Habergec.Com Aranan Kelimeler:komik insanlar Değerlendirme: 10 / 10 958761
habergec.com
22.10.2014 Çarşamba
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

komik insanlar

Mehmet Kamış - Sizin Lawrence'ınız hangisi?
Zaman
15.10.2014
18:54
Türkiye 2010 referandumuyla kazandığı her şeyi birer birer terk etti ve tekrar güvenlik öncelikli bir devlet haline geldi.Hatta eskisinden daha yoğun bir devletçiliğe doğru uygun adım yol alıyoruz. Totaliter ve güvenlikçi rejimlerin en büyük özelliği; yönetenlerin insanlara bakış açısında yatar. Onlara göre her taraf her an ülkeyi satmaya hazır insanlarla doludur. Yöneten ne diyorsa bir an önce onun söylediklerinin kabul edilmesi, hiçbir şekilde itiraz edilmemesi gerekir. Yönetilenler ise bir kere sandığa gider, yaş ve kuru bütün yetkiyi yöneten o kişiye verir. Bundan sonra vatandaşa sadece itaat etmek düşer.Yönetenlere göre ülke iki tip insanla doludur; birincisi her söyleneni kabul eden, her politikayı kayıtsız bir şekilde destekleyen sadık insanlar, ikincisi mutlak itaat etmeyen hainler, vatanı satanlar yani Lawrance’ler... Bu Lawrance her kılıkta olabilir. Bazen itaatsiz bir yazar, bazen ‘yanlış yapıyorsunuz, bu akrep sırtınızda sizi ısırır’ diyen bir entelektüel... Bazen ağacın kesilmesinden, ormanların imara açılmasından rahatsız olan bir kısım kendini bilmez(!), bazen de şeffaflık isteyen, kamu harcamalarının nasıl ve nerede kullanıldığını soran, Selçuklulardan bu yana var olan Sayıştay’ın görevini yerine getirmesini isteyen itaatsizler... Hele o, ‘devlet kimsenin babasının malı değildir, beytülmal ülkedeki bütün yetimlerin malıdır’ deyip Hz. Ömer’i, Hz. Ebubekir’i örnek gösterenler yok mu? İşte esas hain kesim de tam bunlardır.Oysa, bu ülkede Lawrence’ler varsa bunları üç yılda bu güzelim ülkeyi bataklığa batıranların içinde aramak gerekmez mi? Eğer bir kısım ajanlardan bahsedeceksek onları, İran’ı hem Ortadoğu’nun hem de Türkiye’nin en kılcallarına kadar sokanların arasında aramak lazım. Bu ajanları, Batı standartlarında demokratik ve şeffaf bir ülke olma yolunda ilerleyen, dünyanın yıldızı konumuna yükselmeye aday gösterilen Türkiye’yi bir anda totaliter bir Ortadoğu ülkesi haline dönüştürenlerin içinde aramak en doğru yol olur kanaatindeyim.Türkiye insan merkezli bir hukuk devleti olmaya doğru giderken, birkaç yıl içinde kişi merkezli devletçi bir ülke haline geldi. Ülkeyi bu hale getirenler işi burada bırakmayacaklarmış. Güvenlikçi yeni Türkiyeciler ‘Hizmet’i terör örgütü ilan ettirip kırmızı kitaba aldıracakmış! Sanki o kitaptan hiç çıkmış gibi... Hizmet, İnönü döneminde de kırmızı kitaptaydı, 27 Mayıs ihtilalinde de... 12 Eylül’den sonra da kırmızı kitapta olmaya devam etti, 28 Şubat’tan, 17 Haziran’dan sonra da hep kırmızı kitaptaydı. Bugün de kırmızı kitapta olmadığını kim söyleyebilir? Terör örgütü ilan etmeye gelince; kusura bakmayın bu komik bile olmayan iddianıza, bırakın aklı başında adamları aktrollerinizi bile inandıramazsınız. En kanlı terör örgütleriyle can ciğer kuzu sarması olduğunuz bir zamanda, karıncaya bile dokunmayan ve hayatlarını hem ülkesine hem insanlığa adamış insanlara böyle bir yafta vurmaya çalışmak, sadece sizin gerçek niyetinizin ne olduğunu ortaya çıkartır.Türkiye’de bu milletin on yıllar boyu kazıya kazıya elde ettiği kazanımların tamamını, tekrar devlete devşirmek isteyenler için ‘paralel’ yalanı yeterli bir argüman değil. Aslında bunu yapmak isteyenlerin kendi çevreleri dahil, hiç kimse bu saçmalığa inanmıyor. Dolayısıyla kitleleri tahrik edici tavır ve açıklamaların devam edeceğini düşünüyorum. Daha güvenlikçi, daha devletçi bir ülke için daha çok toplumsal olayın meydana gelmesi gerekir. Bundan sonraki tahriklere azami dikkat etmek lazım. m.kamis@zaman.com.tr
Zaman
En Çok Okunan
15.10.2014
MehmetKamış-SizinLawrenceınızhangisi?Mehmet Kamış - Sizin Lawrenceınız hangisi?
Mehmet Kamış - Sizin Lawrence'ınız hangisi?
Zaman
15.10.2014
14:42
Türkiye 2010 referandumuyla kazandığı her şeyi birer birer terk etti ve tekrar güvenlik öncelikli bir devlet haline geldi.Hatta eskisinden daha yoğun bir devletçiliğe doğru uygun adım yol alıyoruz. Totaliter ve güvenlikçi rejimlerin en büyük özelliği; yönetenlerin insanlara bakış açısında yatar. Onlara göre her taraf her an ülkeyi satmaya hazır insanlarla doludur. Yöneten ne diyorsa bir an önce onun söylediklerinin kabul edilmesi, hiçbir şekilde itiraz edilmemesi gerekir. Yönetilenler ise bir kere sandığa gider, yaş ve kuru bütün yetkiyi yöneten o kişiye verir. Bundan sonra vatandaşa sadece itaat etmek düşer.Yönetenlere göre ülke iki tip insanla doludur; birincisi her söyleneni kabul eden, her politikayı kayıtsız bir şekilde destekleyen sadık insanlar, ikincisi mutlak itaat etmeyen hainler, vatanı satanlar yani Lawrance’ler... Bu Lawrance her kılıkta olabilir. Bazen itaatsiz bir yazar, bazen ‘yanlış yapıyorsunuz, bu akrep sırtınızda sizi ısırır’ diyen bir entelektüel... Bazen ağacın kesilmesinden, ormanların imara açılmasından rahatsız olan bir kısım kendini bilmez(!), bazen de şeffaflık isteyen, kamu harcamalarının nasıl ve nerede kullanıldığını soran, Selçuklulardan bu yana var olan Sayıştay’ın görevini yerine getirmesini isteyen itaatsizler... Hele o, ‘devlet kimsenin babasının malı değildir, beytülmal ülkedeki bütün yetimlerin malıdır’ deyip Hz. Ömer’i, Hz. Ebubekir’i örnek gösterenler yok mu? İşte esas hain kesim de tam bunlardır.Oysa, bu ülkede Lawrence’ler varsa bunları üç yılda bu güzelim ülkeyi bataklığa batıranların içinde aramak gerekmez mi? Eğer bir kısım ajanlardan bahsedeceksek onları, İran’ı hem Ortadoğu’nun hem de Türkiye’nin en kılcallarına kadar sokanların arasında aramak lazım. Bu ajanları, Batı standartlarında demokratik ve şeffaf bir ülke olma yolunda ilerleyen, dünyanın yıldızı konumuna yükselmeye aday gösterilen Türkiye’yi bir anda totaliter bir Ortadoğu ülkesi haline dönüştürenlerin içinde aramak en doğru yol olur kanaatindeyim.Türkiye insan merkezli bir hukuk devleti olmaya doğru giderken, birkaç yıl içinde kişi merkezli devletçi bir ülke haline geldi. Ülkeyi bu hale getirenler işi burada bırakmayacaklarmış. Güvenlikçi yeni Türkiyeciler ‘Hizmet’i terör örgütü ilan ettirip kırmızı kitaba aldıracakmış! Sanki o kitaptan hiç çıkmış gibi... Hizmet, İnönü döneminde de kırmızı kitaptaydı, 27 Mayıs ihtilalinde de... 12 Eylül’den sonra da kırmızı kitapta olmaya devam etti, 28 Şubat’tan, 17 Haziran’dan sonra da hep kırmızı kitaptaydı. Bugün de kırmızı kitapta olmadığını kim söyleyebilir? Terör örgütü ilan etmeye gelince; kusura bakmayın bu komik bile olmayan iddianıza, bırakın aklı başında adamları aktrollerinizi bile inandıramazsınız. En kanlı terör örgütleriyle can ciğer kuzu sarması olduğunuz bir zamanda, karıncaya bile dokunmayan ve hayatlarını hem ülkesine hem insanlığa adamış insanlara böyle bir yafta vurmaya çalışmak, sadece sizin gerçek niyetinizin ne olduğunu ortaya çıkartır.Türkiye’de bu milletin on yıllar boyu kazıya kazıya elde ettiği kazanımların tamamını, tekrar devlete devşirmek isteyenler için ‘paralel’ yalanı yeterli bir argüman değil. Aslında bunu yapmak isteyenlerin kendi çevreleri dahil, hiç kimse bu saçmalığa inanmıyor. Dolayısıyla kitleleri tahrik edici tavır ve açıklamaların devam edeceğini düşünüyorum. Daha güvenlikçi, daha devletçi bir ülke için daha çok toplumsal olayın meydana gelmesi gerekir. Bundan sonraki tahriklere azami dikkat etmek lazım. m.kamis@zaman.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
15.10.2014
MehmetKamış-SizinLawrenceınızhangisi?Mehmet Kamış - Sizin Lawrenceınız hangisi?
Mehmet Kamış - Sizin Lawrence'ınız hangisi?
Zaman
15.10.2014
14:34
Türkiye 2010 referandumuyla kazandığı her şeyi birer birer terk etti ve tekrar güvenlik öncelikli bir devlet haline geldi.Hatta eskisinden daha yoğun bir devletçiliğe doğru uygun adım yol alıyoruz. Totaliter ve güvenlikçi rejimlerin en büyük özelliği; yönetenlerin insanlara bakış açısında yatar. Onlara göre her taraf her an ülkeyi satmaya hazır insanlarla doludur. Yöneten ne diyorsa bir an önce onun söylediklerinin kabul edilmesi, hiçbir şekilde itiraz edilmemesi gerekir. Yönetilenler ise bir kere sandığa gider, yaş ve kuru bütün yetkiyi yöneten o kişiye verir. Bundan sonra vatandaşa sadece itaat etmek düşer.Yönetenlere göre ülke iki tip insanla doludur; birincisi her söyleneni kabul eden, her politikayı kayıtsız bir şekilde destekleyen sadık insanlar, ikincisi mutlak itaat etmeyen hainler, vatanı satanlar yani Lawrance’ler... Bu Lawrance her kılıkta olabilir. Bazen itaatsiz bir yazar, bazen ‘yanlış yapıyorsunuz, bu akrep sırtınızda sizi ısırır’ diyen bir entelektüel... Bazen ağacın kesilmesinden, ormanların imara açılmasından rahatsız olan bir kısım kendini bilmez(!), bazen de şeffaflık isteyen, kamu harcamalarının nasıl ve nerede kullanıldığını soran, Selçuklulardan bu yana var olan Sayıştay’ın görevini yerine getirmesini isteyen itaatsizler... Hele o, ‘devlet kimsenin babasının malı değildir, beytülmal ülkedeki bütün yetimlerin malıdır’ deyip Hz. Ömer’i, Hz. Ebubekir’i örnek gösterenler yok mu? İşte esas hain kesim de tam bunlardır.Oysa, bu ülkede Lawrence’ler varsa bunları üç yılda bu güzelim ülkeyi bataklığa batıranların içinde aramak gerekmez mi? Eğer bir kısım ajanlardan bahsedeceksek onları, İran’ı hem Ortadoğu’nun hem de Türkiye’nin en kılcallarına kadar sokanların arasında aramak lazım. Bu ajanları, Batı standartlarında demokratik ve şeffaf bir ülke olma yolunda ilerleyen, dünyanın yıldızı konumuna yükselmeye aday gösterilen Türkiye’yi bir anda totaliter bir Ortadoğu ülkesi haline dönüştürenlerin içinde aramak en doğru yol olur kanaatindeyim.Türkiye insan merkezli bir hukuk devleti olmaya doğru giderken, birkaç yıl içinde kişi merkezli devletçi bir ülke haline geldi. Ülkeyi bu hale getirenler işi burada bırakmayacaklarmış. Güvenlikçi yeni Türkiyeciler ‘Hizmet’i terör örgütü ilan ettirip kırmızı kitaba aldıracakmış! Sanki o kitaptan hiç çıkmış gibi... Hizmet, İnönü döneminde de kırmızı kitaptaydı, 27 Mayıs ihtilalinde de... 12 Eylül’den sonra da kırmızı kitapta olmaya devam etti, 28 Şubat’tan, 17 Haziran’dan sonra da hep kırmızı kitaptaydı. Bugün de kırmızı kitapta olmadığını kim söyleyebilir? Terör örgütü ilan etmeye gelince; kusura bakmayın bu komik bile olmayan iddianıza, bırakın aklı başında adamları aktrollerinizi bile inandıramazsınız. En kanlı terör örgütleriyle can ciğer kuzu sarması olduğunuz bir zamanda, karıncaya bile dokunmayan ve hayatlarını hem ülkesine hem insanlığa adamış insanlara böyle bir yafta vurmaya çalışmak, sadece sizin gerçek niyetinizin ne olduğunu ortaya çıkartır.Türkiye’de bu milletin on yıllar boyu kazıya kazıya elde ettiği kazanımların tamamını, tekrar devlete devşirmek isteyenler için ‘paralel’ yalanı yeterli bir argüman değil. Aslında bunu yapmak isteyenlerin kendi çevreleri dahil, hiç kimse bu saçmalığa inanmıyor. Dolayısıyla kitleleri tahrik edici tavır ve açıklamaların devam edeceğini düşünüyorum. Daha güvenlikçi, daha devletçi bir ülke için daha çok toplumsal olayın meydana gelmesi gerekir. Bundan sonraki tahriklere azami dikkat etmek lazım. m.kamis@zaman.com.tr
Zaman
Ana Sayfa
15.10.2014
MehmetKamış-SizinLawrenceınızhangisi?Mehmet Kamış - Sizin Lawrenceınız hangisi?
Mehmet Kamış - Sizin Lawrence'niz hangisi?
Zaman
15.10.2014
03:00
Türkiye 2010 referandumuyla kazandığı her şeyi birer birer terk etti ve tekrar güvenlik öncelikli bir devlet haline geldi.Hatta eskisinden daha yoğun bir devletçiliğe doğru uygun adım yol alıyoruz. Totaliter ve güvenlikçi rejimlerin en büyük özelliği; yönetenlerin insanlara bakış açısında yatar. Onlara göre her taraf her an ülkeyi satmaya hazır insanlarla doludur. Yöneten ne diyorsa bir an önce onun söylediklerinin kabul edilmesi, hiçbir şekilde itiraz edilmemesi gerekir. Yönetilenler ise bir kere sandığa gider, yaş ve kuru bütün yetkiyi yöneten o kişiye verir. Bundan sonra vatandaşa sadece itaat etmek düşer.Yönetenlere göre ülke iki tip insanla doludur; birincisi her söyleneni kabul eden, her politikayı kayıtsız bir şekilde destekleyen sadık insanlar, ikincisi mutlak itaat etmeyen hainler, vatanı satanlar yani Lawrance’ler... Bu Lawrance her kılıkta olabilir. Bazen itaatsiz bir yazar, bazen ‘yanlış yapıyorsunuz, bu akrep sırtınızda sizi ısırır’ diyen bir entelektüel... Bazen ağacın kesilmesinden, ormanların imara açılmasından rahatsız olan bir kısım kendini bilmez(!), bazen de şeffaflık isteyen, kamu harcamalarının nasıl ve nerede kullanıldığını soran, Selçuklulardan bu yana var olan Sayıştay’ın görevini yerine getirmesini isteyen itaatsizler... Hele o, ‘devlet kimsenin babasının malı değildir, beytülmal ülkedeki bütün yetimlerin malıdır’ deyip Hz. Ömer’i, Hz. Ebubekir’i örnek gösterenler yok mu? İşte esas hain kesim de tam bunlardır.Oysa, bu ülkede Lawrence’ler varsa bunları üç yılda bu güzelim ülkeyi bataklığa batıranların içinde aramak gerekmez mi? Eğer bir kısım ajanlardan bahsedeceksek onları, İran’ı hem Ortadoğu’nun hem de Türkiye’nin en kılcallarına kadar sokanların arasında aramak lazım. Bu ajanları, Batı standartlarında demokratik ve şeffaf bir ülke olma yolunda ilerleyen, dünyanın yıldızı konumuna yükselmeye aday gösterilen Türkiye’yi bir anda totaliter bir Ortadoğu ülkesi haline dönüştürenlerin içinde aramak en doğru yol olur kanaatindeyim.Türkiye insan merkezli bir hukuk devleti olmaya doğru giderken, birkaç yıl içinde kişi merkezli devletçi bir ülke haline geldi. Ülkeyi bu hale getirenler işi burada bırakmayacaklarmış. Güvenlikçi yeni Türkiyeciler ‘Hizmet’i terör örgütü ilan ettirip kırmızı kitaba aldıracakmış! Sanki o kitaptan hiç çıkmış gibi... Hizmet, İnönü döneminde de kırmızı kitaptaydı, 27 Mayıs ihtilalinde de... 12 Eylül’den sonra da kırmızı kitapta olmaya devam etti, 28 Şubat’tan, 17 Haziran’dan sonra da hep kırmızı kitaptaydı. Bugün de kırmızı kitapta olmadığını kim söyleyebilir? Terör örgütü ilan etmeye gelince; kusura bakmayın bu komik bile olmayan iddianıza, bırakın aklı başında adamları aktrollerinizi bile inandıramazsınız. En kanlı terör örgütleriyle can ciğer kuzu sarması olduğunuz bir zamanda, karıncaya bile dokunmayan ve hayatlarını hem ülkesine hem insanlığa adamış insanlara böyle bir yafta vurmaya çalışmak, sadece sizin gerçek niyetinizin ne olduğunu ortaya çıkartır.Türkiye’de bu milletin on yıllar boyu kazıya kazıya elde ettiği kazanımların tamamını, tekrar devlete devşirmek isteyenler için ‘paralel’ yalanı yeterli bir argüman değil. Aslında bunu yapmak isteyenlerin kendi çevreleri dahil, hiç kimse bu saçmalığa inanmıyor. Dolayısıyla kitleleri tahrik edici tavır ve açıklamaların devam edeceğini düşünüyorum. Daha güvenlikçi, daha devletçi bir ülke için daha çok toplumsal olayın meydana gelmesi gerekir. Bundan sonraki tahriklere azami dikkat etmek lazım. m.kamis@zaman.com.tr
Zaman
En Çok Okunan
15.10.2014
MehmetKamış-SizinLawrencenizhangisi?Mehmet Kamış - Sizin Lawrenceniz hangisi?
Mehmet Kamış - Sizin Lawrence'niz hangisi?
Zaman
15.10.2014
02:07
Türkiye 2010 referandumuyla kazandığı her şeyi birer birer terk etti ve tekrar güvenlik öncelikli bir devlet haline geldi.Hatta eskisinden daha yoğun bir devletçiliğe doğru uygun adım yol alıyoruz. Totaliter ve güvenlikçi rejimlerin en büyük özelliği; yönetenlerin insanlara bakış açısında yatar. Onlara göre her taraf her an ülkeyi satmaya hazır insanlarla doludur. Yöneten ne diyorsa bir an önce onun söylediklerinin kabul edilmesi, hiçbir şekilde itiraz edilmemesi gerekir. Yönetilenler ise bir kere sandığa gider, yaş ve kuru bütün yetkiyi yöneten o kişiye verir. Bundan sonra vatandaşa sadece itaat etmek düşer. Yönetenlere göre ülke iki tip insanla doludur; birincisi her söyleneni kabul eden, her politikayı kayıtsız bir şekilde destekleyen sadık insanlar, ikincisi mutlak itaat etmeyen hainler, vatanı satanlar yani Lawrance’ler... Bu Lawrance her kılıkta olabilir. Bazen itaatsiz bir yazar, bazen ‘yanlış yapıyorsunuz, bu akrep sırtınızda sizi ısırır’ diyen bir entelektüel... Bazen ağacın kesilmesinden, ormanların imara açılmasından rahatsız olan bir kısım kendini bilmez(!), bazen de şeffaflık isteyen, kamu harcamalarının nasıl ve nerede kullanıldığını soran, Selçuklulardan bu yana var olan Sayıştay’ın görevini yerine getirmesini isteyen itaatsizler... Hele o, ‘devlet kimsenin babasının malı değildir, beytülmal ülkedeki bütün yetimlerin malıdır’ deyip Hz. Ömer’i, Hz. Ebubekir’i örnek gösterenler yok mu? İşte esas hain kesim de tam bunlardır. Oysa, bu ülkede Lawrence’ler varsa bunları üç yılda bu güzelim ülkeyi bataklığa batıranların içinde aramak gerekmez mi? Eğer bir kısım ajanlardan bahsedeceksek onları, İran’ı hem Ortadoğu’nun hem de Türkiye’nin en kılcallarına kadar sokanların arasında aramak lazım. Bu ajanları, Batı standartlarında demokratik ve şeffaf bir ülke olma yolunda ilerleyen, dünyanın yıldızı konumuna yükselmeye aday gösterilen Türkiye’yi bir anda totaliter bir Ortadoğu ülkesi haline dönüştürenlerin içinde aramak en doğru yol olur kanaatindeyim. Türkiye insan merkezli bir hukuk devleti olmaya doğru giderken, birkaç yıl içinde kişi merkezli devletçi bir ülke haline geldi. Ülkeyi bu hale getirenler işi burada bırakmayacaklarmış. Güvenlikçi yeni Türkiyeciler ‘Hizmet’i terör örgütü ilan ettirip kırmızı kitaba aldıracakmış! Sanki o kitaptan hiç çıkmış gibi... Hizmet, İnönü döneminde de kırmızı kitaptaydı, 27 Mayıs ihtilalinde de... 12 Eylül’den sonra da kırmızı kitapta olmaya devam etti, 28 Şubat’tan, 17 Haziran’dan sonra da hep kırmızı kitaptaydı. Bugün de kırmızı kitapta olmadığını kim söyleyebilir? Terör örgütü ilan etmeye gelince; kusura bakmayın bu komik bile olmayan iddianıza, bırakın aklı başında adamları aktrollerinizi bile inandıramazsınız. En kanlı terör örgütleriyle can ciğer kuzu sarması olduğunuz bir zamanda, karıncaya bile dokunmayan ve hayatlarını hem ülkesine hem insanlığa adamış insanlara böyle bir yafta vurmaya çalışmak, sadece sizin gerçek niyetinizin ne olduğunu ortaya çıkartır. Türkiye’de bu milletin on yıllar boyu kazıya kazıya elde ettiği kazanımların tamamını, tekrar devlete devşirmek isteyenler için ‘paralel’ yalanı yeterli bir argüman değil. Aslında bunu yapmak isteyenlerin kendi çevreleri dahil, hiç kimse bu saçmalığa inanmıyor. Dolayısıyla kitleleri tahrik edici tavır ve açıklamaların devam edeceğini düşünüyorum. Daha güvenlikçi, daha devletçi bir ülke için daha çok toplumsal olayın meydana gelmesi gerekir. Bundan sonraki tahriklere azami dikkat etmek lazım. m.kamis@zaman.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
15.10.2014
MehmetKamış-SizinLawrencenizhangisi?Mehmet Kamış - Sizin Lawrenceniz hangisi?
Mehmet Kamış - Sizin Lawrence'niz hangisi?
Zaman
15.10.2014
02:06
Türkiye 2010 referandumuyla kazandığı her şeyi birer birer terk etti ve tekrar güvenlik öncelikli bir devlet haline geldi.Hatta eskisinden daha yoğun bir devletçiliğe doğru uygun adım yol alıyoruz. Totaliter ve güvenlikçi rejimlerin en büyük özelliği; yönetenlerin insanlara bakış açısında yatar. Onlara göre her taraf her an ülkeyi satmaya hazır insanlarla doludur. Yöneten ne diyorsa bir an önce onun söylediklerinin kabul edilmesi, hiçbir şekilde itiraz edilmemesi gerekir. Yönetilenler ise bir kere sandığa gider, yaş ve kuru bütün yetkiyi yöneten o kişiye verir. Bundan sonra vatandaşa sadece itaat etmek düşer. Yönetenlere göre ülke iki tip insanla doludur; birincisi her söyleneni kabul eden, her politikayı kayıtsız bir şekilde destekleyen sadık insanlar, ikincisi mutlak itaat etmeyen hainler, vatanı satanlar yani Lawrance’ler... Bu Lawrance her kılıkta olabilir. Bazen itaatsiz bir yazar, bazen ‘yanlış yapıyorsunuz, bu akrep sırtınızda sizi ısırır’ diyen bir entelektüel... Bazen ağacın kesilmesinden, ormanların imara açılmasından rahatsız olan bir kısım kendini bilmez(!), bazen de şeffaflık isteyen, kamu harcamalarının nasıl ve nerede kullanıldığını soran, Selçuklulardan bu yana var olan Sayıştay’ın görevini yerine getirmesini isteyen itaatsizler... Hele o, ‘devlet kimsenin babasının malı değildir, beytülmal ülkedeki bütün yetimlerin malıdır’ deyip Hz. Ömer’i, Hz. Ebubekir’i örnek gösterenler yok mu? İşte esas hain kesim de tam bunlardır. Oysa, bu ülkede Lawrence’ler varsa bunları üç yılda bu güzelim ülkeyi bataklığa batıranların içinde aramak gerekmez mi? Eğer bir kısım ajanlardan bahsedeceksek onları, İran’ı hem Ortadoğu’nun hem de Türkiye’nin en kılcallarına kadar sokanların arasında aramak lazım. Bu ajanları, Batı standartlarında demokratik ve şeffaf bir ülke olma yolunda ilerleyen, dünyanın yıldızı konumuna yükselmeye aday gösterilen Türkiye’yi bir anda totaliter bir Ortadoğu ülkesi haline dönüştürenlerin içinde aramak en doğru yol olur kanaatindeyim. Türkiye insan merkezli bir hukuk devleti olmaya doğru giderken, birkaç yıl içinde kişi merkezli devletçi bir ülke haline geldi. Ülkeyi bu hale getirenler işi burada bırakmayacaklarmış. Güvenlikçi yeni Türkiyeciler ‘Hizmet’i terör örgütü ilan ettirip kırmızı kitaba aldıracakmış! Sanki o kitaptan hiç çıkmış gibi... Hizmet, İnönü döneminde de kırmızı kitaptaydı, 27 Mayıs ihtilalinde de... 12 Eylül’den sonra da kırmızı kitapta olmaya devam etti, 28 Şubat’tan, 17 Haziran’dan sonra da hep kırmızı kitaptaydı. Bugün de kırmızı kitapta olmadığını kim söyleyebilir? Terör örgütü ilan etmeye gelince; kusura bakmayın bu komik bile olmayan iddianıza, bırakın aklı başında adamları aktrollerinizi bile inandıramazsınız. En kanlı terör örgütleriyle can ciğer kuzu sarması olduğunuz bir zamanda, karıncaya bile dokunmayan ve hayatlarını hem ülkesine hem insanlığa adamış insanlara böyle bir yafta vurmaya çalışmak, sadece sizin gerçek niyetinizin ne olduğunu ortaya çıkartır. Türkiye’de bu milletin on yıllar boyu kazıya kazıya elde ettiği kazanımların tamamını, tekrar devlete devşirmek isteyenler için ‘paralel’ yalanı yeterli bir argüman değil. Aslında bunu yapmak isteyenlerin kendi çevreleri dahil, hiç kimse bu saçmalığa inanmıyor. Dolayısıyla kitleleri tahrik edici tavır ve açıklamaların devam edeceğini düşünüyorum. Daha güvenlikçi, daha devletçi bir ülke için daha çok toplumsal olayın meydana gelmesi gerekir. Bundan sonraki tahriklere azami dikkat etmek lazım. m.kamis@zaman.com.tr
Zaman
Ana Sayfa
15.10.2014
MehmetKamış-SizinLawrencenizhangisi?Mehmet Kamış - Sizin Lawrenceniz hangisi?
Fethullah Gülen Hocaefendi: Olaylarla Hizmet'i irtibatlandırmak büyük bir iftira
Zaman
13.10.2014
02:09
Fethullah Gülen Hocaefendi, Hizmet gönüllülerinin, Kobani’yi bahane ederek ülkeyi savaş alanına çevirenlerle irtibatlı gösterilmeye çalışılmasının büyük bir iftira olduğunu söyledi. Camia’nın senelerdir hiçbir şiddete, anarşiye ve sokak hadisesine ‘evet’ demediğinin herkesçe bilindiğini, dahası karıncanın hayat hakkını dahi muazzez görüp-gözetmiş bulunmasının takdirle yâd edildiğini ifade etti.Fethullah Gülen Hocaefendi’nin ‘Paralel Paranoyasının Zavallıları ve Hizmet Erlerinin Yol Haritası’ başlıklı yeni sohbeti, herkul.org sitesinde yayınlandı. 424. Nağme’de Hocaefendi, Hizmet gönüllülerinin, Kobani’yi bahane ederek ülkeyi savaş alanına çevirenlerle irtibatlı gösterilmeye çalışılmasının büyük bir iftira olduğunu ifade etti. Hocaefendi, bu tür söylemlerin, ya paranoya kaynaklı ya da karalamaya matuf bu iddiaların dikkate değmeyecek, hatta aklıselim tarafından çok komik bulunacak ölçüde bayağı sözlerden ibaret sayıldığını vurguladı. İşte Hocaefendi’nin sohbetinden bazı satırbaşları:Yol ihlas yolu, rıza da Allah’ın rızası…“Yolun bir yerinde bulunuyoruz. İster duyguların derinliği, bir yönüyle fevkaladeliği, isterse hizmetimiz itibarı ile yine yolun bir yerinde bulunuyoruz. Allah bilir, bilemiyorum ben aldığımız yolun daha kaç katı önümüzde var? Kaç kilometre kat etmişiz? Alınması gerekli olan kaç kilometrelik bir yol var? Kaç kilometrelik bir yol var ki Raşîd Halifelerin arkasında kemerbeste-i ubudiyet içinde saf bağlayalım. ‘Bizi de bunlara bağışla Allah’ım!’ diyelim. Öyle bir meseleyi ibraz etmenin ilk basamağı, öyle bir yola girmektir. Her adım bir yönüyle bir sonraki adım adına en inandırıcı referanstır. Kuvve-i maneviyeyi takviye edici en önemli bir faktördür. Bir kere bir adım atılmış ise Allah’ın izni ile diğeri de atılır. Diğeri de atılır. Diğeri de atılır. Bugüne kadar adım atma düşüncesini dimağlarımızdan sildiğimizden dolayı ‘Acaba düşer miyiz?, Kayar mıyız? Başka bir yere mi gideriz?’ falan mülahazasıyla endişeli veyahut da zincire vurulmuş gibi irademizi felç ettiler. Kuvve-i maneviyemizi kırdılar, nöronlarımıza girdiler. Kortekse oturdular, bizi bizden uzaklaştırdılar. Hiç farkına varmadan kendimizi, bizliğimizi, esas ne olduğumuzu kaybettik, yitirdik. Onun için bir yolda yürüme esasen, o hedefe doğru gideceğimiz yolun sonunda esas varacağımız en önemli hedef, zihinlerimizden çıkarılmaması, atılmaması, unutulmaması gereken asıl bir şey var. İhlas yolu, Allah’ın rızası! Yol ihlas yolu, rıza da Allah’ın rızası…Her gün bir adamın yüzünü Cemalullah’a çevirmeye bakalımEvet, yol buysa bence el âlem ne derse desin. Varsın desinler. Çok önemli değil. Kalkar birisi paralel der. Ne demekse o paralel. Bağışlayın bu da avam ifadesi, öyle kabak tadı vermeye başladı ki bu mesele. Şimdi değil aklı başında okumuş böyle elit insanlar o büyüyle büyülenmiş olanların dışında belli angajmanlıklarla dediklerinin ötesinde bir şey demeyen, bir şey düşünmeyen, aklı bir şeye ermeyen, hep onun ağzına bakan insanlar. Bunların dışında zannediyorum dünyanın her yerinde bu mülahazalara insanlar kıkır kıkır gülüyorlar. Şimdi âlemin güldüğü bir mülahaza veya size taktıkları bir lakap, bundan dolayı ne diye müteessir olacaksınız ki. Kendilerini komik duruma düşürecek bir şey söylüyorlar. Millet bu denen şeylere böyle bakıyorsa siz ne diye müteessir olacaksınız ki. Zannediyorum sizin umurunuzda değil. Yine halk ifadesiyle diyeyim, bir kulağınızdan giriyor, öbür kulağınızdan çıkıyor. Paralel demişler, yok bilmem ne demişler. Bunlar, öyle artık tatsız bir şey haline geldi ki zannediyorum mesela şimdi sokaklara dökülenler yine bu da paralelin işi diyor. Onlar bir sineğin canına bile kıymamışlardır. Onların en mücrimi, en günahkârı size kasemle teminat veririm, hayatımda bilerek bir karıncaya basmadım. On dört senedir buradaki arkadaşlarım beni bilirler, o taşların arasında, kaldırımlarda yürürken gözlerimi hiç kaldırıp kenara bakmadım bir karıncaya basarım diye. Ve arkadaşlarıma da tembihledim, burada karıncalar olabilir basmayın diye. Bu temel düşüncemizdir. Re’fetimizin, şefkatimizin, insanîderinliğimizin ifadesidir. Bu açıdan, hani siz bu keyfiyetteyseniz, Allah’ın izni ve inayetiyle Cenab-ı Hak da sizi ve emeğinizi hiçbir zaman zayi etmeyecektir. Onlara takılmaya gelmez. Çok basit şeyler. Sevimsiz şeyler. Bunu kim söylerse söylesin. İsterse cihan hükümdarları söylesin. Bir şaşkınlığın ifadesi. Bu şaşkınlık karşısında, şaşkınlığı anlamayanların şaşkınlığına da ben biraz şaşıyorum. Cenab-ı Hak inayetimizi üzerimizden eksik etmesin. Vazifemiz, misyonumuz ne ise o mevzuda o işe konsantre olmak suretiyle bence birlerimizi bin etmeye bakmamız lazım. İmkân varsa gittiğimizde yani her gün bir adam kazan
Zaman
Sağlık
13.10.2014
FethullahGülenHocaefendiOlaylarlaHizmetiirtibatlandırmakbüyükbiriftiraFethullah Gülen Hocaefendi Olaylarla Hizmeti irtibatlandırmak büyük bir iftira
Şeytan bize bu altı noktadan saldırıyor
Zaman
10.10.2014
01:58
İnsan tâ çocukluğundan başlayarak ruhunun bedeninden ayrılacağı ana kadar çeşitli imtihanlarla yüz yüze gelir. Hayat baştan başa, değişik derinlikte bir imtihanlar zinciri olarak devam eder durur. Bediüzzaman Said Nursî Hazretleri de 29. Mektup’taki Hücumât-ı Sitte risalesinde bu imtihanların en tehlikeli olanlarına 6 ana başlık altında dikkat çeker.1- Hubb-u câh (Makam-mansıp sevgisi)Bediüzzaman’ın deşifre ettiği zaaflarımızın başında gelir. Bunun bir ayağında ‘bilinme arzusu’, diğer ayağında egoyu besleyen ‘hükmetme isteği’ yer alır. Nitekim insanoğlu şöhret hırsına kapılarak makam sevgisine tutulabilir, iktidar sevdasıyla ve birilerine hükmetme arzusuyla da bu zaafı besleyebilir. Üstad, bu zaafı dünya ehli için sıkıntılı, ahiret ehli için gayet tehlikeli bulur. Bu damarın kardeşlerini mağlup etmesinden korkar. Zira makam bağımlısı kişi, aynı zamanda bir teveccüh tiryakisidir; o her yerde takdir edilmeyi bekler, alkışlanmayı ister, beğenilmeyi ve methedilmeyi diler. Özellikle de dünya hayatını her şey sanan kimselerde, makam arzusu had safhadadır ki makamının gölgesinde birtakım arzularını gerçekleştirmeye uğraşır; üzerinde bol bir elbise gibi duran o makamı dolduramadığından komik duruma düşer, beklentilerin altında ezilir. Bazı insanlar ise nisbî payelerin geçici olduğunu bilir, elde ettiği imkânı Hak yolunda değerlendirir, bulundukları makamı daha anlamlı hale getirir. Şüphesiz ikincilerin durumunu makam sevdası ya da kıdem arzusu şeklinde değerlendirmek haksızlık olur.Hubb-u cahın yüzünü başka yöne çevirmek gerektiğini aktaran Nur müellifi, Allah’ın teveccü-hünün yanında kul teveccühünün bir zerre hükmünde olduğunu söyler. Makam, mansıbın kabir kapısında söneceğini ifade ederek insanlardan iltifat bekleme hissini; Allah’ın iltifatı, peygamberin teveccühü, meleklerin takdiri ve büyük zatların ilgisiyle kıyaslar ve bu hissi susturmamızı tavsiye eder. İnanan insanlar, kendilerinden önce yaşayıp gitmiş olan makam-mansıp sahiplerinin akıbetlerini düşünmeli ve dünyalık bakımından en debdebeli bir hayat süren kimselerin bile sonunda mezar denen iki metrelik makamla yetinmek zorunda kaldıklarını hatırdan çıkarmamalı. Çünkü hubb-u câh herkesin yakalanması muhtemel olan öldürücü bir hastalık. Bu hastalığa yakalanmama hususunda hiç kimsenin teminatı yok. Bu sebeple insan, her gün kalbini defaatle cilalamalı; iç dünyasını, tıpkı bir kandili parlatıyor gibi parlatmalı. Unutulmamalı ki Allah’ın teveccühü büyük bir makamdır, insanlığın en büyük makamı ise Marifetullah’tır (Allah’ı bilme).2- Hiss-i havf (Korku)Şeytanın altı tuzağından birini havf (korku) olarak zikreden Bediüzzaman, zalimlerin korku damarını kullanarak insanları sindirmeye çalıştığını söyler: “Dessas zalimler bu korku damarından çok istifade ediyorlar ve onunla korkakları gemlendiriyorlar. Çok ehemmiyetsiz evhamla çok ehemmiyetli şeyleri onlara feda ettiriyorlar.” Üstad, korkan kişinin kuruntulara kapılacağını, sinekten kaçarken yılanın ağzına gireceğini dile getirir. Ona göre korku duygusu, hayatı zorlaştırmak için insana verilen bir yük değil. Aksine bizi tehdit eden tehlikelere karşı ihtiyatlı hareket etmemiz için verilen önemli bir savunma mekanizmasıdır. Bu duygu sayesinde, tehlikelerden kaçınma ve kendini kontrol etme fırsatını yakalarız. Fethullah Gülen Hocaefendi de “Hak ve hakikate inanmış bir sinenin bu illetten kurtulması, ancak imanıyla metafizik gerilime geçip ‘Bin izzetim, bin haysiyetim ve bin şerefim olsa da, hepsi bu uğurda feda olsun. Ölüm ancak Allah’ın elindedir.’ kanaatleriyle aşılabilir. Zira kimseden korkmamanın yegâne çaresi, korkulması gereken gerçek kaynaktan korkmakla mümkündür.” diyerek korkuyu doğru yere kanalize etmemizi tavsiye eder.3- Tamah (Açgözlülük)Nur müellifi, şeytanın bizi tamah damarından avladığını dile getirir. Onun tamahla kastettiği daha ziyade rızk ve geçim derdi konusunda gösterilen hırstır. Rızkın mahlûkat arasındaki ilâhî taksimatını anlamayan insan, rızkından endişe etmeye başlar. Bu da, insanın rızk arama çabasında hırs ve tamah göstermesine sebep olur. İhlâsı kıran, uhrevî amelleri zedeleyen en önemli tuzaklardan birinin tamah olduğunu ifade eden Üstad’a göre bu duygu bizi riyaya sürükler. Bundan kurtulmanın çaresi de iktisat, kanaat, tevekkül ve kısmetine rıza göstermektir. Rızkın kaderle tayin edilmiş olduğuna inanmak, Rabb’in rahmetine sebep olur. Helal ve meşru rızık insanın aczine ve fakrına binaen gelir. Kanaat edip iktisatla davranan bir kimse hiçbir zaman darlık ve yokluğa maruz kalmaz. Hûd Sûresi’nde geçen “Yeryüzünde yaşayan bütün canlıların rızkını vermek Allah’a mahsustur.” ayeti, dünya malına gösterdiğimiz hır
Zaman
Ana Sayfa
10.10.2014
ŞeytanbizebualtınoktadansaldırıyorŞeytan bize bu altı noktadan saldırıyor
Nuriye Akman - Paris oto fuarı
Zaman
07.10.2014
02:13
Ne motordan anlarım ne kaportadan. Paris otomobil fuarını gezmeye, hayat boyu arabalara “Fransız kalan” bindiği, tüm araçların geçici sahibiymiş gibi hisseden bir kadın olarak önce “Arabalar ve Moda” bölümünden başladım.Bu iki sektörün geçen yüzyıldaki işbirliği reklam fotolarıyla zenginleştirilerek sergileniyordu. Ninna Ricci’den Dolce Gabbana’ya kadar ünlü moda firmaların geçmişte tasarladıkları konsept arabalar komik, gündelik kullanım için olanlarsa çok sevimliydi.Eski arabalar neredeyse birer giysi gibi tasarlanmıştı. Ölçüler son derece insani, hatlar yuvarlak, metal aksam kumaş yumuşaklığındaydı. Bazı modeller kol, bacak gibi vücudun birer parçasıydı sanki, kimilerinde ise oturma odası sıcaklığı hissettim. Otomotiv endüstrisi geliştikçe arabaların daha makine görünümü kazandığını fark ettim ilk kez. Artık daha modern ama daha ruhsuz arabalara biniyorduk galiba. Otomobillerin moda ile yaşadığı aşk, bana şaşırtıcı bir şeyi daha gösterdi. Geçmiş zamanların reklamlarına bakılırsa, kadın bedeni günümüzle kıyaslandığında daha muhafazakâr bir biçimde kullanılmıştı. Giysiler kapalı, duruşlar asildi. Fuar için özel olarak böyle fotolar mı seçildi bilemem ama hayret; çağdaş modellerin sergilendiği bölümde de yarı-çıplak kadınlara rastlamadım. Belki de benim gezdiğim saatlerde dinlenmeye çekilmişlerdi! Oysa yıllar evvel gezdiğim Cenevre fuarının hemen her standında seksi kadınlar arabaların gücüne güç katıyordu!Reklam temaları hiç değişmiyor galiba. Eskiler de arabaları “özgürlük, prestij, macera, hız, güç, güvenlik, sosyalleşme, aşk, tutku” gibi kavramlarla pazarlamış. Zaten bu kavramlar üretici ne satarsa satsın, ister ev, ister mücevher, isterse giysi, modern insanı bilinçaltından yakalayacağı zayıf noktalar. Kimse de korunaklı değil bu açıdan. Fuarda arabaları inceleyen insanların yüz ifadeleriyle beden dillerine baktığımda bunu çok net gördüm. Herkesin beyninde daha önce o kavramların çizdiği resimler var. Arabaları gözleriyle veya elleriyle severken canlanıyor o imajlar ve sahip olma güdüsü harekete geçiyor. Bugün değilse bile yarın elde edilesi oyuncaklar onlar! Tabii Maserati, Lamborghini, Ferrari gibi sıradan cepler için ulaşılmaz modeller karşısında hayranlık ve hüzünle iç geçiren insanlar da gördüm. Kendilerini yok yere fakir hissediyor olsalar gerekti. Teşhirin doğurduğu arzunun bu eksiltici yönünü daha önce hiç düşünmemiştim. Fuarda çevre dostu hibrid arabalar da vardı tabii ama bu alana yatırım yapan firmalarla sergilenen örnekler son derece kısıtlıydı. Bunların başında prestijli Tesla firması geliyordu. Geçen yıl sadece 20 bin araba üreten, gelecek yıl bu rakamı 35 bine çıkarmayı planlayan Tesla yetkilileri, yılda 85 milyon arabanın üretildiği dünya pazarında benzinden elektriğe geçiş devriminin gerçekleşebilmesi için, tüm üreticilerin taşın altına ellerini koymalarını gerektiğini söylüyordu. Bu yüzden şimdiye kadarki teknolojik birikimlerini diğer firmalara kiralamaya karar vermişlerdi. Bu tür arabaların pahalı aksamı olan lityum batarya fabrikasını Nevada’da kurarak sektörü teşvik edeceklerdi.Tesla’nın yaklaşımından anladığım kadarıyla dünyayı ya hep birlikte kurtaracak ya da topyekûn kaybedecektik. Tabii arabalar, petrol bazlı ekonomik ve siyasi savaşların daima bir parçası olduğundan, çevreci zihniyetin ne vakit şahlanacağı meçhul. Hiç değilse karayolları yerine deniz ve demiryolları yaygınlaştırılabilirdi ama kimin umurunda! En şık, en sağlam arabaları yapabilecek güçteki insan, henüz paranın dışında ödemesi gereken bedeller olduğunu idrake hazır değil. Aksi olsaydı fuarlarda başka bir teşhir yöntemi izlenirdi. Nasıl ki sigaraların üstüne “içme öldürür”, “sağlığa zararlıdır” gibi uyarılar yazılıyor, firmalar otomobillerin çevreye verdiği zararları da anlatmaya mecbur tutulurdu. Şöyle bir reklam sloganı düşünebiliyor musunuz: “Bütün bu gördüğünüz oyuncaklar aslında dünyayı zehirliyor.” n.akman@zaman.com.tr
Zaman
Köşe Yazıları
07.10.2014
NuriyeAkman-ParisotofuarıNuriye Akman - Paris oto fuarı
Hala en çok ona gülüyoruz
Zaman
27.09.2014
13:57
Yeşilçamın komik karakterlerinden Kemal Sunal, vefatının üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen Türk halkını hala en çok güldüren isim oldu. Onu Cem Yılmaz ve Tolga Çevik takip etti.Ağız bakım markası Signalin 3 Ekim Dünya Gülümseme Günü dolayısıyla 12 şehirde yaşları 18 ile 65 yaş arasında değişen, farklı sosyo ekonomik gruplardaki kişilerle görüşerek Türkiye’nin Gülümseme Haritası’nı çıkardı. İlgi çekici sonuçlar elde edilen çalışmaya göre her 3 kişiden 1’i gülüşüne güvenmiyor. Gülüşüne güvenmeyenlerin yüzde 63’ü dişlerini beğenmediği için gülümsemenin kendisine yakışmadığını düşünüyor. Bu arada her 3 kişiden birinin de günde en az 1 kez bile dişlerini fırçalamadığı ortaya çıktı.Araştırmaya göre günümüzde 80’li ve 90’lı yıllara göre daha az gülümseyip daha az gülümsetiyoruz. Dijital çağa rağmen insanlar aile ve arkadaş ortamlarında kendini daha mutlu hissediyor. Türk insanının aileye olan bağı ve sevgisi yüzde 59. Araştırmaya katılanların yüzde 61’i daha çok televizyon programlarına güldüğünü söylüyor. Sempatik gülümsemesiyle Türk insanının kalbinde taht kuran Kemal Sunal, her dönemin en çok gülümseten ismi ve gülümsemesi unutulmuyor. Hababam Sınıfı yüzde 67 ile hala en çok güldürenler arasında. Kemal Sunal yüzde 49 ile hala en çok gülünen komedyen olurken onu Cem Yılmaz ve Tolga Çevik takip ediyor.1980’li yıllardan bugüne televizyon tarihine bakıldığında güldüren ve gülümseten programlar arasında nesilden nesile halen gülmeye devam edilen Hababam Sınıfı dikkat çekiyor. 80’lerde Kemal Sunal, Hababam Sınıfı, Zeki ve Metin, Adile Naşit, Nejat Uygur, Devekuşu Kabare, Cenk Koray yer alırken, 90’larda Bir Demek Tiyatro ile Mükremin Abi, Barış Manço ile Adam Olacak Çocuk, Olacak O Kadar ile Levent Kırca en çok gülünen programlar oldu. 2000’lerde Cem Yılmaz, Ata Demirer, Beyaz Show, Avrupa Yakası, GORA, Çocuklar Duymasın, günümüzde ise Cem Yılmaz, Yalan Dünya, Recep İvedik, Güldür Güldür, Arkadaşım Hoşgeldin ve Hababam Sınıfı en çok gülünenler arasında.EN ÇOK KOMİK VİDEOLAR PAYLAŞILIYORAraştırmaya katılan her 10 kişiden 4’ü internet tabanlı içerik paylaşım sitelerinde kısa video izlediğini söylüyor. Güldüren içerikleri daha çok 25-44 yaş grubu yetişkinler yüzde 80 paylaşıyor. İnternet kullananların yüzde 70’i düşündüren değil, komik videolar, karikatürler ve fotoğraflar gibi güldüren içerikler paylaşarak karşısındakini güldürmeyi sevdiğini söylüyor.
Zaman
Güncel
27.09.2014
HalaençokonagülüyoruzHala en çok ona gülüyoruz
Hala en çok ona gülüyoruz
Zaman
27.09.2014
13:57
Yeşilçamın komik karakterlerinden Kemal Sunal, vefatının üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen Türk halkını hala en çok güldüren isim oldu. Onu Cem Yılmaz ve Tolga Çevik takip etti.Ağız bakım markası Signalin 3 Ekim Dünya Gülümseme Günü dolayısıyla 12 şehirde yaşları 18 ile 65 yaş arasında değişen, farklı sosyo ekonomik gruplardaki kişilerle görüşerek Türkiye’nin Gülümseme Haritası’nı çıkardı. İlgi çekici sonuçlar elde edilen çalışmaya göre her 3 kişiden 1’i gülüşüne güvenmiyor. Gülüşüne güvenmeyenlerin yüzde 63’ü dişlerini beğenmediği için gülümsemenin kendisine yakışmadığını düşünüyor. Bu arada her 3 kişiden birinin de günde en az 1 kez bile dişlerini fırçalamadığı ortaya çıktı.Araştırmaya göre günümüzde 80’li ve 90’lı yıllara göre daha az gülümseyip daha az gülümsetiyoruz. Dijital çağa rağmen insanlar aile ve arkadaş ortamlarında kendini daha mutlu hissediyor. Türk insanının aileye olan bağı ve sevgisi yüzde 59. Araştırmaya katılanların yüzde 61’i daha çok televizyon programlarına güldüğünü söylüyor. Sempatik gülümsemesiyle Türk insanının kalbinde taht kuran Kemal Sunal, her dönemin en çok gülümseten ismi ve gülümsemesi unutulmuyor. Hababam Sınıfı yüzde 67 ile hala en çok güldürenler arasında. Kemal Sunal yüzde 49 ile hala en çok gülünen komedyen olurken onu Cem Yılmaz ve Tolga Çevik takip ediyor.1980’li yıllardan bugüne televizyon tarihine bakıldığında güldüren ve gülümseten programlar arasında nesilden nesile halen gülmeye devam edilen Hababam Sınıfı dikkat çekiyor. 80’lerde Kemal Sunal, Hababam Sınıfı, Zeki ve Metin, Adile Naşit, Nejat Uygur, Devekuşu Kabare, Cenk Koray yer alırken, 90’larda Bir Demek Tiyatro ile Mükremin Abi, Barış Manço ile Adam Olacak Çocuk, Olacak O Kadar ile Levent Kırca en çok gülünen programlar oldu. 2000’lerde Cem Yılmaz, Ata Demirer, Beyaz Show, Avrupa Yakası, GORA, Çocuklar Duymasın, günümüzde ise Cem Yılmaz, Yalan Dünya, Recep İvedik, Güldür Güldür, Arkadaşım Hoşgeldin ve Hababam Sınıfı en çok gülünenler arasında.EN ÇOK KOMİK VİDEOLAR PAYLAŞILIYORAraştırmaya katılan her 10 kişiden 4’ü internet tabanlı içerik paylaşım sitelerinde kısa video izlediğini söylüyor. Güldüren içerikleri daha çok 25-44 yaş grubu yetişkinler yüzde 80 paylaşıyor. İnternet kullananların yüzde 70’i düşündüren değil, komik videolar, karikatürler ve fotoğraflar gibi güldüren içerikler paylaşarak karşısındakini güldürmeyi sevdiğini söylüyor.
Zaman
Ana Sayfa
27.09.2014
HalaençokonagülüyoruzHala en çok ona gülüyoruz
Toplam "11" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti