Habergec.Com Aranan Kelimeler:mecmuası Değerlendirme: 10 / 10 378863
habergec.com
28.05.2012 Pazartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler

:: Gruplar
 

mecmuası

Hayat mecmuası nedir
En Son Haber
09.04.2012
16:47
Türk kültür tarihinde önemli bir dönüm noktası olan Hayat mecmuası Nisan 1956da İstanbulda haftalık yayınına başladı
En Son Haber
Son Dakika
09.04.2012
HayatmecmuasınedirHayat mecmuası nedir
Yakut Musta'sımî'nin 800 yıllık Dua Mecmuası müzayedede
Zaman
02.02.2012
02:05
Aklâm-ı sitte denilen altı temel yazı karakterinin klasik kurallarını ortaya koyan ve Kıbletül-küttab/Hattatların Kıblesi olarak anılan Yakut Mustasımînin yazdığı Yedi Gün Duası müzayedeye çıkıyor.
Zaman
Kültür
02.02.2012
YakutMustasımînin800yıllıkDuaMecmuasımüzayededeYakut Mustasımînin 800 yıllık Dua Mecmuası müzayedede
Âkif'in tercüme ettirip dağıttırdığı eser: İslâm'a Çekilen Kılıç...
Milli Gazete
19.12.2011
02:41
Üstad Mehmed Âkif ve Eşref Edibin yönetiminde çıkan Sebilürreşad Mecmuası 1919 yılında ülkenin işgalden kurtulması için girişimlerde bulunurlar. Bu babdan olmak üzere bir yandan Sebilürreşad Mecmuasında işgale karşı sert yazılar yazarken bir yandan da başka eserler neşrederek halkı örgütlemeye, işgal kuvvetlerine karşı topyekûn olmaya çağırırlar. O dönemde Hindistanın önde gelen muharrirlerinden Şeyh Hüseyin Kıdvayın kaleme alıp Londrada yayınladığı İslâma Çekilen Kılıç yahut Alemdaran İslâmî Müdafaa başlığı altında Türklerin İslâm Dinine yaptığı hizmetleri anlatan eser Mehmed Âkif tarafından damadı Ömer Rıza Doğrula tercüme ettirilir.  Eşref Edib de yayıncılıkta büyük maharetini göstererek kitabı gizlice bastırır ve el altında binlerce nüsha İstanbulda dağıtılır. İşgal kuvvetleri komutanları kitabı kimlerin bastığı ve hangi matbaada bastırdığına dair soruşturmalarında bir sonuca ulaşamaz. Yine bu minvalde Bediüzzaman Said Nursinin de eserlerinde açık bir şekilde serdettiği üzere, İstanbulda en büyük, en ehemmiyetli ve en tesirli vatanî vazifelerden birisi Hutuvat-ı Sitte adlı eserini, Eşref Edibin gayret ve yardımıyla neşretmesidir. Basılan bu eser, işgal altındaki İstanbulda elden ele dağıtılır. Düşmanın altı hatvesini/planını, yani aldatmalarını teşhir eden bu eser gizli basılmış ve matbaa ismi verilmemiştir. Hutuvat-ı Sitte başlıklı eser neşredildiği zaman, bu eseri gören İngiliz işgal kuvvetleri kumandanı çok hiddetlenir ve Bediüzzamanın idam edilmesini ister. Fakat kendisine, Bediüzzaman idam edilirse, bütün Anadolunun İngilizlere ebediyen düşman olacağı ve bilhassa aşiretlerin bunun intikamını mutlaka alacakları bildirilince, bu kararından vazgeçer.... devamı
Milli Gazete
Köşe Yazıları
19.12.2011
ÂkifintercümeettiripdağıttırdığıeserİslâmaÇekilenKılıçÂkifin tercüme ettirip dağıttırdığı eser İslâma Çekilen Kılıç
DeliKasap 10 Yaşında
Evrensel
17.12.2011
06:58
Türkİye’nin en uzun soluklu rock’n’roll kültürü mecmuası DeliKasap 10. gurur yılını heavy metalden punk’a, modern rock’tan teatral rock’a farklı müzikler üreten sanatçıların katılımıyla bir hardrock kabarenin de sahneleneceği bir dizi etkinlik çerçevesinde kutlayacak. Bugün Kemancı’da saat 20.00’de başlayacak etkinlikte Türkiye’de ilk defa değişik tarzlarda müzik üreten sanatçılar, kolektif bir teatral-rock şenliğinde sahne alacak. Işığın Yansıması, Gür Akad, Vortex of Clutter, Zardanadam, Taner Öngür ve Beyoğlu Kumpanya... Konser öncesinde 10. yıl kutlamaları çerçevesinde Küba Dostluk Derneği
Evrensel
Kültür
17.12.2011
DeliKasap10YaşındaDeliKasap 10 Yaşında
[Yorum - Hekimoğlu İsmail] 1950'lerden günümüze Türkiye'de medyanın durumu
Zaman
05.11.2011
02:06
1950nin başlarından itibaren Büyük Doğu Mecmuası, Serdengeçti gibi bazı dergiler çıkıyordu. Bu arada Sebilürreşad, Türk Ruhu gibi kısa vadeli dergiler de çıkardık. Bu dergilerin hepsi sıkı bir kontrol altındaydı. Suç olsun olmasın bunlar sık sık kapatılırdı. Bu dergilerin kapatılması, resimlerle satılan gazete ve dergilerin tirajının artması beni üzüyordu.
Zaman
Yorum
05.11.2011
[Yorum-Hekimoğluİsmail]1950lerdengünümüzeTürkiyedemedyanındurumu[Yorum - Hekimoğlu İsmail] 1950lerden günümüze Türkiyede medyanın durumu
Bir erkeği mutlu etmeyi bilirim
Gazete Şok
31.10.2011
01:30
Attığı her adımı, söylediği her sözü, twitter rsquo;a koyduğu her fotoğrafı olay olan Hilal Cebeci rsquo;yi FHM Magazin mecmuası kasım ayı sayısına kapak yaptı. Hilal Cebeci, röportajında Bir erke...
Gazete Şok
Son Dakika
31.10.2011
BirerkeğimutluetmeyibilirimBir erkeği mutlu etmeyi bilirim
Ayın dergileri
Türkiye Gazetesi
27.10.2011
02:33
KUBBEALTI AKADEMİÜç aylık, “Kubbealtı Akademi Mecmuası”nın ekim sayısı; Sâmiha Ayverdi, Kemal Y. Aren, Recep Arslan ve çok sayıda değerli imzanın yazıları ile çıktı. www.kubbealti.org.tr7EDİ İKLİMDerginin ekim sayısında, Cevdet Karal’ın, “Hiç Yaşanmamış Bir Gül Gibi Bir Akşamdan Geceye Kalan”, Ali Haydar ksal’ın, “Hani” yazıları öne çıkıyor. www.yediiklimdergisi.comKÖPRÜÜç aylık derginin 115. sayısının (Yaz/2011) kapağında öne, “Sıdk, Muhabbet, Kardeşlik ve Dayanışma Manifestosu; Hutbe-i Şamiyye” yazısı çıkıyor. www.koprudergisi.comAKPINARİki aylık kültür sanat ve edebiyat dergisi Akpınar, eylül-ekim sayısını Yunus Emre’ye ayırmış: “Sevelim sevilelim, bu dünya kimseye kalmaz...” www.akpinardergisi.com
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
27.10.2011
AyındergileriAyın dergileri
Peyami Safa farklı yönleriyle Kubbealtı’nda
Star
21.07.2011
02:08
Kubbealtı Akademi Mecmuası Temmuz-Ağustos-Eylül sayısında, vefatının 50. yılı münasebetiyle Peyami Safa’ya özel bir bölüm ayırdı
Star
Son Dakika
21.07.2011
PeyamiSafafarklıyönleriyleKubbealtı’ndaPeyami Safa farklı yönleriyle Kubbealtı’nda
Fethullah Gülen: Geleceğin Kur'an devri olmasını çok görmemek lazım
Samanyolu Haber
14.05.2011
17:19


Fethullah Gülen Hocaefendi, geleceğin Kuran devri olmasını çok görmemek gerektiğini belirterek, Kuran, geçmişi bugünle, bugünü de yarınla bir arada görüp bilen bir Zatın kelamıdır. Kuran dünden bugüne kendisine gönül verenleri aldatmayacak, hayal kırıklığına uğratmayacaktır. dedi. Fırat Kültür Merkezinde başlayan ve yarın da devam edecek, 2. Uluslararası Kuran ve İlmi Hakikatler Sempozyumuna katılamayan Fethullah Gülen Hocaefendi, gönderdiği mesajda, Daha önce 1.si gerçekleştirilen Kuran-ı anlamada bizlere yepyeni ufuklar açan, Kuran ve İlmi Hakikatler Sempozyumunun ikincisinin de Yeni Ümit, Sızıntı ve Hira Dergilerinin müşterek gayretleriyle gerçekleştiriliyor olmasının mutluluğu içindeyim. Kıyamete kadar gelecek bütün toplumlara hitap eden, insanlığın ferdi, ailevi, içtimai, iktisadi, kültürel bütün problemlerine çözümler sunan Kuranın ilmi hakikatlere bakan yönünün ele alınacağı böyle önemli bir sempozyuma gerek tebliğ ve konuşmalarıyla gerekse kıymetli değerlendirme ve yorumlarıyla katkıda bulunan bütün ilim ve fikir ehline şükranlarımı arz ediyorum. ifadeleri kullanıldı. Kuran-ı Kerimin insanlığa gönderilen mucize derinlikte ve eşi benzeri olmayan Allahın en son mesajı olduğunu aktaran Hocaefendi, Kuran yüzlerce mucizenin en parlağı ve kalıcı olanıdır. O ifadesi, üslubu, beyan tarzı açısından bir harikalar mecmuası olduğu gibi, içtimai disiplinleri, hukuki kuralları, ferdi ile alakalı kaideleri, insan varlık ve kainat hakkındaki yorumları hemen bütün ilimlerin esaslarına işaret reviz ve iman hatta bazen tasvih ölçüsünde temasları, idari, iktisadi, siyasi, kültürel problemleri çözmedeki alternatif yöntemleriyle her zaman her kesin başvurma mecburiyetinde olduğu ve olacağı, bitip, tükenmek bilmeyen dupduru bir kaynak. En karmaşık ve en bulanık dönemlerin dahi bulandıramayacağı kadar engin bir ummandır. Kuran varlık, kainat ve insanı doğru okuyup değerlendirmede en sağlam kriterler ihtiva eden bir kitaptır ki, onun verdi ailevi, içtimai ve ferdi çözemeyeceği bir problem yoktur. Bu hususiyetiyle de her şeyi sebepleri ve sonuçlarıyla görüp bilen bir zatın kuşatan ilminden geldiğini haykırmaktadır. diye konuştu. Günümüzde pek çok düşünürün gelecek yılların Kurana açık yıllar olabileceği hususta hemen hemen ittifak halinde olduğunu aktaran Fethullah Gülen Hocaefendinin mesajı şöyle devam etti: Geleceğin Kuran devri olmasını çok görmemek lazım. Kuran geçmişi bugünle, bugünü de yarınla görüp bilen bir zatın kelamıdır. Kuran dünden bugüne kendisine gönül verenleri aldatıp şaşırtmadığı gibi bundan sonra da aydınlık iklimine teveccüh edenleri aldatmayacak, hayal kırıklıklarına uğratmayacaktır. Zira inanıyoruz ki zihinler aydınlandı, gönüller hak marifetiyle şahlandığı, varlık bilim ve hikmet adesesi altında tetkik ve araştırmaya tabi tutulduğu sürece ilimler adına verilen her hüküm Kuranın ruhuna uygunluk içerisinde cereyan edecektir. O her zaman insanları ilme, ilmi araştırmaya, düşünce ve düşüncede sisteme kainat kitabını okumaya ve varlığın esrarını kavramaya davet edip yol gösteren bir kitap olmuş. Hakiki çıraklarını hep düşünen ve araştıran insanlar arasından seçmiştir.
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.05.2011
FethullahGülenGeleceğinKurandevriolmasınıçokgörmemeklazımFethullah Gülen Geleceğin Kuran devri olmasını çok görmemek lazım
Musikimizin güfte mecmuası
Zaman
21.03.2011
02:00
Yahya Kemal, Çok insan anlayamaz eski musikimizden/ Ve ondan anlamayan bir şey anlamaz bizden./ Açar bir altın anahtarla ruh ufuklarını,/ Hemen yayılmaya başlar sadâ ve ruh akını. derken ne kadar da haklı imiş.
Zaman
Kültür
21.03.2011
MusikimizingüftemecmuasıMusikimizin güfte mecmuası
Osman Yereşen için anma töreni düzenlendi
Samanyolu Haber
24.01.2011
15:03


Çukurova Gazeteciler Cemiyeti kurucu üyelerinden, duayen gazeteci Osman Yereşen ölümünün üçüncü yıldönümünde anıldı. ÇGC Başkanı Cafer Esendemir, Yereşenin gazetecilik yaşamının tüm basın camiasına örnek olduğunu belirtti. Adananın duayen gazetecilerinden Osman Yereşen üyesi olduğu Çukurova Gazeteciler Cemiyetinde(ÇGC) düzenlenen etkinlikle anıldı. Etkinliğe Seyhanspor Kulübü Başkanı Alican Özcan, Yereşenin torunu Reha Yereşen, ÇGC Yönetim Kurulu Üyesi Özcan Aladağ, Yenigün Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Atay, komşusu Kadriye Kürklü ve gazeteciler katıldı. ÇGC Başkanı Esendemir, Yereşenin 68 yıllık gazetecilik yaşamının genç gazetecilere örnek olduğunu belirterek, Yereşeni sevgi, saygı ve rahmetle andıklarını söyledi. Esendemir, ÇGCde uzun süre genel sekreterlik görevinde de bulunan Yereşenin, mesleğin saygınlığının korunması ve basın meslek ilkeleri gözetilerek, objektif ve tarafsız yayıncılık yapılması konusunda hassasiyet gösterdiğini belirterek, Uzun yıllara dayanan bilgi birikimi ve basın mesleğindeki deneyimini gençlere aktarmaktan kaçınmayan Yereşeni unutmayacağız. Ruhu şad olsun... dedi. Bombalı saldırı sonucunda katledilen Uğur Mumcu ve yine silahlı saldırıda katledilen Diyarbakır eski Emniyet Müdürü Gaffar Okkanı da anan Esendemir, Ölümünün 18. yılında bilim insanı, usta gazeteci, aydın Uğur Mumcuyu da bir kez daha rahmetle anarken olayın faillerinin halen bulunmamasından dolayı üzüntülüyüz. Bu tür saldırıları nefretle kınıyor saldırganların bir an önce yakalanmasını bekliyoruz. Ayrıca merhum Emniyet Müdürü Gaffar Okkanı da bugün rahmetle anıyoruz diye konuştu. Osman Yereşenin Seyhansporun unutulmaz başkanı olduğunu kaydeden Seyhanspor Kulübü Başkanı Alican Özcan da Yereşenin örnek bir kişilik olduğunu vurguladı. Özcan, Osman Yereşen kulüplere, futbolculara ve yöneticilere hep örnek olmuştur. Üstün nitelikleri vardı. Seyhanspor Milli Mücadeleden gelerek kurulmuştu ve Osman Yereşen de futbolculara cumhuriyetçiliği, laikliği, çağdaşlık bilincini tattırdı. Anısı önünde saygıyla eğiliyoruz diye konuştu. Yereşenin torunu Reha Yereşen de Özcanın sözlerine destek vererek, dedesinden çok şey öğrendiğini torunu olmaktan onur duyduğunu dile getirdi. Reha Yereşen, Dedem çok iyi bir Atatürkçüydü. Dinini ve çağın gereklerini, modernliği ve Atatürkçülüğü, Onun hedef gösterdiği Batı yolunu bize özümsetti. Böyle bir dedenin torunu olmaktan onur duyuyorum şeklinde konuştu. OSMAN YEREŞEN HAKKINDA Adanada 1921 yılında dünya gelen Osman Yereşen, iş yaşamına 1938 yılında Adana Beden Terbiyesinde atıldı. Yereşen 68 yıl aralıksız sürdürdüğü gazetecilik mesleğine ise 1940 yılında Yeni Adana Gazetesinde başladı. Adanada Türk Sözü, Dirlik, Vatandaş, Güney Postası, Bugün, Son Havadis ve Bölge Gazetelerinde görev yaptı. Yereşen, İstanbulda Son Posta, Tasviri Efkar, Son Havadis, Cumhuriyet, Büyük Doğu Gazeteleri ile Millet Mecmuası, Ankarada Zafer, Havadis, Anadolu Ajansı ve Hakimiyet, Konyada ise Anadolu Ajansı Temsilciliği, Yeni Meram, Ak Yokuş ve Son Posta Gazetesi temsilcilikleri görevlerini yürüttü. Gazetecilik kimliğinin yanında spor camiasında da kendisini kabul ettiren Osman Yereşen, futbol, atletizm ve atıcılık sporları ile ilgilendi. Bir devrin en ünlü futbol hakemlerinden birisi de olan Yereşen, Çukurova Gazeteciler Cemiyeti (ÇGC) kurucuları arasında yer aldı. Adana Belediyesi ve Türkiyenin ilk halka açık kurumlarından Çukurova Elektrik A.Ş.nin (ÇEAŞ) uzun yıllar Basın Danışmanlığı görevlerinde bulundu. Çukurova Gazeteciler Cemiyeti yönetim kurulunda genel sekreterlik yapan, uzun süre Özdenetim Divanı başkanlığını yürüten Osman Yereşen, Basın Konseyi Yüksek Kurul Üyeliği görevinin yanı sıra, Adananın en eski spor kulüplerinden Seyhansporda uzun süre başkanlık yaptı.Yereşen, aynı zamanda Amatör Spor Kulüpleri Federasyonu(ASKF) nun Onur Kurulu Başkanlığı ile Türkiye Spor Yazarları Derneği üyesi idi. Millet Huzurunda Muhalefetle Hesaplaşma ve Eshab-ı Keyf adlarında yayınlanmış kitapları bulunan Osman Yereşen, evli ve 2 çocuk babasıydı.
Samanyolu Haber
Son Dakika
24.01.2011
OsmanYereşeniçinanmatörenidüzenlendiOsman Yereşen için anma töreni düzenlendi
Kubbealtı Akademi Mecmuası 40 yaşında
Haber7
10.01.2011
09:39
Derginin 40. yılı dolayısıyla önceki gün Kubbealtı Akademisi Kültür ve Sanat Vakfının Çemberlitaştaki merkez binasında bir program gerçekleşti.
Haber7
Son Dakika
10.01.2011
KubbealtıAkademiMecmuası40yaşındaKubbealtı Akademi Mecmuası 40 yaşında
Kubbealtı Akademi Mecmuası 40 yaşında
Zaman
10.01.2011
01:59
Kubbealtı Akademi Mecmûası, Ocak 2011 sayısıyla 40 yaşına bastı.
Zaman
Kültür
10.01.2011
KubbealtıAkademiMecmuası40yaşındaKubbealtı Akademi Mecmuası 40 yaşında
Cüneyt Kosal'ın müzik arşivi emin ellerde
Zaman
01.12.2010
02:03
Cüneyt Kosalın 150 bin nüsha nota, 120 kadar elyazması nota mecmuası, 19. yüzyılın sonlarından bugüne yayımlanmış klasik Türk müziği nota kitapları, 30 bin perakende nota ve kitaplardan oluşan dev arşivi, İslam Araştırmaları Merkezinde sanatçı için hazırlanan çalışma odasında araştırmacıların hizmetine sunuldu.
Zaman
Kültür
01.12.2010
CüneytKosalınmüzikarşivieminellerdeCüneyt Kosalın müzik arşivi emin ellerde
Ahmed Karahisarî'nin haftalık duaları müzayedede
Zaman
22.05.2010
02:12
Türk hat sanatının zirve isimlerinden Ahmed Karahisarînin (1469-1556) kaleminden çıkan Davât-ı Seba mecmuası, Alif Artın 23 Mayıs Pazar günü saat 15.30da Esma Sultan Yalısında yapacağı müzayedede yeni sahibini bekleyecek.
Zaman
Kültür
22.05.2010
AhmedKarahisarîninhaftalıkdualarımüzayededeAhmed Karahisarînin haftalık duaları müzayedede
The Terminal filmi gerçek oldu
Samanyolu Haber
26.03.2010
13:37
Evsiz olan inşaat mühendisi Ahmet Avunca (66), günlerdir hiç dışarıya çıkmadan Atatürk Havalimanında yatıp kalkıyor.

İngilizce ve Fransızca da konuşan Vefa Lisesi ile İstanbul Teknik Üniversitesi mezunu olduğunu anlatan Avunca, Tom Hanksin oynadığı 2004 yapımı The Terminal filmini izledikten sonra kendisini havalimanında yaşamaya hazırladığını söyledi. Dış hatlar terminali gidiş katı gümrüksüz alanda 6 gündür yatıp kalkan yaşlı adam, görevlilerin dikkatini çekmemek için de bir aydan fazla süredir de havalimanının değişik noktalarında konakladı. Daha önce otobüs terminallerinde yaşadığını ifade eden Ahmet Avunca, havalimanını kalmak için güvenli, ekonomik ve rahat bir yer olarak kabul ediyor. Avunca, Vaktimi sürekli dolaşarak geçiriyorum. Emekli maaşım ve birikmiş az param var. Günlük harcamam 25 lira civarında. Belimdeki sorun yüzünden banklarda yatmadan, oturarak uyuyorum. Uzun süredir duş alamadım, yakında duş almak için dışarıya çıkacağım. Buranın havası havalandırma sisteminden dolayı kuru. Uzun süre kaldığım için ağzım kuruyor, gözlerim yanıyor. Sürekli su içip, yüzümü yıkıyorum. dedi. El çantasında kişisel evraklarının yanı sıra dua mecmuası taşıyan ve nerede olursa olsun her sabah namazını mutlaka kıldığına dikkat çeken evsiz adam, Duasız olmaz bu işler. Kendi başına çıkıpta bu kadar memleketi keyfine tek başına dolaşamazsınız. Bir yere güvence noktası lazım. Benim güvencem bu. Bunu oku ondan sonra düşüncen, fikrin değişsin. tavsiyesinde bulundu. Doğma büyüme İstanbul Fatihli olduğunu ve hiç evlenmediğini anlatan Ahmet Avunca, son derece pasif ve ilginç olmayan bir hayat hikayesi olduğundan söz etti. Zaten ömrümün yarısı eğitimle, öğrenimle geçti. diyen Avunca, lise ve üniversite eğitiminden sonra Kanadaya giderek değişik konularda gece üniversite ve lisan kurslarına katılıp kendisini geliştirmeye çalıştığını kaydetti. Havalimanında yaşamak durumunda kaldım Ahmet Avunca, 12 yıl Kanadada yaşayıp döndükten sonra 2 yıl Devlet Su İşlerinde görev yaptığını, ardından Çok zor bir çalışma hayatım oldu dediği İkitellideki plastik pencere imalatı yapan şirkette işe başladığını belirtti. 2000 yılında emekli olan ve 2005 yılına kadar daha aynı şirkette çalışmayı sürdüren Avuncanın hayatı bu noktadan sonra değişmiş. Üç kardeşi olduğunu ancak görüşemediklerini söyleyen yaşlı adam, son 5 yılını genellikle otobüslerle seyahat edip, otobüs terminallerinde yaşayarak geçirdiğini ancak son zamanlarda Atatürk Havalimanında yaşamak durumunda kaldığını dile getirdi. Avunca, Burada da ögrenilmesi gereken çok şey var. Ben sürekli kendimi geliştiren bir insanım. Siz benle konuşurken atladığımız bir sürü detay var burada. İşten ayrıldıktan sonra Türkiye ve yabancı ülkeleri de dolaştım. Bilgimi artırmaya çalıştım. Ama bilgimin ne faydası oldu, ne kadar para kazandın dersen bana o bakımdan para ile ölçemeyeceğiz. Bu arada dünya görüşümü de geliştirmeye çalıştım. Kendi hesabıma yapabildiğim kadar kendimi geliştirmeye çalıştım ama. Bu gelişme sadece kendime mahsus oldu. Başkalarına bir faydası olmuyor çoğu zaman. İnsanlar yüzünüze baktığı zaman, kapasiteniz konusunda bir şey bilmiyorlar. Bakıyorlar, gelip, gülüp geçiyorlar. diye konuştu. Evsiz İnşaat Mühendisi, İnsanlardan uzak durmaya çalışıyor musunuz? sorusuna anlaşılmaz şekilde Uzak değil kesinlikle. İnsanların arasına girmeye çalışarak bütün Türkiyeyi dolaştım. Ama özel olarak insanlardan kasıtlı olarak bir türlü uzaklaştırıldım. Ben bunu bilmiyorum. karşılığını verdi. Terminal filmi, beni havalimanında yaşamaya hazırladı Atatürk Havalimanı dış hatlar terminali gümrüksüz bölgeyi kastederek kışın burada kalmadığına işaret eden Ahmet Avunca, İç hatlar terminalinde kaldığım olmuştur. Orada kaldığım zaman İzmir, Antalya, Adana, Trabzon, Ankaraya birçok kere gidip geldim. Yurtdışında da Hindistan, Birleşik Arap Emirlikleri ve Dubaiye 5 kez gittim. Bu ülkeleri sıcak oldukları için tercih ediyorum. Çünkü soğuk bana yaramıyor. Dubaiye, oranın kabul etmediği bir havayolu şirketiyle gittiğim için vize vermediler. Orada da bir hafta kaldım. Ben bu konuda tecrübeliyim. Siz kendinizi üzmeyin. Ben bu şekilde devam edebilirim, daha fazla da devam edebilirim. dedi. Tom Hanksin oynadığı 2004 yapımı The Terminal filmini izlediğini belirten Avunca, filmin hayatının ne şekle gireceğini önceden haber verdiğini ve kendisini havalimanı yaşantısına hazırladığını vurguladı. Avunca, emekli maaşı ve bir miktar birikmiş parası sayesinde günlük 25 lira civarında para harcadığını söyleyip, havalimanını, Burası son derece ekonomik bir yer. diye tarif etti. PASAPORT NOKTASI ARKASINA KIBRISA BİLET ALIP GEÇTİM Evsiz yaşlı adam, pasaport kontrol noktası arkasına (gümrüksüz alan) nasıl geçtiğini ise, Gayet kolay oldu. Kıbrıs için bilet aldım. Biraz masraflı oluyor ama kendini amorti ediyor. cümlesiyle anlattı. Atatürk Havalimanında daha ne kadar kalacağı konusunda bir fikri olmadığını söyleyen Ahmet Avunca, hiçbir yerde hiçbir zam
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.03.2010
TheTerminalfilmigerçekolduThe Terminal filmi gerçek oldu
Türk Edebiyatı Araştırmaları çıktı
Türkiye Gazetesi
19.02.2010
02:06
Türk Edebiyatı Vakfı’nın altı ayda bir yayınlanan hakemli dergisi “Yeni Türk Edebiyatı Araştırmaları”nın üçüncü sayısı yayınlandı. Beşir Ayvazoğlu’nun yayın yönetmenliğinde hazırlanan dergide yine edebiyat araştırmacılarının ilgisini çekecek konular yer alıyor. Bâki Asiltürk’ün “Reşat Nuri Güntekin’in Romanlarında Doktor Tipleri”, Gürkan Yavaş’ın “II. Abdülhamid’e Dair Manzum Bir Oyun: Liberte”, Kahraman Bostancı’nın “Ali Kemal’in Öncülüğünde Yayımlanan Bir Sanat ve Edebiyat Mecmuası: Gülşen” başlıklı makaleleri bunlardan bazıları.
Türkiye Gazetesi
Son Dakika
19.02.2010
TürkEdebiyatıAraştırmalarıçıktıTürk Edebiyatı Araştırmaları çıktı
Atatürk'ün Medyadaki İlk Fotoğrafları...
TRT
08.01.2010
15:46
Atatürkün medyadaki ilk fotoğrafları, Çanakkalede 27 Ekim 1915de yayımlanan Donanma Mecmuası...
TRT
Kültür
08.01.2010
AtatürkünMedyadakiİlkFotoğraflarıAtatürkün Medyadaki İlk Fotoğrafları
Atatürk'ün Medyadaki İlk Fotoğrafları...
TRT
08.01.2010
15:38
Atatürkün medyadaki ilk fotoğrafları, Çanakkalede 27 Ekim 1915de yayımlanan Donanma Mecmuası...
TRT
Son Dakika
08.01.2010
AtatürkünMedyadakiİlkFotoğraflarıAtatürkün Medyadaki İlk Fotoğrafları
Atatürk'ün Medyadaki İlk Resimleri...
TRT
08.01.2010
15:32
Atatürkün medyadaki ilk fotoğrafları, Çanakkalede 27 Ekim 1915de yayımlanan Donanma Mecmuası...
TRT
Kültür
08.01.2010
AtatürkünMedyadakiİlkResimleriAtatürkün Medyadaki İlk Resimleri
Atatürk'ün Medyadaki İlk Resimleri...
TRT
08.01.2010
15:32
Atatürkün medyadaki ilk fotoğrafları, Çanakkalede 27 Ekim 1915de yayımlanan Donanma Mecmuası...
TRT
Son Dakika
08.01.2010
AtatürkünMedyadakiİlkResimleriAtatürkün Medyadaki İlk Resimleri
95 yıl sonra ortaya çıkan fotoğraf
Samanyolu Haber
08.01.2010
10:47
Atatürkün Çanakkale Savaşları sırasında medyada ilk kez yer alan fotoğrafına ulaşıldı.

Çanakkale Onsekiz Mart Üniversitesi Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Dr. Ahmet Esenkaya, AA muhabirine yaptığı açıklamada, Çanakkale Savaşları Sırasında Türk Basınında Mustafa Kemal adlı araştırmasını tamamladığını söyledi. Atatürkün, dönemin Donanma Mecmuası adlı derginin 27 Ekim 1915 tarihli sayısında, cephede Anafartalar Komutanı olduktan sonra kendisine tahsis edilen bir otomobilin içinde görülen ilk fotoğrafının yer aldığını belirten Esenkaya, ancak fotoğrafın altında ismine yer verilmediğini ifade etti. Ahmet Esenkaya, 29 Ekim 1915 tarihli dönemin saygın gazetelerinden Tasvir-i Efkarda da Atatürkün bir fotoğrafına yer verildiğini, fotoğrafın altında ise şu ifadelerin bulunduğunu kaydetti: Çanakkale Deniz Savaşlarında olağanüstü yararlılık gösteren, olağanüstü şeref ve şanlı muharebe yapan, boğazları, halifelik makamı olan İstanbulu kurtaran komutanlarımızdan güçlü, hamiyetli, saygın Albay Mustafa Kemal Beyefendi. Esenkaya, bu fotoğrafın yayımlanmasının ardından Enver Paşanın son derece kızdığını, gazetenin sahibi Yunus Nadiye, milletvekili olduğu için bir şey diyemediğini, ancak bazı gazete görevlilerini hapsettirdiğini ve birkaç gün gazeteyi kapattırdığını anlattı. Donanma Dergisinin Şen Satırlar adlı 9 Aralık 1915 tarihli sayısında İstanbuldan Gelibolu Yarımadasına gelen ayan ve milletvekilleri heyetinin Atatürk ile birlikte çekilmiş 4 fotoğrafının kullanıldığını, ancak Atatürkün adından hiç bahsedilmediğini anlatan Esenkaya, şu bilgileri verdi: Bu olay, dönemin politik düşüncesini yansıtıyor. Ama konu Harp Mecmuasına gelince iş değişiyor. Propaganda amaçlı, Enver Paşanın emriyle çıkarılmış Harp Mecmuasının 1915 yılı aralık ayı sayısında 3te 1 boyutta Anafartalar Kumandanı Miralay Mustafa Kemal altyazılı temiz bir fotoğraf yayımlanıyor. Esenkaya, yine Harp Mecmuasının 4ncü sayısının kapağında, Gelibolu Yarımadasındaki Kireçtepede gazi askerlerin mermilerle yaptığı anıtın önünde Atatürkün yer aldığı fotoğrafın altında ise Çanakkalede Kireçtepede büyüklüğüne söz bulunmayan, her an canlarını feda eden o mübarek şehitler yatar diye bir ibarenin yer aldığını, Atatürkün isminden hiç bahsedilmediğini söyledi. Bu çalışmasıyla ilk kez Mustafa Kemal Atatürkün medyadaki görünümünü ve şöhretini ortaya koyduğuna işaret eden Esenkaya, Enver Paşaya rağmen Atatürkün Çanakkalede yakaladığı şöhrete ve medyada yer almasına kimsenin engel olamadığını sözlerine ekledi. AA
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.01.2010
95yılsonraortayaçıkanfotoğraf95 yıl sonra ortaya çıkan fotoğraf
Kardan Kanatlar 'gerçekleri' anlatıyor
Samanyolu Haber
28.12.2009
15:51
Yazar Arif Akpınarla ?Kardan Kanatlar Romanı  üzerine...

      Dört beş yaşlarındayken Kafkas Cephesinde savaşmış ve esir düşmüş birinin esaretten dönüş hikâyesini dinlediğimde çok etkilendiğimi hatırlıyorum. Sonraki yıllarda, Annemin dedesinin de Kafkas Cephesine gidip bir daha da dönmediğini annemin ağzından duyduğumda, çocuk yüreğimin hüzünlü bir burkuluşla burkulduğunu hatırlıyorum. Bir kış günü, ?Neden herkesin dedesi var da benim dedem yok? soruma annemin ağlayarak verdiği cevap içimi kar soğuğu gibi yakmıştı. Meğer, Büyük Dedemin tek oğlu olan Dedem de askere giderken donma tehlikesi geçirip birkaç gün içinde vefat etmiş.     Büyük Dedem ve onun biricik oğlu olan Dedemin hikâyeleri evimizde hep hazin bir soluk oldu. Son yıllarda Sarıkamış Harekâtıyla ilgili bilgilerin gün yüzüne çıkıp binlerce askerimizin Allahuekber Dağlarında donarak şehit olduklarını öğrendiğimde ise Büyük Dedemin hazin akıbeti içimde iyice köpürmüştü. Sarıkamışla ilgili bir roman yazma fikri işte bu hassasiyetim sonucu ortaya çıktı.  Büyük Dedem ve onunla beraber bu vatanı korumak için canını veren on binlerce şehidimizin aziz hatırasına vefa için bu romanı yazdım.       Doğrusunu söylemek gerekirse Sarıkamış Harekâtıyla ilgili detaylı bilgi yok. O dönemle ilgili arşiv bilgileri henüz açılmış değil. Bu harekâtla ilgili eldeki resimler bile Rus arşivlerinden alınan resimlerdir.  Savaş yıllarında yayınlanan Harp Mecmuası gibi eserlerde b u harekâta dair tek satır bilgi yoktur. O yıllarda Enver Paşa nın İstanbul basınına Sarıkamış Harekâtı ile ilgili yazma yasağı getirmiş olması bana ilginç geldi.  Basın, bu harekâtla ilgili tek satır yazamamış. Dolayısıyla Sarıkamışta savaş mı olmuş, on binlerce vatan evladı kırılmış mı İstanbulda kimsenin haberi bile olmamış.        Bundan dolayı sağlıklı bilgilere uzun süre ulaşılamamıştır. Mesela doksan bin asker tek bir kurşun atamadan donarak şehit düşmüş haberi, uzun süre Sarıkamışla ilgili bir gerçek olarak algılanmış. Bu bilgi tam doğru değil. Aslında burada ciddi mücadeleler olmuş. Hatta bir ara savaşın seyri lehimize dahi dönmüş.  Yakın zamanda açılan Rus arşivlerinden öğreniyoruz ki Ruslar bir ara mağlubiyeti kabul edip Tiflise çekilme planları yapmışlar. Bu gerçeği, o dönemdeki cephe kumandanının Moskovaya çektiği telgraftan öğreniyoruz. Ancak ne talihsizliktir ki Hafız Hakkı gibi makam hırsı olan kumandanların ve Alman kumandanlarının yanlış kararları savaşın aleyhimize gelişmesine sebep olmuş.       Daha önce de belirttiğim gibi çocukluğum da cepheden dönenlerin hatıralarına şahit olmuştum. Sarıkamış harekâtına katılmış olanların yakınlarıyla birçok yerde araştırmalarım oldu. Özellikle Erzurum yöresinde olayları bizzat cephe gerisinde de olsa yaşayanların hatıralarına ulaştım. Bundan dolayı eser daha çok yaşanmış hatıraların  ışığında oluştu.        Faruk Nafiz Çamlıbelin Han Duvarları isimli meşhur bir şiiri vardır. Bu şiirin içinde, huduttan hududa koşarak savaşmış ve on yıl sonra evine dönen Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış namında birinin hikâyesi anlatılır. Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış, ince hastalığa yakalanmış ve memleketini göremeden son handa vefat eder. Şiirde anlatılan bu kişi aslında hayali bir kişidir. Bana göre de  Maraşlı Şeyhoğlu Satılmış;  Seferberlik davulunun vurulmasıyla beraber cephelere koşmuş hayalleri, sevdaları ve hasretlikleriyle toprağın bağrına düşmüş bir milyona yakın vatan evladını temsil eder.  Bundan dolayı, herkesin hayali olarak bildiği bu kişiyi romanımda somutlaştırmak istedim.  Romanın konusu,  bundan dolayı Maraşta başlar.       Bu romanda geçen sahnelerden birçoğu gerçek olaylardan derlenmiştir denilebilir. Bu romanı yazarken özellikle Kafkas Cephesinden de savaşmış olanların hatıralarına ulaştım. Bundandır ki romanda her ne kadar insanı hayrete düşüren sahneler varsa da rahatlıkla hiç abartı yoktur diyebilirim.         Roman , Sarıkamış eksenli. Sarıkamışta  Ruslara esir düşen insanların dramatik mücadelelerini Sarıkamıştan vareste tutmak ne mümkün?  Esarete gönderilen ve çoğu da bir daha dönmeyen binlerce askerimizin dramı Allahuekber Dağlarında donarak şehit düşenlerden aşağı değildir. Esarete gönderilenlerin birçoğu, Sibirya soğuklarına dayanamayarak yollarda ve kamplarda can vermiştir. Bundan dolayı, romanda Sarıkamışın devamı olan Rusyadaki esir kamplarındaki dramatik hadiselere de yer verdim.       Türk-Kürt kavgasının körüklenmeye çalışıldığı günümüzde Sarıkamış, konumu itibariyle çok önemli.  İki toplum, Seferberlik sonrasında bütün cephelerde omuz omuza mücadele verilmiştir ancak en yoğun birliktelik Sarıkamış cephesinde yaşanmıştır.  Savaş sonrasında nüfus dengesini değiştirmek için, Türk ve Kürt köylerinde görülmemiş katliamlar olmuştur. Sarıkamış mücadelesi , düşmanın istediği gibi sonuçlanmış olsaydı bugün Doğu ve Güneydoğunun büyük bölümü elimizde olmayacaktı. Bu sonuç, bu bölgemizin neden karıştırılıyor olduğuna da bir ışık tutuyor.  Bundandır ki Sarık
Samanyolu Haber
Son Dakika
28.12.2009
KardanKanatlargerçeklerianlatıyorKardan Kanatlar gerçekleri anlatıyor
Demirel'i bakın neden kovmuş
Samanyolu Haber
08.11.2009
15:46
Türkiyenin yakın tarihine mal olan partilerin mecliste değil de bir saatçi dükkanında kurulduğunu duysanız şaşırır mıydınız?

Saatçi Musa deyince pek çok kişi hatırlayacaktır Musa Çağılı ve 1970lerin Ankarasında entelektüel sohbetlerin merkezi olan, öğrencilerin sığınağı, partilerin, hükümetlerin kurulduğu mekanı; Saatçi Musanın dükkanını. Üstad Necip Fazılın, Sezai Karakoçun sohbetlerinin dinlendiği, Abdullah Gülden Necmettin Erbakana, Turgut Özaldan Demirele pek çok tanıdık simanın gittiği dükkan 1980lerde kapansa da Musa Çağıl hala Saatçi Musa... Çünkü hala öğrencileri kitapla, ilimle buluşturmaya devam ediyor. İşte kendi ağzından Çağılın hayat hikayesi.. Ankaranın Saatçi Musa Abisi Malatyalı değil mi? 1927 Sivas Kangal doğumluyum ama 2 yaşındayken Malatyaya göçmüşüz. Saatçiliği nasıl öğrendiniz? Saatçilik baba mesleğim. İlkokula 1934te başladım. Lise yıllarım savaş yıllarıydı. Abim askere gidince babama yardım etmek zorunda kaldım ve saatçiliği öğrendim. O zamanlar yedek parça falan yoktu. Kırılan parçaları şemsiye tellerini eğeleyerek yapardık. Alet de yoktu kıtlık yılları. İlim ve fikir dünyasına ilginiz nereden geliyor? Abdülhamid, cennet mekan, ilme önem veren bir padişahtı. Medrese talebelerini askerlikten muaf tutmuş. Babam da Divriğide medreseye gitmiş. Cumhuriyetle birlikte askere alınmış. Yarı mollaydı. Arkadaşlarıyla tefsir okurdu. O havayı kapmışım. 1950den beri bulduğum kitabı okurum Üstad ve kültür çevreleriyle nasıl tanıştınız? İlginçtir beni Büyük Doğu Dergisi ile tanıştıran Cumhuriyet Gazetesinin Elaziz temsilcisi Muhsin Parla oldu. Fikri münakaşalar ederdik onunla. Bana bir gün Büyük Doğuyu gösterip dedi ki ?Senin esas düşünceleri savunan bu.? Bir dergi aldım hemen, okudum. Sonra Sait Çekmegile götürdüm. Artık Büyük Doğu ekibini kurduk Malatyada. Daha erken okuyabilmek için dağıtımını üstlendik. Gece gider istasyondan alırdık dergiyi, dağıtırdık, sonra oturup sabaha kadar okurduk. Büyük Doğu sizi çok etkilemiş? Malatya Kültür Derneği vardı. Bürokratlar, entelektüel insanlar gelirdi, şiir edebiyat toplantıları yapardık. O zaman kitap dergi yok ki okuyacak. 1947de Ömer Nasuhi Bilmenin ilmihali çıktı, Numan Kurtulmuşun dedesi Amentü Şerhini çıkardı, bayram edip, birbirimize hediye ederdik. Sebilürreşad Ehli Sünnet, Selamet Dergisi var. Bir de Redkitler, Hayat Mecmuası var. Üstadla nasıl tanıştınız? Üstadı Malatyaya getirmiştik 1947-1948de. Çağırdık geldi. Bir hafta kaldı, bazen bizim evde, çoğunlukla Çekmegilde kaldı. Sonra görüşüyorduk. Suikast girişimine de karıştınız Ahmet Emin Yalman Vatanın sahibiydi. Üstadla atışıyor, camilere hakaret eden yazılar yazıyordu. Biz fevkalade infial duyduk. Bir de güzellik kraliçesi seçimi yaptılar. Gelenbir Tayfuroğlu diye bir kız. O da ?Rus erkeklerinden hoşlanıyorum? deyince kanımıza dokundu. Yalmana bir ders verelim dedik. Arkadaşlar domates yumurta atalım dedi ama ben ?Olmaz ciddi bir şey yapalım? dedim. Sadece yaralayacaktık ama arkadaşlar tecrübesiz olunca biz de cezaevine girdik. 23 yaşındaydım. Üstadı da aldılar. Sererdik kilimleri, Üstad üç saat anlatırdı. Biz de zevkle dinlerdik. Üstad anlatıldığı gibi sert biri miydi? Üstad sert görünürdü ama çok yumuşak çok saf bir insandı. Yakasından tut, götür. Şair ruhlu bir insandı? Ankaraya gelişiniz nasıl oldu? 27 Mayıs ihtilali oldu, Ekimde afla biz de çıktık. Malatyaya gittim. 10 ay orada kaldım. Dükkan küçük; abimle aynı anda çalışamıyoruz. ?İstanbula doğru bir gideyim? dedim, çıktım yola. Ankaraya geldim, arkadaşları göreyim diye. Hacı Bayramda Üstad rastladı bize. Yemeğe götürdü. Lokanta sahibi hemşerisiymiş, tanıştırdı. Bir iki kere daha gittim oraya. Borcu varmış, rahatsız ediliyormuş. ?Paran varsa ver? diye rica etti. Dükkan için ayırdığım parayı verdim. Adam iflas etti, parasız kaldım. Baktım gidemeyeceğim İstanbula, arkadaşlar da ?Gel sana burada bir dükkan açalım? dediler. Öyle yerleştim Ankaraya. Turtes Pasajı Kızılayda dükkanı tuttuk. Dükkanınız nasıl cazibe merkezi oldu? Dükkanı açtık. O zaman böyle kitapçı dükkanları da yok. Arkadaşlar da bizden sıcak bir ilgi gördüler. Merkezi bir yerde de olunca, Ankaraya her gelene adres olarak benim dükkanı göstermeye başladılar. Maraştan Antepten Trabzondan gelen, ?Saatçi Musada buluşalım? diye sözleşerek geliyorlardı. İnsanlar fakir. Bir talebenin kahveye, pastaneye gitmesi kolay değil. Sohbetler mi oluyordu dükkanınızda? Dükkana Üstad, Sezai Karakoç, falan gelince belli bir tanınma oldu. Bizim orası 16 metre kareydi, sığmazlardı içeri. 20 kişi Üstadın sohbetini dinlerdi. Hangi siyasetçiler gelir giderdi? Necmettin Erbakan, Süleyman Demirel. Recai Kutan zaten arkadaşımız. Turgut Özal, Süleyman Arif Emre, Osman Yüksel Serdengeçti, Erdem Beyazıt, Rasim Özdenören, Fehmi Koru, Abdullah Gül? Oturup bir liste çıkarmadım kimler gelirdi diye. Mühim olan geride ne bıraktığımız. Milli Nizam dükkanınızda kuruldu, Özal
Samanyolu Haber
Son Dakika
08.11.2009
DemirelibakınnedenkovmuşDemireli bakın neden kovmuş
Topuz yeniden aramızda
Samanyolu Haber
05.11.2009
17:55
Çocuklar! Babanızın kahramanıyla tanışmak ister misiniz?

1980?li yılların çocukları şimdi büyüdüler, hepsi büyük adam oldular. Ama pek çoğu içlerindeki çocuğu yaşattılar. İşte ?adam olmuş bu çocuklara? ve babalarının çocukluk kahramanıyla tanışmak isteyen bugünün çocuklarına bir müjdemiz var. ?Sevimli Çizgilerin Sevecen Babası? karikatürist Vehip Sinan?ın bir döneme damgasını vuran çizgi kahramanı ?Topuz? şimdi yeniden aramızda... ?Yaman Çekirge?, ?İzin Dede? ve ?Hayal mi Gerçek mi?? isimli üç Topuz kitabı, hem dünün hem bugünün çocuklarına heyecanlı saatler yaşatacak. ?Ben Topuz?la büyüdüm? diyenlerin sayısı azımsanmayacak kadar çok? Şimdilerde çocuklarını ve hatta torunlarını seven bir kuşağın severek okuduğu Topuz, bugün tekrar aramızda... O bugünün çocuklarına da ulaşmak, onlarla arkadaşlık kurmak, birbirinden güzel maceralarını küçük dostlarıyla paylaşmak istiyor. Peki ya Topuz?u tanımayanlar, onunla henüz tanışma imkânı bulamayanlar? İşte tam zamanı... Gelin tanıştıralım sizi onunla? Tanıyanlara da bir zihin tazelemesi yapalım. Topuz, bir çizgi roman kahramanı... Alabildiğine sevimli ve rüyalarınıza girecek kadar sempatik bir ?kahraman?? Boyu küçük, ama kalbi büyük... Bu yüzden yaptıkları çok büyük... Cesur, kararlı ve en önemlisi arkadaş canlısı? En yakın arkadaşı Tamer... Topuz?un neredeyse ikizi? Huy ve karakter olarak birbirlerine o kadar benziyorlar ki? Birbirleriyle her şeylerini paylaşıyorlar. Hatta çoğu zaman kıyafetlerini bile... Biri diğerinin tişörtünü, diğeri de onun şortunu giyebiliyor. Topuz ve Tamer?le ilgili bir sır daha verelim. Her ikisinin de süper güçleri ve yetenekleri var. Bazen bir bilezikle, bazen bir tüyle bu güçlerini kullanıyorlar. Ama hiçbir zaman güçlerini kendileri için kullanmıyor, bencillik yapmıyorlar. Çünkü gösterişi hiç sevmiyorlar. Arkadaşlarına üstünlük taslamıyorlar. Hep haklının yanında, haksızın karşısındalar. Başı sıkışan birini gördüklerinde hemen yardımına koşuyorlar. Haksızlık edenin karşısında duruyor, onu hemen yakalayıp kötülüğüne engel oluyorlar. Hem Topuz hem Tamer doğru sözlü çocuklar. Yalanı hiç sevmiyorlar. Herkesin korktuğu, köşe-bucak kaçtığı kötü insanlara, hatta canavarlara meydan okuyabiliyorlar. Diğer yandan da esprili, cana yakın ve sevimli yapılarını hiç bozmuyorlar. Kendilerini sürekli bir maceranın içinde buluyorlar. Ya da macera onları buluyor diyelim? Bazen uzaylılarla, bazen korkunç icatların peşinde koşan bilim adamlarıyla, bazen gizemli güçlere sahip varlıklarla, bazen dev cüsseli yaratıklarla karşı karşıya geliyorlar. Hayalleri zorlayan bir dünyaları var onların... Bu dünyada hep doğrunun peşinde koşuyor, kötülere derslerini veriyor, çaresizlere kol-kanat geriyorlar. Can Kardeş dergisinde Topuz?un yayınlanmaya başlandığı 16 Şubat 1981?de, Vehip Sinan?a ?Topuz nasıl doğdu?? diye sorulmuş. O da şu cevabı vermiş: ?Rahmetli Münir Hayri Egeli?nin idaresinde Küçük Afacan mecmuası çıkıyordu. Orada ufak çaplı çalışmalarım vardı. Bir gün hastalandım ve on beş gün kadar yatmak zorunda kaldım. İşte o hasta yatağımda doğdu Topuz? Daha doğrusu, Topuz ve Tamer ikizleri? Nur topu gibi iki yumurcak?? Bugüne kadar kaç Topuz macerası çizdiğini Vehip Sinan?ın kendisi de hatırlamıyor. Ama bilinen bir şey var ki, bu maceralar başta Can Kardeş ve Türkiye Çocuk olmak üzere farklı birçok çocuk dergisinde ve gazetede kırk yıla yakın süreyle yayınlanmış. Topuz ve Tamer, bazen köpekleri Coci?yle birlikte maceradan maceraya koşmuş, kötüleri alt edip iyilerin safında yer almışlar. Çokça okunmuş, bir sonraki maceraları ilgiyle beklenmiş, hem eğlendirmiş hem düşündürmüşler. Topuz, maceralarıyla bugün yeniden aramızda? Nesil Çocuk Yayınları arasında ?Yaman Çekirge?, ?İzin Dede?, ?Hayal mi Gerçek mi?? alt başlıklarıyla yayınlanan üç Topuz kitabı, hem dünün hem bugünün çocuklarına yine heyecanlı saatler yaşatacak. Hemen söyleyelim; yayınevi yetkilileri Topuz serisini 12 kitaplık bir set haline getirmeyi planlıyorlar. Topuz ve Tamer?in babası (belki şimdi dedesi demek lazım) Vehip Sinan?ın çocuklarının (ya da torunlarının) yeniden hayat bulmasına, sekseninci yaşını sürdüğü bugünlerde bir çocuk kadar sevindi desek abartmış olmayız. Yeni Topuz kitaplarını eline aldığında ?Vay keratalar!? diyerek mütebbessim ve duygulu bir bakış fırlattığına gözlerimizle şahit olduk. Topuz aynı Topuz, Tamer aynı Tamer?di. Hiç büyümemişler, ama teknolojinin sunduğu imkânlarla daha yakışıklı olmuşlardı ve babalarının (dedelerinin) elini öpmeye gelmişlerdi. İşte biz de, 80?li yılların çocukları ve içindeki çocuğu hep koruyup kollayan birileri olarak, günümüz çocukları adına Vehip Dede?mizi ziyaret ettik, ellerini öptük ve belki de hayatının en değerli hediyesini, üç Topuz macerasını kendilerine takdim ettik. Onun sevincini paylaştık. En büyük sevincimiz ise, Topuz?u bu zamanın çocuklarına sunabilme fırsatını yakalayabilmiş olmak.
Samanyolu Haber
Son Dakika
05.11.2009
TopuzyenidenaramızdaTopuz yeniden aramızda
15:55 "Doğan Yayın'a ceza, yatırımcıyı vurdu"
Net Gazete
06.10.2009
15:56
Alman mecmuası Der Spiegel tarafından yayımlanan, Türkiye ekonomisine ilişkin makalede, Türkiye’nin küresel krize rağmen ekonomik çöküntüyü önlemeyi başardığı ancak toparlanmanın zaman alacağı savunulurken, yatırımcıların güvenini etkileyen faktörlere dikkat çekildi. Bu çerçevede reform temposunun yavaşladığı savına yer verilen makalade “Yatırımcılar, hükümet kısa bir süre önce Doğan Yayın’a 2.5 milyar dolar ceza çarptırınca şoke oldular” denildi.
Net Gazete
Son Dakika
06.10.2009
1555DoğanYayınacezayatırımcıyıvurdu1555 Doğan Yayına ceza yatırımcıyı vurdu
Vefatıyla Türk çalgıları da yetim kaldı
Samanyolu Haber
14.08.2009
15:25
TBMM Üstün Hizmet Ödülü sahibi etnomüzikolog, çalgı bilimci, koleksiyoner ve araştırmacı-yazar Etem Ruhi Üngörün vefatıyla Türk çalgıları da yetim kaldı.

Yeri doldurulamayacak 101 Türk Büyüğü arasında gösterilen Üngör, önceki gün geçirdiği kalp krizi sonucu 87 yaşında hayata veda etmiş, cenaze törenine ise çok az sayıda kişinin katılması eleştiri konusu olmuştu. Hayatı boyunca büyük bir titizlikle bir araya getirdiği 750yi aşkın Türk çalgısını içeren zengin koleksiyonunu sergileyecek mekan bulamayan Üngör, vefatıyla son çalışması 1300 Yıllık Türk Çalgıları Ansiklopedisini de tamamlayamadı. AA muhabirine Üngörün Semere-i hayatım dediği ansiklopedi çalışmasıyla ilgili bilgi veren TİMAŞ Yayınları Genel Yayın Yönetmeni Emine Eroğlu, Üngörün 3 yıl kadar ansiklopedi üzerine çalıştığını anlattı. Üngörün ansiklopedi çalışması için ömrü boyunca malzeme topladığını, içlerinde notalar, görsel malzemeler olan klasörler hazırladığını, dialar, fotoğraflar, klasik yazma eserlerde bulunan musiki minyatürlerini arşivlediğini dile getiren Eroğlu, Adan Zye kadar klasörleri vardı. Çok önemli bir arşiv kurmuştu. Arzu ettiği şey bunları bir musiki ansiklopedisine dönüştürmekti. Hatta o çalışma süreci içerisinde Allah bu ansiklopediyi bitirmeden canımı almasın diye dua ederdi diye konuştu. Etem Ruhi Üngörün bir editör ile birlikte metin çalışmalarına başladığı eserin ilk bölümünde Uygur Türklerinden itibaren Türk çalgılarının tarihini ortaya koyduğunu anlatan Eroğlu, şunları söyledi: Eserde tarihçenin ardından kronolojik olarak Adan Zye kadar Türk çalgıları tasnif edilip, çalgıların görseli, geçirdiği evreleri, biçimi, o çalgının üstatları, o çalgıyla yapılmış besteler ve notaları veriliyor. M harfini bitirdik. Sonra araya bir boşluk girdi ve o arada da hoca vefat etti. Bundan sonra yapılacak iş, mirasçılarıyla mutabık kalıp çalışmalara devam etmek. Projenin tamamlanması, hocanın hatırasını yaşatmak, onun yaşama gayesini de gerçekleştirmek bakımından önem arz eden bir durum. -ZENGİN BİR KOLEKSİYON- Yalnız yaşayan kibar bir insan olan Üngörün çalgı koleksiyonunu fotoğraflamak için evinde çekim yaptıklarını anlatan Eroğlu, Koleksiyonda Neyzen Tevfikin akıl hastanesine kapatıldığında karyola demirini sökerek yaptığını ney bile vardı. Tamburi Cemil Beyin meşhur tamburu yine bu koleksiyondadır dedi. Üngörün hayatı boyunca bir Türk çalgıları müzesinin kurulmasını ve bir Türk çalgıları ansiklopedisi oluşturulmasını istediğini belirten Eroğlu, çok uzun süre tek başına Musiki Mecmuasını çıkaran Üngörün musiki konusunda tartışılmaz bir bilgisi olduğunu vurguladı. Eroğlu, Üngörün çalgı koleksiyonu için bir müze kurulması ve çalgıların bir kurum tarafından sergilenmesi girişimlerinin olduğu, ancak bazı sebeplerle bu çalışmaların yarım kaldığı bilgisini de verdi. -ANSİKLOPEDİYİ KIZINA İTHAF ETMİŞTİ- Üngör, yarım kalan ansiklopedinin ithaf bölümündeki yazısında 60 yılda Türk musikisine verdiğim şu 4 büyük hizmeti; Türk Musikisi Arşiv ve Kütüphanesi, 750yi aşkın Türk çalgıları koleksiyonu, 40 yılı aşkın Türk Musikisi Mecmuası yayıncılığı, 1300 Yıllık Türk Çalgıları Ansiklopedisi çalışmalarımın sonuncusu olan, 3 büyük ciltten oluşan bu büyük hacimli kitabım benim değer ölçümlerime göre yazılı çalışmalarımın en değerlisidir. Kitabımı benim için en değerli varlığım olan ve 2 iyi yetiştirilmiş değerli evladı bulunan kızım Zerrin Üngör Ergüle ithaf ediyorum demişti. -FAKR-U ZARURET İÇİNDE GİTTİ- Beyazıt Sahaflar Çarsının en eski sahafı ve Kültür ve Turizm Bakanlığından Sahafların Şeyhi payesi ile ödüllendirilen 50 yıllık dostu İbrahim Manav da çarşısının müdavimlerinden güleç yüzlü bir insan olan Üngörün çarşı ziyaretlerinde de ilk olarak kendisine uğradığı anlattı. Çarşıya gelen musikişinas kişiler ve yazar-çizerlerin çarşıda dükkanı olan geniş müzik kültürüne sahip Ekrem Karadenizden bilgi aldıklarını, İsmail Akçaya uğradıklarını da anlatan Manav, o dönem Üngörün Hüseyin Sadettin Arelden teslim aldığı Musiki Mecmuasını çıkardığını, Üngöre eserlerini hazırlarken kaynak konusunda yardımcı olduğunu söyledi. Üngörün Türk Musiki Güfteler Antolojisi eserini gösteren Manav, Türk müziğinin en klasik eserlerini toplamıştır. Bakın Haşim Bey, Nuri Beyin eserleri yer alıyor. Bu kadar eseri taradıktan sonra bu kitabı hazırlamış. Hakikaten bu eser, bütün o kaynakları aşmış, hatta üstüne koymuş bir çalışmadır diye konuştu. Etem Ruhi Üngörün zengin çalgı koleksiyonunu oluşturmak için en az 30 yıl bütün Anadoluyu dolaştığını dile getiren Manav, Musiki Mecmuasını çıkarınca ilgili kişiler tarafından ona gelen enstrümanların da olduğunu bildirdi. Manav, şunları kaydetti: Bir musiki aleti bulunca Etem Ruhi Beye gidin derler. Bir şöhreti vardı. O onları kendi harçlıklarıyla, çıkardığı Musiki Mecmuasının geliriyle aldı. Musiki Mecmuasından da pek para kazandığını tahmin etmiyorum. Eşe dosta hediye ederdi. Ben
Samanyolu Haber
Son Dakika
14.08.2009
VefatıylaTürkçalgılarıdayetimkaldıVefatıyla Türk çalgıları da yetim kaldı
09:45 101 Türk Büyüğü'nden biri sayılan Ruhi Üngör öldü
Net Gazete
11.08.2009
17:36
TBMM Üstün Hizmet Ödülü sahibi etnomüzikolog, çalgı bilimci, koleksiyoner ve araştırmacı-yazar Etem Ruhi Üngö r (87) vefat etti. İstanbul Belediye Konservatuvarını 1955 yılında bitiren Etem Ruhi Üngör, 65 yılda biriktirdiği 750 parçalık paha biçilemeyen çalgı koleksiyonuna sahipti. Etnomüzikoloji alanındaki araştırmalarıyla uluslararası üne sahip olan Üngör, Musiki Mecmuasını, kurucusu Sadettin Arelin ölümünden sonra 47 yı l tek başına çıkarttı.
Net Gazete
Son Dakika
11.08.2009
0945101TürkBüyüğündenbirisayılanRuhiÜngöröldü0945 101 Türk Büyüğünden biri sayılan Ruhi Üngör öldü
09:05 Etnomüzikolog Etem Ruhi Üngör vefat etti
Net Gazete
11.08.2009
09:04
TBMM Üstün Hizmet Ödülü sahibi etnomüzikolog, çalgı bilimci, koleksiyoner ve araştırmacı-yazar Etem Ruhi Üngö r (87) vefat etti. İstanbul Belediye Konservatuvarını 1955 yılında bitiren Etem Ruhi Üngör, 65 yılda biriktirdiği 750 parçalık paha biçilemeyen çalgı koleksiyonuna sahipti. Etnomüzikoloji alanındaki araştırmalarıyla uluslararası üne sahip olan Üngör, Musiki Mecmuasını, kurucusu Sadettin Arelin ölümünden sonra 47 yı l tek başına çıkarttı.
Net Gazete
Son Dakika
11.08.2009
0905EtnomüzikologEtemRuhiÜngörvefatetti0905 Etnomüzikolog Etem Ruhi Üngör vefat etti
ADRİYATİK VE ÇİN
Samanyolu Haber
01.06.2009
08:36
Bir nesil Türk, Orta Asya ile büyüdü, büyülendi, okudu, yetişti.

Zira Atatürk, Türk milliyetçiliğinin mutlak bir unsuru olan Dış Türkler meselesine, fikirlerini inkılâplar hâlinde uyguladığı Gökalp’in, Turan öğretisine de candan inanmıştı. Turan millî politikamızı imparatorluk batırarak berbâd eden arkadaşı Enver’i, hayatı boyunca ve haklı olarak küçümseyen Atatürk, Turan’ı, millî kültür politikası şuuru ile yürürlüğe koydu ve hiç vaz geçmedi.
Elbette Türkistan’dan gelerek Türkiye’yi kurduk. Ama Orta Asya, o devirde mübalağa edildi. O yılların dünya yönetimi gereği aşırı doz kullanılmıştı. Mübalağanın asıl sebebi ise, Osmanlı, hattâ bir nisbette Selçuklu’nun, daha açık ifadeyle 1074’ten 1922’ye kadar süren Türkiye Monarşisi’nin gölgelenmek istenmesiydi. Hiçbir yeni rejim, eskisine rahmet okumaz.
Millî Şef döneminde (1938-1950), Orta Asya yasaklandı. Rusya’ya düşmanlık gibi telâkki edildi. Yamyamların bağımsız devletler oluşturdukları senelerde Rusya, sömürgelerini bırakmayı yarım asır geciktirdi. Bu yarım asır, Türklük için katmerli felâket oldu.
1965’te 100.000 tirajlı Hayat Tarih Mecmuası’nda 4 uzun makale ile, haritasını da çizerek, Sovyetler Birliği’nin 21. asırdan önce ve kendi içinden dağılacağını yazdım. Bu fikrime pek katılan olmadı. KGB listesinin çok başlarına geçtim.
Birden Türk cumhuriyetleri bağımsızlık kazanınca, bütün müesseselerimiz hazırlıksız yakalandı. Çiller, Yılmaz, Erbakan gibi başbakanlar, Türk cumhuriyetleri ile hiç ilgilenmediler. Ecevit ilgili, fakat rahatsızdı. Özal, Demirel ve Türkeş, Adriyatik’ten Çin Seddi’ne Türk âlemi ilân ederek, Türk’ü sevmeyen veya Türk potansiyelini bilmeyen kişileri karşılarına aldılar. Zaten Özal, bir günde üç Türk devletini gezerek şehid oldu.
Bu yazıyı Cumhurbaşkanımız Abdullah Gül’ün Türkmenistan’dan hemen sonra Kırgızistan ve Tacikistan ziyaretleri vesilesiyle yazdım. Atatürk’ün ruhunu şâd etti. Başbakanımız ve Dış İşleri Bakanımız aynı günlerde Azerbaycan için çalıştılar. Hazar’a ve oradan Orta Asya’ya ulaşamayan Türkiye, başarısız, beceriksiz ikinci derecede bir devlet durumuna düşer. O coğrafya Rus, Çin, İran, ABD nüfuz bölgelerine bölüşülür.
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.06.2009
ADRİYATİKVEÇİNADRİYATİK VE ÇİN
Bu fotoğraflara çok dikkatli bakın - Foto
Samanyolu Haber
10.03.2009
16:15
İşte Çanakkale Muharebeleri’nde yaşanan şiddetin, imkânsızlıkların, sarsılmaz inancın, yitirilmeyen umudun fotoğraflara yansıdığı kareler...

Çanakkale Savaşlarına dair bilinmeyen bir kısmı ilk defa gün yüzüne çıkan fotoğraflardan oluşan ‘Çanakkale’nin Görünmeyen Yüzü’ isimli fotoğraf sergisi 9–15 Mart’ta Altunizade Kültür Merkezi’nde, 16–22 Mart’ta ‘Kaynak Kültür Merkezi’nde ziyaretçilerle buluşacak.

TARİH İŞTE BÖYLE YAZILDI - FOTOĞRAFLAR İÇİN TIKLAYIN

Görenleri 2009’dan 1915’e bir zaman tünelinden geçiren ve Yitik Hazine Yayınları Arşivi ile Devrin Harp Mecmuası’nda yer alan yirmi iki kareden oluşan sergi, ücretsiz olarak gezilebilecek.

Sergi hakkında bilgi veren Kaynak Kültür Yayın Grubu Halkla İlişkiler Müdürü Harun Algül, savaşın arka yüzünü gösteren kareleri seçmeye özen gösterdiklerini belirterek İstanbulluları sergiye davet etti. Özellikle okul çağındaki gençlerin ve çocukların bu tür sergileri gezmesi gerektiğini düşündüklerini belirten Algül “Tarih düne bakıp bugünü anlamaktır. Herkesi düne bakmaya ve sergimizi gezmeye davet ediyoruz.” dedi.

KAYNAK YAYINLARI
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.03.2009
Bufotoğraflaraçokdikkatlibakın-FotoBu fotoğraflara çok dikkatli bakın - Foto
Sırat-ı Mustakim mecmuası kitaplaştı
Haber7
05.02.2009
14:55
II. Meşrutiyet döneminin hararetli fikri tartışma ve arayışlarının ürünü olan, Türkiyede İslamcı tezlerin güçlü şekilde dile getirildiği dergi Sırat-ı Mustakim mecmuası kitaplaştırıldı.
Haber7
Son Dakika
05.02.2009
Sırat-ıMustakimmecmuasıkitaplaştıSırat-ı Mustakim mecmuası kitaplaştı
Kubbealtı'ndan yaz mecmuası
Zaman
07.07.2008
02:14
Üç ayda bir yayımlanan Kubbealtı Akademi Mecmuasının yaz sayısı yayımlandı. Mecmuanın 147. sayısında mütefekkir yazar Sâmiha Ayverdinin ilk defa yayımlanan Fâtih ve Rumeli Hisarı adlı makalesi dikkat çekiyor.
Zaman
Kültür
07.07.2008
KubbealtındanyazmecmuasıKubbealtından yaz mecmuası
Toplam "33" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti