Habergec.Com Aranan Kelimeler:nefret ve özgürlük Değerlendirme: 10 / 10 383806
habergec.com
28.05.2012 Pazartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler

:: Gruplar
 

nefret ve özgürlük

"Benim Ülkem Sana Dar Gelir Davası" İstanbul 30. Sulh ...
Haberler.com
20.03.2012
16:02
Yeryüzüne Özgürlük Derneği, ırkçı ve nefret söylemi içeren hakaret ve tehditleri kınayarak davanın müştekisi Eva Aksoyla dayanışmak için saat 09.00da basın açıklaması yaptı.
Haberler.com
Güncel
20.03.2012
BenimÜlkemSanaDarGelirDavasıİstanbul30SulhBenim Ülkem Sana Dar Gelir Davası İstanbul 30 Sulh
Bulgaristan-Hollanda arası soğuk rüzgar
Haber7
10.02.2012
14:35
Bulgaristan Dışişleri Bakanı, Hollanda Özgürlük Partisinin internet sitesi aracılığıyla Doğu Avrupa ülkeleri halklarına karşı kin ve nefret yaratmaya çalıştığını ileri sürdü.
Haber7
Son Dakika
10.02.2012
Bulgaristan-HollandaarasısoğukrüzgarBulgaristan-Hollanda arası soğuk rüzgar
Bulgaristan ile Hollanda arasında soğuk rüzgar
Zaman
10.02.2012
12:52
Bulgaristan Dışişleri Bakanlığı Sözcüsü Vesela Çerneva, Hollanda Özgürlük Partisinin (PVV) internet sitesi aracılığıyla Doğu Avrupa ülkeleri halklarına karşı kin ve nefret yaratmaya çalıştığını ileri sürdü.
Zaman
Son Dakika
10.02.2012
BulgaristanileHollandaarasındasoğukrüzgarBulgaristan ile Hollanda arasında soğuk rüzgar
NEFRET VE ÖZGÜRLÜK
Milliyet
29.01.2012
19:47
Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi 1997’de nefret söylemini “yabancı düşmanlığı, ırkçı nefret ve antisemitizm temelli diğer nefret biçimlerini yay...


Milliyet
Toplum Yaşam
29.01.2012
NEFRETVEÖZGÜRLÜKNEFRET VE ÖZGÜRLÜK
JİTEM'in filmini yaptı
Samanyolu Haber
02.05.2011
10:15
Adı birçok faili meçhul cinayetle anılan kontrgerilla örgütü JİTEMin, 90lı yıllarda uyguladığı akıl almaz işkenceler beyazperdede.

Yönetmen Umur Hozatlı, banka kredisi ve borçlarla 3 yılda tamamladığı filmi Kayıp Özgürlükü JİTEMcilerle beraber izlemek istiyor. Resmi olmayan rakamlara göre, 90lı yıllarda Doğu ve Güneydoğuda 17 bin faili meçhul cinayet işlendi. Yaklaşık 500 kişi gözaltında kaybedildi. Bazılarının cansız bedeni bir dere kenarında bulundu, bazılarının asit kuyularına atıldığı ortaya çıktı. Karanlık cinayetler, asit kuyularına attıkları bedenler ve vahşi işkence yöntemleri ile bilinen JİTEM, mağdur ve itirafçı anlatımları ile resmi raporlar ışığında film oldu. Genç yönetmen Umur Hozatlının maddi imkansızlıklar, oyuncuların rol almak istememesi ve JİTEMin korku salan adı nedeniyle güçlükle tamamladığı Kayıp Özgürlük, 3 yıl sonra vizyona girdi. JİTEMi duyan oynamak istemedi Banka kredisi ve borçlarla filmi tamamlayan Hozatlı yaşadığı sıkıntıları şöyle anlattı: 3 yıldır da bu kredileri ödüyorum. Kıyıda köşede biriktirdikleri birkaç kuruşu çıkartıp verenler, kazanırsanız ödersiniz değilse helali hoş olsun diyerek vicdani destek sunanlar da oldu. Yapımcı bulmakta zorlandık. JİTEM dediğimizde, kahvenizi için bir başka projede görüşürüz diyenler de oldu. Bunu oyuncu bulma noktasında da yaşadık. Anlaştığımız bir kadın oyuncu bile bir hafta sonra vazgeçtiğini söyledi. Çünkü çevresinden korkutmuşlar kızcağızı. Veli Küçükle izlemek istiyorum Kürt halkının canı en çok JİTEM eliyle yakıldı diyen Hozatlı, vicdani öfke nedeniyle Kayıp Özgürlükü çektiğini söyledi. Hozatlı İşkence sahnelerini çekerken JİTEMcilerle empati yaptım ve o anlar kendimden nefret ettim dedi. JİTEMcilerin de filmde yaptıklarının bir kesitini görerek empati yapmasını isteyen Hozatlının bir de isteği var: Veli Küçük, Arif Doğan, Cemal Temizöz ve diğerleri ile beraber bu filmi izleyip sonunda; Bu insanlara bunu neden yaptınız diye sormak istiyorum. HABER: Serbest ÖZDEN
Samanyolu Haber
Son Dakika
02.05.2011
JİTEMinfilminiyaptıJİTEMin filmini yaptı
Bakan Ergün: 2005'de TSK'dan darbeyi ihbar mektupları geldi
Samanyolu Haber
31.03.2011
11:24


Sanayi ve Ticaret Bakanı Nihat Ergün, Ergenekon adı verilen örgütün, PKKdan Hizbullaha, medyadan iş dünyasına kadar farklı kesimleri ayrı ayrı kullandığını savundu. Bakan Ergün, gözaltı süreçleri ile iddianamenin ortaya çıkmasından sonra tartışmaların seyrinin değiştiğine dikkat çekti. Ergün, İddianameler ortaya çıktığında tartışmaların seyri değişiyor. İddianame ortaya çıkana kadar kağıt parçası oluyor, boru oluyor, ortaya çıktıktan sonra herkes diyor ki ha boru değilmiş. Gözaltı sürecinde, iddianame daha ortaya çıkmadan yapılan tartışmaların ayağı yere basmıyor. dedi. Bakan Ergün, gazeteci Ömer Şahinin hazırlayıp sunduğu Kanal Adaki Görüş Farkında önemli açıklamalar yaptı. ERGENEKON; PKK, HİZBULLAH, ÜNİVERSİTE VE MEDYAYI AYRI AYRI KULLANIYOR Ergenekon örgütünü kimsenin icat etmediğini, bu ismi, sözkonusu yapının kendisinin verdiğini hatırlatan Ergün, Ergenekonda bir tepe nokta olduğunu, bu yapının orta kademesinin mafya, PKK, Hizbullah, Dev-Yol, Tikko gibi örgütler ile iş dünyası, medya, akademik camiayı ayrı ayrı kullandığını iddia etti. Ergün, Amaçları belli. Türkiyede parlamentoyu, hükümeti çalışamaz hale getirmek, devirmek, darbe yapmak, kaotik ortam meydana getirmek. Niye yargılandığımızı bilmiyoruz deniyor ya, neyle suçlandıkları çok açık. ifadelerini kullandı. Ergün, toplumun her alanına kök salmış böyle bir yapının niye başarılı olmadığı sorusuna ise Yakalandılar. Bombalarla, suikast planlarıyla yakalandılar. O yüzden başarılı olamadılar. karşılığını verdi. ERGENEKONUN DIŞARIDA CANLI UNSURLARI VAR, BUNLAR KARA PROPOGANDA YAPIYOR Gazeteci Ahmet Şıkın tutuklanması ve kaleme alacağı söylenen İmamın Ordusu isimli kitap taslağının toplanmasını da değerlendiren Nihat Ergün, Soruşturmanın sürmesinden ne anlıyoruz. İddia edilen örgütten yakalanan, yargılanan var. Dışarıda canlı unsurları da var. Bu unsurlar davayı akamete uğratmak için kara propaganda faaliyeti yürütüyor. Eğer birisi bu örgütün unsuru olarak talimat alarak bu davayı itibarsızlaştırmak amacıyla karalama faaliyeti yürütüyorsa, bunun, kitap oluşturma faaliyeti mi örgütsel amaçları gerçekleştiren çalışma mı olduğu konusunda ince çizgi var. Delillere vakıf değiliz. Savcının soruşturmasından anladığımız gazetecilik faaliyeti yürütmüyorsun, şu kişiden aldığın talimatla verilen görevi yapıyorsun. Bu örgütün destekçisi görünüyorsun. Hiç birimiz savcının, örgütle Ahmet Şık faaliyeti arasında nasıl ilgi kurduğunu bilmiyoruz? Soruşturmanın gizliliği nedeniyle bilmiyoruz. dedi. 2005 YILINDA DARBEYİ İHBAR EDEN MEKTUPLAR GELDİ Bakan Nihat Ergün, AK Partinin iktidara gelir gelmez hem ülke sorunları ile hem de kendisini devirmek için plan yapanlarla uğraştığını söyledi. Ağır sorunlarla uğraşırken bizim Balyozcular ya bunlar başarılı olursa diye plan yapmışlar diyen Ergün, darbe planlarından 2005li yıllarda haberlerinin olduğunu da itiraf etti. Kamuoyuna Sarıkız olarak yansıyan darbe planının Silahlı Kuvvetler içinde bazıları tarafından AK Partiye mektupla ihbar edildiğini açıklayan Ergün, şunları aktardı: 2005 yılında Sarıkız darbe planıyla ilgili mektuplar geliyordu. İçinde bulunduğunu söyleyen birileri, başlangıçta iyi niyetli iç güvenlik çalışması olarak başlayan, daha sonra hükümeti devirme faaliyetine dönüştüğünü görünce onlardan nefret ettiğini, dikkatli olmamız gerektiğini söyleyen mektuplar geldi. Genel merkezde birkaç genel başkan yardımcısı arkadaş bunları okuduk, dikkat çekici bulduk. TÜSİADIN BİZİM GÜNAHIMIZ YOK DİYE KENARA ÇEKİLMESİ DOĞRU DEĞİL, ŞIK DEĞİL Ayrıca, TÜSİADın, geçtiğimiz günlerde kamuoyuna açıkladığı anayasa çalışmasını akademik özgürlük, düşünceyi açıklama hürriyeti açısından olumlu ve önemli bulan Bakan Ergün, bu çalışmanın arkasında durmayan TÜSİAD yönetimini eleştirdi. Ergün, TÜSİAD güzel bir basın toplantısı ile açıklama yaptı. Sonra tepki gösterenler oldu. Valla bunu biz yapmadık bu iyi bir tavır değil. Bizim günahımız yok diye kenara çekilmesi doğru yaklaşım değil. Önemli bir çalışma yaptılar. Bu çalışma tartışılacaktır. Başka tartışmalar da olacaktır. Hiç geri adım atmaya hacet yoktu. TÜSİADın referandum sürecinde sergilediği tavrı da hatırlatan Ergün, Referandum sürecinde de tarafsızız dediler. Böyle bir şey olmaz. Türkiyenin Anayasası değişiyor, içerikle ilgili bir şeyler söylemek lazım. Bu şık olmadı TÜSİAD açısından.
Samanyolu Haber
Son Dakika
31.03.2011
BakanErgün2005deTSKdandarbeyiihbarmektuplarıgeldiBakan Ergün 2005de TSKdan darbeyi ihbar mektupları geldi
Bakan Çelik: Erbakan hocaya saygı duyduk, emeğini inkar edenlerden değiliz
Samanyolu Haber
27.02.2011
15:50


Devlet Bakanı Faruk Çelik, Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı ve Milli Görüş lideri Necmettin Erbakanın kendi üzerlerinde büyük emekleri olduğunu söyledi. Aralarında nefret bulunmadığını ifade eden Çelik, Son dönemde sık görüşemiyorduk ama hiçbir zaman üzerimizdeki hakkı ve emeğini inkar edenlerden olmadık. dedi. Erbakanın ölümü üzerine üzüntülerini dile getiren Devlet Bakanı Çelik, Çok değerli bir bilim insanı çok değerli bir siyaset adamıydı. Bir çok siyasetçi yetiştirdi, bizlerin yetişmesinde de çok büyük emekleri oldu. Biz öğrendiğimiz bir çok şeyi de siyasette pratikte uygulama imkanı bulduk. Özellikle örgütlenme anlamında. Arazide mücadele anlamında, netice alma konusunda. Erbakan hoca çok şey öğretti, birçok siyasi partiye de örnek olduğu inancı içerisindeyim. Ayrıca bir bilim insanı olarak ortaya koyduğu argümanlara mutlak surette bilimsel bir temel oluştururdu. Bir iddia ortaya atar bunu da çok ciddi delilerle delillendirirdi. Onu savunmaya mücadelesini vermeye çalışırdı. dedi. Erbakan ile çok hatıraları bulunduğunu söyleyen Çelik, 1985ten 1999 yıllarına kadar kurduğu partilerde bulunmuş birisi olarak kendisine ebedi istirahatgahında cenabı hakkın rahmetle muamele etmesini ve huzur içinde olmasını temenni ediyorum. diye konuştu. Çelik, Son 50 yılda Erbakan hocanın hayatı incelenirse nasıl bir mücadele verdiği görülür. Kaç partisi kapatıldı. Yılmadı, bu konuda özgürlük, demokrasi ve inandığı şeyleri gerçekleştirme mücadelesi verdi. Bu yönüyle çok siyasetçi örnek aldı diye düşünüyorum mücadele azmini. 50 yıllık süreç iyi incelenirse türk siyaseti önemli bir değerini kaybetti. ifadelerini kullandı. Son dönemde görüşmeniz oldu mu? sorusuna Çelik, Olamadı. Hanımının vefatında görüşme imkanımız olmuştu. Son dönemde çok sık bir araya geldiğimiz söylenemez. Arkadaşlara da olsun bizimle de olsun aramızda bir münaferet kesinlikle hiç olmadı. Biz kendisine hep saygı duyduk, bundan sonra da duyacağız. Hiçbir zamanda onun bizim üzerimizdeki hakkı ve emeğini inkar edenleden olmadık. Gerçekten de çok büyük emeği var. cevabını verdi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
27.02.2011
BakanÇelikErbakanhocayasaygıduydukemeğiniinkaredenlerdendeğilizBakan Çelik Erbakan hocaya saygı duyduk emeğini inkar edenlerden değiliz
Devlet Bakanı Çelik, Bosna-Hersek'te
Samanyolu Haber
18.02.2011
17:15
Devlet Bakanı Faruk Çelik, Bosna-Hersekin Novi Travnik kentinde Türk İşbirliği ve Kalkınma İdaresi Başkanlığı (TİKA) tarafından yaptırılan Sultan Fatih Kreşinin açılışını yaptı.

Bakan Çelik, çeşitli açılış ve incelemelerde bulunmak üzere özel uçakla geldiği Saraybosnada, Türkiyenin Saraybosna Büyükelçisi Vefahan Ocak ve öteki yetkililer tarafından karşılandı. Bakan Çelik, daha sonra karayoluyla geldiği Novi Travnik kentinde, TİKA tarafından yaptırılan kreşte çocuklar ve aileleri tarafından sevgi gösterileriyle karşılandı. Kreşte öğrenim gören çocuklar, davetliler için Türkçe şarkılar seslendirdi, şiirler okudu ve özel skeç sundu. Bakan Çelik, kreşin açılış töreninde yaptığı konuşmada, çocukların kreşte kısa sürede Türkçe öğrenmesini takdirle karşıladığını ifade ederek, ağaç yaşken eğilir atasözüne atıfta bulunarak, anaokul yapımının çok önemli olduğunu vurguladı. TİKA tarafından kardeş ve dost ülkelere hiçbir ayrım gözetmeksizin Türkiyenin dost ve kardeş elinin uzatıldığını belirten Bakan Çelik, şöyle konuştu: TİKAnın faaliyetlerde bulunduğu ülkelerde dostluk ve kardeşliğin gelişmesine katkıda bulunuyoruz. Yakın tarihte cennet harikası Bosna-Hersekte kan aktı, gözyaşı döküldü. Şehitlerimizi rahmetle anıyoruz. Ancak bu savaşta kaybeden insanlık oldu. Gelecekte bu acıların yaşanmaması için Türkiye olarak her zaman Bosna-Hersekin yanında olacağız. Yardımlarımızı esirgemeyeceğiz. Bu yaşanan acılardan ders çıkartacağız. Yaptırdığımız bu kreşte kin ve nefret değil, barış ve kardeşlik üzerine eğitim yapılacaktır. Fatih Sultan Mehmed Bosnayı fethederken diğer dinlere mensup olanlar için özgürlük fermanı yayımladı. Burada da hak, hukuk ve adalet üzerine eğitim verilecek ve güzel nesiller yetiştirilecektir. Travnik Osmanlıya büyük devlet adamları yetiştirdi. Gelecekte de bu okullardan yine aynı devlet adamları yetişecektir. Törene katılan Travnik Müftüsü Nusret Abdibegoviç de Türkiyeyi ve Türk halkını her zaman bir ağabeyi olarak gördüklerini belirterek, Bugün burada ağabeylerimiz sayesinde önemli bir eğitim yuvasının açılışını yapıyoruz. Eğitime yapılan yatırım her zaman çok önemlidir. Türkiye geçmişte savaşta yıkılan eserlerimizi inşa etti. Ancak şimdi de yeni yatırımlarıyla yanımızda olmasının sevincini yaşıyoruz. Bu da gösteriyor ki ağabeylerimiz bizi bırakmadı. Kreş Müdürü Hülya Rizviç de kendilerine kreş kazandıran Türkiyeye, Türk halkına ve TİKAya teşekkür etti. Açılışa, Bakan Çelikin yanı sıra AK Parti Mardin Milletvekili Süleyman Çelebi, CHP Ordu Milletvekili Rahmi Güner, MHP Çankırı Milletvekili Ahmet Bukan, TİKA Başkanı Musa Kulaklıkaya, Yurtdışı Türkler ve Akraba Topluluklar Başkanı Kemal Yurtnaç ile çok sayıda davetli katıldı. Bakan Çelik, açılış programının ardından beraberindekilerle Novi Travnik Camisinde cuma namazını kıldı ve silah fabrikasında incelemelerde bulundu. Bakan Çelik, bugün ayrıca Novi Travnik kentinde TİKA tarafından restore ettirilen 7 okulun açılışını yapacak. AA
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.02.2011
DevletBakanıÇelikBosna-HersekteDevlet Bakanı Çelik Bosna-Hersekte
MİT'te büyük değişim
Samanyolu Haber
26.12.2010
09:46
MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİTteki değişimi internet sitesinden başlattı.

Daha önce kurumun sitesinde MİT müsteşarlarının fotoğrafları bulunmuyordu. Fidan bir ilke de imza attı. Sitede Fidanın özgeçmişinin yanı sıra makamında çekilmiş bir fotoğraf da yer alıyor. MİT Müsteşarı Hakan Fidan, MİTteki değişimi internet sitesinden başlattı. Siteye, bir sunuş yazısı yazan Fidan, Güçlü, dinamik, etkin, hareket kabiliyeti yüksek ve yaratıcı istihbarat yapılanmasının şart olduğunu belirtti. SUN TZUYA ATIF: İlk strateji kitabının yazarı Sun Tzuya atıfta bulunan Fidan, istihbarat servislerinin ulusal güvenliğin sağlanması, ulusal menfaatlerin geliştirilmesinde vazgeçilmezliğini koruduğunu belirtti. KAOSU ÖNLEMEK ZORUNDAYIZ: Fidan dünyanın iki farklı ucundaki insanların neredeyse bir kol boyu birbirine yaklaştığı bir dönemde insanlık tarihinin 21inci yüzyıla taşıdığı zayıflık, nefret, düşmanlık, travma ve hırsların kaynaklık ettiği her türlü kaos merkezini önleme zorunluluğunun yaşamsal bir hal aldığını kaydetti. DIŞ İSTİHBARAT: Daha önce dış politika konusunda da aktif görevler üstlenen MİT Müsteşarı, dış politika vasıtalarının çeşitlendirilmesini ülke güvenliğinin sigortası olarak nitelendirdi. Türkiyenin maruz kaldığı bölgesel ve küresel krizlerin, terör tecrübesinin sürpriz gelişmelere hazırlıklı olunması zorunluluğunu getirdiğine işaret eden Fidan, yeni yeteneklerle donatılmış fonksiyonel bir istihbarat teşkilatının gerekliliğini vurguladı: GEMİNİN SEYRİNİ DEĞİŞTİREBİLİRİZ: Olası krizleri rüzgara benzeten Fidan, Belki çoğu zaman rüzgarın yönünü tayin edemeyiz ancak en azından geminin seyrini değiştirebilmeliyiz sözleriyle krizlere karşı izlenecek yöntemi açıkladı. Fidan, global güvenlik ortamının küresel bir düzensizlik ve istikrarsızlık içinde muğlak ve çoğu zaman öngörülemez koşullarının Türkiyeye dayattığı riskleri fırsata çevirme görevini de yerine getireceklerini kaydetti. GÜVENLİK-ÖZGÜRLÜK DENGESİ: Fidan güvenliğin olmadığı bir ortamda özgürlüğün anlam ifade edip etmeyeceği belirterek, iki değer arasında hassas dengenin korunması tavsiyesinde bulundu. Kaynak: AKŞAM
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.12.2010
MİTtebüyükdeğişimMİTte büyük değişim
'Fitne'den pes dedirten açıklama
Samanyolu Haber
06.12.2010
02:14
Uluslararası toplumun İsrailin Batı Şeriadaki inşaatları dondurması taleplerine rağmen Hollandada ayrımcı açıklamalarından dolayı yargılanan aşırı sağcı Geert Wilders açıklamalarıyla pes dedirtti....

Hollandanın ırkçı milletvekillerinden Geert Wilders, işgal altındaki Batı Şerianın İsraile ait olduğunu öne sürdü. Wilders, Batı Şeriada daha fazla Yahudi yerleşim birimi inşaatı yapılması çağrısında da bulundu. Daha fazla yerleşim biriminin İsrailin sınırlarını savunmasını kolaylaştıracağını da iddia eden Wilders, Batı Şerianın İsrail tarafından ilhak edilmesi gerektiğini de söyledi. Avrupanın simge ırkçı isimlerinden olan Wilders İslam ve Müslümanlar hakkındaki sert söylemleriyle biliniyor. İsrailin başkenti Tel Avivde bulunan Wilders, Filistinlilerin Ürdünlülerin kontrolü altına girmesini de istedi. Özgürlük Partisi lideri olan Wilders, Alman ırkçı Adolf Hitlerin Mein Kampf adlı eserine benzettiği Kuranın yasaklanmasını istiyor. Müslüman göçmenlere de karşı olan Wilders, Hollanda vatandaşı olmak isteyecek Müslümanların Kuranın yarısından vazgeçmesini talep ediyor. Aynı şekilde başörtüsü takan Müslüman kadınların ayrı bir vergi vermesini de öngören Wilders, 2008 yılında çevirdiği Fitne adlı kısa filmiyle İslam dünyasında derin bir nefret kazanmıştı. Wildersin ABD ve İsrailden aldığı öne sürülen yardımlar yıllardır Hollanda kamuoyunun gündeminde bulunuyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
06.12.2010
FitnedenpesdedirtenaçıklamaFitneden pes dedirten açıklama
Referandumun anlamı
Samanyolu Haber
10.09.2010
10:41
Son derece ilginç ve öğretici bir referandum süreci yaşadık. Toplumsal-siyasal saflar karıştı ve sınırlar yeniden çizildi. İki ay önce hayal bile edilemeyecek tablolar ortaya çıktı. Renkli ve ibret verici zıtlık ve benzerlikler doğdu. Bu yazıda önce bütün bunların bir resmini çizmek ve sonra bu resmin sosyolojik arka planıyla ilgili bazı noktalara işaret etmek istiyorum.

AKP ve CHP süreçte tabanının bütünlüğünü azamî ölçüde koruyan partiler oldu. Her iki partinin de % 5ten fazla fire vermesi zayıf bir ihtimal. MHP ve BDP tabanının % 50den fazlasının parti yönetiminin gösterdiğinin tersi istikamette hareket edeceği anlaşılıyor. MHP Kürtlere taviz verdiği, BDP Kürtlere bir şey vermediği gerekçesiyle anayasa değişikliğine karşı çıktı. DP, merkez sağın 1980den beri devam eden bir süreçte altı okçu sistemin kontrolü altına girdiği tespitini (ki bu satırların yazarı tarafından 15 yıl önce dile getirilmişti) doğrulayan bir pozisyon aldı. Saadet Partisi ve BBP demokrasiye muhafazakâr ve ılımlı milliyetçi siyasi hareketler olarak pakete destek verdi. Toplumsal kesimler açısından da durum ilginçti. Türkler ve Kürtler iki parçaya ayrıldı. Alevilerin ana gövdesi hayırcı, fakat saçaklarda azımsanmayacak sayıda evetçi var. Sünniler ağırlıklı olarak evetçi ama genişçe bir kesim hayır diyor. Sosyalistlerin ana gövdesi hayır diye haykırıyor. Buna özgürlük kavramını bayrak yapan ÖDP ve Birgün çevresi dahil. TKP, EMEP ve diğer minik sosyalist parti ve hareketler de sosyalist hayır cephesinde yer aldı. Solda Troçkist DSİP ve sosyal demokrat EDP evetçi. Onlara bir de Birikim çevresi ekleniyor. Liberallerin ana çizgisi evet diyor ve değişime büyük entelektüel destek sağlıyor, saçaklarda ise Kemalistler gibi daha ziyade AKP nefretiyle hareket ederek hayır diyen dar bir kesim var. Türbanda olduğu gibi referandum olayında da liberaller sosyalistlerden daha iyi bir sınav veriyor. TKPli komünistlerle bazı ülkücüler, Kürtlerden nefret eden radikal Kemalistlerle PKK çizgisine yakın militan Kürtler, azılı laisistlerle Haydar Başın milliyetçi maneviyatçıları aynı safta... İki gün sonra referandumun sonucu belli olacak ve taraflar tezlerinin halk nezdinde ak mı kara mı olduğunu öğrenecek. Sonuç, ne olursa olsun, referandum olayının bir sosyolojik temele oturduğu gerçeğini değiştirmeyecek. Bu yüzden, cevabını aramamız gereken önemli bir soru, neden bu durumun ortaya çıktığı. Cevabı bulabilmek içinse, bir teorik çerçeveye ihtiyaç var. Değişik teoriler analiz aleti olarak kullanılabilir; benim başvurmak istediğim teori ünlü İngiliz filozofu Lord Actona ait. Düşünür Nationality adlı makalesinde iki toplum modeli belirliyor: Fransız ve İngiliz. İlkine Kıta Avrupası veya Birlik Modeli (BM); ikincisine Anglo Sakson modeli veya Harmoni Modeli (HM) adını da veriyor. Lord Actonınkine benzer yaklaşımlar 20. yüzyılda Hayek ve 21. yüzyılın başlarında Kukathas tarafında da geliştirildi. BMde toplum kavramı kolektif iradenin kesin ve daimi üstünlüğü fikri üzerine oturur. Başka hiçbir amaç ve değer birlik ideali karşısında değer taşımaz. BM toplumu homojenize etmeye çalışır. Ülke sakinlerinin haklarını ve isteklerini bastırır. Farklı menfaatleri hayali bir kolektif öznede bir araya getirir. Bireylerin şahsî eğilim ve ideallerini birlik uğruna feda eder. Doğal hakları ve yerleşik özgürlükleri çiğner. İyi toplumun her bakımdan birleşmiş ve bütünleşmiş toplum olduğunu kabul eder. Lord Acton BMnin felsefi izlerini ve pratik yansımalarını Rousseaunun fikirlerinde ve Fransız İhtilâlinde bulur. HM çeşitliliğe değer verir, birlik yerine harmoniyi gözetir. İdeal bir toplum yaratma, toplumu önceden tanımlanmış bir yapıya dönüştürme peşinde koşmaz. İnsanlara ve insan gruplarına ne iseler o olarak saygı gösterir. Doğrunun ne olduğunda anlaşmayı hedef almaz. Beraber yaşama kurallarının neler olduğunu veya olması gerektiğini araştırır. Özgürlüğün herkese aynı biçimde fayda sağlayan ve toplumsal muhalefet yaratmayan tek değer ve pratik olduğuna inanır. BM ile HM farklı devlet felsefelerine vücut verir. HM özgürlüğün temel şartı olarak kamu otoritesinin sınırlanmasını talep eder. Kamu otoritesinin her seviyede ortak yaşayış kurallarına bağlı ve onları korumakla mükellef olmasını ve bireylerin hayatına ve toplumsal akışa asgarî seviyede müdahalede bulunmasını ister. Bireylerin, birey gruplarının, yerleşim birimlerinin kendi kendilerini idare etmesini değerli ve yararlı bulur; adem-i merkeziyetçiliği savunur. Devletin efendi pozisyonuna oturmamasını, toplumun hizmetkârı görevini üstlenmesini diler. BM, devleti teknik bir kayıt olmaktan çıkartır, ideolojik bir cihaza dönüştürür. Böylece devlet kendine toplumdan bağımsız bir misyon seçer ve topluma kendisinin belirlediği bir toplum modelini empoze eder. Hangi amacı devletin tek hedefi hâline getirirse getirsin, bu model (19. yüzyılda olduğu gibi) mutlakiyet veya (20. yüzyılda olduğu gibi) despotizm doğurur. Hedef ister bir sınıfın avantajı (sosyalizm); ister ülkenin güve
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.09.2010
ReferandumunanlamıReferandumun anlamı
ABD'de gergin cami protestosu.
Samanyolu Haber
23.08.2010
08:23
New Yorkta 11 Eylül terör saldırısı sonucu yıkılan ikiz kulelerin bulunduğu, Sıfır Noktası olarak adlandırılan bölge yakınında inşa edilmesi planlanan ve geçtiğimiz mayıs ayında inşasına izin verilen, Park51-Cordoba Evi adlı İslam Kültür Merkezine karşı protesto gösterileri yapıldı.

Kentte, birkaç haftadır her pazar günü içinde caminin de yer alacağı İslam Kültür Merkezinin inşasına karşı çıkan gruplar ellerindeki pankartlarla Dünya Ticaret Merkezi yakınında toplanıyorlar. Projeyi savunan ve içlerinde Müslüman Amerikalıların yanı sıra her dinden bulunduğu diğer grup da merkezin inşa edilmesini savunmak ve projeye karşı çıkanları protesto etmek için çeşitli sloganlar atıyorlar. New Yorkta dünkü protesto gösterisi sırasında polis barikat kurarak ellerinde Amerikan bayrağı bulunan iki karşıt grubun arasında herhangi bir olay çıkmasını önledi. İslam Kültür Merkezine karşı çıkanlar, ellerindeki Burada Camiye Hayır, Tüm Müslümanlar Terörist Değil Ama Tüm Teröristler Müslümandı, İslamiyetle İlgili Bilmem Gereken Her şeyi 11 Eylülde Öğrendim yazılı pankartlar taşıyıp bu yönde sloganlar attı. Karşı grup da Burası Özgür Bir Ülke, Fanatiklerin Ne Dediğine Bakmayız, Dini Özgürlük Var Irkçılığa Son, Fanatikler, Gidin Buradan sloganları attılar. İki grup arasında zaman zaman karşılıklı sözlü atışmalarla birlikte gergin anlar yaşansa da polisin de çabaları sonucunda protestolar olaysız sona erdi. Kültür merkezine karşı çıkan grup içinde pek çok itfaiyeci ve inşaat işçisinin bulunması da dikkati çekti. İMAMIN EŞİ KHAN: SON YAŞANANLAR İSLAMOFOBİANIN ÖTESİNE GEÇTİ Bu arada projenin yöneticilerinden İmam Faysal Abdül Raufun eşi Daisy Khan, ABC televizyon kanalında Christiane Amanpourun sorularını yanıtladı. Programa New Yorkun Yahudi Kültür Merkezi başkanıyla birlikte katılan Khan, yıkılan ikiz kulelerin iki blok ötesinde kurulacak 13 katlı kültür merkezinde konferans salonu, toplantı odaları, yüzme havuzu, okul, çocuklara bakım merkezinin yanı sıra caminin de yer alacağını, binanın minaresinin bulunmayacağını belirtti. Khan, merkezin hoşgörü yuvası olacağını ve dinler arası hoşgörüyü savunacağını vurguladı. Khan, projeyi hayata geçirmeyi çok istediklerini belirterek Ancak son günlerde yaşananlar ve merkeze karşı çıkanların tavrı İslamofobianın de ötesine geçerek Müslümanlardan nefret etme aşamasına geldi dedi. Sorular üzerine, İslam Kültür Merkezini şu an başka bir yere almayı düşünmediklerini ifade eden Khan, yine de bu konuyu tüm ilgili taraflarla görüşeceklerini sözlerine ekledi. ANKETLER 100 milyon dolarlık projenin 11 Eylül 2001de yaklaşık 3 bin kişinin öldüğü Dünya Ticaret Merkezine 2 blok ötede yapılacak olması New York dışında tüm Amerikan kamuoyunda epey tartışılan bir konu haline geldi. Time dergisi Amerika İslamofobik mi? başlıklığını kullandığı bu haftaki sayısının kapak dosyasında ABDde Müslümanlara bakışın pek iyi olmadığını belirtirken yaptığı anketlerin sonuçlarına da yer verdi. Derginin 16-17 Ağustos tarihlerinde ABD genelinde yaptığı, 1002 kişinin katıldığı ankette, Sıfır Noktasına yakın bir yerde cami yapılmasına karşı çıkanların sayısının yüzde 61, projeyi destekleyenlerin sayısının yüzde 26, bilmiyorum diyenlerin sayısının ise yüzde 13 olduğu açıklandı. AA
Samanyolu Haber
Son Dakika
23.08.2010
ABDdegergincamiprotestosuABDde gergin cami protestosu
İçişleri Bakanı Muş'ta referandumu anlattı
Samanyolu Haber
12.08.2010
23:19
İçişleri Bakanı Beşir Atalay, Polis merkezlerinin yüzünü, eski karakol imajından kurtarmak için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz dedi.

Muşta Hürriyet Polis Merkezinin açılış törenine katılan Atalay, yaptığı konuşmada, polis merkezlerinin önemine dikkati çekti. Gençlik yıllarında karakolların etrafından geçmeye korktuklarını dile getiren Atalay, Polis merkezlerinin yüzünü, eski karakol imajından kurtarmak için elimizden gelen çabayı gösteriyoruz. 40 bin polisi eğitimden geçirerek, polis merkezlerinde görevlendirdik diye konuştu. Nezarethanelerin kameralı olması gerektiğine de değinen Atalay, bazen zanlılara kötü muamele yapıldığı iddialarının ortaya atıldığını söyledi. Kameralarla hem polisi hem de vatandaşı koruduklarını anlatan Atalay, şunları kaydetti: Mutlaka bunların yanında duş kabini de olmalı. Çünkü zanlı da olsa onlar da insan. Neticede yargıya gidiyor ve suçlu olup olmadığına yargı karar verecek. Ama bunlar insan, bizim vatandaşımız, zanlı da olsa gelecek. Polisimizin görevi bunlara iyi muamele etmek, gerekli işlemleri yapmak, sorgulamak ve adliyeye teslim etmek. Onun için biz elimizden geldiğince insanımıza iyi muamele etmeye çalışıyoruz. Türkiyede 2009 yılını Polis Merkezleri Yılı ilan ettik. Bin 320 polis merkezimiz var ve hepsini elden geçirdik. 300 müfettiş görevlendirdik ve bütün polis merkezlerimizi denetlemelerini söyledik. Dış yapısıyla, iç yapısıyla, vatandaş geldiğinde ne ikram edilecek, ifadesi nasıl alınacak? 40 bin polisi bu konuda eğittik. Bu eğitilen polisler polis merkezinde görev yapacaklar. Şu anda bütün polis merkezlerimiz aynı sistemle çalışıyor. Herkesin polis karakollarında derdini anlatabileceğini, yardım isteyebileceğini ve şikayette de bulunabileceğini söyleyen Atalay,karakollarda insanlara her türlü yardımda bulunulduğunu belirtti. Konuşmasının ardından AK Parti il binasında, partililerle bir araya gelen Atalay, burada 12 Eylülde yapılacak Anayasa değişikliği referandumunun önemine değindi. -HERKES DEĞERLENDİRECEK, VİCDANIYLA KARAR VERECEK- Anayasa değişikliğinin milletin yüksek kabulüyle yürürlüğe girmesiyle birlikte, Türkiyede farklı bir dönemin başlayacağını ifade eden Atalay, konuşmasını şöyle sürdürdü: Her demokratikleşme adımı Türkiyede mevcut bir vesayet sisteminin yıkılması demektir. Bu anayasa paketi o manada çok değerlidir. Biz buna çok önem veriyoruz. Meclisten, gerçekten 2-3 haftadır çok yoğun bir çalışmayla bunu geçirdik. Hepimiz elimizden geleni yaptık. Yani insanlar bazen kendi siyasi parti liderlerinin ifadeleriyle bu pakete bakıyor. Bu bir seçim değil. Bu Türkiyenin daha fazla demokratikleşmesi, Türkiyede insan haklarının daha fazla güçlenmesi, millet iradesinin daha değerli hale gelmesinin bir mücadelesidir. Bu bir demokrasi mücadelesidir. Demokrasiden yana mısın değil misin? Onun için herhangi bir partide olmak fark etmez. Herkes inceleyecek, değerlendirecek, vicdanıyla karar verecek. -CHP; JANDARMANIN, MEMURUN MİLLETİ EZDİĞİ DÖNEMDEN GELİR- CHPnin demokrasiyi istemediğini savunan Bakan Atalay, hiçbir zaman bir araya gelmeyen partilerin anayasa değişikliği için bir araya geldiğini dile getirdi. Demokrasi paketinin geçmemesi için çetesiyle, statükocusuyla, BDPsiyle, MHPsiyle, CHPsiyle hepsinin bir araya geldiğini söyleyen Atalay, şöyle devam etti: Milletimiz bu görüntülere baksa, bunu bir irdelese, aslında kararını o zaman çok rahat verecek. Çünkü bunlar demokrasi falan istemiyorlar. CHP tek parti geleneğinden gelir. Valilerin il başkanı olduğu dönemlerden gelirler. CHP; jandarmanın, memurun milleti ezdiği dönemlerden gelir. Onlar demokrasi falan istemezler. Onlar statükonun savunucusudur. Onlar için millet iradesi demek korku demektir, yok olmak demektir. Onlar için millet iradesinden çok Anayasa Mahkemesinin iradesi önemlidir. MHP de aynı, statüko değişsin istemez. Anayasaya karşı kampanyada ne konuştuklarına dikkat edin. MHP liderinin konuşmalarını şöyle bir dinleyin. 5 dakikadan sonra dinleyemezsiniz. Korku, nefret, kin, bunları saçıyorlar. Bu özgürlük, insan hakları lafı eden, bunlara sığınan BDPye hiç inanmayın. Ben hiç inanmıyorum. Mecliste sergiledikleri görüntüleri ben unutamıyorum. Bu anayasa görüşmelerinde Meclisteki konuşmalarını bu millet unutmayacak. Bunlara oy veren insanlar o konuşmaları ibretle izlemeli. İl Emniyet Müdürlüğü bahçesinde hizmete sokulan ve içerisinde MOBESE ile çeşitli birimlerin bulunduğu Muş Elektrik Sistem Entegrasyon Merkezinin de (MESEM) açılışını yapan Atalay, Şeker Fabrikasındaki iftar yemeğine katıldı. AA
Samanyolu Haber
Son Dakika
12.08.2010
İçişleriBakanıMuştareferandumuanlattıİçişleri Bakanı Muşta referandumu anlattı
Ayakta kalacak gazete(ci)ler listesi
Samanyolu Haber
17.08.2009
14:15
Geçtiğimiz hafta tasfiye olacak gazeteciler listesini yayınlayan Ekrem Dumanlı bugün de tasfiye olacak gazete ve yazarların listesini sundu.

eçen hafta bu sütunda Tasfiye olacak gazete(ci)ler listesi yayınlamıştık. Ana başlıklar şöyleydi: Hakaret ederek gazetecilik yapanlar, bilgiye dayalı gazetecilik yapmayanlar, yalan yazmayı alışkanlık haline getirenler, kendini yenileyemeyenler, gazeteciliği tekebbürle yapanlar, gazeteciliği businessman olarak icra edenler. Şahsîleştirmeden yaptığımız bu listede isim verme yerine vasıfları sıralamayı tercih etmiştik. Aslında yazı bugünkü yanlışlardan yola çıkarak yakın gelecekte gazete(ci)leri bekleyen tehlikeye işaret ediyordu. Bozulanlar oldu, darılanlar çıktı, hatta endişeye kapılana bile rastlandı. Kabil-i hitap olmayan, ne dememi bekliyordu ki yalana devam, tekebbüre devam, hakarete devam vs. gibi bir laf mı bekliyorlardı? İllüzyon bitti. Hem bu mesleği adam gibi yapmayanların bu meslekte kalıcı olma gibi bir niyetleri olamaz ki! Her neyse. Affınıza sığınarak bu hafta da yeni bir liste yapmak isterim. Bu da geleceği kucaklayacak gazete(ci)ler listesi. Tabii ki herkes bir gün bu mesleği bırakacak; dolayısıyla meseleye kişisel kaprislerle yaklaşmak doğru değil. Önemli olan, hangi gazete(ci) tiplerinin gelecek on yıllarda hayatta kalma hakkına sahip olduğunu yakalayabilmektir. Müsaadenizle uzun listenin hülasasını sizlerle paylaşmak istiyorum: DAİMA DOĞRU PEŞİNDE KOŞAN VE DOĞRUYU YAZANLAR: Gazete(ci)lerin asıl sermayeleri doğruluktur, dürüstlüktür. Bu sermaye, bilgi kirliliğinin toplumu esir alacak hale geldiği bugünlerde daha da önem kazandı. Yalan dolanla bir yere gelenlerin tepetaklak devrileceği günler çok yakın. Çünkü yalancının mumu yatsıya kalmadan sönüveriyor; sönecek de. Daha ötesi de var: Bir bilginin özünde doğru olması da yetmez; o doğru bilginin abartılarak verilmesi bile bir meslek hatasıdır. Çünkü abartı da gerçek üzerinde yapılan bir çeşit tahrifattır. Mübalağa zımni (gizli) bir yalandır sözü meslek ahlâkı içinde kulaklara küpe olacak kadar paha biçilmez bir muhkem kaziyedir. Gazetecilikte bilgi hatası olmaz mı? Tabii ki olur. Ancak sehven yapılan (kasten değil! Kasten yapılırsa iftira edilmiş olur.) hataların düzeltilmesi evrensel standartlara bağlıdır. Her gazetede düzeltmeler (corrections) bölümünün bulunması şarttır. İcap ediyorsa her gün; değilse ihtiyaç duyuldukça; üstelik hep aynı yerde hatalar düzeltilmeli ve hatadan dolayı okurdan özür dilenmeli. Biz yazarız; mağdur mahkeme mahkeme dolaşıp kendini aklasın mantığıyla yapılan gazetecilik çağ dışı kalmıştır. HERKESİN KONUMUNA SAYGI DUYANLAR: Hiçbir ülkede bizdeki kadar halkını aşağılayan, onu dövmeyi bir maharet sayan mağrur gazeteci tipi yoktur. Maalesef bu hoyrat bakışın özünde halkın inancını içine sindirememe gibi bir talihsizlik de yatmaktadır. Kendini gazeteci olarak tanıtan bazı kişilere göre halk kime oy vereceğini bilmez, nasıl yaşaması gerektiğine karar veremez, dostunu düşmanından ayırt edemez... Bu nedenle halkın tercihini daima yanlış görür, hatta halkın sevdiği herkesten nefret ederler. Bu nedenle lakap uydururlar, yalan yanlış bilgilerle insanların özgürlük alanlarını daraltmaya yeltenirler. Bu, hastalıklı bir gazete yaklaşımıydı; alternatifsizlik içinde bir zaman sürdürüldü. Artık bu yolun sonuna gelindi. Herkes, ötekinin hayat tarzına, inanç ve değer manzumesine saygı duymaya mecbur. Kimsenin haddine değil ki falan partiye oy verdi diye insanlara Bidon kafa diyebilsin. Bu saatten sonra hiç kimse başını örttüğü için bir hanımefendiye hakaret amacıyla Sıkma baş diyemez; tıpkı başını açan bir hanımefendiye hakaret amacıyla en küçük bir söz söylenemeyeceği gibi. Modern hukuk, iki insanlık suçunu gündemimize taşıyacak; taşımak zorunda: Ayrımcılık (discrimination) ve nefret suçu (hate crime). Gazete(ci)ler de bu iki suçu işlememek için tir tir titremek zorunda. İnsana saygı bunu gerektirir çünkü. Sorumlu yayıncılık bunu gerektirir çünkü... Zaten başkasına saygı duyan kendine saygı duymuş demektir; başkasına saygısızlık yapan kendisine karşı saygısızlık yapmaktadır... DEMOKRASİYE YÜREKTEN BAĞLI OLANLAR: Hiçbir mazeret demokrasinin kesintiye uğramasını, cuntacılığın meşru kılınmasını, halk iradesinin askıya alınmasını haklı gösteremez. Türk medyasında güçlü bir faşizm geleneği var maalesef. Sağcılık, solculuk, ulusalcılık, laikçilik gibi kılıflar içinde e diktatorya özleyenlerin sayısı hiç de az değil. Yüzlerce el bombası yakalatan, LAW silahları, suikast planları vs. bulunan örgütlere bile sempatiyle bakmak dünyanın neresinde rastlanabilir bir hadise? Bizde koca koca adamlar cuntacıların gönüllü avukatlığını yapıyor. Niçin? Çünkü halkın demokratik yolla seçtiği hükümetlerin bir şekilde alaşağı edilmesini (bu arada gerekirse Silahlı Kuvvetlerin devreye girmesini) meşru görüyor da ondan. Hâlbuki sandıkla gelen sandıkla gider. Demokrasinin en temel geleneği budur. Bu ülkede nasıl yürüyor işler? Muhtıra verilir, medya alkış tuta
Samanyolu Haber
Son Dakika
17.08.2009
Ayaktakalacakgazete(ci)lerlistesiAyakta kalacak gazete(ci)ler listesi
Asker çekiliyor, Amerika kalıyor
Samanyolu Haber
26.06.2009
13:32
Amerikan askerleri Irakın kentlerinden 30 Hazirana kadar çekilmiş olacak, ancak bazı Iraklılara göre Amerikan esintisi ülkede kalmaya devam edecek.

Bağdattaki Şanbender kahvehanesinde Iraklı Cafer Bayırga (25), hemşehrilerinin ikilemde olduğunu belirtiyor. Bayırgaya göre Iraklılar hem Amerikalılardan nefret ediyor, hem de ABDde yaşamanın hayalini kuruyor. Diplomat olma yolunda ilerleyen Bayırga, Bir Amerikan askeri öldüğünde seviniyoruz, ancak ABDye gidip orada yaşamanın hayalini kuruyoruz, çünkü onların yaşam tarzından etkileniyoruz diyor. Bağdat Üniversitesinde öğrenim gören Şeyma Ali (20) ise, Stil değişti, daha hafif makyaj yapıyoruz, kıyafetler daha rahat, hatta yürüme şekli bile değişti diye anlatıyor. Alinin arkadaşı kot etekli Merve de (21), Arapça alt yazılı Amerikan filmleri ve dizilerine hayranlık duyduğunu ifade ediyor. Merve, en çok Seinfeld ve Friends dizilerini, Ophrah Winfrey Show ve Doctor Show programlarını sevdiğini söylüyor. Biyoloji öğrencisi Şemsi Haytam (20), Arap filmleri sıkıcı, Amerikalılarınkilerse merak uyandırıcı. Özgürlük ortamı var. ABD, yaşamak istediğim bir ülke derken, tüccar mahallesi Kerradada Beşir Adnan (29), Iraklıların Amerikan filmlerine olan hayranlığını doğruluyor. Adnan, Her ay, 200 Arap, 50 Avrupa DVDsi satıyoruz. Sattığımız Amerikan DVDsinin sayısıysa 650. ABDde ilk 10da ne varsa aynı anda bizde de oluyor diye anlatıyor. Irakta Arap filmleri yerini Amerikan filmlerine bıraksa da Irak müziği hala revaçta. Müzik dükkanının sahibi Dia Nimnim, Burada daimi yıldız Hüssam el Rassam diyor. Rassam, şarkılarında ölümlerden, yıkımdan ve Şii ile Sünnilerin kaybettikleri dostluğu yeniden bulmalarından bahseden bir şarkıcı. Ancak Rassamın da ne kadar kalıcı olduğu şüpheli, çünkü Nimnim, çok genç olanların rap CDsi aldığını belirtiyor. Havla Fashion adlı butiğin sahibi ise kıyafetlerde Amerikan ya da Türk dizilerinden etkilenildiğini, kadınların, oyuncuların giydiği pantolonların aynısından satın aldıklarını ifade ediyor. Sokaklarda Amerikan askerlerinin esintisine rastlanmadığını söyleyenler de var. Ancak tüccar Um Nurun (40) sözleri şüphe uyandırıyor: 10 yıldır onları sadece üniformalı gördük. Onlar etkilediği için diye değil, sevdiğimiz için kamuflaj giyiyoruz. Sadr kentinde de durum farklı değil. Fotoğrafçı Ali (30) İlk kez kısa pantolon giydiğimde Mehdi Ordusundan bir arkadaşım bana nutuk attı. 6 ay sonra onun da üzerinde aynısından vardı diye anlatıyor. ABD Başkanı Barack Obamaya benzediği için Obama Hüseyin adı takılmış kuaför Hüseyin (22), müşterilerinin dergilerde gördükleri Spiky ya da Spiral kesimlerden istediğini söylüyor. Amerikan birlikleri Irak kentlerinden en geç 30 Haziranda çekilmiş olacak. 2003ten 1 Haziran 2009a kadar 100 bin 867 sivilin öldüğü Iraktan ABDnin tamamen çekilmesi ise 2011 sonunu bulacak. Artık askerlerin yerini Amerikan tarzının aldığı kentlerin sokaklarında 750 bin Iraklı asker ve polis görev yapacak.
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.06.2009
AskerçekiliyorAmerikakalıyorAsker çekiliyor Amerika kalıyor
HİÇ BİRİNDE ÇIT YOK!
Samanyolu Haber
21.04.2009
16:38
Danıştay saldırısı Türkiyenin 11 Eylülüdür…

Hürriyet başyazarı Ertuğrul Özkök Mustafa Yücel Özbilginin 17 Mayıs 2006 günü hunharca katledilmesi olayının üzerinden 24 saat geçmeden böyle yazmıştı.

Özkökü okurken donup kalmıştım.

Kendisine bir süre sonra Ergenekon sanığı olacak Veli Küçük ve Sedat Pekerin Alpaslan Arslan ile bağlantısı olduğuna dair bilgiler gelmesine rağmen tatmin olmayan Ertuğrul Özkök dinci diye nitelediği insanların kalemini kırmıştı;

Bugüne kadar bu ülkede kimse dinci olduğu için öldürülmedi.

Ama dinsiz diye öldürülen veya kendine dinci diyen insanlar tarafından katledilen çok insanımız var.

Özkök provakatif cinayetin türban için işlendiği dışında bir düşünceyi aklına dahi getirmeden yazmıştı.

Masuniyet karinesini hiçe saymış, Ergenekon Davasında yaşananlar ile ilgili şikayet ettiği yargısız infaz örneklerinden birini sergilemişti.

Özkök’ün, bir avukatın Danıştayın başörtülü bir öğretmen ile ilgili verdiği karara kızıp, silahla Danıştaya daldığı ve türbana özgürlük getirmek için ortalığı kan gölüne çevirdiği senaryosuna inanmış olması Türk medyasının belli bir bölümünün içinde bulunduğu ruh halini ortaya koyuyor.

Gerçeğin çok farklı olduğu Ergenekon ile birlikte ortaya çıktı.

Yargıtay oy birliği ile Danıştay Cinayeti ve Ergenekon Davasını birleştirdi.

Yüksek mahkeme özetle; Danıştay cinayeti’nin bireysel olmadığına, ETÖ ile bağlantılı olabileceğine hükmetti.

Bekir Coşkun ise 18 Mayıs 2007’de biz onları biliriz derken ülkede çıkması muhtemel bir kaosun fitilini ateşler gibiydi;

Danıştayı basıp yargıçları vuran, eli tabancalı olanlarındandı. Öbürlerinin ellerinde sadece tabancaları yok.

Yüzlerinde aynı kin, gözlerinde aynı nefret, dillerinde aynı hakaret ve tehdit vardır, bir tek tabancaları eksiktir.

Biz onları biliriz.

Utanmadan sıkılmadan dindarlarla tetikçi Arslanı aynı kefeye koyan Coşkunun hükümet üyelerine yönelik sözleri ise insaf sınırlarını aşıyordu;

Devletin koltuklarında oturanları ile dün Danıştayı basıp yargıçları kurşunlayan arasında zerre kadar zihniyet farkı bulamazsınız.

Birisinin dili ile yapmak istediğini aslında bu arkadaş tabanca ile yapıverdi.

O kadar...

Toplumun belli bir kesimini kin öfke ve nefret dolu olmakla suçlayan Coşkun “silahlı ve silahsız bunların hepsi aynı” demesi tam provokasyondu.

Ve Emin Çölaşan... Gözleri aydın ektiklerini biçiyorlar başlıklı yazıda Çölaşan cinayetten hükümetin sorumlu olduğunu açıkça yazmakla kalmayıp istifaya çağırmıştı;

AKP iktidarı Türkiyenin gündemini sürekli olarak sıkmabaşla gerdi... Çünkü elindeki tek seçim malzemesi o kaldı. Önceki gün TBMMde AKP Grup toplantısına bile 150den fazla üniformalı sıkmabaş getirtip şarkı söylettiler. Böyle bir sahneye Meclisi alet etmekten utanmadılar. Bizi yönetenler istifa etmeyip yerlerinde kalacak, yine pişkince demeçler verilecek

Gözleri aydın! Ektiklerini biçiyorlar. Şimdi kına yaksınlar.”

Ve bugün…

Olayın üzerinden 24 saat geçmeden dindarları ve hükümeti laik çevrelerin ve “zinde güçlerin” önüne atan sözüm ona usta gazeteciler Yargıtay’ın tarihi kararı ile ilgili ne yazmışlar diye baktım;

Hiç birinde çıt yok!

Samanyolu Haber
Son Dakika
21.04.2009
HİÇBİRİNDEÇITYOKHİÇ BİRİNDE ÇIT YOK
Saadet Partisi'ne yeni tanım
Samanyolu Haber
21.01.2009
13:14
Saadet Partisi Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, Biz anti-semitik değiliz. Çünkü Hz. Muhammedi nasıl peygamber olarak görüyorsak, Hz. Musayı da peygamber olarak görüp, inanırız dedi.

Kurtulmuş, Keçiörendeki Yunus Emre Kültür Merkezinde düzenlenen toplantıda, Keçiören Belediye Başkan Adayı Cafer Güneşi partililere tanıttı.

Numan Kurtulmuş, burada yaptığı konuşmada, seçim kampanyasına henüz tam olarak başlamadıklarını, ama Türkiyenin dört bir yanını dolaştıklarını ifade etti.

Daha önce Türkiyenin ana muhalefeti olarak nitelendirdiği partisinin, bu gezilerden sonra Türkiyenin muktedir saadetinin partisi olduğunu gördüğünü dile getiren Kurtulmuş, 29 Marta kadar tam bir seçim seferberliği içinde olacaklarını, 30 Marttan itibaren de Saadetin iktidar yürüyüşünü başlatacaklarını kaydetti.

Kurtulmuş, siyaseti özgürlük, adalet ve refahı getirmek, yeniden büyük Türkiyeyi kurmak, Gazzede çocukların ağlamamasını sağlamak için yaptıklarını belirterek, İsrailin Gazzeye saldırılarına değindi.

20. yüzyılda daha önce insanlık tarihinde görülmeyen soykırım ve etnik temizlik düzeyinde katliam görüldüğünü, Moğol istilasının bile bundan daha şerefli ve insanı değerler üzerine kurulu olduğunu söyleyen Kurtulmuş, şöyle konuştu:

İsrail, elindeki kanı ateşkes ilan ederek temizleyemez. İsrail ordusu tüm güçlerini Gazzeden çekmelidir. Gazzenin tamamının onarımı için savaş tazminatı vermelidir. Sınır kapıları uluslararası güç tarafından kontrol edilmelidir. Yaralıların başta Türkiye olmak üzere bölge ülkelerinde tedavisi için hava koridoru oluşturulmalıdır.

Numan Kurtulmuş, hiçbir din mensubu ve milleti peşin olarak düşman görmediklerini, bu konudaki ölçülerinin zalimlik olduğunu bildirerek, Biz anti-semitik değiliz. Çünkü Hz. Muhammedi nasıl peygamber olarak görüyorsak, Hz. Musayı da peygamber olarak görüp, inanırız diye konuştu.

Öte yandan, Türkiyede ailevi değerlerin bozulduğunu, fakirliğin arttığını, eroin kullanma yaşının düştüğünü, çünkü Türkiyenin bölgede güçlü olmasının istenmediğini belirten Kurtulmuş, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın da krizle ilgili farklı şeyler söylediğini ifade etti.

Kurtulmuş, Sayın Başbakan tuttuğunuz yol yol değildir, aslınıza, milletinize, Milli Görüşe dönün ya da işi aslına teslim edin dedi.

-KEÇİÖREN BİR MOZAİK...-

Keçiören Belediye Başkan Adayı Güneş de salondaki kalabalığa işaret ederek, uzun yıllar bu atmosfere hasret kaldıklarını söyledi.

Keçiöreni mozaik olarak nitelendiren Güneş, ilçede Çankırıdan Mardine birçok ilden vatandaşın yaşadığını, kendisinin de herkesle olduğunu dile getirdi.

Güneş, Keçiörende belediyeye Milli Görüşün ilaç bulacağını, çare olacağını ifade ederek, esnaf, emekli, kadınlar, özürlüler gibi bir çok konuda projeleri bulunduğunu bildirdi.

Seçildiği takdirde ibadet aşkıyla çalışacağını, partizanlık yapmayacağını, ilçenin tüm bölgelerine hizmet götüreceğini, emaneti ehline vereceğini, vatandaşı belediyenin kurumlarına nefret ettirmeyeceğini ve belediyeyi denetleme imkanı sunacağını vaat eden Güneş, partililerden Keçiörende girilmedik ev, söylenmedik söz kalmayacağına dair söz aldı.

AA
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.01.2009
SaadetPartisineyenitanımSaadet Partisine yeni tanım
Toplam "17" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti