Habergec.Com Aranan Kelimeler:referandumda son durum Değerlendirme: 10 / 10 661184
habergec.com
18.09.2014 Perşembe
Ana Sayfa
:: Detaylı Arama
Kelime(ler) 
Tür 
Yayıncı 
Zaman 
Sırala 







:: Türler
Gazeteler
İnternet Siteleri
Televizyonlar
Radyolar
Diğer

:: Gruplar
 

referandumda son durum

Özbudun: AKP, kendi yaptığı yasalarla savaşmaya başladı
Zaman
30.04.2014
02:55
Hükümet için anayasa taslağı hazırlayan Prof. Dr. Ergun Özbudun, AKP’nin 2010 yılında kendi yaptığı yasaları ironik bir şekilde değiştirmeye çalıştığını ifade ederek, “Kendi yaptığı yasalarla savaşmaya başladılar.” dedi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Medialog Platformu’nun düzenlediği toplantıda konuşan Özbudun, MİT Yasası hakkında da şu yorumu yaptı: “MİT’in istediği gruplarla ilgili bilgi alabilmesini tehlikeli ve kişinin mahremiyetinin ihlali olarak görüyorum.”Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Ergun Özbudun, AKP’nin 2010 yılında kendi yaptığı yasaları ironik bir şekilde değiştirmeye çalıştığını söyledi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı–Medialog Platformu’nun düzenlediği ‘Türkiye’de Demokrasi, Güçler Ayrılığı ve İnsan Hakları’ konulu toplantıda konuşan Özbudun, AKP’nin, ilk döneminde birçok demokratik reform gerçekleştirdiğini hatırlattı. Kendisi dâhil birçok liberal demokratın AKP’nin bu çalışmalarını desteklediğini söyledi. Partinin yüzde 50 ile tekrar seçildiği 3. dönem sonrası askerî vesayetin zayıfladığını ve AKP’de bir değişimin başladığını belirtti. AK Parti’nin 2007’deki anayasa taslağını hazırlayan akademik heyetin başında olan Özbudun, “Çağımızda hiçbir liberal hürriyetçi demokrasi onu sadece sandık meşruiyetine dayandırmıyor. Bir defa sandıkta oluşan parlamento Yetkilerini anayasa sınırları içinde kullanabilir. İkincisi toplumun çoğunluğa dâhil olmayan kesimlerini çeşitli azınlıklarını azınlıkta kalan siyasi gruplarını dışlamamak durumundadır. Demokrasiler böyle işliyor. Ben Türkiye’de hali hazırdaki gidişi ‘aşırı çoğunlukçu gidiş’ olarak görüyor ve bu itibarla eleştiriyorum.” dedi. İktidarın yüzde 50 desteği olsa bile yüzde 50 de desteklemeyeni olduğunu hatırlattı. Sözlerini şöyle sürdürdü: “Kaldı ki iktidarın desteği yüzde 50’nin altında da olabilir. Dolayısıyla onların görüşlerini, şikâyetlerini göz ardı etmek doğru bir davranış değil demokrasi de. 2010 yılında yapılan anayasal değişiklikler TBMM’de AK Partili milletvekillerinin oyları ile gerçekleşti. Bunun en önemli unsurları da muhalefetin karşı koyduğu unsurları da HSYK ve Anayasa Mahkemesi maddelerinde yapılan düzenlemelerdi. Bu düzenlemelere bütün ilgili Avrupa kurumları destek verdi. Bunları demokratik yönde gelişmeler olarak nitelendirdi. Yüzde 58’lik bir destekle referandumda kabul edildi. Ama bugün bakıyoruz ki AKP hükümeti kendi oluşturduğu bu reformların neticesinden memnun değil. HSYK’dan şikâyetçi, Anayasa Mahkemesi’nden şikâyetçi, bireysel başvurunun yanlış kullanıldığını ileri sürüyor. Burada ironik bir durum var. Kendi şekillendirdiği müesseselere karşı çıkıyor. Kendi yaptıkları yasalarla savaşmaya başladılar. Demokrasi bir yönüyle çoğunluk yönetimidir. Çoğunluk yönetiminin sandıkta seçim yoluyla tecelli edeceği de muhakkak. Ama demokrasiyi sandıkla tanımlamak seçimlerden ibaret görmek doğru değil.”NEFRET SÖYLEMİ KABUL EDİLEMEZErgun Özbudun, son dönemde Türkiye’de artan nefret söylemine de karşı olduğunu anlattı. Özbudun, “Nefret söylemi toplumun herhangi bir grubuna karşı kin ve nefret duygularını tahrik edecek her türlü söylemdir. Bu bir azınlık grubu olabilir, dinsel, etnik veya siyasî bir gruba olabilir. Nefret söylemi her demokratik sistemde ifade hürriyetinin kapsamı dışında görülür. Çünkü insanları birbirine karşı kin ve nefrete, düşmanlığa sevk etmek, demokratik bir sistemde kabul edilebilecek bir şey değildir.” ifadelerini kullandı. Abdullah Gül tarafından onaylanan MİT Yasası tam olarak okumadığını belirten Ergün Özbudun, “MİT’in ilgili gruplarla ilgili bilgi alabilmesi tehlikeli ve kişinin mahremiyetin ihlali olarak görüyorum.” diye konuştu.
Zaman
En Çok Okunan
30.04.2014
ÖzbudunAKPkendiyaptığıyasalarlasavaşmayabaşladıÖzbudun AKP kendi yaptığı yasalarla savaşmaya başladı
Özbudun: AKP, kendi yaptığı yasalarla savaşmaya başladı
Zaman
30.04.2014
02:07
Hükümet için anayasa taslağı hazırlayan Prof. Dr. Ergun Özbudun, AKP’nin 2010 yılında kendi yaptığı yasaları ironik bir şekilde değiştirmeye çalıştığını ifade ederek, “Kendi yaptığı yasalarla savaşmaya başladılar.” dedi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Medialog Platformu’nun düzenlediği toplantıda konuşan Özbudun, MİT Yasası hakkında da şu yorumu yaptı: “MİT’in istediği gruplarla ilgili bilgi alabilmesini tehlikeli ve kişinin mahremiyetinin ihlali olarak görüyorum.”Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Ergun Özbudun, AKP’nin 2010 yılında kendi yaptığı yasaları ironik bir şekilde değiştirmeye çalıştığını söyledi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı–Medialog Platformu’nun düzenlediği ‘Türkiye’de Demokrasi, Güçler Ayrılığı ve İnsan Hakları’ konulu toplantıda konuşan Özbudun, AKP’nin, ilk döneminde birçok demokratik reform gerçekleştirdiğini hatırlattı. Kendisi dâhil birçok liberal demokratın AKP’nin bu çalışmalarını desteklediğini söyledi. Partinin yüzde 50 ile tekrar seçildiği 3. dönem sonrası askerî vesayetin zayıfladığını ve AKP’de bir değişimin başladığını belirtti. AK Parti’nin 2007’deki anayasa taslağını hazırlayan akademik heyetin başında olan Özbudun, “Çağımızda hiçbir liberal hürriyetçi demokrasi onu sadece sandık meşruiyetine dayandırmıyor. Bir defa sandıkta oluşan parlamento Yetkilerini anayasa sınırları içinde kullanabilir. İkincisi toplumun çoğunluğa dâhil olmayan kesimlerini çeşitli azınlıklarını azınlıkta kalan siyasi gruplarını dışlamamak durumundadır. Demokrasiler böyle işliyor. Ben Türkiye’de hali hazırdaki gidişi ‘aşırı çoğunlukçu gidiş’ olarak görüyor ve bu itibarla eleştiriyorum.” dedi. İktidarın yüzde 50 desteği olsa bile yüzde 50 de desteklemeyeni olduğunu hatırlattı. Sözlerini şöyle sürdürdü: “Kaldı ki iktidarın desteği yüzde 50’nin altında da olabilir. Dolayısıyla onların görüşlerini, şikâyetlerini göz ardı etmek doğru bir davranış değil demokrasi de. 2010 yılında yapılan anayasal değişiklikler TBMM’de AK Partili milletvekillerinin oyları ile gerçekleşti. Bunun en önemli unsurları da muhalefetin karşı koyduğu unsurları da HSYK ve Anayasa Mahkemesi maddelerinde yapılan düzenlemelerdi. Bu düzenlemelere bütün ilgili Avrupa kurumları destek verdi. Bunları demokratik yönde gelişmeler olarak nitelendirdi. Yüzde 58’lik bir destekle referandumda kabul edildi. Ama bugün bakıyoruz ki AKP hükümeti kendi oluşturduğu bu reformların neticesinden memnun değil. HSYK’dan şikâyetçi, Anayasa Mahkemesi’nden şikâyetçi, bireysel başvurunun yanlış kullanıldığını ileri sürüyor. Burada ironik bir durum var. Kendi şekillendirdiği müesseselere karşı çıkıyor. Kendi yaptıkları yasalarla savaşmaya başladılar. Demokrasi bir yönüyle çoğunluk yönetimidir. Çoğunluk yönetiminin sandıkta seçim yoluyla tecelli edeceği de muhakkak. Ama demokrasiyi sandıkla tanımlamak seçimlerden ibaret görmek doğru değil.”NEFRET SÖYLEMİ KABUL EDİLEMEZErgun Özbudun, son dönemde Türkiye’de artan nefret söylemine de karşı olduğunu anlattı. Özbudun, “Nefret söylemi toplumun herhangi bir grubuna karşı kin ve nefret duygularını tahrik edecek her türlü söylemdir. Bu bir azınlık grubu olabilir, dinsel, etnik veya siyasî bir gruba olabilir. Nefret söylemi her demokratik sistemde ifade hürriyetinin kapsamı dışında görülür. Çünkü insanları birbirine karşı kin ve nefrete, düşmanlığa sevk etmek, demokratik bir sistemde kabul edilebilecek bir şey değildir.” ifadelerini kullandı. Abdullah Gül tarafından onaylanan MİT Yasası tam olarak okumadığını belirten Ergün Özbudun, “MİT’in ilgili gruplarla ilgili bilgi alabilmesi tehlikeli ve kişinin mahremiyetin ihlali olarak görüyorum.” diye konuştu.
Zaman
Politika
30.04.2014
ÖzbudunAKPkendiyaptığıyasalarlasavaşmayabaşladıÖzbudun AKP kendi yaptığı yasalarla savaşmaya başladı
Özbudun: AKP, kendi yaptığı yasalarla savaşmaya başladı
Zaman
30.04.2014
02:00
Hükümet için anayasa taslağı hazırlayan Prof. Dr. Ergun Özbudun, AKP’nin 2010 yılında kendi yaptığı yasaları ironik bir şekilde değiştirmeye çalıştığını ifade ederek, “Kendi yaptığı yasalarla savaşmaya başladılar.” dedi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı Medialog Platformu’nun düzenlediği toplantıda konuşan Özbudun, MİT Yasası hakkında da şu yorumu yaptı: “MİT’in istediği gruplarla ilgili bilgi alabilmesini tehlikeli ve kişinin mahremiyetinin ihlali olarak görüyorum.”Bilkent Üniversitesi Hukuk Fakültesi Öğretim Üyesi Ergun Özbudun, AKP’nin 2010 yılında kendi yaptığı yasaları ironik bir şekilde değiştirmeye çalıştığını söyledi. Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı–Medialog Platformu’nun düzenlediği ‘Türkiye’de Demokrasi, Güçler Ayrılığı ve İnsan Hakları’ konulu toplantıda konuşan Özbudun, AKP’nin, ilk döneminde birçok demokratik reform gerçekleştirdiğini hatırlattı. Kendisi dâhil birçok liberal demokratın AKP’nin bu çalışmalarını desteklediğini söyledi. Partinin yüzde 50 ile tekrar seçildiği 3. dönem sonrası askerî vesayetin zayıfladığını ve AKP’de bir değişimin başladığını belirtti. AK Parti’nin 2007’deki anayasa taslağını hazırlayan akademik heyetin başında olan Özbudun, “Çağımızda hiçbir liberal hürriyetçi demokrasi onu sadece sandık meşruiyetine dayandırmıyor. Bir defa sandıkta oluşan parlamento Yetkilerini anayasa sınırları içinde kullanabilir. İkincisi toplumun çoğunluğa dâhil olmayan kesimlerini çeşitli azınlıklarını azınlıkta kalan siyasi gruplarını dışlamamak durumundadır. Demokrasiler böyle işliyor. Ben Türkiye’de hali hazırdaki gidişi ‘aşırı çoğunlukçu gidiş’ olarak görüyor ve bu itibarla eleştiriyorum.” dedi. İktidarın yüzde 50 desteği olsa bile yüzde 50 de desteklemeyeni olduğunu hatırlattı. Sözlerini şöyle sürdürdü: “Kaldı ki iktidarın desteği yüzde 50’nin altında da olabilir. Dolayısıyla onların görüşlerini, şikâyetlerini göz ardı etmek doğru bir davranış değil demokrasi de. 2010 yılında yapılan anayasal değişiklikler TBMM’de AK Partili milletvekillerinin oyları ile gerçekleşti. Bunun en önemli unsurları da muhalefetin karşı koyduğu unsurları da HSYK ve Anayasa Mahkemesi maddelerinde yapılan düzenlemelerdi. Bu düzenlemelere bütün ilgili Avrupa kurumları destek verdi. Bunları demokratik yönde gelişmeler olarak nitelendirdi. Yüzde 58’lik bir destekle referandumda kabul edildi. Ama bugün bakıyoruz ki AKP hükümeti kendi oluşturduğu bu reformların neticesinden memnun değil. HSYK’dan şikâyetçi, Anayasa Mahkemesi’nden şikâyetçi, bireysel başvurunun yanlış kullanıldığını ileri sürüyor. Burada ironik bir durum var. Kendi şekillendirdiği müesseselere karşı çıkıyor. Kendi yaptıkları yasalarla savaşmaya başladılar. Demokrasi bir yönüyle çoğunluk yönetimidir. Çoğunluk yönetiminin sandıkta seçim yoluyla tecelli edeceği de muhakkak. Ama demokrasiyi sandıkla tanımlamak seçimlerden ibaret görmek doğru değil.”NEFRET SÖYLEMİ KABUL EDİLEMEZErgun Özbudun, son dönemde Türkiye’de artan nefret söylemine de karşı olduğunu anlattı. Özbudun, “Nefret söylemi toplumun herhangi bir grubuna karşı kin ve nefret duygularını tahrik edecek her türlü söylemdir. Bu bir azınlık grubu olabilir, dinsel, etnik veya siyasî bir gruba olabilir. Nefret söylemi her demokratik sistemde ifade hürriyetinin kapsamı dışında görülür. Çünkü insanları birbirine karşı kin ve nefrete, düşmanlığa sevk etmek, demokratik bir sistemde kabul edilebilecek bir şey değildir.” ifadelerini kullandı. Abdullah Gül tarafından onaylanan MİT Yasası tam olarak okumadığını belirten Ergün Özbudun, “MİT’in ilgili gruplarla ilgili bilgi alabilmesi tehlikeli ve kişinin mahremiyetin ihlali olarak görüyorum.” diye konuştu.
Zaman
Ana Sayfa
30.04.2014
ÖzbudunAKPkendiyaptığıyasalarlasavaşmayabaşladıÖzbudun AKP kendi yaptığı yasalarla savaşmaya başladı
Bloklar arasındaki oy kaymaları, sonucu belirler
Zaman
24.03.2014
02:06
Sivas’ta başkanlık için birbirine yakın oylarda iki aday çekişiyor. Şehir merkezi, esnaf, çarşı ve eski mahalleler BBP’nin adayı Doğan Ürgüp’ten yana, çevredeki yeni yerleşimler ise iktidarı destekleyecek.Bundan tam beş yıl önce, 25 Mart 2009 günü BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, sebepleri hâlâ aydınlatılmayan şüpheli bir helikopter kazasında rahmetli olunca, dört gün sonra 29 Mart’ta yapılacak mahalli seçimin tansiyonu değişti ve BBP adayı Doğan Ürgüp kazandı. Normal şartlar altında Ürgüp’ün seçimi zorlayacağı biliniyor ama kazanması beklenmiyordu; muhtemelen başa baş geçecek bu yarışı Ürgüp, açık arayla kazandı (yüzde 51’e karşılık yüzde 34).Sivas, Muhsin Yazıcıoğlu’nun memleketi. 1992’de MHP’den ayrılarak BBP’yi kurduğu andan itibaren Sivaslı seçmen rahmetli Yazıcıoğlu’na gönlünde büyük bir kredi ayırdı; öyle ki ona duyulan sevgi, ölümünün 5. yılında bile Sivas’ın siyasi tercihinde hâlâ çok belirleyici bir tesir yapıyor.Demokrat Partili yıllarda Sivas, CHP adaylarını ısrarla üst üste seçti; bu durum Adalet Partili yıllarda da devam edince Sivaslılar, geri kalmış olmanın sebebini iktidara ters düşmeye bağladılar. ANAP’lı yıllarla birlikte Sivas, iktidar adaylarını seçmeye başladı. Doğan Ürgüp ise bunun tek istisnâsıydı. Son 5 yılda Sivas Belediyesi’ni o yönetti ve şimdi göreve yeniden talip.Pazar günü Sivas’ta seçimin nefes nefese geçmesi bekleniyor gördüğüm kadarıyla. BBP ile AK Parti arasında birkaç puanlık farktan söz ediliyor. Oysaki AK Parti’ye yakın çevreler seçimi çoktan kazandıklarını, MHP’nin büyük sürpriz yaparak Sivas’ta ikinci parti durumuna yükseldiğini, BBP’nin ise yüzde 20 civarında kalacağı yolunda bir propaganda geliştiriyorlar. MHP’nin önceki seçimlere göre büyük ivme yakaladığı tesbiti yanlış değil ama ikinci parti olma iddiası temenniymiş gibi görünüyor. BBP’nin kurulduğu 1992’den itibaren MHP, Sivas’ta BBP’nin gölgesinde kaldı. Yakaladığı ivme, mahalli adaydan ziyade MHP’nin ülke çapındaki yükseliş trendiyle izah edilebilir.Bu seçimlerin referandum havasına sokularak önemsenmesi galiba AK Parti’nin aleyhine olacak, zira MHP tabanından BBP adayına kaymalar görünebileceğinden söz edildi. İşin ilginç yanı, CHP’li seçmenlerden haylicesinin de aynı şekilde davranacağından bahsediliyor.Kılıçdaroğlu’nun Sivas mitingini kalabalığın arasında seyrettim. CHP’liler, “Bu yıl yaptığımız en iyi mitingdi.” dediler. Kılıçdaroğlu az ve etkili konuştu. CHP adayı hanımefendi iyi fotoğraf vermesine rağmen, CHP’lileri heyecanlandırmayı başaramadı.MERKEZDEKİ SERTLİK, TAŞRAYA ERİŞMEMİŞ ÇOK ŞÜKÜRİktidar partisinin sertlik ve kutuplaştırma yaklaşımı, Anadolu’da partili adayların aleyhine tecelli edecek gibi bir izlenim edindim; Başbakan’ın sergilediği sertliğin, taşradaki partililerde daha temkinli bir yaklaşıma büründüğü bir gerçek. Başbakan’ın “paralel yapı”yı ve doğrudan Fethullah Gülen’i hedef alan sert hücumlarına mukabil AK Partili adaylar, proje ve hizmet ekseninden ayrılmamaya çalışıyorlar ki, bana göre doğru olan da bu. Taşrada insanlar, iki gün sonra yine birbirleriyle yaşamak zorunda olduklarını unutmamışlar; çok şükür...SEÇİMİN KİMYASI BOZULDUAK Parti, 2011’de Sivas’ta yüzde 63 gibi büyük bir oranla 5 vekilliğin 4’ünü kazanmıştı; referandumda ise ‘evet’lerin oranı yüzde 77’ydi. Bu tabloya bakanlar, seçimin çoktan sonuçlandığını zannedebilirler. Ne var ki, yolsuzluk iddialarının uyandırdığı travma hesapları değiştirdi, diğer seçmenleri ötekileştirerek kendi tabanını sağlamlaştırma yaklaşımı seçimlerin kimyasını bozdu. Bu durumu şöyle özetlersem herhalde pek yanılmış olmam: 30 Mart seçimlerinde insanlar, hangi partiden olursa olsun, beğendiklerini seçmekle yetinmeyecekler; sevmediklerinin yenilmesi amacıyla oy kullanacaklar. Bu yüzden, bloklar arasında yüksek oy kaymaları kimseyi şaşırtmamalıdır. Benzetmek gibi olmasın, “Hubb-ı Ali’den değil, buğz-ı Muaviye’den” durumu yani.NEFES NEFESE BİR YARIŞ OLACAK Toparlayalım: Sivas’ta başkanlık henüz ortada ve birbirine yakın oylarda iki aday çekişiyor. Şehir merkezi, esnaf, çarşı ve eski mahalleler Doğan Ürgüp’ten yana; çevredeki yeni yerleşimler ise iktidarı destekleyecek. Şöyle bir izlenimim var: AK Parti desteği, bir hafta içinde artma eğilimi göstermiyor ama BBP’de yeni destekler bulunabileceği beklentisi var. Sonucu muhtemelen bloklar arasındaki oy kaymaları belirleyebilir.
Zaman
Politika
24.03.2014
BloklararasındakioykaymalarısonucubelirlerBloklar arasındaki oy kaymaları sonucu belirler
Bloklar arasındaki oy kaymaları, sonucu belirler
Zaman
24.03.2014
02:06
Sivas’ta başkanlık için birbirine yakın oylarda iki aday çekişiyor. Şehir merkezi, esnaf, çarşı ve eski mahalleler BBP’nin adayı Doğan Ürgüp’ten yana, çevredeki yeni yerleşimler ise iktidarı destekleyecek.Bundan tam beş yıl önce, 25 Mart 2009 günü BBP Genel Başkanı Muhsin Yazıcıoğlu, sebepleri hâlâ aydınlatılmayan şüpheli bir helikopter kazasında rahmetli olunca, dört gün sonra 29 Mart’ta yapılacak mahalli seçimin tansiyonu değişti ve BBP adayı Doğan Ürgüp kazandı. Normal şartlar altında Ürgüp’ün seçimi zorlayacağı biliniyor ama kazanması beklenmiyordu; muhtemelen başa baş geçecek bu yarışı Ürgüp, açık arayla kazandı (yüzde 51’e karşılık yüzde 34).Sivas, Muhsin Yazıcıoğlu’nun memleketi. 1992’de MHP’den ayrılarak BBP’yi kurduğu andan itibaren Sivaslı seçmen rahmetli Yazıcıoğlu’na gönlünde büyük bir kredi ayırdı; öyle ki ona duyulan sevgi, ölümünün 5. yılında bile Sivas’ın siyasi tercihinde hâlâ çok belirleyici bir tesir yapıyor.Demokrat Partili yıllarda Sivas, CHP adaylarını ısrarla üst üste seçti; bu durum Adalet Partili yıllarda da devam edince Sivaslılar, geri kalmış olmanın sebebini iktidara ters düşmeye bağladılar. ANAP’lı yıllarla birlikte Sivas, iktidar adaylarını seçmeye başladı. Doğan Ürgüp ise bunun tek istisnâsıydı. Son 5 yılda Sivas Belediyesi’ni o yönetti ve şimdi göreve yeniden talip.Pazar günü Sivas’ta seçimin nefes nefese geçmesi bekleniyor gördüğüm kadarıyla. BBP ile AK Parti arasında birkaç puanlık farktan söz ediliyor. Oysaki AK Parti’ye yakın çevreler seçimi çoktan kazandıklarını, MHP’nin büyük sürpriz yaparak Sivas’ta ikinci parti durumuna yükseldiğini, BBP’nin ise yüzde 20 civarında kalacağı yolunda bir propaganda geliştiriyorlar. MHP’nin önceki seçimlere göre büyük ivme yakaladığı tesbiti yanlış değil ama ikinci parti olma iddiası temenniymiş gibi görünüyor. BBP’nin kurulduğu 1992’den itibaren MHP, Sivas’ta BBP’nin gölgesinde kaldı. Yakaladığı ivme, mahalli adaydan ziyade MHP’nin ülke çapındaki yükseliş trendiyle izah edilebilir.Bu seçimlerin referandum havasına sokularak önemsenmesi galiba AK Parti’nin aleyhine olacak, zira MHP tabanından BBP adayına kaymalar görünebileceğinden söz edildi. İşin ilginç yanı, CHP’li seçmenlerden haylicesinin de aynı şekilde davranacağından bahsediliyor.Kılıçdaroğlu’nun Sivas mitingini kalabalığın arasında seyrettim. CHP’liler, “Bu yıl yaptığımız en iyi mitingdi.” dediler. Kılıçdaroğlu az ve etkili konuştu. CHP adayı hanımefendi iyi fotoğraf vermesine rağmen, CHP’lileri heyecanlandırmayı başaramadı.MERKEZDEKİ SERTLİK, TAŞRAYA ERİŞMEMİŞ ÇOK ŞÜKÜRİktidar partisinin sertlik ve kutuplaştırma yaklaşımı, Anadolu’da partili adayların aleyhine tecelli edecek gibi bir izlenim edindim; Başbakan’ın sergilediği sertliğin, taşradaki partililerde daha temkinli bir yaklaşıma büründüğü bir gerçek. Başbakan’ın “paralel yapı”yı ve doğrudan Fethullah Gülen’i hedef alan sert hücumlarına mukabil AK Partili adaylar, proje ve hizmet ekseninden ayrılmamaya çalışıyorlar ki, bana göre doğru olan da bu. Taşrada insanlar, iki gün sonra yine birbirleriyle yaşamak zorunda olduklarını unutmamışlar; çok şükür...SEÇİMİN KİMYASI BOZULDUAK Parti, 2011’de Sivas’ta yüzde 63 gibi büyük bir oranla 5 vekilliğin 4’ünü kazanmıştı; referandumda ise ‘evet’lerin oranı yüzde 77’ydi. Bu tabloya bakanlar, seçimin çoktan sonuçlandığını zannedebilirler. Ne var ki, yolsuzluk iddialarının uyandırdığı travma hesapları değiştirdi, diğer seçmenleri ötekileştirerek kendi tabanını sağlamlaştırma yaklaşımı seçimlerin kimyasını bozdu. Bu durumu şöyle özetlersem herhalde pek yanılmış olmam: 30 Mart seçimlerinde insanlar, hangi partiden olursa olsun, beğendiklerini seçmekle yetinmeyecekler; sevmediklerinin yenilmesi amacıyla oy kullanacaklar. Bu yüzden, bloklar arasında yüksek oy kaymaları kimseyi şaşırtmamalıdır. Benzetmek gibi olmasın, “Hubb-ı Ali’den değil, buğz-ı Muaviye’den” durumu yani.NEFES NEFESE BİR YARIŞ OLACAK Toparlayalım: Sivas’ta başkanlık henüz ortada ve birbirine yakın oylarda iki aday çekişiyor. Şehir merkezi, esnaf, çarşı ve eski mahalleler Doğan Ürgüp’ten yana; çevredeki yeni yerleşimler ise iktidarı destekleyecek. Şöyle bir izlenimim var: AK Parti desteği, bir hafta içinde artma eğilimi göstermiyor ama BBP’de yeni destekler bulunabileceği beklentisi var. Sonucu muhtemelen bloklar arasındaki oy kaymaları belirleyebilir.
Zaman
Ana Sayfa
24.03.2014
BloklararasındakioykaymalarısonucubelirlerBloklar arasındaki oy kaymaları sonucu belirler
Ankara ‘Kırım oylamasını tanımam’ demiyor
Zaman
11.03.2014
02:09
Batı, Ukrayna’ya bağlı Kırım’ın Rusya ile birleşmesinin oylanacağı 16 Mart referandumunu ‘yasa dışı ve hukuk ihlali’ ilan ederken bölgedeki Tatarların destek beklediği Ankara ise bu konuda kararlı bir pozisyon almaktan kaçınıyor.Rusya’nın fiili olarak kontrol altına aldığı Kırım Özerk Cumhuriyeti Ukrayna’dan ayrılarak Moskova’ya bağlanma kararı alırken bunun oylanacağı referandum öncesi Ankara’nın sessizliği dikkat çekiyor. ABD ve Avrupa Birliği, 16 Mart’taki referandumu yasa dışı kabul ederek geçerli saymayacaklarını ilan ederken Türkiye’den ise “Sonucu tanımam” açıklaması gelmedi. Diplomatik kaynaklar “Gelişmelere göre değerlendireceğiz.” diyerek açık kapı bırakıyor. Ankara, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne açık destek verse de Rusya’yı hedef alan açıklamalardan kaçınıyor. Bu durum Ukraynalı yetkilileri hayal kırıklığına uğrattı. Zaman’a değerlendirmede bulunan Ukraynalı yetkililer, “Türkiye’den Rusya’ya karşı daha açık bir tepki göstermesini beklerdik.” diye konuştu. Ukrayna’da yaklaşık üç ay süren protestoların ardından devlet başkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesi üzerine Rus askerleri Kırım’ın kontrolünü fiilen ele geçirirken bölge parlamentosu da geçen hafta Rusya’ya bağlanma kararı aldı. Parlamentonun bu kararı 16 Mart’ta yapılacak referandumda halka sorulacak. Nüfusun yüzde 60’ını Rusların oluşturduğu bölgede sandıktan “evet” çıkmasına kesin gözüyle bakılırken Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunan AB ve Amerikan yönetimi, referandumu yasa dışı ilan ederek bunun uluslararası hukukun ihlali olduğunu açıkladı. Türkiye de Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne destek veriyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ay başında Kiev’de geçici devlet başkanı vekili Oleksandr Turçinov, Başbakan Arseniy Yatsenyuk ve Kırım Tatarlarının temsilcisi Mustafa Kırımoğlu ile görüşerek Ankara’nın bu konudaki pozisyonunu aktarmıştı. Ancak Ankara “tehlikeli ve yanlış bir adım” olarak değerlendirdiği referandum konusunda kararlı ve sert bir pozisyon almaktan kaçınıyor. Davutoğlu ve diplomatik kaynaklar referandum sonucunu Türkiye’nin tanımayacağını söylememeye özen gösteriyor. Zaman’a konuşan bir Dışişleri yetkilisi “Gürcistan krizinde Rusya’nın kararlılığı görüldü. Kırım’da da fazlasıyla kararlı görünüyorlar. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Ancak referandum konusunda şimdiden sert bir pozisyon alıp elimizi bağlamak istemiyoruz.” yorumunda bulundu.Rusya, Kırım’daki hakimiyetini güçlendiriyorRusya, Batı’nın Kırım’daki güçlerini çekme yönündeki çağrılarına rağmen bölge üzerindeki hakimiyetini her geçen gün daha da güçlendiriyor. Kırım’daki Ukrayna üslerini kuşatan Rus birliklerinin, önceki gün bir askeri havaalanı ile bir sınır kontrol noktasını ele geçirmelerinin ardından dün de bölge başkenti Akmescit’teki (Simferopol) bir askeri hastane ile Sivastopol’da bir füze üssünde kontrolü ele aldığı bildirildi. Bölgede limanlar ve havaalanları gibi stratejik yerler ile 11 sınır karakolu Rus askerlerinin elinde. Ukrayna ordusu, Rusya’nın son günlerde sınıra yığınak yaptığını kaydediyor. Kırım’da Ukrayna kanallarının yayını da engellenerek yerlerine Rus televizyonları yerleştiriliyor. Rusya’nın Kırım’ı ele geçirmesi şimdiye kadar kan dökülmeden gerçekleşti, ancak bu haftasonu bölgenin Rusya ile birleşmesine dair yapılacak referandum öncesi gerginlik artıyor. Pazar günü Rusya’nın Karadeniz donanmasının bulunduğu Sivastopol’da Rusya yanlısı gruplar, birleşmeye karşı çıkan Ukraynalılara saldırdı. Bu olay, referandum sonrası bölgede yaşanabilecek şiddet olaylarının habercisi olarak değerlendiriliyor. ‘Evet’ oyu çıkması beklenen referandum sonrasında çoğunluktaki Rusya taraftarları ile azınlıktaki Kırım Tatarları ve etnik Ukraynalılar arasında çatışmaların patlak vermesinden endişe ediliyor.PUTİN, MERKEL VE CAMERON’A AÇIK KONUŞTUGerilimi düşürmek için yapılan diplomatik girişimlerden ise henüz somut bir netice çıkmadı. Önceki gün Almanya Başbakanı Angela Merkel ve İngiltere Başbakanı David Cameron ile telefonda görüşen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupalı liderlere Kırım’da yapılacak referandumun uluslararası hukuka dayalı olduğunu savundu. Referandum sonuçlarına saygılı olunmasını istedi. Merkel ve Cameron ise buna karşı çıkarak söz konusu oylamanın yasal olmadığını açıkladı. Avrupa Birliği’nin, referandumu tanıması halinde Moskova’ya karşı seyahat yasakları ve Putin’e yakın Rus işadamlarının mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulayabileceği belirtiliyor. DIŞ HABERLER SERVİSİ
Zaman
Dünya
11.03.2014
Ankara/">Ankara‘Kırımoylamasınıtanımam’demiyorAnkara-‘Kırım-oylamasını-tanımam’-demiyor/">Ankara ‘Kırım oylamasını tanımam’ demiyor
Ankara ‘Kırım oylamasını tanımam’ demiyor
Zaman
11.03.2014
02:00
Batı, Ukrayna’ya bağlı Kırım’ın Rusya ile birleşmesinin oylanacağı 16 Mart referandumunu ‘yasa dışı ve hukuk ihlali’ ilan ederken bölgedeki Tatarların destek beklediği Ankara ise bu konuda kararlı bir pozisyon almaktan kaçınıyor.Rusya’nın fiili olarak kontrol altına aldığı Kırım Özerk Cumhuriyeti Ukrayna’dan ayrılarak Moskova’ya bağlanma kararı alırken bunun oylanacağı referandum öncesi Ankara’nın sessizliği dikkat çekiyor. ABD ve Avrupa Birliği, 16 Mart’taki referandumu yasa dışı kabul ederek geçerli saymayacaklarını ilan ederken Türkiye’den ise “Sonucu tanımam” açıklaması gelmedi. Diplomatik kaynaklar “Gelişmelere göre değerlendireceğiz.” diyerek açık kapı bırakıyor. Ankara, Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne açık destek verse de Rusya’yı hedef alan açıklamalardan kaçınıyor. Bu durum Ukraynalı yetkilileri hayal kırıklığına uğrattı. Zaman’a değerlendirmede bulunan Ukraynalı yetkililer, “Türkiye’den Rusya’ya karşı daha açık bir tepki göstermesini beklerdik.” diye konuştu. Ukrayna’da yaklaşık üç ay süren protestoların ardından devlet başkanı Viktor Yanukoviç’in devrilmesi üzerine Rus askerleri Kırım’ın kontrolünü fiilen ele geçirirken bölge parlamentosu da geçen hafta Rusya’ya bağlanma kararı aldı. Parlamentonun bu kararı 16 Mart’ta yapılacak referandumda halka sorulacak. Nüfusun yüzde 60’ını Rusların oluşturduğu bölgede sandıktan “evet” çıkmasına kesin gözüyle bakılırken Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunan AB ve Amerikan yönetimi, referandumu yasa dışı ilan ederek bunun uluslararası hukukun ihlali olduğunu açıkladı. Türkiye de Ukrayna’nın toprak bütünlüğüne destek veriyor. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, ay başında Kiev’de geçici devlet başkanı vekili Oleksandr Turçinov, Başbakan Arseniy Yatsenyuk ve Kırım Tatarlarının temsilcisi Mustafa Kırımoğlu ile görüşerek Ankara’nın bu konudaki pozisyonunu aktarmıştı. Ancak Ankara “tehlikeli ve yanlış bir adım” olarak değerlendirdiği referandum konusunda kararlı ve sert bir pozisyon almaktan kaçınıyor. Davutoğlu ve diplomatik kaynaklar referandum sonucunu Türkiye’nin tanımayacağını söylememeye özen gösteriyor. Zaman’a konuşan bir Dışişleri yetkilisi “Gürcistan krizinde Rusya’nın kararlılığı görüldü. Kırım’da da fazlasıyla kararlı görünüyorlar. Ukrayna’nın toprak bütünlüğünü savunuyoruz. Ancak referandum konusunda şimdiden sert bir pozisyon alıp elimizi bağlamak istemiyoruz.” yorumunda bulundu.Rusya, Kırım’daki hakimiyetini güçlendiriyorRusya, Batı’nın Kırım’daki güçlerini çekme yönündeki çağrılarına rağmen bölge üzerindeki hakimiyetini her geçen gün daha da güçlendiriyor. Kırım’daki Ukrayna üslerini kuşatan Rus birliklerinin, önceki gün bir askeri havaalanı ile bir sınır kontrol noktasını ele geçirmelerinin ardından dün de bölge başkenti Akmescit’teki (Simferopol) bir askeri hastane ile Sivastopol’da bir füze üssünde kontrolü ele aldığı bildirildi. Bölgede limanlar ve havaalanları gibi stratejik yerler ile 11 sınır karakolu Rus askerlerinin elinde. Ukrayna ordusu, Rusya’nın son günlerde sınıra yığınak yaptığını kaydediyor. Kırım’da Ukrayna kanallarının yayını da engellenerek yerlerine Rus televizyonları yerleştiriliyor. Rusya’nın Kırım’ı ele geçirmesi şimdiye kadar kan dökülmeden gerçekleşti, ancak bu haftasonu bölgenin Rusya ile birleşmesine dair yapılacak referandum öncesi gerginlik artıyor. Pazar günü Rusya’nın Karadeniz donanmasının bulunduğu Sivastopol’da Rusya yanlısı gruplar, birleşmeye karşı çıkan Ukraynalılara saldırdı. Bu olay, referandum sonrası bölgede yaşanabilecek şiddet olaylarının habercisi olarak değerlendiriliyor. ‘Evet’ oyu çıkması beklenen referandum sonrasında çoğunluktaki Rusya taraftarları ile azınlıktaki Kırım Tatarları ve etnik Ukraynalılar arasında çatışmaların patlak vermesinden endişe ediliyor.PUTİN, MERKEL VE CAMERON’A AÇIK KONUŞTUGerilimi düşürmek için yapılan diplomatik girişimlerden ise henüz somut bir netice çıkmadı. Önceki gün Almanya Başbakanı Angela Merkel ve İngiltere Başbakanı David Cameron ile telefonda görüşen Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, Avrupalı liderlere Kırım’da yapılacak referandumun uluslararası hukuka dayalı olduğunu savundu. Referandum sonuçlarına saygılı olunmasını istedi. Merkel ve Cameron ise buna karşı çıkarak söz konusu oylamanın yasal olmadığını açıkladı. Avrupa Birliği’nin, referandumu tanıması halinde Moskova’ya karşı seyahat yasakları ve Putin’e yakın Rus işadamlarının mal varlıklarının dondurulması gibi yaptırımlar uygulayabileceği belirtiliyor. DIŞ HABERLER SERVİSİ
Zaman
Ana Sayfa
11.03.2014
Ankara/">Ankara‘Kırımoylamasınıtanımam’demiyorAnkara-‘Kırım-oylamasını-tanımam’-demiyor/">Ankara ‘Kırım oylamasını tanımam’ demiyor
Putin: Ukrayna'ya girmemize şu an gerek yok ama...
Zaman
04.03.2014
13:26
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bugün basın toplantısı yaptı. Ukrayna ve Kırımda yaşanan son gelişmeler hakkında konuşan Putin Ukraynada darbe oldu. Yeni yönetim meşru değil. Şu an Ukraynaya asker göndermemize gerek yok. Ama gerekirse meşru çerçevede askeri güç kullanılabilir. dedi. Putin, sabah saatlerinde Merkez ve Batı Birliklerinden 150 binden fazla askerin katıldığı tatbikatı sona erdirerek, daimi üslerine dönmeleri emrini verdi.Basın toplantısında konuşan Putin, Ukrayna bizim en yakın komşumuzdur. Aynı zamanda kardeş cumhuriyetimizdir. Eminim ki Ukrayna ve Rus askerleri barikatların aynı tarafında yer alacaktır. Kırımda tek bir silah sesi duyulmadı. Biz oradaki sivilleri korumak için bulunuyoruz. Dolayısıyla Kırımdaki durum askeri güçle korunmaya çalışılmaktadır. Kırımdaki insani yardımlarımız devam edecek. Meşru çerçevede askeri güç kullanılabilir. Umuyorumki olaylar kötüye gitmez. Fakat size şunu söyleyebilirimki, neredeyse yaşarsa yaşasın herkes eşit hakka sahip olmalı, Ukrayna halkı geleceğini kendisi belirlemelidir. şeklinde konuştu.Sabah saatlerinde Kremlinden gelen açıklamada Putinin 150 binden fazla askerin katıldığı tatbikatı sona erdirerek, daimi üslerine dönmeleri emrini verdiği belirtildmişti. Ukraynada yaşanan gelişmelerle eş zamanlı olarak gerçekleşen tatbikat nedeni ile tansiyon yükselmişti. Kırım Özerk Cumhuriyetinde Rus askeri birliklerinin kontrolü giderek artarken, 30 Martta yapılacak referandumda daha özerk bir Kırım Devleti için sandığa gidileceği kaydediliyor.
Zaman
Son Dakika
04.03.2014
PutinUkraynayagirmemizeşuangerekyokamaPutin Ukraynaya girmemize şu an gerek yok ama
Putin: Ukrayna'ya girmemize şu an gerek yok ama...
Zaman
04.03.2014
13:26
Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin bugün basın toplantısı yaptı. Ukrayna ve Kırımda yaşanan son gelişmeler hakkında konuşan Putin Ukraynada darbe oldu. Yeni yönetim meşru değil. Şu an Ukraynaya asker göndermemize gerek yok. Ama gerekirse meşru çerçevede askeri güç kullanılabilir. dedi. Putin, sabah saatlerinde Merkez ve Batı Birliklerinden 150 binden fazla askerin katıldığı tatbikatı sona erdirerek, daimi üslerine dönmeleri emrini verdi.Basın toplantısında konuşan Putin, Ukrayna bizim en yakın komşumuzdur. Aynı zamanda kardeş cumhuriyetimizdir. Eminim ki Ukrayna ve Rus askerleri barikatların aynı tarafında yer alacaktır. Kırımda tek bir silah sesi duyulmadı. Biz oradaki sivilleri korumak için bulunuyoruz. Dolayısıyla Kırımdaki durum askeri güçle korunmaya çalışılmaktadır. Kırımdaki insani yardımlarımız devam edecek. Meşru çerçevede askeri güç kullanılabilir. Umuyorumki olaylar kötüye gitmez. Fakat size şunu söyleyebilirimki, neredeyse yaşarsa yaşasın herkes eşit hakka sahip olmalı, Ukrayna halkı geleceğini kendisi belirlemelidir. şeklinde konuştu.Sabah saatlerinde Kremlinden gelen açıklamada Putinin 150 binden fazla askerin katıldığı tatbikatı sona erdirerek, daimi üslerine dönmeleri emrini verdiği belirtildmişti. Ukraynada yaşanan gelişmelerle eş zamanlı olarak gerçekleşen tatbikat nedeni ile tansiyon yükselmişti. Kırım Özerk Cumhuriyetinde Rus askeri birliklerinin kontrolü giderek artarken, 30 Martta yapılacak referandumda daha özerk bir Kırım Devleti için sandığa gidileceği kaydediliyor.
Zaman
Ana Sayfa
04.03.2014
PutinUkraynayagirmemizeşuangerekyokamaPutin Ukraynaya girmemize şu an gerek yok ama
Sorun HSYK’da mı başka yerde mi?
Zaman
16.01.2014
02:10
Türkiye son günlerde işi gücü bıraktı, HSYK’yı, bu anayasal kurulu konuşuyor; HSYK’yı düzenleyen anayasa maddesi, bu anayasanın öngördüğü HSYK’nın yapısına ilişkin yasa muhakkak ki mükemmel değildir, değiştirilebilir, bir aksaklık tespit edilmiş ise, her türlü düzenleme, hukukun evrensel kurallarına sadık kalmak kaydıyla yapılabilir ama bu düzenlemelerin Türkiye’nin hukuk sistemini iyileştireceğini, sorunları çözeceğini düşünüyorsanız, bu noktada muhtemelen bir yanlış vardır.HSYK’nın mevcut yapısına, işleyişine bugün itirazlar var, bu itirazlar doğru da olabilir, yanlış da olabilir, çok net bir şey söylemek mümkün değil ama unutmayalım aynı HSYK’nın 12 Eylül 2010 referandumu öncesi yapısına, kararlarına da büyük itirazlar vardı, bu kurum yine büyük tartışmaların odağında idi, siz okurları temin ederim, benzer itirazlar, yarın da, HSYK Kanunu’nda, hatta ilgili anayasa maddesinde hangi değişikliği yaparsanız yapın, yine devam edecektir zira kanımca temel sorun başka yerdedir, bu temel sorun görülmediği ölçüde de Türkiye HSYK, ya da daha genel bir ifadesiyle hukuk tartışmalarından başını alamayacaktır.Tekraren söylüyorum, görüşüm, ülkemizde yaşanan hukuk tartışmalarında HSYK’dan kaynaklanan problemler, dün, bugün ya da yarın, temel problemler değildir, sorun başka yerdedir ve bu sorun teşhisi çok da zor olmayan bir sorundur, hatta aritmetik olarak da saptanabilecek bir sorundur. Türkiye 1987 senesinden günümüze AİHM’ye (eski adıyla Komisyon) Türkiye Cumhuriyeti yurttaşlarının bireysel başvuru hakkını tanımış bir ülkedir, bu tarihten günümüze de Türkiye’den AİHM’ye binlerce dosya taşınmıştır. AİHM’de bugüne dek, daha doğru bir tabirle başlangıçtan 2012 sonuna kadar, yapılan başvuruların 2 bin 870’i sonuçlandırılmış, bu dosyaların 2 bin 521’inde Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin en azından bir maddesinin ihlal edildiği, sadece 60 dosyada ihlal olmadığı sonucuna varılmıştır, geri kalan dosyaların statüleri ise farklıdır. Basit bir aritmetik hesap, toplam sonuçlanan dosyaların yüzde 88’inde AİHM’nin ihlal bulduğunu göstermektedir ve bu sonuç, bu oran kanımca hukuk sistemimizin müflis bir sistem, iflas etmiş bir sistem olduğunu ortaya koymaktadır; unutmayalım, AİHM’de ihlal bulunan dosyaların kısm-ı azamı bizim yüksek yargı organlarının kararlarıdır, altlarında yüksek yargıçların imzaları bulunmaktadır. Bu aşamada basit bir mukayese yapmama izin verilebilir kanısındayım; bir fabrika düşünün, ürettiği her yüz maldan 88’i defolu, ayıplı çıkıyor, bu fabrikanın piyasada ayakta kalması mümkün değildir, mutlaka ama mutlaka iflas eder ama hukuk sistemi, tanım gereği iflas etmemektedir ama sadece hukuken ve görüntüde ayakta kalmış gibi durmaktadır. Bir otomobil fabrikası düşünün, her gün yüz araba ürettiğini varsayın ama bu yüz arabanın 88’inde bir mekanik ya da elektronik ya da başka bir hata tespit edilirse, söz konusu araba fabrikasının geleceğini tartışmak bile komik addedilebilir.Meseleyi çok net tanımlamakta fayda vardır, bizim hukuk sistemimiz en genelinde defolu, ayıplı bir hukuk sistemidir, AİHM’ye ulaşan dosyalardan yüzde seksen sekizi ayıplı görülmektedir, bu sistem rekabete konu olan bir sistem olsa ayakta kalması mümkün değildir, bu sistemin aktörleri olan yargıçlar ve savcılar da ya kendilerini evrensel hukuk çizgisine çekmek zorunda kalırlar ya da işsiz durumuna düşerler, bu hukukçuların işsiz kalmamış olmalarının yegane nedeni hukuk sistemimizin rekabete açık olmamasıdır.Bu koşullarda, yani hukuk sistemimizin genel anlamda defolu olarak nitelendirilebileceği bir koşullar ortamında sorunu HSYK’da, sadece HSYK’da aramak hiç anlamlı durmamaktadır. HSYK sorunlu bir kurul, bir kurumdur ama sorunu buraya indirgemek çok daha büyük bir hatadır. Bu yazının Yorum sahifesinde yayınlanacağı tarihte MHP dışında üç partinin, AK Parti, CHP ve BDP’nin aralarında anlaşıp Anayasa’nın HSYK’yı düzenleyen ilgili maddesini yeniden düzenleyebilecekleri hususunda anlaştıklarını öğreniyoruz; bu uzlaşma sinyali ilk bakışta önemli bir uzlaşma sinyalidir, siyasal sistemimizde özlenen bir durum olarak telakki edilebilir ama meseleye biraz daha yakından baktığınızda bu kez de ortaya başka problemlerin çıkabildiğini gözlemleyebilir ve kendimize şu soruyu sorabiliriz: 2014 senesinin başlarında Kenan Evren Anayasası’nda değişmesi, uzlaşma ile değişmesi gereken ilk madde daha üç buçuk sene önce değiştirilmiş ve referandumda yüzde 58 oyla değiştirilmiş bir madde değil midir?Şayet siyasi partiler ve özellikle de söz konusu üç parti, MHP dışındaki TBMM’de grubu olan üç siyasi parti bir madde, diyelim HSYK’yı düzenleyen Anayasa’nın 159. maddesi için uzlaşabiliyorlar ise, benim kanaatim bu maddeye gelene kadar uzlaşılması ve
Zaman
Yorum
16.01.2014
SorunHSYK’dabaşkayerdemi?Sorun HSYK’da mı başka yerde mi?
Erdoğan: Gerek olsa ben bakanımla konuşurum
Zaman
11.01.2014
14:30
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’nu değerlendirirken, Savcı Zekeriya Öze birilerini göndermediğini söyledi. Dürüst değil. Bir kere ben böyle bir şey yapmam. Buna gerek olsa ben konuyu Adalet Bakanımla ya da müsteşarıyla konuşurum. dedi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Uzakdoğu gezisine götürdüğü gazetecilere ilginç açıklamalarda bulundu. İşte Hürriyette yayımlanan o açıklamalar:BÜNYEMİZE BİR ŞEY OLMAZ(Ekonomik göstergelerde kırılganlık endişesi var mı?) Endişem yok. Çok daha iyi olacak. Gösterge faizi 10.40’tan 9.79’a indi. Bunlar iklim koşulları gibidir. Tabanınız, bünyeniz sağlam olursa, bir şey olmaz. Böyle Gezi’yle, şununla bununla bizim sağlam bünyemize bir şey olmaz. Ekonomimizle oynayamazlar, oynatmayız. Dönüşte özellikle finans sektöründeki aktörlere de mesajlarımızı vereceğiz.DERTLERİ VATANA İHANETBence en büyük sıkıntı yargı vesayeti. Türkiye’nin en saygın firmalarının düştüğü durum ortada. Devletle ilişkilerinden ötürü değil, yaptıkları alışveriş ve iş için insanları sıkıntıya sokuyorlar. ‘Kara para aklama’ diyorlar. Neye göre kara para? Bence para bankaya girip bankadan çıkıyorsa, ona kara para diyemezsin. Biz 2 kez vergi affını niye çıkarttık? Çünkü, para ya yastık altındaydı ya da yurtdışında. Onu sisteme çekmek için bu düzenlemeleri yaptık. Yargı bunu niye yapıyor? Vatana ihanetten başka dertleri yok. 3. Havaalanı, 3. Köprü istenmiyor. Çünkü ulaşım sıkıntısını çözeceğiz. Çözmemizi isterler mi? Yargının takıntılı tavrına hiçbir şekilde güvenemiyoruz.BEDENE GİREN VİRÜS MİSALİ(Büyük resim ortaya çıktı mı?) Hayır. Ortaya çıkacak daha çok şey var. Bir bedene giren virüs misali. Virüs biliyorsunuz bir vücuda girer, uzun süre yerleşir ve orada kendine yer edinir. Ama vücut sonra o virüse karşı kendini toparlar, sonra da o virüsü yok eder.PSİKOLOJİK BASKI GİRİŞİMİ(HSYK açıklaması) Tıpkı Danıştay olayı gibi. HSYK Kanunu’nun 138. maddesini çalıştırıp, Anayasa Mahkemesi’ne güya ön alıyor. Psikolojik baskı girişimidir bu. Bu defa da HSKY’da yeni düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’ne gideceğini varsayıp oraya gözdağı vermeye çalışıyorlar.KATİLLİĞİ TESCİLLİ OLANLAR DEĞİL(Yeniden yargılanma) Yeniden yargılama 17 Aralık komplosu ile ilgili değil. Kuru-yaş meselesi. Mesela (eski) Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ hakkındaki süreçle ilgili daha önce de konuşmuştum. Kalkıp ona terör örgütü lideri derseniz felakete yol açarsınız. Hem sonra niye daha önce o görevindeyken yapmadınız bunu. Sen o zaman neredeydiniz sayın savcı? Genelkurmay Başkanı’nın dokunulmazlığı yoktu. Emeklilikten sonra mı önünüze geldi? Emir komuta zincirindekiler ne olacak? Sivillerden en alt düzeydeki askere kadar herkesi kapsaması lazım. Biz herhalde burada katilliği tescilli olanların yeniden yargılanmasından da bahsetmiyoruz.BASIN AYAĞINA DOKUNULMADIOlay, Ergenekon ve Balyoz da değil. Bu işin sermaye ayağı, medya ayağı da var. 28 Şubat’ta medya ve sermaye ayaklarına dokunulmadı. Yeniden yargılamada onlar da gündeme gelecek. Bir başka yön ise o davalarda TSK personelinin yanısıra siviller de içeriye alındı. 28 Şubat’ta medya ve sermaye, hükümet indirip hükümet kuruyorlardı. 3 dönemdir AK Parti iktidarda. Şimdi ‘onu nasıl indiririz’ toplantıları yapıyorlar. Menderes’e yapılan şeyi bizim hükümetimize yapmak istiyorlar. Yargı erki son referandumla yürütmeye müdahale gücü elde etti ve bunu uygulamaya başladı.DOSTMODERN DARBE(HSKY düzenlemesi, siyasetin yargıya müdahalesi mi?) Referandumda iyiniyet gösterdik. HSKY’yı bağımsız yaptık. Fırsat bildiler. Yargı kimilerine göre şimdi fiilen yürütme ve yasamanın üstüne çıktı. Kimilerinin dediği gibi 28 Şubat postmodern darbeydi, bu da ‘dostmodern.’TIR İÇİN KOŞARAK GELDİ(El Kaide’nin Suriye ve Irak’taki faaliyetleri) Ana muhalefet bizi El Kaide ve El Nusra’ya iliştirmeye çalışıyor. Halbuki El Kaide gibi örgütlere karşı en kararlı mücadeleyi veren biziz. Adana’daki o savcı, TIR olayından önce Reyhanlı’daki olaylarda konuya el koymaktan kaçınan savcıydı. TIR olayında ise kalkıp Adana’dan koşarak geldi.YARGI KENDİNİ TEMİZLEMELİ(Özel yetkili mahkemelerin kapatılması) Bir çalışma yapıyoruz. Hukukçularımız yargıyla ilgili sıkıntıların hepsini bir pakette toplayacaklar. Aslında yargının önce kendi içini temizlemesi lazım. Bu iş benim başıma geldi. Ziya Gökalp’ten bir şiir okudum yargı beni içeri aldı. Biri çıkmış şimdi onu hatırlatıyor bana. Biliyorsunuz yüksek yargıdan birisi rüşvete karıştı ama onu bıraktılar gitti.ÖZ’E CEVAPO savcı dürüst değil. Kalkıp benim kendisine yüksek yargıdan birilerini gönderdiğimi söylüyor. Dürüst değil. Bir kere ben böyle bir şey yapmam. Buna gerek olsa ben konuyu Adalet Bakanımla ya da müsteşarıyla konuşurum. Yurtdışı seyahatlerine ilişkin kayıtl
Zaman
Politika
11.01.2014
ErdoğanGerekolsabenbakanımlakonuşurumErdoğan Gerek olsa ben bakanımla konuşurum
Erdoğan: Gerek olsa ben bakanımla konuşurum
Zaman
11.01.2014
14:30
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’nu değerlendirirken, Savcı Zekeriya Öze birilerini göndermediğini söyledi. Dürüst değil. Bir kere ben böyle bir şey yapmam. Buna gerek olsa ben konuyu Adalet Bakanımla ya da müsteşarıyla konuşurum. dedi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Uzakdoğu gezisine götürdüğü gazetecilere ilginç açıklamalarda bulundu. İşte Hürriyette yayımlanan o açıklamalar:BÜNYEMİZE BİR ŞEY OLMAZ(Ekonomik göstergelerde kırılganlık endişesi var mı?) Endişem yok. Çok daha iyi olacak. Gösterge faizi 10.40’tan 9.79’a indi. Bunlar iklim koşulları gibidir. Tabanınız, bünyeniz sağlam olursa, bir şey olmaz. Böyle Gezi’yle, şununla bununla bizim sağlam bünyemize bir şey olmaz. Ekonomimizle oynayamazlar, oynatmayız. Dönüşte özellikle finans sektöründeki aktörlere de mesajlarımızı vereceğiz.DERTLERİ VATANA İHANETBence en büyük sıkıntı yargı vesayeti. Türkiye’nin en saygın firmalarının düştüğü durum ortada. Devletle ilişkilerinden ötürü değil, yaptıkları alışveriş ve iş için insanları sıkıntıya sokuyorlar. ‘Kara para aklama’ diyorlar. Neye göre kara para? Bence para bankaya girip bankadan çıkıyorsa, ona kara para diyemezsin. Biz 2 kez vergi affını niye çıkarttık? Çünkü, para ya yastık altındaydı ya da yurtdışında. Onu sisteme çekmek için bu düzenlemeleri yaptık. Yargı bunu niye yapıyor? Vatana ihanetten başka dertleri yok. 3. Havaalanı, 3. Köprü istenmiyor. Çünkü ulaşım sıkıntısını çözeceğiz. Çözmemizi isterler mi? Yargının takıntılı tavrına hiçbir şekilde güvenemiyoruz.BEDENE GİREN VİRÜS MİSALİ(Büyük resim ortaya çıktı mı?) Hayır. Ortaya çıkacak daha çok şey var. Bir bedene giren virüs misali. Virüs biliyorsunuz bir vücuda girer, uzun süre yerleşir ve orada kendine yer edinir. Ama vücut sonra o virüse karşı kendini toparlar, sonra da o virüsü yok eder.PSİKOLOJİK BASKI GİRİŞİMİ(HSYK açıklaması) Tıpkı Danıştay olayı gibi. HSYK Kanunu’nun 138. maddesini çalıştırıp, Anayasa Mahkemesi’ne güya ön alıyor. Psikolojik baskı girişimidir bu. Bu defa da HSKY’da yeni düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’ne gideceğini varsayıp oraya gözdağı vermeye çalışıyorlar.KATİLLİĞİ TESCİLLİ OLANLAR DEĞİL(Yeniden yargılanma) Yeniden yargılama 17 Aralık komplosu ile ilgili değil. Kuru-yaş meselesi. Mesela (eski) Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ hakkındaki süreçle ilgili daha önce de konuşmuştum. Kalkıp ona terör örgütü lideri derseniz felakete yol açarsınız. Hem sonra niye daha önce o görevindeyken yapmadınız bunu. Sen o zaman neredeydiniz sayın savcı? Genelkurmay Başkanı’nın dokunulmazlığı yoktu. Emeklilikten sonra mı önünüze geldi? Emir komuta zincirindekiler ne olacak? Sivillerden en alt düzeydeki askere kadar herkesi kapsaması lazım. Biz herhalde burada katilliği tescilli olanların yeniden yargılanmasından da bahsetmiyoruz.BASIN AYAĞINA DOKUNULMADIOlay, Ergenekon ve Balyoz da değil. Bu işin sermaye ayağı, medya ayağı da var. 28 Şubat’ta medya ve sermaye ayaklarına dokunulmadı. Yeniden yargılamada onlar da gündeme gelecek. Bir başka yön ise o davalarda TSK personelinin yanısıra siviller de içeriye alındı. 28 Şubat’ta medya ve sermaye, hükümet indirip hükümet kuruyorlardı. 3 dönemdir AK Parti iktidarda. Şimdi ‘onu nasıl indiririz’ toplantıları yapıyorlar. Menderes’e yapılan şeyi bizim hükümetimize yapmak istiyorlar. Yargı erki son referandumla yürütmeye müdahale gücü elde etti ve bunu uygulamaya başladı.DOSTMODERN DARBE(HSKY düzenlemesi, siyasetin yargıya müdahalesi mi?) Referandumda iyiniyet gösterdik. HSKY’yı bağımsız yaptık. Fırsat bildiler. Yargı kimilerine göre şimdi fiilen yürütme ve yasamanın üstüne çıktı. Kimilerinin dediği gibi 28 Şubat postmodern darbeydi, bu da ‘dostmodern.’TIR İÇİN KOŞARAK GELDİ(El Kaide’nin Suriye ve Irak’taki faaliyetleri) Ana muhalefet bizi El Kaide ve El Nusra’ya iliştirmeye çalışıyor. Halbuki El Kaide gibi örgütlere karşı en kararlı mücadeleyi veren biziz. Adana’daki o savcı, TIR olayından önce Reyhanlı’daki olaylarda konuya el koymaktan kaçınan savcıydı. TIR olayında ise kalkıp Adana’dan koşarak geldi.YARGI KENDİNİ TEMİZLEMELİ(Özel yetkili mahkemelerin kapatılması) Bir çalışma yapıyoruz. Hukukçularımız yargıyla ilgili sıkıntıların hepsini bir pakette toplayacaklar. Aslında yargının önce kendi içini temizlemesi lazım. Bu iş benim başıma geldi. Ziya Gökalp’ten bir şiir okudum yargı beni içeri aldı. Biri çıkmış şimdi onu hatırlatıyor bana. Biliyorsunuz yüksek yargıdan birisi rüşvete karıştı ama onu bıraktılar gitti.ÖZ’E CEVAPO savcı dürüst değil. Kalkıp benim kendisine yüksek yargıdan birilerini gönderdiğimi söylüyor. Dürüst değil. Bir kere ben böyle bir şey yapmam. Buna gerek olsa ben konuyu Adalet Bakanımla ya da müsteşarıyla konuşurum. Yurtdışı seyahatlerine ilişkin kayıtl
Zaman
Ana Sayfa
11.01.2014
ErdoğanGerekolsabenbakanımlakonuşurumErdoğan Gerek olsa ben bakanımla konuşurum
Erdoğan: Gerek olsa ben bakanımda konuşurum
Zaman
11.01.2014
14:03
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’nu değerlendirirken, Savcı Zekeriya Öze birilerini göndermediğini söyledi. Dürüst değil. Bir kere ben böyle bir şey yapmam. Buna gerek olsa ben konuyu Adalet Bakanımla ya da müsteşarıyla konuşurum. dedi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Uzakdoğu gezisine götürdüğü gazetecilere ilginç açıklamalarda bulundu. İşte Hürriyette yayımlanan o açıklamalar:BÜNYEMİZE BİR ŞEY OLMAZ(Ekonomik göstergelerde kırılganlık endişesi var mı?) Endişem yok. Çok daha iyi olacak. Gösterge faizi 10.40’tan 9.79’a indi. Bunlar iklim koşulları gibidir. Tabanınız, bünyeniz sağlam olursa, bir şey olmaz. Böyle Gezi’yle, şununla bununla bizim sağlam bünyemize bir şey olmaz. Ekonomimizle oynayamazlar, oynatmayız. Dönüşte özellikle finans sektöründeki aktörlere de mesajlarımızı vereceğiz.DERTLERİ VATANA İHANETBence en büyük sıkıntı yargı vesayeti. Türkiye’nin en saygın firmalarının düştüğü durum ortada. Devletle ilişkilerinden ötürü değil, yaptıkları alışveriş ve iş için insanları sıkıntıya sokuyorlar. ‘Kara para aklama’ diyorlar. Neye göre kara para? Bence para bankaya girip bankadan çıkıyorsa, ona kara para diyemezsin. Biz 2 kez vergi affını niye çıkarttık? Çünkü, para ya yastık altındaydı ya da yurtdışında. Onu sisteme çekmek için bu düzenlemeleri yaptık. Yargı bunu niye yapıyor? Vatana ihanetten başka dertleri yok. 3. Havaalanı, 3. Köprü istenmiyor. Çünkü ulaşım sıkıntısını çözeceğiz. Çözmemizi isterler mi? Yargının takıntılı tavrına hiçbir şekilde güvenemiyoruz.BEDENE GİREN VİRÜS MİSALİ(Büyük resim ortaya çıktı mı?) Hayır. Ortaya çıkacak daha çok şey var. Bir bedene giren virüs misali. Virüs biliyorsunuz bir vücuda girer, uzun süre yerleşir ve orada kendine yer edinir. Ama vücut sonra o virüse karşı kendini toparlar, sonra da o virüsü yok eder.PSİKOLOJİK BASKI GİRİŞİMİ(HSYK açıklaması) Tıpkı Danıştay olayı gibi. HSYK Kanunu’nun 138. maddesini çalıştırıp, Anayasa Mahkemesi’ne güya ön alıyor. Psikolojik baskı girişimidir bu. Bu defa da HSKY’da yeni düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’ne gideceğini varsayıp oraya gözdağı vermeye çalışıyorlar.KATİLLİĞİ TESCİLLİ OLANLAR DEĞİL(Yeniden yargılanma) Yeniden yargılama 17 Aralık komplosu ile ilgili değil. Kuru-yaş meselesi. Mesela (eski) Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ hakkındaki süreçle ilgili daha önce de konuşmuştum. Kalkıp ona terör örgütü lideri derseniz felakete yol açarsınız. Hem sonra niye daha önce o görevindeyken yapmadınız bunu. Sen o zaman neredeydiniz sayın savcı? Genelkurmay Başkanı’nın dokunulmazlığı yoktu. Emeklilikten sonra mı önünüze geldi? Emir komuta zincirindekiler ne olacak? Sivillerden en alt düzeydeki askere kadar herkesi kapsaması lazım. Biz herhalde burada katilliği tescilli olanların yeniden yargılanmasından da bahsetmiyoruz.BASIN AYAĞINA DOKUNULMADIOlay, Ergenekon ve Balyoz da değil. Bu işin sermaye ayağı, medya ayağı da var. 28 Şubat’ta medya ve sermaye ayaklarına dokunulmadı. Yeniden yargılamada onlar da gündeme gelecek. Bir başka yön ise o davalarda TSK personelinin yanısıra siviller de içeriye alındı. 28 Şubat’ta medya ve sermaye, hükümet indirip hükümet kuruyorlardı. 3 dönemdir AK Parti iktidarda. Şimdi ‘onu nasıl indiririz’ toplantıları yapıyorlar. Menderes’e yapılan şeyi bizim hükümetimize yapmak istiyorlar. Yargı erki son referandumla yürütmeye müdahale gücü elde etti ve bunu uygulamaya başladı.DOSTMODERN DARBE(HSKY düzenlemesi, siyasetin yargıya müdahalesi mi?) Referandumda iyiniyet gösterdik. HSKY’yı bağımsız yaptık. Fırsat bildiler. Yargı kimilerine göre şimdi fiilen yürütme ve yasamanın üstüne çıktı. Kimilerinin dediği gibi 28 Şubat postmodern darbeydi, bu da ‘dostmodern.’TIR İÇİN KOŞARAK GELDİ(El Kaide’nin Suriye ve Irak’taki faaliyetleri) Ana muhalefet bizi El Kaide ve El Nusra’ya iliştirmeye çalışıyor. Halbuki El Kaide gibi örgütlere karşı en kararlı mücadeleyi veren biziz. Adana’daki o savcı, TIR olayından önce Reyhanlı’daki olaylarda konuya el koymaktan kaçınan savcıydı. TIR olayında ise kalkıp Adana’dan koşarak geldi.YARGI KENDİNİ TEMİZLEMELİ(Özel yetkili mahkemelerin kapatılması) Bir çalışma yapıyoruz. Hukukçularımız yargıyla ilgili sıkıntıların hepsini bir pakette toplayacaklar. Aslında yargının önce kendi içini temizlemesi lazım. Bu iş benim başıma geldi. Ziya Gökalp’ten bir şiir okudum yargı beni içeri aldı. Biri çıkmış şimdi onu hatırlatıyor bana. Biliyorsunuz yüksek yargıdan birisi rüşvete karıştı ama onu bıraktılar gitti.ÖZ’E CEVAPO savcı dürüst değil. Kalkıp benim kendisine yüksek yargıdan birilerini gönderdiğimi söylüyor. Dürüst değil. Bir kere ben böyle bir şey yapmam. Buna gerek olsa ben konuyu Adalet Bakanımla ya da müsteşarıyla konuşurum. Yurtdışı seyahatlerine ilişkin kayıtl
Zaman
Politika
11.01.2014
ErdoğanGerekolsabenbakanımdakonuşurumErdoğan Gerek olsa ben bakanımda konuşurum
Erdoğan: Gerek olsa ben bakanımda konuşurum
Zaman
11.01.2014
14:03
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Rüşvet ve Yolsuzluk Operasyonu’nu değerlendirirken, Savcı Zekeriya Öze birilerini göndermediğini söyledi. Dürüst değil. Bir kere ben böyle bir şey yapmam. Buna gerek olsa ben konuyu Adalet Bakanımla ya da müsteşarıyla konuşurum. dedi.Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Uzakdoğu gezisine götürdüğü gazetecilere ilginç açıklamalarda bulundu. İşte Hürriyette yayımlanan o açıklamalar:BÜNYEMİZE BİR ŞEY OLMAZ(Ekonomik göstergelerde kırılganlık endişesi var mı?) Endişem yok. Çok daha iyi olacak. Gösterge faizi 10.40’tan 9.79’a indi. Bunlar iklim koşulları gibidir. Tabanınız, bünyeniz sağlam olursa, bir şey olmaz. Böyle Gezi’yle, şununla bununla bizim sağlam bünyemize bir şey olmaz. Ekonomimizle oynayamazlar, oynatmayız. Dönüşte özellikle finans sektöründeki aktörlere de mesajlarımızı vereceğiz.DERTLERİ VATANA İHANETBence en büyük sıkıntı yargı vesayeti. Türkiye’nin en saygın firmalarının düştüğü durum ortada. Devletle ilişkilerinden ötürü değil, yaptıkları alışveriş ve iş için insanları sıkıntıya sokuyorlar. ‘Kara para aklama’ diyorlar. Neye göre kara para? Bence para bankaya girip bankadan çıkıyorsa, ona kara para diyemezsin. Biz 2 kez vergi affını niye çıkarttık? Çünkü, para ya yastık altındaydı ya da yurtdışında. Onu sisteme çekmek için bu düzenlemeleri yaptık. Yargı bunu niye yapıyor? Vatana ihanetten başka dertleri yok. 3. Havaalanı, 3. Köprü istenmiyor. Çünkü ulaşım sıkıntısını çözeceğiz. Çözmemizi isterler mi? Yargının takıntılı tavrına hiçbir şekilde güvenemiyoruz.BEDENE GİREN VİRÜS MİSALİ(Büyük resim ortaya çıktı mı?) Hayır. Ortaya çıkacak daha çok şey var. Bir bedene giren virüs misali. Virüs biliyorsunuz bir vücuda girer, uzun süre yerleşir ve orada kendine yer edinir. Ama vücut sonra o virüse karşı kendini toparlar, sonra da o virüsü yok eder.PSİKOLOJİK BASKI GİRİŞİMİ(HSYK açıklaması) Tıpkı Danıştay olayı gibi. HSYK Kanunu’nun 138. maddesini çalıştırıp, Anayasa Mahkemesi’ne güya ön alıyor. Psikolojik baskı girişimidir bu. Bu defa da HSKY’da yeni düzenlemenin Anayasa Mahkemesi’ne gideceğini varsayıp oraya gözdağı vermeye çalışıyorlar.KATİLLİĞİ TESCİLLİ OLANLAR DEĞİL(Yeniden yargılanma) Yeniden yargılama 17 Aralık komplosu ile ilgili değil. Kuru-yaş meselesi. Mesela (eski) Genelkurmay Başkanımız İlker Başbuğ hakkındaki süreçle ilgili daha önce de konuşmuştum. Kalkıp ona terör örgütü lideri derseniz felakete yol açarsınız. Hem sonra niye daha önce o görevindeyken yapmadınız bunu. Sen o zaman neredeydiniz sayın savcı? Genelkurmay Başkanı’nın dokunulmazlığı yoktu. Emeklilikten sonra mı önünüze geldi? Emir komuta zincirindekiler ne olacak? Sivillerden en alt düzeydeki askere kadar herkesi kapsaması lazım. Biz herhalde burada katilliği tescilli olanların yeniden yargılanmasından da bahsetmiyoruz.BASIN AYAĞINA DOKUNULMADIOlay, Ergenekon ve Balyoz da değil. Bu işin sermaye ayağı, medya ayağı da var. 28 Şubat’ta medya ve sermaye ayaklarına dokunulmadı. Yeniden yargılamada onlar da gündeme gelecek. Bir başka yön ise o davalarda TSK personelinin yanısıra siviller de içeriye alındı. 28 Şubat’ta medya ve sermaye, hükümet indirip hükümet kuruyorlardı. 3 dönemdir AK Parti iktidarda. Şimdi ‘onu nasıl indiririz’ toplantıları yapıyorlar. Menderes’e yapılan şeyi bizim hükümetimize yapmak istiyorlar. Yargı erki son referandumla yürütmeye müdahale gücü elde etti ve bunu uygulamaya başladı.DOSTMODERN DARBE(HSKY düzenlemesi, siyasetin yargıya müdahalesi mi?) Referandumda iyiniyet gösterdik. HSKY’yı bağımsız yaptık. Fırsat bildiler. Yargı kimilerine göre şimdi fiilen yürütme ve yasamanın üstüne çıktı. Kimilerinin dediği gibi 28 Şubat postmodern darbeydi, bu da ‘dostmodern.’TIR İÇİN KOŞARAK GELDİ(El Kaide’nin Suriye ve Irak’taki faaliyetleri) Ana muhalefet bizi El Kaide ve El Nusra’ya iliştirmeye çalışıyor. Halbuki El Kaide gibi örgütlere karşı en kararlı mücadeleyi veren biziz. Adana’daki o savcı, TIR olayından önce Reyhanlı’daki olaylarda konuya el koymaktan kaçınan savcıydı. TIR olayında ise kalkıp Adana’dan koşarak geldi.YARGI KENDİNİ TEMİZLEMELİ(Özel yetkili mahkemelerin kapatılması) Bir çalışma yapıyoruz. Hukukçularımız yargıyla ilgili sıkıntıların hepsini bir pakette toplayacaklar. Aslında yargının önce kendi içini temizlemesi lazım. Bu iş benim başıma geldi. Ziya Gökalp’ten bir şiir okudum yargı beni içeri aldı. Biri çıkmış şimdi onu hatırlatıyor bana. Biliyorsunuz yüksek yargıdan birisi rüşvete karıştı ama onu bıraktılar gitti.ÖZ’E CEVAPO savcı dürüst değil. Kalkıp benim kendisine yüksek yargıdan birilerini gönderdiğimi söylüyor. Dürüst değil. Bir kere ben böyle bir şey yapmam. Buna gerek olsa ben konuyu Adalet Bakanımla ya da müsteşarıyla konuşurum. Yurtdışı seyahatlerine ilişkin kayıtl
Zaman
Ana Sayfa
11.01.2014
ErdoğanGerekolsabenbakanımdakonuşurumErdoğan Gerek olsa ben bakanımda konuşurum
Referandumda ‘yargı bağımsız hale geliyor’ diyerek ‘evet’ oyu istemişti
Zaman
10.01.2014
03:06
AK Parti milletvekillerinin Meclis Başkanlığı’na sunduğu ‘HSYK’nın yetkilerini Adalet Bakanı’na devreden’ yasa teklifinde Bartın Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu üyesi Yılmaz Tunç’un da imzası bulunuyor.2010 Referandumu’yla getirilen değişiklikleri hararetle savunanların başında gelen hukukçu vekil, o dönemde anayasa değişikliğiyle Adalet Bakanı’nın HSYK üzerindeki ‘etkisinin’ azaltıldığını vurguluyordu.HSYK’yla ilgili kanun teklifinde imzası bulunan AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, kurulun şu anki yapısını şöyle savunmuştu: “Bakanın HSYK üzerindeki etkisi azaltılmış, hakimlerin ve savcıların atama tayin, terfi, denetim ve teftişleri Adalet Bakanlığı’ndan alınarak HSYK’ya devredilmiştir. HSYK’nın seçimi Ankara’daki 126 Yargıtay üyesi yerine tüm ülke genelindeki 10.bin hakim ve savcı tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu durumda yargı ele mi geçiriliyor, yoksa yargı tarafsız hale mi getiriliyor? HSYK tüm ülke genelindeki hakim ve savcılar tarafından seçildiğinde mi tarafsız olur, yoksa Ankara’daki 126 kişi tarafından seçildiğinde mi?” AK Partili Tunç, vatandaştan referandumda ‘Evet’ demelerini isterken şu gerekçeleri sıralıyordu: “Tüm hakim ve savcılarımızın kendileriyle doğrudan ilgili olan HSYK üyelerini seçmede söz sahibi olmalarına ‘evet’ demektir. HSYK’ya bağlı müstakil bir denetim mekanizmasının oluşturulmasına ‘evet’ demektir. HSYK üyeleri ile Anayasa Mahkemesi’ne seçilecek üyelerin seçiminde seçim adaletini sağlamaya yönelik nispi temsil sistemine ‘evet’ demektir. HSYK’nın kuruluşu ve işleyişinde kapalı devre sistemine son vermeye ‘evet’ demektir. HSYK’nın yapısını, hukuk sistemi oturmuş ülkelerdeki standart ve yapıya yükseltmeye ‘evet’ demektir. HSYK’nın ihraç kararlarının yargı denetimine tabi tutulmasına ‘evet’ demektir.” AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, teklifini savunurken referandum döneminde dile getirdiği fikirlerle bugünkü tavrının çelişmediğini iddia etti. O dönemde muhalefetin ‘bakanın yetkilerini artırıyorsunuz, kurulu siyasallaştırıyorsunuz’ diye kendilerini eleştirdiğini söyleyen Tunç, şöyle konuştu: “O günkü HSYK’da bakan toplantıya katılmadığında HSYK toplanamıyordu. Referandumla getirdiğimiz sistemde böyle bir durum yok. Şu an teklifle çelişen durum yok. Bakanın yetkileri artıyor demiyorum ben yine. HSYK’nın yapısının Anayasa’nın 159. maddesinin son fıkrasında belirten hususlar ışında yeniden düzenlenmesi söz konusu. Bu bize 2010 referandumuyla verilen bir yetki. Dairelerin oluşumunu, dairelerin karar yeter sayılarını, daire kararlarına itiraz şekli nasıl olacak, kurulun çalışma usul esasları nasıl olacak bunu yasama organı çözsün diyerek referanduma böyle gittik. 159. maddenin sınırlarını milim taşan bir şey yok.”
Zaman
Ana Sayfa
10.01.2014
Referandumda‘yargıbağımsızhalegeliyor’diyerek‘evet’oyuistemiştiReferandumda ‘yargı bağımsız hale geliyor’ diyerek ‘evet’ oyu istemişti
Referandumda ‘yargı bağımsız hale geliyor’ diyerek ‘evet’ oyu istemişti
Zaman
10.01.2014
02:05
AK Parti milletvekillerinin Meclis Başkanlığı’na sunduğu ‘HSYK’nın yetkilerini Adalet Bakanı’na devreden’ yasa teklifinde Bartın Milletvekili ve TBMM Adalet Komisyonu üyesi Yılmaz Tunç’un da imzası bulunuyor. 2010 Referandumu’yla getirilen değişiklikleri hararetle savunanların başında gelen hukukçu vekil, o dönemde anayasa değişikliğiyle Adalet Bakanı’nın HSYK üzerindeki ‘etkisinin’ azaltıldığını vurguluyordu.HSYK’yla ilgili kanun teklifinde imzası bulunan AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, kurulun şu anki yapısını şöyle savunmuştu: “Bakanın HSYK üzerindeki etkisi azaltılmış, hakimlerin ve savcıların atama tayin, terfi, denetim ve teftişleri Adalet Bakanlığı’ndan alınarak HSYK’ya devredilmiştir. HSYK’nın seçimi Ankara’daki 126 Yargıtay üyesi yerine tüm ülke genelindeki 10.bin hakim ve savcı tarafından yapılması sağlanmıştır. Bu durumda yargı ele mi geçiriliyor, yoksa yargı tarafsız hale mi getiriliyor? HSYK tüm ülke genelindeki hakim ve savcılar tarafından seçildiğinde mi tarafsız olur, yoksa Ankara’daki 126 kişi tarafından seçildiğinde mi?” AK Partili Tunç, vatandaştan referandumda ‘Evet’ demelerini isterken şu gerekçeleri sıralıyordu: “Tüm hakim ve savcılarımızın kendileriyle doğrudan ilgili olan HSYK üyelerini seçmede söz sahibi olmalarına ‘evet’ demektir. HSYK’ya bağlı müstakil bir denetim mekanizmasının oluşturulmasına ‘evet’ demektir. HSYK üyeleri ile Anayasa Mahkemesi’ne seçilecek üyelerin seçiminde seçim adaletini sağlamaya yönelik nispi temsil sistemine ‘evet’ demektir. HSYK’nın kuruluşu ve işleyişinde kapalı devre sistemine son vermeye ‘evet’ demektir. HSYK’nın yapısını, hukuk sistemi oturmuş ülkelerdeki standart ve yapıya yükseltmeye ‘evet’ demektir. HSYK’nın ihraç kararlarının yargı denetimine tabi tutulmasına ‘evet’ demektir.” AK Parti Bartın Milletvekili Yılmaz Tunç, teklifini savunurken referandum döneminde dile getirdiği fikirlerle bugünkü tavrının çelişmediğini iddia etti. O dönemde muhalefetin ‘bakanın yetkilerini artırıyorsunuz, kurulu siyasallaştırıyorsunuz’ diye kendilerini eleştirdiğini söyleyen Tunç, şöyle konuştu: “O günkü HSYK’da bakan toplantıya katılmadığında HSYK toplanamıyordu. Referandumla getirdiğimiz sistemde böyle bir durum yok. Şu an teklifle çelişen durum yok. Bakanın yetkileri artıyor demiyorum ben yine. HSYK’nın yapısının Anayasa’nın 159. maddesinin son fıkrasında belirten hususlar ışında yeniden düzenlenmesi söz konusu. Bu bize 2010 referandumuyla verilen bir yetki. Dairelerin oluşumunu, dairelerin karar yeter sayılarını, daire kararlarına itiraz şekli nasıl olacak, kurulun çalışma usul esasları nasıl olacak bunu yasama organı çözsün diyerek referanduma böyle gittik. 159. maddenin sınırlarını milim taşan bir şey yok.”
Zaman
Politika
10.01.2014
Referandumda‘yargıbağımsızhalegeliyor’diyerek‘evet’oyuistemiştiReferandumda ‘yargı bağımsız hale geliyor’ diyerek ‘evet’ oyu istemişti
Türk tarafının hedefi Mart 2014’te Kıbrıs’ta referandum yapmak
Zaman
11.10.2013
01:56
KKTC Dışişleri Bakanı Özdil Nami, Rum tarafı ile liderler seviyesinde kapsamlı çözüm müzakerelerine gelecek ay başlamayı umduklarını belirterek Türk tarafının hedefinin Mart 2014’te referanduma gitmek olduğunu açıkladı.Liderler seviyesindeki görüşmelerin ise kasımın ilk haftası başlaması planlanıyor. AB’nin bir taraf olarak müzakere masasına oturmasına asla izin vermeyeceklerini bildiren Bakan Nami Rum tarafının AB üyeliğini Türkiye aleyhine kullanamayacağını artık gördüğünü söyledi. Çözümle ilgili gayet olumlu bir tablo çizen Özdil Nami, “Belki bir gün Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Güney’e (Rum Kesimi) geçer. Neden olmasın?” diye konuştu.KKTC’de hükümet değişikliğinin ardından Dışişleri Bakanı Özdil Nami ilk kez Ankara’ya ziyarette bulunuyor. Önceki gün Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu ile bir araya gelen Bakan Nami dün de Diplomasi Muhabirleri Derneği (DMD) üyelerine Kıbrıs’taki son durum üzerine açıklamalarda bulundu. Türk tarafının çözüme ne kadar istekli olduğunu ve taraflarda siyasi irade sağlanması durumunda müzakerelerden kısa sürede uzlaşma çıkacağını söyledi. Öncelikle müzakerelerin sıfırdan başlamayacağına dikkat çekti. Kıbrıs meselesinin tüm hususlarının zaten bilindiğini ve defalarca görüşüldüğünü vurgulayan Bakan müzakerelerin açık uçlu olmasına karşı çıktı; ancak bu konuda bir önşart koymadıklarını bildirdi. 2008-2010 döneminde Kıbrıs meselesinin omurgası sayılan konularda önemli yakınlaşmalar sağlandığını kaydetti.RUMLAR TEMSİLCİ İÇİN ÇARK ETME PEŞİNDERumların çözümü neden isteyeceğine dair bir soru üzerine KKTC’li bakan, Rum Kesimi’nin artık AB sürecini Türkiye aleyhine kullanarak Türk tarafından taviz kopartamayacağını anladığını ifade etti. Nami, ekonomiyi de bir unsur olarak sayarak, “Rumlar askerî konulara her gün 1 milyon dolar harcamak zorunda kalıyor.” diye konuştu. Bakan kapsamlı barış olmadan Maraş’ın Rumlara verilmesinin söz konusu olmadığını söylerken müzakere masasına AB’nin genişletilmiş yetki ile oturmasına Türk tarafının izin vermeyeceğini söyledi.Müzakerelere sembolik bir bahar havası getirmek için bir Rum temsilcinin Ankara’ya, KKTC’li temsilcinin de Atina’ya giderek kabul edilmesi planlanıyor. İlk başta buna olumlu yaklaşan Rumlar, KKTC’nin statüsünün yükseleceği gerekçesiyle bunu tartışmaya başladı. Bakan Nami, Rumların “Acaba yanlış mı yaptık?” diye sormaya başlayarak vazgeçmenin yollarını aradığını belirtti. Ancak bu ziyaretlerin iptal olmasının müzakerelerin başlamasına engel olmayacağını söyleyen KKTC’li Bakan muhtemel bir referandumda plana ne adı verileceği konusunda ise esprili bir cevap vererek, “Aman tekrar Annan demeyelim. Kıbrıs diyelim.” cevabını verdi.DAVUTOĞLU BİR GÜN RUM KESİMİ’NE NEDEN GİTMESİN?Cesur çıkışlarıyla dikkat çeken Özdil Nami, Dışişleri Bakanı Davutoğlu’nun ileride bir gün Güney Kıbrıs Rum Kesimi’ne geçebileceğini söyledi. Nami, “Davutoğlu adına konuşamam ama ‘neden olmasın?’ derim.” ifadesini kullandı. Ahmet Davutoğlu’nun Kıbrıs’ta arabölgede Yunan mevkidaşı ile de buluşabileceğini söyledi.
Zaman
Dünya
11.10.2013
Türktarafınınhedefi Mart2014’teKıbrıs’tareferandumyapmakTürk tarafının hedefi Mart 2014’te Kıbrıs’ta referandum yapmak
Abdülhamit Bilici - Keşke her şey sandık olsaydı!
Zaman
17.08.2013
22:03
Mısır’daki darbe ve katliam, 60 yıla 5 askerî müdahale sığdırmayı başaran Türkiye’nin yabancı olmadığı bir tablo. Sadece bizim değil, 61 yıl önce “subaylar darbesi”ni yaşayan Mısır’ın; 22 yıl önce darbeye muhatap olan Cezayir’in ve pek çok ülkenin aşina olduğu bir acı bu. İnsanlar, demokrasilerde yönetimi belirlemenin tek yolu olan sandığa gidiyor.Milletin iradesi tecelli ediyor. Ama sonuçtan memnun olmayan iç/dış odaklar, ya hemen ya da bir süre sonra sinsi taktiklerle ortamı hazırlayarak milletin iradesini postalın altına alıyorlar. Sonra acılar başlıyor: Asılan başbakanlar, işkencede can veren gençler, hapiste veya sürgünde çürütülen liderler, kapatılan partiler, susturulan gazeteler, yasaklanan sendikalar, ekonomik krizler…Adnan Menderes’in lideri olduğu Demokrat Parti, halktan 1950’de seçimde yüzde 52,6; 1954’te yüzde 57 ve 1957’de yüzde 47 gibi büyük destek almıştı. Ama bu durum, ne 27 Mayıs darbesini ne Menderes’in yürek yakan idamını önleyebildi. Cezayir’de farklı olmadı. İslami Selamet Cephesi (FİS) 1990’daki yerel seçimde oyların yüzde 55’ini aldı. 1991’de genel seçimlerin ilk turunda ise yüzde 48. Buna rağmen ordu, ikinci tura bile izin vermeden FİS’i lağvetti; liderlerini hapse tıktı. Sonra Cezayir, kimin kimi öldürdüğü belli olmayan bir mezbahaneye döndü. 200 binden fazla insan öldü bu kaosta.Mısır’da yaşananlar da farklı değil. Milyonlarca Mısırlının Tahrir’i doldurarak 25 Ocak 2011’de Mübarek’i devirmesinden sonra halk 5 kez sandığa gitti. Mart 2011’de eski anayasayı değiştiren paket için referandum yapıldı. Yüzde 77 evet çıktı. Kasım 2011’de Meclis seçimi oldu. Müslüman Kardeşler’in partisi Hürriyet ve Adalet, oyların yüzde 37,8’ini aldı. 2 ay sonraki Şûra Meclisi seçiminde ise oy oranı yüzde 45’e çıktı. Cumhurbaşkanlığı seçimini de yüzde 51,7 ile aynı partinin adayı Mursi kazandı. Ardından yeni anayasa için yapılan referandumda evet oyu yüzde 63,8 idi. Kısacası, sandıkta sorun yoktu. Dünyanın hür, adil kabul ettiği bütün bu seçimlerden Müslüman Kardeşler, yani İhvan galip çıktı. Ama bu sonuç, Mursi’nin kendi eliyle atadığı Sisi’nin 3 Temmuz’daki darbesine maalesef engel olamadı. Demirel’in atadığı Evren’in darbesine engel olunmadığı gibi. Temel insan hakları ile çelişmemek kaydıyla demokraside sandık her şey. Ama bu ilke normal demokrasiler için geçerli. Vatandaşın iradesinin seçmen pusulası kâğıdı kadar değer taşıdığı, siyasi iradenin devlet derinliklerine nüfuz edemediği, askerin sivil iradeye bağlı olmadığı, sivil iradenin yarın başına ne geleceğinden haberdar olacak kadar istihbarattan mahrum olduğu, medyanın özgür olmadığı, yargının demokratik ve bağımsız bir güç olamadığı ülkeler için bu ilkenin hiç geçerliliği yok.Düzgün seçim yapma noktasında sorun yaşamayan ama darbelerden de bir türlü kurtulamayan ülkemizin son 30 yılda vesayetçi yapılara karşı verdiği mücadele, bu yüzden Kurtuluş Savaşı kadar önemli. Nasıl Kurtuluş Savaşı, ülkenin yabancı vesayetinden kurtulmasını sağladı ise Ergenekon davası ile somutlaşan mücadele de milleti takmayan, hukuk tanımayan iç vesayet yapısından kurtuluşun yolunu açtı. Daha önce hep başarılı olan darbe planları, onlarca kez denenmesine rağmen ilk kez bu sayede akim kaldı.Bediüzzaman’ın, 70-80 yıl önce kendisini ortadan kaldırmak için 19 kez zehirlediğini söylediği ve “gizli komite” diye söz ettiği, ahtapot gibi iç-dış kolları ve kızıldan yeşile farklı renkleri olan bu vesayetçi yapı ile mücadele, ne kolay oldu ne de tamamlandı. O kadar ki, dün hedefindeki yapılara, bugün düşmanlarını yedirmek gibi şeytani planlar içinde. Ama bu kadarı bile milli iradenin darbeden korunmasına büyük katkı sağladı.Vesayetçi yapıya karşı Türkiye’de yaşanan bu tecrübe, sadece Tunus, Mısır gibi İslam ülkeleri için değil, bağımsızlığını kazanmış ama demokrasiyi oturtamayan tüm ülkeler için çok önemli. Devlet içine sızmış demokrasi karşıtı bu yapılarla mücadele ederken, nasıl biz İtalya’daki Gladyo olayını didik didik ettik. O işte görev alan savcıların isimlerini ezberledik. İspanya’daki Gal’in hikâyesini öğrendik. Yunanistan ve Arjantin’in darbecileri nasıl yargıladığını çalıştık. Bu karanlık yapıların peşine düşen cesur gazetecileri tanıdıksa; Mısır, Tunus ve diğer halklar da Ergenekon’u ortaya çıkarıp mahkûm eden yargı mensuplarını, polisleri, meçhul subayları, dirayetli siyasetçileri, gazetecileri, gerektiğinde kapı kapı dolaşıp insanlara gerçekleri anlatan sivil toplumu, yazılan iddianameleri, verilen kararları öğrenmek zorunda. Ancak bu başarılırsa, “sandık her şey olacak”. Normal demokrasilerde olduğu gibi...
Zaman
En Çok Okunan
17.08.2013
AbdülhamitBilici-KeşkeherşeysandıkolsaydıAbdülhamit Bilici - Keşke her şey sandık olsaydı
Abdülhamit Bilici - Keşke her şey sandık olsaydı!
Zaman
17.08.2013
01:55
Mısır’daki darbe ve katliam, 60 yıla 5 askerî müdahale sığdırmayı başaran Türkiye’nin yabancı olmadığı bir tablo. Sadece bizim değil, 61 yıl önce “subaylar darbesi”ni yaşayan Mısır’ın; 22 yıl önce darbeye muhatap olan Cezayir’in ve pek çok ülkenin aşina olduğu bir acı bu. İnsanlar, demokrasilerde yönetimi belirlemenin tek yolu olan sandığa gidiyor.Milletin iradesi tecelli ediyor. Ama sonuçtan memnun olmayan iç/dış odaklar, ya hemen ya da bir süre sonra sinsi taktiklerle ortamı hazırlayarak milletin iradesini postalın altına alıyorlar. Sonra acılar başlıyor: Asılan başbakanlar, işkencede can veren gençler, hapiste veya sürgünde çürütülen liderler, kapatılan partiler, susturulan gazeteler, yasaklanan sendikalar, ekonomik krizler…Adnan Menderes’in lideri olduğu Demokrat Parti, halktan 1950’de seçimde yüzde 52,6; 1954’te yüzde 57 ve 1957’de yüzde 47 gibi büyük destek almıştı. Ama bu durum, ne 27 Mayıs darbesini ne Menderes’in yürek yakan idamını önleyebildi. Cezayir’de farklı olmadı. İslami Selamet Cephesi (FİS) 1990’daki yerel seçimde oyların yüzde 55’ini aldı. 1991’de genel seçimlerin ilk turunda ise yüzde 48. Buna rağmen ordu, ikinci tura bile izin vermeden FİS’i lağvetti; liderlerini hapse tıktı. Sonra Cezayir, kimin kimi öldürdüğü belli olmayan bir mezbahaneye döndü. 200 binden fazla insan öldü bu kaosta.Mısır’da yaşananlar da farklı değil. Milyonlarca Mısırlının Tahrir’i doldurarak 25 Ocak 2011’de Mübarek’i devirmesinden sonra halk 5 kez sandığa gitti. Mart 2011’de eski anayasayı değiştiren paket için referandum yapıldı. Yüzde 77 evet çıktı. Kasım 2011’de Meclis seçimi oldu. Müslüman Kardeşler’in partisi Hürriyet ve Adalet, oyların yüzde 37,8’ini aldı. 2 ay sonraki Şûra Meclisi seçiminde ise oy oranı yüzde 45’e çıktı. Cumhurbaşkanlığı seçimini de yüzde 51,7 ile aynı partinin adayı Mursi kazandı. Ardından yeni anayasa için yapılan referandumda evet oyu yüzde 63,8 idi. Kısacası, sandıkta sorun yoktu. Dünyanın hür, adil kabul ettiği bütün bu seçimlerden Müslüman Kardeşler, yani İhvan galip çıktı. Ama bu sonuç, Mursi’nin kendi eliyle atadığı Sisi’nin 3 Temmuz’daki darbesine maalesef engel olamadı. Demirel’in atadığı Evren’in darbesine engel olunmadığı gibi. Temel insan hakları ile çelişmemek kaydıyla demokraside sandık her şey. Ama bu ilke normal demokrasiler için geçerli. Vatandaşın iradesinin seçmen pusulası kâğıdı kadar değer taşıdığı, siyasi iradenin devlet derinliklerine nüfuz edemediği, askerin sivil iradeye bağlı olmadığı, sivil iradenin yarın başına ne geleceğinden haberdar olacak kadar istihbarattan mahrum olduğu, medyanın özgür olmadığı, yargının demokratik ve bağımsız bir güç olamadığı ülkeler için bu ilkenin hiç geçerliliği yok.Düzgün seçim yapma noktasında sorun yaşamayan ama darbelerden de bir türlü kurtulamayan ülkemizin son 30 yılda vesayetçi yapılara karşı verdiği mücadele, bu yüzden Kurtuluş Savaşı kadar önemli. Nasıl Kurtuluş Savaşı, ülkenin yabancı vesayetinden kurtulmasını sağladı ise Ergenekon davası ile somutlaşan mücadele de milleti takmayan, hukuk tanımayan iç vesayet yapısından kurtuluşun yolunu açtı. Daha önce hep başarılı olan darbe planları, onlarca kez denenmesine rağmen ilk kez bu sayede akim kaldı.Bediüzzaman’ın, 70-80 yıl önce kendisini ortadan kaldırmak için 19 kez zehirlediğini söylediği ve “gizli komite” diye söz ettiği, ahtapot gibi iç-dış kolları ve kızıldan yeşile farklı renkleri olan bu vesayetçi yapı ile mücadele, ne kolay oldu ne de tamamlandı. O kadar ki, dün hedefindeki yapılara, bugün düşmanlarını yedirmek gibi şeytani planlar içinde. Ama bu kadarı bile milli iradenin darbeden korunmasına büyük katkı sağladı.Vesayetçi yapıya karşı Türkiye’de yaşanan bu tecrübe, sadece Tunus, Mısır gibi İslam ülkeleri için değil, bağımsızlığını kazanmış ama demokrasiyi oturtamayan tüm ülkeler için çok önemli. Devlet içine sızmış demokrasi karşıtı bu yapılarla mücadele ederken, nasıl biz İtalya’daki Gladyo olayını didik didik ettik. O işte görev alan savcıların isimlerini ezberledik. İspanya’daki Gal’in hikâyesini öğrendik. Yunanistan ve Arjantin’in darbecileri nasıl yargıladığını çalıştık. Bu karanlık yapıların peşine düşen cesur gazetecileri tanıdıksa; Mısır, Tunus ve diğer halklar da Ergenekon’u ortaya çıkarıp mahkûm eden yargı mensuplarını, polisleri, meçhul subayları, dirayetli siyasetçileri, gazetecileri, gerektiğinde kapı kapı dolaşıp insanlara gerçekleri anlatan sivil toplumu, yazılan iddianameleri, verilen kararları öğrenmek zorunda. Ancak bu başarılırsa, “sandık her şey olacak”. Normal demokrasilerde olduğu gibi...
Zaman
Köşe Yazıları
17.08.2013
AbdülhamitBilici-KeşkeherşeysandıkolsaydıAbdülhamit Bilici - Keşke her şey sandık olsaydı
AK Parti çok değişecek !
Samanyolu Haber
10.02.2011
10:04
Ak Partide 330 vekilin 200ü liste dışında kalacak. İŞTE SON DURUM;

Bu Genel seçimler AK Parti için önemli bir sınav. Referandum Başbakan Erdoğanın liderliğini tescilledi. Hazirandaki seçim AK Partiyi Cumhuriyet tarihinin en başarılı partisi haline getirecek. Erdoğan, Menderesin 10 yıllık kesintisiz iktidar süresini geçmiş olacak. AK Parti yepyeni bir döneme giriyor. Başbakan Erdoğan kadrosunda önemli yenilikler yapacak. Hem kabine hem de parti yönetiminde köklü değişiklikler gerçekleşecek. Tabi ki vekillerde de.. 330 vekilin 200ü liste dışında kalacak. Bakanlar ve parti yönetimi de dahil olmak üzere hiç kimsenin yeri garanti değil. AK Partiden vekil olmak isteyenler bugünlerde genel merkezin kapısını aşındırıyor. Vekil adayları partideki etkin isimlerin referansını almak için büyük çaba harcıyor; oysa bilmiyorlar ki kapısını çaldıkları isimlerin garantisi yok. Yine bilmiyorlar ki onlar kendi derdinde.. Partide rahat olan; yani liste endişesi duymayan vekil sayısı 40ı geçmez. Başbakan yeni dönemde yeni bir kadro ile yola devam edecek. Ve Başbakan bu seçime çok sıkı hazırlanıyor. Vekil seçimi için 81 ilde vatandaşlara anket düzenleniyor, buna parti teşkilatlarının görüşü de eklenecek. Son olarak genel merkezde teşkilat başkanlığı ve Başbakan birlikte karar verecek. Başbakan bu kez işi gerçekten sıkı tutuyor, anketleri tek tek inceliyor isimler üzerinde büyük titizlikle duruyor. Partinin önde gelen birçok ismini bir daha ki dönemde Mecliste görmezsek şaşırmamalıyız. Bir yandan isimler belirlenirken diğer yandan seçim stratejisi de masaya yatırılıyor. AK Partinin bu seçimde en önemli argumanının Anayasa değişikliği olması gerektiğini düşünüyorum. Vatandaşa bu vaatle gitmeliler, Anayasada ne gibi değişiklikler yapacaklar özgürlükleri nasıl genişletecekler bunu anlatmalılar. Son referandumda AK Partiye MHPden hatırı sayılır bir oy kaydı. Başbakan Erdoğan şimdi bunu partide tutmanın hesabını yapıyor. Ülkücü camianın önde gelen isimleri transfer listesinde. Listenin başında Ramiz Ongun var. MHPden ihraç edilen Ongun Başbakan Erdoğanla görüştü ve AK Partiye katılmak için gün sayıyor. Katılım sadece Ongunla sınırlı kalmayacak daha birçok önemli ve etkin isimle görüşmeler devam ediyor. Seçimler yaklaştıkça tansiyon yükselecek, birileri yine seçmenin tercihini etkilemek için türlü türlü ayak oyunlarına başvuracak. Ama ne yaparlarsa yapsınlar bu seçimde AK Partinin yüzde 49 oy alacağını düşünüyorum.
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.02.2011
AKPartiçokdeğişecekAK Parti çok değişecek
Kaymakamlık ilçenin kararlarını internette oyluyor
Samanyolu Haber
21.01.2011
10:59


Sivasın Ulaş ilçesinde yürütülen projeler, internet üzerinden ilçe halkıyla paylaşılıyor. Alınan karara halkın katılımı amacıyla internet üzerinden referandum yapılıyor. Mini referandumda çoğunluğun kararına göre projeler şekilleniyor. Halkın ilçeye yapılacaklarda söz sahibi olmasının hedeflendiği referandumlarda, yerinden yönetimin gerçek manada uygulandığına dikkat çeken Ulaşlılar, bu modelin tüm il ve ilçelere örnek olabileceği görüşünde. Son olarak ilçenin içinden geçen demiryolunun yer değiştirilmesi oylanıyor. 605 kişinin katıldığı ankette özellikle şehir dışında bulunanlar da oy kullanıyor. ulas.gov.tr adresinden kullanıcıların girdiği ankette son durum şöyle: İlçe girişinden geçen demiryolu için ne yapılmalıdır? Tigem arazisinden geçip ilçeyi engellememelidir: yüzde 46 280 Mevcut durumunda bir sakınca yoktur: yüzde 3 23 İlçenin arkasından göl tarafından geçmelidir: yüzde 8 52 Arkadan Tavukkaçağına bağlanmalıdır: yüzde 1 9 İlçe girişine köprülü geçiş yapılmalıdır: yüzde 39 241
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.01.2011
KaymakamlıkilçeninkararlarınıinternetteoyluyorKaymakamlık ilçenin kararlarını internette oyluyor
"Adana ülke siyasetini etkileme performansını gösteremiyor"
Samanyolu Haber
21.01.2011
10:21


Ayna Araştırma Grubu Başkanı Murat Özpolat, 2000 yılından bugüne Akdeniz bölgesinde yüzlerce siyasi ve sosyal araştırmaya imza attıklarını söyledi. Halkla ilişkiler ve araştırma hizmetleri ile 29 Mart yerel seçimleri ve referandumda başarılarını gösterdiklerini anlatan Özpolat, Adana ekonomik, siyasal ve kültürel potansiyeli olan bir il. Ancak, son yıllarda farklı siyasal çekişmelerden kaynaklanan nedenlerle bu potansiyelin gerektirdiği dinamizmi, üretkenliği ve ülke siyasetini etkileme performansını yeteri kadar gösterememektedir. dedi. Özpolat, Bundan sonraki yerel seçimlere kadar da bu durum değişmeyecek gibi görünüyor. Çözüm noktası olan siyaset, doğru bir zemine (halkın istemleri doğrultusunda şekillenene kadar) oturmadıkça güçlü bir irade ortaya konulamaz, merkezi hükümetin Adanaya destekleri sürekli boşa düşecektir. Plan, program ve yeni stratejiler geliştirilmedikçe, Adananın gerçek ihtiyaçları doğru analiz edilmeden atılan tüm adımlar, yatırımlar eksik kalır. Şehrin ruhuna hitap eden yeni bir siyasal yaklaşım gereklidir, gücünü ondan, bundan, Ankaradan değil de halktan alan liderler çıkacaktır elbette, gücünü halktan almayan her türlü siyasal erkin zemini erimeye yüz tutmuş kara benzer. diye konuştu. Araştırmalara göre, Adananın en büyük probleminin işsizlik olduğunu kaydeden Özpolat, Halk ekmeğini nasıl kazanacağının derdinde. Yerelde yaşanan siyasi çekişmelerin kendisine, işine ve Adanaya ekonomik anlamda daha çok kayıp yaşatacağını düşünüyor ve haklı olarak kaygılanıyor. Bu kaygıların siyasi sonuçları da doğal olarak belli siyasi çevrelere fatura ediliyor. şeklinde konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
21.01.2011
Adana/">AdanaülkesiyasetinietkilemeperformansınıgösteremiyorAdana-ülke-siyasetini-etkileme-performansını-gösteremiyor/">Adana ülke siyasetini etkileme performansını gösteremiyor
Sudan'da referandum işlemleri sürüyor
Samanyolu Haber
11.01.2011
10:08
Güney Sudanda bağımsızlık konusunda 2 gün önce başlayan referandumda oy verme işlemi sürüyor. Güneyde sevinç yaşanırken kuzey tarafta hüzünlü anlar yaşanıyor.

Sudanda ülkenin kaderini belirleyecek halk oylaması Kuzey ve Güney Sudanda sürerken, Kuzeyde doğmuş ve büyümüş Güneyliler bir bölünme olması durumunda çok üzüleceklerini belirtiyor. Zira Güneyli halk bölünmeyi isterken azımsanmayacak kadar insan da bölünmeden yana olmadığını belirtiyor. Referandum seçim merkezlerinde ise ikinci günde katılım artmaya başladı. Seçim Gözlemcisi Said Muhammed Samir, ?Bu referandum iki taraf arasında belli sorunları çözme açısından önemli bir gelişme çünkü daha önceden birlikteliği veya ayrılığı liderler talep ediyordu. Bu referandum ile kararı halk vermiş olacak. Bu Güneyli halka verilmiş bir hak. Sonuç ne olursa olsun barış, halk bu fırsatı iyi değerlendirmeli? dedi. Güneyde referandum şarkılar söyleyerek yapılırken, ayrılmak istemeyen Güneylilerin yüzlerinde hüzün vardı. Oy kullanan Naima Gang, ?Bütün ailem şu an burada yaşıyor. Çocuklarım buranın okullarında yaşıyor. Bir bölünme olursa üzüleceğiz. Ne olup olmayacağını, bekleyip göreceğiz? derken Hartum Üniversitesinde okuyan Güneyli Carin Chozeph, ?Burada doğdum, burada büyüdüm, burada okuyorum. Güney ile Kuzey arasında son bir kaç yıldır sorunsuz yaşıyorduk. Ne olacak bilmiyorum? şeklinde konuştu. Atim Kori de, ?Kuzeyli insanlar bizim kardeşlerimiz. Onlarla 20 seneden fazla beraber yaşıyoruz. Bu durum en çok bizi etkileyecek diye düşünüyorum? ifadelerini kullandı. Sudanda seçim merkezlerine her gün yabancı ülkelerden gelen heyetler de çalışmalar ile ilgili yetkililerden bilgi alıyor. Hartumda bir seçim merkezini ziyaret eden Sudan Meclis Başkanı Ahmed İbrahim El Tahir ve Rusya Senatörü Vladimir Zenkkoh yetkililerden bilgi aldı. Ziyaret sonrası açıklama yapan Rus Senatör Zankkoh, ?Burada referanduma katılımın çok fazla olmadığını görüyoruz. Oy verme işlemleri gayet güzel organize edilmiş. Katılımcılar için güzel şartlar sağlanmış? dedi. Sudan Referandum Seçim Komisyonu yaptığı açıklamada seçim sonuçlarının bazı bölgelere ulaşım sıkıntısının yaşanması ve kritik bir oylama olması nedeniyle ay sonunda açıklanabileceğini belirttiler. İHA
Samanyolu Haber
Son Dakika
11.01.2011
SudandareferandumişlemlerisürüyorSudanda referandum işlemleri sürüyor
Hastane sırasına ayrıcalık kalktı
Samanyolu Haber
10.01.2011
08:28
Referandumla sağlanan iyileştirmeler hayata geçiriliyor.

Dikkat çekici bir adım da sağlık alanında atıldı. Vatandaşlar, sıraya girmeden muayene olan bürokratları Meclise şikâyet edince bakanlık harekete geçti. Hâkim-savcılar ile sağlık personeli öncelikli hasta listesinden çıkarıldı. Sadece, referandumda pozitif ayrımcılık elde eden engelliler, yaşlılar, çocuklar ve hamile kadınlar sıra beklemeyecek. Sağlık Bakanlığı, hastanelerde hakim, savcı ve sağlık personeline uygulanan sıraya girmeme ayrıcalığına son verdi. Karar, hastaların Meclis Dilekçe Komisyonuna yağdırdığı şikayetler üzerine alındı. Muayene sırası bekleyen vatandaşların dilekçelerini Sağlık Bakanlığına ileten komisyon, gereğinin yapılmasını istedi. Bunun üzerine Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğü, Poliklinikte öncelik sırası konulu genelgesini değiştirdi. Referandumun sonuçlarını dikkate alan müdürlük, öncelik tanınan grupları gaziler, özürlüler, yaşlılar, çocuklar ve hamile kadınlar olarak sıraladı. Bu kesimlerin dışında herkesin muayene sırasına gireceği duyurulan genelgede şu ifadeler dikkat çekti: Anayasamızın 10. maddesinde, çocuklar, yaşlılar, özürlüler, şehitlerin dul ve yetimleri ile malul ve gaziler için alınacak tedbirlerin eşitliğe aykırı sayılmayacağı belirtilmiştir. Poliklinik muayenelerinde öncelik bu çerçevede belirlenmiştir. Yargıdaki işleyişi hızlandırmak için hakim ve savcılara birçok hak veren devlet, anayasanın eşitlik ilkesine aykırı olduğu itirazları üzerine bu hakların bir kısmını geri almaya başladı. Yıllardır sağlık ocakları ve hastanelerde sıra beklemeden muayene olan yargı mensupları, hastaların tepkisini çekiyordu. Bu durum, şikayet konusu olarak TBMM gündemine de geldi. Meclis Dilekçe Komisyonuna yapılan başvurularda, hakim ve savcıların muayene sırası bekleyen hastaların hakkını gasp ettiğine dikkat çekildi. Konuyu Sağlık Bakanlığına ileten komisyon, gerekli düzenlemenin yapılmasını istedi. Bakanlık da Tedavi Hizmetleri Genel Müdürlüğünün 2006/ 113 sayılı genelgesindeki 6. maddeyi yürürlükten kaldırdı. 20 Ekim 2010 tarihinde yayınlanan 2010/ 73 sayılı yeni genelgede hakim ve savcıların yanı sıra sağlık personeline de tanınan sıra beklememe hakkı geri alındı. Sağlık Bakanlığı ve TBMM Dilekçe Komisyonuna gelen şikayetler dikkate alınarak sağlık hizmetlerinde öncelik tanınması gerekenlerin yeniden düzenlendiği belirtilen genelgede, poliklinik hizmetlerinde öncelik tanınacak gruplar şu şekilde sıralandı: Acil vakalar (kaza, yaralanma), özürlüler, hamileler, 65 üstü yaşlılar, 7 yaşından küçük çocuklar, şehit yakınları ve gaziler. Eski genelgedeki yürürlükten kaldırılan 6. madde şöyleydi: Sırası ile istiklal madalyası sahipleri, gazi ve şehit yakınları, özürlüler, 65 yaş üstü yaşlılar, hakimler ve savcılar, sağlık personeli ve il dışından sevkli gelen hastaların poliklinik muayenelerinde genel hizmetin aksamasına meydan vermeyecek şekilde öncelik tanınması.
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.01.2011
HastanesırasınaayrıcalıkkalktıHastane sırasına ayrıcalık kalktı
"Türkiye?nin gelişmişlik düzeyine uygun yargı uygulamalarının olduğunu söylemek zor"
Samanyolu Haber
07.01.2011
11:49


Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK) Üyesi Prof. Dr. Ahmet Gökcen, bir dönem Türkiyenin adının işkence ile anıldığını hatırlattı. Gökcen, Karakollarında işkence yapılan az gelişmiş bir üçüncü dünya ülkesi gibiydik. Bakın bugün böyle bir sorunumuz yok. dedi. HSYK ile Adalet Akademisinin düzenlediği ve Adana, Hatay, Mersin, Osmaniyeyi kapsayan Yargıda Durum Analizleri konulu toplantı Hilton Otelinde gerçekleşti. HSYK üyeleri ile bölgedeki hakim ve savcıların katıldığı toplantının açılışında konuşan Gökcen, 12 Eylül 1980 darbesinin yapıldığı sırada gözaltı süresinin 90 gün olduğuna dikkat çekti. Gökcen, şimdi polisin savcıdan izin almadan 9 dakika bile kimseyi tutmadığını ifade etti. Tüm bu adımların ülke adına olumlu gelişmeler olduğuna işaret eden Gökcen, Standartların yükseltilmesi süreci devam ediyor. İnsanımız buna layıktır. Ama bununla birlikte hak ve özgürlüklere ulaşmada uzun süren yargılamalar ya da bir takım ihlallerin telafisi açısından mahkemelerden beklenen kararların almasındaki gecikmeler? Ülkemizin gelişmişlik düzeyinin gerisinde kalan gerek araç gereç, personel; gerekse hakim, savcı ve yardımcı personel sayısı yüzünden aksayan adalet hizmetleri? İşte HSYK hiçbir önyargıya kapılmadan bu işi yapan meslektaşlarımızın bulundukları bölgelere gitmek, sorunları bir de onlardan dinleyerek yapılacak yasal ve idari düzenlemeleri tespit etmeyi amaçlıyor. şeklinde konuştu. Ülkenin gelişmişlik sürecine paralel olarak yargıdaki standartları yükseltmeyi planlayan Yargıda Durum Analizleri toplantılarını ülkenin diğer bölgelerinde de düzenlediklerine işaret eden Prof. Dr. Ahmet Gökcen, cumhuriyetin ilk yıllarında yapılan yargı reformuyla iki binli yıllara gelindiğini anlattı. Özellikle 1987 AİHMnin yetkisinin tanınması ile Türkiyenin liginde bulunmak istediği ülkelerin yargı standartları ile paralelleştirme aşamasına girdiğini açıklayan Gökcen, şöyle devam etti: 1987de AİHM sözleşmesinin tarafı olmamızla yargı yetkisini kabul ettik. Böylece liginde bulunmak istediğimiz ülkelerin yargı sistemiyle bizimki karşılaştırılmaya başlandı. Bu anlamda mevzuata açısından büyük parelik olmasına rağmen uygulamada ki aksaklıklar görüldü. Bu uygulamalardaki aksaklıkların giderilmesi; insan hak ve özgürlüklerinin korunması için gerek uygulamada gerekse yasalarda önemli gelişmeler yaşanmıştır. Bu süreç devam etmektedir. BİZİM MEDENİYETİMİZDE ADALET ESASTIR Batı toplumlarında özgürlüğün, Türk medeniyetinde ise adaletin esas olduğunu vurgulayan Gökcen, bundan dolayı mahkeme duvarlarına Adalet mülkün temelidir sözünün yazıldığını söyledi. Hak ve özgürlüklerin teminatının hakim ve savcılar olduğunu dile getiren Gökcen, Ama hepimiz biliyoruz ki Türkiyenin gelişmişlik düzeyine uygun yargı uygulamalarının olduğunu söylemek çok kolay değildir. Hedefimiz Libya, Sudan, Irak ve İran değildir. Hedefimiz Almanya, İngiltere veya Fransadaki standartlardır. Bunları sağlamak açısından adaletin hızlanması, verilen kararlarda maddi gerçeğe ulaşma oranının yüksek olması ve kamuoyu vicdanının tatmin edilmesi bakımından mevcut yapımıza hangi tuğlaları koyabiliriz. Standartları yükseltmek açısından daha ne yapabilirizi konuşacağız. dedi. ADALET SİSTEMİNİN GÜVEN VERMEDİĞİ GİBİ ORTAK BİR İNANÇ VAR Adana Cumhuriyet Başsavcısı Sabri Beytorun ise son yıllarda başta hukuk reformu olmak üzere adalet saraylarının inşa edilmesi, ceza infaz kurumlarının uluslararası standartlara kavuşturulması, adli birimlerin kapasitelerinin artırılması insan kaynaklarının nitelik ve nicelik yönünden geliştirilmesi gibi birçok alanda önemli çalışmaların yapıldığını hatırlattı. Beytorun, tüm bu iyileştirmelere rağmen bugün başta yargı kamuoyu olmak üzere toplumun tüm kesimlerinde adalet sisteminin iyi işlemediği ve güven vermediği yönünde ortak bir inancın bulunduğunu vurguladı. Yargının sorunlarını bilirkişilik kurumu, adli tıp, tutukluluk sürelerinin uzunluğu, zaman aşımı nedeniyle davaların düşmesi, mahkemelerdeki iş yükünün fazlalığı, duruşmaların çok uzun sürmesi, Yargıtay ve Danıştaydaki dosyaların fazlalığı, temyiz süresinin yıllara sarkması şeklinde sıralayan Beytorun, tüm bu sıkıntıların yargıya olan güveni azalttığını dile getirdi. Toplantıya katılan hakim ve savcıların sorunların tespiti ve çözüm önerileri hususuna aktif bir şekilde katılmasını isteyen Beytorun, 12 Eylül 2010daki referandumda en önemli değişiklerin yargıda yapıldığını hatırlattı. Yeni oluşan HSYKnın sıcağı sıcağına ayağının tozuyla ülke genelinde bu toplantıları yaparak hakim ve cumhuriyet savcılarının görüşlerini almasını memnuniyetle karşıladığını anlatan Beytorun, sorunların tespiti ve çözümü için hakim ve savcılarla yapılan bu tür toplantıların devam etmesinin yararları üzerinde durdu. İki gün sürecek toplantıya HSYK üyeleri ile bölgede görev yapan hakim ve savcılar katılıyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
07.01.2011
Türkiye?ningelişmişlikdüzeyineuygunyargıuygulamalarınınolduğunusöylemekzorTürkiye?nin gelişmişlik düzeyine uygun yargı uygulamalarının olduğunu söylemek zor
Batum iddialı konuştu: Yüzde 42...
Samanyolu Haber
23.12.2010
15:49
Batuma seçim ittifakı soruldu; o konuyu bakın nereye çekti

Asteğmen Mustafa Fehmi Kubilayı şehit edilişinin 80. yıldönümü anma törenlerine katılmak üzere İzmirin Menemen ilçesinde bulunan CHP Genel Sekreteri Süheyl Batum, hiçbir partiyle işbirliği yapma konumunda bulunmadıklarını söyledi. Batum, kendileriyle birlikte olanların doğal yurttaşlar olduğunu belirterek, referandumda çıkan yüzde 42 hayır oyunun kendilerine ait olduğunu ima etti. Batum, bu oyların tamamını alacaklarını öne sürerek, Biz onların oylarına talibiz. Bunları alacağız. İstedikleri kadar iktidar da korksun, yandaşları da korksun, mutlaka CHP bu seçimi alacak dedi. CHP Genel Sekreteri Batum, kurultay sürecini geride bıraktıklarını ve bu konunun parti içinde tartışma dışı kaldığını belirtti. Kurultaya yapılan itirazların geçerliliği olmadığını söylediklerini, ilçe seçim kurulunun da reddettiğini hatırlatan Batum, Bazı televizyon kanallarındaki programlarda ret kararı, devletin işi diye yorumlanıyor. Bu, utanç verici bir durum. Kurultay ve sonuçları geçerlidir. Bundan sonra yapacağımız iş, iktidar yürüyüşünü devam ettirmek olacaktır. şeklinde konuştu. Seçimlerde başka bir partiyle ittifak yapmayı düşünmediklerini ifade eden Süheyl Batum, 2011 Hazirandaki genel seçimin son derece önemli olduğunu belirterek, kazanıp iktidar olacaklarını ileri sürdü. CHPnin hiçbir parti, kişi ve kuruluşla işbirliği yapma gibi bir konumu bulunmadığını ifade eden Batum, Burada zaten yurttaşlarımızı, yüzde 42yi görüyorsunuz. Bu yüzde 42ye bir şekilde korkuyla, baskıyla katılmamış, oy vermemiş yurttaşları da görüyorsunuz. Biz onların oylarını alacağız. CHPnin kafasındaki tek düşünce, Kurultay ne olacak? değil, İktidarı nasıl elde edeceğiz?dir. Bundan başka hiçbir şeyi ne parti meclisinde ne başka bir yerde tartışıyoruz, tartışmayacağız. dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
23.12.2010
BatumiddialıkonuştuYüzde42Batum iddialı konuştu Yüzde 42
Dışişleri Bakanlığı raporu değerlendirdi
Samanyolu Haber
10.11.2010
01:07
Dışişleri Bakanlığı, ABnin İlerleme Raporunda Türkiyede son bir yıl içerisinde siyasi kriterler açısından sağlanan gelişmelerin kayda geçirilmesinden memnuniyet duyulduğunu bildirdi.

Türkiyenin, stratejik hedef olan AB üyeliği istikametinde üzerine düşenleri kararlılıkla yapmayı sürdürüldüğü vurgulanan Bakanlık açıklamasında, Aynı zamanda ABnin de Türkiyeye yönelik taahhütlerini yerine getirmesini bekliyoruz denildi. Bakanlıktan yapılan açıklamada, AB Komisyonu tarafından 1998den bu yana Türkiye için düzenli olarak hazırlanan ve müktesebata uyum konusunda son bir yıl içinde katedilen mesafeyi yansıtan İlerleme Raporunun 13üncüsünün ve ABnin genişleme gündemine ilişkin tespit, değerlendirme ve öncelikleri içeren Genişleme Stratejisi Belgesinin bugün yayımlandığı hatırlatıldı. 2010 İlerleme Raporunda, Türkiyede son bir yılda gerçekleştirilen siyasi reformlara geniş şekilde yer verildiği belirtilerek, Kayda geçirilen olumlu tespitler, ülkemizde gerçekleştirilen, vatandaşlarımızın hak ve özgürlüklerinin en yüksek evrensel standartlara yükseltilmesini amaçlayan çalışmaların yansımasıdır. Ülkemizde son bir yıl içerisinde siyasi kriterler açısından sağlanan gelişmelerin İlerleme Raporuyla bu şekilde kayda geçirilmesinden memnuniyet duyuyoruz ifadesi kullanıldı. Raporda ifade edilen beklentilerin ise, diğer aday ve müzakere eden ülkeler için olduğu gibi, üyelik aşamasına kadar geçecek süre zarfında, gerekli kriterlerin karşılanması yönünde Türkiye tarafından atılması gereken adımların bir envanteri olduğu bildirilerek, bu yönde yapılacak çalışmaların Türk hükümeti tarafından ilan edilen Ulusal Programlar ve Eylem Planı vasıtasıyla kamuoyuyla paylaşıldığı anımsatılan açıklamada, Hükümetimiz, her vesileyle ifade edildiği gibi, reform sürecinde ilerleme sağlama yönünde kuvvetli bir irade taşımakta olup, gerekli adımları atmaya devam edecektir. 12 Eylül 2010 tarihinde düzenlenen referandumda onaylanan kapsamlı Anayasa değişiklikleri, bu iradenin en somut göstergesidir denildi. Müktesabata uyum bağlamındaki beklentilerin, tam üyelik aşamasına kadar geçecek dönemde ilerleme raporlarında azalarak yer almaya devam edeceği de belirtildi. Raporda ayrıca, Türkiyenin uygulamakta olduğu ekonomik istikrar programının ve temel sektörlerde gerçekleştirdiği yapısal reformların, Türk ekonomisinin krizlere direncini artırdığının vurgulandığı bildirildi. Hükümetin bu alanda izlenen disiplinli ve tutarlı politikasının başarısının teslim edildiği de kaydedilerek, öte yandan, Türkiyenin alınan mali tedbirler ve bankacılık sektörünün sağlıklı yapısı sayesinde, küresel ekonomik krizin etkilerini atlatmayı başardığına ve büyüme hızının tekrar güçlü bir şekilde yükselişe geçtiğine dikkat çekildiği ifade edildi. -KIBRIS- Bakanlık açıklamasında, raporda Kıbrıs konusuna da yer verildiği hatırlatarak, Kıbrısta kapsamlı çözüme yönelik müzakerelerin, yerleşik BM parametreleri olan iki kesimlilik, siyasi eşitlik ve eşit statüye sahip iki kurucu devleti haiz yeni bir ortaklık zemininde devam ettiği belirtildi. Kıbrıs sorununun çözümü yönünde gerek Kıbrıs Türk tarafının gerek Türkiyenin bugüne kadar attığı adımlar ve yaptığı açılımların, BM başta olmak üzere uluslararası toplum tarafından yakından bilinmekte olduğu kaydedilerek, Türk tarafının BM Genel Sekreterinin ortaya koyduğu hedef doğrultusunda 2010 yılı sonuna kadar çözüm istediğinin, BM tarafından da teyid edildiği anımsatıldı. Açıklamada daha sonra şunlar kaydedildi: Esasen süreçte bugüne kadar sağlanabilen ilerlemede Türk tarafının sarfettiği yoğun çaba büyük rol oynamıştır. Türkiyenin de teşvik ve desteğiyle ocak ayında Yönetim ve Yetki Paylaşımı başlığında sunduğu kapsamlı öneri paketi sayesinde önemli ilerlemeler kaydedilmesine imkan sağlayan Kıbrıs Türk tarafı son olarak, eylül ayı başında mülkiyet konusunda da çok kapsamlı ve yapıcı bir öneri paketi hazırlamış, yeni ve yaratıcı fikirler ortaya koymuştur. Bu şekilde kapsamlı çözüm hedefine çok yaklaşılmış olduğu BM tarafından da teslim edilmektedir. Türkiye, şimdiye kadar olduğu gibi bundan sonra da Adada devam eden müzakere sürecine her türlü desteği vermeye ve garantör ülke hak ve yükümlülükleri uyarınca müzakerelerin en kısa sürede anlaşmayla sonuçlanması yönünde tarafları teşvik edecek inisiyatifler geliştirmeye devam edecektir. Gelinen aşamada Türk tarafının tüm gayretlerine rağmen çözüm sürecinde arzu edilen gelişmenin henüz sağlanamadığı anımsatılan açıklamada, Bu durum ne Kıbrıs Türk tarafı ne de Türkiyeden kaynaklanmıştır. Hal böyleyken, raporda Türk tarafından aktif destek beklentisine dair ifadeler yer alması yadırganmaktadır. AB çözümün önünü açmak istiyorsa, bu gerçekleri göz önünde bulundurmalı ve öncelikle Kıbrıs Türklerinin izolasyonuna son vermek için 26 Nisan 2004 tarihli Konsey
Samanyolu Haber
Son Dakika
10.11.2010
DışişleriBakanlığıraporudeğerlendirdiDışişleri Bakanlığı raporu değerlendirdi
Kılıçdaroğlu'na bir tepki AB'den
Samanyolu Haber
31.10.2010
01:36
Resepsiyon katılmayan Kemal Kılıçdaroğluna bir tepki de ABden geldi

AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Helene Flautre, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlunun 29 Ekim Cumhuriyet resepsiyonuna katılmamasının doğru olduğunu düşünmediğini söyledi. Zaman Gazetesinde düzenlenen Türkiye-AB ilişkilerinde son durum, referandumun müzakerelere etkisi konulu toplantıda konuşan Flautre, başörtüsü sorunun bireysel özgürlükler, eğitim ve kadın-erkek eşitliği çerçevesinde çözülmesi gerektiğine işaret ederek, CHPnin başörtüsü boykotu sebebiyle Cumhuriyet resepsiyonuna katılmayışının demokrasinin gelişmesi adına iyi olmadığını dile getirdi. Totaliter rejimler dışında, hiçbir partinin bütün vatandaşları kendisi gibi düşünme ve memnun etme şansının olmadığını ifade eden Flautre, farklılıkların zenginlik olduğunun altını çizdi. Türkiyedeki muhalefetin Adalet ve Kalkınma Partisinin (AK Parti) gizli ajandası var iddiasına inanmadıklarını dile getiren Helene Flautre, AK Partinin gizli bir ajandası varsa, onda demokrasi yazılıdır. AK Partinin Türkiyeyi Müslümanlaştırdığı ya da daha muhafazakarlaştırdığı söylentilerine de inanmıyoruz. Bunu söyleyenlere sormak lazım sizin de bir ajandanız olsun siz de alternatif oluşturun. şeklinde konuştu. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesinin (AHİM) Türkiyedeki başörtüsü sorunu konusunda verdiği kararın Türk halkını tatmin etmediğinin bilincinde olduklarını dile getiren AB-Türkiye Karma Parlamento komisyonu Eşbaşkanı, başını örttüğü için, eğitim, kamusal hizmet ve diğer alanlarda zorluklarla karşılaşan kadınları iyi anladıklarını aktardı. BAŞÖRTÜSÜ BİREYSEL HAKLAR ÇERÇEVESİNDE ÇÖZÜLMELİ ABnin temel ilkelerinden birinin de kadın-erkek eşitliği olduğunu aktaran Flautre, Yeni anayasada bununla ilgili maddeler olacaktır. Başörtüsü konusu Avrupada da tartışılıyor. Başörtüsünün bireysel özgürlükler çerçevesinde çözüleceğine inanıyorum. Başörtüsü konusunda tarafların kutuplaşmayı önlemek için ortak bir paydada buluşması gerekiyor. Mesela, üniversitede başörtüsünün takılmasına izin verilseydi,Türk toplumu daha mı İslamlaşmış hale gelecekti. Bu konu Fransa ve Almanyada da tartışılıyor. Bunun üzerinden Türkiyenin AB üyeliğine karşı argümanlar oluşturmaya çalışıyorlar. Bu gerçek değil, Türkiye İslamlaşmıyor. Türkiyenin demokratikleşme süreci var, demokrasinin bu şekilde derinleşmesine bakacak olursak, türban aslında toplumu bölecek bir konu haline gelmemeli. şeklinde konuştu. Türk halkının referandumda hükümete güçlü bir destek verdiğini dile getiren Flautre, Avrupa askeri kontrol altına aldığı için referandum paketini destekledi. Pakette kadın haklarını iyileştirecek, pozitif ayrımcılığı öne çıkaran maddeler yer alıyor. Bu paketin kabul edilmesi, iktidar partisinin zaferi ya da muhalefetin, ulusalcıların kaybı denilebilir. Türkiyenin bu çerçevede sivil bir anayasaya ihtiyaç duyduğunu belirten AB temsilcilisi, gelecek yıl yapılacak seçimlerin çerçevesini yeni anayasa tartışmalarının oluşturacağını kaydetti. Yapılacak yeni anayasa üzerinde konsensüs oluşması gerektiğinin altını çizen AB-Türkiye Karma Parlamento Komisyonu Eşbaşkanı Flautre, bireysel özgürlüklerin ve kadın-erkek eşitliğinin yasalarla pekiştirilmesi gerektiğini beyan etti. Mevcut Türkiye anayasandaki vatandaşlık kavramanın değiştirilmesi gerektiğine işaret eden Helene Flautre, Anayasadaki vatandaşlık açılımının Türklük olarak yer alamsı şeffaf değil. Her vatandaşın kendi tarihçesi, inancı, kendi ırkı, etnik ve siyasi kimliği var. Türkiye anayasasında vatandaşlık konusunda eşitsizlik var. Anayasada vatandaş etnik bir kimliğe işaret ediyor. Bu konuda Kürtler de memnun değil. dedi. TÜRKİYENİN AB ÜYELİĞİ BİRLİĞE YENİ BİR PERSPEKTİF KAZANDIRACAK Avrupa Birliği ülkelerinin, aralarında üzerinde uzlaşamadıkları bir çok konu olduğunu dile getiren Flautre, bazı ülkelerin Euronun kullanılmasından yana olduğunu, bazılarının karşı çıktığını dile getirdi. Türkiyenin üyeliğinin AB için çok önemli olduğunu aktaran Helene Flautre, Türkiyenin üyeliğine karşı çıkanların niyeti kötü. Onların Türkiyenin üyeliğine karşı öne sürdükleri gerekçeler, Avrupa Birliğinin kuruluş felsefesine zaten ters. ABnin global bir yapıya kavuşması için Türkiyeyi muhakkak içine alması gerektiğine inanıyorum. Eğer Avrupa ayakta kalmak istiyorsa, kendi içindeki sorunlar ile birlikte Türkiyenin üyeliğini de açık açık tartışmalı. ABde bazı çevreler Türkiyeden korkuyorlar. Türkiyenin ABye girmesiyle büyük bir entegre sorunu yaşayacaklarını öne sürüyorlar. ifadelerini kullandı. AB TÜRİKYENİN ORTA DOĞU POLİTİKASINI DESTEKLEMELİ ABnin Türkiyeyi Orta Doğu politikasında yalnız bıraktığını ifade eden Flautre, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın Davostaki duruşunu önemsediklerini aktardı. ABnin Türkiyeye Orta Doğu politikasında cesaret vermesi gerektiğinin altını çizen Flautre, Türkiye Orta Doğu sorununda alternatif bir politika geliştirdi. Bölgede etkisi bü
Samanyolu Haber
Son Dakika
31.10.2010
KılıçdaroğlunabirtepkiABdenKılıçdaroğluna bir tepki ABden
AK Parti böyle devrilecek !
Samanyolu Haber
20.10.2010
11:38
Türkiyede önümüzdeki günlerde dehşete düşüren gelişmeler yaşanabilir!

Önce referandum sonra HSYK seçimleri. 13 Eylülden itibaren Türkiyede yeni bir dönem başladı. Bu yeni dönemin nasıl geçeceği ise 18 Ekimden itibaren netleşti. Türkiye 2011 seçimlerine; birkaç konu çerçevesinde toparlanabilecek, tedirginlik ve korku politikası gölgesinde gidecek. Muhtemelen Ak Partinin diğer partilerle başörtüsünü görüşeceği bugünlerde başörtüsü meselesi ilköğretim okullarına ve kamusal alana sıçratılmak için atraksiyonlar yapılacak. Farklı illerde ilkokula başörtüsüyle gitmek isteyen çocukları görebiliriz. Kameralar da bu çocukların peşinde okul önlerinde takipte olacak. Gazete manşetlerinde ilkokula başörtüsüyle gitmek isteyen ama içeri alınmayan çocukları görebiliriz. Ayrıca kamu kuruluşlarına da başörtüsüyle girmek isteyen bazı çalışanlar sayesinde tansiyon yükseltilip, kamuoyunda başörtüsü konusundaki korku politikası körüklenmeye çalışılacak. Ak Parti üniversitelerde başörtüsünün serbest bırakılması adımı atmaya zorlanırken, bir yandan da bu yasağın ilkokuldan devlet dairelerine kadar her yerde kaldırılması baskısıyla karşı karşıya bırakılacak. Tabi bu süreç zaman zaman başı açık bayanlara yönelik sözlü ya da fiili taciz şeklinde karşı köpürtmeyle Ak Partinin toplumu gergin bir geleceğe sürüklediği imajı kamuoyuna pompalanmaya çalışılacak. Üniversitelerde başörtülü derse giren öğrencilere tıpkı Bucada yaşandığı gibi hakarete varan tepkiler gösteren hocalar da görebileceğiz. Öğretim üyesiyle öğrenci, başı kapalı okula gitmek isteyen ilkokul öğrencisi ve onun velisiyle okul idarecileri, kamu kuruluşuna başörtülü girmek isteyen memurla amiri karşı karşıya getirilerek buradan bir kamuoyu tetiklenmesi oluşturulma girişimlerine şahit olabiliriz. Başörtülü doktorun erkek hastaya bakmadığı yönünde haberlerle karşılaşabiliriz. Ya da erkek hastanın başörtülü doktora muayene olmak istemesi. Tabi bütün bunların karşısında çağdaş ve laik Cumhuriyeti koruma görevini kendine vazife edinmiş insanlar da sokaklara çıkarak bu gidişe dur demek isteyecektir. Her iki tarafta da provokatörlere çokça iş düşecek bir sürece doğru ülkeyi sürükleme çabalarına karşı uyanık olmak gerekiyor. Ak Parti şu önümüzdeki 7-8 ay içinde kendisi açısından hep kırmızı çizgilerle çevrili alana ısrarla sokulmaya çalışılacak. Şu an itibariyle bu alana girmek zorunda da kaldı zaten. Önemli olan Ak Partinin bu süreci nasıl yöneteceği. Bir an önce başörtüsü meselesinin adının konulması gerekiyor. Sürecin uzaması, işin suyun akışına bırakılması ülkede gerginlik politikası oluşturmaya çalışanların işini kolaylaştıracak. Artık parti kapatma ya da yargı yoluyla iktidarı deviremeyeceklerini iyice anlayan statükocu yapının üzerine oynayacağı tek bir yer kaldı. O da toplumun bizzat kendisi. Sandığa gidip oy verecek insanlar. Ak Partiyi iktidara getirenler, referandumda evet verenler. Ak Parti iktidarının devrilebileceği tek yer seçimler. Bu durum; ülkenin geldiği nokta açısından bakıldığında demokrasinin kazandığını gösteriyor. Türkiyede iktidarların değişeceği yerin sandık olduğunu artık vesayet zihniyeti de kabul etmek zorunda kaldı. Fakat ülkeyi karıştırmak isteyenlerin, hala bu emellerinden vazgeçmedikleri de apaçık ortada. Bir yandan toplumu tedirgin edecek olaylar yaşanmaya devam ederken, bugüne kadar statükonun safında mücadele veren isimler televizyon ve gazete köşelerinden bu tedirginliği kabusa dönüştürmek için ellerinden geleni yapacaklar. Suni gündemlere hazır olmalıyız. Biri bitmeden diğeri başlayacak olan olaylar zinciri peş peşe gelebilir. 2011 seçimlerine çok az zaman var. Bu kısa zaman, vesayetin varlığını sürdürebilmesi için son şans. Adeta varlık yokluk meselesi. 2011de Ak Partiyi deviremezlerse bir daha bellerini doğrultamayacaklarını çok iyi biliyorlar. Onlara göre; önümüzdeki 7-8 aylık sürede baş döndürücü bir kaos girdabına doğru yol almaktan başka çare yok. Toplumu tedirgin etmek için yapılan planların yanında açlık ve yoksulluk da Ak Partiyi devirmek isteyenlerin kullanacakları önemli bir argüman. Borsa 70 binleri geçerken, parası olanlar tonla para kazanırken, yabancı yatırımcıyı daha da zengin hale getiren bir Türkiye ekonomisine karşı vatandaşın yokluk içinde sefalet yaşadığı fikri topluma inandırılmaya çalışılacak. Bazı televizyon ve gazetelerde her gün ülkenin dört bir yanında açlıktan ölen, yoksulluk yüzünden zor hayatlar yaşayan aile dramları görmeye başlayacağız. Bunlar doğru da olabilir; fakat hepsi iktidarı devirmek için birer yıpratma unsuru olarak ortaya sürülecek. İşte bu yokluk ve çaresizlik fotoğrafının bir sonraki adımı olarak seçimlere birkaç ay kala toplumda yeniden kapkaç dehşetleri yaşanmaya başlayabilir. Başka çaresi olmayan aç insanların çalmaktan başka yolları kalmadığı fikri topluma inandırılmaya çalışılacaktır. Polis tarafından yakalanıp götürülürken hasta çocuğuna ya da annesin
Samanyolu Haber
Son Dakika
20.10.2010
AKPartiböyledevrilecekAK Parti böyle devrilecek
En fazla büyüyen, Türkiye olacak
Samanyolu Haber
30.09.2010
02:28
Başbakan Yardımcısı Ali Babacan Atlantik Konseyi tarafından düzenlenen 2. Karadeniz Enerji ve Ekonomi Forumuna katılanlar onuruna Conrad Otelde verilen akşam yemeğinde konuştu.

Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Ali Babacan, siyasi olarak Türkiyeyi en çok endişelendiren konunun İsrail-Filistin çatışması olduğunu belirterek, Bu, bölgedeki en önemli endişe kaynağı dedi. Babacan, Türkiyenin çok geniş coğrafi bölgede pek çok ülkeyle güçlü ilişkileri bulunduğunu, Asya ve Avrupa ile ilişkilerin yanı sıra giderek Afrikaya, Orta Asyaya, Hazara, Akdenize, Karadenize ve Ortadoğuya erişimi olan bir ülke haline geldiğini kaydetti. Bölgede istikrarın yanı sıra işbirliğinin önemine işaret eden Babacan, burada görüştükleri konuların pek çoğunun sürdürülebilir istikrar ve işbirliğiyle ilgili olduğunu, bölgedeki tüm ihtilafların barışçı bir şekilde çözümlenmesi gerektiğini kaydetti. Babacan, Türkmenistan ve Azerbaycan arasındaki problemlerin yanı sıra, Azerbaycan-Ermenistan ve Türkiye arasındaki ilişkileri nasıl normalleştirebiliriz? diye sordu. Bölgede güvenliğin önemine işaret eden Babacan, Enerji projelerini nasıl güvenli hale getirebiliriz? Bu bölgede yapılan projelerin bölge insanları tarafından kabul edilmesi gerekir. Enerji güvenliği pek çok ülke için önem kazanıyor. Kaynakların çeşitliliği, hedef kitleler için pazarların çeşitliliği önem taşıyor. Bütün yumurtaları aynı sepete koymamak gerekir. Çeşitli enerji kaynaklarının bulunması gerekir. Yaklaşımımız bu yönde diye konuştu. -KAMU BORÇLARI- Babacan, küresel ekonominin büyümesine karşın risklerin hala yüksek olduğunu, işsizliğin yüksek düzeyde seyrettiğini, büyük ekonomilerde kamu açıklarının büyük sorun olduğunu, finansal sektörün hala kriz öncesindeki durumuna gelemediğini, pek çok banka ve finans kurumunun kendi ülkelerindeki merkez bankaları ve hazinelerinden destek alarak ayakta durduğunu anlattı. Türkiyede 2003-2006 arasında bankacılık sektöründe yapılan reformlar nedeniyle bankaların krizi sorunsuz atlattığını ve bu süreçte kriz öncesiyle aynı garanti sistemlerinin devam ettiğini, sermaye oranının yüzde 19 düzeyinde olduğunu söyleyen Babacan, Türkiyenin krize düşük kamu borçları ve borç açığıyla girdiğini kaydetti. Babacan, geçen yıl Haziran ayından itibaren de mali konsolidasyona başladıklarını, pek çok Avrupa ülkesinin geçen yıl yaptığından farklı davranarak mali olarak kemerleri sıktıklarını ve 3 yıldır da programı adım adım uygulayarak kamu borçlarını kontrol altına aldıklarını söyledi. -EN FAZLA BÜYÜYEN ÜLKE TÜRKİYE OLACAK- Türkiyenin kredi reytinginin yükseldiğini, iki aşama birden kredi reytingi yükselen tek ülkenin Türkiye olduğunu ve risk ölçümlerinde de en düşük düzeyde bulunulduğunu vurgulayan Babacan, şunları kaydetti: Bütün bunlar büyüme getirdi ve etkileyici ölçekte bir büyüme ortaya çıktı. Geçen yılın son çeyreğinde başlayan büyüme, bu yılın ilk yarısında yüzde 11 oldu. Bütün yıl yüzde 6.5, yüzde 7lik bir büyüme öngörülüyor. 2012de bütün Avrupada en büyük büyüme hızına sahip ülke Türkiye olacak. AB, OECD, IMF ve pek çok uluslararası kurumun dile getirdiği bir tahmin bu. Aynı zamanda işsizlik oranları da azalıyor. İşsizlik 2009un ikinci çeyreğinden 2010un ikinci çeyreğine kadarki bir yıl içinde 2.8 oranında azaldı. Yeni istihdam olanakları halka açıldı. Sermaye akımları görüyoruz. Bu da liranın kıymetlenmesine neden oluyor. Türkiyedeki tablo Avrupadan çok farklı. OECD Genel Sekreteri hazırladığı raporda Türkiyeyi çölün ortasındaki bir vaha gibi gördüklerini açıkladı. Bu başarı bölgede çok dikkat çekiyor. Birçok ülkeye reform süreçlerinde yardımcı olduk. Yunanistan ve Suriyeye yardımcı oluyoruz. Irakta çok aktifiz. Irakın politikasına yeni bir biçim kazandırmak için aktifiz. Afganistanda çok aktifiz. Onların demokratikleşme sürecinde yardımcı oluyoruz. Genelde dış politikamız fevkalade güçlü ve geniş çapta ilerliyor. Ülke içindeki başarılar, bölgedeki diğer ülkelere ilham kaynağı oluyor. -GÜÇLÜ BİR TEK PARTİ HÜKÜMETİ- Babacan, bütün bunların arkasındaki sır sorulduğunda cevabının öz güven olduğunu ifade ederek, konuşmasını şöyle sürdürdü: Güvendiğiniz zaman ekonomiyi yönetmek çok kolay. Burada güven sadece ekonomik alanda değil, siyasi durum için de çok önemli. Öngörülebilirlik, hükümetin ne yapıp ne yapmayacağını önceden görmek... Küresel ekonomi açısından risk noktası zayıf hükümetlerdir. Pek çok gelişmiş ülkede çok zayıf hükümetler var. Çok zayıf kararlar alıyorlar. Halbuki zor dönemlerde güçlü kararlar alarak, güçlü adımlar atmak gerekir. Türkiyede güçlü bir tek parti hükümeti var ve halkımızdan destek alıyoruz. Son referandumda da bunu bir kez daha gördük. Referandumda demokrasimizin kalitesini artırdık. Artık
Samanyolu Haber
Son Dakika
30.09.2010
EnfazlabüyüyenTürkiyeolacakEn fazla büyüyen Türkiye olacak
Sabancı seçimde sürpriz beklemiyor
Samanyolu Haber
22.09.2010
09:41
Güler Sabancı, piyasaların referandum sonuçlarını iyi karşıladığını belirterek ?Piyasalar 2011 seçimlerinden de istikrar çıkacağına inanıyor? dedi

Anayasa değişiklik paketinin referandumda güçlü ?evetle kabul edilmesinin ardından iş dünyasından gelen olumlu tepkiler devam ediyor. Türkiyenin lider sanayi gruplarından Sabancı Holdingin Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, referandum sonuçlarının seçimlerde sürpriz sonuç çıkmayacağını gösterdiğini söyledi. Piyasaların 12 Eylülde yapılan referandum sonuçlarını olumlu karşıladığını ifade eden Sabancı, piyasaların 2011 genel seçimlerinde de istikrarlı bir sonuç çıkacağına inandığını söyledi. Güler Sabancı ?Referandum sonuçlarından sonra, piyasalar ve piyasa oyuncuları bunu müspet karşılıyorlar. 2011de sürpriz beklemiyorlar. Piyasalar bunu satın aldılar deniliyor? dedi. Sabancı, Türkiyenin küresel krizin etkilerini atlattığına işaret ederek, ?Krizi geçtiğimize inanıyorum? dedi. Son açıklanan büyüme rakamlarının memnuniyet verici olduğunu, işsizlikte gerileme görüldüğünü ancak işsizliğin halen bir sorun olduğunu kaydeden Sabancı, temkinli olunması gerektiğine dikkati çekti. Sabancı, şunları söyledi: ?Dış yatırımcılar ?gelişmekte olan ülkeler içinde iki tane parlayan yıldız var diyorlar. Biri Brezilya, diğeri Türkiye. Hakikaten yatırımcılar ülkemize güveniyorlar. Bu durum, bizim için de çok memnuniyet verici. Zaten biz Sabancı Grubu olarak ülkemize güveniyoruz, yatırımlarımıza devam ediyoruz.? Güler Sabancı, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında yaşanan gerginliğe ilişkin olarak da gerginliğin referandum sürecinde kaldığını söyledi. Türkiyenin yeni bir döneme girdiğini belirten Sabancı ?O referandum sürecinde kaldı. Yeni bir döneme girdik, önümüze bakarak hep beraber çalışmalıyız. Sayın Başbakan da böyle bir demeç verdi. Dolayısıyla o dönemde söylenenleri orada bırakmalıyız? dedi. Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, yeni bir çalışma dönemine, hevesle başladıklarını söyledi. Sabancı, Ankara Hilton Otelinde önceki akşam verdiği resepsiyonda, holding olarak Ankarada 6 yıldır resepsiyon verdiklerini, her eylül ayında bir nevi çalışma takvimlerine Ankaradan başladıklarını belirtti. Türkiyenin huzur içinde, başarıyla bir referandumu geride bıraktığını ifade eden Sabancı ?Yeni bir çalışma dönemine, Türkiyenin daha iyi olması için yine elimizden geleni yaparak hevesle başlıyoruz? dedi. Resepsiyona Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Enerji Bakanı Taner Yıldız, EPDK Başkanı Hasan Köktaş, ASO Başkanı Nurettin Özdebir, Rekabet Kurumu Başkanı Nurettin Kaldırımcı, Sabancı CEOsu Zafer Kurtul, yabancı misyon temsilcileri ile davetliler katıldı. Cari açıkta risk görünmüyor mali disiplin iyi gidiyor Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, cari açığın şu anda bir risk gibi görünmediğini belirterek, ?Şu anda dünya likit, Türkiye likit. Bankalarımız güçlü, finans piyasalarımız güçlü, faizlerimiz düşüyor, enflasyon kontrol altında görünüyor? dedi. Mali kurala ilişkin soru üzerine de Sabancı, şu anda mali disiplinin iyi gittiğini ifade ederek, iş dünyasının uzun vadeli planları, hedefleri sevdiğini söyledi. Güler Sabancı, büyüme rakamlarının, tüketici güven endekslerinin, işsizlik rakamlarının iyi gittiğini ifade ederek, Türkiyenin özellikle enerji sektöründe yatırım açısından ciddi potansiyeli bulunduğunu söyledi. Özelleştirmelerin muntazam gittiğini ve makroekonomik dengelerin yerinde olduğunu belirten Sabancı ?Bu son kriz gösterdi ki dünyada hiç kimse birbirinden tamamen kopuk değil. Hâlâ Avrupa ve Amerikada işler zor gidiyor. Avrupa ve Amerikada sıkıntılar görünüyor. Tabii bunların Türkiyeye etkisi inşallah çok az olur. Onun için de temkinli olmalıyız şeklinde konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.09.2010
SabancıseçimdesürprizbeklemiyorSabancı seçimde sürpriz beklemiyor
Piyasalar istikrarı aldı seçimde sürpriz olmaz
Samanyolu Haber
22.09.2010
08:35
Güler Sabancı, piyasaların referandum sonuçlarını iyi karşıladığını belirterek ?Piyasalar 2011 seçimlerinden de istikrar çıkacağına inanıyor? dedi

Anayasa değişiklik paketinin referandumda güçlü ?evet?le kabul edilmesinin ardından iş dünyasından gelen olumlu tepkiler devam ediyor. Türkiye?nin lider sanayi gruplarından Sabancı Holding?in Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, referandum sonuçlarının seçimlerde sürpriz sonuç çıkmayacağını gösterdiğini söyledi. Piyasaların 12 Eylül?de yapılan referandum sonuçlarını olumlu karşıladığını ifade eden Sabancı, piyasaların 2011 genel seçimlerinde de istikrarlı bir sonuç çıkacağına inandığını söyledi. Güler Sabancı ?Referandum sonuçlarından sonra, piyasalar ve piyasa oyuncuları bunu müspet karşılıyorlar. 2011?de sürpriz beklemiyorlar. Piyasalar bunu satın aldılar deniliyor? dedi. Sabancı, Türkiye?nin küresel krizin etkilerini atlattığına işaret ederek, ?Krizi geçtiğimize inanıyorum? dedi. Son açıklanan büyüme rakamlarının memnuniyet verici olduğunu, işsizlikte gerileme görüldüğünü ancak işsizliğin halen bir sorun olduğunu kaydeden Sabancı, temkinli olunması gerektiğine dikkati çekti. Sabancı, şunları söyledi: ?Dış yatırımcılar ?gelişmekte olan ülkeler içinde iki tane parlayan yıldız var? diyorlar. Biri Brezilya, diğeri Türkiye. Hakikaten yatırımcılar ülkemize güveniyorlar. Bu durum, bizim için de çok memnuniyet verici. Zaten biz Sabancı Grubu olarak ülkemize güveniyoruz, yatırımlarımıza devam ediyoruz.? Güler Sabancı, Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği (TÜSİAD) ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında yaşanan gerginliğe ilişkin olarak da gerginliğin referandum sürecinde kaldığını söyledi. Türkiye?nin yeni bir döneme girdiğini belirten Sabancı ?O referandum sürecinde kaldı. Yeni bir döneme girdik, önümüze bakarak hep beraber çalışmalıyız. Sayın Başbakan da böyle bir demeç verdi. Dolayısıyla o dönemde söylenenleri orada bırakmalıyız? dedi. Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, yeni bir çalışma dönemine, hevesle başladıklarını söyledi. Sabancı, Ankara Hilton Oteli?nde önceki akşam verdiği resepsiyonda, holding olarak Ankara?da 6 yıldır resepsiyon verdiklerini, her eylül ayında bir nevi çalışma takvimlerine Ankara?dan başladıklarını belirtti. Türkiye?nin huzur içinde, başarıyla bir referandumu geride bıraktığını ifade eden Sabancı ?Yeni bir çalışma dönemine, Türkiye?nin daha iyi olması için yine elimizden geleni yaparak hevesle başlıyoruz? dedi. Resepsiyona Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Devlet Bakanı Mehmet Aydın, Enerji Bakanı Taner Yıldız, EPDK Başkanı Hasan Köktaş, ASO Başkanı Nurettin Özdebir, Rekabet Kurumu Başkanı Nurettin Kaldırımcı, Sabancı CEO?su Zafer Kurtul, yabancı misyon temsilcileri ile davetliler katıldı. Cari açıkta risk görünmüyor mali disiplin iyi gidiyor Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı, cari açığın şu anda bir risk gibi görünmediğini belirterek, ?Şu anda dünya likit, Türkiye likit. Bankalarımız güçlü, finans piyasalarımız güçlü, faizlerimiz düşüyor, enflasyon kontrol altında görünüyor? dedi. Mali kurala ilişkin soru üzerine de Sabancı, şu anda mali disiplinin iyi gittiğini ifade ederek, iş dünyasının uzun vadeli planları, hedefleri sevdiğini söyledi. Güler Sabancı, büyüme rakamlarının, tüketici güven endekslerinin, işsizlik rakamlarının iyi gittiğini ifade ederek, Türkiye?nin özellikle enerji sektöründe yatırım açısından ciddi potansiyeli bulunduğunu söyledi. Özelleştirmelerin muntazam gittiğini ve makroekonomik dengelerin yerinde olduğunu belirten Sabancı ??Bu son kriz gösterdi ki dünyada hiç kimse birbirinden tamamen kopuk değil. Hâlâ Avrupa ve Amerika?da işler zor gidiyor. Avrupa ve Amerika?da sıkıntılar görünüyor. Tabii bunların Türkiye?ye etkisi inşallah çok az olur. Onun için de temkinli olmalıyız?? şeklinde konuştu.
Samanyolu Haber
Son Dakika
22.09.2010
PiyasalaristikrarıaldıseçimdesürprizolmazPiyasalar istikrarı aldı seçimde sürpriz olmaz
Altın yatırım aracı olarak kullanılır mı?
Samanyolu Haber
19.09.2010
02:43
Son 10 yılda 5 kat yükselen altının ons fiyatı, geçen cuma tarihinin en yüksek değeri olan 1282.8 doları gördü.

Referandumda evet oylarının beklentilerin yüzde 5-7 üzerinde gelmesiyle İMKB-100 endeksi 3 bin 254 puan yükselerek haftayı 63 bin 862 puandan kapattı. Dolar da hafta içinde 1.485 liraya kadar geriledi. ÇOK ŞAŞIRANLAR VAR Referandum öncesinde, halkın tercihini demokrasiden ve değişimden yana koyacağı kamuoyu yoklamalarında görülmeye başlamış ve yurtiçi piyasalara referandum iyimserliği yansımıştı. Lakin evet oylarının beklentilerin çok üzerinde çıkması, İMKBnin geçen haftanın her gününü yeni bir zirve ile tamamlamasını sağladı. Bu performans, halkı küçümsemeden aldıkları enerjiyle hükümete saldırmayı ibadet haline getirmiş ve her gelişmeden sonra ekonomide kırılma bekleyen kaos sever uzmanları çok şaşırttı. EKONOMİ İÇİN ANLAMI Demokrasinin çoğu zaman rafa kaldırıldığı 1995-2001 arasında ortalama enflasyon yüzde 71,6ydı. Ekonomi 1997-2001 arasında sadece yüzde 1,5 büyüdü. Askeri vesayetin en az hissedildiği, kargaşanın yerini istikrarın aldığı 2002 sonrasında ise ekonomide çok ciddi gelişme kaydettik. 2003-2009 arasında ekonomi yüzde 4,5 büyüdü. Geçen ay yıllık enflasyon yüzde 8,3 açıklandı. YABANCI SERMAYE HIZLI Yabancı yatırımcı da tercihini demokrasi ve istikrardan yana kullandı. 1993-2002 yılları arasında yurtiçine doğrudan yabancı sermaye girişi sadece 9 milyar dolardı. Bu rakam 2003-2009 arasında 83,1 milyar dolara tırmandı. Eğer yükselme dönemi kabul ettiğim 2002 ve sonrasında, milletin her seçimde ciddi destek verdiği yöneticiler enerjilerinin büyük bir kısmını medyaya yansıyan darbe planlarıyla tüketmeseydi makro ekonomik veriler hayal bile edemeyeceğimiz yerlerde olabilirdi. RİSK BERTARAF OLDU Referandumdan sonra ekonomi camiasının geneline göre darbe ihtimali kalmadı. Yüzdelik sayıları öğrenen bir ilkokul öğrencisi bile makro ekonomik verilere bakarak antidemokratik girişimlerin geçmişte ülkeye verdiği zararları rahatlıkla analiz edebilir. Türkiye ekonomisinin en büyük riski olarak görülen politik risk, evet oyları ile bertaraf oldu. Politik risklerin kaybolması, halkın değişime ve normalleşmeye olan talebinin beklentilerin üzerinde çıkmasıyla yabancı yatırımcı ilgisi her geçen gün artmaya devam edecektir. DEMOKRATİK İSTİKRAR Bütün bu olumlu gidişat sonrasında, önümüzdeki dönemde yurtiçi sermaye piyasalarında yurtiçi kaynaklı bir kırılma yaşayacağını düşünmüyorum. Politik risklerin Türkiye tarihinde hiç olmadığı kadar azalması, makro ekonomik verilerdeki ciddi toparlanmalar, yabancı yatırımcı ilgisinin referandum sonuçları ile zirve seviyelere ulaşması, dünyayı hayrete düşüren ekonomik toparlanma, tek parti iktidarının korunacağı beklentisi küresel piyasalardan ciddi sorunlar çıkmadığı sürece borsayı çok yukarılara taşır. Ne diyelim; Yaşasın demokrasi ve demokratik istikrar. Avrupa bizim için risk oluşturuyor Yurtiçindeki iyi duruma rağmen ihracatımızın en önemli kısmının ABye olduğu göz önüne alındığında Avrupa ekonomilerinin içinde bulunduğu durum bizim için büyük risk oluşturuyor. Avrupa bankacılık sistemine ait kaygılar ve Avrupa ülkelerinin risk primlerindeki yükselişler kaygı verecek şekilde. Avrupa borsalarına ciddi satışlar geldiğinde borsamız bu duruma anında tepki gösterir. Eylül başından bugüne ABDnin Dow Jones endeksinde yüzde 6ya ve Avrupa borsalarında yüzde 7ye varan yükselişler referandum rallisini destekleyen etkenlerden biri olmuştu. Eğer küresel piyasalara ciddi satışlar gelirse sermaye piyasalarımızın buna karşı koymamız imkânsız olur. Altın yatırım aracı olarak kullanılır mı? Son 10 yılda 5 kat yükselen altının ons fiyatı, geçen cuma tarihinin en yüksek değeri olan 1282.8 doları gördü. Bir dönem aşırı enflasyonun altının değerlenmesini engelleyeceği konuşuluyordu. Şimdi ise deflasyon beklentisi var ve bunun altına engel olacağı tahmin ediliyor. Ama hiçbiri sarı metalin tarihten gelen duygusal cazibesini engelleyemedi. Uzmanların büyük kısmının yılsonuna beklentisi 1300 dolar. 2011de de rallinin süreceğini bekleyenler çoğunlukta ama kimsenin yorumuna itibar edilmesin. Bu konuda 10 kere yanılan 1 kere daha yanılsam ne olur diye düşünüyor. Lakin altın bir yatırım aracı olarak artık altın kadar iyi değil. Kimsenin nereyi gittiğini bilmediği gibi ne zaman döneceğini de bilmediği bir yolda ilerliyor. ANALİZ: Ersagun ŞİMŞEK
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.09.2010
Altınyatırımaracıolarakkullanılırmı? Altın yatırım aracı olarak kullanılır mı?
Kanadoğlu: Eğer İran yardım etmişse...
Samanyolu Haber
18.09.2010
02:49
Balıkesirde Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği Ayvalık Şubesi ile Cumhuriyet gazetesi okuyucuları tarafından Referandum Sonuçları ile ilgili bir söyleşiye katılan Sabih Kanadoğlu gündeme ilişkin konuştu.

Yapılan söyleşiye, Ayvalık Belediye Başkanı Hasan Bülent Türközen rahatsızlığından dolayı katılamazken, söyleşide CHP Ayvalık İlçe Başkanı Hüsnü Erol ve Ayvalıka bağlı Küçükköy Beldesinin CHPli Belediye Başkanı Mesut Ergin de hazır bulundu. Yaklaşık bin kişinin izlediği söyleşide Kanadoğlu, Temmuz ayındaki genel seçimlerin referandumdan daha önemli olduğunu vurgulayarak, Kemalist düşünceyi taşıyanların umutsuzluğa kapılmadan, genel seçimler için mücadele etmeleri gerektiğinin altını çizdi. Kanadoğlu, kendi memleketi olarak nitelediği Ayvalıkın, geçtiğimiz Pazar günü yapılan referanduma yüzde 74.10 oranında Hayır demesinden onur duyduğunu belirterek, devletin görevinin halk oylaması ve seçimlerde tarafsız kalması olduğunu dile getirdi. Kanadoğlu, Devletin bütün gücü ve olanakları, bir siyasi partinin verdiği siyasi karara, halk olurunu vermek için kullanılıyorsa, işte asıl sakatlık orada başlar. Dünyanın demokratik olan her ülkesinde, halk oylamaları defalarca yapılmıştır. Ama bu demokratik ülkelerin hiç birinde devletin gücü ve olanakları kullanılmamıştır dedi. Devletin olanaklarının kullanılmasına karşın referandumdan çıkan sonucun gayri meşru olamayacağını söyleyen Kanadoğlu, Bu yapılan halk oylamasına gayri meşru demek çok hatalı olur. Bu tavır zaten bölünme eşiğinde olan yurttaşlarımızı daha da tahrik ve teşvik etmekten başka bir sonuç doğurmaz. Ancak bunun ne şekilde sakat bir sonuç ortaya çıkardığını söylemek ve bunun bir açıklamasını yapmak da hiç kuşku yok ki bizim hakkımızdır şeklinde konuştu. Kanadoğlu sözlerine şöyle devam etti: Dünyanın hiçbir demokratik ülkesinde olmayacak bir biçimde, hayır diyenler darbeci diye adlandırılırsa, Orada bitaraf olan bertaraf olur denilebiliyorsa ve yine bakanlar kanalıyla Ben bu hayır oyunu dünya kamuoyuna nasıl anlatacağım diye şikayet edilebiliyorsa, tüm bunların yanı sıra Avrupa Birliği ile müzakere etme görevini taşıyan bir Başmüzakereci, eğer tutar da bu ülkede hayır oyu kullanacakların akıllarından kuşku duyarım şeklinde bir demeci verebiliyorsa, unutulmasın ki, biz her yerde yine aynı şekilde hayır demeye hazırız. Halk oylamasında Anayasa Mahkemesinin tavrını da eleştiren Kanadoğlu,Anayasa Mahkemesi, TBMM tarafından hazırlanan taslağı oylarken, anayasa değişikliğine ilişkin hazırlanan taslaktaki maddeleri halk oylamasına ayrı ayrı sokması gerekirken, taslaktaki maddeleri vatandaşın önüne bir bütün olarak getirerek ciddi hata yaptı dedi. Türkiyede, Başkanlık sistemini isteyen sadece belli bir zümre olduğuna işaret eden Kanadoğlu, Bunu sadece Recep Tayip bey ve onun gibi düşünenler sık sık gündeme getirilmesini sağlıyor. Neden başkanlık sistemi yerine Türkiye Cumhuriyetinin mevcut demokratik yasaları ile ülkeyi yönetmek istememeleri de ayrıca beraberinde soru işaretlerini getirmektedir. Recep Tayip Bey geçtiğimiz Pazar günü yapılan referandumda sandıktan istediği sonucu alarak, Anayasa Mahkemesi ve HSYKda da, yani kısaca yargıda da üstünlük sağlamayı başarmıştır. Şimdi tüm koşullar ondan yanayken neden başkanlık sistemine giden yolu göstermiş olduğunun, bunun altında yatan amacın ne olduğu da açıklanması gerekmektedir dedi. Anayasa değişikliğine ait taslak içerisindeki maddelerin bir kısmını kabul edip, diğer kısmını reddedenler, anayasa paketinin tamamına hayır demek zorunda bırakılmıştır. Anayasa Mahkemesi, bu durumu görmezden gelerek, ciddi bir hata yapmıştır diyen Kanadoğlu, yapılan referandumda CHPnin geleceğe dair umut verdiğini belirterek, MHPnin ise son halk oylamasındaki alınan sonuç itibariyle iç sorunlarını çözmesi gerektiğini söyledi. Referandum sürecinde anayasa değişikliğine hayır diyen siyasi partilerin vatandaşa bunu çok iyi anlattığını ama evet diyen AKPnin din istismarı da dahil, bu yolda herşeyi mübah göstererek oyları toplamasının etik olmadığını savunan Kanadoğlu, muhalefet partilerinin referandumda sandıktan çıkarmayı başardığı yüzde 42lik oy oranını küçümsememeleri gerektiğini vurguladı. Kanadoğlu, sağlanılacak birlik ve beraberliğin sonucunda, muhalefet partilerinin de en az iktidar kadar güçlenebileceğinin altını çizdi. Kanadoğlu, İngiliz Daily Telegraph gazetesinin, Başbakan Erdoğanın partisine 25 milyon dolar para yardımı yapması için İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinecad ile Tahranda pazarlık yaptığına dair haberiyle ilgili olarak da, Henüz ortada kanıtlanmış bir delil yok. Ancak böylesi bir durum delillerle kanıtlanırsa, Anayasanın ilgili maddeleri, bu konuda son derece açıktır. Yani bu yardımın yapıldığı ispatlanırsa, partinin kapanması söz konusu olabilecektir diye konuştu. Söyleşinin sonunda vatandaşların sorularını cevaplandıran Kanadoğlu, dinleyicilerin alkışlarıyla sahneden indi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
18.09.2010
KanadoğluEğerİranyardımetmişseKanadoğlu Eğer İran yardım etmişse
Türkler darbeden usandıklarını gösterdi
Samanyolu Haber
17.09.2010
14:04
ABDde yayınlanan New York Times gazetesi, başyazısında anayasa değişikliğini övdü.

Gazete, Daha demokratik bir Türkiye başlığını kullandığı başyazısında, Ortadoğunun en sağlam demokrasisi diye tanımladığı Türkiyenin, referandumdan çıkan yüzde 58lik oy oranıyla özgürlüklerini güçlendirdiğini belirtti. Anayasa değişikliği için yapılan referandumda çıkan ezici evet oylarının, Türklerin artık ültimatomlardan ve darbelerden usandığını ve seçilmiş politikacıların tam görevde olmasını istediklerini gösterdiğini vurguladı. Başyazıda ordunun ve yakın müttefiki yargı kadrosunun uzun süredir kendisini, modern Türkiyenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından telkin edilen militan laikliğin koruyucusu olarak gördüğü kaydedildi. Bu koruyuculuk iddialarının da, son yarım yüzyılda 3 kez olmak üzere, baskıcı askeri darbeleri örtbas ettiği vurgulandı. Yazıda ABD Başkanı Barack Obamanın da Türk demokrasisine bir övgü olarak referandumu takdir ettiği aktarıldı. Gazete, kabul edilen değişikliklerle birlikte 1980 darbesini yapanların dokunulmazlığının kalktığını, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının önüne geçildiğini ve darbe girişiminde bulunmakla suçlanan askerlerin sivil mahkemelerde yargılanabilmesinin önünün açıldığını aktardı. Diğer değişikliklerle de kişisel bilgilerin korunduğu, vatandaşlara Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkının tanındığı ve kadınların, çocukların, yaşlıların ve engellilerin haklarının da korunma altına alındığı bilgisi verildi. New York Times, değişikliklerin Parlamentoya da bazı Anayasa Mahkemesi üyelerini seçme ve üyeleri seçimle gelmeyen Anayasa Mahkemesinin bazı atamalarını veto etme hakkı verdiğini aktardı. Bunun ABD dahil Batılı demokrasilerde normal bir durum olduğunu kaydeden gazete; ancak çalışmaya geldiğinde Türk siyasi liderlerinin de kendilerini kısıtlaması gerektiğini belirtti. Gazete, Başbakan Tayyip Erdoğan için ise anayasal ve ekonomik bir reformcu olarak hayran olunacak bir sicile sahip ifadesini kullandı. Ancak kendisinin sahip olduğu ateşli hitabetiyle yerel ve uluslararası ayrılıkları körüklediği iddiasında da bulundu. Gazete Başbakana ve Cumhurbaşkanı Abdullah Güle dini radikaller ve siyaseten sadık kişilerle yargıyı ortadan kaldırmaya çalışmamaları uyarısında bulundu. Gazete son olarak Avrupa Komisyonunda da onay alan anayasa değişikliklerinin, Türkiyenin Avrupa Birliğine anayasal olarak da hazır olduğunu gösterdiğini ifade etti. Avrupanın da mazeretler uydurmaya devam edemeyeceğinin altını çizdi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
17.09.2010
TürklerdarbedenusandıklarınıgösterdiTürkler darbeden usandıklarını gösterdi
Türkler darbelerden usandıklarını gösterdi
Samanyolu Haber
17.09.2010
13:33
ABDde yayınlanan New York Times gazetesi, başyazısında anayasa değişikliğini övdü.

Gazete, Daha demokratik bir Türkiye başlığını kullandığı başyazısında, Ortadoğunun en sağlam demokrasisi diye tanımladığı Türkiyenin, referandumdan çıkan yüzde 58lik oy oranıyla özgürlüklerini güçlendirdiğini belirtti. Anayasa değişikliği için yapılan referandumda çıkan ezici evet oylarının, Türklerin artık ültimatomlardan ve darbelerden usandığını ve seçilmiş politikacıların tam görevde olmasını istediklerini gösterdiğini vurguladı. Başyazıda ordunun ve yakın müttefiki yargı kadrosunun uzun süredir kendisini, modern Türkiyenin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk tarafından telkin edilen militan laikliğin koruyucusu olarak gördüğü kaydedildi. Bu koruyuculuk iddialarının da, son yarım yüzyılda 3 kez olmak üzere, baskıcı askeri darbeleri örtbas ettiği vurgulandı. Yazıda ABD Başkanı Barack Obamanın da Türk demokrasisine bir övgü olarak referandumu takdir ettiği aktarıldı. Gazete, kabul edilen değişikliklerle birlikte 1980 darbesini yapanların dokunulmazlığının kalktığını, sivillerin askeri mahkemelerde yargılanmasının önüne geçildiğini ve darbe girişiminde bulunmakla suçlanan askerlerin sivil mahkemelerde yargılanabilmesinin önünün açıldığını aktardı. Diğer değişikliklerle de kişisel bilgilerin korunduğu, vatandaşlara Anayasa Mahkemesine bireysel başvuruda bulunma hakkının tanındığı ve kadınların, çocukların, yaşlıların ve engellilerin haklarının da korunma altına alındığı bilgisi verildi. New York Times, değişikliklerin Parlamentoya da bazı Anayasa Mahkemesi üyelerini seçme ve üyeleri seçimle gelmeyen Anayasa Mahkemesinin bazı atamalarını veto etme hakkı verdiğini aktardı. Bunun ABD dahil Batılı demokrasilerde normal bir durum olduğunu kaydeden gazete; ancak çalışmaya geldiğinde Türk siyasi liderlerinin de kendilerini kısıtlaması gerektiğini belirtti. Gazete, Başbakan Tayyip Erdoğan için ise anayasal ve ekonomik bir reformcu olarak hayran olunacak bir sicile sahip ifadesini kullandı. Ancak kendisinin sahip olduğu ateşli hitabetiyle yerel ve uluslararası ayrılıkları körüklediği iddiasında da bulundu. Gazete Başbakana ve Cumhurbaşkanı Abdullah Güle dini radikaller ve siyaseten sadık kişilerle yargıyı ortadan kaldırmaya çalışmamaları uyarısında bulundu. Gazete son olarak Avrupa Komisyonunda da onay alan anayasa değişikliklerinin, Türkiyenin Avrupa Birliğine anayasal olarak da hazır olduğunu gösterdiğini ifade etti. Avrupanın da mazeretler uydurmaya devam edemeyeceğinin altını çizdi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
17.09.2010
TürklerdarbelerdenusandıklarınıgösterdiTürkler darbelerden usandıklarını gösterdi
Kemal Kılıçdaroğlu özür diledi
Samanyolu Haber
13.09.2010
01:09
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlundan referandum sonucuna ilişkin ilk açıklama geldi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, referandumda ortaya çıkan sonuçta halkın gösterdiği iradeye saygı duyduklarını ancak yüzde 42 çıkan hayır oylarında kendilerinin yüksek oranda bir payı olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, referandumda oy kullanamaması hakkında, Oy kullanamadığım için üzdüğüm partililerimden özür dilerim açıklamasını yaptı. CHP genel merkezinde referandumdan çıkan sonucu değerlendiren Kılıçdaroğlu, sonuca saygı gösterdiklerini bildirdi. Kılıçdaroğlu, yüzde 42lik sonucun kendileri açısından güzel bir sonuç olduğunu bildirdi. Kılıçdaroğlu, Hayır çıkması için elimizden gelen gayreti gösterdik ama halkın iradesi böyle tecelli etti dedi. Kılıçdaroğlu, hayır oylarının yüzde 42 çıkmasında kendilerinin büyük bir payı olduğunu söylerken, evet oylarının içinde sadece Ak Parti olmadığını başka partilerinde bulunduğunu aktardı. Kılıçdaroğlu, oy kullanamamış olmasının güzel bir durum olmadığını, bu yüzden üzdüğü partililerden özür dilediğini belirtti. Son iki günde oy kullanamayacağını öğrendiğini belirten Kılıçdaroğlu, seçmen kütüğünde kaydı bulunmadığı için oy kullanamadığını açıkladı. Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın uzlaşma kültürü içinde hareket etmesi halinde Başbakanın açıkladığı bundan sonraki anayasa değişikliğine destek verebileceklerini kaydetti. Gazetecilerden Kılıçdaroğluna; Oy kullanamayacağınız gazetelerde çıktı neden araştırmadınız? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, referandumda neden oy kullanamadığı konusunda; Oy kullanamayacağımı iki gün kala öğrendim. Arkadaşlarım YSK ile görüştü ancak sonuç alamadık dedi. CHP Genel Merkezinde açıklama yapan Kılıçdaroğlu, yerel seçimlerde oy kullandığı Kağıthanede seçmen listesinde yer almadığı için oy kullanamadığını, burada oy kullanamayınca geldiği Ankarada da bunda başarılı olamadıklarını aktardı. Bu konuda dürüst bir şekilde halka açıklamalarda bulunmak istediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin yaklaşık 1 buçuk ay önce oy kullanamayacağınız yazıldı, gazetelerde çıktı, neden araştırmadınız sorusuna CHP lideri, Araştırma gereği duymadım, oy kullanabileceğimi düşündüm dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.09.2010
KemalKılıçdaroğluözürdilediKemal Kılıçdaroğlu özür diledi
Kılıçdaroğlu'dan ilk açıklama
Samanyolu Haber
13.09.2010
01:03
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlundan referandum sonucuna ilişkin ilk açıklama geldi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, referandumda ortaya çıkan sonuçta halkın gösterdiği iradeye saygı duyduklarını ancak yüzde 42 çıkan hayır oylarında kendilerinin yüksek oranda bir payı olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, referandumda oy kullanamaması hakkında, Oy kullanamadığım için üzdüğüm partililerimden özür dilerim açıklamasını yaptı. CHP genel merkezinde referandumdan çıkan sonucu değerlendiren Kılıçdaroğlu, sonuca saygı gösterdiklerini bildirdi. Kılıçdaroğlu, yüzde 42lik sonucun kendileri açısından güzel bir sonuç olduğunu bildirdi. Kılıçdaroğlu, Hayır çıkması için elimizden gelen gayreti gösterdik ama halkın iradesi böyle tecelli etti dedi. Kılıçdaroğlu, hayır oylarının yüzde 42 çıkmasında kendilerinin büyük bir payı olduğunu söylerken, evet oylarının içinde sadece Ak Parti olmadığını başka partilerinde bulunduğunu aktardı. Kılıçdaroğlu, oy kullanamamış olmasının güzel bir durum olmadığını, bu yüzden üzdüğü partililerden özür dilediğini belirtti. Son iki günde oy kullanamayacağını öğrendiğini belirten Kılıçdaroğlu, seçmen kütüğünde kaydı bulunmadığı için oy kullanamadığını açıkladı. Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğanın uzlaşma kültürü içinde hareket etmesi halinde Başbakanın açıkladığı bundan sonraki anayasa değişikliğine destek verebileceklerini kaydetti. Gazetecilerden Kılıçdaroğluna; Oy kullanamayacağınız gazetelerde çıktı neden araştırmadınız? CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, referandumda neden oy kullanamadığı konusunda; Oy kullanamayacağımı iki gün kala öğrendim. Arkadaşlarım YSK ile görüştü ancak sonuç alamadık dedi. CHP Genel Merkezinde açıklama yapan Kılıçdaroğlu, yerel seçimlerde oy kullandığı Kağıthanede seçmen listesinde yer almadığı için oy kullanamadığını, burada oy kullanamayınca geldiği Ankarada da bunda başarılı olamadıklarını aktardı. Bu konuda dürüst bir şekilde halka açıklamalarda bulunmak istediğini söyleyen Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin yaklaşık 1 buçuk ay önce oy kullanamayacağınız yazıldı, gazetelerde çıktı, neden araştırmadınız sorusuna CHP lideri, Araştırma gereği duymadım, oy kullanabileceğimi düşündüm dedi.
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.09.2010
KılıçdaroğludanilkaçıklamaKılıçdaroğludan ilk açıklama
Referandumda son durum
Zaman
10.09.2010
02:02
Türkiye siyasi tarihi ve Türk demokrasisi açısından taşıdığı büyük önem sebebiyle, uzun süre tartışılan referandum süreci boyunca, gelişmeleri ve halkın kararını tüm yönleriyle ekrana taşıyan TVNET, referanduma günler kala Halkın Kararı özel yayınını sürdürüyor.
Zaman
Televizyon
10.09.2010
ReferandumdasondurumReferandumda son durum
Okyanusu referandum için aştılar
Samanyolu Haber
09.09.2010
14:48
Amerikada yaşayan çok sayıda Türk vatandaşı 12 Eylülde yapılacak referandumda oy kullanmak üzere Türkiyeye gidiyor.Gurbetçiler oylarını kullandıktan hemen sonra Amerikaya geri dönecekler.

Referandum tarihine kadar çok sayıda grup Türkiyeye giderek, oy kullanacak. İlk defa bir referandum için çok sabırsızlandıklarını ifade eden gurbetçiler sadece oy kullanmak üzere Türkiyeye gitmenin heyecanını yaşadıklarını belirtiyorlar. New York eyaletinin Queens şehrinde yaşayan Hamit Kılıç, referandum öncesi Türkiyeye giden Türk vatandaşlarından sadece birisi. Yaklaşık 10 yıldır Amerikada yaşadığını ifade eden Kılıç, buna rağmen Türkiye gündemini yakından takip ettiğini, özellikle Türkiyede yaşanan son değişimlerinin kendilerini çok mutlu ettiklerini söylüyor. Türkiyede yargının ve demokrasinin gelişmesi adına referandum da evet oyu kullanacağını vurgulayan Kılıç, Benim sadece bir oyum var. Ama bir oyum olduğu halde, bu referandum için Türkiye ye gidip, oy kullanacağım. Vicdanen elimden geleni yapmaya çalışıyorum, artık Türkiyenin değişime ihtiyacı var. Ergenekon gibi örgütlerin artık temizlenmesi gerekiyor. Bütün bunları düşünerek Türkiyeye gidiyorum ve oyumu kullanacağım. şeklinde duygularını dile getiriyor. New York eyaletinin başkenti Albanyde yaşayan İbrahim Yazar da oyunu kullanmak için yola çıkan bir başka isim. Ağrıda oyunu kullanacak olan İbrahim, Türkiyeye iner inmez, oy kullanacağı okula gideceğini anlatıyor. Uzun ve yorucu bir yolculuğa çıktıklarını hatırlatan Yazar, Önce İstanbul daha sonra Ağrıya gideceğim, son olarak annemi babamı ziyaret edeceğim. Günlerdir bilet bulamamanın korkusunu yaşıyordum, ama çok şükür biletimi aldım ve oyumu kullanmak üzere ülkeme gidiyorum. Bugünlerde iş yoğunluğundan dolayı Amerikadan ayrılmak benim için çok zor bir durum ama referandum için bu fedakârlığı yapacağım. Bir oy, büyük bir oydur. ifadelerini kullanıyor. New Jerseyin Delran şehrinde yaşayan İbrahim Sürmen ise oyunu kullanmak üzere Bursa şehrine doğru yola çıkacaklardan. Amaçlarının Türkiyedeki pozitif değişimlere destek vermek olduğunu belirten Sürmen, evet oylarını artırmak için Amerikadan Türkiyeye gittiklerini ifade ediyor. Amerikanın farklı eyaletlerinde çok sayıda Türk vatandaşı da Türkiyeye gitmek için uçak bekliyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
09.09.2010
OkyanusureferandumiçinaştılarOkyanusu referandum için aştılar
'Milletin anayasasına karşı çıkıyorlar'
Samanyolu Haber
07.09.2010
11:25
Saadet Partisi lideri Numan Kurtulmuş, anayasa değişikliklerine yargıdaki vesayet anlayışı yüzünden özellikle destek verdiklerini açıkladı. Anayasa Mahkemesinin, son kararlarıyla Parlamentoyu avam kamarası kendisini ise lordlar kamarası yerine koyduğunu söyledi.

Saadet Partisi (SP) Genel Başkanı Numan Kurtulmuş, askere gerek kalmadan, milletin kendi anayasasını hazırlayabileceğini göstermek için referandumda evet denmesi gerektiğini söyledi. Anayasa paketinin referanduma götürülmesinin Tanzimattan beri yapılmayan bir ilkin gerçekleşmesi anlamına geldiğini belirten Kurtulmuş, hayır çağrısı yapanları da, Askerin namlusu ucunda yapılan anayasaya düğme ilikleyenler, millet anayasa yapsın deyince tüyleri diken diken oluyor. Bunun için maalesef CHP ve MHP kendilerini statükonun sivil koruyucuları konumuna getiriyorlar. sözleriyle eleştirdi. Muhalefetin karşı çıktığı yüksek yargıyla ilgili değişikliklere atıf yapan Kurtulmuş, kendilerinin pakete evet demelerindeki en büyük sebebin bu değişiklikler olduğunu kaydetti. Kurtulmuş, Yüksek yargı ile ilgili maddeler değişmeseydi ve paket bu maddelerden yoksun kalsaydı dostlar alışverişte görsün paketi olacaktı. Laf olsun diye yapılmış bir paket olacaktı. diye konuştu. SP lideri Kurtulmuş, CHP ve MHPnin milletin oylarıyla hiçbir zaman iktidara gelemeyeceklerini düşündükleri için yargıdaki millet egemenliğine karşı çıktıklarını savundu. Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi (AYM) ile Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulunun (HSYK) yapısının değiştirilmesiyle ilgili şöyle konuştu: Esasında bu paketin esas ağırlıklı olarak ele alınması gereken maddeleri HSYK ve AYM ile ilgili düzenlemelerdir. Tam da bizim evet gerekçemiz aslında bu maddelerle ilgilidir. Türkiyenin siyasal yapısı demokrasi olsa da aslında Türkiyede sistemin esas adı bürokratik oligarşidir. Millet tarafından seçilmeyen ve denetlenmeyen kurum ve kuruluşların milletin işlerini milletten bağımsız olarak yapıyor olmasıdır. AYM, HSYK ve Danıştay gibi kurumlar yetkilerini milletten alıyorlar, ancak burada milletin hiçbir denetimi yoktur. 500 milletvekilinin fikir birliğiyle oluşturulan anayasayı bile istemezsek iptal ederiz diyorlar. Böyle demokrasi olmaz. diyen Kurtulmuş, bu durumun farklı bir yasama anlamı içereceğini söyledi. Kurtulmuş, Anayasa Mahkemesi, bu kararlarla kendisini Meclisin üstünde bir senato konumuna getirmiştir. Parlamentoya demiştir ki: Sen avam kamarasısın ben lordlar kamarasıyım. Bu kabul edilebilir bir durum değildir. Mevcut durum tam bir kapalı devre yargı oligarşisidir. diye konuştu. Milletin bu referandumla artık ülkenin sahibinin kendisinin olduğunu haykıracağını belirten Kurtulmuş, ülkenin geleceği için vatandaşlara evet çağrısı yaptı. 13 Eylülden itibaren yeni anayasa için yollara düşeceklerini kaydeden Numan Kurtulmuş, şimdiden bunun hazırlığı içerisinde olduklarını belirtti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
07.09.2010
MilletinanayasasınakarşıçıkıyorlarMilletin anayasasına karşı çıkıyorlar
Türkiye ayağa kalktı: KABUL EDİLEMEZ
Samanyolu Haber
04.09.2010
09:22
Skandal itiraflar kamuoyunda infiale yol açarken, konuşmaların içeriğine her kesimden çok sert tepki geldi.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktana ait olduğu ortaya çıkan ses kaydında referandumda hayır çıkması için Abdullah Öcalandan faydalanılması gerektiği anlatılıyordu. CHPnin de BDPnin elinden tutmasının şart olduğu aktarılan ses kaydı, Hamdi Yaver Aktan tarafından da doğrulandı. Ancak Aktan, kayıtların montajlanma olduğunu savundu. Turgut Kazan da önceki gün BDP lideri Selahattin Demirtaşla görüştüğünü kabul etti. Söz konusu ses kaydı siyasilerin de tepkisine sebep oldu. Siyasilerin görüşleri şöyle: Yargıtay üyelerinden birisi, birkaç tanesiyle konuşuyor. Türkiye için hesap kitap yapıyorlar. Biri referandumda hayır çıkması için, Öcalanı kullanmamız lazım. diyor. Ancak onlar da hayır oyu verirse, hayır oyu çıkabilir. diyor. Bir başkası bunu tasdik ediyor. Öcalanla, Öcalanın avukatları veya BDP ile görüşecek Yargıtay üyelerini kendi içlerinde görevlendiriyorlar. Bu ayıp değil midir, bu yanlış değil midir? Bu ilk de değildir. Maalesef, Yargıtay üyeleri hepimizin kanını donduracak, tüylerimizi diken diken edecek şeyleri konuşuyorlar. Sağlık-İş Başkanı Mustafa Başoğlunun, ziyaretinin ardından gazetecilerin gündemle ilgili sorularını da cevapladı. Kurtulmuş, Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen gündemdeki ses kayıtlarıyla ilişkin de Doğruysa çok vahim bir durum, doğruysa büyük bir suçtur. ifadesini kullandı. Kurtulmuş, kendilerinin referandumda evet diyeceğini ama anayasa değişikliği paketini yeterli bulmadıklarını dile getirdi. Bir Yargıtay üyesinin böyle bir konuşma yapmış olduğuna inanmak istemiyorum. Ancak olay doğruysa gereken derhal yapılmalı. En büyük dileğim böyle bir konuşmanın hiç yapılmamış olması. Böyle bir konuşma yapıldıysa durum çok vahimdir. Bu konunun bir an önce tam olarak aydınlığa kavuşturulması gerekir. Ses kayıtları dehşet verici. Adalet üst organlarının bu kadar siyasallaşması, şirazeden çıkacak kadar tartışmaların tarafı olması, kendi makamlarını korumak için Türkiyenin önünü karartma çabası içine girmelerini dehşetle, üzüntüyle izliyorum. Yargı, garip biçimde birbirini seçen mekanizma tarafından ele geçirilmiş. Belli bir grup. Sen, ben, bizim oğlan düzeni var. Benim HSYK üyesi arkadaşlar kadar meslekte kıdemim var. Kimlerin, nasıl arkadaş hatırı, hemşehricilikle üst organlara seçildiğine defaatle tanık oldum. Bu direniş imtiyaz sahiplerinin son direnişleri. Sinsi bir direniş her tarafta görünüyor. Ancak halkın önünde hiçbir kuvvet duramaz. Halkoylaması birçok kilidi açacaktır. Ses kaydında yer alan sözler yanlış ve çirkin. Bir yüksek yargı organı mensubuna yakışmadı. Yargıtayın konuyla ilgili gerekli çalışmaları yapmasını istiyorum. İnsanların bulundukları makamın sorumluluğunu ve ağırlığını bilmesi gerekir. Bir yüksek yargı mensubu, ne söyleyeceğinden çok ne söylemeyeceğini bilmelidir. Bu sözler çok yanlış ve çirkindir. İlgili kişinin en azından çıkıp kamuoyundan bir özür dilemesi gerekir. Yargıtay da soruşturma açıp işin aslını ortaya çıkarmalıdır. Medyaya yansıyan konuşmalar doğru ise fevkalade üzücüdür. Ve gereği yapılmalıdır; yanlış yapanlar, cezalarını çekmelidir. Ortaya atılan iddiaları hukuk açıklığa kavuşturmalıdır. Bu konuşmalar yapılmış mıdır, bahsedilen kişilere ait midir, değil midir, kayıtlar üzerinde montaj yapılmış mıdır? Ben, bu durumun yargısal süreç içerisinde açıklığa kavuşturulması, suç unsuru varsa bunun cezalandırılmasını isterim. Ben ülkemin hukuk devleti olduğunu görmek isterim. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanı Yusuf Uluç, ses kayıtlarında geçen Yargıtay üyeleri Hamdi Yaver Aktan ve Fatih Arıkan ile hiçbir zaman bir araya gelmediğini, asla böyle bir sohbetin de yanında yapılmadığını savundu. Uluç, yaptığı yazılı açıklamada, internete düşen ses kayıtlarıyla en ufak bir ilgisinin bulunmadığını iddia etti. Uluç, şu ifadeleri kullandı: Benim dışımda yapılan ve montajlanan yazının bu bölümlerini asla kabul etmiyorum. Bunu vicdanlara havale ediyorum. Dinlemenin yasa dışı yapılmış olması da ayrı bir olaydır. Hiçbir zaman adalet cübbesini giyerek hukuku kirletme ve derin bağlantılar içinde toplum mühendisliğine soyunmadım. Hiç şüphesiz buna hakkım da yoktur. Kendi payıma bunu açıklık sayarım. Bunun servis edilmesinin nedeni, şu veya bu şekilde bu sohbetten yararlanmak ve 4 Mart 2010 tarihinde yapılan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanlığı seçiminin sonucunu karalamaktır. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yargıdaki sorunların adalete güveni sarstığı uyarısında bulundu. Bakan Ergin, bazı davalarda tutukluluk sürelerinin uzamasının kendilerini de rahatsız ettiğini belirtirken, HSYK görüşmelerinin objektif kriterler konusunda tıkandığını vurguladı. Sadullah Ergin, Hakimevinde düzenlediği basın toplantısında 2010-2014 yıllarına ilişkin Adalet Bakanlığı Stratejik Planını açıkladı. Stratejik plana ilişkin açıklamalarının ardından Bakan Ergin, gazetecilerin s
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.09.2010
TürkiyeayağakalktıKABULEDİLEMEZTürkiye ayağa kalktı KABUL EDİLEMEZ
Türkiye ayağa kalktı
Samanyolu Haber
04.09.2010
09:14
Skandal itiraflar kamuoyunda infiale yol açarken, konuşmaların içeriğine her kesimden çok sert tepki geldi.

Yargıtay 8. Ceza Dairesi Üyesi Hamdi Yaver Aktana ait olduğu ortaya çıkan ses kaydında referandumda hayır çıkması için Abdullah Öcalandan faydalanılması gerektiği anlatılıyordu. CHPnin de BDPnin elinden tutmasının şart olduğu aktarılan ses kaydı, Hamdi Yaver Aktan tarafından da doğrulandı. Ancak Aktan, kayıtların montajlanma olduğunu savundu. Turgut Kazan da önceki gün BDP lideri Selahattin Demirtaşla görüştüğünü kabul etti. Söz konusu ses kaydı siyasilerin de tepkisine sebep oldu. Siyasilerin görüşleri şöyle: Yargıtay üyelerinden birisi, birkaç tanesiyle konuşuyor. Türkiye için hesap kitap yapıyorlar. Biri referandumda hayır çıkması için, Öcalanı kullanmamız lazım. diyor. Ancak onlar da hayır oyu verirse, hayır oyu çıkabilir. diyor. Bir başkası bunu tasdik ediyor. Öcalanla, Öcalanın avukatları veya BDP ile görüşecek Yargıtay üyelerini kendi içlerinde görevlendiriyorlar. Bu ayıp değil midir, bu yanlış değil midir? Bu ilk de değildir. Maalesef, Yargıtay üyeleri hepimizin kanını donduracak, tüylerimizi diken diken edecek şeyleri konuşuyorlar. Sağlık-İş Başkanı Mustafa Başoğlunun, ziyaretinin ardından gazetecilerin gündemle ilgili sorularını da cevapladı. Kurtulmuş, Yargıtay üyelerine ait olduğu iddia edilen gündemdeki ses kayıtlarıyla ilişkin de Doğruysa çok vahim bir durum, doğruysa büyük bir suçtur. ifadesini kullandı. Kurtulmuş, kendilerinin referandumda evet diyeceğini ama anayasa değişikliği paketini yeterli bulmadıklarını dile getirdi. Bir Yargıtay üyesinin böyle bir konuşma yapmış olduğuna inanmak istemiyorum. Ancak olay doğruysa gereken derhal yapılmalı. En büyük dileğim böyle bir konuşmanın hiç yapılmamış olması. Böyle bir konuşma yapıldıysa durum çok vahimdir. Bu konunun bir an önce tam olarak aydınlığa kavuşturulması gerekir. Ses kayıtları dehşet verici. Adalet üst organlarının bu kadar siyasallaşması, şirazeden çıkacak kadar tartışmaların tarafı olması, kendi makamlarını korumak için Türkiyenin önünü karartma çabası içine girmelerini dehşetle, üzüntüyle izliyorum. Yargı, garip biçimde birbirini seçen mekanizma tarafından ele geçirilmiş. Belli bir grup. Sen, ben, bizim oğlan düzeni var. Benim HSYK üyesi arkadaşlar kadar meslekte kıdemim var. Kimlerin, nasıl arkadaş hatırı, hemşehricilikle üst organlara seçildiğine defaatle tanık oldum. Bu direniş imtiyaz sahiplerinin son direnişleri. Sinsi bir direniş her tarafta görünüyor. Ancak halkın önünde hiçbir kuvvet duramaz. Halkoylaması birçok kilidi açacaktır. Ses kaydında yer alan sözler yanlış ve çirkin. Bir yüksek yargı organı mensubuna yakışmadı. Yargıtayın konuyla ilgili gerekli çalışmaları yapmasını istiyorum. İnsanların bulundukları makamın sorumluluğunu ve ağırlığını bilmesi gerekir. Bir yüksek yargı mensubu, ne söyleyeceğinden çok ne söylemeyeceğini bilmelidir. Bu sözler çok yanlış ve çirkindir. İlgili kişinin en azından çıkıp kamuoyundan bir özür dilemesi gerekir. Yargıtay da soruşturma açıp işin aslını ortaya çıkarmalıdır. Medyaya yansıyan konuşmalar doğru ise fevkalade üzücüdür. Ve gereği yapılmalıdır; yanlış yapanlar, cezalarını çekmelidir. Ortaya atılan iddiaları hukuk açıklığa kavuşturmalıdır. Bu konuşmalar yapılmış mıdır, bahsedilen kişilere ait midir, değil midir, kayıtlar üzerinde montaj yapılmış mıdır? Ben, bu durumun yargısal süreç içerisinde açıklığa kavuşturulması, suç unsuru varsa bunun cezalandırılmasını isterim. Ben ülkemin hukuk devleti olduğunu görmek isterim. Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanı Yusuf Uluç, ses kayıtlarında geçen Yargıtay üyeleri Hamdi Yaver Aktan ve Fatih Arıkan ile hiçbir zaman bir araya gelmediğini, asla böyle bir sohbetin de yanında yapılmadığını savundu. Uluç, yaptığı yazılı açıklamada, internete düşen ses kayıtlarıyla en ufak bir ilgisinin bulunmadığını iddia etti. Uluç, şu ifadeleri kullandı: Benim dışımda yapılan ve montajlanan yazının bu bölümlerini asla kabul etmiyorum. Bunu vicdanlara havale ediyorum. Dinlemenin yasa dışı yapılmış olması da ayrı bir olaydır. Hiçbir zaman adalet cübbesini giyerek hukuku kirletme ve derin bağlantılar içinde toplum mühendisliğine soyunmadım. Hiç şüphesiz buna hakkım da yoktur. Kendi payıma bunu açıklık sayarım. Bunun servis edilmesinin nedeni, şu veya bu şekilde bu sohbetten yararlanmak ve 4 Mart 2010 tarihinde yapılan Yargıtay 8. Hukuk Dairesi Başkanlığı seçiminin sonucunu karalamaktır. Adalet Bakanı Sadullah Ergin, yargıdaki sorunların adalete güveni sarstığı uyarısında bulundu. Bakan Ergin, bazı davalarda tutukluluk sürelerinin uzamasının kendilerini de rahatsız ettiğini belirtirken, HSYK görüşmelerinin objektif kriterler konusunda tıkandığını vurguladı. Sadullah Ergin, Hakimevinde düzenlediği basın toplantısında 2010-2014 yıllarına ilişkin Adalet Bakanlığı Stratejik Planını açıkladı. Stratejik plana ilişkin açıklamalarının ardından Bakan Ergin, gazetecilerin sorul
Samanyolu Haber
Son Dakika
04.09.2010
TürkiyeayağakalktıTürkiye ayağa kalktı
Referandumda kaybeden tek parti
Samanyolu Haber
03.09.2010
12:19
Bu referandum sonunda ?Evet de çıksa, ?Hayır da çıksa, kaybedeni belli dedi o partiyi açıkladı.

Cengiz Çandar referanduma günler kala ilginç bir değerlendirmede bulundu. Radikal Gazetesinden ayrılan İsmet Berkanın analizi üzerinden bir analiz kaleme alan Çandara göre referandumda evet de çıksa hayır da çıksa tek kaybeden parti MHP. İşte Çandarın bugünkü o yazısı; 12 Eylül referandum sonucuna ilişkin en çarpıcı ve aynı zamanda doğru değerlendirmeyi geçen gün İsmet Berkandan işittim. Radikal ve okurlarıyla vedalaştığı yazının çıktığı gün. İznini almadan belirteyim bari; ?Bu referandum sonunda ?Evet de çıksa, ?Hayır da çıksa, kaybedeni belli: MHP? dedi. ?Evet? oyları içinde ne kadarı Ak Partiye ait, ?Evet?lerin ne kadarının 2011 seçimlerinde sandığa Ak Parti oyları olacak gideceğini bilmek, görmek mümkün değil. ?Evet?çilerin önemsenmesi gereken bir oranının Ak Parti seçmeni olmadığını söyleyebiliriz. Aynı durum ?Hayır? oyları için de geçerli. Ama burada bir fark var. Muhalefet, ?Hayır? kampanyasını iktidar partisini de yer yer tuzağa düşürecek biçimde ?Ak Partiye hayır? kampanyasına dönüştürebildi. Sanki anayasa değişikliklerini değil de, Ak Partiyi hatta daha da spesifik biçimde Tayyip Erdoğanı oylamaya gidilecek 12 Eylülde. Toplum nabzını anlamak için pek sık başvurulan taksi şoförlerinden biri bana geçen gün, anayasa değişikliklerinden yana olduğunu ama Tayyip Erdoğana çok kızdığı için ?Hayır? oyu vereceğini söyledi. Benim karşı argümanlarım üzerine taksiden inerken, kafasının bir nebze karışmış olduğunu da söylemeliyim. Herşeye rağmen, ?Hayır? oylarının oranı ne olursa olsun, bunun ?aslan payı?nı CHPnin ve yeni genel başkanları Kemal Kılıçdaroğlunun üstleneceği anlaşılıyor. MHPnin bir itibar ve onunla birlikte ?inandırıcılık erozyonu?na uğradığı, son bir kaç ay içinde ayan beyan ortaya çıktı. Bunun bir göstergesi Tayyip Erdoğanın son haftalardaki söylemi. Başbakan, anayasa değişikliklerinin özünü anlatmak ve vurgulamak yerine, bir seçim kampanyasında rastlanacak türden polemiklerle, esas olarak Kılıçdaroğluyla didişmeyi seçti ve bunu yaparken daha ziyade MHPye uyacak bir dil seçti. *** *** *** Bu bakımdan, Tayyip Erdoğanın bugün pek merakla günlerdir beklenen Diyarbakır konuşmasında ne söyleyeceğini hiç merakla beklemeyenlerden biriyim. Başbakanın Diyarbakırda Türkiyenin Kürtlerine seslenmekten ziyade, Diyarbakırdan ?Fıratın batısı?na seslenmeyi, böylece MHPnin altını oyma bakımından, Orta Anadoluda MHPnin altından daha da güvenceli biçimde çekmek için Diyarbakırdan verilecek mesajın daha etkili olduğunu tasarladığını seziyorum. Zaten MHPdeki kan kaybı ve zayıflama, esas olarak, Orta Anadolu ve Karadenizde Ak Partiye zemin kaybetmesiyle gerçekleşiyor. Türkiyede ?anti-Kürt milliyetçilik?, Türklerle göçmen Kürtlerin birarada, yanyana yaşamaya başladığı Ege ve Akdeniz gibi bölgelerde canlanıyor. 29 Mart 2009 yerel seçimleri bu ?trend?e işaret etti. O bölgelerde MHPde bir yükseliş gözlendi ama Kemal Kılıçdaroğlu CHPsi, Trakya ile birlikte kendi geleneksel güç merkezinde gelişirken, MHPyi geri itti. Orta Anadoluda ise Ak Parti, MHPyi geleneksel zemininden sökmüşe benziyor. Bu ?kayma?lar, Başbakanın söylemini de MHPyi eritmek üzere, onun söylemlerinin bir bölümünü ödünç almaya kaydırdı. MHPnin bir ?gelecek? ve onunla ilişkili bir ?Türkiye projesi? yok. Güçlü ?anti-Kürt? tonlar taşıyan bir milliyetçi söylemden öteye bir sermayesi de göze çarpmıyor. Diyarbakıra gidemeyen bir lidere sahip, Güneydoğuda yok olmuş bir partiden söz ediyoruz. Buna karşılık, ondan ?ödünç? söylemle birlikte Diyarbakıra gidebilen bir Ak Parti lideri ve Güneydoğuda BDP ile sıkı bir rekabete girişmiş bir Ak Parti mevcut. Tayyip Erdoğan, belirgin bir ?anti-Kürt? söylem taşımamakla birlikte, MHPye meyledecek seçmenlerin duyarlılıklarına hitap edecek türden Abdullah Öcalan ve idamını kimin, nasıl kaldırıldığına ilişkin söylemi, ayrıca ?genel af?a karşı Kılıçdaroğlu ile polemik uğruna kategorik bir ret dili tutturması, Ak Partinin MHPnin temellerini sarsmasına imkan sağlıyor. *** *** *** Bütün bu nedenlerle, Tayyip Erdoğanın bugün Diyarbakırda Kürt sorununa ilişkin bir ?tarihi konuşma? yapacağını bekleyenler hayal görüyorlar demektir. Tarih, 12 Ağustos 2005 değil. 3 Eylül 2010. Referanduma 9 gün kalmış ve Tayyip Erdoğan, elinde bir ?hesap cetveli?, Diyarbakırda ona göre konuşacak. Diğer partilerin tümünün aksine BDPnin seçmen tabanında ?çekirdek? ya da ?kemikleşmiş? oran çok yüksek. En az yüzde 70lik bir seçmen, BDPnin ?çekirdeği?. Bu oran, BDPnin referandum ?boykot?una kesin bir disiplinle uyacak. Tayyip Erdoğan ağzıyla kuş tutsa, bu oranı çözemez . Çözmesi için ağzıyla kuş tutması gerekir ki, bu da Kürt sorununun çözümüne ilişkin gayet radikal yepyeni söylem demektir. Öyle yapması ise, MHPnin kaygan tabanından çektiği kesimi MHPye iade etmesi, kendi kaygan tabanını da MHPye meylettirmesi demektir. Tayyip E
Samanyolu Haber
Son Dakika
03.09.2010
ReferandumdakaybedentekpartiReferandumda kaybeden tek parti
Evet: 30 - Hayır: 0
Samanyolu Haber
01.09.2010
10:27
Referanduma sayılı günler kala oyunun rengini belli edenlerin sayısı hızla artıyor.

12 Eylülde yapılacak referandum için son viraja girilirken iş dünyasını da sandık heyecanı sardı. Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği (TOBB) ve TÜSİAD gibi çatı örgütleri kararlarını net açıklamaktan çekinirken, iş dünyasında rengini belli edenlerin sayısı hızla artıyor. Türkiyede yüzbinlerce işyerini temsil eden odaların birçoğu, çatı örgütlerinden gelen görüş açıklamayın baskısına rağmen referanduma yönelik renklerini açıkça ortaya koymaya başladı. SABAHın ulaştığı ve tamamı TOBBa bağlı 78 ilin sanayi ve ticaret odası başkanından 30 tanesi odasının meclis kararıyla alınmış resmi görüşünü açıkladı. 48 Oda ise resmi görüş belirtmedi. 9 oda başkanı da odasının değil ama kendisinin referandumda kullanacağı oyun rengini açıkladı. SABAHa resmi kararlarını açıklayan 30 odanın tamamı 12 Eylüldeki referandumda Evet oyunu kullanacaklarını duyurdu. Ankete katılan odalardan 48 tanesi resmi görüş vermekten kaçındı. Resmi görüş belirtmeyen ancak kendi oyunun niteliğini açıklayan 9 ilin oda başkanından 5 tanesinin oyu evet, 4 tanesinin ise hayır olarak belirlendi. SABAHın araştırmasına görüş olarak farklılıklar içeren İstanbul ve Ankara dahil edilmedi. Çünkü İstanbulda Ticaret Odası evet oyu kullanacağını açıklarken, sanayi odası ise görüş açıklamayacağını duyurmuştu. Benzer bir durum Ankara için de geçerli olduğu için bu meslek örgütleri de değerlendirme dışında bırakıldı. Araştırmada Şırnakın Sanayi Odası Başkanına yurtdışında olduğu için ulaşılamadı. 78 ilin sanayi ve ticaret odalarının başkanıyla telefonla yapılan araştırmada ilgi çekici noktalar da ön plana çıktı. Bazı oda başkanları Türkiye gerçeğini düşünerek farklı fikirlere sahip olduklarını ve bu nedenle net bir görüş vermekten kaçındıklarını söyledi. Bir kısmı kendi görüşlerini net olarak dile getirirken odasının adına konuşamayacağını söyledi. KESİN olan bir şey var. Hakkâride hayır oyu çıkması mümkün değil. Boykot eden kesim ile yeni anayasaya ihtiyaç duya Değişime ihtiyacımız var TÜRKİYEDE yeni bir anayasanın vakti geldi. 30 yılda dünyada ticaret değişti, ekonominin kuralları değişti. Bu değişime ayak uydurmak gerek. Pakette bazı maddeler eksik olsa da kesinlikle yeni anayasa desteklenmeli ve evet denilmelidir. BİZ Türkiyenin gündemini meşgul eden bu süreçte evet sonucunun ortaya çıkacağını düşünüyoruz. Ancak temennimiz uzlaşmanın olması ve maddelerin birlikte hazırlanmasıydı. BİZ görüş beyan etmiyoruz. Bu iş siyasallaştı. Mümkün olduğu kadar siyasetten uzak olmak istiyoruz. Biz çıkacak olan sonuçtan ekonominin etkilenmesini istemiyoruz. Bu büyüme trendinin devam etmesini istiyoruz. Hisarcıklıoğlunun sürecin siyasallaşmasının kendilerini rahatsız ettiği yönündeki yorumlarına katılıyoruz. EKONOMİK kalkınmanın önünün açılması adına referandumda anayasanın değişmesine destek veriyoruz ve evet veriyoruz. DEMOKRATİK yönde atılacak her adıma evet diyorum. Ancak oda olarak kesin bir açıklama, ortak bir karar alma durumumuz olmadı. , BİLİNDİĞİ üzere ülkemiz kendi geleceği ile ilgili çok önemli bir anayasa değişikliği paketinin referandum süreci içinde. Bizler Aksaray Ticaret ve Sanayi Odası olarak, bütün vatandaşlarımıza 26 maddelik paketin iyi değerlendirilmesini tavsiye ediyoruz. Siyasi görüşü ne olursa olsun insanların bu paketin içeriğine yani neler getirip neler götüreceğine bakması ve ona göre değerlendirmesi gerektiğine inanıyoruz. BİZE göre, 1982 Anayasası birtakım kısmi değişikliklerle düzeltilemez. Türkiyenin anayasa sorunu ancak çağdaş demokratik değer ve prensipleri yansıtan yeni bir anayasa ile çözülebilir. Bu itibarla, yeni ve demokratik bir anayasa bizim için vazgeçilmez bir taleptir. Özgürlükleri artıran ve demokratik değişime kapı aralayan her türlü çabayı destekliyoruz. 12 Eylülde yapılacak halk oylamasını da bu bağlamda değerlendiriyoruz. BİZ yeni bir anayasaya evet diyoruz. TOBBu, işadamlarını ilgilendiren, ekonomi ile alakalı maddeleri içeren bir yasal gelişimden bahsediyoruz. Referandumda yüzde 60tan fazla oy oranı ile evet çıkacağına inanıyoruz. DEMOKRATİK, laik, sosyal ve güçlü bir hukuk devleti için referandumda oylarımız evet olacak. 1982 Anayasası hem ABye hem de demokratikleşmeye engel. KURUMLARIN Anayasa oylamasıyla ilgili görüş açıklamasını doğru bulmuyoruz. Biz de ADASO olarak bu çerçevede tavır aldık. Kişisel olarak görüş belirtmem gerekirse ben hayır oyu kullanacağım. ÜYELERİMİZLE ortak karar almadık herkes görüşünde özgürdür. Ancak benim şahsi oyum evet olacak. 12 Eylülde yapılacak referandumda evet oyu kullanmak için Türkiyede bir ilki gerçekleştirerek Meclis kararı aldık. Oda olarak sivil Anayasa ihtiyacını her platformda dile getirdik. Ekonomik kalkınmanın kaliteli demokrasiyle birlikte sağlanacağına inanıyoruz. Bu nedenle KTO Meclisinde karar aldık.
Samanyolu Haber
Son Dakika
01.09.2010
Evet30-Hayır0Evet 30 - Hayır 0
İşte en son Referandum anketi
Samanyolu Haber
26.08.2010
13:24
Son referandum anketinden bakın nasıl sonuçlar çıktı. Tıklayın...

İktidar ile muhalefet arasında sert diyaloglara sahne olan referandum mücadelesinde son durum. 12 Eylül arihinde yapılacak Anayasa değişikliği referandum oylaması için ANDY-AR Sosyal Araştırmalar Merkezi, Ağustos ayında yapmış olduğu anketin sonucunu açıkladı. Toplam 24 ilde 3 bin 561 kişi üzerinde yapılan referandum anketinin yüzde 25i kır özelliği taşıyan ilçe ve köy merkezlerinde gerçekleştirildi. İktidar ve muhalefet partileri arasında kıyasıya devam eden EVET ve HAYIR mücadelesinde, anket sonuçlarına bakılacak olursa EVET diyenlerin sayısında her geçen gün düzenli bir artış olduğu gözleniyor. ANDY-ARın yapmış olduğu referandum ankettinde de EVET diyenlerin oranı 48,4, HAYIR diyenlerin oranı yüzde 41,1, kararsızların oranı ise 10,1 olarak ortaya çıktı. Bu oran Kararsızlar dağıtıldıktan sonra oluşan tabloda, referandumda Evet diyeceklerin oranı bir önceki aya göre yüzde 1,6 artarak 53,4e yükselmiştir.
Samanyolu Haber
Son Dakika
26.08.2010
İşteensonReferandumanketiİşte en son Referandum anketi
Rezervasyonlar 12 Eylül'e göre ayarlandı
Samanyolu Haber
19.08.2010
04:52
Her yıl Ramazan ayında artan umre ziyaretleri bu sene referanduma göre şekilleniyor.

Umre vazifesini yapmak için kayıt yaptıranlar dönüşlerini 12 Eylül öncesine göre ayarlıyor. Aynı durum Ramazan Bayramı tatili rezervasyonlarında da geçerli. Bayramın ilk üç günü yüzde 100lük doluluk oranına ulaşan otellerde referandum günü yerli turist kalmıyor. Ramazan Bayramı için rezervasyon yaptıranlar, tatillerini referandum tarihine göre ayarlıyor. Türkiyede bu yıl bayramda paket turlarla yaklaşık 50 bin kişinin tatile gitmesi öngörülüyor. Bunların yüzde 10unu taşımayı planlayan Pronto Tour Yönetim Kurulu Başkanı Ali Onaran, tatile çıkanların yüzde 60ının 12 Eylül sabahı dönüp referandum için oy kullanabilecek şekilde organize olduğunu söyledi. Jolly Tur İç Turizm Müdürü Murat Bayındır ise referandumun tatilin son gününe denk gelmesi sebebiyle talepte azalma olmadığını, bazı misafirlerin bayram döneminde 9-12 Eylül periyodu yerine tatillerini 8-11 Eylül periyoduna göre ayarladığını aktardı. Yetkililer, tüm bunların tur fiyatlarında yüzde 40a varan gerilemeler yaşanmasına yol açtığına dikkat çekti. Tatil amaçlı düzenlenen turların yanı sıra özellikle Ramazanda yoğunlaşan umre ziyaretleri de referandum sebebi ile yeniden yapılandırıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı yetkilileri 2010 yılı Ramazan ayı umre programını referandum tarihini dikkate alarak planlamaya gayret gösterdiklerini açıkladı. Türk Hava Yolları ile Suudi Arabistan Hava Yollarından buna göre uçak talep edildiğini bildiren yetkililer, 11 Eylül sonrasında ne kadar kişinin umreden döneceğine dair bilgi vermekten ise sakınıyor. Yetkililer, temmuz sonuna kadar Diyanet İşleri Başkanlığı umre organizasyonuna 144 bin 531, A Grubu Seyahat Acenteleri organizasyonuna ise 106 bin 595 kişinin kayıt yaptırdığını aktardı. DÖNÜŞLER 12 EYLÜLE GÖRE ayarlanıyor İspa Turizm Yönetim Kurulu Başkanı Hilmi Karaduman, referandum sebebiyle bu yıl hazırladıkları paket turlara katılım sayısında yüzde 75 azalma yaşadıklarını söyledi. Geçen yıl 200 kişilik paket tur gerçekleştirdiklerini belirten Karaduman, Rakam bu yıl 50ye geriledi. dedi. Genel anlamda umre ziyaretlerinin mart, nisan ve mayıs aylarına kaydığı bilgisini verdi. Her yıl binlerce vatandaşın umre ziyaretlerini organize eden İklim Tours yetkilileri ise kendi müşterilerinde referandum sebebi ile gözle görülür bir azalma olmadığını belirtiyor. Bu yıl toplamda 200 bine yakın vatandaşın umreye gideceğini, bunun 80 bininin Ramazan umresi gerçekleştireceğini belirten İklim Tours yetkilileri, ziyaretçilerin büyük çoğunluğunun dönüşlerini referanduma göre ayarladığını ifade etti. Nüans Turizm Genel Müdürü Fehmi Çalışkan ise müşterilerini 12 Eylülde gerçekleştirilecek referanduma göre ayarladıklarını söyledi. Referandum kararı alındığında hemen Hac Umre Departmanı çalışanlarımızla bir toplantı gerçekleştirdik. İki paket programımız oy kullanamayacak durumdaydı. Vize için Suudi Arabistanın son tarih dediği 5 Ağustos öncesinde kayıt durumlarını inceledik. Referandum günü gelen yolcularımızdan ve ondan sonrakileri tek tek arayarak siz bu tarihler arasında umreye giderseniz oy kullanamayacaksınız, sizi daha erken bir tarihe alabilir miyiz? diye sorduk. Bizi kıran olmadı. Hatta teşekkür ettiler. Hatırlattığımız için bize minnettar kaldılar. Yaklaşık 50 kişi bu şekilde oy kullanabilecek duruma geldi. dedi. Bera Otel yetkililerinden Kazım Öztoklu, referandumun gerçekleştirileceği gün otellerindeki misafirlerin yüzde 30unun oy kullanmak için evine döneceğini söylüyor. 9-10-11 Eylülde oteldeki doluluk oranı yüzde 100e yakın, referandum günü bu oran bir anda yüzde 70lere düşüyor. dedi. Clup Familya Genel Müdürü Ruhat Ülgen Cengiz de kendi otellerindeki doluluk oranlarının 11 Eylüle kadar yüzde 50lerde olacağını, referandum günü ise bu oranın yüzde 20ye düşeceğini söyledi. Misafirlerinin kendilerini referanduma göre ayarladığını ifade eden Ülgen, Otelimizde kalan yüzde 20lik kısmın büyük kesimi de gurbetçi. Yani oylarını havaalanlarında kullandılar. dedi. Kanaat önderleri: Oy kullanmamak vebaldir Referandum sürecine kanaat önderleri de evet diyeceklerini beyan ederek destek vermişlerdi. Milletimizin istikbali için referandum desteklenmeli. diyen Fethullah Gülen Hocaefendi, siyasi hesapların bir kenara bırakılarak referandumda oy kullanılması gerektiğini vurgulamıştı. Türkiyenin sevilen kanaat önderlerinden Abdullah Büyük Hocaefendi de referandumu ülkenin geleceği için çok önemsediğini belirterek, her vatandaşın 12 Eylülde sandığa giderek evet demesi gerektiğini vurgulamış, Umre için bile olsa referandumda oy kullanmamak büyük vebaldir. demişti. Mehmet Kırkıncı Hocaefendi ise, evet demek insanî ve vicdanî bir borçtur. derken, Timurtaş Hocaefendinin eşi Mevlüde Uçar, o dönemi unutamadığını belirterek, Acılar bir daha yaşanmasın diye evet diyeceğim. demişti.
Samanyolu Haber
Son Dakika
19.08.2010
Rezervasyonlar12EylülegöreayarlandıRezervasyonlar 12 Eylüle göre ayarlandı
Konya'daki STK'lar referanduma 'evet' diyecek
Samanyolu Haber
17.08.2010
14:33
Konyada 80 sivil kuruluşu çatısı altında toplayan Konya Sivil Toplum Platformu üyeleri, 12 Eylüldeki referandumda Anayasa değişiklik paketine evet oyu verecekleri açıkladı.

Konya Sivil Toplum Platformu Başkanı Latif Selvi ve icra kurulu üyeleri, Gazeteciler Cemiyeti toplantı salonunda basın açıklaması yaptı. 12 Eylül referandum sürecini tarihi bir dönemecin eşiği olarak gördüklerini ifade eden Latif Selvi, bu referandumun ya yeni süreçlere kapı aralayacağını veya 50 yıldır verilen demokrasi mücadelesini başa döndüreceğini söyledi. Referandum konusunun Türkiyenin geleceği açısından ciddi olduğunu vurgulayan Selvi, referandumla elde edilecek önemli kazanımları şöyle sıraladı: Anayasa Mahkemesinin yasama ve yürütmeyi işlevsizleştiren ve siyasi iradenin üzerinde oluşturduğu siyasi ve ideolojik baskı büyük oranda azalacaktır. Siyasallaşmış yargı kararları, adeta bir muhalefet partisi gibi karşılık oluşturması büyük oranda sonlanacak. HSYK üyelerinin belirlenmesinde dar bir çerçevenin ideolojik inisiyatifi yerine daha geniş bir tabandan seçilme söz konusu olacak. Memurlar toplu sözleşme imkanı bulacak. Askeri yapının korunması bahanesiyle yıllarca verilen emek ile değerin, hiçbir gerekçe ortaya koymadan kapı dışarı edilmesi sonlanacak. Mağdur olanlara yargı denetiminin yolu açılacak. diye konuştu. Referandumla milletin kazanacağını, topluma baskı oluşturanların kaybedeceğini belirten Selvi, Türkiye modernleşme sürecinde hukuk inşası, milletimizin doğal istekleri yerine, dönüştüren bir anlayışı öne çıkardı. Bir dayatma söz konusu. Halbuki anayasalar yaşam sürecinin motorudur. Güç odaklarına karşı bizi korur, geliştirir. dedi. Statükodan beslenen imtiyazlı sınıfların olağan şartlarda hazırlanacak anayasa istemediğine dikkat çeken Selvi, konuşmasını şöyle sürdürdü: Toplum ve onun isteklerinin doğrudan yansımasını bir tehdit ve tehlike olarak görüyor. Bunun en bariz örneği anayasanın 10. ve 42. maddelerinde yapılan değişikliktir. Mevcut işleyişi sürdürenler kurumlar ve yasalar yoluyla fiili durum oluşturarak kamu vicdanını tatmin etmese de olağanüstü ortamlarda keyfi kararlar verebiliyor. Dayatmacı anlayışı sürdürebilmek için mevcut anayasadaki muğlak ifadeler indi yorumlarla saptırılmış bağımsız ama taraflı sorgulanamaz kurumlar eliyle baskı ve fren oluşturulmuştur. Toplumda oluşturulan kaos devasa sorunlar, geleceği karartılan gençlerin feryadı hiç önemsenmemiştir. Kat sayı uygulaması gibi bunlardan kurtulmalı çünkü ülkemizde yaşanan sorunların temelinde önemli oranda 1982 Anayasası ve onun uygulayıcıları vardır. Acilen geniş katılımlı, sivil toplumun ihtiyaç ve istekleriyle şekillenen bir anayasa beklentisi içinde olduklarını, ancak bu fırsatın siyasi polemiklere kurban edildiğini hatırlatan Selvi, şöyle devam etti: Bugün hiç olmazsa önemli ama kısmi bir değişiklik söz konusu oldu. Bu değişiklik için ileri sürülen eleştirilen maddelerin özüne dönük olmayıp siyasi tepkiler içirmektedir. Daha çok yapılmak istenen hükümeti sıkıştırarak işleyen dayatmacı teamülleri sürdürmektir. Değişiklikler ve önemli kararlar kritik zamanlarda alınır. Yapılan eleştirilere baktığınızda tam da aynı gerekçelerle değişim zamanı diyoruz. Yürütmenin prangalarının bir kısmı sökülüyor. Hiçbir madde önceki halinden daha olumsuza götürmüyor. Pek çok kesimin yıllardır beklediği kimi sorunlara çözüm üretiliyor. Sendikalar yurt dışı seyahati, yaş kararları, en önemlisi darbecilerin anayasa güvencesine alındığı utanç maddesi kaldırılıyor. Milletin isteğinin olmasını, baskıcı yaklaşımlara son verilmesini ve iktidarların yetki özürlü olmamasını isteyenlerin referandumda evet demesi gerektiğini dile getiren Latif Selvi, Milletimiz darbelerden ve darbecilerden çok çekti. Sandıkta önemli bir atılım olarak gördüğü bu oylamayı iyi değerlendirecek. Parti taassubunu da bir kenara bırakarak tercihini yapacaktır. Milletin sağduyusuna güveniyoruz. ifadesini kullandı. CİHAN
Samanyolu Haber
Son Dakika
17.08.2010
Konyadaki/">KonyadakiSTKlarreferandumaevetdiyecekKonyadaki-STKlar-referanduma-evet-diyecek/">Konyadaki STKlar referanduma evet diyecek
CHP yönetimine ağır eleştiri
Samanyolu Haber
15.08.2010
14:00
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) İzmir Milletvekili Canan Arıtman, CHPde parti teşkilatlarına gönderilen ve 2007-2010 yılları arasında genel başkanlık ve genel başkan yardımcılığı görevinde bulunan isimlere referandum sürecinde görev verilmemesine ilişkin genelgenin demokrasiye aykırı olduğunu söyledi.

CHPde yaşanan genelge olayını vahim bir durum olarak değerlendiren Arıtman, Bugüne kadar CHPde olmamış olaylar yaşanıyor. Referandumda herkesin büyük bir iddiası var. Parti olarak başarılı olabilmemiz için mutlaka 18 yıl partide genel başkanlık yapmış Deniz Baykalın ve siyasi deneyimleri yüksek olan genel başkan yardımcılarımızın katkısına da ihtiyacımız var. dedi. Demokrasilerde bu tür siyasi yasakların doğru olmadığını ifade eden CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, Bu genelge vahim bir durumdur, hem de çok üzücüdür, hem de yanlıştır. CHP olarak referandumda hayır oyu çıkması için başta şimdiki genel başkanımız olmak üzere herkesin büyük bir iddiası bulunuyor. Bizim bu konuda başarılı olabilmemiz için mutlaka partimizde 18 yıl genel başkanlık yapmış olan Deniz Baykalın ve siyasi deneyimleri yüksek olan eski genel başkan yardımcılarımızın katkısına ihtiyacımız var. diye konuştu. CHPde son dönemde yaşanan olayları, Bugüne kadar CHPnin tarihinde olmayan şeyler oluyor diye yorumlayan Arıtman, CHPnin teamüllerine aykırı işler yapılıyor. CHP, emeğin, vefanın partisidir. Parti, bu emeği gösteren insanlara vefa göstermelidir. CHP İzmir il yetkilileri, genel başkanımız Deniz Baykalı karşılamaya gelen CHPlileri görevden aldı. Bu parti, CHPnin felsefesini, ahlakını özümsememiş olan insanlar tarafından yönetiliyor. Böyle olmayan bir suç icat ediyorlar ve gençlik kolu başkanı görevden alınıyor. Bu bir kıyımdır, kırımdır. İktidara talip olan bir partinin referandum sonrasında genel seçime gidecek olan bir partinin kendi insanlarını harcaması bir kıyım ve kırımdır. Bunu uygulamaya hakları yok. Ben doğru bildiklerimi söylüyorum ve bundan sonra da söylemeye devam edeceğim. diye konuştu. CHPde, 29 Temmuz tarihinde parti teşkilatlarına bir genelge gönderildiği ortaya çıktı. Tüm parti teşkilatına gönderilen, Önder Sav imzalı genelgede, 2007-2010 yılları arasında CHPde genel başkanlık ve genel başkan yardımcılığı görevinde bulunan isimlerin referandum sürecinde oluşturulan çalışma gruplarına alınmayacakları belirtiliyor. Önder Sav imzalı genelgeyle, eski Genel Başkan Deniz Baykal, genel başkan yardımcıları Yılmaz Ateş, Cevdet Selvi, Onur Öymen ve Bihlun Tamaylıgile görev verilmemesi isteniyor. Genelgede, 2007-2010 döneminde genel başkanlık yapan, genel başkan yardımcılığı görevlerinde bulunan milletvekillerimiz ile genel sekreter, Genel Başkan Yardımcısı Hakkı Süha Okay, TBMM Grup Başkanvekilleri, Ankara, İstanbul ve İzmir illeri doğrudan genel sekreterliğe bağlı çalışacağından, bu illerin milletvekilleri görevlendirilmemiştir deniliyor.
Samanyolu Haber
Son Dakika
15.08.2010
CHPyönetimineağıreleştiriCHP yönetimine ağır eleştiri
Güzel'den MHP'ye ağır eleştiri
Samanyolu Haber
13.08.2010
19:43
Dünkü Star Gazetesinin birinci sayfasında, 12 Eylül İttifakı başlığı altında beni çok hüzünlendiren bir fotoğraf yayınlandı.

Fotoğrafta, Atatürkçü Düşünce Derneğinin (ADD) düzenlediği bir toplantıda, MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vural, CHP MKYK üyesi Süheyl Batum, DP Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez ve ADD Başkanı birlikte görülüyorlardı. Radikal Gazetesinde o fotoğrafı yazan hasan Celal Güzel en çok MHP temsilcisinin o karede olmasından rahatsızlık duymuş. İşte Güzelin yazısı... Ulusalcı ve Ergenekon bağlantılı olduğu bilinen, millî, manevî ve demokratik değerlerin karşısında yer alan, paramiliter bir örgüt niteliğindeki ADDnin çatısı altında âdeta bir ittifak mahiyetinde toplantı yapmak, hiç şüphesiz CHPye yakışır. Hele CHPdeki yeni ulusalcı-demokrasi karşıtı, militarist vesayetin ve jüristokrasinin savunucusu ekibin, 12 Eylül Darbe Anayasasını değiştirtmemek için nasıl çırpındığını görmek sürpriz değil... Son mahallî seçimlerde Genel Başkanının CHPye oy verdiği anlaşılan Dinozor Partisi nin (DP), aslında CHP orijinli olan Genel Başkan Yardımcısının tutumu da benim için sürpriz sayılmaz. Büyük bir kin ve kıskançlıktan ibaret kalmış bu ekibin bugünün ve yarının siyasetinde hiçbir öneminin olmadığını bilmeyen yok... Beni asıl üzen ve hüzünlendiren nokta, fotoğraftaki MHP Grup Başkan Vekili Oktay Vuralın bu kişiler ve partiler arasında bulunması oldu... Onu tam otuz yıl önce genç bir üniversite mezunu olarak tanımıştım. 1980 yılında DPT Genel Sekreter Vekili olduğum dönemde sınavını yaparak DPTye aldığım uzman yardımcıları arasındaydı. Referansı Saffet Arıkan Bedük idi. Milliyetçi, vatansever, muhafazakâr, çalışkan, hırslı ve idealist bir genç adamdı. Bir müddet sonra bana gelerek akademisyen olmak istediğini söyleyip tavassutta bulunmamı rica etti. O zaman İzmirde İşletme Bölüm Başkanı olan, kendisine devlet ana dediğimiz, Prof. Dr. Nezihe Sönmezi aradım. Hocamız ricamı kırmadı ve Oktay Vuralın İzmirliliği başlamış oldu. Daha sonra bürokraside geldiği yerlerde de onu hep destekledim. Yanlış anlamayın, bunları başa kakmak maksadıyla yazmıyorum. Oktay Vural, DPT uzmanı, akademisyen ve yönetici sıfatıyla dürüst, çalışkan ve başarılı olmuştur. Ona verilen emekler helâldir. Lâkin, siyasî kariyerindeki polemikçi ve kavgacı üslûbu, daha da önemlisi, günlük siyasete prim veren ve ana ilkeleri gözden kaçıran tavrı, onu seven eski dostları olarak bizi üzmektedir. Oktay Vural ile CHPlileri, ulusalcıları, jakoben despotları, hattâ PKKnın Meclisdeki temsilcisi olan BDPlileri aynı safta görmek istemiyoruz... *** Mesele Oktay Vural meselesi değildir. Oktay Vural gibi tamamına yakın kısmı dostumuz olan milliyetçi-muhafazakâr MHP câmiasının, yanlış siyasî tespit ve taktikler yüzünden içine düşürüldüğü çelişkili durum gerçekten üzücüdür. MHP lideri Bahçelinin Türk Devletinin ve Türk Milletinin bölünmez bütünlüğü hususundaki duyarlılığını anlayışla karşılıyor ve prensip olarak buna hak veriyorum. Fakat ne acı bir tezattır ki, referandum politikasında MHP, terör örgütünün borazanı BDP ile aynı paralele düşmüştür. MHP, referanduma sunulan pakette Türkiyenin bölünmez bütünlüğüne ve Cumhuriyetin temel ilkelerine aykırı tek bir madde gösterebilir mi? Bir de şöyle soralım, bu maddelerden hangisi bölünmez bütünlüğe aykırıdır ya da bölünmez bütünlüğü tehlikeye sokacak bir hüküm ihtiva etmektedir?... Bu soruların makûl bir cevabı yoktur. Diğer taraftan, MHPnin 2002 Genel Seçimlerinde barajın altında kalması incelenirse, en önemli sebebin DSP nin yanında ve ona tâbi şekilde bulunması olduğu görülecektir. Bu referandum münasebetiyle de siyasetin ekranına aynı resmin yansıdığı ve aynı hatânın tekrarlandığı görülmektedir. Referandum neticesinde, büyük bir ihtimalle evet oyları fazla çıkacak olursa, MHP katıldığı hayır kampanyası yüzünden, genel seçimlerin sadece dokuz ay öncesinde büyük ölçüde yara alacaktır. CHP, evet oylarının önemli bir kısmının MHP tabanından geldiğini ileri sürecektir. Referandum sonucunda hayır çıkması durumunda da sonuç sadece CHPye yarayacaktır. Halbuki MHP, referandumda kabul oyu lehinde tavır alsaydı, bundan kârlı çıkabilecekti. 12 Eylül Referandumuna bir ay kala MHPli dostlarımıza bir durum değerlendirmesi yaparak taktiklerini değiştirmeyi ve 12 Eylül İttifakı içinde yer almamaya çalışmalarını tavsiye ediyorum.
Samanyolu Haber
Son Dakika
13.08.2010
GüzeldenMHPyeağıreleştiriGüzelden MHPye ağır eleştiri
Toplam "69" adet haber bulundu!
Sayfa:
Site üzerindeki bütün haberler kaynak belirtilerek dış kaynakların rss servisleri kullanılarak gösterilmektedir.
www.habergec.com site üzerindeki haberlerin doğruluğundan sorumlu değildir.
İletişim:info@habergec.com
Uçak Bileti