Habergec.Com Aranan Kelimeler:ne oldu bizim yemek? Değerlendirme: 10 / 10 516431
habergec.com
01.09.2014 Pazartesi
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

ne oldu bizim yemek?

Kadınlar nasıl gülmeli?
Zaman
19.08.2014
02:29
Büyük haksızlık: Önce kahkahalara neden olan komik şeyler söyle, sonra güldü diye iffetinden şüphe et! Şaka bir yana, kadınların aleni olarak gülmesi konusu dünya medyasındaydı geçen hafta.O lafın “haber” olmasının nedeni ilginç ve önemli ama daha önemli olan öneminin anlaşılmıyor olması. Sayın Arınçın dediği kuşkusuz iyi niyetli bir söz. Benim büyüdüğüm çevrede de anlayış böyleydi. Annem kahkahalarla gülen kadınlar için, Fransızca bir tabir kullanırdı, “ordiner” (ordinaire) derdi; yani “sıradan”. Bizim ailenin içinde bir kadına “sıradan” denmesi çok ağır bir sözdü. Ben böyle bir aile terbiyesinden geliyorum. Kadınlardan başka şeyler de beklerdi annem. Yemek yerken veya konuşurken ağzını fazla açmayacaktı. Annem ağzını hafiften büzerek konuşurdu. Tabii sesini de yükseltmeyecekti. Başka bir söz de ederdi annem: Şık kadın, yani takdir ettiği kadın, topluluğun içine girince dikkati çekmeyen ama zaman geçince unutulmayan kadındır. Yani mazbut kadın belli kodları izlemeliydi ve annem bu kodları izlerdi. Annem yüz yıl önce doğdu. Döneminin ve çevresinin anlayışlarını izliyordu. Ama bu aynı annem, erkek torunu on altı yaşında küpe taktığında babam kızınca, “Bu çocuk bu yaşta küpe takmayacak da sen mi takacaksın?” diye torunundan yana çıkmıştı. Çünkü dönemin değiştiğini anlamıştı annem. Sanırım sorun da burada. İnsanların kendi ahlak kurallarını izlemesi doğaldır; hatta kaçınılmazdır, istemesek de farklı davranamaz ve hele bu tür konularda farklı duygular besleyemeyiz. Ama çevrelerinin, yani dünyanın değiştiğini görememek büyük sıkıntılara neden olabiliyor. Çevreleriyle uyum sağlayamayanlar, hem kendileri sıkıntılar yaşıyor ve üzülüyor, hem de yakınlarındaki insanları tedirgin ediyor. Babam gibi.Kadınların nasıl güleceğiyle ilgili demecin dünya basınında ele alınmasının nedeni, özellikle Batıda, bu tür ahlakî anlayışların çok eskilerde kalmış olması ve dile getirildiklerinde çok komik görünmesidir. Annemin anlayışına Viktoryen (Victorian) ahlakî görüş diyebiliriz. İngilterede Kraliçe Viktorya döneminde (1837-1901) İngilterede etiket (etiquette) olarak bilinen muhafazakâr ahlakî kodlar yürürlükteydi. Hangi kelimelerin kullanılacağı, neyin ne zaman nasıl giyileceği, cinselliğin nasıl ifade edileceği “biliniyordu”. Tutuculuk ve “ayıp” kavramları özellikle kadın ve cinsellik konularına odaklanmıştı. Ama günümüzde Viktoryen ahlak yeni bir açıdan ele alınmaktadır. Araştırmacılar bu dönemin hiç de görünmek istediği gibi olmadığını, vitrinin arkasında insanların çok farklı, oldukça serbest bir hayatı yaşadıklarını ortaya çıkarmışlardır. Bugün Viktorya ahlakı derken ikiyüzlülük, riya ve samimiyetsizlik de anlaşılmaktadır: dışa karşı ahlaklı görünüp, aslında pek öyle olmamak. Kahkaha ile gülmenin iffetsizlik sayılmasıyla Türkiye dünyada yeniden konu oldu. Bir nedeni, anlatmaya çalıştığım gibi, işin komikliğiydi: eski moda bir ahlak küflü dolaplardan çıkarılmıştı. Ama daha ciddi bir kaygı da dolaylı olarak gündeme geldi. Yurt dışındaki medya, “Türkiyede insan hakları ve kişisel özgürlükler konusunda sınırlamalar mı getiriliyor?” sorusunu sordu. Özellikle son yıllarda bazı Müslüman toplumlarda görülen bağnaz uygulamalar yüzünden yükselme gösteren İslamofobi bu gülme haberiyle yeniden yeşerecek bir zemin buldu. Özellikle terör örgütlerinin kadın üzerinden yürüttükleri sözde “ahlak savaşı” ve sınırlamalar bu gülme konusunun yanlış anlaşılmasına neden oldu. Kuşku yok ki, Türkiyede dile getirilen “kahkahalarla gülen kadın iffetli değildir” anlayışı ile baskıcı uygulamaların bir ilişkisi yoktur. Türkiye, kadınların nasıl güleceğinin ayarlanabileceği bir ülke değildir. Ama maalesef, yurt dışında böyle bir şüphe ve bir algı yaşanmış oldu.Yurt içinde ise farklı bir sorun yaşandı. Bir yasak veya sınırlama doğal olarak söz konusu değildir. Ama sorun yalnız yasaklardan doğmuyor. Yurttaşların biribirini nasıl gördüğü de önemlidir. Birilerinin gülen bir kadını “iffetsiz” saydığının bilinmesi tepkilere neden oluyor. Bu da çok doğal. Çünkü “ben seni güldüğün için iffetsiz sayıyorum” mesajı o kadınlara doğrudan hakarettir. Ama daha kötüsü böyle bir mesajın itibarlı, nüfuzlu, “yükseklerde” bulunan birilerinden gelmesi. Çünkü mesaj oradan geliyorsa kişisel görüş olmanın ötesinde bir ağırlık taşır; bir standart ve bir öneri anlamı da içerir. Bu mesaj toplum içinde izleyicilerini bulur; bu görüş yaygınlaşabilir. Mahalle baskısını artırabilir. Eski rejimlerde bu rolleri krallar, prensler, diktatörler gibi birileri üstlenirdi. Günümüzde, ileri demokrasilerde “yukarıdakiler” şahsi ahlakî beğenilerini belirlemekten imtina ederler. Yanlış bir anlama olmasın diye. Kişiden kişiye değişen sanat anlayışları, yaşam
Zaman
Yorum
19.08.2014
Kadınlarnasılgülmeli?Kadınlar nasıl gülmeli?
Arda Türkmen YEMEK BAHANE'de
Zaman
05.07.2014
14:16
Allah’ım bu nasıl lezzetli bir yemektir? Program bitmiş, ışıklar sönmüş, yapımcı ‘Stüdyoyu terk etmeniz gerekiyor.’ diye bas bas bağırıyor. Tüm ekip bir çatal daha araklamanın derdinde. Kabak deyip geçmeyin. Kesin bilgi. Bu yemek bir harika, yayalım.‘Arda’nın Mutfağı’ndaydım bu hafta. TV 8 ekranından her gün farklı ve iştah kabartan iftar menüleri paylaşıp hepimize nefis terbiyesi yaptıran Arda Türkmen’in bu enfes yemeklerinden birini yemek bana da nasip oldu. Stüdyoya ulaştığımda bir önceki çekim henüz tamamlanmış, bizimki için mutfakta hummalı bir koşuşturmaca vardı. Ekranlardan pozitif enerjisi ve mütebessim çehresiyle tanınan şefimiz ise kuytu bir köşede sessizce oturmuş dinleniyordu. Yüzü asık, enerjisi de epey düşüktü. E normal sabahtan beri kim bilir kaçıncı programıydı. En sıkıcı ders öğretmenin son saatine denk gelendir ya, itiraf etmeliyim Türkmen’i o halde görünce söyleşimizin de buna benzeyeceğini düşünmeden edemedim. Ancak beni asıl şaşırtan kamera kayıt der demez şefin yorgunluktan bitap o halinden eser kalmaması oldu. Tabii bir de bizim için pişirdiği fırında ters düz kabak... Keşke her yemek böyle ‘kabak tadı’ verse. Abartıyorum, farkındayım zira ziyadesiyle hak ediyor. Kabak sevenler, sevmeyenler, önyargılı olanlar iftarda sahurda ilk fırsatta deneyin, denettirin lütfen.Arda’nın Ramazan Mutfağı’nda neler var bu sene?Herkesin uygulayabileceği, bilindik malzemeleri küçük mutfak sırlarıyla biraz farklılaştırdığımız pratik tarifler var.Mesela?Tahinli pide salatası, helvalı yaz pastası.Tatlıya geçmeden çorbalardan bahsetsek.Ramazan’da tarhanalı çorbaları öneririm. İrmik çorbası güzel ve farklı bir alternatif. Tahıllı çorbalar da besleyici. Bu sezon Ramazan mutfağımızda kabak, lebeniye, köz patlıcan çorbası var.Ramazan demişken biraz geriye gittiğinizde siz de ‘ah nerede o eski Ramazan’lar diyenlerden misiniz?Elbette. Aynı semtte yaşayan insanlar Ramazan’ı paylaşırdı. Tutulan orucun sonunda yapılan iftar en büyük ödül gibi gelir, şölen havasında geçerdi. Sofraları hazırlayanların ellerinden mi, dönemin sebzesi meyvesi daha mı güzeldi bilemiyorum eşsiz yemekler yenirdi. Teravihler çok eğlenceli geçerdi. Ardından çay eşliğinde sohbetler...Şimdi Arda’nın mutfağında yok yok, o zamanlar neler vardı sofranızda?Annem, anneannem ne koyarsa o vardı. Rahmetli anneannemin iftarda yaptığı yemeklerini unutamam. Özellikle patlıcan ve zeytinyağlıları müthiş olurdu.İlk pilavı 13 yaşında yapmış olduğunuzu düşünürsek o zamanlar Ramazan’a özel bir menünüz var mıydı?Sahurda arkadaşlarla deniz kabuğu makarnasının içini kıyma doldurarak mantı yaptığımı hatırlıyorum.Hâlâ o arkadaşlarınızla iftarlar, sahurlar yapar mısınız?Arkadaşlık bağına çok önem veririm. En yakını 25-30 yıllık arkadaşımdır. Bu yüzden 3 ayı geçirmeden buluşuruz. Her sene Ramazan’da da en az bir kere iftar yaparız. Kimsenin ‘Arda yemeği beğenmez, çağırmayalım’ çekincesi de olmasın. Zira yemeği çok seven bir adamım, asla yemek ayırt etmem.Yemeklerinizle ilgili eleştirilere açık mısınız peki?Övgüye de yergiye de aynı mesafede durmaya çalışıyorum. Eleştirmek herkesin hakkı. Hatta bazılarından olumlu paye çıkarmaya çalışırım. Hunharca eleştirenlere ise gülüp geçiyorum.Yapıp da beğenmediğiniz yemekleriniz olmuştur ama…Hayır çünkü programda pişirdiğim hiçbir yemeği ilk defa orada yapayım bakalım nasıl olacak vs. demem, riske girmem. Hepsini öncesinde denerim.Bu konuyla ilgili sözlüklerden birinde “Yaptığı yemeği ilk kez yapıyormuş da bunu çaktırmamaya çalışıyormuş.” gibi bir eleştiriye denk gelmiştim...Bazıları bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyor. 20 yılı aşkın süredir bu sektörün içindeyim. Keşke bu tip yorumları yapan arkadaşlar en az benim kadar bu işlere emek vermiş olsalar da istediği şeyleri söyleseler.Peki ya hijyene özen göstermiyor yorumlarına ne demeli?Hijyen dediğiniz şey eldiven takmaktan değil, eli yıkamaktan geçiyor. Eldiven takanların elinin temiz olduğu düşünülüyor. Oysa dünyada profesyonel mutfakların hiçbirinde eldiven kullanılmaz. Çünkü ürüne dokunmak, ürünü ellemek, gidişatını gözlemlemek eldivenle olmaz. Ayrıca eldivenlerin hiçbiri yüzde yüz hijyenik değil. Bunu sağlamak için ameliyat eldiveni kullanmak gerekiyor. Onda dahi içindeki pudralı doku yarım saat sonra elinizi terletiyor ve bakteri oluşuyor. Dolayısıyla her yarım saatte bir yeni eldiven takmanız lazım. Eldiven takmanız gereken yerler elbette var ancak takmadığınızda bu hijyenik biri olmadığınız anlamına gelmiyor.“Kendim gibi bir adam olarak kalabilir miyim?” endişesinden program teklifi geldiğinde 6 ay düşünmüşsünüz. Dönüp baktığınızda kendiniz gibi kalabilmiş misiniz?Bence kalabildim. Gündelik hayatta nasılsam ekran karşısında da öyle olmaya çalışıyorum. Kılığım,
Zaman
Ana Sayfa
05.07.2014
ArdaTürkmenYEMEKBAHANEdeArda Türkmen YEMEK BAHANEde
Arda Türkmen YEMEK BAHANE'de
Zaman
05.07.2014
02:23
Allah’ım bu nasıl lezzetli bir yemektir? Program bitmiş, ışıklar sönmüş, yapımcı ‘Stüdyoyu terk etmeniz gerekiyor.’ diye bas bas bağırıyor. Tüm ekip bir çatal daha araklamanın derdinde. Kabak deyip geçmeyin. Kesin bilgi. Bu yemek bir harika, yayalım.‘Arda’nın Mutfağı’ndaydım bu hafta. TV 8 ekranından her gün farklı ve iştah kabartan iftar menüleri paylaşıp hepimize nefis terbiyesi yaptıran Arda Türkmen’in bu enfes yemeklerinden birini yemek bana da nasip oldu. Stüdyoya ulaştığımda bir önceki çekim henüz tamamlanmış, bizimki için mutfakta hummalı bir koşuşturmaca vardı. Ekranlardan pozitif enerjisi ve mütebessim çehresiyle tanınan şefimiz ise kuytu bir köşede sessizce oturmuş dinleniyordu. Yüzü asık, enerjisi de epey düşüktü. E normal sabahtan beri kim bilir kaçıncı programıydı. En sıkıcı ders öğretmenin son saatine denk gelendir ya, itiraf etmeliyim Türkmen’i o halde görünce söyleşimizin de buna benzeyeceğini düşünmeden edemedim. Ancak beni asıl şaşırtan kamera kayıt der demez şefin yorgunluktan bitap o halinden eser kalmaması oldu. Tabii bir de bizim için pişirdiği fırında ters düz kabak... Keşke her yemek böyle ‘kabak tadı’ verse. Abartıyorum, farkındayım zira ziyadesiyle hak ediyor. Kabak sevenler, sevmeyenler, önyargılı olanlar iftarda sahurda ilk fırsatta deneyin, denettirin lütfen.Arda’nın Ramazan Mutfağı’nda neler var bu sene?Herkesin uygulayabileceği, bilindik malzemeleri küçük mutfak sırlarıyla biraz farklılaştırdığımız pratik tarifler var.Mesela?Tahinli pide salatası, helvalı yaz pastası.Tatlıya geçmeden çorbalardan bahsetsek.Ramazan’da tarhanalı çorbaları öneririm. İrmik çorbası güzel ve farklı bir alternatif. Tahıllı çorbalar da besleyici. Bu sezon Ramazan mutfağımızda kabak, lebeniye, köz patlıcan çorbası var.Ramazan demişken biraz geriye gittiğinizde siz de ‘ah nerede o eski Ramazan’lar diyenlerden misiniz?Elbette. Aynı semtte yaşayan insanlar Ramazan’ı paylaşırdı. Tutulan orucun sonunda yapılan iftar en büyük ödül gibi gelir, şölen havasında geçerdi. Sofraları hazırlayanların ellerinden mi, dönemin sebzesi meyvesi daha mı güzeldi bilemiyorum eşsiz yemekler yenirdi. Teravihler çok eğlenceli geçerdi. Ardından çay eşliğinde sohbetler...Şimdi Arda’nın mutfağında yok yok, o zamanlar neler vardı sofranızda?Annem, anneannem ne koyarsa o vardı. Rahmetli anneannemin iftarda yaptığı yemeklerini unutamam. Özellikle patlıcan ve zeytinyağlıları müthiş olurdu.İlk pilavı 13 yaşında yapmış olduğunuzu düşünürsek o zamanlar Ramazan’a özel bir menünüz var mıydı?Sahurda arkadaşlarla deniz kabuğu makarnasının içini kıyma doldurarak mantı yaptığımı hatırlıyorum.Hâlâ o arkadaşlarınızla iftarlar, sahurlar yapar mısınız?Arkadaşlık bağına çok önem veririm. En yakını 25-30 yıllık arkadaşımdır. Bu yüzden 3 ayı geçirmeden buluşuruz. Her sene Ramazan’da da en az bir kere iftar yaparız. Kimsenin ‘Arda yemeği beğenmez, çağırmayalım’ çekincesi de olmasın. Zira yemeği çok seven bir adamım, asla yemek ayırt etmem.Yemeklerinizle ilgili eleştirilere açık mısınız peki?Övgüye de yergiye de aynı mesafede durmaya çalışıyorum. Eleştirmek herkesin hakkı. Hatta bazılarından olumlu paye çıkarmaya çalışırım. Hunharca eleştirenlere ise gülüp geçiyorum.Yapıp da beğenmediğiniz yemekleriniz olmuştur ama…Hayır çünkü programda pişirdiğim hiçbir yemeği ilk defa orada yapayım bakalım nasıl olacak vs. demem, riske girmem. Hepsini öncesinde denerim.Bu konuyla ilgili sözlüklerden birinde “Yaptığı yemeği ilk kez yapıyormuş da bunu çaktırmamaya çalışıyormuş.” gibi bir eleştiriye denk gelmiştim...Bazıları bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyor. 20 yılı aşkın süredir bu sektörün içindeyim. Keşke bu tip yorumları yapan arkadaşlar en az benim kadar bu işlere emek vermiş olsalar da istediği şeyleri söyleseler.Peki ya hijyene özen göstermiyor yorumlarına ne demeli?Hijyen dediğiniz şey eldiven takmaktan değil, eli yıkamaktan geçiyor. Eldiven takanların elinin temiz olduğu düşünülüyor. Oysa dünyada profesyonel mutfakların hiçbirinde eldiven kullanılmaz. Çünkü ürüne dokunmak, ürünü ellemek, gidişatını gözlemlemek eldivenle olmaz. Ayrıca eldivenlerin hiçbiri yüzde yüz hijyenik değil. Bunu sağlamak için ameliyat eldiveni kullanmak gerekiyor. Onda dahi içindeki pudralı doku yarım saat sonra elinizi terletiyor ve bakteri oluşuyor. Dolayısıyla her yarım saatte bir yeni eldiven takmanız lazım. Eldiven takmanız gereken yerler elbette var ancak takmadığınızda bu hijyenik biri olmadığınız anlamına gelmiyor.“Kendim gibi bir adam olarak kalabilir miyim?” endişesinden program teklifi geldiğinde 6 ay düşünmüşsünüz. Dönüp baktığınızda kendiniz gibi kalabilmiş misiniz?Bence kalabildim. Gündelik hayatta nasılsam ekran karşısında da öyle olmaya çalışıyorum. Kılığım,
Zaman
En Çok Okunan
05.07.2014
ArdaTürkmenYEMEKBAHANEdeArda Türkmen YEMEK BAHANEde
Bir değişiklik yapın iftarınızı simitle açın
Zaman
05.07.2014
02:08
Türkiye’nin sokak lezzetleri saymakla bitmez. Üzerine yazılmış bir kitap bile var. Hande Özdoğan’ın ‘Türkiye’nin Sokak Lezzetleri’ adlı kitabından yola çıkarak en mütevazısından iftar menülerini hatırlatalım istedik. İlk sırada simit var.Bakmayın çoktandır adına sandviç dememize! Onun adı bildiğimiz ‘ekmek arası’dır ve yaz günlerinin kurtarıcısı, mahalle maçına ara verdirecek tek sebeptir. Televizyon karşısında yemesi ayrı bir tat verir. Annelerin ‘şunun altına tabak al, döktün her yere’ diye söylenmesine aldırış etmezseniz, dünyanın en lezzetli şeylerinden de biridir ayrıca. Küçükken bakkaldan yarım ekmek arasına kaşar salam koydurduğumuzda ‘dünyanın en mutlu insanı olan’ kişiler olarak ne oldu da restoranlara alıştık bilmiyoruz. Ancak bildiğimiz bir şey varsa o da karnınızı doyurmak için illa da dört duvar arasına girip bir dolu para ödemek zorunda olmadığınız. Çünkü Türkiye’nin ‘sokak lezzetleri’ diye bir gerçeği var. Hem de üzerine kitap yazılacak kadar. Hande Bozdoğan’ın geçtiğimiz yıllarda kaleme aldığı ‘Türkiye’nin Sokak Lezzetleri’ adlı kitabının, eklemeler yapılmak suretiyle yeniden basılmasını fırsat bilerek Türkiye’nin sokak yiyeceklerine bir göz atalım dedik.İlahiyatçıların ‘aman israf etmeyelim’ diye diye dilinde tüy bittiği Ramazan’a denk gelmesi tabii ki hoş bir tevafuk oldu. İşte Ramazan’ın en hesaplı iftar menüleri:Sokak lezzetleri denince başlıca istikametimiz Eminönü ve Karaköy oluyor. Otobüsten de inseniz vapurdan da inseniz karşınıza ya simitçi ya balık ekmekçilerin çıkması kuvvetle muhtemel. Hasan Sızı’nın tezgâhına uğruyoruz. Kendisi 60 yaşında ve 20 yıldır bu işi yapıyor. Ankara’da da simitçilik yaptığını belirtiyor, ‘oranın simidi ayrı’ eklemesini yaparak. Aslında onun tezgâhı daha sokak aralarında bir yerdeymiş, şu anda başında durduğu ve Boğaz Hattı İskelesi’nin hemen önündeki tezgah ise memlekete tatile giden bir arkadaşına ait. Ramazan’da işler azaldığından kendi tezgâhını bırakıp arkadaşınınkini devralmış. İskeledeki tezgâhlar turistlerden dolayı bir miktar daha az etkileniyor Ramazan’dan. Sıcak ve uzun günleri kastederek ‘oruç nasıl gidiyor’ diye sorunca Urfa’da barajda çalışırken tuttuğu orucu hatırlayıp, “Allah’a çok şükür. Bizim durumumuzda bir şey yok. Burada oturuyoruz. Asıl güneşin altında sürekli hareket edenlere zor.” diyor. Az da olsa iftarını simitle açan oluyormuş: Yolda kalanlar, bekârlar, garibanlar…Kadıköy İskelesi’nin önündeki tezgahta ise Vedat, çenesini dirseğine dayamış, akşam olmasını bekliyor. O da yedi yıldır simit satıyor. Dediğine göre iftarını simitle açan çok oluyormuş. Onun sıralaması da Hasan Sızı’nınkiyle aynı. Fakat o, parası olduğu ve yolda kalmadığı halde simitle iftar yapanları da ekliyor. ‘Karnın öyle de doyuyor böyle de’ diyerek bir hesap çıkarıyor: “Bir taneyle doymazsan iki simit alırsın iki lira eder. Yanına büfeden bir liraya içecek, isteyene küçük peynir de veriyoruz 50 kuruştan. En fazla 3 buçuk liraya karnını doyurursun.”‘Bir hurma, bir çorbayla iftar açan peygamberin fiks menüyle oruç bozan ümmeti’ olarak simitle iftar açmanın çok da gerçekçi bir yaklaşım olmadığının farkındayız. ‘İlim kendini bilmektir’ diyen Yunus Emre’yi rahmetle anıp balık ekmekçilerin yolunu tutuyoruz. Otobüs duraklarının arkasında hemen kıyıya demirlemiş tekneler tek tük müşteriye balık ekmek satıyor. Ahmet Bey de yaklaşık 15 yıldır tekne önünde sıralanmış alçak sandalye ve masalara müşteri çekmeye çalışıyor. O saatte yüzde 10’u dolu olan masalar iftar saatinde tamamen doluyormuş. İftardan 10 dakika önce gelirsen yer bulursun deyip ekliyor: “İlk günler çok gelen olmaz. İnsanlar Ramazan’ın ilk günlerinde evde iftar açar. Hele birkaç gün geçsin gör buraları.” Son yıllarda iftar açmaya gelenler arasında çok sayıda Arap turist de varmış. Bir hesap istiyoruz kendisinden. “Balık ekmek fikstir zaten, 6 lira. İçecek de 1 buçuk olsa 7 buçuk liraya karnını çok güzel doyurursun. Hem de deniz manzaralı.” diyor.Gelelim Hande Özdoğan’ın kitabına. Özdoğan’ın Türkiye’deki sokak yemeklerine dikkat çeken kitabı ‘Street Foods of Turkey’ adını taşıyor. Yani bu konu Türk yayınevlerinden önce yurtdışındaki bir yayınevinin ilgisini çekmiş ve İngilizce olarak kitaplaştırılmış. Yeniden basılmasının sebebi, kitabın basıldığı ilk tarihten itibaren Türkiye’de çok şeyin değişmiş olması. Çünkü Marshall Cavendish International yayınevinin İstanbul Mutfak Enstitüsü (İstanbul Culinary Institute) Müdürü Hande Özdağan imzasıyla yayınladığı kitap, sadece bir yemek kit
Zaman
En Çok Okunan
05.07.2014
BirdeğişiklikyapıniftarınızısimitleaçınBir değişiklik yapın iftarınızı simitle açın
Arda Türkmen YEMEK BAHANE'de
Zaman
05.07.2014
02:00
Allah’ım bu nasıl lezzetli bir yemektir? Program bitmiş, ışıklar sönmüş, yapımcı ‘Stüdyoyu terk etmeniz gerekiyor.’ diye bas bas bağırıyor. Tüm ekip bir çatal daha araklamanın derdinde. Kabak deyip geçmeyin. Kesin bilgi. Bu yemek bir harika, yayalım.‘Arda’nın Mutfağı’ndaydım bu hafta. TV 8 ekranından her gün farklı ve iştah kabartan iftar menüleri paylaşıp hepimize nefis terbiyesi yaptıran Arda Türkmen’in bu enfes yemeklerinden birini yemek bana da nasip oldu. Stüdyoya ulaştığımda bir önceki çekim henüz tamamlanmış, bizimki için mutfakta hummalı bir koşuşturmaca vardı. Ekranlardan pozitif enerjisi ve mütebessim çehresiyle tanınan şefimiz ise kuytu bir köşede sessizce oturmuş dinleniyordu. Yüzü asık, enerjisi de epey düşüktü. E normal sabahtan beri kim bilir kaçıncı programıydı. En sıkıcı ders öğretmenin son saatine denk gelendir ya, itiraf etmeliyim Türkmen’i o halde görünce söyleşimizin de buna benzeyeceğini düşünmeden edemedim. Ancak beni asıl şaşırtan kamera kayıt der demez şefin yorgunluktan bitap o halinden eser kalmaması oldu. Tabii bir de bizim için pişirdiği fırında ters düz kabak... Keşke her yemek böyle ‘kabak tadı’ verse. Abartıyorum, farkındayım zira ziyadesiyle hak ediyor. Kabak sevenler, sevmeyenler, önyargılı olanlar iftarda sahurda ilk fırsatta deneyin, denettirin lütfen.Arda’nın Ramazan Mutfağı’nda neler var bu sene?Herkesin uygulayabileceği, bilindik malzemeleri küçük mutfak sırlarıyla biraz farklılaştırdığımız pratik tarifler var.Mesela?Tahinli pide salatası, helvalı yaz pastası.Tatlıya geçmeden çorbalardan bahsetsek.Ramazan’da tarhanalı çorbaları öneririm. İrmik çorbası güzel ve farklı bir alternatif. Tahıllı çorbalar da besleyici. Bu sezon Ramazan mutfağımızda kabak, lebeniye, köz patlıcan çorbası var.Ramazan demişken biraz geriye gittiğinizde siz de ‘ah nerede o eski Ramazan’lar diyenlerden misiniz?Elbette. Aynı semtte yaşayan insanlar Ramazan’ı paylaşırdı. Tutulan orucun sonunda yapılan iftar en büyük ödül gibi gelir, şölen havasında geçerdi. Sofraları hazırlayanların ellerinden mi, dönemin sebzesi meyvesi daha mı güzeldi bilemiyorum eşsiz yemekler yenirdi. Teravihler çok eğlenceli geçerdi. Ardından çay eşliğinde sohbetler...Şimdi Arda’nın mutfağında yok yok, o zamanlar neler vardı sofranızda?Annem, anneannem ne koyarsa o vardı. Rahmetli anneannemin iftarda yaptığı yemeklerini unutamam. Özellikle patlıcan ve zeytinyağlıları müthiş olurdu.İlk pilavı 13 yaşında yapmış olduğunuzu düşünürsek o zamanlar Ramazan’a özel bir menünüz var mıydı?Sahurda arkadaşlarla deniz kabuğu makarnasının içini kıyma doldurarak mantı yaptığımı hatırlıyorum.Hâlâ o arkadaşlarınızla iftarlar, sahurlar yapar mısınız?Arkadaşlık bağına çok önem veririm. En yakını 25-30 yıllık arkadaşımdır. Bu yüzden 3 ayı geçirmeden buluşuruz. Her sene Ramazan’da da en az bir kere iftar yaparız. Kimsenin ‘Arda yemeği beğenmez, çağırmayalım’ çekincesi de olmasın. Zira yemeği çok seven bir adamım, asla yemek ayırt etmem.Yemeklerinizle ilgili eleştirilere açık mısınız peki?Övgüye de yergiye de aynı mesafede durmaya çalışıyorum. Eleştirmek herkesin hakkı. Hatta bazılarından olumlu paye çıkarmaya çalışırım. Hunharca eleştirenlere ise gülüp geçiyorum.Yapıp da beğenmediğiniz yemekleriniz olmuştur ama…Hayır çünkü programda pişirdiğim hiçbir yemeği ilk defa orada yapayım bakalım nasıl olacak vs. demem, riske girmem. Hepsini öncesinde denerim.Bu konuyla ilgili sözlüklerden birinde “Yaptığı yemeği ilk kez yapıyormuş da bunu çaktırmamaya çalışıyormuş.” gibi bir eleştiriye denk gelmiştim...Bazıları bilgi sahibi olmadan fikir sahibi oluyor. 20 yılı aşkın süredir bu sektörün içindeyim. Keşke bu tip yorumları yapan arkadaşlar en az benim kadar bu işlere emek vermiş olsalar da istediği şeyleri söyleseler.Peki ya hijyene özen göstermiyor yorumlarına ne demeli?Hijyen dediğiniz şey eldiven takmaktan değil, eli yıkamaktan geçiyor. Eldiven takanların elinin temiz olduğu düşünülüyor. Oysa dünyada profesyonel mutfakların hiçbirinde eldiven kullanılmaz. Çünkü ürüne dokunmak, ürünü ellemek, gidişatını gözlemlemek eldivenle olmaz. Ayrıca eldivenlerin hiçbiri yüzde yüz hijyenik değil. Bunu sağlamak için ameliyat eldiveni kullanmak gerekiyor. Onda dahi içindeki pudralı doku yarım saat sonra elinizi terletiyor ve bakteri oluşuyor. Dolayısıyla her yarım saatte bir yeni eldiven takmanız lazım. Eldiven takmanız gereken yerler elbette var ancak takmadığınızda bu hijyenik biri olmadığınız anlamına gelmiyor.“Kendim gibi bir adam olarak kalabilir miyim?” endişesinden program teklifi geldiğinde 6 ay düşünmüşsünüz. Dönüp baktığınızda kendiniz gibi kalabilmiş misiniz?Bence kalabildim. Gündelik hayatta nasılsam ekran karşısında da öyle olmaya çalışıyorum. Kılığım,
Zaman
Ana Sayfa
05.07.2014
ArdaTürkmenYEMEKBAHANEdeArda Türkmen YEMEK BAHANEde
ABD ve Suudi Arabistan'a sattı, şimdi Gana'ya alem üretiyor
Zaman
29.06.2014
10:52
Osmanlı döneminin ünlü alem ustalarından Bakırcı Mustafa Efendinin torunu, Bursalı alem ustası Ayhan Savutun yaptığı eserler, Suudi Arabistandan ABDye, Bulgaristandan Hollandaya kadar birçok ülkede cami ve kiliseleri süslüyor. Caminin modeline göre alem yapan Savut, bugünlerde mesaisini Ganadan gelen alem siparişlerini yetiştirmek için harcıyor.Namı Türkiye sınırlarını aşan Bakırcı Mustafa Efendinin oğlu Mehmet Lütfi Savut, yüksek tahsilini tamamladıktan sonra kaymakam olarak görev yapmış. 30 yaşına geldiğinde baba mesleğine merak salmış ve alem yapmayı öğrenmiş. İlkokul çağında babasının yanına gidip gelen torun Ayhan Savut ise zamanla alemciliğe başlamış. Kalın bakırdan kararmayan alem yapan Ayhan usta, şimdiye kadar ABD, Fildişi Sahilleri, Suudi Arabistan, Suriye, Libya, İspanya, Danimarka, Çin, Almanya, Hollanda ve İngilteredeki camiler için alem imal etmiş.BABAMA YEMEK GÖTÜRÜP GELİRKEN MESLEĞİ SEVDİMMeslekte 47inci yılını yaşayan Ayhan Savut, şunları söyledi: Mesleğe babamın yanında başladım. O da babasının yanında başlamış. Babama yemek götürüp gelirken mesleği sevdim. 40 yıldır dükkanım var. 47 yıldır da mesleğin içerisindeyim. Türkiye genelinde 14 tane alemci var ama usta denilir mi denilmez mi bilemiyorum. Para kazanmak için herkes bir şey yapıyor. Kime sorsan ben ustayım diyor. Dünyanın her yerine alem yaptım. 1979 senesinde Riyadda Suudi Arabistanın Kralıın sarayının içerisindeki camiinin tüm alemlerini ben yaptım, halen pırıl pırıl duruyormuş. Arabistandaki birçok camiye 1980li yıllarda 2 kamyon alem sattım. ABD, Hollandada İslam dernekleri var. Bulgaristana Müslüman olan tüm ülkeye alem yapmışımdır. Şimdi Ganaya yapıyorum. 5 adet, şimdi ortaları kaldı. Yurt dışındaki camilerin alemleri zor oluyor. Yağışlı bölgeymiş orası. Ondan evvel Fildişi Sahillerine verdik. Türkiye içerisindeki camilere alem yapıyorum. Kararmadığı için beni tercih ediyorlar. Muradiye Camiine 15 sene oldu kararmadı, Yıldırım Külliyesindeki alemler 15 sene oldu.Edirneden Karsa yüzlerce caminin alemini yaptığını belirten Savut, bazı alemleri 5 günde yaptığını, bazen de günde 5 alem imal ettiğini anlattı. Yılların ustası Ayhan Savut, çırak yetişmemesinden yakındı. Savut, Yeni usta nereden yetişecek? Çırak gelmiyor ki usta yetişsin. Bizden sonra bu meslek, bilmiyorum belki birileri çıkar ama yerine adam gelmediği için usta yetişmiyor. dedi. MİLLET UCUZA KANIYORAlem fiyatlarının 125 liradan başlayarak büyüklüğüne göre 2 bin 500 liraya kadar çıktığını belirten Ayhan Savut, şöyle devam etti: İşin sırrı iyisini yapmak, yaptığınız alem kararmadığı zaman insanlar sizi buluyor. Herkes atıp tutuyor ama ben kalın bakır kullanıyorum. Bir başka alemci bir tane gösteriyor, yani 100 metre karelik daire gösteriyor, 50 metrelik daire satıyor. Ama ben o yolu tercih etmedim. Millet ucuz olsun diye zarara uğruyor. Alanlar kabahatli. Başka birisinin sattığı alem üç ayda simsiyah oluyor. Şu alemin üzerine attığım kaplamayı bizim meslekte kimsenin ömrü yetmez. Bu işi yapanlar küçük esnaf. Benim kardeşim makine yüksek mühendisi, dünyayı gezdi, ne bulduysa abi bunu kullan, şunu kullan dedi. Ben bu iş için servet harcadım. Teknolojiyle bizim mesleğin alakası yok. Pres kalıp almak lazım. 3-4 milyon dolar pres makinesi alması lazım, kime satacak. Mecburen el sanatı bu iş, başka alternatifi yok. (CİHAN)
Zaman
Son Dakika
29.06.2014
ABDveSuudiArabistanasattışimdiGanayaalemüretiyorABD ve Suudi Arabistana sattı şimdi Ganaya alem üretiyor
Bilen için Uganda ananası müthiş bir armağan
Zaman
28.06.2014
14:00
Sürekli takım elbiseyle görmekten mi ele aldığı konuların ağırlandığından mı bilemiyorum yanına yaklaşılmaz ‘ciddi’ bir duruşu var Tarık Toros’un. Ancak bu imaj önlüğü beline kaşığı eline alana kadarmış. Kuzulu önlüğünü giyince uzmanlık alanı siyaset değil yemek oluverdi bir anda.Mutfak, öyle bir iksirli bir yer ki sadece midenizi değil ortamı da ısıtıyor. Bu yüzden sırf dışarıya verdiği ‘ciddi’ görüntüsünden dolayı yanına yaklaşıp soru sormaya çekindiğiniz kişileri sokun oraya, bakın bir anda nasıl da ‘şeker gibi’ formuna dönüşüyor. Ocakta tıkırdayan yemekle birlikte tüm ciddiyet de sevimsiz konular da buhar olup uçuyor. Tabii kuzulu bir önlük de şart. Yoğun, tatsız ve can sıkıcı gündemin yazı ve programlarıyla nabzını tutan sürekli takım elbisesiyle görmeye alışkın olduğumuz Bugün Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Tarık Toros’un evindeydim bu hafta. Söyleşiyi sabah gerçekleştirdiğimiz için epey iddialı olduğu menemen ve sucuklu yumurta pişirdi. Yumurta pişirmede ne kadar iddialı olunabilir ki demeyin. Malzemelerin (evinin yakınındaki köyden alıyor) doğal olmasının etkisi yadsınamaz ancak elinin maharetine de diyecek yoktu. Toros’u yakın zamanda ziyarete niyetlenenlere kahvaltıya gitmeleri tavsiye olunur. Yumurtayı çok seviyormuşsunuz.Kahvaltı soframda olmazsa olmaz 2 şey var. Biri menemen diğeri de sucuklu yumurta. İkisini de kendime has usulle pişiriyorum. Tarsusluyum, orada insanlar kahvaltıyı peynir zeytinle ya da domates söğüşle geçiştirirler. Ben ise sıcak bir şey olmadı mı doymuyorum.Nedir alamet-i farikası?Menemenin değişik varyasyonları var. Benim olmazsa olmazım maydanoz ve 4 baharat (kekik, nane, pul ve karabiber) Ayrıca malzemeleri minik doğrarım. Domatesi de soymam.Bir yumurtaya bu kadar baharat koyduğunuza göre aranız iyi olmalı.Mutfakta vazgeçilmez 4 baharat onlar. 5’incisi yok. Kimisinde nane ve kekik olmuyor ama biber ve karabiber her yemeğe girer. Acıyı çok seviyorum. Onsuz yemek yemem.Tarsuslu olmanın hakkını veriyorum diyorsunuz yani.Kesinlikle. Yemeklerimiz acılıdır. Tarsus mutfağı Hatay, Urfa, Antep ve Mardin mutfaklarıyla benzer. Un ve bulgur ağırlıklı. Bulgurun türlü yemeği hatta çorbası bile yapılır. Lepe denir. İçli ve mercimek köfteleri, analıkızlısı harikadır. Mantımız klasik mantı gibi kuru değil suludur.Bu şekilde yapılan mantıya kimi yörelerde yüksük çorbası deniliyor.Bizim orada ‘börek çorbası’ denir. Kayseri mantısına benzer olanına ise ‘tatar’ deriz. Üçgen şeklinde yapılır. Ancak Tarsus mutfağının vazgeçilmezi sakatattır. Tarsus’ta her yerde görürsünüz. Karın dolmamız çok meşhurdur. İşkembe kare parçalar halinde kesilir, içi etli dolma içiyle doldurularak pişirilir. Annem çok güzel yapardı.Eliniz yemek yapmaya epey antrenmanlı gibi. Mutfakta ilginç alışkanlıklarınız var mı?Bekâr evinde çok yemek yapmamla ilgili sanırım. Malzemeleri incecik doğrarım, asla üşenmem. Bir de yemekleri daha lezzetli olduğu gerekçesiyle kısık ateşte pişiririm. Kısık ateşte her şey pişer, sabırlı olmak gerek.Çok açken de kısık ateşte mi pişirirsiniz?Hayır. (gülüşmeler)Bu arada evinize misafir geleceği vakit eşiniz salatayı, siz ana yemekleri yapıyormuşsunuz. Genelde tersi olur. Doğru. Kalabalık gruplara yemek yapmaya alışkınım.Nedir spesiyaliniz?En meşhur yemeğim son günlerde çok konuşulan, belli bir gruba da mal edilen maklubedir. İyi de yaparım.Mesleğinizden ötürü çevreniz bir hayli geniş. Tanınmış misafirlerinize de pişiriyor musunuz yemek?Açıkçası şu ana kadar yakın arkadaşlarım dışında kimseyi ağırlamadım. Bu konuda büyüklerime özenirim. Mehmet Ali Birand ve Ufuk Güldemir’in evindeki davetlere siyasiler, işadamları ve medya dünyasının tanınmış isimleri gelirdi. Böyle ortamlar, güzel dostlukların da kurulmasına vesile oluyor.Geçtiğimiz aylarda Uganda’ya gittiniz. Nasıl beğendiniz mi ananasını?Bayıldım. Uganda, ananasıyla meşhur ve dünyada benzeri yok. Oradayken 6 öğün ananas yedim. İçim dışım ananas oldu. 6 öğün… Dönerken 6 koli getirdim. O kadar alışmışım ki haftada birkaç kez tüketiyorum. Ancak Türkiye’deki ananas oradakiyle kıyaslanamaz.Türkiye’ye neden ihraç etmiyorlar peki?Araya karteller girmiş, bize Sri Lanka’dan geliyor. Daha küçük, kuru ve tatsız. Kabak karpuzla lezzetli karpuz arasındaki fark neyse bizde, marketlerde satılan ile Uganda ananası arasındaki fark o.Son siyasi gelişmelerden sonra ihraç edileceği varsa da edilmez sanırım.Kesinlikle. Zaten çok çabuk bozulan bir şey iki-üç gün içinde tüketmeniz lazım. Çürümeye başlıyor.Tam da ananasla ilgili tartışmaların kızıştığı bir dönemde 6 koli ananastan bahsediyorsunuz. Havaalanında sorun olmadı mı?Olmaz mı? Polis 6 koliyi görünce “Gıda limiti var, bu kadar ananası sokamazsınız.” dedi. Belirttiğiniz gibi o günlerde de ananas epey gündemdeydi. Epey di
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2014
BileniçinUgandaananasımüthişbirarmağanBilen için Uganda ananası müthiş bir armağan
Bilen için Uganda ananası müthiş bir armağan
Zaman
28.06.2014
04:51
Sürekli takım elbiseyle görmekten mi ele aldığı konuların ağırlandığından mı bilemiyorum yanına yaklaşılmaz ‘ciddi’ bir duruşu var Tarık Toros’un. Ancak bu imaj önlüğü beline kaşığı eline alana kadarmış. Kuzulu önlüğünü giyince uzmanlık alanı siyaset değil yemek oluverdi bir anda.Mutfak, öyle bir iksirli bir yer ki sadece midenizi değil ortamı da ısıtıyor. Bu yüzden sırf dışarıya verdiği ‘ciddi’ görüntüsünden dolayı yanına yaklaşıp soru sormaya çekindiğiniz kişileri sokun oraya, bakın bir anda nasıl da ‘şeker gibi’ formuna dönüşüyor. Ocakta tıkırdayan yemekle birlikte tüm ciddiyet de sevimsiz konular da buhar olup uçuyor. Tabii kuzulu bir önlük de şart. Yoğun, tatsız ve can sıkıcı gündemin yazı ve programlarıyla nabzını tutan sürekli takım elbisesiyle görmeye alışkın olduğumuz Bugün Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Tarık Toros’un evindeydim bu hafta. Söyleşiyi sabah gerçekleştirdiğimiz için epey iddialı olduğu menemen ve sucuklu yumurta pişirdi. Yumurta pişirmede ne kadar iddialı olunabilir ki demeyin. Malzemelerin (evinin yakınındaki köyden alıyor) doğal olmasının etkisi yadsınamaz ancak elinin maharetine de diyecek yoktu. Toros’u yakın zamanda ziyarete niyetlenenlere kahvaltıya gitmeleri tavsiye olunur. Yumurtayı çok seviyormuşsunuz.Kahvaltı soframda olmazsa olmaz 2 şey var. Biri menemen diğeri de sucuklu yumurta. İkisini de kendime has usulle pişiriyorum. Tarsusluyum, orada insanlar kahvaltıyı peynir zeytinle ya da domates söğüşle geçiştirirler. Ben ise sıcak bir şey olmadı mı doymuyorum.Nedir alamet-i farikası?Menemenin değişik varyasyonları var. Benim olmazsa olmazım maydanoz ve 4 baharat (kekik, nane, pul ve karabiber) Ayrıca malzemeleri minik doğrarım. Domatesi de soymam.Bir yumurtaya bu kadar baharat koyduğunuza göre aranız iyi olmalı.Mutfakta vazgeçilmez 4 baharat onlar. 5’incisi yok. Kimisinde nane ve kekik olmuyor ama biber ve karabiber her yemeğe girer. Acıyı çok seviyorum. Onsuz yemek yemem.Tarsuslu olmanın hakkını veriyorum diyorsunuz yani.Kesinlikle. Yemeklerimiz acılıdır. Tarsus mutfağı Hatay, Urfa, Antep ve Mardin mutfaklarıyla benzer. Un ve bulgur ağırlıklı. Bulgurun türlü yemeği hatta çorbası bile yapılır. Lepe denir. İçli ve mercimek köfteleri, analıkızlısı harikadır. Mantımız klasik mantı gibi kuru değil suludur.Bu şekilde yapılan mantıya kimi yörelerde yüksük çorbası deniliyor.Bizim orada ‘börek çorbası’ denir. Kayseri mantısına benzer olanına ise ‘tatar’ deriz. Üçgen şeklinde yapılır. Ancak Tarsus mutfağının vazgeçilmezi sakatattır. Tarsus’ta her yerde görürsünüz. Karın dolmamız çok meşhurdur. İşkembe kare parçalar halinde kesilir, içi etli dolma içiyle doldurularak pişirilir. Annem çok güzel yapardı.Eliniz yemek yapmaya epey antrenmanlı gibi. Mutfakta ilginç alışkanlıklarınız var mı?Bekâr evinde çok yemek yapmamla ilgili sanırım. Malzemeleri incecik doğrarım, asla üşenmem. Bir de yemekleri daha lezzetli olduğu gerekçesiyle kısık ateşte pişiririm. Kısık ateşte her şey pişer, sabırlı olmak gerek.Çok açken de kısık ateşte mi pişirirsiniz?Hayır. (gülüşmeler)Bu arada evinize misafir geleceği vakit eşiniz salatayı, siz ana yemekleri yapıyormuşsunuz. Genelde tersi olur. Doğru. Kalabalık gruplara yemek yapmaya alışkınım.Nedir spesiyaliniz?En meşhur yemeğim son günlerde çok konuşulan, belli bir gruba da mal edilen maklubedir. İyi de yaparım.Mesleğinizden ötürü çevreniz bir hayli geniş. Tanınmış misafirlerinize de pişiriyor musunuz yemek?Açıkçası şu ana kadar yakın arkadaşlarım dışında kimseyi ağırlamadım. Bu konuda büyüklerime özenirim. Mehmet Ali Birand ve Ufuk Güldemir’in evindeki davetlere siyasiler, işadamları ve medya dünyasının tanınmış isimleri gelirdi. Böyle ortamlar, güzel dostlukların da kurulmasına vesile oluyor.Geçtiğimiz aylarda Uganda’ya gittiniz. Nasıl beğendiniz mi ananasını?Bayıldım. Uganda, ananasıyla meşhur ve dünyada benzeri yok. Oradayken 6 öğün ananas yedim. İçim dışım ananas oldu. 6 öğün… Dönerken 6 koli getirdim. O kadar alışmışım ki haftada birkaç kez tüketiyorum. Ancak Türkiye’deki ananas oradakiyle kıyaslanamaz.Türkiye’ye neden ihraç etmiyorlar peki?Araya karteller girmiş, bize Sri Lanka’dan geliyor. Daha küçük, kuru ve tatsız. Kabak karpuzla lezzetli karpuz arasındaki fark neyse bizde, marketlerde satılan ile Uganda ananası arasındaki fark o.Son siyasi gelişmelerden sonra ihraç edileceği varsa da edilmez sanırım.Kesinlikle. Zaten çok çabuk bozulan bir şey iki-üç gün içinde tüketmeniz lazım. Çürümeye başlıyor.Tam da ananasla ilgili tartışmaların kızıştığı bir dönemde 6 koli ananastan bahsediyorsunuz. Havaalanında sorun olmadı mı?Olmaz mı? Polis 6 koliyi görünce “Gıda limiti var, bu kadar ananası sokamazsınız.” dedi. Belirttiğiniz gibi o günlerde de ananas epey gündemdeydi. Epey di
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2014
BileniçinUgandaananasımüthişbirarmağanBilen için Uganda ananası müthiş bir armağan
Bilen için Uganda ananası müthiş bir armağan
Zaman
28.06.2014
02:03
Sürekli takım elbiseyle görmekten mi ele aldığı konuların ağırlandığından mı bilemiyorum yanına yaklaşılmaz ‘ciddi’ bir duruşu var Tarık Toros’un. Ancak bu imaj önlüğü beline kaşığı eline alana kadarmış. Kuzulu önlüğünü giyince uzmanlık alanı siyaset değil yemek oluverdi bir anda.Mutfak, öyle bir iksirli bir yer ki sadece midenizi değil ortamı da ısıtıyor. Bu yüzden sırf dışarıya verdiği ‘ciddi’ görüntüsünden dolayı yanına yaklaşıp soru sormaya çekindiğiniz kişileri sokun oraya, bakın bir anda nasıl da ‘şeker gibi’ formuna dönüşüyor. Ocakta tıkırdayan yemekle birlikte tüm ciddiyet de sevimsiz konular da buhar olup uçuyor. Tabii kuzulu bir önlük de şart. Yoğun, tatsız ve can sıkıcı gündemin yazı ve programlarıyla nabzını tutan sürekli takım elbisesiyle görmeye alışkın olduğumuz Bugün Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Tarık Toros’un evindeydim bu hafta. Söyleşiyi sabah gerçekleştirdiğimiz için epey iddialı olduğu menemen ve sucuklu yumurta pişirdi. Yumurta pişirmede ne kadar iddialı olunabilir ki demeyin. Malzemelerin (evinin yakınındaki köyden alıyor) doğal olmasının etkisi yadsınamaz ancak elinin maharetine de diyecek yoktu. Toros’u yakın zamanda ziyarete niyetlenenlere kahvaltıya gitmeleri tavsiye olunur. Yumurtayı çok seviyormuşsunuz.Kahvaltı soframda olmazsa olmaz 2 şey var. Biri menemen diğeri de sucuklu yumurta. İkisini de kendime has usulle pişiriyorum. Tarsusluyum, orada insanlar kahvaltıyı peynir zeytinle ya da domates söğüşle geçiştirirler. Ben ise sıcak bir şey olmadı mı doymuyorum.Nedir alamet-i farikası?Menemenin değişik varyasyonları var. Benim olmazsa olmazım maydanoz ve 4 baharat (kekik, nane, pul ve karabiber) Ayrıca malzemeleri minik doğrarım. Domatesi de soymam.Bir yumurtaya bu kadar baharat koyduğunuza göre aranız iyi olmalı.Mutfakta vazgeçilmez 4 baharat onlar. 5’incisi yok. Kimisinde nane ve kekik olmuyor ama biber ve karabiber her yemeğe girer. Acıyı çok seviyorum. Onsuz yemek yemem.Tarsuslu olmanın hakkını veriyorum diyorsunuz yani.Kesinlikle. Yemeklerimiz acılıdır. Tarsus mutfağı Hatay, Urfa, Antep ve Mardin mutfaklarıyla benzer. Un ve bulgur ağırlıklı. Bulgurun türlü yemeği hatta çorbası bile yapılır. Lepe denir. İçli ve mercimek köfteleri, analıkızlısı harikadır. Mantımız klasik mantı gibi kuru değil suludur.Bu şekilde yapılan mantıya kimi yörelerde yüksük çorbası deniliyor.Bizim orada ‘börek çorbası’ denir. Kayseri mantısına benzer olanına ise ‘tatar’ deriz. Üçgen şeklinde yapılır. Ancak Tarsus mutfağının vazgeçilmezi sakatattır. Tarsus’ta her yerde görürsünüz. Karın dolmamız çok meşhurdur. İşkembe kare parçalar halinde kesilir, içi etli dolma içiyle doldurularak pişirilir. Annem çok güzel yapardı.Eliniz yemek yapmaya epey antrenmanlı gibi. Mutfakta ilginç alışkanlıklarınız var mı?Bekâr evinde çok yemek yapmamla ilgili sanırım. Malzemeleri incecik doğrarım, asla üşenmem. Bir de yemekleri daha lezzetli olduğu gerekçesiyle kısık ateşte pişiririm. Kısık ateşte her şey pişer, sabırlı olmak gerek.Çok açken de kısık ateşte mi pişirirsiniz?Hayır. (gülüşmeler)Bu arada evinize misafir geleceği vakit eşiniz salatayı, siz ana yemekleri yapıyormuşsunuz. Genelde tersi olur. Doğru. Kalabalık gruplara yemek yapmaya alışkınım.Nedir spesiyaliniz?En meşhur yemeğim son günlerde çok konuşulan, belli bir gruba da mal edilen maklubedir. İyi de yaparım.Mesleğinizden ötürü çevreniz bir hayli geniş. Tanınmış misafirlerinize de pişiriyor musunuz yemek?Açıkçası şu ana kadar yakın arkadaşlarım dışında kimseyi ağırlamadım. Bu konuda büyüklerime özenirim. Mehmet Ali Birand ve Ufuk Güldemir’in evindeki davetlere siyasiler, işadamları ve medya dünyasının tanınmış isimleri gelirdi. Böyle ortamlar, güzel dostlukların da kurulmasına vesile oluyor.Geçtiğimiz aylarda Uganda’ya gittiniz. Nasıl beğendiniz mi ananasını?Bayıldım. Uganda, ananasıyla meşhur ve dünyada benzeri yok. Oradayken 6 öğün ananas yedim. İçim dışım ananas oldu. 6 öğün… Dönerken 6 koli getirdim. O kadar alışmışım ki haftada birkaç kez tüketiyorum. Ancak Türkiye’deki ananas oradakiyle kıyaslanamaz.Türkiye’ye neden ihraç etmiyorlar peki?Araya karteller girmiş, bize Sri Lanka’dan geliyor. Daha küçük, kuru ve tatsız. Kabak karpuzla lezzetli karpuz arasındaki fark neyse bizde, marketlerde satılan ile Uganda ananası arasındaki fark o.Son siyasi gelişmelerden sonra ihraç edileceği varsa da edilmez sanırım.Kesinlikle. Zaten çok çabuk bozulan bir şey iki-üç gün içinde tüketmeniz lazım. Çürümeye başlıyor.Tam da ananasla ilgili tartışmaların kızıştığı bir dönemde 6 koli ananastan bahsediyorsunuz. Havaalanında sorun olmadı mı?Olmaz mı? Polis 6 koliyi görünce “Gıda limiti var, bu kadar ananası sokamazsınız.” dedi. Belirttiğiniz gibi o günlerde de ananas epey gündemdeydi. Epey di
Zaman
En Çok Okunan
28.06.2014
BileniçinUgandaananasımüthişbirarmağanBilen için Uganda ananası müthiş bir armağan
Bilen için Uganda ananası müthiş bir armağan
Zaman
28.06.2014
02:02
Sürekli takım elbiseyle görmekten mi ele aldığı konuların ağırlandığından mı bilemiyorum yanına yaklaşılmaz ‘ciddi’ bir duruşu var Tarık Toros’un. Ancak bu imaj önlüğü beline kaşığı eline alana kadarmış. Kuzulu önlüğünü giyince uzmanlık alanı siyaset değil yemek oluverdi bir anda.Mutfak, öyle bir iksirli bir yer ki sadece midenizi değil ortamı da ısıtıyor. Bu yüzden sırf dışarıya verdiği ‘ciddi’ görüntüsünden dolayı yanına yaklaşıp soru sormaya çekindiğiniz kişileri sokun oraya, bakın bir anda nasıl da ‘şeker gibi’ formuna dönüşüyor. Ocakta tıkırdayan yemekle birlikte tüm ciddiyet de sevimsiz konular da buhar olup uçuyor. Tabii kuzulu bir önlük de şart. Yoğun, tatsız ve can sıkıcı gündemin yazı ve programlarıyla nabzını tutan sürekli takım elbisesiyle görmeye alışkın olduğumuz Bugün Televizyonu Genel Yayın Yönetmeni Tarık Toros’un evindeydim bu hafta. Söyleşiyi sabah gerçekleştirdiğimiz için epey iddialı olduğu menemen ve sucuklu yumurta pişirdi. Yumurta pişirmede ne kadar iddialı olunabilir ki demeyin. Malzemelerin (evinin yakınındaki köyden alıyor) doğal olmasının etkisi yadsınamaz ancak elinin maharetine de diyecek yoktu. Toros’u yakın zamanda ziyarete niyetlenenlere kahvaltıya gitmeleri tavsiye olunur. Yumurtayı çok seviyormuşsunuz.Kahvaltı soframda olmazsa olmaz 2 şey var. Biri menemen diğeri de sucuklu yumurta. İkisini de kendime has usulle pişiriyorum. Tarsusluyum, orada insanlar kahvaltıyı peynir zeytinle ya da domates söğüşle geçiştirirler. Ben ise sıcak bir şey olmadı mı doymuyorum.Nedir alamet-i farikası?Menemenin değişik varyasyonları var. Benim olmazsa olmazım maydanoz ve 4 baharat (kekik, nane, pul ve karabiber) Ayrıca malzemeleri minik doğrarım. Domatesi de soymam.Bir yumurtaya bu kadar baharat koyduğunuza göre aranız iyi olmalı.Mutfakta vazgeçilmez 4 baharat onlar. 5’incisi yok. Kimisinde nane ve kekik olmuyor ama biber ve karabiber her yemeğe girer. Acıyı çok seviyorum. Onsuz yemek yemem.Tarsuslu olmanın hakkını veriyorum diyorsunuz yani.Kesinlikle. Yemeklerimiz acılıdır. Tarsus mutfağı Hatay, Urfa, Antep ve Mardin mutfaklarıyla benzer. Un ve bulgur ağırlıklı. Bulgurun türlü yemeği hatta çorbası bile yapılır. Lepe denir. İçli ve mercimek köfteleri, analıkızlısı harikadır. Mantımız klasik mantı gibi kuru değil suludur.Bu şekilde yapılan mantıya kimi yörelerde yüksük çorbası deniliyor.Bizim orada ‘börek çorbası’ denir. Kayseri mantısına benzer olanına ise ‘tatar’ deriz. Üçgen şeklinde yapılır. Ancak Tarsus mutfağının vazgeçilmezi sakatattır. Tarsus’ta her yerde görürsünüz. Karın dolmamız çok meşhurdur. İşkembe kare parçalar halinde kesilir, içi etli dolma içiyle doldurularak pişirilir. Annem çok güzel yapardı.Eliniz yemek yapmaya epey antrenmanlı gibi. Mutfakta ilginç alışkanlıklarınız var mı?Bekâr evinde çok yemek yapmamla ilgili sanırım. Malzemeleri incecik doğrarım, asla üşenmem. Bir de yemekleri daha lezzetli olduğu gerekçesiyle kısık ateşte pişiririm. Kısık ateşte her şey pişer, sabırlı olmak gerek.Çok açken de kısık ateşte mi pişirirsiniz?Hayır. (gülüşmeler)Bu arada evinize misafir geleceği vakit eşiniz salatayı, siz ana yemekleri yapıyormuşsunuz. Genelde tersi olur. Doğru. Kalabalık gruplara yemek yapmaya alışkınım.Nedir spesiyaliniz?En meşhur yemeğim son günlerde çok konuşulan, belli bir gruba da mal edilen maklubedir. İyi de yaparım.Mesleğinizden ötürü çevreniz bir hayli geniş. Tanınmış misafirlerinize de pişiriyor musunuz yemek?Açıkçası şu ana kadar yakın arkadaşlarım dışında kimseyi ağırlamadım. Bu konuda büyüklerime özenirim. Mehmet Ali Birand ve Ufuk Güldemir’in evindeki davetlere siyasiler, işadamları ve medya dünyasının tanınmış isimleri gelirdi. Böyle ortamlar, güzel dostlukların da kurulmasına vesile oluyor.Geçtiğimiz aylarda Uganda’ya gittiniz. Nasıl beğendiniz mi ananasını?Bayıldım. Uganda, ananasıyla meşhur ve dünyada benzeri yok. Oradayken 6 öğün ananas yedim. İçim dışım ananas oldu. 6 öğün… Dönerken 6 koli getirdim. O kadar alışmışım ki haftada birkaç kez tüketiyorum. Ancak Türkiye’deki ananas oradakiyle kıyaslanamaz.Türkiye’ye neden ihraç etmiyorlar peki?Araya karteller girmiş, bize Sri Lanka’dan geliyor. Daha küçük, kuru ve tatsız. Kabak karpuzla lezzetli karpuz arasındaki fark neyse bizde, marketlerde satılan ile Uganda ananası arasındaki fark o.Son siyasi gelişmelerden sonra ihraç edileceği varsa da edilmez sanırım.Kesinlikle. Zaten çok çabuk bozulan bir şey iki-üç gün içinde tüketmeniz lazım. Çürümeye başlıyor.Tam da ananasla ilgili tartışmaların kızıştığı bir dönemde 6 koli ananastan bahsediyorsunuz. Havaalanında sorun olmadı mı?Olmaz mı? Polis 6 koliyi görünce “Gıda limiti var, bu kadar ananası sokamazsınız.” dedi. Belirttiğiniz gibi o günlerde de ananas epey gündemdeydi. Epey di
Zaman
Ana Sayfa
28.06.2014
BileniçinUgandaananasımüthişbirarmağanBilen için Uganda ananası müthiş bir armağan
3.Köprü bağlantı yollarında inşaat durdu
Zaman
27.06.2014
03:30
İstanbulda üçüncü boğaz köprüsü bağlantı yolunda çalışan kamyoncu ve makineciler, ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle şantiye yollarını kapatarak çalışmaları durdurdu. Habipler bağlantı yolundaki şantiye sahasının giriş ve çıkışlarını toprak ve dozerlerle kapatılan alacaklılar, paraları ödenmeden bölgedeki çalışmalara izin vermeyeceklerini söyledi.Üçüncü köprü Habipler bağlantı yolunda, Şubat ayından beri çalışmakta olan kamyoncu ve makineciler, paralarının ödenmediği gerekçesiyle şantiyedeki çalışmaları durdurdu. Şantiye girişlerine iş makineleriyle toprak yığan alacaklılar, şantiye yolunu kapattı.Toplamda 1 milyon lira alacakları olduğunu, ödenmedikçe de yolu açmayacaklarını belirten işçiler, Yarın mübarek gün. Herkes alışverişini yapacak, maalesef şu an bir muhatabımız yok paramızı almak için. 4 ay kim buna dayanabilir? Maaş veriyorsun, yemek yiyorsun, araban arıza yapıyor... Kim bunu ödüyor? Avrupa Birliğine böyle mi giriyoruz biz? sözleriyle tepkilerini dile getirdi.2015TE SÖZ VERİLDİ BÖYLE GİDERSE 2016DA DA BİTMEZİşçilerin görüşleri şöyle:Rasim Doğan, Biz, ikinci aydan beri burada çalışıyoruz. İki ay çalıştık. Üçüncü aya girdik paramız ödenmedi, biz de işi durdurduk. İki aydan beri de mağduruz. Ana firma taşerona para ödemiyor. Taşeron da bize ödeyemiyor. Ve biz devamlı gittik geldik iki ay, bugün yarın bugün yarın... İki ayı geçince biz de yolları kapattık. Ana firmada falan hiçbir muhatap bulamıyoruz şu an. Sayın Başbakanımıza söz verdi bunlar, 2015in sonunda biz burayı teslim edeceğiz diye. Maalesef bu şekilde giderse 2016da da teslim edemeyecekler. Çünkü burada 100 kişi, 150 kişi bunların arkasındaki insanları da düşünün. Yarın mübarek gün. Herkes alışverişini yapacak, maalesef şu an bir muhatabımız yok paramızı almak için. Bu şantiyede kamyoncu, makineci, yemekçi, işçi, güvenlik, şoför, operatör ana firmadan muhatap bekliyoruz. Bize söz versin ki şu gün biz sizin paranızı ödeyeceğiz, biz de yolu açıp gideceğiz ama şu an hiç bir muhatap bulamadık. Biz öğleden beri buradayız, kimse gelmiyor ana firmadan.Refik Boydaş, Adamın cebinde 5 kuruş para yokken hiçbir şeyi yokken getirmiş işi ona vermiş. Senin benim onun hepsinin arabası, makinesi gelmiş burada çalışıyor. Kimse muhatabımız şimdi yok. Kimden istiyoruz, git diyor icraya, o diyor git taşerona. Taşerona geliyoruz taşeron bizden daha aç, bizden para istiyor. Ne bizde var ne onda. Muhatabımız kimse o gelsin. Biz onun için yolu kapattık. Bizim muhatabımız, bizim paramızı kim getirirse biz onu istiyoruz.AVRUPA BİRLİĞİNE BÖYLE Mİ GİRİYORUZ BİZ?Dursun Ayaz, Bu işi alan müteahhit bütün kaç tane taşeron varsa şu anda hepsi iflas noktasında. İşi ucuz verdi, taşeronu garanti altına almadı. İşi vermiş müteahhite, Sen taşerona parasını verdin mi vermedin mi? sormuyor adama. Müteahhitin parasını ödüyor. Her 15 günde bu parayı ödüyor. Burada çalışan işçilerin hepsi 4 aydır para almamış, bunu niye sormuyor? Zaten adama da işi ucuz vermiş, onlar da iflas noktasında. Ya ne olacak bu millet? Herkes diyor güllük gülistanlık, başbakan diyor. Ne oldu? Yapan bunu devlet. Devlet dolandırıyor milleti. Buradaki herkesin arabası var, çantacı değil bu insanlar, hepsinin arabası var. Hepsinin cebini soyundur 100 lira para çıkmaz. 4 ay kim buna dayanabilir? Maaş veriyorsun, yemek yiyorsun, araban arıza yapıyor. Kim bunu ödüyor? Avrupa Birliğine böyle mi giriyoruz biz?
Zaman
Ana Sayfa
27.06.2014
3Köprübağlantıyollarındainşaatdurdu3Köprü bağlantı yollarında inşaat durdu
3.Köprü bağlantı yollarında inşaat durdu
Zaman
27.06.2014
03:14
İstanbulda üçüncü boğaz köprüsü bağlantı yolunda çalışan kamyoncu ve makineciler, ücretlerini alamadıkları gerekçesiyle şantiye yollarını kapatarak çalışmaları durdurdu. Habipler bağlantı yolundaki şantiye sahasının giriş ve çıkışlarını toprak ve dozerlerle kapatılan alacaklılar, paraları ödenmeden bölgedeki çalışmalara izin vermeyeceklerini söyledi.Üçüncü köprü Habipler bağlantı yolunda, Şubat ayından beri çalışmakta olan kamyoncu ve makineciler, paralarının ödenmediği gerekçesiyle şantiyedeki çalışmaları durdurdu. Şantiye girişlerine iş makineleriyle toprak yığan alacaklılar, şantiye yolunu kapattı. Toplamda 1 milyon lira alacakları olduğunu, ödenmedikçe de yolu açmayacaklarını belirten işçiler, Yarın mübarek gün. Herkes alışverişini yapacak, maalesef şu an bir muhatabımız yok paramızı almak için. 4 ay kim buna dayanabilir? Maaş veriyorsun, yemek yiyorsun, araban arıza yapıyor... Kim bunu ödüyor? Avrupa Birliğine böyle mi giriyoruz biz? sözleriyle tepkilerini dile getirdi. 2015TE SÖZ VERİLDİ BÖYLE GİDERSE 2016DA DA BİTMEZİşçilerin görüşleri şöyle:Rasim Doğan, Biz, ikinci aydan beri burada çalışıyoruz. İki ay çalıştık. Üçüncü aya girdik paramız ödenmedi, biz de işi durdurduk. İki aydan beri de mağduruz. Ana firma taşerona para ödemiyor. Taşeron da bize ödeyemiyor. Ve biz devamlı gittik geldik iki ay, bugün yarın bugün yarın... İki ayı geçince biz de yolları kapattık. Ana firmada falan hiçbir muhatap bulamıyoruz şu an. Sayın Başbakanımıza söz verdi bunlar, 2015in sonunda biz burayı teslim edeceğiz diye. Maalesef bu şekilde giderse 2016da da teslim edemeyecekler. Çünkü burada 100 kişi, 150 kişi bunların arkasındaki insanları da düşünün. Yarın mübarek gün. Herkes alışverişini yapacak, maalesef şu an bir muhatabımız yok paramızı almak için. Bu şantiyede kamyoncu, makineci, yemekçi, işçi, güvenlik, şoför, operatör ana firmadan muhatap bekliyoruz. Bize söz versin ki şu gün biz sizin paranızı ödeyeceğiz, biz de yolu açıp gideceğiz ama şu an hiç bir muhatap bulamadık. Biz öğleden beri buradayız, kimse gelmiyor ana firmadan.Refik Boydaş, Adamın cebinde 5 kuruş para yokken hiçbir şeyi yokken getirmiş işi ona vermiş. Senin benim onun hepsinin arabası, makinesi gelmiş burada çalışıyor. Kimse muhatabımız şimdi yok. Kimden istiyoruz, git diyor icraya, o diyor git taşerona. Taşerona geliyoruz taşeron bizden daha aç, bizden para istiyor. Ne bizde var ne onda. Muhatabımız kimse o gelsin. Biz onun için yolu kapattık. Bizim muhatabımız, bizim paramızı kim getirirse biz onu istiyoruz.AVRUPA BİRLİĞİNE BÖYLE Mİ GİRİYORUZ BİZ? Dursun Ayaz, Bu işi alan müteahhit bütün kaç tane taşeron varsa şu anda hepsi iflas noktasında. İşi ucuz verdi, taşeronu garanti altına almadı. İşi vermiş müteahhite, Sen taşerona parasını verdin mi vermedin mi? sormuyor adama. Müteahhitin parasını ödüyor. Her 15 günde bu parayı ödüyor. Burada çalışan işçilerin hepsi 4 aydır para almamış, bunu niye sormuyor? Zaten adama da işi ucuz vermiş, onlar da iflas noktasında. Ya ne olacak bu millet? Herkes diyor güllük gülistanlık, başbakan diyor. Ne oldu? Yapan bunu devlet. Devlet dolandırıyor milleti. Buradaki herkesin arabası var, çantacı değil bu insanlar, hepsinin arabası var. Hepsinin cebini soyundur 100 lira para çıkmaz. 4 ay kim buna dayanabilir? Maaş veriyorsun, yemek yiyorsun, araban arıza yapıyor. Kim bunu ödüyor? Avrupa Birliğine böyle mi giriyoruz biz?
Zaman
Son Dakika
27.06.2014
3Köprübağlantıyollarındainşaatdurdu3Köprü bağlantı yollarında inşaat durdu
4’ü Türk 45 rehine serbest
Zaman
20.06.2014
03:46
Terörist El Kaide bağlantılı Ensarüs Sünne örgütü tarafından Irak’ın Tikrit kenti yakınlarında dört gün önce kaçırılan ATK İnşaat Şirketi’ne bağlı 4’ü Türk 45 kişi dün serbest bırakıldı.Rehineler, Kerkük Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Türkmen General Turhan Abdurrahman’ın girişimleriyle yapılan anlaşmanın ardından il sınırına bırakıldı. Buradan Irak Türkmen Cephesi ve askerler tarafından teslim alınan işçiler, karınlarını doyurmaları için hemen bir restorana götürüldü. General Abdurrahman, “Onları kurtarmak bizim görevimizdi. Türkmenistan’dan, Bangladeş’ten, Türkiye’den gelenler bizim kardeşimizdir. Hepimiz Müslüman’ız, hepimiz kardeşiz. Yemek yiyip, istirahat edip evlerine dönecekler.” diye konuştu. İlk kez Türk işçilerin serbest bırakılması Irak’ta alıkonulduğu bilinen 100 kadar diğer Türkiye vatandaşı için de umut oldu. Şirket operatörü Cem Tezel, “Arabadan indirildiğimizde birisi kafama ve gözüme silah tuttu. Korkudan fenalaştım. Bu sırada komutan olduğunu düşündüğüm biri geldi. Silah tutanlara kızarak elimi tutup ‘Korkma, size bir şey yapmayacağız.’ dedi. Bize kötü davranmadılar. Sürekli ‘Aranızda Şii var mı?’ diye soruyorlardı. Çok büyük bir Şii nefreti vardı. Bizden namaz kılmamızı istiyorlardı. 4 gün boyunca su ve ekmek verdiler. Bana Kur’an ve yüzük hediye ettiler. Ben de onlara Türk parası hediye ettim.” dedi. Mühendis Fatih Önder de, “Aranızda mühendis var mı, diye soruyorlardı. Bize kötü davranmadılar ancak ne olacağını bilmediğimiz için çok korktuk.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Ana Sayfa
20.06.2014
4’üTürk45rehineserbest4’ü Türk 45 rehine serbest
4’ü Türk 45 rehine serbest
Zaman
20.06.2014
02:02
Terörist El Kaide bağlantılı Ensarüs Sünne örgütü tarafından Irak’ın Tikrit kenti yakınlarında dört gün önce kaçırılan ATK İnşaat Şirketi’ne bağlı 4’ü Türk 45 kişi dün serbest bırakıldı.Rehineler, Kerkük Emniyet Genel Müdür Yardımcısı Türkmen General Turhan Abdurrahman’ın girişimleriyle yapılan anlaşmanın ardından il sınırına bırakıldı. Buradan Irak Türkmen Cephesi ve askerler tarafından teslim alınan işçiler, karınlarını doyurmaları için hemen bir restorana götürüldü. General Abdurrahman, “Onları kurtarmak bizim görevimizdi. Türkmenistan’dan, Bangladeş’ten, Türkiye’den gelenler bizim kardeşimizdir. Hepimiz Müslüman’ız, hepimiz kardeşiz. Yemek yiyip, istirahat edip evlerine dönecekler.” diye konuştu. İlk kez Türk işçilerin serbest bırakılması Irak’ta alıkonulduğu bilinen 100 kadar diğer Türkiye vatandaşı için de umut oldu. Şirket operatörü Cem Tezel, “Arabadan indirildiğimizde birisi kafama ve gözüme silah tuttu. Korkudan fenalaştım. Bu sırada komutan olduğunu düşündüğüm biri geldi. Silah tutanlara kızarak elimi tutup ‘Korkma, size bir şey yapmayacağız.’ dedi. Bize kötü davranmadılar. Sürekli ‘Aranızda Şii var mı?’ diye soruyorlardı. Çok büyük bir Şii nefreti vardı. Bizden namaz kılmamızı istiyorlardı. 4 gün boyunca su ve ekmek verdiler. Bana Kur’an ve yüzük hediye ettiler. Ben de onlara Türk parası hediye ettim.” dedi. Mühendis Fatih Önder de, “Aranızda mühendis var mı, diye soruyorlardı. Bize kötü davranmadılar ancak ne olacağını bilmediğimiz için çok korktuk.” ifadelerini kullandı.
Zaman
Dünya
20.06.2014
4’üTürk45rehineserbest4’ü Türk 45 rehine serbest
Kanser ilaçları de sele gitti
Zaman
07.06.2014
19:18
Adanada dün yaşanan sel afetinde evini su basan Ayşe Dal, kendisine uzanacak yardım elini bekliyor. 13 yıldır yakalandığı kanser hastalığıyla mücadele eden Dal, dün yaşanan selden kanser ilaçlarını bile kurtaramadı. Dün hastaneye yatışı yapılan Dal, çocukları ve torunu sokaktayken kendisinin tedavi göremeyeceğini söyleyen Dal, Çocuklarım, torunum böyle dururken ben nasıl rahat yatayım? dedi.Sarıçam ilçesi Şahintepe Mahallesinde 2 odalı evinde 8 kişi yaşayan Dal ailesi dünkü selden en çok etkilenen ailelerden biri oldu. Bütün eşyaları kullanılamaz hale gelen aile, sabahı sokakta yaptı. Kanser hastası olan Ayşe Dal ise kemoterapi için hastaneye yatışı yapıldığı halde sel nedeniyle gidip tedavisine başlayamadı. Çocukları bu haldeyken hastanede yatamayacağını belirten Ayşe Dal, kolu sarılı bir halde evini temizlemenin telaşına düştü. Üstündeki kıyafetin bile ıslak olduğunu ve yiyecek hiçbir şeyleri kalmadığını dile getiren Dal, en çok üzüldüğü şeylerden birinin de kanser ilaçlarının sele kapılıp gitmesi. Hastalığının çok ilerlediğini ve hastanede yatması gerektiğini anlatan Dal, dün hastaneye gittiğini ve şuan hastanede yatıyor gözüktüğünü anlattı. Evinde ne yağ, ne tuz, ne tüp kaldığını vurgulayan Dal, torunun bezlerini bile sel sularının götürdüğünü belirtti. Torunun, maması selde gittiğinden dün akşama kadar ağladığını dile getiren Dal, Çocuk akşama kadar dün bağırdı, ağladı. Anası da onla birlikte ağladı, ben de onla birlikte ağladım. Askerdeki oğlum aradı, ceryan olmadığını söyledim. Çocuğumu oyalayıp duruyorum ceyranlar kesik diye. Yatacak bir yatağım, yorganım bile yok. dedi. Geceyi dışarıda geçirdiklerini vurgulayan Ayşe Dal, sadece belediyeden ekiplerin gelerek hasar tespiti yaptıklarını, başka kimsenin de gelmediğini ifade etti. Dün akşam belediye ekiplerinin döner getirdiğini ifade eden Dal, bugün ise komşularının yemek verdiğini vurguladı. Dal, konuşmasında Başbakan Erdoğana da tepki göstererek, Suriyelilere bakacağına gelsin önce kendi adamlarına sahip çıksın. Duysun bizim sesimizi. diye konuştu.(CİHAN)
Zaman
Son Dakika
07.06.2014
KanserilaçlarıdeselegittiKanser ilaçları de sele gitti
Bir oturuşta üç ekmek yerim sanıyorlar
Zaman
07.06.2014
07:09
Yıllardır mutfağa girmese de “Bekarlık günlerinde yapmışlığım var.” diyerek pilav pişirme cesareti gösterdi Kerem Gönlüm. Basketbolcu, potalardaki başarısını mutfağa yansıtamasa da Uzakdoğu’da şansı yüksek bir tabak çıkardı ortaya.Mutfakta acemi bir erkekseniz pratikliğine ve pişirme süresinin kısalığına aldanıp ince ustalık isteyen bir yemek yapma girişiminde bulunmamalısınız. Hele ki bu yemek kadınların bile tutturmakta zorlandığı pilavsa. Oğlunuz tadına bakar ve ışık hızıyla annesinin harika pilavlarını hatırlar. Haklı bir kıyas yaparak “Çok kötü, tatsız tuzsuz, yemeyeceğim ben bunu!” diye eleştirebilir, itibarınızı “ufak” çapta bir sarsıntıya uğratabilir mesela. Potaların başarılı basketbolcusu, milli oyuncu Kerem Gönlüm’dü Yemek Bahane’nin bu haftaki konuğu. Eşinden de, evde yemekleri pişiren yardımcıları Fidan Hanım’dan da tüyoları almış, dersine epey iyi çalışmıştı oysa. Pirinci bir gece öncesinden ıslatmış, şehriyeyi hangi yağ ile kavuracak, ne kadar su koyacak, altını ne zaman kısacak, neden tereyağını en son ilave edecek vs. her aşamayı ve püf noktalarını bir bir ezberlemişti. Her pirincin su kaldırma kapasitesinin farklı olduğunu da bilse ve tuzlu olmasın diye elini korkak alıştırmasa her şey tastamam olacaktı doğrusu. Büyük oğlu Kerem Can kadar olmasa da Gönlüm’ün pilavına bir eleştirim var elbette: Uzakdoğu’da olsa 10 üzerinden 10 alabilecek, Türkiye’de ise “gideri olan, en azından karın doyuracak” bir pilavdı. r.gul@zaman.com.trBir kadın pilav pişirebiliyorsa her yemeği yapabilir derler. Sizce de iddialı bir seçim değil mi?İddialı değilim ama bekârken yapmışlığım var.Beğeniliyor muydu?Beğeniliyor muydu bilemem ama gideri vardı, yeniyordu. Karın doyuruyordu en azından.Tezgahın üzerinde tereyağı da vardı ancak sadece zeytinyağı kullanıyorsunuz...Şehriyeyi kavurmak için zeytinyağı kullanıyorum. Suyunu, tuzunu, pirinci ilave ettikten sonra da lezzet katsın diye bir miktar tereyağını ilave edeceğim. İki bardak pirinç için 4-4,5 bardak su kullanacağım. Su kaynadıktan sonra altını kısıp, demlenmeye bırakacağım.Tüyolar alınmış desenize.Tabii. Eşim çok güzel pilav yapar.O değil de hiç yemek yapma modunda değilsiniz. Her an bırakıp basketbol sahasına gidecekmişsiniz gibi bir haliniz var...(Gülüyor) Biraz öyle... Doğrusunu söylemek gerekirse mutfak pek uğradığım bir yer değil. Sadece yemek yemek için... Elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışacağım.Mesleğiniz gereği protein ve karbonhidrat ağırlıklı besleniyorsunuz. Sürekli makarna ve et yemekten bıkmadınız mı?Maalesef sıkıldım. Profesyonel basketbol oynayalı 17 sene oldu. Ağır spor yaptığımız için protein ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmemiz gerekiyor. Araç için benzin neyse bizim için yemek o. Disipline bir hayatımız var. Yıllardır bütün kamplarda menülerimiz bu şekilde hazırlanıyor.Peki ya kamplarda yaptığınız kaçamaklara ne demeli?Kaçamak derken? Ne gibi?Litvanya kampında Hidayet Türkoğlu’yla birlikte gazetecilere pizza sipariş ettirip otel odasında afiyetle yemeniz gibi mesela...(Gülüşmeler) Beslenme işin önemli kısmı ama tabii ki biz de robot gibi yaşamıyoruz. Bazen rutinin dışına çıktığımız oluyor. Dediğim gibi aynı şeyleri yemek sıkabiliyor. Eşimle dışarı çıktığımda da kendi tercih ettiğim yemekleri yemeye çalışıyorum.Kilo almaktan korkmuyorsunuz o halde...Kolay kilo alabilen biri değilim. Bu yüzden biraz şanslıyım. Yaz tatilinde aldığım 3-5 kiloyu birkaç ayda veriyorum. Bu yüzden sürekli diyet yapmalıyım gibi bir düşüncem de yok. Canım ne istiyorsa yiyorum. Kampta bile -ki çok kilo yapar- canım çekmişse istediğim tatlıyı yerim. Ama kilo alanlar için sorun oluyor.2.08 cm ile boyu en uzun basketbolculardan birisiniz. Görüntü itibarıyla bir oturuşta 3 ekmek yermiş izlenimi veriyorsunuz.Canım ne istiyorsa yerim ama obur değilim. Bilmeyen herkes başta öyle sanıyor ama yemek yerken gördükten sonra ne kadar az yemek yiyorsun diyorlar.Yurtdışındaki, özellikle Amerika’daki basketbolcular daha iri cüsseli, daha kilolu sanki.Bu biraz oyuncunun fiziksel özelliğiyle ilgili ama giden arkadaşlardan duymuştum. Oradaki beslenme ve antreman sistemleri, aldıkları ekstra takviyeler bizimkinden çok farklı.Maçlar dolayısıyla onca ülke gezdiniz. Damak tadı uymadığı için aç kaldığınız ülke oldu mu?Aç kalma gibi bir durum olmadı. Çünkü okyanus aşırı ülkelere gittiğimizde riske atılmıyor, aşçımız da bizimle geliyor. Örneğin Dünya Şampiyonası için Japonya’ya gittiğimizde aşçı da bizimleydi. Avrupa’daki maçlarda ise kalacağımız otellere önceden menüler gönderiliyor. Zaten Avrupa Kupası’na hep aynı ülkelerin takımları katıldığından otel değişikliği yapılmıyor, hep alıştığımız otellerde kalıyoruz.Buradan Japonya’ya aşçı götürmenizi anladım da Ankara’daki kampa Mersin’den tantuni ustası göt
Zaman
Ana Sayfa
07.06.2014
BiroturuştaüçekmekyerimsanıyorlarBir oturuşta üç ekmek yerim sanıyorlar
Bir oturuşta üç ekmek yerim sanıyorlar
Zaman
07.06.2014
02:04
Yıllardır mutfağa girmese de “Bekarlık günlerinde yapmışlığım var.” diyerek pilav pişirme cesareti gösterdi Kerem Gönlüm. Basketbolcu, potalardaki başarısını mutfağa yansıtamasa da Uzakdoğu’da şansı yüksek bir tabak çıkardı ortaya.Mutfakta acemi bir erkekseniz pratikliğine ve pişirme süresinin kısalığına aldanıp ince ustalık isteyen bir yemek yapma girişiminde bulunmamalısınız. Hele ki bu yemek kadınların bile tutturmakta zorlandığı pilavsa. Oğlunuz tadına bakar ve ışık hızıyla annesinin harika pilavlarını hatırlar. Haklı bir kıyas yaparak “Çok kötü, tatsız tuzsuz, yemeyeceğim ben bunu!” diye eleştirebilir, itibarınızı “ufak” çapta bir sarsıntıya uğratabilir mesela. Potaların başarılı basketbolcusu, milli oyuncu Kerem Gönlüm’dü Yemek Bahane’nin bu haftaki konuğu. Eşinden de, evde yemekleri pişiren yardımcıları Fidan Hanım’dan da tüyoları almış, dersine epey iyi çalışmıştı oysa. Pirinci bir gece öncesinden ıslatmış, şehriyeyi hangi yağ ile kavuracak, ne kadar su koyacak, altını ne zaman kısacak, neden tereyağını en son ilave edecek vs. her aşamayı ve püf noktalarını bir bir ezberlemişti. Her pirincin su kaldırma kapasitesinin farklı olduğunu da bilse ve tuzlu olmasın diye elini korkak alıştırmasa her şey tastamam olacaktı doğrusu. Büyük oğlu Kerem Can kadar olmasa da Gönlüm’ün pilavına bir eleştirim var elbette: Uzakdoğu’da olsa 10 üzerinden 10 alabilecek, Türkiye’de ise “gideri olan, en azından karın doyuracak” bir pilavdı. r.gul@zaman.com.trBir kadın pilav pişirebiliyorsa her yemeği yapabilir derler. Sizce de iddialı bir seçim değil mi?İddialı değilim ama bekârken yapmışlığım var.Beğeniliyor muydu?Beğeniliyor muydu bilemem ama gideri vardı, yeniyordu. Karın doyuruyordu en azından.Tezgahın üzerinde tereyağı da vardı ancak sadece zeytinyağı kullanıyorsunuz...Şehriyeyi kavurmak için zeytinyağı kullanıyorum. Suyunu, tuzunu, pirinci ilave ettikten sonra da lezzet katsın diye bir miktar tereyağını ilave edeceğim. İki bardak pirinç için 4-4,5 bardak su kullanacağım. Su kaynadıktan sonra altını kısıp, demlenmeye bırakacağım.Tüyolar alınmış desenize.Tabii. Eşim çok güzel pilav yapar.O değil de hiç yemek yapma modunda değilsiniz. Her an bırakıp basketbol sahasına gidecekmişsiniz gibi bir haliniz var...(Gülüyor) Biraz öyle... Doğrusunu söylemek gerekirse mutfak pek uğradığım bir yer değil. Sadece yemek yemek için... Elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışacağım.Mesleğiniz gereği protein ve karbonhidrat ağırlıklı besleniyorsunuz. Sürekli makarna ve et yemekten bıkmadınız mı?Maalesef sıkıldım. Profesyonel basketbol oynayalı 17 sene oldu. Ağır spor yaptığımız için protein ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmemiz gerekiyor. Araç için benzin neyse bizim için yemek o. Disipline bir hayatımız var. Yıllardır bütün kamplarda menülerimiz bu şekilde hazırlanıyor.Peki ya kamplarda yaptığınız kaçamaklara ne demeli?Kaçamak derken? Ne gibi?Litvanya kampında Hidayet Türkoğlu’yla birlikte gazetecilere pizza sipariş ettirip otel odasında afiyetle yemeniz gibi mesela...(Gülüşmeler) Beslenme işin önemli kısmı ama tabii ki biz de robot gibi yaşamıyoruz. Bazen rutinin dışına çıktığımız oluyor. Dediğim gibi aynı şeyleri yemek sıkabiliyor. Eşimle dışarı çıktığımda da kendi tercih ettiğim yemekleri yemeye çalışıyorum.Kilo almaktan korkmuyorsunuz o halde...Kolay kilo alabilen biri değilim. Bu yüzden biraz şanslıyım. Yaz tatilinde aldığım 3-5 kiloyu birkaç ayda veriyorum. Bu yüzden sürekli diyet yapmalıyım gibi bir düşüncem de yok. Canım ne istiyorsa yiyorum. Kampta bile -ki çok kilo yapar- canım çekmişse istediğim tatlıyı yerim. Ama kilo alanlar için sorun oluyor.2.08 cm ile boyu en uzun basketbolculardan birisiniz. Görüntü itibarıyla bir oturuşta 3 ekmek yermiş izlenimi veriyorsunuz.Canım ne istiyorsa yerim ama obur değilim. Bilmeyen herkes başta öyle sanıyor ama yemek yerken gördükten sonra ne kadar az yemek yiyorsun diyorlar.Yurtdışındaki, özellikle Amerika’daki basketbolcular daha iri cüsseli, daha kilolu sanki.Bu biraz oyuncunun fiziksel özelliğiyle ilgili ama giden arkadaşlardan duymuştum. Oradaki beslenme ve antreman sistemleri, aldıkları ekstra takviyeler bizimkinden çok farklı.Maçlar dolayısıyla onca ülke gezdiniz. Damak tadı uymadığı için aç kaldığınız ülke oldu mu?Aç kalma gibi bir durum olmadı. Çünkü okyanus aşırı ülkelere gittiğimizde riske atılmıyor, aşçımız da bizimle geliyor. Örneğin Dünya Şampiyonası için Japonya’ya gittiğimizde aşçı da bizimleydi. Avrupa’daki maçlarda ise kalacağımız otellere önceden menüler gönderiliyor. Zaten Avrupa Kupası’na hep aynı ülkelerin takımları katıldığından otel değişikliği yapılmıyor, hep alıştığımız otellerde kalıyoruz.Buradan Japonya’ya aşçı götürmenizi anladım da Ankara’daki kampa Mersin’den tantuni ustası göt
Zaman
En Çok Okunan
07.06.2014
BiroturuştaüçekmekyerimsanıyorlarBir oturuşta üç ekmek yerim sanıyorlar
Bir oturuşta üç ekmek yerim sanıyorlar
Zaman
07.06.2014
02:02
Yıllardır mutfağa girmese de “Bekarlık günlerinde yapmışlığım var.” diyerek pilav pişirme cesareti gösterdi Kerem Gönlüm. Basketbolcu, potalardaki başarısını mutfağa yansıtamasa da Uzakdoğu’da şansı yüksek bir tabak çıkardı ortaya.Mutfakta acemi bir erkekseniz pratikliğine ve pişirme süresinin kısalığına aldanıp ince ustalık isteyen bir yemek yapma girişiminde bulunmamalısınız. Hele ki bu yemek kadınların bile tutturmakta zorlandığı pilavsa. Oğlunuz tadına bakar ve ışık hızıyla annesinin harika pilavlarını hatırlar. Haklı bir kıyas yaparak “Çok kötü, tatsız tuzsuz, yemeyeceğim ben bunu!” diye eleştirebilir, itibarınızı “ufak” çapta bir sarsıntıya uğratabilir mesela. Potaların başarılı basketbolcusu, milli oyuncu Kerem Gönlüm’dü Yemek Bahane’nin bu haftaki konuğu. Eşinden de, evde yemekleri pişiren yardımcıları Fidan Hanım’dan da tüyoları almış, dersine epey iyi çalışmıştı oysa. Pirinci bir gece öncesinden ıslatmış, şehriyeyi hangi yağ ile kavuracak, ne kadar su koyacak, altını ne zaman kısacak, neden tereyağını en son ilave edecek vs. her aşamayı ve püf noktalarını bir bir ezberlemişti. Her pirincin su kaldırma kapasitesinin farklı olduğunu da bilse ve tuzlu olmasın diye elini korkak alıştırmasa her şey tastamam olacaktı doğrusu. Büyük oğlu Kerem Can kadar olmasa da Gönlüm’ün pilavına bir eleştirim var elbette: Uzakdoğu’da olsa 10 üzerinden 10 alabilecek, Türkiye’de ise “gideri olan, en azından karın doyuracak” bir pilavdı. r.gul@zaman.com.trBir kadın pilav pişirebiliyorsa her yemeği yapabilir derler. Sizce de iddialı bir seçim değil mi?İddialı değilim ama bekârken yapmışlığım var.Beğeniliyor muydu?Beğeniliyor muydu bilemem ama gideri vardı, yeniyordu. Karın doyuruyordu en azından.Tezgahın üzerinde tereyağı da vardı ancak sadece zeytinyağı kullanıyorsunuz...Şehriyeyi kavurmak için zeytinyağı kullanıyorum. Suyunu, tuzunu, pirinci ilave ettikten sonra da lezzet katsın diye bir miktar tereyağını ilave edeceğim. İki bardak pirinç için 4-4,5 bardak su kullanacağım. Su kaynadıktan sonra altını kısıp, demlenmeye bırakacağım.Tüyolar alınmış desenize.Tabii. Eşim çok güzel pilav yapar.O değil de hiç yemek yapma modunda değilsiniz. Her an bırakıp basketbol sahasına gidecekmişsiniz gibi bir haliniz var...(Gülüyor) Biraz öyle... Doğrusunu söylemek gerekirse mutfak pek uğradığım bir yer değil. Sadece yemek yemek için... Elimden geldiğince bir şeyler yapmaya çalışacağım.Mesleğiniz gereği protein ve karbonhidrat ağırlıklı besleniyorsunuz. Sürekli makarna ve et yemekten bıkmadınız mı?Maalesef sıkıldım. Profesyonel basketbol oynayalı 17 sene oldu. Ağır spor yaptığımız için protein ve karbonhidrat ağırlıklı beslenmemiz gerekiyor. Araç için benzin neyse bizim için yemek o. Disipline bir hayatımız var. Yıllardır bütün kamplarda menülerimiz bu şekilde hazırlanıyor.Peki ya kamplarda yaptığınız kaçamaklara ne demeli?Kaçamak derken? Ne gibi?Litvanya kampında Hidayet Türkoğlu’yla birlikte gazetecilere pizza sipariş ettirip otel odasında afiyetle yemeniz gibi mesela...(Gülüşmeler) Beslenme işin önemli kısmı ama tabii ki biz de robot gibi yaşamıyoruz. Bazen rutinin dışına çıktığımız oluyor. Dediğim gibi aynı şeyleri yemek sıkabiliyor. Eşimle dışarı çıktığımda da kendi tercih ettiğim yemekleri yemeye çalışıyorum.Kilo almaktan korkmuyorsunuz o halde...Kolay kilo alabilen biri değilim. Bu yüzden biraz şanslıyım. Yaz tatilinde aldığım 3-5 kiloyu birkaç ayda veriyorum. Bu yüzden sürekli diyet yapmalıyım gibi bir düşüncem de yok. Canım ne istiyorsa yiyorum. Kampta bile -ki çok kilo yapar- canım çekmişse istediğim tatlıyı yerim. Ama kilo alanlar için sorun oluyor.2.08 cm ile boyu en uzun basketbolculardan birisiniz. Görüntü itibarıyla bir oturuşta 3 ekmek yermiş izlenimi veriyorsunuz.Canım ne istiyorsa yerim ama obur değilim. Bilmeyen herkes başta öyle sanıyor ama yemek yerken gördükten sonra ne kadar az yemek yiyorsun diyorlar.Yurtdışındaki, özellikle Amerika’daki basketbolcular daha iri cüsseli, daha kilolu sanki.Bu biraz oyuncunun fiziksel özelliğiyle ilgili ama giden arkadaşlardan duymuştum. Oradaki beslenme ve antreman sistemleri, aldıkları ekstra takviyeler bizimkinden çok farklı.Maçlar dolayısıyla onca ülke gezdiniz. Damak tadı uymadığı için aç kaldığınız ülke oldu mu?Aç kalma gibi bir durum olmadı. Çünkü okyanus aşırı ülkelere gittiğimizde riske atılmıyor, aşçımız da bizimle geliyor. Örneğin Dünya Şampiyonası için Japonya’ya gittiğimizde aşçı da bizimleydi. Avrupa’daki maçlarda ise kalacağımız otellere önceden menüler gönderiliyor. Zaten Avrupa Kupası’na hep aynı ülkelerin takımları katıldığından otel değişikliği yapılmıyor, hep alıştığımız otellerde kalıyoruz.Buradan Japonya’ya aşçı götürmenizi anladım da Ankara’daki kampa Mersin’den tantuni ustası göt
Zaman
Ana Sayfa
07.06.2014
BiroturuştaüçekmekyerimsanıyorlarBir oturuşta üç ekmek yerim sanıyorlar
Vali yardımcısı kendisini böyle savundu
Zaman
30.05.2014
15:24
Bursa Murat Hüdavendigar Camii avlusunda 6 yaşındaki oğluna sünnet töreni yapan Vali Yardımcısı Mehmet Özcan, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve İl Müftülüğünden izin alarak, kutsal değerlere saygısızlık yapmadan sünnet organizasyonu gerçekleştirdiklerini söyledi.Eşinin kanser hastası olduğunu ifade eden Özcan, Benim eşim dördüncü evre kanser hastası. Başka mürüvvetini görür müyüz, bilmiyorum. Ama onun sadece gençliğini öne çıkararak gazetede haber yapmak, ahlaki bir durum değildir. dedi. Özcan, önümüzdeki pazartesi gününden itibaren yaş haddinden emekliye ayrıldığını da açıkladı.Vali Yardımcısı Mehmet Özcan dün gerçekleştirilen ve tepkilere sebep olan sünnet töreni ile ilgili bugün basın toplantısı düzenledi. Basında yer alan haberleri üzülerek izlediğini ifade eden Özcan, Murat Camii benim burada göreve başladığım zaman üzerinde bulunan vakıflara ait bir misafirhanede bir yıl yaşadığım ve bir yıl külliye olarak oradaki mekanı yakından izlediğim ve çok saygı duyduğum bir mekandır. Burada özel bir manevi bağlılığımız vardır ve bu sebeple de oğlumun sünnetinde böyle bir mekanı seçmeyi kendimiz için doğrusu iyi bir seçim olarak düşündük. diye konuştu.Camilerin sosyal hayatın içinde olması gerektiğini söyleyen Özcan, Doğrusu benim gönlüm arzu ediyor ki camilerimiz elbette sosyal hayatın içinde daha etkin kullanılabilsin ve halkımızın teveccühüne mazhar olsun. Biz burada belki bir örnek olmayı da bir manada düşündük. Bu gün gazetede gördüğüm şeyleri bende okuyunca çok şaşardım. Bizim burada halkımızın hissiyatından farklı hiç bir hissiyatımız yoktur. şeklinde konuştu.Haberlerden rahatsızlığını dile getiren Özcan, şunları söyledi: Öne çıkarılmak istenen saygısız tutum, davranış ve sözlerin hiç birisi tarafımızdan vakıf olmamıştır. Biz caminin de, namazın da, sünnetin de oradaki abdest alınan mekanların da ne demek olduğunu çok iyi biliriz ve böyle bir etkinlik yaparken de bunlara saygısızlık etmeyi aklımızın ucundan geçirmeyiz. Bu manada hiç bir engel durum ya da söz asla olmamıştır. Kim bunları hangi amaçlarla öne çıkarıyor doğrusu bilmiyorum ama orada yapılan işlerin tamamı CDlere kaydedilmiştir. Programla ilgili izinleri Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve İl Müftülüğünden aldığını anlatan Mehmet Özcan, şöyle devam etti: İzinleri tamamen alınmıştır. Bir kısmı vakıflara ait, bir kısmı yol olarak kullanılan bir mekandır. Biz burada 600 kişiye yakın insana hayır amacıyla yemek ikramında bulunduk. Burası tarihi, dini ve milli bir mekandır. Bunun öne çıkarılması ve bu mekana uygun faaliyetlerle bunun sergilenmesi, sosyal içerikli bir faaliyet olarak anlaşılır ve bundan sonra da daha güzel örnekleri ile ele alınır diye böyle bir faaliyete giriştik. Burada mehter ve Bursanın sembolü olmuş kılıç kalkan ekibi ve bu arada Feshane düzeninde bazı etkinlikler yapıldı. Macuncular var, orada kağıt helva ikramında bulunuldu. Uzun adam vardı, ateşbazlar vardı. Tarihimizden gelen bu etkinlikleri biz göstererek daha çok mekanın tanıtımının öne çıkarılmasını istedik.Bu vesileyle memuriyetinin sonunda arkadaşlarına da bir veda yemeği vermeyi düşündüğünü anlatan Özcan, Hem de oğlumun sünneti vesilesi ile bir hayır yapmak amacıyla biz burada bulunduk. Yoksa tarihi mekanları ya da dini duygulara saygısızlık etmeyi aklımızın köşesinden dahi geçirmeyiz. Yani faaliyetimiz veya sözümüz böyle bir saygısızlığın ifadesi söz konusu değildir. Orada mehter çalmıştır, kılıç kalkan oynamıştır ve sonrada yemek ikramında bulunuldu. dedi. ORADA YAPILANLAR NE ZAMANDAN BERİ ÇALGI ÇENGİ OLDUTörende mevlit ve ilahiler okunduğunu anlatan Özcan, Burada mevlit ve ilahiler okundu, tasavvuf müziği çalındı. Çalgı çengi söylemleri de son derece üzüntülü ve bizi mağdur eden bir durumdur. Bu söylediklerimin hangisi ne zamandan beri çalgı çengi olarak anılır oldu? şeklinde sordu.Camide asla eğlence tertip edilmediğini kaydeden Özcan, şöyle devam etti: Oranın abdest almaya, ibadet etmeye engel olunacak şekilde ki haberleri büyük üzüntü ile izledim. Bunlar son derecede yanlış ve amacımızı örten bir durumdur. Ben istiyorum ki camilerimiz, ibadet mekanları uygun görülecek şekilde kullanılsın ve daha çok sosyal hayatın içinde olsun. Sadece namaz saatlerinin içinde açılan ve sonrada kapanan mekanlar olmaktan çıksın. diye konuştu. EŞİM KANSER HASTASIEşinin kanser hastası olduğunu aktaran Vali Yardımcısı Mehmet Özcan, şunları anlattı: Benim eşim kanser hastası, dördüncü evre kanser hastası, belki çocuğumuza yapabileceğimiz son bir faaliyettir. Başka mürüvvetlerini görür müyüz bilmiyorum. Ama onun sadece gençliğini öne çıkararak gazetede haber yapmak, ahlaki bir durum değildir. Hatta Ben Kanserim Derneğini kurmuş ve kendisi bizzat bu faaliyetlerin içine girmiştir. Bunlar görmezlikten gelip de, bizim orayı bu manada kullandığımız söylemek hangi akla hizmet eder. Biz Murat Hüdavendigar Camiine çok büyük saygı duyuyoruz. M
Zaman
Güncel
30.05.2014
ValiyardımcısıkendisiniböylesavunduVali yardımcısı kendisini böyle savundu
Vali yardımcısı kendisini böyle savundu
Zaman
30.05.2014
15:24
Bursa Murat Hüdavendigar Camii avlusunda 6 yaşındaki oğluna sünnet töreni yapan Vali Yardımcısı Mehmet Özcan, Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve İl Müftülüğünden izin alarak, kutsal değerlere saygısızlık yapmadan sünnet organizasyonu gerçekleştirdiklerini söyledi.Eşinin kanser hastası olduğunu ifade eden Özcan, Benim eşim dördüncü evre kanser hastası. Başka mürüvvetini görür müyüz, bilmiyorum. Ama onun sadece gençliğini öne çıkararak gazetede haber yapmak, ahlaki bir durum değildir. dedi. Özcan, önümüzdeki pazartesi gününden itibaren yaş haddinden emekliye ayrıldığını da açıkladı.Vali Yardımcısı Mehmet Özcan dün gerçekleştirilen ve tepkilere sebep olan sünnet töreni ile ilgili bugün basın toplantısı düzenledi. Basında yer alan haberleri üzülerek izlediğini ifade eden Özcan, Murat Camii benim burada göreve başladığım zaman üzerinde bulunan vakıflara ait bir misafirhanede bir yıl yaşadığım ve bir yıl külliye olarak oradaki mekanı yakından izlediğim ve çok saygı duyduğum bir mekandır. Burada özel bir manevi bağlılığımız vardır ve bu sebeple de oğlumun sünnetinde böyle bir mekanı seçmeyi kendimiz için doğrusu iyi bir seçim olarak düşündük. diye konuştu.Camilerin sosyal hayatın içinde olması gerektiğini söyleyen Özcan, Doğrusu benim gönlüm arzu ediyor ki camilerimiz elbette sosyal hayatın içinde daha etkin kullanılabilsin ve halkımızın teveccühüne mazhar olsun. Biz burada belki bir örnek olmayı da bir manada düşündük. Bu gün gazetede gördüğüm şeyleri bende okuyunca çok şaşardım. Bizim burada halkımızın hissiyatından farklı hiç bir hissiyatımız yoktur. şeklinde konuştu.Haberlerden rahatsızlığını dile getiren Özcan, şunları söyledi: Öne çıkarılmak istenen saygısız tutum, davranış ve sözlerin hiç birisi tarafımızdan vakıf olmamıştır. Biz caminin de, namazın da, sünnetin de oradaki abdest alınan mekanların da ne demek olduğunu çok iyi biliriz ve böyle bir etkinlik yaparken de bunlara saygısızlık etmeyi aklımızın ucundan geçirmeyiz. Bu manada hiç bir engel durum ya da söz asla olmamıştır. Kim bunları hangi amaçlarla öne çıkarıyor doğrusu bilmiyorum ama orada yapılan işlerin tamamı CDlere kaydedilmiştir. Programla ilgili izinleri Vakıflar Bölge Müdürlüğü ve İl Müftülüğünden aldığını anlatan Mehmet Özcan, şöyle devam etti: İzinleri tamamen alınmıştır. Bir kısmı vakıflara ait, bir kısmı yol olarak kullanılan bir mekandır. Biz burada 600 kişiye yakın insana hayır amacıyla yemek ikramında bulunduk. Burası tarihi, dini ve milli bir mekandır. Bunun öne çıkarılması ve bu mekana uygun faaliyetlerle bunun sergilenmesi, sosyal içerikli bir faaliyet olarak anlaşılır ve bundan sonra da daha güzel örnekleri ile ele alınır diye böyle bir faaliyete giriştik. Burada mehter ve Bursanın sembolü olmuş kılıç kalkan ekibi ve bu arada Feshane düzeninde bazı etkinlikler yapıldı. Macuncular var, orada kağıt helva ikramında bulunuldu. Uzun adam vardı, ateşbazlar vardı. Tarihimizden gelen bu etkinlikleri biz göstererek daha çok mekanın tanıtımının öne çıkarılmasını istedik.Bu vesileyle memuriyetinin sonunda arkadaşlarına da bir veda yemeği vermeyi düşündüğünü anlatan Özcan, Hem de oğlumun sünneti vesilesi ile bir hayır yapmak amacıyla biz burada bulunduk. Yoksa tarihi mekanları ya da dini duygulara saygısızlık etmeyi aklımızın köşesinden dahi geçirmeyiz. Yani faaliyetimiz veya sözümüz böyle bir saygısızlığın ifadesi söz konusu değildir. Orada mehter çalmıştır, kılıç kalkan oynamıştır ve sonrada yemek ikramında bulunuldu. dedi. ORADA YAPILANLAR NE ZAMANDAN BERİ ÇALGI ÇENGİ OLDUTörende mevlit ve ilahiler okunduğunu anlatan Özcan, Burada mevlit ve ilahiler okundu, tasavvuf müziği çalındı. Çalgı çengi söylemleri de son derece üzüntülü ve bizi mağdur eden bir durumdur. Bu söylediklerimin hangisi ne zamandan beri çalgı çengi olarak anılır oldu? şeklinde sordu.Camide asla eğlence tertip edilmediğini kaydeden Özcan, şöyle devam etti: Oranın abdest almaya, ibadet etmeye engel olunacak şekilde ki haberleri büyük üzüntü ile izledim. Bunlar son derecede yanlış ve amacımızı örten bir durumdur. Ben istiyorum ki camilerimiz, ibadet mekanları uygun görülecek şekilde kullanılsın ve daha çok sosyal hayatın içinde olsun. Sadece namaz saatlerinin içinde açılan ve sonrada kapanan mekanlar olmaktan çıksın. diye konuştu. EŞİM KANSER HASTASIEşinin kanser hastası olduğunu aktaran Vali Yardımcısı Mehmet Özcan, şunları anlattı: Benim eşim kanser hastası, dördüncü evre kanser hastası, belki çocuğumuza yapabileceğimiz son bir faaliyettir. Başka mürüvvetlerini görür müyüz bilmiyorum. Ama onun sadece gençliğini öne çıkararak gazetede haber yapmak, ahlaki bir durum değildir. Hatta Ben Kanserim Derneğini kurmuş ve kendisi bizzat bu faaliyetlerin içine girmiştir. Bunlar görmezlikten gelip de, bizim orayı bu manada kullandığımız söylemek hangi akla hizmet eder. Biz Murat Hüdavendigar Camiine çok büyük saygı duyuyoruz. M
Zaman
Ana Sayfa
30.05.2014
ValiyardımcısıkendisiniböylesavunduVali yardımcısı kendisini böyle savundu
Madencileri nasıl koruruz?
Zaman
21.05.2014
02:29
Düzce Depremi sonrası kurtarma çalışmalarında, enkaz altından bir tıkırtı gelecek diye zifiri karanlıkta, en az karanlık kadar kesif bir sessizlik sağlanmışken, umutla “geliyorlar” fısıltıları duyuluyor.Kim gelebilir ki enkaz altından? Hangi ekip, yeniden çökmesi muhtemel enkaz içine girebilir, hangi ekip o daracık yerlerde düşük oksijen oranına aldırmadan toz toprak içinde can kurtarabilir, hangi kahraman ekibin, cılız kafa ışıkları bekleyenleri heyecanlandırabilir? Tabii ki Zonguldak maden işçilerinin oluşturduğu ekibin... Depremde profesyonel ekipler kurtarma çalışmalarına katıldılar, ancak unutmamak lazım ki, yerin kilometrelerce altına inebilen ve ailelerine ekmeği oradan çıkartan madenciler de can kurtardı. Biz bunu unutmadık, unutmayacağız. Fakat çok büyütmemek lazım değil mi bu fedakârlıklarını, alışıklar ya, ölüm tehlikesine, onların fıtratlarında var ya…Peki, depremde, ya da başka felakette bizim yanımızda olan madencileri, şimdi nasıl koruruz? Belirtmek gerekir ki, nefretle dol(durul)muş kolluk kuvvetlerine emir verilmişken, acılar içindeki ilçemiz Soma’ya dahi gelen TOMA’lara karşı fiziki eylemler yaparak korumuş olmayız. Hâlâ pasif direnişin gücüne inanan bizler, karşısında düşman, komplocu ve hatta bu felaketin müsebbibi olarak gösterildiği belli, niyetleri haksızlığı gözler önüne sermek olan masum protestocuya karşı bile çok sert müdahale eden polisi anlayamıyoruz. Avukatlara dahi nasıl davrandıklarını gördük. Polis gücü, sinirli, gergin, çok sert cevap verilmesi yönünde emir almış, doldurulmuş vaziyette. Ne yazık, polise karşı “savaş” vermeye gidip ortalığı yakıp yıkanlar da var. Eylemciler arasına karışmış, hiç de masum olmayan kışkırtıcıların olduğu muhakkak. Polis onların bu davranışlarını görünce daha da çılgına dönüyor. Kısacası kışkırtanların tuzağına her iki taraf da düşüyor. Sapla samanı ayırmayı polis beceremediğine göre, sokakta TOMA’ya savunmasız bedenleri siper ederek demokratik hakları kazanmak pek mümkün olmuyor.Cevabı hâlâ vermedik: Madencileri nasıl koruruz? Onlara para vererek mi? Hayır, kimseden karşılıksız para almayacak kadar onurludurlar. Şehit olduktan sonra ihmal olup olmadığı çok irdelenmesin diye acılı aileye verilecek emekli maaşlarını iki katına çıkartarak mı korunurlar? Baba, aileden gittikten sonra iki değil yirmi kat fazla maaş verilse neye yarar? Hayatta kalan madencileri, artık madenlere girmesinler diye belirli bir yaşa gelmiş olsalar dahi, apayrı meslek öğreterek mi koruyacağız? Oldukça zor görünüyor.Peki, çalışma şartlarını düzelterek mi? Güvenlik tedbirlerini artırarak mı? Tabii ki eğer bu kömürün çıkartılması şartsa iş güvenliğini artırmak gerekli. Felaket unutulduktan sonra yine aynı vurdumduymazlıkla ton başına maliyeti 20 dolara düşürme niyetinde olmazlar mı sizce taşeronlar? “Ölmek fıtratında var bu işin” diye düşünenler mi kefil olacak, denetimleri düzgün yapacak ve çalışma şartlarını iyileştirecek?Eylem yapıp polisten dayak yemek istemiyoruz, kurda kuzuyu teslim etmek (madenciyi, holdingin insafına bırakmak) zorunda kalma ihtimali de var. Peki, pasif olarak madencileri nasıl koruruz? Onları korumaya “bedava kömür” alanlar varsa, peşinen kabul etmeyerek başlayabilirler… Evet, halka kömür dağıtıldığı biliniyor, karşılığının nasıl alındığını bilmiyoruz ama… Bedava dağıtılan kömürlerin faturası var mıdır, yasal mıdır, ne karşılığında dağıtılır, kömürlerin kime dağıtılacağı, kime dağıtılmayacağı nasıl belirlenmiştir, bedelini kim ödemiştir? Bu ve bunun gibi bilinmesi şart soruların cevaplarını bilmiyoruz. Bildiğimiz, bedava dağıtılan kömür için daha fazla kömür çıkartılması gerektiği. Bunun için işletmeyi alan holding, taşeronlara “Daha fazla kömür çıkartın” emri veriyor. Keza madenden ne kadar kömür çıkarsa çıksın, devlet almayı taahhüt etmiş. Ne çıkarsa o kadar alıyor ve böylece holdingin “kömür elimde kalır” endişesi bulunmuyor. Yeter ki çok çıksın, çok para kazanılsın, işçiye az para verilsin, en başta güvenliğe çok para harcanmasın. Çok kömür lazım ve daha çok kömürü, daha az maliyetle çıkarmak için güvenlik harcamaları kısılıyor, “yaşam odası”nı her zaman üç ay sonra yapılacak lüks bir önlem olarak görüyorlar. Ne zaman sorulsa “üç ay sonra” konulacak. Denetçiler de tembihlenmiş belli, fazla sorun çıkarmayın imzalayın gitsin diye. Kömür, kömür ve daha çok kömür lazım ki bedava dağıtılsın. Hızlı gitmenin felaket olduğu bilinen eski raylarda makiniste hız rekoru emri veren aklı evvel yöneticiler yüzünden ölenler oldu. Sonra? Zamanaşımından dava düştü. Bu facia için de zamanaşımı olursa, fıtratında var galiba diyeceğiz.Sorgusuz sualsiz yardım almaya niyetli olanlar, kömür yerine karşılığı kadar makarna olarak yardım kabul etseler, ona bile razıyız. Neden
Zaman
Yorum
21.05.2014
Madencilerinasılkoruruz?Madencileri nasıl koruruz?
Kurtulan işçi: Açtığımız gaz maskeleri küflü çıktı
Zaman
19.05.2014
02:17
Soma’daki maden faciasında saniyelerle ölümden kurtulduğunu anlatan maden işçisi 29 yaşındaki Emre Alaca, duman dolup nefes alamamaya başladıklarında, kendilerine verilen gaz maskelerini açtıklarını, ancak hepsinin küflü çıktığını söyledi.Madende askerden geldikten sonra çalışmaya başlayan evli ve bir kız çocuğu babası Emre Alaca, facia anını anlatırken iş güvenliği açısından ihmal edilen gerçeklere dikkat çekti. Alaca, olay günü yaşadıklarını şöyle anlattı: “Ocağın her yerini duman sardı. Göz gözü görmüyordu. Hava boruları vardı, testere bulup bunları kestik. Bulunduğum yerde 140 kişiydik. Bu hava borularından nefes almaya çalıştık. Nefes alırken, o kadar zor bir durum ki, en yakın arkadaşım Ramazan, hava kendisine doğru gelsin diye eliyle havaya yön veriyordu. Bu sefer bana hava gelmeği için, Ramazan’a ‘Yapma, ben öleceğim, çek elini oradan’ dedim. Ki bu arkadaşımla aynı yerde çalışıp, aynı yerde yemek yiyorduk. Öyle bir psikolojiyle savaştık.”Borularındaki hava yetersiz kalmaya başladıktan sonra artık gaz maskelerini açmak zorunda kaldıklarını söyleyen Emre Alaca, “Benim gaz maskem küflüydü. Bize sağlam diye verilen ve yanımızda taşıdığımız gaz maskesi safi küftü. Yanımda 140 kişi varsa bunların 70’i de maskeleri açtı, hepsinin gaz maskesi küflü ve çalışmıyordu. Herkes ‘Öleceğiz’ diye bağırmaya başladı.” dedi. Emre Alaca, “Bu maskelerin kontrolü yapılıyordu. Nasıl yapılıyor? Normal bildiğiniz bu manavlardaki kantarlardan alınıp geliniyor. Maskeler vardiya sonunda kilosu ölçülüp, üzerindeki çamuru silinip sağlam diye gönderiliyor. Bu maskeleri bizim açma şansımız yok. Bu maskeler bir kullanımlıkmış. Hiçbir şey yokken maskeyi açarsan şirket senden 400 TL para kesiyor. O yüzden zaten biz daha önce bu gaz maskelerini hiç açmadık. Bu işyerinde de en son iş güvenliği dersine ne zaman girdiğimi hatırlamıyorum. Belki de 6 yıl oldu.” ifadeleriyle şaşırttı.Maden faciasından sağ kurtulan Kınık ilçesine bağlı Arpaseki köyündeki madenciler, yapacak başka bir iş bulamadıkları için ocakta çalışmak zorunda kaldıklarını dile getiriyor. 4 yıldır maden ocağında çalışan Tekin Şahan şunları söyledi: “Maden ocağında revir denilen yerde sığınma odası vardı, fakat üretim amacıyla burasını kullanılamaz hale getirdiler. Yapabilecek hiçbir işimiz yok, madende çalışmaya devam edeceğim. Başka bir iş kurmam için 60 ile 70 bin lira arasında para lazım. Bu para bende olmadığı için çalışmaya devam edeceğim.”
Zaman
En Çok Okunan
19.05.2014
KurtulanişçiAçtığımızgazmaskeleriküflüçıktıKurtulan işçi Açtığımız gaz maskeleri küflü çıktı
Kurtulan işçi: Açtığımız gaz maskeleri küflü çıktı
Zaman
19.05.2014
02:16
Soma’daki maden faciasında saniyelerle ölümden kurtulduğunu anlatan maden işçisi 29 yaşındaki Emre Alaca, duman dolup nefes alamamaya başladıklarında, kendilerine verilen gaz maskelerini açtıklarını, ancak hepsinin küflü çıktığını söyledi.Madende askerden geldikten sonra çalışmaya başlayan evli ve bir kız çocuğu babası Emre Alaca, facia anını anlatırken iş güvenliği açısından ihmal edilen gerçeklere dikkat çekti. Alaca, olay günü yaşadıklarını şöyle anlattı: “Ocağın her yerini duman sardı. Göz gözü görmüyordu. Hava boruları vardı, testere bulup bunları kestik. Bulunduğum yerde 140 kişiydik. Bu hava borularından nefes almaya çalıştık. Nefes alırken, o kadar zor bir durum ki, en yakın arkadaşım Ramazan, hava kendisine doğru gelsin diye eliyle havaya yön veriyordu. Bu sefer bana hava gelmeği için, Ramazan’a ‘Yapma, ben öleceğim, çek elini oradan’ dedim. Ki bu arkadaşımla aynı yerde çalışıp, aynı yerde yemek yiyorduk. Öyle bir psikolojiyle savaştık.”Borularındaki hava yetersiz kalmaya başladıktan sonra artık gaz maskelerini açmak zorunda kaldıklarını söyleyen Emre Alaca, “Benim gaz maskem küflüydü. Bize sağlam diye verilen ve yanımızda taşıdığımız gaz maskesi safi küftü. Yanımda 140 kişi varsa bunların 70’i de maskeleri açtı, hepsinin gaz maskesi küflü ve çalışmıyordu. Herkes ‘Öleceğiz’ diye bağırmaya başladı.” dedi. Emre Alaca, “Bu maskelerin kontrolü yapılıyordu. Nasıl yapılıyor? Normal bildiğiniz bu manavlardaki kantarlardan alınıp geliniyor. Maskeler vardiya sonunda kilosu ölçülüp, üzerindeki çamuru silinip sağlam diye gönderiliyor. Bu maskeleri bizim açma şansımız yok. Bu maskeler bir kullanımlıkmış. Hiçbir şey yokken maskeyi açarsan şirket senden 400 TL para kesiyor. O yüzden zaten biz daha önce bu gaz maskelerini hiç açmadık. Bu işyerinde de en son iş güvenliği dersine ne zaman girdiğimi hatırlamıyorum. Belki de 6 yıl oldu.” ifadeleriyle şaşırttı.Maden faciasından sağ kurtulan Kınık ilçesine bağlı Arpaseki köyündeki madenciler, yapacak başka bir iş bulamadıkları için ocakta çalışmak zorunda kaldıklarını dile getiriyor. 4 yıldır maden ocağında çalışan Tekin Şahan şunları söyledi: “Maden ocağında revir denilen yerde sığınma odası vardı, fakat üretim amacıyla burasını kullanılamaz hale getirdiler. Yapabilecek hiçbir işimiz yok, madende çalışmaya devam edeceğim. Başka bir iş kurmam için 60 ile 70 bin lira arasında para lazım. Bu para bende olmadığı için çalışmaya devam edeceğim.”
Zaman
Ana Sayfa
19.05.2014
KurtulanişçiAçtığımızgazmaskeleriküflüçıktıKurtulan işçi Açtığımız gaz maskeleri küflü çıktı
Kurtulan işçi: Açtığımız gaz maskeleri küflü çıktı
Zaman
19.05.2014
02:05
Soma’daki maden faciasında saniyelerle ölümden kurtulduğunu anlatan maden işçisi 29 yaşındaki Emre Alaca, duman dolup nefes alamamaya başladıklarında, kendilerine verilen gaz maskelerini açtıklarını, ancak hepsinin küflü çıktığını söyledi.Madende askerden geldikten sonra çalışmaya başlayan evli ve bir kız çocuğu babası Emre Alaca, facia anını anlatırken iş güvenliği açısından ihmal edilen gerçeklere dikkat çekti. Alaca, olay günü yaşadıklarını şöyle anlattı: “Ocağın her yerini duman sardı. Göz gözü görmüyordu. Hava boruları vardı, testere bulup bunları kestik. Bulunduğum yerde 140 kişiydik. Bu hava borularından nefes almaya çalıştık. Nefes alırken, o kadar zor bir durum ki, en yakın arkadaşım Ramazan, hava kendisine doğru gelsin diye eliyle havaya yön veriyordu. Bu sefer bana hava gelmeği için, Ramazan’a ‘Yapma, ben öleceğim, çek elini oradan’ dedim. Ki bu arkadaşımla aynı yerde çalışıp, aynı yerde yemek yiyorduk. Öyle bir psikolojiyle savaştık.”Borularındaki hava yetersiz kalmaya başladıktan sonra artık gaz maskelerini açmak zorunda kaldıklarını söyleyen Emre Alaca, “Benim gaz maskem küflüydü. Bize sağlam diye verilen ve yanımızda taşıdığımız gaz maskesi safi küftü. Yanımda 140 kişi varsa bunların 70’i de maskeleri açtı, hepsinin gaz maskesi küflü ve çalışmıyordu. Herkes ‘Öleceğiz’ diye bağırmaya başladı.” dedi. Emre Alaca, “Bu maskelerin kontrolü yapılıyordu. Nasıl yapılıyor? Normal bildiğiniz bu manavlardaki kantarlardan alınıp geliniyor. Maskeler vardiya sonunda kilosu ölçülüp, üzerindeki çamuru silinip sağlam diye gönderiliyor. Bu maskeleri bizim açma şansımız yok. Bu maskeler bir kullanımlıkmış. Hiçbir şey yokken maskeyi açarsan şirket senden 400 TL para kesiyor. O yüzden zaten biz daha önce bu gaz maskelerini hiç açmadık. Bu işyerinde de en son iş güvenliği dersine ne zaman girdiğimi hatırlamıyorum. Belki de 6 yıl oldu.” ifadeleriyle şaşırttı.Maden faciasından sağ kurtulan Kınık ilçesine bağlı Arpaseki köyündeki madenciler, yapacak başka bir iş bulamadıkları için ocakta çalışmak zorunda kaldıklarını dile getiriyor. 4 yıldır maden ocağında çalışan Tekin Şahan şunları söyledi: “Maden ocağında revir denilen yerde sığınma odası vardı, fakat üretim amacıyla burasını kullanılamaz hale getirdiler. Yapabilecek hiçbir işimiz yok, madende çalışmaya devam edeceğim. Başka bir iş kurmam için 60 ile 70 bin lira arasında para lazım. Bu para bende olmadığı için çalışmaya devam edeceğim.”
Zaman
Güncel
19.05.2014
KurtulanişçiAçtığımızgazmaskeleriküflüçıktıKurtulan işçi Açtığımız gaz maskeleri küflü çıktı
'Maskeleri taktık, ağzımıza toz geldi'
Zaman
18.05.2014
16:58
Manisanın Soma İlçesindeki maden faciasında saniyelerle ölümdden kurtulduğunu anlatan maden işçisi 29 yaşındaki Emre Alaca, duman dolup nefes alamamaya başladıklarında, kendilerine verilen gaz maskelerini açtıklarını, ancak hepsinin küflü çıktığını söyledi.Buldukları testerelerle hava borularını kesip, bu sayede hayata tutunduklarını söyleyen Alaca, şirketin tek kullanımlık maskeleri bunları gereksiz kullananın ücretinden 400 TL kesileceğini açıklaması yüzünden önceden kontrol şansları olmadığını da iddia etti.Somadaki madende askerden geldikten sonra çalışmaya başlayan evli ve bir kız çocuğu babasıi Emre Alaca, facianın yaşandığı anları anlatırken ortaya korkunç gerçekler çıktı. İzmirin Kınık İlçesindeki evlerinin avlusunda kucağını 5 yaşındaki kızı İrem Eylülü alan Emre Alaca, Çok arkadaşımız öldü, büyük acımız var. Ama Allahıma binlerce kere şükürler olsun ki beni çocuğuma, eşime ve aileme bağışladı dedi.HAVA BORULARINI KESİP KURTULDUKYaşadıklarını anlatan Emre Alaca, Olay anında emniyetçi vardiya amirimiz Mehmet Efe bize, Durun, gitmeyin, yangın var, söndürelim ondan sonra gidersiniz dedi. Biz de bekledik. Ocağın her yerini duman sardı. Göz gözü görmüyordu. Baktık olacak gibi değil, hava boruları vardı, testere bulup bunları kestik. Bulunduğum yerde 140 kişiydik. Bu hava borularından nefes almaya çalıştık. Tabi herkes hava borularını kesmeye başlayınca hava da azalmaya başladı. Bir şekilde hava alarak yaşamaya çalıştık. Ama duman o kadar yoğundu ki gözlerimiz yanıyordu. Hava borusunu kesip buradan nefes alırken, o kadar zor bir durum ki, benim en yakın arkadaşım Ramazan, hava kendisine doğru gelsin diye eliyle havaya yön veriyordu. Bu sefer bana hava gelmeği için, Ramazana Yapma, ben öleceğim, çek elini oradan dedim. Ki bu arkadaşımla aynı yerde çalışıp, aynı yerde yemek yiyorduk. Öyle bir psikolojiyle savaştık dedi.GAZ MASKELERİ KÜFLÜYDÜ İDDİASIHava borularındaki hava yetersiz kalmaya başladıktan sonra artık gaz maskelerini açmak zorunda kaldıklarını söyleyen Emre Alaca, Benim gaz maskem küflüydü. Bize sağlam diye verilen ve yanımızda taşıdığımız gaz maskesi safi küftü. Yanımda 140 kişi varsa bunların 70i de maskeleri açtı, hepsinin gaz maskesi küflü ve çalışmıyordu. Hepimiz taktık toz geldi ağzımıza. Belki de maske küflü olduğundan ölenler de vardı. Herkes Öleceğiz diye bağırmaya başladı. Duman üstten gider diye yere yattık ama fayda etmedi dedi.400 TL İÇİN ÖLDÜLEREmre Alaca, Bu maskelerin kontrolü yapılıyordu. Nasıl yapılıyor? Normal bildiğiniz bu manavlardaki kantarlardan alınıp geliniyor. Maskeler vardiya sonunda kilosu ölçülüp, üzerindeki çamuru silinip sağlam diye gönderiliyor. Bu maskeleri bizim açma şansımız yok. Bu maskeler bir kullanımlıkmış. Hiçbir şey yokken maskeyi açarsan şirket senden 400 TL para kesiyor. O yüzden zaten biz daha önce bu gaz maskelerini hiç açmadık. Madenin dışında iş güvenliği ile ilgili derste bize maskeyi şöyle takacaksınız diye gösteriyorlardı. Ama gösteren kişi kendi üzerinde deniyordu. Al sen de tak dene demiyordu. Sonra da kendi hayat hikayesini anlatıyordu. Bu işyerinde de en son iş güvenliği dersine ne zaman girdiğimi hatırlamıyorum. Belki de 6 yıl oldu ifadeleriyle şaşırttı.BİR YANDAN KURTARDILAR, BİR YANDAN ÖLDÜRDÜLERİçeriye işçi yoğunluğunun bulunduğu bölgelere temiz hava basıldığını o an akadar nispeten iyi olan durumlarının daha da kötüleştiğini, çünkü kendilerine duman geldiğini anlatan Emre Alaca, İçeriye temiz hava bastılar ama bu kez de bizi bitirdiler. Bizi bir yandan öldürdüler, diğerlerini bir yandan kurtardılar. Biz süründük. Ayağa kalkmaya çalıştım. Kalkamadım. Ayaklarımda derman yoktu. Benim arkadaşım Ramazan vardı arkamda. Çıktıktan sonra görüştük. Resmen sen kesilen kuzu gibi tepiniyordun dedi. Ama gördüğü halde kendi de aynı durumda olduğu için bana müdahale edememiş. Ama Allahıma binlerce kez şükürler olsun, yiyeceğimiz ekmeğimiz varmış, beni bağışladı. Onca arkadaşım içeride kaldı. Çıktığıma, yaşadığıma bile sevinemedim. Cenazeden cenazeye koşturdum diye konuştu.GIRTLAĞIMIZA YAPIŞTILARMadende bundan sonra çalışıp çalışmayacağını kendisinin de tam olarak bilmediğini söyleyen Emre Alaca, Bundan sonra çalışmak istemeyenlere aç mezarı yok. Çalışmasınlar diyeceğim ama ben kendimden bile emin değilim. Şu an ki psikolojiyle çalışmayacağım diyorum ama. Şu Kınık, Soma çevresinde ne yapabilirsin ki? İş sahası yok, nereye gideceksin? Benim kendi evim burada, kira vermiyorum. Ben de belki çalışacağım. Benim de dünya kadar borcum var. O kadar bir şey ki yani gırtlağımıza yapıştılar. Mecbursun gibi bir şey oldu. Türkiyenin hali bu dedi.
Zaman
Son Dakika
18.05.2014
MaskeleritaktıkağzımızatozgeldiMaskeleri taktık ağzımıza toz geldi
'Maskeleri taktık, ağzımıza toz geldi'
Zaman
18.05.2014
16:58
Manisanın Soma İlçesindeki maden faciasında saniyelerle ölümdden kurtulduğunu anlatan maden işçisi 29 yaşındaki Emre Alaca, duman dolup nefes alamamaya başladıklarında, kendilerine verilen gaz maskelerini açtıklarını, ancak hepsinin küflü çıktığını söyledi.Buldukları testerelerle hava borularını kesip, bu sayede hayata tutunduklarını söyleyen Alaca, şirketin tek kullanımlık maskeleri bunları gereksiz kullananın ücretinden 400 TL kesileceğini açıklaması yüzünden önceden kontrol şansları olmadığını da iddia etti.Somadaki madende askerden geldikten sonra çalışmaya başlayan evli ve bir kız çocuğu babasıi Emre Alaca, facianın yaşandığı anları anlatırken ortaya korkunç gerçekler çıktı. İzmirin Kınık İlçesindeki evlerinin avlusunda kucağını 5 yaşındaki kızı İrem Eylülü alan Emre Alaca, Çok arkadaşımız öldü, büyük acımız var. Ama Allahıma binlerce kere şükürler olsun ki beni çocuğuma, eşime ve aileme bağışladı dedi.HAVA BORULARINI KESİP KURTULDUKYaşadıklarını anlatan Emre Alaca, Olay anında emniyetçi vardiya amirimiz Mehmet Efe bize, Durun, gitmeyin, yangın var, söndürelim ondan sonra gidersiniz dedi. Biz de bekledik. Ocağın her yerini duman sardı. Göz gözü görmüyordu. Baktık olacak gibi değil, hava boruları vardı, testere bulup bunları kestik. Bulunduğum yerde 140 kişiydik. Bu hava borularından nefes almaya çalıştık. Tabi herkes hava borularını kesmeye başlayınca hava da azalmaya başladı. Bir şekilde hava alarak yaşamaya çalıştık. Ama duman o kadar yoğundu ki gözlerimiz yanıyordu. Hava borusunu kesip buradan nefes alırken, o kadar zor bir durum ki, benim en yakın arkadaşım Ramazan, hava kendisine doğru gelsin diye eliyle havaya yön veriyordu. Bu sefer bana hava gelmeği için, Ramazana Yapma, ben öleceğim, çek elini oradan dedim. Ki bu arkadaşımla aynı yerde çalışıp, aynı yerde yemek yiyorduk. Öyle bir psikolojiyle savaştık dedi.GAZ MASKELERİ KÜFLÜYDÜ İDDİASIHava borularındaki hava yetersiz kalmaya başladıktan sonra artık gaz maskelerini açmak zorunda kaldıklarını söyleyen Emre Alaca, Benim gaz maskem küflüydü. Bize sağlam diye verilen ve yanımızda taşıdığımız gaz maskesi safi küftü. Yanımda 140 kişi varsa bunların 70i de maskeleri açtı, hepsinin gaz maskesi küflü ve çalışmıyordu. Hepimiz taktık toz geldi ağzımıza. Belki de maske küflü olduğundan ölenler de vardı. Herkes Öleceğiz diye bağırmaya başladı. Duman üstten gider diye yere yattık ama fayda etmedi dedi.400 TL İÇİN ÖLDÜLEREmre Alaca, Bu maskelerin kontrolü yapılıyordu. Nasıl yapılıyor? Normal bildiğiniz bu manavlardaki kantarlardan alınıp geliniyor. Maskeler vardiya sonunda kilosu ölçülüp, üzerindeki çamuru silinip sağlam diye gönderiliyor. Bu maskeleri bizim açma şansımız yok. Bu maskeler bir kullanımlıkmış. Hiçbir şey yokken maskeyi açarsan şirket senden 400 TL para kesiyor. O yüzden zaten biz daha önce bu gaz maskelerini hiç açmadık. Madenin dışında iş güvenliği ile ilgili derste bize maskeyi şöyle takacaksınız diye gösteriyorlardı. Ama gösteren kişi kendi üzerinde deniyordu. Al sen de tak dene demiyordu. Sonra da kendi hayat hikayesini anlatıyordu. Bu işyerinde de en son iş güvenliği dersine ne zaman girdiğimi hatırlamıyorum. Belki de 6 yıl oldu ifadeleriyle şaşırttı.BİR YANDAN KURTARDILAR, BİR YANDAN ÖLDÜRDÜLERİçeriye işçi yoğunluğunun bulunduğu bölgelere temiz hava basıldığını o an akadar nispeten iyi olan durumlarının daha da kötüleştiğini, çünkü kendilerine duman geldiğini anlatan Emre Alaca, İçeriye temiz hava bastılar ama bu kez de bizi bitirdiler. Bizi bir yandan öldürdüler, diğerlerini bir yandan kurtardılar. Biz süründük. Ayağa kalkmaya çalıştım. Kalkamadım. Ayaklarımda derman yoktu. Benim arkadaşım Ramazan vardı arkamda. Çıktıktan sonra görüştük. Resmen sen kesilen kuzu gibi tepiniyordun dedi. Ama gördüğü halde kendi de aynı durumda olduğu için bana müdahale edememiş. Ama Allahıma binlerce kez şükürler olsun, yiyeceğimiz ekmeğimiz varmış, beni bağışladı. Onca arkadaşım içeride kaldı. Çıktığıma, yaşadığıma bile sevinemedim. Cenazeden cenazeye koşturdum diye konuştu.GIRTLAĞIMIZA YAPIŞTILARMadende bundan sonra çalışıp çalışmayacağını kendisinin de tam olarak bilmediğini söyleyen Emre Alaca, Bundan sonra çalışmak istemeyenlere aç mezarı yok. Çalışmasınlar diyeceğim ama ben kendimden bile emin değilim. Şu an ki psikolojiyle çalışmayacağım diyorum ama. Şu Kınık, Soma çevresinde ne yapabilirsin ki? İş sahası yok, nereye gideceksin? Benim kendi evim burada, kira vermiyorum. Ben de belki çalışacağım. Benim de dünya kadar borcum var. O kadar bir şey ki yani gırtlağımıza yapıştılar. Mecbursun gibi bir şey oldu. Türkiyenin hali bu dedi.
Zaman
Ana Sayfa
18.05.2014
MaskeleritaktıkağzımızatozgeldiMaskeleri taktık ağzımıza toz geldi
'Süslüsün' diyorlar ama şak diye hamur açarım
Zaman
03.05.2014
23:51
Samanyolu ekranlarında çok yakında ‘Mutfak Keyfi’ adlı bir program başlayacak. Türk sanat müziği sanatçısı Aslı Hünel’in sunacağı programda Hünel, mutfaklara misafir olmakla kalmayacak elini una, hamura bulaştıracak. Üstelik bu konuda epey iddialı.Bir aksilik olmazsa 12 Mayıs’ta ekranlara yeni bir yemek programı merhaba diyecek. Hafta içi her gün ana haber öncesi Samanyolu’nda yayınlanacak programın sunucusu sanatçı Aslı Hünel’i çekimlerden birinin gerçekleştirildiği sunucu Ebru Kantarcıoğlu’nun evinde ziyaret ettim. Gittiğimde yapım aşamasına yetişemediğim sofradaki yemekler karşıladı beni. Tam kaynanan sevecekmiş durumu... Masada domates çorbası, hünkarbeğendi, salata, çeşit çeşit tatlılar, börekler... Başta ev sahibi, tüm ekip her şeyin mükemmel olması adına hummalı bir şekilde çalışıyordu. Çekimler biter bitmez bu güzel yemekler eşliğinde başlayan söyleşimiz Hünel’in billur sesiyle söylediği ‘söyleyemem derdimi kimseye’ şarkısıyla sona erdi.Ekranlarda bir sürü yemek programı varken bir yenisiyle çıkacaksınız karşımıza. Sahnelerden mutfağa transfer mi oluyorsunuz?Hayır aslında. Müzik çalışmalarım son sürat devam ediyor. İkisini aynı anda götürmek epey zor. Haftada beş gün çekim oluyor ama çok keyifli bir iş, harika bir ekibim var. Kameranın karşısına geçtiğimde yorgunluk falan kalmıyor.Diğerlerinden bir farkı olacak mı?Benim gibi bir ses sanatçısının sunuyor olması bana göre programa fark katacak. Evine konuk olduğum insanların çoğu yemek yapamayacağımı ya da mesafeli duracağımı düşünüyor. Elime oklava verip şu hamuru da sen aç dediklerinde şak diye açıyorum, bir hayli şaşırıyorlar.Neden yemek programı peki?Yemek yapmak gerçekten çok keyifli, bir tür hobi benim için. Bu konuda mütevazı olamayacağım, iyi de yaparım. Çocukken annem evden çıkar çıkmaz mutfağa girerdim. Eve geldiğinde çeşit çeşit yemekleri görünce çok mutlu olurdu. Bu yüzden hep hayalini kurduğum bir işin içinde bulunacak olmak heyecanlandırdı beni. Maharetli hanımların evine gidiyorum. Ben onlardan, onlar benden bir şeyler öğreniyor. Farklı yörelerden yemek yapılıyor tarifler, püf noktaları paylaşıyoruz.Sadece tanıdık simaların evini mi ziyaret edeceksiniz?Ünlü-ünsüz güzel yemek yapan herkesi ziyaret ediyoruz.Yapma konusunda iddialısınız. Yemeyle de aranız iyi olmalı.Aşçılara bakın hepsi yemek yemeyi çok sever. Zaten yemeyi sevmeyen yapmayı da sevmez. Ben de çok seviyorum. Hatta canım köfte çektiğinde Tekirdağ’a, ciğer istediğinde Edirne’ye gittiğim olmuştur. Hiç üşenmem. Bu yüzden bu iş tam benlik.Henüz yayınlanmasa da şimdiye kadar 20 program oldu. Hiç beğenmediğiniz halde beğenmiş gibi yapmak zorunda kaldığınız yemek oldu mu?Her evin kendine has mutfağı var. Farklı mutfaklara alışkın değilseniz zorlanabilirsiniz. Ama ben farklı tatlara oldukça açık biriyim. Bunda annemin Arap, babamın Selanikli olmasının etkisi olabilir. Tabii annemin yemek konusundaki disiplinli tavrının da etkisi vardır. Önümüze ne koyarsa ayırt etmeden yerdik. Mercimekse mercimek, kerevizse kereviz... Ayrıca insanlar bizim için en özel günlerinde yaptığı yemekleri pişiriyor. Samimi söylüyorum hiç olmadı.Haftada beş gün ‘bayram’ sofralarına konuk oluyorsunuz. Bu gidişle kilo alacaksınız.Sormayın, çok korkuyorum. Hatta arkadaşlar 36 bedenle başladın, 40 ile mi final yapacaksın, diye takılıyor. Zaten yemeyi çok seven biriyim, bu açıdan hiç iyi olmadı. Yemekten kendimi alamıyorum. Bazen anlatırken bile ağzım sulanıyor.Bu işe başlamadan önce yemek programları hakkında ne düşünüyordunuz, eleştirir miydiniz?Yoğunluktan takip etmeye pek fırsatım olmuyordu. Bu işe başladıktan sonra zaman zaman çekim aralarında diğer programlar nasıl, ne yapılıyor, eksiğimiz var mı diye tamamen iyi niyetimle göz atıyorum. Çok başarılı bir-iki arkadaşım var. Ancak yemekle alakası olmayan, baharatları birbirinden ayıramayan, beşamel sosu nedir bilmeyenlere de rastladım. Yemeği tattığında yüzünde ifade olmayanlar var. Bu iş sevilmeden, duygu katılmadan yapılamaz.Peki siz ne umdunuz, ne buldunuz?Güzel yemekler yiyeceğimi, farklı mutfaklar deneyimleyeceğimi biliyordum. Bunları buldum ama tabii bu kadar zor olduğunu ummuyordum. Evine çekime gittiğimiz hanımlar da aynısını söylüyor. Oturduğumuz yerden çayımızı yudumlayarak izler, 45 dakika nasıl geçer bilmezdik. Bir program aşağı yukarı altı saatte tamamlanıyor. Emek olmadan yemek olmazmış diye boşuna dememişler.Ağabeyiniz Saruhan Hünel de güzel yemek yapıyormuş.Hayır o çok güzel yer. (gülüyor)Hadi yine iyisin, sayemde meşhur olacaksınSamsun’da çok sempatik bir hanımın evine konuk olduk. İçeri girdim. Bir yandan yemek yapıyor diğer yandan şarkı söylüyorum. ‘Sesin ne de güzelmiş. Bak görüyor musun, yemekleri ben yapıyorum, sayemde meşhur olacaksın. Hadi iyisin, yakında kaset teklifleri gelir’ diye espri yaptı
Zaman
Ana Sayfa
03.05.2014
SüslüsündiyorlaramaşakdiyehamuraçarımSüslüsün diyorlar ama şak diye hamur açarım
'Süslüsün' diyorlar ama şak diye hamur açarım
Zaman
03.05.2014
02:48
Samanyolu ekranlarında çok yakında ‘Mutfak Keyfi’ adlı bir program başlayacak. Türk sanat müziği sanatçısı Aslı Hünel’in sunacağı programda Hünel, mutfaklara misafir olmakla kalmayacak elini una, hamura bulaştıracak. Üstelik bu konuda epey iddialı.Bir aksilik olmazsa 12 Mayıs’ta ekranlara yeni bir yemek programı merhaba diyecek. Hafta içi her gün ana haber öncesi Samanyolu’nda yayınlanacak programın sunucusu sanatçı Aslı Hünel’i çekimlerden birinin gerçekleştirildiği sunucu Ebru Kantarcıoğlu’nun evinde ziyaret ettim. Gittiğimde yapım aşamasına yetişemediğim sofradaki yemekler karşıladı beni. Tam kaynanan sevecekmiş durumu... Masada domates çorbası, hünkarbeğendi, salata, çeşit çeşit tatlılar, börekler... Başta ev sahibi, tüm ekip her şeyin mükemmel olması adına hummalı bir şekilde çalışıyordu. Çekimler biter bitmez bu güzel yemekler eşliğinde başlayan söyleşimiz Hünel’in billur sesiyle söylediği ‘söyleyemem derdimi kimseye’ şarkısıyla sona erdi.Ekranlarda bir sürü yemek programı varken bir yenisiyle çıkacaksınız karşımıza. Sahnelerden mutfağa transfer mi oluyorsunuz?Hayır aslında. Müzik çalışmalarım son sürat devam ediyor. İkisini aynı anda götürmek epey zor. Haftada beş gün çekim oluyor ama çok keyifli bir iş, harika bir ekibim var. Kameranın karşısına geçtiğimde yorgunluk falan kalmıyor.Diğerlerinden bir farkı olacak mı?Benim gibi bir ses sanatçısının sunuyor olması bana göre programa fark katacak. Evine konuk olduğum insanların çoğu yemek yapamayacağımı ya da mesafeli duracağımı düşünüyor. Elime oklava verip şu hamuru da sen aç dediklerinde şak diye açıyorum, bir hayli şaşırıyorlar.Neden yemek programı peki?Yemek yapmak gerçekten çok keyifli, bir tür hobi benim için. Bu konuda mütevazı olamayacağım, iyi de yaparım. Çocukken annem evden çıkar çıkmaz mutfağa girerdim. Eve geldiğinde çeşit çeşit yemekleri görünce çok mutlu olurdu. Bu yüzden hep hayalini kurduğum bir işin içinde bulunacak olmak heyecanlandırdı beni. Maharetli hanımların evine gidiyorum. Ben onlardan, onlar benden bir şeyler öğreniyor. Farklı yörelerden yemek yapılıyor tarifler, püf noktaları paylaşıyoruz.Sadece tanıdık simaların evini mi ziyaret edeceksiniz?Ünlü-ünsüz güzel yemek yapan herkesi ziyaret ediyoruz.Yapma konusunda iddialısınız. Yemeyle de aranız iyi olmalı.Aşçılara bakın hepsi yemek yemeyi çok sever. Zaten yemeyi sevmeyen yapmayı da sevmez. Ben de çok seviyorum. Hatta canım köfte çektiğinde Tekirdağ’a, ciğer istediğinde Edirne’ye gittiğim olmuştur. Hiç üşenmem. Bu yüzden bu iş tam benlik.Henüz yayınlanmasa da şimdiye kadar 20 program oldu. Hiç beğenmediğiniz halde beğenmiş gibi yapmak zorunda kaldığınız yemek oldu mu?Her evin kendine has mutfağı var. Farklı mutfaklara alışkın değilseniz zorlanabilirsiniz. Ama ben farklı tatlara oldukça açık biriyim. Bunda annemin Arap, babamın Selanikli olmasının etkisi olabilir. Tabii annemin yemek konusundaki disiplinli tavrının da etkisi vardır. Önümüze ne koyarsa ayırt etmeden yerdik. Mercimekse mercimek, kerevizse kereviz... Ayrıca insanlar bizim için en özel günlerinde yaptığı yemekleri pişiriyor. Samimi söylüyorum hiç olmadı.Haftada beş gün ‘bayram’ sofralarına konuk oluyorsunuz. Bu gidişle kilo alacaksınız.Sormayın, çok korkuyorum. Hatta arkadaşlar 36 bedenle başladın, 40 ile mi final yapacaksın, diye takılıyor. Zaten yemeyi çok seven biriyim, bu açıdan hiç iyi olmadı. Yemekten kendimi alamıyorum. Bazen anlatırken bile ağzım sulanıyor.Bu işe başlamadan önce yemek programları hakkında ne düşünüyordunuz, eleştirir miydiniz?Yoğunluktan takip etmeye pek fırsatım olmuyordu. Bu işe başladıktan sonra zaman zaman çekim aralarında diğer programlar nasıl, ne yapılıyor, eksiğimiz var mı diye tamamen iyi niyetimle göz atıyorum. Çok başarılı bir-iki arkadaşım var. Ancak yemekle alakası olmayan, baharatları birbirinden ayıramayan, beşamel sosu nedir bilmeyenlere de rastladım. Yemeği tattığında yüzünde ifade olmayanlar var. Bu iş sevilmeden, duygu katılmadan yapılamaz.Peki siz ne umdunuz, ne buldunuz?Güzel yemekler yiyeceğimi, farklı mutfaklar deneyimleyeceğimi biliyordum. Bunları buldum ama tabii bu kadar zor olduğunu ummuyordum. Evine çekime gittiğimiz hanımlar da aynısını söylüyor. Oturduğumuz yerden çayımızı yudumlayarak izler, 45 dakika nasıl geçer bilmezdik. Bir program aşağı yukarı altı saatte tamamlanıyor. Emek olmadan yemek olmazmış diye boşuna dememişler.Ağabeyiniz Saruhan Hünel de güzel yemek yapıyormuş.Hayır o çok güzel yer. (gülüyor)Hadi yine iyisin, sayemde meşhur olacaksınSamsun’da çok sempatik bir hanımın evine konuk olduk. İçeri girdim. Bir yandan yemek yapıyor diğer yandan şarkı söylüyorum. ‘Sesin ne de güzelmiş. Bak görüyor musun, yemekleri ben yapıyorum, sayemde meşhur olacaksın. Hadi iyisin, yakında kaset teklifleri gelir’ diye espri yaptı
Zaman
En Çok Okunan
03.05.2014
SüslüsündiyorlaramaşakdiyehamuraçarımSüslüsün diyorlar ama şak diye hamur açarım
'Süslüsün' diyorlar ama şak diye hamur açarım
Zaman
03.05.2014
02:10
Samanyolu ekranlarında çok yakında ‘Mutfak Keyfi’ adlı bir program başlayacak. Türk sanat müziği sanatçısı Aslı Hünel’in sunacağı programda Hünel, mutfaklara misafir olmakla kalmayacak elini una, hamura bulaştıracak. Üstelik bu konuda epey iddialı.Bir aksilik olmazsa 12 Mayıs’ta ekranlara yeni bir yemek programı merhaba diyecek. Hafta içi her gün ana haber öncesi Samanyolu’nda yayınlanacak programın sunucusu sanatçı Aslı Hünel’i çekimlerden birinin gerçekleştirildiği sunucu Ebru Kantarcıoğlu’nun evinde ziyaret ettim. Gittiğimde yapım aşamasına yetişemediğim sofradaki yemekler karşıladı beni. Tam kaynanan sevecekmiş durumu... Masada domates çorbası, hünkarbeğendi, salata, çeşit çeşit tatlılar, börekler... Başta ev sahibi, tüm ekip her şeyin mükemmel olması adına hummalı bir şekilde çalışıyordu. Çekimler biter bitmez bu güzel yemekler eşliğinde başlayan söyleşimiz Hünel’in billur sesiyle söylediği ‘söyleyemem derdimi kimseye’ şarkısıyla sona erdi.Ekranlarda bir sürü yemek programı varken bir yenisiyle çıkacaksınız karşımıza. Sahnelerden mutfağa transfer mi oluyorsunuz?Hayır aslında. Müzik çalışmalarım son sürat devam ediyor. İkisini aynı anda götürmek epey zor. Haftada beş gün çekim oluyor ama çok keyifli bir iş, harika bir ekibim var. Kameranın karşısına geçtiğimde yorgunluk falan kalmıyor.Diğerlerinden bir farkı olacak mı?Benim gibi bir ses sanatçısının sunuyor olması bana göre programa fark katacak. Evine konuk olduğum insanların çoğu yemek yapamayacağımı ya da mesafeli duracağımı düşünüyor. Elime oklava verip şu hamuru da sen aç dediklerinde şak diye açıyorum, bir hayli şaşırıyorlar.Neden yemek programı peki?Yemek yapmak gerçekten çok keyifli, bir tür hobi benim için. Bu konuda mütevazı olamayacağım, iyi de yaparım. Çocukken annem evden çıkar çıkmaz mutfağa girerdim. Eve geldiğinde çeşit çeşit yemekleri görünce çok mutlu olurdu. Bu yüzden hep hayalini kurduğum bir işin içinde bulunacak olmak heyecanlandırdı beni. Maharetli hanımların evine gidiyorum. Ben onlardan, onlar benden bir şeyler öğreniyor. Farklı yörelerden yemek yapılıyor tarifler, püf noktaları paylaşıyoruz.Sadece tanıdık simaların evini mi ziyaret edeceksiniz?Ünlü-ünsüz güzel yemek yapan herkesi ziyaret ediyoruz.Yapma konusunda iddialısınız. Yemeyle de aranız iyi olmalı.Aşçılara bakın hepsi yemek yemeyi çok sever. Zaten yemeyi sevmeyen yapmayı da sevmez. Ben de çok seviyorum. Hatta canım köfte çektiğinde Tekirdağ’a, ciğer istediğinde Edirne’ye gittiğim olmuştur. Hiç üşenmem. Bu yüzden bu iş tam benlik.Henüz yayınlanmasa da şimdiye kadar 20 program oldu. Hiç beğenmediğiniz halde beğenmiş gibi yapmak zorunda kaldığınız yemek oldu mu?Her evin kendine has mutfağı var. Farklı mutfaklara alışkın değilseniz zorlanabilirsiniz. Ama ben farklı tatlara oldukça açık biriyim. Bunda annemin Arap, babamın Selanikli olmasının etkisi olabilir. Tabii annemin yemek konusundaki disiplinli tavrının da etkisi vardır. Önümüze ne koyarsa ayırt etmeden yerdik. Mercimekse mercimek, kerevizse kereviz... Ayrıca insanlar bizim için en özel günlerinde yaptığı yemekleri pişiriyor. Samimi söylüyorum hiç olmadı.Haftada beş gün ‘bayram’ sofralarına konuk oluyorsunuz. Bu gidişle kilo alacaksınız.Sormayın, çok korkuyorum. Hatta arkadaşlar 36 bedenle başladın, 40 ile mi final yapacaksın, diye takılıyor. Zaten yemeyi çok seven biriyim, bu açıdan hiç iyi olmadı. Yemekten kendimi alamıyorum. Bazen anlatırken bile ağzım sulanıyor.Bu işe başlamadan önce yemek programları hakkında ne düşünüyordunuz, eleştirir miydiniz?Yoğunluktan takip etmeye pek fırsatım olmuyordu. Bu işe başladıktan sonra zaman zaman çekim aralarında diğer programlar nasıl, ne yapılıyor, eksiğimiz var mı diye tamamen iyi niyetimle göz atıyorum. Çok başarılı bir-iki arkadaşım var. Ancak yemekle alakası olmayan, baharatları birbirinden ayıramayan, beşamel sosu nedir bilmeyenlere de rastladım. Yemeği tattığında yüzünde ifade olmayanlar var. Bu iş sevilmeden, duygu katılmadan yapılamaz.Peki siz ne umdunuz, ne buldunuz?Güzel yemekler yiyeceğimi, farklı mutfaklar deneyimleyeceğimi biliyordum. Bunları buldum ama tabii bu kadar zor olduğunu ummuyordum. Evine çekime gittiğimiz hanımlar da aynısını söylüyor. Oturduğumuz yerden çayımızı yudumlayarak izler, 45 dakika nasıl geçer bilmezdik. Bir program aşağı yukarı altı saatte tamamlanıyor. Emek olmadan yemek olmazmış diye boşuna dememişler.Ağabeyiniz Saruhan Hünel de güzel yemek yapıyormuş.Hayır o çok güzel yer. (gülüyor)Hadi yine iyisin, sayemde meşhur olacaksınSamsun’da çok sempatik bir hanımın evine konuk olduk. İçeri girdim. Bir yandan yemek yapıyor diğer yandan şarkı söylüyorum. ‘Sesin ne de güzelmiş. Bak görüyor musun, yemekleri ben yapıyorum, sayemde meşhur olacaksın. Hadi iyisin, yakında kaset teklifleri gelir’ diye espri yaptı
Zaman
Ana Sayfa
03.05.2014
SüslüsündiyorlaramaşakdiyehamuraçarımSüslüsün diyorlar ama şak diye hamur açarım
Daha güzel günler göreceğiz Başkanım
Zaman
29.04.2014
01:59
Stattaki şampiyonluk kutlamalarının ardından hep birlikte eğlenmeye giden Fenerbahçe’de futbolcularla Başkan Aziz Yıldırım arasında ilginç diyaloglar geçti. Sarı-Lacivertli oyuncular, duygusal anlar yaşayan Yıldırım’a, “Siz üzülmeyin başkanım. Çok daha güzel günler göreceğiz.” cevabını verdi.Sezonun bitimine 3 hafta kala mutlu sona ulaşan Fenerbahçe, statta şampiyonluk kutlamasının ardından sabahın ilk ışıklarına kadar eğlendi. Paper Moon Restorant’ta düzenlenen yemeğe ise Başkan Aziz Yıldırım, yöneticiler, futbolcular ve aileleri katıldı. Gece kulübü Reina’da devam eden eğlencede tek eksik isim Teknik Direktör Ersun Yanal’dı. Sıcak ve samimi bir ortamda gerçekleştirilen yemek, renkli görüntülere sahne olurken oyuncularla Başkan Yıldırım arasında geçen diyaloglar geceye damgasını vurdu.Yargıtay Başsavcılığı’nın şike davasını onaylamasının ardından Can Bartu Tesisleri’ne giderek adeta oyuncularla vedalaşan Aziz Yıldırım, gözyaşlarına hakim olamamış ve “Sizden bir Avrupa kupası almanızı istiyorum.” ifadelerini kullanmıştı. Yıldırım, Çaykur Rizespor maçı öncesi de Şükrü Saracoğlu Stadı’nda sahaya girip oyuncularla kucaklaştı ve yine duygusal anlar yaşadı. Şampiyonluğu Başkan Aziz Yıldırım’a hediye eden futbolcular da şampiyonluk yemeğinde, “Siz üzülmeyin, ağlamayın Başkanım. Size bir Avrupa kupası da getireceğiz. Çok daha güzel günler göreceğiz. 3 yıldır çok sıkıntılar çektik. Artık yeniden Fenerbahçe devri başlıyor.” dedi.Futbolcular görüşlerini tek tek paylaşırken kaleci Volkan Demirel, bu seneki şampiyonluğun çok kıymetli olduğunu söyledi. “Başkanımız bizim için hapis yattı.” diyen deneyimli file bekçisi, “Çok zorluklar çektik. Ancak asıl şunu da söylemek gerek; Başkanımız bizim için ilerleyen zamanlarda bir daha hapis yatacak ama biz her zaman onun yanındayız.” şeklinde konuştu. Diğer oyuncuların görüşleri de şöyleydi. Bekir İrtegün: “Bu yıl da diğerleri kadar temiz bir şampiyonluk. Belki çok rahat getirdik ama her sene şampiyon olsak bıkmayız.” Gökhan Gönül: “İnsanlar bizim yanımızda oldu. Hepsinden Allah razı olsun. 3 senedir çekmediğimiz sıkıntı kalmadı. 2 kez Türkiye Kupası kazandık, ligi de sonuna kadar kovaladık. Çok da sevinemiyorum açıkçası. Başkanımıza bunca şey yapılmadan, sevinmesini isterdim. İnsanların işlemedikleri suç kalmıyor, ama bizim Başkanımız... 1 yıl yattı zaten.. Bu ülkede insanlar öldürüldü, neler yapılmadı.” Bruno Alves: “Daha önce 6 kez şampiyon oldum, bu çok özel ayrı bir şampiyonluk. Çok mutluyum!” Dirk Kuyt: “Kariyerimde çok özel bir an yaşıyorum. Hakkımızla kazandık şampiyonluğu. Bu fantastik kulübün bir parçası olmaktan dolayı çok mutluyum.”Sow: Fenerbahçe için ağladım. Fenerbahçe’nin Senegalli yıldızı Musa Sow, şampiyonluk kutlamalarında adeta kendinden geçti. En çok sevinen isimlerin başında gelen başarılı golcü, “Allah’a şükürler olsun ki şampiyonluk yaşadık. Kimse için kolay bir sezon değildi. Bazı maçlarda ağladığım anlar oldu ama bunların hepsi Fenerbahçe içindi.” ifadelerini kullandı.Emenike: Dönmekle doğru karar vermişimFenerbahçe’nin Nijeryalı yıldızı Emmanuel Emenike, Sarı-Lacivertli kulübe geri dönmekle çok doğru bir karar verdiğini söyledi. 2010-11 sezonunun sonunda şike soruşturması patlak verince forma giyemeden Rus ekip Spartak Moskova’ya transfer olan golcü oyuncu, ilk sezonunda yaşadığı şampiyonluğun kendisini mutlu ettiğini dile getirdi. Emenike, “Moskova’daki arkadaşlarım Avrupa’da bir kulüp yerine Fenerbahçe’ye döndüğüm için bana sitemde bulunuyorlardı. Ancak hiçbir zaman gitmedim, zaten buradaydım.” dedi.‘Şampiyonlar Ligi’nde olmayan şampiyon’Sarı-Lacivertlilerin şampiyonluğunu ilan etmesine Avrupa basını geniş yer verdi. İspanyol ve İngiliz medyası F.Bahçe’nin sezonun tamamında üstün olduğuna vurgu yaptı. Daily Mail, ‘Türk Lokumu’ başlığını atarken, Rizespor maçını 50 bin kadın ve çocuğun izlemesine dikkat çekildi. Fransız L’Equipe gazetesi, Kanarya’nın Şampiyonlar Ligi’ne gidemeyeceğini belirtirken, “Şampiyonlar Ligi’nde olmayan Şampiyon” başlığını kullandı. İtalyan basını da 3 Temmuz sürecini hatırlatıp Juventus benzetmesinde bulundu.Merçil’den rakiplere ikincilik göndermesiFenerbahçe Yönetim Kurulu Üyesi Yasemin Merçil, Galatasaray ve Beşiktaş’a ilginç bir göndermede bulundu. Twitter hesabından paylaşımda bulunan deneyimli yönetici, “Son yılların en heyecanlı ligi; acaba 2. kim olacak?” yazdı. Öte yandan, Başkan Aziz Yıldırım, kulübün resmi internet sitesinden teşekkür mesajı yayınladı. Şampiyonluktan ötürü başta teknik ekip ve futbolcuları kutlayan Yıldırım, “Şampiyonluğumuz, büyük Fenerbahçe
Zaman
Spor
29.04.2014
DahagüzelgünlergöreceğizBaşkanımDaha güzel günler göreceğiz Başkanım
İki astsubayı şehit eden dayakçı koca ölü ele geçirildi
Zaman
20.04.2014
02:05
Çanakkale’nin Biga ilçesine bağlı Sarnıç köyünde önceki akşam eşini döven Yakup Atik (46), komşuların şikayeti üzerine müdahale etmek için gelen eve jandarma ekibine ateş açtı.Astsubay Başçavuş İhsan Yıldız (51) şehit oldu. Kaçan zanlı, dün sabah kendisini yakalamaya gelen jandarma ekibine kurduğu pusuda Astsubay Başçavuş Ömer Yanar’ı (41) da şehit etti. Atik, Özel Harekat timlerinin operasyonuyla ölü ele geçirildiÇanakkale’yi yasa boğan olay şöyle meydana geldi: Önceki akşam Biga ilçesine bağlı Sarnıç köyünde ikamet eden Yakup Atik, sık sık kavga ettiği eşi Hatice A.’yı dövmeye başladı. Bunun üzerine komşuları jandarmayı aradı. Bunun üzerine Astsubay Başçavuş İhsan Yıldız (51) komutasında bir ekip köye gitti. Yıldız, daha önceden tanıdığı Yakup Atik’in evine gitti. Ancak Atik, eşini dövmemesi konusunda kendisini uyaran Yıldız’a pompalı tüfekle ateş etti. Başından vurulan Başçavuş Yıldız olay yerinde şehit oldu. Atik, kargaşadan yararlanarak köy dışına kaçtı. Olay üzerine köye takviye jandarma ekipleri gönderildi. Bir ekip de Atik’in ailesini muhtemel bir saldırıdan korumak için köy çevresinde tedbir aldı.Gece boyunca köy dışındaki ormanlık alanda saklanan Atik, sabah saatlerine doğru köy çevresindeki jandarma birliğine pusu kurdu. Askerlerin üzerine ateş açan Yakup Atik, Astsubay Başçavuş Ömer Yanar’ı (41) göğsünden vurdu. Yanar, olay yerinde şehit düştü. Yeniden kaçarak kayıplara karışan saldırganı yakalamak için jandarma ve polis Özel Harekat timleri geniş bir operasyon başlattı. Takip sonucu kıstırılan Atik, çıkan çatışmada ölü ele geçirildi. Olay yerinde yapılan incelemenin ardından saldırganın cesedi morga gönderildi. Yakup Atik’in, çeşitli suçlardan 8 yıl cezaevinde yattığı öğrenildi. Jandarma ekipleri, köye giriş çıkışları kapattı. Atik’in öldürüldüğü yerde kan ve duvarlarda kurşun izleri olduğu görüldü.Çanakkale Valisi Ahmet Çınar, “Gelen ihbar üzerine merkez karakol komutanımız, yanına ekibini alıp Sarnıç köyüne gidiyor. Şahsı daha önceden tanıyor, hatta daha önceden karakolda kendisine yemek de ısmarlamış. Biraz da bu güvenle ikna edeceğini düşünerek yaklaşıyor. O anda da şahıs tarafından kafasına ateş edilmek suretiyle şehit ediliyor. Çok vahim bir olay. Tamamen ailenin huzurunu, güveni sağlamak üzere oraya görev için giden arkadaşlarımızın peş peşe şehit edilmesi, hakikaten hem bizim hem de Çanakkale halkının yüreğini yaraladı.” açıklamasını yaptı.Sarnıç köyü, Ahat Ovası mevkiinde yaşayanlar, Yakup Atik’in eşi ve oğluyla hayvancılık yaparak geçimini sağladığını ve bir süre önce de çeşitli suçlardan aldığı mahkumiyet nedeniyle cezaevinde yattığını dile getirdi. Köylüler, Atik’in astsubayı şehit ettikten sonra köydeki hasımlarını da öldürmek için geri döndüğünü, bu sırada bir eve ateş ettikten sonra kendisine müdahale etmeye çalışan diğer astsubayı şehit ettiğini anlattı.Şehit olan askerlerin evlerine ateş düştü Şehit Jandarma Başçavuş İhsan Yıldız’ın (51) memleketi Kars’ın Sarıkamış ilçesinde hüzün var. Acı haber, şehit askerin, Sarıkamış’ın Yeni Mahalle Akbaba Caddesi’nde oturan kardeşi Turgut Yıldız’a yetkililer tarafından verildi. Abisinin şehadet haberiyle fenalaşan Yıldız, Sarıkamış Devlet Hastanesi’ne kaldırıldı. Diğer taraftan, Yıldız’ın evine Türk bayrağı asıldı ve sokağa taziye çadırı kuruldu. 4 çocuk babası şehit İhsan Yıldız’ın naaşının bugün Sarıkamış’ta defnedilmesi bekleniyor.Aynı olayda şehit düşen 2 çocuk babası Astsubay Ömer Yanar’ın (41) Hatay’ın Kırıkhan ilçesinde yaşayan ailesi de acı olayı haber alınca gözyaşlarına boğuldu. Anne Zekiye Yanar’a acı haber tarlada çalıştığı sırada verildi. 9 çocuğunun en küçüğü olan oğlunun haberini alan Zekiye Yanar, fenalaşınca ambulansa alınarak evine getirildi. Şehidin sinir krizi geçiren ablaları ve ağabeylerine 112 Acil servisi ekipleri müdahale etti. Acılı anne, şehit oğlu Ömer ile en son sömestr tatilinde görüştüğünü söyleyerek ağıtlar yaktı. Şehit Yanar’ın cenazesi Adli Tıp Kurumu’ndaki otopsinin ardından Hatay’a gönderilecek. Cenazenin bugün Kırıkhan’da toprağa verileceği öğrenildi.
Zaman
Güncel
20.04.2014
İkiastsubayışehitedendayakçıkocaölüelegeçirildiİki astsubayı şehit eden dayakçı koca ölü ele geçirildi
A. Turan Alkan - Ne içiyorsanız biz de içek...
Zaman
16.04.2014
16:15
Seçim sürecinde algı yönetimi konusunda iktidar kurmaylarının gösterdiği -takdir edilesi- başarı, öyle görünüyor ki aman verilmeksizin tekrar edilerek yeni bir yönetim tarzına dönüştürecektir. Ne var ki iyi şeyleri kendine, olumsuzlukları başkalarına yazarak problem çözme alışkanlığı daha şimdiden gülünesi sonuçlar doğurmaya başladı.Vaktiyle muhafazakâr-dindar kesimde başa gelen bütün musibetleri Masonlara, Yahudilere, Hıristiyan Batı kulübüne, dönmelere ihâle etmek kolaycılığı vardı. Sonradan listeye komünistler de eklendi ve millî bahaneler listesi genişledi. Biz aslında çok iyiydik fakat yedi düvel el ele vermiş aleyhimize çalışıyordu ve bu yüzden doğru düşünmeyi unuttuğumuz için “eziklik” millî bir karakter unsuru haline gelmişti. Kendimize acımak en sevdiğimiz spordu artık.Bu hâletin bize verdiği zarar ağır olmuştur. Kendi başına şöyle adam gibi hatâ yapmayı bile beceremeyen bir milletin fertleri olmak, şahsiyet inşâsını geciktirdi.Buyrunuz, kavurma hadisesi...Nasreddin Hoca gündüzden iki okka et alıp, “Akşama bir yahni yapıver canım çekti.” diyerek teslim etmiş hanımına. Kadıncağız misafiri gelince mahcup olmamak için eti pişirip ikram etmiş. Akşam gelmiş eve Hoca, “Nerede hanım yahni?” Yenge kıvranarak “Kedi yedi.” diye yalan uydurmuş. Hoca hemen kantara çekmiş kediyi, tam iki okka. Demiş ki, “Kedi buysa bizim et nerede; et bu ise kedi nereye gitti?”Neredeyse bir milyon lira civarında yemek faturası gelmiş bir belediyeye. Sorumlusu kameralar önünde hesap verirken kısmen mâkul izahlar yaptıktan sonra sözü bakınız getirip nereye bağlıyor:-250’ye yakın öğrenci değişik yurtlarda kalıyor. Bunların önemli bir kısmı da ‘Hizmet’ dediğimiz gruba mensup öğrencilerdir. Bunların çoğunu da bir tevafuktur ki biz seçim günü CHP rozetleriyle sandığın abluka altına alındığına şahit olduk. Bu bundan ibarettir…Yani, kedi eti yemekle yetinmemiş, üstüne üstlük “velînimet”ine ihanet ederek komşunun farelerini yakalamıştır. Cürüm o kadar büyüktür ki 964 bin liralık ziyafet faturasının sözü bile olmaz bu hainliğin yanında!Yaptığın harcamayı tek tek izah edersin; bu arada izah edemediğin kısmı olursa, “Boğazımdan geçmedi fakat ardımdan lâf söyletmem; benim şahsi borcumdur, öderim, kimseye de eyvallah etmem” dersin, mesele kapanır.Velev ki o gençler seçimde CHP’nin değil de sizin hoşunuza giden bir partinin rozetini takarak sandık bekçiliği yapsaydılar, yine de, “kursağınızda hâlâ ekmeğim duruyor lan nankör kediler” edebiyatı yapacak mıydınız, çok merak ederim!Modaya uyup, “bundan paralel yapı sorumlu; beni kandırdılar. Ekmeğimi yiyip CHP’ye çalıştılar” anafikri, eksiklerimizi başkalarına yamamak sporunda listeye yeni bir unsurun eklendiğini gösteriyor: Paralel yapı. Memlekette şöyle eli yüzü düzgün “komonist” bile kalmadığı için yeni bir nefret objesine acil ihtiyaç duyuluyordu. Yüksek zekâvet eseriyle aranan kan bulundu!Sizi hep paralel yapı aldattı; yoksa siz ne gözü açık, ne uyanık, ne külyutmaz, ne kadar hüsnüniyet sahibi bir camia idiniz?Ayışığı, Yakamoz, Sarıkız bilmem ne darbe planlarını onlar yaptı. Ergenekon baştan sona paralel prodüksiyon eseri. 27 Mayıs’ı bunlar fiştekledi, Varlık Vergisi’ni bunlar dayattı millete, Dersim hadiselerinde sinsi rollerini bilseniz dudağınız uçuklardı. Sultan Abdülaziz’i katledip suçu Mithat Paşa’ya yıkan da bunlardı. Ah, nasıl da fark edemediniz……Hayat bu kadar kolay mı yahu? “Bir ok attım kebab oldu” deyince zırvayı te’vil edecek üç-beş gazete, beş-on yazar çıkıyor diye hakikati incitmeye devam edecek misiniz? Bu yol nereye çıkar muhteremler; ne içiyorsanız söyleyin biz de içelim.“Camın kalbi var, kırılır” diyordu Cemil Meriç; e, hakikatin kalbi yok mu peki?
Zaman
Ana Sayfa
16.04.2014
ATuranAlkan-NeiçiyorsanızbizdeiçekA Turan Alkan - Ne içiyorsanız biz de içek
Herkes bizi kardeş sanıyor
Zaman
30.03.2014
03:01
Sinan Bengier ile Ayberk Atilla’nın yıllardır yediği içtiği ayrı düşmüyor. Hayata, sanata bakış açıları, hobileri, güldükleri, kızdıkları şeyler aynı. Biraraya getirdiğimiz iki komşunun anlatacak bir hayli hikâyesi var.20 yıldan fazla süredir beraber Sinan Bengier ve Ayberk Atilla. Oyunlarıyla Anadolu’yu dolaşıyor, aynı odada kalıp aynı kaptan yemek yiyorlar. İstanbul Anadolu yakasında komşu olan ikili, birbirine danışmanlık yapıyor. Ellerine proje geldiğinde ilk yaptıkları iş, birbirlerini aramak. Kiminle sahneye çıkılır, hangi yapımcıya güvenilir, istişare ediyorlar. O kadar yakınlar ki, çoğu kimse onları kardeş sanıyor. Ortak hobilere, benzer huylara, sanat görüşlerine sahipler. İkilinin, tanışma hikâyelerinden turne maceralarına keyifli-sıcak birçok anlatacağı var.Tanışma hikâyenizden başlayalım. İki kafadar ne zaman, nasıl bir araya geldi?Sinan Bengier:Tanışmayı, aynı ekipte bulunmayı istediğim bir isimdi Ayberk. Dış görüntümüzü, tarzımızı çok benzetiyor, kardeş sanıyorlardı. Tanıştıktan sonra işin suyu çıktı. Ben bir yere girince arkaya bakıyorlar, ekürin nerede diye.Ayberk Atilla:Tanışıklığımız BKM’ye dayanıyor. 90’lı yılların ortası. O günden beri beraberiz.S.B.: Ama iyi oldu, şikâyetçi değiliz. Çok eğleniyoruz sahnede, dışarıda.İlk oyununuzu hatırlıyor musunuz?S.B.:Bir Demet Tiyatro. Sonrası Haroşa Hayatlar, İşte Budur... 3-4 dakikalık sahneleri 20-25 dakikaya çıkarıyoruz. İkimiz de tuluata çok yakınız, gözlerden her şeyi anlıyoruz. Söylemeden yüzde gülümseme başlıyor.A.A.:Çok uzun turneler yaptık, 24 saat beraberdik. Anadolu’yu köy kasaba dolaştık, sınırlarda sahneye çıktık. Ceylanpınar’da bildiğin tel örgülerin orada oynadık.S.B.:Herife, ‘Irak nerede?’ diye soruyoruz. ‘Suyun öbür yanı,’ diyor. ‘Bizim bayrak bir buçuk kilometre ötede ne arıyor,’ diyorum. Irak bir şey demiyor, ‘ova daha rahat göründüğü için bizimkiler orayı karakol yaptı,’ diyor. Çok matrak.Turnelerde aynı odada mı kalırsınız? Yoksa...A.A.:Aynı odada kalırız. Kahve, çay makinelerimiz hep yanımızdadır. İkimiz de erken kalkıyoruz. Sinan, turneye arabayla gider. Diyelim ki Antep’tesin, oradan Adana’ya geçeceksin. Öğlen hareket ettiğin için şehri göremiyorsun. Biz şehri gezer, öyle geçeriz.S.B.:Zamanla ‘aaa çok iyiymiş’ deyip bütün ekip bize katılmaya başladı. Binnur Kaya, Neslihan Yeldan, Demet Akbağ… Yaz turnesindeyiz. Üç gün Antalya, üç gün Bodrum, İzmir… Kalkıyorsun, öğlene kadar insanların uyanmasını bekliyorsun. Ne bekleyeceksin? Kendi arabamız var. İkimiz de çay meraklısıyız, yolda gözlemeci görünce giriyoruz. On kilometre arayla bütün benzincilere uğrayarak seyahat ediyoruz. İnsanlar birde içmeye gidiyor. İkimiz de alkol almıyoruz. Kalkıyor, o dürümcü senin, bu çaycı benim geziyoruz.A.A.: Bir de öyle bir şey var, içmediğimize inanmıyorlar. Tiyatrocusun ya, bohem yaşayacaksın, kazandığını o gece harcayacaksın. Yok öyle bir şey.Sanat dünyasından çok az dost çıkar. İyi bulmuşsunuz birbirinizi...A.A.:Sanatçılar birbirini tutar falan derler ya yalan. Onlar kadar kıskanç, birbirini çekemeyen yok. Sanatçılar birbirinin gözünü oyar. Maalesef… Allah’a şükür dostluğumuz iyi.S.B.:Senelerdir tiyatronun içinde olmamızın payı büyük. Usta-çırak ilişkisiyle yetişen bir kuşağız. Şimdi elimizi uzattığımız çocuklar, ‘ne haber moruk?’ diyor. Kıymet bilen çok az genç var.İkiniz de yakın zamanda sağlık sorunu yaşadınız. Birbirinize refakatçilik yapmışsınızdır...S.B.:Tabii ki. Ben Antalya’daydım, o burada. Güneydoğu’da yağlı yemek yemekten damarlarım tıkanmış. İyi yemişiz maşallah. Benimki çok acil oldu, elinde kahve fincanıyla hastaneye geldi.A.A.:Sen şanslıydın, hastanenin yakınında fenalaştın. Uzak olsaydı, gitmiştin.S.B.: O gün Erzincan’dan geldik. Yolda ne bir ev vardı, ne bir benzinlik. Kapkaranlıktı... Allah korudu.Çok arayıp soran olmamış galiba...A.A.:Yoğun bakımdaydım, hatırlamıyorum. Sinan, ‘Ayberk kalp krizi geçirdi. Bacakları güzel olmadığı için magazinde yer almadı?’ demiş. Gazetede çıktıktan sonra birçok kişi aradı, sağ olsun.S.B.:Çok kolay yaklaşılan adamlarız biz. ‘Ne yapıyorsunuz la burada,’ diye konuşanlar oluyor.A.A.:İşimizi halk için yapıyoruz, niye uzaklaşalım ki? Minibüse biniyor, çarşı pazar geziyor, çay bahçelerinde oturuyoruz. Sinan’ı görünce sizi bir yerden tanıyorum, diyorlar. ‘Ben size her hafta tüp getiriyorum,’ diyor o da. Sonradan işin rengini anlıyorlar.S.B.:‘Bir dükkâna giriyor, bize çay ısmarlamazsanız mirasımız size kalacak,’ diyoruz. Öyle sıcak muhabbetlerimiz oluyor.Aranızdan kara kedi geçti mi hiç?A.A.:Oluyor. Üstüne basıp öldürüyoruz.S.B.: Tiyatroyla ilgili oldu. Bu yaştan sonra ne dost bulabilirsin, ne arkadaş. Her ha
Zaman
Ana Sayfa
30.03.2014
HerkesbizikardeşsanıyorHerkes bizi kardeş sanıyor
Amerika’ya nereden bakarsan orasını görürsün!
Zaman
29.03.2014
02:08
Amerika, son dönemlerde iç siyasî gerginliklerle anılır oldu. Öte taraftan yaşamayı hak bilen, ince düşünmeyi öğrenmiş özgürlükler ülkesi aynı zamanda.İçinde bulunduğumuz kargaşa ortamından uzaklaşıp yurtdışına gidince, ne büyük bir psikolojik travma ortamında yaşadığımız daha iyi anlaşılıyor. İlk kertede, sessiz ve sükûnet ortamı şaşırtıcı derecede dikkat çekiyor. Caddelerde dolaşırken şu hislere kapılmanız işten bile değil. “Niçin ses çıkarmıyor bu insanlar, ortalıkta dolaşan gürültü kutularını kim susturmuş? İnsanlar niçin boşu boşuna teşekkür ediyor? Bu memlekette kimse kimsenin tavuğuna neden kış demiyor? Sonra anladık ki, normal olmayan orası değil, yüksek tansiyona alışmış bizleriz. Hayatın sansüre uğramadan farklı boyutlarıyla da yaşandığı Amerika’da, toplumdaki saygı ve anlayışa örnek teşkil edecek bazı ipuçlarını bir araya getirdik. Survivor Tree2001’de meydana gelen 11 Eylül olayları, üzerinden 13 yıl geçse de sıcaklığını yitirmişe benzemiyor. Amerika’nın gökdelenlerle kurulu şehri New York’ta gezerken gözümüze çarpan tabelalarda ‘O günü asla unutmayacağız’ yazılarına rastlamak mümkün. Uçakların çarptığı ikiz kulelerin yerinde bugün anıt bölge bulunuyor ve yakında bir müze de ziyaretçilere açılacak. Yıkılan iki binanın yerinde yaşamını yitirenlerin anısına yapılan iki büyük anıt ve ağaçlandırılmış bölge var. Fakat ağaçların arasında bir tanesi, bizim gibi yeşilin kıymeti harbiyesini bilmeyen bir toplum için ibretlik manzaralar sunuyor. ‘Survivor Tree’ denilen bu ağaç, tıpkı insanlar gibi saldırıdan nasibini almış. Yıkılan dev beton blokların altında ona rastlayan Amerikalılar, onu kurtarabilmek için hummalı bir çalışmaya başvurmuş. Dümdüz olan ağaç, yerinden alınarak tedavi edileceği yere taşınmış. Burada yapılan tedaviye cevap vererek, tekrar kök salıp, çiçek açmaya başlamış. İsmi ‘Hayatta kalan, kurtulan ağaç’ manasına gelen Survivor Tree, bugün anıt parkın içinde terör saldırılarında kurtulabilenlerin anısını yaşatıyor.Bir çocuk için değer mi, değer!ABD’nin tarihî sayılabilecek şehirlerinden belki de birincisi Philadelphia. Ülkenin temellerinin atıldığı, yeni kıtanın bir koloni olmaktan çıkıp bağımsızlık deklarasyonunun yayınlandığı yer burası. İşte bugün bir portre ve sanat müzesi olarak kullanılan The Second Bank of US’de gezerken ülkemizde sıra dışı sayılacak bir manzaraya daha şahit oluyoruz. Ülkenin tarihî simalarının tabloları önünde bir çocuk ile müzenin güvenlik ve rehberliğinden sorumlu görevlisi beraberce dolaşıyor. Rehber, etrafa uyarılarda bulunurken genç tarih meraklısına da anlatmaya devam ediyor. Kendisini dikkatlice dinlediğinden gayet eminiz, zira ufaklık dakikalardır beraberce turluyor ve sorular soruyor. Uzun lafın kısası, ilgili kimse bir kişi de olsa ve hatta muhatabımız bir çocuk dahi olsa müzeye gelen kimse faydalanarak buradan ayrılıyor. Belki de bu durum, o kişi ve müzeye münhasır bir şey de olsa, insana verilen kıymet itibarıyla büyük önem arz ediyor.Bu restoranda israf yok kardeşim...Dünyayı fast food ile tanıştıran bu ülkede birbirinden ilginç, dünya mutfağını ülke insanına sunan binlerce restoran var. Helal damgalı birçok yerle beraber, israfın önüne geçmek için basit ama etkili bir tedbir alan restoran zinciri dikkatimizden kaçmıyor. Pret-a-Manger isimli mağazada yemek yerken, peçete üzerindeki not gözümüze takılıyor. İsrafın önüne geçmek için nasıl bir yol izledikleri şöyle anlatılmış: “Mağazamızda tüketilen tüm yiyecekler günlük olarak hazırlanmakta, talebe göre üretilip gün sonunda atılmak yerine evsiz ve fakirlere dağıtılmaktadır.” Bunu görünce, “Demek ki israfın da haram olduğuna helal gıda kadar dikkat ediyorlar.” demeden edemedik.Aşkımı böyle de yazarımParklarda bulunan oturakların olmazsa olmazıdır sevgili isimleri. Bir zamanlar şehirde ağaçlar olduğu vakit, ağaçlara da kazınıyordu, hepimiz biliriz. Aşkını yahut sitemini bu yolla dile getirir o mecnun. Sevdiğim bir gün geçerken bu yazıyı okur, işte o gün hatırına düşerim… Fakat sonunda ahşap bankın tıpkı bir tahta kurusu gibi kemirildiği ve nihayetinde bir karalama tahtasına döndüğünü de biliriz. New York’un meşhur Central Park denilen mesire ve dinlenme alanını gezerken sevgiliyi banklara yazmanın evrensel bir mefhum olduğunu anladık. Ne var ki, işler burada biraz medenice işliyor. Belediyeye uygun bir fiyat mukabilinde bankı kiralayan vatandaşlar, ufak bir levha üzerine mesajını yazıyor. Oturakların üzerine çakılan metal levhalar geçici bir süre burada yer alıyor. Birkaç tanesini okuduğumuzda sadece sevgili değil, annesine sevgi mesajı yollayan, çocuklarını tebrik eden, yeni evli çiftleri unutmayan arkadaşları da gördük.Aman çeşme, canım çeşmeEskiler demiş “bu çeşme ne güzel çeşme, su içecek tası yok, kırma insan kalbi
Zaman
En Çok Okunan
29.03.2014
Amerika’yaneredenbakarsanorasınıgörürsünAmerika’ya nereden bakarsan orasını görürsün
M.Nedim Hazar - Bitse de gitsek!
Zaman
19.03.2014
02:00
Aslında iki açıdan iyi bir fırsattı Chelsea maçı. İlki İngiliz ekibini eleyip Mourinho’nun küçümsemelerine cevap verilmiş olacaktı.İkincisi ise Real Madrid ile geçen yılın hesabını tekrar görme ihtimaliydi. Ve fakat galiba ülke olarak kaderimiz böylesi üst düzey maçlara yakışmayan amatörlükte golü ilk dakikalarda yemek. Sadece yenilmiş bir erken gol değildi bu, Hakan Ünsal’dan beri bir türlü çare bulunamayan sol kanat savunmasının acziyetinin su yüzüne çıkışıydı. Nitekim, ev sahibi takım öne geçmesine rağmen bu güzergâhın zayıflığını keşfetti ve oradan yüklenmeye devam etti.Modern futbol tembel orta sahaya tahammül edemiyor. Belki teknik kapasitesi yüksek bir yeteneğe konfor tanınabilir ama diğerlerinin bu açığı kapaması şart. Chelsea gibi karınca gibi çalışkan orta sahaya sahip takımlar için Eto’o gibi bitirici bir ayak ve Hazard gibi üretken bir zekâ ile top yapmamıza izin vermediler. Hücuma kalkışırken orta sahanın kalabalık baskısıyla karşılaşıp, kontra yediğimiz atak sayısı o kadar çoktu ki, istatistik tutamadım. İlk yarı boyunca yaptığımız geri pas sayısı ise bundan beş fazlaydı! Bir ara işi o kadar abartılar ki, İngiliz takımı 1-9-1 taktiğiyle filan oynuyor zehabına kapıldık.Orta sahaya sahip olan maça sahip oluyor, gerçeğini belki abartıyor gibi görünüyor olabilirim ama ev sahibi ekibin hareketli/kalabalık orta sahası tehlikeli pozisyonların neredeyse tamamını G.Saray kalesinde yaşanmasına sebep oldu. Bunlardan ikisini sayıya çeviren Chelsea, istediğini almış gibi soyunma odasına giderken bizim gözümüz de yedek kulübesine yöneldi. Ne tür bir adam ve taktik değişikliğiyle ikinci yarıya umutlarımızı tazeleyebilirdik?Kenarda duran Umut’umuz vardı ama –özellikle Avrupa maçlarında- yeterli olup olmadığı hep tartışılıyordu. Mancini, ihtimal ki Hakan’ın girişiyle üçlü savunmaya dönüp, Telles’i ileri yollamayı düşünüyordu ancak Chelsea baskıyı bir türlü hafifletmediği için, bu futbolcuların yardımına bir de Selçuk gelmek zorunda kalıyordu.Bitime çeyrek saat kala bulabileceğimiz bir gol, mevcut manzarayı değiştirip, ev sahibi ekibi biraz paniğe sevk eder umuduyla Hajrovic ile son kozumuzu kullanırken rakip orta sahada yorgunluk emareleri başlaması bizim için şanstı elbette.Ancak bizim heyecansızlığımız ve çabasızlığımız rakibin yorulmasından daha fena bir şeydi ve kazanma arzusu olmayınca her şey yalan oluyor elbette. Bizim adımıza ‘bitse de gitsek’ maçıydı ne yazık ki!
Zaman
Köşe Yazıları
19.03.2014
MNedimHazar-BitsedegitsekMNedim Hazar - Bitse de gitsek
Belkıs Akkale'den 'ağıtlı' mesaj
Zaman
15.03.2014
12:45
Belkıs Akkale, Zaman TV’de yayınlanan Yemek Bahane programına konuk oldu. Malatya mutfağına ilişkin bilgiler veren ünlü sanatçı, Berkin ve Burak Can’ın hayatını kaybetmesi üzerinden tertiplenmeye çalışılan provokasyonlara gelinmemesi çağrısında bulundu. Kendisi Alevi eşi Sünni olan Belkıs Akkale, birlik mesajı vererek ‘Ne olur yavrularımız ölmesin’ dedi.‘Yavrularımız ölmesin’Malatya yöresine ait “Aşağıdan gelir omuz omuza” ağıtını okuyan Akkale, “Sevgi çok önemli. Sevginin girdiği gönül kapısından bütün kötülükler çıkar gider. Yaşanan olaylar hepimizi gerçekten çok üzdü. Yavrularımız ölmesin. Onlar bizim geleceğimiz, umutlarımız. Nedir bu kin, nefret? Şiddet nereden gelirse gelsin karşı çıkalım lütfen. Ölen yavrularımıza Allah’tan rahmet, ailesine de sabır diliyorum.” İfadelerini kullandı.Türkünün hikayesi: Olay 1952 senesi Temmuz ayı ekin biçme mevsiminde olmuştur. Olayın yeri Arguvan’a bağlı Kızık köyüdür.Kızık ve çevre köylerde Kurban Bayramı’ndan bir gün önce/Arife günü akşamı, halk söyleşiyle “Arifeyi Kovalama/Bayram Karşılama” eğlentisi yapılır. Bu nedenle kırma tüfekle havaya ateş edenler, tabanca sıkanlar olur. İki erkek kardeş bir duvar kenarında oturmuş ve büyük olanı da silahını temizlemektedir. Küçük olanı cebinden sigarasını çıkartır ve tam yakacakken abisinin temizlemekte olduğu silahı patlar, kardeşi vurulur ve ölür. Çevrenin tanınmış halk şairlerinden Eymirli Âşık Bektaş Kaymaz bu olay ve çevredeki benzeri olaylardan esinlenerek ağıt yakıp söylemiştir.Âşık Bektaş’ın söylediği dörtlükler şunlardır:Aşağıdan gelir omuz omuzaÇiğdem de karışmış güle nergizeBenden selam olsun o vefasızaKüğre bayramınız karalı geldiYorgun argın geldim orak biçmedenKöyün çeşmesinden bir su içmedenYağlı kurşun gitmez ciğer deşmedenKüğre bayramınız karalı geldiÇağıla yaslandım cigaram içemYağlı kurşun gelir nereye kaçamKanadım yoktur ki havaya uçamKüğre bayramınız karalı geldiÇekin kıratımı gidelim hanaSöyleyin kirveme küsmesin banaBir bayram gününü çok gördü banaKüğre bayramınız karalı geldiBaşımda ağlaşır gelinler kızlarSağ yanım ellemen sol yanım sızlarKüğrem mapushane yolunu gözlerKüğre bayramınız karalı geldi
Zaman
Güncel
15.03.2014
BelkısAkkaledenağıtlımesajBelkıs Akkaleden ağıtlı mesaj
Belkıs Akkale'den 'ağıtlı' mesaj
Zaman
15.03.2014
12:45
Belkıs Akkale, Zaman TV’de yayınlanan Yemek Bahane programına konuk oldu.Malatya mutfağına ilişkin bilgiler veren ünlü sanatçı, Berkin ve Burak Can’ın hayatını kaybetmesi üzerinden tertiplenmeye çalışılan provokasyonlara gelinmemesi çağrısında bulundu. Kendisi Alevi eşi Sünni olan Belkıs Akkale, birlik mesajı vererek ‘Ne olur yavrularımız ölmesin’ dedi.‘Yavrularımız ölmesin’Malatya yöresine ait “Aşağıdan gelir omuz omuza” ağıtını okuyan Akkale, “Sevgi çok önemli. Sevginin girdiği gönül kapısından bütün kötülükler çıkar gider. Yaşanan olaylar hepimizi gerçekten çok üzdü. Yavrularımız ölmesin. Onlar bizim geleceğimiz, umutlarımız. Nedir bu kin, nefret? Şiddet nereden gelirse gelsin karşı çıkalım lütfen. Ölen yavrularımıza Allah’tan rahmet, ailesine de sabır diliyorum.” İfadelerini kullandı.Türkünün hikayesi: Olay 1952 senesi Temmuz ayı ekin biçme mevsiminde olmuştur. Olayın yeri Arguvan’a bağlı Kızık köyüdür. Kızık ve çevre köylerde Kurban Bayramı’ndan bir gün önce/Arife günü akşamı, halk söyleşiyle “Arifeyi Kovalama/Bayram Karşılama” eğlentisi yapılır. Bu nedenle kırma tüfekle havaya ateş edenler, tabanca sıkanlar olur. İki erkek kardeş bir duvar kenarında oturmuş ve büyük olanı da silahını temizlemektedir. Küçük olanı cebinden sigarasını çıkartır ve tam yakacakken abisinin temizlemekte olduğu silahı patlar, kardeşi vurulur ve ölür. Çevrenin tanınmış halk şairlerinden Eymirli Âşık Bektaş Kaymaz bu olay ve çevredeki benzeri olaylardan esinlenerek ağıt yakıp söylemiştir.Âşık Bektaş’ın söylediği dörtlükler şunlardır:Aşağıdan gelir omuz omuzaÇiğdem de karışmış güle nergizeBenden selam olsun o vefasızaKüğre bayramınız karalı geldiYorgun argın geldim orak biçmedenKöyün çeşmesinden bir su içmedenYağlı kurşun gitmez ciğer deşmedenKüğre bayramınız karalı geldiÇağıla yaslandım cigaram içemYağlı kurşun gelir nereye kaçamKanadım yoktur ki havaya uçamKüğre bayramınız karalı geldiÇekin kıratımı gidelim hanaSöyleyin kirveme küsmesin banaBir bayram gününü çok gördü banaKüğre bayramınız karalı geldiBaşımda ağlaşır gelinler kızlarSağ yanım ellemen sol yanım sızlarKüğrem mapushane yolunu gözlerKüğre bayramınız karalı geldi
Zaman
Ana Sayfa
15.03.2014
BelkısAkkaledenağıtlımesajBelkıs Akkaleden ağıtlı mesaj
Benim canım yanıyor, herkes sakin olsun
Zaman
13.03.2014
15:17
Okmeydanında yaşanan olayda dün gece hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlunun babası Halil Karamanoğlu, cenazenin getirildiği Adli Tıp Kurumu önünde gazetecilere açıklama yaptı.Acılı baba, Akşam evde yemeğe geldim. Oğlum da işten geldi. Yemek yedik. Ben Çıkıyorum dedim. Benden sonra annesine Dışarı çıkıyorum demiş. Annesi de dışarıda olaylar var çıkma demiş. Benim evim ana caddeye yakın. Bizim olduğumuz muhitte olay olmaz. 200 metre yukarıda. Olayların kaynağının olduğu yerde vatandaşlar toplu halde yürüyerek geliyorlar. Işıklarda sönük. Saat 6da ışıkları söndürdüler. Bunlar da üç arkadaş kol - kola giriyorlar. Caddenin kenarında bunları gözlüyorlar. Onlar, onların üzerine geliyor. Hepsi beş dakikada biten iş. Çocuğun eve gelip, dışarıya çıkıp hadisenin olması hepsi on dakika. 10 dakikanın içerisinde kör kurşun geliyor. İsabet ediyor. Kurşun eylemcilerden gelmiş dedi.Bu olayları biz tasvip etmiyoruzHerhangi bir kavga yaşanmış mı sorusuna baba Karamanoğlu, Hayır bizimkilerde bir şey yok. Bizimkiler sadece onlara bakıyor, merak işte genç çocuklar. 22 yaşında genç çocuk. Merak edip bakıyorlar. Gidiyorlar üç arkadaşıyla beraber. Karanlık tabi. Zifiri karanlık. Mermi nereden geliyor. Olduğu yere yıkılıyor. Yanındaki arkadaşı dürtüyor. Ne oluyor diyor. Ses yok. Düşüyor olduğu yere. Yüzünü vuruyor. Dudağı yarılıyor. Kurşun buradan girmiş, buradan çıkmış. Bedava ölüm. Bir mağazada çalışıyordu. Üç ay oldu askerden geleli. Benim sağla, solla herhangi bir şeyle ilgim yok. Biz hep Türk milletiyiz. Türküz. Vatanımız tek. Bu olayları biz tasvip etmiyoruz. Nedir yani. Okmeydanında kırmadıkları dükkan, yer kalmadı. Yaktılar, yıktılar her tarafı. Böyle şey yok. Polis yok. Bir tane polis önlerine çıkıp nereye gidiyorsun arkadaş diyen yoktu. Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yarın başkasının canı yanar. Yazık, günah bu millete. Bu gençlere yazık. Birlik beraberlik olacağız. diye cevap verdi.Lütfen herkes sakin olsunBurak Can Karamanoğlunun akrabası Dursun Eker ise Karşıt gruplar arasında bir çatışma falan yok. Karşıt gruplar arasında bir çatışma oldu çocuk orada öldü gibi bir şeyler var. Öyle bir şey yok. Tamamen Berkinin cenazesine katılan grupların dağılıp, Okmeydanında taşkınlık yapması ve o sırada tesadüfen bu gençlerle karşılaşması neticesinde hadise. Yani karşıt grup yok, çatışma yok. Bir tarafta değnek var, bir tarafta sopa var, diğer tarafta sopa var, öyle bir şey yok. Tamamen kalabalığın içerisinden tanımadığımız şahısların ateş açması sonucu bizim bir gencimiz vefat etti. Başka vefatlar olmasın, başka canlar yanmasın. Biz taşkınlık çıkmaması için cenazeyi burada değil memleketimizde toprağa vereceğiz. Biz millete sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Lütfen herkes sakin olsun dedi.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
BenimcanımyanıyorherkessakinolsunBenim canım yanıyor herkes sakin olsun
Benim canım yanıyor, herkes sakin olsun
Zaman
13.03.2014
15:17
Okmeydanında yaşanan olayda dün gece hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlunun babası Halil Karamanoğlu, cenazenin getirildiği Adli Tıp Kurumu önünde gazetecilere açıklama yaptı.Acılı baba, Akşam evde yemeğe geldim. Oğlum da işten geldi. Yemek yedik. Ben Çıkıyorum dedim. Benden sonra annesine Dışarı çıkıyorum demiş. Annesi de dışarıda olaylar var çıkma demiş. Benim evim ana caddeye yakın. Bizim olduğumuz muhitte olay olmaz. 200 metre yukarıda. Olayların kaynağının olduğu yerde vatandaşlar toplu halde yürüyerek geliyorlar. Işıklarda sönük. Saat 6da ışıkları söndürdüler. Bunlar da üç arkadaş kol - kola giriyorlar. Caddenin kenarında bunları gözlüyorlar. Onlar, onların üzerine geliyor. Hepsi beş dakikada biten iş. Çocuğun eve gelip, dışarıya çıkıp hadisenin olması hepsi on dakika. 10 dakikanın içerisinde kör kurşun geliyor. İsabet ediyor. Kurşun eylemcilerden gelmiş dedi.Bu olayları biz tasvip etmiyoruzHerhangi bir kavga yaşanmış mı sorusuna baba Karamanoğlu, Hayır bizimkilerde bir şey yok. Bizimkiler sadece onlara bakıyor, merak işte genç çocuklar. 22 yaşında genç çocuk. Merak edip bakıyorlar. Gidiyorlar üç arkadaşıyla beraber. Karanlık tabi. Zifiri karanlık. Mermi nereden geliyor. Olduğu yere yıkılıyor. Yanındaki arkadaşı dürtüyor. Ne oluyor diyor. Ses yok. Düşüyor olduğu yere. Yüzünü vuruyor. Dudağı yarılıyor. Kurşun buradan girmiş, buradan çıkmış. Bedava ölüm. Bir mağazada çalışıyordu. Üç ay oldu askerden geleli. Benim sağla, solla herhangi bir şeyle ilgim yok. Biz hep Türk milletiyiz. Türküz. Vatanımız tek. Bu olayları biz tasvip etmiyoruz. Nedir yani. Okmeydanında kırmadıkları dükkan, yer kalmadı. Yaktılar, yıktılar her tarafı. Böyle şey yok. Polis yok. Bir tane polis önlerine çıkıp nereye gidiyorsun arkadaş diyen yoktu. Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yarın başkasının canı yanar. Yazık, günah bu millete. Bu gençlere yazık. Birlik beraberlik olacağız. diye cevap verdi.Lütfen herkes sakin olsunBurak Can Karamanoğlunun akrabası Dursun Eker ise Karşıt gruplar arasında bir çatışma falan yok. Karşıt gruplar arasında bir çatışma oldu çocuk orada öldü gibi bir şeyler var. Öyle bir şey yok. Tamamen Berkinin cenazesine katılan grupların dağılıp, Okmeydanında taşkınlık yapması ve o sırada tesadüfen bu gençlerle karşılaşması neticesinde hadise. Yani karşıt grup yok, çatışma yok. Bir tarafta değnek var, bir tarafta sopa var, diğer tarafta sopa var, öyle bir şey yok. Tamamen kalabalığın içerisinden tanımadığımız şahısların ateş açması sonucu bizim bir gencimiz vefat etti. Başka vefatlar olmasın, başka canlar yanmasın. Biz taşkınlık çıkmaması için cenazeyi burada değil memleketimizde toprağa vereceğiz. Biz millete sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Lütfen herkes sakin olsun dedi.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
BenimcanımyanıyorherkessakinolsunBenim canım yanıyor herkes sakin olsun
Herkesin evladı var, benim canım yanıyor
Zaman
13.03.2014
13:38
Dün gece Okmeydanında yaşanan olayda hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlunun babası Halil Karamanoğlu, cenazenin getirildiği Adli Tıp Kurumu önünde gazetecilere açıklama yaptı.Acılı baba, Akşam evde yemeğe geldim. Oğlum da işten geldi. Yemek yedik. Ben Çıkıyorum dedim. Benden sonra annesine Dışarı çıkıyorum demiş. Annesi de dışarıda olaylar var çıkma demiş. Benim evim ana caddeye yakın. Bizim olduğumuz muhitte olay olmaz. 200 metre yukarıda. Olayların kaynağının olduğu yerde vatandaşlar toplu halde yürüyerek geliyorlar. Işıklarda sönük. Saat 6da ışıkları söndürdüler. Bunlar da üç arkadaş kol - kola giriyorlar. Caddenin kenarında bunları gözlüyorlar. Onlar, onların üzerine geliyor. Hepsi beş dakikada biten iş. Çocuğun eve gelip, dışarıya çıkıp hadisenin olması hepsi on dakika. 10 dakikanın içerisinde kör kurşun geliyor. İsabet ediyor. Kurşun eylemcilerden gelmiş dedi.Herhangi bir kavga yaşanmış mı sorusuna baba Karamanoğlu, Hayır bizimkilerde bir şey yok. Bizimkiler sadece onlara bakıyor, merak işte genç çocuklar. 22 yaşında genç çocuk. Merak edip bakıyorlar. Gidiyorlar üç arkadaşıyla beraber. Karanlık tabi. Zifiri karanlık. Mermi nereden geliyor. Olduğu yere yıkılıyor. Yanındaki arkadaşı dürtüyor. Ne oluyor diyor. Ses yok. Düşüyor olduğu yere. Yüzünü vuruyor. Dudağı yarılıyor. Kurşun buradan girmiş, buradan çıkmış. Bedava ölüm. Bir mağazada çalışıyordu. Üç ay oldu askerden geleli. Benim sağla, solla herhangi bir şeyle ilgim yok. Biz hep Türk milletiyiz. Türküz. Vatanımız tek. Bu olayları biz tasvip etmiyoruz. Nedir yani. Okmeydanında kırmadıkları dükkan, yer kalmadı. Yaktılar, yıktılar her tarafı. Böyle şey yok. Polis yok. Bir tane polis önlerine çıkıp nereye gidiyorsun arkadaş diyen yoktu. Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yarın başkasının canı yanar. Yazık, günah bu millete. Bu gençlere yazık. Birlik beraberlik olacağız. diye cevap verdi.Burak Can Karamanoğlunun akrabası Dursun Eker ise Karşıt gruplar arasında bir çatışma falan yok. Karşıt gruplar arasında bir çatışma oldu çocuk orada öldü gibi bir şeyler var. Öyle bir şey yok. Tamamen Berkinin cenazesine katılan grupların dağılıp, Okmeydanında taşkınlık yapması ve o sırada tesadüfen bu gençlerle karşılaşması neticesinde hadise. Yani karşıt grup yok, çatışma yok. Bir tarafta değnek var, bir tarafta sopa var, diğer tarafta sopa var, öyle bir şey yok. Tamamen kalabalığın içerisinden tanımadığımız şahısların ateş açması sonucu bizim bir gencimiz vefat etti. Başka vefatlar olmasın, başka canlar yanmasın. Biz taşkınlık çıkmaması için cenazeyi burada değil memleketimizde toprağa vereceğiz. Biz millete sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Lütfen herkes sakin olsun dedi.
Zaman
Son Dakika
13.03.2014
HerkesinevladıvarbenimcanımyanıyorHerkesin evladı var benim canım yanıyor
Herkesin evladı var, benim canım yanıyor
Zaman
13.03.2014
13:38
Dün gece Okmeydanında yaşanan olayda hayatını kaybeden 22 yaşındaki Burak Can Karamanoğlunun babası Halil Karamanoğlu, cenazenin getirildiği Adli Tıp Kurumu önünde gazetecilere açıklama yaptı.Acılı baba, Akşam evde yemeğe geldim. Oğlum da işten geldi. Yemek yedik. Ben Çıkıyorum dedim. Benden sonra annesine Dışarı çıkıyorum demiş. Annesi de dışarıda olaylar var çıkma demiş. Benim evim ana caddeye yakın. Bizim olduğumuz muhitte olay olmaz. 200 metre yukarıda. Olayların kaynağının olduğu yerde vatandaşlar toplu halde yürüyerek geliyorlar. Işıklarda sönük. Saat 6da ışıkları söndürdüler. Bunlar da üç arkadaş kol - kola giriyorlar. Caddenin kenarında bunları gözlüyorlar. Onlar, onların üzerine geliyor. Hepsi beş dakikada biten iş. Çocuğun eve gelip, dışarıya çıkıp hadisenin olması hepsi on dakika. 10 dakikanın içerisinde kör kurşun geliyor. İsabet ediyor. Kurşun eylemcilerden gelmiş dedi.Herhangi bir kavga yaşanmış mı sorusuna baba Karamanoğlu, Hayır bizimkilerde bir şey yok. Bizimkiler sadece onlara bakıyor, merak işte genç çocuklar. 22 yaşında genç çocuk. Merak edip bakıyorlar. Gidiyorlar üç arkadaşıyla beraber. Karanlık tabi. Zifiri karanlık. Mermi nereden geliyor. Olduğu yere yıkılıyor. Yanındaki arkadaşı dürtüyor. Ne oluyor diyor. Ses yok. Düşüyor olduğu yere. Yüzünü vuruyor. Dudağı yarılıyor. Kurşun buradan girmiş, buradan çıkmış. Bedava ölüm. Bir mağazada çalışıyordu. Üç ay oldu askerden geleli. Benim sağla, solla herhangi bir şeyle ilgim yok. Biz hep Türk milletiyiz. Türküz. Vatanımız tek. Bu olayları biz tasvip etmiyoruz. Nedir yani. Okmeydanında kırmadıkları dükkan, yer kalmadı. Yaktılar, yıktılar her tarafı. Böyle şey yok. Polis yok. Bir tane polis önlerine çıkıp nereye gidiyorsun arkadaş diyen yoktu. Herkesin evladı var. Benim canım yanıyor. Yarın başkasının canı yanar. Yazık, günah bu millete. Bu gençlere yazık. Birlik beraberlik olacağız. diye cevap verdi.Burak Can Karamanoğlunun akrabası Dursun Eker ise Karşıt gruplar arasında bir çatışma falan yok. Karşıt gruplar arasında bir çatışma oldu çocuk orada öldü gibi bir şeyler var. Öyle bir şey yok. Tamamen Berkinin cenazesine katılan grupların dağılıp, Okmeydanında taşkınlık yapması ve o sırada tesadüfen bu gençlerle karşılaşması neticesinde hadise. Yani karşıt grup yok, çatışma yok. Bir tarafta değnek var, bir tarafta sopa var, diğer tarafta sopa var, öyle bir şey yok. Tamamen kalabalığın içerisinden tanımadığımız şahısların ateş açması sonucu bizim bir gencimiz vefat etti. Başka vefatlar olmasın, başka canlar yanmasın. Biz taşkınlık çıkmaması için cenazeyi burada değil memleketimizde toprağa vereceğiz. Biz millete sağduyu çağrısında bulunuyoruz. Lütfen herkes sakin olsun dedi.
Zaman
Ana Sayfa
13.03.2014
HerkesinevladıvarbenimcanımyanıyorHerkesin evladı var benim canım yanıyor
Melih Arat - Nepal'den Türkiye manzaraları...
Zaman
09.03.2014
02:11
Kıymetli dostlarım Cemil ve Semih Erdoğan ile birlikte geçtiğimiz pazar bir THY uçağıyla Katmandu’ya uçacaktık. Uçakta 5 saat rötar olduğunu öğrenince her şeyde bir hayır var deyip hiç üzülmedik. THY’nin dış hatlar önemli müşteri (CIP) salonu, bu kategoride benim dünyada gördüğüm en güzel salon olmuş. Onu tecrübe etmek için güzel bir fırsat oldu.Katmandu’ya vardığımızda uzun bir vize kuyruğundan sonra bizi gören gümrük görevlisi muhteşem bir içten gülümsemeyle “hoş geldiniz” dedi, ardından “kaç gün kalacaksınız” diye sordu, “5 gün” deyince, “15 gün kalın, 5 gün yetmez” dedi. Bu sözler içimizi ısıttı. Havalimanından çıkarken bir yazı dikkatimizi çekti, anlam çevirisi yaparak yazıyorum: “Nepal’de işler zaman alır, kasmayın.” Bu samimi uyarı hoşumuza gitti. Nepal, gelişmeye çalışan bir ülke. Başkent Katmandu, tarihi ve dini açıdan olağanüstü ilginç özelliklere sahip olsa da inanılmaz tozlu bir şehir. Nepal’de trafik kuralları, yol üstündeki tabelalarla insanlara öğretilmeye çalışılıyor. Trafik tamamen doğal bir akışa sahip. Yoğun bir trafik olmasına rağmen, hata yapan birisine karşı kimse kızmıyor. Herkes yolun akması için hiç kızmadan geri adım atmaya hazır. Ters yönden gelen ya da hatalı sollama yapan kimseye ne bağıran var, ne korna çalan... Sadece trafik akışını kolaylaştırmak için ne gerekiyorsa onu yapıyorlar... Katmandu’ya geliş sebebimiz, hem bir düğün hem de biraz iş... Türk-Nepal Ticaret Odası Başkanı Akhil Chapagain’in oğlu Arpit’in kız tarafının yaptığı düğün hemen pazartesi akşamı. Hayatımda bu kadar ilginç bir düğün merasimi görmedim. Evlenecek çift ve aileleri, evlerinden düğün yapılacak alana kadar dans ederek geliyorlar. Ama davetliler değil, sadece çift ve aileleri... O kadar samimi ve içten bir danstı ki, anlatamam... Daha evlilik töreni gerçekleşmeden çift ve çiftlerin aileleri, müthiş imrendiren bir birlik yaşıyorlar. Düğün töreninden çok ilgi çekici bir ayrıntı da gelinin ailesi, damadın ayaklarını yıkıyor. Bunu görünce çok şaşırdık. Sonradan damadın babasına bu ritüelin sebebini sorunca, damat kendini bir günlüğüne kral gibi hissetsin diye yapılırmış bu... Sonra zaten tüm hayatını kul gibi yaşayacak diye espri yaptık. Nepal yoksul... Nepal’de yol yok... Ne şehir içinde ne de şehirler arası yollarda düzgün bir asfalt yok... Nepal’de elektrik de yok... Günde 10 saate yakın elektrik kesiliyor. Nepal’de 3 din bir arada yaşıyor. Hindular, Budistler ve Müslümanlar... Epeyce bir zamandır kurulan hükümetlerin de ömrü kısa oluyormuş. En uzunu 8 ay sürmüş hükümetlerin. Birbirine benzemeyen 3 dinden insanın yaşamasına, hiç uzun süreli hükümet olmamasına rağmen, yoksulluğun yaygın olmasına, yol ve elektrik olmamasına rağmen insanlar huzurlu ve barış içinde; şikâyet eden, birbirini düşman ilan eden kimse yok. Ama yine de bizim gibi belirli standartlara alışmış insanların bir hafta on günü aşan sürelerde bu ülkede yaşamaları zor. Cuma namazında Nepal’deki Türk okulunun yöneticileriyle karşılaştık; sonra onlarla yemek yedik. Nepal’deki yatırım ve iş imkânlarını sorduk. Sağ olsunlar, bilgilerini paylaştılar. Sonra söz Türkiye’deki gelişmelere geldi; bir şey demek istemediler. Ama buruktular. Toz bulutu ve yoksulluktan göz gözü görmeyen bu ülkede eğitim için çırpınışlarını düşünüp kendilerine yapılan yakıştırmalara içten içe üzüldükleri çok belliydi. Yemekten az önce Katmandu’da Sarar’ın yeni açacağı mağazanın tabelasını fark etmiştik. Yemekten sonra Akhil Chapagain’in distribütörlüğünü yaptığı İstikbal, Süvari, Colin’s, RodiMood, Yards, Aygaz ve Arbella markalarının Nepal pazarında olduğunu görmek bize gurur verdi. Bu satırları yazarken yine beş saatlik bir rötarla uçacağımızı bekliyorum; rötarın nedenini bilmiyorum, ama THY’nin iPhone uygulamasından bu rötarı öğrenmiş olup havalimanında beklememiz çok iyi tabii. Türkiye’ye döneceğimize memnunum, keşke diyorum, uçakla sadece Türkiye’ye değil, bir yıl öncesine de dönebilsek. Pokara’da, havuz içindeki bir putun kafasına bozuk para isabet ettirenin dileği gerçek oluyormuş. Orada rehberimize, dilekleri gerçekleştirmenin en iyi yolunun çalışmak olduğunu söylemiştim. Güzel geçmişe dönemesek de, yeni ve daha güzel bir geleceği kurabilme umudunu kalbimizde taşıyarak havalimanına gidiyoruz.
Zaman
Köşe Yazıları
09.03.2014
MelihArat-NepaldenTürkiyemanzaralarıMelih Arat - Nepalden Türkiye manzaraları
Genelkurmay'dan ağlatan sürpriz
Zaman
01.03.2014
13:27
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Zonguldakın Ereğli İlçesinde oturan 3 oğlu da orduda bulunan Asiye- Hasan Sezer çiftine sürpriz yaparak çocuklarıyla bir araya getirdi. Ispartadaki buluşma anında duygu dolu anlar yaşandı. En küçük oğulları Erkan Sezerin yemin törenine katılan anne Asiye ve baba Hasan Sezere, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel tarafından gönderilen hediyeler verildi. Asiye- Hasan Sezer çiftinin büyük oğulları 23 yaşındaki Sercan Sezer, 4 yıl önce vatani görevini yaparken Türk Silahlı Kuvvetlerine katıldı. Sercan Sezer, Şırnakın Uludere İlçeinde görevini sürdürürken, 3 ay önce askere giden kardeşi 22 yaşındaki Serkan Sezer de Vanda vatani görevini yapmaya başladı. Sezer çifti, en küçük oğulları 20 yaşındaki Erkan Sezeri de vatani görevini yapması için 1 ay önce Ispartaya gönderdi.ÖZELİN İSTEĞİYLE AİLE BİRLEŞTİGenelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, en küçük oğlu Erkan Sezeri Ispartaya acemi birliğine uğurlayan baba Hasan Sezeri basında çıkan haberlerin ardından arayarak çifti kutladı. Ardından 28 Şubatta yapılan yemin töreni öncesinde Sezer ailesi, Genelkurmay Başkanı Özelin özel davetlisi olarak çarşamba günü Ispartaya geldi. Orgeneral Özelin isteği üzerine, Şırnakta görev yapan Uzman Çavuş Sercan ile Vanda vatani görevini devam ettiren Serkan da ailesinden habersiz Ispartaya getirildi. Orduevinde konuk edilen aile karşılarında evlatlarını görünce şaşkına döndü, gözyaşlarını tutamadı. Anne Asiye ve baba Hasan Sezer 2 oğluna kavuşmanın mutluluğunu yaşarken, acemi birliğinde bulunan en küçük oğul da aileye katılarak sürprizi büyüttü.HEPSİNİN ÖZLEMİNİ GİDERMEKÇocuklarına kavuştuğu için çok mutlu olduğunu belirten baba Hasan Sezer, komutanlara teşekkür etti ve Hepsinin özlemini gidermek daha iyi oldu dedi. Anne Asiye de oğullarına sarılırken güçlükle Çok özlemişim, çok güzel oldu. Sevindik, çok mutlu olduk. Ne diyeceğimi bilmiyorum diyebildi.Oğullardan Serkan Sezer ailesine kavuşmasının güzel bir duygu olduğunu dile getirirken, Şırnakta uzman çavuş olarak görev yapan Sercan Sezer de Bizim için çok büyük sürpriz oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak büyük bir aile olduğumuzu tekrar görmüş olduk. Bütün komutanlarıma teşekkür ediyorum diye konuştu.Ispartada acemi birliğinde bulunan en küçük oğul Erkan Sezer ise Ne diyeceğimi bilmiyorum. Annem, babam, ağabeylerim hepsi yanımdalar. Onları çok özlemişim dedi.ONUR VE GURUR İÇİNDEYİZBaba Hasan Sezer, 3 oğlunun da askerde olmasının gurur verici olduğunu anlatırken şunları söyledi:Askere gideceğiz dediler, seve seve gönderdik. Biz bu vatan için doğduk. Oğullarımızı da bu vatan için görevini yapmaya gönderdik. Herkes oğlunu seve seve askere göndermeli. Ben 3ünü birden gönderdim. Daha da olsa gönderirim. Bu görev kutsal bir görevdir. Onur ve gurur içindeyiz. Bu vatan bizimdir.Genelkurmay Başkan Orgeneral Özelin kendisini tebrik etmek için aradığını ve Senin gibi babalar bu ülkede az bulunur dediğini aktaran baba Hasan Sezer, Orgeneral Özele teşekkür etti.SAĞ VE SOL KOLUMDULAROğulları ile birlikte yeni bir kuaför salonu açtıklarını belirten Hasan Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:Serkan ve Erkan, üst düzey kuafördür. Bundan dolayı büyük bir müşteri kitlesine sahiptik. Şimdi müşteriler geliyor Serkan nerede diyor. Askere gönderdik diyorum. Arkasından Erkan nerede diyorlar. Onu da askere gönderdik diyorum. Biri sağ, diğeri sol kolumdu. Birkaç süre öyle idare edeceğim. Vatan sağ olsun.SESLERİ KULAĞIMDA ÇALINIYORAnne Asiye Sezer de çocuklarının tümüyle gurur duyduğunu belirterek, Onur verici bir şey, anlatamıyorum. Arıyorlar, seslerini duyuyorum. Hepsi ile hemen her gün görüşüyoruz. Gerçekten güzel bir duygu yaşıyorum. Acı veriyor ama gerçekten katlanıyorum. Konuştuğumda hepsi de rahat olduklarını ve iyi olduklarını söylüyor. Devlet bize bakıyor diyorlar. Sesleri kulağımda çalınıyor bazen ama işte anne yüreği ifadelerini kullandı.SEZER AİLESİNE YEMEK VE HEDİYEOğullarıyla Ispartada birleşen Sezer ailesi, Isparta İç güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkez Komutanı Tuğgeneral Mustafa Kurutmaz ve eşi ile diğer komutanların katımıyla birlikte yemek yedi.Çocuklarıyla bir araya gelen anne Asiye ve baba Hasan Sezer, dün Isparta Güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkezi Komutanlığında 1994/1 tertip vatani görevini yapan oğulları Erkan Sezerin yemin törenine katıldı. Törene, Erkanın ağabeyleri Uzman Çavuş Sercan Sezer ve Serkan Sezer de katıldı. Töreni izlerken duygulu anlar yaşayan baba Hasan Sezer, Bugünleri de gördük. O kadar sevinçliyiz ki anlatamam. Artık küçük oğlumuz Erkan da yemin ederek asker oldu dedi. Asiye Sezer ise şunları dedi:Oğlumu yemin ederken görmek, beni daha da gururlandırdı. İki oğlum yanımda, en küçük oğlum bu vatan için yemin ediyor. Gerçekten çok onurlandım. Allahım bana böyle mutlu ve gururlu günleri de gösterdi. Bütün komutanlara teşekkür
Zaman
Güncel
01.03.2014
GenelkurmaydanağlatansürprizGenelkurmaydan ağlatan sürpriz
Genelkurmay'dan ağlatan sürpriz
Zaman
01.03.2014
13:27
Genelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, Zonguldakın Ereğli İlçesinde oturan 3 oğlu da orduda bulunan Asiye- Hasan Sezer çiftine sürpriz yaparak çocuklarıyla bir araya getirdi. Ispartadaki buluşma anında duygu dolu anlar yaşandı. En küçük oğulları Erkan Sezerin yemin törenine katılan anne Asiye ve baba Hasan Sezere, Genelkurmay Başkanı Orgeneral Özel tarafından gönderilen hediyeler verildi. Asiye- Hasan Sezer çiftinin büyük oğulları 23 yaşındaki Sercan Sezer, 4 yıl önce vatani görevini yaparken Türk Silahlı Kuvvetlerine katıldı. Sercan Sezer, Şırnakın Uludere İlçeinde görevini sürdürürken, 3 ay önce askere giden kardeşi 22 yaşındaki Serkan Sezer de Vanda vatani görevini yapmaya başladı. Sezer çifti, en küçük oğulları 20 yaşındaki Erkan Sezeri de vatani görevini yapması için 1 ay önce Ispartaya gönderdi.ÖZELİN İSTEĞİYLE AİLE BİRLEŞTİGenelkurmay Başkanı Orgeneral Necdet Özel, en küçük oğlu Erkan Sezeri Ispartaya acemi birliğine uğurlayan baba Hasan Sezeri basında çıkan haberlerin ardından arayarak çifti kutladı. Ardından 28 Şubatta yapılan yemin töreni öncesinde Sezer ailesi, Genelkurmay Başkanı Özelin özel davetlisi olarak çarşamba günü Ispartaya geldi. Orgeneral Özelin isteği üzerine, Şırnakta görev yapan Uzman Çavuş Sercan ile Vanda vatani görevini devam ettiren Serkan da ailesinden habersiz Ispartaya getirildi. Orduevinde konuk edilen aile karşılarında evlatlarını görünce şaşkına döndü, gözyaşlarını tutamadı. Anne Asiye ve baba Hasan Sezer 2 oğluna kavuşmanın mutluluğunu yaşarken, acemi birliğinde bulunan en küçük oğul da aileye katılarak sürprizi büyüttü.HEPSİNİN ÖZLEMİNİ GİDERMEKÇocuklarına kavuştuğu için çok mutlu olduğunu belirten baba Hasan Sezer, komutanlara teşekkür etti ve Hepsinin özlemini gidermek daha iyi oldu dedi. Anne Asiye de oğullarına sarılırken güçlükle Çok özlemişim, çok güzel oldu. Sevindik, çok mutlu olduk. Ne diyeceğimi bilmiyorum diyebildi.Oğullardan Serkan Sezer ailesine kavuşmasının güzel bir duygu olduğunu dile getirirken, Şırnakta uzman çavuş olarak görev yapan Sercan Sezer de Bizim için çok büyük sürpriz oldu. Türk Silahlı Kuvvetleri olarak büyük bir aile olduğumuzu tekrar görmüş olduk. Bütün komutanlarıma teşekkür ediyorum diye konuştu.Ispartada acemi birliğinde bulunan en küçük oğul Erkan Sezer ise Ne diyeceğimi bilmiyorum. Annem, babam, ağabeylerim hepsi yanımdalar. Onları çok özlemişim dedi.ONUR VE GURUR İÇİNDEYİZBaba Hasan Sezer, 3 oğlunun da askerde olmasının gurur verici olduğunu anlatırken şunları söyledi:Askere gideceğiz dediler, seve seve gönderdik. Biz bu vatan için doğduk. Oğullarımızı da bu vatan için görevini yapmaya gönderdik. Herkes oğlunu seve seve askere göndermeli. Ben 3ünü birden gönderdim. Daha da olsa gönderirim. Bu görev kutsal bir görevdir. Onur ve gurur içindeyiz. Bu vatan bizimdir.Genelkurmay Başkan Orgeneral Özelin kendisini tebrik etmek için aradığını ve Senin gibi babalar bu ülkede az bulunur dediğini aktaran baba Hasan Sezer, Orgeneral Özele teşekkür etti.SAĞ VE SOL KOLUMDULAROğulları ile birlikte yeni bir kuaför salonu açtıklarını belirten Hasan Sezer, sözlerini şöyle sürdürdü:Serkan ve Erkan, üst düzey kuafördür. Bundan dolayı büyük bir müşteri kitlesine sahiptik. Şimdi müşteriler geliyor Serkan nerede diyor. Askere gönderdik diyorum. Arkasından Erkan nerede diyorlar. Onu da askere gönderdik diyorum. Biri sağ, diğeri sol kolumdu. Birkaç süre öyle idare edeceğim. Vatan sağ olsun.SESLERİ KULAĞIMDA ÇALINIYORAnne Asiye Sezer de çocuklarının tümüyle gurur duyduğunu belirterek, Onur verici bir şey, anlatamıyorum. Arıyorlar, seslerini duyuyorum. Hepsi ile hemen her gün görüşüyoruz. Gerçekten güzel bir duygu yaşıyorum. Acı veriyor ama gerçekten katlanıyorum. Konuştuğumda hepsi de rahat olduklarını ve iyi olduklarını söylüyor. Devlet bize bakıyor diyorlar. Sesleri kulağımda çalınıyor bazen ama işte anne yüreği ifadelerini kullandı.SEZER AİLESİNE YEMEK VE HEDİYEOğullarıyla Ispartada birleşen Sezer ailesi, Isparta İç güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkez Komutanı Tuğgeneral Mustafa Kurutmaz ve eşi ile diğer komutanların katımıyla birlikte yemek yedi.Çocuklarıyla bir araya gelen anne Asiye ve baba Hasan Sezer, dün Isparta Güvenlik Eğitim ve Tatbikat Merkezi Komutanlığında 1994/1 tertip vatani görevini yapan oğulları Erkan Sezerin yemin törenine katıldı. Törene, Erkanın ağabeyleri Uzman Çavuş Sercan Sezer ve Serkan Sezer de katıldı. Töreni izlerken duygulu anlar yaşayan baba Hasan Sezer, Bugünleri de gördük. O kadar sevinçliyiz ki anlatamam. Artık küçük oğlumuz Erkan da yemin ederek asker oldu dedi. Asiye Sezer ise şunları dedi:Oğlumu yemin ederken görmek, beni daha da gururlandırdı. İki oğlum yanımda, en küçük oğlum bu vatan için yemin ediyor. Gerçekten çok onurlandım. Allahım bana böyle mutlu ve gururlu günleri de gösterdi. Bütün komutanlara teşekkür
Zaman
Ana Sayfa
01.03.2014
GenelkurmaydanağlatansürprizGenelkurmaydan ağlatan sürpriz
Selim İleri - Bir edebiyat salonu
Zaman
01.03.2014
02:09
Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a mektupları sonunda yayınlandı: Yalnız Seni Arıyorum (Yapı Kredi Yayınları).Bu etkileyici ad, mektuplarda geçen bir tümce. Orhan Veli İstanbul’a gelmiş, Nahit Hanım Ankara’da; şair, yalnız seni arıyorum diyor. Bir aşk söyleyişi olduğu kadar, bazı siyasî sebeplerle sürüklenilmiş yalnızlığı da ifade ediyor.Murat Yalçın’ın önsöz niteliğindeki “Bir sevdanın belgesi” yazısı zaten şöyle başlıyor: “Boğaz’ın bir ucunda, Sarıyer’de, yalnızlık ve yoksunluk içinde yaşayan bir adam...”1940’lı yılların sonu; bir bakıma ‘tek parti’ döneminin de sonu. Yeni vekil, yeni Millî Eğitim Bakanı Reşat Şemsettin Sirer, Tercüme Bürosu’nu yeniden düzenliyor; 1947 Ocak’ında şu saptama Orhan Veli’nin:“Hatta sana bile söylemiştim. ‘Bu vekil, Sabahattin’i Tercüme Bürosu’nda bırakmaz’ demiştim. Duyduğuma göre dediğim çıkmış. Tercüme Bürosu’nu, kabine kurar gibi, Suut Bey yeniden teşkil edecekmiş.”Sabahattin, Sabahattin Eyuboğlu; Suut Bey ise, Suut Kemal Yetkin. Genç kuşaklarca, belki de ‘bilinmeyen’ kişiler artık. Ama o günlerin ortamında kültürümüz açısından iki önemli ad. Besbelli, örtük bir çekişme de sözkonusu.Orhan Veli kaygısını saklamamış:“Mesele bir insanın gidip yerine bir başkasının gelmesi meselesi olsa bu hadiseyi mühimsemem. Ama değil. Değişiklik, bir zihniyet değişikliğinden ileri geliyor. Göreceksin bu zihniyet Maarif Teşkilâtı’nı pek kısa bir zamanda bir faşist teşkilâtı haline getirecektir.”Şair, vekil Sirer’le ilintili kimi yazılar da kaleme almıştır, üstelik adamakıllı gözüpek yazılar.İşte bu koşullar altında şimdi İstanbul’dadır, Nahit Hanım’a yazmaktadır. Mehmed Rauf’un Eylûl’ündeki gibi bir “beyaz aşk” mı bu, Attilâ İlhan’ın şiirlerindeki “imkânsız aşk” mı, yoksa Eray Ak’ın Cumhuriyet Kitap’ta hatırlattığı gibi, Kafka’yla Felicé’nin mektuplaşmalarındaki aşk mı? Galiba tümü birden.Orhan Veli’nin Nahit Hanım’a mektupları bizim kuşak için âdeta ‘efsane’ydi; yazılmış oldukları bilinirdi ama, daha kimse okuyamamıştı. Nahit Hanım mektuplardan söz açıldığında buruk gülümser, konuşmaktan uzak dururdu. Epey sonra bir ikisi mektupların, dergilerde yayımlandı. Nahit Hanım’ın ölüm haberini işittiğimde, mektuplar ne oldu acaba diye düşünmüştüm. Murat Yalçın’ın yazısından öğrendiğimize göre, Nahit Hanım mektupları Orhan Veli’nin kızkardeşi, değerli Füruzan Yolyapan’a emanet etmiş...Demin söylediğim gibi, Nahit Hanım suskunluğunu korurdu ama, Orhan Veli’nin bir iki şiiri okundu mu, dalıp gittiği de olurdu. Hele, Ahmed Hâşim’e göndermeli “Cânân” büsbütün dalıp gidişlere yol açardı.Bir sanat albümü Nahit Hanım’ın eviNahit Hanım’ı uzun yıllar önce, yazar olmak sevdamda yolun başındayken tanıdım. Yalnız Seni Arıyorum’un başına Cemal Süreya’nın güzel bir yazısı, 99 Yüz’deki “Nahit Hanım” alınmış. Cemal Süreya, Nahit Hanım’ın salonunu dönemler, geçip giden zamanlar içinde özetliyor bir ara:“Bir sanat albümü Nahit Hanım’ın evi: 1930 dedin mi, Hasan Âli Yücel, Sabahattin Ali, Peyami Safa çıkar; 1940 dersin, Orhan Veli, Oktay Rifat, Melih Cevdet, Sabahattin Eyuboğlu... 1950 dedin mi, Edip Cansever, Metin Eloğlu, Alp Kuran; 1960, Gürdal Duyar.”Gülten Akın, Nahit Hanım’ın öğrencisiymiş.Ne çok ad daha anılabilir!..Taksim’de bir apartıman, evet, ‘ı’yla yazılan apartımanlardan, Cumhuriyet döneminin ilk yapılarından. Tel kafes içinde asansör, gelgelelim çalışmıyor; üçüncü kata merdivenle çıkacaksınız. Mermer basamaklar gayet geniş, yorulmadan, tökezlemeden, rahat rahat çıkabilirsiniz.Günlerden ille cumartesi. Nahit Hanım’ın ‘edebî salon’u cumartesileri, saat beşten sonra konuklara açıktır. Kapıyı o konuklardan biri açar. Taksim’in civcivli bir sokağını gören, geniş bir salondur burası, eskilerin söyleyişiyle “salon-salamanje”. Oturma odasıyla yemek odası iç içe geçmiş.Hep açık, fakat sesi hep kısık, ‘siyah-beyaz’ televizyonu hatırlıyorum. Günlerden cumartesi ya, Nahit Hanım ille Halit Refiğ’in Aşk-ı Memnu dizisini bekliyor. Konuklarının coşkun söyleşilerine, gülüşmelerine, kimileyin yüksek sesli tartışmalarına kayıtsız, Aşk-ı Memnu’u izleyecek ve her defasında “İki Halid hakikaten buluşmuş” diyecek; yönetmen Halid Refiğ’in romancı Halid Ziya’ya “sadakat”ini ille ayrıca vurgulayarak...Siyah-beyaz televizyonlu salon tıka basa kitapla dolu. Sehpaların üstünde de kitaplar, derg
Zaman
Köşe Yazıları
01.03.2014
Selimİleri-BiredebiyatsalonuSelim İleri - Bir edebiyat salonu
Böyle vicdansızlık görmedim
Zaman
09.02.2014
02:55
BTK ve TİB’in, CHP milletvekili Umut Oranın yolsuzluk tapeleriyle ilgili meclis soru önergesi haberini kaldırmasını istediği T24’ün sahibi ve genel yayın yönetmeni Doğan Akın, yaşanan bu olayın detayını, interneti sansürleyen yeni yasayı ve medyanın bugünkü halini anlattı.Yaklaşık 5 yıldır yayın yapan, T24 bugünlere nasıl geldi?Cumhuriyet gazetesinde başladım gazeteciliğe. Daha sonra 12 yıl Doğan Grubunda çalıştım. 2008de Doğan Grubunda bir internet portalı kurmuştum, doğanburada ortaklığı için. Fakat ortaklığın Alman tarafı küresel ekonomik kriz nedeniyle bütün yeni projelerin durdurulmasını istedi. 1,5 yılda hazırlanan Tempo 24, üç buçuk aylık yayın hayatından sonra kapatıldı. Ondan sonra bir hayalin peşine takıldım. Bağımsız gazetecilik girişimleri oldu Türkiyede benimki de öyleydi. Ama bir finansal modeli olmadığı için bağımsızlık iddiasıyla yola çıkıp, insanlardan kurumlardan destek istemeye, hatır reklamı istemeye başlayanlar oldu.Siz hiç kimsenin kapısını çalmadınız mı?Bir yere bağlı olmak istemediğim için kapı çalmadım. Ama bazı kurumlara gittim. O kurumlara internet sitelerindeki, fotoğraf ve metinlerin çok kötü olduğunu, ajanslara çok para ödediklerini, daha düşük maliyetle daha iyi fotoğraf, metin ve video ile iş yapabileceğimi söyledim. Oradan kazanacağım para ile de bağımsız gazetecilik girişiminde bulunacağımı anlattım. Nitekim 20-30 bin liralık bir anlaşma yaptım. Gençleri topladım buraya, onları kayıtsız, sigortasız çalıştırmayacağımı ancak düşük bir ücret verebileceğimi söyledim. Sadece takıntısız bir gazetecilikle, Türkiyede her kesimin yazacağı, gazeteciliğin önüne hiçbir görüş ve inancı koymadan gazetecilik yapacağımızı anlattım. 1 Eylül 2009da başladık. Kiradan ücretlere, yol ve yemek masraflarına, telefon parasına varana kadar her şey bu 20-30 binle karşılandı.Bugün Türkiyede nasıl bir gazetecilik anlayışı var?Sadece ekonomik ya da siyasi olmayan, gazetecilerin kendilerinden kaynaklı sorunları olduğunu düşünüyorum. Bence gazeteciler kendi durumlarına ilişkin eleştiri yapmayı unutmamalı. Sürekli ekonomik durumdan, siyasi baskıdan yakınarak gazetecilik yapılmaz. Bu yönüyle Türkiyede gazeteciliğin sorunlu olduğunu düşünüyorum. Türkiyede hâlâ şirket gezilerinde bedava ağırlanan gazete yöneticileri var. Bu gazeteciyim diyen kişinin neye gönül indirdiği, neye tenezzül ettiği ile ilgili bir problem. Bir de herkes bir kanaat getirmeye hevesli. Herkes kanaat önderi. Ama gazeteci olarak yapacağı katma değer konusunda geldiği nokta itibarıyla sıkıntılar var.Anlattıklarınıza bakılırsa pek de itibar edilecek bir iş yapmıyoruz…Gazetecilerin bir itibar sorunu var. Bu ancak hataların ne olduğunu görüp sonra deneyime çevrilerek halledilebilir. Ama ben ve arkadaşlarım, hiçbir şeyin gazeteci için gazetecilikten daha değerli olamayacağı düşüncesiyle yola çıktık.T24, işten çıkarılan köşe yazarlarının, muhabirlerin alternatif medyası mı? Siz mi davet ediyorsunuz, kendileri mi geliyor? Bu süreçte işsiz kalan herkesin sığınağı değiliz elbette. Görüşü nedeniyle işsiz bırakılıyor insanlar. Bu bizim için bir fırsata dönüşüyor belki ama hiç sağlıklı değil. Biz bazı isimleri çağırırken çok ihtiyatlı davranıyoruz. Muhabirler için söz konusu değil ama yazarlara ‘Biz ancak kendinizi ifade etmek isterseniz, sayfaları size açık olan bir mecrayız. diyoruz. Birilerini davet ederken ölçülüyüz de. Mesela bugün işsiz kalsa davet edemeyeceğimiz, gazetecilik kriterleri açısından bir arada çalışamayacağımız çok sayıda insan var. Yani her önüne gelen burada yazamıyor.20 yıldır aynı şeyleri söyleyen köşe yazarları varGeziden bu yana dikkat çekiyor T24. Diğer internet gazeteler neden farkınız ne?Biz eski alışkanlıklarla yayın yapmamaya çalışıyoruz. Önümüze gelen olay hayatın olağan akışına ne kadar uygun ona bakıyoruz. Çok çekici, tahrik edici başlıklar atılabilir ama T24te asla bir tane ‘şok başlıklı haber görülemez. Bizim herhangi bir yerle parasal, siyasi, ideolojik bir bağlantımız yok. Bir de biri hakkında her şeyi yazıp sonra ‘iddia edildi notunu düşmek bana etik gelmiyor. ‘İddia edildi yazınca iş bitmiyor. Biz yolsuzluk iddiası operasyonuna dair ağır hakaretler içeren bazı yazıları, yazarlarıyla da konuşarak yayınlamadık.T24 yazar kadrosundaki isimler itibarıyla da öne çıkıyor. Hasan Cemal, Yasemin Çongar, Oya Baydar, Nilüfer Göle, Ergun Babahan, Yavuz Baydar... Bu isimlere telif ödemesi yapılabiliyor mu?Yazarlarımıza ne yazık ki önemli ölçüde bir telif veremiyoruz. T24ü bu yıldan itibaren beka sorunu olmayan bağımsız bir yer olarak kurumlaştırmaya çalışıyoruz.Kâğıt gazeteciliğinin biteceği ve internet gazeteciliğin hüküm süreceği yorumlarına katılıyor musunuz?Haber artık internet ve TVde tüketiliyor. Kâğıda basılı gazetelerin yine de bir önemi vardı. Kanaatler gazetelerin köşelerinde inşa ediliyordu. Ama
Zaman
En Çok Okunan
09.02.2014
BöylevicdansızlıkgörmedimBöyle vicdansızlık görmedim
Böyle vicdansızlık görmedim
Zaman
09.02.2014
02:55
BTK ve TİB’in, CHP milletvekili Umut Oranın yolsuzluk tapeleriyle ilgili meclis soru önergesi haberini kaldırmasını istediği T24’ün sahibi ve genel yayın yönetmeni Doğan Akın, yaşanan bu olayın detayını, interneti sansürleyen yeni yasayı ve medyanın bugünkü halini anlattı.Yaklaşık 5 yıldır yayın yapan, T24 bugünlere nasıl geldi?Cumhuriyet gazetesinde başladım gazeteciliğe. Daha sonra 12 yıl Doğan Grubunda çalıştım. 2008de Doğan Grubunda bir internet portalı kurmuştum, doğanburada ortaklığı için. Fakat ortaklığın Alman tarafı küresel ekonomik kriz nedeniyle bütün yeni projelerin durdurulmasını istedi. 1,5 yılda hazırlanan Tempo 24, üç buçuk aylık yayın hayatından sonra kapatıldı. Ondan sonra bir hayalin peşine takıldım. Bağımsız gazetecilik girişimleri oldu Türkiyede benimki de öyleydi. Ama bir finansal modeli olmadığı için bağımsızlık iddiasıyla yola çıkıp, insanlardan kurumlardan destek istemeye, hatır reklamı istemeye başlayanlar oldu.Siz hiç kimsenin kapısını çalmadınız mı?Bir yere bağlı olmak istemediğim için kapı çalmadım. Ama bazı kurumlara gittim. O kurumlara internet sitelerindeki, fotoğraf ve metinlerin çok kötü olduğunu, ajanslara çok para ödediklerini, daha düşük maliyetle daha iyi fotoğraf, metin ve video ile iş yapabileceğimi söyledim. Oradan kazanacağım para ile de bağımsız gazetecilik girişiminde bulunacağımı anlattım. Nitekim 20-30 bin liralık bir anlaşma yaptım. Gençleri topladım buraya, onları kayıtsız, sigortasız çalıştırmayacağımı ancak düşük bir ücret verebileceğimi söyledim. Sadece takıntısız bir gazetecilikle, Türkiyede her kesimin yazacağı, gazeteciliğin önüne hiçbir görüş ve inancı koymadan gazetecilik yapacağımızı anlattım. 1 Eylül 2009da başladık. Kiradan ücretlere, yol ve yemek masraflarına, telefon parasına varana kadar her şey bu 20-30 binle karşılandı.Bugün Türkiyede nasıl bir gazetecilik anlayışı var?Sadece ekonomik ya da siyasi olmayan, gazetecilerin kendilerinden kaynaklı sorunları olduğunu düşünüyorum. Bence gazeteciler kendi durumlarına ilişkin eleştiri yapmayı unutmamalı. Sürekli ekonomik durumdan, siyasi baskıdan yakınarak gazetecilik yapılmaz. Bu yönüyle Türkiyede gazeteciliğin sorunlu olduğunu düşünüyorum. Türkiyede hâlâ şirket gezilerinde bedava ağırlanan gazete yöneticileri var. Bu gazeteciyim diyen kişinin neye gönül indirdiği, neye tenezzül ettiği ile ilgili bir problem. Bir de herkes bir kanaat getirmeye hevesli. Herkes kanaat önderi. Ama gazeteci olarak yapacağı katma değer konusunda geldiği nokta itibarıyla sıkıntılar var.Anlattıklarınıza bakılırsa pek de itibar edilecek bir iş yapmıyoruz…Gazetecilerin bir itibar sorunu var. Bu ancak hataların ne olduğunu görüp sonra deneyime çevrilerek halledilebilir. Ama ben ve arkadaşlarım, hiçbir şeyin gazeteci için gazetecilikten daha değerli olamayacağı düşüncesiyle yola çıktık.T24, işten çıkarılan köşe yazarlarının, muhabirlerin alternatif medyası mı? Siz mi davet ediyorsunuz, kendileri mi geliyor? Bu süreçte işsiz kalan herkesin sığınağı değiliz elbette. Görüşü nedeniyle işsiz bırakılıyor insanlar. Bu bizim için bir fırsata dönüşüyor belki ama hiç sağlıklı değil. Biz bazı isimleri çağırırken çok ihtiyatlı davranıyoruz. Muhabirler için söz konusu değil ama yazarlara ‘Biz ancak kendinizi ifade etmek isterseniz, sayfaları size açık olan bir mecrayız. diyoruz. Birilerini davet ederken ölçülüyüz de. Mesela bugün işsiz kalsa davet edemeyeceğimiz, gazetecilik kriterleri açısından bir arada çalışamayacağımız çok sayıda insan var. Yani her önüne gelen burada yazamıyor.20 yıldır aynı şeyleri söyleyen köşe yazarları varGeziden bu yana dikkat çekiyor T24. Diğer internet gazeteler neden farkınız ne?Biz eski alışkanlıklarla yayın yapmamaya çalışıyoruz. Önümüze gelen olay hayatın olağan akışına ne kadar uygun ona bakıyoruz. Çok çekici, tahrik edici başlıklar atılabilir ama T24te asla bir tane ‘şok başlıklı haber görülemez. Bizim herhangi bir yerle parasal, siyasi, ideolojik bir bağlantımız yok. Bir de biri hakkında her şeyi yazıp sonra ‘iddia edildi notunu düşmek bana etik gelmiyor. ‘İddia edildi yazınca iş bitmiyor. Biz yolsuzluk iddiası operasyonuna dair ağır hakaretler içeren bazı yazıları, yazarlarıyla da konuşarak yayınlamadık.T24 yazar kadrosundaki isimler itibarıyla da öne çıkıyor. Hasan Cemal, Yasemin Çongar, Oya Baydar, Nilüfer Göle, Ergun Babahan, Yavuz Baydar... Bu isimlere telif ödemesi yapılabiliyor mu?Yazarlarımıza ne yazık ki önemli ölçüde bir telif veremiyoruz. T24ü bu yıldan itibaren beka sorunu olmayan bağımsız bir yer olarak kurumlaştırmaya çalışıyoruz.Kâğıt gazeteciliğinin biteceği ve internet gazeteciliğin hüküm süreceği yorumlarına katılıyor musunuz?Haber artık internet ve TVde tüketiliyor. Kâğıda basılı gazetelerin yine de bir önemi vardı. Kanaatler gazetelerin köşelerinde inşa ediliyordu. Ama
Zaman
Ana Sayfa
09.02.2014
BöylevicdansızlıkgörmedimBöyle vicdansızlık görmedim
O haberi siteden çıkarın mailini paralel yapı gönderdi diyebilirler!
Zaman
09.02.2014
02:19
BTK ve TİB’in, CHP milletvekili Umut Oranın yolsuzluk tapeleriyle ilgili meclis soru önergesi haberini kaldırmasını istediği T24’ün sahibi ve genel yayın yönetmeni Doğan Akın, yaşanan bu olayın detayını, interneti sansürleyen yeni yasayı ve medyanın bugünkü halini anlattı.Yaklaşık 5 yıldır yayın yapan, T24 bugünlere nasıl geldi?Cumhuriyet gazetesinde başladım gazeteciliğe. Daha sonra 12 yıl Doğan Grubunda çalıştım. 2008de Doğan Grubunda bir internet portalı kurmuştum, doğanburada ortaklığı için. Fakat ortaklığın Alman tarafı küresel ekonomik kriz nedeniyle bütün yeni projelerin durdurulmasını istedi. 1,5 yılda hazırlanan Tempo 24, üç buçuk aylık yayın hayatından sonra kapatıldı. Ondan sonra bir hayalin peşine takıldım. Bağımsız gazetecilik girişimleri oldu Türkiyede benimki de öyleydi. Ama bir finansal modeli olmadığı için bağımsızlık iddiasıyla yola çıkıp, insanlardan kurumlardan destek istemeye, hatır reklamı istemeye başlayanlar oldu.Siz hiç kimsenin kapısını çalmadınız mı?Bir yere bağlı olmak istemediğim için kapı çalmadım. Ama bazı kurumlara gittim. O kurumlara internet sitelerindeki, fotoğraf ve metinlerin çok kötü olduğunu, ajanslara çok para ödediklerini, daha düşük maliyetle daha iyi fotoğraf, metin ve video ile iş yapabileceğimi söyledim. Oradan kazanacağım para ile de bağımsız gazetecilik girişiminde bulunacağımı anlattım. Nitekim 20-30 bin liralık bir anlaşma yaptım. Gençleri topladım buraya, onları kayıtsız, sigortasız çalıştırmayacağımı ancak düşük bir ücret verebileceğimi söyledim. Sadece takıntısız bir gazetecilikle, Türkiyede her kesimin yazacağı, gazeteciliğin önüne hiçbir görüş ve inancı koymadan gazetecilik yapacağımızı anlattım. 1 Eylül 2009da başladık. Kiradan ücretlere, yol ve yemek masraflarına, telefon parasına varana kadar her şey bu 20-30 binle karşılandı.Bugün Türkiyede nasıl bir gazetecilik anlayışı var?Sadece ekonomik ya da siyasi olmayan, gazetecilerin kendilerinden kaynaklı sorunları olduğunu düşünüyorum. Bence gazeteciler kendi durumlarına ilişkin eleştiri yapmayı unutmamalı. Sürekli ekonomik durumdan, siyasi baskıdan yakınarak gazetecilik yapılmaz. Bu yönüyle Türkiyede gazeteciliğin sorunlu olduğunu düşünüyorum. Türkiyede hâlâ şirket gezilerinde bedava ağırlanan gazete yöneticileri var. Bu gazeteciyim diyen kişinin neye gönül indirdiği, neye tenezzül ettiği ile ilgili bir problem. Bir de herkes bir kanaat getirmeye hevesli. Herkes kanaat önderi. Ama gazeteci olarak yapacağı katma değer konusunda geldiği nokta itibarıyla sıkıntılar var.Anlattıklarınıza bakılırsa pek de itibar edilecek bir iş yapmıyoruz…Gazetecilerin bir itibar sorunu var. Bu ancak hataların ne olduğunu görüp sonra deneyime çevrilerek halledilebilir. Ama ben ve arkadaşlarım, hiçbir şeyin gazeteci için gazetecilikten daha değerli olamayacağı düşüncesiyle yola çıktık.T24, işten çıkarılan köşe yazarlarının, muhabirlerin alternatif medyası mı? Siz mi davet ediyorsunuz, kendileri mi geliyor? Bu süreçte işsiz kalan herkesin sığınağı değiliz elbette. Görüşü nedeniyle işsiz bırakılıyor insanlar. Bu bizim için bir fırsata dönüşüyor belki ama hiç sağlıklı değil. Biz bazı isimleri çağırırken çok ihtiyatlı davranıyoruz. Muhabirler için söz konusu değil ama yazarlara ‘Biz ancak kendinizi ifade etmek isterseniz, sayfaları size açık olan bir mecrayız. diyoruz. Birilerini davet ederken ölçülüyüz de. Mesela bugün işsiz kalsa davet edemeyeceğimiz, gazetecilik kriterleri açısından bir arada çalışamayacağımız çok sayıda insan var. Yani her önüne gelen burada yazamıyor.20 yıldır aynı şeyleri söyleyen köşe yazarları varGeziden bu yana dikkat çekiyor T24. Diğer internet gazeteler neden farkınız ne?Biz eski alışkanlıklarla yayın yapmamaya çalışıyoruz. Önümüze gelen olay hayatın olağan akışına ne kadar uygun ona bakıyoruz. Çok çekici, tahrik edici başlıklar atılabilir ama T24te asla bir tane ‘şok başlıklı haber görülemez. Bizim herhangi bir yerle parasal, siyasi, ideolojik bir bağlantımız yok. Bir de biri hakkında her şeyi yazıp sonra ‘iddia edildi notunu düşmek bana etik gelmiyor. ‘İddia edildi yazınca iş bitmiyor. Biz yolsuzluk iddiası operasyonuna dair ağır hakaretler içeren bazı yazıları, yazarlarıyla da konuşarak yayınlamadık.T24 yazar kadrosundaki isimler itibarıyla da öne çıkıyor. Hasan Cemal, Yasemin Çongar, Oya Baydar, Nilüfer Göle, Ergun Babahan, Yavuz Baydar... Bu isimlere telif ödemesi yapılabiliyor mu?Yazarlarımıza ne yazık ki önemli ölçüde bir telif veremiyoruz. T24ü bu yıldan itibaren beka sorunu olmayan bağımsız bir yer olarak kurumlaştırmaya çalışıyoruz.Kâğıt gazeteciliğinin biteceği ve internet gazeteciliğin hüküm süreceği yorumlarına katılıyor musunuz?Haber artık internet ve TVde tüketiliyor. Kâğıda basılı gazetelerin yine de bir önemi vardı. Kanaatler gazetelerin köşelerinde inşa ediliyordu. Ama
Zaman
En Çok Okunan
09.02.2014
OhaberisitedençıkarınmailiniparalelyapıgönderdidiyebilirlerO haberi siteden çıkarın mailini paralel yapı gönderdi diyebilirler
O haberi siteden çıkarın mailini paralel yapı gönderdi diyebilirler!
Zaman
09.02.2014
02:08
BTK ve TİB’in, CHP milletvekili Umut Oranın yolsuzluk tapeleriyle ilgili meclis soru önergesi haberini kaldırmasını istediği T24’ün sahibi ve genel yayın yönetmeni Doğan Akın, yaşanan bu olayın detayını, interneti sansürleyen yeni yasayı ve medyanın bugünkü halini anlattı.Yaklaşık 5 yıldır yayın yapan, T24 bugünlere nasıl geldi?Cumhuriyet gazetesinde başladım gazeteciliğe. Daha sonra 12 yıl Doğan Grubunda çalıştım. 2008de Doğan Grubunda bir internet portalı kurmuştum, doğanburada ortaklığı için. Fakat ortaklığın Alman tarafı küresel ekonomik kriz nedeniyle bütün yeni projelerin durdurulmasını istedi. 1,5 yılda hazırlanan Tempo 24, üç buçuk aylık yayın hayatından sonra kapatıldı. Ondan sonra bir hayalin peşine takıldım. Bağımsız gazetecilik girişimleri oldu Türkiyede benimki de öyleydi. Ama bir finansal modeli olmadığı için bağımsızlık iddiasıyla yola çıkıp, insanlardan kurumlardan destek istemeye, hatır reklamı istemeye başlayanlar oldu.Siz hiç kimsenin kapısını çalmadınız mı?Bir yere bağlı olmak istemediğim için kapı çalmadım. Ama bazı kurumlara gittim. O kurumlara internet sitelerindeki, fotoğraf ve metinlerin çok kötü olduğunu, ajanslara çok para ödediklerini, daha düşük maliyetle daha iyi fotoğraf, metin ve video ile iş yapabileceğimi söyledim. Oradan kazanacağım para ile de bağımsız gazetecilik girişiminde bulunacağımı anlattım. Nitekim 20-30 bin liralık bir anlaşma yaptım. Gençleri topladım buraya, onları kayıtsız, sigortasız çalıştırmayacağımı ancak düşük bir ücret verebileceğimi söyledim. Sadece takıntısız bir gazetecilikle, Türkiyede her kesimin yazacağı, gazeteciliğin önüne hiçbir görüş ve inancı koymadan gazetecilik yapacağımızı anlattım. 1 Eylül 2009da başladık. Kiradan ücretlere, yol ve yemek masraflarına, telefon parasına varana kadar her şey bu 20-30 binle karşılandı.Bugün Türkiyede nasıl bir gazetecilik anlayışı var?Sadece ekonomik ya da siyasi olmayan, gazetecilerin kendilerinden kaynaklı sorunları olduğunu düşünüyorum. Bence gazeteciler kendi durumlarına ilişkin eleştiri yapmayı unutmamalı. Sürekli ekonomik durumdan, siyasi baskıdan yakınarak gazetecilik yapılmaz. Bu yönüyle Türkiyede gazeteciliğin sorunlu olduğunu düşünüyorum. Türkiyede hâlâ şirket gezilerinde bedava ağırlanan gazete yöneticileri var. Bu gazeteciyim diyen kişinin neye gönül indirdiği, neye tenezzül ettiği ile ilgili bir problem. Bir de herkes bir kanaat getirmeye hevesli. Herkes kanaat önderi. Ama gazeteci olarak yapacağı katma değer konusunda geldiği nokta itibarıyla sıkıntılar var.Anlattıklarınıza bakılırsa pek de itibar edilecek bir iş yapmıyoruz…Gazetecilerin bir itibar sorunu var. Bu ancak hataların ne olduğunu görüp sonra deneyime çevrilerek halledilebilir. Ama ben ve arkadaşlarım, hiçbir şeyin gazeteci için gazetecilikten daha değerli olamayacağı düşüncesiyle yola çıktık.T24, işten çıkarılan köşe yazarlarının, muhabirlerin alternatif medyası mı? Siz mi davet ediyorsunuz, kendileri mi geliyor? Bu süreçte işsiz kalan herkesin sığınağı değiliz elbette. Görüşü nedeniyle işsiz bırakılıyor insanlar. Bu bizim için bir fırsata dönüşüyor belki ama hiç sağlıklı değil. Biz bazı isimleri çağırırken çok ihtiyatlı davranıyoruz. Muhabirler için söz konusu değil ama yazarlara ‘Biz ancak kendinizi ifade etmek isterseniz, sayfaları size açık olan bir mecrayız. diyoruz. Birilerini davet ederken ölçülüyüz de. Mesela bugün işsiz kalsa davet edemeyeceğimiz, gazetecilik kriterleri açısından bir arada çalışamayacağımız çok sayıda insan var. Yani her önüne gelen burada yazamıyor.20 yıldır aynı şeyleri söyleyen köşe yazarları varGeziden bu yana dikkat çekiyor T24. Diğer internet gazeteler neden farkınız ne?Biz eski alışkanlıklarla yayın yapmamaya çalışıyoruz. Önümüze gelen olay hayatın olağan akışına ne kadar uygun ona bakıyoruz. Çok çekici, tahrik edici başlıklar atılabilir ama T24te asla bir tane ‘şok başlıklı haber görülemez. Bizim herhangi bir yerle parasal, siyasi, ideolojik bir bağlantımız yok. Bir de biri hakkında her şeyi yazıp sonra ‘iddia edildi notunu düşmek bana etik gelmiyor. ‘İddia edildi yazınca iş bitmiyor. Biz yolsuzluk iddiası operasyonuna dair ağır hakaretler içeren bazı yazıları, yazarlarıyla da konuşarak yayınlamadık.T24 yazar kadrosundaki isimler itibarıyla da öne çıkıyor. Hasan Cemal, Yasemin Çongar, Oya Baydar, Nilüfer Göle, Ergun Babahan, Yavuz Baydar... Bu isimlere telif ödemesi yapılabiliyor mu?Yazarlarımıza ne yazık ki önemli ölçüde bir telif veremiyoruz. T24ü bu yıldan itibaren beka sorunu olmayan bağımsız bir yer olarak kurumlaştırmaya çalışıyoruz.Kâğıt gazeteciliğinin biteceği ve internet gazeteciliğin hüküm süreceği yorumlarına katılıyor musunuz?Haber artık internet ve TVde tüketiliyor. Kâğıda basılı gazetelerin yine de bir önemi vardı. Kanaatler gazetelerin köşelerinde inşa ediliyordu. Ama
Zaman
Ana Sayfa
09.02.2014
OhaberisitedençıkarınmailiniparalelyapıgönderdidiyebilirlerO haberi siteden çıkarın mailini paralel yapı gönderdi diyebilirler
Nevin Halıcı - Tavuk mu, yaratık mı?
Zaman
02.02.2014
02:14
Kültür tavukları çıkmadan önce Anadolu halkı, bağlarda bahçelerde keyiflerince dolaşan, bazen de komşu bahçelere gezmeye giden tavuklarla beslenirdi. Şimdilerdeyse bir aylık ömre sahip tavuklar, on dakikada pişiyor. Ne koku var ne de lezzet...Türkiye Âşıklar Bayramı, 1966 yılında Konya’da Feyzi Halıcı tarafından başlatıldığı zaman, Türkiye’nin en önemli ozanları programda yer aldı. Onlardan biri olan Ardanuçlu Aşık Efkari Baba, Cumhuriyet’in 50. yılı destanı yarışmasında birincilik alan dönemin en usta ozanlarından biriydi. Ne var ki, ilk yıl söylediği bir hikâyeli türküsü sahne aldığı zaman salonu ayağa kaldırır, ek olarak onu söylemeden inemezdi. Kendi anlatımıyla bir mekân değiştirdiklerinde, biraz da yaramaz olan tavuklarından rahatsız olan yaşlı bir komşusuyla başı derde girmiş; bu durumda aşık ne yapar; sazı eline almış tavuklarına, özellikle çok sevdiği ‘güvercin’ ve ‘nonoş’ adlı tavuklarına taş atan Fatma Nene’ye (müziğini veremediğim için üzgünüm) şöyle seslenmiş:“Tavuğuma atma taşiOnlar bizim evin kuşiÜrküteceksin nonoşi.Nene nene Fatma neneTavuğa taş atma neneKaşlarıni çatma nene oyKıracaksın bacağıniYıkacaksın ocağımiÜrkütme tavukcağımiNene nene Fatma neneTavuğa taş atma neneKaşlarıni çatma nene oyKıracaksın kanadıniKıramadım inadıniBehey meşenin oduniNene nene Fatma neneTavuğa taş atma neneKaşlarıni çatma nene oyMisafiriz köyünüzeUyamadık huyunuzaNe etti tavuğum sizeNene nene Fatma neneTavuğa taş atma neneKaşlarıni çatma nene oyEştiyseler samanıniKestireyim ziyanıniGelin edeyim ben seniNene nene Fatma neneTavuğa taş atma neneKaşlarıni çatma nene oyEfkari’nin budur bahsiSenin olsun yumurtasiOrtak olsun civcivisiNene nene Fatma neneTavuğa taş atma neneKaşlarıni çatma nene oy”Sevgili okuyucularım, kültür tavukları çıkmadan önce Anadolu halkı yukarıda bahsi geçen, bağlarda bahçelerde keyiflerince dolaşan, bazen de komşu bahçelere gezmeye giden ve üzerine türküler yakılan tavuklarla beslenirdi. O tavukların tadını ne siz sorun ne ben söyleyeyim. Ancak benim yaşımda olanlar pazarlara getirilen orada kesilen, iki üç saatte zor pişen ama bütün eve kokusu yayılan enfes tavukların tadını bilir. Hatta Anadolu’nun bahçeli evlerinde bir de kümes olur, herkes tavuğunu yumurtasını kendi bahçesindeki kümesten elde ederdi. Zamanla kutularda güneş görmeden, komşunun samanını eşmeden yetiştirilen ve paketlenmiş olarak satışa sunulan tavuklarla tanıştık. Tavuk mu, yaratık mı olduğu belli olmayan, sadece bir aylık ömre sahip bu tavuklar, hepinizin bildiği gibi tencereye girdi mi on dakikada pişiyor. Koku falan yok, lezzet ise dile alınmaz.Efkari Baba’nın tavukları, bir de kuş gribi nedeniyle yok edildikten sonra, pazarlarda da bulunmaz oldu. Arabaşı çorbası, tavuklu pilav, Çerkes tavuğu, tavuk göğsü, kazandibi başta olmak üzere Türk Mutfağı’nın bütün tavuk yemekleri benim için hayal oldu. Çünkü bahsettiğim tür tavukları eve bastırmıyorum. Günümüzün çocukları bu tür ürünlerle beslenen farklı bir insan türü geliştirecekler; çünkü diğer besinlerin de tavuklardan fazla farkı yok. Allah genç anne babalara kolaylık versin. Amerikalı bir yemek yazarı arkadaşım otuz sekiz yaşındaki kardeşinin kanserden öldüğünü söylediğinde inanamadım. Nedenini sorduğumda çok çalışıyor, işten eve gelirken marketten aldığımız yemeklerle sağlıksız besleniyoruz, demişti.Şimdi organik tavuklar bulunuyor ama onların da ne şekilde yetiştiğini tam bilemiyoruz. Kültür tavuğu yetiştiren tesislerin sahipleri, tavuk çiftlikleri kurarak eskiye dönüşü sağlasalar ne kadar sevaba girerler; insanlara sağlıklı ürünler sunmuş olurlar ve inanın daha fazla da kazanırlar. Tanıdığım aklı eren birçok ailenin evlerine bu nedenle tavuk girmiyor, çünkü...Tavukla birlikte yumurta için de aynı şey söylenebilir. Bir aylık ömre sahip tavuklardan elde edilen yumurtaların da gerek lezzet gerek besin değeri açısından sağlıklı olmadığı rahatlıkla söylenebilir.Sevgili okuyucularım, sağlıklı beslenmeye dikkat ederek ağız tadıyla kalın.ÇER­KES TA­VU­ĞU (Soğuk)MALZEMELER: 1 haş­lan­mış ta­vuk (organik)1 yemek ka­şığı sa­de­yağ ve­ya te­re­yağı 1 kü­çük so­ğan1 su bardağı tavuk suyu1 su bar­da­ğı (150 gr) ek­mek içi1 su bar­da­ğı (150 gr) ce­viz içi 1 çor­ba ka­şı­ğı kır­mı­zı­bi­ber1 su bardağı tavuk suyu Yapılışı: Haş­lan­mış ta­vu­ğun et­le­ri­ni dit, bir ten­ce­re­ye koy. İn­ce çen­til­miş so­ğa­nı yağ­da ka­vur, ta­vuk et­le­ri­nin üze­ri­ne yay, 1 su bar­da­ğı ta­vuk su­yu ila­ve et, pi­şir, bir bü­yük ta­ba­ğa yer­leş­tir. Ek­mek iç­le­ri­ni ta­vuk su­
Zaman
Köşe Yazıları
02.02.2014
NevinHalıcı-Tavukmuyaratıkmı?Nevin Halıcı - Tavuk mu yaratık mı?
Toplam "136" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti