Habergec.Com Aranan Kelimeler:ne oldu bizim yemek? Değerlendirme: 10 / 10 669877
habergec.com
19.09.2014 Cuma
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

ne oldu bizim yemek?

Nevin Halıcı - Yemek ve el
Zaman
14.09.2014
02:00
Yemek, aşçının elinden dökülen büyüdür. Bu büyüyü damağımızda hissettiğimiz an mutluluk duyarız. Halk arasında bazı kişilerin yemeğinin güzel olduğundan bahsedilir.Bu onun elinin maharetidir; gerçekten de bir yemek tadına baktığınız an ‘nefis’ dedirtiyorsa bu o yemeği pişirip hazırlayan kişinin özgün bir eli olduğunu hissettirir. Allah tarafından, sanatkârlara verilmiş özel bir yetenekten dolayı bu tip insanların yemekleri ayrı bir güzelliğe sahiptir. Yemek, güzel sanatların sonuncu dalı olduğundan; her zaman sanatçı kabul ettiğim yemek yapan kişiler için bu çok tabiidir. Bu illa ünlü bir aşçı olacak demek değildir. çevremizde aşçılarla birlikte böyle beylerle, özellikle hanımlarla hepimiz karşılaşırız. Annem böyle insanlardandı.Yemekte el kadar, malzemenin önemine de dikkat çekmek lazım. Besi hayvanlarıyla yaylım hayvanları arasındaki fark herkes tarafından bilinir. Hayvanlardan taze alınmış sütle, koruyucu ile raf ömrü uzatılmış süt ve yoğurtlar arasındaki lezzet farkı herkesin damağında belli olur. Fabrika dövme ve bulgurları ile ev yapımı bulgurlar ağızda anında anlaşılır. Sebze meyvelere gelince doğal ürünlerle yapısı değiştirilmiş olanlar arasında belirgin lezzet eksikliği görülür. Bugün alışveriş yaptığım Nalçacı Pazarı’nda Sille ürünleriyle haklı bir ilgi gören Ömerali Çankaya, bağından getirdiği olağanüstü lezzete sahip dimnit üzümlerini verirken, “Abla, ilk mahsul, gübre görmemiş taze fasulye.” dedi. Ne yazık ki kaplıcalara gideceğim için alamadım. Glikoz kullanılarak yapılan ve ağzınıza aldığınızda boğazınızda acı bir lezzete dönüşen tatlılar yanında, doğal şekerle tatlandırılan tatlılar, kendinize göre kalori oranını aşırmazsanız bir zevk haline dönüşür.Yemekte el ve malzeme kadar aşçı ya da ev hanımının yemek yapmasını sevmesi de önemlidir. Her zaman söylerim, çocukluğumun yılları olan 1950’lerde yemek hanımların kendini gösterme vesilesi idi. Bir ev hanımı için sinisi, sofrası çok güzeldir, mükemmeldir denirse toplumda iyi bir yeri olurdu. Bazı hanımlar için de bütümeti çok güzel, su böreği muhteşem, baklavasının tadına doyum olmaz gibi sözler söylenirdi. O dönemin hanımlarının bahçelerindeki inekten yağ yapıp, bahçelerindeki sebze ve meyveleri kullandığını düşünürsek el maharetini malzemenin de desteklediğini anlayabiliriz. Sizlere her zaman söylemişimdir. Annem, ablama ya da bana salata yap dediği zaman mutfağa değil, bahçeye inerdik. Dokunurken müthiş bir koku ve rayiha sunan domates, salatalık ve Konya’nın nefis kıl biberleri ve bahçe maydanoz ve naneleri ile yapılan salata sadece zeytinyağı ile bile soslandırsanız, yine Konya tabiriyle “Dadından yinmez”di. Günümüzde en lüks lokantalardan en mütevazı lokantalara gittiğinizde masada salataya başlayanların hemen garsondan nar ekşisi, limon, sirke vb. rica ettiğini görürsünüz.İki olay, bu yazıyı yazmama neden oldu. İlki, Erdemli’de çok sevgi ve saygı ile ölüm yıldönümünü andığımız, Feyzi Ağabey’im kadar sevgi ve saygı duyduğum değerli kültür adamı Mehmet Önder Ağabey’imin eşi Zafer Önder Hanımefendi’nin bir anısı… Gençliğinde, bizim evde yer sofrasında tek kaptan yedikleri, annemin yaptığı bir dolmanın tadını hâlâ unutamadığından söz etti. İkincisi ise annemin gençliğinde köyden babama arabayla kavun getiren (O zamanlar kalabalık evlere kavun, karpuz arabayla alınırdı) ve annemin patlıcanlı bütümetine rastlayan bir kavun satıcısı. Torunu, annemi tanımıyor ama dedesinin defalarca o yemekten büyük zevkle bahsettiğinden söz ederek annemin nasıl yaptığını sordu. İyi anılmak ne güzel. Hepsi topraklarda değil, nurlarda yatsınlar.Bu hafta pazarda gördüğüm Konya’nın et kabağı yemeğini yapalım. Ağız tadıyla kalın sevgili okuyucularım.Ekşili et kabağıMALZEMELER: 4 kişilikPişme süresi: 1-1,5 saat½ su bardağı nohut2 yemek kaşığı sadeyağ veya kuyruk yağı½ kg yağlı koyun veya kuzu eğe kemiği eti (doğranmış)3 baş soğan (yemeklik doğranmış)1 baş sarımsak (ikiye, üçe bölünmüş)1 tutam kadife yaprağı (kıyılmış)1 tutam reyhan yaprağı (kıyılmış)½ su bardağı maydanoz (kıyılmış)½ su bardağı nane (kıyılmış) yoksa kuru nane½ yemek kaşığı domates salçası4 domates¼ su bardağı su1 et kabağı (bütün veya soyulmuş üçgen doğranmış)¼ su bardağı koruk suyu, limon suyu veya sulandırılmış limon tuzu1 çay kaşığı tuz (zevke göre fazla)Yapılışı: Tencereye sırasıyla nohut, yağ, soğan, etleri ve kabakları yerleştir. Üzerine reyhan, kadife, nane ve maydanozları koy. Salçayı, su ile ezerek ilave et. Domateslerin kabuklarını soy, üzerine doğra. Ekşisini dök, tuz at, kapak ört. Çok hafif ateşte pişir. Ertesi gün ısıt, tabağa düzenle sofraya al.
Zaman
Köşe Yazıları
14.09.2014
NevinHalıcı-YemekveelNevin Halıcı - Yemek ve el
Kadınlar nasıl gülmeli?
Zaman
19.08.2014
02:29
Büyük haksızlık: Önce kahkahalara neden olan komik şeyler söyle, sonra güldü diye iffetinden şüphe et! Şaka bir yana, kadınların aleni olarak gülmesi konusu dünya medyasındaydı geçen hafta.O lafın “haber” olmasının nedeni ilginç ve önemli ama daha önemli olan öneminin anlaşılmıyor olması. Sayın Arınçın dediği kuşkusuz iyi niyetli bir söz. Benim büyüdüğüm çevrede de anlayış böyleydi. Annem kahkahalarla gülen kadınlar için, Fransızca bir tabir kullanırdı, “ordiner” (ordinaire) derdi; yani “sıradan”. Bizim ailenin içinde bir kadına “sıradan” denmesi çok ağır bir sözdü. Ben böyle bir aile terbiyesinden geliyorum. Kadınlardan başka şeyler de beklerdi annem. Yemek yerken veya konuşurken ağzını fazla açmayacaktı. Annem ağzını hafiften büzerek konuşurdu. Tabii sesini de yükseltmeyecekti. Başka bir söz de ederdi annem: Şık kadın, yani takdir ettiği kadın, topluluğun içine girince dikkati çekmeyen ama zaman geçince unutulmayan kadındır. Yani mazbut kadın belli kodları izlemeliydi ve annem bu kodları izlerdi. Annem yüz yıl önce doğdu. Döneminin ve çevresinin anlayışlarını izliyordu. Ama bu aynı annem, erkek torunu on altı yaşında küpe taktığında babam kızınca, “Bu çocuk bu yaşta küpe takmayacak da sen mi takacaksın?” diye torunundan yana çıkmıştı. Çünkü dönemin değiştiğini anlamıştı annem. Sanırım sorun da burada. İnsanların kendi ahlak kurallarını izlemesi doğaldır; hatta kaçınılmazdır, istemesek de farklı davranamaz ve hele bu tür konularda farklı duygular besleyemeyiz. Ama çevrelerinin, yani dünyanın değiştiğini görememek büyük sıkıntılara neden olabiliyor. Çevreleriyle uyum sağlayamayanlar, hem kendileri sıkıntılar yaşıyor ve üzülüyor, hem de yakınlarındaki insanları tedirgin ediyor. Babam gibi.Kadınların nasıl güleceğiyle ilgili demecin dünya basınında ele alınmasının nedeni, özellikle Batıda, bu tür ahlakî anlayışların çok eskilerde kalmış olması ve dile getirildiklerinde çok komik görünmesidir. Annemin anlayışına Viktoryen (Victorian) ahlakî görüş diyebiliriz. İngilterede Kraliçe Viktorya döneminde (1837-1901) İngilterede etiket (etiquette) olarak bilinen muhafazakâr ahlakî kodlar yürürlükteydi. Hangi kelimelerin kullanılacağı, neyin ne zaman nasıl giyileceği, cinselliğin nasıl ifade edileceği “biliniyordu”. Tutuculuk ve “ayıp” kavramları özellikle kadın ve cinsellik konularına odaklanmıştı. Ama günümüzde Viktoryen ahlak yeni bir açıdan ele alınmaktadır. Araştırmacılar bu dönemin hiç de görünmek istediği gibi olmadığını, vitrinin arkasında insanların çok farklı, oldukça serbest bir hayatı yaşadıklarını ortaya çıkarmışlardır. Bugün Viktorya ahlakı derken ikiyüzlülük, riya ve samimiyetsizlik de anlaşılmaktadır: dışa karşı ahlaklı görünüp, aslında pek öyle olmamak. Kahkaha ile gülmenin iffetsizlik sayılmasıyla Türkiye dünyada yeniden konu oldu. Bir nedeni, anlatmaya çalıştığım gibi, işin komikliğiydi: eski moda bir ahlak küflü dolaplardan çıkarılmıştı. Ama daha ciddi bir kaygı da dolaylı olarak gündeme geldi. Yurt dışındaki medya, “Türkiyede insan hakları ve kişisel özgürlükler konusunda sınırlamalar mı getiriliyor?” sorusunu sordu. Özellikle son yıllarda bazı Müslüman toplumlarda görülen bağnaz uygulamalar yüzünden yükselme gösteren İslamofobi bu gülme haberiyle yeniden yeşerecek bir zemin buldu. Özellikle terör örgütlerinin kadın üzerinden yürüttükleri sözde “ahlak savaşı” ve sınırlamalar bu gülme konusunun yanlış anlaşılmasına neden oldu. Kuşku yok ki, Türkiyede dile getirilen “kahkahalarla gülen kadın iffetli değildir” anlayışı ile baskıcı uygulamaların bir ilişkisi yoktur. Türkiye, kadınların nasıl güleceğinin ayarlanabileceği bir ülke değildir. Ama maalesef, yurt dışında böyle bir şüphe ve bir algı yaşanmış oldu.Yurt içinde ise farklı bir sorun yaşandı. Bir yasak veya sınırlama doğal olarak söz konusu değildir. Ama sorun yalnız yasaklardan doğmuyor. Yurttaşların biribirini nasıl gördüğü de önemlidir. Birilerinin gülen bir kadını “iffetsiz” saydığının bilinmesi tepkilere neden oluyor. Bu da çok doğal. Çünkü “ben seni güldüğün için iffetsiz sayıyorum” mesajı o kadınlara doğrudan hakarettir. Ama daha kötüsü böyle bir mesajın itibarlı, nüfuzlu, “yükseklerde” bulunan birilerinden gelmesi. Çünkü mesaj oradan geliyorsa kişisel görüş olmanın ötesinde bir ağırlık taşır; bir standart ve bir öneri anlamı da içerir. Bu mesaj toplum içinde izleyicilerini bulur; bu görüş yaygınlaşabilir. Mahalle baskısını artırabilir. Eski rejimlerde bu rolleri krallar, prensler, diktatörler gibi birileri üstlenirdi. Günümüzde, ileri demokrasilerde “yukarıdakiler” şahsi ahlakî beğenilerini belirlemekten imtina ederler. Yanlış bir anlama olmasın diye. Kişiden kişiye değişen sanat anlayışları, yaşam
Zaman
Yorum
19.08.2014
Kadınlarnasılgülmeli?Kadınlar nasıl gülmeli?
Toplam "2" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti