolar da yazmışlar ve bu senaryoların gerektirdiği rolleri ciddiyetle oynamışlardır. Meselâ 1892 yılında Londrada “Omar Hayyams Clup”ı kurmuşlardır. Bu topluluk Hayyamı Doğuda neşet etmiş bir “peygamber” gibi görmüş, onun için “ayinler” yapmış, Nişaburda ona bir “türbe” yaptırmak istemiştir. Birkaç yıl sonra Londradaki bu Hayyam tiyatrosu, görevini hakkıyla ifa etmiş olmanın huzuruyla dağılmış olmalıdır. Zira bütün bu faaliyetlerin sonunda Hayyam, tarihe bağlanmıştır. Artık, Hayyam, 12. asırdaki İslâm âlimlerinin, İslâmın yasakladığı şeylere karşı hoşgörülü bir gaflet içinde oldukları “tez”ini destekleyen bir şahsiyet olarak İslâm tarihindeki yerini almıştır. Batılılar, Hayyam gibi dâhî, mübahi, her türlü günaha karşı hoşgörülü başka şahsiyetleri de “bulurlar”, onları “Reform”un, hümanizmin, deizmin vs. öncüleri olarak kabul ederler ve onları meşhur ederler. Bütün bu İslam dâhîlerinin İslâm dışı (tevhit anlayışıyla çelişen) fikirlerinin mevcut İslam toplumlarında hemen hiçbir izi ve karşılığı yoktur. Batıyı etkileyen fakat kendi toplumlarına hemen hiçbir etkisi olmayan “İslam büyükleri”dir bunlar. Burada çalışkan fakat beceriksiz bir tarih mühendisliği söz konusudur. Ama bunu ifşa edecek âlimler hâlâ yetiştirilememiştir. Yerli ve yabancı oryantalistler, Hayyamın sufi, veli, hakîm, ârif, huccetülhak vs. olduğunu, 20. asrın başında hızlıca buldukları veya uydurdukları kaynaklar vasıtasıyla okuyucuya kabul ettirmek istemişlerdir. Hâlbuki bu nevzuhur kaynakların Hayyamı tarihe bağlamak, onu doğrudan veya dolaylı olarak methetmek, gerçek Müslümanları da tahkir etmek için yazıldıkları çok açıktır.Hayyamı bulan ve dünyaya tanıtan zihniyet, ona ve fikirlerine dini bir kıyafet giydirmek istemiştir. Bu komik gayret, günümüzde de devam etmektedir. Kimi akademisyenler Hayyamın şiirlerinde dinî ve irfanî bir sembolizm bulmaya çabalamaktadırlar. Bu çaba, safi niyetli okuyucuları aldatmaktadır. Hayranlık uyandıran bir sahtekârlıktır bu. Hâlbuki bu yazar ve akademisyenlerin “bazıları”, orya
Zaman
Yorum
18.08.2013
ÖmerHayyamÖmer Hayyam
A. Turan Alkan - Tenor tonunda Ergenekon feryatları
Zaman
07.08.2013
01:56
Ergenekon davasında mahkeme kararı açıklandı. Benim çıkardığım sonuç şu: “Ergenekon lobisi” zannettiğimizden daha güçlü ve etkili; özellikle basındaki ve siyaset dünyasındaki ağırlığı şaşırtıcı derecede büyük.İki muhalefet partisinin Ergenekon sanıklarına (şimdi teknik açıdan hükümlü oldular) duyduğu muhabbet ve yakınlığı, son seçimlerden önce farketmiş ve nasıl da şaşırmıştık. Çok ciddi savcılık ithamlarıyla hapiste bulunan kişileri, üstelik seçilecek yerlerden aday göstermek, nasıl bir feragat ve adanmışlık hissinin eseri olabilirdi ki? Seçilmeleri halinde Meclis’i, yargıyı, Türk ve dünya kamuoyunu baskı altına alarak yargının güvenilmezliğini vurgulamayı hesaplamışlardı. Öyle oldu fakat hukuk geri adım atmadı. Sandıktan çıkan sanıklar, hukuken vekil sıfatı alamadılar fakat, mazlum ve mahpus görüntüsüyle dikkat çekmeyi başardılar.Bu fotoğraftan muhalefetin ne elde ettiğini bilmiyorum ve böyle bir sual sorduğum için kendimi ayıplıyorum: Aşk karşılıksız bir şeydir özünde!Artık Ergenekon lobisinin faaliyet programı belli olmuştur: Mahkeme kararını itibarsızlaştırmak ve kamuoyu üzerine yoğun bir propaganda baskısı yaparak sokaktaki vatandaşa, “Anladık mahkeme kararı ama galiba işin içine başka hesaplar karıştırıldı; itibarlı, aklıbaşında, düzgün insanlar asırlarca hapse mahkum edildi” dedirtmek. En azından, “Ergenekon diye bir örgütün varlığı, ilk defa Türk mahkemeleri tarafından tescil edildi” diyeceklerin lâfını ağzına tıkamak, “acaba mı?” dedirtmek, bir nevi gözdağı vermek.Bu cür’etli gayreti hayret ve bir miktar takdirle seyrediyorum; galiba bu hükümlüler hakkında oluşturulan sevgi yumağı ve sempati hâlesi, başkaca hiçbir zümreye nasib olmamıştır.Buyrunuz netekim, vaktiyle, “Nerede bu Ergenekon örgütü, gösterin gidip ben de yazılayım” diye komik bir mütalaada bulunan bir lider, karardan sonra misyonunun müntehâsına yükselerek diyor ki, “Özel Yetkili Mahkemelerin verdiği kararlar hukuken, siyaseten ve ahlâken meşru kararlar değildir. Bu mahkemelerin verdiği kararlar, gayrimeşrudur.”E, müşarünileyhin selefi de mahkemeye gözdağı vermekle tanınmıştı vaktiyle. 30 Nisan 2007 tarihinde, “Anayasa Mahkemesi 367 milletvekili bulunmadan Cumhurbaşkanı seçilebileceği yönünde karar verirse Türkiye tehlikeli bir çatışmaya sürüklenecektir” tehdidiyle AYM’yi baskılamaya çalışmıştı. Halefiyle selefiyle CHP liderleri mahkeme tehdit etmek, karar tanımamak mesleğinde doktora verecekler bu gidişle…Çok ilginç, yargı bu siyasi atraksiyonları seyretmekle yetiniyor, halbuki eleştiri başka şey, gayrimeşruluk ithamı başka…Öteki muhalefet lideri başka âlem; mahkemeyi “Tarafgir, sübjektif, önyargılı” olmakla suçluyor ve “Bari bu hatayı Yargıtay’da düzeltin” mealine gelen şu cümleyi ekliyor: “Adaletsizlik giderilmez ve objektif esaslara göre hareket edilmezse Türkiye’nin sosyal ve siyasal yapısı kördüğüm olmaktan ve her tarafa sirayet etmiş kaostan kurtulamayacaktır.”Darbecilikten mahkeme kararıyla sâbıkalanmışların yanında durmak, kime ne kazandıracak, sandıkta göreceğiz bakalım!Bu koronun en tenor feryadı, Türk matbuatının son dönem feylesoflarından fakat ciddiyeti meşkûk bir genel yayın müdüründen çıktı. Üstad buyurmuş ki, “Bu dava siyasi bir dava, siyasi davalarda adalet beklenmez!”Bundan böyle mahkemeler, yargı süreci boyunca -haydi muhalefet neyse ama!- bu önemli hukuk filozofuna kararlarını beğendirmek zorundalar! Ne güzel memleket!.
Zaman
Köşe Yazıları
07.08.2013
ATuranAlkan-TenortonundaErgenekonferyatlarıA Turan Alkan - Tenor tonunda Ergenekon feryatları
Güya staj yapıyoruz
Evrensel
01.07.2013
07:02
Merhabalar değerli Evrensel okurları. Kayseri’nin Talas Lisesi öğrencilerindenim. 11. sınıf öğrencisiyim, çocuk gelişim okuyorum. Daha doğrusu okumaya çalışıyorum. Malum meslek lisesi olduğumuz için staj görüyoruz. Başımdan geçen olayları sizlerle paylaşmak istedim. İlk çilem bu yaz bir kreşte başladı. Oturmak yasak, gülmek yasak! Staj yapıyoruz deniliyor ama bulaşıkçı mıyız anlayamadım diye söze başlayayım. Ve başımdan geçen bir olayı anlatayım, insanlar yaşamını devam ettirebilmek için yemek yerler değil mi? Komik olacak ama staj yaptığım okulda yemek dahi vermiyorlar. Çalışma saatlerimi
Evrensel
Mektup
01.07.2013
GüyastajyapıyoruzGüya staj yapıyoruz
Rus gazeteciden “Gezi Parkı” değerlendirmesi
Zaman
27.06.2013
10:40
Rus gazeteci Dimitri Şerih, çevreyi korumak için eylem yapan kişilerin, üçüncü köprü ve yeni havalimanına karşı çıkmaya başlamalarını komik bulduğunu söyledi.St. Petersburg Vedomosti Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Şerih, Gezi Parkı eylemleri ile ilgili Cihan Haber Ajansına(Cihan) değerlendirmelerde bulundu. Olaylar sırasında Başbakan Recep Tayyip Erdoğanı oldukça hararetli gördüğünü ifade eden Şerih, bu durumu, Erdoğanın ülkesi için bir şeyler yapmaya çalışırken, haksızlığa uğradığı düşüncesiyle hareket etmesine bağladığını söyledi. RUSYADA DA BENZER DURUM YAŞANDISon dönemde Türkiyeyi çok yakından takip ettiğini ve Başbakan Erdoğanın ülkenin kalkınmasına önemli katkıları olduğuna değinen Şerih, Türkiyedeki gelişim süreci Rusya ile paralellik arz ediyor. Türkiyede olduğu gibi Rusyada da son yıllarda orta sınıf zenginleşmeye başladı. Bu durum Türkiyede daha bir gözle görünür durumda. Türkiyedeki orta sınıf şu an iktidar üzerinde etkili. Özellikle bu durumu isteyenler Avrupa kültüründen olaylara bakan bir kesim. Ekonomi, çevre konularını ön plana çıkarıyorlar. Rusyada olduğu gibi Türkiyede de bu insanlar sokağa döküldü. Bu durum Rusyada daha da artacak mı diye sorarsanız cevabım hayır olur. Çünkü, burada da olaylar başladı, ancak daha sonra durum yine eskisine döndü. dedi.EYLEMCİLER ORTAYA SOMUT BİR ŞEY KOYAMIYORTürkiyede sokağa dökülen bu insanların belirli bir programları eylem planları olmadığını gördüğünü ileri süren Şerih, Türkiyede sokağa dökülenlerin park koruma iç güdüleriyle hareket etmeleri ilk başta benim oldukça hoşuma gitmişti. Ancak daha sonra, eylemcilerin devamlı bir şeyleri savunduklarını söylerken, gözle görülür tartışılabilir herhangi bir şey teklif etmedikleri ortaya çıktı. Gözlemlediğim kadarıyla, belirli bir programları yok, ya da geliştirip tartışılabilecek bir fikirleri yok. şeklinde konuştu.EYLEMCİLERİN, ŞEHRİ RAHATLATAN PROJELERE KARŞI ÇIKMASI KOMİKEylemcilerin 3. Köprü ve 3. Havalimanına karşı çıkmalarını oldukça komik bulduğunu ifade eden Rus gazeteci,Çünkü İstanbul büyük bir ulaşım ağına sahip, boğazla ikiye ayrılmış ve gelişmeye müsait devasa bir şehir. Ayrıca, ulaşım ağının geliştirilmesi dünya üzerindeki her ülke için yapılması gereken ilk adımlardan bir tanesi. Bu olmadan şehir tamamen kaosa döner. Çünkü, Asyada yaşayan insanlar sabah kalkıp toplu taşıma araçları ile Avrupa tarafına işe gidip, akşam geri dönüyor. Bu şehir için önemli bir olay ve ülkenin tüm ekonomisini etkiliyor. Tüm bu yapılanlar, boğazın altından geçen tünel de dahil şehir için çok önemli. Ve insanlar bu olayın düzene oturmasını eleştiriyor. Bunu komik buluyorum. İfadelerini kullandı.ORHAN PAMUKUN ESERİNDEKİ TÜRKİYE GERİDE KALDIKısa bir süre önce Rusça olarak piyasaya çıkan Türk Petersburg kitabını yazma aşamasındayken, Orhan Pamukun eserlerini de okuma imkanını bulduğunu kaydeden Dimitri Şerih, Orada, 80li yılları anlattığı bir eserde, boğazda hiçbir şey yok, balıklar bile yüzemiyor gibi bir şey geçiyordu. Ama son dönemde uygulanan programlar sayesinde şu an herkes çok rahat bir şekilde temiz bir denizden rahatlıkla avlanabiliyorlar. dedi.Şerih, Şunu da anlamak lazım, tüm bu şeyler yapılırken bazen problemlerde ortaya çıkabilir. Bazen bir tarihi eser karşınıza çıkar etrafından dolanıp işinizi yapmaya devam edersiniz. Örneğin benim için, Marmaray sırasında ortaya çıkan eserler için inşaatın durdurulması ve bunların koruma altına alınmış olduğunu duymak çok sevindirici bir gelişmeydi. Bu örnek bile uygarca bir davranışın örneği olarak verilebilir. ERDOĞANIN ÜLKESİ İÇİN ÇALIŞTIĞINA İNANIYORUMŞerih sözlerine şöyle devam etti: Daha önce İstanbula geldiğim sırada Gezi Parkını da görmüştüm. Ben orasının şehir için çok önem verilecek ve şehrin ekolojik dengesini değiştirebilecek bir park olduğunu düşünmüyorum. Sadece Erdoğandan hoşlanmayanların bu durumu kullandığını söyleyebilirim. Ancak, şunu da söylemek gerekir ki, o dönemde Erdoğanda biraz hararetli ve sertti. Bunu doğunun bir bilgeliği olarak, düşünebiliriz. Haklı olduğuna ve sadece ülke için doğru olan şeyleri yapmaya çalıştığına inanıyor. Bu yüzden tüm bu olaylar başladığında duruma itiraz etti. Yaptığı çalışmanın ülkesi için doğru olduğuna inanıyor.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
27.06.2013
Rusgazeteciden“GeziParkı”değerlendirmesiRus gazeteciden “Gezi Parkı” değerlendirmesi
Ahmet Çakır - Demirören başkan olabilir miydi?
Zaman
19.06.2013
01:59
Futbol Federasyonu Başkanı Yıldırım Demirören’in görev süresindeki en büyük başarısı çok az konuşmak oldu. Gerek Beşiktaş’ta gerekse şimdiki görevinde konuştukları genellikle sorun çıkarıcı nitelikteydi. Dünkü genel kurulda da teşekkür konuşması yaparken, başka bir bağlamda, ‘Fenerbahçe ya da Beşiktaş’a UEFA’dan gelebilecek bir cezanın Futbol Federasyonu’nu ilgilendirmeyeceğini’ söyledi.Tekrar ediyorum, başka bir eleştiri nedeniyle öfkeli olduğu için böyle bir cümle kurdu. Fakat büyük çam devirdi. UEFA’dan Fenerbahçe ve Beşiktaş’a gelebilecek cezalar, federasyonu nasıl ilgilendirmez! Tam tersine bunun sonuçları federasyon için de bir deprem kadar ağır olabilir. Bunun farkında olmayan bir başkan insanı pek mutlu etmiyor.Demirören’le ilgili çok önemli bir durum daha şu: Birkaç ay önceki bir toplantının açılış konuşmasında, şike davasıyla ilgili sorunları tereyağından kıl çeker gibi halletmiş olmakla övünüyor ve kendisini eleştirenlere tepki gösteriyordu. Ona göre UEFA’dan herhangi bir yaptırımın gelmesi söz konusu değildi ve bu konu kesin olarak kapanmıştı... O zaman soralım: N’oldi başkan?Yıldırım Demirören’in futbol federasyonu başkanı oluşu bu ülkede konuyla ilgili hemen herkesi şaşırtmıştı. Kendi kulübündeki durum ortadayken Demirören’in futbolu yönetmeye talip oluşu ve bunun gerçekleşmesi kötü bir şaka gibiydi. Konunun bu yönü üzerinde çokça konuşuldu. Ancak asıl vahim durum başkaydı ve orada gösterilecek bir özen, Demirören’in başkan olmasını kestirmeden önlerdi. O da, ‘herhangi bir federasyon başkanının yönettiği alanda faaliyet gösteren kulüplerden herhangi biriyle borç-alacak ilişkisi içinde olamayacağı’ gibi çok açık ve kesin bir kuraldı.Açıkçası sadece federasyonun çevresinde değil bu tür konularda asıl belirleyici olan çok yükseklerdeki insanların yanında da hukukun buna benzer temel kurallarını bilip gerekli uyarılarda bulunabilecek kişilerin bulunmayışı insanı üzüyor. Biliyorsunuz, Demirören ile Beşiktaş arasında 100 milyonla ifade edilen bir borç-alacak ilişkisi var. İnanın böyle bir durum, küçümsemek için ölçü saydığımız herhangi bir Muz Cumhuriyeti’nde bile sözkonusu olamaz!Bırakın kulübünü yönetirken neler yaptığını ya da yapmadığını! Onlar yorum ya da tartışma kapsamında görülebilir. Öncelikle bir ülkenin önemli noktalarındaki görevlere kimlerin nasıl gelebileceği yolunda çok sağlam kurallarının olması gerekir. Herhangi bir kişinin, ülke çapında hatta uluslararası düzeyde önem taşıyan bir göreve seçilirken taşıması gereken ‘olmazsa olmaz’ nitelikler vardır. Örneğin, devlet memurluğu için temel koşullardan biri ‘Türk vatandaşı olmak’tır. Bu da onun kadar önemli bir kuraldır.Değişik ama güncel bir konuyu da buraya sıkıştıralım izninizle: Çok açık birtakım yanlışları düzeltmenin zorluğu, spor gazeteciliğinde çektiğim en büyük sıkıntılardan biri oldu. Hatta bunları kimi zaman en yakınımdaki insanlara bile anlatamama eziyetini yaşadım, yaşıyorum. Örneğin, bugünlerde en çok işittiğimiz ve okuduğumuz sözlerden biri 20 Yaşaltı Dünya Şampiyonası. Ülkemizde yapılan bu organizasyon nedeniyle bir heyecan yaşıyoruz. Ancak şampiyonanın adını bile doğru yazamamak gibi bir sorunla birlikte...Hemen her yerde İngilizce Under’ın karşılığı olarak kullanılan ‘yaşaltı’ sözcüğü bölünerek yani yaş altı şeklinde yazılıyor. Oysa bunları böldüğünüzde ortaya bir kargaşa ve çok komik bir durum çıkıyor. Örneğin, yaş sözcüğü aynı zamanda ıslak anlamına da geliyor. Demek ki biz ıslak-altı bir şampiyona yapacağız. Hayırlısı olsun. Anadilini düzgün konuşup yazamayan insanlar, başka pek çok konuda da bir yığın hata yapıyor ve bunların yıkıcı sonuçları oluyor. Neyse ki biz bunlara alışkınız, pek etkilenmiyoruz.
Zaman
Köşe Yazıları
19.06.2013
AhmetÇakır-Demirörenbaşkanolabilirmiydi?Ahmet Çakır - Demirören başkan olabilir miydi?
Ritim ve tiyatro sahnede birleşti: Kallisti
Evrensel
05.04.2013
11:05
İstanbul Ritim Tiyatrosu, ilk oyunu “Kallisti/En Güzel Olana” ile seyircisini selamlıyor. Tiyatroyla perküsyonu birleştiren grup, ritim tiyatrosu projesine imza atarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor. Mitolojideki ilk güzellik yarışmasını konu edinen, tanrılara da insanlar gibi zaaflar yükleyerek onun komik tarafını vurgulamayı amaçlayan grup, sahnede hem oynuyor, hem çalıyor... Bu akşam saat 20.30’da Akatlar Kültür Merkezinde sahnelenecek oyunun yönetmenliğini Dilara Akın, müzik direktörlüğünü ise Perküsyonist Engin Gürkey üstleniyor. Ritim tiyatrosu projesini ve en güzel seçilmeye çal
Evrensel
Kültür
05.04.2013
RitimvetiyatrosahnedebirleştiKallistiRitim ve tiyatro sahnede birleşti Kallisti
Ritim ve tiyatro sahnede birleşti: Kallisti
Evrensel
05.04.2013
10:56
İstanbul Ritim Tiyatrosu, ilk oyunu “Kallisti/En Güzel Olana” ile seyircisini selamlıyor. Tiyatroyla perküsyonu birleştiren grup, ritim tiyatrosu projesine imza atarak Türkiye’de bir ilki gerçekleştiriyor. Mitolojideki ilk güzellik yarışmasını konu edinen, tanrılara da insanlar gibi zaaflar yükleyerek onun komik tarafını vurgulamayı amaçlayan grup, sahnede hem oynuyor, hem çalıyor... Bu akşam saat 20.30’da Akatlar Kültür Merkezinde sahnelenecek oyunun yönetmenliğini Dilara Akın, müzik direktörlüğünü ise Perküsyonist Engin Gürkey üstleniyor. Ritim tiyatrosu projesini ve en güzel seçilmeye çal
Evrensel
Ana Sayfa
05.04.2013
RitimvetiyatrosahnedebirleştiKallistiRitim ve tiyatro sahnede birleşti Kallisti
Bir modernleşme projesi idi (2)
Milli Gazete
04.06.2012
12:05
Bir TV. kanalında on dokuz Mayıs gençlik ve spor bayramı ile ilgili bir protesto gösterisi yayınlanıyor. Göstericiler arasında orta yaşın üstünde insanlar da var. Tepkilerini ifade ederken kısık bir sesle hakaretler yağdırıyor ve inançlı insanlara kin kusuyorlar. Gözlerinde bir belirsizlik var, acıma ile gülümseme arasında kalıyor ve bu insanların içine düştüğü durumunun ne kadar traji komik olduğunu görüyorsunuz. İman edenlerle, İslama karşı olanların tarihi süreçteki mücadelesi canlanıyor zihninizde. Ve en çokta kandırılan, geleceği ellerinden alınan, üç günlük dünya hayatı için ahiretleri unutturulan gençleri düşünüyor ve hüzünleniyorsunuz.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
04.06.2012
Birmodernleşmeprojesiidi(2)Bir modernleşme projesi idi (2)
En komik 10 "çak bir beşlik" videosu
CNN Türk
30.05.2012
12:01
En mutlu oldukları anda çak bir beşlik diyen bu insanlar, karşı taraftan bir tepki alamayınca hayal kırıklığı yaşadılar. İşte size gülerek izleyeceğiniz en komik 10 çak bir beşlik videosu...
CNN Türk
Toplum Yaşam
30.05.2012
Enkomik10çakbirbeşlikvideosuEn komik 10 çak bir beşlik videosu
En komik 10 "çak bir beşlik" videosu
CNN Türk
30.05.2012
12:01
En mutlu oldukları anda çak bir beşlik diyen bu insanlar, karşı taraftan bir tepki alamayınca hayal kırıklığı yaşadılar. İşte size gülerek izleyeceğiniz en komik 10 çak bir beşlik videosu...
CNN Türk
Toplum Yaşam
30.05.2012
Enkomik10çakbirbeşlikvideosuEn komik 10 çak bir beşlik videosu
En komik 10 "çak bir beşlik" videosu
CNN Türk
30.05.2012
12:00
En mutlu oldukları anda çak bir beşlik diyen bu insanlar, karşı taraftan bir tepki alamayınca hayal kırıklığı yaşadılar. İşte size gülerek izleyeceğiniz en komik 10 çak bir beşlik videosu...
CNN Türk
Ana Sayfa
30.05.2012
Enkomik10çakbirbeşlikvideosuEn komik 10 çak bir beşlik videosu
Bu insanlar eceline susamış
İnternet Haber
30.11.2011
16:14
Dünyada yaşanan komik ve tehlikeli videolardan bir kolaj

Devamı İçin Tıklayınız...
İnternet Haber
Son Dakika
30.11.2011
BuinsanlarecelinesusamışBu insanlar eceline susamış
Deron WIllIams’ın
gözüyle İstanbul
Türkiye Gazetesi
15.10.2011
02:29
BEŞİKTAŞ’IN NBA’den transfer ettiği yıldız basketbolcu Deron Williams, İstanbul’daki ilk günlerini ABD’li hayranlarıyla paylaştı. Türk yemeklerini çok sevdiğini söyleyen Williams, “Gittiğiniz her yerde insanlar sigara içiyor. Televizyonda ise sigaraları mozayikleyerek gösteriyorlar. Bu bana çok komik geldi. Trafikte ise kurallar hiçbir zaman uygulanmıyor” dedi.
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
15.10.2011
DeronWIllIams’ın
gözüyleİstanbul/">İstanbulİstanbul/">Deron WIllIams’ın
gözüyle İstanbul
Toplam "97" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti